TÜRKİYE`DE BOŞANMA OLGUSU VE BOŞANMA ÇEŞİTLERİ
Transkript
TÜRKİYE`DE BOŞANMA OLGUSU VE BOŞANMA ÇEŞİTLERİ
TÜRKİYE’DE BOŞANMA OLGUSU VE BOŞANMA ÇEŞİTLERİ1 Mehmet ÇELEN-10.04.2011 İslâm Hukuku Uzmanı A- TÜRKİYE’DE BOŞANMA OLGUSU Boşanma olgusunun seyrini tespit etmek ve sağlıklı sonuca ulaşabilmek için boşanma oranlarını gözlemlememiz gerekmektedir. Eurostat tarafından yayınlanan ve dünya ülkelerinin yıllara göre boşanma istatistikleri verilmiştir. En yüksek boşanma oranı dünyanın gelişmiş ülkelerinden biri olan Amerika’da 1999 yılı için binde 4.2 olarak saptanmıştır. Diğer gelişmiş bir ülke olan Japonya’da ise, boşanma oranının 1996’da binde 1.6 olduğu görülmektedir. Yine Eurostat verilerine göre bazı ülkelerde ve Türkiye’de boşanma oranlarına bakıldığında, ülkemizin diğer ülkelere kıyasla boşanmada en düşük orana sahip ülkelerden biri olduğu görülmektedir. Avrupa Birliği ülkelerinde kaba boşanma oranı binde 2.1 iken Türkiye’de 2007 yılında kaba boşanma oranının binde 1.3 ile dünyanın birçok ülkesinden daha düşük olması dikkat çekicidir. En yüksek boşanma oranına sahip ülkeler ABD başta olmak üzere Litvanya ve Letonya’dır. Yörükoğlu’na (1997) göre Kuzey Amerika ülkeleri özellikle de ABD, boşanmada hep başı çekmiştir. Örneğin 1915 yılında her on evlilikten biri boşanmayla biterken, 1974’de her 2.3 evlilikten biri boşanmayla bitmiştir. 1973 yılında bin kişi başına 8.2 evlilik ve 5.7 boşanma düştüğü saptanmıştır. Nüfusun ancak yüzde 44’ü parçalanmamış hanelerden oluşmaktadır. Tüm çocukların yedide biri boşanmış ana babaların çocuklarıdır. Araştırmacılar son 30 yılda dünyada boşanma oranlarında dramatik bir artış olduğunu, örneğin, Amerika’da yeni ve ilk evliliklerin en az yarısının boşanma ile sonuçlandığını belirtmektedir. Amerika’da 1960 ve 1970’lerde artış göstermeye başlayan boşanma oranının, 1980’lerde en yüksek seviyelere ulaşması (Sayar, 2007), gelişmiş ülkelerde uygulanan aile politikaları ve ailenin geçirmiş olduğu evrimle paraleldir. Nitekim gelişmiş batılı ülkelerde ailenin parçalanması, boşanma, tek ebeveynlilik, aile içi ilişkilerin zayıflaması, akrabalık ve komşuluk ilişkilerinin kopma noktasına gelmesi, bağımlılık yapan madde kullanımının 1 Bu tebliğ, YUVA-KUR (Yuva Kurma ve Aileyi Koruma Derneği-Adana) tarafından 10 Nisan 2011 tarihinde Adana’da düzenlenen “Ulusal Aile Sempozyumu-Sebep ve Sonuçlarıyla Boşanma Olgusu” konulu sempozyumda sunulmuştur. yaygınlaşması ve tüm bunların birey, aile ve toplumsal hayatta yol açtığı patolojiler aileyi ilgilendiren temel sorunlar olarak dikkat çekmektedir (Özek, 2007). Avrupa’da urum bundan farklı değildir. Hemen hemen her iki evlilikten biri boşanmayla sonuçlanmaktadır. Belçika istatistik kurumunun açıkladığı verilere göre kendi ülkesindeki her üç evlilikten ikisi boşanmayla sonuçlanacaktır. Görüldüğü gibi batıda boşanma oranı % 70’lik düzeylere tırmanmıştır.2 Gelişmiş ülkelerde bireyselleşme eğilimleri, artan refah, aşırı tüketim, eşlerin ekonomik bağımsızlığı gibi faktörlerin etkisiyle evliliklerin boşanma ile sonuçlandığı göz önüne alındığında, boşanmanın ülkemizde de giderek artan bir sorun haline gelmesini önlemek için boşanmaya yol açan temel nedenler ve bu nedenleri etkileyen faktörlerin çerçevesini ortaya koyan araştırmaların yapılarak veri tabanı oluşturulmasına ihtiyaç bulunmaktadır.3 Türkiye’de özellikle son on yıldaki oranlar, boşanmanın toplumumuz için sosyal problem olabilecek bir düzeyde seyrettiğini gösteriyor. 90’lı yıllarda yavaş yavaş artış gösteren boşanma oranı, 2000 ile 2010 tarihleri arasında düzenli bir artış şekline dönüşmüş ve toplumu tehdit eder hale gelmiştir. Boşanma, Tarihsel Tablolar, 2001-20104 Tarih Boşanan Aile Sayısı 2000 76.230 2001 91.994 2002 95.323 2003 92.637 2004 91.022 2005 95.895 2 % 20’lik bir artış (2001’de) Bkz. haber7.com haber sitesi, 20.05.2011 tarih. Demirkıran, Semra Yurtkuran, Aysel Günindi Ersöz, Rahime Beder Şen, Emre Ertekin, Özden Sezgin, Ahu Meryem Turğut, Nuray Şehitoğlu (Araştırma Ekibi), Boşanma Nedenleri Araştırması, s. 5-7, Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, Ankara, Mart 2009. 4 TÜİK, Mart 2011 Verileri. 3 2006 93.489 2007 94.219 2008 99.663 2009 114.162 868.404 (son 4. çeyrekte % 6’lık artış (2010’da) 2010 116.369 984.773 (on yıldaki rakam, yaklaşık bir milyon) Evlenme, Tarihsel Tablolar, 2001-20105 Tarih Evlenme Sayısı 2001 544.322 2002 510.155 2003 565.468 2004 615.357 2005 641.241 2006 636.121 2007 638.311 2008 641.973 2009 591.742 5.384.690 Bu tabloyu ve etkenleri araştırdığımızda karşımıza şu sonuçlar çıkmaktadır: 1. Evliliğin ilk 2 ile 5 yılı arasındaki boşanma daha fazladır (% 35,8)6 2. En fazla boşanma gerçekleşmektedir. 5 6 Ege Bölgesi’nde, 7 TÜİK, Mart 2011 Verileri. Araştırma Ekibi, Boşanma Nedenleri Araştırması, s. 43. sonra Marmara Bölgesi’nde 3. Okuyan kesimde boşanma oranı okumayanlardan daha fazladır. En çok boşananlar lise ve dengi okul mezunlarıdır (% 39,9).8 4. En çok boşanma yaş ortalaması 26-35 yaşlarıdır (% 42,9).9 5. Ekonomik krizlerin olduğu yıllar boşanma oranı daha fazladır. 2001 krizi ve 2008 kapitalist ekonomilerin krizi.10 6. En çok boşanan şehir merkezleri büyükşehirlerdir (% 79).11 7. Boşanan kadın oranı % 55, erkek oranı ise % 45’tir. Kadınlar erkeklerden daha çok boşanıyor.12 8. Evli olunan dönemde boşanan kadınların büyük çoğunluğu çalışıyor (% 90,4).13 9. Boşanma kararını ben verdim diyen kadınların oranı % 58, erkeklerin oranı %32’dir. Boşanma kararını ben verdim diyen kadınlar daha fazladır.14 10. Tanıştırılarak ve bir süre flört ederek evlenenlerin boşanma oranı daha yüksektir. (% 36,7).15 11. Boşananların büyük çoğunluğu “çekirdek aile” olarak yaşadıkları gözlemlenmiştir. (% 81,3).16 12. Dini ritüellere göre boşanma oranı % 26,2, dini ritüellere yer vermeyen boşanma oran ise % 66,9’dur.17 13. Boşanma sonrası evlenenlerin oranı % 12,3, bekârların oranı % 87,7’dir.18 14. Boşandıktan sonra evlenen erkekler % 16, evlenen kadın oranı ise % 9’dur.19 Ortaya çıkan bu tablo Batı’daki orandan küçük gibi görünse de Türkiye nüfusunun %99’unun Müslüman olduğu düşünülürse bunun çok büyük rakamlar olduğu ve boşanma olgusunun çok tehlikeli mecraya doğru gittiğini söyleyebiliriz. Bu rakamlar, şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde boşanmanın sosyal bir problem ve tehdit olduğunu açıklıyor. 7 Bkz. TÜİK, Mart 2011 Verileri. Araştırma Ekibi, Boşanma Nedenleri Araştırması, s. 34. 9 Araştırma Ekibi, Boşanma Nedenleri Araştırması, s. 30. 10 Bkz. TÜİK, Mart 2011 Verileri. 11 Araştırma Ekibi, Boşanma Nedenleri Araştırması, s. 34. 12 Araştırma Ekibi, Boşanma Nedenleri Araştırması, s. 27. 13 Araştırma Ekibi, Boşanma Nedenleri Araştırması, s. 38. 14 Araştırma Ekibi, Boşanma Nedenleri Araştırması, s. 95. 15 Araştırma Ekibi, Boşanma Nedenleri Araştırması, s. 45. 16 Araştırma Ekibi, Boşanma Nedenleri Araştırması, s. 52. 17 Araştırma Ekibi, Boşanma Nedenleri Araştırması, s. 97. 18 Araştırma Ekibi, Boşanma Nedenleri Araştırması, s. 99. 19 Araştırma Ekibi, Boşanma Nedenleri Araştırması, s. 99. 8 Sadakatsizlik/evliliğe ihanet en önemli boşanma nedeni olarak karşımıza çıkıyor. Araştırma çoğumuzun sandığı gibi en önemli boşanma nedeninin ekonomik nedenler değil sadakatsizlik (% 24.5) olduğunu ortaya koyuyor. Onu % 17.6 ile fiziki şiddet/dayağı, % 17.4 ile eşler arası sevgisizlik ve % 17.3 ile aşırı alkol ve kumar gibi kötü alışkanlıklar izlemektedir. 20 Kısacası aile modern kentli yaşamın getirdiği olumsuzluklar ve erkeklerin kadınlarına karşı kullandıkları şiddet nedeni ile çözülmekte. Türk Medeni Kanununda Boşanma Nedenleri I. Zina MADDE 161.- Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur. II. Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış MADDE 162.- Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur. III. Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme MADDE 163.- Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir. IV. Terk MADDE 164.- Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak 20 Bkz. Heyet (Mustafa Aydın, Mustafa Tekin, Burhanettin Can, Caner Arabacı, Osman Çıtlak), Türkiye’de Aile (Ailenin Yapısal Özellikleri, İşlevleri ve Değişimi), s. 143, Sekam Yayınları, İstanbul, 2011. konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. V. Akıl hastalığı Akıl hastalığı aşağıdaki şekilde tanımlanmaktadır MADDE 165.- Eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hâle gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir. VI. Evlilik birliğinin sarsılması MADDE 166.- Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir. Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz. Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir. Nedene Göre Boşanma21 21 TÜİK, Mart 2011 Verileri. Ortalama % 95 oranıyla geçimsizlik nedeni ilk sırada yer almaktadır. Ondan sonra sırayla “terk, zina, cürüm ve haysiyetsizlik, cana kast ve pek fena muamele” gelmektedir. Geçimsizlik, “şiddetli geçimsizlik” veya “aile birliğinin sarsılması” olarak da nitelenmektedir. Toplumda sosyal problem haline gelen boşanmanın elbette bir veya birkaç nedeni olması mümkün değildir. Bu problem komplike nedenlerden oluşmuş; sosyal, kültürel, ekonomik, psikolojik, sosyolojik nedenler gibi ve bugünkü aşamaya gelmiştir. Araştırmalarımız sonucunda iki ana etkenin; dış etken ve çevre şartları ile özel ve iç etkenlerin boşanmaları hızlandırdığı kanaatine sahip olduk. 1- BOŞANMANIN DIŞ ETKENLERİ VE ÇEVRE ŞARTLARI Toplumumuzda ferdi ve aileyi kuşatan birçok etken ve neden boşanmaları tetikleyen gizli güçler olmaktadır. Türkiye’de boşanma nedenini büyük ölçüde, ortalama % 95’lik oranı geçimsizlik oluşturmaktadır. Peki, evlenerek ömür boyu bir arada yaşamak isteyen ve evlendiği sırada boşanmayı aklının ucundan bile geçirmeyen iki insanın neden geçimsizliği söz konusu olmaktadır? Niçin bir arada yaşayamıyorlar? Neden evlilikteki ortaklık hukukunu uygulamıyor, işi çatışmaya ve evlilik bağını sarsmaya kadar götürmektedirler? Birbirlerini severek evlenen insanlar neden şiddetli geçimsizlik ile birlikteliğini ve aile hayatını yıkmaktadırlar? Elbette bunların sadece iki kişiyle sınırlı olmayan sosyal, kültürel, psikolojik, ekonomik hatta siyasi ve hukuki nedenleri vardır. Neticede bu nedenler boşanmayı hızlandırmaktadır. Bunların tamamının bir arada yaşanması ya da birkaçının bulunması boşanmayı daha da hızlanmaktadır. Bu etkenleri şu şekilde sıralayabiliriz. a- Cami, tekke, zaviye, dergâh ve cem evleri, b- Sosyal Hizmetler Kurumu, c- Psikolog, psikiyatrist, psikolojik danışman, sosyal hizmet uzmanı, aile terapistleri ve aile danışmanları, d- Doktorlar, sağlık ocakları, ebe ve hemşireler, e- Mahkemeler, f- Polis ve jandarma, g- Belediyeler, h- Eğitim ve öğretim, i- Katolik evlilik, j- Gelecek kaygısı, şehirleşme ve maddi imkânlar, k- İşsizlik/ekonomik şartların zorluğu, l- Medyanın boşanmayı tahrik etmesi, m- Kanunların Anadolu aile tarzına uygun bir şekilde düzenlenmemesi, n- Feminist hareketler. 2- BOŞANMANIN ÖZEL VE İÇ ETKENLERİ Fertten kaynaklanan veya aile içi problemler, özel durumlar da boşanmayı etkileyen nedenler arasında karşımıza çıkmaktadır. a- Ben duygusu, biz olamama, b- Ferdi etkileyen psikolojik ve sosyolojik faktörler, c- Ailenin darboğaza girdiği dönemde kadının üstünlük kurma arzusu, d- Kadın-erkek arası denkliğin/kefâetin bulunmaması, e- Nikâhsız beraber yaşama olgusu, f- Kadının erkeğe, erkeğin kadına bakış açısının sadece cinsel obje olması, g- Evliliği yük görme ve risk almama, h- Çevresindeki boşanmaların fert üzerindeki olumsuz etkileri, i- Toleranssızlık, j- Ailelerin çocuklarına aşırı sevgisi, k- Erkeğin başka kadınlarla evlenme arzusu, l- Fertlerde paranın, maddenin ve makamın ön plana geçmesidir. Bunları müstakil madde başlıkları altında incelemeye çalışalım. a- Cami, tekke, zaviye, dergâh ve cemevleri aa. Cami ve Mescitler Cami ve mescit, kuruluş amacı olarak bütün hayatı kuşatan bir özelliğe sahiptir. Resûlullah (s.a.v.), ondan sonraki sahabeler dönemi ve sonraki İslâm devletleri dönemlerinde hep bu fonksiyonunu icra eder olmuştur. Camiler, topluma sosyal destek sunmuş, ilmi, fikri ve kültürel eğitimlerin merkezi konumunda olmuştur. Camiler, günümüzde ise sadece namaz kılınan mekânlar konumuna düşürülmüştür. Büyük ölçüde imam ve müezzinlerin donanımlı ve sosyal olmaması, cemaat fertlerinin dertleriyle ilgilenmemesi, bu ilgilenme ortamının oluşturulmaması camilerin sosyal olaylara cevap verememesi sonucunu doğurmuştur. Her caminin cemaatinin fertlerinin ve toplumun dertleriyle dertlenecek, ihtiyaçlarıyla ilgilenecek, kavgalarını barıştıracak ve anlaşmazlıklarını çözüme kavuşturacak bilgi ve donanıma sahip imam ve müezzinlerin yetiştirilmesi gerekir. Belki bugünkü mevzuat buna müsait olmayabilir, ama mevzuatı değiştirerek, buna müsait hale getirerek ve bu görevlilerin maddi imkânları da artırılarak bu konum gerçekleştirilebilir. İlk etapta problem hizmet içi eğitim ile de çözülebilir. Özellikle Şafiî fıkhını çok iyi bilen, kendisi de Şafiî olan vaizlerin, vaizelerin ve din görevlilerinin Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya, Şafiîlerin yoğun olarak yaşadığı şehir ve bölgelere atanması gerekir. Şafiî mezhebine mensup vatandaşlarımıza, din hizmetinin kendi mezhepleri çerçevesinde götürülmesi gerekir. Ayrıca vaiz, vaize, imam ve hatiplerin ağırlıklı olarak Kürtçe konuşulan bölgelerde Kürtçe vaaz, hutbe ve dini sohbetler gerçekleştirmesi, dinin emir ve yasaklarının anlatılması insan fıtratına en uygun bir davranıştır. İnsanlara en iyi bildiği dille hitap etmek, tebliğ ve davetin vazgeçilmez esaslarından birisidir. Elbette bir insanın bildiği en iyi dil, anadilidir. Dillerin farklılığı bir yaratılış gereği olup, sadece Allah’ın âyetlerinden bir âyettir. Camilerin sadece namaz vakitlerinde açılması, hırsızlık olur gerekçesiyle bu vakitler dışında kapalı tutulması camide oluşması gereken dayanışma, birlik ve yardımlaşmayı engelliyor. Caminin aslî görevini yerine getirmesine mani oluyor. Bu tekliflerimizin değerlendirmesini toplumumuza ve Diyanet İşleri Başkanlığı’na iletiyoruz. ab. Tekke, Zaviye ve Dergâhlar 30 Kasım 1925 tarihinde yürürlüğe giren 677 sayılı Tekke ve Zaviyeler ile Türbelerin Kapatılmasına ve Türbedarlar ile Bazı Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun ile tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması kabul edilmiş ve bazı geleneksel unvanların kullanılması yasaklanmıştır. Bu kanun aynı sayıyla 13 Aralık 1925 yılında resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir ve hâlâ yürürlüktedir. Tekke: Tarikat mensuplarının barındıkları, oturup kalktıkları, zikir ve ibadet ettikleri, tören yaptıkları yer. Eskiden, tarikat erlerinin toplanıp tören yaptıkları yer Dergâh: Dervişlerin toplandıkları ve ayin yaptıkları yer, yapı. Büyük tekkedir. Zaviye: Küçük tekkedir. Tekke, zaviye ve dergâhların 1925 yılından buyana kanunla kapatılması sonucunda bu mekânlar sosyal dokuyu koruyacak, dayanışma ve tesanütü, birlik ve beraberliği, yardımlaşmayı sağlayacak unsurlardan yoksun bulunmaktadır. Bu yoksunluk, toplumdaki çözülmeyi daha da hızlandırmakta ve var olması gereken bağları koparmaktadır. Günümüzde bu mekânlara fiilen izin verilmesi ve değişik adlarda açık olmasına rağmen kanunlardaki yasak ve kısıtlamaların sürmesi nedeniyle tam anlamalıyla görev yapamamaktadır. Görev yapamamasının sonucu olarak, buralarda ehliyetli kişilerin bulunmamamsı, ehil olmayan ve İslâmî ilimleri gerçek anlamda bilmeyen kimselerin elinde olması, yaraların ve eksikliğin daha da derinleşmesine neden olmaktadır. Şu anda fiilen serbest ve açık olan bu mekânların, sosyal dokuyu ve aileyi koruması açısından kanunen de serbest olması gerekir. ac. Cemevleri Cemevi: Alevilerin toplanma yeri. Cemevleri Anadolu Aleviliğinin toplanma yeri ve merkezidir. Aleviler bu merkezlerde bir araya gelip ayinlerin, sosyal meselelerin, yardımlaşma ve dayanışmanın yapıldığı mekânlardır. Bu mekânları cami ve mescidin karşılığı olarak değil, tekke ve zaviyeler mesabesinde düşünmek gerekir. Ondan dolayı Alevilerin aralarında sosyal dokuyu ve desteği sağlamaları ve kendi düşüncelerini yaşamaları için cemevlerine resmi statü verilmesi gerekir. b- Sosyal Hizmetler Kurumu Sosyal hizmet kurumları, günümüzde formel ilişkilerden kurtulamamıştır. Oradaki memur zihniyeti topluma sevgiyle ve şefkatle yaklaşımı engellemektedir. Öncelikle burada çalışan görevlilerin çok özel bir şekilde seçilmesi gerekir. Merhametli, görgülü, insan sevgisi üst düzeyde olan, Allah’tan korkan, insana hizmet etmeyi efendilik olarak bilen ve bundan zevk alan, cömert, güzel ahlâklı ve iyi karakterli insanların seçilmesi gerekir. Var olan görevlilerin de hizmet içi eğitim ile ıslah edilmeleri şarttır. Islah edilmeyen görevlileri Sosyal Hizmetler Kurumu dışında, kendi yapılarına uygun kurumlarda istihdam edilmeli ve bu kurumlarda çalışmaları engellenmelidir. Sosyal Hizmetler Kurumu’nda görev alacak uzmanlar “psikolog, psikiyatrist, psikolojik danışman, sosyolog, sosyal hizmet uzmanı, aile terapistleri ve aile danışmanları, hukukçu hatta İslâm hukukçusu” bulunmalıdır. Halkımızın % 99’unun Müslüman olduğu esas alınarak, bu kurumlarda İslâm hukukçusunun bulundurulması mutlaka gerekmektedir. Bu kurumların en büyük eksikliklerinden biri de bu durumu ve özelliği görmezlikten gelmeleridir. c- Sağlık Görevlileri ve Kurumlar Bu konuyu iki ana başlık altında inceleyebiliriz. ca. Psikolog, psikiyatrist, psikolojik danışman, sosyal hizmet uzmanı, aile terapistleri ve aile danışmanları: Bunlar, aile ilişkilerinde olumsuzluklar baş gösterdiğinde veya bozulan aile hayatının iyileştirilmesi için müracaat edilen uzmanlar ve merkezlerdir. Bu uzmanların kendilerine müracaat edilen şahıslarla ilişkileri müşteri-satıcı tarzında olmamalı, daha samimi ve cana yakın ortamlarda gerçekleşmelidir. Bu uzmanlar, sadece işin psikolojik ve rahatsızlık boyutuyla değil kişinin dini, inancı, örfü ve âdeti konusunda da kapsamlı ve yeterli bilgiye sahip olmalıdır. Günümüzde yer yer müşahede ettiğimiz üzere bir kısım uzmanlar, bu konularda yeterli bilgiye sahip olmadıkları halde yanlış değerlendirmeler ve yönlendirmeler yapmakta, olması ve iyileşmesi muhtemel konumları imkânsız hale düşürmektedirler. Aile danışma merkezlerinde ve bu konuyla ilgilenen dernek ve vakıflarda olayı çok yönlü inceleyip değerlendirme yapabilmek için “psikolog, psikiyatrist, psikolojik danışman, sosyolog, sosyal hizmet uzmanı, aile terapistleri ve aile danışmanları, hukukçu hatta İslâm hukukçusu” bulunması gerekir. Bu açıdan bakıldığında günümüzde bu merkezlerin gereği gibi yeterli olduğunu söylememiz mümkün değildir. Ülkemizde aile danışma merkezlerine çok müracaat olmamakta, bu merkezlerin sorun çözmede olumluluğu % 23 gibi çok geride bir oranda gerçekleşmektedir.22 cb. Doktorlar, sağlık ocakları, rehabilitasyon, aile danışma merkezleri, ebe ve hemşireler Bir kısım doktor, hemşire ve ebenin özellikle genç yaşta evlenen kadınlara veya çocuk sahibi olan kadınlara ya da evli çiftlere karşı, görevleri olmadığı halde “Bu yaşta evlenilir mi?”, “Bu yaşta çocuk sahibi olunur mu?” ve benzeri hakarete varacak derecede sözler sarf etmeleri o insanlarda evliliğin hatalı yapıldığı kanaatini uyandırmaktadır. Özellikle resmi sağlık kurumlarında; sağlık ocağı, devlet hastanesi, sağlık merkezlerinde kadın hastalıkları, kadın doğum ve çocuk hastalıkları alanlarında hastalarına kötü davranmaları bu olumsuzlukları tetikleyen noktalar olmuştur. Ama şu son 6 yılda yapılan önemli düzenlemeler bu tarz kötü davranışları çok aza indirmiştir. Bunu olumlu bir gelişme olarak burada bahsedebiliriz. Bir kısım doktor ve hemşireler, 19, 20, 21 yaşlarında çocuk sahibi olan kadınları küçümsemekte, onlara hakaret etmekte ve şöyle konuşmaktadırlar: “-Bu yaşta çocuk mu? Hiç mi kendinizi düşünmüyor musunuz? Yazık, bu yaşta çocuk mu yapılır? Aptal mısınız? Aklınızı başınıza toplayın.” Buna benzer daha ne sözler sarf etmektedirler. Gerçi bu tarz konuşmalar eskiye oranla daha azaldı, ama bittiğini söylememiz mümkün görünmemektedir. Genç yaşta doğum yapan hastalarına kaba ve kötü muameleler de işin başka yönünü oluşturmaktadır. d- Mahkemeler 22 Araştırma Ekibi, Boşanma Nedenleri Araştırması, s. 98. Boşanma davalarına önceleri Asliye Mahkemeleri, şimdi de Aile mahkemeleri bakmaktadır. Bu mahkemeler verdikleri kararlarla aile ve toplum hayatında çok önemli roller oynamaktadır. Mahkemelerde formel ilişkilerin ön planda olması, kavgalı aileler arasında arabulucukyapmayı veya barıştırma eylemini azaltmaktadır. Yıllarca uzayan, 3-4 yıl süren mahkemeler, geciken kararlar aileler arası düşmanlıkları, kin ve öfkeyi artırmakta, bazen ölüm ve sakat bırakmalarla sonuçlanan vahim olaylara sebebiyet vermektedir. Geciken adalet, adalet değildir. Neticede iş sadece boşanmayla kalmamakta, toplumsal kin ve nefretin oluşmasına neden olmaktadır. Bu açıdan mahkemelerin boşanma davalarını daha pratik ve kısa sürede sonuçlandırmaları gerekmektedir. Zaten çoğu çiftler, mahkemeye daha önceden aralarındaki evlilik bağını yok ederek gelmektedirler. “Kocam bana tecavüz etti.”, “Çocuğumu babası veya annesi kaçırdı.” Gibi davaların mahkemelerde görülmesi aile yuvası, birlik ve beraberlik için tehdit oluşturmakta, ailelerin dağılmasına, düşmanlıkların artmasına neden olmaktadır. İcra müdürlüklerinin evi haczetme kararları da sadece borçlu kişinin değil bütün ailenin cezalandırılması sonucunu doğurmuştur. Erkeğin aile içindeki ve ailenin komşular ve akrabalar içindeki itibarını düşürmüş, aile içi kavgaların artmasına neden olmuştur. Bu tip icra kanunlarının ve yönetmeliklerinin değişmesi gerekmektedir. e- Polis ve jandarma Aile içi kavga ve şiddetlerde ilk müracaat edilen merkezler şehirlerde polis karakolu, kırsal bölgelerde jandarma karakolu olmaktadır. Polislerin ve jandarmanın kavgalı ailelere daha çok yardımcı olabilmeleri için özellikle sosyal ve psikolojik destek sağlayacak bir şekilde rehabilitasyon ve aile terapisi alanında hizmet içi eğitim almaları gerekmektedir. Ya da bu alanda uzmanlaşmış psikolog, psikiyatrist ve sosyal hizmet uzmanının bu karakollarda görevlendirilmesi gerekmektedir. Bu tarz vakalarda ilk müdahalelerin bu uzmanlar eliyle yapılması daha sağlıklı sonuçlar ortaya çıkaracaktır. Bu açıdan bakıldığında aile ilişkileri bölümüne bu uzmanların veya hizmet içi eğitim almış görevlilerin bakması daha olumlu olacaktır. Hizmet içi eğitimin konuları öncelikle şunlar olmalıdır: * Rehabilitasyon * Sosyal destek * Psikolojik destek * Toplumun inanç yapısı * Bölgede geçerli olan örf ve adetler * Olayları algılama biçimleri * Aileye yaklaşımlar * Kadın ve erkeğe davranış biçimleri vs. f- Belediyeler ve mülki amirler fa. Belediyeler Belediyelerin sosyal hayatımızda çok önemli yeri vardır. Bundan dolayı sosyal işlerde belediyelere çok büyük görevler düşmektedir. Belediyeler kendi imkânları çerçevesinde birçok kurum oluşturup çalıştırabilirler. Zaten birçok belediyemiz bu tarz görevler yapmaktadır. Ama en önemlisi de buralarda verilen hizmetin kalitesini artırmak ve içeriğini doldurmaktır. * Ailelere sosyal desteğin sağlanması, bunu sağlayacak kurumların oluşturulması, * Rehabilitasyon merkezlerinin kurulması, * Aile sağlığı merkezlerinin oluşturulması, * Sosyal ilişkilerde insan temel hak ve hürriyetlerine bağlı kalınması, * Bu merkezlerde görev alacak personelin büyük bir hassasiyetle seçilmesi gerekir. Burada şu hususu belirtmeden geçmek istemiyorum. Belediyeler ve resmi daireler ailelerin suyunu, elektriğini ve doğalgazını kesmektedir. Kanaatimizce su, doğalgaz, elektrik gibi insanın temel haklarının kullanmasından dolayı aileye ceza verilmemelidir. Bu tür uygulamaları insan temel hak ve hürriyetlerine aykırı buluyoruz. Bu tarz uygulamalar yapan yöneticilerin suç işlediği kanaatindeyiz. Eğer kişi ve kurumlar meseleyi suiistimal ediyorsa, bu resmi kurumlarımız yargıya gidebilir, orada kendi haklarını savunabilirler. Yoksa insanlar ihtiyaçtan bu konumdalar ise onlara sosyal yardım yapmak toplumun görevidir. Tabii ki toplum da bu görevini, hükümetler, belediye ve hükümetlere bağlı sosyal kurumlar aracılığıyla icra eder. Hükümetler ve belediyeler hangi partiden oluşursa oluşsun, topluma karşı en önemli sosyal görevini yerine getirmekle yükümlüdür. Sadece kendi taraftarlarına yardım eden, adam kayırma ve yandaşlık yapan hükümetler ve belediyeler, kötü ve adaletsiz yönetimlerdir. Aile reislerinin borçlarını ödemediği veya ödeyemediği durumlarda evin veya dairenin su, elektrik ve doğalgazlarının kesilmesinin aile içi kavgaları artırdığı, cezanın bütün aileye verildiğinin bilinmesi ve bu ilkel tutumdan vazgeçilmesi gerekir. Bu da Millet Meclisi’nde grubu bulunan tüm partilerin görevi olup, bu mesele üzerinde ciddiyetle durmaları gerekir. fb. Mülki Amirler Mülki idareyi yürüten valilik ve kaymakamlıklara da sosyal yaraların iyileştirilmesi konusunda büyük görevler düşmektedir. * İşsizlik ülkemizde büyük bir problem olması hasebiyle işsizlerin tespitini yaparak onlara iş verecek alanların oluşturulması, İş Kurumu’nun daha sağlıklı çalışması için sürekli izlenmesi ve denetlenmesi gerekir. * Sosyal Hizmetler Kurumu’nun sağlıklı işleyişini sürekli izlemeli, raporlamalı ve denetlemelidir. * Kendi idareleri altında bulunan vatandaşlardan, özellikle kiralarını ödeyemediği için sokağa atılan hiçbir aile olmamalıdır. * Sosyal yardım ve dayanışma, sosyal devlet olmanın gereği olarak tam anlamda yerine getirilmelidir. * Sosyal hizmet veren kurumların başına cimriler, bilgisizler, ahlâksız, adam kayıran, partizanlık ve kötü muamele yapan tipler getirilmemelidir. g- Eğitim ve öğretim Aile eğitimi, ailenin ve toplumun devamını sağlamada çok önemli bir konudur. Günümüzde ilköğretimden yüksek öğretime kadar bu konuda ciddi bir eğitim verilmemektedir. Okullardaki durum, eğitim olmaktan daha çok öğretim olmaktadır. Böylece çocuklarımız yeteri düzeyde, hatta hiç denilecek şekilde bu konuda eğitim alamamaktadır. Özellikle günümüzde orta öğrenimde “aile eğitimi” ve “aile hukuku” derslerin konulması zaruri bir hal almıştır. “Aile eğitimi” ve “aile hukuku” derslerinin, Milli Eğitim Bakanlığı’nca uygulanmasını teklif ediyoruz. h- Katolik evlilik Katolik evlilik denilince akla ilk gelen şey, bir erkeğin bir kadınla ömür boyu evli kalma zorunluluğudur. Ondan kesinlikle boşanamaz ve hangi şartlarda olursa olsun ikinci bir eş alamaz. Kanuni olarak ikinci bir eş alması demek ceza-i müeyyideyi gerekli kılar. Zaten kanunlar da bu tarz evliliğe müsaade etmez. Türkiye medeni hukuku, İsviçre medeni hukukundan doğrudan ithal edilmiştir. İlk başta hiç müdahale edilmeden tercüme edildiği şekliyle topluma uygulanmıştır. İsviçre de kendi medeni hukukunu, Hıristiyanlığın Katolik hukukuna çok sıkı bağlı olan Neuchâtel (Nöşatel) şehrinden almıştır. Bu medeni hukuk üzerinde birtakım değişiklikler yapılmasına rağmen günümüzde asıl olarak varlığı sürmekte ve toplumumuza hâlâ uygulanmaktadır. Bu nedenle İslâm hukukuna göre nikâh akdiyle ikinci bir evlilik yapan erkeğe bir yıldan fazla hapis cezası vermekte, ama birden fazla kadınla beraber yaşayan erkeğe hiçbir ceza vermemektedir. Bundan dolayı nikâhsız beraberlikler artıyor. İslâm hukukuna göre ikinci eş almak isteyen erkeklerin evlilikleri büyük ölçüde boşanmayla noktalanmaktadır. Sonuçta büyük yıkımlar ve düşmanlıklar oluşmaktadır. Burada bu tarz evliliklerin konumunu incelemek mevzumuz değildir. Sadece bunun boşanma nedeni olarak bir etkide bulunduğunu belirtmek istiyoruz. i- Gelecek kaygısı, şehirleşme ve maddi imkânlar İstatistikler büyükşehirlerdeki boşanma oranının diğer şehirler ve kırsal bölgelere göre oldukça fazla olduğunu göstermektedir. Şehirleşme ve maddî imkânların artması, insanların birbirlerine karşı sorumluluk ve yükümlülüklerini azaltmakta, risk almayı zorlaştırmakta, gereksiz olarak minnet etmeme duygusunu artırmaktadır. Maddî imkânların artması, aileye ve evliliğe bakış açısını da değiştirmiştir. Evliliği sıkıntılar yumağı görme, risk ve özgürlüğü kısıtlayıcı bir etken olarak tanımlama yaygınlaşmaktadır. Bu bakış, modernitenin ve Batı’nın bakış tarzı olup toplumumuzda gittikçe yaygınlaşmaktadır. Neticede gençler evlenmemeye, evli genç çiftlerde boşanmaya yönelmektedir. Osmanlı’da ve Cumhuriyet döneminde 1950’ye kadar toplumumuz tarım toplumu olarak kalmıştır. Toplumun % 80’i kırsal bölgelerde, % 20’si de şehirlerde yaşamıştır. Türkiye’de mevcut oran 1950’li yıllardan sonra değişmeye başlamış ve günümüze gelindiğinde bu oran tam tersine dönmüştür. Şu anda nüfus % 80 oranında şehirde yaşamaktadır.23 Gelecek kaygısı, korku ve endişeyle dolu bir hayatı beraberinde getirmektedir. Bu endişe ve korkular evlilik hayatını olumsuz etkilemektedir. Gelecek kaygısını oluşturan en büyük etken de kendinde var olan maddi imkânların elinden çıkması endişesidir. ı- İşsizlik/ekonomik şartların zorluğu, İşsizlik, Türkiye’nin en birinci problemlerinden birisidir. Şu anda Türkiye’nin toplam nüfusu: 73.722.988 kişidir (31 Aralık 2010). İşgücü toplamı: 22.165.000 kişidir. (Ocak 2010) 24 Nisan 2011 verilerine göre işsizlik oranı % 12 civarına kadar inmiştir. Bu oran, gençlerde % 25’lik oranı ulaşmaktadır.25 Ancak nominal anlamda işsiz sayısı az görünse de 23 Bkz. TÜİK, Aralık 2010 Verilerine. TÜİK, Mart 2011 Verileri (Erişim: 11.03.2011) 25 Bkz. TÜİK, Nisan 2011 Verileri. 24 reel anlamda işsiz toplamı ortalama 3,5 milyon civarındadır. Bu da çok büyük bir sayıyı teşkil etmektedir. Neredeyse ortalama % 20’ye tekabül etmektedir. Hele dört gençten birinin işsiz olması, ayrıca gizli işsizlerin azımsanamayacak sayıda fazla olması halkın yoksulluğunu daha da artırmaktadır. Yapılan istatistikler halkın yarısının (% 46,6) kendi gelirinin yarısıyla geçinemediğini göstermektedir. 26 Çalışanların bile geçim sıkıntısı çektiği bir ülkede aile huzursuzluğun boyutunu tahmin etmek daha da kolaylaşır. İşsizlik sosyal anlamda “açlık ve felaket” demektir. Çalışmayan insan evine ekmek alamaz ve evinde sıcacık bir çorba kaynatamaz. Evini geçindiremeyen, hanımının ve çocuklarının geçimini yapamayan, nafakalarını temin edemeyen erkeğin evlilik hayatının tehdit altında olması demektir. Bu da ailede problemlerin artmasına, kavga ve gürültülerin çoğalmasına ve yaraların sarılamamasına sebep olmaktadır. Neticede evlilik bağlarının kopması ve yuvaların yıkılması kaçınılmaz olmaktadır. Boşanmanın neden olarak “geçim sıkıntısı içine düşmemiz” diyenler, % 38,8 gibi büyük bir orandır.27 Hükümetlerin en öncelikli meselesi, istihdamı artırarak işsizlik problemine çare bulmaktır. Çünkü bu problem, beraberinde birçok sosyal problemi doğurmaktadır. Boşanmaların artmasının en önemli nedenlerinden biri de işsizlik problemidir. Suçu, sadece kişilerin üzerine atmak kolaycılığı tercih etmek demektir. İşsizlik problemini çözecek olan fertler değil hükümetlerdir. Ekonomik sıkıntı sadece evlilik süresince değil, boşanma süreci ve sonrasında da problem olmaktadır. Arıkan’a göre (1992) hem boşanma aşamasındaki hem de boşanmış kadınların en önemli sorunu ekonomik sıkıntıdır.28 j- Medyanın boşanmayı tahrik etmesi Medya, özellikle TV’ler diziler ve filmlerle aile hayatını küçümsemekte, boşanmayı tahrik etmekte, beraber yaşama olgusunu teşvik etmektedir. Büyük çoğunluğu batılılaşmış 26 TÜİK, 12.03.2011 Tarihli Veriler; Anadolu Ajansı; Timetürk Haber Portali. Araştırma Ekibi, Boşanma Nedenleri Araştırması, s. 118. 28 Bkz. Arıkan, Çiğdem, Yoksullukta ve Evlilikte Geçimsizlik ve Boşanma, Ankara, 1992. 27 zihinlerin elinde olan gazeteler, dergiler ve radyolar da kendilerine tevdi edilen bu görevlerini eksiksiz yerine getirmektedirler. Diziler ve filmlerde pembe hayat sunan karakter etkisinin ön plana çıkartılması, sürekli aldatma öyküleri, halkın inanç ve örfleriyle ters düşen yaşam tarzları zihinlerde büyük olumsuzluklar oluşturmaktadır. Buralarda aldatma, başkasının kadınıyla birlikte olma, hayatında birçok kadını bir arada idare etme ve zina teşvik edilmektedir. Aile hayatı ise sürekli sıkıntılı, problemli ve yürütülemez olarak yansıtılmaktadır. Bu da kadınlar, erkekler, gençler ve çocuklar üzerinde çok kötü etki bırakmaktadır. Bundan dolayı genellikle genç erkek ve kızlar, evliliği sıkıntılı ve risk olarak görmektedirler. Bu gençlerin, evliliği 30 yaş ve üzerine erteleme eğilimi artmaktadır. Ayrıca evlilik programlarındaki şiddet olgusu fertler üzerinde çok olumsuz etkiler bırakmaktadır. Tek yönlü ifade edilen ve iki kişi arasında geçtiği için de ispatı mümkün olmayan bu tarz yayınlar, aile kurumu hakkında da kötü düşüncelerin oluşmasına neden olmaktadır. k- Kanunların Anadolu aile tarzına uygun bir şekilde düzenlenmemesi İlk başta kabul edilen İsviçre medeni kanuna sonradan bazı maddeler eklenmiş, ama Eklenen bu maddeler de Anadolu insanın inanç, kültür ve örfüyle örtüşmemiştir. Bu alanda Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde bazı düzenlemeler yapılmıştır. Ancak biz burada en önemlileri üzerinde duracağız. Ailenin reissiz bırakılması: Evli olan kadın ve erkek arasında reis tayin etmeyerek aile reissiz bırakılmıştır. Hâlbuki aile bir ortaklıktır ve ortaklığın da mutlaka bir başkanı vardır. En basit şirketlerde bile yönetim kurulu başkanı veya müdür olarak idareci bulunmaktadır. Aile de bu şekil davranılması aile içi çatışmayı ve anlaşmazlığı artırmıştır. Zinanın serbest bırakılması: Zinanın suç olmaktan çıkartılıp serbest olması boşanmaları artıran bir etken olmuştur. Kendisinin aldatıldığını hisseden eşler soluğu mahkeme de almışlardır. Taraflardan bir tarafa ağırlık vermesi: Özellikle son dönemlerde çıkan kanunların kadınlara pozitif ayrımcılık esasına yönelik olması, taraflar arası dengeyi bozmaktadır. Bu kanunlar erkekle kadın karşı karşıya gelmektedir. Avrupa’da bugün gelinen noktada erkekler kendilerini savunacak dernekler, sivil toplum kuruluşları oluşturmakta ve pozitif ayrımcı bu yasalara karşı mücadele etmektedirler. Maalesef Türkiye’de de gidiş noktası bunu göstermektedir. l- Feminist Hareketler Feminist hareketler, evvelemirde kadın-erkek mücadelesini esas almış ve işe erkeği düşman ilan ederek başlamıştır. Temelde kadın-erkek eşitliği savunulmuş, ama bu konuda aşırıya gidilerek sonuç düşmanlığa dönüştürülmüştür. “Erkekler, kadınlara haklarını vermediler.” iddiasıyla hareket etmiş ve bu iddialarıyla aile içi çatışmaları şiddetlendirmişlerdir. Bu tür iddialar Müslüman kadınlar arasında neşvü nema bulmuş, onlar da şöyle demeye başlamışlardır: “Müslüman erkekler kadınlara haklarını vermiyorlar.” Gerek önceki gerek sonraki iddia ispat edilmesi zorunlu olan varsayımdan öteye gitmemektedir. Yedi milyar dünya nüfusunun yarısı, iki milyar Müslüman nüfusun yarısı erkektir. Bu konuda geneli kuşatıcı ne bir bilimsel araştırma ne istatistik ne de anket söz konusu olmamıştır. Sadece bu ifadeler, altı boşlukta kalan bir söz olmaktan öteye gitmemiştir. 2. BOŞANMANIN ÖZEL VE İÇ ETKENLERİ a- Ben duygusu, biz olamama Ben bende varım, sende veya bir başkasında yokum, felsefesi aileyi yıkmaktadır. Evlenen erkek ve kadın, bir elmanın yarısı olarak bütün olması gerekir. İslâm, kadını erkeğin elbisesi erkeği de kadının elbisesi, yani birbirini tamamlayan örtüsü olarak görmektedir. Bu da eşlerin bütünleşmesi, yekvücut ve bir olması anlamına gelir. Benliğin öne çıkması, bencilleşme ve bencil tutumlar taraflar arası ilişkiyi çok kötü bir şekilde etkilemekte, kavga ve anlaşmazlıklara neden olmaktadır. b- Ferdi etkileyen psikolojik ve sosyolojik faktörler Aile içi ilişkilerde kadın ve erkek psikolojisi çok önemli bir yer tutar. Bu psikoloji taraflarca korunmadığı takdirde bütünlük bozulur, kavga ve gürültüler baş göstermeye başlar. Bu da aile yıkımını hızlandırır. Halkımızın aileye bakışında büyük olumsuzluklar taşıyan öğeler vardır. Daha evlenmeden önce başlayan ve evlilikte de devam eden olumsuz söylemler aile bütünlüğünü zedelemektedir. Damada “eloğlu”, geline “elkızı” diye bakan anlayış, onu kendine ait ve ailesinin bir üyesi olarak görmesine engel olmaktadır. Ya da annesi veya akrabaları tarafından gelin olacak kıza: “-Sen orada elkızısın. Ne yaparsan yap, boşuna, onlar seni kabullenmezler.” denilmesi, kızlarımızın zihinlerindeki aile bütünlüğü olgusunu yıkmaktadır. Daha işin başında evliliğe olumsuz başlayan taraflar, evlendikten sonra da bu anlayışlar çerçevesinde çok büyük problemler yaşayabilmektedir. c- Ailenin darboğaza girdiği dönemde kadının üstünlük kurma arzusu İnsanlar ve aileler her zaman aynı hayat tarzına sahip değillerdir. Bir zaman zengin olan bir aile fakir olmakta, fakir olan da zenginleşebilmektedir. Erkekler de aynı durumlarla karşılaşmaktadır. Bazen normal bazen kötü bazen çok iyi hayat tarzına sahip olabilmektedir. Bu Allah’ın kulları arasındaki imtihanıdır. Zenginlik olduğu zaman problemler yok olmakta veya yanlışlıklar görmezlikten gelinmektedir. Ama fakirlik, sıkıntılar veya borçlar olduğunda aile de çatışmalar ve kavgalar başlamakta, bir kısım kadınlar bu durumu erkeğe karşı üstünlük kurma amacına yönelik kullanmaktadır. Her gün sıkıntıyı, zorluğu ve borçları gündeme getiren kadın artık söylenmeye düşmekte, erkek nezdinde itici bir konuma gelmektedir. Aslında kadın üstünlük kurayım derken kendi elleriyle ailedeki yıkımı hazırlamaktadır. Çünkü Anadolu’daki erkeklerin büyük bir kısmı tarafından bu durum, kadına kendisini zor anlarında terk eden, yalnız ve desteksiz bırakan eş gözüyle bakmasına neden olmaktadır. Bu da eşler arası ilişkiyi zedelemekte ve bir süre sonra da ayrılığı beraberinde getirmektedir. d- Kadın-erkek arası denkliğin/kefâetin bulunmaması Evlilikte kadın-erkek denkliği çok önemli bir faktördür. İslâm hukuku denklik meselesine çok büyük önem vermektedir. Hatta denkliği olmayan eşlerin, mahkeme kararıyla ayrılmasına ve nikâh akitlerinin feshedilmesine cevaz vermektedir. Ama daha öncelikli olan evlenmeden önce tarafların denk olmasına dikkat etmek ve bunu büyük ölçüde gözetmek gerekir. Genellikle birbirleriyle denk olmayan eşler arasında galip gelme yarışı başlar. Böylece eşler, aslî görevlerini bırakıp başka işlerle uğraşarak evliliklerini zedelerler. Kültürlükültürsüz, zengin-fakir, güzel-çirkin, engelli-engelsiz ve benzeri meseleler aileler arsında problem teşkil etmektedir. Bazen de problem olmayan konumlar ve durumlar problem mesabesine çıkartılmakta ve çoğu kez evlilik hayatı yıkıma uğramaktadır. Ancak İslâm fıkhının “evlilikte kefâet/denklik” bölümüne bakıldığında bununla ilgili geniş açıklamaları bulmak mümkündür. Nikâhsız beraber yaşama olgusu Bu anlayış daha çok zenginler, sosyete, müzik ve film dünyasında gerçekleşmektedir. Bu hayat tarzı, film ve diziler aracılığıyla da teşvik edilmektedir. Metres tutma veya beraber yaşama, eş tarafından bilinildiğinde çoğunlukla boşanmalarla neticelenmektedir. Ayrıca evlilik yükünü üzerine almadan, herhangi bir sözleşmeye bağlı kalmadan ve hiçbir hukukî sorumluluk yüklenmeden karı-koca gibi bir kadınla birlikte yaşama algısı kapitalist ülkelerde gittikçe yaygınlaşmaktadır. Bu durum kapitalizmin egemen olduğu İslâm ülkelerinde ve diğer ülkelerde de yaygınlaşmaktadır. e- Kadının erkeğe, erkeğin kadına bakış açısının sadece cinsel obje olması Nikâh akdi/evlilik, meşru yoldan insan neslinin devamını sağlayan yegâne sözleşmedir. Toplumun en küçük birimi aile bu sözleşmeyle oluşur. Eşler, evlenerek aile ortamında sıcak bir yuvaya kavuşur, sevip okşayacakları çocuklar sahibi olur, kendilerinin barınacağı ve her türlü beşeri faaliyetlerini yürüteceği bir mekânı elde etmiş olurlar. Bu ihtiyaçlar kadın ve erkek herkes için vazgeçilmez ve zaruri taleplerdir. Evliliğe sadece cinsel obje olarak bakıldığında, kadının erkeğe erkeğin kadına bakışı sadece cinsellik olduğunda bunu farklı kimselerde bulma eğilimine sapılmakta ve taraflar cinsel açıdan birbirini mutlu etmeyince arayışlar başlamaktadır. Aile ortamının beraberinde getirdiği güzellikler unutulmakta, iş cinselliğe dökülüp orada kalmaktadır. Bu arayışlar tabii olarak aile yuvasının dışına taşmakta ve sonuçta ailenin yıkımı söz konusu olmaktadır. f- Evliliği yük görme ve risk almama Özellikle günümüzde gençler arasında yaygınlaşan bir hastalık da evliliğin yük ve sıkıntı görülmesidir. Çoğu gençlerde de evlilik yükünü kaldıramayacak endişesi hâkimdir. Buna sebep olan en önemli etken, Türkiye’deki işsizlik oranlarının çok yüksek olması ve işsizliğin en önemli sosyal problem olmaya devam etmesidir. Bir de gençler arasında yaygınlaşan bir hastalık da özgürlüğünü hiçbir sınır ve kayıt tanımadan rahatça yaşayacağı bir ortamı arzulamasıdır. Bundan dolayı evliliği özgürlüğü kısıtlayıcı ve istediği gibi yaşamaya engel bir kurum olarak görmektedir. Neticede de evlilikten uzaklaşmakta, hatta kaçmaktadır. Toplumda kadın ve erkekler arasında yaygınlaşan bazı ifadeler de evliliği yük görme fikrini desteklemektedir. “Erkeğin ağzını mı koklayacaksın!” “Her gün kadın dırdırı mı dinleyeceksin!” “Gençlik bir kere gelir, özgürlüğünü yaşa!” “Erken yaşta evlenerek gençliğini pranga altına alma!” Mesela bu söz, 25-26 yaşındaki gençlerimize söylenmektedir. Hâlbuki 25-26 yaşları, günümüzde bile evlilik için normal bir yaş sayılmaktadır. Daha eskilere gidildiğinde, bu yaşlar geç yaş olarak değerlendirilmekteydi. Çekirdek aile formülü de bu sıkıntıları artırmaktadır. Her evlenen yeni bir ev açınca yığınlarca masraflar oluşmakta, bu da ailelerin yardımına rağmen gençlerin gözünü korkutmaktadır. g- Çevresindeki boşanmaların fert üzerindeki olumsuz etkileri Türkiye’de boşanma oranlarının son on yılda büyük bir hızla artması, neredeyse her ailede bir boşanma vakasının yaşamayı beraberinde getirmiştir. Ülkemizde boşanma hadiseleri normal bir şekilde cereyan etmemektedir. Genellikle anlaşmazlıklar kine, öfkeye ve düşmanlığa dönüşmektedir. Aileler arası çatışmalar bazen ölümle ve yaralamayla bile bitmektedir. Bu durum da gençlerde evliliğe karşı bir soğuma ve uzaklaşma düşüncesi oluşturmaktadır. Biz de evlendiğimizde aynı şeyler olur mu endişesi ve korkusu, evliliğe bakış açısını olumsuz yönde etkilemektedir. h- Toleranssızlık Toleranssızlık, aslında toplum olarak genel bir sorundur. Bir de bunun aile içi yansımasını düşündüğümüzde olay daha derinlere inmektedir. Evlenme öncesi başlayan ailelerin birbirlerini suçlaması evlenen eşleri çok kötü etkilemektedir. Ayrıca eşler arası suçlamalar, birbirlerine bakışın yapıcı ve olumlu değil, yıkıcı ve olumsuz olması ve kararların bu çerçevede alınması aile hayatını çekilmez kılmaktadır. Çekilemez hayat bir süre sonra ortak yaşamdan çıkmaktadır. i- Ailelerin çocuklarına aşırı sevgisi Ailelerin çocuklarına aşırı sevgisi aileye müdahaleyi artırmaktadır. Aşırı sevgi, anababalara bir nevi sevgi zehirlenmesini yaşatmaktadır. En küçük sorunlarda damada veya geline müdahale, eşler arasındaki uyumu bozmakta, birbirlerine mesafeli olmak ve uzaklaşmakla sonuçlanmaktadır. Aile içi problemlerde, ailelerin hemen ilk söyledikleri: “-Boşan, onun kahrı mı çekilir.” sözü olmaktadır. Önceden kızlar gelin edilirken şu sözler söylenirdi: “Bir yastıkta kocayasın.” “Senin evin, yuvan artık orasıdır.” “Yuvayı dişi kuş yapar.” “Ana gibi yâr olmaz.” “Ana yürek, baba kürektir.” “Ana başa taç imiş, her derde deva imiş.” “Bu eve ancak ölümün gelir.” Ya da, “Gelinlikle çıktığın eve ancak kefenle girersin.” “Kocanın evini babanın evi bilesin.” Bu ifadelerle, kadının ailenin temel direği olduğu vurgulanmak istenmektedir. Anadolu’da hâlâ bir kısım bölgelerde bu sözler evlenen kızlara söylenmektedir. Şimdilerde ise başka sözler söylenmektedir: “Biz senin sonuna kadar arkandayız.” “Kimsenin kahrını çekmek zorunda değilsin.” “Bir şey olursa bize haber ver, biz gerekeni yaparız.” gibi benzeri ifadeler kullanılmaktadır. Bu sözler, aile arası bütünleşmeye mani olmakta, aileler arası çatışmayı körüklemektedir. j- Erkeğin başka kadınlarla evlenme arzusu Bu daha çok zengin Müslüman erkekler arasında görülen ve yaşanan bir olaydır. Bu kimseler, İslâm dininin zaruri durumlarda birden fazla kadınla evlenmeye cevaz vermesi fetvasıyla hareket etmektedir. Bunu kabullenmeyen kadınlar sonuçta ailenin dağılmasını sağlamaktadır. Ya da erkek, gerekli şartları yerine getirmeden ikinci evliliğe yönelerek aile yuvasının dağılmasına neden olmaktadır. Bu konudaki cehalet, bazen eşlerden bir taraf, bazen de taraflar arasında birlikte yaşanmaktadır. Bu da İslâm’ın aile hukukuyla ilgili hükümlerinin çok iyi bilinmemesinden kaynaklanmaktadır. k- Fertlerde paranın, maddenin ve makamın ön plana geçmesi Bu durum büyük sosyal problemdir. Madde ön plana geçince ilişkilerin rengi değişmektedir. Madde değer yargısı olunca ve para da tanrılaşınca her şey bu minvalde değerlendirilmektedir. Karı-koca ilişkileri, aile ve akrabalar arası ilişkiler manevi ve sosyal düzlemde ele alınmamakta ve bu da taraflar arası ilişkiyi olumsuz yönde etkilemektedir. Her şeye maddi çıkar gözüyle bakılmakta, huzur maddede aranmakta ve dolayısıyla aile ilişkileri zayıflamaktadır. Böylece ülkemizde yaşanan dış ve iç etkenlerle, özel faktörleri izah etmeye çalıştık. Genel olarak Türkiye’de evliliğin bitmesine yol açan sebepler çok çeşitli olabilmesine karşın, en çok görülen sebepler şunlardır:29 * Ekonomik problemler * Eşlerin sosyo-kültürel yapı farklılıkları *Cinsel problemler * İletişim bozukluğu *Eşlerden birinin ihaneti * Aile içi şiddet * Zevk ayrılıkları * Eşlerin birbirlerini ihmal edişi 29 Bkz. Türkiye’de Aile (Ailenin Yapısal Özellikleri, İşlevleri ve Değişimi), s. 139. *Ailelerin aşırı müdahalesi * Eşlerden biri ya da her ikisinin birden anne-baba müdahalesine adaleti gözetmeden açık olmaları * Çocuk olmaması * Ciddi ekonomik ve sınıfsal farklılıklar * Yaş farkının fazla olması * Aile baskısı ile evlendirmeler * Taraflardan birinin ani kişilik ve yaşam pratiğinin değişmesi * Psikiyatrik problemler/depresyon, panik atak, şizofreni vb. *Uyuşturucu, alkol ve kumar bağımlılığı B. BOŞANMA ÇEŞİTLERİ I. İSLÂM’DA BOŞANMA İslâm, din olarak boşanmaya cevaz vermiş ve gerektiği durumlarda boşanmayı kolaylaştırmıştır. Her ne kadar Resûlullah (s.a.v.)’ın diliyle “boşanma hoş olmayan helal” olarak görülmüşse de, Kur’ân’ı Kerim’de boşanma/talakla ilgili 33 âyet-i kerime mevcuttur. Bu âyetler boşanmanın hukukunu ve şartlarını belirlemektedir. Evliler, eşler ayrılma ve boşanma kararını vermeden önce İslâm hukukunun öngördüğü aile hakemliği müessesesine başvuruyor. Çünkü aile hakemliği evlilerin ayrılık ve anlaşmazlık anlarında çok önemli fonksiyonlar görmektedir. Bu konudaki âyet-i kerimede buna çağrı yapmaktadır: “Eğer aralarının açılmasından endişe ederseniz o vakit erkeğin akrabasından bir hakem, kadının ailesinden bir hakem gönderin. Her ikisi de aralarının düzelmesini isterlerse, Allah onların arasını bulur. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.” 30 30 Nisâ, 4, 35. Evet, bu âyet her iki taraftan hakem talep ediyor. Ülkemizde yapılan istatistiklerde dinî nikâh akdi yaparak evlenenlerin oranı % 90,4’tür. Ama dinî ritüellere dayanarak boşananların oranı % 26 gibi çok az bir rakam olmaktadır. Hakemler hem aile içinde bilge ve bu konulara vakıf kişilerden olabilir. Hem de İslâm hukukunu bilen İslâm âlimlerinden iki hakem olabilir. Tarafları hukukî çerçevede dinler ve aile hayatlarıyla ilgili kararı verir. Böylesi bir karar taraflar için hayırlı olanı ortaya çıkartır. İslâm’da ayrılmalar talak, muhala’a ve hâkim kararıyla gerçekleşmektedir. Hâkim kararıyla olan ayrılmalar daha çok fesih dediğimiz evlilik akdinin bozulmasına karar verilmesidir. 1- TALAK a-Talak-ı Sünnî Sünnet uygulamalarına uygun olarak yapılan boşanmadır. Buna dine uygun olarak yapılan boşamada diyebiliriz. Bu tarz boşanmada üç durum dikkate alınır. Boşanmanın meşru bir ihtiyaçtan doğması, boşama esnasında kadının hayızlı ve nifaslı olmaması, kadının temizlik süresince kocanın cinsel ilişkide bulunmaması ve boşamanın birer birer verilmesi gerekir. b- Talak-ı Bid’î Sünnet uygulamalarına aykırı olarak cereyan eden boşanma vakalarıdır. Boşanmayı keyfi olarak yapmak, kadının temiz olmadığı anda onu boşamak ve bir anda birden fazla boşama lafzını kullanmaktır. Uygulama olarak: c. Talak-ı Ric’î Kocanın boşadığı hanımı, iddeti içinde yeni bir nikâh akti yapmaksızın tekrar aile hayatına kabul etmesidir. d. Talak-ı Bain Kesin boşanma olup iki şekilde gerçekleşir: Beynunet-i suğra: Kocanın ancak yeni bir nikâh ve mehir ile boşadığı hanımına dönebileceği bir boşamadır. Beynunet-i kübra: Kocanın boşadığı hanımına onun ancak başka bir kocayla sahih nikâhla evlenip gerçek zifaf olduktan sonra, ikinci kocanın ölümü veya ondan boşandıktan sonra ve iddet müddetini tamamladıktan sonra evlenebileceği boşanmadır. Boşama çeşitleri: e. Muhala’a Kadının kocasından bir bedel karşılığı boşanma sözleşmesi yapmasıdır. Kadın ya mehrinden vazgeçerek ya da bir bedel vererek kocasından nikâh mülkiyetini kaldırmasıdır. Buna hul’ da denir. f. Îlâ Bir kocanın kendi hanımıyla dört aydan fazla cinsel ilişkide bulunmamaya yemin etmesidir. Bu gerçekleştiğinde boşama da gerçekleşir. Bununla ilgili âyet-i kerime şöyledir: “Kadınlarıyla cinsel ilişkide bulunmamaya yemin edenler için dört ay beklemek vardır. Şayet dönerlerse şüphesiz Allah çok bağışlayan ve çok rahmet edendir. Yok, eğer talaka karar vermişlerse şüphesiz Allah söylediklerini işitir, kurduklarını bilir.”31 g. Zıhar Kocanın hanımını mahreminden birisine sırtı, karnı ve uylukları gibi haram olan bir organına benzetmesidir. Örneğin “Sen bana annemin sırtı gibisin.” Veya “Sen bana kız kardeşimin sırtı gibisin.” demesi gibidir. Bu durumda koca, keffâret vererek tekrar hanımına dönebilir. h. Liân 31 Bakara, 2, 226-227. Kocanın kadınına zina etti isnadından sonra gerçekleşen eylemdir. O da, eşlerin hâkim huzurunda dine uygun bir şekilde dörder defa şahadette bulunduktan sonra beşincisinde eğer yalancı ise her birinin kendini lanetlemesidir. Böylece ayrılma kesin surette gerçekleşir, bir daha birbirleriyle evlenemezler. ı. Talak-ı Taassüf Taassüf, hakkı başkasına zarar verecek şekilde kötüye kullanmaktır. Ölüm hastalığındaki kişinin hanımından miras kaçırmak için onu boşamasıdır. i. Talak-ı Tefvîz Kocanın kendi hanımına boşama yetkisi vermesidir. Kadın bu yetkiyi kullandığında boşama gerçekleşir. Bunlarla ilgili geniş açıklamalar fıkıh kitaplarında mevcuttur. Biz burada sadece tariflerle yetinmek istiyoruz. Fesih nedeniyle ayrılmalar: 1- Ayrı kalma sebebiyle ayrılma 2- Hapis sebebiyle ayrılma 3- Dinden çıkma sebebiyle ayrılma 4- Nafaka ödememekten dolayı ayırma 5- Özür ve hastalık nedeniyle ayrılma 6- Aldatılma sonucu ayrılma II. YAHUDİ VE HIRİSTİYANLIKTA BOŞANMA Yahudi ve Hıristiyanlıkta boşanma oldukça zordur. Hatta Hıristiyanların Katolik Mezhebi’nde boşanma yasaktır. Günümüzde üç Katolik devlette Vatikan, Malta ve Filipinler’de tarafların boşanma hakkı bulunmuyor. Şilililer boşanma hakkını ancak 2004 yılında elde ettiler. Malta’da çiftçiler ayrılabiliyor, ancak evliliğin iptal edilmesi gerektiğinden yeniden evlenmeleri son derece güç oluyor. 32 Malta’da 29 Mayıs 2011 tarihinde yapılan boşanmanın serbest olmasıyla ilgili 32 Akşam gazetesi, 29.05.2011 tarihli. referandumda % 52 oy evet alarak boşanma serbest edilmiştir.33 Böylece geriye boşanmanın yasak olduğu iki ülke, Vatikan ve Filipinler kalmıştır. BOŞANMA İLE İLGİLİ KUTSAL KİTAP ÂYETLERİ34 A. ESKİ ANTLAŞMA/AHD-İ ATİK a. Yaratılış 2:24 Bu nedenle adam annesini babasını bırakıp karısına bağlanacak, ikisi tek beden olacak. b. Malaki 2:16 İsrail’in Tanrısı RAB, ‹‹Ben boşanmadan nefret ederim›› diyor. c. Yasanın Tekrarı 24:1-4 1 Eğer bir adam evlendiği kadında yakışıksız bir şey bulur, bundan ötürü ondan hoşlanmaz, boşanma belgesi yazıp ona verir ve onu evinden kovarsa, 2 kadın adamın evinden ayrıldıktan sonra başka biriyle evlenirse, 3 ikinci kocası da ondan hoşlanmaz, boşanma belgesi yazıp verir, onu evinden kovarsa ya da ikinci adam ölürse, 4 kadını boşayan ilk kocası onunla yeniden evlenemez. Çünkü kadın kirlenmiştir. Bu RABbin gözünde iğrençtir. Tanrınız RABbin mülk olarak size vereceği ülkeyi günaha sürüklemeyin. B. YENİ ANTLAŞMA/AHD-İ CEDİT a. Matta 19:3-12 3 İsa’nın yanına gelen bazı Ferisiler, Onu denemek amacıyla şunu sordular: ‹‹Bir adamın, herhangi bir nedenle karısını boşaması Kutsal Yasaya uygun mudur?›› 33 34 Habertürk TV yayını, 30.05.2011 tarihi. Kutsal Kitap, Kitabı Mukaddes Şirketi, 1. Basım, 2002, İstanbul 4-5 İsa şu karşılığı verdi: ‹‹Kutsal Yazıları okumadınız mı? Yaradan başlangıçtan ‹İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı› ve şöyle dedi: ‹Bu nedenle adam annesini babasını bırakıp karısına bağlanacak, ikisi tek beden olacak.› 6 Şöyle ki, onlar artık iki değil, tek bedendir. O halde Tanrının birleştirdiğini, insan ayırmasın.›› 7 Ferisiler İsa’ya, ‹‹Öyleyse›› dediler, ‹‹Musa neden erkeğin boşanma belgesi verip karısını boşayabileceğini söyledi?›› 8 İsa onlara, ‹‹İnatçı olduğunuz için Musa karılarınızı boşamanıza izin verdi›› dedi. ‹‹Başlangıçta bu böyle değildi. 9 Ben size şunu söyleyeyim, karısını fuhuştan başka bir nedenle boşayıp başkasıyla evlenen, zina etmiş olur. Boşanan kadınla evlenen de zina etmiş olur.›› 10 Öğrenciler İsa’ya, ‹‹Eğer erkekle karısı arasındaki ilişki buysa, hiç evlenmemek daha iyi!›› dediler. 11 İsa onlara, ‹‹Herkes bu sözü kabul edemez, ancak Tanrının güç verdiği kişiler kabul edebilir›› dedi. 12 Çünkü kimisi doğuştan hadımdır, kimisi insanlar tarafından hadım edilir, kimisi de Göklerin Egemenliği uğruna kendini hadım sayar. Bunu kabul edebilen etsin! b. Matta 5:28-32 28 Ama ben size diyorum ki, bir kadına şehvetle bakan her adam, yüreğinde o kadınla zina etmiş olur. 29 Eğer sağ gözün günah işlemene neden olursa, onu çıkar at. Çünkü vücudunun bir üyesinin yok olması, bütün vücudunun cehenneme atılmasından iyidir. 30 Eğer sağ elin günah işlemene neden olursa, onu kes at. Çünkü vücudunun bir üyesinin yok olması, bütün vücudunun cehenneme gitmesinden iyidir. 31 ‹Kim karısını boşarsa ona boşanma belgesi versin› denmiştir. 32 Ama ben size diyorum ki, karısını fuhuş dışında bir nedenle boşayan onu zinaya itmiş olur. Boşanmış bir kadınla evlenen de zina etmiş olur. c. Markos 10:2-12 2 Yanına gelen bazı Ferisiler Onu denemek amacıyla, ‹‹Bir erkeğin, karısını boşaması Kutsal Yasaya uygun mudur?›› diye sordular. 3 İsa karşılık olarak, ‹‹Musa size ne buyurdu?›› dedi. 4 Onlar, ‹‹Musa, erkeğin bir boşanma belgesi yazarak karısını boşamasına izin vermiştir›› dediler. 5 İsa onlara, ‹‹İnatçı olduğunuz için Musa bu buyruğu yazdı›› dedi. 6 Tanrı, yaratılışın başlangıcından ‹İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı. 7-8 Bu nedenle adam annesini babasını bırakıp karısına bağlanacak, ikisi tek beden olacak. Şöyle ki, onlar artık iki değil, tek bedendir. 9 O halde Tanrının birleştirdiğini insan ayırmasın.›› 10 Öğrencileri evde Ona yine bu konuyla ilgili bazı sorular sordular. 11 İsa onlara, ‹‹Karısını boşayıp başkasıyla evlenen, karısına karşı zina etmiş olur›› dedi. 12 ‹‹Kocasını boşayıp başkasıyla evlenen kadın da zina etmiş olur.›› d. Luka 16:18 Karısını boşayıp başkasıyla evlenen zina etmiş olur. Kocasından boşanmış bir kadınla evlenen de zina etmiş olur. e. Korintlilere 1. Mektup 10 Evlilereyse şunu buyuruyorum, daha doğrusu Rab buyuruyor: Kadın kocasından ayrılmasın. 11 Ayrılırsa evlenmesin, ya da kocasıyla barışsın. Erkek de karısını boşamasın. 12 Geri kalanlara Rab değil, ben söylüyorum: Eğer bir kardeşin karısı iman etmemişse ama kendisiyle yaşamaya razıysa, onu boşamasın. 13 Bir kadının kocası iman etmemişse ama kendisiyle yaşamaya razıysa, kadın onu boşamasın. 14 Çünkü iman etmemiş koca karısı aracılığıyla, iman etmemiş kadın da imanlı kocası aracılığıyla kutsanır. Yoksa çocuklarınız murdar olurdu. Ama şimdi kutsaldırlar. 15 İman etmeyen ayrılırsa ayrılsın. Kardeş ya da kız kardeş böyle durumlarda özgürdür. Tanrı sizi barış içinde yaşamaya çağırdı. 16 Ey kadın, kocanı kurtarıp kurtaramayacağını nereden biliyorsun? Ey erkek, karını kurtarıp kurtaramayacağını nereden biliyorsun? f. Romalılara Mektup 1 Bilmez misiniz ki, ey kardeşler -Kutsal Yasayı bilenlere söylüyorum- Yasa insana ancak yaşadığı sürece egemendir? 2 Örneğin, evli kadın, kocası yaşadıkça yasayla ona bağlıdır; kocası ölürse, onu kocasına bağlayan yasadan özgür olur. 3 Buna göre kadın, kocası yaşarken başka bir erkekle ilişki kurarsa, zina etmiş sayılır. Ama kocası ölürse, kadın yasadan özgür olur. Şöyle ki, başka bir erkeğe varırsa, zina etmiş olmaz. SONUÇ VE ÖNERİMİZ Hindistan Modeli Günümüzde boşanma sosyal bir problem halini almıştır. 2001-2010 yılları arsında ortalama tam on senede 1 milyon aile dağılmış. Neredeyse her ailede bir boşanma vakası gerçekleşmiş. Diğer verileri de göz önüne aldığımızda bu gidişat ürkütücü sonuçlar doğuracak bir düzeydedir. Onun için şimdiden toplum olarak çok ciddi tedbirler almak zorundayız. On yıl sonra geri dönüşü mümkün olmayan büyük felaketlerle karşılaşabiliriz. Biz bu sempozyum vasıtasıyla Hindistan modelini sunmak istiyoruz. Bugün Hindistan’da 200 milyon Müslüman yaşamaktadır. Orada Hinduizm ve Brahmanizm hâkim olmasına rağmen Müslümanlar İslâm aile hukuk esaslarına göre evlenmekte ve boşanmaktadırlar. Türkiye’de de nüfusun % 99’u Müslüman olduğuna göre Türkiyeli Müslümanlar da resmi olarak İslâm aile hukuk (ahvâl-i şahsiye) esaslarına göre evlenme ve boşanmalarını gerçekleştirebilirler. Hatta Hıristiyan ve Yahudiler de kendi aile hukuklarına göre evlenmelerini ve boşanmalarını gerçekleştirebilirler. Her din sahibi, bu konuda kendi dininin esaslarına göre bir hukuka tabi olabilir. Bütün bunları yasalarla gerçekleştirebiliriz. KAYNAKÇA Arıkan, Çiğdem, Yoksullukta ve Evlilikte Geçimsizlik ve Boşanma, Ankara, 1992. Aydın, Mustafa, Mustafa Tekin, Burhanettin Can, Caner Arabacı, Osman Çıtlak (Heyet), Türkiye’de Aile (Ailenin Yapısal Özellikleri, İşlevleri ve Değişimi), Sekam Yayınları, İstanbul, 2011. Demirkıran, Semra Yurtkuran, Aysel Günindi Ersöz, Rahime Beder Şen, Emre Ertekin, Özden Sezgin, Ahu Meryem Turğut, Nuray Şehitoğlu (Araştırma Ekibi), Boşanma Nedenleri Araştırması, Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, Ankara, Mart 2009. Kur’ân’ı Kerim. Kutsal Kitap, Kitabı Mukaddes Şirketi, 2002, İstanbul I. Basım Özek, Ali, Aile Sempozyumu Konusunda Takdim, Günümüzde Aile Sempozyumu 02-04 Aralık 2005, İstanbul, 2007. Sayar, Kemal, Parçalanmış Ailelerde ve Çocuklarında Görülen Problemler, Günümüzde Aile Sempozyumu 02-04 Aralık 2005, İstanbul, 2007. Türk Medeni Kanunu Yörükoğlu, Atalay, Değişen Toplumda Aile ve Çocuk, Özgür yayınları, İstanbul, 1997 V. Basım
Benzer belgeler
türk milletlerarası hukukunda boşanma
TÜRK MİLLETLERARASI HUKUKUNDA
BOŞANMA
A) GİRİŞ
Boşanma “ eşler hayattayken, kanunda öngörülmüş olan bir sebebe dayanarak, eşlerden birinin açacağı dava
sonucunda evlilik birliğine hakim kararı ile ...
Boşanma Davaları - kucukoner.av.tr
boşanmaya karar verilebilir. Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da
bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu
h...