Asıl olan, hedefi doğru seçmek ve bütün imkan ve
Transkript
Asıl olan, hedefi doğru seçmek ve bütün imkan ve
Mart 2011 SÖYLEŞİ “Asıl olan, hedefi doğru seçmek ve bütün imkan ve kabiliyetlerimizle, kaynaklarımızla bu hedefe odaklanmaktır.” Nasuh Mahruki Röportaj: Güzide Özcan AKUT’un kurucusu, Kar Leoparı Nasuh Mahruki ile söyleşimiz için AKUT’ta buluşmaya karar verdik. Böylece AKUT’u da yerinde görme ve tanıma fırsatım oldu. Sıcak, samimi bir ortam… Bu güzel ve anlamlı röportaj için Sevgili Nasuh MAHRUKİ’ye ve ev sahipliği için AKUT’a çok teşekkür ediyorum. Takım çalışması ve liderlik üzerine seminerler veriyorsunuz. Nasıl bağdaştırıyorsunuz liderlikle dağcılığı? Dağcılık, takım dinamikleri ile yapılan riskli ve tehlikeli bir doğa sporu. Dağcılık gibi bir sporda başarılı olmak için disiplin, cesaret, kararlılık, kendini tanımak, hedef odaklı olmak, iyi bir takım oyuncusu olmak, zor süreçlerde karar verme becerilerine sahip olmak, liderlik vasıflarına sahip olmak gibi birçok özellik gerekiyor. Ve aynı özellikler, iş dünyasında da başarılı olmak için gerekiyor. Sosyal hayatımızda bile bu kabiliyetlere ihtiyacımız var. İnsanlar arası ilişkilerde belirli bir kaliteyi, belirli bir seviyeyi ve belirli bir başarıyı elde etmek için insanın sahip olduğu imkanla kabiliyetlerinin hakikaten farkında olması ve bunları belirli bir plan, program ve proje çerçevesinde yönetmesi gerekiyor. O yüzden bu ilişkiyi böyle kurdum aslında. Bir de kendim İşletme mezunuyum. Okuduğum okulda da yöneticilikle ilgili birçok konu gördük. Bütün hayatım dağlarda bu tür sporlarla geçti. Bunun için bunları birleştirip ortaya “Zirveye Doğru” adını verdiğim bir seminer formatı çıkarttım. 15 senedir, Everest’e çıktığımdan beri, seminerler veriyorum. Seminerlerinizin yanında kitaplarınızla da büyük bir kitleye ulaşıyorsunuz. Bize “Kendi Everest’inize Tırmanın” isimli son kitabınızdan bahseder misiniz? “Zirveye Doğru” seminerlerimin ardından bunun tek bir Mart 2011 kitabını çıkartmak istedim. Seminerler veriyordum ve Bahçeşehir Üniversitesi’nde dersler de verdim ama onu kitap haline dönüştürünce konunun çok daha içine girdim. Çok daha detaylı olup kendimi de geliştirdim o anlamda. Toplamda 64 tane maddeyle ortaya çıkarttım bu başarı ve mutluluğun yol haritasını. Orada zirveye doğrudan ziyade konuyu daha da özelleştirerek “Kendi Everest’inize Tırmanın” başlığını seçtim. Çünkü, burada hakikaten önemli olan herkesin kendi potansiyelinin doruğuna ulaşması. Hatta kitabın ikinci bir başlığı “Herkes Everest’e tırmanamayabilir ama herkesin tırmanabileceği bir Everest’i vardır.” Bu çerçevede kitap oluştu ve iş hayatında, profesyonel hayatta, sporda çok iddialı projelerde de bu işin yol haritası üç aşağı beş yukarı belli oldu. Yani bugün, hangi başarılı kurumu, tarihi geçmişinden bugüne incelersek çok benzer adımlar “Herkes Everest’e tırmanamayabilir ama herkesin tırmanabileceği bir Everest’i vardır.” Nasuh Mahruki atmışlardır, benzer duruşlar göstermişlerdir. Zorluklar karşısında benzer cevaplar vermişlerdir. Başarısızlıklarını benzer şekilde yönetmişlerdir. Zaten bu yol haritası da oradan ortaya çıktı. Bu sadece bana özgü bir şey değil, tüm dünyadaki belirli bir konumu olan, başarıya ulaşmış kişilerin hayat tarzlarında, yaşam biçimlerinde bunlara rastlamak mümkün. Ben sadece çok daha analitik bir bakış açısıyla kendi hayatımı çok derinlemesine inceleyerek, irdeleyerek, farkına vardığım hayat ve kendimle ilgili şeyleri tam yerinde kullanarak 64 maddeden oluşan bir kitap ortaya çıkarttım. “Asıl olan, hedefi doğru seçmek ve bütün imkan ve kabiliyetimizle, kaynaklarımızla bu hedefe odaklanmaktır.” diyorsunuz en son kitabınızda. Peki, Nasuh Mahruki hedefini neye göre belirliyor? Mart 2011 Üniversiteden mezun olduğunuzda bulunduğunuz yerde olmayı hayal ediyor muydunuz? iyisini en iyisini yapmaya zorluyor bizi. O yönde motive ediyoruz kendimizi. Benim aslında üniversitenin son yıllarında hayalim hep yüksek dağlara tırmanmaktı. 7000m, 8000m’lik dağlara… Hatta Türkiye’nin 8000 m’lik tırmanışını yapan ilk dağcı olmaktı. Yani buralara kadar gelir miydi, Akut bu kadar büyür müydü kestirmek mümkün değildi. Everest’ten sonra Akut resmi olarak kuruldu. Buralara geleceğini tabii ki öngörmek mümkün değil. Çünkü Akut, hakikaten müthiş bir noktaya ulaştı. İnşallah çok daha iyi yerlere de gelecek; ama bu bir yolda olmayla alakalı. Yani ben, hep bu yoldaydım. Üniversitedeyken bile hep bu yoldaydım. Bu yolda iyi bir yerlere geleceğimi biliyordum zaten. Sonuçta iyi tırmandığımın farkındayım. Hedeflerimin peşinden gittiğimin farkındayım ama sonuçta geleceği çok net bilemiyorsun, ne nerde durur, bilmiyorsun. Dağcılık her ne kadar takım halinde de yapılsa yoğun bireysel emek ve dikkat isteyen bir iş. Siz bu disiplini nasıl sağlıyorsunuz? Yorgunluk ve yılgınlığın yoğun olarak bastırdığı anlarda kendinizi nasıl motive ediyorsunuz? İnsan başardıkça, daha fazlasını ister, bundan sonraki büyük projeniz/ hedefiniz nedir? İnsan hayatın birçok alanında birçok aktivitede bulunuyor. Bir alanda başarılı olmuş olmak demek- Sen buralara kadar çıkabiliyorsun o zaman sen buradaki kabiliyetinibesbelli ki bir kabiliyet var- hayatın başka alanlarında da kullanabilirsin- demek oluyor. Hayatı insan böylece zenginleştirebiliyor, çoğaltabiliyor. Belli bir alanda uzmanlaşacağız günümüz dünyasında artık. Ama birçok alandan da anlamamız lazım ki artık ikisini de kucaklayabilelim. Dağcılıkta istediğim yerlere geldim; ama fotoğrafta da motosiklet seyahatlerimde de kitaplarımda da seminerlerimde de hep ondan aldığım özgüvenle ve öz farkındalıkla başka alanlarda da yine çıtayı yükseltip ilerlemek istiyorum. İyi bir şey yapmak. insanın gerçekten özgüvenini çok besliyor ama şunu da beraberinde getiriyor: bunda da en iyisini yapman gerekiyor. Kitap mı yazacaksın, bu da en iyisi olacak. Fotoğraf mı sergileyeceksin, o da en iyisi gibi olacak. Seminer mi veriyorsun, seminerde herkesin etkilenmesi lazım, en iyisi olması lazım gibi. Her başarı, diğer başarılarının sınırlarını ve standartlarını yeniden tanımlıyor. Bir alanda çıtayı yükselttiğin zaman o, diğer alanlara da yansıyor. Bir yeteneği, onu işlemeyi ve kullanmayı bir kez fark ettin mi onu birçok alanda kullanabilirsin. Mesela AKUT da bir sivil toplum hareketi sonuçta. Ama bizim dağcılıkta geliştirdiğimiz kabiliyetlerin üzerine inşa ettiğimiz bir yapı. Yıllar içerisinde çok şey öğrendik. AKUT hepimiz için bir okul oldu. Yaşadığımız her şey, iyisiyle kötüsüyle, kolayıyla zoruyla daha da Dağcılığın riskli ve tehlikeli bir spor olduğunu ben çok iyi biliyorum. Bunu her yerde de söylerim. Birinci kural, bu spor riskli ve tehlikeli bir spordur. Bu sporu yaparken yaralanabilirsiniz, sakat kalabilirsiniz, hatta daha da kötüsü olabilir. O yüzden bunu hiçbir zaman aklımdan çıkarmam. Bastığım, tuttuğum yere dikkat ederim, kullandığım malzemeye dikkat ederim, ne oluyor ne bitiyor dikkat ederim ki riski minimuma çekeyim. Baştan neyle karşılaşacağımı bildiğim için karşıma sürpriz hiçbir şey çıkmıyor. Bu spor böyle bir spor. Bu sporda aşırı yorulursunuz, halisünasyonlar görürsünüz. Bunlar bu sporun doğasında olan şeyler. Neyle karşılaşabileceğinizi bildiğinizde kendinizi ona göre hazırlayabiliyorsunuz. Hazırlık safhasının bir tanesi de psikolojik hazırlık. Bu psikolojik hazırlıkla, zorluklara karşı daha kararlı bir şekilde baş edebiliyorsunuz. Zirvelerin insanın başını döndüren ve daha da yükseğine ulaşmayı kamçılayan bir etkisi var sanıyorum. Öncelikle zirveye ulaştığınız andaki o “Başarı” duygusunu tarif edebilir misiniz? Zirveye vardığında hissedilen gerçekten çok yüksek bir duygu. İnsanoğlunun duygularını kelimelere dökmesi, o kadar kolay değil. Ama şunu söyleyebilirim: Bir kere çok büyük bir özgüven çok büyük bir özsaygı, başarma duygusu “Bunu yaptım, başardım” duygusu. Bu zorlu da bir hedef, uzun soluklu bir hedef. Aylar yıllar sürüyor planlanması ve oraya varması. O yüzden, bu oranda da yüksek bir tatmini var. Seneca’nın bir sözü var: “Her şeyin zevki bizi itmesi gereken tehlike ile artar.” Bir şeyi elde etmek ne kadar zor ve zahmetliyse, onu elde ettiğinde de o kadar büyük bir haz duyuyorsun. Başarmış olma duygusuna en yakın duygunun tek kelimeyle ifadesi: “Coşku”. Zirveye vardığımda ruhum bedenimden çıkacakmış gibi bir coşku hissederim. O kadar büyük bir mutluluk duygusu ve bir yandan da bir an önce ineyim de bu mutluluğu paylaşayım duygusu. Çünkü arkada da bunu merak eden bir dünya insan var. “Bu işin sonu ne olacak? İnşallah sağ salim Mart 2011 dönecek.” diyen insanlar... Bu yüzden de bir an önce dönüp paylaşma duygusu var. meydana gelen kazalarda hem de deprem, sel gibi doğal afetlerde meydana gelen büyük kazalarda can kaybını en aza indirmek ve bu alanda toplumu bilinçlendirmek olarak iki temel misyonu üstlenerek AKUT’u kurduk. O gün bugündür aynı misyon ile çalışıyoruz. Ben AKUT’un kurucularından biriyim, başkanıyım. Kurduğumuzda zaten ben Everest’e tırmanmıştım. Kar Leoparı unvanım vardı. Biz stratejik olarak zaten AKUT’u bir yere getirebilmek için Nasuh Mahruki markasından faydalanalım, onun üzerine bu yapıyı oturtalım diye karar vermiştik. Ama tabi AKUT şu anda müthiş bir yere geldi. Çok nitelikli insanlar girdi aramıza. Biz bir avuç dağcıydık, şimdi olduk 1200 gönüllü. İlk yıllardaki o strateji de bir şekilde yapıştı üzerimize. Ama AKUT ile anılmak da çok güzel bir duygu benim için. Her insan güzel şeylerle anılmak ister. AKUT, fikri nereden doğdu? İsminizin AKUT ile birlikte anılması sizde nasıl bir etki yaratıyor? AKUT, fikir olarak ilk defa 1994 Kasım’ında Bolkar Dağları’nda bir dağ kazasının sonrasında ortaya çıktı. Yıldız Teknik Üniversitesi’nden beş kişi Medetsiz Dağları’nda bir tırmanışa çıkıyorlar ve fırtınaya yakalanıyorlar. İkisi kayboluyor. Bu haber yayıldı ve bize de ulaştı. O zamanlar, dağcılar böyle bir durum olduğunda birbirlerine haber verir, uygun olanlar sırt çantasını toplar bütün gerekli malzemesini alır bölgeye giderdi. Burada da öyle oldu, hepimiz bölgeye gittik ve ciddi bir arama çalışması yapıldı; ancak, bulamadık çocukları. Birinin cesedi 8 ay sonra bulundu. Biri hala yok ortada. Bu olaydan sonra bir avuç dağcı toplandık, gelecekteki olası dağ kazaları için bir takım öngörülerde bulunduk. Ve bundan sonraki kazalar için örgütlenmeye karar verdik. 1994’teki çalışmada çok gayretli ve iyi niyetli olmamıza rağmen çözemedik işi. Daha organize, daha planlı ve lojistiği, kaynağı, eğitimi, antrenmanı, malzemesi her şeyi ona göre olan bir yapılanmaya gitmeye karar verdik. Hepimiz gönüllü olarak ciddi bir araştırma çalışması içine girdik. Bu sırada Türkiye için deprem riskini fark ettik. Şaşırdık da aslında. Türkiye’de oldukça yüksek deprem riski varmış. O zaman, 1996’nın Mart ayında kurduk AKUT’u. Hem dağda Okuyucularımızın bilmesinde fayda gördüğünüz, kendilerinin, yakınlarının veya çocuklarının katılabileceği AKUT faaliyetleri nelerdir ve nasıl katılabilirler? AKUT belirli bir misyonla kurulmuş bir sivil toplum kuruluşu. Bizim burada yaptığımız her şey, o misyonla alakalı şeyler. Herkese mutlaka bir ilk yardım eğitimi almalarını öneririm. Hiçbir şey yapamıyorlarsa ailece mutlaka bir ilk yardım eğitimi alsınlar. “İnsan bedeni, mekanizması nasıl işliyor, bir yerini kırdığın zaman kestiğin zaman, patlattığın zaman nasıl müdahale Mart 2011 etmen gerekiyor?” gibi basit ilk yardım müdahalelerini öğrensinler. Bunlar, insanın hayatında bir kere gerekebilir. Belki hiç gerekmez ama o bir kere gerektiğinde önceden böyle bir hazırlık varsa bu iş çözülür ve devam edersin hayatına. Eğer eğitimin yoksa eğer kaza anında orada elin kolun bağlı kalırsan, çok basit bir şeyi yapamamaktan dolayı birisini, Allah korusun, kaybedersek ya da kalıcı bir sakatlık kalırsa, daha sonra ömür boyu vicdan azabı çeker insan. İlk yardım gerçekten çok önemli bir konu. Ben bu konuda bir çalışma yapmalarını öneririm. AKUT olarak biz de veriyoruz bu eğitimleri. Öyle bir grup oluştururlarsa biz verebiliriz burada. Ne tür bir iş yapılırsa yapılsın uzmanlaşmanın önemini en iyi sergileyen insanlardan birisiniz. AKUT faaliyetleri ve dağcılık hepsi dışarıdan gönüllü ve hobi tarzı işler gibi görünse bile çok ciddi birikim, sağlam bir hazırlık ve planlama gerektiren aktiviteler. Bu itibarla Grundfos çalışanlarına, iş ve özel hayatları ile ilgili ne gibi önerilerde bulunabilirsiniz? Burada önemli olan şey, herkesin yeteneğinin farkına varması. İnsanın bu hayatta kendisini neyin mutlu edeceğinin farkına varması ve bu aradaki ilişkiyi de elindeki en sağlıklı imkânlar, içinde bulunduğu ortam ve çevrenin ona sunduğu fırsatlarla beraber, sahip olduğu yetenekler ile yapmak istediği şeyler arasındaki o dengeyi kurmak. İşin kafada teorik, hayali bir tarafı var; ama bir noktadan sonra bu somut bir hedefe dönüşmeli ve bu somut hedefin peşinden harekete geçilip adım adım ilerlemek gerekli. Her hedef, bir projedir ve bir proje gibi planlanmalıdır. Stratejik planlaması, yol haritası, zaman planı… Hayat çok ciddi bir şey ve ciddiye alarak yaşamak gerekir. Yumuşatacak, daha keyifli hale getirecek, hazzı artıracak şeyleri de içine bir şekilde dahil etmek gerekir tabi. Sosyal sorumluluk sizce nedir? Kişisel ve kurumsal bazda tanımlayıp, örnek çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz? Biz toplumsal bir hayat paylaşıyoruz ve toplum hayatı dediğiniz şey aslında bir ortaklık. Biz bu toplumun her bir üyesiyle ortak bir yaşam sürüyoruz ve bu ortaklık hepimize bir takım haklar verdiği gibi sorumluluklar da yüklüyor. İnsanın sosyal bir birey olarak içinde bulunduğu sosyal yapıya karşı, topluma karşı hissetmesi ve yerine getirmesi gereken sorumlulukları vardır. Yaşadığın toplumu daha güzelleştirmek, mevcut halinden daha kaliteli, yaşanabilir hale getirmek için “Her şeyi devlet yapsın” demek değil, biz de bir şeyler yapmalıyız. Biz AKUT’u kuran bir avuç dağcıyız ve etrafımızda yıllar içerisinde biriken insanlarla beraber arama kurtarma alanında üzerimize düşeni yapıyoruz. İyi bir STK olunca gönüllülerle beraber başka alanlarda da çalışmalar yapıyoruz. Örneğin, eğitim alanında destek verdiğimiz “El ele projesi” var. Kitaplar dağıtıyoruz, çöp ve çevre temizlikleri, okul boyama işleri yapıyoruz, seminerler veriyoruz, kan bağışı, organ bağışı, okullara yardım… Sosyal sorumluluk böyle bir şey aslında… Yaşadığın topraklara, yaşadığın ülkeye karşı, bütüne karşı, olumlu bir şeyler hissetmek ve onu daha ileri götürebilmek için de iş birlikteliğiyle, güç birlikteliğiyle örgütlü bir birliktelikle – çünkü örgütlü toplum güçlü toplumdur – o çabayı, hizmeti, servisi yerine getirmektir. Kitabınızda sivil toplum hareketlerini en basit ifade ile aktif vatandaşlık olarak adlandırıyorsunuz. Sosyal girişimci bir birey olarak çevreci bir yapınızın olduğuna inanıyorum. Yaşanan iklim değişikliği ve çevreye duyarlılık konularında toplumun bilinçlenmesi açısından bir girişiminiz oldu mu? AKUT olarak bizim küresel iklim değişikliği komitemiz var. 2007’de kurduk. İklim değişikliği konusunun ilk gündeme geldiği dönemde kurduk. O dönemlerde birçok seminer verdik. O zamanlar küresel iklim değişikliği bu kadar konuşulmuyordu bile. Bu ekip, küresel iklim değişikliğinin engellemesine katkıda bulunmak için okullarda enerjinin tasarruflu kullanılmasıyla ilgili bilinçlendirici seminerler verdi. AKUT olarak firmalara çeşitli eğitimler de veriyorsunuz. Üretimde maliyeti göz ardı ederek çevreye duyarlı politikalarla üretim yapan sanayi kuruluşlarını desteklemek adına bir çalışmanız var mı? Aslında biz Yılmaz’la son Everest zirve tırmanışımızı “Enerjini doğru kullan, zirveye tırman.” sloganı ile gerçekleştirmiştik. Yani enerji ekonomisine dikkat çekmek amacıyla sloganlaştırmıştık bu tırmanışı. Sponsorumuz Cantek Soğutma Sistemleri’nin çalışma alanına giren klima sistemleri, soğuk hava depoları sistemleri müthiş enerji tüketen, elektrik harcayan gereksinimler. Cantek bu Mart 2011 alanda enerji ekonomisini geliştirmeye yönelik bir ARGE çalışması yapmış, geliştirdiği teknikle enerji ekonomisine katkıda bulunmuş ve buna dikkat çekmek istemişti. Biz de bu tırmanışımız ile enerjinin verimli kullanılmasına dikkat çekmeyi amaçlamıştık. Son olarak geçen yıl eşiniz Mine Hanım’la evlendiniz. Evlilik bundan sonra yapacağınız çalışmaları nasıl etkiler/etkiliyor? Daha az riskli sporlarla mı ilgilenirsiniz? Etkilemez. Zaten Everest’e evlendikten sonra çıktım tekrar. Hatta Mine de geldi benimle ana kampa kadar. Ana kampa beni bıraktı, vedalaştık sonra ben tırmanmaya devam ettim. Muhtemelen azalacak bu artık ama bu evlendiğimden ziyade “artık yeter 42 yaşındayım” dememden dolayı olacak. Bunları ben 20’li yaşlarımda yaptım. Artık daha başka şeyler yapabilirim. Ben bu noktada istediğim yere geldim. Bir tek Everest’e oksijensiz çıkmak gibi bir tutkum vardı. İkisinde de olmadı nedense. Birinde parmaklarımın donduğu hassasiyetten olmadı, ikincide de soğuktan ve rüzgârın kesilmemesinden olmadı. Bir daha denk gelirse üçüncü kez giderim Everest’e. Ali Nasuh MAHRUKİ 21 Mayıs 1968’de İstanbul’da doğdu, ilk ve orta öğrenimini Şişli Terakki Lisesi’nde tamamladıktan sonra 1992 yılında Bilkent Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden, 2004 yılında Milli Güvenlik Akademisi’nden mezun oldu. Profesyonel sporcu, yazar ve fotoğrafçı olan Mahruki dağcılık, mağaracılık, yamaç paraşütü, aletli dalış, motor sporları, yelken ve bisiklet sporları yapmaktadır. Sovyet Asya’nın 7000 metreden yüksek beş tırmanışını da tamamlayarak, Rusya Dağcılık Federasyonu tarafından KAR LEOPARI unvanı verilen Mahruki, Everest Dağı’na tırmanan ilk Türk ve dünyadaki ilk müslüman dağcı ve YEDİ ZİRVELER projesini tamamlayan dünyanın en genç dağcısı oldu. 8000 metreden yüksek Cho Oyu, Lhotse ve K2 dağlarına oksijen desteksiz olarak tırmandı. 15 yıl aradan sonra Everest Dağı’na bir kez daha tırmandı. Türkiye, İran, Pakistan, Hindistan, Nepal, Sıkkım, Tibet, Bhutan ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde motosiklet seyahatleri yaptı. Liderlik, takım çalışması, kendini tanıma, hedef odalılık, kararlılık, disiplin, risk yönetimi gibi konularda motivasyon konuşmaları ve seminerler düzenlemektedir ve Bahçeşehir Üniversitesi’nde “Takım Çalışması ve Liderlik” dersi vermiştir. Çeşitli gazete ve dergilerde köşe yazarlığı yapmıştır ve çeşitli televizyon kanallarında belgesel programları hazırlamıştır. Arama Kurtarma Derneği – AKUT kurucu üyesi ve başkanı, Ulusal Güvenlik ve Stratejik Araştırmalar Derneği – UGSAD, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi, Sualtı Araştırmaları Derneği – SAD, Gezginler Kulübü üyesi ve Ortak İdealler Derneği kurucu üyesidir. Eserleri: Bir Dağcının Güncesi – Everest’te ilk Türk – Bir Hayalin Peşinde – Asya Yolları, Himalayalar ve Ötesi – Yeryüzü Güncesi – Vatan Lafla Değil Eylemle Sevilir – Kendi Everest’inize Tırmanın. www.nasuhmahruki.com
Benzer belgeler
Nasuh Mahruki Ile Soylesi.
Yedi Zirveler : -Sovyet Asya’nın en yüksek beş dağına
(her biri 7 bin metrenin üzerinde) tırmandığı için 1994 yılında Rusya
Dağcılık Federasyonu tarafından verilen Kar Leoparı unvanını alan az
sayı...