pdf - WINGS
Transkript
pdf - WINGS
Paris Paris’i anlat anlat bitmez de, klişelerden uzak, Paris’i Paris gibi anlatabilmek mümkün mü? Eğer sadece yaşayarak ve hissedilerek anlaşılacak bazı şeyler varsa, Paris kesinlikle bunlardan biri. Kim bilir kaç kere Paris başlıklı bir yazının altında Eiffel Kulesi’ni gördünüz. Ya da Louvre’un piramidini, Arc de Triomph’u, Pont Neuf’ü… Ama iş Paris’e gelince bunların hepsi yanıltıcı olabilir. Paris ışıklarını ve şehrin panoramasını ilk kez kendi gözlerinizle gördüğünüzde tüm o bilindik fotoğrafların ne kadar yetersiz olduğunu fark edeceksiniz. Paris insanı öyle bir seferle de bırakmaz. Bir kere Sacré Coeur’ü, Notre Dame’ı görmeye, Versaille’da dolaşmaya, öbüründe ‘café’leri, kitapçıları keşfetmeye, cinematheque’de film izlemeye, başka bir seferinde de Champs-Elysées’de alışveriş yapmaya, Disney’e ve Paris çevresindeki bahçeleri keşfetmeye… Bütün bu seçenekler gözünüzü korkutmasın. Siz sadece nasıl bir Paris deneyimi istediğinize karar verin. Kalınacak yerleri ve şehrin en popüler mekânlarını biz sizin için bir araya getirdik. >>NEREDE KALMALI? Paris, her yola çıkmaya hazırlanan gezgin için ilk sıralarda yer alan bir durak. Kimileri için asla vazgeçilemeyen, tekrar tekrar keşfedilen bir şehir. Paris de bu aşkı karşılıksız bırakmıyor ve ziyaretçilerine binlerce otelle kucak açıyor. Birinci ve sekizinci bölgelerdeki Hotel de Crillon, Plaza 1 Paris Athénée, Le Meurice, Le Bristol, Hotel de Vendôme ve Hotel George V gibi pek çok ünlü otel, Paris’in merkezinde, şehrin çatılarına ve Eiffel’e nazır konaklama imkânı sunuyor. Kimilerini filmlerden ve dizilerden de tanıdığımız bu oteller, Paris’in artık klasikleşmiş otelleri. Daha yeni ve ‘trendy’ oteller arayanlara bizim önerilerimiz şöyle: En İyiler Le Burgundy: Genç bir otel olmasına rağmen, kısa zamanda bir Paris klasiği haline geldi. Yarıştığı efsane klasiklere nazaran stili çok daha modern. Odaların minimalist dekorunda beyazın hakimiyeti söz konusu. Ortak alanlarda ise mermer malzeme ve neo-klasik desenli kumaşlar kullanılmış. Ayrıca, bir zamanlar Baudelaire’in bu binanın sakinlerinden olduğu iddia ediliyor. Bu nedenle, otelin barının tavanını, Les Fleurs du Mal’den esinlenen bir çalışma süslüyor. Hotel Daniel: Champs-Elysées’de ikamet eden otellerin içinde belki de en ilginç olanı. Klasik doğu halıları ve elde boyanmış rustik desenli duvar kâğıtları bir arada kullanılmış. Otelin karmaşadan uzak, son derece minimalist ve dingin bir yapısı var. Keskin modern hatlardan özellikle kaçınılmış. Bu da ziyaretçilere, daha nostaljik bir Paris deneyimi yaşatıyor. Önceden talepte bulunan ziyaretçiler için, otelin şehir manzaralı çatısı kapatılıyor ve özel bir piknik düzenleniyor. The Saint James: Geniş bahçesi ve şatomsu binasıyla şehrin dışındaymış gibi bir izlenim yaratsa da, aslında 16. bölgede, metroya yürüme mesafesinde merkezi bir otel. Geniş ve konforlu banyoları ve 2 Paris bahçe içindeki masalarıyla Paris’in merkezindeyken, ‘campagne’da hissi uyandırıyor. Koridorların ve odaların iç tasarımında birbirinden alakasız akımların uygulandığı göze çarpıyor. Dolayısıyla otelin her misafirinin otelle ilgili izlenimi farklı. Hotel Gabriel: Paris’teki pek çok otelden farklı olarak hiçbir romantizm vaadinde bulunmuyor! Rahatlatıcı ve zen bir ortam yaratılmış. Her köşesine beyazın dokunduğu otelin odaları da kendi içinde birer ufak spa gibi. Organik yiyecekler ve organik malzemelerden üretilmiş detoks banyo ürünleri servis ediliyor. Şehrin ‘hip’ galerilerine, butik modacılarına ve moda restoranlara ev sahipliği yapan Le Marais’de bulunan otel, konumu dolayısıyla da oldukça cezbedici. Kube Hotel: Montmartre’da bulunan otel, hem tasarımıyla hem de mekân kullanım biçimiyle fütüristik bir tasarıma sahip. Dikkatli bakıldığında ise, Paris’in tarihi dokusunu yansıtan retro detaylar görülüyor. Buz mavisi ışıklar, pleksiglas küpler ve sesin kaynağının anlaşılmasını engelleyen sistemiyle burası, gelecekten günümüze ışınlanmış buzla kaplı bir mekân gibi. Otel, aynı zamanda bünyesinde, Paris’in ilk buz barını barındırıyor. Isısı her zaman -10 derecede tutulan barda, donmuş retro mobilyaların bulunması, zaman algısını iyiden iyiye bozuyor. Bunlara Da Bakmaya Değer 3 Paris La Maison Champs-Elysees: Paris’in en yeni tasarımlı otellerinden. Otelin bulunduğu bina 19. yüzyılda Rivoli düşesi için yapılmış bir malikâne. 8. bölgedeki merkezi lokasyonu avantaj sağlıyor. Ancak en önemli özelliği ünlü modacı Martin Margiela tarafından dekore edilmiş olması. Kimi mekânlarda beyazı, kimilerinde de siyahın tonlarını kullanan Margiela tam bir sanat eseri yaratmış denebilir. Mama Shelter: Paris’in en genç ve deyim yerindeyse ‘hip’ oteli. Modern ve sıradışı tasarımıyla ön plana çıkıyor. Odaların duvarlarında koyu renkler, banyolarda tersine beyaz kullanılmış. Odalarda dolap yerine açık raflar tercih edilmiş. Televizyon yerine de hem TV, hem DVD oynatıcı, hem de bilgisayar işlevi gören klavyeli ve kumandalı 24 ekran iMac’ler konmuş. Tek kusuru 20. bölgede olması… Şehir merkezine uzaklığı şimdilik can sıkıcı gibi gözükse de, 20. bölgedeki değişime tanıklık etmek hiç de fena bir fikir değil. Zira bu bölge, New York’un Meatpacking Bölgesi’ne benzer bir değişimden geçme yolunda. Jules & Jim: Burası da Centre Pompidou yakınlarında bir tasarım harikası. Çok genç ve dinamik bir tasarımı var. Modernizmin mekân algısıyla, retro akımını çok başarılı bir şekilde harmanlamışlar. Malzeme olarak ahşap ve cam, renk olarak da toprak tonları ağırlıklı olarak kullanılmış. 8 katlı binanın üst katlarından geniş bir Paris panoraması görülüyor. Oda tiplerine de ‘Jules’, ‘Jim’ ve ‘Sous Les Toits’ (çatıların altında) gibi sempatik isimler verilmiş. Hotel Thérèse & Hotel Récamier: Palais Royal ve Saint Honoré’ye iki adımlık mesafedeki 3 yıldızlı bu Parislinin servisinden memnun 4 Paris kalacağınıza eminiz. Kendi kütüphanenizdeymişsiniz gibi hissedeceğiniz oturma bölümü, şarap mahzenine yerleşmiş kahvaltı salonu ve Paris’in dört bir köşesinde neler olup bittiğini sizin adınıza takip eden konsierj servisi ile Paris’teki ikinci adresiniz olmaya aday! Kardeşi Hotel Récamier ise aynı çizgide olup “Fitness salonu muhakkak olsun; küçük olsun, benim olsun ama muhakkak olsun!” diyenler için doğru seçenek… >>NEREDE YEMELİ? Öğle Durakları – Brasserie & Bistro’lar La Fontaine de Mars: Paris’in en eski ve en stil sahibi brasserie’lerinden biri. 1908’den beri aynı adreste hizmet veriyor. Haftanın her günü açık olan mekân, kırmızı beyaz kareli masa örtüleriyle Fransız bir anneannenin evi rahatlığında ve lezzetinde. Bu mütevazı ve samimi mekânı en son tercih eden isimler arasında Obama’lar olduğunu da ekleyelim. Bistro Volnay: Burası modern Fransız bistrosu’nun sözlükteki karşılığı. Tarzıyla Paris ahalisinin de gözde mekânı haline gelmiş. 200’ün üzerinde şarap seçeneğiyle, bir Paris gezisinin olmazsa olmazı. La Cigale Recamier: Saint-Germain-des-Prés semtinde, Paris’in en iyi suflelerini yapan, klasik bir Fransız bistrosu. Sade dekorasyonuyla, sıcak ve ev hissi veren bir ortam sunuyor. Cumartesi günleri şehrin yerlilerinin akınına uğruyor. Öğlen 12:00’dan 14.30’a, akşam 5 Paris 19.30’dan 22.30’a kadar servis veren mekân, Pazar günleri kapalı oluyor. Akşam Yemeği İçin Les Tablettes: Buranın Paris yemek kültüründe uzun süredir ayrıcalıklı bir yeri var. Bugüne kadar birkaç kez dekorasyonunu değiştirmiş, kendini yenilemiş bir yer. Şu sıralar tahta tavanı ve turuncunun açık tonlarını bir arada kullanan mekânın değişmeyen özelliği ise müdavimleri. Bugüne kadar Chagall, Malraux, Katharine Hepburn gibi isimlerin tercih ettiği mekân, küçük ama lezzetli menüsüyle Paris’in en iyi restoranlarından biri olarak değerlendiriliyor. Les Editeurs: Farklı, sıcak ve şık dekorasyonuyla misafirlerine özel bir deneyim yaşatıyor. Kafe, restoran, bar ve hatta kütüphane özelliği taşıyan Les Editeurs, 5000’den fazla kitabı raflarında sergiliyor ve okunmaya sunuyor. Menüsü, Fransız mutfağının klasik örneklerinden bir seçki sunuyor. Yemek sonrası tatlıya mutlaka yer bırakmalı. Zira orman meyveli milföyün tadı unutulmaz. Odeon - Saint-Germain arasında bulunan mekân haftanın 7 günü hizmet veriyor. L’Avenue: Gastronomi ve otelcilik konusunda öncü olan Costes grubuna ait mekân, Avenue Montaigne’in yıldızı olmayı uzun süredir sürdürüyor. Bordo rengin hâkim olduğu dekorasyonda küçük masalar, alçak koltuklar dikkat çekiyor. Menüsünde Fransız mutfağına ait lezzetli seçenekler sunuluyor. Seçkin bir ortamda öğle yemeği yemek 6 Paris için oturulduğunda etraftaki masalarda ünlü simalara rastlamak mümkün. Le Dame de Pic: Fransız mutfağının en bilinen isimlerinden AnneSophie Pic, uzun zamandır beklenen Paris restoranını açtı. Hem de ne açılış! ‘Masaya gelen her yemek önce seyredilir, sonra koklanır, sonra tadılır, son olarak da yenir’ felsefesinden yola çıkarak, menülerini oluştururken Takasago'nun parfümcüsü Philippe Bousseton ile el ele vermiş ve her yemeğin sizi bir iç çekişinizle bambaşka bir yolculuğa çıkarmanın yolunu bulmuş! Rech: İsmini aldığı Adrien Rech tarafından kurulmuş olan Rech, dünyaca ünlü şef Alain Ducasse’ın dokunuşlarıyla orijinali korunarak daha modern ve şık bir balık restoranı haline getirilmiş. Çeşitli deniz mahsüllerinden ve özel soslarla hazırlanmış balıklardan oluşan bir menüye sahip. Rech’in meşhur camembert peyniri ve deniz kestaneli carpaccio’su en favori yemekler arasında. Tatlı Atıştırmalıklar Pierre Hermé Boutique: Paris’te keşfedilecek bir sürü lezzet var. Bunlardan en özeli Pierre Hermé’nin Saint-Germain-des-Pres’deki pastanesi. Kendisi pastacılığın Picasso’su olarak adlandırılıyor. Farklı parfümlerle yaptığı makaronlar ve pastalardan yemek gerçekten de müthiş bir deneyim. Popelini: İtalyan pastacılığına farklı bir yorum getiren Lauren Koumetz, Le Marais’de açtığı küçük dükkânında makaron literatürüne 7 Paris meydan okuyor! Farklı parfümlerle ve özel kremasıyla hazırladığı ‘choux’lar alışılmışın dışına çıkıyor. Günün spesiyalitesi de Lauren’in o günkü yaratıcılığının eseri oluyor. Berthillon: Burası, Seine Nehri’nin tam ortasında, turistlerden uzak bir noktada pek çok kişinin hayal gücünü ve damak zevkini farklı boyutlara taşıyan küçücük bir dondurmacı. 40’a yakın lezzetteki dondurmalarının önündeki sıranın gözünüzü korkutmasına izin vermeyin; son pişmanlık fayda etmez. Berthillon Temmuz sonundan Eylül başına kadar kapalı. Angelina: İşte sıcak çikolata sevenlerin cenneti. Sadece onların mı? Değil tabii ki... Kalori saymaktan vazgeçen, direnmenin kimseye faydası olmadığını kabullenen herkesin cenneti. Krema ve vanilya kokulu kestane püresinin içinden fışkırdığı dev bezeleri görünce zaten en dayanıklılarımızın dahi kalkanları inecektir. Sadaharu Aoki: Parislilerin dudaklarına tuzlu tereyağıyla pişirilmiş karamelli tart değdiğinden beri efsaneye dönüşen Aoki o zamandan beri her uğrayanı çılgına çevirmeye devam ediyor. Uzakdoğu’dan gelme dokunuşlarıyla ortaya alışılmadık tatlar çıkaran Aoki’ye düşerse yolunuz yeşil çaylı milföylerini mutlaka deneyin. >>GECE KUŞLARINA Gündüz pastaneleri ve brasserileri dolup taşan Paris’in, güneş battıktan sonra, gece kulüpleri kalabalıkların akınına uğruyor. 8 Paris Mathi’s: Paris’in en yeni gece kulüplerinden biri olan Mathi’s, paparazzileri uzak tutma becerisiyle kısa sürede ünlülerin çok tercih ettiği bir mekân haline gelmiş. Bugüne kadar Isabelle Adjani’den Karl Lagerfeld’e pek çok ismin burada boy gösterdiği yazıldı. Eleştirmenlerin de övmeye doyamadığı mekân, uzun yıllar isminden söz ettirecek gibi görünüyor. Pershing Hall: Daha samimi bir ortamda, lezzetli kokteyller denemek isteyenlere önerimiz Pershing Hall. Hotel Pershing Hall’un girişindeki kare avluda hizmet veren restoran, bar ve lounge, şehrin popüler mekânlarından. Cam tavanı, bahçesi ve ışıklandırması, buraya oldukça etkileyici bir atmosfer kazandırmış. Romantik akşam yemekleri veya arkadaşlar arasında geçirilecek bir gece için tavsiye ediliyor. Ancak, esas olarak yemek sonrası saatlerde, barının popüler bir mekân haline geldiğini eklemekte fayda var. Club Matignon: Döşemelerin siyah, dekorasyon altın rengi olduğu kulüp, ismini bulunduğu cadde Avenue Matignon’dan alıyor. Paris çatılarıyla etkileyici ve ışıklı bir manzara sunan mekân, hareketli bir gece geçirmek için, uluslararası yüksek sosyete tarafından tercih ediliyor. ‘Parizyen’ Eğlence Alternatifleri: Klasik bir Paris gece hayatı deneyimlemek isteyenler, Moulin Rouge, Paradis Latin, Lido ve Chez Michou isimli mekânlardan birini de tercih edebilirler. Ancak buralara gitmeden önce bilet almakta fayda var. Bilete genelde bir içki dâhil oluyor. Yemek servisi de bulunmasına rağmen daha çok yemek sonrası aktiviteleri için tercih ediliyorlar. Abartılı kostümlerin 9 Paris kullanıldığı kabare şovlarıyla, bu mekânlar, geleneksel Paris gece hayatını devam ettiriyorlar. >>YA BAŞKA? Alışveriş Colette: Modanın başkenti Paris, alışverişin de cenneti. Şehirle bütünleşmiş olan ve dünya jet setinin uğrak mekânlarının bulunduğu Avenue Montaigne ve Faubourg Saint-Honoré caddelerinde tüm lüks markaların mağazalarını bulmak mümkün. Bunlar arasında Paris’in uzun zamandır en ‘cool’ mağazası olma özelliğini taşıyan Colette’i ziyaret etmek şart. Le Marais: Bir süredir popülerliği artan semtlerden biri olan Le Marais, özellikle Pazar günlerini keyifle geçirmek, alışveriş yapıp lezzetli bir öğle yemeği yemek ya da akşamüstü içkisi içmek için gidilmesi gereken bir yer. Fransız markalarının ve tasarımcıların daha yoğun olduğu Le Marais sokakları, yenilikleri keşfetmek için yaratılmış. Merci: Çok daha farklı bir alışveriş konseptine hazırsanız, size önerimiz Merci. Buraya uğramadan alışverişe başlarsanız, dönüşte bavulunuza sığmayabilirsiniz. 2009’da Marais’de açılan 1500 m2’lik bir alana kurulu bu mağaza, vintage ve tasarım giyimin en önemli durağı. Sadece giyimle sınırlı kalmayan mağaza, ev eşyaları ve kitaba kadar pek çok türde ürünü bir arada sunan büyük bir konsept mağaza. 10 Paris Anouschka: Alışveriş etmeseniz bile 1920’lerden, 80’lere, 90’lara uzanan bir moda müzesi gibi gezilmesi gereken bir mağaza. Bir zamanlar mankenlik yapan sahibinin, çeşitli şehirlerden, kendi zevkine göre derlediği bu koleksiyon kesinlikle görülmeye değer. 7L: Ünlü modacı Karl Lagerfeld, elektronik baskıların giderek yayıldığı bir çağda, kitapların daha da estetik, daha da göz alıcı olması gerektiğini, kitap basımının da bir sanat olduğunu savunuyor. Ve kendi kurduğu yayınevinden çıkan kitapları, yine kendi kitabevinde satışa sunuyor. 7L, 7. bölgedeki dükkânında sanat, moda, mimari ve tasarım üzerine butik bir kitap seçkisi sunuyor. Kitabevleri: Eğer gerçek bir kitap kurduysanız 7L sizi pek kesmeyecektir. Bu durumda, Shakespeare & Co. ve Page 189’e bir göz atmalısınız. Müzeler Paris’te pek çok müze, hem binalarının mimari özellikleri hem de barındırdıkları koleksiyonlar ve eserlerle dünya kültürel mirasının hatırı sayılır bir bölümüne ev sahipliği yapıyor. Bunlardan Louvre, Grand Palais, Musée d’Orsay, Petit Palais, Musée Rodin ve Centre George Pompidou ilk etapta akla gelenler. Musée Nissim de Camondo: Yukarıda saydığımız örneklerden farklı olarak, bünyesinde daha çok mobilya ve dekorasyon objelerini barındırıyor. Parc Monceau kenarındaki bu 18. yüzyıl malikânesinde 11 Paris sergilenen mobilya ve objeler, dönemin mekân kullanım algısını yansıtıyor. Quai Branly: Quai Branly, Paris’in genç müzelerinden. Afrika ve Asya’nın yerel kültürü ve sanatı üzerine etnografik bir müze. Geniş koleksiyonunun yanı sıra, dönemlik sergiler de ziyarete açılıyor. Müze, ev sahipliği yaptığı konserler ve film gösterimleriyle de adından söz ettiriyor. Kütüphanesi ve eğitimleri takibe değer. Gün geçtikçe daha da çok tanınan bu müzeyi mutlaka rotanıza ekleyin. Paris müzeleri çoğunlukla haftanın her günü açık olmakla beraber, Pazartesi günleri kapalı olanları da var. Ayrıca açılış ve kapanış saatleri gününe göre değişebiliyor. Planlarınızı yaparken bu ayrıntıyı göz önünde bulundurmanızı öneririz. Gitmeden Göz Atılacaklar ‘2 Days in Paris’: Paris’e gitmeden önce mutlaka izlenmesi gereken bir film. Film New York’ta yaşayan Fransız bir kadının Fransızca bilmeyen kocasıyla Paris’te yaşayan ailesini ziyaret edişini anlatıyor. Filmin, bu çift üzerinden Paris’in nabzını tuttuğunu söylersek abartmış olmayız. ‘Paris, je t’aime’: Paris’in her köşesiyle ilgili bir şeyler görmek ve ufak hikâyeler duymak isteyenlere tavsiye edilir. ‘Amelie’ ve ‘Midnight in Paris’: Her iki filmi de izleyin ama Paris’e gitmeden önce değil seyahatinizden dönünce izleyin. Çünkü bu iki 12 Paris film, Paris’i olduğundan daha masalsı ve büyüleyici gösterme eğiliminde. Beklentilerinizi seyahat öncesinde gerçekçi bir seviyede tutmanızda fayda var. ‘Books, Baguettes and Bedbugs’: Jeremy Mercer, adı geçen kitabında, Paris’in tarihi kitapçılarından Shakespeare and Company’nin ve etrafında toplanan büyük yazarların ayak izlerini takip ederek Paris’e gelişini ve artık Le Mistral olan kitabevinin 80’lik sahibi George’u anlatıyor. Kitap maalesef henüz Türkçeye çevrilmedi, ancak İngilizce okumak isteyenler kitabı rahatlıkla bulabilirler. Müzik Zaz dışında Fransız müzisyenleri keşfetmek isteyenler de Paris Combo, Charlotte Gainsbourg, Noir Désir veya Danny Brillant gibi isimleri denemeliler. Aman Aman! Herhangi biriyle konuşmaya başlamadan önce “Bonjour”unuzu eksik etmeyin. Konuşmaya bu şekilde başlamaya çok önem veriyorlar. Karşılıklı merhabalaşmadan konuşmaya başlamayı kabalık sayıyorlar. Ne olur ne olmaz, otelin konsierj servisinin numarasını kaydedin. 13 Paris Henüz yapmadıysanız Seine Nehri’ni bir de bateaux-mouche ile gezin. Turistik ama hoş bir deneyim. Akşam yemekli olan versiyonu da oldukça keyifli oluyor. Bir özellik belirtmeden kahve istediğinizde espresso gelecektir. Sütlü kahve için café creme diyebilirsiniz. Sıkıcı Bilgiler Paris’te taksi bulmak çok kolay değil. Taksilere bahşiş bırakmaya gerek yok. Çoğunlukla öne yolcu almadıkları için en fazla üç kişi binebiliyor ve bagaj için de ekstra ücret alabiliyorlar. Taksimetre 2.20€’dan açılıyor. Charles de Gaulle’den ve şehir merkezine taksiyle gitmek 35-40 dakika ve €50, trenle 45 dakika ve 9,25€ tutuyor. Orly Havaalanı’ndan ise geliş 35€. Metroya binecek olursanız, değerli eşyalarınıza dikkat etmenizi öneririz. Bisiklet sistemine genel olarak Vélib deniyor. Her 300 metrede bir park var. Günlüğü 1€’ya veya haftalığı 5€’ya bisiklet kiralanabilir. Pek çok müzede geçerli olan Museum Pass’in 2-4-6 günlük seçeneklerin fiyatları 39-54-69€. Belirtilen günler içinde istediğiniz yere istediğiniz kadar gidebiliyorsunuz. Ayrıca size bir de şehrin gezilip görülesi yerlerinin işaretli olduğu bir harita veriliyor. 14 Paris Restoranlarda hesaba servis ücreti dâhil ediliyor. Yine de birkaç Avro bırakmak hoş olabilir. Telefon numaraları 01 ile, cep telefonları 06 ile başlıyor. Acil durumlarda 112’yi arayın. 15
Benzer belgeler
burada o günler - Hôtel Bachaumont
de en ilginç olanı. Klasik doğu halıları ve elde boyanmış rustik desenli
duvar kâğıtları bir arada kullanılmış. Otelin karmaşadan uzak, son
derece minimalist ve dingin bir yapısı var. Keskin modern...
pdf - WINGS
Stokholm’üne fırlatılmış gibi bir hali var. Gün içinde kahvaltı ve
akşamüstü çayı için gelinebilecek bir yer. Akşam da Uzakdoğu
yemekleri tatmak ve geceyi şarap menüsünü keşfederek uzatmak için
hoş...