Ġçindekiler
Transkript
Ġçindekiler
AK PARTĠ GENEL MERKEZ DIġ ĠLĠġKĠLER BAġKANLIĞI Ġçindekiler TÜRKĠYE GÜNDEMĠ.......................................................................................................................... 3 Gül: Bir millet iki devlet şiarından hareketle çalışılıyor ..................................................................... 3 Türkiye 1 milyondan fazla Suriyeliyi misafir ediyor .......................................................................... 3 AK Partili Kadın Uzmanlar Çadır Kentte ............................................................................................... 4 Fitch'ten Türk bankalarına övgü .......................................................................................................... 4 Genişbant internet abone sayısı 35 milyona ulaştı .............................................................................. 5 Türkiye-Orta Asya İlişkileri Güçleniyor ............................................................................................. 5 Türkiye-İsrail ilişkilerinde normalleşme zarureti (2) – Rasim Ozan Kütahyalı – Sabah Gazetesi...... 5 AVRUPA GÜNDEMĠ ........................................................................................................................... 7 Enflasyondaki düşüş, ECB üzerinde faiz baskısını artırdı .................................................................. 7 Blair Cameron'a 'Avrupa' tavsiyesi verdi, AB Konseyi başkanlığına kapıyı kapattı........................... 7 Hollanda‟da Shell tesislerinde patlama ............................................................................................... 7 Bosna Hersek'teki sel felaketi.............................................................................................................. 7 Kırımoğlu'na 'Dayanışma' ödülü ......................................................................................................... 8 Asgari ücrette kader haftası ................................................................................................................. 8 Avrupa'da islamofobya – Tulu Gümüştekin – Sabah Gazetesi ........................................................... 8 Avrupa Birliği: Bir rüyaydı geldi geçti – Nihal Bengisu Karaca- Haberturk Gazetesi ....................... 9 Avrupa yeniden kazanılmalı - Javier Solana – Al Jazeera ................................................................ 11 ORTADOĞU GÜNDEMĠ ................................................................................................................... 13 Mısır malumun ilanı: Darbeci Sisi kazandı ....................................................................................... 13 Oy verme işlemi meşruiyet tartışmaları gölgesinde tamamlandı ...................................................... 14 Yemen'de iki haftada 455 kişi öldü ................................................................................................... 14 İran ve sınır ihlali – Beril Dedeoğlu – Star Gazetesi ......................................................................... 14 Yahudi düşmanlığı – Mustafa Akyol – Star Gazetesi ....................................................................... 16 Anlı sandık kanlı sandık – Fehim Taştekin – Radikal Gazetesi ........................................................ 17 AMERĠKA GÜNDEMĠ ...................................................................................................................... 19 1 AK PARTĠ GENEL MERKEZ DIġ ĠLĠġKĠLER BAġKANLIĞI Obama Ukrayna‟nın yeni Cumhurbaşkanı ile buluştu ...................................................................... 19 Obama‟nın Ankara adayı Bass .......................................................................................................... 20 ABD Sisi'yi dört gözle bekliyor ........................................................................................................ 20 Suriye politikamız savunulamaz........................................................................................................ 20 ASYA – PASĠFĠK GÜNDEMĠ ........................................................................................................... 21 Çin'de grizu patlaması: 22 ölü ........................................................................................................... 21 Orta Asya'da ortak alfabe .................................................................................................................. 21 ABD Kırgızistan‟daki hava üssünü kapattı ....................................................................................... 23 Türk dünyasının farklı beklentileri – Sami Kohen – Milliyet Gazetesi ............................................ 23 AFRĠKA GÜNDEMĠ .......................................................................................................................... 24 Nijerya ordusunda Boko Haram alarmı ............................................................................................. 24 2 AK PARTĠ GENEL MERKEZ DIġ ĠLĠġKĠLER BAġKANLIĞI TÜRKĠYE GÜNDEMĠ Gül: Bir millet iki devlet Ģiarından hareketle çalıĢılıyor AA Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, son 7 yılda gerçekleşen karşılıklı ziyaretlerin, iki ülke arasındaki dostluk ve kardeşliğin gücünü somut bir şekilde gösterdiğini belirterek, "Bir bakıma, Türkiye-Türkmenistan ilişkilerindeki 'altın çağ'ın tezahürüdür. Amacımız, bu ivmeyi muhafaza ederek, işbirliğimize yeni boyutlar kazandırmayı sürdürmektir" dedi. Dostluk ve kardeşliklerinin temelleri asırlar önce beraber atılan Türkiye ile Türkmenistan'ın elbirliğiyle parlak yarınlara doğru yol aldığını söyleyen Cumhurbaşkanı Gül, "bir millet, iki devlet" şiarından hareketle ilişkilerin her alanda güçlendirilmesi için çalışıldığını kaydetti. Bu kapsamda Türkmenistan'ın son yıllarda hız verdiği büyük kalkınma hamlesine katkının devam ettiğini vurgulayan Gül, iki ülke arasında ticaretten turizme, taahhüt işlerinden enerjiye, tarımdan petro-kimyaya kadar birçok alanda güçlü işbirliği bulunduğunu dile getirdi. Cumhurbaşkanı Gül'e "Uluslararası Mahtumkulu Nişanı"nın verilmesinin kararlaştırıldığını bildiren Berdimuhamedov, Gül'ü kutlayarak, Türk halkının refahına yönelik çalışmalarında başarılar diledi. "Bugünkü coşkunun ışığında geleceğe bakarak Türkmenistan ile Türkiye Cumhuriyeti‟nin dostluk ve kardeşlik ilişkilerinin kararlı bir şekilde gelişeceğine inanıyorum" diyen Berdimuhamedov, konuşmasının ardından Gül'ün yakasına nişanı taktı ve beratını takdim etti. Cumhurbaşkanı Gül de teşekkür ederek, "Kadim kardeşliğimizin müşahhas bir tezahürü olan bu anlamlı nişanı, Türk milletini temsilen taşımaktan büyük şeref duyacağım" dedi. Türkiye 1 milyondan fazla Suriyeliyi misafir ediyor AA Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, Türkiye'nin artık yardım alan değil, yardım eden bir ülke olduğunu belirterek, "Türkiye, 1 milyondan fazla Suriye vatandaşını misafir ederken, Batı ülkeleri bu yıl maalesef yalnızca 18 bin Suriyeliyi kabul edecektir. Nitekim Suriye krizi sebebiyle yaptığımız 4 milyar dolar civarında insani yardıma ilave olarak, ancak 210 milyon dolarlık uluslararası yardım Türkiye'ye gelmiştir" dedi. Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı tarafından yedincisi düzenlenen Uluslararası Afet Risk Yönetimi Konferansına katıldı. Azerbaycan Olağanüstü Haller Bakanı Kemaleddin Haydarov'un davetlisi olarak Gebele kentinde düzenlenen konferansa katılan Atalay, burada yaptığı konuşmada, dünyada 3 AK PARTĠ GENEL MERKEZ DIġ ĠLĠġKĠLER BAġKANLIĞI yaşanan afet olaylarına karşı ortak hareket etmenin önemine değindi ve Türkiye'de afetlerle mücadele konusunda yapılan işleri anlattı. "Türkiye artık yardım alan değil, yardım eden bir ülke" Atalay, AFAD'ın koordinasyonunda ülke genelinde başta bakanlıklar olmak üzere ulusal, bölgesel ve yerel tüm kurum ve kuruluşların afetlere hazırlık konusunda ciddi bir hareketlenmenin içine girdiğini söyledi. Atalay, bu hareketlilik sayesinde afet yönetiminde etkin ve entegre bir sistem oluşturma yönünde kısa sürede önemli bir mesafe kat ettikleri ve dinamizmi sağlayabilmek için yasal pek çok düzenlemeyi hayata geçirdiklerini ifade etti. AK Partili Kadın Uzmanlar Çadır Kentte Milliyet Gazetesi Ak Parti Dış İlişkiler Uzmanları, Süleyman Şah Konaklama Tesisleri'ni ziyaret ederek incelemelerde bulundu. Ülkelerinde çıkan iç karışıklıktan dolayı Türkiye'ye sığınan ve Akçakale Süleyman Şah Konaklama Tesisleri'nde barınan Suriyeli mülteciler ve kadın sorunları konusunda bilgi almak için, Ak Parti Dış İlişkiler Uzmanları Tuba Nur Sönmez ve Mehtap Çevik Çadır Kente geldi. Gelen heyete Çadır Kent Müdür Yardımcısı Yasin Seyhan eşlik etti. Uzmanlar, çadır kentteki sosyal alanları gezerek yetkililerden bilgi aldı. Daha sonra uzmanlar kadın meclisi üyeleri ile birlikte bir araya geldi. Kadın meclisi üyeleri beş ay içerisinde Suriyeliler için yapılan çalışmalar hakkında bilgi vererek, önümüzdeki günlerde neler yapacaklarını anlattılar. Tuba Nur Sönmez ve Mehtap Çevik ise, "Ak Parti Dış İlişkiler olarak, ülkemizde yaşayan mülteci kadın sorunları hakkında bilgi almak ve var olan sorunlar hakkında çözüm üretmektir. Bugün burada kadınları dinleyerek genel anlamda bilgi aldık. Bu bilgileri genel merkez düzeyinde değerlendirilerek çözüm bulmaya çalışacağız"dedi. Fitch'ten Türk bankalarına övgü AA Fitch Ratings Kıdemli Direktörü Janine Dow, Türkiye için son derece olumlu bir görüntü olduğunu belirterek, Türk bankalarının da elde edilen olumlu veriler sonucunda sermaye yapılarını güçlendirmeye devam etmelerini beklediğini kaydetti. Açıklama yapan Dow, Türk ekonomisinin büyümeye devam ettiğini belirterek, "Biz Türkiye‟ye ilişkin herhangi bir resesyondan bahsetmiyoruz, sadece yavaşlama var diyoruz" dedi. Hala Türkiye için son derece olumlu bir resim, görüntüden bahsettiklerini belirten Dow, Türk bankalarının elde edilen olumlu veriler neticesinde sermaye yapılarını güçlendirmeye devam etmelerini beklediklerini söyledi. Türk bankalarının değişen finansman yapısına hızla uyum sağladığını belirten Dow, “Türk bankalarının finansmanı çeşitlendirmesinin pozitif olduğunu, Türk bankalarının uluslararası finans piyasalarından daha uzun vadeli finansmana ulaşabiliyor olmalarının da pozitif olduğunu vurguladı. 4 AK PARTĠ GENEL MERKEZ DIġ ĠLĠġKĠLER BAġKANLIĞI GeniĢbant internet abone sayısı 35 milyona ulaĢtı AA Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan, bilişim sektöründe büyümenin yılın ilk çeyreğinde de devam ettiğini belirterek, genişbant internet abone sayısının 35 milyona, 3G mobil abone sayısının 51 milyona, mobil abone sayısının ise 70,1 milyona ulaştığını bildirdi. Bilişim sektörünün 2003 yılından itibaren her yıl istikrarlı büyüyen bir sektör haline geldiğini ifade eden Bakan Elvan, "2014 yılı birinci çeyrek verilerine bakıldığında, sektörde büyümenin devam ettiği görülüyor. Genişbant internet abone sayısı 35 milyona, 3G mobil abone sayısı 51 milyona, mobil abone sayısı ise 70,1 milyona ulaştı. Sektördeki sürekli büyüme durumu, bilişim sektörünün gittikçe daha fazla istikrar kazanmasının bir sonucudur" dedi. "Fiber optik ağ uzunluğu 234 bin kilometre‟‟ Genişbant internet altyapısını sağlayan fiber optik kablo uzunluğunun 234 bin kilometreye ulaştığını kaydeden Elvan, "Türkiye'nin 66 bin kilometrelik karayolu ağının neredeyse 4 katı, fiber optik kablo ağına ulaştık" dedi. Türkiye-Orta Asya ĠliĢkileri Güçleniyor El ġark Türkiye Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi, ülkesinin, tarihî ve kültürel bağlar beslediği ülkelerle sahip olduğu güçlü ekonomik ilişkileri korumaya çalıştığını belirtti. Ankara‟da düzenlenen Türkiye-Türkmenistan Karma Ekonomik Komisyonu (KEK) açılış toplantısında konuşan Zeybekçi, "Türkmenistan gibi Orta Asya ülkeleriyle ilişkileri geliştirmek Türkiye‟nin son yıllarda uyguladığı dış politikanın öncelikleri arasındadır." dedi. Zeybekçi, Türkiye ile Türkmenistan, Azerbaycan ve Kazakistan‟ı birbirine bağlayacak ve böylece Ankara ile Orta Asya arasındaki ulaşım maliyetini azaltacak bir ulaşım ağının kurulması gerektiğini ifade etti. Bu çerçevede aynı toplantıya katılan Türkmenistan Bakanlar Kurulu Başkan Yardımcısı Palvan Taganov da ülkesinin Türkiye ile ilişkileri geliştirmeye ve iki ülke arasındaki ticaret hacmini artırmaya dönük isteğini dile getirdi. Türkiye ile Türkmenistan arasındaki ticaret hacminin 2012 yılında 3,5 milyar dolar olduğu belirtiliyor. Türkiye-Ġsrail iliĢkilerinde normalleĢme zarureti (2) – Rasim Ozan Kütahyalı – Sabah Gazetesi Hatırlayacaksınız Başbakan Erdoğan Mayıs 2005'te İsrail ve Filistin'i ziyaret etmiş, İsrail Başbakanı Ehud Olmert de Şubat 2007'de Türkiye'ye gelmişti. İsrail Başbakan Yardımcısı ve 5 AK PARTĠ GENEL MERKEZ DIġ ĠLĠġKĠLER BAġKANLIĞI Dışişleri Bakanı Tzipi Livni Mayıs 2006'da Türkiye'yi, Dışişleri Bakanı Ali Babacan da Ortadoğu bölgesine gerçekleştirdiği ziyaretler kapsamında 7-8 Ekim 2007 tarihlerinde İsrail'i ziyaret etmişti. İsrail Başbakan Yardımcısı ve Savunma Bakanı Ehud Barak, 12-13 Şubat 2008'de Türkiye'yi, Türk Savunma Bakanı Vecdi Gönül 28-30 Ekim 2008'de İsrail'i, İsrail Başbakanı Ehud Olmert 22 Aralık 2008'de Türkiye'yi ziyaret etmişti. Son olarak, İsrail Sanayi, Ticaret ve Çalışma Bakanı Ben- Eliezer 23-24 Kasım 2009'da, Savunma Bakanı Barak ise 17 Ocak 2010'da Türkiye'ye ziyaretlerde bulunmuştu. Zikrettiğim bu iki ziyaretten bu yana iki ülke arasında ilişkiler adeta kopmuştu. Bakan ve üzeri düzeyde karşılıklı ziyaret gerçekleştirilmedi. 31 Mayıs 2010 tarihinde gerçekleşen ve 10 yurttaşımızın şehit olduğu Mavi Marmara saldırısı iki ülke ilişkilerini koparmıştı. Saldırı sonrasında haklı olarak Türkiye'nin Tel Aviv Büyükelçisi Merkez'e çağrıldı. Halihazırda Türkiye İsrail'de Geçici Maslahatgüzar seviyesinde temsil edilmekte... Mavi Marmara saldırısından sonra Türkiye ısrarlı biçimde İsrail Hükümetinden özür dilemesini, kurbanların ailelerine tazminat ödemesini ve Gazze'ye yönelik ablukanın da bir an önce kaldırılmasını talep etti. İsrail'in Türkiye'nin istediği adımları atmaması, 2011 yılında, Türkiye - İsrail diplomatik ilişkilerinin asgari seviyeye indirilmesi; iki ülke arasındaki tüm askeri anlaşmaların askıya alınması ve bu çerçevede yürütülen tüm projelerin durdurulması sonucunu doğurdu. Şimdi gelelim son dönemdeki Türkiyeİsrail fotoğrafına... İsrail Başbakanı Netanyahu, ABD Başkanı Obama'nın İsrail'e gerçekleştirdiği ziyaret sırasında 22 Mart 2013 tarihinde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı telefonla arayarak; İsrail tarafından Mavi Marmara saldırısıyla ilgili olarak yürütülen ve bir dizi operasyonel hatanın yapıldığına işaret eden soruşturma ışığında, can kaybına veya yaralanmaya yol açan her türlü hatadan dolayı İsrail adına Türk halkından özür diledi. Başbakan Erdoğan bu özrü Türk halkı adına kabul etti. İsrail, hayatını kaybeden Türk vatandaşlarının ailelerine tazminat ödemeyi de kabul etti. Ayrıca, sivil halkın kullanacağı malların Gazze dahil Filistin topraklarına girişine ilişkin kısıtlamaları esas itibariyle kaldırdığı ve sükunet devam ettiği müddetçe bu durumun da devam edeceğine ilişkin taahhütte bulundu. Bu çerçevede, Netanyahu ve Erdoğan, Filistin topraklarındaki insani durumun iyileştirilmesi için birlikte çalışmaya devam etmek konusunda mutabık kaldılar. Bu gelişme, Türkiye-İsrail ilişkilerinin normalizasyonuna yönelik sürecin ilk ve en önemli adımıdır. Bu bağlamda, İsrail'in attığı adım Türk kamuoyu tarafından da çok olumlu karşılandı. 6 AK PARTĠ GENEL MERKEZ DIġ ĠLĠġKĠLER BAġKANLIĞI AVRUPA GÜNDEMĠ Enflasyondaki düĢüĢ, ECB üzerinde faiz baskısını artırdı Euractive Eurostat'ın açıkladığı verilere göre Euro Bölgesi'nde enflasyon oranı Mayıs ayında 0.2 puan düştü ve yeniden Mart ayındaki yüzde 0.5 seviyesine geriledi. Euro Bölgesi'nde enflasyonun, düşük talep ve güçlü Euro sebebiyle geçtiğimiz yıl boyunca sürekli düşüş kaydetmesi, ECB para politikası kurulunun Perşembe günkü toplantılarında faiz oranlarını daha da düşüreceği beklentisini beraberinde getirdi. Faizleri Kasım ayından bu yana yüzde 0.25 seviyesinde tutan ECB, deflasyon riskinin artması halinde harekete geçeceğini söylüyordu. ECB Başkanı Mario Draghi, enflasyonun şu andaki seyrinin 'kendilerini tatmin etmediğini' ve 'bunu doğal bir durum olarak karşılayamayacaklarını' söyleyerek, Perşembe günü yeni bir hamlede bulunacaklarının sinyalini verdi. Blair Cameron'a 'Avrupa' tavsiyesi verdi, AB Konseyi baĢkanlığına kapıyı kapattı Euractive İngiliz basını, Mayıs ayında düzenlenen Avrupa Parlamentosu seçimlerinde AB karşıtı partilerin güç kazanmasının ardından Blair'ın Avrupa kurumlarında üst düzey bir görev almak istediğini yazmıştı. Haber, Blair'ın bu yıl el değiştirecek üst düzey makamlardan AB Konseyi başkanlığıyla ilgilendiği iddialarına yol açmıştı. Londra'da Avrupa'nın geleceğine ilişkin bir konferansta konuşan Blair, 'Aday değilim, böyle bir şey olmayacak' dedi. Hollanda‟da Shell tesislerinde patlama Euronews Amerikalı enerji devi Shell‟in Hollanda‟daki bir kimya tesisinde yangın çıktı. Olayda ilk belirlemelere göre iki kişi yaralandı. Rotterdam şehri yakınındaki fabrikada yangın öncesinde ard arda patlamalar meydana geldi. Kimyevi bir sızıntının yol açtığı sanılan yangın sonrası, tesise çok sayıda itfaiye ve ambulans sevkedildi. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı. Bosna Hersek'teki sel felaketi Trt Türk Yüzyılın en büyük sel felaketinin yaşandığı Bosna Hersek'te zararın bilançosu netleşmeye başladı. Avrupa-Atlantik Afet Müdahale Eşgüdüm Merkezi (EARDCC) tarafından hazırlanan raporda, 7 AK PARTĠ GENEL MERKEZ DIġ ĠLĠġKĠLER BAġKANLIĞI sel ve heyelanların kanalizasyon ve içme suyu şebekelerine ve elektrik ağlarına zarar verdiği, 20 köprünün sel ve heyelanlar nedeniyle yıkıldığı ya da kısmen zarar gördüğü belirtildi. Ülke genelinde 350 bine yakın büyük ve küçükbaş hayvan telef olurken, 100 bin hektar tarım arazisi zarar gördü. Yüzyılın en büyük sel felaketinin yaşandığı Bosna Hersek'te, sel sularının çekilmeye başlamasıyla birlikte, felaketin neden olduğu zararın bilançosu netlik kazanmaya başladı. Kırımoğlu'na 'DayanıĢma' ödülü Trt Türk Polonya Dışişleri Bakanlığı tarafından ülkenin demokratik sisteme geçişinin miladı olarak kabul edilen seçimlerin 25. yıl dönümü vesilesiyle ihdas edilmiş olan Dayanışma (Solidarnost) Ödülü Kırım Tatarlarının lideri, Ukrayna milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu‟na takdim edildi. 25 ülkeden devlet ve hükümet başkanları ile özel temsilcilerin katıldığı törende Türkiye‟yi Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç temsil etti. Asgari ücrette kader haftası Sabah Avrupa Almanya‟da büyük koalisyon hükümetinin üzerinde anlaştığı asgari ücret konusunda tartışmalar sürerken, durumun bu hafta içinde netleşmesi bekleniyor. Federal Çalışma Bakanlığı tarafından gündeme getirilen saat başı 8,5 euro asgari ücrete işveren çevrelerinin itirazı sürüyor. Yasa tasarısını hazırlayan ve meclisten geçirip 1 Ocak 2015 tarihinden itibaren yasalaştırmak isteyen Federal Hükümet, işveren çevrelerinin tepkilerini de dikkate alıyor. Asgari ücrete karşı çıkanlar, “Özellikle çok genç yaşta ve meslek öğrenme aşamasında olanlara saat başı 8,5 euro ödenirse, ekonomik dengeler bozulur, üretim masrafları artar” gerekçesini dile getiriyor. Asgari ücrete en çok kuaför işletmecileri itiraz ediyor. Avrupa'da islamofobya – Tulu GümüĢtekin – Sabah Gazetesi Brüksel kenti, geçtiğimiz hafta inanılmaz bir terör olayıyla sarsıldı. Belçika'nın ve AB'nin başkentinde, gündüz vakti bir ziyaretçi, Musevi müzesine girdi, çantasından çıkardığı Kalaşnikov makineli ile müzenin girişinde oturan gönüllü çalışan ile müzeyi gezmekte olan diğer üç kişiyi taradı, dört kişinin ölümüne neden olduktan sonra gayet sakin biçimde silahını çantasına koyarak kapıdan çıkıp gitti. Bütün bu görüntüleri, güvenlik kameraları kaydettiği için insanlar televizyondan izleyebildiler. Hiç kimsenin anlam veremediği bu inanılmaz dehĢeti araĢtıran Belçika polisi en ufak bir iz bulamadı. Saldırganın eĢkâlinden hareketle, tüm üye ülke güvenlik teĢkilatları harekete geçirildi, üç gün önce, tesadüfî biçimde Marsilya'da rutin kontrol görevi yapan sivil gümrük muhafızları, adının Mehdi NemmuĢ olduğu öğrenilen sanığı ele geçirdiler. Fransız vatandaşı olan bu kişinin, genç yaşına rağmen önemli sabıkaları olduğu ve uzunca bir süre hapis yatmış bulunduğu açıklandı, hapishanede radikal bazı grupların etkisinde kalmış olacağından dem vuruldu. Hapisten 8 AK PARTĠ GENEL MERKEZ DIġ ĠLĠġKĠLER BAġKANLIĞI çıktığında, parasız, işsiz ve niteliksiz olmasına rağmen Beyrut ve İstanbul üzerinden Suriye'ye gitmiş olması, oradan döndüğünde Malezya ve Tayland'a seyahat edebilmiş olması gibi büyük soru işaretleri cevaplandırılamamış olarak kaldı. Bundan bir yıl kadar önce, Fransa'nın güneyinde üç üniformalı ve silahsız askeri öldürdükten iki gün sonra, Musevi gençlerin okuduğu bir okuldan çıkan üç çocuğu ve bir öğretmeni kurĢuna dizen Mohamed Merah cinayetleri de bir anda gündeme geldi. Bu cinayetlerin ortak yönü, Müslüman Avrupa yurttaĢları tarafından iĢlenmiĢ olması ve Musevileri hedeflemesi… Tam anlamıyla, toplumu galeyana getirmeye ve AB'deki Müslüman nüfusu hedef göstermeye yönelik bu cinayetlerin, kimler ve hangi finansal kaynaklardan desteklendiği bilinemiyor. Ne var ki, AB ülkelerinde durum, pek öyle zannedildiği gibi değil. Europol'ün 2011 yılında yayınladığı rapor, 2010 yılı içinde AB ülkelerinde 249 terör saldırısı gerçekleĢtirildiğini vurguluyor. Bunların içinde, radikal İslamcı örgütler adına yapılan saldırıların sayısı yalnızca üç… Ancak tüm terör saldırılarıyla ilgili tutuklanan 611 kişinin 179'u radikal İslamcı örgütlere bağları nedeniyle tutuklanmış. Norveç'te yaĢanan, son yılların en büyük katliamı ve terör saldırısı 2011 yılında gerçekleĢti ve Anders Behring Breivik, polis kılığına girerek Utoeya adasında 77 genci otomatik silahlarıyla katletti. Tümüyle ruhsal dengesi bozuk bu caninin faĢist eğilimleri, dinsel öğeler taĢımasına rağmen kimsenin aklına kiliseyi ya da Protestan mezhebini suçlamak gelmedi. AB içindeki terör, çok büyük ölçüde ayrılıkçı ya da aşırı sol, anarşist eğilimli örgütlerden geliyor. Ne var ki AB toplumunda, İspanya'nın Bask terörünü lanetlemesi haricinde, bu tür ayrılıkçı hareketleri "doğal düşman" ilan etmeye yönelik bir eğilim oluşmuyor. Adına "islamofobya" denilen ve giderek AB'de toplumu rehin alan anlayıĢ, büyük ölçüde "kurban edilecek bir hedef" arayıĢı ve göçmen nüfusun sosyal statünün alt basamaklarda olmasıyla açıklanabilir. Ne var ki, toplumla bütünleĢmekte sorun yaĢayan ve büyük ölçüde Müslüman olan göçmen kitlelerinin hedef gösterilmesi, son derece açık provokasyonlarla toplumda infial yaratılmaya çalıĢılması, önü çok zor alınabilecek geliĢmelere yol açabilir. AB'de bugün 18 milyondan fazla Müslüman AB vatandaşı yaşıyor. Bu rakam orta boy bir ülkenin nüfusundan fazla… Türkiye ile İspanya'nın başlattığı "Medeniyetler Buluşması" türü girişimlerin, samimi biçimde ele alınması, tüm AB ülkelerince paylaşılması, Türkiye'nin bu sorunun çözümü için ortak olarak ciddi biçimde istişare sistemine dâhil edilmesi, giderek yaşamsal bir önem kazanıyor. AB ile Türkiye iliĢkileri, hangi boyuttan bakarsak bakalım, hem Türkiye, hem AB, hem de AB içindeki Müslüman nüfus açısından her geçen gün daha büyük önem kazanıyor. Avrupa Birliği: Bir rüyaydı geldi geçti – Nihal Bengisu Karaca- Haberturk Gazetesi GEÇEN hafta Türkiye'nin önümüzdeki birkaç yıl içindeki seyrini belirleyecek iki önemli olay oldu: Avrupa Parlamentosu'ndaki seçimler ile Türkiye'nin Şahdeniz doğalgaz üretim sahası ve TANAP projesinde ortaklığının artırılmasıyla ilgili anlaşma. Kuzey Irak'tan çıkan petrolün dağıtımında önemli bir rol alan Türkiye, Avrupa'ya giden gazın dağıtımındaki fonksiyonunu da artırarak Avrasya bağlamında ne kadar önemli bir enerji koridoru olduğunun altını yeniden 9 AK PARTĠ GENEL MERKEZ DIġ ĠLĠġKĠLER BAġKANLIĞI çizmiş oldu. Gelgelelim bu fonksiyon artışı, Türkiye'nin AB umutlarında pekiştirici bir rol oynamıyor artık. Çünkü içinde bulunduğumuz coğrafya on yıl önceki gibi değil, öte yandan bırakın Türkiye'yi, Avrupa bile AB projesinin çıkış amacına uygun pratik üretmekten uzağa düşmüş durumda. AB, farklı unsurların barış içinde yaşatılabileceği ufkunu fiilayata geçirmiş olduğu iddiası yüzünden güzel ve özel bir projeydi. Oysa bir süredir "O farklılar geldiler, işlerimizi aldılar" histerisine teslim olmaya doğru giden bir haletiruhiyenin izdüşümü olma yolunda. Avrupa Parlamentosu'nda yapılan seçim, aşırı sağ ve aşırı solun yükselişiyle sonuçlandı. Fransa'da aşırı sağ Le Pen birinci parti çıktı. Diğer ülkelerde de durum çok farklı değil. Endişe verici olan sadece ırkçı söylemlere sahip sağ partilerin güçlenmesi değil, Avrupa'da kendisine "sol" diyen siyasi görüşlerin, sosyalist ve komünist partilerin de yabancı düşmanlığını, özellikle Müslüman azınlıklardan duydukları hoşnutsuzluğu ifade etmekten çekinmez hale gelmeleri. Avrupa'nın ayrımcılığı dengeleyecek siyasal enstrümanlardan yoksun hale geliyor oluşu. Sebepler arasında ilk akla gelen elbette ekonomik krizler. Küresel finans kapitalizminin dibe vurduğu 2008'den beri krizlerle boğuşan bir Avrupa var. Ekonomik kriz dönemlerinde yabancı düşmanlığının arttığı da bir sır değil. Fakat böyle durumlarda doğal olan, olumsuz nazarların son yirmi yıl içindeki "genişleme" dönemlerine dönmesi olurdu. Yani AB'ye ne kadar yük olduğu sık sık konuşulan Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovenya, Estonya ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Bulgaristan, Letonya, Litvanya, Malta, Romanya ve Slovakya gibilerine. Ancak öyle olmadı. Bu ülkelerin üye olmasının getirdiği maliyetler tartışıldı, ama krizden etkilenen Avrupa toplumlarına asıl neden olarak öteden beri AB üyesi olan ülkelerde yaşayan, Batılı olmayan "yabancılar" gerekçe gösterildi. Polonya gibi, Romanya gibi ülkelerin bindirdiği sorunlar, birlik dışında kalan ülkelerden gelen ve Avrupa'da yaşayan "Müslüman" azınlıklara doğru ihraç edildi. Zemin ise 11 Eylül 2001'de New York'ta İkiz Kuleler'e yapılan terör saldırısından beri hazırdı. O dönem ABD'nin Irak işgaline karşı mesafeli olmalarından ötürü Fransalmanya diye anılan Fransa ve Almanya ise şu an ırkçı, ayrımcı AB politikalarının başını çekiyor. Fransa, Sarkozy döneminde Türkiye aleyhine kamuoyu oluşturdu, Almanya Müslüman Türklere karşı işlenen Neo-Nazi cinayetlerini aydınlatmadı ve bu iki ülke Türkiye'nin AB'ye girmesi konusunda en çok ayak direyen ülkeler haline geldi. Son kertede, Türkiye'nin AB projesinde tecessüm eden hikâyeye entegre olmaktan vazgeçme eğilimi göstermesi, Türkiye-AB ilişkilerinin bozulmasının sebebi değil, sonucu. Avrupa, kendisinin oluşturduğu anlatıya inanmaktan giderek uzağa düşerken Türkiye'nin o hikâyede rol kapmaya çalışması manasız. Özellikle de bırakın kendi toplumuna, bölge ülkelerine dahi, coğrafyanın ve kültürün kodlarına uygun bir hikâye sunabilmiş ve buna müşteri de toplayabilmiş bir parti tarafından yönetiliyor iken. En önemlisi şu: AB projesi, orijini itibarıyla aralarında devasa farklar bulunmayan Avrupa topluluklarını bir arada tutma amaçlı bir gereksinimdi. Amaç "Bir daha İkinci Dünya Savaşı gibi bir rezalet yaşanmasın, Avrupa'nın göbeğinde ikinci bir holocaust olmasın"talebinin zorlanmasıydı. Mesele hiçbir zaman Müslüman toplumlar, topluluklarla kurulacak eşitlikçi ve özgürlükçü ilişkiler olmadı. "Madem öyleydi, neden bize bu hayali sattınız, yıllarca oyaladınız?" diye kızmanın da âlemi 10 AK PARTĠ GENEL MERKEZ DIġ ĠLĠġKĠLER BAġKANLIĞI yok. Türkiye'nin o hayal sayesinde aldığı mesafe küçümsenemez. Lakin "Türkiye'den yüz çevirdiler" diye ağlamanın lüzumu yok, iş artık Türkiye'nin kendi hikâyesini yazabilmesinde ve o hikâye üzerinden yükselebilmesinde. Avrupa yeniden kazanılmalı - Javier Solana – Al Jazeera Avrupa Parlamentosu'nun yeni üyelerini belirlemek üzere 22-25 Mayıs 2014 tarihlerinde düzenlenen seçimler, Avrupalı seçmenlerin hayal kırıklığını, hoşnutsuzluğunu ve hem Avrupa Birliği, hem de kendi ulusal hükümetlerine olan güvensizliğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. AB kurumları şimdi giderek artan bu memnuniyetsizliğin damgasını vuracağı bir parlamento ile karşı karşıya kalırken, yükselen Avrupa şüpheciliğinin de ulusal politikalar üzerinde derin bir etki yaratacağı kesin. AB eğer Avrupa kamuoyunun kendisine bağlı kalmasını istiyorsa, onları dinleyip harekete geçmeli ve stratejik önceliklerden oluşan bir programı hayata geçirmelidir. Bu noktada, şüphesiz, her şeyden önce ekonomi gelmeli. Şüphesiz Avrupa İstikrar Mekanizması ve bankacılık birliği gibi adımlarla, yeni entegrasyon mekanizmaları konusunda çok önemli ilerlemeler kaydedildi. Lakin daha yapılması gereken çok şey var. Yeni göreve gelecek Avrupa Komisyonu, ekonomik büyüme ve istihdamı canlandırma konusunda cesur davranmalı ki, Güney Avrupa ülkeleri, bütçe açığı ve borç azaltma hedefleri ile büyüme odaklı politikaları arasında bir uyum sağlayabilsin. En nihayetinde, uzun vadeli sürdürülebilirlik ancak bu tür politikalar ile mümkün. Komisyon ayrıca, öncelikle genç nüfusta işsizliğin azaltılması için aktif emek piyasası politikaları da uygulamalı. Dinamizm, talep ve tüketimin iyileşmesi, burada alınacak başarıya bağlı. Hiçbir büyüme taraftarı politika, özel sektör ve kamuda araştırma-geliştirme çalışmalarının teşvik edilmesi kadar önemli değildir. Bu bağlamda AB, örneğin, ar-ge harcamalarının (ve gençleri hedef alan aktif emek piyasası politikaları ile ilgili bazı harcamaların), üye ülkelerin borç hesaplarının dışında tutulmasına müsaade etmeli. Finans sektörüne destek olmak için uygulanan bu ilke, yatırım için de aynı derecede uygundur. Gelir tarafında ise Avrupa'nın dibe vurmaması için en azından kurumsal vergi konusunda asgari bir mali homojenliğe ihtiyaç söz konusu. Avro krizinin en kötü safhası geride kalmışken, para birliğinin kurumsal tasarımındaki kusurların giderilmesi de hayati önem taşıyor. Bankacılık birliği yolunda kaydedilen ilerleme mühim, ama hâlâ iki temel bileşene ihtiyaç var: Birincisi; bir yandan avro bölgesi genelinde kredi akışının sürebilmesi, diğer yandan da deflasyonun önlenmesi için Avrupa bankacılık sisteminin gerçek manada rehabilite edilmesi zorunlu. İkincisi; kırılgan ülkelerin pazardaki çalkantılardan korunması için borç yardımlaşması da şart. 11 AK PARTĠ GENEL MERKEZ DIġ ĠLĠġKĠLER BAġKANLIĞI Avrupa Merkez Bankası'na gerek bu iki konuda gerekse de büyümeye verilecek desteğin devamlılığı açısından son derece önemli rol düşüyor. Büyüme desteği, genişlemeci para politikası aracılığıyla ve mali açıdan hâlen Avrupa Merkez Bankası'nın dolaylı teminatına bel bağlayan ülkelerin pazara erişimini kolaylaştırmak suretiyle verilebilir. Avrupa'nın benimsemesi gereken vizyon Ancak Avrupa'nın ele alması gereken hususlar ekonomi ile sınırlı değil; zira dünyanın durup bekleyecek hali yok. Avrupa dış politikasının gözden geçirilmesi için bir fırsat olduğu ortada. Bu noktada Avrupa'nın vizyonu, üç komşu bölgesinin karşı karşıya kaldığı sorunları merkez almalı. Avrupa'nın doğusuna Ukrayna krizi damgasını vurdu. Rusya'nın yasadışı olarak Kırım'ı ilhak etmesi ve dahası Ukrayna'nın doğusundaki rövanşist yaklaşımı nedeniyle, Vladimir Putin yönetimindeki Kremlin ile ilişkiler yeniden gözden geçirilmeli. Coğrafi yakınlık, tarihi bağlar ve enerji bağımlılığı, Rusya'yı Avrupa'nın geleceği bakımından kilit bir ortak yapsa da, Putin'in dış siyaseti, Avrupa'nın güvenliği ve birliği karşısında doğrudan sorun teşkil ediyor. Avrupa'nın güney komşuları ise hâlâ oldukça belirsiz bir sosyo-politik geçiş sürecine sıkışıp kalmış durumda. Tunus gibi kimi örneklerde süreç başarıya ulaşırken, Suriye'nin de aralarında bulunduğu başka örneklerde en basit tabiriyle üzücü bir gidişat var. Avrupa, Akdeniz'in güney kıyısından bir dereceye kadar vazgeçip, bunu da kısmen Körfez ülkelerinden akan ekonomik yardımla telafi etmiş görünüyor. Bu durum, geçmişte – temel hizmetlerin Avrupa'nın sağladığı paralarla yürütüldüğü Filistin örneğinde tanık olduğumuz üzere – bu tür bir dayanışma konusunda pek de istekli davranmayan Arap dünyası açısından memnun edici bir yenilik. Bununla beraber, Kuzey Afrika, AB'nin önemli bir katılımı olmadan iyileşmekte zorlanacağı kesindir. Avrupa'nın çevresi ile ilgili üçüncü – ve yönetmesi en zor – unsur ise karşılıklı bağımlılık ki, bu husus, tüm dünyayı Avrupa'nın komşusu haline getiriyor. Amerika Birleşik Devletleri'nden Çin'e, Avrupa'nın en önemli ortaklarını ve yanı sıra diğer gelişmekte olan ülkeler ile devlet dışı aktörleri kapsayan bu komşuluğun sınırları sürekli değişiyor. Söz konusu sınır değişimini ise coğrafya değil, ekonomik, siyasal ve toplumsal bağlar belirliyor. Bunları yönetmek için de küresel denetimden yana net bir tavır ve her seviyede etkili bir çok taraflılık gerekiyor. Avrupa açısından karşılıklı bağımlılık ile enerji güvenliği arasında güçlü bir bağıntı mevcut. Bu bağlamda enerji birliği yolunda ilerleme kaydedilmesi son derece mühim; Komisyon'un da temel hedeflerinden biri bu olmalı. Tek pazara ve yatırımların birlikte planlanmasına dayalı, fakat aynı zamanda karma kaynakları ve üçüncü taraflardan yapılan alımları da dikkate alan ortak bir enerji politikası benimsenmeli. Bunun için ise – şu anda AB Enerji Düzenleyicileri İşbirliği Ajansı'nın yapısından dolayı aşırı derecede hükümetler arası bir nitelik taşıyan – gerçek anlamda AB genelinde bir düzenlemeye ihtiyaç var. Keza, üye ülkeleri birbirine bağlayan elektrik hatları ve doğalgaz boru hatları gibi daha fazla altyapı unsuruna da. Dolayısıyla Trans Avrupa Enerji Ağları'nın da daha süratli bir şekilde hayata geçirilmesi elzem. 12 AK PARTĠ GENEL MERKEZ DIġ ĠLĠġKĠLER BAġKANLIĞI AB ayrıca Polonya Başbakanı Donald Tusk'un önerdiği gibi, üçüncü taraflardan yapılan enerji alımlarını merkezileştirme konusunu da düşünmeli. En azından üye devletlerin üçüncü taraflardan yaptıkları münferit alımlarda daha fazla şeffaflık lazım. Mesela bugün AB üyesi birçok ülke ile Rus devletine ait doğalgaz şirketi Gazprom arasındaki alım sözleşmeleri gizli statüsünde. Bu enerji entegrasyonu süreci dahilinde bankacılık birliği, AB'nin ana kurumları – Avrupa Komisyonu, Avrupa Parlamentosu, Avrupa Konseyi ve Avrupa Merkez Bankası – arasındaki ortak menfaatlerin nasıl güvence altına alınıp dengenin korunacağına dair ipuçları veriyor. Benzer kaygılar, yeni Komisyon'a da yabancı düşmanlarını susturmakla kalmayıp Avrupa'nın en büyük başarılarından biri olan sınırsız Schengen Bölgesi ile de bütünlük gösteren, ortak bir göç politikası tasarlama konusunda kılavuzluk etmeli. AB kurumları, kendilerini yeniden canlandırmalı ve Avrupalı vatandaşların desteğini yeniden kazanmalı. Etkinliklerini, yenilik yapma kapasitelerini ve taze bir dinamizm ve gayret ile kıtayı canlandırma kabiliyetlerini göstermelidirler. Bu doğrultuda atılması gereken ilk ve kritik adım ise doğru önceliklerin belirlenmesidir. ORTADOĞU GÜNDEMĠ Mısır malumun ilanı: Darbeci Sisi kazandı Dünya Bülteni Mısır cumhurbaşkanlığı seçimini, resmi sonuçlara göre eski savunma bakanı Abdulfettah esSisi'nin kazandığı bildirildi. Mısır Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Enver el-Asi, başkent Kahire'de düzenlediği basın toplantısında,Sisi'nin 23 milyon 780 bin 104 oy ve yüzde 96,91'le seçimi kazandığını açıkladı. Asi, "Seçime katılım oranı yüzde 47,45. Oyların yüzde 96,91'ini Sisi alırken, Hamdin Sabbahi, 757 bin 511 oyla yüzde 3,9'a ulaştı" dedi. Resmi sonuçların açıklanmasının ardından, Sisi yanlıları Kahire'deki Tahrir Meydanı'nda toplanmaya başladı. Güvenlik güçleri, meydanı trafiğe kapatırken, bölgedeki güvenlik önlemlerini arttırdı. Öte yandan Darbeyi Ret ve Meşruiyete Destek için Ulusal İttifak Hareketi, seçim sonuçlarını tanımadığını açıkladı ve halkı, cuma günü sonuçları protesto etmeye çağırdı. Sisi'den 22 ülkeye davetiye Diplomatik kaynaklardan alınan bilgiye göre, Sisi'nin yemin töreninin ardından pazar günü kutlama etkinliği yapılacak. 13 AK PARTĠ GENEL MERKEZ DIġ ĠLĠġKĠLER BAġKANLIĞI Bu çerçevede, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Bahreyn, Filistin, Ürdün, Rusya, ABD, Güney Afrika, Etiyopya, Uganda, Sudan, Güney Sudan ve Nijerya'nın aralarında bulunduğu 22 ülkeye davetiye gönderildiği, Türkiye, Katar, Tunus ve İsrail'in ise davet edilmediği belirtildi. Oy verme iĢlemi meĢruiyet tartıĢmaları gölgesinde tamamlandı AA Suriye'de, seçmenin rağbet göstermemesi nedeniyle 5 saat uzatılmasın karşın ülkedeki olaylar nedeniyle çoğu seçmenin sandık başına gitmediği seçimde, oy kullanma işlemi sona erdi. Seçimde, rejimin kontrolündeki 9 bin 601 merkezde bulunan 11 bin 776 sandıkta kullanılan oyların sayımına başlandı. Oylarını görevlilerin önünde kullandılar Başkent Şam ve diğer kentlerde halkın seçime ilgisinin az olduğu ve Devlet Başkanı Beşşar Esedyanlılarının seçmenlerin oy kullanıp kullanmadığını tespit etmek için parmaklarını kontrol ettiği gözlendi. Sandık başlarında sıkı güvenlik önlemlerinin alınması dikkati çekti. Öte yandan, bazı Esed destekçilerinin başparmaklarını kanatarak oy pusulasındaki Esed fotoğrafının altına kanlı parmağını basıp oy kullandığı görüldü. Yemen'de iki haftada 455 kiĢi öldü AA "Yemen Çalışma Merkezi" adlı sivil toplum kuruluşu tarafından yayımlanan rapora göre, son iki hafta içinde Amran kentinde meydana gelen çatışmalarda 55 asker ve 400 Husi militanı yaşamını yitirdi. Raporda, ordunun Husi militanlarının bulunduğu bölgelere havadan ve karadan "yoğun" askeri operasyon düzenlediği belirtildi. Ordu birliklerinden hayatını kaybedenlerden 30‟unun özel güvenlik güçlerinden olduğu ifade edilen raporda, hava operasyonunun ardından kontrolün ilk kez orduya geçtiği kaydedildi. Ġran ve sınır ihlali – Beril Dedeoğlu – Star Gazetesi Genelkurmay Başkanlığı internet sitesinden yapılan açıklamaya göre, bir kaç gün önce İran‟a ait bir keşif uçağı 1 dakika 20 saniye boyunca Iğdır‟ın güneydoğusunda Türkiye hava sahasını ihlal etmiş. O sıralarda Türkiye‟ye ait dört F-16 ile dört bot, Suriye sınır denetimini gerçekleştiriyormuş, iki F-16 Iğdır bölgesine intikal edince, İran uçağı Türkiye hava sahasını terk etmiş. 14 AK PARTĠ GENEL MERKEZ DIġ ĠLĠġKĠLER BAġKANLIĞI Bu haberin normal bir durum gibi verilmiş olmadığını düşünmek mümkün. Iğdır, Nahcivan, Ermenistan ve İran ile komşu bir il ve sadece bu üçgen bile ihlalin yapıldığı bölgeyi kritik olarak tanımlamaya yetiyor. İhlal, belirtildiği gibi Iğdır ile sınırlıysa, ki bu yaklaşık 50 km‟dir, uzun sürmüş denebilir. Neredeyse sınırdan yaklaşık 75 km içeride olan Iğdır merkeze kadar gidip gelecekmiş bu keşif uçağı. İran keşif uçağının ne keşfetmek için Türkiye sınırını ihlal ettiğini kestirmek kolay değil. Bununla birlikte bazı tahminler yürütmek mümkün ve muhtemelen sınır ihlalinin Iğdır‟la fazla bir ilgisi yok; mesele ihlalin yapılmış olmasında ve Suriye sınırındaki F-16‟ların bölgeden ayrılmasını sağlamakta. Irak Kürdistanı sorunu İran, Türkiye‟nin sadece Suriye sınırındaki askeri faaliyetlerinden değil, Suriye içindeki faaliyetlerinden de son derece rahatsız. Ancak Türkiye-İran ilişkilerinde gerginliklere neden olan tek konu Suriye olsa iyi, bir de Irak konusunda anlaşmazlık var ki, bu Türkiye açısından daha sorunlu bir konu. Barzani yönetiminin Irak yönetimine rağmen Türkiye‟ye petrol satma kararı, muhtemelen anlaşmazlıklar listesinin uzamasına yol açtı. Bağdat yönetimi, yasadışı ithalat yaptığı gerekçesiyle Türkiye‟yi mahkemeye verdi. Bu, açıkça Türkiye kaçakçılık yapıyor iddiasında bulunmak anlamına geliyor. Buradaki temel sorun, Türkiye‟nin aldığı petrolün parasını kime ödeyeceği ile ilgili aslında. Para Bağdat‟a ödenir, Bağdat da Erbil‟e kendisinin öngördüğü kadarını aktarırsa o kadar fazla sorun olduğu söylenemez. Ancak Türkiye ödemeyi doğrudan Erbil‟e yaparsa, o zaman Bağdat‟ın Erbil gelirlerini denetleme imkanı daralır. Muhtemelen Barzani‟yi de merkezden aktardığı parayı kısarak, mesela memur maaşlarını ödemeyerek cezalandıracaktır. Ancak temel sorun, Türkiye‟nin Kürdistan‟ı bağımsızlığa yaklaştıracak adım attığının ileri sürülmesinde. Terör sorunu Türkiye‟nin Irak Kürdistan‟ının bağımsızlığına çalıştığını ileri sürmek fazla ileri bir adım olur. Anlaşıldığı kadarıyla Türkiye, elini Kürdistan‟dan çekmeyerek Bağdat rejiminin İran ile olan yakınlığına ve hatta Suriye ile ilişkilerine tehdit oluşturmakla yetiniyor. İran, Türkiye‟nin politikasını anladığını göstermek için sınır ihlali yapmış olabilir. Ancak, bununla sınırlı kalmayabilir. Türkiye‟nin Kürt açılımını sabote etmeye meraklı Kürt gruplarını teşvik edebileceği gibi, bazı provokasyonlarda da yardımlarını esirgemiyor olabilir. Söz konusu ihtimaller, doğal olarak iç siyasette etki yaratacak türden. İran, Türkiye‟deki iktidarı en fazla zora sokacak konunun PKK eylemleri olacağını bilmiyor olamaz. Ancak Türkiye sadece PKK terörüyle değil, aynı zamanda Afganistan‟da olduğu gibi başka grupların terör saldırılarıyla da tehdit edilmeye başladı. Birbirinden bağımsız gibi görünen olaylar arasındaki bağıntıyı kestirmek zor. Ancak arka arkaya yaşanan bazı gelişmeler, Türkiye‟ye yönelik açık ve ağır mesajlar olduğunu 15 AK PARTĠ GENEL MERKEZ DIġ ĠLĠġKĠLER BAġKANLIĞI düşündürüyor. Bu mesajlardan biri, sanki Türkiye-İran ilişkilerinin biraz daha gerileceğine yönelik gibi. Ancak bundan önemlisi, İran‟ı teşvik eden başka hangi oyuncuların olduğu sorusu. Bunun yanıtı için de İran ile son dönemde hangi ülkelerin yeni anlaşmalar yaptığına bakmak yerinde olabilir. Yahudi düĢmanlığı – Mustafa Akyol – Star Gazetesi Geçen hafta El Cezire kanalının yıllık forumu için Katar‟ın başkenti Doha‟daydım. Büyük, kalabalık, dolu bir programdı. Dönerken havalimanında elime bir Gulf Times gazetesi nüshası aldım. Dikkat çekici haber-analizlerden biri, Somali‟deki El-Şebab örgütünün terör saldırıları üzerineydi. Haberde, El Şebab‟ın en son Fransız askerlerinin müdavimi olduğu bir Cibuti restoranını vurduğu bildiriliyor, bunun örgüt ideolojisindeki mantığı analiz ediliyordu. El-Şebab‟a göre her Batılı güç, Müslümanlara düşman bir “Haçlı ordusu”ydu. Batılılarla ilişkisi olan her Müslüman ülke de “mürted” idi. Vurulmaları vacip, arada sivillerin ölmesi ise meşru savaş zayiatıydı. Bunları okuduktan sonra bir de Türk basınına bakayım dedim. Takvim gazetesi gözüme çarptı. El-Şebab‟ın bir THY aracını vurup bir güvenlik memurumuzu katleden saldırısı üzerine tam sayfa manşet atmıştı gazete. Spota da şunu yazmıştı: “Yeni Türkiye, Ortadoğu ve Afrika‟da etkisini artırdı. 100 yıldır dünyayı sömüren Yahudi baronları büyük korku sardı... Afrika‟daki maĢaları da silaha kuĢandı.” Yani neydi? El-Şebab falan hepsi hikayeydi. Bu ve benzeri “Selefi-tekfiri” örgütlerin arkasında “100 yıldır dünyayı sömüren Yahudi baronları” vardı. Bu hain “maĢa”larını güzel Türkiye‟mize saldırtıyorlardı. Peki ama Takvim gazetesi bu sırrı nasıl keşfetmişti ki? Akademik kaynaklar, istihbarat haberleri, Wikileaks sızıntıları filan mı vardı? Varsa, ben niçin Katar gazetesinde bu müthiş bilgileri değil, El-Şebab ideolojisine dair detaylı analizleri okuyordum? Yoksa Takvim, amiyane tabirle, “atıyor” muydu sadece? Benim kanaatim o yönde. (Yanılıyor isem, Takvim yöneticileri lütfen bildirsin.) Söz konusu gazete fazla ciddiye alınmaya talip olmadığı için de, bu “atma” eğilimini fazla önemsemiyorum. Ama bunun “100 yıldır dünyayı sömüren Yahudi baronları” diye bir hedef göstermesini önemsemek lazım. Çünkü bu, hiç kuşkusuz, bir “Yahudi düĢmanlığı” örneğidir. Avrupa‟da İslamofobik bir yayının, “100 yıldır dünyayı sömüren Müslüman baronları” diye manĢet atması ne kadar yanlıĢ olursa, o kadar yanlıĢtır. 16 AK PARTĠ GENEL MERKEZ DIġ ĠLĠġKĠLER BAġKANLIĞI Peki Yahudi düşmanlığından niçin kaçınmak gerekir? Dünyayı yöneten mevhum “Siyon Bilgeleri” bize kızmasınlar, ellerindeki sihirli düğmelere basıp canımıza okumasınlar diye mi? Hayır. İki sebepten. Bir, hiç kimseye haksızlık etmemek, hiçbir insan topluluğunu öcüleştirmemek gerektiği için. İki, akıl sağlığımızı ve entelektüel melekelerimizi korumak için. Çünkü, Türkiye‟de zaman zaman nükseden Yahudi düşmanlığının önemli sonuçlarından biri, bizi olayları anlamaya, kavramaya, analiz etmeye çalışmaktan alıkoyması. Hoşumuza gitmeyen her şeyi “Yahudi komplosu” saymak, bizi tatsız gerçeklerle yüzleşmekten, bunun tetikleyeceği eleştirel düşünceden geri bırakıyor. Bu noktada hemen belirteyim: İsrail devletinin işgalciliğine, militarizmine karşı olmak Yahudi düşmanlığı değildir elbette. İsrail lobisinin ABD üzerindeki olağanüstü nüfuzunu deşifre etmek, kınamak da öyle değildir. Ama şu iki şey, kuşkusuz Yahudi düşmanlığıdır: Her Yahudi‟yi kötü bilmek. Ve her kötülüğü Yahudi‟den bilmek. Bunlar, Başbakan Erdoğan‟ın 2005 yılındaki bir konuşmasında gayet doğru ifade ettiği gibi, “utanç verici bir akıl hastalığı, bir sapkınlık”tır. İslam medeniyetinde yeri olmayan, ancak ne yazık ki İsrail‟e duyulan tepkiyle geçen yüzyıl içinde Avrupa ırkçılığından Ortadoğu‟ya ithal edilen bu zihniyetin Türk medyasında yankı bulmasını ise hoşgörmemek gerekir. Hem ilkeli olmak, hem ciddiye alınabilmek, hem de dünyayı doğru anlamak için. Anlı sandık kanlı sandık – Fehim TaĢtekin – Radikal Gazetesi Suriye'de her ne konuya el atarsan at karşında iki taraf buluyorsun. Suriye‟de her ne konuya el atarsan at karşında iki taraf buluyorsun. Bugün Beşşar Esad yönetimi iç savaşın gölgesinde halkı devlet başkanlığı seçimine götürüyor. Bir tarafa göre Esad‟ın yaptığına „seçim‟ dersen „Esedçisin‟; „büyük‟ Başkan Barack Obama gibi „komedi‟ dersen „devrimcisin‟, çünkü yitirilen 162 bin can var. Etiketlenmekten illallah! Kuşkusuz savaş ortamında seçim gediktir, eksiktir ama savaşta seçim bizatihi bir tarafın diğer tarafa zılgıt atmasıdır, güç gösterisidir, yıkılmadığının ilanıdır. Haliyle bu seçim biri için „kanlı parodi‟ iken öteki için Rick Stirling‟in Counterpunch‟ta altını çizdiği üzere 1864‟de Abraham Lincoln‟u kanlı iç savaşta yeniden başkan seçen Amerikalılar gibi Suriyelilerin kendi başkanlarını seçme iradesini sergilemesidir. Resmi açıklamaya göre Kaide‟den bozma Irak-Şam İslam Devleti‟nin (IŞİD) kontrolündeki Rakka dışındaki tüm kentlerde toplam 11776 sandık kuruldu. Türkiye, ABD, Fransa, Almanya, Belçika ve BAE gibi ülkeler dışında 43 ülkedeki elçiliklerde oy kullanıldı. 4 17 AK PARTĠ GENEL MERKEZ DIġ ĠLĠġKĠLER BAġKANLIĞI milyonu bulan mültecilerin, özellikle de kamplarda yaşayanların iradelerinin sandığa yansıması zor. Bir kere yasadışı ülkeyi terk edenler oy kullanamıyor. Milyonlarca iç göçmen ise bulundukları yerde oy kullanabilecek. İran, Rusya, Lübnan, Uganda , Zimbabve, Bolivya, Venezüella, Tacikistan ve Filipinler gözlemci gönderdi. Esad‟ın iki rakibi var: Bir tarafı Kürt olan Şamlı işadamı Hassan el Nuri ve milletvekili Mahir Heccar. Önceden Baas‟ın belirlediği aday referanduma sunuluyordu, şimdi adaylar doğrudan oylanacak. Sonuca ilişkin öngörü net: Rakipleri de Esad‟ın kazanacağından emin! Şam cephesi için anlamı Suriye yönetiminin yanı sıra İran ve Rusya gibi destekçileri bu seçime halkın liderlerine güven tazelediği bir sınav anlamı yüklüyor. İran ve Rusya‟nın öteden beri dediği “Suriye‟nin geleceğine kendi halkı karar versin.” Bu ülkeler seçimin sonucunu, vekalet savaşının diğer tarafında yer alan „Suriye‟nin Dostları‟ tangosunun kimin meşru olduğuna dair buyurganlığına karşı bir argüman olarak kullanacak. Dostlar Grubu açısından sürekli „günleri sayılı‟ diye ömür biçilen Esad‟ın koltuğunu koruması büyük bir fiyasko. İlki 2012‟de, ikincisi Ocak 2014‟te düzenlenen Cenevre Konferansı sahada iç savaş senaryosuyla ulaşılamayan hedefin masada yakalanması için kurgulanmıştı. Amerikan yönetimi için elde edilebilecek en iyi sonuç rejim değişikliği değil Cenevre süreciyle hiç olmazsa Esad‟ın yaklaşan seçimlerde aday olmaktan vazgeçmesiydi. Ama bir tarafta rejim sahada stratejik noktaları tekrar geri alarak kendi güvenini kazandı. Diğer tarafta Kaideciler, cihadi selefiler ve çetelerin işledikleri suçlar ayyuka çıktıkça sadece ortada kalanlar değil rejimden nefret edenlerin önemli bir kısmı yön değiştirdi. Esad‟a kenetlenenlerin sayısı arttı. Bu kenetlenmede ülkenin yıkılması ve muhalif saflardaki aşırı unsurların yarattığı korku birincil nedense ikinci sebep sadece güvenlik güçleri değil muhaliflerin de rejim unsurlarına ve sivillere ağır kayıplar verdirtmesidir. Öldürmeler ve kayıplar ta başından beri asla tek taraflı olmadı. Varil bombalarının yaşattığı dehşeti unutmadan “162 bin insanın katili Esed” şablonunun dışına çıkıp rejimin verileri değil muhaliflerin kurduğu Suriye İnsan Hakları Gözlemevi‟nin rakamlarıyla konuşacağım: Kimin öldürdüğüne bakılmaksızın siviller: 8607‟si çocuk, 5586‟i kadın 80836. Asi ve İslamcı savaşçılar: 26858 Ordudan ayrılan askerler: 2314 İslamcı örgütlerin safındaki yabancı savaşçılar: 13529 Suriye ordusundan asker ve yetkililer: 37685 Rejim yanlısı Halk Savunma Komitesi, Ulusal Savunma Güçleri ve şebbihalar: 23485 Rejim yanlısı yabancı Arap ve Asyalı milisler: 1224 Hizbullah savaşçıları: 438 Bilinmeyen: 2891 Tam herkesin bedel ödediği iç savaşa uygun bir veri. Böyle bir tablo karşısında tepkiler ülkenin selametine kilitlenir; rejimle ilgili itirazlar ötelenir. Suriye‟de olan da bu. O yüzden Esad‟ın hala destek görüyor olması anlaşılır. 18 AK PARTĠ GENEL MERKEZ DIġ ĠLĠġKĠLER BAġKANLIĞI Geçen hafta yurtdışında oy verme işlemi sürerken ajanslar bazı mültecilerin ülkeye dönemeyecekleri korkusuyla istemeye istemeye sandığa gittiğini yazdı. Ancak Beyrut‟ta elçiliğe uzanan caddede binlerce insan yığıldı. Seçimin meşruiyetini sorgulayanların sunduğu tabloya mızrak gibi giren bir görüntü. Oranlarını bilmiyoruz ama manzara hikâyeyi farklılaştırıyor. Toprağa gömülen bunca canın yanı sıra GSYH‟nin yüzde 40‟ını yitirmiş, korkunç yıkımla 144 milyar dolarlık zarara uğramış ülkenin insanları belli ki seçime „varoluş‟ anlamı yüklüyor. Demokratik ya da parodi fark etmiyor. Ülkeye komplo kurduklarına inandıkları dış güçlerin vereceği tepkiyi de umursadıkları yok. Son dış politika konuşmasında „ABD‟nin ortaklarıyla işbirliği yaptığında küresel meselelerde daha iyi sonuç aldığını‟ belirtip askeri müdahale faslını açmayacağını söyleyen Obama‟nın seçime vereceği yanıt iç savaşın ateşini biraz daha harlamak olabilir, fazlası değil. WSJ‟a göre Obama, CIA‟in gözetiminde Ürdün‟de daha fazla „ılımlı savaşçı‟ eğitilmesine ve iyi silahlarla donatılmasına onay verebilir ama bu destek uçaksavar füze talebini karşılamaya kadar varmaz. Bu, rejimin „kurtarılmış‟ bölgelere ilerleyişini yavaşlatır ama dengeyi bozmaz. Üstelik gündem artık Esad‟la savaştan „Kaide ve türevleriyle savaşa‟ kayıyor. Sonuç olarak seçim, Esad‟ın içerdeki ve müttefikleri nezdindeki pozisyonunu güçlendirirken çatışmaların şiddetini de biraz arttırabilir. AMERĠKA GÜNDEMĠ Obama Ukrayna‟nın yeni CumhurbaĢkanı ile buluĢtu Euronews ABD Başkanı Barack Obama, dört gün sürecek Avrupa turuna Polonya‟dan başladı. İlk olarak Polonya‟nın başkenti Varşova‟da Polonya Cumhurbaşkanı Bronislaw Komorowski ile bir araya gelen Obama, gazetecilere yaptığı açıklamada “Avrupa‟nın güvenliği, bizim güvenliğimizin temel taşıdır” dedi. Komorowski ile yaptığı görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Obama ayrıca, “Kriz sırasında Putin ile yaptığımız telefon görüşmelerinde de her zaman şunu çok net ortaya koydum. Biz Rusya ile iyi ilişkiler peşindeyiz. Biz Rusya‟yı tehdit etmekle ilgilenmiyoruz.” şeklinde konuştu. Obama‟ya Avrupa gezisinde AB D Dışişleri Bakanı John Kerry eşlik ediyor. Öte yandan Ukrayna‟nın yeni seçilen Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko aralarında Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande‟ın da hazır bulunduğu törende bir konuşma yaptı. Poroşenko,“Kırım‟ın çok yakında özgür olacağına eminim. Kırım Tatarları ile Kırım‟da demokrasiyi inşaa edeceğiz” dedi. 19 AK PARTĠ GENEL MERKEZ DIġ ĠLĠġKĠLER BAġKANLIĞI Kırım Tatarlarının lideri Ukrayna Parlamentosu milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu‟na ise törende “Dayanışma” ödülü verildi. Kırımoğlu‟nun Obama ile de bir araya gelmesi bekleniyor. Obama‟nın Ankara adayı Bass AA Obama‟nın, ABD‟nin aralarında Ankara Büyükelçiliği'nin de bulunduğu bazı elçiliklerine gösterdiği adaylar Beyaz Saray tarafından açıklandı. Buna göre Obama, temmuz ayında görevi sona erecek Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone‟nin yerine, adı bir süredir kulislerde geçen ABD Dışişleri Bakanlığı Yönetici Sekreteri ve ABD‟nin eski Tiflis Büyükelçisi John Bass‟ı aday gösterdi. Bass halen, ABD Dışişleri Bakanlığı'nda Yönetici Sekreter ve Bakan John Kerry'nin özel asistanı olarak görev yapıyor. ABD'nin 2009-2012 yılları arasında Tiflis Büyükelçiliği görevini yürüten Bass, daha önce, 2008-2009 yıllarında Bağdat İl İmar Timi'ne başkanlık etti. Bass, 2005-2008 yılları arasında Dışişleri Bakanlığı Operasyonlar Merkezi Direktörlüğü görevinde bulunmuştu. Merkez, Bass'ın direktör olduğu dönemde, Katrina Kasırgası sonrasında uluslararası yardımların koordine edilmesi dahil, bakanlığın 25'i aşkın krize tepkisini idare etmişti. Bass, 2004-2005 yılları arasında da dönemin ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney'nin Avrupa ve Avrasya konularında özel danışmanıydı. Bass‟ın, ABD‟nin Ankara Büyükelçiliği‟ne atanabilmesi için Senato‟nun onayı gerekiyor. ABD Sisi'yi dört gözle bekliyor Al Jazeera Beyaz Saray‟dan yapılan açıklamada, Sisi yönetimine insan hakları reformlarının bir an önce hayata geçirilmesi çağrısı yapıldı. Açıklamaya göre, ABD Başkanı Barack Obama önümüzdeki günlerde Sisi‟yi arayarak ülkedeki son gelişmeleri görüşecek. ABD yönetimi Sisi yönetiminin geçtiğimiz yıl 3 Temmuz‟da yaptığı darbeye „darbe‟ dememiş ve darbe sonrasında yaşanan şiddete büyük bir tepki göstermemişti. Sisi de seçim kampanyası boyunca ABD ile işbirliği yapmak istediğini defalarca açıklamıştı Suriye politikamız savunulamaz Al Jazeera 20 AK PARTĠ GENEL MERKEZ DIġ ĠLĠġKĠLER BAġKANLIĞI ABD‟deki PBS kanalında NewsHour programında konuşan Ford, ABD'nin Suriye politikasının sahadaki gelişmelerin hızına yetişecek şekilde gelişmediğini ifade etti. Ford, “Devamlı olarak virajın arkasında kaldık. Dolayısıyla, bu politikayı kamusal olarak daha fazla savunamaz noktaya gelmiştim, böyle olduğunuzda da artık gitme zamanıdır” diyerek, görevinden Mart ayında ayrılmasının gerekçesini açıkladı. Suriyeli „ılımlı muhaliflere‟ ABD'nin silah ve diğer ölümcül olmayan yardımları göndermesi gerektiğine işaret eden Ford, “Eğer bunu birkaç yıl önce yapsaydık, yardımları artırsaydık, bugün El Kaide ılımlı muhaliflerle rekabet eder hale gelemezdi” ifadelerini kullandı. Ford, Obama yönetiminin Suriye‟de askeri değil siyasi çözüm aranması gerektiğine yönelik yaklaşımını da “Bu bir iç savaş ve sahada dengeler zorlanana kadar siyasi müzakerelere ulaşamazsınız. Sahadaki durum burada kilit konumda” sözleriyle eleştirdi. Ford, Suriye‟deki meşruluğu tartışmalı devlet başkanlığı seçiminin ise savaş alanında değişiklik yaratmasını beklemediğini, ancak bunun, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed‟in iktidardan vazgeçmeye niyetli olmadığını gösterdiğini kaydetti. ASYA – PASĠFĠK GÜNDEMĠ Çin'de grizu patlaması: 22 ölü AA Çin'in iç kesimindeki Çongçing kentinde bulunan bir kömür madeninde meydana gelen grizu patlamasında 22 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Şinhua ajansının haberine göre, Yenşıtay kömür madeninde dün yerel saatle 17.40 sularında meydana gelen patlama sonucu mahsur kalan 22 işçi yaşamını yitirdi. Patlama sırasında madende 28 kişinin bulunduğu, 6 işçinin sağ olarak kurtulduğu aktarıldı. Hayatını kaybeden 22 işçinin cesetlerine ulaşıldığı açıklandı. Dünyada en çok maden kazasının yaşandığı ülkelerden Çin'de, yetersiz güvenlik önlemleri nedeniyle birçok ölümlü maden kazası yaşanıyor. Çin son olarak 2015'e kadar 2 bin küçük ölçekli kömür madenini iş güvenliğini artırmak için kapatacağını açıklamıştı. Orta Asya'da ortak alfabe Al Jazerra Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi‟nin (Türk Konseyi) dördüncü zirvesi Bodrum‟da yapılıyor. Zirveye, konseyin kurucu ülkeleri Türkiye, Kazakistan, Kırgızistan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanları katılıyor. 21 AK PARTĠ GENEL MERKEZ DIġ ĠLĠġKĠLER BAġKANLIĞI Konsey‟in hedeflerinden biri de, üye ülkelerin ortak alfabeye geçmesi. Türkiye‟nin kullandığı Latin Alfabesi‟ne geçilmesi ve bu konuda yaşanan zorlukların aşılması, şimdilik fikir aşamasında. Şu an Rusya‟nın da kullandığı Kiril Alfabesi‟ni kullanan ülkeler Latin Alfabesi‟ne geçme konusunda hemfikir, uygulamaya geçmek ise Akıncı‟ya gore 2025 yılını bulacak. İleriki bir tarihte alınacak kararın ardından, 18 Mayıs da Türk Yazısı Günü olarak anılmaya başlayacak. Rusya ile iliĢkiler Eski Sovyet ülkelerinden olan Kazakistan‟ın ortak ticaret hacminin en yüksek olduğu ülke Rusya. Rusya, yeni güç arayışı çerçevesinde Belarus ve Kazakistan ile 29 Mayıs‟ta Avrasya Ekonomik Topluluğu anlaşması imzaladı. Topluluğa 2015 yılı sonuna kadar Kırgızistan da katılacak. Üye ülkeler arasında ortak pazar kurulacak. Al Jazeera‟ye konuşan Türk Konseyi Genel Sekreteri emekli büyükelçi Halil Akıncı‟ya göre, Avrasya Ekonomik Topluluğu, Türk Konseyi‟ne üye ülkeleri, özellikle de Türkiye‟yi olumsuz etkilemeyecek: “Ne eski Sovyet ülkeleri ne de Türkiye, Rusya ile ekonomik ilişkilerin seviyesini düşüremez, hatta arttırmaya çabalıyor. Ortak pazar ile birlikte, bu ülkeler birbiriyle ticaret yaparken Rusya ile yaptıkları ticarette de kara geçecekler.” Akıncı, Türk cumhuriyetlerinin denize açılmasında Türkiye‟nin önemli rolü olduğunu söylüyor: “Rusya‟nın eski Sovyet ülkeleriyle bağları sıkılaştırmak gibi bir hayali olabilir. Ancak artık hiçbir ülke tek bir güce bağlı kalmıyor. Türk cumhuriyetlerinin kendi ekonomik çıkarları var ve birçok ülkeye bağlı olarak gelişiyor, bunlardan biri de Türkiye. Avrasya Ekonomik Topluluğu ve Türk Konseyi, bölgede Rusya‟dan Türkiye‟ye tüm ülkelerin ilişkilerini geliştirmek için bir fırsat.” Türkmenistan da katılımcı ancak üye olmuyor İki yıldır cumhurbaşkanı ve dışişleri bakanı düzeyinde zirvelere katılan Türkmenistan Konsey‟e üye olmuyor ancak destekliyor. Sebebi, 1996‟dan beri Birleşmiş Milletler‟in de kabul ettiği daimi tarafsızlık konumunda bulunması. Konumundan dolayı siyasi bağlılığa girmeyen ülke, Konsey‟in uygulamalarını destekliyor ve işbirliğine katılıyor. Zirvenin ana teması „turizm‟ 1992 yılından itibaren her yıl düzenlenen Türk Zirvesi‟nin resmi uzantısı halindeki Konsey, 2010 yılından beri farklı bir konu başlığı altında toplanıyor. Bu yıl ele alınacak işbirliği konusu, turizm. Türkiye, turizm konusunda en deneyimli ülke olarak Kırgızistan ve Kazakistan‟a hizmet sektöründe eğitim desteği veriyor. Genel Sekreter Akıncı Al Jazeera‟ye, zirvede ortak bir turizm destinasyonuna karar verilmesi planlandığını söyledi. „Modern İpek Yolu‟ adı verilen destinasyonda hedef kitle, sırt çantalı gezginler olmayacak. Bölgeyi merak eden ve yüksek harcamalar yapacak olanlar hedef kitlede. 22 AK PARTĠ GENEL MERKEZ DIġ ĠLĠġKĠLER BAġKANLIĞI Zirvede Ukrayna krizi, Afganistan ve güvenlik konuları da görüşülecek ancak gündem maddeleri arasında önemli yer tutması beklenmiyor. Afganistan konusunda her ülkenin kendi iç politikası var. Bu politikaların kısaca gözden geçirilmesi planlanıyor. Ukrayna konusunda ise Konsey‟in fikir birliği oluşturmsı için henüz bir adım atılmadı. ABD Kırgızistan‟daki hava üssünü kapattı Euronews Amerika Birleşik Devletleri, Kırgızistan‟ın Manas bölgesinde bulunan hava askeri üssünü Kırgız hükümetine devretti. Afganistan‟da askeri varlığını bitirme hesabı yapan Washington yönetimi, böylece Orta Asya‟da bulunan tek askeri üssünü kapatmış oldu. Manas Hava Üssü, ABD ‟nin Afganistan‟daki askeri birliklerine kargo sevkiyatında kilit bir konumdaydı. Türk dünyasının farklı beklentileri – Sami Kohen – Milliyet Gazetesi Son zamanlarda bazı ülkelerde patlak veren ayrılıkçı hareketler, oralarda yaşayan Türk kökenli toplulukları da öne çıkardı. Kırım‟daki Tatarlar, Moldova‟daki Gagavuzlar, Çin‟in Sincanbölgesindeki Uygurlar gibi... Bu toplulukların, içinde bulundukları şartlara göre, farklı istek ve beklentileri var. Onlara özel ilgi ve yakınlık duyan Türkiye için bu durum bazı beklenmedik zorluklar da yaratıyor... *** Kırım‟dan başlayalım. Kırım nüfusunun yüzde 14‟ünü oluşturan Tatarlar, bölgenin Ukrayna‟dan ayrılmasına ve Rusya‟ya bağlanmasına başından beri karşı çıktılar. Bunda tarihi nedenler rol oynuyor. Tatarlar ikinci dünya savaşı sırasında Rusya‟nın kendilerine karşı uyguladığı baskı ve sürgün politikalarını unutmadılar. Şimdi de Tatarlar kendi topraklarının Moskova‟nın hâkimiyeti altına girmesinden hoşlanmıyorlar, hatta kaygı duyuyorlar. Mayıs ayında Kırım Tatar Milli Meclisi Başkanı Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu‟nun Kiev‟den Kırım‟a önce havadan, sonra da karadan girmesinin Rus makamlarınca engellenmesi Tatar toplumunda büyük infial yarattı, geniş protesto gösterilerine yol açtı. O sırada Kırım Tatarları Türkiye‟den aktif bir destek beklediler. Daha önce Dışişleri Bakanı Davutoğlu Türkiye‟nin her zaman Tatarların yanında yer alacağını beyan etmişti. Cumhurbaşkanı Gül de Kırımoğlu‟na Ankara‟da Cumhuriyet nişanını vermişti... Ankara Kırımoğlu‟na karşı uygulanan yasak konusunda devreye girdi, olayın daha büyümemesi için taraflara itidal tavsiye etti; ama bu çabalar sonuç vermedi. Bu da açıkçası Tatarları düş kırıklığına uğrattı... *** Tatarlar ayrıkçılığa ve Rusya‟ya karşı tutumlarında destek beklerken, Moldova‟daki Türk kökenli Gagavuzların tutumu ve beklentileri bunun aksi. Onlar Batı yanlısı Kişinev yönetiminden ayrılmak ve bağımsız olmak istiyorlar. Dün de Gagavuz lideri Mihail Formuzal ile söyleşimize dayanarak belirttiğimiz gibi, onların 23 AK PARTĠ GENEL MERKEZ DIġ ĠLĠġKĠLER BAġKANLIĞI beklentisi, Türkiye‟nin kendi davalarını desteklemesi, Moldova nezdinde gereken girişimlerde bulunmasıdır. Açıkçası Gagavuz liderliği Türkiye‟yi bu konuda daha aktif görmek istiyor... Nihayet Çin‟deki Sincan Özerk Bölgesi‟ndeki duruma gelelim: Uygur Türklerinin öteden beri Beijing‟in asimilasyon ve baskı politikasından şikâyetleri var. Zaman zaman bu bölgede sokak hareketleri ve çatışmalar oluyor. Mayıs ayında Urumçi kentinde bombalı saldırılar oldu, 30‟dan fazla kişi öldü, çok sayıda şüpheli tutuklandı... Uygur milliyetçileri de Türkiye‟den aktif destek bekliyor. Türk diplomasisi bu hassas konuda yatıştırıcı telkinlerde bulunmakla yetiniyor... *** Kısacası dünyanın çeşitli yerlerindeki Türk kökenli toplulukların durumu Ankara‟yı zor tercihler karşısında bırakıyor. Türkiye bir yandan bu topluluklarla yakından ilgilenmek ve dayanışma halinde olmak, diğer yandan da ilgili devletlerle ilişkilerinde ulusal çıkarlarını göz önünde tutmak durumunda. Bu da çok dikkatli, dengeli bir politika izlemeyi gerektiriyor. AFRĠKA GÜNDEMĠ Nijerya ordusunda Boko Haram alarmı Euronews Nijerya‟da yerel haber kaynaklarına göre, halen orduda görevli 10 general ile 5 subay, Boko Haram terör örgütüne silah ve istihbarat sağlamaktan suçlu bulundu. Nijerya basını ayrıca konu ile başlatılan operasyonun sürdüğünü duyurdu. Orduda Boko Haram lehine çalışan daha birçok üst düzey asker olduğu iddia ediliyor. Bu sırada Nijerya halkı ise nisan ayında 200‟den fazla kız öğrenciyi kaçıran terör örgütünü protesto etmeyi sürdürüyor: “Bugün 50 gün oldu. Çok acı bir durum. Biz hükümetten artık uykudan uyanmasını ve bir an önce gerekeni yapmasını istiyoruz.” 24
Benzer belgeler
İçindekiler
Obama Ukrayna‟nın yeni Cumhurbaşkanı ile buluştu ...................................................................... 19
Obama‟nın Ankara adayı Bass .................................................