DNA Üzerinde Mutagenezler Yapılarak Enzimlere İstenilen
Transkript
YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ DNA Üzerinde Mutagenezler Yapılarak Enzimlere İstenilen Özelliklerin Kazandırılması Özgün MAVUK 07056001 Biyomühendislik Anabilim Dalında Hazırlanan PROJE ÖDEVİ Ödev Danışmanı : Doç. Dr. Dilek TURGUT-BALIK (YTÜ) İSTANBUL, 2009 İÇİNDEKİLER Sayfa SİMGE LİSTESİ……………………………………………………………………….….….iv KISALTMA LİSTESİ……………………………………………………………………..…..v ŞEKİL LİSTESİ…………………………………………………………………………. ….vii ÇİZELGE LİSTESİ……………………………………………………………….………….iix ÖNSÖZ………………………………………………………..………………………..….….ix ÖZET…………………………………………………………….………………………....….x 1. GİRİŞ …………………………………………………………………………….1 1.1 Sıtma…………………….………………………..………...…………………......1 1.2 Sıtma Yaşam Döngüsü ve Parazitleri.…………..………...………………………..5 Omurgasız Canlıdaki (Vektör) Yaşam Döngüsü………………………………...4 Omurgalı Canlıdaki (Konak) Yaşam Döngüsü………………..………………....5 1.2.2 Sıtma Parazitleri…..………………………………………………….…………....7 1.3 Sıtmanın Dünyadaki ve Türkiye'deki Yeri………………………….……………11 1.3.1 Sıtmanın Dünyadaki Önemi….…...…...……………………………………...….11 1.3.2 Sıtma'nın Türkiye'deki Önemi……………...………………………………...........17 1.4 Sıtma Metabolizması……………………………………………………………..24 Yağ Asitleri ve Lipitler…………………………………………………………25 Proteinler ve Amino asitler…………………………………………………….26 Nükleotidler ve Nükleik Asitler……………………………………………….27 Vitaminler ve Kofaktörler……………………………………………………..28 Redoks Metabolizması…………………………………………………………28 Hücreye Alım ve Geçirgenlik………………………………………………….29 Karbonhidratlar ve Enerji Üretimi………………………………………….....30 1.4.2 Sıtmanın Anaerobik Metabolizması………………………………………………33 1.5 Kilit Enzimler……………...………………………………………..…………....35 1.5.2 Laktat Dehidrogenaz(LDH)……………………………………………………...36 2. MATERYAL VE YÖNTEM………………………...…………………...…….....37 2.1 Yönlendirilmiş Mutagenez……………………………...........................................37 2.2 Materyal………………………………………………………………..…............40 PCR 1……………………………………………………………………………40 PCR 2……………………………………………………………………….…..41 2.2.1 Genomik DNA…………………………………………….…………...................42 2.2.2 Primerler……………..………………………………………………………....…..42 2.3 Yöntem………………………..………………………………………...…...........43 1. Aşama…………………………………………………………………………43 2. Aşama…………………………………………………………………………43 3. BULGULAR VE TARTIŞMA……………………………………….………....44 KAYNAKLAR………………………………………………………………….……………44 SİMGE LİSTESİ µl Mikrolitre µM Mikromolar kb kilobaz kcat Kinetik -Katalizleme kDa Kilodalton M Molar ml Mililitre mM Milimolar ng Nanogram nM Nanomolar ºC Santigrat derece pmol Pikomol Tm Erime sıcaklığı u Ünite KISALTMALAR 3D Üç boyutlu A Adenin AIDS Edinilmiş Bağışıklık Eksikliği Sendromu AIDS Kazanılmış immün yetmezlik sendromu APAD+ 3-asetilpiridin adenin dinükleotid koenzimi ATP Adenozintrifosfat ATP Adenozin trifosfat C Sitozin DDT Dikloro difenol trikloroethan dH2O Distile su DHFR Dihidrofolat redüktaz DNA Deoksiribonükleikasit dNTP Deoksiribonükleotidtrifosfat G Guanin G6PD Glukoz 6 fosfat dehidrogenaz GFP Yeşil fluoresan protein GİS Gastrointestinal Sistem İnfeksiyonları GNDA Gossilik nitril-1,1’ diasetat H5N1 Hemaglutinin tip 5 ve nöraminidaz tip 1(kuş gribi) IOM Ulusal Tıp Enstitüsü (Institute of Medicine ) LDH Laktat dehidrogenaz M.Ö. Milattan Önce M4-LDH Kas tipi laktat dehidrogenaz mRNA Mesajcı RNA NAD Nicotinamide adenine dinucleotide NAD+ Nikotiamid adenin dinükleotid NADH Nikotinamid adenin dinükleotid (indirgenmiş) NADP Nikotinamid adenin dinükleotid fosfat NPP Yeni alım yolakları (new permeation pathways) PCR Polimeraz zincir reaksiyonu Pf Plasmodium falciparum PfLDH Plasmodium falciparum laktat dehidrogenaz enzimi Pfu polimeraz Pyrococcus furiosus'tan elde edilen DNA polimeraz pkk P.knowlesi Protein kinaz C-bağlı kinaz Plasmodium knowlesi Pm Plasmodium malariae Po Plasmodium ovale Pv Plasmodium vivax PvLDH Plasmodium vivax laktat dehidrogenaz enzimi PVM Parazitoporus kofuk membran RNA Ribonükleikasit ROI Reaktif oksijen ara maddeleridir (reactive oxygen intermediates) rRNA Ribozomal RNA SOD Süperoksit dismutaz T Timin TCA Trikarboksilik asit TVM Tubülo-veziküler membran U Urasil WHO Dünya Sağlık Örgütü ŞEKİL LİSTESİ Şekil 1.1 Sıtmanın Ana Semptonları……………….……………………………………….....2 . Şekil 1.2 Sıtmanın sivrisinekteki yaşam döngüsü ……………………………..……………...4 Şekil 1.3 Sıtmanın insandaki yaşam döngüsü ……..……………………………………….....5 Şekil 1.4 Plasmodium parazitinin hayat döngüsü …………...………………………….……..6 Şekil 1.5 2006 yılında dünya çapında saptanan P.falciparum kaynaklı sıtma olguları ………………………………………………………………………………………………….7 Şekil 1.6 Sıtmada tipik ateş düzenleri ………………………………..………….………….....9 Şekil 1.7 Sıtma durumuna göre ülke kategorizasyonu ………………………………...……..11 Şekil 1.8 Afrika’da görülen sıtmaya bağlı ölüm ..……………………………………...…….12 Şekil 1.9 P. falciparum’da klorokin direncinin dünyada yayılımı…...……………………....12 Şekil 1.10 Türkiye Sağlık Profili …………………………………………………...………..18 Şekil 1.11 Bağlantılı metabolik yolaklar ………………………………………………...…..25 Şekil 1.12 Apikoplastta yağ asidi sentezi……..………………………………………….......26 Şekil 1.13 Konak sitoplasmasının hücreye alınması…...………………….………………….26 Şekil 1.14 Besin kofulundaki aktiviteler……...…………………………………………...….26 Şekil 1.15 . Plasmodium’un nükleotid metabolizması……………………………………..…27 Şekil 1.16 Plasmodium’un redox metaboliazması………………………………………...….29 Şekil 1.17 Hücreye alım yolakları ……………………………………………………….......30 Şekil 1.18 Plasmodium’un pirüvat metabolizması ………….……………...………………..31 Şekil 1.19. Plasmodium’un mitokondri yapısı …………………………………………...…..32 Şekil 1.20 Plasmodium glikoliz şeması………………………………...…………………….33 Şekil 1.21 Glikoliz ve laktik asit oluşumu………………………………..………………......34 Şekil 1.22 Plasmodium vivax laktat dehidrogenaz ın kristal yapısı: NADH ile komplex.......36 Şekil 2.1 Overlap yapan mutant bazlar yardımıyla mutagenez……….……………………....40 Şekil 2.2 PvLDH’ı kodlayan genin 661-720 pozisyonları arasındaki nükleotid dizilimi…….63 TABLO LİSTESİ Tablo 1.1 Plasmodium parazitlerinin karşılaştırılması……………………………….……......9 Tablo 1.2 İnsanda sıtmaya karşı doğal direnç ……………………..………………………....10 Tablo 1.3 Seçilmiş bulaşıcı hastalıklar, bildirilen vakalar.……..…….….……………………16 Tablo 1.4 Seçilmiş bulaşıcı hastalıklar, bildirilen vakalar 2……………..……………...…...17 Tablo 1.5 1917-1925 döneminde Türkiye genelinde sıtmalı hasta oranı..………………..... 20 Tablo 1.6 Türkiye'de sıtma vakalarının yıllara göre dağılımı, 1925-2002…………………...21 Tablo 1.7 Türkiye'de sıtma vakalarının stratalara ve yıllara göre dağılımı ………..………...22 Tablo 1.8 Yıllara göre seçilmiş enfeksiyon hastalıklarının insidansı..…………………….....23 Tablo 1.9 Yıllara göre seçilmiş enfeksiyon hastalıklarının vaka sayıları……………….…....23 Tablo 1.10 Seçici toksisite…..………………………………………………………………..35 Tablo 1.11 PvLDH’ın insan ve diğer sıtma parazitlerinin LDH dizlerine hizalanması ……..37 ÖNSÖZ Bu çalışmayı yapmamda bana her türlü destek veren ve kendisinden çok şey öğrendiğim değerli hocam Doç. Dr. Dilek Turgut-Balık’a çok teşekkür ederim. Bu çalışmanın yürütülmesine maddi destek sağlayan Yıldız Teknik Üniversitesi’ne ve Yıldız Teknik Üniversitesi Biyomühendislik Bölümü’ne ve bölümdeki hocalarıma teşekkür ederim. Çalışmamın yürütülmesine katkıda bulunan Biyomühendislik Bölümü, Moleküler Genetik Laboratuarı asistanları Biyolog Ayşegül Erdemir, Mol. Biyolog Aslıhan Balcıoğlu ve Biyolog Ayberk Akat’a teşekkür ederim. Dostluklarıyla her zaman yanımda olan İlke, Gökçe, Didem, Gülin ve diğer lisans öğrencisi arkadaşlarıma teşekkür ederim. Özgün Mavuk ÖZET Sıtma, şuan da dünyadaki en ölümcül hastalıklardan biridir. İnsanda hastalık yapan türler; Plasmodium falciparum, Plasmodium vivax, Plasmodium ovale, Plasmodium malariae, ve Plasmodium knowlesi.’dir. Son derece önlenebilir ve tedavi edilebilir olmasına rağmen, her yıl yaklaşık 881 000 ölüme yol açar. Günümüzde kullanılan antimalaryal ilaçlara karşı olan direnç, sıtmanın kontrolünü aksatan bir temel halk sağlığı sorunudur. Bu durum yeni ilaçların geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bunun için ilk adım olarak parazitin metabolik yollarında kullandıkları enzimler, ilaç tasarımları için hedef olarak seçilmiştir. Plasmodiumların glikolitik enzimleri hem yeni antimalarial ilaç tasarımlarında alternatif yol temsil edebileceği düşünüldüğü için hedef moleküller olarak, hem de hastalığın tespiti sırasında kandaki parazit düzeyini gösteren birer indikatör olarak tanımlanmıştır Yönlendirilmiş mutagenez çalışmaları sonucunda laktat dehidrogenaz enziminden bir amino asit çıkarılması ile elde edilmiş olan mutant Plasmodium vivax laktat dehidrogenaz enzimi, yabanıl tip Plasmodium vivax laktat dehidrogenaz enzimiyle karşılaştırılmıştıdığında substrata olan afinitesinin ve kcat değerinin düşük olması beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: Sıtma, Laktat dehidrogenaz, Plasmodium vivax, Yönlendirilmiş Mutagenez 1. Giriş 1.1 Sıtma Malaria, mal ve aria kelimelerinin birleĢiminden oluĢur ve Ortaçağ Ġtalyanca‟sında „kötü hava' anlamına gelir (Bynum, 2002). Plasmodium parazitlerinin eritrositlerde parazitlenmesiyle ortaya çıkan; hepatosplenomegali (karaciğer ve dalakta büyüme), anemi, kaĢeksi (aĢırı zayıflama) ve dokularda pigment birikimi ile özellenen; ağır komplikasyonlara yol açabilen bir hastalıktır. Anofellerin yaĢamlarını sürdürebilmeleri ve sivrisinekteki evrimin yürütülebilmesi, ancak tropikal ve subtropikal iklimde, sıcak ve nemli iklim koĢullarında; yani, 17-300 0C sıcaklık ve % 60-80 nemde mümkün olabilmektedir. Sıtma, Dünya tarihi üzerine diğer bütün enfeksiyon hastalıklarından daha fazla etki etmiĢtir. GeçmiĢte ciddi sağlık problemlerine yol açan birçok enfeksiyoz hastalık çağımızda büyük oranda kontrol altına alınmıĢken, sıtma önemini günümüzde de korumaktadır (Alver vd., 2007). Su birikintilerinin sivrisinek yetiĢmesine imkân sağlaması için derinliğin 70 cm‟den az ve suyun hareketsiz olması gereklidir. Sıtma, en çok durgun su birikintilerinin bulunduğu yerlerde, akarsu kenarlarında, kanalizasyon ve atık su teĢkilatının olmadığı yerlerde görülür. Sıtma yaz aylarında oldukça tehlikelidir ve salgınlar endemik olmaktan çıkıp, tüm bölgeye yayılarak epidemik bir vaziyet alabilir. Yüksek rakımlı arazilere çıkıldıkça sıtma nadirleĢmekle beraber, uygun koĢullar oluĢtukça görülebilir (Gökberk, 1948). Sıtmanın kendine özgü tekrarlayan ateĢ durumunun kayıtları, M.Ö. 2700 yıllarında Çin‟den baĢlayarak tarih boyunca görülebilir (Cox, 2002). Hastalığı ilk defa bildirenler Eski Mısırlılar'dır. M.Ö. 460-370 yıllarında Hipokrat da bataklık bölgelerde, tekrarlayan ateĢ ve dalak büyüklüğüyle seyreden bir hastalığın mevcudiyetini fark etmiĢ ve dört ayrı Ģekilde olabileceğini bildirmiĢtir. Roma Ġmparatorluğu‟nun gerilemesinde sıtmanın önemli rolü olmuĢtur ve o dönemde Roma‟da çok yaygın olduğundan „Roma AteĢi‟ olarak anılmıĢtır (BBC News, 2001). Torti (1753), ateĢli hastalıklar için yazmıĢ olduğu kitabında ilk defa 'Malaria' adını kullanarak diğer hastalıklardan ayrı olarak ele almıĢtır. Avrupa‟nın ve Kuzey Amerika‟nın büyük kısmında sık görülmesine rağmen, artık endemik değildir (Gratz, 2006) Sıtmalı bir hastanın kanındaki parazitler ilk kez 6 Kasım1880‟de Cezayir, Constantine‟de görevli, Fransız ordusu cerrahlarından olan Charles Louis Alphonse Laveran tarafından fark 1 edildi. Bu keĢfi sayesinde 1907‟de Nobel ile ödüllendirildi. Sıtma parazitinin hastalardan sineklere iletilebileceği ilk 20 Ağustos 1897‟de, Hindistan Tıbbi Servisi‟nde görevli bir Ġngiliz subayı olan Ronald Ross tarafından belirtildi. Sıtma ile daha sonraki çalıĢmalarında sıtma parazitlerinin sinekler tarafından kuĢlar arasında iletildiğini gösterdi. Bu iletim ise bir sporogenik döngüyü gerektirmekteydi (parazitlerin sineklerin içinde geliĢtiği bir zaman aralığı). Ross, sıtma iletimi ile ilgili bu problemi çözdüğünden 1902‟de Nobel ile ödüllendirildi. (Bynum, 2002). Şekil 1.1 Sıtmanın ana semptomları (Kilama W, Ntoumi F, 2009) Birçok hastada tipik sıtma nöbetleri baĢlamadan önce halsizlik, baĢ ağrısı, kas ağrısı, kırıklık, hafif ishal gibi 14- 30 gün süren prodromal belirtiler görülür. Prodromal dönem sıklıkla gribal enfeksiyon ve GĠS enfeksiyonları ile karıĢtırılır. Daha sonra tipik sıtma nöbetleri baĢlar. Tipik bir sıtma nöbetinde 3 dönem bulunur; 1. ÜĢüme-titreme dönemi: Hasta Ģiddetli bir üĢüme ve titreme hisseder. Bu dönem 30 dk. – 2 saat arasında sürer. 2. AteĢ Dönemi: Yoğun baĢ ağrısı ve ateĢ vardır. Bazen hezeyanlar görülebilir. AteĢ 40-41 oC ye kadar yükselebilir. Solunum sık, nabız taĢikardiktir. Bu dönem 2-6 saat bazen daha da uzun sürebilir. 3. Terleme dönemi: Hastanın ateĢi terlemeye baĢlamayla birlikte düĢer. Bu dönem 23 saat sürer ve çok fazla terleme görülür. Anemi sıtmanın genel bir komplikasyonudur. AteĢe bağlı oluĢan vazodilatasyon yaĢamsal organlara kan akımını azaltır. Bu durumdan tüm dokuların etkilenebilmesine karĢın en fazla beyin (serebral sıtma) etkilenir. 2 1.2. Sıtma Yaşam döngüsü ve Parazitleri Sıtma parazitleri hayvanlar aleminin bir alt evreni olan Protozoon‟ların Apicomplexa Ģubesi, Eucoccidiida takımı, Plasmodiidea ailesi ve Plasmodium cinsi içerisinde yer alırlar. (Yotoko ve Elisei, 2006). Plasmodium cinsi içinde 200 tür tanımlanmıĢtır ve yeni türlerin keĢfi devam etmektedir (Perkins ve Austin, 2009). Ġnsan sağlığı yönünden önemli olan türler ise; P.vivax, P.malariae, P.ovale, P.falciparum ve P.knowlesi’dir. Bütün türlerin konağı ise Anopheles türlerinin diĢileridir. Bu grupların genel özellikleri Ģu Ģekildedir; Apicomplexa şubesi: Bu Ģubedeki parazitlerin evrim dönemlerinden birinde tepe kompleksi bulunmaktadır. Plasmodiidea ailesi: Buradaki parazitlerde makro ve mikro gamet birbirinden bağımsız olarak oluĢur, bir mikrogametositten sivrisinek vücudunda 8 tane kamçılı mikrogamet meydana gelir. Mikrogametin makrogameti döllemesiyle zigot oluĢur, zigot Ģekil değiĢtirip hareketli ookinete dönüĢür, sonra da içinde sporozoitler oluĢur. Heteroksen bir geiĢme gösterirler. Omurgalı konak vücudunda merogoni, omurgasız konakta sporogoni ile çoğalırlar. Plasmodium cinsi: Eritrositler içinde Ģizogoni (merogeni) ve gametosit geliĢimi görülür. Parazitin oluĢturduğu pigmentler ıĢık mikroskobunda görülebilir. Memelilerde geliĢen Plasmodium türlerinin vektörleri Anofel cinsi sivrisineklerdir. Plasmodium’larda gametositler paraziteminin pik yapmasında 4-6 gün sonra oluĢmaya baĢlarlar. P.vivax ve P.ovale‟ nin ekzoeritrositer formları karaciğerde ve diğer bazı dokularda kalıcı olabilir. Bu türlerdeki rölapstan, ekzoeritrositer dönemde parenkim hücresi içine giren, geçici bir süre geliĢimi duran sporozoitler sorumludur. P.falciparum ve P.malariae türlerinde ise ekzoeritrositer dönemde sporozoitler oluĢumu görülmemektedir. Yani bunlarda Ģizogoni tek nesildir. Türler arasında çeĢitli farklılıklar bulunmaktadır; örneğin P.falciparum ‟un gametositleri hilal Ģeklindedir ve bunlar kan dolaĢımında diğer eritrositik dönemlerden sonra görülür. Ġnsan sıtma parazitinin yaĢam döngüsünde Anofel‟de omurgasız faz (ekstrinsik faz), insanda omurgalı faz (intrinsik faz) olmak üzere iki dönem vardır. EĢeyli üremenin gerçekleĢtiği ekstrinsik faz son konaktan, aseksüel üremenin olduğu intrinsik faz ara konakta yer alır (ġekil.1.3 ) (Özcel, 1999). 3 Omurgasız Canlıdaki (Vektör) Yaşam Döngüsü Şekil 1.2 Sıtmanın sivrisinekteki yaĢam döngüsü [1] Sıtma parazitleri, sivrisinekte eĢeyli üremenin (döllenme) ve sporogoninin görüldüğü iki evre geçirmektedir. Döllenme: Anopheles cinsi sivrisineklerin sıtmalı insandan kan emerken aldıkları mikrogametosit (erkek) ve makrogametosit (diĢi), sivrisineğin midesinde hızla gametlere dönüĢür (Özcel, 1999). Sivrisineğin midesinde mikrogametositler 8 kamçılı bir yapı meydana getirerek mikrogametlere ve makrogametositler ise makrogametlere dönüĢmektedir. Makrogamet ve mikrogametin döllenmesiyle zigot meydana gelmekte ve zigotun meydana gelmesinden kısa bir süre sonra ise zigot hareketli ookinete dönüĢmektedir. Ookinet mide duvarını delerek mide epitelyum hücreleri ve basal membranın arasındaki boĢlukta ookist adı verilen yuvarlak Ģekilli bir duvar oluĢturmaktadır (Kayser, 2005). Sporogoni: Ookist hızla geliĢip (40-60 μm çaplı) sivrisineğin vücut boĢluğuna (hemosöl) doğru ĢiĢerek binlerce sporozoit meydana getirmektedir. Ookist patlayarak, sporozoitler sineğin vücut boĢluğundan tükürük bezlerine hareket etmekte ve orada yerleĢmektedir. Sivrisinekteki bu yaĢam 4 döngüsü parazit türüne ve ortamın sıcaklığına bağlı olarak 8-14 gün arası sürmektedir. Sivrisinek kan emerken tükürük bezindeki bu sporozoitler konak canlıya geçip konak canlıdaki yaĢam döngüsünü baĢlatmaktadır (Kayser, 2005). Omurgalı Canlıdaki (Konak) Yaşam döngüsü Şekil 1.3. Sıtmanın insandaki yaĢam döngüsü [2] Sıtma parazitlerinin omurgalı konak canlıdaki yaĢam döngüsü, karaciğerdeki dönem (Hepatik ya da ekzoeritrositik Ģizogoni) ve alyuvardaki dönem (eritrositik Ģizogoni) olmak üzere ikiye ayrılır. Ekzoeritrositik (Hepatik) Şizogoni: Sıtma sporozoitlerini taĢıyan anofel sivrisineği konak canlıdan kan emerken binlerce sporozoit, konağın dolaĢım sistemine girmektedir. Enfeksiyonun ortaya çıkması için çok az sayıda sporozoit yeterli olmaktadır (örneği P.falciparum için 10 sporozoit). Enfeksiyonun meydana geldiği ilk bir saat içinde sporozoitler kan yolu ile eĢeysiz üremenin gerçekleĢeceği karaciğer hücrelerine (Hepatosit) girmektedirler. Sporozoitler burada çok çekirdekli bir yapı olan hepatik Ģizontu oluĢtururlar. Sitoplazmik bölünmeler sonucunda bir karaciğer hücresinde binlerce merozoit oluĢmaktadır. Merozoitlerin oluĢumu 6-15 gün içinde gerçekleĢmektedir. Fakat P.vivax ve P.ovale gibi parazit türlerinde Ģizont oluĢumu hemen gerçekleĢmez ve sporozoitler uyku dönemi geçirir. Bu uyku dönemi aylar hatta yıllarca sürebilir. Merozoit oluĢtuktan sonra karaciğer hücresi patlar ve merozoitler kan dolaĢımına katılır (Kayser, 2005). 5 Eritrositik Şizogoni: Merozoitlerin alyuvarlara girmesiyle baĢlar. Alyuvara giren sporozoit mikroskop altında yüzük Ģeklinde görülür. Bu yapı geliĢerek, çok çekirdekli eritrositik Ģizontu oluĢturur. ġizont eĢeysiz bölünerek çok sayıdaki merozoitleri oluĢturmakta ve merozoitlerin alyuvarları patlatarak kan dolaĢımına katılmasıyla eritrositik Ģizogoni dönemi tamamlanmaktadır (Kayser, 2005). Şekil 1.4. Plasmodium parazitinin hayat döngüsü [3] Merozoitlerin yeni bir alyuvara girmesiyle bu eĢeysiz dönem tekrarlanmaktadır. Kısa bir zaman sonra bu döngüler belli aralıklarla olmaya baĢlamaktadır. P.vivax, P.falciparum ve P.ovale‟de döngüler 48, P.malariae‟da 72, P.knowlesi’de 24 saatlik döngüler halinde gerçekleĢmekte ve her alyuvarın parçalandığı dönemde konak canlıda ateĢ nöbetleri meydana gelmektedir. Birkaç döngü sonra bazı merozoitler eĢey hücreleri olan mikrogametosit ve makrogametositlere dönüĢmektedir. Anofel sivrisinekleri, hücreleri kan emerek aldıklarında Plasmodium’ların da 6 hayat döngüleri yeniden baĢlamakta ve kan dolaĢımında kalan gametosit hücreleri ise belirli bir zaman sonra ölmektedirler (Kayser, 2005). Temelde Plasmodium türlerinin hayat döngüleri yukarıda anlatıldığı gibi meydana gelse de, türler arasında döngü süresi, ookinit, sporozoit, merozoit ve gametlerin büyüklüğü ve hücre içindeki Ģekilleri bakımından farklılıklar görülmektedir (Özcel, 1999). 1.2.2 Sıtma Parazitleri Ġnsanda hastalık yapan türler; Plasmodium falciparum, Plasmodium vivax, Plasmodium ovale, Plasmodium malariae, ve Plasmodium knowlesi.’dir. P. falciparum en ölümcül parazitken, P. vivax ise dünya çapında en yaygın olan parazittir. P. vivax'ın ölümcül olmadığı kabul edilse de hastalarda ciddi sorunlara neden olur. (Dünya‟da sıtmanın %90 kadarı P.vivax ve P.falciparum‟un neden olduğu, %80‟i P.vivax‟ın neden olduğu sıtmadır ( Mendis v.d., 2001)). Plasmodium ovale ve Plasmodium malariae da, insanlarda genelde ölümcül değildir ve nispeten daha hafif hastalık yapar. Ayrıca memeliler, kuĢlar ve sürüngenler gibi birçok türü enfekte edebilen birçok sıtma paraziti vardır (Su v.d., 2009). Şekil 1.5 2006 yılında dünya çapında saptanan P.falciparum kaynaklı sıtma olguları (WHO, 2008) Plasmodium türlerinin bölgelere göre dağılımında toplumların genetik özelliklerinin etkili olduğu düĢünülmektedir (Sarı C. v.d., 2004). Plasmodium vivax daha çok sıcak ve tropik bölgelerde hastalığa sebep olmakta ve Plasmodium türleri içinde tüm dünyada geniĢ bir yayılım göstermektedir. Tropikal Afrika, Asya ve Güney Amerika‟da oldukça yaygındır (Unat v.d., 1995; Mendis, 2002). P. ovale yalnızca Batı ve Pasifik yerlilerinde hastalık oluĢtururken P. malariae olgusuna ise pek rastlanmamıĢtır (Unat v.d., 1995). P. falciparum ise diğer türlere 7 göre daha ciddi ve ilerleyen bir hastalığa neden olup, çoğunlukla birkaç gün içinde hastanın ölümüne yol açar (Darwin, 2002; Gilles, 1993). Afrika ve Güneydoğu Asya‟nın büyük bir bölümünde yaygındır (Unat vd, 1995). P. knowlesi genelde Güneydoğu Asya‟da görülen bir primat sıtmasıdır. Uzun kuyruklu makaklarda (Macaca fascicularis) hastalık yapar, fakat doğal ya da yapay yollarla insanları da enfekte edebilir. Plasmodium knowlesi beĢinci önemli insan sıtma parazitidir. 24 saatlik aseksüel eritrosit döngüsünden de anlaĢılabileceği gibi, Ģiddetli sıtmaya neden olabilir ve insanlarda görüldüğü ilk olarak 1965‟te rapor edilmiĢtir (Chin v.d., 1965). Mikroskopik tanı aĢamasında P.malariae ile karıĢtırıldığından bugüne kadar teĢhisi kesin olarak yapılamamaktadır (Cox-Singh v.d., 2008). En çok bulunduğu Güneydoğu Asya‟da görülen sıtma olgularının %70‟inden sorumludur (McCutchan v.d., 2008). Ġletiminin iki olası yolu vardır; hasta maymundan insana ya da hasta insanda baĢka bir insana (Bronner v.d., 2009). En ağır seyirli sıtmaya P.falciparum‟un neden olmasının nedenleri; her yaĢtaki eritrositi enfekte edebilmesi, böylece enfekte olan eritrosit sayısının artması; enfekte eritrositler içinde birden çok sayıda parazit bulunabilmasi; enfekte eritrositlerin birbirine ve damar çeperine yapıĢma özelliği kazanması ve mikrodolaĢımı bozup kan akımını azaltmasıdır (Gülez v.d., 2003). Ġleri derecede parazitemi vardır ve beyin gibi önemli organlara yerleĢme nedeniyle (beyin sıtması) tehlikeli komplikasyonlar sık oluĢur. Primer doku dönemi çok kısadır ve araciğerde sekonder doku dönemi bulunmaz [4]. Plasmodium vivax : Benign tersiyan malarya Plasmodium ovale: Ovale tersiyan malarya Plasmodium falciparum: Malign tersiyan malarya Plasmodium malariae: Quartan malarya Plasmodium knowlesi: Quotidian malarya (Tersiyan ve quartan ayırımı nöbetlerin görülme sıklığını belirtir. Tersiyan da 2 günde bir, quartan 3 günde bir, quotidian ise hergün sıtma nöbeti oluĢur. 8 Şekil 1.6 Sıtmada tipik ateĢ düzenleri [2] Tablo 1.1. Plasmodium parazitlerinin karĢılaĢtırılması Tür Eritrosit Maksimum Her ġizogoni YaĢı Parazitemi Ģizontta Süresi (h) merozoit P. vivax Genç 25 000 16 (12- 48 24) P. ovale Genç 25 000 P. falciparum Her yaĢta > 1 000 000 P. malariae YaĢlı 10 000 8 (6-14) 48 16 (8-24) 36-48 8 (6-12) 72 9 GörünüĢ P. knowlesi hiperparazite 24 mi Sıtmanın klinik seyrini, Plasmodium'un türü yanında, kiĢinin sıtmaya karĢı doğal immünitesinin derecesi önemli ölçüde etkiler. Plasmodium türlerine karĢı insanlarda ırk ve yaĢa bağlı bir doğal direnç vardır. Eritrositlerde glukoz-6-fosfat dehidrogenaz (G6PD) eksikliği ve hemoglobin bozuklukları, kiĢide sıtmaya karĢı tolerans sağlar (Ruwende C. vd, 1995; Beutler E, 1978). Örneğin Duffy kan grubuna sahip beyazlar, zencilere göre P.vivax sıtmasına daha duyarlıdır. Bu kan grubunu taĢımayan zenciler ise doğal olarak dirençlidir (Galinski MR v.d., 1992). Orak hücreli anemisi olanlar da eritrositlerinde taĢıdıkları anormal hemoglobin nedeniyle P.falciparum‟a karĢı doğal dirence sahiptirler (Canatan N, Dünyada Ve Türkiye‟de Talasemi Ve Anormal Hemoglobinler). Sıtma parazitlerine karĢı enfekte kiĢilerde antikor yapımı vardır. Ġnsanlarda oluĢan bağıĢıklık türe özgüdür (Saygı G, 1998). Tablo1.2 Ġnsanda sıtmaya karĢı doğal direnç [5] Bununla birlikte sıtma parazitlerinin klasik antimalarial ilaçlara karĢı direnç kazanmaları sıtmanın tehlikeli boyutunu daha ileri aĢamalara götürmektedir. P.falciparum ve P.vivax ‟ın da var olan antimalarial ilaçlara karĢı direnç kazanmıĢ olmaları, bu türler için ilaç tasarımlarını zorunlu hale getirmiĢtir (Chaikuad A vd., 2005; Turgut-Balık D. v.d., 2006). Bunun için ilk adım olarak parazitin metabolik yollarında kullandıkları enzimler, ilaç tasarımları için hedef olarak seçilmiĢtir. Çünkü parazitin yaĢam devresinde bu enzimler önemli rol oynamaktadır (Turgut-Balık D. v.d., 2006). Plasmodiumların glikolitik enzimleri 10 hem yeni antimalarial ilaç tasarımlarında alternatif yol temsil edebileceği düĢünüldüğü için hedef moleküller olarak, hem de hastalığın tespiti sırasında kandaki parazit düzeyini gösteren birer indikatör olarak tanımlanmıĢtır (Turgut-Balık D. v.d., 2006; Roth v.d., 1988; Klenerman P. v.d., 1992; Makler ve Hinrichs, 1993) 1.3 Sıtmanın Dünyadaki ve Türkiye’deki Yeri 1.3.1 Sıtmanın Dünyadaki Önemi Şekil 1.7 Sıtma durumuna göre ülke kategorizasyonu (World Malaria Report, WHO, 2008) Sıtma, Ģu anda dünyadaki en ölümcül hastalıklardan biridir (verem ve sıtma birlikte global hastalık yükünün % 4.5‟ini oluĢturur) (WHO, Global Health Risks, 2009). Son derece önlenebilir ve tedavi edilebilir olmasına rağmen, her yıl yaklaĢık 881 000 ölüme yol açar. On ölümden dokuzu Afrika Sahra Çölü‟nün güney kısmında görülür ve sıtma nedeniyle ölenlerin %85‟i beĢ yaĢ altı çocuklardır. Bu her 30 saniyede bir Afrika‟da bir çocuğun öldüğü anlamına gelir. 11 Şekil 1.8 Afrika‟da görülen sıtmaya bağlı ölüm ( Carter, ve Mendis, 2002; Trape v.d., 1998) Sıtmanın insani yükünün yanında ekonomik yükü de büyüktür; sıtmanın Afrika ülkelerine her yıl 12 milyar Amerikan dolarına mal olduğu düĢünülüyor. 2008‟de, 45‟i Afrika bölgesinde olmak üzere 109 ülke sıtma endemik olarak rapor edildi. 2006‟da tahminen 247 milyon sıtma olgusu gözlenmiĢtir (Kokwaro, 2009). Ġklim değiĢikliğinin ise, 2004‟te gerçekleĢen dünya çapındaki sıtma nedenli ölümlerin %3‟ünden sorumlu olduğu belirlendi (WHO, Global Health Risks, 2009). Şekil 1.9 P. falciparum’da klorokin direncinin dünyada yayılımı (Hayton, v.d., 2005; Mehlotra v.d., 2008; Zakeri v.d., 2008) En ölümcül tür olan Plasmodium falciparum‟un sık kullanılan hemen tüm sıtma ilaçlarına karĢı direnç gösterdiği gözlenmiĢtir. Bu durum sıtma endemik bölgelerde yapılan hastalık kontrol çalıĢmaları önünde büyük bir engel teĢkil eder. 12 13 14 15 Tablo 1.3. SeçilmiĢ bulaĢıcı hastalıklar, bildirilen vakalar (Dünya Sağlık Ġstatistikleri, WHO; 2009) Dünya nüfusunun yaklaĢık yarısı (3.3 milyar) sıtmanın bulaĢma riskinin olduğu bölgelerde yaĢarken, beĢte biri (1.2 milyar) sıtma riskinin yüksek olduğu bölgelerde yaĢamaktadır. Diğer 2.1 milyar insan ise düĢük risk bölgelerinde bulunmaktadır. Sıtma, solunum yolları enfeksiyonları (4.2 milyon), ishal enfeksiyonları (2.2 milyon), AIDS (2 milyon) ve veremden (1.5 milyon) sonra en çok ölüme neden olan dördüncü enfeksiyon hastalığıdır (WHO, 2008). 16 Afrika ve az geliĢmiĢ ülkelere baktığımızda ise; 45‟i Orta ve Güney Afrika bölgesinde, diğerlerinin çoğu Asya, Okyanusya, Orta ve Güney Amerika ve Kafkasya‟da olmak üzere 109 ülke endemiktir (Tablo 1.3-1.4). Herhangi bir sıtma riskiyle karĢı karĢıya olan en kalabalık nüfus Güneydoğu Asya ve Batı Pasifik bölgelerinde bulunurken, Afrika yüksek sıtma riski altında en fazla insan nüfusu barındıran bölgedir (Tablo 1.3-1.4). Tablo 1.4. SeçilmiĢ bulaĢıcı hastalıklar, bildirilen vakalar 2 (Dünya Sağlık Ġstatistikleri, WHO; 2009) 1.3.2 Sıtmanın Türkiye’deki Önemi Tarım yapılan hemen her yerde kendini gösteren sıtma, Anadolu coğrafyasında da sonuçları itibariyle toplumsal yaĢamı etkilemiĢ ve her dönemde mücadele edilmeye çalıĢılmıĢtır. Ülkemizde sıklıkla P.vivax nadiren ise seyahat kaynaklı P.falciparum ‟un yol açtığı sıtma olguları görülmektedir (Akdur R, 1999). 17 18 Şekil 1.10 Türkiye Sağlık Profili (WHO, 2007) Sıtma, Türkiye‟de bulunan yedi farklı birikinti modelinde görülür: Nehirlerin ve göllerin karların erimesiyle taĢarak çevrelerindeki alçak arazileri doldurması ve kendi yataklarına çekilmesinin ardından uzun süre temelde kalan su birikintileri Nehir deltalarında oluĢan sürekli bataklıklar (Kızılırmak ve YeĢilırmak deltaları) Büyük nehirlerin yatakları yakınındaki alçak araziler, dağ eteklerinden kaynayan suların getirdiği sürekli bataklıklar (Söke ve civarı) Geçirimsiz zeminlerde yeraltı sularının yüzeye çıkması sonucu oluĢan bataklıklar (Ankara ve Sincan civarı) Dağ sıraları ile deniz arasındaki alçak arazideki sürekli bataklıklar ( Ġskenderun, Mersin ve Silifke) Pirinç tarımı ve değirmenlere su vermek için ĢiĢirilen suların, hendeklerin neden olduğu birikintiler ile köylerde hayvan sulaması için oluĢturulan su toplama yerleri (Tekeli Ġ, Ġlkin S, 2004) Birinci Dünya SavaĢı ve KurtuluĢ SavaĢı nedeniyle, eğitimli nüfusun büyük kayıp verdiği Türkiye‟de, sınırlı sayıdaki iĢgücü de salgın hastalıklarla mücadele etmekte, kalkınma için gerekli olan iĢgücünün artırılması mümkün olamamaktaydı. Yıllar süren savaĢların yaralarının sarılması ve kalkınma sürecinin baĢlaması için ülkenin sağlık konusundaki geri kalmıĢlığı, sıtma, verem, frengi gibi salgın hastalıkların yaygınlığı ve çocuk ölümlerinin önlenemez yükseliĢi bir an önce durdurulmalıydı. 19 Birinci Dünya SavaĢı esnasında Osmanlı Ordusuna her Ģeyden fazla sıtma büyük zarar verdi. Dört sene içinde ordunun sıtma vakaları ise tahmin edilemeyecek derecede yüksekti. 1924 yılına kadar memleket hastanesine müracaat eden hastaların üçte birinden fazlasının sıtma mikrobu taĢıdığı anlaĢıldı (Aksu L, 1943) 1920 ve 1921 yıllarında ölüm oranları doğum oranlarının 2,5 katına ulaĢtı (Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı, Sağlık Hizmetlerinde 50 Yıl, 1973). Ankara ve çevresinde sıtma, 1923-1924 senelerinde büyük salgın halinde görüldü. (Aksu L, 1943 ) Cumhuriyetin ilanından sonra artan bir Ģekilde sürdürülen sıtma mücadelesi çalıĢmaları, Ġkinci Dünya SavaĢı yıllarında kesintiye uğradı ve sıtma bu dönemde yeniden canlandı. SavaĢ koĢullarında askeri birliklerin yer değiĢtirmesi ve ekonomik sıkıntı nedeniyle beslenme imkânlarının zayıflaması ile sıtma yaygınlaĢtı. Ġkinci Dünya SavaĢı sırası ve sonrasında yaĢanan büyük nüfus hareketleriyle çok büyük salgınların çıkmaması bir tecrübeli bir sıtma mücadelesi kadrosunun yetiĢtirilmesiyle mümkün olmuĢtu (Gökberk C, 1948). 1955 yılından sonra sıtmanın eradike edilmesi konusunda Dünya Sağlık Örgütü'nün önerileri ile yoğun bir faaliyete geçilmiĢ, 1958- 1964 yılları arasında sıtma olgu sayısı yıllık 5000, 1965-1975 yılları arasındaki on yıllık dönemde ise olgu sayısı yıllık 2000 civarına düĢmüĢtür. Bu olgu sayıları, 1977 yılında sıtma mücadelesinin aksaması ve sivrisineklerin DDT'ye direnç kazanması ile 100.000'in üzerine çıkmıĢtır. Olgu sayılarında artma nedeni ile tekrar mücadeleye hız verilmiĢ ve olgu sayıları 1990 yılında 8.680‟e inmiĢtir. Buna karĢılık sıtmalı olgu sayısı, 1993'te 47.210 ve 1994'te 84.345'e yükselmiĢtir. 1990 yılından itibaren bu olguların %87'si gibi büyük bir kısmının da Güney Doğu Anadolu Bölgesindeki illerden bildirildiği görülmüĢtür (T.C Sağlık Bakanlığı, Sıtma SavaĢ Daire 20 BaĢkanlığı Ġstatistikleri 2002; Akdur R, 1999). Türkiye‟de, Adana, Mersin, Hatay en çok olgunun görüldüğü bölge olup; ikinci sıklık bölgesi Gaziantep ve Diyarbakır gibi güneydoğu illerini içermektedir. Tablo 1.6 Türkiye'de sıtma vakalarının yıllara göre dağılımı, 1925-2002[6] Sıtma savaĢı ile sıtma mikrobunun tamamen yok edilmesi birbirinden farklı mücadeleleri gerektirmekteydi. Sıtma savaĢı bir program dahilinde aĢama aĢama devam etmeli ülke genelinde sıtmaya elveriĢli ortamların ortadan kaldırılması ve halkın hastalıkla mücadele, temizlik alıĢkanlığı gibi konularda bilinçli olması gerekliydi. Türkiye gibi geri kalmıĢ ve kalkınma mücadelesi veren bir ülkede halkın yeterince bilince sahip olmadığı düĢünülünce yapılan sıtma mücadelesinin birdenbire sonuç vermesini beklemek mümkün değildi. Halkın ilaçları uygun miktarda ve zamanlarda almaması ve daha birçok iktisadi ve toplumsal nedenler, bilgi ve medeniyet seviyesi baĢarının erken elde edilmesini engellemekteydi (Gökberk C, 1948). 21 Sıtmanın cinsiyet farkı gözetmeden her iki cinste de görülebildiği bilinmektedir (Akdur R, 1999). Ancak, sıtma görülme sıklığının cinsiyetlere göre dağılımı incelendiğinde kadınlara oranla erkeklerde daha sık görüldüğü bildirilmektedir (Akkafa F v.d., 2002; Ertuğ S v.d., 2002; Öksüz R v.d., 2001; Yazar S v.d., 2002). Bunun da nedeni olarak, erkeklerin dıĢ ortamlarda kadınlardan daha çok bulunmaları ve Anopheles cinsi sivrisinekler ile daha çok temas etmeleri gösterilmektedir (Ertuğ S. v.d., 2002). Türkiye‟de sıtmaya en sık Eylül ayında rastlanıldığı bildirilmektedir (T.C Sağlık Bakanlığı, Sıtma SavaĢ Daire BaĢk. Ġstatistikleri, 2002). Manisa‟da sıtma olgularının Mayıs- Kasım ayları arasında görüldüğü bildirilirken, vektör yoğunluğunun Temmuz-Ağustos-Eylül aylarında en üst düzeye ulaĢtığı ve bu aylarda açık havada uzun süre kalmanın bulaĢ riskini arttırdığı ifade edilmiĢtir (Östan Ġ. v.d., 2002). Diyarbakır‟da sıtma olgularının en sık Temmuz ayında (Saka G. v.d., 2000), ġanlıurfa‟da ise Haziran ve Ekim ayları arasında saptandığı bildirilmiĢtir (Ertuğ S. v.d., 2002). 22 23 Son yıllarda ülkemizde tespit edilen sıtmalı olgu sayısında belirgin bir azalma görülmekle birlikte sıtma, günümüzde halen önemini koruyan bir enfeksiyon hastalığıdır. Kimyasal maddenin (DDT) ilk aĢamada anofeli klinik bir kesinlikte öldürmesine karĢın, bir süre sonra güçlü ve dirençli bir tür üremiĢtir. Bugün 57 sivrisinek türü, DDT ve diğer böcek zehirleri içinde hiçbir Ģekilde etkilenmeden yaĢayabilmektedir. Günümüzde sıtma, Dünya Sağlık Örgütü (WHO)‟nin yanlıĢ uygulamalarıyla hastalıklar arasında en dirençli ve zalim olanlarından biri haline gelmiĢtir. TaĢıyıcılarının kimyasallara dirençli hale gelmelerinin yanı sıra plazmodyum paraziti de, onu yok etmek üzere ölçüsüzce kullanılan ilaçlara karĢı benzer direnç geliĢtirmiĢtir. Ölçüsüzce yayılan tonlarca DDT, öngörülmeyen birçok sağlık sorunlarına yol açmıĢ ve ekolojik dengeyi bozan yeni durumlar, ortaya çıkmıĢtır (Nikiforuk A, MahĢerin Dördüncü Atlısı, Salgın ve BulaĢıcı Hastalıklar Tarihi, ĠletiĢim Yayınları, Ġstanbul 2007). Ayrıca bataklıkların ve büyük miktardaki su birikintilerinin kurutulması geri dönüĢü olmayan sorunların ortaya çıkmasına neden olmuĢtur (Süyev M, 1953) 1.4 Sıtma Metabolizması Tek bir sıtma parazitiyle gerçekleĢen bir enfeksiyonda 10 milyona kadar yeni organizma oluĢturulabilir ve parazitin hemen tüm metabolik faaliyeti bu devasa büyümeyi desteklemeye odaklıdır (IOM, Malaria: Obstacles and Opportunities, 1991). Diğer parazitler gibi Plasmodium‟lar da yaĢamlarını devam ettirmek, geliĢmek ve üremek için farklı ürünlere ihtiyaç duyarlar ve parazitliğin genel özelliklerinden biri olarak bu ürünler için baĢka bir canlıya, konağa bağımlıdırlar. Plasmodium‟ların hayat döngüleri boyunca farklı organ ve dokuları istila etmeleri, geliĢimleri sırasında değiĢik ortamlara uyun sağlamak zorunda olmaları, biyokimyasal özelliklerinin oldukça karmaĢık bir Ģekilde geliĢmesine neden olmuĢtur (Özcel,1999). Tüm canlıların gereksinim duyduğu karbonhidratlar, amino asitler, mineraller ve eser elementlere ek olarak parazitler pürin bazları, nükleozidler, yağ asitleri, sterol ve porfirinler gibi diğer maddelere de gereksinim duymaktadırlar. Plasmodium‟ların metabolik gereksinimlerinin büyük çoğunluğunu konak plazmasından ve eritrositlerinden karĢıladığı bilinmektedir (Hyde,1990; Özcel,1999). 24 MOLEKÜL YAPI TAŞI ANA FONKSİYONU DNA Nükleotidler Genetik Madde RNA Nükleotidler Protein sentezi şablonu Protein Amino asitler Hücre yapısı ve Fonksiyonu Lipit Yağ asileri Membran Bileşeni Karbohidrat Şeker Enerji Üretimi Şekil 1.9 Bağlantılı metabolik yolaklar [7] AĢağıda parazit metabolizmasının kimi yönleri biyomoleküllerin sınıf ve iĢleyiĢleri çerçevesinde, sıtmaya özgü yönleri vurgulanarak verilmiĢtir; Yağ Asitleri ve Lipitler Lipitler hücre membranlarının en önemli bileĢenlerindendir. Hızla büyüyen parazit iç ve dıĢ membran miktarının artması nedeniyle büyük miktarda lipide ihtiyaç duyar. Bu büyük lipit ihtiyacı lipit metabolizmasını antimalarial ilaçlar için çekici bir hedef yapar (Mitamura ve Palacpac, 2003). Membran lipitleri polar bir baĢ gubu bulanan gliserol (3-carbon unite) temelden ve iki uzun yağ asidi zincirinden oluĢur. GeçmiĢte, parazitlerin yağ asitlerini de novo sentezleyemediği düĢünülüyordu fakat tip II yağ asidi sentezi yolağıyla iliĢkili birçok enzim Plasmodium apikoplastında saptandı. 25 Şekil 1.12 [8] Proteinler ve Amino asitler Proteinler 3D yapılar oluĢturan lineer aminoasit zincirlerinden oluĢur. Enzim ve yapısal protein rolleri aracılığıyla hücresel yapı ve iĢlevinden sorumludurlar. Eritrositik dönem paraziti protein sentezi için üç kaynaktan aminoasit sağlar 1) Hemoglobinin yıkılmasıyla 2) Konak plazmasından (ya da hücrelerinden) serbest aminoasitlerin alınmasıyla 3) de novo sentez ile Şekil 1.13 Konak sitoplasmasının hücreye alınması [6] Şekil 1.14 Besin kofulundaki aktiviteler [5] 26 En verimli amino asit kaynağı düzenli hemoglobin yıkımıdır. Parazit, konak hemoglobinin %65 kadarını aminoaside yıkabilir. Fakat amino asitlerin çoğu enfekte eritrositten çekilir ve hemoglobinden yıkılan aminoasitlerin sadece %16‟sı parazit proteinlerine dönüĢür (Krugliak, 2002). Birçok aminoasit enfekte eritrositler tarafından büyük oranlarda alınır ve in vitro çalıĢmalar P.falciparum‟un yedi amino asidin dıĢarıdan alımına ihtiyaç duyduğunu göstermiĢtir: : izolösin, metionin, sistein, glutamat, glutamin, prolin, tirozin (Divo v.d., 1985). Parazit karbondioksiti düzenleyebildiğinden alanin, aspartat ve glutamat sentezleyebilir (Sherman, 1979). Fakat, karbondioksitin düzenlenmesiyle elde edilen aminoasitler ve dıĢardan alınan aminoasitlerin bir kısmı anında proteinlere dönüĢtürülmez. Bu aminoasitlerin çoğu enerji üretiminde yer alan yolaklarla etkileĢebilir ve yakıt olarak iĢ görebilir. Ek olarak, bazı aminoasitler biyosentez ve diğer metabolik yolaklarda ön madde ya da bileĢen olarak görev alabilir [7]. Ribozomlar, protein ve ribozomal RNA‟dan oluĢan çok moleküllü komplekslerdir ve mRNA‟yı proteine dönüĢtürürler. Plasmodium protein sentezi büyük olasılıkla diğer ökaryotlarla aynıdır. Parazit yaĢam döngüsünün vektör ve omurgalı dönemlerinde farklı rRNA moleküllerinin görülmesi ise ilginçtir (McCutchan v.d., 1995). Döneme özgü ribozomun fonksiyonel önemi bilinmemektedir. Nükleotidler ve Nükleik asitler Nükleotid polimerleri DNA ve RNA‟dır. Nüklotidler pürin ya da primidin baza bağlı bir riboz Ģekeri grubundan oluĢur. Bu bazlar de novo sentez ile ya da „kurtarma‟ mekanizması ile ortamdan sağlanır. Şekil 1.15 Plasmodium’un nükleotid metabolizması [7] 27 Sıtma parazitleri önceden ĢekillendirilmiĢ pürini kurtarma mekanizmasıyla sağlar ve pirimidinleri de novo sentezler. Konak bu bazları iki yolla da sağlayabildiğinden, parazitin nükleotid metabolizmasındaki bu sınırlı yeterliliğin ilaç yapımında kullanılması mümkün olabilir [7]. Vitaminler ve Kofaktörler Birçok biyokimyasal proses büyüme proseslerinde direkt olarak yer almayan kofaktörlere ihtiyaç duyar. Vitaminlere genelde küçük miktarlarda ihtiyaç duyulur ve geri dönüĢtürülürler. Pantotenat eritrosit tarafından karĢılanmayan tek vitamindir (Divo et al, 1985) biyosentezinde gerekli olan açil-koenzim A‟nın formasyonunda gerekli ve lipit olduğu düĢünülmektedir. Folat ve türevleri nükleotid ve aminoasit sentezi için, özellikle metil grupların transferinde önemli kofaktörlerdir. Dihidrofolat, DHFR tarafından tetrahidrofolata indirgenir. Birçok antimalarial ilaç parazit DHFR‟sini inhibe eder. Yüksek miktardaki DNA replikasyonu için gereken pirimidin talebini karĢılayabilmek için folata ihyiyaç duyulur. Parazit önceden ĢekillendirilmiĢ folatı değerlendiremez ve GTP, paraaminobenzoik asit ve glutamattan dihidrofolat sentezlemelidir. Sulfadoksin gibi sulfa ilaçlar dihidrofolatın de novo sentezini inhibe eder. Sulfadoksin ve pirimetaminden oluĢan fansidar folat metabolizmasını yolağın iki noktasından inhibe eder. Heme birçok önemli enzimin bileĢenidir. Parazit hemoglobin yıkımı sonucunda oluĢan heme‟den yararlanamaz ve heme‟i de novo sentezler. Heme‟in sentezlenmesi için gereken tüm enzimler parazit genomunda mevcuttur. Heme‟in mitokondride mi apikoplastta mı sentezlendiği belirsizdir [7]. Redoks Metabolizması Metabolizma ve solunumun ürünleri süperoksit, hidroksil radikal ve hidrojen peroksit gibi reaktif oksijen ara maddeleridir (ROI). Özellikle oksi-hemoglobin yıkımı ROI üretimiyle sonuçlanır. ROI lipit, protein ve nükleik asitlere zarar verebildiğinden oksijen ve suya okside edilmelidir. Redoks metabolizmasında görev alan parazit enzimleri belirlenmiĢtir. Süperoksit 28 dismutaz (SOD), katalaz ve glutatyon peroksidaz ROI‟nin deoksitifikasyonunda yer alır. Okside glutatyon glutuyon redüktaz tarafından geri kazanılır ve NADPH‟ın eĢdeğerlerinin azaltılması büyük ihtimalle pentoz fosfat çevrimi ile sağlanır. Glutamat dehidrogenaz da NADPH için baĢka bir potansiyel kaynaktır. Ayrıca parazitin konak katalazını ve yiyecek kofulundaki SOD‟yi kullandığı ileri sürülmüĢtür [7]. Ġlginç bir Ģekilde, sıtma paraziti konak eritrositine glutatyon sağlayarak oksidatif hasardan korunmasında yardımcı olur (Atamna and Ginsburg, 1997). Şekil 1.16 Plasmodium’un redox metaboliazması [8] Hücreye Alım ve Geçirgenlik Sıtma parazit yüksek oranda metabolik faaliyet gösteren, hızla büyüyen bir organizmadır ve nükleik asitlerin, proteinlerin ve lipitlerin sentezinde ön madde olarak kullanmak üzere büyük miktarda küçük moleküler metabolite ihtiyaç duyar. Bu nedenle, konak eritrosit yavaĢ metabolizması ve sınırlı transport kapasitesi nedeniyle aktif Ģekilde büyüyen parazit için bazı potansiyel problemler yaratır. Enfekte eritrositin düĢük moleküler ağırlıklı çözeltiler için 29 geçirgenliği normal eritrositlere kıyasla önemli ölçüde yüksektir (Ginsburg, 1994). Bu artıĢın bir kısmı daha yüksek oranda endojen eritrosit transporterları olarak görülür ve parazitin hızlı olan anabolik metabolizmasını yansıtır. Ek olarak, eritrosit membranında normal eritrositte olmayan yeni alım yolakları (NPP) görülür. Geçirgenlikteki bu artıĢın büyük bir kısmı konak eritrositinkilerden oldukça farklı karakteristiğe sahip olan bir çeĢit alım yolağına bağlanabilir (Kirk v.d., 1999; Kirk 2004). Bu yeni alım yolağı düĢük moleküler ağırlıklı çözeltiler için geniĢ çeĢitlilikte spesifikliğe sahiptir fakat nötral bileĢenleri ve anyonları tercih eder (bkz. ġekil 1.17 ). Şekil 1.17 Hücreye alım yolakları [7] Metabolitler ayrıca PVM ve parazit plazma membranını da geçmelidir. PVM‟de bir kanal belirlendi (Desai v.d., 1993) ve tubülo-veziküler mebran (TVM) denen PVM çıkıntılarının besin maddelerinin alınmasıyla iliĢkilendirildi (Lauer et al, 1997). Ayrıca 'parasitoforus kanal' ile konak plazmasına direkt bir bağlantı belirlendi (Taraschi and Nicolas, 1994). Parazir plazmasının transpoter‟larının, heksoz transporterında belirlendiği gibi, diğer ekaryotlarla aynı çalıĢtığı tahmin edilmektedir (Woodrow et al, 1999; Kirk 2004). Karbonhidratlar ve Enerji Üretimi Eritrosit evresindeki parazit öncelikli enerji kaynağı olarak glikozu fermente eder ve laktata dönüĢtürür (glikoliz). Glikolizin asıl amacı hücrenin enerji birimi olan ATP‟nin üretilmesidir. Diğer bir deyiĢle, anabolik ve homestatik prosesler için ATP gereklidir. 30 Şekil 1.18 Plasmodium‟un pirüvat metabolizması [8] Aerobik metabolizma pirüvatın trikarboksil asit (TCA) çevrimi aracılığıyla daha ileri katabolizmasıdır. TCA çevrimi ve oksidatif fosforilasyon genellikle ökaryotların mitokondrisinde gerçekleĢir. Plasmodium‟ların mitokondrileri, diğer ökaryotlarınkilere göre daha düz ve daha az yüzey alanına sahiptir ama buna rağmen, bu mitokondrilerin ATP üretme yeteneğine sahip olduğu ortaya konmuĢtur (Hyde,1990; Özcel,1999). Hidrojen atomları NAD+‟ın NADH‟a indirgenmesi sırasında yakalanır. Yakalanan hidrojenlerin elektronları bir dizi elektron taĢıyıcısına verilir ve son olarak su oluĢturmak üzere moleküler oksijene transfer edilir. Elektron iletimi sırasında, oksidatif fosforilasyon adı verilen bir proses aracılığıyla tutulan enerjiden ATP sağlanır [7]. TCA çevrimi ve oksidatif fosforilasyon glikoz baĢına 38 molekül ATP oluĢtururken, glikoliz sadece 2 molekül ATP oluĢturur. 31 Şekil 1.19 Plasmodium‟un mitokondri yapısı [8] P. falciparum sadece bir mitokondriye sahiptir fakat henüz mitokondrinin metabolik yolu tam olarak açıklanmamıĢtır (Turgut-Balık, 2006). Genellikle bu proseslerin, eritrositik dönemde iĢlevsiz olduğu kabul edilir. NADH dehidrogenaz kompleks I bileĢenlerini kodlayan genler P.falciparum genomunda eksiktir. Bunun yerine tek altbirimli NADH dehidrogenaz geni proton pompası olmadan ubikinonu parçalayan enzimi tanımlar. Bu nedenle Plasmodium falciparum‟un eritrositik evresinde TCA çevrimi gerçekleĢmemekte olup sadece glikoliz ile enerji ihtiyacını karĢılamaktadır (Gardner,2002; Pal-Bhowmick v.d.., 2009). Fakat yakın zamanlarda eritrositik dönemdeki parazitlerde de iĢleyen elektron transport zinciri ve oksidatif fosforilasyon belirlenmiĢtir (Uyemura v.d., 2000). Ek olarak, parazit mitokondrisi membran potansiyeline ve sitokrom oksidaza sahiptir. Bir antimalarial ilaç olan atovaquone elektron transferini inhibe eder ve mitokondrial membran potansiyelini çökertir. Mitokondrinin eritrositik dönemdeki bir olası iĢlevi primidin sentezidir [7]. 32 1.4.2 Sıtmanın Anaerobik Metabolizması Sıtma parazitleri, metabolizmaları için gerekli olan ATP ihtiyacını glikoliz ile sağlar. Glikoliz dönüĢtürülmesi basamakları temelde diğer organizmalarla aynıdır [7]. Tüm enzimlerin aktivitesi Plasmodium’da ve klonlanmıĢ genlerle belirlenmiĢtir. Fruktoz difosfatı kodlayan gen saptanamamıĢtır. Bu durum trehaloz (Ģeker), glikojen ve diğer karbonhidrat depolarının sentezi için gereken enzimlerin üretimin olmadığını ve bu nedenle karbonhidrat üretimi olmadığını gösterir (Gardner,2002). Parazitte yüksek miktarda glikoliz görülür ve enfekte olmamıĢ eritrositten 75 kat daha fazla glikoz kullanılır. Şekil 1.20 Plasmodium glikoliz Ģeması [8] 33 Hem sıtma parazitlerinde hem de yetiĢkin insan eritrositlerinde ATP‟nin temel metabolik kökeni glikolizdir (Basco v.d., 1995). Çünkü sıtma parazitleri ve konakçı oldukları eritrositler etkin bir sitrik asit döngüsü ve aktif bir mitokondriden yoksundur (Roth v.d., 1988; Trager, 1986). Oksijen kullanımı (az eldesi ya da değerlendirilememesi nedeniyle) yetersiz kaldığında, ATP üretimi de yetersiz kalır ve enerji kaybını mümkün olduğunca telafi edilmesi için glikoliz arttırılır. Parazit tarafından kullanılan glikozun çoğu (yaklaĢık %85‟i) laktata dönüĢtürülür ve bu durum laktatın birikmesine neden olur. Fakat parazitin açısından bakıldığında, bu durum yetersiz ATP‟ye kıyasla daha önemsizdir (Clark v.d., 2006). Ġskelet kasları oksijen yıkımının en çok olduğu dokulardan olduğundan (Krebs v.d., 1975), sıtma sırasında laktat birikiminin de çok olması beklenir. Ġnsan vücudundaki glikoz miktarı, polimerleri ve glikojen de dahil, sınırsız değildir (Dekker v.d., 1997). Sonuç olarak glikoliz arttığında er geç yakıtı bitecektir. Bu durum, ağır sıtma vakalarında ve sepsiste sık görülen düĢük kan Ģekeri oranından da anlaĢılır. Sıtma hastalığındaki ölümlerin temel nedeni birçok araĢtırmacı tarafından dokudaki oksijen azlığının devam ettirilemeyen anaerobik metabolizmaya neden olması olarak kabul edilir (Clark v.d., 2006). Şekil 1.21 Glikoliz ve laktik asit oluĢumu Glikozun büyük kısmı laktata dönüĢtürülür. Yüksek laktat dehidrogenaz (LDH) aktivitesinin glikolitik yolakta daha önce üretilen NADH‟tan yeniden NAD+ eldesinde rolü olduğu düĢülmektedir. Glikolitik ara maddelerinin bazıları sentez amacıyla baĢka yönlere çekilebilir [7]. 34 1.5 Kilit Enzimler Plasmodium falciparum‟da 5.268 protein olduğu tahmin edilmektedir ve bu proteinlerin kabaca %60‟ı diğer organizmalarla çok az benzerlik göstermekte ya da hiç göstermemektedir. Bu nedenle görevleri bilinmemektedir. Belirlenen proteinlerden %31‟i en az bir transmembran bölgeye sahiptir ve %17.3‟ü bir sinyal peptidi ya da ankoruna sahiptir (Gardner, 2002). Proteinlerin sadece %6‟sı parazitin yaĢam boyunca görülmektedir. Merozoitler büyük miktarda tanıma ve saldırı proteinine sahiptir. Tropozoitler eritrositin yeniden düzenlenmesine ve hemoglobin yıkımına yarayan proteinlere sahiptir. Gametositler kendilerine özgü transkripsiyon faktörlerini ve hücre döngüsü/DNA iĢleme proteinlerini bolca bulundurur. Sporozoitler ise var ve rif ailelerinin yanında saldırı proteinleri bulundurur (Florens, 2002). P.falciparum ve P. vivax‟ın varolan ilaç kazanmıĢ olması bu türler için yeni ilaç tasarımlarını zorunlu hale getirir ve bunun için parazitin metabolik yolaklarında kullandığı enzimler ilaç tasarımı için hedef olarak seçilmiĢtir. Aynı zamanda hastalığın tespit edilmesinde de bu spesifik proteinler kullanılabilir. Çoğu kit LDH ya da P. falciparum‟un histidin zengin protein-2 adolaz ile bir arada tespit eder [5]. Seçici Toksisite parazitte benzersiz hedef konak ve parazit hedefleri arasında ayrım hedefin parazit için konaktan daha önemli olması ilacın parazitte birikiminin daha fazla olması ilacın parazit tarafından aktifleĢtirilmesi Tablo 1.10 Seçici toksisite [7] Plasmodium‟ların glikolitik enzimleri hem yeni antimalarial ilaç tasarımında hem de hastalığın tespiti sırasında kandaki parazit düzeyini gösteren indikatörler olarak tanımlanmıĢtır ( Turgut-Balık v.d., 2006; Roth v.d., 1988). Yapılan çalıĢmalar sonucunda tanımlanan glikolitik enzimlerin özellikleri ile konaktaki homolog enzimlerin farklı olduğu tespit edilmiĢtir (Klenermn v.d, 1992). LDH konaktaki homoloğudan farklı olduğu gösterilen ilk sıtma enzimlerindendir (Gomez v.d., 1997). 35 1.5.2 Laktat Dehidrogenaz (LDH) LDH L-laktatın pürivata oksidasyonunu veya pirüvatın laktata redüksiyonunu koenzim nikotinamid adenin dinükleotid (NAD+) aracılığıyla katalizler (Holbrook v.d., 1975). Ağırlığı 140 kDa olan tetramerik bir yapıya sahiptir. Ġki farklı konfigürasyonlarda dizlimi ile 5 izoenzime sahiptir (Fersht, 1985). Bu izoenzimler kimyasal kompozisyon,kinetik ve immünolojik özellikleriyle birbirinden ayrılabilir (Holbrook v.d., 1975). Şekil 1.22 Plasmodium vivax laktat dehidrogenaz ın kristal yapısı: NADH ile komplex LDH glikolizin son ürünü olan pirüvik asidi dönüĢümlü bir reaksiyonla laktik aside çevirir ve bu nedenle parazitin karbonhidrat metabolizmasında önemli rol oynar. Aynı enzim hem insanda hem de parazitte bulunur fakat elektroforetik, kinetik ve yapısal olarak farklıdır; 1) Ġnsan M4-LDH‟ından farklı olarak PfLDH aktif bölge halkasında 5 ilave aminoasit (aspartik asit, lisin, glutamik asit, triptofan ve asparajin) içerir (Bzik v.d., 1993). Bu 5 aminoasit ilavesi enzim yüzeyinde bir yarık oluĢturur (Dunn v.d., 1996). 2) Ġnsan M4-LDH‟ından farklı olarak PfLDH 3-asetilpiridin adenin dinükleotid (APAD+) adlı koenzimi daha hızlı kullanabilme yeteneğine sahiptir (Makler ve Hinrich, 1993) . 3) Ġnsan M4-LDH‟ından farklı olarak PfLDH yüksek pirüvat konsantrasyonunda inhibe olmaz (Vander v.d., 1981). 4) PfLDH‟ın gossilik nitril diasetat ve türevleri tarafından inhibisyona insan LDH‟ından daha duyarlı olduğu bildirilmiĢtir (Royer v.d., 1986) 36 P.falciparum ve P.vivax LDH geni dizileri karĢılaĢtırıldığında %90 oranında benzerlik olduğu görülmüĢtür. P.falciparum‟da olan aktif bölgedeki ilave 5 aminoasit P.vivax LDH‟ında da mevcuttur (Chaikuad v.d., 2005). Tablo 1.11 PvLDH‟ın insan ve diğer sıtma parazitlerinin LDH dizlerine hizalanması (Turgut-Balik v.d., 2004) 2. MATERYAL VE YÖNTEM 2.1 Yönlendirilmiş Mutagenez YönlendirilmiĢ mutagenez uygulamaları bir gendeki özgül değiĢimlerin yapıldığı iĢlemlerdir. Bu teknikle protein yapısı ve görevi ile ilgili araĢtırmalar yapılmaktadır. YönlendirilmiĢ mutagenez ile bir gende baz değiĢimi ve dizi delesyon ve insersiyonu yapılabilir. Sonuç olarak proteinin dizisi ve dolayısıyla onun yapısı, hücresel yerleĢimi ve düzenlenmesi değiĢtirilir. DeğiĢtirilmiĢ protein in vivo olarak GFP iĢaretlemesi ile, in vitro ise enzim kinetik ve bağlanma ölçümleri ile izlenebilir. SeçilmiĢ amino asitlerinin değiĢtirilmesi sayesinde protein katlanması, diğer proteinlerle etkileĢim ve enzimatik kataliz vb süreçler için polipeptidin hangi kısımlarının önemli olduğunun kesin biçimde anlaĢılabilir. 37 Bu yöntem aynı zamanda vektördeki restriksiyon alanların değiĢtirilmesi, vektör elementlerin insersiyon veya delesyonu, promotor eklenmesi veya değiĢtirilmesi gibi DNA yapılarının modifiye edilmesinde kullanılır Oligonükleotidlerin kullanıldığı yöntem molekülerde ilk olarak 1978‟de yapılmıĢtır. PCR tekniğini geliĢtiren Kary B. Mullis ve M.Smith kasım 1993‟de kimya Nobel ödülünü almıĢtır. 1987‟de fenotipik seçim gereğini ortadan kaldıran bir teknik geliĢtirmiĢtir. Mutasyon yapılacak plazmid dNTPaz ve Urasil deglikozidaz isimli iki geni E.coli aktarıldı [9]. Temel prosedür istenilen baz değiĢikliğine sahip kısa DNA primerinin sentezi ile baĢlar daha sonra ilgilenilen geni içeren tek zincirli DNA sentetik primer ile hibridize edilir ve ardından bu tek zincirli fragment DNA polimeraz kullanılarak uzatılır. Bu iĢlem genin uzunluğunu kopyalar daha sonra elde edilen çift zincirli molekül taĢıyıcı hücreye klonlanarak tanıtılır ve mutantlar seçilir. Aynı sonuç PCR kullanılarak, istenilen mutasyon içiren oligonükleotid primeri ile alınabilir [9]. YönlendirilmiĢ mutagenez için PCR temelli metotların önemli avantajları ve dezavantajları vardır; Avantajları 1. Mutasyon oranı yüksek olması 2. Çift zincirli DNA kalıbının kullanılabilmesi 3. Yüksek ısılara dayanıklı oluĢu 4. Reaksiyonların hepsinin bir tüp içerisinde gerçekleĢmesi 5. Kolay ve hızlı olması 6. Ticari kitlerinin varlığı Dezavantajları 38 1. PCR ürünleri içindeki yanlıĢ ürünlerin oranının yüksek olmasından dolayı istenmeyen mutasyonların sık olması. 2. Amplifiye edilmiĢ DNA‟ların 3‟ ucuna istenmeyen nükleotidlerin girmesi 3. Bazı mutagenez için birden fazla primer ve amplifikasyon reaksiyonu gerekmektedir. 4. Her yeni kullanılan ürün için PCR optimizasyonu yapılmalıdır. 5. PCR amplifikasyonunda kontaminasyondan dolayı mutagenez olmayan klonların sıkça oluĢması. 6. PCR ile 2-3kb‟dan uzun DNA fragmentlerinin amplifikasyonunda zorluklar. PCR temelli mutagenez‟de oluĢturulan ürünler oldukça stabildir. Bu ürünlerin çoğunun sabit olması, mutasyon ürünün overlap yapmasından faydalanılarak amplifikasyon olmasına bağlanabilir. Overlap oluĢumu ile yapılan mutagenezde (ġekil 2.1) ayrı ayrı PCR‟larda overlap yapabilen DNA fragmentleri amplifiye edilir. Mutasyon overlap mutant bazlarla oluĢturulur ve amplifikasyon sonucu elde edilen fragmentlerin her ikisinde de mutasyon mevcuttur. Overlap yapan fragmentler karıĢtırılır ve 3. bir PCR yapılır. Böylece fragmentler uzaklaĢtırılmıĢ olur. BaĢlangıç primerleri ve mutant DNA kalıbı kullanılarak 4. bir PCR da yapılabilir. Bu metodun etkinliği çok yüksektir. Fakat bir mutasyonun oluĢması için 2 mutant primeri, 2 yan oligonükleotid ve 3 basamaklı PCR gereklidir. Bazı durumlarda mutasyon içeren amplifiye DNA fragmentlerinin uygun yerlerinde restriksiyon bölgeleri varsa bu metodun daha basit bir versiyonu kullanılabilir. (BĠYOĠNFORMATĠK 1 A. Telefoncu, Ö.Ġ. Küfrevioğlu, N.Pazarlıoğlu ) YönlendirilmiĢ mutagenezde en önemli basamak, mutagenik nükleotidlerin dizaynıdır. Mutagenik oligonükleotidler en az bir baz değiĢimi içermelidir. Fakat insersiyon ve delesyonla daha kompleks mutasyonlar da oluĢturulabilir. Mutagenik oligonükleotidlerin uzunluğu, içerdiği mutasyonların kompleksliğine bağlıdır. Tek baz değiĢimi içiren mutasyonlar, ortalama 25 baz uzunluğunda hazırlanır. Daha kompleks mutasyonlar 80 baz ve daha fazla uzunlukta oligonükleotid gerektirir. Oligonükleotid uzunluğu tanımlandıktan sonra, mutagenezin en etkin hale gelmesi için annealing spesifitesi, ikincil yapının doğal eğilimi, Tm sıcaklığı, baz kompozisyonu ve baz sırası gibi diğer özelliklerin optimizasyonu kolaylıkla ayarlanabilir. 39 2.2 Materyal PCR 1 PvKA Reaksiyonu için Gerekli Bileşenler dH2O 33 µl 10x Pfu Polimeraz tamponu 5 µl stok dNTP solüsyonu(10 mM) 5 µl Pfu Polimeraz (2,5 u/µl) 0.5 µl (final konsantrasyonu 1.25 ul/ml) Pv in pkk(Pv 7-13 in pkk) (10 ng/µl) 1.5 µl Pv7 (5‟) (20 pmol/µl) 2.5 µl (final konsantrasyonu50 pmol/ml) K2 (3‟) (20 pmol/µl) 2.5 µl (son hacim 50 µl olacak Ģekilde) 40 PvKB Reaksiyonu İçin Gerekli Bileşenler; dH2O 33 µl 10x Pfu Polimeraz tamponu 5 µl stok dNTP solüsyonu(10 mM) 5 µl Pfu Polimeraz (2,5 u/µl) 0.5 µl Pv in pkk (Pv 7-13 in pkk) (10 ng/µl) 1.5 µl Pv13 (3‟) (20 pmol/µl) 2.5 µl K1 (5‟) (20 pmol/µl) 2.5 µl (son hacim 50 µl olacak Ģekilde) PCR 2 1. AĢama dH2O 15.5 µl 10x Pfu Polimeraz tamponu 2.5 µl stok dNTP solüsyonu(10 mM) 2.5 µl Pfu Polimeraz 0.5 µl PvKA 2 µl PvKB 2 µl 2. AĢama dH2O 14.5 µl 10x Pfu Polimeraz tamponu 2.5 µl stok dNTP solüsyonu(10 mM) 2.5 µl Pv7 (20 pmol/µl) 2.5 µl Pv13 (20 pmol/µl) 2 µl Pfu Polimeraz 0.5 µl (son hacim 50 µl olacak Ģekilde) 41 2.2.1 Genomik DNA P.vivax Belem soyundan elde edilen saf genomik DNA kullanılmıĢtır. PvLDH enziminin kilit amino asitlerinden olan 246. pozisyondaki Prolin(CCT)‟in yönlendirilmiĢ mutagenez yardımıyla Treonin(ACG) ile değiĢtirilmesi amaçlanmaktadır. Şekil 2.2 PvLDH‟ı kodlayan genin 661-720 pozisyonları arasındaki nükleotid dizilimi (Akbulut, Çelik, Turgut-Balık, 2005) 2.2.2 Primerler P.vivax LDH enzimini kodlayan genin polimeraz zincir reaksiyonu için gerekli 5‟-3‟ primerleri tasarlanmıĢtır. Pv7 (5‟ primeri) TCTGGAGGGCTGGAACAAAG Pv13 (3‟ primeri) GCAGAGAAGAGTAGGTGAAAGGAAG Ek olarak PvLDH‟ın mutasyona uğratılacak bölgeleri ile komplementer Pv7 ve Pv13 uç primerlerine uygun mutagenez primerleri tasarlanmıĢtır. Prolin Orijinal iplik 5‟ CCT GCC TCT /CCT/ TAT GTT G 3‟ Treonin Mutant 5‟ primeri (K1) 5‟ CTT GCC TCT /ACG/ TAT GTT G 3‟ K2 (komplementeri) 3‟ GAA CGG AGA /TGC/ ATA CAA C 5‟ Mutant 3‟ primeri (K2 ) 5‟ C AAC ATA /CGT/ AGA GGC AAG 3‟ 42 2.3 Yöntem Bu çalıĢmada yönlendirilmiĢ mutagenez, PCR metodu kullanılarak iki aĢamada gerçekleĢtirilmiĢtir. PCR 1 PvLDH‟ın mutasyona uğratılacak bölgeleri ile çakıĢan iki mutant DNA fragmenti (A ve B fragmentleri) Pv7, Pv13, K1 ve K2 primerleri kullanılarak ayrı ayrı elde edilmiĢtir. A fragmentini eldesi için PvLDH 5‟ primeri (Pv7) ile mutant 3‟ primeri (K2), B fragmentini elde etmek için ise mutant 5‟ primeri (K1) ile PvLDH 3‟ primeri (Pv13) kullanılmıĢtır. Amplifikasyon; 94°C‟de 1,5 dakika, 58°C‟de 2 dakika, 72°C‟de 2 dakika Ģartlarında ve 20 döngüde gerçekleĢtirilmiĢtir. PCR 2 % 1‟lik agaroz jelden saflaĢtırılan mutant DNA‟nın A ve B fragmentlerini birleĢtirmek için PCR yapılmıĢtır. 1. AĢama Öncelikle konsantrasyonları esas alınarak belirlenen miktarlarda kullanılan A ve B fragmentleri ile son hacim 25 µl olacak Ģekilde gerçekleĢtirilen PCR‟ın reaksiyon Ģartları 94°C‟de 2 dakika, 50°C‟de 1 dakika, 72°C‟de 2 dakika ve 7 döngü olacak Ģekilde gerçekleĢtirilmiĢtir. 2. AĢama Uç primerlerin (Pv7 ve Pv13) ve diğer PCR bileĢenlerinin ilavesi ile reaksiyon 50 µl‟ye tamamlanmıĢ ve istenen mutagenezi taĢıyan geni tam uzunlukta elde etmek için 94°C‟de 1.5 dakika, 55°C‟de 1 dakika, 72°C‟de 2,5 dakika Ģarlarında ve 20 döngü olarak amplifikasyon yapılmıĢtır. 43 3. BULGULAR VE TARTIŞMA Plasmodium vivax ile aynı deney yapılmıĢ ve edilen veriler yabanıl tip Plasmodium vivax laktat dehidrogenaz enzimin kinetik sonuçlarıyla karĢılaĢtırılmıĢtır. Sonuç olarak enzimlerin substrata olan afiniteleri ve kcat değerleri düĢmüĢtür. Yaptığımız bu deneyde de Plasmodium vivax laktat dehidrogenaz enziminin benzer sonuçlar göstermesi beklenmektedir. KAYNAKLAR A.A. Divo, T.G. Geary, N.L. Davis and J.B. Jenson (1985) Nutritional requirements of Plasmodium falciparum in culture. I. Exogenously supplied dialyzable components necesary for continuous growth. J. Protozool. 32, 59-64. AKBULUT E, ÇELĠK V, TURGUT BALIK D (2005). Plasmodium vivax ve Plasmodium falciparum‟un Laktat Dehidrogenaz Enzimini Kodlayan Genlerinin Nükleotid Düzeyinde KarĢılaĢtırmalı Analizi. Türkiye Parazitoloji Dergisi, 29 (3): 149-153 Akdur R, 1999. Sıtmanın epidemiyolojisi. Özcel MA. Ed. Sıtma, Malaria., Türkiye Parazitoloji Derneği, Ege Üniversitesi Basımevi, s.51-74. Akkafa F, ġimĢek Z, Dilmeç F, Baytak ġ, 2002. ġanlıurfa Ġlinde Sıtma Epidemiyolojisi. T Parazitol Derg, 26 (2): 143-146. Aksu L, 1943. Malarya (Sıtma)-Tarihçe, Coğrafya, Türkiye‟de Sıtma, Entomoloji, Bakteriyoloji, Biyoloji, Klinik, Patoloji, Tedavi, Mücadele ve Profilaksi, s.26, 34, 189 ALVER Oktay,YILMAZ Emel, AKÇAĞLAR Sevim, TÖRE Okan, 2007. Bursa‟da Sıtma. Türkiye Parazitoloji Dergisi, 31 (4): 249-255. A. Telefoncu, Ö.Ġ. Küfrevioğlu, N.Pazarlıoğlu, BĠYOĠNFORMATĠK 1 Basco L K; Marquet F; Makler M M; Le Bras J (1995). Plasmodium falciparum and Plasmodium vivax: lactate dehydrogenase activity and its application for in vitro drug susceptibility assay. Experimental parasitology;80(2):260-71. 44 BBC News, DNA clues to malaria in ancient Rome. February 20, 2001. Beutler E, 1978. Hemolytic Anemia in Disorders of Red Cell Metabolism. New York: Plenum Press. Bronner U, Divis PCS, Färnert A, Singh B, 2009. Swedish traveller with Plasmodium knowlesi malaria after visiting Malaysian Borneo Malaria Journal 8:15. Bynum W. F. (2002).Mosquitoes Bite More Than Once. SCIENCE VOL 295 4 JANUARY 2002. http://www.sciencemag.org Bzik D J; Fox B A; Gonyer K Expression of Plasmodium falciparum lactate dehydrogenase in Escherichia coli. Molecular and biochemical parasitology 1993;59(1):155-66. C.J. Woodrow, J.I. Penny and S. Krishna (1999) Intraerythrocytic Plasmodium falciparum expresses a high affinity facilitative hexose transporter. J. Biol. Chem. 274, 7272-7277. Carter R, Mendis KN, 2002. Evolutionary and historical aspects of the burden of malaria. Clin Microbiol Rev 15: 564–594. Carter, R., and Mendis, K.N. 2002. Evolutionary and historical aspects of the burden of malaria. Clin. Microbiol. Rev. 15:564–594. Chikuad, A., Fairweather, V., Conners, R., Josep-Horne, T., Turgut-Balık, D. ve Brady, R.L., (2005). Structure of Lactate Dehydrogenase from Plasmodium vivax: Copmlexes with NADH and APADH. Biochemistry Chin, W., P. G. Contacos, G. R. Coatney, and H. R. Kimball. 1965. A naturally acquired quotidian-type malaria in man transferable to monkeys. Science 149:865. Cox F (2002). "History of human parasitology". Clin Microbiol Rev 15 (4): 595-612. doi:10.1128/CMR.15.4.595-612.2002. PMID 12364371. Cox-Singh, J., et al. 2008. Plasmodium knowlesi malaria in humans is widely distributed and potentially life threatening. Clin. Infect. Dis. 46:165–171. Darwin, K., Malaria at a Glance, 2002, Wellcome News Malaria Suplement 6 the Wellcome Trust, 36p. 45 Dekker E, Hellerstein MK, Romijn JA, Neese RA, Peshu N, Endert E, Marsh K, Sauerwein HP: Glucose homeostasis in children with P.falciparum malaria: precursor supply limits gluconeogenesis and glucose production. J Clin Endocrinol Metab 1997, 82:2514-2521. Dunn, C. R., M. J. Banfield, J. J. Barker, C. W. Higham, K. M. Moreton, D. Turgut-Balik, R. L. Brady, and J. J. Holbrook, “The Structure of lactate Dehydrogenase from Plasmodium falciparum Reveals a New Target for Anti-malarial Design” Nature Structural Biolology (Derginin yeni adı: Nature Structural and Molecular Biology), 3: 912-915 (1996). Ertuğ S, Gürel M, Eyigör M, Doyuran ES, 2002. AydınYöresinde Sıtma Olguları. ADÜ Tıp Fakültesi Derg, 3 (2): 5-8. Fersht, A., (1985). Structures and Mechanisms of Selected Enzymes, W.H. Freeman and Company, New York, 400. Florens (3 October 2002). "A proteomic view of the Plasmodium falciparum life cycle". Nature 419: 520–526. doi:10.1038/nature01107. Galinski MR, Medina CC, Ingravallo P, Barnwell JW, 1992. A reticulocyte-binding protein complex of Plasmodium vivax merozoites. Cell, 69:1213-1226. Gardner, Malcom (3 October 2002). "Genome sequence of the human malaria parasite Plasmodium falciparum". Nature 419: 498–511. doi:10.1038/nature01097. http://www.nature.com/nature/journal/v419/n6906/full/nature01097.html. Geary TG, Divo AA, Bonanni LC, Jensen JB: Nutritional requirements of Plasmodium falciparum in culture. III. Further observations on essential nutrients and antimetabolites. J Protozool 1985, 32:608-613 Gilles, H. 1993. Diagnostic methods in malaria, p. 78. In H. M. Gilles and D. A. Warrell (ed.), Essential malariology, 3rd ed. P Edward Arnold, London, United Kingdom. Gomez MS, Piper RC, Hunsaker LA, Royer RE, Deck LM, Makler MT & Vander Jagt DL (1997) Substrate and cofactor specificity and selective inhibition of lactate dehydrogenase from the malarial parasite P. falciparum. Mol Biochem Parasitol 90, 235–224. Gökberk C, 1948. “Sıtma Epidemiyolojisi”, Pratik Doktor,XVIII, S.2, s.17 46 Gratz Norman G. (2006). Vector-and Rodent-Borne Diseases in Europe and North America. World Health Organization, Geneva. Gülez P, Hızarcıoğlu M, Kayserili E, Sun F, Canbal A. 2003. Plasmodium falciparum‟a bağlı bir sıtma olgusu. Ġnfek Derg, 17(3): 359-363. H. Atamna and H. Ginsburg (1997) The malaria parasite supplies glutathione to its host cell-Investigation of glutathione transport and metabolism in human erythrocytes infected with Plasmodium falciparum. Eur. J. Biochem. 250, 670-679. Hayton, K., Fairhurst, R.M., Naude, B., Su, X.Z., and Wellems, T.E. 2005. Drug–resistant falciparum malaria: mechanisms, consequences, and challenges. In Frontiers in antibiotic resistance: a tribute to Stuart B. Levy. ASM Press. Washington, DC, USA. 401–413. Holbrook, J. J., A. Liljas, S. J. Steindel, and M. G. Rossman. 1975. Lactate dehydrogenase. pp. 191-292 in P. D. Boyer (Ed.), The Enzymes, Vol. XI, 3rd Ed. Academic Press, NY. Hyde, J. E. 1990. The dihydrofolate reductase-thymidylate synthetase gene in the drug resistance of malaria parasites. Pharmacol. Ther. 48:45-59 K. Kirk (2004) Channels and transporters as drug targets in the Plasmodium-infected erythrocyte. Acta Tropica 89, 285-298. K. Kirk, H.M. Staines, R.E. Martin and K.J. Saliba (1999) Transport properties of the host cell membrane. In: Transport and trafficking in the malaria-infected erythrocyte. Wiley, Chichester (Novartis Foundation Sympsium No. 226), pages 55-73. Kayser FH, 2005. Medical Microbiology,Thieme,Stuttgart-New York Kilama W, Ntoumi F. Malaria: a research agenda for the eradication era. Lancet. 2009 Oct 31;374(9700):1480-2. Klenerman P; Dickson H; Luzzi G A (1992). Plasma lactate dehydrogenase estimation in the diagnosis of malaria. Annals of tropical medicine and parasitology ;86(5):563-5 Kokwaro, G.,Ongoing challenges in the management of malaria (2009). Malaria Journal, 8(Suppl 1):S2 47 Krebs HA, Woods HF, Alberti KG: Hyperlactataemia and lactic acidosis. Essays Med Biochem 1975, 1:81-103. M. Krugliak, J. Zhang and H. Ginsburg (2002) Intraerythrocytic Plasmodium falciparum utilizes only a fraction of the amino acids derived from the digestion of host cell cytosol for the biosynthesis of its proteins. Mol. Biochem. Parasitol. 119, 249-256. Makler, M. T. and D. J. Hinrichs. 1993. Measurement of the lactate dehydrogenase activity of Plasimodium falciparum as an assessment of parasitemia. Am. J.Trop. Med. Hyg. 48:205210. Mehlotra, R.K., et al. 2008. Discordant patterns of genetic variation at two chloroquine resistance loci in worldwide populations of the malaria parasite Plasmodium falciparum. Antimicrob. Agents Chemother.52:2212–2222. Mendis K, Sina B, Marchesini P, Carter R (2001). "The neglected burden of Plasmodium vivax malaria" (PDF). Am J Trop Med Hyg 64 (1-2 Suppl): 97-106. PMID 11425182. http://www.ajtmh.org/cgi/reprint/64/1_suppl/97.pdf Öksüz R, Aydın K, Köksal Ġ, Çaylan R, Kaygusuz S, 2001.Kan Transfüzyonu Ġle BulaĢan Bir Sıtma Olgusu ve Trabzon Bölgesindeki Sıtma Olgularının Değerlendirilmesi. Ġnfeksiyon Derg, 15 (2): 193-198. Östan Ġ, Yılmaz Ü, Kayran E, Erdurak K, Özbilgin A, 2002.Manisa Ġlinde 1999-2001 Yılları Arasında Saptanan Sıtma Olgularının Değerlendirilmesi. T Parazitol Derg, 26 (3): 305-307. Özcel MA (1999). Sıtma, Malaria., Türkiye Parazitoloji Derneği, Ege Üniversitesi Basımevi, s.51-74. Pal-Bhowmick, I., Kumar, N., Sharma, S., Coppens, I., ve Jarori, G.K., (2009). Plasmodium falciparum enolase: stage-specific expression and sub-cellular localization. Malaria Journal, 8:179doi:10.1186/1475-2875-8-179 Perkins, S.L. and C.C Austin. (2009). Four new species of Plasmodium from New Guinea lizards: Integrating morphology and molecules. Journal of Parasitology, 95(2):424-433. 48 Roth EF Jr, Calvin MC, Max-Audit I, Rosa J, Rosa R: The enzymes of the glycolytic pathway in erythrocytes infected with Plasmodium falciparum malaria parasites. Blood 1988, 72:19221925. Royer RE, Deck LM, Campos, NM, Hunsaker LA, Vander Jagt DL, 1986. Biologically active derivatives of gossypol: Synthesis and antimalarial activities of peri-acylated gossylic itriles, J Med Chemist, 29: 1799-1801. Ruwende C, Khoo SC, Snow RW, Yates SN, Kwiatkowski D, Gupta S, Warn P, Allsopp CE, Gilbert SC, Peschu N, 1995. Natural selection of hemi- and heterozygotes for G6PD deficiency in Africa by resistance to severe malaria. Nature, 376:246-249. S.A. Desai, D.J. Krogstad, and E.W. McCleskey (1993) A nutrient permeable channel on the intraerythrocytic malaria parasite. Nature 362, 643-646. S.A. Lauer, P.K. Rathod, N. Ghori and K. Haldar (1997) A membrane network for nutrient import in red cells infected with the malaria parasite. Science 276, 1122-1125. S.A. Uyemura, S. Luo, S.N.J. Moreno and R. Docampo (2000) Oxidative phosphorylation, Ca2+ transport, and fatty acid-induced uncoupling in malaria parasites mitochondria. J. Biol. Chem. 275, 9709-9715. Saka G, Ertem M, Ġlçin E, 2000. Diyarbakır‟da Sıtma.T Parazitol Derg, 24 (2): 115-119. Sarı C. ,Sakarya S. ,Ertabaklar H. ,Öncü S. ,Ertuğ S. (2004). Aydın ilinde 2001-2003 yılları arasında saptanan sıtma olgularının değerlendirilmesi. Türkiye Parazitoloji Dergisi,28,3,119122. Saygı G. Temel Tıbbi Parazitoloji. Cumhuriyet Üniversitesi Yayınları, kinci Baskı, 1998: 5970. T. Mitamura and N.M.Q. Palacpac (2003) Lipid metabolism in Plasmodium falciparuminfected erythrocytes: possible new targets for chemotherapy. Microbes and Infection 5, 545552. T.F. McCutchan, J. Li, G.A. McConkey, M.J. Rogers and A.P. Waters (1995) The cytoplasmic ribosomal RNAs of Plasmodium spp. Parasitol Today 11, 134-138. 49 T.F. Taraschi and E. Nicolas (1994) The parasitophorous duct pathway: new opportunities for antimalarial drug and vaccine development. Parasitol Today 10, 399-401. Tekeli Ġ, Ġlkin S, 2004. Türkiye‟de Sıtma Mücadelesinin Tarihi, Cumhuriyetin Harcı, Köktenci Modernitenin Ekonomik Politikasının GeliĢimi, Ġstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, Ġstanbul, s.124, 140, 154. Thomas F McCutchan. (2008) Is a monkey malaria from Borneo an emerging human disease?.Future Microbiology 3:2, 115-118 Trager, W., 1986, Metabolysm, Energy Sources, Respiration, in Living Together-the Biology of Animal Parasitism,Plenum, New York, 169s. Trape, J.F., et al. 1998. Impact of chloroquine resistance on malaria mortality. C. R. Acad. Sci. III. 321:689–697 Turgut-Balik D, Sadak D, Celik V. (2006) “Analysis of active site loop amino acids of enzymelactate dehydrogenase from Plasmodium vivax by site-directed mutagenesis studies”, Drug Development Research, (67), 175-180. Turgut-Balik Dilek , Akbulut Ekrem, Shoemark Debbie K, Celik Venhar, Moreton Kathleen M., Sessions Richard B., Holbrook J. John & Brady R. Leo (2004). Cloning, sequence and expression of the lactate dehydrogenase gene from the human malaria parasite, Plasmodium vivax.Biotechnology Letters 26: 1051–1055 Unat EK, AltaĢ K. Tıp Helmintolojisi. In: Unat'ın Tıp Parazitolojisi. Ġstanbul:ĠÜ CerrahpaĢa Tıp Fak. Vakfı Yayınları (No: 15). 5. Baskı; 1995: 228-481. Vander-Jagt DL, Hunsaker LA, Heidrich JE, 1981. Partial purification and characterization of lactate dehydrogenase from Plasmodium falciparum. Mol Biochem Parasitol, 4: 255-264. Yazar S, Yaman O, Arı Ö, 2002. Kayseri‟de Sıtma. T Parazitol Derg, 26 (2): 147-148. Yotoko, KSC; C Elisei (2006-11). "Malaria parasites (Apicomplexa, Haematozoea) and their relationships with their hosts: is there an evolutionary cost for the specialization?". Journal of Zoological Systematics and Evolutionary Research 44 (4): 265–73. 50 Zakeri, S., et al. 2008. Association of pfcrt but not pfmdr1 alleles with chloroquine resistance in Iranian isolates of Plasmodium falciparum. Am. J. Trop. Med. Hyg. 78:633–640. ) [1] http://www.webmd.com > Malaria symptoms, Son Güncelleme:16 Mayıs, 2007 [2] http://en.wikipedia.org/wiki/Malaria, Son güncelleme: 24.05.2010 [3] www.cdc.gov [4] web.inonu.edu.tr/~eolmez/antimalaryaller.doc [5] http://www.tulane.edu/~wiser/malaria/ch15_draft.pdf [6] www.saglik.gov.tr > Sıtma SavaĢ Dairesi BaĢkanlığı Ġstatistikleri [7] http://www.tulane.edu/~wiser/malaria/Summary.html Son güncelleme: 01.02.2005 [8] http://sites.huji.ac.il/malaria/FramIntroduction.html [9] http://en.wikipedia.org/wiki/Site-directed_mutagenesis, Son güncelleme: 24.05.2010 51
Benzer belgeler
Periyodik Olmayan Ateş, Uykuya Eğilim ve
Laboratuarı asistanları Biyolog Ayşegül Erdemir, Mol. Biyolog Aslıhan Balcıoğlu ve Biyolog
Ayberk Akat’a teşekkür ederim.
Dostluklarıyla her zaman yanımda olan İlke, Gökçe, Didem, Gülin ve diğer li...
Full Text - Cyprus Journal of Medical Sciences
hayat döngüleri yeniden baĢlamakta ve kan dolaĢımında kalan gametosit hücreleri ise belirli bir
zaman sonra ölmektedirler (Kayser, 2005). Temelde Plasmodium türlerinin hayat döngüleri
yukarıda anl...
Etken Bir parazit hastalığı olan sıtmanın etkeni, Plasmodium cinsi
3. Terleme dönemi: Hastanın ateĢi terlemeye baĢlamayla birlikte düĢer. Bu dönem 23 saat sürer ve çok fazla terleme görülür.
Anemi sıtmanın genel bir komplikasyonudur. AteĢe bağlı oluĢan vazodilatas...
Slayt 1 - Erciyes Medical Parasitology
ekzoeritrositer formları karaciğerde ve diğer bazı dokularda kalıcı olabilir. Bu türlerdeki
rölapstan, ekzoeritrositer dönemde parenkim hücresi içine giren, geçici bir süre geliĢimi duran
sporozoit...
to view the full-text article in PDF format.
periferik kandan yapılan bakı işlemidir.10 Diğer taraftan ataklar arasında özellikle tek bakı ile etkeni görme şansı azalırken, tedavi gören olgularda ise canlı
olmayan parazitlerin görülmesi özgül...
Slayt 1 - Erciyes Medical Parasitology
sporozoitler oluĢumu görülmemektedir. Yani bunlarda Ģizogoni tek nesildir. Türler arasında
çeĢitli farklılıklar bulunmaktadır; örneğin P.falciparum ‟un gametositleri hilal Ģeklindedir ve
bunlar kan...