sultan ı. alâeddîn keykubâd`dan sonra türkiye selçuklu devleti

Transkript

sultan ı. alâeddîn keykubâd`dan sonra türkiye selçuklu devleti
SULTAN I. ALÂEDDÎN KEYKUBÂD’DAN SONRA
TÜRKYE SELÇUKLU DEVLET DARESNDE
ORTAYA ÇIKAN OTORTE ZÂFYET VE
EMÎR SADEDDÎN KÖPEK’N SELÇUKLU
SALTANATINI ELE GEÇRME TEEBBÜSÜ
The Authority Weakness That Appeared in
Anatolian Seljuk Administration Following Sultan ‘Al al-Dn
Kayqubd I’s Death and Amr Sa’d al-Dn Köpek’s Attempt for
Seizing the Seljuk Reign
Salim Koca*
Özet
1237 yılında Türkiye Selçuklu tarihinin akıúını de÷iútirecek sürpriz ve ola÷andıúı bir
olay meydana gelmiútir. Bu olay úudur: Sultan I. Alâeddîn Keykubâd, iktidarının en güçlü
zamanında yakın çevresi tarafından zehirlenerek öldürülmüútür. Bu zehirlenme olayından
sorumlu olan devlet adamları ve komutanlar, Keykubâd’ın veliaht adayı olarak gösterdi÷i ve
kendilerinin de biat ettikleri o÷lu øzzeddîn Kılıç Arslan’ı de÷il, öteki o÷lu Gıyâseddîn
Keyhüsrev’i tahta çıkarmıúlardır. Bu durum, Selçuklu devlet adamlarının ve komutanlarının,
Keyhüsrev’in taraftarı ve muhalifi olmak üzere iki rakip gruba ayrılmalarına yol açmıútır. Bu
rekabet ortamını kendi lehine de÷erlendiren emîr Sadeddîn Köpek, yeni Sultan Keyhüsrev’i en
çok etkileyen ve yönlendiren devlet adamı olarak birden ön plana çıkmıútır. Bundan sonra
Sadeddîn Köpek, kendisine rakip olan veya rakip olarak gördü÷ü devlet adamlarını ve
komutanları, Keyhüsrev’in otorite zâfiyetinden yararlanarak, birer birer bertaraf etti÷i gibi,
geri kalanları da tamamen sindirip Selçuklu idaresi üzerinde tam bir hâkimiyet kurmuútur.
Fakat Sadeddîn Köpek, kendisi için bu baúarıyı da yeterli görmemiú, bu defa sultan olma
sevdasına kapılmıútır. øki yıl Sadeddîn Köpek’in basit bir âleti ve oyunca÷ı olan Sultan
Keyhüsrev, tehlike tahtına ve hayatına yönelince, bu muhteris devlet adamını kendi
yöntemleriyle bertaraf etmek zorunda kalmıútır (1238). Fakat Keyhüsrev, zayıf bir hükümdar
oldu÷u için Sadeddîn Köpek’in Selçuklu idaresi üzerinde yaptı÷ı tahribatı tamir edip devleti,
babası Sultan Alâeddîn Keykubâd zamanındaki güçlü durumuna kavuúturamamıú, sadece
geçici ve aldatıcı bir huzur sa÷layabilmiútir.
Anahtar Kelimeler: Sultan I. Alâeddîn Keykubâd, Sultan I. Gıyâseddîn Keyhüsrev,
Emîr Sadeddîn Köpek, Sivas valisi Kayır Han, Atabey ùemseddîn Altunapa, Tâceddîn
Pervane, Naibü’s-Saltanat Kemâleddîn Kamyar, Beylerbeyi Hüsâmeddîn Kaymerî, Emîr
Celâleddîn Karatay, Siyaseten Katl, Recm Yöntemi, Melik øzzeddîn Kılıç Arslan, Adiliyye
Hatun, Atabey Mübârizeddîn Arma÷anúâh, Diyârbakır’ın Fethi, Sivas Sübaúısı Hüsâmeddîn
Karaca, ùehnaz Hanım, Kubâdâbâd Sarayı.
*
Prof. Dr., Gazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Öretim Üyesi, [email protected]
Salim KOCA
_______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
Abstract
In the year 1237, a surprising and unusual event occurred that changed the flow of
Anatolian Seljuk history: during the most powerful time of his power, Sultan ‘AlƗ al-DƯn
KayqubƗd I was murdered by poisoning. The statesmen and commanders responsible from
this poisoning incident enthroned his other son GiyƗth al-DƯn Kaykhusrav instead of his son
‘Izz al-DƯn Qïlïþ Arslan whom KayqubƗd had shown as his successor candidate and whom
they had pledged allegiance to. This case caused the Seljuk statesmen and commanders to be
divided into two rival groups as supporters and opposers of Kaykhusrav. Utilizing this
competitive environment for his own favor, the amƯr Sa’d al-DƯn Köpek suddenly came into
prominence as the statesman that influenced and directed the new Sultan Kaykhusrav the
most. Henceforth, using the authority weakness of Kaykhusrav, Sa’d al-DƯn Köpek one-by-one
eliminated the statesmen and commanders that were his rivals or those he had seen as such,
and totally suppressing the remaining, established a full hegemony over the Seljuk
administration. However, Sa’d al-DƯn Köpek did not see this success enough for himself and
got into the passion of becoming sultan. Being a simple tool and toy of Sa’d al-DƯn Köpek for
two years, Sultan Kaykhusrav had to eliminate this ambitious statesmen with his own methods
when the danger turned to his throne and his life (1238). However, because of being a weak
ruler, Kaykhusrav could not repair the damage done to the Seljuk administration by Sa’d alDƯn Köpek and thus, could not restore the state back to the powerful position during the time
of his father ‘AlƗ al-DƯn KayqubƗd, so he could only provide a temporary and deceptive
peace.
Key Words: Sultan ‘AlƗ al-DƯn KayqubƗd I, Sultan GiyƗth al-DƯn Kaykhusrav I, AmƯr
Sa’Ɨd al-DƯn Köpek, Qayïr Khan the governor of Sivas, Atabeg Shams al-DƯn Altunapa, TƗc
al-DƯn ParvƗne, NƗib al-Saltanat KamƗl al-DƯn KamyƗr, Beglerbegi HusƗm al-DƯn KaymerƯ,
AmƯr JalƗl al-DƯn Qaratay, Political Murder, Method of Stoning, Malik ‘Izz al-DƯn Qïlïþ
Arslan, ‘Ɩdiliyya Khatun, Atabeg MubƗriz al-DƯn ArmaƥanšƗh, Conquest of DiyƗr Bakr,
HusƗm al-DƯn the Sübašï of Sivas, Lady ShahnƗz, the QubƗdƗbƗd Palace.
Giri
Siyasî bir kavram olarak otorite, en kısa ekliyle “iktidar”, yani
“devleti idare etme güç ve kudreti” olarak tanımlanabilir. Siyasî otorite,
büyüklü küçüklü hemen hemen her siyasî teekkülde hükümdarların
ahıslarında toplanmı ve daima bir elden yürütülmütür. Dolayısıyla
hükümdarlar, devlet tekilâtını oluturan “saray, hükümet, ordu ve adliye”
gibi dört kurumun da baıdırlar. Devletin ve tekilâtın baı olarak onlar, bu
kurumlar ile halk üzerinde tam bir emretme hak ve yetkisine sahip
olmulardır1. Fakat hükümdarlar, bu hak ve yetkilerini bazen tam olarak
kullanmılar bazen de yeteri kadar kullanamamılardır. Bu duruma göre,
1
Türk hükümdarları, sahip oldukları hak ve yetkileri, daima Tanrı baıı eklinde
deerlendirmilerdir. Dolayısıyla onlar kendilerini, Tanrı’nın yeryüzündeki en yüksek
temsilcisi (Zill’ullâhi fî’l-Arz=Allâh’ın Dünya Üzerindeki Gölgesi) olarak görmülerdir.
ktidarını da Tanrı kudretinin kendilerine bahettii hukuka dayanarak kullanmılardır.
66
Gazi Türkiyat
Sultan I. Alâeddîn Keykubâd’dan Sonra Türkiye Selçuklu Devleti daresinde Ortaya Çıkan
Otorite Zâfiyeti ve Emîr Sadeddîn Köpek’in Selçuklu Saltanatını Ele Geçirme Teebbüsü
_______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
hükümdarların devlet idaresi ve tekilâtı üzerindeki etki dereceleri göz önüne
alınarak, onların iktidarları genellikle “güçlü otorite ve zayıf otorite”
eklinde deerlendirilmitir. Bunlardan güçlü otoritelerin idaresinde devlet
kurumlarının ileyiinde tam bir düzen ve disiplin hâkim olurken, zayıf
otoritelerin idaresinde de genellikle siyasî mücadeleler ve iç karııklıklar
hüküm sürmütür. Bunun sonucu da, zayıf bir otoritenin idaresindeki
ülkenin, genellikle kendisinden daha güçlü bir otoritenin hâkimiyeti altına
dümesi ile devletin ve tekilâtın çökmesi eklinde kendisini göstermitir.
Ortaça Türk-slâm hükümdarları, devletlerinin ve ülkelerinin bir
kısmını dorudan, dier kısmını da vasıta ile yönetmilerdir. Dorudan
yönettikleri yerler, merkeze balı vilâyetler ve eyaletlerdir. Onlar bu yerlere,
idarecileri merkezden ve kendi iradeleriyle atayarak, dorudan
hükmetmilerdir. Vasıta ile yönettikleri yerler ise, hanedan üyelerinin
idaresine bırakılan bölgeler2 ile yabancı soydan ve kültürden tâbi (vassal)
hükümdarların idaresindeki bölgelerdir. Onlar bu yerlere de dolaylı olarak
hükmetmilerdir.
Türk-slâm hükümdarları, devleti hanedan ailesinin ortak mülkü sayan
anlayıa göre, dier hanedan üyelerinin idarelerine ülkelerinin bir ehrini
veya bölgesini vererek (ülü), iktidarlarını onlarla bir bakıma paylama
yoluna gitmilerdir. Bu uygulama, hanedan üyelerinin devletin baındaki
hükümdarların yüksek otoritesini tanıdıı, kendileriyle uyumlu ve ibirlii
içinde bulunduu ve itaatsizlik anlamına gelebilecek her türlü davranıtan ve
hareketten özenle kaçındıı sürece geçerliliini korumutur. Aksi takdirde
devletin baındaki hükümdarlar, kendilerine rakip olan veya kendileriyle
baımsızlık ve iktidar mücadelesine girien bütün hanedan üyelerini ya
ortadan kaldırmılar ya da hapse koymak veya sürgüne göndermek suretiyle
onları etkisiz hâle getirerek, ülkelerinde otoritelerini salamılar ve iktidarını
güvenlik altına almılardır3.
Öte yandan bazı devlet adamları ve komutanlar tarafından da
hükümdarların otoritesine zaman zaman muhâlefet edildii ve hatta onların
2
Türkiye Selçuklu sultanları, hanedan üyelerini iki ekilde görevlendirmilerdir. Bunlardan
biri bölgenin valisi olarak, dieri ise vassal hükümdar (melik) olarak görevlendirmedir.
3
Türk hükümdarları, dier hanedan üyelerini bertaraf etme veya etkisiz hâle getirme
faaliyetlerini, genellikle saltanatlarının baında yapmaktaydılar. Çünkü Türk hâkimiyet
anlayıı, kendilerine olduu kadar onlara da aynı hakkı, yani tahta çıkma hakkını
tanımaktaydı. Dolayısıyla Türk hükümdarları, dier hanedan üyelerinin asla ikinci derecede
kalmaya razı olmayacaklarını ve haklarının gasp edildii düüncesine kapılmak suretiyle her
an harekete geçebileceklerini düünerek, onları daha saltanatlarının baında bertaraf etme
veya etkisiz hâle getirme faaliyetine giriiyorlardı.
Güz 2010 / Sayı 7
67
Salim KOCA
_______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
iktidarını deitirme gibi teebbüslerin yapıldıı durumlar da görülmütür.
Böyle durumlarda hükümdarlar, örfî ve slâmî hukukun kendilerine verdii
hakka ve yetkiye dayanarak, bu devlet adamlarını ve komutanları ya ölüm
cezasıyla (siyâset veya siyâseten katl)4 bertaraf etmiler ya da hapis ve
sürgün gibi cezalarla onları ibaından uzaklatırmılardır. Böylece onlar,
mutlak otoritelerini hâkim kılmak suretiyle devlet idaresinin tekrar düzenli,
uyumlu ve salıklı bir ekilde ilemesini salamılardır5.
Türk hükümdarlarının, kendilerine tâbi olup da yüksek otoritelerini
tanıyan yabancı hükümdarlara karı da tavırları aynı olmutur. Onlar, tâbilik
yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri, dı siyasetlerine uygun bir
ekilde hareket ettikleri ve yeteri kadar itaatkâr davrandıkları müddetçe, bu
tâbi hükümdarların idarelerine ve icraatlarına müdahâle etmemilerdir. Aksi
durumlarda ise, bu hükümdarları ya silâh kuvvetiyle tekrar itaate zorlamılar
ya da onların idarelerine son verip topraklarını ilhâk etmilerdir.
Türkiye Selçuklu hükümdarları, otoritelerini tam olarak kullandıkları
uzun ve parlak bir dönem yaadıkları gibi, tâbi ve otorite zâfiyeti içinde
bulundukları bir çökü ve zillet dönemi de yaamılardır. Bu bakımdan
Türkiye Selçuklu tarihini, devletin ve hanedanın tam ba÷ımsız oldu÷u dönem
(1092-12436) ve Mo÷ol hâkimiyetinde bulundu÷u dönem (1243-1308) olmak
4
Devletin ve bütün tekilâtın baı olan Türk hükümdarları, aynı zamanda adâlet tekilâtının
da baıydılar. ahıslarına, devlete ve topluma karı suç ileyenler için en büyük yargıç
sıfatıyla bizzat yargıda bulunabilirler, çeitli cezalar verebilirler ve uygulatabilirlerdi.
Cezaların en aırı, bedenî bir ceza olan ölümdü. Türk-slâm devletlerinde hükümdarların
verdikleri ölüm cezasına, “siyâset” veya “siyâseten katl” denmitir. “Siyâseten katl”,
hükümdarın mutlak yetkilerine ve örfe dayanan bir ceza idi. Örfî hukuk ile slâm hukukunu
badatıran slâm hukukçuları, bu cezanın slâm hukukuna da uygun ve meru bir ceza
olduunu düünmülerdir. Daha dorusu onlar bu cezanın meruiyetini “fitne, katilden
(öldürme) daha kötüdür” ayetine dayandırmılardır (Bakara: 191). Türkiye Selçuklu
sultanları, iktidar ve saltanatlarının tehdit edilmeleri, devlete isyan, ihanet, düman ile ibirlii
yapma, halka zulümde bulunma, devlet görevini ve yetkisini kötüye kullanma, hanedan
üyelerine tecavüz etme, iftirada bulunma, zina, ekıyalık ve hırsızlık yapma gibi durumlarda
“siyâseten katl”, yani ölüm cezası vermilerdir (Geni bilgi için bkz. F. . Arık, Türkiye
Selçuklu Devletinde Siyaseten Katl, Belleten, LXIII, 236, (1999), s. 43-93).
5
Bu hususta somut bir örnek için bkz. Koca, 2009: 25, 1-38.
6
Bu döneme Türkiye Selçuklu Devletinin kurucu hükümdarı olan Süleyman-âh’ın saltanatını
dâhil etmek mümkün görünmemektedir: Süleyman-âh, kardei Mansur ile ç Anadolu ve
Sakarya havzasının fethini gerçekletirip kardeini bertaraf ettikten sonra yeni bir devlet
kurmanın ve hanedan üyesi olmanın verdii hukuka dayanarak hükümdar olmutur (1078).
Baka bir ifade ile o, yeni bir ülke fethetmek ve burada yeni bir tekilât oluturmak suretiyle,
yani devlet kurucusu olarak tahta çıkmıtır. Fakat ne Süleyman-âh’ın kendisi tam baımsız
bir hükümdar ne de kurduu devlet tam baımsız bir devlet olabilmitir. Büyük Selçuklu
Sultanı Melikâh, bu hükümdarı ve yeni devleti kendisine tâbi (vassal) bir hükümdar ve devlet
68
Gazi Türkiyat
Sultan I. Alâeddîn Keykubâd’dan Sonra Türkiye Selçuklu Devleti daresinde Ortaya Çıkan
Otorite Zâfiyeti ve Emîr Sadeddîn Köpek’in Selçuklu Saltanatını Ele Geçirme Teebbüsü
_______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
üzere ikiye ayırmak mümkündür. Bu iki dönemi birbirinden ayıran en önemli
fark, Selçuklu hanedan üyelerinin iktidara gelilerinde ve iktidarlarını
kullanılarında görülmütür. Bunlardan birinci dönemde Selçuklu hanedan
üyelerinin i baına gelilerinde ve iktidarlarını kullanılarında iç siyaset
artları, ikinci dönemde ise dı siyaset artları hâkim ve belirleyici olarak rol
oynamıtır. Yine birinci dönemde Selçuklu sultanları, iç ve dı siyasetle ilgili
karar ve icraatlarında tam baımsız birer hükümdar olarak hareket
etmilerdir. Baka bir deyile onlar, bu dönemde kendilerinin üstünde ve
altında iktidarlarını sınırlandıran veya tehdit eden hiçbir güç tanımadıkları
gibi idare ve icraatlarında da daima salam ve taviz vermez bir tutum içinde
olmulardır. Devletlerini ve ülkelerini de tam bir otorite ve dirayetle
yönetmilerdir. kinci dönemde tahta çıkarılan Selçuklu hükümdarlarında
ise, bu güç ve vasıf hemen hemen hiç görülmemitir. Onlar, devrin
özelliine uygun bir ekilde, yani hükmetmekten çok hükmedilen hükümdar
olarak tahtta bulunmular ve icraatlarını da metbu’ hükümdarın istekleri ve
politikaları dorultusunda yapmak zorunda kalmılardır.
Devletin ve hanedanın tam baımsız olduu dönemde, Türkiye
Selçuklu Devletini, kurucu hükümdar Süleyman-âh (1078-1086) istisna
edilecek olursa, sırayla I. Kılıç Arslan (1092-1107), ahinâh veya Melikâh
(1110-1116), I. Mesud (1116-1155), II. Kılıç Arslan (1155-1192), I.
Gıyâseddîn Keyhüsrev (1192-1196), II. Süleyman-âh (1196-1204), III.
Kılıç Arslan (1204-1205), II. Gıyâseddîn Keyhüsrev (ikinci defa: 12051211), I. zzeddîn Keykâvus (1211-1220) ve I. Alâeddîn Keykubâd (12201237) gibi hükümdarlar idare etmilerdir. Bu sultanlardan da III. Kılıç
Arslan istisna edilirse7, her biri kendi devrine kalıcı damgasını vurmu
dirayetli ve muktedir hükümdarlar idi. Devlet adamları ve komutanlar da, bu
dönemde Selçuklu sultanlarının bu yüksek otoritelerinin mükemmel bir aracı
ve yardımcıları olarak görev yapmılardır. Fakat Sultan I. Alâeddîn
olarak kabul etmitir. Süleyman-âh, iç siyasette tam baımsız bir hükümdar gibi hareket
etmi; dı siyasette ise büyük Sultanın metbu’luk iddiasına açıkça karı çıkamamıtır.
Dolayısıyla o, ne “sultan” unvanı alabilmi ne de kendi adına hutbe okutup para
bastırabilmitir. Tâbi bir hükümdarın metbu’ bir hükümdara göstermesi gereken itaati, o da
Sultan Melikâh’a göstermek zorunda kalmıtır. Fakat Süleyman-âh’ın, 1086 yılında itaatten
çıkıp Kuzey Suriye’de Büyük Selçuklu Devletinin vassallarıyla çatıması ve bu çatımada
hayatını kaybetmesi üzerine büyük Sultan Melikâh tarafından onun tâbilik statüsüne de son
verilmitir. Vassalını cezalandıran Sultan Melikâh, Anadolu’yu Süleyman-âh’ın oullarına
vermemitir. Kılıç Arslan ve Kulan Arslan (Davut) adlı oullarını tutsak alıp, devletin
merkezinde hapse koymutur. Anadolu’yu da, arka arkaya gönderdii ordularla merkeze
balamak istemitir (Koca 2003: 53-57).
7
III. Kılıç Arslan, tahta çıkarıldıı zaman iktidarın gerektirdii görevleri ve sorumlulukları
yerine getirebilecek durumda deildi, yani 4 veya 5 yalarında bir çocuktu.
Güz 2010 / Sayı 7
69
Salim KOCA
_______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
Keykubâd’ın ölümünden sonra tahta çıkan II. Gıyâseddîn Keyhüsrev’in
idaresinde büyük bir otorite zâfiyeti balamıtır (1237). Bu zâfiyet, aynı
hükümdarın Köseda bozgunundan (1243) sonra balayan Mool hâkimiyeti
ile tamamen kalıcı hâle gelmitir. Artık Selçuklu sultanları, Mool
hükümdarlarına tâbi (vassal) birer hükümdar durumuna dümülerdir. Devlet
ve ülke de Selçuklu sultanları tarafından deil, Mool hükümdarları ve
onlarla ibirlii hâlinde olan yerli beyler tarafından, kendi arzularına göre
idare edilmitir. Bu yüzden Türkiye Selçuklu hanedanı kendi kaynaında
eski gücünü ve saygınlıını tamamen yitirmitir. Daha da kötüsü Selçuklu
hükümdarları, devletin ve ülkenin çıkarlarına göre deil, Mool
hükümdarları ile yerli beylerin politika ve çıkarlarına göre hareket etmek
zorunda kalmılardır. Dolayısıyla onlar, devleti ve ülkeyi idare etmekten
çok, otoritesiz ve sembolik bir ekilde, hiçbir eye karımadan, sadece temsil
etmekle yetinmilerdir. Bu durum da Türkiye Selçuklu hanedanının kendi
içinde tükeniine kadar devam etmitir (1308). Türkiye Selçuklu tarihinin
yürekler karartan bu dönemi, devletin ve saltanatın çözülmesinin ve
çöküünün tamamen son sahnesini tekil etmitir. Burada u kadarını
söyleyelim ki, bu sahne, en sabırlı ve en dayanıklı insanı bile isyan ettirecek
derecede kötüydü. Çünkü bütün bu dönem boyunca musibetlerin ve
karııklıkların ardı arkası hiç kesilmemitir.
Bu kısa giriten sonra Türkiye Selçuklu Devletinin on birinci
hükümdarı Sultan II. Gıyâseddîn Keyhüsrev’in (1237-1246) ahsından
kaynaklanan otorite zâfiyetini ve Mool hâkimiyeti ile kalıcı hâle gelip
kendisinden sonra devletin çöküüne kadar gittikçe artarak devam edecek
olan bu zâfiyetin, iç ve dı politikaya yansıyan ilk etkilerini ele alabiliriz:
1-) Sultan II. Gıyâseddîn Keyhüsrev’in Vesâyet Altında Balayan
ktidarı
Sultan I. Alâeddîn Keykubâd’ın üç olundan en büyüü olan
Gıyâseddîn Keyhüsrev, Türkiye Selçuklu tahtına normal artlar altında
çıkarılmı bir hükümdar deildi. O, kendisinin de katıldıı bazı devlet
adamlarının tertibi, yani babası Sultan Alâeddîn Keykubâd’ın zehirlenmesi
ve yine babasının veliaht olarak tayin etmi olduu kardei zzeddîn Kılıç
Arslan’ın da hak ve hukukunun gasp edilmesi sonucunda ibaına getirilmi
bir hükümdardı8. Bu duruma göre, hükümdarlık mevki ona, vesâyet altında,
yani bazı devlet adamları ve komutanların destek ve teebbüsleri sayesinde
salanmıtı. Bu vesâyeti salayanlar, hiç kukusuz kendisinden bütün
8
Bu hususta geni bilgi ve deerlendirme için bkz. Koca 2010: 27, s.347-369; Kaymaz 2009:
31 vd.
70
Gazi Türkiyat
Sultan I. Alâeddîn Keykubâd’dan Sonra Türkiye Selçuklu Devleti daresinde Ortaya Çıkan
Otorite Zâfiyeti ve Emîr Sadeddîn Köpek’in Selçuklu Saltanatını Ele Geçirme Teebbüsü
_______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
saltanatı boyunca aynı vesâyetin devamını da isteyeceklerdi. Öte yandan
Gıyâseddîn Keyhüsrev, seve seve girmi olduu bu vesâyet altından kolayca
kurtulacakmı gibi gözükmüyordu. Çünkü o, tahta çıkarıldıında henüz 14
yaında, yani çocukluk çaını bile amı bulunmuyordu. Baka bir deyile
Keyhüsrev, bu sırada, iktidarın gerektirdii sorumluluu yerine getirebilecek
durumda deildi. Hükmetmekten çok hükmedilmeye, idare etmekten çok
idare edilmeye muhtaç bir vaziyetteydi. Oluum safhasında olan karakteri de
son derece zayıf, tutarsız ve dengesizdi. Zekâsı ise, politik meseleleri
kavrayabilecek kapasitede deildi. Görev ve sorumluluunun gerektirdii
idarî ve politik meselelere deil, basit zevklere ve elenceye ilgi
duymaktaydı. O, özellikle sultan unvanının gerektirdii otoriteden de
yoksundu. Kısaca söylemek gerekirse, bir milletin kendisini idare eden
hükümdarda görmek istedii ve bekledii özelliklerden hiçbiri kendisinde
yoktu.
Gıyâseddîn Keyhüsrev, kendisiyle ibirlii yapan bazı devlet adamları
ve komutanların tertibiyle kolayca Türkiye Selçuklu tahtına oturmu ise de,
onun bundan sonraki ii son derece zor idi. Onun için en büyük tehlike,
karakterinden kaynaklanan otorite zâfiyeti idi. Özellikle cinayet ileyen bir
ekibin destek ve himayesiyle iktidara gelenler, bu mevkide tutunabilmeleri
için kendilerine yardım edenleri ya sıkı bir ekilde kontrol altında tutmak
veya bertaraf etmek ya da onlara devamlı diyet ödemek zorundaydılar. Fakat
Sultan Gıyâseddîn Keyhüsrev’in otoritesi, biraz yukarıda belirtildii gibi, ne
bu devlet adamlarına ve komutanlara boyun edirebilecek ne de onları
bertaraf edebilecek derecede kuvvetli idi. Bu duruma göre, onun bu hususta
kendisine yardım eden devlet adamlarının ve komutanların isteklerini yerine
getirmekten ve gözlerini doyurmaktan baka çaresi yoktu. Aksi takdirde,
cinayet ilemek suretiyle kendisini iktidara taımı olan bu güç, onu her an
iktidarından ve hatta hayatından mahrum edebilirdi.
Gıyâseddîn Keyhüsrev’in önündeki ikinci önemli mesele, devlet
adamları ve komutanların kendi aralarında kaçınılmaz görünen hesaplaması
idi. Çünkü Selçuklu devlet adamları ve komutanları, daha önce Sultan
Alâeddîn Keykubâd’ın saltanatı sırasında, Sultanın karar ve icraatını uygun
bulanlar ve buna karı olanlar eklinde âdeta kendi aralarında iki rakip gruba
ayrılmılardı. Sultan Keykubâd’ın karar ve icraatını uygun bulanlar ve
destekleyenler, Beylerbeyi Kemâleddîn Kamyar, Sivas valisi Kayır Han ve
Hüsâmeddin Kaymerî idi. Desteklemeyip karı olanlar ise, Atabey
ùemseddîn Altunapa, Tâceddîn Pervâne, Üstâdü’d-dâr Lala Cemâleddîn
Ferruh, Sadeddîn Köpek ve Gürcüo÷lu Zahîreddîn gibi iktidar yetkisine
Güz 2010 / Sayı 7
71
Salim KOCA
_______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
sahip büyük devlet adamları ve komutanlardı9. Bunlardan ikinci grup,
ellerini daha çabuk tutup, Sultan Alâeddîn Keykubâd’ı bertaraf etmek
suretiyle kendi adayları olan Keyhüsrev’i tahta çıkarmıtı. Birinci grup ise,
bu oldu-bittiye önce muhâlefet edip karı bir hareketle veliaht zzeddîn Kılıç
Arslan’ın hak ve hukukunu savunacakmı gibi göründü ise de, buna cesaret
edememiti. Daha dorusu bu iki grup arasında meydana gelebilecek
tehlikeli ve kanlı bir iç çatıma, tecrübeli komutan Kemâleddîn Kamyar’ın
basireti ve saduyusu sayesinde ve tam zamanında önlenmiti. Baka bir
ifade ile söylemek gerekirse, bu kriz, muhalif devlet adamları ve
komutanların gelip Gıyâseddîn Keyhüsrev’e biat etmeleri, yani dier devlet
adamları ve komutanların kararına katılmalarıyla atlatılabilmiti10. Buna
ramen bu iki grup arasındaki rekabet ve dümanlık tamamen giderilmi
deildi; için için devam ediyordu.
Sultan Gıyâseddîn Keyhüsrev’in saltanatının ilk günlerinde, kısa bir
süre, fırtına öncesi bir sessizlik ve hareketsizlik yaandı. Devlet adamları ve
komutanların her biri aynı göreve devam ediyordu. Bunlardan hiçbiri
görevinden alınmadıı gibi, hiç kimsenin görev yeri de deitirilmemiti.
Fakat bunun böyle sürüp gitmesi, hiç kukusuz beklenmiyordu. Çünkü
veliaht olmamasına ramen Keyhüsrev’i iktidara taıyan taraftar ekibin,
kendilerine muhâlefet eden ekibi tasfiye etmesi kaçınılmaz görünüyordu.
Fakat yeni sultana taraftar ekipte, Keyhüsrev’i tahta çıkarırken görülen
kuvvetli iç dayanıma ve sıkı ibirlii, imdi görülmüyordu. Muhalif ekip de
aynı durumdaydı. Üstelik bunlardaki, eski veliaht zzeddîn Kılıç Arslan’ı,
karı bir darbe ile tahta çıkarma fikri de pörsümü bulunuyordu. Her iki
gruba mensup devlet adamları ve komutanlar, tabiri caizse pusuya yatmı bir
vaziyette birbirlerinin hareketlerini ve davranılarını kontrol ediyorlardı. Bu
arada onların tek yaptıkları i, yeni hükümdarın nezdinde mevkilerini ve
çıkarlarını koruma ve devam ettirme faaliyetiydi. Bu hususta onlar, yeni
Sultana sahte bir saygı ve yakınlık göstermekte âdeta birbiriyle yarı
ediyorlardı.
2-) Merhum Sultan I. Alâeddîn Keykubâd’ın Denge Politikasının
Terk Edilmesi ve lk Tasfiye
9
Bu devlet adamları ve komutanlar, Sultan I. Alâeddîn Keykubâd’ın kararlarına ve icraatına
olan muhâlefetlerini, salıında Sultana gösterdikleri sahte bir saygı örtüsü altında ustalıkla
gizlemilerdir. Onların bu muhalif tavırları, Sultan Keykubâd’ı zehirleyip yerine olu
Gıyâseddîn Keyhüsrev’i tahta çıkarırken açıkça ortaya çıkmıtır.
10
bn Bîbî 1956: 465 vd.; 1996: II, 20 vd.; Selçuknâme (bn Bîbî) 2007: 153; Yazıcızâde
2009: 618 vd.; Müneccimbaı 2001: II, 80.
72
Gazi Türkiyat
Sultan I. Alâeddîn Keykubâd’dan Sonra Türkiye Selçuklu Devleti daresinde Ortaya Çıkan
Otorite Zâfiyeti ve Emîr Sadeddîn Köpek’in Selçuklu Saltanatını Ele Geçirme Teebbüsü
_______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
Sultan II. Gıyâseddîn Keyhüsrev’in etrafı, kendisini tahta çıkaran
devlet adamları ve komutanlar tarafından çepeçevre sarılmıtı. Bunlardan
komutan (emîr) Sadeddîn Köpek, çocuk Sultanı en çok etkileyen ve
yönlendiren devlet adamı olarak birden ön plana çıkıvermiti. Onun ne
Sultan Keykubâd devrinde ve ne de olu Keyhüsrev’in saltanatının
balangıcında hangi mevkide bulunduu, hangi mevkiye dayandıı ve hangi
mevkiden güç aldıı bilinmemektedir. Devrin en ayrıntılı kaynaı olan bn
Bîbî de bu hususta kesin bir ey söyleyememitir. O, ilk defa, bir tertiple
Sultan I. Alâeddîn Keykubâd’ın zehirlenmesi ve yerine olu Keyhüsrev’in
tahta çıkarılması olayında kendisini göstermi ve yeni Sultanın yakın çevresi
arasında ve en ön safta yer almıtı.
Sadeddîn Köpek, insanı daima arkadan vuran sinsi ve tedhiçi bir
karakter yapısına sahipti. Devrin kaynaı bn Bîbî, Sadeddîn Köpek’in adını
ilk defa, Sultan I. Alâeddîn Keykubâd devrinde, bu karakterini yansıtan bir
olay vesilesiyle anmıtır11. Onun bu özellii, asıl bundan sonra Sultan
Gıyâseddîn Keyhüsrev’in saltanatının ilk yıllarında, Türkiye Selçuklu
tarihine damgasını vuran iktidar mücadelesinde kendisini gösterecektir.
Dolayısıyla Sultan Keyhüsrev’in saltanatı, Sultan ile devlet adamlarının
ilikileri bakımından hiç de umut verici bir dönem olmamıtır. Aksine bu
dönem, felaketlerle balamı, felaketlerle devam etmi ve felaketlerle sona
ermitir.
Sultan II. Gıyâseddîn Keyhüsrev’in saltanatının ilk yıllarında Türkiye
Selçuklu Devletinin iç politikasını iki esaslı faktör etkilemi görünmektedir.
Bunlardan biri emîr Sadeddîn Köpek’in iktidar tutkusunun yol açtı÷ı meúum
faaliyetler, di÷eri ise sosyo-politik bir olay olan “Babaîler ayaklanması”dır.
Burada hemen belirtelim ki, bu iki olay sebep-sonuç ilikisi bakımından
birbirine sıkıca balıdır. Çünkü bunlardan ilki hemen hemen ikinci olayın
sebep ve gerekçesini oluturmutur.
Sadeddîn Köpek, ilk olarak Harezm beylerinin en büyüü olan Kayır
Hanı hedef almakla ie balamıtır. Bunun sebebini oluturan olaylar, Sultan
I. Alâeddîn Keykubâd devrine kadar geriye gitmekteydi: Sultan Keykubâd,
Yassıçemen savaında (1230) Harezmâhlar hükümdarı Celâleddîn
Mengüberti’ye, bir daha altından kalkamayacaı aır bir darbe vurarak
ordusunu daıtmıtı. Sultan, daılmı olan Harezmâhlar ordusundan Kayır
Han, Bereket Han, Küçlü Sengüm ve Yılan Bo÷a gibi büyük Harezm
beylerini Türkiye Selçuklu Devletinin hizmetine alarak, onları maiyetleriyle
11
bn Bîbî 1956: 482; 1996: II, 35 vd.; Selçuknâme 2007: 140; Yazıcızâde 2009: 592;
Müneccimbaı 2001: II, 74.
Güz 2010 / Sayı 7
73
Salim KOCA
_______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
birlikte Erzincan, Amasya, Larende (Karaman), Nide gibi Kuzey ve Güney
Uçlarındaki ehirlere yerletirmiti. Her bir beye de bu ehirlerden zengin
ıktâ’lar vererek, onları kendisine sıkıca balamıtı12. Sultan Keykubâd’ın
bundan maksadı, ülkesinin savunma sistemini kuvvetlendirmek, özellikle
Mo÷ol istilâsına karúı ordusunu Harezm birlikleriyle takviye etmek ve bu
hususta onların gücünden ve tecrübesinden yararlanmaktı. Onun baúka bir
amacı da iç siyasette Harezm beylerinin gücüyle yerli beylerin gücünü
dengelemek ve kontrol etmekti. Bunun için Sultan, 1237 yılında Kayseri’de
yaptıı büyük toplantıda, Kayır Hanı Erzincan valiliinden alıp Sivas
valiliine getirerek, yakın çevresini daha da kuvvetlendirmiti. Öte yandan
Sultan Keykubâd’ın idaresinde ve himayesinde “yüksek makamlara, itibara,
servete, rahata, huzura, mutlulu÷a ve tam bir güvenli÷e kavuúmuú olan”
Harezm beyleri ve birlikleri, Sultanın son zamanlarında onun bütün
seferlerine ve savalarına katılmılar ve Türkiye Selçuklu ordularının
baarıya ulamasında balıca rol oynamılardı13. Fakat Sultanın bu politikası,
itibarlarının ve çıkarlarının zedelendii kanaatine varan bazı yerli beyleri son
derece kıskandırmı ve kızdırmıtı. Bunlar, devletin yüksek makamlarını ve
servetlerini, yabancı olarak gördükleri Harezm beyleriyle paylamak
istemiyorlardı14. Üstelik bu devlet adamları ve komutanlar, Sultanın bu
davranıından, ileride kendilerinin kolayca tasfiye edilebilecei eklinde bir
reform kokusu da almı bulunuyorlardı. Bu yüzden onlar, menfur bir
cinayetle Sultan Keykubâd’ın güçlü otoritesinden kurtulup, gayelerini
kolayca gerçekletirebilecekleri olu Keyhüsrev’i tahta çıkarmılardı.
Sadeddîn Köpek’in Harezm beylerini ilk hedef olarak seçmesinin balıca
sebebi bu idi.
Sadeddîn Köpek’in, Kayır Hanı bertaraf etme hususunda çocuk Sultanı
ikna etmesi hiç de zor olmadı. Çünkü o, siyasî faaliyetlerdeki hile ve
kurnazlıın Dou ülkelerinde kullanılan en etkili yöntemlerini çok iyi
biliyordu. Üstelik Sadeddîn Köpek, rakibini bertaraf edebilmek için sebep ve
bahane bulmakta ve uydurmakta son derece usta ve yetenekli idi. Öte yandan
Sultan Keyhüsrev, hükümdar olarak kalmak istiyorsa, kendisini tahta taıyan
ekibin isteklerine uymak ve onları daima memnun etmek zorundaydı. Durum
böyle olmasına ramen Sadeddîn Köpek’in, yine de hayali bir senaryo ile
çocuk Sultanı korkutarak, onu ikna etmesi gerekmekteydi. Onun, Kayır Hanı
12
bn Bîbî, 1956: 429-435; 1996: I, 429-434; Selçuknâme 2007: 139 vd.; Yazıcızâde 2009:
592; Müneccimbaı 2001: II, 74.
13
Bu hususta geni bilgi ve deerlendirme için bkz. Koca 2010:
14
Yerli beylerin bu durumu, sahip olamadıklarına kin besleyen insanların ruh halini
yansıtıyordu. Onlar bu hususta, tabiri caizse, tıpkı oyuncaklarını paylamak istemeyen kıskanç
çocuklar gibi ilkel bir duygu ve davranı içine girmilerdir.
74
Gazi Türkiyat
Sultan I. Alâeddîn Keykubâd’dan Sonra Türkiye Selçuklu Devleti daresinde Ortaya Çıkan
Otorite Zâfiyeti ve Emîr Sadeddîn Köpek’in Selçuklu Saltanatını Ele Geçirme Teebbüsü
_______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
bertaraf edebilmek için tasarladıı ve ileri sürdüü sebep ve gerekçe u idi:
Sadeddîn Köpek, Sultana “Kayır Han, siz cihan padiúahımızın itaatinden
ayrılacaktır. E÷er o, bu ülkeden baúka bir yere giderse, ordumuzun sayısı ve
gücü hakkında bilgi sahibi oldu÷u için düúmanları devletinize karúı
kıúkırtacaktır. Beldeleri zor duruma sokacaktır. O zaman saltanatta
zayıflama görülecektir” dedikten sonra “Onun tutuklanmasının iyi olaca÷ı
görüúündeyim. Kayır Han tutuklanırsa, di÷er Harezm beylerinin kaçıú
yolları kapanır. Korkup çekinerek do÷ru yola girerler ve sizden ayrılmaya
kalkıúmazlar” gibi sözlerle bu hususta niyetini ve tavrını açık bir ekilde
ortaya koydu15.
Sadeddîn Köpek’in maksadı, devletin ve saltanatın güvenliini
salamak deildi. Çocuk yata ve tecrübesiz olan Sultanı kullanarak
rakiplerini bertaraf etmek ve Selçuklu idaresi üzerinde tam bir hâkimiyet
kurmaktı. Sadeddîn Köpek’in gayesine ulaabilmek için Sultan Keyhüsrev’e
vermi olduu bu korku, dirençsiz ve zayıf bir karaktere sahip olan Sultanın
üzerinde son derece etkili oldu: Derhal harekete geçen Sultan, Kayır Hanın
tutuklanması için bir ferman çıkarttı. Bu ferman hükmüne göre, Kayır Han
tutuklanıp Kayseri yakınlarındaki Zamantı (Zemendu=Elbaı=Pınarbaı)
kalesine kapatıldı. Kısa bir süre sonra da burada öldü; fakat Sadeddîn
Köpek’in bu planı, daha ilk adım atılır atılmaz büyük bir tepkiyle karılandı.
Bu haberi duyup, Kayır Han’a yapılan haksızlıı içlerine sindiremeyen bütün
Harezm beyleri, aynı âkıbetin kendi balarına gelmesinden korkarak, topluca
isyan ettiler. Maiyetleriyle birlikte ıktâ’larını terk edip, kendilerine yapılan
haksızlıın kızgınlıı içinde önlerine çıkan ehirleri ve köyleri yama ve
tahrip ederek, Dou Anadolu Bölgesine yöneldiler16.
Olayın bu ekilde gelimesi, hiç kukusuz bu öneriyi yapan Sadeddîn
Köpek’in aleyhine bir durumdu; fakat o, baarısızlıktan bile kendi lehine
yararlanabilecek derecede keskin bir politik zekâya sahipti. Bu iin
sorumluluunu üzerine almayan Sadeddîn Köpek, Harezm beylerinin ve
birliklerinin ikna edilip geri getirilmesi için onlara yakınlıı ile tanınan ve
onlarla iyi ilikiler içinde olan Kemâleddîn Kâmyar’ı görevlendirtti. Onun
bundan amacı, görevinde baarılı olsa da olmasa da, kendisine rakip olarak
gördüü Kâmyar’ı bertaraf edebilmek için bir sebep ve bahane yaratmaktı.
Kâmyar, büyük bir Selçuklu birliinin baında harekete geçerek, Malatya’ya
geldi. Harezm beyleri ve birlikleri, bu sırada Arapkir yolundan Fırat nehrine
15
bn Bîbî 1956: 468; 1996: II, 23; Selçuknâme 2007: 154; Yazıcızâde 2009: 620;
Müneccimbaı 2001: II, 81.
16
bn Bîbî 1956: 468; 1996: II, 23; Selçuknâme 2007: 154; Yazıcızâde 2009: 620 vd.;
Müneccimbaı 2001: II, 81.
Güz 2010 / Sayı 7
75
Salim KOCA
_______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
ulamılar ve nehri geçmekle meguldüler. Beylerbeyi Kâmyar, emrindeki
Selçuklu birliini Malatya sübaısı Seyfüddevle Ertoku ile Arapkir sübaısı
emseddîn Bayram’ın emrine vererek, onları Harezm beylerine gönderdi.
Selçuklu sübaıları, gösterdikleri büyük gayrete ramen, Harezm beylerinin
Selçuklu idaresine karı duydukları güvensizlii ve kızgınlıı giderip, onları
geri dönmeye ikna edemediler. Bunun üzerine Selçuklu sübaıları, bu ii
silâh kuvvetiyle yapmak istediler. Bunun için hemen saldırıya geçtiler; fakat
Harezm beyleri, kısa sürede Selçuklu birliklerini bozguna urattılar.
emseddîn Bayram’ı öldürüp Seyfüddevle Ertoku’u da tutsak aldılar.
Bundan sonra Harezm beyleri ve birlikleri, Güney-Dou Anadolu bölgesine
inerek Harran, Urfa (Ruhâ), Rakka ve Suruç gibi ehirleri ele geçirdiler ve
bu yörelere yerletiler17.
Öte yandan, yapılacak bir ey kalmadıını gören Kemâleddîn Kâmyar,
büyük bir endie içinde Kayseri’ye dönerek, durumu Sultana arz etti. Bu
durum Selçuklu sarayında ok etkisi yaptı. Çünkü Selçuklu birliinin aır
yenilgisi, komutanlarından birinin ölümü ve dierinin de tutsak alınması,
Türkiye Selçuklu Devletinin ve ordusunun itibarına vurulmu aır bir darbe
idi. Artık Harezm beyleri ve birlikleri, Türkiye Selçuklu Devletinin
hizmetinden tamamen çıktıkları gibi devletin de en azılı dümanı hâline
gelmilerdi. Tarihçi, bu olayın müsebbibi olan Sadeddîn Köpek’i mi, yoksa
kendisine kasıtlı olarak verilen görevde baarısızlıa urayan Kâmyar’ı mı
sorumlu tutacaktır? Hiç kukusuz, Kâmyar bu ii tecrübesiz komutanlara
bırakmakla görevini biraz savsaklamı gözükmektedir. Fakat Kâmyar,
görevini ciddiye almı olsaydı bile bu ite baarılı olabilecei üpheli idi.
Öte yandan bu olaydan en çok sorumlu olan kii, hiç kukusuz Sadeddîn
Köpek ile ona inanmı olan Sultan Keyhüsrev idi. Fakat ne Sadeddîn Köpek
ne de Sultan bu olayın sorumluluunu kendi üzerlerine aldılar. Aksine olayın
sorumlusunu, kendilerinin dıında ve baka yerlerde aradılar. Bunlardan
özellikle Sadeddîn Köpek, suçu, her zamanki kurnazlıı ile Kâmyar’ın
beceriksizliine ve hatta ihanetine balayarak, iin içinden sıyrılıp çıktı.
Üstelik o, rakip olarak gördüü Kâmyar’ı görevinden aldırdıı gibi Sultanın
gözünden tamamen düürüp bertaraf edebilmek için de onun hakkında
sistemli bir karalama kampanyası balattı18.
17
bn Bîbî 1956: 469; 1996: II, 23 vd., Selçuknâme 2007: 155; Yazıcızâde 2009: 621 vd.;
Müneccimbaı 2001: II, 82.
18
bn Bîbî 1956: 470; 1996: II, 24; Selçuknâme 2007: 155; Yazıcızâde 2009: 622;
Müneccimbaı 2001: II, 82. Beylerbeyilik makamına Kemâleddîn Kâmyar’ın yerine, onun
gibi muhalif gruptan olan Hüsâmeddîn Kaymerî getirilmitir. Kâmyar ise “Saltanat Naiblii”
(Naibü’s-Saltanat) görevine atanmıtır.
76
Gazi Türkiyat
Sultan I. Alâeddîn Keykubâd’dan Sonra Türkiye Selçuklu Devleti daresinde Ortaya Çıkan
Otorite Zâfiyeti ve Emîr Sadeddîn Köpek’in Selçuklu Saltanatını Ele Geçirme Teebbüsü
_______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
Buraya kadar verilen bilgiden ve yapılan deerlendirmeden çıkarılması
gereken sonuç udur: Lâyık olmadıı bir mevkie getirilmi olan Sultan II.
Gıyâseddîn Keyhüsrev’in gelecee yönelik ne bir amacı ve ne de belirli bir
politikası ve tasarısı vardı. Üstelik onun siyasî kavrayıı ve otoritesi de son
derece zayıf ve yetersizdi. Bu yüzden o, kolayca Sadeddîn Köpek’in etkisi
ve kontrolü altına girivermitir. Böylece o, iç politikada ilk büyük hatasını,
babasının denge politikasını terk ederek, yani Kayır Hanı tasfiye etme
kararıyla yapmı oldu. Bu karar, tahta yeni çıkan bir hükümdar için hiç de iyi
bir balangıç olmamıtır. Görüldüü gibi, bu meum kararın sonucu, devletin
maddeten ve manen büyük bir güç ve itibar kaybetmesi eklinde ortaya
çıkmıtır. Bu güç ve itibarın da telafisi bir daha mümkün olmamıtır. Daha
da kötüsü olayın bu ekilde sonuçlanması, Sadeddîn Köpek’i zayıflatacaı
yerde daha da kuvvetlendirmitir.
3-) ktidar Gücünün Sadeddîn Köpek’in Elinde Tam Bir Zulüm ve
Cinayet Aracı Hâline Dönümesi
Selçuklu hükümdarlarının âdetine uyan Sultan II. Gıyâseddîn
Keyhüsrev, maiyetini ve Sadeddîn Köpek’i de yanına alıp, 1238 yılı kı
mevsiminin iki ayını Antalya Kılaında geçirdi. Bu durum, Sadeddîn
Köpek’in çocuk Sultanı tamamen etkisi ve kontrolü altına alabilmesi için iyi
bir fırsat oldu. O, talihin önüne çıkardıı bu fırsatı, kendi amacı için çok iyi
bir ekilde deerlendirdi. Özellikle Sultan Keyhüsrev’in çocuk yata ve
aklının yetersiz olması, onun her türlü safsataya inanması ve korkması için
büyük bir kolaylık salamaktaydı. Bu durumdan yararlanan Sadeddîn
Köpek, bir taraftan devlet adamları ve komutanların kötü niyet içinde
oldukları tehlikesiyle çocuk Sultanı korkutuyor, dier taraftan ona, kendisini
devlet hizmetine adamı, millî çıkarları daima göz önünde tutan ve ahsî
ihtirası olmayan ideal bir devlet adamı gibi gösteriyordu. Bu youn
telkinlerin ve propagandanın sonucunda Sadeddîn Köpek, kendisini Sultana,
onun tek sadık ve samimi dostu ve danımanı olduuna inandırmı ve kabul
ettirmitir.
Sultan, eriilmesi güç yüksek bir makamda oturmaktaydı. Fakat
Sultan, dier devlet adamlarıyla teması kesip Sadeddîn Köpek’i tek ve
güvenilir danıman yapmakla kendisine gerçei ulatırabilecek yolları,
bizzat kendisi kapamı bulunmaktaydı. Artık o, devlet meselelerini, çevresini
tamamen kuatmı olan Sadeddîn Köpek’in gözleriyle görmekte ve ona göre
hareket etmekteydi.
Böylece ortaya öyle bir gerçek çıkmıtır: Vaziyete, yönetme ve
hükmetme açısından bakıldıında bütün ülke Sultan Keyhüsrev’in yüksek ve
Güz 2010 / Sayı 7
77
Salim KOCA
_______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
itiraz kabul etmez otoritesi altında gibi görünüyordu. Fakat gerçekte ise
durum tamamen farklıydı. Devleti idare etme güç ve yetkisi yava yava
Sultanın elinden kayıp gitmekte ve bu güç ve yetki Sadeddîn Köpek’in
ahsında toplanmaktaydı. Sultan Keyhüsrev’in bu hususta gösterdii gafleti
ve zâfiyeti, aırı bir sertlik göstererek, pek fazla yadırgamamak ve
eletirmemek gerekir. Çünkü o, kendi gücünün sınırlarını aan büyük bir
görev üstlenmiti.
Bu arada Sultan Keyhüsrev, otoritesini sarsan yanlı bir adım daha attı.
Hükmetme ve hükümdarlık sembolü olan yüzüünü Sadeddîn Köpek’e
verme gafletinde bulanarak, kendisini her türlü faaliyette tam yetkili hâle
getirerek, onun istedii gibi serbestçe hareket etmesini saladı. Sadeddîn
Köpek’in de istedii bu idi. Zira Sultanın yüzüü, ona, yapacaı ilerde ve
gösterecei faaliyetlerde salam bir hukukî temel ve tam bir meruiyet
salayacaktı19. Böylece Sultan, kendisine verebilecei her eyi istemeden
ona vermi, yani iktidarını onunla paylamıtır. Fakat Sultan, böyle
davranmakla, yani Sadeddîn Köpek’i olaanüstü yetkilerle donatmak
suretiyle hiç kukusuz kendi önüne aılması güç bir engel koymu
olmaktaydı. Artık bundan sonra Sadeddîn Köpek, Sultana sormadan ve bilgi
vermeden kararlar alacak ve uygulayacaktır. Bunları da, daima tahtın
güvenlii ve devletin yararına yaptıını söyleyecektir. Fakat onun asıl gayesi
bu deildi. Sadeddîn Köpek’in davranılarına yön veren gerçek duygu,
devletin ve saltanatın güvenlii olmayıp, rakiplerini bertaraf etmek suretiyle
devletin ve saltanatın üzerinde tam bir hâkimiyet kurma tutkusu idi. Fakat
Sadeddîn Köpek’in devletin ve toplumun yararına gibi gösterdii bütün
sebep ve bahaneler, onun asıl niyetini daima peçelemitir.
a-) Atabey emseddîn Altunapa’nın “Siyaset (Ölüm Cezası)
Yöntemi”yle Ortadan Kaldırılması
Sadeddîn Köpek’in ektii fitne tohumları yava yava büyüyüp
gelimeye ve iktidarın gücü de onun elinde tam bir zulüm ve cinayet aracı
hâline dönümeye balamıtı. Onun gösterdii aırı faaliyetler, özellikle
sorumluluk sahibi devlet adamlarını ve komutanları endie ve dehet içinde
bırakıyordu. Fakat Sadeddîn Köpek’e muhâlefet edenlerin ihtiyatsızlıı,
çou kere kendilerinin suçlu ve tehlikeli durumlara dümelerine yol
19
Türkiye Selçuklu hükümdarları devlet ilerini sadece menur, ferman ve misaller (yazılı
veya sözlü emir) vasıtasıyla görmüyorlardı; onlar bazı durumlarda yüzüklerini bir devlet
adamına vererek, onu yapılması gereken i için görevlendiriyorlardı. Baka bir ifade ile
söylemek gerekirse, kendisine saltanat yüzüü verilmi kii, özel ve resmî bir iin yapılması
için Sultan tarafından memur edilmi demekti.
78
Gazi Türkiyat
Sultan I. Alâeddîn Keykubâd’dan Sonra Türkiye Selçuklu Devleti daresinde Ortaya Çıkan
Otorite Zâfiyeti ve Emîr Sadeddîn Köpek’in Selçuklu Saltanatını Ele Geçirme Teebbüsü
_______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
açıyordu. Buna ramen Atabey emseddîn Atunapa, Sadeddîn Köpek’in
göstermi olduu küstahlıklar karısında kendisini daha fazla tutamadı ve
vicdanî sorumluluu onu derhal harekete geçirdi. O, bata Kemâleddîn
Kâmyar olmak üzere sorumluluk sahibi devlet adamlarına ve komutanlara,
böylesine büyük bir fitnenin ve tehlikenin derhal önüne geçilmesinin
gerekliliini anlattı. Kâmyar, gidii tehlikeli görmesine ramen, aırı
derecede korku içinde olduu için onun bu uyarısına kulak asmadı; duyarsız
ve ilgisiz kaldı20. Hatta onu haklı davasında ve Sadeddîn Köpek’in
karısında yalnız ve yardımsız bıraktı. Öte yandan her yeri kontrol altında
tutmu olan Sadeddîn Köpek’in casusları, emseddîn Altunapa’nın sözlerini
anında ona ulatırdılar. Artık Sadeddîn Köpek’in bundan sonraki hedefi, yani
yeni kurbanı, emseddîn Altunapa idi21.
Altunapa, Sadeddîn Köpek’in yaratmı olduu büyük fitne yangınını
söndüreyim derken kıvılcımın kendi üzerine atlamasına sebep oldu:
Sadeddîn Köpek, Altunapa’yı sahte senaryolarla affedilmez suçların faili
gibi göstererek, onu kısa sürede Sultanın gözünden düürdü. O, bununla da
kalmadı; bir gün Tâceddîn Pervâne’yi de yanına alarak, ansızın Saltanat
Dîvânını (Bakanlar Kurulu) bastı. Altunapa, böyle bir baskını ne beklemi ve
ne de bunun için bir tedbir alabilmiti. Yine Sadeddîn Köpek’in elinde,
Sultanın fermanı hükmünde olan yüzüü bulunuyordu. Bu sırada Altunapa
Dîvân fermanlarına nian (emsile) koymakla meguldü. Sadeddîn Köpek,
Dîvân üyelerine Sultanın yüzüünü gösterdikten sonra Altunapa’yı ak
sakalından tutup, oturduu yerden aaı çekerek, onu “yatakçı cândârlar”a
teslim etti. Cândârlar da Altunapa’yı ehrin dıına götürerek öldürdüler.
Dîvânda bulunan dier devlet adamları ve komutanlar, bu dehet verici
manzarayı korku ve akınlık içinde seyretmekten baka bir ey
yapamadılar. Baka bir deyile onlar olayın deheti karısında âdeta
yerlerinde donup kaldılar; ne sözle ve ne de hareketle hiçbir müdahâlede
bulunamadılar. Hatta ne o zaman ve ne de daha sonra bu yargısız infazın
sebebini bile sormaya cesaret edebildiler22. Yüreklerine düen büyük
korkudan dolayı sessiz ve hareketsiz kaldılar.
20
bn Bîbî 1956: 470; 1996: II, 25;
Sadeddîn Köpek’in Kayır Handan sonra ilk hedefi Kemâleddîn Kâmyar idi. Çünkü
Kâmyar, onun gözüne Selçuklu devlet adamları arasında en tehlikelisi olarak gözükmekteydi.
Fakat emseddîn Altunapa’ın birden ortaya çıkan tepkisi, Sadeddîn Köpek’e planını
deitirmek zorunda bırakmıtır (bn Bîbî 1956: 470).Öte yandan Kemâleddîn Kâmyar’ın son
derece dikkatli olması ve olayların baka türlü gelimesi, onun âkıbetini bir süre
geciktirmitir.
22
bn Bîbî 1956: 471; 1996: II, 25 vd.; Selçuknâme 2007: 155; Yazıcızâde 2009: 623;
Müneccimbaı 2001: II, 82.
21
Güz 2010 / Sayı 7
79
Salim KOCA
_______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
b-) Tâceddîn Pervâne’nin Devletin
Mülk=Konya) Uzaklatırılması
Merkezinden
(Dârü’l-
Görüldüü gibi, devlet adamları ve komutanlar, Sadeddîn Köpek’in
gösterdii bu vahet karısında bir ey yapamadılar. Fakat aradan çok zaman
geçmeden onların ruhları, bu âcizliin ve çaresizliin verdii utancın ve
acının aırlıı altında ezilmeye baladı. Özellikle bunlardan vezir emseddîn
sfahânî’nin aklı baına geldi; akınlıı, kısa sürede pimanlıa dönütü.
Korkaklıı da, sonunda yerini cesarete bıraktı. Vezire göre, bütün devlet
adamlarının ve komutanların, bu tehlikeli sapıklıa karı birlikte ve hemen
harekete geçmeleri gerekmekteydi. Erdemli devlet adamı bu görevi yerine
getirme sorumluluunu da cesaretle kendi üzerine aldı. Bunun için o,
Kemâleddîn Kâmyar ile görüerek, kendisine “Sadeddîn Köpek kötü iúlere
baúladı. E÷er onun önünü almazsak, baúkaları da bundan zarar görür.
Hemen birlikte Sultana gidelim onu bu siyasetten döndürelim” dediyse de
onu ikna edemedi. Korku, insanî erdemlerin en üstünü olan cesaret, vefa,
minnet ve sorumluluk duygusunu âdeta ondan alıp götürmütü. Kâmyar,
tıpkı merhum emseddîn Atunapa’nın uyarsında olduu gibi onun bu önemli
uyarısına da aldırmadı23. Daha dorusu o, emseddîn sfahânî’nin teklifini
reddetmekle kalmadı, onun Sultan nezdinde yapmayı düündüü teebbüse
de engel oldu.
Kamyar, Sadeddîn Köpek’in gazabından korkuyordu. Bu korkusunda
da haklıydı. Kâmyar’a göre, Sadeddîn Köpek’i durdurabilecek tek çare, onu
kızdırmamaktı. Fakat Kâmyar’ın Sadeddîn Köpek ile ilikilerinde son derece
dikkatli ve ihtiyatlı davranması, onun kaçınılmaz akıbetini geciktirmekten
baka bir ie yaramayacaktır.
Sadeddîn Köpek, iktidar tutkusunu tatmin edebilmek için âdeta rakip
avına çıkmı bulunuyordu. O, bu defa gözlerini, bir süre kendi amacı
dorultusunda kullandıı Tâceddîn Pervâne’nin üzerine çevirdi. Bunun
sebebi, Tâceddîn Pervâne’nin onunla yollarını ayırması idi. Daha dorusu,
Pervâne’nin onun dostluundan ve ittifakından ayrılması, itibarına çok
dükün olan Sadeddîn Köpek’i en duyarlı yerinden vurmu ve onu yatıma
bilmez bir kin ve öç alma duygusu içine itmiti. Bu yüzden o, ittifakından
ayrılmakla kendisini küçük düürmü olan Pervâne’ye benzer bir bedel
ödetmek niyetinde ve düüncesindeydi.
Sadeddîn Köpek bu defa saldırısını Tâceddîn Pervâne’nin hayatı
üzerine deil, morali üzerine yöneltti. Pervâne üzerinde öyle tehdit ve
23
bn Bîbî 1956: 471; 1996: II, 26; Selçuknâme 2007: 155 vd.; Yazıcızâde 2009: 624.
80
Gazi Türkiyat
Sultan I. Alâeddîn Keykubâd’dan Sonra Türkiye Selçuklu Devleti daresinde Ortaya Çıkan
Otorite Zâfiyeti ve Emîr Sadeddîn Köpek’in Selçuklu Saltanatını Ele Geçirme Teebbüsü
_______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
baskılarda bulundu ki, kısa sürede devletin merkezini ona zindan etti. Bu
tehditler ve baskılar, Tâceddîn Pervâne’nin tasfiye edileceinin âdeta
kaçınılmaz ilanı gibiydi. Çünkü kendisine duyduu öfke ve kin, Sadeddîn
Köpek’in bütün ruhunu sarmı bulunuyordu. Artık Tâceddîn Pervâne,
Konya’da kalmayı hayatı için tehlikeli görmeye baladı. Daha dorusu
Konya sarayı, kendisine tehlikeli bir gelecekten baka bir ey vaat
etmiyordu. Bundan dolayı o, görevini bırakıp Sultandan izin alarak, ıktâ’
bölgesi olan Ankara ehrine çekilmek zorunda kaldı24. Sadeddîn Köpek’in
istedii de bu idi.
c-) Sultan Gıyâseddîn Keyhüsrev’in
Kardelerini Bertaraf Etmesi
Üvey
Annesini
ve
Gıyâseddîn Keyhüsrev, kendisinin de karıtıı menfur bir cinayet
sonucunda Türkiye Selçuklu tahtına oturtulmu bir hükümdar idi. Baka bir
deyile Keyhüsrev’in babasına yaptıı ihanet, ona, ulaılması güç yüksek bir
mevki salamıtı. Fakat o, bu makama lâyık deildi. Onun ürkek ve suçlu
ruhu yersiz üpheler, endieler ve korkular içinde kıvranmaktaydı. Çünkü
hakkını gasp ettii üvey kardeleri øzzeddîn Kılıç Arslan ve Rükneddîn ile
üvey annesi Adiliyye Sultan hâlâ hayatta idiler. Onlar, her an muhalif
güçlerin odaı hâline gelebilirler ve tahtı için tehlike yaratabilirlerdi. Baka
bir ifade ile söylemek gerekirse, muhalif devlet adamları ve komutanlar
tarafından kendisi her an alaaı edilerek, üvey kardelerinden biri tahta
çıkarılabilirdi25. Hâl böyle olunca, Sultan Keyhüsrev için iktidarının
korunması ve devam ettirilmesi birinci planda gelmekteydi. Bu yüzden o,
büyük bir ihtimalle Sadeddîn Köpek’in tavsiyesi üzerine üvey kardeleriyle
üvey annesini tasfiye etmeye karar verdi. Görevin ifasını da, bu hususta son
derece usta bir kii olan Sadeddîn Köpek’in yetenekli ellerine bıraktı.
Sadeddîn Köpek, Adiliyye Sultan ile oullarını Kayseri’deki Keykubâdiye
sarayından alıp, Ankara’ya getirdi. Burada Adiliyye Sultanı, eski Türk
âdetine uygun olarak yay kirii ile bodurmak suretiyle öldürttü26. Onun bu
ii burada yapmaktan amacı, hâlâ büyük bir öfke ve kin duyduu Tâceddîn
Pervâne’ye bir kere daha gözdaı vermekti.
24
bn Bîbî 1956: 471; 1996: II, 26; Selçuknâme 2007: 156; Yazıcızâde 2009: 624.
Burada açık ve net olan bir gerçek vardı. O da u idi: Melik zzeddîn Kılıç Arslan, babası
Alâeddîn Keykubâd’ın seçim ve tercihinin kendisinin üzerine olmasına ramen, hükümdarlık
için kardei Keyhüsrev ile bir rekabete ve mücadeleye girmekten kaçınmıtır. Hal böyle
olmasına ramen Sultan Keyhüsrev, kardelerinin varlıını yine de kendi iktidarı için tehlikeli
görmütür.
26
bn Bîbî 1956: 472; 1996: II, 27; Selçuknâme 2007: 156; Yazıcızâde 2009: 624 vd.;
Müneccimbaı 2001: II, 83.
25
Güz 2010 / Sayı 7
81
Salim KOCA
_______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
Sadeddîn Köpek, melikleri (zzeddîn Kılıç Arslan ve Rükneddîn) de
Uluborlu kalesine götürüp, buraya kapattı. Hayatlarına ise dokunmadı.
Melikler, burada bir süre hapis kaldılar. Sultan Keyhüsrev’in, kendisine
rakip olarak gördüü melikleri hemen öldürtmemesinin sebebi neydi? Bunun
sebebi, hiç kukusuz onun ileride yerini alabilecek oullarının henüz
domamı olması idi. Dolayısıyla o, hanedanın geleceini tehlikeye sokmak
istemiyordu. Daha dorusu Sultan Keyhüsrev, hanedanlarının devamı için
kendi hâlefini beklemekteydi. Melikleri ise, kendisine hâlef olarak bırakmak
niyetinde ve düüncesinde deildi. Nitekim aradan çok zaman geçmeden
Sultan Keyhüsrev’in ilk olu zzeddîn Keykâvüs dünyaya geldi. Sultan,
Keykâvüs’ün atabeyliine Üsdâdü’d-dâr27 Mübârizeddîn Arma÷anúâh’ı
tayin etti. Ayrıca Armaanâh’a, Uluborlu kalesinde tutuklu bulunan üvey
kardelerini öldürme emrini verdi. bn Bîbî, bir rivayete göre,
Armaanâh’ın verilen emri yerine getirdiini, baka bir rivayete göre de
melikleri salıverdiini, onların yerine de iki gulâm öldürerek, Sultanı
aldattıını söylemitir28. Daha dorusu o, bu hususta ne bir yargıya
varabilmi ve ne de bir tercih yapabilmitir. Öyle anlaılıyor ki, bn Bîbî, bu
hususta halk arasında sürdürülen söylentilere kanmı, basit bir aratırma
sonucunda kolayca ortaya çıkabilecek gerçee sırtını çevirmitir. Hâlbuki
gerçek, Armaanâh’ın verilen emri derhal yerine getirmesi eklindedir.
Aksi olsaydı, bu meliklerin adlarının ilerideki olaylarda mutlaka zikredilmesi
gerekirdi. Çünkü meliklerin adları, bu emirden sonra hiçbir olayda ve yerde
bir daha geçmemitir.
ç-) Tâceddîn Pervâne’nin “Recm (Talama) Yöntemi”yle Bertaraf
Edilmesi
Sadeddîn Köpek’in entrikalarından duyduu korku, Tâceddîn
Pervâne’yi devletin merkezinde boulma noktasına getirmiti. Yukarıda
belirttiimiz gibi, Sadeddîn Köpek’in baskı ve tehditlerine dayanamamı
olan Tâceddîn Pervâne, hükümetteki görevinden ayrılarak, gelip Ankara’ya
yerlemiti. Ankara, Tâceddîn Pervâne’ye, Sadeddîn Köpek’in gölgesinden
uzak ve onun her zaman elinin ulaıp zararının dokunamayacaı bir güvenlik
27
“Üstâdü’d-dâr”, Türkiye Selçuklu Devletinde subay kökenli ve yüksek rütbeli saray
görevlilerinden biri olup, bu görevli Abbasî, Harezmâh ve Eyyûbî Devletlerinde de vardı.
Üstâdü’d-dâr, Selçuklu hanedanına ait bütün özel malların gelirini toplamak ve gerekli yerlere
harcamakla görevli idi. Dolayısıyla o, saraydaki mutfak ve arabhâne gibi hükümdara hizmet
veren birimlerin de en büyük amiriydi. Ayrıca o, hanedana ait vakıfların denetim ve
gözetiminden de sorumluydu (Uzunçarılı 1970: 80).
28
bn Bîbî 1956: 473; 1996: II, 27 vd.; Selçuknâme 2007: 156; Yazıcızâde 2009: 625;
Müneccimbaı 2001: 83.
82
Gazi Türkiyat
Sultan I. Alâeddîn Keykubâd’dan Sonra Türkiye Selçuklu Devleti daresinde Ortaya Çıkan
Otorite Zâfiyeti ve Emîr Sadeddîn Köpek’in Selçuklu Saltanatını Ele Geçirme Teebbüsü
_______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
havası baheder gibi gözükmekteydi. Fakat bu hayal uzun sürmedi. Sadeddîn
Köpek’in intikam tutkusu, Ankara’ya kadar uzanma imkânı buldu. Olayın
hikâyesini devrin kaynaı bn Bîbî öyle anlatmaktadır:
Selçuklu meliklerini Uluborlu (Uluborgulu) kale29 komutanına teslim
edip, gerekli tedbirleri almı olan Sadeddîn Köpek, Konya’ya dönmekteydi.
Yolu üzerindeki Akehir’de kısa bir süre kalarak dinlendi. Bu arada
Sadeddîn Köpek’in muhbirleri kendisine “Tâceddîn Pervâne, Ankara’ya
gelince, Harput Melikinin çalgıcı ve úarkıcıları arasından bir cariyeyi satın
almadan yata÷ına aldı” eklinde bir haber verdiler30. Sadeddîn Köpek, bu
haber üzerine Pervâne’ye olan dümanlıını tekrar balattı. Çünkü onun
Pervâne’ye karı duyduu öfke ve kin, silinmez kara bir leke olarak hâlâ
kalbinde durmaktaydı. Üstelik bu öfke ve kin, aradan epey zaman geçmesine
ramen onun kalbinde ne azalmı ve ne de yok olmutu.
Sadeddîn Köpek, derhal ehrin kadı ve imamlarını huzuruna çaırtıp,
olay ve isim zikretmeden onlara “Velinimetinin bir mensubuyla zinada
bulunan kimseye úeriata göre ne yapmak gerekir” diye sordu. Onlar da “Evli
birinin zinada bulunmasının cezası recm, yani taúlama yoluyla ölümdür”
dediler. Böylece Tâceddîn Pervâne’yi bertaraf edebilmek için yeteri kadar
sebep ve bahane bulmu olan Sadeddîn Köpek, bu hususta ehrin kadı ve
imamlarından bir fetva alarak, eytanî bir haz içinde Konya’nın yolunu tuttu.
Sadeddîn Köpek, ilk fırsatta bu fetvayı Sultana arz ederek, ona “E÷er siz
cihan padiúâhı bu suça göz yumar, ona müsamaha gösterirseniz, bütün
maiyetiniz haddini aúıp efendilerinin ve velinimetlerinin evlerine göz
dikerler ve edepsizli÷i ele alırlar. Bu olaylardan do÷acak kötü ad, siz
efendimizden baúkasının olmaz” diyerek, kendisini Pervâne’nin
cezalandırılması hususunda etkili bir ekilde tahrik ve tevik etti31.
Görüldüü gibi, Sadeddîn Köpek, Tâceddîn Pervâne’yi bertaraf etme
gerekçesini iki temel düünceye dayandırmıtır. Bunlardan biri devlet
otoritesinin ve toplum ahlâkının korunması, di÷eri ise o zaman Müslüman
Türk toplumunda hâkim ve geçerli olan úeriat hükümlerine uyulması ve
29
“Uluborlu”, Türkiye Selçuklu Devletinde Batı Anadolu sınırlarını koruyan ve üç tarafı
uçurumlu ve silâh kuvvetiyle düürülmesi son derece zor olan bir kale idi. Kelimenin kökü
olan “bor”, eski Türkçede “süçi, arap ve üzüm suyu” demekti. Eski Türk devletlerinde “halk,
ülke, tekilât ve memuriyetler”, genellikle ikili sisteme göre düzenlenmitir. Türkler, Anadolu
corafyasını Türkletirirken yeni isimlere de bu anlayılarını yansıtmılardır. Meselâ onlar bu
kaleye “Uluborlu derken, bu kalenin yakında baka bir yerleim yerine de “Kiçi (küçük)
Borlu” (Keçiborlu) demilerdir.
30
bn Bîbî 1956: 473; 1996: II, 28; Selçuknâme 2007: 156 vd.; Yazıcızâde 2009: 626.
31
bn Bîbî 1956: 473; 1996: II, 28; Selçuknâme 2007: 157; Yazıcızâde 2009: 626.
Güz 2010 / Sayı 7
83
Salim KOCA
_______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
bunun uygulanması idi. Ona göre, Tâceddîn Pervâne’nin cezasız kalması,
devlet otoritesini ve toplum ahlâkını derinden zedeleyebilirdi. Çünkü onun
bu davranıı, tam bir ahlâkî suç oluturuyor ve eriat hükmü gereince de
“recm yöntemi”yle ölüm cezasını gerektiriyordu. Eer Sadeddîn Köpek’de
intikam duygusu ile rakibini bertaraf etme fikri olmasaydı, belki onun bu
gerekçesine hak vermek veya inanmak mümkün olabilirdi. Fakat o, amansız
bir intikam duygusu ile rakip tanımaz bir iktidar tutkusuna kendisini
tamamen kaptırmı bulunuyordu.
Artık Sadeddîn Köpek’in kirli ilerinin ve cinayetlerinin basit bir âleti
hâline gelmi olan Sultan Keyhüsrev, onun telkinlerine kolayca inandı; iin
aslını aratırmaya ve örenmeye bile gerek görmedi. Sultan, Pervâne’nin
eriat hükümlerine göre cezalandırılması, malının da müsadere edilmesi,
yani devlet hazinesine alınması hususunda Sadeddîn Köpek’e yine yüzüünü
ve turası çekilmi bir ferman (fermanî be tevkî’ resid) vererek, onu bu ite
tam yetkili kıldı32.
Olup-bitenden haberi olmayan Tâceddîn Pervâne için artık sonun
balangıcı belli olmutu. Öte yandan bütün hazırlıını kısa sürede
tamamlamı olan Sadeddîn Köpek, bundan sonra hızlı ve kanlı bir ekilde öç
alma yoluna gitti: Bunun için bir müfreze ile kısa sürede (iki veya üç gün)
Ankara’ya geldi. Tıpkı bir hükümdar gibi buradaki Saltanat sarayına yerleti.
Bata Tâceddîn Pervâne olmak üzere ehrin sübaısını, kale komutanını,
kadısını, imamlarını ve ileri gelenlerini huzuruna çaırdı. Bunlara Sultan
Keyhüsrev’in yüzüünü gösterip; fermanını okudu. Bunda sonra Tâceddîn
Pervâne’yi tutuklayıp, zincire vurdurdu. Tâceddîn Pervâne ise, kendisini
savunmak ve kurtarmak için hiçbir gayret göstermedi; kaderine razı oldu.
Sadeddîn Köpek, birkaç gün ikence ettirip sorguya çektirerek, onun bütün
parasını ve gayr-i menkulünü tespit ettirdi. Bunları bir liste hâlinde defterlere
kaydettirdi. Sadeddîn Köpek, müsadere iini tamamladıktan sonra Tâceddîn
Pervâne’yi ehrin meydanında gösüne kadar topraa gömdürtüp, beldenin
ayak takımına talatmak suretiyle onu öldürttü. Bu, Türkiye Selçuklu
tarihinde kayda geçmi tek “recm” olayı idi. Tâceddîn Pervâne bazı
yönlerden karakter zâfiyeti ile malul bir devlet adamı olmasına ramen,
bata Arap dili ve fıkıh olmak üzere bütün bilimlerde bilgi sahibi yetenekli
bir kiiydi33.
e-) Hüsâmeddîn Kaymerî, Kemâleddîn Kâmyar ve Celâleddîn
Karatay’ın Tasfiye Edilmeleri
32
33
bn Bîbî 1956: 474; 1996: II, 28; Selçuknâme 2007: 157; Yazıcızâde 2009: 626.
bn Bîbî 1956: 474; 1996: II, 28 vd.; Selçuknâme 2007: 157; Yazıcızâde 2009: 626 vd.
84
Gazi Türkiyat
Sultan I. Alâeddîn Keykubâd’dan Sonra Türkiye Selçuklu Devleti daresinde Ortaya Çıkan
Otorite Zâfiyeti ve Emîr Sadeddîn Köpek’in Selçuklu Saltanatını Ele Geçirme Teebbüsü
_______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
Sadeddîn Köpek’in rakip bertaraf etme faaliyeti bu üç devlet adamı ve
komutan (Kayır Han, emseddîn Altunapa ve Tâceddîn Pervâne) ile sınırlı
kalmadı. O, bu defa Beylerbeyi Hüsâmeddîn Kaymerî ile Saltanat Naibi
Kemâleddîn Kâmyar’ı hedef aldı. Onları, önce affedilmez suçların ve
saygısızlıın faili gibi göstermek suretiyle ie baladı. Yaptıı youn
propagandalar sonucunda da onları Sultanın gözünden düürdü. Böylece her
ikisi de Sultan tarafından görevinden alındı. Bunlarda Hüsâmeddîn Kaymerî
Malatya’ya, Kemâleddîn Kâmyar da Gevâle (Konya) kalesine gönderilerek,
hapse konuldu. Bu devlet adamları ve komutanların ahsî malları da
müsadere edilerek, devlet hazinesine alındı. Bunlardan Kaymerî’ye imtiyazlı
davranıldı. Hayatına dokunulmadıı gibi ahsına özel bir yiyecek tahsisatı
bile yapıldı. Fakat Kemâleddîn Kâmyar’ın alın yazısı, tıpkı Kayır Han,
Altunapa ve Pervâne’ninki gibi acı oldu; kapatıldıı kalede derhal idam
edildi. Bu cezalandırmadan onun ailesi ve akrabaları da nasibini aldılar34.
Kemâleddîn Kâmyar, meslek hayatının ilk yıllarında geçirdii acı bir
tecrübeden35 sonra Sultan Alâeddîn Keykubâd’ın takdirini ve güvenini
kazanmı, “Beylerbeyi (Ordu Komutanı=Genel Kurmay Bakanı) ve
Saltanat Naibi” olarak devlete uzun yıllar hizmet etmi deerli bir devlet
adamıydı. Huy ve karakter olarak yumuak balı, düüncesi demir gibi
salam, güzel yazı yazmada ve söz söylemede (belagat) usta, air ruhlu,
sabırlı, kararlı, ihtiyatlı, saduyulu, uzaı gören, sözüne güvenilir ve itibarlı
bir insandı. Ayrıca o, güçlü ve iyi bir silâhordu. Onun yayını kimse
geremezdi. “Yüz men”36 aırlıında olan gürzünü kimse yerinden
kaldıramaz ve kullanamazdı. Felsefe ve slâm hukukunda da derin bilgi
sahibiydi37. Bütün bu özelliklerine ramen o, Sadeddîn Köpek’in gazabından
kendisini kurtaramamıtır.
Öte yandan Sadeddîn Köpek’in onur kırıcı baskılarına ve tehditlerine
daha fazla dayanamayan erdemli devlet adamı Celâleddîn Karatay, kendi
istei ile görevinden ayrılıp, bir cami köesinde inzivaya ve ibadete çekildi38.
34
bn Bîbî 1956: 478 vd; 1996: II, 32 vd.; Selçuknâme 2007: 159 vd.; Yazıcızâde 2009: 630632; Müneccimbaı 2001: II, 83 vd.
35
Bu acı tecrübe için bkz. Koca 2009: 30 vd.
36
“Men”, üç ile altı kilo arasında deien eski bir aırlık ölçüsüdür. Bu duruma göre,
Kâmyar’ın gürzü (topuz) 300 veya 600 kilo aırlıındaydı. Bu, hiç kukusuz epeyce
abartılmı bir aırlıktır.
37
bn Bîbî 1956: 478 vd.; 1996: II, 32 vd.; Selçuknâme 2007: 159 vd.; Yazıcızâde 2009: 630
vd.; Müneccimbaı 2001: II, 83 vd.
38
bn Bîbî 1956: 482; 1996: II, 36; Selçuknâme 2007: 161; Yazıcızâde 2009: 635;
Müneccimbaı 2001: II, 84. Celâleddîn Karatay, görevinden ayrılmadan önce Sultanın
“Tahane ve Hassa Hazinesi”nin baında idi. Hükümdarın temizlik ilerini yürüten daireye
Güz 2010 / Sayı 7
85
Salim KOCA
_______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
Böylece devlet adamları ve komutanların önemli bir kısmı, kendisinden
baka büyük görmek istemeyen ve tanımayan Sadeddîn Köpek’in tatmin
olmaz iktidar tutkusunun kurbanı olarak harcandılar. Dierleri de ona boyun
emek suretiyle kaderlerine razı oldular. Sadeddîn Köpek ise, bütün bunları
kendi hesabına elde edilmi büyük bir baarı olarak görmekte ve
deerlendirmekteydi. Çünkü o, kendisine dikensiz bir gül bahçesi yaratmak
istemi ve bu gayesine de birçok kanlı cinayet sonucunda ulamı
bulunuyordu. Artık hükümet tekilâtında, onun kendi üstünde ve altında
otoritesine karı çıkabilecek bir güç ve irade kalmamıtır.
f-) Sadeddîn Köpek’in ktidar Gücünü Bir Zaferle Taçlandırmak
stemesi
ktidar tutkusunda ölçü ve sınır tanımayan Sadeddîn Köpek, Sultan
Keyhüsrev ile Selçuklu devlet adamları ve komutanları üzerinde kurduu
egemenlii kendisi için yeterli bulmuyordu. Bu egemenlii bakomutan
sıfatıyla elde edecei bir zaferle taçlandırmak istiyordu. Günümüzde olduu
gibi Ortaça insanı da, iç politikadan çok dı politikada elde edilen baarıya
önem vermekteydi. Hiç kukusuz Sadeddîn Köpek böyle bir baarıyla halk
arasında ahsına karı büyük itibar ve sempati toplamı olacaktı. Ayrıca
devlet adamlarının ve komutanların gizliden gizliye duydukları kendisinden
kurtulma umutlarını da tamamen ortadan kaldıracaktı. Bunun için o, GüneyDou Anadolu bölgesi üzerine bir sefer planladı. Onun bundan maksadı,
elde edecei baarıyla Sultanın otoritesini iyice zayıflatmak, buna karılık
kendi gücünü ve kudretini daha da artırıp salamlatırmaktı.
Sadeddîn Köpek, kısa sürede hazırlıını tamamladı. “Beylerbeyi”
(Emîrü’l-Ümerâ/Melikü’l-Ümerâ) sıfatıyla Türkiye Selçuklu ordusunun
baına geçti. Bu orduyla Güney-Dou Anadolu bölgesine indi. Sınırda,
gözüne kestirdii Sümeysat (Samsat) kalesini kuattı. Kale savunucuları,
birkaç gün direndilerse de sonunda onların iradeleri kırıldı. Onlar, Sadeddîn
Köpek’e elçi göndererek, “hayatlarına, kutsal eúyalarına, mallarına
dokunmamak ve istedikleri yere gitmek” artıyla kaleyi kendisine teslim
edeceklerini bildirdiler. Teklifi memnuniyetle kabul eden Sadeddîn Köpek,
onlara isteklerini garanti eden bir belge (sevgend-nâme) gönderdi. Bunun
üzerine kale burçlarına Selçuklu bayraı çekilerek, Sümeysat’ın fethi
tahâne denmekteydi. Bu dairenin baında bulunan görevliye “Tadâr” ve onların emirlerinde
çalıan hizmetlilere de “tatî” denmekteydi.
86
Gazi Türkiyat
Sultan I. Alâeddîn Keykubâd’dan Sonra Türkiye Selçuklu Devleti daresinde Ortaya Çıkan
Otorite Zâfiyeti ve Emîr Sadeddîn Köpek’in Selçuklu Saltanatını Ele Geçirme Teebbüsü
_______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
tamamlanmı oldu39. Böylece amacına ulamı olan Sadeddîn Köpek,
eriilmez ve büyük bir zafer kahramanı edasıyla Konya’ya döndü. Hâlbuki
onun elde ettii olaan üstü deil, sıradan ve normal bir baarıydı.
4-) Emîr Sadeddîn Köpek’in Keyhüsrev’i Devirme ve Türkiye
Selçuklu Tahtına Çıkma Planı
Sultan II. Gıyâseddîn Keyhüsrev’in saltanatının ilk yıllarına dair
verdiimiz bilgileri burada bir kere daha deerlendirecek olursak, ortaya
öyle bir manzara çıkmaktadır: Sadeddîn Köpek, Sultan II. Gıyâseddîn
Keyhüsrev’in ahsında itaatkâr ve her eye boyun een bir hükümdar
bulmutur. Bu durumdan yararlanan Sadeddîn Köpek, arka arkaya iledii
cinayetlerle rakiplerini birer birer bertaraf etmi, geriye kalan bütün devlet
adamlarını ve komutanları da korkutup sindirmitir. Sultan Keyhüsrev’in
otoritesi ise, sıfıra inmitir. Bütün devlet tekilâtı Sadeddîn Köpek’in emri
altına girmitir. Artık o, gücünün ve kudretinin doruk noktasında
bulunuyordu. O, bundan böyle gururunu okayan ya da aırılıklarını bir
marifetmi gibi öven dalkavuk devlet adamlarının ve komutanlarının
ibaında kalmalarına müsaade ediyordu. Kendisini de, devletin ve Sultan
Keyhüsrev’in bakanı ve danımanı olmaktan çok, âdeta tahtın ve tacın bir
ortaı olarak görüyordu. Devlet adamları ve komutanlar arasında ona,
muhâlefet etmeye cesaret edebilecek ve haddini bildirecek bir güç yoktu.
Daha da kötüsü, devletin baı olarak en büyük sorumlulua sahip olan Sultan
Keyhüsrev’de ise, Sadeddîn Köpek’in gücünü ne ortadan kaldırabilecek ne
de dizginleyebilecek irade ve cesaret vardı. O, hiçbir eye karımadan devleti
sadece sembolik olarak temsil etmekle yetiniyor, tamamen dalmı olduu
basit dünya zevki ve elencesi içinde gününü gün ediyordu. Devleti idare
etme güç ve yetkisini de tamamen Sadeddîn Köpek’in ellerine bırakmı
vaziyetteydi. Öte yandan Sadeddîn Köpek’den kurtulmak isteyen devlet
adamlarının ve komutanların sayısı her geçen gün artıyordu. Fakat bunlardan
hiçbiri harekete geçme ve ona karı koyma cesaretini kendinde bulamıyordu.
Baka bir deyile onlar, kiiliklerini zedeleyen Sadeddîn Köpek’in
davranıları karısında boyun emekten baka bir ey yapamamaktaydılar.
Bu durum özellikle devleti ve Sultan Keyhüsrev’in idaresini kaçınılması
mümkün olmayan bir felakete doru süratle sürüklemekteydi.
Görüldüü gibi, Sadeddîn Köpek, Sultanın çocuk yata ve karakterce
zayıf olmasından yararlanarak, kendisine güçlü bir mevki yaratmı
39
bn Bîbî 1956: 476; 1996: II, 30 vd.; Selçuknâme 2007: 158; Yazıcızâde 2009: 28 vd.;
Müneccimbaı 2001: II, 83. Bu sefer sırasında sadece Sümeysat kalesi deil, o çevrede
bulunan birkaç kale daha ele geçirildi. Bu kalelerin hepsi Eyyûbî meliklerine aitti.
Güz 2010 / Sayı 7
87
Salim KOCA
_______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
bulunuyordu. Fakat o, kendisi için bunu da yeterli görmüyordu. Çünkü onun
iktidar tutkusu, sınır ve ölçü tanımıyordu. Baka bir ifade ile onun iktidar
tutkusu hâlâ yükseklerden uçmaya devam ediyordu. Artık o, daha büyük bir
hedef olarak gözünü Selçuklu tahtına çevirmi, bu yüksek mevkie çıkma,
yani sultan olma hevesine ve tutkusuna kapılmıtı. Çünkü Sadeddîn
Köpek’in gücü, iktidarı deitirebilecek bir seviyeye ulamı bulunuyordu.
Ortaça Türk-slâm devletlerinde tahta ancak hanedan üyeleri
çıkabilmekteydi. Ortada, devlet kurmu ve uzun süre devlet idare etmi ünlü
bir hanedan varken, mevkii ve yetenei ne kadar yüksek olursa olsun
hanedandan olmayan birinin tahta çıkması mümkün gözükmüyordu. Bu
hususta Türk egemenlik anlayıı, kesin ve açık bir hükme sahipti. Bu duruma
göre Sadeddîn Köpek’in Türkiye Selçuklu tahtına çıkması ve hükümdar
olması imkânsızdı. Fakat göz boyama tekniinde son derece yetenekli ve
usta olan Sadeddîn Köpek’in bu sorunu çözmesi, hiç de zor olmadı. O, ispat
edilmesi mümkün olmayan ve inanılıp inanılması son derece güç olan bir
hikâye ve iddia ile ortaya çıktı. Devrin kaynaı bn Bîbî’de “alaylı ve
alçaltıcı” olarak nitelendirilen bu hikâye ve iddia öyle nakledilmitir:
Sadeddîn Köpek’in annesi ùehnaz Hanım, Konya’nın ileri gelen ve saygın
ailelerinden birinin kızıydı. Son derece etkili bir güzellie sahipti.
Keyhüsrev’in büyük babası Sultan I. Gıyâseddîn Keyhüsrev, bir rastlantı
sonucu bu kızı görmü ve âık olmutu. Kızın büyük annesi, aracılık ederek,
Sultan ile kızı buluturmu idi. Bundan sonra arka arkaya devam eden bu
bulumalardan da kız hamile kalmıtı. Bunun üzerine kurnaz büyük anne,
kızı, derhal Konya erafından birinin oluyla evlendirerek, olayı kapatmıtı.
Kız, evlendirildiinde iki aylık hamile idi. Damat, bu hilenin farkına
varamamıtı. Böylece Sadeddîn Köpek yedi ay sonra dünyaya gelmiti.
ehnaz Hanımın beyi, farkına varmadan Sultan I. Gıyâseddîn Keyhüsrev’in
olunu kendi olu gibi büyütmütü. Büyük anne ise, ölmeden az önce bu
sırrını torunu Sadeddîn Köpek’e anlatmıtı40.
bn Bîbî’nin anlattıı bu hikâyeye inanılacak olursa, büyük annesi
Sadeddîn Köpek’e ailesi ile ilgili bir sır vermitir. Bu sır, Sadeddîn Köpek’in
amacına ulaabilmesi için iyi bir fırsat olmutur. Ailesinin adını lekelemekte
hiçbir mahsur görmeyen ve hiç çekingen davranmayan Sadeddîn Köpek, bu
sırrı açıa vurarak, bundan yararlanma yoluna gitmitir. Daha açık bir ifade
ile söylersek, o bu olayı, kendi davasına haklılık ve meruiyet
kazandırabilmek için kullanmak istemitir. Fakat onun bu tutumu, hiç
40
bn Bîbî 1956: 475; 1996: II, 29; Selçuknâme 2007: 157; Yazıcızâde 2009: 627.
88
Gazi Türkiyat
Sultan I. Alâeddîn Keykubâd’dan Sonra Türkiye Selçuklu Devleti daresinde Ortaya Çıkan
Otorite Zâfiyeti ve Emîr Sadeddîn Köpek’in Selçuklu Saltanatını Ele Geçirme Teebbüsü
_______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
kukusuz ahlâka ve geleneklere uygun olmadıı gibi hogörü ile
karılanabilecek bir nitelikte deildi.
Burada hemen belirtelim ki, Sadeddîn Köpek’in ortaya atmı olduu
bu hikâye basit bir dedi-kodu deil; ileride meydana gelmesi muhtemel bir
darbenin âdeta ön hazırlıı idi. Daha dorusu bu uydurma masalın altında
alçakça bir hainlik yatmaktaydı. Çünkü Sadeddîn Köpek, bu hikâyeyi
yaydıktan sonra kendisinin açıkça Selçuklu ailesine mensup bir hanedan
üyesi olduunu ilan ve iddia etmeye balamıtır.
Sadeddîn Köpek’in amacına ulamak için gösterdii faaliyetler
bununla da sınırlı kalmamıtır: Abbasî halifelerinin bayrakları ve çetirleri
siyah hep renkte idi. Türkiye Selçuklu hükümdarları da, Abbasî halifelerine
balılıklarından ve saygılarından dolayı çetirlerini41 hep aynı renkte
kumatan imal etmekteydiler. Sadeddîn Köpek, çocuk Sultanı kandırarak, bu
rengi maviye çevirtmitir. Bundan sonra o, halifeye de, “Selçuklu Sultanı
Abbasîlerin bayra÷ının renginden utandı÷ı için saltanat çetrinin rengini
maviye çevirdi” eklinde bir haber göndermitir42. Onun bundan maksadı,
Sultan Keyhüsrev’i Abbasî hanedanının rakibi ve dümanı gibi göstererek,
onu halifenin gözünden düürmek ve kendi gayesine de uygun zemin
hazırlamaktı. Dolayısıyla onun bu faaliyeti, daha önceden tasarlanmı büyük
bir planın parçasıydı.
Sadeddîn Köpek’in küstahça tavırları ve tehditleri, onun Sümeysat’ı
fethetmesinden sonra epeyce artarak, haddini amıtı. Artık o, geleneklere
aykırı olarak Sultanın huzuruna kılıcını çıkarmadan girip çıkmaktaydı43.
Papanın elçisi olarak 1245 yılında Moolistan’a giden Saint Quentin’li
Simon’un verdii bilgiye inanılacak olursa, o, Sultan Keyhüsrev’i bomak
için yanında devamlı bir ip taımaktaydı44. Bu durum, Sultanı hem
endielendiriyor hem de gururuna dokunuyordu. Sadeddîn Köpek’in gücü
dizginlenemez veya ortadan kaldırılamazsa, Sultan Keyhüsrev’in hayatı ve
tahtı ciddî bir eklide tehlikeye girmi bulunuyordu.
41
“Çetr”, Türkçe çadır (çaçır, çaır,çatır) kelimesinde bozma bir sözdür. Sefer, sava ve
seyran (gezinti) sırasında hükümdarın baı üzerinde, “çetirdâr” unvanlı bir görevli tarafından
tutulan emsiyeye “çetr” denir. “Çetr”, Ortaça Türk-slâm devletlerinde hâkimiyet ve
hükümdarlık sembolü olarak kullanılmıtır. Karahanlı Devletinden itibaren Türk
hükümdarlarının çetirleri, Türklerin rengi olan kırmızı renkte idi. Bu özelliinden dolayı çetr,
uzakta bile olsa hemen fark edilirdi. Çetri uzaktan gören, gelenin hükümdar olduunu hemen
anlar ve atından inmek suretiyle saygı duruuna geçer, hükümdar tam karısından geçerken de
yer kapanırdı. Bu saygı duruu da, hükümdar oradan geçinceye kadar devam ederdi.
42
bn Bîbî 1956: 475; 1996: II, 29; Selçuknâme 2007: 158; Yazıcızâde 2009: 628.
43
bn Bîbî 1956: 480; 1996: II, 34; Selçuknâme 2007: 160; Yazıcızâde 2009: 632 vd.
44
Simon de Saint Quentin 2006: 52.
Güz 2010 / Sayı 7
89
Salim KOCA
_______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
Görüldüü gibi, Sultan II. Gıyâseddîn Keyhüsrev, ona devletin temel
direi olarak bakarken, bu kurnaz ve düzenci devlet adamı gizliden gizliye
Sultanı devirme ve tahta çıkma planları ve hazırlıı yapmakla megul
olmutu. Sultan Keyhüsrev ise, rakip olarak karısına çıkan bu kiiyi, arka
arkaya verdii tavizlerle bizzat kendisi büyütmü ve güçlendirmiti. Tarihçi,
taviz verenin mi, yoksa taviz alıp bunun sonucundan yararlananın mı
sorumlu tutulacaı hususunda daima yanılmıtır. Bu hususta hiç kukusuz,
taviz alandan çok, taviz veren, yani Sultan Keyhüsrev sorumlu idi. Çünkü
otorite, kısa süre bile olsa gaflet, ihmal, zayıflık ve boluk kabul
etmemekteydi. Biri gelip bu boluu mutlaka doldurmaktaydı. te Sadeddîn
Köpek de, Sultanın verdii tavizler sonucunda ortaya çıkmı bir devlet
adamıydı.
Sultan Keyhüsrev ise, i iten geçmi olarak en tehlikeli dümanının
yakın çevresinde bulunduunu anladı. Böylece o, kendi eliyle beslemi
olduu canavar karısında büyük bir korkuya ve panie kapıldı. Baka bir
deyile o, bu ürkütücü tehdit ve tehlike karısında tereddüt içine dütü. Ne
yapacaını bilmiyordu. Sadeddîn Köpek’in tavrı onu akına çevirmiti.
Sonunda Alâeddîn Keykubâd’ın bu deersiz olunun aklı yava yava baına
gelmeye ve bu tehlikeden nasıl kurtulması gerektiini düünmeye baladı45.
Fakat Sadeddîn Köpek’in gücü küçümsenecek nitelikte deildi. Devletin
bütün idarî mekanizması onun elindeydi. Üstelik o, davasından ve
amacından da vazgeçmeyecek kadar kararlı ve azimliydi. Amacına ulamak
üzereydi. Bunun için o, devlete el koyacaı en uygun zamanı ve fırsatı
sabırsızlıkla beklemekteydi. Fakat bu son baarı, ona nasip olmayacaktır.
5. Sadeddîn Köpek’in Bertaraf Edilmesi
Sadeddîn Köpek’in ihaneti, Selçuklu sarayının üzerine âdeta ilâhî bir
ceza gibi çökmü bulunuyordu. Bu lanet, Sultanı tatlı elencesinden
alıkoymu ve dünyasını karartmıtı. Bu yüzden Sultan, hayatını ve tahtını
tehdit eden bu tehlike üzerine ciddiyetle eilmek zorunda kaldı. Fakat o,
Sadeddîn Köpek’i ne görevinden alabilecek iradeye ne de onu ortadan
kaldırabilecek cesarete sahipti. Fakat bir kimse, zayıf ve korkak karakterli
bile olsa, hayatı tehlikeye dütüü zaman, zekâsı ve cesareti son derece artar.
te Keyhüsrev’in Sadeddîn Köpek karısında tutumu böyle oldu.
Sultan Keyhüsrev, Sadeddîn Köpek’in hayatını ve iktidarını tehdit
edici tavrı karısında son derece sinirlendi ise de, gerekli adımı atamadı, yani
onu meru bir yöntemle görevden alamadı. Buna ramen onun Sadeddîn
45
bn Bîbî 1956: 480; 1996: II, 33 vd.; Selçuknâme 2007: 160; Yazıcızâde 2009: 632.
90
Gazi Türkiyat
Sultan I. Alâeddîn Keykubâd’dan Sonra Türkiye Selçuklu Devleti daresinde Ortaya Çıkan
Otorite Zâfiyeti ve Emîr Sadeddîn Köpek’in Selçuklu Saltanatını Ele Geçirme Teebbüsü
_______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
Köpek’i bertaraf etmesi hiç de zor olmadı. Çünkü bir zamanlar kendisini
baba ve devlet adamları katili yapan cinayetler, Sultan Keyhüsrev’e ondan
nasıl kurtulabileceini öretmi bulunuyordu.
ktidar ve öhret tutkusuyla dopdolu olanlar, hiçbir ahlâkî kural ve
engel tanımazlar. Onlar, talihin önlerine çıkardıı imkânları ve fırsatları
kendi amaçları için sonuna kadar kullanmakta hiçbir mahsur görmezler.
Dolayısıyla onlar, bütün güçlerinin yutulacaı uçurumun kenarına gelmi
olduklarını da hiçbir zaman fark edemezler. te Sadeddîn Köpek’in sonu da
böyle olmutur. Bu olayın hikâyesini, devrin kaynaı bn Bîbî öyle
anlatmıtır:
Sultan II. Gıyâseddîn Keyhüsrev, Sadeddîn Köpek’i bertaraf etmek
için kararını verdi. Bunu uygulamak için de en uygun yer olarak Beyehir
gölünün kenarındaki Kubâdâbâd sarayını seçti. Sultan Keyhüsrev, 1238
yılının sonbaharında bata Sadeddîn Köpek olmak üzere maiyetini yanına
alarak Kubâdâbâd sarayına geldi. Sultan Keyhüsrev, burada has
adamlarından birine (gulâm-ı has) konuyu açarak, içinde bulunduu
tehlikeyi ona anlattı. Bundan sonra onun gizlice Sivas ehrine gidip ehrin
sübaısı Hüsâmeddîn Karaca’ya durumu anlatmasını ve Karaca’nın da
derhal Kubâdâbâd’a gelmesini buyurdu. Sultan Keyhüsrev’in adamı görevini
baarıyla tamamladı; Hüsâmeddîn Karaca aynı gizlilik içinde ve kısa sürede
Kubâdâbâd’a geldi46.
Sivas sübaısı Hüsâmeddîn Karaca, Sadeddîn Köpek’in Selçuklu
devlet adamları ve komutanları arasında çekindii ve korktuu tek
komutandı. Buna ramen o, böyle ansızın geliinden dolayı Sadeddîn
Köpek’i üphelendirmek istemiyordu. Geldiini gizlice Sultana bildirip,
önce Sadeddîn Köpek’in konaına gitti. Sadeddîn Köpek, “Cihan padiúâhını
mı görmeye geldin?” diye sorunca, o, “Sizin izninizi almadan ben nasıl
Sultanın huzuruna çıkabilirim ve kendimi onun yakını sayabilirim. Kendim
için sı÷ınacak ve yardım istenecek makam olarak sizin makamınızı
görüyorum” eklinde kulaa ho gelen ve onun gururunu ve itibarını
yükselten sözlerle, üphelerini daıttı. Sultan ile görüme isteini de, onun
uygun bulacaı bir zamana bıraktı47.
Hüsâmeddîn Karaca, Sadeddîn Köpek’in güvenini daha da pekitirmek
için birkaç gün onun yemeine ve elence meclisine katıldı. Bu arada
Sadeddîn Köpek, Karaca Beye iyice güvenmi olmalı ki, onu bir gün
46
47
bn Bîbî 1956: 480; 1996: II, 33 vd.; Selçuknâme 2007: 160; Yazıcızâde 2009: 633.
bn Bîbî 1956: 480; 1996: II, 34; Selçuknâme 2007: 160; Yazıcızâde 2009: 633.
Güz 2010 / Sayı 7
91
Salim KOCA
_______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
Sultanın huzuruna çıkardı. Sultan Keyhüsrev, Karaca Bey ile gizlice
görüüp, onunla Sadeddîn Köpek’i bertaraf etme planını yaptı. Bu plana
göre, Sultan Keyhüsrev, sarayda birkaç gün Sadeddîn Köpek ve Hüsâmeddîn
Karaca’nın da katılacaı ziyafetler ve elence meclisleri (bezm)
düzenleyecekti. Böylece Sadeddîn Köpek’in üpheleri tamamen daıtılıp,
güveni kazanılacaktı. Son ziyafet ve elence meclisinden çıkarken Sadeddîn
Köpek, Karaca Bey ve adamları tarafından bertaraf edilecekti. Bu plan iyi bir
ekilde uygulandı. Sadeddîn Köpek hiçbir eyden üphelenmedi.
Hüsâmeddîn Karaca, daha önce planlandıı gibi son ziyafette ve elence
meclisinde def-i hacette bulunmak bahanesiyle Sultandan izin alıp dıarı
çıktı. Sofada, yani kapının önünde elinde sopa ile yerini aldı. Bir süre sonra
da Sultanın huzurundan Sadeddîn Köpek ayrıldı. Karaca Bey, birden
Sadeddîn Köpek’in karısına çıkarak, elindeki sopayı onun kafasına
kuvvetlice vurdu. Fakat sopa onun kafasına deil, yüzünü sıyırarak omzuna
isabet etti. Darbenin etkisiyle afallayan ve yüzü kan içinde kalan Sadeddîn
Köpek, birden kendisini toparlayıp, sarayın içinde kaçmaya baladı. Karaca
Beyin yanında bulunan Emîr-i Alem Togan, kılıcını çekip, Sadeddîn
Köpek’in peine dütü. Sadeddîn Köpek, can korkusuyla kendisini sarayın
arabhânesine48 attı. Fena halde yaralanmı olan Sadeddîn Köpek, burada
Karaca ve Togan beyler henüz kendisine yetimeden arabhâne görevlileri
tarafından bıçak, kılıç ve gürzle paramparça edilerek öldürüldü49. Böylece
onun bütün tasarıları da kendisinin bertaraf edilmesiyle göçüp gitti.
Sadeddîn Köpek’in bertaraf edilmesi, hem Sultanı hem de devlet
adamlarını korkunç bir kâbustan kurtardı. Böylece rahat bir nefes alan Sultan
Keyhüsrev, görenler ibret alsın ve zararı dokundukları kiilerin yakınlarının
da kalpleri sousun diye onun cesedinin demir bir kafese konup, yüksekçe
bir yere asılmasını emretti. Sultanın bu emri derhal yerine getirildi50.
Sadeddîn Köpek’in cesedinin bir kafeste ve yüksekçe bir yerde halka
tehir edilmesiyle, onun Sultan I. Alâeddîn Keykubâd döneminde müsebbibi
olduu acı bir olay hatırlandı. lâhî cezanın âdeta bir ibret levhası olan bu
olay öyle cereyan etmitir: Vaktiyle Kubâdâbâd sarayının malî ilerinden
sorumlu (mürif) Kemâl adında bir görevlisi vardı. Alâeddîn Keykubâd,
Sadeddîn Köpek’in gammazlaması sonucunda Kemâl’i burada idam
ettirmiti. Cesedini de demir kafese koydurarak, yüksekçe bir yere astırmıtı.
48
Ortaça Türk devletlerinde hükümdarların içki ve merubatının hazırlandıı ve korunduu
daireye“arabhâne”, bu dairenin baında bulunan görevliye de “arabdâr” denmekteydi.
49
bn Bîbî 1956: 481; 1996: II, 34 vd.; Selçuknâme 2007: 161; Yazıcızâde 2009: 633 vd.;
Müneccimbaı 2001: II, 84
50
bn Bîbî 1956: 482; 1996: II, 35; Selçuknâme 2007: 161; Yazıcızâde 2009: 634.
92
Gazi Türkiyat
Sultan I. Alâeddîn Keykubâd’dan Sonra Türkiye Selçuklu Devleti daresinde Ortaya Çıkan
Otorite Zâfiyeti ve Emîr Sadeddîn Köpek’in Selçuklu Saltanatını Ele Geçirme Teebbüsü
_______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
Fakat Sultan, daha sonra yaptıına piman olmutu. Kemâl’in yakınları,
cesedi kafesten indirip defnetmek için Sultana yalvarıp yakardılarsa da o
bunu kabul etmemiti. Sultan onlara, “Onun ölümüne sebep olan kimse,
burada asılıncaya kadar bu ceset yerinde kalacaktır” demiti. imdi âdeta
Sultan Alâeddîn Keykubâd’ın kehaneti gerçek olmu, Kemâl’in ölümüne
sebep olan Sadeddîn Köpek burada asılmıtır. Kemâl’in akrabalarına da
onun cesedinin yerinden alma ve defnetme izni verilmitir51.
Bu arada Sadeddîn Köpek’in cesedinin içinde bulunduu kafes ile
ilgili de son derece sürpriz ve ilginç bir olay meydana geldi. O da u idi:
Halktan bazı kimseler, bu dehet verici kiinin cesedini görmek için grup
grup Kubâdâbâd sarayına geliyordu. Bir gün ansızın kafesi tutan zincir koptu
ve kafes yere dütü. Onun cesedini görmek için gelenlerden biri bu kafesin
altında kalıp, ezilerek öldü. Bu meum olayı duyan Sultan Keyhüsrev,
“Onun kötü ruhu, öteki dünyaya gitmesine ra÷men, âdeta kötülü÷e
doymamıú gibi zaman zaman bu dünyaya dönüyor ve kötülük yapmaya
devam ediyor” diyerek52, kendisinin eski cinayet ortaı olan bu kii
hakkında son derece doru ve isabetli bir deerlendirmede bulundu.
Sultan Keyhüsrev, Sadeddîn Köpek’ten kurtulduktan sonra, Sivas
sübaısı Hüsâmeddîn Karaca’yı, cesaretinden, balılıından, vefalı
oluundan ve fedakârlıından dolayı yakın çevresi içine alarak, yani onu
“Emîr-i Cândâr”lık53 görevine getirmek suretiyle ödüllendirdi. Bundan
sonra Sultan Keyhüsrev, Sadedîn Köpek olayından aldıı ders ile bazı yeni
düzenlemeler ve tayinler yaptı: Vaktiyle Sadeddîn Köpek’in davranılarına
dayanamayıp bir cami köesinde inzivaya ve ibadete çekilmi olan erdemli
devlet adamı Celâleddîn Karatay’ı tekrar göreve çaırarak gönlünü aldı ve
onu “Taúhâne ve Hassa Hazinesi”nin baına getirdi. Vezirlik görevine ise,
Mühezzibeddîn Ali’yi tayin etti. Kemâleddîn Kâmyar’dan boalmı olan
Saltanat Naibliini de emseddîn sfahânî’ye verdi. Sadeddîn Köpek’ten
boalan “Pervânecilik” makamına da Veliyeddîn Tercümân’ı oturttu. Dîvân
tercümanlıına ise, bn Bîbî’nin babası Mecdeddîn Muhammed el-Ca’feri
atadı54.
Böylece Sultan II. Gıyâseddîn Keyhüsrev, Sadeddîn Köpek meselesini
halledip, yaptıı yeni tayin ve düzenlemelerle devleti istikrara ve huzura
51
bn Bîbî 1956: 482; 1996: II, 35 vd.; Selçuknâme 2007: 161; Yazıcızâde 2009: 634 vd.
bn Bîbî 1956: 482; 1996: II, 36; Selçuknâme 2007: 161.
53
Hükümdarı ve sarayını korumakla görevli muhafızlara cândâr, bu muhafızların komutanı da
“emîr-i cândâr” unvanı ile anılıyordu.
54
bn Bîbî 1956: 482; 1996: II, 36; Selçuknâme 2007: 161 vd.; Yazıcızâde 2009: 635.
Müneccimbaı, Sultanın Celâleddîn Karatay’ı Atabey olarak atadıını söylemitir.
52
Güz 2010 / Sayı 7
93
Salim KOCA
_______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
kavuturmu olmanın verdii mutluluk içinde Konya’ya döndü. Sultan bu
mutluluunu, Gürcü kraliçesi Rosudan’ın kızı ile ikinci evliliini yaparak55,
daha da artırdı. Böylece Sultan Keyhüsrev için bütün felaketler sona ermi
ve yeni bir dönem açılmı gibiydi. Artık o, Sadeddîn Köpek yüzünden bir
ara terk etmek zorunda kaldıı tatlı elencelerine ve gaflet uykusuna rahatça
dönebilirdi. Fakat durum Sultan Keyhüsrev’in düündüü ve sandıı gibi
deildi. Bundan sonra, Sadeddîn Köpek’in devlet hayatında yaptıı
tahribatın etkileri birer birer ortaya çıkacak, tekrar Sultanın hayatını
karartacaktır.
6-) Sadeddîn Köpek’in Karakteri
Sadeddîn Köpek’in hayatı ve faaliyetleri, hiçbir zaman derin ve ciddî
bir aratırma konusu yapılmamıtır. O, Türkiye Selçuklu tarihinde, iki sene
süren kanlı ve dehet verici bir dönem yaratmıtır. Daha da kötüsü, onun
Selçuklu idaresi üzerinde yapmı olduu tahribatın etkileri, bir daha
giderilememi, devleti ve ülkeyi felakete sürüklemitir.
Selçuklu devrinin en ayrıntılı kaynaı bn Bîbî Sadeddîn Köpek’in
milliyeti hakkında bir ey söylememitir. O, köken olarak büyük ihtimalle
Türk deildi. O halde Sadeddîn Köpek, devirme yoluyla saraya alınarak,
gulâmhâne adı verilen askerî okulda, Türk-slâm terbiye ve eitimiyle
yetitirilmi, ordu kademelerinde de emîrlie kadar yükseltilmi bir kiiydi.
Onun özellikle ikinci adı (Köpek) bize kökenini göstermektedir. Çünkü
gulâm olacak devirme çocuklara, genellikle gulâmlık özellikleriyle ilgili bir
isim verilirdi. Bu duruma göre, onun “Köpek” ismi “hakaret, horlama ve
küçümseme” gibi anlamlara deil, “itaat, ba÷lılık, içtenlikle hizmet etme ve
vefalı olma” gibi anlamlara gelmektedir. Eer bu isim, onun için birinci
anlamda, yani tahkîr ve tezyîf anlamında kullanılmı olsaydı, Sadeddîn
Köpek’in yaptırmı olduu “Zazadin56 Hanı”nın kitabesinde Köpek adının
zikredilmemesi gerekirdi. Öyle anlaılıyor ki, Sadeddîn Köpek bu addan
utanıp rahatsız olmadıı gibi, onu öünerek kullanmıtır57.
Kaynaklar, Sadeddîn Köpek’in taımı olduu unvanlar ile üstlenmi
olduu görevler hakkında da açık ve kesin bir bilgi vermemitir. Bazı
tarihçiler, hiçbir delil göstermeden onun Türkiye Selçuklu tarihinde oynadıı
55
Bu evlilik, Sultan I. Alâeddîn Keykubâd zamanında kararlatırılmıtır.
Rumlar, Sadeddîn adını “Zazadin” eklinde söyleyebilmilerdir. Dolayısıyla Sadeddîn
Köpek’in yaptırmı olduu hanın adı, günümüze kadar Rumları söyledii ekilde gelmitir.
57
Farsça kaynaklarda “Köpek” adı, “k.p.k” ;
Ϳ harfleriyle yazılmıtır. Hâlbuki Bu
kelimenin “k.p.k” deil, “k.v.p.k” ;Ϳ harfleriyle yazılması gerekirdi. Bu duruma göre, bu
kelime “kepek” eklinde de okunabilir.
56
94
Gazi Türkiyat
Sultan I. Alâeddîn Keykubâd’dan Sonra Türkiye Selçuklu Devleti daresinde Ortaya Çıkan
Otorite Zâfiyeti ve Emîr Sadeddîn Köpek’in Selçuklu Saltanatını Ele Geçirme Teebbüsü
_______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
role bakarak, Sultan Keyhüsrev’in veziri (sahib) olduunu söylemilerdir.
Devrin kaynaı bn Bîbî, onun için sadece “Emîr, Saltanat Naibi, Melikü’lÜmerâ (Beylerbeyi) ve Pervâne” gibi unvanlar kullanmıtır. Burada hemen
belirtelim ki, bn Bîbî vasıtasıyla onun hiçbir zaman vezir olmadıını kesin
olarak biliyoruz. Dier unvanlara gelince, Sadeddîn Köpek, Sultan Alâeddîn
Keykubâd devrinde (1220-1237), kayda deer bir baarısı olmayan bir
“Emîr”di. Yine onun Sultan Keyhüsrev’in saltanatının ilk zamanlarında
(1237) unvan ve görevinin ne olduu hakkında kesin bir yargıya varmak
güçtür. Öyle anlaılıyor ki, Sadeddîn Köpek, 1238 yılında, önce Saltanat
Naibliine, sonra da Pervâne (Pervânegî=Pervânecilik) görevine
getirilmitir. Melikü’l-Ümerâ unvanı da, onun Sümeysat’ın fethinde
Selçuklu ordusuna komuta etmi olmasından dolayı kullanılmıtır58.
Burada akla gelen soru udur: Sadeddîn Köpek, gösterdii faaliyetleri
ve bata Sultan Keyhüsrev olmak üzere bütün devlet adamları ve komutanlar
üzerinde kurduu egemenlii hangi unvan ve güce dayanarak
gerçekletirmitir? Bu sorunun cevabı hemen hemen açık ve kesindir:
Sadeddîn Köpek’in kendi amaçları için elde ettii baarı herhangi bir unvana
ve makama dayanmıyordu. Onu baarıya ulatıran tek sebep, Sultanın çocuk
yata ve otorite zâfiyeti içinde bulunması ile kendi zekâsı, kurnazlıı ve
yetenekleri idi.
Sadeddîn Köpek’in karakterinin baka özellikleri de vardı: Kendisini
beenmilik ve karısındakini küçük görme, onun en belirgin özellii idi. O,
devlet adamlarına ve komutanlara karı daima yüksekten bakan kibirli bir
tavır içinde olmutur. Kendisini, bütün devlet adamları ve komutanların
üzerinde hâkim bir güç ve kudret olarak görmütür. Rakip ve dümanlarına
karı da daima müsamahasız ve acımasız olmutur. Onlarla mücadele
ederken hiçbir esneklik göstermemitir. Baka bir deyile o, devlet adamları
ve komutanlar üzerinde devamlı bir korku ve ümitsizlik yaratabilmek için
hiçbir zaman aman ve müsamaha tanımamıtır. Adı bile rakip ve
dümanlarını korkutmaya yetmitir. Buna karılık o, harem mensuplarına,
kendi adamlarına ve dostlarına daima lütufkâr, efkatli ve koruyucu
olmutur.
Sadeddîn Köpek’in, âdeta bir hükümdar gibi hüküm sürdüü iki yıl
içinde rakiplerini bertaraf etmekten, korkutmaktan ve sindirmekten baka
dikkate deer bir baarısı yoktur. Onun devlet için tek olumlu baarısı
Sümeysat’ı almı olmasıydı.
58
bn Bîbî 1956: 470, 476, 480; 1996: II, 25, 30, 34; Kaymaz 2009: 50 vd.
Güz 2010 / Sayı 7
95
Salim KOCA
_______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
Sadeddîn Köpek’in ahsiyeti gibi, devlet adamı olarak gösterdii
faaliyetler de büyük çelikilerle doluydu. Görünürde onun gösterie, dünya
zevklerine, mal ve servete karı pek dükünlüü yoktu. O, kendisini, adaletin
en yüce hakemi ve yargıcı olarak görmekteydi. Onun halka karı tutumu,
genellikle ılımlılık ve adalet temeline dayanmaktaydı. Gittii her yerde,
halkın en fakir ve en güçsüzleriyle konuur, onların istek ve ikâyetlerini
sabırla dinler, ihtiyaçlarını cömertçe karılar, suçluları da rütbe ve
makamlarına bakmadan ibret olacak bir ekilde cezalandırırdı59.
Sadeddîn Köpek zamanında Türkiye Selçuklu ordusunda tam bir
düzen ve disiplin hâkim olmutur. Özellikle ıktâ’ sahipleri (mukta), hiçbir
ekilde halktan belirlenmi verginin dıında “bir tavuk kanadı” dahi
istemeye cesaret edememilerdir. Öte yandan o, ordu mensuplarının kayıp
eyalarını ve mallarını toplamak ve sahiplerine vermek için özel görevliler
tayin etmitir. Halkın zayıf ve dükün kesimi de, onun zamanında rahat,
huzur ve güven içinde yaamıtır60.
KAYNAKLAR
ANONM SELÇUK-NÂME (1952), Târîh-i Âl-i Selçûk der Anadolu, Anadolu
Selçukluları Devleti Tarihi, III, yay. Ve çvr. F. N. Uzluk, Ankara.
ARIK, Feda amil (1999), Türkiye Selçuklu Devletinde Siyaseten Katl, Belleten,
LXIII, S. 236, s. 43-93
EBU’L-FEREC (1950), Ebû’l-Ferec Tarihi, II, çvr. Ö. R. Dorul, TTK, Ankara.
FAHRNER, Rudolf (1957) Alaeddin Keykubad, Robert Boehringer eine
Freundesgabe, s. 193-230, Tübingen.
BN BÎBÎ (1956, 1996), el-Evâmîrü’l-‘Alâ’iyye fî’l-Umûri’l-‘Alâ’iyye, TTK,
Ankara.
BN BÎBÎ (2007), Selçuknâme (muhtasar bn Bîbî), çvr. M. H. Yınanç, Ankara.
KAYMAZ, Nejat (1970), Pervâne Mu’înü’n-ddîn Süleyman, Ankara.
59
bn Bîbî 1956: 477 vd.; 1996: II, 31; Selçuknâme 2007: 158 vd.; Yazıcızâde 2009: 629 vd.
Sadeddîn Köpek’in adaletine ve hogörü tanımaz sert tutumuna dair garip hikayeler
anlatılmıtır. Bunlardan biri de udur: Bir sefer sırasında Selçuklu askerlerinden birinin yük
devesi, bir çiftçinin ekin tarlasına girmi ve bir hayli zarar vermiti. Çiftçi, bu deveyi
Sadeddîn Köpek’in huzuruna getirip, sahibinin cezalandırılmasını ve zararının karılanmasını
istedi. Deve ordugâhta gezdirilip sahibi arandıysa da, korkusundan kimse ona sahip çıkmadı.
Bunun üzerine Sadeddîn Köpek, cezadan kimsenin kurtulamayacaını göstermek için devenin
bir aaca asılmasını emretti.
60
bn Bîbî 1956: 477 vd.; 1996: II, 31; Selçuknâme 2007: 159; Yazıcızâde 2009: 630.
96
Gazi Türkiyat
Sultan I. Alâeddîn Keykubâd’dan Sonra Türkiye Selçuklu Devleti daresinde Ortaya Çıkan
Otorite Zâfiyeti ve Emîr Sadeddîn Köpek’in Selçuklu Saltanatını Ele Geçirme Teebbüsü
_______________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________________
KAYMAZ, Nejat (2009), Anadolu Selçuklu Sultanlarından II. Gıyâsü’d-dîn
Keyhüsrev ve Devri, Ankara.
KOCA, Salim (2003), Türkiye Selçukluları Tarihi, Çorum.
KOCA, Salim (2010), Türkiye Selçuklu Tarihine Damgasını Vuran Menfur Bir
Cinayet: Sultan I. Alâeddîn Keykubâd’ın Zehirlenmesi, Türkiyat Aratırmaları
Dergisi, S. 27, s. 347-369.
MÜNECCMBAI (2001), Câmiü’d-Düvel, yay. ve çvr. A. Öngül, II, zmir.
SMON de SANT QUENTN (2006), Tatarlar ve Anadolu, Antalya.
TURAN, Osman (1971), Selçuklular Zamanında Türkiye, stanbul.
UYUMAZ, Emine (2003), Sultan I.Alâeddin Keykubâd Devri, Türkiye Selçuklu
Devleti Siyasî Tarihi,TTK, Ankara.
YAZICIZÂDE (1902), Tevârîh-i Âl-i Selçûk, muhtasar bn Bîbî’nin Osm. çvr.,
Histoire des Seldjoucides d’Asie Mineure, IV, yay. Th. Houtsma, Leiden.
YAZICIZÂDE Ali (2009), Tevârîh-i Âl-i Selçuk, haz. A. Bakır, stanbul.
Güz 2010 / Sayı 7
97