Küreselleşme Sürecinde Rekabet Gücünün Artırılması ve
Transkript
Küreselleşme Sürecinde Rekabet Gücünün Artırılması ve
İSTANBUL TİCARET ODASI YAYINLARI KURESELLESME SURECiNDE REKABET GUCUNUN ARTTIRILMASI ve TURKiYE’DE KOBi’LER PROF. DR. MUSTAFA AYKAÇ DOÇ. DR. ZEKİ PARLAK DOÇ. DR. SÜLEYMAN ÖZDEMİR i TO ve DERGİSİ’NİN HEDİYESİDİR PARAYLA SATILMAZ KURESELLESME SURECiNDE REKABET GUCUNUN ARTTIRILMASI ve TURKiYE’DE KOBi’LER Küreselleşme; uluslararası işbölümünün gelişmesini ve uzun dönemde uzmanlaşmayı, tüketicilerin daha geniş ürün çeşidine daha düşük maliyetle erişimini, birikimlerin kullanımında ve kaynak dağılımında daha etkin bir yapıyı olanaklı kılması ve dolayısıyla ekonomik büyümeyi ve döngüyü artıracak olması yönünden önemli fırsatlar getirmektedir. Ancak küreselleşme sürecinde, bir yandan ülke ekonomilerinin diğer yandan ülke ekonomileri ile finans piyasaları arasındaki bağımlılıkların güçlenmesiyle, makroekonomik politika uygulamaları konusunda seçenekler kısıtlanmaktadır. Günümüzde ülkelerde oluşan krizler tüm dünya ekonomisini büyük ölçüde etkileyebilmektedir. Ayrıca sistemin küreselleşmesi; tüketici seçimleri ve yaşam biçimleri arasında güçlü benzerlikler oluşması nedeniyle kültürel tekdüzeleşme ortaya çıkmaktadır. “Küreselleşme Sürecinde Rekabet Gücünün Artırılması ve Türkiye’de KOBİ’ler” isimli bu yayında, bir ülkenin ve dolayısıyla ülkede faaliyet gösteren işletmelerin küresel sistemde etkili bir konum edinebilmesi, bu konumu koruyabilmesi ve giderek sürecin belirleyicileri arasında yer alabilmesi, yeni düzenin sunduğu fırsatlardan zamanında ve en üst düzeyde yararlanabilmesi amacıyla neler yapılması gerektiği hususları derinlemesine irdelenmiştir. ISBN 978-9944-60-276-1 YAYIN NO: 2008-24 ïSTANBUL TïCARET ODASI YAYINLARI KURESELLEŞME SURECiNDE REKABET GUCUNUN ARTTIRILMASI ve TURKiYE’DE KOBi’LER HAZIRLAYANLAR Prof. Dr. Mustafa AYKAÇ Doç. Dr. Zeki PARLAK Doç. Dr. Süleyman ÖZDEMİR İstanbul 2009 Yayın No: 2008-24 Copyright © İTO Tüm haklar saklıdır. Bu yayının hiç bir bölümü, yazarın ve İTO’nun önceden yazılı izni olmaksızın mekanik olarak, fotokopi yoluyla veya başka herhangi bir şekilde çoğaltılamaz. Eserin bazı bölümleri veya paragrafları, sadece araştırma veya özel çalışmalar amacıyla, yazarın adı ve İTO belirtilmek suretiyle kullanılabilir. ISBN 978-9944-60-276-1 (Basılı) İTO ÇAĞRI MERKEZİ Tel: (212) 444 0 486 İTO yayınları için ayrıntılı bilgi Bilgi ve Doküman Yönetimi Şubesi Dokümantasyon Servisi’nden alınabilir. Tel: (212) 455 63 29 Faks: (212) 512 06 41 E-posta: [email protected] İnternet: www.ito.org.tr Odamız yayınlarına tam metin ve ücretsiz olarak internetten ulaşabilirsiniz. Yayına Hazırlık İNFOMAG YAYINCILIK Baskı ve Cilt İNKILAP KİTABEVİ YAYIN SAN. VE TİC A.Ş. Çobançeşme Mah. Altay Sk. No: 8 Yenibosna - İSTANBUL Tel: (212) 496 11 81-82 Faks: (212) 496 11 81 SUNUŞ Y irminci yüzyılın son çeyreğinde, ulaşım ve haberleşme teknolojileri başta olmak üzere birçok alanda önemli gelişmeler yaşanmış, yeni teknolojilerin üretim faaliyetlerine uygulanmasıyla birlikte hem mal ve hizmetler çeşitlenmiş, hem de bunların maliyetleri önemli ölçüde düşmüştür. Bu tarihten itibaren, serbest piyasa ekonomisi politikalarının, başta liberal ülkeler olmak üzere çok sayıda ülke tarafından benimsenmeye başlanması, dünyada serbest ticareti artırmış ve küreselleşme olgusu yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Tüm bu gelişmeler, her konuda kolayca ve zamanında bilgi edinen, standart ürünlerden ziyade talebe dayalı kaliteli ve düşük maliyetli ürünleri talep eden bir tüketici profilinin oluşmasına yol açmıştır. İşletmeler de, yeni dönemde ayakta kalabilmek ve büyüyebilmek için hem teknolojik gelişmeleri yakından takip etmek, bunları derhal üretim sürecine yansıtmak ve hem de ulusal sınırlar içerisinde olduğu kadar sınır-ötesi piyasalarda da birbirleriyle kıyasıya rekabet etmek durumu ile karşı karşıya kalmışlardır. Küresel rekabet olarak ifade edilen bu yeni ekonomik ortamda, yerel ölçekte faaliyet gösteren işletmelerde, hem yerel, hem de küresel ölçekte faaliyet gösteren işletmelerle rekabet etmek zorundadırlar. Bu rekabet ortamında müşteri isteklerini göz önüne alan, müşteri tatminini sağlayan, kaliteli ve düşük maliyetli ürünleri üreterek müşterinin istediği zamanda ve yerde hızlı bir biçimde sunan işletmeler başarılı olabilmektedir. Hızlı değişen rekabet ortamında, artık geleneksel yapılanma temelinde rekabet etmek mümkün olmamaktadır. Bu nedenle, birçok firma bu yeni duruma uyum sağlamak için yeniden yapılanmaya gitmektedir. KOBİ’lerin, temelde, esnek ve müşteri tercihleri doğrultusunda üretim yapabilme olanaklarına sahip olabilmeleri, yeni rekabet ortamında faaliyet gösterebilme şanslarını artırmaktadır. Ancak, günümüzde bu potansiyele sadece teknolojik düzeyi yüksek olan dinamik KOBİ’ler sahiptir. Bu yönde kendisini geliştirememiş olan KOBİ’lerin, KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 3 öncelikle küresel rekabet ortamının gerektirdiği bir yapılanmaya gitmeleri gerekecektir. Bu yapılanmanın temeli, küresel rekabetin gerektirdiği koşulların gerçekleştirilmesidir. Bu koşullar; kalite, düşük fiyat ve hızdır. Bunlara ulaşmanın yolu, verimlilik temelinde, kaliteli ve maliyet etkenli biçimde faaliyet göstermekten geçmektedir. Sonuç olarak, KOBİ’lerde uygulanması düşünülen rekabet stratejileri belirlenirken, küreselleşme sürecinde işletmelerin rekabet gücüne yönelik teorik yaklaşımların, gelişmiş ülkelerin bu alandaki deneyimlerinin küresel fırsatlar ışığında değerlendirilmesi gerekmektedir. Buradan hareketle, gerek yerel ölçekte, gerekse küresel ölçekte faaliyet gösteren işletmelerin her geçen gün zorlaşan rekabet koşullarında nasıl davranmaları gerektiği noktasında işletmelere bir yol haritası çizen “Küreselleşme Sürecinde Rekabet Gücünün Arttırılması ve Türkiye’de KOBİ’ler” isimli yayınımızın faydalı olmasını diler, çalışmayı Odamız adına gerçekleştiren Prof. Dr. Mustafa Aykaç’a, Doç. Dr. Zeki Parlak’a ve Doç. Dr. Süleyman Özdemir’e teşekkür ederim. Dr. Cengiz Ersun Genel Sekreter 4 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER ÖNSÖZ K üreselleşme ve hızlı teknolojik değişme, dünya ekonomisinde geniş kapsamlı bir yeniden yapılanmayla birlikte köklü değişiklilere yol açmaktadır. Bu değişimle birlikte, uluslararası ticaretin hacmi, yapısı ve yönü kadar ülkelerin uluslararası ticaretten aldığı paylar değişmektedir. Bu köklü değişim ve dönüşüme ülkelerin ayak uydurabilmesi ve küresel ekonomide güçlü bir konuma sahip olması, bu gelişmelere hızlı ve doğru şekilde cevap verebilme yeteneğine ve yeni alanlarda rekabet üstünlüğü geliştirme dinamizmine bağlıdır. Küresel ekonomide yaşanan yeniden yapılanma, ileri teknoloji kullanan, esnek üretim yapan ve karmaşık ticari ilişkiler ve iş bölümü ağlarıyla birbirine bağlanmış KOBİ kavramını ön plana çıkarmıştır. Diğer bir ifade ile günümüzde KOBİ’ler küresel ekonomide ülkelerin rekabet üstünlüğünün önemli bir kaynağı haline gelmiştir. Küresel piyasalarda rekabet üstünlüğünü KOBİ’lere dayandıran ülkeler incelendiğinde, bu ülkelerin bu konuda etkin şekilde yenilik– geliştirmeyi ve KOBİ’ler arası işbirliğinin yanı sıra mekânsal birliktelik ve ağ stratejilerini geliştirmeye yönelik tedbirlere ve altyapı yatırımlarını 1980’li yılların başında gerçekleştirdikleri görülmektedir. Buna paralel olarak, bilimsel çalışmaların bu konuya 1980’li yıllardan itibaren yoğunlaştığı ve bunun da KOBİ’lere verilen önemin artmasına katkıda bulunduğu bilinmektedir. Tüm bu gelişmeler ışığında, Türkiye’de KOBİ’lere bakıldığında, gerek yasal düzenlemeler ve mevzuatın ve gerekse alınan tedbirler ve uygulamaların büyük ölçüde yetersiz olduğu ve ayrıca küresel gelişmeleri 20 yıllık gecikmeyle izlediği anlaşılmaktadır. Öte yandan, Türkiye’de KOBİ’lere yönelik olarak yapılan bilimsel çalışmaların genellikle bu işletmelerin finansman, pazarlama, istihdam ve genel yönetsel sorunlar gibi belirli konularla sınırlı kaldığı dikkat çekmektedir. Küresel ekonomik ve politik dönüşümler çerçevesinde, Türkiye’de KOBİ’lerin rekabet gücünün değerlendirilmesinde ve rekabet güçlerini arttırıcı stratejilerin geliştirilmesinde yenilik ve geliştirmenin rolünün, KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 5 önemi nispetinde literatürde incelenmediği görülmektedir. Bu nedenle, küresel rekabetin giderek daha yıkıcı hale geldiği ve her gün çok sayıda KOBİ’nin faaliyetine son verdiği ülkemizde, KOBİ’lerin rekabet güçlerinin değerlendirilmesi ve arttırılmasına yönelik bilimsel çalışmaların yapılması öncelikli hale gelmektedir. Bu proje literatürdeki bu yetersizliği gidermeye yönelik bir çaba olacaktır. Bu çalışmanın temel amacı, küreselleşme sürecinde KOBİ’lerin rekabet gücüne yönelik teorik yaklaşımlarını, gelişmiş ülkelerin bu alandaki deneyimlerini küresel fırsatlar ışığında değerlendirmek ve Türkiye’nin kendi dinamiklerini ve özgün şartlarını gözeten stratejiler geliştirmektir. Bu çalışmanın gerçekleştirilmesi, İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Murat YALÇINTAŞ ve Yönetim Kurulu Üyesi Sayın Erhan ERKEN ile Genel Sekreter Sayın Dr. Cengiz ERSUN’un destekleri ile mümkün olabilmiştir. Bu çalışmanın, ülkemiz bilim yaşamına yeni boyutlar getirmesi ve ülkemizde KOBİ’lere yönelik ilgi ve önemin daha da artmasına ve ülkemizin rekabet gücüne katkıda bulunması en içten dileğimizdir. Prof. Dr. Mustafa AYKAÇ 6 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER İÇİNDEKİLER SUNUŞ ÖNSÖZ ŞEKİLLER, TABLOLAR VE GRAFİKLER LİSTESİ GİRİŞ 3 5 12 16 BİRİNCİ BÖLÜM KÜRESELLEŞME SÜRECİ, DEĞİŞEN REKABET ve KOBİ’LER I. KÜRESELLEŞME KAVRAMI ve TANIMI 27 A. Rekabetin Küreselleşmesi ve Yeni Rekabet 33 B. Çokuluslu Şirketler ve Doğrudan Yabancı Yatırımlar 37 1. Çokuluslu Şirketlerin Tarihsel Gelişimi 38 2. Küreselleşme İtici Gücü: Çokuluslu Şirketler 40 3. Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımları ve Şirket Birleşmeleri 49 C. Uluslararası Ticaret ve Değişen Ticaret Kalıpları 52 D. Üretimin Küreselleşmesi: Küresel Üretim ve Küresel Dış–Tedarik 59 1. Küresel Üretim Ağlarının Yönetişimi 61 a. Üretici–Merkezli Küresel Üretim Ağları 61 b. Tüccar–Merkezli Küresel Üretim Ağları 67 2. Küresel Üretimin Boyutları 69 3. Küresel Üretimin ve Tedariğin Hacmi 74 II. KÜÇÜK İŞLETMELERİN VE GİRİŞİMCİLİĞİN YENİDEN DOĞUŞU 79 A. Girişimcilik Kavramı ve Girişimci Tipleri 85 B. Girişim Ekonomisinin Yükselişi 89 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 7 III. KÜRESELLEŞME VE KÜÇÜK ve ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERE YÖNELİK TEHDİT VE FIRSATLAR 92 A. Küçük İşletmelere Yönelik Fırsatlar 93 B. Küçük İşletmelere Yönelik Tehditler 95 İKİNCİ BÖLÜM GELİŞMİŞ ÜLKELERDE KOBİ’LER: REKABET GÜCÜNÜN ARTIRILMASI VE YENİDEN YAPILANMA STRATEJİLERİ I. KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİN EKONOMİDEKİ ROLÜ VE ÖNEMİ 99 A. Küçük ve Orta Ölçekli İşletmelerde Yenilik ve Geliştirme 105 B. KOBİ’lerin Küreselleşme ve Uluslararasılaşma Süreci 142 1. Uluslararasılaşma Yaklaşımları 151 a. Safha Teorisi 151 b. Doğuştan Küresel Firmalar Teorisi 154 c. Ağ Bağlantıları Yaklaşımı 156 2. Bağlantı Yaklaşımları 165 a. Tedarikçilerle (KOBİ’lerle) Geriye Bağlantılar 165 b. Tüketicilerle (KOBİ’lerle) İleriye Bağlantılar 167 c. Rekabetçilerle Bağlantılar 170 d. Teknolojik Ortaklarla Bağlantılar 171 e. Diğer Taşma Etkileri 172 f. Tedarikçi Gelişimi 176 g. Tüketicilerle İleriye Entegrasyon 177 3. Ulus–Ötesi Firmalardan KOBİ’lere Yönelik Taşma Etkilerini Teşvik Eden Diğer Politikalar C. Uluslararasılaşma ve Dilimlenmiş (NİŞ) Piyasalar 8 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 177 180 II. ULUSLARASILAŞMA SÜRECİNDE DOĞRUDAN YABANCI YATIRIMLAR (DYY) ve KOBİ’LER 188 III. YURTİÇİ KOBİ’LERİN YETENEKLERİNİ YÜKSELTMENİN BİR YOLU OLARAK “KÜRESEL DEĞER ZİNCİRLERİ” 194 ÜÇÜNCÜ BÖLÜM TÜRKİYE’DE KOBİ’LER VE KOBİ’LERİN REKABET GÜCÜ I. TÜRKİYE’DE KOBİ’LERİN GELİŞİMİ 20 A. Tarihsel Süreçte Türkiye’de KOBİ’ler 205 1. Cumhuriyet Öncesi Dönem: Girişimcilik ve KOBİ’lerin Temelleri 205 2. Cumhuriyet Dönemi: KOBİ’lerin Gelişimi 207 a. 1923–1950 Dönemi 207 b. 1950–1980 Dönemi 208 c. 1980 Sonrası Dönem 209 B. Kalkınma Planları ve KOBİ’ler 210 II. YAPISAL AÇIDAN KOBİ’LERDE MEVCUT DURUM 212 A. 2002 Genel Sanayi ve İşyerleri Sayımı Sonuçları’na Göre Türkiye’de KOBİ’lerin Sayısal Durumu 214 1. KOBİ’lerin Ölçeklerine Göre Dağılımı 214 2. KOBİ’lerin Kamu–Özel Sektör Ayrımına Göre Dağılımı 217 3. KOBİ’lerin Sektörlere Göre Dağılımı 218 4. KOBİ’lerin İllere Göre Dağılımı 220 5. KOBİ’lerin Hukuki Durumuna Göre Dağılımı 220 6. KOBİ’lerin Yaş Ortalamasına Göre Dağılımı 221 7. KOBİ’lerin Faaliyet Gösterilen Yere Göre Dağılımı 222 8. KOBİ’lerin Gösterdikleri Faaliyet Türlerine Göre Dağılımı 224 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 9 B. 2002 Genel Sanayi ve İşyerleri Sayımı Sonuçları’na Göre Türkiye’de KOBİ’lerde Çalışanlar 225 1. KOBİ’lerde Çalışanların İşletme Ölçeğine Göre Dağılımı 225 2. KOBİ’lerde Çalışanların Kamu–Özel Sektör Ayrımına Göre Dağılımı 227 3. KOBİ’lerde Çalışanların Cinsiyet Ayrımına Göre Dağılımı 228 4. KOBİ’lerde Çalışanların Sektörlere Göre Dağılımı 228 5. KOBİ’lerde Çalışanların Ölçek Büyüklüğüne Göre Dağılımı 230 6. KOBİ’lerde Çalışanların İllere Göre Dağılımı 231 III. KOBİ’LERİN EKONOMİDEKİ YERİ VE ÖNEMİ 232 A. Makroekonomik Politikalar ve KOBİ’ler 232 B. Dünyada ve Türkiye’de KOBİ’ler 234 1. KOBİ’lerin Dünya Ekonomisi İçindeki Yeri 234 a. Gelişmiş Ülkeler ve KOBİ’ler 237 b. Gelişmekte Olan Ülkeler ve KOBİ’ler 239 2. KOBİ’lerin Türkiye Ekonomisi İçindeki Yeri 241 a. KOBİ’lerin Toplam İhracat İçindeki Payı 242 b. KOBİ’lerin Toplam Vergi Gelirleri İçindeki Payı 246 c. KOBİ’lerin Toplam Krediler İçindeki Payı 248 d. KOBİ’lerin İstihdam İçindeki Payı ve İşsizlikle Mücadeledeki Rolü 252 C. Teknoloji ve Farklılaşan KOBİ’ler 257 1. Teknolojik Düzeyi Zayıf “Statik / Geleneksel KOBİ’ler” 258 2. Yeniliğin ve Teknolojik Gelişmelerin Kaynağı “Dinamik / Girişimci / Yenilikçi KOBİ’ler” 259 IV. TÜRKİYE’DE KÜÇÜK GİRİŞİMLERİN DESTEKLENMESİ 260 A. KOBİ’lere Yönelik Yasal Düzenlemeler 261 B. KOBİ’leri Destekleyen Kurum ve Kuruluşlar 265 10 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER C. Gerçekleştirilen Destek ve Teşvikler 269 1. KOSGEB’in Destek ve Teşvikleri 273 2. DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI’nın Destek ve Teşvikleri 277 3. HALKBANK’ın Destek ve Teşvikleri 280 D. KOBİ’lerin GZFT Analizi 282 1. KOBİ’lerin Güçlü Yanları 282 2. KOBİ’lerin Zayıf Yönleri 283 3. KOBİ’lerin Önündeki Fırsatlar 283 4. KOBİ’lere Yönelik Tehditler 284 SONUÇ 285 KAYNAKÇA 298 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 11 TABLOLAR, ŞEKİLLER ve GRAFİKLER LİSTESİ TABLOLAR LİSTESİ Tablo 1 : Küreselleşme Kavramı ve Boyutları 30 Tablo 2 : Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımları (Milyar Dolar) 43 Tablo 3 : Doğrudan Yabancı Yatırımların Bölgelere ve Bazı Seçilmiş Ülkelere Göre Dağılımı, 1994–2005 (Milyon Dolar) 44 Tablo 4 : Doğrudan Yabancı Yatırımların Bölgelere ve Bazı Seçilmiş Ülkelere Göre Dağılımı, 1994–2005 (Milyar Dolar ve Oran) 45 Tablo 5 : Şirket Birleşmeleri ve Satın Alımları : Sayısı ve Değeri (Milyar $, 1987–2004) 50 Tablo 6 : Yıllar İtibariyle Gelişmiş Ülkelerde İmalat Mallarına Uygulanan Gümrük Oranları (%) 55 Tablo 7 : Yerel ve Küresel Üretim Seçenekleri 60 Tablo 8 : Üretici ve Tüccar Merkezli Küresel Üretim ve Dış–Tedarik Yöntemlerinin Temel Özellikleri 63 Tablo 9 : Küresel Üretimin Değişen Yönetişim Yapısının Tarihsel ve Kavramsal Kökenleri 65 Tablo 10 : Küresel Üretim Ağlarında Mal ve Sermaye Akımı 71 Tablo 11 : Üç Farklı Girişimci Tipi 87 Tablo 12 : Yenilikçi Kabiliyetlerin Temel Belirleyicileri 111 Tablo 13 : Türkiye’nin Uluslararası Mukayesesi (Seçilmiş Yenilik, Bilim ve Teknoloji Göstergeleri) 117 Tablo 14 : Araştırma ve Geliştirme Harcamaları 138 Tablo 15 : Uluslararasılaşmayı Teşvik Eden Faktörlerin Sınıflandırması 143 Tablo 16 : Türkiye’de Girişim Sayıları (2003) 214 12 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Tablo 17 : Girişimlerin Ölçeklerine Göre Dağılımı, (2003) 215 Tablo 18 : İmalat Sanayiinde Girişimlerin Ölçeklerine Göre Dağılımı, (2000) 216 Tablo 19 : SSK’ya Kayıtlı İşyerlerinin Büyüklük Grubuna Göre Dağılımı (Eylül 2006) 217 Tablo 20 : Haziran 2007 İtibariyle SSK’ya Kayıtlı İşyeri Sayısı 218 Tablo 21 : Girişimlerin Sektörel Dağılımı (2003) 219 Tablo 22 : Hukuki Durumlarına Göre Girişimler (2003) 221 Tablo 23 : Yaş Ortalamalarına Göre Girişimler (2003) 222 Tablo 24 : Faaliyet Gösterilen Yere Göre Girişimler (2003) 223 Tablo 25 : Girişimlerde Çalışanların Sayısı (2003) 225 Tablo 26 : Girişimlerde Ücretle Çalışanların Sayısı (2003) 226 Tablo 27 : SSK’ya Kayıtlı İşyerlerinin Sigortalı Sayısına Göre Dağılımı (Eylül 2006) 226 Tablo 28 : Haziran 2007 İtibariyle SSK’ya Kayıtlı Sigortalı Sayısı (Kamu / Özel Sektör) 227 Tablo 29 : Haziran 2007 İtibariyle SSK’ya Kayıtlı Sigortalı Sayısı (Kadın / Erkek) 228 Tablo 30 : Çalışan Kişi Sayısı İtibariyle Girişimlerde İstihdamın Yapısı (2003) 229 Tablo 31 : Ölçek Büyüklükleri (Çalışan Sayısı / Girişim Sayısı) (2003) 231 Tablo 32 : Bazı Gelişmiş Ülke Ekonomilerinde KOBİ’ler 239 Tablo 33 : Bazı Gelişmekte Olan Ülke Ekonomilerinde KOBİ’lerin Yeri 241 Tablo 34 : Türkiye’de İhracat–İthalat Rakamları (Milyon Dolar) 243 Tablo 35 : Türkiye’de İhracatın Ülkelere Göre Dağılımı (%) 244 Tablo 36 : Türkiye’de İthalatın Ülkelere Göre Dağılımı (%) 244 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 13 Tablo 37 : Türkiye’de Vergi Gelirlerinin Toplam Gelirlere Oranı, % 247 Tablo 38 : KOSGEB Desteklerinin Yıllara ve Faaliyet Alanlarına Göre Dağılımı, YTL 276 Tablo 39 : KOBİ Teşvik Belgelerinin Yıllar İtibariyle Dağılımı (Milyon TL) 277 Tablo 40 : 2007 Yılında KOBİ Yatırım Teşvik Belgelerine Öngörülen Yatırım ve İşletme Kredilerinin Bölgesel Dağılımı (Ocak–Eylül) (YTL) 278 Tablo 41 : KOBİ Teşvik Belgelerinin Mahiyetlerine Göre Dağılımı 279 Tablo 42 : Halkbank Kredilerinin Türlerine Göre Dağılımı (Milyon TL) 281 ŞEKİLLER LİSTESİ Şekil 1 : Küresel Rekabetin Temel Elementleri 36 Şekil 2 : İçe Yönelik Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırım Stoklarının Sektörel Dağılımı, 1990–2002 47 Şekil 3 : Hizmet Sektöründe Küresel Dış–Tedarik Trendi 73 Şekil 4 : Dikey Uzmanlaşmaya Dayalı Ticaret 77 Şekil 5 : Yenilikçilik Sistemi Modeli 130 Şekil 6 : KOBİ’lerin Teknoloji ve Yenilik Kapasitesi 136 Şekil 7 : KOBİ’lerin Gelişen ve Gelişmiş Ülkelerde Teknoloji ve Yenilik Kapasitesi 137 Şekil 8 : Lider Firma Yoluyla Firmaların Uluslararasılaşma Süreci 147 Şekil 9 : Upsala Uluslararasılaşma Modeli 153 Şekil 10 : İşletme Stratejisi ve Uluslararası Karşılıklı İlişkiler 155 Şekil 11 : Basit Değer Zinciri 201 Şekil 12 : KOBİ’lerin Değer Zincirlerine Uyum Sağlaması 203 14 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER GRAFİKLER LİSTESİ Grafik 1 : Dönemlere Göre Şirket Birleşme ve Satın Alımları 51 Grafik 2 : Dünya Üretim ve Ticaret Miktarı, 1950–2002 58 Grafik 3 : Bölgelere Göre Sabit Fiyatlarla Gayri Safi Yurtiçi Ar–Ge Harcamaları: 1991–2003 (1991=100) 134 Grafik 4 : KOBİ’lerde Farklı Uluslararasılaşma Tarzlarının Önemi 149 Grafik 5 : AB’de Teşebbüs Başına İstihdam Edilen Kişi Sayısı: Kabul Edilen Ülkeler ve Aday Ülkeler 150 Grafik 6 : Girişimlerin İllere Göre Dağılımı (2003) 220 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 15 GiRiŞ 2 1. yüzyıla girerken dünyada ekonomik, politik ve sosyal alanlarda köklü bir değişim ve dönüşüm yaşanmaktadır. Küresel ekonominin en önemli aktörü olan ulus devletten işletmelere, teknolojiden iş organizasyonuna ve üretim ve istihdama kadar her şey bu değişimden nasibini almaktadır. Bu değişimin kapsamı ve etkileri öylesine büyüktür ki, iki yüzyıl önce gerçekleşen Sanayi Devrimi ile mukayese edilerek kapitalizmin gelişiminde yeni bir aşamanın veya endüstriyel bölünmenin eşiğinde bulunduğumuz ifade edilmektedir. Bu değişim ve dönüşümün itici gücü bilgi, iletişim ve ulaşım teknolojilerindeki gelişmelerden kaynaklanan küreselleşmedir. En genel şekliyle, dünya ekonomisinin daha fazla bütünleşmesi olarak tanımlanan küreselleşme kavramının, tam olarak neyi ifade ettiği, sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiği ve nasıl gelişeceği tartışmalıdır. Bununla birlikte, uluslararası ticaret, üretim, yatırım ve rekabet alanlarında oldukça belirgin ve somut etkileri son yirmi yılı karakterize etmektedir. Bu etkiler üretimin, ticaretin ve rekabetin yönü, içeriği ve niteliğini yeniden şekillendirdiği gibi; emek, sermaye, iş organizasyonu, üretim teknolojisi ve ölçeği ile değişiklikleri de zorunlu hale getirmektedir. Ayrıca, bu çerçevede uluslararası olduğu kadar işletmeler arası ve işletme–içi işbölümü yeniden tanımlanmaktadır. Tarihsel açıdan bakıldığında bu, üretim, istihdam ve ekonomik büyüme ve kalkınma ilkelerinin yeniden değerlendirmeye tabi tutulduğu yeni bir döneme tekabül etmektedir. Bu dönemin tanık olduğu önemli gelişme savaş sonrası gelişmiş ülkelerde üretim ve çalışma ilişkilerini karakterize eden büyük ölçekli üretim veya Fordist–Taylorist üretim modelinin çökmesini takiben küçük ve orta ölçekli işletmelerin üretim, istihdam ve katma değer yaratma açısından ekonominin yeninden dinamosu haline gelmesidir. Savaş sonrası dönemde büyük ve istikrarlı piyasalara 16 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER ve ölçek ekonomisine dayalı kitle üretimi yaygınlaşmıştır. Kitle üretim modelinde işler en küçük unsurlarına kadar bölünerek vasıfsız işçilerin istihdamını dayanmanın yanı sıra, büyük ve istikrarlı piyasalara yönelik standart mal ve hizmet üretimi, dev ölçekli bürokratik örgütsel yapılar, tek amaçlı makine ve teçhizatına dayalı üretim sistemini gerekli kılmaktadır. Bu dönemde kitle üretiminin gerekli kıldığı kitle tüketimini sağlamanın bir aracı olarak uygulamaya konulan Keynezyen talep yönetimi politikaları, uluslararası üretim fazlası ve ekonomik krizlerin istihdamı ve işleri tahrip eden etkilerini bertaraf etmede oldukça başarılı olmuştur. Bu dönemde akademik ve politik dikkatler, talep yönetimi ve gelir eşitliği ile ilgili konulara yönelirken, ekonomik büyümenin nedenlerine yönelik ilgi de zayıflamıştır. Bu çerçevede kitle üretimi ve büyük ölçekli işletmeler ön plana çıkarken, ekonomik etkinliğe sahip olmayan küçük ölçekli işletmelerin de piyasadan silineceği tahmin edilmekteydi. En iyi ihtimalle bu işletmelerin bir kısmının siyasi ve sosyal nedenlerle muhafaza edilmesi ve desteklenmesi önerilmekteydi. 1960’li yılların sonuna gelindiğinde, gelişmiş ülkelerde uygulanan Fordist–Taylorist model büyük bir başarı sağlamış ve ekonomideki baskın konumunu pekiştirmişti. Ancak, bu yıllarda Fordist sistemin çöküşünü hazırlayacak çelişkileri de bir krize dönüşecek şekilde birikmişti. Bir yandan standart mallara piyasaların bölünerek uzmanlık alanlarına ayrışması Fordizmin katı üretim sistemini çıkmaza sokmuştur. Öte yandan, kitle üretim sistemine esneklik kazandırarak ucuz, kaliteli ve çok çeşitli mallar üreterek dünya piyasalarını alt–üst eden ve gelişmiş ülkelerin dünya piyasalarındaki baskın konumunu tehdit eden Japon rekabeti ve Güneydoğu Asya’nın imalat malları üreticisi olarak yükselişi Fordist–Taylorist sistem artık günlerinin sayılı olduğunun habercisiydi. Özellikle otomobil ve elektronik endüstrisinde 1950’lerde çok alt sıralardan yükselmeye başlayan Japonya, 1970’lere gelindiğinde bu endüstrilerde ilk sıraya yerleşerek dünyanın lideri olmuştu. Fordizmin çelişkileri bunlarla sınırlı değildi. Esnek olmayan örgütsel yapıların aşınması ve aşırı işbölümü Fordist sistemde, verimlilik artışlarını, üretimde yenilikleri engellemiş ve bu alanlarda kötü KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 17 sonuçların alınmasına neden olmuştu. Bu sistemde üretim sürecinin kendisi önemli bir problem kaynağıydı. Üretimin büyük ölçüde esnek olmayan çok pahalı ve tek–amaçlı makinelerde gerçekleştirilmesi ve yeni bir ürün veya modelin üretimi için tüm makine ve teçhizatın yenilenmesi Fordist sistemin hızla değişen ve çeşitlenen piyasa talebine ve artan Japon rekabetine cevap vermesini imkânsız hale getirmekteydi. Son olarak, Fordist–Taylorist üretim sisteminin ürettiği son derece rutin, sıkıcı, bıktırıcı, yabancılaştırıcı ve vasıfsız ve yarı–vasıflı işçiler tarafından yapılan işler işgücünün iş tatminini yok etmişti. Bu şekilde üretimde kök salmış kriz 1960’lı yılların başından itibaren çok yüksek işçi devri, işe gelmeme, direniş ve büyük grevler şeklinde kendini göstermeye başlamıştı. Bu gelişmelerin bir sonucu olarak militanlaşan işçiler ve güçlenen sendikalar, kitle üretimi yapılan işyerlerini yönetilemez hale getirmişti. Çöküş işaretleri belirgin hale gelen Fordizme son darbeyi de 1970’li yıllarda yaşanan iki petrol şoku vurmuştur. Fordizmin çöküşünün ardından 1980’li yıllar, bir yandan Keynesgil politikalar rafa kaldırılırken; neo–liberal iktisat politikalarının uygulamaya konulmuştur. Neo–Liberal politikalara yapılan vurgu ve bunların uygulamalarının dünyada kazandığı yaygınlık, bir taraftan akademik düzeyde gerçekleştirilen teorik çalışmalarda çok güçlü kanıtlarla ortaya konulurken, diğer taraftan bu politikaların uygulama sonuçlarından elde edilen başarılar da bu politikaları adeta alternatifsiz bir konuma yükseltmiştir. Bu politikaların bu konuma gelmelerinde Doğu ve Merkezi Avrupa’nın ve Sovyetler Birliğinde planlı ekonomililerin çöküşü ve piyasa ekonomilerine yönelmesi de etkili olmuştur. Fordizmin çöküşü ve neo–liberal politikaların yükselişiyle, özelleştirme, esnekleşme, kuralsızlaştırma ile teknolojik ve örgütsel yenilenme politikalarını içeren tüm dünyada köklü bir endüstriyel yeniden yapılanma süreci başlamıştır. Bu süreç çerçevesinde, üretim bölünerek küreselleşmiş, ticaretin serbestleşmesiyle uluslararası ticaretin hacmi artmış, rekabet küreselleşerek yoğunlaşmış ve bilgi ve iletişim teknolojilerinin üretim sürecinde kullanılması yaygınlaşmıştır. Yine bu çerçevede piyasaların istikrarsızlaşması ölçek ekono- 18 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER mileri gözden düşürerek küçük ölçeği ve KOBİ’leri yeniden ilgi odağı haline getirmiştir. Bu süreç, gelişmiş ülkelerde büyük ve istikrarlı piyasalara dayalı kitle üretim sisteminin çöküşü ve onun yerine ileri teknoloji kullanan küçük ölçekli işletmelerin ve girişimciliğin baskın olduğu yeni ve esnek bir üretim modelinin yükselişi olarak görülmektedir. Bu yeni üretim modelinin temel özelliği, endüstriyel gelişmede girişimcilik ve küçük işletmelere merkezi bir rol atfetmesidir. Küreselleşen ve artan uzmanlaşma ile yaygın bir dış tedarik ve ağ stratejilerini esas alan küresel endüstriyel yeniden yapılanma, küçük işletmelerin önemi artırmakta ve onları ekonominin motor gücü haline getirmektedir. Dolayısıyla, bir ekonominin gücü ve dinamizmi artık o ekonomide faaliyet gösteren KOBİ’lerin sayısı ve gücü ile doğru orantılı olarak değerlendirilmektedir. Bu çerçevede, KOBİ’lerin ekonomik büyümenin, uluslararası rekabet üstünlüğü sağlamanın, yeni iş ve istihdam yaratmanın, teknolojik yenilenmenin, yenilik ve geliştirmenin en önemli kaynağı olarak görülmesi; gelişmiş ülkelerde olduğu kadar gelişen ülkelerde ve uluslararası kurumlar tarafından KOBİ’lerin desteklenmesi ve teşvik edilmesinde önemli bir faktör olmuştur. Hükümetlerin KOBİ’leri desteklemeye ve teşvik etmeye yönelik politikalar; yeni bir anlayışla finansal destek politikaları ve kurumlarının yapılandırılması, işletmelerin kümelendirilmesi, dilimli piyasalara yönlendirilmesi, yenilik ve geliştirmenin desteklenmesinden uluslararası piyasalara eklemlenmeye, küresel üretim zincirine katılmaya ve yerel ağlar geliştirmeye teşvik edilmesine ve destek kurumlarının yeniden yapılandırılmasına kadar pek çok girişimi içermekte ve geniş yelpazeye yayılmaktadır. KOBİ’ler, emek–yoğun üretim tekniklerinin kullanıldığı, standart malların kitle üretimi yerini almaktadır. Yüksek teknolojik yetkinliğe sahip bu yeni KOBİ’lerin temel özelliği “sipariş üzerine üretim” yapması, aşırı uzmanlaşmanın ve iş bölümüne yer verememesi, işgücünün iş tatminin yüksek ve yabancılaşma eğilimin düşük olması, yüksek esnekliğe sahip olması, işgücünün vasıf düzeyinin yüksek olmasıdır. Ayrıca işgücünün sendikalaşma eğiliminin ve genel olaKÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 19 rak ücret düzeylerinin düşük olması bu işletmelerin zayıf yönlerini teşkil etmektedir. KOBİ’lerin ekonomik açıdan üstün kılan özelliklerden biri, ekonomik krizlere karşı son derece dirençli ve piyasalardaki dalgalanma ve değişmerle karşı da esnek ve uyumlu bir yapıya sahip olmalarıdır. Nitekim, 1929 Büyük Bunalımı da dahil bundan sonra yaşanan tüm krizlerin üstesinden gelmede KOBİ’lerin etkili birimler olduklarına dair pek çok örnek mevcuttur. Kriz ortamında birçok büyük boy işletme varlığını sürdüremezken küçük ve orta boy işletmelerin hem büyük oranda varlıklarını koruduğu, hem de büyüklerden boşalan alanlarda faaliyete geçerek ekonomik canlanmaya katkıda bulundukları ve istihdam kayıplarını telafi ettikleri yaygın olarak bilinen bir gerçektir. Ayrıca ileri teknoloji kullanmaya başlamaları, KOBİ’lere büyük ölçekli işletmelerle rekabet etme ve önceki döneme nazaran daha çok çeşitte, daha yüksek kalitede ve daha ucuza retim yapma imkanı vermektedir. Kitle üretiminin yükselişinden sonra sadece sosyal ve politik istikrar amacıyla desteklenen KOBİ’ler günümüzde baskın ekonomik birimler haline gelmiştir. Bu işletmeler, işsizliğin azaltılmasında ve istihdam hacminin artırılmasında, gelir eşitsizliğinin ve adaletsizliğinin azaltılmasında, bölgelerarası dengesizliklerin giderilmesinde ve sosyal dışlanmanın önlenmesinde anahtar bir rol oynamaktadırlar. Tüm fonksiyonlar KOBİ’leri ekonomik büyüme ve kalkınma politikaların en önemli aracı haline getirdiği gibi ekonomik ve sosyal politikaların da merkezine yerleştirmiştir. Dolayısıyla, coğrafi olarak ülke geneline yayılan KOBİ’ler gelişip güçlenmesi, üretimin artmasına, ekonominin rekabetçi üstünlüğe sahip olmasına, ihracatın artması ve uluslararası piyasalarda başarı sağlanmasına, girişimcilik ruhunun canlanmasına ve iç tasarrufların ve yatırımların yükselmesine katkıda bulanan ve ekonomik sistemi canlı ve dinamik tutan birimlerdir. Bunlara ek olarak, politik ve sosyal istikrar açısından önemli olan orta sınıfın güçlenmesi, mülkiyetin geniş bir tabana yayılması, ekonomide nitelikli ve deneyimli işgücünün oluşmasın, işçi–işveren arasında iyi ilişkilerin gelişmesinde de KOBİ’lerin göz ardı edilemeyecek diğer katkı alanlarıdır. 20 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Küçük ve orta ölçekli işletme kavramı, AB’ye göre “250’den az çalışanı bulunan işletmeleri içermektedir. Geleneksel olarak, Türkiye’de KOBİ kavramı imalat sanayisinde faaliyet gösteren küçük işletmeleri tanımlamak için kullanılmıştır. Ancak, AB’ye uyum çerçevesinde 2006 yılında çıkarılan yeni yönetmelikte (Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmelerin Tanımı, Nitelikleri ve Sınıflandırılması Hakkında Yönetmelik), KOBİ kavramının hem sanayi ve hem de hizmetler sektörünü içerdiği görülmektedir. Yeni KOBİ tanımı, işletmeleri büyüklüklerine göre sınıflandırmada AB kriterlerini benimsemiştir. Buna göre, 1–250 kişinin çalıştığı veya 25 milyon TL bir ciro/mali bilançoya sahip olan işletmeler KOBİ olarak adlandırılmaktadır. Bu yönetmelik, KOBİ olarak kabul edilen işletmeleri mikro, küçük ve orta büyüklükte olmak üzere üç gruba ayırmaktadır. Mikro işletmeler, çalışan sayısı 10’dan az (1–9 arası) ve yıllık net satış hasılatı (ya da mali bilançosu) bir milyon TL’yi aşmayan çok küçük işletmelerdir. Küçük işletmeler, çalışan sayısı 50 kişiden az ve yıllık net satış hâsılatı veya mali bilançosu 5 milyon TL’yi aşmayan işletmelerdir. Orta büyüklükteki işletmeler ise çalışan sayısı 250’den az ve yıllık net satış hâsılatı veya mali bilânçosu 25 milyon TL’yi aşmayan işletmelerdir. KOBİ’lerin ekonomik açıdan önemlerinin artması istatistiklere de yansımaktadır. Gerek gelişmiş ve gerekse gelişen ülke ekonomilerine bakıldığında, mevcut işletmelerin % 90’dan fazlasının bu tip işlemlerden oluştuğu dikkat çekmektedir. Benzer şeklide, bu işletmelerin birçok ülkede GSMH’nın % 30 ile % 70’ni; istihdamın % 40 ile 80’ni; yatırımların % 30 ile 60’ını, ihracatın % 10 ile 40’nı gerçekleştirmektedirler. İşletmelerin nerdeyse tamamının KOBİ’lerin oluşturduğu ülkemizde ise istihdamın üçte ikisini ve üretilen toplam katma değerin % 38’i sağlamaktadır. KOBİ’lerin ekonomik ve politik açıdan dünya ekonomisinde önem kazanması akademik alanda da ifadesini bulmuştur. İkinci dünya savaşı sonrasında ekonomik büyüme ve kalkınma açısından alternatifsiz görülen büyük ölçek ve kitle üretimi; bu konumunu kaybetmiş ve büyük ve küçük ölçeğin birbirini tamamladığı yeni KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 21 bir anlayışına dayana bir model ve küresel düzeyde uygulama gelişmiştir. Son yirmi yılda küçük işletmelerin yükselişi ile büyük ölçekli üretimin küresel düzeyde yeniden yapılanması ve küçük işletmelere yönelik destek politikaları ve stratejilerini konu alan dünyada oldukça kapsamlı ve zengin bir literatür gelişmiştir. Bu literatürün ve bu konuda mevcut akademik tartışmaların önemli bir kısmı Türkçe literatüre yansımamıştır. KOBİ’leri, ülke ekonomisi açısından artan önemi, istihdama, ekonomik büyüme ve dinamizme katkısını açısından ele alan Türkçe literatür Batıdaki literatürle mukayese edildiğinde sayısal açıdan son derece yetersizdir. Ayrıca küresel endüstriyel yeniden yapılanma çerçevesinde Türkiye’de KOBİ’lerin rekabet gücünü inceleyen çalışmaların yetersiz olduğu dikkat çekmektedir. Bu nedenle bu çalışma, küreselleşeme sürecinde genel olarak KOBİ’lerin karşılaştığı fırsat ve tehditler çerçevesinde bu işletmelerin yeniden yapılanma stratejilerini gelişmiş ülkelerin deyimleri çerçevesinde tartışmayı amaçlamaktadır. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, küreselleşme sürecinin tanımı, kapsamı ve boyutlarını detaylı olarak inceleyerek, küresel düzeyde KOBİ’lerin faaliyet gösterdiği ekonomik ortamın nasıl değiştiğini ortaya koymaktadır. Bu bölümde ayrıca, küreselleşme sürecinin KOBİ’ler açısından yarattığı tehdit ve fırsatlar değerlendirilecektir. İkinci bölümde, genel olarak gelişmiş ülkelerde KOBİ’lerin ekonomik açından yeri ve önemiyle ilgili genel bir değerlendirmeden sonra, gelişmiş ülkelerde KOBİ’lerin rekabet stratejileri ve deneyimleri incelenecektir. Üçüncü bölümde ise, ana hatlarıyla Türkiye’de KOBİ’lerin gelişimi, yapısal açıdan KOBİ’lerde mevcut durum, KOBİ’lerin ekonomideki yeri ve önemi ve Türkiye’de küçük girişimlerin desteklenmesi konuları değerlendirilecektir. Dolayısıyla, bir ülkede coğrafi alanın geneline yayılmış olan KOBİ’ler geliştikçe, üretimin artması, ekonominin rekabet gücünün yükselmesi, dış alım ve dış satımın büyümesi, girişimcilik ruhunun canlı tutulması, tasarruf ve yatırım düzeyinin yükselmesi, ekonominin bir savunma gücü kazanması vb. sonuçların ortaya çıkmasının 22 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER yanı sıra; KOBİ’lerin o ülkede bölgesel gelişmişlik farklılıklarının giderilmesinde, genel olarak istihdam artışının sağlanmasında, bireylerin refah düzeylerinin artırılmasında (gelir dağılımında adaletin sağlanmasında), toplumdaki uç grupların (göçmenler, azınlıklar, ayrımcılığa maruz kalanlar) ve işe girmede dezavantajlı sosyal kesimlerin (gençler, yaşlılar, kadınlar, vasıfsızlar, özürlüler) istihdam şansı bulmasında, bu kesimlerin ekonomiye katılımlarının artırılması yoluyla sosyal dışlanmanın önlenmesi ve yabancılaşmanın azaltılmasında, daha çok sayıda insanın sosyal korumaya kavuşması ve yaşam kalitesinin artırılmasında, orta sınıfın güçlenerek toplumun aşırılıklardan ve sosyal çalkantılardan korunmasında, mülkiyetin geniş bir tabana yayılmasında, ekonomide nitelikli ve deneyimli işgücünün oluşmasında, işçi–işveren arasında iyi ilişkilerin gelişmesinde vb. büyük boyutlarda katkıları bulunmaktadır. Tüm bu yararları yanında, o ülkede demokrasinin geliştirilmesinde ve ekonomik ve sosyal krizlerin atlatılmasında oynadığı roller de gözden uzak tutulmamalıdır. Gelecekte, KOBİ’lerin hem ekonomik hem de sosyal açılardan önemlerinin daha da artacağı düşünülmektedir. Gerçekten de, KOBİ’ler her iki açıdan da sosyo–ekonomik yapıda çok önemli birimlerdir. KOBİ’lerin bir ekonomide toplam istihdam, yatırım, katma değer, vergi, ihracat ve krediler içindeki payı önemli boyutlardadır. Sosyal ve toplumsal açılardan sağladığı katkılar ise işin diğer bir önemli boyutudur. KOBİ’lerin sosyo–ekonomik yapı açısından bu denli önemli ekonomik birimler oluşunun fark edilişi, gelişmiş ülkelerde onlara yönelik olarak çok sayıda teşvik ve destek politikalarını ortaya çıkarmıştır. Günümüz dünyasında tüm ülke politikalarının merkezinde, KOBİ’lerin kurulması, gelişmesi ve korunması için uygun ortamların hazırlanması amacı bulunmaktadır. Küçük ve orta büyüklükteki işletmeler, dünyada olduğu gibi Türk ekonomisi açısından da çok önemli bir yere sahiptir. Gerçekten, Türkiye ekonomisinin başarılı olması, çok büyük oranda KOBİ’lerin başarılı olmasına bağlıdır. KOBİ’ler, esnek yapılarıyla, büyük işletmelerden daha hızlı bir şekilde talepteki değişikliğe cevap verebilmekte, ürünlerde gerekli değişiklikleri yaparak ya da yeni ürünler tasarlayarak hızla pazara KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 23 sürebilmektedir. Dolayısıyla, KOBİ’lerin sahip olduğu bu yapı, onların üretime, istihdama, katma değere, vergiye, vb. katkılarını önemli hale getirmektedir. Bu nedenle, bir ülkede, yatırımları ve ihracatı artırmak, istihdamı yükseltmek ve işsizliği azaltmak, ekonomik krizlere karşı dayanıklı bir ekonomiye sahip olmak isteniyorsa, küçük girişimciliği teşvik edecek politikaların izlenmesinin gerekli olduğuna inanılmaktadır. Bu amaçla, KOBİ’ler hükümetler tarafından desteklenmekte, bunlara yönelik yatırım teşvik (krediler, vergi indirimleri, finansman kolaylıkları) ve yardımları (eğitim, teknoloji, işletme ve pazarlama konularında yardım) artmakta, her tür yasal kolaylıklar sağlanmaktadır. Bu çalışmanın amacı Küreselleşeme sürecinde KOBİ’lerin karşılaştığı fırsat ve tehditleri ortay koymak ve bu rekabet karşısında KOBİ’lerin yeniden yapılanma stratejileri gelişmiş ülkelerin deyimleri çerçevesinde tartışarak, Türkiye’ye uygun bir KOBİ yeniden yapılanma modeli önermektedir. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, küreselleşme sürecinin tanımı, kapsamı ve boyutlarını detaylı olarak inceleyerek, küresel düzeyde KOBİ’lerin faaliyet gösterdiği ekonomik ortamın nasıl değiştiğini ortaya koymaktadır. Bu bölümde ayrıca, küreselleşme sürecinin KOBİ’ler açısından yarattığı tehdit ve fırsatlar değerlendirilecektir. İkinci bölümde, genel olarak gelişmiş ülkelerde KOBİ’lerin üretim ve istihdam açısından yeri ve önemiyle ilgili genel bir değerlendirmeden sonra, gelişmiş ülkelerde KOBİ’lerin rekabet stratejileri bağlamında yeniden yapılanma stratejileri incelenecektir. Üçüncü bölümde ise, ana hatlarıyla Türkiye’de KOBİ’lerin gelişimi, yapısal açıdan KOBİ’lerde mevcut durum, KOBİ’lerin ekonomideki yeri ve önemi ve Türkiye’de küçük girişimlerin desteklenmesi konuları değerlendirilecektir. 24 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 26 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER BİRİNCİ BÖLÜM KÜRESELLEŞME SÜRECİ, DEĞİŞEN REKABET ve KOBİ’LER I. KÜRESELLEŞME KAVRAMI ve TANIMI Küreselleşme, son otuz yıla damgasını vuran en popular kavramlardan biridir. Bu kavramın kökenleri, modernizmin dünyayı bütünleştireceğini öngören 19. ve 20. yüzyıl sosyologları ve politik– coğrafyacılarının çalışmalarında yatmaktadır. Bu kavramın gerçek anlamda kullanımı ise 1960–1970’li yıllara Wendel Wilkie ve Roma Kulübü’nün çalışmalarına dayanmaktadır. Bunlar, küreselleşme kavramını ilk kez, Brettonwood sisteminin çökmesinin ve yeni iletişim teknolojilerindeki gelişmenin hemen ardından kullanmıştır. Bu dönemde dünyanın ekonomik, sosyal ve politik açılardan artarak bütünleşmesi ile ülkelerin birbirine daha da bağımlı hale gelmesi karşında mevcut kavramlar yetersiz kalmıştır. Küreselleşme, bu süreci açıklamak için geliştirilen alternatif kavramlardan biridir1. Diğer bir ifadeyle, küreselleşme kavramının yaygın bir kabul görmesi, geleneksel kavramların bu yeni süreci ifade etmede yetersiz kalmasından kaynaklanmaktadır2. Çok yaygın kullanılan ve popüler bir kavram olmasına karşın, küreselleşme bir o kadar da tartışmalıdır3. Ayrıca, küreselleşme görece olarak yeni, oldukça karmaşık ve henüz tamamlanmamış bir süreçtir. Bu nedenle tam olarak ne ifade ettiği veya hangi anlama geldiği hususunda bir fikir birliği yoktur. Hâlihazırda, küreselleşmenin itici gücü- 1 2 3 D. Held ve A. McGrew, “The Great Globalization Debate: An Introduction”, (der.) D. Held ve A. McGrew, The Global Transformations Reader, London: Polity Press, 2003, s. 3. D R. Petrella, “Globalisation and Internationalization: The Dynamics of Emerging Word Order”, (der.) R. Boyer ve D. Drache, State and Markets: The Limits of Globalisation, London: Rutledge Publ., 1996, s. 64. Robert R. Gilpin, The Challenge of Global Capitalism: The World Economy in the 21st Century, Princeton: Princeton University Press, 2000, s. 293. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 27 nün neler olduğu ve nereye yöneldiği konusunda tutarlı ve kapsamlı ne bir kavram ne de bir teorik açıklama geliştirilememiştir4. Ayrıca, küreselleşmenin yol açtığı değişim ve dönüşüm süreçlerini kısa bir tanım içinde veya bir cümlede ifade etmek de imkânsızdır. Bu sürecin, bazı en açık boyutlardan bir kısmının bir süre sonra önemi kalmayabileceği gibi pek çok yeni nitelik kazanması da mümkündür5. Kısaca küreselleşmenin mevcut tanımlarının oldukça genel ve eksik olduğunu söylemek mümkündür. Bu, kısmen açıklık, bütünleşme ve bağımlılık gibi farklı kavramlarla ilgili terminolojik karmaşadan, kısmen de ticaret, sermaye ve doğrudan yabancı yatırmaları birbirine bağlama konusundaki teorik problemlerden kaynaklanmaktadır6. Küreselleşmeye yönelik tüm tartışmaları vermek bu çalışmanın amacı dışında kalmaktadır. Bu nedenle, bu çalışmada küreselleşme kavramı ile ilgili olarak ekonomik faaliyetlerin ulusal sınırlar ötesine yayılarak artan sayıda ekonomik mekânı birbirine bağlaması şeklinde bir anlayış ile dünyada ekonomik, sosyal ve politik bütünleşme ve bağımlılığın arttığı hususundaki genel uzlaşma7 esas alınarak birkaç yaygın tanım verilecektir. Her bir yazarın her şeyi açıklamak için kullandığı kendine ait bir küreselleşme tanımı olduğunu sıkça ifade edilmektedir. Dilip, küreselleşmenin 100’e yakın tanımının olduğunu belirtmektedir8. Bu nedenle son derece basit olduğu kadar oldukça karşılık tanımlar da mevcuttur. Küreselleşmenin ekonomik, politik, sosyal ve kültürel boyutları mevcuttur. Ancak küreselleşmeye yönelik tartışmalarda 4 5 6 7 8 A. S. Bhalla, “Introduction”, (der.) A. S. Bhalla, Globalization, Growth and Marginalization, Ottawa: IDRC Publ., 1998, s. 1–12. H. Siebert ve H. Klod, “Towards Global Competition: Catalyst and Constraints”, (der.), OECD, The Future of Global Economy: Towards a Long Boom, Paris: OECD Publ., 1999, s. 116. P. Bairoch ve R. Kozul–Wright, Globalization Myths: Some Historical Reflections on Integration, Industrialization and Growth in the World Economy, Discussion Paper, No: 113, UNCTAD Publ., 1996, s. 3. Held ve diğ., “Rethinking Globalization”, (der.) D. Held ve A. McGrew, The Global Transformations Reader, London: Polity Press, 2003, s. 54–60. . D. K. Dilip, Economic Dimensions of Globalization, Boston: Palgrave–MacMillan Publ., 2004, s. 6. 28 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER genellikle ekonomik boyut ön plana çıkmaktadır. Bu nedenle yapılan tanımlar ve en yoğun tartışmalar genellikle ekonomi ağrılıklıdır. Kimi yazarlara göre küreselleşme, ulaşım ve iletişim teknolojilerindeki gelişmelere bağlı olarak iletişim ve ulaşım maliyetlerinin düşmesi sonucunda malların, hizmetlerin ve sermayenin sınırlar ötesi hareketliliğini engelleyen sınırların kaldırılması ve ülkelerin ve dünya halklarının daha fazla bütünleşmesidir9. Dünyayı “küresel bir köye” dönüştüren yeni teknoloji ve dijital internet sisteminin yarattığı potansiyel iletişim imkânları, bu teknolojilerin ekonomik faaliyetlerde oynadığı yeni rol ve kuralsızlaştırma politikaları da küreselleşmenin altyapısını ve itici gücünü oluşturan önemli faktörler arasında sayılmaktadır10. Kimi yazarlara göre ise kürselleşmenin merkezi gücü, ticaretin serbestleşmesi ve Dünya Ticaret Örgütü’nün kurulmasıdır11. Bu, çokuluslu şirketlere, tüm dünyada devletleri ve işçileri birbiriyle rekabete zorlayarak dünya ekonomisini yönetme gücü sağlamaktadır. Bu sürece ivme kazandıran diğer etkenler arasında küresel düzeyde mali piyasaların gelişmesi, vergi cennetleri denilen “deniz–aşırı” (offshore) bankacılık sisteminin gelişmesi, kurumsal yatırımcıların gelişip güçlenmesi ve serbest ticaret bölgelerinin yaygınlaşması sayılabilir12. 9 10 11 12 J. E. Stiglitz, Globalization and Its Discontents, New York: WW Norton Publ., 2002, s. 35. T. Hatzichronoglou, The Globalisation of Industry in the OECD Countries, Paris: OECD STI Working Papers, No: 2, 1999. J. E. Dolvik ve L. Torres, Globalization, Work and Labour Standards, Globalisation Project 2001–2002, Ministry of Foreign Affairs of Finland, Report No: 9, 2002. R. Gomez, Globalization and Labour Standards: Multilateral Worker Protection in an Era of Footloose Capital, University of Toronto, Centre for Industrial Relations, Working Paper No: 4, 1998, s. 3 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 29 Tablo 1: Küreselleşme Kavramı ve Boyutları Kategori Ana Unsurlar / Süreçler 1. Finans ve Sermaye Mülkiyetinin Küreselleşmesi Finansal piyasaların kuralsızlaştırılması, Sermayenin sınırılar ötesi hareketliliği, şirket evliklerinin ve devralmaların artması, hissedarlığın küreselleşmesi (başlangıç aşamalarında). 2. Piyasaların, Stratejilerin ve Rekabetin Küreselleşmesi Ticari faaliyetlerin küresel düzeyde bütünleştirilmesi, küresel düzeyde bütünleştirilmiş faaliyetlerin (Ar–Ge ve Finans) gelişmesi, K üresel parça ve stratejik ittifak arayışı. 3. Teknoloji ve Bağlantılı Ar–Ge ve Bilginin Küreselleşmesi Teknoloji Birinci Katalizördür. Bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişmesi tek bir işletmenin bünyesinde veya işletmeleri arasında küresel üretim ağlarının gelişmesini mümkün kılmaktadır. Küreselleşme yeni üretim paradigmasının evrenselleşme sürecidir. 4. Yaşam ve Tüketim Kalıplarının Küreselleşmesi veya Kültürün Küreselleşmesi Baskın olan yaşam tarzının transfer edilmesi, Tüketim kalıplarının eşitlenmesi, 5. Düzenleme Kapasitesinin ve Yönetişimin Küreselleşmesi Ulusal hükümetlerin ve parlamentoların rolünün azalması, küresel yönetişime yönelik yeni kural ve kurumları tasarlama çabaları. 6. Dünyanın Politik Bütünleşmesi Olarak Küreselleşme Merkez güçlerin yönlendirdiği devlet merkezli dünya milletlerinin, küresel, politik ve ekonomik sistemle bütünleşme analizi 7. Algılama ve Bilincin Küreselleşmesi Tek bir dünyaya dayalı sosyo–kültürel süreç. Küreselci hareket, dünya vatandaşlığı Kaynak: R. Petrella, “Globalisation and Internationalisation”, (der.) R. Boyer ve D. Drache, States Aganist Markets: Limits of Globalistion, London: Routlege Publ. 1996. 30 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Tablo 1’den de görüleceği gibi, Petrella‘ya göre, finansal piyasaların küreselleşmesi; şirket stratejilerinin küreselleşmesi, teknoloji ve bağlantılı Ar–Ge ve bilginin küreselleşmesi, tüketim kalıplarının dünya çapında tüketici piyasalarına sahip kültürel ürünlere dönüştürülmesi ve nihayet ulusal hükümetlerin küresel yönetişim kurallarının dizaynında rollerinin azalması küreselleşmenin temel niteliğini oluşturmaktadır13. Küreselleşme, coğrafi olarak ekonomik faaliyetlerin ulusal sınırların ötesine yayılması anlamına gelen uluslararalılaşma ve çokulusluluktan farklı bir olgudur14. Uluslararasılaşma yeni bir olgu değildir. Sadece fonksiyonel olarak uluslararası düzeyde yayılmış üretim faaliyetlerin bütünleştirilmesi oldukça yenidir15. Bu nedenle küreselleşmenin en belirgin sonuçlarından biri, küresel üretim sisteminde üretilen bir ürünün milliyetinin tespit edilebilmesinin adeta imkânsız hale gelmesidir. Küreselleşme, endüstriyel üretimin ve hizmetlerin emeğin bol ve ucuz olduğu ülkelere kaydırılmasından başka, uluslararası taşeron kullanımı, lisans kiralama, yatırım ortaklığı, stratejik ittifak, imtiyaz sözleşmeleri ve üretim–paylaşımı gibi yeni boyutlar kazanmaktadır16. Bu yeni küresel üretim biçimleri, kısmen çokuluslu şirketlerin faaliyetlerinden kaynaklanmaktadır. Çokuluslu şirketler ve üretim ağları dünya ekonomisini büyük ölçüde kontrol etmektedir. Bu anlamda küreselleşme, çokuluslu firmaların strateji ve davranışlarının yönlendirdiği makroekonomik bir olgu olarak görülebilir. Öte yandan, küreselleşme, liberalleşme, kuralsızlaştırma, özelleştirme, üretimin küreselleşmesi ve küresel sermaye piyasalarının yükselişi gibi birbiriyle bağlantılı ekonomik süreçleri de ifade etmektedir17. Bazı BM kurumları küreselleşmeyi, bilgi, iletişim ve ulaşım 13 14 15 16 17 Petrella, a.g.e., s. 64. A. e., s. 62–64. & P. Hirst ve G. Thompson, “Globalization, Foreign Direct Investment and International Economic Governance”, Organization, Vol.: 1, No: 2, 1994, s. 299. S. Lael Brainard, A Simple Theory of Multinational Corporations and Trade with a Trade–off Between Proximity and Concentration, NBER Working Paper, No: 4269, 1993. N. Tanaka, G. Vickery, “Perspectives on Globalization”, OECD STI Review, 1993, s. 7–12. J. Petras ve H. Veltmeyer, Globalization Unmasked, Imperialism in the 21st Century, London: Zed Books, 2001. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 31 teknolojilerindeki gelişmelere dayalı olarak ülkelerin dünya ticaretinde, doğrudan yabancı yatırımlarda ve sermaye piyasalarında etkileşiminin artması ve ticaret ile sermaye akışının gerek küresel ve gerekse de ulusal düzeyde liberalleşmesi olarak tanımlamaktadır18. Benzer bir şekilde, başka yazarlar da ekonomik küreselleşmeyi, teknolojik gelişme ve ekonomik politikaların etkisiyle ekonomik faaliyetler, mal ve hizmet ticareti, doğrunda yabancı sermaye yatırımlar ve küresel sermaye hareketlerinin kapsamının hızla artması olarak görmektedir19. Bir başka grup yazar ise, daha çok küresel bütünleşmeler derinliğinin artmasını kuralsızlaştırma ve liberalleşme politikalarına atfetmekte ve çokuluslu şirketleri de küreselleşmenin en önemli itici gücü olarak görmektedir. Bu bağlamda, günümüz küreselleşmesi, sadece dev çokuluslu şirketlerin mal ve hizmet üretmesi değil, aynı zamanda sosyal, politik ve kültürel yaşamımızı da derinden etkilemesi nedeniyle “şirket küreselleşmesi” (corporate globalization) olarak tanımlanmaktadır. Küreselleşme, tartışmalı bir kavram olsa da bazı parametreler kürselleşmenin ulaştığı düzey hakkında kapsamlı bir değerlendirme yapma imkânı vermektedir20. Bunlar arasında rekabetin ve üretimin küreselleşmesi, doğrudan yabancı sermaye yatırımları ve uluslararası ticaretin artması, girişimcilik ve küçük ve orta ölçekli işletmelerin ön plan çıkması sayılabilir. Küreselleşmenin, küresel düzeyde üretim, ticaret, finans ve sermaye akışları analiz edildiğinde, küçük ve orta ölçekli işletmelere yönelik olarak hem çok önemli fırsatlar hem de ciddi tehditler içerdiği görülmektedir. Bu tehdit ve fırsatların neler olduğunu incelmeden önce küreselleşmenin itici güçleri ve baskın sonuçlarıyla ilgili bir değerlendirme yapılması gereklidir. 18 19 20 UNCTAD, Globalization and Liberalization: Development in the Face of Two Powerful Currents, Report of the Secretary–General of UNCTAD, Ninth Session of the Conference, Midrand, South Africa, 27 April 1996, (Çevrimiçi): http://www. unctad. org/Templates/Download.asp?docid=1518&lang=1&intItemID=2582, s. 11–15. W. Kennes, Small Developing Countries and Global Markets: Competing in the Big League, London: Macmillan Press, 2000. Hatzichronoglou, a.g.e., s. 7. 32 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER A. Rekabetin Küreselleşmesi ve Yeni Rekabet Bilgi ve iletişim teknolojilerinde hızlı gelişmelerin kolaylaştırdığı dünya ekonomisinde küreselleşme ve serbestleşme, işletmelerin gelişimi açısından yeni dinamikler ile birlikte yeni rekabet şartları dayatmaktadır.21 Bu teknolojiler ve küresel ekonomide yaşanan gelişmelerle birlikte işletmelerin örgütlenmelerinde, üretimin organizasyonunda, pazarlamasında, dağıtımında gerek ulusal ve gerekse küresel düzeyde köklü değişikliklere neden olmaktadır. Bu yeni dinamikler ve şartlar, bir rekabet birimi olarak optimum işletme ölçeği konseptini yeniden şekillendirmektedir. İşletmeler, faaliyet gösterdikleri alanda dikey uzmanlaşma, taşeronluk veya ortaklık gibi oldukça yeni işbirliği ve stratejileri uygulayabilmek için en etkin şeklide yeniden yapılanmaya zorlanmaktadır. Böylece uluslararası düzeyde sektörler arası ve sektörler bünyesinde rekabetin de niteliği değişmektedir. Rekabetin niteliğinin değişmesi, fiyat/kalite ilişkisini değiştirmekle kalmayıp işletme düzeyinde yenilik yapma, değişen şartlara ve talebe uyum sağlama yeteneğini ön plana çıkarmaktadır. Bu bakış açısıyla işletme düzeyinde rekabet gücü, küresel rekabete dayanabilecek mallar ve hizmetler üretebilme ve teknolojik yetkinliği yükselme anlamına gelmektedir. İşletmenin yetkinliğini sürdürebilmesi ve rekabetçi kalabilmesi ile iş kolunun rekabetçi ve yenilikçi olması arasında sıkı bir ilişki mevcuttur. Zira sektörün yenilik yaratma ve rekabet gücü ne kadar fazla ise, işletmeler arası işbirliğine dayalı “bilgi taşması” gibi dışsallıkları kullanan işletmelerin de uyum sağlama ve rekabetçi kalma gücü de o kadar fazla olacaktır. Yenilik ve yeniliğe yönelik Ar–Ge maliyetleri, işbirliği ve rekabet ikilemini doğurmaktadır. Ortak bir ürün veya standardın geliştirmesinde işletmeler, işbirliği yaparken daha sonra nihai ürünün pazarlanması ve satılması aşamasında bu işletmeler rekabet edebilmektedir. Küresel pazarlarda hâlihazırda faaliyet gösteren işletmeler de dâhil olmak üzere, tüm dünyada işletmeler artık yeni rekabet biçimine ve şartlarına maruz kalmış durumdadır. Korunmuş ulusal piyasalarda faaliyet gösteren 21 UNCTAD, WIR 1995: Transnational Corporations and Competitiveness, New York: United Nations Publ., 1995 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 33 işletmeler açısından, liberalleşmenin ulusal piyasaları küresel rekabete maruz bırakmasıyla oyunun kurallarını değiştirmektedir. Ayrıca, bu yeni küresel ortamda tüketicilerin seçenek imkânları artarken tüketici tercihlerinin çok çeşitli ve değişken hale gelmesi işletmelerin maruz kaldıkları rekabetin yoğunluğunu daha da arttırmaktadır. Bu anlamda, rekabetçi olmak son derece etkin dağıtım ağları, hızlı teslimat, teknoloji üreticileri, rakipler ve tüketici ihtiyaçları hakkında daha derin bilgi sahibi olmayı zorunlu kılmaktadır. Bu değişmelere başarılı bir şekilde uyum sağlayarak tepki verebilme yeteneği, rekabetçiliğin en önemli öğesi haline gelirken yenilikçi kapasite de gerektirmektedir. Küreselleşen rekabetin yol açtığı maliyet, performans ve işletme bünyesinde geliştirilen yeniliğin zamanlaması, kısa sürede yenilik geliştirme ile bu yenilikleri uygulamaya yönelik baskılar ve belirsizlikler, bu yeni şartlara uygun stratejilerin geliştirmesini zorunlu kılmaktadır22. Bu stratejilerden biri, rakip işletmeler arasında kurulan stratejik ittifaklardır. Rakip işletmelerin belli konularda işbirliğine gitmelerini ve güçlerin birleştirmelerini gerektiren bu strateji, bazen farklı ülkelerden iki veya daha çok işletmeyi bir araya getirmektedir. Kimi yazarlara göre stratejik ittifak ve işbirliği, çokuluslu şirketler ve diğer büyük işletmeler arasında en önemli rekabet biçimi haline gelmiştir23. Rakip işletmeler arasında olduğu kadar baskın işletme ve taşeronları arasındaki bağlantılar, 1980’li yıllarda en önemli rekabet stratejilerinden biri haline gelmiştir24. Küresel ekonomide büyük pazar üreticilerinin faaliyet gösterdiği ABD, Avrupa ve Japonya’nın oluşturduğu üç büyük ticaret bloğu bünyesinde işletmeler, yüksek teknoloji sektörlerinde oluşan ittifak ağlarının temel unsurunu oluşturmaktadır. Bu gelişme özellikle Ar–Ge, bilgi teknolojileri alanlarında ve elektronik 22 23 24 G. Hamel ve C. K. Prahalad, “Do You Really Have a Global Strategy?”, Harvard Business Review, Vol.: 63, No: 4, 1985, s. 141. M. Y. Yoshino ve U. S. Rangan, Strategic Alliances: An Entrepreneurial Approach to Globalization, Boston: Harvard Business School Press, 1995. E. Todeva ve D. Knoke, “Strategic Alliances and Corporate Social Capital”, 2001, (Çevrimiçi): http://www.soc.umn.edu/~knoke/pages/Todeva&Knoke.pdf 34 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER sektöründe büyük bir hızla devam etmektedir25. Yoshino ve Rangan’a göre pek çok çokuluslu şirket rakipleriyle stratejik ittifak kurmuş durumdadır. Bu tip stratejik ortaklık ve ittifaklar özellikle rekabetin çok yoğun olduğu iletişim ve otomotiv endüstrilerinde yaygın olmakla beraber çelik, robotik, biyo–teknoloji, ilaç ve kimya gibi pek çok sektörde gerçekleşmektedir26. Örneğin, General Motors, Fransa, Almanya, Japonya, İtalya, ABD ve İngiltere’de çoğu ortaklık olan toplam 29 stratejik ittifak kurmuştur. Bu ortaklıkların yaklaşık yarısı Japonya’da yan sanayi firmalarıyla yedek parça temin etmek veya ortak üretim yapmak üzere oluşturmuştur. Pek çok Avrupa firmasının da gerek kendi aralarında ve gerekse ABD ve Japonya firmalarıyla stratejik ittifak kurdukları iyi bilinmektedir27. Bu tip stratejik ittifaklar tüm dünyada özellikle gelişmiş ülkelerde giderek yaygınlaşmaktadır. Bu ittifakların gerçek nedeni sektörler arasında ve sektör bünyesinde farklılık göstermektedir. Ancak esas amacının rekabet gücünü artırmak, istikrarlı bir endüstride yeniden yapılanma gerçekleştirmek, yeni bir piyasaya geçiş sağlamak ve yeni bir ticari faaliyet başlatmak gibi bir dizi hedefi olduğu söylenebilir28. 25 26 27 28 D. Ernst ve P. Guerrier, “International Production Networks and Changing Trade Patterns in East Asia: The Case of the Electronics Industry”, 1997, DRUID Working Paper, No: 97–7, s. 20. Yoshino ve Rangan, a.g.e., s. 170–179. J. J. Chanaron, “Evaluating E–Learning within Automotive Small–Medium Suppliers”, International Journal of Automotive Technology and Management, Vol.: 6, No: 1, 2006, s. 125. Yoshino ve Rangan, a.g.e., s. 176. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 35 Şekil 1: Küresel Rekabetin Temel Elementleri Kurumsal Rekabet Yurtiçi Hükümet Hükümet Ürün Rekabeti İşletmeler İşletmeler Emek Yabancı Sermaye Emek Sermaye Faktör Fiyat Rekabeti Kaynak: H. Siebert ve H. Klod, “Towards Global Competition: Catalyst and Constraints”, (der.) OECD, The Future of Global Economy: Towards a Long Boom, 1999, s. 118. Küreselleşmenin rekabet üzerindeki bir diğer etkisi de, rekabetin işletmeler düzeyinden hükümetleri içine alacak şekilde genişlemesidir. Artık hükümetler potansiyel yatımları ülkelerine çekebilmek için çok çeşitli yatırım imkânları sunarak rekabet etmektedir. Uluslararası mobil yatırımcılar, ya düşük maliyetleri–gelişmemiş altyapılı veya yüksek maliyetleri–gelişmiş altyapılı yerlerden birini seçmektedir. Ancak yüksek maliyetli ve kötü altyapılı yerleri asla seçmemektedirler. Bu tip rekabete, “kurumsal rekabet” denilmektedir29. Tablo 2’de kurumsal rekabet gösterilmektedir. Genel olarak ifade edilecek olursa, tüm küresel rekabet türleri toplam refahı artıracaktır. Ürün rekabeti, tüketim seçeneklerini zenginleştirecek ve etkin olmayan ürünleri piyasadan silinecektir. Faktör fiyat rekabeti de kapasite kullanımını artıracak ve tahsisat hatalarından sakınmaya yardımcı olacaktır. Nihayet kurumsal rekabette de aşırı ve gereksiz hükümet müdahalelerini ortadan kaldıracaktır. Bu yeni küresel rekabet ortamında yenilik, kapsamlı teknolojik değişmeler, işletmelerin yeniden yapılanması, yeni üretim kapasi29 Siebert ve Klod a.g.e., s. 120. & M. Marcussen ve L. B. Kaspersen, (2007) “Globalization and Institutional Competitiveness”, Regulation and Governance, Vol.: 1, No: 3, s. 189 36 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER tesi yaratma, teknolojik yetkinlik ile kapasite oluşturma ve arttırma gibi geniş bir dizi süreci ifade etmekle birlikte genel olarak değişimle başa çıkmayı öğrenme süreçlerinde meydana gelen sürekli, fakat küçük değişimlere işaret etmektedir. Bu anlamda yenilik, işletmelerin, kendileri için yeni olan mallar ile hizmetlerin üretimini ve tasarımını yönetmek ve uygulamak için kullandıkları süreçleri ifade etmektedir30. Yenilik tanımının bu şekilde geniş tutulması, işletme düzeyinde gerçekleşen öğrenme sürecini, bu sürecin yerel teknolojik yetkinliğin gelişmesinde ve rekabetçiliğin sağlanmasındaki rolünü ön plana çıkarmaktadır. Ancak, yenilik ve rekabetçilik, işletmelerin faaliyetleri arasında sayılmasına rağmen, yurtiçi kurumsal ve sosyal çevrelerin, ulusal makro–ekonomik politikaların, teşvik sisteminin, vasıflı emek arzının, yerel tedarik imkânları, yatırımlar ve bağlantı düzeyleri gibi çok geniş bir dizi dışsal faktöre dayanmaktadır. Bu nedenle, “yenilik yönetimi” sadece üretimin tüm aşamalarıyla kesişmemekte işletmenin sınırlarını da hızla genişletmektedir. “Sosyal bir öğrenme süreci olarak yeniliğin organizasyonu, tedarikçiler, kullanıcılar ve yurtiçi bilim ve teknoloji altyapısıyla karmaşık bir etkileşimi yönetmeyi gerektirmektedir31 ”. B. Çokuluslu Şirketler ve Doğrudan Yabancı Yatırımlar Küresel düzeyde ekonomik ve politik ortamı yeniden şekillendiren küresel ekonomik bütünleşme süreci son çeyrek asırda bütün hızlıyla devam etmektedir32. Ekonomik bütünleşmemenin en önemli itici gücü çokuluslu şirketler ve doğrudan yabancı sermaye yatırımlarıdır. Son 30 yılda çokuluslu şirketlerin sınır–ötesi faaliyetlerini tüm dünyaya yayarken doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının da miktarı, içeriği ve sektörel dağılımı köklü değişiklikler geçirmektedir. Küçük ve 30 31 32 D. Ernst, L. Mytelka ve Ganiatsos (der.), Technological Capabilities and Export Success: Case Studies from Asia, London: Routledge Publ, 1989, s. 123. L. Mytelka ve D. Ernst, “Catching Up, Keeping Up and Getting Ahead: Korean Industry under Pressure”, (der.) D. Ernst ve L. Mytelka, Technological Capabilities and Export Success: Case Studies from Asia, London: Routledge Publ., 1989, s. 230. J. Kleinert, The Role of Multinational Enterprises in Globalization: An Empirical Overview, Kiel Working Papers, No: 1069, 2001, s. 3. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 37 orta ölçekli işletmelerin faaliyet gösterdikleri ekonomik ortamın anlaşılması için bu kısımda çokuluslu şirketlerin ve onların faaliyetlerinin sonucu olan doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını, tarihsel süreç içinde değişimi ve güncel eğilimleri incelenecektir. 1. Çokuluslu Şirketlerin Tarihsel Gelişimi Küreselleşme sürecinin itici gücü olan çokuluslu şirketlerin varlığı kapitalizmin doğuşuna kadar gitmektedir. Kökenleri bu kadar eski olmasına rağmen çokuluslu şirketlerin evrensel olarak kabul görmüş ortak bir tanımı mevcut değildir. Bununla birlikte, birden fazla ülkede katma değerli faaliyette bulunan veya katma değer sahibi olan ve doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını üstlenen şirketler olarak tanımlamak mümkünüdür33. Merkantilizm ve Sömürgecilik dönemlerinde Avrupa piyasalarında kıt olan ipek, baharat, kürk, altın ve gümüş gibi ürün ve hammaddeleri başka ülkelerden temin etmek için oluşturulan Doğu Hindistan Şirketi, Hudson Bay Şirket gibi şirketler bir dereceye kadar modern çokuluslu şirketlerin orijini temsil etmektedir. Dünya çapında ticaret yapan ancak üretim yapmayan bu şirketler çokuluslu şirketlerin gerçek ataları değildir. Bu gün bildiğimiz çokuluslu şirketler 19. yüzyıla kadar da ortaya çıkmamıştır34. 18.yüzyılın sonlarında gerçekleşen sanayi devrimi, hem ülkelerin hem de şirketlerin ticaret ve sömürgeciliğe bakışlarını dramatik bir şekilde değiştirmiştir. Bu tarihlerde sanayi kapitalizmi, bir yandan ticari kapitalizmin yerini alırken35 öte yanan üretim süreci ile iş organizasyonunu da dönüştürmeye başlamıştır. 1830 ve 1870’li yıllarda ulaşım, iletişim ve depolama tekniklerinde meydana gelen gelişmeler ulusal ve uluslararası düzeyde yeni piyasa fırsatları yaratmıştır. 33 34 35 R. Jenkins, Transnational Corporations and Uneven Development. London: Methuen Publ., 1987, s. 1–2. J. Dunning, Multinational Enterprises and the Global Economy, London: Addison Wesley Publ., 1993, s. 120. J. Cantwell, Technological Innovation and Multinational Corporations, Basil Blackwell, Oxford, 1989. 38 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Bu şirketleri konumsal ve mekânsal stratejilerini yeniden yapılandırmaya zorlamıştır. Bu dönmede yaşanan bir başka gelişme ise, yönetsel devrimdir. Bu, profesyonel yönetici ve idari kadroların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu iki gelişme üretim sürecini dönüşürken sanayi üretimde patlamaya yol açmıştır. Böylece 1830 ve 1870’li yıllar arasında çokuluslu şirketlerin gelişmesi için gerekli olan altyapı ortaya çıkmıştır. Pek çok Avrupa ülkesine göre ABD, bu gelişmeleri yaratma ve istifade etme hususunda en iyi konumdaydı. Nitekim ilk gerçek çokuluslu şirket, 1867 yılında İskoçya’da bir üretim tesisi kuran Amerikan şirketi Singer olmuştur. Birinci Dünya savaşına kadar olan süre içinde çok sayıda Amerikan firması, Avrupa ve Latin Amerika da yatırmalar yapmıştır36. Ancak İngiltere dünyanın en çok yurtdışı yatırımları olan ülke olma özelliğini korumuştur37. 1919 ve 1939 yılları arasında imalat sektöründe küresel yatırımlar, Amerikan çokuluslu şirketlerin oluşturdukları ağlar sayesinde, çok artmıştır. Savaş yılları çokuluslu şirketleri etkilemiş ve Avrupalı çokuluslu şirketlerin büyük bir kısmı ülkelerin sınırlarının ve rejimlerinin değişmesi nedeniyle pek çok ülkeden yatırımlarını kısmen veya tamamen çekmek zorunda kalmıştır. Bu dönemde etkilenmeyen tek ülke, en önemli yatırım kaynağı olan Amerika olmuştur. Ancak Amerika’da 1929’da sermaye piyasaların çöküşünden çok etkilenmiştir38. 1930’larda Amerikan yatırımların çoğu gelişmiş Avrupa ülkelerine yönelirken, İngiliz yatırımları Latin Amerika’ya, özellikle demir yollarına, Alman yatırımları da İskandinav ülkelerine yönelmiştir. Bu yatırımlar özellikle yeni piyasalar temin etmeye yöneliktir. “Piyasa arayan” yatırım olarak isimlendirilir. Yine bu dönemde, çok miktarda yatırım gelişen ülkelerde petrol, demir olmayan metal ve fosfat gibi yeni hammadde kaynaklarına yönelmiştir. Bu tip yatırımlar, “hammadde/kaynak arayan yatırım” olarak isimlendirilmektedir. Bu dönemin bir diğer özelliği de, yatırımların az bir kısmının hizmet 36 37 38 Dunning, Multinational Enterprises and the Global Economy, a.g.e., s. 120. P. Dicken, Global Shift: Reshaping the Global Economic Map in the 21st Century, London: Sage Publ., 1992, s. 186. Dunning, Multinational Enterprises and the Global Economy, a.g.e., s. 119. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 39 sektörüne yönelmesidir39 . Bu dönmede çokuluslu şirketler uluslararası piyasalara öncelikle ürettikleri malları satmak ve sonra da bu pazarlarda üretim yapmak amacıyla yatırım yapmıştır. Yatırımlarını mallarını üretmek ve satmak amacıyla yapan şirketlerin öncelikli hedefi ürünlerine yönelecek talep ve satın alma gücünün mevcut olmasıdır. Bu nedenle bu tip yatırımlar kural olarak önce zengin ülkelere yönelmiştir. Çokuluslu şirketlerin gerek hammadde ve gerekse piyasa hedefleri, Vernon’un ürünün hayat seyri teorisine dayalı geleneksel uluslararası işbölümünün bir ifadesidir. Bu işbölümüne göre, sadece gelişmiş ülkeler sanayi malları üretmektedir. Buna karşın gelişen ülkeler ise tarım ürünleri ve hammadde üretimi yaparak teknoloji ürünleri ile mübadele etmektedir40. İkinci Dünya Savaşı sonrası dönem, her türlü ticaret ve yatırımın kesintisiz sürdüğü ve yayıldığı bir dönemdir. Küresel kapitalizmin doğuşuna ve olgunlaşmasına tanıklık eden bu dönem, iki aşamadan oluşmaktadır. Bu aşamalardan ilki, 1945–1960 dönemidir. Bu dönemde yatırımların 2/3’sini Amerikan çokuluslu şirketlerinin gerçekleştirmiştir. Küresel yatırımlar ve üretim mütevazı artışlar kaydetmiştir. Önceki dönemlerin aksine, yatırımlar ağırlıklı olarak gelişmiş ülkelere ve imalat sektörüne yapılmıştır. 1930 ve 40’lı yıllarda yapılan yatırmaların yaklaşık 2/3’si gelişen ülkelere yönelmişken, 1960 yılında bu oran 1/3’e düşmüştür. Ayrıca, Amerikan ve İngiliz yatırımların % 35’i de imalat sektörüne yönelmiştir. Bu, doğrudan yabancı yatırımların niteliğinin değiştiği ve yatırımların, gümrük ve diğer ticari engelleri aşmayı amaçlayan “piyasa arayan” yatırıma dönüştüğünü göstermektedir. 2. Küreselleşmenin İtici Gücü: Çokuluslu Şirketler 1960 sonrası çokuluslu şirketlerin faaliyetlerinin üçüncü aşaması ve küresel üretim dönemi olarak tanımlanmaktadır. Bu dönemde, çokuluslu şirketlerin yatırım stratejilerinde, yeni bir uluslararası 39 40 A. e., s. 124. E. J. Malecki, Technology and Economic Development: Dynamics of Local, Regional and National Competitiveness, Second Edition, Essex: Addison Wesley, 1997, s. 191. 40 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER işbölümüne bağlı olarak köklü değişikler meydana gelmiş ve doğrundan yabancı sermaye yatırımların yönü ve akışı karmaşık bir nitelik kazanmıştır41. Bu dönemin en temel özelliklerinden biri, doğal kaynaklara ve madenlere yapılan yatırımların toplam yatırımlar içindeki payının % 10’a kadar gerilemesidir42. Diğer bir ifadeyle, çokuluslu şirketlerin faaliyetlerinin, büyük bir kısmı imalat ve hizmet sektörü faaliyetlerine kaymıştır. Gelişen ülkelerin de kendi çokuluslu şirketlerini geliştirmiş olmaları bu dönemin bir başka özelliğidir. Bu yeni dönemde özellikle imalat sektöründe faaliyet gösteren çokuluslu şirketler, üretimlerini yeni uluslararası işbölümü temelinde dikey olarak parçalayarak gerçekleştirme yoluna gittikleri dikkat çekmektedir Bu yeni uluslararası iş bölümüne göre, gelişen ülkeler sadece hammadde ve tarım ürünleri değil imalat malları da üreterek gelişmiş ülkelere ihraç etmektedir. Bu çerçevede çokuluslu şirketlerin yüksek ücretler ve sosyal maliyetler nedeniyle gelişmiş ülkelerde rekabetçi bir şekilde üretemedikleri sanayi ve hizmet üretimlerini, iletişim ve ulaşım teknolojilerinin yardımıyla unsurlarına ayırarak, emeğin bol ve ucuz olduğu gelişen ülkelere kaydırdıkları gözlenmektedir. Bu yeni yatırım biçimi, ya bir malın üretiminin tamamının ya da yapılan işin bir kısmının gelişen ülkelere taşınması veya bu ülkelerin işletmeleriyle taşeronluk ilişkisi şeklinde gerçekleşmektedir. Günümüzde çokuluslu şirketler dünya ekonomisinin en etkin aktörlerdir. 20. yüzyılın son 15 yılında doğrudan yabancı sermaye yatırımların artış hızı hem ticaret hem gelirden daha yüksek olmuştur. Bu durum, bir önceki 15 yıl olan 1970–1985 yılları arasında yaklaşık aynı oranda artan gelir, ticaret ve doğrudan yabancı sermaye yatırımları ile mukayese edildiğinde, çokuluslu şirketlerin 1980 sonrası dünya ekonomisinde küreselleşme dalgasını harekete geçiren en önemli itici güçlerden biri yapmaktadır43. 41 42 43 Dunning, Multinational Enterprises and the Global Economy, a.g.e., s. 117. UNCTAD, WIR 1995…, a.g.e., s. 10. F. Sachwald, Impact of Changing Production Location on Foreign Direct Investment, Tokyo Club Foundation for Global Studies, 2005, (Çevrimiçi): http://www. tcf. or. jp/ data/20051121–22_Frederique_Sachwald. pdf, s. 4. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 41 Dünya ticaretinin büyük bir kısmını şirketler–arası–ticaret ve yabancı şubelerle yapılan şirket–içi–ticaret oluşturmaktadır. Bunlar, çoğu kez küresel ticaret akımından daha fazladır. 1980’li ve 1990’lı yıllarda doğrudan yabancı sermaye yatırımları, ağrılıklı olarak gelişmiş ülkelerden kaynaklanmış ve gelişmiş ülkelere yönelmiştir44. Bu haliyle küreselleşme, tüm dünyadan ziyade ağırlıklı olarak üç ticaret bloğunu kapsamıştır. Son dönmelerde çok sayıda gelişen ülke ve geçiş ekonomileri de artan bir şekilde küresel mübadele akımına katılmıştır. 2005 yılı itibariyle dünyada 77.000 çokuluslu şirket ve en az 770.000 bin şubesi mevcuttur. Çokuluslu şirketlerin büyük bir kısmının merkezi gelişmiş ülkelerde olmakla birlikte yaklaşık 20.000 civarında çokuluslu şirketin merkezi, gelişen ülkelerdir. Tablodan 2’den izleneceği gibi, küresel düzeyde içe yönelik doğrudan yabancı sermaye akımı, 1982 yılında, 59 milyar dolarken 1990 yılında 209 milyar dolara ulaşmıştır. 2000 yılında ise 1, 489.8 milyar dolarla tarihsel bir rekor kırmıştır. Ancak sonraki üç yıl gerileyerek 558 milyar dolara kadar düşmüştür. 2004 yılından sonra tekrar artmaya başmış 2004’de 648 milyar dolar ve 2005 yılında ise 916 milyar dolara olmuştur. Dış akımların da bezer bir seyir takip ettiği Tablo’2 görülmektedir. 1982 yılından 796 milyar dolar olan doğrudan yabancı sermaye yatırım stokları 1990 yılında 1.789 milyar dolara, 2000 yılında 5.083 milyar dolara yükselmiş ve nihayet 2005 yılında da 10,671 milyar doları bulmuş durumdadır. Bir ekonomi dergisinin yaptığı tahminlere göre, küresel doğrudan yabancı sermaye stokları 2010 yılında 16.560 milyar doları bulacaktır. Öte yandan, Tablo 2’den de görüldüğü gibi, küresel düzeyde çokuluslu şirketlerin şubelerinin sayısı 2005’yılında 770.000’ni bulurken, bu şubelerde yapılan üretimin toplamı 4.517 milyar doları, yapılan ihracat 4.214 milyar doları, şubelerin toplam mal varlığı 45.564 milyar doları bulmuştur. Bu şubelerin sağladığı doğrudan istihdam ise, 1982’de 19 milyon 1990’da, 24 milyon, 2000’de 45 milyon ve 2005 yılında ise 60 milyona yükselmiştir. 44 B. G. Narvetti ve A. Venablee, Multinational Firms in the Global Economy, Boston: Princeton University Press, 2004. 42 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 209 242 59 28 796 590 DYY (İçe Dönük) DYY (Dışa Dönük) DYY (İçe Dönük Stoklar) DYY (Dışa Dönük Stoklar) Şirket Birleşme ve Satın Almalar 594 717 Y. Şubelerin Toplam Üretimi Y. Şubelerden Yapılan İhracat 9 Patent ve KnowHow Ödemeleri 2,246 2,285 Toplam Sabit Sermaye Oluşumu Mal ve Faktör Olmayan Hizmet İhracatı 22,588 11,737 GSH (Cari Fiyatlarla) 4,260 30 4,841 24,197 19,232 Y. Şubelerde İstihdam (bin) 5,759 1,959 Y. Şubelerin Toplam Malvarlığı 1191 1,423 151 5660 2717 Y. Şubelerin Satışları 1758 1789 1990 1982 Tipi 5,848 77 6,088 28,264 - 7,091 - 1,363 5933 141 2811 2866 339 327 1995 7,036 66 6,466 31,895 45,587 21,102 3,572 3,167 15,680 1144 6,471 5,803 - 1489,8 2000 7,430 73 6,680 31,900 53,581 24,952 2,600 3,495 18,517 601 6,582 6846 621 735 2001 7,838 72 6,422 32,227 53,094 26,543 3,437 3,437 17,685 370 6,866 7,123 647 651 2002 9,228 93 7,294 36,163 54,170 30,362 3,077 3,706 17,850 297 8,197 8,245 561 558 2003 11,069 98 8,700 40,671 57,394 42,807 3,911 4,283 18,677 381 9,732 8,902 730 648 2004 12,641 91 9,420 44,674 62,095 45,564 4214 4,517 22,171 716 10,671 10,129 778 916 2005 Tablo 2: Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımları (Milyar Dolar) Kaynak: Değişik yıllara ait UNCTAD World İnvestment Report’lardan yazar tarafından derlenmiştir. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 43 220,4 210,3 3,4 124,9 25,1 166,4 8,4 65,2 92,9 92,4 3,1 58,5 40,7 3,4 27,4 0,5 7,8 2,2 5,6 548,1 Avrupa Avrupa Birliği Japonya ABD Diğer Gelişmiş Ülkeler Gelişen Ülkeler Afrika Latin Amerika Asya ve Okyanusya Asya Batı Asya Doğu Asya Çin Güney Asya Güney Doğu Asya Okyanusya Doğu Avrupa ve BDT Güney-Doğu Avrupa BDT Dünya Toplam 1.409,6 721,6 696,1 8,3 314 89,7 266,8 9,6 109,0 148,3 148,0 3,5 116,3 40,7 4,7 23,5 0,3 9,1 3,6 5,4 1,1337 2000 2001 832,2 393,1 382,0 6,2 159,5 40,4 221,4 19,9 89,4 112,2 112,0 7,2 78,8 46,9 6,4 19,6 0,1 11,5 4,2 7,3 599,3 617,7 393,1 307,1 9,2 74,5 43,4 163,6 13,0 54,3 96,2 96,1 6,0 67,4 52,7 7,0 15,8 0,1 12,9 3,9 9,0 441,2 2002 557,9 274,1 253,7 6,3 53,1 25,0 175,1 18,5 46,1 110,5 110,1 12,3 72,2 53,5 5,7 19,9 0,4 24,2 8,5 15,7 358,5 2003 710,8 217,7 213,7 7,8 122,4 48,3 275,0 17,2 100,5 157,3 156,6 18,6 105,1 60,6 7,3 25,7 0,7 39,6 13,3 26,3 396,1 2004 44 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Gelişmiş Ülkeler Gelişen Ülkeler Güney Doğu Avrupa ve BDT 68,2 30,4 1,4 80,4 18,9 0,6 72,0 26,6 1,4 71,4 26,5 2,1 64,3 31,4 4,3 55,7 38,7 5,6 Küresel Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımı Akımlarının Oransal Dağılımı 373,9 Gelişmiş Ülkeler 59,2 36,5 4,3 916,3 433,6 421,9 2,8 99,4 6,5 334,3 30,7 103,7 200,0 199,6 34,5 118,2 72,4 9,8 37,1 0,4 39,7 12,4 27,2 542,3 2005 Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımları İçe Yönelik Akım 1994-99 Bölge ve Ülke Tablo 3: Doğrudan Yabancı Yatırımların Bölgelere ve Bazı Seçilmiş Ülkelere Göre Dağılımı, 1994–2005 (Milyon Dolar) Kaynak: UNCTAD, World Investment Report 2006: FDI from Developing and Transition Economies, Annex Table B. 1 ve FDI/TNC database, Paris: UNCTAD Publ., 2006. 486,6 326,5 304,2 22,8 114,3 22,9 64,9 2,5 18,9 43,2 43,5 0,4 32,3 2,2 0,1 10,7 0,0 1,6 0,1 1,5 553,1 Gelişmiş Ülkeler Avrupa Avrupa Birliği Japonya ABD Diğer Gelişmiş Ülkeler Gelişen Ülkeler Afrika Latin Amerika Asya ve Okyanusya Asya Batı Asya Doğu Asya Çin Güney Asya Güney Doğu Asya Okyanusya Doğu Avrupa ve BDT Güney-Doğu Avrupa BDT Dünya Toplam 2000 1.244,5 871,4 813,1 31,6 142,6 51,9 143,8 1,5 60,0 82,2 82,2 1,5 72,0 0,9 0,5 8,2 0,0 3,2 3,2 1.097,5 2001 764,2 474,0 435,4 38,3 124,6 47,6 76,7 2,7 32,2 47,2 47,1 1,2 26,1 6,9 1,4 20,8 0,1 2,7 0,1 2,5 684,8 2002 539,5 281,7 265,8 32,3 134,9 36,2 49,7 0,3 14,7 34,7 34,7 0,9 27,6 2,5 1,7 4,6 0,0 4,7 0,6 4,2 485,1 562,1 281,7 265,8 28,8 129,4 39,3 35,6 1,2 15,4 19,0 19,0 -2,2 14,4 -0,2 1,4 5,4 0,0 10,7 0,2 10,6 514,8 2003 2004 813,1 368,0 334,9 32,0 222,4 64,9 112,8 1,9 27,5 83,4 83,4 7,4 59,2 1,8 2,1 14,7 0,0 14,0 0,2 13,8 686,3 Gelişmiş Ülkeler Gelişen Ülkeler Güney Doğu Avrupa ve BDT 88,0 11,7 0,3 88,2 11,6 0,3 89,6 10,6 0,4 89,9 9,2 0,9 91,7 6,3 1,9 91,7 13,9 1,7 Küresel Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımı Akımlarının Oransal Dağılımı 1994-99 Bölge ve Ülke 83,0 15,1 1,9 778,7 618,8 554,8 45,8 -12,7 -5,7 117,5 1,1 32,8 83,6 83,6 15,9 54,2 11,3 1,5 12,0 0,0 15,1 0,5 14,6 646,2 2005 Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımları Dışa Yönelik Akım Tablo 4: Doğrudan Yabancı Yatırımların Bölgelere ve Bazı Seçilmiş Ülkelere Göre Dağılımı, 1994–2005 (Milyar Dolar ve Oran) Kaynak: UNCTAD, World Investment Report 2006: FDI from Developing and Transition Economies, Annex Table B. 1 ve FDI/TNC database, Paris: UNCTAD Publ., 2006. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 45 Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının coğrafi olarak dağılımına bakıldığında, (Tablo 3 ve 4) bunların ağırlıklı olarak büyük pazarların bulunduğu gelişmiş ülkelere yapıldığı görülmektedir. Ancak gelişmiş ülkelerin bu konumlarının erozyona uğradığı ve gelişen ülkelerin de son dönemlerde aldığı payın artığı gözlenmektedir. 1980’li yıllarda gelişmiş ülkelerin içe dönük doğrudan yabancı sermaye yatırımlarından aldıkları pay % 82 civarındayken, 1999’da % 76’ya gerilemiş ve nihayet 2005 yılında % 59,9’a düşmüştür. Bu da doğrudan yabancı sermaye yatırımların ve dolayısıyla da üretimin artarak gelişen ülkelere kaydığı anlamına gelmektedir. Buna karşın, dışa yönelik doğrudan yabancı sermaye yatırım akımında gelişmiş ülkelerin baskın konumu önemli ölçüde devam etmektedir. 1990 yılından % 83 olan gelişmiş ülkelerin payı 2005 yılından % 83’e gerilemiştir45. Bu da çokuluslu şirketlerin büyük bir çoğunluğunun, köken ülkesinin hala gelişmiş ülkeler olduğunu göstermekle birlikte gelişmiş ülkelerin de artık kendi çokuluslu şirketlerini geliştirdikleri anlamına gelmektedir. Gelişen ülkeler arasında yatırımlar büyük ölçüde güney ve doğu Asya’ya yönelmektedir. Doğrudan yabancı sermaye yatırımları alan bir diğer bölge de Latin Amerika’dır. Nitekim gelişen ülkelere 2005 yılından yapılan doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının % 47’si Güney ve Doğu Asya’ya, % 30’u Latin Amerika’ya % 11’i Güney ve Doğu Avrupa ile birlikte Bağımsız Devletler Topluluğu’na yönelmektedir. İçe Yönelik doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının sektörel bileşiminde, dünyadaki genel trende uygun bir şekilde imalat sektöründen hizmet sektörüne doğru bir kayma yaşanmaktadır. Şekil 3’den izlenebileceği gibi, dünya genelinde 1990 yılından toplam yatırımların % 49 hizmet, % 42’si imalat ve % 9’u tarım ve hammadde sektörüne yapılmıştır. Takip eden yıllarda önemli değişiklikler meydan gelmiştir. 2002’de bu oranlarda sırasıyla % 60 hizmet, % 34 imalat ve % 6 tarım ve hammadde sektörleri şeklinde değişmiştir. İmalat ve tarım sektörlerinin payları düşerken hizmet sektörü yükselmiştir. Gelişmiş ülkeler açısından bakıldığında, bu oranlar dünya ortalamasına 45 UNCTAD, World Investment Report 2006: FDI from Developing and Transition Economies, Annex Table B. 1 ve FDI/TNC database, Paris: UNCTAD Publ., 2006. 46 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER oldukça yakındır. Örneğin, 2002’de gelişmiş ülkelerde yabancı sermaye yatırımlarının % 62’si hizmet sektöründe, % 32’si imalat sektöründe ve % 6’sı tarım ve madencilik sektörlerinde bulunmaktadır. Şekil 2: İçe Yönelik Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırım Stoklarının Sektörel Dağılımı, 1990–2002 Kaynak: UNCTAD, World Investment Report 2004: The Shift Towards Services, Paris: UNCTAD Publ., 2005. Gelişmekte olan ülkelerdeyse 1990’da yatırımların % 47’si hizmet, % 46’si imalat ve % 7’si tarım ve maden sektörlerdeydi. 2002’de ise bu oranların önemli ölçüde değiştiği dikkati çekmektedir. Hizmet sektörü genişlemeye devam ederek toplam yatırımların % 5’ini oluştururken imalat sektörünün payı % 38’e gerilemiş ve tarım ve maden sektörlerin payı ise sabit kalmıştır. Bu, imalat üretiminin gelişen ülkelere kayması ile bir çelişki oluşturmamaktadır. Bu durumun gerçek nedeni son yıllarda gelişen ülkelere yapılan yatırımların önemli bir kısmının elektrik, doğal gaz ve su şebekeleri, iletişim ve ticari hizmetler gibi hizmet üreten endüstrilere yapılmış olmasıdır. Dünya yatırım raporuna göre, 1990 ile 2002 yılları arasında elektrik santralleri ve dağıtım şebekelerine yapılan yatırımlar14 kat artarken telekomünikasyon KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 47 sektörüne yapılan yatırımlar 16 kat artmıştır46. Bunlardan başka, son 20 yılda doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının coğrafi dağılımında çok önemli değişiklikler yaşanmıştır. Bu değişikliklerden ilki, dünya çapında doğrudan yabancı sermaye yatırımlarından en büyük payı alan ülke olarak Çin’in yükselişidir. 1990’larda, gelişen ülkelerin doğrudan yabancı sermaye yatırımlarından aldığı payın artışının en önemli göstergesi Çin’in aldığı payın artışıdır. Çin hariç tutulduğunda, gelişen ülkelerin doğrudan yabancı sermaye yatırımlarından aldığı payda önemli bir düşüşten söz etmek kaçınılmaz olmaktadır. Doğrudan yabancı sermaye yatırımları bölgesel olarak incelendiğinde, Güneydoğu Asya ve Doğu Asya’nın yeni sanayileşen ekonomilerinin, Latin Amerika ülkelerine göre, bu yatırımları çekmede ve sürdürülebilir kalkınma sürecine dâhil etmede daha başarılı oldukları görülmektedir. Aynı şekilde, 1990’larda Batı Avrupa’nın da (Özellikle Fransa ve İspanya), ABD ve Kanada’ya rağmen doğrudan yabancı sermaye yatırımları çekmede daha başarılı olduğu anlaşılmaktadır. 2000’lerde Doğu Avrupa ülkeleri (Özellikle Çek Cumhuriyeti Macaristan ve Polonya) (Afrika ülkeleri bu tür yatırımlar için marjinal değer taşımaya devam ederken) doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını çekmede oldukça başarılı oldukları görülmüştür. Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının coğrafi dağılımındaki önemli değişikliklerden bir diğeri ise, bu yatırımların ev sahibi ülkelerin yatırım kalıplarını değiştirmesidir. Doğrudan yabancı sermaye yatırımların hızı ile ülkelerin yurt–içi yatırımlarının hızı karşılaştırıldığında; Fransa, Kanada, Güney ve Doğu Asya’ya (özellikle Çine) yapılan doğrudan yabancı sermaye yatırımlarında yurt–içi yatırımlara göre daha hızlı bir artış mevcutken Batı Asya ve Afrika’nın büyük bir bölümünde artış hızının yavaşladığı görülmektedir. 1990’larda şirketler arası bölgesel ve küresel rekabet ulusal rekabetin yerini almaya başlamıştır. Bu, ekonomik liberalleşme, kuralsızlaştırma, bölgesel ekonomik bütünleşmeler ile iletişim maliyetlerinin düşmesine bağlı 46 P. Nunnenkamp, Foreign Direct Investment in Developing Countries: What Policymakers Should Not Do and What Economists Don’t Know, Kiel Discussion Papers, No: 380, 2001. 48 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER olarak gerçekleşen şirketlerin küresel düzeyde yeniden yapılanmasının yol açtığı bir sonuçtur. Bu sonuç çerçevesinde kaynaklara, piyasalara ve diğer ülkelere özgü spesifik bilgilere erişim ayrıcalığını sağlayan geleneksel şirket anlayışı, çokuluslulukla mukayese edildiğinde, daha az önemli hale gelmektedir. Küresel düzeyde içe yönelik doğrudan yabancı sermaye yatırım stoklarına bakıldığında, 1980 yılında gelişmiş ülkeler toplam doğrudan yabancı sermaye yatırım stokunun % 76’sına sahipken, bu oran 1990’da % 71’e, 1995’de % 68’e, 2000’de % 64.8’e, 2002’de 64.5’e, 2005’de ‘yılında ise % 64.2’ye düşmüştür. Öte yandan dışa yönelik doğrudan yabancı sermaye yatırımları stoklarında gelişmiş ülkelerin baskın konumu devam etmekle birlikte, gelişen ülkelerin de paylarını arttırdıkları dikkat çekmektedir. Nitekim 1990’da % 91,6 olan gelişmiş ülkelerin payı, 2000’de % 86’ya gerilemiş 2005’de de % 86, 8’le bu oran muhafaza edilmiştir47. 3. Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırmaları ve Şirket Birleşmeleri Doğrudan yabancı sermaye yatırımları, farklı çevrimlerle farklı bölgelere ve ülkeler yönelik dalgalar şeklinde gerçekleşmektedir48. Gelişmiş ülkelerde doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını 1980’li yıllarda şirket birleşme ve satın alma dalgaları yönlendirmiştir. Son yıllarda ise, gelişmiş ülkelerde faiz oranlarının düşük olması ve karların artması, şirket birleşme ve satın almaların en önemli kaynağı olmuştur. Uzun yıllar şirket birleşme ve satın almaları, daha çok gelişmiş ülke şirketlerinin kendi aralarındaki işlemlerinden kaynaklanmıştır. Ancak gelişen ülkelerde, 2004 yılında % 36’lık artış görülmüş ve 55 milyar dolarlık işlem gerçekleşmiştir. Gelişen ülkeler arasında şirket bileşme ve satın almalarında Çin ve Hindistan favori ülkeler olarak dikkat çekmektedir. Buna göre, 2004 yılında Çin’de 6.8 milyar dolar ve Hindistan’da 1.8 milyar dolarlık şirket birleşmesi ve satın alması gerçekleşmiştir49. 47 48 49 UNCTAD, World Investment Report 2006…, a.g.e., s. 303. Kleinert, The Role of Multinational Enterprises in Globalization…, a.g.e. UNCTAD, WIR 2005: Transnational Corporations and the Internationalization of Reseach and Development (Overview), New York ve Geneva: UN Publ., 2005. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 49 Son yıllarda artan şirket birleşme ve satın almaların da bölgesel ağırlıklı olduğu dikkat çekmektedir50. Şirket birleşmelerin önemli bir kısmı gelişmiş ülkelerde gerçekleşmektedir. Sektörel açıdan bakıldığında, bu konuda hizmet sektörünün baskın olduğu görülmektedir. Nitekim şirket birleşme ve satın almaların yaklaşık 2/3 hizmet sektöründe gerçekleşmektedir Tablo 5: Şirket Birleşmeleri ve Satın Alımları: Sayısı ve Değeri (Milyar $, 1987–2004) Satın Alma ve Birleşme Sayısı YIL 1987 1988 1989 1990 1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 2001 2002 2003 2004 2005 Satın Alma ve Birleşme Değeri Sayısı Toplam İçindeki Payı (Sayı) (Milyar $) Toplam İçindeki Payı (%) 14 22 26 33 7 10 14 24 36 43 64 86 114 175 113 81 56 75 141 1.6 1.5 1.2 1.3 0.2 0.4 0.5 0.7 0.8 0.9 1.3 1.5 1.6 2.2 1.9 1.8 1.2 1.5 2.3 30.0 49.6 59.5 60.9 20.4 21.3 23.5 50.9 80.4 94.0 129.2 329.7 522.0 866.2 378.1 213.9 141.1 199.8 454.2 40.3 42.9 42.4 40.4 25.2 26.8 28.3 40.1 43.1 41.4 42.4 62.0 68.1 75.7 63.7 57.8 47.5 52.5 63.4 Kaynak: UNCTAD, WIR 2000: Cross–border and Development, New York ve Geneva: UN Publ., 2000.& UNCTAD, WIR 2006, New York ve Geneva: UN Publ., 2006. 50 UNCTAD, WIR 2000: Cross–border and Development, New York ve Geneva: UN Publ.,2000. 50 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 1990’larda, hızla artan sayıda şirket birleşme ve satın almaları operasyonlarının karakterize ettiği yeni bir endüstriyel yeniden yapılanma dalgası başlamıştır51. 1990 ile 2000 yılları arasında dünya çapında hızla artarak doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının baskın unsuru olarak yeni yatırımların yerini almıştır. 2000 yılında, şirket birleşme ve satın almaların doğrudan yabancı sermaye yatırımları içindeki oranı % 85’e ulaşmış ancak takip eden yıllarda görece olarak gerilemiştir52. Bu oran gelişen ülkelerde 1980’nin sonlarında sıfırdan başlamış, 1990’nın sonlarında nerdeyse yarısına ulaşmıştır. Şirket birleşme ve satın–alma faaliyeti esas olarak sınırlı bir grup gelişmiş ülkede yoğunlaşmış bulunmaktadır. Sadece AB–15 ve ABD nerdeyse tüm alıcı şirketlerin köken ülkesi olduğu gibi; bu ülkeler, şirket birleşme ve satın almaları büyük bir çoğunluğunu da çekmişlerdir. 1990’dan 2003’e kadar olan tüm şirket birleşme ve satın almaların % 61’i bu iki bölgede gerçeklemiştir. AB sadece % 40 almış durumdadır. Grafik 1: Dönemlere Göre Şirket Birleşme ve Satın Alımları 60,00 50,00 90-93 00-03 40,00 30,00 20,00 10,00 Afrika Asya G. Amerika Orta Doğu Okyanusya Kuzey Amerika AB Dışı Avrupa AB 15 0,00 Kaynak: UNCTAD, WIR 2000: Cross–Border and Development, New York ve Geneva: UN Publ., 2000. 51 52 O. Betrand, Mucheilli J. L. ve H., Zitouna, Location Choices of Multinational Firms: The Case of Mergers and Acquisitions, Paris: University of Paris I, Mimeo Publ., 2003. UNCTAD, World Investment Report 2003: FDI Policies for Development: National and International Perspectives, New York ve Geneva: UN Publ., 2003. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 51 Bununla birlikte 2000’li yıllardan itibaren, AB–15 ve ABD şirketlerine yönelik Şirket birleşme ve satın–alma talebi önemli ölçüde azalırken diğer bölgelerin şirketlerine olan talep yükselmiştir. Bunun nedeni, kısmen elverişli olmayan ekonomik şartlar ve hisselerin değerlerinin düşmesidir. Ancak daha önemli bir neden, firmaları daha rekabetçi olamaya ve üretken kaynaklarını daha etkin bir şekilde tahsis etmeye zorlayan artan uluslararası rekabettir. İşletmeler, yeni piyasalara girmek, rekabet üstünlüklerinin yurt dışına yaymak, üretim süreçlerinin küresel ölçekte yeniden yapılandırarak ölçek ve alan ekonomilerini gerçekleştirmek maksadıyla şirket birleşme ve satın alma girişiminde bulunmaktadır. Bu işletmeler, maliyet üstünlükleri ve yeni piyasa imkânları daha fazla olduğu için artık yatırımlarını Asya ve Doğu Avrupa ülkelerine yapmaktadır. Asya ve Doğu Avrupa ülkeleri 2000’li yıllarda dünyanın 4.en çok tercih edilen şirket birleşme ve satın almalarının hedeflerinden biri haline gelmiştir. Nitekim Grafik 1’den görüleceği gibi, bu dönemde Doğu Avrupa’nın payı 1990–1993 döneminden % 7’ iken 2000–2003 döneminde % 17’ye çıkmıştır. C. Uluslararası Ticaret ve Değişen Ticaret Kalıpları Küreselleşmenin bir başka ifadesi de uluslararası ticaret hacminin artması ve kalıplarının değişmesidir. Son 50 yılda ticaretin serbestleştirmesi, iletişim ve ulaşım teknolojilerinde gelişmeler, uluslararası mal ve hizmet ticaretinin hacmini artırdığı gibi yapısını ve içeriğini de esaslı bir şekilde dönüştürmüştür. GATT’ın kurulduğu 1947’den beri ticaretin serbestleştirilmesine yönelik “raunt” olarak isimlendirilen görüşmeler sürmektedir. 1995 yılında Dünya Ticaret Örgütünün, GATT’ın yerine kurulması, ticaretin serbestleştirilmesi yönünde önemli bir kilometre taşıdır. Dünya Ticaret Örgütü sonrası gelişmeleri incelemeden önce kısa bir tarihsel bakış, küreselleşme ve ticaret arasındaki ilişkinin daha iyi kavranması açısından önemlidir. Tarihsel olarak bakıldığında, farklı küreselleşme dalgaları boyunca uluslararası ticaretin hacmi, yapısı ve kalıpları da değişmiştir. İlk küreselleşme dalgası 1870 ile 1914 tarihleri arası döneme denk gelmektedir. 52 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Diğer bir ifade ile 19.yüzyılın sonu ile Birinci Dünya Savaşı arası dönemde dünya ekonomisi, mal, sermaye ve işgücünün hareketliliği sayesinde ileri düzeyde bütünleşmiştir. Bu bütünleşme, bugün olduğu gibi, büyük ölçüde ulaşım (buharlı gemi ve demir yolları) ve iletişim (telgraf) teknolojilerinde meydana gelen gelişmelere bağlıdır. Bu dönemde ulusal piyasaların dünya ekonomisine sömürgeci sistem altında bütünleşmesi dünya da üretim ve uluslararası ticaretin hacminde önemli artışlara yol açmıştır. Birinci Dünya Savaşına kadar olan 30 yıllık süre içinde, dünya ticareti % 3,2 oranında artmıştır53. Dünya ticaretindeki bu artış dünya GSMH’nın artışının yaklaşık iki katına eşittir54. Ulusal servet açısından ölçüldüğünde, bu dönemde, sermaye ihracat ve ithalat oranlarının günümüzden daha fazla olduğu ileri sürülmektedir. Bu sermaye hareketleri, toprağa dayalı birincil ürünlerin üretiminde ve ihracatında tam bir patlamaya yol açmıştır. Sonuç olarak, ticaretteki artışlar dünya üretimi % 33 arttırırken gelişen ülkelerin hammadde ve tarım ürünleri karşılığı imalat mallarının mübadele ettiği edildiği bir uluslararası ticaret kalıbı ortaya çıkmıştır.55 1914 ve 1945 yılları arası dünya ekonomisinde, küreselleşmenin, üretimin ve ticaretin hacminin azaldığı yıllardır. Bu dönemde uluslararası navlun fiyatları 1/3 oranında düşmesine rağmen uluslararası ticaret azalmıştır. Dünya savaşlarının ve 1929 büyük ekonomik krizinin etkisiyle pek çok ülkede ithalatı sınırlayan ve talebi ulusal piyasalara yönelten politikaların uygulamaya konulmasıyla “rekabetçi korumacılık” günün düzeni haline getirmiştir. ABD’nin Smoot– Hawley Tariff uygulaması ile öncülüğünü yaptığı korumacılık akımı ile uluslararası ticaret çökerken dünya ekonomik büyümesi de % 30 düşmüştür56. Neticede 1950’ye kadar ihracat olarak dünya geliri, 53 54 55 56 P. Hirst ve G. Thompson, Globalization in Question: International Economy and Possible Governance, Second Edition, London: Polity Press, 2001, s. 47. A. Maddison, The World Economy: A Millennial Perspective, Paris: OECD Publ., 2001, s. 20–23. World Bank, Globalization, Growth, and Poverty: Building an Inclusive World Economy, New York: WB Publ., 2002, s. 27. OXFAM, Rigid Rules and Double Standards: Trade, Globalization and Fight Against Poverty, OXFAM Publ., 2002, s. 33. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 53 1870’deki seviyesinin % 5 altına düşmüştür57. Yeni bir küreselleşme dalgası (ikinci dalga), 1945–1980 yılları arası döneme denk gelmektedir. Bu dönemin en çarpıcı özelliği şüphesiz savaş sonrası dünya ekonomisinin egemen gücü olarak ABD’nin kendi çıkarlarıyla birlikte diğer gelişmiş ülkelerin çıkarlarını koruyacak küresel bir ticaret rejimi kurmaya çalışmasıdır. Nitekim ABD’nin küresel ticareti, Uluslararası Ticaret Örgütü kurarak, kontrol etme çabası başarısızlıkla sonuçlanmış ve yerine 1947’de GATT kurulmuştur58. Birleşmiş Milletlerin özel bir kurumu olarak, geçici nitelikte kurulan ve zamanla kalıcı hale gelen GATT 1948–1994 yılları arasında uluslararası ticareti yöneten çok–taraflı bir araç olarak işlev görmüştür. 1947–1980 yılları arasında GATT çerçevesinde yürütülen çok taraflı ticaret görüşmeleriyle sağlanan ticari engellerin kısmen indirilmesi ve deniz navlun ücretlerinin 1/3 oranında düşmesi uluslararası ticarete tekrar ivme kazandırmıştır. Çok–taraflı ticaret görüşmeleri sonucunda gelişmiş ülkeler arasında imalat mallarına yönelik ticari engeller büyük ölçüde kalkmıştır. Bununla birlikte gelişmiş ülkelerin, gelişen ülkelerde üretilen mal ve hizmetlere karşı uyguladıkları korumacı politikalar, gelişmiş ülkelerde üretilmeyen hammaddeler gibi bazı istisnalar dışında, artarak sürmüştür. Gelişen ülkeler, gelişmiş ülkelerle olan ticaretlerinde, özellikle tarım ürünleri ve imalat mallarına yönelik çok ciddi ticari engellerle karşılaşmıştır59. Bu dönemde korumacılık eğilimi belli mal kalemlerine yönelik olarak seçici usulde uygulanmış ve bu yeni korumacılık, miktar kısıtlaması, tarife benzeri engeller, gönüllü ihracat sınırlaması, anti–damping vergisi şeklide tarife dışı engellerin artırılmasıyla ifadesini bulmuştur60. Bu dönemde bir kısım gelişen ülke de hem diğer gelişen ülkelere hem de gelişmiş ülkelere yönelik ticari engelleri kaldırmıştır. Bu dönemde ticari engellerin kısmen kaldırılma- 57 58 59 60 Maddison, a.g.e., s. 22. D. K. Das, Trade and Global Integration, CPGR Working Paper, No: 120/03, 2003, s. 5. D. Tussie, “Globalization and World Trade: From Multilateralism to Regionalism”, Oxford Development Studies, (Special Issue: Globalization), Vol.: 21, No: 1, 1998, s. 36. H. E. Temiz, Küreselleşmenin Sosyal Boyutları ve Türkiye Açısından Etkileri, Ankara: Birleşik Metal Sendikası Yayını, 2004, s. 9. 54 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER sıyla uluslararası ticaret, küresel üretimin iki katına yakın artarmış ve 1870–1914 dönemindeki oranı yaklaşmıştır61. Ancak, ikinci küreselleşme dalgası geleneksel kuzey–güney ticaret kalıbını yeniden canlandırmış, gelişen ülkeler tekrar tarım ürünleri ihraç edip imalat malları ithal eder hale gelmiştir. Diğer bir ifadeyle, bu ülkeler eşit şartlarda ticaret yapamamıştır. Bu dönem, gelişmiş ülkeler açısından oldukça kazançlı olmuştur. Kendi aralarında ticari engellerin kalkması, imalat malları ticaretini hızlandırmış, tarihte ilk kez imalat sektöründe uluslararası uzmanlaşma önemli hale gelirken büyük ölçekli üretimle ölçek ekonomileri sağlanmıştır. Bu gelişme, nihayetinde uluslararası ticaretin önemli ölçüde gelişmiş ülkelerin kendi aralarında gerçekleşmesine yol açmıştır. Gelişen ülkelerin çoğu bu dönemde küresel imalat malları ve hizmet ticaretinden çok az pay alabilmiştir62. 1980 yılında imalat mallarının gelişen ülkelerin ihracatı içinde sadece 25’lik bir kısmını oluşturması bu gerçeği pekiştirmektedir. Tablo 6: Yıllar İtibariyle Gelişmiş Ülkelerde İmalat Mallarına Uygulanan Gümrük Oranları (%) Ülke 1913 1950 1990 2000 Fransa 21 18 5.9 3.9 Almanya 20 26 5.9 3.9 İtalya 18 25 5.9 3.9 Japonya 30 – 5.3 3.9 Hollanda 5 11 5.3 3.9 İsveç 20 9 4.4 3.9 İngiltere – 23 4.8 3.9 Amerika 44 14 4.8 3.9 Kaynak: The Economist, “The Economist Survey of the Multinationals”, June 24 1995, s. 3–4. 61 62 C. Chase–Dunn, Y. Kawano ve B. D. Brewer, “Trade Globalization Since 1975: Waves of Integration in the World System”, American Sociological Review, Vol.: 65, No: 1, 2000, s. 80–83. World Bank, a.g.e., s. 29. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 55 Tablo 6’dan izlenebileceği gibi, 1950’den itibaren GATT görüşmeleri çerçevesinde gelişmiş ülkeler arasındaki ortalama tarife oranları % 30 seviyelerinden 1990’da yaklaşık % 5’e kadar düşmüştür. 1986–1994 GATT çerçevesinde gerçekleştirilen Uruguay görüşmelerine katılan ülkeler 10 yıl içinde gümrük oranlarını % 33 oranında düşürmeyi kabul etmiştir. Buna karşın tarife dışı engellerin kaldırılması, bu görüşmelerde gündeme gelmişse de bir sonuç alınamamıştır. Küreselleşmenin son dalgası tarihte ilk kez birkaç gelişen ülkenin imalat malları üreticisi ve ihracatçısı olarak uluslararası ticaretten aldığı payı artırmasıyla ile başlamıştır. Bu dönemde 1945–1980 yılları arasında oldukça düşük olan uluslararası sermaye hareketleri de tekrar ivme kazanmıştır. Bu dönemde gerçekleşen bir başka gelişme de Hindistan ve Çin gibi dünya nüfusunun yarısını oluşturan iki ülkenin hem ucuz emek deposu olarak hem de emek yoğun imalat mallarında mukayeseli üstünlüğe sahip bir şekilde küresel ekonomiye entegre olmasıdır. Bu dönemde uluslararası ticaretin içeriği ve kalıpları köklü bir şekilde değişmiştir. 1970’lerden sonra çokuluslu şirketlerin küresel üretim ağlarının gelişmesiyle imalat malları ticareti artırmıştır. Böylece bu ağlara eklemlenen gelişen ülkeler de kısa bir sürede imalat malları ihracatındaki paylarını önemli ölçüde yükseltmeyi başarmıştır. Nitekim 1980 yılından gelişen ülkelerin ihracatlarının sadece % 25’i imalat mallarından oluşurken, 1998’e gelindiğinde bu oran % 80’e yükselmiştir63. Asya krizinden beri, gelişen ülkelerin gerek imalat malları ihracatı ve gerekse ithalatı hızla artmaya devam etmektedir. Bu, büyük ölçüde Çokuluslu şirketlerin, bu ülkelerde gerçekleştirdikleri, katma değeri düşük ve emek yoğun imalat malları üretimine atfedilmektedir64. Gelişen ülkelerin ihracatları içinde imalat mallarının oranını, gelişmiş ülkelerle yaklaşık aynı orana (% 80) yükseltmeleri ve uluslararası 63 64 W. Martin, Trade Policies, Developing Countries, and Globalization, (Çevrimiçi): http:// siteresources.worldbank.org/INTGGP/Resources/2866_trade_martin.pdf, Wansington, DC: WorldBank Publ., 2001. G. Gaulier, F. Lemoine ve D. Ünal–Kesenci, China’s Integration in East Asia: Production Sharing, FDI ve High–Tech Trade, CEPII Working Paper, No: 09, (Çevrimiçi): http://www. cepii.fr/anglaisgraph/workpap/pdf/2005/wp05–09.pdf, 2005. 56 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER ticaretteki paylarını çok kısa bir sürede artırmaları oldukça çarpıcı bir gelişmedir. Bu konudaki bir başka gelişme de, bu ülkelerin hizmet ticaretinden aldıkları payın, 1980–2000 arasında iki katına çıkartarak % 17’ye ulaşmasıdır. Bu, büyük ölçüde gelişen ülkelerin ekonomik politikalarının değişmesinden kaynaklanmaktadır. Genel olarak gelişen ülkelerde imalat mallarına yönelik gümrük tarifeleri düşmüştür. Bu konuda önemli bir gelişme de pek çok gelişen ülkede yatırım rejimlerini liberalleştirmesi ve yatırım ikliminin diğer boyutlarını geliştirmesidir. Bu dönemde de uluslararası ticaretin artışı, liberalleşme ile iletişim ve ulaşım maliyetlerinin düşmesine atfedilmektedir65. Hava ve deniz taşımacılığı alanındaki gelişmeler, gelişen ülkelerin çokuluslu şirketlerin küresel üretim ağlarına eklemlenmelerini kolaylaştırırken bilgi teknolojilerinde meydana gelen gelişmeler de küresel ölçekte bir üretim sistemini yönetme ve örgütleme imkânı vermektedir. Bu konu da önemli bir başka husus da, imalat mallarında iki yönlü bir ticaretin gelişmesi ve üretim sürecinin küresel düzeyde parçalanmasıdır. Bunun anlamı, uluslararası ticarette firma içi ticaretin varlığını sürdürmesi kadar komponent ve parça ticaretinin artmasıdır. Bu bağlamda imalat malları ticaretinin artmasıyla tarım mallarının uluslararası ticaretteki payının da azalması dikkat çekmektedir. Nitekim 1998’de tarım ürünlerinin gelişen ülkelerin toplam ihracatı içindeki payı % 10 gerilemiştir. Bu dönemde meydana gelen bir başka gelişme de ihracatın yönündeki değişimdir. 1980 öncesinde gelişen ülkelerden yapılan ihracatın % 17’den daha azı gelişen ülkelerin kendi aralarında gerçekleşirken 1990’nın sonlarında bu oran % 42’ye ulaşmıştır66. Bu gelişmeler kaçınılmaz olarak uluslararası ticaretin içeriğini ve kalıplarını derinden dönüştürmüştür67. Grafik’den de izlenebileceği gibi son yarım asırda meydana gelen gelişmelere bakıldığında, 1950–2000 yılları arası dünya ticareti, dünya 65 66 67 A. J. Venables, “Geography and International Inequalities: The Impact of New Technologies”, Journal of Industry, Competition and Trade, Vol.: 1, No: 2, 2001, s. 139. World Bank, a.g.e. A. Deardorff, International Provision of Trade Services, Trade, and Fragmentation, Policy Research Working Paper, No: 2548, Washington, DC: World Bank Publ., 2000. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 57 GSMH’sından reel açıdan çok daha fazla artmıştır. Dünya ticareti yıllık % 6 artarken üretim sadece % 4 artmıştır. Diğer bir ifadeyle, dünya mal ticareti 50 yılda 22 kat artarken üretim ise sadece 7 kat artmıştır. Birkaç kriz dönemi haricinde dünya ticareti dünya GSMH’dan daha hızlı artmıştır. 1990’larda ise ticaret, dünya GSMH’dan çok daha hızlı bir şekilde artmıştır. Dünya ticaretinde ortalama artış oranı GSMH artışın iki katı olmuştur. 1987 yılı dolar esas alınması durumunda, 1950’de % 8 olan küresel mal ve hizmet ticaretinin küresel GSMH oranı 2000’de % 29.5 çıkmıştır68. Grafik 2: Dünya Üretim ve Ticaret Miktarı, 1950–2002 İNDEKS DEĞERİ (1990=100) 200 180 160 140 Dünya Ticareti 120 Dünya Üretimi 100 80 60 40 20 2002 1998 1994 1990 1986 1982 1978 1974 1970 1966 1962 1958 1954 1950 0 Kaynak: A. Miroux, FDI in Services, WTO Symposium on Cross–Border Supply of Services, Geneva: WTO Publ., 28–29 April 2005. 1980 sonrası uluslararası ticaret, dünya GSMH’daki artışından iki kata daha fazla artmıştır. Asya krizi sonrası meydana gelen düşüşe rağmen, 2000 yılında dünya ticareti % 12,4 oranında büyümüş, ancak 11 Eylül ve akabinde sermaye piyasalarının çöküşünden sonra yavaşlamıştır. 2000 yılından 2006 yılına kadar gelişmiş ülkelerde ihracatta yıllık ortalama % 5,7 artış gerçekleşirken bu oran gelişen ülkelerde % 9, 7’dir. Diğer yadan, ithalata yönelik olarak da benzer bir kalıbın mevcut 68 WTO, International Trade Statistics, Genava: WTO Publ., 2001. 58 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER olduğu dikkat çekmektedir. Bununla birlikte, dünya ticaretinde gelişmiş ülkelerin hegemonyası sürmektedir. Dünya ticaret kalıpları, son çeyrek asırda oldukça önemli değişikliler geçirmiştir. Gelişen ülkelerin imalat malları ve hizmet ticaretinden aldıkları payların artması ile uluslararası ticaretin içeriği ve yönü değişmiştir. Gelişen ülkelerin bu artışı sağlamaları, kendi iç dinamikleri kadar, çokuluslu şirketlerin küresel üretim ağlarına eklemlenmelerinden kaynaklanmaktadır. Bu ağların ne olduğu ve nasıl çalıştığının anlaşılması, dünya ticaterindeki değişimi kavramak açısınan elzemdir. D. Üretimin Küreselleşmesi: Küresel Üretim ve Küresel Dış Tedarik Küreselleşme sürecinin en önemli unsularından biri, üretimin küreselleşmesidir. Literatürde bu sürece işaret etmek için “değer zincirinin küreselleşmesi”, “uluslararası üretim paylaşımı”, küresel üretim ve “değer zincirinin dilimlenmesi” gibi kavramlar kullanılmaktadır69. En basit anlamıyla bu süreç, çokuluslu şirketlerin üretimlerini dünyanın başka coğrafyalarına kaydırmaları anlamına gelmektedir. Bununla birlikte, çokuluslu şirketlerin dünyanın farklı bölgelerinde üretim yapmaları ve üretimlerini dikey olarak koordine etmeleri yeni bir olgu değildir. Bu süreçte yeni olan, çokuluslu şirketlerin üretim sürecinin tamamını veya bir kısmını emeğin ucuz olduğu ülkelere kaydırmasıdır. Genellikle imalat sektöründe yaygın olan bu tip yatırımlar 1960’lı yıllardan sonra yaygınlaşmıştır. Bu sürece işaret etmek için “üretimin uluslararasılaşması” veya “yeni uluslararası işbölümü” kavramları kullanılmıştır70 . Üretimin küreselleşmesi, uluslararasılaşmadan farklı olarak, bir ürünün üretiminde kullanılan girdilerin (sermaye, emek, teknoloji ve hammadde, ara mallar ve dağıtım) oldukça farklı kaynak ve ülkelerden temin edilmesi anlamına gelmektedir. Bu süreçte, doğrudan 69 70 OECD, Staying Competitive in the Global Economy: Moving up the Value Chain, Paris: OECD Publ., 2007, s. 16. F. Fröbel, J. Heinrichs ve O. Kyre, The New International Division of Labour, New York: Cambridge University Press, 1980. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 59 dikey yatırımların aksine, işletmelerin bağımsızlığı artarken aralarındaki bağlantılar, hangi unsurun nereden geldiğini belirlemeyi adeta imkânsız hale gelmektedir71. Üretimin küreselleşmesi süreci, imalat sektöründe otomotiv ve uçak şirketleri tarafından başlatılmış, daha sonra bu sürece önce tüccar işletmeler (trader) ve ardından da hizmet sektörü katılmıştır. Bu sürecin günümüzde pek çok diğer sektöre de yayılması, bu konuda ciddi bir kavram kargaşası yaratmaktadır. Bu konuda çok sayıda farklı kavram ve tanım mevcuttur. Bu nedenle bu çalışma kapsamında bu tartışmalara girilmeyecek ve üretimin küreselleşmesine yönelik en yaygın kullanılan “küresel üretim” ve “küresel dış–tedarik” kavramları kullanılacaktır. Üretimin küreselleşmesi, çokuluslu şirketlerin üretimlerinin [tamamını veya belli aşamalarını] bir başka ülkeye kendi bünyelerinde veya farklı derecelerde dışsallaştırarak kaydırmalarıdır72. Tablo 7: Yerel ve Küresel Üretim Seçenekleri Üretim Yeri Firma İçinde Üretim (In–House) Firma Dışında Üretim (Dış–Tedarik ve Taşeron) Ülke içinde Üretim hem firma içinde hem de ülke içinde gerçekleşiyor Üretim firma dışından ancak ülke içinde (yurtiçi dış tedarik) Yurt Dışında (offshore) Üretim Yurtdışında Firmanın Şubesinde Yapılmaktadır (offshore: in–house production) Üretim Yurtdışında ve Firmanın Dışında Yapılmaktadır. Offshore: Outsourcing / Subcontracting Kaynak: OECD, Off–shoring and Employment: Trends and Impacts, Paris: OECD Publ., 2007, s. 16. 71 72 A. Wycoff, “The Extension of Networks of Production Across Borders”, STI Review, No: 13, 1993. OECD, Staying Competitive in the Global Economy…, a.g.e., s. 17 & J. F. Kirkegaard, (2005), Outsourcing and Off–Shoring: Pushing the European Model Over the Hill, Rather than off the Cliff, Petersone Instustite Working Paper, No: 05–1, 2005, (Çevrimiçi): http://www.petersoninstitute.org/publications/wp/wp05–1.pdf. 60 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Daha açık bir ifadeyle çokuluslu şirketler, üretimlerinin tamamını ve bir kısmını fiziksel olarak farklı bir ülkedeki şubelerine kaydırmakta veya ihtiyaç duydukları mamul veya yarı mamul ürünleri üretmek yerine, farklı derecelerde yurtdışından bağımsız işletmelerden, dış–tedarik yoluyla temin etmektedir. Daha kapsamlı bir tanım da üretimin küreselleşmesiyle, belli bir ülkede yerleşik bir işletmenin (o ülkenin milliyetinde olan bir şirket olup olmasına bakılmaksızın) üretimini yurtdışında (yabancı ülkenin milliyetinde olması veya olmaması önemli değil) bir şirkete kaydırmasına işaret ifade edilmektedir. Dış tedarik sonucu temin edilen ürünler, genellikle çokuluslu şirketlerin köken ülkesine ithal edilmekte ve çokuluslu şirketlerin kendi markası ile satışa sunulmaktadır. Küresel üretimi ifade etmek için genellikle küresel mal zinciri veya küresel üretim ağları kavramları kullanılmaktadır. Tablo 7’den de görüleceği üzere üretimin küreselleşmesi denizaşırı–üretim ve denizaşırı dış–tedarik olmak üzere iki şekilde gerçekleşmektedir. Diğer bir ifadeyle, üretimin küreselleşmesi bir işletmenin bağımsız bir işletmeden ara mal ve hizmet satın alması veya üretimin belirli kısımlarının yabancı bir yere kaydırılması anlamına gelmektedir. Küresel üretim, hem küresel dış–tedarik hem de işletmenin yabancı bir şubede kendi bünyesinde yaptığı üretimi kapsamaktadır. Dolayısıyla deniz–aşırı veya ulusal sınırların ötesinde kalması küresel üretimin merkezi niteliğidir. 1. Küresel Üretim Ağlarının Yönetişimi a. Üretici–Merkezli Küresel Üretim Ağları Hem endüstriyel hem de ticari işletmelerin küresel düzeydeki ekonomik faaliyetleri üretimin küreselleşmesine ivme kazandırmaktadır. Bu iki farklı tipte sermaye kendi doğalarına uygun bir şekilde iki farklı türde küresel ekonomi ağının gelişimine katkıda bulunmaktadır73. Gereffi, bunları “endüstri/üretici merkezli” ve ticaret–merkezli küre- 73 G. Gereffi, “Beyond the Producer–Driven / Buyer–Driven Dichotomy: The Evolution of Global Value Chain in the Internet Era”, IDS Bulletin, Vol.: 32, No: 3, 2001. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 61 sel ekonomik ağlar olarak isimlendirmektedir74. Ayrıca Gereffi, son dönemlerde elektronik ticaretinde meydana gelen gelişmelere bağlı olarak yeni bir üretim ve ticaret ağının geliştiğini ileri sürmekte ve bunu internet–yönelimli yeni bir ekonomik ağ olarak isimlendirmektedir. Bu üç küresel üretim ağlarının özellikleri Tablo 8 ve 9’da görülmektedir. Üretici–Merkezli küresel üretim zincirinde genellikle imalat yapan büyük çokuluslu şirketler, üretim ağlarını (ileri ve geri bağlantıları da dâhil olmak üzere) koordine etmektedir. Doğrudan yabancı sermaye yatırımları, bu tip üretim ağları için merkezi öneme sahiptir. Zira bu tip çokuluslu şirketler, genellikle hammadde ve pazarlara erişim maksatlı olarak uluslararası ağlar oluşturmaktadır. Yirminci yüzyılın ilk yarısında, gelişen Amerikan piyasalarına üretim yapmak için hayati öneme sahip ve çok karlı hammadde kaynaklarına erişim sağlamak maksadıyla çokuluslu şirketler, dünya çapında petrol, maden ve tarım gibi doğal kaynak sektörlerinde uluslararası üretim ağları kurmuştur. Kullanım amacı ulusal piyasalara yönelik olmasına rağmen ulaşım ve iletişim teknolojilerinde gelişmeler bu ağların bütünleştirilmesini mümkün kılmıştır. 74 G. Gereffi, (2001), “Shifting Governance Structure in Global Commodity Chains, with Special Reference to the Internet”, American Behavioural Scientist, Vol.: 44, No: 10, 2001, s. 1622. 62 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Tablo 8: Üretici ve Tüccar Merkezli Küresel Üretim ve Dış–Tedarik Yöntemlerinin Temel Özellikleri Üretici Tüccar Yönelim Endüstriyel [Üretici] Sermaye Tüccar Sermaye Temel Yetkinlikler Ar–Ge, üretim Tasarım ve Pazarlama Pazara Erişim Engeli Ölçek Ekonomisi Alan Ekonomisi Ekonomik Sektör Dayanıklı Tüketim Malları, Ara–mallar, Yatırım Malları Dayanıksız Tüketim Malları Tipik Endüstriler Otomobil, Bilgisayar, Uçak, Yarı–İletken Giyim, Ayakkabı ve Oyuncak Çokuluslu Şirketler Çoğunlukla Gelişen Ülkelerden Yerel İşletmeler Ana Ağlar Yatırıma Dayalı Ticarete Dayalı Baskın Yapı Dikey Yatay Üretici İşletmenin Mülkiyeti Kaynak: G. Geretti, “Shifting Governance Structure in Global Commodity Chains, with Special Reference to the Internet”, American Behavioural Scientist, Vol.: 44, No: 10, 2001, s. 1622. 1950 ve 1960’lı yıllar, küresel üretim ağlarının gelişiminde önemli bir dönüm noktasıdır. Dayanıklı tüketim ve yatırım malları üreten sektörlerde çokuluslu şirketler, ithal ikamesi kalkınma modeli uygulayan ülkelerin, özellikle Latin Amerika ve Asya’da, denizaşırı ulusal pazarlarına girebilmek amacıyla kendi üretim ağlarını oluşturmaya başladıkları bilinmektedir75. Denizaşırı pazarlarda yeni endüstrinin gelişimi için hayati önem taşıyan pek çok kaynağa doğrudan erişim 75 G. Gereffi ve D. L. Wyman (der.), Manufacturing Miracles: Paths of Industrialisation in Latin America and East Asia, Princeton NJ: Princeton University Press, 1990. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 63 imkânına sahip oldukları gibi üretimin öncelikli olarak yerel piyasalar için yapılması nedeniyle de çokuluslu şirketler, ileri ve geri bağlantıların oluşturduğu tüm ağlar üzerinde tam bir kontrol kurmuştur. 1970’li yıllarda bu ülkelerde ithal ikameci kalkınma modelinden ihracata yönelik kalkınma modeline geçiş, üretici–merkezli küresel üretim ağlarında da önemli bir değişikliğe yol açmıştır. Böylece çokuluslu şirketler, hammadde ve pazar aramaya yönelik yatırım stratejilerinden başka ucuz emek arama stratejisi de geliştirmiştir. İletişim ve ulaşım teknolojilerinde meydana gelen gelişmelerin yardım ettiği bu strateji, çokuluslu şirketlerin üretimin emek yoğun kısımlarını ayırarak emeğin bol ve ucuz olduğu gelişen ülkelere kaydırmaya ve burada yaptıkları üretimi köken ülkelerine geri göndermelerine dayanmaktadır76. Bu gelişme, büyük ölçüde, metal imalat sektöründen daha çok emek yoğun teknolojilerin kullanıldığı tekstil, hazır giyim, ayakkabı ve elektronik montaj endüstrilerinde gerçekleşmiş ve bu yatırımlar özellikle serbest ticaret bölgelerine yapılmıştır77. Palley’e göre, Amerikan çokuluslu şirketlerinin üretim yaptıkları ülkelerden ABD piyasalarına geriye ihracata yönelmesi ile küresel üretimin kalıpları önemli ölçüde değişmiştir78. Palley bu değişimi “Çokuluslu Şirket Devrimi” olarak nitelendirmekte ve devrimin iki temel sonucuna işaret etmektedir. 76 77 78 Fröbel, Heinrichs ve Kyre, a.g.e. Z. Parlak, “Yeni Uluslararası İşbölümü Yaklaşımının Eleştirel Bir Değerlendirmesi”, Nusret Ekine Armağan, Ankara: TÜHİS Yay., 2000. T. Palley, “The Economics of Outsourcing: How Should Policy Respond”, Levy Economics Institute Bard Collage, Public Policy Brief, No: 89, 2007, s. 10. 64 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER •Dayanıksız Tüketim Malları (1970 ve 1980) •Hizmetler (B2C) Online Satış Online Brokerlik •Aracılık (B2B) Otomobiller Bilgisayarlar 1990’lar ve 2000’ler • Tüccar Kaynaklı Üretim Kaynakları • İnternet Kaynaklı Üretim Kaynakları • Ağ Bütünleşmesi (Lojistik ve Güven) • Dikey Bütünleşme (Mülkiyet ve Kontrol) Küresel Üretimin Temel İlkleri • İnternet • Sanal B2C Bütünleşme (Üreticiden (Bilgi ve Tüketim Erişim) Piyasalarına) B2B (Üreticiden Üretici/Satıcı Piyasalarına) • Perakendeci ve Toptancı Tüccarlar • Çokuluslu Üretici Firmalar Ana Teşvikler • Sears, Kmart, Montgomery,Wards JC Penny 1970’ler •Liz Claiborne (1976) Nike, !1976), Reebok (1976) • Perakendeci Küresel Tedarik •P_r Satıcıların Yükselişi • Amazon.com (1997) Dell (1988), Gateway (1993) E-Trade (1992), Schwab (1996) AOL (1992) Yahoo (1996) Excite (1999) • Tüketici Kitleselleştirme •Aracısızlaştırma Doğrudan Satış Online Hizmetler • Yeni internet tarayıcıları • Wal-Mart, JC Penny, Dillard’s (1980’in sonları) • Yalın Perakende • Elektronik Ticaretin Yükselişi • JC Penny, Wal-Mart, Kmart (1985’den sonra) Özel markaların artması (Marka mağazalar) •Özel mal perakendecilerin yükselişi • The Limited (1969), GAP (1976) • Meksika Filipinler, Tayvan, Kore (1960 sonrası) • Petrol Şirketleri 1870 • Maden Şirketleri • Tarım Şirketleri 20. YY Başlarında • Fordizm 1920’den sonra • Japon çokuluslu şirketler Toyota 1960’dan sonra Küresel ve Ulusal Öncü Şirketler • Serbest Ticaret Bölgelerinin artması • Dikey olarak bütünleşmiş çokuluslu şirketlerin küresel üretim ağları • Kitle Üretimi • Yalın Üretim Kurumsal ve Örgütsel Yenilik KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 65 IDS Bulletin, Vol.:32, No: 3, 2001, s.4. G.Gereffi, “Beyond the Producer-Driven/Buyer-Driven Dichotomy: The Evolution of Global Value Chain in the Internet Era”, • Doğal Kaynaklar 19. YY sonu 20. YY Başı •Yatırım ve Dayanıklı Tüketi m Malları Ana Endüstriler ve Zamanlama • Üretici Kaynakları Üretim Kaynakları Küresel Üretimin Yönetişim Yapısı Tablo 9: Küresel Üretimin Değişen Yönetişim Yapısının Tarihsel ve Kavramsal Kökenleri Bunlardan bir tanesi, iş dünyasının teknolojiyi kullanarak üretimi küresel düzeyde kaygan hale getirmeyi öğrenmesi ve daha da önemlisi, Amerikan işçisini, ücretler, istihdam ve sendika üyeliği açısından uluslararası rekabete sokmasıdır79. Bununla birlikte üretici–merkezli küresel üretim ağlarına, daha çok otomobil, uçak, bilgisayar, yarı–iletken ve ağır–iş makineleri üreten çokuluslu şirketlerin faaliyet gösterdiği sermaye ve teknoloji yoğun sektörlerde rastlanmaktadır. Otomobil endüstrisi, çok sayıda işletmeyi (ana firma, şubeler ve yan sanayi firmaları) içeren çok aşamalı üretim sistemiyle üretici–merkezli küresel üretim ağlarının klasik örneğini oluşturmaktadır. Hill’e göre 1980’li yıllarda “tam– zamanında” üretim ilkesine göre üretim yapan ortalama bir Japon otomobil firmasının sahip olduğu çok aşamalı bir üretim ağının ilk kademesinde 170, ikinci kademesinde yaklaşık 5.000, üçüncü kademsinde 31.600 yan sanayi firması bulunmaktaydı80. Bu tip ağların en ideal örneği, 1960’ların sonlarında Ford ve General Motor’un uygulamaya koyduğu dünya otomobili projesidir. Ford’un meşhur “dünya otomobili” Erika’nın parçaların 14 ülkede üretilmekte ve 9 ülkede montajı yapılmaktaydı81. Gerek Ford ve gerekse General Motor’un ucuz emek kullanımına dayalı olarak geliştirdikleri dünya otomobili üretme çabaları başarısızlığa uğramışsa da, bu strateji tamamen rafa kaldırılmamış ve yerine çokuluslu otomotiv devlerinin küresel üretim ağlarına dayalı olarak bu kez “küresel tedarik” (global 79 80 81 Kate Bronfenbrenner ve Stephanie Luce, “The Changing Nature of Corporate Global Restructuring: The Impact of Production Shifts on Jobs in the US, China, and Around the Globe”, Commissioned Research Paper, Washington, D.C.: US–China Security Review Commission Publ., 2004, (Çevrimiçi): http://digitalcommons.ilr.cornell.edu/cbpubs/15. R. C. Hill, “Comparing Transnational Production Systems: Automobile Industry in the USA and Japan”, International Journal of Urban and Regional Research, Vol.: 13, No: 3, 1989, s. 462–480. & R. C. Hill, “Global Factory and Company Town: The Changing Division of Labour in the International Automobile Industry”, (der.) J. Henderson ve M. Castells, Global Restructuring and Territorial Developments, London: Sage Publ. 1997. J. H. Dunning, “The Eclectic Paradigm as an Envelope for Economic and Business Theories of MNE Activity”, International Business Review, Vol.: 9, No: 2, 2000, s. 167. 66 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER sourcing) stratejisi önem kazanmıştır82. Elektronik endüstrisinin küreselleşmesini araştıran kimi yazarlar da Uzak Doğu’da elektronik sektörü üretici–merkezli bir ağın varlığına işaret etmektedir83. b. Tüccar–Merkezli Küresel Üretim Ağları Tekstil ve Hazır Giyim gibi bazı emek yoğun sektörlerde çokuluslu şirketler açısından işletmeye –özgü– vasıflardan denizaşırı bölgelere yapılacak doğrundan yabancı yatırmalar vasıtasıyla sınırlı bir kar ve rekabet üstünlüğü sağlanabilir. Bu nedenle pek çok çokuluslu şirket bu sektörlerde, bitmiş mal ithal etme, marka, ticari lisans, montaj işlemlerini taşeronlaştırma gibi oldukça farklı küresel ekonomik faaliyetleri tercih etmektedir. Nitekim üretici–merkezli küresel üretim ağlarının aksine, genellikle ihracat yapan küresel üretim ağlarının oluşmasında büyük perakendeci, pazarlayıcı ve marka ürün satan işletmelerin son derece önemli bir rol oynakları bilinmektedir. Bu ağları, üretici olmayan daha çok tüccar çokuluslu şirketler yönetmektedir. Bu neden bu ağlar tüccar–merkezli küresel üretim ağları olarak isimlendirilmektedir84. Bu tip bir kürese ağda çok sayıda gelişen ülke tedarikçisi kademeli bir yapı içinde, büyük perakendeci ve satıcı işletmelerin verdiği siparişe uygun üretim yapmaktadır. Tüccar–merkezli küresel üretim ağlarının oluşumunda ilk aşama, Wall–Mart, Kmart, JC Penny gibi büyük ölçekli perakendeci mağazaların kurulmasıyla 1960’larda gerçekleşmiştir. Bu mağazalar başlangıçta kendi oluşturdukları “ulusal tedarik sistemlerini” kullanmıştır. Ancak 1970’lerin sonlarında yoğunlaşan rekabet nedeniyle en düşük maliyetle üretim yaptırabilecekleri tedarik firmalarını küresel düzey- 82 83 84 U. Jurgens, T. Malsch, K. Dohse, Breaking from Taylorism: Changing Forms of Work in the Automobile Industry, Cambridge: Cambridge University Press, 1993. J. Henderson ve R. Phillips, “The Unintended Consequences of Pro–Poor Growth: Globalisation, Industrial Upgrading and the Underdevelopment of Malaysian Electronics”, Paper for the 3rd International Conference of the Centre for Regulation and Competition, Cape Town, 2004. & D. Ernst, “From Partial to Systemic Globalization: International Production Networks in the Electronics Industry” BRIE WP 98, 1997. G. Gereffi ve O. Memodovic, “The Global Apparel Value Chain: What Prospects for Upgrading by Developing Countries?”, Vienna: UNIDO Strategic Research and Economics Branch Publ., 2003, (Çevrimiçi9: http://www.unido.org/file–storage/download/?file_id=11900, s. 4. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 67 de örgütlemeye başlamaları tüccar–merkezli küresel üretim ağların gelişmesine yol açmıştır. Bu durum, Amerikan tedarikçilerini ve işçilerini de küresel rekabete açmıştır. Feenstra’ya göre bu tedarik modelinin ekonomik mantığı oldukça basittir: “Çin fiyatı olarak tanımlanan, dünyada en düşük fiyatla üretim yapan tedarikçiyi bulmak ve en düşük maliyeti yakalamaktır85”. Hazır giyim, tüccar–merkezli küresel üretim ağlarının işleyişini anlamak açısından en ideal bir sektörüdür. Bu tip bir üretim ağında temel olarak, Wall–Mart, Sears ve Roebuck gibi büyük perakendeciler, Marks and Spancer ve J. C. Penny gibi zincir mağazalar ve Nike, Lewi’s ve Reebook gibi marka ürün satıcılarından oluşmaktadır. Bu şirketler genellikle ürettirmek istedikleri ürünlerin tasarımını kendileri hazırlamakta ve nihai ürünün satışını da kendileri yapmaktadır. Üretimi ise küresel düzeyde organize ettikleri taşeronlara yaptırmaktadır. Bu nedenle bu şirketlere fabrikasız üreticiler de denilmektedir. Üretici–merkezli ağlarla mukayese edildiğinde, üretim yapmak için oldukça düşük engellere sahip küresel düzeyde adem–i merkezi fabrika sisteminin tanımladığı tüccar merkezli ağlarda ileri düzeyde rekabet mevcuttur. Gerek üretici–merkezli ve gerekse tüccar–merkezli ağlarda lider şirketler pazara erişim engelleri kullanarak küresel endüstride farklı bir türde gelir (kıt servetlerin geliri) elde etmektedir. Bu servetler makine gibi somut, marka gibi soyut veya pazarlama yeteneği gibi aracılık hizmetleri olabilmektedir. Dolayısıyla, üretici şirketler, üretici– merkezli ağları üretim noktasında kontrol ederken tüccar–merkezli ağlarda kontrol tasarım ve perakende satış aşamalarında sağlanmaktadır86. Marka–ürünleri geliştiren ve satan işletmeler, genellikle ürünün nerede, ne kadar, nasıl üretileceği ve ne kadar kar sağlanacağını büyük ölçüde kontrol etme gücüne sahiptir. 85 86 R. Feenstar, “Integration of Trade and Disintegration of Production in the Global Economy”, Journal of Economic Perspectives, Vol.: 12, No: 4, 1998, s. 45. Gereffi, “Shifting Governance Structure …”, a.g.e., s. 1620. 68 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 2. Küresel Üretimin Boyutları 1970’li yıllardan sonra küresel düzeyde üretimin dikey olarak parçalanması, işletmelerin bünyesinde ve işletmeler arasında endüstriyel faaliyetlerin doğasında köklü dönüşümlere yol açmıştır. Uluslararası alanda dünya ticaretinin dünya üretimini geçmesi ve doğrudan yabancı yatırımların her ikisinden daha fazla artması ile olağanüstü değişiklikler meydana gelmiştir. Küresel düzeyde üretim faaliyetlerine, ortak yatırım, kiralama, lisans kiralama, stratejik ittifaklar vs. gibi yeni uygulamalar eşlik etmiştir87. Bu gelişmeler sayesinde küresel düzeyde farklı üretim yerleri ve üretim faaliyetleri firma içi ve firmalar arası ticaret vasıtasıyla küresel üretim ve ticaret ağlarına dönüşmüş durumdadır. Üretimin sadece mekân olarak değil, ayrıca organizasyon olarak da küreselleşmesi, küreselleşmenin mevcut aşamasının en temel özelliğini oluşturmaktadır. 1960’larda başlayan bu sürece, 1980’den sonra ticaret ve yatırımların serbestleştirilmesi, ulaşım ve iletişim alanlarında hızlı teknolojik gelişmeler ivme kazandırmıştır88. Bilgi, iletişim ve ulaşım teknolojisinde meydana gelen gelişmeler ile birlikte yeni yönetim teknikleri üretim sürecinin küresel düzeyde koordinasyonun maliyetini düşürmüş ve çok kolaylaştırmıştır. Böylece üretimin pek çok sektörde küreselleşmesi mümkün olmuştur. Önceleri, 1960’lı yılların sonlarından itibaren Tekstil, Hazır Giyim ve Ayakkabı gibi emek yoğun sektörlerde başlayan küresel üretim 1970’lerde elektronik ve otomobil gibi sermaye yoğun imalat sektörlerinde de yayılmıştır. 1990’ların sonlarından itibaren ise hizmet sektöründe çağrı merkezleri, bilgisayar yazılımı, finansal ve muhasebe hizmetleri gibi pek çok hizmet işi gelişen ülkelerde taşeron işletmelerce yaptırılır hale gelmiştir. Üretimin örgütlenme biçimindeki bu dönüşümün küresel ekonomik bütünleşmenin oldukça farklı ve ileri bir aşamasını teşkil ettiği ileri sürülmektedir89. 87 88 89 OECD, New Patterns of Industrial Globalization: Cross–Border Mergers and Acquisitions and Strategic Alliances, Paris: OECD Publication, 2001. & ILO, Global Production, Local Jobs: New Perspectives on Enterprise Networks, Employment and Local Development Policy” International Workshop, Geneva 9–10 March 1998. S. Hayter, The Social Dimension of Global Production Systems: A Review of the Issues, ILO Working Paper, No: 25, 2004, s. 1. A. e., s. 2. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 69 Daha önce belirtildiği gibi çokuluslu şirketler, bu sürecin itici gücüdür. Bunların, üretim süreçlerini unsurlarına ayırıp çok sayıda ülke üzerinden bütünleştirmeleri küreselleşmenin de sembolü haline gelmiştir. Bu süreçte, çokuluslu şirketlerin küresel örgüt yapıları ve küresel üretim faaliyetleri önemli değişiklikler geçirmiştir. 1960’lı yıllara kadar çokuluslu şirketlerin genellikle dikey olarak bütünleştirilmiş hiyerarşik koordinasyon ve üretim yapılarına sahip oldukları bilinmektedir. Ancak, çokuluslu şirketlerin günümüzde oldukça farklı bir yapıya sahiptir. Zira pek çok çokuluslu şirketin esneklik ve rasyonelleşme stratejileri çerçevesinde ihtiyaç duydukları pek çok ürün, ara–mal ve hizmeti üretmek yerine, küresel piyasalardan tedarik etmeleri, küresel düzeyde ağ tipi bir örgüt yapısının gelişimine yol açmıştır90. Bu yapı, her bir kademesinde farklı ölçek ve niteliklere haiz çok sayıda taşeron ve yan sanayi işletmesinin bulunduğu bir piramide benzemektedir91. Piramidin tepesinde merkezi gelişmiş ülkelerde bulunan çokuluslu şirketler, altında bir kısmı çokuluslu olan büyük tedarikçi şirketler bulunmaktadır. Daha alt kademeler de ise dünyanın çok farklı ülkelerinde bulunan ve bir kısmı muhtemel kayıtdışı olan binlerce küçük ve orta ölçekli işletme mevcuttur. Bilgi ve iletişim teknolojilerinde meydana gelen gelişmeler, çokuluslu şirketlere böylesine karmaşık tedarik sistemlerini başarılı bir şekilde koordine etme imkânı vermektedir92. 90 91 92 G. Gerreffi, J. Humphrey ve T. Sturgeon, “The Governance of Global Value Chaine”, Review of International Political Economy, Vol.: 12, No: 1, February 2005, s. 90. Hayter, a.g.e., s. 5. D. Hummels, J. Ishii ve D. Yi, Kei–Mu, “The Nature and Growth of Vertical Specialization in World Trade”, Journal of International Economics, Vol.: 54, 2001, s. 75–96. 70 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Tablo 10: Küresel Üretim Ağlarında Mal ve Sermaye Akımı Sektör Mal Akım Tipi Sermaye Akım Tipi Basit tasarım ve nitelik ihtiyacı (standart hazır giyim, elektronik ve oyuncak) Bağımsız işletmelerle ara ve montaj edilmiş mal ticareti YOK Düşük Teknolojik ve yüksek tasarım gereksinimleri (standart olmayan hazır giyim, ayakkabı ve elektronik ve hizmetler) Firma içi ticaret ve bağımsız işletmelerle ara–girdi ve montaj edilmiş mal ticareti Teknoloji ve bilgi esaslı dikey doğrudan yabancı sermaye yatırımları Yüksek teknoloji ve Tasarım gereksinimi (otomobil) Firma–içi ticaret Yatay ve Dikey ve doğrudan yabancı sermaye yatırımları Kaynak: S. Hayter, The Social Dimension of Global Production Systems: A Review of the Issues, ILO Working Paper, No: 25, s. 6. Tarihsel olarak uluslararası ticaret ve doğrudan yabancı sermaye yatırımları, yabancı piyasalarda faaliyet göstermek için alternatif stratejiler olarak görülmüştür. Ancak uluslararası ticaret ile yabancı yatırımların artık birbirini tamamlayıcı işleve sahip oldukları ifade edilmektedir. Çokuluslu şirketlerin maliyetlerini düşürmek için üretimlerinin bir kısmını veya tamamını yurtdışında yapmak ve farklı piyasalarda satmak için yaptıkları yatırım, uluslararası ticareti artırmaktadır93. Tablo 10’dan görüleceği gibi bu tip dikey yatırımlar ara–malların küresel düzeyde şubeler arasında dolaşmasına neden olmakta ve sonuçta ithalat ve ihracatı büyük ölçüde arttırmaktadır94. Dolayısıyla yatırım kalıpları ile ticaret arasındaki bağ daha da güçlenmektedir. 93 94 Hayter, a.g.e., s. 6. K. M. Yi, “Can Vertical Specialization Explain the Growth of World Trade?”, 1999, (Çevrimiçi): http://www.econ.umn.edu/~tkehoe/classes/yi.pdf, s. 5. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 71 Öte yandan, hizmet sektöründe de küresel tedarik modeli yaygınlaşmaktadır. Şekil 2’den görüleceği gibi bilgi teknolojisi ve iletişim altyapısındaki gelişmelere bağlı olarak, daha önce başarılı bir şekilde dışsallaştırılamayan pek çok hizmet artık küresel dış–tedarik yoluyla gelişen ülkelerde üretilmektedir95. Bu hizmetler, temel bilgisayar bakımı ve programları, vergi hazırlama, muhasebe, mimari plan, telefon çağrı merkezlerine kadar geniş bir yelpazeyi içermektedir. İnternet üzerinden kitap satışlarında olduğu gibi perakende satışların da küresel düzeyde taşeronlaşması artık mümkün gözükmektedir. Bilgi teknolojisine dayalı işlerin dış–tedarik yoluyla temin edilmesi durumunda potansiyel olarak maliyetlerden % 20 ile % 60 arasında bir tasarruf sağlanacağı tahmin edilmektedir. Kısaca, küresel tedarik yönteminin daha fazla hizmet çeşidine uygulanmasıyla, gelişmiş ülkelerde hizmet sektöründe ücretler, istihdam ve iş güvencesi küresel rekabete maruz kalmaktadır96. Brainard ve Litan, ABD’de hizmet sektörünün küreselleşmesi sonucu en iyimser tahminle yılda ortalama 250.000 istihdam kaybı olacağını ve 2004 yılında 400.000 olan bu sayının 2015 yılına kadar 3.3 milyona ulaşacağını tahmin etmektedir. Bunun 137 milyon olan ABD istihdamı açısından % 2’lik bir orana tekabül etmektedir. Ancak işçiler açısından işlerini kaybetme konusunda yeterince endişe yaratmaktadır97. Denizaşırı üretim uygulaması, firmaların temel olarak bilgi teknolojisine dayalı üretim süreçlerini, genellikle dünyada emeğin ucuz olduğu bölgelere taşımaları süreci olarak tanımlanmaktadır. Temel amaç ücret maiyetindeki farklıklardan istifade etmektedir. Kural olarak denizaşırı taşeronlaştırılan 95 96 97 T. J. Sturgeon, Why We Cannot Measure the Economic Effects of Off–Shoring, Services Off–Shoring Working Group Final Report, IPC, Massachusetts Institute of Technology Publ., 2006, s. 2. Palley, a.g.e., s. 15. L. Brainard ve R. Litan, “Services Off–Shoring, American Jobs, and the Global Economy”, Perspective on Work, Winter 2005, (Çevrimiçi): http://www.brookings.edu/~/media/Files/rc/ articles/2005/winter_macroeconomics_brainard/2005winter_brainardlitan.pdf, s. 9. & R. Dossani ve M. Kenney, “The Next Wave of Globalization: Relocating Service Provision to India”, World Development, Vol.: 35, No: 5, 2007, s. 779. 72 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Örnek Firmalar Temel İşlemler • Oracle • Veritas • Dell • Müşteri Hizmetleri Sesli / e-posta • Tele Satış • Pazarlama • Ürün Desteği • Müşteri Memnuniyeti •Sipariş İşleme • Basit Veri Girme • Hesap İşlemeleri • Veri Yönetimi • Çek ve Kredi Kart İşleme • American Express • HSBC Müşteri Hizmetleri Bankacılık Hizmetleri • HSBC • ABN-AMRO • Teknik Destek • Faturalama • İnsan Kaynakları • Finans • Genel Muhasebe İşletme Hizmetleri • Mc Kisney • American Express • Paket Yazılım • Yazılım Geliştirme • Veri Analizi • Veri Koruma • Veri Yönetimi Bilgi Hizmeleri Vasıflı Emek İhtiyacı Artıyor İşlemlerin Karmaşıklığı Artıyor • SAP • Microsoft •GE • Mühendislik • Ürün Tasarım • Ürün Test Araştırma Hizmetleri Şekil 3: Hizmet Sektöründe Küresel Dış Tedarik Trendi Hizmetler, genellikle veri girmek ve veri işlemek, çağrı merkezleri, destek hizmetleri gibi basit işlerdir. Şekil 3’den görüleceği gibi son dönemlerde daha fazla vasıf gerektiren görevler uygulama geliştirme, bakım, teknik destek, muhasebe ve Avrupa’da yapılan MR gibi bilgisayar taramalarının analizi de Hindistanlı radyologlar tarafından yapıl- KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 73 maktadır98. İngilizce konuşabilen 1,5 milyar nüfusuyla Hindistan, hizmet sektöründe denizaşırı dış–tedarik ve taşeronluk ilişkilerinde en popüler ülke olma özelliğine sahiptir. Çin ve Filipinler gibi ücretlerin düşük olduğu ülkelerde faaliyet gösteren çokuluslu şirketlerin de pek çok servis hizmetini deniz–aşırı dış tedarik yönetimiyle Hindistan’dan temin etmektedir. 2003 yılında, Hindistan’dan yapılan toplam yazılım ve hizmet ihracatı 12 milyar dolar civarındadır. Bunun 2008 yılında 38 milyar dolara ulaşması beklenmektedir99. 3. Küresel Üretimin ve Tedarikin Hacmi Küresel üretim ve tedarik genellikle mamul veya yarı mamul, ara– mallar ve parçaların ticaretini içermektedir. Son yıllarda uluslararası ticaretin bünyesinde, çokuluslu şirketlerin şubeleri veya bağımsız taşeron firmalar tarafından üretilip üretilmediğine bakılmaksızın ara– malların ticareti, nihai malların ticaretinden çok daha hızlı artmıştır. Küresel üretim ve tedarikin hacminin ölçülebilmesi için genellikle son derece kesin ölçülmesi sebebiyle doğrunda yabancı sermaye yatırmaları esas alınmaktadır. Ancak bu yaklaşım yanıltıcı olduğu ifade edilmektedir100. Bu tip ticaret açık bir şekilde uluslararası ticaret verilerinde ölçülmediğinden, bunu ölçmek için ekonomistler genellikle farklı ölçüm yöntemleri kullanmaktadır101. Bununla birlikte tüm çalışmalar, son 30 yılda bu sürecin dünya çapında yaygınlık kazandığını ve ara–malların ticaretinin de çok büyük artışlar gerçekleştiğini gösterdiği konusunda hemfikirdir. 98 99 F. Levy ve K. Yu, Off–Shoring Radiology Services to IndiaIPC, Massachusetts Institute of Technology Working Paper Series, MIT–IPC–06–005, 2006. & N. V. Long, R. Riezman ve A. Soubeyran, Fragmentation, Outsourcing and the Service Sector, CIRANO Scientific Series No: 43, 2001, (Çevrimiçi): http://www. cirano.qc.ca/pdf/publication/2001s–43.pdf. DBR, Economics: Digital Economy and Structural Change, No: 45, September 27, 2004, (Çevrimiçi): http://www.dbresearch.com/PROD/DBR_INTERNET_EN–PROD/ PROD0000000000179790.pdf, s. 3 100 101 W. Milberg, The Changing Structure of International Trade Linked to Global Production System: What are the Policy Implications, ILO Working Paper, No: 33, 2004, s. 9. J. Kleinert, “Growing Trade in Intermediate Goods: Outsourcing, Global Sourcing or Increasing Importance of MNE Networks?”, Review of International Economics, Vol.: 11, 2003, s. 464–482, 74 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Feenstra ve Hanson, ABD imalat sektöründe kullanılan toplam ara–mallar içinde ithalatın oranının 1971’de % 6,5’ken 1979’da % 8,5’a ve 1990’da % 11,5’e yükseldiğini bulmuştur102. Bu bulguları destekleyen başka bulgular da mevcuttur. Antras ve Helpman’a göre, 1977 yılında ABD’de çokuluslu şirketlerin yurtiçi tedarik oranı % 23’ken 1999 yılında % 16’ya gerilemiştir. Buna karşın Çokuluslu şirketlerin şubelerinden yaptıkları ara–malların ithalat değeri de 1977 yılından 1999 yılına kadar 5 kat artmıştır103. Üretimin küresel düzeyde parçalanmasının bölgesel ticaret kalıpları üzerindeki etkilerini inceleyen başka yazarlar ise, ara–malların ticaretinin dünya imalat malları ticaretinden çok daha fazla arttığını ve Doğu Asya’nın bu yeni küresel işbölümüne olan bağımlılığının görece olarak ABD ve Avrupa’dan daha fazla olduğunu iddia etmektedir104. Diğer bir ifadeyle, bölgesel ticarette dikey uzmanl aşmaya dayalı büyüme ve dinamizmin Doğu Asya’nın küresel ekonomiye olan bağımlılığını arttırmıştır. Kanada, Japonya, İngiltere ve ABD’de 1970’den 1995’e kadar iki dijit imalat sektörü verilerini incelendiğinde, ithal girdilerin toplam girdiler içindeki payının, bu ülkelerde düzenli bir artış gösterdiği dikkat çekmektedir105. Makine ve taşıt araçları sektörlerine yönelik dış ticaret istatistiklerinde, üretimin küreselleşmesine yönelik oldukça çarpıcı kalıpların geliştiği görülmektedir106. Bu sektörlerde imalat malları ticaretinin yaklaşık % 50’si gerçekleşmektedir. Dış ticaret istatistikleri, sadece bu sektöre ait parça ve komponent ticaretini, montaj edilmemiş malların ticaretinden ayrıştırılarak vermektedir. Araştırma102 103 104 105 106 R. C. Feenstra ve G. H. Hanson, “Global Production Sharing and Rising Inequality: A Survey of Trade and Wages”, (Çevrimiçi): http://www. econ. ucdavis. edu/faculty/fzfeens/ pdf/Survey–Feenstra–HansonREV. pdf. Pol P. Antras ve E. Helpman, “Global Sourcing, ” Journal of Political Economy, Vol.: 112, No: 3, 2004, s. 552–580. P. Athukorala ve N. Yamashita, Production Fragmentation and Trade Integration: East Asia in a Global Context, Australian National University, Economics, Departmental Working Papers, No: 5, 2005. J. Campa ve L. Goldberg, “The Evolving Export Orientation of Manufacturing Industries Evidence from Four Countries”, NBER Working Papers, No: 5919, 1997. A. Yaets, Just How Big Global Production Sharing, World Bank Policy Research Working Paper, No: 1871, 1998, s. 11. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 75 lar bu sektörde 1980’den itibaren parça ve komponent ticaretinin, bitmiş malların ticaretinden çok daha fazla ve hızlı arttığını göstermektedir. 1978 yılında toplam ticaret içindeki payı % 26 olan parça ve komponent ticareti, 1995’de % 30’a çıkmıştır. Tüm sanayileşmiş ülkelerde makine ve taşıt araçları sektöründe toplam ticaretin bir unsuru olarak parça ve komponent ihracatında önemi artışlar gerçekleşmiştir. Ancak bu artışın en fazla olduğu ülke, Doğu Asya’da kendi küresel üretim sistemini kuran Japonya’dır. Küresel ticaretin bileşimindeki değişimi inceleyen ve genellikle ticaret–merkezli ölçütler kullanan yazarlar, uluslararası ticarette ara–malların öneminin giderek arttığını ifade etmektedirler. Bu ölçütlerden biri “ticaretin işlenmesidir”. Bu, gümrük terminolojisinde, ithal edildikten sonra yeni katma değer ilave edilen ara–malların ihraç edilmesi anlamına gelmektedir. Diğer bir ifadeyle ithal edilen ara–malların yeni işlem gördükten sonra ihraç edilmesidir. Şekil 4’den görülebileceği gibi, bu süreç bazen dikey uzmanlaşma olarak da isimlendirilir. Feenstra ve Hanson, Çin’de ihraç edilen işlenmiş ithalat girdilerin değerinin 1988’de 12, 4 Milyar dolardan 1998’de 97, 2 Milyar dolara çıktığını, bunun da bu ülkenin ihracatının yaklaşık % 50’sini oluşturduğunu ileri sürmektedir107. Gelişmiş ülkelerin kendi aralarında da “işlenmiş ithal ara–mal ihracatı” artmaktadır. Nitekim Amerika’nın Avrupa ile olan ticaretinde, “ihraç edilen işlenmiş ithal ara–malların” ticaretinin payının 1988 % 17,7’den 1994’te % 19,8’e yükselmiştir108. Benzer bir çalışma da “ihraç edilen işlenmiş ithal ara–malların” uluslararası ticaretteki payının OECD ülkelerinde 1960 ile 1990 yılları arasında % 20 civarında arttığını bulmuştur109. Bu artış, imalat ve elektronik endüstrilerinde oldukça yüksektir. Uluslararası ticaret istatistiklerinde, sadece birkaç sektörde dış– tedarik ve dikey uzmanlaşmayla ilgi sağlıklı veri bulmak mümkün 107 108 109 Feenstra ve Hanson, a.g.e., s. 5–7. Milberg, a.g.e. D. Hummels, D. Rapoport, ve Y. Kei–Mu, “Vertical Specialization and the Changing Nature of World Trade”, Federal ReserveBank of New York Economic Policy Review, Vol.: 4, No: 2, 1998, s. 81. 76 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER olmakla birlikte, tekstil, hazır giyim, oyuncak ve doğrudan satış, finans ve elektronik tüketim malları gibi pek çok diğer sektörde de bu uygulamanın yaygınlaştığı bilinmektedir110. Şekil 4: Dikey Uzmanlaşmaya Dayalı Ticaret Dikey Uzmanlaşmaya Dayalı Ticaret $ 50 Milyar Parça 1. Ülke 2. Ülke $ 50 Milyon Yerel Üretim Parça $ 150 Milyon Bilgisayar $ 50 Milyon Sermaye ve Emek $ 50 Milyon Yurtiçi Satış $ 100 Milyon Bilgisayar İhracatı 3. Ülke Kaynak: D. Hummels, D. Rapoport ve K. M. Yi, “Vertical Specialization and the Changing Nature of World Trade”, Federal ReserveBank of New York Economic Policy Review, 1998, s. 82. 110 Milberg, a.g.e. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 77 OYUNCAK BEBEK BARBİNİN KÜRESEL ÜRETİM AĞLARINDA ÜRETİLMESİ 111 Barbi’nin üretilebilmesi için gerekli olan plastik ham maddesi (plastik ve saçlar) Tayvan ve Japonya’dan temin edilmektedir. Barbi’nin montajı, bu ülkelerle birlikte Filipinlerde yapılmaktaydı. Ancak, artık bu işlemler, işçilik ücretlerinin daha düşük olduğu Endonezya, Malezya ve Çin gibi ülkelerde yapılmaktadır. Bu iş için gerekli olan plastik kalıplar, Barbi’nin dekorasyonu için gerekli olan boyalar gibi ABD’den gelmektedir. İşçilik ve Barbi’ye elbise yapmak için kullanılan kumaşlar da Çin’de üretilmektedir. Üretimi tamamlanmış Barbi bebekler Honkog’dan ABD’ye 2 Dolara ihraç edilmektedir. Bu 2 Doların 65 Senti hammaddeye ve 35 Senti de Çinli işçilere gitmektedir. Geri kalan 1 Doların bir kısmı nakliye masraflarına giderken bir kısmı da Honkong’daki aracı işletmenin kârı ve işletim giderlerini oluşturmaktadır. Bu bebekler ABD’de 10 Dolara satılmaktadır. Bunun en az 1 Doları Mattel’e gitmekte ve geri kalan nakliye, pazarlama, ABD’de toptan ve perakende satış masraflarını oluşturmaktadır. Bu yüzden katma değerin büyük bir kısmı Amerikan faaliyetleri sonucu oluşmaktadır. Tüm dünyada her iki saniyede bir Barbi satılmaktadır. 1995 yılında Mattel’in sadece Barbi satışlarından toplam hasılatı 1.4 trilyon dolar civarındaydı. 111 Daha önce de belirtildiği gibi, üretimin küresel düzeyde yeniden organizasyonu büyük ölçüde iletişim ve ulaşım teknolojilerinin gelişimine bağlıdır. Küresel üretim ve dış–tedarik gibi ara–malların ülkeler arasında dolaşması nedeniyle nakliye masraflarına karşı oldukça du- 111 R. Feenstra, “Integration of Trade and Disintegration of Production in the Global Economy”, Journal of Economic Perspectives, Vol.: 12, No: 4. 1998, s. 7. 78 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER yarlı olduğunu belirtmektedir112. Ulaşım ve iletiş maliyetlerin artması, küresel üretimi kesintiye uğratabilir. Küresel üretim ve dış–tedarik hem küçük işletmeler hem de gelişmekte olan ülkeler için önemli imkânlar sunmaktadır. Bir malı bütün olarak üretmek mümkün olmasa bile, bir ve bir kaç parçasını üreterek küresel üretim ağlarına bağlanmak mümkün olabilir. Küresel dış–tedarik veya küresel taşeron uygulaması, gelişen ülkelerde küçük işletmelerin gelişmesi ve büyümesi için çok önemli fırsatlar sunmaktadır. II. KÜÇÜK İŞLETMELERİN VE GİRİŞİMCİLİĞİN YENİDEN DOĞUŞU Küreselleşme sürecinde gelişmiş ülkeler de üretim süreci ve endüstriyel yapıda meydan gelen önemli değişimlerden biri de kitle üretiminin yerine girişimciliğin ve küçük işletmelerin yükselişidir. Küreselleşme ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak gelişmiş ülkelerde, 1980’den itibaren kapsamlı bir endüstriyel yeniden yapılanma süreci gerçekleşmiştir. Bu süreç, gelişmiş ülkelerde büyük ve istikrarlı piyasaların ön koşul olduğu kitle üretim sisteminin çöküşü ve onun yerine ileri teknoloji kullanan küçük ölçekli işletmelerin ve girişimciliğin baskın olduğu yeni ve esnek bir üretim modelinin yükselişi olarak görülmüştür113. Bu yeni üretim modelinin temel özelliği, endüstriyel gelişmede girişimcilik ve küçük işletmelere merkezi bir rol atfetmesidir. Küreselleşen ve istikrarsızlaşan piyasalarda büyük ölçekli üretimi sürdürmek artık imkânsızdır. Artan uzmanlaşma ile yaygın bir dış tedarik ve ağ stratejilerini esas alan küresel endüstriyel yeniden yapılanma küçük işletmelerin önemi artırmakta ve onları ekonominin motor gücü haline getirmektedir114. Girişimcilik ve girişim ekonomisine yönelik tartışmaları değerlendirmeden önce Savaş sonrası gelişmiş ülkelerde üretim sistemlerini 112 113 114 Venables, a.g.e., s. 139–159. P. Hirst ve J. Zeitlin, “Flexible Specialization Verus Post–Fordism”, Economy and Society, Vol.: 20, No: 1. 1991, s. 2–3. K. Sakai, Global Industrial Restructuring: Implication for Small Firms, DTSI/DOC (2002) 4, Paris: OECD Publ., s. 2. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 79 karakterize eden kitle üretiminin özelliklerine kısaca bir göz atmak yaralı olacaktır. Savaş sonrası gelişmiş ülkelerde üretim sistemleri, büyük ölçekli işletmelerin etkin olduğu kitle üretimine dayanmaktadır. Bu modelin esası, 19 yüzyıldan itibaren Amerikan sanayicilerinin mevcut mekanizasyonu daha öte değiştirme ve geliştirmelerinde yatmaktadır. Bu yeni sistem, ölçek ekonomilerinden istifade edebilmek için üretilen modellerin standartlaştırılarak, seri olarak üretilme esasına dayanmaktadır. Tüm bunları gerçekleştirmede Henry Ford’un kayan bant sistemini üretim sürecine uygulaması belirleyici bir role sahiptir. Bu yeni üretim modeli ve teknolojinden etkin bir şeklide istifade edebilmek için “yeni endüstriyel bir işletmenin” yaratılması gerekmiştir. Bu yeni endüstriyel işletme, üç farklı türde yatırımın sonucu olarak gelişmiştir. Bunlardan ilki, teknolojik gelişmelerin dikte ettiği ölçek ve alan ekonomilerinden istifade edebilmek için yatırımın yeterince büyük olmasıdır. İkincisi, büyük ölçekte üretilen mal ve hizmeti satın alacak kadar büyük pazarlama ile dağıtım ağlarının kurulmasına yönelik yapılan yatırmaların yapılmasıdır. Üçüncüsü ise, bu büyüklükte üretim ve dağıtımın süreçlerinin düzenli olarak işleyebilmesi ve kaynakların gelecekteki üretim ve dağıtım için tahsis edilebilmesi için hiyerarşik bir yönetsel yapı geliştirme ihtiyacıdır115. Tek amaçlı makine ve teçhizat kullanımına ile vasıfsız işgücü istihdamına dayalı kitle üretimi açısından ölçek ekonomilerinin gerçekleştirilmesi elzemdir. Ölçeğinin büyük olması ve esnekliğin olmayışı, kitle üretiminin ekonomik kesintilere ve pazar dalgalanmalarına karşı oldukça duyarlı yapmaktadır. Bu nedenle pazarda ve üretimde belirsizlik en aza indirilmek zorundadır. 1900’lü yılardan sonra birbirini takip eden şirket birleşme dalgaları kitle üreticilerinin ihtiyaç duyduğu istikrarlı bir ekonomik ortamı sağlayacak dev ölçekli işletmelerin, gelişmesine ve baskın hale gelmelerine neden olmuştur. Bu nedenle hızla artan üretimi satın alacak tüketici talebini ve piyasalarda istikrar sağlamak için devlet ekonomiye müdahale etmek zorunda kalmış ve ulu- 115 P. Higonnet, D. S. Landes ve H. Rosovsky (eds.), Favorites of Fortune: Technology, Growth and Economic Development Since the Industrial Revolution, Cambridge: Harvard University Press, s. 432. 80 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER sal ekonomide kitle üretimini kitle tüketimi ile desteklemek amacıyla 1920’lerin sonlarından itibaren “Keynesyen ekonomi modeli” geliştirilmiştir. Daha sonra bu model, İkinci Dünya Savaşı sonrası tüm Batı ülkelerinde uygulamaya konulan ekonomi politikası haline gelmiştir. Fordist birikim rejimi ile kitle tüketimi, İkinci dünya savaş sonrası gelişmiş toplumlarda yüksek büyüme oranı, verimlilik ve ücretlere dayalı ekonomik kalkınmanın atın çağının temel özelliği olmuştur116. Sanayi Devriminden sonra işletmelerin ölçeğinin sürekli büyümesi, nihayetinde büyük ölçekli işletmelerin ve kitle üretiminin endüstriyel büyümenin motor gücü haline gelmesi, zamanla kitle üretimin tüm sektörlere yayılacağı ve uzun dönemde etkin olmayan küçük ölçekli üretimin yok olacağı yönündeki varsayımları pekiştirmiştir. Bu dönemde küçük işletmeler ve girişimcilik bir çeşit lüks olarak değerlendirilmiş ve gelişmiş ülkelerin maliyet etkinliği sağlayabilmek için mutlaka karar– almayı merkezileşmeleri gerektiği vurgulanmıştır. Küçük işletmelerin genel olarak büyük işletmelerden daha az etkin olduğu, çalışanlar açısından daha düşük ücret ve yan ödeme anlamına geldiği, yeniliklere çok az katkıda bulunduğu, küçük işletmelerin görece öneminin zaman içinde azalacağı öngörülmüştür117. Ancak ekonomik açıdan etkin olmasa da sosyal ve politik istikrar aracı olmaları küçük ölçekli işletmelerin Savaş sonrası dönemde varlıklarını sürdürmelerine imkân vermiştir. Kitle üretiminin yükselişiyle küçük işletmelerin üretim, istihdam ve katma değer açısından paylarının düşmesi ve ekonomi açısından önemlerinin azalması istatistiklere de yansımıştır. İngiltere’de imalat sektöründe küçük işletmelerin payı, 1935’de % 38’den 1958’de % 24’e ve 1963’de % 20’ye düşmüştür118. Benzer trendi ABD’de görmek de mümkündür. Büyük işletmelerin istihdam ve toplam mal varlığı kitle üretim dönemi süresince artmıştır. En büyük 100 işletmenin ülkede- 116 117 118 E. Taymaz, Small and Medium–Sized Industry in Turkey, Ankara: State Institute of Statistics Publ., 1997 s. 10 F. M. Scherer, “Changing Perspectives on the Firm Size Problem, ” (der.) Z. J. Acs ve D. B. Audretsch, Innovation and Technological Change: An International Comparison, Ann Arbor: University of Michigan Press, 1991, s. 25 J. Boswell, The Rise and Decline of Small Firms, London: George Allen and Unwin Publ., 1972, s. 20’den aktaran: Taymaz a.g.e., s. 10 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 81 ki işletmelerin toplam mal varlığı içindeki payı 1925’de 34, 5’e, 1933’de % 42, 5’e 1958’de % 46’ya, 1968’de de % 48, 4’e yükselmiştir119. Ancak 1960’ların sonlarından itibaren çeşitli gelişmeler, Fordist– Taylorist modelin sürdürülmesini zorlaştırırken büyük işletmelerin baskın konumları da sarsmaya başlamıştır. Bu durum ekonomik, politik ve teknolojik pek çok faktöre atfedilmekle birlikte birkaç sebep ön plana çıkmaktadır. Bunları; esnek olmayan tek–amaçlı makine ve teçhizat kullanımına dayalı üretim sisteminin hızla değişen ve çeşitlenen piyasa talebini karşılamada yetersiz kalması; Japonya gibi çok güçlü ve yeni rakiplerin ortaya çıkması; Fordist–Taylorist katı hiyerarşik örgütsel yapının ve aşırı işbölümünün verimlilik artışlarını ve üretim yeniliklerini sınırlandırmasıdır. Ayrıca yüksek işçi devri, işe gelmeme, direniş, büyük grevler ve işçilerin militanlaşması ile güçlü sendikaların fabrikaların yönetilemez ve üretimi sürdürülemez hale getirmesi şeklinde sıralamak mümkündür120. 1970’li yılların sonlarından itibaren tüm dünya da mantar biter gibi küçük ölçekli işletmelerin sayılarının hızla artmasıyla girişimcilik yaygınlaşmaya başlamıştır. Bilgi teknolojisinde meydana gelen gelişmeler ve bilgi ekonomisinin yükselişinin de bu trendi güçlendirdiği ileri sürülmektedir. Bu nedenle artık küçük firmaların ve girişimciliğin gelişmiş ülkelerde yeniden yükselen bir eğilimdir. Bu konuda yapılan bilimsel çalışmalar, küçük ve orta ölçekli işletmelerin yaygınlaşmasına yönelik trendin sadece gelişmiş ülkelerle sınırlı olmadığını, gelişen ülkede de gözlendiğini ortaya koymaktadır121. Gelişmiş ülkelerde imalat sektöründe ölçeğin küçülmesi ve küçük ölçekli işletmelerin öneminin artması pek çok nedene atfedilmektedir. Ancak bunlar arasında iki önemli neden ön plan çıkmaktadır122. 119 120 121 122 M. Aglietta, A Theory of Capitalist Development: The US Experience, London: Verso Publ., 1987, s. 222’den aktaran: Taymaz a.g.e., s. 10 Z. Parlak, Sanayi ve Çalışma Sosyolojisi Ders Notları (Basılmamış), 2004. G. Loveman ve W. Sengenberger, “The Re–Emergence of Small–Scale Production: An International Comparison”, Small Business Economics, Vol.: 3. No: 1, 1991, s. 37 B. Carlson, “The Rise of Small Business: Causes and Consequences”, (der.) W. J. Adams, Singular Europe: Economy and Policy of European Community After 1992, MI: University of Michigan Press, 1992, s. 150. 82 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Bunlardan birincisi, 1970’li yıllardan itibaren, dünya ekonomisinde rekabetin ve piyasalarda belirsizliğin artması ile birlikte ile birlikte piyasaların bölünmesidir. Diğeri ise teknolojik gelişmelerdir123. Teknolojik gelişmeler, özellikle bilgi teknolojilerinin üretim sürecinde kullanılması, ölçek ekonomilerin önemini azaltırken küçük ölçekli işletmelere de tek–amaçlı makine ve teçhizat kullanmadan büyük işletmelerle rekabet edebilme imkânı vermekte ve onları daha verimli hale getirmektedir. Bu dönüşüm, sadece imalat sektöründe değil ekonominin tüm diğer sektörlerinde işletme ölçeğinin büyük ölçüde küçülmesine imkân vermektedir124. Küçük ölçekli işletmelerin gelişmiş ekonomilerde öneminin artmasını kimi yazarlar, emek arzında artış, tüketici zevklerindeki değişme ve işleteme kurma konusundaki düzenlemelerin gevşetilmesi (özellikle ABD’de) ve bu dönemin “yaratıcı yıkım dönemi” olması gibi nedenlere de bağlanmaktadır125. Buna karşın bazı yazarlar da küçük işletmelerin artan önemini, kitle üretimi yapan dev ölçekli işletmelerin üretimlerinin esnek uzmanlaşma temelinde adem–i merkezileşmesi, dikey olarak parçalanması ve yeni girişimcilerin ortaya çıkmasına atfedilmektedirler126. Buna göre, büyük ölçekli işletmelerin, daha küçük ve daha yatay olarak koordine edilmiş örgütsel birimler oluşturacak şekilde yeniden yapılanması, daha çok bağımsız küçük işletme dernekleri gibi davranan büyük şirketlerin sahip olduğu çok sayıda küçük ölçekli işletmenin kurulmasına yol açmaktadır. Bu nedenle küçük işletmelerin istihdamının artması, küçük işletmelerin dinamizmi kadar büyük şirketlerin sahip oldukları işletmelerin ölçeğini küçültmeleri ile de ilgilidir. Kimi yazarlar, Avrupa’da ve Amerika’da küçük ve orta ölçekli işletmelerin yükselişini, gelişmiş ülkelerin mukayeseli üstünlü- 123 124 125 126 C. Partten, The Competitiveness of Small Firms, Department of Applied Economics Occasional Paper, No: 57, Cambridge: Cambridge University Press, 1991, s. 120. W. A. Brock ve D. s. Evans, “Small Business Economics”, Small Business Economics, Vol.: 1, No: 1, 1989, s. 15. A. e., s. 5. Loveman ve Sengerberger, a.g.e., s. 25–35 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 83 ğünün imalat sektöründen bilgi–temelli faaliyetlere kaymasıyla da açıklamaktadır.127 Bunara göre bilgi ve iletişim teknolojilerinde meydan gelen gelişmeler, bilgi ve sermayenin ABD ve Avrupa gibi maliyeti yüksek üretim yerlerinden dünya maliyetleri düşük olan yerlere ucuz bir şekilde kaydırılmasına imkân vermektedir. Bu yüksek maliyetli bölgelerde ekonomik faaliyetler artık monoton ve rutin imalat işlere bağlı olması imkânsızdır128. Küreselleşme dünyanın başka yerlerine kolay ve ucuz bir şekilde kaydırılamayan bilgi temelli faaliyetleri gelişmiş ülkelerin mukayeseli üstünlüğünün temeli haline getirmektedir. Son dönmelerde kamu ve özel kesimin küçük ve orta ölçekli işletme politikalarının da küçük işletmelerin sayısal olarak artışında rol oynadığı ifade edilmektedir. Artan işsizlik nedeniyle, iş yaratıma, ekonomik büyüme ve uluslararası rekabete yönelik kaygıların artması, gelişmiş ülkelerde hükümetleri, küçük işletmeleri teşvik etmeye zorlamaktadır. Önceleri Avrupa’da bazı hükümetler bu hususta tereddütlü adımlar atsa da 1995’den sonra daha uygun yaklaşımlar benimsemek zorunda kalmıştır. 1980’lerden sonra küçük işletmelerin ekonomik açından öneminin artması istatistikî verilerde görülebilmektedir. Bazı bulgulara göre, ABD’de 5.000 büyük işletmenin istihdamdaki payı 1970 yılından % 20’den 1996’da 8,5’a düşmüştür129. OECD ülkelerinde ise 1972–1998 yılları arası işletme sahiplerinin sayısı 29 milyondan 45 milyona yükselmiştir. 1984 ile 1998 yılları arasında İrlanda, Kanada, Yeni Zelanda, Portekiz ve İzlanda da işletme mülkiyeti oranı % 3’den fazla artmıştır. 127 128 129 D. B. Audretstch ve A. R. Thurik, “What is New About New Economy: Sources of Growth in the Managed Economy”, Industrial and Corporate Change, Vol.: 19, 2001, s. 795–821. M. Carree ve R. Thurik, “Understanding the Role of Entrepreneurship for Economic Growth”, Institute for Development Strategies, 2005, s. 2 R. Thurik ve s. Wenneskers, “A Note on Entrepreneurship, Small Business and Economic Growth”, ERIM Report Series Research Management, ERS–2001–60–STR, 2001, s. 4–5. 84 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER A. Girişimcilik Kavramı ve Girişimci Tipleri Küçük ve orta ölçekte işletmelerin sayılarının ve öneminin hızla artması girişimcilik kavramını ve girişimcilik rolünü tekrar ekonomik gündemin ilk sıralarına yerleştirmiştir. Girişimcilik, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde uzunca bir süre ekonomik teoride ihmal edilmiş bir üretim faktörüdür. Ancak son dönemlerde yapılan pek çok akademik çalışma girişimciliğin ekonomik büyümenin önemli bir aracı olduğunu ve ekonomik büyüme ile girişimcilik arasında pozitif bir ilişkinin bulunduğunu göstermektedir130. Küçük işletmelerin ekonomik açıdan öneminin artması, girişimciliğin de tüm dünyada ekonomik ve sosyal gelişmenin motoru olarak görülmesine yol açmaktadır131. Ancak girişimcilik, çok boyutlu ve oldukça farklı anlamlarda kullanılan bir kavramdır. Bu nedenle de oldukça tartışmalıdır132. Bununla birlikte, kimi yazarlar, girişimciliği, yeni ekonomik fırsatları yaratma ve algılama ile işletmenin yerini ve kayaklarını kullanma ve oluşturma kararının bir bileşimi olarak tanımlamaktadır133. Bu tamımda karar alma, girişimcilik rolünün ayrılmaz bir parçası olmakla birlikte fırsatlara da vurgu yapılmaktadır. Kaynakları kullanma kararı da girişimciyi yöneticiden ayıran farktır. Ayrıca, girişimciliğin, kendi hesabına ve riskine çalışan kişi anlamına gelen mesleki bir yönü de mevcuttur. Kendi kendini istihdam eden ve iş adamı kavramları girişimcilikle mesleki anlamda eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Genellikle üç farklı girişimcilik rolünden ve tipinden bahsedilmektedir. İlk olarak girişimcilik, en basit anlamıyla küçük işletme anlamına gelmektedir. Ancak son dönemler de büyük ölçekli işlet- 130 131 132 133 D. B. Audretsch ve M. Sanders, Globalization and the Rise of Entrepreneurial Economy, Jena Economic Research Papers, No: 3, 2007.. Auderetsch ve diğ., “Impeded Industrial Restructuring: The Growth Penalty”, KYLOS, Vol.: XX, No: 1, 2002. A. M. Carree ve A. R. Thurik, “The Impact of Entrepreneurship on Economic Growth”, (der.) D. B. Audretsch ve Z. J. Acs, Handbook of Entrepreneurship Research, Boston: Kluwer Academic Publishers, 2003, s. 441. A. M. Wennekers ve A. R. Thurik, “Linking Entrepreneurship and Economic Growth”, Small Business Economics, Vol.: 13, No: 1. 1999, s. 47–48. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 85 melerde, işletmenin ana faaliyetlerin dışında kalan işlerle yeni iş alanları geliştirme anlamına gelen “şirket girişimcisi” (interprenurship/corporate enterprenur) de “terminolojinin bir parçası haline gelmiştir134. Bu konuda karışıklıklar büyük ölçüde modern işletme teorisinde ekonominin temel aktörü olan girişimciliğin dikkate alınmaması ve genel ekonomik teoride tümüyle ihmal edilmesinden kaynaklanmaktadır. Bölgeler ve ülkeler arasında mevcut ekonomik performans farklılıklarını açıklamaya çalışan kimi yazarlar, bu farklılıkları açıklama da klasik teorilerin yetersiz kaldığını ve bunun nedenin de “girişimci sermayenin” mevcudiyetini dikkate almamaları olduğunu ileri sürmektedir135. Girişimcilik kavramının ikinci anlamı ise, yeni işletme kurma anlamına gelmektedir. Yerel düzeyde birikmiş bilginin, değerlerin, deneyimler ve kaynakların yeni işletmelerin kurulması açısından önemi büyüktür136. Dev ölçekli işletmelerin dolduramadığı piyasa fırsatlarını değerlendiren girişimcilik, yerel ekonomik kalkınmanın anahtarı olarak görülmektedir137. Bu rol, kar fırsatlarını algılama rolüdür. Bir kısım küçük işletmenin oluşumu, büyük ölçekli işletmelerin üretmek yerine bir kısım mal ve hizmeti dışarıdan tedarik etmeye dayalı esneklik stratejilerinden kaynaklanmaktadır. 1980’ler sonrasında bu stratejilerin yaygın bir şekilde uygulanması gelişmiş ülkelerde küçük ölçekli işletmelerin sayısını ve önemini artırmış ve büyük işletmelerin baskın konumlarının da erozyona uğratmasına yol açmıştır Nihayet, girişimcilik kavramı, yenilik yaratma ve karmaşık bir üretimin sistemin sevk ve idaresi anlamında gelmektedir138. Büyük ölçekli teknolojik yenilik, oldukça farklı bir çabadır ve basit bir girişim- 134 135 136 137 138 B. Antoncic ve R. D. Hisrich, “Clarifying the Intrapreneurship Concept”, Journal of Small Business and Enterprise Development, Vol.: 10, No. 1, 2003, s. 2–4. D. B. Audretsch ve M. Keilbach, Entrepreneurship Capital and Economic Performance, CEPR Discussion Papers, No: DP3678, London: CEPR Publ., 2003, s. 5. E. Malecki, Technology, and Economic Development: The Dynamics of Local, Regional and National Competitiveness, Second Edition, London: Longman Publ., 1997, s. 158. Wennekers ve Thurik, a.g.e., s. 33–34. M. Casson, Enterprise and Competitiveness, Oxford: Basil Blackwell Publ., 1990, s. 45. 86 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER cilikten farklıdır. Bu anlamıyla girişimcilik kavramı, Schumpeter’in çalışmalarına dayanmaktadır. Kapitalizmin özünü oluşturan bir süreç olarak “yenilik geliştirme”, “yeni bileşimleri gerçekleştirme”, yeni ürünler, üretim süreçleri, hammaddeler ve organizasyonlar şeklinde kendini ifade etmektedir139. Schumpeter’in yenilikçi girişimci anlayışı onun “yaratıcı yıkım” kavramına dayanmaktadır. Bir yenilik, yüzlerce işletmenin rekabet gücünü kaybetmesine yol açtığı gibi yeni fırsatlar, yeni sektörler ve işletmelerin de ortaya çıkması anlamına gelmektedir. Bu bağlamda bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler oldukça önemlidir. Zira bu teknoloji, çeyrek asır önce hiçbiri mevcut olmayan pek çok yeni ürün, yeni endüstriler ve yeni işletmelerin gelişmesi kadar yeni istihdam ve mesleklerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Tablo 11: Üç Farklı Girişimci Tipi Kendi Kendini İstihdam Eden Çalışan Girişimcilik Bağımsız Girişimci (Schumpeteryan) Şirket Girişimcisi (Intarprenurship) Yöneticilik Yönetici Girişimci (Managerial Business Owners) Üst Düzey Yöneticiler Kaynak: A. M. Wennekers, Entrepreneurship at Country Level Economic and Non–Economic Determinants, Rotterdam: ERIM Publ., 2006, s. 27. Tablo 11’de üç farklı girişimci tipi tanımlamaktadır. Tabloda ilk olarak, yeni ekonomik fırsatları algılama, yararlanma ve yaratmaya odaklanan bir davranış tipi olarak girişimci ile kaynakları organize ve koordine etme anlamında yöneticilik arasında davranışsal bir ayrım yapılmaktadır. İkinci olarak, ticari bir işletmeye kendi hesabına ve riskine sahip olanlar ve yönetenler arasıda mesleki bir ayrım yapılmaktadır. Bu ayrıma dayalı olarak, kendi–kendini istihdam eden, şirket ve yönetici girişimci olmak üzere üç farklı girişimci tipi ortaya 139 Malecki, a.g.e., s. 158. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 87 çıkmaktadır. Bunlar, bağımsız girişimci, yönetsel (ticari işletme yöneticisi) girişimci resmi meslek anlamda girişimcidir ve şirket girişimcisi veya “intrarprenur”dur. Wennekers ve Thurik, Schumpeteryan girişimcilerin genellikle küçük işlemelerde bulunduğunu ve bunların yenilikçi ve mevcut piyasa yapısını yaratıcı bir şekilde yıkan bağımsız işletmelerin sahibi olduklarını belirtmektedir.140 Bu işletmeler genellikle gelişerek yönetici istihdam eden ticari şirketlere dönüşmektedir. İşletme–içi girişimci veya girişimci yöneticiler de girişimci sayılmaktadır. Bunlar, işverenleri adına ticari bir girişimde bulunarak zamanlarını, itibarlarını ve bezende işlerini riske atmaktadırlar. Girişimcilik, belli bir yasal, kültürel, ekonomik ve politik ortamda gerçekleştiğinden, girişimci davranışının oluşmasında sosyo–ekonomik çevre ile destek ağları son derece önemlidir. Bu ağlar, girişimciyi örgütlü öğrenmeye ve kaynaklara bağlayan kurumsal bağdır. Silikon Vadisinde mevcut üretim ağlarını araştıran, Saxenian, bölgenin girişimcilik kapasitesinin sadece burada mevcut yüksek beşeri sermaye donanımı ve bilgiye değil, şahıslar, işletmeler ve endüstriler arasında bilgi akışını sağlayan iletişimin de önemli olduğunu ileri sürmektedir. Girişimcilik açısından zengin olan “Silikon Vadisini” inceleyen Saxinian göre: “…. [Silikon Vadisi], sadece vasıflı işçi, tedarikçi bölgeyi farklı kılan enformasyonun bir yerde yoğunlaşmış şekli değildir. Çok çeşitli bölgesel kurumları–Stanford Üniversitesi, birkaç meslek odası, yerel işveren örgütleri, uzmanlaşmış danışmanlık, pazar araştırma ve hakla ilişkiler şirketleri ve girişimci sermaye–hiçbir girişimcinin tek başına sahip olamayacağı teknik, mali ve ağ hizmetleri sunmaktadır. Bu ağlar sektörel engellere baş kaldırmaktadır: bireyler kolayca yarı–iletken firmasından hard–disk firmasına veya bilgisayar firmasından ağ firmasına geçmektedir. Bunlar yerleşik bir işletmeden yeni kurulan bir işletmeye geçmekte veya tersini yapmaktadır. Hatta bazen pazar araştırması veya danışmanlık şirketine oradan da yeni kurulan bir işletmeye geçebilmektedir… Bu adem–i merkezi ve akışkan ortam, elle tutulamayan teknik kapasite ve anlayışın yayılmasını teşvik etmektedir141. 140 141 Wennekers ve Thurik, a.g.e., s. 48. A. Saxian, “Regional Networks and the Resurgence of Silicon Valey”, California Management Review, Vol.: 33., 1990, s. 95. 88 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Bu tip ortamlar girişimci sermaye açısından zengin olduğu için ekonomik aktörler açısından yüksek bir yeni işyeri kurma eğilimi yaratmaktadır142. Yeni işletme kurma eğiliminin engellendiği diğer bağlamlar, girişimci sermaye açısından zayıf olarak nitelenmektedir. Girişimci sermaye, rekabet edebilirlik ve büyüme açısından birkaç yoldan pozitif bir etki yaratmaktadır. Bunlar, girişimci sermayenin bilgi taşması yaratması; işletme sayısını artırarak ve rekabeti kızıştırtarak ekonomik büyüme yaratması; işletmeler arasından çeşitlilik sağlayarak ekonomik çıktı yaratmasıdır. Kimi yazarlar, girişimci sermayenin, rekabete gücü ve ekonomik büyümeyi birkaç yoldan tetiklediğini ileri sürmektedir143. İlk olarak, bilgi taşması yaratmaktadır. Bilgi, içsel büyümeyi harekete geçiren önemli bir mekanizmadır. İkinci olarak girişimci sermaye, işletme sayısını ve rekabeti artırarak ekonomik büyüme yaratmaktadır. Üçüncü olarak, girişimci sermaye işletmeler arasıda çeşitlilik yaratarak ekonomik girdi yaratmaktadır. B. Girişim Ekonomisinin Yükselişi Küçük ve orta ölçekli işletmelerin ve girişimciliğin ekonomik büyümede öneminin artmasına paralel olarak gelişmiş ülkelerde mukayeseli üstünlük kaynağı olarak bilgi sektörünün ön plana çıkması kimi yazarlarca yeni bir ekonomik modelin yükselişi olarak görülmektedir. Bu yazarlar, ekonomik modelleri, girişimciliğe yönelik yaklaşımlar temelinde tanımlamaktadır. Buna göre Savaş sonrası gelişmiş ülkelerde egemen olan ekonomik model “kontrollü ekonomi” (Managed Economy) dönemi olarak isimlendirilirken 1980 sonrası küçük ve orta ölçekte işletmelere dayalı yeni model de “girişim ekonomisi” (Entrepreneurial economy) olarak isimlendirilmektedir. Kontrollü Ekonomiyi, istikrar, uzmanlaşma, homojenlik, ölçek, kesinlik, tahmin edilebilirlik ve ekonomik 142 143 D. B. Audretsch, “Entrepreneurship Capital and Economic Growth”, Oxford Review of Economic Policy, Vol.: 23, No: 1, 2007, s. 70–72. D. B. Audretsch ve A. R. Thurik, A Model of the Entrepreneurial Economy, Discussion Papers on Entrepreneurship, Growth ve Public Policy, No: 17, 2004, s. 6–7 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 89 büyüme karakterize ederken girişim ekonomisini ise, esneklik, istikrarsızlık çeşitlilik, yenilik, ileri ve geri bağlantılar ve kümelenme ve ekonomik büyüme şekillendirmektedir. Bu iki ekonomik model, birbirinden oldukça farklıdır. Kontrollü ekonomi modelinin, kaynağı büyük ölçekli üretimin baskın olduğu bir ekonominin ihtiyaç duyduğu ekonomik, politik ve sosyal istikrardır. Buna karşın “girişim ekonomisi modelinin gelişiminin kaynağı ise bilgi üretiminin rekabet üstünlüğü haline gelmesi ile “girişimsel sermaye” ve girişimsel faaliyet yaratma kapasitesidir144. Yirminci yüzyılın son çeyreğine kadar olan dönemde gelişmiş ülkelerde, büyük ölçekli işletmeler ekonomide baskın bir konuma yükselirken kitle üretimi etkinliğin sembolü haline gelmiştir. Bu dönem, büyük işverenlerin ve işletmelerin gücünün büyük hükümetler ve büyük sendikalarla dengelendiği bir dönem olarak görülmektedir. Kitle üretiminin sağlıklı bir şeklide sürdürülebilmesi, istikrasızlığın ve belirsizliği ortadan kaldırmasına bağlı olduğundan bu dönemde, kurumalar ve sınıflar arası işbirliği ve uzlaşma sağlanmıştır145. Bu nedenle istikrar, süreklilik ve homojenlik “kontrollü ekonomininin” olmasa olmaz şartlarıdır.146 Bu ekonomi modelinde, hiyerarşik ve bürokratik bir örğüt yapılarıyla, büyük ölçekli işletmeler standart ürünlerin kitle üretimini yaparken güçlü sendikaların örgütlediği işçilere de ömür boyu istidam ve tüketimi garanti edecek yüksek ücretler vermektedir. Kontrolü ekonomi döneminde, küçük işletmelerin sayıları ve ekonomi içindeki rolleri büyük ölçüde gerilemişti. Bu dönemde küçük işletmelerin etkin olmadığı, çalışanlara daha düşük ücret ve kötü çalışma şartları sağladığı, yenilik ve geliştirme açısından yetersiz oldukları düşünülmekteydi147 . Kontrollü ekonominin aksine, girişim ekonomisinin en belirgin özelliği esneklik, istikrasızlık, çeşitlilik, yenilik ve ekonomik büyüme- 144 145 146 147 Audretsch ve Thurik, A Model of the Entrepreneurial Economy, a.g.e., s. 2–3. M. Piore ve C. Sabel, Second Industrial Divide: Possibilities for Prospects, New York: Basic Books Publ., 1984. Audretsch ve Thurik, “What is New About the New Economy…”, a.g.e., s. 11. Audretsch ve Thurik, A Model of the Entrepreneurial Economy, a.g.e., s. 3. 90 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER ye dayanmasıdır. Girişim ekonomisinde üretimin temel girdisinin bilgi ve mukayeseli üstünlüğün kaynağı da yeniliktir. Bilginin, yenilikçi kümelenmelerde ve üretim ağlarında üretilmesi, girişim ekonomisini bölgesel ve yerel merkezli yapmaktadır148 . Kontrollü ekonominin odağını süreklilik oluşturmaktadır. Buna karşın girişim ekonomisi doğası gereği değişimi tetiklemekte ve ondan beslenmektedir. Yenilik ve icatlar, her iki model için önemlidir. Ancak yenilikçi faaliyetlerin anlamı ve gerçekleşme merkezleri çok farklıdır. Kontrollü ekonomide yenilikler, genellikle kitle üretimi yapan şirketlerin temel yetenekleri ve teknolojik yörüngeleri çerçevesinde gerçekleşen tedrici geliştirmedir. Buna karşın, girişim ekonomisinde ise, yenilik yeni iş alanları geliştirme, yeni işletmeler kurma ile yeni ürünler üretme yeteneğine dayanmamaktadır. Bu aynı zamanda girişim ekonomisinde ürünün hayat seyrinin kısa olması ve radikal yenilikçiğin zorunlu olması anlamına gelmektedir. Kontrollü ekonominin en temel çelişkilerinden biri, istihdam artışlarının genellikle ücretlerin düşürülmesi ile sağlanmasıdır. Buna karşın girişim ekonomisi ise yüksek istihdam ile yüksek ücret bileşimine imkân vermektedir. Aynı zamanda düşük ücretler, yüksek istihdam anlamına gelmemektedir. Audretsch ve Thurik, girişim ekonomisine uygun politikalar uygulayan OECD ekonomilerinin, 1970 ve 1980 yıllarda ekonomik ve endüstriyel yeniden yapılanma esnasında kaybedilen istihdam kadar yeni istihdam yaratıklarını belirtmektedir149. Kontrolü ekonominin dış çevresinde, istikrar ve homojenlik esastır. Bu istikrar, kontrollü ekonomi de mal talebinin homojen olmasından kaynaklanmakta ve daha düşük istihdam, iş ve işletme devrine yol açmaktadır. Buna karşın girişim ekonomisinin dış çevresini çeşitlilik ve heterojenlik ve ileri düzeyde türbülans karakterize etmektedir. Bundan dolayı, yüksek işletme devri girişim ekonomisinin temel özelliğidir. Zira her yıl çok sayıda yeni işleteme kurulurken bir o kadarı da varlığını sürdüremeyip kapanmaktadır. Bu, girişim ekonomisinde bir tür doğal çeşitlik ve ayıklama mekanizmasının işlemesidir. 148 149 Audretsch ve Thurik, “What is New About the New Economy…”, a.g.e., s. 11. Audretsch ve Thurik, A Model of the Entrepreneurial Economy, a.g.e., s. 6. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 91 Çeşitlilik ve uzmanlaşma her iki model arasındaki büyüme ve teknolojik gelişme oranlarındaki farklığı açıklamaktadır. Endüstriyel faaliyetlerde uzmanlaşma ve mübadele maliyetlerin düşmesi ve dolayısıyla daha çok statik etkinlik anlamına gelmektedir. Buna karşın çeşitlilik faaliyetleri, yeni fikirlerin mübadelesini kolaylaştırmakta ve bu yüzden daha fazla dinamik etkinliğe neden olmaktadır. Bilgi taşması, yenilik faaliyetinin önemli, bir kaynağı olması nedeniyle çeşitlilik girişimsel ekonominin temel şartıdır ki o ekonomide düşük mübadele masrafları daha fazla bilgi taşması fırsatı için feda edilmektedir. Bu iki farklı ekonomi modelleri arasında işletme davranışı açından da önemli farklılıklar mevcuttur. Kontrollü ekonomi modelinde, emeğin diğer üretim gidilerinden bir farkı yoktur. Genellikle vasıfsız emek kullanıldığı için emek homojendir ve kolayca değiştirilebilir. Bu ekonomi modelinde işletmeler işgüçlerini, komuta ve kontrol esasına göre örgütlemektedir. Üretim sürecinde, emeğin doğrudan kontrolü esastır. Buna karşın, girişim ekonomisinde ise, bilginin mukayeseli üstünlüğün kaynağı olması nedeniyle doğrudan kontrol,(virgül) etkin bir iş organizasyonu oluşturmaz. İşgücünün, yeniliklere katılabilmesi ve yenilik geliştirmesi, yeni yetenekler kazanabilmesi için motive edilmesi gerekir. Yönetsel stratejiler, işgücünü denetlemek yerine, işyerinde işbirliğini teşvik etmektedir. III. KÜRESELLEŞME ve KÜÇÜK ve ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERE YÖNELİK TEHDİT VE FIRSATLAR Küreselleşme süreci ve hızlı teknolojik değişme, dünya ekonomisinden üretim, istihdam, rekabet ve mukayeseli üstünlükler açısından son derece önemli değişikliklere yol açmıştır. Her türlü ticari işletmenin faaliyet gösterdiği ekonomik ve politik ortam, sonsuza kadar değişmiş bulunmaktadır. Küreselleşme güçlerinin şekillendirdiği bu yeni ekonomik ortam, küçük işletmeler açısından pekçok fırsat sunduğu kadar tehdit de yaratmaktadır. Her geçen gün daha da yoğunlaşan kafa–kafaya küresel rekabetin etkisiyle son derece istikrasız hale gelen ekonomik ortamda küçük ve orta ölçekte işletmelerin varlıklarını sürümeleri kürselleşmenin sunduğu fırsatları iyi kullanmalarına 92 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER ve tehditlerden de sakınmalarına bağlıdır. Kısaca, “her gün artan küreselleşeme ve liberalleşme, ulusal ve küresel ticaret arasındaki farklığı muğlâklaştırmakta, işletmeleri küreselleşme veya yok olma arasıda bir tercihe zorlamaktadır150 ”. Küreselleşen dünyada bilgi teknolojisine dayalı yeni üretim modeli, küçük ölçekli işletmelerin geliştiği ve rekabet ettiği bir gelecek öngörmektedir. Bu yeni üretim modeli, üretimin ve yenliğin gerçekleştiği yerler ve mukayeseli üstünlüklerin kalıplarında köklü değişiklikler getirmektedir. Küçük işletmelerin, teknolojik yetkinliliklerini arttırması ve emek yoğun teknolojilerin kullanımından yüksek teknolojiye geçmesi gerekmektedir. Küresel düzeyde teknoloji ağırlıklı üretim ve ticaret, daha hızlı büyümektedir. Nitekim küresel ihracat kalıpları incelendiğinde, tarım ve hammadde ihracatının son derece yavaş artmasına karşın teknolojik yoğunluklu mal ve hizmetlerin ticareti son derece dinamiktir. Küçük işletmeler bu değişimi takip etmeleri önemlidir. A. Küçük İşletmelere Yönelik Fırsatlar Ancak üretimin küresel düzeyde parçalanması, küresel dış tedarik ve küresel üretim, çokuluslu şirketlerin artan yatırımları kadar bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, küçük işletmeler için faaliyetlerini küreselleştirme imkânı ile birlikte pek çok fırsat sunmaktadır. Çokuluslu şirketler, dünyanın her yerinde pazarlara girmek veya ucuz üretim faktörlerinden istifade etmek için yatırım yapmakta veya yatırımlarını oralara kaydırmaktadır.151 Üretimin küreselleşmesi, küçük işletmelere sürekli olarak yeni ürün ve hizmetler satma ve yeni piyasalara küresel üretim ve tedarik zincirine eklemlenerek girme imkânı sunmaktadır. Bu durum imalat sektörü kadar hizmet sektörü içinde de geçerlidir. Bu imkânlardan faydalanabilmesi için küçük ve orta ölçekli işletmelerin gerekli teknolojik donanım, esneklik ve hızlı hareket 150 151 E. Hibbert, “The Globalisation of Markets: How Can SMEs Compete?”, (Çevrimiçi): http:// www.mubs.mdx.ac.uk/Research/Discussion_Papers/Marketing/dpap_mkt_no10.pdf, s. 3. A. Mundim, R. Alessandro ve A. Stocchetti, “SME in the Global Market: Challenges, Opportunities and Threats”, Brazilian Electronic Journal of Economics, June 2000, s. 3. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 93 kabiliyetine sahip olmaları gerekmektedir. Otomotiv, hassas aletler ve bilimsel aletler gibi imalat sektöründe çok amaçlı teknolojilerde yoğunlaşan küçük işletmeler, küresel üretim sisteminde uzmanlaşmış tedarikçiler haline gelirken kendilerine yeni bir rol geliştirdikleri gibi piyasadaki yerlerini de sağlamlaştırmaktadır152 . Öte yandan bilgi teknolojileri, küçük işletmelere internet ve elektronik ticaret aracılığı ile küresel piyasalara erişimi büyük ölçüde kolaylaştırmaktadır. Bilgi teknolojisinden etkin bir şekilde yararlanan küçük işletmeler, ticari ortak ağlar geliştirerek yeni pazarlar bulma imkânlarını sunmaktadır. Küçük işletmeler ağlar oluşturarak doğrudan yurt–dışına yatırım yapmaksızın küresel ölçekte üretim yapma imkânı da vermektedir153. Bu işbirliğinin bilgi ağları vasıtasıyla gelişmesi durumunda sanal bir girişim söz konusu olacaktır. Belli imalat üretim zincirinde yer alan küçük işletmelerin oluşturduğu bu tip sanal ağların bazıları Avrupa ülkelerinde bölgesel kümelenmeler şekilde mevcut olduğu bilinmektedir. Bu tip ağlar gücünü sadece işletmeler arasıda yer alan etkileşimin niteliğinden değil, ayrıca bu işbirliği ağlarına dâhil olmak isteyen işletmelerin kabul etmek zorunda olduğu bazı ön koşullardan almaktadır. Bilgi teknolojilerindeki gelişmeler, küçük işletmelere küresel stratejik ittifaklar ve ortaklıklar kurma imkânı da vermektedir. Stratejik ittifaklar, yapılan yeni tip yatırım olarak tanımlanmakta ve yabancı müşteriler, tedarikçiler ve rakipler gibi partnerle ortaklık, lisans anlaşması, bilgi mübadelesi anlaşmaları, birbirinden azınlık hissesi satın almayı, ortak araştırma ve geliştirme yapmayı içermektedir154. Kimi orta ve küçük çokuluslu şirketlerin teknoloji geliştirmek, daha ekonomik Ar–Ge yapmak, yeni ürünlerde daha çabuk üretime geçmek ve yeni oluşan piyasalara girmek gibi hedeflerini gerçekleştirmek mak- 152 153 154 OECD, Staying Competitive in the Global Economy…, a.g.e., s. 39. M. C. Bourdeau ve diğ., “Going Global: Using Information Technology to Advance Competitiveness of Virtual Transnational Organization”, Academy of Management Executive, Vol.: 12, No: 4, 1998, s. 123. H. L. Dhingra, Globalization of SMEs Through Strategic Alliances: An Emperical Analysis of Investment Strategies of Canadian SMEs in the Asia–Pacific Countries, ASEAN Economic Bulletin, Vol.: 8, No: 1, 2004. 94 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER sadıyla küçük ve orta ölçekli işletmelerle ortaklık ilişkisine girdiği bilinmektedir. Ayrıca küçük işletmeler de uluslararası ittifaklar ve küresel küçük işletmelerle ortaklıklar kurabilmektedir. Bölgesel ve küresel ağlar, küçük işletmelere, bölgesel ve küresel piyasalarda küçük ölçeğin avantajlarıyla esnekliği, ölçek ve alan ekonomileri ile birleştirme imkânı vermektedir155 . Büyük işletmelerle mukayese edildiğinde, küçük işletmeler küresel piyasalarda hızla değişen şartlara, tüketici tercihlerine, talebin niteliğine uygun üretim yaparak veya üretimlerini çeşitlendirerek daha kolay uyum gösterebilmektedir. Geleneksel olarak çok küçük işletmeler genellikle ulusal piyasalara yönelik üretim yapma eğilimindedir. Ancak bazıları, işletmeler arası bağlar ve kümelenmeler vasıtasıyla artan bir şekilde küresel piyasalarda faaliyet göstermektedir. OECD ülkelerinde imalat sektöründe faaliyet gösteren küçük işletmelerin yaklaşık % 25’inin uluslararası rekabet gücüne sahip oldukları ve bu oranın daha da arttığı ifade edilmektedir156. B. Küçük İşletmelere Yönelik Tehditler Öncelikle sınırlı kaynaklara sahip olan küçük ve orta boy işletmelerin, küresel piyasalara kendi çabalarıyla çıkmaları ve burada rekabet edebilmelileri pek çok güçlük ve tehdit içermektedir. Bu konu da oldukça ciddi engeller mevcuttur. Küreselleşme sürecinin sunduğu fırsatları yakalamada genellikle küçük işletmelerin idari, mali kaynakları yetersizdir. Hızla değişen üretim teknolojileri karşında bunlar ne sahip oldukları teknolojiyi güncelleyebilmekte ne de mevcudu muhafaza edebilmektedir157. Küçük işletmelerin Ar–Ge yapmakta güçlük çekmeleri ve sermayelerinin yetersiz oluşu, küresel üretim zincirine gerektiği gibi bütünleşmelerini ve konumlarını yükseltmelerini imkânsız hale getirmek- 155 156 157 OECD, “Small and Medium Sized Enterprises: Local Strength, Global Reach”, Policy Brief, June 2000, s. 4. OECD, 2000, s. 4. OECD, Staying Competitive in the Global Economy…, a.g.e., s. 39. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 95 tedir. Zira küresel üretim, bu işletmeleri ürün geliştirmeye katkıda bulunmaya ve kendi üretim ağlarını oluşturmaya zorlamaktadır. Bunları sermaye ve uygun finansal destek yokluğunda gerekçeleştirmeleri mümkün değildir. Öte yandan küresel üretim zincirlerine küçük ve orta ölçekli işletmelerin eklemlenmesi, bazı ciddi tehditler de içermektedir. Sözleşme yetkisinin bir veya birkaç katılımcının elinde bulunduğu yerde küçük işletmenin küresel üretim zincirindeki işlevi tek bir üretim çemberine bağımlı olması durumunda: bu işleteme ileri derecede bağımlı olma, hiçbir yenilik yapmama ve işgücünün vasfını geliştirememe ve nihai ürünle hiçbir bağ kuramama riskiyle karşı karşıyadır158. Gerçekte bazı çokuluslu işletmenin veya yeniden yapılanarak küçülen büyük işletmelerin dış tedarik politikaları, genellikle düşük katama değerli işleri üçüncü kişilere/ taşeronlara devretmeye ve bunlarla yüksek katma değerli işleri paylaşmamaya dayanmaktadır. Bu da bazı çok küçük işletmenin küresel üretime dayalı olarak teknoloji ve yüksek vasıflara dayalı bir yetkinlik ve rekabet üstünlüğü geliştiremeyeceği anlamına gelmektedir. Öte yandan pek çok gelişen ülkede, küçük işletmelerin genel durumu incelendiğinde, bunların büyük bir kısmını düşük verimlik, düşük kaliteden muzdarip oldukları ve genellikle yerel piyasalara üretim yaptıkları görülmektedir.159 Teknolojik dinamizmden uzak olan bu işletmelerin çoğu büyük işletmelere dönüşememekte veya modern teknoloji kullanabilir hale gelememektedir. Küreselleşme ve ithalat rejiminin liberalleşmesi nedeniyle ithal edilen mallarla veya yabancı şirketlerle rekabet şansı bulunmayan bu işletmeler, büyük olasılıkla kapanacak veya piyasadan çekilecektir. Hızla değişen teknoloji ve rekabet şartları, küreselleşme ve liberalleşme karşısında modern küçük işletmelerin bile rekabet problemleriyle karşı karşıya oldukları ifade 158 159 Mundim, Alessandro ve Stocchetti, a.g.e., s. 3. S. Lall, Strengthening SMEs for International Competitiveness, Paper Presented for the Egyptian Centre for Economic Studies Workshop on What Makes Your Firm Internationally Competitive?, 2000, (Çevrimiçi): http://www.eclac.org/mexico/capacidadescomerciales/CD% 20Taller% 20Haití/Documentos/3.2Lall2000.pdf. 96 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER edilmektedir. Bu durum sadece imalat sektörüyle sınırlı olmayıp tüm hazır giyim, ayakkabı, gıda sektörü gibi emek yoğun tüketim mallarının üretildiği sektörlerde de söz konusudur. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 97 98 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER İKİNCİ BÖLÜM GELİŞMİŞ ÜLKELERDE KOBİ’LER: REKABET GÜCÜNÜN ARTIRILMASI VE YENİDEN YAPILANMA STRATEJİLERİ I. KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİN EKONOMİDEKİ ROLÜ VE ÖNEMİ Robert Solow, ekonomik büyümenin kaynaklarını emek ve sermaye faktörü olarak açıklamış ve bu faktörlerin en iyi şekilde büyük ölçekli üretimde kullanıldığını vurgulamıştır. 20.yy yüzyıl ilk üç çeyreğinde artan ulaştırma maliyetleri, işletmeleri üretim ölçeğini büyütmeye zorlamıştır. Bu dönemde büyük ölçekli teşebbüslerin ekonomideki rolü ve önemi artmıştır. Bu gelişme süreci bütün OECD ülkelerinde büyük ölçekli iktisadi faaliyetleri öne çıkartmıştır. Aynı dönemde girişimciliğin ve küçük işletmelerin önemi zayıflama eğilimi göstermiştir. Romer, Lucas, ve Krugman gibi iktisatçılar ekonomik büyümenin açıklanmasında emek ve sermaye gibi geleneksel üretim faktörlerinin yeterli olmadığını ve bilginin içsel büyüme modellerinde hayati bir faktör haline geldiğini vurgulamışlardır160. Küresel piyasalarda rekabet gücünün ve ekonomik büyümenin en önemli belirleyicisi olarak bilginin ortaya çıkışı, yeni ve küçük teşebbüslerin önemini gündeme getirmiştir. Geleneksel anlayış küreselleşmenin küçük işletmeler için yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini tahmin etmiştir. Bunun yanı sıra, küresel ekonomide küçük işletmelerin maruz kalacağı bilginin ilave maliyetleri, yabancı yatırımın temelde büyük firmaların bir faaliyeti olacağı beklentisinin temel sebebini oluşturmuştur161. 160 161 Paul Romer, “Increasing Returns and Long–Run Growth”, Journal of Political Economy, Vol.: 94, No: 5, 1986, s. 1002–1037. & Paul Krugman, “Increasing Returns and Economic Geography”, Journal of Political Economy, Vol.: 99, 1992, s. 483–499. R. Caves, Multinational Enterprise and Economic Analysis, Cambridge: Cambridge University Press, 1982, s. 53. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 99 Chandler’e göre küresel olarak rekabet etmek için firma ölçeğinin büyük olması zorunludur162. Dev ihracatçı teşebbüslerin hâkim olduğu bir dünyada küresel piyasalar, küresel ürünler ve küresel oyuncular ilgi odağı haline gelmiştir. Küçük ölçekli teşebbüslerin yabancı piyasalar hakkında bilgi edinmenin, uzak mesafelerle haberleşmenin ve ulusal hükümetlerle müzakere etmenin sabit maliyetleri sebebiyle büyük teşebbüslerin karşı karşıya kaldığı bu konularda zayıf durumda kaldıkları düşünülmektedir. Birbirini etkileyen bu güçlere rağmen bütün dünyada ekonomik ve sosyal gelişmenin motoru olarak girişimcilik hızlı yükselen bir kavram olmuş ve girişimcilik kavramının rolü belirgin şekilde değişmiştir. Audretsch ve Thurik (2001)163, girişimciliğin öneminin ekonomi modelinin kontrollü ekonomiden girişimci ekonomiye kaymasıyla önemli ölçüde değiştiğini iddia etmişlerdir164 . Kontrollü ekonomi, bir ekonomiye yönelik siyasi, sosyal ve ekonomik bir tepkidir ve büyük ölçekli üretimin güçleri tarafından yönlendirilir. Bu da, rekabetçi üstünlüğün kaynağı olarak emek ve sermayenin hâkim üretim faktörü olmasını yansıtır. Bunun aksine girişimci ekonomi modeli üretim faktörü olarak sadece bilginin değil; farklı ve tamamlayıcı bir faktör olarak girişimci sermayenin hâkimiyetinin yönlendirdiği bir ekonomiye siyasi, sosyal ve ekonomik bir tepkidir. Geleneksel teoriler girişimciliğin ekonomik büyümeyi frenleyeceğini öngörmesine rağmen yeni sanayi teorileri girişimciliğin ekonomik büyümeyi teşvik edeceği, harekete geçireceği ve geliştireceğini iddia etmektedir. Geleneksel teoriye göre bilgi, ekonomik büyümede bir role sahip olmayıp, ekonomik büyümeyi desteklemede ölçek ekonomilerinden yararlanma gücü belirleyicidir. Bunun aksine, yeni teoriler yapısı gereği dinamiktir ve bilginin oynayacağı role vurgu yapmaktadır. Bilgi doğal olarak belirsiz, 162 163 164 A. Chandler, Scale and Scope: The Dynamics of Industrial Capitalism, Cambridge: Harvard University Press, 1990, s. 78. Audretsch ve Thurik, “What’s New About the New Economy…”, a.g.e. & R. E. Lucas, Jr., “Making a Miracle”, Econometrica, Vol.: 61, No: 2, 1993, s. 251–272. & R. E. Lucas, Jr., “On the Mechanics of Economic Development”, Journal of Monetary Economics, 1988, s. 22. EC, Observatory of European SMEs: SMEs in Europe, Paris: OECD Publ., 2003, s. 13–15. 100 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER asimetrik ve yüksek işlem maliyetlerini beraberinde getirdiğinden yeni fikirlerin beklenen değeriyle ilgili farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple insanlar bilgilerinin algılanan değerini ticarileştirmeye teşebbüs ederek bir girişimi terk etmeye ve yeni bir girişimi başlatmaya yönelik bir teşvike sahip olurlar. Gelişmeyle ilgili bu teorilerin ayırt edici özelliği, temel faktör olarak değişim üzerinde yoğunlaşmasıdır. Değişimin temel unsuru olarak yenilikçi faaliyet ekonomik büyümenin temel itici gücüdür. Piyasaya giriş, büyüme, faaliyeti sürdürme ve zamanla teşebbüslerin değişimi yenilikçilikle bağlantılıdır. Bölgelerin ve hatta bütün ekonomilerin dinamik performansı, yenilikten kaynaklanan potansiyelin nasıl elde edileceğiyle ilişkilidir. Küçük işletme girişimciliğinin rolü hakkındaki gelişmeyle ilgili yeni teoriler, çok sayıda teşebbüsün ekonomiye giriş yaptığı ve çok sayıda teşebbüsün de ekonomide faaliyetini sürdürdüğü hareket halindeki piyasaları vurgulamaktadır. Girişimciliğin gelişmesiyle ilgili görüş, teşebbüslerin üretimin çok küçük ölçeğinde faaliyete geçtiklerini ifade etmektedir. Bu teşebbüsler, yeni ekonomik bilginin beklenen değerini kendine mal etme arzusu tarafından harekete geçirilmektedir. Fakat bir sektörde ölçek ekonomilerinin büyüklüğüne bağlı olarak bir teşebbüs başlangıç ölçeğinde süresiz olarak faaliyetine devam edemez. Ölçek ekonomileri göz ardı edilemezse, yeni teşebbüs varlığını sürdürebilmek için büyüme eğiliminde olacaktır. Girişimcilik ekonomik performans üzerinde çeşitli sebeplerle pozitif bir etki meydana getirmektedir. Bu sebeplerden birincisi, bilginin taşma etkilerini içeren mekanizmadır. Bilgi taşma etkileri içsel büyümenin önemini vurgulayan bir mekanizmadır. Bu tür aktarma mekanizmalarının tanımlandığı önemli bir alan girişimciliği içermektedir. Bu sebeple girişimcilik yeni teşebbüslerin faaliyete geçmesini ve büyümesini ifade etmekte ve başlangıç kaynağından bilginin taşmasına yönelik bir mekanizma olarak etkili olmaktadır. Girişim sermayesinin ekonomik büyüme üzerinde olumlu etki meydana getirmesinin ikinci yol, artan sayıda teşebbüsün rekabeti arttırmasıdır. Porter (1990)’a göre165 rekabet, yerel olarak faaliyet 165 M. Porter, The Competitive Advantage of Nations, New York: The Free Press, 1990. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 101 gösteren bir tekelci firmaya göre bilgi dışsallıklarını daha fazla teşvik eder. Çok sayıda teşebbüs yeni fikirler için rekabeti arttırmakla kalmaz; fakat aynı zamanda bütün teşebbüsler arasında artan rekabet özellikle yeni ürünlerde uzmanlaşan yeni teşebbüslerin piyasaya girmesini hızlandırır. Bu sonuç gerekli tamamlayıcı girdiler ve hizmetlerin büyük ve dikey olarak entegre olmuş üreticilerden değil; küçük, uzmanlaşmış, dilimlenmiş (niş) teşebbüslerden elde edilebileceği gerçeğini yansıtmaktadır. Girişim sermayesinin ekonomik büyüme üzerinde olumlu etki meydana getirdiği üçüncü yol, teşebbüsler arasında farklılık meydana getirmesidir. Teşebbüs sermayesi sadece çok miktarda yeni teşebbüs meydana getirmekle kalmaz; fakat aynı zamanda o bölgedeki teşebbüslerin çeşitliliğini arttırır. Bir bölgedeki teşebbüslerin farklılaşma derecesi, o bölgenin büyüme potansiyelini etkilemektedir. Dolayısıyla girişim sermayesi; bilginin, artan rekabetin ve artan farklılaşmanın bir kanalı olarak hizmet etmek suretiyle ekonomik büyümeye ve üretime katkıda bulunabilir166. Endüstriyel yeniden yapılanma, firmaların ve bunların yaygın taşeron stratejilerinin artan uzmanlaşması ile karakterize edilmektedir. Karşılaşılan küresel rekabet, hızlı teknolojik değişiklikler, gelişen piyasa şartları ve artan araştırma ve geliştirme maliyetleri çerçevesinde firmalar, temel yetkinliklerinde ve temel faaliyet alanlarının dışında, taşeronlaşmada yoğunlaşarak, üretimin değişik faaliyetlerinde daha fazla uzmanlaşmaktadırlar. Uzmanlaşma ve dilimli (niş) piyasaların167 gelişmesi, KOBİ’lerin yüksek büyüme hızına yönelik anahtar stratejilerden biridir. Bununla birlikte, 1990’lardan itibaren yoğun rekabet ortamı ve küreselleşme sürecinin getirdiği zorunluluklar, her boyuttaki firmayı örgütsel yeniden yapılanmaya itmiştir. Günümüzde şirketler artan risk, yoğunlaşan rekabet, azalan tahmin etme gücü ve akışkan firma ve sanayi engellerinin etkili olduğu bir ortamda faaliyet göstermek zorundadır. Diğer bir ifade ile belirsizliğin güçleri tarafından kuralları belirlenen yeni bir 166 167 EC, Observatory of European SMEs…, a.g.e., s. 13–15. Niş Piyasa: Piyasanın özel ihtiyaçları karşılamaya yönelik küçük bir bölümü. 102 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER rekabet alanı ortaya çıkmıştır168. Bu yeni rekabet alanı küresel bir özelliğe sahip olup hiçbir iktisadi, sosyal, siyasal, kültürel ve teknolojik gelişme bunun etkisinin dışında kalamamaktadır. Küreselleşme kavramı dünya ekonomisindeki mevcut ekonomik ilişkilerin çok yönlü arttığını göstermekte ve dünya ticaretinin serbestleştirilmesi, Avrupa’nın birleşmesi, Merkezi ve Doğu Avrupa ekonomilerinin serbest piyasa ekonomisine geçişi, doğrudan yabancı yatırımların (DYY) ve emek göçünün artması, yerel, ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeyde iktisadi ve siyasi tüm kesimler arasındaki bağlantıları arttırmaktadır. Bu gelişme, bir ülke veya şirketin faaliyetini bütünüyle bağımsız bir şekilde yerine getirmesine imkân tanımayan ve alansal olarak parçalanmış faaliyetlerin fonksiyonel bütünleşmesiyle sonuçlanmaktadır. Yeni küresel güçler, tüm işletmeleri piyasalardaki rekabet stratejilerini değiştirmeye zorlamaktadır169. Mesela Nokia, (dünya piyasasının 1/3’üne hâkim olan en büyük mobil telefon üreticisi) bütünleşmiş kâğıt üretimi ve diğer materyal üretiminden 1990’ların başında bir telekomünikasyon şirketine kendisini dönüştürdü. Firmalar uzmanlaşma hedefini sürdürdükçe ve küresel piyasalarda rekabet etmek için dışsal tamamlayıcı kaynaklara yönelik arayış içinde oldukça, daha küçük firmalar uluslararası iş bağlantılarına dâhil edilmiş olacaktır. Küresel yeniden yapılanma eğilimi, acımasız uluslararası rekabeti ve temel düzenleme maliyetlerini daha fazla hissedenler dâhil olmak üzere rekabet gücü zayıf küçük firmalar üzerinde negatif etkiye sahip olabilir. Çeşitli işletme bağlantıları yoluyla endüstriyel yeniden yapılanma (özellikle sınır ötesi ittifak, birleşme ve satın almalar yoluyla), küresel seviyede ürünlerin ve hizmet tedarikçilerinin birleşmesini ve yoğunlaşmasını hızlandırabilir. Diğer taraftan bu durum, niş ürünler ve hizmetler, gelişmiş teknolojiler ve 168 169 Salvatore Sciasca, Lucia Naldi ve Erik Hunter, “Market Orientation as Determinant of Entrepreneurship: An Empirical Investigation on SMEs”, Entrepreneurship Management, Issue: 2, 2006, s. 21. A. P. Muizer ve G. J. Hospers, Strategic Study: Industry Clusters and SME’s, EIM Publ., 1998, s. 9–10. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 103 piyasa bilgisi gibi maddi ve maddi olmayan varlıklara sahip KOBİ’ler için uluslararası iş fırsatlarının yollarını açmıştır170. 1970’lerden itibaren KOBİ’lerin sayısındaki artış II. Dünya Savaşı’ndan itibaren en yüksek orana ulaşmıştır. Avrupa Birliği’nde kendi hesabına çalışanlar ve KOBİ’lerin oluşturduğu toplam istihdam 1988’de 11.6 milyon iken 18 milyonu aşmış ve 1990’ların sonunda 1990’ların sonunda 18 milyonu aşmış ve toplam işgücünün 2/3’ü KOBİ’ler tarafından istihdam edilmiştir. ABD’ de toplam istihdamın yaklaşık % 53’ü küçük işletmeler tarafından gerçekleştirilmiştir. İktisadi faaliyetlerde büyük firmalardan küçük firmalara kayış, hizmetler veya finans sektörlerine göre imalat sektöründe daha büyük olmuştur. Küçük firmaların gerçekleştirdiği istihdam payı ekonominin tümüne göre mal üreten sektörlerde daha hızlı artmaktadır. Dolayısıyla 1980’lerin başında çalışanların % 80’i İtalyan imalat sanayinde istihdam edilirken 1980’lerin ortasında Amerika’da bu oran % 37 olarak gerçekleşmiştir171. 1930’lardan itibaren küçük firmalara göre büyük firmaların sahip olduğu üstünlükler üzerinde durularak bunların önemi vurgulanmıştır. Bu üstünlükler şu şekilde sıralanabilir: • Yenilikçi faaliyet yüksek sabit maliyet gerektirdiğinden, Ar–Ge çalışmaları ölçek ekonomilerini önemli hale getirmiştir. • Piyasa gücünü sürdürecek kadar firma ölçeğinin büyük olması, bir firmanın maksimizasyonunun bir aracı olarak yenilikçi faaliyete yönelmesini mümkün kılacak ve böylece büyük ölçek sayesinde ilave kazançları elde etmesi mümkün olacaktır. • Ar–Ge faaliyeti riskli ve maliyetli olduğundan büyük ölçekli firmalar, Ar–Ge faaliyetlerini farklılaştırarak ve başarı ihtimalini arttırarak riski dağıtabilir. Büyük ölçeğin öne çıkarılan bu üstünlüklerine karşı, günümüzde küçük firmaların bilgi dayalı ekonominin gelişmesiyle artan üstünlükleri vurgulanmaktadır. Küçük ölçekli firmaların başlıca üstünlükleri ise şu şekilde sıralanabilir: 170 171 OECD, OECD Small and Medium Enterprise Outlook 2000, Paris: OECD Publ., 2000, s. 63. Justin Bryon, Comparison of Small and Medium Sized Enterprises in Europe and in the USA, Florence, KY: Routledge Publ., 2001, s. 26–27. 104 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER • Küçük ölçekli firmalar daha az bürokratik ve faaliyet yapıları itibariyle daha hareketli olabilir. • Yenilikçi faaliyetler küçük ölçekli veya yeni faaliyete geçen firmalarda daha iyi gelişebilir. • Küçük ölçekli firmalar yenilikçi faaliyeti, gelişme stratejilerinin merkezine yerleştirirler. • Ulaştırma, bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler sebebiyle yoğunlaşan küresel rekabet, büyük ölçekli imalat malları üreten firmaları rekabet gücü zayıf işletmelerini elden çıkartmaya yöneltmiş ve üreticileri yalın imalata zorlamıştır. • Sanayileşmiş ülkelerde yüksek faiz, enflasyon ve işsizlik oranları ile döviz kuru istikrarsızlığı ve büyüme oranlarındaki düşüş sebebiyle ortaya çıkan belirsizlik, 1970 ve 1980’lerde daha esnek ve küçük firmaların tercih edilmesini beraberinde getirmiştir. • Farklılaştırılmış ürünlere yönelik artan tüketici talebi sebebiyle yoğunlaşan piyasa parçalanması, küçük ölçekli ve esnek firmalara yönelik tercihi arttırmıştır. Sonuç olarak 1970’lerden itibaren küçük firmalar genel olarak Avrupa Birliği ve ABD ekonomilerinde önemini arttırmış ve özel olarak da sermaye piyasaları ve bu ülkelerin yatırımcıları için bu firmaların önemi artmıştır172. A. Küçük ve Orta Ölçekli İşletmelerde Yenilik ve Geliştirme Küreselleşme ortamında büyüme ve rekabet üstünlüğünün itici güçleri olarak yenilik ve teknolojinin artan önemi ve buna yönelik politikalara yapılan vurgu, önemli fırsatlar sunmaktadır. Günümüzde yenilik kapasitesi ve bilgi yaratmada ilk sırada yer alan ülkeler, küresel piyasalarda büyüme ve rekabet gücü açısından da en güçlü olanlardır. Dünya ekonomisine entegre olmayı amaçlayan ülkeler, yeniliği uzun vadede rekabet gücü için anahtar olarak kabul etmek- 172 Bryon, a.g.e., s. 27–28. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 105 tedirler. Bu kavram, bu ülkeler için ekonomik büyüme, siyasi istikrar, özel sektör performansının arttırılması ve küresel piyasalarla gelişmiş mal ve hizmetleriyle bütünleşmesidir. Buna karşılık ürün ve üretim süreçlerinde yeni teknoloji ve teknikler kullanılarak yenilik gerçekleştirilemezse ve uygun adımlar atılmazsa bu süreçlerden hiçbirinin tamamlanması ve öngörülen kazançların sağlanması mümkün görülmemektedir173. Bir firmanın temel stratejisi olarak kabul etmesi gereken yenilikçilik, işletmenin üst yönetiminde görev alan liderlerin kendilerini bu faaliyete ileri derecede adamasını ve tutku olarak benimsemesini gerektirmektedir. Yenilikçilik, ürünler, hizmetler ve süreçlerden oluşan farklı derecede risk ve getirilere sahip bir portföy olarak tanımlanabilir. Yenilikçilik hissedarlara, tüketicilere, çalışanlara ve yöneticilere ve tüm topluma fayda sağlayan bir süreçtir174. Bölge ve ülkelerin üreticilerinin kazançlı çıkacak şekilde küresel ekonomiye katılmasında rol oynayan temel yetenekler; yenilik yapmak, ürün ve süreç geliştirmede devamlı ilerleme kaydetme gücü ile pazarlama ve dağıtım kanallarını geliştirebilmektir. Yenilik konusunda üretime yapılan vurgu, firmaların öğrenme yeteneğini ön plana çıkarmakta ve bu yetenek sektörlerin sadece verimliliği için değil, tüm ulusal yenilik sistemini ilgilendirmektedir. Bu çerçevede firmaların yenilikçilik kapasiteleri teknolojik öğrenmeye bakış açılarıyla ilgilidir. Teknolojik öğrenme ise, dışsallıklar ve karşılıklı bağlantılar şeklinde yaygındır. Teknolojik öğrenme süreci sanayinin gelişmesi için önemlidir ve otomatik olarak gelişmekten çok bilinçli şekilde ve hedef odaklı olarak gelişebilir. Her teknolojinin öğrenme gerekleri farklı olduğundan öğrenme süreci teknolojiye özgü bir nitelik gösterir. Bazı teknolojiler teçhizatta şekillenmesine karşılık diğer bazıları daha çok örtülü unsurları içerir. Süreç teknolojileri, mühendislik teknolojilerine göre (makine ve otomobil) daha fazla teçhizatta şekillenmiştir. Tek bir faaliyetten oluşan yetenekler diğer faaliyete kolay şekilde 173 174 Glenda Napier, Sylvia Schwaag Serger, Emily Wise Hansson, Strengthening Innovation and Technology Policies for SME Development in Turkey: Opportunities for Private Sector Involvement, Malmö: IKED Publ, 2004, s. 7. D. Thomas, Innovating the Corporation: Creating Value for Customers and Shareholders, Blacklick, OH: McGraw Hill Trade Publ., 2000, s. 5, 8. 106 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER transfer edilemez. Farklı teknolojiler vasıf ve bilgi bakımından farklı boyuta sahiptir. Bazı teknolojiler daha dar bir uzmanlaşma gerektirirken diğerleri daha geniş bir uzmanlaşmayı gerekli kılmaktadır. Teknolojik öğrenme konusu girdilerin ve/veya sermaye mallarının tedarikçileriyle, rakiplerle, tüketicilerle ve teknoloji tedarikçileriyle doğrudan karşılıklı etkileşim tarafından yönlendirilmektedir. Teknolojik açıdan karşılıklı ilişkiler, bir ülke içinde ve dışında ortaya çıkmaktadır. İthal edilen teknoloji, gelişen ülkelerde teknolojik öğrenmeye çok önemli bir girdi sağlamaktadır. Teknoloji sürekli değiştiğinden yenilikçiliğin dış kaynaklarına erişim devamlı teknolojik gelişme için hayati öneme sahiptir. Teknolojik yeteneklerin rekabetçi üstünlüğün bir belirleyicisi olarak kabul edilmesi, ticaretin serbestleştirilmesi ve istihdam arasındaki ilişkiyi değiştirmektedir 175. Bununla birlikte üretim sürecinde yenilik önemli bir rol üstlenmesine rağmen tek başına yeterli görülmemektedir. Çünkü bir işletmenin yenilik yapma kapasitesi rakiplerine göre daha düşük ise bu, firmanın katma değerinin ve piyasa payının düşmesiyle sonuçlanabilecek bir durumdur. Aynı durum ülkeler için de geçerlidir ve rakiplerine göre bir ülkenin yenilik yapma gücünün zayıf olması, uzun vadede o ülkeyi fakirleşerek büyüme gerçeği ile yüz yüze getirebilir. Dolayısıyla yenilik kavramı nispi bir çerçevede ele alınmalı ve yenilik hızı rakiplere göre değerlendirilmelidir. Bu noktada en önemli soru, firmaların/ülkelerin yeniliği nasıl algıladıkları ve hangi yollarla gerçekleştirdikleridir. Son yıllarda bu konuda iki yaklaşım öne sürülmüştür. Bunlardan ilki, temel yetkinlikler üzerine yoğunlaşmaktadır176. Bu yaklaşımın temel görüşü, firmaların belli özelliklerini tanımlamak için yeteneklerini sorgulamaktır. Bu özellikler: Nihai tüketiciye sağlanan değer, rakiplerin sahip olduğu üstünlüklerden fazlasına sahip olmak ve bu üstünlükleri rakiplerin taklit edememesi. Dolayısıyla bir firmanın yenilik gerçekleştirme kapasitesi, bu yetkinliklerde yoğunlaşması ve bu üç 175 176 Sanjaya Lall, The Employment Impact of Globalisation in Developing Countries, QEH Working Paper Series, QUEHWPS93, 2002, s. 8. G. Hamel ve C. K. Prahalad, Competing for the Future, Boston: Harvard Business School Press, 1994, s. 91–93 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 107 ölçütü karşılayamayan fonksiyonları dışarıdan tedarik etmesidir. Bir firma için bu yaklaşımın faydalı sonucu, dinamik bir dünyada temel yetkinliklerin vazgeçilmez ve katı olmasıdır. Bunun yanı sıra, kapasite yükseltme görevinin bir parçası geçmişteki uzmanlık alanlarının terk edilmesidir. Bir işletmenin rekabetçi üstünlüğünü arttırmak için işletme yönetimi temel yetkinlikleri, işletme birimlerinin bir portföyü olarak kabul etmek yerine, temel yetkinliklerinin bir portföyü olarak kabul edilmelidir. Bir işletmede temel yetkinlik bakış açısının eksik olması, aynı zamanda temel ürünlerin dış tedarikçilerine karşı kendisinin artan bağımlılığı konusunda duyarsızlaşmasına yol açabilir177. İkinci yaklaşım ise, dinamik yetenekler üzerine yoğunlaşmaktadır 178. Bu yaklaşıma göre uzun vadede bir şirketin kârlılığı, piyasa üzerinde kontrol sağlayarak (tekelci piyasaya benzer özellikler kazanarak) değil, firmanın dinamik yeteneklerinin gelişmesiyle sürdürülebilir. Firmanın kârlılığını uzun vadede sürdürebileceği başlıca dinamik yeteneklerin ilki; kendisinin yeniden yapılandırılması ve kapasitesinin de dâhil olduğu öğrenmeyi kolaylaştıran içsel süreçlerdir. Bu husus, günümüzde öğrenen örgütler şeklinde ifade edilmekte ve her ölçekten işletmenin piyasalarda, sosyal yapıda, teknolojide ve hayatın bütününde meydana gelen gelişmeleri yakından takip etmesi ve bundan kendisi için vizyon oluşturmasıdır. İkincisi, kendi faaliyetlerinde veya bölgesel ve ulusal yenilik sistemleri tarafından belirlenen faaliyetlerde belirli yetkinliklere ulaşması durumudur. Üçüncüsünde ise, değişim firmanın rotasıdır. Değişim rotaya bağlı olarak gerçekleşir. Bu, birbiriyle ilişkili kavramların her biri, kapasite yükseltme kabiliyetinin anlaşılması için bir zemin sağlamaktadır. Bu kavramlar, özellikle firmanın kendi faaliyetlerinden doğan ürün ve süreçlerde iyileşmeyi zorlayan ve hızlandıran faktörlerin anlaşılmasında yardımcıdır179. 177 178 179 Hamel ve Prahalad, Competing for the Future…, a.g.e., s. 244. David Teece ve Gary Pisano, “The Dynamic Capabilities of Firms: An Introduction”, Industrial and Corporate Change, Vol.: 3, No: 3, 1994, s. 538–539. Rapheal Kaplinksy ve Jeff Readman, Investigation SMEs in Global Value Chains: Towards Partnership for Development, Vienna: UNIDO Publ., 2001, s. 27–28. 108 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Günümüzde mevcut ekonomik ortam; küresel rekabet, hızlı teknolojik gelişmeler, kısa ürün hayat döngüleri, oldukça çeşitlenmiş tüketici talepleri ile birlikte birleşme, satın alma ve ortaklık yoluyla değişen teşebbüs yapıları tarafından karakterize edilmektedir. Böylesine yoğun rekabet ve karmaşıklığın hâkim olduğu ortamda, beşeri sermaye ekonomik büyümenin ve teknolojik gelişmenin en önemli motoru olarak değerlendirilmektedir. Dolayısıyla, ekonomik büyüme fiziki sermayeden çok işgücünün bilgi, vasıf ve yetkinliklerinden oluşan beşeri sermayenin birikimine daha bağımlı hale gelmiştir. Bunun sonucu olarak gelişmiş ülkeler son 30 yılda, esas olarak ekonomik kalkınmayı ve rekabetçi üstünlüğü destekleyen bir faktör olarak bilginin, en önemli girdilerden bir haline geldiği büyük bir dönüşüm sürecini yaşamışlardır. Makroekonomik açıdan bakıldığında, bilginin ekonomik büyüme üzerinde büyük etkiye sahip olmasının birkaç sebebi bulunabilir. Bu sebeplerden ilki, kısmen bilgi ve iletişim teknolojilerinin yaygın şekilde kullanılmasından dolayı, öncesi ile mukayese edilemeyecek ölçüde bilginin çok hızlı ve çok geniş alana yayılmasıdır. İkincisi ise, günümüzün gelişmiş ekonomilerinin belirleyicisi ve hâkim sektörü olan hizmetler sektöründe, maddi olmayan varlıkların önemli bir rol oynadığı dikkate alınırsa; teknolojik yeniliklerin daha etkili ve daha hızlı yayılması ve üretim sürecinde kullanılmasının, beşeri sermayenin bilgi, vasıf ve yetkinlik seviyesinin yüksekliğine bağlı olacağı söylenebilir. Bu yöndeki çabalar, bilgiye–dayalı ekonomilere kayışı ifade etmekte ve bu süreç de vasıflı emek talebinde artışa yol açtığı gibi aynı zamanda bilgi– yoğun istihdamda da artışa yol açmaktadır. Teşebbüslerin sahip olduğu beşeri sermayelerinin vasıf ve yetkinliklerinin geliştirilmesi, özellikle KOBİ’lerin rekabet gücünün ve yenilikçi faaliyetlerinin hızlandırılmasında temel araçlardan biri olarak kabul edilmektedir180. KOBİ’lerin bilgi ve yenilikçilik temellerini kuvvetlendirmek gayesiyle, 2000 yılından itibaren Ar–Ge faaliyetlerini destekleyici önemli adımların atıldığı bilinmektedir. Avustralya, Macaristan, İtalya, 180 EC, “Competence Development in SMEs”, Observatory of European SMEs: SMEs in Europe, Paris: OECD Publ., 2003, s. 11–12. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 109 Portekiz ve İsviçre gibi ülkelerin de aralarında bulunan ülkelerde, Ar– Ge harcamalarının 2/3 veya daha fazlası KOBİ’lere tahsis edilmiştir. KOBİ’lerin yenilikçi kapasitelerinin gelişmesi ve yeni teknolojilere sahip olmasını desteklemek gayesi ile bu işletmelerin küresel ağlara katılması, kamu–özel sektör işbirliği imkânlarının arttırılması, çalışanlarının vasıf seviyesini yükseltmek için mesleki eğitime önem verilmesi ve kümelenmeleri teşvik edilmektedir. Bu yönde atılacak adımların KOBİ’lerin uluslararasılaşmasını daha fazla teşvik edeceği ve küresel değer zincirlerine katılma derecesinin artacağı beklenmektedir. Bu çerçevede birçok OECD ülkesinde hükümetler piyasa araştırmaları sunan, standartlar ve kalite konusunda bilgilendiren program ve kurumları geliştirmiş durumdadır. Bu konuda örneklerden biri olarak İspanya’nın “Dış Teşvik Eylem Planı” verilebilir. Bu plan, ihracat potansiyelinin analizini yaparak İspanya’daki çok sayıda küçük ve orta ölçekli işletmenin faaliyetlerini uluslararasılaştırmasına katkıda bulunmuştur181. Birçok OECD ülkesinde, KOBİ’lerde yenilik ve geliştirmeyi destekleyen özel tedbirler geliştirilmiştir. Son yıllarda OECD ülkeleri Ar–Ge’ye yönelik özel yatırımları daha fazla teşvik etmek gayesi ile bu tür harcamaların vergilendirilmesi konusunda önemli değişiklikler yapmışlardır. Norveç’te 2002 yılında Ar–Ge harcamaları için % 20 vergi indirimi sağlayan yeni bir sistem uygulamaya konulmuştur. İngiltere’ de ise 2000 yılında Ar–Ge harcamalarını % 150’sini düşülmesine imkân veren bir vergi kanunu kabul edilmiştir. Avustralya’da ise firmalara Ar–Ge harcamalarının % 125‘ini düşme imkânı veren vergi teşvikleri yürürlüğe konulmuştur. Ar–Ge faaliyetlerini geliştirmeye yönelik olarak İspanya’ da bu tür yatırımlar için sağlanan vergi indirimleri % 10 arttırılmıştır. Ayrıca yenilikçiliğin yanı sıra Ar–Ge yatırımlarına ilaveten patent ve lisans şeklinde teknoloji satın almanın maliyetleri ile ilişkili sermaye yatırımlarına yönelik teşvikleri de kapsayacak şekilde vergi indirimi genişletilmiştir 182. 181 182 OECD, SME and Entrepreneurship Outlook 2005, Paris: OECD Publ., 2005, s NSF, “Chapter 4”, Science and Engineering Indicators, Arlignton: National Science Foundation, Division of Science Resources Statistics, 2004, s. 63. 110 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Tablo 12: Yenilikçi Kabiliyetlerin Temel Belirleyicileri Anahtar Belirleyiciler Katkıda Bulunan Faktörler Bilgiye Erişim - Ulusal bilim temeli (sanayi–üniversite işbirliğini aracılığa erişim ve bunun gücü) - Ar–Ge harcamaları - Özel sektör Ar–Ge faaliyeti - Bilgi ve iletişim teknolojilerine ulaşma ve kullanma (telefon, mobil telefon, internetin yaygınlığı) - Genellikle bilgi ve iletişim teknolojileri yoluyla bilginin uluslararası kaynaklarına bağlanma yeteneği Göstergeler - Bilimsel yayınlar - İşgücündeki araştırmacılar - Bilgi ve iletişim teknolojileri harcamalarının GSYİH içindeki payı - İnsani gelişme göstergeleri - Ar–Ge ile ilgili uluslararası işbirliği Ürün ve Hizmetlere Bilgiyi Aktarma Yeteneği - Beşeri sermaye - Eğitim istatistikleri - Özel sektör rekabeti - Patent faaliyetleri - Sermayeye ulaşma - Yenilik faaliyetleri - Risk sermayesi arzı - DYY (Doğrudan yabancı yatırım) - Uluslararası rekabet gücü sıralaması - KOBİ’lerin büyüme ve gelişmesi - İmalatın sektör bileşimi - Dış ticaretin bileşimi ve seviyesi Yeniliğe İstekli Olma - İstikrarlı ekonomik ve politik şartlar - Girişimcilik - Siyasi makro ekonomik çerçeve şartları (GSYİH artışı enflasyon, yolsuzlu ve kayıtdışı ekonomi) - Teşvik yapısı - Yeni kurulan şirketlerin sayısı - Üniversite ve özel sektör arasındaki işbirliği - Yenilikçi faaliyetlerin bilimin veya tekno–parkların sayısı ve performansı - Kümelenme ve uluslararası ağ faaliyetleri - Bölgesel kalkınma ve kümelenme faaliyetleri - Firma örgütlenmesinde değişim Kaynak: Glenda Napier, Sylvia Schwaag Serger ve Emily Wise Hansson, Strengthening Innovation and Technology Policies for SME Development in Turkey: Opportunities for Private Sector Involvement, Malmö: IKED Publ, 2004, s. 28. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 111 Özellikle KOBİ’lerin beşeri kaynaklarının vasıf ve yetkinliklerinin kapasitesini yükseltilmesi konusunda, başkalarından öğrenme ve iş başında öğrenme gibi KOBİ’lerin ayırıcı özelliğini taşıyan farklı yol ve yöntemlerden yararlandıkları bilinmektedir. Yaparak öğrenmeye dayanan bu yöntemlerin çoğu teşebbüslerin rekabetçi üstünlüğün temelini oluşturan, anlatılmaksızın gerçekleşen vasıf yetkinliklerin oluşmasını sağlamaktadır. ”Yetkinlik Zincir Modeli”183 ne göre KOBİ’lerin yetkinlik temelini geliştirmede uyguladıkları iki alan bulunmaktadır. Bunlardan ilki, kendi bünyelerindeki insan kaynakları arasında arzulanan yetkinlik türünü firmanın geliştirmesine yönelik tedbirleri ifade eden firma bünyesindeki geliştirmedir. İkincisi ise, yetkinliğin dışsal olarak temin edilmesidir. Bu yol teşebbüsün performansını arttırmak için temel kabul edilen ve içsel olarak yetersiz kaldığı durumda dışarıdan farklı dışsal yetkinlikleri temin etmesi veya bunlara ulaşmasıdır184. Genel olarak teşebbüslerin ve özel olarak da KOBİ’lerin yenilikçi faaliyetlere ve yetkinliklerin geliştirilmesine gittikçe daha fazla önem verir hale gelmesinde etkili olan başlıca faktörler şu şekilde sıralanabilir: 1. Bilgi ve iletişim başta olmak üzere, yeni teknolojilerin işyerlerinde yeni yetkinlikleri ve vasıfları olduğu kadar yeni örgütsel yapıları da gerekli kılması ve hayata geçirmesidir. Teşebbüslerin teknolojik ve örgütsel yeniliklerinin başarıya ulaşması, büyük ölçüde her seviyede görev yapan insan kaynaklarının çevrede ve piyasalarda ortaya çıkan değişiklikleri özümsemesini sağlayan yeteneğine, vasıf seviyesine ve entelektüel kapasitesine bağlı olmaktadır. 2. Piyasaların artan şekilde uluslararasılaşması ve bunun sonucu olarak KOBİ’lerin karşılaştığı rekabetçi baskılarla birlikte onları devamlı meşgul eden hukuki düzenlemeler, ilave yetkinliklerin arttırılması ihtiyacını ortaya çıkarmaktadır. Bunun sonucu olarak KOBİ’lerin vasıflı ve temel yetkinliklere sahip personeli işe almada ve işe alınanları elde tutma konusunda önemli zorluklarla karşılaşması uyarıcı bir role sahiptir. 183 184 Odd Nordhaug, Human Capital in Organisations: Competence Training and Learning, Oslo: Scandinavian University Press, 1993, s. 50. EC, “Competence Development in SMEs”, a.g.e., s. 13. . 112 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 3. Bazı ülkelerde, resmi eğitim sisteminin teşebbüslerin mevcut ihtiyaçlarını karşılayamaması sebebiyle KOBİ’lerin vasıflı personel talepleri karşılanmamakta ve yenilikçi kapasiteleri geliştirilmemektedir. Bu durum, personelin vasıf seviyesini ve temel yetkinliklerini geliştirmede KOBİ’lerin kendi faaliyetlerine güvenmeleri ve önem vermeleri gerektiği sonucunu doğurmaktadır. 4. Yetkinliklere bilgiye ve vasıflara dayanan işletmelerin rekabetçi üstünlükleri, rakipler için genellikle daha az görülebilir ve taklit edilmesi daha zordur. Bu ise, işletmelere sürdürülebilir ve dinamik bir üstünlük temeli sağlamaktadır185. Bir ülkenin kalkınması ve zenginleşmesinde yenilik kavramının rolü ile ilgili düşünceler İbn Haldun’a dayandırılabilir. Ülkelerin zenginleşmesinde yenilik kavramının önemini Adam Smith’den 400 yıl, Michael Porter ve Paul Romer’dan 600 yıl önce vurgulayan İbn Haldun halen günümüz için de değer taşıyan bu fikirleri ile adı geçen yazarlara ışık tutmuştur. İbn Haldun’a göre, uluslararası işbölümünün temeli beşeri kabiliyetlerdir. Ekonomik gelişmenin kaynağı ve itici gücü üretken ve yenilik yapma kabiliyetine sahip olan emektir. Adam Smith, “Milletlerin Zenginliği (1776) ” başlıklı eserinde, İbn Haldun’un fikirlerinden farksız şekilde ve merkantilist düşüncenin ülke zenginliğini altın ve gümüşe bağlayan görüşüne reddiye olarak bir ülkenin zenginliğini o ülkedeki emeğin üretkenlik derecesi ve bu üretken emeğin sayısı ile açıklamıştır. Michael Porter ise, “Milletlerin Rekabetçi Üstünlüğü” başlıklı eserinde bir ülkenin zenginliğini rekabetçi üstünlüğe bağlamış, rekabetçi üstünlüğü ise o ülkedeki insanların yenilik yapma ve üretim teçhizatının kapasitesini yükseltme kabiliyeti ile açıklamıştır. Porter’a göre, bir ulusun nasıl rekabetçi olabileceği sorusu yerine, bir ülkenin nasıl, belli bir sektör veya sanayi dalında başarılı uluslararası rekabetçilerin üssü haline geldiğini sormak daha önemli olduğu gibi, rekabetçi üstünlüğü ulusal düzeyde düşünmek de yanlıştır. Bir ülkenin hangi sektörlerde dünya standartlarına göre rekabetçi üstünlüğe ve üretkenliğe sahip olduğu cevaplandırılmalıdır. Unutulmaması gereken en önemli hususlardan biri de, rekabetçi üstünlü- 185 A. e., s. 14. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 113 ğün; uygun makro ekonomik politikalara, yeterli altyapı imkânlarına, elverişli vergi ve diğer yasal düzenlemelere ve teşvik edici faiz ve döviz kuru politikalarının varlığına bağlanamayacağıdır. Her ülkenin beşeri, iktisadi, teknolojik ve doğal kaynakları sınırlı olduğundan hiçbir ülkenin her sektörde veya her piyasada rekabetçi üstünlüğe sahip olması da beklenemez186. Porter’a göre, ülkeler devalüasyondan ve ücret oranlarına bağlı kalmaktan kaçınarak makroekonomik politikaların ötesine geçmeli ve rekabetçi üstünlüğün gerçek kaynakları üzerinde yoğunlaşmalıdır. Uzmanlaşmış beşeri sermaye kaynaklarına artan şekilde yatırım yapılması, çalışanların vasıf eğitiminin teşvik edilmesi, sanayi ile eğitim kurumları arasında bağlantılar kurulması, çıraklık ve kalfalık eğitimi yoluyla eğitimin uygulamalı yapılmasına önem verilmesi, araştırma ve geliştirmenin teşvik edilmesi ve üniversitelerde uzmanlaşmanın desteklenmesi yapılması gerekenler arasında yer almaktadır. İşletmeler ve iş örgütleri ise, uzmanlık ve vasıf gerektiren personelin arttırılmasına, bilgi ve iletişim teknolojilerinin geliştirilmesine katkıda bulunmalı ve iş dünyası ile eğitim kurumları arasında köprü kurulmasına destek vermelidir187. Paul Romer, Michael Porter’ın düşüncelerini geliştirerek bir ülkedeki gerçek servetin yeniliklerden geldiğini ileri sürmüştür. O’na göre, ekonomik büyümeyi sürükleyen en önemli unsur yeni fikirlerdir. Bu fikirlerin hayata geçirilmesini ise, hükümetlerin takip edecekleri en önemli politikaların vergi ve harcamalardan çok yeniliklerin hızını arttırması ve bu konuda gerekli destek ve teşviklerin sağlanması şeklinde açıklamaktadır188. Bu noktada yenilik kavramı ile ilgili esas vurgu, ülkelerin doğal kaynakları ve kurulu tesislerinden daha da önemli olarak üretken emek ve yenilik yapma kapasitesi olması gerektiğidir. 186 187 188 Mustafa Özel, “Kapitalizm ve Rekabet”, (Der.) Mustafa Özel, Küresel Rekabet, İstanbul: İz Yay., 1994, s. 9–10 Özlem Öz, The Competitive Advantage of Nations: The Case of Turkey, Aldershot: Ashgate Publ., 1999, s. 171. Mustafa Özel, “Küreselci Dünyanın Ulusalcı Türkiye’si”, Anlayış Dergisi, Sayı: 44, Ocak 2007, s. 20–21 114 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Yenilik ve üretim teçhizatının kapasitesini yükseltmenin ülkenin ekonomik kalkınması ve zenginleşmesindeki rolü geniş açıdan görüş birliği ile vurgulanırken, firmaların uluslararasılaşması, ekonomik küreselleşme sürecine katılması ve sürdürülebilir rekabetçi üstünlüğünü arttırmasında yenilik yapma gücü ve üretim teçhizatının kapasitesini arttırma kabiliyeti hayati rol oynamaktadır. Avrupa’da ekonomik gelişmenin her bir safhasında, öncekilerle hiçbir bağı bulunmayan ayrı girişimciler sınıfının rol aldığını ve başarılı olduğunu ifade eden Henri Pirenne’ye göre bir devrin girişimci sınıfı önceki devrin girişimci sınıfından doğmamakta; aksine önceki dönemde faal olan girişimciler yeni gelişen şartlara ve ihtiyaçlara uyum sağlayamadıklarından mücadeleden çekilerek bir aristokrat sınıf haline gelmektedirler. Onların yerini yeni, gelişen şartları ve ihtiyaçları kavrayan ve buna göre üretim yapabilen cüretkâr girişimciler almaya başlamaktadır. Böylece, her gelişme döneminin başında yeni bir girişimci sınıf ortaya çıkmakta ve ekonomik gelişmeyi sürükleyen lokomotif güç olarak görev yapmakla birlikte gelişen şartlara ayak uydurma ve yenilik yapma gücünü kaybettiklerinde ise tutucu ve aristokrat hale dönüşmektedir189. Bu konuda Fransız tarihçi Fernand Braudel, Batı kapitalizminin sadece imtiyazlı bir azınlığa hizmet etmiş olmasının büyük bir muamma olduğunu şöyle ifade etmektedir. “Esas sorun, geçmişte toplumun “sermayedarlar” diye nitelemekte tereddüt etmeyeceğim şu kesimin, nasıl olup da diğer kesimler ile ilişkilerini kesmiş olarak adeta bir cam fanus içinde yaşamak zorunda kalmış olduğu; nasıl olup da genişleyemediği ve toplumun bütününü fethedemediğidir? Bu dönemde piyasa ekonomisinde, kayda değer bir sermaye birikimi artışı, nasıl olup da sadece bazı sektörlerde mümkün olmuşken, ekonominin bütününde mümkün olamamıştır?” De Soto’ya göre bu fanus, kapitalizme, kapıları sadece imtiyazlı bir azınlığa açık olan özel bir kulüp niteliği kazandırmakta ve fanusun dışında kalan milyarlarca insanı öfkelendirmektedir190. Bu ifadeler, tarihi 189 190 Mustafa Özel, “Din, Ticaret ve Çok Ortaklı Şirketler”, Anlayış Dergisi, Sayı: 43, Ocak 2007, s. 18. Hernando De Soto (2005), Sermayenin Sırrı, (Çev.) Murat Aygen, İstanbul: Liman Yay., s. 45–46. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 115 olarak kapitalist gelişmenin, ülkelerin tüm kesimlerini ve kaynaklarını ekonomik faaliyete katmada ve dinamik bir gelişmenin sağlanmasında hastalıklı bir özü barındırdığını vurgulamayı mümkün kılmaktadır. Girişimciliğin batıdaki gelişiminde, bireycilik ve onun somutlaşmış hali olan burjuva rolünü öncelikle hatırlamakla birlikte, kolektif ve yaygın girişimci sınıfın sanayi, ticaret, finans ve hizmet sektörlerinde en önemli gelişme potansiyeline sahip olduklarını gözden uzak tutmak mümkün değildir. Almanya’da 19.yüzyılın ortalarında Deutschebank ve Commerzbank gibi yatırım bankalarının küçük sanayi şirketlerine ortak olarak ve bu işletmelere uzun vadeli ve düşük faizli krediler sağlayarak kendine özgü bir modeli hayata geçirdikleri ve başarılı olduklarını hatırlamak, büyük ölçeğin ve ulus– ötesi dev şirketlerin adeta bir mit haline getirildiği günümüzde son derece önemlidir191. Bağımsız büyük firma temelli sistemin derinlerde yatan katılığı; ekonomik, sosyal, teknolojik ve siyasi şartlarda meydana gelen hızlı değişikliklere uyum sağlama yeteneğinden mahrum olduğu konusunda emareler 1970’lerin ikinci yarısında ortaya çıkmaya başlamış ve bu husus birçok yazar tarafından dile getirilmiştir192. Bu gelişmelerin devamında, ürün farklılaştırmasının ve yenilikçiliğin rekabetçi üstünlüğün en önemli kaynağı haline geldiği, kütlevi üretimden esnek üretime kayışın üstün yönlerinin vurgulandığı, bağımsız firma temelli anlayışın yerini bölgesel olarak ağlarla birbirine bağlı üretim modelinin üstün konuma geldiği ve yerleşik eski teşebbüslerin yerini yeni ve dinamik teşebbüslerin aldığı bir süreç yaşanmaktadır. Bu çerçevede, küresel işbölümüne sahip yerel ve bölgesel küçük ve orta ölçekli sanayi ve ticaret işletmelerinden oluşan yerel 191 192 Özel, “Din, Ticaret ve Çok Ortaklı Şirketler”, a.g.e., s. 21. M. Piore ve Sabel C., The Second Industrial Divide: Possibilities for Prosperity, New York: Basic Books, 1984. & A. L. Saxenian, Regional Advantage: Culture and Competition in Silicon Valley and Route 128, Cambridge, Mass.: Harvard University Press, 1994. & Nitin Nohria, “Is a Network Perspective a Useful Way of Studying Organizations?” (der.) Nitin Nohria ve Robert G. Eccles, Networks and Organizations: Structure, Form, and Action, Boston: Harvard Business School Press, 1992, s. 1–22. & M. Castells, The Rise of the Network Society, Oxford: Black well Publ., 2000. 116 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER ve bölgesel işletme kümelenmeleri, birbirinden oldukça farklı çok sayıda faaliyetin küresel olarak bir zincirde bütünleştirilmesini ifade eden küresel değer zincirlerinin ortaya çıkması, büyük ölçekli işletmelere karşı küçük ve orta ölçekli işletme anlayışını koymak yerine, büyük ölçekli işletmeler ile KOBİ’lerin iyi bir terkibinin nasıl mümkün olabileceğini net olarak göstermektedir. Buna paralel olarak küreselleşme, ülkelerin mukayeseli üstünlüğünü geleneksel üretim girdileri olan emek, sermaye ve doğal kaynaklardan bilgiye ve yeni teknolojilere kaydırmıştır. Bu süreçte hükümetler, bilginin yaratılması ve ticarileştirilmesiyle yakından ilgilenmektedirler. Tablo 13: Türkiye’nin Uluslararası Mukayesesi (Seçilmiş Yenilik, Bilim ve Teknoloji Göstergeleri) GSYİH’nın Oranı Olarak Ar–Ge İle İlgili Harcama (%) 10.000 Kişi Başına Düşen İnternet Kullanıcısı (2003) 100 Kişi Başına Düşen PC Sayısı (2003) ABD 5514 65, 9 54, 3 154, 5 8, 6 (1999) 2, 82 Japonya 4489 38, 2 68, 0 166, 7 9, 7 3, 09 Finlandiya 5089 44, 2 90, 1 310, 9 15, 1 3, 40 Fransa 3656 34, 7 69, 6 147, 2 7, 1 2, 20 Ülkeler 100 Kişi Başına Düşen Mobil Tel Aboneliği (2003) 1 Milyon İstihdam Kişi Başına Edilen 1.000 Patent Kişi Başına Müracaatı Araştırmacı (2002) Sayısı Almanya 4727 43, 1 78, 5 301 6, 7 2, 49 Polonya 2325 10, 6 45, 1 2, 7 3, 7 0, 67 İsveç 5731 62, 1 88, 9 311, 5 9, 6 (1999) 4, 27 1 1, 1 0, 64 (2000) 806 4, 5 İngiltere 4231 40, 6 84, 1 128, 7 5, 5 (1998) 1, 9 AB 15 3847 37, 1 86, 4 158, 5 5, 8 1, 93 Türkiye 40, 8 Kaynak: Glenda Napier, Sylvia Schwaag Serger, Emily Wise Hansson, Strengthening Innovation and Technology Policies for SME Development in Turkey, IKED Publ., 2004, s. 53. Tablo’dan da görülebileceği gibi, seçilmiş diğer ülkeler ile mukayese edildiğinde Türkiye, bu göstergelerin çoğunda en alt sıradakiler arasında yer almaktadır (Tablo 13). Türkiye, belirgin şekilde internet KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 117 kullanıcılarında kişi başına düşen bilgisayar bakımından, patent müracaatları bakımından ve işgücünün yüzdesi olarak araştırmacı bakımından belirgin şekilde düşük rakamlara sahiptir. Bu göstergelerde bütün AB üyesi ülkeler, AB’nin yeni üye ülkeleri ve aday ülkeler dahil durumdadır. Ar–Ge’ye yönelik yatırım söz konusu olduğunda 2000 yılında % 0.6 civarındaki rakamla Türkiye, GSYİH’nın yüzdesi olarak Ar–Ge’ye yönelik gayri safi harcama bakımından çoğu AB üyesi ve diğer aday ülkelerden daha düşük rakamlara sahiptir. Sadece Litvanya, Romanya ve Güney Kıbrıs GSYİH’nın yüzdesi olarak Ar–Ge’ ye yapılan harcamalarda Türkiye’den daha düşük rakamlara sahiptir. Diğer OECD ülkeleri ile karşılaştırıldığında sadece Meksika’nın Ar–Ge harcamaları daha düşüktür. Dünyada her ülke, küçük ve büyük ölçekli firmaların bir terkibinden/bileşiminden oluşan endüstriyel yapılara sahip olabilir ve aynı seviyede rekabetçi özellik taşıyabilirse de, verimliliği arttırmada, ekonomik büyümeyi hızlandırmada ve daha fazla sayıda istihdam yaratmada benzer potansiyele sahip olabilir. Uygulamada gelişmiş ülkelerde firmaların ölçek dağılımı mukayese edildiğinde bu açıkça görülmektedir. İtalya’da büyük ölçekli teşebbüsler imalat işgücünün sadece % 17, 8’ini istihdam etmekte ve katma değerin % 27, 4’üne katkıda bulunmakta iken Almanya’da bu oranlar sırasıyla % 39 ve % 54, 5’tir. İngiltere’de ise bu oranlar % 44, 9 ve % 40, 8’dir. Bazı yeni sanayileşen Asya ülkelerinde (Çin ve Güney Kore gibi) imalat malları ihracatında büyük ölçekli teşebbüslerin payı % 40–60 civarındadır. Diğer bazı ülkelerde (Singapur, Malezya ve Tayland gibi) ise bu oran, % 10–16 seviyesindedir. Tüm bu ülkeler, yüksek büyüme hızını gerçekleştirmeleri bakımından dünya üzerindeki en iyi örneklerdir193. Asya ve Pasifik bölgesinde KOBİ’ler sahip oldukları teknolojiler ve işletme büyüklükleri açısından çok geniş bir yelpaze görünümündedirler. Bu işletmeler geniş üç dizi faaliyeti yerine getirmektedirler. En üst grupta yer alanlar büyük teşebbüslerle alt işveren olarak yakından bağlantılı ve çeşitli imalat ve tüketim maddeleri üreten KOBİ 193 Tilman Altenburg ve Ute Eckhardt, Productivity Enhancement and Equitable Development: Challenges for SME Development, Viena: UNIDO Publ., 2006, s. 4. 118 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER sektörüdür. Bu tür teşebbüsler genellikle ileri teknoloji kullanmakta, şehir ve liman çevresinde yerleşmişler ve gelişmiş alt yapı hizmetlerinden yararlanmaktadırlar. Ayrıca şehirleşme ve yerelleşme modern KOBİ sektörünün gelişmesini hızlandırmaktadır. İkinci grupta yer alan KOBİ’ler ise genellikle kırsal alanlarda bulunan zanaatkâr esnaf ve diğer küçük aile işletmelerinden oluşan geleneksel KOBİ sektörüdür. Bu tür KOBİ’ler gelişmemiş uygulamaları kullanan işletmeler bölümünde yer alırlar ve hammadde tedariği ve nihai ürünlerin satışı için yerel piyasalara dayanırlar. Üçüncü olarak ekonominin tarımsal yapısı ve parçalanmış piyasalar, düşük teknoloji ve zayıf altyapı emek yoğun imalat üretimini teşvik etmektedir. Bu iki KOBİ grubu arasında tarıma dayalı sanayiler tarımsal hammaddeleri temel üretim girdisi olarak kullanan yarı kırsal kesim ağırlıklı olanlarıdır. Bu işletmeler ürünlerini satmak için çok uzak piyasalara bağımlıdırlar. Bu tip KOBİ’ler kasaba civarında kümelenerek ve toplama merkezleri oluşturarak gelişen ülkelerin acil ihtiyaçlarının karşılamada büyük bir potansiyele sahiptirler194. KOBİ’ler tüm işletmelerin % 95 ile % 99’luk bir kısmını oluşturmakta ve dünya ekonomisinde ağırlıklı bir sektörü temsil etmektedir. Yenilikte, girişimcilikte ve risk almada özel bir örneği oluşturan bu gruptaki firmalar, yükselen ve gelişen ülkelerde olduğu kadar ileri sanayileşmiş ülkelerde de esneklik ve dinamizmin temel kaynağı olarak kabul görmektedirler. KOBİ’lerin geliştirilmesine yönelik destek ve programların uygulandığı OECD ülkelerinde, yeni istihdam fırsatlarının yaratılmasına KOBİ’ler önemli katkıda bulundukları gibi yenilik verimlilik ve ekonomik büyüme için de önemli bir aktör konumundadırlar. KOBİ’lerin güçlenmesi ve küresel ekonomik faaliyetlere katılması her ülkenin ekonomik kalkınması ve esenliği için hayati öneme sahip bir konu olarak kabul edilmesine rağmen, KOBİ’lerin ülke ekonomisi için yerine getirmesi beklenen bu fonksiyonu firmala- 194 Bhavani P. Dhungana, “Strengthening the Competiveness of Small and Medium Enterprises in the Globalization Process: Prospects and Challenges”, Investment Promotion and Enterprise Development Bulletin for Asia and the Pasific, No: 1, New York: ESCAP, United Nations Publication, 2003, s. 12. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 119 rın tek tek gerçekleştirmesi mümkün değildir. Küreselleşmenin itici üçleri, uluslararası ticaretin serbestleşmesi, finansal akımların hızlanması, mal, sermaye, emek ve diğer kaynakların hareketliliğinin artması nedeniyle ulusal sınırları aşmakta ve ulusal hâkimiyeti zayıflatmaktadır. Büyük ölçekli firmaların yanı sıra küçük ve orta ölçekli işletmeler de günümüzde daha yoğun ve küresel bir rekabet ortamını paylaşmak zorunda kalmaktadır. Dolayısıyla uluslararası piyasalarda rekabetçi üstünlüğe sahip olmadıkça faaliyet gösterdikleri alandan bağımsız olarak KOBİ’lerin varlığını sürdürmesi gittikçe zorlaşmaktadır. Yurtiçi piyasalar, geniş, rekabetçi ve bütünüyle küresel bir piyasanın tamamlayıcı parçaları haline gelmektedir. Bu yüzden uluslararası seviyede rekabet etmek, sadece bir tercih değil aslında ekonomik bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Bu eğilim, bütün ekonomiler için sadece olağanüstü rekabetçi bir ortam yaratmakla kalmayıp aynı zamanda KOBİ’lerin yaşamakta olduğu uluslararasılaşma ve küresel ekonomiye katılma sürecinin de kaçınılmazlığını ortaya koymaktadır195. KOBİ’lerin verimlilik artışına ve kalkınmaya katkısına daha yakından bakıldığında, farklı başlangıç özelliklerine sahip, kalkınma sürecinde benzer olmayan ekonomik rolleri yerine getiren ve verimlilik ve istihdam artışına oldukça farklı düzeylerde katkıda bulunan bu işletmelerin tipleri arasında ayırım yapmak gerektiği anlaşılmaktadır. Bu noktada, KOBİ’lerin kayıtlı veya kayıtdışı faaliyetlerde yoğunlaşıp yoğunlaşmadıkları, yenilikçi veya geleneksel piyasalarda alışılmış faaliyetlerle sınırlandırılmış olup olmadıkları, gelecek vaat eden yeni iş fikirlerinden yararlanmak için veya zor ekonomik şartlarda asgari ilave gelir sağlamak için kurulmuş olup olmadıkları, büyük ölçekli kütlevi üretim ile rekabet etmeleri veya niş piyasalarda uzmanlaşıp uzmanlaşmadıkları büyük önem taşımaktadır. Verimlilik artışına katkısı bakımından KOBİ’lerin önemli rol oynadığı bilinmektedir. KOBİ’lerin endüstriyel yapının rekabet gücünü arttırmada iki önemli role sahip olduğu söylenebilir. Bu rollerden bi- 195 Gilbert Cruz–Cerreon, Transitions Towards an Enterprenuial Economy: A Case Study Based Investigation of the SME Internationalization Prosess, 2007, s. 2. 120 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER rincisi, bazı KOBİ’lerin mevcut piyasaların yeniden yapılanmasında ve yeni piyasaların ortaya çıkarılmasındaki rolleriyle verimliliğe ve GSYİH artışına katkıda bulunmalarıdır. Bu kuruluşlar yenilik yaratmaya ve yaymaya olduğu kadar; yeni piyasalar geliştirmeye yardım etmek ekonomik gelişmeyi yurt sathına yayma suretiyle değişimin öncüleri olarak görev yaparlar. Değişen piyasa şartları, endüstriyel yapıların devamlı uyarlanmasını gerektirir. Yeni ve yenilikçi şirketler, yeni ürünleri ve süreçleri hayata geçirirler. Buna karşılık, değişen şartlar karşısında bazı yerleşik şirketler rekabet edemez duruma düşer ve piyasadan çekilmek zorunda kalırlar. Bu süreç, değişime daha iyi uyum sağlayan ve geleceğe yatırım yaparak geleceği planlayan yenilikçi firmaların, eskilerin yerini almasını mümkün kılar. Bazı büyük şirketler, faaliyetlerini dağıtmaya ve yeni küçük şirketleri faaliyete geçirerek değişime ayak uydurabilirler. Bazı büyük şirketler ise bunda başarısız olabilir. Diğer bazı şirketler ise, büyük şirketler bünyesinde büyüme yolunu tercih edebilir. Bu piyasaya giriş veya piyasadan çıkış süreci ile büyüme ve küçülme süreci, sağlıklı ve devamlı bir dalgalanma yaratır ve çevrimsel etkileşime dönüşür. Bu süreç aynı zamanda kaynakların daha verimli kullanılmasına yönelik arayışın da bir ifadesi olarak kabul edilebilir. İkinci rol ise, bir taraftan büyük şirketler büyük ölçeğin avantajından yararlanırken, diğer taftan büyük firmalar için tamamlayıcı özelliğe sahip olan bazı KOBİ’lerin, esnekliğin ve hızlı karar almanın avantajlarından yararlanmasıdır. Buna imkân bulan KOBİ’lerin tüketicilerle daha yakın ilişki kurmak ve hızlı karar alma yeteneği sebebiyle işlem maliyetlerini düşürmesi mümkün hale gelmektedir. Dolayısıyla, bir ülkenin rekabet gücünün, küçük ve büyük ölçekli firmaların bir bileşimini gerekli kılan bir konu olmasının yanı sıra; ölçek ekonomilerini esneklikle ve uzmanlaşmanın avantajlarıyla birleştiren uygun bir işbölümünü gerçekleştirme sorunu olduğunu da söylemek mümkündür196. Bu sebepledir ki her KOBİ’nin bu fonksiyonları benimseyip yerine getirdiğini ve verimlilik artışına katkıda bulunduğunu söylemek 196 Altenburg ve Eckhardt, a.g.e., s. 5. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 121 mümkün olmamaktadır. KOBİ’ler ve uzmanlaşmanın belirli kalıplarını benimseyen işletmeler, verimlilik artışına oldukça önemli katkıda bulunurken, diğerlerinin yenilikçi olmadıkları görülmektedir. Bu tür işletmelerin esas olarak durgun piyasalardaki tüketici talepleri ile kendilerini sınırlandırmaları, onların yenilikçilik ve dinamizmden uzak kalmalarına yol açmaktadır. Ürün ve hizmetlerde, üretim süreçlerinde, tasarımda, pazarlama ve dağıtım kanallarında, kalitede, yönetim ve örgütlenme tarzlarında, mevcut işletmeleri taklit etmeleri, bu işletmelerin en belirgin özellikleri olarak ortaya çıkmaktadır. Bu durum, KOBİ’lerin önemli bir kısmının piyasaya girişte zayıf engellerle karşılaştığı ve dolayısıyla rekabetin yoğun yaşandığı, aşırı arz ve düşük getirilerin hâkim olduğu sınırlı faaliyetler üzerinde yoğunlaşan düşük gelirli ülkeler için geçerlidir. Bu özellikler küçük ölçekli üretim için büyük ölçüde uygun olmayan kütlevi ürünler ve hizmetlerin standardize edilmesini sağlar. Bu tür KOBİ’lerin yenilikçilikte geri kalması kaçınılmaz ve yeni pazarlar yaratması imkânsız olduğu gibi, ekonomide yapısal değişimi hızlandırması da beklenemez. Aynı zamanda bu tür KOBİ’ler, büyük ölçekli üretim için tamamlayıcı olan ve sinerji yaratan özel yetkinliklerini ve yeteneklerini geliştirme konusunda zayıftırlar197. Küreselleşme ile ilgili politik tartışmalar büyük ölçüde, yüksek işsizlik pahasına yüksek ücretlerin sürdürülmesi tercihine karşı, daha düşük ücret oranlarının kabul edilmesi karşılığında yüksek istihdam seviyelerinin tercih edilmesi arasındaki bir takasla sonuçlanmıştır. Küreselleşme, yüksek ücret seviyeleri ile uyumlu olmayan geleneksel orta teknolojili sanayilerde, ülkelerin mukayeseli üstünlüğünü zayıflatmıştır. Dolayısıyla, teknolojik yenilikler gerçekleştirilmeden, işletmelerin yenilikçi kapasiteleri arttırılmadan ve rekabetçi üstünlüğün temel kaynağı haline gelen bilgiye dayalı ekonomik faaliyetlere uygun olarak beşeri sermayenin temel yetkinlikleri geliştirilmeden yüksek ücretler ile birlikte yüksek istihdam seviyelerinin sürdürülmesi mümkün değildir. Rekabetçi üstünlük sağlayan adımların atılması durumunda, yeni istihdam fırsatları yaratmak adına yüksek ücretle197 A.e., s. 6. 122 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER ri kurban etmek gerekmediği gibi, ücret düzeylerini ve sosyal güvenlik ağını korumak için daha düşük istihdam seviyesine razı olmak da gerekli değildir. Bilgiye dayalı ekonomik faaliyetlerin kazandırdığı rekabetçi üstünlüğün sunduğu bu alternatif, ekonomik faaliyetlerin, OECD’nin yüksek maliyetli ülkelerinin mukayeseli üstünlüğü kaybettiği geleneksel sanayilerden mukayeseli üstünlüğün yüksek ücretler ve yüksek istihdam seviyeleri ile mümkün ve uyumlu hale getirilebildiği bilgiye dayalı sektörlere (bilgiye dayalı ekonomik faaliyete) kaydırılmasını ifade etmektedir. Yüksek ücret seviyeleri ile uyumlu olan mukayeseli üstünlüğün ortaya çıkışı, işletmelerin yenilikçi faaliyetlerine dayanmaktadır. Buna örnek olarak, ortalama gelir ülkenin diğer bölgelerinden % 50 daha yüksek olmasına rağmen istihdamın 1992– 1996 arasında % 15 artış gösterdiği Silikon Vadisi verilebilir. 1997 yılında Silikon Vadisi’nde ücretler yaklaşık ulusal ortalamadan 2 kat fazla artmasına rağmen, 53 binden fazla istihdam yaratılmıştır. Bilgiye dayalı ekonomik faaliyetlerin önem kazandığı sanayilerde, yenilikçi ürünlerin küresel talepleri yüksektir ve halen hızla artmaktadır. Günümüzde, yüksek ücretli ülkelerin mukayeseli üstünlüğünden yenilikçi faaliyetlerin artan önemine doğru bir kayma yaşanmaktadır. Mesela ABD’nin iletişim sektörü 1991’de % 5’ten 1998 yılında yaklaşık % 20’ye çıkarak yıllık büyüme oranında büyük artış yasamıştır. Bunun aksine ekonominin diğer alanları, bu dönem boyunca yaklaşık % 3 seviyesinde düşük bir artış yaşamıştır. Bu dönemde ABD’deki yenilikçi faaliyetlere yönelik çabalarda büyük bir sıçrama yaşanmıştır. Bu durum, 1985’te Amerikan yatırımcıları tarafından yapılan patent müracaatlardaki patlama ile kendini göstermiştir. Yükselen bu eğilimin sonucu olarak 1995 yılında 120.000 patent müracaatı yapılmıştır. Hatta vasıfsız isçilere yönelik talep bütün OECD ülkelerinde önemli ölçüde azalmasına rağmen ABD’de vasıflı emek talebi patlamıştır. Mukayeseli üstünlüğün daha fazla bilgiye dayalı ekonomik faaliyetlere kayması dikkate alındığında, KOBİ’lerin bu şartlarda varlık gösteremeyeceği ve silineceği yolunda tahminler ileri sürülmüştür. Oysa ülke ekonomilerinde KOBİ’ler tarafından gerçekleştirilen ekonomik faaliyetlerin payı, çoğu OECD ülkesinde yükselmiştir. Bazı KOBİ’ler, diğer büyük şirketler gibi, küreselleşmeye kurban olurken diKÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 123 ğerleri varlığını sürdürmek için yeni stratejileri benimsemişler ve hatta küreselleşen ekonomide rekabet güçlerini arttırmışlardır. Bu yönde başarı sağlayan KOBİ’lerin, uluslararasılaşmaya daha fazla önem veren, verimliliği yükseltmeye çalışan ve daha fazla bilgiye dayalı faaliyetleri benimseyenler olduğu ve yenilikçi stratejileri uyguladıkları bilinmektedir198. Ülkelerin kalkınma sürecinde teknoloji transferi ve bilgi büyük ölçüde, üretim ve pazarlamada küresel değer zincirleri içinde ve küresel piyasalarda kontrol edilmekte ve paylaşılmaktadır. Değer zincirleri içinde bilgi transferi iki yönde gelişmektedir. Bir taraftan ulus–ötesi şirketler ve yerel tedarikçiler arasındaki dikey bilgi akışı diğer taraftan ülkelerdeki destekleyici sanayinin işbirliği grupları arasındaki yatay bilgi akışı şeklinde gerçekleşmektedir. Bu iki yöndeki bilgi akışları çerçevesinde hükümet bünyesindeki sanayi teşvik ve koordinasyon birimleri, sanayileşmenin derinleşmesini teşvik etmek ve sürdürülebilirliğini sağlamak için bilgiyi kontrol eden ve paylaşan gruplardan tüm topluma yaymayı amaçlamaktadır199. Bilginin topluma yayılmasında güdülen amaçlardan biri toplumun geliştirilmesi olduğu kadar bilgi teknolojileri ve ürünlerine yönelik talebin oluşturulması ve devamlılığının sağlanmasıdır. Bilgiye dayalı sanayilerde yenilikçi ürünlerin küresel talebi canlıdır ve bu eğilim devam etmektedir. Bilginin ticarileştirilmesi ve üretime katkıda bulunabilen vasıflı emek (altın yakalı) talebi, arzına göre daha hızlı artmaktadır. Vasıflı emeğin bilgi üretim sürecine yoğun olarak katıldığı alanlar dünyada halen sınırlıdır. Birçok gösterge, yüksek ücretli ülkelerin mukayeseli üstünlüğünün zayıflamasıyla yenilikçi faaliyetlerin artan önemine doğru bir kaymanın yaşandığını göstermektedir. Bunun en çarpıcı örneği gelişmiş ülkeler başta olmak üzere tüm dünyada iletişim sektörünün 1990’lardan itibaren hızlı bir büyüme trendine girmesi ve ekonomideki payının % 25’in üzerine çıkarması- 198 199 OECD, Enhancing the Competitiveness of SMEs Through Innovation, Paris: OECD Publ., 2000, s. 5–6. Dennis McNamara, “Building an Asia–Pacific Economic Community”, Learning Communities and Global SMEs Conference, 24 May 2005, Jeju–Korea, s. 2. 124 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER dır. Bunun aksine ekonominin diğer alanları, aynı dönemde daha düşük büyüme gerçekleştirmiştir. Gelişmiş ekonomilerdeki yenilik çabası bu dönemde büyük bir sıçrama göstermiştir. Bu gelişmelere paralel olarak vergi indirimleri finansal teşvikler ve diğer teşviklerle birlikte, büyük teşebbüslerin faaliyete geçirilmesini esas alan geleneksel ekonomik kalkınma yaklaşımları bilim adamları nezdinde gözden düşmüştür. Bunun yerine yeni işletmelerin kurulması ve mevcut işletmelerin gelişmesinin desteklenmesi büyük bir ilgi görmüştür. Bu yeni yaklaşımın iki temel özelliği bulunmaktadır. Birincisi, girişimcilerin ve küçük işletmecilerin desteklemesi ve geliştirilmesidir. İkincisi ise, altyapıyı genişletmek ve geliştirmek ile birlikte yüksek vasıflı ve eğitimli işgücünün istihdam edilmesidir. Her iki özellik de toplumda hayatın kalitesinin geliştirilmesini ve çekici iş ortamının kurulmasını amaçlar. Geleneksel yaklaşımın bir yansıması olan ve büyük firmaları teşvik etmeye yönelik ekonomik kalkınma stratejilerinin, büyük ölçüde başarısız olduğu veya çok yüksek maliyet karşılığında ancak başarının mümkün olduğu kabul edilmektedir. Öncelikle istihdam yaratma yeteneği ve girişimci–yenilikçi cesareti sebebiyle küçük işletmelere yönelik teşvik edici bir ortamın oluşturulmasıyla bir veya iki büyük girişimciye teşvik sağlamaktan daha fazla istihdam imkânı temin edilebileceği düşünülmektedir200. Küçük girişimciliğin bu özelliği, hükümetler tarafından büyük ilgi toplamış ve dünya çapında ciddi ölçüde destek almalarına neden olmuştur. Bu desteği ve ilgiyi göz ardı eden daha birçok akademisyen, daha fazla bilgiye dayalı ekonomik faaliyete yönelik mukayeseli üstünlükteki kaymayı dikkate alarak, KOBİ’lerin yok olacağını tahmin etmiş fakat gerçekte KOBİ’lerin gerçekleştirdiği ekonomik faaliyetin payı birçok OECD ülkesinde yükselmiştir. Bazı KOBİ’ler, diğer büyük şirketler gibi küreselleşmeye kurban olurken diğer KOBİ’ler varlığını sürdürmek için yeni stratejileri benimsemişler ve bu stratejileri sayesinde küreselleşen ekonomide rekabet güçlerini arttırmışlardır. 200 Kelly Edmiston, “The Role of Small and Large Businesses in Economic Development”, Federal Reserve Bank of Kansas City Economic Review, Second Quarter, 2007, s. 73. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 125 Bu noktada daha fazla verimli olmaya ve daha fazla bilgiye dayalı faaliyetlere geçmeye çalışan gelişmiş ülkelerdeki KOBİ’lerin bazı stratejileri gelişen ülkelerde faaliyet gösteren KOBİ’ler için yol gösterici özelliklere sahiptir. Gelişen ülkelerde KOBİ’lere yönelik artan ilginin sebebi bu ülkelerde KOBİ’lerin rekabet gücünün, yeniliğin, istihdam yaratmanın, verimlilik artışının ve ekonomik büyümenin aracı olarak görülmesidir. Bu ilginin artışında KOBİ’lerin ve girişimciliğin yeniliğin, dinamizmin ve esnekliğin temel kaynağı olarak tüm dünyada kabul görmesidir. Uluslararası seviyede KOBİ’lere yönelik ilginin artışında bir dönüm noktası OECD tarafından İtalya’nın Bologna kentinde düzenlenen Birinci Bakanlar Konferansı’dır. Bu konferans “OECD SME Outlook 2000” adında yayınlanmıştır. İkincisi 2002 yılında yayınlanmıştır. OECD ekonomileri için girişimciliğin hayati rolüne verilen önem göz önünde bulundurularak Üçüncü Bakanlar Konferansı, 3–5 Haziran 2004 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirilmiş ve “OECD SME and Entrepreneurship Outlook” adıyla yayınlanmıştır. 2005 yılında aynı adla dördüncü sayısı yayınlanmıştır. KOBİ’ler, tüm dünyada toplam işletme sayısının % 95’i ile % 99’u arasında büyük bir oranla işletme örgütlerinin en baskın şeklini oluşturmaktadır. 2003 yılında AB’de işletmelerin % 99.8’i KOBİ’lerden (<250) oluşmaktaydı. Küçük işletmeler (<50) ise, birçok ülkede imalat işletmelerinin en az % 95’ini oluşturuyordu. Küçük firmaların imalat işletmeleri arasında en yüksek paya sahip olduğu İtalya’da bu oran % 99 iken ABD, İrlanda ve Slovak Cumhuriyetinde % 80’le en düşük paya sahipti. OECD ülkelerindeki tüm imalat işletmelerinin % 1–% 4 arasındaki bir kısmı 100 ve daha fazla işçi çalıştıranlardan oluşmuştur. Bunun istisnası olarak 100 ve daha fazla işçi çalıştıran imalat işletmelerinin toplam içindeki payının yüksek olduğu ülkeler Slovak Cumhuriyeti, İrlanda ve ABD’dir (sırasıyla % 10, % 9, % 7)201. KOBİ’ler yenilikçi şirketler haline gelebilmek için faaliyetlerini gerçekleştirdikleri üç farklı yoldan birini benimserler. Bunlar: 201 OECD, SME and Entrepreneurship Outlook 2005, a.g.e., s. 16. 126 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER • Ürün–Piyasa Seviyesi: Yeni bir piyasaya geçiş yapmak veya yeni bir ürünün üretimine geçmek (geleneksel çiftçilikten organik gıda üreticiliğine geçmek), • Süreç Seviyesi: İş süreçlerinden biri veya daha fazlasını yeniden yapılandırmak (tarımsal ürünleri internet yoluyla satışını yapmak), • İş Modeli Seviyesi: İş modelini tümüyle değiştirmek (tarımsal ürünlerden doğa turizmine geçmek)202. KOBİ’lerin iktisadi faaliyet üzerindeki etkisi, doğrudan bilgi ve yenilik konularıyla ilişkilidir. Politika açısından bu ilişki bölgesel yenilik sisteminin temelidir. Sanayi bölgeleri ile ilgili birçok çalışma, ilgili faktörler olarak uzmanlaşmış küçük firmaların ağları dâhilinde iş bölümünü mümkün kılan dışsal ekonomilerin varlığı ve alansal olarak belirli sosyal ve kültürel unsurlara ve hepsinden önemlisi karşılıklı güvene dayanan sanayi atmosferinin varlığına işaret etmektedir. Bu çerçevede Kaliforniya Okulu olarak adlandırılan yaklaşım, dikey dağılma gibi ekonomik faktörler, düşük işlem maliyetleri ve uzmanlaşmış yerel emek piyasalarına vurgu yapmaktadır. Ayrıca sözleşmelerin bulunması, belirsizlik durumunda ekonomik aktörleri koordine eden kayıtdışı kural ve alışkanlıkların altını çizmektedir. Buna karşılık öğrenen ekonomiyi ele alan Nordik Okulu ise, makro ve mikro seviyede rekabet gücünün temeli olarak yenilik üzerinde yoğunlaşmaktadır. Yenilik, karşılıklı güven ve işbirliğine dayanan ve coğrafi yakınlık tarafından hızlandırılan, karmaşık ve karşılıklı etkileşim halinde öğrenmeye dayanır. Bu yaklaşım genel olarak, örgütsel ve kurumsal düzenlemelere ve ilişkilere göre işleyen ve bilginin üretilmesi, kullanımı ve yayılmasını sağlayan özel ve kamu çıkarlarının, resmi kurumların ve diğer örgütlerin karşılıklı etkileşimine işaret etmektedir. Bu yaklaşımın temel özellikleri, yeniliğin meydana getirilmesinde kurumsal, sosyal ve kültürel çerçevenin önemini olduğu kadar yeniliğin geliştiği sosyal ilişkilerin ve sosyal sermaye hakkında yerel öğrenme sistemle- 202 EFS & EQUEL, Management Practices on Innovation in European SMEs: Survey Report, 2007, s. 27. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 127 rinin önemini vurgulamaktır. Bu çerçevede coğrafi yakınlığın ve yoğunlaşmanın da hayati role sahip olduğuna işaret edilmektedir203. Ekonomik küreselleşme ortamında, temel ekonomik itici bir güç olarak yeniliğin önemi daha iyi anlaşılmaya başlanmıştır. Ülkeler yenilikçi güçlerini sürdürmek ve arttırmak için devamlı çaba sarf etme gereği duymaktadırlar. Küresel rekabeti sürdürmeye yönelik çabalar, teknoloji piyasalarının küreselleştiği günümüzde uluslararası bir özellik taşımaktadır. Yeni teknolojilerle piyasalara giriş ve kısa ürün, yenilik döngüsünün ortaya çıkışı, yenilikçi şirketler üzerinde büyük bir baskı meydana getirmektedir. Küreselleşme sebebiyle üretim yapılarının değişmesi ve bu yolla uluslararası rekabetin artması, çok sayıda şirketi standart faaliyetlerden standart dışı faaliyetlere ve piyasalara kaydırmıştır. Sermaye yoğun ve bilgi yoğun mal ve hizmetlerde artan uzmanlaşma yüksek emek maliyetine sahip ülkelerin temel özelliğidir. Yeni uluslararası işbölümü rekabet gücünü arttırmasına rağmen birçok ülke yenilik ve eğitimi, ekonomik büyümeyi teşvik etmenin ve istihdam kayıplarını azaltmanın önemli bir aracı olarak değerlendirmektedir. Aynı şekilde üretim sürecine yüksek vasıflı emeğin dâhil olması yeniliği teşvik etmektedir. Bu döngü artarak birbirini desteklemektedir204. Günümüzde bu döngünün öneminin benimsendiğinin göstergesi olarak hükümetler, yenilik açığını kapatmak amacıyla KOBİ’lerin teknolojik temelini geliştirmek ve yenilik kültürünü kuvvetlendirmek için kapsamlı programlar geliştirmişlerdir. Özellikle KOBİ’ler, yeniliğin finansmanı, yeni teknolojiler ve yönetim modellerinin benimsenmesi ve temin edilmesi kadar fikri mülkiyet haklarının korunması konusunda da birçok zorlukla karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu zorlukların aşılması çerçevesinde birçok OECD ülkesinde hükümetler, çok sayıda program ve projeyi uygulamaya yeni teknolojileri ve Ar–Ge faaliyetini teşvik etmek amacıyla devam etmekte- 203 204 Massimo Florio ve Emanuele Ozzimo, Innovation Strategies for SMEs and Clusters: The Challenges of a Globalised Europe, Milan: Universty of Milan, CSIL–Centre for Industrial Studies, Working Paper, No: 2006–16, s. 14. OECD, SME and Entrepreneurship Outlook 2005, a.g.e., s. 119–120. . 128 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER dirler. KOBİ’lerde yeniliği teşvik etmeye yönelik olarak uygulanan program ve projelerin başlıcaları, Japonya’da SBIR (1999), İspanya PROFIT (2000), Avustralya COMET (1999–2000), BAA (2001) ve BITS, Kanada IRAP ve TPC, Portekiz TDMPIS, Hollanda ve İsveç ICP, Finlandiya TEKES, Avusturya Kind&Knet, Norveç SMB, Almanya PROgram INNOvation’dır205 Bu program ve projeleri hayata geçiren OECD ülkelerin büyük bir çoğunluğu gelişmiş ülkelerden oluşmaktadır. Bu ülkelerdeki bu programların temel hedefi KOBİ’lerin Ar–Ge’ye yönelik faaliyetlerini arttırmaktır. OECD ülkelerinde toplam Ar–Ge’nin çok küçük bir kısmı KOBİ’lere ait olmasına rağmen göstergeler, yeni ürünleri piyasaya sürmede ve mevcut ürünleri tüketici ihtiyaçlarına uyarlamada KOBİ’lerin yenilik sistemine önemli ölçüde ve artan şekilde katkıda bulunduğuna işaret etmektedir. Büyük işletmelere göre küçük firmaların düşük seviyede kalan Ar–Ge harcamaları dikkate alındığında yeni ürün geliştirmede küçümsenemeyecek paya sahip oldukları görülmektedir206. 205 206 OECD, Small and Medium Enterprise Outlook 2002, Paris: OECD Publ., 2002, s. 21–22. Zoltan Acs ve David B. Audretsch, Innovation and Small Firms, M.A.: MIT Press, 1990, s. 168. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 129 Şekil 5: Yenilikçilik Sistemi Modeli Çerçeve Şartlar Finansal ortam, vergileme ve teşvikler, yenilik ve girişimcilik eğilimi ve mobilite TALEP Tüketiciler (Son talep) Üreticiler (Ara talep) Sanayi Sistemi Büyük Şirketler Olgun KOBİ’ler Aracılar Araştırma Enstitüleri, Brokerlar Eğitim ve Araştırma Siyasi Sistem Profesyonel Eğitim ve Öğretim Hükümet Yüksek Eğitim ve Araştırma Yönetişim Kamu Sektör Araştırma Yeni Teknolojik Temelli Şirketler RTD Politikalar Altyapı Bankacılık, Risk Sermayesi IPR ve Bilgi Yenilik ve İşletme Desteği Standartlar ve Normlar Kaynak: Glenda Napier, Sylvia Schwaag Serger, Emily Wise Hansson, Strengthening Innovation and Technology Policies for SME Development in Turkey, IKED Publ., 2004, s. 27. Firma ölçeği açısından Ar–Ge ile bağlantılı çok sayıda uygulamalı çalışma, büyük firmaların önemli ölçüde Ar–Ge faaliyeti yürüttüklerini göstermektedir. Buna rağmen çok güncel göstergeler Ar–Ge faaliyetinde KOBİ’lerin önemli rol oynadığını ortaya koymaktadır. Yenilikçi faaliyetlere yapılan yatırım, KOBİ’lerin yükselişinde önemli bir itici güç olarak kabul edilmektedir. Ulusal Bilim Vakfı (1999), KOBİ’ler tarafından gerçekleştirilen sanayi sektöründeki toplam Ar–Ge harcamalarının Amerika’da 1985–95 arasında 3 kat arttığını göstermektedir. Buna karşılık, büyük firmaların bu harcamalardaki artışı, sadece % 20 seviyesinde kalmıştır. Bu vakıf, aynı zamanda Ar–Ge harcamalarının satışlara oranının 1985’te % 3,4’ten 1995’te % 3.9’a yükseldiğini ve buna karşılık büyük firmalar için bu oranın % 3.5’ten % 3.1’e 130 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER gerilediğini tespit etmiştir207. Bu noktadan hareketle, KOBİ’lerin Ar–Ge faaliyetlerinin arttırılmasında hükümet politikaları ve teşvikleri en etkili araç olarak değerlendirilmelidir. Buna bağlı olarak teoride büyük bir firmanın istihdam ve kişisel gelirde önemli kazançlar sağlayarak yerel ekonomik büyümeyi harekete geçirdiği düşünülebilir. Firma tarafından yaratılan gelir ve istihdam fırsatlarından kaynaklanan doğrudan etkilerin, bu sonucu meydana getirdiği varsayılır. Gerçekte ise bu, büyük firmaların o alandaki diğer firmalar üzerindeki etkisidir. Büyük firmalara sağlanan teşviklerin ekonomi üzerindeki etkisi, ancak büyük firmaların küçük firmaları harekete geçirmesiyle başlar ve genişler. Diğer bir ifade ile hükümetlerin firmalara sağladığı teşviklerin ekonomi üzerindeki net etkisinin belirlenmesinde, dolaylı etkiler doğrudan etkilere göre daha büyük ağırlık taşımaktadır. Ekonomiye net olumlu etkinin yaratılmasında büyük firmalara teşvik sağlanması; hem bu net etkiyi geciktirebilir veya hiç gerçekleşmemesi tehlikesini ortaya çıkarabilir ve hem de bu yolun izlenmesinin maliyeti küçük firmalara teşvik verilmesinden daha yüksek olacaktır208. Bir bölgede yeni faaliyete geçen büyük firmaların meydana getirdiği etkilerin çoğu dolaylı etkiler veya taşma etkileridir. Pozitif taşma etkileri; tedarikçilerle bağlantıları artan tüketici harcamalarını, bir firmadan diğerine bilgi transferini ve paylaşılan ortak işçi havuzunu içermektedir. Negatif taşma etkileri ise aynı şekilde önemlidir. Negatif taşma etkileri ile ilgili örnekler; emek arzı ve diğer girdiler üzerindeki kısıtlamaları, ücretler ve kiralar üzerindeki yükselme baskısını, altyapı darboğazını ve eğer yerleşik firmaya mali teşvik sağlanıyorsa kamu gelirlerinde yeterli artışlar olmaksızın bütçe üzerindeki artan harcama baskılarını içermektedir. Büyük firmalardan kaynaklanan bu negatif etkilerin ortaya çıkması, küçük firmaları o bölgeden uzaklaştırabilir. Mevcut firmaların genişlemesi, istihdam hacminde genişletici role sahiptir. Genel olarak 1000 işçi çalıştıran bir firmanın mevcut 207 208 OECD, Enhancing the Competitiveness of SMEs…, a.g.e., s. 6. Edmiston, a.g.e., s. 75. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 131 üretim tesislerini genişletmesi durumunda, net istihdam etkisinin sonucunda, istihdamını 2000 işçiye yükseltmesi beklenir. Bu sonuç, içsel olarak istihdam fırsatı meydana getirme kavramını ön plana çıkarmakta ve firmanın büyümesinin potansiyel olarak yeni firmanın faaliyete geçmesine göre istihdam açısından daha iyi olduğu soncunu vermektedir209. Birçok durumda devletler veya yerel yönetim birimleri mevcut firmalar için daha teşvik edici bir iş ortamı yaratmak amacıyla aynı kaynakları yatırıma tahsis ettiklerinde daha büyük getiriler elde edebilirler. Dolayısıyla, büyük firmaların faaliyete geçmesi genellikle daha maliyetlidir. Bu yüksek maliyet, hem doğrudan harcamalar ve hem de ekonomik kalkınmanın diğer teşvikleri açısından fırsat kayıpları şeklinde ortaya çıkmaktadır. Ayrıca büyük firmaların faaliyete geçmesi, rekabetçi bir ekonomik kalkınma alanı meydana getirebileceği için maliyetlidir. Mesela, firmaları çekmek için yerel hükümetlerce vergi indirimlerini kullanma kararı, bu bölgelerin komşularının kararlarına bağımlıdır. Muhtemeldir ki bir ülkenin komşuları da bu yola giderse vergi indirimleri firma sayısını arttırmak için kullanabilir. Dolayısıyla komşuluk ilişkisinin bulunduğu bir bölgedeki ülkeler birbirlerini vergi indirimlerini kullanmaya zorlayabilirler. Bu tip bir rekabet ülkeler için çok maliyetli olabilir. Bir ülke, bir firmanın faaliyete geçmesiyle yollar, kanallar ve kamu hizmetleri gibi altyapı yatırım maliyetlerini üstlenmek zorunda kalacaktır. Bir ülke, sanayisini genişletmek ve geliştirmek için çeşitli teşvikler yerine yeni yatırımları çekmek için büyük şirketlere teşvik sağlama yolunu tercih ederse, iki farklı maliyeti göğüslemek zorunda kalacaktır. Bu maliyetlerin ilki, büyük şirketlerin yatırımlarını ülkesine çekmek uğruna kendi halkının refah seviyesini yükseltmek amacıyla kullanabileceği vergi gelirlerini sanayi altyapı yatırımlarına tahsis etmesidir. İkincisi ise, bölgedeki diğer ülkeler ile yatırımları çekme rekabetine girerek zaten altyapı yatırımları sebebiyle azalmış olan vergi gelirlerini, artan vergi teşvikleri yoluyla, daha da azaltmasıdır. Yatırımları çekme uğruna, bölgedeki diğer ülkelerle girişilen bu 209 A.e., s. 75–76. 132 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER yarış (race to the bottom), hükümetler için kısa vadede cazip olsa dahi, uzun vadede yükleyeceği maliyetler, hükümetlerin vergi gelirleri üzerinde artan bir baskı oluşturacaktır. Bu yolun tercih edilmesi yerine, üretimi, istihdamı, ihracatı ve dolayısıyla sosyal refahı arttırmak amacıyla ülkedeki mevcut sanayiye teşvik sağlanması, hem yeni altyapı yatırımları ve hem de vergi teşvikleri sebebiyle oluşan vergi gelirleri üzerindeki baskının uzun vadede azalmasını mümkün kılacaktır. Ayrıca, büyük firmaların bir ülkede yatırım yapmaya teşvik edilmesi ve bu yolun tek çare olarak görülmesi, ülkenin ekonomik kaynaklarının israfına yol açabilir ve yatırımlarda riayet edilmesi gereken rasyonel davranışı bozabilir. Bir ülke çok büyük emek arzı bolluğu, piyasa için ucuz ulaştırma maliyeti veya diğer doğal avantajlar sebebiyle yeni yerleşen bir firmaya düşük maliyetli üretim imkânları sunabilir. Buna karşılık diğer bir ülke kârlı finansal teşvikler sunarak rasyonel yatırım yaptığı yerden firmayı başka yere çekmek isterse, kaynaklarını gereksiz yere harcamış olacaktır. Tüm bu sebeplere dayanarak büyük firmaların vergi teşvikleri ve diğer teşviklerle faaliyete geçirilmesine alternatif olarak küçük işletme sektörünün desteklenmesi fikri önem kazanmıştır. Girişimcilik ve küçük işletme konusunda artan ilgi, ABD başta olmak üzere birçok gelişmiş ülkede yeni istihdam fırsatlarının küçük işletmeler tarafından yaratıldığı inancı ile örtüşmektedir. Küçük işletmeler gerçekten her yıl net yeni işlerin büyük çoğunluğunu yaratmaktadır210 . Mesela, ABD’de küçük işletmelere ve girişimciliğe ilginin attığı 1990–95 yılları arasında yeni faaliyete geçen KOBİ’ler tarafından meydana getirilen istihdam artışı büyük şirketlere göre daha fazla olmuş ve hatta 20 kişiden daha az işçi çalıştıran KOBİ’ler ise, yeni yaratılan istihdam fırsatlarının 1/3’ni gerçekleştirmişlerdir. Bu trendin uzantısı olarak daha yeni KOBİ’nin faaliyete geçmesi sonucu KOBİ’lerin gerçekleştirdiği istihdamda % 144.69 artış meydana gelmiştir211. 210 211 A.e., s. 87. David B. Audretsch, The Economic Role of Small–and Medium–Sized Enterprises: The United States, Working Paper, 2000, s. 19. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 133 Grafik 3: Bölgelere Göre Sabit Fiyatlarla Gayri Safi Yurtiçi Ar–Ge Harcamaları: 1991–2003 (1991=100) 210 210 190 190 170 170 150 150 130 130 110 110 100 100 90 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 00 01 02 03 ALM ABD AB-15 OECD Japonya 91 92 93 94 95 96 97 98 99 00 01 02 03 ALM FRS GBR Kuzey Orta Güney Kuzey Avrupa: İsveç, Finlandiya, Norveç, Danimarka, İrlanda, İzlanda Güney Avrupa: İtalya, Portekiz, İspanya, Yunanistan Orta Avrupa: Belçika, Hollanda, Avusturya, İsviçre GBR: Büyük Britanya Kaynak: OECD, Main Science and Tecnology Indicators, Paris: OECD Publ., 2004, s. 29. Dünya ekonomisinde önemli bir yeri olan ülke ve bölgelerde 1991– 2003 döneminde KOBİ’lerin Ar–Ge harcamaları açısından performansının artma eğiliminde olduğu görülmektedir (Grafik 3). Bununla birlikte bu harcamalardaki performansı bakımından ülke ve bölgeler arası önemli farklılıkların ortaya çıktığı dikkat çekicidir. Buna göre bölge temelinde en büyük artışı gerçekleştiren Kuzey Avrupa ülkelerine karşılık en düşük artışı Güney Avrupa ülkeleri gerçekleştirmiştir. Güney Avrupa ülkelerinin bu durumu daha yakından değerlendirildiğinde 1991–1997 yılları arasında bu harcamalarda OECD ve Avrupa Birliği ortalamasının altında kaldığı ve ancak 1997 yılından itibaren bu harcamalarda artış kaydettiği dikkat çekmektedir. Ülke temelinde ise en büyük artışı, Japonya, Büyük Britanya, Fransa ve Almanya’yı geride bırakarak ABD gerçekleştirmiştir. Gelişmiş bölge ve ülkelerdeki KOBİ’lerin Ar–Ge harcamaları açısından performansları belirli dönemlerde düşük kalmasına karşın özellikle 1994–1997 yılları arasında artış eğilimine girdiği görülmektedir. 134 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Son on yılda KOBİ’lerin Ar–Ge harcamalarındaki artışa rağmen yeni teknolojileri benimseme ve uygulamada olduğu kadar yeni ekonomik şartlara uyum sağlamada hızlı ancak yenilik yapmada zayıf kabul edilmektedir. Bir diğer ifade ile KOBİ’ler genellikle yeniliği hızlı kabul eden fakat yavaş yenilik yapan kuruluşlar olarak nitelendirilmektedirler212. Firmaların yenilikçi rolü ile ilgili olarak Audretsch, ekonomide büyük firmaların kopyası olarak küçük firmaları sadece üretimi arttırmakla rollerinin sınırlandıramayacağını ifade etmekte ve küçük firmaların esas rolünün değişimin öncüleri (agents of change) olarak görev yaptıklarını ifade etmektedir. Diğer bir ifade ile küçük firmalar büyük firmaların görevli birer kopyası olmaktan çok kendilerine özgü yenilikçi faaliyet yoluyla ekonomik kalkınmayı hızlandıran ve yeni boyutlar kazandıran birimlerdir213. Yenilikle ilgili teorilerin başlangıç noktası firmayı esas almakta ve teknolojik yenilikte firmaların performansı içsel bir faktör olarak değerlendirilmektedir. Bu görüşe göre firmalar dışsal olarak varlığını korumakta ve yenilikçi faaliyetin oluşturulması sürecine yeni ekonomik bilginin dâhil edilmesinin peşine düşmektedirler. Yeni ekonomik bilgi meydana getiren en önemli kaynak genel olarak Ar–Ge kabul edilmektedir. Uygulamalı çalışmaların çok büyük bir kısmı, Ar–Ge bilgi girdileri ile yenilikçi çıktılar arasında güçlü ve olumlu bir ilişki bulunduğunu göstermiştir214. Hem gelişmiş hem de gelişen ülkelerde teknolojik yenilik kapasitesi bakımından bazı firmalar, çok sınırlı vasıflara sahip ve özel işlemler gerçekleştirmesine rağmen diğer firmalar uzmanlaşmış işgücü istihdam etmekte ve sistematik bir biçimde yenilik peşinde koşmaktadırlar. KOBİ’ler açısından yeni teknolojiler ve yenilik geliştirme yetenekleri dört farklı şekilde gerçekleşmektedir: • Düşük Teknolojili KOBİ’ler: Sınırlı teknik imkânlarla ve temelde yerel olarak yerleşik firmalardan kopyalama yaparak ve eski tek- 212 213 214 Florio ve Ozzimo a.g.e., s. 2. David B. Audretsch, Innovation and Industry Evaluation, Cambridge: MIT Press. 1995, s. 165. Audretsch, The Economic Role of Small–and Medium–Sized Enterprises…, a.g.e., s. 10. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 135 nolojileri kullanarak rutin işlemleri yerine getiren düşük teknolojili KOBİ’lerin yenilik yapma arzusu ve ihtiyacı düşüktür. • Belirli Teknolojik Yeteneklere Sahip KOBİ’ler: Bu işletmeler, tecrübeli teknik elemanları ve mühendisleri istihdam ederek mevcut teknolojileri kullanmada ustalaşmış ve teknik çözümleri benimserler fakat yeni bilgiyi nadiren yaratırlar. • Teknolojik Yetkinliğe sahip KOBİ’ler: Teknolojik yenilik yapmada uzmanları ve mühendisleri istihdam eden ve ayrıntılı işbölümünü gerçekleştiren, (uluslararası değer zincirine katılan) fakat sistematik olarak yenilik arayışında olmayan KOBİ’ler. • Güçlü Yenilik Yapma Yeteneğine Sahip Araştırmacı KOBİ’ler: Bu işletmeler kendi araştırma bölümlerini faaliyete geçirmekte ve piyasa fırsatlarını izleyebilmekte ve uzun vadeli piyasa gelişmelerini takip edebilmektedirler. Şekil 6: KOBİ’lerin Teknoloji ve Yenilik Kapasitesi Kısmi Bilgi-Yaratıcılık 4 3 Büyük ölçüde Bilgi ve Elementlerin Kullanılmasıyla Sınırlı Kaynak Performanslar Teknolojik ve Liyakatli KOBİ’ler 2 Teknolojik ve Kapasiteli KOBİ’ler 1 Kaynak Performanslar 136 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Şekil 7: KOBİ’lerin Gelişen ve Gelişmiş Ülkelerde Teknoloji ve Yenilik Kapasitesi 4 3 3 2 2 Tip 1 Tip 1 Gelişen Ülkeler Gelişmiş Ülkeler Kaynak: Tilman Altenburg ve Ute Eckhard, Productivity Enhancement and Equitable Development: Challenges for SME Development, Paris: UNIDO Publ., 2006, s. 25. Tüm ülkelerde çok sayıda firma seviye 1’den seviye 4’e düşme eğilimindedir. Bunun sonucunda Şekil 6’daki piramit oluşur. Genellikle seviye 3 ve 4’deki şirketler küçük değildir fakat hiç değilse orta ölçekli işletmelerdir. Şekil 7’de görüldüğü gibi girişimciler topluluğunun içindeki bu tür şirketlerin oranı, gelişen ve gelişmiş ülkelere göre değişir. Gelişen ülkelerde (özellikle düşük gelirli ülkelerde) KOBİ’ler ortalama olarak bilgi üretiminde yetersizdir ve firmalar sistematik olarak Ar–Ge faaliyetleri bakımından hemen hemen yok durumundadır. KOBİ’lerin büyük bir çoğunluğu tip 1’e dahildir. Bu da açıkça KOBİ’lerin büyük çoğunluğunun finans, insan kaynakları, teknoloji ve piyasa bilgisi bakımından yetersiz kaynakları ve arza dayalı dinamikleri gibi özelliklere sahip olduğunu göstermektedir. Fakat orta ölçekli işletmeler dahi nadiren araştırma geliştirme yaparlar. Bu sonuç, gelişen ülkelerde orta ölçekli işletmelerin çoğunun yetersiz yurtiçi piyasalara hitap etmek zorunda kalmaları gerçeğine bağlanabilir215. Gerçekte yenilik faaliyetinin önemli bir kısmının büyük şirketler tarafından gerçekleştirildiği ile ilgili görüşler yaygındır. Küçük firma- 215 Altenburg ve Eckhardt, a.g.e., s. 24–26. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 137 lar ise Ar–Ge faaliyetinden çok patent faaliyeti ile daha fazla ilgilidir. Büyük firmalar imalat sanayinde küçük firmalara nazaran yenilik faaliyetinde önde olmalarına rağmen küçük firmalar istihdam bakımından belirgin şekilde üstündürler216. Tablo 14: Araştırma ve Geliştirme Harcamaları Ar–Ge Eğilimi ve GSYİH’ının Ar–Ge Eğilimi ve GSYİH’ının Ar–Ge Harcamasına Oranı (%) AB27 Ar–Ge Harcaması Toplam İçinde İşletmeler Tarafından Finanse Edilen Ar–Ge 2001 2004 2005 2005 (Milyon Euro) Yıllık Ortalama Artış Oranı 2001–2005 (%) 2004 1.5 54.9 1.88 1.84 1.84 201 020 AB25 1.88 1.85 1.85 200 633 1.5 54.9 AB15 1.94 1.91 1.91 196 076 1.4 55.2 Belçika 2.08 1.85p 1.82p 5 428p –1.7 60.3** Bulgaristan 0.47 0.51 0.50 106 6.8 28.2 Çek Cum. 1.20 1.26 1.42 1 417 8.3 52.8 Danimarka 2.39 2.48 2.44 5 097p 2.1 59.9** Almanya 2.46 2.50 2.51 56 356p 1.0 66.8 Estonya 0.71 0.88 0.94 104p 16.5 36.5 İrlanda 1.10p 1.21p 1.25 2 020p 8.5 57.2p Yunanistan 0..64 0.61p 0.61 1 112p 3.2 28.2** İspanya 0.91 1.06 1.12p 10 100p 8.4 48.0 Fransa 2.20 2.14 2.13p 36 396p 0.6 51.7 İtalya 1.09 1.10 : 15 253* 0.8 : Kıbrıs 0.25 0.37 0.40p 54p 15.2 18.9 Letonya 0.41 0.42 0.57 73 17.6 46.3 216 Audretsch, The Economic Role of Small–and Medium–Sized Enterprises…, a.g.e., s. 22. 138 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Ar–Ge Eğilimi ve GSYİH’ının Ar–Ge Harcamasına Oranı (%) Litvanya Lüksemburg Macaristan Malta Hollanda 2001 2004 0.67 0.76 1.65**** 1.66 Ar–Ge Harcaması Toplam İçinde İşletmeler Tarafından Finanse Edilen Ar–Ge 2005 (Milyon Euro) Yıllık Ortalama Artış Oranı 2001–2005 (%) 0.76 157 11.4 19.9 1.56p 458p 1.8 80.4 2005 2004 0.92 0.88 0.94 838 5.0 37.1 : 0.63 0.61p 27p : 18.6*** 1.80 1.78p : 8 723*p 0.4 51.1** Avusturya 2.04p 2.23 2.36p 5 784p 5.4 47.2 Polonya 0.62 0.56 0.57 1 386 1.1 26.9 Portekiz 0.80 0.77p 0.81p 1 189p 0.4 31.7** Romanya 0.39 0.39 : 235* : 44.0 Slovenya 1.55 1.45 1.22p 338p : 58.5 Slovakya 0.63 0.51 0.51 194 –0.6 38.3 Finlandiya 3.30 3.46 3.46 5 474 3.8 69.3 İsveç 4.25 : : 11 109 0.2 65.0** Birleşik Krallık 1.83 1.73 1.73 29 956* 0.7 44.2 1.11*** 1.22 1.22 345* 9.5 43.0 Türkiye 0.72 : : 1 280*** –1.0 41.3*** İzlanda 2.98 2.83 : 297* 1.5 43.9** Norveç 1.60 1.62 1.51p 3 599p 0.5 49.2** Çin 0.95 1.23 1.34 24 042 19.7 65.7 Japonya 3.13 3.18 : 117 483* 2.0 74.8 ABD 2.76 2.68 : 251 254p* 1.7 63.7p Hırvatistan p: geçici veya tahmini veri *2004 / **2003 / ***2002 / ****2000 Tablo 14’e göre 2005 yılında Ar–Ge harcamalarının GSYİH’ya oranı olarak Ar–Ge eğilimi 2004’e göre AB–27’de aynı seviyede kalmıştır KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 139 (% 1.84). AB 27’de Ar–Ge eğilimi büyük ekonomiler göre önemli ölçüde düşüktür. ABD’de bu eğilim % 2.68, Japonya’da 3.18, Çin’de ise 1.34’tür. Ar–Ge eğilimi, GSYİH’nın % 0.04’lük kısmını oluşturan Kıbrıs ve Romanya’ya karşılık % 3.9’la İsveç arasındaki büyük farklılık dikkat çekmektedir. Tabloda dikkat çeken bir diğer husus ise, üye devletler arasında toplam Ar–Ge harcamalarının büyük kısmının işletmeler tarafından gerçekleştirildiği ülkeler sırasıyla Lüksemburg, Finlandiya, Almanya, İsveç, Belçika ve Danimarka’dır. AB27’de Ar–Ge harcamalarının % 55’i işletmeler, % 35’i devlet ve % 8’i ise yurtdışı fonlar tarafından gerçekleştirilmektedir. Büyük şirketler ve KOBİ’lerin yenilikçi ve Ar–Ge çalışmaları konusundaki geleneksel görüş büyük şirketlerin teknolojik değişim ve yenilikçi faaliyetin motoru olduğunu savunurken, Gellman ve Audretsch gibi bazı yazarlar, KOBİ’lerin büyük firmalara göre daha yenilikçi olduğunu iddia etmektedirler. Gellman (1976, 1982), büyük firmalara göre küçük firmaların çalışan başına 2.45 kat daha fazla katkıda bulunduğunu verilerle ifade etmiştir. Aynı konuda Audretsch (1995) de büyük firmalara göre küçük firmaların çalışan başına yeniliğe 2.38 kat daha fazla katkıda bulunduğunu ifade etmektedir. Buna ek olarak Audretsch (1995), bazı sanayilerin KOBİ’lerin yenilik faaliyetini teşvik etmesine karşılık bazı sanayilerin de büyük şirketlerin yenilik faaliyetini hızlandırdığını ifade etmektedir. Örneğin KOBİ’ler elektronik yazılım donanımında ve süreç kontrol araçlarında yenilikçi faaliyete daha fazla katkıda bulunmasına karşılık büyük şirketler ise ilaç ve uzay sanayinde yeniliğe daha fazla katkıda bulunmaktadır. Bu farklılık, rutinleşmiş (tekdüze) ve teşebbüs gücüne dayalı teknoloji rejiminden ileri gelmesiyle açıklamaktadır217 . Aynı konuya değinen Winter’a göre, teşebbüs gücüne dayalı rejim, yenilikçi faaliyetler için uygun olmasına rağmen, yerleşik ve geleneksel firmalar için uygun değildir218. 217 218 Audretsch, The Economic Role of Small–and Medium–Sized Enterprises…, a.g.e., s. 23. Sidney G Winter, “Schumpeterian Competition in Alternative Technological Regimes”, Journal of Economic Behavior and Organization, Vol.: 5, Eylül–Ekim 1984, s. 297. 140 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Büyük şirketlerle KOBİ’lerin yenilik oranları arasındaki farklılıklar, sermaye yoğunluğu, sektörde yoğunlaşma ve bir sektörde büyük şirketlerin yer alma derecesi ile sektördeki yenilikçi faaliyetin toplam miktarına göre açıklanabilir. Büyük şirketler özellikle sermaye yoğun, reklâm yoğun, yoğunlaşmış ve yüksek oranda sendikalaşmış sanayilerde üstünlüğe sahip olma eğilimindedirler. Bunun karşısında KOBİ’lerin yenilikte aktif bir rol oynaması bu şirketlerin yeni ürünleri ve hizmetleri geliştirme ile piyasaya sürme mekanizmaları hakkında Rothwell, (1989) küçük firmaların yönetim yapılarındaki farklılıklar sebebiyle yenilikçi üstünlüğe sahip olabileceğini öne sürmektedir. Scherer, (1991), bu konuyu daha da ileriye götürerek büyük firmalardaki bürokrasinin Ar–Ge’de riski üstlenmede engelleyici olduğunu iddia etmektedir. Büyük organizasyonlarda yeni projelerin getirdiği riskleri üstlenmeme konusundaki direncin kırılamaması, yenilikçi faaliyetlerde büyük şirketlerin zaafını ortaya çıkarmaktadır. Buna karşın bir KOBİ’de yenilikçi bir karar çok az sayıda insan tarafından alındığından ve bürokratik kısıtlamaların bulunmadığı böyle bir ortamda yenilikçi fikirler kolay ve hızlı şekilde filizlenir fakat uygulanması daha zor ve uzun zaman almaktadır. Çok sayıda KOBİ’nin, büyük firmaların idari kısıtlamaları tarafından engellenen araştırmacılardan yararlanma yoluna gittiği ortaya çıkmaktadır219 . Sonuç olarak Scherer, (1988) KOBİ’lerin yenilikçi faaliyete sahip olduğu üstün yönlerini şu şekilde özetlemektedir: “KOBİ’lerin en önemli birincil üstünlüğü oldukça karmaşık yapılanmış bir örgüte göre daha az bürokratik olmalarıdır. İkincisi ise ayrı ayrı parçalar, materyal ve üretim tekniklerini içeren çok sayıda detaylı icatlara dayalı teknoloji birikiminde üstün olmalarıdır. Bu tür gelişmeleri sağlamaya yönelik satış imkânları, genellikle dev şirketlerin menfaati için oldukça uygundur. Her bir müteşebbisin gıdası, her yıl milyonlarca dolarlık satış fırsatına sahip yeni ürün veya süreçten kaynaklanacaktır. Üçüncüsü, tehditler, personel ve potansiyel ödüller arasındaki bağlantıların sıkı olduğu küçük örgütte heyecan verici bir pazar payını korumak daha kolaydır220 . 219 220 Scherer, a.g.e., s. 24–38. OECD (2000), a.g.e., s. 34. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 141 Yeniliğin KOBİ’ler için asıl önemi, fiziki dünyada ölçek ekonomisi ve standartlaştırma kavramları hâkim iken, yeni teknolojilerin gelişmesi ve yayılmasıyla oluşan dijital dünyada müşteri odaklı mal ve hizmet üretiminin gelişmesiyle küçük firmalara açılan fırsatların artmasıdır. Küreselleşme ve uluslararasılaşma sürecine dâhil olmak ve rekabetçi üstünlük elde etmek için dijital teknolojiyi var olan üstünlük ve yetkinliklerini geliştirmek için kullanmasıdır. Dijital dünya, KOBİ’lere küresel pazarlarda mal ve hizmetlerini en düşük maliyetlerle pazarlama imkânı vermekte ve aynı zamanda elektronik ticaret ve internet temelli araçlar yoluyla finansal hizmetlere, eğitim ve yönetim programı gibi ürünlere erişim imkânı sağlayarak örgüt ve yönetim açısından yeteneklerini geliştirme imkânı vermektedir. Sonuç olarak yenilik kavramının KOBİ’ler için en basit anlamı, küresel piyasalarda var olma veya ulusal piyasalarla ve ulusal standartlarla sınırlı kalmaktır. KOBİ’lerin küresel piyasalara eklemlenebilmesi ve küresel piyasaların bu işletmeleri değer zincirlerine dâhil edebilmesi için yenilik yapmak ve bu yenilik yaratma sürecini sürdürmek gerekmektedir. Yenilik KOBİ’ler için bu noktada küresel piyasanın, rekabetçi üstünlüğün ve uluslararasılaşma sürecinin anahtarı konumundadır. B. KOBİ’lerin Küreselleşme ve Uluslararasılaşma Süreci Küreselleşme sürecinin gelişip serpildiği ve etkilerinin hayatın her alanını kuşattığı son 20 yıllık dönemde, küresel işletmecilik anlayışı, hem ihracata yönelik faaliyetlere ağırlık veren ve hem de yurtiçi piyasalarda yoğunlaşan işletmeleri etkileyen bir faktör olarak uluslararası rekabeti, öncesi ile mukayese edilemeyecek derecede arttırmıştır. Kader ortaklığı yapmış gibi artan küresel rekabet ile kol kola giden bir diğer önemli gelişme ise; KOBİ’lerin artan şekilde uluslararasılaşmasıdır ve bunun kökleri siyasi, iktisadi ve teknolojik değişikliklerden beslenmektedir. Küresel iş dünyasının önemli değişikliklere sahne olduğu bu süreç, yurtiçi piyasaları koruyan ve dış piyasalardan ayıran hükümet kaynaklı engellerin kaldırılmasını, üretimin ve ulaşımın teknolojik yapısında ve iletişim teknolojilerinde hızlı değişiklikleri içermektedir. Bu engellerin kaldırılması, yeni uluslararası fırsatları ortaya çıkarttığı gibi tüketicilere, tedarikçilere ve iş ortaklarına ulaşmak, teknolojik geliş- 142 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER meler yoluyla daha kolay hale gelmiştir. Küresel iş ortamının gelişmesiyle çok sayıda küçük ve orta ölçekli işletmenin uluslararası faaliyete katılması, hızla artış eğilimi gösteren bir gelişmedir. Bu uluslararası faaliyetleri başlamasını sağlayan itici güçler içsel ve dışsal olarak ikiye ayrılabilir. Uluslararasılaşmanın gelişmesini yöneticilerin kavramaya dayalı öğrenmesine ve yetkinlik gelişimine dayandıran bu yaklaşım, tecrübe artışıyla uluslararasılaşmanın artacağını öngörmekte ve uluslararası faaliyetlere yönelik isteğin KOBİ’lerin kendi içsel güçlerinde kaynaklandığını iddia etmektedir. Başka bir ülkedeki dilimli (Niş) piyasayı hedef seçen ve bu uluslararası piyasadaki kaynaklardan yararlanmak isteyen bir yöneticinin tutumu, içsel kaynaklı uluslararasılaşmaya örnek olarak verilebilir. Dışsal kaynaklı uluslararasılaşma yaklaşımı ise, dışsal ağ ilişkilerinin etkisi üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu ağ ilişkileri bir KOBİ işletmesinin uluslararası fırsatlarla ilgili yeni öngörüler sunabilir ve uluslararası faaliyetlerin başlatılmasını etkileyebilir221. Tablo 15: Uluslararasılaşmayı Teşvik Eden Faktörlerin Sınıflandırması İÇSEL İnisiyatif Kullanmaya Dayanan Tepkiye Dayanan DIŞSAL • İdari Zorlama • Benzersiz Üretim/ Yetkinlikler • Pazarlama Üstünlükleri • Ölçek Ekonomileri • Dış Piyasa Fırsatları • Risk Farklılaştırması • Mevsimlik Ürünlerin Satışlarının Artması • Küçük Yurtiçi Piyasa Kaynak: G. Albaum, J. Strandskov ve E. Duerr, International Marketing and Export Management, Thirth Ed., Essex: Addison Wesley Logman Ltd., 1998, s. 40. 221 A. Çalışkan, A. Joern, M. Meijnen, F. V. Moers ve F. Shapmann, “The First Steps of Internationalasition of SMEs: Serendipitous or Intentional?”, International Journal of Globalisation and Small Business, Vol.: 1, No: 3, 2006, s. 303. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 143 KOBİ’lerin içe dönük uluslararasılaşması (ithalat) ile dışa dönük uluslararasılaşması (ihracat) arasında kuvvetli bir bağlantı vardır. Zira bu işletmelerin, uluslararasılaşmanın başlangıç safhasında, etkin ithalat faaliyetleri başarılı ihracat faaliyetlerini belirlemektedir. Uluslararası piyasalarda ortaya çıkan büyüme belirli ürünlere yönelik talebi canlandıracaktır. Bu ise, faaliyet gösteren KOBİ’leri uluslararası piyasalara ürün satmaya yöneltecektir. Yurtiçi piyasanın zayıflaması veya daha büyük tüketici kitlesine ulaşma ihtiyacı da uluslararası piyasalara yönelmeyi teşvik edebilir. KOBİ’lerin uluslararasılaşmasını teşvik eden faktörlerden biri de, yurtiçi piyasalara göre yurtdışı piyasaların daha yüksek kâr fırsatları sunmasıdır222. İtalyan KOBİ’leri üzerine yapılan bir araştırma, dış piyasalara açılmanın çok çeşitli yollarını ele alan uluslararasılaşma sürecinin en önemli etkileyici faktörü olarak firma tipini değerlendirmektedir. Bu araştırmaya göre yeni görüşler, çok çeşitli stratejik ve örgütsel yaklaşımlar kadar, uluslararası büyüme kalıplarının çeşitliliğini dikkate almalıdır. Burada sorulması gereken soru şudur: Büyük şirketlerin parçalanmasıyla birlikte yenilikçi piyasaların ele geçirilmesi ve küçük firmaların örgütsel karmaşıklığının artmasına paralel olarak ölçek kavramı yeniden gözden geçirilmeli midir? Yine aynı araştırmanın sonucu, firmanın ihracat performansının, hem firma ölçeğiyle ve hem de firmanın yaşı ile ilişkili olmadığını ortaya koymuştur. Küçük firmaların uluslararasılaşması, tüketicinin yerleşim yeri dikkate alınmaksızın, piyasaların bölümlendirilmesini öngören stratejinin benimsenmesine yol açmaktadır. Bu strateji firmanın uluslararası piyasalara daha hızlı giriş yapmasına ve başarılı olmasına imkân vermektedir223. İşletmelerin uluslararasılaşma sürecinde hızla yol almasında, öncelikle kendisini uluslararası ticaretin serbestleştirilmesine ada- 222 223 Sara Gustavsson ve Erica Lundgren, Internationalization of SMEs: The Challenge of Selecting Foreign Market Entry Modes, Lulea University of Technology, 2006, s. 5. James H. Taggart, “Introduction: Companies and Countries, Changes and Choices”, (der.) J. H. Taggard, Multinational in a New Era: International Strategy and Management, Gordons Ville, VA: Palgrave Macmillan Publ., 2001, s. 5. 144 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER yan Dünya Ticaret Örgütü’nün faaliyetlerinin ihmal edilmesi mümkün olmayan rolü bulunmaktadır. Bu sürecin her geçen gün ivme kazanmasında ve hayatın her alanının en önemli gerçeği haline gelmesinde, uluslararası ticaretin serbestleşmesi kadar rolü olan bir diğer faktör ise, değişmez sanılan çok şeyi tahmin edilemeyen büyük bir hızla değiştiren bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmelerdir. Bu alandaki baş döndürücü gelişmeler, bilgi ve iletişim imkânlarına erişim hızını tahminlerin ötesinde arttırdığı kadar, ekonomik faaliyetlerin en temel unsuru olarak bilginin üretilmesi ve yayılmasını da ön plana çıkarmıştır. Bütün bu gelişmeler ile paralel giden bir diğer gelişme ise, önemli ölçüde düşüş gösteren ulaştırma maliyetleridir. Bu ise, uluslararası niteliği daha ağır basan ve daha küreselleşmiş bir üretim yapısının ortaya çıkmasında anahtar rolü oynamıştır. İşletmelerin uluslararası faaliyetlere katılmasının geleneksel yolu olarak ihracat, halen önemini korumakla birlikte, son 20 yılın uluslararasılaşma tecrübesi, işletme faaliyetlerini büyük ölçüde farklılaştırmıştır. İşletmeler ihracat faaliyetlerine önem verdikleri kadar, karşılıklı etkileşim halindeki iç ve dış piyasalara yönelik bir dizi faaliyete katılmakta ve bu doğrultuda politikalar benimsemektedirler. Bu doğrultuda firmalar grubu veya bir sanayi bölgesi şeklinde firmalar arası ilişkiler, özellikle gelişen ülkelerdeki KOBİ’lerin uluslararasılaşma çabalarını güçlendirebilir. Yabancı ortaklıklar kurmak, yabancı ülkelerde yatırımlar yapmak, başka bir ülkedeki firmaları satın almak ve bu firmalar ile birleşmek, üretimi parçalayıp işleri farklı ülkelerde taşeron üreticilere kaydırmak (outsourcing) ve ülke sınırlarının ötesinde uluslararası kümelenmelerin oluşturulmak, yeni ve tercih edilen yollar olmuştur. Yeni ve büyük pazarlara açılmak, teknik bilgi ve yeni teknolojilere ulaşmak, ilave üretim kapasitesine yükseltmek, finans ve sermaye kaynaklarına erişmek bu yolların tercih edilmesinde itici faktörleri oluşturmaktadırlar. Burada yeni ve büyük pazarlara ulaşma çabası, bir şirketin ihracat yapmasını veya yurtdışındaki tedarikçiler ve yabancı şirketlerle ortaklık yoluyla ürünlerine yönelik piyasanın genişletilmesini ifade etmektedir. KOBİ’lere çeşitli fırsat pencereleri açan bu tür uluslararası faaliyetler; tasarım, Ar–Ge, üretim, pazarlama, reklâm, dağıtım, bakım ve satış sonrası hizmetKÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 145 ler gibi farklı iş fonksiyonlarının bütünleştirilmesini mümkün hale getirmekte ve üretimdeki tüm değer zincirini faaliyet kapsamına almaktadır. Geleneksel olarak ihracat, uluslararasılaşmış bir teşebbüs haline gelmek isteyen işletmeler için izlenen temel yol ve yaklaşım olarak kabul edilmiştir. Yeni değer zinciri yaklaşımının uluslararasılaşma tartışmasına dâhil edilmesi, bu alanda yeni ufukların açılmasına yol açmıştır. Uluslararası ticaret için olduğu kadar, uluslararası ticaret ortamında rekabet gücüne sahip olmak için de büyük önem taşıyan faaliyetlerden oluşan uluslararasılaşma sürecinde değer zinciri, işletme faaliyetlerinin ulusal sınırlar ötesinde dikey şekilde parçalanmasını ve dünyanın farklı ülke ve bölgelerindeki işletmelerin zincire dâhil edilmesini imkân dâhiline sokmaktadır. KOBİ’lerin küreselleşme sürecinde uluslararası piyasalara açılması konusunda yapacağı stratejik tercih, büyük ölçekli şirketlerin tercihlerine göre önemli ölçüde farklılıklar gösterir. Bu farklılıklar; asimetrik bilgi, farklı risk eğilimleri ile ölçek ve alan ekonomilerinden yararlanmak için farklı fırsatların karakterize ettiği dışsal piyasaların karmaşıklığı ve belirsizliği ile ilgilidir. Bu konularda işletmelerin üstesinden gelmek zorunda kaldığı sorunların çözümü, küçük ve büyük ölçekli işletmeler arasındaki farklı yetenekleri yansıtır. Bazen bu yetenekler işletmelerin kendi bünyesinde oluşturulabileceği gibi genellikle dışarıdan temin edilmektedir. Büyük ölçekli işletmelerin bu yetenekleri içselleştirmede daha güçlü oldukları bilinmektedir. Buna karşılık küçük ve orta ölçekli işletmeler ise piyasadan temin ettiği veya satın aldığı reel ve finansal hizmetlere dayanmak zorundadır. Bu hizmetler ne kadar karmaşık ve karmaşıklaşmış olursa da bu işletmelerin uluslararasılaşma safhaları ve hızı da o kadar gelişmiş olur. Bu sebeplerle uluslararasılaşma sürecinde yüksek işlem maliyetleri dikkate alınarak, KOBİ’lerin faaliyetlerini uluslararasılaşmanın daha basit şekillerine yoğunlaştırmaları, küçük ölçeğin bir sonucu olarak değerlendirilmektedir. KOBİ’lerin lider firma yoluyla uluslararasılaşması ile ilgili örneklerden biri İtalyan firmalarının Latin Amerika’da firmalar arasında çeşitli anlaşmalar yaparak faaliyetlerini hızlandırmasıdır. Bu anlaşmaları yapan firmalar, ortak sosyal ve beşeri temele dayanan işbirliği tecrübesi, coğrafi yakınlık, aynı üretim alanında 146 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER uzmanlaşma gibi İtalyan firmalarının temel özelliklerini başarılarının nedenini yansıtır. İtalyan KOBİ’lerinin firmalar arası işbirliği konusunda esas tecrübesi bu firmaların yükselen ekonomilerde uluslararası faaliyetlerini geliştirmesinde de temel belirleyici olarak dikkat çekmektedir. Sanayi bölgelerinin tam oluşmadığı bir endüstriyel yapıya sahip olan bazı Latin Amerika ülkelerinde, İtalyan firmalarının uluslararası yatırımlarını arttırmaları için dışsal ekonomiler sunan elverişli şartların bulunduğu tespit edilmiştir. Bu tür uluslararası faaliyetlerin genişlemesine yönelik destekleme biçimleri uzmanlaşmış finansal aracılar veya lider bir firma gibi çeşitli kurumsal birimlerden kaynaklanabilir224. Şekil 8: Lider Firma Yoluyla Firmaların Uluslararasılaşma Süreci Eğitim ve Teknoloji Hizmetleri Girdi Sağlayan Alt Sektördeki Firmalar Lider Firma Reel Hizmetler - Mali Hizmetler - Ulaşım Hizmetleri Aynı Malların Diğer Üreticileri Çıktı Sağlayan Alt Sektördeki Firmalar Kaynak: Michelle Bagella ve Carlo Pietrobelli, “From SMEs to Industrial Districts in the Process of Internationalisition: Theory and Evidance”, (der.) Meine Pieter van Dijk, Enterprise Clusters and Networks in Developing Countries, London: GBR Frank Cass Publ., 1997, s. 2000. Şekil 8’de görüldüğü gibi lider bir firma dış piyasalar hakkında bilgi edinmede özel bir yeteneğe sahip olup riskleri ve pozitif–negatif dışsallıkları en iyi şekilde değerlendirebilir. Lider firma aynı zamanda sürecin başından itibaren diğer firmalarla paylaşmaksızın uluslararasılaşma 224 Michelle Bagella ve Carlo Pietrobelli, “From SMEs to Industrial Districts in the Process of Internationalisition: Theory and Evidance”, (der.) Meine Pieter van Dijk, Enterprise Clusters and Networks in Developing Countries, London: GBR Frank Cass Publ., 1997, s. 205. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 147 sürecinin başlangıç maliyetini üstlenecektir. Böyle bir firma doğrudan yabancı yatırım veya risk sermayesinin olabilirliğini araştıracak ve kendi üretiminin girdi ve çıktı alt sektörlerinde, hizmet tedarikinde ve aynı malların üretiminde faaliyet gösteren diğer KOBİ’lerden isteyeceği proje tekliflerinin desteklenmesini üstlenecektir. Genel olarak KOBİ’lerin uluslararasılaşmasında belirleyici olan iki temel faktör grubu yaygın olarak vurgulanmaktadır. Bunlardan KOBİ’leri uluslararasılaşmaya iten ilk temel faktörler grubu; piyasa büyüklüğü ve maliyetler gibi doğrudan ekonomik değişkenlere dayanan, şirketin rekabet gücünü arttırmaya yönelik isteğidir. Ölçek ekonomilerine yoğunlaşan KOBİ’ler, şu amaçlarla uluslararasılaşma konusunda istekli davranabilirler: a) Piyasalara giriş: Piyasa farklılaştırması yaratarak, yeni ürünleri piyasaya sürerek veya yurtiçi piyasada artan uluslararası rekabet yoluyla gerçekleşmektedir. b) Alt tedarikçilere erişim: Üretimin rasyonelleşmesi ve emek maliyetlerinin asgariye düşürülmesi ihtiyacının yol açtığı bir durumdur. Bu çerçevede KOBİ’lerin uluslararasılaşması değer zinciri yaklaşımıyla yakından ilişkilidir. Değer zinciri yaklaşımı esas olarak; satın alma, üretim ve satışlarda getirilerin en yüksek seviyeye yükseltilmesini ve maliyetlerin asgari seviyeye düşürülmesini ifade etmektedir. Fakat, KOBİ’leri uluslararasılaşmaya iten ikinci temel faktörler grubu ise, şirketin stratejik gelişmesiyle bağlantılıdır. Bazı işletmeler, rekabet gücü kazanmak amacıyla piyasaya yeni ürünler ya da hizmetler sumak için yenilikçi kapasitelerini arttırmaya çalışırlar. Diğer bazı işletmeler ise, stratejik işbirliği yoluyla daha büyük piyasalara giriş sağlama arayışı içinde olabilirler. Uluslararası kaynakları kullanarak KOBİ’ler bu arzuyu yerine getirmek isterler ve şu imkânlara erişim elde ederler: a) Uluslararası yetkinliklere ve kaynaklara (teknoloji, teknik bilgi vb.) erişim. b) Uluslararası ticari ilişkilere erişim: Bu ilişkiler ortak Ar–Ge ve yenilikçilik faaliyetleri bakımından öğrenme sürecini ve bilgi paylaşımını içerir. 148 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER c) Finans ve sermayeye erişim: Yabacı piyasalardan finans ve sermaye kaynaklarının temin edilmesi ve kullanılması. İhracat yapan veya yurtdışında faaliyet gösteren KOBİ’lerin uluslararasılaşmasında yeni ve büyük pazarlara açılmak, en etkili faktördür. Bu faktör, ihracat yaparak, tedarikçiler oluşturarak veya yurtdışında risk sermayesi yoluyla bir şirketin ürünlerine yönelik piyasasının genişleme imkânlarını yansıtmaktadır. Sadece ihracat yapan KOBİ’ler için yeni ve büyük pazarlara açılmak, teknik bilgi ve teknolojiye veya yurtiçi piyasalarda yüksek üretim maliyetlerine erişmekten daha etkili bir faktör değildir. Avrupa Birliği’nde KOBİ’ler arasında uluslararasılaşmanın farklı tiplerinin genel bir manzarası aşağıdaki grafikte görülmektedir. Grafik 4: KOBİ’lerde Farklı Uluslararasılaşma Tarzlarının Önemi Yabancı Tedarikçi Temin Eden 18% İhracat Yapan Uluslararasılaşmamış 6% 63% Yurtdışında Ortaklık Kuran 13% Kaynak: EC, Observatory of European SMEs: Internationalisation of SMEs, Paris: OECD Publ., 2003, s. 14. KOBİ’lerin tamamı ihracat yapmaksızın ve/veya yabancı bir kuruluşu olmaksızın KOBİ’lerin % 18’i sadece ithalat yapmakta, bunların % 12’si yabancı tedarikçiler veya ihracatla birlikte ithalat yapmaktadır. Dolayısıyla KOBİ’lerin % 13’ü daha karmaşık uluslararasılaşma tarzını benimsemekte ve hemen hemen tamamı yabancı tedarikçiye sahip olmaktadır. İhracatın genellikle yabancı tedarikçiyle birlikte ele alınması ise ilgi çekicidir. Bu durum yabancı bir tedarikçiye sahip olunmasının bir şekilde ihracatla ilgili faaliyetleri desteklediğini ya da teşvik ettiğini göstermektedir. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 149 Grafik 5: AB’de Teşebbüs Başına İstihdam Edilen Kişi Sayısı: Kabul Edilen Ülkeler ve Aday Ülkeler Letonya Hollanda Romanya İngiltere Avusturya Litvanya Almanya Danimarka İrlanda Lüksemburg Estonya Slovakya İsviçre Fransa Belçika Avrupa-19 Norveç Finlandiya İsveç Lihtenştayn İspanya Slovenya AB-19 ve Aday Ülkeler Çek Cumhuriyeti Top. Aday Ülkeler Portekiz Türkiye İtalya Malta İzlanda Macaristan Polonya Güney Kıbrıs Yunanistan 0 2 4 6 8 10 12 14 Kaynak: EC, Observatory of European SMEs: Internationalisation of SMEs, Paris, OECD Publ., 2003, s. 14. Grafik 5’e göre, ortalama teşebbüs büyüklüğü açısından aday ülkeler arasında büyük farklılıklar olduğu görülmektedir. Gerçekten Akdeniz Ülkelerinde ortalama firma ölçeği nispeten küçüktür. Bu, aday ülkelerdeki KOBİ’lerin rolünün Yunanistan ve İtalya gibi AB üyesi Akdeniz Ülkeleri’ndekine benzer olduğu görülmektedir. Merkezi ve Doğu Avrupa Ülkeleri, özellikle Baltık Ülkeleri’nde ortalama teşebbüs ölçeği oldukça büyüktür. 1990’ların ikinci yarısında bu ülkelerde teşebbüs ölçeği kayda değer ölçüde küçülmüştür. Bu, bu ülkelerin Avrupa–19 ortalama teşebbüs ölçeğine yakınlaştığını ifade etmektedir. Teşebbüs sektörünün yeniden yapılanması, bu gelişmenin arkasındaki itici güçtür. 150 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 16 1. Uluslararasılaşma Yaklaşımları a. Safha Teorisi Firmaların uluslararasılaşma sürecinde farklı safhaların bulunduğu düşüncesi genel olarak kabul edilmektedir. Bu safhalar; mal ve hizmetlerin ihracatı yoluyla uluslararası piyasalara açılmak, konsorsiyum yapmak, risk sermayesi oluşturmak ve doğrudan yabancı yatırım şeklinde mal ve hizmet üretimine yabancıların ortak edilmesini kapsamaktadır. Firmalar genel olarak uluslararasılaşmaya yönelik eğilimleri ve bunu etkileyen özellikleri bakımından iki grupta değerlendirilmektedir. Bunlardan ilki, geleneksel imalat firmaları; ikincisi ise, yenilikçi odaklı küçük şirketlerdir225. Geleneksel imalat firmalarıyla yenilikçi küçük firmaların karşılaştırılmasında birinci grupta yer alanlar, büyük şirketlerin imalat sistemlerine entegre olmuş alt işveren ve tüketicilerdir. Üretime yönelik bir kültürle faaliyet gösterirler; küresellikten ziyade yerellik üzerinde yoğunlaşmışlardır; adım adım uluslararası genişleme yolunu tercih ederler ve genellikle aile işletmeleridir. İkinci grupta yer alanlar ise daha dinamik bağımsız ve küreselleşmeye odaklanmış ve yurtiçi piyasadan ziyade uluslararası piyasaya ağırlık veren firmalardır. KOBİ’lerin izlediği farklı uluslararasılaşma yolları, tek bir sürecin farklı safhalarını gösterir veya yapısı, faaliyetleri ve fonksiyonları bakımından farklılık arz eden KOBİ’lerin yaptığı stratejik tercihleri temsil eder. Uluslararasılaşma sürecinin geçerli yaklaşımlarından biri, geliştirici adımlardan oluşan Safha Teorisidir. Teoriye göre, bir firmanın uluslararasılaşma yolculuğu dört safhadan oluşmaktadır226 : • Birinci safha, düzenli hiçbir ihracat faaliyetinin bulunmaması, • İkinci safha, bağımsız temsilciler yoluyla ihracat yapılması, • Üçüncü safha, yurtdışında kendi satış temsilciliklerinin kurulması, • Dördüncü safha ise, üretim faaliyetlerinin yurtdışına kaydırılmasıdır. 225 226 Jim Bell, Dave Crick ve Stephen Young, “Small Firm Internationalizm and Business Strategy”, International Small Business Journal, Vol.: 22, 2004, s. 29. EC, Observatory of European SMEs…, a.g.e., s. 24. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 151 Bu teorinin temelini oluşturan anlayış, geliştirici adımlardan oluşan sürecin riskleri ve bir anda yapılması gerekli olacak yatırım tutarını azaltacağı beklentisidir. Bunun mümkün olması ile işletmelerin kısa coğrafi mesafede bulunan piyasalara ihracat yapmaya başlayacağı beklenmekte ve bu piyasalarda başlangıç olarak ihracat tecrübesi kazanacaklarına inanılmaktadır. Firmaların bu tecrübeyi kazandıktan sonraki adımları ise, ihracat faaliyetlerini uzak ve büyük piyasalara genişletmeleridir. KOBİ’lerin kademeli olarak tecrübelerini arttırdıkları ve birbirini takip eden adımlardan oluşan bu sürecin dinamik özelliği, İzlanda ve İspanya tecrübeleri ile teyit edildiği gibi, uluslararası çalışmalar tarafından da desteklenmiştir. Bununla birlikte, safha teorisi iki temel model olarak ele alınmaktadır. Bunlardan ilki Upsala Uluslararasılaşma Modeli (U–Modeli), ikincisi ise Yenilikçilikle İlişkili Model (I–Modeli)’dir227. 1970’lerin başında İskandinav ülkelerinde KOBİ’lerin uluslararasılaşmasıyla ilgili bir grup araştırmacı tarafından yapılan araştırma “Upsala Okulu” olarak ifade edilmiş ve küçük firmaların bütün içsel sürecinin dinamikleriyle ilgilenmişlerdir. Bu modelde bir firmanın yurtdışı piyasalara bağlılığı iki faktöre dayandırılmıştır. Bu faktörlerden ilki; tahsis edilen kaynakların miktarı ve bağlılık derecesidir ve pazarlama, örgütlenme ve insan kaynakları açısından gerekli yatırımların büyüklüğü şeklinde etkili olabilir. Buna karşılık ikincisi; kaynakların alternatif kullanımının belirlenmesinde zorluğu ve bunların alternatif kullanım alanlarına transferine işaret etmektedir. Bu model firmaların uluslararasılaşmasıyla ilgili çalışmalarda önemli bir etkiye sahip olmuş ve modelin dayandığı temel düşünceleri test etmeye yönelik önemli araştırmalar yapılmıştır. Bu model, determinist olarak eleştirilmiş ve modele göre firmaların gelişmesi halinde bireylerin stratejik tercihlerinin bulunmayacağı vurgulanmıştır228 227 228 Mitja Ruzzier, Robert D. Hisrich ve Bostjan Antoncic, “SME Internationalization Research: Past, Present and Future”, Journal of Small Business and Enterprise Development, Vol.: 13, No: 4, 2006, s. 482. S. Andersson, “The Internationalization of the Firm from an Entrepreneurial Perspective”, International Studies of Management and Organization, Vol.: 30, No: 1, 2000, s. 63–93. 152 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Şekil 9: Upsala Uluslararasılaşma Modeli Piyasa Bilgisi Piyasaya Bağlılık ve Güven Bağlılıkla İlgili Kararlar Mevcut Faaliyetler Kaynak: Mitja Ruzzier, Robert D Histrich ve Bostjan Antoncic (2006), “SME Internationalization Research: Past, Present and Future” Journal of Small Business and Enterprise Development, Vol. 13 No.4, s. 483 Bu modele yöneltilen diğer bir eleştiri ise, modelin öngördüğü şekilde, günümüzde birçok firmanın geleneksel uluslararasılaşma kalıbını izlemediği ve birçok firmanın doğuştan uluslararası özelliğe sahip olduğudu belirtilmiştir. Bunlar da uluslararası yeni girişimler, doğuştan küresel şirketler veya küresel olarak faaliyete başlayanlar olarak adlandırılmıştır229. İkinci olarak uluslararasılaşmanın son safhası olarak bir firmanın yenilikçiliği dikkate alınmış ve özellikle KOBİ’lerin ihracat artış süreçleri üzerinde ağırlıklı olarak durulmuştur. Firmaların uluslararasılaşmasını ihracat artışıyla açıklamaya çalışan bu modele göre üç safha tanımlanmıştır. Bunlar; • İhracat öncesi Öncesi Safha • İhracatın Başlangıç Safhası • İhracatın Gelişmiş Safhası Bireysel öğrenme olarak işlem görür ve üst yöneticiler firmanın uluslararası faaliyetlerinin anlaşılmasında önemli yönünü temsil ederler. 229 P. P. McDougall, “The Effects of Industry Growth and Strategic Breadth on New Venture Performance and Strategy Content”, Strategic Management Journal, Vol.: 15, No: 7, 1994, s. 537–554. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 153 b. Doğuştan Küresel Firmalar Teorisi İşletmelerin uluslararasılaşma sürecini açıklamaya yönelik bir diğer yaklaşım ise, işletmelerin “doğuştan küresel” veya “küresel yeni girişimler” olması ile bağlantılıdır. Bu tür şirketler, hem yapısı itibariyle küresel olan ve hem de yurtiçi piyasada çok sınırlı bir potansiyele sahip olan niş (dilimli) bir piyasayı faaliyet alanı olarak seçen ekonomik kuruluşlardır. Bu işletmeler, kuruluşlarından beş yıl sonra genellikle ihracat yapmaya başlarlar. Varlığını ihracata borçlu olan işletmeler, özellikle yenilikçi teknolojiye sahip sektörlerde yeni ürün tiplerini ve hitap ettikleri piyasalarda yenilikleri çok hızlı gerçekleştirirler. Bu şekilde de uluslararası piyasaların lideri ve yenilikçisi olurlar. Doğuştan küresel işletmelerin genellikle bilgi–yoğun olarak nitelenen sektörlerde faaliyet gösterdikleri bilinmektedir. Firmaların uluslararasılaşma konusundaki kararlarını etkileyen faktörler; yöneticilerin uluslararasılaşmaya bakış açıları ve risk değerlendirmeleri, ağ bağlantılarının ve kaynakların kullanılması ve yönetim ekibinin tahmin edilemeyecek kadar çok sayıda belirsizliğe nasıl tepki göstereceğidir230. Piyasalarda ani düşüş ve çıkışlar ile yeni gelişen stratejilerin şartlarının belirlediği ve hızlı değişen ortamlarda faaliyet gösteren bu tür şirketler, uzun zaman boyunca açık kalmayan “fırsat pencerelerinin” üstünlüklerinden yararlanabilir. Bu şirketlerin çok sınırlı ürün yelpazeleri olamsı nedeniyle ürünlerinin hızla gözden düşmesi ve yurtiçi piyasa talebinin sınırlı olması; gelişen ülkelerde pek çok sektörde faaliyet gösteren firmalar ve özellikle KOBİ’ler, uluslararasılaşma veya küresellemeye ihtiyaç duyarlar. Aynı zamanda uluslararası yeni girişimler olarak bilinen bu işletmeler, başlangıcından itibaren çok sayıda ülkede ürünlerinin satışından ve farklı kaynakları kullanmaktan doğan önemli rekabet üstünlüğü elde etme arayışındadırlar. Bu şirketlerin uluslararası alanda hızlı genişlemesine katkıda bulunan faktör ise, güçlü sanayi yapısının bulunmaması ve 230 Martin Spence ve Dave Crick, “A Comparative Investigation into the Internationalisation of Canadian and UK High–Tech SMEs”, International Marketing Review, Vol.: 23, No: 5, 2006, s. 528–529. 154 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER şirket tarihinin uzunluğudur231. Uluslararası faaliyetlere adanmış şirketler olarak da adlandırılan bu işletmeler, süreçlerde veya teknolojide önemli değişiklikler gerçekleştirebilirler. Bu sebeple, katma değerde çok büyük artışlar sağlayan ve uluslararası faaliyetlerde yoğunlaşırlar. Aynı zamanda “bilgi yoğun” özellikleri bünyelerinde barındırmaya paralel olarak aktif girişimciler tarafından kurulan küçük firma olma özelliği gösterirler. Bu firmaların ortaya çıkışı bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, niş (dilimli) piyasaların genişlemesi ve uluslararası ortaklarla karşılıklı yarar sağlayan ilişkilerin gelişmesini hızlandıran küresel ağ bağlantılarının güçlenmesi ile açıklanmaktadır232. Şekil 10: İşletme Stratejisi ve Uluslararası Karşılıklı İlişkiler Çevresel Etkiler Fonksiyonel Stratejiler İçsel Firma Kaynakları Karar alıcıların özellikleri Yönetim yetkinlikleri Finans İşletme Stratejisi İnsan Kaynakları Elverişli/elverişsiz iç/dış piyasa şartları Sanayi/sektör eğilimleri Küreselleşme eğilimleri Operasyon Organik Büyüme Kazanılmış Büyüme Ürünler Pazarlama Piyasalar Uluslarasılaşma Biçimsel İlişkiler Ağ İlişkileri Kaynak: Jim Bell, Dave Crick ve Stephen Young, “Small Firm Internationalization and Business Strategy”, International Small Business Journal, Vol.: 22, No: 1, 2004, s. 43. 231 232 Spence ve Crick, a.g.e., s. 527. G. Knight ve S. T. Cavusgil, “The Born Global Firm: A Challenge to Traditional Internationalization Theory, (der.) S. T. Cavusgil ve T. K. Madsen, Advances in International Marketing: Export and Internationalizing Research–Enrichement and Challenges, New York: JAI Press, 1996, s. 11–26. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 155 Şekilde görüldüğü gibi, bir firmanın uluslararasılaşma süreci esas olarak çevresel etkiler, fonksiyonel stratejiler ve işletme stratejisi tarafından etkilenmektedir. Alınan ilk kararlar, çok farklı stratejik iş alanlarını içeren olaylar dizisinin bir sonucu olarak hareket halinde oluşturulur. Bu değişiklikler, hızlı büyüme ve uluslararasılaşma şartları altında bilgi yoğun firmalar arasında çok önemli olmuştur. Bu firmaların bazılarında risk sermayesi finansmanı ve uzmanlığın firmaya kazandırılması organik büyüme kadar kazanılmış büyümeyi de desteklemektedir. c. Ağ Bağlantıları Yaklaşımı Bu yaklaşım, işletme bağlantıları içinde şekillenmiş aktörler olarak firmaların anlaşılması için uygun bir çerçeve sağlamaktadır. Firma için yeni olan ağ bağlantılarına yapılan yatırımlar, başka firmalarla ve piyasalarla bütünleşmesini ve farklı ağ bağlantıları arasında koordinasyonu ifade etmektedir. Bu yaklaşım, aynı zamanda, ağ bağlantıları arasında karşılıklı etkileşim yoluyla piyasa bilgisinin geliştirilmesine ve kademeli öğrenmenin önemine vurgu yapmaktadır. Ağ bağlantılarına dâhil bir firmanın durumu mikro ve makro açıdan değerlendirilebilir. Mikro açıdan tamamlayıcı ilişkiler kadar rekabetçi ilişkiler de uluslararasılaşma sürecinin önemli unsurları olarak kabul edilmektedirler. Bir diğer ifadeyle firmalar hem işbirliği hem de rekabet yoluyla karşılıklı bağımlılık ilişkisine sahiptirler. Makro açıdan ise hem doğrudan (ağ bağlantısına dâhil ortaklar) ve hem de dolaylı (ağ bağlantısına dahil olmayan ortaklar) ilişkiler dikkate alınmaktadır. Ağ bağlantılarının mikro ve makro yönlerinin birleştirilmesiyle uluslararasılaşmanın ağ bağlantıları açısından dört kademesine işaret edilmektedir. Bunlar; erken başlayan, geç başlayan, tek başına uluslararası olan ve diğerleri arasında uluslararası olan kademelerdir233 . Buna ilaveten ağ bağlantıları, değer zincirinin çeşitli safhalarında diğer firmalarla kurulacak sinerji ilişkisini güçlendirebilir. Yönetim ekibinin uluslararası tecrübesi, kurulan uluslararası ağ bağlantıları yoluyla firmaların hızlı genişlemesini etkileyebilir. Bu personel ve 233 Ruzzier, Hisrich ve Antoncic, a.g.e., s. 482 156 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER işletme bağlantıları, ortak menfaatlerin paylaşıldığı iletişim altyapısı olarak fonksiyon icra ederler. KOBİ’lerin yöneticileri uluslararasılaşma sürecinin başlamasında, dış piyasalarda genişlemek için, büyük ölçüde bu ağ bağlantılarına güvenirler. Aynı zamanda küreselleşme ve ulus–ötesi şirketlerin küresel değer zincirlerinde artan hâkimiyetini ifade etmektedir. Ulus–ötesi şirketlerin iktisadi faaliyetlerde sahip olduğu pay, küreselleşmenin de bir ölçüsü kabul edilmektedir234. Ağ bağlantılarının kullanılması, iş ve tanınma fırsatları sağlayarak uluslararasılaşma sürecini hızlandırabilir. Süreç yaklaşımına göre, firmanın uluslararasılaşmasının analizinde bir diğer yol, başlangıç noktası olarak ağ bağlantısının kullanılmasıdır. Küreselleşme ve uluslararasılaşma sürecinin bir sonucu olarak, gelişen ülkelerdeki yerel piyasalara çokuluslu şirketlerin (ÇUŞ’ların) girişi, KOBİ’lere her zaman yarar sağlayan bir süreç olarak değerlendirilemez. Bu, piyasalara giren yeni aktörler arasında rekabetin şiddetlenmesi anlamına gelmektedir. Bunun yanı sıra çokuluslu şirketler, mal ve hizmet tedarikinde her durumda yerel tedarikçileri seçmez ve onları destekleyici rol oynamazlar. Latin Amerika’da, telekomünikasyon ve enerji sektörlerinde özel girişimler ve çokuluslu şirketlerin birleşmesinden kaynaklanan kazanç, mühendislik işleri yapan KOBİ’lerin ve çokuluslu şirketlere farklı şekillerde destek veren tedarikçilerin zayıflamasına ve hatta kapanmasına neden olmaktadır. Ticaretin serbestleşmesi; doğal olarak bazı yabancı birleşmelere, ara mamul ithalatında yerel tedarikçilerle işbirliğine gitmektense mevcut kendi küresel tedarik zincirlerini veya başka işletmeler tarafından kurulmuş bir zinciri kullanma fırsatı vermiştir. Bu sürecin sonucu olarak yerel KOBİ’lerin kapasitesi, imalat veya hizmet sektörlerinde zayıflamakta veya yok olmaktadır235. KOBİ’lerin geleneksel olarak yurtiçi piyasalarda yoğunlaştığı ve halen bu işletmelerin çoğunun yerel varlıklara ve piyasalara bağımlı 234 235 Lall, The Employment Impact of Globalisation…, a.g.e., s. 4. UNCTAD, Linkages, Value Changes and Outward Investment: Internalization Patterns of Developing Countries’ SMEs, Trade and Development Board, Ninth Session, 22–25 February, Geneva: UNCTAD Publ., 2005, s. 4. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 157 oldukları gözden uzak tutulmamalıdır. Ancak, artan şekilde küreselleşen ve uluslararası ekonomik faaliyetlere katılan KOBİ’ler, uluslararası stratejik birleşmeler yoluyla olduğu kadar kendi aralarında ve çokuluslu şirketlerle risk sermayesi oluşturarak da uluslararası rekabet güçlerini arttırma yoluna gitmektedirler. Bu çerçevede KOBİ’ler, uluslararası üretim ağlarına katılarak esneklik ve düşük bürokrasi gibi küçük ölçeğin üstünlükleri ile firmalar grubunun sağladığı ölçek ve alan ekonomilerinin üstünlüklerini birleştirme imkânını elde etmektedir. KOBİ’lerin, dünyada genel olarak firmaların çoğunluğunu oluşturduğu, toplam istihdamda büyük paya sahip olduğu ve gelecek on yılda dünya üzerindeki kırsal nüfusun iki milyar artacağı dikkate alındığında; istihdam sağlayan temel aktörler olarak bu işletmelerin desteklenmesinin ekonomik ve sosyal gelişme açısından taşıdığı hayati rol daha iyi anlaşılabilir. Çünkü küreselleşme sürecinin hız kazanmasıyla kaybedenler ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, bir taraftan ekonomik büyüme ile sosyal kalkınma arasında uzlaşma temin etmek ve diğer taraftan da kalkınmanın sürdürebilirliğini sağlamak ilave maliyetler yüklemektedir. Küreselleşme sürecinin yol açtığı olumlu sonuçların yanı sıra, eşitsizlik ve fakirlik de aynı derecede önemli ve kesin küresel sosyal ve ekonomik sorunlar olarak dünyanın gündeminde önemli bir yer işgal etmektedir. Ülkeler arasında ekonomik mesafenin önemini kaybetmesi şeklinde ifade edilen küreselleşme, özellikle KOBİ’ler için yeni tehdit ve fırsatlar yaratmıştır. Ulusal ekonomilerin bütünleşmesini beraberinde getiren bu süreç, ulusal sınırlar ötesinde ürünlerin, sermayenin ve emeğin hareketliliğini büyük ölçüde hızlandırmaktadır. Benzer şekilde doğal kaynaklar, emek ve sermaye gibi kaynakların tahsisini ve etkin kullanımını sağlayarak ekonomik etkinliğin arttırılmasına katkıda da bulunmaktadır. Bu, aynı zamanda üretimin ve ticaretin küreselleşmesini ifade etmekte ve küresel üretim hacminde ve ticaret–GSYİH oranında keskin artışlara yol açmaktadır. Mukayeseli ve rekabetçi üstünlüklere göre ülkeler arasında parçaların üretilmesine imkân verecek şekilde üretim sürecinin küresel ölçekte parçalanması, bu sürecin bir sonucudur. Uluslararası ticaret hacminin ve doğrudan yabancı yatırımların hızla artması ve bilgi teknolojilerinin hızla gelişmesi ve yayılması, küresel bilgi akışını hızlandırmıştır. Bu gelişmelerin sonucu 158 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER olarak, uluslararası işlem maliyetlerinde ciddi düşüşler yaşanmış ve küresel finansal bir sistem ortaya çıkmıştır. Daha serbestleşmiş ve piyasa temelli ekonomik süreçlerin dünya üzerinde işlerlik kazanması, küreselleşme sürecinin doğal sonucu olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca, döviz kuru düzenlemelerinde olduğu kadar sermaye ve finansal akımlar alanında da daha büyük riskler ile yaşamak zorunda kalan ülke ekonomilerinde kırılganlık ve dalgalanmaların kaçınılmaz hale gelmesi de bu sürecin sonucu olarak ele alınmaktadır. Ticaretin serbestleşmesi, aynı zamanda rekabetin daha fazla uluslararasılaşması anlamına gelmektedir. Diğer bir problem ise, gelişen ülkelerdeki KOBİ’ler için öneme sahip olan pek çok ürünün yüksek gümrük vergileriyle korunmasıdır. Asya’da ve Pasifik ülkelerindeki kanıtlar, ticaretin serbestleşmesi ile KOBİ’lerin faaliyet gösterdiği sektörlerde beklenen yüksek kazançların gerçekleşmediğini göstermektedir. Pek çok ülkede, ithal edilen ürünler arasında yerli ürünlerin talebi azalmakta ve rekabet birçok KOBİ’yi saf dışı bırakmaktadır. Bu gelişmeler ışığında, KOBİ’lerin rekabet gücünün hangi faktörlere bağlı olacağı ve bu doğrultuda neler yapılabileceği, aşağıdaki soruların cevaplandırılmasına bağlıdır236: 1) Küreselleşmiş dünya ekonomisinde, bir ülkede faaliyet gösteren KOBİ’lerin uluslararası rekabet gücünü sürdürmesini sağlayacak başlıca politika reformları neler olacaktır? 2) KOBİ’lerin verimlilik ve etkinlik seviyeleri nasıl arttırılabilir? Bunun için gerekli olan kurumsal ve altyapı faktörleri nelerdir? 3) KOBİ’lerin uzun vadeli istikrarı, ihracat başarısı ve rekabet gücü üzerinde döviz kuru krizlerinin sonuçları ve etkileri nelerdir? 4) KOBİ’lerin rekabet gücü ve uzun ömürlü olmaları üzerinde bölgeselciliğin ve çok taraflı anlaşmaların etkileri nelerdir? 5) Uluslararası piyasada KOBİ’lerin teşvik edilmesi ve rekabet gücü açısından tüm ekonomi ile bütünleştirilmiş hangi politika konuları önemlidir ve ekonomik büyüme stratejisinde KOBİ’lere verilen rol nedir? 236 Dhungana, a.g.e., s. 8–11. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 159 Buna paralel olarak, finansal piyasaların serbestleşmesiyle, KOBİ’lerin uluslararası sermaye piyasalarına ulaşmalarının kolaylaştığı doğrudur. Gelişen ülkelerdeki KOBİ’lerin büyük bir çoğunluğu için halen en önemli problem, sermayeye ulaşmaktır. Bu da, rekabet güçlerini geliştirebilmeleri için etkili olan bir faktördür. Sermaye kaynaklarına sınırlı ulaşım, sadece ulaşılması mümkün olan bilgiden yoksun kalmalarına değil, aynı zamanda şirketin küçük ölçeğinden dolayı ihtiyaç duyulan sermayeyi elde edememelerine de neden olmaktadır. Borç alacaklar yüksek riski göze aldığından, KOBİ’ler genellikle büyük şirketlerden daha yüksek faiz oranları ödemek zorundadırlar. Pek çok Afrika ülkesinde faiz oranlarının % 30’u aşması da bu durumun bir göstergesidir237. Gelişen ülkeler arasında bir korku daha vardır ki o da sermaye ve risk yönetimine ilişkin bir çerçeve oluşturan Yeni Basel II rejimidir. Bu çerçevede, Basel II rejimi, KOBİ’lere kredi verecek olan yerel bankaların halen sınırlı olan kapasiteleri üzerinde negatif etkiye sahip olacaktır. Çünkü Basel II rejimi, ticari bankaların kredi verme oranları üzerinde daha kısıtlayıcı kurallar getirecektir. Oysa belirli finansal tedbirler, ihracata yönelik KOBİ’lerin finansal durumunu iyileştirmek için ve dolayısıyla bu firmaların küresel piyasalarda devamlı genişlemesini hızlandırmak için gerekli olacaktır. KOBİ’lerin uluslararasılaşmasıyla ortaya çıkan diğer önemli problemler ise, iş ortamında kaynak yetersizliği ve işletmeler için uygun olmayan iş ortamlarıdır. Özellikle Afrika, Latin Amerika ve birçok gelişen ülkedeki iş ortamı, her zaman girişimciliğe yardımcı olmamakta ve genellikle destekleme hizmetleri yetersiz kalmaktadır. Bunun yanı sıra, gelişen pek çok ülkede iş ortamı küçük firmaların, büyük firmalar ve çokuluslu şirketlerle daha fazla bağlantı kurma imkânlarına sahip olan orta ölçekli işletmelerle birlikte büyümesine engel olmaktadır. Bu çerçevede hükümetlerin, ulus–ötesi şirketlerin taleplerini karşılayacak şekilde KOBİ’ler için hukuki ve idari altyapı ile birlikte fiziki 237 K. Kwaku, Enhancing Capacities of Small and Medium Enterprises for Inter–firm and Cross–border Business: Lessons from COMESA/SADC Regions for Rest of Africa, International Conference on Trade and Investment, Maximising the Benefits of Globalisation for Africa, Dakar, Senegal: OECD Publ., 23–26 April, 2003, s. 10. 160 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER ve beşeri altyapıyı geliştirmesi büyük bir önem taşımaktadır. Bunun yanı sıra ulus–ötesi şirketler piyasalara giriş, teknoloji, vasıflı personel ve finansman kaynaklarına erişimi hızlandırarak KOBİ’lerin küreselleşmenin tehditlerine karşı koymalarına yardım edebilir. KOBİ’lerin ulus–ötesi şirketler ile bu tür bağlantılar oluşturabilmesi; örgütlenme, yönetim ve vizyon açısından istikrar kazanmalarını gerekli kılmaktadır. Küreselleşme, ulus–ötesi şirketlerin üretim yapısını ve taşeron ağlarını değiştirerek KOBİ’ler ile ulus–ötesi şirketler arasındaki bağlantıları geliştirmiştir. Ulus–ötesi şirketler esneklik, maliyet düşüşü ve hıza dayandırdıkları küresel stratejilerini uygulamada KOBİ’ler ile bu tür bağlantılara ihtiyaç duymaktadırlar238. KOBİ’ler için diğer önemli bir kısıtlayıcı ise; teknoloji, sağlık, kalite ve çevre açısından uluslararası ve şirket üretim standartlarının sayısının artmasıdır. Bu standartlar, gelişen ülkelerdeki KOBİ’lerin uluslararası piyasalarda genişlemesini engelleyen ve bunların ulus ötesi şirketler için tedarikçi olma şartlarını sınırlandıran yeni bir ticaret engeli haline gelmektedir. Bütün bunların yanı sıra gelişen ülkelerde faaliyet gösteren KOBİ’ler; sermaye kaynakları, teknik ve idari kapasiteleri açısından sınırlamalara tabi olduklarından, yatırım yapan ülkelerde ortaklara ihtiyaç duymaktadırlar. Çünkü bu ortaklar sermaye ve diğer stratejik kaynaklara ulaşmada katkıda bulunabilir ve yerel bürokratik engelleri aşabilirler. Dolayısıyla bu ortaklar, gelişmiş ülkelerdeki benzerlerinden ziyade yerel firmalarla (KOBİ) bağlantılar oluşturma eğilimindedirler. Bu aynı zamanda yerel KOBİ’lerin gelişmesi için özellikle faydalı olan yerel ekonomide çok yönlü bir bütünleşmeyi ifade etmektedir. Hükümetlerin KOBİ’ler ile ulus–ötesi şirketler arasındaki bağlantıları güçlendirme konusunda oynayabileceği diğer rol ise; mühendislik, yönetim, finansman, pazarlama ve hukuki konularda eğitim ve fiziki altyapıyı devamlı geliştirmesi ve idari yükleri azaltmasıdır. Özel sektörle yakın bir işbirliği sağlayarak destek kurumları ve hizmetleri sunan hükümetler, teknolojik yenilikleri ve teknoloji transferini hız- 238 UNCTAD, The Relationship Between SMEs and TNCs to Ensure the Competitiveness of SMEs, Outcome for the Expert Meeting, Geneva: UNCTAD Publ., 2000, s. 3. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 161 landırabilir ve mesleki eğitime katkıda bulunabilir. Bu anlamda hükümetler, ulus–ötesi şirketler ile KOBİ’ler arasındaki bağlantıları ve işbirliğini geliştirmede üç yaklaşımı benimseyebilir. Bunlardan ilki, KOBİ’lerin performansını arttırmaktır. Yerel hizmetler ve ürünlerin talebinde yetersizlik bulunmamakla birlikte, KOBİ’lerin bu mal ve hizmetleri gerekli kalite standartlarına göre üretme ve dağıtma kapasitelerinde yetersizlik bulunduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Dolayısıyla, hükümetlerin politikaları KOBİ’ler için seçici ve rekabetçi üstünlüklerini geliştirmeye yardım edecek şekilde dinamik işletmeler haline gelmeye teşvik edici olmalıdır. İkinci yaklaşım, yabancı yatırımları çekmeye yönelik tedbirlerin, bölgenin olumlu özelliklerini öne çıkarmakla birlikte yatırım ve üretim kurallarının serbestleştirilmesine vurgu yapmaktadır. Bu, hükümetin hedef yatırımlar için uzun vadeli vizyon geliştirmesine ve planlama yapmasına işaret etmektedir. Üçüncü ve son yaklaşım ise, hükümetlerin belirli bağlantı politikalarına ağırlık vermesi gerektiği ile ilgilidir. Belirli bağlantıların geliştirilmesi, ulus–ötesi şirketleri yerel topluluk ile taşeron ilişkilerini, isim hakkı anlaşmalarını (franchising), teknolojik işbirliği fırsatlarını ve diğer taşma etkilerini arttırmaya teşvik etmek anlamına gelecektir. Buna ilaveten gelişen ülke firmaları, olgun teknoloji kullanmada ve fiyat üzerinden rekabet eden malların üretiminde rekabetçi üstünlüklere sahip olabilirler. Bu firmalar tarafından transfer edilen teknolojiler, gelişen ülkelerin şartlarına genel olarak emek yoğun oldukları ölçüde daha iyi uyum sağlarlar ve mevcut yerel girdileri de etkin kullanabilirler. Fakat gelişen ülke firmalarının bu teknolojilerde sahip olduğu avantajlar genellikle zayıftır ve dolayısıyla kendilerini yakalamak isteyen diğer yerli firmalar tarafından yenilgiye uğratılabilirler. Son olarak yatırım yapan ülke için gelişen ülke teknoloji transfer etme şartları, sanayileşmiş ülkelerin firmaları tarafından transfer etme şartlarına göre daha tercih edilir niteliktedir. Bununla birlikte gelişen ülke firmaları, yatırım yaptıkları ülke için bazı olumsuzluklara da sahiptir. Mesela Ar–Ge faaliyetlerinin yetersiz olmasına bağlı olarak bu firmalar, şubeleri veya risk sermayesi ortakları için uluslararası standartları karşılayan yenilenmiş ve geliştirilmiş teknoloji gücüne sahip olmayabilirler. 162 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Ticaretin serbestleşmesinin etkisi ile ilgili bir örnek, ithalat serbestleşmesinin yurt içinden ziyade küresel kaynak tedariki için yabancı ortaklıklara yol açtığı Brezilya otomotiv sektörüdür. Ulusal KOBİ’lerin ve büyük parça üreticilerinin sayısı, 1990’da 2000 iken 1993’te 750’ye gerilemiştir. Benzer bir eğilim Arjantin otomotiv endüstrisinde gözlemlenebilir. Birçok Latin Amerika ülkesi, ürün ve teknoloji tasarımında uluslararası teknoloji sınırına yaklaşmakla birlikte bunların yerel üretiminden ziyade ithal edilmiş parçaları bir araya toplamaktadır. Bu toplama süreci, bu ülkelerdeki KOBİ’lere yerli girdileri kullanma ve teknoloji geliştirme açısından herhangi bir kazanç sağlamamaktadır. Bir diğer örnek ise, elektronik endüstrisinde ihracata yönelik ulus ötesi şirket birleşmelerinin hızla arttığı, Meksika’nın Guadalajara Bölgesi’dir. Bazı küresel tedarikçiler, elektronik sektöründe birkaç ulus–ötesi şirketi takip etmiştir. Belirli ara ürünler için yerel tedarikçiler veya KOBİ taşeronları bu süreçte temsil edilmemiştir. Hatta bazı yarı mamul ürünler için ise, yerel şirketler yeni rekabetle başa çıkamamış veya yabancı yatırımcılar tarafından satın alınmıştır239. Firmaların uluslararası faaliyetlere katılmasını belirleyen en önemli faktörlerin başında firmanın köklü geçmişe sahip olup olmadığı ve ölçeği gelmektedir. Firmaların köklü geçmişe sahip olması konusunda yapılan birçok çalışma, firma tecrübesi ile uluslararasılaşma safhası arasında olumlu bir ilişkinin bulunduğunu ortaya koymaktadır. Diğer taraftan, firma ölçeği ile aşırı kaynakların ve teknik bilginin (know–how) elde edilebilirliği arasında paralellik bulunduğu gözlemlenmektedir. Firmaların uluslararası faaliyete katılması konusunda akla gelen ilk soru, ölçeğin etkisi ile alakalıdır. Buna göre bu etki, çok yönlü anlaşmalardan kaynaklanan bölgesel genişlemenin basitleştirilmesi ve giriş engellerinin azaltılması sebebiyle sorgulanmıştır. Bununla birlikte, uluslararasılaşma süreci bu faktörlerin ve yeteneklerin yerel piyasadan uluslararası alana kaydırılmasını gerekli kılmaktadır. Uluslararasılaşma sürecinde yaşı veya ölçeğinin bir firmaya rekabetçi avantaj sağlayıp sağlamadığı sorusu, halen tartışılmaktadır. Tecrübeyi sağlayan faktör olarak firmanın geçmişi ile aşırı kaynaklara ve teknik 239 UNCTAD, Linkages, Value Changes and Outward Investment…, a.g.e., s. 5. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 163 bilgiye (know–how) yönelik unsurlar olarak da firma ölçeği ve büyüklüğünün, firmaların uluslararası piyasalara bağlılık derecesi ile ilişkili olduğu iddia edilmektedir240. Bir firmanın kendi ülkesindeki yerel, bölgesel ve ulusal faaliyetlerinin kapsamı, o firmanın uluslararası faaliyetlerini genişletmesinin belirleyicisi olmaktadır. Sonuç olarak bir firmanın yaşından, ölçeğinden ve ulusal faaliyetlerinin kapsamından oluşan görüntüsü, o firmanın uluslararasılaşma seviyesi ile pozitif bir ilişkiye sahiptir. Firmaların uluslararası faaliyetlere katılmasını belirleyen diğer önemli faktörler ise, üretimden daha hızlı genişleyen ticaretin ve özellikle doğrudan yabancı yatırımların hız kazanmasıdır. Bu süreçte ulus–ötesi şirketler, KOBİ’lerin gelişmesinde önemli aktörler konumuna gelmektedirler. Bu bağlamda gelişen ülkelere ve geçiş ekonomilerine yönelik Doğrudan Yabancı Yatırım (DYY) akımları, 1990’dan 1998’e kadar 6 kat artarak önemli ölçüde büyümüştür. Bu ülkelerin küresel doğrudan yabancı yatırım akımları içindeki payı 1980’lerin ortasında % 18 iken, 1998’de % 42’ye yükselmiştir. DYY akımları gelişen ülkeler arasında eşitsiz şekilde dağılmasına rağmen bazı yeni sanayileşen ülkeler bu artıştan aslan payını almakta ve GSYİH içindeki bu yatırımların oranı düşük gelirli ülkelerde de artmaktadır241. DYY KOBİ’ler açısından sadece sermaye akımlarını değil; yönetim ve örgüt uzmanlığı, teknoloji ve piyasalara giriş gibi diğer ekonomik varlıkların transferini de içermektedir. Ulus–ötesi şirketlerin üretim süreçleri ve yönetim teknikleri, genellikle uluslararası en iyi uygulamaları ve sürekli gelişmeyi temsil ederler. Toplam faktör verimliliği seviyeleri, gelişen ülkelerdeki yerel firmalarla karşılaştırıldığında, ulus–ötesi şirketlerin daha yüksektir. Aynı şekilde diğer performans kriterlerine bakıldığında da, ürün kalitesi ile teknolojik yenilik ve geliştirme gücünün yüksek olduğu görülmektedir. Gelişen ülkelerdeki yerel firmalar ile ulus–ötesi şirketler arasıdaki bu performans açığı, yerel KOBİ’lere yönelik yol gösterici bir özelliğe sahiptir. Bir taraftan 240 241 Francisco José Acedo ve Juan Florin, “An Entrepreneurial Cognition Perspective on the Internationalization of SMEs”, Business Media LLC, 2006, s. 51. Altenburg ve Eckhardt, a.g.e., s. 5. 164 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER ulus–ötesi şirketler yeni bilgi ve teknolojilerin kaynağı olarak görülürken, diğer taraftan ulus–ötesi şirketlerin yerel şirketler üzerindeki rekabet tehdidinin her zaman mevcut olduğu unutulmamalıdır242. KOBİ’lerin uluslararasılaşma sürecinin ortaya konulabilmesi için öncelikle ulus–ötesi şirketler ile KOBİ’ler arasındaki çok yönlü ilişkilerin ve bağlantıların incelenmesi önem taşımaktadır. Ulus–ötesi şirketler ile KOBİ bağlantılarının yoğunluğu ve teknolojik yenilenmeye yönelik olarak bu bağlantılardan yararlanacak firmaların ve ülkelerin bu konudaki kabiliyeti karşılıklı etkileşim içindeki üç faktöre bağlı olarak farklılaşmaktadır. Bu faktörler; yüksek ulus–ötesi şirket standartlarını karşılayacak potansiyele sahip olan KOBİ’lerin varlığı, ulus–ötesi şirketlerin şirket stratejileri ve destekleyici kamu politikalarının varlığı ve etkinliğidir. Bu bağlantıların incelenmesi, küreselleşmenin en önemli aktörleri olarak kabul edilen ulus–ötesi şirketlerin faaliyetlerinin izleyicisi olarak KOBİ’lerin küreselleşerek uluslararası piyasalarla bütünleşme ve küresel aktörler haline gelme sürecinin açıklığa kavuşturulmasını mümkün kılacaktır. Bu noktada ulus–ötesi şirketler ile KOBİ’ler arasındaki beş farklı bağlantıdan söz edilebilir. 2. Bağlantı Yaklaşımları a. Tedarikçilerle (KOBİ’lerle) Geriye Bağlantılar Ulus ötesi şirketlerin çoğu rekabetçi ve ileri teknoloji içeren çok geniş bir yelpazede girdilerin zamanında teslim edilmesine ihtiyaç duyarlar. Bu şirketler; üretim için gerekli olan parçaların, bileşenlerin ve hizmetlerin tamamını kendi bünyesinde üretemediklerinden bu tür ürünlerin etkin şekilde dışsal tedarikçilerine ihtiyaç duyarlar. Ulusötesi şirketlerin bu özelliklerine bağlı olarak taşeronlaşma istikrarlı şekilde artmakta ve desteklenmektedir. Sonuç olarak, küçük teşebbüslerin esnekliği ile büyük ölçekli üretim ekonomilerinin birleşmesi, teşebbüs ölçeklerinin iyi dengelenmiş bir bileşenini ortaya çıkarmaktadır. Ulusötesi şirketlerle bu yöndeki bir birleşme KOBİ’lere, 242 A.e., s. 7. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 165 uluslararasılaşma konusunda tek başına elde edemedikleri çeşitli imkânlar ve yetkinlikler (küresel piyasalara, pazarlama ve dağıtım kanallarına ve finans–sermayeye erişim ile insan kaynakları ve eğitim gibi konular) sağlamaktadır. Aynı zamanda büyük ölçekli teşebbüsler, üretimde kullandıkları girdilerin büyük bir bölümünü KOBİ’lerden tedarik ederek (geriye bağlantılar) KOBİ’lere yeni piyasalar açmaktadırlar. KOBİ’ler, uluslararasılaşma sürecinde ulus–ötesi şirketlerle kurdukları bağlantılar sebebiyle kendi ülkelerinde modernleşme ve büyümeye hız kazandırabilirler. Böylece yerel ekonomi ile küresel ekonomik aktörler arasında ekonomik ilişkilerin kurulması ve sürdürülmesi mümkün olmaktadır243. Bir diğer ifade ile KOBİ’ler, küresel piyasalarda meydana gelen ürün, üretim, dağıtım ve teknoloji konularındaki yenilikleri ülke geneline yayma ve benimsetme rolünü de yerine getirmektedirler. Ulusötesi şirketlerle KOBİ’lerin oluşturduğu bu bağlantılar, aynı zamanda KOBİ’ler için büyük bir tehlikeyi de bünyesinde barındırmaktadır. Buna göre, bütün tedarik ilişkileri KOBİ’ler için eşit fayda sağlamamaktadır. Tedarikçi konumunda olan çoğu KOBİ’nin işbirliği girişimi, önemli ölçüde kendi girdilerini kullanan ulus–ötesi firmaya göre şekillenir. Bu durum, KOBİ girdilerini kullanan bir ulus–ötesi şirketin, ücret maliyetlerini düşürmek veya talepteki dalgalanmaları azaltmak için tek bir tedarikçi KOBİ ile ilişki kurması halinde geçerlidir. Aksi takdirde, makul bir ulus–ötesi firma, tedarikçi KOBİ’nin teknolojik uzmanlığını, faaliyet esnekliğini veya ölçek ekonomilerini kullanılabilir hale getirmek isterse kolayca bir tedarikçi KOBİ’yi diğerine karşı kullanabilir. Açıkçası bu, ulus–ötesi şirketlerin KOBİ’ler arasında rekabeti daima alevlendirebilme gücüne sahip olduğu anlamına gelmektedir. Bir ülkenin hem kendi firmalarını ve hem de dolaylı olarak ekonomisini küresel piyasalarda söz sahibi yapmak amacıyla girdiği uluslararasılaşma sürecinde karşılaşacağı bu tehlike, bazı KOBİ’lerin uluslararası piyasalardan tamamen silinmesine ve hatta ulusal ekonominin rekabet gücü ve ihracat açısından büyük darbe almasına da 243 Hubert Schmitz, “Globalized Localities: Introduction”, (der.) Hubert Schmitz, Local Enterprises in the Global Economy: Issues of Governance and Upgrading, Cheltenham: Edward Elgar Publ., 2003, s. 4-5. 166 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER neden olabilir. Gelişen ülkelerin KOBİ’lerinin, Ar–Ge faaliyetlerine yeterince ve devamlı önem vermemeleri ve teknolojik yenilik yapmamaları, ulus–ötesi firmaların kendilerinden isteyecekleri standartlarını karşılayamaz duruma düşme tehlikesi yaratır244. Ulusötesi firmalar ile KOBİ’lerin kurdukları tedarikçi–tüketici ilişkisinin bir boyutuna ait bu olumsuz senaryo bir yana bırakılırsa, ulusötesi şirket tüketicileri; çok sınırlı sayıda güvenilir orta ölçekli tedarikçiyle istikrar ve uzmanlığa dayalı ilişkiler kurma eğilimindedir. Ancak, sadece dalgalanan talep şartlarına ve geçici düşük faktör maliyetlerine dayanan ve kalite ve güvenilirlik açısından standartları yükselten bir durumun mevcut olmasıyla KOBİ’ler ile ulusötesi firma arasındaki bu ilişki zayıflar ve yok olur. Diğer bir ifade ile ülke şartlarında olumlu bir değişmenin mevcut olması, tüketici konumundaki ulusötesi firmaların başka ülke ve bölgelerdeki KOBİ’leri tercih etmelerine yol açabilir. Bu noktada tercih edilen KOBİ’lerin öne çıkan özelliği; bütün değer zinciri boyunca vasıflı ve yüksek seviyede motive olmuş işgücünü istihdam etmesidir. Bir başka deyişle bu tercih, ulusötesi firmalar tarafından gerekli görülen imalat süreci uygulamalarının, maliyet düşüşlerinin ve yenilikleri benimseme ve hayata geçirme süresinin önem kazanması anlamına gelmektedir. Bu durum potansiyel küresel KOBİ adayları için artan giriş engellerini ifade etmektedir. Fakat aynı zamanda ulusötesi firma, tercih ettiği KOBİ tedarikçilerinin çalışma şartlarının iyileşmesine yardım etmekte ve teknolojik yenilenmeye yönelik fırsatlar yaratmaktadır. Bağlantılar yoluyla yerel işletmelerin dış birimleri ve ticaret bağlantıları, özellikle yeni faaliyete geçen firmalar için önem taşımaktadır245. b. Tüketicilerle (KOBİ’lerle) İleriye Bağlantılar Tedarikçilerle geriye bağlantıların tersine, ulusötesi şirketler tüketicilerle (KOBİ’lerle) farklı tipte bağlantılar geliştirebilirler. İleriye bağlantıların en yaygın ve yoğun olanı, pazarlama merkezlerinde ortaya çıkmak- 244 245 UNCTAD, Linkages, Value Changes and Outward Investment…, a.g.e., s. 7. H. Schmitz ve K. Nadvi, “Clustering and Industrialization: Introduction”, World Development, Vol.: 27, No: 9, 1999, s. 1511. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 167 tadır. Marka ürünlerini taşeronlaştıran ulusötesi şirketler, pazarlama merkezlerinin performansını arttırmaya önem verirler ve bu alana büyük yatırım yaparlar. Mesela otomobil bayileri, benzin istasyonları, lokanta zincirleri ve seyahat acenteleri gibi faaliyetlerin taşeronlaştırılması, markalı ürünler üreten şirketlere önemli üstünlükler sağlamaktadır. Temelde ulusötesi şirketler riskleri ve dağıtım kanallarına yatırımı minimize ederken KOBİ’lerle kurdukları bu tür ileriye bağlantılar yoluyla çok geniş piyasaları hızlı şekilde bünyelerine katabilirler. Ulusötesi şirketler sırasıyla faaliyetlerinde yüksek ve homojen standartları sürdürmeye önem verdikleri gibi aynı zamanda kendilerinin mal ve hizmetlerinin dağıtımcısı konumundaki KOBİ’ler için de kapsamlı eğitim sunarlar. Dolayısıyla, KOBİ dağıtımcısı, ulus–ötesi şirketin tescillenmiş piyasa itibarı ve teknoloji transferi ile birlikte tanınmış ve benimsenmiş markasını kullanarak fayda sağlamaya devam ederler. Bu durum, KOBİ’ler için bir taraftan büyük ölçüde başarısızlık riskini azaltırken, diğer taraftan daha önce üstlenmedikleri risklerle yüzleşmeleri anlamına da gelmektedir. Ulusötesi şirketlerin yerel KOBİ’lerle girdikleri ileriye dönük bu bağlantının temeli, ulusötesi firma adına satış yapma hakkının bir dizi riskin paylaşılması karşılığında KOBİ’lere devredilmesidir246. İleriye bağlantıların bir diğer boyutu ise, büyük şirketlerin alıcıları, satış birimleri veya temsilcileri vasıtasıyla yerel birimlerde önemli gelişmelere öncülük etmesidir. Bu tür bağlantılar, yerel olarak faaliyet gösteren KOBİ’lerin üretimin organizasyonu, yönetim yetkinlikleri, finansman, pazarlama, reklâm, yeni teknolojiler ve piyasalardaki gelişmeler hakkında ana dağıtıcı veya üretici şirketten bilgi birikimi ve tecrübe açısından önemli ölçüde yararlanmasına katkıda bulunur247. KOBİ’lerde kümelenme ve yenilik sistemleri ile ilgili tartışmalar, genel olarak yerel bağlantılar çerçevesinde şekillenirken; küresel bağlantılar ve bunların yerel etkilerinin incelenmeye başlanması bağlantılar kavramına yeni boyutlar ilave eden bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir. Bu yaklaşım, sadece bağlantıların daha geniş boyutta 246 247 UNCTAD, Enhancing the Competitiveness of SMEs Through Linkages, Geneva: UNCTAD Publ., 2000, s. 5. Schmitz ve Nadvi, a.g.e., s. 1511. 168 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER toplanmasını ifade etmemektedir. Bunu aksine küresel bağlantılar yaklaşımı, yerel işletmelerin kapasite yükseltme stratejileri ve tercihleri ile ilgili anlayışı dönüştüren bir özelliğe sahiptir. Küresel bağlantıların yerel işletmeler için önemini anlamak için, yerel üreticiler için ölçütleri kimin belirlediği sorusunu sormak gerekir. Yerel üreticilerin, isimsiz küresel piyasalara ihracat yapmadığını ve güçlü küresel firmalar tarafından yönetilen değer zincirlerinden nasiplendiklerini hatırdan çıkarmamak gerekir. Böyle bir zincirin yönetimi söz konusu olunca, bazı büyük teşebbüslerin ölçütleri belirleyeceği ve yerel işletmelerin de bu doğrultuda faaliyet göstereceği sonucunu çıkarmak gerekir. Ancak, kalite ve çalışma standartları gibi bazı ölçütlerin de zincir dışından belirleneceği ve riayet etmenin zorunlu tutulabileceği de unutulmamalıdır248. KOBİ’lerin ulusötesi firmalarla ileriye bağlantıları aracılığı ile ortaya çıkan bu ilişkilerin KOBİ’ler açısından doğuracağı tehlikeler de mevcuttur. Buna göre KOBİ’lerin ulusötesi firma adına satış yapma hakkı karşılığında üstlendiği riskler, çoğu zaman bu şirketlerin ulus– ötesi firmalara bağımlığının en yüksek seviyeye çıkmasına yol açmaktadır. Pazarlama, dağıtım ve servis kanallarının oluşturulmasında KOBİ’lerin büyük ölçüde rol üstlenmesi ve sınırlı kaynaklarını bu alana tahsis etmeye zorlanması, yenilik ve Ar–Ge faaliyetleri için halen yeterli kaynaklara sahip olmayan bu şirketlerin ağır yükler altında kalmalarına sebep olmaktadır. İleriye bağlantıların bir diğer türü ise, sanayi üretim teçhizatı alıcılarıyla gerçekleştirilen ilişkilerdir. Makine, teçhizat veya ara mallarının ulusötesi üreticilerinin büyük bir kısmı, gelişen ülkelerde faaliyet gösteren tüketicilerine (KOBİ’lere) katkı sağlamaktadır. Yaygın olarak satın alınan makinelerin ya da teçhizatın nasıl kullanılacağı hakkında KOBİ çalışanlarını eğitmek üzere ulusötesi şirketler uzman personel göndermenin yanı sıra bakım ve tamir hizmeti de verirler. Fakat birçok durumda da teknoloji transferi ulusötesi firmanın öncelik verdiği bir konudur. Bu durumda KOBİ’lerin tüketici taleplerini karşılamasına yardım eden uluslararası kalite standartları ve piyasa eğilimleri hak248 Schmitz, a.g.e., s. 4. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 169 kında da ulusötesi firmalar bilgilendirme çalışmaları yapar. Ulus–ötesi şirketler adına satış yapma hakkının KOBİ’lerce devir alınmasında olduğu gibi, sanayi üretim teçhizatının ve yeni teknolojilerin KOBİ’lere transferi konusundaki ilişki, bir yönüyle de KOBİ’lerin ulus–ötesi firmalara bağımlı hale getirilmesini ifade etmektedir. Şöyle ki; ulus ötesi şirketten transfer edilen sanayi üretim teçhizatının ve yeni teknolojilerin KOBİ’ler tarafından beklenen getirilere ulaşmadan yenileri ile ikame etmeye zorlanması, KOBİ’leri bu tür malların zorunlu alıcısı konumuna getirmektedir. Bu yönüyle bu bağlantı türünün, KOBİ’lere ulusötesi firmalarla ilişkilerinde avantajlar sunduğu kadar tehlikeleri de beraberinde getirdiğini dikkate almak gerekir. c. Rekabetçilerle Bağlantılar Rekabet kavramı, teknolojik öğrenmeye yönelik en temel itici güçtür. Gelişen bir ülkenin piyasasına giriş yapan ulusötesi şirketler, ulusal düzeyde rekabet eden yerel şirketlerin kendilerini geliştirmelerini teşvik edebilir. Yapılan araştırmalar, ulusötesi şirketlerin teknoloji ithalatı ile yerel rakibin yatırım ve üretim artışı arasında pozitif bir ilişki bulunduğunu göstermektedir. Bu yönüyle yabancı yatırımcılar, yeni standartlar oluşturabilir ve bütün sanayide yenilikleri teşvik eden sağlıklı bir rekabet ortamı yaratabilir. Diğer taraftan yerel rakipler, ulusötesi şirket standartlarının gerisinde kalırlarsa yabancı yatırımcılar bu firmaları piyasa dışına iterler. Bu durum, yerel rakiplerin ulus–ötesi şirketlerce satın alınmasının yanı sıra oligopolistik piyasa gücüne de yol açar. Bu yaklaşımın uygulamadaki yansımasının örneği mobilya sektöründe IKEA’nın dünya çapındaki faaliyetlerinde görülebilir. Ürünün üretiminden son tüketiciye ulaştırılması ve satış sonrası hizmetlere (tasarım, üretim, pazarlama, satış, montaj ve servis gibi) kadar sorumluğu kendi elinde tutan geleneksel mobilya sektöründe faaliyet gösteren firmaların davranış kalıbının aksine, IKEA ürünlerinin tasarımlarını ünlü tasarımcılara yaptırarak, üretim sürecinde yeni teknikler kullanarak, pazarlama konusunda büyük merkezler oluşturarak ve en önemlisi montajını müşterinin kolaylıkla yapabileceği mobilyalar üreterek sıradan firmaların zorlanacağı yeni bir anlayışı hayata geçirmiştir. IKEA bu anlayışı hayata geçirmesi sonucunda maliyetleri düşürerek, ölçek eko- 170 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER nomilerinden yararlanarak ve tüketici odaklı üretimi gerçekleştirerek mobilya sektöründe dünya çapında rekabet üstünlüğü elde etmiştir. Mobilya sektöründeki bu yeni anlayışın bu sektörde faaliyet gösteren KOBİ’ler için anlamı, mevcut anlayışa uygun üretim sürecine eklemlenme ile piyasadan çekilmek zorunda kalma arasında bir tercihle karşı karşıya kalmalarıdır. Bu tercih sonucunda yeni anlayışa uygun üretim sürecine eklemlenemeyen KOBİ’lerin büyük bir çoğunluğunun piyasa dışında kalmaları ve piyasada oligopol güce sahip birkaç büyük firmanın piyasaya hakim olması kaçınılmazdır. d. Teknolojik Ortaklarla Bağlantılar Bazı ulusötesi şirketler, yerli KOBİ ortaklarıyla bazı ortak projelere girişmektedirler. Bu projeler; risk sermayesi, lisans anlaşmaları ve stratejik birleşmeler dâhil hisse satın alma veya hisse dışı bağlantılar gibi çeşitli şekillerde gerçekleşmektedir. KOBİ’lerin faaliyet gösterdiği bazı ülkeler, risk sermayesinde yerel firmaları için ortaklar bulmak veya yerel firmalarına teknoloji lisansı sağlamak amacıyla yabancı yatırımcılara ihtiyaç duyarlar. Bunun dışındaki durumlarda, ülkenin herhangi bir çaba göstermesine gerek kalmaksızın yerel firmalar ve ulusötesi firmalar arasında teknolojik ortaklık her iki tarafın da menfaati doğrultusunda gönüllü olarak gerçekleşir. KOBİ’lerin bakış açısından değerlendirildiğinde bu bağlantılar, bilgi ve teknolojinin yeni alanlarına giriş sağlamak için fırsat olarak görülmektedir. Buna karşılık, ulusötesi şirketler yerel politikaya, kurumlara ve piyasalara KOBİ’ler vasıtasıyla erişim imkânı elde ettiğinden, yerli ortakları (KOBİ’leri) kabullenirler. Fakat ortaklardan her birinin izlediği hedeflerin farklı olması durumunda bazı çatışmalar ortaya çıkabilir. Bu safhada yerel ortaklar, muhataplarının belirli bilgi ve teknolojilerine mümkün olduğunca erişim sağlamaya çalışacaklardır. Buna karşılık ulusötesi firma ise, teknolojik açıdan değerli olan bir bilginin sızmasından kaçınma yoluna gidecektir. Bu sebeple faydaların ortaklar arasında karşılıklı dağılımı karmaşık ve devamlı bir pazarlığı gerekli kılmaktadır249. 249 UNCTAD, Enhancing the Competitiveness of SMEs…, a.g.e., s. 7. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 171 e. Diğer Taşma Etkileri Ulusötesi şirketler bazen tedarikçiler olarak kendileriyle doğrudan bağlantılı olmayan yerel KOBİ’lere teknik bilgi transfer ederler. Bu bilgi transferi iki dolaylı taşma etkisi ile açıklanabilir. Ulusötesi şirketler herhangi bir ülkede yeni faaliyete geçtiğinde bu taşma etkilerinin ilki olan “Gösteriş Etkisi” ortaya çıkmaktadır. Ulusötesi şirketlerin stratejilerini kopyalamak ve gözlemlemek yoluyla yerel müteşebbisler (KOBİ’ler), bu şirketlerin ürünlerini ve yönetim tekniklerini taklit ederler. Böylece KOBİ’ler, firmalar arası çeşitli işbölümü tarzlarını öğrenirler ve geleneksel olmayan piyasalara giriş imkânı elde ederler. Bu durum, kendiliğinden ve hatta şuursuz bir süreç veya planlanmış ve sistematik mukayese alıştırması şeklinde meydana gelebilir. İkincisi ise, beşeri sermayeye dayalı taşma etkileridir. Bu etki, ulus–ötesi şirketlerin personelini kendi ihtiyaçlarını aşacak şekilde eğitmeleri durumunda meydana gelir. Ulusötesi şirketler genellikle daha gelişmiş teçhizata, daha güncellenmiş üretim süreçlerine ve yönetim tekniklerine sahip olduğu kadar yerel şirketlere göre daha yüksek kalite standartlarına da sahiptirler. Dolayısıyla bu şirketler, çalışanlarından verimlilik ve yaratıcı düşünce açısından daha yüksek talepte bulunurlar ve bu sebeple eğitime daha fazla yatırım yaparlar. Ulusötesi şirket, çalışanlarına bu tür eğitim faaliyetlerini kendi bünyesinde sunma imkânına sahip olmasa bile çeşitli konularla ilgili, belirli vasıfları, davranışları ve fikirleri sunan programları satın alma yoluna gidebilir. Bu yolla tecrübe kazanan ve bilgi edinen ulusötesi şirket personeli, bağımsız yerel şirketleri kurmak için ulusötesi firma tarafından kazandırılan yönetim ve teknik vasıflarını kullanmak amacıyla şirketteki işlerini terk ederler. Bu bağlamda bazı ulusötesi şirketler ev sahibi ülkede vasıflı personel yetiştirilmesine önemli katkılar yapan ve adı konulmamış kolejler konumundadır. Bu bağlantılar incelendiğinde, ulusötesi şirketlerin değer zinciri boyunca yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yukarıya bağlantılar yoluyla ortaklarıyla karşılıklı ilişkilerde yoğunlaştığı ve artan şekilde değer katan süreçlerinin belirli aşamalarında uzmanlaştığı görülmektedir. Firmalar arası işbirliği daha karmaşık hale geldikçe, tedarikçiler ve tüketicilerle yakınlık önemli bir avantaj haline gelmektedir. Bu sebep- 172 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER le ulusötesi şirketler komşu firmalarla yoğun bağlantılara önem vermektedirler. Sonuç olarak bu şekilde uzmanlaşmış KOBİ ortakları için yeni fırsat pencereleri açılmaktadır. Özellikle bu, ticari olmayan işletme hizmetlerinde ve sınırlı ölçek ekonomilerine sahip niş ürünlerde geçerlidir. Aynı zamanda küresel rekabet yoğunlaşırken ulusötesi şirketlerin ortaklarından talepleri de yükselmekte ve çeşitlenmektedir. KOBİ ortakları ürün kalitesi, fiyat ve teslimle ilgili uluslararası standartlara yaklaşmaktadır. Eğer yerel şirketler bu standartlarda geri kalırsa, ulusötesi şirketler genellikle tanınmış uluslararası ortaklarını, kendilerini ev sahibi ülkede takip etmeye teşvik ederler. Bunun sonucu olarak, ulusötesi kümeler ortaya çıkabilir. Bu da, yerel ekonomilerin dışlanmasına ve ulus ötesi şirketlerle bağlantıların kurulamamasına sebep olur. Yerel KOBİ’lerin rekabet gücü açısından bakıldığında, ulus–ötesi şirketlerin KOBİ’lerden kaynaklanan taşma etkilerinin ve bağlantılarının zayıflığının temel sebebi, doğrudan yabancı yatırım ile ilgili iş fırsatlarını elde etme konusunda KOBİ’lerin yetersiz kalmasıdır. Ulus– ötesi şirketlerle KOBİ’lerin işbirliğine yönelik engeller temelde farklılık arz etmektedir. Bu farklılıkları üç başlık altında ele almak mümkündür. Birincisi, öngörülen ortaklık türüyle ilgilidir. Buna göre tedarikçilere yönelik talepler, dağıtımcılar veya temel ortaklara yönelik taleplerle aynı değildir. İkinci olarak, ulus–ötesi şirketlerin yerel KOBİ’lerle ortaklık arayışına niçin girdiği önemlidir. Bu sebepler yeni teknolojilere sahip olmak, uzmanlaşmanın avantajlarından yararlanmak, emek maliyetlerini düşürmek ve hükümet bürokrasilerine erişimi kolaylaştırmaktır. Son olarak ise, endüstriyel faaliyetin özellikleri önem kazanmaktadır. Bu özellikler; teknolojik karmaşıklık, sermaye ve optimal ölçek ihtiyacıdır. KOBİ’ler ulusötesi şirketler için tedarikçiler olarak ele alınırsa, piyasaya girişe yönelik engeller oldukça düşük seviyede kalabilir. Konfeksiyon hattı, oyuncak ve ayakkabı gibi emek yoğun ve teknolojik olarak basit sektörlerde bu durum geçerlidir. Bu faaliyet alanlarında düşük ücretler ve çalışma standartları, çevre maliyetlerinin dışsallaştırılması ve istikrarsız talep şartları gibi nedenler ulusötesi şirketlerin KOBİ’leri bir tedarikçi olarak kabullenmesi için yeterli olabilir. Kalite KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 173 standartlarına uyum özellikle üretimin bir şirket veya markayla bağlantılı olduğu yerlerde gittikçe daha önemli hale gelmektedir. Tedarik ilişkileri maliyet temelli olduğunda bile, çoğu ulusötesi şirket kalite konusunda taviz vermeyecektir. Düşük ücret ve düşük standartlarda taşeronlaşma küresel üretim zincirleri içerisinde ortadan kalkacaktır. Elektronik ve otomobil gibi teknolojik olarak karmaşık faaliyetlerde ulusötesi şirketlerin tedarikçilere yönelik talepleri özellikle yüksektir. KOBİ ortakları ürünlerini devamlı geliştirmek için kendi Ar–Ge faaliyetlerine artan şekilde ihtiyaç duymaktadırlar250. KOBİ’ler ulusötesi şirketlerin tüketicileri olarak kabul edilirse– özellikle isim hakkı alan firmalar olarak–piyasaya girişe yönelik engeller nispeten düşüktür. İsim kullanma hakkının temel üstünlüklerinden biri bağımsız (franchise anlaşması yapmamış) işletmeye göre daha az girişimcilik vasıfları gerektirmesidir. Bununla birlikte temel yönetim vasıflarının yanı sıra müteşebbisler isim kullanma ücreti kadar saygın pazarlama merkezlerine yönelik yatırımlarla ilişkili sermaye maliyetlerini üstlenmek ve belirli kalite standartlarına razı olmak zorundadırlar. KOBİ’ler yatırımlarda ortak girişimci olarak kabul edilirse öncelikle zorunlu ve gönüllü ortak girişimleri birbirinden ayırt etmek gerekir. Yabancı yatırımcılar zorunlu ulusal hisse sebebiyle yerel ortak almak zorunda kalırlarsa, yerel adaylar diğer yurt içi firmalarla rekabet etmek zorundadırlar ve piyasaya girişe yönelik engeller bu yüzden nispeten düşüktür. Ortaklık gönüllü ise, yerel KOBİ sürdürülebilir kazan–kazan (win–win) ortaklığı için uygun muhatap ortaklar belirlemeye ve tercihe şayan sözleşmeler müzakere etmeye muktedir olmalıdır. Ayrıca KOBİ’ler minimum etkinlik standartlarına ulaşmaya ihtiyaç duyarlar ve ortaklık için belirli varlıklara katkıda bulunurlar. Bu varlıklar, yerel piyasa bilgisine olduğu kadar hükümet düzenlemelerine ve yerel politika tecrübesine dayalı varlıklar veya teknolojik imkânlar olabilir. Kamu politikası, bağlantıların ve taşma etkilerinin güçlendiril- 250 UNCTAD, Report on the Expert Meeting on Relationships Between SMEs and TNCs to Ensure the Competitiveness of SMEs, Geneva: UNCTAD Publ., 2000, s. 13. 174 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER mesinde önemli bir unsurdur. Günümüzde doğrudan sermaye yatırımlarını (DSY) sınırlandırmaya ve yerel girdi kullanma mecburiyeti getirmeye yönelik politikalarda, teknoloji lisansı alma veya hisse senedi alma şartı nadiren etkili olduğu konusunda görüş birliği vardır. Yatırım politikalarının serbestleştirilmesi, teknolojik öğrenme ve bağlantı oluşturma fırsatlarından yararlanmak için yeterli değildir. Ulusötesi şirketler ve yerel KOBİ’ler arasında bağlantıları ve taşma etkilerini geliştirmek için politikalar üç temel konuyu içermelidir. Bunlar; KOBİ’lerin genel performansının iyileştirilmesi, doğrudan yabancı yatırımın çekilmesi ve ulus–ötesi şirketlerle bağlantılı yerel KOBİ’lerin ıslah edilmesidir. Sanayileşme sürecinde KOBİ’lerin büyük şirketlerle kurduğu bağlantılar çok yönlüdür. Büyük şirketler, endüstriyel modernleşme sürecinde ölçek yoğun faaliyetlerinde KOBİ’lere rekabet üstünlüğü sağlama eğilimindedirler. Fakat bu şirketler uzmanlaşmış KOBİ’ler için yeni piyasalar yaratmaktadır (taşeronlar, parça tedarikçileri, isim hakkı verdiği şirketler ve satış sonrası hizmetler vb. ). Büyük şirketler aynı zamanda yerel KOBİ’lerin yararlandığı bazı niş piyasaları KOBİ’lere bırakmaktadırlar. Endüstriyel örgütlenmenin yapısal değişimi geliştikçe KOBİ’ler kaçınılmaz olarak yeni roller kabul etmek zorundadır. Sanayi ve özellikle KOBİ politikası, bu yapısal değişme ile mücadeleye yardım etmelidir ve KOBİ’lerin rekabetin yeni kurallarına ayak uydurmasını sağlamalıdır. Büyük ölçekli üretime tamamlayıcı olan ve niş piyasalardan yararlanan faaliyetlerde küçük şirketlerin uzmanlaştığı durumda yapılacak teşvik, gelişen ve bütünleşmiş üretim sistemi olmalıdır. Esas yapılması gereken, büyük firmaların karşı karşıya olduğu rekabet üstünlüklerine sahip olamadığı durumda KOBİ’lerden ve mikro teşebbüslerden oluşan dinamik bir grubun tercih edilmesidir. Böyle bir tercih ise, seçici politikaları gerekli kılmaktadır. Bunlar; KOBİ’lere yönelik yenilik politikaları, yeni faaliyete geçen firmalar için risk sermayesi fonları, üniversite faaliyetlerinin hızlandırılmasına yönelik programlar ve KOBİ’ler ile büyük şirketler arasında bağlantı kurmaya yönelik politikalardır251. 251 UNCTAD, Enhancing the Competitiveness of SMEs…, a.g.e., s. 8. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 175 KOBİ’lerin performansını iyileştirmek ve doğrudan yabancı yatırım çekmek için gerekli olan genel politika şartlarının iyileştirilmesinin yanı sıra, ulusötesi şirket–KOBİ bağlantılarını geliştirmek ve ıslah etmeye ve ulusötesi şirketlerden teknik bilgi (know–how) transferini KOBİ’ler arasında hızlandırmaya yönelik politikalar tavsiye edilmektedir. Bu politikalar, tedarik gelişimi, tüketicilerle ileriye entegrasyonun geliştirilmesi, teknolojik işbirliğinin teşvik edilmesi ve ulus–ötesi şirketlerden KOBİ’lere teknik bilgi transferini geliştirmeye yönelik destek tedbirlerini içermektedir. f. Tedarikçi Gelişimi Ulusötesi şirketlere yönelik tedarikçilerin gelişmesine ilişkin programlar, dört önemli tecrübenin altını çizmektedir. Tedarikçi politikaları: • Yurt içi girdi kullanma şartları dayatmak, piyasa tahsis politikalarından çok yerel tedarik temelini desteklemeye yönelik gönüllü tedbirler üzerinde yoğunlaşmalıdır, • Öngörülen firma içi işbölümü ile ilgili orta veya uzun dönem bir vizyona dayanmalı, hedefler ve hedef grupları açıkça belirlenmelidir. Politika yapıcıları sürdürülebilir rekabet gücü için teşvik edici olan tedarik ilişkilerinin türleri konusunda fikir sahibi olmalıdır, • Büyük şirketlerin tedarik geliştirme programlarına dâhil olmasını ve buna önem vermesini başlangıçta temin edebilmelidir, • Uyumlu, iyi koordine edilmiş ve şeffaf olmak. Uzman birimlerle birlikte çalışan tedarikçi geliştirmeye yönelik öncü bir birim oluşturulmalıdır. Tedarikçi geliştirmeye yönelik politikalar arasında ulusötesi şirketlerin talebiyle KOBİ’lerin arzını uyumlaştırmaya yönelik kurumlar kadar, arz malları ve hizmetleri konusunda ortaya çıkacak fırsatlar hakkında da KOBİ’lerin bilgilendirilmesi özellikle önemlidir. Kurumların uyumlaştırılması, tedarik fuarları ve sergileri kadar taşeron değişim programlarını da kapsamaktadır. Bu araçlar, tedarikçiler ve tüketiciler arasında ilk sözleşmenin yapılması için yardımcı rolü oynamaktadır. Bununla birlikte uyumlaştırma genellikle nihai işbirliği için yeterli değildir. Çünkü katılımcı tedarikçiler, tüketiciler tarafından gerekli görülen tüm standartları karşılamaz. Bazı ülkeler, tedarik ilişkileri ve 176 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER teknoloji transferinde yoğunlaşmaya yönelik ekonomik teşvikler sunmaktadır. Bu teşvikler, tüketicilere veya tedarikçilere yarar sağlayabilir. Potansiyel tüketiciler gerçekten yerel tedarikçilerle ilgilenirse, KOBİ adaylarının rekabet gücü düşük değilse ve tedarik ilişkileri bu teşvikler olmaksızın gelişmezse, bu tür teşvikler maliyetli ve anlamlıdır. g. Tüketicilerle İleriye Entegrasyon Çoğu durumda isim hakkı alan firmalar, müteşebbislik gücünü geliştiremez ve hükümet desteğine ihtiyaç duymaz. Bazı ülkelerde özel sektör kuruluşları, topluma hizmet sağlayan mevcut kuruluşlarla isim hakkı sözleşmesi yapar. Hatta bazı danışmanlık firmaları bu işlemlerde uzmanlaşmıştır. Bununla birlikte bazı ülkeler ve uluslararası örgütler, gelişen KOBİ’lere yönelik bir araç olarak isim hakkı sözleşmesini teşvik etmeye yönelik programlar benimsemiştir. 3.Ulusötesi Firmalardan KOBİ’lere Yönelik Taşma Etkilerini Teşvik Eden Diğer Politikalar Özel sektör firmaları, temel yetkinliklerinin bir parçası olan değerli bilgilerin sızmasından kaçınma konusunda çok dikkatli olmalarına rağmen bu, endüstriyel örgütlenmenin evrensel prensipleriyle ilgili teknik bilgi konusunda geçerli değildir. Çoğu ulusötesi şirket, insan kaynakları yönetimi, kalite yönetimi, istatistik süreç kontrolü, fabrika planı ve lojistik gibi alanlarda yerel şirketlerin önündedirler. Bu bilgi, temel yetkinliklerin belirli bir grubunun parçası sayılmadığı gibi, ulusötesi şirketler bunu paylaşma konusunda oldukça istekli de olabilirler. Yerel iş topluluğu arasında bu tür bilgilerin yayılması iyi şirket vatandaşları olarak kendilerinin imajını geliştirmeye yardım ettiği için, ulusötesi firmaya faydalı olabilir252. Ulusötesi şirket–KOBİ bağlantıları konusundaki başarılı örnekler (elektronik, otomobil ve tekstil sektörleri), gelişen ülkeler tarafından izlenecek stratejiler konusunda önemli dersler ihtiva etmektedir. Gelişen ülkelerde elektronik donanım sanayi en dinamik sektörlerden 252 Altenburg ve Eckhardt, a.g.e., s. III. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 177 biridir ve bu sektörde taşma etkilerinin çok büyük olması beklenmektedir. Güney Doğu ve Doğu Asya ülkelerinde yatırım, katma değer, sanayi üretimi, ihracat ve istihdam açısından elektronik üretimi, öncü bir sanayi sektörüdür. Bu sektörde büyük ölçüde ulus–ötesi şirketler hâkimdir. Son zamanlarda Asya dışındaki gelişen ülkeler (Meksika, Kosta Rika ve Macaristan gibi) tercihli elektronik yatırım alanlarında önem kazanmıştır. İlk yıllarda basit montaj, test ve paketleme işlemleri gelişen ülkelere transfer edilmiştir. Bugün için, ulusötesi elektronik şirketleri artan şekilde ürünlerinin tasarımı ve pazarlanmasında yoğunlaşmaktadır. Bu yüzden tüm imalat süreci taşeronlaştırılmaktadır. Bu durum, standart montaj ürünlerinde uzman olan taşeronlar için yeni fırsat pencereleri açmaktadır. Ulusötesi şirketlerin öncü olduğu elektronik üretiminde üç bölge ele alınabilir. Bunlar; Guadalajara–Meksika (ulusötesi şirketlerin en yeni yoğunlaştığı ve yerel şirketlere desteğin görülmediği yerdir), Penang–Malezya (yerel tedarikçi ve vasıf gelişiminde önemli bir dinamizm gösteren eski bir üretim yeridir fakat halen yenilikçi görünümden uzaktır) ve son olarak Singapur’dur (basit montaj hattı modelini KOBİ’lere yan ürünler üreten dinamik bir yapıya dönüştürmüştür). Bu üç bölgedeki sanayi kümelerinin performansları farklı şekilde gerçekleşmiştir. İlk ulusötesi şirket yatırımları ile tedarikçi gelişiminin yükselişi arasında zaman yönünden gecikme görülmektedir. Singapur ve Penang’da yerel tedarikçiler elektronikte ilk büyük doğrudan yabancı yatırım akımlarından 10–20 yıl sonra gelişmeye başlamıştır. Singapur ise elektronik sektörü henüz gelişirken bu sanayiye dâhil olmuş ve yoğunlaşmış uluslararası rekabet ile karşılaşmadan yerel tedarikçiler gelişme imkânı bulmuştur. Otomobil sektöründeki KOBİ ve ulusötesi şirket bağlantıları ile ilgili başarılı örneklere bakıldığında öncelikle, 1990’ların ortasında birçok gelişen ülkenin ulusal otomobil politikasını geliştirmeye yönelik korumacı politikaları sürdürdüğü ve bu ülkelerin ithalat üzerine yüksek tarifeler koyduğu ve bunun da yurt içi piyasalara hitap etmek isteyen yabancı otomobil üreticilerini yerel montaj hattı fabrikaları kurmaya yönelttiği görülmektedir. İthal ikame politikaları, ticareti ve rekabeti sınırlandırdığında yeni gelişen otomobil sanayileri dünyadaki rakiplerine göre daha 178 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER verimsiz olmuştur. Küreselleşmeye paralel olarak otomobil üretiminin serbestleştirilmesi önemli sonuçlar doğuran bir gelişmedir. Yerli otomobil üretimini sürdürmeye çalışan ülkeler, büyük yabancı otomobil şirketlerine ürünlerinin çoğunu satmadıkça bunu sürdürmeleri mümkün olmayacaktır. Otomobil piyasasına ulus–ötesi şirketlerin hâkim olduğu durumda ise, bu şirketler yurt içi üretimden uzaklaşacaklardır. Montaj fabrikalarının modernizasyonu ve bunların küresel ve bölgesel işbölümü doğrultusunda yeniden yönlendirilmesi nedeniyle, ulusötesi şirketler tedarik ağlarını modernize etmeye gerek duyarlar. Otomobil üreticileri kendi politikalarını başka piyasalarda sürdürmek için, o ülkelerdeki yerleşik tedarikçileri teşvik etmektedir. Bu süreçte, etkin olmayan birçok yerel tedarikçi üretimini durdurmakta veya dışlanmaktadır. Sonuç olarak gelişen ülkelerde liberalleşme sanayi kümelerinin belirli bir türüne yol açmaktadır ki bu kümelerin oluşmasında ulusötesi otomobil firmaları ve onların öncü dış tedarikçileri belirleyicidir. KOBİ’lerin otomobil parçaları üretimiyle ne ölçüde bütünleşebilecekleri, ulusal sanayinin rekabet gücüne ve destek programlarının mevcudiyetine bağlıdır. KOBİ’ler ile ulus ötesi–şirket bağlantıları bir diğer örneği oluşturmaktadır. Tekstil sadece, sanayileşmenin ilk dönemleri boyunca en önemli sanayi kollarından ve gelişen ülkelerde ihracat gelirlerinin kaynaklarından birisi olmayıp ayrıca büyük ve küçük firmalar arasında taşeron düzenlemelerinin yapıldığı bir sanayi koludur. Bu sektörde montaj faaliyetlerine yerli KOBİ’lerin girmesine yönelik engeller azdır. Montajın otomasyonu çok zordur ve bu sebeple oldukça emek yoğundur. Emek yoğunluğundan dolayı tekstil üretiminde katma değerin % 80’i montajdır. Bu sürecin düşük maliyetli ülkelere taşeron şeklinde kaydırılmasına yönelik güçlü bir teşvik vardır (yüksek ücretli ülkeden düşük ücretli ülkeye). Dolayısıyla tekstil üretimin taşeronlaştırılmasında emek maliyetlerinin düşüklüğü önemli rol oynamaktadır. Bazı durumlarda tüketiciler talep dalgalanmasının üstesinden gelmek için diğer firmalarla sözleşme yapmaktadırlar. Tekstil zinciri, bu sebeple elektronik donanım ve otomobil endüstrilerinden oldukça farklıdır. Yeni giysi üreticileri için piyasaya giriş engelleri düşük olduğu gibi rekabet şiddetli ve kâr marjları oldukça düşüktür. Bunun aksine, yüksek KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 179 rantlar pazarlamacılar tarafından elde edilmektedir. Tekstil şirketlerinin kârlılığı büyük ölçüde iki faktöre bağlıdır. Bunlar; olumlu ürün imajı oluşturarak marka rantı yaratmak ve etkin tedarik zincirini yönetme gücüdür. Dolayısıyla, bu sektördeki çoğu ulus–ötesi şirket, küresel marka oluşturmaya önem vermekte ve toptan dağıtımı geliştirmektedir. Ayrıca, bu şirketler tekstil montajını bağımsız şirketlere devretmektedir. Günümüzde uluslararası toptancılar ve pazarlamacılar artan şekilde tepeden tırnağa tedarikçilerle çalışmaktadır. Bu eğilim, yerel KOBİ tedarikçilerinin geliştirilmesine yönelik önemli fırsatlar sunmaktadır. Bu süreç, fiyat, kalite ve ihracat bakımından yabancı alıcıların tercihlerini, uluslararası yerel müteşebbislerin öğrenmesine imkân vermektedir. Bu eğilim ayrıca, ana üreticilerin güvenilir yerel tedarik kaynaklarının gelişmesini umduklarından, yerel ekonomide geriye bağlantılar yaratır. Bu da yerel ekonominin gelişmesi için yaratılan bir fırsatı ifade etmektedir253. C. Uluslararasılaşma ve Dilimlenmiş (NİŞ) Piyasalar Firmaların uluslararasılaşma süreçleriyle ilgili literatür, büyük firmaların davranışlarının gözlemlenmesine dayandırılmıştır. Buna karşılık KOBİ’ler büyük firmaların davranışını ve büyüme yolunu takip etmeye veya bu alanda başarısız olmaya tahsis edilmiş adım adım gelişme gösteren türler olarak tasvir edilmiştir. Son otuz yılda büyük firmalar, ürünleri, üretim teçhizatını, yarı mamulleri, hizmetleri ve sermayeyi satın almak kadar üretimi ve satışları etkilemiş olan uluslararasılaşmayı zorlamışlardır. Önemli tabii engellerle (talebin yapısı, dağıtım sistemleri vb. ) ve suni engellerle (gümrük vergileri, kotalar ve teknik düzenlemeler) halen parçalanmış bulunan dünya piyasalarında çokuluslu firma modeli, çeşitli ülkelerde ticari ve verimli şubeler oluşturularak ve yerel birimlere ürünleri alıştırma politikaları yoluyla farklılaştırmaya ve piyasa gecikmesine dayandırılmıştır. Aynı zamanda çokuluslu şirket küresel yapıda elde edilmiş olan faaliyetlerin merkezileşme imkânından tam olarak yararlanmıştır. 1980’lerin ikinci yarısında çok sayıda sektör çoğu doğal ve yapay engellerin 253 Altenburg ve Eckhardt, a.g.e., s. 9. 180 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER kademeli parçalanmasını görmüştür. Büyük firmalara, çok geniş fonksiyonlara ulaşmaya yönelik küresel bir örgüt şeklinde genişleme imkânı veren piyasadaki gecikmelerin önemli ölçüde ortadan kaldırılması da bu sürecin bir sonucudur. Küçük ölçekli firmalar esas olarak ihracata dayalı yaklaşımın bir sonucu, 1990’larda dış piyasalarda güçlü şekilde var olma ve rekabetçi üstünlüğe sahip olma durumunun özelliğini korumuştur. Uluslararasılaşma süreci genellikle asimetrik olarak nitelendirilmiştir. Çünkü ticari fonksiyon yerine getirmek için güçlü bir uluslararası bağlılıkla birlikte geri kalan faaliyetlerin bir yurtiçi örgütünün bulunmasını gerektirir. Bu asimetrik görüş genellikle bu uluslararası stratejinin eksik olduğu inancına yol açmıştır. Asimetri zımnen–finansal, idari ve örgütsel kısıtlamaların varlığına bağlı olarak–büyük firma modeli tarafından temsil edilen en iyi yola göre küçük firmaların, yaptığı tercihlerin optimalin altında kaldığı inancını ifade etmektedir. Uluslararası literatür gerçekte eşitlik ifade etmeyen anlaşmalardan ortak yatırımlara ve doğrudan yabancı yatırıma kadar firmanın ölçeğindeki paralel bir büyümenin eşlik ettiği daha yoğun uluslararasılaşma biçimlerinde ilk adımı küçük ihracatçı firmanın temsil ettiği düşüncesine dayanan görüşü esas almıştır. Uluslararasılaşmanın geleneksel görüşünü vurgulayan klasik büyüme paradigması, küçük firmayı şirket örgütünün geçici bir modeli olarak değerlendirilmektedir. Kara Avrupası’nda özellikle İtalya’da büyük ölçekli firmaya alternatif olarak ekonomik alanın aracısı olarak küçük firma görüşü geliştirilmiştir. Büyük firma, stratejik ve örgütsel esneklikle birlikte girişimciliğe olan eğilimi ve bağlılığının bir sonucu olarak; sahip olduğu üstünlüklerden en iyi şekilde yararlanabilmesini mümkün kılan, zamanın akışına bağlı olarak kendi orijinal yapısında barındırdığı bir güce sahiptir. Uluslararası literatür bu konuya artan bir ilgi göstermiş, sanayi bölgeleri örneğinde olduğu gibi, bu işletmelerin uluslararası rekabet gücünü arttıran orijinal yaklaşımlar geliştirme gücünü ortaya koymaya çalışmıştır. Bu çerçevede bazı çalışmalar, ölçek olarak küçük olmasına rağmen küresel seviyede piyasanın bir bölümünde lider olarak ortaya çıkan yükselen niş firmalar örneğine ayrılmıştır. Bu firmalar küçük firmaların uluslararası büyüme trendleriyle ilgili gelişme KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 181 evrelerini ele alan teorilere bir meydan okumayı (reddiyeyi) temsil etmektedir254. Küreselleşmeyle birlikte bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, KOBİ’lerin güçlenmesinde dikkate alınacak yeni tercihler olarak ortaya çıkmaktadır. Küçük bir şirket dünyanın farklı kısımlarında niş (dilimli) piyasalara hitap edebilir. Bu küçük işletmeler bilgi ve iletişim teknolojileri yoluyla faaliyetlerini birbirine bağlayabilir. Küçük ölçeğin esnekliğinin sağladığı üstün yönler ile ticari ortakların ağ bağlantılarından doğan ölçek ekonomilerinin bir araya getirilmesi, bu sürecin en önemli özelliğidir. KOBİ’lerin bu ağ bağlantılarını gerçekleştirmesi, bu işletmenin birçok fonksiyonunun taşeronlaştırılmasına ve iş alanlarında daha etkin faaliyet göstermesine imkân vermektedir. Ağ bağlantıları ve kümelenmeye yönelik imkânlar birçok sektörde görülmekte ve KOBİ’ler için niş piyasaların geliştirilmesi yoluyla yeni fırsatlar sunmaktadır255. Küçük firmaların rekabetçi üstünlüğe sahip olmasının geleneksel yolu, bazı piyasalarda veya faaliyet alanlarında, bilgi ekonomisinde veya daha geleneksel sanayilerde ve hizmetlerde uzmanlaşma stratejisinin sürdürülmesidir. Bununla birlikte, geleneksel uzmanlaşmış ve dilimli (niş) faaliyetler, küçük ölçekli firmaların belirli bir üretim düzeyinden sonra nadiren bu tür işletmelerin büyümesine müsaade eder. Bu, küçük firmaların gelişmesinde, yeni piyasalar yaratma kapasitesine dayanan dilimli (niş) faaliyetleri sürdürmelerinin önemli olduğunu göstermektedir. Bu faaliyetler yelpazesi ileri teknoloji (işlemci bilgisayarlar, uydu alıcılar, vb. ) den hizmetlere (danışmanlık, hukuki danışmaya), sanayiye (belirli sanayiler için teçhizat) ve tarıma kadar yayılmaktadır256. Almanya’daki KOBİ sektörü, dilimli (niş) piyasaların gelişimi bakımından iyi bir örnek teşkil etmektedir. Coğrafi farklılaşma ile ürün uzmanlığının birleştirildiği bu ülkede, büyük işletmeler genellikle 254 255 256 Antonella Zucchella, “The Internationalisation of SMEs: Alternative Hyphotheses and Emprical Survey”, (der.) J. H. Taggart, Multinationals in a New Era: International Strategy and Management, Gordons Ville, VA: Pallgrave Macmillan Press, 2001, s. 49. Napier, Serger ve Hansson, a.g.e., s. 53. G. Walter, Fostering the Development of Innovative SMEs, EU–RECEP–BCEOM, Moscow, 2005, s. 17. 182 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER kendi risk stratejilerini daha iyi dengelemek için ürün farklılaştırılmasını teşvik ederken; küçük ölçekli işletmeler ise ürün farklılaştırma kapasitesine sahip olmadıklarından bu stratejiden uzak kalmakla birlikte verimlilik seviyelerini yükseltmek ve ölçek ekonomilerine ulaşmak için küresel piyasalarda genişlemeye büyük önem vermektedirler. Küçük ölçekli işletmelerin yurtdışında yatırım yapmaya teşvik edilmesi, ölçekleri yurtiçi piyasalar için ancak yeterli olmaları ile çelişkili bir durum ortaya çıkarmaktadır. Böyle bir durumda, küçük ölçekli işletmelerin yurtdışı piyasalara açılmasını mümkün kılan başarılı yol, dilimli (niş) stratejisini benimsemektir. Almanya’da ‘Mittelstand’ olarak adlandırılan küçük ve orta ölçekli işletmelerin dilimli piyasalardan yararlanma konusunda elde ettiği başarı da, önemli bir örnek teşkil etmektedir. Bu tür işletmelerin çoğu (Krones, Körber/Hauni, Weinig, Webasto ve Terta Werke), kamu işletmesi olarak bilinmemektedir. Bu işletmelerin sahip olduğu küresel piyasa payı, dev Alman şirketlerinin payını aşmaktadır. Ürettikleri uzmanlaşmış ürünler açısından Mittelstand şirketleri, küresel piyasa payının % 70 ile % 90’ına sahiptirler ve Almanya ticaret fazlasının meydana gelmesinde en önemli rolü oynamaktadırlar257. Küçük ve orta ölçekli işletmelerin dilimli (niş) piyasalarda sağladığı başarı konusunda en iyi örneklerden biri de, Japon şirketi “Harada Industry”dir. Radyo anteni ve otomobil ve cep telefonları için benzer küçük elektronik parçaların üretiminde uzmanlaşan şirket, devamlı niş ürünleri geliştirerek, kalite kontrolü yaparak ve dünya çapında saldırgan satış faaliyetlerine girişerek dünya çapında bir şirket haline gelmiştir. 1957 yılından itibaren Japon otomobil üreticilerinin şirketin radyo antenlerini kabul etmesiyle işe başlayan şirket, daha sonra kişisel radyolar ve cep telefonlarının antenlerinin üretimine geçerek üretim ağını genişletmiştir. Bugün Harada, dünyadaki tüm otomobil antenlerinin 1/3’den fazlasını (Japonya’da % 50’den fazlası, ABD’de % 25, Avrupa’da % 10) üretmektedir. Şirket piyasadaki bu üstün konumunu, dünyadaki önemli bütün otomobil üreticileri ve diğer elektronik firmaları ile uzun vadeli tedarik anlaşmaları yaparak elde etmiştir. Şir257 OECD, Enhancing the Competitiveness of SMEs…, a.g.e., s. 13. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 183 ketin tedarik anlaşmaları yaptığı büyük otomobil şirketleri arasında Japonya’da Toyota, Honda, Nissan, Mazda ve Mitsubishi; ABD’de General Motors, Ford ve Chrysler; Avrupa’da ise Jaguar ve Volvo bulunmaktadır. Elektronik şirketi olarak da ABD’de Motorola ve Japonya’da Sony, Fujitsu ve Matsushita bulunmaktadır258. Son otuz yılda sayısı hızla artan KOBİ’ler için dünya piyasalarının gelişme evreleriyle ilgili yaklaşım zımni ve açık olarak benimsenmiştir. Bu tür işletmeler yurtiçi piyasalarda satışlarını yoğunlaştırma suretiyle işe başlamakta ve daha sonra tekâmül ederek dış piyasaların sunduğu fırsatlardan yararlanmaktadırlar. Bu işletmelerin coğrafi alanı, piyasaya girmek için engelleri azaltmak ve hem teknik ve hem de kültürel yapının işlem maliyetlerini düşürmek amacıyla yakın piyasalarla sınırlıdır. Diğer firmalar ise tamamen farklı bir yaklaşımı benimsemiştir. Bu tür firmaların coğrafi alanı geniştir ve ihracat/satışlar oranı yüksektir. Fakat bu durum kademeli büyümenin ve yurtiçi piyasada uzun bir tarihi geçmişe sahip olmanın bir sonucu değildir. Bu firmalarda küresel itici güç, iş tasavvuru ve rekabet durumları için küçük bir role sahip olan yurtiçi piyasa ile birlikte harekete geçer. Bu çerçevede küçük firmaların davranışını açıklamaya yönelik iki temel strateji bulunmaktadır. a. Bunlardan ilki uluslararası öğrenmenin kademeli ve birbirini izleyen bir süreç ile birlikte firmaların kültürel ve coğrafi açıdan en yakın olanlarında faaliyetlerini genişletmesine yol açan yakınlık yaklaşımıdır. b. İkincisi ise küresel yaklaşımdır. Bu yaklaşıma göre firma yatay olarak dünya piyasasını bölümlere ayırmakta, tek bir varlık olarak görülmekte sınırlı bir alıcılar gurubunu hedeflemekte aynı türden ürün ve hizmetlerin arzına (küresel niş stratejisi) göre yerleşim yerini seçmekte birbirini izleyen uluslararasılaşma sürecini benimsemektedir. Birinci yaklaşım çerçevesinde firmalar fiziki yakınlığa göre piyasaları seçerler. Bu piyasalar kültürel olarak yakındır ve bir ürünün sadece sınırlı yerel adaptasyonlarını mümkün kılmaktadırlar. Bu stratejik tercih kendi ülkesinde kalan firmanın örgütsel merkezini gören ih258 Sakai, a.g.e., s. 16. 184 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER racat stratejisi ile uyumludur. Günümüzde birçok malın üretiminde emek maliyetlerini kontrol etme ihtiyacı artan şekilde üretimin yer değiştirmesine yol açmaktadır. Üretimin ülkeler ve bölgeler arasındaki dağılımı açısından yerel ortaklarla yapılan işbirliği anlaşmaları dış piyasaların belirli yönlerinin daha iyi öğrenilmesine imkân vermektedir. Kendi birimleri (üretim yerleri, satış ağları) ve diğer firmalarla ortaklık sistemleri yoluyla uluslararası tedarik merkezini ve satış süreçlerini örgütleyerek küçük uluslararası firmanın yeni bir modelini geliştirmek mümkündür. Küresel yaklaşımda firma, fiziki uzaklık probleminin ve dünya piyasasının orijinal görüşü yoluyla dış piyasaların farklılaşmasıyla ilgili zorluğun üstesinden gelebilir. Bu, alternatif bir yaklaşımı temsil etmektedir. Çünkü bu görüş, dünya piyasasının yatay olarak bölümlenmesini gerçekleştirmeyi, dünyanın farklı her yerinde ortaya çıkan belirli ihtiyaçları tatmin etmeyi istemektedir. Dolayısıyla, potansiyel tüketiciler grubunun belirlenmesine yönelik oldukça yaratıcı bir sürece yol açtığı için bu yaklaşım, orijinal yaklaşım olarak adlandırılmaktadır. Bir firmanın arzının benzersiz oluşu ana ülkedeki firmaların ihracat yapma kararı ile uyumludur ve üretimin alansal değişimiyle sınırlıdır. Çünkü ürünün temelinde yatan özel teknik bilgi firmanın örgütsel ve üretimle ilgili merkezleri arasında bir çakışmaya yol açar. Bu noktada kendi dilimli (niş) piyasalarında dünya lideri olan birçok küçük İtalyan firmasının başarısı ve rekabetçi üstünlüğünün firmaya ve yerel sisteme özgü faktörlerin bir sonucu olmasına bağlanmaktadır259. Arzın benzersiz oluşu, rekabet stratejisini fiyat dışı unsurlara kaydırmakta ve bu da ulaştırma maliyetlerini azaltmak için satış piyasalarında olduğu kadar, düşük emek maliyetli ülkelerde üretmeye karar vermeyi gereksiz hale getirmektedir. Dünya piyasaları vizyonunda yaratıcılık ve arzın benzersiz oluşu bir firma için (özellikle küçük firma) arzu edilen rekabetçi ortamın yatılmasını mümkün kılmaktadır. Bu ise üç sebepten ileri gelmektedir: a. Birincisi; oluşturulan dilimli piyasanın kontrolü ve bilgi anlamında uluslararası piyasaların karmaşıklık derecesinde ciddi bir azalış söz konusudur. 259 Zucchella, a.g.e., s. 50. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 185 b. İkincisi; rekabet ortamındaki karmaşıklık derecesinin azalmasıdır. Rekabetçi ortam, küçük bir firmanın piyasa lideri olmayı arzu ettiği çok sayıda fiili ve potansiyel rakibin bulunması anlamında olduğu kadar; oldukça sınırlanmış ve fiyat dışı anlayışın hâkim olduğu bir çerçevenin belirlenmesi anlamındadır. c. Üçüncüsü ise örgütsel karmaşıklığın derecesindeki azalmadır. Çünkü merkezi örgütsel yapı aracılığıyla firma küresel ölçekte faaliyet gösterir. Bütün bunların ışığında küresel dilimli (niş) firma, şirket ölçeği fikrini yeniden düşünmemizi sağlayan stratejik bir modeldir. Bu özelliğe sahip firma aynı zamanda geleneksel küçük firma düşüncesinin ötesine geçmekte ve uluslararası piyasalarda genişleme yollarını göstermektedir. Değeri esas alan yaklaşıma göre KOBİ’ler farklılaşmış bireysel tercihlerin tatminine yönelmektedir ve bu da merkezi olmayan küçük piyasa dilimlerine yol açmaktadır. Piyasalarda büyük firmalarda rekabet edebilmek için küçük firmalara kaynaklarını etkin şekilde tahsisi etmek zorundadır. Çok hızlı teknolojik değişime ve mal ve hizmetlere yönelik esnek talep şartları altında firmalar, şirketin bölümlerine tahsis ettikleri kaynakları niş piyasalardaki talebin artışına göre ayarlamalıdır. Şirketlerin rekabet gücünün ön şartları; dinamik emek vasıf gelişimi, risk yönelişli sermaye, piyasa şeffaflığı ve girişimcilik ve stratejik yönetim ile ilgilidir260. KOBİ’lerin piyasalarda gösterdiği faaliyetlere büyük firmaların tepkisi KOBİ’ler açısından izlenecek üç farklı stratejiye işaret etmektedir. Bu stratejilerin ilki farklılaştırılmış ürünleri sunarak piyasadaki açığı doldurmayı hedefleyen dilimli (niş) stratejisidir. İkincisi aynı ürünleri, sunarak, büyük rakiplerin piyasayı geliştirme çabalarından yararlanmayı öngören serbest yarış stratejisidir. Üçüncüsü ise rakip büyük firmalar üzerinde rekabetçi üstünlük sağlamak için stratejik birleşmelere gitmektir. Niş stratejisi küçük işletme literatüründe üzerinde en fazla durulan konulardan biridir. Niş stratejisi izlendiğinde KOBİ’ler karşı karşıya 260 Karl Heinz Shmidt, “Value Creation by Allocation of Resources in SMEs Under Different Conditions of Economic Development”, International Journal of Enterpreneurship and Small Business, Vol.: 2, No: 4, s. 304. 186 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER kaldıkları kaynak yetersizliğini dikkate alarak rakipleri olan büyük şirketlerle doğrudan rekabet etmekten kaçınmayı tercih ederler. Bu aynı zamanda denizaşırı piyasalara açılarak veya kaynak yetersizliği bulunmayan rakiplerin ihmal ettiği piyasa dilimleri üzerinde yoğunlaşarak başarılabilecek bir hedeftir. Bu tercihler iki önemli konuyu gündeme getirmektedir. Birincisi niçin rakip büyük işletmeler KOBİ’lerin hedef aldığı dilimli piyasaları ihmal ederler? Özellikle bu dilimli piyasalar KOBİ’ler tarafından sunulan mal ve hizmetlerin kârlılığı yüksek olduğunda. Böyle bir durumda büyük firmaların davranışı, birçok şirket tarafından niş piyasa çok kârlı bir tercih olarak uzun süre kabul edildiğinde normal gözükmemektedir. İkincisi ise küçük firmaların büyük firmalarla doğrudan rekabetten kaçınması tercihidir. Bu ise küçük firmaların piyasaya girmesine büyük firmaların saldırgan şekilde tepkide bulunacağını zımni olarak varsaymaktadır. Büyük firmaların dilimli piyasayı ihmal etmesinin sebeplerinden birisi etkin olmayan uygulamalara takılıp kalması ve dolayısıyla dilimli piyasanın taleplerine uyum sağlayamamasıdır. Bu tür durumlarda KOBİ’ler üretim esnekliğini sağlama gücüne ve arzusuna sahip olduklarından ve yerel talep özelliklerini karşılayacak şekilde kurulduklarından üstündürler. Ancak dilimli piyasaların küçük firmalara hitap etmesi büyük firmaların bu piyasaları daima KOBİ’lere bırakacakları anlamına gelmemektedir. Büyük firmalar, potansiyel güçleri oluştuğunda bu tür dilimli piyasalara girmeyi öğrenmeleri kaçınılmazdır. Bununla birlikte büyük firmalar KOBİ’ler tarafından doldurulan dilimli piyasaları ihmal etmeye yönelik rasyonel kararlar alabilir ve KOBİ’lerin bu piyasalara girmelerine göz yumabilir. Böyle bir kararın alınmasıyla büyük firmalarla doğrudan rekabet etmeyi KOBİ’ler arzu etmediği gibi büyük firmalarda KOBİ’lerle rekabetin sadece dilimli piyasalarda değil bütün piyasalarda fiyatları düşüreceğini bilirler. Fiyatların düşmesi ise bütün piyasalardaki büyük firmalar için kar marjlarını azaltacak ve dolayısıyla büyük firmaların kayıpları “yaşa ve yaşat” anlayışını tercih etmelerine yol açacak kadar büyük olacaktır. Niş piyasalarda başarılı olmak için KOBİ’ler toplam olarak farklılaşmış firmalar yerine büyük rakip şirketlerinin ikame edebileceği ürünleri arz etmelidir. KOBİ’lerin ürünleri rakipleri olan büyük firmalar tarafınKÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 187 dan ne kadar ikame edilebilirse büyük firmalar için azalan kar marjları sebebiyle kayıpları daha büyük olur. İkamenin sınırında KOBİ’ler rakipleri olan büyük şirketlerin benzer ürünlerini arz edebilir ve dolayısıyla büyük şirketlerin piyasa geliştirme ve pazarlamasından yararlanabilirler. Büyük şirketlerin küçük firmalara müsamaha göstermesi büyük işletmelerin bazı piyasa paylarını kaybetmelerine yol açmakla birlikte KOBİ’lerin piyasaya girişine karşı aktif olarak mücadele etmeye göre daha az maliyetlidir. Büyük ölçekli işletmeler çok yüksek maliyet oluşturmasına rağmen, KOBİ’lerin piyasaya girişine savaş açması bazı durumlarda büyük firmalar için tercih edilebilir. Büyük firmalar, geniş finansal kaynaklar kullanarak KOBİ’leri kendi piyasalarından uzaklaştırmakta başarılı olacaklarına inanırlarsa böyle maliyetli kararları alabilirler261. II. ULUSLARASILAŞMA SÜRECİNDE DOĞRUDAN YABANCI YATIRIMLAR (DYY) ve KOBİ’LER Gelişen ülkelerin tümü uluslararası sermaye akımlarından eşit olarak yararlanmamaktadır. Gelişen ülke firmalarının doğrudan yabancı yatırım akımları bakımından iki önemli dalgadan bahsedilmektedir262 . Birinci dalga olarak kabul edilen 1960 ve 1970’lerde Asya ve Latin Amerika kökenli firmaların yatırımları, temelde gelişen ülkelere ve çoğu kez de komşu ülkeler yönelmiştir. Gelişen ülkelerin DYY’da ikinci dalga ise; Hong Kong, Tayvan, Singapur ve Kore firmalarının yatırımlarının artmasıyla başlamıştır. Aynı dönemde, Latin Amerika ve Hindistan firmalarının yatırımları zayıflamıştır. Bu ikinci dalga döneminde, gelişen ülkelerden kaynaklanan DYY’ın niteliklerinde önemli değişiklikler meydana gelmiştir. DYY ile ilgili bu ikinci dalga; piyasaların serbestleşmesi, ekonomik küreselleşme ve çarpıcı gelişmelerin bir sonucu olmuştur. Bu ikinci dalgaya öncülük eden ülkeler hızlı 261 262 Khai S. Lee, Guan H. Lim ve Soo J. Tan, “Dealing with Resource Disadvatages: Generic Strategies for SMEs”, Small Business Economics, Vol.: 12, 1999, s. 299–301. J. H. Dunning, R. van Hossel ve R. Narula, Explaining the ‘New’ Wave of Outward FDI from Developing Countries: The Case of Taiwan and Korea, Research Memoranda 009, Maastricht Economic Research Institute on Innovation and Technology, 1996, s. 12. 188 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER ekonomik büyüme, yeniden yapılanma ve kalkınma açısından yeni bir kalkınma yolu meydana getirmiştir. 1990’ların başından itibaren ise, dışarıya yönelen DYY’ın bir kaynağı olarak yeni gelişen ülkeler ortaya çıkmıştır. Bu ülkeler; Arjantin, Brezilya, Şili ve Meksika vb. Latin Amerika ülkelerinin yanı sıra Çin, Hindistan ve G. Afrika’dır. Bu gelişen ülkeler arasında Çin, çok kısa bir zamanda önemli miktarda dışarıya yatırım yapan ülke olarak ön plana çıkmıştır. Artan küresel rekabetle birlikte, şirketlerin rekabet gücünü sürdürmede ve artırmada yabancı piyasalara yatırım yapmak zorunlu hale gelmektedir. Ülke dışına yatırım yapmak gelişen ülke firmaları için yeni kaynaklara ulaşma imkânı verdiği kadar bu yatırımlar birçok teşebbüsün stratejisinin önemli bir unsuru haline gelmiştir. Yatırımları çeken gelişen ülkeler için bu, yeni sermaye kaynağı anlamına gelmekte ve gelişmiş teknoloji ve beşeri sermaye vasıflarına erişimi ifade etmektedir. Genel olarak yatırım alan gelişen ülkelerde DYY’ın olumlu ve olumsuz etkilerinin dışında, gelişen ülke firmalarının büyümesi ve artan faaliyetleri, gelişen ülkeler arasında güçlü ekonomik ilişkilerin artmasını beraberinde getirmektedir. Gelişen ülkelerin firmaları ile yatırımcı ülkeler arasındaki işbirliğinin az gelişmiş ülke firmalarının bütünleşmesini ve canlanmasını sağlanması ve bu firmaların yabancı yatırımcıların değer zincirine katılımının artması beklenmektedir. Gelişen ülkelerden kaynaklanan DYY, dünya stokunun 1/10’u ve toplam akımlarının 2003’te % 6’sıdır (859 milyar $ ve 36 milyar $ sırasıyla). Bu akımlar geleneksel olarak ulusötesi şirketler tarafından yönlendirilmiştir. Bununla birlikte, daha sonraları KOBİ’ler özellikle Asya’da dışarıya yatırım yapan kuruluşlar olarak gelişmeye başlamış ve bu anlamda bunların katkıları ekonomik büyüme için önemli bir faktör haline gelmiştir263. KOBİ’lerden kaynaklanan DYY ev sahibi ve misafir ülkede KOBİ sektörünün gücünü artıracak potansiyele sahiptir. Bu yatırımlar sadece yatırım yapan firmaya ve onun ortağına fayda sağlamakla ve fırsatlar yaratmakla kalmaz fakat aynı zamanda ileriye ve geriye bağlantılar yoluyla diğer firmalara da faydalar sağlar ve böylece teknolo263 UNCTAD, Linkages, Value Changes and Outward Investment…, a.g.e., s. 8. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 189 ji, bilgi ve verimlilik bakımından taşma etkileri meydana getirir. DYY aynı zamanda orta ölçekli teşebbüslerin büyümesini teşvik ederek kaybolan orta sınıfın yeniden oluşmasına katkıda bulunur. Büyük teşebbüslerden kaynaklanan yatırımlarla karşılaştırıldığında KOBİ’lerin gerçekleştirdiği DYY, yerel sermayeye bağlantılar yoluyla çok yönlü etkilere yol açma eğilimindedir. Bununla birlikte KOBİ’lerin DYY’nın riskler oluşturabileceği dikkate alınmalıdır. Yabancı yatırımların oluşturduğu artan rekabete, yerli firmalar karşılık vermede başarılı olamazlarsa köken ülkedeki yerel firmalar dışlanabilir. Asya’daki KOBİ’lerin DYY özellikleri ile ilgili UNCTAD264 tarafından yapılan araştırmaya göre, dışarıya yatırım yapma sebepleri büyük firmalar tarafından yapılan yatırımlarla büyük ölçüde aynı sebeplere dayanmaktadır. Çeşitli faktörlerin nispi önemi farklılaşsa dahi bu faktörler 4 temel gruba ayrılabilir: • İtici faktörler (yatırımı alan ülkede artan maliyetler), • Çekici faktörler (fırsatların gelişmesi, düşük maliyetli üretim, hükümet teşvikleri), • Yönetim faktörleri (vasıflara sahip olmak ve bilgiye uluslararası düzeyde en iyi şekilde ulaşmak), • Değişken faktörler (doğru zamanda doğru yerde olmak, yabancı ortaklarla ittifak oluşturmak veya yurt dışında müşteri edinmek). Esas olarak, KOBİ’lerin düşük üretim maliyetine sahip olma fırsatı kadar, bu işletmelerin geniş bir alanda yatırım yapması için önemli teşviklerle birlikte yeni ve gelişmiş pazarları keşfetme fırsatı da önemlidir. Aynı zamanda yönetim ve değişken faktörler KOBİ’lerin yatırım alanlarında oldukça etkilidir. Nasıl ki değişken faktörler küçük işletmeler için önemliyse, yönetim faktörleri de orta ölçekli işletmeler için önemlidir. KOBİ’lerin diğer faktörlerle ilişkilerinde, itici faktörler iç piyasada maliyetleri yükseltir ve rekabeti arttırır. Bu da itici faktörlerin KOBİ’lerin yatırım alanlarını çok az etkileme eğiliminin bulunduğunu göstermektedir. Hükümet tarafından sunulan çekici faktörler (çeşitli 264 UNCTAD, Handbook on Foreign Direct Investment by Small and Medium–Sized Enterprises: Lessons from Asia, Geneva: UNCTAD Publ., 1988, s. 15. 190 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER yatırım teşvikleri gibi), küçük işletmelerden çok, orta ve büyük işletmeler için önemli role sahiptir. Bunun yanı sıra bazı taşeron KOBİ’ler, büyük oluşumları takip ederek yatırım alanlarına yönelirler ve kendi faaliyetlerini uluslararasılaştırarak kendi imkânlarını arz ederler. Günümüzde pek çok çokuluslu şirketlerin tedarikçileriyle yakın ve çok yönlü ilişkiler içindedirler. Yurt dışında ortaklarını takip eden KOBİ’ler, kendi mal ve hizmetleri için dış piyasalarda talebin olduğunun farkındadırlar. KOBİ’ler için en yaygın yatırım şekli, yatırım yapan ülkedeki mevcut yerel KOBİ’lerle bir tür risk sermayesi şeklinde ortaklık ve ağlar kurmaktır. Ortaklık veya müttefiklik şeklinde Asya’ya yapılan yatırımların yarısı KOBİ’ler tarafından yapılmaktadır. Yeni yatırımlar cazip değildir; çünkü yeni bir yatırım, yatırımcı için büyük riskler ve finansal yükler anlamına gelir. Mevcut yerel işletmeleri kullanan yatırımcı; yerel ortağı sermayeye ve teknolojiye ulaştığı ve tecrübe edindiği zaman, yerel bilgi ve bağlantılarından yararlanabilir. Büyük firmalarla karşılaştırıldığında KOBİ’ler, yerel işletmeler ve yerel tedarikçilerle daha fazla bağlantı geliştirmektedirler. Stratejik ve finansal kararlar çoğunlukla köken ülkede alınır. KOBİ’ler tarafından çok önemle değerlendirilen diğer faktörler ise, vasıf düzeylerinin ve yerel yöneticinin geliştirilmesi için yerel piyasalara ihtiyaç duyulmasıdır. Gelişen ülkelerdeki küçük işletmelerin kendi aralarında komşu ülkelere yatırım yapma eğiliminde oldukları görülmektedir. Bunda, esas olarak kültürel bağların ve coğrafi yakınlığın önemli bir rolü vardır. Ticari ilişkiler ve kültürel bağlar yoluyla komşu pazarlar hakkında derinlemesine bilgiye sahip olmak mümkün olur. Bu yatırımlar sayesinde KOBİ’ler, yabancı pazarlar hakkında bilgi toplama ile ilişkili büyük maliyetlerini düşürebilir265. Yurtdışına yatırım yapan KOBİ’ler daha fazla büyüme eğilimine sahip KOBİ’ler arasından çıkabilir. Bunlar KOBİ’lerin nispeten küçük bir kısmını oluşturmakla birlikte ekonomiye büyük katkı yaparlar. Genel olarak yabancı yatırımlar, uluslararası tecrübeye sahip KOBİ’ler arasından çıkmaktadır. Bunun istisnası ise, uluslararası tecrübesi ek265 UNCTAD, World Investment Report 2004, Geneva: UNCTAD Publ., 2004, s. 177. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 191 sik olmasına rağmen yurtdışına yatırım yapmaya eğilimli yüksek teknolojiye dayalı KOBİ’lerdir. Bu KOBİ’ler için ihracat yapma ve lisans alma yabancı piyasalardaki ilk adımları oluşturur. Tecrübeler göstermektedir ki, büyük firmalara göre KOBİ’ler faaliyetlerini daha hızlı uluslararası seviyeye çıkarmaktadır. Asya KOBİ’leri için kuruluştan ilk uluslararası faaliyete kadar 0.7 yıl geçmektedir. Oysa büyük firmalar için bu süre 0.9 yıldır. KOBİ’ler dışarıda birçok engeller ile karşılaşmaktadırlar. Problemler firmanın kendi içinde olduğu kadar, köken ve alan ülkede de bulunmaktadır. Yaygın içsel problemler, yönetim düzeyindeki eksiklikler ve uluslararası tecrübe yetersizliğidir. KOBİ yatırımcıları için temel problemlerden biri yatırım fırsatları ve yerel şartlar hakkındaki bilgi eksikliğidir. Makroekonomik belirsizlikler ve yolsuzluk KOBİ’ler için temel problemleri oluşturmaktadır. Diğer engeller ve maliyet arttırıcı faktörler; gelişmemiş altyapı, telekomünikasyon ve ulaşım sistemi, kültürel farklılıklar ve finansal kaynaklara sınırlı erişimdir. Bundan başka KOBİ’ler genellikle, yatırımları da içine alan hukuk sistemi ve idari düzenlemelerin getirdiği yükümlülükleri uygulama bakımından uygun yapıya sahip değildirler. KOBİ’ler için bir diğer engel ise, uygun bir ortak bulmada yaşanan zorluktur. Dışarıya yatırım yapan KOBİ’lerin büyük çoğunluğu ortaklık yapacağı yerel KOBİ’leri aradığından, köken ülkelerin KOBİ sektörünün gelişmesini teşvik etmesi önemlidir. Böylece yerel teşebbüsler dışarıdan yatırım yapan KOBİ’lerle risk sermayesi veya diğer ortaklıklar şeklinde işbirliği imkânı elde ederler266. Bununla birlikte bazı ülkelerin, küçük firmalar için daha uygun olan politikaları ve düzenlemeleri değiştirerek KOBİ’lerin uluslararasılaşmasına ve küreselleşmesine (mesela Endonezya, Malezya ve Tayland gibi ülkelerde asgari ölçek gereklilikleri (şartları) yabancı yatırımcılar için kaldırılmıştır) katkıda bulunduğu bilinmektedir. Bu asgari gereklilikler, kendi KOBİ’lerini yabancı rekabetten korumak için birçok ülkede müracaat edilen önemli tedbirler arasında yer almış ve kullanılmıştır. Benzer şekilde, uluslararası kuruluşlar ile ilişkilerin ge- 266 UNCTAD, (2005), Linkages, Value Changes and Outward Investment…, a.g.e., s. 9–10. 192 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER liştirilmesi, küresel piyasalarla ilgili gelişmelerin izlenmesi, ortak yatırımlar ve işbirliği imkanlarının oluşturulması kadar; finansman, teknoloji, altın yakalı personel ve yönetim uzmanları, eğitim programları ile dağıtım ve pazarlama kanallarına erişim gibi konularda da yerli KOBİ’lerin uluslararası piyasalara açılmaya paralel olarak küresel değer zincirlerine dahil olmasına yönelik politikalar hükümetlerce benimsenebilir ve uygulanabilir. Buna ilaveten, ileriye–geriye bağlantılar ve çeşitli taşma etkileri yoluyla yerli KOBİ’leri destekleyecek, rekabet gücünü arttıracak ve ülke ekonomisini küresel değer zincirlerine dâhil edecek şekilde yabancı yatırımların çekilmesi konusunda tedbirler alınabilir ve bu amaçla düzenlemeler yapılabilir. DYY’ları teşvik etmede bürokrasinin azaltılması, sunulan pek çok hizmetin tek merkezde bir araya getirilmesi ve birbiriyle bağlantılı şekilde işleyişini sağlayan düzenlemelerin yapılmasıyla gerçekleştirilmiştir. KOBİ’ler ve onların gelişmesi için bir iş ortamı yaratmada hükümet ve uluslararası düzeydeki çabalar kadar teşebbüslerin kendi aralarında da çaba göstermeleri hayati öneme sahiptir. Bu ise, KOBİ’lerin dernekler ve üst örgütler yoluyla ihtiyari bir şekilde olabileceği gibi devlet öncülüğünde oluşturulan kuruluşlar ve kümelenmeler aracılığıyla da gerçekleştirilebilir. Bu işbirliği için hem köken ve hem de yatırım alan ülkelerde bazı şartların yerine getirilmesi gerekmektedir. Yatırım alan ülke, gerekli vasıf, finansal hizmetler, teşvikler ve iş fırsatlarıyla ilgili tam bilgiyi yurtiçi teşebbüslere sağlayarak KOBİ’lerin yatırımlarını teşvik edebilir. Köken ülkede ise, ileri bir alt yapıya ve gerekli hizmetlere ve bilgiye ulaşma imkânını sahip yabancı yatırımcılara sağlamak kadar, DYY’larda uygun ortaklar haline getirilmeye çalışılan KOBİ’leri teşvik etmek için politikaların geliştirilmesi ve uygulanması önemlidir. Diğer bir önemli faktör ise, hükümetler arasında işbirliği ortamının geliştirilmesidir. Bu noktada uluslararası örgütler ve işbirliği faaliyetleri hayati role sahip faktörlerdir. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 193 III. YURTİÇİ KOBİ’LERİN YETENEKLERİNİ YÜKSELTMENİN BİR YOLU OLARAK “KÜRESEL DEĞER ZİNCİRLERİ” Önceki kısımda işaret edildiği gibi, rekabetçi yetenekleri kazandırma ve güçlendirmenin bir yolu olarak dışarıya yatırım yapmak, KOBİ’lerin mukayeseli olarak yüksek dereceli teknolojik kapasitelerini kurmuş olmalarını gerekli kılmaktadır. Bununla birlikte gelişen ülkelerdeki birçok firma, gelişen piyasa şartlarının gerektirdiği büyük ve çok yönlü yeteneklere sahip değildir. Bu şirketler için küresel ekonomiyle kazançlı şekilde bütünleşmenin tek yolu, uluslararası değer zincirleri çerçevesinde kendi aralarında işbirliği yapmaktır. Faaliyetlerinin boyutları dikkate alındığında çokuluslu şirketler mevcut küreselleşme tartışmalarının merkezinde yer almaktadırlar. Bu şirketlerin üretim sürecini parçalara ayırmaları ve farklı birçok ülkede bütünleştirmeleri küreselleşmenin başlıca sembolü halin gelmiştir. Bunun en güzel örneği Ford’un dünya otomobilinin parçalarının 14 ülkede üretilmesi montaj işlemlerinin de dokuz ülkede yapılması gösterilebilir. Son yirmi yılda uluslararası ticarette meydana gelen değişiklik dikkate alındığında; uluslararası ticaret içinde ara malların payının arttığı ve bunun doğrudan yabancı yatırımlardan kaynaklanan firma içi ticaret veya yakın firmaların taşeronlaştırılması yoluyla oluştuğu görülmektedir. Ara malların ticaretinin, nihai mallardan daha hızlı artması, küresel üretim anlayışını yansıtmaktadır. Bu gelişme, “dış tedarik, ” “üretimin uluslararası parçalanması”, “değer zincirinin dilimlenmesi”, “küresel üretim paylaşımı”, “üretimin uluslararası bütünleşmesi, ” “dikey uzmanlaşma”, “ürün içi uzmanlaşma, ” “küresel üretim ağlarının doğuşu” ve “küresel değer zincirleri” olarak adlandırılmıştır. 20. yüzyılın bütün başarılı firmalarını karakterize eden dikey örgütlenmenin bazı zayıf yönleri bulunmakta ve dikey parçalanma bu zayıf yönleri ortaya çıkartmaktadır. Bu zayıf yönlerden birincisi bu yapıdaki firmaların uluslararası firmalardaki rekabetçi değişikliklere hızlı şekilde cevap verememesidir. İkincisi ise üretim sürecinin farklı safhaları arasındaki ilişkileri ifade eden süreç alanındaki yeniliklere gösterilen dirençtir. Üçüncüsü ise yeni ürünle- 194 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER rin piyasaya sürülmesine gösterilen sistematik dirençtir267 . Değer zincirleri analizinde öncelikle küresel alıcılar şeklinde lider firmaların bulunduğunu ve zincirde faaliyet gösteren diğer firmalar için kuralları belirlemekte ve bunların uygulanmasını emretmektedir. Küresel alıcıların iki sebeple zincirdeki faaliyetlerin koordinasyonuna güvenmeyecekleri ve zincirleri yönetmeyi tercih edecekleri görülmektedir. Bu sebeplerden birincisi, küresel alıcılar tasarım ve marka oluşturma yoluyla bir ürün farklılaştırma stratejisinde ne kadar ısrar ederse, ürün özelliklerini tam karşılayan tedarikçilere ve aranan bu özelliklerin kontrol edilmesine o ölçüde ihtiyaç olacaktır. Dolayısıyla, küresel alıcılar belli mal ve hizmetler için belirledikleri vazgeçilmez ve büyük önem taşıyan özellikleri karşılayacak ve bunları koruyacak şekilde değer zincirinde yer alacak tedarikçileri talep ederler ve bu zinciri yönetirler. Küresel alıcıların zinciri yönetmek istemelerinin ikinci sebebi ise, tedarikçilerin başarısız olma riskidir. Emniyet ve standartlarla konusunda artan dikkatle birlikte kalite, teslimde güven ve geri dönme süresi gibi faktörlere dayanan rekabetin artan öneminden dolayı, tedarikçilerin hatalarından alıcıların büyük zarar görme riski bulunmaktadır268. Aslında değer zincirleri firmaların işbirliği ağlarıdır. Küresel değer zincirlerine katılmak, KOBİ’lere uluslararasılaşma ve yurtdışı piyasalarda büyümek için önemli fırsatlar sunmaktadır. Çünkü küresel değer zincirlerine katılmak, KOBİ’lerin tedarikçilerine, tek başlarına küçük ölçekli üreticiler durumunda iken karşılaştıklarına göre daha düşük maliyetlerle küresel piyasalara erişim imkânı sunmaktadır. Bir veya daha fazla değer zinciri ile bütünleşen KOBİ’ler faaliyetlerini bir bütün olarak genişletme imkânına kavuştukları gibi bu faaliyetlerde istikrar da kazanmış olmaktadırlar269. Bu firmalar, üretimin nihai tüketiciye teslimi ve gerektiğinde kullanımdan sonra çöpe atılmasına kadar izlenen ara safhalar yoluyla tasarımdan tasavvura kadar bir 267 268 269 Milberg, a.g.e., s. 55. Schmitz, a.g.e., s. 6. OECD, Enhancing the Role of SMEs in Global Value Chains, OECD Publ., Tokyo, 31 May–1 June 2007, s. 4. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 195 ürünün bütün ömür döngüsünü içerir. Değer zincirleri sadece tek bir firma içindeki süreçler üzerinde yoğunlaşmaz. Daha ziyade bu zincirler, bir zincire birlikte bağlanmış ve çeşitli yerlerde yerleşmiş farklı firmaların yer almasını içerir. Bu zincir içerisinde belirli tedarikçiler ve alıcılar birbirine sıkı sıkıya bağlanmıştır. Bu durum, piyasalarda etkin üretim süreçleri ve mümkün ulaşım hizmetleri hakkında bilgi akışını hızlandırır. Değer zincirindeki her bir bağlantı, nihai ürüne belirli miktarda değer ilave eder. Değer zincirleri bir firma içindeki girdilerin fiziksel dönümüşümü üzerinde yoğunlaşmadığından, bu zincirler değer zincirindeki farklı bağlantılarda bulunabilen ekonomik getirilerin elde edilmesi imkânını sunar. Birincil ekonomik getirilerin realizasyonu üretimle ilişkili faaliyetlere dâhil edilirken, bu getiriler artan şekilde tasarım, ürün geliştirme ve markalama gibi üretim dışındaki alanlara kaymıştır. Küresel üretim, dış tedarik, tedarikçiler arasında rekabet meydana getirirse firmalar bünyesindekine göre daha çok dışsal olarak kontrol edilecektir. Bunun sonucu olarak tedarikçiler üzerindeki rekabetçi baskının emek maliyetleri veya çalışma standartları üzerindeki baskıya dönüşmesi muhtemeldir. Taşeronlar arasında piyasa yapısının bu içselliği, küresel değer zinciri kavramında gösterilebilir. Küresel değer zinciri kavramı girdi/çıktı tablosunun sütun vektörünün benzeridir. Küresel değer zinciri üretim sürecindeki farklı bağlantılar ve her bir bağlantı içindeki güç yapısını ve sahipliği vurgulamaktadır. Lider firma küresel değer (mal) zincirini kontrol etmektedir270. Değer zincirleri içinde yer alan üreticilere yönelik meydan okuma; küreselleşmenin faydalarını en iyi şekilde elde etmek için nasıl, nerede ve hangi piyasalarda faaliyet göstermeleri gerektiğinin belirlenebilmesidir. Birçok durumda firmalar küresel piyasalara katılmaktadır ve değer zincirlerinin küreselleşmesi de KOBİ’ler için ciddi tehditleri beraberinde getirmektedir. Dolayısıyla küresel piyasalara katılmak, ekonomik katma değerin çok düşük seviyelerde bulunduğu mal ve hizmet piyasalarında gerçekleşebilmektedir. Firmaların rekabetçi yeteneklerini geliştirmek için ihtiyaç duydukları husus, getirilerinden tatmin olacak şekilde faaliyetlerini devamlı geliştirme kapasitesidir. 270 Milberg, a.g.e., s. 62. 196 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Bu karmaşık bir süreçtir ve KOBİ’ler kendi yeteneklerini devamlı geliştirme sürecinde sadece öz kaynaklarıyla yetinemezler. Girdiler için rekabetçi bir tedarikçiye sahip olmak, ulus–ötesi şirketler için çok faydalıdır ve KOBİ’lerin kendi faaliyetlerini geliştirmelerinde ve tedarikçi olarak desteklenmelerinde büyük alıcı şirketler önemli rol oynarlar. Değer zincirlerine erişim için doğru yolun bulunması ve en yüksek getirilerin sağlanması her zaman kolay değildir. Kaplinsky ve Morris’e göre (2001), KOBİ’lerin küresel ekonomiye dâhil olması için iki temel yol bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, KOBİ’lerin reel olarak zayıf düşme pahasına gelişmesini ifade eden düşük yoldur. İkincisi ise, KOBİ’lerin katma değeri yüksek mal ve hizmet üretiminde yoğunlaşarak rekabet üstünlüğü ve gelir artışı sağladığı yüksek yoldur. Düşük yol, fakirleşerek büyüme olarak tasvir edilen bir gelişmeyi ifade eder. Bu yol tercih edilirse, ekonomik faaliyette artış olmasına rağmen firmaların getirileri azalır (mesela artan ihracat düşük ücretler ödenerek sürdürülebilirse veya ihracat mallarının fiyatları ihracatın hacminden daha hızlı düşerse). Birçok firmanın küresel piyasalara katılımı arttıktan sonra, öncesine göre zayıf düştüğü bilinmektedir. Benzer şekilde, bazı durumlarda ülkeler genel ekonomik faaliyette bir artışa rağmen ticaret hadlerinde bir azalmayla karşı karşıya kalabilir. Bu durumlarda altı çizilen sorun, genellikle düşük katma değere sahip faaliyetlerde ve dolayısıyla oldukça rekabetçi piyasalarda firmaların uzmanlaşmasıdır. Bu piyasalara giriş nispeten oldukça düşüktür ve artan rekabetle birlikte firmalar kendilerini oldukça korunmasız durumda bulabilirler. Bu durumda, bu firmaların getirileri dibe vurma anlamında bir aşınmaya tabi olur. Artan firma sayısı, çok düşük maliyetle fiziki girdileri yüksek kaliteli çıktılara dönüştürme gücüne sahip olduğunda ve gittikçe daha düşük fiyat seviyelerinde firmalar arasında üretim yapmaya yönelik baskı bulunduğunda, bu durum gelişen ülke üreticilerinin ihracat mallarının fiyatında bir düşüşe yol açar. Diğer taraftan veriler firmaların, bölgelerin veya ülkelerin küresel ticaret hadlerini azaltmaksızın büyük fayda sağladıklarını göstermektedir. Bu yolla kazançlı çıkan ülkelere Doğu Asya, Çin ve Hindistan dâhildir. Küreselleşen piyasalarda başarılı şekilde rekabet eden firKÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 197 malara sahip bu ülkeler, küresel ekonomiye yüksek yolu takip ederek dâhil olmuştur. Yüksek katma değer düzeylerine sahip zincirle ilişkili faaliyetlerin yerine getirilmesi önemli ölçüde firmanın korumasızlığını azaltabilir. Gerçekten yenilik kapasitesi ve ürün ve süreç gelişiminde devamlı iyileştirme yapılması, uluslararası değer zincirlerine faydalı katılım konusunda anahtar faktördür. Bununla birlikte, bir değer zinciri çerçevesinde KOBİ’lerin faaliyetlerini geliştirme söz konusu olduğunda zincir içi faaliyetlerin mümkün fonksiyonel muhtemel dağılımı kadar, zincirdeki her halkanın yeniden örgütlenmesini içerecek şekilde geliştirilmesi göz önünde bulundurmalıdır. Değer zincirlerinin KOBİ’lere sunduğu fırsatları ve kapasite yükseltme imkanlarını daha iyi anlamak için, değer zincirlerinin homojen olmadığı ve farklı kısımlar tarafından rant ödeneği için, fırsatlar zincirden zincire farklılaşabilir. Esas olarak, ekonomik aktörlerin rekabet tarafından tehdit edildiğinde izleyebileceği 4 yol vardır. Bu yollar karşılıklı olarak dışlayıcı değildir ve şu konuları içermektedir: Süreçte, üründe, fonksiyonda ve zincirde dereceyi yükseltmedir. Süreçlerde dereceyi yükseltme, bir firma içinde içsel süreçlerin artan etkinliğiyle ilişki kurarken (üretim sistemini yeniden örgütleyerek veya yeni teknolojiyi devreye sokarak firmalar fiziki girdiler fiziki çıktılara daha etkin bir biçimde dönüştürebilir), ürün derecesini yükseltme, eski ürünlerin geliştirilmesi sürecini ifade etmekte veya piyasaya yeni ürünler sağlanmaktadır. Bu artan katma değerle birlikte daha gelişmiş ve karmaşık (sofistike) ürün hatlarına kayışı ifade etmektedir. Süreç ve ürünlerde kapasite yükseltme daha kolay anlaşılabilirken, bunlar muhtemelen değer zincirinden elde edilecek getirilerin daha büyük payını sunma eğilimindedirler. Tecrübe göstermektedir ki eğer firmalar bu alanlarda kapasiteyi geliştirirlerse ve acımasız rekabete konu olan değer zincirindeki halkalarda uzman olarak devam ederlerse, bu yoğunlaşmanın fakirleştiren büyümeye yol açması riski yüksek olacaktır. Süreç ve fonksiyonel kapasite yükseltme, küresel ekonomiye katılmayı artırma veya rekabet gücünü korumaya yönelik gerekli şartlar olarak maalesef dikkate alınmaktadır ve bir değer zinciri sisteminde daha ileri kapasite yükseltmek için ilerleme sağlayabilir. 198 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Fonksiyonel kapasite yükseltme, bir firmanın faaliyetlerinin genel vasıf içeriğini artıracak şekilde yeni fonksiyonların kazanılması veya mevcutlarının ilga edilmesi suretiyle katma değerinin arttırılmasına işaret eder. Fonksiyonel kapasite yükseltme, bir ölçüde süreç ve ürün kapasitesini yükseltmeye göre daha karmaşıktır. Çünkü fonksiyonel kapasite yükselteme, saygın zincirler içindeki faaliyetlerin karışımındaki değişimi içerir ve muhtemelen değer zincirindeki diğer halkalara geçmeyi ifade eder. Daha önce belirtildiği gibi ekonomik rantların tahsisi; tasarım, ürün geliştirme, pazarlama gibi genel olarak üretim dışındaki faaliyetlere kaydığından yüksek düzeyde katma değer tarafından nitelenen zincirdeki diğer halkalara kayma, yerel firmaların derecelerini yükseltebilmeleri için iyi bir yoldur271. Bununla birlikte, bazen tümüyle değer zincirine erişmeye yönelik engeller firmaların kapasite yükseltmeleri için oldukça zayıftır. Böyle bir durumda firma için en uygun yol zincirin derecesini yükseltme olacaktır. Değer zincirinin derecesini yükseltmek suretiyle firmalar, sahip oldukları belirli yetenekleri bir sektörden diğerine geçmek için kullanabilirler. Bu tür sektörler arası kapasite yükseltme, Çin’in Tayvan bölgesindeki sanayileşmenin özelliklerinden biridir. Tayvan’lı firmalar transistorlu radyo imalatındaki yetkinliklerini hesap makinesine kaydırmışlar ve televizyon setleri imalatı konusundaki bilgilerini kullandıktan sonra PC monitör ekranlarına, diz üstü bilgisayarlara ve son olarak da wap’lı telefon üretimine geçmişlerdir. Fonksiyonel ve değer zincirinde kapasite yükseltmeyi gerçekleştirmek karmaşık olmasına rağmen KOBİ’lerin rekabetçi nitelikleri kazanmaları için uygun fırsatlar sunabilir. Bazı zorluklar zincirdeki yüksek değer ilave eden halkalara kaymak suretiyle dereceyi yükseltme seviyesinden kaynaklanabilir (pazarlama veya tasarım). Bu büyük ölçüde zincir yönetiminin derecesine ve biçimine bağlıdır. Küresel üretim ağları artan şekilde anahtar öncü firmalar (genellikle alıcılar) tarafından koordine edilmektedir. Bu sadece hangi firmaların zincirin parçası olacağını belirlemenin yanı sıra bu değer zincirlerine katılmak için yerine getireceği süreçleri içeren şartları belirler. 271 Kaplinksy ve Readman, a.g.e., s. 21–25. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 199 Önemli rant tahsisine izin veren alanlar büyük güçlü küresel alıcılar tarafından oldukça korunan alanlar olduğundan, KOBİ’lerin bu alanlara girişi zor olabilir272. Bununla birlikte, zincir–içi ve zincirler arası kapasite yükseltme karmaşık olsa bile, TATA ve Tayvanlı firmaların tecrübesindeki gibi örnekler, bu tip kapasite yükseltmelerin mümkün olabileceğini göstermektedir. Sonuç olarak kanıtlar göstermektedir ki küresel değer zincirlerine katılmak, küresel ekonomiye kazançlı şekilde entegre olma konusunda KOBİ’lere yeni fırsatlar sunmaktadır. Bununla birlikte bir zincirin parçası haline gelmenin sağlayacağı faydalar otomatik olarak maddi katkıya dönüştürülemez. KOBİ’ler inisiyatif kullanarak hareket etmeye ve sürekli şekilde faaliyetlerinin derecesini yükseltmek için fırsat arayışına ihtiyaç duyarlar. Bunu yaparken de, değer zincirleri artan şekilde öncü firmalar tarafından koordine edildiğinden sadece hangi firmaların zincire katılacağı değil fakat aynı zamanda firmaların derecesini yükselttikleri faaliyetin alanını hâkim olarak belirleyen firmalar oldukları göz önünde bulundururlar. Küresel değer zincirlerinde KOBİ’lerin durumunu güçlendirmek için hükümetler, zinciri yönlendiren önemli firmalar, KOBİ’ler ve çok yönlü örgütler gereklidir. Bu çerçevede hükümetlerin rolü çok fonksiyonludur. Bu fonksiyonlar, belirli değer zincirleriyle bağlantılı fırsatlar ve riskler hakkında üreticileri bilgilendirmekten bu zincirlere katılan üreticilere yardım etmeye kadar temel desteği ifade etmektedir. Anahtar zincir yöneticisi firmaların rekabetçi bir tedarik temeline dayanması çok önemli olduğundan bu firmaların rolü zincirin etkili şekilde fonksiyon icra etmesini garanti etmektir. TATA Motors örneğinin gösterdiği gibi iyi bir satıcı temelini garanti etmenin en etkili yolu tedarik zincirini öğrenmek ve geliştirmek için kaynakları tahsis edebilmektir. Böylece KOBİ’lere rekabet güçlerini sürekli artırma konusunda gerekli vasıfları sağlamak mümkün olur. Değer zinciri açısından unutulmaması gereken husus, bu zincirin rekabetçi olduğu kadar zayıf olduğu ve daha fazla düzenleyicinin kaynakları tedarik zinciri yönetimine tahsis ettiği ve daha sonra da bu 272 A.e., s. 29. 200 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER kaynakları tedarik zinciri öğrenimine tahsis ettiğidir. Düzenleyicilerin tedarik zincirinin performansını geliştirmede önemli rol oynadığı artan şekilde kabul edilmektedir. Bu durum düşük orta ve yüksek gelirli ülkelere uygulanabilir. Sayılı birkaç örnek, firmaların tedarikçilerin kapasitelerini yükseltmelerine yardım etmede aktif rol oynayabileceğini göstermektedir, ancak bu yardım nadiren birinci sıranın ötesindekiler için söz konusu olabilir. Bu açıdan Japon KEIRETSU sisteminin KOBİ’lerin kapasitelerini yükseltmede etkin şekilde işlediğini göstermektedir. Bu sistem birinci sıra tedarikçilerin kendi tedarik zincirleri boyunca sırayla iyileştirme sorumluluğunu almasını ifade etmektedir. Tedarik zincirinin kapasitesini geliştirme konusunda ortaya çıkan zayıf performans, kamu sektörü desteği sunan kurumlar için hem bir fırsat ve hem de bir tehdit anlamına gelmektedir. Üçüncü ve dördüncü sıra küresel değer zincirlerinde işbirliği KOBİ’lerin, küresel ekonomiye kazançlı şekilde katılmasını sağlamanın en etkili yollarından biridir. Bunun gerçekleşebilmesi için bu KOBİ’lerin dünya standartlarında üretim için gerekli şartları yerine getirmek için gerekli kuralları öğrenmek zorunda kalacaklardır. Dünya standartlarında üretimin gerekleri ise düşük ve azalan maliyetler, yüksek ve artan kalite ve esnek ve güvenilir dağıtım ve teslimdir. Ayrıca uluslararası toplum bütün paydaşlar arasında devamlı diyaloğu sağlamak için KOBİ’ler, ulusötesi şirketler, hükümetler ve uluslararası örgütler arasında işbirliği programları belirleyerek ve teşvik ederek KOBİ’lerin kapasite yükseltmesini desteklemelidir. Bundan başka uluslararası toplum piyasa ve sektör hakkında gerekli bilgiyi sağlamalı ve belirli alanlarda uzman katkısında bulunmalıdır273. Şekil 11: Basit Değer Zinciri Tasarım 273 Üretim Kaynak temini Girdilerin dönüştürülmesi Paketleme Pazarlama Tüketim / Geri Kazanım Kaplinksy ve Readman, a.g.e., s. 60–61. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 201 Yeni uluslararası ortam gelişen ülkelerdeki firmalar için yeni fırsatlar yaratmıştır. Bununla birlikte şimdiye kadar KOBİ’lerin sadece küçük bir kısmı bu fırsatların faydalarını elde etme imkânına sahip olmuştur. Birçok KOBİ için bu durum hem yurt içinde hem de uluslararası düzeyde başarılı şekilde rekabet etmeyi daha zor hale getirmiştir. Uluslararasılaşan KOBİ’ler için uygun politikalar bu yüzden gereklidir. Gelişen ülkelerin mukayeseli üstünlüğü geleneksel olarak doğal kaynak zenginliği ve düşük maliyetli emek olarak dikkate alınmıştır. Küreselleşme ve liberalleşmenin getirdiği yeni rekabet şartları altında, rekabetçi üstünlüklerin kaynağı temel üretim fonksiyonlarına kaymış ve ekonominin tüm sektörlerinde bilgi yoğun hale gelmiştir. Daha iyi anlaşılması açıkça gerekli olan bazı şirketlerin veya ülkelerin rekabet gücü için düşük yoldan niçin vazgeçtikleri ve diğerlerinin yüksek yolu neden takip ettikleridir. Gelişen ülkelerin şirketlerinin sürdürülebilir büyümeyi mümkün kılan uygun rantlar için faaliyetlerinin derecelerini yükseltmede hangi tercihlere sahip olduğu da iyi anlaşılmalıdır. Bu çerçevede özel–kamu sektör işbirliğinin rolü daha iyi şekilde açıklığa kavuşturulmalıdır ve aynı zamanda öncü firmaların yerel verimli sistemlere kendilerini dâhil etme konusundaki kararları ve tedarikçilerle uzun vadeli ilişkiler korumaları konusundaki şartlar netleştirilmelidir. Birçok gelişen ülkede liberalleşme, kuralsızlaştırma ve özelleştirmenin derin süreci mikro, orta ve makro düzeylerde politika müdahaleleri için ihtiyacı vurgulamıştır. Özellikle acil tedbirler, sanayi sektöründeki yapısal heterojenliği azaltmak, işçileri kayıtdışı sektörlerden kayıtlı sektörlere entegre etmek ve yurtiçi KOBİ’lerin ülke içindeki büyük firmalarla ve dışsal ekonomilerle verimlilik ve teknolojik açığını azaltmak için gereklidir. Aynı zamanda gelişen ülke firmalarının uluslararasılaşma kalıplarını, gelişen ülkeler arasında en yeni dışa yönelik yatırım trendlerini ve köken ülke firmaları açısından teknolojik taşma etkilerine yönelik potansiyelin analiz edilerek ve mikro düzeyde veri toplanarak bu firmaların ekonomik kalkınma üzerindeki muhtemel etkisini gözden geçirmeye ihtiyaç vardır. Son olarak bir politika açısından uluslararası sözleşmelerde ne tür kısıtlamalar ve gelişen ülke hükümetlerine ulu- 202 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER sal alan olarak ne bırakıldığını daha iyi tanımlamak gerekmektedir. Bu yurt içi şirketlerin uluslararası rekabet gücünü arttırmak, ihracat sübvansiyonlarının ve teşviklerinin dışında ele alınmalıdır. Şekil 12: KOBİ’lerin Değer Zincirlerine Uyum Sağlaması Orijinal teçhizat üretici (büyük firma, ulus-ötesi şirket-TNC) Birinci sıra tedarikçi (büyük firma TNC) İkinci sıra tedarikçi (Büyük Firma) Üçüncü sıra tedarikçi KOBİ Birinci sıra tedarikçi (büyük firma TNC) İkinci sıra tedarikçi KOBİ Üçüncü sıra tedarikçi KOBİ Üçüncü sıra tedarikçi KOBİ Dördüncü sıra tedarikçi Dördüncü sıra tedarikçi Kaynak: Rapheal Kaplinksy ve Jeff Readman, Integration SMEs in Global Value Chains: Towards Partnership for Development, Vienna: UNIDO Publ., 2001,s. 60. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 203 204 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER ÜÇÜNCÜ BÖLÜM TÜRKİYE’DE KOBİLER VE KOBİ’LERİN REKABET GÜCÜ I. TÜRKİYE’DE KOBİ’LERİN GELİŞİMİ A. Tarihsel Süreçte Türkiye’de KOBİ’ler Ekonomik dinamizmin temel kaynağı olan KOBİ’ler Türkiye ekonomisinde her zaman var olmakla birlikte, KOBİ’lerin ülkemizde önem kazanması 1980’lerden itibarendir. Geçmişe baktığımızda, KOBİ’lerin 1950’li yıllara kadar genelde durağan bir yapıya sahip olduğu, tüketicinin taleplerine ancak cevap verebildiği gözlenmektedir. Daha sonra, KOBİ’leri geliştirecek ve güçlendirecek yeterlikte politikaların olmadığı uzunca bir dönem yaşanmıştır. 1980’lerden sonra, özellikle de AB’ye uyum çalışmalarının başladığı son zamanlarda KOBİ’lerin küresel dünyada ve rekabet ekonomilerinde sahip oldukları önemin farkına varılmıştır274 . Türkiye’de önemleri giderek artan KOBİ’lere, yeni kurulan 60.ıncı hükümet programında da önemli bir yer ayrılmış, ülkenin sosyo–ekonomik kalkınmasında ve günümüzün hızlanan rekabet koşullarına uyum sağlamada, çeşitli politikalarla ve desteklerle güçlendirilmiş KOBİ’lerden yararlanılmak istenildiğinin altı çizilmiştir. Ne var ki, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi yeterli düzeyde bir desteğin henüz KOBİ’lere verilemediği de bir gerçektir. 1. Cumhuriyet Öncesi Dönem: Girişimcilik ve KOBİ’lerin Temelleri Aslında, özellikle ekonomik açılardan Türkiye’de 19. yüzyıl öncesi döneme dair çok fazla bilgi mevcut değildir. Eldeki sınırlı verilere bakıldığında, 19. yüzyılda Sanayi Devrimi ortaya çıkana kadar, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ekonominin esas olarak tarımsal faaliyetlere dayalı olduğu görülmektedir. 16., 17. ve 18. yüzyıllar boyunca Osmanlı ekonomisinin % 90’ını kırsal kesimde yaşayanlarca gerçekleştirilen tarımcılık ve hayvancılık faaliyetleri oluşturmaktadır. Bu dönemde, 274 Orhan Küçük, Girişimcilik ve Küçük İşletme Yönetimi, Ankara: Seçkin Yay., 2005, s. 199. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 205 yalnızca % 10’luk bir kesim kentlerde yaşamakta ve çeşitli zanaatlarla ve tarım dışı diğer faaliyetlerde bulunmaktadır. Üretimi gerçekleştiren bu kesimin yanında bir grup insan da ticaret ve tefecilik işleriyle uğraşmaktadır275 . Cumhuriyet öncesi dönemde, ekonominin aktörleri olan küçük girişimler incelenmek istendiğinde, Selçuklu ve Osmanlı İmparatorlukları dönemlerinde uzun bir süre var olan ve sadece ekonomik bakımdan değil, birçok bakımdan önemli bir mesleki kuruluş olan “ahilik” (daha sonraki adıyla lonca) kurumunun Türk girişimciliğinin temelinde yer aldığı görülecektir. Çok uzun yıllar boyunca varlığını koruyan ahi teşkilatları, Sanayi Devrimi’nin ardından ekonomik ve sosyal yapıda başlayan dönüşüme ayak uydurmakta zorluk çektiklerinden, yaşamlarını daha fazla sürdürememişlerdir. Gerçekten, sosyal, ekonomik ve mesleki birlikler olan loncalar ve talebe bağlı üretim esasına göre kurulu ekonomik düzen, 18. yüzyılın sonlarında Avrupa kaynaklı ölçek ekonomisine, ucuz hammadde ve enerjiye, makineleşmeye, otomasyona ve bunların getirdiği kalite ve fiyat rekabetine çok fazla direnememiştir. 1838 Ticaret Anlaşması’yla rekabete açılan iç pazarda esnaf ve sanatkârlar piyasadan çekilmek zorunda kalmıştır. İTO’nun kuruluşuyla sonuçlanan “Islah–ı Sanayi” çalışmalarıyla küçük atölyelerin rekabet gücünü artıracak tedbirler kararlaştırılmış, ulusal sanayi kurtarılmaya çalışılmış ancak pek de başarılı olunamamıştır. Diğer yandan, daha Osmanlı İmparatorluğu döneminden itibaren, Türk asıllı vatandaşların ticarete çok ilgi duymadıkları, üretim ve ticareti özellikle yabancı asıllı Türk vatandaşları (Rumlar, Ermeniler gibi) gerçekleştirirken, Türklerin daha ziyade çiftçilik ve askerlik mesleklerinde çalışmayı tercih ettikleri gözlenmektedir276. Ayrıca, gayrimüslim azınlığın da bu dönemde sanayi kuruluşlarına yönelmeyip 275 276 Şevket Pamuk, Osmanlı–Türkiye İktisadi Tarihi, 1500–1914, İstanbul: İletişim Yayınları, 2005, s. 32–33, 154. & Ayrıca bkz.: Onur Yıldırım, “Osmanlı Esnafında Uyum ve Dönüşümler, 1650–1826”, Toplum ve Bilim, Sayı: 83, 1999–2000. Küçük, a.g.e., s. 33–34. 206 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER ithalatçılığı tercih ettikleri, bu nedenle yerli işletmelerin kurulması ve yaşamalarının zorlaştığı görülmektedir. Dolayısıyla, bu dönemde Türk asıllı üreticilerin ve tüccarların sayısı çok azdır. Ne zaman ki azınlıkların çoğu savaş sonrasında mübadelelerle ya da isteyerek ülkeyi terk etmişler, o tarihten itibaren Türk girişimcilerinin de ekonomide yer almaya başladıkları görülmektedir277. 2. Cumhuriyet Dönemi: KOBİ’lerin Gelişimi Görüldüğü gibi, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti, gelişmiş bir sanayiye ve çok sayıda işletmeye dayalı bir ekonomik yapıyı miras olarak devralmamıştır. Sanayi Devrimi’nden sonra Batı’da gerçekleştirilen ve bu ülkelerle aramızdaki farkı hızlı bir şekilde artıran ekonomik gelişme ve kalkınma süreci, çeşitli nedenlerle Osmanlı döneminde yeterli düzeyde yakalanamamıştır. Cumhuriyet döneminde girişimciliğin ve KOBİ’lerin gelişimini üç dönemde ele almak uygundur. Bunlar; 1923–1950 Dönemi, 1950–1980 Dönemi ve 1980 Sonrası Dönem’dir. a. 1923–1950 Dönemi Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan itibaren önce piyasa ekonomisi, sonra devletçilik, daha sonra planlı karma ekonomi ve sonunda da özelleştirme ile sosyal piyasa ekonomisine geçiş çabalarında bulunmuş bir ülkedir. Genç Cumhuriyetin ilk döneminde kısa bir piyasa ekonomisi deneyiminin ardından, 1929’da dünyada yaşanan büyük bir ekonomik bunalımın etkisiyle Avrupa’da ve ABD’de olduğu gibi ülkemiz ekonomisinde de devletçilik hakim olmuştur. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde yeterli sermayeye, bilgi ve teşebbüs ruhuna sahip olunamamasından dolayı, ekonomide devletin öncülüğüne gereksinim duyulmuş; devlet, mal ve hizmetlerin üretimini kendisi üstlenmiştir. Diğer yandan, bu dönemde de ülke ekonomisinde yeterli sayıda ve kalitede girişimci yetiştirmek amacıyla gayretler devam etmiştir. 277 Nusret Ekin, Endüstri İlişkileri, 5. bs., İstanbul: İÜ İşletme Fakültesi Yayın No: 208, 1989, s. 224–226. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 207 Devlet bir yandan özel sektörü ve girişimciliği teşvik ederken, bir yandan da mevcut boşluğu doldurmak üzere kamu iktisadi teşekkülleri oluşturarak bizzat ekonomide rol almaya başlamıştır. Öyle ki, devlet ekonomide bir an önce kalkınma sağlamak amacıyla yerli bir girişimciler grubunun yaratılmasının şart olduğu bilinciyle hareket ederek, girişimciliğin desteklenmesi amacıyla teşebbüslerde bulunmuştur. Aslında, o döneme hakim olan düşünce, daha Cumhuriyet kurulmadan dokuz ay önce gerçekleştirilen İzmir İktisat Kongresi’ne de hakim olmuştur. Kongrenin öne çıkarttığı temel ilkelerden bir tanesi, Türk insanının girişimci yönünün geliştirilmesi amacıyla gerekenlerin yapılması olmuştur278. Yatırımlar için sermaye birikiminin yetersiz olması, devasa altyapı yatırımları ihtiyacı ve bunların ancak devlet eliyle yapılabileceği gerçeği, büyük ve orta ölçekli sanayi işletmelerinin kurulması / işletilmesi için gereken tecrübenin (özel sektörde) bulunmayışı gibi sebepler, devleti ekonominin içine sokmuş, 1933 ve 1935 Sanayi Planları’nın uygulanmasıyla kurulan İktisadi Devlet Teşekkülleri’nin ekonomi içindeki payı artmıştır. Bununla birlikte, özel sektörün teşvikinden, girişimcilikten hiç bir şekilde vazgeçilmemiştir. Teşvik–i Sanayi Kanunu, Ticaret ve Sanayi Odaları Kanunu, Sümerbank ve Türkiye Halk Bankası’nın kurulması bu çerçevede değerlendirilmelidir. b. 1950–1980 Dönemi 1950 sonrasında ise özel sektör eliyle kalkınma tercihi yapılarak müteşebbis yaratmak, mevcutları desteklemek politikası takip edilmiş, bunların teşviki bir ideolojik tercih olarak da algılanmıştır. Bu dönemde, gösterilen çabaların sonucu olarak bir Türk girişimciler grubunun oluştuğu gözlenmiştir. Ancak, bunların hem sayısı hem de nitelikleri henüz istenilen düzeyde değildir. 1950’den 1980’e kadar Türk girişimciliği açısından durağan denilebilecek bir dönem yaşanmıştır. Yine de bu dönemde, girişimciliğe verilen destekler artmış, ekonomi gelişmiş, Türkiye hem nüfus hem de kişi başına düşen gelir itibariyle büyümüştür. 278 Aysen Tokol, Türk Endüstri İlişkileri Sistemi, Ankara: Nobel Yayın Dağıtım, 2005, s. 26–30. 208 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER c. 1980 Sonrası Dönem Ülkemizde girişimciliğin ve KOBİ’lerin gerçek anlamda önemsenmeye başlanması, 1980’li yıllardan itibaren başlamıştır. 24 Ocak 1980 Kararları’yla birlikte yapısal bir dönüşüm başlatan Türkiye, bu tarihten itibaren piyasa ekonomisini tercih etmiş, bu tercihin bir gereği olarak girişimciliği ve girişimcileri öne çıkartmıştır279. 24 Ocak 1980 Kararları ile Türkiye de dünyadaki genel gidişe uygun politikaları benimsemeye başlamış, dönemin en belirleyici uygulaması olan özelleştirme uygulamalarına yönelen az sayıda ülke arasında yer almıştır. Ancak, yapılan özelleştirmelere rağmen, devletin ekonomik hacmi hâlâ büyüktür ve bu durum konu ile ilgili kişilerce “devletçi bir karma ekonomi” veya “özel sektör ağırlıklı bir karma ekonomi” ya da “sosyal piyasa ekonomisi” (sosyal devlet) olarak tanımlanmaktadır. Türkiye’nin “devletçi bir karma ekonomi” olduğunu savunanlara göre, ülkemiz, hem bir kalkınan ekonomi, hem de kapalı bir karma ekonomik modelden dışa açık bir piyasa ekonomisine doğru yönelen, küresel piyasayla ve AB ile bütünleşmeye çalışan bir ülkedir. Türk ekonomisinin karma / devletçi ekonomi yapısı, toplam GSMH’nın yarıdan fazlasının konsolide kamu sektörü tarafından kullanılmasına yol açmaktadır. Kamu hacminin ekonomide çok büyük olduğu bu tür bir yapı, büyük israflara yol açmakta, Türk ekonomisinin önündeki en büyük sorun olarak durmaktadır280. Öte yandan, ülkemizde tarım sektörünün payı azalsa, sanayi ve özellikle hizmetler sektörlerinin payı giderek yükselse de, toplumumuz tarım toplumu özellikleri sergilemekten henüz tam anlamıyla kurtulamamıştır. Tarımda çalışan nüfusun oranı hâlâ yüksektir. Ağustos 2007’de gerçekleştirilen Hane Halkı İşgücü Anketi sonuçlarına göre, çalışanların sektörlere göre dağılımı şöyledir: Tarım % 28, sanayi % 25,6, hizmetler % 46,4. Böyle bir yapıda, sanayi ve hizmetler 279 280 Küçük, a.g.e., s. 34. Güneri Akalın, Türkiye’de Piyasa Ekonomisine Geçiş Süreci ve Ekonomik Kriz, Ankara: TİSK Yay., 2002, s. 107–108, 256. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 209 sektörlerinde faaliyette bulunan KOBİ’lerin, ülkenin kalkınması ve büyümesi açısından, daha fazla desteklenmelerinin ve geliştirilmelerinin ne kadar önemli olduğu açıktır. B. Kalkınma Planları ve KOBİ’ler 1963 yılından başlamak üzere, Türkiye’de Planlı Kalkınma dönemi başlamıştır. Bu dönem, devletin özel sektör için yol gösterici, kamu kesimi için nispeten bağlayıcı, genellikle 5 yıllık süreler şeklinde “Kalkınma Planları”nın hazırlandığı ve uygulandığı dönemdir. Devletin ekonomideki ağırlığı, özel sektörün teşvikiyle dengelenmeye çalışılmış, bize özgü bir “karma ekonomik sistem” benimsenmiştir. Kalkınma Planlarına, KOBİ’lerle ilgili getirdiği belli başlı düzenlemeler açısından kısaca bakılacak olursa281; Birinci Beş Yıllık Plan döneminden Dokuzuncu Kalkınma Planı’na kadar olan dönemde, esnaf ve sanatkarlar ile küçük sanayici olarak ifade edilen KOBİ’lere yönelik çeşitli düzenlemelere yer verilmiştir. Kalkınma planlarında öngörülen çeşitli yasal düzenlemelerin ve kuruluşların, daha sonraki yıllar içerisinde gerçekleştirilmesine yönelik politikalar oluşturulmuştur. Her bir plan dönemini çok kısa bir şekilde ifade edecek bazı gelişmeleri şu şekilde özetlemek mümkündür: Öncelikle, Birinci Beş Yıllık Plan’da (1962–67) KOBİ’lerin Sanayi Bakanlığı’nın sorumluluğu altında olduğu ifade edilmiş; İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı döneminde (1968–72) KOBİ’lere yönelik olarak KÜSGEM tesis edilmiş; Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda (1973–78) KOBİ’lere yönelik finansman, eğitim ve teknik danışmanlık hizmetlerinin yaygınlaştırılacağı öngörülmüş; Dördüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı döneminde (1979–84) KÜSGET kurulmuş; Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda (1986–90) KOBİ’lerin önemli altyapı sorunlarını ortadan kaldıran Organize Sanayi Bölgeleri ve Küçük Sanayi Siteleri’nin kurulmasını teşvik edecek düzenlemelerin gerçekleştirileceğine yer verilmiş; Altıncı Beş Yıllık Kalkınma Planı döneminde (1990–94) KOBİ’lere yönelik faaliyetler daha da genişletilerek, onların her açıdan 281 OECD, 2000, s. 4. 210 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER destekleyecek (eğitim, finansman, teknoloji, altyapı, organizasyon vb.) ve sorunlarını çözecek bir takım tedbirlere yönelinmiş, ayrıca Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB)’nın oluşturulmasına karar verilmiş; Yedince Beş Yıllık Kalkınma Planı döneminde (1996–2000), KOBİ’lere verilen önemi belirtmek üzere, 1996 yılı “KOBİ Yılı” olarak ilan edilmiş, KOBİ’lerin proje, finansman, organizasyon ve teknoloji alanlarında desteklenmesi, girişimcilik eğitimi verilmesi bu Plan’da da yer almış; Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı döneminde (2001–05) KOBİ’lere yönelik destek ve teşvikler ve bu amaçla gerçekleştirilen düzenlemeler daha da genişletilmiş, KOBİ’ler Kredi Garanti Fonu, Risk Sermayesi, Finansman Yatırım Ortaklığı, Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı gibi modern finansman araçları ve kurumlarıyla desteklenmiş; Dokuzuncu Kalkınma Planı’nda (2007–13) ise, özellikle KOBİ’lerin rekabet güçlerini artırıcı ve ihracat olanaklarını genişletici şekilde düzenlemelere yer verilmiş, ancak bu planda KOBİ’lere müstakil bir bölüm ayrılmamıştır. Planlı dönemde Türk ekonomisi, hem uygulanan iktisat politikaları, hem de uygulamalar bakımından çok önemli değişimler yaşamıştır. İthal ikameci politikalar, yerini ihracata dayalı kalkınma modeline bırakınca, tüm ekonomik aktörler gibi KOBİ’ler de bir uyum dönemi yaşamıştır. Yeni dönemin getirdiği riskler, yüksek uyum yetenekleri sayesinde sektörün önemli bir kesimi tarafından fırsata dönüştürülmüştür. Bu dönemde kamu kesimi, başta finansal destekler olmak üzere, KOBİ’lerin yeni döneme uyumunu artıracak, hızlandıracak tedbirleri uygulamaya koymuş, bu işletmelerin iktisadi ve sosyal fonksiyonlarını yerine getirebilmeleri için Planlarda her dönemin özelliğine uygun ilke ve öncelikler belirlemiştir. Ne var ki, sanayileşme politikalarına önem veren planlı dönemin başlamasıyla birlikte, KOBİ’lerin ekonomideki rolünün arttığı gözlemlense de, gerçekte, KOBİ’lere yönelik desteğin hiçbir zaman olması gerektiği gibi, taşıdığı öneme paralel bir şekilde gerçekleşmediği görülmektedir282. 282 Beytullah Yılmaz, “Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmelerin Toplumda Üstlendikleri Roller Bakımından Analizi”, (Çevrimiçi): http://www.dtm.gov.tr/ead/ DTDERGI/ocak% 202004/ kucuk.htm, 18.02.2006, s. 1, 7. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 211 Yaşanan krizlerden en fazla etkilenen kesim olan KOBİ’lerin artan maliyet ve azalan (özellikle iç) talebe ilişkin sıkıntılarının aşılabilmesi için işletmelerin her yönden güçlendirilmesi, rekabet edebilirliklerinin artırılması, sadece sektör mensuplarının değil, ülke ekonomisi içindeki ağırlığı ve üretim bağlantıları sebebiyle tüm ülkenin meselesidir. II. YAPISAL AÇIDAN KOBİ’LERDE MEVCUT DURUM KOBİ’ler tek başlarına küçük birer ekonomik birimdir ve tek tek bakıldığında ekonomiye katkıları önemsiz görülmektedir. Ancak, topluca ele alındıklarında, sahip oldukları sayısal büyüklük, onların ekonomi ve toplum için ne kadar önemli olduklarını gözler önüne sermektedir. Türkiye ekonomisi ve KOBİ’lerle ilgili olarak aşağıda yer alan rakamlara bakıldığında, KOBİ’lerin ülke ekonomisinde ne boyutlarda bir ağırlığa sahip olduğu anlaşılmaktadır. Rakamlar bize göstermektedir ki, KOBİ’ler birçok açıdan gözerdi edilemeyecek boyutlara gelmiştir. Aşağıda, bu boyutların bir kısmına değinilmeye çalışılacaktır. Ülkemizde KOBİ’lerle ilgili en güvenilir sayısal ve oransal bilgilere, DİE tarafından 10 yılda bir gerçekleştirilen “Genel Sanayi ve İşyerleri Sayımı283” sonuçlarına bakarak ulaşmak mümkündür. Sayım sonuçları bize KOBİ’lerin durumu ile ilgili detaylı bilgiler vermektedir. Nisan–Temmuz 2003 tarihleri arasında sekizincisi gerçekleştirilen 2002 Genel Sanayi ve İşyerleri Sayımı (GSİS) ile, ülkedeki tüm işyerle- 283 Sanayi ve işyerlerine dönük genel sayım çalışmaları ilk kez 1917 yılından itibaren başlamıştır. Bu tarihte 1913 ve 1915 yıllarına ait sayımın sonuçları yayınlanmıştır. Daha sonra, 1927, 1950, 1963, 1970, 1980, 1985 ve 1992 yıllarında da sayımlar gerçekleştirilmiştir. En son 2002 yılında Cumhuriyet döneminin 8. sayımı gerçekleştirilmiştir. 2002 yılında yapılan sayımın öncekilerden farkı, daha kapsamlı olmasıdır. Coğrafi olarak tüm Türkiye çapında, tüm il ve ilçeleri, köyleri, bu yerler dışında şehirlerarası yollarda bulunan benzin istasyonlarını, organize sanayi bölgelerini de kapsamaktadır. Daha önceki genel sayımlarda dikkate alınmayan 2000’den az nüfusu olan yerleşim yerleri de 2002 sayımında dikkate alınmıştır. Yine benzer şekilde, daha öncekilerde yalnızca sanayi sektörü dikkate alınırken, bu kez hizmetler sektörü de dikkate alınmış, yalnızca “tarım, avcılık, ormancılık”, “balıkçılık”, “ev sanayi ile ilgili faaliyetler” kapsam dışında tutulmuştur. Bkz.: KOSGEB, 2002 Yılı Genel ve Sanayi İşyerleri Sayımı: İmalat Sanayi Değerlendirmesi, Ankara: KOSGEB Ekonomik ve Stratejik Araştırmalar Merkez Müdürlüğü Yay., Şubat 2005, s. 1–2. 212 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER rinin sayımı gerçekleştirilmiş; sayımın geçici sonuçlarına göre, Türkiye ekonomisi içinde yer alan girişim sayısı 1.720.598 olarak tespit edilmiştir284. KOBİ’lerin Türkiye’deki görünümü oransal olarak yansıtılacak olursa; hem sanayi ve hem de hizmetler sektörü birlikte dikkate alındığında, bu işletmelerin toplam işletmelerin % 99,8’ini, toplam istihdamın % 76,7’sini, yatırımların % 38’ini, katma değerin % 26,5’ini, ihracatın % 10’unu, banka kredilerinin ise % 12–13’ünü (son birkaç yıl içerisinde bu rakam hızla artarak % 25’e ulaşmıştır) yarattıkları görülmektedir285. KOBİ’lerin sayıları her geçen yıl hızla artmaktadır. Türkiye’de yılda yaklaşık 60 bin işletme açılmaktadır ve bunların neredeyse tamamı KOBİ tarifi içinde yer almaktadır. Bu işletmelerin yarıdan fazlası (% 60) kurulduktan sonraki 5 yıl içinde kapanmaktadır286. Aşağıda, daha ziyade 2002 Genel Sanayi ve İşyerleri Sayımı sonuçlarına bağlı kalınarak, Türkiye’deki KOBİ’lerin bir panoraması verilmeye çalışılacaktır287. 284 285 286 287 DİE, 2002 Genel Sanayi ve İşyerleri Sayımı, Ankara: DİE Yay., Sayı: B.02.01.DİE. 0.10.00.906–164, 14/10/2003, s. 1. & DİE, “Genel Sanayi ve İşyerleri Sayımı”, (Çevrimiçi): http:// www.die.gov.tr/sanayi_sayimi.htm, 09/03/2006. OECD, SME and Entrepreneurship Outlook 2005, Paris: OECD Publ., 2005 Edition, s. 346. & DPT, 2002 Genel Sanayi ve İşyerleri Sayımı, a.g.e., s. 9 ve 11 (Tablo 1). Ancak, tüm dünyada da benzeri bir süreç yaşanmaktadır. Bir yanda çok sayıda yeni açılan işletme mevcutken, bir yanda çok sayıda işletme kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır. Bkz.: KOBILINE, “Ak Parti’nin İkinci Döneminde KOBİ’ler”, (Çevrimiçi): http://www.kobiline. com/turkce/destekhizmetleri/kobilinegundemi_kobihaberleri.asp, 23.10.2007, s. 1. Türkiye’deki KOBİ’leri tanımak amacıyla, KOSGEB tarafından bugüne kadar gerçekleştirilmiş en geniş Saha Araştırması Çalışması sonuçları (40.000 kişi ile) için bkz.: KOBİFİNANS Dergisi, “Türkiye’nin Yol Haritası”, Sayı: 6, (Çevrimiçi): http://www.kobifinans.com.tr/tr/bilgi_merkezi/020607/6143/5, 19/10/2007. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 213 A. 2002 Genel Sanayi ve İşyerleri Sayımı Sonuçları’na Göre Türkiye’de KOBİ’lerin Sayısal Durumu 1. KOBİ’lerin Ölçeklerine Göre Dağılımı 2002 GSİS sonuçları dikkate alındığında, ülkemizdeki toplam girişim sayısı 1.720.598’dir. Bu rakam 2005 yılında % 3,3 artışla 1.890.785’e yükselmiştir. Günümüz itibariyle bu sayısının 2.000.000 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Girişimlerin 116,598 tanesi çok birimli girişimlerden oluşmakta olup, bu kapsamda en az iki ya da daha çok işyerinin bir araya gelmesiyle çok birimli girişimler ortaya çıkmaktadır. Çok birimli girişimler içinde, iki işyerinin bir araya gelerek oluşturduğu girişimlerin payı çok daha yüksektir (% 85,35). 3 işyerinden oluşan girişimlerin oranı % 10,1, 26 ve daha fazla işyerini bünyesinde barındıran girişimlerin oranı ise % 0,11’dir288 . Tablo 16: Türkiye’de Girişim Sayıları (2003) Girişim Sayısı Tek Birimli Girişim Sayısı 1,604,000 Çok Birimli Girişim Sayısı 116,598 Toplam Girişim Sayısı 1,720,598 Kaynak: DİE, 2002 Genel Sanayi ve İşyerleri Sayımı, Ankara: DİE Yay., Sayı: B. 02.01.DİE. 0.10.00.906–164, 14/10/2003, s. 1. Aşağıdaki tablo dikkate alındığında görülecektir ki, Türkiye’deki girişimlerin neredeyse tamamı, ülkemizde geçen yıl yürürlüğe giren KOBİ Yönetmeliği’nde yer alan yeni KOBİ tanımına göre, küçük ve orta boy işletmelerden oluşmaktadır289. Yani, yeni tanıma göre, 288 289 DİE, 2002 Genel Sanayi ve İşyerleri Sayımı, a.g.e., s. 4. 2005 yılında kabul edilen ve 2006 Haziran’ından itibaren yürürlüğe giren “Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmelerin Tanımı, Nitelikleri ve Sınıflandırılması Hakkında Yönetmelik”in beraberinde getirdiği yeni tanım ve bundan önce mevcut olan çok sayıdaki tanımlarla ilgili olarak bkz.: Özdemir, Ersöz ve Sarıoğlu, a.g.e., s. 30–41. 214 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER ülkemizde 250 kişiden daha az çalışanı bulunan KOBİ’ler, tüm girişimlerin % 99,89’unu oluşturmaktadır. Türkiye’de, 250’den fazla çalışanı bulunan girişim sayısı yalnızca 1, 387’dir (oransal olarak % 0,08). Tablo 17: Girişimlerin Ölçeklerine Göre Dağılımı, (2003) Ölçek (kişi) Girişim Sayısı Yüzdesi 23.762 % 1,38 1.633.509 % 94,94 10–49 53.246 % 3,09 50–99 5.080 % 0,30 100–150 1.804 % 0,10 151–250 1.387 % 0,08 251 + 1.810 % 0,11 1.720.598 100,00 Sadece Girişim Sahibi 1–9 TOPLAM Kaynak: KOSGEB, 2002 Yılı Genel ve Sanayi İşyerleri Sayımı: İmalat Sanayi Değerlendirmesi, Ankara: KOSGEB Ekonomik ve Stratejik Araştırmalar Merkez Müdürlüğü Yay., Şubat 2005, s. 6. Yukarıdaki tablo bize açıkça göstermektedir ki, KOBİ’lerin önemli bir bölümü mikro ölçekli firmalardır; yani Türkiye esas itibariyle 1–9 kişi çalıştıran girişimlerin var olduğu bir ekonomiye sahiptir. Girişim sayısı (% 94,94) ve çalışan sayısı itibariyle en geniş grubu oluşturan bu işletmeler, katma değer itibariyle ise en düşük oranları gerçekleştirmektedir. Bu girişimlerde çalışanların yarısından fazlası, ya o girişimin sahibi ya da ortağıdır. Tüm bu göstergeler göz önünde tutulduğunda, ülkemizde girişimcilik potansiyeli açısından “mikro işletmelerin” (1–9 çalışanı olan işletmelerin) en önde geldiği, bu nedenle eğer ülkemizde girişimciliğin geliştirilmesi arzu ediliyorsa, buna KOBİ’lerden başlanılması gerektiği açık bir şekilde görülmektedir. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 215 Aşağıdaki tabloda ise, yalnızca “imalat sanayii”ndeki girişim sayıları yer almaktadır. Görüleceği gibi, KOBİ’lerin genel ekonomi içerisindeki oranı açısından, imalat sanayii de benzer bir sonuç vermektedir. İmalat sanayiinde yalnızca 917 girişim KOBİ kapsamı dışında kalmaktadır. Bu sektörde de girişimlerin % 99,63’ü 1–250 çalışanı bulunan KOBİ’lerden oluşmaktadır. Tablo 18: İmalat Sanayiinde Girişimlerin Ölçeklerine Göre Dağılımı, (2000) Ölçek (kişi) Girişim Sayısı Yüzdesi 1.509 % 0,61 220.030 % 89,12 10–49 20.325 % 8,23 50–99 2.453 % 0,99 100–150 946 % 0,38 151–250 719 % 0,29 251 + 917 % 0,37 246.899 100,00 Sadece Girişim Sahibi 1–9 TOPLAM Kaynak: DPT, KOBİ Stratejisi ve Eylem Planı, 2004, Ankara: DPT Yay., s. 11. Yine, SSK verilerine bakıldığında da, SSK’ya kayıtlı işçi çalıştıran toplam işyerleri içinde KOBİ tanımı kapsamındaki işyerlerinin payı, aşağı yukarı GSİS rakamlarına benzer bir sonuç vermektedir. Buna göre, 1,036,328 işyerinden KOBİ tanımı içinde ele alınacak işyerlerinin oranı % 99,74’dür290 . 290 SSK, 2006 Yılı İstatistikleri, (Çevrimiçi): http://www.ssk.gov.tr/sskdownloads/anasayfa/ istatistik/istatistik2006/T1–15–2006–Karne.XLS, 02.08.2007. 216 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Tablo 19: SSK’ya Kayıtlı İşyerlerinin Büyüklük Grubuna Göre Dağılımı (Eylül 2006) İşyeri Sayısı İşyeri Oranı (%) 1,033,662 99,74 Mikro (1–9) 897,992 86,65 Küçük (10–49) 118,625 11,45 Orta (50–249) 17,045 1,64 2,666 0,26 1,036,328 100,00 KOBİ (1–250) Büyük (250 +) TOPLAM Kaynak: SSK, 2006 Yılı İstatistikleri, (Çevrimiçi): http://www.ssk.gov.tr/ sskdownloads/anasayfa/istatistik/istatistik2006/T1–15–2006–Karne.XLS, 02.08.2007. SSK’ya kayıtlı işyerlerinin GSİS kapsamındaki toplam girişimlere oranı % 49,46’dır. Geri kalan % 50,54’lük miktarı, Bağ–Kur’a kayıtlı esnaf ve sanatkârların işletmeleri oluşturmaktadır. 2. KOBİ’lerin Kamu–Özel Sektör Ayrımına Göre Dağılımı Türkiye’de SSK’ya kayıtlı işyerlerinin % 97,3’ü özel sektörde, geri kalan küçük bir miktarı ise (% 2,7) kamu kesiminde faaliyette bulunmaktadır. SSK’ya kayıtlı işyerleri, ekonominin yalnızca kayıt içinde olan kesimini kapsamaktadır; bunun dışında bir de SSK kayıtlarına yansımayan kayıtdışı sektör/işletmeler bulunmaktadır. Kayıtdışı sektörün kayıtlı sektöre oranı, ülkemizde hayli yüksektir. Dolayısıyla, kayıtdışı bu kesim de hesaba katılacak olursa ve de kamu kesiminin kayıtdışı sektörde yer almayacağı, kayıtdışı üretim ve faaliyette bulunmayacağı farz edilirse, o takdirde, toplam işletmeler içinde özel sektörün payının biraz daha artacağı, kamunun payının daha da küçüleceği söylenebilir. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 217 Tablo 20: Haziran 2007 İtibariyle SSK’ya Kayıtlı İşyeri Sayısı İşyeri Sayısı İşyeri Oranı (%) 29.470 2.7 Özel 1.066.595 97.3 TOPLAM 1.096.065 100.0 Kamu Kaynak: SSK, (Çevrimiçi): http://www.ssk.gov.tr/sskdownloads/anasayfa/istatistik/temmuz_2007.xls, 12.10.2007. 3. KOBİ’lerin Sektörlere Göre Dağılımı GSİS sonuçları itibariyle sektörlere göre bu girişimlere bakıldığında, ağırlığın üç sektörde olduğu; bu işletmelerin % 46,19’unun ticaret sektöründe, % 14,35’inin imalat sektöründe, % 14,21’inin ise ulaştırma sektöründe yer aldığı görülmektedir. Birimlere bakıldığında, girişim sayısının en yüksek olduğu birimin % 9,9 ile “belirli bir mala tahsis edilmemiş mağazalarda gıda, içecek ve tütün ağırlıklı perakende ticaret” birimi olduğu görülmektedir. Onu izleyen birim % 5,54 ile “karayolu ile yük taşımacılığı”, % 5,51 ile “belirli bir mala tahsis edilmiş mağazalardaki diğer perakende ticaret”, % 5,3 ile “barlar ve kahvehaneler” ve % 4,35 ile “diğer karayolu taşımacılığı”dır. 218 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Tablo 21: Girişimlerin Sektörel Dağılımı (2003) Girişim Sayısı % Ticaret 794,715 46,19 İmalat Sanayi 246,899 14,35 Ulaştırma, Depolama, Haberleşme 244,490 14,21 Otel ve Lokantalar 163,112 9,48 Diğer Sosyal, Toplumsal ve Kişisel Hizmet Faaliyetleri 90,919 5,28 Gayrimenkul, Kiralama ve İş Faaliyetleri 90,473 5,26 İnşaat 35,702 2,07 Sağlık İşleri ve Sosyal Hizmetler 31,546 1,83 Mali Aracı Kuruluşların Faaliyetleri 13,538 0,79 Eğitim Hizmetleri 5,692 0,33 Madencilik ve Taşocakçılığı 1,809 0,11 Elektrik, Gaz, Su Dağıtımı 1,703 0,10 1,720,598 100,00 TOPLAM Kaynak: DİE, 2002 Genel Sanayi ve İşyerleri Sayımı, Ankara: DİE Yay., Sayı: B. 02.01.DİE. 0.10.00.906–164, 14/10/2003. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 219 4. KOBİ’lerin İllere Göre Dağılımı İstanbul, girişimlerin sayısal olarak en çok olduğu ildir (% 18,79). Ardından Ankara (% 7,15), İzmir (% 6,5), Bursa (% 4,19) ve Antalya (% 3,67) gelmektedir. Tunceli (% 0,11), Ardahan (% 0,11), Bayburt (% 0,113), Hakkari (% 0,12) ve Gümüşhane (% 0,15) ise, en az girişimin bulunduğu illerdir291. Grafik 6: Girişimlerin İllere Göre Dağılımı (2003) Diğer İller %48 İstanbul %19 Ankara %6 İzmir %6 Bursa %4 Gaziantep %2 Denizli %2 Konya %3 Kocaeli %2 Adana %3 Antalya %4 Kaynak: DİE, 2002 Genel Sanayi ve İşyerleri Sayımı, Ankara: DİE Yay., Sayı: B. 02.01.DİE. 0.10.00.906–164, 14/10/2003, s. 5. 5. KOBİ’lerin Hukuki Durumuna Göre Dağılımı Yine, 2002 Sayımı’nın sonuçlarına bakmaya devam edilecek olunursa, hukuki durum açısından toplam girişimlerin büyük ölçüde (% 80,58) ferdi mülkiyet olarak yaşama geçirildiği görülmektedir. Çok az bir kısmının (% 15,58) sermaye şirketi olduğu, geri kalanının şahıs şirketleri ve diğerlerinden oluştuğu gözlenmektedir. 291 DİE, 2002 Genel Sanayi ve İşyerleri Sayımı, a.g.e., s. 4–5. 220 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Tablo 22: Hukuki Durumlarına Göre Girişimler (2003) Girişim Sayısı % 1,386,491 80,58 Adi Ortaklık 28,607 1,66 Kolektif Şirket 3,970 0,23 197 0,01 Limited Şirket 233,193 13,55 Anonim Şirket 34,843 2,03 Kooperatif 14,213 0,83 Diğer 19,084 1,11 1,720,598 100,00 Ferdi Mülkiyet Komandit Şirket TOPLAM Kaynak: KOSGEB, 2002 Yılı Genel ve Sanayi İşyerleri Sayımı: İmalat Sanayi Değerlendirmesi, Ankara: KOSGEB Ekonomik ve Stratejik Araştırmalar Merkez Müdürlüğü Yay., Şubat 2005, s. 7. 6. KOBİ’lerin Yaş Ortalamasına Göre Dağılımı Diğer bir önemli sonuç, girişimlerin yaş ortalamalarıyla ilgilidir. Sayıma göre, tüm sektörlerdeki yaş ortalaması 9,8 yıldır. En yüksek yaş ortalaması “elektrik, gaz, su dağıtımı” sektörüne aittir (20,1). Onu, mali aracı kuruluşların faaliyetleri (% 13,2) ve madencilik ve taşocakçılığı (% 10,5) takip etmektedir. Oteller ve lokantalar, yaş ortalaması bakımından en talihsiz sektör (% 7,2) olarak gözükmektedir. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 221 Tablo 23: Yaş Ortalamalarına Göre Girişimler (2003) Girişim Sayısı Elektrik, Gaz, Su Dağıtımı 20,1 Mali Aracı Kuruluşların Faaliyetleri 13,2 Madencilik ve Taşocakçılığı 10,5 İmalat Sanayi 9,1 Ticaret 8,4 Ulaştırma, Depolama, Haberleşme 8,4 Gayrimenkul, Kiralama ve İş Faaliyetleri 8,3 Diğer Sosyal, Toplumsal ve Kişisel Hizmet Faaliyetleri 8,3 İnşaat 7,7 Sağlık İşleri ve Sosyal Hizmetler 7,6 Eğitim Hizmetleri 7,6 Oteller ve Lokantalar 7,2 SEKTÖRLER ORTALAMASI 9,8 Kaynak: KOSGEB, 2002 Yılı Genel ve Sanayi İşyerleri Sayımı: İmalat Sanayi Değerlendirmesi, Ankara: KOSGEB Ekonomik ve Stratejik Araştırmalar Merkez Müdürlüğü Yay., Şubat 2005, s. 8. 7. KOBİ’lerin Faaliyet Gösterilen Yere Göre Dağılımı Girişimlere faaliyet gösterdikleri mekânlar açısından bakılacak olursa, bunların yalnızca % 19,1’inin planlı bir yerleşim (organize sanayi bölgesi, küçük sanayi sitesi, serbest bölge, iş merkezi, iş hanı/pasaj) içinde faaliyette bulunduğu, geri kalan % 80,9’lık kısmın ise bu tür yerler dışında kalan mekânlarda (meskun mahallerde) faaliyette bulunduğu tespit edilmektedir. 222 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Tablo 24: Faaliyet Gösterilen Yere Göre Girişimler (2003) Tüm Sektörler % İş Hanı / Pasaj 150,090 7,98 Küçük Sanayi Sitesi 120,150 6,39 İş Merkezi 59,958 3,19 Organize Sanayi Böl- 18,463 0,98 Serbest Bölge 10,043 0,53 Diğer 1,522,729 80,93 TOPLAM 1,881,433 100,00 Kaynak: KOSGEB, 2002 Yılı Genel ve Sanayi İşyerleri Sayımı: İmalat Sanayi Değerlendirmesi, Ankara: KOSGEB Ekonomik ve Stratejik Araştırmalar Merkez Müdürlüğü Yay., Şubat 2005, s. 9. Ağırlıklı olarak KOBİ ekonomisine sahip olan ülkemizde, günümüzde de KOBİ’lerin büyükçe bir kısmı meskûn mahallerde faaliyet gösterirken, giderek artan sayıda bir kısmı ise ya 2007 yılı itibariyle sayıları 400’ü geçen Küçük Sanayi Sitelerinde (KSS) ya da 250’yi aşan Organize Sanayi Bölgelerinde (OSB), 20 adet Teknoloji Geliştirme Bölgeleri (TGB) ve 25 adet Teknoloji Geliştirme Merkezleri’nde (TEKMER) faaliyette bulunmaktadır. Bunların dışında KOBİ’lerin faaliyette bulunduğu başka mekânlar da söz konusudur. Örneğin, Türkiye’de 20 adet Serbest Bölge (SB) ve Endüstri Bölgeleri bulunmaktadır292. Sanayi işletmelerinin düzenli ve planlı bir şekilde yerleştiği ve işlevlerini sürdürdüğü bu mekânlar, işletmelere sunduğu çeşitli hizmet olanakları ve maddi kolaylıklar nedeniyle bir yandan işletmelere katkıda bulunurken, bir yandan da düzensiz kentleşme ve çevre sorunlarına çözüm olabilmektedir. Dünya’da yüzyılı aşkın, Türkiye’de ise 292 DPT, KOBİ Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Dokuzuncu Kalkınma Planı, Ankara: DPT Yay., 2007, (Çevrimiçi): http://plan9.dpt.gov.tr/oik14_kobi/kobi.pdf, s. 7. & DPT, Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, (Çevrimiçi): http://ekutup.dpt.gov.tr/plan/viii/, 12.03.2006, s. 246. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 223 yarım yüzyıldır OSB ve KSS uygulamaları devam etmektedir. Bu mekanlar, daha çok KOBİ’lerin geliştirilmesi amacına hizmet etmektedir293. Bu kitabın ikinci bölümünde de değinildiği gibi, KOBİ’ler gelişmiş ülkelerde uzun zamandır “kümelenme” ve “uluslararasılaşma” politikaları doğrultusunda desteklenmekte ve yönlendirilmektedir. Bunun anlamı, benzer iş yapan ya da birbirlerinin tamamlayıcısı durumunda olan KOBİ’lerin giderek artan bir oranda düzenli ve planlı yerleşim yerlerinde biraraya getirilmeleri, bundan doğacak sinerji ve işbirliği sonucunda uluslararası pazarlarda rekabet edebilir güce kavuşturulmalarıdır. Diğer yandan, devletin KOBİ’lere yönelik destekleri, her zaman için yalnızca ekonomik amaçlı değildir. İşsizliğin azaltılması ve yeni istihdam olanaklarının yaratılması başta olmak üzere, bölgesel dengesizliklerin giderilmesi, göçün önlenmesi, çevrenin korunması gibi sosyal amaçlar da yüklenmektedir294. 8. KOBİ’lerin Gösterdikleri Faaliyet Türlerine Göre Dağılımı 2002 GSİS’e göre, Türkiye’de girişimlerin en çok hangi faaliyet türlerini gerçekleştirdiklerine bakılacak olunursa, bunların başında % 9,9 oranıyla “belirli bir mala tahsis edilmemiş mağazalarda gıda, içecek ve tütün ağırlık perakende ticaret” sektörü yer almaktadır. “Karayolu ile yük taşımacılığı” (% 5,54), “belirli bir mala tahsis edilmiş mağazalardaki diğer perakende ticaret” (% 5,51), “barlar ve kahvehaneler” (% 5,3) ve “diğer karayolu taşımacılığı” (% 4,35) gibi sektörlerle birlikte, bu 5 faaliyet türü, toplam işyerlerinin % 30,6’sını içermektedir. 293 294 DPT, Sanayi Politikaları Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, Ankara: DPT Yay., 2000, s. 97. DPT, Devlet Yardımları Özel İhtisas Komisyonu Raporu (Taslak) : Dokuzuncu Kalkınma Planı (2007–2013), Ankara: DPT Yay., (Çevrimiçi): http://plan9.dpt.gov. tr/ oik05_devletyardimlari/raporsontaslak.doc 2006, 19.01.2006, s. 5. 224 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER B. 2002 Genel Sanayi ve İşyerleri Sayımı Sonuçları’na Göre Türkiye’de KOBİ’lerde Çalışanlar 1. KOBİ’lerde Çalışanların İşletme Ölçeğine Göre Dağılımı 2002 Genel Sanayi ve İşyerleri Sayım sonuçlarına göre, Türkiye genelinde tüm girişimlerde çalışan kişi sayısı 6.325.036’dır295. Bu sayının yaklaşık olarak % 80’i (% 76,7’si), yani 5 milyona yakın kısmı KOBİ’lerde istihdam edilmiş durumdadır. Yukarıda ifade edildiği gibi, ülkemizdeki KOBİ’ler her ne kadar toplam girişimlerin % 99,89’unu oluştursa da, KOBİ’lerin toplam istihdamdaki, kredilerdeki, ihracattaki, üretimdeki, verimlilikteki296 payları sözkonusu olduğunda, hacimsel büyüklüğü ile orantılı olmayan bir şekilde paylarının küçüldüğü gözlenmektedir. Tablo 25: Girişimlerde Çalışanların Sayısı (2003) Çalışan Sayısı Tek Birimli Girişim Sayısı 4,330,743 Çok Birimli Girişim Sayısı 1,994,293 Toplam Çalışan Sayısı 6,325,036 Kaynak: DİE, 2002 Genel Sanayi ve İşyerleri Sayımı, Ankara: DİE Yay., Sayı: B. 02.01.DİE. 0.10.00.906–164, 14/10/2003, s. 2. Bu girişimlerde çalışan toplam 6.325.036 kişinin 4.401.158 kişisi ücretli olarak çalışanlardan oluşmaktadır. Geriye kalan 1.923.878 kişi ise ya işletmenin sahibidir ya da ücretsiz aile yardımcısı konumundadır. Ücretle çalışanların büyük bir kısmı (% 66,11) başlıca iki sektörde istihdam edilmişlerdir. Bunlar; imalat (% 40,1) ve ticaret (% 26,01) sektörleridir. 295 296 Toplam çalışan sayısının işletme büyüklüklerine göre dağılımı konusunda herhangi bir veriye / tabloya ulaşılamamıştır. Ülkemizdeki KOBİ’lerde çalışan işçilerin büyük işletmelere kıyasla verimliliğinin genelde düşük olduğu görülmektedir. Ülkemizde, büyüklere göre KOBİ’lerde çalışanların verimliliği % 38’dir. Halbuki, Avrupa ülkelerinde KOBİ’lerdeki verimliliğin oranı % 78’dir. Ülke bazında bakılırsa, Belçika’da 78, Almanya’da 81, Fransa’da 75, İtalya’da 76, Hollanda’da 74, İspanya’da 75’dir. Bkz.: Küçük, a.g.e., s. 205. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 225 Tablo 26: Girişimlerde Ücretle Çalışanların Sayısı (2003) Çalışan Sayısı Ücretli Çalışanlar 4,401,158 Girişimcinin Kendisi ve Ücretsiz Aile Yar- 1,923,878 Toplam Çalışan Sayısı 6,325,036 Kaynak: DİE, 2002 Genel Sanayi ve İşyerleri Sayımı, Ankara: DİE Yay., Sayı: B.02.01.DİE.0.10.00.906–164, 14/10/2003, s. 8. Haziran 2007 SSK verilerine göre de, 1,096,065 işyerinde toplam 8.407.625 zorunlu sigortalı çalışmakta olup, KOBİ niteliğini haiz olan işyerlerinde istihdam edilenlerin oranı % 80’in üzerindedir. KOBİ’lerde çalışan sigortalıların toplam çalışanların sayısına oranı % 97,73’tür. Bu oran 2002’de % 78 iken neredeyse % 97,73’e ulaşmıştır297. İşletme başına GSİS’de 4’e yakın olan ortalama çalışan sayısı, SSK’lı işyerlerinde 7’nin üzerindedir. Tablo 27: SSK’ya Kayıtlı İşyerlerinin Sigortalı Sayısına Göre Dağılımı (Eylül 2006) Sigortalı Sayısı Sigortalı Oranı (%) 6,420,444 82,12 Mikro (1–9) 2,288,438 29,27 Küçük (10–49) 2,406,387 30,78 Orta (50–249) 1,725,619 22,07 Büyük (250 +) 1,398,198 17,88 TOPLAM 7,818,642 100,00 KOBİ (1–250) Kaynak: SSK, 2006 Yılı İstatistikleri, (Çevrimiçi): http://www.ssk.gov.tr/ sskdownloads/anasayfa/istatistik/istatistik2006/T1–15–2006–Karne.XLS, 02.08.2007. 297 Bu rakam bize, sigortalı işyeri ve sigortalı işçi sayısının arttığını ya da kayıtdışı ekonominin küçüldüğünü ifade etmektedir 226 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 2. KOBİ’lerde Çalışanların Kamu–Özel Sektör Ayrımına Göre Dağılımı Sigortalı çalışanların % 91,84’ü (7.721.695) özel, % 8,16’sı (685.930) kamu kesiminde istihdam edilmiştir. Toplam girişimlerin % 2,7’sine sahip olan kamu sektörü, çalışanların daha büyük bir kısmını istihdam etmektedir. Tablo 28: Haziran 2007 İtibariyle SSK’ya Kayıtlı Sigortalı Sayısı Sigortalı Sayısı Sigortalı Oranı (%) Kamu 685.930 8,16 Özel 7.721.695 91,84 TOPLAM 8.407.625 100,0 Kaynak: SSK, (Çevrimiçi): http://www.ssk.gov.tr/sskdownloads/anasayfa/istatistik/temmuz_2007.xls, 02.09.2007. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 227 3. KOBİ’lerde Çalışanların Cinsiyet Ayrımına Göre Dağılımı Haziran 2007 verilerine göre, SSK’lı sigortalıların % 21,54’ü kadın, geri kalan büyük grup ise (% 78,46) erkek çalışanlardan oluşmaktadır298. Tablo 29: Haziran 2007 İtibariyle SSK’ya Kayıtlı Sigortalı Sayısı Sigortalı Sayısı Sigortalı Oranı (%) Erkek 6.596.688 78,46 Kadın 1.810.637 21,54 TOPLAM 8.407.625 100,0 Kaynak: SSK, (Çevrimiçi): http://www.ssk.gov.tr/sskdownloads/anasayfa/istatistik/temmuz_2007.xls, 02.09.2007. Yukarıda, GSİS Sonuçları’na göre, çalışanların 4.401.158’inin ücretli çalışanlardan oluştuğu belirtilmişti. İşte, bu toplam ücretlilerin de yine benzer bir şekilde % 24’ü kadınlardan (956.634), % 76’sı ise erkeklerden (6.030.066) oluşmaktadır. Bu grupta yer alan kadınların hangi sektörlerde daha fazla oranda istihdam edildiğine bakılacak olunursa, “sağlık ve sosyal hizmetler” sektöründe kadın çalışanların oranının (% 64,5) erkek çalışanlardan daha fazla olduğu gözlenmektedir. Yine, “mali aracı kuruluşlar” (% 46,6) ve “eğitim hizmetleri” (% 44,9) sektörlerinde de kadınların önemli oranda istihdam edildikleri görülmektedir. Kadınların en düşük düzeyde istihdam edildiği sektör ise “madencilik ve taşocakçılığı” sektörüdür (% 3,6) 299. 4. KOBİ’lerde Çalışanların Sektörlere Göre Dağılımı 2002 GSİS sonuçlarına göre, istihdam içerisinde yer alanların % 32,38’i imalat sanayiine, % 32,31’i ticaret sektörüne, geri kalanlar ise daha küçük porsiyonlar halinde diğer sektörlere dağılmış bulunmaktadır. 298 299 SSK, 2006 Yılı İstatistikleri, a.g.e. DİE, 2002 Genel Sanayi ve İşyerleri Sayımı, a.g.e., s. 2. 228 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Tablo 30: Çalışan Kişi Sayısı İtibariyle Girişimlerde İstihdamın Yapısı (2003) Çalışan Sayısı Çalışan Oranı 2,048,264 32,38 Ticaret 2,043,815 32,31 Oteller ve Lokantalar 526,845 8,33 Gayrimenkul, Kiralama ve İş Faaliyetleri 7,500,104 7,91 Ulaştırma, Depolama, Haberleşme 325,697 5,15 İnşaat 229,400 3,63 Mali Aracı Kuruluşların Faaliyetleri 213,400 3,37 Diğer Sosyal, Toplumsal ve Kişisel Hizmet Faal. 123,178 1,95 Madencilik ve Taşocakçılığı 99,966 1,58 Eğitim Hizmetleri 123,178 1,27 Sağlık İşleri ve Sosyal Hizmetler 76,435 1,21 Elektrik, Gaz, Su Dağıtımı 57,591 0,91 6,325,036 100,00 İmalat Sanayi TOPLAM Kaynak: KOSGEB, 2006 Yılı Faaliyet Raporu, Ankara: KOSGEB Yay., Nisan 2007, s. 26.& KOSGEB, 2002 Yılı Genel ve Sanayi İşyerleri Sayımı: İmalat Sanayi Değerlendirmesi, Ankara: KOSGEB Ekonomik ve Stratejik Araştırmalar Merkez Müdürlüğü Yay., Şubat 2005, s. 3. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 229 Diğer yandan, bu işyerlerinde çalışan kişiler açısından alt sektörlere bakılacak olursa, istihdamın en yüksek olduğu birim (% 5,36) “belirli bir mala tahsis edilmemiş mağazalarda gıda, içecek ve tütün ağırlıklı perakende ticaret” birimi olarak tespit edilmektedir. Bunları, istihdam açısından “belirli bir mala tahsis edilmiş mağazalardaki diğer perakende ticaret” (% 3,19), “lokantalar ve pastaneler” (% 3,09), “karayolu ve yük taşımacılığı” (% 2,56) ile “diğer dış giyim eşyaları imalatı” (% 2,48) izlemektedir. Çalışanların % 16,68, onlarca sektör içinde bu beş sektörde toplanmışlardır. 5. KOBİ’lerde Çalışanların Ölçek Büyüklüğüne Göre Dağılımı Girişimler, ölçek büyüklüğü (çalışan sayısının girişim sayısına bölünmesi) açısından değerlendirilecek olursa, ortalama ölçek büyüklüğü 3,68’dir; yani girişim başına düşün işçi sayısı kabaca 4 kişi bile değildir300. Ölçeğin en yüksek olduğu yer madencilik ve taşocakçılığı sektörüdür (% 44,41). Onu, 33,82’lik oranıyla elektrik, gaz ve su dağıtımı, 13,43’lük oranıyla eğitim hizmetleri sektörleri takip etmektedir. Ölçeğin en düşük olduğu sektörler ise, “ticaret” (% 2,58), “diğer sosyal, toplumsal ve kişisel hizmet faaliyetleri” (% 2,35) ile “ulaştırma, depolama, haberleşme”dir (% 2,05). 300 KOSGEB, 2002 Yılı Genel ve Sanayi İşyerleri Sayımı: a.g.e., s. 4–5. & DİE, 2002 Genel Sanayi ve İşyerleri Sayımı, a.g.e., s. 2. 230 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Tablo 31: Ölçek Büyüklükleri (Çalışan Sayısı/Girişim Sayısı) (2003) Çalışan / Girişim Oranı Madencilik ve Taşocakçılığı 44,41 Elektrik, Gaz, Su Dağıtımı 33,82 Eğitim Hizmetleri 13,43 Mali Aracı Kuruluşların Faaliyetleri 9,1 İmalat Sanayi 8,28 İnşaat 6,43 Gayrimenkul, Kiralama ve İş Faaliyetleri 3,6 Oteller ve Lokantalar 3,23 Sağlık İşleri ve Sosyal Hizmetler 3,17 Ticaret 2,58 Diğer Sosyal, Toplumsal ve Kişisel Hizmet Faaliyetleri 2,35 Ulaştırma, Depolama, Haberleşme 2,05 Kaynak: KOSGEB, 2002 Yılı Genel ve Sanayi İşyerleri Sayımı: İmalat Sanayi Değerlendirmesi, Ankara: KOSGEB Ekonomik ve Stratejik Araştırmalar Merkez Müdürlüğü Yay., Şubat 2005, s. 5. 6. KOBİ’lerde Çalışanların İllere Göre Dağılımı İstihdama başka bir açıdan bakılacak olursa, istihdamın en yüksek olduğu il’in İstanbul (1.799.831 kişi, % 27,97) olduğu, onu Ankara (% 8,46), İzmir (% 7,39), Bursa (% 5,04) ve Antalya’nın (% 3,22) takip ettiği görülecektir. İstihdam açısından en kötü durumda olan il Tunceli’dir (% 0,06); Onu Ardahan (% 0,06), Bayburt (% 0,06), Hakkari (% 0,08) ve KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 231 Gümüşhane (% 0,09) izlemektedir301 . İlk 5’li grupta yer alan iller toplam istihdamın % 52,08’ini teşkil ederken, ikinci 5’li grupta yer alan iller ise, toplam istihdamın ancak % 0,37’sini karşılayabilmektedirler. III. KOBİ’LERİN EKONOMİDEKİ YERİ VE ÖNEMİ A. Makroekonomik Politikalar ve KOBİ’ler Türkiye’de 2000’li yıllardan hemen önce, ekonomik ve politik açıdan durağan hatta gerileyen bir yapı sözkonusu iken, bu tarihten itibaren siyasi ve ekonomik sistemde iyileşme görülmeye başlanmış, işbaşına yeni bir hükümetin gelmesi, bu dönemde AB ile ilişkilere özel bir önem verilmesi ve AB’ye üyelik sürecinin resmi olarak başlaması, dünya ekonomilerinde gözlenen iyimser hava vb. gibi nedenlerle Türkiye’de bu dönemde politik ve ekonomik istikrar yakalanmış, ekonomi kesintisiz bir büyüme sürecine girmiş, enflasyon ve faiz oranları düşmüş, ihracat artmış vb.’dir. Türkiye’nin gerçekleştirdiği bu dinamizm ve yakalanan gelişme trendleri, dünyanın ve üyesi olmaya çalıştığımız Avrupa Birliği’nin de dikkatini çekmiştir. Ancak, Türkiye’nin makro alanlarda sağladığı bu başarı, bilgiye dayalı bir ekonomiye geçişte ve refah ekonomisinin oluşturulmasında yeterli olamamaktadır. Türkiye’nin özellikle mikro düzeyde de başarması gereken birçok hedefi vardır. Ülkemizde Ar–Ge yatırımları302, imalat ve ticarette bilginin yoğunlaşması, sermaye piyasalarının gelişmesi, özel sektörün uluslararasılaşması gibi konularda daha kat edilmesi gereken çok mesafe vardır. Ekonomisi büyük ölçüde küçük 301 302 DİE, 2002 Genel Sanayi ve İşyerleri Sayımı, a.g.e., s. 4–5. Ülkemizde toplam Ar–Ge faaliyetlerinin zaten düşük olduğu düşünüldüğünde (GSYİH’nın % 0,67’si), KOBİ’lerin bu oran içindeki payının çok önemsiz olduğu görülecektir. Ülkemizde, Ar–Ge faaliyetleri genelde üniversiteler ve kamu araştırma kurumları tarafından gerçekleştirilmekte, özel sektörün Ar–Ge içindeki payı çok düşük bulunmaktadır. Özel sektördeki mevcut Ar–Ge faaliyetleri de büyük ölçekli işletmeler tarafından gerçekleştirilmektedir. Özel sektörün 2002 yılı itibariyle Ar–Ge harcamaları içindeki payı % 28,7’dir (kamu % 7, üniversite % 64,3). Halbuki, bu oran AB’de % 64,5’dir. Lizbon Stratejisi, AB üyelerinin Ar–Ge harcamalarını 2010 yılına kadar GSYİH’nın % 3’üne çıkarmasını, bu harcamaların 2/3’ünün özel sektör tarafından gerçekleştirilmesini hedeflemiştir. DPT, 2006 Yılı Programı, a.g.e., s. 166. & DPT, Devlet Yardımları Özel İhtisas Komisyonu Raporu, a.g.e., s. 10 232 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER ve orta boy işletmelere dayalı olan Türkiye, elbette mikro düzeyde ekonomik politikalar oluştururken, büyük oranda KOBİ’leri dikkate almak zorundadır. Ancak bu şekilde, makro düzeyde sağlamış olduğu başarılarını mikro düzeyde de pekiştirmiş olacaktır303. Bugün Türkiye ekonomisinin temel direği durumunda olan KOBİ’ler, ülkenin gelecekte de büyümesini sürdürmesinde ve refahını artırmasında kritik bir öneme sahip olacaktır. Gerçekten, sayısal olarak hem ülkedeki girişimlerin neredeyse tümünü, hem de istihdamın büyük bir kısmını oluşturan KOBİ’ler, bir yandan ekonomik büyümeyi ateşlerken, bir yandan da ülkede daha fazla istihdam yaratılmasına ve esnekliğe yol açmaktadır. Şayet, KOBİ’lerin karşıkarşıya bulundukları bazı engeller ortadan kaldırılırsa (ki bu engellerden en önemli iki tanesi KOBİ’lerin finans kaynaklarına erişimde yaşadığı zorluk ve bu işletmelerin uluslararasılaşmasının zayıf oluşudur) ve KOBİ’leri destekleyici bir ortam sağlanırsa, bu takdirde ülkenin gereksinimi olan yenilikçi, uluslararası düzeyde rekabetçi, sürekli kendisini geliştiren KOBİ’ler, ülkenin geleceğine damgasını vuracaktır304. Piyasa ekonomilerinde özel sektör / girişimler çok önemlidir ve temel bir rol üstlenmiştir. Ancak, piyasada var olan şirketlerin hemen hemen hepsinin KOBİ olduğu dünyamızda, bu işletmeler daha başarılı olabilmek için, kamunun özel ilgisine gereksinim duymaktadır. Özel sektörün sahip olduğu güç, kamu politikaları tarafından desteklendiğinde, 303 304 Glenda Napier, Sylvia Schwaag Serger, Emily Wise Hansson, Strengthening Innovation and Technology Policies for SME Development in Turkey: Opportunities for Private Sector Involvement, Malmö: IKED Publ., 2004, s. 7. Bu maksatla, ülkemizde KOBİ’leri geliştirmek ve daha yenilikçi bir yapıya kavuşturmak için IKED (International Organisation for Knowledge Economy and Enterprise Development) ’in aşağıdaki önerileri dikkate alınabilir: • “Yenilikçilik politikaları, daha koordineli ve fonksiyonel bir yapı içinde alınmalıdır, • Ulusal bilgi ve iletişim teknolojilerinin (ICT) altyapısı geliştirilmelidir, • Yenilikçiliği güçlendirecek bölgesel ve yerel eylem planları geliştirilmelidir, • KOBİ’lerin geliştirilmesi ve girişimciliğin desteklenmesi için daha iyi şartlar oluşturulmalıdır, • Yatırımcılar ve finansal kaynaklara yönelik tedarik zinciri güçlendirilmelidir, • Doğrudan yabancı yatırım hızlandırılmalı ve bunun sonucunda ortaya çıkacak taşma etkisinden yurt içi ekonominin yararlanma kapasitesi artırılmalıdır, • Ekonomik ve politik istikrar ile hukuk kurallarının saygınlığı sürdürülmelidir, • Avrupa Birliği programlarına katılım ve bununla ilgili duyarlılık teşvik edilmelidir. ” KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 233 kamu–özel sektör işbirliğinin sonucu olarak ortaya güçlü bir ekonomik yapı çıkmaktadır. Bu açıdan, kamu–özel sektör mikro ve makro ekonomik konularla başa çıkabilmek için birlikte çalışmaya muhtaçtırlar305. “Ülkemizde de 2000’li yıllara girerken dünya ekonomisi ile entegrasyon sürecinde, teknolojinin değişen trendleri ışığında, rekabetçi bir piyasa ekonomisinin temel taşlarını oluşturacak, dinamik ve gelişme potansiyeli yüksek, KOBİ’lerin doğuşunu ve gelişimini teşvik edici ve destekleyici politikaların oluşturulması gerekmektedir. Bu nedenle ülkemizdeki KOBİ’leri koruyucu değil, piyasa ekonomisi mantığı çerçevesinde üretken kılıcı (productive versus protective) politikaların bir an önce uygulamaya konulması gerekmektedir306. ” B. Dünyada ve Türkiye’de KOBİ’ler 1. KOBİ’lerin Dünya Ekonomisi İçindeki Yeri KOBİ olarak adlandırılan küçük ve orta boy işletmeler, Sanayi Devrimi gerçekleşip de “kitle üretimi” ve “fabrika sanayii” ortaya çıkıncaya kadar temel üretim birimi olarak ekonomide yerlerini almışlardır. Her ne kadar Sanayi Devrimi KOBİ türü girişimler yerine, ölçek ekonomisi olarak ifade edilen büyük ölçekli girişimleri öncelemiş olsa da, kendilerine özgü avantajları sebebiyle, küçük ve orta ölçekli işletmeler, ülkelere göre farklılıklar göstermekle beraber önemlerini korumuşlardır. Gelişmiş ülkelerde büyük işletmelerin tartışılmaz ekonomik ağırlığına ve küçük işletmeleri rekabet dışı bırakmalarına rağmen, sermaye birikiminin yeterli olmadığı, bankacılık sisteminin yeterince gelişmediği ülkeler başta olmak üzere KOBİ’ler, üretim ve istihdam açısından dünya ekonomisine katkıda bulunmayı sürdürmüşlerdir. 1970’lerden itibaren gelişmiş ülkelerde başlayan durgunluk ve krizlerin büyük işletmeleri iflaslara ve küçülmeye zorlamasından sonra, bu işletmelerin doğasından gelen birçok avantajlar ilginin yeniden 305 306 Napier, Serger ve Hansson, a.g.e., s. 8–9. Figen Yılmaz, “Türkiye’de Küçük ve Orta Boy İşletmeler (KOBİ’ler) ”, (Çevrimiçi): http://http:// www.isbank.com.tr/dosya/ekon–tr_kobiler2004.pdf, İş Bankası Yay., Aralık 2003, s. 5 234 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER KOBİ’lere yönelmesini sağlamıştır. KOBİ’lerin sahip oldukları bu avantajlar; istihdam, rekabet, ekonomik etkinlik, esneklik ve gelir dağılımı gibi hususlardaki başarısından kaynaklanmaktadır307. Büyük işletmelerin kitlesel işçi çıkarmaları ve kapanan fabrikalar nedeniyle artan işsizlik, bu dönemde önemleri fark edilen KOBİ’ler cephesinde daha kabul edilebilir düzeylerde seyretmiştir. Üstelik üretimin daha küçük ölçekli işletmelerde devam ettirilmesi, KOBİ’lerin istihdam yaratma potansiyellerini büyütmüştür. Bu nedenle küçük girişimlerin teşviki ve desteklenmeleri, ülke ekonomileri bakımından yaşamsal önem kazanmıştır. Küçük desteklerle büyük istihdam yaratılmış, entegre büyük sanayi işletmelerinden bir kısmının devre dışı kalması yüzünden tüm sektörün muhtemel çöküşünü önleyen KOBİ’ler kurtarıcı haline de gelebilmiş, yıkımın büyümesini engellemişlerdir. Değişen üretim anlayışına en uygun işletme modeli olarak kabul gören KOBİ’ler, işin ve işyerinin yerinden örgütlenmesi sürecinde308 Fordist–Taylorist modele alternatif haline gelmiştir. Büyüklük, işletmeler için bir avantaj olmaktan çıkmıştır. Oysa yatay örgütlenmiş küçük ve orta büyüklükteki işletmeler, bir “girişimciler ağı” olarak, büyük işletmelerin hantallığından, verimsizliğinden kurtuldukları gibi bilgi teknolojilerinin sağladığı imkânlarla uluslararası pazarlama, kalite, finans problemlerini önemli ölçüde çözerek rekabet avantajı dahi kazanabilmişlerdir. Bir zamanlar ekonominin kamburu olarak görülen KOBİ’ler, zaman içinde ekonominin en önemli ve dinamik aktörlerinden biri olarak kabul görmeye başlamıştır. Yeni yüzyılda toplumların ekonomik ve sosyal alanda başarılı olabilmeleri ve refah yarışında önde gidebilmelerinin yolunun KOBİ’lere ve girişimciliğe verecekleri öneme bağlı olduğu ifade edilmektedir. KOBİ’ler, artık çağımızın bir gereği haline gelmiştir309. 307 308 309 Mustafa Aykaç, “Türkiye’de Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler: Fırsatlar ve Sorunlar”, (der.) Ahmet Akman, Anadolu Sermayesi ve Ekonomideki Yeri, Konya, 1999. Numan Kurtulmuş, Sanayi Ötesi Dönüşüm, İstanbul: İz Yay., 1996, s. 127. DPT, Sanayi Politikaları Özel İhtisas Komisyonu Raporu, a.g.e., s. 85. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 235 Dolayısıyla, günümüzde artık ekonomik gelişmişlik düzeyi ne olursa olsun, KOBİ’ler tüm ülkelerde hem sayısal hakimiyetleri, hem de yeni iş yaratma kapasiteleri açısından o toplumun can damarlarıdır, belkemiğidir; ekonomik sistemin önemli ve vazgeçilmez unsurlarıdır. Hatta denebilir ki, bir ekonominin gücü, canlılığı ve dinamizmi, sahip olunan KOBİ’lerin nitelikleri ve gücü ile paralel bir seyir göstermektedir310. Öyle ki, KOBİ’lerin bir ekonomide toplam istihdam, yatırım, katma değer, vergi, ihracat ve krediler içindeki payı önemli boyutlardadır (sosyal ve toplumsal açılardan sağladığı katkılar ise işin diğer bir boyutudur). Günümüzde, büyük işletmeler karşısında KOBİ’lerin sahip olduğu üstünlükleri rakamlar da ortaya koymaktadır. Dünyadaki mevcut ülke ekonomilerine bakıldığında, işletmelerin neredeyse % 95– 99’unun KOBİ’lerden oluştuğu, GSMH’nın % 30–70’inin, istihdamın % 40–80’inin, yatırımların % 30–60’ının, ihracatın % 10–40’ının KOBİ’ler tarafından gerçekleştirildiği açık bir şekilde tespit edilmektedir. Bu özellikleriyle, KOBİ’lerin ekonomik ve toplumsal düzenin belkemiğini oluşturduğu gözlenmektedir. Gelişmiş ülkelerde KOBİ’lerin öneminin çok erken fark edildiği, gelişmiş ekonomilerin uzun yıllar boyunca uyguladıkları ekonomik politikalar sayesinde kalkınmalarını büyük ölçüde KOBİ’lere dayalı olarak gerçekleştirdikleri gözlenmektedir. Dolayısıyla, KOBİ’lerin yalnızca geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelere özgü bir ekonomik birimler olduğu kanısı yanlıştır. Başta gelişmiş ülkeler olmak üzere tüm ülkelerde 1970’lerden itibaren KOBİ’lere özel bir önem atfedildiği, bu nedenle sayı, istihdam, üretim, katma değer, Ar–Ge v. b. açılardan karşılaştırıldığında, bu ülkelerde KOBİ’lerin çok ileri düzeylerde bulunduğu gözlemlenmektedir311. Gelişmekte olan ülkelerin KOBİ’lere bakışaçısına bakıldığında ise, bu ülkelerde çok yakın zamanlara kadar KOBİ’lere gereken önemin veril- 310 311 B. Yılmaz, a.g.e., s. 2. Adnan Çelik, Nusret Göksu, “Türkiye’de Girişimcilik Kültürünün Teorik Temelleri ve KOBİ’lerin Yeri”, (Çevrimiçi): http://www.tdcif.org/subpg.phppg=2004_tebligler/2004.pdf, 13.02.2006, s. 5.. 236 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER mediği açık bir şekilde gözlenmektedir. Ancak, bu kuruluşların ekonomide ve sosyal yaşamda oynadıkları rol, bu ülkelerde de artık ekonomik politikalarda ağırlıklı olarak kendisini göstermeye başlamıştır312. İster gelişmiş olsun, ister gelişmekte olsun, birçok ülke, KOBİ’lerin gelişimi ve ülkeye olan katkıları açısından incelenmeye değerdir. Ancak, bu araştırma kapsamında, esas olarak Türkiye üzerinde durulacağından, bu ülkelerde KOBİ’lerin durumunu özetleyen yalnızca iki tabloya ve kısa açıklamalarına yer verilmekle yetinilecektir313. a. Gelişmiş Ülkeler ve KOBİ’ler Aşağıdaki tabloya göz atıldığında (hatta biraz sonra benzer yorumların yapılacağı bir sonraki tablo da dahil edildiğinde), çeşitli ülkelerdeki KOBİ’lerle ilgili ulaşılacak genel kanıyı şu şekilde özetlemek mümkündür: Bu ülkelerde KOBİ’lerin sayısal bakımdan ekonomiye tamamen hakim oldukları görülmektedir. İngiltere hariç, tabloda yer alan ülke ekonomilerinin tümünde KOBİ’lerin istisnasız bir şekilde hakimiyeti görülmektedir. Tüm işletmeler içinde KOBİ’lerin oranı % 98 ile % 99,9 arasında değişmektedir. Bu oranlar, bir ülke ekonomisi için KOBİ’lerin ne kadar önemli ve vazgeçilmez olduklarını açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Benzer şekilde, bu işletmelerde çalışanların sayısının toplam çalışanların sayısına oranına gelince, bu noktada da KOBİ’lerin üstünlüğü devam etmektedir. En yüksek oranın % 83 ile İtalya ve % 81,4 ile Japonya’da, en düşük çalışan oranının ise İngiltere’de (% 36) olduğu görülmektedir. Türkiye’nin sahip olduğu % 76,7’lık istihdam oranı da, yüksek oranlı ülkeler kategorisi içinde yer almaktadır. Ne var ki, bu iki konu dışında kalan diğer konularda, örneğin KOBİ’lerin toplam yatırımlar, katma değer, ihracat ve krediler içindeki payları söz konusu olduğunda, bu kez üstünlüğün büyük ölçekli işletmeler lehine değiştiği görülmektedir. Sayısal olarak azınlık 312 313 B. Yılmaz, a.g.e., s. 4. KOBİ’lerin dünya ekonomisindeki yerini daha detaylı bir şekilde incelemek için bkz.: Özdemir, Ersöz ve Sarıoğlu, a.g.e., s. 142–159. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 237 durumunda bulunan büyük boy işletmeler, sayısal azlığına rağmen söz konusu bu alanlarda oldukça öne çıkmaktadırlar. Örnek verilecek olursa, toplam yatırımlar içinde KOBİ’lerin payının en yüksek olduğu ülke İtalya’dır (% 52). Bu ülkeyi % 46 ile Fransa, % 45 ile Hollanda ve % 44 ile Almanya takip etmektedir. İngiltere (% 29,5) ve Türkiye (% 26,5) ise, toplam yatırımlar bakımından en olumsuz rakamlara sahip olan iki ülkedir. Yaratılan katma değer açısından ülkeler sıralandığında, Fransa (% 53,2), Japonya (% 52) ve Almanya’nın (% 49) toplam katma değer içinde önemli bir payı KOBİ’ler vasıtasıyla yarattığı, İngiltere’nin ise % 25,1’lik oran ile yine gerilerde kaldığı dikkatleri çekmektedir. Aynı oran, Türkiye söz konusu olduğunda % 38’dir. KOBİ’lerin performansı, ihracat oranları söz konusu olduğunda oldukça kötüleşmektedir. Önceden de belirtildiği gibi, KOBİ’lere has bazı nedenlerden dolayı, bu işletmeler oldukça düşük düzeylerde ihracat gerçekleştirebilmektedirler. KOBİ’lerce gerçekleştirilen ihracatın toplam ihracata oranının en yüksek olduğu ülke % 38 ile Japonya ve Hollanda’dır. İngiltere (% 22,2) ile Fransa (% 23,2) ise bu konuda daha başarısız gözükmektedirler. Türkiye ile ilgili rakamlar ise çok daha kötüdür. Bu işletmelerin toplam ihracat içindeki payı yalnızca % 8–10’dur. Ancak, Türkiye’de son birkaç yıl içerisinde hem KOBİ’lerde gözlemlenen gelişme trendi, hem de ihracat miktarlarının 100 milyar dolara kadar yükseldiği göz önüne alındığında, istatistiklere henüz yansımasa da, aynen kullanılan kredi oranlarında yaşanan iyileşmeye benzer şekilde, KOBİ’lerin gerçekleştirdikleri ihracat oranlarında da bir artışın söz konusu olduğu anlaşılmaktadır. Son olarak, KOBİ’lerin çeşitli ülkelerde toplam kredilerden aldığı paylara bakılacak olursa, % 27,2’lik düşük oran ile İngiltere’nin bu konuda da yine başı çektiği görülecektir. En iyi rakamlar, Japonya (% 50) ve ABD’ndedir (% 42,7). Türkiye’deki KOBİ’lerin toplam kredilerden aldığı pay ile ilgili rakamlar ise daha birkaç yıl öncesine kadar oldukça karamsar bir tablo ortaya koymaktayken, durum biraz KOBİ’ler lehine değişmeye başlamıştır. Ekonomideki onca ağırlığına rağmen, KOBİ’lerin toplam krediler içindeki payı % 4–5 oranından bu yıl % 25 oranına 238 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER çıkmıştır. Diğer yandan, çeşitli destekler ve teşvikler ile bu oranın daha da artırılabileceğini düşünmek oldukça heyecan verici olmaktadır. Yukarıda kısaca açıklanan KOBİ ile istihdam–ihracat–kredi ilişkisine, aşağıdaki sayfalarda, ayrı başlıklar halinde ayrıca değinilecektir. Tablo 32: Bazı Gelişmiş Ülke Ekonomilerinde KOBİ’ler Tüm İşletmeler İçindeki Pay, % Toplam İstihdam İçindeki Pay, % Toplam Yatırımdaki Pay, % Yaratılan Katma Değerdeki Pay, % Toplam İhracat İçindeki Pay, % Toplam Krediler İçindeki Pay, % ABD 99.7 56.6 38.0 43.0 32.0 42.7 Almanya 99.0 64.0 44.0 49.0 31.0 35.0 Japonya 99.4 81.4 40.0 52.0 38.0 50.0 Fransa 99.8 63.1 46.0 53.2 23.2 29.0 İngiltere 98.8 36.0 29.5 25.1 22.2 27.2 İtalya 98.0 83.0 52.0 47.0 – – Hollanda 98.0 57.0 45.0 32.0 38.0 – 99.89 76.7 26.5 38.0 8.0–10.0 25 Ülke Adı Türkiye Kaynak: Akbank, KOBİ’ler ve Finansal Hizmetler, (Çevrimiçi): www.finanskulup. org.tr/assets/sunum/Ziya_Akkurt_kobiler_finansal_hizmetler.pdf, s. 5. & OECD, SME and Entrepreneurship Outlook, 2005 Edition, Paris: OECD Publ., s. 221. & Metin Kamil Ercan, KOBİ Politikaları, 2005, (Çevrimiçi): http://www. w3.gazi.edu.tr/~mkercan/kobiborsalari. pdf, 12.06.2006, s. 7. b. Gelişmekte Olan Ülkeler ve KOBİ’ler Gelişmekte olan ülkelerin KOBİ’lere olan ilgisine bakılınca, bu ülkelerde çok yakın zamanlara kadar KOBİ’lere gereken önemin verilmediği açık bir şekilde gözlenmektedir. Ancak, bu kuruluşların ekonomide ve sosyal yaşamda oynadıkları rol, bu ülkelerde de artık ekonomik politikalar- KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 239 da ağırlıklı olarak kendisini göstermeye başlamıştır314. Aşağıdaki tablolar, bu ülkelerin de birer KOBİ ekonomisi olduklarına işaret etmektedir. Hemen aşağıdaki tablo ile ilgili olarak genel bir değerlendirme yapılacak olunursa, gelişmişlere kıyasla gelişmekte olan bu ülkelerde daha düşük de olsa benzer oranların olduğu gözlenmektedir. Ekonomi içinde küçük ve orta boy işletmelerin oranı hemen hepsinde yüksektir (% 97–98,6). Keza, bu işletmelerin bu ülkelerde istihdama olan katkıları da, Singapur hariç (% 44), gelişmiş ülkeler kadar olmasa bile onlara yakındır. Yine, bu ülkelerin hem yaratılan katma değer içindeki payları (% 35– 50), hem de ihracat içindeki payları (% 10–50), yine Singapur hariç, çok da fena gözükmemektedir. Ancak, bu ülkelerde KOBİ’lerin toplam yatırımlar içindeki payları (% 27–35) ve toplam krediler içindeki payları (% 15–47), gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında daha düşüktür. Sonuç olarak söylemek gerekirse, aynen Türkiye’de de olduğu gibi, gelişmekte olan ülkelerde oluşmaya başlayan bilinç ile, önümüzdeki yıllarda KOBİ’lere ilişkin ilginin ve politikaların daha da önemli hale geleceği, bunun sonucunda KOBİ’lerin toplam istihdam, yatırım, katma değer, ihracat ve krediler içindeki paylarının artacağı, bu yolla ekonomik büyüme ve kalkınmanın sağlanacağı öngörülebilir. 314 F. Yılmaz, a.g.e., s. 4. 240 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Tablo 33 : Bazı Gelişmekte Olan Ülke Ekonomilerinde KOBİ’lerin Yeri Tüm İşletmeler İçindeki Pay, % Toplam İstihdam İçindeki Pay, % Hindistan 98.6 63.2 27.8 50.0 40.0 15.3 G. Kore 98.8 59.0 35.0 35.0 20.0 47.0 Tayland 98.0 64.0 – 47.0 50.0 – Singapur 97.0 44.0 27.0 43.0 10.0 27.0 99.89 76.7 26.5 38.0 8.0– 10.0 25 Ülke Adı Türkiye Yaratılan Toplam Toplam Katma İhracat Yatırımdaki Değerdeki İçindeki Pay, % Pay, % Pay, % Toplam Krediler İçindeki Pay, % Kaynak: Adnan Çelik, Nusret Göksu, “Türkiye’de Girişimcilik Kültürünün Teorik Temelleri ve KOBİ’lerin Yeri”, (Çevrimiçi): http://www.tdcif.org/ subpg.phppg=2004_tebligler/2004.pdf, 13.02.2006, s. 6. & Metin Kamil Ercan, KOBİ Politikaları, 2005, (Çevrimiçi): http://www. w3.gazi.edu. tr/~mkercan/kobiborsalari.pdf, 12.06.2006, s. 7. 2. KOBİ’lerin Türkiye Ekonomisi İçindeki Yeri Yukarıdaki sayfalarda, Türkiye’deki KOBİ’lerin tarihsel gelişimine ilişkin kısa bir bölümün ardından, 2002 yılında gerçekleştirilen Genel Sanayi ve İşyerleri Sayımı (GSİS) sonuçları dikkate alınarak bu işletmelere ilişkin yapısal bir analiz gerçekleştirilmiş, böylece Türkiye’deki KOBİ’lerin genel görünümüne dair kapsamlı bir malumat okuyucuya sunulmuştur. Bu bölümde de, yukarıdaki bölümlerin bir devamı şeklinde, KOBİ’lerin Türkiye ekonomisi içindeki yerine ve önemine değinilmeye devam edilecektir. Eğer, KOBİ’lerin bir ülke ekonomisi açısından sahip olduğu önem ortaya konulmak isteniyorsa ya da farklı ülkelerdeki KOBİ’ler birbirleriyle karşılaştırılmak isteniyorsa, öncelikle yapılması gereken, daha önce yukarıda da açıklandığı gibi, bu işletmeleri, tüm işletmeler içindeki oranı, toplam istihdam, yatırım, katma değer, ihracat, krediler ve KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 241 vergiler içindeki payları açısından incelemekten geçmektedir. Bu kapsamda, aşağıda KOBİ’lerin toplam ihracat, vergi gelirleri, krediler ve istihdam içindeki payları ele alınacaktır. a. KOBİ’lerin Toplam İhracat İçindeki Payı KOBİ’lerin, toplam işletmeler içinde sahip oldukları büyük hacme, istihdam ettikleri çalışan sayısına, yatırımlar ve katma değer içindeki paylarına nazaran, birçok ülke ile karşılaştırıldığında ihracata olan katkıları çok yetersizdir. Dolayısıyla, Türkiye’de KOBİ’lerin ihracata olan katkısı, yani dışa açılma dereceleri, bir diğer ifadeyle KOBİ’lerin uluslararasılaşması ne yazık ki oldukça düşüktür. Nitekim, Türkiye’de KOBİ’lerin yaptıkları ihracatın oransal karşılığı yalnızca % 10 olarak tespit edilmektedir. Ancak, konu ile ilgili kişilerin ifadelerine göre, bu oranın daha yüksek olması olasıdır. Çünkü, istatistiklere yansıyan % 10’luk bu oran, yalnızca KOBİ’lerin kendi başlarına gerçekleştirdikleri ihracatı belirtmektedir. Halbuki, büyük işletmelere ürettikleri fason mallar, dolaylı olarak ihraç edilmektedir315. Diğer yandan, birçok KOBİ ihracatlarını kendi başlarına değil de, sektörel dış ticaret şirketleri yoluyla gerçekleştirmektedir. Yine, Türkiye’de özellikle son üç hükümet döneminde oluşan ekonomik ve siyasi istikrar ortamın özellikle makroekonomik göstergelere yansıması olumlu olmuştur. Bu doğrultuda, Türkiye ekonomisinin ihracat kapasitesinde de çok büyük artışlar yaşanmış ve ihracat rakamı TİM (Türkiye İhracatçılar Meclisi) verilerine göre Eylül 2007’de 100 milyar doları aşmıştır316. Bu artışta, KOBİ’lerin büyük bir atılım içerisinde oluşunun rolü olduğu anlaşılmaktadır. Böylece, henüz bu konuda herhangi bir istatistik yayınlanmasa da, KOBİ’lerin ihracattaki pay- 315 316 KOBİ’lerin büyük işletmelerle olan taşeron ilişkisinin önemi hakkında bkz.: Nusret Ekin, Ekonomik ve Hukuksal Boyutlarıyla Alt İşveren, İstanbul: İTO Yay., 2002, s. 73–76. Sabah, “Yıllık İhracat 100 Milyar Doları Aştı”, (Çevrimiçi): http://www.sabah.com.tr/ 2007/11/01/haber,2660944CDD3449FD991D8994F37B4261.html, 01.11.2007. & CNNTÜRK, “TİM: İhracat 100 Milyar Doları Aştı”, (Çevrimiçi): http://www.cnnturk. com/EKONOMI/GENEL/haber_detay.asp?PID=40&haberID=394858, 01.11.2007. . 242 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER larını % 10’lardan % 20’lere doğru yükselttikleri anlaşılmaktadır. Tüm bunlar dikkate alındığında, sanılanın aksine gerçekleştirdikleri toplam ihracat rakamlarıyla KOBİ’lerin ülke ekonomisi için ne kadar önemli oldukları ortaya çıkmaktadır317. Tablo 34: Türkiye’de İhracat–İthalat Rakamları (Milyon Dolar) İhracat İthalat İhracat/İthalat (%) 2000 27,775 54,503 51,0 2001 31,334 41,399 75,7 2002 36,059 51,554 69,9 2003 47,253 69,340 68,1 2004 63,167 97,540 64,8 2005 73,476 116,774 62,9 2006 85,528 139,480 61,3 Kaynak: TÜİK, (Çevrimiçi): http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri. do?id=556, 02.08.2007. 317 B. Yılmaz, a.g.e., s. 3, 12. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 243 Tablo 35: Türkiye’de İhracatın Ülkelere Göre Dağılımı (%) 2003 2004 2005 2006 AB Ülkeleri (25) 54,8 54,6 52,3 51,6 OECD Ülkeleri 64,4 64,1 60,4 59,2 Almanya 15,8 13,9 12,9 11,4 İngiltere 7,8 8,8 8,1 8,0 ABD 7,9 7,7 6,7 5,9 İtalya 6,8 7,4 7,6 7,9 Fransa 6,0 5,8 5,2 5,4 Kaynak: TÜİK, (Çevrimiçi): http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri. do?id=556, 02.08.2007. Tablo 36: Türkiye’de İthalatın Ülkelere Göre Dağılımı (%) 2003 2004 2005 2006 AB Ülkeleri (25) 48,3 46,6 42,1 39,3 OECD Ülkeleri 63,3 61,2 56,6 52,4 Almanya 13,6 12,8 11,7 10,6 Rusya Federasyonu 7,9 9,3 11,1 12,8 İtalya 7,9 7,0 6,5 6,3 Çin 3,8 4,6 5,9 7,0 Fransa 6,0 6,4 5,0 4,8 ABD 5,0 4,9 4,6 4,3 İngiltere 5,0 4,4 4,0 3,7 İsviçre 4,3 3,5 3,5 2,9 Kaynak: TÜİK, (Çevrimiçi): http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri. do?id=556, 02.08.2007. 244 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER KOBİ’lerin ihracatçı işletmeler haline gelebilmeleri, üretim için yeterli sermayeye ve gerekli teknolojik donanıma sahip olabilmelerine, nitelikli personel ile çalışabilmelerine, uluslararası pazarlar ve ihracat prosedürleri hakkında gerekli bilgilere ulaşabilmelerine, dış pazarlara uygun fiyat ve kalitede mal ve hizmet üretebilmelerine, her şeyden önemlisi kredi gereksinimlerini iç ve dış kaynaklardan sağlayabilmelerine vs. Bağlıdır318. Türkiye’de KOBİ’lerin teknoloji düzeyleri ne yazık ki düşüktür. Bu nedenle de uluslararası pazarlara yönelik mal ve hizmet üretimi gerçekleştirilememektedir. Onların daha çok uluslararasılaştırılabilmeleri, çağdaş teknolojileri içselleştirebilme kabiliyetlerine ve bu konuda onlara sunulacak desteklere bağlıdır. İşletmelerin hem ulusal hem de uluslararası piyasalarda rekabet gücünün yükseltilmesi amacıyla yapılması gerekenler; işletmelerin yüksek teknolojiye ve yüksek nitelikli işgücüne sahip olmalarının, dünyada değişen koşullara uyum sağlayabilecek şekilde esnek bir yapıya kavuşabilmelerinin sağlanmasını temin etmektir. “Girişim gücü yüksek, verimlilik bilinci olan, modern teknolojiyi içselleştirmiş ve tam faydalanabilen, finansal piyasalara kolay erişen, altyapı ihtiyaçlarının karşılandığı, girdi maliyetlerinin düşürüldüğü, devlet yardımlarının etkin olduğu, bürokrasinin azaltıldığı, kurumsallaşmanın yaygınlaştığı, iş ve çalışma ortamının işletmeleri destekleyici yönde oluştuğu rekabetçi bir firma yapısına ulaşmak319 ” hedeflenmelidir. Bu açılardan, 60. Hükümet Programı’nın KOBİ’leri önemsediği gözlenmektedir. Programda öngörülen KOBİ’lere yönelik desteklerden birisi de ihracat kredisidir. KOBİ’lerin ihracatının artırılması için bu işletmelere her yıl sıfır faizli en az 1 milyar YTL verilmesi hedeflenmektedir. Bu destekler, bugün için 45 bine ulaşan ihracatçı KOBİ sayısını daha fazla artıracaktır320. 318 319 320 DPT, 2006 Yılı Programı, (Çevrimiçi): http://ekutup.dpt.gov.tr/program/2006.pdf, s. 104. A.e., s. 105–106. KOBILINE, “İhracatçı KOBİ’ye ‘Sıfır’ Faizli Kredi”, (Çevrimiçi): http://www. kobiline.com/ turkce/destekhizmetleri/kobilinegundemi?kobihaberleri.asp?, 23.10.2007. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 245 b. KOBİ’lerin Toplam Vergi Gelirleri İçindeki Payı KOBİ’ler ile toplam vergi miktarları arasındaki ilişkiye bakılacak olursa; daha çok gelir vergisi mükellefi durumunda bulunan KOBİ’lerin, toplam vergi gelirleri içerisinde önemli bir paya sahip oldukları görülmektedir. 2005 rakamlarına göre, gelir vergisi, kurumlar vergisi ve KDV’den oluşan “vergi gelirleri”nin, devletin elde ettiği toplam gelirler içindeki oranı % 76 olup, bu oranın yaklaşık % 60’ını ise KOBİ’ler sağlamaktadır321. Bunun anlamı, KOBİ’lerin, ülkedeki tüm gelirlerin neredeyse yarıya yakınını üstlenmiş olduğudur. Aslında bu durum, KOBİ’lerin gelişimi üzerinde olumsuz sonuç doğuran bir etkiyi bize ifade etmektedir. Ülkemizdeki KOBİ’lerin, yatırım, katma değer, ihracat ve kredilerden aldığı pay ile orantısız bir şekilde vergilendirildiğini göstermektedir. İfade edilen bu göstergeler bakımından yetersiz durumda olan KOBİ’ler, birdenbire kamunun elde ettiği tüm gelirlerin % 50’sini karşılar hale gelmektedir. Aslında, küçük girişimciliğin karşı karşıya kaldığı problem alanlarından bir tanesi, yüksek vergiler ve prim oranlarının caydırıcılığıdır. Daha ziyade emek–yoğun olarak çalışan bu işletmeler, ücretlerden alınan vergiler, SSK prim oranları ve diğer vergilerin ağırlığı dolayısıyla, büyük maliyetlerle boğuşmak zorunda kalmaktadırlar. Büyük ölçekli işletmeler ise, emekten tasarruf sağlayan teknolojiler kullanarak vergi ve primlerin yükünü hafifletebilmektedirler. O yüzden, adil bir vergi sisteminin kurulması, devletin küçük ve orta ölçekli işletmelere yapacağı en önemli desteklerin başında gelecektir. Bu yönüyle, vergilerin ekonomik ve sosyal sonuçlarının olacağı da unutulmamalıdır. Bu nedenle, ülkemizde girişimciliği cazip hale getirmek için vergi oranları aşağı doğru çekilmelidir. Zaten, OECD ülkeleri arasında, Türkiye’nin yıllardır en yüksek vergi oranlarına sahip ülkelerin başında geldiği de bilinmektedir322. Maliye Bakanlığı’nın son rakamlarına göre toplam vergiler içinde vergi gelirlerinin son 10 yıl içindeki seyri aşağıdaki tablodan izlenebilir. 321 322 B. Yılmaz, a.g.e., s. 12–13. Nusret Ekin, Türkiye’de Yapay İstihdam ve İstihdam Politikaları, İstanbul: İTO Yay., 2000, s. 271–273. & Müftüoğlu, Durukan, a.g.e., s. 182–185. 246 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Tablo 37: Türkiye’de Vergi Gelirlerinin Toplam Gelirlere Oranı, % Gelir Vergisi Kurumlar Vergisi Mal ve Hizmet Vergisi Genel Toplam 1997 31.6 8.3 32.9 72.9 1998 37.7 8.1 29.5 75.4 1999 33.3 10.5 28.1 72.0 2000 23.4 8.9 31.6 64.0 2001 29.1 9.3 31.3 69.7 2002 23.0 9.3 34.2 66.6 2003 20.2 10.3 32.1 62.6 2004 19.5 9.5 34.0 63.0 2005 19.1 9.6 32.1 60.8 2006 21.0 8.2 33.5 62.7 Kaynak: Maliye Bakanlığı, Gelirler İdaresi Başkanlığı, Çeşitli Vergi İstatistikleri, http://www.gib.gov.tr/fileadmin/user_upload/VI/CVI/Tablo_46. xls.htm’de yer alan verilerden derlenmiştir (02.08.2007). KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 247 c. KOBİ’lerin Toplam Krediler İçindeki Payı Krediler, büyük finansman sorunları bulunan KOBİ’ler için çok önemli mali enstrümanlardır. KOBİ’lerin karşıkarşıya kaldıkları en zayıf yönleri sermaye yetersizliğidir. Türkiye’de girişimciliğin / KOBİ’lerin önündeki engellerden en büyüğünün finansman sıkıntısı olduğu üzerinde herkes hemfikirdir. Sınırlı sermaye imkanlarıyla başlatılan girişimler, bir süre sonra başta nakit akışı olmak üzere finansman sorunları yüzünden zorlanmakta, “zaman zaman üretimlerine ara verilmekte”323 ve iflaslara kadar varan “girişimcilik maceraları” yaşanmaktadır. Bu bir taraftan zaten sınırlı olan milli sermayenin verimsiz bir biçimde kullanılmasına, diğer yandan girişim arzularının, potansiyel girişimcilerin cesaretlerinin kırılmasına yol açmaktadır. Halbuki, finansman gereksinimlerini karşılayabilen girişimcilerin, çok başarılı bir şekilde ekonomide yerlerini aldıkları görülmektedir. KOBİ’lerin sermaye noktasındaki yetersizlikleri324, başta kamu ve özel bankalar olmak üzere ulusal ya da uluslararası çok çeşitli kuruluşlarca sunulan kredi arzı ile belirli bir düzeye kadar karşılanabilmektedir. Ancak, ülkemizde çok uzun zaman boyunca bankacılık sisteminin sorunları, KOBİ’lere de yansımıştır. Sınırlı tasarruflar, bankalarca kamu kesimi açıklarının finansmanında kullanılmak üzere devlete yüksek faizlerle aktarılmış, işletmelere kullandırılan krediler hem sınırlı kalmış, hem de yüksek faizler sebebiyle işletmelerin altından kalkamayacakları bir maliyet unsuru haline gelmiştir. KOBİ’ler ise, çoğu zaman krediler için aranan teminatları gösteremedikleri için, daha başta bankaların kredi müşterisi olma şansını kaybetmişlerdir. KOBİ’lerin kredi kullanımında büyük işletmelere oranla geride kaldıkları, daha ziyade kişilerin tasarruflarını değerlendirerek veya ban- 323 324 B. Yılmaz, a.g.e., s. 22. Yapılan araştırmalar, başarısız KOBİ’lerin özellikle sermaye yetersizliği, kredi temininde karşılaşılan zorluklar (bürokratik işlemlerin fazlalığı, kredinin elde edilme süresinin uzunluğu, teminatların yüksekliği) ve kredi maliyetlerinin yüksekliği gibi finansmanla ilgili konularda yetersiz kaldıklarına işaret etmektedir. Ülkemizdeki KOBİ’lerin büyük çoğunluğu sermayelerini kendi tasarruflarıyla (% 78,6) oluşturmaktadır. Banka kredileri (% 7,7) ve hisse arzı (% 1) yoluyla elde edilen sermaye oranı çok düşüktür. Bkz.: Gök, s. 145. 248 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER ka dışı kaynaklardan (şahsi varlıklar, yakın çevreden tedarik edilen borçlar, ipotekler vs.) işletme sermayesi tedarik ederek, ülke ekonomisi bakımından ilave bir sermaye birikimi sağladıkları söylenebilir. Bu nedenle, KOBİ’ler sermaye gereksinimlerini ekonominin başka kanallarını kullanarak325 gidermeye çalışmaktadırlar. Bu kaynaklar ise, sınırlı ve süreksizdir. Bunlar da işletmelerin varlıklarını ve gelişmelerini tehdit etmektedir. İleri teknoloji için yatırım yapamamaktadırlar326. Sermaye piyasası araçlarından yeterince yararlanamamakta, finansal planlama sorunları yaşamaktadırlar327. Alternatif finansal araçların328 da çok iyi bilindiği ve bunlardan yararlanıldığını söylemek de güçtür. Dolayısıyla, KOBİ’lerin ülke ekonomisi için sahip olduğu onca önemine rağmen, ne yazık ki Türkiye’de KOBİ’lerin toplam kredilerden aldığı pay, birkaç yıl öncesine kadar çok düşük kalmıştır. 2000’li yılların ortalarına kadar, küçük ve orta boy işletmelerin kullandıkları kredi miktarı, toplam kredilerin ortalama % 5’ini geçemezken, bu oran 2007 yılında % 25’e çıkmıştır. Gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında, ulaşılması gereken oranlar henüz yakalanamamış olsa da, bu gelişme trendiyle, çok yakın bir zamanda arzu edilen düzeye gelineceği anlaşılmaktadır. Aynı tür işletmelerin toplam krediler içindeki oranı ABD’de % 42,7, Japonya’da % 50, Almanya’da % 35, Fransa’da % 48, G. Kore’de 46,8’dir329. Kredi oranlarında % 5’lerden % 25’lere, hatta bazı bankaların KOBİ’lere kullandırdıkları kredilerin toplam kredilere oranının 325 326 327 328 329 OECD, SME and Entrepreneurship Outlook 2005, a.g.e., s. 3. Ramazan Aktaş, “KOBİ’lerin Ülke Ekonomisi Açısından Taşıdığı Önem, Sorunları ve Çözüm Önerileri”, (Çevrimiçi): http://www.sbe.yildiz.edu.tr/Kobi.pdf, 02.01.2006, s. 11. Tahir Akgemci, KOBİ’lerin Temel Sorunları ve Sağlanan Destekler, Ankara: KOSGEB Yay., 2001, s. 16. Kredi garanti fonu, leasing, factoring, swap, risk sermayesi, forfaiting gibi. Ayrıntılı bilgi için bkz.: Behzat Ekinci, Türkiye’de KOBİ’lerin Kurumsal Gelişimi ve Finansman Sorunları, İstanbul: ASKON Araştırma Raporları: 5, 2003, s. 90–94. & Küçük, a.g.e., s. 260–271. DPT, Sanayi Politikaları Özel İhtisas Komisyonu Raporu, a.g.e., s. 104. & Referans Gazetesi, “Bankacılıkta Bir Mit Daha Yıkıldı, KOBİ’lerin Kredi Payı Yüzde 40’a Yükseldi”, (Çevrimiçi): http://www.e–sirket.com/sektorel/13/bankacilikta.bir.mit.daha. yikildi.kobi.lerin.kredi.payi. yuzde.40.a.yukseldi, 30.09.2007. & Milliyet, “Anadolu Yaklaşımı Başlıyor”, (Çevrimiçi): http:// www.milliyet.com/2007/03/01/ekonomi/eko03. html, 05.03.2007. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 249 % 40’lara çıkmış olmasının nedeni, 58. 59. ve 60. Hükümetlerin izledikleri ekonomik politikalarda yatmaktadır. Türkiye’de 2002’den sonra işbaşına gelen AKP hükümeti ile birlikte, KOBİ’ler önemsenmiş, önemsenmekle kalmamış çeşitli şekillerde desteklenmiştir. Bunun yanı sıra, bu dönemde siyasette ve ekonomide bir istikrar ortamının yakalanmış olması ve ekonomik göstergelerde gözlenen iyileşmeler de KOBİ’lerin kullandıkları kredilerin toplam krediler içindeki payının artışına yol açmıştır. BDDK (Bankacılık Denetim ve Düzenleme Kurumu) verilerine göre, KOBİ’lerin 2002 yılında kredi kullanım miktarı 5,1 milyar YTL iken, bu rakam 2007 yılında 50 milyar YTL’yi aşmıştır. Gerçekten, bu ortam bankacılık sistemini de etkilemiş, yukarıda ifade edildiği gibi, çok yakın zamanlara kadar, KOBİ’ler kredi açısından riskli görüldüğü için, bankacılık sektörü bu işletmelere soğuk bakarken, günümüzde, ekonomide yaşanan iyileşme ve istikrar ortamı ve faizlerin düşmesi, bunun sonucu olarak kamunun borçlanma gereksiniminin azalması, bankaların KOBİ’lere yaklaşımını olumlu yönde değiştirmiştir. Artık, bankalar devleti fonlamak yerine müşteri arayışına başlamış ve bu esnada KOBİ’leri ve bireyleri keşfetmiştir. Bu dönemde, neredeyse tüm bankalar KOBİ’lere yönelik özel hizmetler, özel kampanyalar geliştirmeye başlamış, bu konuda birbirleri ile rekabete girişmiştir. Türkiye’de KOBİ’lerin krediler içindeki payı (% 25) gelişmiş ülkelere kıyasla (% 40–50) ele alındığında, kredi pazarının daha ne kadar gelişme potansiyeline sahip olduğu görülecektir. Bu yarışın, KOBİ’lerin finansman sorunlarının çözümüne katkıda bulunacağı muhakkaktır330. Ülkemizde, KOBİ’lerin kredi gereksiniminin büyük bir kısmı, kuruluş amaçlarından bir tanesi de KOBİ’leri desteklemek olan Halk Bankası aracılığıyla karşılanmaktadır. Özelleştirme süreci içinde olan banka, bu yönüne rağmen, bu alandaki deneyimi ve geniş şube ağıy- 330 Hande Süzer, “KOBİ Peşindeki Banka Sayısı Arttı”, Capital, 1 Mart 2006, (Çevrimiçi): http:// www.capital.com.tr/haber.aspx?HBR_KOD=3364, 23.03.2006, s. 1. & Ayhan Yüksel, BASEL–II’nin KOBİ Kredilerine Muhtemel Etkileri, Ankara: BDDK Yay., 2005, s. 10. Bu yazının yazıldığı tarihte, önceki yılların aksine, birçok bankanın KOBİ’lere yönelik kredi hizmetlerine ağırlık vermeye, onlara potansiyel müşteri gözüyle bakmaya başladığı görülmektedir. 250 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER la KOBİ’lerin finansman sorununu çözmenin merkezinde bulunmaktadır. Halkbank’ın 2006 yılında KOBİ’lere kullandırdığı kredi miktarı 6 milyar 228 milyon YTL olmuş, bu rakam Ağustos 2007 yılında bir önceki yıla göre % 28 artarak ise 8,3 milyar YTL’ye çıkmıştır. KOBİ’lere kullandırdığı kredi miktarı ve bu kredilerden yararlanan firmaların sayısında önemli artışlar vardır (2002’de 63 binden 2007’de 600 bine). Ancak, bankanın kaynaklarının sınırlı oluşu, kredi maliyetlerinin KOBİ’ler tarafından yüksek bulunması, kredi vadelerinin kısa ve kredi koşullarının ağır oluşu gibi nedenler, bu oranın daha da artmasına engel olmaktadır331. Bir diğer kamu bankası olan Ziraat Bankası’nın da KOBİ’lere kullandırdığı kredi miktarı 22 milyon YTL’den (2002) 1, 8 milyar YTL’ye ulaşmıştır (Ağustos 2007). Halkbank’ın yanı sıra, diğer bankaların da KOBİ kredileri toplamı, özellikle son 2 yıl içerisinde giderek artmıştır. Örneğin, sektörün en büyük bankası olan İş Bankası, 2006 yılında KOBİ’lere 15 milyar 250 milyon YTL (320 bin KOBİ’ye) kredi verirken, Akbank 11 milyar 253 milyon YTL, Garanti Bankası 5,5 milyar YTL, Finansbank 3.1 milyar YTL Denizbank 5,7 milyar YTL (2007) ayırmış, diğer bankalar da KOBİ’lere olan ilgilerini benzer şekilde artırmışlardır332. Bu miktarların 2007 yılında en az yarıyarıya artacağı anlaşılmaktadır. . Öte yandan, bireysel tüketici kredilerinden bir kısmının KOBİ’lerin finansman gereksinimleri için kullanılabileceği olasılığı da hesaba katıldığında, aslında KOBİ’lerin toplam kredilerdeki paylarının birkaç puan daha yukarıda olduğu söylenebilir333. Ancak, bizim ülkemizde KOBİ’lerin toplam kredilerden aldığı bu payın, diğer ülkelerin düzeyine erişebilmesi için 2 katı oranında artması gerekmektedir. 331 332 333 1 milyondan fazla KOBİ, esnaf ve sanatkar Halk Bankası’ndan istifade etmiştir. Bu programların artarak devamı ve kredi kullanan KOBİ’lerden istenen yüksek teminatlara bir düzen getirilmesi gereklidir. Bu amaçla oluşturulan Kredi Garanti Fonu (KGF) altı banka ile birlikte çalışmaktadır (Bunlar; Türkiye Halk Bankası, Garanti Bankası, Şekerbank, Yapı Kredi Bankası, Türkiye Vakıflar Bankası ve Tekstil Bank’tır). Bkz.: DPT, 2006 Yılı Programı, a.g.e., s. 105. & Referans Gazetesi, a.g.e. & AKP, “60. Hükümet Programı”, (Çevrimiçi): http://www. akparti.org.tr/programm.doc, 10.08.2007. Referans Gazetesi, a.g.e. F. Yılmaz, a.g.e., s. 13. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 251 d. KOBİ’lerin İstihdam İçindeki Payı ve İşsizlikle Mücadeledeki Rolü KOBİ’ler eskiden beri, bir ülke ekonomisinde istihdam açısından en başta gelen kuruluşlardır. Özellikle mikro işletme denilen ve 1–9 arası çalışanı olan işletmeler (ki bunların toplam işletmeler içindeki oranı % 94,94’tür), istihdamın asıl yükünü taşımaktadır. Yukarıda, KOBİ’ler ve istihdam arasındaki ilişki çok yönlü bir şekilde ele alınmıştır. Bu bağlamda, KOBİ’lerde istihdam edilenler işletme ölçeğine, kamu–özel sektör ayrımına, cinsiyet ayrımına, çalıştıkları sektörlere, ölçek büyüklüğüne ve illere göre detaylı bir şekilde incelenmiştir. KOBİ’lerin hem dünya ülkelerinde hem de Türkiye’de, yüzyılımızın en önemli sorunlarının başında gelen ve öneminden bugüne kadar da birşey kaybetmeyen işsizlik sorunu ile mücadelede etkin bir araç olarak kullanılabileceği düşünülerek, aşağıda KOBİ ve işsizliği önlemedeki rolü üzerinde durulacaktır. Bir ülkede, çalışma arzusunda olan ve bunun için elverişli durumda bulunan kişilerin istihdamlarının sağlanması, en önemli ekonomik ve sosyal amaçların başında gelmektedir. Bütün toplumlarda, işsizliğin belli bir düzeyin altında tutulması için yoğun bir gayret sarf edilmekte; işsizlik sorununa, yalnızca kaybedilen üretim değeri olarak değil, bundan daha fazla oranda toplumsal yapıda çok sayıda soruna yol açan bir tehlike olarak bakılmaktadır. Ne var ki, işsizlik sorunu sosyo–ekonomik gelişme düzeyleri ne olursa olsun birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülke için en önemli toplumsal sorunların başında gelmiş ve gelmeye devam etmektedir. Büyük bir sosyal ve ekonomik sorun haline gelen işsizlik probleminin çözümü amacıyla yıllardır büyük uğraşlar verilmekte ve herşeyden önce çok çeşitli aktif ve pasif istihdam politikaları (işgücünün nitelik düzeyini artıracak mesleki eğitim ve rehabilitasyon önlemleri, işsizlik sigortası gibi) geliştirilmektedir. Sorunun büyüklüğü karşısında, bu politikaların hemen hemen hepsinin aynı anda uygulanıyor olması zorunlu görülmektedir. İstihdam politikaları yanında, onlar kadar etkili olan, işsizliğe kalıcı çözümler getirebilme potansiyeline sahip olan başka bir araç, girişim- 252 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER ciliğin ve küçük ve orta boy işletmelerin desteklenmesidir. 1980’li yıllara kadar, işsizliği önlemenin yolu, kamu harcamalarını artırıcı ve bu şekilde istihdam yaratıcı politikalar izlemekten geçerken, artık özel sektörün, özellikle de KOBİ’lerin desteklenmesi yoluyla istihdamı artırıcı politikalar benimsenmeye başlanmıştır. Günümüzde KOBİ’ler, istihdam politikalarının artan ümidi haline gelmiştir. Genelde bir ekonomide istihdamda yaşanan genişleme birkaç yolla sağlanmaktadır. Bunlardan ilki, yeni işyerlerinin açılması, diğeri, mevcut işyerlerinin genişlemesi, bir diğeri ise, o ülkeye ya da o bölgeye yeni bir yatırımın göç etmesidir (relocation of business establishments). Genel olarak bakıldığında, istihdamdaki artışın büyük ölçüde yeni işyerlerinin açılması ve mevcutların genişlemesine dayalı olarak ortaya çıktığı gözlenmektedir334. Bu nedenle, şayet ekonomiyi bir fidanlık olarak görürsek, ekonomi fidanlığına her yıl yüzbinlerce KOBİ’nin katıldığı, istihdamdaki artışın temel kaynağının da KOBİ’ler olduğu görülür. Hem gelişmiş sosyal refah ekonomilerinde hem de ülkemizde, KOBİ’lerin en önde gelen özelliklerinden birisi, yeni işler yaratma ve bu yolla istihdam sağlama gücüdür. KOBİ’lerin istihdama olan katkısı, günümüz dünyasında çok daha önemli hale gelmiştir. Bu ülkelerde, istihdamdaki artışın temel kaynağı KOBİ’lerdir. İşsizlik olgusu, küreselleşmenin başlangıç noktası olarak kabul edilen 1973 krizi ve daha sonra 1979 krizi ile neredeyse tüm ülkelerin ekonomik ve sosyal sorunlar gündeminin baş köşesine oturmuştur335, 334 335 David Neumark, Junfu Zhang, Brandon Wall, “Where the Jobs are: Business Dynamics and Employment Growth”, Academy of Management Perspectives, November 2006, s. 79–80. 1970’lerde kapitalist sistem bir kriz içine girmeden önce, tam istihdamın sağlanmasına yönelik Keynezyen ekonomi politikalarının uygulanmasının bir sonucu olarak Batılı gelişmiş refah devletlerinde neredeyse “tam istihdam düzeyine” erişilmiş bulunuyordu. Dolayısıyla, 1945–1975 yılları arasını kapsayan ve “Altın Çağ” olarak adlandırılan dönemde, bir işsizlik sorununun olmadığı görülmektedir. Dünyanın karşı karşıya kaldığı ve çözümü konusunda başarısız olduğu işsizlik sorunu, refah devletlerinin gelişiminde bir duraklamaya ya da kimilerine göre refah devletlerinin sonuna işaret eden 1970’ler sonrasının dünyasında ortaya çıkmıştır. Bkz.: Süleyman Özdemir, Küreselleşme Sürecinde Refah Devleti, İstanbul: İTO Yay., 2004, s. 153–156. & Süleyman Özdemir, “Refah Devletinin Gelişme ve Bunalım Dönemlerinde İş Piyasaları”, İktisat Fakültesi Mecmuası, (Prof. Dr. Toker Dereliye Armağan Özel Sayısı), Cilt: 55, Sayı: 1, İstanbul: İÜ İktisat Fakültesi Yay., 2006, s. 695–733. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 253 çözümü yönünde gelişmiş ülkelerde çeşitli politikalar geliştirilmiş ve geliştirilmektedir. Ancak, bugüne kadar işsizlikle savaşımda çok da fazla yol alınamadığı görülmüştür. Kriz dönemlerinde işsizliğin artmasının nedeni, özellikle büyük ölçekli işletmelerin krizle başa çıkamayıp faaliyetlerini sona erdirmeleri ya da kısıtlamalarıdır. Halbuki, o dönemlerde KOBİ’ler esnek yapıları dolayısıyla kendilerini yeni koşullara uydurmuş ve varlıklarını devam ettirebilmişlerdir. Dolayısıyla, KOBİ’ler kriz dönemlerinde kendi istihdamlarını koruyabilmiş, hatta büyük işletmelerden boşalan pazarlara girerek, istihdam artışına bile yol açmışlardır. Gerçekten, büyük işletmeler istihdam sağlama açısından sadece ekonominin gelişme dönemlerinde başarılı olabilirken, küçük işletmeler hem daralma hem de genişleme döneminde istihdama katkıda bulunabilmektedirler. Bu yönleriyle, uzun yıllar boyunca gözlemlenen ve araştırmalara konu olan KOBİ’lerin, yeni iş yaratma ve istihdam sağlama kapasiteleri açısından çok önemli kurumlar oldukları anlaşılmış, başta gelişmiş ülkeler olmak üzere her ülkede, mevcut KOBİ’lerin korunması ve yeni KOBİ’lerin kurulmalarının sağlanması amacıyla teşvik politikaları oluşturulmuştur336. Dünya Bankası tarafından yayımlanan bir raporda, KOBİ’lerin istihdama katkılarının boyutu şu şekilde ifade edilmektedir: Küçük işletmelerde bir kişilik istihdam yaratabilmek için harcanacak miktar, büyük işletmelerde harcananın 1/3’üdür. Dolayısıyla, Türkiye gibi sermayenin kıt olduğu ve işsizliğin yaygın olduğu ülkelerde, KOBİ’lerin sahip olduğu bu avantaj, onların önemini artırmaktadır337. KOBİ’ler ve istihdam ilişkisi, yalnızca KOBİ’lerin daha az sermaye ile daha çok sayıda işgücüne istihdam olanağı sunması, çok sayıda insana ücretli olarak çalışabilme fırsatı vermesi yanında, bir gerçeği daha ifade etmektedir. O da, girişimci ruhuna sahip çok sayıda insanın, kendi işletmelerini kurarak işgücüne girişimci olarak katılmala336 337 B. Yılmaz, a.g.e., s. 6. Küçük, a.g.e., s. 199. 254 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER rına olanak sağlaması ve bu yolla da bir ülkedeki istihdam seviyesini yükseltmesidir338. Bir işverenin yanında ücretiyle çalışmak yerine, kendi işini kurmayı tercih eden girişimciler, sahip oldukları ruh ve yetenekleri ile bir ekonomi için çok daha büyük öneme sahiptirler. Yeni işler yaratma ve bu yolla istihdama katkıda bulunmada küçük işletmeler büyüklere göre nasıl avantajlıysa, istihdam açısından sahip oldukları diğer bir avantaj ise, ekonomik kriz ortamlarında istihdamı korumaya olan katkıları yönündendir. Önceden de ifade edildiği gibi, KOBİ’ler ekonomik kriz ve istikrarsızlık dönemlerinde büyük işletmelerle karşılaştırıldığında çok daha dirençlidirler. Ekonomide sorunların yaşandığı dönemlerde, işletmelerin bu sorunlarla mücadelede izledikleri bazı yöntemler vardır. Bunlardan bir tanesi “çalışanların işten çıkartılması”, bir diğeri ise, “zorunlu izin” uygulamasıdır. Her ikisi de o ekonomide istihdamın azalmasına ve işsizliğin artmasına yol açmaktadır. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki, küçük işletmelerde bu tür yöntemlere başvurma oranı büyüklere oranla çok düşüktür. Dolayısıyla, büyük işletmeler, krize yönelik önlemler arasında çalışanlarını işten çıkartmayı çare olarak görürken, KOBİ’ler bu şartlarda dahi personeline sahip çıkmakta, çok zorda kalmadıkça kriz dönemlerinde de ekonomik gücü elverdiği ölçüde onların maliyetine katlanmaktadır. Bunun nedeni olarak, genel olarak az sayıda olan çalışanları ile birebir oluşturduğu bireysel ilişkiler yanında, o alanda uzmanlaşmış vasıflı personeli daha sonra bulmada karşılaşacağı zorluklar sayılabilir339. KOBİ’lerin bir diğer özelliği, işsizliğin düşürülmesine olan katkıları yanında, özellikle niteliksiz işçilerin istihdamına olanak sağlayan ekonomik birimler olmalarıdır. Ülkemizde bazı bölgelerde nitelikli işçi sayısı son derece sınırlıdır. Bu kişiler KOBİ’ler tarafından istihdam edilerek çalışma yaşamına katılmaktadırlar. Büyük işletmeler vasıflı ve yarı vasıflı işçiler çalıştırmayı tercih ederken, KOBİ’ler vasıflı işçilerin 338 339 Gök, a.g.e., s. 115. Tamer Müftüoğlu, Tülin Durukan, Girişimcilik ve KOBİ’ler, Ankara: Gazi Kitabevi, 2004, s. 74. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 255 yüksek ücretleri dolayısıyla, ancak düşük ve orta vasıf seviyesindekileri çalıştırabilmektedirler340. Düşük eğitim düzeyinde ve vasıfsız olanlara istihdam sağlayan KOBİ’lerin, ekonomide işsizliğin aşağılara çekilmesinde önemli bir görev üstlendiği açıkça görülmektedir. Ancak, bu yapının “düşük ücretlere” ve “düşük iş güvenliğine” yol açtığı da bir gerçektir341. KOBİ’lerin işsizliğin çözümüne yönelik katkılarından bir tanesi de, bölgesel işsizliğin azaltılmasında üstlendiği roldür. Ülkemizde, işletmelerin bölgelere göre dağılımının bozuk olması, bazı bölgelerde işsizlik oranlarını yüksek seyretmesinin nedeni olurken (birçok Güneydoğu, Doğu, Karadeniz ve İç Anadolu’nun doğuda kalan bölgeleri), bazı bölgelerde KOBİ’lerin sayılarının yüksek olması ise, burada yer alan illerde işsizlik oranlarını Türkiye ortalamasının bile altına düşürmektedir (Konya, Gaziantep, Kahramanmaraş vb. ). Tüm bunlar göz önünde tutulduğunda, Türkiye’de yaşanmakta olan yüksek işsizlik oranları ile mücadelede küçük girişimciliğin bir çözüm yolu olarak görülmesi ve bu amaç doğrultusunda bunlara gerekli maddi ve manevi desteğin sağlanması, oldukça etkin bir istihdam stratejisi olacaktır. Gerçekten, yapılan birçok araştırmalar da, bu gerçeği teyit etmektedir. Özellikle istihdamı artırmak amacıyla KOBİ’lerde yeni istihdama olunacak çalışanlara yönelik olarak vergiler ve sosyal güvenlik prim oranlarında yapılacak indirimler, KOBİ’lerde istihdam edilecek kişilerin sayılarını artıracaktır. KOBİ’lerin işsizliği azaltmadaki rolü, ülkemizde de yeni yeni kullanılmaya başlanan bir araç olarak dikkatleri çekmektedir. Örneğin, Kasım ayı başında Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın aldığı bir karar burada ifade edilecek olursa, ilave işçi çalıştıran KOBİ’ler, çalıştırılan kişi başına 20,000 YTL olmak üzere en fazla 100,000 YTL’ye 340 341 Küçük, a.g.e., s. 210. Yavuz Bayülken, “KOBİ’lerin Tanımı, AB Ülkelerinde KOBİ’ler ve Sanayideki Yeri (1) ”, (Çevrimiçi): http://www.metalmakina.com/Default.asp?CONTENT=Detail&ISSUE=158&NEW S_ID=868&CAT_ID=60, 10.03.2006 256 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER kadar faizsiz kredi desteğine sahip olabileceklerdir342. Bu, işsizliği önleme adına önemli bir adımdır ve ülkedeki işsizlik oranının düşürülmesi için benzer uygulamaların daha da artırılması ve yaygınlaştırılması önemlidir. İstihdamın artmasına yönelik yeni önlemler paketi de, bu kitabın basıldığı sıralarda yasalaşmış olacaktır. Birçok konuda KOBİ’lerin önünü açmayı planlayan Taslak, özellikle 18–30 yaşları arasındaki gençlerin istihdamını kolaylaştırmak amacıyla, işverenlere yönelik prim ve vergi teşvikleri getirmeyi öngörmektedir. Bu kapsamda, ilk kez sigortalı olacak genç işsizlerin SSK primlerinin % 50’sinin devlet tarafından ödenmesi planlanmaktadır343 . C. Teknoloji ve Farklılaşan KOBİ’ler KOBİ’lerin tümü bir ekonomiye aynı oranda katkıda bulunmaz. Bunların bir kısmı, hatta büyükçe bir kısmı geleneksel işletmelerdir (“statik KOBİ’ler”). Bir kısım küçük ve orta boy işletmeler ise modern işletmelerdir (“dinamik KOBİ’ler”). Gelişmiş ülkelerde, uzun zaman boyunca izlenen KOBİ destekleyici politikalar sonucunda, dinamik KOBİ’lerin genel ekonomi içerisindeki payları çok yüksektir. O nedenle, o ülkelerde de var olan statik KOBİ’lerin ekonomik dinamizm üzerindeki olumsuz etkileri çok fazla 342 343 Çalışanın niteliğine göre bu miktar değişmektedir. Örneğin, kredi miktarı meslek lisesi bir kişi istihdam edildiğinde 40,000 YTL’ye, yüksekokul mezunu istihdam edildiğinde ise 50,000 YTL’ye çıkacaktır. Böylece 2 kişi dahi çalıştırarak kredi en üst limitine kadar kullanılabilecektir. Projeden yararlanmak isteyenler 2007’nin sonuna kadar başvurmalıdır. Bu proje kapsamında, 7,500 kişiye istihdam olanağı sağlanacağı tahmin edilmektedir. Bkz.: İsa Yazar, “Hükümet İşsizliğe Çözüm Formülünü Buldu”, Zaman, (Çevrimiçi): http://www.zaman.com.tr/haber. do?haberno=608299, 02.11.2007. & Internethaber, “5 Kişi Çalıştır 100 Bin YTL Al”, (Çevrimiçi): http://www.internethaber.com/news_detail. php?id=111624&interstitial=true, 02.11.2007. Diğer yandan, 50’den fazla çalışanı bulunan işyerlerinin bugüne kadar uygulamak zorunda olduğu zorunlu istihdamın da taslakta önemli ölçüde hafifletildiği görülmektedir. İşyerlerinde, çalışanların % 6’sı kadar engelli, eski hükümlü ve terör mağduru çalıştırma zorunluluğu gözden geçirilerek bu konularda işverenlere bir rahatlama sağlanmıştır. Yine, 50 kişinin çalıştığı işyerlerinde bulundurulması zorunlu olan işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı şartı da ortadan kalkmaktadır. Benzer şekilde, bu işyerlerinde sağlık birimi, emzirme odası ve kreş gibi zorunluluklarda da kolaylıklar getirilerek, bu alanlarda hizmet alımı ya da ortak tesis açılmasının mümkün hale getirilmesi tasarlanmaktadır. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 257 hissedilmemektedir. Halbuki, gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülkelerde ise, statik KOBİ’lerin dinamik KOBİ’lere oranı hayli yüksek olup, teknolojiye ve yenilikçiliğe açık modern sektörün gelişiminin önünde birçok engel bulunmaktadır. Türk KOBİ’leri ile gelişmiş ülke KOBİ’leri arasındaki en büyük fark, özellikle yatırım, teknoloji düzeyi, Ar–Ge, ihracat ve kredi oranlarında ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, Türkiye’de KOBİ’lerin finansman, pazarlama ve yönetim sorunlarının olduğu açıkça anlaşılmaktadır344. Aşağıda geleneksel ve modern KOBİ’lerin nitelikleriyle ilgili bilgilere yer verilmektedir. Bu bilgiler ışığında, Türkiye’deki KOBİ’ler ile gelişmiş ülkelerdeki KOBİ’lerin benzeşen ve ayrışan yönlerinin ne olduğu ortaya çıkacaktır. 1. Teknolojik Düzeyi Zayıf “Statik / Geleneksel KOBİ’ler” 1970’li yıllara kadar KOBİ’lerin genel olarak beden gücüne dayalı olarak faaliyet gösterdikleri, nitelikli işgücü, yüksek teknoloji ve otomasyon sistemine sahip olmadıkları anlaşılmaktadır. 1970 sonrasında KOBİ’lerin bir kısmı yine aynı anlayış üzere faaliyette bulunurken, bir kısmı ise son derece ileri teknoloji ve nitelikli işgücü kullanır duruma gelmiştir. Ülkemizdeki KOBİ’ler diğer ülke KOBİ’leri ile karşılaştırıldığında, bazı noktalarda çok büyük farklılıkların olduğu görülmektedir. Bu farklılıkların başında, bizdeki KOBİ’lerin daha geleneksel bir görünüm arz etmesi gelmektedir. Yani, bizde mikro işletmeler başta olmak üzere daha ziyade emek–yoğun teknolojiler tercih edilmekte ve bunun yanında başka ülkelerde demode olmuş, terkedilmiş, geri teknolojiye sahip makine ve teçhizatlar da yoğun şekilde kullanılmaktadır. Geleneksel KOBİ’lerin yeniliklerle pek bir işi olmaz, var olan konumlarını sürdürme gayretindedirler. Günümüz dünyasında, bu şekilde geri teknolojiyle üretim yapan, yeniliklere açık olmayan, rekabetten 344 Mehmet Civan, Mehmet Tekinkuş, “Küçük ve Orta Boy İşletmelerin Avrupa Birliği’ne Uyum Süreci: Gaziantep Örneği”, (Çevrimiçi): http://www.econturk.org/Turkisheconomy/P455.pdf, 19.03.2006, s. 5. 258 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER kaçınan, sadece iç pazarlara dönük olarak çalışan KOBİ’lere sahip olmak, yarışın kaybedildiği, o ülkenin geleceğinin pek parlak olmayacağı anlamına gelebilir. Türkiye’de bugün için, geleneksel KOBİ’lerin oranının düşürülmesine ve girişimci KOBİ’lerin daha baskın hale gelmesine yönelik çalışmalar sürdürülmektedir. KOSGEB başta olmak üzere, birçok kurum, KOBİ’lere yönelik çeşitli destek ve teşvik paketlerini oluştururken, belli bir düzeyin üzerindeki KOBİ’leri hedef almaktadırlar. Amaç, kendi başına ayakta durabilen, ihracat yapabilen, katma değeri yüksek, yenilikçi yönü olan KOBİ’lerin desteklenmesidir. Zaten, Basel II uygulamaya girdiğinde, geleneksel KOBİ’ler daha büyük zorluklarla karşıkarşıya kalacak, ancak belli bir düzeyin üzerindeki yenilikçi KOBİ’ler Basel II’nin öngördüğü koşullara uyum sağlayabilecektir345. Günümüz itibariyle, ülkemizde KOBİ’lerin teknolojiyi bizzat üretmeleri bir yana, teknolojiyi yeterli düzeyde kullanamadıkları, bilgi işlem altyapılarının son derece zayıf olduğu gözlemlenmektedir. Ülkemizdeki KOBİ’lerin % 52,8’lik kısmı mobilya, tekstil, gıda ürünleri, içecek gibi imalatlarla uğraşırken, sadece çok küçük bir yüzdesi bilgisayar, televizyon, radyo, haberleşme cihazları, optik aletler, tıbbı aletler, saat gibi alanlarda üretimde bulunmaktadır346. 2. Yeniliğin ve Teknolojik Gelişmelerin Kaynağı “Dinamik / Girişimci / Yenilikçi KOBİ’ler” Asıl olarak ekonomilere lazım olan işletme tipi daha atılgan, daha hırslı, daha yenilikçi, teknolojiyle barışık işletmelerdir. Bunların çok sayıda olduğu ülke ekonomileri, daha dinamiktir ve çağın koşullarına 345 346 Basel II ile birlikte, işletmeler bankaların finansman olanaklarından ve diğer enstrümanlardan yararlanırken, işletmeleri finansal, idari ve niteliksel yönlerden değerlendirecek olan “derecelendirme notu”na (rating) paralel bir muameleye tabi tutulacaklardır. Basel II ve KOBİ’ler üzerindeki etkileri ile ilgili olarak bkz.: Duygu Anıl Keskin, “Basel II Kriterlerinin İşletmeler Üzerindeki Etkileri”, İÜ SBMY Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 2007/1, s. 95–104. & Dilek Teksöz, “Basel II’nin KOBİ’lerin Finansmanına Etkileri”, İÜ SBMY Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 2007/1, s. 191–207. & DPT, KOBİ Özel İhtisas Komisyonu Raporu, a.g.e., s. 31. ASKON, Türkiye Ekonomisi 2007: 2006 Yılı Değerlendirmeleri, 2007 Yılı Beklentileri, İstanbul: ASKON Yay., 2007, s. 46–47. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 259 uygundur. Diğer bir deyişle, günümüzde ucuz işçilik ve tabii kaynaklara dayalı geleneksel işletmeler yerine, bilgiye ve teknolojiye dayalı işletmeler öne çıkarılmalıdır347. Çağdaş dünyanın gerektirdiği KOBİ’ler, kendisini sürekli geliştiren, gelişmelere ve yeniliklere açık, bütün dünyayı pazar olarak gören, rekabet gücü yüksek, dinamik, esnek, yaratıcı, teknoloji düzeyi yüksek ve riski seven işletmelerden oluşmaktadır348. Türkiye’de KOBİ’lerin daha az bir kısmının bu niteliklere sahip olduğu, yukarıda da ifade edildiği gibi, ancak son yıllarda KOBİ politikaları yeniden oluşturulurken, bu gerçeklerin göz önünde tutulmaya çalışıldığı gözlenmektedir. IV. TÜRKİYE’DE KÜÇÜK GİRİŞİMLERİN DESTEKLENMESİ KOBİ’ler, diğer bir adıyla küçük girişimcilik, ekonomilerin en dinamik ve en çok istihdam yaratan aktörleridir. Bu yüzden gelişmiş ve gelişmekte olan her devlette olduğu gibi, ülkemizde de bu işletmelere yönelik olarak kamu hizmetleri gelişmekte ve harcamalar artmaktadır. Yeni ekonominin üretim merkezleri olan KOBİ’leri geliştirmek ve güçlendirmek isteyen devletler, bu işletmelere yönelik kamu kuruluşlarının deneyimlerini artırmalıdır. Kamunun KOBİ’lere yönelik deneyiminin artırılması, girişimciliğin geliştirilmesi için büyük önem taşımaktadır. KOBİ’leri desteklemede izlenecek politikaların başında aşağıdaki temel stratejik unsurlar yer almalıdır. Bu unsurlar, hem AB’yi 2010 yılına kadar dünyanın en dinamik ve rekabetçi bilgi–tabanlı ekonomisi yapmayı amaçlayan Lizbon Strateji’ne, hem de Türkiye’nin KOBİ Stratejisi’ne uygundur. Eğer her türden küçük girişimlerin içinde yer aldığı bir girişimci toplum oluşturulmak isteniyorsa, ülke ekonomisi dünya ülkeleri 347 348 DPT, Sanayi Politikaları Özel İhtisas Komisyonu Raporu, a.g.e., s. 86, 128. Gök, a.g.e., s. 386, 388. 260 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER arasında belli bir yere sahip olsun arzu ediliyorsa, o taktirde aşağıdakileri gerçekleştirmek için gayret göstermek gereklidir: • Herşeyden önce, bir girişimcilik kültürü oluşturulmalıdır. İnsanlar girişimcilik hakkında çok olumlu düşüncelere sahip olsalar da, bu durum daha fazla sayıda insanın kendi girişimini kurmasına yol açmamaktadır. • Daha çok sayıda girişimin kurulması (yeni kurulan küçük girişimlerin sayısının artırılması) teşvik edilmelidir. • Daha iyi yasal düzenlemeler ve politikalar geliştirilmeli, küçük girişimciliğin önündeki engeller azaltılmalıdır. • Küçük girişimlerin finansman kaynaklarına ulaşmaları olanaklı hale getirilmelidir. Finansman sıkıntısı konusu, tüm ülkelerde küçük girişimciliğin en temel sorunlarının başında gelmektedir. Bu hususta önemli ilerlemeler sağlansa da, girişimciler finansmana ulaşım noktasında hala sorunlarla karşı karşıya kalabilmektedir349. A. KOBİ’lere Yönelik Yasal Düzenlemeler Cumhuriyet’in başından günümüze kadar olan dönemde, özellikle 1980 sonrasında yoğunluk kazanarak, KOBİ’lere yönelik çok sayıda yasal düzenlemeler söz konusudur. Türk hukukunda küçük girişimcilikle ilgili doğrudan düzenlemelere Ticaret ve Sanayi Odaları Kanunu (1924) ile başlanmış, ancak iktisadi yönden desteklenmelerine yönelik hareketler biraz gecikmiştir. 1933 yılında kurulan Halk Bankası, “küçük ve orta ölçekli sanayi işletmeleri için kurulmuş bir finansman bankası niteliklerine sahip” bir banka olmasına karşılık, ancak 1950’de yasal değişiklik yapılarak küçük esnaf derneklerine ve kooperatiflerine hizmet vermeye başlamıştır350. 349 350 CBI, “Improving Government Services for Small and Growing Businesses”, Enterprise, Issue: 4, January 2006, s. 1–2. Nusret Ekin, Küçük İşyerleri ve Sosyal Koruma, İstanbul: İTO Yay., 1994, s. 114. & İlhan Uludağ, Vildan Serin, Türkiye’de Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler, İstanbul: İTO Yay., 1991, s. 33. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 261 Esnaf Kefalet Kooperatifleri (1163 sayılı Kanun) ve Esnaf ve Küçük Sanatkârlar Kanunu (507 sayılı Kanun) küçük işletmeler lehine düzenlemeler getirmektedir. Yine 1936 İş Kanunu’ndan itibaren Türk kanun koyucusu küçük işletmeleri, iş kanunlarının işletmelere getirdiği mali ve bürokratik sorumluluklardan koruma yanlısı bir tutum izlemiştir. 3008 sayılı Kanun 10 işçiden az çalışanı olan işyerlerinde uygulanmazken, izleyen diğer iş kanunları da Esnaf ve Sanatkârlar Kanunu’na tabi işyerlerini kapsam dışında tutmuştur. Gerek 1475, gerekse 2003 yılında yürürlüğe giren 4857 sayılı İş Kanunları, bazı hükümlerinin uygulanabilmesini işyeri büyüklüğüne bağlamış, bazı zorunluluk ve sorumlulukların, çalışan sayısı 50 (bazen 100)’nin altında olan işyerleri için geçerli olmadığını ifade etmiştir. İşletmelere mali ve idari yükler getirenlerin başında, zorunlu istihdam (özürlü, eski hükümlü, terör mağduru çalıştırma) (4857 sayılı K. m. 30), işyeri hekimi çalıştırma ve sağlık birimi kurma (m. 81), iş güvenliği ile görevli mühendis veya teknik eleman çalıştırma (m. 82), emzirme odası ve kreş açma (m. 88), izin kurulu (m. 60), iş sağlığı ile ilgili kurullar oluşturma (m. 79, 80) gelmektedir. Bu yükümlülükler girişimciliğin önündeki engeller / yükler olarak görülmekle beraber, küçük işletmeler için bu zorunlulukların geçerli olmadığı hatırlanmalıdır. Ancak, yasaların KOBİ’ler üzerindeki olumsuz etkileri gözardı edilemez. KOBİ’leri sınırlayan, onların etkinliğini ve ekonomiye olan katkısını düşüren birçok faktör vardır. Bu faktörlerden bir tanesi de, KOBİ’lerin kuruluş ve işleyişlerini düzenleyen mevzuattır. Bir yandan Vergi Kanunları, diğer yandan Bağ–Kur ve SSK Kanunları, Belediye Kanunu ve diğer kanunlar, zaman zaman KOBİ’lere ayrıcalıklar tanıyan düzenlemeler getirse de, birçok açıdan KOBİ’ler üzerinde yük oluşturmaktadır. Bu yük, daha işletmelerin kuruluş aşamasında başlamaktadır. Örneğin, çok yakın bir zamanda gerçekleşen değişikliğe kadar, küçük ve orta ölçekli bir işletmenin kurulabilmesi için mevzuatın girişimciler üzerine büyük bir yük yüklediği, 60 ayrı kamu kuruluşundan, 141 adet işlem sonucunda ancak işletmenin kuruluşunun gerçekleşebildiği görülmekteydi. Yapılan değişiklik ile bu sayı günümüzde 3’e indiril- 262 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER miştir. Bu düzenlemelerin sonucu olarak, artık bir günde şirket kurulabilmesi mümkün hale gelmiştir. AB’ye uyum süreci ve KOBİ’lerin daha fazla önemsenmesinin bir sonucu olarak, gelecekte bu sayının ve KOBİ’lerin önündeki diğer engellerin daha da azalacağı tahmin edilmektedir. Yine, vergi kanunları çerçevesinde KOBİ’lerden alınan vergiler de bir diğer sorundur. Vergilerin düzeyi genel olarak yüksek bulunmakta, ayrıca bölgeler arasında vergi oranları açısından farklılıkların bulunmaması eleştirilmektedir. Diğer yandan, KOBİ’ler genelde emek–yoğun çalışan işletmeler olduklarından, burada çalışan kişilerin ücretleri üzerinden alınan vergiler ve primlerin de bu işletmelerin vergi yükünü oldukça artırdığı düşünülmektedir351. Türkiye’de, yeni yatırımları ve istihdamı artırma, dış ticareti ve teknolojiyi geliştirme gibi amaçlarla özellikle “planlı kalkınma” sürecinde giderek artan bir oranda birçok kamu kurumuna ve bakanlığa küçük girişimciliğin teşviki ve korunması ile ilgili görevler verilmiş, ilgili kanunlarda bu hususlar düzenlenmiştir. Özellikle 2003 yılında “Avrupa Küçük İşletmeler Şartı” (European Charter for Small Enterprises)’nı imzalayan Türkiye352, KOBİ’lerin daha iyi işleyebilmesini sağlamak amacıyla, bu tarihten itibaren bazı yasaları yeniden gözden geçirmiş ve yeni yasalar çıkarmıştır. Örne- 351 352 Küçük, a.g.e., s. 211–212. Diğer yandan, yakın zamanlarda, bu açılardan da yeni düzenlemelere gidildiği, bazı bölgelerde yatırımların teşvik edilerek vergi istisnası ve muafiyetlerinin getirildiği ve böylece vergiler açısından bölgelerarası farklılaşmanın sağlandığı, bu bölgelerde çalışanların vergi ve prim oranlarının düşük tutulduğu, yeni istihdam edilen kişi başına istihdam kredisi teşviği verildiği vb. uygulamaların giderek arttığı gözlenmektedir. Türkiye 2003 yılında “Avrupa Küçük İşletmeler Şartı” (European Charter for Small Enterprises)’nı imzalamış, ardından bu Şart doğrultusunda KOBİ’lere desteklemek ve geliştirmek üzere bir “KOBİ Stratejisi ve Eylem Planı” hazırlanmıştır. Türkiye’de KOBİ’leri know–how, teknoloji düzeyi ve finansman olanaklarına sahip olma itibariyle yetersiz bulan Plan, AB KOBİ politikalarıyla da uyumlu olacak biçimde yeni politikalar benimsenmesini öngörmüştür. Türkiye’nin izlediği yeni KOBİ politikalarının amacı, KOBİ’leri sermaye bakımından güçlendirmek, KOBİ’lere yönelik kredi olanaklarını artırmak, KOBİ’lerin katma değer, rekabet gücü ve teknoloji kullanımlarını yükseltmek, onları uluslararası piyasalara açık hale getirmek, kendi markalarını yaratmalarına yardımcı olmak ve onların yan sanayi haline getirebilmektir. Bu amaçları gerçekleştirebilmek amacıyla KOSGEB yeniden yapılandırılmıştır. Bkz.: OECD, SME and Entrepreneurship Outlook 2005, a.g.e., s. 346–347. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 263 ğin, Haziran 2003’te, Türk Ticaret Yasası, Vergi Yasası, Damga Vergisi Yasası, İş Yasası ve Sosyal Güvenlik Yasası tadil edilmiştir. Yine 2003 yılında yürürlüğe giren Doğrudan Yabancı Yatırımlar Yasası da, Türkiye’deki yatırım ortamı için önemli bir yasadır. Ekonomiyi bilgi tabanlı hale getirmek üzere de Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Yasası kabul edilmiştir. Yasal düzenlemelerdeki gelişmeler aşağıda da sıralandığı gibi günümüze kadar devam etmiştir. Yasaların amacı bürokrasiyi azaltmak, ilgili mevzuatı basitleştirmek, enformasyon ve iletişim teknolojisinin kullanımını artırmak ve finansman olanaklarına ulaşımı kolaylaştırmaktır353. Türkiye’de hükümetler, KOBİ’leri desteklemek amacıyla Maliye Bakanlığı aracılığıyla zaman zaman çeşitli vergisel teşvikler ve muafiyetler sağlamıştır. Bu teşvik ve muafiyetlere ilişkin düzenlemeler aşağıdaki yasalarla gerçekleştirilmişti354: • 193 Sayılı Gelir Vergisi Yasası, • 5422 Sayılı Kurumlar Vergisi Yasası, • 3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Yasası, • 4691 Sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Yasası, • 4737 Sayılı Endüstri Bölgeleri Yasası, • 3218 Sayılı Serbest Bölgeler Yasası, • 4325 Sayılı Kalkınmada Öncelikli Yörelerde İstihdam ve Yatırımların Teşviki Yasası, • 4562 Sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Yasası, • 488 Sayılı Damga Vergisi Yasası, • 492 Sayılı Harçlar Yasası, • 5084 Sayılı Yatırımların ve İstihdamın Teşviki Yasası. Öte yandan, AB’ye üyelik sürecinde olan Türkiye, üyelik gerçekleşmeden önce bu alanda AB mevzuatına gerekli uyumu sağlayabilmek ve aynı zamanda küresel ekonomilerin rekabet gücü düzeyle- 353 354 OECD, SME and Entrepreneurship Outlook 2005, a.g.e., s. 348. Bu kanunlarda ne gibi teşvik ve muafiyetlerin yer aldığına dair daha geniş bir bilgi için bkz.: DPT, KOBİ Özel İhtisas Komisyonu Raporu, a.g.e., s. 17–21. 264 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER rini yakalayabilmek amacıyla yasalarında yeni düzenlemelere yer vermek durumunda kalacaktır. AB ile müzakere sürecinde ele alınan 35 başlıktan bir tanesi (20.fasıl) “İşletme ve Sanayi Politikası” adını taşımaktadır. KOBİ’lere ilişkin düzenlemeler, bu başlık altında ele alınmaktadır355. Müzakere sürecinin bu başlığa ilişkin “Tanıtıcı Tarama Toplantıları” ile “Ayrıntılı Tarama Toplantıları” tamamlanmış olup, müzakerelerin başlaması için AB’den haber beklenmektedir356. Öte yandan, hem dünyada hem de Türkiye’de, özellikle küreselleşme ile birlikte girişimciliğin ve KOBİ’lerin devlet tarafından desteklenmesinin bilinen birçok gerekçesi vardır. Üzerinde fazla durulmayan bu gerekçelerinden birisi de, neo–liberal politikalar doğrultusunda kamu kesimimin ekonomideki payının azaltılması talebidir. Bu şekilde ortaya çıkan boşluğun doldurulması, ancak daha küçük işletmelerin özel sektör eliyle işletilmesiyle mümkün olabilecektir. Bu da bize KOBİ’leri işaret etmektedir. B. KOBİ’leri Destekleyen Kurum ve Kuruluşlar Bütün gelişmiş ülkelerde, KOBİ’lerin ekonomiye daha fazla katkıda bulunabilmeleri için, onlara yönelik bazı politika ve teşvikler uygulamaya konulmaktadır. Genelde, teşvik denildiğinde finansal destek akla gelmektedir. Ancak, bu kavram daha geniş bir anlama sahiptir. Bunların başında, KOBİ’lerin piyasalardaki gelişmelerden zamanında haberdar edilmesinin sağlanması, finansman, eğitim, nitelikli eleman ve danışmanlık hizmetleri gibi alanlarda desteklenmesi vb. gelmektedir. Bunları gelişmiş ülkeler zamanında ve yeterli düzeyde yerine ge- 355 356 AB’nin 5. genişleme döneminde, aday ülkelerle yürütülen müzakere konuları 31 başlıktan oluşmaktaydı ve “Sanayi Politikası” başlığı yanında ayrıca “KOBİ” başlığı da yer almaktaydı. Ancak, günümüzün AB adayı ülkeleri olan Türkiye, Hırvatistan ve Makedonya için başlık sayısı 35’e çıkartılmış, “Sanayi Politikası” ve “KOBİ” başlıkları da birleştirilerek “İşletme ve Sanayi Politikası” olarak tek bir başlık altında ele alınmaya başlanmıştır. Bkz.: İKV, “Avrupa Birliği Müktesebatı”, (Çevrimiçi): http://www.ikv. org.tr/abmuktesebati.php, 10.11.2007. Ne yazık ki, AB müzakerelere başlamak için 2 adet kapanış kriteri belirlemiştir. Bunlardan bir tanesi, politik bir kriter olup, Türkiye’nin liman ve havalimanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmasını öngören Ek Protokol’ün uygulanma, bir diğerisi ise, “AB Üyeliğine Doğru Türkiye Sanayi Politikası” raporunun güncellenmesidir. Müzakere süreci için bkz.: ABGS, “20. Fasıl: İşletmeler ve Sanayi Politikası”, (Çevrimiçi): http://www.abgs.gov.tr/index.php?p=85&l=1, 10.11.2007. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 265 tirmiş ve son derece olumlu katkısını görmüşken, ülkemizde teşviklerin ve KOBİ politikalarının yetersiz olduğu, zamanında uygulamaya konulamadığı bu ve desteklere ulaşabilen KOBİ sayısının sınırlı kaldığı gözlenmektedir357. Türkiye’de uygulanan teşviklerin türlerine bakıldığında, bunları üç gurup altında toplamak mümkündür: 1. Yatırım Teşvik Araçları: Yatırım indirimi, gelir ve kurumlar vergisi muafiyeti, KDV muafiyeti, ihracata vergi iadesi, ihracat kredi sigortası. 2. Mali Teşvik Araçları: Orta ve uzun vadeli krediler, düşük faizli krediler, faiz ve vergi iadeleri, makine–teçhizat yatırımlarına KDV istisnaları, gümrük ve fon istisnası. 3. Dolaylı Teşvik Araçları: Ar–Ge harcamalarının desteklenmesi, işgücü eğitim programları, pazarlama destekleri, danışmanlık destekleri358. Bunların dışında daha farklı teşvik türleri de sözkonusudur. KOBİ’lerin de küreselleşen dünyada rekabet ortamı ile karşıkarşıya oldukları ve bu ölçekteki işletmelerin rekabetin koşullarını yalnız başlarına yerine getirmelerinin mümkün olmadığı bilinmektedir. Bu nedenle, uzunca bir zamandır birçok ülkede hem kamu, hem de sivil kesim tarafından KOBİ’lere yönelik çok sayıda desteğin geliştirildiği ve uygulanmaya çalışıldığı gözlenmektedir. KOBİ’lerin ekonomik ve sosyal fonksiyonlarının farkında olan tüm kurum ve kuruluşların bu işletmelere destek niteliğinde faaliyetleri (yerel yönetimlerin bu işletmelere ve sanayi sitelerine götürdüğü birçok hizmet gibi) olmakla birlikte, bilhassa KOBİ’lerin geliştirilmesini ve desteklenmesini hedefleyen bazı özel kuruluşlar mevcuttur ve bunlar zaman zaman faaliyetlerini yoğunlaştırmaktadır. Bu kurum ve kuruluşlar, genel olarak 5 ana grupta toplanmaktadır359 : 357 358 359 Mehmet Gök, İşgücü Piyasası ve KOBİ’ler, Ankara: Roma Yay., 2004, s. 179. DPT, Sanayi Politikaları Özel İhtisas Komisyonu Raporu, a.g.e., s. 106. Akgemci, a.g.e., s. 39. 266 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 1. Kamu Kurum ve Kuruluşları360 • KOSGEB (Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı) 361 , • Türkiye Halk Bankası362 , • EXİMBANK363 , • Sınai Yatırım ve Kredi Bankası, • Türkiye Vakıflar Bankası, • KOBİ A.Ş., • Kredi Garanti Fonu, • Sanayi ve Ticaret Bakanlığı (Küçük Sanayi ve El Sanatları Genel Müdürlüğü; Küçük Sanayi, Sanayi Bölge ve Siteleri Genel Müdürlüğü), • Milli Eğitim Bakanlığı ve YÖK, • GAP Bölgesi Girişim Destekleme ve Yönlendirme Merkezi, • Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü, • MPM (Milli Prodüktivite Merkezi), • Hazine Müsteşarlığı, • Dış Ticaret Müsteşarlığı, 360 361 362 363 İşletmelere yönelik hizmet üreten kurum ve kuruluşların şematik bir listesi için bkz.: KOSGEB, KOBİ Rehberi, Ankara: KOSGEB Yay., 2002, s. XII. OKOSGEB; küçük ve orta ölçekli sanayi işletmelerinin teknolojik yeniliklere süratle uyumlarını sağlamak, rekabet güçlerini yükseltmek ve ekonomiye katkılarını ve etkinliklerini artırmak amacıyla Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’na bağlı olarak 3624 sayılı Kanunla 20 Nisan 1990 tarihinde kurulmuştur. KOBİ’lerin kredi ihtiyacının karşılanmasında ihtisas bankasıdır ve bunların büyük işletmeler haline gelebilmeleri için danışmanlık verme, proje ve teknik bilgi ile destekleme görevi vardır. Ancak verdiği kredilerin miktar olarak yetersizliği, kredi kullanabilmek için aranan şartların ağırlığı ve yüksek faiz oranı sık sık eleştirilmiş, bu bankanın KOBİ’lerin finansman gereksinimlerini karşılamaktan uzak olduğu vurgulanmıştır. Bkz.: Küçük, a.g.e., s. 217–218. & Uludağ, Serin, a.g.e., s. 35. Bankanın kullandırdığı kredi türleri için ayrıca bkz. s. 37, 139. İhracata yönelik KOBİ’leri özel olarak desteklemekte olup, muhtelif kredi ve hizmet destekleri sağlamaktadır. Özellikle sevk öncesi ihracat kredisi ile düşük faizli kredi temin etmektedir. Bkz.: Küçük, a.g.e., s. 220. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 267 • DPT (Devlet Planlama Teşkilatı), • TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu), • İŞKUR (Türkiye İş Kurumu). 2. Mesleki Kuruluşları • Ticaret ve Sanayi Odaları, TOBB, • Esnaf Kefalet Kooperatifleri, • Küçük Sanayi Kooperatifleri. 3. Özel Kuruluşlar • TOSYÖV (Türkiye Orta Ölçekli İşletmeler, Serbest Meslek Mensupları ve Yöneticileri Vakfı), • MEKSA (Mesleki Eğitim ve Küçük Sanayi Destekleme Vakfı), • Türk Pazarlama Vakfı, • Teşebbüsü Destekleme Ajansı. 4. Teknik Yardım ve Danışmanlık Hizmetleri Veren Diğer Kurum ve Kuruluşlar • Üniversiteler, (Fakülteler, Yüksek Teknoloji Enstitüleri, Meslek Yüksek Okulları), • TESK (Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu), • İGEME (İhracatı Geliştirme Merkezi), • TSE (Türk Standartları Enstitüsü), • İKV (İktisadi Kalkınma Vakfı), • İlgili Meslek Kuruluşları (İTKİB, TİM vd.), • İşçi ve İşveren Kuruluşları364. 364 Bu kuruluşların ne tür katkıda bulunduklarına dair ayrıntılı faaliyet ve projeler için bkz.: DPT, KOBİ Stratejisi ve Eylem Planı, a.g.e., Giriş Bölümü. 268 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 5. Yurtdışı Destekli / Örgütlü Diğer Kurum ve Kuruluşlar • Dünya Bankası, • Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Örgütü (UNIDO) Ankara Bürosu, • Avrupa Yatırım Bankası (EIB), • Avrupa Birliği Genel Sekreterliği, • Avrupa Küçük İşletmeler Konseyi, • Hollanda Yönetim İşbirliği Programı, • Balkan Ülkeleri Ticareti Geliştirme Bölge Merkezi. C. Gerçekleştirilen Destek ve Teşvikler Ülkemizde KOBİ’lere ilişkin bilinç düzeyi zaman içinde giderek yükselmiş ve bu işletmelerin ülke ekonomisi ve sosyal yapısı için sahip olduğu önemin farkına varılmıştır. Çok yakın zamanlara kadar dar bir kapsamda desteklenen bu kuruluşlar, istenilen ve olması gereken düzeyde olmasa da, artık merkezi ve yerel olmak üzere kamu aygıtının, ihtisas kuruluşlarının, meslek kuruluşlarının, bölgesel kalkınma kuruluşlarının, üniversitelerin ve sivil toplum kuruluşlarının gündemine oturmuş bulunmaktadır365. Yukarıda adı geçen kuruluşların KOBİ’lere yönelik çok sayıda teşvik ve desteğe sahip olduğu bilinmektedir. Bunların tümünü burada sıralamak, bu çalışmanın amaçları arasında değildir. Burada yalnızca 3 kamu kurum ve kuruluşu tarafından KOBİ’lere verilen destek ve teşviklere dair bazı bilgilere yer verilecektir. Bu kuruluşlar; KOSGEB, Dış Ticaret Müsteşarlığı ve Halkbank’tır. KOBİ’lerin desteklenmesi, ulus devletler için bir ekonomik görev haline gelmiştir. Ekonomik gelişmenin motoru olarak kabul edilen küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin karşılaştıkları sorunları tek başlarına çözmekte zorlanmaları nedeniyle, devlet ya doğrudan kendi kuruluşları eliyle ya da bu işletmelerin örgütlenmelerine yardımcı 365 DPT, KOBİ Özel İhtisas Komisyonu Raporu, a.g.e., s. 70. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 269 olmak suretiyle, ekonomilerine canlılık sağlamaya çalışmaktadır. Ülkemizde de bu doğrultuda destek ve teşvikler giderek hem sayı hem de içerik olarak gelişmektedir. Ülkemizde KOBİ’lere yönelik olarak faaliyet gösteren çok sayıda kurum vardır. Yakın zamanlara kadar, bu kurumlar arasında dağınıklık ve yetki karmaşası yaşanmıştır. Özellikle AB’ye uyum süreci ile birlikte daha fazla önem kazanan KOBİ’lere yönelik olarak ortaya konan düzenlemelerle dağınıklığın önüne geçilmek istenmiş ve KOBİ’lerle ilgili hususlarda koordinasyonu sağlayacak sorumlu kuruluş olarak KOSGEB belirlenmiştir. Böylece, KOBİ’lere yönelik çalışmaların tek bir merkezden yürütülmesi sağlanmaya çalışılmıştır366. Yukarıda belirtildiği üzere, KOBİ’lere yönelik hizmet kuruluşları ve bunların faaliyetleri çeşitlilik arz etmektedir. Bu tür işletmelerin yapısal sorunlarını çözmelerine katkı sağlamak, girişimciliği özendirmek, bilgilendirmek ve eğitim hizmetleri başta olmak üzere geniş bir yelpazede sunulan hizmet, destek ve teşvikler, söz konusu kuruluşların faaliyetleri arasında önemli bir yer tutmaktadır. Bir ihtisas kuruluşu olarak KOSGEB ve KOBİ A.Ş.’nin tüm çalışmaları bu alandadır. DPT, Hazine Müsteşarlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı, Halkbank, Eximbank, MPM, Bakanlıklar gibi kuruluşlar, kendi alanlarına girdiği ölçüde, yasal ve idari görevleri gereği KOBİ’lere yönelik çalışmalar yapmaktadırlar. 2004 KOBİ Strateji ve Acil Eylem Planı’yla, hemen tüm kuruluşlara KOBİ’lere götürülecek hizmetlerde bir görev verilmiş, daha somut adımlar atılması amaçlanmıştır. Kamunun mali destekleri, çoğunlukla DPT, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlıkları, KOSGEB ve kamu bankaları tarafından planlanmakta, hizmetin gerçekleştirilmesi (etkinlik amacıyla) yerel birimlere bırakılmaktadır. Ülkemiz açısından önemli bir sorun, KOBİ’lere sağlanan teşvikler ve desteklerin, bu yöndeki çabalara rağmen halen tek merkezden 366 Gök, a.g.e., s. 3. 270 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER yürütülememesidir. Bu yüzden, koordinasyon ve değerlendirme açısından eksiklikler görülmektedir. Desteklerin bir kısmı münferit işletmelere uygulanırken (krediler, hibeler gibi), bir kısmı da tüm KOBİ’lerin yararlanmasına açık, sektörü bir bütün olarak teşvik etme / destekleme fonksiyonu taşımaktadır. Yatırım indirimi gibi bazı teşvikler de zaman içinde tüm işletmelere teşmil edilmiştir. Tüm bunlar, merkezi ve mahalli birimlerin etkinliğine bağlıdır. Kuşkusuz sanayileşme, sektörel ve bölgesel kalkınma stratejilerine ilişkin politik kararlar, destek ve teşviklerin türleri bakımından önemlidir. Ancak, bu destek ve teşviklerin uygulamada başarılı olması, hizmet veren kuruluşların yeterliliği kadar, hizmet götürülmesi hedeflenen grupların taleplerine ve altyapılarına da bağlıdır. Bu açıdan sektörler ve bölgeler arasında önemli farklılıklar mevcuttur ve hizmet talebini dahi etkileyen bu farkların azaltılması destek programlarının amaçları arasında bulunmalıdır. Mevcut haliyle uluslararası rekabette kendi ayakları üzerinde durmayı başarabilen KOBİ’lerin pozisyonlarını koruyabilmeleri için desteklenmeleri de, en az yeni girişimlerin özendirilmesi kadar önem taşımaktadır. Uygulamaya bakıldığında, teşviklerden yararlanma bakımından işletme büyüklüğünün önemli olduğu görülmektedir. Mikro ve küçük işletmelerin başvuruya bağlı destek ve teşviklerden yararlanma ihtimal ve oranının düşüklüğü dikkate alınarak, teşvik türlerinin yeniden ele alınması gereği vardır. Özellikle kayıtdışılığın önlenmesi amacına da hizmet edecek şekilde, küçük işletmelerin desteklenmesine yönelik programlar geliştirilmelidir. Destekler, bölgeler arasındaki kalkınmışlık farklarını azaltacak uygulamalar yanında, makro ekonomik hedeflerin gerçekleşmesine katkısı yüksek olacak sektörlere verilmeli; KOBİ’lerin uluslararası rekabet gücünün artırılmasının bu açıdan özel bir önem taşıdığı hatırlanmalıdır. 58. ve 59. hükümetler, Türkiye’de makro ekonominin düzeltilmesinde çok önemli bir rol oynamıştır. 2003–2007 yılları arasında, Türkiye birçok gösterge bakımından önemli bir istikrar ortamı yakalaKÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 271 mıştır. Enflasyon düşmüş, döviz neredeyse sabit hale gelmiş, ihracat artmış ve çok sayıda başka olumlu gelişmeler yaşanmıştır. Bu istikrar ortamında, hükümet, KOBİ’lere yönelik olarak da çok ciddi faaliyetler gerçekleştirmiştir. Bu faaliyetlere örnek verilecek olursa; • “2002 yılında 154 milyon YTL olan Halk Bankası esnaf ve sanatkar kredileri 2007 Ağustos itibariyle 2,6 milyar YTL’ye çıkmış, (17 kat) • 2002 yılında 347 milyon YTL olan KOBİ kredileri Ağustos 2007’de 5,7 milyar YTL’ye çıkmış, (16,5 kat) • 2002 yılında 63 bin işletme bu imkânlardan yararlanmışken 2007 yılında bu sayı 600 bin işletmeye ulaşmış, (yaklaşık 10 kat) • Ziraat Bankası KOBİ kredileri 2002 yılında 22 milyon YTL iken, Ağustos 2007’de 1,8 milyar YTL’ye çıkmış, (80 kat) • Esnaf ve sanatkârlara kullandırılan faiz oranları % 47’den % 13’e indirilmiştir367. ” 60. Hükümet, yeni dönemde de KOBİ’lere yönelik faaliyetlerini sürdürmeye devam edeceğini, TBMM’nin güvenoyunu aldığı Hükümet Programında çok açık şekilde belirtmiştir. Bu amaca yönelik en önemli politika, “kümelenme” yaklaşımı olacaktır. Bu açıdan çok önemli bir rol üstlenecek olan Organize Sanayi Bölgeleri, benzer işleri yapan müşterek yatırımların kümelendikleri ve teşvik/desteklerden faydalandıkları bölgeler olacaklardır368. Kümelenme ile elde edilmesi amaçlanan yarar, yoğun rekabet ortamında avantaj sağlamak amacıyla aynı sektörde faaliyet gösteren KOBİ’lerin belirli bir bölgede toplanması ve bu yolla maliyetleri düşürerek rekabet güçlerini artırmaktır. Kümelenmeye örnek olarak Gaziantep’teki halı sektörü ve Konya’daki otomotiv yan sanayi örnek olarak verilebilir. Yukarıda da ifade edildiği gibi, aşağıdaki sayfalarda, KOBİ’lere çeşitli hizmet ve desteklerde bulunan üç farklı kurum ele alınacaktır. 367 368 KOBILINE, “Ak Parti’nin İkinci Döneminde KOBİ’ler”, a.g.e., s. 1. A.e., s. 2. 272 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 1. KOSGEB’in Destek ve Teşvikleri KOBİ’lere yönelik faaliyet gösteren bu kuruluşlar içerisinde en önemlisi 20 Nisan 1990 tarihinde 3624 sayılı Kanun (Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı’nın Kurulması Hakkında Kanun) ile kuruluşu gerçekleşen KOSGEB’dir. KOSGEB, “Küçük İşletmelere Yönelik Avrupa Şartı” (2002) kapsamında KOBİ’lere destek veren ana kuruluştur. KOBİ’lere verilmesi gereken destekleri ya bizzat veren yahut koordine eden kurumdur369. Günümüzde, bu desteklerden yararlandırılmak üzere KOSGEB’in veri tabanında 70,000’e yakın işletme kayıtlı bulunmaktadır ve bunların sayısı hızla artmaktadır370. Bugün 25 Teknoloji Geliştirme Merkezi (TEKMER), 25 İşletme Geliştirme Merkezi (İŞGEM), 10 Laboratuar ve bir kısmı sürekli eğitim merkezleri ve merkez örgütüyle KOSGEB önemli bir görev üstlenmektedir. KOSGEB’in üstlenmiş olduğu temel hizmetler371 a) bilgilendirme, e–ticaret hizmetleri, b) teknolojik araştırma, geliştirme ve destekleme hizmetleri, c) finansman destek hizmetleri, d) girişimciliği geliştirme hizmetleri, e) pazar araştırma ve ihracatı geliştirme hizmetleri, f) bölgesel kalkınmaya destek olarak özetlenebilir. Destekçi kuruluşların başında gelen KOSGEB’in KOBİ’lere sağladığı desteklere yönelik olarak kısaca bilgi verilecek olursa; KOSGEB, Destek Yönetmeliği çerçevesinde, çalışmalarını daha çok işletme geliştirme ve ürün kalite geliştirme alanında eğitim ve danışmanlık hizmetlerinde 369 370 371 OECD Raporu, Türkiye’deki Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler: Mevcut Durum ve Politikalar, (KOSGEB Raporu), Haziran 2004, (Çevrimiçi): http://www.oecd. org/dataoecd/37/37/33705673.pdf, s. 68. KOSGEB ile ilgili daha geniş bilgi için bkz.: Özdemir, Ersöz ve Sarıoğlu, a.g.e., s. 190–193. (Çevrimiçi): http://www.kosgeb.gov.tr/Destekler, 19.02.2006. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 273 yoğunlaştırmış görünmektedir372. Yeni dönemde KOSGEB, 8 olan KOBİ destek sayısını 38’e çıkarmıştır (22 başlık altında). KOSGEB, aynı zamanda özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler için devletin kendisine tahsis ettiği fonları, AB’nin KOBİ’lere yönelik hibe, destek, kredi ve teşviklerini gereksinim içinde olan KOBİ’lere kullandırmakta ve KOBİ’lerin finansman sorunları için bazı kurum ve kuruluşlarla işbirliğine de gitmektedir373. KOSGEB, 2003’te başlattığı yeniden yapılanma çalışmaları sonrasında özellikle Saha Tarama Çalışmalarına önem vermeye başlamıştır. Günümüz itibariyle 70,000 civarında işletmenin verileri toplanmış ve değerlendirilmiştir. Saha araştırması sonrasında bu işletmelere KOSGEB tarafından hizmet verilmeye başlanmıştır. İşletmeleri niteliklerine göre gruplandıran KOSGEB, ortalamanın altındaki işletmeleri D grubunda, ortalamanın üzerine çıkabilenleri ise C, B, A grubu olarak sınıflandırmıştır. A grubunda olanlar, en güçlü ve rekabet gücü yüksek olan işletmelerdir. Bu sınıflandırmaya göre, en büyük grup % 42 ile D gurubunda yer almaktadır. A grubunda yer alan ve ülke ekonomisi için önemli olan işletmelerin oranı düşüktür (% 4,5). Sektörün önemli problemlerinden biri olan pazarlama konusunda sağlanan desteklere biraz daha fazla rağbet olduğu söylenebilir. Yurtiçi ve yurtdışı fuarlara katılma, tanıtım ve markaya yönlendirme, kalite güvence sistemleri, genel test, analiz ve kalibrasyon ve CE işaretlemesine ilişkin test ve analiz, ihracat amaçlı yurtdışı iş gezileri, e–ticaret vb. konularında giderek artan sayılarda KOBİ, KOSGEB desteklerinden yararlanmaktadır. Hizmetlerin bir kısmının internet ortamında verilmeye başlanmasıyla, özellikle bilgilendirme, pazar araştırması gibi desteklerden yararlananların ölçülmesinde zorluklar yaşansa da, desteklerin daha büyük sayıda işletmeye ulaştığı söylenebilir. 372 373 KOSGEB, 2004 Yılı Faaliyet Raporu, (Çevrimiçi): http://www.kosgeb.gov. tr/Ekler/ Dosyalar/Duyuru/589/2004_FAALIYET_RAP_SON.doc, 17.07.2006, s. 33–38. & KOSGEB, 2005 Yılı Faaliyet Raporu, (Çevrimiçi): http://www.kosgeb.gov. tr/Ekler/Dosyalar/Duyuru/591/2005% 20FAA% 20RAP% 20son1.doc, 17.07.2006, s. 100–102 Bayülken, a.g.e. 274 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Bununla birlikte, gerçekleşen destek miktarının, sayıları milyonu aşan bir hedef kitlenin birikmiş sorunlarına cevap vermekten çok uzak olduğu izaha gerek bırakmayacak kadar açıktır. KOSGEB’in destekleri günümüz itibariyle yalnızca imalat sanayii işletmeleri ile sınırlıdır ve AB ortalaması ile karşılaştırıldığında bu hizmet ve desteklerin son derece yetersiz olduğu görülmektedir374. 374 DPT, KOBİ Özel İhtisas Komisyonu Raporu, a.g.e., s. 22. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 275 276 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Kaynak: KOSGEB, (Çevrimiçi): http://kosgeb.gov.tr/dosyalar/istatistik/2003–2007% 20DESTEKLER.xls, 25.04.2009. * Bir işletme birden fazla KOSGEB desteklerinden faydalanabildiği için genel toplamda yer alan rakam, toplam işletme sa yısını değil toplam destek sayısını ifade etmektedir. Tablo 38: KOSGEB Desteklerinin Yıllara ve Faaliyet Alanlarına Göre Dağılımı, YTL 2. DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI’nın Destek ve Teşvikleri Dış Ticaret Müsteşarlığı da, genel olarak pazarlama ve Ar–Ge desteği ağırlıklı teşvikler çoğunlukta olmak üzere, ihracatı ve KOBİ’lerin ihracat içindeki payını artırmak amacıyla, destek ve teşvikler uygulamaktadır. Tablo 39: KOBİ Teşvik Belgelerinin Yıllar İtibariyle Dağılımı (Milyon TL) KOBİ Sayısı Yatırım Kredisi İşletme Kredisi Toplam Kredi Sabit Yatırım İstihdam Sayısı 1997 1.550 16.358.069 3.279.410 19.637.479 37.375.880 14.794 1998 1.171 15.577.254 3.856.490 19.433.744 33.188.559 12.117 1999 1.695 25.637.264 16.763.835 42.401.099 57.977.603 9.222 2000 1.229 21.685.208 15.072.760 36.757.968 49.093.412 5.587 2001 246 4.558.010 3.521.605 8.079.615 15.325.571 674 2002 390 20.272.183 7.933.131 28.205.314 66.321.336 1.498 2003 458 35.501.847 11.051.223 46.553.070 108.416.461 2.047 2004 416 50.568.289 10.338.093 60.906.382 109.513.028 2.960 2005 218 33.171.301 4.444.930 37.666.231 67.019.307 2.315 2006 136 24.691.915 1.488.510 26.180.425 49.599.667 1.346 2007* 674 628.018.600 628.018.600 – – 13.050 TOPLAM 7.373 876.039.940 705.768.587 325.821.327 593.830.824 64.444 Yıl Kaynak: KOSGEB, (Çevrimiçi): http://www.kosgeb.gov.tr/Ekler/Dosyalar /BilgiBankasi/13/Teşvik–IST–05.xls, 25.07.2006. & Hazine Müsteşarlığı (Çevrimiçi): http://www.hazine.gov.tr/stat/kobitesvik_ist.htm, 22.10.2007. * Ocak–Eylül 2007. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 277 Teşviklere bakıldığında, bölgeler arasında dengesizlikler bulunduğu, işletmelerin coğrafi dağılımı ile orantılı olmayan bir paylaştırmanın olduğu görülmektedir. Özellikle bölgesel kalkınma tercihleriyle uyumlu olmayan bir gerçekleşmenin ortaya çıktığı görülmektedir. Tablo 40: 2007 Yılında KOBİ Yatırım Teşvik Belgelerine Öngörülen Yatırım ve İşletme Kredilerinin Bölgesel Dağılımı (Ocak–Eylül) (YTL) Belge Sayısı Toplam Yatırım Sabit Yatırım İşletme Kredisi Marmara Bölgesi 189 180.359.175 180.359.175 – – 2.631 İç Anadolu Bölgesi 101 87.691.272 87.691.272 – – 1.943 Ege Bölgesi 93 86.353.223 86.353.223 – – 2.235 Akdeniz Bölgesi 66 57.623.375 57.623.375 – – 1.309 Karadeniz Bölgesi 37 53.004.711 53.004.711 – – 809 Doğu Anadolu Bölgesi 14 7.740.953 7.740.953 – – 207 Güneydoğu Anadolu Bölgesi 25 22.639.037 22.639.037 – – 442 674 628.018.600 628.018.600 – – 13.050 TOPLAM Toplam İstihdam Kredi Kaynak: Hazine Müsteşarlığı, (Çevrimiçi): http://www.hazine.gov.tr/stat/ kobiler/KOBI–2007.xls, 25.10.2007. 278 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 8.167 919 136 218 416 458 390 246 1.229 1.171 TOPLAM 1.550 1.695 552 – 6 29 73 150 158 136 – – – Hammadde Temini – 125 14 5 9 37 23 27 8 2 – – Ürün çeşitleme – 41 3 1 1 – 5 1 – 30 – – Entegrasyon – 445 8 3 6 16 19 38 3 62 74 126 Modernizasyon 90 906 4 – 0 3 2 5 – 459 35 11 387 429 5 4 8 15 22 22 11 86 Darboğaz Giderme 59 82 Kalite Düzeltme 115 216 16 3 7 32 21 18 11 37 17 26 Yenileme 28 146 34 15 21 22 31 13 3 6 – – Tamamlama 1 3.956 328 46 61 122 124 76 45 379 786 1.217 Tevsi 772 1.612 507 53 76 96 61 32 29 168 88 Komple Yeni Yatırım 302 200 1997 Yıl 1998 1999 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 2007 TOPLAM Tablo 41: KOBİ Teşvik Belgelerinin Mahiyetlerine Göre Dağılımı Kaynak: KOSGEB, (Çevrimiçi): http://www.kosgeb.gov.tr/Ekler/Dosyalar/BilgiBankasi/13/Teşvik–IST–05.xls, 25.07.2006.& Hazine Müsteşarlığı, (Çevrimiçi): http://www.hazine.gov.tr/stat/kobiler/KOBI–2006.xls, 23.03.2007.& Hazine Müsteşarlığı, (Çevrimiçi): http://www.hazine.gov.tr/irj/go/km/docs/documents/ Treasury%20Web/Statistics/Annual/VII-%20KOBI’ler/TUGM1.xls, 22.04.2009. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 279 3. HALKBANK’ın Destek ve Teşvikleri KOBİ’lerin ülkemizde giderek önem kazanmasının en önemli göstergesi, 60. Hükümetin Programı’dır. Programın ekonomi ile ilgili kısmı, büyük ölçüde KOBİ’lerin iyileştirilmesine ayrılmış bulunmaktadır. 2000’li yıllardan sonra hem siyasi ve ekonomik istikrar ortamının yakalanmış olması, hem de KOBİ’lere yönelik pozitif bakışaçısı, politikaları kağıt üzerinde uygulamasız bırakmamış, hem yukarıda hem de aşağıdaki tablolara bakıldığında, KOBİ’ler açısından büyük bir atılım içerisine girildiği anlaşılmıştır. KOBİ destekçisi bir diğer kuruluş Halkbank’tır. Kuruluşundan itibaren KOBİ’lere destek veren “esnaf bankası” niteliğindeki Halkbank, yerli ve yabancı finansman kaynaklarını KOBİ’lere kredi olarak kullandırmaktadır. Örneğin, 2005’te Avrupa Konseyi Kalkınma Bankası (AKKB) ve Avrupa Yatırım Bankası (AYB) kanalıyla sağladığı kredileri, AYB’nin kriterlerine uyan KOBİ’lere kullandırmıştır. Uzun vadeli projelere tesis, tevsi ve yenileme amaçlı olarak, 500 bin–25 milyon Euro arasında kredi imkânı tanımaktadır. Yine, KOSGEB’le imzaladığı protokol kapsamında, imalat sanayindeki ihracatçı KOBİ’lere 6 ay vadeli azami 100 bin dolar tutarında İhracatı Destekleme Kredisi kullandırmaktadır. Halkbank’ın 2005 yılında verdiği 6.219 milyar YTL toplam krediler içinde KOBİ’lerin payı 3.8 Milyar YTL ile en büyük dilimi oluşturmaktadır375. Organize Sanayi Bölgeleri’nin kuruluşuna kredi desteği sağlayan Halkbank, 68 küçük sanayi sitesi yapı kooperatifi ile 120 Organize Sanayi Bölgesi’ne Sanayi Bakanlığı kaynaklarından kredi kullandırmıştır. 2005 yılı sonu itibariyle Bankanın ucuz kredi kullandırdığı esnaf ve sanatkâr sayısı 230 bin’i bulmuştur. 375 HALKBANK, 2005 Yılı Faaliyet Raporu, (Çevrimiçi): http://www.halkbank.com. tr/pb/ resim/content/hb2005_faaliyet_raporu.pdf, 17.07.2006, s. 5. 280 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 1,785,461,684 879,528,863 Kurumsal Gayri Nakdi Krediler 1,955,489,660 1,013,031,228 522,231,262 Kurumsal Nakdi Ticari Krediler 1,004,590,311 1,465,384,331 1,212,263,251 686,714,372 Kooperatif Kredileri 608,028,482 572,754,386 399,995,596 İhtisas Kredileri 491,350,973 549,398,710 326,762,616 KOBİ Sanayi Kredileri 493,907,168 368,174,878 261,329,845 Fon Kredileri 985,258,141 917,573,588 588,092,461 KOBİ Ticari Kredileri Kredi Türleri 2003 2004 31 Ağustos 2005 Tablo 42: Halkbank Kredilerinin Türlerine Göre Dağılımı (Milyon TL) Kaynak: DPT, KOBİ Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Dokuzuncu Kalkınma Planı, Ankara: DPT Yay., 2007, (Çevrimiçi): http://plan9.dpt.gov.tr/ oik14_kobi/kobi.pdf, s. 27. Ancak Banka, geççiğimiz yıllarda yaşadığı zorluklar nedeniyle KOBİ’lere kredi bulma ve kullandırmada eski gücünden uzaktır ve özelleştirilmesi gündemdedir. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 281 D. KOBİ’lerin GZFT Analizi Aşağıda, Türkiye’deki KOBİ’lerin GZFT (SWOT) Analizi sonuçları yer almaktadır. Bu analiz, KOBİ’lerin sahip oldukları güçlü yanlarının yanı sıra zayıf yönlerine de dikkat çekmekte; benzer şekilde gelecekte KOBİ’lerin önünde ne gibi fırsatlar bulunduğuna işaret ederken, aynı zamanda karşı karşıya kalınacak tehditlere de vurgu yapmaktadır376 . Bu analiz ortaya koymaktadır ki, KOBİ’lerin güçlü yanları kadar, zayıf yönleri de önemli boyutlardadır. Ayrıca, şu an için fırsat olarak algılanan bazı hususlar, en kısa zaman içerisinde değerlendirilmediği takdirde tehdide dönüşebilme potansiyelini taşımaktadır. 1. KOBİ’lerin Güçlü Yanları Türkiye’de KOBİ’ler; • İşsizlik sorununun çözümünde önemli rol oynamaktadır, • Bölgesel kalkınmaya katkı sağlamaktadır, • Yenilik, atılım ve girişimcilik için önemli bir potansiyel taşımaktadır, • Ekonomik konjonktürdeki değişikliklere kolay uyum sağlayabilmektedir, • Hızlı ve değişime uyum sağlayabilecek esnek bir yapıya sahiptir, • Dinamik yapısıyla ülke ekonomisi için dinamizm kaynağıdır, • Başarma ve kazanmaya yönelmiş girişimcilere ev sahipliği yapmaktadır, • Girişimcilik zihniyeti gelişme trendine girmiş bulunmaktadır, • Girişimcilik kapasitelerinin yüksek olması nedeniyle, uluslararası rekabet koşullarına uyumda azimli ve isteklidir, • Yüksek öz sermaye oranı ile çalışması, KOBİ’leri finansal krizlere daha az duyarlı hale getirmektedir, 376 KOBİ’lerin GZFT Analizi konulu bu başlıkta şu kaynaktan yararlanılmıştır: DPT, KOBİ Özel İhtisas Komisyonu Raporu, a.g.e., s. 38–40. 282 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER • KOBİ’lerin sayısal açıdan fazlalığı, riskin dağılımı ve girişimciliğin gelişimi açısından olumludur, • KOBİ girişimcileri, üreticilik, dış piyasalara açılarak rekabet etme ve bunun için gereken enformasyona sahip olma konularında kendisine güvenmektedir, • Yatırım üretkenliği yüksektir. 2. KOBİ’lerin Zayıf Yönleri • Teknoloji kullanma, Ar–Ge ve yeni ürün / yenilikçilik konularında bilinç ve birikim eksikliği vardır, • Kredilerden yeterince yararlanılamamaktadır, • Teminat, garanti ve kefalet verme güçlüğü mevcuttur, • KOBİ finansman kaynakları yetersizdir, • Modern pazarlama tekniklerini kullanamamaktadır, • Kalite ve markalaşma eksikliği vardır, • KOBİ yönetici ve çalışanlarının eğitim seviyesi ve kalitesi istenilen düzeyde değildir, • İleri teknolojik yatırımlar için kaynak eksikliği bulunmaktadır, • Bilişim teknolojilerinin getirdiği imkânlardan yararlanma düzeyi düşüktür, • KOBİ’ler kurumsallaşamamaktadır, • KOBİ sahiplerinin yönetsel becerileri düşüktür, • Kayıt dışılık yaygındır, • Eski teknoloji kullanımı rekabet gücünü azaltmaktadır, • İletişim eksikliği vardır, • Proje hazırlama ve yönetim tecrübesi eksikliği bulunmaktadır, • Göreceli üstün olduğumuz sektörler belirlenmemiştir, • Uygun yatırım alanlarına sağlıklı yönlendirme yapılamamaktadır, • İşbirliği ve verimlilik düzeyleri düşüktür. 3. KOBİ’lerin Önündeki Fırsatlar • • • • KOBİ’lerin ekonomideki öneminin bilincine varılmıştır, Pek çok platformda KOBİ konusu tartışılmaktadır, AB vb. uluslararası fon kaynakları yeni fırsatlar sunmaktadır, AB pazarları KOBİ’lere yeni fırsatlar sunacaktır, KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 283 • Devlet, tüm kurumlarıyla KOBİ’lere sahip çıkmaktadır, • Fikri ve sınai mülkiyet hakları mevzuatı ve teknik alt yapısı oluşturulmuştur, • Türkiye’de çoğu sektörde eksikliği hissedilen strateji ve eylem planı yaklaşımı devlet tarafından benimsenmiştir, • Makro ekonomik göstergelerde iyileşme uzun vadede avantaj sağlamaktadır, • “KOBİ Stratejisi”nin hazırlanması ve “AB KOBİ Sözleşmesi”nin imzalanması uygulamada yetersizliklere rağmen önemli bir gelişmedir, 4. KOBİ’lere Yönelik Tehditler • Ekonomik belirsizlikler KOBİ’leri olumsuz etkilemektedir, • KOBİ’lere hizmet ve destek veren kurumlar arasındaki eşgüdüm eksiktir, • KOBİ’lere yönelik politika, strateji vb. dokümanların uygulaması yetersiz kalmaktadır, • SSK primi, vergi vb. yükümlülüklerde oranlar yüksektir, • İletişim, bilgilendirme ve güven sorunu bazı konularda yeterince aşılamamıştır. • Sektörel bazlı yurtdışı tanıtım yetersizdir, • AB rekabet ortamına yeterince hazırlanılamaması KOBİ’leri olumsuz etkileyecektir. 284 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ Yirminci yüzyılın son çeyreğinden itibaren tüm dünyada ekonomik, politik, sosyal ve kültürel yapılarda köklü değişim ve dönüşümler meydana gelmektedir. Bu değişim ve dönüşüm dalgası, Schumpeter’in 1930’larda yenikle ilgili olarak ön gördüğü yaratıcı yıkım gibi, pek çok eksi yapıyı, yerleşik kurumu ve ilişkileri yıkarken pek çoğunu da yeninden yapılanmaya zorlamaktadır. Bu süreçte yeni yapılar ve kurumlar ortaya çıkmaktadır. Bu değişim ve dönüşüm, tüm dünyada bölgelerin ve ülkelerin küresel ekonomik işbölümündeki rollerinin ve konumlarının yeniden tanımlanmasına neden olmaktadır. Bu, küresel yeni bir ekonomik düzenin kurulması anlamına gelmektedir. Dünya ekonomisinin giderek daha fazla bütünleşmesine neden olan bu süreç küreselleşme olarak isimlendirilmektedir. Küreselleşmenin tam olarak ne olduğu, hangi süreç ve mekanizmaları içerdiği yoğun olarak tartışılmaktadır. Bu nedenle üzerinde konsensüs oluşmuş bir tanımı henüz mevcut değildir. Ancak genellikle dünya ekonomisinin atan bir şekilde bütünleşmesi şeklinde oldukça genel bir tanım mevcuttur. Küreselleşmenin kökenlerinin modernizmin yükselişine kadar gittiği ve 1870–1930 ve 1945–1980 ve 1980 sonrası gibi liberal ve Keynezeyen politikaların uygulandığı farklı dönemlerde dalgalar halinde dünya ekonomisini derinden etkilediği konusunda fikir birliği mevcuttur. Küreselleşmenin ekononik, sosyal, politik ve kültürel boyutları mevcuttur. Ancak bunlardan en baskın ve belirleyici olanı ekonomik boyut veya ekonomik küreselleşmedir. Her bir küreselleşme dalgasını iletişim ve ulaşım teknolojilerindeki gelişmeler tetiklemektedir. Bu gelişmeler, iletişim ve ulaşım maliyetlerini önemli ölçüde düşürmekte ve küresel düzeyde mal, sermaye ve işgücü hareketliliğini arttırmaktadır. Nitekim 1980 yılından itibaren bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmelere ek olarak neo–liberal politikaların da uygulamaya konulmasıyla harekete geçen yeni küreselleşme dalgası, sermayenin ve üretimin tarihte görülememiş bir şekilde küreselleşmesine yol açmıştır. Rekabet küresel bir nitelik kazanırken, sermaye hareketliliği ileri düzeyde artmış, mal ve hizmet KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 285 üretimi küresel ölçeklete dikey olarak parçalanmış ve uluslararası ticaretin miktarı, içeriği ve yönü değişmiştir. Küreselleşme sürecinin itici gücü çokuluslu şirketlerdir. Doğrudan yabancı sermaye yatırımları büyük ölçüde gelişmiş ülkeler arasıda gerçekleşe de son dönemlerde çok sayıda gelişen ülke bunlardan pay almaktadır. Daha da önemlisi, son dönemlerde gelişen ülkelerin de kendi çokuluslu şirketlerini yaratmalarıdır. Birden çok ülkede üretim yapan çokuluslu şirketler, geleneksel olarak hammadde temin etmek veya pazarlara erişim sağlamak amacıyla farklı ülkelerde dikey ve yatay bütünleşmelere dayalı olarak üretim yapmaktadır. Ancak bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, çokuluslu şirketlere üretimlerini mekandan bağımsız hale getirme ve üretim süreçlerini küresel düzeyde dikey olarak parçalama imkanı vermektedir. Bu da küresel üretim ağlarının ve değer zincirinin gelişimine yol açmaktadır. Üretimin küreselleşmesi 1960’ların sonlarından itibaren özellikle tekstil, hazır giyim gibi katma değeri düşük ve emek yoğun üretimin ücretlerin düşük ve işgücünün vasıfsız olduğu gelişen ülkelere kaymasıyla başlamıştır. Ancak 1980’lerin başından itibaren imalat sektöründe üretimin kürselleşmesinin kapsamı genişlemiş ve ivmesi artmıştır. 2000’den sonra ise hizmet sektörü kürselleşmeye başlamıştır. Buna bağlı olarak çok sayıda vasıflı ve vasıfsız iş küresel düzeyde emeğin ucuz olduğu ülkelere kaymıştır. Bu süreçte Çin ve Hindistan, imalat ve hizmet sektöründe küresel üretimin yeni ve popüler hedef ülkeleri olarak ortaya çıkmaları oldukça önemlidir. Bazen küresel değer zincirinin veya küresel dış–tedarik sistemlerinin gelişimi olarak isimlendirilen üretimin küreselleşmesi, küresel üretim, dağtım ve pazarlama ağlarının gelişmesine bağlıdır. Genel olarak tüccar merkezli ve üretici merkezli olmak üzere iki farklı küresel üretim ağının mevcut olduğu ileri sürülmektedir. Tüccar merkezili üretim ağlarını geliştiren ve kontrol edenler büyük ölçekli perakendeci veya markalı ürün satıcılarıdır. Tekstil ve hazır giyim sektörlerinde yaygın olan bu tip ağları yöneten tüccar şirketlerin genellikle üretimi faaliyeti mevcut değildir. Bir diğer üretici ağı ise, otomotiv ve uçak gibi yüksek katama değerli mallar üreten çokuluslu şirketler tarafından 286 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER yönetilmektedir. Bu şirketler üretimde ihtiyaç duydukları parça ve sistemlerin bir kısmını dünyanın pek çok yerinde konuşlanmış olan kendi şubelerinde üretmekte veya dış–tedarik/taşreonlaşma yoluyla küresel düzeyde tedarik etmektedir. Bu faaliyet, uluslararası ticarette ara–malların payının artmasında kendini göstermektedir. Dünya ekonomisinde küreselleşmenin bir başka ifadesi de uluslararası ticaretin, hacminin, yönünü ve içeriğinin artmasıdır. İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde dünya ekonomisinde liberalleşme dalgası, uluslararası mal ve hizmet ticaretini büyük ölçüde artmıştır. 1980’yılına kadar olan dönmede gelişen ülkelerin büyük bir kısmı uluslararası ticaretteki artıştan pay almıştır. Buna karşın, gelişmiş ülkelerin gelişen ülkelere karşı ısrarla uyguladığı ticari engeller, gelişen ülkelerde mevcut olumsuz yatırım iklimi ve ticaret karşıtı politikalar bu ülkelerin büyük bir kısmının uluslararası ticaretten aldıkları payın sınırlı kalmasına neden olmuş ve hammadde ve tarım ürünleri üretimine bağımlılığa mahkûm etmiştir. Doğu ve Güney Asya’nın yüksek büyümeye sahip ülkeleri bu konuda bir istisna oluşturmaktadır. Küreselleşmenin yeni bir dalgasının 1980’lerde başlamasıyla uluslararası ticaretin yönü ve içeriği köklü değişikliklere uğramıştır. Bu dönemde, bir yandan dünya ticaret serbestleşirken daha önceki küreselleşme dalgasında marjinalleşerek küresel piyasalardan uzaklaşan pek çok gelişen ülke küresel piyasalarla bütünleşmiştir. Gelişen ülkeler küresel ticaret sistemin emek yoğun imalat malların ve hizmet üreticisi olarak eklemlenirken, 1980 sonrasında gelişen ülkelerin gerek gelişmiş yaptıkları ihracatın içeriği % 80 imalat malalarından oluşacak şeklide değişmiştir. Bu arada dünya ticaretinin hacmi dünya üretiminden birkaç kat daha fazla artmıştır. Bu bütünleşmenin en çarpısı yönü toplam nüfusu 3 milyarı bulan Çin ve Hindistan gibi iki gelişen ülkenin sahip oldukları işgücü potansiyeliyle ilk kez emek yoğun imalat ve hizmet sektörlerinde küresel piyasalara girmeleridir. Küreselleşme sürecine eşlik eden bir başka gelişme de İkinci Dünya Savaşı sonrasında endüstriye üretimi karakterize eden Fordist– Taylorist kitle üretim modelinin çökmesidir. 1960’lı yıllardan sonra bu model yavaş yenilik ve verimliğin sınırına gelmiştir. Piyasaların KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 287 doyması ve sonrada bölünmesi standart mallara karşı ciddi bir talep sorunu yaratırken 1970’li yıllarda yaşanan petrol şokları ve yükselen Japon rekabeti nedeniyle sürdürülemez hale gelmiştir. 1980’ler Fordist–Taylorist model yerine girişimciliğin ve küçük ölçekli üretimin yeniden canlandığı yıllar olmuştur. Bilgi teknolojisi kullanan esnek ve dinamik küçük ölçekli işletmelerin üretim, istihdam ve katma değer açısından ülke ekonomilerinde önemi artması, yeni bir üretim modelinin yükselişidir. Bu yeni üretim modeline geçmek veya başarılı bir şekilde uygulayabilmek için ülkeler, sektörler ve işletmeler küresel düzeyde bir yeniden yapılanma sürecine girmiştir. Bir yandan neo–liberal politikalar uygulamaya konulurken, uluslararası ticaret artan bir şeklide liberalleşmiş, rekabet ve üretim küreselleşmiştir. Küresel rekabet ve çeşitlenen tüketici tercihlerine bağlı olarak istikrarsızlaşan piyasalarda ölçek ekonomilerinin sürdürülmesi de imkansız hale gelmiştir. Bilgi ve iletişim teknolojilerinde meydana gelen gelişmelere bağlı olarak üretimin küreselleşmesi ve dikey olarak parçalanması, merkezinde çokuluslu şirketlerin bulunduğu küresel üretim ve dış–tedarik ağlarının gelişmesi ile sonuçlanmıştır. Tüm bu gelişmeler, KOBİ’leri ön plan çıkarırken, küçük ve büyük ölçeği birbirinin alternatifi değil tamamlayıcısı haline getirmiştir. Böylece KOBİ’ler ekonomik kalkınmanın ve dinamizmin öncü birimleri olarak yeni bir konuma yükselmiştir. Küresel düzeyde rekabetin yoğunlaşması ve daha karmaşık bir hal alması, sadece ülkeleri ve sektörleri değil tüm işletmeleri rekabete açık hale getirmiştir. Sektörlerin ve işletmelerin yeniden yapılanması ve yeni stratejiler geliştirmesi varlıklarını sürdürebilmelerinin ön şartı haline gelmiştir. Nitekin 1980’li yıllardan sonra gelişmiş ülkeler ve bu ülkelerde rekabet güçlerini kaybettikleri sektörlerden çeklirken rekabet güçlerini sürdürebilecekleri sektörlerde yeninden yapılanma sürecine girerken işletmerlerde bu maksatla rakipleri ile stratejik ittifaklar gerçekleştirmiştir. Küreselleşme sürecinde, Fordist–Taylorist kitle üretiminin çökmesi nedenyile, rekabet üstünlüklerini KOBİ’lere ve girişimciliğe dayandıran gelişmiş ülkeler KOBİ’lerin rekabet gücünü arttırmak için 288 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER uluslararasılaşma, yenilikçilik, araştırma–geliştirme, kümelenme, ağ–bağlantıları, değer zincirleri ve niş piyasaları gibi alanlarda yeni stratejiler geliştirmiştir. Bu stratejiler, ülkelerin küresel işbölümündeki konumlarına bağlı olarak göre farklı bileşimler şeklinde uygulanmaktadır. Küreselleşme sürecinde küçük ve orta ölçekli işletmelerin en yaygın şeklide benimsedikleri stratejiler içerik ve nitelik yönünden bir hayli değişmiştir. Bu işletmelerin uyguladıkları en populer stratejilerden biri uluslararasılaşma stratejisidir. Bu işletmelerin uluslarasılaşma stratejileri, küresel değer zincirine eklemlenmesi, yabancı şirketlerle stratejik ittifak ve ortaklıklar kurması, lisans, patent ve isim hakkı anlaşmaları yapması kadar yurt dışında şube açması ve üretim yapması gibi uygulamalar içermektedir. Bu konuda, Almanya, İtalya, İsveç, Danimarka ve Finlandiya gibi AB üyesi ülkelerin yanı sıra Doğu Asya ülkelerinin deneyimleri ve birikimleri oldukça yol göstericidir. Yenilikçilik stratejisi ve yenilikçilik genellikle büyük ölçekli işletmelere atfedilen bir faaliyettir. Bu konuda KOBİ’ler pratik uygulamalar gerçekleştiren birimler olarak bilinmektedir. Ancak rekabetin küreselleşmesi, tüketici tercihlerinin çeşitlenmesi ve ürün yaşam çemberinin kısalması KOBİ’lerin yenilik stratejisi geliştirmesini gerektirmektedir. Bu strateji yeni ürün ve süreçler kadar iş organizasyonu ve insan kaynaklarının geliştirilmesini de kapsamaktadır. Bu konuda özellikle OECD ülkelerinde ve AB’de oldukça önemli teşvikler sağlanmaktadır. Araştırma–geliştirme, artan rekabet ve bilgi ekonomisine geçişle birlikte gündeme gelen ve geleneksel olarak büyük işletmelerin faaliyeti olarak bilinmektedir. Gelişmiş ülkelerde rekabet gücünün bilgi temelli faaliyetlere, fiyat dışı unsurlara kayması ve küçük işletmelerin ekonominin itici gücü haline gelmesi bu işletmelerin araştırma– geliştirme faaliyetlerinde bulunmasını zorunlu kılmaktadır. Bu çerçevede gelişmiş ülkelerde araştırma–geliştirmeye GSMH’dan ayrılan pay artarken diğer yandan da KOBİ’lerin bu harcamalardan aldığı pay da artmaktadır. Ancak KOBİ’lerin araştırma–geliştirmeye faaliyetlerine tahsis edecekleri bütçe imkanları kısıtlı olduğundan yerel düzeyde AR–GE kurumlarının geliştirilmesi ve finansman desteğinin bu KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 289 alanda yoğunlaşması hayati öneme sahiptir. Nitekim ülke ve bölgelerin bu açıdan durumu değerlendirildiğinde, 1991–2003 döneminde KOBİ’lerin AR–GE harcamaları açısından performansının artma eğiliminde olduğu görülmektedir. Bu harcamalardaki performansı bakımından ülke ve bölgeler arasında önemli ölçüde farklılık mevcuttur. AR–GE bakımından en büyük artışı gerçekleştiren Kuzey Avrupa ülkelerine karşılık en düşük artışı Güney Avrupa ülkelerinin gerçekleştirdiği görülmektedir. Bu harcamalarda ön sıralarda yer alan ülkeler ise sırasıyla ABD, Japonya, İngiltere, Fransa ve Almanya’dır. Gelişmiş ülkelerde KOBİ’lerin AR–GE harcamaları açısından performansları belirli dönemlerde düşük kalmakla birlikte bu harcamaların özellikle 1994–1997 yılları arasında hızlı bir artış göstermiştir. Öte yandan küresel düzeyde çokuluslu şirketlerin üretim ağlarının gelişmesi ve buna eşlik eden ileri geri bağlantıların yerel ve küresel düzeyde ortaya çıkması küçük ve orta ölçekli işletmelere yeni iş ve piyasa fırsatları sunmaktadır. Küresel ağlara eklemlenen küçük işletmeler teknolojik yetkinliklerini attırabilecekleri gibi yeni ürünler ve süreçler geliştirme imkânlarını da artırmaktadır. Bu süreç küçük işletmelere yeni piyasalar kadar yeni hammadde kaynaklarına ulaşma ve yabancı şirketlerle kolay bir şekilde yeni ürün tasarlama ve geliştirme, yeni teknoloji ve süreçler bağlamında stratejik ittifaklar kurma imkanı da vermektedir. Böylece, küçük ve orta ölçekte işletmeler, yeni piyasalara girme ve yeni ürünler geliştirme risklerini küresel düzeyde paylaşmış oldukları gibi diğer riskleri de azaltmış olurlar. Bu çerçevede KOBİ’ler, uluslararası üretim ağlarına katılarak esneklik ve düşük bürokrasi gibi küçük ölçeğin üstünlükleri ile firmalar grubunun sağladığı ölçek ve alan ekonomilerinin üstünlüklerini birleştirme imkânını elde etmektedir. KOBİ’lerin, dünyada genel olarak firmaların çoğunluğunu oluşturduğu, toplam istihdamda büyük paya sahip olduğu ve gelecek on yılda dünya üzerindeki kırsal nüfusun iki milyar artacağı dikkate alındığında; istihdam sağlayan temel aktörler olarak bu işletmelerin desteklenmesinin ekonomik ve sosyal gelişme açısından hayati rol oynayacaktır. Ancak KOBİ’lerin geleneksel olarak yurtiçi piyasalarda yoğunlaştığı ve halen bu işletmelerin çoğunun yerel varlıklara ve piyasalara bağımlı oldukları gözden uzak tutulmamalıdır. 290 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Bununla birlikte, küreselleşme ve küresel üretim ağlarıyla bütünleşme KOBİ’lere her zaman yarar sağlamayabilir. Küresel üretim süreciyle bütünleşmeye çalışan Üretimin küreselleşmesi, rekabeti şiddetlendirdiği gibi çokuluslu şirketlerin de her zaman yerel tedarikçileri seçmesi ve onları desteklemesi söz konusu olmayabilir. Zira küçük ve orta ölçekli işlememelerin bu sürece dahil olabilmesi için güçlü bir profesyonel yönetim yapısına ve insan kaynaklarına sahip olması gerekir. KOBİ’lere yönelik eğitim ve destek programları, çalışanların ve yönetim ekibinin vasıf ve tecrübesini arttırmada büyük bir role sahiptir. Benzer şekilde KOBİ’lerin uluslararası iş düzenlemelerinde daha iyi şartlarda anlaşmalar yapabilmek için hukuki, idari, teknik ve finansman gibi konularda desteklenmesi gerekir. KOBİ’lerin rekabet stratejilerinden bir diğeri olan niş (dilimlenmiş) piyasalara yönelmedir. Rekabetin son derece yoğun olduğu ve yıkıcı bir hal aldığı küresel piyasalarda rekabet etmek yerine küçük ve orta ölçekli işlemeler gerek küresel ve gerekse yerel düzeyde dilimlenmiş piyasalara yönelik mal ve hizmet üretmeyi tercih edebilirler. Rekabetin fiyattan çok uzmanlaşma ve kaliteye dayalı olduğu bu tip piyasalarda faaliyet gösteren Küçük ve orta ölçekli işletmeler, önemli ölçüde dev işletmelerin rekabetinden korunmuş olurlar. Zira küçük ve orta büyüklükte işletmelerin dilimli piyasalarda uzmanlaşması, küresel rekabet alanının dışına çıkmalarına ve farklı bir düzlemde rekabet üstünlüğü elde etmelerine imkan tanımaktadır. Ölçek olarak küçük olmasına rağmen küresel seviyede piyasanın bir bölümünde lider olarak ortaya çıkan küçük ve orta işletmenin başarısı ile ilgili çok sayıda örnek ABD, Avrupa, Japonya ve Güney Kore’de ortaya çıkmıştır. Küreselleşmeyle birlikte bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, KOBİ’lerin dilimli piyasalarda yoğunlaşarak ve kendilerine özgü alanlar oluşturarak dev çokuluslu şirketler karşısında rekabet üstünlüğü elde etmeye çalışması, bu işletmelerin günümüzde güçlendirilmesinde dikkate alınacak yeni tercihler olarak ortaya çıkmaktadır. Küçük ölçeğin esnekliğinin sağladığı üstün yönler ile ticari ortakların ağ bağlantılarından doğan ölçek ekonomilerinin bir araya getirilmesine paralel olarak dev işletmelerin küresel alanının dı- KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 291 şında rekabet üstünlüğüne sahip olacağı dilimli piyasalarda yoğunlaşması, bu sürecin en önemli özelliğidir. Türkiye’de KOBİ’lerin küresel rekabet karşısında uluslararası piyasalarda sürdürülebilir rekabet üstünlüğü elde etmesi, kendilerinin temel yetkinliklerine dayalı olarak rekabet üstünlüğü sağlayacak olan farklı bir düzlemde piyasanın özel ihtiyacına cevap verecek şekilde mal ve hizmet üretmesini gerektirmektedir. Hem yurtiçi piyasalara ve hem de küresel piyasalara yönelik olarak genellikle aynı sektörlerde faaliyet gösteren ve benzer mal ve hizmetleri üreten KOBİ’lerin, uluslararası piyasalara açılması ve bu piyasalarda rekabet üstünlüğü elde etmesinin zayıf bir ihtimal olduğu günümüzde daha belirgin hale gelmiştir. Geleneksel olarak ihracat, işletmelerin uluslararası faaliyetlere katılmasında ve rekabet gücü elde etmelerinde temel yaklaşım olarak kabul edilmiştir. İşletmelerin uluslararasılaşması konusunda küresel değer zinciri yaklaşımının bir strateji ve uygulama alanı olarak gündeme girmesi, sadece uluslararası piyasalarda rekabet üstünlüğü sağlamak açısından değil, fakat aynı zamanda uluslararası ticaret ve yatırımlardan daha fazla pay almak için de yeni ufuklar yarattığı önemli bir gelişmedir. Küreselleşme ve bilgiye dayalı ekonomik faaliyetlerin gelişmesi ile birlikte yıldızı parlayan KOBİ’ler, hem ekonomik ve hem de sosyal açılardan toplumun önemli birer yapıtaşları olarak kabul edilmiş, gelişmiş ülkeler başta olmak üzere birçok ülkede KOBİ’lere yönelik olarak çok sayıda teşvik ve destek politikaları uygulamaya konulmuştur. Günümüzde tüm dünyada uygulanan politikaların merkezinde, KOBİ’lerin kurulması, sürdürülebilir rekabetçi üstünlük kazandırılması, küresel ekonomiye eklemlendirilmesi ve girişimciliğin güçlendirilmesi için uygun ortamların hazırlanması amacı bulunmaktadır. KOBİ’lerin, özellikle 1970’li yıllarda dünyada baş gösteren ekonomik bunalımdan kurtulmada birçok ülke ekonomisine olumlu katkılarda bulunduğu, hatta ekonomilerin dönüşümünde rol oynadığı tespit edilmiştir. O yüzden, özellikle ülkelere rekabet üstünlüğü sağlayan, yüksek teknoloji kullanan ve çeşitlenmiş mal ve hizmetler üreten, nitelikli işgücü istihdam edem ve katma değeri yüksek alanlarda faali- 292 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER yet gösteren KOBİ’ler, bu tarihten itibaren birçok gelişmiş ülkede bilinçli bir şekilde desteklenmeye başlanmıştır. Bu çerçevede OECD ve Avrupa Birliği’nde bilgiye dayalı ve rekabet üstünlüğü yüksek bir ekonomik yapıya ulaşılması amacıyla KOBİ’ler için yapılan çalışmalar ve sağlanan destekler, yol gösterici özellikler taşımaktadır. Büyük işletmelerle karşılaştırıldığında, KOBİ’lerin birçok açıdan bu işletmelerden üstün yönlerinin (avantajlarının) olduğu gözlenmektedir. Bunların başlıcaları; KOBİ’lerin ekonomik büyümeye olan katkıları, rekabetin korunmasında ve geliştirilmesindeki rolleri, verimlilik artışına olan katkıları, esnek yapıları ile ekonomik krizlere karşı gösterdikleri direnç, girişimci ruhunu ve iktisadi dinamizmi canlı tutmaları, toplumsal refah ve gelişme açısından üstlendikleri görevler, yeni iş ve istihdam fırsatları yaratma ve bu yolla ekonomik ve sosyal gelişmeye katkıları, işletme bürokrasisinin bu işyerlerinde olmayışı, sabit maliyet faktörlerinin düşük oluşu, tüketici tercihlerine daha duyarlı oluşları, yeniliklere daha açık ve yatkın olmaları ve hayata geçirmeleri, büyük işletmelere rakip değil onların birer tamamlayıcısı olmaları ve ekonomik kalkınmayı ülke geneline yayma etkilerinin bulunması şeklinde sıralanabilir. Gerek teoride ve gerekse uygulamalı çalışmalarda ele alınan ve sıralanan üstün yönlerinin yanı sıra, KOBİ’lerin bazı açılardan zayıf yönlerinin (dezavantajlarının da) bulunduğunun gözden uzak tutulamayacağı açıktır. Bu zayıf yönlerin bir kısmı teorik çalışmalarda ele alınıp değerlendirilen konuları kapsarken, bir kısmı ise küreselleşme ve küresel üretim sürecinde meydana gelen köklü değişikliklerin gereği gibi ve zamanında anlaşılarak gerekli yapısal tedbirlerin alınamaması ve hukuki ve idari düzenlemelerin yapılamamasından kaynaklanan uygulama sorunlarını içine almaktadır. Genel olarak sıralanan zayıf yönler arasında; bu işletmelerin düşük kapasite ile çalışmaları, yeterli düzeyde ve kaliteli mal ve hizmet üretimini gerçekleştirmemeleri, yüksek vasıflı işgücü ve uzman personel temininde sıkıntı yaşamaları, mal ve hizmet üretiminde maliyetlerinin yüksek oluşu, küçük olmaları dolayısıyla geniş şekilde finansman sorunlarıyla karşılaşmaları, yenilikçilik ve yeni ürünleri piyasaya sürmede bünyelerinin zayıf KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 293 olası, ileri teknoloji kullanmamaları, ihracata olan katkılarının düşük olması ve piyasalarda meydana gelen değişiklikleri yeterince takip edememeleri belirtilebilir. Küçük ve orta büyüklükteki işletmeler, dünyada olduğu gibi Türk ekonomisi açısından da çok önemli bir yere sahip olmuştur. Türkiye’de uzun yıllara dayanan küçük ve orta ölçekli işletmeler ile ilgili tecrübe ve gelenek, dünyadaki ve piyasalardaki gelişmelere yavaş ve gecikmeli uyum sağlama ve yeni atılımlara konu edilememesi gerçeğine rağmen, göz ardı edilmesi mümkün olmayan bir zenginlik ve derinliğe sahiptir. Gerçekten, Türkiye ekonomisinin rekabetçi üstünlüğe sahip olması ve küresel piyasalarda başarılı olması; yenilikçiliğin ve girişimciliğin güçlendirilmesini, küresel değer ve üretim zincirlerine dâhil olmasını, en önemli ekonomik girdi haline gelen bilginin ve bilgiye dayalı ekonominin öneminin kavranmasını, bilgi ve iletişim teknolojilerinin üretim süreçlerine katılmasını gerekli kılmaktadır. Bu alanlarda gerekli dönüşümlerin gerçekleştirilmesi ve başarılı sonuçların elde edilmesi, büyük ölçüde KOBİ’lerin ekonomik büyüme stratejisi içinde başarılı şekilde ele alınmasına bağlıdır. Ülkemizde, yatırımları ve ihracatı arttırmak, kalkınmayı ülke geneline yaymak, istihdamı yükseltmek ve işsizliği azaltmak, ekonomik krizlere karşı dayanıklı bir ekonomiye sahip olmak için, küçük girişimciliği / KOBİ’leri teşvik edecek politikaların bir bütün halinde yeniden ele alınması gereklidir. Bu gereklilik, aynı zamanda dikey şekilde parçalanmış ve küçük ve orta ölçekli işletmelerden oluşan küresel üretim zincirlerine dâhil olmanın getirdiği doğal bir sonuç olarak değerlendirilmelidir. Bu amaçla, en genel anlamda OECD ülkelerinde ve Avrupa Birliği’nde KOBİ’lerle ilgili mevzuat ve uygulamalar da dikkate alınarak KOBİ’leri teşvik edici ve destekleyici düzenlemeler, tedbirler, faaliyetler ve stratejiler; yenilikçiliğin ve girişimciliğin desteklenmesi, teknolojik ve altyapı kapasitelerinin güçlendirilmesi, bilgi ve vasıflı personel temininin geliştirilmesi, yeterli ve uygun finansal imkânlara erişiminin arttırılması bakımından ele alınmalı ve hayata geçirilmelidir. Bunun anlamı, KOBİ’lerle ilgili yasal düzenlemelerin ve uygulamaların AB ile uyumlu hale getirilmesidir. Bunların başında, KOBİ’lerin teknoloji kapasitelerini yükseltmek ve finansal imkânlarını iyileştir- 294 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER mek hususları gelmektedir. KOBİ’lerin finansman imkânlarının geliştirilmesi, bu tür işletmelerin aleyhine işleyen hem genel finansman ve kredi politikalarının ve hem de yüksek faiz politikasının köklü şekilde gözden geçirilmesini gerekli kılmaktadır. Bu konuda 2. Dünya Savaşından sonra Deutschebank ve Commerzbank vasıtasıyla Almanya’da KOBİ’lere yönelik düşük faizli kredilerle desteklenerek sanayi üretiminin artışında ve ekonomik kalkınmada sağlanan başarı, dikkate alınması gereken bir örnek olarak herkese hitap etmektedir. Benzer şekilde, kendine özgü birçok özelliğin yanı sıra, teknolojik, yenilikçilik ve girişimcilik alanında olduğu kadar; işletme kümelenmeleri ve tedarik zincirlerinin oluşturulması ve uygun ve yeterli finansman imkânları ile desteklenmesi bakımından da Japonya örneği Türkiye’de KOBİ’lerin geliştirilmesi konusunda alınabilecek önemli dersleri içermektedir. Diğer yandan, KOBİ’lerin verimliliklerinin, rekabet güçlerinin ve katma değerdeki paylarının yükseltilmesi, ihracata ve AR–GE araştırmalarına yönlendirilmeleri, bilgi ve iletişim teknolojilerinde üstün konuma getirilmeleri ve küresel değer ve üretim süreçlerine dahil edilmeleri Türkiye’nin genel ekonomik başarısı ve rekabetçi üstünlüğe sahip olması için kaçınılmazdır. KOBİ’lerin desteklenmesiyle birlikte, bu kuruluşların ekonomik büyümeye ve verimlilik artışına katkıları artacak, esnek yapıları sayesinde ekonomik krizlere karşı ülke ekonomisinin direnci artacak, ekonomide girişimci ruh ve iktisadi dinamizm canlı tutulacak, yeni iş yaratma ve bu yolla istihdam artışı sağlanacak, ekonomik kalkınma ve büyüme ülke geneline dağılmış olacak, gelir dağılımı eşitsizliği azalacak, bilgi ve iletişim teknolojilerinin ekonomide ağırlığı artacak ve yeni bir girişimcilik atılımı mümkün olacaktır. Ancak, burada özellikle teşvik edilmesi uygun olan işletmeler, statik değil, dinamik KOBİ’lerdir. Bir başka ifade ile, ülkelere rekabet üstünlüğü sağlayan, yüksek teknoloji kapasitesine sahip ve dünya standartlarında mal ve hizmet üreten, nitelikli işgücü istihdam eden, katma değeri yüksek alanlarda faaliyet gösteren KOBİ’lerin seçici, uzun ve orta vadeli bir gelişme hedefi ve planlaması çerçevesinde daha fazla desteklenmesine ihtiyaç vardır. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 295 Ne var ki, Türkiye’de KOBİ’lerin mevcut potansiyelinin tam olarak değerlendirildiğini söylemek mümkün değildir. Gerçekten de, KOBİ’lerle ilgili istatistiki verilere bakıldığında, birçok gelişmiş ülkede faaliyet gösteren KOBİ’lere kıyasla, Türkiye’deki bu tür işletmelerin, en başta finansman ve sermaye kaynaklarına erişim bakımından ciddi bir yetersizlik içinde bulunduğunu tespit etmek gerekli olmaktadır. Buna, idari düzenlemeler ve devletin sağlayacağı bilgi ve teknoloji kaynaklarına erişim açısından yetersiz ve etkin olmayan desteklerinin de ilave edilmesi gereklidir. Türkiye’de KOBİ’lerin geliştirilmesi ve desteklenmesi çerçevesinde uygulanan teşvik sisteminin seçici ve özel hedefleri gözetecek şekilde bir bütün olarak ele alınması ve başarılı ülke örneklerinin tecrübelerinden dersler çıkaran bir sistemin hayata geçirilmesi, atılması gereken adımlar arasında sayılabilir. Küreselleşme süreciyle birlikte uluslararası ticaretin serbestleşmesi, bütün üretim faktörlerinin hareketliliğinin artması, ulaşım ve iletişim maliyetlerinin önemli ölçüde düşmesi, bilgi ve iletişim teknolojilerinin ekonomik faaliyetlerde oynadığı rolün tahminlerin ötesinde artması sonucunda küresel rekabetin yoğunlaşması ve küresel üretim zincirlerinin ortaya çıkması, literatürde KOBİ’ler ile ilgili zengin bir hacme ulaşan teorik tartışmalara yeni tartışmaları ilave etmiş bulunmaktadır. Küresel üretim süreçlerinin uğradığı dönüşüm çerçevesinde bilgi ve iletişim teknolojilerinin imkân dâhiline soktuğu bir gerçek olarak mal ve hizmet üretiminin dikey olarak parçalanması ve küresel taşeronlaşma, 1990’lardan itibaren KOBİ’lerin oynayabileceği roller ve üstün yönleri konusunda, şimdiye kadar eşine az rastlanan bir eksenin ortaya çıktığını haber vermektedir. Bu yeni eksende, diğer işletmeler gibi KOBİ’lerin de uluslararasılaşma ve küresel piyasalara açılma imkânlarının önemli ölçüde artmış olmasını dikkate alarak küresel değer zincirlerine katılmak ve dilimli(niş) piyasalara yönelik mal ve hizmet üretmek bakımından bu işletmelerin yetkinliklerinin arttığını ve ekonomilerin lokomotifi konumuna yükseldiklerini hatırda tutmak gerekmektedir. Türkiye’de özellikle 2001 krizinden sonraki hükümetler döneminde ortaya çıkan ekonomik ve siyasi istikrar ortamı ile birlikte kamu politikalarında KOBİ’lere yönelik ilgi ve desteğin arttığını göstermektedir. 296 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Ulaşılan bu siyasi ve ekonomik şartların, şimdiye kadar mümkün olmayan ve uluslararası gelişmeleri dikkate alan, geniş kapsamlı ve bütüncül bir stratejinin geliştirilmesi ve hayata geçirilmesi için bir fırsata dönüştürülmesini mümkün kılması beklenebilir. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 297 KAYNAKÇA ABGS (2007), “20. Fasıl: İşletmeler ve Sanayi Politikası”, (Çevrimiçi): http://www.abgs.gov.tr/index.php?p=85&l=1, 10.11.2007. Acedo, F. J. ve J. Florin (2006), An Entrepreneurial Cognition Perspective on the Internationalization of SMEs, Business Media LLC. Aglietta, M. (1987), A Theory of Capitalist Development: The US Experience, London: Verso Publ. Ak Parti (2007), “60. Hükümet Programı”, (Çevrimiçi): http://www. akparti. org. tr/programm. doc, 10.08.2007. Akalın, G. (2002), Türkiye’de Piyasa Ekonomisine Geçiş Süreci ve Ekonomik Kriz, Ankara: TİSK Yay. Akbank (2006), KOBİ’ler ve Finansal Hizmetler, (Çevrimiçi): http:// www. finanskulup. org. tr/assets/sunum/Ziya_Akkurt_kobiler_finansal_hizmetler.pdf, s. 1–40. Akgemci, T. (2001), KOBİ’lerin Temel Sorunları ve Sağlanan Destekler, Ankara: KOSGEB Yay., 2001. Aktaş, R. (2006), “KOBİ’lerin Ülke Ekonomisi Açısından Taşıdığı Önem, Sorunları ve Çözüm Önerileri”, (Çevrimiçi): http://www.sbe.yildiz.edu.tr/Kobi.pdf, 02.01.2006, s. 1–19. Albaum, G., J. Strandskov ve V. E. Duerr (1998), International Marketing and Export Management, 3rd ed., Essex: Addison Wesley Longman Publ. Altenburg, T. (2000), Linkages and Spillovers between Transnational Corporations and Small and Medium Enterprises in Development Countries, Berlin: German Development Institute Publ. Altenburg, T. ve U. Eckhardt (2006), Productivity, Enhancement and Equitable Development: Challenges for SME Development, Vienna: UNIDO Publ. Andersson, S. (2000), “The Internationalization of the Firm from an Entrepreneurial Perspective”, International Studies of Management and Organization, Vol.: 30, No: 1, s. 63–93. Antoncic, B. ve R. D. Hisrich (2003), “Clarifying the Intrapreneurship Concept”, Journal of Small Business and Enterprise Development, Vol.: 10, No: 1. Antras, P. P. ve 298 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER E. Helpman (2004), “Global Sourcing”, Journal of Political Economy, Vol.: 112, No: 3, s. 552–580. Arndt, S. W. ve H. Kierzkowski (2001), Fragmentation: New Production Patterns in the World Economy (der.), Oxford: Oxford University Press. Arsan, L. (2007), “Uluslararası İşbirliğini Artırmadıkça, İnovasyonu Yakalayamayız”, Toprak İşveren, Sayı: 75, Eylül, s. 8–13. ASKON (2007), Türkiye Ekonomisi 2007: 2006 Yılı Değerlendir– meleri, 2007 Yılı Beklentileri, İstanbul: ASKON Yay. Athukorala, P. ve N. Yamashita (2005), Production Fragmentation and Trade Integration: East Asia in a Global Context, Australian National University, Economics, Departmental Working Papers No: 5. Auderetsch, D. ve Diğ. (2002), “Impeded Industrial Restructuring: the Growth Penalty”, Kylos, Vol.: XX, No: 1. Audretsch, D. B. (1995), Innovation and Industry Evolution, Cambridge: MIT Press. Audretsch, D. B. (2000), The Economic Role of Small and Medium– Sized Enterprises: The United States, Working Paper. Audretsch, D. B. (2007), “Entrepreneurship Capital and Economic Growth”, Oxford Review of Economic Policy, Vol.: 23, No: 1, s. 63–77. Audretsch, D. B. ve A. R. Thurik (2004), “A Model of the Entrepreneurial Economy”, Discussion Papers on Entrepreneurship, Growth ve Public Policy. No 17. Audretsch, D. B. ve M. Keilbach (2003), “Entrepreneurship Capital ve Economic Performance” CEPR Discussion Papers DP3678: London: CEPR Publ. Audretsch, D. B. ve M. Sanders (2007), “Globalization and the Rise of Entrepreneurial Economy”, Jena Economic Research Papers, No: 3. Audretsch, D. B. ve R. Thurik (2001), “What’s New about the New Economy? Sources of Growth in the Managed and Entrepreneurial Economies”, Industrial and Corporate Change, Vol.: 10, No: 1, s. 267–315. Audretsch, D. B. ve R. Thurik (2003), “What is New about the New Economy: Sources of Growth in the Managed and Entrepreneurial Economies”, (der.) D. Audretcsh, SMEs in the Age of Globalization, Cheltenham: Edward Edgar Publ. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 299 Audretsch, D. B. ve R. Thurik (2001), A Model of the Entrepreneurial Economy, Max Planck Institute, Discussion Paper on Entrepreneurship, Growth and Public Policy, No: 1204. Audretsch, D. B. ve Z. J. Acs (der.) (1991), An Innovation and Technological Change: An International Comparison International, Hempstead: Harvester Publ. Aykaç, M. (1999), “Türkiye’de Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler: Fırsatlar ve Sorunlar”, (der.) Ahmet Akman, Anadolu Sermayesi ve Ekonomideki Yeri, Konya. Bagella, M. ve C. Pietrobelli (1997), “From SMEs to Industrial Districts in the Process of Internationalization: Theory and Evidence”, (der.) Meine Pieter van Dijk, Enterprise Clusters and Networks in Developing Countries, London: GBR Frank Cass Publ. Bairoch, P. ve R. Kozul–Wright (1996), “Globalization Myths: Some Historical Reflections on Integration, Industrialization and Growth in the World Economy”, Discussion Paper No: 113, Paris: UNCTAD Publ. Bayülken, Y. (2006), “KOBİ’lerin Tanımı, AB Ülkelerinde KOBİ’ler ve Sanayideki Yeri (1) ”, (Çevrimiçi): http://www.metalmakina.com/ Default.asp?CONTENT=Detail&ISSUE=158&NEWS_ID=868&CAT_ ID=60, 10.3.2006. Bell, J., D. Crick ve S. Young (2004), “Small Firm Internationalization and Business Strategy”, International Small Business Journal, Vol.: 22, No: 1. Betrand, O., J. L. Mucheilli ve H. Zitouna (2003), Location Choices of Multinational Firms: the Case of Mergers and Acquisitions, University of Paris I, Mimeo. Bhalla, A. S. (1998), “Introduction”, (der.) A. S. Bhalla, Globalization, Growth and Marginalization. Ottawa: IDRC Publ., s. 1–12. Boswell, J. (1972), The Rise and Decline of Small Firms, London: George Allen Publ. Bourdeau, M. C. ve Diğ. (1998), “Going Global: Using Information Technology to Advance Competitiveness of Virtual Transnational 300 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Organization”, Academy of Management Executive, Vol.: 12, No: 4, s. 120–128. Brainard, S. L. (1993), A Simple Theory of Multinational Corporations and Trade with a Trade–off Between Proximity and Concentration, NBER Working Paper, No. 4269, (Çevrimiçi): http://www.nber. org/papers/w4269. Brock, W. A. ve D. S. Evans (1989), “Small Business Economics”, Small Business Economics Vol.: 1, No: 1, s. 7–20. Bronfenbrenner, K. ve S. Luce (2004), The Changing Nature of Corporate Global Restructuring: The Impact of Production Shifts on Jobs in the US, China, and Around the Globe, Commissioned Research Paper, Washington, D.C.: US–China Security Review Commission, (Çevrimiçi): http://digitalcommons. ilr.cornell.edu/cbpubs/15. Bryon, J. (2001), Comparison of Small and Medium Sized Enterprises in Europe and in the USA, Florence, KY: Routledge. Campa, J. ve L. Goldberg (1997), The Evolving Export Orientation of Manufacturing Industries Evidence from Four Countries, NBER Working Papers, No: 5919. Cantwell, J. (1989), Technological Innovation and Multinational Corporations, Oxford: Basil Blackwell Publ. Carlson, B. (1992), “The Rise of Small Business: Causes and Consequences”, (der.) W. J. Adams, Singular Europe, Economy and Policy of European Community After 1992, MI: University of Michigan Press, s. 145–169. Carree, M. (2003), “The impact of Entrepreneurship on Economic Growth”, Small Business Economics, Vol.: 18, No: 3, s. 243–255. Carree, M. ve R. Thurik (2005), Understanding the Role of Entrepreneurship for Economic Growth” Institute for Development Strategies. Casson, M. (1990), Enterprise and Competitiveness, Oxford: Basil Blackwell Publ. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 301 Castells, M. (1990), The Rise of the Network Society, Oxford: Blackwell Publ. Caves, R. (1982), Multinational Enterprise and Economic Analysis, Cambridge: Cambridge University Press. CBI (2006), “Improving Government Services for Small and Growing Businesses”, Enterprise, Issue: 4, January 2006, s. 1–10. Cerreon, G. C. (2007), “Transitions towards an Entrepreneurial Economy: A Case Study Based Investigation of the SME Internationalization Process”. Chanaron, J. J. (2006), “Evaluating E–Learning within Automotive Small–Medium Suppliers”, International Journal of Automotive Technology and Management, Vol.: 6, Issue: 1, s. 115–155. Chandler, A. (1990), Scale and Scope: The Dynamics of Industrial Capitalism, Cambridge: Harvard University Press, 1990. Chase–Dunn, C., Y. Kawano ve B. D. Brewer (2000), “Trade Globalization Since 1975: Waves of Integration in the World System”, American Sociological Review, Vol.: 65, No. 1. Civan, M. ve M. Tekinkuş (2006), “Küçük ve Orta Boy İşletmelerin Avrupa Birliği’ne Uyum Süreci: Gaziantep Örneği”, (Çevrimiçi): http:// www.econturk.org/Turkisheconomy/P455.pdf, 19.03.2006, s. 1–34. CNNTÜRK (2007), “TİM: İhracat 100 Milyar Doları Aştı”, (Çevrimiçi): http://www. cnnturk. com/EKONOMI/GENEL/haber_detay. asp?PID=40&haberID=394858, 01.11.2007. Çalışkan, A, A. Joern, M. Meijnen, F. V. Moers ve F. Shapmann (2006) “The First Steps of Internationalization of SMEs: Serendipitous or Intentional?”, International Journal of Globalization and Small Business, Vol.: 1, No: 3, s. 301–318. Çelik, A. ve N. Göksu (2006), “Türkiye’de Girişimcilik Kültürünün Teorik Temelleri ve KOBİ’lerin Yeri”, (Çevrimiçi): http://www. tdcif. org/subpg. phppg=2004_tebligler/2004.pdf, 13.02.2006, s. 1–9. Das, D. K. (2003), Trade and Global Integration, CPGR Working Paper, No: 120/03. Das, D. K. (2004), Economic Dimensions of Globalization, Boston: Palgrave–MacMillan Publ. 302 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER De Soto, H. (2005), Sermayenin Sırrı, (Çev.) Murat Aygen, İstanbul: Liman Yay. Deardorff, A. (2000), International Provision of Trade Services, Trade, and Fragmentation, Policy Research Working Paper, No: 2548, Washington DC: World Bank Publ. Dhingra, H. L. (2004), “Globalization of SMEs through Strategic Alliances: An Emperical Analysis of Investment Strategies of Canadian SMEs in the Asia–Pacific Countries, ASEAN Economic Bulletin, Vol.: 8, No: 1. Dhungana, B. P. (2003), “Strengthening the Competitiveness of Small and Medium Enterprises in the Globalization Process: Prospects and Challenges”, Investment Promotion and Enterprise Development Bulletin for Asia and the Pacific, No: 1, ESCAP, United Nations Publ. DİE (2003), 2002 Genel Sanayi ve İşyerleri Sayımı, Ankara: DİE Yay. DİE (2006), Hanehalkı İşgücü Anketi Hakkında Açıklama, (Çevrimiçi): http://www.die.gov.tr/turkish/sonist/isgucu/hia. pdf, 05.02.2006. Diken, P. (1992), Global Shift: Reshaping the Global Economic Map in the 21st Century, London: Sage Publ. Diraor, B. M. (2006), “Turkish SME Policy on the Eve of EU Negotiations: Lessons from the Experiences of Last Enlargement”, Marmara Journal of European Studies, Vol.: 14, No: 1, s. 221–246. Dolvik, J. E. ve L. Torres (2002), Globalization, Work and Labour Standards, Globalization, Project 2001–2002, Ministry of Foreign Affairs of Finland, Report No: 9. DPT (1986), Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, (Çevrimiçi): http://ekutup.dpt.gov. tr/plan/plan5.pdf, 12.08.2007. DPT (1990), Altıncı Beş Yıllık Kalkınma Planı, (Çevrimiçi): http://ekutup.dpt.gov. tr/plan/plan6.pdf, 12.08.2007. DPT (1996), Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, (Çevrimiçi): http://ekutup.dpt.gov. tr/plan/vii/3.zip, 12.08.2007. DPT (2000), Sanayi Politikaları Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, Ankara: DPT Yay. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 303 DPT (2001), Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, (Çevrimiçi): http://ekutup.dpt.gov. tr/plan/viii/plan8str.pdf, 12.08.2007. DPT (2004), KOBİ Stratejisi ve Eylem Planı, Ankara: DPT Yay. DPT (2006), 2006 Yılı Programı, (Çevrimiçi): http://ekutup.dpt.gov.tr/ program/2006.pdf. DPT (2006), Devlet Yardımları Özel İhtisas Komisyonu Raporu (Taslak) : Dokuzuncu Kalkınma Planı (2007–2013), Ankara: DPT Yay., (Çevrimiçi): http://plan9.dpt.gov.tr/oik05_devletyardimlari/raporsontaslak. doc 2006., 19.01.2006. DPT (2006), Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı: 2005 Yılı Programı, (Çevrimiçi): http://ekutup.dpt.gov.tr/plan/viii/, 12.03.2006. DPT (2007), KOBİ Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Dokuzuncu Kalkınma Planı, Ankara: DPT Yay., (Çevrimiçi): http://plan9.dpt.gov.tr/ oik14_kobi/kobi. pdf. Dunning, J. (1993), Multinational Enterprises and the Global Economy, London: Addison Wesley Publ. Dunning, J. H. (2000), “The Eclectic Paradigm as an Envelope for Economic and Business Theories of MNE Activity”, International Business Review, Vol.: 9, No: 2, s. 163–190. Dunning, John H., Roger van Hossel ve Rajneesh Narula (1996), Explaining the ‘New’ Wave of Outward FDI from Developing Countries: The Case of Taiwan and Korea, Research Memoranda 009, Maastricht Economic Research Institute on Innovation and Technology. Dünya Gazetesi (2007), “KOBİ’lerin Dünya İle Rekabet Etme Yolu ‘Kümelenmekten’ Geçiyor”, (Çevrimiçi): http://www.kobitek.com/ news.php?id=266, 11.10.2007. EC (2003), Competence Development in SMEs, Observatory of European SMEs Brussels: EC Publ., No: 1. EC (2003), Internationalization of SMEs: Observatory of European SMEs, Brussels: EC Publ., No. 4. EC (2003), Observatory of European SMEs: SMEs in Europe, Brussels: EC Publ. Eczacıbaşı, F. (2007), “Ar–Ge ve İnovasyon, Bütün Sorunların Çözümü İçin Genel Anahtardır”, İşveren, Cilt: 45, Sayı: 10, s. 28–30. 304 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Edmiston, K. (2007), “The Role of Small and Large Businesses in Economic Development”, Federal Reserve Bank of Kansas City Economic Review, Second Quarter, s. 73–97. EFS & EQUEL (2007), Management Practices: An Innovation in European SMEs Survey Report. Ekin, N. (1989), Endüstri İlişkileri, 5. bs., İstanbul: İÜ İşletme Fakültesi Yayın No: 208. Ekin, N. (1994), Küçük İşyerleri ve Sosyal Koruma, İstanbul: İTO Yay. Ekin, N. (2000), Türkiye’de Yapay İstihdam ve İstihdam Politikaları, İstanbul: İTO Yay. Ekinci, M. B. (2003), Türkiye’de KOBİ’lerin Kurumsal Gelişimi ve Finansman Sorunları, İstanbul: ASKON Araştırma Raporları No: 5. Ercan, M. K. (2005), “KOBİ Politikaları”, (Çevrimiçi): http://www. w3.gazi.edu. tr/~mkercan/kobiborsalari. pdf, 12.06.2006, s. 1–30. Ernst, D. (1997), “From Partial to Systemic Globalization: International Production Networks in the Electronics Industry”, BRIE Working Papers, No: 98. Ernst, D. ve P. Guerrieri (1997), “International Production Networks and Changing Trade Patterns in East Asia: the Case of the Electronics Industry”, DRUID Working Paper, No: 97–7. Ernst, D., J. Fagerberg ve J. Hildrum (2002), Do Global Production Networks and Digital Information Systems Make Knowledge Spatially Fluid?, Economics Study Area Working Papers, No: 43, (Çevrimiçi): http://www.duo. uio.no/publ/tik/2002/6207/TIKWP13.pdf. Ernst, D., L. Mytelka ve Ganiatsos (1989), Technological Capabilities and Export Success: Case Studies from Asia, London: Rutledge Publ. Feenstra, R. (1998), “Integration of Trade and Disintegration of Production in the Global Economy”, Journal of Economic Perspectives, Vol.: 12, No: 4, s. 31–50. Feenstra, R. (1998), “Integration of Trade and Disintegration of Production in the Global Economy”, Journal of Economic Perspectives, Vol.: 12, No: 4. Feenstra, R. C. ve G. H. Hanson (2001), “Global Production Sharing and Rising Inequality: A Survey of Trade and Wages”, (Çevrimi- KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 305 çi): http://www.econ. ucdavis.edu/faculty/fzfeens/pdf/Survey– Feenstra–HansonREV.pdf. Florio, M. ve E. Ozzimo (2006), Innovation Strategies for SMEs and Clusters: The Challenges of a Globalised Europe, University of Milan, CSIL–Centre for Industrial Studies, Milan, Working Paper, No: 2006–16. Fröbel, F., J. Heinrichs ve O. Kyre (1980), The New International Division of Labour, New York: Cambridge University Press. Gaulier, G., F. Lemoine ve D. Ünal–Kesenci (2005), “China’s Integration in East Asia: Production Sharing, FDI ve High–Tech Trade”, CEPII Working Paper, No: 09, (Çevrimiçi): http://www.cepii.fr/anglaisgraph/workpap/pdf/2005/wp05–09.pdf. Gereffi, G. (2001), “Beyond the Producer–Driven / Buyer–Driven Dichotomy: The Evolution of Global Value Chains in the Internet Era”, IDS Bulletin, Vol.: 32, No: 3. Gereffi, G. (2001), “Shifting Governance Structure in Global Commodity Chains, with Special Reference to the Internet”, American Behavioral Scientist, Vol.: 44, No: 10. Gereffi, G. ve D. L. Wyman (1990), Manufacturing Miracles: Paths of Industrialization in Latin America and East Asia, Princeton, NJ: Princeton University Press. Gereffi, G. ve O. Memodovic (2003), “The Global Apparel Value Chain: What Prospects for Upgrading by Developing Countries?”, Vienna: UNIDO Strategic Research and Economics Branch, (Çevrimiçi): http://www.unido.org/file–storage/download/?file_id=11900. Gerreffi, G., J. Humphrey ve T. Sturgeon (2005), “The Governance of Global Value Chain”, Review of International Political Economy, Vol.: 12, No: 1, s. 78–104. Gilpin, R. (2000), The Challenge of Global Capitalism: The World Economy in the 21st Century, Princeton: Princeton University Press. Gomez, R. (1998), Globalization and Labour Standards: Multilateral Worker Protection in an Era of Footloose Capital, University of Toronto Centre for Industrial Relations, Working Paper, No: 4. Gök, M. (2004), İşgücü Piyasası ve KOBİ’ler, Ankara: Roma Yay. 306 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Gustavsson, S. ve E. Lundgren (2006), Internationalization of SMEs: The Challenge of Selecting Foreign Market Entry Modes, Lulea University of Technology. HALKBANK (2005), 2005 Yılı Faaliyet Raporu, (Çevrimiçi): http:// www.halkbank.com. tr/pb/resim/content/hb2005_faaliyet_raporu.pdf, 17.7.2006. Hamel, G. ve C. K. Prahalad (1985), “Do You Really Have a Global Strategy?”, Harvard Business Review, Vol.: 63, s. 139–48. Hamel, G. ve C. K. Prahalad (1994); Competing for the Future, Boston: Harvard Business School Press. Hatzichronoglou, T. (1999), The Globalization of Industry in the OECD Countries, STI Working Papers, No: 2, Paris: OECD Publ. Hayter, S. (2004), The Social Dimension of Global Production Systems: A Review of the Issues, ILO Working Paper, No: 25. Hazine Müsteşarlığı (2006), (Çevrimiçi): http://www.hazine.gov. tr/stat/kobiler/KOBI–2006.xls, 25.10.2007. Hazine Müsteşarlığı (2007), (Çevrimiçi): http://www.hazine.gov.tr/stat/kobitesvik_ist. htm, 22.10.2007. Hazine Müsteşarlığı (2007), (Çevrimiçi): http://www.hazine.gov.tr/ stat/kobiler/KOBI–2007.xls, 25.10.2007. Held, D. ve A. McGrew (2003), “The Great Globalization Debate: An Introduction”, (der.) D. Held ve A. McGrew, The Global Transformations Reader, London: Polity Publ. Held, D. ve diğ. (2003), “Rethinking Globalization”, (der.) D. Held ve A. McGrew, The Global Transformations Reader, London: Polity Publ., s. 54–60. Henderson, J. ve R. Phillips (2004), The Unintended Consequences of Pro–poor Growth: Globalization, Industrial Upgrading and the Underdevelopment of Malaysian Electronics, Paper for the 3rd International Conference of the Centre for Regulation and Competition, Cape Town. Hibbert, E. (Tarih yok) The Globalization of Markets: How Can SMEs Compete?, http://www.mubs.mdx.ac.uk/Research/Discussion_ Papers/Marketing/dpap_mkt_no10.pdf. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 307 Higonnet, D., D. S. Landes ve H. Rosovsky (eds.) (1998), Favorites of Fortune: Technology, Growth and Economic Development Since the Industrial Revolution, Cambridge: Harvard University Press. Hill, R. C. (1987), “Global Factory and Company Town: The Changing Division of Labour in the International Automobile Industry”, (der.) Henderson, J. and Castells, M., Global Restructuring and Territorial Developments, London: Sage Publ. Hill, R. C. (1989), “Comparing Transnational Production Systems: Automobile Industry in the USA and Japan”, International Journal of Urban and Regional Research, Vol.: 13, No: 3, s. 462–480. Hirst, P. ve G. Thompson (1994), “Globalization, Foreign Direct Investment and International Economic Governance”, Organization, Vol.: 1 No: 2, s. 277–304. Hirst, P. ve G. Thompson (2001), Globalization in Question: International Economy and Possible Governance, Second Edition, London: Polity Press. Hirst, P. ve J. Zeitlin (1991), “Flexible Specialization versus Post– Fordism”, Economy and Society, Vol.: 20, No: 1, s. 1–56. Hummels, D., J. Ishii ve D. Yi Kei–Mu (2001), “The Nature and Growth of Vertical Specialization in World Trade”, Journal of International Economics, Vol.: 54, s. 75–96. Hummels, D., D. Rapoport ve Y. Kei–Mu (1998), “Vertical Specialization and the Changing Nature of World Trade”, Federal Reserve Bank of New York Economic Policy Review, Vol.: 4, No: 2, s. 79–99. ILO (1998), Global Production Local Jobs: New Perspectives on Enterprise Networks, Employment and Local Development Policy, International Workshop, Geneva, 9–10 March. Internethaber (2007), “5 Kişi Çalıştır 100 Bin YTL Al”, (Çevrimiçi): http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=111624&inte rstitial=true, 02.11.2007. İKV (2007), “Avrupa Birliği Müktesebatı”, (Çevrimiçi): http://www.ikv. org.tr/abmuktesebati. php, 10.11.2007. Jenkins, R. (1987), Transnational Corporations and Uneven Development, London: Methuen Press. 308 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Jurgens, U., T. Malsch, K. Dohse (1993), Breaking from Taylorism: Changing Forms of Work in the Automobile Industry, Cambridge: Cambridge University Press. Kaplinksy, R. ve R. Jeff (2001), Integration SMEs in Global Value Chains: Towards Partnership for Development, Vienna: UNIDO Publ. Kennes, W. (2000), Small Developing Countries and Global Markets: Competing in the Big League, London: Macmillan Press. Keskin, D. A. (2007), “Basel II Kriterlerinin İşletmeler Üzerindeki Etkileri”, İÜ SBMY Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 2007/1, s. 95–104. Kirkegaard, J. F. (2005), “Outsourcing and Off–shoring: Pushing the European Model Over the Hill, Rather than off the Cliff”, (Çevrimiçi): http://www.petersoninstitute.org/publications/wp/wp05– 1.pdf. Kleinert, J. (2001), The Role of Multinational Enterprises in Globalization: An Empirical Overview, Kiel Working Papers, No: 1069. Kleinert, J. (2003), “Growing Trade in Intermediate Goods: Outsourcing, Global Sourcing or Increasing Importance of MNE Networks?”, Review of International Economics, Vol.: No: 11, s. 464–482. Knight, G. ve S. T. Cavusgil (1996), The Born Global Firm: A Challenge to Traditional Internationalization Theory, (der.) S. T. Cavusgil ve T. K. Madsen, Advances in International Marketing: Export and Internationalizing Research–Enrichement and Challenges, New York: JAI Press. KOBILINE (2007), “Ak Parti’nin İkinci Döneminde KOBİ’ler”, (Çevrimiçi): http://www. kobiline.com/turkce/destekhizmetleri/kobilinegundemi_kobihaberleri.asp, 23.10.2007. KOBILINE (2007), “İhracatçı KOBİ’ye ‘Sıfır’ Faizli Kredi”, (Çevrimiçi): http://www.kobiline.com/turkce/destekhizmetleri/kobilinegundemi?kobihaberleri. asp?, 23.10.2007. KOBİ ZİRVESİ (2006), “IV. KOBİ ZİRVESİ Sonuç Bildirgesi”, (Çevrimiçi): http://www.kobizirvesi.org.tr, 20.09.2007. KOBİFİNANS Dergisi (2007), “Türkiye’nin Yol Haritası”, Sayı: 6, (Çevrimiçi): http://www.kobifinans.com.tr/tr/bilgi_merkezi/020607/ 6143/5, 19/10/2007. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 309 KOSGEB (2002), KOBİ Rehberi, Ankara: KOSGEB Yay. KOSGEB (2004), 2004 Yılı Faaliyet Raporu, (Çevrimiçi): http://www. kosgeb.gov.tr/ Ekler/Dosyalar/Duyuru/589/2004_FAALIYET_RAP_SON.doc, 17.7.2006. KOSGEB (2005), 2002 Yılı Genel ve Sanayi İşyerleri Sayımı: İmalat Sanayi Değerlendirmesi, Ankara: KOSGEB Ekonomik ve Stratejik Araştırmalar Merkez Müdürlüğü Yay. KOSGEB (2005), 2005 Yılı Faaliyet Raporu, (Çevrimiçi): http://www. kosgeb.gov.tr/Ekler/Dosyalar/Duyuru/591/2005%20FAA% 20RAP% 20son1.doc, 17.7.2006. KOSGEB (2006), 19.02.2006. (Çevrimiçi): http://www.kosgeb.gov.tr/Destekler, KOSGEB (2006), (Çevrimiçi): http://www.kosgeb.gov.tr/Ekler/Dosyalar/BilgiBankasi/13/Teşvik–IST–05.xls, 25.07.2006. KOSGEB (2007), (Çevrimiçi): http://kosgeb.gov.tr/dosyalar/istatistik/ 2003–2007% 20DESTEKLER.xls, 25.09.2007. KOSGEB (2007), 2006 Yılı Faaliyet Raporu, Ankara: KOSGEB Yay. Krugman, P. (1991), “Increasing Returns and Economic Geography”, Journal of Political Economy, Vol.: 99, s. 483–499. Küçük, O. (2005), Girişimcilik ve Küçük İşletme Yönetimi, Ankara: Seçkin Yay. Kwaku, K. (2003), “Enhancing Capacities of Small and Medium–sized Enterprises for Inter–firm and Cross–border Business: Lessons from COMESA/SADC Regions for Rest of Africa”, International Conference on Trade and Investment, Maximizing the Benefits of Globalization for Africa, Dakar, Senegal, 23–26 April, Paris: OECD Publ. Lall, S. (2000), Strengthening SMEs for International Competitiveness, Paper Presnted for the Egyptian Centre for Economic Studies Workshop on What Makes Your Firm Internationally Competitive?, (Çevrimiçi): http://www.eclac.org/mexico/capacidadescomerciales/CD% 20Taller% 20Haití/Documentos/3.2Lall2000.pdf. Lall, S. (2002), The Employment Impact of Globalization in Developing Countries, QEH Working Paper Series, s. 1–22. 310 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Lee, K. S., G. H. Lim ve S. J. Tan (1999), “Dealing with Resource Disadvantage: Generic Strategies for SMEs”, Small Business Economics, Vol.: 12, s. 299–311. Long, N. V., R. Riezman ve A. Soubeyran (2001), Fragmentation, Outsourcing and the Service Sector, CIRANO Scientific Series No: 43, (Çevrimiçi): http://www.cirano.qc.ca/pdf/publication/2001s–43.pdf. Loveman, G. ve W. Sengenberger (1991), “The Re–Emergence of Small– Scale Production: An International Comparison”, Small Business Economics, Vol.: 3, No: 1. Lovemen, G. ve W. Sengerberger (der.) (1990), “Introduction: Economic and Social Re–Organization in the Small Enterprise Sector”, The Re–Emergence of Small Enterprise: Industrial Restructuring in Industrial Countries, Geneva: ILO Publ. Lucas, R. E., Jr. (1988), “On the Mechanics of Economic Development”, Journal of Monetary Economics. Lucas, R. E., Jr. (1993), “Making a Miracle”, Econometrica, Vol.: 61, No: 2, s. 251–272. Maddison, A. (2001), The World Economy: A Millennial Perspective. Paris: OECD Publ. Malecki, E. J. (1997), Technology and Economic Development: Dynamics of Local, Regional and National Competitiveness, 2nd edition, Essex: Addison Wesley Press. Maliye Bakanlığı, Gelirler İdaresi Başkanlığı (2007), http://www. gib.gov.tr/fileadmin/user_upload/VI/CVI/Tablo_46.xls.htm, 02.08.2007. Marcussen, M. ve L. B. Kaspersen (2007), “Globalization and Institutional Competitiveness”, Regulation and Governance, Vol.: 1, No: 3, s. 183–196. Martin, W. (2001), Trade Policies, Developing Countries and Globalization, Washington D.C.: World Bank Publ., (Çevrimiçi): http://siteresources.worldbank.org/INTGGP/Resources/2866_trade_martin.pdf. McDougall, P. P. (1994), “The Effects of Industry Growth and Strategic Breadth on New Venture Performance and Strategy Content”, Strategic Management Journal, Vol.: 15, No: 7, s. 537–554. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 311 Mcnamara, D. (2005), “Building an Asia–Pacific Economic Community”, Learning Communities and Global SMEs Conference, 24 May 2005, Jeju–Kore. Milberg, W. (2004), The Changing Structure of International Trade Linked to Global Production Systems: What are the Policy Implications, ILO Working Paper, No: 33. Milliyet (2007), “Anadolu Yaklaşımı Başlıyor”, (Çevrimiçi): http:// www.milliyet.com/2007/03/01/ekonomi/eko03.html, 05.03.2007. Muizer, A. P. ve G. J. Hospers (1998), Strategic Study: Industry Clusters and SME’s, EIM Publ. Mundim, A., R. Alessandro ve A. Stocchetti (2000), “SME in the Global Market: Challenges, Opportunities and Threats”, Brazilian Electronic Journal of Economics, June. Müftüoğlu, T. ve T. Durukan (2004), Girişimcilik ve KOBİ’ler, Ankara: Gazi Kitabevi. Mytelka, L. ve D. Ernst (1997), “Catching up, Keeping up and Getting ahead: Korean Industry under Pressure”, (der.) D. Ernst, Ganiatsos ve L. Mytelka, Technological Capabilities and Export Success: Case Studies from Asia, London: Routledge Publ. Napier, G., S. S. Serger ve E. W. Hansson (2004), Strengthening Innovation and Technology Policies for SME Development in Turkey: Opportunities for Private Sector Involvement, Malmö: IKED Publ. Narvetti, B. G. ve A. Venablee (2004), Multinational Firms in the Global Economy, Boston: Princeton University Press. Nas, A. (2007), “KOBİ’ler ve Rekabet Gücü”, Dünya Gazetesi, 10.07.2007, (Çevrimiçi): http://dunyagazetesi.com.tr/news_display.asp?upsale_id=319471&dept_id=6219. Neumark, D., J. Zhang ve B. Wall (2006), “Where the Jobs are: Business Dynamics and Employment Growth”, Academy of Management Perspectives, s. 79–94. Nohria, N. (1992), “Is a Network Perspective a Useful Way of Studying Organizations?”, (der.) Nitin Nohria ve Robert G. Eccles, Networks and Organizations: Structure, Form, and Action, Boston: Harvard Business School Press, s. 1–22. 312 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Nordhaug, O. (1993), Human Capital in Organizations: Competence Training and Learning, Oslo: Scandinavian University Press. NSF (2004), Science and Engineering Indicators, Arlington: National Science Foundation, Division of Science Resources Statistics. Nunnenkamp, P. (2001), Foreign Direct Investment in Developing Countries: What Policymakers Should Not Do and What Economists Don’t Know, Kiel Discussion Papers, No: 380. OECD (2000), “Small and Medium Sized Enterprises: Local Strength, Global Reach”, Policy Brief, June 2000. OECD (2000), Enhancing the Competitiveness of SMEs through Innovation, Paris: OECD Publ. OECD (2000), OECD Small and Medium Enterprises Outlook 2000, Paris: OECD Publ. OECD (2001), New Patterns of Industrial Globalization: Cross–Border Mergers and Acquisitions and Strategic Alliances, Paris: OECD Publ. OECD (2002), OECD Small and Medium Enterprise Outlook, Paris: OECD Publ. OECD (2004), Main Science and Technology Indicators, Paris: OECD Publ. OECD (2004), Small and Medium–Sized Enterprises in Turkey: Issues and Policies, Paris: OECD Publ. OECD (2004), Türkiye’deki Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler: Mevcut Durum ve Politikalar, (KOSGEB Raporu), (Çevrimiçi): http://www. oecd.org/dataoecd/37/37/33705673.pdf. OECD (2005), SME and Entrepreneurship Outlook 2005, Paris: OECD Publ. OECD (2007), Staying Competitive in the Global Economy: Moving up the Value Chain, Paris: OECD Publ. OECD (2007), Enhancing the Role of SMEs in Global Value Chains, Tokyo, 31 May–1 June 2007. Oman, C. (1990), New Forms of International Investment in Developing Countries, Paris: OECD Publ. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 313 OXFAM (2002), Rigid Rules and Double Standards: Trade, Globalization and Fight Against Poverty. Öz, Ö. (1999), The Competitive Advantage of Nations: The Case of Turkey, Aldershot: Ashgate Publ. Özdemir, S. (2004), Küreselleşme Sürecinde Refah Devleti, İstanbul: İTO Yay. Özdemir, S. (2006), “Refah Devletinin Gelişme ve Bunalım Dönemlerinde İş Piyasaları”, İktisat Fakültesi Mecmuası, (Prof. Dr. Toker Dereliye Armağan Özel Sayısı), Cilt: 55, Sayı: 1, İstanbul: İÜ İktisat Fakültesi Yay., s. 695–733. Özdemir, S., H. Y. Ersöz ve H. İ. Sarıoğlu (2007), “Küçük Girişimciliğin Artan Önemi ve KOBİ’lerin Türkiye Ekonomisindeki Yeri”, Sosyal Siyaset Konferansları, (Prof. Dr. Haşmet Başar’a Armağan Özel Sayısı), Sayı: 53, İstanbul: İÜ İktisat Fakültesi Yay., s. 165–216. Özdemir, S., H. Y. Ersöz ve H. İ. Sarıoğlu (2007), “Girişimciliğin ve KOBİ’lerin Ekonomik ve Sosyal Sistem İçindeki Yeri ve İşsizliği Önlemedeki Rolü”, Girişimcilik Dergisi, Çanakkale Üniversitesi, İİBF Yay., Yıl: 1, Sayı: 2. Özdemir, S., H. Y. Ersöz ve H. İ. Sarıoğlu (2006), İşsizlik Sorununun Çözümünde KOBİ’lerin Desteklenmesi, İstanbul: İTO Yay. Özel, M. (2006), “Din, Ticaret ve Çok Ortaklı Şirketler”, Anlayış Dergisi, Sayı: 43, Aralık, s. 18–21. Özel, M. (2007), “Küreselci Dünyanın Ulusalcı Türkiye’si”, Anlayış Dergisi, Sayı: 44, Ocak, s. 18–21. Palley, T. (2007), “The Economics of Outsourcing: How Should Policy Respond”, Public Policy Brief, Levy Economics Institute Bard Collage, No: 89. Pamuk, Ş. (2005), Osmanlı–Türkiye İktisadi Tarihi, 1500–1914, İstanbul: İletişim Yay. Parlak, Z. (2000), “Yeni Uluslararası İşbölümü Yaklaşımının Eleştirel Bir Değerlendirmesi”, Prof. Dr. Nusret Ekin’e Armağan, Ankara: TUHİS Yay. Parlak, Z. (2004), Sanayi ve Çalışma Sosyolojisi Ders Notları (Basılmamış). 314 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Partten, C. (1991), The Competitiveness of Small Firms, Department of Applied Economics Occasional Paper, No: 57, Cambridge: Cambridge University Press. Petras, J. ve H. Veltmeyer (2001), Globalization Unmasked, Imperialism in the 21st Century, London: Zed Books. Petrella, R. (1996), “Globalisation and Internationalization: The Dynamics of Emerging Word Order”, (der.) R. Boyer ve D. Drache, State and Markets: The Limits of Globalization, London: Rutledge Publ., s. 62–84. Piore, M. ve C. Sabel (1984), Second Industrial Divide: Possibilities for Prosperity, New York: Basic Books. Porter, M. (1990), The Competitive Advantage of Nations, New York: The Free Press. Referans Gazetesi (2007), “Bankacılıkta Bir Mit Daha Yıkıldı, KOBİ’lerin Kredi Payı Yüzde 40’a Yükseldi”, (Çevrimiçi): http://www.e–sirket. com/sektorel/13/bankacilikta.bir.mit.daha.yikildi.kobi.lerin.kredi. payi.yuzde.40.a.yukseldi, 30.09.2007. Romer, P. (1986), “Increasing Returns and Long–run Growth”, Journal of Political Economy, Vol.: 94, No: 5, s. 1002–1037. Ruzzier, M., R. D. Hisrich ve B. Antoncic (2006), “SME Internationalization Research: Past, Present and Future”, Journal of Small Business and Enterprise Development, Vol.: 13, No: 4, s. 476–497. Sabah (2007), “Yıllık İhracat 100 Milyar Doları Aştı”, (Çevrimiçi): http:// www.sabah.com.tr/2007/11/01/haber, 2660944CDD3449FD991D8 994F37B4261.html, 01.11.2007. Sachwald, F. (2005), Impact of Changing Production Location on Foreign Direct Investment, Tokyo Club Foundation for Global Studies, (Çevrimiçi): http://www.tcf.or.jp/data/20051121–22_Frederique_ Sachwald.pdf, s. 4. Sakai, K. (2002), Global Industrial Restructuring: Implication for Small Firms, DTSI/DOC (2002) 4, Paris: OECD Publ., s. 1–35. Saxenian, A. L. (1994), Regional Advantage: Culture and Competition in Silicon Valley and Route 128, Cambridge, Mass.: Harvard University Press. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 315 Saxian, A. (1990), “Regional Networks and the Resurgence of Silicon Valley”, California Management Review, Vol.: 33, s. 89–111. Scherer, F. M. (1991), “Changing Perspectives on the Firm Size Problem”, (der.) Z. J. Acs ve D. B. Audretsch, Innovation and Technological Change: An International Comparison, Ann Arbor: University of Michigan Press, s. 24–38. Schmitz, H. (2003), “Globalized Localities: Introduction”, (der.) Hubert Schmitz, Local Enterprises in the Global Economy: Issues of Governance and Upgrading, Cheltenham: Edward Elgar Pub. Schmitz, H. ve K. Nadvi (1999), “Clustering and Industrialization: Introduction”, World Development, Vol.: 27, No: 9, s. 1503–1514. Sciasca, S., L. Naldi ve E. Hunter (2006), “Market Orientation as Determinant of Entrepreneurship: An Empirical Investigation on SMEs, Entrepreneurship”, Management, Issue: 2006/2, s. 21–38. Shmidt, K. H. (2005), “Value Creation by Allocation of Resources in SMEs Under Different Conditions of Economic Development”, International Journal of Entrepreneurship and Small Business, Vol.: 2, No.: 4, s. 301–311. Sieberts, H. ve H. Klodt (1999), “Towards Global Competition: Catalysts and Constrains”, (der.) OECD, The Future of Global Economy: Towards a Long Boom, s. 115–138. Spence, M. ve C. Dave (2006), “A Comparative Investigation into the Internationalization of Canadian and UK High–Tech SMEs”, International Marketing Review, Vol.: 23, No: 5, s. 524–548. SSK (2006), (Çevrimiçi): http://www.ssk.gov.tr/sskdownloads/ anasayfa/istatistik/nisan_2006.xls, 12.03.2006. SSK (2006), 2006 Yılı İstatistikleri, (Çevrimiçi): http://www.ssk.gov. tr/sskdownloads/anasayfa/istatistik/istatistik2006/T1–15–2006– Karne.XLS, 02.08.2007. SSK (2007), (Çevrimiçi): http://www.ssk.gov.tr/sskdownloads/anasayfa/istatistik/temmuz_2007.xls, 02.09.2007. Stiglitz, J. E. (2002), Globalization and Its Discontents, New York & London: WW Norton Press. 316 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER Suarez–Villa, L. (1989), The Evolution of Regional Economies: Entrepreneurship and Macroeconomic Change, New York: Praeger Publ. Süzer, H. (2006), “KOBİ Peşindeki Banka Sayısı Arttı”, Capital, (Çevrimiçi): http://www.capital.com.tr/haber.aspx?HBR_KOD=3364, 23.03.2006. Taggart, J. H. (2001), “Introduction: Companies and Countries, Changes and Choices”, (der.) J. H. Taggard, Multinationals in a New Era: International Strategy and Management, Gordons Ville, VA: Palgrave Macmillan Publ., s. 1–9. Tanaka, N. ve G. Vickery (1993), “Perspectives on Globalization”, OECD STI Review, Paris: OECD Publ. Taymaz, E. (1997), Small and Medium–Sized Industry in Turkey, State Institute of Statistics, Ankara: SSI Publ. Teece, D. ve P. Gary (1994), “The Dynamic Capabilities of Firms: An Introduction”, Industrial and Corporate Change, Vol.: 3, No: 3, s. 537–556. Teksöz, D. (2007), “Basel II’nin KOBİ’lerin Finansmanına Etkileri”, İÜ SBMY Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 2007/1, s. 191–207. Temiz, H. E. (2004), Küreselleşmenin Sosyal Boyutları ve Türkiye Açısından Etkileri, Ankara: Birleşik Metal Sendikası Yay. TESK (2006), (Çevrimiçi): http://www.tesk.org.tr/tr/guncel/soneko. html, 11.06.2006. Thomas, D. (2000), Innovating the Corporation: Creating Value for Customers and Shareholders, Blacklick, OH: McGraw Hill Trade Publ. Thurik, R. ve S. Wennekers (2001), A Note on Entrepreneurship, Small Business and Economic Growth, ERIM Reports Series Research in Management, ERS 2001–60–STR. Thurik. R ve S. Wennekersa (2007), The Relationship Between Economic Development and Business Ownership Revisited, Tinbergen Institute Discussion Paper, DTI 2007–022/3. Todeva, E. ve D. Knoke (2001), “Strategic Alliances and Corporate Social Capital”, (Çevrimiçi): http://www.soc.umn.edu/~knoke/pages/ Todeva&Knoke.pdf. KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 317 Tokol, A. (2005), Türk Endüstri İlişkileri Sistemi, Ankara: Nobel Yayın Dağıtım. Tussie, D. (1998), “Globalization and World Trade: From Multilateralism to Regionalism”, Oxford Development Studies, Special Issue: Globalization, Vol.: 21, No: 1. TÜİK (2007), (Çevrimiçi): http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri. do?id=556, 02.08.2007. Uludağ, İ. ve V. Serin (1991), Türkiye’de Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler, İstanbul: İTO Yay. UNCTAD (1995), WIR 1995: Transnational Corporations and Competitiveness, New York: UN Publ. UNCTAD (1996), Globalization and Liberalization: Development in the Face of Two Powerful Currents, Report of the Secretary–General of UNCTAD Ninth Session of the Conference, Midrand, South Africa, 27 April 1996, (Çevrimiçi): http://www.unctad.org/Templates/Download.asp?docid=1518&lang=1&intItemID=2582. UNCTAD (1998), Handbook on Foreign Direct Investment by Small and Medium–Sized Enterprises: Lessons from Asia, Geneva: UNCTAD Publ. UNCTAD (2000), Enhancing the Competitiveness of SMEs through Linkages, Geneva: UNCTAD Publ. UNCTAD (2000), Report on the Expert Meeting on Relationships Between SMEs and TNCs to Ensure the Competitiveness of SMEs, Geneva: UNCTAD Publ. UNCTAD (2000), The Relationship Between SMEs and TNCs to Ensure the Competitiveness of SMEs, Outcome for the Expert Meeting, Geneva: UNCTAD Publ. UNCTAD (2000), WIR 2000: Cross–Border and Development, New York and Geneva: UN Publ. UNCTAD (2003), WIR 2003: FDI Policies for Development: National and International Perspectives, New York: UN Publ. UNCTAD (2004), World Investment Report 2004, Geneva: UNCTAD Publ. 318 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER UNCTAD (2005), Linkages, Value Changes and Outward Investment: Internalization Patterns of Developing Countries’ SMEs, Trade and Development Board, Ninth Session, 22–25 February, Geneva: UNCTAD Publ. UNCTAD (2005), WIR 2005: Transnational Corporations and the Internationalization of Research and Development (Overview), New York: UN Publ. UNCTAD (2006), WIR 2006: FDI from Developing and Transition Economies: Implications for Development (Overview), New York: UN Publ. Venables, A. J. (2001), “Geography and International Inequalities: The Impact of New Technologies”, Journal of Industry, Competition and Trade, Vol.: 1, No: 2, s. 139–159. Walter, G. (2005), “Fostering the Development of Innovative SMEs”, EU–RECEP–BCEOM, Moscow. Wennekers, A. M. (2006), Entrepreneurship at Country Level Economic and Non–Economic Determinants, Rotterdam: ERIM Publ. Wennekers, A. M. ve A. R. Thurik (1999), “Linking Entrepreneurship and Economic Growth”, Small Business Economics, Vol.: 13, No: 1, s. 27–55. William, M. (2004), “The Changing Structure of Trade Linked to Global Production Systems: What are the Policy Implications”, International Labour Review, Vol.: 143, No: 1–2 s. 45–90. Winter, S. G. (1984), “Schumpeterian Competition in Alternative Technological Regimes”, Journal of Economic Behavior and Organization, Vol.: 5, Eylül–Ekim, s. 287–320. World Bank (2002), Globalization, Growth, and Poverty: Building an Inclusive World Economy, New York: World Bank Publ. WTO (2001), International Trade Statistics, Geneva: WTO Publ. Wycoff, A. (1993), “The Extension of Networks of Production across Borders”, STI Review, No: 13. Yaets, A. (1998), Just How Big Global Production Sharing, World Bank KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER 319 Policy Research Working Paper, No: 1871. Yazar, İ. (2007), “Hükümet İşsizliğe Çözüm Formülünü Buldu”, Zaman, (Çevrimiçi): http://www.zaman.com.tr/haber.do? haberno=608299, 02.11.2007. Yıldırım, O. (2000), “Osmanlı Esnafında Uyum ve Dönüşümler, 1650– 1826”, Toplum ve Bilim, Sayı: 83. Yılmaz, B. (2004), “Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmelerin Toplumda Üstlendikleri Roller Bakımından Analizi”, (Çevrimiçi): www. dtm.gov.tr/ead/DTDERGI/ocak% 202004/kucuk.htm, 18.02.2006. Yılmaz, F. (2004), “Türkiye’de Küçük ve Orta Boy İşletmeler (KOBİ’ler)”, (Çevrimiçi): http://http://www.isbank.com.tr/dosya/ekon–tr_kobiler2004.pdf, İş Bankası Yay. Yoshino, M. Y. ve U. S. Rangan (1995), Strategic Alliances: An Entrepreneurial Approach to Globalization, Boston: Harvard Business School Press. Yüksel, A. (2005), BASEL–II’nin KOBİ Kredilerine Muhtemel Etkileri, Ankara: BDDK Yay. Zoltan, A. ve D. B. Audretsch (1990), Innovation and Small Firms, Cambridge: MIT Press. Zucchella, A. “The Internationalization of SMEs: Alternative Hypotheses and Emprical Survey”, (der.) J. H. Taggart, Multinationals in a New Era: International Strategy and Management, Gordons Ville, VA: Palgrave Macmillan Publ., s. 47–60. 320 KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE REKABET GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI VE TÜRKİYE’DE KOBİ’LER
Benzer belgeler
Untitled - Sosyal Medya | Akademi
ve dönüşüme ülkelerin ayak uydurabilmesi ve küresel ekonomide güçlü bir konuma sahip olması, bu gelişmelere hızlı ve doğru şekilde cevap
verebilme yeteneğine ve yeni alanlarda rekabet üstünlüğü gel...
rekabet değerlendirme araç kiti
KÜRESELLEŞME SÜRECİ, DEĞİŞEN REKABET ve KOBİ’LER
I. KÜRESELLEŞME KAVRAMI ve TANIMI