Sayfa 47 - Ayrıntı Dergisi
Transkript
Sayfa 47 - Ayrıntı Dergisi
AFYONKARAHİSAR MÜZESİ Arkeolog Müze Müdürü Mevlüt ÜYÜMEZ Arkeolog Ahmet İLASLI ÖZET: Yanarlar Mezarlığı, Afyonkarahisar-Ankara yolunun 30. kilometresinde İscehisar ilçesine bağlı Seydiler kasabasının Yanarlar Mahallesi’ndedir. Bu mezarlara armağan olarak kap kacak, çeşitli süs eşyası, ağırşaklar ve aşık kemikleri bırakılmıştır. Hititlerin M.Ö. 2. bin yılın başında Anadolu’ya geldikleri sanılmaktadır. Yerleştikleri bölge Kızılırmak kavsı içinde yer alan bölgedir. Bu bölgeye yerleşen kavimlerin kökenleri ve geldikleri yer konusunda değişik görüşler ileri sürülmüştür. Bunlardan birisi, Hititlerin Batıdan Anadolu’ya geldiklerini varsayan görüştür. Frigler Balkanlardan Anadolu’ya gelmişlerdi ve Trakyalılarla akraba idiler. Geleneğe uygun olarak onlar da bir Hint-Avrupa dili konuşmuşlardır. M.Ö. 2. bin yılın sonlarında Batı Anadolu’nun iç bölgelerine yerleştiler. Tatarlı Tümülüsü, Şuhut-Dinar yolu üzerinde Tatarlı kasabası yakınında, yol kenarında, kayalık bir tepe üzerindedir. Tatarlı Tümülüsü, inşa tekniği, ahşap odasının yapım biçimi ve ahşap duvarlar üzerindeki resimli figürler ile bu mezarın Geç Phryg dönemine ait olduğunu; yani M.Ö. 6 yüzyılın (525-500) sonlarında inşa edilmiş olabileceğini göstermiştir. ANAHTAR KELİMELER: Afyonkarahisar Müzesi, mezar, sikke, bronz, Frigya, Hitit, Yanarlar Hitit Mezarlığı Kazısı ve Buluntuları: Yanarlar Mezarlığı, Afyonkarahisar-Ankara yolunun 30. kilometresinde İscehisar ilçesine bağlı Seydiler kasabasının Yanarlar Mahallesi’ndedir. Işık ailesine ait “Küpyer” adıyla anılan bir tarladır. Bu tarla sürüldüğü zamanlar, sapan demirine takılan taşları, birçok mezarın ortaya çıkmasına yol açmıştır. Afyon Müzesi’ne intikal eden bazı eserler, yerin keşfini sağlamıştır. Afyonkarahisar çevresindeki M.Ö. II. bin yerleşmeleri üzerinde çalışan, Doğu Mermerci, tarafından yapılan inceleme sonucunda, kazı yapılması gündeme gelmiştir. Prof. Dr. Kutlu Emre tarafından 1975-1977 yıllarında kısa süren kazı yapılmıştır. Kazı sonucunda yerleşme yeri bulunamayan bir Hitit Mezarlığı açığa çıkmıştır. İki yıllık kazı mevsiminde, 9 açma çalışılmış ve toplam 36 küp mezar açılmış ve incelenmiştir. Kazı dışında bulunan 10 adet mezar küpüyle birlikte 46 mezar, açılmış durumdadır. Birkaç kuşak boyunca kullanıldığı anlaşılan mezarlıkta, hafif eğimli araziye 1-2 metrelik çukurlar kazılmış, küpler çukur içine ağızları yukarı açık gelecek biçimde yerleştirilmiştir. Ölü daha sıcaklığını yitirip katılaşmadan, ayaklar dibe, baş ağız kenarına gelecek biçimde çömelmiş durumda ABSTRACT: Yanarlar Graveyard is in Yanarlar Suburb in Seydiler Village located in İscehisar Town 30th km of Afyonkarahisar-Ankara Highway. As a gift to these graves; potteries, various ornaments, loom weights and astragaluses were left. It is assumed that Hittites migrated to Anatolia in 2000 BC. They settled in the area that is located in the curve of Kızılırmak River. Several hypotheses were argued about the origins of people that moved to this region and where they moved from. One of these assumes that Hittites moved to West Anatolia. Phrygians moved from Balkans to Anatolia and they were the relatives of Thracians. They also spoke Indo- European Languages traditionally. They settled to inner parts of West Anatolia at the end of 2000 BC. Tatarlı Tumulus is located on a cliff close to Tatarlı village on the Şuhut-Dinar Road. The construction method, the form of the wooden room and the figures drawn on the wooden walls of Tatarlı Tumulus demonstrates that the grave may be built at Late Phrygian Era at the end of 6th century BC ( 525 - 500 BC) . (Translated by BURDİL) KEYWORDS: Afyonkarahisar Museum, grave, coins, bronze, Phrygia, Hittite. yerleştirilmiştir. Bu gömme biçimine hoker ve yarı hoker (ana karnındaki gibi) gömü adı verilmektedir. Küpün ağzı yassı taşlarıyla kapatılmakta, üzeri toprakla örtülmektedir. Küpün içine ölünün sevdiği özel ve süs eşyası dışında ölüye sunulan armağan kaplar, eşyalar gömülmektedir. Bu mezarlara armağan olarak kap kacak, çeşitli süs eşyası, ağırşaklar ve aşık kemikleri bırakılmıştır. Keramik eşya olarak küpler, yonca ağızlı testiler, yuvarlak ağızlı testiler, sepetkulplu çaydanlıklar, emziği kulpun yan tarafında ibrikler, çift kulplu vazolar, çanaklar bulunmuştur. Ayrıca kazı sonrası müzeye getirilerek satın alınan falloslu testi, bu buluntuların en güzel örneğidir. Süs eşyası olarak topuz başlığı iğneler, koni başlı iğneler, başı yivli iğneler, başı dilimli iğneler, kıvrık başlı iğneler, halkalar, gerdanlık taneleri, çeşitli taşlardan boncuklar, böcekkabuğundan gerdanlıklar ele geçmiştir. Taştan, pişmiş topraktan, kemikten çeşitli biçimlerde ağırşaklar, dilimli düz yassı topuz başları ve çeşitli, irili ufaklı kemikten aşıklar da bolca bulunmuştur. Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 47 Yanarlar mezarlığında bulunan keramiğin hemen hepsi çarkta yapılmıştır. Kapların hamuru, koyu kiremit, kızıl deve-tüyü, kızıl kahverengindedir. Hamurda, katkı malzemesi olarak, irice kum ve parlak mika tanecikleri kullanılmıştır. İri taneli hamur iyi işlenmemiş ve sıkıştırılmıştır. Bunun yanında iyi işlenmiş hamurlu, ince cidarlı kaplar da az değildir. Yanarlar çömleğine biçim verildikten sonra, görünümünü daha güzelleştirmek için, astar, perdah, boya, banyo ve nemliyken düzeltme yöntemleri uygulanmıştır. Yanarlar kaplarında bezeme öğesi olarak çeşitli biçimde düğmeler, yatay yivler, kabartma bantlar, kabartma ip şeridi, tek merkezli daire baskıları, stilize edilmiş insan yüzü ve boğa başı motifleri kullanılmıştır. Ayrıca, İç Anadolu’da Asur Ticaret Kolonileri ve Eski Hitit çağında görülen hayvan başı biçimli emziklerin Afyonkarahisar çevresinde bulunduğu ve kullanıldığı çok güzel bir örnekten anlaşılmıştır. Yanarlar buluntularının büyük bir mezarlığı çoğunluğu, Anadolu’nun M.Ö. II. bin yılın ilk yarısına ait, özellikle Hitit merkezlerinde açığa çıkmış eserlerle oldukça yakın benzerliklerle göstermektedir. Bu benzerlikler sayesinde, mezarlığın kullanım süresi saptanabilmektedir. Buna göre, bu mezarlık, Asur Ticaret Kolonileri çağının geç dönemi ile Eski Hitit Krallığı döneminde kullanılmıştır. Hitit Çağı Buluntuları: Hititlerin M.Ö. 2. bin yılın başında Anadolu’ya geldikleri sanılmaktadır. Yerleştikleri bölge Kızılırmak kavsı içinde yer alan bölgedir. Bu bölgeye yerleşen kavimlerin kökenleri ve geldikleri yer konusunda değişik görüşler ileri sürülmüştür. Bunlardan birisi, Hititlerin Batıdan ele geçirdi. Anadolu’ya geldiklerini varsayan görüştür. Bu binlerce çivi yazılı tablet sayesinde, o dönemle görüş ilgili pek çok konu aydınlığa kavuşmuştur. 18. ve 17.yüzyıllarda Hititlerin kullandıkları Kuşşara kralı Anitta gibi ilk dönem Hitit yöneti- yazı çivi yazısıdır. Ancak bu dönemde Hitit cilerinin bile M.Ö. 18. yüzyılda Asur çivi yazısını halkının bir başka yazısı daha olmuştur. Bu da kullanmış olmaları söz konusudur. mühürlerde ve anıtlarda göze çarpan hiyeroglif filolojik kanıtlara dayanılarak ileri sürülmüş olması açısından önemlidir. 2. bininin ilk çeyreğinde, Orta Anadolu’da Kaneş (Nesa), Kuşşara, Hattuşa, Zalpa ve denilen bir resim yazıdır. Puruskhanda gibi bazı küçük kentlerinin varlığı Anadolu’da Hatti ve Hint-Avrupa özelliği yazılı belgelerden öğrenilmektedir. Bu kentler taşıyan yeni kültürün oluşumunda en büyük Hititler M.Ö. 15. ve 14 yüzyılda Yakın daha sonra yavaş yavaş Hitit egemenliği altına katkıyı Neşalılar yapmışlardır. Bunlar Neşa dilini Doğu’nun en önemli üç devletinden birini girmişlerdir. Başlangıçta bu kentlerin en önem- konuşuyorlardı; ancak Hatti halkı olarak kurmuştur. M.Ö. 13. yüzyılda doğu dünyasına lisi Kaneş (Kültepe) idi. Hititlerin ilk somut tanınmışlardı. Mısırlılarla birlikte egemen olmuşlar ve çok izlerine burada rastlanmıştır. Anadolu’da yeni bir kültür yaratmış bu halk özgün, çok farklı bir uygarlık yaratmışlardır. Anadolu’da ilk yazı yukarıda sözü edilen zamanla büyük bir güce erişti. Bunun Hitit Kralı Muvattalli M.Ö. yaklaşık olarak kent devletlerinin zamanında kullanılmıştır. Bir sonucunda da I. Mursuli (M.Ö. yaklaşık 1620- 1292’de Kadeş’te Mısırlılarla tarihsel bir savaşa Asur kolonisi olan Kültepe’de bulunmuş olan 1590) ilkin Aleppo’yu daha sonra ise Babylon’u tutuşmuştur. Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 48 Antik dünyanın en büyük çarpışmalarından birisi sayılan bu savaşta hiçbir taraf üstünlük birlikte, sağlayamamıştır. Muvattalli, Hititlerin Bununla Suriye’deki egemenliğini korumayı başarmıştır. Onun ölümünün ardından baş gösteren iktidar savaşımından III. Hattuşili galip çıkmıştır. İmparatorluğun son dönemi konusunda yeterince bilgi olmamasına karşın, Hitit devletinin M.Ö. 12.yy. başında tarihlerindeki kavimler göçü sonucunda yıkıldığı sanılmaktadır. Gerek Boğazköy gerekse öteki Hitit şehirlerinde yapılan kazılarda Hitit kültür tabakasının hemen ardından Phryg (Frig) kültür tabakasına rastlanması, Boğazköy’ü Friglerin ele geçirdiği yorumunu güçlendirmektedir. Öte yandan Asur yazılı kaynaklarında Frig kralının unvanı olduğu sanılan Mita adının geçtiği bilinmektedir. Geç Hitit döneminin bölgede olmadığı bilinse de Daydalı kabartması bir örnek olarak bölgede bulunmuştur. Ayrıca M.Ö. 6. yy. eseri olan andezit kaide de bölgemizde bulunan bir başka örnektir. Frig Buluntuları dir. Ancak bunlarda yerel bronz işleme sanatının edilmiştir. Mezar odasının üzerindeki yığma, Anadolu eskiçağda çok değişik kültür özgün Frig çevredeki yumru taş, kırma taş, çakıl ve değişik bölgelerine ayrılmıştı. Bunlardan birisi de Frig kültürünün özgün yönlerini görmek de olasıdır. renkteki topraklarla oluşturulmuştur. Tümül- idi. Frigler Balkanlardan Anadolu’ya gelmişlerdi Frig kültürünün özgün ürünlerinden birinin de üsün tepesinden mezar odasının tavanına ve Trakyalılarla akraba idiler. Geleneğe uygun bronz fibulalar olduğu sanılmaktadır. Dokuma kadar yüksekliği 3,5 metredir. Mezar odasının olarak ve nakış işleme sanatında da Frigler çok yüksekliği 185 cm. dir. Odayı örten kalasların ileriydiler. kalınlığı 20-30 cm.’dir. onlar da bir Hint-Avrupa dili konuşmuşlardır. M.Ö. 2. bin yılın sonlarında Batı yönlerini görmekte olasıdır. Anadolu’nun iç bölgelerine yerleştiler. Büyük Frigler kendilerine özgü bir yazı sistemleri Hitit İmparatorluğu’nun geç dönemlerinden vardı. Bu, Fenike alfabesinden türetilmiş bir kalaslarından yapılmış bir oda içine, ölü kalma bir metinde, Pakhuwa ülkesinin kralı sistemdir. bırakılmış, üzeri ağaçlardan bir tonoz biçiminde Düzleştirilen zemin üzerine ardıç Mita’dan söz edilmektedir. Mita adının daıha Frig bölgesinin dinsel inancı açısından en kapatılıp örtülmüş, daha sonra da çevresine, sonra Frig Kralı Midas ile ilişkilendirildiği görül- önemli yeri ise, Ana Tanrıça (Kübele) kültü kesme blok taşlardan aşırma tekniğiyle kalın bir mektedir. Kral I. Tiglathpileser’in zamanına- M.Ö. almıştır. duvar örülmüş, bundan sonrada koruyucu 1115-1093- ait Asur kaynakları ise, Frig halkıyla Teşhirde Midas’ın şehri (Yazılıkaya) kazısı ortak yönleri olan bir halktan, Mushki’den söz buluntuları ile daha sonra müzeye gelmiş etmektedir. Frig uygarlığı, özellikle 8. ve 6. eserler sergilenmektedir. yığma bölümle örtülmüştür. Üzeri tonozlu ahşap odanın iç ölçüleri, 250x200x185 cm.dir. Odanın kuzey duvarı Tatarlı Tümülüsü Kazısı ve Buluntuları değişik ölçülerde 8 kalastan yapılmış. Üstteki 4 göstermiştir. Bu dönem, aynı zamanda birleşik Tatarlı yolu kalas kamalarla birbirine bağlanmış; alttakiler bir Frig Krallığı’nın temellerinin atıldığı dönem- üzerinde Tatarlı yol ise kamasız üst üste oturtulmuştur. Kalas duvar dir. Bu dönemin en önemli özelliklerinden biri kenarında, kayalık bir tepe üzerindedir. 1970 yapımında, geçme ve bindirme tekniğine de Lidyalıların, Medlerin ve Perslerin egemen- yılında kaçakçılar tarafından tahrip edildiği başvurulmuştur. liklerini kabullenmiş olan küçük çaptaki yerel haber alınınca, Müze Müdürü Hasan T. Uçankuş Üst örtüsü kalasları da böyle yan yana prensliklerin varlığıydı. Bu uygarlığın niteliğini ile asistan arkadaşları Bedri Yalman ve Ali geçme biçiminde dizilmiş, onların üzerine en iyi biçimde yansıtan sanatsal kalıntılar, çanak Kılıçkaya tarafından, burada bir kurtarma kazısı mertekler, ağaç kabukları sıralanmış ve ondan çömleklerle kaya anıtlarıdır. yapılmıştır. sonra killi bir çamurla sıvanmıştır. Bu mezar yüzyıllar arasındaki dönemde gelişme tümülüsü, Şuhut-Dinar kasabası yakınında, Friglerde madencilik ve ağaç oymacılığı da Tatarlı tümülüsü, 50 m çapında 6 metre odasına sonradan, Romalılar zamanında, blok çok önemliydi. Gordion’da bulunan kulpları yüksekliğindedir. Doğal ve kayalık bir tepe taşlardan bir dromos ilave edilmiş, aile mezarı boğa başlı kazanlarda Urartu etkisi görülmekte- üzerine, kuzey-güney doğrultusunda inşa olarak kullanılmıştır. Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 49 Bunun için mezarda birden fazla, 14 insan iskeleti ve kafatası ele geçmiştir. Kemiklerin konumu da, mezarın sonradan birçok defa kullanıldığı göstermektedir. Çok zengin olması gereken ilk Phryg mezarı, Romalılar zamanında soyulmuş ve bu soygun zamanımıza kadar süregelmiştir. Tatarlı Tümülüsü’nün içinde ele geçen buluntular yalnızca bir bakır Roma sikkesi, iki demir çivi, bir cam şişe parçası ve pişmiş topraktan bir kap parçasıdır. Mezarın asıl önemi, ahşap duvarları üzerinde bulunan boyalı resimlerdedir. Tümülüsün en önemli en ilginç buluntuları bunlardır. Kuzey ve güney dar yan duvarlarının üst bölümünde karşılıklı iki sfenks frizi vardır. Onların altında, kalkanlı savaşçılar, savaş arabaları geçişi, kanatlı boğalar uçuşu, onları takip eden bir panter figürü, üzerinde uçan kuşlar resimleri dizisinden oluşan zengin mitolojik sahnelerinden meydana gelmektedir. Ayrıca yan duvarlarda bazı adamlar, hayvanlar ve bazı geometrik şekillere de rastlanılmıştır. Tatarlı Tümülüsü, inşa tekniği, ahşap odasının yapım biçimi ve ahşap duvarlar M.Ö. 547/46’da Pers kralı II. Kyros başkent sistemi tümden yıkılmıştır. Daha sonra, Merm- üzerindeki resimli figürler ile bu mezarın Geç Sardes’i ele geçirerek yakıp yıkmıştır. nad hanedanının egemenliği altındaki Lidya, Phryg dönemine ait olduğunu; yani M.Ö. 6 Tarihte altın ve gümüşten ilk sikke basımı Kimmerleri bölgede yenilgiye uğratmış ve yüzyılın (525-500) sonlarında inşa edilmiş Lidyalılar zamanında gerçekleştirilmiştir. Dinar, siyasal gücünü Halis’e (Kızılırmak) kadar olabileceğini göstermiştir. Peter Cuniholm’un Dazkırı ve Başmakçı dolaylarında bulunmuş yaymayı başarmıştır. Ne var ki, M.Ö. 547-546 son dendrokronolojı incelemesi sonucunda olan electrum sikkeler de bu dönemden yılında tüm Anadolu yarımadası, Büyük Kiros M.Ö. 531 tarihi verilmiştir. kalmadır. tarafından Lidya Buluntuları: Başkent Sardes, dokumacılıkta da ileriydi. ele geçirilmiş ve Pers İmparatorluğu’nun bir parçası olmuştur. Lidya, Batı Anadolu’nun orta kesiminde Özellikle Tmolos dağının güney eteklerindeki Anadolu’nun batı kıyıları Geç Bronz antik bir bölgedir. Homeros bu bölgeden Hipaypa yün dokumacılığı ve kökboyalarıyla çağından beri daha batıdan gelen akınlara Maionia Asurlu adını duyurmuştu. Misya sınırındaki Thyateria uğramış olup, bu akınlar sonucu bölgelere Ashurbanipal’in kayıtlarında ise Lidyalılardan diye söz etmiştir. (bugünkü Akhisar) kentinde ise hem yün ayrılmış, zamanla bu bölgelerde çok sayıda Luddi diye söz edilmektedir (M.Ö.7.yy.). boyacılığı kentler kurulmuştur. Daha sonraki zamanlarda Dilleri Hint-Avrupa grubundan olan bu halk, Lidya’ya M.Ö. 2. bin yılın ikinci yarısında hem göstermişti. dericilik büyük Katakekaumene gelişme yöresi de, şaraplarıyla ün kazanmıştı. Propontis ve Karadeniz kıyılarına yerleşik kolonileri de kuracak olan kentler, bu batı yerleşmiş olsa gerektir. M.Ö. 1500’lerde Lidya’ya Klasik Devir Buluntuları: kentleridir. Yarımadanın iç kesimleri, Kseno- Atis hanedanı egemen olmuş, daha sonra Deniz halklarının yol açtığı yıkımın phon ile Agesilaus’un M.Ö. 4. yüzyıldaki seferler- ardından Anadolu’nun nüfusunda belirgin bir inin ardından ve son olarak da Mekedonyalı düşüş gözlemlenmiştir. Bu dönem Anadolu Büyük İskender’in fetihlerinin ardından çok tarihinin en karanlık dönemidir. daha iyi bilinir duruma geldi. iktidar sırasıyla Heraklid ve Mermnad hanedanlarına geçmiştir. Lidya krallığı giderek güçlenip yayılmacı bir politika izlemeye Giges döneminde (M.Ö. Anadolu halkları batı dünyasıyla ilk ilişkiyi Roma’nın Anadolu üzerindeki egemenliği yaklaşık 685-562) başlamıştır. M.Ö. 7. yüzyılın ilk M.Ö. 8. yüzyılın başlarında gerçekleştirmiştir. (M.Ö. 30- M.S. 395) yerleşim düzeninin gelişimi yarısında bölge, üç kez Kimmerlerin saldırısına Hititlerin açısından önemlidir. Romalılar tüm Akdeniz uğramıştır. batısında Frig Krallığı egemen olmuştur. dünyasını Son Mermnad kralı Kroisos’un döneminde Frigyalıların M.Ö. 8. yüzyıldan başlayarak yeniden örgütlemiştir. İç Anadolu’yu yeni (M.Ö. yaklaşık 560-546) Lidya, topraklarını Gordion’da yarattığı uygarlık, yoğun bir yerleşim yollarla kıyılara bağlamışlar ve kurdukları yeni doğuda Halis’e kadar (Kızılırmak) genişletmiştir. ağının kurulamayışından dolayı kısa sürmüştür. kentlerle Anadolu’nun birliğini büyük ölçüde Bu güçlü krallığa son veren ise, Persler olmuştur. M.Ö. 680’de Kimmer istilasıyla Frig siyasal sağlamayı başarmışlardır. Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 50 çekilişinden sonra Anadolu’nun Roma’ya bağlayacak biçimde Constantinus’un eski Bizantium’a (İstanbul) Konstantinopolis adını verip onu başkent yapmasıyla Roma eski önemini yitirmiş (M.S. 324-330) ve Anadolu Doğu İmparatorluğunun en önemli parçası olmuştur. 11. yüzyılda Anadolu yarımadasını ele geçirerek Nicaea’da (İznik) ve İconium’da (Konya) başkentler kurmuş olan halk ise Selçuk Türkleridir. 1097’de yapılan ilk Haçlı Seferi Bizans İmparatorluğuna Batı Anadolu’nun birçok yerini yeniden kazandırmışsa da, 1204 yılındaki dördüncü Haçlı seferi başarısızlıkla sonuçlanmış ve Fırat’ın batısındaki yarımadaya ait tüm topraklar bir süre sonra 1400 yılında Osmanlıların eline geçmiştir. 1453 yılında ise II. Mehmet, Konstantinopolis’i (İstanbul) ve 1461’de de Bizans İmparatorluğunun son kalesi olan Trebizon’u (Trabzon) ele geçirmiştir. Klasik devir içinde Helen, Roma ve Bizans dönemlerini içeren bir yerleşim vardır. Bu dönemde kentler kurulmuş ve yoğun olarak yerleşimler oluşturulmuştur. İlimizin hemen hemen her yerinde bu yerleşimlere ait izler çok görülmektedir. Bu nedenle müzedeki eser yoğunluğu bu devre aittir. MERMERİN SANATA DÖNÜŞÜMÜ Mermer, M.Ö. 2500 yıllarında, yani 4500 yıl önce, Eski Tunç çağında kullanılmaya başlanmıştır. Bu dönem insanları, taşlar içinden mermerde, ilahi bir güç sezmişler ve onu ince ve yassı, günümüzün kemanına benzer bir biçimde yontularak konik veya yuvarlak başlı, uzun boyunlu, yuvarlak gövdeli İdol haline getirmişlerdir. Bu biçimiyle mermer, ilahi güç kaynağı olarak insanların yanında bulunmuş hep. Çünkü insanlar, binlerce yıldır taptıkları ana tanrıçayı bu biçimde algılamışlar. Yaşarken yanlarında veya evlerinin kutsal bir köşesinde bulundurdukları bu idolleri, öldüklerinde de yanlarından hatta göğüsleri üzerinden hiç ayırmamışlar. Nitekim Eski Tunç çağına ait Kaklık kazısında bir ölünün göğsü üzerine konulmuş mermer bir idol, tarafımızdan bulunarak müzede sergilenmektedir. Bölgemizde, mermerin bol olmasından olsa gerek, Eski Tunç çağına ait çok sayıda idol bulunmuştur. Eski Tunç çağından sonra, Hitit ve Frig dönemlerini kapsayan yaklaşık 1000 yıllık süreç içinde mermerin kullanımı, işçiliği hakkında, bilgimiz henüz yoktur. M.Ö. 6. yüzyıldan itibaren günümüze kadar yaklaşık 2500 yıl, mermer, insanların en çok aradığı malzeme olmuştur. Mermer, yontulmaya, ona biçimler verilmeye, oya gibi işlenmeye başlanmıştır. Temelden tavana kadar anıtsal yapılarda, evlerde, sokaklarda, surlarla çevrili kentlerde, hatta kentleri birbirine bağlayan yollarda mermer, yapım malzemesi olarak kullanılmıştır. Bununla yetinilmemiş yapılarını, yollarını mermerle süslemeye başlamışlardır. Böylece, mermere şekil veren sanat ve sanatçılar ortaya çıkmıştır. M.Ö. 6. yüzyılda, Efes şehrinde, dünyanın 7 harikasından biri olan Artemis tapınağı, tümüyle mermerden yapılmış, içi ve dışı mermer heykellerle süslenmiş, adak heykellerle doldurulmuştur. Ana tanrıçanın ilahi gücü, mermerde biçimlenmiştir sanki Eski Tunç çağında, ana tanrıçanın ilahi sembolleri olan mermer idoller, Artemis olmuş; böylece Artemis’in evi olan tapınak da, mermerden yapılmıştır, ilahi güç gösterisi olarak. Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 51 Bu düşünceyle yapılan yapı da, dünyanın harikalarından biri olacaktır elbette, Mısır piramitleri gibi. Frigler döneminde Ana Tanrıça Kübele, mermerin ilk çıkarıldığı yer olan bugünkü Bacakale denilen yeri, kutsamış olmalı ki, burası, Kübele tapınım yeri olarak seçilmiştir. Tanrı ve tanrıça heykellerinin yapımı için en uygun beyaz mermer olan “Afyon şekeri”nin çıktığı yer, burasıdır. Tanrıça Kübele’nin sevgilisi alan çoban Attis, hayvanlarını otlatırken, bir yaban domuzu tarafından, burada yaralanır. Yaralarından akan kan, beyaz mermerin içine işleyerek menekşeli mermeri oluşturur. Böyle inanmışlardır mermerin kutsiyetine, insanlar. Dünyada pavonazzetto diye bilinen menekşeli mermer, dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Yalnızca burada, Bacakale’de bulunmaktadır. Büyük İskender’in ölümünden sonra, generallerinden olan Dokimos tarafından, mermerin önemi nedeniyle, bugünkü İscehisar’da, Dokimeion kenti kurulur. Bu kent, mermer sanayi kenti olma yolundadır. Ocaklar işletilmeye başlanır ve dünyanın her yerine mermer gönderilir. Özellikle Roma döneminde çok büyük bir çalışma ortamı oluşturulmuştur; çünkü devletin gelir kaynağı durumundadır ocaklar. Bizans döneminin ilk safhası olan 5-7. yy ile orta safhası olan 10-12. yüzyılda, bu mermer işçiliği, yeniden canlanmıştır. Synnada kenti, Merkezi Frigya’nın başşehri olması nedeniyle Dokimeion mermeri, Synnadik mermeri olarak tanınmaktadır. Buradan çıkartılan mermerler, kara ve suyollarıyla taşınmakta; Apemeia kentine kadar karayolu ile götürülen mermer bloklar, buradan Menderes nehriyle çeşitli yerlere nakledilmektedir. Anadolu’nun hemen hemen her yerine, hatta İtalya, Libya’ya kadar mermer nakledilmiştir. Müzede, öküzlerin koşulu olduğu kağnı ile mermer naklini gösteren Roma dönemine ait bir mezar taşı vardır. Ocak işletilmesiyle ilgili bilgi veren yarı işlenmiş ve atılmış mermer bloklar, Afyonkarahisar Müzesi’nde ve İscehisar Açıkhava Müzesi ile Alimoğlu Mermer Ocağı’nda çok sayıda bulunmaktadır. Özellikle Romalılar döneminde büyük rağbet gören Afyonkarahisar mermerleri, blok veya sütunlar halinde, Roma ve Yunanistan’a gönderilmiş, sipariş üzerine heykel, heykelcik, adak ve dua taşları, lahitler ve ölülerin küllerinin Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 52 saklandığı kaplar yapılmıştır. Mermer, yapı malzemesi olarak temelden çatıya kadar bloklar halinde kullanıldığı gibi, çok ince kesilmiş plakalar halinde kaplama olarak da kullanılmıştır. Bloklar, bazen sütun ve başlığı ile arşitrav denilen kirişler halinde olmuş; bunlar dantela, oya gibi işlenmiş ve sanki ağaç, sarmaşık, çiçek gibi tabiattan birer parçaymış gibi yapıyı sarmıştır. Bazen, heykel ve kabartma olarak insan ve hayvan biçimini almıştır. Bazen de birbirine geçmiş geometrik, bitkisel, nehir gibi doğa şekilleri, güneş, yıldız gibi gök şekilleri ile sonsuzluk, kozmik biçimi verilmiştir. Mermer işçiliği, varlığını heykel ve kabartmalarda da göstermiştir. Bunun için okullar, iş yerleri açılmıştır. Bölgemizde işyerlerinin olduğu, bölgesel özellik içeren işlerden, heykel ve kabartmalardan anlaşılmaktadır. Müzede çok sayıda mermer eser bulunmaktadır. Birkaç büyük boy heykel dışında, genelde kısa boylu heykellerdir. Çavdarlı heykel definesi, bunlara en güzel örnekleridir. Dokimeion’lu bir taşçı ustası, ailesine ait yaptığı bir mezar taşında kullandığı aletleri de göstermiştir. Bu aletler eski ocak enkazlarından da bulunmuştur. Ayrıca enkazlardan çıkan yarı işlenmiş olan atık olarak bulunan heykeller üzerinde kullanılan alet izlerini de görebilmekteyiz. Roma döneminin 2.-4. yüzyıllar arasındaki yaşantısını bu mezar taşlarına bakarak anlayabilmekteyiz. Frigya bölgesi için, bu dönemde, yerel özelliği olan kapı tipi mezar taşları, Müzede özel bir koleksiyon oluşturmaktadır. Dokimeion kenti, lahitlerin yapıldığı önemli bir merkezdir. Sidemara tipi denilen sütunlu lahitlerin üretim merkezidir. Lahitler, sipariş üzerine yapıldığı gibi, hazır halde kişilerin beğenilerine de sunulmaktadır. Mermer blokların üzerinde yazılara da her dönemde rastlanılmaktadır. Yazıtlar olarak adlandırılan bu mermer bloklar, bize yazıldıkları dönemlerle ilgili çok çeşitli bilgiler vermektedir. Helen döneminden günümüze kadar mermere yazı yazma geleneği sürdürülmektedir. Yazılar oyma yazıldığı gibi kabartma da yazılabilmektedir. Roma ve Bizans dönemi yazıları düz ve oyma olarak yazılmış, Selçuklu ve Osmanlı dönemi yazıları ise hat sanatı oluşturacak biçimde yazılmışlardır. Bu yazılarla ilgili çok çeşitli koleksiyonu, görmek mümkündür. Afyonkarahisar Müzesi mermer sanatının gelişimini, tarihini en iyi örneklerle sunan, dünyanın tek müzesidir.
Benzer belgeler
Hitit İmparatorluk Döneminde Anadolu Yerleşme Sistemine
Anadolu halkları batı dünyasıyla ilk ilişkiyi
ÖZET: “26-29 Mayıs 2016 tarihlerinde Pyramids
ağının kurulamayışından dolayı kısa sürmüştür.