CATALOGUE
Transkript
CATALOGUE
ALİ EMİR TAPAN KUSURSUZ GÜN PERFECT DAY ALİ EMİR TAPAN KUSURSUZ GÜN PERFECT DAY KÜRATÖR CURATOR HALUK AKAKÇE 22.02.2012 - 23.03.2013 Altın olan hiç birşey sonsuza kadar kalamaz... Haluk Akakçe Ali Emir Tapan’ın işleri düzen ve kaos, aydınlanma ve başarısızlık arasında süzülüp gitmektedir. Kendisi fotoğraf, heykel ve çizimlerinde, malzemenin fiziksel formunu, öz ve kavramına meydan okurcasına, çekiştirmekte; elle tutulandan ziyade metafiziksel bir tecrübe hedeflemektedir. Sergi bir yolculuk olarak kurgulanmış. Bu temaya ait varyasyonlar her bir dönemeçte, kullanılan her bir malzeme ve anlatımda karşımıza çıkmaktadır. Prova video yerleştirmesindeki martılar dalgalı ve gece karanlığındaki Boğaz’ın üstünde neredeyse birer siluet gibi durmaktalar. Su ve kuşların süregiden hareketleri ve ahenkli bir şekilde havalamalari sanatçının işlerinin tümünde rastlanan ve birbirlerini tamamlayan iki ögeye -daimi değişim ve hayatın geçiciliği- dair göndermelerdir. Bunu takip eden Transparanlar adlı üfleme cam heykeller tesadüfi karşılaşmalara göndermede bulunuyor. Bu şekiller yapıldıkları malzemenin sınırlarını zorlayan, neredeyse kırılmalarına neden olacak gibi duran uzantılar ve kıvrımlardan oluşmakta. Siyah kaidelerin üstüne yerleştirilmiş bu eserlerin şeffaflığı, kristal bir şehrin semaforuna benzer bir ışık feneri yaratmakta. Ama bu şehir organik mi yoksa insan ürünü mü, inşa mı edilmiş yoksa keşfedilmiş mi? Şekiller bir toplum tarafından dikilmiş yapılar veya canlı fosiller de olabilirler. Tapan’ın aynalar ile yaptığı Haritalar serisi sanatçının kullandığı kişisel ve entropik üretim süreçlerinin bir yansımasıdır. Aynaların yüzeylerini nitrik asit ile kesip yakan sanatçı bu tehlikeli maddeyi soyut güzellikte işler yaratmaya zorluyor. Bu, hem tehlikeler hem de imkanlarla bezeli bir süreç. Tahrip görmüş arabalardan oluşan Örnek adlı seri benzer bir şiddet olgusunu yansıtmakta. Zamanda dondurulan ve siyah bir fon önüne yerleştirilen bu vasıtalar boyun eğene kadar dövülmüş ve hırpalanmışlar. Bu süreç öbür eserler -video, cam işler, pompalı tüfeklerle uretilen isler- arasında görsel bir bağ kuruyor. Bu örnekte sanatçı korkunç ve nedeni belli olmayan çarpışmaların sonucunda bu hale gelen arabaları kullanmış. Başka bir rüyada uyan, rüyanı yaz adlı seri Williams Burroughs’un pompalı tüfekli eserlerine saygı duruşu niteliğinde yine pompalı tüfek kullanılan bir merasim ile üretilmiş. Ali Emir gümüş ve altın rengindeki metal levhalara çarpışma anında sprey kutuların içinden geçtikleri için renkli iz bırakan saçmalar ile ateş etmiş. İşler levhaların üstünde tüfek tarafından olusturulan negatif alan ve kontrolsüz pigmentleri yansıtıyor. Bu yolculuk sanatçının Asya gezisinde karşılaştığı devasa bir taşın fotoğrafı olan Anima ile yüzyüze gelinmesi ile sonlanıyor. Eser aşınmış yüzeyini yaşlı deri üstünde bulunan yaralar gibi taşımakta: Vakit geçtikçe taşın bile jeolojik direncini kaybetmesi en dayanıklı malzemenin bile kırılganlığina bir göndermedir. Tapan’ın sergisi sanatçının bireysel yolculuğun bir yansıması olmasına rağmen bireyi aşıp evrensel bir insanlık durumunu temsil edebilen bir sergidir. Lou Reed kusursuz bir gün hakkında şarkı söylerken belki gerçekten de kusursuz bir anı hatırlamaktadır. Zevk de, aynen insanlığın ve doğanın olduğu gibi, zamanla toza dönüşen geçici bir durumdur. Nefes kesici bir gün batımında olduğu gibi, zevki bu kadar mükemmel kılan belli bir an otesinde var olamamasıdır. Altın olan hiç birşey sonsuza kadar kalamaz... For nothing gold can stay…. Haluk Akakçe Ali Emir Tapan’s work hovers tenuously between order and chaos, epiphany and failure. From photography to sculpture and drawing, he challenges the notion and essence of his chosen material, pushing and pulling at its physical form, always moving towards a metaphysical, rather than a haptic, experience. The exhibition was conceived as a journey. With each twist and turn, one encounters variations on this theme in both medium and narrative. In the Rehearsal video installation, seagulls perch on the choppy Bosphorus at night, seen almost as silhouettes against the murky black sea. The constant movement—of water and of the birds—and their ultimate departure in unison are metonymic of this body of work as a whole: it suggests continual transformation and the fleeting sense of life. Following on from this, a group of blown glass sculptures, titled Transparents are also suggestive of the chance encounter. These forms rely on testing the limits of its medium— stretching and bending the forms to a point of precariousness. Set on black plinths, their translucence creates a beacon of light, like a semaphore of a crystal city. But is the city organic or manmade, constructed or found? The forms could be living fossils or structures erected by a society. Tapan’s Maps, his works on mirrors reflect the intimate and entropic quality of Tapan’s processes. Working with nitric acid, the artist coerces this dangerous material into works of abstract beauty, cutting and burning away the surface of the corresponding medium. It is a process riddled with both danger and possibility. The series Specimen, images of destroyed cars, reflect a similar violence. Suspended in time and place against a black background, these vehicles have been battered and slammed into submission. They form a visual link to the other works—the video, the glass pieces, the shotguns—with their process. In this case the artist uses the cars as found objects that were the result of some unknown calamitous collision. The series Wake in a different dream, write down the dream are created through a ceremony using shotguns, in homage to the late William Burroughs’ shotgun art. Ali Emir shot silver and golden metal plates through cans of spray paint, which splatter on the surface upon impact. The works reflect the negative space blown apart from the shots as well as the uncontrolled pigment. The end of this journey occurs when the viewer sees an image of an immense rock form, Anima, witnessed by the artist while traveling in Asia. The subject bears its eroded surface like scars on aged skin: over time even the geological resistance of rock wears down, suggestive of the fragility of the most durable matter. Tapan’s exhibition presents the artist’s personal journey, albeit one that can transcend the individual and represent a universal human condition. When Lou Reed sings of a perfect day, perhaps it is indeed a perfect moment that he remembers. Pleasure, too, is a fleeting condition that like nature or humanity, fades into dust over time. And like a beautiful sunset, what makes pleasure so perfect is that it cannot last for more than one instantaneous moment. For nothing gold can stay…. Hayalgücü Gerçeklik Yaratır Karoly Aliotti Ali Emir Tapan’ın etkilendiği isimleri arka arkaya sıralarsanız kulağa “adamın biri bara girdi” fıkrasının başlangıcı gibi gelir. Diyelim ki “Tarkovsky bara giriyor. İçeride Basquiat, Cocteau ve Burroughs oturmuş biralarını yudumluyorlar. Zeki Müren’i gören var mı aranızda?” diye soruyor. Belli ki fıkra olarak pek başarılı değil ama bu beş karakter başka nerede bir araya gelebilir ki? Tarkovsky ve melodromatik biçime yönelik beslediği saplantı. Sessizliğin önemi. Görsel ögeleri mecazi olarak ele alması. Basquiat; 70’li yıllardaki New York’a hakim geçirgen ruh haline bir gönderme -sokaktan stüdyoya, stüdyodan sokağa. Cocteau. “Tiens! Voltaire’in zıttıyım! O düşünceden ibaret -akıl. Ben hiçbirşeyim -”diger” benim içimde konuşuyor. Bu güç aklın şeklini alıyor ve benim trajedim oluyor -en baştan beri hep öyle olmuştur”. Burroughs, “deha tarafından ele geçirilen” sanatçı, kurgu ile saplantılı. Ya da kendi deyişi ile “psişik bölgelerin kaşifi, iç uzayın kozmonotu”. 1 Zeki Müren; tartışmasız olarak Türkiye’nin ilk Punk Rock’n Roll yıldızlarından biri. Bir keresinde “Beş tanesinden üçünün muptezel olması tesadüf mü acaba?” diyen Tapan’dı. Tapan’nın işleri onun gerçeklik ile başa çıkmasının yolu. O işleri ve hayat arasında fark gözetmiyor; işleri hayatının doğal bir uzantısı. “Etkilendiği” isimlerin beşinin de uzun zamandan beri ölü olmaları göz önünde bulundurarak “Tapan’nın güncel önemi ne?” diye sorulunabilinir. Böyle bir durumda şiddetle “hiç birşey” diye cevap veririm. Sanatçının en değerli varlığı işte budur -post-modernist anti-şiirselliğe karşı takındığı sarsılmaz tavır. İşleri güncel kültürel tecrübelerin belli bir bölümünü yansıtmaya yönelik bir işlev gütmüyor. Zamandan yoksunlar. Bugün yarın dün olacak. Bu bir fenomenoloji meselesi. Bu genelde görme, duyma ve benzer temel duyularımız ile sınırlı olan bir kelime; ama bizim tecrübe ettiklerimiz sadece duyduklarımızdan daha zengindir herhalde. Tapan algılama “tecrübesine” şahit olmak istiyor ... ister düşünce, ister anı, ister duygu, hatta dil olsun. Bu tecrübeyi sonra forma donusturuyor. Onu iten güç, bilincin yapıları olduğundan bu tarz fenomenlerin incelemesini bir seviye daha ileriye götürüyor. Fenomenoloji bilinç felsefesi alanında söyleyecek çok şeye sahip. Yine de, Tapan işlerini ne sadece zihin ne de sadece zevk odaklı nesneler olarak görüyor. Metafiziksel nesneler olabilir mi? İşlerinin anlaşılması değil, tecrübe edilmesi lazım. Aynısı kendisi için de söylenebilinir. Akla Cocteau’nun sanat betimlemesi geliyor: Bilinçaltı ve bilincin evliliği. Onun için işleri doğrusal olmayan, çapraz referanslarda bulunuyor. İşlerinin kendileri de normal dil yapılarından ziyade şiirsel şekiller ile tanımlanabilir. Tapan’nın aynalarını ele alalım. Özlerinde birer zihin haritaları, günce sayfaları -tecrübenin şekil sayesinde kaydedilmesi. Şekil burada alt metin olmadan kendini taşıyabilmeli; her ne kadar güçlü bir alt metin her zaman var olsa da. Buna rağmen, fikrin yine de şekle egemen olması bekleniyor. Mümkün olduğunca tanımlayıcı olmadan, işlerinin tümünde süreç hayati önem taşıyor; ama yine de Tapan“sadece sonuca odaklanman gerektiğini” savunan ilk kişi olacaktır. Onun için üretim süreci yetenek tarafında şekillense bile kontrolden yoksun olacak. Bu kontrolden yoksunluk işte fenomenoloji: Bu sinestezi. Tapan’nın beslendiği şey bu; yeni bir gerçeklik. Tapan’nın şekli ve alt metni arasındaki istemsiz bir duyu tercümesine şahit oluyoruz. Seyircinin tecrübe ettiği öznel algı Tapan’nın işlerinde canlandırmaya çalıştıklarından başka bir şekil alıyor. Bu serginin ismini aklınıza getirin. Tapan için hayal gücü hayatta kalmak demek. Wagner’i hatırlayın: “Hayal gücü gerçeklik yaratır.” Ne ekersen onu biçersin. 1 Eric Mottram, William Burroughs: The Algebra of Need, (1977). Imagination Creates Reality Karoly Aliotti Ali Emir Tapan’s influences could make the opening line for a “man walks into a bar” joke. Say, “Tarkovsky walks into a bar. Sitting at the table are Basquiat, Cocteau, and Burroughs, sipping beers. Have you seen Zeki Müren? he says”. Clearly, it doesn’t add up to much of a joke, but where else would these five characters meet? Tarkovsky and his obsession over melodramatic form. The importance of silence. His metaphorical treatment of imagery. Basquiat; a reference to the 70s NYC state of mind—street to studio, studio to street, the permeability. Cocteau. “! I am the antipode of Voltaire! He is all thought—intellect. I am nothing—‘another’ speaks in me. This force takes the of intelligence, and this is my tragedy—and it always has been from the beginning.” Burroughs, the artist “possessed genius”, obsessed with fiction. Or, to use his own words “explorer of psychic areas, a cosmonaut of inner space.” 1 Zeki Müren; arguably, one of Turkey’s first Punk Rock’n Roll star. It was Tapan who, in conversation, mentioned, “Is it a coincidence that three out of five are junkies?” Tapan’s work his coping with reality. He does not differentiate between life and work; his work is the natural extension to his life. Considering the five names that are ‘influences’, all long dead, “What is Tapan’s contemporary relevance?” one might ask. None, I would forcefully defend. And in that lies is the artist’s biggest asset — this tireless reaction to the post-modernist anti-poetism. His body of work is not a means of illustrating a certain aspect of the cultural experience today. It is more out of time. Today will be yesterday tomorrow. It is a matter of phenomenology. A term usually limited to the basic sensory qualities of seeing, hearing and such, but our experience is surely richer than mere sensation. Tapan wants to witness the “experience” of perception… be it a thought, a memory, an emotion or even language. This experience, then, he must translate into Form. It is the structures of consciousness that drive him, and as such, he takes the study of phenomena a step further. Phenomenology has a lot to say in the area called philosophy of mind. Yet, Tapan defines his works neither as quite mind objects, nor just taste objects. Metaphysical objects, maybe? His work is to be experienced, not understood. The same can be said about him. Comes to mind the Cocteau’s description of Art: a marriage of the conscious and the unconscious. Hence the non-linear cross referencing through his work, a body of work, which can’t be illustrated through normal verbal construct, but rather through poetic form. Think of Tapan’s mirrors. They are essentially mind maps, diary pages—a recording of experience through form. The Form must carry itself without the subtext; although, the strong subtext is always there. However, the idea is expected nevertheless to dominate the form. As non-descriptive as possible, his oeuvre is one in which the process is vital, and yet, Tapan will be first in line to insist that you not ‘focus on anything but the result’. Thus the production will be driven by skill, but devoid of control. That void of control is phenomenology: it is synesthesia. It is what Tapan thrives on; a new reality. We witness an involuntary sensory translation, between Tapan’s form and his subtext. The subjective sensation the viewer perceives becomes other than the one his works tries to stimulate. Think of the title of this exhibition. For Tapan, Imagination is survival. Remember Wagner, “imagination creates reality.” You will reap what you sow. 1 Eric Mottram, William Burroughs: The Algebra of Need, (1977). ‘Prova’, vİdeo 3’38’’, 3 Edİsyon + 1 AP, 2012, © Galerist’in izniyle ‘Rehersal’, video 3’38’’, Edition of 3 + 1 AP, 2012, © Courtesy of Galerist İsimsiz #10, Transparanlar Serisi’nden, Cam üfleme heykeller, Tek edisyon, 2012, © Galerist’in izniyle Untitled #10 from Transparent Series, Blown glass sculpture, Piece unique, 2012, © Courtesy of Galerist ‘İkİ Nefes İkİ Delİk’, ArşİV PİGment Baskı, 70 cm x 200 cm, TEK EDİSYON, 2011, © Galerist’in izniyle ‘Two breathes two holes’, Archival pigment print, 70 cm x 200 cm, Piece unique, 2011, © Courtesy of Galerist ‘Örnek #14’, Arşİv Pİgment Baskı,150 cm x 100 cm, Tek Edİsyon, 2012, © Galerist’in izniyle ‘Specimen#14’, Archival Pigment print, 150 x 100 cm, Piece Unique 2012, © Courtesy of Galerist Örnek #17, Arşİv Pİgment Baskı,150 cm x 100 cm, Tek Edİsyon, 2012, © Galerist’in izniyle Specimen#17, Archival Pigment print, 150 cm x 100 cm, Piece Unique, 2012, © Courtesy of Galerist Başka bİR rüyada uyan, rüyanı yaz (#8), alumİnyum panel ve boya, (her bİRİ) 70 cm x 50 cm, Tek edİSYON, 2012, © Galerist’in izniyle Untitled from the series “Wake up in a different dream, write down the dream” (#8), Aluminium panel and paint,70 x 50cm, piece unique, 2012, © Courtesy of Galerist Başka bİR rüyada uyan, rüyanı yaz (#9), alumİnyum panel ve boya, (her bİRİ) 70 cm x 50 cm, Tek edİSYON, 2012, © Galerist’in izniyle Untitled from the series “Wake up in a different dream, write down the dream” (#9), Aluminium panel and paint,70 x 50cm, piece unique, 2012, © Courtesy of Galerist Kuyruklu yıldız cenazeyle buluştuğunda(Sol), Uyuyan Güzel(Orta), bu yıldızların tomurcukları, bu mavİ kırlar(Sağ)’, Harİta Serİsİ’nden, Nİtrİk asİt İle kazınmış aynalar, 150 cm x 100 cm (her bİrİ), Tek edİsyon, 2011, © Galerist’in izniyle ‘When a comet meets a funeral’ (left) & ‘Sleeping Beauty’ (center) & ‘..these seedlings of stars, these fields of blue’ (right) from the Maps series, Mirror etched with nitric acid, 150 cm x 100 cm (each), piece unique, 2011, © Courtesy of Galerist ‘Uyuyan Güzel’(detay) Harİta Serİsİ’nden, Nİtrİk asİt ile kazınmış aynalar, 150 cm x 100 cm (her biri), Tek edisyon, 2011, © Galerist’in izniyle ‘Sleeping Beauty’(detail) from the Maps series, Mirror etched with nitric acid, 150 cm x 100 cm (each), piece unique, 2011, © Courtesy of Galerist Biyografi / Biography Ali Emir Tapan Beyoğlu Galata’daki Alman Lisesi’nden mezun olduğu sırada İstanbul’un en çeşitli kültürel gruplarını buluşturan aynı bölgede yer alan Rock, kahvehane ve meyhane kültürü içine doğan Tapan, 2003 - 2007 arasında ABD’deki Connecticut Üniversitesi’nde Entelektüel Tarih dalında eğitim alır. 2008’de ilk kişisel sergisi Discreet Intimacy’i açan bir yıl sonra ise çalışmaları Art Athens’da izlenen sanatçı, geçen yıl ise küratörlüğünü Elif Kamışlı’nın üstlendiği ‘Küçük Hakikatler’ sergisinde yapıtlarıyla boy göstermiştir. Tapan’ın imgeleri, gündelik hakikat ile, yaratıcının imgeleminde oluşan hakikat bilgisinden bir biçimde firar etmeyi başarır, insanla uzlaşmaz yabanıl bir özgünlüğe sahiptir. Sanatçı, yapıtlarındaki bu kültürel ve görsel ‘piç’liği, sinema ve müzik ile edebiyat ve felsefeden beslendiği türlü kaynaklara referans vererek, gönüllü bir ‘ebeveyn evlat edinme durumu’ olarak niteler. Çoğunluğunu isimsiz olarak nitelediği eserlerinde bir nevi ‘sürçme / kaza payı’ olarak vurgulayan sanatçı Tapan, “..doğasında şiddet barındıran bir süreç çok zarif bir şekilde de uygulanabilir,” diyerek, yapıtlarındaki şiddetin taşıdığı değişim potansiyelini de gündeme alır. At the time of his graduation from the German School, Tapan was exposed to rock’n roll, coffeehouse, and tavern cultures that were present in the Galata-Beyoğlu region of Istanbul and which attracted a variety of groups from different cultural backgrounds. After studying Intellectual History at Connecticut College between 2003-2007, his first solo exhibition “Discreet Intimacy” was held in 2008, followed by Art Athens and “Minor Truths”, a group exhibition curated by Elif Kamışlı Tapan’s imagery has a wild genius, which somehow manages to escape everyday reality and its creator’s own truth, that refuses to compromise to humanity. The artist characterizes this cultural and visual “bastardness” in his works as a deliberate “ancestoral adoptation,” referencing his various inspirational sources from music, cinema, literary, and philosophy. He interprets this condition in his works, majority of which he prefers to leave untitled, as an “enabling of the slip-up/accident” and proceeds to interpret it as “... an inherently violent process can be applied in a very delicate and graceful way”, thus emphasizing the potential for change, the violence within the works possesses. Çeviri Translator Ahmet Necati Üzer Fotoğraf Photography by Barış Özçetin Rıdvan Bayrakoğlu Yayınlayan Published by GALERIST Meşrutiyet Caddesi, 67/1 Tepebaşı/İstanbul www.galerist.com.tr Baskı Printed by Ofset Yapımevi Şair Sokak 4, 34410 Kağıthane İstanbul T. (212) 295 86 01 F. (212) 295 64 55 ©2013 500 kopya / copies Bu katalog Ali Emir Tapan’ın 22.02.2013-23.03.2013 tarihleri arasında Galerist’te gerçekleşen ‘Kusursuz Gün’ isimli sergi nedeniyle yayınlanmıştır. Tüm yayın hakları saklıdır. This catalogue has been published on the occasion of Ali Emir Tapan’s exhibition ‘Perfect Day ‘ at Galerist between 22.02.2013-23.03.2013 All rights reserved. GALERIST MEŞRUTİYET CAD. NO 67/1 TEPEBAŞI BEYOĞLU 34430 İSTANBUL TÜRKİYE T. + 90 212 252 1896 [email protected] www.galerist.com.tr
Benzer belgeler
CATALOGUE
People quickly got in tune with the rhythm of a song they had never heard before;
an uncanny yet hopeful start.
Inside the room echoes the sound of a wound up metronome. The sound is a
complementar...
Neo - Neon - Plato Sanat
ikinci solo sergisini açan sanatçı 2014 yılında “Sen Uyurken Seni Göremiyorum” isimli
performans ve yerleştirme projesini gerçekleştirir. Tapan’ın imgeleri, gündelik hakikat
ile, yaratıcının imgele...