Gökçeada Degerleri Sempozyumu Kitabi
Transkript
Gökçeada Degerleri Sempozyumu Kitabi
GÖKÇEADA DEĞERLERİ SEMPOZYUMU 26-27 AĞUSTOS 2008 Gökçeada Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Yayınları No: 78 ISBN: 978-975-8100-85-9 © 2008 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Editörler Prof. Dr. Ali AKDEMIR Prof. Dr. Osman DEMİRCAN Doç. Dr. Selehattin YILMAZ Doç. Dr. Turan TAKAOĞLU Dr. Cengiz AKBULAK Kapak Tasarım Gülhan APAK Yayınevi Aynalı Pazar Çanakkale 0(286) 213 85 86 BİLİM KURULU Prof. Dr. Ali AKDEMİR Prof. Dr. Osman DEMİRCAN Prof. Dr. Türker SAVAŞ Doç. Dr. H. Rıdvan YURTSEVEN Doç. Dr. Süha ÖZDEN Yrd. Doç. Dr. Mehmet ÇAVUŞOĞLU Yrd. Doç. Dr. Uğur GÜZEL Yrd. Doç. Dr. Mithat ATABAY Yrd. Doç. Dr. Çüdem ÖZBEK Dr. Cengiz AKBULAK DÜZENLEME KURULU Kemalettin SAKİN (Gökçeada Kaymakamı) Yücel ATALAY (Gökçeada Belediye Başkanı) Bülent AYLI (Gökçeada Kent Konseyi Başkanı) Doç. Dr. H. Rıdvan YURTSEVEN Yrd. Doç. Dr. Mehmet ÇAVUŞOĞLU Yrd. Doç. Dr. Uğur GÜZEL Öğr. Gör. Hakan GENÇ Öğr. Gör. Meral ÖZÇINAR Öğr. Gör. Mehmet Ali GÜVELİ Öğr. Gör. Coşkun KAYABALI Öğr. Gör. Çiğdem Şahin Öğr. Gör. Rıdvan VARLI Uzm. Nuray ASLAN Naci KAYNAR (Gizemya Gazetesi) Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI SAYIN ERTUĞRUL GÜNAY’IN ÖNSÖZ’Ü Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin her alana yön verdiği 21. yüzyılda kültürel değerleri akademik platformlarda hatırlamaya, araştırmaya, değerlendirmeye ve akademik bir bakış açısı ile yeniden yorumlamaya her zamankinden daha çok ihtiyaç duyulmaktadır. Bilimsel ve akademik düşünce sistemi, geçmişimize ve günümüze yönelik nitelikli değerlendirme ve analizler aracılığıyla kültür ve medeniyet dinamiklerimizi hareketlendirmektedir. Toplumu bir arada tutarak farklı görüş ve fikirler arasında uzlaşmayı ve birliktelik bilincini ortaya koyan kültürel değerler, “kültürel gelişme” sayesinde uluslararası çalışmalara kendine özgü yönleriyle katkıda bulunmaktadır. Yerel ve uluslararası düzlemde kültürel gelişmenin sürekliliğini ve etkinliliğini sağlamak için ise bilimsel düşünce ve akademik zihniyet en önemli kaynağımızdır. O halde yapılması gereken bu zihniyetten yola çıkarak kültürel zenginliğimizi yaşatmak ve evrensel kültüre katkı sağlamaktır. Kültürel miras yoluyla geçmişi akılda tutmak geleceğe yön vermenin en sağlıklı yoludur. Ancak, hatırlamanın ve korumanın bir adım ötesine geçerek ulusal kültür mirasımızı, günün gereksinimlerini karşılayacak bütüncül bir yaklaşımla yeniden ele almak bir zorunluluktur. Böyle bir bakış açısı ülkemizi, demokratik ve çağdaş medeniyetler seviyesine ulaştırma hedefine bir adım daha yaklaştıracaktır. Türkiye’nin, sahip olduğu kültürün ve tarihin farkında olan, düşüncelerini özgürce ifade eden, çağdaş ve katılımcı insanların yaşadığı daha özgür ve demokratik bir ülke olması kültür politikamızın hedeflerindendir. Üniversitelerimiz yaptıkları akademik çalışmalar, sempozyum ve konferanslar ile bu politikamızın bilimsel çerçevesinin uluslararası standartlara taşınmasına yardımcı olmaktadır. Bu bağlamda Onsekiz Mart Üniversitesi’nin Çanakkale’nin kültürel ve tarihi özelliklerini ortaya çıkarmak adına büyük bir özveri ile gerçekleştirdiği, akademisyen, uzman ve araştırmacıların özenli çalışmalarının sunulduğu sempozyumun önemi ortadadır. Sempozyum tebliğlerinden oluşan bu kitap, akademisyenlerin yanı sıra kültür ve medeniyet konularına ilgi duyan tüm okurların yararlanacağı temel bir kaynak niteliğindedir. Genç nesiller, kendi kültür ve kendi kimliklerini doğru bir şekilde öğrendikleri takdirde başka kültürlere de hoşgörülü yaklaşabilecektir. Bu sebeple, Çanakkale’nin kültürel, tarihi ve sosyal değerlerinin korunmasını ve tanıtılmasını hedefleyen bu sempozyumda ve sunulan tebliğlerin kitap haline getirilmesinde emeği geçenleri kutluyorum. Ertuğrul GÜNAY T.C. Kültür ve Turizm Bakanı i Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) ii Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) ÇANAKKALE VALİSİ SAYIN ORHAN KIRLI’NIN ÖNSÖZ’Ü Çanakkale ili, sahip olduğu tarihi, doğal, mitolojik değerleriyle ülkemizin en müstesna kentlerinden birisidir. Aynı zamanda Çanakkale, eğitim düzeyi yüksek halkı, tarıma elverişli toprağı, Çanakkale ve ülke sorunlarına duyarlı STK’ları, koordineli çalışan yönetim dinamikleri, 25000 öğrencisi olan üniversitesi ile ülkemizin en stratejik illerinden birisidir. Çanakkale’nin Assos, Kaz Dağı, Troia, Milli Parkı, Çanakkale Boğazı, Çanakkale Savaşları, Abide gibi yaygınlıkla bilinen değerlerinin yanı sıra, uzmanlarca bilinen, yöre insanlarınca bilinen ve fakat yaygınlıkla bilinmeyen çok sayıda değeri vardır. Bilinen değerlerle, bilinmeyen ve fakat ekonomik, kültürel, mitolojik açıdan anlam ifade eden değerleri kaydedip, değerlerine değer katmak, her kesimden insanların yaygınlıkla ortak yargısıdır. Bu yargıdan hareketle Valilik, Belediye, Üniversite, Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası, ÇASİAD işbirliğiyle “Çanakkale İli Değerleri Sempozyumları” organizasyonuna karar verilmiştir. Kültür ve Turizm Bakanlığı sempozyumlarımızı desteklemiştir. Başlangıcından itibaren organizasyona katkı veren tüm kurum ve kuruluşların titiz çalışması sonucunda başarılı tanıtım gerçekleştirilmiştir. Ülke sathında yaklaşık 400 bildiri sempozyumlara sunum için gönderilmiştir. Bildiriler kitap olarak yayınlanmıştır. Amaç tüm ilçe ve beldeler düzeyinde Çanakkale’nin tarihi, kültürel, mitolojik, ekonomik, ekolojik değerlerini ortaya çıkarmak, envanterini yapmak, koruma ve geliştirme yönelimli stratejiler geliştirmektir. 14 ilçe ve beldede gerçekleştirilecek sempozyumlardan sonra yeni bir kitap daha yayınlanacaktır. Bu kitapta; bildirilerden yararlanılarak değer adı, değer kategorisi, değer öyküsü, değeri koruyacak ve değere değer katacak stratejiler ile stratejilerin gereğini yapacak kurumlara ilişkin bilgiler yer alacaktır. Yaklaşık bir yıllık planlama, çalışma sonucunda ortaya çıkan bu etkinlik; Çanakkale’nin tanıtımına, Çanakkale hakkında bilgilenmeye, sorunlarının çözümüne aracılık edecek niteliktedir. Bu etkinliğin başarıyla ortaya çıkmasında emek verenlere içtenlikle teşekkür etmeliyiz. Etkinliğimize destek veren Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ertuğrul GÜNAY’a ve Müsteşar Sayın İsmet YILMAZ’a teşekkür ediyorum. Bu etkinlikte doğal olarak Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi aktif rol almıştır. Çalışmaya katkı veren başta Rektör Prof. Dr. Ali AKDEMİR olmak üzere, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Osman DEMİRCAN’a, Doç. Dr. Turan TAKAOĞLU’na, Doç. Dr. Selehattin YILMAZ’a içtenlikle teşekkür ediyorum. Bilim ve Organizasyon Kurulu ile işbirliği içinde çalışan Yrd. Doç. Dr. Evren ERGİNAL, Dr. Cengiz AKBULAK, Öğr. Gör. Murat İLDİRİR, Öğr. Gör. Gülhan APAK ve Ahmet ZEYBEK’i de içtenlikle kutluyorum. Sempozyumlara sponsorluk desteği sağlayan GESTAŞ’a ayrıca teşekkür ediyorum. iii Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Üniversitemiz ile koordineli çalışmayı Valilik adına gerçekleştiren Vali Yardımcısı Ali PARTAL’a teşekkür ediyorum. Çalışma işbirliği içerisinde gerçekleştiren Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür GÖKHAN’a, Belediye Meclis Üyesi İsmet GÜNEŞHAN’a, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı İlhami TEZCAN’a, Başkan Yardımcısı Hayrettin DERELİ’ye, Oda Genel Sekreteri Abdurrahim TEMİZ’e, ÇASİAD Başkanı Hüseyin YALMAN’a ve değerli yardımcılarına teşekkür ediyorum. İlçelerde organizasyonları planlayıp gerçekleştiren Kaymakamlara ve Belediye Başkanlarına teşekkür ediyorum. Son olarak bildirileri titizlikle değerlendiren Bilim Kurulu üyelerine teşekkür ederim. Orhan KIRLI (Çanakkale Valisi) iv Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) ÇANAKKALE BELEDİYE BAŞKANI SAYIN ÜLGÜR GÖKHAN’IN ÖNSÖZ’Ü Çanakkale, eşsiz güzelliklere sahip coğrafyasında sakladığı dünya tarihinin ve kültürünün önemli miraslarıyla değerleri yüksek bir kenttir. Coğrafik olarak ülkemizin en batısında yer alan kentimiz, çağdaş ve demokrat insanlarıyla da yüzünü batının aydınlığına çevirmiş bir kenttir. Çanakkale, Asya ve Avrupa’yı birbirine bağlayan boğazı, adaları, rüzgarı, Kazdağları gibi doğal güzelliklerinin yanında, 5 bin yıllık bir geçmişe sahip Troia’ sı, antik kalıntılarla dolu, tarihin ilk felsefe okulunun kurulduğu Asos’ u ile attığınız her adımda kendinizi tarih, kültür ve doğanın eşsiz ahengi içinde bulacağınız ender rastlanan yerlerdendir. Çanakkale Savaşları, emperyalizme karşı topyekun verilen milli mücadele ve ümmet olmaktan ulus olma yolunda bir milletin attığı büyük adım olarak araştırmacılar için güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyecektir. Çanakkale kentinin vizyonunda kentsel değerler sürdürülebilir gelişme anlayışı ile bütünleştirilmiştir. Bu kentsel değerlerin başında Çanakkale Boğazı, Sarıçay Havzası gibi doğal değerler; kale, sivil tarihi yapılar gibi somut tarihsel değerler; maniler halk oyunları gibi somut olmayan tarihi miras; uzlaşı, hoşgörü, çok kültürlülük çoğulculuk gibi kültürel değerler ve tarih te iki büyük savaşı yaşayan bölgede barışın asıl görev olarak savunulması yer almaktadır. Kentlileşme sürecinde entelektüel bakış açısı, paylaşım ve katılımcılığın yüksek olduğu kentimizde, “Barışın kenti uygar Çanakkale’yi yaşayan ve yaşatan belediye” vizyonumuzla kentin tüm değerlerine sahip çıkmak, korumak, geliştirmek, çağdaş ve mutlu bir kent yaratmak başlıca amacımızdır. Çanakkale’nin doğasını, tarihi ve kültürel değerlerini korurken ve gelecek nesillere aktarırken, tüm değerlerimizi insanlığın hizmetine sunarak Çanakkale’yi geliştirmeyi hedefliyoruz. Bu hedefi gerçekleştirmek için Çanakkale Belediyesi olarak yalnız kent merkezinde değil, il çapında öncü ve yönlendirici rol oynamaya hazırız. Sahip olduğumuz sosyal, kültürel, ekonomik ve çevresel değerlerinin saptanması, bu değerlerin korunması, adına, üniversitemiz öncülüğünde yapılan bu çok yönlü çalışmanın, değerlerimize değer katacak bir rol oynayacağına inanıyor ve emeği geçen tüm kişi ve kuruluşlara teşekkürlerimi sunuyorum. Ülgür GÖKHAN (Çanakkale İli Belediye Başkanı) v Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) vi Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) ÇANAKKALE ONSEKİZ MART ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ PROF. DR. ALİ AKDEMİR’İN ÖNSÖZ’Ü Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi 9 Fakültesi, 3 Yüksekokulu, 11 Meslek Yüksekokulu, 15 Araştırma Merkezi, 25 000 civarında öğrencisi, 1150 öğretim elemanı ile ülkemizin çağdaş üniversitelerinden biridir. ÇOMÜ’nün ülkemiz ve üniversite topluluğu içindeki yeri ve önemi yanında Çanakkale için de özel önemi vardır. ÇOMÜ bir yandan bilimin evrensel konularına duyarlı etkinlikler, araştırmalar gerçekleştirirken, eğitim-öğretim yaparken; diğer yandan içerisinde bulunduğu ilin sorunlarına, değerlerine duyarlı etkinlikler ve araştırmalar da yapmaktadır. Bu bakış açısının bir sonucu olarak ‘Çanakkale İli Değerleri Sempozyumları’ konseptine ulaşılmıştır. Yörenin sorunlarına duyarlı olan ve kalıcı çözüm arayışlarını ivedilikle sürdüren Çanakkale Valisi Sayın Orhan KIRLI’ya önerilen bu çalışma, onay alındıktan sonra Valilik aracılığıyla Belediye Başkanlığına, Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası’na, ÇASİAD’a, İlçe Kaymakamlıkları ve Belediye Başkanlıklarına işbirliği için önerilmiştir. Tüm kurum ve kuruluşların onayıyla çok paydaşlı bu etkinlik ortaya çıkmıştır. ‘Çanakkale İli Değerleri Sempozyumları’nın Kültür ve Turizm Bakanlığı, Valilik, Belediye Başkanlığı, ÇOMÜ, Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası, ÇASİAD, Kaymakamlıklar, İlçe ve Belde Belediye Başkanlıklarıyla çok paydaşlı işbirliğiyle yapılması oldukça anlamlıdır. Sempozyumların çok yoğun bildiri sunum talebiyle karşılanması da sempozyumlara ayrıca anlam katmıştır. Bildiriler aracılığıyla Çanakkale’nin bilinen, bilinmeyen değerlerinin geniş bilgi içeriğiyle envanteri çıkarılmış olacaktır. Değerleriyle kimlik, kişilik bulan Çanakkale’nin ulusal düzeyde, uluslar arası düzeyde bilinen bu kimliğinin korunması ve de geliştirilmesi mümkün olacaktır. ‘Çanakkale İli Değerleri Sempozyumları’yla sempozyum konseptine yeni bir boyut da kazandırılmış olacaktır. Zira Çanakkale Merkezi, Bozcaada, Gökçeada, Eceabat, Gelibolu, Lapseki, Biga, Çan, Yenice, Bayramiç, Ezine, Ayvacık, Küçükkuyu ve İntepe’de gerçekleştirilecek sempozyumlardaki bildiriler aracılığıyla adı geçen yörelerin değerler envanterine ulaşılacaktır. Sempozyumlardan sonra geniş bir uzmanlar ekibince sempozyum bildirilerinden yararlanılarak içerisinde değer adı, değer kategorisi, değer tanıtımı, değer geliştirme stratejisi, değer geliştirme stratejisini uygulayacak kurum bilgilerinin yer alacağı ‘Çanakkale İli Değerleri Envanteri’ adlı çalışma hazırlanacaktır. Böylelikle sempozyumlardan yararlanılarak yeni bir araştırma ve proje metodolojisi geliştirilip uygulanmış olacaktır. vii Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) ‘Çanakkale İli Değerleri Sempozyumları’nın çok paydaşlı gerçekleştirilmesi fikrine destek sağlayan Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ertuğrul GÜNAY’a ve Müsteşar Sayın İsmet YILMAZ’a teşekkürlerimi arz ediyorum. Sempozyumların çok paydaşlı düzenlenmesi fikrine içtenlikle sahip çıkan, Çanakkale’nin gelişimine kalıcı çözümler üreten, üniversiteye verdikleri stratejik önem bağlamında desteklerini esirgemeyen, sempozyumların hazırlık sürecinin başarılı geçmesi için her türlü izni ve her türlü desteği sağlayan Valimiz Sayın Orhan KIRLI’ya içtenlikle teşekkürlerimi sunuyorum. Valilik adına organizasyon kurullarıyla anlamlı işbirliğini gerçekleştiren Vali Yardımcısı Sayın Ali PARTAL’a teşekkür ediyorum. Ortak çalışmanın ortak yükümlülüklerini içtenlikle yerine getiren Belediye Başkanı Sayın Ülgür GÖKHAN’a ve değerli Belediye Meclis Üyesi Sayın İsmet GÜNEŞHAN’a teşekkürlerimi sunuyorum. Projenin planlanması ve gerçekleştirilmesi fikrine duyarlılıkla sahip çıkan, kaynak sağlayan Ticaret ve Sanayi Odası’nın değerli Başkanı Sayın İlhami TEZCAN’a içtenlikle teşekkür ediyorum. Ortak çalışmaların başarılı yürütülmesine katkı veren Başkan Yardımcısı Sayın Hayretdin DERELİ’ye ve Oda Genel Sekreteri Abdurrahim TEMİZ’e teşekkür ederim. Üniversitemizin doğal paydaşı haline gelen ÇASİAD’ın değerli başkanı Sayın Hüseyin YALMAN bu ortak çalışmaya anlamlı katkı vermişlerdir. İşbirliğimizin devamı dileğiyle teşekkürlerimi iletiyorum. Doğal olarak bu projede Üniversite, konunun akademik boyutuyla dominant rol almıştır. Bu baskın rolün gerektirdiği ağır çalışma koşullarına içtenlikle katlanan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Osman DEMİRCAN’a, Doç. Dr. Turan TAKAOĞLU’na, Doç. Dr. Selehattin YILMAZ’a içtenlikle teşekkür ediyorum. Bu yetkin ekibe katkı sağlayan Yrd. Doç. Dr. Evren ERGİNAL, Dr. Cengiz AKBULAK, Öğr. Gör Murat İLDİRİR, Öğr. Gör. Gülhan APAK, Ahmet ZEYBEK ve ÇOMÜ Basın ve Halkla İlişkiler Yetkilisi Oya TERZİOĞLU TOKGÖZ’e teşekkür ediyorum. Çanakkale’nin çok yönlü gelişimine anlamlı katkılar sağlayan ve sempozyumların bildiri kitaplarının yayımlanması sponsorluğunu üstlenen GESTAŞ Yönetim Kurulu’na teşekkür ediyorum. Kent Merkezi, 13 ilçe ve beldede gerçekleştirilecek sempozyumlarda bildiri sunarak katkı veren araştırmacıları ve bilim insanlarını kutluyor sempozyumların başarılı geçmesini diliyorum. 30.07.2008 Prof. Dr. Ali AKDEMİR (Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Rektörü) viii Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) GÖKÇEADA KAYMAKAMI KEMALETTİN SAKİN’İN ÖNSÖZ’Ü Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nin Çanakkale Valiliği, Çanakkale Belediyesi, İlçe Kaymakamlıkları, İlçe Belediye Başkanlıkları ve Sivil Toplum Kuruluşları işbirliği ile düzenlediği “Çanakkale İli Değerleri Sempozyumları” kapsamında, 2627 Ağustos 2008 tarihlerinde “Gökçeada Değerleri Sempozyumu”na ev sahipliği yapmaktan büyük bir kıvanç duyuyoruz. Başta Çanakkale Merkez olmak üzere, başlayarak 25-31 Ağustos 2008 tarihleri arasında değerleri bilimsel açıdan ele alınıp yorumlanan 14 ilçe ve belde içinde, Gökçeada’nın özellikli konumu, ev sahipliğimizi daha özel kılmaktadır. Gökçeada’nın ekonomik faaliyetlerinin büyük kısmını oluşturan tarım, hayvancılık ve turizm alanları, aynı zamanda sosyal ve kültürel yapının da tabanına dair ip uçlarını sergilemektedir. Dolayısıyla Gökçeadamız’da kültürel ve ekonomik değerlerin iç içeliği, sempozyumun temel hedefi olan ‘değerler envanteri oluşturulması’ açısından oldukça zengin bir araştırma alanının bulunmasına yol açmaktadır. Bilim insanlarımızın bu değerleri tespit edip incelemeleri, sonrasında sorun çözen ve adamızın sosyal, ekonomik ve kültürel anlamda kalkınmasına ve daha iyi tanınmasına yol açacak projeler geliştirilmesine yönelik çalışmaları herkes için yol gösterici niteliktedir. Gökçeadamız’ın değerlerinin tarım, turizm, arkeoloji, tarih, sanat tarihi, etnografya, coğrafya, yer bilimleri, sosyoloji, dil ve edebiyat, su ürünleri, çevre, eğitim, sağlık, mitoloji, ekoloji ve işletmecilik gibi alanlar kapsamında ortaya konduğu bu bilimsel çalışmalar, gerek akademik anlamda gerekse Gökçeada’nın değerlerinin bilimsel kayıt altına alınması bağlamında bizler için çok değerlidir. İlçemizde gelecekte yapılacak yatırım ve uygulanacak projelere zemin sunan bu önemli çalışmanın, ilçemizin kalkınmasına yönelik adımlara da ivme kazandıracağına inanmaktayız. Başta “Çanakkale İli Değerleri Sempozyumları” organizasyonunu gerçekleştiren Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi olmak üzere, “Gökçeada Değerleri Sempozyumu”nun gerçekleştirilmesinde Gökçeada Kaymakamlığımızla birlikte düzenleme kurulunda yer alan Gökçeada Belediyesi’ne, Gökçeada Kent Konseyi’ne, Gökçeada’da faaliyet gösteren Sivil Toplum Kuruluşları temsilcilerine ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Gökçeada Meslek Yüksekokulu’na teşekkürlerimizi sunuyoruz. Kemalettin SAKİN (Gökçeada Kaymakamı) ix Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) x Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) GÖKÇEADA BELEDİYE BAŞKANI YÜCEL ATALAY’IN ÖNSÖZ’Ü Farklı kültürlerin bir arada yaşadığı barış adası olan Gökçeada’nın değerlerinin bilimsel bakış açısıyla ele alınıp değerlendirildiği “Gökçeada Değerleri Sempozyumu”nda sunulan çalışmaları içeren bir kitabın da değeri büyüktür. Çünkü sadece Çanakkale’nin değil tüm ülkemizin en farklı ve güzide ilçelerinden biri olan Adamızın değerleri hakkında böylesi bir organizasyon ve çalışmanın sonuçları, oldukça önem arz etmektedir. Bizlerin gündelik olarak yaşadığımız temiz denizi, el değmemiş doğası, kültürel ve tarihi mirası ve özellikle doğa ve su sporları gibi turizm açısından önem sergileyen değerlerin yanı sıra, özellikle son yıllarda ivme kazanmış olan organik tarım, arkeolojik kalıntılar, tarihsel özellikler, coğrafi yapı, ekolojik yapı ve doğal kaynaklar gibi konuların incelenmesi ve bilginin yayılması, Adamız hakkındaki bilinci artıracaktır. Özellikle bir “değerler envanteri” oluşturularak bu verilerin kayıt altına alınması, gelecekteki teorik ve pratik çalışmalara da kaynak teşkil edecektir. Ayrıca, kalkınmada öncelikli hedef olarak gösterilen Gökçeada’da yapılması planlanacak yatırımlar için, bu envanter bilgileri bilimsel bir rehber işlevi görecektir. Gökçeada gerek yurtiçinden, gerekse yurtdışından birçok misafir ağırlayan bir eko-turizm destinasyonu olmasının yanı sıra, doğal yapısı ve anakaradan uzak olması sonucunun beraberinde getirdiği olumlu şartların kullanılmasıyla aynı zamanda bir ekolojik tarım bölgesi olma yolunda ilerlemektedir. Dolayısıyla bu konular başta olmak üzere, diğer tüm değer yüklü alanları da kapsama alan bu organizasyonunu gerçekleştirenlere ve katılımcılarına teşekkür etmek bir borçtur. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nin Çanakkale Valiliği, Çanakkale Belediyesi, İlçe Kaymakamlıkları, İlçe Belediye Başkanlıkları ve Sivil Toplum Kuruluşları işbirliği ile düzenlediği, 14 ilçe ve beldeyi içeren “Çanakkale İli Değerleri Sempozyumları” kapsamında, 26-27 Ağustos 2008 tarihlerinde gerçekleştirilen “Gökçeada Değerleri Sempozyumu”na katkılarından dolayı; Başta Çanakkale Valiliği ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi olmak üzere, “Gökçeada Değerleri Sempozyumu”nun gerçekleştirilmesinde Gökçeada Belediyemizle birlikte düzenleme kurulunda yer alan Gökçeada Kaymakamlığı’na, Gökçeada Kent Konseyi’ne, Gökçeada’da faaliyet gösteren Sivil Toplum Kuruluşları temsilcilerine ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Gökçeada Meslek Yüksekokulu’na, ayrıca bilimsel çalışmalarıyla Gökçeada’nın değerlerini kayıt altına alan sayın araştırmacı ve akademisyenlerimize teşekkürlerimizi sunuyoruz. Yücel ATALAY (Gökçeada Belediye Başkanı) xi Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) xii Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) ÇANAKKALE TİCARET VE SANAYİ ODASI YÖNETİM KURULU BAŞKANI İLHAMİ TEZCAN’IN ÖNSÖZÜ Çanakkale; tarihte hep ilklere ve önemli dönemlere sahne olmuş, doğa harikası bir yerdir. Geriye dönüp baktığımızda, Bizans tarihinin de buradan başladığını görüyoruz. Truva.. Bir medeniyettir. İstanbul’dan önce medeniyetin beşiği Çanakkale coğrafyasında şekillenmiş, buradan gelişmiştir. Türk tarihinde de durum bundan farklı değildir. Atalarımız Anadoluya Gelibolu yarımadasında ayak basmışlar, devamında da İstanbul’un fethiyle tarihimizde yeni bir sayfa açılmıştır. Osmanlı’nın imparatorluk haline gelmesinin ilk adımı da bu topraklarda başlamıştır. Yakın tarihimizde ise Çanakkale yine Dünya’ya ismini bir kez daha hatırlatmış; tarihin en büyük savaşlarından birisi bu topraklarda yaşanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Yüce Atatürk’ün de yer aldığı bu başlangıçtan misak-ı milli sınırları ortaya çıkmıştır. Çanakkale Boğazı’yla, Troia’sıyla, Çanakkale Deniz Zaferi’yle başka bir yerde olmayan doğasıyla, Asos’uyla, Kaz Dağları’yla, yöreye özgü bitki örtüsüyle, sağlık turizmine imkan tanıyan potansiyel kaynaklarıyla, öncü girişimcileri ile yalnızca Türkiye’de değil, tüm dünyada marka olmayı hak eden bir potansiyele sahiptir. Son yıllarda Hükümetimizin büyük mali desteği ile Gelibolu Yarımadası’nda önemli yatırımlar gerçekleştirilmiştir. Bu sebeple, yılda 580.000 kişi ile 300.000 öğrenci şehitlerimizi ve savaş alanlarımızı ziyaret etmektedir. Ancak, tüm bu antik ve yakın tarih özellikleri, kültür birikimi, tarıma elverişli toprakları, su ürünleri doğal güzellikleriyle Türkiye ortalamasının üstünde bir gelişmişliğe sahip olmasına rağmen yeterli gelişimi sağlayamamış bir ilimizdir. Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası olarak bu potansiyeli kazanca dönüştürmenin girişimcilikten geçtiği bilinci ile öncelikli gündemimizde; sahip olduğumuz değerleri girişimcilik aracılığıyla ekonomiye, tanıtıma ve markalaşmaya dönüştürmek bulunmaktadır. İstanbul, İzmir ve Bursa illerine eşit mesafede uzaklığı olan ilimiz bu üç büyük kent arasında sıkışıp kalmış ve yatırım tercihlerinde önemli bir unsur olan ulaşım alt yapı eksikliği nedeniyle Marmara Bölgesi içinde gelişmişlik sırasında alt sıralarda yer almıştır. İlçelerimiz ile de gerek karayolu gerekse deniz yolu ulaşımının yetersiz olması yeterli ekonomik ve sosyal ilişkilerin kurulmasını da zorlaştırmaktaydı. Yine ulaşım alt yapı yetersizliği nedeniyle tarihi ve coğrafi özelliklerine rağmen turizm hareketlerinden de yeterince pay alınamamıştı. Fakat 2006 yılı sonlarında gerek Çanakkale deniz limanında, gerekse hava limanında açılan sınır kapıları Çanakkale’nin başta İstanbul Ankara olmak üzere Türkiyenin her bölgesine ve başta İtalya olmak üzere Avrupa’ya yakınlaşmasını sağlamıştır. xiii Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Halen haftada 4 gün Çanakkale – İstanbul bağlantılı Ankara uçuşları yapılmaktadır. Ayrıca Çanakkale – Bursa duble yol çalışmaları devam etmekte olup muhtemelen 2008’de tamamlanacaktır. Bu amaca ulaşmak sürekli olarak öncelikli gündemimiz olmuştur. Bu çalışmalarımız ile kaliteli duble yol bağlantılarının tamamlanması, Kaz Dağı’nı Sağlık Turizmi ve ekolojik turizm açısından oldukça cazip bir noktaya taşıyacak ; Çanakkale’deki meyve,sebze, hayvancılık su ürünleri gibi potansiyellerin kurulacak yeni fabrikalarla katma değer kazanmasını sağlayacaktır. Çanakkale’ye, Bozcaada’ya, Gökçeada’ya kuvvetli rüzgara duyarlı modern feribot seferlerinin düzenlenmesi Çanakkale’ye ziyaret trafiğini yaygınlaştıracaktır. Bu amaçla başta Sayın Valimiz olmak üzere Sivil Toplum Örgütlerinin ve milletvekillerimizin girişimleri ile, Çanakkale’den Bozcaada ve Gökçeada’ya ulaşımı kolaylaştıracak ferbot alımına, Sayın Hükümetimiz özel katkı sağlamıştır. Ulaştırma Bakanımız Sayın Binali Yıldırım’ın takip ettiği bu konuya çözüm getirmek için çalışmalar devam etmektedir. Kepez Limanı’nın faaliyete geçmesinden sonra Organize Sanayi Bölgesi’ne yatırım yapmak isteyen sanayiciler artmıştır. Deniz taşımacılığında kazandığımız bu liman Yunanistan ve İtalya başta olmak üzere Avrupa Birliği ve Kuzey Afrika ülkeleri ile olan ticari ilişkilerimize son derece olumlu etki yapmıştır. Odamızca düzenlenen 24-27 Eylül 2007 tarihleri arasında Yunanistan ’ın Kavala ve Bulgaristan Plovdiv şehrine yapılan ziyaretler ile ekonomik ve ticari ilişkilerimizin gelişimine katkı sağlayacak önemli adımlar atılmıştır. Kavala Ticaret ve Sanayi Odası yönetimi, Kavala liman yetkilileri, Kavala Belediye Başkanı ve Kavala Bölge Valisi ile görüşmeler yapılarak Kavala ile Kepez Limanı arasında deniz hattının açılması ile ilgili fikir alışverişi yapılmıştır. Yunanistan tarafı bu deniz yolunun açılması, bu yola bağlanan karayollarının inşa edilmesi konusunda çok olumlu görüş bildirmiştir. Sonuçta varılan mutabakatla komisyon kurulmuş, bir İyi Niyet Mektubu hazırlanmış ve bu mektup çerçevesinde komisyonun çalışmalar yapmasına karar verilmiştir. Bulgaristan’ın Plovdiv Şehri ziyaretinde ise Plovdiv Sanayi Fuarı ziyaret edilerek Plovdiv Ticaret ve Sanayi Odası yetkilileri ile Avrupa Birliği projelerinde işbirliği konuları görüşülmüştür. Bu görüşmelerimizde Plovdiv Başkonsolosumuz Sayın Ümit Yalçın da bulunmuşlardır. Plovdiv Ticaret ve Sanayi Odası yetkilileriyle Plovdiv Fuarı, Plovdiv Serbest Bölgesi, Türk şirketlerinin yatırımları, Bulgaristan-Türkiye ticaret hacmi, ulaşım sorunları, vize sorunları gibi konularda görüş alışverişinde bulunulmuştur. Yine Plovdiv Ticaret ve Sanayi Odası Yönetimi Plovdiv’in de Kavala ile kara yolu bağlantısının inşa edildiğini ve Kavala-Çanakkale arasındaki deniz yolu projesinde de ortak olmak istediklerini ve ayrıca bugüne kadar 18 adet AB projesi yaptıklarını bu konularda bizimle işbirliği yapmaktan çok memnun olacaklarını xiv Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) ifade etmişlerdir. Bu konularda Plovdiv Ticaret ve Sanayi Odası Avrupa Birliği Bilgi Merkezi ile Odamızın hemen temas kurması kararı verilerek Plovdiv Ticaret ve Sanayi Odası Yönetimi de Odamıza davet edilmiştir. Akabinde Plovdiv Valisi ziyaret edilerek ziyaret amacımız anlatılmıştır. 13-17 Ekim 2007 tarihlerinde ise Almanya’da düzenlenen Anuga Gıda Fuarı’nda ise 24 m² stand açılarak “Çanakkale” adı altında Ticaret Borsası ile müşterek katılınmıştır.16 Ekim 2007 tarihinde fuarda Köln Başkonsolosumuzun, Köln Belediye Başkan Yardımcısının ve basın mensuplarının katılımlarıyla bir basın toplantısı düzenlenmiş ve ilimiz en iyi şekilde tanıtılmaya çalışılmıştır. Odamızın bugüne kadar yurt dışında yapmış olduğu en geniş çaplı organizasyon olan Anuga Gıda Fuarına katılım ile üyelerimiz ürünlerini tanıtmak, Almanyadaki Türk ve yabancı firmalarla tanışmak fırsatı bulmuş ve işbirliği imkanları doğmuştur. Çanakkale Organize Sanayi Bölgesi ise son 2,5 yılda çok önemli ve gözle görülür gelişmeler kaydetmiş ve ivme kazanmıştır. Ulaşım sorunlarının çözülmesiyle yatırımcı için daha da cazip hale gelecek olan OSB’de şu anda 18 firma inşaat aşamasındadır. Son olarak 60 dönüm yer satın alarak inşaatına başlayan İSKO Plastik ve Kalıp Sanayi A.Ş. Plastik boru imalatı ve ülke tarımında verimliliği arttıracak olan damla sulama sistemleri ile ilgili her türlü ürün ve hizmetin içinde olmayı hedeflemektedir. Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Onsekiz Mart Üniversitesi ile işbirliğine de büyük önem vermektedir. Birlikte ÇTSO üyeleri çeşitli konularda eğitilmekte ve yeni projeler üretilmeye çalışılmaktadır. Üniversitemiz için çok önem taşıyan Tıp Fakültesi’nin açılışını hızlandırak için önemli bir işbirliği gerçekleştirmiştir. Ayrıca 25 Ağustos gününden itibaren Çanakkale’nin il ve ilçelerde değerlerini tespit için yapılacak toplantıların en büyük destekçisi Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası olacaktır. Tabii ki başlamış ve başlayacak olan bu güzel hizmetlerin sürekli olması gayesiyle biz Çanakkalelilere büyük görev ve sorumluluk düşmektedir. Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı olarak, ilimizin en önemli sorunu olan ulaşımda Oda olarak üzerimize düşeni yapmaya, yetkililer ile işbirliği içinde olmaya hazır olduğumuzu ve bu konudaki hassasiyetimizi belirtir, emeği geçen herkese şükranlarımızı sunarız. İlhami TEZCAN Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı xv Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) xvi Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) ÇASİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HÜSEYİN YALMAN’IN ÖNSÖZ’Ü Çanakkale İli Değerleri Sempozyumu fikrini yaratıp, organize etmenizden duyduğumuz memnuniyetle birlikte, Çanakkale Sanayici ve İşadamları Derneğinin düşünce ve değerlendirmesini, yayınınızda paylaşmaktan mutluluk duymaktayız. Bu çalışmayı değerlendirmek bizim açımızdan çok önemli olduğu kadar da kolay olmaktadır. Çünkü: 1-Çanakkale kentini oluşturan tüm aktörlerinin katılımıyla kent vizyonu; Sürdürülebilir gelişme içinde, altyapı ve ulaşım sorunlarını çözmüş, tarımı ve tarıma dayalı sanayisi gelişmiş, dünya mirası varlıklarını, doğasını, tarihini ve kültürel değerlerini koruyan ve geliştiren, yaşam kalitesi yüksek, turizm, üniversite ve barış merkezi Çanakkale olarak belirlenmiştir. 2-Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi ise; eğitim ve öğretim veren, bilimsel araştırma yapan bir kurum olma özelliğinin yanı sıra, küresel, ulusal ve yerel sorunlara yönelik çözüm önerileri de üreten bir kurum konumunda olmayı misyon edinmiştir. Bu iki başlıktan da anlaşılacağı gibi belirlenen vizyon ve bu vizyonu gerçekleştirmeyi amaç edinen bir kurum var. Bu kurum da sizin ve çok değerli çalışma arkadaşlarınızın yönettiği Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’dir. Gerçekleştireceğiniz bu çalışma ilimizin kültürel,coğrafi ve ekonomik envanterini ortaya çıkararak kayıt altına alınmasını sağlayacaktır.. Çanakkale’yi daha iyi yarınlara hazırlamayı ve yörenin ekonomik, sosyal ve kültürel hareketliliğine önemli katkılar sağlamayı amaçlayan bu akademik etkinliklerin çok yararlı olacağına yürekten inanıyor ve destekliyoruz. Derneğimizin amaç ve varoluş sebeplerinden birisi de kentimizin gelişimine katkıda bulunmaktır. Dolayısı ile düzenleme kurulunda sizlerle birlikte bulunmak, ilimizin sahip olduğu değerlerin ortaya konulması, bunların geliştirilerek daha iyi tanıtılması ve eksikliklerinin giderilmesi konusunda yapılacak her türlü çalışmanın bir parçası olmak bizim asli görevlerimizdendir. Çanakkale tarihi, kültürü, tarımı, coğrafi konumu ve üniversitesiyle Türkiye’nin gözde illerinden biri konumuna gelmektedir. Bunu hızlandırmak ve daha ileriye götürmenin birlikte çalışmaktan geçtiğinin bilincinde olan ÇASİAD , sonuçlardan Çanakkale’ye sağlanacak kazanım çalışmalarında da sizlerin her zaman yanında olacaktır. Çanakkale Değerleri Sempozyumu için ilimize gelecek olan bilim adamları, basın mensupları ve katılımcılara hoş geldiniz diyor ve başta siz rektörümüz olmak üzere tüm emeği geçenlere teşekkür ederek çalışmalarınızda başarılar diliyoruz. Hüseyin YALMAN (ÇASİAD Yönetim Kurulu Başkanı) xvii Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) xviii Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ – Ertuğrul GÜNAY (T.C. Kültür ve Turizm Bakanı)…………………. i ÖNSÖZ – Orhan KIRLI (Çanakkale Valisi)……………………………………. iii ÖNSÖZ – Ülgür GÖKHAN (Çanakkale Belediye Başkanı)……………………. v ÖNSÖZ - Prof. Dr. Ali AKDEMİR (ÇOMÜ Rektörü)………………………… vii ÖNSÖZ - Kemalettin SAKİN (Gökçeada Kaymakamı) …………………… ix ÖNSÖZ - Yücel ATALAY (Gökçeada Belediye Başkanı)……………………… xi ÖNSÖZ – İlhami TEZCAN (Çanakkale San. ve Tic. Od. Yön. Kur. Başkanı)….. xii ÖNSÖZ – Hüseyin YALMAN (ÇASİAD Başkanı)…………………………….. xvii İÇİNDEKİLER………………………………………………………………… xix Rıdvan YURTSEVEN Destinasyon Yönetimi ve Turizm Çekiciliklerinin İmajı: Gökçeada Üzerine Bir Araştırma……………………………………………………............... 1 Ata ATABAY Gökçeada’nın Sürdürülebilir Kalkınmasında Sektörel Önceliklendirmenin Önemi. 13 Kutlay ARTUÇ, Hakan GENÇ Devlet Ada………………………………………………………………………. 25 Süha ÖZDEN, Özkan ATEŞ, Fırat ŞENGÜN, İ. Onur TUNÇ, Oya TÜRKYILMAZ, Deniz ŞANLI YÜKSEL, Mustafa AVCIOĞLU, Can ERTEKİN Gökçeada’nın Jeolojik Özellikleri………………………………………………... 47 Çiğdem ÖZBEK Antik Çağda Gökçeada…………………………………………………………... 59 Mithat ATABAY Osmanlı’nın Son Deniz Başarısı: İmroz Deniz Savaşı…………………………… 69 Gülgün YAZICI, İmran ŞAHİN, Mesut YAZICI Gökçeada’da Osmanlı Medeniyetinin İzleri……………………………………...... 77 Nusret AVCI Gökçeadada Organik Tarım ve Organik Ada……………………………………... 85 Naci KAYNAR Organik Ada Gökçeada…………………………………………………………... 89 Cemil TÖLÜ, Mustafa ÖZCAN, Türker SAVAŞ Gökçeada Keçisinin Biyolojisine İlişkin İlk Rapor………………………………... 103 Hasan GÜRAK, Hakan GENÇ Gökçeada’nın Kalkınmasında Zihinsel Emeğin (beşeri sermayenin) Rolü………… 117 xix Onur GÖNÜLAL Gökçeada Kıyı Balıkıçılığına Genel Bir Bakış………………………………. 127 Mehmet ÇAVUŞOĞLU Gökçeada Rüzgar Sörfü Turizminin Elektronik Ortamda Tanıtımına Yönelik Bir Çalışma………………………………………………………… 135 Çiğdem Şahin, Coşkun KAYABALI Avrupa Birliği’nin Bakışıyla Gökçeada: İlerleme Raporlarları ve Etkileri…… 145 Mehmet ÇAVUŞOĞLU Gökçeada Turizm Potansiyelinin Teknomarket Sistemiyle Tanıtımına Yönelik Yeni bir Strateji………………………………………………….. 157 DESTİNASYON YÖNETİMİ VE TURİZM ÇEKİCİLİKLERİNİN İMAJI: GÖKÇEADA ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA H. Rıdvan YURTSEVEN Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Gökçeada Meslek Yüksekokulu ÖZET Bu araştırmanın temel amacı, sürdürülebilir turizm yönetimi unsurlarının algılama düzeylerini kullanarak, Gökçeada’nın turizm çekiciliklerinin imajını ölçmektir. Sürdürülebilir turizm yönetimi unsurları dört farklı gruba ayrılır: ziyaretçiler, yerel topluluk, yerel girişimciler ve yerel yöneticiler. Araştırmanın temel bulgusu; sürdürülebilir turizm yönetimi unsurlarının, Gökçeada’nın turizm çekiciliklerini algılama düzeylerinin aynı olmamasıdır. Gökçeada’yı bir destinasyon olarak yönetmek ve pazarlamak, sürdürülebilir turizm yönetimi unsurlarının stratejik amaçları ve yerel kaynakların sürdürülebilirliği arasında optimum bir dengenin kurulmasını gerektirir. Destinasyon yönetimi, turizmin etkileri ve sürdürülebilir turizm yönetimi unsurlarının stratejik amaçlarını gerçekleştirmesinde bir optimizasyon sağlamalıdır. Anahtar Kelimeler: Destinasyon imajı, destinasyon yönetimi, turizm çekiciliği. ABSTRACT The main purpose of this paper is to measure image of tourism attractions in Gokceada by using perception levels of elements of sustainable tourism management. Elements of sustainable tourism management are categorized into four different groups: visitors, local community, local entrepreneurs, and local managers. The significant finding of this research is that the perception levels of tourism attractions in Gokceada of elements of sustainable tourism management are not homogeneous. Managing and marketing of Gokceada as a destination should balance the strategic objectives of all elements of sustainable tourism management and the sustainability of local resources. Destination management must lead to the optimisation of tourism impacts and the achievement of the strategic objectives for all elements of sustainable tourism management. Keywords: Destination image, destination management, tourism attraction. GİRİŞ Destinasyonlar, ziyaretçilere birleştirilmiş deneyimler sağlayan turizm ürünlerinin karmasından oluşur. Destinasyon, geleneksel olarak, ülke, ada ya da kent gibi kesin olarak tanımlanabilen bir coğrafi bölge olarak kabul edilir (Buhalis 2000). Buna karşın, destinasyon, turizm yönetimi literatüründe giderek artan bir biçimde Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) ziyaretçilerin seyahat güzergahlarına, kültürel geçmişlerine, ziyaret amaçlarına, eğitim düzeylerine ve geçmiş deneyimlerine göre öznel olarak yorumlanabilen algısal bir kavram olarak görülmektedir. Bu çalışmanın amacına yönelik olarak destinasyon; ziyaretçileri tarafından tek bir varlık olarak algılanan, sürdürülebilir turizm yönetimi açısından tanımlanmış bir coğrafi bölge olarak kabul edilecektir. Bu tanımlama, destinasyon unsurlarına, destinasyonun yönetimi için ölçülebilirlik ve stratejik amaçlarını başarması doğrultusunda faaliyetlerini uygulamaları için güç ve kaynak sağlar. Destinasyonlar, destinasyonun marka adı altında tüketilen turizm ürün ve hizmetlerinin karışımını sağlar (Buhalis 2000). Destinasyon, insanların seyahat ettikleri ve kalmak için çeşitli algılanan özelliklerinin çekicilikleri nedeniyle seçtikleri yerdir (Leiper 1995). Destinasyonlar, ziyaretçilerin gereksinmelerini karşılamak için tasarlanmış hizmetler ve kolaylaştırıcıların odağıdır (Cooper vd. 1998). Destinasyon, 6A olarak adlandırılan unsurlardan oluşur: çekicilikler (attractions), erişebilirlik (accesibility), hoş ve konforlu yönler (amenities), hazır paketler (available packages), faaliyetler (activities) ve yardımcı hizmetler (ancillary services). Bu nedenle; bir destinasyon, bütün ürünlerin, hizmetlerin ve yerel deneyimlerin bileşimi (ya da bir marka) olarak görülebilir (Buhalis 2000). Ziyaretçi, yerel topluluk, yerel girişimciler ve yerel yöneticiler arasındaki ilişkilerin karmaşıklığı nedeniyle, destinasyonlar yönetilmesi ve pazarlanması en zor alanlardan biridir (Sautter ve Leisen 1999). Turizmin sürdürülebilir olması isteniyorsa; ziyaretçilerin, yerel topluluğun, yerel girişimcilerin ve yerel yöneticilerin etkileşimlerini kolaylaştıran bir destinasyon stratejisi uygulanmalıdır. Bu strateji; ziyaretçilerin sayısının artmasından daha çok düzenli olarak onların memnuniyet düzeylerinin izlenmesini ve bunları başarı kriteri olarak kullanmayı, ziyaretçi ve yerel topluluk etkileşiminde ziyaretçi deneyiminin önemli bir göstergesi olan yerel topluluk tepkilerini izlemeyi, turizm alanlarındaki alt yapı uygulamalarını sahip olunan çeşitli ziyaretçiler için çekici duruma getirecek faaliyetler gerçekleştirmeyi içerir (Ryan 1991). Ziyaretçiler, destinasyonları, tedarik ve hizmetlerin toplamını içeren bir marka olarak algılar. Ziyaretlerinden önce destinasyon hakkında beklentilerinin yanında, önceki deneyimlerine, ağızdan ağıza iletişime, basılı bilgilere, reklamlara ve genel inançlara dayalı bir imaj geliştirirler (Baloglu ve Brinberg 1997). Ziyeretçiler, tatilleri boyunca kapsamlı bir deneyim olarak, destinasyon ürünlerini hangi destinasyon unsuru tarafından üretildiğini düşünmeden tüketirler. Bu ürünleri onlara sağlayanlar, güçlü ve zayıf yönlere sahip olan destinasyon unsurlarıdır (Buhalis ve Cooper 1998). Ziyaretçilerin tüm deneyimleri, turizm çekiciliklerinin çeşitliliği yanında küçük iletişimlerden oluşur. Sonuç olarak; bir destinasyonun stratejik yönetimi ve pazarlaması, her bir destinasyon unsuruyla ilişkilidir. Başka bir anlatımla; destinasyondaki her bir unsurun rekabeti birbiriyle ilişkiliyken, aynı zamanda her birini diğerinden ayrıştırmaktadır. Destinasyon yönetimi, bir bölgenin ziyaretçiler için çekici duruma getirilmesine ilişkin süreçler olarak görülmemelidir. Destinasyon yönetimi; 2 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) destinasyonun kalkınma hedef ve stratejilerinin gerçekleştirilmesini sağlayan bir işleyiş olmalıdır. Bu açıdan bakıldığında, destinasyonlar için hedef ve stratejileri aşağıdaki gibi sıralayabiliriz (Buhalis 2000): · Destinasyon ziyaretçilerinin tatminini ve memnuniyetini sağlamak, · Yerel topluluğun uzun dönem refahını sağlamak, · Yerel girişimlerin kârını ve çarpan etkisini en yüksek kılmak, · Yerel yöneticilerin, sosyal-kültürel-çevresel maliyetler ve ekonomik fayda arasındaki sürdürülebilir dengeyi sağlamada turizm etkilerini optimum yapmalarını kolaylaştırmak. Destinasyon türlerini ve özelliklerini anlamak, onların pazarlaması için çok önemlidir (Buhalis 2000). Her destinasyon, ziyaretçi taleplerinin belirli türleriyle eşleşebilir. Bu nedenle; bir destinasyon markası geliştirmek için seyahat motivasyonlarının değerlendirilmesine gereksinim vardır. Buna ek olarak, destinasyonlar yalnızca aktif talebin istem ve gereksinimlerinin farkında olmamalı, aynı zamanda potansiyel pazarları da etkileyebilmelidir (Buhalis 2000). Hedef pazarlara, pazarlama karmasını adapte edebilecek ve faydaların en yüksek olmasını sağlayacak ürün portföyünü geliştirmelidir (Tribe 1997). Ziyeretçiler, turizm ürünlerini seçmede geniş kriterler kullanmaktadır. Bu kriterler; gezinin özellikleri ve amacı, dış çevre unsurları, ziyaretçinin kişiliği ve destinasyonun özelliklerinden oluşmaktadır (Ryan 1997; Swarbrooke ve Horner 1999). Bir destinasyonu ziyaret etme ya da etmeme seçimindeki en önemli kriter, imajdır. İmaj; potansiyel ziyaretçinin destinasyon hakkında sahip olduğu beklentilerin ve algıların kümesidir. Ziyaretçinin, destinasyona ilişkin geçmiş deneyimlerini ya da işletmeler, arkadaşlar ve akrabaların tanımlarını içerir. Genel bilgi ve pazarlama kampanyalarının doğru ya da düşsel sunumları, ziyaretçilerin beklenti ve algılarını geliştirir (Baloglu ve Brinberg 1997; Chacko 1997; Gartner 1993). Sonuç olarak, destinasyon yönetiminde, bir destinasyona ilişkin imajın ölçülmesi önem taşır. Ziyaretçi memnuniyetinin derecesi; beklenti ve algıların, destinasyon deneyimiyle karşılaştırılması ve değerlendirilmesiyle belirlenir. Destinasyonlar için doğru imaj geliştirmek, ziyaretçileri memnun etme yeteneğini geliştirir (Morgan ve Pritchard 1998). Destinasyon imajı, bölgeyi markalaştırmaya yönelik yönetim süreçleriyle uyumlu bir biçimde geliştirilmelidir. Turizm, çekicilikler nedeniyle vardır. Çekicilikler, turizm ve seyahat sisteminin temel güdüsüdür. Ziyaretçiyi, bir destinasyona yönelten motivasyonu çekicilikler sağlar. Ziyaretçilerin tatmin düzeyini ölçmeye yönelik olarak gerçekleştirilen araştırmalarda, çekicilikler de tatmini etkileyen unsurlar arasında yer almaktadır (Yeşiltaş ve Öztürk 1997; Yurtseven ve Can 2002). Bir çekiciliğin başarısı, ziyaretçinin, destinasyonun fayda ve tatmin düzeyini değerlendirmesiyle ilgilidir. Turizm çekicilikleri dört temel guruba ayrılarak incelenmektedir (Alhemoud ve Armstrong 1996; Kozak ve Rimmington 1998; Sharaiha ve Collins 1992): doğal çekicilikler, tarihi çekicilikler, kültürel çekicilikler ve yapım çekicilikler. 3 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Türkiye’nin en büyük adası olan Gökçeada, sahip olduğu adalara özgü çekicilikleri nedeniyle, son on yıldan beri yurt içinde ve dışında bilinen bir destinasyon haline gelmiştir. Bu durum, adanın turizm kaynaklarının sürdürülebilir olarak yönetilmesini gerektirmektedir. Yönetim süreçlerinin etkinliği ve geleceğe yönelik turizm stratejilerinin belirlenmesi açısından, destinasyon yönetimi unsurlarının (ziyaretçi, yerel topluluk, yerel girişimci, yerel yönetici) odaklandığı turizm çekiciliklerinin imajının belirlenmesi gerekmektedir. Bu araştırmanın amacı; sürdürülebilir destinasyon yönetimi unsurlarından alınan verilere göre, Gökçeada’daki turizm çekiciliklerinin imajını belirleyerek, ada turizm çekiciliklerinin varolan durumunu incelemektir. Böylelikle, Gökçeada’ya ilişkin etkili bir destinasyon imajı ve marka oluşturulması için gerekli yönetsel stratejiler yapılandırılabilecektir. Araştırmanın temel varsayımı; etkili bir destinasyon imajı yaratılmasının, varolan turizm çekicilik imajlarının değerlendirilmesine bağlı olduğudur (Bigne vd. 2001; Gartner 1993). YÖNTEM Araştırmanın veri toplama aracı, örnek kütlelere yönelik soru kağıdıdır. Ana kütlelerden rastlantısal olarak seçilen 40 denek üzerinde, 23-26 Nisan 2008 tarihleri arasında, soru kağıdıyla bir pilot uygulama gerçekleştirilmiştir. Bunun amacı, soru kağıdını daha anlaşılır bir duruma getirmektir. Deneklerin, Gökçeada’daki turizm çekiciliklerinin etkileyiciliğini kişisel olarak ölçmeyi amaçlayan sorular, 5’li Likert Ölçeği’ne göre hazırlanmıştır. Destinasyon çekiciliklerinin imajıyla ilgili araştırmalarda, genel olarak, Likert Ölçeği’yle analiz yapılmasını sağlayacak soru kağıdı kullanılmaktadır. Uygulamaya katılanlara, Gökçeada için belirlenen toplam 33 adet turizm çekiciliğiyle (Yurtseven 2000; Yurtseven ve Can 2002) ilgili olarak, her birinin hangi düzeyde etkili olduğu sorulmuştur. Bunların 9 adedini doğal çekicilikler, 14 adedini tarihi çekicilikler ve 10 adedini kültürel çekicilikler oluşturmaktadır. Denekler etkileyicilik düzeylerini 1-5 puan (1=Hiç Etkileyici Değil, 2=Etkileyici Değil, 3=Nötr, 4=Etkileyici, 5=Çok Etkileyici) arasında bir puan vererek değerlendirmişlerdir. Soru kağıdındaki turizm çekiciliklerinin değerlendirilmesine yönelik olarak hazırlanan özgün sorular, benzer araştırmalardaki sorularla uyum sağlamaktadır (Bigne vd. 2001; Gartner 1993). Bu araştırmanın ana kütlesini sürdürülebilir turizm yönetiminin dört temel unsuru oluşturmaktadır: Gökçeada yerel yöneticileri, Gökçeada yerel girişimcileri, Gökçeada’ya gelen ziyaretçiler ve Gökçeadalılar. Araştırma, Gökçeada yerel yöneticileri (95) ve Gökçeada yerel girişimcileri (127) ana kütlelerinin tamamında gerçekleştirilmiştir. Gökçeada yerel yöneticileri ve Gökçeada yerel girişimcilerine ilişkin sayılar, Gökçeada Kaymakamlığı ve Gökçeada Belediyesi’nden alınmıştır. Gökçeada’ya gelen ziyaretçilere ilişkin örnek kütlenin belirlenmesinde, ana kütlenin sayısının bilinmediği örneklem belirleme yöntemi (n=t2pq/d2 - %5 örnekleme hatası) uygulanmış ve örneklem 384 olarak belirlenmiştir. Gökçeadalılar örnek kütlesinin belirlenmesinde, ana kütlenin sayısının bilindiği örneklem belirleme yöntemi (n=N t2pq/d2 (N-1) + t2pq - %5 örnekleme hatası) uygulanmıştır. T.C. 4 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Başbakanlık Türkiye İstatistik Kurumu Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) Veri Tabanı 2007 verilerine göre, Gökçeada İlçesi’nin nüfusu 8.672’dir. Bu veriye dayalı olarak örnek kütle 368 olarak belirlenmiştir. Örnek kütle belirlenirken, ana kütlenin yaş ve cinsiyet kriterleri de dikkate alınmıştır. Gökçeadalılar örnek kütlesi; 24 ve altı yaş (181/52 kadın-129 erkek), 25-34 yaş (70/28 kadın-42 erkek), 35-44 yaş (37/18 kadın-19 erkek), 45-54 yaş (29/14 kadın15 erkek), 55-64 yaş (21/10 kadın-11 erkek), 65 ve üstü yaş (30/15 kadın-15 erkek) olarak sınırlandırılmıştır. Sonuç olarak araştırma kütlesi; Gökçeada yerel yöneticileri (95), Gökçeada yerel girişimcileri (127), Gökçeada’ya gelen ziyaretçiler (384) ve Gökçeadalılar (368) olmak üzere toplam 974 denekten oluşmaktadır. Soru kağıtları, 1 Mayıs-30 Haziran 2008 tarihleri arasında, 33 kişilik bir anket gurubuyla uygulanmıştır. Uygulama sonucunda 930 deneğin (örnek kütlenin %95.48’si) verileri (Gökçeada yerel yöneticileri 63/ana kütlenin %66.32’si; Gökçeada yerel girişimcileri 115/ana kütlenin %90.55’i; Gökçeada’ya gelen ziyaretçiler 384/örnek kütlenin %100’ü ve Gökçeadalılar 368/örnek kütlenin %100’ü) değerlendirmeye alınmıştır. Gökçeada’daki turizm çekiciliklerinin sürdürülebilir turizm yönetimi unsurları açısından karşılaştırılmasında grup verilerinin parametrik analiz tekniklerinin uygulanabilme ön koşullarını taşıması nedeniyle; One-Way ANOVA Test Tekniği kullanılmıştır. Bunun nedeni; One-Way ANOVA Test Tekniği’nin, dört ortalama arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olup-olmadığını belirtmesidir. Anlamlı farklılıkların, her bir çekicilik için, hangi ortalamalar arasında olduğunu belirlemek için Scheffe Testi uygulanmıştır. Her bir çekiciliğin, sürdürülebilir turizm yönetimi unsurları açısından analizi yapılmıştır. Çekicilikler arasındaki anlamlı istatistiksel farklılıklar belirtilmiş ve gerekli açıklamalar yapılmıştır. Analizler, SPSS 10.0 Windows istatistiksel analiz paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Verilerin güvenilirliği, değerlendirmeye geçilmeden önce test edilmiş ve Alfa Güvenilirlik Testi (Cronbach Alfa Katsayısı)’nin sonucu 0,8793 (yüksek derecede güvenilir) olarak bulunmuştur. BULGULAR Gökçeada’da varolan 33 turizm çekiciliği, üç ana gruba ayrılmıştır (bakınız: Tablo 1-3). Her bir çekiciliğin ortalama puanı, Gökçeada yerel yöneticileri, Gökçeada yerel girişimcileri, Gökçeada’ya gelen ziyaretçiler ve Gökçeadalılar için ayrı olarak hesaplanmıştır. Daha yüksek bir ortalama puanı, daha etkili bir çekicilik olarak algılanmaktadır. Doğal çekiciliklerin imajı Doğal çekicilikler açısından; 9 çekicilikten 8’i istatistiksel olarak anlam taşımaktadır. Gökçeada yerel yöneticileri; Aydıncık Kumsalı, Aydıncık Tuz Gölü, Gizli Liman, Laz Koyu, Peynir Kayalıkları ve Tepeköy Çınar Ağacı’nın imajını etkileyici bulmaktadır. Gökçeada yerel girişimcileri, Peynir Kayalıkları ve Tepeköy Çınar ağacının imajını etkileyici olarak belirtirken, Gökçeadalılar Laz Koyu’nun 5 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) imajını etkileyici bulmaktadır. Gökçeada’ya gelen ziyaretçiler açısından etkileyici olarak algılanan doğal çekicilik yoktur. Doğal çekiciliklerin imajını genel ortalama açısından değerlendirdiğimizde; hiçbir çekicilik etkileyici olarak değerlendirilmemektedir. Tablo 1, doğal çekicilikleri içeren soruların cevaplarını özetlemektedir. Doğal çekiciliklere göre, ziyaretçi ortalamaları ve diğer ortalamalar arasındaki anlamlı istatistiksel farklılıklar Scheffe Testi’yle değerlendirilmiştir. Yönetici ortalamaları 5 (Aydıncık Tuz Gölü, Laz Koyu, Marmaros Ormanı, Marmaros Şelalesi, Mavi Koy) çekicilik, girişimci ortalamaları 8 (Aydıncık Kumsalı, Aydıncık Tuz Gölü, Gizli Liman, Laz Koyu, Marmaros Ormanı, Marmaros Şelalesi, Mavi Koy, Tepeköy Çınar Ağacı) çekicilik ve Gökçeadalı ortalamaları 5 (Gizli Liman, Marmaros Ormanı, Marmaros Şelalesi, Peynir Kayalıkları, Tepeköy Çınar Ağacı) çekicilikte ziyaretçi ortalamalarıyla uyumludur. Tarihi çekiciliklerin imajı Tarihi çekiciliklere bakıldığında; 14 çekicilikten 11’i istatistiksel olarak anlam taşımaktadır. Gökçeada yerel yöneticileri ve Gökçeadalılar, tarihi çekiciliklerin imajını etkileyici bulmamaktadır. Gökçeada yerel girişimcileri ve Gökçeada’ya gelen ziyaretçiler, Zeytinliköy’ü etkileyici olarak değerlendirmektedir. Tarihi çekiciliklerin imajını genel ortalama açısından değerlendirdiğimizde; Zeytinliköy etkileyici olarak değerlendirilmektedir. Tarihi çekiciliklere ilişkin bulgular, Tablo 3’de özetlenmiştir. Tarihi çekicilikler açısından, ziyaretçi ortalamaları ve diğer ortalamalar arasındaki anlamlı istatistiksel farklılıklar Scheffe Testi’yle değerlendirilmiştir. Yönetici ortalamaları 12 (Dereköy, Eski Bademli Köyü, Kaleköy, Kaleköy Kalesi, Kiliseler, Metropolit Katedrali, Paleokastro Kalesi-Dereköy, Prygos-Dereköy, Roxado Barajı-Tepeköy, Tepeköy, Tepeköy Folklor Müzesi, Zeytinliköy) çekicilik, girişimci ortalamaları 14 (Çamaşırhaneler, Dereköy, Eski Bademli Köyü, Kaleköy, Kaleköy Kalesi, Kiliseler, Metropolit Katedrali, Paleokastro Kalesi-Dereköy, Prygos-Dereköy, Roma Dönemi Kaya Mezarları, Roxado Barajı-Tepeköy, Tepeköy, Tepeköy Folklor Müzesi, Zeytinliköy) çekicilik ve Gökçeadalı ortalamaları 5 (Kaleköy Kalesi, Metropolit Katedrali, Prygos-Dereköy, Roxado Barajı-Tepeköy, Tepeköy) çekicilikte ziyaretçi ortalamalarıyla uyumludur. Kültürel çekiciliklerin imajı Kültürel çekicilikleri içere cevapların değerlendirilmesi sonucunda, 10 çekicilikten 8’inin istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmektedir. Gökçeada yerel yöneticileri, Kekik Balı ve Zeytin-Zeytinyağı’nın imajını etkileyici bulmaktadır. Gökçeada yerel girişimcileri, şarabın imajını etkileyici olarak belirtmektedir. Gökçeada’ya gelen ziyaretçiler, şarap ve zeytin-zeytinyağının imajını etkileyici bulmaktadır. Gökçeadalılar açısından etkileyici olarak algılanan kültürel çekicilik yoktur. Kültürel çekiciliklerin imajını genel ortalama açısından değerlendirdiğimizde; zeytin 6 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) ve zeytinyağı etkileyici olarak belirlenmiştir. Tablo 3, kültürel çekiciliklerin imajını özetlemektedir. Kültürel çekiciliklere göre, ziyaretçi ortalamaları ve diğer ortalamalar arasındaki anlamlı istatistiksel farklılıklar Scheffe Testi’yle değerlendirilmiştir. Yönetici ortalamaları 3 (Gökçeada Mutfağı, Meryem Ana Festivali, Zeytin ve Zeytinyağı) çekicilik, girişimci ortalamaları 8 (Gökçeada Film Festivali, Gökçeada Mutfağı, Kahvehaneler, Kekik Balı, Meryem Ana Festivali, Organik Tarım, Paskalya, Zeytin ve Zeytinyağı) çekicilik ve Gökçeadalı ortalamaları 5 (Gökçeada Film Festivali, Gökçeada Mutfağı, Kahvehaneler, Kekik Balı, Meryem Ana Festivali) çekicilikte ziyaretçi ortalamalarıyla uyumludur. Gökçeada’daki tüm çekiciliklerin imajı Gökçeada’nın doğal, tarihi ve kültürel çekicilikleri karşılaştırıldığında; Gökçeada yerel yöneticilerinin doğal çekicilikleri etkili bulması dışında, hiçbir çekiciliğin etkileyici olmadığı belirlenmiştir. Tablo 4, Gökçeada’daki tüm çekiciliklerin imajına ilişkin bilgileri sunmaktadır. TARTIŞMA VE SONUÇ Bu araştırma, Gökçeada’daki sürdürülebilir turizm yönetimi unsurlarından (ziyaretçi, yerel topluluk, yerel girişimci ve yerel yönetici) alınan verilere dayanarak, bir destinasyon olarak Gökçeada’nın algılanan imajını belirlemek üzere gerçekleştirildi. Turizm çekiciliklerinden oluşan imajın güçlü ve zayıf yönleri tanımlandı. Çekiciliklerin algılanması, sürdürülebilir turizm yönetimi unsurlarından her bir çekicilik grubu için alınan verilerle oluşturulan ortalamaların, karşılıklı olarak analiz edilmesiyle belirlendi. Bu analizin sonucunda, sürdürülebilir turizm yönetimi unsurları arasında Gökçeada’daki turizm çekiciliklerinin algılanması açısından, önemli istatistiksel anlam farklılıklarının bulunduğu görüldü. Ziyaretçi, yerel topluluk, yerel girişimci ve yerel yönetici uyumu; doğal çekicilikler açısından Marmaros Ormanı ve Marmaros Şelalesi’nde, tarihi çekicilikler açısından Kaleköy Kalesi, Metropolit Katedrali, Prygos-Dereköy, Roxado Barajı-Tepeköy ve Tepeköy’de, kültürel çekicikler açısından Gökçeada Mutfağı ve Kekik Balı’nda görülmektedir. Gökçeada’daki turizm çekiciliklerini oluşturan temel grupların hiçbiri, etkileyici bulunmamaktadır. Sürdürülebilir turizm yönetimi unsurlarının arasındaki ortak hedef ve uygulama işbirliği, destinasyon yönetiminin de temelidir. Ziyaretçi beklentilerini karşılamak ve aşmak, yerel unsurların işbirliğine bağlıdır. Yerel unsurlar, rekabet yerine, işbirliği yapmalıdır. Destinasyonlardaki yerel unsurlar, rekabet etmemeleri gerektiğini anlayacak olgunlukta olmalıdır. Bunun yerine; diğer destinasyonlarla rekabet etmelerini sağlayacak turizm stratejileri geliştirmek ve uygulamak için gerekli kaynakları beraber sağlamalıdırlar. Yeni destinasyonların hızlı gelişimi, önemli bir rekabet düzeyi yaratır. Gökçeada gibi destinasyonlar, sosyo-kültürel kaynakları ve doğal alanları maliyetli olmadan sunabilirler. Birçok geleneksel 7 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) destinasyon, başlangıçta, rasyonel planlama ve yönetim sistemi (destinasyon yönetimi) olmaksızın kendi başlarına yaşamlarını sürdürebilir. Yaşam döngülerinin bir aşamasında olgunluk ya da doygunluğa ulaşırlar. Bunun sonucunda kitle turizmine yönelirler. Hızlı yenilenmelere gereksinim duyarlar, ancak kaynak yetersizliği ve ziyaretçilerin ödeme isteksizliği destinasyonun rekabetini tehdit eder. Bunu önlemenin yöntemi, sürdürülebilir turizm unsurları arasında işbirliğine dayalı bir destinasyon pazarlama karması oluşturmaktır. Destinasyon pazarlama karmasının oluşturulması, sürdürülebilir turizm yönetimi unsurları açısından, destinasyon çekiciliklerin iyi anlaşılmasını gerektirir. Bu durum, turizme yeni başlayan destinasyonlar için daha da önemlidir. Gökçeada açısından, ivedi olarak, sürdürülebilir turizm yönetimi unsurlarının ortak katılımıyla gerçekleştirilecek bir Gökçeada Turizm Strateji’ne gereksinim bulunmaktadır. Bu yapılmadıkça, Gökçeada’nın bir destinasyon olarak imajı, en azından etkili olmayacaktır. Bu araştırma, Gökçeada’da yapılmıştır. Araştırma sonuçlarıyla ilgili olarak, bundan öte bir genelleme yapılması olanaksızdır. Bir önemli özellikte, araştırma sonuçlarının 2008 verilerine dayalı olan sonuçlar olmasıdır. Bireylerin algılarına dayalı verilerin, günümüzün hızla değişen koşullarında uzun süre geçerli olduğu savunulamaz. Sonuçların daha uzun bir zaman dilimine genellenipgenellenemeyeceği, araştırmanın tekrarlanması ve sonuçların karşılaştırılmasıyla anlaşılabilir. Bu nedenle, araştırma belirli zaman aralıklarıyla tekrarlanmalıdır. Araştırma; bu biçimiyle de, Gökçeada’daki turizm çekiciliklerinin algılanan imajları hakkında, sürdürülebilir turizm yönetimi açısından bir genelleme yapılmasını sağlamaktadır. Bu genelleme, Gökçeada’yla ilgili olarak gerçekleştirilecek destinasyon yönetimi süreçlerinde önem taşımaktadır. Araştırma bulguları, Gökçeada’yla ilgili güncel çekicilik algılarının belirlenmesi ve bir destinasyon imajının yaratılmasında önemli veriler sunmaktadır. KAYNAKÇA Alhemoud, A. M. ve Armstrong, E. G. 1996. “Image of Tourism Attractions in Kuwait.” Journal of Travel Research 34(4): 76-80. Baloglu, S. ve Brinberg, D. 1997. “Affective images of tourism destinations.” Journal of Travel Research 35(4): 11-15. Bigne, J. E., Sanchez, M. I. ve Sanchez, J. 2001. “Tourism Image, Evaluation Variables and After Purchase Behaviour: Interrelationship.” Tourism Management 22: 607-616. Buhalis, D. 2000. “Marketing the competitive destination of the future.” Tourism Management 21(1): 97-116. Buhalis, D. ve Cooper, C. 1998. “Competition or co-operation: The needs of Small and Medium sized Tourism Enterprises at a destination level.” Embracing and managing change in Tourism, E. Laws, B. Faulkner ve G. Moscardo (ed.), London: Routledge. Chacko, H. E. 8 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) 1997. “Positioning a tourism destination to gain a competitive edge.” Asia Pacific Journal of Tourism Research 1(2): 69-75. Cooper, C., Fletcher, J., Gilbert, D., Shepherd, R. ve Wanhill, S. 1998. Tourism: Principles and Practices, 2nd ed. England: Addison Wesley Longman. Gartner, W. C. 1993. “Image Formation Process.” Journal of Travel and Tourism Marketing 2(2-3): 191215. Kozak, M. ve Rimmington, M. 1998. “Benchmarking: Destination Attractiveness and Small Hospitality Business Performance.” International Journal of Contemporary Hospitality Management 10(5): 184-188. Leiper, N. 1995. Tourism Management. Melbourne: RMIT Press. Morgan, N. ve Pritchard, A. 1998 Tourism Promotion and Power: Creating Images, Creating Identities. Chichester: Wiley. Ryan, C. 1991. “Tourism and marketing-A symbiotic relationship.” Tourism Management 12(2):101-111. Ryan, C. 1997. The tourist experience: A new Introduction. London: Cassell. Sautter, E. T. ve Leisen, B. 1999. “Managing stakeholders: A tourism planning model.” Annals of Tourism Research, 26(2): 312-328. Sharaiha, Y. M. ve Collins, P. Q. 1992. “Marketing Jordan as a Tourist Destination: Potential and Complexity.” Tourism Management March: 168-180. Swarbrooke, J. ve Horner, S. 1999. Consumer behaviour in Tourism. Oxford: Butterworth-Heinemann. Tribe, J. 1997. Corporate strategy for tourism. London: International Thomson Business Press. Yeşiltaş, M. ve Öztürk, Y. 1997. “Türkiye’yi Ziyaret Eden İngiliz Turistlerin Tatminini Ölçmeye Yönelik Bir Araştırma.” Anatolia: Turizm Araştırmaları Dergisi 8(1-2): 24-27. Yurtseven, H. R. 2000. Development and Management of Tourism Resources in Cultural Tourism Management: An Application of Benchmarking Imbros and Lemnos. Çanakkale: ÇOMÜ Araştırma Fonu Başkanlığı (1999/19). Yurtseven, H. R. ve Can, E. 2002. “Gökçeada’daki Turizm Çekiciliklerinin İmajı: İlk Kez ve Birden Fazla Gelen Turistler Açısından Karşılaştırmalı Bir Araştırma.” Anatolia: Turizm Araştırmaları Dergisi 13(2): 148-154. 9 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Tablo 1. Gökçeada’daki doğal çekiciliklerin imajı Çekicilik Doğal Aydıncık Kumsalı Aydıncık Tuz Gölü Gizli Liman Laz Koyu Marmaros Ormanı Marmaros Şelalesi Mavi Koy Peynir Kayalıkları Tepeköy Çınar ağacı One-Way Genel ANOVA Ortalama Anlamlılık Düzeyi Yönetici Ortalaması Girişimci Ortalaması Ziyaretçi Ortalaması Gökçeadalı Ortalaması 4,2857 3,7565 3,8932 3,3288 3,6796 ,000 4,0476 3,6435 3,7891 3,4565 3,6570 ,000 4,3810 3,7739 3,9089 3,8587 3,9043 ,000 4,1111 3,9841 3,8522 3,5739 3,7135 3,6849 4,3152 3,7418 3,9957 3,7140 ,000 ,054 3,9048 3,8609 3,8516 3,7391 3,8118 ,268 3,9206 4,1270 3,9304 4,0609 3,9245 3,7266 3,6929 3,6875 3,8333 3,7796 ,005 ,000 4,3016 4,1217 3,9583 3,8125 3,9441 ,000 10 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Tablo 2. Gökçeada’daki tarihi çekiciliklerin imajı Çekicilik Çamaşırha neler Dereköy Eski Bademli Köyü Kaleköy Tarihi Kaleköy Kalesi Kiliseler Metropolit Katedrali Paleokastr o KalesiDereköy PrygosDereköy Roma Dönemi Kaya Mezarları Roxado BarajıTepeköy Tepeköy Tepeköy Folklor Müzesi Zeytinliköy One-Way Girişimci Ziyaretçi Gökçeadalı Genel Yönetici ANOVA Ortalaması Ortalaması Ortalaması Ortalaması Ortalama Anlamlılık Düzeyi 3,7302 3,7778 3,3478 3,7478 3,3151 2,9810 3,2151 ,000 3,5964 3,3886 3,5452 ,000 3,5873 3,8000 3,5365 3,3397 3,4946 ,000 3,6984 3,8000 3,7083 3,4429 3,6140 ,000 3,8095 3,6000 3,6198 3,4946 3,5806 ,080 3,3968 3,7565 3,7031 3,5136 3,6140 ,011 3,1746 3,3217 3,2813 3,3832 3,3194 ,387 3,2540 3,2000 3,2396 3,4375 3,3140 ,024 3,4444 3,2348 3,3073 3,4348 3,3581 ,130 3,8254 3,2261 3,4063 3,6522 3,5097 ,000 3,6508 3,2609 3,4010 3,4429 3,4172 ,091 3,7302 3,7739 3,7083 3,5761 3,6656 ,157 3,2222 3,2609 3,1979 3,4266 3,2978 ,025 3,8254 4,2261 4,1458 3,8098 4,0011 ,000 11 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Tablo 3. Gökçeada’daki kültürel çekiciliklerin imajı One-Way Girişimci Ziyaretçi Gökçeadalı Genel ANOVA Yönetici Ortalaması Ortalaması Ortalaması Ortalaması Ortalama Anlamlılık Düzeyi Çekicilik Dibek Kahvesi Gökçeada Film Festivali Gökçeada Kültürel Mutfağı Kahvehaneler Kekik Balı Meryem Ana Festivali Organik Tarım Paskalya Şarap Zeytin ve Zeytinyağı 3,4286 4,4087 4,0729 3,1739 3,7151 ,000 3,6984 3,1739 3,2266 3,2853 3,2753 ,013 3,2222 3,1652 3,1719 3,1522 3,1667 ,969 2,7937 4,2222 3,2174 3,4609 3,1641 3,4375 3,3397 3,5842 3,2151 3,5516 ,001 ,000 3,8413 3,4696 3,4167 3,5543 3,5065 ,139 3,9206 3,2222 3,3016 4,3333 3,4087 3,8348 4,4696 3,9652 3,3620 3,6068 4,0391 4,1198 3,5870 3,6087 3,5897 3,9402 3,4946 3,6097 3,8645 4,0441 ,000 ,006 ,000 ,004 Tablo 4. Gökçeada’daki tüm çekiciliklerin imajı Çekicilikler Yönetici Ortalaması Girişimci Ortalaması Ziyaretçi Ortalaması Gökçeadalı Ortalaması Genel Ortalama Doğal Tarihi Kültürel 4,1181 3,5805 3,5984 3,8415 3,5397 3,6574 3,8278 3,5119 3,5617 3,7370 3,4516 3,8625 3,8811 3,5209 3,6700 12 GÖKÇEADA’NIN SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMASINDA SEKTÖREL ÖNCELİKLENDİRMENİN ÖNEMİ Ata ATALAY ÖZET Türkiye’nin en büyük adası olan Gökçeada, eşsiz doğası ve güzelliklerinin yanı sıra sosyo kültürel renkliliği ile ülke genelinde özel bir öneme ve konuma sahiptir. Gökçeada’nın geleceğine yönelik en önemli iki husus, adanın sosyal, ekonomik ve kültürel anlamda kalkınması için ivme sağlanırken, adanın doğal ve kültürel yapısının, ekolojik özelliklerinin korunmasıdır. Adada, kalıcı, müreffeh, üretici ve izolasyon duygularından arınmış bilinçli bir nüfus ancak sürdürülebilir kalkınma modelini hayata geçirecek projelerin uygulanması ile temin edilebilir. Sürekliliği olmayan teşvik politikalarının ve dışsal girdilerin sadece Gökçeada’da değil ülke dışındaki adalarda da adalardan dış göçü engellemediği görülmüştür. Gökçeada’da sürdürülebilir kalkınmanın gerçekleştirilmesine katkı sağlayabileceği düşüncesi ile ekonomik sektör önceliklerini belirlemek için Delphi Metodu benzeri bir yöntem 2007 yılında Gökçeada için uygulanmıştır. Ölçütler belirlenmiş, daha sonra Gökçeada’da yaşayan panel katılımcıları ile gerçekleştirilen çalışmada ölçüt ağırlıkları saptanmıştır. Adanın doğal kaynaklarını temel girdi olarak kullanacak, ada kalkınmasına ek istihdam yaratma, gelir artırma, çevrenin korunması ve yatırımların dönüşüm süresi itibariyle öncelikle katkı sağlayacak sektörler belirlenmiştir. Bildiride sürdürülebilir kalkınma öncelikli ölçütler ve ana ekonomik faaliyet için öncelikli sektörler ile Gökçeada özelinde kaynak yönetim modeli çerçevesinde ele alınmalıdır. Anahtar kelimeler: Gökçeada, sürdürülebilir kalkınma, Delphi Metodu, kaynak yönetim modeli. ABSTRACT Besides its unique landscape and breathtaking views, Gökçeada is the largest Turkish island with a colorful socio-cultural structure. She deserves a special attention and has an important location in national scale. On the island, a permanent, prosperous, productive population, minimizing its sense of isolation, can survive through the implementation of projects based on a sustainable development model. Incentive policies that are applied only at certain intervals or through external inputs can not succeed in preventing migration not only from Gökçeada, but also from other islands beyond boundaries. In 2007, a model derived from the Delphi Methodology was applied for Gökçeada in order to determine the economical sectoral priorities for sustainable development. At first, the criteria for development were determined and during a panel study different weights were given to the criteria. Priority sectors were designated, taking into consideration the overall contributions to employment, income generation, environmental protection and economic rate of return while using the natural resources of the island as the primary input. Through this presentation, the sustainable development for Gökçeada is discussed with Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) priority criteria and economic sectors within the framework of a resource management model. Key words: Gökçeada, sustainable development, Delphi Methodology, resource management model. GİRİŞ Ada yaşantısı başta anakara ile ulaşım bağlantısı olmak üzere kısıtlılık ve elverişsiz ortama bağlı olarak kendine özgü koşullarla şekillenir. Ada kültürü, kara parçasını çevreleyen denizden sağlanan kazanımlar ve yalıtılmış yaşam ortamının koşulları ile oluşur. Teknolojinin ve ulaşım olanaklarının gelişmiş olmasına rağmen adaya ulaşmak veya adadan ayrılmak zaman zaman doğanın iznine bağlıdır. Tüm temel ve acil hizmet olanaklarının bulunmadığı ada ortamında, doğanın zorladığı bu özellik adada kalıcı yaşamın ve yerleşik nüfusun temini için önemli bir etken olmaktadır. Türkiye’nin en büyük adası olan Gökçeada 289 km2 yüzölçümüne sahiptir. Çevresi 46 deniz mili (yaklaşık 83 km) olup, anakara ile en yakın ulaşım bağlantısı Gökçeada-Kuzulimanı ile Gelibolu Yarımadası-Kabatepe Limanı arasındadır. Gökçeada ana karaya, Gelibolu Yarımadasına 14 mil (yaklaşık 25 km) uzaklıktadır. Gökçeada’nın Kuzeybatısında bulunan Semadirek adasına uzaklığı 12 mil (yaklaşık 22 km) Güneybatısındaki Limni Adasına ise uzaklığı 10 mildir (yaklaşık 18 km). Gökçeada engebeli bir arazi yapısına sahiptir. Ada tepelerin ve ovaların birbirini izlediği, yüzde 77’si dağlık, yüzde 12’si düşük eğimli ve yüzde 11’i ovalık alanlardan oluşur. En yüksek noktası Doruk Tepe’dir (673 m). Ada’nın bitki örtüsünü çam ormanları, makilikler ve zeytinlikler oluşturur. Rüzgâra açık güney yamaçlarda ise geven dikenleri yaygın olup bu yüzey bitki örtüsü erozyon açısından olumlu bir yüzey örtüsü sağlamaktadır. Gökçeada bir barajı ve dört göleti ile Akdeniz’in, bu tür mühendislik uygulamaları ile sağlanmış su kaynakları bakımından en zengin adasıdır. Ada yüzölçümünün yaklaşık %75’i ise tarımsal olarak kullanılabilir nitelikte olup bu oran Türkiye ortalamasının çok üzerindedir (Doğan 2007). Gökçeada’nın kıyı turizmi yanı sıra, doğal yapısından kaynaklanan önemli bir iç turizm potansiyeli mevcuttur. Yıldız Koyu, Kuzu Limanı, Güzelce Koy, Aydıncık, Kokina, Kapıkaya, Yuvalı sahilleri, Laz Koyu, Uğurlu Plajları ve Gizli Liman gibi yüzme ve sörf amaçlı kıyı potansiyelinin yanı sıra, Kokina Kaya Mezarları, Yenibademli Höyüğü, Marmaros Şelalesi, Kaşvakal Burnu (Peynir kayalıkları), şifalı çamuru ile tuz gölü ve adanın yüksek noktalarında asırlık çınarlar altında serin piknik alanları değerlendirilmeye uygun önemli turizm değerleridir. Ada kaynaklarının sürdürülebilir sosyo-ekonomik gelişmeye ana girdi temin edeceği bir yönetim modeli ile bütüncül bir şekilde geliştirilmesi, ada sakinlerinin refah ve mutluluğuna belirgin bir katkı sağlayacak, adayı kalıcı nüfus cezbeden önemli bir çekim merkezi haline getirecektir. 14 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Gökçeada’da sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda adalıların refahının sağlanması temel hedeftir. Adanın doğal peyzaj özelliklerinin bu yönde önemli bir girdi olacağı, adada organik tarım faaliyetlerine ve turizm potansiyeline önemli katkı sağlayacağı öngörülmektedir. “Adanın içsel kaynaklarının sürdürülebilir sosyo-ekonomik gelişmeye ana girdi temin edeceği bir yönetim modeli ile bütüncül bir şekilde geliştirilmesi, ada sakinlerinin refah ve mutluluğuna belirgin bir katkı sağlayacak, adayı kalıcı nüfus cezbeden önemli bir çekim merkezi haline getirecektir”. Kavramsal çerçeve OECD tarafından 1997’de, Avrupa Çevre Ajansı tarafından 1998’de, kavramsal olarak ekosistem ile ilgili araştırmalarda ekolojik ve sosyo ekonomik konular sebep sonuç süreci ile ilişkilendirilmiştir. Sosyo-ekonomik, demografik, iklim değişikliği gibi “Yönlendirici Güç” (driving force); yoğunlaşma, zirai ilaç kullanımı, drenaj gibi “Baskılar” (pressures); yapı, farklılık, açıklık, kapalılık, kalite gibi “Durum” (State); erozyon, yapısal elemanların kaybı, taşkınlar, restorasyonlar gibi “Etki” (impact); Avrupa Peyzaj Sözleşmesi, CAP Agri-Env.(Common Agricultural Policy-Integration of Environment Concerns into Agriculture, AB Ortak Tarım Politikası-Tarıma Çevre Duyarlılığının Bütünleşmesi) gibi “Tepki” (response) ile, kısaca Driving Force-Pressure-State-Impact-Response [Yönlendirici Güç, Baskı, Durum, Etki, Tepki] (DPSIR) şemasıyla Avrupa kökenli peyzaj özelliği irdelemesine ilişkin kavramsal çerçeve oluşturulmuştur (Şekil 1), (Wascher 2004). Kaynak yönetim modeli, ada peyzaj özelliğinin izlenmesini kapsamakta olup Şekil 1’de belirtilen yöntem uygulanmıştır. Buna göre peyzaj özelliğinin izlenmesi, peyzaj durumunun ve kalitesinin gösterdiği değişikliklerin ölçülmesi ve duruma etki eden en uygun baskı türlerinin tanımlanmasına dayanmaktadır. Bu durumda yukarıda şematik olarak gösterilen çerçeveye beşeri faaliyetler ve doğal süreçler uygun bir biçimde ilave edilmelidir. Gökçeada’da doğal kaynak yönetim modelini geliştirmeye yönelik yerel özelliklerin irdelenmesi, ilişkilerin gözden geçirilmesi, en uygun faaliyetlere girdi oluşturacak kaynakların kullanımına ilişkin tercihlerin önceliklendirilmesi kavramsal çerçevesine ilaveler yapılan DPSIR şemasından da yararlanılarak gerçekleştirilmiştir. Bu durumda doğal süreçler yönlendirici güç için girdi oluşturarak, beşeri faaliyetler ise baskı çeşitlerini etkileyerek peyzaj durumuna etki etmektedir. Ancak, Türkiye genelinde ve Gökçeada özelinde şemanın hukuki ve idari boyutlu denetim unsuru olan, değişimlere ölçülebilir bir biçimde yanıt mekanizmasının varlığı ve etkisi tartışmalı bir konumdadır. Bu durumda Bildirimin kavramsal çerçevesinde, yönlendirici güç, baskı, etki ve durum ile ilgili evreleri kontrol ve yönlendirme, bir anlamda kaynak yönetim modelinin kontrol mekanizmasını oluşturmak için yanıt fonksiyonunun mahalli, tarafsız unsurlarının, mümkün olduğunca objektif ve adanın korunarak geliştirilmesini hedefleyen yargı ve tercihleri ile ikame edilmesi öngörülmüştür. Bu 15 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) mekanizmanın tercihinde “Analitik Hiyerarşi Yöntemi”den ve “Delphi Tekniği”nden yararlanılmış, çalışmanın ilerideki bölümlerinde açıklanan, mahalli unsurların yer aldığı ada kaynakları ve sosyo-ekonomik faaliyetler arasında ilişkilendirme, ağırlıklandırma ve öncelik tespiti gerçekleştirilmiştir (Anonymos 2008). ABD’nin Rand Corporation isimli düşünce kuruluşu tarafından geliştirilen “Delphi Tekniği” ile T.C. Genelkurmay Başkanlığı’nın Bilimsel Karar ve Destek Merkezi tarafından geliştirilen, “Listsel”, “Bestsel”, “Pairsel” ve “Apairsel” Yöntemleri incelenmiş, Gökçeada için doğal kaynak ve insan kaynağı ilişkisini sürdürülebilir sosyo-ekonomik kalkınma modeline dönüştürecek, aynı ölçek vasıtası ile sektörel kıyaslama ve değerlendirmeye imkan verecek, faaliyet önceliğini ve ağırlığını belirleyecek bir model önerisi geliştirilmiştir (TÜBİTAK 2003). Faaliyetlerin istihdama katkısı, yatırımın dönüşümü zamanlaması, parasal dönüşüm, çevrenin korunması gibi ölçütlerle, adanın kalkınma amaçlı sektör ve alt sektörlerini içeren sektör ağacının ana başlıkları bir çapraz tablo ile önceliklendirme, ağırlıklandırma ve beklenen toplam yararı elde etmeye yönelik bir biçimde Gökçeada’da yerel unsurların katıldıkları bir panelde ele alınmıştır (ATALAY 2008). Sektörel analiz ve sektör ağacının oluşturulması Sektörel analiz başlığı altında adada hâlihazırda mevcut “tarım”, “madencilik”, “turizm” ve “avcılık-ormancılık” sektörlerinin Gökçeada’ya özel durumu, adanın ekonomik faaliyetler bağlamındaki beşeri kaynakları ile ilgili bilgiler; arazi sörveyi ile Delphi Tekniği kullanılarak alınan uzman görüşleri belirleyici olmuştur. Tarım Gökçeada’nın geçmişte ve günümüzde tarımsal üretim yapısı incelendiğinde: 1. Bitkisel üretim, 2. Hayvansal üretim, 3. Deniz ürünleri istihsali, 4. Ada kültüründeki ekonomik ürünlerin yeniden yaygınlaştırılması olarak dört ana başlıkta ele alınabilir. Bitkisel üretim: 1. Zeytincilik ve zeytinyağı üretimi, 2. Hububat, 3. Yem bitkileri, 4. Sebze-meyve, 5. Bağcılık, şarapçılık olarak adaya özel ürünlerle ayrıntılandırmak mümkündür. Avcılık – ormancılık 16 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Avcılık ve ormancılık konusunda, orman ürünleri devlet kontrolündedir. Av sahaları ise çok yakın bir geçmişte Gökçeadalıların bilgi ve iradesi dışında özelleştirilmiştir. Madencilik Adada yaygın ve verimli olmamakla birlikte bazı madencilik faaliyetlerinin geçmişte olduğu bilinmektedir. Bu nedenle madencilik sektörü; 1. Pirit, 2. Linyit, 3. Granit, 4. Diğer (kaolin, ada sularında petrol vb.) başlıkları altında ayrıntılandırılmıştır. Turizm Turizm adanın en bakir doğal kaynakları ile geniş kalkınma ufukları vaad eden sektörüdür. Ada koşulları dikkate alınarak turizmi dört ana başlıkta ayrıntılandırmak uygun görülmektedir. Bunlar: 1. 2. 3. 4. Deniz turizmi, Dini turizm, Doğa turizmi (eko turizm) ve Tarih turizmidir. Deniz turizmi adanın bakir plajlarını, su altı milli parkı özelliğindeki kıyılarını, yazın kıyılarındaki rüzgâr potansiyelini dikkate alarak: 1. 2. 3. 4. Plaj-güneş-kum turizmi, Su altı turizmi, Sörf ve yelkenciliğe dayanan turizm ve Kıyılarda yat turizmi olarak dört alt başlığa ayrılmaktadır. Dini turizm ise adanın din kültürüne bağlı olarak yaşayan öğeleri ve tarihi yansıtan yapıları ile: 1. 2. Süreli dini turistik faaliyetler (yortu, panayır vb.), Sürekli turistik amaçlı dini yapıların ziyareti olarak iki alt bölümde ele almak mümkündür. Gökçeada’da, yukarıda belirtilen dört ana sektörle ilgili bilgi ve deneyim sahibi yerel unsurlarla (kurum ve uzman) temas ve görüşmeler (Delphi Tekniği ile), Gökçeada’da ve Ankara’da elde edilen veri ve bulgular Sektör Ağacının gerçekçi düzeyde ayrıntılandırılmasına yardımcı olmuştur (Şekil 2). 17 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Sektör kıyaslama ve değerlendirme ölçütlerinin belirlenmesi Her sektörün doğal kaynak kullanarak geliştirilmesi için parasal, zaman, iş gücü ve çevresel etki boyutlu ölçütler olarak belirlenmiştir. Panelistlerden aşağıda verilen bu dört ölçütün en önemlisini 1 puan vererek, birinci öncelikten 4 puan ile en az önemliye doğru sıralamalar istenmiştir. - Yatırım dönüşüm oranı, (parasal getiri) - Sektörün ekonomik getirisi için, dönüşüm için gerekli süre, - Sektörün istihdama katkısı (işgücü sayısı/gün/yıl), - Çevresel etki (çevrenin korunması ve en az tahrip etkisi) Sektörlerin ölçütlerle çapraz tablo ile önceliklendirilmesi (sektör ağırlığının tespiti) Gökçeada için belirlenen ana sektör başlıklarının satırlarda yer aldığı, sütunlarda ise ağırlıklandırılan ölçütlerin yer aldığı bir çapraz tablo (matris) hazırlanmıştır (Tablo1). Panelistlerden her sektörün ölçütler itibariyle adaya sağlayacağı olumlu katkıya, yaratacağı gelişme etkisine göre 1= en düşük değer (en az katkı, en kötü puan) ile 9= en yüksek değer (en fazla katkı, en iyi puan) arasında puanlanması istenmiştir. Model uygulamasının sayısal sonuçları Bu durumda her sektör için öncelikli ölçütlerin “istihdama yaratacağı katkı” birinci öncelik, “yatırımın dönüşüm oranının yüksekliği (parasal getiri)” ikinci öncelik, “çevrenin dikkate alınması” üçüncü öncelik, “sektör yatırımlarının geri dönüş süresi” ise dördüncü öncelik olarak belirlenmiştir (Tablo 2). Sektörlerin önceliklendirilmesi Temel sektörlerin önceliklendirilmesinde de Delphi Tekniği yardımıyla dört temel ölçüte sekiz panelistin 1-4 arası ölçüt önceliklendirme puanı vermeleri istenmiştir Daha sonra, normalizasyon işlemi için, her bir ölçüt için toplam değer, tüm panelistlerin her bir ölçüt için verdiği puanların toplam değerine (79) bölünmüştür (Tablo 3). Sonuç olarak sektör tercihleri sıralaması (en öncelikli sektör=1, en son tercih edilen sektör=4 ) elde edilmiştir (Tablo 4). SONUÇ Tarım ve turizm sektörlerinin öngörülen sürdürülebilir kalkınmayı sağlayabilmesi için öncelikle adadaki işsiz çalışma çağı nüfusunun gerekli eğitim ve adaptasyon ile bu sektörlere yönlendirilmesi gerekmektedir. 2000 yılı TÜİK verilerine göre istihdam edilmeyi bekleyen yaklaşık 200 kişi ada ölçeği ile kıyaslandığında önemli bir sayıdır. Başta zeytin ve zeytinyağı, arıcılık ve bal üretimi, bağcılık olmak üzere organik tarımın geliştirilmesi, sebzeciliğin de organik tarıma dahil edilerek ihtiyaç duyulan salça ve konserve tesislerinin adaya kazandırılması gereklidir. Kaybolmaya 18 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) başlayan badem ve ceviz gibi taş çekirdekli ekonomik meyvelerin ise belli bir program dahilinde yeniden canlandırılması teşvik edilmelidir. Geleneksel tarım kültürünün, adada kalan son temsilcileri kültürel birikimlerinin kayıt ve tespiti ile yeni ada sakinlerine aktarılması için son fırsattır. Çiftçi eğitimi ve demonstrasyon çalışmalarında bu konunun hayata geçirilmesine önem ve öncelik verilmelidir. Turizm sektörünün gelişiminde en büyük tehlike, adanın bakir kıyı olanaklarının ve doğasının büyük tesislerle tahribatı, yararlanma olanaklarının ve yararlanıcıların kısıtlanmasıdır. Ada ekonomisine kısa dönemde ve doğrudan katkı sağlayacak turizm türünün öncelikle ev pansiyonculuğu olduğu değerlendirilmektedir. Bu konuda gerekli düzenleme, eğitim, yönlendirme ve denetim mekanizmasının hızlı bir biçimde oluşturulması gerekmektedir. Mevcut daha büyük kapasiteli tesislerde ise ada içinden işgücünün istihdam edilmesinin arttırılması teşvik edilmelidir. Bu nedenle Gökçeada’nın işsiz işgücüne yönelik bu alanda ihtiyaç duyulan bilgi ve becerileri kazandıracak eğitim ve staj olanakları sağlanmalıdır. Adanın ulaşım darboğazları, sit sorunu ve adaya özel teşvik mevzuatı ve teşvik tedbirleri ihtiyacı tüm sektörlerin gelişimi ve adalıların yaşam kalitesinin iyileştirilmesi açısından öncelikle ele alınması ve çözümlenmesi gerekli temel konulardır. Adanın ulaşım sorunu geniş çevrelerce, hâlihazır durumda sadece yeni bir gemi alımı konusu olarak görülmektedir. Yeni, süratli, güçlü ve geniş kapasiteli gemi temininin yanı sıra yolcu, yük ve araçlar için ulaşım maliyetinin düşürülmesi ada dışına mobilizasyonu adalıların izole edilmiş olma duygularının azaltılması ve başta Çanakkaleliler olmak üzere yakın çevredekilerin adaya daha kolay erişimi, adanın daha yaygın tanıtımı ve sahiplenilmesi, ada yaşamına ve ekonomisine canlılık kazandırılması bakımından önemlidir. Adaya ve adadan ulaşım kadar ada içinde ulaşım da önemli bir konudur. Adada akaryakıt tek bir noktadan sağlanmaktadır. Uygun iki noktada daha akaryakıt pompaları kurulması, deniz araçları için benzer servisin Kaleköy balıkçı barınağında yatçıları da kapsayacak altyapı ile tesis edilmesi, ada içindeki 154 km asfalt ve stabilize yol ağının bakımlı ve iyi durumda bulundurulması ile söz konusu yol ağı üstünde, özellikle turizm sezonunda düzenli periyodlarla toplu taşımacılık yapılması ulaşım konusunda daha bütüncül bir iyileşme sağlayacaktır. Ada ile ilgili olarak daha önce alınan sit kararlarının yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir. Adanın doğasını ve kaynaklarını koruyacak, adanın ekonomik ve sosyal gelişimini engellemeyecek bir sit politikasına ihtiyaç bulunmaktadır. Vatandaşı mağdur eden, en basit onarımlarda bile uzun ve sıkıntılı bürokratik süreçle baş başa bırakan, devletle vatandaşı adliyede karşı karşıya getiren sistem yeniden ele alınmalı, mahallinde inceleme, değerlendirme ve izin verecek bir mekanizma oluşturulmalıdır. Gökçeada 4.4.2007 tarihinde 5615 sayılı kanun ile 5084 Sayılı Yatırım ve İstihdamı Teşvik Kanununa dahil olmuştur. Söz konusu genel teşvik imkânları 19 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) gelir vergisi, sosyal sigorta primi, enerji desteği, asgari geçim indirimi gibi konuları kapsamaktadır. Gökçeada’nın özel koşulları nedeni ile Gökçeada’ya özel teşvik düzenlemeleri yapılmalı, adaya temel ihtiyaç maddeleri ile turizm, tarım ve diğer sektörlere girdi oluşturan mal ve malzemeye devlet sübvansiyonu uygulanmalıdır. Gelişen teknolojik olanaklar, yurdumuzda gün geçtikçe artan ekolojik ürünler talebi, yurt içinde ve dışında katlanarak genişleyen turizm sektörü Gökçeada için de yeni fırsatlar sunmaktadır. Bu doğrultuda adada yürütülen mücadeleye ve yoğun çabalara Çanakkale Valiliğinin yanı sıra merkezdeki ilgili kamu kurum ve kuruluşlarından da destek gelmesi, Gökçeada’nın tüm tarihi geçmişi ile, doğası ile, imkanları ve güzellikleri ile önce yurdumuzda tanıtılması adaya yeni imkanlar hazırlayacak, sürdürülebilir kalkınmasına katkı sağlayacaktır. Ada doğal ve kültürel kaynaklarının yönetimi, ülkesel, bölgesel ve yerel (ada ölçeği) stratejik planın bir parçasıdır. Yerel ölçekte bu planların hazırlanması İl Özel İdarelerinin yükümlülüğündedir. Benzer şekilde örneğin, sektörel gelişim planı Doğal Ve Kültürel Kaynakların Yönetiminin olduğu kadar Arazi Kullanım Yönetiminin bir parçasıdır, Kaynak Yönetim Modeli uygulamada dikeyde üst ve alt ölçek planlarla etkileşirken yatayda da aynı ölçek planlarla hiyerarşisi kurulmalıdır. Çeşitli Planların İlişkilerinin değerlendirilmesi Sektörel Gelişim Planının ilk aşamasını oluşturmalıdır. Bu plan kaynak yönetim modelinde elde edilen sonuçların uygulamaya aktarım aracıdır. Fiziksel plan öncesi, eyleme yönelik stratejiler belirlenmesidir. Bu stratejilerin temel ilkeleri aşağıda kavramsallaştırılmıştır. - Ekolojik uygunluk - Açık ve şeffaf kabul edilebilirlik - İnsan kaynakları odaklılık Bu kavramlarla ilgili adada gerçekleştirilecek uygulamalarda turizm sektörüne ilişkin doğal kaynak potansiyelinin genellikle adanın güney kıyılarında, zeytin ve diğer tarım potansiyelinin ise, kuzey ve orta kesimlerde yer almasının uygun olacağı düşünülmektedir. Bundan sonraki aşama somut göstergelerle sektörel değişimin mekânda izlenmesidir. Söz konusu süreç yasal ve ancak idari açıdan gerekli yaptırımların sağlanması ve eksiksiz uygulama imkânlarının hayata geçirilmesi ile gerçekleşebilir. 20 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) KAYNAKÇA Anonymons. 2008. web sitesi: http://en.wikipedia.org/wiki/analytic Hierarey Process Anonim. 2003. Vizyon 2023 Projesi Panel Raporu. Kritik Teknoloji Önceliklendirme Faaliyetleri. TÜBİTAK. Ankara Atalay, A. 2008. Gökçeada İçin Bir Kaynak Yönetim Modeli Geliştirilmesi. A.Ü. Peyzaj Mimarlığı ABD, Yayınlanmamış Doktora Tezi. Cline,A. and Development, C. 2000. Prioritization Process Using Delphi Technigue. Doğan, H. 2007. Gökçeada Tarım İlçe Müdürü ile 24 Nisan 2007 tarihli görüşme. Pekcan, C. 2002. Gökçeada ve Bozcaada’nın Turizm Potansiyelinin Tespiti ve Adalarda Turizmin Gelişme olanakları. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Wascher, D.M. 2004. “Landscape Indicator Development: Steps towards a European Approaach in: Jongman,” R.(ed.) 2004. The new Dimensions of the European Landspace. Proceedings of the Frontis workshop on the Future of The European cultural Landspace. Kluwer Academic Publishers, Pontrecht. The Netherland. 21 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Yönlendirici Güç (Driving Force) Tepki (Response) Baskı (Pressure) Etki (Impact) Durum (State) Şekil 1: Peyzaj izleme için DPSIR Şeması (Wascher 2004) 22 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) SEKTÖR AĞACI (SEKTÖR VE ALT SEKTÖRLER) Bitkisel Ürünler A TARIM Hayvansal Ürünleri Deniz Ürünler Yeni Ekonomik Ür. Kaynak Yönetimi B AV /ORMAN (Kalkınma Amaçlı) Zeytincilik/Zeytinyağı Hububat Yem Bitkileri/Mera Sebze/Meyve Bağcılık/Şarapçılık Koyun Keçi Sığır Kümes Hayvanları Arıcılık/Balcılık Balıkçılık Süngercilik Ceviz Badem Dut/İpek böceği Avcılık Orman Ürünleri Sektörler C MADENCİLİK Pirit Linyit Granit Diğer DenizTurizmi Plaj/Yüzme-Güneş Su altı turizmi Sörf turizm D TURİZM Dini Turizm Yortu ve panayırlar (süreli) Önemli dini yapıların ziyareti (Sürekli) Doğa Turizmi (eko turizm) Tarih Turizmi Yem Bitkileri/Mera Sebze/Meyve Bağcılık/Şarapçılık Arkeolojik Alanlar Müzeler Şekil 2. Sektör ağacı. 23 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Tablo 1. Sektör ağırlıkları Parasal Süre İstihdam Getiri Sektör/Ölçüt Çevre Tarım Ormancılık/Avcılık Madencilik Turizm Tablo 2. Ölçüt ağırlık puanları Sıra Ölçüt (m) 1 Parasal Getiri Süre İstihdama katkı Çevre 2 3 4 Ağırlık Normalizasyon Ölçüt Puanları işlemi Ağırlığı Toplamı* 20 20/80 0,25 Toplam kriter ağırlığı** 2,5 Öncelik sırası 2 28 10 28/80 10/80 0,35 0,125 3,5 1,25 4 1 22 22/80 0,275 2,75 3 *8 panelistin verdiği puanların toplamı **1-4 üzerinden toplam ölçüt ağırlığı Tablo 3. Sektör puanları Sıra 1 2 3 4 Sektör Tarım AvOrman Maden Turizm P1 2 4 P2 1 3 P3 1 3 P4 1 4 P5 1 4 P6 1 2 P7 2 3 P8 2 3 Toplam 10 26 3 1 4 2 4 2 4 4 4 1 3 1 3 4 4 1 30 13 Tablo 4. Sektör öncelikleri Sıra 1 2 Ölçüt (m) 3 Tarım AvOrman Maden 4 Turizm Ağırlık Puanları Toplamı* 10 26 Toplam Öncelik kriter sırası ağırlığı** 1,26 1 3,29 3 Normalizasyon işlemi Kriter Ağırlığı 10/79 26/79 0,126 0,329 30 30/79 0,379 3,79 4 13 13/79 0,164 1,64 2 *8 panelistin verdiği puanların toplamı **1-4 üzerinden toplam ölçüt ağırlığı 24 DEVLET ADA Kutlay ARTUÇ, Hakan GENÇ Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Gökçeada Meslek Yüksekokulu ÖZET Gökçeada ilçesi, eldeki verilere göre yoğun bir kamu hakimiyetine sahip olduğu için “Devlet Ada” olarak isimlendirilebilir. Nitekim DPT “İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması (2004)” verilerine göre Gökçeada “Hizmetler Sektöründe Çalışanlar” oranında” %80.33 ile toplam 872 ilçe arasında 1.dir ve bunun büyük bir oranı memurlardır. Tam bir Devlet (kamu) malının / hizmetinin bazı özellikleri şunlardır; (olumlu veya olumsuz) “dışsallık”, “bedava kulllanıcılar problemi” ve “zorla kullandırılanlar”. Olumlu dışsallık istenirse de diğer iki özellik yararlanan küçük bir grup hariç topluma yük sayılabilir. Bu bildiri de Gökçeada’nın “Devlet Ada” özelliğinin devam etmesinin mi yoksa, “Özel Ada” özelliğine bürünmesinin mi daha faydalı olacağının beyin fırtınası yapılmıştır. Yani (sosyal) devletçilik mi yoksa “laissez faire-laissez passe” düşüncesiyle bireycilik / liberalizm / serbest piyasa mı? Manhattan, Cayman, Singapur, Tayvan vs adalar Gökçeada’ya benchmark olabilir. Ada’nın, Gelibolu Yarımadası ve Anadolu’daki Türk topraklarına “tek” toplu ulaşımını sağlayan, gemi taşımacılığını yapan Türkiye Denizcilik İşletmeleri’nin Çanakkale Valiliği İl Özel İdaresine bağlı GESTAŞ’a devredilmesi, TİGEM’in özelleştirilmesi, Ada’nın özel avlak ilan edilmesi vs. devletçilikten liberalizme geçiş eğilimine veya zorunluluğuna örnek olabilir. Ada’nın önemli turizm kaynaklarından rüzgar sörfü de özel sektör öncülüğünde başlamıştır. Keçilerin, Türkiye’nin hiçbir yerinde olmayan bir tarzda başıboş, serbest dolaşması da arazinin daha çok devlete ait olduğuna dolayısıyla Devlet Adalılığın ispatı olabilir! Ancak, devlet arazilerine yapılan gecekondular Ada’da, henüz, yoktur. Anahtar Kelimeler: Devlet Ada, Gökçeada, İskan, Özelleştirme, Cayman Adası ABSTRACT Given the current data, the County of Gökçeada (previously Imbros) can be regarded as a “State Island” as it is dominated by state apparatus. According to the study of th State Planning Organization, “The socio-economic ranking of Turkish Counties 2004", the Island comes first among 872 counties with its 80,33 % ratio of the workforce in the services. Most of them are accounted for by civil servants. The notable characteristics of a public service are as follows: Exogenous character (be it in the positive sense or negative), free public services, compulsory use of these services. Exogenic character may well be taken as a positive feature, yet other two lineaments are burdens on the society with the exception of a small minority.This paper is based on the brain storms of whether Gökçeada should stay as a State Island as it is today or it should transform into a Private Island. That is, whether social (statist) or individualistic / liberal / free – market - orientated based on "laissez faire, laissez passe" principles? Manhattan, Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Cayman, Singapore, Taiwan etc. These Islands may well be benchmark for Gökçeada. The facts that the transfer of Turkish Maritime, which is the only public transportation means of the Island, to GESTAS which is owned by the “Special Provincial Administration” of the Govership of Çanakkale, the privatization of TIGEM, the declaration for the Island as a new hunting ground are examples of the predilection toward liberalism from statism. Besides, wind surfing, which is one of the new-found tourism attractions of the Island, has been spearheaded by the private entrepreneurship. Unlike the rest of Turkey, the free grazing of goats on the Island gives the clue that the land belongs to the State. Nevertheless, thank God, shanties on the State land is not yet budding in the Island. Key Words: State Island, Gökçeada, Dwelling, Privatization, Cayman Islands GİRİŞ “Devlet Benim” Fransız Kralı XIV.Louis’in Monarşist düşüncesi, kökeni Arapça olan “Devlet” kelimesi “elden ele geçen güç, iktidar” anlamındadır1. Bu bildirinin başlığındaki “devlet” kelimesi Türkiye Cumhuriyeti’dir. Ayrıca devlet ana2 veya baba manasında Gökçeada’da özel kesimden ziyade kamu kesiminin ağırlığı vurgulanmaktadır. Nitekim bu sempozyum da T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, ÇOMÜ, Çanakkale Valiliği ile Belediyesi, Gökçeada Kaymakamlığı ile Belediyesi gibi devlet kurum ve kuruluşları öncülüğünde düzenlenmektedir. İstanbul’daki Galatasaray, Büyük, Heybeli, Burgaz, Kınalı, Sedef Adaları, Devlet Ada diye nitelendirilemezken şu an kimsenin yaşamadığı ve 27 Mayıs yargılamalarının yapıldığı Yassıada ve hapishane olarak kullanılan İmralı Adası “tam Devlet Ada” sayılabilir3. Ada kelimesinin İngilizcesi “island” izole edilen kara anlamındadır. İzole olan bir yeri devlet mi yoksa özel mi daha çabuk izolasyondan kurtarabilir? ATATÜRK İLKELERİNDEN DEVLETÇİLİK Gökçeada, Atatürk İlkelerinden, Devletçiliğe bariz bir örnek sayılabilir. Nitekim devletçilik ilkesinin Cumhuriyet’in kuruluşu ile başlaması gibi İmroz’da Cumhuriyet kuruluşu sonrası Lozan Antlaşması ile Türkiye’ye bırakılmış ve Ada’ya 1927 tarih 1151 sayılı kanun ile “özel statü” verilmiştir ki bu “Devlet Ada” ifadesi ile özdeştir. İmroz adı 29 Temmuz 1970 tarih ve 8479 sayılı Bakanlar Kurulu TOKA, 1989: 2.cilt s.317-318 Kemal Tahir’in de “Devlet Ana” kitabı vardır. 3 Napoleon 1- Bonaparte’de de Elba adasına sürülmüş sonra tekrar kral olmuş ama Waterloo yenilgisi sonucu Afrika’nın 1900 km batısındaki St. Helena adasına sürgüne gönderilmiş ve orada 6 yıl sonra ölmüştür (Websters’s ,1992:s.782-783). Nelson Mandela’nın yıllarca hapis yattığı Robben Adası ve San Francisco Körfezindeki ünlü Alcatraz Adası da bir zaman hapishane iken bugün müzedir. Gökçeada Yarı Açık Tarım Cezaevi de kapatılmıştır. 1 2 26 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Kararnamesi ile Gökçeada olarak değiştirilmiştir4. İşte Gökçeada’da halen yoğun şekilde devam eden devletçilik iki farklı kaynaktan5 şöyle özetlenebilir; İnkilap Tarihinde Devletçilik; Atatürk’ün yeni devleti güçlendirmek için 1929’dan sonra uygulamaya koyduğu ve devletle özdeşleşen CHP’nin parti ilkeleri içine giren ekonomik önlemdir. İttihat ve Terakki’den beri ekonomik alanda özel girişim desteklenmiş ancak istenen sonuç alınamamıştı. Şubat 1924’de toplanan İzmir İktisat Kongresi’nde özel girişime öncelik verilmiş (Celal Bayar öncülüğünde T. İş Bankası vs. kurulmuş) ancak gene olumlu sonuç alınamayınca 1929’da dünya bunalımı da eklenince ekonomik kalkınmanın devlet eliyle yürütülmesi gündeme gelmiştir. Devlet altyapı yatırımlarını ve işletmeciliği hızla üstlendi (Gökçeada’da olduğu gibi). Böylece devlet en önemli sanayilerin kurucusu, sahibi oldu. İşte bugün çoğu özelleştirilen (veya kapatılan) KİT ve İDT’ler böyle doğmuştur. Sosyolojik açıdan devletçilik ise; yatırımların devlet eliyle yapılmasıdır. Kamu yararı ön plandadır. Ferdiyetçiliğin ön planda olduğu liberalizmin karşıtıdır. Cumhuriyet’in ilanını takip eden yıllarda Türk ekonomisinde devlet yatırımları etkindi. Bunun nedenini halkın elinde yeterli sermaye olmayışında aramak gerekir. Yeterli sermaye olmadığı için büyük yatırımları devlet üstlenmiştir. (Bugün nispeten vardır o yüzden özelleştirme olabilir) Atatürkçü düşüncede devlet sektörü yanında özel sektöre de yer verilmiştir. Bu yüzden karma bir ekonomi izlenmiştir. Atatürk bir konuşmasında, devletçilik ilkesini şu sözleriyle açıklamıştır: “Takip ettiğimiz devletçilik, ferdi mesai ve faaliyeti esas tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha ve memleketi mamuriyete (bayındırlığa) eriştirmek için milletin umumi ve yüksek menfaatlerinin icap ettirdiği işlerde bilhassa iktisadi sahada devleti fiilen alakadar etmektir.” Atatürk’ün devletçilik anlayışı katı bir devletçilik anlayışı değildir. Milletin o günkü şartlarına göre, yatırımların devlet eliyle yapılması gereği üzerinde durmaktadır. (Bugün şartlar değişmiştir). Özel sektörü reddetmez. Mülkiyet hakkına saygılıdır. Bu yönüyle sosyalizmden ayrılır. Tamamen özel sektöre de yer vermeyerek, liberalizmden ayrılır6. Aybars’a göre ise; Yeni Türk Devletinde milletin refah seviyesini yükseltmek ve yurdu imar etmek düşüncesi, iktisat ve imar sahasında ferdi teşebbüslerin mahdut faaliyeti yerine devletin şumullü ve üstün kudretinden istifade etmek lüzumunu meydana koydu. Bu lüzumu millet varlığında hisseden Atatürk’ün partisi CHP programında devletçilik şu suretle ifade edilmiştir7; 1- Devletin ekonomik işler ile alakası fiilen (kuruculuk) yapıcılık olduğu kadar, Gökçeada Kaymakamlığı, 2008 TOKA s. 318 ve ayrıca Aybars 2003:s.15,28-29 6 TOKA 1989: 2.cilt s. 318 7 Aybars, 2003:s.15,28-29 4 5 27 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) 2- Yapılmasını hususi teşebbüslere bıraktığı / önverdiği işlerin tanzim ve kontrolü8. Asırlarca yabancı milletlerce istismar edilen Türk Milletinin ekonomik istiklalini temin edecek, milleti ecnebi fabrika mahsüllerine müşteri olmaktan kurtaracak, yurdun iptidai maddelerini yok pahasına satıp onların ecnebi mamullerini çok pahalı bir fiyat ile satın almaktan çıkaracak yol, ancak Devletçilik prensiplerini kabul ve tatbik ile mümkün olabilirdir. Yeni Türk Devleti bunun için en esaslı tedbirleri aldı. Milli endüstrinin kuvvetlenmesi için dış pazarlardan yurda gelecek mallara yurttan çıkan malların rekabetini tanzim etmek ve yeni kurulan fabrikaların kuruluş senelerine mahsus zaruri olarak yaptıkları fazla masraflar dolayısıyla maliyet fiyatındaki yükseklikten doğan nisbi pahalılığı korumak için dahili sanayii himaye etmek lazımdı. Bu hariçten gelecek mallara fazla gümrük resmi koymak, ecnebi malların ithalatını tahdit ve tanzim etmekle mümkün olabilir9. Bu himaye, prensibi BMM’nin vazettiği kanunlarla temin edildiği gibi Devletin tanzim edici elinin dış ticarete de müdahale etmesi sayesinde ithalat, ihracat ve tediye müzavaneleri temin edilmiş ve dünya piyasalarında Türk Toprak Mahsüllerinin yeri gittikçe genişlemiştir. CHP’nin Devletçiliği, hususi ve ferdi teşebbüs - faaliyetlere imkan vermeyen mülkiyet haklarını tanımayan ve bütün iktisadi faaliyetlerle her türlü istihsal vasıtalarını devlet elinde teksif eden Kollektivist ve toptan Devletçilikle asla alakalı değildir. İşte Gökçeada’da devlet ağırlığı olsa da özel sektörde mevcuttur. Belirtmeli ki tam bir devlet (kamu) malının / hizmetinin bazı özellikleri şunlardır; (olumlu veya olumsuz) Dışsallık, bedava kulllanıcılar problemi ve zorla kullandırılanlar. Olumlu dışsallık istenirse de diğer iki özellik yararlanan küçük bir grup hariç topluma yük sayılabilir10. İşte yoğun devlet varlığı da devleti sömürme, devlet ihalelerindeki yolsuzluklara vs de neden olabilir. (Münir, 2008:İnternet) Yazılarında11 devlet ihalelerinin “hazin” işleyişini kısaca özetlemektedir. Bu gerçeğe göre devletçilik mi yoksa özelleştirme mi? Devlet - özel sektör ilişkileri hakkında ayrıca şunlar söylenebilir; Sönmez; “Türkiye’de Holdingler-Kırk Haramiler” kitabında12 büyük sermayenin anatomisi anlatılır; “Ekonomi politikalarının holdingleri frenleme yerine, daha da büyütmesi hem politik karar sürecinin tekelleşmesini hem de gelir dağılımındaki adaletsizliğin büyümesini beraberinde getiriyor. Artan sanayisizleşme, rantı da artırmıştır.” Aybars, 2003:s.15, 28-29 Ülkemizde ihracatın artırılması ve serbest piyasaya geçme eğilimine kadar yerli sanayi geliştirmek ve korumak için ithal ikameci politika uygulanmıştır! 10 Aktan, C.C. 2001: s.37 11 Münir, Metin 2008 12 Sönmez, 1990:5,12-13 8 9 28 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Ancak, Buğra “Devlet ve İşadamları” kitabında13 Cumhuriyette yerli burjuvazinin ortaya çıkışını, devletin hem çok korunan hem de siyasi söylemle ürkütülen bir çocuğu olarak gelişmesini anlatır. Ancak Türk işadamları çıkarlarını temsil stratejileri ve bunların girişimci dernekleriyle (TUSİAD vs) koruma çabasına rağmen iş hayatında politikadan kaynaklanan belirsizlik hep olduğundan özel sektör devlet karşısında güçsüzdür. Nitekim politik ortamla girişimcilik ortamı arasındaki etkileşim nedeniyle her dönemin parlayan ve iflas eden holdingleri vardır. Türkiye’de özel sektör bir sanayi bilinci edinemeden gelişmiştir. Holding şirketler; spekülatif kaygıları çoğu zaman üretkenlik artışı kaygılarının önüne çıkmış özde ticari işletmelerdir (rant vs.). ” DEVLET BİR ÜTOPYA MIDIR ? Yunanca da “olmayan yer” anlamındaki “ütopya” Thomas More’nun 1516’da yazdığı ve ideal bir ulusu / cumhuriyeti isimlendirdiği aynı adlı kitap sonrası literatüre herhangi bir ideal eyalet / ada anlamında yerleşmiştir. Bu ütopya adasında insanlar çok mutludurlar. Platon’nun Devlet / Cumhuriyet, Bacon’un Yeni Atlantis (1626) ve İtalyan Tommaso Campanella’nın (1568-1639) Güneş Ülkesi / Şehri vs. ütopyanın diğer versiyonlarıdır. Ütopya bilim kurguda da oldukça yaygın bir konudur14. Cocaigne de bir ütopya denemesidir. Diğer yandan George Orwell’in totaliterliği anlattığı kitabı “1984”’ise disütopyadır. More’nun (1478-1535) ideal devlet denemesi “Utopia” kitabında toplumun o günkü kurumlarını acı bir dille kınamış, bütün yurttaşların arasında eşitlik kurulmasını gözeten bir devlet şekli ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı da yapan More’nun gerçek hayatta kralla ters düşmesi sonucu vatana ihanet suçundan idam edilmesi de hazindir15. Platon’un düşlediği ideal devleti Sokrates’le birlikte anlattığı ve tüm devlet düzenlerinin ipucu ve kaynağı olan “Devlet”te iki düşünce çatışır: 1-İnsanlar doğuştan iyi ve eşittirler; kötü düzen onları bozuyor, güçlüler güçsüzleri eziyor. Kanunlar güçlülerin elinde güçsüzlere karşı silah oluyor. 2-İnsanlar doğuştan ne iyi ne de eşittirler.Yalnızca güçlü ve güçsüzler vardır. Güçlünün güçsüzü yönetmesi doğa gereğidir ve doğrudur. Haklı değil, güçlü olunmalıdır16. Kanımızca devlet yapısı gereği ortama uyum sağlayıp güç verici olduğu için gerekli olabilir. Devletteki diyaloglardan konumuzla ilgili alıntılar şunlardır; Yalan devlet gemisini batıracak bir fırtınadır. Devlette bulunan dört değer; bilgelik, yiğitlik, ölçü ve doğruluktur… İşte doğruluğu öven haklı, eğriliği öven haksızdır. Buğra 1995: Önsöz-9,sonuç-358, arka kapak Websters’s 1992: s.1153 15 Hayat Küçük Ansiklopedi , 1968: s.803 16 Platon (Eflatun) 2002: s.74, 254, 282, arka kapak 13 14 29 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Nitekim “Devlet’te Eflatun insanlara bütün duygu ve düşüncelerinin, bütün sevgi ve öfkelerinin, şüphe ve hayallerinin özetini veriyor. En iyi devletin bir ütopya olduğunu biliyor elbet, biliyor ama kurulsun kurulmasın, herkesin böyle bir devlete, yani en doğruya yönelmekle adam olacağına inanıyor. Herkes böyle bir devleti var sayıp onun kanunlarına göre yaşasın, diyor.17” Böyle bir devlet gerçekleşmeyecekse Adamız özelleşmeli o halde. Nitekim tüm devlet adalığına rağmen Ada’da bir işsizlik vardır. Özelleştirme yatırımı artırıp işsizliğe çare olabilir. Tüm bu ütopya teorilerin gerçekleşmesi imkanı var mı? ve bu Gökçeada’da gerçekleşebilir mi? Nitekim Utopia kitabının kapağındaki Ütopya Adası Gökçeada’ya oldukça benzemektedir. Nitekim Gökçeada’nın çok fazla kullanılmasa da “Mutlular Adası” sloganı vardır. İşte Utopia Adası18, Piri Reis’in çizdiği İmroz Adası19 ve bir Gökçeada Belediye Başkanlığında hazırlanan tanıtım broşürü20 neredeyse özdeştir. Şekil 3’te ise Gökçeada’nın uydudan çekilmiş fotoğrafı21 vardır. Karl Popper “demokrasi22 asla halk yönetimi olmamıştır ve hem olamaz, hemde olmamalıdır… Peki hangi yönetim en iyisidir, kim yönetmelidir? Hitler “ben”, Platon “en iyi olan”, Marks ve Engels ise “proleterler (Şu anda olduğu gibi asla kapitalistler değil) yönetmeli” demektedir. Yunanlılar, çeşitli devlet yönetimi tarzları için çeşitli isimler kullanmışlardır. Herhalde hangi yönetim tarzının iyi ya da kötü, daha iyi ya da daha kötü olduğunu sorgulamak için olsa gerek. Böylece her biri, iktidardakilerin ahlaki niteliklerine bağlı olarak değişiklik gösteren, beş ayrı anayasa elde etmişlerdir. Bu fikir, en çok, bunu aşağıdaki şemada görüldüğü gibi sunan Platon tarafından kullanıldı: 1 ve 2 Monarşi: İyi biri tarafından yönetilmek ve bunun bozulmuş şekli olan tiranlık: kötü biri tarafından yönetilmek. 3 ve 4 Aristokrasi: Birkaç iyi adam tarafından yönetilmek ve bunun bozulmuş şekli olan oligarşi: o kadar iyi olmayan birkaç kişi tarafından yönetilmek. 5 Demokrasi: halk, çokluk, kalabalık tarafından yönetilmek. Bu durumda Platon sadece bir tek tarz tanımlamış oluyor ki bu da çok kötü şey, çünkü kalabalık arasında daima birçok kötü insan olacaktır. Demokrasilerin gücün bir kişi de demek olan diktatörlüğe asla izin vermediğini ama devletin gücünü de sınırlamaya çalıştığını söyleyen Popper özet Eyuboğlu ve Cımcoz “Devlet” s. önsöz -14 1997: s.kapak 19 Reis, Piri; s.120 20 Gökçeada Belediye Başkanlığı Tanıtım Broşürü 21 Gökçeada’nın Uydudan Çekilmiş Fotoğrafı http://earth.google.com/ 10.07.2008 22 Toktamış Ateş’e göre demokrasi halkın yönetimi, cumhuriyet ise halka ait olmaktır. 17 18More,Thomas; 30 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) olarak kimin yöneteceği değil nasıl yönetim olması sorulmalıdır der ve “Buradaki en önemli nokta, hükümetin çok fazla hükümet etmemesidir. Daha doğrusu , bu devletin nasıl yönetildiği sorunudur23” Ama iyi veya kötü görecelidir ki! DÜNYADA “DEVLET ADA” Dünyada hiç “Devlet Ada” var mıdır? Dünya ticaretinin kalbi ve gökdelenlerle dolu Manhattan Adası’nın (ABD)24 hemen yanı başında olsa da 155 km²’lik “Staten Adası” bölgenin en az nüfuslu yeridir. Staten Adası sakinleri 1989’da bir dilekçe ve 1990’da ki bir oylama ile NYC’den ayrılmak için bir adım atmışlardır. Çünkü sakinler, NYC’nin çöpünün atıldığı, petrol rafineleri, farklı imalathaneler ve Amerikan ordusunun yeni nükleer limanı olmak vs ile sömürüldükleri halde buna karşılık yeterince hizmet alamadıklarını düşünmektedirler25. Staten kelimesi bu adaya ilk gelen Hollandalıların kendi ülkelerindeki parlamento anlamından gelmektedir26. Zaten İngilizce’de devlet kelimesi “state”dır. Ancak daha çok konutlar bulunduğu için Staten Island adına rağmen, Gökçeada’dan daha özeldir. DEVLET ADA; “GÖKÇEADA” Ada 289.5 km² alan (kuzey güney 13 km., doğu batı uzunluğu 29.5 km.) ve 95 km. kıyı uzunluğuna sahiptir. İlçe merkezi ve dokuz köyü vardır. 2007 Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre nüfus 6.801’i merkezde 1.871’i köylerde olmak üzere toplam 8.672’dir 27 (Yaklaşık 2.000 asker dahil). Bu nufusun 249’u Rum kökenli Türk vatandaşlarıdır28. Oysa DPT verilerine göre nüfus 2004’de 8.875 görüldüğü için nüfusta azalma gözükmektedir. Ana neden Ada’dan dışarı göç olmalı! Ada’dan Anakaraya tek ulaşım esasta kamu kurumu olan GESTAŞ’ca yapılmaktadır. Kışın sefer yapmayıp yazın yapan, Truva Otobüsleri de gemi ile taşınmaktadır. Ada’nın üç adet limanı (Kuzulimanı, Kaleköy ve Uğurlu Limanı) devletindense de genel çok az işlektir. Ada’da marina yoktur. İşte denizci ulus olmadığımızın ifadesi bir “Ada” daha yerini bulmuştur! Çünkü deniz zaten kamunundur ama yeterince kullanmadığından deniz açısından Gökçeada “Devlet Ada” sayılamaz. Orta boyutta sayılabilecek balıkçılık özel şahıslarca yapılmaktadır. Karl Popper’le söyleşen Giancarlo Bosetti; “Yüzyılın Dersi”, SPK yayınları-96, Ekim 1997, s.73-75 24 Manhattan Adası 20 km. uzunluğunda 4 km genişliğinde düz bir adadır. Websters’s 1992: s.705 25 Websters’s,1992: s.1052 26 Wikipedia 2008 27 Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü 2008 28 Gökçeada Belediyesi 2008 23 31 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Yalnız deniz doğal güzelliklerini koruma amaçlı olarak İstanbul Üniversitesi öncülüğünde TÜDAV Kaleköy - Kuzulimanı arasını “Sualtı Milli Parkı” ilan etmiştir29. Gökçeada’da özel hiçbir eğitim kurumu yoktur. Halkbank, Tekel, Yarı Açık Tarım Ceza Evi vs’nin kapanması Devlet Adalığını azaltmaktadır ama diğer yandan Ada halkı ÇOMÜ’nün 4 yıllık Yüksekokul açılmasını dört gözle beklemektedir. 5. Komando Alayı’nda da kısa dönem acemi birliği açılmıştır. Aslında kapanan Yarı Açık Tarım Cezaevi binaları Kıbrıs’takiler gibi vakıf üniversitesi kampüsü olmaya oldukça müsaittir. Ada’da ÇOMÜ Gökçeada MYO30 ve İÜ Su Ürünleri Fakültesi Araştırma Merkezi vardır. Ada’da banka olarak kamuya ait Ziraat Bankası ve yarı kamusal olan İş Bankası şubesi vardır. İş Bankası’da Çanakkale şubesine bağlı çalışmaktadır. Finansbank’ın % 46 hissesini Ağustos 2006’da Yunanistan’ın en büyük ve eski bankası (1841) National Bank of Greece (NBG)-Yunan Ulusal Bankası devir aldıktan sonra31, daha çok Ada’daki azınlık Rum Türk vatandaşlarına veya Ada’ya gelen Yunanlı ziyaretçilere hizmet etmek için Finansbank şubesi açılacağı şayiası! halen gerçekleşmemiştir. Yani Ada’da tam anlamıyla özel bir banka bulunmamaktadır. Toplam 750 yatak kapasiteli Sağlık, Adalet ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın yaz kampları Ada’nın en batısındadır. 5 adet baraj gölü ve büyük kısmı bitmiş ama açılmayan havaalanı vardır. Birde eski bir askeri havaalanı vardır. Aslında Devlet Ada’nın bir gereği olarak çoğu kamuya ait THY adaya uçak seferi koyabilir. Oysa 1998’de Dardanel Air bir yılı aşkın süre Gökçeada-Çanakkale-İstanbul-Ankara seferleri yapmıştır. Marmaris-Rodos, Bodrum-Kos, Çeşme-Sakız, Ayvalık-Midilli adalarına gemi seferleri yapıldığı halde Ada’daki devlete ait limanlardan özellikle Uğurlu Limanı’ndan Limni’ye gemi seferi neden başlatılmamaktadır? Aksine, gümrük Kaleköy’deki eski binasından Kuzulimanı’ndaki modern binasına taşındıysa da, ilginçtir Limni ve Semadirek Adalarına gemi seferi yapılmalı fikrinin ortaya atıldığı 80’li yılların sonlarında aynı gümrük kapatılmıştır. Ada’da bir Sağlık Ocağı ile 50 yataklı bir devlet hastane mevcuttur. İçerisinde 5 cihazlı hemodiyaliz merkezi de vardır.32 Kötü hava şartlarında çalışamasa da devlete ait bir sağlık ambulansı limanda hazır beklemektedir. Acil hastaları kötü hava koşullarında anakaradaki hastaneye sevk için Gelibolu’dan bazen askeri helikopter gelmektedir. Özel sağlık kuruluşu yoktur. Sadece devlet memuru bir diş hekimin özel muayenehanesi bulunmaktadır. TÜDAV 2008 Diğer Çanakkale Adası olan Bozcaada’da Gökçeada MYO’ya bağlı Turizm ve Seyahat İşlet. Programı vardır. 31 Finansbank 2008 32 Gökçeada’yı tanıtan Belediye Başkanlığı broşürü 29 30 32 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarına ait 236 adet lojman vardır33. TOKİ evleri yapılması gündemdedir. Zaten cari 940 adet Sosyal Konutta dört farklı zamanda devletçe yapılmıştır. Ada’nın tek akaryakıt satış istasyonu belediye ait Petrol Ofisi’dir. Bu istasyona ait depo tesisleri devlete aitken Petrol Ofisi özelleştirildikten sonra mülkiyeti değişmesine rağmen depo tesisini satın alan firma kısa bir süre sonra tesisin işletmesini belediyeye bırakmıştır. Ada’da geliştirilmek istenen turizm ve organik tarım da devlet tarafından teşvik edilmektedir. Gökçeada’da turizm sektörü yaz aylarında hareketlenmektedir. Peki turizme devletin katkısı nedir? Ada’da 3.316 yatak kapasitesi bulunmaktadır. Bunun 2.566’sı özel 750’si devlete aittir34. 2.566 yatak kapasitesinin içerisindeki yaklaşık 400 yatak kapasitesinin mülkiyeti devlete ait olup işletmesini özel yapmaktadır. Örneğin Gökçeada Resort, Mavi Su Resort, Gökçe Otel ve Belediye Oteli. Yani aslen adadaki yatak kapasitesinin 1/3’ü devlete aittir. Aslında devlet dinlenme tesisleri vasıtasıylada adadaki turizmi canlı tutmaya calışmaktadır. Şahısların yaptığı ev pansiyonculuğu için geliştirme kredisi verilmektedir. Kaymakamlık öncülüğünde Ada’nın tamamının “organikada” yapılması çalışmaları da vardır35. Kaymakamlık tarafından kredilendirilen bu organik tarım projesi tarımda da öncünün devlet olduğunun göstergesidir. İşte tarımla uğraşanlara krediye ihtiyacı olmayacak şekilde hibeler36 yapıldığı ve Kaymakamlık yoluyla Tarım Kredi Kooperatifi’den (TKK) daha ucuza kredi sağlandığı için artık işlevselliğini kaybeden Ada’daki TKK kapatılmış ve mülkleri Haziran 2008’de satılmıştır. Yani bir devlet kapısı kapanmış, diğeri açılmıştır. Her yıl Ağustos ayında düzenlenen Geleneksel Gökçeada Film Festivali, Belediye ve Kültür ve Turizm Bakanlığı desteği ile yapılmaktadır. Yani festivalimiz bile tamamen devlet kaynaklıdır! Ada’nın nüfusunun çoğu askeri personel ve memurdan, devlet okullarındaki yatılı öğrencilerden, hapishaneden tahliye olanlardan, bir “devlet politikası” olan iskanla ya da Ada’nın Malta Adası (Fizan) fonksiyonuyla sürgünle gelenlerden oluşmaktadır. Aynı zamanda askeriye ve milli eğitim açısından Ada zorunlu hizmet kapsamı içerisine alınmıştır. Şahinkaya Mahallesi Trabzon’dan, Eşelek Köyü Biga’dan, Uğurlu Köyü Muğla ve Burdur’dan, Şirinköy Bulgar Türkleri ve Erzurumlulardan, Yeni Bademli Isparta, Samsun ve Trabzon’dan devletçe iskan edilenler için kurulmuştur. Merkezde de ayrıca Çanakkale, Siirt, Van’dan vs gelenler vardır. Bu insanların çoğu eğer devlet olmasaydı kendi hür iradeleriyle Ada’ya gelmeyebilirlerdi. Aslında ada aynı Osmanlı’da olduğu gibi oldukça kozmopolit bir erime noktası, mozaiktir. Tüm dünyaya yayılan Rumların Ada’nın gelişmesine katkıda bulunacak iyi niyetli görüşleri de dikkate alınabilir. Gökçeada Kaymakamlığı 2008 Gökçeada Belediye Başkanlığı 2008 35 Organikada 2008 36 Gökçeada İlçe Tarım Müdürlüğü sık sık zeytin, ceviz, badem vs ve çeşitli meyvelerin fidelerini halka ücretsiz dağıtmaktadır. 33 34 33 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Gökçeada hakkında, özellikle azınlık Rum Vatandaşların hakları üzerine, Haziran 2008’de AB’de rapor hazırlanmıştır. Elif Müyesser Babül’ün (2003) “Belonging to Imbros: Citizenship and Sovereignty in the Turkish Republic” (İmroz’a ait olmak: Türkiye Cumhuriyetinde Vatandaşlık ve Özerklik) adlı Boğaziçi Üniversite’sinde yaptığı doktora tezi37 vardır. Gökçeada’nın Devlet Ada özelliği de belkide Kanuni Sultan Süleyman’ın Ada’yı vakıflaştırmasına dayanmaktadır! Hüryılmaz38 tarafından 5.000 yıllık olduğu ileri sürülen Bademli Höyüğü bir site devlet ise Ada’nın Devlet Adalığının kökeni o zamanlara dayanıyor olabilir. Homeros’un eserlerinde Ada, Poseidon’un Adası ( Yunan Mitolojisinde deniz tanrısı) olarak belirtilir. Zaten adadaki özele ait otellerin bazılarının adları; Zeus, Pegasus ve ismi değişen Poseidon”dur. Osmanlı zamanında yaşayan Gelibolu’lu ünlü denizcisi Piri Reis’in Gökçeada’nın (İmroz) denizin sığlıklarını vs yanında aşağıdaki verdiği bilgiler (özetle) Adamızın Devlet Ada dahası askeri kökenliğinin başlangıcı sayılabilir39; “İmroz Adası hakkında şöyle bir rivayet vardır: İmroz’un karşısındaki Rumelinde, Ece Ovası sahillerinde Boğaza gelince kadar, eskiden de şimdi de olduğu gibi gözcüler varmış. Adanın imar edilmesinin sebebi de Ece ovadaki bekçilere haber vermek içindir. Adadaki bekçiler denizde kaç gemi görürler ise gündüz duman gece ateş ile haber verirlermiş. Ece ovadaki bekçiler bu işareti alır almaz ona göre Rumeli tarafına işaret verirler, böylece haber bir saatte Kostantaniyye’ye (İstanbul) ulaşırmış. Kostantinden sonra bu şekil uzun süre devam etmiş. Fakat birgün Venedik gemileri bir fırsat kollayıp adayı almışlar. Fatih Sultan Mehmet zamanına kadar ellerinde kalmış. Fatih, Ağriboz’u fethettikten sonra da İmroz’u fethetmiş. Şimdi adanın iki kalesi (İSKİNET ve İmroz kalesi) vardır. Mamur yerdir… Ada uzun bir dağdır. Bu dağın gün batısı tarafı alçak, gün doğusu tarafı yüksektir… Böylece bilinmiş ola vesselam…” DEVLET ADALIĞI DESTEKLEYEN DPT VERİLERİ Öncelikle IMF veri sağlamanın da devlet elinden çıkıp özelleşmesini istemektedir. DPT, TUİK vs’de devlet kuruluşudur. İşte IMF’ye göre mali saydamlığın iyi yönetişime büyük katkısı vardır. Makro ekonomik istikrar, yüksek kalite odaklı büyüme de mali saydamlık oldukça önemlidir. IMF’nin üye ülkelerin uygulamasını teşvik ettiği “Parasal ve Mali Politikalarda Saydamlık Üzerine İyi Uygulamalar Kodunu (1996)” temel hedeflerinden biri istatistiki veri yayınlamanın bağımsızlığıdır.40 http://www.imvrosisland.org/UserFiles/File/Gross%20Report/Interim%2020 %20207.doc Parliamentary Assembly-Council Of Europe ! 38 Dr. Halime Hüryılmaz, Hacettepe Üniversitesi, Arkeoloji Bölmü, Ankara 39 Reis, Piri; s.119-120 40 MASAK 2008 37 34 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Ancak bu çalışmada da bazı alıntılar yapılan devlete ait CIA ,dünya ülkeleri hakkında veri sağlamaktadır! Ülke kalkınmasını planlı bir şekil de yürütmek amacıyla devletçiliğin bir unsuru sayılabilecek DPT, beş yıllık kalkınma planları hazırlamaktadır. DPT; 1- Ülkenin tabii, beşeri ve ekonomik kaynaklarını tesbit ederek hükümete yardımcı olmak, 2- Planların uygulanabilmesi için mahalli idarelerin kuruluş ve işleyişinin düzenli bir şekilde olması içinde tasviyelerde bulunmak, vs görevleri vardır41. Şu retorik soru akıla gelmektedir; DPT’nin ada ile ilgili planları ne kadar gerçekleşmiştir ve gelecekteki planları nedir ? DPT verilerine göre Gökçeada’nın sosyo-ekonomik gelişmişlik endeksi 0.99118 ile 872 ilçe arasında 118’dir. Gökçeadanın gelişmişlik grubu 2’dir42. Aslında Gökçeada’da devletçilik hakimse ve sonuçta bu rakamlara ulaşıldı ise özelleştirmeye gerek varmıdır? DPT “İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması (2004)” verilerine göre Gökçeada “Hizmetler Sektöründe çalışanlar oranında” (toplam istihdam içinde) 80.33 % ile toplam 872 ilçe arasında 1.dir (s.155 ve 238). Bunun büyük bir oranını memurlardır (Tablo 1). Nitekim Ada’daki 34 kamu kurum ve kuruluşunda 399 memur veya işçi vardır43. Ayrıca yaklaşık 180 askeri personel vardır. (Rütbeli ve rütbesiz asker sayısı ise yaklaşık 2.000 kişidir.) Yani Ada’da yaklaşık olarak toplam 580 kamu görevlisi bulunmaktadır. Ada’da yaşayanların yaklaşık 500’ü de maaşını devletten alan emeklilerden oluşmaktadır. Gökçeada Atatürk Anadolu Öğretmen Lisesi ve Gökçeada Anadolu Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi’nde yaklaşık 400 yatılı44 ve Gökçeada MYO’da yaklaşık 50045 öğrenci vardır. Ada’daki ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretimdeki toplam öğrenci sayısı 1.846’dır46. Bu öğrencilerin yaklaşık 900’ü dışarıdan Ada’ya gelerek eğitim almaktadır. Ada nüfusunun bu çeşitliliğinin olumlu tek yanı, ülkedeki krizlerin Ada’ya son uğramasına sebep vermesidir. Zaten tarım, sanayi ve ticaretle uğraşan kişi sayısı az olduğundan krizler Ada’ya ya geç gelmekte (lag) yada hiç gelmemektedir. DPT verilerine göre de sanayi sektöründe çalışan oranının az olması da Devlet Adalığı desteklemektedir. Çünkü günümüzde sanayii daha çok özeldir. Krizler, sadece turizm sektörüne sekte vurabilir gözükse de Ada’daki yatak kapasitesinin 1/3’ünün kamuya ait olması sektörü ayakta tutabilmektedir. İşte “Hizmetler Sektöründe Çalışanlar Oranı”nda batının en batısı olan Gökçeada 1. iken doğunun en doğusundaki Hakkari’nin Çukurca ilçesi %78.89 ile 2. dir. (Şanlıurfa -Harran TOKA 1989: 2.cilt s. 318 DPT 2004: s.87 43 Gökçeada Kaymakamlığı 2008 “2007 yılı sonu itibariyle” 44 Gökçeada Milli Eğitim Müdürlüğü 2008 45 ÇOMÜ Gökçeada MYO 2008 46 Gökçeada MEM + ÇOMÜ Gökçeada MYO 2008 41 42 35 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) % 3.71 ile sonuncu iken Bozcaada % 76.02 ile 4.dür.) Ayrıca sınırlar devletin önemli korumasındadır. Nitekim Gökçeada’da 5. Komando Alayı, Hava Radar, Deniz Radar ve Sahil Güvenlik Komutanlıkları vardır. Ancak askerlik şubesi kapanmıştır. Askeri kantinin sivil halka açık olması da Ada’nın Devlet Ada özelliğini pekiştirici bir örnektir. Anakaraya uzak olan bir bölgede fiyat dengeleme (belki de narh) amaçlı kullanılması akla gelmektedir. Ayrıca, bazı acil ameliyatları askeri cerrahlar devlet hastanesinde yapmaktadırlar. Askeri dinlenme tesislerinde Ada halkı düğün vb yapabilmektedir. Anlaşılan, devlet düğün salonu olmadığını bildiğinden halkına yardımcı olmak istemektedir. Ada’nın önemli caddelerine emekli general adları verilmiştir. Ancak Gökçeada’da tam bir devlet olan Kıbrıs’taki kadar asker yoktur ve Kıbrıs’a yapılan maddi hibeler Gökçeada’ya o kadar yapılmamaktadır! Ada’nın bir çok yeri de askeri bölgedir. Türkiye’nin en batı noktasında Ada’nın önemli plajlarından biri olan ve üzerindeki tepede Deniz Radar Komutanlığı olan Gizli Liman’ın askeri dinlenme tesisi olacağı iddiaları halen yalanlanmamıştır! Oysa Ada’da özellikle yaz aylarında gece yaşamının geçtiği yer olan Kaleköy’de askeri dinlenme tesisleri bulunmaktadır. DEVLET ADADAN, ÖZEL ADAYA GEÇİŞ! Adam Smith; “devletin piyasanın işleyişine karışmadığı bir ortamda, görünmez bir el toplum refahını maksimize edilebilecektir... Kişisel çıkarlar peşinde koşmak diğer bireylere de yarar sağlayacaktır. Bir kimsenin çıkarı diğerinkiyle sınırlı olduğundan (sıfır – toplam), sosyal ahenk kendiliğinden sağlanır” 47. Ancak “görünmez el” sosyal devletin aksine bencilliği artırabilir. Tekelleşme sorunu ortaya çıkabilir. Ada’daki mevcut özel sektör hizmetlerinin kalitesi de tartışmaya açıktır. Örneğin Ada’da DİGİTÜRK servisinden genelde bir memmuniyetsizlik vardır. Tüm reklamlara rağmen Türkiye’nin en batısı olan Ada’da cep telefonlarının çekmediği yerler vardır. Ülkemizde sayısı artan özel kargo şirketleri Edirne’den Ardahan’a bir günde teslim yaparken Ada’da ancak tali kargo şubeleri olmasından dolayı teslimatlarda oldukça gecikmeler olmaktadır (bazende rüzgardan iptal olan gemi seferleri etkisiyle). Zaten devletin PTT’si de Gökçeada’da APS hizmeti vermemektedir. Ancak yine de Smith görünmez elin düzensizlik yan etkisinin hukuksal altyapıyla (deregulations: fazla kuralı elimine) dengelenmesini umar. Belki de bu yüzden Adamız devlet yoğundur. Ülkemizin Gini katsayısının değeri (% 0.49 ile yüksek gelir adaletsizliği) görünmez eli işlevini sorgulatmaktadır. Gerçi ülkemizde tam anlamıyla görünmez el uygulanmadığı için, yoğun devlet egemenliğine bağlı yolsuzluklar bu Gini değerini yaratmış olabilir. Katsayının 0'a yakınlığı mutlak eşitliğe (herkes aynı gelirli) yaklaşıldığı; 1'e yakınlık ise mutlak eşitlikten uzaklaşmadır (plütokrasi) 48. 47 48 Şener, Orhan. 2008: s. 156-57. Eğilmez Mahfi 2008 36 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) İşte artı veya eksileriyle süregiden özelleştirme, özel girişim trendinin Adamızdaki devlet ağırlığının yerini alması Ada için faydalı olacak mıdır? Nitekim TDİ, GESTAŞ’a dönüşmüş, TİGEM’in işletme hakkı özelleştirilmiştir. Ada’nın büyük bir bölümünü içine alan avlak oluşturulmuş ve işletmesi özele kiralanmıştır. Ama insanlar özel avlak olarak adlandırmaktadır. GESTAŞ’ın halen kamu olduğunu ispatlar şekilde Gökçeada-1 Gemisi devletçe alınmıştır ve taşıma ücretleri devletçe sübvanse edilmektedir (özel konutlarda kullanılan elektrik ve su için sübvanse yoktur!). Ancak, yine de GESTAŞ’ın İDO kalitesine ulaşması umulmaktadır! Şu bir gerçektir ki; adaya gemi ulaşımı özellikle kışın özel sektörü cazip edecek kadar, şimdilik, karlı gözükmemektedir. Ama Say Kanununa göre her arz kendi talebini neden yaratmasın ki? 5084 Sayılı Teşvik Yasası’ndan Gökçeada yararlanmaktadır. Bedelsiz yer tahsisi için yapılan birkaç başvuru henüz sonuçlanmamıştır. Ada’daki mevcut dokuz işletme ise SSK ve Gelir Vergisi indirimlerinden yararlanmaktadır49. Anlaşılan Ada’nın ekonomik yönden canlanması için yine devlete yani kanuna ümit bağlanmıştır. 5084 Sayılı Yasa’nın engelleyicisi belki de SİT Kanunu50 olarak bilinen 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun Ada’daki yoğun ağırlığıdır ki bu da Devlet Ada gerçeğini desteklemektedir. Aslında bu teşvik yasasından yeterince yararlanılmaması yukarıdaki bilgilere göre Gökçeada’nın çoğu kamu görevlisi olan demografik yapısından olabilir. Görülen o ki Ada’da özel girişimci sayısı azdır. Yeni Vakıflar Kanunu’nun Ada’daki uygulama ve etkilerini de zaman gösterecektir. Devlet, Ada’daki istimlakler konusunda da oldukça önemli bir rol oynamıştır. Rumlardan istimlak ettiği yerleri, Trabzon’dan getirdiği iskancılara, yine aynı toprakları iskancılardan alarak Isparta’dan getirdiği iskancılara, sonunda havaalanı yapmak için tekrar kendine almıştır. Belki de Türkiye’deki özelleştirme trendine uygun olarak bir sonraki aşamada havaalanı tamamlanınca kiralanır yada satılır! Buna benzer uygulamalar Gökçeada Yarı Açık Tarım Cezaevi ve TİGEM’de de yaşanmıştır. Ancak Garih’in Devlet hakkındaki yorumlarında olduğu gibi özellikle istimlak / kamulaştırma, sadece azınlık Adalı Rumlar üzerinde değil tüm Türkiye için geçerlidir; “Devlet alacaklarına yüksek faiz uygularken borçlarını faizsiz sürdürmesinin tepkisi iş ahlakında bozukluktur. Düşük ücretle istimlak ve bedel artışı davalarının sonucunda vatandaşın yaptırım gücü olmaması iş ahlakını olumsuz etkiler.” Fert - devlet ilişkisi yanında fertler arasında ki ilişkide aynıdır. Bir şirketin yetiştirdiği elemanı diğerini kapabilmektedir. İş ahlakının gelişmesi, eğitim, demokrasi, hukuk’a saygılı devlet ve iş dünyasında örgütlenme ile mümkündür.51” Tahir Sargut, SMMM, Gökçeada, Haziran 2008 itibariyle. Avukat Bülent Yıldırım, Gökçeada 51 Garih 1994: s. 47-49 49 50 37 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Aslında Ada’da ki azda olsa kaçak yapılaşmaya devletin, belediyenin göz yumması da bir Devlet Ada dahası devlet müsamahası özelliğidir. . DERİN DEVLET “ Kanıtın yokluğu, yokluğun kanıtı değildir” Carl Sagan Belirtmeli ki derin devlet gerçeği görmemezlikten gelinmemelidir. İşte pek kanıt olmaması derin devletin yok olduğu anlamına gelmez ve derin devletin varlığı bir türlü hissedilmektedir. Derin Devleti “devlet içinde devlet” olarak tanımlamak yanlış olmaz. Aslında derin devlet denilen belki de bürokrasidir. Adı üstünde derin olduğu için bilgi birikimizin dışındaki Derin Devletin Gökçeada için “düşündükleri ve uygulamalarından” neredeyse bihaber sayılırız. Örneğin çoğu bitmiş havaalanı neden açılmamakta, Uğurlu Limanı - Limni Adası gemi seferleri neden başlamamaktadır? Ayrıca Ada’da özellikle kumarhaneler kurulması beklentisi yoğunlaştığında mafya52 Rum asıllı Türk vatandaşlarımız, hazine ve vakıf arazilerini ele geçirme, mesken tutma ve tesisleşme eğiliminde bulunmuştur.53. Tüm Dünya’da Devlet mafyayı ortadan kaldırmaya çalışırken nadiren devlet - mafya işbirliği de olabilmektedir. “Ya devlet başa ya kuzgun leşe” ve de “Devlete hizmet cezası kalmaz” sözü umarız resmi ve derin devlet veya bu bildiri yazarları üzerinde tekerrür etmez. SONUÇ VE ÖNERİMİZ Öncelikle en kısa sürede fizibl olarak Ada askeri açından özelleştirilebilir! Yani Ada bedelli askerlik yapılabilecek bir yer haline getirilebilir. Diğer yandan uzun vadede de Gökçeada neden İngiltere, Manhattan, Hong Hong, Singapur, Tayvan, Japonya, İngiltere, Santorini, Rodos Adası vs gibi ekonomik olarak gelişmesin? Tayvan Adasının başkenti Taipei’de, şiddetli depremlere ve fırtınalara dayanıklı dünyanın en yüksek binasının (508 metre ve 110 katlı) 2004’de açılması54 gibi Gökçeada’da neden böyle bir yatırım yapılmasın? Büyük Cayman Adası 180 km²’dir, yerleşik nüfusu 30.000’dir. Ancak kıyı bankacılığının merkezi / markası bu minicik Ada’da 500 banka ve 30.000 firma vardır. Bunların çoğu kara para aklayıcıdır55. Kara para aklama için değil de eğer ekonomiye katkısı olacaksa ve iyi yönetilecekse Gökçeada’ya da neden kumarhane açılmasın, kıyı bankacılığı yapılmasın? Belki bu durumda Devlet Ada “laissez fairelaissez passe” ile özel adalaşabilir ve Say Kanunu ile her arz kendi talebini de yaratabilecektir. 52 İtalyanca bir kelime olan Mafia;caka satmak, gösteriş yapmak, hava atmaktır. Webster’s,1992: s.694 53 Kamuoyunda Piranha Operasyonu olarak bilinir. 2001 54 http://haber.turk.net/haber_detay.asp?ID=1096372&cat=SAM Tayvan'da Dünyanın En Yüksek Binası Açıldı. 55 Dündar,U., Şahin H. 1995: s.137. 38 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Ayrıca bireylerden ziyade devletin alması gereken bir tedbir olarak Burgaz Dedeağaç Petrol Boru Hattı’nın Gökçeada’ya etkileri proaktif ve futuristik bir şekilde şimdiden analiz edilmelidir. Çünkü bu boru hattının yapacağı kirliliğin Bulgaristan turizmini olumsuz etkileyip Türk turizmini olumlu etkileyeceğinin ileri sürülmesi yanında56 Dedeağaç’tan çıkacak gemilerin Ege Denizi’ne açılması için en kestirme yol Semadirek – Gökçeada arası olarak Adamınızın hemen kuzeyi olarak gözükmektedir. Zaten Ada’ya oldukça fazla sayıda Bulgar vatandaşı Aydıncık sahilinde rüzgar sörfü yapmak için gelmektedir. İşte sörf açısından Aydıncık sahili Çeşme Alaçatı’nın rakibi veya tamamlayıcısı olabilir ve Gökçeada ki sörf turizminin özel sektör eliyle başlatılması ve Ada’ya katkısı devlet adanın “özel ada” haline gelmesine iyi bir örnektir. Ama havaalanının açılması sörf turizminin daha çok gelişmesi için kritiktir. Ada’daki avlakların işletmesinin özelleştirmesi de devlet adadan özel adaya geçişe örnektir. Diğer yandan şu an ki gemi trafiği de hemen adanın güneyinde, Gökçeada Bozcaada arasından geçmektedir ama adamıza herhangi bir katkısı yoktur. Burgaz - Dedeağaç Boru Hattı yoğun Boğaz trafiğini bypass ederek rahatlatabilecekse de ülkemizin stratejik önemini ve boğaz geçişlerinden elde edilen geliri azaltabilecektir57. Benzer insan yapımlarının ülkelerin coğrafi önemine etkisi Süveyş ve Panama Kanalının açılması örneklerinden incelenebilir. Teknesi Kısmet ve eşi Oda ile 1965’lerde dünya turu yapan Sadun Boro’nun Süveyş Kanalının açılmasının Güney Doğu Asya’daki bir zamanların bataklığı olan ama 2008 Temmuz nüfusu tahmini 4,608,167 olan ve 2007 tahmini $49,700’lık kişi başı milli gelirle batılı 4 büyük ülkeyle eşit 58 hale gelen Singapur Adasının önemini nasıl artırdığını anlatması Gökçeada için benchmark olabilir59; Boyu 40 km., en geniş yeri de 20 km. olan Singapur Ada’sı (622 km²)60 baklava dilimi biçimlidir. 140 yıllık İngiliz idaresinden 1959’da kurtulmuştur. Doğu Asya ve Avrupa arasında, bilhassa Süveyş Kanalı açıldıktan sonra, çok mühim bir coğrafi duruma, aynı zamanda geniş ve mahfuz tabii bir liman sahip oluşu, Singapur’un dünyanın sayılı ticaret merkezlerinden biri olmasına sebep olmuş. Zaten ufak olan Ada’da, mühim çapta hiç bir ziraat yapılamaz. Bütün geliri yalnız ticarettendir. Serbest liman oluşu dolayısıyla, Güney - Doğu Asya’ya ve Endonezya Adalarına yapılan ithalat ve ihracatın büyük bir kısmı Singapur’a gelir ve buradan tevzi olur. Keppel Boğazındaki koca rıhtımlarda, her millete mensup gemiler, gece gündüz durmadan yük boşaltır alır. Birbiri peşi sıra, sonu gelmeyecekmiş gibi uzanan antrepolar kauçuktan kalaya kadar türlü maddelerle http://www.haberx.com/n/1077719/burgasdedeagac-boru-hatti-turk-turizminin.htm Burgas-Dedeağaç Boru Hatti Türk Turizminin Yararina Olacak 17.01.2008 57 Kılavuz Kaptan Gelirleri 58 CIA 2008 59 Boro, Sadun “ Pupa Yelken” s.233-34 60 Websters’s; 1992: s.1018 56 39 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) doludur. Limanın önündeki küçük adalarda kurulmuş koca petrol tasfiyehanelerinde, Bornea, Sumatra vs’den gelen ham petrol işlenir. Hint Okyanusu’na veya Çin Denizi’ne açılacak gemiler de, buradaki tanklardan akaryakıt ikmali yapar.” İşte Dedeağaç’tan yola çıkacak gemilere adamızın sunacağı bir hizmet olamaz mı? Ancak Asya kaplanları ve Singapur 2001-2003 küresel dünya krizinden ve SARS hastalığından etkilenmiş olsa da 61, merhum işadamı Garih’te “Ekonomik Gelişmede Örnek Ülke Singapur” adlı yazısında şunları der62; “1992 Aralık’ta benimde katıldığım bir uzak doğu gezisinde Başbakanımız, işadamları ve basın mensupları harpten mağlup çıkmış bir Japonya ile fakir ve küçücük toprağa sahip bir Singapur’un dünyanın ekonomik bakımdan en ileri ülkeleri safına geçme mucizesinin nedenlerini araştırdılar. Nüfusunun çoğu Çin orijinli olan Singapur, son 30 yılda adeta bir ekonomik gelişme mucizesi yaratmış, kişi başına milli gelir $500 altından $13.000’ın üzerine çıkmıştır. Oysa 1960’larda bölgenin en geri kalmış, tabii kaynakları olmayan bir adasıdır. Nüfus 1960’larda, 1.6 milyon iken 1991’de 3 milyonu aşmış. Nüfus bir plan gereğince artmış ve bugün statiktir. Milli gelir 1960’da 0.7 milyar iken bugün muazzam sıçrama ile 41 milyar dolara ulaşmış. Dış ticaret hacmi aynı periyotta 2.5 milyar dolardan 125 milyar dolara sıçramış. Milli gelire oranlanmış tasarruf oranı yüzde (-2.5) gibi bir negatif rakamdan yüzde 47’e ulaşmış. Ve nihayet 1960’larda çalışabilecek nüfusa oranla %14’ler dolayındaki işsizlik, bugün %1.9’a kadar gerilemiştir. Grev, lokavt orada akla gelmeyen kelimelerdir. Gittikçe yükselen ücretlere rağmen ortalamada işverence ödenen aylık maaş 600 dolar civarındadır. Ancak bu para ile de kişinin kabul edilebilir bir hayat sürdüğü gerçektir. Bütün bunlara rağmen yıllık enflasyonda %1’ler civarında kalabilmiş. Ada bağımsızlığa kavuştuktan sonra, ülke sorunlarını ve çözüm yollarını bilen bir liderin otoriter idaresi altında ülke olarak önemli atılımlar yaparak, dünyanın en ileri ülkeleri arasında olmaya bugün aday durumunda. Yani kökende iyi bir otoriter idare vardır. Bir ülkenin gelişiminin tek işareti bence ekonomik göstergelerdeki ilerleme ve bugünkü durumun gelişmiş ülkeler ile olan mukayesesidir. Singapur’da esas felsefe hür teşebbüsün ekonomiye hakim olmasıdır. Singapur gelişmesini önce emek yoğun sanayi ve bilahare hizmet sektörü ile gerçekleştirmeyi öngörmüş. Yarı devlet kurumu olan ve DPT’yi andıran ve “Ekonomik Kalkınma Kurumu (EDB)” kendisine bağlı ve hür teşebbüsün egemen olduğu alt kurumlar kanalı ile ülke ekonomisinin gelişme politikalarını saptama, bunlara uygun stratejileri çizme ve bunları uygulatma görevini ciddi şekilde üstlenmiş. EDB’nin verdiği brifingten şu sonuçları çıkarttık; Öncelikle zengin devletin zenginliğini halkın zenginliğinden alması gerektiği felsefesini kabul etmişlerdir. Ayrıca küçük devlet büyük millet ve hür teşebbüsle 61 62 CIA 2008 Garih 1994: s. 131-136 40 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) kalkınma metodolojisini benimsemişlerdir (Adam Smithvari). Devletin, yönlendirici ve denetleyici olmasını öngörmüşlerdir. 2000’li yıllarına yaklaşırken ana (ekonomik) politikalarını; halklarına yüksek bir hayat standartlı / kaliteli bir yaşam sağlama ve gelir dağılımındaki adalet prensiplerine dayamışlardır. Stratejiler bu politikanın türevidir. Ve bu politikaları uygulamak üzere; eğitim öğretimde atılım, toplu konut sorunlarını çözme, gelir ve maaşların gelişimini büyüme hızına ve prodüktiviteye oranlama, girişimciliği özendirme stratejilerini tasarlamışlardır Bu uygulamada başarı için EDB’nin alt kurumları olarak, hür teşebbüs desteği ile; şehircilik, ulusal bilim ve teknoloji, ulusal üretim ve prodüktivite, ticari geliştirme, ulusal bilgisayar sistemini oturtma, turizm promosyonu, para otoritesi, alt kurumlarını kurarak her birinin hedeflerini saptamışlar ve gelişmeleri adım adım takip etmişlerdir. Antrepoculuktan ve emek yoğun sanayiden, sermaye ve bilgi yoğun endüstrinin yanı sıra özellikle turizm sektörünü geliştirmişlerdir. Üniversitelerinde özellikle bilgisayar dalında araştırma için ABD’dekinden daha çok fon ayrılmaktadır. Yıllık 5 milyon turist ile turizm gelirleri tüm ticaret rakamının önemli kısmıdır. Yasaklar ve bunlara uyma oranı yüksektir. Halk geleneksel ve otoriter sebeplerle çok disiplinlidir (politik sistemi; ayrılıkçılara sıkı limitler koyan liberal demokrasi63). Ancak bizim Demokrasi’den uzaklaşmamız düşünülmemelidir ama analojik bir uyarlamayla Singapur’dan esinlenmeliyiz. Ereğli, KEİB için kıyı ticaretinin bir program dahilinde serbestçe uygulanacağı, Türkiye’nin küçük Singapur nüvesi durumuna oturtulabilir.” Gökçeada, Singapur gibi müstakil bir ülke değil ama sahip olduğu özellikleri ile Devlet Ada niteliğinde olması nedeniyle Ereğli değil de Gökçeada, Singapur’u neden benchmark almasın? Singapur’un bayrağı da bizim bayrağımıza benzemektedir. Özetle Singapur örneğinden şu sonuç çıkarılabilir; Devlet ada değil özel ada olmak kişi başı milli geliri $50.000’a ulaştırabilir. Aslında bizde de Singapur benzeri politika ve stratejileri var ama uygulanması ve denetlenmesi iyi değildir! Ayrıca Garih’in “İstanbul 2” Saros’ta kurulsun görüşüne göre, “İstanbul 2” neden Gökçeada’da kurulmasın? Zaten Piri Reis; “... kefere ortasında Truva denen eski İstanbulluk da çok mamur imiş...” demektedir.64 Tüm devlet kurumları yanında akademisyenler, öğrenciler ve halkı da bu konu da proje oluşturma da paydaş olmalıdır. 63 64 Webster’s 1992: s.1018 Piri Reis s.115 41 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) KAYNAKÇA Aktan, C.Can. 2001. Public Economics, Anadolu Matbaacılık, İzmir. Aybars, E. 2003. Atatürkçülük ve Modernleşme, İzmir: Ercan Kitabevi, 2.Bask.. Buğra, A. 1995. Devlet ve İşadamları, 2. baskı, Şubat 1995, İletişim Yayınları. DPT. 2004. İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması (2004). Ankara: Yayın ve Basım Şube Müdürlüğü. Dündar, U., Şahin H. 1995. Haramzade, AD yayıncılık A.Ş,1.baskı, s.137. 6. Garih, Üzeyir. 1994. Deneyimlerim-III,ALARKO Eğitim ve Kültür Vakfı Yayınları, 4. Baskı. Karl P.. 1997. Yüzyılın Dersi, SPK Yayınları-96. More, T. 1997 “Utopia”, Türkçesi: S.Eyuboğlu, Vedat Günyol, Cem Yayınevi, 5.basım. Platon (Eflatun). 2002. Devlet, Çev; S.Eyuboğlu-M.Ali Cimcoz T.İş Bankası Kültür Yayınları Genel yayın:429, Felsefe:50, 4. Basım. Reis, P. “Kitab-ı Bahriyye-Denizcilik Kitabı-1.Cilt”, Tercüman 1001 Temel Eser-19, Baskıya hazırlayan; Yavuz Senemeoğlu, s.115,119-120 Sönmez, M. 1990 “Türkiye’de Holdingler-Kırk Haramiler”, 4.baskı Mayıs 1990, Arkadaş Yayınevi. 12. Şener, O. 2008 Ünlü Ekonomistler, Alkım Yayınları. Ansiklopedik Kaynaklar Hayat Küçük Ansiklopedi, 1968 Tifdruk Matbaacılık AŞ. s.803 Tercüman Okul Kültür Ansiklopedisi. (TOKA) 1989 2.cilt s.317-318 İstanbul: Tercüman Tesisleri. Websters’s New World Encyclopedia. (Websters’s) 1992 Prentice Hall General NY, USA s.782-783. İnternet Kaynakları CIA 2008. https://www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/geos/sn.html 10.07.2008 Gökçeada Belediyesi 2008. http://www.gokceada17.net/html/nufus.htm 07.07.2008 Gökçeada Kaymakamlığı. 2008. http://www.gokceada.gov.tr/gokceada.php?utc=27&kat=Genel%20Bilgiler 10.07.2008 Eğilmez M. 2008. http://www.mahfiegilmez.nom.tr/kose_sozluk.htm 10.07.2008 42 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Finansbank 2008. http://www.finansbank.com.tr/bizitaniyin/index.jsp?ez_ref=Bizi_Taniyin 10.07.2007 Haber Türk 2008. http://haber.turk.net/haber_detay.asp?ID=1096372&cat=SAM Tayvan'da Dünyanın En Yüksek Binası Açıldı. 10.07.2008 Haber X 2008. http://www.haberx.com/n/1077719/burgasdedeagac-boru-hatti-turkturizminin.htm Burgas-Dedeağaç Boru Hatti Türk Turizminin Yararina Olacak 17.01.2008 Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü. 2008. http://www.mahalliidareler.gov.tr/Home/Dokumanlar/belediyelerin_turune_gore_2007_nufuslari.xls 07.07.2008 MASAK 2008. http://www.masak.gov.tr/Yolsuzluk/uluslararasi_mucadele.htm# 07.07.2008 Münir, M. 2008. “İhale Yasası neden elli defa değiştirildi? 1http://www.milliyet.com.tr/Default.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=757921&Autho rID=57&Date=22.05.2008&ver=80 ve “AKP neden Kamu İhale Yasası’nı elli defa değiştirdi?” 2http://www.milliyet.com.tr/Default.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=758221&Autho rID=57&Date=23.05.2008&ver=61 , (Erişim Tarihi: 24.05.2008) Organikada 2008. http://www.organikada.gokceada.com/index1.htm 07.07.2008 TÜDAV 2008. http://www.tudav.org/new/projects.php?pid=2 10.07.2008 Wikipedia. 2008. http://en.wikipedia.org/wiki/Staten_Island,_New_York 10.07.2008 43 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Tablo 1 : Gökçeada’nın sosyo-ekonomik durumu * Nüfus 8.875 802 Şehirleşme Oranı (%) 81,74 32 Nüfus Artış Hızı (‰) 11,03 317 Nüfus Yoğunluğu 31 608 Nüfus Bağımlılık Oranı (%) 28,72 869 Ortalama Hanehalkı Büyüklüğü 3,52 814 Tarım Sektöründe Çalışanlar Oranı (%) 17,13 865 Sanayi Sektöründe Çalışanlar Oranı (%) 2,53 587 Hizmetler Sektöründe Çalışanlar Oranı (%) 80,33 1 İşsizlik Oranı (%) 5,11 439 Okur Yazar Oranı (%) 94,24 16 Bebek Ölüm Oranı (‰) 52,29 163 Fert Başına Genel Bütçe Geliri (Bin TL) 77 917 209 Vergi Gelirlerinin Ülke İçindeki Payı (%) 0,00417 490 Tarımsal Üretimin Ülke İçindeki Payı (%) 0,00971 785 * Rakamlar ilçenin ilgili göstergeye göre 872 ilçe içindeki sırasını göstermektedir. 44 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Resim 1: Thomas More-Utopia-Kitap Kapağı Şekil 1: Kitab’ı Bahriye-Piri Reis-s.120 45 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Şekil 3: Gökçeada Tanıtım Broşürü Şekil 4: Gökçeada’nın uydu görüntüsü (Google Earth) 46 GÖKÇEADA’NIN JEOLOJİK ÖZELLİKLERİ Süha ÖZDEN, Özkan ATEŞ, Fırat ŞENGÜN, İ. Onur TUNÇ, Oya TÜRKDÖNMEZ, Deniz ŞANLIYÜKSEL, Mustafa AVCIOĞLU, Can ERTEKİN Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Jeoloji Mühendisliği Bölümü ÖZET Ege Denizi’nin kuzeyinde yer alan ve Türkiye’nin en büyük adası olan Gökçeada, jeolojik açıdan oldukça zengindir. Adada, farklı yaş ve kökene sahip bir çok jeolojik birim yüzlek vermektedir. Bu jeolojik birimler aynı zamanda, kuzeyde Trakya Havzası ve doğuda Çanakkale civarında geniş yayılımlar sunmaktadırlar. Gökçeada’da, Paleozoyik yaşlı metamorfik bir temel üzerine uyumsuzlukla, Eosen ve Oligosen yaşlı, karasaldan denizele kadar ve aynı zamanda geçiş ortamlarını da içeren, kırıntılı kayalar gelmektedir. Bu kırıntılı fasiyes çökelimini sürdürürken, bölgede karasal bir volkanizmanın, Geç Oligosen-Geç Miyosen zaman aralığında hüküm sürdüğü, kendisinden yaşlı birimleri keserek yerleştiği ve geniş yüzlekler verdiği görülmektedir. Gökçeada’da, sığ denizelden karasala kadar, Geç Miyosen yaşlı yatay konumlu çökeller ve Kuvaterner yaşlı alüvyonlar, alttaki tüm birimleri uyumsuz olarak örtmektedirler. Gökçeada’nın tektonik gelişiminde, bölgesel ölçekli KB-GD doğrultulu sıkışma rejiminin etkin olduğu belirlenmiştir. KD-GB gidişli doğrultu atımlı faylar, yoğun eklem-çatlak sistemleri ve adanın hemen kuzeyinden geçen Kuzey Anadolu Fayı’nın kuzey kolu, bu bölgesel sıkışma rejiminin ürünüdürler. Gökçeada’da özellikle Eosen ve Oligosen yaşlı birimler içerisindeki kömürlü düzeyler, yeraltı ve yerüstü su kaynakları, andezitler ve karasal kumtaşları jeolojik değerler olarak öne çıkmaktadır. Anahtar Kelimeler: Gökçeada, jeoloji, jeolojik değerler ABSTRACT Gökçeada, located in the northen Aegean sea, the biggest island of the Turkey, has different aged and originated geological units. These geological outcrops take place in Trakya basin and around Çanakkale region at the same time. The geological units begin at the bottom as a metamorphic basement rocks. These units are overlain by the Eocene and Oligocene continental, deltaic and marine deposits together with an angular unconformity. These clastic facies are cut by the a continental volcanics between Late Oligocene and Late Miocene time interval. All these geological units cover by Late Miocene aged shallow marine and continental deposits in Gökçeada. The NW-SE directed regional compressional tectonic regime observed in the island that is still active. Northern branch of the North Anatolian Fault which pass very close to north of the Gökçeada, NE-SW directed strike-slip faults and joint-fracture systems are the products of this regional compressional tectonic regime. In Gökçeada, coal layers in Eocene and Oligocene aged units, underground and ground water springs, andesites and terrrestrial sands can shown as geological value, particulary. Key words: Gökçeada, geology, geological values Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) GİRİŞ Bu çalışma, Gökçeada’nın jeolojik özelliklerinin ortaya çıkarılması amacıyla yapılmıştır. Ege Denizi kuzeyinde Türkiye’nin en büyük adası olan ve 286 km2 lik bir alana sahip alan Gökçeada’nın en yüksek yeri 673 m ile Doruktepe’dir. Oldukça sarp ve engebeli bir arazi yapısına sahip olan adada yüksek tepeler, derin vadiler, dere yatakları ve su havzalarında değerledirilen 5 adet gölet mevcuttur (Şekil 1a-b). Arazi yapısının bu kadar kısa mesafelerde bu denli değişkenlik sunması, bölgede yüzeyleyen jeolojik birimlerden kaynaklanmaktadır. Jeolojik açıdan yaygın bir volkanizma ile birlikte bir çok yerde oldukça fazla aşınmasına rağmen özellikle vadiler boyunca izlenebilen ve önemli kalınlıklar sunan farklı tür ve kökene sahip bir sedimanter kaya topluluğuna rastlanmaktadır. Bölgede bugüne kadar bir çok farklı jeolojik amaçlı (Akartuna, 1951; Ercan vd. , 1995; Yıldız ve Toker, 2001; Temel ve Çiftçi, 2002; Avşar, 2002; Kesgin ve Varol, 2003; Koral vd. 2008) çalışma yapılmıştır. Gökçeada’da 1/100.000 ölçekli ilk detaylı jeolojik haritalamalar gerçekleştiren Akartuna (1951), Eosen ve Oligosen dönenime ait iki farklı fliş seviyesinin varlığını vurgulamıştır. Ercan vd. (1995), Biga Yarımadası’ndaki Tersiyer volkanizmasını konu alan çalışmasında Gökçeada’dan almış olduğu volkanik kaya örneklerinde, 30.4 ile 34 milyon yıllık iki yaş verisi elde etmiştir. Temel ve Çiftçi (2002), Gökçeada, Bozcaada ve Gelibolu Yarımadası’nın Tersiyer stratigrafisi ve bu alanın hidrokarbon potansiyelini ele aldıkları detaylı çalışmalarında, Gökçeada’da yer alan jeolojik birimleri ortamsal özellikleri ile belirlemelerinin yanısıra, petrol için kaynak kaya, rezervuar ve örtü kayalarının varlığını ortaya koymaya çalışmışlardır. Keskin ve Varol (2003), Gökçeada ve Bozcaada’nın Tersiyer jeolojisini ele aldıkları çalışmalarında, jeolojik birimleri sedimantolojik özellikleriyle ayırtlamalarının yanısıra, adanın hemen kuzeyinden geçen Kuzey Anadolu Fayı’nın Marmara batısı ve Ege’deki uzantısını temsil eden Ganos Fayı’nın tektonik aktivitesine işaret etmektedirler. Koral vd. (2008), Gökçeada’da ilk defa temel birimlerin adanın kuzeyinde şist ve fillit türü kayaçlar olarak yüzlek verdiğini gözlemlemişler, ayrıca adanın özellikle kuzey kıyıları boyunca önemli bir yükselim mekanizmasına sahip olduğunu vurgulamışlardır. Gökçeada’nın jeolojik özelliklerinin ortaya çıkarılması amacıyla yapmış olduğumuz bu çalışma kapsamında, adanın güney kesimi boyunca, 1/25.000 ölçekli detaylı jeolojik harita alımı ve saha gözlemleri gerçekleştirilmiştir (Şekil 1a ve 2). Adanın güney kesimi boyunca yüzlek veren kayaçlar, adanın tümünü temsil eden formasyonlardan oluşmakta ve ayrıca bu kesimden elde edilen yapısal veriler, Gökçeada’nın tektonik gelişimini açıklayan özellikler sunmaktadırlar. GÖKÇEADA’NIN JEOLOJİK ÖZELLİKLERİ Gökçeada’da yüzeyleyen jeolojik birimlerin özellikleri, adanın güney kesiminde; batıda Uğurlu Köyü ve Saklı Liman, kuzeyde Şahinkaya Köyü, güneyde adanın sahil çizgisi ve doğuda Kapıkaya arasında kalan bir alanda (Şekil 1a), 1/25.000 48 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) ölçekli jeolojik harita alımı ile ortaya çıkarılmıştır. Bu kesimde adanın yaşlı temel birimleri (fillit ve şistler) dışında, tüm birimleri yüzlek vermektedir (Şekil 2). Gökçeada’da yüzlek veren en yaşlı jeolojik birimlerin önceki çalışmalarda Temel ve Çiftçi (2002) tarafından ofiyolitik melanj olduğu belirtilirken, Keskin ve Varol (2003), Erken Tersiyer yaşlı birimlerin temelinin Gökçeada’da gözlenmediğini ifade etmektedirler. Koral vd. (2008), temel birimlerini adanın kuzeyinde gözlemlemişlerdir. Bu birimlerin, fillit ve şist türü metamorfik kayaçlardan oluştuğunu ve Biga Yarımadası’nın temelini oluşturan jeolojik birimlerle benzerlikler sunduklarına işaret etmektedirler. Çalışma sahamızda Tersiyer yaşlı jeolojik birimlerin temeli olan metamorfik kayaçlar görülmezken, çalışma sahasındaki en yaşlı birim, Erken Eosen (Kesgin ve Varol, 2003) yaşlı Karaağaç Formasyonu’dur. Birim ilk defa Sfondrini (1961) tarafından tanımlanmış olup, çalışma sahamızın kuzeyinde yeralan Kolbaşı mevkii civarında çok az bir alanda yüzlek vermektedir. Karaağaç Formasyonu, çalışma sahamızdaki yüzleklerinde şeyllerden oluşmaktadır. Tersiyer istifinin başlangıcını oluşturan bu birim, derin denizelden deltayike kadar bir fasiyese sahiptir (Temel ve Çiftçi 2002) (Şekil 2). Karaağaç Formasyonu üzerine uyumlu olarak, çalışma sahamızda ve Gökçeada’da Erken-Orta Eosen yaşlı Fıçıtepe Formasyonu gelmektedir (Şekil 25). Fıçıtepe Formasyonu, ilk defa Sfondrini (1961) ve Druitt (1961) tarafından tanımlanmıştır. Birim, inceleme alanının kuzeydoğusunda yer alan Aktepe’nin kuzey batısındaki Dikenli Dere vadisinin doğuya açılan uç kısmında Soğucak Formasyonu altında ve sınırlı bir alanda yüzlek vermektedir (Şekil 2-5). Genellikle akarsu ortamını temsil eden Fıçıtepe Formasyonu, Karaağaç Formasyonu’nun delta önü kumtaşları üzerine yer yer geçişli olarak gelmektedir (Temel ve Çiftçi, 2002). Çalışma alanında, Fıçıtepe Formasyonu, kaba taneli kumtaşı ve bu birimlerle ardalanmalı olarak çamurtaşı, silttaşı, 2-5 cm arasında kalınlıklarda değişen kömür tabakaları ve şeyllerden oluşmaktadır. Ardalanmalı olarak gelen kumtaşı ve silttaşları iyi tutturulmamışlardır. Bu birimler, krem-bej renkte gözükmektedirler. Soğucak Formasyonu’nun tabanını oluşturan kumtaşlarından bu renkleriyle kolaylıkla ayırt edilebilmektedirler. Kırıntılı fasiyeste gelişmiş ince taneli silttaşı seviyeleri arasında, kaba taneli ve gevşek bir çimentoyla tutturulmuş kumtaşı mercekleri, oygu-dolu yapıları ve çapraz tabakalanmalar yer almakta ve yüksek enerjili bir akarsu fasiyesini temsil etmektedir. Çalışma sahasında Fıçıtepe Formasyonu üzerine uyumsuzlukla Orta Eosen yaşlı Soğucak Formasyonu gelmektedir (Şekil 2-5). Birim ilk defa Holmes (1961) tarafından Kırklareli Formasyonu’nun Soğucak üyesi olarak adlandırılmış olup, daha sonra Kasar vd. (1983) ve Sümengen vd. (1987) tarafından Soğucak Formasyonu olarak tanımlanmıştır. Formasyonun tip kesiti Kırklareli’nin Soğucak Köyü’dür (Temel ve Çiftçi, 2002). Soğucak Formasyonu çalışma alanının güney batısında Taşlıca Tepe, Doğanlı Tepe, Taşlık Sırtı, Aktepe ve Baştepe’nin güneydoğusunda Fıçıtepe Formasyonu üzerine uyumsuz olarak gelmektedir. Bu çalışmada daha önce Fıçıtepe Formasyonu olarak değerlendirilen kiltaşı, marn ve kumtaşı ardalanması şeklinde görülen istifin; çapraz tabakalanmalar, kamalanmalar, 49 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) merceksi yapılar gibi akarsu fasiyesi özelliklerinden ziyade, karbonatça zengin kumtaşı ve çakıltaşlarından oluşan sığ denizel bir özellik sunması nedeniyle, bu kesimler detaylı harita alımı sırasında ilk defa Soğucak Formasyonu’na dahil edilmiştir. Buna göre, Soğucak Formasyonu; tabanda iri taneli kumtaşı, silttaşı ve marndan oluşan bir istifle başlar, bu istifin üzerine sığ denizel ortamda çökelmiş resifal kireçtaşları gelmektedir (Şekil 2-5). Çalışma alanı içindeki mostralarda yapılan gözlemlerde, Orta Eosen yaşlı Soğucak Formasyonu’nu oluşturan kireçtaşlarının dış renginin sarımsı, taze yüzeylerinin açık sarı ile beyaz arasında değiştiği gözlenmiştir. Bu kireçtaşları fosil bakımından zengin (nummulit ve peleycpod), kısmen masif kısmen tabakalı yapı gösteren, orta-iri gözenekli, erime boşluklu ve bol çatlaklı bir yapı sergilemektedir. Bazı kesimlerde bileşenleri kavkı olan breşlerden oluştuğu gözlenmiştir. Bu birim üzerinde yapılan paleontolojik çalışmalar (Girit, 2008; Türkoğlu, 2008) ve daha önceki çalışmalara göre birim, Orta Eosen yaşındadır. Soğucak Formasyonu üzerine Geç Eosen (Temel ve Çiftçi 2002) yaşlı Ceylan Formasyonu uyumlu olarak gelmektedir. Birim ilk defa Ünal (1967) tarafından, Trakya Ceylan-1 kuyusunda Ceylan Şeyli olarak ifade edilmiş, ardından Keskin (1974) tarafından Ceylan Formasyonu olarak tanımlanmıştır. Ceylan Formasyonu’nun çalışma alanının güneyinde Sağrıtepe ve Dallıca Mevkii’ne kadar uzanan kesimde görülmektedir (Şekil 2-5). Ayrıca çalışma alanının batısında Taşlık Sırtı ve Dikmen Tepe’nin eteklerinde, Uğurlu Limanı’nın üst kesimlerinde Soğucak Formasyonu’nun üzerinde uyumlu olarak mostra vermektedir. En yaygın yüzleklerini Uğurlu Göleti’nin güney kısmı ve Şirinköy civarında vermektedir. Ceylan Formasyonu çalışma sahasında; tüf, tüfit, kumtaşı ardalanması şeklinde gözlenir. Bu birimler içerisinde kömür ara bantları bulunmaktadır. Tüfler; ince tabakalı olup, sarı bej renklidirler. İstifin üst kesimlerine doğru tane boyu incelmekte ve gri-yeşilimsi renkli laminalı şeyllere geçmektedir. Şeyller, ince kumtaşı ara bantları ve tüf seviyeleri ile ardalanmalı olup; gri renklidir. Birim derin denizel ortamı yansıtmaktadır. Çalışma sahasında Ceylan Formasyonu üzerine uyumlu olarak Oligosen yaşlı Mezardere Formasyonu gelmektedir. İlk kez Ünal (1967) tarafından adlandırılan formasyon; Gökçeada’da geniş yüzlekler vermektedir (Şekil 2-5). Mezardere Formasyonu çalışma alanının kuzeybatısında yer alan Genişdağ Tepe, Köklü Tepe’de, doğuda ise Söğütözü eski yerleşim yeri, Erenkale ve Kırançal Tepe’nin yamaçlarında, Şahinkaya mahallesinin güneyindeki yol yarmasının doğu kesiminde kalan Top Tepe, Boyun Tepe, Parmak Tepe, İnce Tepe ve Otluca Tepe yamaçlarından başlayıp, batıda İkiz Tepe ve Yarkaya Tepesi arasında uzanmakta ve geniş düzlüklere yayılarak güney sahiline kadar devam etmektedir. Formasyon, genellikle kumtaşı ve şeyl ardalanmasından oluşmakla birlikte, egemen olarak kumtaşlarından oluşmaktadır. Kumtaşları; sarımsı gri, sert karbonat çimentolu, ince-orta katmanlı, derecelenmeli ve laminalıdır (Kesgin ve Varol 2003). Şeyler ise; mavimsi ve yeşilimsi gri, yüzeyde ufalanır topraksı, karbonatlı, ince laminalı ve ince kiltaşı ara katkılıdır (Kesgin ve Varol 2003). Birim içerisinde gözlenen kum 50 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) barlarının varlığı (Temel ve Çiftçi 2002), alt kesimlerinin derin, üst kesimlerinin ise sığ fasiyesi yansıtması (Kesgin ve Varol, 2003) ve kumtaşlarında ani yanal değişimlerin ve dokusal farklılıkların gözlenmesi ortamın geçiş (delta) ortamı olduğunu belirtmektedir. Gökçeada’da Mezardere Formasyonu üzerine uyumlu olarak Orta Oligosen yaşlı Osmancık Formasyonu gelmektedir. Osmancık Formasyonu, Kuzey Trakya’da Osmancık Ceylan–1 petrol kuyularında görüldüğü için, Holmes (1961) tarafından ilk defa Osmancık-Ceylan kumtaşları olarak adlandırılmış, ardından Kasar vd. (1983) tarafından Osmancık Formasyonu olarak tanımlanmıştır. Çalışma alanında Osmancık Formasyonu’nunu oluşturan birimler kumtaşı, çakıltaşı ve yer yer şeyllerden oluşmaktadır. Delta ortamında oluştuğu düşünülen birim, Adanın KD sunda Kuzu Limanı’ndaki ideal kesitinde kumtaşı-şeyl ardalanması şeklinde izlenmektedir. Bu birimde yeralan kumtaşlarının dış yüzey rengi sarı, iç yüzey rengi gri-beyazımsı, orta kaba taneli içerisinde kuvars parçaları, feldispat içeren ve bazı kesimlerde çakıltaşlarına yanal geçişler sunan dayanımı yüksek bir kumtaşından oluşmaktadır (Şekil 2-5). Birim içerisinde ince kömür seviyeleri gözlenmiştir. Osmancık Formasyonu içinde yer alan çakıltaşları ise bazı kesimlerde tane destekli bazı kesimlerde matriks destekli olup, dış yüzey rengi kırmızı, taze yüzey rengi açık kırmızı renkli olup, demiroksit çimentolu birimlerden oluşmaktadır. Yapılan arazi çalışmalarında kumtaşı ile konglomeralar arasında gözlenen keskin geçişler, derecelenmeler ve yelpaze şeklindeki akıntı izleri, ortamsal yorumda kolaylık sağlamıştır. Şeyl egemen olan seviyelerde bulunan ince kumtaşı tabakalarında iz fosillerinin yoğun olarak izlendiği belirtilmektedir (Temel ve Çiftçi, 2002). Gelibolu Yarımadası ve Gökçeada’da yüzlekler veren Osmancık Formasyonu’nun yaşı, gerek stratigrafik konumuna göre, gerekse Trakya Havzası’nda saptanan yaşlandırmalara dayanarak, Geç Oligosen olarak belirlenmiştir (Siyako vd. 1989). Çalışma alanında Osmancık Formasyonu üzerine Geç Oligosen yaşlı Armutburnu Formasyonu uyumlu olarak gelmektedir. Bu formasyon ilk defa Shell (1969) tarafından Gelibolu Yarımadası’nda tanımlanmıştır. Armutburnu Formasyonu çalışma sahamızda, Delice Sırtı ve çevresinde küçük bir alanda yüzlek vermektedir (Şekil 2-5). Çalışma alanında Armutburnu Formasyonu litolojik olarak kumtaşı ve çakıltaşı olmak üzere iki temel birimden oluşmaktadır. Bu birimler, birbirleri ile ardalanmalı olarak bulunurlar. Kumtaşları; sarımsı-bej renkli, ince-orta taneli ve dayanımsızdırlar. Çakıltaşları ise, orta-kaba taneli olup çapraz tabakalanma göstermesinden dolayı akarsu ortamını karakterize etmektedirler. Bölgede kumtaşlarında da oygu-dolgu yapıları ve derecelenmeler gözlenmiştir. Gökçeada’da Armutburnu Formasyonu içerisinde gözlenen turba seviyelerinden alınan palinoloji numunelerinin değerlendirilmesi sonucu birime Geç Oligosen yaşını öngörülmüştür (Temel ve Çiftçi 2002). Çalışma sahasında geniş yayılımlar sunan volkanitler (Şekil 2-5), Gevrek vd. (1986) tarafından ik defa Ayvacık Volkanikleri olarak isimlendirilmiş olup, birim kendinden yaşlı birimleri keserek yerleşirken, Geç Oligosen yaşlı 51 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Armutburnu Formasyonu üzerine bazı yerlerde uyumsuz olarak geldiği ilk defa bu çalışmada gözlenmiştir. Çalışma alanında gözlemlenen volkanik kayaçlar; andezitler, tüfler ve aglomeralardır. Andezitler; orta dayanımlı olup, porfiritik dokuda, içerisinde plajiyoklaz, amfibol ve biyotit minerallerinden oluşurlar. Bu kaya türü içerisinde iri beyaz renkli plajiyoklazlar, altıgen şekilli amfiboller, prizmatik şekilli biyotitler fenokristaller halinde bulunurken; kristalleri bağlayan gri renkli volkan camı da hamur olarak yer almaktadır. Fenokristal ve camsı hamurun porfirik doku oluşturduğu andezitlerin altere olmuş dış yüzeylerinde grimsi kahverenge sahipken, taze yüzeyleri açık gri renge sahiptir. Kalkalkalen bir magmatizmanın ürünü olan andezitler karasal ortamda kendinden yaşlı birimleri keserek yüzeylenmiştir. Bu birim üzerinde tektonizmaya bağlı olarak gelişmiş bol miktarda eklem ve çatlak sistemleri gözlenmektedir. Tüfler ile aglomeralar, andezitlere nazaran daha düşük kotlarda gözlenmiştir. Tüfler; altere yüzeyi grimsi renkli, taze yüzeyi sarı bej renklidir ve kötü dayanımlıdır. Aglomeralar ise, çimentosu içerisinde taneli olup kötü boylanmalı ve kötü yuvarlaklaşmış olarak gözlenmiştir. Ayvacık volkanitleri, stratigrafik ilişkileri dikkate alındığında, Geç Oligosen-Geç Miyosen aralığında bir yaşa sahiptirler. Çalışma sahasında alttaki tüm yaşlı birimlerin üzerine uyumsuzlukla yatay konumlu Geç Miyosen yaşlı Kirazlı Formasyonu (Saltık 1974) gelmektedir. Kirazlı Formasyonu çalışma sahasının güneydoğusunda Uğurlu Köyü ile Sağrı Tepe arasında kalan bölgede ve Aktepe mevkiinde yüzlek vermektedir. Bu birim çalışma sahasında; beyazımsı sarı ve gri renkli, orta-kalın tabakalı, yoğun kuvars ve az miktarda mika mineralleri içeren iyi boylanmış, dokusal olgunluğu gelişmiş, zayıf çimentolu, ince taneli kumtaşları ve bunlarla ardalanan şeyl ve çakıltaşı seviyelerinden oluşmaktadır. Formasyonun taban kesimlerinde ise, polijenik kökenli orta-iri boyutlu çakıltaşları yer almaktadır. Birim, denizel bir ortamda oluşmuştur. Bölgedeki en genç oluşuklar Kuvaterner yaşlı alüvyonlar ve yamaç molozlarıdır (Şekil 2-5). Gökçeada’nın tektonik gelişimini belirlemek amacıyla çalışma sahasında yüzeyleyen jeolojik birimlerin tabakalanmaları ile bu birimler içerisinde gelişen eklem ve çatlaklardan ölçümler alınmıştır. Bu verilerin Wullf ağı alt yarım küresinde değerlendirilmesi sonucunda; tabaka durumlarının, KB-GD doğrultulu bir sıkışma rejimi altında, çoğunlukla DKD-BGB doğrultusunda uzandığı ve GB ile KD eğimli oldukları belirlenmiştir. Bölgesel ölçekli olan bu sıkışma rejimiyle deforme olmuş jeolojik birimlerden derlenen eklemlerin ise çoğunlukla makaslama ve tansiyon türü eklemler oldukları sonucuna varılmıştır (Şekil 3). Ayrıca, adanın GB sında Uğurlu Köyü’nün doğusunda, yaklaşık 2 km uzunluğunda, 200 m atıma sahip ve K500D doğrultulu olarak uzanan sağ yanal doğrultu atımlı bir fay tespit edilmiştir (Şekil 2-3). Bunun yanısıra çalışma sahası içerisindeki genç birimlerde bir çok doğrultu atımlı ve normal faylanmalar gözlenmiştir. Yine bu rejim içerisinde, Geç Miyosen’de oluşmaya başlayan Kuzey Anadolu Fayı’nın kuzey kolu, Saros Körfezi’nden denize girmekte ve Gökçeada’nın hemen kuzeyinden DKD-BGB doğrultunda geçerek Ege Denizi içerisine uzanmaktadır. Gökçeada ve çevresinin 52 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) son yüzyıldaki deprem aktivitesine bakıldığında ise, 4.0 den büyük üç depremin varlığı bilinmektedir. Adanın kuzeydoğusunda ve kuzeyinde episantırları denizin içinde olan; 27.03.1975 tarihli 4.1 büyüklüğünde, 12.10.1991 tarihli 4.8 büyüklüğünde ve 09.09.1999 tarihli 5.0 büyüklüğündeki depremlerin (www.sayısalgrafik.com/deprem-Bounkoeri kayıtları), Kuzey Anadolu Fay sisteminin gelişimiyle ilişki depremler oldukları düşünülmektedir. Tüm bu veriler, KB Anadolu’da Senozoyik’ten beri etkin olan KB-GD doğrultulu sıkışma rejiminin günümüzde de devam ettiğini göstermektedir. Gökçeada’nın yukarıda anlatılmaya çalışılan jeolojik özelliklerinin ekonomik olarak bazı değerlere sahip oldukları da gözlemlenmiştir. Özellikle Eosen ve Oligosen yaşlı birimler içerisindeki bazı kömürlü düzeyler dikkati çekmektedir. Bu kömürlerin kalori değerleri gözönüne alınıp değerlendirilebilir. Ayrıca, KD-GB uzanımlı sedimanter birimlerde yerüstü ve yeraltı su havzalarının bolluğu dikkati çekmektedir (Şekil 1b). Bu kapsamda adada 5 adet gölet yer almaktadır. Adanın en yaygın yüzleklerine sahip olan andezitler ve sadece Tuzla bölgesinde iyi yüzlek sunan karasal kumtaşları, adanın doğal dengesini bozmamak koşuluyla, yapı ve inşaat sektöründe kullanılabilir niteliktedir. Bunların dışında, Temel ve Çiftçi (2002) tarafından ifade edilen ve deniz sondajlarıyla desteklenen, Ege Denizi’ndeki hidrokarban potansiyeli de dikkat çekici bir değer olarak durmaktadır. Teşekkür Gökçeada’nın jeolojik özelliklerinin 1/25000 ölçekli jeolojik harita alımı ile ortaya çıkarılmasını hedefleyen bu çalışmalarımız, 2007-2008 yılları yaz aylarında Saha Jeolojisi dersi harita kampı uygulamasını alan Jeoloji Mühendisliği Bölümü öğrencilerilerimize vermiş olduğumuz eğitim-öğretim süreci içerisinde derlenmiştir. Bu çalışmalara katılan öğrencilerimize teşekkür ederiz. KAYNAKÇA Akartuna, M., 1950 İmroz Adasında Bazı Jeolojik Müşahadeler, Türkiye Jeoloji Kurumu Bült; 2, 9-17. Avşar, N., 2002 Gökçeada, Bozcaada ve Çanakkale Üçgeni Kıta Sahanlığı (KD Ege Denizi); Bentik Foraminifer Dağılımı ve Taksonomisi, Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma merkezi Bülteni 26, 53-75. Druitt, C.E., 1961 Report on the petroleum prospects of Thrace Turkey, Turkish Gulf Oil Co., TPAO Arama Grubu Arşivi, Yayınlanmamış Teknik Rapor, 1427. Ercan, T., Safir, M., Steinitz, G., Dora, A., Sarıfakıoğlu, E., Adıs, C., Walter, H.J. ve Yıldırım, T., 1995 Biga Yarımadası ile Gökçeada, Bozcaada ve Tavşan Adalarındaki (KB Anadolu) Tersiyer Volkanizmasının Özellikleri, MTA Dergisi, 117, 55-86. Gevrek, A., Şener , M. ve Ercan, T., 1986 Çanakkale Tuzla Jeotermel Alanının hidrotermal alterasyon etüdü ve volkanik kayaçların petrolojisi, MTA derg., 103/104, 55-81 Girit, M. A., 53 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) 2008 Erken Tersiyer Stratigrafisi ve Paleontolojisi. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Yayınlanmamış Bitirme Tezi. Holmes, A.W., 1961 A stratigraphıc rewiew of Thrace, TPAO Arama Grubu Arşivi. Yayınlanmamış Teknik Rapor, 368. Kasar,S., Bürkan, K., Siyako, M. ve Demir, O., 1983 Tekirdağ–Şarköy-Keşan–Enez bölgesinin jeolojisi ve hidrokarbon olanakları, TPAO Arama grubu Arşivi, Yayımlanmamış Teknik Rapor, 1771,71. Keskin, C., 1974 Kuzey Trakya Havzasının stratigrafisi, Türkiye 2. Petrol kongresi tebliğler kitabı, 137163 Kesgin, Y. ve Varol, B., 2003 Gökçeada ve Bozcaada’nın Tersiyer Jeolojisi, MTA Dergisi, 126, 49-67. Koral, H., Öztürk, H., Hanilçi, N., 2008 Tectonically induced coastal uplift mechanism of Gökçeada Island, Northern Aegean Sea, Turkey, Quaternary International.Article in press. N.V. Turkse Shell., 1969 I numaralı Marmara petrol bölgesinde AR/NTS/832,833,835,836,997,998 hak sıra numaralı arama ruhsatlarına ait terk raporu, TPAO Arama Grubu Arşivi, Yayımlanmamış Teknik Rapor, 769. Saltık, O., 1974 Şarköy-Mürefte sahaları jeolojisi ve petrol olanakları, TPAO Rap. 879, Yayımlanmamış. Siyako, M., Bürkan, K.A. ve Okay, A., 1989 Biga ve Gelibolu Yarımadalarının Tersiyer jeolojisi ve hidrokarbon olanakları, TPJD bülteni, v. 1/3, 183-199. Sfondrini, C., 1961 Surface geological report on AR/TGO/1/538 and 537 (Eceabat and Çanakkale areas, TPAO Arama Grubu Arşivi, Yayınlanmamış Teknik Rapor, 1429. Sümengen, M.,Terlemez, İ., Şentürk, K., Karaköse, C., Erkan, N.E., Ünay,E., Gürbüz, M. ve Atalay, Z., 1987 Gelibolu Yarımadası ve Güneybatı Trakya Tersiyer havzasının stratigrafisi, sedimantolojisi ve tektoniği, MTA Genel Müdürlüğü, Jeoloji Etütler Dairesi, Yayımlanmamış Teknik Rapor 2121, 337. Temel, R. ve Çiftçi, B., 2002 Gelibolu Yarımadası, Gökçeada ve Bozcaada ve Tersiyer Çökellerinin Stratigrafisi ve Ortamsal Özellikleri, TPJD Bülteni, Cilt 14, Sayı 2, 17-40. Türkdoğan, O. K., 2008 Erken Tersiyer Stratigrafisi ve Paleontolojisi. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Yayınlanmamış Bitirme Tezi. Ünal O., 1967 Trakya jeolojisi ve petrol imkanları, TPAO Arama Grubu Rap. no. 391 Yayımlanmamış. Yıldız, A. ve Toker, V., 2001 Gökçeada-Bozcaada-Çanakkale (KD Ege Denizi) Üçgenindeki Dip Sedimanlarında Güncel Diatomalar, Hacettepe Üniversitesi Yerbilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Bülteni, 24, 53-69. 54 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Şekil 1a. Çalışma alanının yer bulduru haritası. Şekil 1b. Gökçeada’nın drenaj haritası. 55 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Şekil 2. Çalışma alanının jeoloji haritası. Şekil 3. Çalışma alanının üç boyutlu yükseklik modeli üzerine serilmiş jeoloji haritası. Harita dışındaki alanlarda jeolojik birimlerden ölçülen tabaka ve eklem sistemlerinin konumları Wullf ağı alt yarımküresi üzerinde gösterilmiştir. 56 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Şekil 4. Gökçeada’nın genelleştirilmiş dikme kesiti. 57 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Şekil 5. Çalışma alanındaki jeolojik birimlerin ilişkilerini anlatan jeolojik enine kesitler. 58 ANTİK ÇAĞDA GÖKÇEADA Çiğdem ÖZBEK Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Arkeoloji Bölümü ÖZET Türkiye’nin en büyük adası olan Gökçeada (Imbros), Megaloi Theoi / Büyük Tanrılar /Samothrake Tanrıları olarak da bilinen Kabeiroi’a adanmış en büyük ikinci kutsal alana sahip olmasıyla antik çağda önemliydi. Söz konusu kutsal alanın yani Kabeirion’un lokalizasyonu için öneriler mevcuttur. Öte yandan varlığı bilinen Hermes Tapınağı,19.yy. sonunda Fredrich ve Conze tarafından adanın kuzeyinde konumlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Gökçeada, Imbros, Kabeiroi, Megaloi Theoi, Hermes Imbramos ABSTRACT Imbros (Gökçeada), the biggest island of the modern Republic of Turkey, is in the northern Aegean Sea at the mouth of Dardanelles. Literary sources state that the Sanctuary of the Kabeiroi (also known as Megaloi Theoi- Great Gods or the Samothracian Gods) on Imbros (Gökçeada) was the second most important cult center, being surpassed only by the sanctuary on Samothrace. As for the location of Kabeirion, it is very probable that one should focus on the Roxado Valley; to be more specific, where the relatively modern monastery of Ayios Konstantinos used to be in the beginning of the last century. The temple of Hermes, on the other hand, was located on the north of the island by Fredrich and Conze in the late 19th century. There used to be the monastery of Ayios Dimitrios that also did not survive to our day. Apart from these two major cults, we also know that there were some other gods, goddesses, and deities were being worshipped and honored by Imbrians. In this modest essay, we would like to give some idea on the religious background of Imbros (Gökçeada), base on the literary, epigraphic, and numismatic evidence, in the classical antiquity. Keywords: Gokceada, Imbros, Kabeiroi, Megaloi Theoi, Hermes Imbramos Türkiye’nin en büyük adası olan Gökçeada, ya da antik dönemde bilinen ismiyle İmbros, “Trakya Denizi”1 de denilebilen kuzey ege’de Çanakkale Boğazı’nın ağzında yer alır. En yakın komşuları Bozcaada (Tenedos), Semadirek (Samothrake), ve Limni’dir (Lemnos).Hellen mitolojisinde Akhilleus’un annesi Thetis’in sarayının Semadirek ve Gökçeada arasında, denizde olduğuna inanılırdı. Homeros’da ise Poseidon’un kanatlı atlarının barındığı ahırların Bozcaada ve Gökçeada arasında olduğunu görürüz (İlyada 13.32–35; 24.78). Yine Homeros, adanın sarp coğrafî 1 Plinius, V, 23,7. Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) yapısını παιπαλόεσσα sıfatıyla tanımlarken;2 denizciler için de büyük önem taşıyan, bir “organize/düzenli kent” olduğuna dikkat çeker.3 Imbros adı köken olarak Hellence olmayabilir.4 Bunu destekler nitelikteki edebî kanıt ise Herodotos ve Strabon’da bulunabilir:5 Bu iki antik yazar, Lemnos gibi, Imbros’un da Hellenler gelmeden önce Pelasgların vatanı olduğunu söyler. Oberhummer ise İ.ö. 6. yy.a ait ve Lemnos’da bulunmuş, Hellen alfabesiyle Pelasg dilinde yazılmış bir yazıtı antik kaynakları destekleyen kanıt olarak ortaya koymuştur.6 Daha geç bir antik yazar olan Byzantium’lu Stephanus ise adayı şöyle tanımlamıştır: “Imbros, bir Trakya adasıdır; Kabeiroi ve Karialıların Imbramos dedikleri Hermes’in kutsal yeridir. Bir kenttir. Halkına Imbroslular denir.”7 Hacettepe Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Halime Hüryılmaz’ın yürüttüğü sistematik kazılarla, adanın prehistorik dönem içindeki yeri önemli bir biçimde açığa çıkmaktadır. Ancak adanın Klâsik Çağlara dair tarihçesi arkeolojik verilerin kısıtlı/eksik olması nedeniyle- yazılı kaynaklara dayanarak ortaya konulmaktadır. Tarihte Imbros’a dair en eski kayıt, Lemnos’la beraber adanın İ.ö. 512 yılında Pers kumandan Otanes’e teslim oluşu hakkındadır.8 Perslere karşı verilen mücadele sırasında Atina, Imbros’un askerî ve ekonomik önemini fark eder. İ.ö. 493 civarında, Genç Miltiades9 adayı Atina idaresine alır.10 Böylelikle Imbros bir Atina “klerukhluğu” olur. Atinalıların İ.ö. 5. yy.da adaya ayak basmalarıyla (İ.ö. 5. yy) artık yeni bir dönem açılır.11 Hellen-öncesi ada halkının tanrıları, inançları ve adetleri ile Atina’dan gelenlerin inanışları da kaynaşır: Athena Polias, Zeus ψιστος, Apollo Patroos, Asklepios, Nemesis, Oniki Tanrı,12 Dionysos, Artemis ve Kore.13 Hellen tanrıları ile yerel tanrılar birleşir; bu duruma en güzel örnek Hermes Imbramos’tur. İlyada 13.32–35; 24.77–79. İlyada 14.281. 4 Fick 1905, 65; Özbek 2004, 168, dipnot 11. 5 Özbek 2004, 174, Y 8 ve Y 9. 6 Oberhummer 1898, 293. 7 Özbek 2004, 168. 8 CAH IV, 214: “… Otanes, Byzantium ve Khalkedon’u yeniden ele geçirdikten sonra, küçük bir Hellen filosuyla Lemnos ve Imbros’a boyun eğdirir…” 9 Genç Miltiades, İ.ö. 524/523 yılında Peisistratlar tiranlığının eponymous archon’udur. Trakya Khersones’inde ilk yerleşimi kuran ve Gelibolu Yarımadası boyunca bir duvar yaptırıp, Kardia, Krithote, Madytus, Paktye, Sestus ve Elaeus’u Apsinthii’ye karşı birleştiren Yaşlı Miltiades’in yeğenidir (Herodotos VI, 34–37, 103; 35–40). Genç Miltiades de Trakya Khersonesi’nde İ.ö. 516/510–496/493 arasında hüküm sürmüştür. 10 Özbek 2004, 169. 11 Klerukh ve klerukhy için bkz. Parker 1994: 341. 12 Oniki Tanrı “klerukhların koruyucusu” olarak bilinir, bkz. Andreou 1991, 97. 13 Adada bulunmuş kimi paralar üzerindeki betimlerde Artemis ve Kore görülmektedir. 2 3 60 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) “Antik çağda Gökçeada” derken, Kabeiroi kültü14 bir adım öne çıkar. Önemli gizem kültlerinden olan Kabeiroi, ağırlıklı olarak Kuzey Ege’de Semadirek (Samothrake), Gökçeada (Imbros), ve Limni’de (Lemnos); kıta Hellas’ta ise Thebai yakınlarında bulunan kutsal alanlarda tapınım görmüştür. Bu üç ada arasında, Samothrake’dekinden sonra en önemli “Kabeiroi Kutsal Alanı” yani Kabeirion Imbros’dadır (Res. 1).15 Konuyla ilgili olarak Strabon, Kabeiroi’un “en fazla Imbros ve Lemnos’da onurlandırıldığını” söyler ve “Troas Bölgesi’ndeki farklı kentlerde de bu tanrıların tapınım gördüğünü” ekler.16 Iamblikhus, “Pythagoras’ın Yaşamı” isimli eserinde Imbros’ta mistik ayinlerin yapıldığını anlatır.17 Samothrake’de bulunmuş olan arkeolojik ve yazılı kaynaklar, burada Büyük Tanrılar (ya da Samothrake Tanrıları) onuruna düzenlenen gizemlerin, antik dünyada Eleusis’den sonra en bilinen gizem kültü olduğunu ortaya koyar (Res. 2). Yukarıda da bahsedildiği gibi, bu tanrıların en önemli kutsal alanı Samothrake’de bulunmaktadır. Imbros’luların kutsal alandaki törenlere katılmaları için Samothrake’ye theoroi yolladıkları bilinmektedir.18 Hemberg’in de dikkat çektiği üzere, söz konusu tanrıların Imbros’ta hangi isimle anıldığı tam anlamıyla net değildir. Imbros kökenli yazıtlarda bu tanrılar şöyle geçmektedir: toĩς θεοĩς toĩς Μεγάλοις19 veya θεοĩς Μεγάλοις ,20 ya da θεοì Μεγάλοι, θεοì Δυνατοί, 'Ισχυρροί. Imbros’dan gelen nümismatik kanıtlar ışığında, Kabeiroi’un dört yerine iki tanrıdan ibaret olup olmadığı sorusu ortaya çıkmaktadır.21 Bununla beraber, ada sikkelerinde gördüğümüz Dioskuroi kepleri (Res. 3) ile sınırlı kalarak, kesin bir yargıya varmak hatalı olacaktır. Bir zamanlar Bademli (Gliki) Ayios Andreios Manastırı’nda bir kapının üstünde yer alıp, bugün Louvre’da bulunan özel bir yazıt, bu konuda dikkate değer Samothrace 4, ii, 125. Kabeiroi, Megaloi Theoi/Theoi Megaloi olarak da bilinir. Bazen bu tanrılara “Samothrake Tanrıları” da denilir. Mitolojik karakterler olan Dardanus ve Iasion’un kimi zaman Kabeiroi diye anıldığı da vakidir. Kabeiroi’un 4 tanrıdan oluştuğu düşünülmektedir: Axieros (Demeter/Rhea/Electra), Axiokersos (Hades/Zeus), Axiokersa (Harmonia/Persephone/Kore) ve Kadmos (Kadmilos/Kasmilos/Hermes). Axieros ve Axiokersos’un evliliğinden doğan Axiokersa. Axiokersa, Kadmos’la evlidir. 15 Nilsson 1950, 350. 16 Strabon, 10.3.21. 17 Iamblichus 28.151. 18 IG XII, 8, 216. Ayrıca bkz. Dimitrova 2008 (baskıda). 19 IG XII, 8, 51. 20 IG XII, 8, 71: Mermer bir güneş saati üzerinde, Büyük Tanrılar’a adak yazıtı. İ.ö. 2. yy.a tarihlenmiştir: “Hegesinos oğlu Lysagoras, Phyle üyesi, Büyük Tanrılar’a. (adamıştır).” IG XII, 8, 72. Beyaz mermerden küçük bir kaide üzerinde yer alan bu yazıt şöyle tercüme edilmektedir: “Berenikidai’dan Akhaios oğlu Akhaios, Khares oğlu Diodoros rahip iken, Büyük Tanrılar’a adak olarak...” IG XII, 8, 73: “Steinia’lı Epikhares oğlu Epikhares rahip iken, Titus Annaeus Primus kendi parasıyla stoaları onartmış ve Büyük Tanrılar’a adamıştır.” 21 Özbek 2004, 173. 14 61 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) bir kanıt sunar (Res. 4).22 Tanrılara bir sesleniş niteliğindeki yazıtın tercümesi şöyledir: “Büyük Tanrılar, kudretli tanrılar, güçlü ve Kasmilos, efendi, ata tanrılar, Koios, Kreios, Hyperion, Iapetos, Kronos.” 23 Hermes’in (Kadmos?) ise Kabeiroi’dan biri olup olmadığı net değildir; bununla beraber, Conze ve Fredrich adanın kuzeyinde, eskiden Ayios Dimitrios Manastırı’nın bulunduğu noktada bir Hermes Tapınağı olduğunu iddia etmektedir (Res. 1). Hermes Imbramos Imbros sikkelerinde sık görülen bir betimdir: N 10,24 N 11- N 22,25 N 23,26 N 33,27 N 34,28 N 3529 ve N 3930. Bu sikkeleri adadaki Hermes tapınımının varlığına somut kanıtlar olarak kabûl etmek yanlış olmayacaktır (Res. 5).31 Ayrıca, edebî kaynaklar ve yazıtlar da bu doğrultudadır: L 2,32 S 1,33 S 5,34 S 13,35 I 2,36 I 337 ve I 438. Adada tanrıça Kybele’ye de tapınılmıştır. Strabon, Kybele ile Kabeiroi arasında bir bağ kurulabileceğini söyler.39 Yüzey buluntusu olarak kimi Kybele heykelcikleri/figürinleri ele geçmiştir.40 Yine de en önemli kanıt Imbros kökenli olup, yukarıda da bahsettiğimiz bir yazıttır.41 22 Hemberg 1955, 15; Özbek 2004, 176; IG XII, 8, 74: Bugün Louvre Müzesi’ndedir. Özbek 2004, 176, Y 8. Koios, Kreios, Iapetos, Hesiodos’un Theogonya’sında Kronos’un erkek kardeşleri olarak söz edilen üç titan’dır. 24 Özbek 1997, 52; Sallet 1888, 275, No. 9025; Cop. 952–957 (SNG, The Royal Collection of Coins and Medals, Danish National Museum, Copenhagen 1942 -1979); Kroll 1993, 178: İ.ö. 276/261 – İ.ö. 167 arasına tarihler; Kleiner 1976, 20, No. 1 (B 20:9). 25 Özbek 1997, 52; Sallet 1888, 275-6. 26 Özbek 1997, 53; Sallet 1888, 276, No. 390/1884. 27 Özbek 1997, 55, Lev. 23.3; Imhoof-Blumer 1883, 49; Sallet 1888, 278, No. 388/1884. 28 Özbek 1997, 55; Sallet 1888, 278, 1179/1878. 29 Özbek 1997, 55; Sallet 1888, 278, 1178/1878. 30 Özbek 1997, 56; Burnett, A., M. Amandry and P.P. Ripollès 1992, 317. 31 Özbek 2004, 175; 181, Fig. 2. 32 Eustathius, Commentarii, 524, bkz. Özbek 2004, 173, AY 2. 33 Özbek 1997, 58, Lev. 52, 53.1. 34 Özbek 1997, 59, Lev. 14.1. 35 Özbek 1997, 62, Lev. 18.1. 36 Özbek 1997, 68; IG XII, 8, 52. Bu yazıt, İ.ö. 2. yy.a tarihlenebilir. Orthanes için bkz. Parker 345–346. 37 Özbek 1997, 69; IG XII, 8, 67. Bugün British Museum’da bulunan yazıt, İ.ö. 4. yy.a tarihlenmektedir. Yazıtın çevirisi için bkz. Özbek 2004, 176, Y 3. 38 Özbek 1997, 69; Özbek 2004, 176, Y 4; IG XII, 8, 70: “Kharidemos oğlu Philip’in rahipliği döneminde, kabûl edilmiş üyeler bunu Hermes’e [adadı].” Eskiden Ayios Dimitrios Manastırı’nda bulunan ve kymationla bezeli bu yazıt İ.ö. 2. yy.a tarihlenmektedir. 39 Strabon 10.3, 15. 40 Bu figurinlerden bazıları, adalı Melih Özaltıner’ın özel koleksiyonunda görülebilir, bkz. Özbek 1997, Lev. 19.1. Conze de adada bulunmuş “eine thronende Kybele” (tahtta oturan Kybele) figüründen bahseder, bkz. Conze 1860, 90, Pl. XV, No. 8. 41 IG XII, 8, 51. Mermer, Kaleköy’de bulunmuş (Kastro) ancak bugün Berlin’de, yaklaşık olarak İ.ö. 300–230 yılları arasına tarihlenmektedir. Kutsal Alan’dan söz etmesi ile bizim 23 62 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Kabeiroi, Hermes ve Kybele kültlerine ek olarak, özellikle yazıtlar ve kimi paralar ışığında Gökçeada’da Hermes Agoraios,42 Zeus Hypsistos (Ulular ulusu Zeus),43 Athena Parthenos,44 Apollon Patroos,45 Avcı Artemis,46 Dionysos,47 Asklepios,48 Tyche Demokratia49 ve Nemesis50 gibi tanrı/tanrıçaların da onurlandırıldığını rahatlıkla söylemek mümkündür. Kuşkusuz ki hem Kabeirion hem de Hermes Imbramos Tapınağı’nın konumu hakkında daha net ve kesin bir yargıya varmak için somut kanıtlara ulaşmak lazımdır. Bununla beraber, sonuç olarak söyleyebileceğimiz en net yargı, Imbros yani Gökçeada’nın, kökleri Hellen öncesine inen Kabeiroi ve Hermes Imbramos için önemli bir kült merkezi olduğudur. için önemli bir yazıttır (SEG XVI. 518, XXVI. 1024, XL. 715): “Onlar ve soylarından gelenler bundan sonra Imbros’lu olacaklardır ve kutsalları tıpkı diğer Imbroslular gibi paylaşacaklardır. ‘Tahsildarlar’ bu dekrette yazanların hiçbirini yapmazsa ya da kanunlara uymazlarsa, her biri Büyük Tanrılara 100 drahmi ödesin.” Daha sonra yazıtta bu tahsildarların (practores) isimleri okunur. Yazıt şöyle devam eder: “ve Ktesikrates’in archon olduğu dönemde Kutsal Alan’a ait aşağıdaki şeyleri incelediler…”. İkinci sütunda bunlara ek olarak (sat. 17–18), büyük olasılıkla Büyük Tanrılar Kutsal Alanı’na bağlı bir başka kutsal alandan daha söz edilmektedir: “Tanrıça’nın kutsal alanına ait paradan - 5330 drahmi”. Buradan itibaren Tanrıça’ya ait malların dökümü verilmektedir (ayrıca bkz. SEG, XVI.518). Dworakowska 1976: 43-46’da yazıtın 21. satırını yorumlar. 42 Bkz. dipnot 29. 43 Özbek 1997, 73; IG XII, 8, 78. Conze 1860, 90: Atina’da Pnyx’de Roma Dönemi’nde, bu külte ait bir “yer” olduğunu söyler. 44 Özbek 1997, 50; Sallet 1888, 274, no. 4583; Sallet 1888, 274; Head 1991, 261; İ.ö. 350 yılından az sonraya tarihlenir. 45 Özbek 1997, 78; IG XII, 8, 102; Conze 1860, 88. Κηττός’lu, aynı zamanda Apollon Patroos rahibi olan bir Atina vatandaşına ait mezar yazıtıdır. 46 Özbek 1997, 54; Sallet 1888, 277, no. 1347/1878. 47 Özbek 1997, 72; IG XII, 8, 76. Dionysos’a adak yazıtı, İ.ö. 4.yy.a tarihlenmektedir. 48 Özbek 1997, 72; IG XII, 8, 77. Olasılıkla Asklepios’a adanmış bir sunak üzerindeki yazıt; İ.ö. 4. yy.a tarihlenmektedir. 49 Özbek 1997, 73–74; IG XII, 8, 80. Arassia Dağı üzerinde Conze tarafından bulunup, Ayia Panagia, Kilisesi’ne getirilmiştir, bkz. Conze 1860, 93, Lev. XVII, no. 2. 50 Özbek 1997, 73; IG XII, 8, 79. İntikam tanrıçası Nemesis’in adı geçen yazıt; Gökçeada’daki bir yapıdan gelmiştir: “Nemesis rahibi ve… (burada isimler verilmiştir) [onunla] ilgilendi.” 63 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) KAYNAKÇA Hesiodos 1993. Works and Days and Theogony, Çev. S. Lombardo . Iamblichus 1818 Life of Pythagoras or Pythagoric Life, Çev. T. Taylor, London. Strabon 1954 The Geography of Strabo, editör H. L. Jones, Cambridge ve London. Andreou, I. and I. 1991 “Η ̉́Ιμβρος στιν ̉́Αρχαιοτήτα”, Α ̉ ρχαιολόγια 41: 92–100. Burnett, A., M. Amandry, ve P.P. Ripollès. 1992. Roman Provincial Coinage. Vol. I, From the death of Caesar to the death of Vitellius (44 BC – AD 69), Part I. Londra ve Paris. CAH IV J. B. Bury, S. A. Cook, F. E. Adcock (Yay. Haz.) 1926. The Cambridge Ancient History Vol. IV, The Persian Empire and the West. Conze, A. 1860 Reise auf den Inseln des Thrakischer Meeres, Hannover. Dimitrova, 2008 “Theoroi and Initiates in Samothrace”, Hesperia Supplement 37, The American School of Classical Studies at Athens (baskıda). Dworakowska, A. 1976 “Note on the Greek Terminology for Abrasive Stones.” Archpolon 27: 43-49. Fick, A. 1905. Vorgriechische Ortsnamen als Quelle für die Vorgeschichte Griechenlands. Göttingen. Fredrich, C. 1908 “Imbros.” AM XXXIII: 82-112. Fredrich, C. 1915 Vor dem Dardanellen, auf altgriechischen Inseln und auf dem Thasos. Berlin. Head, B. V. 1991 Historia Numorum, Second Edition, Amsterdam. Hemberg, A. 1950.Die Kabiren. Uppsala. Hemberg, A. 1955 ̉Άναξ, ̉Άνασσα und ̉Άνακες. Uppsala. IG XII, 8 1909 Inscriptiones Graecae, vol. XII, fasc. 8: Inscriptiones Insularum Maris Thracici, edited by C. Fredrich, Berlin. Imhoof-Blumer, F. 1883 Monnaies Grecques. Académie Royale Néerlandaise des Sciences. Paris. Kleiner, F. S. 1976. “The Agora Excavations and Athenian Bronze Coinage, 200–86 BC.” Hesperia 45, 20. Kroll, John H. 1993 “The Greek Coins”. The Athenian Agora, cilt XXVI, The American School of Classical Studies at Athens, Princeton, New Jersey. Nilsson, M. P. 1950 Geschichte der Griechischen Religion, Vol. II: Die Hellenische und Römische Zeit. Munich. Özbek, Ç. 64 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) 1997 The Sanctuary of the Kabeiroi and the Worship of Hermes on Imbros, Yüksek Lisans Tezi, Cornell University, Ithaca NY, A.B.D. Özbek, Ç. 2004 “Imbros Adası’ndaki Kabeiroi Kutsal Alanı ve Hermes Tapınımı,” Anadolu/Anatolia Ek Dizi/Suppl. Nr. 1, Yay. Haz. Z. Çizmeli-Öğün, T. Sipahi, L. Keskin, Ankara: 167–182. Parker, R. 1994 “Athenian Religion Abroad”, Ritual, Finance, Politics, Athenian Democratic Accounts, Presented to David Lewis, Ed. by R. Osborne and S. Hornblower, Oxford: 339–346. Sallet, A. V. 1888. Beschreibung der Antiken Münzen. Berlin. Samothrace 4, ii K. Lehmann (ed.), 1964 Samothrace, Vol. 4, Part ii, The Altar Court, K. Lehmann and D. Spittle, New York 65 Resim 1. Kabeirion ve Hermes tapınağının olası konumlarını gösteren harita Resim 2. Samothrake/Semadirek adasında kutsal alanda bulunmuş bir yazıt Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Resim 3. Imbros sikkeleri Resim 4. Louvre Müzesinde bulunan yazıt Resim 5. Hermes Imbramos tasfirli bir Imbros sikkesi (M.Ö. 350-300) 67 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) 68 OSMANLI’NIN SON DENİZ BAŞARISI İMROZ DENİZ SAVAŞI Mithat ATABAY Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Tarih Bölümü ÖZET Osmanlı Devleti 1912 yılı Ekim ayında Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ’la savaşa başladı. Osmanlı kuvvetleri gerek savaş araç gereçleri gerekse savaş tekniği açısından uzun süre devam edecek bir savaşı yürütebilecek durumda değildi. Ordu siyaset nedeniyle demoralize olmuştu ve üç Balkan Devleti ile 3 Aralık 1912’de ateşkes imzaladı. Savaş sonunda Osmanlı Devleti yenildi ve 30 Mayıs 1913’te Londra Antlaşması’nı imzaladı. Edirne’yi de içine alan Bütün Trakya’yı kaybetti. Rumeli, Girit ve Ege adaları elinden çıktı. ABSTRACT Emboldened by these exhibitions of Ottoman Empire, Greece, Bulgaria, Serbia and Montenegro declered war on the Ottoman Empire in October 1912. The Ottoman, armed forces, underpaid and underfed, struggled with their technically obsolete weapons and could not hold long. Completely demoralized the army fetreated to the outskrits of İstanbul and awaited the terms of truce the Balkan countries issued 3 December 1912. Negotiations concluded with the Treaty London 30 May 1913, by which all of Thrace, including Edirne was left in enemy hands along with the remainder of Rumeli, Crete and Aegean Islands. GİRİŞ Balkan Savaşları Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa topraklarının neredeyse tamamına yakınını kaybettiği savaşlar olmakla birlikte yaşanan göçler, hastalıklar, eziyetler nedeniyle de imparatorluk için tam bir yıkım oldu. Yenilgi ve hemen başkentin yanı başında yaşanan drama imparatorluğun çaresiz kalması ve kendi iç siyasal çekişmelere gücünü harcaması halkı ve askerleri tam bir ruhsal çöküntüye sürükledi. Yakın bir zamana kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun birer vilâyeti olan ve üstelik de Osmanlı’nın genişlemesi ve güçlü bir devlet konumuna gelmesinde Avrupa’da gerek ilk ele geçirilen topraklar arasında olması, gerekse de onun yükselmesine kaynak sağlaması nedeniyle de imparatorluk içinde farklı bir değere ve konuma sahip toprakların kısa sürede elden çıkması durumu daha da anlamlı ve vahim kılmaktadır. Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) 1912 yılı bahar ayları önce Bulgaristan ile Sırbistan, daha sonra Yunanistan ile Bulgaristan arasında askerî ittifak antlaşmalarının yapılmasına sahne oldu.1 Bir taraftan da Bulgarlar Berlin Antlaşması’nın 23. maddesini Osmanlı İmparatorluğu’nun uygulamaya sokmasını isteyerek, bu yapılmadığı takdirde Osmanlı İmparatorluğu’na savaş ilân etmeyi kararlaştırdılar ve antlaşma imzaladıkları diğer Balkan Devletlerinin de bu karara katılmalarını sağladılar.2 Osmanlı İmparatorluğu savaşın ayak seslerinin duyulmaya başlandığı 1912 yılı Ağustos ayında daha herhangi bir hazırlığa girişmemişti. Üstelik yaz başından beri Osmanlı İmparatorluğu’nun başkentinde hükümet içindeki çalkantılar devam etmekte, önce Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa3 görevinden ayrılırken, bir süre sonra da Sait Halim Paşa Hükümeti istifa etti.4 Sadrazam olan Mareşal Gazi Ahmet Muhtar Paşa, 17 Ağustos’ta Harbiye Nezareti’ni uyararak savaş için kuvvetlerin sınıra gönderilmesi konusunda gerekli önlemlerin alınmasını istedi.5 22 Eylül 1912’de Bulgaristan ile Yunanistan arasında askerî bir antlaşma imzalandı. Böylece Bulgaristan, Sırbistan, Karadağ ve Yunanistan’ın Osmanlı İmparatorluğu’na karşı ittifakları kesinleşti. Bu dört devlet 30 Eylül 1912’de seferberlik ilân ettiler. Osmanlı İmparatorluğu da bir gün sonra, yani 1 Ekim 1912’de genel seferberlik ilân ettikten sonra,6 savaşın patlak vermesi durumunda Osmanlı donanmasına harekât serbestisi kazandırmak, askerî ve ticarî nakliyenin güvenliğini sağlamak amacıyla Bahriye Nezareti Daire Başkanlarından Kurulu Encümeni Karadeniz’e bir deniz harekâtı yapabileceğini kararlaştırdı.7 Aynı gün Efrad-ı Cedide Mektebi Müdürü Binbaşı Hüseyin Remzi Bey Filotilla Komodorluğuna atanırken, Donanma Komutan Vekilliği’ne de Albay Tahir Bey getirildi.8 Bu arada tamire sokulan donanma seferberlik ilân edilmesi üzerine herhangi bir tamir ve bakım yapılmadan yeniden denize çıkarıldı.9 Bundan sonra Karadeniz Filosu Komutanlığı’na Albay Sermet Bey atandı.10 Ayrıca Başkomutanlık Vekâleti, Donanma Komutan Vekili’ne forsunu Mesudiye 1 Bu ittifak antlaşmaları için bkz; Richard C. Hall, Balkan Savaşları 1912-1913 I. Dünya Savaşı’nın Provası, Çev. M. Tanju Akada, İstanbul 2003, s. 12-29. 2 Fahri Belen, 1912-1913 Balkan Harbi, c. I, İstanbul 1971, s. 52. 3 Reşat Hallı, Balkan Harbi (1912-1913), c. I, 2. baskı, Ankara 1993, s. 46. 4 Mithat Sertoğlu, Mufassal Osmanlı Tarihi,c. VI, İstanbul 1963, s. 3483; Sadi Kaban, Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi Osmanlı Devri Balkan Harbi (1912-1913), Edirne Kalesi Etrafındaki Muharebeler, c. II, 3. kısım, 2. Baskı, Ankara 1993, s. 19. 5 Fehmi Özatalay, Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi Osmanlı Devri Balkan Harbi Garb Ordusu Karadağ Cephesi, c. III, 3. Kısım, 2. baskı, Ankara 1993, s. 39. 6 1912-1913 Balkan Harbinde Türk-Bulgar Harbi, Lüleburgaz Pınarhisar Muharebesi, c. III, Çev. Murat Tunca, İstanbul 1943, s. 119. 7 Afif Büyüktuğrul, Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi Balkan Harbi Osmanlı Deniz Harekatı 19121913, c. VII, 2. Baskı, Ankara 1993, s. 57. 8 a.g.e., s. 61; ayrıca bkz.; Ali Haydar Emir, Balkan Harbinde Türk Filosu, İstanbul 1932, s. 57. 9 Büyüktuğrul, a.g.e., s. 57. 10 a.g.e., s. 62, Emir, a.g.e., s. 59. 70 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) zırhlısına çekmesini ve Barbaros ile Turgut Reis zırhlılarının da Büyükdere’de Karadeniz Filosu’na katılmasını emretti.11 Bahriye Nezareti, Donanma Komutanlığı’nın bir harekât için 3 Ekim 1912’de Sadaretten istediği padişah iradesi çıkarılması talebi 7 Ekim 1912’de yayınlandı.12 Bu irade doğrultusunda Osmanlı donanması, Başkomutanlık Vekâleti’ne bağlandı.13 17 Ekim 1912 tarihinde Donanma Komutan Vekili Albay Tahir Bey komutasında Barbaros Hayrettin ve Turgut Reis zırhlıları ile Muavenet-i Milliye ve Taşoz muhripleri Boğazdan geçerek Bulgaristan’ı ablukaya almak üzere hareket etti.14 18 Ekim’de Bulgaristan ve Yunanistan, 20 Ekim’de Sırbistan Osmanlı İmparatorluğu’na savaş ilân etti.15 Bulgaristan sahillerini ablukaya almak üzere Karadeniz’e açılan Osmanlı donanmasının bunu yapmaması karşılığında, Yunanlıların Çanakkale’ye bir harekât düzenlememeleri için girişimlerde bulunacağını belirten Rus Dışişleri Bakanı Sazanoff’un Osmanlı İmparatorluğu nezdindeki girişimine16 Osmanlı İmparatorluğu Başkomutanlık Vekâleti, Bulgar limanlarının abluka edileceğinin yabancı devletlere duyurulmasını Hariciye Vekâleti’nden istedi17 ve Varna Osmanlı donanması tarafında 19 Ekim’de topa tutuldu. 29 Ekim’de Gazi Ahmet Muhtar Paşa sadrazamlıktan istifa etti ve yerine Kâmil Paşa getirildi. Yunanlılar Osmanlı donanmasının Çanakkale Boğazını geçmesini engellemek amacıyla boğazı abluka altına aldılar. Sıra ile 22 Ekim’de Limni, 31 Ekim’de İmroz ve Taşoz, 4 Kasım’da Sakız, 7 Kasım’da Bozcaada Yunanlıların eline geçti. Bulgarların Trakya’da ilerlemeleri üzerine Barbaros zırhlısı, Yarhisar muhribi ve Demirhisar torpidobotu Silivri’ye, Numune-i Hamiyyet muhribi Midye’ye, Asar-ı Tevfik zırhlısı da Tekirdağ’a gönderildi.18 Bulgarların Trakya’daki ilerlemeleri, Yunanlılarında Ege’deki başarıları üzerine 11 Kasım 1912’de Başkomutanlık Vekâleti Donanma Komutanlığı’na “Ana kuvveti teşkil eden gemilerden bir tanesinin bile Marmara veya Karadeniz’de bırakılması doğru değildir. Ordunun kanatlarını muharebe kıymeti az olan gemiler korusun. Hemen Ege Denizi’ne hareket edin”19 emrini verdi. Yunanlılar 23 Kasım’da Ayvalık’a girdi, 24 Kasım’da Sisam, 25 Kasım’da da Sakız adası Yunan kuvvetlerinin işgaline uğradı.20 Büyüktuğrul, a.g.e., s. 65. a.g.e., s. 56. 13 a.g.e., s. 51. 14 a.g.e., s. 75, Emir, a.g.e., s. 69. 15 Kaban, a.g.e., s. 66. 16 Büyüktuğrul, a.g.e., s. 79. 17 a.g.e., s. 79. 18 a.g.e., s. 102. 19 Kadri Alasya, Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi Osmanlı Devri Balkan Harbi Şark Ordusu Birinci Çatalca Muharebesi, c. II, Kısım 1, 2. baskı, Ankara 1993, s. 89. 20 Büyüktuğrul, a.g.e., s. 80 11 12 71 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) 30 Kasımda Başkomutanlık Vekâleti Kuva-yı Mürettebe Komutanlığı’nın isteği doğrultusunda savaş gemilerinden oluşan bir filoyu Çanakkale’ye gönderdi21. 7 Aralık’ta Donanma Komutan Vekili Albay Tahir Bey görevinden alınarak yerine yardımcısı Albay Ramiz Bey atandı22. Yeni göreve atanan Albay Ramiz Bey, 14 Aralık’ta Yunanlılara karşı Ege’de bir muharebe yapılması hususunda komodor ve gemi komutanlarında oluşan Harp Meclisi’ni toplayarak muharebenin esaslarını belirledi23. Osmanlı donanması 16 Aralık’ta Yunan donanmasına karşı İmroz adası civarında harekete geçti. Muharebe için Osmanlı donanması şu şekilde gruplara ayrılmıştı24: Donanma Komutan Vekili Albay Ramiz Bey Komutasındaki Ana Kuvvetler: 4 Zırhlı : Barbaros, Turgut Reis, Mesudiye, Asar-ı Tevfik 4 Torpidobot : Demirhisar, Sivrihisar, Sultanhisar, Hamitabad Önyüzbaşı Hüseyin Rauf Bey Komutasındaki Birinci Muhrip Fırkası 1 torpido Kruvazörü : Berk-i Satvet25 4 muhrip : Yadigar-ı Millet, Muavenet-i Milliye, Taşoz, Basra26 Yüzbaşı Hakkı Eşref Komutasındaki İkinci Muhrip Fırkası 1 Kruvazör : Mecidiye 3 Muhrip : Numune-i Hamiyyet, Gayret-i Vataniye, Yarhisar (Komodor fırkası) Üçüncü Fırka : Tamir gemisi Tir-i Müjgan, hastane gemisi Reşitpaşa, mayın gemisi İntibah, Samsun muhribi, Akhisar torpidobotu. 16 Aralık 1912 Pazartesi günü Osmanlı donanmasını oluşturan gemilerden 1. Muhrip Fırkası 07.00’da, İkinci Muhrip Fırkası 07.05’te, Albay Ramiz Bey komutasındaki Ana Kuvvetler 07.35’te ve Üçüncü Fırka da 08.00’da harekete geçti. 08.15’te Birinci Muhrip Fırkası Seddülbahir’e geldi. Buradan Yunan gemileri görülüyordu. İkinci Fırka 08.20’de Kumkale’ye geldi ve Bozcaada’ya gitmeyi uygun görmeyerek burada kaldı. Üçüncü Fırka saat 09.50’de planlanan görev yerine ulaşabildi. Muharebe Filosu 08.15’te Soğanlıdere’ye geldi. 09.39’da Yunan a.g.e., s. 127. a.g.e., s.129. 23 a.g.e., s. 138. 24 a.g.e., s. 189; Mithat Işın, 1912-1913 Balkan Harbi Deniz Cephesi, İstanbul 1946, s. 208. 25 Berk-i Satvet İstanbul’dan gelerek donanmaya katıldı ancak İmroz Deniz Muharebesi’ne yetişemedi. 26 Kazan arızası meydana geldiği için üçüncü fırkaya dahil edildi. Muharip olarak savaşa katılmadı. 21 22 72 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) donanması Barbaros’un pruvası istikametine geldi. Averoff ile Barbaros arasındaki uzaklık 9000 metre idi. Barbaros ateşe başladı, üç dakika sonrada Yunan donanması ateş açtı. İmroz Deniz Muharebesi’nin resmî raporunda bu durum şöyle belirtilmektedir: “İlk ateş filomuz tarafından açıldı. Atılan ilk mermiler, düşmana pek yakın düşüyor ve tezyidi sürat edinceye kadar, sükûtlar muntazam vaki oluyordu. Başla ateş emrinden sonra plan mucibince donanmamız Averoff üzerine konsantre etti. Bu esnada Averoff’un baş tareti civarında siyah bir dumanın suudu, atılan mermilerden isabet vaki olduğunu gösterdi. İsabeti müteakip Averoff’un baş tareti ile sancak omuzluğundaki tareti sukut ettiği ve bilahare ateşe iştirak etmedikleri görüldü. Averoff’un endahtı me’mûl edildiği kadar seri olmadı. Attıkları mermilerin kffesi âli feveranlı idi. Ekserisi toptan çıkar çıkmaz iştial ederek Averoff’un tûlünce ve pek yakınında köpüklü su kütlesi kaldırıyor ve intişar eden humbara dumanı ile beraber Averoff’u nazarımızdan tamamen setrediyordu.”27 Osmanlı donanmasının Averoff’a yüklenmesi üzerine saat 09.47’de Komodor İyen’in emri ile Averoff müstakil hareket etmeye başladı. Rotasını kuzey ve hemen sonra kuzey doğuya yöneltti hızını da 20 mile çıkardı. Osmanlı donanmasına ait Birinci Fırka mesafenin kısalmasına rağmen rotasının değiştirmedi. Osmanlın filosu ile Yunanlıların ikinci fırkası arasında mesafe 10 15’te 5000 metreye indi. İki dakika sonra Averoff’la, Barbaros arasındaki mesafe 3200 metre düştü. Barbaros bu sırada iskele bordasından 19’luk bir humbarayla isabet aldı. Ancak tam bu sırada torpido hücumu yapılması gerekirken torpido personeline torpido hücumu kısmında verilen derslerde gündüz torpido hücumu yapılmayacağı telkini ile verilen emrin görülmemesi nedeniyle torpido hücumu gerçekleşmedi. Barbaros’un baş taretinden atılan bir top Averof’un zırh kuşağını çatlattı.28 Averoff’un torpido atmasından korkan Birinci Filo Komutanı ile Averoff’tan torpido atıldığını gördüğünü belirten Barbaros’un komutanı “hep birden 16 kerte sancağa devir” emri ile tüm gemiler bulunduğu yerde devre başladılar.29 Savaşın en kritik anı saat 10.17’dedir. Yaralı Yunan gemisi Averoff, Osmanlı donanmasının hedefi içinde ve yaralı durumdadır. Bu anı Donanma Komutan Vekili Ramiz Bey savaş raporunda şöyle kaydetmiştir: “Mesafe 3000’e pek terekküz edince Averoff’un torpido endaht ettiğini ve pruvamızdan geçtiğini ifade ediyorlar. Barbaros’un düşman gemisine olan mesafesi 3200 iken sefain yekdiğerinin ateşine maske etmemek, menzili artırarak torpido mesafe-i müessiresinden çıkmak üzere 10.17’de bir anda 16 kerte sancağa tebdili rota edildi. 10.20’de Mesudiye rehber olmuştu...”30 Emir, a.g.e., s. 412. a.g.e., s. 233-234 29 a.g.e., s. 235. 30 a.g.e., s. 212. 27 28 73 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Bu sırada bir başka durum ortaya çıkmıştır. Resmî raporda Donanma Komutanı Vekili Ramiz Bey torpido hücumu yapılması emrini verdiğini belirtmiş31 fakat bu emir görülmemiştir.32 Müstakil Fırka Komutanının bu dakikalara ait savaş raporunda33 torpido hücum işaretinden hiç söz edilmediği gibi saat 10.00’da “16 kerte iskeleye devredilerek” güney yönüne doğru hareket edildiği belirtilmektedir. Birinci Muhrip Fırkası Komutanı Rauf Bey’in34 raporunda ise “09.35’te Barbaros’tan atılan ilk mermiyi müteakip, tarafeynin ateş teatisine başlamaları üzerine filonun sancak tarafında bulunarak inkişafat icra etmek üzere müstakil destroyer fırkası İmroz’un Kefalo Burnuna ve Karayele takriben 9 mil seyrederek bu cihet düşmandan azade görülmekle saat 10.00’da on altı kerte iskeleye icra edildi.” denilmekte ve torpido hücumu işaretinden bahsedilmektedir. Basra muhribinin35 ve Taşoz36 muhribinin raporlarında da bu konudan hiç bahsedilmemektedir. Görüleceği üzere bütün resmî savaş raporlarında ve gemilerin seyir ve liman jurnallerinden Donanma Komutan Vekili’nin torpido hücum işareti çektiği veya Müstakil Fırkanın torpido hücum yaptığı hakkında bilgi ve kayıt bulunmamaktadır. İmroz Deniz Muharebesi Barbaros Hayrettin zırhlısının 09.39’da ateşi ile başlamış, üç dakika sonra da Averoff buna karşılık vermiş ve savaş 10.55’de iki donanmanın birbirinden oldukça fazla uzaklaşması ile sona ermişti. Yunan donanmasının hızı Osmanlı donanmasına göre daha fazla olması dolayısıyla Yunan donanması daha evvel ateş kesmiş ve savaş alanından ayrılmıştı. Saat 11.50’de Barbaros zırhlısı on altı kerte sancağa dönerek diğer gemilerle birlikte Çanakkale’ye doğru yönelmiştir. 12.00’da Üçüncü Fırkaya mensup gemiler ve hastane gemisi Reşitpaşa’nın limana dönmeleri emredildi. Reşitpaşa 14.00’da Tir-i Müjgan 14.05’te ve İntibah 14.15’te Nara önlerine geldiler. İkinci Fırkaya mensup gemiler ile Üçüncü Fırkaya mensup Samsun ve Akhisar gemileri de 14.00’da Nara’ya geldiler. a.g.e., s. 213. a.g.e., s. 213. 33 a.g.e., s. 213. 34 a.g.e., s. 213. 35 Basra muhribinin raporu şöyledir: “10.15’te Donanmamız ile beraber çıkılarak 09.35’te düşmanla ateş teatisinde fırkamızla donanmanın sancak baş omuzluğunda seyirle tedricen düşmana tekarrüp etmekte didik. Bu sırada düşman humbaraları takriben 25 metre ön ve arkamıza düşmekte idi. 09 50’de fırkamız Averoff’a şiddetle ateş açarak 10 dakika kadar devam olundu. Düşmanda bilmukabele üzerimize ateş açtı. 10.30’da donanma ateşe devamla beraber tedricen boğaza tekarrüp etmekte olduğundan fırkamızda donanmayı düşmanın muhriplerinden himaye ederek donanmanın boğazı mürurunu müteakip Karanlık limanına demirledi.” a.g.e., s.214. 36 Taşoz Muhribinin raporu ise: “ Donanmayı hümayunun düşmanla ateş teatisi esnasında muhtelif cihetlere seyir edilerek bu esnada toplarımızın menzili dahiline girilerek otuz iki adet mermi endaht edildi. Bu anda düşman tarafından atılan mermilerden ekserisi pek yakınımıza ve hatta humbara parçaları geminin üzerinden geçmişse de lehülhamt hiçbir hasarımız olmadığı...” a.g.e., s. 214. 31 32 74 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) İmroz Deniz Muharebesi’nde Osmanlı donanması Barbaros, Turgut Reis, Mesudiye, Asar-ı Tevfik- Muavenet-i Milliye gemilerinden 1407 mermi attı bunların 313’ü ağır geriye kalan 1094’ü ise orta ve küçük boyda idi. Atılan mermilerin on beşi Averoff’a isabet etti37. Bu savaşa Yunanlılar dört zırhlı, on torpido ve bir denizaltı ile katıldılar. Osmanlı donanması ise dört zırhlı, dört torpidobot, bir torpido kruvazörü, yedi muhrip ile katıldı. Ayrıca Osmanlı donanmasının bir tamir gemisi, bir hastane gemisi, bir mayın gemisi ile İntibah ve Samsun muhribi ile Akhisar torpidobotu boğaz önünde idi. Yunan donanmasının harekât kabiliyeti daha fazla idi. Turgutreis ve Barbaros zırhlılarının topları üç dakikada tek mermi atarken, Averoff’un topları dakikada üç mermi atabiliyordu. Osmanlı zırhlıları saatte 16 mil hız yaparken, Averoff 22 mil hız yapıyordu. İmroz Deniz Muharebesi’ni gerek Osmanlı İmparatorluğu gerekse Yunanistan kazandığını ilân etti38.bu savaş her iki taraf içinde sonuçsuz kalmıştır. Osmanlı İmparatorluğu Yunan donanmasını imha için yakaladığı fırsatı değerlendirememiş, Yunan donanması da savaş alanını terk etmiştir. Ancak Osmanlı İmparatorluğu Ege’deki tüm adaları kaybetmiş ve Londra Antlaşması’nda büyük devletler Ege adalarını Yunanistan’a vermişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu II. Meşrutiyetten üç yıl sonra Trablusgarp Savaşı’nda Akdeniz adalarına (Oniki Ada), dört yıl sonra da Kuzey Ege adalarını yitirmiştir. Öncelikle, II. Meşrutiyetten sonra donanmanın gençleştirilmesi için donanma personeli azaltılmış, sayısı 7000’den 4600’e düşürülmüş, Harbiye Nezareti ile Bahriye Nezareti arasında gerekli koordinasyon sağlanamadığından verilen emirler konusunda Nezaretler arasında bilgi eksikliği doğmuştur. Ayrıca Karadeniz ve Ege Denizi cepheleri Başkomutan Vekili Nazım Paşa’nın donanmanın idaresini fiilen eline alması dolayısıyla bir kara cephesi gibi idare edilmek istenmiştir. Balkan Savaşı başında Donanama Komutan Vekilliğine Albay Ramiz Bey atanmıştı. Nazım Paşa ile Donanma Komutan Vekilleri arasında sürekli donanmanın onarılması tartışmaları yaşanmış ancak bu problem bir türlü çözülememiştir. O nedenle İmroz Deniz Muharebesi sırasında sık sık arızalar yaşanırken, gemilerin ikmallerinde sorunlarla karşılaşılmıştır. Ayrıca Donanma Komutanlığı’nda Alman Deniz Müsteşarı Amiral Von Tirpitz’in önerisi ile sırf Averoff’u batırmak için “Müstakil Fırka” kurulmuş ve bu fırka başına buyruk hareket eder olmuştur39. Özellikle İmroz Deniz Savaşı sırasında filotillaya torpil 37 Emir, a.g.e., s. 237. Yunanlılar Averoff’u 33 günde onarabildiler. Osmanlılar ise savaş sonunda gemileri bakıma aldılar ve Ocak ayının 18’inde Ege’de Mondros Deniz Muharebesi’ne giriştiler. Büyüktuğrul, a.g.e., s. 748; Hilmi Bayur, “Balkan Savaşı’nda Türk Filosunun Durumu”, Belleten, c. XLII, S. 165 (Ocak 1978), s. 100-101. 39 Büyüktuğrul, a.g.e., s. 744. 38 75 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) hücumu yapılması emrinin yerine getirilmemesi veya bu emrin görülmememsi Balkan Deniz Savaşlarında kaçırılmış en önemli fırsattı. Eğer Averoff batırılsa veya ağır yaralanıp kullanılmaz hale getirilse idi Ege adaları tekrar Osmanlı İmparatorluğu’nun eline geçebilirdi. SONUÇ Sonuç olarak şu belirtilebilir ki, İmroz Deniz Muharebesi sırasında donanmada görülen aksaklıklar, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde aşağı yukarı her alanda yaşanan aksaklık ve güçlüklerin bir yansımasıdır. Osmanlı İmparatorluğu’nda siyasetin orduya ve donanmaya sirayet etmesi birlikler arasında koordinasyonu yok etmekle kalmamış komutanlar arasında kendini ön plana çıkarma ve kendini her şeyin üstünde görme düşüncesi kişisel hırsı körüklemiş halka ve orduya zarar vermiştir. Kuzey Ege adalarının kaybedilmesiyle donanma Marmara’ya hapsolurken, adalarda yaşayan halk da göç etmek zorunda kalmış bu da Osmanlı İmparatorluğu’nun içinde bulunduğu savaş ortamında yeni karmaşaya, acılara ve problemlere neden olmuştur. 76 GÖKÇEADA’DA OSMANLI MEDENİYETİNİN İZLERİ Gülgün YAZICI, a İmran ŞAHİN, b Mesut YAZICI b a Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi b Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Rektörlük ÖZET 1453’te İstanbul’un alınmasıyla birlikte Osmanlı hâkimiyetine geçen Gökçeada, 1466– 70 ve 1912–23 yılları arasındaki kısa dönemler hariç kesintisiz olarak Türk idaresinde bulunmuştur. Adada yapılan araştırmalar neticesinde Osmanlı döneminden kalma 1 cami, 4 çamaşırhane, 1 çeşme, 1 mezar taşı tespit edilmiştir. Halkın varlığını haber verdiği Türk Mezarlığı ise günümüze ulaşmamıştır. 550 yıllık bir Türk hâkimiyetinin ardından Gökçeada’da ortaya çıkan bu durum, sebepleri ve sonuçları itibarıyla sosyokültürel ve jeopolitik açıdan değerlendirilmesi, üzerinde önemle durulması, düşünülmesi gereken bir tablodur. Anahtar kelimeler: Gökçeada, çamaşırhane, çeşme, mezar taşı, kitabe ABSTRACT After the conquest of Istanbul in 1453, Gökçeada has been ruled by Turks (except 1466-70 and 1912-23). After the research on the island , it was found 1 mosque, 4 laundry,1 fountain which were built by Ottomans and 1 graveyard stone which is from Ottoman time. A cemetery, which is known and informed by Gökçeada inhabitants, doesn't exist at the moment. In the result of the research we think that very fewness of Ottoman remains and signs on the island should be considered and debated sincerely viewpoint socio-cultural and geopolitic with the reasons and the results. Key words: Gökçeada, laundry, fountain, graveyard stone, epitaph Türkiye'nin Ege adalarından biri ve batıdaki en uç noktası olan Gökçeada, boğazın güvenliği ve ticaret yolları açısından stratejik öneme sahiptir. Osmanlı idaresine geçmeden önce İmbros adını taşıyan adayı Osmanlılar İmbros’tan bozma İmroz adıyla kendilerine mal etmişler, 1970 tarihinden itibaren ise adanın ismi Gökçeada olarak değiştirilmiştir. 1453'te İstanbul'un alınmasıyla birlikte Gökçeada, Osmanlı hâkimiyetine geçmiştir. Yıllar boyu korsan saldırılarına maruz kalan ada, bu tarihten itibaren Osmanlının teminatındadır. Gökçeada'da yaşayan Gayr-i Müslim teb’anın can ve mal güvenliği Fatih Sultan Mehmed Ahidnamesi ile garanti altına alınmıştır. Adada varlığını korumakta olan kiliseler, Osmanlı idaresi altında gelenek ve göreneklerinde, dini inançlarında serbest olan adanın Hıristiyan halkının özgür bir Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) şekilde bugünlere geldiğinin kanıtıdır. Osmanlı Devleti, hoşgörülü yaklaşımı ile tüm topraklarında olduğu gibi Gökçeada’da da Müslüman ve Gayr-ı müslim teb’asının kaynaşmasını sağlamıştır. 15. yüzyılda Limni kazasına bağlı bir nahiye iken zamanla bir kadılık bölgesi haline gelen Gökçeada, daha sonraları Cezair-i Bahr-i Sefid eyaletine bağlanmıştır. Gökçeada'nın; Osmanlı dönemini ortaya koyan kapsamlı bir çalışma bugüne kadar yapılmamıştır. Dolayısıyla bu dönemi, somut verilerle, kanıtlarla ortaya koymanın, değerlendirmenin Türkiye'nin gündeminde ve siyasetinde sahip olduğu önem tartışılamaz. Adanın tarihinin incelenmesinden anlaşılmaktadır ki Gökçeada, Osmanlı hâkimiyetine geçtiği 1453’ten bu yana -1466–70 ve 1912–23 yılları arasındaki kısa dönemler hariç- kesintisiz olarak yaklaşık 500 yıl Türk idaresinde bulunmuştur. Fethettiği bütün topraklarda kendi askerî, idarî, siyasi ve vergi sistemini uygulayan ve yaptığı köprü, çeşme, han, hamam, kervansaray gibi yapılarla bu topraklara kendi medeniyetinin damgasını vuran Osmanlının Gökçeada’da farklı bir tavır sergilemesi düşünülemez. Nitekim Gökçeada, hem Boğazların güvenliği açısından her dönemde stratejik bir öneme sahip olmuştur, hem de Kanuni Sultan Süleyman tarafından vakıf statüsü verilmiş olması dolayısıyla canlı bir ticaret merkezi haline gelmiştir. Dolayısıyla merkezi idare adayla yakından ilgilenmiş ve adayı daima sıkı denetim altında tutmuştur. Adanın bu özelliklerinden hareketle çalışmamızda kitabeler ve arşiv belgeleri ışığında Gökçeada'daki Osmanlı-Türk medeniyetinin izleri sürülmüş, ancak yapılan inceleme çalışmaları neticesinde Osmanlı döneminden sadece 1 cami, 4 çamaşırhane, 1 çeşme, 1 mezar taşının günümüze ulaştığı tespit edilmiştir. Adadaki Osmanlı döneminden kalma tek cami, Çınarlı Mahallesinde yer alan ve bugün Merkez Camii adıyla anılan camidir. Camide yapım tarihini ve kim tarafından yapıldığını gösteren bir inşa ya da tamir kitabesi yoktur, yalnız üzerinde 1813 tarihi bulunan bir tabela mevcuttur. Bu tabelanın ne zaman konduğu ve bu tarih bilgisinin nereye dayandığı hakkında bilgi bulunamamıştır, ancak arşivlerde bu cami ile ilgili olduğunu düşündüğümüz belgelerle karşılaşılmıştır. Arşivlerde bulunan bazı belgeler adada Osmanlı döneminde bundan başka bir cami daha yapıldığını göstermektedir. Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde adada memurin ve ahalinin kurduğu camie ait 22.3.1302 / 9 Ocak 1885 tarihli bir kayıt mevcuttur. Osmanlı Arşivinde bulunan 29 Receb 1306 / 31 Mart 1889 tarihli bir belge ise Sömbeki Bidayet Mahkemesi Reisi Ali Vehbi Efendi'nin, İmroz adasında Padişahın ismine izafeten ahalinin yardımıyla cami inşasına muvaffak olmasından dolayı rütbesinin terfian taltifi (BOA, DH. MKT. 1611/96) hakkındadır. Kanaatimizce bütün bu belgeler ikinci bir camiin varlığını kanıtlamaktadır ve bu belgelere göre cami, ada halkı ile Ali Vehbi Efendi tarafından yapılmıştır. Cami padişahın ismine izafeten yaptırıldığına ve o tarihlerde tahtta Sultan Abdülhamit bulunduğuna göre camiin adı Hamidiye olmalıdır. 78 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Nitekim Osmanlı Arşivindeki 1878 tarihli belgede bu camiin adı Hamidiye Camii olarak geçmektedir1 . Osmanlı Arşivinde İmroz’daki bir camiin tamiriyle ilgili 14 Kasım 1894, 23 Ocak 1907, 21 Aralık 1907 tarihli 3 adet belge daha bulunmaktadır2. Osmanlı medeniyetinin Gökçeada’daki en önemli izlerinden biri de adanın muhtelif mevkilerinde inşa edilmiş olan çamaşırhane ve çeşmelerdir. Bilindiği gibi Osmanlı Devleti, sosyal devlet anlayışının gerektirdiği bütün hizmetleri, vakıflar vasıtasıyla gerçekleştirmiş, bu çerçevede bilhassa vakıf çeşme ve sebillerle bütün coğrafyasını donatarak adeta bir su medeniyeti kurmuştur. Gökçeada’da Çınarlı, Fatih ve Yeni Mahallede tespit edilen çeşme ve çamaşırhaneler bu anlayışın Gökçeada’daki uzantılarıdır. Çınarlı Mahallesi Meteoroloji Mevkiindeki çamaşırhane çeşmesinin kitabesi bundan bir süre önce çalınmış, eldeki resimlerinden hareketle yeniden yapılarak yerine takılmıştır. Kitabeden anlaşıldığına göre çamaşırhane ve çeşme el-Hac Ali Ağa’nın kızı Hanife Kadın tarafından 1229 / 1814 tarihinde yaptırılmıştır. Kitabe metni şöyledir: Sâhibü’l-hayrât ve’l-hasenât Merhûm el-Hâc Ali Ağanın kerîmesi Hanife Kadın Sene 1229 Kitabesi olan ikinci çamaşırhane Yeni Mahalle, Çeşme Sokaktadır, ancak kitabesi okunamayacak kadar yıpranmıştır, sadece 1214 /1800 tarihi görülebilmektedir. Çeşmenin kitabesi dışında üst tarafına sonradan eklendiği anlaşılan yeni rakamlarla 1909 tarihi dikkat çekmektedir. Diğer çamaşırhaneler de defalarca kireçle boyandığı için kitabeleri varsa da şu an itibarıyla okunamamaktadır. Fatih Mahallesinde bulunan çeşme aynasındaki boyalar kazındığında ise yeni rakamlarla 1908 tarihi ortaya çıkmıştır. Ramazan Eren, Haydaroğlu Ali ve Hanımının yaptırdıkları iki çeşmeden daha bahseder, ancak bu çeşmeler bulunamamıştır (Eren 1990:169 ). Cami, çeşme ve çamaşırhanelerin, ayrıca bugün ayakta olmayan hükümet konağının Çınarlı Mahallesinde bulunması, Türk nüfusun bu mahallede meskûn olduğunu düşündürmektedir. Bu mahallede Türk mimarisi tarzında cumbalı ahşap eski evlerin bulunması da bu düşüncemizi pekiştirmektedir. BOA, DH.SAİD. 141/175 numaralı belge: 1295 Eceabad doğumlu İmroz Hamidiye Camii imamı Halil İbrahim Efendi oğlu Osman Şevki Efendi 2 BOA, Y.MTV. 108/51 numaralı belge: İmroz’da yaptırılan camiin bazı ihtiyaçlarına dair mazbatanın İmroz kaymakamlığına takdimi (15 Cemaziye’l-evvel 1312 / 14 Kasım 1894 ), BOA, Y..MTV. 293/ 39 numaralı belge: İmroz Adası'ndaki camiin eksiklerinin tamamlanması (8 Zilhicce 1324/ 23 Ocak 1907), BOA, Y..MTV. 304/ 113 numaralı belge: İmroz’da harab olan camiin yerine hazinece yenisinin inşası (16 Zilkade 1325 / 21 Aralık 1907) 1 79 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Ancak bugüne kadar ada nüfusu hakkında bilgi veren kaynaklar adanın başlangıçtan bu yana sadece Rum nüfusu barındırdığını söylemektedir. Örneğin 1870 ve 1876 tarihli Biga Sancağı salnamesinde İmroz’da sadece Rum nüfusun sayısı verilip Müslüman nüfus hanesi boş bırakılmış, ayrıca Müslümanlara ait bir ibadethane olmadığı belirtilmiştir (Özlü 2008: 1182). Yakın zamanda yapılan bir çalışmada da kaynak belirtmeksizin ada nüfusunun tamamına yakınını Osmanlı egemenliğinde olduğu dönem boyunca ve Cumhuriyet’in ilanında Rumların oluşturduğu söylenir (Bozbeyoğlu 2003). Adadaki Rum halkın bu konuda anlattıkları da Türk nüfusun sadece burada görev yapan memurlardan ibaret olduğu yönündedir. Halbuki tapu tahrir defterleri 16. yüzyıldan itibaren adada Müslüman Türk nüfusun olduğunu göstermektedir (Emecen 2005:57) Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Osmanlı Arşivinde bulunan belgeler ile Gökçeada’nın Çınarlı mahallesinde bulunan cami, çamaşırhaneler, çeşmeler, bugün ortada olmayan mezarlık ve bu mezarlıktan geriye kalan tek mezar taşı da adada hatırı sayılır bir Türk nüfusun bulunduğunu göstermektedir. Böyle bir nüfus olmalıdır ki Türk sosyal hayatının vazgeçilmez gereklerini yerine getirmek üzere camiler, çeşmeler ve çamaşırhaneler inşa edilmiş olsun. Ancak maalesef bu Türk nüfusun varlığının en önemli delillerinden biri olan mezar taşlarına Gökçeada’da rastlanamamıştır. Osmanlı defin geleneklerine göre genellikle cami, tekke gibi dinî yapıların bahçesi mezarlık olarak kullanılmış, bunlara hazire denmiştir. Gökçeada’da Osmanlı döneminden kalma bir cami olmasına rağmen bahçesinde bir hazire bulunmaması üzerinde düşünülmeye değer bir konudur. Halkın anlattığına göre bugün hastanenin bulunduğu yerde bir Türk Mezarlığı olmasına rağmen 30’lu yıllarda ortadan kaldırılmıştır. Bu mezarlıktan günümüze sadece bir adet mezar taşı ulaşmıştır. 1181 /1768 tarihini taşıyan başlığı kırık mezar taşı yan tarafı biraz aşınmış olduğu için lakabını tam olarak okuyamadığımız Bekir Ağa’ya aittir: Merhûm mağfûr …nbak Bekir Ağa’nın Rûhuna fâtiha Sene 1181 SONUÇ Çalışmamızda kitabeler ve arşiv belgeleri ışığında Gökçeada'daki Osmanlı-Türk medeniyetinin izlerini sürdük ve 1 cami, 4 çamaşırhane, 1 çeşme, 1 mezar taşı gibi çok az sayıda malzeme bulabildik. Şer’ye sicilleri, salnameler, Osmanlı Arşivleri, Nüfus, Tapu ve Vakıflar arşivlerinde yapılacak daha kapsamlı araştırmalarla Gökçeada’nın Türk dönemi tarihi hakkında pek çok yeni bilgiye ulaşılması muhtemeldir. 80 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Bir bölgenin mimarî ve tarihî eserleri o topraklar üzerine atılmış mühür ve imzalardır. Bu mimarî eserlerin kitabeleri, yapıların kim tarafından, ne amaçla yapıldığını belirten kimlik kartlarıdır. Mezar taşı kitabeleri de ait olduğu yerin sosyal, kültürel, demografik yapısı ile ilgili önemli bilgiler içermektedir. Ancak maalesef yurdumuzun hemen her bölgesinde bazen kasıtlı olarak bazen bilinçsizlik ve ihmalkârlık sonucunda ülkenin adeta tapu senetleri hükmünde olan bu tarihî değerler her geçen gün yok olmaktadır. Gökçeada’da ise bu tahribat adeta Türk varlığının izlerini silmek istercesine çok daha büyük ölçüde ve farklı boyutlarda yaşanmıştır. Çok yakın bir zamanda adadaki günümüze ulaşmış nadir kitabelerin çalınması tahribatın durmadığını, kasıtlı ve sistemli bir şekilde sürdüğünü göstermektedir. Bu büyük ölçüdeki tahribata rağmen Gökçeada, bugün de kendisini bir Osmanlı şehri olarak hissettirmektedir. Bu sebeple çok azı günümüze ulaşmış olsa da adadaki Osmanlı medeniyetinin izlerinin azami ihtimam gösterilerek korunması Türkiye’nin prestiji açısından önem arz etmektedir. KAYNAKÇA Bozbeyoğlu, A Ç. 2003. “Sahibini Arayan Ada: Gökçeada/İmroz”, Türk(iye) Kültürleri Sempozyumu Van Emecen, F M. 2005. “İmbros 'tan İmroz ve Gökçeada'ya Bir Adanın Tarihi Geçmişi”, Gökçeada Kitabı, Gökçeada Eren, R. 1990. Çanakkale ve Yöresi Türk Devri Eserleri, Çanakkale Özlü, Z. 2008. “1870-1876 Yılları Arasında Biga Sancağı”, Çanakkale Tarihi II, s.1177-1216 Değişim Yay. İstanbul 81 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Resim 1. Çınarlı Mahallesinde bulunan Hamidiye Camii Resim 2. Çınarlı Mahallesi Meteoroloji Mevkiindeki Çamaşırhane kitabesi 82 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Resim 3. Yeni Mahallede kitabesi okunamayacak derecede yıpranmış çamaşırhane çeşmesi Resim 4. Çınarlı Mahallesi Pınar sokaktaki çamaşırhane çeşmesi 83 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Resim 5. Adadaki Türk mimarisine örnek evler Resim 6. Gökçeada’da Osmanlı döneminden kalma Bekir Ağa’ya ait 1181 tarihli mezar taşı 84 GÖKÇEADA’DA ORGANİK TARIM VE ORGANİK ADA Nusret AVCI GİRİŞ Tarımsal üretimin gelişmesi ile konvensiyonel tarım, entansif veya yoğun tarım şeklinde yapılmaktadır.Bu tarım üretimi biçimiyle birim alanda yüksek miktarda ürün alınması amaçlanmıştır.Bu nedenle genetiği değiştirilmiş tohumlarla birlikte, sentetik, kimyasal gübre ve tarım ilaçlarıyla,hayvansal üretimde ise kesim hane yan ürünleri, kemik, sakatat, kan ve kadavra unları ile beslenen hayvanlar hayvan sağlığına, elde edilen ürünler de insan sağlığına olumsuz etki yapmaktadır.İngiltere’de görülen deli dana hastalığı önemli bir örnek teşkil etmiştir. Bu nedenle organik tarıma geçim zorunlu hale gelmiştir. Çok yeni bir gelişme 24 Temmuz 2008 tarihinde AB 134 çeşit tarım ilacını yasakladı 74 ilaç hemen geri kalan 60 tarım ilacı da bir yıl içinde kullanımdan kalkacaktır. Organik tarım, tarımsal ilaçlar, hormon ve kimyasal gübre kullanılmadan, üretimden tüketime kadar her aşamada kontrollü ve sertifikalı tarım üretim biçimidir. 1900 lu yıllarda organik tarım yapıldığının izine rastlansa da , 1972 de ABD ve Güney Afrika ile bir kısım Avrupa ülkelerinde duyarlı üreticiler sentetik, kimyasal girdi kullanmaksızın üretim yapmaya ve pazarlamaya başlamışlardır.ABD ‘de Toprak Derneği, İngiltere’de Doğa ve Gelişme Derneği, İsveç’te Biyodinamik Derneği, Güney Afrika’da Toprak Derneği ABD’de bir çatı altında, uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu “İFOAM” kurulması ile gelişmeye başlamıştır. Ülkemizde Organik Tarım 1985 ve 1990 yıllarında öncelikle geleneksel ihraç ürünlerimizle kuru üzüm, kuru incir ve kuru kayısı ile başlamıştır. Gökçeada’da ise Organik Tarım Kaymakamlığında desteği ile bağcılık ve zeytincilik ile başlamış, arıcıkla devam etmiştir. Bağcılıkta dünya üçüncüsü olan ülkemiz kuzey yarım küre bağcılık kuşağında bulunmaktadır. Gökçeada ise bu kuşağın merkezinde bulunmaktadır. Tarihin derinliklerine indiğimizde üzüm Gökçeada’da yetiştiriciliğini görmekteyiz. Hacettepe Üniversitesinin, Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünce yapılmakta olan Yenibademli höyüğündeki kazıda karbonlaşmış üzüm çekirdeği bulunmuştur. Yapılan incelemede ve İsviçre’de yapılan karbontesti sonucunda, milattan önce 2900 yıllarına ait olduğu tespit edilmiştir. Bu demek oluyor ki; yaklaşık beş bin yıl önce, Gökçeada’da üzüm yetiştiriciliği ve bağcılık yapılmakta olduğu anlaşılmıştır. Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Bağcılık verilerine göre, kaliteli ve yoğun ürün elde etmek için elverişli şartların Gökçeada’da çok uygun olduğu görülmektedir.Rüzgar, yağış rejiminin uygunluğu, sıcaklık miktarı topoğrafik yapısı, toprak yapısı ile denizden aldığı nem, iyot ve oksijenle zeyginleştirilmiş mikro-klima gibi faktörlerle yetişen üzüm yüksek kalite içermektedir. 2000 yılına kadar bağcılığın durağanlaştığını giderek yok olduğunu görmekteyiz.Bu tarihte bağcılık organik üretimle başlamıştır. Ada dışından gelen girişimcilerin de katkısı ve kaymakamlığın çiftçilere beşer dekarlık bağ tesisi için yaptığı desteklerle de bağcılık yeniden gelişme göstermiştir. Adada organik üzüm işleyen bir şarap üretim tesisi ile konvensiyonel üzüm işleyen bir şarap üretim tesisi kurulmuştur. Organik zeytincilik de, Gökçeada’nın önemli tarımsal üretim alanıdır.Yağlık zeytin çeşidi (Ladonies) bakımından ülkemizde başka eşi olmayan bir çeşittir.Yine iklim koşulları bakımından bağcılıkta olduğu gibi üretilen zeytin yağında farklı tat ve aroma mevcuttur. Ancak zeytincilik, serbest hayvancılığın baskısı altında kurumakta ve körleşmektedir. Yeterli bakım yapılmamakta, budama, toprak işleme gibi zorunlu işlerin ihmal edildiğini görmekteyiz. Bu nedenlerle Ada zeytinciliği gerilemektedir. Adadaki mevcut zeytinlerin alanlarının yarıdan fazlası, organik üretim alanları olarak sertifikalandırılmıştır. Arıcılık ise Gökçeada üreticisi tarafından öteden beri kolaylıkla yapılmaktadır. Organik bal üretimine geçiş kolaylıkla sağlanmıştır. Ancak son yıllarda bütün dünyada görülen neden henüz tam olarak bilinmeyen arı kayıplarından ülkemizde ve Gökçeada’da nasibini almıştır. Organik bal üretimi Gökçeada için bir ayrıcalıktır. Bilindiği gibi arı, kovan kümesinden 10 km yarı çaplı bir alanda polen toplar, bu alan içinde kimyasal gübre ve ilaç kullanılmadığında, ve diğer organik üretim şartları ile birlikte daha güvenli daha aranan organik ürün haline gelmiştir. Ada’da arıcılık yapan üreticilerin bir araya gelmesiyle bir kooperatif kurulmuştur. Başlangıçta arıcılık kooperatifi daha sonra arıcılıkla birlikte Tarımsal Üretim Kooperatifine dönüşmüştür. Gökçeada alanının 4000 kovan kapasitesi olduğu varsayılmaktadır. Arı kayıplarını dikkate almadığımızda arıcılarımızın elinde 2000 civarında kovan mevcuttur. Gökçeada arıcılığı gelecekte markalaştığında ada halkına önemli gelir kaynağı olacaktır. Kooperatif faaliyet alanlarını organik tarım üretimine katkı sağlayacak şekilde geliştirmeyi planlamıştır.Milli Emlak’in Şirinköy’de ki eski cezaevi binalarından beş binayı irtifak hakkı ile devir almak üzeredir. Kooperatif Gökçeada’da organik kanola ekimi planlamıştır. Nisan ayında arı beslemesinde zorluk yaşanmaktadır. Kanola yağ bitkisi nisan ayında 40 gün süreyle açmakta olan çiçek arı için polen vermekte, yağ üretiminden artan Kanola posası organik hayvancılık için yem ihtiyacına katkı sağlıyacaktır. Bu amaçla Dünya Bankası, Kırsal Kalkınma fonundan 350 milyarlık kanola bitkisel yağ tesisi kurmak üzere Tarım Bakanlığı’nca organize edilen %50 hibe şeklinde proje kabul edilmiştir. 86 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Kooperatif Organik hayvancılığın adada başlamasına katkı sunmak üzere kanola posasının yanında. Ada yüzeyinde bol miktarda geven mevcuttur. Geven biçilerek (kökünden sökülmeden) kurulacak tesiste yem üretimi yapılacaktır. Sebze üretimi açısından bakacak olursak sebze, organik tarım uygulamasının en önemli ayağıdır. Bir girişimci tarafından yine, Şirinköy’deki eski cezaevi binalarından birinde biber ve domates salçası, reçel, turşu, biber közlemesi üretmek üzere bir fabrika kurulmuş Ağustos 2008’de üretime başlayacaktır. Gökçeada organik tarım üretiminin yanında organik hayvancılığın da başlaması gereklidir. Bununla ilgili altyapı çalışmaları başlatılmalıdır.Organik hayvancılığın sertifikalanması için organik tarım ve organik hayvancılık yönetmenliğindeki koşullar yerine getirilmesi gereklidir. Organik hayvan yetiştiriciliği eğitimi, yem temini pazar araştırması yapılmalıdır.Bu doğrultuda organik yem üretimiyle Gökçeada Tarımsal Kalkınma Kooperatifi de organik hayvancılığın gelişmesinde katkı sağlayacaktır. Ülkemizde organik et piyasası henüz oluşmadı. Bu amaçla Tarımsal Kalkınma Kooperatifinin, organik et kesimi, organik et, organik süt, organik peynircilik gibi tesis kurma planları organik hayvancılığa katkı sağlayacaktır. Küresel ısınmadan dolayı dünyamızda ve ülkemizde yaşanan kuraklıktan Gökçeada’da nasibini almaktadır. Yağış azalması, sıcaklık artışı şeklinde gündeme gelen süreç bir yıl önceki yıla göre son yağmur yağışı 15 gün daha kısa yağış dönemi şeklinde gözlenmiştir. ORGANİK ADA GÖKÇEADA Yukarıda sunduğum nedenlerle Gökçeada’nın olağanüstü performansının ve değerinin daha etkin daha aranan, daha kalıcı, daha yaşanabilir, daha sağlıklı, daha organik ve markalaşması için “ ORGANİK ADA GÖKÇEADA” ya dönüştürülmesi kararının alınmasına ihtiyaç vardır. Bu dönüşüm başta Gökçeada halkının önemseyip, benimsemesinin yanında yerel yönetim, kaymakamlık yönetimi, bilimsel yönetim ve sivil toplum kuruluşları, dönüşümün uygulayıcıları ve başta Tarım ve Köy İşleri, Kültür Turizm ve Orman Çevre Bakanlıkları ve diğer ilgisi olan bakanlıkların desteğine ihtiyaç vardır.Bu dönüşüm beklide dünyada ilk olacaktır. “Organik Ada Gökçeada” ismi ile markalaşması sağlanacaktır. Bu dönüşüm organik tarımsal üretimle organik hayvancılık üretimi Organik hizmet üretimine taşınacaktır.Ve böylece Organik üreticiler mal ve hizmet bütünlüğüne kavuşacaklardır. Organik Ada dönüşümü ile bütünleşen organik tarım ürün ve organik hizmet üretim kesimi; yılın bütün aylarında gelen yerli ve yabancı turistlere hizmet verecektir. Ülkelerin ekonomisinde oldukça önemli bir konuma sahip olan turizmin boyutları giderek dahada artmaktadır. Turizm sektöründe yapılan her türlü harcama ekonomide bir hareketlilik, canlılık oluşturmakta ülke ekonomilerini değişik şekilde etkilemektedir. 87 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Dünya’daki hızlı, ekonomik ve teknolojik gelişmelere paralel olarak turizm tüketim kalıplarında önemli bir değişim gözlenmektedir. Bu doğrultudada turizm, deniz, güneş, kum üçgeninin hakim olduğu alışılmış turizm şeklinden doğa ile iç içe abartılı olmayan tesislerde iyi bir oda, iyi hizmet tüm bunların başında bozulmamış bir çevre ve doğal (organik) ürünle beslenme ile aktif bir tatil ve dinlence olarak bakılmaktadır. Organik tarıma dayalı organik yaşam Gökçeada için bir cazibe merkezi oluşacaktır. Dünyada yapılan araştırmalarda eko turistlerin 35-54 grubunda yüksek eğitimli, ortanın üzerinde geliri olan ve doğa kültür gastronomiye ilgi duyan kişiler olduğu anlaşılmıştır. 2002 yılında uluslararası geleneksel turistlerin %62 si tatil amaçlı seyahat ederken, eko turizm amaçlı seyahat edenlerin %4 olarak belirlenmiştir. Buna karşılık toplam turizm gelirleri içindeki harcama payları %7 dir. Tüm bu gelişmeler ve bakış açılarıyla Gökçeada çok özel bir konuma sahiptir. Organik adaya dönüşümü ile Gökçeada’nın ürettiği organik üzümden yapılmış şarabı, organik zeytinyağı ve organik balın “coğrafi işareti “ yle birlikte markası “Organik Ada Gökçeada” her yıl festivali yapılmalıdır. 88 ORGANİK ADA - GÖKÇEADA Naci KAYNAR Gizemya Gazetesi Kurucu-sorumlu yazı işleri müdürü ÖZET Bu çalışmada, öncelikli olarak organik (ekolojik) tarım kavramları açıklanmış olup, konvansiyonel tarım sisteminin sakıncaları vurgulanmış, daha sonra da Gökçeada değerlendirmesi yapılmıştır. Gökçeada’da Organik tarım ve hayvancılığa bağlı olarak eko turizmin canlandırılması Gökçeada’nın doğal yapısına uygun olup, kalkınması için de önemli ve tetikleyici bir unsurdur. Anahtar Kelimeler: Organik (Ekolojik) Gökçeada ABSTRACT In this work the concepts of ecological agriculture especially has been mentioned, the disadvantages of convantional agriculture system have been explained and then they have been talked over Gökçeada. It’s a very important principle to firtile eco-tourism by means of ecological agriculture and stock farming and it is agreeable to the natural conditions in Gökçeada. Key words : Ecological (organic) Gökçeada GİRİŞ Birim alandan daha çok ürün almak amacı ile son 30-40 yılda Dünya’da ve ülkemizde yaygınlaşan konvansiyonel tarım metodu ile insanlık tarihinin en sistemli ve en kapsamlı insan ve doğa katliamı oluşmuştur. Tarımda kullanılan sentetik ve kimyasal ilaçlar ile gübreler, sadece toprağın, suyun ve havanın yapısını bozmakla kalmayıp; aynı zamanda yaşayan tüm organizmaları tahrip etmekte; başta kanser olmak üzere birçok hastalığa neden olarak, doğuştan sakatlıklara, sinir sistemi bozukluklarına ve tüm canlıların genetik yapılarının bozulmasına sebep olmaktadır. İnsanlığa ve doğaya bunca kötülükten sonra ilkel tarım metodu diye küçümsenen ve bir kenara atılan doğal tarım metoduna geri mi dönüyoruz diyebilirsiniz. Ancak, “üreten köylü milletin efendisidir” diyen Mustafa Kemal ATATÜRK’e, “Koyun verdi kuzu verdi süt verdi Yemek verdi ekmek verdi et verdi Kazma ile dövmeyince kıt verdi Benim sadık yârim kara topraktır Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Karnın yardım kazma ile bel ile Yüzün yırttım tırnak ile el ile Yine beni karşıladı gül ile Benim sadık yârim kara topraktır” Diyen Aşık VEYSEL’e, ya da “Biz dünyayı atalarımızdan miras değil çocuklarımızdan ödünç aldık” diyen Laster BROWN’a kulak vermek ve doğaya saygılı olmak zorundayız. 40 yıl önce Datça’ya gelerek Reşadiye Köyü’nde 300 dönümlük bir alanda organik zeytincilik yapan, elde ettiği organik zeytinyağını Beyazsaray’a pazarlayan, 600 nüfuslu Reşadiye Köyü’nde yaşayanların yarısına fabrikasında işveren ve “zeytinyağı akar Türkler bakar” dedirten Amerikalı Richart ve Mary ROSENBERK çiftinin başarıları önemli bir örnektir. Konvansiyonel sistemle daha çok üretim yapılırken nelerin yok edildiğinin farkına varılması gereklidir. ATATÜRK’ün kastettiği ‘efendiliğin’ hak edilip edilmediği, Âşık VEYSEL’in sadık yârim dediği kara toprağı kimyasallarla kirletmeden üretim yapılıp yapılamadığının ayrımı çok önemlidir.“Taşı toprağı altındır” diye koşulup gelinen mega köylerin varoşlarında kaybedilen nasırlı ellerin bulunup, Aşık VEYSEL’in kara toprağıyla, Ahî Evren ve imece dayanışmasını akıl, bilim ve teknikle buluşturmak gerekmektedir. Her şeyin ama her şeyin tadı tuzu kaçmıştır. Bu tatsız tuzsuz manzara, havanın, suyun, toprağın ve yok oluşun manzarasıdır. Bu manzara Uygar AVRUPA’nın konvansiyonel manzarasıdır. ORGANİK TARIM KAVRAMINA GENEL BİR BAKIŞ Organik (Ekolojik, Biyolojik) tarım; ekolojik dengenin korunması, her türlü bitkisel, hayvansal ve su ürünleri üretimi ile kullanılacak girdilerin organik tarım metoduna uygun olarak üretilmesi veya temini, orman ve doğal alanlardan organik tarım ilkelerine uygun olarak ürün toplanması, bu ürünlerin işlenmesi, ambalajlanması, etiketlenmesi, depolanması, taşınması, pazarlanması, kontrolü, sertifikalandırılması ve denetimini amaçlayan, tarımdaki çevreye ve insan sağlığına zarar vermeyen modern üretim tekniklerini kullanmayı kabul eden, her aşaması kontrollü, kayıtlı ve sertifikalı olan bir üretim şeklidir. Organik tarım, yalnız başına gıda üretim kaynağı olmayıp, aynı zamanda sürdürülebilir tarım ve kalkınma, ekoturizm, biyolojik çeşitliliğin korunması ve erozyon, çölleşme ve iklim değişikliğine neden olan faktörlerin etkisinin giderilmesinin bir dayanağıdır (http://www.tarim.gov.tr). Sentetik ve kimyasal ilaçlar ile kimyevi gübre kullanılarak yapılan konvansiyonel tarım sisteminde, başlangıçta her ne kadar yüksek verim alınmış olsa da, her geçen yıl verim düşmekte, verim düşüklüğünü telafi etmek üzere kullanılan kimyasalların dozunun artırılması kirlenmenin boyutlarını artırarak, bir süre sonra tarım alanlarını kullanılamaz hale gelmesine sebep olmaktadır. Bu aynen uyuşturucunun bağımlısı üzerindeki etkilerine benzemektedir. 90 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Çevre dostu üretim tekniklerini içeren ve üreticiden tüketiciye dek tüm zincirde refahın arttırılmasını hedefleyen ekolojik tarımın yıllar boyunca geçirdiği süreç incelendiğinde, tarımda kimyasal kullanımının başladığı 1900’lü yılların ilk yarısında Avrupa’daki bazı öncülerin toprak verimliliği kavramına farklı yaklaşımlar sergileyerek ekolojik tarımın temelini oluşturduğu görülmektedir. Bu çabalar, dünya savaşları sırasında ve özellikle II. Dünya savaşı nedeni ile yavaşlamıştır. Savaş sonrası dönemde insanlığın ana hedefi, ucuz gıda maddesi üretmek ve bulduğu gıda maddeleri ile sadece karınlarının doyurmak olmuştur. Ucuz ve çok miktarda gıda maddesi üretiminin sihirli anahtarı girdi yoğun “Yeşil Devrim” idi. Yoğun girdi kullanımının yol açtığı çevre sorunları 1980’lere gelindiğinde ortaya çıkmaya başlamıştır. Tarımda kullanılan pestisidlerin insan ve hayvan sağlığını tehdit ettiği, yeraltı su kaynaklarını kirlettiği, biyolojik çeşitliliği azalttığı bilimsel çalışmalarla belirlenip yoğun olarak tartışılmaktadır. Sorunlar öncelikle tarımda girdi kullanımının yoğunlaştığı kuzey Avrupa ülkelerinde belirlenmiştir. Avrupa ve ABD’deki bazı duyarlı üreticiler, sentetik kimyasal girdi kullanmaksızın üretim yapmaya ve bunları ya işletmelerinde veya yakın pazarlarda satmaya başlamıştır. Üreticilerce başlatılan hareket, 1972 yılında Toprak Derneği (Soil Association/İngiltere), Doğa ve Gelişme (Nature et Progrés/Fransa), İsveç Biyodinamik Derneği (İsveç), Güney Afrika Toprak Derneği (Soil Association) ve Rhodale Press (ABD)’ nin ortak bir çatı olan Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu (International Organic Agriculture Movement/IFOAM) nu kurması ile hareket yaygınlaşmaya başlamıştır. 1990’lı yıllardan başlayarak Avrupa Birliği ülkelerinde tarımın ekstansifleşmesi ve çevreye uyumlu üretimin desteklenmesi tarım politikası olarak benimsenmiştir. EC 2092/91 sayılı yönetmelik, ekolojik tarımın tanımını yapmakta ve ilkelerini ortaya koyarak kullanımına izin verilen girdileri listeler halinde bildirmektedir. 1999 yılında ise AB’nin hayvansal üretime ilişkin yönetmeliği ve FAO/WHO’nun ortaklaşa hzaırladığı Codex Alimentarius yayımlanmıştır. 2000’li yıllara gelindiğinde özellikle dioksin, deli dana hastalığı ve genetik modifikasyona uğramış tohum kullanımının risklerinden çekinen Avrupa’lı tüketicilerin ekolojik ürün talepleri hızla artmıştır. AB’de hükümetler artık % 20-40 lık pazar hedeflerine yönelik politikaları gündeme getirmektedir. ABD ve Japonya ise Avrupa Birliği ülkelerinin hemen ardından ekolojik ürün talebinin hızla arttığı pazarlar olarak dikkati çekmektedir (Aksoy 2001:3). Bir ürünün organik (ekolojik) olabilmesi için organik tarıma uygun olarak yetiştirildiğinin bağımsız bir kontrol ve sertifikasyon kuruluşu tarafından denetlenip onaylanması gerekir. Aksi takdirde bu ürün organik kurallara göre uygun olarak yetiştirilse bile, kontrol ve sertifikasyonu yapılmadığı için organik ürün değildir. Bu ürünün yalnızca üretim aşamasında değil, satın alım, depolama, işleme, paketleme ve satış aşamalarında da organik yöntemlere göre uygun işlem gördüğünün kontrol ve sertifikasyon kuruluşu tarafından denetlenmesi gerekmektedir ( www. ifoam.org) Organik tarımsal üretim yapacak çiftçi; öncelikle bakanlıkça yetki verilmiş herhangi bir kontrol/sertifika kuruluşuna başvurur. 91 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Kontrol / sertifika kuruluşu kendisine başvuran müteşebbislerden kendisini ve işletmesini tanımlayacak yönetmelik hükümlerine göre gereken bütün bilgi ve belgeleri ister. Bu bilgi ve belgeler ışığında organik tarım yapmaya uygun olup olmadığına karar verir, uygunluğu durumuna göre müteşebbis yönetmelik hükümlerine göre organik tarım komitesine bildirilir (Kirazlar 2001: 11). Dünya’da ve ülkemizde konvansiyonel tarım ve hayvancılığın olumsuz etkilerinin görülmesi ve tehlikenin doğal dengeyi tamamen tahrip edecek boyutlara ulaşması üzerine, daha sağlıklı ve alternatif bir üretim sistemi olan organik (ekolojik) üretime geçilmesi bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu bağlamda yaşanan bu gelişmelerden doğal olarak Gökçeada’da etkilenmiş ve organik üretim sisteminin yaygınlaşmasını benimsemiştir. GÖKÇEADA’ DA ORGANİK TARIM ÇALIŞMALARI Ülkemizde bekli de dünyada, havası, suyu, denizi, toprağı en az kirlenen, ekolojisi en az bozulan yerlerden biri de Gökçeada’dır. Gökçeada’nın yüzölçümü 289 km.²’dir. Çevresi 46 deniz mili olup, boy ve en olarak 16 x 5 deniz mili boyutlarındadır. Gelibolu Yarımadası'na 11, Limni'ye 10, Semadirek Adası'na 12 mil uzaklıktadır. Ulaşım için en yakın yer olan, Kabatepe Limanı'na 14 mil uzaklıktadır. Coğrafi yapısı çevre adalardan oldukça farklıdır. Tek bir dağdan oluşan Semadirek ile tek bir ovadan oluşan Limni'ye karşın, tepelerin ve ovaların birbiri ardınca sıralandığı ilginç bir yapıya sahiptir. Bu özelliğinden dolayı Herodot Gökçeada’dan PAPALEOSSA (dalgalı) diye söz eder. Gökçeada genelde engebeli bir yapıya sahiptir ve volkanik kütlelerden oluşmuştur. Gökçeada'nın % 77'si dağlık, %12'si engebeli ve %11'i de ovalık alandan oluşmuştur. Ada'nın en yüksek noktası Doruktepe 673 metredir. Volkanik bir yapı hakim olmasından dolayı Dev Kazanları, Sualtı Mağaraları, Lav kayaları ve ponza taşları Ada'da çokça bulunmaktadır. Bitki örtüsü ise, çam ormanları, makilik ve zeytinliklerden oluşmaktadır. Rüzgâra açık alanlarda da geven dikenleri mevcut olup, Ada'nın erozyon dengesini sağlamaktadır. Bitki örtüsü ise çok ilginçtir; Akdeniz, Karadeniz, Ege ve Karasal iklimlerin bitkileri birarada görülür. Bu açıdan da bakıldığında her türlü ürünün alınabileceği bir yer olarak göze çarpar. Gökçeada’nın tarımsal yapısı aşağıdaki tabloda verilmiştir (Tablo 1). Yukarıdaki tabloda görüldüğü gibi Ada’nın %11’inin tarıma elverişli alanlar olmasına karşın son yıllarda Türk Tarımı’nda yaşanan olumsuzluklar, Gökçeada’yı da etkilemiş, buna bağlı olarak tarımda kullanılan alanlarda önemli ölçüde daralmalar görülmüştür. Tarıma elverişli ovalar dışında kullanılmayan engebeli arazilerin büyük bir bölümü de zeytin ve bağ alanları olarak kullanılmaya elverişlidir. Tablo 2’de görüldüğü gibi zeytin ve zeytinyağı üretimi ilk sırada gelmektedir. Zeytincilik ve bağcılık dışında üretilen meyveler daha çok iç tüketime yöneliktir. 92 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Tablo 3’te de görüldüğü üzere Gökçeada, sebze üretimi bakımından, ürettiği ürünleri dışa pazarlayacak düzeyde olmadığı ve üretimin daha çok iç tüketime yönelik olduğu görülmektedir. Tablo 4’te, 6.000.- Dekarda 2.240 ton tarla ürünün de yeterli düzeyde olmadığı görülüyor. Gökçeada’da üretilen yem bitkilerinde ki düşüklük ise (Tablo 5) Dünyada eşine az rastlanan bir sistem olan başıboş hayvancılığın yaygın olarak yapılmasından kaynaklıdır. Özellikle küçükbaş hayvanlar (Koyun ve keçi) yaz kış doğal ortamda yaşamakta sadece etinden ve yününden faydalanılmaktadır. Bu hayvanların sütünden faydalanmak söz konusu olmadığından önemli ekonomik kayıplara sebep olunmaktadır. Başıboş hayvanların özellikle keçilerin ekili alanlara ve ormanlara verdiği zararın boyutları oldukça yüksektir. Doğal ortamda yetişen bu hayvanların organik hayvancılık sistemine alınması durumunda meydana gelen ekonomik kayıplar önleneceği gibi çok önemli getirisi olacaktır. GÖKÇEADA’DAKİ TARIMSAL KOOPERATİFLER VE İŞLETMELER Üretimden pazarlamaya kadar sağlıklı bir yapının oluşturulmasında üretici örgütlerinin önemi tartışılmaz. Gökçeada’da da bu doğrultuda tarımsal amaçlı kooperatifler ve şirketler kurulmuştur. Toplam tarımsal kooperatif sayısı Gökçeada’da Toplam 4 adet Tarımsal Kalkınma Kooperatifi bulunmaktadır. Çok sayıda üreticinin üye olmadığı bu kooperatiflerden Merkez Tarımsal (Arıcılık) Kooperatifi dışında kalanların önemli projeleri hayata geçiremedikleri bir gerçektir. 1-Dereköy-Şahinkaya Tarımsal Kalkınma Kooperatifi ( 76 üyesi bulunmaktadır) 2-Merkez-Kaleköy-Uğurlu ve Yeni Bademli Köyleri Balıkçılık Kooperatifi (17 üyesi bulunmaktadır) 3-Eşelek Köyü Sulama Kooperatifi (20 üyesi bulunmaktadır) 4-Merkez Tarımsal (Arıcılık) Kalkınma Kooperatifi ( 39 üyesi bulunmaktadır) Fabrikalar Gökçeada ve Bozcaada Tarımsal Kalkınma ve İskân Projesi kapsamında 1999 yılında temin edilen 259,5 milyar TL zeytincilik kredisinin 170,5 milyar TL’si yeni zeytinlik tesisi ve mevcut zeytinliklerin bakımı için 252 çiftçiye dağıtılmıştır. 90 Milyar TL’si ise, üretilen zeytinlerin Ada’da değerlendirilmesi amacıyla kurulan 150 ortaklı Gökçeada Birlik San.ve Tic. A.Ş’ye de zeytin işleme tesisi kurmak üzere verilmiştir. 1) Merkez Gökçeada Birlik A.Ş Kontinü Zeytinyağı fabrikası 2) Şirinköy Eko-Zey A.Ş. Kontinü Zeytinyağı fabrikası 3) Gökçeada Merkez Elta Şirketi Kontinü Zeytinyağı fabrikası 93 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) 4)Tepeköy Şarap Fabrikası 5) Merkez(ETİZ) Şarap Fabrikası (izin aşamasında) Gökçeada Kaymakamlığı ve İlçe Tarım Müdürlüğünün ortaklaşa yürüttüğü “Gökçeada Organik Tarım Projesi” kapsamında başlatılan çalışmalarla, Gökçeada Birlik A.Ş, Eko-Zey A.Ş, Merkez Tarımsal (Arıcılık) Kooperatifi ve ETİZ şarap fabrikası gibi işletmeler, her ne kadar organik üretime geçmiş olsalar da maddi imkânsızlıklar, yeterli teşvik ve desteklerden yoksun olmaları sebebi ile önemli atılımlar yapamadıkları görülmektedir. Bu alanda en büyük atılımı ELTA- ADA Tarım ve Hayvancılık işletmesi yapmıştır. Çalışmalarına 2004 yılı sonlarında başlayan ELTA- Ada Tarım ve Hayvancılık İşletmesi, başta zeytin olmak üzere, bitkisel ve hayvansal üretimde de sertifikalı organik üretim yapmaktadır. ELTA-ADA üç bin dönümlük alan üzerinde, tamamı verim çağında 20.000 adet organik sertifikalı zeytin ağacına sahiptir ve yaklaşık 5.000 adet de yeni zeytin fidanı dikimi gerçekleştirmiştir. İşletme 2.000 adet küçük ve büyükbaş hayvanı barındırabilecek tesislere sahip olup, bu anda 100 küçükbaş 150 büyükbaş hayvanı bulunmaktadır. Zeytin ve meyve plantasyonları dışında 900 dekarlık alanda organik kaba ve kesif yem üretimiyle, organik süt ve süt ürünleri ile organik et ve et ürünleri üretim aşamasındadır. Türkiye’nin ilk organik peynirini üreten ELTA-ADA işletmesi günlük kapasitesi 10 ton olan mandıraya sahip olduğu gibi günlük kapasitesi 40 ton olan kontinü zeytinyağı fabrikasına da sahiptir. Diğer yandan Çeşitli Üniversite ve Araştırma enstitülerine bedelsiz arazi tahsis ederek üç önemli projenin uygulanmasına olanak sağlamıştır. Bunlar sırayla; Çanakkale 18 Mart Üniversitesi, Ziraat Fakültesi tarafından Eylül- 2004’te başlatılan (üç yıl süreyle, yazlık ve kışlık 20 üründe) “Gökçeada’da Organik Tarıma Uygun Ürün ve Üretim Sistemleri” araştırma projesi tamamlanmıştır (Projenin uygulanması için 6 dekar arazi bedelsiz olarak tahsis edilmiştir). Tekirdağ Bağcılık ve Araştırma Enstitüsü ile Tarım Bakanlığı’nın “ Gökçeada Şartlarında Organik Üzüm Yetiştiriciliğinin Geliştirilmesi” projesi devam etmektedir. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi, Ziraat Fakültesi’nin Gökçeada’da kavun, domates, yer fıstığı ve soya ürünlerinin “ Organik Tarıma Uygun Üretim Sistemleri” bitirilmiştir (Proje için 10 dekar arazi bedelsiz tahsis edilmiştir). Diğer önemli bir proje ise, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nin hazırlayıp, AB’ye onaya sunduğu ve ELTA-Ada Tarım ve Hayvancılık İşletmesi’ni uygulama yeri olmasını uygun gördüğü; “Gökçeada Şartlarında Organik Hayvancılığın Araştırılması ve Geliştirilmesi” projesidir. ELTA- Ada Tarım ve Hayvancılık İşletmesi geliştirdiği ve uyguladığı projelerle hem kendi işletmesindeki organik üretimi çeşitlendirerek artırması, diğer bir yandan da Ada’da bu alanda faaliyet gösteren diğer işletmelere ve üreticilere 94 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) örnek çalışmalar yaparak önderlik ediyor olması, Gökçeada’nın organik ada olması yolunda çok olumlu ve önemli bir durumdur. Gökçeada Kaymakamlığı ve İlçe Tarım Müdürlüğü’nün organik tarım çalışmalarındaki rolü Gökçeada Kaymakamlığı ve İlçe Tarım Müdürlüğünce yürütülen Gökçeada Organik Tarım Projesi, 2001 yılında bilgilendirme ve eğitim çalışmalarıyla başlamıştır. Gökçeada ilçesinde Organik Tarım bilincini yerleştirmek ve Ada’nın ekolojisinde önemli yer tutan ve halkın gelir kaynaklarının başında gelen zeytin ve zeytin yağını ekolojik olarak üretmek bununla birlikte kademeli olarak arıcılık, bağcılık ve sebzecilik alanlarında Gökçeada’nın tamamında ekolojik tarım yaymak amacına yönelik proje çalışmaları yapılmıştır. Gelecekte Gökçeada’nın tamamında tüm üretim sahalarında organik tarıma geçmek ve Gökçeada’nın ekolojik ada olarak anılması hedeflenmektedir. Tablo 6’dan da görüldüğü her geçen yıl organik üretime geçen üretici sayısı ve üretim alanlarında gözle görülür bir artış sağlanmaktadır. Ada dışında yaşayanlara ait zeytinliklerin bakımları yapıldığında ve Ada genelinde yabani olarak yetişen çok sayıda zeytin ağaçlarının aşı ve bakımları yapıldığında çok önemli üretim artışı sağlanabilir. Tablo 7’den de anlaşılacağı üzere zeytincilikte olduğu gibi, organik arıcılıkta da her geçen yıl gelişme kaydedildiği görülmektedir. Ayrıca organik bağcılık projesi kapsamında, 2004 yılında 67,5 dekar ve 2005 yılında da 40 dekar olmak üzere toplam 107,5 dekar alanda Amerikan Asma Anacı ile organik bağ tesis edilmiş olup, aşılama çalışmaları devam etmektedir. Gökçeada Kaymakamlığı Mahalli İdareler Başkanlığı’nca üreticilere yapılan destek önemlidir, ancak yeterli olduğu söylenemez. Devletin organik üreticileri daha kapsamlı şekilde desteklemesi gerekmektedir. 2004 Yılındaki faaliyetlerin ve verilen desteğin yaklaşık olarak %50 artarak devam ettiği anlaşılmaktadır. 2005 yılı faaliyetlerinde her ne kadar bir düşüş görülse de desteğin devam ettiği görülmektedir. Tablo 11’den de anlaşılacağı üzere; faaliyetlerin ve desteğin yeniden artarak devam ettiği görülüyor. Hayvancılığın Desteklenmesi hakkındaki 2005/13 numaralı tebliğin 15.maddesi gereği Hayvan Gen Kaynaklarının Korunması kararı çerçevesinde 200 adet Gökçeada koyun ırkı 6 yıllığına koruma altına alınmıştır. 6 yıllık koruma süresi için üreticiye toplam 60.000.- YTL. destek yapılacaktır. Tablo 12’de de görüldüğü gibi kapalı sistem koyun ve keçi yetiştiriciliği yok denecek ölçülerdedir. Bu alanda çeşitli projeler gerçekleştirilerek kademeli olarak başıboş hayvancılığın tamamen ortadan kaldırılması sağlanmalıdır. 95 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) SONUÇ VE ÖNERİLER 2002 yılından beri uygulanan “Gökçeada Organik Tarım Projesi “ başarıya ulaşmasını kolaylaştıran faktörlerin başında Gökçeada’nın ekolojisi bozulmamış, bir ada olması ve tarıma elverişli topraklarının büyük bölümünün günümüze kadar kimyevi gübre ve ilaç gibi kimyasalla tanışmamış olmasıdır. Gökçeada Kaymakamlığı ve İlçe Tarım Müdürlüğünce ortak yürütülen proje Gökçeada da organik tarım bilincini yerleştirmek ve Ada’nın ekolojisinde önemli yer tutan ve halkın gelir kaynaklarının başında gelen zeytin ve zeytin yağını ekolojik üretmek, Ada’nın tamamında ekolojik tarımı yaymak, kademeli olarak; Arıcılık, Bağcılık ve Sebzecilik alanlarında organik üretim için projeler geliştirerek, gelecekte Gökçeada’nın tamamında tüm tarımsal üretim kollarında organik üretim yapılması amaçlanmaktadır. Orta vadede yapılması gereken çalışmalar: 1- Organik tarım konusunda çiftçilerin eğitimi, bilinçlendirilmesi ve özendirilmesi yanında tüketicilerin de bilinçlendirilmesi çalışmalarına hız verilmelidir. 2- Tarım gelirleri açısından Gökçeada ekonomisinde önemli bir yeri olan zeytinciliğin geliştirilmesi, Ada dışında yaşayanlara ait bakımsız zeytinliklerin bakım ve ilaçlamalarının yapılması ve ekonomiye kazandırılması için gerekli çalışmaların yapılması şarttır. 3-Gökçeada ekolojisine uyum sağlayan ve Gökçeada’ya özgü bir tür olan (Ladolies) türü yağlık zeytin çeşidinden fidan üretimi yapılarak zeytin alanlarının genişletilmesi gerekmektedir. 4-Tarım alanlarına önemli zararlar veren ve tarımı yapılmaz duruma getiren serbest hayvancılık olarak adlandırılan başıboş hayvancılığın tamamen yasaklanması. Serbest hayvancılık yetiştiriciliği ile ekonomiye kazandırılmayan hayvansal (Süt ve Süt Ürünleri) ürünlerin ekonomiye kazandırılması. Serbest hayvancılığın yasaklanması ile oluşabilecek çiftçi kayıplarının giderilmesi için kontrollü küçükbaş ve büyükbaş hayvan yetiştiriciliği alanında projeler geliştirilmelidir. 5-Organik et ve et ürünlerinin üretimi için organik hayvan yetiştiriciliğinin yaygınlaştırılması ve desteklenmesi gerekmektedir. 6-Dereköy, Uğurlu ve Şahinkaya göletlerinin açık sistemden kapalı (basınçlı)sisteme dönüştürülerek su tüketiminden ve iş gücünden tasarruf edilmesi, Uzun vadede yapılması gereken çalışmalar: 1-Organik Tarımın ada geneline yaymak ve tüm üretim alanlarında organik üretim yapmak için adaya kimyasal girdilerin girmesinin yasaklanması için gerekli mevzuat değişikliği yapılarak Ada’nın organik üretim için pilot bölge ilan edilmesi. 2-Ekolojik tarıma bağlı olarak Eko-Turizm’in canlandırılması ve Gökçeada’nın organik bir Dünya adası haline gelmesi sağlanmalıdır. 96 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) KAYNAKÇA Aksoy, U. 2001 “Ekolojik tarım: genel bir bakış” Türkiye 2. Ekolojik Tarım Sempozyumu, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarım 2000 Vakfı, Ankara Kirazlar, N. 2001 “Ekolojik (organik) tarım mevzuatı” Türkiye 2. Ekolojik Tarım Sempozyumu, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarım 2000 Vakfı, Ankara Gökçeada İlçe Tarım Müdürlüğü http://www.tarim.gov.tr/arayuz/10/icerik.asp?efl=uretim/organiktarim/organik_tarim.ht m&curdir=\uretim\organiktarim&fl=organiktarim_taslak_strateji.htm www. ifoam.org 97 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Tablo 1. 2007 yılı verilerine göre Gökçeada’nın tarımsal yapısı TARIMA ELVERİŞLİ ARAZİ ÇAYIR-MERA ARAZİSİ ORMANLIK VE FUNDALIK ARAZİ TARIM DIŞI ARAZİLER TOPLAM Kaynak: Gökçeada İlçe Tarım Müdürlüğü 22.365 Dekar 33.439 Dekar 68.690 Dekar 164.506 Dekar 289.000 dekar Tablo 2. 2007 yılı verilerine göre Gökçeada’nın meyve alanı ÜRÜN CİNSİ Zeytin Üretimi Yağlık-ada zeytini Sofralık zeytini ÜRETİM ALANI (Dk) 7.150 5.200 1.950 AĞAÇ SAYISI (Adet) 190.000 170.000 20.000 YAĞ ÜRETİM MİKTARI (Ton) 334,409 59,497 40.000 Bağ alanı Sofralık Üzüm Şaraplık Üzüm 645 200 445 - 200 140 Meyve Üretimi 860 30.600 1.072 8.655 - - TOPLAM Kaynak: Gökçeada İlçe Tarım Müdürlüğü Tablo 3. 2007 yılı verilerine göre Gökçeada’nın sebze tarımı ÜRÜN CİNSİ ÜRETİM ALANI (dk) Kırmızı salçalık biber Domates Patlıcan Kavun-Karpuz Diğer TOPLAM: 1.060 Kaynak: Gökçeada İlçe Tarım Müdürlüğü 50 220 210 250 330 ÜRETİM MİKTARI(Ton) 200 800 420 890 540 2.850 98 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Tablo 4. 2007 yılı verilerine göre Gökçeada’daki tarla ürünleri ÜRÜN CİNSİ ÜRETİM ALANI(Dk) Buğday Arpa TOPLAM Kaynak: Gökçeada İlçe Tarım Müdürlüğü 2.800 3.200 6.000 ÜRETİM MİKTARI(Ton) 1.120 1120 2.240 Tablo 5. 2007 Yılı verilerine göre Gökçeada’daki yem bitkileri üretimi ÜRÜN CİNSİ ÜRETİM (DK) Yonca 2.400 Fiğ 1.700 Silajlık Mısır 345 TOPLAM 4.445 Kaynak: Gökçeada İlçe Tarım Müdürlüğü MİKTAR (Ton) 2.880 Kuru ot 680 Kuru ot 345 Silaj 3.905 Tablo 6. Organik zeytin ve zeytinyağı üretim projesi YILLAR 2002 2003 2004 2005 2006 2007 SERTİFİK ALI ÜRETİCİ SAYISI 14 26 64 93 115 125 ÜRETİ M ALANI (Dk) ÜRÜN MİKTA RI (LT) 465,9 1.062,1 3.480 3.806 4.730 7.376 15.402 24.583 195.000 135.00 59.497 VERİLEN TARIMSAL DESTEKLER (YTL) 3.458,00 54.301,00 15.404,00 54.301,00 27.594,00 98.504,00 4.810 Kaynak: Gökçeada İlçe Tarım Müdürlüğü 99 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Tablo 7. Organik arıcılık projesi YILLAR SERTİFİKALI ÜRETİCİ SAYISI ÜRETİLEN BAL MİKTARI(Ton ) 2002 65 ------2003 57 ------2004 25 11.006 2005 35 19.560 2006 42 -------2007 59 -------Kaynak: Gökçeada İlçe Tarım Müdürlüğü VERİLEN TARIMSAL DESTEKLER (YTL) 42.000,00 7.080,00 17.071,00 4.520,00 36.480,00 24.155,00 Tablo 8. 2003 yılı Gökçeada Kaymakamlığı mahalli idareler başkanlığı tarımsal faaliyetleri PROJE ADI HARCAMA TÜRÜ HARCAMA TUTARI(YTL.) Ağaçlandırma Köşebent Alımı 979,00 Ağaçlandırma Kapı Alımı 354,00 Seracılığı Onarım Gideri 100,00 Geliştirme 10.500 Kg. Çelik Boru Alımı 3.964,00 Organik Bağcılık Boru Kesim Kaynak İşl. 2.360,00 Organik Bağcılık 3.960 m2 Kafes Tel Alımı 5.591,75 Organik Bağcılık Kontrol ve Sertifikasyon 994,00 Organik Tarım 18.290 Adet Asma Çubuğu 7.051,00 Organik Bağcılık Alımı TOPLAM 21.393,75 Kaynak: Gökçeada İlçe Tarım Müdürlüğü 100 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Tablo 9. 2004 yılı Gökçeada Kaymakamlığı mahalli idareler başkanlığı tarımsal faaliyetleri PROJE ADI HARCAMA TÜRÜ Organik Arıcılık 100 Paket arı ilacı alımı Organik Arıcılık Sertifikasyon bedeli Seracılığı geliştirme Sera örtü alımı Organik Arıcılık Balmumu gideri Fuar çalışmaları Tanıtım Organik Zeytincilik Analiz giderleri Organik Arıcılık Balmumu Analiz gideri Organik Bağcılık Kafes Tel alımı Organik Zeytincilik Gübre alımı Organik Tarım Etiket alımı TOPLAM Kaynak: Gökçeada İlçe Tarım Müdürlüğü HARCAMA TUTARI(YTL.) 675,00 15.706,40 3.314,00 277,88 3.159,20 1.796,85 413,60 4.038,00 5.498,90 118,00 34.997,83 Tablo 10. 2005 Yılı Gökçeada Kaymakamlığı mahalli idareler başkanlığı tarımsal faaliyetleri PROJE ADI HARCAMA TÜRÜ HARCAMA TUTARI(YTL.) Organik Arıcılık Fuar çalışmaları 1.770,00 Meyveciliği 220 Adet Bodur Kiraz 4.067,71 Geliştirme Fidanı alımı 1.440,00 Organik Bağcılık Bağ aşılama ve işçilik 800,80 Organik Tarım Danışmanlık hizmetleri TOPLAM 8.078,51 Kaynak: Gökçeada İlçe Tarım Müdürlüğü 101 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Tablo 11. 2005 Yılı Gökçeada Kaymakamlığı mahalli idareler başkanlığı tarımsal faaliyetleri PROJE ADI HARCAMA TÜRÜ HARCAMA TUTARI(YTL.) Organik Arıcılık Organik Ürün analiz Bedeli 2.005,00 Organik Arıcılık Sertifikasyon Bedeli 2.125,32 Organik Zeytincilik Organik Zeytin Analiz Bedeli 211,60 Fuar giderleri Fuar Çalışmaları 3.020,80 Yem Bitkileri 1.000 Kg.Yonca Tohumu 6.750,00 geliştirme Alımı 8.000,00 Organik Bağcılık 10.000 Adet Asma Anacı Alımı 489,00 Seracılığı geliştirme Sera Örtü Alımı TOPLAM 22.601,72 Kaynak: Gökçeada İlçe Tarım Müdürlüğü Tablo 12. 2007 yılı verilerine göre Gökçeada’da hayvancılık CİNSİ Büyükbaş Hayvan Küçükbaş Hayvan(koyun) Küçükbaş Hayvan (keçi) Kanatlı Hayvan Arılı Kovan MİKTARI (Adet) 555 36.965 13.452 4.984 3.250 ÜRETİM (Yıl) 972 Ton süt üretimi 302 Ton Süt. 385 Ton Süt. 350.000 Ad.Ymt. 45 Ton bal üretimi Kaynak: Gökçeada İlçe Tarım Müdürlüğü * Kapalı sistem koyun yetiştiriciliğinde hayvan miktarı:3.500 adet/koyun *Sağılan Keçi sayısı: 2.500 adet/keçi 102 GÖKÇEADA KEÇİSİNİN BİYOLOJİSİNE İLİŞKİN İLK RAPOR Cemil TÖLÜ, a Mustafa ÖZCAN, b Türker SAVAŞa a Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Zootekni Bölümü b İstanbul Üniversitesi, Zootekni Anabilim Dalı ÖZET Bu çalışmada, Gökçeada doğal koşullarında kendilerini sürdüren ve çeşitli nedenlerle sürekli baskı altında tutulan Gökçeada keçilerinin, bazı özelliklerinin rapor edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla Ada’dan elde edilen keçiler yarı-entansif sistemde yetiştirilerek bazı verim özellikleri tespit edilmiştir. Gökçeada keçilerinin anakaradaki türdeşlerine göre benzer vücut ölçüsü değerlerine ve daha düşük değerlerde canlı ağırlığa sahip oldukları görülmüştür. Ergin canlı ağırlığı ortalama olarak 38 kg civarında olan Gökçeada keçilerinin doğumda keçi başına 1,6 oğlak verimi olduğu tespit edilmiştir. Ortalama doğum ağırlığı 2,5 kg olan oğlakların ortalama sütten kesim ağırlığı 60 günlük yaşta 9,0 kg olarak gerçekleşmiştir. Gökçeada keçisinin laktasyon süresi ve süt verimi dikkat çekicidir. Laktasyon süresi 127–318 gün arasında değişirken ortalama laktasyon süt verimi 285 kg’dır. Bunun yanında süt yağı oranı diğer ırklara göre daha düşük bulunurken süt protein oranı benzer değerler göstermiştir. Ancak süt verimi dikkate alındığında, toplamda süt yağı ve proteini verimi yüksek değerlerdedir. Süt oğlak olarak değerlendirilen Gökçeada oğlaklarının tüm karkas ve et kalitesi özellikleri bakımından, genel karkas yapısının küçük ama yağsız, açık renkte, yumuşak, az kokulu ete sahip olduğu söylenebilir. Et renklerinin iyi olduğu ve et kalitesinin yumuşak ve az yağlı yapısıyla iyi durumda olduğu ifade edilebilir. Anahtar kelimler: Gen kaynağı, özel ürün, cüsse, oğlak, keçi sütü ABSTRACT In this study, it was aimed at reporting some traits of Gökçeada goats, which are under pressure due to various factors and sustain themselves under the natural conditions of Gökçeada. In this respect, goats that were brought from the Island to Çanakkale were kept under semi-intensive production system and some production traits of the animals were determined. Like similar goat breeds in the mainland, Gökçeada goats were found to have similar body measurement values and lower body weights. Average mature body weight of Gökçeada goat is around 38 kg with 1.6 kids per goat at birth. The average kid weight is 2.5 kg at birth and kids are weaned at 9 kg of live weight at 60 days of age. The lactation length and milk yield of Gökçeada goat are worth noticing. The lactation period varies between 127 and 318 days with an average milk yield of 285 kg. In addition, the fat content of milk is low, whereas protein content is similar to that of other goat breeds. However, milk fat and protein yields are reasonably high when milk yield is taken into account. The kids of Gökçeada goats are used as veal kids. In terms of carcass and meat quality traits, the carcass is small but lean with a light color, soft and less smelly meat. The color of the meat is good and the quality of meat can be regarded as reasonably good due to soft structure and less fat composition. Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Key words: Gene source, special product, body, kid, goat milk GİRİŞ Türkiye’de keçi ve ürünlerine olan talep, her ne kadar yöresel de olsa azımsanmayacak ölçüdedir. Türkiye’de 6,6 milyon keçi bulunmaktadır (Anonim TUİK 2007). Türkiye et üretiminin %3,4’ü süt üretiminin ise %2,5’i keçiden sağlanmaktadır (Anonim FAO 2007). Özellikle keçi peyniri ve oğlak eti özel ürün olarak aranmaktadır. Bunların yanı sıra keçi sütünün dondurma için çok uygun bir süt olduğu dondurma üreticilerince ifade edilmektedir. Türkiye keçi varlığının %96’sının kıl keçileri olduğu bildirilmektedir (Anonim TUİK 2007). Türkiye’de bugün itibariyle kıl ve Ankara (tiftik) keçisi dışında Saanen Keçisi, Malta (Maltız) Keçisi, Halep Keçisi, Kilis Keçisi, Gürcü Keçisi, Abaza Keçisi, Alman Beyaz Keçisi ve kimi lokal keçi ırkları bulunmaktadır (Yalçın 1990; Özder 2006). Ancak kıl keçisinin ülkemizde genel bir ifade şeklinde olduğu ve Türkiye’deki bazı keçi ırkları dışındaki genotiplere verilen bir adlandırma olduğu bildirilmekte ve en kısa zamanda kıl keçisi isimlendirmesi altındaki genotip gruplarının tanımlanması gerektiği ifade edilmektedir (Ertuğrul vd. 2005). Dünyada azımsanmayacak ölçüde birçok yerde lokalize olmuş keçi ırklarının olduğu görülmektedir (Bertaglia vd. 2007). Bazı durumlarda egzotik ırkların verim özellikleri yerli ırklardan daha iyi durumda olabilmektedir (Serradilla 2001). Ayrıca küçük popülâsyonlar halindeki bu keçilerden özel ürünler üretilerek ekonomiye katkı sağlanmaktadır (Boyazoglu ve Morand-Fehr 2001). Bu sebeple, özel bir yeri olan ve Gökçeada’da “yetiştirilen” keçilerin tanımlanmasına ve daha ötesine gidilerek ürünlerinin değerlendirilmesine gereksinim bulunmaktadır. Ada’da 1982 yılında yürürlüğe giren bir düzenleme nedeniyle keçilerin tamamının Ada’dan yok edilmesi kararlaştırılmıştır (Ada’ya 1982 yılından bu yana keçi girişi yasaktır). Ancak bunda muvaffak olunamamış, bilakis düzenleme Ada’daki keçilerin anakaradan tecrit edilerek saflaşmalarına neden olmuştur. Ada’da hayvan yetiştiricilerinin büyük bir kısmı küçükbaş hayvan yetiştiricisidir (%88) ve keçiciliğin tüm hayvancılık kolları arasındaki oranı %30 civarındadır (Aktürk vd. 2005). Ada’da hayvancılığın sürdürülebilmesi amacıyla mevcut meraların ıslahı, doğal koşulardaki hayvanlara belli zamanlarda yem ve sağlık uygulamaları takviyesi, hayvansal ürünlerin kalite ve pazar koşullarının belirlenmesi ilk akla gelen uygulamalar olarak gösterilebilir (Konyalı vd. 2004). Bu çalışmada, Gökçeada keçi ırkının bazı özelliklerinin rapor edilmesi amaçlanmıştır. MATERYAL VE YÖNTEM Coğrafik tanımlama Gökçeada oldukça engebeli bir arazi yapısına sahip olup volkanik kütlelerden oluşmuştur. Ada’nın %77'si dağlık, %12'si engebeli arazi ve %11'i ovadır ve Akdeniz iklimi hâkimdir. Yıllık yağış miktarı m2’ye 950–1050 mm arasında değişmektedir. Yoğun şekilde zakkum, zeytin, maki türü çalılar ve çam ormanlarına 104 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) rastlanılmaktadır. Hayvan baskısından korunmuş mera alanları hariç geriye kalan meralarda yoğun şekilde dikenli Abdestbozan (Sarcopoterium spinosum) bitkisi ve geven (Astragalus sp.) türleri ile örtülüdür. Gökçeada’da keçi varlığı ve yetiştiriciliği Türkiye’nin batı ucu olan Gökçeada’da keçiler, başıboş olarak yıl boyu dışarıda kalmaktadırlar. Hiçbir şekilde kaba ve kesif yemlemenin yapılmadığı, hayvanların barınak yerine, yıl boyunca kendi başlarına belirledikleri yerlerde kaldıkları ve hiçbir sağlık uygulamasının tatbik edilmediği bir sistem uygulanmaktadır. Bu sistemde yetiştiriciler, yılda sadece bir kez işaretleme ve oğlak elde etmek amacıyla müdahale etmektedirler. Gökçeada keçisi konusunda hiçbir bilimsel çalışmaya rastlanmamıştır. Gökçeada İlçe İdare Kurulunun aldığı kararın 1982 yılında Çanakkale İl İdare Kurulu tarafından onaylanması ile Ada’da keçi yetiştirilmesi yasaklanmıştır. 1987 yılında ise İlçe İdare Kurulu başıboş keçilerin “zirai mücadele programı kapsamında itlafına” karar vermiştir. Buna rağmen Ada’da 8–9 bin baş civarında keçi bulunmaktadır. Yerli halktan bazıları meralarda abdestbozanın, keçi sayısındaki azalmadan sonra daha da baskın hale geçtiğini ileri sürmektedirler. Hayvan materyali Gökçeada keçileri genellikle siyah renktedirler. Başlarının iki yanında, gözlerini de içerisine alacak şekilde sarı veya kızıl akıtmaları bulunmaktadır. Bacakların tarsal eklemi altı akıtmaları ile aynı renktedir. Bunların yanı sıra sıklığına göre sırasıyla gök mavisi, kahverengi ve alaca hayvanlara da rastlanmaktadır. Vücudu kaplayan kıllar genellikle uzun olup kulaklar nispeten kısa ve dik ancak bazı hayvanlarda kulağın üçte birlik kısmından hafif kırılma görülebilmektedir. “Doğal yaşamlarının” gerekliliği olarak hem erkekler ve hem de dişiler genellikle boynuzlu olup boynuzsuz bireylere de rastlanmaktadır. Gökçeada koşullarında yetişen keçiler, Ağustos 2006’da yakalanan 150 keçi içerisinden rasgele 35 baş seçilmiş ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Teknolojik ve Tarımsal Araştırma Merkezi (TETAM) Keçicilik birimine getirilmiştir. İlk yıl doğuran 24 baş keçiden 35 baş oğlak, ikinci yıl ise 28 baş keçiden 49 baş oğlak elde edilmiştir. Üreme özelliklerine ilişkin değerler iki yıllık verilerden, süt verimi özellikleri ise bir yıllık verilerin değerlendirilmesi sonucunda elde edilmiştir. Vücut ölçülerine ait ölçümler 2–6 yaşlı 26 baş ve 14 aylık 12 baş dişi keçiden elde edilmiştir. Yaklaşık 85 günlük yaşta 8 baş Gökçeada erkek oğlağı, kesim, karkas ve et kalitesi özellikleri bakımından değerlendirilmeye alınmıştır. Ortalama 9,0 kg sütten kesim ağırlığına sahip olan oğlaklar 10,7 kg canlı ağırlıkta kesime sevk edilmişlerdir. Oğlakların kesim işlemleri ve et kalitesine ait ölçümler İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Laboratuarlarında yapılmıştır. 105 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Hayvanların bakımı Keçiler bir aylık karantina sonrasında deneme ağıllarına alınmışlardır. Yarı entansif koşullarda yetiştirilen keçiler, hava şartlarına bağlı olarak 4–5 saat merada tutulmuşlardır. Keçilere ağılda kaba yem (fiğ ve yonca kuru otu) ve su ad libitum olarak sunulmuştur. Keçilere gebeliğin son 1,5 ayında hayvan başına günlük ortalama 0,6 kg, doğumla birlikte ise 1,0 kg kesif yem (fabrika yemi %21 HP, 2800 ME) verilmiştir. Aşım sezonunda ise keçilere, fabrika yemine ek olarak 2 ay süre ile 0,5 kg/hayvan tritikale dane yemi sunulmuştur. İlk 7 günlük yaşa kadar, ana ile oğlak sürekli beraber bırakılmış, daha sonra ise gündüzleri ayrılmıştır. Oğlaklar, akşamları sağılan analarıyla buluşturularak sabaha kadar birlikte barındırılmışlardır. Oğlaklar ilk yıl 60 günlük yaşta 9,0 kg, 2. yıl 50 günde 6,8 kg canlı ağırlığa ulaştıklarında sütten kesilmişlerdir. Oğlaklar barınak koşullarında yonca kuru otu, büyütme yemi (%19 HP, 2800 ME), su ve yalama taşı ad libitium sunulmuştur. BULGULAR VE KARŞILAŞTIRMA Vücut ölçüleri ve canlı ağırlık özellikleri Genel olarak Anadolu’da yetiştirilen keçilerin, Kilis ve tiftik keçisi hariç, kıl keçisi tanımlaması altında birleştirilmektedirler. Ancak son yıllarda, Ertuğrul vd. (2005)’nın da öngörüsü doğrultusunda, Anadolu’da bazı yörelerdeki keçiler farklı isimlerle anılmaya başlanmışlardır. Bu bağlamda Honamlı ve Norduz adıyla iki keçi genotipi gen kaynakları koruma kapsamında ırk tesciline konu olmuşlardır. Bu makalede ağırlıklı olarak çeşitli çalışmalarda kıl keçisi olarak isimlendirilen keçilerin değerleri ile tiftik, Malta (Maltız), Kilis, Şam (Shami, Damaskus), Honamlı ve Norduz keçilerine ait özellikler Gökçeada keçisi ile karşılaştırılmıştır. Yarı-entansif koşullarda yetiştirilen Gökçeada keçilerinin vücut ölçüleri bakımından Anadolu’da yetiştirilen bazı keçi ırklarıyla benzer değerlere sahip olduğu görülmektedir (Tablo1). Bu tür benzerlik anakaradaki yetiştirme koşullarının ada koşullarına benzerlik gösterebileceğini akla getirdiği gibi Gökçeada keçisinin ada koşullarına uzun yıllardır oldukça iyi adapte olduğu da söylenebilir. Soysal vd. (2003), cidago yüksekliklerini kıl keçisinde 65–73 cm, Kilis keçisinde 60–70 cm, Ankara (tiftik) keçisinde ise 50–55 cm aralığında değiştiğini belirtmişlerdir. Norduz keçilerinde ise cidago yüksekliğinin 71,18 cm olduğu belirtilmektedir (Anonim 2008a). Bir yaşlı kıl keçilerinde ise cidago yüksekliği 59,42 vücut uzunluğu 60,15 ve göğüs çevresi 73,26 olarak belirlenmiştir (Şimşek ve Bayraktar 2006). Keskin ve Gül (2006), Şam keçilerinin kıl keçilerine göre daha iri cüsseli olduklarını ve vücut uzunluğunu 73,52 cm, cidago yüksekliğini 71,34 cm, sağrı yüksekliğini 73,33 cm, göğüs çevresini 83,57 cm olarak belirtmişlerdir. Renkli tiftik keçilerinde yapılan bir çalışmada 2–3 yaşlı keçilerde cidago 56,02 cm, vücut uzunluğu 66,37 cm, göğüs çevresi 82,68 cm ve göğüs derinliği 28,29 cm olarak bildirilmiştir (Yertürk ve Odabaşıoğlu 2007). Tablo1’den de izlenebileceği gibi Gökçeada genotipinin küçük yapılı bir ırk olduğu göze çarpmaktadır. Keçilere ait olan 38,6 kg canlı ağırlık değeri işletme 106 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) koşullarına uyum sağladıktan sonra alınmış olup Ada’dan getirdikten hemen sonraki ölçümlerde 33,2 kg ortalama elde edilmiştir. Dolayısıyla Gökçeada keçilerinin yetiştirme koşulları iyileştirildiğinde canlı ağırlıklarını artırabildikleri görülmektedir. Diğer yandan bu hayvanların “yaban koşullarda” kendi başlarına yaşadıkları ve Gökçeada’daki nispeten kısıtlı koşullar göz önüne alındığında anakaradaki türdeşlerinden küçük olmaları doğaldır. Nitekim Herre ve Röhrs (1973) Galapagos adalarında yabanileşmiş keçilerde canlı ağırlığın 30–40 kg arasında değiştiğini ifade etmektedirler. Hâlbuki Özder (2006) Türkiye keçi varlığının çok büyük bir kısmı oldukları bildirilen kıl keçilerinde canlı ağırlığın 45– 65 kg arasında değiştiğini ifade etmektedir. Buna karşın Bhattacharya (1980), Şengonca (1966) ile Yarkın ve Eker (1961)’in çalışmalarına dayanarak kıl keçilerinde canlı ağırlığın 35–55 kg arasında değiştiğini ifade etmektedir. Norduz keçisinde ise canlı ağırlığın 48–79 kg arasında değiştiği rapor edilmektedir (Anonim 2008a). Canlı ağırlık Honamlı tekelerinde 70–90 kg, keçilerde ise 50–60 kg olarak bildirilmiştir (Anonim 2008b). 1–2 yaşlı erkek Gökçeada keçilerinin canlı ağırlıklarının 40–55 kg arasında değiştiği görülmüştür. Malta keçilerinde canlı ağırlık ortalaması 47,6 kg (Tölü vd. 2007) ve Şam keçilerinde ise 46,3 kg dolaylarındadır (Keskin ve Gül 2006). Tiftik keçilerinde 2–6 yaşlı keçilerin farklı fizyolojik dönemlere göre değişmekle birlikte canlı ağırlıklarının 34–43 kg arasında değiştiği ve 1 yaş ağırlığının ise 30 kg olduğu belirtilmektedir (Vatansever ve Akçapınar 2006). Görüleceği üzere anakaradaki birçok keçinin canlı ağırlıklarının Gökçeada keçisinden daha yüksek olduğu dikkati çekmektedir. Süt ve oğlak verimi özelikleri Kıl keçilerinde döl veriminin 1,18–1,51 arasında değiştiğini belirten çalışmalar olsa da (Şimşek vd. 2006) genelde düşük olduğu bildirilmektedir (doğuran keçi başına 1 oğlak) (Sönmez 1974; Güney vd. 1995; Soysal vd. 2003; Özder 2006). Diğer bazı çalışmalarda ise benzer şekilde kıl keçilerinde doğuran keçi başına doğan oğlak sayısı bakımından verilen değer 1,15’dir (Bhattacharya 1980; Şengonca vd. 2003). Tiftik keçilerinde de yavru verimin kıl keçilerine benzer şekilde keçi başına yaklaşık 1 oğlak olduğu belirtilmektedir (Güney vd. 1995; Soysal vd. 2003; Yertürk ve Odabaşıoğlu 2007). Norduz keçilerinde ikizlik oranı %11’dir (Anonim 2008a). Bu değerler göz önüne alındığında Gökçeada genotipinin doğuran keçi başına 1,6 oğlakla oldukça iyi bir değer gösterdiği söylenebilir (Tablo 2). Bu değer ilk yıl 1,45 iken işletme koşullarına adapte olan ve adaya göre daha iyi beslenen Gökçeada keçileri, 2. yılda yavru verimlerini 1,75’e kadar çıkartabilmişlerdir. Buna karşın Honamlı keçileri için bildirilen oğlak verimi keçi başına 1,5’dir (Anonim 2008b). Malta ve Kilis keçilerinde yavru verimin yüksek olduğu görülmektedir. Kilis keçilerinde bu değerin 1,2–1,5 arasında olduğu (Güney vd. 1995; Soysal vd. 2003), Şam keçilerinde 1,6-1,9 (Keskin ve Gül 2006), Malta keçilerinde ise 1,8 civarında olduğu bildirilmektedir (Sönmez vd. 1971; Tölü vd. 2007). Kıl keçilerinde doğum ağırlıklarının doğum tipi ve cinsiyete göre 2,51 ile 3,02 kg arasında değiştiği bildirilmektedir (Sönmez vd. 1971; Sönmez 1974; 107 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Şengonca vd. 2003; Şimşek ve Bayraktar 2006). Honamlı keçilerinde doğum ağırlığı olarak 3–4 kg (Anonim 2008b), tiftik keçilerinde ise 2,2–2,8 kg arasında olduğu rapor edilmiştir (Soysal vd. 2003; Vatansever ve Akçapınar, 2006; Yertürk ve Odabaşıoğlu 2007). Şam keçilerinde doğum ağırlığının 3,0 kg dolaylarında (Keskin 2000; Keskin ve Gül 2006) ve Malta keçilerinde 2,4–3,4 kg aralığında olduğu belirtilmiştir (Sönmez vd. 1971; Sönmez 1974; Tölü vd. 2007). Gökçeada oğlaklarında doğum tipi ve cinsiyete göre doğum ağırlığı ortalamasının 2,5 kg olduğu belirlenmiştir. Gökçeada keçilerinin doğum ağırlığı özelliği bakımından diğer yerli keçi ırklarımıza yakın değerlerde sahip olduğu görülmektedir. Gökçeada keçisinde sütten kesim ağırlığı (60 günlük yaş) 9,0 kg olurken, Şimşek ve Bayraktar (2006)’ın kıl keçileri için bildirdikleri 60 günlük yaş canlı ağırlık ortalaması 11,8 kg’dır. Şengonca vd. (2003) yaptıkları çalışmada iki aylık yaşta sütten kesilen kıl keçisi oğlaklarında canlı ağırlık ortalamasını 12,1 kg olarak bulmuşlardır. Keskin ve Gül (2006) 60–90 günlük yaşlarda sütten kesilen Şam keçilerinin sütten kesim ağırlıklarını 9–10 kg aralığında olduğunu belirtmişlerdir. Honamlı keçileri için 90 günlük sütten kesim yaşında 16 kg canlı ağırlık belirtilmektedir (Anonim 2008b). Gökçeada keçilerinin kıl keçisi tanımlaması altındaki keçilerden daha yüksek süt verdikleri görülmektedir. Zira Yarkın ve Eker (1961)’in kıl keçileri için verdikleri laktasyon süresi ve laktasyon süt verimi ortalamaları 123–164 gün ve 74– 145 kg’dır (Bhattacharya, 1980). Özder (2006) kıl keçilerinde süt veriminin laktasyonda 70–80 kg olduğunu ifade etmektedir. Sönmez (1974) ise yaptığı çalışmasında kıl keçilerinden 150–160 günde 72 kg ile 107 kg arasında süt elde ettiğini bildirmektedir. Şengonca vd. (2003)’da benzer şekilde kıl keçilerinden 143,7 günde 80,5 kg süt elde etmişlerdir. Bunlara karşın Şimşek vd. (2006)’nın kıl keçileri için bildirdikleri laktasyon süresi ve laktasyon süt verimi ortalamaları 146 günde 161,87 kg’dır. Norduz keçilerinde laktasyon süresi 138–200 gün arasında değişmektedir. Aynı keçilerde laktasyon süt verimi ise 66,2–222,8 kg arasında belirlenmiştir (Anonim 2008a). Laktasyon süt verimi Honamlı keçilerinde ise 135– 216 kg arasındadır. Tiftik keçilerinde ortalama 175 günde 75 kg (Yertürk ve Odabaşıoğlu 2007), Malta keçilerinde 150–350 kg (Sönmez vd. 1971; Sönmez vd. 1973; Güney vd. 1995), Şam keçilerinde 256 günde 348 kg (Keskin 2000; Keskin vd. 2004), Kilis keçilerinde 200–300 kg (Güney vd. 1995; Soysal vd. 2003) süt verimi rapor edilmektedir. Bu değerler göz önüne alındığında Gökçeada keçisinde laktasyon süresi ve veriminin yüksekliği ile her iki değerde de varyasyonun fazla olması dikkat çekici bir noktayı oluşturmaktadır. Bhattacharya (1980), İzmen (1940)’e dayanarak kıl keçileri için süt yağ ve süt protein oranlarını sırasıyla %5,5 ve %4,8 olarak bildirmektedir. Uysal-Pala vd. (2006) kıl keçilerinde laktasyonun farklı dönemlerinde süt proteini %3,5 dolaylarında olduğunu belirlerken süt yağını laktasyonun başı ve ortasında sırasıyla %3,3 ve 4,6 olarak belirlemişlerdir. Soysal vd. (2003), süt yağı oranını kıl keçilerinde %5–5,5 ve Kilis keçilerinde %4,7 olarak bildirmişlerdir. Keskin vd. (2004) Şam keçilerinde süt yağını %4,3 ve süt proteini %3,5 olarak tespit 108 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) etmişlerdir. Tölü vd. (2007) Malta keçilerinde süt proteini %5,1 ve süt yağını %3,7 olarak belirlemişlerdir. Görüldüğü gibi Gökçeada keçilerinde belirlenen %4,0 süt yağı ve %4,8 protein ile süt yağı bakımından diğer keçi ırklarımıza göre biraz daha düşük değerlere sahip olurken protein içeriğinin benzer değerler gösterdiği görülmektedir. Ancak özellikle kıl keçileriyle karşılaştırdığımızda Gökçeada keçilerinin süt verimlerinin yüksekliği nedeniyle süt yağı ve protein miktarı daha yüksektir. Et özellikleri Türkiye’de yetiştirilen keçi ırklarında karkas konusunda azımsanmayacak sayıda araştırma yapılmıştır (Güney 1984; Bayraktaroğlu vd. 1988; Koyuncu vd. 1996; Koşum vd. 2003; Daşkıran vd. 2006; Koyuncu vd. 2007). Ancak et kalitesi özelliklerini belirlemeye yönelik yapılan araştırma sayısının sınırlı düzeylerde olduğu görülmektedir. Türkiye koşullarında “süt oğlak” olarak sütten kesimden hemen sonra kesime sevk edilen oğlaklarda ise karkas özellikleri ve et kalitesine ilişkin bildirişe rastlanmamıştır. Süt oğlak (10 kg canlı ağırlıkta) olarak kesime sevk edilen Gökçeada oğlaklarının tüm karkas ve et kalitesi özellikleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, az miktarlarda tüketilebilir ürün elde edildiği, genel karkas yapısının küçük ama yağsız, buna karşılık açık renkte, yumuşak, az kokulu ete sahip oldukları söylenebilir (Tablo3). Daşkıran vd. (2006)’nın yaptıkları çalışmada, Norduz ırkı erkek oğlakların besi sonrasındaki kesim ağırlıkları entansif grup için ortalama 25,43 kg ve mera grubu için 22,11 kg bulunmuştur. Bu keçilerden soğuk karkas ağırlıkları 10,6 ve 9,92 kg, soğuk karkas randımanı %41,48 ve %44,63 olarak hesaplanmıştır. Kıl keçilerinde kastrasyonun besi ve karkas özelliklerine etkisinin araştırıldığı bir çalışmada (Koyuncu vd. 2007), 20,92 kg ağırlıkta kesilen kastre edilmemiş oğlakların soğuk karkas randımanı %51,14, MLD (musculus longissimus dorsi) alanı 7,46 cm2, kabuk yağı kalınlığı 2,18 mm olarak bildirilmiştir. Koşum vd. (2003), 60 günlük yaşta sütten kesilerek 56 günlük entansif besiye tabi tutulan Saanen ve Bornova genotiplerindeki oğlakların karkas ve et kalitesi özelliklerini karşılaştırdıkları araştırmalarında, MLD örneklerinde 1 gün soldurma periyodu sonunda renk parlaklığı düzeyini (L*) sırasıyla 41,08 ve 41,39 bulmuşlar ve genotipler arası farklılığı önemsiz olarak bildirmişlerdir. Gökçeada oğlaklarının karkas randımanın diğer ırklara göre alt sınırlarda olduğu ancak kabuk yağının az ve açık-parlak et rengi ile önemli bir potansiyele sahip olduğu görülmektedir. SONUÇ Gökçeada 1960’lı yıllara kadar yoğun bir Rum nüfus barındırmıştır. Adanın o dönemlerde ana gelirini bağcılık, zeytin ve peynir üretiminden elde ettiği anlatılmaktadır. Peynir üretiminin ise koyun ve keçi sütünden yapıldığı bilinmektedir. Gökçeada keçisini anakarada yetiştirmiş olan yetiştiriciler bu hayvanların süt verimlerini övmektedirler. Öyle anlaşılıyor ki 1970’li yıllara değin 109 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) söz konusu keçilerde süt verimi yönünde bir seçilim gerçekleşmiştir. Rumların Ada’yı terk etmeleriyle birlikte keçiler doğaya salınmışlardır. Yaklaşık 40 yıldır bu keçiler Gökçeada’nın tepelerinde serbestçe dolaşmaktadırlar. Böylelikle Ada’nın çetin ve kıt kaynaklarına uyum sağlamış ancak süt verimini kısmen muhafaza eden bir keçi genotipi oluşmuştur. Gökçeada keçilerinin vücut ölçülerinde diğer yerli ırklarımıza yakın olması ve canlı ağırlıkta ise daha düşük değerlere sahip olması ırkın süt verimliliği açısından daha iyi durumda olduğu ve yağlanmanın daha az olabileceğini akla getirmektedir. Gökçeada keçilerinin, anakaradaki yerli keçi ırklarımızın birçoğuna göre süt ve oğlak verimi bakımından önemli bir potansiyele sahip olduğu ve yetiştirme koşullarının iyileştirilmesi halinde çok daha verimli olabileceği görülmektedir. Dolayısıyla Gökçeada keçilerinin ülkemizin birçok bölgesinde yetiştiriciliği yapılabilecektir. Ayrıca oğlak eti bakımından da değerlendirilmesi gereken bir değer olduğu söylenebilir. Dünya’da keçi yetiştiriciliğinde son yıllarda üzerinde durulan “özel ürün” anlamında Gökçeada’da hayvansal ürünler üzerinde yeni yaklaşımlara ihtiyaç duyulacaktır. KAYNAKÇA Aktürk, D., Savran, F., Hakyemez, H., Daş, G., Savaş, T. 2005 “Gökçeada’da ekstansif koşullarda hayvancılık yapan işletmelerin sosyo-ekonomik açıdan incelenmesi.” Tarım Bilimleri Dergisi 11 (3): 229–235. Anonim. 2008a. “Norduz Keçisi.” http://www.tagem.gov.tr/hgk/milli_irk_tescil_listesi_taslagi_keci_norduzkecisi.htm. (19.06.2008) Anonim. 2008b. “Honamlı Keçisi.” http://marmarahae.gov.tr/irklar/honamli.pdf (19.06.2008) Anonim (FAO) 2007. www.fao.org (20.11.2007) Anonim (TUİK) 2007. www.tuik.gov.tr (20.11.2007) Bayraktaroğlu, E. E., Akman, N., Tuncel, E. 1988. “Effects of Early Castration on Slaughter and Carcass Characteristics in Crossbred Saanen X Kilis Goats.” Small Ruminant Research 1: 189-194. Bertaglia, M., Stephane, J., Roosen, J., Consortium, E. 2007 “Identifying European marginal areas in the context of local sheep and goat breeds conservation: A geographic information system approach.” Agricultural Systems 94, 657–670. Bhattacharya, A. N. 1980 “Research on goat nutrition and managment in mediterranean middle east and edjacent Arab countries.” Journal of Dairy Science 63: 1681–1700. Boyazoglu, J, Morand-Fehr, P. 2001 “Mediterranean dairy sheep and goat products and their quality A critical review.” Small Ruminant Research 40: 1–11. Daşkıran, I., Kor, A., Bingöl, M. 2006 “Slaughter and Carcass Characteristics of Norduz Male Kids Raised in Either Intensive and Pasture Conditions.” Pakistan Journal of Nutrition 5 (3): 274-277. 110 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Ertuğrul, M., Dellal, G., Elmacı, C., Akın, O., Karaca, O., Altın, T., Cemal, İ. 2005 “Hayvansal Gen Kaynaklarının Koruma ve Kullanımı.” Türkiye Ziraat Mühendisliği VI. Teknik Kongresi, 3-7 Mart 2005, Ankara. Güney, O., Cebeci, Z., Torun, O., Biçer, O. 1995 “Country report of Turkey on small ruminant production with special reference to the selection programme for increasing milk production in dairy goat flock of University of Çukurova.” Gabina D. (ed.) In: “Strategies for sheep and goat breeding: CIHEAM-IAMZ, 1995. (231p). Meeting of goint FAO/CIHEAM Metwork on Sheep and Goats, 26–28.03.1995. Sidi-Thabet, TUNISIA. Güney, O. 1984 “Saanen x Kilis ve Saanen x Kıl Birinci geriye melez oğlakların besi gücü ve karkas özellikleri üzerinde bir araştırma.” Doğa Bilim Dergisi Seri D1, 8, 1. Herre, W., Röhrs, M. 1971 “Haustiere-zoologisch gesehen.” Gustav Fischer Verlag ss. 240. Keskin, M. 2000 “Hatay bölgesinde yoğun yetiştirme koşullarında Şam (Damascus) keçilerinin morfolojik özellikleri ve performanslarının saptanması.” M. K. Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü Doktora Tezi. Keskin, M., Gül, S. 2006 “Hatay ili keçi yetiştiriciliğinde Şam keçisi ve Türkiye için önemi.” Hasad hayvancılık 255: 46–49. Keskin, M., Avşar, Y. K., Biçer, O., Güler, M. B. 2004 “Comparative study on the milk yield and milk composition of two different goat genotypes under the climate of the eastern mediterranean.” Turkish Journal of Veterinary and Animal Sciences 28: 531–536. Konyalı, A., Daş, G., Savaş, T., Yurtman, İ. Y. 2004 “Gökçeada’da İmroz koyunu yetiştiriciliği: Organik hayvancılık için potansiyel?” 1st International Congress on Organic Animal Production and Food Safety. 28 April–1 May KuşadasıTurkey. Koşum, N., Alçiçek, A., Taşkın, T., Önenç, A. 2003 “Fattening performance and carcass characteristics of Saanen and Bornova male kids under an intensive management system.” Czech Journal Animal Science 48 (9): 379-386. Koyuncu, M., Duru, S., Kara Uzun, Ş., Öziş, Ş., Tuncel, E. 2007 “Effect of castration on growth and carcass traits in hair goat kids under a semiintensive system in the South Marmara region of Turkey.” Small Ruminant Research 72: 3844. Koyuncu, M., Tuncel, E., Akman, N. 1996 “Fattening performance and carcass characteristics of Angora goat male kids in intensive and pasture condition.” Turkish Journal of Veterinary and Animal Sciences 20: 157– 161. Özder, M. 2006 “Keçi Irkları, Keçi Yetiştiriciliği.” ed: Kaymakçı M., İzmir İli Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri Birliği Yayınları No: 2, Bornova, İzmir. s: 29–63. Serradilla, J. M. 2001 “Use of high yielding goat breeds for milk production.” Livestock Production Science 71: 59–73. 111 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Soysal, M. İ., Özkan, E., Gürcan, E. K. 2003 “The status of native farm animal genetic diversity in Türkiye and in the world.” Trakia Journal of Sciences 1 (3): 1–12. Sönmez, R. 1974 “Melezleme yolu ile yerli keçilerin süt keçisine çevrilme olanakları.” Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları No: 226, Ege Üniversitesi Matbaası, Bornova. Sönmez, R., Şengonca, M., Kaymakçı, M. 1973 “Ege bölgesinde yetiştirilen çeşitli süt tipi keçilerle bunların melezlerinin adaptasyon durumu ve verim özellikleri üzerinde mukayeseli bir araştırma. IV. Bilim Kongresi 5–8 Kasım, Ankara. Sönmez, R., Şengonca, M., Alpbaz, A. G. 1971 “Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesinde yetiştirilen Malta keçilerinin çeşitli özellikleri ve verimleri üzerinde bir araştırma.” Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi 8: 57–71. Şengonca, M., Taşkın, T., Koşum, N., 2003 “Saanen x Kıl keçi melezlerinin ve saf kıl keçilerinin kimi verim özelliklerinin belirlenmesi üzerine eş zamanlı bir araştırma. Turkish Journal of Veterinary and Animal Sciences 27: 1319–1325. Şimşek, Ü. G., Bayraktar, M. 2006 “Kıl keçisi ve Saanen X Kıl keçisi (F1) melezlerine ait büyüme ve yaşama gücü özelliklerinin araştırılması.” F. Ü. Sağlık Bilimleri Dergisi 20: 229–238. Şimşek, Ü.G., Bayraktar, M., Gürses, M. 2006 “Çiftlik koşullarında kıl keçilerine ait bazı verim özelliklerinin araştırılması.” F. Ü. Sağlık Bilimleri Dergisi 20: 221–227. Tölü, C., Konyalı, A., Yurtman İ. Y., Savaş, T. 2007 “Malta ve Gökçeada keçisinde doğum, oğlak büyümesi ve erken laktasyon süt verimi.” V. Ulusal Zootekni Bilim Kongresi, 5–8 Eylül, Van, Türkiye. Uysal-Pala, Ç., Karagül-Yüceer, Y., Pala, A., Savaş, T. 2006 “Sensory evaluation of drinkable yogurt made from different goat breeds.” Journal of Sensory Studies 21: 520–533. Vatansever, H., Akçapınar, H. 2006 “Lalahan Hayvancılık Merkez Araştırma Enstitüsü’nde yetiştirilen farklı kökenli Ankara keçilerinde büyüme, döl verimi ve tiftik özellikleri.” Lalahan Hayvancılık Araştırma Enstitüsü Dergisi 46 (2): 1–11. Yalçın, B. C. 1990 “Keçi Yetiştiriciliği, Koyun-Keçi Hastalıkları ve Yetiştiriciliği.” ed: Aytuğ, C. N., TÜM VET Hayvancılık Hizmetleri Yayını No:2, İstanbul s: 453–458. Yertürk, M., Odabaşıoğlu, F. 2007 “Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yetiştirilen renkli Tiftik keçilerinin yarı entansif şartlarda verim özelliklerinin araştırılması.” Y. Y. Ü. Veteriner Fakültesi Dergisi 18 (2): 45–50. 112 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Tablo 1. Gökçeada keçilerinde bazı vücut ölçülerine ait ortalama ( x ), standart sapma (SS), en düşük ve en yüksek değerleri Özellikler (cm) x Vücut uzunluğu Cidago yüksekliği Göğüs çevresi Göğüs derinliği Sağrı yüksekliği Sağrı derinliği Sağrı genişliği Kulak uzunluğu Kulak genişliği Canlı ağırlık (kg) 71,7 66,3 78,1 31,9 64,9 28,6 10,7 15,6 7,0 38,6 Vücut uzunluğu Cidago yüksekliği Göğüs çevresi Göğüs derinliği Sağrı yüksekliği Sağrı derinliği Sağrı genişliği Kulak uzunluğu Kulak genişliği Canlı ağırlık (kg) 63,5 61,6 65,3 26,1 59,7 23,7 8,4 15,0 6,3 24,2 Keçiler (2–6 yaşlı) SS En düşük 3,1 65,0 3,0 61,0 3,9 67,0 2,2 26,0 2,4 61,0 2,5 24,0 0,8 8,5 1,1 12,5 0,4 6,0 5,1 25,6 Dişi Çebiçler (14 aylık) 3,7 55,0 3,9 53,0 3,6 59,0 1,5 24,0 3,1 53,0 1,6 22,0 0,6 7,2 1,3 12,0 0,5 5,5 3,2 16,9 En yüksek 79,0 73,0 83,0 36,0 70,0 34,0 12,2 17,5 8,5 48,3 69,0 69,0 70,0 29,0 63,0 26,0 9,6 16,5 7,0 30,3 Tablo 2. Gökçeada keçisinde süt ve yavru özelliklerine ait tanımlayıcı istatistikler Özellikler Doğumdaki yavru verimi Doğum ağırlığı (kg) Sütten kesim ağırlığı (kg, 60. gün) Laktasyon süresi (gün) Laktasyon süt verimi (kg) Laktasyon süt yağı verimi (kg) Laktasyon protein verimi (kg) Süt yağı (%) Süt proteini (%) x 1,6 2,5 9,0 262,5 285,4 13,1 13,6 4,0 4,5 SS 0,5 0,4 1,6 51,5 119,0 5,0 5,4 0,4 0,1 En düşük 1,0 1,7 6,2 127,0 65,7 3,2 3,4 3,3 4,2 En yüksek 2,0 3,8 11,8 318,0 554,8 24,2 25,7 4,9 4,7 113 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Tablo 3. Gökçeada oğlaklarında et kalitesine ilişkin özellilere ait ortalamalar ( x ) ve standart hataları (SH) Özellikler Kesim öncesi aanlı ağırlığı (kg) Soğuk karkas randımanı (%) Sıcak karkas randımanı, % MLD kesit alanı (mm2) Parlaklık indeksi (L*) Kabuk yağı kalınlığı (mm) Pişirme kaybı (%) Genel beğeni düzeyi x 10,73 42,82 50,92 707,50 59,43 0,12 36,62 5,21 SH 0,48 0,80 0,53 32,95 0,57 0,01 0,84 0,13 114 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Resim 1. Gökçeada keçisi Resim 2. Gökçeada keçisi oğlağı 115 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) 116 GÖKÇEADA’NIN KALKINMASI VE NİTELİKLİ EMEĞİN (VEYA İŞGÜCÜNÜN BEŞERİ SERMAYESİNİN) ÖNEMİ Hasan Gürak, a Hakan Genç b a b I.C.S. Stockholm Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Gökçeada Meslek Yüksekokulu ÖZET Ülkelerin kalkınmasına ve refah artışına neden olan en önemli girdilerden birinin bilgi, daha somut olarak, üretim için gerekli bilgi (teknoloji) olduğunu iddia etmek mümkündür. Ancak üretim için gerekli bilgi de tek başına yeterli değildir. Bu bilgiyi kullanan bilgili işgücünün varlığı, bilgiyi üreten kadar önemlidir. Bir başka deyişle, nitelikli işgücü olmadan uzun vadede sürdürülebilir kalkınmayı başarmak söz konusu olamaz. Ne sermaye malları, ne de başka bir şey "nitelikli işgücünün" yerini alabilir. Nitelikli işgücü olmazsa ne yeni teknolojiler üretebilir ne de var olan teknolojiler verimli bir biçimde kullanılabilir. Anahtar kelimeler: Bilgi, enformasyon, nitelikli işgücü, kalkınma, Gökçeada ABSTRACT One of the most important inputs of development and increase of wealth is “knowledge”; or to be more specific, it is the knowledge on production (technology). Yet, the knowledge alone is not sufficient to secure development. Access to “knowledgeable labor-force” to make the best use of available knowledge on production (technology) is as important as the knowledge on production itself. In other words, without knowledgeable labor-force, long-run and sustained development could not be realized. Neither capital (-goods) nor the any other input can substitute “knowledgeable labor-force” in production. Key words: Information, qualified labour, development, Gökçeada. KALKINMADA NİTELİKLİ İŞGÜCÜNÜN ÖNEMİ Bir ülke ekonomisinin veya bölgenin veya işletmenin gelişip büyüyebilmesi, uluslararası piyasalarda rekabet gücüne sahip olabilmesi, verimliliğini ve kârlılığını arttırabilmesi için fiziksel altyapı ve sermaye malları yatırımları mutlaka gereklidir ama yeterli değildir. Makro ve mikro iktisadi alanlarda başarılı olabilmenin, rekabet edebilmenin en önemli unsurlarından biri, yapılacak işin gerektirdiği nitelikte bilgi, beceri ve deneyime sahip insan kaynaklarıdır. Uzun vadede iktisadi başarı, sahip olunan insan gücü kaynaklarının nitelikleri ile doğrudan ilişkilidir, cet. par. Fiziksel tesisler, araç-gereç, mali veya doğal kaynaklar ne denli gelişmiş olursa olsun, var olan teknolojiyi ve diğer üretim girdilerini nitelikli işgücü olmadan etkin bir Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) biçimde kullanabilmek, dolayısıyla uzun vadede kalıcı başarıya ulaşmak ve rekabetçi olabilmek mümkün değildir. "Bir ülkenin veya bölgenin kalkınmasını etkileyen, yaşam standardını arttıran en önemli unsur nedir?" sorusuna en kısa ve yalın cevap olarak “işgücünün nitelik düzeyidir”, diyebiliriz. “Diğer” gerekli koşulları; 2- Genel eğitim düzeyi, 3- Teknolojik altyapı, 4- Kurumsal-kültürel-siyasal altyapı, olarak sıralayabiliriz. Sihirli Bir Değneğimiz Olsaydı Yaygın olarak kullanılan bir örneği ülkemize uyarlayarak aktaralım ve varsayalım sihirli bir değnekle kalkınmış bir ülkedeki, örneğin Almanya'daki, tüm işletmeleri bir gecede Türkiye'ye taşımak mümkün oldu. Acaba Türkiye bugünkü işgücünün nitelikli düzeyiyle ürünlerin kalite ve miktarını düşürmeden Almanya'daki kadar üretimi elde edebilir miydi? Sorumuzun yanıtı ne yazık ki HAYIR olacaktır. Türkiye'deki işgücünün bilgi, beceri ve deneyimi Almanya'nınkinin seviyesine çıkana kadar “sihirli değnekle” sanal olarak transfer ettiğimiz işletmelerden elde edilen üretim miktarı ve kalitesi doğal olarak daha düşük olacaktır. Bu basit örnekten hepimizin çok iyi bildiği şu sonuca varırız; uzun dönem refah artışı sağlamak ve rekabet gücü kazanmak için, işgücünün nitelik düzeyi, üretimin son derece önemli ve vazgeçilmez, hatta olmazsa olmaz bir unsurudur. Bazı Kavram Hataları İşgücünün nitelik düzeyi eğitim ve “bilgi” ile doğrudan ilişkilidir. Ancak, ortada ciddi bir kavramsal kargaşa vardır. Üretimle ilgili çok önemli bir sözcük olan "bilgi"yi maalesef ciddi bir yanlış yaparak Türkçe metinlerde "enformasyon" sözcüğüyle eşanlamda kullanıyoruz. Bunun neticesi olarak bilgi toplumu (knowledge society) ile enformasyon toplumu (information society) kavramları da birbirine karıştırılmaktadır. Sokaktaki vatandaşın böyle bir yanılgıya düşmesi anlayışla karşılanabilir. Ama bilimsel araştırmalar ve açıklamalar yapmakla yükümlü akademisyenler ile halkı etkileyebilecek konumda sosyal statüye sahip kişiler böyle bir lükse sahip değildirler. Bilginin, önemini iyi anlayabilmek için işe bu kavramlara açıklık kazandırmakla başlamakta yarar vardır. Çünkü teknolojiyi üreten ve kullanan nitelikli işgücünün rolü iyi anlaşılmadığı sürece toplumsal gelişmeyi de iyi anlamamız mümkün değildir. Bilgi- Enformasyon Enformasyon, herhangi bir konu ile ilgili bir bilinmeyeni (belirsizliği) giderme konusunda yardımcı olan betimleyici ifadelerdir. Örneğin, bir sinemada hangi 118 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) filmin gösterildiğini, havanın nasıl olacağını veya aradığımız bir kitabın hangi kütüphanede veya kitapçıda olduğunu veya Cumhurbaşkanı’nın eşinin adını bilmek, bilgi değil, enformasyon sahibi olmaktır. Malumat veya haber sözcükleri de "bilgi" sözcüğü yerine tercih edilebilecek, enformasyona daha yakın kavramlardır. Enformasyon sözcüğünün eşanlamlısı olarak "bilgi" sözcüğünün kullanımında ısrar etmek, "bilgi toplumu" ile "enformasyon toplumu"nun niteliksel farklılıklarının yanlış algılanmasına ve yorumlanmasına neden olacaktır, hatta olmaktadır. Bilgi, olguları ve olayları tanıma, anlama ve özellikle açıklamaya yönelik, eğitim, gözlem, araştırma veya deneyim yoluyla elde edilen ve bütün bunların insanın zihinsel değerlendirmesi neticesinde ortaya çıkan fikirlerdir. Bilgiye, bir çeşit işlenmiş enformasyon da diyebiliriz. Örneğin, kredi kartlarının sağladığı “veriler/enformasyon” kullanılarak, kredi kart sahiplerinin hakkında cinsiyet, yaş ve gelir durumlarına göre harcama alışkanlıkları konusunda bilgi sahibi olabiliriz. Gazeteler, reklamlar, bilgisayarlar, büro araç-gereçleri "enformasyon sektörü" ürünleridir, "bilgi sektörü değil". Ama enformasyon sektörünün verilerinden yararlanarak “bilgi” sahibi olabiliriz. Görüldüğü gibi enformasyon ve bilgi sözcükleri arasında belirgin bir anlam farkı vardır. Bilgi-Büyüme-Kalkınma İlişkisi Kalkınma-gelişme ile ilgili çok önemli bir kavram da teknolojidir, yani “üretim için gerekli bilgi”. Teknoloji(ler), işgücünün “yaratıcı” zihinsel emeği tarafından üretilirler ve üretilmiş üretim araç-gereçleri tarafından içselleşmiş vaziyette bulunurlar. Örneğin, en son popüler teknolojik ürünlerden olan “görüntülü telefon” insan tarafından icat edilmiş ve geliştirilmiş bir üründür. Yeni teknoloji (yeni bilgi) hem üretim sürecinde kullanılmıştır hem de telefon cihazı içinde içselleşmiştir ve fiziksel ürün olarak karşımıza çıkar. İnsanoğlu, daha doğrusu işgücü “yaratıcı zihinsel emek” ve ürettiği yeni bilgiler olmasaydı, ne yeni ürünler ne de üretim yöntemleri üretilebilirdi. Zihinsel emeği besleyen en önemli unsur ise bilgi, yetenek ve deneyimdir. Daha bilgili toplumlar, veya daha doğru bir ifadeyle, daha nitelikli işgücüne sahip ekonomiler her zaman daha üretkendirler. Özetle, rekabetinin en önemli girdilerinden biri "bilgidir” (teknolojidir) ve bu bilgi nitelikli işgücü tarafından üretilir ve üretimde kullanılır. Bilgiyi, ÜRETEN de üretimde KULLANAN da işgücüdür. Dolayısıyla, toplumsal ve bireysel refah artışı için en önemli etken nedir sorusunun yanıtı çok basittir; 1. Teknolojiyi üreten ve 2. Teknolojiyi kullanan işgücü: diğer bir deyişle; nitelikli işgücü. GÖKÇEADA: İŞGÜCÜNÜN NİTELİK DÜZEYİ VE KALKINMA Kalkınmada, üretimde ve verimlilik artışında işgücünün nitelik düzeyinin önemini yukarıdaki bölümlerde belirttik. Gökçeada’daki işgücünün niteliklerinden önce ilçenin genel durumuna bir göz atalım. 119 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Gökçeada hakkında Tablo1’den şu genel sonuçları çıkarabiliriz: Kentleşme oranı yüksek, İşsizlik oranı göreceli olarak düşük, Okur-yazar oranı göreceli olarak yüksek, En büyük sektör, “hizmetler” sektörü. Sanayi sektörü ise oldukça küçük. Ayrıca, DPT’nin 2004 yılında yaptığı “İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması (2004)” incelendiğinde, Gökçeada’nın turizm merkezi niteliği kazanmış ilçeler listesinde üst sıralarda yer aldığı dikkat çekmektedir (DPT 2004). Bu sonuçlara göre Gökçeada turizmden aldığı payı arttırdıkça gelişmişlik sıralamasında üstlere doğru hareket edebilme potansiyeline sahip olduğu açıktır. Tabii bunun için turizm sektöründe nitelikli işgücüne ihtiyaç duyulmaktadır. DPT verilerine göre Gökçeada’daki nüfusun sıkça değiştiği gözlenir (DPT 2004). Bunun en temel nedeni Gökçeada’da yaşayan 5. Komando Alayının, hava ve deniz radar komutanlıklarının, yatılı okulların, üniversite birimlerinin ve en önemlisi devlet sektörü çalışanlarının değişimidir. Şimdi ana konumuza dönerek şu soruların yanıtlarını arayabiliriz: 1. Gökçeada’daki işgücünün nitelik düzeyi nedir? 2. Hangi önlemler alınırsa Gökçeada nitelikli işgücü arzını arttırabilir? 3. Gökçeada’ya beyin göçü olanakları nelerdir? 1. 2. 3. 4. Gökçeada’daki İşgücünün nitelik düzeyi DPT’nin 2004 yılı raporunda okur-yazar oranı % 94.24 gibi göreceli olarak yüksek olmakla birlikte bu bize işgücünün nitelik düzeyi hakkında pek önemli ipuçları vermez. Önemli olan şu an aktif çalışan nüfusun eğitim ve deneyim düzeyi ile ilgili verilerdir. İlçelerin nüfus (ve nüfusa bağlı veriler: okur-yazar oranı, eğitim durumu vb.) ve hane halkı araştırmaları TÜİK tarafından yapılmaktadır (TUİK 2008). Gökçeada nüfusu ve işgücü ile ilgili son çalışma 2007’de yapılmıştı. Ancak bu veriler henüz tasnif aşamasında olup, yayınlanmamıştır. Adadaki kurum ve kuruluşlarda da nüfusun yapısı ile ilgili güncel veriler bulunmamaktadır. Bu nedenle Gökçeada’daki nüfusun ve işgücünün nitelikleriyle ilgili güncel ve sağlıklı verilere sahip değiliz. Aşağıdaki veriler biraz eski de olsa, Gökçeada hakkında fikir oluşturmamıza yardımcı olacağı düşüncesindeyiz. DPT’nın 1996’da yaptığı İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması’na göre toplam nüfusun okuma yazma oranı ve yüksekokul veya fakülte bitirenlerin oranını Tablo 2’de görebiliriz. DPT’nın 1990 yılı verilerine göre okuma-yazma oranı yüzde 91.94’tür ki bu Türkiye ortalamasının üstünde bir orandır. Yüksekokul veya fakülte bitirenlerin oranı ise 1990’da yüzde 5.16’dir. Genel veriler yetersiz ve Gökçeada’da en önemli sektör turizm sektörü olduğundan, bu sektörü irdeleyerek turizmdeki nitelikli iş gücünün analizini yapmaya çalışacağız. 120 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Gökçeada’daki 258 turizm (Tablo3) işletmesinde yaklaşık 800 kişi görev almaktadır. Gökçeada’daki turizm işletmelerini incelediğimizde, turizm sektöründe çalışanlardan turizm eğitimi alan kişi sayısının çok az olduğunu görüyoruz. 4 kişi turizm lisesi, 3 kişi turizm yüksekokulu olmak üzere 7 kişi turizm üzerine eğitim görmüştür (Tablo 4). Sektörde çalışanlardan 16 kişi farklı alanlarda yüksekokul bitirmişlerdir. Gökçeada Halk Eğitim Merkezi ve Gökçeada MYO’ca açılan pansiyonculuk kurslarında ise 2008 yılına kadar 76 kişi sertifika almaya hak kazanmıştır. Tablo 5 bize turizm sektöründe çalışanların iş-deneyimi ile ilgili veriler verir. Buna göre Gökçeada’da turizm sektöründe çalışanların içinde çok deneyimli işgücü sayısının çok düşük olduğunu gözlemleriz. Deneyimin bazen, hatta turizm sektöründe çoğu zaman, resmi eğitimden daha çok önem sahip olduğu düşünüldüğünde bu konuda Gökçeada’nın ne kadar yetersiz kaldığı hemen göze çarpar. Turizm sektöründe çalışanlar arasında en çok bilinen yabancı dil Bulgarca. Bunun nedeni, Bulgaristan’dan zorunlu göçle gelen 60 Türk ailenin Şirinköy’e yerleştirilmesi. Bu göçmenler, kendilerinin işlettiği pansiyonlar yanı sıra diğer bir çok tesiste de çalışmaktadırlar. İngilizce bildiğini söyleyenlerin sayısı 20, Yunanca bilenlerin ise 6 (bak. Tablo 6). İngilizce’nin küresel konuşulan bir dil olmasına karşın sadece 20 kişi tarafından biliniyor olması dil açısından nitelikli işgücü yetersizliğin açık bir göstergesi. Gökçeada’yı en çok ziyaret eden yabancılar arasında Yunanistan’dan gelenler önemli bir yer alır. Dolayısıyla, Yunanca bilen turizmde çalışan işgücünün yetersizliği de çok açıktır. Yunanistan’dan gelenlerin arasında Türkçe konuşanların olması Gökçeada turizmi için bir şanstır. Tablo 4, 5 ve 6 incelendiğinde turizm işletmelerinde nitelikli işgücü açığının ne kadar büyük olduğu net bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Turizm sektöründe çalıştıracak yeterli nitelik ve sayıda eleman bulamamalarından dolayı işletmeler sezonu güçlüklerle tamamlamakta ve müşteri memnuniyetini sağlamada yetersiz kalmaktadırlar. Gökçeada’da 2008 itibariyle toplam turistik işletme sayısı 258’tür (bak. Tablo 3). Bu sayının büyük çoğunluğu, 203 adedi, pansiyon olarak hizmet vermektedir. Ancak, bu işletmelerin ulusal ya da uluslar arası kuruluşlarca verilmiş bir uluslar arası standart belgesi bulunmamaktadır. Toplam turistik yatak kapasitesi 3,316 olup, bunun 2,566 adedi özel sektöre, geri kalanı ise kamuya aittir (Tablo 8). Yiyecek içecek sektöründe faaliyet gösteren (lokanta, meyhane, bar, fast food, vs.) işletme sayısı; her mevsim açık 12 ve yaz aylarında açılan 23 işletme olmak üzere 35 tanedir. Ada’ya gelen turist sayısı 2007 yaz döneminde 60,000 kişidir (Gökçeada Belediye Başkanlığı 2007). Turistlerin yüzde 90’ı Türkiye içinden, yüzde 10’u ise yabancı ülkelerden gelmektedir. Yerli turistler ağırlıklı olarak İstanbul, Bursa ve Çanakkale’den gelmektedirler; yabancılar ise Bulgaristan, Yunanistan ve Almanya’dan. Yunanistan’dan gelenlerin çoğu Gökçeada’dan Yunanistan’a göç etmiş insanlar olup birçoğu Türkçe bilmektedir. Aslında bu kişileri “yabancı turist” 121 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) olarak tanımlamanın ne kadar doğru olduğu tartışmalıdır. Genelde kendilerine ait evlerinde kalırlar ve ender olarak ev dışında yemek yemeye lokantaya giderler. Benzer durum resmi olarak Bulgaristan’dan geliyor gibi görünen “yabancılar” için de geçerlidir. Birçoğunun Türk vatandaşlığı vardır ve ne kadar Bulgar turisti oldukları tartışmalıdır. Gökçeada’nın nitelikli işgücü arzını artırma yolları İşgücünün nitelik düzeyini arttırabilmenin en etkin yollarından biri, belki de en önde geleni, genel eğitim düzeyinin arttırılmasıdır. Çünkü insanların genel eğitim düzeyi ne kadar yüksekse, bir mesleği veya bir yabancı dili öğrenme kapasiteleri de o kadar yüksek olur. Gökçeada’nın eğitim olanaklarına bir göz attığımızda ilçede bir yüksek okul, üç orta öğrenim, üç ilköğrenim ve bir halk eğitim merkezi olduğunu görüyoruz. (Tablo 9). Tablo 10 ve Tablo 11 bize ilk ve ortaöğretimde okuyan öğrenci sayılarını gösteriyor. Verilere göre, ilköğretim ve ortaöğretimdeki toplam öğrenci sayısı 1,285, yani toplam ilçe nüfusunun yaklaşık yüzde 15’i. Bütün öğrencilerin ilk ve orta eğitimlerini tamamladıklarını varsaysak bile “mesleki” eğitim almadıkları için işgücü olarak, kendilerini sadece nitelik kazanma “potansiyeli” yüksek kişiler olarak tanımlamak herhalde yanlış olmaz. Gökçeada’da en yaygın sektör “hizmetler” sektörü olduğuna ve bu sektör içinde turizm çok önemli bir konuma sahip olduğuna göre, turizme yönelik mesleki eğitim veren orta-öğretim kurumlarının bulunması yanı sıra mesleki eğitim veren kursların artması herhalde çok yararlı olurdu. Turizm konusunda sadece Halk Eğitim Merkezi’nde bir eğitmen tarafından “ev pansiyonculuğu” konusunda yaklaşık 40 kişiye kurs verilmesi yararlı bir girişim olmakla birlikte Gökçeada potansiyeline göre çok yetersiz kalacağı şüphesizdir. Gökçeada’nın gelişmesinde en büyük potansiyelin turizm sektöründe olduğunu varsayarak değerlendirdiğimizde ne işgücünün şu anki nitelik düzeyinin ne de eğitimlerine devam eden ilk ve orta öğretim öğrencilerinin aldıkları eğitimin bu potansiyeli dinamiğe dönüştürme yolunda pek uygun olmadığı göze çarpmaktadır. Geriye bir tek Gökçeada MYO’nun turizm bölümü Gökçeada işgücüne nitelik kazandırma ve arttırma yönünde katkı sağlama potansiyeline sahip kurum gibi görünmektedir. Ancak, 2007-2008 dönemimde toplam 583 öğrenciye sahip Gökçeada MYO’nda sadece 86 öğrenci turizm eğitimi almaktadır ve bu 86 öğrenci içinde sadece ve sadece iki (2) öğrenci Gökçeada halkındandır (bak. Tablo 12). Gökçeada’ya “beyin göçü” (nitelikli isgücü transferi) olanaklari Maalesef Gökçeada’da bulunan işgücünün nitelik düzeyinin özellikle büyük gelişme potansiyeline sahip turizm sektörü için çağdaş bilgi, beceri ve deneyime yani niteliklere pek uygun olmadığını gördük. Mevcut eğitim politikası da bu yönde bir eğilim göstermiyor. Bu durumda “kısa vadeli” en iyi çözüm yolu olarak Gökçeada’ya “beyin göçünün” teşviki politikası görünüyor. Bir başka deyişle, 122 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) başka yörelerde yetişmiş ve gerekli bilgi, beceri ve deneyime sahip kişilerin cazip yöntemlerle Gökçeada’ya çekilmeye çalışılması gerekir. Bunun için hem yerel yönetimlerin hem işadamlarının hem yöre halkının hem de medyanın gereken özeni göstermesi gerekir. Orta ve uzun vadede ise Gökçeada’da gelişme potansiyeline sahip alanlarda, ki bunların başında herhalde turizm sektörü gelir, bilgili ve becerili insan sayısının yani işgücünün nitelik düzeyinin artırılması için önlemler alınması gerekir. KAYNAKLAR DPT 2004. İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması (2004). Ankara Gürak, H. 2006. Ekonomik Büyüme ve Küresel Ekonomi, Ekin Kitabevi, Bursa. İnternet kaynakları ÇOMÜ, Gökçeada MYO. http://gokceada.comu.edu.tr/ogrencisayilari.html, 07.07.2008 DPT. http://ekutup.dpt.gov.tr/bolgesel/dincerb/ilce/5.pdf 10.07.2008 Gökçeada Kaymakamlığı. http://www.gokceada.gov.tr/gokceada.php?utc=27&kat=Genel%20Bilgiler 10.07.2008 Gökçeada Belediyesi. http://www.gokceada17.net/html/nufus.htm 07.07.2008 TUİK. http://www.tuik.gov.tr/UstMenu.do?metod=gorevYetki 07.07.2008 TUİK. http://www.mahalliidareler.gov.tr/Home/Dokumanlar/belediyelerin_turune_gore_2007_nufuslari.xls , 07.07.2008 123 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Tablo 1. Gökçeada’nın sosyo-ekonomik durumu İlçe toplam nüfusu 8,875 Erkek 6,047 Kadın 2,828 872 İlçe İçinde Gelişmişlik Sırası 118 Şehirleşme Oranı (%) 81.74 Ortalama Hane Halkı Büyüklüğü 3.52 Nüfus Bağımlılık Oranı (%) 28,72 Tarım Sektöründe Çalışanlar Oranı (%) 17,13 Sanayi Sektöründe Çalışanlar Oranı (%) 2.53 Hizmetler Sektöründe Çalışanlar Oranı (%) 80.33 İşsizlik Oranı (%) 5.11 Okur Yazar Oranı (%) 94.24 Kaynak: DPT, İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması (2004);s.155 Tablo 2. Gökçeada Nüfusunun Okur-Yazar ve Yükseköğrenim Durumu (1990 Yılı) Toplam Toplam Nüfusun Okuma Yüksekokul veya Fakülte Nüfus Yazma Oranı Bitirenlerin Oranı 7.948 % 91,94 % 5,16 Kaynak : DPT 1996 http://ekutup.dpt.gov.tr/bolgesel/dincerb/ilce/5.pdf Tablo 3. Gökçeada’daki turizm işletmesi sayısı Konaklama İşletmeleri 223 Yiyecek İçecek İşletmeleri 35 Toplam 258 Kaynak : Gökçeada Belediye Başkanlığı 07.07.2008 Tablo 4. Gökçeada’daki turizm sektöründe çalışanların, turizm eğitimi durumu Turizm Lisesi Turizm Yüksekokulu Toplam 4 3 7 Kaynak : Haziran 2008 itibariyle Hakan Genç tarafından tespit edilmiştir. 124 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Tablo 5. Gökçeada’daki turizm sektöründe çalışanların deneyim durumları 1-3 Yıl 3-5 Yıl 6-10 Yıl 10-15 Yıl 16 Yıldan Fazla 30 Kişi 15 Kişi 12 Kişi 9 Kişi 6 Kişi Kaynak : Haziran 2008 itibariyle Hakan Genç tarafından tespit edilmiştir. Tablo 6. Gökçeada’daki turizm sektöründe çalışanların yabancı dil bilgileri İngilizce Yunanca Bulgarca Almanca Diğer 20 6 22 2 3 Kaynak : Haziran 2008 itibariyle Hakan Genç tarafından tespit edilmiştir. Tablo 7. Gökçeada’daki konaklama işletmesi sayısı Hotel 11 Motel 9 Pansiyon 203 Toplam 223 Kaynak : Gökçeada Belediye Başkanlığı 07.07.2008 Tablo 8. Gökçeada’daki konaklama işletmelerinin yatak kapasitesi Özel Sektör 2,566 Kamu Sektörü 750 Toplam 3,316 Kaynak : Gökçeada Belediye Başkanlığı 07.07.2008 Tablo 9. Gökçeada’daki eğitim olanakları İLÇE FAKÜLTE YÜKSEK OKUL İLK ÖĞRETİM ORTA ÖĞRETİM HALK EĞİTİM MERKEZİ GÖKÇEADA - 1 3 3 1 Kaynak : Gökçeada İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü – 07.07.2008 125 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Tablo 10. Gökçeada’da ilköğretim olanakları Öğrenci Sayısı (2007-2008) 1 Cumhuriyet İlköğretim Okulu 497 2 Kenan Evren İlköğretim Okulu 165 3 Yeni Bademli İlköğretim Okulu 35 Toplam 697 Kaynak : Gökçeada İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü – 07.07.2008 Sıra İlköğretim Tablo 11. Gökçeada’da ortaöğretim olanakları Sıra Ortaöğretim Öğrenci Sayısı (2007-2008) Gökçeada Atatürk Anadolu Öğretmen Lisesi 2 Gökçeada Lisesi Gökçeada Anadolu Teknik ve Endüstri 3 Meslek Lisesi Toplam Kaynak : Gökçeada İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü – 07.07.2008 1 300 129 160 589 Tablo 12. Gökçeada’da yükseköğretim olanakları Öğrenci Sayısı (2007-2008) ÇOMÜ Gökçeada MYO 583 Turizm Programı Öğrenci Sayısı 86 Kaynak :http://gokceada.comu.edu.tr/ogrencisayilari.html, 07.07.2008 126 GÖKÇEADA KIYI BALIKÇILIĞINA GENEL BIR BAKIŞ Onur GÖNÜLAL İstanbul Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi Gökçeada Araştırma ve Uygulama Birimi ÖZET Gökçeada coğrafik olarak Kuzey Ege’nin en verimli sularında bulunmaktadır. Bu bölge Karadeniz ve Meriç nehrinden gelen suların etkisi altındadır. Adanın bu özel konumu onu balıkçıların tercih ettiği bir alan yapmaktadır. Bu bölgede kıyı ve kıyı ötesi balıkçılık yapılmaktadır. Kıyı ötesi balıkçılık diğer bölgelerden gelen balıkçılar tarafından gerçekleştirilir. Adada Kaleköy ve kuzu limanı olmak üzere iki adet balıkçı barınağı ile Uğurlu’da bir adette mendirek-liman vardır. Su altı mağaraları, lagün gölü ve kumlu sahilleri adanın en önemli coğrafik yapıları arasındadır. Adanın deniz canlıları yetiştiriciliğindeki potansiyeli de değerlendirilmelidir. Mercan, karides türleri, böcek, sünger, sinarit gibi türler Gökçeada’da yapılacak yetiştiricilik için yeni türler olabilir. Anahtar kelimeler: Kıyı balıkçılığı, Gökçeada, Deniz balıkları yetiştiriciliği ABSTRACT Gökçeada is geographically located on the most fertile waters of the North Agean Sea. This area is under the affects of water which were coming from the Black Sea and Meriç River. This special location of the island made it preferred fishing area by fisherman. In this region, coastal and offshore fisheries are carried out by fisherman coming from the other regions. There are two fishermen shelters (Kaleköy, Kuzulimanı) and one break water-port (Uğurlu) in the Gökçeada. The underwater caves, the Lagoon Lake and the sandy beaches are the most important geological structure of the Gökçeada. The marine aquaculture potential of Gökçeada should be utilized. Some species like red sea bream, shrimp, lobster, sponge may be new species for aquaculture in the Gokceada. Key words: Coastal fisheries, Gokceada island, marine aquaculture GİRİŞ Gökçeada, Kuzey Ege’de sahip olduğu konumu itibariyle ülkemiz için önemli balıkçılık alanlarından bir tanesidir. Ege Denizi bölgesel konumu hidrografik ve ekolojik özellikleri bakımından Akdeniz ekosisteminde önemli bir yere sahiptir. Karadeniz ve Akdeniz’den belirgin bir biçimde ayrılmış olan Kuzey Ege, sahip olduğu çok sayıdaki adaları nedeniyle su hareketlerinde son derece karmaşık ve kendine özgü bir yapı sergiler. Özellikle ilkbaharda nehir sularıyla beslenen düşük tuzlulukta Karadeniz’in verimli suları, bu mevsimde Kuzey Ege’de ki etkisini iyice Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) arttırır. Kuzey rüzgârlarının sert estiği zamanlarda Karadeniz suları batı Anadolu kıyılarını izleyerek güneye, lodoslu havalarda ise kuzey-doğuya yönelerek Saroz körfezine taşınır (Yüce ve Türker 1991). Farklı yapıdaki bu su hareketleri zooplankton dağılımı ile tuzluluk ve sıcaklığın mevsimsel olarak değişimini önemli ölçüde etkilemektedir. Karadeniz’in etkisiyle mevsimsel olarak gerçeklesen bu değişimler, bir bölgede hangi türlerin bulunacağının belirlenmesinde önemli rol oynar. Böylece aynı bölgede hem Akdeniz’e hem de Karadeniz’e ait türleri bulmak olasıdır. Bu da ada balıkçılığını çeşitlendirip, zenginleştirmektedir. Kuzey Ege, özellikle Gökçeada ve Saroz körfezi Karadeniz sularının etki alanında olup, güney Ege’ye göre zooplankton bakımından daha zengindir. Bu özellik balık çeşitliliği ve biyoması açısından büyük önem teşkil eder. Ada balıkçılığını etkileyen bir başka faktörde Gökçeada’nın jeomorfolojik yapısıdır. Adanın Kuzey tarafındaki kıta eğimi diktir, kıyıdan uzaklaştıkça tektonik bir çukur olan Saroz grabebinin derin sularına geçilir. Bu nedenle burada genişliği yaklaşık 2 km olan bir şelf sahası vardır. Adanın diğer kıyıları ise kıyı derinliği 80 m yi aşmayan şelf sahası ile çevrilidir (Ulutürk 1984). Adanın Kuzey bölgelerini etkisi altına alan şiddetli dalgalar, kıyıları aşındırarak geriletmekte ve sonuçta dik yarlar oluşturmaktadır. Güney kıyılarında ise, kumlarca zengin ve kolayca dağılan kayaçların varlığından dolayı hafif eğimli yayvan bir kıyı şekli görülür. Rüzgâr ve deniz etkisiyle kolayca dağılan bu kayaçlar kum tanelerini oluşturmaktadır (Öztürk 2001). Kaşkaval Burnu’ndan batıya doğru çakıllı küçük koylar yer alır. Buradan Yelkenkaya’ya doğru Kuzey-Batı ve Güney-Doğu yönelimli kırıklara bağlı oluşmuş su altı mağaraları mevcuttur. Adanın kuzey bölgesinde fok yaşamasına elverişli toplam 5 mağara ve 5 kovuk bulunmuştur (Öztürk 2007). Adanın Kuzey ile Güneyi arasında kıyı faklılığının nedenlerinden bir tanesi de kuzeyden geçen Kuzey Anadolu fayının Ege Denizi’ndeki devamı olan fay hattıdır. Bu fay Gökçeada’nın kuzey açıklarında birden derinleşen kuzey Ege çukurluğunu oluşturmaktadır. . TUZ GÖLÜ Aydıncık’ta bulunan Tuz Gölü olarak adlandırılan lagün ve çevresi adanın en önemli sulak alanlarından biridir. Göl, andezitik volkanitler ile miyosen yaşlı çökel kayaçları arasındaki fay hattında oluşmuştur ve aralarında koruma altında bulunan flamingolar başta olmak üzere pelikan, yaban ördeği ve kaz gibi göçmen kuşlara da değişik dönemlerde ev sahipliği yapmaktadır. Bu tuzlada, yavru balık yetiştiriciliğinde larva dönemindeki balıklara canlı yem olarak verilen, dünyanın belli yerlerinde dağılım gösteren Tuzla Karidesi de (Artemia sp.) bulunur (Güven vd 2001). Göl çevresi tek ve çok yıllık otsu bitkilerin özelliklede cayır bitkilerinin (Graminea ve Leguminosae) yoğun ve büyük çeşitlilikle bulunduğu bir alandır. Gölde oluşan siyah çamur bu bitkilerin rüzgarlarla bir kıyıya toplanması ve su-hava ara 128 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) yüzeyinde çürümesi sonucu oluşur (Aysel vd. 2001). Ayrıca bu göl içinde 3-8 cm boyunda ponza taşı (gazca zengin patlamalı volkanların çıkardığı boşluklu bir taştır) parçaları görünür. Suda yüzebilen bu taş Ege’nin diğer adalarından ait genç volkanlara aittir ve dalgalarla buraya taşınmıştır. Adalar ana karadan az-çok uzak bağımsız alanlardır ve bu uzaklıklara göre değişik özel ekolojik özelliklere sahiptirler. Ege adaları endemik türleri barındırması yayında rif ve su altı mağaraları gibi hassas ekosistemlere sahiptir. Gökçeada birçok göçmen denizel türün bulunduğu, biyotopları sınırlı olan bu yüzden de en ufak zararlı bir faktörden bile populasyonu negatif yönde etkilenebilecek bir ekosisteme sahiptir. Biyolojik çeşitliliğin sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi için bu tür ekosistemlerin korunması zorunludur. Bu anlamda, adaların ve Ege Denizi’nin biyolojik çeşitliliği hakkında izleme yapılması gerekir. Deniz parkları, denizlerin korunmasını özellikle de nesli azalan deniz canlıların korunması sağlaması nedeniyle, ülkelere itibar sağlamakta turizm gelirlerini arttırmaktadır. 21 Şubat 1999 tarihinde kurulan “Gökçeada Deniz Parkı”, Türkiye’nin ilk Deniz Parkı olması sebebiyle adanın önemini ve itibarını bir kat daha arttırmaktadır. GÖKÇEADA KIYI BALIKÇILIĞI Kıyı balıkçılığı, kıyı menzili içinde yer alan avlama tekniklerini, dalyanları ve kıyı kültür balıkçılığını kapsar (Hoşsucu 1997). Deniz denince genelde ilk akla balık gelmiştir. Son yıllarda ise birçok ülke diğer su ürünlerinin avcılığına ve yetiştiriciliğine de önem vermeye başlamıştır. Gökçeada’da dünyanın en kaliteli süngerleri bulunmaktadır. Dünyada yaklaşık 5000 kadar sünger türü bulunur ve sadece 10 kadarı ticari değere sahiptir. Türkiye ciddi anlamda süngercilik potansiyeline sahip olduğu halde bu olanaktan verimli şekilde faydalanamamıştır. Gökçeada kıyıları süngerciliğin yapıldığı önemli alanlardan biriydi. Ne yazık ki 1986 yılında Akdeniz ile birlikte ülkemizi de etkisi altına alan ve bir bakterinin neden olduğu salgın sünger hastalığı adada süngerciliğin önemini yavaş yavaş yitirmesine sebep olmuştur. 1986 yazında görülen bu hastalık aynı yılın Ekim ayı gibi kısa bir süre içinde sünger yataklarına büyük zarar vermiştir (Katağan vd. 1991). Aslında ilk olarak 1963–64 yılları arasında hastalık görülmüş fakat daha sonra etkisini kaybedince 1986 ya kadar sünger avcılığı devam etmiştir. Bu durum bize hastalığının belli bir süre sonra etkisini kaybedeceğini ve süngerciliğin adada yeniden bir sektör haline geleceğini göstermektedir. Türkiye ilk sünger kültür denemeleri 1972–1974 yılında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Hidrobiyoloji Araştırma Enstitüsü’ne bağlı Balıkçılık ve Süngercilik Araştırma İstasyonu şimdiki adıyla İ.Ü. Su Ürünleri Fakültesi Gökçeada Araştırma ve Uygulama Birimi’nde yapılmıştır (Gökalp 1974). Bu anlamda Gökçeada’nın Türkiye süngerciliğinde önemli bir yeri vardır. Piyasaya sürülen yapay süngerler hiçbir zaman doğal süngerlerin yerini alamamış bu yüzden eskiden beri denemeleri 129 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) yapılan sünger yetiştiriciliği yeniden gündeme gelmiştir. Gökçeada bu açıdan en şanslı yerdir. Ada balıkçılığı iskan kanunuyla 1987 yılında Yeni Bademli köyüne Karadenizli Balıkçıların yerleştirilmesinden sonra daha da önem kazanmıştır. Ada da, Kaleköy barınma-çekek yeri ile Kuzu limanı balıkçı barınağının dışında Uğurlu köyünde teknelerin yanaşması için bir mendirek-liman bulunur (Şekil 1). Adaya 2000 yılında “Sınırlı Sorumlu Gökçeada Su Ürünleri Kooperatifi” kurulmuştur. Gökçeada Liman Başkanlığı’na kayıtlı toplam 120 tekne vardır. Bu teknelerin sadece 58 tanesi Gökçeada’nın yerli balıkçısıdır ve bu teknelerin 24 tanesi ÖTV siz mazot imkanından yararlanabilmektedir. Geriye kalan 34 teknenin de 28’i amatör balıkçı teknesidir. Gökçeada limanlarına kayıtlı diğer tekneler ise Çanakkale, Eceabat, Bozcada gibi çevre bölgelerden gelmektedirler. Söz konusu bu tekneler ada sularında daha rahat avlanmak için bağlama limanı olarak Gökçeada’yı tercih etmişlerdir. Kullanılan av araçları Avlanılacak türe göre yöntem ile ağ tipinin değiştiği, buna ilaveten zıpkın, çapari ve paraketanın kullanıldığı çeşitli avlanma şekilleri vardır. Dip Ağı; bırakma ağı da denilmektedir. Ana ağın-tor dışında, tek veya her iki tarafta da ağ-fanya bulunan ağlardır. Fanyanın göz açıklığı torun göz açıklığından daha büyüktür. Torun yüksekliği ise fanyadan daha fazladır. Fanyadan geçen çeşitli su ürünlerinin tora takılarak torba oluşturmasına dayanan avlanma çeşididir. Akşamüstü kıyıya paralel bir şekilde uzunlamasına dibe bırakılıp ertesi sabah erkenden toplanır. Fanya ve torun göz açıklığı avlanılacak türe göre çeşitlilik sergiler. Bu ağ ile kupes, tekir, barbun, kolyoz, uskumru, böcek, sübye, ahtapot gibi çok çeşitli su ürünleri avlanılır ve yılın her dönemi kullanılır. Böcek Ağı; fanyalı dip ağı kullanılır. Ağın uzunluğu 3000–5000 m arasındadır. Bu ağ atıldığı zaman 3–4 gün denizde kalır. Bu süreç içinde ağa takılıp ve ölen balıkları yemek için gelen böcekler ağa takılarak yakalanır. Marya Ağı; dip ağının bir başka uygulama şeklidir. Çalışma prensibi; söz konusu ağ diğerleri gibi düz değil de zik-zak veya karmaşık şekilde denize bırakılarak balığın tuzağa düşürülüp yakalanmasına dayanır. Bu ağlarda böcek ağı gibi uzundur. Zıpkın; kılıç avcılığında kullanılmaktadır. Teknenin önüne tahtadan bir rampa vardır (Resim 2). Balık görüldümü tam yol üzerine gidilir bu esnada bir kişi rampanın üstüne çıkarak elindeki zıpkın-gönder ile balığı vurur. Balık uygun yerinden vurulursa (dorsal yüzgeç veya iki gözü arası) hemen tekneye alınabilir. Aksi halde gönderin bağlı olduğu ipe 300-500 metre kalama verilerek balığın sakinleşmesi beklenir, bazen iki-üç saat sonra balık tekneye alınabilir. Bu avcılık Mart-Haziran ayları arasında yapılmaktadır. Kıyı volisi; ağı kıyıdan bırakmaya başlanıp açığa doğru gidilir yarım ay seklinde tekrar kıyıya doğru yönelinir. Yarım ayın içinde kalan tekneden denize 130 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) vurularak ses çıkartılır, böylece balıklar ürkerek ağa takılması sağlanır. Genelde 2528 göz açıklığına sahip fanyalı ağlar kullanılır. Lüfer volisi (Çevirme ağı); lüfer zamanı, teknelerin alt kısmında olan deniz aynasından bakılarak balık sürüleri gözlemlenir (Resim 3). Sürü görüldüğünde ağlar serbest bırakılarak sürünün etrafı daire şeklinde çevrilir. Bu işlemden sonra tekne dairenin içinde birkaç tur atıp balığın ürkerek ağlara takılmasını sağlar ardından ağ tekneye alınır. Bu ağ ile sarpa, kupes, melanur, kefal gibi balıklarda tutulur. Ağ; üste mantar yaka sonra 1 metre yüksekliğinde sade ağ, ardından fanyalı ağ, sonra yine 1 metrelik sade ağ ve en altta da kurşun yakadan oluşur. Sade ağlar mantar ve kurşun yakanın ağa dolaşmasını engeller. Melanur ağı; özellikle melanur zamanı kullanılır. Ağ kıyıdan atılmaya başlanır açığa doğru gidilip, ağın ucuna salyangoz şekli verilir, tekrar kıyıya kadar gelinmez. Akşamüstü bırakılan ağ ertesi sabah erkenden toplanır. Genelde 28 göz açıklığına sahip sade-galsamalı ağlar kullanılır. Mayıs-haziran ayları arasında kullanılır. Melanur dışında kupes, sarpa gibi balıklarda yakalanır. Paraketa; adada kullanılan dip paraketasıdır. Dipte uzanacak şekilde düzenlenmiş bir beden üzerine çok sayıda yemli iğne taşıyan bir av aletidir. Yılın her dönemi yapılmaktadır. Genelde el ile toplansa da makine gücüyle toplayan tekneler vardır (Resim 4) Çapari; basit bir dikdörtgen tahtaya sarılı, ana gövde üzerinde çok sayıda yemsiz iğne olan misina oltalardır. Bu iğnelere hindi, tavuk, kaz gibi kuşların tüyleri bağlanır. GÖKÇEADA’DA YETİŞTİRİCİLİK POTANSİYELİ Ülkemizdeki yetiştiricilik üretim alanları daha çok kapalı koy ve körfezlerde yoğunlaştığından yeni yerler bulunması kaçınılmazdır. Bu nedenle bundan sonraki üretim yerleri okyanus tipi kafesler ile açık denizler olmalıdır. Gökçeada ve Bozcada bu uygulama için en uygun yerlerin başında gelir. Balık yetiştiriciliği ise adalar ekonomisi bakımından önemle üzerinde durulması gereken bir konudur. Su ürünleri yetiştiricililiğin en büyük sorunu, her zaman temiz ve kaliteli suların sağlanamamasıdır. Bu bakımdan adaların, yerleşim yerlerinden uzak, kirlilikten etkilenmeyen yerler olması büyük avantajdır. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Proje ve Uygulama Genel Müdürlüğü tarafından Ege denizi sahillerinde yapılan ön araştırma sonucu Gökçeada’da Aydıncık mevkii deniz balıkları yetiştiriciliği için uygun bulunmuştur. Adada tatlı su kaynakları varlığından dolayı, ekstansif olarak yılan balığı (Anguilla anguilla) sazan (Cyprinus carpio) ve kerevit (Astacus leptodactylus) yetiştiriciliği de yapılabileceğinden bahsedilmektedir (Güven vd. 2001). Ayrıca, karides türleri, deniz kereviti, sünger, böcek, orfoz, sinarit yetiştiriciliği yapılması düşünülen yeni türler arasındadır. Bu canlıların hepsinin kuzey Ege’de bulunması ve diğer bahsedilenleri bir araya getirdiğimizde adanın bu potansiyeli kesinlikle değerlendirilmelidir. 131 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Sonuç olarak yetiştiriciliğin gelişmesi, tarım ve turizm ile sınırlı olan adalar ekonomisine katkılar sağlayacak, deniz ve balıkçılıkla içi içe olan ada halkının da uyumu kolay olacağından önemli bir iş sahası yaratılmış olacaktır. SORUNLAR Adaya dışarıdan gelen, özellikle trol ve ışıkla avlanan gırgır tekneleri başta olmak üzere çevre yörelerden böcek ve marya ağı atan kıyı balıkçıları ada balıkçılığını olumsuz yönde etkilemektedir. Bunların dışında kooperatifte düzenli aidat toplanamaması, fırtınalı günlerin çokluğu, soğuk hava deposunun olmayışı, mezatın yapılmaması, avlanan su ürünlerinin bireysel pazarlanması, barınakların yetersizliği, mazot deposunun olmayışı ada balıkçılığının sorunları olarak karşımıza çıkıyor. Sonuç olarak; adada sadece biyolojik olarak değil sosyo-ekonomik yöndede araştırmaların yapılıp en kısa zamanda bir envanterin oluşturulması gerekmektedir. Toplanan bu veriler, yerel yönetimler, üniversiteler, sahil güvenlik ve kooperatifle ortaklaşa değerlendirilip bir yönetim planının oluşturulması sürdürülebilir balıkçılık için oldukça önemlidir. KAYNAKÇA Aysel, V., B Dural, E. Ş. Okudan, Alpaslan, M. Uysal, İ. 2001. “Gökçeada (Ege Denizi, Çanakkale) deniz florası.” Ulusal Ege Adaları 2001 Toplantısı Bildiriler Kitabı, 10-11 Agustos 2001, Gökçeada. B. Öztürk, V. Aysel (Editörler). TÜDAV: 125-141 Gökalp, N. 1974 “Türkiye’de ilk sünger yetiştirme tecrübeleri.” Gökçeada süngercilik ve Balıkçılık Araştırma Rasat İstasyonu Faaliyet Raporları I:1-12 Güven, E., Çolak, S. Çolak, A. 2001 “Ege denizi’nde deniz balıkları yetiştiriciliği ve yeni türler.” Ulusal Ege Adaları 2001 Toplantısı Bildiriler Kitabı, 10-11 Agustos 2001, Gökçeada. B. Öztürk, V. Aysel (Editörler). TÜDAV: 204-223 Hoşsucu, H., Erdem, M. Ünal, V. Özekinci, Ü. 1997 “Ege Denizi Kıyı balıkcılığı yönetimi ve sorunları” KAY’97 I. ulusal konferansı, 2427 Haziran 1997, Ankara: ODTÜ 517-521 Katağan, T, Bilecik, N. Kocataş, A. Yılmaz, H. 1991 Sünger ve Süngercilik. T.C. Tarım Orman Ve Köyişleri Bakanlığı Su ürünleri Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Bodrum Yayın No 5 Özdemir, G. 2002. “Gökçeada (Kuzey Ege) ve çevresinde 1990-2000 yılları arasında ölçülen meteorolojik parametrelerin bölgedeki balıkçılık, truzim ve ulaşım aktiviteleri üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi.” İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Dergisi 16 (14):1-20. Öztürk,H. 132 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) 2001 “Gökçeada’nın jeomorfolojik ve Hidrojeolojik yapısı – Yerleşim planlaması için önemi.” Ulusal Ege Adaları 2001 Toplantısı Bildiriler Kitabı, 10-11 Agustos 2001, Gökçeada. B. Öztürk, V. Aysel (Editörler). TÜDAV: 1-8 Ulutürk,T. 1984. Gökçeada çevresinin oseanografisi, balık faunası ve çevre fon radyoaktivitesi. İstanbul Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve Çoğrafya Enstitüsü, Doktora tezi Yüce, H., Türker, A. 1991 “Marmara Denizi’nin Fiziksel Oşinografik özellikleri ve Akdeniz suyunun Karadeniz’e girişi.” Uluslararası cevre sorunları sempozyumu. İstanbul Rotary Kulübü, 285-294 133 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) 134 GÖKÇEADA RÜZGAR SÖRFÜ TURİZMİNİN ELEKTRONİK ORTAMDA TANITIMINA YÖNELİK BİR ÇALIŞMA Mehmet ÇAVUŞOĞLU Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Gökçeada Meslek Yüksekokulu ÖZET Sürdürülebilir turizm kalkınması için önemli bir potansiyel olan ve deniz sporlarının en yaygınlarından rüzgar sörfü, ülkemizde rüzgarı bol olan belirli yerlerde yapılabilmektedir. Ülkemizde sörf denildiğinde akla öncelikle İzmir - Çeşme sahilleri ve son yıllarda da Çanakkale iline bağlı Gökçeada ilçesi akla gelmektedir. Rüzgar Sörfü, diğer deniz sporlarına nazaran pahalı ekipman gerektiren ve belirli bir eğitim almadan yapılamayan bir deniz sporudur. Rüzgar sörfü açısından yılın büyük bir döneminde kuzey ve güney yönünden çok iyi rüzgar alan Gökçeada, son yıllarda yapılan Sörf Okulu ile Türkiye’nin diğer bölgelere nazaran daha cazip bir rüzgar sörfü merkezi haline gelmiştir. Turizm sezonu oldukça kısa olan Gökçeada, sadece iki üç aylık deniz, kum ve güneşe bağlı turizm faaliyetleri yanında yıl boyunca devam edebilecek ve adada bulunan sörf okulunun imkanlarını da kullananarak adanın ekonomik kalkınmasına da katkı yapacak “Rüzgar Sörfü Turizminin” elektronik tanıtım imkanları kullanılarak yoğun bir şekilde tanıtılması gerekmektedir. Bu çalışmada öncelikle elektronik ticaret ve bilişim teknolojilerinin turizmin gelişimine olan etkisi açıklanmıştır. İkinci bölümde ise Gökçeada rüzgar sörfü turizm potansiyelinin elektronik ortamda tanıtım ve pazarlanması için stratejik bir model önerisi yeralmaktadır. Özelde Gökçeada için düşünülen bu tanıtım modelinin, genelde ülke rüzgar sörfü turizm potansiyelinin tanıtımı açısından da yararlı bir çalışma olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Gökçeada, rüzgar sörfü turizmi, e-ticaret, bilişim teknolojileri ABSTRACT As one of the most widespread type of sea sports that has a great potential to sustainable tourism developement, the surfing can be made in the windy regions. The most remembered areas in our country for surfing are İzmir Çeşme coasts and Çanakkale Gökçeada coasts recently. Surfing is a sports type that is needed expensive equipment and a proper level of training. Gökçeada has become a more attractive surfing center with regard to Turkey’s other windsurf regions through Surf School that has been constructed last year. Tuorism season is very short in Gökçeada. Sea-beach-and sun tourism can only be activated for two or three months. So, ‘Windsurf Tourism’ which makes possible for Gökçeada a full year tourism activity and helps economic development of the island should be introduced through electronic advertising methods. In this study, the effects of electronic trade, information and communication technologies on tourism development has been explained at the first part. The second part covers a strategic model on introduction and marketing Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) of Gökçeada windsurf tourism on Internet. This model, which is thought for Gökçeada especially, will be beneficial for development of overall country’s surf tourism potential. Keywords: Gökçeada, windsurf tourism, e-trade, ICT ELEKTRONİK TİCARET VE BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİNİN TURİZMİN GELİŞİMİNE ETKİSİ Hizmet üretimi temelinde çalışan, müşteri memnuniyeti ve işletmeler arası bilgi paylaşımının esas alındığı bir sektör olan turizmde, bilişim teknolojileri destekli iş yapma modelleri bu sektörde iş yapan, bu sektöden dolaylı olarak da olsa ekonomik bir gelir elde eden tüm kesimler için olmazsa olmaz bir araç haline gelmiştir. Turizm sektöründe kullanılan bilişim teknolojileri ve e-ticaret, turistik ürünlerin tanımlanması, tanıtımı, dağıtımı, bir araya getirilmesi, düzenlenmesi ve tüketiciye sunulmasında bilginin oynadığı önemli role bağlı, sürdürülebilir rekabet avantajının ana kaynağı ve stratejik bir silahı haline gelmiştir. Tanıtımı yapılan turistik faaliyetler hakkında eksiksiz bilgilerle donatılmış web sayfaları, turizm pazarlamasında işletmelere büyük olanaklar sağlamaktadır. Turizm sektörü, bölgesel faaliyet gösteren rezervasyon sistemleri yanında uluslararası boyutta faaliyet gösteren sistemler aracılığı ile de tanıtım ve satış yapabilmektedirler. Turizm sektöründe kullanılan e-ticaret web siteleri, klasik tanıtım ve satış sistemlerine göre çok mükemmel tasarlanmış, görsel zenginlik içeren, grafiksel ve animasyonlu video gösterimleri ile desteklenmiş tanıtım ve pazarlama yapmaktadırlar (Çavuşoğlu 2008: 3). RÜZGAR SÖRFÜ Rüzgar sörfü, bir yelkeni olan uzun tahtanın yardımıyla dalgaların üzerinde kıyıya doğru kayarak yapılan oldukça yaygın bir spor dalıdır. Rüzgâr sörfünde, sörf tahtasına takılan yelken üç ana bölümden oluşur: Bunlar yelken direği, yelken ve tutma çataldır. Sörf tahtası polyester ya da polietilen gibi sert bir maddeden yapılır. Plastik bir köpükle doldurularak suda yüzecek biçimde hafif ve güçlü olması sağlanmıştır. Tahtanın üst yüzü sörfçünün ayağının kaymaması için pürüzlü, arka yüzü ise suda hızlı gidebilmesi için pürüzsüz bir yapıdadır. Tahtanın altında ortada, denge kanatçığının takıldığı bir yarık vardır. Tahtanın arka tarafında da sörfü yönlendirmeye yardımcı olan dümen kanalcığı bulunur. Sörf tahtasının üst yüzünde ise yelken direğinin girdiği bir delik vardır. Genellikle alüminyumdan ya da camyününden yapılan yelken direği çok esnektir. İçine su girmemesi için üst ucu kapalı olan direğin alt ucunda direğe çok büyük hareketlilik veren eklemli bir ayak vardır. Genellikle 5-6 m2 büyüklükteki yelken sert polyesterden yapılır. Güneş ışığına ve neme karşı dirençlidir. Bazı yelkenlerde, yelkeni güçlendirmek için içine çubuklar geçirilen cepler vardır. Alüminyumdan yapılan tutma çatalı, kaygan olmaması için kauçukla kaplanmıştır. Çatalı oluşturan iki kıvrık çubuk, uçlarından 136 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) yelkene tutturulmuştur. Suya yattığı zaman yelkeni çekip kaldırmaya yarayan ip, çatalın önüne bağlıdır (www.ruzgarsorfu.net 2008: 1). Rüzgar sörfü, diğer pek çok spor dallarıyla karşılaştırıldığında yeni bir spor dalı sayılabilir. Çıkış yeri ABD'nin Kaliforniya Eyaleti'dir. Jim Drake ve Hoyle Schweitzer adında iki arkadaş 1968 yılında yelkenli ve sörf sporlarını harmanlayarak “melez” diyebileceğimiz yeni bir spor dalı ortaya çıkarırlar. Bir denizci olan Jim ve bir sörfçü olan Hoyle “windsurf” yani Rüzgar Sörfü adını verdiler. 1970'lerin sonlarında Avrupalılar, özellikle de bireysel spor meraklıları surf'ü en popüler sporlar arasında üst sıralara taşıdılar. Bu da doğal olarak yeni ve daha profesyonel ekipman ihtiyacını tetikledi. 80'lerde bu spor dalı, 1984 Los Angeles Olimpiyat Oyunları'nda olimpik bir spor olarak tüm dünya tarafından tanınmış oldu. İşte bu tarihten sonra da rüzgar sörfü tutkusu dünyanın dört bir yanına yayıldı. Ekipmanları gün be gün gelişti, teknikleri ise durmadan daha ileriye gitti. Artık rüzgar sörfü sporuyla uğraşanlar sadece su yüzeyinde daha yüksek hızlara ulaşmayı değil, bu sporun tadına varmayı sağlayacak artistik sıçrama hareketlerini ve bir çok akrobatik hareketleri profesyonelce yapabilmeyi hedefliyorlar. Rüzgar sörfü öğrenmenin yaşı ve sınırı yoktur diyebiliriz. Rüzgar, yelken, board, deniz ilişkisini algılayabilmiş her yaş çocuktan, belirli sağlık kıriterlerine sahip yetmişli yaşlara kadar herkez sıfırdan rüzgar sörfü öğrenebilir. Rüzgar sörfü birçok doğa sporlarında olduğu gibi doğayla çok uyumlu bir iş birliği gerektirmektedir. Bu uyum ve iş birliği, belirli fizik kurallarının lehimizde kullanılmasıdır. Bu uyumun kurulabilmesi için, sörf sporunun öğrenileceği yer, sörf malzemeleri ve deneyimli bir eğitmen en önemli kilit noktadır (www.gokceadasurfclub.com 2008: 1). GÖKÇEADA’DA RÜZGAR SÖRFÜ TURİZMİ Çanakkale bölgesinde Türkiyenin çok fazla bilinmeyen doğal, kültürel, arkeolojik ve mitolojik değerleri yanında, önemli bir rüzgar sörfü turizm merkezlerinden olan Gökçeada yeralmaktadır. Gökçeada, Nisan ayından başlayarak Ekim ayına kadar devam eden ve rüzgar sörfü açısından çok önemli bir durum olan rüzgar sezonu nedeniyle, bu turizm faaliyeti için inanılmaz fırsatlar sunmaktadır. Gökçeada’da yer alan uluslararası sörf okulu, yeni başlayanlara eğitim verdiği gibi, ileri derece de sörf bilenlerin de burada sörf yapması ve tesislerden yararlanabilmelerini mümkün kılamaktadır. Ülkemizde güneşe veda edilen son yer olan Gökçeada, hüzünlü köyleri, bozulmamış doğası ve sakin kumsallarıyla kalabalık sevmeyenlere kucak açmaktadır. Turizm anlamında uzun yıllar gözden kaçan Gökçeada’nın bu durumu adanın bakir kalmasına neden olmuştur. Son yıllarda adaya gelen ziyaretçilerin sayısı arttıkça terkedilmiş, mimari kişiliği olan köylerinde yavaş yavaş canlanmaya başlamıştır. Ancak vahşi denebilecek doğası, zengin su kaynakları, tertemiz denizi ve kumsalları, turizm anlamında Gökçeada’nın geleceğinin parlaklığına işaret etmektedir. Gökçeada denince akla gelen Altın Kumsal yani Kefaloz Plajı. Altın kumsalının yakınında şifalı çamuru ile ünlü Tuz Gölü de ilgi çeken yerler 137 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) arasındadır. Ayrıca, bu plaj sörf tutkunları içinde son derece uygun koşullar sunmaktadır. Sert rüzgarlara rağmen Aydıncık Burnu sayesinde kaba dalgaların olmaması rüzgar sörfü meraklılarını buraya çekmektedir (Kokal 2008: 2). Gökçeada Paros, Naksoz ve Rodos gibi Ege adalarının üzerinden geçen kuzey-güney yönünde (resim 1) esen rüzgar koridoru üzerindedir. Rüzgar şiddeti 4-5 beafort (11-16,17-27 deniz mili) civarındadır. Rüzgar bütün yıla yayılmıştır ve homojendir. Gökçeada‘da rüzgar sörfüne elverişli gün sayısı 300 civarındadır. Rüzgar sörfü, çok özel koşulların aynı anda ve aynı yerde bulunması halinde yapılabilen bir spor dalıdır. Bu özel koşullar aşağıdaki şekilde özetlenebilir. a)Deniz ve kumsal b)Deniz yüzeyinden 10 metre yükseklikte yıl boyu sürekli ve belli bir açı ile esen rüzgar c)Rüzgarlı ancak sakin bir deniz d)Yeni başlayanlar için sığ bir deniz e)Profesyoneller için dalgalı ve rüzgarlı bir kumsal Bu özel koşulların tamamını, aynı anda ve aynı yerde bulabilmek çok zordur Yeryüzünde pek az rüzgar sörfü noktası, vasat sörfçüleri, amatörleri ve profesyonel sörfçüleri beraberce cezbedebilir. Gökçeada, Aydıncık KörfeziTuzgölü-Ege Denizi arasındaki koridor Avrupa’nın çok önemli bir rüzgar sörfü noktası olmaya aday bir bölgedir. Şöyle ki, kuzeyden ve kuzey–doğudan esen rüzgar Aydıncık Körfezi üzerinde rüzgar ile birlikte dalga oluşturur. Bu ortam profesyonel sörfçüler için az bulunan bir fırsattır. Bölgenin güney sahili kuzeyden sürekli rüzgar alır. Ancak deniz sakindir. Altın kumsal olarak da anılan Aydıncık plajı geniş rüzgar sörfü imkanları sunmaktadır. Türkiye’nin önemli bir turizm ve rüzgar sörfü merkezi olan Gökçeada’nın, bu çekici özelliklerinin şimdiye kadar değerlendirilmemesi bir yana fark dahi edilmemiş olması bir talihsizliktir. Rüzgar sörfü turizminin Gökçeada’da yaygınlaştırılması ve dünya çapında tanıtılması ile ülke ve Gökçeada ekonomisine büyük katkılar sağlayacağı açıktır. Rüzgar sörfü turizminin Gökçeada’ya katkılarını aşağıdaki şekilde özetleyebiliriz (www.gokceadasurfclub.com 2008: 2). a. Rüzgar sörfü pahalı bir uğraştır. Bu nedenle Rüzgar sörfü turizmi Gökçeada’ya daha fazla harcama kabiliyeti olan yüksek gelir gruplarını çekecektir. b. Rüzgar sörfü turizmi diğer turizm dallarına göre daha maliyetli bir turizm dalıdır. Bu yüzden bu alanlardaki turizm hizmetleri ve konaklama bedelleri diğer turizm noktalarına göre daha pahalıdır. Bu özellik, aynı hizmet için daha fazla gelir elde etme anlamı taşımaktadır. 138 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) c. Rüzgar sörfü turizmi, sadece sörfün yapıldığı alanları değil bu nokta civarındaki 10 km’lik banttaki konaklama tesislerinde de talep yaratmaktadır. d. Rüzgar sörfü turizmi Gökçeada’da yetiştirilen organik tarım ürünlerinin yerinde tüketilmesi ile üreticiye büyük katkılar sağlayacaktır. e. Gökçeada Türkiye’de rüzgar sörfünde altın imkanlar sunan en önemli merkezlerden biridir. Ülkemizde ağırlıklı olarak rüzgar sörfü turizminin yapıldığı yer İzmir- Alaçatı’dır. Ancak bu noktadaki doğal sörf imkanları Gökçeada ile kıyaslanamayacak kadar sınırlıdır. İzmir-Alaçatı’ya sörf tutkunlarının gösterdiği yoğun ilgi bu merkezde rahatça sörf yapmayı engeller hale gelmiştir. İki aylık kısa yaz sezonundan yakınan Gökçeadalı turizm yatırımcıları için kurtuluş, Bulgar sörfçüler olmuştur. Adaya gelen Bulgar turistler burasını genellikle rüzgar sörfü için tercih etmektedirler. Yaz sezonunun dışında ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinde ülkemizi tercih eden turistler Gökçeada’yı yeni yeni keşfetmeye başlamıştır. Gökçeada turizmine ciddi katkı sağlayacağı düşünülen sörf okulunun da faaliyete geçmesiyle birlikte binlerce sörfçünün ölü sezonda Gökçeada’ya yönelmesi ada ekonomisine önemli katkılar sağlayacaktır (www.gazeteyenigun.com.tr 2008: 1). Gökçeada’da son yıllarda kurulan sörf okulunun adadaki rüzgar sörfü turizmine önemli katkıları olacağı düşünülmektedir. Bu okulda hem yerli hem de yabancı turistlerin faydalanacağı imkanlar vardır. Rüzgar sörfü sporunda önemli bir dezavantaj olan kullanılan malzemelerim pahalılığı, sörf okulları ile aşılabilmektedir. Sörf okulları sörf bilmeyenlere sörf dersleri verilmesi yanında, sörf yapmayı bilen ve ekipmanı olmayanlara da malzeme kiralama yolu ile bu turizm çeşidinin yaygınlaşmasına yardımcı olmaktadır. Sörf okulları, hem yerli hemde yabanci müşterilerine hizmet vermektedir. Gökçeada’da kurulan sörf okulunun adaya getireceği sörf meraklılarından elde edilecek ekonomik gelirin ada ekonomisini de etkileyeceği ve bu durumun adadaki ekonomik ve sosyal birçok gelişmeye tetikleyeceği bir etki yapacağı düşünülmektedir. GÖKÇEADA RÜZGAR SÖRFÜ TURİZMİ TANITIMI PROJESİ Türkiye’nin önemli rüzgar sörfü turizm merkezlerinden olan fakat bu turizm konusunda ülkemizde ve dünyada yeterince tanınmayan Gökçeada’nın bilgi teknolojileri yardımıyla tanıtılması gerekmektedir. Bilgi teknolojileri destekli tanıtım adanın dünya çapında tanıtılmasında en kolay ve ucuz yöntem olarak görülmektedir. Bu çalışmada Gökçeadanın rüzgar sörfü turizm potansiyelini dünyada tanıtacak bir web sitesi oluşturulması ve bu sitenin turizm konusunda faaliyet göstern robot arama motorları ile tanıtımı amaçlanmaktadır. 139 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Gökçeada rüzgar sörfü web site projesi operasyon merkezi Bu merkez Gökçeada’yı ziyaraet edecek rüzgar sörfü turistleri tarafından kolaylıkla bulunabilecek adanın merkezi bir yerinde olmalıdır. Bu merkezde çalışan personelin özellikle adayı rüzgar sörfü turizmi amaçlı sık sık ziyaret eden Bulgar turistlere yardımcı olabilecek Bulgarca bilen, e-ticaret ve bilgisayar kullanımında tecrübeli olması gerekmektedir. Bu konuda adada yerleşik Bulgaristan göçmeni ve iyi derecede Bulgarca bilen kişilerden yararlanılabilir. Gökçeada rüzgar sörfü web sitesi Bilişim teknolojileri ve internet Gökçeada rüzgar sörfü turizm potansiyelinin tanıtımı ve pazarlamasında önemli rol oynamaktadır. Gökçeadaki turizm yatırımcılarının bu yeni tanıtım ve pazarlama stratejilerini kullanarak Türkiye’nin önemli rüzgar sörfü turizm merkezlerinden olan Gökçeada’nın elektronik tanıtım ve pazarlama sistemi kullanılarak bu bölgenin dünyadaki sörf turizm meraklılarına tanıtılması, bu pazarın ilgisini çekmek için yöreyi tanıtan bir tanıtım video filminin de yeralacağı bilgilerden oluşmuş bir web sitesi hazırlanması gerekmektedir. Rüzgar sörfü turizmi faaliyetlerinin uluslararası tanıtımını yapacak bir web sitesi hazırlanırken yapılması gerekenler; · · · Görsel efektler ve animasyonlardan faydalanılarak Gökçeada rüzgar sörfü turizm potansiyelinin tanıtımı yapılmalıdır. Web sitesi, özellikle yabancı turistlerin rağbet gösterdiği bir turizm çeşidi olan rüzgar sörfünü tanıtacağı için Türkçe yanında, İngilizce, Bulgarca, Rusca, Romence, Almanca gibi birçok dilde de yayın yapmalıdır. Siteyi ziyaret eden potansiyel turistlerin Gökçeadaya ulaşım (gemi, otobus, uçak), kalınabilecek oteller, restorantlar, sağlık hizmetleri, telefon, internet ve elektrik enerji sistemi (50 Hz 220 volt), Türkiye karayolları haritası, hava durumu siteleri gibi hizmetler hakkında web sitesinde genel bilgilere de yer verilmelidir. Gökçeada rüzgar sörfü web sitesi amblemi hazırlama Marka olmanın önceliklerinden biri de amblemdir. Gökçeada’da yapılan ve internetten tanıtım ve pazarlaması yapılacak olan bölgesel rüzgar sörfü turizminin öncelikle bir amblemi olmalıdır. Bu amblem Gökçeada ve sörfü simgeleycek bir amblem olmalıdır. Web sitesinin internette tanıtımı Oluşturulacak web sitesinin internet aracılığı ile dünyaya tantımı için yapılması gerekenler; · www.ruzgarsorfu.net, www.surfturkiye.com, www.windsurfturk.com gibi Türkiye’deki önemli rüzgar sörfü merkezlerini tanıtan sitelerde, Gökçeada rüzgar sörfü web sitesinin kayt yapılması ve bu sitelerde yoğun bir reklam kampanyasına gidilmesi gerekmektedir. 140 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) · · · · www.google.com, www.yahoo.com ve www.altavista.com gibi dünyada yaygın kullanıma sahip ve her konuda arama yaptıran arama motorlarına kayıt yapılmalıdır. Daha sonra www.kayak.com, www.sidestep.com, www.mobissimo.com, www.nexttag.com gibi karşılaştırmalı robot arama motor sitelerine ücretli üye kayıtları yapılmalıdır. Aylık milyonlarca ziyaretçi kapasitesine sahip karşılaştırmalı robot arama motor web siteleri dünya çapında yapılan birçok turizm faaliyeti hakkında potansiyel turistlere çok detaylı bilgiler sunmaktadır. On-line seyahat acenteleri ve tur operatörleri ile anlaşılarak Gökçeada rüzgar sörf turizmi pazarlanmalıdır. Sörf konusunda faaliyet gösteren kuruluşlarla temasa geçilip proje tanıtılmalıdır. İnernetten on-line anket uygulaması Oluşturulacak web sitesinden, çok dilde oluşturulmuş bir on-line anket uygulaması ile adaya rüzgar sörfü turizmi amaçlı gelen turistlerin memnuniyetleri ve adadan beklentilerini ölçülmelidir. Bu sayede sörf turistlerinin isteklerini veya şikayetlerini oluşturulacak Gökçeada Rüzgar Sörfü Web Site Projesi Operasyon Merkezine yönlendirerek, sorunlara çözüm bulma kolaylaşacak ve ileride gelecek olan sörf turistlerine daha kaliteli hizmet sunumunun sürekliliği sağlanacaktır. Ada geneline kablosuz ve ücretsiz internet erişimi sağlamak Rüzgar sörfü amaçlı gelen turistlerin adada vakit geçirdikleri yerler belirlenerek, buralarda kablosuz internet erişimi sağlanmalıdır. Turistlere ücretsiz internet erişimi sağlayarak, sörf turizmi açısından daha çekici bir Gökçeada yaratmak çabalarına katkı koymak hedeflenmektedir. Uluslararası sanal turizm fuarlarında tanıtım yapmak Her yıl düzenlenen uluslararsı turizm fuarlarında oluşturulacak, Gökçeada Rüzgar Sörfü Web Sitesinin etkin bir tanıtımını yapmak gerekmektedir. Bu nedenle web sitesi oluşturulduktan sonra örneğin Romanyada düzenlenen bir sanal fuar sitesi olan www.romaniantourism.ro gibi sanal fuar sitelerine katılımalı ve bu sitelere banner reklamlar vererek sitenin etkin bir tanıtımı sağlanmalıdır. Uluslararası Rüzgar Sörfü Festivali Düzenlemek Her yıl, Gökçeada’nın rüzgar sörfü potansiyelini tüm dünyaya tanıtacak bir rüzgar sörfü festivali düzenlemek gerekmektedir. Bu festivalle tüm Türkiye ve uluslarası katılım sağlıyarak, yarışmalar ve gösteriler düzenlenmelidir. Dünyada düzenlenen festivallere örnek olarak İtalya’nın Palermo şehrinde düzenlenen “World Festival On The Beach PALERMO – Italy, http://www.wwfestival.com/wwf/wwf2008/surf/default.htm” festivali ve “Irish Windsurfing Festival 2008, http://www.windsurffestival.ie/”ni gösterebiliriz. Mayıs 141 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) 2008’de düzenlenen bu festivalin tanıtım web sitesi ve festival afişi Şekil 1’de yeralmaktadır. Rüzgar sörfü turizminde bir Gökçeada markası oluşturmak Türkiyenin en onemli rüzgar sörfü turizmi potansiyeline sahip bölgelerinden Gökçeada’nın rüzgar sörf turizmi yönünden dünya çapında bir marka olabilmesi için, bu projenin yürütmesini yapacak olan komisyonun yapılan çalışmaları sıkı bir şekilde kontrol etmesi ve gerekli konulardaki dünyasal kalite standartları olan “ISO, TSE” standarlar altında iş yapmayı teşvik etmesi gerekmektedir. Bu standartlara sahip tesislerin ve okulların da desteğiyle Gökçeada’nın dünya çapında bir marka olabilmesi kolaylaşacaktır. Bu markalaşma sayesinde bilişim teknolojileri destekli internet tanıtımı sayesinde Gökçeada rüzgar sörf turizminin dünya çapında tanıtımı kolaylaşacak ve bölgeye gelen rüzgar sörf turisti sayısını artacaktır. SONUÇ Bilişim teknolojilerinde meydana gelen gelişmeler hizmet üretimi ağırlıklı iş yapma biçimine sahip turizm sektöründe köklü değişikliklere neden olmuştur. Bu gelişmeler yapılan turistik çalışmalarda internet kullanımı ve e-ticaret olmazsa olmaz bir koşul haline gelmiştir. Bu çalışmada Türkiye’nin önemli rüzgar sörfü merkezlerinden Gökçeada’nın uluslarası tanıtımı ve rüzgar sörfünde bir marka olması açısından önemli bir kriter olan bilişim teknolojileri kullanımı ve internetten on-line işlem yapma konusu işlenmiştir. Çalışmada öncelikle bilişim teknolojilerinin turizme olan katkısı ve rüzgar sorfü tanımı yapılmış daha sonra da Gökçeada’nın sörf potansiyeli özetlenmiştir. Son bölümde ise Gökçeada’daki sörf potansiyelinin içerik açısından zengin bir şekilde hazırlanacak bir web sitesi aracılığı ile yapılacak uluslararsı tanıtım projesi hazırlanmıştır. Bu çalışmanın, adada oluşturulacak ve tek bir koordinasyon merkezden kontrol edilecek bir rüzgar sörfü tanıtım projesi ile adanın, sürdürülebilir turizm kalkınmasına önemli bir destek sağlıyacağı düşünülmektedir. Günümüzde internet teknolojileri destekli projeler turistik hizmetlerin dünyasal tanıtımı açısından önemli bir araçtır. Bu projenin, adaya turizm yatırımı yapacak olanlara da bir yol gösterici ve önemli bir destek olacağı düşüncesindeyiz. 142 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) KAYNAKCA Çavuşoğlu, M. 2008. “Otel İşletmelerinde elektronik ticaret kullanımı Gökçeada ve Bozcaada otel işletmelerinde bir araştırma”, III. Balıkesir Ulusal Turizm Kongresi, 17-19 Nisan 2008, Balıkesir: Balıkesir Üniversitesi, 33-35 http://www.ruzgarsorfu.net/nedir.htm, 10 Temmuz 2008 “Rüzgar Sörfü Nedir?”. http://www.gokceadasurfclub.com/windsurfokulu.html, 2 Temmuz 2008 “Windsurf Tarihçesi” http://www.gokceadasurfclub.com/windsurfokulu.html, 2 Temmuz 2008, “Gökçeada Wind Surf Club” http://www.gazeteyenigun.com.tr/icerik.asp?page=guncel&tarih=2006-11-29&nID =9990, 2 Temmuz 2008, “Gökçeada’nın kurtuluşu Bulgar Sörfçüler” Kokal, Ö. 2008. “Son Güneş, Gökçeada'da”, http://www.omerkokal.com/ayinlar/voyager_ mayis05 _ gokceada.htm, 2 Temmuz 2008 Şekil 1. 10-18 Mayıs 2008 tarihlerinde İtalya – Palermoda düzenlenen festival afişi XXIII. “World Festival on the Beach” 143 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) 144 AVRUPA BİRLİĞİ’NİN BAKIŞIYLA GÖKÇEADA İLERLEME RAPORLARI VE ETKİLERİ Çiğdem ŞAHİN, Coşkun KAYABALI Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Gökçeada Meslek Yüksekokulu ÖZET Düzenli Rapor olarak da bilinen İlerleme Raporu, Avrupa Birliği’ne tam üye olma yolunda ilerleyen aday bir ülkenin Ulusal Programının değerlendirildiği bir rapordur ve Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanmaktadır. Gökçeada, İlerleme Raporu’na 2004 yılından itibaren ‘Geliştirilmiş Siyasi Diyalog ve Siyasi Kriterler’ ana başlığında konu edilmeye başlanmıştır. Bu tarihten itibaren (Bozcaada ile beraber) değerlendirmelere ve incelemelere konu olan Gökçeada’nın AB perspektifinden nasıl ele alındığı, sadece üyelik müzakereleri açısından değil adanın sosyo-politik gelişimi açısından da önem kazanmıştır. Bu bildiride öncelikli olarak, Avrupa Komisyonu’nun önemi ve İlerleme Raporu kavramları incelenecektir. Daha sonra AB’nin Gökçeada’yı İlerleme Raporları kapsamında nasıl değerlendirdiği ve hangi sorunları tanımladığı konusuna değinilecektir. Ayrıca Avrupa Konseyi ve Gross Raporu ele alınacaktır. Sonuç olarak ise, AB ve Türkiye tam üyelik müzakereleri sürecinde çok önemli bir unsur olan objektif diyalog kapsamında, genel değerlendirmenin Gökçeada boyutu hakkında öneriler sunulacaktır. Anahtar kelimeler: Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, İlerleme Raporu, Gökçeada ABSTRACT The Progress report, also known as the Regular Report, is prepared by The European Commission in which a candidate country’s National Programme is evaluated. Gökçeada has became a subject matter to the reports as of 2004 under the topic of ‘Enhanced Political Dialogue and Political Criteria’. As of that date, the matter how the situation of Gökçeada (together with Bozcaada) has been seen from the side of the European Union become important. In this paper, the first subject is the importance of the Commission of the European Communities and of the concept of Regular Report. The evolution part contains the way how the European Union evaluates Gökçeada within the context of’ its Progress Reports and some insights on Council of Europe and Report by Mr. Gross. And as conclusion, some suggestions about Gökçeada are made. Key words: European Union, Council of Europe, Progress Report, Gökçeada (Imbros) Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) GİRİŞ Gökçeada, Türkiye’nin en büyük adasıdır. 2007 yılı verilerine göre nüfusu 8.672’dir (Türkiye İstatistik Kurumu 2008). Bu basit bilgiler, cevabı komplike bir sorunun gerekçesi olabilmektedir: Öncelikle turizm, Rum kültürü ve ulaşım konularını çağrıştıran, ülkemizin bir ilçesi olan Gökçeada’nın, henüz tam üyesi olmadığımız 27 üyeli ve 493 milyon nüfuslu Avrupa Birliği’nin metinlerinde ismi neden yer almaktadır? İçerisinde yaşanılan küçük boyutlu coğrafyaların nüfusunda yer almanın birçok avantajının yanı sıra dezavantajı da bulunmaktadır. Bu dezavantajların en önemlilerinden birisi, bu küçük boyutlu coğrafyaya sürekli olarak içinden bakmaktır; günümüz dünyasının en önemli sakıncalarından biri, bu dar perspektiftir. Oysa ki, bize göre küçük olan bir coğrafya, daha geniş perspektiften bakıldığında aslında büyük önem arz etmektedir. Gökçeada buna bir örnek teşkil etmektedir. Başlangıçta sorulan soruya cevap verebilmek için, bu bilgiden yola çıkılmalıdır. Avrupa Birliği İlerleme Raporları, bu bilgiden yola çıkarak ele alınması gereken temel etkenlerden biridir. Bu çalışmada, öncelikli olarak uluslarüstü (Bozkurt 2001: 27-29) bir yapıya sahip olan Avrupa Birliği’nin temel yönetim organlarından biri olan Avrupa Komisyonu ve bu Komisyon tarafından yayınlanan İlerleme Raporu ele alınacaktır. Komisyonun Avrupa Birliği yapısındaki yeri ve önemi ile birlikte, İlerleme Raporunun ne olduğu ve idari anlamda ne kadar etken olduğu konusu üzerinde durulacaktır. Daha sonra 2004 yılından itibaren Gökçeada’ya doğrudan değinen İlerleme Raporlarında, Gökçeada’yla ilgili kısımlar değerlendirilecektir. Burada değinilecek bir başka konu, Gökçeada hakkında rapor yayınlaması nedeniyle konumuzla bağlantılanan ve çoğu kez Avrupa Birliği’nin bir başka yönetim organı olan Avrupa Birliği Konseyi ile karıştırılan Avrupa Konseyi’nin konumu olacaktır. Sonuçta ise, Avrupa Birliği’nin müzakere sürecini işlettiği Türkiye’nin yıllık performansını ortaya koyduğu İlerleme Raporlarında Gökçeada’yı ele alma nedenleri, etkileri ve sonuçları değerlendirilecektir. AVRUPA KOMİSYONU VE İLERLEME RAPORU Avrupa Birliği, günümüzün en karmaşık sistemlerinden biridir. Hatta bu karmaşayı kendi işletim diliyle çözümleyebilmek ve düzene koyabilmek için Avrupa Birliği Hukuku adıyla yeni bir hukuk dalı oluşturmaya başlamıştır. Uluslararası hukuku kaynak alan ancak ondan ayrı tutulan, kendine özgü (sui generis) karakterde bir hukuk alanıdır (Bozkurt ve diğ. 2001:133). Bu hukuk yapısı, doğal olarak kapsamlı bir örgüt yapısı da doğurmaktadır. Oldukça detaylı bir organizasyon olan Avrupa Birliği’nin organları temel olarak Yönetici Organlar, Finansal Organlar, Danışma Organları ve Diğer Kurumlar şeklinde dört gruba ayırmak mümkündür. Avrupa Komisyonu, bu gruplardan Yönetici Organlar içinde yer almaktadır. Diğer yönetici nitelikteki organlar ise, Avrupa Parlamentosu, Avrupa Birliği Konseyi, Avrupa Toplulukları Adalet Divanı ve Sayıştay’dır. 146 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Avrupa Komisyonu’nun yapısı ve görevleri Hukuksal adı Avrupa Toplulukları Komisyonu olan Avrupa Komisyonu’nun yapısı ve görevleri, Avrupa Topluluğu Kurucu Anlaşması’nın 211-219. maddelerinde yer alan kurallar doğrultusunda belirlenmiştir. (Reçber 2005: 180-184). Parlamento ve Konsey ile birlikte oldukça önemli yetkileri bulunmakta ve Avrupa Birliği’nin hükümeti olarak adlandırılmaktadır. Her üye devletten birer temsilci olmak üzere 27 üyeden oluşan Komisyon, temel olarak aşağıdaki yetki ve görevlere sahiptir: · Diğer organlar önünde AB’nin çıkarlarını korumak · Dış dünyada AB’yi temsil etmek · Örgüt adına görüşmeler yapmak · Birlik fonlarını yönetmek · Hukuksal düzenlemeler için öneride bulunmak · Birlik Anlaşmalarının koruyuculuğunu yapmak (Ülger 2005: 60). Birlik içerisindeki somut ve soyut yaptırımı yönünden incelendiğinde, Komisyon’un merkezi bir role sahip olduğu bilinmektedir. Her ne kadar Konsey yasama ve karar organı olarak öne çıksa da, öncelikli olarak yürütme işlevini yerine getiren Komisyon’un hazırlayacağı teklifi beklemek durumundadır. Bunun yanı sıra, onlarca genel müdürlük kapsamında Avrupa Birliği’nin Topluluk boyutunu tümüyle ele alan ve 27 bin personel istihdam eden Komisyon, Avrupa Birliği’nin tüm politikalarını geliştirmekte ve uygulamaktadır (Bozkurt ve diğ. 2001:76). Her konuda oluşturulan çalışma grupları, kısaca Avrupa Birliği’ni ilgilendiren tüm konularda detaylı çalışmalar yapmakta, Komisyon rapor ve tekliflerini bu detaylı çalışmalarla ortaya koymaktadır. Genişlemeden sorumlu Komisyon üyesinin idaresinde bulunan genel müdürlük kapsamında, genişleme sürecinde yakından takip edilen aday ülkelerin yıllık durumunu ortaya koyan İlerleme Raporu, işte bu görev ve öneme sahip olan Komisyon tarafından yayınlanmaktadır. O yüzden her ne kadar başlı başına bir yaptırım metni olmasa da, nihai kararların yönünü belirleyecek düzeyde ciddi bir içeriğe sahiptir. İlerleme raporu nedir? Avrupa Birliği günümüzde beşinci genişleme dalgasının içindedir. 1995’te Avusturya, Finlandiya ve İsveç’in katılımıyla yaşanan dördüncü dalganın ardından, sayıları oldukça olan tam üyelik başvurusu yapmış adayların durumunu değerlendirmek Avrupa Birliği için özel bir durum ifade etmekteydi. Bu amaçla 1997 Lüksemburg AB Konseyi’nin aldığı karar doğrultusunda, 1998 yılından itibaren, aday ülkelerle ilgili olarak önceleri ‘Düzenli Rapor’ (Regular Report), 2004 yılından itibaren ise ‘İlerleme Raporu’ (Progress Report) olarak adlandırılan raporlar hazırlanmaya başlanmıştır. Genellikle her yıl Kasım ayında yayınlanan, hem Avrupa Birliği Konseyi hem de Avrupa Parlamentosu’na sunulan bu raporlar, oldukça kapsamlı bir çalışmanın ürünü olup, henüz taslak sürecindeyken bile 147 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) kamuoyunda ilgi uyandıran raporlardır. 1995 yılındaki genişlemenin ardından aday statüsündeki ülkelerden 10 tanesinin 2004 yılında Birliğe alınmasıyla başlayan ve Birliği ‘Yirmibeşler Avrupası’ haline getiren genişleme dalgası içinde, şüphesiz ki müzakere sürecindeki bir aday olarak Türkiye’nin yaşadığı ilişkiler oldukça yoğun geçmektedir (Reçber 2004: 244-252). İlerleme Raporunda, Avrupa Birliği’ne aday bir ülkenin ulusal programı, Avrupa komisyonu tarafından değerlendirilmektedir. “Komisyon; bu raporda ilgili ülkenin AB'ye üyelik hazırlığını hem siyasî ve ekonomik açıdan, hem de fasıllar itibariyle inceleyerek son bir yılda kaydettiği gelişmeleri sergiler” (Dura 2007: 1). İlerleme Raporları, bir başka ifadeyle, aday ülkenin bir yıl içinde AB üyelik kriterlerinin ne kadarını gerçekleştirip ne kadarını gerçekleştiremediğini özetleyen bir rapordur (Dedeoğlu 2006:2). Yapısı yıllar itibariyle çok büyük bir değişiklik sergilememekte, ancak aday ülkenin gündemine yerleşen yeni gelişmeler doğrultusunda içeriğinde farklılıklar olmaktadır. Bir İlerleme Raporu, genel olarak şu yapıyı baz almaktadır: · Birlik ile aday ülke arasındaki ilişkilerin kısa tanımı · Üyelik için siyasi kriterler açısından aday ülkenin durumunun incelenmesi · Üyelik için ekonomik kriterler açısından aday ülkenin durumunun incelenmesi · Aday ülkenin üyelik yükümlülüklerini, AB müktesebatını üstlenme kapasitesinin gözden geçirilmesi İlerleme Raporlarının hazırlanmasında kullanılan kaynaklar, bu raporların giriş kısmında da belirtilmektedir. Örneğin Türkiye 2007 İlerleme Raporu’nda kaynaklar şu şekilde açıklanmaktadır: “Rapor, Komisyon tarafından toplanmış ve incelenmiş bilgiye dayanmaktadır. Buna ek olarak, Türk Hükümeti’nin ve üye ülkelerin katkıları, Avrupa Parlamentosu raporları ve çeşitli uluslararası kuruluşlardan ve sivil toplum örgütlerinden gelen bilgiler dahil olmak üzere pek çok kaynak kullanılmıştır” (Commision of the European Communities 2007-1:3). Bu kaynaklar, Komisyon’un görüşlerini hazırlarken farklı bakış açılarını ve tarafları da dikkate aldığını göstermektedir. Dolayısıyla aday ülkenin sadece kendi beyanı veya mevzuat anlamındaki uyum çalışmaları yeterli olmamakta, tek tek AB üyesi devletlerin bakış açıları ve dünya kamuoyunun değerlendirmeleri de ciddiye alınmaktadır. Oldukça teknik ve detaylı içeriğe sahip olan bu rapor, Komisyon’un hazırladığı bir başka belge olan Genişleme Stratejisi ve Temel Güçlükler adlı son dönem topyekun genişleme stratejisi içinde, aday ülke hakkında ortaya konan sonuçlara dayanak teşkil etmektedir. TÜRKİYE İLERLEME RAPORLARINDA GÖKÇEADA Komisyon 1998 yılından itibaren Türkiye’yle ilgili olarak bugüne kadar on İlerleme Raporu yayınlamıştır. 1998-2003 arasındaki tüm raporlar Düzenli Rapor olarak adlandırılırken, 2004 yılından itibaren İlerleme Raporu ismi kullanılmaya başlanmıştır. Buradaki en büyük etken, 2004 yılında kalabalık aday grubundan 10 üyenin (Çek Cumhuriyeti, Estonya, Litvanya, Letonya, Kıbrıs, Macaristan, Malta, 148 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Polonya, Slovenya ve Slovakya-2007 yılında da Bulgaristan ve Romanya) tam üye olarak alınması ardından, kalan aday ülkelerin müzakerelere başlama hazırlıklarının da neredeyse tamamlanmak durumunda olmasıdır. Kaldı ki Türkiye ile katılım müzakerelerine Ekim 2005’te başlanmıştır. Ayrıca bu genişleme sonucu ihtiyaç duyulan yapısal değişiklikler ve yeni düzenlemeler de diğer önemli etkendir. İlerleme Raporlarının detaylı teknik içeriklerinin yanı sıra, dikkati çeken bir önemli nokta, aday ülkelerin sorunlu olduğu iddia edilen kesimlerin çok kısa zamanda bu raporlara edilebilmesidir. Bu raporların hazırlanmasında oldukça zengin kaynakların kullanıldığı düşünüldüğünde, özellikle sivil toplum örgütlerinin sayısı ve günümüzde etkinliği düşünüldüğünde bu durumun neden bu kadar kolaylıkla yaşanabildiği anlaşılır hale gelmektedir. İşte Gökçeada, bu örneklerden biridir. Türkiye’nin ada-ilçesi olarak daha çok turizm çekicilikleriyle tanınmaya başlanan Gökçeada, 2004 yılından itibaren İlerleme Raporlarında doğrudan yer almaya başlamıştır. Türkiye’nin katılım yönünde ilerlemesi hakkında 2004 yılı düzenli raporu Avrupa Komisyonu tarafından 6 Ekim 2004 tarihinde yayınlanan Düzenli Rapor’da, Gökçeada ile ilgili kısım, aşağıda belirtilen içerikte yer almaktadır: B.Üyelik Kriterleri 1.Güçlendirilmiş Siyasi Diyalog ve Siyasi Kriterler 1.3. İnsan Hakları ve Azınlıkların Korunması Ekonomik ve Sosyal Haklar Azınlık Hakları Kültürel Haklar ve Azınlıkların Korunması “Resmi makamlar tarafından genellikle Lozan Antlaşması kapsamında değerlendirilmeyen Süryaniler gibi gayrımüslim azınlıklara hala okul açma izni verilmemektedir. Gökçeada’daki (Imvros) Rum asıllı azınlık, okullarının yeniden açılması ve adil ve şeffaf usullere dayanmadığı ve mülklerin müsadere edilmesine yol açtığı bildirilen mevcut tapu sicili konusunda güçlüklerle karşılaşmıştır” (Commision of the European Communities 2004: 49). Görüldüğü üzere, Gökçeada’nın Avrupa Birliği’nin gündemine resmen girdiği ilk dönemde belirtilen hususlar, günümüzden farklı değildir. Temel sorun noktaları olarak Rum asıllı azınlığın okullarının yeniden açılması ve mülkiyet konularında yaşandığı ifade edilen zorluklar belirtilmektedir. İnsan hakları ve azınlıkların korunması konusunu oldukça detaylı şekilde düzenleyen 187 sayfalık bu rapor, Türkiye’nin katılım müzakerelerine doğru ilerlediği, özellikle azınlıklar konusunun yoğun olarak tartışıldığı gündeme yeni bir azınlık sorun alanı olarak Gökçeada’yı da dahil etmiştir. Türkiye 2005 İlerleme Raporu Avrupa Komisyonu tarafından 9 Kasım 2005 tarihinde yayınlanan İlerleme Raporu’da, Gökçeada ile ilgili kısım, aşağıda belirtilen içerikte yer almaktadır: 149 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) B. Üyelik Kriterleri 1. Genişletilmiş Siyasi Diyalog ve Siyasi Kriterler 1.2. İnsan Hakları ve Azınlıkların Korunması Azınlık Hakları Kültürel Haklar ve Azınlıkların Korunması “Gökçeada'daki (Imbroz) Rum azınlık bir dizi sorunla karşılaşmaya devam etmektedir. Bunlar özellikle tapu sicili işlemlerinden ve arsa ve binaların “doğal veya kültürel varlık” olarak gösterilmesinden - ki bu mülkiyete el konulmasıyla sonuçlanmıştır - kaynaklanmaktadır. Ayrıca, geçmişte istimlak edilmiş olan arsaların satışı için ihaleler açıldığına ve önceden Rum azınlık okulu olan bir binanın azınlığın arzusu hilafına 2005 Haziran’ında otel olarak faaliyete geçtiğine dair bilgiler alınmıştır. Nisan 2005’te Başbakan Erdoğan adayı ilk defa ziyaret etmiş ve cemaatin kaygılarını dinlemiştir. Haziran 2005’te Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin bir Türk ve bir Yunan üyesi adayı ziyaret etmişler ve Rum azınlığın bir dizi sorunla karşılaştığı sonucuna varmışlardır. Türk üye sorunların ele alınması amacıyla yasal düzenlemeler teklif etme niyetinde olduğunu açıklamıştır” (European Commission 2005: 37) 2005 raporu, Gökçeada konusunu daha detaylı şekilde ele almakta, özellikle değinilen konuları daha meşru zemine oturtmak amacıyla iki resmi ziyaret referansını da içermektedir. Görünen odur ki, önceki yılki raporda daha yüzeysel belirtilen sorunlardan mülkiyet konusu öne çıkarılmıştır (okulların yeniden açılması konusuna değinilmemiştir). Türkiye’nin adayı doğrudan etkileyen yasal düzenlemelerine dolaylı atıfta bulunularak, aslında üstü kapalı bir değişiklik talebinde bulunulmaktadır. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Rum cemaatin ‘kaygılarını dinleme’ eylemi, Gökçeada’yı ilgilendiren bu paragrafı doğrulama amacıyla kullanılmaktadır ki, bu da raporda var olduğu söylenen sıkıntıların Türk resmi makamlarca bilindiği sonucunu beraberinde getirmektedir. Ayrıca, özellikle 2008 yılında belirginleşen Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin Gökçeada’ya yönelik ilgisi ve 2008 yılında yayınlanan rapora temel teşkil eden 2005 yılı ziyaretinden bahsedilmektedir (Gross 2008). Böylece, rapora kaynak olarak diğer uluslararası yapılardan elde edilen bilgilerin kullanıldığı örneği karşımıza çıkmaktadır. Bu raporun etkilerine sonuç bölümünde yer verilecektir. Türkiye 2006 ilerleme raporu Avrupa Komisyonu tarafından 8 Kasım 2006 tarihinde yayınlanan İlerleme Raporu’nda, Gökçeada ile ilgili kısım, aşağıda belirtilen içerikte yer almaktadır: 2. Genişletilmiş Siyasi Diyalog ve Siyasi Kriterler 2.2. İnsan Hakları ve Azınlıkların Korunması Azınlık Hakları, Kültürel Haklar ve Azınlıkların Korunması “Rum azınlık sorunlarla karşılaşmaya devam etmektedir. Bu sorunlar özellikle eğitim ve mülkiyet haklarıyla ilgilidir. Gökçeada ve Bozcaada’daki Rum 150 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) azınlığın malları Türk makamları tarafından müsadere edilme ve açık artırmayla satılma tehdidi altındadır” (Commission of the European Communities 2006: 21). Gökçeada ile birlikte Rum nüfusun nispeten daha az olduğu Bozcaada’nın da kapsama alındığı bu rapor, bir önceki yılın özeti şeklinde Gökçeada’yı ele almaktadır. Sorunların varlığından bahsedilmekte, ancak ‘Türk makamları tarafından’ ortaya konan bir tehdide de değinilmektedir. Tehdit söyleminin kullanılması, Rum azınlığın mallarının ‘yok olması’ olasılığını çağrıştıracak şekilde yapılandırılmıştır. Türkiye 2007 ilerleme raporu Avrupa Komisyonu tarafından 6 Kasım 2007 tarihinde yayınlanan İlerleme Raporu’nda, Gökçeada ile ilgili kısım, aşağıda belirtilen içerikte yer almaktadır: 2. Genişletilmiş Siyasi Diyalog ve Siyasi Kriterler 2.2. İnsan Hakları ve Azınlıkların Korunması Azınlık Hakları, Kültürel Haklar ve Azınlıkların Korunması “Rum azınlık eğitim ve mülkiyet haklarıyla ilgili sorunlarla karşılaşmaya devam etmektedir. Bu bağlamda, Gökçeada ve Bozcaada’daki Rum azınlığı etkileyen sorunlar bildirilmeye devam etmektedir” (Commission of the European Communities 2007-1: 21). Son yayınlanan rapor, 2006 yılının tekrarı gibi bir görünüm sergilemekte, bu sefer herhangi bir tehditten bahsedilmemektedir. Ancak sorunların bildirilmeye devam edildiği yönündeki bir ifade, konunun takip edildiğinin ancak sorunların çözümüne yönelik düzenleme yapılmadığının düşünüldüğü yolunda bir ifadedir. En yoğun olarak Gökçeada 2005 yılı raporunda ele alınmıştır. Avrupa Konseyi ve Gross Raporu Buradaki baskın faktörlerden biri, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi üyelerinin Gökçeada (ve Bozcaada) ziyaretlerinin ardından adaların Avrupa Konseyi gündeminde yoğun olarak yer alması ve sonuçta Raportör Andreas Gross’un kısaca ‘Gökçeada ve Bozcaada Raporu’ olarak adlandırılan raporun Parlamentoda kabul edilmesidir. 27 Haziran 2008 tarihinde, 2008 Yılı Üçündü Dönem Oturumunda 11 hayır oyuna karşılık 32 evet oyuyla kabul edilen bu rapor (Council of Europe Parliamentary Assembly 2008), 2005 yılında başlayan sürecin ilk somut sonucudur. Avrupa Birliği Konseyi ile isim benzerliğinden ve (özellikle Türkiye açısından bakıldığında) gündem çakışmasından dolayı karıştırılan Avrupa Konseyi, aslında Avrupa Birliği ile organik bağı olmayan apayrı bir oluşumdur. Türkiye’nin 13 Nisan 1950’de üyesi olduğu ve bugün 47 üyesi olan Avrupa Konseyi, 5 Mayıs 1949’da kurulmuştur. Temel amaçlarını “Çoğulcu demokrasi, insan hakları ve yasa düzenini savunmak ve güçlendirmek” ve kendini “Avrupa’nın demokratik vicdanı” şeklinde tanımlayan Konsey, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokollerle temel insan haklarını güvence altına almaktadır ( Council of Europe Web Site). 151 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Ulusal hukuk yollarının tükenmesinin ardından Sözleşme ve protokollerle garanti altına alınan haklarının ihlal edildiğini düşünen tarafların başvurabildiği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, İnsan Hakları Komisyonu’yla birlikte AİHS’nin kurduğu iki temel organdan biridir. Avrupa Konseyi, özellikle AİHM yoluyla insan hakları alanında o kadar yoğun çalışmaktadır ki, Türkiye’de Konsey’den daha çok AİHM yapısı tanınmaktadır (Hasgüler ve Uludağ 2004: 212-213). Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi iki ayrı yapı olmalarına rağmen, Avrupa merkezli demokrasi ve insan hakları anlayışı her ikisinde de aynı değerler üzerinde inşa edildiğinden, aralarında somut olmamakla birlikte yoğun bir bağlantının ve karşılıklı etkileşimin olduğu kabul edilmektedir. Örneğin ‘Schuman Deklerasyonu’ ile AB’nin temellerini atan Robert Schuman gibi her iki yapının kurucu isimlerinin de aynı olması (Dedeoğlu 2003: 48-50), AB ile Avrupa Konseyi’nin temel yapıtaşlarının benzer kavram üzerinde temellendirildiğinin bir göstergesidir. Bunun yanı sıra, Avrupa Parlamentosu ile Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’ni de birbirine karıştırmamak gereklidir; her ikisinin yayınladığı raporlar birbirinden bağımsızdır. Bu iki Meclis’in karıştırılmasının en önemli nedeni, her iki Parlamentonun da Strasburg’da aynı binada toplanıyor olmasıdır (Hasgüler ve Uludağ 2004: 211). Gross Raporu’nun açıklandığı dönemde topyekün bir Avrupa yaklaşımını ifade ettiği fikri uyanmış, Avrupa Birliği’nin bir raporu gibi algılanmıştır. SONUÇ Avrupa Birliği 1993 Maastricht Anlaşması ile Birlik haline geldikten sonra, oluşturduğu 3 sütunlu yapı ile hem daha kapsamlı hem de daha basit bir yapı oluşturma gayesine hızla ulaşmak amacındadır. Bir yandan genişler ve derinleşirken, öte yandan Avrupa vatandaşlarına doğrudan hitap ederek onları ‘Birlik’ yapısına ait hissetmeye sevk edecek şekilde basitleşmeye çalışmaktadır. Gittikçe uzmanlaşan kurumları ile dünyanın uzak noktalarında bile Delegasyonları vasıtasıyla doğrudan var olmakta, özellikle adaylık sürecindeki ülkeleri yakından takip etmektedir. Türkiye en sıkı takip edilen ülkelerden biridir. Dünya üzerindeki Avrupa Komisyonu temsilcilikleri içinde tek bir ülkeye hizmet veren en fazla sayıda eleman Türkiye Delegasyonu’nda istihdam edilmektedir; 120’den fazla uzman bu Delegasyon’da yer almaktadır. Dolayısıyla bizim için küçük bir ada olan ve çoğu kez Türkiye içinden bile ‘gözden kaçırılabilen’ Gökçeada’nın, artık Avrupa Birliği tarafından İlerleme Raporlarına konu edildiğine göre, detaylı şekilde gözlemlendiğini bilmemiz gerekmektedir. Gerek Avrupa Birliği ile ilişkilerimizin başladığı günden itibaren imzaladığımız anlaşma metinleri, gerekse Avrupa Konseyi üyeliğimiz ile üstlendiğimiz yükümlülükler çerçevesinde, zaten bu gözlemlenme ve raporlanma hakkını da muhatap yapılara vermiş bulunmaktayız. Dolayısıyla raporlara konu edilen hususların durumu hakkında gerekli ve doğru bilginin iletilmesi için, asıl iş Türkiye’nin kendisine düşmektedir. 152 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Dünya siyasetinin güncel aktörleri, klasik devlet ve basit örgütlerin ötesine geçmiş, etnik bazlı küçük gruplar bile siyasal araçları kullanma yetenekleri doğrultusunda, baskı unsuru özelliği taşıyan aktörler haline gelebilmektedir. Özellikle diaspora adı verilen ‘dış-ulusdaşlar’, büyük platformlarda küçük toplulukları yüksek sesle temsil edebilmekte, o büyük platformları yönlendirebilmektedirler. Türkiye’nin etnik olarak nitelendirilen ya da sözde etnik sorunlarının uluslararası platformlarda bugünkü şekliyle tartışılmasında, bu dış grupların rolü büyüktür. Avrupa Birliği, çok taraflı ve çeşitli kaynak kullanan, raporlarla hantal yapısını hızlandırmaya çalışan bir örgüt olarak, bu tür yönlendirmelerin etkisinde kalabilecek bir özellik sergilemektedir. O halde Türkiye’nin üzerine düşen, özellikle Avrupa Birliği’nin gündemine yeni sayılabilecek bir tarihte girmiş olan Gökçeada hakkındaki bilgileri öncelikle kendisinin araştırması, varsa sorunları ele alması ve hepsinden önemlisi güvenli ve tutarlı davranmasıdır. Dünya politikasının büyük aktörleri böylesine hızlı ilerleyen ve mikro-mikro düzeyde sorunlarla boğulmaktayken, sağlam olmayan bir yaklaşımdansa kendisine en yakın tarafı ciddiye almayı tercih edecektir. Avrupa Birliği, özellikle sürdürülebilirlik kavramından hareketle denizcilik politikası kapsamında ‘denize kıyısı olan topraklar ve adalar’ üzerinde yoğun olarak durmaya başlamıştır. Turizm, enerji kaynaklarına ulaşım, denizcilik, çevre ve taşımacılık gibi alanların tümünü birden ilgilendiren merkeze uzak bölgeler ve adaları detaylı bir strateji kapsamında ele aldığını da bilmeliyiz (Commission of the European Communities 2007: 24). Dolayısıyla Türkiye’nin en büyük adası olan Gökçeada, sanıldığından daha fazla önem teşkil edebilir. Raporlara konu edilen bir bölgenin, o rapordan çıkması için Türkiye’den istenen şekilde bazı somut girişimlerin yerine getirmesi beklenecektir. Bu durumda Türkiye, Gökçeada konusunda şunları yapmalıdır: · Profesyonel araştırma ve inceleme grupları kurmalı, siyasal baskılardan uzak bir yapıda gerekli incelemeleri öncelikle kendisi yapmalı, · Özellikle Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Kıbrıs Cumhuriyeti olarak Avrupa Birliği üyeliğinden itibaren, Avrupa Birliği içinde doğrudan sesini duyurabilmeye başlayan Rum diasporanın iyi niyetli olmayan temsilcilerine karşılık, diplomatik düzeyde etkin bir çalışma başlatılmalıdır, · Türkiye’nin imzaladığı anlaşma ve sözleşmeler gereğince Türkiye hakkında araştırma yapma ve rapor hazırlama yetkisinin tanındığı oluşumlar, hukuksal dayanakları sağlam, perspektifi çok yönlü ve içeriği dolu karşı raporlarla cevaplanmalıdır, · Yerel kamuoyu Avrupa Birliği ve Türkiye ile olan ilişkilerinde geldiği nokta hakkında bilinçlendirilmelidir. 153 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) KAYNAKÇA Bozkurt, V. 2001 Avrupa Birliği ve Türkiye. Bursa: Vipaş A.Ş. Bozkurt, E., M. Özcan & A. Köktaş 2001 Avrupa Birliği Hukuku. Ankara: Nobel Yayın. Commission of the European Communities 2004 2004 Regular Report on Turkey’s Progress Towards Accession. COM (2004) 656 Final. Brussels. http://ec.europa.eu/enlargement/archives/pdf/key_documents/2004/rr_tr_2004_en.pdf Commission of the European Communities 2005 Turkey 2005 Progress Report. COM (2005) 561 Final. Brussels. http://ec.europa.eu/enlargement/archives/pdf/key_documents/2005/package/sec_1426 _final_progress_report_tr_en.pdf Commission of the European Communities 2006 Turkey 2006 Progress Report. COM (2006) 649 Final. Brussels. http://ec.europa.eu/enlargement/pdf/key_documents/2006/nov/tr_sec_1390_en.pdf Commission of the European Communities 2007-1 Turkey 2007 Progress Report. COM (2007) 663 Final. Brussels. http://ec.europa.eu/enlargement/pdf/key_documents/2007/nov/turkey_progress_repor ts_en.pdf Commission of the European Communities 2007-2 An Integrated Maritime Policy for the European Union. COM (2007) 574 Final, COM (2007) 575 Final. Brussels. http://ec.europa.eu/maritimeaffairs/pdf/ActionPaper/action_plan_en.pdf Council of Europe 2008 “About the Council of Europe.” Council of Europe Official Website. http://www.coe.int/T/e/Com/about_coe/ Council of Europe Parliamentary Assembly 2008 Voting Results (Listing) Web Page. http://assembly.coe.int/ASP/Votes/DBVotesListingSession_EN.asp?SessionID=318 Dedeoğlu, B. 2003 “Avrupa Birliği Bütünleşme Süreci II: Avrupa Birliği’nin Yakın Geçmişi.” Dünden Bugüne Avrupa Birliği, B. Dedeoğlu (der.), İstanbul: Boyut Kitapları, 41-64. Dedeoğlu, B. 2006 “Türkiye-AB İlişkilerinde Kilit Sorunlar: 2006 İlerleme Raporu.” AB Bülteni 3: 23. Dura, C. 2007 “İlerleme Raporu Değil İteleme Raporu.” http://www.21yyte.org/tr/yazi.aspx?ID=1205&kat=24 Gross, A. 2008 “Gökçeada (Imbros) and Bozcaada (Tenedos): preserving the bicultural character of the two Turkish islands as a model for co-operation between Turkey and Greece in the interest of the people concerned.” Doc. 11629: Council of Europe, Parliamentary Assembly, Report to Committee on Legal Affairs and Human Rights. Strasbourg. Hasgüler, M. & M.B. Uludağ 2004 Devletlerarası ve Hükümetler-Dışı Uluslararası Örgütler. Ankara: Nobel Yayınları. Reçber, K. 154 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) 2004 Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri. Bursa: Alfa Aktüel Yayınları. Reçber, K. 2005 Avrupa Birliği Mevzuatı. Bursa: Alfa Aktüel Yayınları. T.C. Başbakanlık Türkiye İstatistik Kurumu 2008 Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi Veri Tabanı. http://tuikrapor.tuik.gov.tr/reports/rwservlet?adnks=&report=turkiye_ilce_koy_sehir.R DF&p_il1=17&p_ilce1=208&p_kod=2&desformat=html&ENVID=adnksEnv Ülger, İ.K. 2005 Avrupa Birliği’nin ABC’si. Ankara: Sinemis Yayınları. 155 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) 156 GÖKÇEADA TURİZM POTANSİYELİNİN TEKNOMARKET SİSTEMİYLE TANITIMINA YÖNELİK YENİ BİR STRATEJİ Mehmet ÇAVUŞOĞLU Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Gökçeada Meslek Yüksekokulu ÖZET Türkiyenin en büyük, doğal güzellik, tarihi ve mitolojik özellikleri bakımından en zengin adası olan Gökçeada’nın sürdürülebilir ekonomik kalkınmasında turizmin çok büyük önemi vardır. Gökçeada’nın sahip olduğu tarihi ve doğal çevrenin bozulmamışlığının iyi bir tanıtım ve pazarlama stratejisi ile de desteklendiğinde ada ekonomisine büyük katkılar sağlayacağı düşünülmektedir. Bilişim teknolojilerinin desteğinde çok önemli ilerlemeler kaydeden tanıtım ve pazarlama uygulamaları, her geçen gün değişik pazarlama stratejilerinin gelişmesine neden olmaktadır. Bilişim teknolojilerinin temelli sistemler işletmelere eşit şartlarda tanıtım ve pazarlama imkanları sunmaktadır. Tüm bu teknolojik imkanlar, genellikle küçük ölçekli turizm işletmelerinin faaliyet gösterdeği adalarda güçlü bir tanıtım ve pazarlama silahı olarak kullanılabilmektedir. Bu çalışmada, Türkiye çapında yaygın satış ve pazarlama ağına sahip teknomarketlerin ekranlı ürünlerini teşhir etmekte kullandıkları “tanıtım filimi gösterme” uygulamasından, ekonomik bir katma değer yaratma amaçlanmaktadır. Çalışmamzın ilk bölümünde yeni bir tanıtım ve pazarlama stratejisi olan “Teknomarket Tanıtım ve Pazarlama Sistemi” açıklanmıştır. İkinci bölümde ülkemizde faaliyet gösteren ve “Teknomarket Tanıtım ve Pazarlama Sisteminin” uygulanabileceği teknomarketlerin listesi ve ülke çapında nekadar yaygın oldukları hakkında bilgilere yerverilmiştir. Üçüncü bölümde teknomarket tanıtım ve pazarlama stratejisi ile tantılabilecek Gökçeada turizm potansiyeli özetlenmiştir. Sonuç bölümünde ise bu yeni model tanıtım ve pazarlama stratejinin sürdürülebilir Gökçeada turizmine yapacağı katkılar açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Gökçeada, teknomarket tanıtım ve pazarlama sistemi, turizm ABSTRACT Tourism plays an important role in sustainable economic development of Gökçeada. It is thought that the island’s historical and natural environment supported with an organized advertisement and marketing strategy would help its economy to develope. Information and communication technologies provide alternatives in terms of such strategies, including technomarket system. The aim of this study is to create an economic value added from “visual presentation” example which is used by technomarkets having nation-wide sales and marketing network to expose their products with screen. In this study, as a new advetisement and marketing strategy “Technomarket Advertisement and Marketing Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) System” is explained at the first part. The second part covers the list of Turkey-wide technomarkets that are adequate for “Technomarket Advertisement and Marketing System” and data on how wide they are. The third part undertakes Gökçeada’s tourism potentials. Conclusion expands the future contributions of this new advetisement and marketing strategy to sustainable tourism development of Gökçeada. Keywords: Gökçeada, technomarket advertisement and marketing system, tourism. TEKNOMARKET TANITIM VE PAZARLAMA SİSTEMİ Teknoloji ürünlerinin satış ve pazarlamasını yapan teknomarketler ülkemizde de son yıllarda oldukça yaygınlaşmıştır. İnsanların her gün yenilenen ve geliştirilen teknolojik ürünleri almada bir yarış halinde olduğu günümüzde, teknolojik ürün alışveriş çılgınlığına cevap verecek büyük teknomarketler hergeçen gün hayatımızın vazgeçilmez bir parçası halini almıştır. Teknomarket konsepti adı altında satış yapan bu işletmeler, Türkiyedeki birçok büyük şirket grubuna veya dünya çapında iş yapan büyük şirketlere ait işletmelerdir. Teknomarketlerde özellikle bilgisayar, LCD televizyon, fotoğraf makinesi, cep telefonu ve diğer teknolojik ürünler ağırlıklı olarak satılmaktadır. Bu tür satış yerleri üretici firma veya ithalatçılardan ürünleri büyük miktarlarda veya uzun vadeli ödeme şeklinde aldıkları için, piyasadaki benzer ürünlerin satıldığı işletmelere göre ürünleri daha uzuza satmaktadırlar. Ürünlerin daha hesaplı olması veya kredi kartlarına uzun vadeli satış yapmaları yanında, teknomarketlerin sahibi olan büyük holdinglerin güvencesi de buralardan yapılacak alışverişleri daha güvenli hale getirmektedir. Teknomarketler, iş yapma biçimi olarak hemen hemen birbirlerine yakın modeller kullanmaktadırlar. Teknomarketlere adımını atan bir potansiyel müşteri, karşısında dev ekranları ile LCD televizyonlar ve bilgisayarlarla karşılaşmaktadır. Bir görsel şöleni andıran bu ortamda insanlar anlık bir şaşkınlık yaşamakta ve bu dev ekranlarda gösterilen filimleri veya tanıtım reklamlarını izlemektedir. Bu görsel şölenin tek amacı her markanın veya modelin diğer marka ve modellere göre daha kaliteli ve net görüntü verdiğini ön plana çıkarmak ve potansiyel müşterilerin bu ürünleri almasını sağlamaktır. Teknomarketlerde teşhir edilen ekranlı ürünlerin test yayınlarında genellikle, vizyondaki filimler veya sahip oldukları muhteşem renklerle insanın dikkatini çeken, ekzotik ortamlarda çekilmiş doğa ve hayvan filimleri kullanılmaktadır. Bu filimler, insanların teknomarketteki bir ekranın başında dakikalarca durup, sadece ekran kalitesi ile ilgili modeller arasında kıyaslama yapmasını sağlamaktadır. İnsanların bu tür marketlerde çok uzun süreli alışveriş yapmamaktadırlar. İnsanları bu tür marketlere girmeye iten nedenler, genellikle alınması düşünülen bir elektronik ürün hakkında fiyat ve kullanma bilgisi araştırmak, yeni çıkan ürünleri tanımak, ürünler hakkında daha detaylı bilgi edinmek veya daha önceden alınma kararı verilmiş bir ürünü alıp marketten çıkmaktır. Bu tür bir düşünce yapısında olan potansiyel müşterinin dakikalarca ekranların başında durup da film izleme olanağı yoktur. Fakat kendiasine market raflarını gezdiği onbeş, yirmi dakikalık 158 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) market gezintisi süresince, kendisine kısa bilgiler verecek bir tanıtım filimi ile ilgileneceği düşünülmektedir. Bu çalışmada, Gökçeada’nın sahip olduğu tarihi, doğal ve turistik yerlerin yüksek çözünürlüklü bir dijital fotoraf makinesi ile çekilmiş fotoraflarından oluşacak bir tanıtım filimi hazırlamak, bu filmi teknomarketlerde kullanılan test filmi aracılığı ile ülke çapında hatta dünya çapında gösterime sunmaktır. Bu projede tanıtım filimini CD formatında çoğaltarak teknomarketteki tanıtım filimiyle ilgilenenlere bu CD’nin ücretsiz dağıtmı da düşünülmektedir. Çalışmamızda, ülkemizde dahi henüz çok fazla tanınmayan Gökçeada’nın sahip olduğu turistik potansiyeli değerlendirmek ve adanın sürdürülebilir ekonomik kalkınmasına destek olamak için etkili bir tanıtım ve pazarlama stratejisi oluşturmak amaçlanmaktadır. TÜRKİYE’DE VE DÜNYADA YAYGIN BAYİ AĞI İLE FAALİYET GÖSTEREN TEKNOMARKETLER Ülkemizde ve dünyada yaygın bir bayii ağıyla faaliyet gösteren ve geliştirmiş olduğumuz “Teknomarket Sistemiyle” Gökçeada turizm potansiyelinin Türkiye’de ve dünyadaki tanıtımda işbirliği yapılabilecek teknomarketler aşağıda yeralmaktadır. Teknosa Hacı Ömer Sabancı Holding A.Ş. bünyesinde kurulan Teknosa İç ve Dış Ticaret A.Ş., teknoloji ürünlerini en uygun fiyat ve en iyi hizmet kalitesi ile tüketicilere sunmayı amaçlayan bir teknoloji perakende zinciridir. Teknosa, mağaza adedi ve bulunduğu il sayısı bakımından Türkiye’de bir ilki temsil etmektedir. 2000 yılında 5 mağaza ile faaliyete başlayan Teknosa, bugün “Türkiye’nin 56 ilinde 206 mağazasıyla” hizmet vermektedir. Teknosa, altı yıl gibi kısa bir zamanda istikrarlı bir şekilde büyümüş; yaygınlığı, hizmet kalitesi, güvenilirliği, hızı ve ürün çeşitliliği sayesinde Türkiye’nin en yaygın teknoloji perakendecisi konumuna ulaşmıştır. Tüketicilerin teknoloji ürünlerinde aradıkları her şeyi bulabildikleri Teknosa, uluslararası markaların da aralarında bulunduğu binlerce teknoloji ürününü tüketicileriyle buluşturmaktadır. Teknosa, 50.000 metrekareden fazla toplam mağaza alanı ve geniş ürün yelpazesi ile her ay 4,5 milyonun üzerinde teknoloji tutkununa farklı bir alışveriş deneyimi yaşatmaktadır. 2006 yılında Romanya’nın önde gelen perakende zinciri Primex ile gerçekleştirdiği iş ortaklığıyla yurt dışına adım atan Teknosa, Romanya’da 7 mağaza ile hizmet vermektedir. Teknosa, Uluslararası Standardizasyon Örgütü (International Standardization Organization–ISO) tarafından oluşturulan kalite yönetim standardı ISO 9001:2000 Kalite Yönetim Sistemi Belgesi’ni alarak teknoloji perakendeciliği sektöründe bir ilke imza atmıştır (www.teknosa.com 2008: 1). Media Mark 1979 yılında Walter Gunz, Erich ve Helga Kellerhals ile Leopold Stiefel Münih’te ilk Media Markt mağazasını açtılar. Media Markt mağazaları, çok büyük alan ve 159 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) geniş ürün çeşitlerini kapsayan ve sunulan ürünleri düşük fiyatlarda satışa sununan bir politikaya sahip uluslar arası bir teknomarket zinciridir. Müşteri odaklı bir pazarlama konsepttine sahip olan Media Markt mağazaları, büyük bir alanda düşük fiyatlarla satışa sunulmuş yaklaşık 45.000 ürün çeşidi ile alışılmamış bir ürün zenginliğine sahiptir. Media Markt yurtdışına açılma politikasını ilk kez 1989 yılında Fransa’da mağaza açarak hayata geçirdi. 1990 yılında Avusturya, 1994 yılında İsviçre, 1997 yılında Macaristan ve 1998 yılında Polonya’daki mağazalar açıldı. 1999 yılında şirketler grubu İtalya’daki Media World’u satın aldı. 2000 yılında İspanya ve Hollanda, 2002 yılında Belçika mağaza açılışlarıyla gelişimine devam etti ve ilk kez yurtdışındaki mağaza sayısı Almanya’daki toplam mağaza sayısını aştı. 2004 yılında Portekiz’de, 2005 yılında Yunanistan, 2006’da İsveç ve Rusya mağazaları zincire eklenerek 2006 sonu itibariyle Avrupa çapında “toplam mağaza sayısın 14 ülkede 449'a” ulaşmıştır (www.mediamarkt.com.tr 2008: 2). Bimeks 1989 yılında kurulan Bimeks, 1990 senesinde Türkiye'nin ilk bilgisayar mağazasını açtmıştır. En gelişmiş işlemcinin Intel 80386 olduğu, renkli monitörün lüks sayıldığı, henüz internetin kişisel kullanıma açılmadığı ve mobil telefonun hayalinin dahi olmadığı o yıllarda bir bilgisayar mağazası açma fikrini gerçekleştirmiştir. İlk Bimeks mağazası Kadıköy çarşı içinde 80 m2 satış alanı, 40 m2 idari alan (depo, teknik servis, muhasebe, yönetim) ve sadece toplam $24,000 değerinde mal stoğu ile açılmıştır. 2006 senesi sonunda, 11 ilde toplam satış alanının 10,000 m2, idari alanın 5,500 m2 ve sürekli müşteri sayının 400,000 olması beklenmektedir. Tesco Kipa mağazaları Kipa (Kitle Pazarlama Ticaret ve Gıda Sanayi A.Ş.), 17 Ağustos 1992 tarihinde 100 ortaklı bir girişim olarak İzmir'de ticaret hayatına başlamıştır. Yerel bir marka olarak başarı ile çalışmalarını sürdüren Kipa, 11 Kasım 2003 tarihinde dünyanın önde gelen perakende devlerinden Tesco ile işbirliği yaparak ‘Tesco Kipa' adını almıştır. Kipa, özellikle ilk kurulduğu bölge olan İzmir ve çevresinde önemli yerel deneyimler edinmiş, bilgi ve birikimini Tesco ile yaptığı işbirliği sonucunda geliştirerek artırmıştır. Tesco'nun ise başka ülkelerde ortaklık kurma ve bunu başarıyla sürdürme konusundaki deneyimleri ve başarıları kurulan ortaklığa güç katmıştır. Tesco Kipa'nın, bugün itibarı ile, toplam 26 hipermarketi; İzmir, Antalya, Manisa ve Bursa'da olmak üzere toplam 48 küçük formatlı ekspres mağazası bulunmaktadır. Tesco, yaklaşık 3400 mağazası ve 400.000’i aşkın çalışanıyla dünyanın en büyük 3 perakendecisinden biridir. Tesco’nun merkezi, 1988 mağazasıyla lider perakendeci konumunda olduğu İngiltere’dir. Tesco, İngiltere dışında Avrupa ve Asya’da 1376 mağazasıyla müşterilerine hizmet vermektedir. Tesco’nun ABD’deki mağazaları, Kasım ayında hizmete açılacaktır. Tesco mağazalarının bulunduğu ülkeler: İngiltere, İrlanda, Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Çin, Japonya, Kore, Malezya, Tayland ve Türkiye’dir (http://tesco.kipa.com.tr 2008: 1). 160 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) Migros mağazaları 1954 yılında kurulan Migros Türk, Türkiye’de modern perakende sektörünün öncülüğünü yaratmak için, 20 satış kamyonu ile işe başlamıştır. 2007 Eylül ayında 12 milyon müşteri rekorunu aşan Migros, 2004 yılı sonunda yurt içinde 6 Migros, 27 Şok, yurt dışında 8'i Rusya'da, 1'i Bulgaristan'da, 2'si de Kazakistan'da olmak üzere toplam 44 yeni yatırımı hizmete sokmuştur. Yurt içinde 7 coğrafi bölgede 72 M, 72 MM, 33 MMM, 283 Şok ve 3 Alışveriş Merkezi ve hipermarkette hizmet veren Migros, yurt dışında Bakü’de 3, Rusya’da 32, Kazakistan’da 5, Sofya’da 4 Ramstore olmak üzere , 507 mağazaya ulaşmıştır (www.migros.com.tr 2008:2). GÖKÇEADA TURİZM POTANSİYELİ Gökçeada’nın sahip olduğu ve turizm açısından pazarlanabilecek potansiyeli aşağıdaki şekilde sıralanabilir. Teknomarket Pazarlama sistemi ile pazarlanacak Gökçeada turizminin yüksek çözünürlükte ve profesyonel fotorafçılar tarafından çekilecek bu önemli turizm merkezlerinin fotoraflarından meydana getirilecek bir tanıtım filminin oluşturulması gerekmektedir. Sörf turizminin Gökçeada’daki merkezi Aydıncık (Kefaloz) Bölgesi ve Güzelcekoy Gökçeada’nın en temiz kumsalı ve sörf turizmi açısından önemli sahili Aydıncık (Kefaloz) bölgesidir. İlçe merkezine uzaklığı 13 km.’dir. Yaz aylarında Adanın en gözde plajı konumundadır. Tuzgölü’ne olan yakınlığı nedeniyle de daha bir ilgi çekicidir. Sahil uzunluğu yaklaşık 2 km’dir. Kamp yapma ve çadır kurma açısından uygun bir konumdadır. Kamping alanları da mevcuttur. Rüzgar sörfüne ilgi duyanlar için de uygun bir mekan konumundadır. (www.gokceada.gov.tr 2008: 6). Göçmen kuşların doğal üreme alanı ve çamur banyosu yapılan Tuz Gölü lagünü Kefaloz bölgesinde, çamur banyosu yapıp cildinizi güzelleştirebileceğiniz, eklem, romatizmal, cilt ve böbrek rahatsızlıklarınıza deva bulabileceğiniz adanın şifalı tuz gölü bulunmaktadır (www.gokceadarehberi.com 2008:1). Bu çamur, tuz gölü suyunun kuruyup çekildiği temmu ve ağustos aylarında ortaya çıkmaktadır. Çamurun, birçok hastalığa ve cilt güzelleştirmesine faydası olduğuna inanılmaktadır. Kaleköy Yukarı Kaleköy’de ise Ada’nın en eski tarihi mekanlarından birisi olan İskiter Kalesi bulunmaktadır. Cenevizliler tarafından inşa edilen kalenin surlarının bir kısmı halen ayaktadır. İskiter Kalesi, Çınarlı Ovası’na hakim bir tepededir. Kalenin bulunduğu mevkiden Aşağı Kaleköy, Yenibademli, Eskibademli ve Zeytinli Köyleri net olarak görülebilir. Ayrıca, yapısı nedeniyle tıpkı bir yelkeni andıran ve 161 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) ancak denizden ulaşılabilen Yelkenkaya’yı da kuzeydoğu yönüne baktığınızda buradan görmeniz mümkündür (www.gokceada.gov.tr 2008: 4). Zeytinliköy Bir tepenin yamacında, zeytin ağaçları arasında kurulmuş, daha çok Rum vatandaşlarımızın yaşadığı şirin bir köydür. Yaz- kış, Ada'nın en çok ilgi çeken mekanlarındandır (www.gokceada.gov.tr 2008: 3). Marmaros Şelalesi Marmaros Şelalesi için Dereköy’ün Uğurlu istikametindeki çıkışından sağa ayrılan yoldan gitmeniz gerekiyor. Asfalt yolda yaklaşık 7 km. gittikten sonra aracınızı burada bırakmanız gerekiyor. Çünkü şelaleye kadar araçla gidilmesi mümkün değildir. Yolun sağ tarafında ormanın içerisinde yer alan ve ancak patika bir yoldan yaya olarak gidilebilen şelalede kış aylarında coşkun bir şekilde su akmasına rağmen yaz aylarında su miktarı iyice azalmaktadır. Şelale, doğayla başbaşa olmak ve tracking yapmak isteyenler için bulunmaz bir fırsat yaratır. Uğurluköy Muğla ve Burdur’dan iskan suretiyle getirilen vatandaşlarımız yaşamaktadır. Tarım, hayvancılık ve ev pansiyonculuğu halkın geçim kaynakları arasındadır. Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün eğitim ve dinlenme tesisleri bu köyümüzün sınırları içerisindedir. Ada'nın en doğal ve uçsuz bucaksız kumsallarından birisi olan Gizli Liman’a da bu köyden gidilir. İskeleye varmadan önce sağa ayrılan toprak yoldan yaklaşık 2 km. gidildikten sonra buraya ulaşılması mümkündür. Sahil şeridinin uzunluğu yaklaşık 1-1,5 km.’dir. Sahil tamamen bakirdir ve hiçbir yapı mevcut değildir (www.gokceada.gov.tr 2008: 2). Lazkoyu Gökçeada doğal yapısı nedeniyle birçok irili ufaklı koyu bünyesinde barındırmaktadır. Bunlardan bir tanesi de Şahinkaya arazisi içerisinde yer alan Laz Koyu’dur. Buraya Şirinköy’den Kapıkaya istikametine doğru gidildiğinde ulaşılabilir. Yuvalı mevkiindeki Adalet Bakanlığı Tesisleri’nin geçilmesinin ardından Laz Koyu tabelasının takip edilmesi ile birlikte yaklaşık 600-700 m.’lik toprak yoldan gidilmelidir. Araçların plaja kadar inmesi mümkün değildir. Doğal yapısıyla ve güzelliğiyle Laz Koyu hoşça vakit geçirebileceğiniz kumsallardandır. (www.gokceada.gov.tr 2008: 3) Yıldızkoy Sualtı Milli Parkı Adanın en güzel ve hatırda kalabilecek koylarından biridir. İlginç kaya oluşumlarıyla dikkat çeker. Buraya Yukarı Kaleköy’den yürüyerek ulaşılabileceği gibi Yenibademli Köyü içerisinden de araçla ulaşılması mümkündür. Yıldızkoy’dan başlayarak Yelkenkaya arasında kalan kısım su altı güzellikleri sebebiyle TÜDAV’a 162 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) (Türkiye Deniz Araştırmaları Vakfı) tahsis edilmiş ve Su Altı Milli Parkı olarak ilan edilmiştir. Bu park Türkiye’nin ilk ve tek Su Altı Milli Parkı’dır (Rota 2008: 3). Yeni Bademli Höyüğü Gökçeada’nın ilk sistemli arkeolojik kazısı olma ünvanını taşıyan Yenibademli Höyük, Kaleköy istikametinde olup ilçe merkezine 3 km. mesafededir. Yolun sol tarafında bulunmaktadır. Orta büyüklükte bir höyük olan Yenibademli Höyük, doğu-batı yönünde 120 m, kuzey-güney yönünde ise 130 m. kadar bir alanı kapsamaktadır. Yüksekliği araziden 9 m., deniz seviyesinden ise 18 m. kadardır. Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün izinleriyle 1996 yılından itibaren Hacettepe Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyelerinden Doç. Dr. Halime HÜRYILMAZ Başkanlığında Gökçeada Kaymakamlığı ve Belediyesi’nin katkılarıyla yürütülen kazı çalışmaları neticesinde Höyük’teki yerleşmenin günümüzden 5000 yıl öncesine varan Erken ve Geç Tunç Çağları’na ait olduğu bulgulardan anlaşılmıştır (www.gokceada.gov.tr 2008: 3). Peynir Kayalıkları Kuzulimanı’nın hemen solunda yer alır. Üst üste sıralanmış peynir kalıplarını andıran ilginç kaya oluşumlarıyla dikkat çeker. Burayı karadan görmeniz mümkün değildir. Ancak, tekne ile denizden görme şansınız vardır. Adanın hatırda kalabilecek görsel güzelliğe sahip doğal oluşumlarından birisidir. Bu ilginç kaya oluşumlarının bir efsanesi vardır; Efsane, sayısız keçi ve koyuna sahip olan zengin, inatçı, cimri ve yaşlı bir kadınla ilgilidir. Yaşlı kadın, cennete gidebilmek amacıyla bir çok yuvarlak kalıp peynir yapmış ve bunları üst üste sıralamış. Ama kimseyle paylaşmamış. Tanrı, ona kızmış ve cezalandırmış. Mart ayının birinde, yağmur, kar ve şiddetli rüzgarlar göndermiş yaşlı kadının üzerine. Kadın ve peynirler donmuşlar. Peynir kalıpları taşa dönüşmüş. Daha sonra insanlar bu kayalara, peynir kayaları demişler (www.gokceada.gov.tr 2008: 1). TEKNOMARKET TANITIM PROJESİNİN SÜRDÜRÜLEBİLİR GÖKÇEADA TURİZMİNE SAĞLAYACAĞI KATKILAR Gökçeada’nın sürdürülebilir turizm çalışmalarına büyük bir katkı koyacak teknomarket tanıtım stratejisiyle ada ekonomisnin geliştirilmesi va adanın dünya çapında tanıtımı hedeflenmektedir. Teknomarket tanıtım sisteminde öncelikle adanın turizm çekiciliği olan bölgelerinin yüksek çözünürlükte bir kamerayla çekilmiş görüntülerinden bir tanıtım CD’si oluşturmak daha sonra da bu cd’yi anlaşmalı teknomarket zincirlerinde tanıtım amaçlı kullanarak Gökçeada turizmini pazarlamak amaçlanmaktadır. Bu sistem aracılığı ile aylık milyonlarca potansiyel müşteri ziyaretçi kitlesine sahip teknomarket zincirleri aracılığı ile öncelikle yurtiçinde daha sonra da bu teknomarket zincirlerinin yutrdışı şubelerinde yoğun bir tanıtım kampanyası planlanmaktadır. Tekonomarket tanıtım ve pazarlama sisteminin sürdürülebilir Gökçeada turizmine sağlayacağı katkıları aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz: 163 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) · · · · · · · · · · · Milyonlarca ziyaretçi kitlesine sahip teknomarketlerde yıl boyunca yoğun bir tanıtım programına sahip olma. Kaliteli görüntü imkanına sahip son teknoloji üretimi televizyon ve bilgisayar ekranlarından faydalanarak kaliteli görüntülerle Gökçeada turizm potansiyelini tanıtma imkanı. Çok uygun maliyetlerle ulusal ve uluslararası tanıtım imkanı. Zengin, görsel ve sesli animasyonlarla tanıtım imkanı. Milyonlarca potansiyel müşteriya kolaylıkla ulaşma imkanı. Tanıtım filiminde yeralacak web adresleri ve telefon numaraları ile gökçeada tanıtım merkezlerine ulaşma imkanı. Teknomarket tanıtımı yapılması için anlaşılan teknomarketlerde verilecek tanıtım CD’si ile Gökçeada’ya ulaşım dahil tüm turizm bilgilerine ulaşma imkanı. Gökçeada’nın halen 3 ay olan turizm sezonunu 12 aya çıkarmak. Özellikle Bulgaristan’dan gelen turistlerin rağbet gösterdiği “Rüzgar Sürfü Turizminin” uluslararası tanıtımını yapmak. 2007 yılı itibarıyla “özel paralı avlak alanı” ilan edilen Gökçeada’nın tanıtımını yaparak, özellikle kış aylarında durgun olan ada turizmini canlandırmak. (www2.tbmm.gov.tr 2008: 1). Bu proje ile Gökçeada’da faaliyet gösteren, küçük ölçekli otel işletmeleri ve aile pansiyonları, Türkiye ve dünya çapında kolay tanıtım imkanı bulmaktadır. SONUÇ El değmemiş kumsalları, organik sebze, meyve ve zeytin yağları, bozulmamış doğal güzellikleri ile ünlü Türkiye’nin önemli turizm potansiyeline sahip en büyük adası olan Gökçeada’da turizm sezonu oldukça kısa geçmektedir. Gökçeada’nın bu dezavantajlı durumuna bir çözüm getirmek ve ada turizmini sürdürülebilir kılmak için adanın etkili bir tanıtım ve pazarlama stratejisine ihtiyacı vardır. Bu stratejinin uygulanabilir olabilmesinde yapılacak stratejik planın, büyük bir potansiyel turist kitlesine hitap edecek ve bu kitleyi etkileyebilecek tipte olması gerekmektedir. Büyük kitleleri etkileyebilecek stratejik planlar herzaman için büyük harcamalar gerektirmektedir. Fakat ada ekonomisinin çok da iyi olmadığı düşünüldüğünde büyük maliyetli projelere imza atmak oldukça güç olacağı düşünülmektedir. Bu nedenle geliştirdiğimiz yeni bir model olan “Teknomarket Sistemiyle Tanıtım” projesi ile Gökçeada’nın tanıtımının çok düşük bir maliyetle yapılabileceği fakat bu düşük maliyetle çok çok büyük kitlelere ulaşabilecebi düşünülmektedir. “Teknomarket Sistemiyle Tanıtım” Türkiye’de çok yeni bir uygulama olacağı için, Gökçeada tanıtımı için kullanılacak tanıtım filimin çok yüksek çözünürlükte bir fotoğraf makinesi ile çekilmesi ve profesyonel fotoğrafçılarla çalışılması gerekmektedir. Tanıtım filimin hazırlanmasından sonra tanıtım yapılacak olan 164 Gökçeada Değerleri Sempozyumu (26-27 Ağustos 2008) teknomarketlerin seçilmesi ve bu şirketlerle anlamalar yapılması gerekmektedir. Bu projenin gerçekleşmesi durumunda adaya gelen turist sayısında çok önemli artışlar yaşanacağı düşünülmektedir. KAYNAKCA http://www.teknosa.com/web/kurumsal/about/teknosahakkinda.htm, 20 Haziran 2008, “Teknosa Hakkında”, http://www.mediamarkt.com.tr/about.html, 20 Haziran 2008, “Mediamarkt’ın Tarihçesi”, http://tesco.kipa.com.tr/pdf/basinbultenleri/2007/ekım2007.tescokıpaılkyarıyılsonunda.p df “TESCO Kipa İlk Yarıyıl Sonunda 2250 Kişiye İstihdam Yarattı”. http://www.migros.com.tr/tarihcedetay1.asp?id=15, 20 Haziran 2008 “Migros Tarihçesi” http://www.gokceada.gov.tr/gokceada.php?utc=1&kat=Sosyal%20Ya%C5%9Fam,27 Haziran 2008 “Kaleköy”, http://www.gokceadarehberi.com/asp/gezi.htm, 27 Haziran 2008,“Gezi Rehberi”. http://www.gokceada.gov.tr/gokceada.php?utc=1&kat=Sosyal%20Ya%C5%9Fam,27 Haziran 2008, “Marmaros Şelalesi”. http://www.gokceada.gov.tr/gokceada.php?utc=1&kat=Sosyal%20Ya%C5%9Fam, 27 Haziran 2008, “Uğurluköy”. http://www.gokceada.gov.tr/gokceada.php?utc=1&kat=Sosyal%20Ya%C5%9Fam, 27 Haziran 2008, “Lazkoyu”. http://www.gokceada.gov.tr/gokceada.php?utc=1&kat=Sosyal%20Ya%C5%9Fam, 27 Haziran 2008, “Yeni Bademli Höyüğü”, http://www.gokceada.gov.tr/gokceada.php?utc=1&kat=Sosyal%20Ya%C5%9Fam, 27 Haziran 2008, “Peynir Kayalıkları”. http://www2.tbmm.gov.tr/d23/7/7-0130c.pdf, 1 Temmuz 2008 “Gökçeada Özel Paralı Avlak Alanı”. 165
Benzer belgeler
Trilye`den Esintiler
uzun vadeli düşünce sonucu bir hayli başarı
yakaladı. Bu arada İngiltere’de ün yapmış Ramsey London markalı ürünlerin bayiliğini aldı. Art
arda gelen başarılar, dürüst ve verimli çalışma
ile kalite...