alldesıgn başlıyor popüler absürt deneyimler ımm
Transkript
alldesıgn başlıyor popüler absürt deneyimler ımm
“AŞKIN KALPSİZ MANİFESTOSU” ADINI VERDİĞİM BİR YAZI YAZMIŞTIM YILLAR ÖNCE. YİNE BİR SEVGİLİLER GÜNÜ ARİFESİYDİ ŞÜPHESİZ; ELİMİ ATTIĞIM HER DERGİDEN, ÇEVİRDİĞİM HER KANALDAN YÜZÜME ÇARPAN KALPLERDEN ARINMA ÇABASIYDI BİR NEVİ... ÇİFTLER İÇİN TASARLANMIŞ ELDİVENLERDEN, ANCAK İKİ KİŞİ OTURUNCA DENGEYİ BULAN SANDALYELERDEN, SARILINCA UZAKTAKİ SEVGİLİYE SMS GÖNDEREN TİŞÖRTLERDEN DEM VURARAK YAYINCILARIN ÜZERİNDEKİ “AŞKI ANLATMA BASKISI”NI BAŞIMDAN SAVMIŞTIM AKLIMCA. KİM BİLİR... ADET YERİNİ BULSUN DİYE, ÇİFT OLARAK TASARLAYAN PROFESYONELLERİ ANLATMAMDAN, RAY VE CHARLES EAMES’İN HİKAYESİNE, FERRIERI İLE CASTELLI’NİN İLİŞKİSİNE DEĞİNMEDEN ÖNCE MİYDİ, SONRA MI... HER TÜRLÜSÜNÜ DENEMİŞTİM DE, AKLIMA GELMEMİŞTİ “HAYATTA TASARLANAMAYAN ŞEYLER VAR” DİYEREK AŞKI ANLATMAK. BESBELLİ HAYATTA TASARLAYAMADIKLARIMIZ ARASINDA İLK SIRAYI ÇEKEN AŞKIN TADINA BAKMAMIŞ, SON SIRADAKİ ÖLÜMÜN ACISINA ÇARPMAMIŞTIM. TASARLAYAMAMAKLA TANIŞMAMIŞ, İLHAMINI ALMAMIŞTIM. AŞKIN TASARIMDAKİ YANSIMASINI KALBE İNDİRGEMEYE İSYAN ETMİŞ, 14 ŞUBAT ÖNCESİ MANİFESTOMLA, KENDİMCE, SERİ ÜRETİM AŞKA BAŞ KALDIRMIŞTIM. O YAZININ ÜSTÜNDEN YILLAR GEÇTİKTEN SONRA... BİR BAŞKA SEVGİLİLER GÜNÜ ÖNCESİ... TASARLAYAMADIKLARIMLA BİR BİR TANIŞIP... HAYATI FARKLI KILANIN ONLAR İÇİN, ONLARA İNAT VEYA ONLARA RAĞMEN YARATABİLDİKLERİMİZ OLDUĞUNU ANLADIĞIM ŞU GÜNLERDE..TASARLANAMAYANLARIN HEPSİNİN TEK BİR SEBEBİ OLDUĞUNU FARK EDİYORUM: BİR KALP. BAZEN HEYECANDAN ÇOK ATAN, BAZENSE ATMAKTAN BIKAN... ì5"!4ª PAPERWORLD NE SÖYLEDİ ? HEIMTEXTIL SEVGİ DİLİ OLARAK TASARIM ALLDESIGN BAŞLIYOR IMM COLOGNE R POPÜLER ABSÜRT DENEYİMLER İŞTE O YÜZDEN, GÖZLERİMİ KAPATIP MANİFESTOMA DÖNÜNCE... KENDİME SADECE... AŞK OLSUN DİYORUM. Umut Kart [email protected] +!,%ª4!3!2)-ª-%2+%:î.î.ª!9,)+ª4!3!2)-ª'!:%4%3î$î2ª0!2!ªî,%ª3!4),-!: KALEBODUR HER AÇIDAN BEKLENMEYENİ YA R AT I R . C-Extreme Çimento, traverten ve ahşap doku görünümünü buluşturan fullbody porselen. Kalebodur’dan. kale.com.tr facebook.com/kalebodur ŞUBAT/2014 03 Gözde Severoğlu [email protected] İNSANA ODAKLANAN HEIMTEXTIL Ev tekstili ile ilgili ürünlerin en yenilerini bize sunan Heimtextil, Messe Frankfurt’un ev sahipliğinde gerçekleşti. Fuarın en önemli özelliği, insana odaklı kurgusuydu. Yeni yıla girer girmez fuarların da art arda sıralanacağını biliriz. Döşemelik ve perdelik kumaş, duvar ve tavan kaplaması, duvar kağıdı, posterler ile ilgili en yenileri görmek için Heimtextil, yılı kaçırmadan keşfetmek ve kendi sektörümüze ders çıkarmak için başlangıç noktası adeta. Tekstil sektörü geçtiğimiz yıllarda ulusal ve küresel krizlerden en çok etkilenen sektörler arasında gelse de fuar ana iskeletini korumayı sürdürüyor. Trend sergileri, konferansları ve eğitimleri programlanan fuarda, kullanıcıların gözlemlenmesi için yenilikçi ve kavramsal ev ortamları kurgulandı. Ek olarak trend sergilerinden çıkan özetlerin yansımalarını bulmak üzere ziyaretçiler ile şehre inildi. Design Live alanında 180’in üstünde uluslararası katılımcı ev için tekstil önerilerini sergiledi. Sırada ne var sorusuna yanıt bulacağınız türden bir kurguydu. Fuar, Campus adı altında gerçekleşen etkinlik içinde Avrupa ve Brezilya’dan gelen genç tasarımcıların Şehrin Doğası üst başlığındaki çalışmalarına ev sahipliği yaptı. Bu sene, fuarda firmaların en yeni ürünlerinin sergilenmesinin yanında, düzenlenen bir dizi etkinlik ile ziyaretçilere etkileşimli bir 4 gün yaşatıldı. Fuarların vazgeçilmezi olan trend sergilerine gelince karşımıza dört ana başlık çıkıyor. İlki ‘‘Fikir Çatışması’’. Bu trend, benzersizlik için teknolojinin gücünden beslenmeyi öneriyor. Gelişen teknolojilerin ve malzemelerin yekpare ve kişiselleştirilmiş sonuç ürünlere ulaşmamıza sunduğu imkanı hatırlatıyor. Yago Hortal’ın KL 30 isimli kanvas çalışması buna bir örnek. Vaka Valo’nun Esbat Stitches No. 8 çalışması ise bilgisayar algoritmaları ve benzer teknolojilerin seri üretime sunduğu çeşitlilik yaratmadaki kolaylığın bir ifadesi. ortaya çıkarılmasını hatırlatan ‘‘Zarafeti Yüceltmek’’. Doğal malzemelerin maneviyatı saf formlarındadır. Seri üretime bir yanıt olarak hikayesi ve kişiliği olan ürünlere odaklanacağımız günler yakın. Kusurları ile kabul ederek doğal detayları onurlandırmaya odaklanılıyor. Fendi için Formafantasma tarafından tasarlanan Craftica malzemedeki kusurları saklamayı tercih etmiyor, aksine gözler önüne seriyor. Amba Molly’nin enerji tasarrufuna, üretim süreçlerine ve ürünlerin uzun ömürlü kullanımına gönderme yaptığı Atlas, saflığın bir göstergesi. ‘‘Mühendislik Doğası’’, belirlenen diğer bir trend. Sürdürülebilirlik için doğal değerleri sentezlemenin şart olduğunu söylüyor. Bilim ve doğanın yakın ilişkide ilerlemesi yeni tekstil tekniklerinin oluşturulacağını bizlere hatırlatıyor. Carole Collet’in tasarladığı Black Strawberry Lace bu ilişkiye bir örnek teşkil ediyor. Biyoloji, yaratıcılık için yeni bir başlangıç noktası olarak kullanıldığında sürecin ilerleyişinde bir kolaylaştırıcı olabilir. SNDCT ve Masha Reva’nın tasarladığı Botanical Layers doğadan alınan desteğin bir özeti. Son trend ise ‘‘Zanaatı Gençleştirmek’’. Doğruluğunu geliştirmek için gelenekleri yeniden incelemek gerekiyor. Geleneksel zanaat teknikleri, objelere yeni anlamlar vermek üzere canlanıyor ve yenileniyor. Geri dönüştürülmüş malzemeler kullanarak tasarlayan tasarımcılar, teknoloji ağırlıklı topluma rastlantısallığı getiriyor. Örgü, dokuma, nakış gibi geleneksel tekniklerin dilini kullanan tasarımcılar yaşamlarından hikayeler aktaracağa benziyor. Stephanie Wong’un yeni koleksiyonu zanaatı gençleştiren türden. Üçüncü trend ise saflığın ve bütünlüğün Heimtextil, yaşamın içindeki tekstili keşfetmek üzere başladığı Kavramsal Yaşam araştırma raporunda insanların durumsal ihtiyaçlarının yanında alışkanlıklarının ev yaşamını ve çevresini tasarlamalarında etkili olacağını vurguluyor. Bu rapor ile fuarın kumaşa ya da son ürüne değil insana odaklandığını görmek mümkün. Dört ana başlık en genelinde yapılan araştırmanın özetini sunuyor. Kişisel kolajların öneminin artacağı bir döneme girdiğimiz Kavramsal Yaşam, esneklik ve değişim arzusunun yer aldığı Yeniden Yapılandırma, tak ve çalıştır prensibindeki Basitlik ve diğer insanların yaşam alanından ilham alan Anlık Gizlilik. Raporda, bir malzeme, renk ya da kumaşa odaklanarak ulaşılan başlıklar değil, insanın merkezde olduğu gözlemler ve samimiyet içeren sonuçlar bulunuyor. Türkiye’den firmaların çok özen gösterdiği bir fuar olan Heimtextil, ülkeleri ayrı ayrı salonlara yerleştirmeyi denese de karmaşık düzen tercih edilemeye devam ediyor. Pakistan, Çin ve Hindistan’ın uzun yıllardır kendi salonlarının olduğu ve bölgenin kendi dinamiklerini, ipeğin fırsatlarını görmeniz de mümkün. Perdelik ve döşemelik kumaşların yerini yavaş yavaş duvar kağıdına verdiği de söylenebilir. 04 Gözde Severoğlu [email protected] KRİZE MEYDAN OKUYAN PAPERWORLD 25 - 28 Ocak tarihleri arasında düzenlenen kağıt, ofis gereçleri ile kırtasiye sektörünü buluşturan Paperworld, duyulara odaklanıyor, dijital dünyaya uyum sağlıyor ve adeta ekonomik krize meydan okuyor. Gerçekleşen küçük ev aletleri, tekstil, hediyelik eşya fuarlarında küresel ölçekte yaşanan ekonomik krizlerin yansıması küçülmelere yol açıyor, fuar katılımcı sayısında azalmalara neden olabiliyor. Konu Paperworld olduğunda ise bu krize ek olarak djitalle uyumlanan hedef kitlelerin artışı geliyor. Akıllı telefonlardaki veya tabletlerdeki yeni ajandalarımız, not defterlerimiz harflerini de kendi bünyesinde barındırdığından kullanıcıyı dijital ile yakınlaştırıyor. Dijital ile basılı arasındaki dengenin keyfini süreceğimiz şu günlerde dokunmatik ekranların verdiği duygusal faydanın ya da “kopyala yapıştır”ın kolaylığını yanında hissetmenin başka olduğunu fuar aracılığıyla bir kez daha görüyoruz. Mürekkebin kokusu, kalemin tutuş formu, defterin dokusu ile ilgilenenler için fuar bu sene de dolu doluydu! Kar marjının oldukça düşük olduğu kırtasiye sektörü, ofis yaşamını kolaylaştıran ekipmanlar, sunum için uygun cihazlar, ofise düzen getirmeye odaklanan ürünler, kağıtlar, yazı tabletleri, etiketler, zarflar, ajandalar ve takvimler dışında bilgisayar ve yazıcılar ile ilgili yenilikleri gördü. Fuar bünyesindeki sergilere ek olarak ‘‘Go for it’’ kartpostal yarışması ve yılın plastik ürünü ödülleri düzenlendi. 2011’den bu yana düzenlenen Yılın Tasarım Mükemmeliyet Belgesi Asya’ya verildi. Bulundukları salonun tam ortasında yer alan ve Alman Tasarım Konseyi’nin küratörlüğünü üstlendiği sergide bölgeden seçilen yenilikçi ürünleri ile Asya’daki dinamikleri gözlemleme fırsatı yakaladı. Genç ve inovasyona yatırım yapan girişimci firmaların Alman Ekonomi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından desteklenerek tanıtımının yapıldığı 6. Salon, yeni fikirlerle doluydu. BUTT Papierkram baskıdan öte, aksesuarları üç boyutlu hale dönüşen neon kartları ve zarfları ile dikkat çekerken, ‘‘Kağıt Sizin İçin İyidir’’ diyen WednesdayPaper Works merak uyandırdı. Mozaiq Eco Design ekolojik hassasiyetini gözler önüne serdiği geri dönüştürülmüş kağıda bitkisel bazlı mürekkepler uygulanan kartlarını ve etiketlerini sergiledi. Fuar içinde kitapçılara yönelik ürünlerin yer aldığı Mr. Books ve kağıtların dünyasını temsil eden Mrs. Paper, Paperworld’ün aile üyeleri olarak görülebilir. Bu ikili, fuarı özetler nitelikte bir seçki ile karşımızdaydı. Kitapçılara odaklanan sergi, fuar içinden seçilen yaratıcı ürünleri ve bunun yanında kendi kendinize mağazanızda yapabileceklerinizi aktardılar. Her sene fuar içindeki ürünlerden seçim yapılarak düzenlenen trend sergisi ise yine bora.herke.palmisano’nun küratörlüğündeydi. Duyulara odaklanan bu sergi dizisinde 2014/2015 için belirlenen üç tema ise “Kolej Saflığı”, “Nazik Mola” ve “Muhteşem Zevk” oldu. Temaların karakterlerine dikkatlice baktığınızda özünde Sükunet, Sadelik, Farkındalık ve Yansıma yer alıyor. “Kolej Saflığı”, akıllı ve çağdaş ana trend olarak görülebilir. Bu trend, gündelik hayatın içinde anlamsız gibi görünen başlıkları içerir. Yüksek ürün kalitesi beklenmez, işin pratikliği önem taşır. Zarif bej, kahverengi, gri ve siyah, etkileyici renklerle dikkatle bir araya getirilir. Baskın klasikleşen gölgeler, toprakla kesişen sarı, yoğunlaştırılmış kırmızı ve kot mavisi renk etkisi yaratır ve klasik bir görünüm kazandırır. Renklerin bir arada kullanımına ek olarak, düz şeritler, klasik formlar ve grafik tasarım ürünlere lüksün şıklığını ve zarafet katar. “Nazik Mola”da gösterişsiz doğal malzemeler, basit formlar seçilerek dinlenmenize fırsat verecek mekanlar yaratılır. Gözlem yapan ve sükunetini koruyan bu trend, dengeye odaklanır. Renklerin etkileşimi, ışık ve gölgenin yarattığı sakinleştirici his aynı anda yeni enerji sunar. Vurguladığı ince pastel tonlar üstüne lila, nane ve bir dizi rengin karışmasını önerir. Doğal formlar, ışığı ve gösterişsiz rengi şıklık ve iyi malzeme ile kesiştirerek dokunulası yüzeyler yaratır. “Muhteşem Zevk” bireysel ve dikkat çekici devinim içinde dünyayı yeniden yorumlar. Grafik, ironik ve füturistik elementlerin yer aldığı akılcı bir kaleydeskop oluşturur. Aynı zamanda, dünyayı ve onun milyon çeşit karakterini çok da ciddiye almaz. Dinamizm ve dışavurumu iyi bir mizah ile eşleştirir. Optik sanat ve karikatürler bu trendin beslendiği başlıklardır. Renkler, taze ve canlılık içerir. Nane yeşili, gül, kiraz kırmızısı, koyu lacivert ve açık mavi, beyaz ile eşleşerek geniş bir renk yelpazesi yaratır. ŞUBAT/2014 05 Ömer Durmaz [email protected] AVUKATLAR İÇİN TASARIM Tevfik Fikret Uçar, “Tasarım dünyayı değiştirebilir mi?” sorusuna yanıt arıyor. Uçar, Avukat 4.0 projesi kapsamında dava dilekçelerini daha hızlı ve kolay anlaşılır hale getirmek için Samsun Barosu Genç Avukatlarla İletişim Komisyonu ile çalışıyor. Tüm dünyada iş hayatının aktörleri, verimi yüksek ve sürdürülebilir bir gelecek için olağanüstü bütçelerle araştırmalar, eğitim çalışmaları sürdürüyor. Bununla beraber, demokrasinin, sosyal yaşamın, adil yargılanmanın ve sonuçta küresel ve yerel ekonominin temel aktörlerinden avukatlık mesleği ise bu çalışmalara doğrudan katılacak bir algı düzeyine henüz ulaşabilmiş değil. Avukatlık mesleği, tarihsel yapısı içinde gelişme kaydedemeyen/inovatif çalışmalar yapamayan belki de en temel meslek grubu olarak algılanıyor. Samsun Barosu Genç Avukatlarla İletişim Komisyonu ise “AVUKAT 4.0 – Avukatlıkta Geleceğin Uzmanı” projesiyle bu durumu değiştirmek üzere! Projenin tasarlayıcısı ve koordinatörü Av. Burhan Uyan, Türkiye’nin adalet sisteminde çığır açacak projeleri hakkında şunları söylüyor: “Henüz yedinci mesleki yılını doldurmamış ve sayılarının tahminen 20.000 olduğu düşünülen genç avukatların ortak yönleri, Y-Nesli denen 1980 sonrası doğumlu olmaları. Kendi nesillerine has karakteristik özelliklere sahip genç avukatlar ile deneyimli meslektaşları arasındaki iletişim engellerinin ortadan kaldırılması, avukatlık mesleğinin geliştirilmesi konusunda Y-Neslinin kendine has algı sistemleri üzerine kurulu yeni tür çalışma sistemlerin geliştirilmesi, başlı başına üzerinde düşünülmesi gereken bir konu. Projemiz, ülkemizdeki genç avukatların kendilerini geliştirmeye, yenilemeye, dünyanın geldiği durumu ve geleceği doğru algılamaya olan ihtiyaçlarının ne kadar yüksek olduğunu ortaya çıkardı. Halen 15 genç meslektaşımla birlikte iletişimi geliştirme projesi üzerinde çalışıyoruz.” Pazarlama, reklam ve politika konularında nörolojik araştırmaların yapıldığı, kişisel–kurumsal itibar ve algı yönetiminin en temel iletişim stratejisi olarak düzenlediği, iklim değişikliği baskısında teknolojik inovasyonların Projenin Anadolu Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Grafik Tasarım Bölümü Başkanı Prof. Tevfik Fikret Uçar’ın danışmanlığında sürdürülen iletişim tasarımı aşaması, dilekçelerin sayfa düzenlerinde görsel hiyerarşiyi oluşturan öğelerin önem sırasına göre nasıl vurgulanacağı, içeriğin hızlı, kolay ve etkili bir şekilde nasıl oluşturulabileceği, olay örgüsünün grafik öğelerle ardışık olarak nasıl aktarılabileceği üzerinde duruluyor. Gerçek davalar üzerinden örnekler oluşturup tutarlı bir sonuç için çalışılıyor. Türkiye Barolar Birliği nezdinde heyecan yaratan proje hedefine ulaştığında, iletişim tasarımından yararlanarak adalet sistemimizde nelerin değiştirilebileceğini hep birlikte göreceğiz. Dünyadan bir örnek: “Avukatlar için Tipografi” gezegenimizdeki yaşamı şekillendirdiği günümüzde, avukatlık mesleğinin bu gelişmelerden uzak kalarak geleceğe ilişkin umut vadetmesi zor görünmekte! Bu nedenle, avukatlık mesleğinin bugününde ve geleceğinde etkili olacak – çok basamaklı – iletişimi geliştirme projesinin önemli bir aşamasını ‘iletişim tasarımı’ oluşturuyor: Projenin “Avukat: Kelime Kuyumcusu – Görsel İletişim Tasarımı ile Dilekçe Tasarımı” adlı fazının, özellikle genç avukatların mesleki başarılarında kritik öneme sahip olacağı vurgulanıyor. Uyan, bu konuda şunları söylüyor: “Yaklaşık 78.000 avukatın mevcut olduğu ve yılda 4.000 genç avukatın barolara kaydolduğu günümüzde, ne yazık ki hukuk fakültelerinde ve stajda, dilekçenin nasıl yazılacağı konusunda düzenli bir uygulama mevcut değil. Oysa Türk hukuk sisteminde yazılı savunma sistemi uygulanmakta ve bu da avukatların hizmetlerinin neredeyse % 90’ının bu temel yetkinliği, sahada kişisel uygulamaları ile edinmeye çalıştığı anlamına gelmekte. Hakimlerimizin iş yükü dikkate alındığında dilekçenin; taşıdığı bilgi, kavram, duygu ve argümanları, hakime iletme aracı olarak ne kadar az zamanı olduğu ortada. Bir avukatın dilekçenin fonksiyonlarını ve içeriğini en üstün düzeyde uygulayabilmesi, dilekçenin yazılmasında her türlü bilimsel sistemin uygulanmasına bağlıdır. Bu nedenlerle görsel iletişim tasarımının, dilekçenin hazırlanmasında temel ve fakat şimdiye dek hiç yararlanılmamış bir bilim olduğunu düşünüyoruz.” “Avukatlar için Tipografi”, popüler bir web sitesi ve bir kitap projesi. Buradaki ana amaç avukatlar için etkin tipografi kullanımının yöntemini ve yararını anlatan temel bir rehber, başvuru kaynağı olmak. Eser, Harvard eğitimli tipograf Matthew Butterick’in hukuki belgelerdeki, kafa karıştırıcı, zaman kaybettiren, anlamayı ve aktarmayı zorlaştıran sorunları ayıklama ve yerlerine doğrularını önerme çabasıyla başladı. Mükemmel bir yazı/sayfa düzeni ve tipografi ile kazanılabilecekleri detaylı bir şekilde anlatan kılavuz, zaman içerisinde avukatlar için vazgeçilmez bir mesleki kolaylaştırıcı olarak ilgi gördü. Butterick eserinde, hızlı ve kolay araçlar ile profesyonel sonuçlar elde etmek için tipografinin etkili kullanımı üzerine örnekler veriyor. Kitaptaki konular, tipografi nedir, tipografinin yararı ve önemi nedir, kurallar nereden geliyor, özel klavye karakterleri, çizgi uzunlukları, noktalama işaretlerinin usule uygun kullanımları, doğru yazı tipi seçimi, hiyerarşik başlıklar, PDF nasıl oluşturulur, sayfa düzeni vb.’den oluşuyor. Kitapa ayrıca özgeçmiş, araştırma notları, kaynakça oluşturma ve alıntılama gibi belgelerin belirli türleri üzerine dersler içeriyor. www.typographyforlawyers.com 06 MADDENİN HALLERİ’NDEN DİSİPLİNLERARASI BAKIŞ Genç sanatçı ve tasarımcıları desteklemek amacıyla kurulan Armaggan Art&Design Gallery, 50’den fazla sanatçıyı Maddenin Halleri 2 sergisinde bir araya getirdi. tasarımının imalat aşamalarından biri olan, 1 mm kalınlığındaki saç levhalardan oluşturularak hazırlanan Evrim, kollektif bir çalışma olarak karşımıza çıkıyor. Yüzey üzerine yağlı boya ile çalışılan böcek deseni, edebi ve mitolojik olarak eserin ismine de göndermeler yapıyor. Sergide kimler var? Avedis Kendir – Betül Cankara Didem Durukan – Çiğdem Buçak Telli Emre Evrenos – Arda Yorgancılar Evren Erol – Lara Karaso Gülperin Sertdemir – Haluk Tatari Zeynep Torun – Mutlu Torun Nevin Cambaz – Nilgün Sabar Neşe Çoğal – İpek Altunmaral Jülide Arslan – Meltem Eti Proto – Aliye Arslan Collaborate 4 Nuray Özler – Desen Halıçınarlı Sami Savatlı – Hüseyin Rüstemoğlu Ayşegül Erbek Sıla Özgün – Gülfidan Özmen Önder Özkan – Erim Bikkul Efe Urgunlu – Tan Mavitan Nazar Şigaher – Saba Barlas Gamze Yalçın – Saliha Yılmaz Yasha Butler – Derya Özparlak Joelle Hançerli – Nevres Merve Kutlay Hülya Sözer – Özlem Tuna Osman Yaldır – Füsun Yaldır Tablet Design – Meliha Babalık Sinem Kaya - Hakan Erol Naif Design – Sinem Yıldırım Bireysel katılım: Nergiz Yeşil Serim Turaçlı Aziz Tavil Serkan Akyol Gönül Nuhoğlu Sibel Niksarlı Tan Taşpolatoğlu 2012 yılında ilki düzenlenen ve büyük ilgi gören Maddenin Halleri sergisinde bu yıl da sanatçı ve tasarımcılar çalışmalarını “birlikte çalışma üretme ve disiplinlerarası bakış” başlıklarıyla hazırladı. Sanatçı ve tasarımcıların üç aydan fazla sürede oluşturduğu çalışmalar; deri, ahşap, gümüş, mermer, bakır, kağıt ve tekstil malzemeler kullanılarak oluşturuldu. Açılışında, 800’ü aşkın yoğun davetli katılımıyla ilgi gören sergide dikkat çeken çalışmalar yer alıyor. İngiliz Kraliçesi 2. Elizabeth’e yaptığı çalışmalarla tanınan, Dünyaca ünlü mücevher tasarımcısı Avedis Kendir’in Betül Cankara ile yaptığı ‘’AYK’’ isimli bulunuyor. Ermenicede güneşin doğuşu anlamına da gelen, dünyaya barış, huzur, bereket ve farkındalık getirme anlamını taşıyan AYK, işçilik ve işleme detaylarıyla; 2 gram altın, 1.865 gram gümüş, 0,12 kırat pırlanta ve 468 kıratlık bereketin simgesi olan aytaşı işlemesiyle ön plana çıkıyor. Genç sanatçı Arda Yorgancılar ve Emre Evrenos’un birlikte oluşturdukları ‘’Evrim’’ isimli çalışma da serginin dikkat çekenleri arasında. Flake isimli aydınlatma Ressam Çiğdem Buçak Telli’nin, “Sevgili Şeyler” isimli çalışması, kadınların taşıdıkları sorumlulukları, hayatımızı içine alan teknolojiyi ve vazgeçemediğimiz hızlı tüketim alışkanlıklarıyla müdahele edilen tüm erk ve öteki düşünceleri anlatıyor. Ortak çalışmalar arasında, Didem Durukan – Çiğdem Buçak Sevgili Şeyler ile çalışmalarını sergilerken, Nuray Özler ve Desen Halıçınarlı tuval bezi üzerine baskı tekniği ile uyguladıkları “Mevsimsiz” çalışması ile sergide yer alıyor. Gördüklerimize karşı görmediklerimiz, duyduklarımıza karşı duymadıklarımız ve artan bilgi akışıyla sorguladıklarımızın içerisinde, sadelik arayışımızın önemli noktalarda sorgulamamızı sağlayan çalışmalar da sergide bulunuyor. Evren Erol’un “Meçhul” ve Lara Karaso’nun “Hamak ve Konsollu masa” çalışmaları da Maddenin Halleri 2 temasına bütünsellik oluşturuyor. Ressam Neşe Çoğal “Dem, inci ve mercan”, Aliye Arslan ise “İsimsiz” çalışmalarıyla dikkat çekiyor. ŞUBAT/2014 07 Onur Mengi [email protected] MOBİLYALARIN IMM COLOGNE BULUŞMASI IMM 2014 Cologne Uluslararası Mobilya Fuarı’nda, öğrenci projeleri ile İzmir Ekonomi Üniversitesi, Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi, Endüstriyel Tasarım ve İçmimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümleri de yer aldı. tarafından, tek parça ve kendi başına ayakta durabilen mobilyalar üzerinden çalışıldı. Her yıl sınırlı sayıda üniversite katılım kontenjanı olan ve dünyaca ünlü tasarım okulları ve profesyonel üreticilerin yeraldığı, Avrupa’nın en büyük ikinci ve dünyanın en önemli mobilya tasarım organizasyonlarından biri olarak gösterilen Almanya Köln IMM 2014 Cologne Uluslararası Mobilya Fuarı, bu sene 65.kez açıldı. 13 - 19 Ocak 2014 tarihleri arasında düzenlenen fuarda yaklaşık 1000 sergi katılımcısı, 110 farklı ülkeden yaklaşık toplam 120.000 ziyaretçi vardı. İçmimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümleri ne yaptı? Tasarım süreçleri ve çıkan mobilyalar ile bu soruya cevap verelim. Anahtar kelimelerden Fonksiyon, mobilyanın katlanabilirlik, çok amaçlılık, paketlenebilirlik gibi kullanım ve teknik detaylarının çözümü; Kullanıcı, mobilyanın kullanıcı davranış, alışkanlık ve ihtiyaçlarının öğrenciler tarafından gözlemlenerek keşfedilmesini ve bunun tasarım sürecine dahil edilmesini; Nesnenin doğası ise yemek kültürü, oyun, eğlence yada kent yaşamı gibi aktivite alanlarını ve temalarını, tasarımın çıkış noktası ve fikir geliştirme süreçlerinin temellerinin oluşturulabilmesi için yol gösterici olarak verildi. Bu tema kapsamında üretilen 25 adet öğrenci projenin, 17 tanesi fuarda sergilenmek üzere seçildi. Bu projelerden öne çıkanlar ise, az yer kaplayan şezlong, ofis içi çalışma masası ve konsol oyunları için özel tasarlanmış oturma birimiydi. Yaz aylarında kullanıma uygun şezlong, kullanılmadığı zamanlarda üzerinde yeralan 3 ara çubuğun çıkarılmasıyla kış aylarında en az yer kaplayarak saklanabilme özelliğine sahip. Ofis mekanları için tasarlanan metal ayaklı, ahşap üzeri beyaz lake çalışma masası ise, farklı ofis işleri için özelleşmiş farklı çalışma yüzeyleri sunuyor. Aynı zamanda, ofis ortamlarındaki separatör ihtiyacı da bu masa üzerinden karşılanıyor. Oyun konsollarında, insan vücudunun aldığı farklı pozisyonların ihtiyaçlarını karşılayarak konforlu bir oyun deneyimi sağlayan oturma birimi de, kullanılmadığı zamanlarda ters çevrilerek orta sehpa görevi görüyor. Almanya Köln IMM 2014 Cologne Uluslararası Mobilya Fuarı – [D³] Schools’ da, birçok tasarım okulu arasından öne çıkıp, öğrenci projeleri ile katılmak üzere Türkiye’den tek davet edilen okul İzmir Ekonomi Üniversitesi oldu. Endüstriyel Tasarım Bölümü ile İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü’nün ortak yürüttükleri Mobilya Tasarımı dersi öğrencileri için bu sene “Anahtar Kelimeler F.U.N“ teması seçildi. Bu tema dahilinde işlenen F(function/ fonksiyon), U(user/kullanıcı) ve N(nature of object/nesnenin doğası), öğrenciler Fonksiyon, kullanıcı ve nesne doğası üzerinden kurgulanan, işlevsel bir mobilyanın nasıl olması gerektiğini kendi tasarladıkları ürünler üzerinden anlatmaya çalışan öğrenciler, IMM 2014 Cologne Uluslararası Mobilya Fuarı ve sağladığı atmosfer sayesinde, farklı mobilya tasarımı anlayışlarını deneyimleme, bunlardan ilham alma ve diğer Avrupa üniversitelerindeki tasarım öğrencileri ve en önemlisi uluslararası platformda iş yapan birçok üretici ile tanışma fırsatı yakalamış oldular. 1949 yılından bu yana, dünyaca ünlü şirket yetkililerinin yeni ve yaratıcı düşünceleri takip ettiği, mobilya sektörün hedeflerinin belirlendiği ve, ticari ve sektörel firmalar ile genç tasarımcıların biraraya geldiği fuarda bu sene 11 adet ayrı bölüm/sergi bulunuyordu. Pure 11 isimli sergi, premium segment adı verilen yüksek kalitede üretilmiş, modern mobilya tasarımları ve kavramları tek bir mekanda topladı. Pure Editions’da, zamandan kopuk, daha hayalci karakteri olan tasarımlara yer verilirken; Pure Villages’da daha çok, mimari bir düzen içerisinde kurgulanmış, mobilya, aydınlatma, tekstil malzemeleri, aksesuarlar ve banyo elemanları göze çarptı. Ne mutlu ki sergi alanlarında, genç tasarımcılar da unutulmadı. [D³] Schools’un da dahil olduğu, Pure One isimli bölüm, hem yetişen genç tasarımlara ilham vermek, hem de mevcut tasarımcıları desteklemek üzerine kurgulandı. [D³] Professionals, bağımsız tasarımcıların, tasarım stüdyolarının ve genç tasarımcıların tasarım fikirlerini sundukları, en keyifli bölümlerden biri oldu. Global Lifestyles ise, geniş bir yelpazede farklı ürün tasarımlarının sergilendiği, özellikle uluslararası olup, oturma odası ve yatak odası mobilyaları üzerine özelleşmiş bir alan olarak karşımıza çıktı. Comfort isimli bölüm, konfora dair belirli özellikleri de olan koltuk, divan, sofa gibi mobilyalar için ayrılırken; Sleep, yatak ve baza sistemleri, bunların tekstilleri ve kullanılan yeni teknolojiler üzerine çalışanların, fikir ve tasarımlarını sergiledikleri bir bölüm oldu. Smart sergisinde, pratik ve daha dinamik çözümlerin sunulduğu, demonte mobilya ve yatak odası mobilyaları yeraldı. Prime isimli alanda, ev içerisindeki herbir yaşam mekanında kullanılmak üzere modern anlayışla üretilmiş, daha çok katı ve sağlam (solid) ahşap mobilyalar sergilendi. Bu bölümde ayrıca belirli dönemlere ait olup, yeniden üretilen mobilyalara da rastlamak mümkündü. Son bölüm olan Living Interiors ise içmimarlık disiplini içerisinde çalışılan farklı temaların, banyo, zemin, duvar kaplamaları ve aydnlatma elemanları üzerinden işlendiği bir sergi olarak karşımıza çıktı. Peki bu kadar çeşitlilik arasında İzmir Ekonomi Üniversitesi, Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi, Endüstriyel Tasarım ve ŞUBAT/2014 07 Onur Mengi [email protected] MOBİLYALARIN IMM COLOGNE BULUŞMASI IMM 2014 Cologne Uluslararası Mobilya Fuarı’nda, öğrenci projeleri ile İzmir Ekonomi Üniversitesi, Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi, Endüstriyel Tasarım ve İçmimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümleri de yer aldı. tarafından, tek parça ve kendi başına ayakta durabilen mobilyalar üzerinden çalışıldı. Her yıl sınırlı sayıda üniversite katılım kontenjanı olan ve dünyaca ünlü tasarım okulları ve profesyonel üreticilerin yeraldığı, Avrupa’nın en büyük ikinci ve dünyanın en önemli mobilya tasarım organizasyonlarından biri olarak gösterilen Almanya Köln IMM 2014 Cologne Uluslararası Mobilya Fuarı, bu sene 65.kez açıldı. 13 - 19 Ocak 2014 tarihleri arasında düzenlenen fuarda yaklaşık 1000 sergi katılımcısı, 110 farklı ülkeden yaklaşık toplam 120.000 ziyaretçi vardı. İçmimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümleri ne yaptı? Tasarım süreçleri ve çıkan mobilyalar ile bu soruya cevap verelim. Anahtar kelimelerden Fonksiyon, mobilyanın katlanabilirlik, çok amaçlılık, paketlenebilirlik gibi kullanım ve teknik detaylarının çözümü; Kullanıcı, mobilyanın kullanıcı davranış, alışkanlık ve ihtiyaçlarının öğrenciler tarafından gözlemlenerek keşfedilmesini ve bunun tasarım sürecine dahil edilmesini; Nesnenin doğası ise yemek kültürü, oyun, eğlence yada kent yaşamı gibi aktivite alanlarını ve temalarını, tasarımın çıkış noktası ve fikir geliştirme süreçlerinin temellerinin oluşturulabilmesi için yol gösterici olarak verildi. Bu tema kapsamında üretilen 25 adet öğrenci projenin, 17 tanesi fuarda sergilenmek üzere seçildi. Bu projelerden öne çıkanlar ise, az yer kaplayan şezlong, ofis içi çalışma masası ve konsol oyunları için özel tasarlanmış oturma birimiydi. Yaz aylarında kullanıma uygun şezlong, kullanılmadığı zamanlarda üzerinde yeralan 3 ara çubuğun çıkarılmasıyla kış aylarında en az yer kaplayarak saklanabilme özelliğine sahip. Ofis mekanları için tasarlanan metal ayaklı, ahşap üzeri beyaz lake çalışma masası ise, farklı ofis işleri için özelleşmiş farklı çalışma yüzeyleri sunuyor. Aynı zamanda, ofis ortamlarındaki separatör ihtiyacı da bu masa üzerinden karşılanıyor. Oyun konsollarında, insan vücudunun aldığı farklı pozisyonların ihtiyaçlarını karşılayarak konforlu bir oyun deneyimi sağlayan oturma birimi de, kullanılmadığı zamanlarda ters çevrilerek orta sehpa görevi görüyor. Almanya Köln IMM 2014 Cologne Uluslararası Mobilya Fuarı – [D³] Schools’ da, birçok tasarım okulu arasından öne çıkıp, öğrenci projeleri ile katılmak üzere Türkiye’den tek davet edilen okul İzmir Ekonomi Üniversitesi oldu. Endüstriyel Tasarım Bölümü ile İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü’nün ortak yürüttükleri Mobilya Tasarımı dersi öğrencileri için bu sene “Anahtar Kelimeler F.U.N“ teması seçildi. Bu tema dahilinde işlenen F(function/ fonksiyon), U(user/kullanıcı) ve N(nature of object/nesnenin doğası), öğrenciler Fonksiyon, kullanıcı ve nesne doğası üzerinden kurgulanan, işlevsel bir mobilyanın nasıl olması gerektiğini kendi tasarladıkları ürünler üzerinden anlatmaya çalışan öğrenciler, IMM 2014 Cologne Uluslararası Mobilya Fuarı ve sağladığı atmosfer sayesinde, farklı mobilya tasarımı anlayışlarını deneyimleme, bunlardan ilham alma ve diğer Avrupa üniversitelerindeki tasarım öğrencileri ve en önemlisi uluslararası platformda iş yapan birçok üretici ile tanışma fırsatı yakalamış oldular. 1949 yılından bu yana, dünyaca ünlü şirket yetkililerinin yeni ve yaratıcı düşünceleri takip ettiği, mobilya sektörün hedeflerinin belirlendiği ve, ticari ve sektörel firmalar ile genç tasarımcıların biraraya geldiği fuarda bu sene 11 adet ayrı bölüm/sergi bulunuyordu. Pure 11 isimli sergi, premium segment adı verilen yüksek kalitede üretilmiş, modern mobilya tasarımları ve kavramları tek bir mekanda topladı. Pure Editions’da, zamandan kopuk, daha hayalci karakteri olan tasarımlara yer verilirken; Pure Villages’da daha çok, mimari bir düzen içerisinde kurgulanmış, mobilya, aydınlatma, tekstil malzemeleri, aksesuarlar ve banyo elemanları göze çarptı. Ne mutlu ki sergi alanlarında, genç tasarımcılar da unutulmadı. [D³] Schools’un da dahil olduğu, Pure One isimli bölüm, hem yetişen genç tasarımlara ilham vermek, hem de mevcut tasarımcıları desteklemek üzerine kurgulandı. [D³] Professionals, bağımsız tasarımcıların, tasarım stüdyolarının ve genç tasarımcıların tasarım fikirlerini sundukları, en keyifli bölümlerden biri oldu. Global Lifestyles ise, geniş bir yelpazede farklı ürün tasarımlarının sergilendiği, özellikle uluslararası olup, oturma odası ve yatak odası mobilyaları üzerine özelleşmiş bir alan olarak karşımıza çıktı. Comfort isimli bölüm, konfora dair belirli özellikleri de olan koltuk, divan, sofa gibi mobilyalar için ayrılırken; Sleep, yatak ve baza sistemleri, bunların tekstilleri ve kullanılan yeni teknolojiler üzerine çalışanların, fikir ve tasarımlarını sergiledikleri bir bölüm oldu. Smart sergisinde, pratik ve daha dinamik çözümlerin sunulduğu, demonte mobilya ve yatak odası mobilyaları yeraldı. Prime isimli alanda, ev içerisindeki herbir yaşam mekanında kullanılmak üzere modern anlayışla üretilmiş, daha çok katı ve sağlam (solid) ahşap mobilyalar sergilendi. Bu bölümde ayrıca belirli dönemlere ait olup, yeniden üretilen mobilyalara da rastlamak mümkündü. Son bölüm olan Living Interiors ise içmimarlık disiplini içerisinde çalışılan farklı temaların, banyo, zemin, duvar kaplamaları ve aydnlatma elemanları üzerinden işlendiği bir sergi olarak karşımıza çıktı. Peki bu kadar çeşitlilik arasında İzmir Ekonomi Üniversitesi, Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi, Endüstriyel Tasarım ve 08 F.Dilek Himam-Er [email protected] MÜSAİT BİR YERDE İNECEK VAR MI? Bir kentin gelişmişlik seviyesiniz belirleyen toplu taşıma araçları, günlük hayatımızdaki konfor seviyemizi en dolaysız etkileyenler arasında... Peki onlar hakkında ne kadar bilgi sahibiyiz dersiniz? Raylı Sistemler Trenlerin, ilk kez 1800’lü yıllarda, İngiltere’de ortaya çıktığı biliniyor ama tam olarak tasarımcısının kim olduğu belli değil. 1930’lu yıllardan sonra trenler rüştlerini ispatlıyorlar ve bugün dünyanın birçok yerinde önemli toplu taşıma araçları arasına giriyorlar. Özellikle kalabalık, alt yapı ve mekânsal sıkıntıları olan alanlarda tercih edilen toplu taşıma araçları kullanılıyor. Raylı sistemler, son yıllarda birçok tasarımcı ve fütürist tarafından, geleceğin kamusal taşıma aracı sistemleri olarak görülmekte. Raylı sistemler, kentsel planlama ve alt yapı konusunda gelişmiş ülkelerde bugün enerji tasarrufu ve sürdürülebilirlik açısından son derece önemli. Nostaljik tren sevenler için tramvaylar da var elbette. En havalı toplu taşıma Klasik bir toplu taşıma aracı olarak otobüslerin tasarlandığı dönem aslında oldukça eski. 1824 yılında John Greenwood ilk otobüsü tasarlayan isim olarak biliniyor; omnibus ismiyle ortaya çıkan bu araçlar bugün körüklü, körüksüz ve iki katlı modelleriyle şehir içi ve şehirlerarası ulaşımda vazgeçilmez araçlar arasında. Otobüs tasarımlarında son dönemde ekolojik hassasiyetler önem kazanırken geleceğin otobüsleri tasarruflu enerji kaynakları ile çalışacak diye konuşuluyor. Bu anlamda tasarım tarihinin önemli otobüsleri arasında ülkemizde 1960’lı yıllarda kullanılan Otokar firmasına ait “Havalı Apollo” ismi ile hatırlanan Magirus otobüsleri; dünyada ise Londra’nın iki katlı kırmızı renkli otobüsleri ile school bus denilen otobüs modelleri geliyor. Minibüsler, Dolmuşlar ve Taksi dolmuşlar Dolmuşların ve taksi dolmuşların toplu taşımacılıkta belli bir güzergâhı olan, ancak yolcu indirip bindirmek için herhangi bir yerde durabilen bir ulaşım aracı olarak ülkemizde de yaygın kullanımı var. Minibüs biçimindeki bu araçlar, geçmişte tam olarak dolmadan hareket etmedikleri için “dolmuş” ismiyle anılmışlar ülkemizde. Türkiye’de dolmuşçuluğun asıl gelişmesi 1945’ten sonra olmuş ve hızlı nüfus artışı ile toplu taşıma araçlarının yetersiz kaldığı noktalarda dolmuş ve taksi dolmuşlar daha ekonomik olduğundan hızla popülerleşmeye başlamış. Bir süre illegal biçimde trafikte yer alan bu araçlar 1954 yılında resmi tarife alma hakkı kazanmış. Birçok ülkede bu tür ulaşım araçlarına muadillerinin olduğu biliniyor. Konfor İsteyenler İçin Taksiler Almanya’da kargo taşımacılığı yapan Thurn and Taxis şirketinin bir süre sonra insanları da taşımaya başlamasıyla ticari anlamda “taxi” denilen araçlar da ortaya çıkmaya başlıyor. Genellikle siyah ve ikonik sarı renkleri ile görmeye alıştığımı bu araçlar dünyanın pek çok ülkesinde farklı tasarım özelliklerine sahipler. Özellikle Latin ülkelerinde yeşil/beyaz renkli Volkswagen taksiler kullanılıyor. Londra taksisi olarak bilinen modellerdeki taksiler de ikonik taksiler arasında. Taksiler konusunda en kreatif ülke ise Hindistan olarak görülüyor. New York gibi dev metropollerde ise taksiler bir ulaşım aracı olma deneyiminin ötesine geçmiş. Geleceğin taksileri çok daha konforlu ve farklı olanaklara sahip olmak üzere tasarımcılar tarafından kurgulanıyor. Kötü kokuları emici, taksi içinde bir şeyler okumak için uçaklarda görmeye alıştığımız aydınlatma sistemleri, yeni emniyet kemerleri, akıllı telefon çözümleri ve USB kullanımı gibi özellikler yeni inovasyonlar arasında. Kent Kültürünün Kahramanları Bisiklet bir toplu taşıma aracı olarak 08 F.Dilek Himam-Er [email protected] MÜSAİT BİR YERDE İNECEK VAR MI? Bir kentin gelişmişlik seviyesiniz belirleyen toplu taşıma araçları, günlük hayatımızdaki konfor seviyemizi en dolaysız etkileyenler arasında... Peki onlar hakkında ne kadar bilgi sahibiyiz dersiniz? Raylı Sistemler Trenlerin, ilk kez 1800’lü yıllarda, İngiltere’de ortaya çıktığı biliniyor ama tam olarak tasarımcısının kim olduğu belli değil. 1930’lu yıllardan sonra trenler rüştlerini ispatlıyorlar ve bugün dünyanın birçok yerinde önemli toplu taşıma araçları arasına giriyorlar. Özellikle kalabalık, alt yapı ve mekânsal sıkıntıları olan alanlarda tercih edilen toplu taşıma araçları kullanılıyor. Raylı sistemler, son yıllarda birçok tasarımcı ve fütürist tarafından, geleceğin kamusal taşıma aracı sistemleri olarak görülmekte. Raylı sistemler, kentsel planlama ve alt yapı konusunda gelişmiş ülkelerde bugün enerji tasarrufu ve sürdürülebilirlik açısından son derece önemli. Nostaljik tren sevenler için tramvaylar da var elbette. En havalı toplu taşıma Klasik bir toplu taşıma aracı olarak otobüslerin tasarlandığı dönem aslında oldukça eski. 1824 yılında John Greenwood ilk otobüsü tasarlayan isim olarak biliniyor; omnibus ismiyle ortaya çıkan bu araçlar bugün körüklü, körüksüz ve iki katlı modelleriyle şehir içi ve şehirlerarası ulaşımda vazgeçilmez araçlar arasında. Otobüs tasarımlarında son dönemde ekolojik hassasiyetler önem kazanırken geleceğin otobüsleri tasarruflu enerji kaynakları ile çalışacak diye konuşuluyor. Bu anlamda tasarım tarihinin önemli otobüsleri arasında ülkemizde 1960’lı yıllarda kullanılan Otokar firmasına ait “Havalı Apollo” ismi ile hatırlanan Magirus otobüsleri; dünyada ise Londra’nın iki katlı kırmızı renkli otobüsleri ile school bus denilen otobüs modelleri geliyor. Minibüsler, Dolmuşlar ve Taksi dolmuşlar Dolmuşların ve taksi dolmuşların toplu taşımacılıkta belli bir güzergâhı olan, ancak yolcu indirip bindirmek için herhangi bir yerde durabilen bir ulaşım aracı olarak ülkemizde de yaygın kullanımı var. Minibüs biçimindeki bu araçlar, geçmişte tam olarak dolmadan hareket etmedikleri için “dolmuş” ismiyle anılmışlar ülkemizde. Türkiye’de dolmuşçuluğun asıl gelişmesi 1945’ten sonra olmuş ve hızlı nüfus artışı ile toplu taşıma araçlarının yetersiz kaldığı noktalarda dolmuş ve taksi dolmuşlar daha ekonomik olduğundan hızla popülerleşmeye başlamış. Bir süre illegal biçimde trafikte yer alan bu araçlar 1954 yılında resmi tarife alma hakkı kazanmış. Birçok ülkede bu tür ulaşım araçlarına muadillerinin olduğu biliniyor. Konfor İsteyenler İçin Taksiler Almanya’da kargo taşımacılığı yapan Thurn and Taxis şirketinin bir süre sonra insanları da taşımaya başlamasıyla ticari anlamda “taxi” denilen araçlar da ortaya çıkmaya başlıyor. Genellikle siyah ve ikonik sarı renkleri ile görmeye alıştığımı bu araçlar dünyanın pek çok ülkesinde farklı tasarım özelliklerine sahipler. Özellikle Latin ülkelerinde yeşil/beyaz renkli Volkswagen taksiler kullanılıyor. Londra taksisi olarak bilinen modellerdeki taksiler de ikonik taksiler arasında. Taksiler konusunda en kreatif ülke ise Hindistan olarak görülüyor. New York gibi dev metropollerde ise taksiler bir ulaşım aracı olma deneyiminin ötesine geçmiş. Geleceğin taksileri çok daha konforlu ve farklı olanaklara sahip olmak üzere tasarımcılar tarafından kurgulanıyor. Kötü kokuları emici, taksi içinde bir şeyler okumak için uçaklarda görmeye alıştığımız aydınlatma sistemleri, yeni emniyet kemerleri, akıllı telefon çözümleri ve USB kullanımı gibi özellikler yeni inovasyonlar arasında. Kent Kültürünün Kahramanları Bisiklet bir toplu taşıma aracı olarak ŞUBAT/2014 düşünülemese de son zamanlarda yeni kentsel dönüşüm süreci içerisinde toplu taşıma araçlarına entegre kullanımları ile gündeme geliyor. Özellikle de birçok kentte yaşam kültürünün önemli bir parçası iken ülkemizde de popüler olmaya başlayan bir araç oldu. Geleceğin toplu taşıma kültürü içinde bisikletli ulaşımın önemi vurgulanmakta. Bu bağlamda yolların ve ulaşım ağlarının ve genel olarak kentlerin bisiklet ağlarına göre planlanması için savaş veriliyor. Bisikletin ilk olarak kim tarafında tasarlandığı konusunda tam bir mutabakat sağlanmamış olsa da bisiklette seri üretim çabaları 19. Yüzyılla birlikte artmış. Tekerlek çaplarına göre farklı işlevlere sahip milyonlarca bisiklet tasarımı var. Geleceğin bisikletleri ise aerodinamik özellikleri daha da genişletilerek, farklı kask tasarımları ve aksesuarları ile hayranlık bıraktıracak. Yeraltının Sahipleri Endüstrileşme ile beraber hızlı taşımacılık için kullanılan bir diğer raylı sistem olarak metrolar, yaşamımızın önemli ve pratik bir parçası haline geldi. Tek farkı yeraltından gitmesi. Yer altı ve yer üstünde hareket eden versiyonları olsa da onlar yerin altının sahipleri. Dünyanın en önemli, en eski ve ikonik metroları ise Londra, Paris, New York ve tabi ki de Moskova metrosu. 1800’lerde kullanılmaya başlanan Londra metrosunun en önemli özelliği dünyada elektrikli trenin kullanıldığı ilk hat olması. Tasarımcılar geleceğin metro sistemleri için kentle daha barışçıl ve bağlantılı açık alanlar sağlanabilecek çözümler üzerine çalışıyorlar. Açık hava tiyatrolarından ilham alınarak yapılan yeni metro tasarımlarında daha çok yeşil alan ve fonksiyonellik söz konusu olacak. At Arabasından Faytonlara Tekerlekli ve atlı binek arabası olarak bilinen faytonlar, dünyanın çeşitli yerlerinde kullanılmış. Her ne kadar motorlu taşıtların ortaya çıkması atlı arabaları gözden düşürse de bugün bir nostaljik turizm amacı ile hala kullanılmakta. Kırsal alanda ise popülerliğini hala koruyor. Oturma yerleri açık veya kapalı olarak düşünülebilirken motorlu taşıt kullanımının yasak olduğu alanlarda sıklıkla tercih edilen bir toplu taşıma aracı haline dönüştü faytonlar. Avrupa ulaşım araçları tarihinde ise daha aristokrat bir konumu olmuş faytonların. Deniz Yolculuğunu Sevenlere... İnsanoğlunun su üstündeki ulaşım ihtiyacı en yaygın olarak vapur ve gemi gibi araçlarla sağlanmakta. Özellikle deniz taşımacılığının bolca kullanıldığı kentlerde feribotlarla, vapurlarla ulaşım sağlanıyor. Deniz üzerinde gerçekleştirilen ulaşımın en önemli avantajı ise günümüzün sıkışık trafik koşullarında görülüyor. Taşıt araçlarının taşınmasında kullanılan vapurlar içinde feribotlar veya bir başka isimle arabalı vapurlar da deniz kenarındaki kentler için önemli bir toplu taşıma aracı aslında. Bu anlamda ülkemizde de şehir içi ve şehirler arası trafikte arabalı vapurlar, hızlı 09 feribotlar, deniz otobüsleri çokça tercih ediliyor. Motorlu Balonlardan Uçaklara İnsanoğluna uçabilme deneyimini yaşatan büyük tasarım harikalarından birisi de uçaklar. Uçaktan önce kullanılabilen ilk hava taşıtı ise, 1700’lerde tasarlanan sıcak hava hidrojen balonu olmuş. Başarısız birkaç denemeden sonra ilk başarılı zeplin 1852 yılında Fransız Henri Giffard tarafından üretilmiş. Dönemin uçak harikası olarak görülen zeplinler, güven kaybedince, masraflı ve yavaş bulununca Wright kardeşler’in tasarım dünyasına hediyesi olarak ilk motorlu uçak kullanılmaya başlanıyor. Zor bir sektör olan uçak tasarımında bu güne kadar son derece önemli aşamalar kaydediliyor; Airbus ve Boeing gibi önemli uçak firmaları uzay mühendisleri ile işbirliği içinde. Uçak tasarımı alanındaki yenilikler arasında daha sessiz ve yakıt tasarrufu sağlayan, form açısından daha farklı yapılar kullanılmaya başlanacak. 10 Bahar Turkay [email protected] NE KADAR KAMUSAL? “Kamu” olarak içine girdiğimiz tartışmaların düşünsel ve söylemsel boyutu tüm sıcaklığıyla sürerken, “özel mülkiyete ait / özel kullanıma tahsis edilmiş kamusal alanlar” başka bir boyut olarak incelemeye değer. orta avlusunda ve ara katında 650 m2’lik alana yayılan SALT Araştırma, sanat, mimarlık, tasarım, şehircilik, sosyal ve ekonomik tarih odaklı kapsamlı bir yayın koleksiyonu içeren kütüphane ile fiziki ve dijital dokümanları içeren arşivden oluşuyor. Herkese açık, ücretsiz hizmet veren ve açıldığı Kasım 2011’den beri yaklaşık 50.000 kullanıcı tarafından ziyaret edilen SALT Araştırma, konumu ve sunduğu içerik ile SALT’ın araştırmayı, öğrenmeyi ve tartışmayı özendiren anlayışını yansıtıyor. Orijinal tanımı “privately owned public spaces, POPS” olan bu mekanların kent yaşamına katılımı, 1961’de New York’ta kent yönetiminin yatırımcılara belli bir alanın kamunun kullanımına ayrılması karşılığında çeşitli imar imtiyazları tanımasıyla gerçekleşiyor. Simdiyse kentte aralarında banka, holding, firma binalarının olduğu yaklaşık 525 adet POPS mevcut. Kamuoyunun ilgisini Zuccotti Parkı’ndaki Occupy Wall Street hareketiyle çeken özel kullanıma tahsis edilmiş kamusal mekanların başlıca özelliği, kişiye, kuruma veya özel kullanıma verilmiş olmakla birlikte kamuya ücretsiz açık olması ve serbest erişilebilirliği. Müzelerin, galerilerin bazı kullanım alanları, AVM’lerin meydanları, avluları ve özel bahçeler bu kapsamda değerlendirilebilir. Bazıları kendiliğinden oluşmakla birlikte, teşviklerle, kentin ihtiyacını karşılamak üzerine girişilen çabalarla oluşanlar var. Örnek olarak; Parisliler’in ufak bir kent meydanı olarak kullandığı Centre Pompidou’nun girişindeki açık hava alan ve AirBnb’nin, Garcia Tamjidi mimarlık tarafından tasarlanan San Francisco’daki merkezinin kamuya açık kütüphanesi verilebilir. Mimar Korhan Gümüş, bu alanları “kamusal alan izlenimi kazandırılmış mekan” olarak tanımlıyor. Gümüş’e göre, örneğin AVM’lerde ticaretle kültürel işlevlerin birbirini desteklemesi amaçlanırken, sonuçta piyasa mekanizmasından bağımsız olunamıyor. Gümüş, Lütfi Kırdar, İstanbul Kongre Merkezi gibi mekanları mülkiyeti kamuya ait olduğu halde özel olan işletmeler kategorisine alıyor ve buralarda kamu hizmeti yönetimin ne kadar kamusal nitelik taşıdığına bağlı oluyor. Buralarda daha etkin kamusallaşmasıysa, mekanın tasarımından önce programını tanımlayacak bir yönetim planının hazırlanması, buna göre tasarım sürecinin gerçekleşmesiyle olabilir. “Harbiye Kongre Vadisi Projesi” kapsamında düzenlenen alan için inşaatın başladığı 2008’de kamuya açık sanatsal etkinliklerin düzenlenebileceği bir dolaşım alanı olacak “yeni bir meydan tasarlandığı” duyurulmuştu. Pratikteyse oradaki etkinliklerin katılımcılarına ait fuaye alanı niteliğinde kaldı. Ada, bu mekanlarda “onlar-biz” ayrımının hissedilebildiği, mekan kamusal kullanıma açık olsa dahi, “bize uygun değil” algısıyla mekana mesafeli yaklaşılabildiği görüşünde. Bu mekanların çoğunda güvenlik kontrolünün olmasının gerçek anlamda kamusallık bağlamında bu algıda rolü büyük. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Santral kampüsü, ne araç ne yaya girişlerinde güvenlik kontrolü ve ziyaret sebebi sorgulaması olmaksınız kampüsün yeşil alanları başta olmak üzere pek çok alanın dışarıdan gelenlere açık olmasıyla olumlu örnekler arasında yer alıyor. Kampüs bahar-yaz aylarında aileler ve bölgede ikamet edenlerce kullanılıyor. Konuyla ilgili, akademisyen Serhan Ada’nın altını çizdiği meselelerden birisi, ait oldukları mülkün kullanıcıları ve dışarıdan gelenler arasındaki ayrım. Kamuyu farklı kültürel ortamlarla buluşturan önemli bir mekan örneği de SALT Araştırma. Şanal Mimarlık Planlama’nın tasarladığı, Galata binasının Ümraniye’deki, FOA Foreign Office Architects’in tasarladığı, 2007’de açılan Meydan Alışveriş Merkezi ise geniş kapsamlı bir örnek. Fikir aşamasından itibaren sadece ticari alan değil, gerçek anlamda kamusal olarak kullanılabilecek davetkarlıkta bir “kent meydanı” olması önemsenmiş. Bu anlayışla tasarlanan alan, ticari bölümlerin haricinde de pek çok kişi tarafından kullanılan bir meydan. Mekan, 3 büyük yaya aksının birleştiği noktada olmasıyla da yaya akışını başarılı şekilde sağlıyor. Bu kapsamda önemli butik bir örnek ise, mimarisi REX Mimarlık’a ait Vakko Moda Merkezi’ndeki Vitali Hakko Kreatif Endüstriler Kütüphanesi’yse moda, mimari, resim, heykel, sinema gibi pek çok disiplini kapsayan özel bir koleksiyona sahip ve tüm kullanıcılara, haftaiçi 10.00-17.30 saatleri arasında -randevu sistemi ile- açık. Açıldığı Mart 2012’den bu yana 700’ün üzerinde kullanıcı ve çok sayıda öğrenci grubuna hizmet veren mekanın kullanıcıları arasında sanatçılar, akademisyenler, öğrenciler ve sanata meraklı olan herkes var. ŞUBAT/2014 11 Onur Mengi [email protected] POPÜLER ABSÜRT DENEYİMLER Piyasa koşullarında sunulan servis ve hizmet tasarımlarının sayısı arttıkça, içeriği de çeşitleniyor ve maalesef tuhaflaşıyor. Yoksulluğun deneyimlenmesi için tasarlanmış hizmet ve mekanları “sıradan” olarak nitelemek zor. Kim derdi yoksul mahallelerde tatil yapmaya gideceğiz; zulüm gören işçiler hangi koşullar altında nasıl çalışıyorlarmış, deneyerek göreceğiz ya da açlık çeken toplumlar da neler yeniyormuş tadacağız diye... Deneyim sunan farklı servisler, iyisiyle kötüsüyle tartışılabilir olurken, şimdiye kadar hiç bu kadar uçlara taşınmamışlardı. Özellikle farklı toplumların yaşadıkları mekansal, ekonomik, sosyal ve çevresel zorlukların, tarihlerindeki hiç hatırlamak dahi istemeyecekleri bazı dönemlerinin, bazen kendi coğrafyalarında bazen de sahte ve kurgulamış başka coğrafyalarda böylesine bir pazarlama ürünü olarak kullanılması, son dönemde ortaya çıkan tatil ve gezi programlarının sundukları hizmetlerin aslında ne kadar “kötü deneyim”ler olduklarının en büyük kanıtı. Son günlerde en çok tartışılan konu da yoksulluğun deneyimlendiği servisler ve mekan tasarımları. Bu kapsamda ilk karşımıza çıkan Emoya Luxury Hotel and Spa tarafından Güney Afrika, Bloemfontein’de işletilen Shanty Town. Global ölçekte bir çok yerleşmede örnekleri bulunan gerçek Shanty Town’lar bir kentin eteklerine kurulmuş gecekondu mahallelerine verilen genel bir isim aslında. Bizim söz konusu Shanty Town ise, turistlere lüks bir Güney Afrika gecekondu deneyimini, kirlenmeden, internetten kopmadan, sudan fedakarlık etmeden ve üstelik yerden ısıtarak sunan bir tanesi. 4 kişilik barakalardan oluşan köy ölçeğindeki bu mekanda, dışarıda tuvalet, sıcak su, gaz yağı ile çalışan kandiller, pilli radyolar ve barbekü imkanları da mevcut. Kritik bir açıdan bakıldığında burada, ayrımcılık, eşitsizlik, kutuplaşma ve yoksulluk kavramlarını “cazip”, ki biz ona absürt diyoruz, bir deneyime çeviren bir mekan ve sistemler bütünü karşımıza çıkıyor. Tüm bunların cevabını ise, bu işletmenin sahibi Buks Westraad şöyle veriyor; “Kent içi otobüs turları ile bu yaşantıyı seyredip anlamaya çalışanlar, bu deneyimden fazlasını talep ediyorlar. Turistler, gerçek bir gecekondu içerisinde vakit geçirip, birkaç gün o rutini deneyimlemek istiyorlar. Bizim yapmaya çalıştığımız şey ise, olumsuz bir durumu olumlu bir servise çevirmek”. Hatta bunu Güney Afrika becerisine ve marifetine bile bağlıyor. Shanty Town tabiki türünün tek örneği değil. Endonezya’nın başkenti Cakart’da kurulmuş olan Banana Republic isimli turistik köyde ise yoksulluğu, tuvalet, aydınlatma gibi temel ihtiyaçlarınız karşılanmadan, yalnızca bir yatak üzerinde, bunlar da yetmezmiş gibi nehir taşkınları sonucu oluşan su baskınları ile birkaç gün yaşamaya çalışıyorsunuz. Rio de Janeiro’nun en büyük gecekondu alanı olan Rocinha’da da benzer koşullarda, fakat bu sefer Brezilya bağlamındaki yoksulluğu deneyimlemek mümkün. Listemizde yeralan, Meksika’daki Parque EcoAlberto isimli parkta ise, hem iki ülke arasındaki yasal sınırda sıkışıp kalmış göçmenler gibi yaşama, hem de yasal olmayan yollardan sınır geçme gibi farklı heyecanlar var. Parque EcoAlberto’da çalışan figüranlar, sınır polisi yada sınırda çaresizce iş ve yiyecek arayan göçmenler olarak karşımıza farklı rollerde çıkıyorlar. Kurgu diz boyu. İsveç, Göteborg’da ise şaşırtıcı bir biçimde 3000 evsizin kent mekanında varolmaya çalıştığı söyleniyor. Bunu gören Faktum Hotels işletmesi, 15 dolar karşılığında, şehrin göbeğindeki park ve köprülerde, kimi zaman ünlü kafelerin hemen yanında yeralan evsizlerin favori mekanlarında, 15 dolalık bir rezervasyon ile bir gecelik konaklama imkanı sağlıyor. Benzer bir deneyim Amsterdam’da da yaşanabiliyor. Mokum olarak adlandırılan ve kent bütününde ücretsiz olarak sunulan bu hizmette, gerçek bir evsiz kimse ile turistik noktalarda dilenebiliyor, restoranların arka kapılarından yiyecek toplayabiliyorsunuz. Bu saydığımız deneyimlerin bir çoğu, farkındalık yaratmak, belirli toplumsal arızalara dikkat çekmek gibi çok naif çıkış amaçları olsa da mevcut kapitalist sistemde birer pazarlama mekanizmasına dönüşmeleri, dönüşürken de takındıkları indirgemeci tavır ile ne yazık ki absürt birer deneyim tasarımı, yada ne yapacağını şaşırmış olanlar için birer popüler cazibe mekanı olmaktan öteye gidemiyorlar. 12 ŞUBAT/2014 13 Yasemin Şener [email protected] ALLDESIGN’DA BUNLARI KAÇIRMAYIN! 21-22 Şubat’ta gerçekleşecek Alldesign Uluslararası Tasarım Konferansları ve Yaratıcı Endüstriler Fuarı, tasarım dünyasını üçüncü kez bir araya getiriyor. İşte, dünyaca ünlü yabancı ve Türk tasarımcıları İstanbul’da buluşturacak Alldesign’da kaçırılmaması gereken konferans, etkinlik ve yenilikler… Karim Rashid Efsanesi Alldesign’da… 3000 üzerinde tasarımı, 300 üzerinde ödülü ve 40’tan fazla ülkede yaptığı çalışmalarla tasarım dünyasının efsanesi olarak tanınan, yüzyılın en üretken ve yaratıcı tasarımcısı Karim Rashid Alldesign için İstanbul’a geliyor. En çok amorf ve plastik ürün tasarımları ile tanınan Karim Rashid son zamanlarda artan çarpıcı iç mekan tasarımlarıyla da ilgi topluyor. Rashid, “Her obje tamamen geri dönüşümlü olmalı böylece çöp birikmez. Nesiller objeleri orijinal formları ile iletmek zorunda kalmazlardı. Böylece antik çağlar düşüncesi oluşmazdı. Antikaları hiç sevmiyorum”, sözleriyle tanımladığı tasarım anlayışını Türk tasarım tutkunlarıyla paylaşacak. BMW’den Elektrikle Çalışan i3 Serisi… Alldesign ana sponsoru BMW’nin inovasyon ve tasarımı buluşturan elektrikli modeli i3, Alldesign’da ziyaretçilerle buluşacak. Sıfır emisyon ve hiç bir elektrikli aracın boy ölçüşemediği bir güce sahip olan BMW i3 modeli, tasarım olarak BMW markasının karakteristik stil özelliklerini taşıyan çizgilere sahip, aynı zamanda cesur geometrik hatlarıyla da kendini belli ediyor. BMW i3, sadece elektrik gücü üretmek için kullanılan menzil uzatıcı ile donatılmış dünyanın ilk elektrikle çalışan otomobili olmasıyla da farklılığını ortaya koyuyor. Derin Design’dan Yeni 2014 Koleksiyonu Derin Design’ın merakla beklenen yeni 2014 koleksiyonundan ilk örnekler Alldesign fuar alanında olacak. Fonksiyonellik, modernizm ve sadeliğin ön planda olduğu Derin Design 2014 koleksiyonunda Aziz Sarıyer, Arif Özden ve Derin Sarıyer’in yanı sıra Arni Aromaa ve Sauli Suomela tarafından kurulan, dünyanın önemli tasarım ofislerinden Finlandiyalı Pentagon Design’ın mobilya tasarımları da yer alıyor. Alldesign’da lansmanı yapılacak ürünlerden biri kapalıyken tam bir silindir biçimindeyken, gizli tablası açıldığında canlı renkleriyle kendini belli eden kademeli bir sehpaya dönüşen Pentagon Design tasarımı “ Revolve”. Bankı, San Francisco Modern Sanatlar Müzesi, Samsung Sanat Müzesi ve Bechtler Modern Sanatlar Müzesi başta olmak üzere dünya mimarlık literatürüne geçmiş pek çok yapının mimarı. Botta’nın Alldesign 2014’teki konferansının izleyicilerden büyük ilgi görmesi bekleniyor. Bir Mimarlık Gurusu: Mario Botta Lidewij Edelkoort’tan Trend Kehanetleri… Postmodern mimarinin İsviçreli duayeni mimar Mario Botta Alldesign konusmacıları arasında yer alacak. Milan Liceo Artistico ve Venedik IUAV’de eğitim gören, Le Corbusier, Carlo Scarpa ve Louis Kahn’dan etkilenen ve 1970 yılında Lugano’da kendi stüdyosunu açan Mario Botta, Yunanistan Ulusal TIME dergisi tarafından dünyada moda alanında en etkili 25 kişiden biri olarak gösterilen, Gucci, Coca Cola, Siemens, Estee Lauder gibi dünya devi markalara trend danışmanlığı veren Lidewij Edelkoort Alldesign’da konferans verecek isimlerden biri. TIME dergisi tarafından dünyada moda alanında en etkin 25 kişi arasında gösterilen, uluslar arası pek çok ödülün sahibi Lidewij Edelkoort’un alldesign’da ‘Gelecek için B Planı’ adını veridiği konuşmasında ele alacağı trendlerden biri “Fırtına öncesi sessizlik”, diğeri ise “Mükemmel bir dünya” başlıklarını taşıyacak. tasarımın kurumsal stratejiye uygun olarak kullanılması durumunda uluslararası pazarlarda belirgin bir değer artışına ve başarı kazanmasında yardımcı olacağı görüşünü savunuyor. Peter Zec, tecrübelerini Alldesign izleyicisiyle paylaşacak. Red Dot’ın Fikir Babası Geliyor… BMS’den “Mirra 2” Lansmanı… Dünyanın en saygın ve en önemli tasarım ödülleri olan Red Dot’un fikir babası, kurucusu ve Başkanı Prof.Dr. Peter Zec, Alldesign için İstanbul’a geliyor! 25 yılı aşkın süredir çeşitli ülkelerde sayısız firmaya tasarım danışmanlığı yapan ve 40’ın üzerinde ülkede tasarım üzerine verdiği konferanslar ile uluslararası bir saygınlığa sahip olan Peter Zec, BMS Mobilya, Alldesign fuar alanında Herman Miller’ın yeni performans koltuğu “Mirra 2” tasarım ürününün lansmanını yapacak. Ayrıca Poltrona Frau’nun “Made in Italy” kalitesini yansıtan yeni ürünü “Mamy Blue” ve Baccarat’ın 250 yıllık kristalize tarihinin son üyesi Arik Levy tasarımı “Tuile de Cristal” ürünlerini sergileyecek. Alldesign konuşmacılarından, ünlü sanatçı, tasarımcı Arik Levy ise 21 Şubat’ta 12.00-13.30 saatleri arasında BMS Mobilya standında sevenlerine imza verecek. Ayşe Birsel’den Bozma/ Yeniden Yapma Oyunu… Tasarımları MOMA’nın kalıcı sergilerinde yer alan, uluslararası pek çok ödüle sahip, dünyaca ünlü endüstriyel tasarımcı Ayşe Birsel, Alldesign 2014’ün önemli konuklarından biri. Bir tasarımcı olarak kullanıcıların ve üreticilerin daha önce düşünmedikleri ya da üzerinde düşünüp çözemedikleri problemlere çözüm getirdiğini söyleyen tasarımcı, sorunları ayrıştırarak yeni cevaplar ortaya koyuyor. Birsel, tasarıma bakış açısının temelini oluşturan bozma ve yeniden yapılandırma sürecinde yaşadığı deneyimleri Alldesign izleyicileriyle paylaşacak. ETMK sunar: Bir Kahve, Bir Tasarım ETMK ile işbirliği içerisinde fuar kafe alanında “Bir Kahve Bir Tasarım” sohbetleri gerçekleşecek. İlk gün ETMK İstanbul Şube başkanı Özlem Er moderatörlüğünde gerçekleşecek söyleşilerde tasarımcı ve pazarlama/satış profesyonelleri bir araya gelerek, tasarımın pazarlanmasında karşılaşılan zorlukları ve fırsatları konuşacak, fikir alışverişinde bulunacak. İkinci gün ise ETMK İstanbul Şube Başkan yardımcısı Pınar Azizoğlu moderatörlüğünde ülkemizdeki tasarım oluşumları, Tasarım Vakfı, TAK (Tasarım Atölyesi Kadıköy) ve Atölye İstanbul kendi tecrübelerini aktaracak. 14 Didem Bilge [email protected] SEVGİ DİLİ OLARAK TASARIM Sevgi hangi renktir? Köşeleri var mıdır? Sevgiye dokunabiliyor olsak ne hissederdik? Ya da sevgi kokar mı? Tadı var mıdır? Peki... Sevgi tasarlanabilir mi? Nesneler ve insanlar arasındaki ilişki gün geçmiyor ki yeni bir boyut kazanmasın. Y jenerasyonunun kendini nesnelerle ifade eder hayat tarzının bu sürece katkısını yadsıyayamız pek tabii ki. Yeni neslin nesnelerle olan bu karmaşık ve yoğun ilişkisi biz tasarımcıları da nesnelerin hayatımızdaki duygusal potansiyellerini daha çok sorgulamamıza neden oldu. kıvrımları abartılı kullanarak eğlencesi bol, kapsamlı bir aşk sandalyesi tasarladığını ifade ediyor açıklamasında. Zamansız tasarımların en güzel örneklerinden biri olarak gösterilen Acapulco Chair’in üretimine plastik ve çelik malzeme alternatifleri ile halen devam edilmekte. Sevgi Sokaklara Taştı Sevgi ve Renkleri Her rengin bir enerjisi olduğu muhakkak. Peki sevginin rengi hangisidir? Genel bir bakış açısı ile renk skalasında renk tonu açıktan koyuya doğru gittikçe verdiği etki de giderek karamsarlaşır. Beyaz ve siyah arasındaki duygu geçişi gibi. Renk kartelasında pembe duygunun ve saf sevginin rengidir, hayallerin ve korunma duygusunun pekişmesini sağlar. Pembe bir ara renktir. Beyaz ve kırmızının birleşmesinden oluşur. Beyaz saflığı kırmızı ise coşkuyu temsil eder. Beyazın sakinleştirici etkisi varken kırmızı bizi canlandırır, motivasyonumuzu, enerjimizi, yaşama sevincimizi artırır. Aşk duygularını, kan basıncını ve vücut ısısını harekete geçirir. Kırmızının Sevgililer Günü’ne damga vurmasının temel nedeni de budur. Renklerin insanlar üzerindeki etkisinden yola çıkarak tasarlanmış bir ürün Moebius Chair. Moebius Chair Meksikalı tasarımcı Pedro Reyes tarafından 2013 sonlarında tasarlanmış olsa da ilham kaynağı 1950’lerde yine Meksika’da tasarlanan Acapulco Chair’e kadar dayanmakta. Pedro Reyes kendi tasarımında da Acapulco Chair’in güven veren kimliğini korumaya çalıştığını ve tasarımdaki Times Square Alliance altı yıldır mimar ve tasarımcıları Sevgililer Günü’ne özel romantik kamusal alanlar tasarlamaya davet ediyor. Bu senenin kazananı ise Brooklyn merkezli tasarım firması Young Projects oldu. Tasarımları Kammetal firması ile işbirliğinde hayata geçirildi. Match-Maker adlı kozmik Sevgililer Günü tasarımı Mart’a kadar insanları sevgi ile bağlamayı hedefliyor. Ziyaretçiler Zodyak işaretleri rehberliğinde kalp çevresindeki 12 noktada yerleşiyor ve renkli iç içe geçmiş periskoplardan bakan yalnız ruhlar en ideal dört astrolojik arkadaşı ile buluşuyor. Tasarımın form olarak zor, karmaşık ve simetrik oluşu her ziyaretçinin farklı deneyimler yaşamasını sağlıyor. Birçok noktadan bakıldığında mükemmel ve ironik bir kalp olarak gözüken tasarım diğer açılardan ise karışık ve şaşırtıcı bir etki bırakıyor. ŞUBAT/2014 Sevgiyi kırmızı ile birleştiren bir diğer ürün de Martone Cycling. Erkek bisikleti üzerine özelleşen bisiklet markası bu sene Sevgililer Günü için özel bayanlar için de bir bisiklet tasarladı. Marka kurumsal farklılığını bütün ürünlerinde kullandığı kırmızı zincirlere ve gidona bağlı tasarladıkları sepetler ile yakalamış durumda. Şehir bisikleti olarak tasarlanan bu bisiklerde kullanıcının sürüş hızına göre otomatik ayarlanan son teknoloji vites sistemi kullanılmış. Yüksek teknolojili çelikten üretilen ürünler oldukça sağlam ve bir o kadar da hafif. Özel tasarım bu ürünün tek renk kırmızı üretilmesinin nedeni ise basit; canlılık vermek, motivasyon sağlamak, yaşam enerjisini artırmak... Bakmak bile kalp atış ritminizi hızlandırmaya yetiyor öyle değil mi? Sevgi Isıtır Kırmızı ile vücut ısımız arttığına göre sevginin sıcaklığından ve içimizi ısıtır samimiyetinden de bahsedebiliriz. Dış soğuk olsa bile iç sıcacıktır sevgi olduğunda. Litvanyalı tasarımcı Rasa Baradinskien de Sevgi Sandalyesi olarak tasarladığı bu ürünü ile insanlara sevginin sıcaklığını hissettirmeyi amaçladığını söylüyor. Geleneksel sayılabilecek yuvarlak hatlardaki bir sandalyeye genel formuna müdahele etmeden iki kol ekliyor ve ürün yenilikçi, yaratıcı bir ifadeye bürünüyor. Bu basit ama akılcı dokunuş ile günlük hayatımızın her anına dahil olan sandalyenin üretimdeki ve tüketimdeki duygu boşluğuna çözüm buluyor. Forma Yansıması Sevgi ile tasarlanan tüm ürünlerde formlardaki yumuşak hatlar dikkatimizi çekiyor. Sevginin olduğu yerde yüksek tölerans yansıyor kuşkusuz formlara da, sivri köşeler sevgiyle törpüleniyor. Tıpkı İtalyan Tasarım Markası Zaaf Design’ın portfolyosunda yer alan küvet tasarımda olduğu gibi. Kore banyo kültürünü günümüz şartlarında, bu kez çiftler için inceliyor Zaaf Design ve ortaya Brezza Küvet tasarımı çıkıyor. Firma tasarımı yorumlarken uzakdoğu inanışındaki suyun arındırıcı gücünden de ilham aldıklarını dile getirior. Suya bırakın tüm köşelerinizi, bıraktıkça yumuşayın hafifleyin diyor adeta bu tasarım. Brezza sevginin verdiği hafiflik hissini ve yumuşaklığı tasarımına taşıyarak çiftler arasındaki iletişimi, paylaşımı yeniden yorumluyor. Yıkanma sürecini sosyal bir deneyime dönüştürmeyi hedefliyor. Sevginin gücü ile köşelerimizden arınmaya başladıkça giderek şeffaflaşıyoruz, siz de farkettiniz mi? Saflığı, şeffaflığı malzede nasıl ifade ederiz diye düşünürken önce cam ile kesişiyor yollarımız sonra Fransız cam ustası Etienne Meneau ile. Meneau sıradışı formlarla yorumladığı şarap sürahileri ile ünlü bir tasarımcı. Her yıl yenilerini eklediği Kalp serisi ürünlerin hepsi sevginin, sevginin merkezi kalbin yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Serinin tüm parçaları çok özenli ürünler, sevginin kendisi gibi. Her ne kadar şarap tutkunları tasarımlarda şarabın hava ile temas yüzeyini yeterli bulmuyor olsa da Meneau bu tasarım kararı ile geleneksel yöntemlere karşı olan tavrını bir kez daha ortaya koyuyor. Borosilikat camdan yapılmış bu tasarımlar sadece 8 ya da 12şer adet üretilmekte. Yol mideden mi geçiyor? Sevginin sofralardaki yansımasına geldik farkında olmadan. Peki sevgi midemize doğru ilerlerken nasıl bir yol alır sizce? Az önce bahsi geçen ‘özen’ kelimesi biraz daha önem kazanıyor bu başlıkta. Sofra ve özen birleşiminde de aklımıza Malezyalı sanatçı 15 Hong Yi nam-ı diğer Red geliyor aklımıza. Kendine Red yani kırmızı denmesinin nedeni ise kırmızı gıdalarla hazırladığı tabaklarla yakaladığı popülerlik. Turp, cherry domatesi, soğan, salatalık, yumurta gibi günlük hayatımızdan doğadan gıdalar temel malzemelerini oluşturuyor Red’in. Sonuçta ise doğa manzaraları, hayvanlar ya da popüler kültürü yansıtan yaratıcı tabaklar ortaya çıkıyor. Kısaca sevgi gözden başlarak iniyor mideye. Her şekilde yine birleşti yolumuz doğal olan ile, doğa ile. Sevginin en güzel hali, en uyumlu, en saf, en canlı, en duygusal, en özenli hali doğal olanı değil midir zaten? Tasarımcı Giorgio Camara’nın İtalyan Lessmore firmasına ‘Sürdürülebilirlik, Güzellik ve Gezegenimize Saygı’ başlığı altında tasarladığı ürününde kullanılan malzemeler yine doğa dostu; karton ve bioplastik. Seçilen formlar ise oldukça yalın. 2013 ikinci yarısında satışa sunulan bu romantik ürün özellikle İtalya’daki doğa dostu aşıkların 2014 Sevgililer Günü alternatifleri arasında yerini aldı bile. Ve son olarak sevgimi yazmadan sözcükler olmadan ifade edemeyenler için, olmazsa olmaz, sevgi kartları. Siz yeterki sevginizi ifade etmek isteyin mutlaka bir yolunu bulursunuz. 16 Sanem Odabaşı [email protected] ALIŞILMADIK KAĞIT Kağıt, teknolojinin gelişimi ve algılarımızın değişimiyle birlikte bambaşka bir süreç içinde. Artık kağıttan takı görmek ne kadar normalse, fayans bulmak da o kadar olağan… Kağıdın yırtılması ise çoktan geride kaldı! Her şey kağıtla başladı; bütün fikirler, düşünceler, hisler, bilgiler önce kağıda kaydedildi. Kağıt kimi zaman kelimeleri barındırdı gövdesinde, kimi zaman da resimleri, çizimleri ve tasarımları. Bu yüzden “kağıt” bir fikir objesi. Yazar Alain de Botton aynı fikirde olacak ki, tarih boyunca bir çok icadın yok olmuş olmasının nedenini kağıdın olmamasına bağlıyor. Peki kağıt sadece bir araç mı? Elbette hayır. Tasarımcılar ürünlerinde kağıdı ana materyal olarak kullanmaya, kağıtta değişiklikler yapmaya, onu dönüştürmeye ve geliştirmeye çoktan başladı bile. Yeni Kullanım Yerleri Kağıt, malzeme olarak oldukça güçlü. Mimari yapılarda özellikle yalıtım ve duvar kaplama alanında kullanılabiliyor. Slateish firması richlite adı verilen kağıt bazlı bir materyalden, iç mimaride kullanılabilecek bir fayans üretimi yapıyor. Tavan, şömine, duvarlar veya dekorasyon gerektiren her türlü alanda kullanılabilinecek türde oldukça hafif ve dekoratif. Slate-ish takı tasarımlarında da aynı üründen yola çıkarak zarif ve sade tasarımlar yapıyor. Deborah Bowness, duvar kağıtları tasarlayan en önemli tasarımcılardan. Tasarladığı duvar kağıtları sadece iç mekanlarda kullanılmıyor aynı zamanda vitrin tasarımlarında da kendini gösteriyor. Ted Baker, Paul Smith, Habitat gibi bir çok marka için vitrin tasarımları yapan tasarımcı en son Selfridge için vitrin tasarladı. Koleksiyondaki çanta da dahil tüm ürünler kullanıcının hareketlerine göre şekil ve yön değiştirerek kişileri oyuna davet ediyor. Dekorasyon söz konusu olduğunda da tasarımcılar kağıdın getirdiği yeniliklerden yararlanıyor. Kube Design, İtalyan firması olarak sesini 2010 yılında 16. Papa Benedikt’in Malta’da yaptığı konuşma için Papa’ya ve Malta’daki tüm dinleyicilere mukavva kağıttan tasarlanmış sandalyeler hazırlayarak duyurdu. O günden beri bir çok farklı proje ve ürün geliştiren Kube Design, kısa bir zaman önce Ted lambalarını piyasaya sürdü. Paola Paronetto’nun Cartocci adlı seramik koleksiyonunun ana malzemelerinden biri de kağıt. Üretim sırasında seramik hamuruna kağıt hamuru da ekleyerek değişik doku ve teknik oluşturuyor. Tasarımlarının dokusunda da kağıt yüzeyini görmek mümkün. Teknolojik Kağıtlar Kağıt sadece tasarımcılara ilham vermiyor aynı zamanda kendi içinde de gelişime uğruyor. DuPont Tyvek belki de geçtiğimiz yıllar boyunca kağıt teknolojisinde en büyük değişikliği yapan ürün oldu. DuPont Tyvek kağıtlar, kağıdın ve kumaşın özelliklerini bir arada sunan bir materyal fakat yırtılmaya ve ıslanmaya oldukça dayanıklı, aynı zamanda 100% oranda geri dönüştürlebilen bir kağıt. Kumaşa benzeyen bir kağıt türü diyebileceğimiz “Tyvek”, geçtiğimiz yıllarda bir çok tasarımcının yağmurluk ve çanta tasarımlarında kullanılırken aynı zamanda ürün tasarımında da yer almaya başladı. Bu sene ise Rhode Island School of Design yeni mezunu Jiwon Choi son derece sade ve minimal özellikler taşıyan Tyvek malzemesiyle tasarladığı vazoları geçtiğimiz aylarda sundu. Bir diğer yeni mezun Julie Waibel, Royal College of Art moda tasarımı bölümü için hazırladığı “Enfaltung” adlı bitirme projesinde Tyvek malzemeden geometrik formlardan ilham alarak bir koleksiyonu hazırladı. “Repap”, başka bir kağıt teknolojisi örneği olarak karşımıza çıkıyor. İçeriğinde odun lifi yerine kaya lifi mevcut, bu yüzden bildiğimiz kağıtlardan değil. Bu özelliğiyle de orman dostu olarak biliniyor. Bu kağıtların diğer önemli özellikleri ise eli kesmiyor ve yırtılmıyor olması. Repap kağıtlar İtalyan firması Gruppo Cartorama ile güçlerini birleştirerek Ogami adında ajandalarını piyasaya sundu. Ajandanın içeriğinde Repap kağıtların kullanılması özelliğiyle, kalem kağıda değdiği anda oldukça yumuşak ve kolay bir yazım tekniği imkanı sağlıyor. Kağıt ve Enstelasyon Geçtiğimiz Eylül ayında Londra’daki Tasarım Festivali iki ayrı kağıt enstelasyonuna ev sahipliği yaptı. Bunlardan bir tanesi Studio Glowacka ve Maria Fulford Architects iş birliğiyle gerçekleşen kağıdı şeritler halinde drape yöntemiyle form vererek ışıkla “Paper Space” alanında sunulmasıydı. Bir diğer enstelasyon ise aynı dönemde, V&A müzesinde gerçekleşti. Lübnan’lı tasarımcı Najla El Zein 5000 kağıttan rüzgar gülünü müzenin antre kısmındaki kapıda sergiledi. Rüzgarla birlikte etkileşime girmesi için Maurice Asso da bilgisayar programlarıyla enstelasyona destek verdi. ŞUBAT/2014 17 Beste Sabır [email protected] KENTİ “HİSSEDEREK” TASARLAMAK 20 - 21 Şubat’ta gerçekleşecek 3. Uluslararası Yeşil Binalar Zirvesi’nin katılımcıları arasında heyecan verici çalışmalara sahip Carlo Ratti ve David Turnbull var. Peki kenti hissederek tasarlamak ne demek? besinlere ve lokal üreticilere karşı giderek artan ihtiyaç doğrultusunda tasarlanmış. Pazarlar ve seyyar satıcılar, çok uzun zamandır kentlerin ayrılmaz bir parçası. Kentler büyüdükçe ve karmaşıklaştıkça gıda dağıtımı ve hareketliliği önemli bir nokta haline geliyor. Bu paralelde lokal üreticilerin - çiftçilerin tüketicilerle olan ilişkisini yeniden tasarlayarak verimli hale getirmeyi amaçlayan sistem, mobil satıcıların şimdiki zamanla eşgüdümlü çalışan sistemi kullanarak dağıtım yapmasının yanı sıra, lokal ürünlere olan farkındalığın artmasına yardım ediyor. İklimsel döngülere cevap veren ağ, ayrıca bu ürünlere olan arz ve talep arasında bir bağ kuruyor. Tasarım teknoloji, ekoloji, ekonomi ve bilgi teknolojilerinin yanı sıra sosyal boyuta da kök salıyor ve bunun sonucunda, karşımıza kenti “hissedebilen” projeler çıkıyor. Kenti hissetmekten kastedilen sonuçlardan öte süreçlere, var olan gerçeklere odaklanmak. Güzel, parlak, hızlı uygulanan projelerin amaç olmaktan çıktığı, insanlara dokunabilen çalışmalar üretmek. Bu paralelde heyecan verici alışmalar üreten isimlerden birisi Carlo Ratti. MIT’de kurduğu “SENSEable City” laboratuvarında akıllı şehirler üzerinde araştırmalar yapıyor. Canlılar gibi şehirlerin de hissedebildiğini ve karşılık verdiğini savunan Ratti, sensörlerin ve elektroniğin çevre ve mimariyle ilişkisini inceliyor. Yeni sensör ve elektronik araçlarla ilişkilendirerek “kent” kavramına dair fikirlerini zirvede paylaşacak olan Ratti ve ekibi SENSEable City Lab’da pasif datayı -yani yaptığımız telefon konuşmaları, attığımız çöpleri gibi- kullanarak kent hayatının ilginç görselleştirmelerini ortaya koyuyorlar. Basit mimikleri ve hareketleri yakalayan sensör kullanımlarıyla etkileşimli ortamlar tasarlayan ekibin çalışmalarından biri olan “Lokal Isınma” (Local Warming) dinamik olarak insanların hareketleri paralelinde ısınmayı sağlıyor. Enerji tüketimini sınırlandırmayı hedefleyen proje “insanlar neredeyse orayı ısıt!” diyor. Büyük ofis alanlarında kaybolan enerjinin altını çizen çalışma alternatif bir ısıtma sistemi ortaya koyuyor. Hareketi hisseden sensörler ve otonom kontrol vasıtasıyla, yerleştirmeler mekanda hareket eden insanların direk ve bölgesel olarak ısınmasını sağlıyor. Önce bir halı ile ayak izleri sisteme tanıtılıyor, kullanıcılar mekanda hareket ettikçe sensör sistemin sıcaklığı onları takip ediyor. Sistemin dış mekana uygulanması ise, iç ve dış mekan sınırlarının bulanıklaşmasını sağlıyor. Dış mekan kullanımlarını dinamik olarak ısıtan akıllı ve karşılık veren sistem, kişiselleşmiş bir iklim kontrolü sağlarken Zirvenin bir diğer katılımcısı ise kar amacı gütmeyen araştırma ve tasarım organizasyonu Atopia Research kurucularından David Turnbull. PITCHAfrica projesi paralelinde ekip, yağmur suyunu toplayıp filtreleyerek yıl boyunca her gün 1000 Afrikalı için temiz içme suyu sağlıyor. Yağmur suyunun toplandığı su tankları, bir buluşma mekanı, pazar veya herhangi bir açık hava aktivitesi için de kullanılan futbol sahasının altında konumlanıyor. Su kıtlığının olduğu bölgelerde, kullanılmayan kargo konteynerlerinin su depolarına dönüştürülmesi ile kurgulanan sistemle toplanan su filtrelenerek yeniden kullanılır hale getiriliyor. 20 metreye 25 metre büyüklüğünde olan 800 izleyici kapasiteli sahaya düşen yağmur suyu, huniler yardımıyla depolara ulaşıyor. Tipik bir yağmur sezonunda 1 ila 2 metre aralığında yağış alan Afrika için tasarlanan sistem yıllık olarak 1.8 milyon litre su toplama kapasitesine sahip. enerjinin sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasına da yardımcı oluyor. Ratti ve ekibinin bir diğer projesi pazarları eşleştirmek üzerine odaklanıyor (Matching Markets). Lokal üreticileri ve satıcıları, müşteriler ile buluşturan sistem mekansal sınırlar, iklim, sezon gibi veriler - değişkenler paralelinde çalışıyor. Proje, son zamanlarda taze Yağmur + Futbol = Yaşam (Rain + Football = Life) diyen ekip, tasarımın yaşamın içine dağılarak eridiği ve ortaya insanları hissederek yaşamlarına dokunan projeler çıkarıyor. 18 MODA UZAKTAN DOĞAR Japonya’nın 1960’lı yıllarda ekonomik ve endüstriyel büyümeyi kucaklaması, birçok ülkenin aksine kültürel mirasını arka plana itmeden tecrübe ettiği bir süreç oldu. Bu dönemde genç Japon modacılar uluaslararası tasarım sahnesinde büyük rol kazandılar. Malzemede Yenilikler Yeni gelişmekte olan iplik ve kumaş teknolojilerinin ağırlıkla kullanıldığı tasarımlar sanayileşmiş Japonya’nın rahatlıkla işleyip üretebildiği bir hammadde oldu. Kumaş ve dokulardaki muazzam yenilikler Miyake’nin “Pleets Please” koleksiyonunda kendini gösterirken Yamamoto’nun tasarımlarında burgular, yoğun drapeler Kawakubo’nunkilerde bol katmanlı ve tekstürlü parçalara dönüştü. Miyake’nin sentetik kaplama gibi kimyasal işlemlerden geçirerek özellik kazandırdığı kumaşlar tasarımların yalın ve minimal formalarını ön plana çıkaran önemli bir unsura dönüştürürken Kawakubo romantik tarihi elementleri sentetik liflerle birleştirdi. Come des Garçons’un 1980’li yılların başı için oldukça yenilikçi sayılabilecek dantel sweatshirt’leri Yamamoto’nun high tech kumaşlarla oynayarak ve doğal kumaşları alışılmamış bir biçimde kullanarak elde ettiği tasarımları sahneye çıkardı. Dikişsiz Kalıplar Japon geleneksel giysilerinin minimal formlarını güncel öğelerle harmanlayan tasarımcılar, dikişsiz kalıpları da en iyi şekilde yorumluyorlar. Geleneksel giysilerde kullanılan formlara 20. ve 21. Yüzyılın dekonstrüktivist deformasyonlarıyla birlştirirken yüksek kaliteli bir dikiş teknolojisini en iyi şekilde ortaya koyan formlar ve özgün bir kalıp tasarımı ortaya koymuş oluyor. Comme des Garçons’un Sonbahar / Kış 2012 koleksiyonundaki dış giyim parçalarına baktığımızda rengarenk bir minimallik altında yatan ilkel geleneksel formları bir çıkış noktası olarak sezinleyebiliriz. Geleneksel formlar ve Noh etkisi Japonya’da 14. yüzyıldan bu yana sergilenen bir performans sanatı olan Noh aktörlerinin kostümleri, gerek sade formlara gerekse bir nevi aksesuara dönüşmüş olan beyaz maskelere izini kazımış. Adını resmi olarak Muromachi döneminde edinen Noh, Japonya’da 14. Yüzyıldan beri gerçekleştirilmekte. Noh’un yalın sahnesi ve maskelerinin göz alıcılığı kostümlerin katmanlarıyla birleştiğinde aktörlere muazzam bir heykel etkisi veriyor. Üç boyutun abartılması moda sahnesinde çoğu zaman mimari formlarla özdeşleştirilse de konu Japon tasarımcılar olduğunda Noh etkisini hem üç boyutluluk, hem spiritüellik, hem de heykelsiliğe vurgu yapan bir unsur olarak göz ardı etmemek doğru olacak. Shinto ve Tinsellik Japonya’nın ve Japonların tinselliğini sembolize eden bir din olan Shinto Japonya’nın bugünü ve geçmişi arasında önemli bir bağ kuran bir inanç modeli. Milattan önce 600’lü yıllarda gelişen Shinto’nun ilk kayıtlarına milattan önce 8. yüzyılda rastlanmış. Bugünkü kullanımı ise savaş anıtları, hasat bayramları ve çeşitli tarikatların organizasyonlarından çok öte gitmiyor. Törenlerin standartlaşmış giysileri ve dili Nara ve Heian dönemlerinden bu yana kimliğini korurken yalın formlar moda sahnesinde güncel parçalara ruhunu veriyor. Korku Efsaneleri Korku unsurları barındıran Japon halk hikayelerinin kökeni 7. yüzyıla kadar uzanıyor. Genellikle intikam ve ürkünç transformasyonlar sonrası geri dönüş temalarının işlendiği bu mitler 20. yüzyıl sinema tarihinde de japonlara ayrı bir yer edindirirken Japon moda tasarımcıları gerek çok katmalı hafif kumaşların kullanımı, gerekse ölü etkisini yarattıkları maskelerle tasarımlarına ve reklam kampanyalarına benzer temaları yansıtıyorlar. Yoyi Yamamoto’nun 1985 yıllı reklam kampanyasında uçan bir figüre rastlıyoruz. Uluslararası Pazarda Japon Kimliği Miyake, Kawakubo, and Yamamoto üçlüsü 20. yüzyılın son çeyreğinde Japon estetiğine dünya pazarındaki yerini kazandıran isimler oldu. Bunu takip eden genç kuşak yine Dünya çapında işlere imza atarken Batı modasını yansıtan işler ortaya koyuyor olarak görülse de Japonların görsel kültürünü estetik, sosyal ve politik ilhamlarla biraraya getiriyorlar. Comme des Garçons’un baştasarımcısı ve marka yöneticisi Rei Kawakubo giysiyi sosyokültürel çevresini tanımlayan bir olgu olarak tanımlarken Neo – Realist ve fütüristik elementleri de tasarımlarında bir araya getiriyor. Issey Miyake ürettiği formlarla insan bedeninin hareketliliğine değinirken Yamamoto belki geleneksel Japon giysilerinin formlarına en sadık kalanlardan...1990’larda kimono benzeri pardösüler ve gömlekler moda dünyasını kasıp kavurmuştu. Yalın geometrik formları güncel hazır giyim elementleriyle birleştirerek sokak modasına yön veren rahat postmodern ve fonksiyonel parçalar yaratmayı da ustalıkla başardı.Noh etkisini tüm bu tasarımcıların defilelerinde ve reklam kampanyalarında sıklıkla hissediyoruz. Beyaz maskeler, katmalı formlar, bazen Japon mitlerindeki korku unsurları işin içine giriyor ve tüllerin sınırının yok olduğu ve havaya karıştığı hayali bir etki yaratan parçalar, beyaz yüzler ve ölü duruşlar hem tasarımlarda hem de işin şov ve aksesuar kısmında kendini gösteriyor. Japon tasarımcıların modada bugüne uzanan birkaç onyıl boyunca devam eden minimal etkiyi 1980’li yıllarda ortalık henüz rengarenk bir karmaşaya bulanmışken öngördüklerini de unutmamak gerek.. ŞUBAT/2014 19 Eray Çaylı [email protected] ÖZNELEŞEN NESNELER, ÖZNELLEŞEN NESNELLER Kente yapılan müdahalelerin tetiklediği yasal tepkiler, toplumun farklı kesimlerinin resmi otorite nezdindeki konumlarının bir yansıması olarak görülebilir mi? Türkiye’de son günlerde yaşananlar hukukla yapılı çevre arasındaki önemli ama çoğu kez hafife alınan gerilimleri yeniden gündeme getirdi. Bir yandan Sevan Nişanyan Şirince’deki yapılarını inşa ederken koruma mevzuatının tanımladığı kısıtlı ve ağırkanlı düzen içerisinde hareket etmeyi reddettiği için hapse girdi. Diğer yandansa, yapılaşmayı denetleyen kanunların toplumun her kesimi üzerinde aynı katılıkta uygulanmıyor olabileceğinin işaretleri yolsuzluk operasyonları sırasında verildi. Aynı günlerde, bizde pek bahsi geçmeyen ancak benzer gerilimlerin izinin sürülebileceği başka bir vakada da önemli gelişmeler yaşandı. Bu vaka, Almanya’nın Frankfurt am Main şehrindeki küçük bir meydanda yer alan bir anıt etrafında şekillenen bir inatlaşmaya ilişkindi. Yolu Frankfurt’a düşenler kentteki uluslararası fuar alanının önünde yer alan ve sanatçı Jonathan Borofsky tarafından 1990’da inşa edilmiş olan 21 metrelik “Hammering Man” adlı heykelle mutlaka karşılaşmışlardır. Heykel, bir elindeki çekiçle diğer elindeki levhayı düzenli aralıklarla dövmekte olan ve paslanmaz çelikten kesilmiş dev bir insan figürü görünümündedir. Hammering Man, tasarımcısının ifadesiyle, emeğin kutsal ve evrensel bir değer olduğu fikrine düzülmüş bir methiyedir. Heykelin bu mesajını yansıtan bir özelliği de yine Borofsky tarafından inşa edilen farklı boyutlardaki benzerlerinin bugün dünyada yirmiyi aşkın şehirde yer alıyor olmasıdır. İşin ilginci Frankfurt’un bir de “Kleine” (Küçük) Hammering Man’i bulunmaktadır. Büyüğünün yaklaşık 1.5 kilometre ötesinde, Bockenheim ilçesinin mütevazı bir meydanında yer alan bu küçük kopyası, boyutları itibarıyla olmasa da inşa edilme öyküsü açısından anıtsal niteliğe sahiptir. Öykü, Borofsky’nin eserinin Frankfurt’a gelişinden beş sene sonra, aralarında göçmen kökenlilerin de bulunduğu bir grup aktivist tarafından el yordamıyla üretilen doğal ölçülerdeki bir benzerinin kentin faşizm ve ırkçılık karşıtı damarıyla ünlü bir bölgesine bir geceyarısı dikilmesiyle başlar. Orijinalinden farkı, insan figürünün çekiçle dövdüğü nesnenin herhangi bir metal parçası değil, hırpalanmış bir gamalı haç olmasıdır. Gerilla bir yöntemle dikilmiş bulunduğundan anıtın ne yasal olarak imar izni bulunmaktadır ne de ‘öz’ Hammering Man’in tasarımcısı Borofsky’den konuyla ilgili icazet alınmıştır. Kleine Hammering Man kendisine evsahipliği yapan yöreyi yıllar içerisinde öylesine etkiler ki, 29 Mayıs 1993’te Solingen’deki ırkçı kundaklamada hayatını kaybeden Hülya Genç’in adı 1997 yılında Frankfurt’ta bir meydana verilmek istendiğinde akıllara ilk gelen yer anıtın bulunduğu alan olur. Böylece Almanya tarihinde illk kez bir Türkiyeli’nin adı bir meydana verilirken, Hülya ile Hammering Man’in yolları kesişir. Ne var ki, yerel yönetimin anıta bakışı tümüyle olumlu değildir. Önce, paslanmış olmasına dikkat çekerek anıtın etrafta oynayan çocukların güvenliğini tehdit etmeye başladığını öne sürerler. Anıtı yapan ve sahiplenen aktivistlerse, şayet ortada teknik ve malzemeye ilişkin sorunlar varsa, Kleine Hammering Man’in daha dayanıklı yeni bir kopyasını memnuniyetle inşa ederek aynı yere koyabileceklerini söylerler. Ancak kent yönetimi anıtın mevcut tasarımıyla yeniden inşasının mümkün olamayacağını, çünkü tasarımının Almanya’da İkinci Dünya Savaşı’nın sonundan beri yasak olan gamalı haçı içerdiğini belirtir. Aktivistler kendilerinin parçalanmış bir gamalı haç kullandıklarını ve söz konusu sembolün bu haliyle yasadışı addedilemeyeceğini, 2009’da Stuttgart’ta görülen benzer bir davada verilen emsal bir mahkeme kararına atıf yaparak, savunurlar. Kent yöneticileri bu sefer de anıtın Borofsky’nin eserinin bir kopyası olduğundan telif yasalarını çiğnediğini öne sürer ve bu kez de bu yasal sorundan hareketle anıtın yıkımının kaçınılmaz olduğunu söylerler. Tam da bu günlerde doktora araştırması için anıtla ilgili bilgi sahibi olmak isteyen ben, anıtın bir grup aktivistin işi olduğundan habersiz, Küçük Hammering Man’in de büyükleri gibi Borofsky’nin eseri olduğunu düşündüğümden sanatçıyla email üzerinden irtibata geçtim. Borofsky yolladığı cevapta anıtın kendi imzasını taşımadığını ancak kamusal alanda yer alan işlerinin civarda yaşayan insanlar tarafından yeniden yorumlanmasını gayet doğal karşıladığını söyledi. Bense bunun üzerine araştırmama devam ederek Kleine Hammering Man’in asıl üreticilerine ulaştım. Aktivistlerin bana kent yönetimiyle yaşadıkları sorunları aktarmaları üzerine onlara Borofsky’den aldığım yanıttan bahsettim. Yerel yönetimle olan anlaşmazlıklarında böylece avantajlı konuma geçtiler ve Kleine Hammering Man’in hayatı şimdilik kurtulmuş oldu. Bockenheim’deki anıtın geçtiğimiz aylarda meçhul kişi veya kişilerce yine bir gece operasyonuyla dikilen yeni ve daha dayanıklı versiyonu şimdilik belediye tarafından zoraki de olsa kabul görmüş durumda. Aktivistlerden göçmen kökenli olanlar bir sonraki hedeflerinden “Hammering Man’e süresiz oturum izni almak” olarak bahsediyorlar. “Biz de buraya ilk geldiğimizde onun gibi yasadışıydık, ancak zaman içinde bu ülkeye katkıda bulunduk ve kalıcılaştık,” diyerek de anıtla kendi varlıkları arasında doğrudan bir ilişki kuruyorlar. Kente yapılan müdahalelerin tetiklediği yasal tepkileri toplumun farklı kesimlerinin resmi otorite nezdindeki konumlarının bir yansıması olarak gören bu bakış açısı, Türkiye’deki son olaylar bağlamında üzerinde düşünülmeye değer. 20 Fevzi Ondu [email protected] OTOMOBİLDEN FAZLASI... Otomobil markaları, bizi sadece A noktasından B noktasına ulaştırmıyor artık. A noktasında nasıl giyineceğimizden, B noktasında hangi aksesuarları kullanacağımıza kadar, hayatımızın her anındaki kararlarımızı etkiliyor. ŞUBAT/2014 Mercedes-Benz Kaliteli ürünler sunup, üst düzey tasarımlar gerçekleştiren Mercedes Benz, lüks sınıfa hitap eden SLS AMG serisinden, daha şehirli bir yapıya sahip küçük hacimli ve elektrikle çalışan Smart yan markasına kadar müşterisine pek çok seçenek sunabiliyor. Öte yandan... İç ve dış tasarımını dünyaca ünlü tasarımcılar Martin Francis ve Tommaso Spadolini’nin yaptığı 14 metre uzunluğundaki “Silver Arrows Marine” ve “Granturismo” ilk olarak 2012 Monaco Yatch Show’da görücüye çıkmıştı. Mercedes’in ülkemizin lüks alışkanlıkları arasındaki yerine bakarsak, bu yatları ülkemiz karasularında görebilmek hayal olmasa gerek. BMW BMW, Acer ile 2008 yılındaki işbirliği sonucunda çıkan, BMW’nin tasarımını yaptığı dizüstü bilgisayardan sonra, geçen sene Brezilyalı Embraer uçak firmasının yeni nesil iş jeti Legacy 500’ün kokpit tasarımını gerçekleştirdi. Tasarımını BMW Group DesignWorks USA’nın gerçekleştirdiği Legacy 500, 1.82 m kabin yüksekliği, 2.08 m kabin genişliği,8.17 m kabin uzunluğu ile şık tasarımı ve düz zeminli modern görünümü dikkatleri çekiyor. Maksimum 12 kişilik olarak tasarlanan jet, BMW’nin izlerini kabin içinde iddialı bir şekilde taşıyor. Maserati Milano Tasarım Haftası 2013’te görücüye çıkan Maserati’nin İtalyan mobilya firması Zanotta için tasarımını gerçekleştirdiği koltuk “Grand Tour”, otomobil markalarının mobilya sektörüne kazandırdığı önemli bir tasarım örneği. Bu tekli koltukta da görebileceğimiz üzere tasarım bir Maserati modelinde bulabileceğiniz oturuş rahatlığını tatmanıza imkan veriyor. Ayrıca Maserati kendi tasarım ekibi tarafından tasarlanan plaj havluları, kol saatleri ve bunlar gibi aklınıza gelebilecek birçok çeşit ürünü www.maseratistore.com adresinde satışa sunuyor. Peugeot Tasarım departmanını laboratuvar olarak gören Peugeot, yalnızca otomobil değil, çeşitli ürün gruplarında kendi çizgilerine has tasarımlar üretiyor. Bisikletten piyanoya, oyuncaktan kahve öğütme makinesine kadar hayatın çeşitli noktalarında kendi izlerini bırakıyorlar. Hibrit teknolojiye sahip “AE21” modeli elektrikli bisikletleri, Clever Case (Akıllı Kasa) adı verilen ve içinde lityum-iyon bataryası bulunan özel bir şasiye sahip. Bu şasiye aynı zamanda laptop veya evrak çantanızı yerleştirebiliyorsunuz. Katlanabilir el tutma kısmı ve pedallarıyla evinizde kaplayacağı yeri azaltıyor, elektrikli hibrid bir teknolojiye sahip olduğu için de yazın sıcak havalarda pedal çevirmeden işinize veya gezmeye çıkabiliyorsunuz. www.peugeotdesignlab.com Porsche Porsche, Blackberry ile 2 yıl önce adım attığı akıllı telefon sektörüne yine Blackberry ile tamamen dokunmatik ekrana sahip akıllı telefon üreterek dikkatleri üzerine çekti. Bu yaratıcı ve sıra dışı marka birlikteliğiyle, prestijlerini sağlamlaştıran firmalara en iyi örnek olarak sunabiliriz. Ayrıca Porsche Design’ın yarattığı saat ve aksesuarların yanı sıra ABD’li yat firması Fearless ve Singapurlu katamaran firması Royal Falcon Fleet için tasarımını gerçekleştirdiği tekneler Porsche otomobillerin tasarım çizgilerini birebir yansıtıyor. 21 22 Bikem de Montebello [email protected] OSMANLI’DA MODA VAR MIYDI? Din, millet, cinsiyet, meslek ve statü ayrımının kıyafetlerde yapılan düzenlemelerden de geçtiği, toplum huzur ve asayişinin sırrını geleneği korumakta gören çok milletli bir imparatorlukta moda kendini ifade edemez…mi? Moda her ne kadar kendini sürekli ve sık yenileyen, yaratıcısı ve takipçisi olan, ayrıca kişinin kendini ifade etme şekli olarak görülen, aslında batının icadı, günümüzde ise globalleşmiş bir oluşum olsa da, onu kostüm tarihinin eş zamanlı ikiz kardeşi olarak görmeliyiz.FIT’nin direktörü Valerie Steele‘in de dediği gibi Stola ve Togaları hiç değişmese bile saç modellerindeki bitmez tükenmez yenilikleri kaçırmamak için kadınların hayatlarını banyolarda geçirdiği Antik Roma’da modadan tabii ki bahsedeceğiz. Japonlar, Çinliler ya da Osmanlılar gibi geleneksel toplumlarda olduğu gibi. 11.yüzyıl Japonya’sında, gelenekle beraber küçük bir azınlık en son yenilikleri giymekle gurur duyup bir de önceki senenin renklerini taşıyanlara burun kıvırıyorsa, 15. yüzyıl Ming hanedanlığında gençler modaya kilitlenmiş yaşadıysa, değişimi bir insan ömrüne sığdırmaya çalışmayıp, binlerce yıllık geçmişi olan kültürlerin zamanı çok daha geniş kullanmasında bir kusur aramamalıyız. Gömlek, şalvar ve entariden oluşan Osmanlı giyim geleneği, Orta Asya’nın devamıdır, uzak doğuyla akrabadır, İslam ve Anadolu geleneklerinden etkilenmiştir. Kökeni Orta Asya olan önden açık boy entari, kaftan, hırka gibi aynı kesim kıyafetlerin üstüste giyilmesi, kadın ve erkek kıyafetlerinin aslında birbirine çok benzer olması, kıymetli kumaşları ziyan etmeyecek, gösterişli motifleri bölmeyecek şekilde basit kesimlerin kullanılması unsurları yüzyıllar boyu değişmemiştir. Her ne kadar Fatih’in sarayında kadınlar Orta Asya ve Anadolu’nun serbest stilinde giyinebilmiş olsalar da, İslamin kabulüyle zaman içinde erkeğe göre statülerini yitirmeleri ve 16. yüzyılla beraber Arabistan/Suriye kökenli yaşmak ve ferace furyasıyla kapanmaları tarihin cilvelerindendir. Osmanlılarda esas değişenler, kollar, dekolteler, etek boyları, başlıklar, işlemeler, renkler, kumaşlar ve desenlerdir. Bizler, Lanvin’in tasarımcısı Alber Elbaz’in gördüğü Dekoltelere gelirsek, 15. yüzyılda entarinin küçük bir yakası, 16.da ise yakasız ancak ufak bir ‘V’ açıklığı var. V şeklindeki dekolte 17. yüzyılda göğüsleri açıkta bırakacak kadar derinleşirken, 18. yüzyılda yaka kesimi derin ovallerle göğüsleri tamamen dışarda bırakıyor. 19. yüzyıl ortalarına gelindiğinde yakalar oldukça kapalı ve yuvarlak duruma geliyor ardından dik yaka ortaya çıkıyor. Şalvarlar Selçuklu’larda bol paçalı, 16. yüzyılda dar ya da geniş, boyu dizle bilek arasında, 18.yüzyılda uzun, bol, çizgili ve çiçekli, 19. yüzyılda ise dar. gibi, bugün modayı oranlarda ve detaylarda görmüyor muyuz ? Osmanlı’da şehirli ve saraylı kadın arasında, kemer, mücehver, saç süsü ve başlık detaylarıyla ayrım yaratmaya, ya da entarilerin eteklerini sürümek ya da belde toplamak gibi herkese verilmeyen haklarla farklılık, yenilik oluşturmaya, amacı değişik de olsa bugün ‘styling’ demiyor muyuz ? İslam’ın resmi yasakladığı, padişah kaftanlarını saklama geleneğinin kadınlara uygulanmadığı, aslında saray halkıyla yayılması gereken modanın, harem mahremiyetinde saklı kaldığı Osmanlı’da kadın kıyafetleri hakkındaki bilgileri 16.yüzyıldan itibaren Batılılar’ın, 18. yüzyıldan sonra da Levnî ve Abdullah Buharî gibi nakkaşların hazırladıkarları kıyafet albümlerinden ve sayısı 4’ü aşmayan Lady Montagu gibi İstanbul’da yaşamış kadın yazarlardan alıyoruz. Şu kısacık yazı sayesinde neleri mi bilebiliriz ? Örneğin entarilerin Selçuklular’da olduğu gibi uzun, bol kollu, yakasız ve önden açık olarak ilelebet kalmadığını, 16. yüzyılda kalça seviyesinde ve son çeyreğinde parçalı kaftan olarak görüldüğünü, 18. yüzyıl Lale Devri’nde hem uzun (ama ayak boyunun üstünde), hem kısalarına rastlandığını, yanlarının yırtmaçsız, genişletmek için peş denilen ekli, üst kısmının ise sıkıca bedene oturduğunu, 19. yüzyılla beraber tamamen bir değişime girdiği, önceleri derin yırtmaçlar kazanarak üç etek ismini aldığını, kesiminin darlaştığını, iki etek denen önü kapalı yanları yırtmaçlı entariye dönüştüğünü, yüzyıl ortasında eteğinin iyice uzadığını (183-220cm), kesiminin yine bollaştığını, hırka veriyonunun göğsü pensli, sırtı baklava kesimli ve takma kollu ceketlere (salta) dönüştüğünü görüyoruz. Gömleklerin 16. yüzyılda çok geniş kollu, 17. yüzyılda kısa hırkaların altında ayak bileklerine kadar uzun ve şeffaf, kol ağzının 17. yüzyılda geniş ve şeritli, 18. de dar ve uzun, bir süre sonra balık ağzı şeklinde evaze, 19. yüzyılın ortasında, elleri geçerek çok uzun ve oyalı, ardından Avrupa’nın etkisiyle, takma, patronu dirsek kıvrımlı, manşetli ve düğmeli olduğunu görüyoruz. Ferace deyip geçmeyin. 16. yüzyılda ufak yakalı, geniş kollu ve etekli, 17.yüzyılda daha geniş yakalı ve büyük düğmeli, Lale Devrinde rengarenk, yakaları bele inecek, daha sonra neredeyse yere varacak kadar uzun. 1872’den sonra her ne kadar arada II. Abdülhamid yasaklasa da yerini çarşafa bırakıyor. II. Meşrutiyet’ten sonra çarşaf geniş bir pelerin ve eteğe dönüşüyor ardından gittikçe kısalmaya başlıyor. 16. ve 17. yüzyılda taşlı ve altın kemerler, 17.yüzyılda kapaniçe adlı pelerinler, 18.de bele sarılan büyük kaşmir şallar gözde. 15. yüzyılda konik, bir sonraki asırda tüylü fes, 17. yüzyılda üst kısmı geniş alt kısmı dar yüksek hotozlar, 18. yüzyılda, bir tarafa yatan asimetrik kumaş başlıklar moda. Osmanlı kadını her zaman mücehverli, kürklü, zengin kumaşlı ve gösterişli giyiniyor. Kısa ya da uzun kollu kaftanlar ermin, samur, sincap gibi yazlık ve kışlık bir kürk hiyerarşisi içinde, birbirinden güzel motiflerle astarlanıp, Rusya ile önemli bir ticaret kapısı oluşturuyor. 1858’de Sultan Abdülmecid’in kızlarının düğününde bütün saray halkı korseyle tanışsa da, kapalı, kuyruklu ve şalvarsız Avrupa dantel işlemeli entariler boy gösterse ve 1870’ den sonra Osmanlı kadını Avrupa kadınından farksız giyinmeye başlasa da, Müslüman kadınları minyatür detaylarında her zaman sarı ayakkabılarıyla farkedeceğiz. ŞUBAT/2014 23 Kick Boks İçin Tasarım Türkiye Kick Boks Federasyonu kurumsal kimliğinde kullanılacak özgün logonun peşinde... Yarışma jürisinde Prof. Dr. Meltem Yılmaz (Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı), Yrd. Doç. Dr. Duygu Koca (Hacettepe Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü), Arş. Gör. Atila Işık (Hacettepe Üniversitesi Grafik Bölümü), Orhan Ayhan (Spor Yorumcusu ve Türkiye Kick Boks Federasyonu Asbaşkanı), Salim Kayıcı (Türkiye Kick Boks Federasyonu Başkanı) gibi değerli isimler yer alıyor. Son başvuru tarihi ise 14 Mart 2014. Karbon Fiber Yarışması ‘Talk Mode’ Seminer Moda tasarımı alanında kendini geliştirmek isteyen tekstil sektörü profesyonelleri ve öğrencilerinin katılımına uygun, tasarım süreçleri ve markalaşmanın çeşitli başlıklarla ele alındığı, İMA ve MTD işbirliğinde gerçekleştirilen Talk Mode Seminerleri 2014 Bahar Dönemi’nde ayın 2. ve 4. Perşembeleri, 19.00 – 21.00 saatleri arasında İstanbul Moda Akademisi’nde devam ediyor. 13 Şubat Perşembe günü serinin ilk semineri olan ‘Erkek Moda Sektörüne Bakış’ konusuyla Niyazi Erdoğan erkek modasını mercek altına alacak. Koza Açıldı 22. Koza Genç Moda Tasarımcıları Yarışması Türk modasına yeni isimler, yeni çizgiler kazandırmayı amaçlıyor. Yarışmanın değerlendirme kriterleri ise yaratıcılık düzeyi (tasarımların özgün olması ve yeni fikir içermesi), tasarımların uygulanabilirliği ve giyilebilirliği, malzeme seçiminde yaratıcılık, malzeme-tasarım uyumu. Son başvuru tarihi 14 Mart 2014 Cuma olan yarışmayla ilgili daha detaylı bilgi almak için itkib.org.tr adresini ziyaret edebilirsiniz. 3. Karbon Fiber Tasarım Yarışması’nın teması karbon fiber malzeme özelliklerini (hafiflik, dayanıklılık, şekillendirme gibi) kullanarak yeni tasarım ve ürünler geliştirmek. Son başvuru tarihi 03 Mart 2014 olan yarışmanın iki ayrı teması bulunuyor. Malzeme ve 3D Print. Malzeme kısmında tasarımcılardan fiber malzeme özelliklerini estetik ve orjinal olarak birleştiren “aydınlatma elemanı” tasarlaması bekleniyor. 3D Print kısmında ise fiber malzemenin 3 boyutlu baskı özelliklerini teşvik etmeyi amaçlayan, “fused filament fabrication” (FFF) tekniklerini tasarım ve el işini harmanlayarak güzel bir form ile gösterebilecekleri tasarımlar bekleniyor. Iğdır’a Logo Lazım Iğdır Valiliği Logo Tasarım Yarışması’nın konusu, sürekli yenilenen ve gençleşen, hem tarihi değerleri, hem çağdaş nitelikleriyle yüksek yaşama standartlarına sahip ve örnek bir şehir olma yolunda kendini sürekli geliştiren Iğdır’ın bu özelliklerini yansıtacak ve Iğdır Valiliği kurum kimliğinde kullanılacak, özgün amblem/ logonun tasarlanması. Son başvuru tarihi 21 Şubat 2014 olan yarışmayla ilgili daha detaylı bilgiyi igdir.gov.tr’den alabilirsiniz. Serap Alp [email protected] Maksder Zamanı MAKSDER 5. Mobilya Aksesuar Ürünleri Tasarım Yarışması, MAKSDER tarafından her yıl, sektördeki gelişimi teşvik etmek, uluslararası pazarlarda rekabet edebilecek ürünlerin oluşmasına zemin hazırlamak, tasarımın sektör içindeki önemini vurgulamak, bu alanda başarı gösteren tasarımcıları özendirmek ve ödüllendirmek amacıyla düzenleniyor. Tasarımların son teslim tarihi 03 Eylül 2014. Yarışma Üniversitelerin Mimarlık, İç Mimarlık ve Endüstri ürünleri tasarımı bölümlerinde eğitim gören ya da bu fakültelerden mezun olmuş kişilerin yanı sıra mobilya tasarımı ile ilgilenen uygulayıcıların katılımına açık. Sağlıklı Cam Ambalaj “And The Winner...” Geçtiğimiz günlerde NBA takımlarından Charlotte Bobcats’in sahibi Michael Jordan yaptığı açıklamayla, takımın eski ismi olan Hornets’i yeniden kullanmaya başlayacağını duyurmuştu. Seneye NBA’e geri dönecek Charlotte Hornets için alternatif bir logo oluşturmak için yapılan yarışmayı Türk tasarımcı Eren Gürbüz kazandı. Yarışmayı 99designs isimli bir oluşum düzenledi. Yarışmada 1100’ün üzerinde tasarım arasında birinciliği alan Eren Gürbüz imzalı logo oldu. Logoda ayrıca Charlotte’un lakabı olan Queen City’i de görmek mümkün. 2. Anadolu Cam Afiş Tasarım Yarışması’nın konusu, cam ambalajın gıdaların tadı, kokusu ve aromasını değiştirmeden uzun süre ve daha sağlıklı saklanmasını sağlayabilen, gerçek bir doğa dostu ambalaj olduğu gerçeğinin yansıtılması. Bu gerçekten yola çıkarak cam ambalajın en sağlıklı ambalaj malzemesi olduğu bilincinin yaratılması, güçlendirilmesi, cam ambalajın gerçek bir doğa dostu olduğu konusunda tüketicinin bilinçlendirilmesi ve geri dönüşümün öneminin vurgulanması. Teması “ Cam Ambalaj, Sağlıklı Ambalaj” olan yarışmanın son başvuru tarihi 14 Mart 2014. Yayın Türü: Aylık Sahibi: Kaleseramik Çanakkale Kalebodur Seramik A.Ş. Koordinasyon: Kale Tasarım Merkezi Editör: Umut Kart (sorumlu) Katkıda Bulunanlar: Gözde Tüfekçi Sayfa Tasarımı: Emre Senan Tasarım ve Danışmanlık; Emre Senan, Özge Güven, Nurhan Seyrekbasan Danışma Kurulu: Serhan Ada, Erdem Akan, İhsan Bilgin, Asiye Bodur, Füsun Curaoğlu, Yeşim Demir, Ömer Durmaz, Alpay Er, Cem Erciyes, Sertaç Ersayın, Hakan Ertem, Güran Gökyay, Korhan Gümüş, Gamze Güven, Gülay Hasdoğan, Tansel Korkmaz, Zeynep Bodur Okyay, Suha Özkan, Kuyaş Örs, Nevzat Sayın, Emre Senan Baskı: Veritas Baskı, Yeşilce Mahallesi Diken Sokak No: 34. Levent-İstanbul Tel: 0212 294 50 20 İletişim: Kale Tasarım Merkezi-Silahtarağa Mah. Kazım Karabekir Cad. No: 2/6 34060 Eyüp/İstanbul, Tel: 0212 311 75 68, 0212 371 53 95 [email protected], [email protected] Kale Tasarım Merkezi’nin ücretsiz tasarım gazetesidir. www.kaletasarimmerkezi.com
Benzer belgeler
süperyat - Timur Bozca
malzemeler kullanılarak oluşturuldu.
Açılışında, 800’ü aşkın yoğun davetli
katılımıyla ilgi gören sergide dikkat çeken
çalışmalar yer alıyor.
İngiliz Kraliçesi 2. Elizabeth’e yaptığı