TCZB Müfettişleri Derneği
Transkript
TCZB Müfettişleri Derneği
MD – Kültür Sanat Bülteni E-Kültür T.C.Z.B MüfettiĢleri Derneği MD – Kültür Sanat Bülteni Ocak 2012 Sayı 3 Sayfa 0 MD – Kültür Sanat Bülteni MD – Kültür Sanat Bülteni Ocak 2012 Aylık Kültür ve Sanat Bülteni Sayı: 3 Hem 2011‟i hem de Mehmet Âkif Yılı‟nı geride bıraktık. Bir Ģair olmasının ötesinde mütefekkir, dost ve dava adamı olan Âkif‟in, yalnızca „Ġstiklal MarĢı ġairi‟ sıfatıyla flulaĢtırıldığı portresinin ötesinde bir yazı kaleme aldık [Sayfa:2] Nazım Hikmet ve Necip Fazıl Bahriye Mektebi‟nde [Sayfa:6] Osmanlı‟nın KuruluĢunu ilan eden Cuma Hutbesi [Sayfa:11] Ġçindekiler Mehmet Akif Ersoy 2 ġiir – 30 Yaş 2 En Ġyi Filmler 3 Yazı – Bir Dost 4 Yazı – Kaşıkçı Elması 5 Tarih – Bir Ağıttır Sarıkamış 7 Yazı - Edeb 8 Gezi - Ayvalık 9 Yazı – Şeyh Edebali… 11 Etkinlik Takvimi 13 Künye 14 105. Dönem Kurul Üyeleri Yeterlik Dönemini Başarıyla Tamamladılar… [Sayfa:12] BAġLARKEN.. Değerli Üyelerimiz, Çok keyifle okuyacağınız zengin içerikli yeni sayımızda yeniden birlikteyiz. Bülten ekibi olarak yeni sayımızın sizlere faydalı olmasını diliyoruz. Sayfa 1 MD – Kültür Sanat Bülteni MEHMET AKĠF ERSOY Hem 2011‟i hem de Mehmet Âkif Yılı‟nı geride bıraktık. Bir Ģair olmasının ötesinde mütefekkir, dost ve dava adamı olan Âkif‟in, yalnızca „Ġstiklal MarĢı ġairi‟ sıfatıyla flulaĢtırıldığı portresinin ötesinde ele almaya çalıĢtık. - Toplumun sorunlarını iyi özümsemiĢ bir ahlâk adamı, - Ġstiklal MarĢı'nı para karĢılığı yazmayı reddeden erdemli bir Ģair, - Ġstiklâl MarĢımızı yazan bir milletvekili, - Kalbini inançla, aklını bilimle dolduran gerçek bir aydın, - Ġstiklal madalyası sahibi bir vatansever, - Milletimizin yetiĢtirdiği en büyük abide Ģahsiyetlerinden biri, olan Mehmet Akif Ersoy‟u ölümünün 75. yıldönümünde bir kez daha rahmetle minnetle anıyoruz. Akif, Osmanlı Devleti‟nin “hasta adam” ilan edildiği bir dönemde (1873) Ġstanbul Fatih‟te dünyaya gelmiĢtir. Ġyi bir eğitimden sonra Ziraat ve Baytar Mektebi'ne kaydoldu. Bu okuldan birincilikle mezun olduktan sonra 1893‟te Baytar MüfettiĢ Muavini olarak tayin edildi. Dört yıl Osmanlı Devleti‟nin değiĢik eyaletlerinde memurluk yaptı. Mesleği ile ilgili son görevi, Baytarlık Dairesi müdür yardımcılığı idi. Bu dairenin müdürü olan Abdullah Bey'in haksız yere görevinden alınması üzerine 11 Mayıs 1913'te memuriyetten istifa etti. Akif, “haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır!” inancındaydı. 1913 yılında arkadaĢına yapılan haksızlığı gerekçe göstererek Ziraat Bakanlığı‟ndaki görevinden istifa etti. … YumuĢak baĢlı isem, kim dedi uysal koyunum? Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum! Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim, Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim! “Adam aldırma da geç git” diyemem, aldırırım. Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım! … Akif, I. Dünya SavaĢı‟nda Almanlara esir düĢen Müslümanları aydınlatmak için Berlin‟e, arkasından Ġngilizlerle iĢbirliği yapan ġerif Hüseyin isyanını engellemek için Arabistan‟a gitmiĢtir. Orada düĢmanın Çanakkale‟yi geçemediğini öğrenince “Çanakkale ġehitleri” Ģiirini yazmıĢtır. Mehmet Akif, ateĢ püsküren çeliğe karĢı, iman dolu göğsünü siper ederek Ģahadete koĢan kınalı kuzuları, “Çanakkale ġehitleri” Ģiirinde Ģu Ģekilde dile getirmiĢtir: Vurulup tertemiz alnından, uzanmıĢ yatıyor, Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneĢler batıyor! Ey, bu topraklar için toprağa düĢmüĢ asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi... Bedr'in aslanları ancak bu kadar Ģanlı idi. Osmanlı Devleti I. Dünya SavaĢından yenik çıkmıĢ, Anadolu Mondros AteĢkes AntlaĢması gereğince yer yer iĢgal edilmeye baĢlanmıĢtır. Ancak, Türk Milleti‟ne tarihin hiçbir döneminde esaret zinciri vurulamamıĢ, Ģimdide vurulamayacaktır. Mustafa Kemal‟in baĢlattığı Ġstiklâl SavaĢı, Türk Milleti‟nin ölüm kalım davasıydı. Mehmet Akif de bu davayı kalemi ve bedeni ile destekleyen aydınlarımızdan biriydi. Akif, Ankara'ya gelerek Milli Mücadeleye katıldı ve Burdur Milletvekili olarak meclise girdi. TBMM‟ye karĢı çıkan ayaklanmaları bastırmak için Anadolu‟nun pek çok il ve ilçesini dolaĢmıĢ, 30 YaĢ Gözlerim kapanıyor ve beyaz bir kısrak koĢuyor anılarımda… Ġlk anım kardeĢimin doğumu, annem fısıldıyor kulağıma abi oldun diyor artık… Ġlkokulda soyadımı yanlıĢ yazıyorum tahtaya.. Orta okulda kavga ediyorum ve Ģakağımda 3 santim dikiĢ iziyle geziyorum hala… Lisede o sesi duyuyorum ve Allahım bu aĢk mı diyorum yoksa… Üniversitede küçücük elleriyle sineme sarılıyorum… Sonra bir gezgin olup, düĢüyorum yollara… En son 24 yaĢıma Ģiir yazdığımı ve artık yazamadığımı fark ediyorum… Açıyorum gözlerimi ve söyleniyorum kendime… Ah 30 ne de çabuk gelmiĢsin, geldiğin gibi de gidecek misin? Mustafa Can AĞANER 11.01.2011 Uzundere/Erzurum Sayfa 2 MD – Kültür Sanat Bülteni verdiği vaazlar ve yaptığı coĢkulu konuĢmalarla halkımızı yüreklendirmiĢtir. 1920 baĢlarında Ġstanbul dıĢına çıkarak halkı millî mücadeleye davet eden Mehmet Âkif, dili ve kalemiyle memlekete sahip çıkan bir mücadele adamı olmuĢtur. TBMM‟de nadiren söz alarak kürsüye çıkan Âkif, EskiĢehir, Burdur, Sandıklı, Dinar, Afyon, Konya, Antalya ve Kastamonu‟da halkı aydınlatmıĢ; çıkardığı Sırat-ı Müstakim ve SebilürreĢad dergilerindeki Ģiir ve makaleleri ile Rusya, Mısır, Suriye ve Anadolu‟da büyük yankı uyandırmıĢtır. Cami kürsü ve minberlerine çıkıp vaazlar, hutbeler vererek ateĢli konuĢmaları ile vatanın her bir köĢesi iĢgal edilmiĢ bir milleti ayağa kaldırmak için elinden geleni yapmıĢtır. Yine yakın dostu EĢref Edip, Âkif‟in iĢgal edilmiĢ Ġstanbul‟da dergiyi çıkarma imkânı kalmayınca Kastamonu‟ya gidiĢini ve Nasrullah Camii‟nde verdiği vaazı Ģöyle anlatır: “Üstat, Sevr muahedesinin (antlaĢmasının) öldürücü maddelerini herkesin anlayabileceği tarzda anlattı. Vatanın geçirdiği tehlikeleri halkın gözü önüne koydu. Vahdete davet etti, tefrikayı yerin dibine batırdı. Avazı çıktığı kadar bağırıyordu: „Milletler, topla tüfekle, zırhlı ile ordularla, tayyarelerle yıkılmaz. Ancak aralarındaki rabıtalar çözülerek herkes kendi başının derdine, kendi menfaatini temin etme kaygısına düştüğü zaman yıkılır... „KonuĢma bittiğinde cemaat ağlıyordu. Ortalığı müthiĢ bir heyecan kaplamıĢtı. Üstat da kendinden geçecek dereceye gelmiĢti. Artık sesi kesiliyordu, çok yorulmuĢtu. Heyecanından kalbi duracak diye korkuyordum. Sonra ellerini kaldırdı duaya baĢladı. Aman Allah‟ım, cemaatin hâlini görmeliydiniz. Galeyan içinde, binlerce sineden „Âmin!‟ sedaları yükseliyordu, herkes ağlıyordu. Üstat duayı bitirdi, kürsüden indi. Cemaat, etrafından ayrılmıyordu. Üstat, bir müddet istirahatten sonra camiden çıktı, büyük bir cemaat onunla birlikte Kastamonu caddelerini doldurdu. O heyecan bütün Ģehre yayıldı.” TBMM, Milli heyecanı dile getirmek amacıyla Milli MarĢ için yarıĢma baĢlatıp, birinci gelen Ģaire de 500 lira verilmesini kararlaĢtırdığında Akif: “Ödül için İstiklâl Marşı yazılmaz.” diyerek bu marĢı yazmayı reddetmiĢtir. Ankara‟nın soğuk kıĢ günlerinde üzerine giyecek paltosu dahi bulunmadığı ve söz konusu ödül ile de o günün Ģartlarında en az 3 adet apartman dairesi alınabildiği dikkate alındığında, böylesi büyük bir ödülün reddedilmesinin nasıl bir “yiğitlik” ve “fedakarlık” gerektirdiği daha iyi anlaĢılacaktır. Giyecek paltosu dahi olmamasına rağmen söz konusu ödülü reddeden Akif, zaman zaman arkadaĢının paltosu ile Meclis‟e gidip geliyordu. Ġstiklâl MarĢı‟nın kabul edildiği gün Akif‟in cebinde 2 lira vardı ve onu da Zonguldak Milletvekili Hayri Bey‟den borç almıĢtı. Ġlk Meclis‟te Burdur milletvekili olarak bulunduğu ve Taceddin Dergâhı‟nda kaldığı zamanlarda Maarif Vekaleti (Millî Eğitim Bakanlığı) tarafından açılan marĢ yarıĢmasına katılmayan Âkif‟in gerekçesi „Ödül için İstiklal Marşı yazılmaz!‟ düĢüncesidir. Kurulun baĢında olan Hamdullah Suphi, mektup yazar Âkif‟e, mutlaka bir eser göndermesini ister, para konusunun istediği Ģekilde çözüleceğine dair onu temin eder. Ordunun terhis edildiği, Anadolu‟nun Yunan, Ġngiliz, Fransız ve Ermeni iĢgali altında olduğu bu zorlu dönemde bir gece sabahlayan Âkif, Ģiiri yazıp gönderir. ġiir birkaç gün sonra 12 Mart 1921 tarihinde Meclis‟te üst üste defalarca okunur. Bundan sonrasını EĢref Edip‟ten dinleyelim: “Mebusların alkıĢlarından Meclis‟in tavanları sarsılıyordu. Ruhları o kadar heyecan kaplamıĢtı ki, Meclis, yekpare bir kalp hâlinde dalgalanıyordu. Üstat ise mahcubiyetinden, baĢını kollarının arasına Tüm Zamanların En Ġyi Filmleri Dünyanın en prestijli sinema dergilerinden Empire'ın, tüm zamanların en iyi 500 filmini belirlemek üzere düzenlediği ankette, 1972 yılı Francis Ford Coppola imzalı, 3 Oscarlı "Godfather" (Baba) tüm zamanların en iyi filmi seçildi. Empire'in internet sitesindeki habere göre, 10 bin Empire okurunun, sinema dünyasının ünlüleri ve eleĢtirmenleriyle birlikte katıldığı anketin sonuçları, Coppola ve Steven Spielberg'in ikiĢer filmini ilk ona yerleĢtirdi. Listenin sonunda yer alan tüm zamanların en iyi 500'üncü filmi ise "Ocean‟s Eleven". ĠĢte Listedeki Ġlk 10 Film 1. “Godfather” (Baba) 2. “Raiders of the Lost Ark” (Kutsal Hazine Avcıları) 3. “Star Wars-The Empire Strikes Back” (Yıldız SavaĢları-Ġmparator) 4. “Shawshank Redemption” (Esaretin Bedeli) 5. “Jaws” 6. “Goodfellas” (Sıkı Dostlar) 7. “Apocalypse Now” (Kıyamet) 8. “Singin‟ in the Rain” (Yağmur Altında) 9. “Pulp Fiction” (Ucuz Roman) 10.”Fight Club” (DövüĢ Kulübü) Sayfa 3 MD – Kültür Sanat Bülteni sokmuĢ, sıranın üstüne yumulmuĢtu.” Safahat‟ta bu Ģiirin olmadığını gören ve sebebini soranlara Âkif, “O benim değil, milletimindir.” cevabını vermiĢtir. Adına “yıl” tahsis ettiğimiz, düĢünce ve sanat hayatımızın böylesi önemli Ģahsiyetlerinden biri olan ve Ġstiklal MarĢı‟mızın yazarı Mehmet Âkif‟in kendi yılında (2011‟de) hak ettiği biçimde anıldığını söylemek mümkün değil. Hatta Mehmet Âkif Yılı içerisinde Mısır Apartmanı‟nda açılacağı sözü verilen Mehmet Âkif Müzesi bile halen açılabilmiĢ değil. Elbette yıl içerisinde birçok etkinlikle anıldı Âkif, protokol konuĢmalarında mısraları yine dillerden düĢmedi. Törenlerde ve okullardaki programlarda hakkında çok konuĢuldu; fakat „Ġstiklal MarĢı ġairi‟ sıfatıyla flulaĢtırılan portresinin dıĢına hiçbir zaman çıkılamadı. KurtuluĢ SavaĢı‟nda, pek çok Batıcı aydının aksine, cephe cephe, cami cami koĢup ruhları dirilten ateĢli konuĢmalarıyla hatip ve vaiz Âkif‟e; sözüne sonuna kadar sadık Âkif‟e; üç kıtanın tarihini bütün derinlikleriyle bilen ve bu coğrafyanın dertlerini omuzlayan mütefekkir Âkif‟e; varını yoğunu muhtaçlara dağıtan cömert Âkif‟e; Türkçe, Arapça ve Farsça yüzlerce Ģiirin yanı sıra Kur‟an‟ı Kerim‟i beynine nakĢeden hâfız Âkif‟e; hasıl-ı kelam bütün bunları cem ettiği kimliğiyle “Ģair” Âkif‟e göz atalım istedik. Bir Dost! – Can Dündar‟dan... Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın… „Nereden çıktın bu vakitte‟ dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında; gözünün dilini bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı… Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. İhtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin. Kucaklamalı seni güvenli kolları, dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı… En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; gölgesinde Sözünün eri Âkif Sohbetine doyum olmadığı söylenen Âkif, baĢka kimseler hakkında asla serinlemelisin sorgusuz sualsiz… konuĢmayan, seciye sahibi, dürüst, doğru ve mert biri olarak tanınır. Haksızlığa karĢı ise celalli ve öfkeli bir kiĢiliğe sahiptir. YaĢadığı neyse yazdığı odur. Sözüne nasıl sadık bir insan olduğunu dostu Mithat Cemal Kuntay‟dan dinleyelim: “MeĢrutiyet‟in ilk seneleri, bir cuma, adam boyu kar yağdı. O gün Âkif‟in kullanmaktan hazzetmediği Ģeyler iĢlemedi: Araba, tramvay, Ģimendifer ve vapur... Çapa‟daki bizim eve o gün sütçü, ekmekçi gibi adamlar bile gelmedi. Öğle yemeğinden sonra biz hâlâ ekmekçiyi beklerken, nihayet kapı çalındı; fakat... Âkif Bey gelmiĢti! Bıyığının yarısı donmuĢtu. ġaĢırdım. Nasıl geldiğini merak ettim. Beylerbeyi‟nden nasılsa BeĢiktaĢ‟a bir vapur iĢlemiĢti. BeĢiktaĢ‟tan Çapa‟ya bu havada bu karda, tipide yaya yürünülen mesafeye ben ĢaĢtıkça, Âkif de benim hayretime ĢaĢıyordu: „Gelmemem için kar, tipi kâfi değil, vefat etmem lâzımdı. Çünkü, söz vermiĢtim.‟ Ġnsanların birbirlerine verdikleri sözün bu kadar korkunç bir Ģey olması o gün beni ürküttü. „Âkif‟ dedim, „Sen eğer verilen sözün mânâsını bu türlü anlıyorsan bana izin ver de, ben bu türlü anlamayayım. Benim verdiğim sözün Ģiddetli lodosa bile tahammülü yoktur!‟ „Ben böyleyim!‟ dedi. „Ben de böyleyim!‟ dedim. Bu vak‟adan sonra, ona söz vermekten korktum.” Akif‟in verilen söze bağlı kalınması ile ilgili baĢka bir anekdotunu da yakın arkadaĢlarından Fatih Gökmen Ģöyle anlatıyor: “Akif verdiği söze bağlı kalmayanlara insan gözüyle bakmazdı. Aramızda geçen bir olayı anlatayım: Ben Vaniköy‟de oturuyordum. Kendisi de Beylerbeyi‟nde. Bir gün öğle yemeğini ben de yemeyi, sonra da oturup sohbet etmeyi kararlaĢtırdık. O gün öyle yağmurlu, boralı bir hava vardı ki, her taraf sele boğulmuĢtu. Havanın bu haliyle Akif‟in karadan gelemeyeceğini düĢünmüĢtüm. Yakın komĢulardan birine gittim. Yağmur bütün Ģiddetiyle devam ediyordu. Eve döndüğümde ne iĢiteyim benim komĢuya gittiğim sırada Mehmet Akif sırılsıklam bir halde gelmiĢ, beni evde bulamayınca, evdekilerin bütün ısrarlarına rağmen içeri girmemiĢtir. Selam söyleyin demiĢ ve o yağmurlu havada geriye dönüp gitmiĢ. Ertesi gün kendisinden özür dilemek istedim. Bana “Bir söz ölüm ya da ona yakın Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli. Alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli. Övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin. Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi… Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş… Gözbebekleri bulutlandığında, yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin. Ve sen ağladığında, onun gözünden gelmeli yaş… Yıllarca aynı ip üstünde çalışmış, cesaretle ihanet arasında gidip gelen bir salıncağın sınavında birbiriyle kaynaşmış iki trapezci gibi güvenle kenetlenmeli elleri… „Parkurun bütün zorluklarına rağmen dostluğumuzu koruyabildik, acıları birlikte göğüsleyebildik ya; yenildik sayılmayız‟ diyebilmeli… Issızlığın, yalnızlığın en koyulaştığı anda, küçücük bir kağıda yazdığımız kısa, ama ümit var bir yazıyı, yüreğe benzer bir taşa bağlayıp birbirimizin camından içeri atabilmeliyiz: „Bunu da aşacağız! Hacer Çiğdem Çelik - MüfettiĢ İmza: Bir dost!..‟ Sayfa 4 * * ** * * MD – Kültür Sanat Bülteni bir felaketle yerine getirilemezse mazur görülebilir!” dedi ve benimle 6 ay dargın kaldı.” Dost Âkif Mehmet Âkif‟in dost anlayıĢını sağlıklı bir Ģekilde irdelemeden, onun aydınlar ve ilim adamlarıyla iliĢkilerinin niteliğini anlamak kolay değildir. Bir aydını ve ilim adamını sevdiği zaman ondan ayrılmaz, dostlarıyla yakın olabilmek için sık sık ev değiĢtirirdi. Yakın dostu EĢref Edip, “Üstad, Ferid Bey‟i çok severdi. Onunla daha sık, daha yakından görüĢmek için evini Beylerbeyi‟ne nakletmiĢti.” derken nasıl bir gönül adamı olduğunun iĢaretini veriyor. Bu sebeple “Ġstanbul‟da oturmadığım semt kalmadı.” diyen Mehmet Âkif, hiç yüzünü görmediği insanlara karĢı bile aynı duyarlılığı gösterir. Dost tanımına giren yakınlarına, değer verdiği büyüklere ve küçüklere bazen Ģiirlerini bazen kitabını ithaf etmesi dostlarına olan sadakatini gösterir nitelikte. Bu dostları arasında EĢref Edip, BinbaĢı ġükrü Bey, Babanzade Ahmed Naim, Süleyman Nazif, Muhiddin Targan, Mithat Cemal, Neyzen Tevfik, KuĢçubaĢı EĢref, ġefik Kolaylı, Hasan Basri Çantay, Ömer Rıza Doğrul gibi isimleri saymak mümkün. Onun nasıl bir dost olduğunu anlamak için sözü dostu EĢref Edip‟e bırakalım: “Mütareke zamanında idi. Bir gün SebilürreĢad idarehanesinde oturuyorduk. Neyzen Tevfik çıkageldi. Üst baĢ periĢan, selam vererek içeri girdi. ġöyle bir tarafa yıkıldı, çok sarhoĢtu. Biraz geçtikten sonra rakı dolu mataradan birkaç yudum aldı. Fakat artık bir yudum bile içecek hâli kalmamıĢtı. Nihayet neyini alarak üstadın oturduğu koltuğun önünde, onun dizi dibinde yere oturdu, üflemeye baĢladı. O hâlde muhrik (yakıcı) bir taksim yaptı. Baktık, üstadın gözlerinden yaĢlar dökülüyordu. Neyzen bunu görünce neyi bıraktı, üstadın boynuna sarıldı. Sakalından, yanaklarından öpmeye baĢladı. Öptü, öptü... Biz bu manzara karĢısında mebhût (ĢaĢkın) kaldık. Âkif neye ağladı? Neyin hazin sesine mi, Neyzen‟in bu hâline mi? Artık ne bizim sormamıza lüzum vardı, ne onun söylemesine...” Cömert Âkif Merhum Mehmet Âkif‟in ahlaki meziyetleri, insani vasıfları Ģiirinin çok daha üstündeydi desek yanlıĢ bir Ģey söylemiĢ olmayız. Karakter sahibi bu insan hayatı boyunca güçlükle geçinmesine rağmen, Ġstiklal MarĢı yazıldığında ödül olarak konulan 500 liraya tenezzül etmemiĢ, hatta bu fakr u zaruret içinde cömertliği ve eli açıklığı bırakmamıĢtır. Yakın dostlarından Hasan Basri Çantay bakın onun cömertliği ile ilgili neler anlatıyor: “Üstat, bütün hayatını fakr u zaruret içinde geçirdi. Böyleyken hâlinden Ģikâyet ettiğini ne ben ne de diğer yakınları duydu. Bununla beraber kendisi gayet cömertti. Kesesinde kaç kuruĢu var ise isteyene istemeyene dağıtırdı. Hiç unutmam, bizi Ankara‟da evine çay içmeye çağırmıĢtı. Biz gitmek üzere iken o, koĢa koĢa bize geldi, dedi ki: „Bu akĢam çayı sizde içeceğiz.‟ Ben tabii memnun oldum. Fakat sebebini de anlamak istedim. Sordum, gülerek dedi ki: „Bizim odanın kilimini bir fakire vermiĢler.‟ O oda ki, mefruĢatı zaten o tek kilimden ibaretti, zaten onu da bir fakire veren kendisiydi. Yine müthiĢ bir kıĢ günündeyiz. Âkif‟i kır bir ceketle görüyoruz. ÜĢüyor; ama hissettirmemeye çalıĢıyor. AraĢtırdım; paltosunu evinin kapısına gelen çıplak bir fakire giydirmiĢ!” Evet, Âkif‟i Âkif yapan Ģeyi biraz da onun bu yüksek karakter ve ilminde aramak gerekir. Sürekli olarak gençlere örnek gösterilen Mehmet Âkif Ersoy‟un davranıĢları, karakteri anlaĢılmadan ne onun üstün Ģairliği ne de KaĢıkçı Elması KaĢıkçı elmasının Osmanlı Sarayı‟na girmesi hakkındaki en meĢhur rivayetlerden biri Ģöyledir: 1699 yılında Ġstanbul‟da, Eyüp semtine yakın Eğrikapı çöplüğünde gezinen bir adam parlak ve yuvarlak bir taĢ bulur ve eve dönüĢte bir kaĢıkçıya uğrayıp elması üç tahta kaĢık karĢılığında kaĢıkçıya bırakır. KaĢıkçı bu taĢı kuyumcu bir arkadaĢına 10 akçaya satar. Kuyumcu, elmasın kıymetinden daha iyi emin olmak için baĢka bir kuyumcu arkadaĢına gösterir; kıymetli bir elmas olduğu anlaĢılınca arkadaĢı kuyumcubaĢına bildireceğini söyleyerek sus payı ister. TaĢın sahibi olan kuyumcu, sus payı vermeye razı olur ama parada anlaĢamazlar ve aralarında kavga çıkar. Mesele kuyumcubaĢıya akseder. KuyumcubaĢı, tarafların eline birer kese altın vererek taĢa el koyar. Fakat mesele kapanmaz. Bu defa da konuyu sadrazam duyar. PadiĢahın emri ile elmas, saraya getirilir ve saray elmastıraĢına verilir. ElmastıraĢ, hemen iĢe koyulur ama taĢın iĢlenmesinin padiĢah tarafından hususiyle irade buyurulması, elmastıraĢın aklını uzun süre meĢgul eder. Acaba bu değerli taĢı nasıl iĢlemeli ve ortaya nasıl bir eser çıkartmalıdır? ElmastraĢ, sonunda kararı verir. Bu değerli taĢ belki de yok olup gidecekken, üç tahta kaĢığını bu taĢla takas eden ve taĢı bir kuyumcuya götüren kuyumcu aklına gelir. Neticede elması oval keserek, kaĢığı andıran, 86 karatlık nadide bir elmas meydana gelir. Sayfa 5 MD – Kültür Sanat Bülteni Ģiirinin nitelikleri tam olarak kavranabilir. Çünkü Âkif Ģairliği, karakter özellikleri ve dinî duyarlılığı ile Âkif‟tir. Akif, I. Meclis'in görevinin sona ermesi üzerine Abbas Halim PaĢa'nın daveti üzerine Mısır'a gitti. 1926 yılından itibaren Mısır Üniversitesi‟nde Türk Edebiyatı dersi okuttu. "Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hûda Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda" diyen bir vatanseverin Anadolu hasreti doruğa çıkar. Akif, tam on bir yıl bu hasretle ve hüzünle yaĢadı. Amansız hastalığına da Mısır'da yakalandı. Hastalık bedenini, hasret yüreğini kemirdi. Canı gibi sevdiği vatanından uzakta ölmek istemediği için dönmeye karar verdi. 27 Aralık 1936 tarihinde 63 yaĢında iken Ġstanbul‟da vefat etti. Her yerin bembeyaz karla kaplandığı soğuk bir kıĢ gününde naaĢı, örtüsüz, üstü açık bir tabutla Beyazıt Camii‟nin bahçesine getirilen Âkif, orada bulunan ve hüngür hüngür ağlayan öğrencilerin buldukları bayraklara sarılarak ve Kâbe örtüsü ile donatılarak uğurlanmıĢsa bu, hayatını milletine vakfetmesinden dolayıdır. Devletin hiçbir temsilcisinin yer almadığı cenazede Akif, Edirnekapı ġehitliği‟ne kadar omuzlar üzerinde götürülmüĢ ve buraya defnedilmiĢtir. Eğer insanların yaĢayıĢında doğruluk, ahde vefa, haksızlık karĢısında susmamak ve bütün ilimlere gönülden bağlanmak, merhametli olmak, gafletten, cehaletten, kinden, nefretten uzak yaĢamak bin yıl sonra bile üstün özellikler olarak kabul edilecekse, Akif, dünya durdukça yine abide Ģahsiyetlerden biri olarak anılacaktır. Aramızdan Ayrılanlar Aralık 2007 tarihinde MüfettiĢ Yardımcısı olarak göreve baĢlayan Ġsmail Doğan ile 2008 yılı içerisinde göreve baĢlayan Cihan Gençoğlu, Bankamızdaki görevlerinden ayrılmıĢlardır. Derneğimiz tarafından düzenli olarak çıkartılan E-Ekonomi ve E-Kültür Bülteni‟nde de görev alan üyelerimize kuruldaki hizmetlerinden dolayı teĢekkür eder, bundan sonraki iĢ hayatlarında baĢarılar dileriz. Melik Yavuz MüfettiĢ NAZIM HĠKMET VE NECĠP FAZIL BAHRĠYE MEKTEBĠ’NDE 1910‟lu yıllara ait iki fotoğraf. Edebiyatın iki dev ismi Bahriye Mektebi‟nde. 1916-1920 yılları arasında Bahriye Mektebi‟nde okuyan Necip Fazıl (Kısakürek) son sınıf imtihanlarını vererek okulu bitirdi ancak aynı yıl öğrenime bir yıl eklenince bu durumu protesto etti ve imtihanlarda boĢ kağıt verdi. Bu yüzden okuldan kaydı silinen Necip Fazıl, Kafa Kağıdı adlı kitabında Heybeliada ve Bahriye Mektebi için “kalbime yakıcı mührünü basmıĢ yerlerden biri” tabirini kullanmıĢtı. “Musikinin Düdük/Hayatım Deniz/Biz Deryada Gezeriz/Bize Derler Turgutoğlu” diye baĢlayan “Bir Bahriyelinin Ağzından” Ģiirini beğenen Bahriye Nazırı Cemal PaĢa tarafından okula alınan Nazım Hikmet ise din bilgisi ve tabiat derslerindeki takdir edilmesine, hassas ve zeki olduğu belirtilmesine rağmen okulun kayıtlarında elbisesine özen göstermediği, mesleğe karĢı isteksiz olduğu yazmaktaydı. Okulu bitiren Nazım da askerliği sürdürmedi. Sayfa 6 MD – Kültür Sanat Bülteni BİR AĞITTIR SARIKAMIŞ Yıl 1914... Yer SarıkamıĢ... Sınırı geçen Rus kuvvetleri, Hasan Ġzzet PaĢa'nın komutasındaki 3. Ordu tarafından Pasinler'in doğusundaki Köprüköy'de durduruldu. BaĢkumandan vekili Enver PaĢa, icra edilecek bir taarruzla 1877-1878 Osmanlı-Rus SavaĢı‟nda (93 Harbi) Doğu Anadolu‟da kaybedilen toprakların (Kars, Batum, Artvin ve Ardahan) geri alınmasını ve müteakiben harekâtın Kafkasya‟ya aktarılmasını mümkün görüyordu ve büyük bir güçle, Rusları hiç beklemedikleri bir yerden, Allahüekber dağlarından aĢarak vurmayı hedeflemiĢti. Enver PaĢa, bu amaçla 14 Aralık 1914‟te Ġstanbul‟dan Köprüköy‟e geldi. Taarruzun bahara bırakılmasını öneren 3‟üncü Ordu Komutanı Hasan Ġzzet PaĢa‟yı görevinden alarak 3‟üncü Ordu Komutanlığını kendi üzerine aldı ve Hafız Hakkı Bey'i de 10. Kolordu komutanlığına getirdi. Bu harekâtı icra edecek 3‟üncü Ordu; 9, 10 ve 11‟inci Kolordular ve 2‟nci Süvari Tümeninden oluĢuyordu. Cephedeki Rus mevcudu 100.000, 3‟üncü Ordunun mevcudu ise 120.000 idi. Türk ordusu sayıca fazla olmasına rağmen Ruslar, ağır silah, topçu ve donatım bakımından kesin bir üstünlüğe sahiptiler. 22 Aralık 1914 - 15 Ocak 1915 tarihleri arasında cereyan eden SarıkamıĢ Muharebeleri‟nde Türk Ordusunun uyguladığı plan, bir kolorduyla düĢmanın cepheden tespitini, iki kolorduyla kuzey kanadından kuĢatılarak düĢman cephesinin 30-35 km kadar gerisindeki SarıkamıĢ‟ın ele geçirilmesiyle büyük düĢman kuvvetlerinin imhasını öngörüyordu. Tamamen karlarla kaplı, çok yüksek dağlık ve yolsuz bir arazide o günün koĢulları altında kıĢ donatımından yoksun yaya ve atlı birliklerle yapılan bu harekât çok riskli idi. Özellikle 10‟uncu Kolordu birlikleri, Allahüekber Dağları‟nı aĢarken çetin zorluklar ve kıĢ Ģartları sebebiyle gerek miktar gerekse mevcut silahlar yönünden çok zayiat verdi. Nitekim Türk kuvvetlerinin büyük bir kısmı soğuktan donarak öldü. Sağ kalanlar Ruslar tarafından esir edildiler. Bunlar Ruslar tarafından esir kampına konuldu. ĠĢte bu esir kampındaki askerler Ģehit olan arkadaĢlarının ardından yürekleri dağlayan, yanık bir ağıt yaktılar.(Bahse konu Ağıt, bir sonraki sayfadaki [Sayfa 8] sağ sütunda yer almaktadır.) Gökay Yaman MüfettiĢ Yrd. Sayfa 7 MD – Kültür Sanat Bülteni Ağıt - SarıkamıĢ EDEB Nedir Edeb? Bir kelimedir elbet… Ancak nedir Hz. Mevlana‟ya “Güzeli güzel yapan edebtir, edeb ise güzeli sevmeye sebeptir.” dedirtecek kadar ondaki önemli olan ve bir edibenin “Edeb kelimesini haykırmak ne mümkün, harflerin diziliĢi sesimizi yükseltmeye manidir. Bu kelimenin ses tonu adeta önceden ayarlanmıĢtır.” sözlerinde yankı bulduğu Ģekliyle saygı uyandıran? Evet, güzel Türkçemizin en güzel kelimelerinden birisidir “Edeb”. Belki sırf bu sebeple, güzel söz söyleme sanatına “edebiyat” deriz. En güzel sözler edeb ölçüsüyle anlam bulur, mana kazanır çünkü. Sadece kelimelerimizin değil, bunun ötesinde insanın da en güzel varoluĢ biçimidir. Aklın Ģuurudur. Canlı cansız, bütün mahluk ile Ġlahi rızaya uygun Ģekilde kurulan hukuktur edeb. Kapıyı kapatmayan, “sırlayan”; lambayı söndürmeyen, dinlendiren; ekmeği, nimeti öpüp baĢa koydurandır edeb. Güzellik bile onsuz manasız ve eksik kalır. Onsuz varolan güzellik, sebepsiz kalır sevenin gözünde. “Ademi hayvandan ayıran edebdir.” der Hz. Mevlana ve muhalefet de edebsizliktir bu söze biliriz, ancak Ģu tespiti yapmakta fayda vardır; canlı ve cansız bütün mahluk muhtaçtır edebe ve varoluĢun her köĢesinde görmek mümkündür en güzel örneklerini. TaĢ bile, kendisine çizilen yolun bir milim dıĢında yuvarlanmaz uçuruma ve bir köpek, kendisini emmek isteyen aç bir kedi yavrusuna önce ĢaĢkın sonra merhametle bakar, adeta rızanın o sütü o yavruya vermekte olduğunu bilircesine. Ez cümle, edebtir mahluka yakıĢan. Kainatın akordudur edeb. Onsuz her name, her ezgi kulak tırmalar, can yorar. Kendi telaffuzuna bile zarafet katarken, bozuldu mu o bir kere, kainatı çirkin çığlıklar kaplar her bir yanda. Varlık Edeb Kainat Varlığın ahengidir ve kaybolduğunda bir kere, onsuz kalan her Ģey renksizleĢir ve giderek çirkinleĢir. En büyük sevinçlerimiz çirkinleĢir edebden yoksun, en haklı savaĢlarımız. Su çirkinleĢir, edebden yoksun ellerde, aĢk kahrolur edebden ırak gönüllerde. Tarifi bize düĢmediğinden, belki de sınırına dayandığımız Ģu noktada; “had bilmektir” edeb ve haddi aĢmaktan ölesiye çekinmektir. Ġnsanoğlunun en büyük sancılarının, baĢ ağrılarının, milyarlar içindeki yalnızlığının ilacı ve göğe taĢ attığımız bu çağda, en çok ihtiyaç duyduğumuzdur edeb. N. Agah Tahmiscioğlu MüfettiĢ Yrd. SarıkamıĢ‟ta var maĢın Urus yığmıĢ ağır koĢun Bizim uĢak açık, cılbak Dağlarda büyüdü KıĢın SarıkamıĢ içi meĢe Urus yaktı hep ateĢe Bizi koydu eli bağlı Nere gitti Enver PaĢa SarıkamıĢ al kan oldu Zalım Urus murat aldı Kimsesiz kız, dul gelinler Kara giyip saçın‟ yoldu Enver PaĢa hücum dedi Yarıldı Moskof‟un ödü Zalım Allahüekber dağı Neçe yiğit aslan yedi SarıkamıĢ saza döndü Dağları gülzara döndü Serçe canlı Ermeniler Hepisi Ģahpaza döndü Soğanlı‟da soğan olur Kar, tipisi boran olur Urus‟u bozgun görenler Anasından doğan olur Bardız Deresi kan çağlar Analar ciğerin‟ dağlar Çil Horoz dağı salında Neçe niĢanlılar ağlar Çadırlar dağa kuruldu Hücum borusu vuruldu Bir SarıkamıĢ uğruna Doksan bin fidan kırıldı Allahüekber baĢı duman Olduk Urus‟a periĢan Kör olasın Hakkı PaĢa Sen eyledin bizi piĢman Allahüekber Kars‟ın dağı Mübarek Ģehit yatağı Allahüekber‟de söndü hep Doksan bir evin ocağı …… Allahüekber yan yatar KırazmıĢ da güneĢ batar Allahüekber‟in döĢünde Neçe bin Ģehitler yatar YaĢa babamoğlu yaĢa Kan bulaĢtı çatık kaĢa Biz Urus‟u alt ederdik Sebep oldu Enver PaĢa AĢağıdan ses geliyor Figan bağrımı deliyor Kör olasın Enver PaĢa Gelinleri el alıyor.. Sayfa 8 MD – Kültür Sanat Bülteni GEZİ - AYVALIK Türkiye‟nin Ege kıyılarında; nispeten daha az nemli ve serin havası ile; güney kıyılarına tercih edilebilecek, mavi ve yeĢilin bir arada bulunduğu, tarih kokan bir belde. Ayvalık denilince: buradaki kiliseler, camiler, manastırlar ve ilçe sokaklarındaki tarihi taĢ evler, adalar, koylar ve su altı güzellikleri, deniz ürünlerinden oluĢan muhteĢem lezzetler, Ayvalık tostu, zeytini, zeytinyağı, Alibey Adası, kara parçası ile bu ada arasındaki boğaz köprüsü ve son olarak ġeytan Sofrası akla geliyor. Tüm bunların yanı sıra, Ayvalık‟ta yaĢayabileceğiniz birçok güzellik daha keĢfedebilirsiniz. Özellikle: Ġlçe merkezindeki, tarihi taĢ evlerin bulunduğu sokaklarda ve sahilde gezmelisiniz. Sahildeki restoranlarda, deniz ürünleri ve özellikle yöresel otlardan oluĢan aperatiflerden yemelisiniz. Hatta: herhangi bir piĢme iĢlemine tabi tutulmadan, sadece zeytinyağı ile terbiye edilen deniz kestanesi bile yemelisiniz. Sonra: Alibey Adası, sonra ġeytan Sofrasından güneĢin batıĢı… Tüm bu güzellikler ise aslında Ülkemizin pek çok büyük Ģehrine gayet yakın. ULAġIM: Ayvalık; Ġzmir baĢta olmak üzere, Ġstanbul‟a yakın olması nedeniyle tercih ediliyor. ġöyle ki: Ġzmir, yalnızca 125 km. uzaklıkta. Yani; Ġzmir‟den çıktığınızda, yalnızca bir buçuk saat sonra, Ayvalık‟a ulaĢabiliyorsunuz. Bu büyük bir avantaj. Ankara-Ayvalık ulaĢımı ise: 640 km. Ankara-EskiĢehir-Bursa üzerinden buraya ulaĢmak mümkün. Ġstanbul-Ayvalık arasındaki ulaĢım için, iki alternatif söz konusu. Bunlardan birincisi uzun olan yol. ġöyleki, 520 km. olan bu yol için, Ġstanbul-Ġzmit-Bursa-Ayvalık yolunu izlemeniz gerekiyor. Diğer daha kısa olan yol ise, 475 km. Bu yol için: Ġstanbul-Tekirdağ-ÇanakkaleAyvalık istikametini izlemeniz gerekiyor. Ayvalık; bunun dıĢında karayolu ile: Bursa‟ya 277 km. (4.5 saat) Bandırma‟ya: 225 km. Çanakkale‟ye:167 km.(3 saat) , Bergama‟ya: 45 km., Troya‟ya: 154 km., Efes‟e: 239 km. uzaklıkta. Bu arada, Ayvalık; Yunanistan‟ın Midilli Adasına da çok yakın olması ile öne çıkan bir ilçe. Midilli Adasına, feribot ile Ayvalık‟tan yalnızca 2 saat sonra ulaĢılıyor. Kat edilen mesafeye ise neren gelirseniz gelin; değer. AYVALIK‟TA NE YENĠR: Ayvalık‟a özgü: en önemli yiyecek: sosis, sucuk, kaĢar, turĢu, mayonez, ketçap gibi malzemelerden hazırlanan “Ayvalık tostu”. Diğer önemli bir yiyecek, tüm Balıkesir ilinde yaygın olarak yapılan ve höĢmerim olarak da bilinen “HoĢmerim tatlısı”. “Papalina” olarak bilinen bir balık türünün (çaça balığı) genellikle meze olarak tüketilen; ızgarası ve zeytinyağında unla yapılan kızartması da, Ayvalık‟ın önemli yemekleri arasında sayılır. Bunun dıĢında: burada bulunduğunuz sürede: Ege‟nin ünlü zeytinyağlı ot yemeklerini de mutlaka tatmanız gerek. AYVALIK‟TAN NE ALABĠLĠRĠM? Hediyelik olarak ne alınabilir diye düĢünürseniz zeytin ürünleri, cam kavanozlarda zeytin çeĢitleri, zeytinyağlı sabun veya her boyutta bulabileceğiniz gerçek sızma zeytinyağı satın alabilirsiniz. Gerek kendiniz gerekse yakınlarınız için inanın, harika bir hediye olacaktır. Nasıl ki Ġzmit için piĢmaniye bir simge ise, Ayvalık için simge, zeytin ve zeytinyağı. Özellikle de zeytinyağı. Ayvalık denilince: tüm turistik özellikleri yanında: buradaki baĢlıca sanayi kuruluĢları olan: zeytinyağı, sabun ve zeytin fabrikalarını da görmeden geçmemek gerek. Buraya geldiğinizde: Zeytin ve zeytinyağı üzerine kurulu bu fabrikalar zaten dikkatinizi çekecek. Siz de, burada bulunduğunuz süre sonunda, dönüĢte, mutlaka zeytin ürünleri veya zeytinyağı almayı unutmayın. Ayvalık‟ta bulacağınız: zeytin ve zeytinyağını, inanın baĢka yerde bulamasınız. Mutlaka alın, ama özellikle yol üstündeki seyyar satıcılardan ziyade; belli baĢlı yerlerden alın ki, yanılma ve kötü kalitelisini alma ihtimali olmasın. GENEL OLARAK AYVALIK: Kentin yerleĢim düzeni, amfiteatr Ģeklinde olup, dar cadde ve sokaklar ve birbirine bitiĢik evler, görülmeye değer. Özellikle: Rumlar döneminden kalan evlerin yapısı ve mimari özellikleri özellikle seyre değer. Zamanınız varsa, Ayvalık sokaklarında, bu tarih kokan sokaklarda, rahat rahat dolaĢın. Bu geziniz sırasında: Ġlçe‟deki 6 tarihi cami, 6 kilise ve 2 manastır kalıntılarını görebileceksiniz. Ayvalık‟taki yaĢamın en güzel yanı; buranın rüzgârlı bir bölge olması. Özellikle: burada Lodos ve Poyraz rüzgârları hâkim. Yazın en kavurucu sıcaklarda ise; Ġmbat ve Meltem rüzgârları esmekte. Bu rüzgârların tümü: serinletici etki yaratır. Özellikle: öğlen saatlerinde, Batı‟dan esmeye baĢlayan, iyot kokulu Ġmbat rüzgârı, buradaki yaĢama ayrı bir keyif verir. Sayfa 9 MD – Kültür Sanat Bülteni Bunların yanında; Ayvalık denilince, dalıĢ turizmi de akla geliyor. Bölgede, mercan resifleriyle birlikte, 60‟a yakın dalıĢ bölgesi bulunmaktadır. Bu nedenle: zengin dip yapısı ve tartıĢmasız berraklıktaki denizi ile sualtı fotoğrafçıları ve dalgıçlar için vazgeçilmez bir cennet köĢesidir. Ayvalık‟ta, tüplü ve tüpsüz her türlü dalıĢa uygun alanlar bulunmaktadır. DeğiĢik bir etkinlik olarak -belki ilginizi çekebilir- her yıl yaz sonuna doğru, geleneksel olarak deve güreĢleri düzenlenmektedir. Burada bulunduğunuz sürede, mutlaka dikkatinizi çekecektir ki Ayvalık: dıĢ turizmin pek yaygın olduğu bir yer değil. Yani: burada, daha güneydeki turizm merkezlerinde olduğu gibi, yoğun olarak yabancı turist yok. Buranın yabancı turist profilini, Yunan turistler oluĢturuyor. TARĠH: Ayvalık: tarihte, Kydonia olarak biliniyor. Tarihi geçmiĢi ise: MÖ.330‟lu yıllara kadar iniyor. Bu tarihi süreçte, Roma ve Bizans uygarlıklarının ardından, MS.15‟nci yüzyıl ortalarında, bölgede Osmanlı egemenliği görülüyor. Osmanlı kayıtlarında: Ayvalık‟tan, ilk kez 1770 yılında söz edilmektedir. Ayvalık; o dönemde gayri Müslimlerin yaĢadığı özerk bir bölge olarak öne çıkıyor. Rivayete göre; Osmanlı döneminde, Yavuz Sultan Selim, yapılan bir seferden dönerken buraya uğrar. Hastadır. Ayvalık hekimleri, yaptıkları kısa süreli tedavi sonucu, padiĢahı iyileĢtirirler. PadiĢah, bu iyiliklerine karĢı, kendisinden bir Ģey istemelerini söylediğinde ise, Ayvalık‟lı Rumlar; özerklik isterler. Osmanlı Ġmparatorluğu‟nun en güçlü olduğu dönemlerde, hem de Anadolu‟nun içinde, özerk bir yer,.. Gerçekten, büyük bir ihsan. Ama özerkliği kendi gayretleriyle elde eden Rumlar, yine kendi gayretleri sonucu özerklikten uzaklaĢmıĢlar. Hem de öyle bir uzaklaĢma ki, bırakın özerkliği, yaĢadıkları mekânları bile terk etmek zorunda kalmıĢlar. 1821 yılında Yunan ayaklanması esnasında Ayvalık‟ta yaĢayan Rumlar, bu ayaklanmaya katılıyorlar. Sonraları, Ġlçenin büyük kısmı boĢaltılıyor ve 1840 yılında, Karesi Sancağına bağlanarak, Osmanlı Devletinin bir ilçesi haline geliyor. Daha sonra, Rumların bölgeye dönmelerine izin verilmekle beraber, kent, eski canlılığına kavuĢamamıĢtır. Ancak günümüzde muhteĢem doğası ve tarihi güzelliklerinin avantajını kullanarak beğenilirliğini hızla artırmaktadır. M. Kutluhan Kazancı MüfettiĢ Yrd. Sayfa 10 MD – Kültür Sanat Bülteni OSMANLI DEVLETĠ‟NĠN KURULUġUNU ĠLAN EDEN CUMA HUTBESĠ (28 EYLÜL 1299) Aziz Müminler; Hamd dostlarına yardım eden, düşmanlarını yardımsız bırakan ve hiçbir yer kendisinin ilminden hariç olmayan Allah-ü Teala Hazretlerine mahsustur. ġeyh Edebali‟nin Osman Gazi‟ye nasihat ve Duası Ey oğul! Ben bu şehadetimi kendime korunma edinir ve Allah‟ın huzuruna çıkacağımız gün için onu azık olarak saklarım. Beysin Bundan böyle öfke bize; uysallık sana! Hazreti Muhammed Mustafa S.A.V. Efendimiz‟in Allah‟ın Kulu ve Peygamberi olduğuna da şehadet ederim. O‟nun al u evladına, ezvacına, ashabına, ensar ve muhacirine de salat-ü selam ederim. Güceniklik bize; gönül almak sana! Suçlamak bize; katlanmak sana! Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana! Emme ba‟dü [Bundan Sonra]: Yağmur yağdıkça, ışık parladıkça, güneş doğdukça yeryüzü üzerine gök yükseldikçe Allah-ü Teala Ulu‟dur. Bulut ağladıkça, serap parladıkça ve istek yerine getirildikçe, yolcu yerine dönmekle sevindikçe Allah Ulu‟dur. Ey Allah‟ın kulları! İsteyenlere yol aşikârdır. Dinleyenler için delil meydandadır. Ölüm sizden evvel nicelerinin kökünü kazıdı. Sizden daha kuvvetli ve güçlü olan insanları kabre sürükledi. Canları alınmak suretiyle ferah ve sevinçleri son buldu. Bizim bugün buradaki sevincimiz yalnız ve mutlak olan Allah‟ın emirlerine itaat ve Resulü‟nün sünnetine tabi olup uymamız neticesinde, “Heze – Min – Fadli – Rabbi” [Bu Rabbimin bir lütfudur] sırrına tezahür etmiştir. Geçimsizlikler, çatışmalar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana! Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana! Ey oğul! Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana! Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek sana! Kıyamet öyle bir gündür ki şikayet dinlenmez, ağlayana bakılmaz. O gün korku ve ıstırap günüdür. Korktuğunuzdan emin, ümitlerinize nail olabilmeniz için Allah‟ın emirlerine ve Resul-ü Mücteba‟nın sünnetlerine sarılın ki hidayete eresiniz; zelilken aziz olasınız. Ya İlahi, Habib‟inin hürmeti, rahmetinle bağışla bu Ey oğul! Sabretmesini bil; vaktinden önce çiçek açmaz! Şunu da unutma: İnsanı yaşat ki devlet yaşasın! Ey oğul! Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı; Allah-ü Teala yardımcın olsun!... ümmeti Ya Rabbel Alemin! Osman Gazi Han‟ın hanlığını ve sultanlığını mübarek eyle… Amin, amin, amin. Hakan Levent MüfettiĢ Yrd. Sayfa 11 MD – Kültür Sanat Bülteni 105. DÖNEM KURUL ÜYELERĠ YETERLĠK DÖNEMĠNĠ TAMAMLADI 105. Dönem Kurul Üyelerimizden Yeterlik Sınav Sürecini; Aralık 2011‟de baĢarı ile tamamlayan 34 Ġdari MüfettiĢ Yardımcısı ile Ocak 2012‟de tamamlayacak olan 9 BT MüfettiĢ Yardımcısı 28.12.2011 tarihinde Bankamız Akay Lokali‟nde düzenlenen yemekte, Genel Müdürümüz Sayın Hüseyin AYDIN, Denetim Komitesi Üyelerimiz Sayın Halil ÇELĠK ve Sayın Oğuz KAYHAN ile bir araya gelmiĢlerdir. Yeterlik eğitiminde baĢarı gösterip MüfettiĢ ünvanı ile görevlerine devam edecek üyelerimizi tebrik ediyoruz. 105. Dönem Devre 1.si Yener Kızılçam Oldu Yener Kızılçam arkadaĢımızla oldukça yoğun tempoda geçen yeterlik dönemi hakkında konuĢtuk. ĠĢte Yener Kızılçam‟ın dilinden Yeterlik: MüfettiĢlik doğası gereği zor ve meĢakkatli bir görevdir. Mesleğine ve iĢine saygısı ve bağlılığı olmayan kiĢilerin yürütmesi güçtür. MüfettiĢliğin en zor dönemi de yetiĢme sürecidir. Refakat – Nezaret – Resen Yetkili MüfettiĢ Yardımcılığı dönemleri Ģeklinde devam eden bu zorlu süreç Yeterlik Sınavı ile zirveye ulaĢmaktadır. Yeterlik Sınavı esasen yetiĢme dönemindeki çabaların ve öğrenimlerin bir yansımasıdır. Bu dönemi verimli geçirenler için sınavın olağan stresi dıĢında bir zorluğu olduğunu düĢünmüyorum. Sonuçta sınav yaptığımız iĢ ile ilgilidir ve MüfettiĢlik bilgi ve kapasitesini ölçmektedir. Yeterlik eğitim dönemi tekrar bir araya gelme ve devre bilincinin yerleĢmesi için de önemli bir aĢamadır. PaylaĢımların artması ve hoĢgörülü ortam bağlılığı artıracak ve sonraki dönemlerde gerekli olan güçlü iliĢkilere ortam sağlayacaktır. Sonraki dönemlerde de Yeterlik Sınavına girecek MüfettiĢlerimize tavsiyem, yeterlik hazırlığını sınava çağrıldıktan sonra değil, yetiĢme döneminin tamamında yapmalarıdır. Bu Ģekilde son 1 ayda oluĢacak stresin de kendiliğinden önüne geçmiĢ olacaklardır. Yener Kızılçam MüfettiĢ Yrd. Sayfa 12 MD – Kültür Sanat Bülteni RESĠM SERGĠMĠZ BASINDA DA BÜYÜK ĠLGĠ GÖRDÜ Gazetelere yansıyan bazı kareler: Konser ANKARA Nev 24.01.2012 / Jolly Joker İSTANBUL Karmate 26.01.2012 / Jolly Joker İZMİR Duman 24.01.2012 / Arena Spor Etkinliği ĠSTANBUL IAAF WIC İstanbul2012-Dünya Salon Atletizm Şampiyonası 09-11 Mart 2012 Ataköy Atletizm Salonu Katılan Takımlar: Yelena Isinbayeva, Dayron Robles, Blanka Vlasic, Carmelita Jeter. Sahne Sanatları ĠSTANBUL Ferhan Şensoy 23.01.2012 Caddebostan KM Cem Yılmaz 13-15 Şub 2012 TIM Maslak Show Center Sayfa 13 MD – Kültür Sanat Bülteni KÜNYE Kültür ve Sanat Bülteni Ekibi Dernek Yönetim Kurulu Proje Sorumlusu ġemsettin DEMĠRDAĞ Kamil ÖNDER (BaĢkan) YaĢar YOLCU Tasarım&Yayına Hazırlama Vehbi Bahadır YALÇIN ġemsettin DEMĠRDAĞ Furkan ÇALIġKAN Melih TARHAN Sezgin KARBUZ Mustafa Can AĞANER Proje Ekibi Melik YAVUZ Denetim Kurulu Mustafa Can AĞANER Fatma GülĢah KAHRAMAN Hacer Çiğdem ÇELĠK Murat AYDEMĠR Hakan LEVENT Ferhat ERDOĞAN Özge GÜMÜġ ġemsettin DEMĠRDAĞ Onur Kurulu Muhammet Kutluhan KAZANCI Atilla MERMER Nuh Agah TAHMĠSCĠOĞLU Mehmet ERTÜRKMEN Gökay YAMAN Ali KIRBAġ Furkan ÇALIġKAN ! Bültenin sonraki aylarda yayınlanacak sayılarının hazırlanması aşamasında görev almak isteyen üyelerimizin talepleri, Derneğimiz Yönetimince değerlendirilecektir. T.C Ziraat Bankası MüfettiĢleri Derneği, Kültür ve Sanat Bülteni Ocak 2012 Adres: Yüksel Cad. No:11/10 Kızılay/ANKARA E-Posta: [email protected] Sayfa 14
Benzer belgeler
MEHMET ÂKİF ERSOY HAYATI VE ESERLERİ HAYATI Mehmet Âkif
olan Mehmet Akif Ersoy‟u ölümünün 75. yıldönümünde bir kez daha
rahmetle minnetle anıyoruz.
Akif, Osmanlı Devleti‟nin “hasta adam” ilan edildiği bir dönemde (1873)
Ġstanbul Fatih‟te dünyaya gelmiĢt...