Mizanpaj 1 - Genç Baro
Transkript
Mizanpaj 1 - Genç Baro
u or ye Ya rg ıR ap AB Tü rk i “Avukatlara Saygı Gösterilmeli Aksi Halde Mahkemelerin Hakkaniyeti ve Tarafsızlığı Zedelenir.” 2010 yılında kabul edilen anayasal reform paketi Anayasa Mahkemesi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) bakımından önemli bir ilerleme kaydedilmesi anlamına gelmiştir. Ancak, Türk toplumun farklı kültürel ve siyasi yönelimlerinin bu kurumların üyelik yapılarına yeterince yansıtılmasını temin adına daha başka adımların da atılması gereklidir. Her iki kuruma yapılacak üye atamalarında Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM) rolünün güçlendirilmesi gereklidir. Reformun nihai başarısı, yeni HSYK’nın Türk yargısının bağımsızlığını, tarafsızlığını ve etkinliğini uygulamada ne denli muteber şekilde teşvik edeceğine bağlıdır. Daha genel bir ifade ile toplumun yargının bağımsız, tarafsız ve etkin olduğuna ve sorunsuz işlediğine dair güveni devam ettirilmeli, gerekli ise bu güven yeniden tesis edilmelidir. Bunun için, aksayan temyiz sisteminin tamir edilmesi ve hem hükümet hem de yargı tarafında profesyonel bir bilgilendirme politikasının oluşturulması gereklidir. devam 7. sayfada www.gencbaro.org Sayı 4 • Avukatı merkeze alan bir baro anlayışı için BARO’DA DEVRİM ZAMANI A dliyelere Adalet Bakanlığından genelge geldi. Genelge üzerine avukatların özellikle icra müdürlüklerindeki UYAP sorgu talepleri reddedilmeye başlandı. Ankara da icra mahkemesine yapılan şikayet haklı bulunsa da sorun asil olarak gelenin UYAP sorgu taleplerinin kabul edildiği ama avukat olarak gelen vekillerin UYAP sorgu taleplerinin reddedildiği, bir bakanlık bürokrasisinin, avukat düşmanı ve ticari bakan anlayış çizgisinin avukatı dışladığı noktaya geldi. Türkiye Barolar Birliği protokol ile mernis tapu araç sgk sorgusunu yapma hakkını avukatlarada tanınması için Adalet Bakanlığı ile protokol yapmış idi. Ancak Adalet Bakanlığı bürokratları bu protokolde yazmayan ücretleri tahakkuk ettirerek işlem başına 5,00 TL ücret koydular ve genelge ile adliyelere duyurdular. Ancak bu husus yani ücret alınması hususu aylar önce belli idi. Nitekim Afyonkarahisar Barosu başkanının Adalet Bakanlığına hitaben yazdığı sert mektup ve eylem tehdidini İstanbul Barosu seyretmiş ancak Baro Başkan Yardımcısı sıfatı ile Mehmet Durakoğlu, e-posta ile Kocasakal imzalı gönderdiği yazıda: “Dünyanın en büyük barosu zannedilen baronun yönetimine seçilmiş olan kurul kısaca bu hususta baroların tavrının belli olması halinde ve karar verilmesi halinde yapılacaklara destek olacağını söylemekte idi.” Mehmet Duraoğlu ise sanki bu konuda baro bir şey yapmış gibi eleştirilere cevaben TBB’ye yollanan görüş istenmesine cevaben Avukatlara Olumsuz Tutum Gösteren Hakimin Avukatlık Başvurusu Reddedildi Ağır Ceza Başkanı olarak, Avukatlara Olumsuz Tutum Gösteren Hakimin Avukatlık Başvurusu Reddedildi Avukatların hakimden savunma mesleğinin onurunu koruyan kararı Hakimlik mesleğinden geçen yıl emekliye ayrılan ve son olarak Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı yapan İbrahim Kozan’ın avukatlık başvurusu, Ankara Barosu tarafından reddedildi. Baro, Kozan’ın başvurusunu reddederken, “avukatların, hakimlik yaptığı dönemde hakkında birçok şikayette bulunmuş olmasını” dikkate aldı. 2 No’lu DGM Üyeliği ve 7. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimliğinin ardından yıllarca Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı görevini yürüten İbrahim Kozan, geçen yıl emekliye ayrıldı. Kozan, baro levhasına yazılarak, avukatlık yapabilmek için Ankara Barosuna başvurdu. Baro da prosedür gereği Avukat Hakları Merkezinden Kozan hakkındaki araştırma ve kanaatlerini sordu. Kozan’ın tutum ve davranışlarıyla ilgili olarak avukatların daha önceki şikayetleri özetlenen raporda, Kozan ile ilgili “neredeyse rekor kıracak biçimde” şikayet bulunduğu ifade edildi. Başvuru, Ankara Barosu Yönetim Kurulu’nca 29 Şubat Çarşamba günü karara bağlandı. Yönetim Kurulu, Kozan’ın başvurusunu oy birliğiyle reddetti. Ret gerekçesi olarak ise Avukatlık Kanunu’nun “Avukatlığa kabulde engeller” başlıklı 5. maddesinin (c) bendinde yer alan “Avukatlık mesleğine yaraşmayacak tutum ve davranışları çevresince bilinmiş olmak” hali gösterildi. yazılmış aşağıdaki yazıyı cmk mail grubuna sevk ediyordu. Aslında İstanbul Barosu da tıpkı Adalet Bakanlığı bürokratları gibi avukatların sırtından para kazanma anlayışında bir baro yönetim anlayışı ile yönetilmekteydi. Bedava alınan baro odalarını Çağlayanda 27 baro odasından 22 sini hava parası ile kiraya vermiş ve her ay kira almakta idi. (diğer adliyelerde aynı durum da) Hava parasını ödeyen ve her ay kira ödeyen işletmeci de haliyle bu paraları avukatlardan çıkaracak böylece baroda baro odaları üzerinden avukatlardan para kazanan bir şirkete dönüşecekti. Şimdi yönetim anlayışı bu olursa Adalet Bakanlığı bürokratlarına niye kızıyoruz ki. AKP yi destekleyen bir çok baro Afyonkarahisar Konya başta olmak üzere sert bir mücadeleye girdiler ruhsatlarını bile topluca yaktılar. UYAP tan avukat bilgilerini sil- meyi ve bakanlığa vermeyi durduracaklarını ilan ettiler Bakan ve yetkililerle görüştüler sert basın açıklamaları yaptılar. Bizde genç baro gazetesinde PARALI UYAP A HAYIR kampanyası başlattık topladığımız imzaları ( 892 imza ) Ankara Barosu gibi (Ankara Barosu 5 bin avukattan imza topladı ) Adalet Bakanlığına sunduk. Dünyanın en büyük barosu ne yapıyor diye haklı olarak soruyorsunuz. Bir şey yapsaydı elbette üyelerine haber verirdi. Hatta üyelerini eyleme çağırırdı. Baro sınıfta kaldı deyince bize kızıp ya AKP lilere yarıyor bu eleştiriler diyen avukatlara sesleniyoruz. Baro avukat için vardır yoksa bir anlamı yoktur. Baro yönetimi cambaza bak diyen bir anlayışta ısrar ediyor. Evet biz baronun yapmadıklarına çözülmeyen sorunlarımıza değil, cambaza bakalım. Avukatın Günlüğü - 1 Tahliye İkibinonbir senesinin aralık ayı. İstanbul, Alibeyköy semti. Kışın soğuk yüzünü henüz hissettirmediği bir çarşamba sabahı, saat yedi otuz. Genç adam, yataktan yeni kalkmış, gözlerini ovuşturarak dışarıya bakmaktaydı. Güneşin sarısıcaklığı soğuk puslu havayı yumuşatmaya çalışıyor, ana caddeye tırmanan yolda park etmiş araçların üzerindeki çiyler tüm soğukluğuyla güneşe direniyordu. İçinden ‘bugün kalın giyinmeli’ diye geçirmişti genç adam. Kalın giyinmeli ki üşümemeliydi. Çocukluğu gelmişti aklına, yoksul, bisikletsiz günleri. Yine dudaklarından fısıltıyla ‘kalın giyinmeli ki, üşümemeli’ diyordu mavi çiçekli yorganı uyuyan karısının üzerini örterken. Yatak odasından çıkıp yanındaki çocuk odasının yarı açık kapısından kafasını uzattığında beş devam 7. sayfada yaşındaki oğlu ile onüç yaşındaki kızının sıcak battaniyelerinin içinde huzur ve sukunet içinde uyuduklarını gören genç adam bir an için gülümsemiş, içini garip bir neşe kaplamıştı. Evden erken çıkmak gerektiğini düşünen adam ani bir hareketle banyoya dalmıştı. On yıllık avukattı. Saat dokuz otuzda Bakırköy Adliyesi’nde duruşması vardı. Geç kalmamalıydı. Banyoda, kararlı el hareketleriyle çelik gibi soğuk musluğu açmıştı. Kuğu boyunlu musluktan, bütün apartman sakinlerini uyandırmak istercesine şebekeyi inleterek akan soğuk suyu yüzüne çalıp sakal tıraşını olduktan sonra karısının itinayla ütülediği beyaz yumuşak havluyla yüzünü kurulayan adam aynaya şöyle bir baktıktan sonra gülümsemiş, yüz kaslarını gerip gevşeterek mimik hareketleri yapmıştı. Otuzsekiz yaşında olmasına rağmen yüz cildi yirmi yaşındaki bir genç gibi halen tazeliğini devamı 7. sayfada koruyordu. Bu iyiydi. 2 Farklı olana karşı duyulan önyargıları yıkmak gerek Hukuk ve Yaşam Dergisi Genel Yayın Yönetmeni ve Yazar Av. Zeynep Zan’ın Vatan Gazetesi Kitap Ekinde Yayınlanan Röportajı: Farklı olana karşı duyulan önyargıları yıkmak gerek Kürt meselesi gibi incelikli ve tabiri yerindeyse kırmızı çizgileri olan bir konuda kaleme almı ş olduğunuz yazınıza değinmek istiyorum. Bu konu hakkında sizi yazmaya iten sebep nedir? Kürt sorunun çözümüne yönelik şu ana kadar atılan adımlan bir hukukçu gözüyle nasıl değerlendiriyo rsunuz? Kürt meselesi ile ilgili yazımı objektif bir bakış açısından ziyade tamamen duygusal ve kalbimden gecen insani duygularımla yazdığımı söylemeliyim. Ben meselenin öncelikle insani ve vicdani tarafı ile ilgiliyim. Siyaset okumadım. Politika ile ilgilenebilecek bir yaşta değilim. Pek çok Kürt, Ermeni, Zaza arkadaşım var. Aynı havayı soluduğum aynı türkülerle coşup ortak acılarla hüzünlendiğim aynı hatıraları paylaştığım arkadaşlarımla, komşularımla bir aradayken aynı bahçedeki farklı renklerin ve farklı seslerin ne büyük bir zenginlik olduğunu hissediyorum. Yüzyıllarca aynı çatanın altında ortak bir geçmişi paylaşıp uygarlığın gelişi-mine omuz omuza katkı sağlamış bir halkın acı ve gözyaşının olmadığı huzurlu bir ortamda bir arada yaşamasından yanayım. Benim duygularım ve yüreğim ayrılıkçı olmayan “Ben de varım, benim de bir kültürüm ve konuştuğum dil var. Kendi kimliğimin farkında olunmasını istiyorum” diyen kesimlerle birlikte. Farklılıkların algılanabilir olduğu her türlü kültürel ve etnik hassasiyetlere saygı duyulduğu bir ülkede barış ve huzur içinde yaşayabilmeyi diliyorum. Türkiye’nin ekonomik ve toplumsal dokusunda tahribat yaratmış olan bu meselenin çözüme kavuşturulması gerektiğine inanıyorum. Bu ülkede yaşayan bir vatandaş olarak vicdanın ve insanlığın gerektirdiği açılımları gerçekleştirme yolunda atlan adımlan ve gösterilen çabaları önemsiyorum. Genç bir hukukçu olarak ve her şeyden önemlisi, insan olarak meselenin vicdani tarafının çözümü ile ilgiliyim ben. Yurtseverim ve etnik milliyetçiliğin ne kadar tehlikeli olduğunu görebiliyorum. Kürt meselesi ile ilgili yazınızda Ahmet Kaya’nın 1999 yılında Magazin Gazetecileri Derneği’nin gecesinde uğradığı saldırıdan da bahsetmişsiniz. Bu konuya değinme gereğini yıllar sonra neden hissettiniz? Parklı fikirlere ve hassasiyetlere karşı duyulan tahammülsüzlük ve anlayış eksikliği ne yazık ki o dönemde karanlık kutusundan çıkmış beğensek de beğenmesek de vatandaşımız olan bir sanatçımızı sırf farklı bir ses verdi diye vatan hasretiyle yurt dışında yaşamaya mecbur etmiştir. Kürt meselesi ile ilgili yazımda bu konuya değindim çünkü olayın yaşandığı dönemde ekranlara yansıyan çatallı saldırılan ve babamın gözlerine yansıyan kaygıyı zihnim ve yüreğim hâlâ silemedi. Fikirlerle mücadele etmeyi beceremeyen Türkiye, artık yeni mevsimlere aralıyor kapılarını… Geçtiğimiz hafta ilk defa Ahmet Kaya’yı anma gecesi düzenledi. 10 yıl sonra yapılan bu gece ailesini ve sevenlerinin yüreğindeki acıyı ne kadar hafifletti bilinmez ama benim 17 yaşımdaki zihnimde beliren o karanlık görüntüler zihnimden hâlâ silinmedi. TARİH TEKERRÜRDEN İBARET OLMASIN Yine 2009 yılında İdil Biret konserinde yaşananları kaleme aldığınız yazınızda da 1993 yılında yaşanan Sivas katliamına gönderme yapmış ve aradaki ilintiyi okuyucuyla paylaşmışsınız. Aslında tüm bu konuştuğumuz yazıların ortak bir paydası var. Çözümlenmesi gereken kilit nokta da bu sanırım “Farklı olana duyduğumuz tahammülsüzlük ve önyargı.” Yazıyı kaleme almadan önce Can Dündar’ın Madımak vahşeti ile ilgili belgeselini izlemiştim: Yangın merdiveninde kurtarılmayı bekleyen Aziz Nesin’in bir görevli tarafından linçe hazır kalabalığın içine itilmesi, yumruklanıp tekmelenmesi hafızamdan asla silinmeyecekti. Topkapı Sarayı’nda yaşananlar da uluslararası değerde bir sanatçımız olan İdil Biret’in hafızasından silinmeyecekti. Olay olduktan sonra ilk aklıma gelen, İdil Biret o gece yaşadıklarının ardından başını yastığına koyduğunda neler hissetmişti, hangi ikilemleri sorgulayıp durmuştu sabaha kadar? Aziz Nesin’in yangın merdiveninde kurtarılmayı beklerken hissettiklerine benzer şeyler mi hissetmişti acaba? Farklı fikirlere duyulan tahammülsüzlük maalesef bizi yıllar öncesinin isli görüntülerine götürmüştür. Aslında burada Topkapı Sarayı’nda eylemi gerçekleştiren gençleri değil onları bu noktaya iten perdenin arka tarafındaki karanlığı sorgulamak gerekiyor. Tıpkı Sivas olaylarında yaşanan trajedinin geri planında olduğu gibi.. Dileyelim ki tarih her zaman tekerrürden ibaret olmasın. Yazınızda da ifade ettiğiniz gibi Cübbeli Ahmet Hoca’nın jet ski üzerindeki duruşu ya da İsviçre Alplerindeki görüntüleriyle neden bu kadar ilgilisiniz? Cübbeli Ahmet Hocayı es kaza ekranda gördüğümde dikkat kesiliyorum ben. Jet-ski üzerindeki ahenkli duruşu ya da malta sahillerindeki görüntüleri eşinin ışıl ısıl yanan Chopard saati ile cemaatine verdiği vaazları arasındaki ilintiyi kurmaya çalışıyor tilki kurnazlığındaki zihnim. Devamı kitabımda… Yazarlık ve avukatlık… Kendinizi hangi tarafa daha yakın hissediyorsunuz? Hukukçu olmak yazınınızı nasıl etkiliyor? Mesleğim olan avukatlık tabii ki de birincil işim. Hassas dengeleri olan ve fikrimce analitik zeka gerektiren yorucu bir mesleğim var. Ve söylemeliyim ki avukatlık, zihinsel açıdan beni son derece tatmin eden bir meslek. Mesleğimin henüz çok basında olmama rağmen bire bir yaşadığım tüm olayların duygusal dünyama izdüşümü yazdığım yazıların ana kaynağı. Mesela kredi kartı borcunu ödemek uğruna böbreklerini satan gençlerle ilgili yazmış olduğum yazıda ya da Tuzla tersanesinde ölen işçilerin dramında mesleğim gereği birebir yaşadığım olayların kalemime yansıdığını söyleyebilirim. Bunun yanı sıra tirajı altı bin civarında olan yaşam ve Baro, Hukuk Bürosu REKLAMI YAPMAYA DEVAM EDİYOR İstanbul Barosu, avukatlık büroları reklamı yapılan afişleri astırmaya, webde yayınlamaya devam ediyor. İSTANBUL BAROSU BUNU HEP YAPIYOR DAHA ÖNCEDE AFİŞLERDEKİ HUKUK BÜROSU REKLAMLARINI BARO ODALARINA ASILMASI HAKKINDA O KADAR YAZDIM ÇİZDİM ŞİKAYET DİLEKÇESİNİ BAROYA VERDİM. GERÇİ BU AFİŞLERİ ASTIRAN BARONUN YÖNETİMİNİN KENDİSİ O AYRI BİR KOMEDİ HATTA HUKUK BÜROSU REKLAMI YAPILAN AFİŞLERDEN BİRİ HAKKINDA CMK MAIL GRUBUNA MAIL ATINCA HEMEN O AFİŞTEKİ BÜRO REKLAMI SİLİNMİŞTİ. CMK MAIL GRUBUNU TAKIP EDENLER HATIRLAYACAKTIR. …….. AVUKATLIK BÜROSU BİR KAÇ AY ÖNCEDE PARA İLE SEMİNER YAPMIŞ VE BÜRO REKLAMINI YAPMIŞTI. AFİŞLERİ TEK TEK BARO ODALARINDAN SÖKTÜM. BU TİP AFİŞLERE İZİN VEREN YETKİLİNİN, BARO BAŞKANI KOCASAKAL’IN YARDIMCISI MEHMET DURAKOĞLU OLDUĞUNU BARO YETKİLİLERİ VE PERSONELİ SÖYLÜYOR. SONUÇTA, BU TÜM YÖNETİMİ BAĞLAR. BEN AŞAĞIDA LİNKİNİ VERDİĞİM AFİŞİN BARO ODALARINA DA ASILMASI ÜZERİNE, ŞİKAYET DİLEKÇESİ VERMİŞTİM. ASILMASI İZİNİ VEREN BARO YETKİLİSİ HAKKINDA DA ŞİKAYETÇİ OLMUŞTUM. AMA İNADINA, BARO ODASINA ASTIRANLAR, ŞİMDİDE WEB SİTESİNE KOYMUŞLAR, BİR ÖZEL ÜNİVERSİTENİN PARALI SEMİNERİNDEKİ ……. AVUKATLIK BÜROSU REKLAMLARI İÇEREN AFİŞLERİ. HADİ SAYIN MEHMET DURAKOĞLU, BUNA DA CEVAP VER. SAĞLIKTA DEVRİM AFİŞLERİ 2,5 METRE BOYUNDA ve HALA ADLİYELERDE ASILI DURUYOR, BARO ŞİRKET OLSAYDI REKLAM ÜST KURULUNA ŞİKAYET ETSEYDİM KATMERLİ CEZA ALIRDI, TÜKETİCİYİ YANILMAKTAN… YA BU NASIL BİR ZİHNİYETTİR? İSTANBUL BAROSU YÖNETİMİ AVUKATLARA REKLAMI SERBEST BIRAKTIYSA (YANİ MEVZUATI KEYFİNCE KALDIRDIYSA) DUYURSUN BİZDE YAPALIM, O ZAMAN. YOK, 120 AVUKATIN ÇALIŞTIĞI BÜROLAR SEÇİMDE BİZE OY OLARAK FAYDALI OLUR DİYE GÖZ YUMULUYORSA, O ZAMAN GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA VARDIR. http://www.istanbulbarosu.org.tr /images/haberler/ytbk0704.pdf GENEL KURULDA, BU BARO YÖNETİM ANLAYIŞINI, İBRA DA ETMEYECEĞİZ HESAPTA SORACAĞIZ. BOŞUNA ATATÜRK’ÜN ARKASINA SAKLANIP OYLARI ALIRIZ ZANNETMEYİN. BU SEFER BAŞKA OLACAK. SÖZÜMÜZ SÖZ. BU YAZIDAN SONRA İSTANBUL BAROSU, AFİŞİ KALDIRACAĞINA AFİŞTEKİ SPONSOR ŞİRKETLERLE BERABER ADI OLAN …… …..AVUKATLIK BÜROSU İBARESİNİ FOTOSHOP’LA SİLDİ. ANCAK KONUŞMACILARIN YANINDA … AVUKATLIK BÜROSU İBARESİ HALA DURDUĞU GİBİ ADLİYELERE BARONUN ASTIRDIĞI DEV AFİŞLERDE ……. AVUKATLIK BÜROSU İBARESİ HALA DURUYOR. Sayın Durakoğlu, bu hususta sizin isminiz erildiği için yazıyorum bir yanlışlık varsa bizi aydınlatırsınız. Bizde yanlışımızı düzeltme şansına kavuşuruz. 1- İstanbul Barosu meslek örgütü olarak avukatlık kanunu meslek ilke ve kurlları ile ilgili yönetmeliklere ve mevzuata hukukun bir arada olduğu sadece hukukçulara değil toplumun tüm kesimlerine hitap eden ciddi bir yayının başında olmak da bana çok heyecan veren ve bir o kadar da sorumluluk gerektiren ikincil isim. Ve en sonunda burada yazmış olduğum yazılan derleyip kitap haline getirmek ve okuyucu ile buluşturmak ise duygusal anlamda en önemli tatmin sebebim Dolayısıyla birbirini tamamlayan ve nihayetinde ortak bir paydada buluşturabileceğime inandığım işler yapıyorum. Hem entelektüel birikimim açısından hem de mesleki açıdan şu aşamada hangi tarafa daha yalan olduğumu hissedip söyleyebilmem içinse çok erken… Yazı yazmaya ne zaman başladınız? ‘Yaşamdan İzler” kitabında bir araya getirdiğim denemelerim özellikle 2008-2009 yıllan arasında gündeme damgasını vurmuş olaylara ilişkin. Mardin katliamından, İdil Biret konserinde yaşananlara, kot taşlama işçilerinin dramından Hüseyin Üzmez olayına, jet ski üzerindeki Cübbeli Ahmet Hocaya kadar toplumsal belleğimizde iz bırakan dramlar ve trajikomik olaylar kimi zaman kurgusal ve öyküleyici bir anlatımla kimi zamansa mizahi bir perdenin arkasından okuyucuya göz kırpıyor. uymak, uymayanları denetlemekle görevli ve sorumludur. 2- Bu sorumlukuk Baro Genel Kurulunda yapılan seçimde alınan yetki ile 2 yıl için Baro Başkanı, Yönetim Kurulu ve Disiplin Kurulunun görev ve sorumluluğu altındadır. 3- Reklam yasağı tüm avukatları bağlar, 120 avukat çalıştıran ve oy gücü olan veya yönetime yakın olan avukatlar bu yasaktan muaf değildirler. 4- İstanbul Barosu yönetim anlayışı 16 aydır, sürekli defalarca bazı hukuk ve avukatlık bürolarının reklamlarının olduğu afişleri baro odalarına astırmakta ve baro resmi web sitesine koymaktadır. 5- Reklam yasağına aykırı afişler hakkındaİstanbul Barosu Başkanlığına yapılan şikayetler de sonuçsuz kalmaktadır. 6- Bundan daha vahimi İstanbul Barosu nun bu disiplin ihlaline engel olmak yerine bu hususu görmezden gelerek dünkü mailimde belirttiğim afişteki afişin altındaki sponsor şirketlerle birlikte olan …… avukatlık bürosu ibaresini silmiş gibi yapmakta ancak afişteki konuşmacı avukatların yanında …… avukatlık bürosu yazmaya devam etmektedir. 7- Üstelik baro resmi web sitesinde duyurulan afişteki reklam adliyelerdeki baro odalarında asılmış olarak devam etmektedir. 8- Bu konuda ne yapacaksınız, reklam yasağı ihlalini defalarca yapan büroların sahibi avukatlara ve adı geçen avukatlara karşı eşitlikçi uygulama yapacakmısınız 9- Savunduğunuz hukuk anlayışı, herkes eşittir ancak bazı avukatlar ve hukuk büroları daha eşittir anlayışını savunmakm mıdır? 10- Bu reklam yasağının ihlal edilmesinde katkısı olan Baro Yöneticileri hakkında ne yapmayı düşünüyorsunuz NOT: Bu yazı mail olarak Baro Yönetimi’ninde üye olduğu mail grubuna atıldığı halde herhangi bir cevap alınamamıştır. Kot taşlama işçilerinden, insan tacirine, İran’da hakkını arayan ve bu uğurda canından olan kadınlardan Michael Jackson’un ölümündeki trajediye kadar geniş bir yelpazede yazıyor olmak yazınınız için zorlayıcı bir faktör değil mi? Kot taşlama işçilerinin yaşadığı sıkıntılar ve bu uğurda gencecik insanlarımızın hayatını kaybetmesi çaresizlik içinde ve sosyal güvenceden yoksun bir şekilde çalıştıkları izbe atölyelerde ölümü bekleyişleri ya da kredi kart borçlarını ödeyebilmek uğruna böbreklerini satmak zorunda kalan insanlarımızın olduğu gerçekliği beni derinden etkileyen olaylar. Bu konularda yazıyor olmak benim kalemimi ve yüreğimi zorlayan faktörler. Kitabınızın ithaf kısmındaki “Kaf Dağının Ardındakiler” özel bir ithaf mıdır? Yoksa kurgusal bir anlamı var mı? Kurgusal bir anlamı yok. Benim için özel bir ithaf. Yeni projeler var mı? Mesela ileride bir roman yazmayı düşünür müsünüz? Bir süreliğine kendi içime çekilebilme fırsatını bulabilirsem ki şu an için pek mümkün gözükmüyor, zihnimde kurgusu hazır bir roman projem var ve yakın gelecekte hayata geçirebilmeyi ümit ediyorum. Baronun”Sağlıkta Devrim” Mağdurları anlatıyor-1 Baro Anlaşmalı Hastanede 8 Bin TL’lik Ameliyatı 12 Bine Oldum Avukat meslektaşımızın yazdığı şikayet mailinden bir alıntıyı paylaşıyoruz.“Her iki orta kulağımda kalıtsal bir işitme kaybı var. Orta kulak vücudun denge merkezidir ve zor bir ameliyattır. Bir yıl önce Florance Nightingale hastanesinde ameliyat oldum ve hastane ve doktor ücreti olarak yaklaşık 7.800.-TL ödedim. Barolar Birliği de bu ücretin bir kısmını bana geri ödedi. Bu kez sağ kulaktan ameliyat olmak için Baronun anlaşmalı olduğu Alman Hastanesine başvurdum. Bana aynı ameliyat için 12 bin TL fiyat çıkardılar. Oysa ben, bir yıl önce aynı ameliyatı neredeyse yarı fiyatına olmuştum ve 30 bin avukatı temsilen yapılacak pazarlık sonucu geçen yıl ödediğim fiyatın altında bir fiyatla ameliyat olmayı bekliyordum. Üç hafta önce Alman Hastanesinde ameliyat oldum ve bana bildirilen ücretin %20’sini ödedim. Ancak ardından orta kulak ameliyatının kritik bir ameliyat olduğundan bahisle ayrıca 600.-TL ek doktor ücret i aldılar. Şimdi merak ediyorum: 1- Alman Hastanesi ile anlaşma yapılmadan önce başka hastanelerden teklif alındı mı? 2- Bu anlaşmanın tüm hastaneleri kapsamasının önündeki engel ne? Niye yalnızca Alman Hastanesi? 3- Bir yıl önce 8 bine yaptırdığım ameliyatı arkamda 30 bin avukatın pazarlık gücü varken neden 12 bine yaptırdım? Baronun parası o kadar çok mu? 4- Hadi yaptırdım, ek ücret neyin nesi? Öte yandan iş benim açımdan daha da garip bir hal almaya başladı. İstanbul Barosu anlaşmalı hastaneye gittim. Gitmişken anlaşmalı kurumlar servisine uğradım ve Baro ile Hastane arasındaki ücretlendirmeye dair portokolü istedim. Protokol olmadığı söylendi. Fazla ücretin neye dair alındığını sordum, bir sürü laf çevirip bir cevap vermediler. Benim ödediğim para için fatura istedim, tüm fatura bedelini anlaşmalı kuruma kestik dediler. Nihayetinde bana ait hasta föyünü alabildim. Oradan gördüğüm anlaşmalı kuruma (Baro ya da TBB, hangisi bilmiyorum) benim ameliyatım 6.315.TL + KDV olarak fatura edilmiş. Oysa ben 12 bin TL’nin yüzde 20 sini artı 600 TL ödedim. Kafam karışık!” Avukatların sorunları artarken İ Baro Başkanı Kocasakal, CHP’yi yerden yere vurdu… stanbul Baro Başkanı Doç. Ümit Kocasakal, Halka yalan söylemeyecek, liberal rüzgarlara kapılmayacak, partinin peşine bu halk gider. Devletleşmeden yana, AB’den uzak ve tam bağımsız bir siyasi yapı lazım. Türkiye’ye gereken budur. 1922’lerdeki o heyecanı yeniden oluşturacak yeni bir rüzgar lazım. Hayalimde öyle bir yapı var ki bu siyasetçilerin hepsini dışarıda bırakacak bir yapı. İmkansız ama gerçek.” diye konuştu. Her hafta vilayet vilayet gezen ve CHP dışında bir parti arayışını dile getiren Kocasakal, avukatların sorunlarını çözmek Fotoğrafta, Kocasakal, için çalışmak yerine siyasi ikbal Bursa’da siyasi şov yaptığı toplantıda peşinde koşuyor, hafta içi Galatasaray Üniversitesi ve Yeditepe Üniversitesinde ders veriyor, hafta sonları siyasi konferanslar için şehir şehir geziyor. 18 martta Caddebostan Kültür Merkezindeki siyasi toplantıda iktidara ölümüne direnmekten bahsederek bu gazın etkisiyle ayakta alkışlanırken, 23 martta ise Bursa’da CHP ye saldırdı. Avukatlık mesleği itibar kaybetmeye devam ede dursun avukatlık yapmayan Kocasakal avukatların meslek kuruluşunun başkanı sıfatını siyasi ikbal için kullanmaktan çekinmiyor. Uludağ Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Topluluğu öğrencilerinin düzenlediği ‘Kemalist Gençlik Platformu’na katılan İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Mete Cengiz Kültür Merkezi’nde düzenlenen platformda konuşan Kocasakal, “Eğer Atatürk’ün partisi makas değiştirirse, cumhuriyet rayından başka bir yere girerse, Atatürk’ü katliamcı ilan edenlere ses çıkarmazsa, Dersim üzerinden cumhuriyete ve Atatürk’e laf söylenirse ben bunları yerden yere vururum. Yenilenmiş bir CHP gerekiyor. 1920’lerin CHP’si gerekiyor. Halka siz böyle gidin bu halk anlar. Halka yalan söylemeyecek, liberal rüzgarlara kapılmayacak, partinin peşine bu halk gider. Devletleşmeden yana, AB’den uzak ve tam bağımsız bir siyasi yapı lazım. Türkiye’ye gereken budur. 1922’lerdeki o heyecanı yeniden oluşturacak yeni bir rüzgar lazım. Hayalimde öyle bir yapı var ki bu siyasetçilerin hepsini dışarıda bırakacak bir yapı. İmkansız ama gerçek.” diye konuştu. 3 Serbest Meslek olan Avukatlık iflas etti, İstanbul’daki avukatların 16 bini işçi avukat G enç Baro olarak yaptığımız araştırma neticesi, Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığının 07.03.2012 tarihli cevabi yazısında İstanbul ilinde 12799 gerçek kişi ve 172 adet tüzel kişi olmak üzere toplam 12971 adet faal mükellefin “hukuk danışmanlığı” ve “temsil faaliyetleri (avukatlık faaliyetleri)” alanında faaliyet gösterdiği belirtilmiştir. İstanbul Barosuna kayıtlı 29 bin avukattan 12799 avukatın vergiye kayıtlı olarak serbest avukatlık yaptığı ve 172 adet tüzel kişi kaydı bulunduğu bir durumda tam 16200 avukat serbest avukatlık yapmamaktadır. Avukatlığın serbest bir meslek olma özelliği bu şekilde büyük bir darbe almış durumdadır. 16200 avukatın büyük kısmı maaşla avukat yanında yada bir şirkette bordrolu olarak çalışmakta avukatlar arasında yaptığımız gözlem ve araştırma sonucu da, az bir kısmı da tahmini olarak işsiz olduğu için vergi kaydını açtırmamıştır. İstanbul Barosu kalabalık büroların reklamlarının yapıldığı afişleri baro odalarına astıracağına 20101 Kasım baro genel kurulunun baro yönetim kuruluna verdiği çalışan avukatlar tek tip sözleşmesini hayata geçirme görevini 16 aydır ertelemekten vazgeçmelidir. Hacizde milletvekilinin darp ettiği avukat, “İstanbul Barosu ve Avukat Hakları Merkezi neden sessiz?” İstanbul Baro s u ’ n a k a y ı t l ı Ş a h i n , “Ankara’d a g i t t i ğ i i ş y e r i n d e milletvekili Ö ğ ü t’ ü n k e n d i s i n i döverek ölü m l e t e h d i t e t t i ğ i n i be l g e l e d i . ” Ş ahin, başvuru yaptığı Ankara ve İstanbul Barosu’nu da sessiz kalmakla eleştirdi. TBMM’de Eğitim Komisyonu’ndaki şiddet ve bant tankı fırlatma olayının yankıları sürerken CHP eksenli yeni bir şiddet olayı adliyelik oldu. CHP Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt, İstanbul Barosu avukatlarından Yıldırım Şahin’i arkadaşına hacze geldiği gerekçesiyle darp etti. Adli Tıp’tan darp edildiğine dair rapor alan Şahin, Öğüt hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Şahin, İstanbul Barosu ve Ankara Barosu Avukat Hakları Merkezleri’ni de durumdan haberdar ederken, olayın üzerinden bir hafta geçmesine rağmen her iki baronun da sessizliği dikkat çekti. Avukat Yıldırım Şahin ise, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na da bir şikayet mektubu göndererek, “Her fırsatta dokunulması yönünde beyan ve girişimlerde bulunduğunuz ‘dokunulmaz vekil’ halka dokunmakta, hem de pek şiddetli dokunmaktadır” dedi. CHP Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt hakkında görevini yapan avukatı darp ettiği iddiasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunuldu. 9 Mart 2012’de yapılan şikayet hakkında 2012/33072 soruşturma numarasıyla işlem yapıldı. İstanbul Barosu avukatlarından Yıldırım Şahin, Cumhuriyet Savcısı Yılmaz Koçer’e verdiği ifadesinde 8 Mart’ta Ankara 20. İcra Müdürlüğü memuru Faruk Demir ile birlikte Erol Kaya isimli şahsın işyerine hacze gittiklerini ve büroda bulunan Ensar Öğüt’ün kendisini darp ettiğini söyledi. Silah getirin vuracağım bunu Avukat Yıldırım’ın olay yeri tespi tutanağıan yansıyan ifadelerine söz konusu mekana gittiğin- de olayla ilgisi olmayan Ensar Öğüt kendisine küfür edip darp etti. Yıldırım tutanakta olaya şöyle anlattı: “Yerdeyken de yumruklamaya devam etti ve bu sırada ‘silahımı getirin vuracağım bu p..engi, sen kimsin burada muhafaza yapacaksın, o. çocuğu’ diyerek hakaret ve öldürme tehtidinde bulundu.” Avukat Şahin’in darp edildiğine ilişkin bilgi Ankara 20.İcra Müdürlüğü memuru Faruk Demir tarafından 2011/227 talimat numaralı haciz tutanağına da geçirildi. Barolar: Olayda tanık bulamıyoruz Avukat Şahin, darpla ilgili olarak gerek kendisinin bağlı olduğu İstanbul Barosu’na gerekse de Ankara Barosu’na dilekçeyle başvurmasına rağmen her iki Baro’dan da henüz bir açıklama gelmediğini söyledi. STAR’ın ulaştığı Ankara Avukat Hakları Merkezi Başkanlığı, “henüz inceleme tamamlanmadı, tanık bulamıyoruz, konuyu yönetim kuruluna bildirmeden açıklama yapmak istemiyoruz” gibi gerekçelerle yanıtlamaktan kaçındı. OFİSİME GELEREK BENİ TAHRİK ETTİ Kimseyi dövmedim asıl mağdur benim ŞAHİN’İN iddialarını yalanlayan Ensar Öğüt ise asıl mağdur tarafın kendisi olduğunu savundu. Öğüt, “Bu avukat bizim yanımızda çalışmış ve daha sonra işten çıkmış bir kişinin borcu için bizim ofisimize hacze geldi. Bana ‘sen Erol Kaya’nın borcunu üstlen, ben haczi kaldırayım’ diyor” dedi. Öğüt, Yıldırım Şahin’i darp etmediğini savu narak, “En az 10 kişi tanıktır. Ofisime haciz getirerek beni tahrik etti. Mağdur benim. Adam geliyor ‘ben anlamam, haczedeceğim’ diyor. Burası dağ başı mı? Milletvekilinin itibarını zedeleyerek, itibarından yararlanarak menfaat sağlamaya kalkıştı. Beni taciz ederek, başkasının borcunu ödetmeye çalışarak beni mağdur etmiştir. Davacı olacağım” dedi. Öğüt, Adli Tıp tarafından verilen rapor hakkında ise “o da sahte rapor” iddiasında bulundu. YENİ AVUKATLIK Av. Mert-Er Karagülle ve istenirse, elde edinilen bilgiden yola çıkarak yargısal yollara da başvurulabilir. Avukatlıkta Mesleğinde Hukuk Buna karşılık; avukatın edinmesi gereken yargılaması ve İcra Uygulamalarında bilgi ve belge ise “amaç” değil “ARAÇ” niteliğindedir. Amaç, yargısal yola başvurabilmek karşılaşılan zorluklar “Atölye Çalışması”nın amacı ve kapsamıyla uyumlu olacağını ifade etmek istiyorum. Değinmek istediğim konular, “çözümü Avukatlık Kanunu taslağı tartışmalarında ele alınması gerekenler” ile sınırlı kalacak Bu sınır içinde de, iki kıstası daha göz önünde tutmaya çalıştım: Atölye Çalışması’nın ileriki haftalarında tartışılacak konuları (örn : hukuk yargılamasında zorunlu avukatlık) ayrık tuttum. Delil Toplama Hakkı Bilindiği üzere, 6100 s. HMK-25. md “Taraflarca getirilme ilkesi” başlığını taşımaktadır. Bu ilkenin açılımını, “davanın ve savunmanın dayanağı olan olayların ve bunlara ilişkin delillerin bizzat taraflarca mahkemeye sunulması” biçiminde yapabiliriz. HMK-25. maddenin 2. fıkrası da bu belirlemeyi, hakim üzerinden bir anlatımla yapmıştır: “(2) Kanunla belirtilen durumlar dışında, hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz.” Tarafların ellerinde bulunan delilleri dikkate alarak bir değerlendirme yaptığımızda, hukuk yargılamasının ruhuna uygun bu ilke bir rahatsızlık yaratmamaktadır.Buna karşılık ; “tarafların ellerinde bulunmayan, ancak iddiasını ve savunmasını dayandırmak zorunda olduğu veya ileride ihtiyaç duyabileceği” DELİLLERİ sunabilmek, sunabilmek için de ELDE EDEBİLMEK bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. 6100 s. HMK-195. md, 1. Fıkra 1. cümle bu soruna bir çözüm yolu gösterir gibidir : “(1) Tarafların ellerinde bulunmayan ve incelenmesine karar verilen delillerin getirtilmesi için, mahkemece ilgili resmî makam ve mercilerle üçüncü kişilere bu husus bildirilir.” “Mahkemece bildirim” içeren bu çözümün, yargılama aşamasını içerdiği tartışmasızdır. Mahkemeyi, “delilin getirtilmesine” ikna etmek de ayrı bir sorundur. Yargıçların ; delil olarak toplanmasını istediğiniz bir hususun, daha içeriğini görmeksizin “uyuşmazlıkla ilgisi olmadığına” karar verdiklerini ve iddia ve savunma hattına müdahale ettiklerini de çok sık görmekteyiz. Bununla birlikte ; “dava öncesinde elde edilmesi istenen, hatta bazen bu aşamada elde edilmesi zorunlu olan deliller” ile “yargılama aşamasında olmakla birlikte, elde edilmesi sürecinden karşı tarafın bilgi sahibi olmasının istenmediği (yok edilmesi, karartılması söz konusu olabilir) bu nedenle mahkemenin aracılığının tercih edilmediği” durum- larda, delile ulaşmak büyük sorun olmaktadır. Sorun oluşturan durumlara belki çok daha karışık örnekler verilebilir, ancak ben basit bir örnekle konuyu somutlaştırmak istiyorum. Müvekkiliniz, taşınmazı üzerinde bedeli ödenmesine rağmen varlığını sürdüren 30-35 yıllık bir ipotek şerhinin kaldırılması için siz başvurdu. İpotek alacaklısının ölmüş olduğu biliniyor. Fakat, İpoteğin fekki davasında davalı olarak göstermeniz gereken mirasçılar hakkında hiç bir bilgiye (sayısı, isimleri, adresleri) sahip değilsiniz. Buyrun size davadan daha çok iş çıkaracak bir sorun. Keza icra prosedürünün de “talep” esası üzerine kurulması; alacaklı vekiline, borçlu ve özellikle malvarlığı hakkında bilgi edinme yükü getirmektedir. Bu sistemdeki aksaklık da ; bugünlerde yine tartışılan “fiili haciz” uygulamalarını gündeme getirmektedir. Bu hacizlerin, çoğunlukla “haczedilecek malı paraya çevirip, bedelinden borcu tahsil etmek” amacından öte, “ödemeye icbar, taciz” amaçlı gündeme getirildiği de yadsınamaz bir gerçektir. İcra’da avukatın rolüne son başlık altında tekrar döneceğiz. Delile erişim sorununu ifade ettiğimizde , karşımıza Av.K.-2 maddesine 2001 yılında 4667 s. Kanun değişikliği ile getirilen düzenleme çıkarılacaktır. Düzenlemenin yeterli olup olmadığını tartışmaya başlamadan önce, işlevsel olarak benzerlikler taşıyan diğer bir yasal düzenlemeyi de hatırlamakta yarar var : 4982 s. Bilgi Edinme Hakkı Kanunu 4982 s. Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamındaki başvurularda ; kabul etmeliyiz ki, “bilgi edinme” (genelde) “AMAÇ” olarak yer almaktadır. Amaç bilgi edinmektir, gerekirse veya başvurulacak yargısal yoldan sonuç alabilmektir. Avukatın hukuksal görüşüne göre (ki yegane kıstas bu olmalıdır), edinilecek bilgi ve belge amacı gerçekleştirebilecek nitelikte ise, istem “delil toplama” olarak kabul edilmelidir. Av.K-2. madde düzenlemesi yeterli değildir. Birinci cümle, “Yargı organları, emniyet makamları, diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadi teşebbüsleri, özel ve kamuya ait bankalar, noterler, sigorta şirketleri ve vakıflar avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olmak zorundadır.” ifadesi “belirsiz” bir tanım içermektedir. “….. bu kurumlar avukatın gerek duyduğu bilgi ve belgeleri incelemesine sunmakla yükümlüdür” düzenlemesini içeren ikinci cümle ise; 1982 Anayasasından aşina olduğumuz, istisna yaklaşımı ile başlamaktadır. “Kanunlarındaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla”. Ve madde devam ediyor, “Bu belgelerden örnek alınması vekaletname ibrazına bağlıdır.” Özellikle, örneği alınması gereken belgenin (örn:tapu kaydı, imar belgesi vs) müvekkil adına olmadığı, karşı taraf veya ilgili üçüncü kişi adına olduğu durumlarda “vekaletname ibraz etmek” ve bunun sonucu olarak da “delil toplamak” olanaksız hale gelmektedir. Sonuç olarak ; Av.K-2. madde düzenlemesinin, “avukatın beyanını” esas alacak şekilde, herhangi bir sınır içermeksizin, vekaletname ibrazını zorunlu kılmaksızın ve “avukatın elde etmek istediği delile ulaşmasını sağlayacak” netlikte genişletilmesi gerekmektedir. Her düzenlemeye bir yaptırım ifadesi eklenmesini gerekli görenlerden değilim. Genel yaptırım hükümleri, düzenlemenin amacına uygun olarak yorumlanabilir, uygulanabilir. Ancak, “yardımcı olmak” durumunda olanların, yardımdan kaçınmasının genel hükümlere göre bir yaptırıma uğradığını görebilmiş değiliz. Bu nedenle, maddeye yoruma yer bırakmayacak açıklıkta bir yaptırım hükmü eklenmesi tartışılabilir. Nitekim, Ankara Barosu’nun çalışmasında TCK-257. Md’ye atıf öngörülüyor. Bu arada ; Ankara Barosu’nun “yardımcı olmak” ve “vekalet ibrazı” hususlarına dokunmadığını da belirteyim. Çalışmalarında, sadece yardımcı olacaklar arasına “bağımsız idari otoriteler” alınmış ve az önce söylediğim yaptırım fıkrası eklenmiş. Av.K-2. Maddesinin istediğimiz ölçüde genişletilmesi ve avukata hareket alanı yaratılması önerisinin gündeme gelmesi halinde; “Avukat bunu kötüye kullanırsa” argümanıyla karşı karşıya kalacağımızı tahmin etmek de zor değil. Türkiye’de, “haklar ve özgürlükler” düzenlenirken ilk akla gelen söz konusu hakkın veya özgürlüğün “kötüye kullanılma olasılığıdır”. Bu yaklaşım Avukatlık alanına da pek çok kez sirayet etmiştir. Cezaevine girerken, avukatların soyundurulacak derecede aranmasına karşı çıktığınızda, “içeriye yasak eşya sokan avukatlar var” yanıtıyla karşılaşırsınız. Ama bu yaklaşım sadece “avukata, savunmaya yabancı” camia için geçerli değildir. 4667 s. Kanun’un TBMM (Alt Komisyon) çalışmaları sırasında İstanbul Barosu’nun ve İzmir Barosu’nun “vekaletname ilişkisinin, vekaletname altındaki imzanın avukatın onaylaması ile kurulabilmesi” yönündeki önerisi ; komisyon üyelerinin ılımlı yaklaşımına karşılık TBB temsilcilerinin “kötüye kullanılabilir” gerekçeleri nedeniyle kabul edilmemiştir. Ben ve dönemin İzmir Barosu Başkanı Av.Çetin TURAN, alt komisyon toplantısından büyük bir şaşkınlık ve öfkeyle ayrılmıştık. (Şaşkınlık ve öfke nedenlerimiz, bununla da sınırlı değildi) Avukat’ın o bilgiye veya belgeye ulaşma ihtiyacına ilişkin beyanı gerekirse yazılı olarak alınır ve yeterli kabul edilir. Bu hakkın kötüye kullanıldığı tespit edilirse ; disiplin ve ceza süreci işletilir, zarar görenlerin hukuksal talep haklarının saklı olduğu da tartışmasızdır. Av.K-2. Madde düzenlemesi paralelinde, UYAP Sistemi’nden avukatın yargıç ve savcılarla birlikte AZAMİ ÖLÇÜDE yaralanmasının hukuksal ve teknik altyapısı da hazırlanmalı ve derhal işlerlik kazandırılmalıdır. Bunun gerçekleştirilmesi, “delile erişim” sorunun önemli bir bölümüne çözüm sağlayacaktır. BAVDER, atölye çalışması sunumundan Boğaziçi avukatlar derneğinin düzenlediği avukatlık kanunu atölye çalışması 5 toplantı dizisi ile yapıldı. Toplantılara Adalet Bakan Yardımcısı, TBB Başkanı, HSYK üyesi avukatlar, Baro Başkanları, Av.İdris Şahin (Çankırı Barosu-Milletvekili), Av.Zekeriya Birkan (Bursa Barosu Başkanı), Av.Mehmet Şentürk (Trabzon Barosu Başkanı), Prof.Dr.Yücel Sayman (İstanbul Barosu E. Başkanı), Av.Mehmet Güzel (Erzurum Baro Başkanı), Celal Mümtan Akıncı (Afyonkarahisar E.Baro Başkanı-Anayasa Mahkemesi Üyesi), Av. Mert-Er Karagülle (İstanbul Barosu E. Genel Sekr.) Av. Hulki Özel (Mersin Barosu Başkanı), Av.Fevzi Kayacan (Konya Barosu Başkanı) ve çeşitli gruplardan Avukatlar katıldı Yeni Avukatlık Kanunu tartışmaları, çalışmaları hız kazandı. Hukuk dernekleri ve avukat grupları çalışmalarını, önerilerini Adalet Bakanlığı’na sundular. Boğaziçi Avukatlar Derneği 5 toplantı dizisi ile gerçekleştirdiği yeni avukatlık kanunu atölye çalışmasını gerçekleştirerek en kapsamlı katkıyı yaptı. Sözde dünyanın en büyük barosu, İstanbul Barosu’nun yönetimi, baro seçiminde yeni bir avukatlık kanunu vaadinde bulunmasına rağmen, şimdi yeni bir avukatlık kanununa ihtiyaç olmadığını iddia etmekte ve kısmi değişikliklerin yeterli olacağını savunmaktadır. Barolar Birliği Yeni Avukatlık Kanun Taslağını Açıkladı. 201 maddeden oluşan yeni avukatlık kanunu taslağı barolar birliği tarafından yayınlandı. http://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/duyurular/20120321_avukatlikkanuntasarisi/ Avukat yanında çalışan avukatlar aylık asgari ücretin iki katından az maaş alamayacak. Türkiye Barolar Birliği Yeni Avukatlık Kanunu tasarısı 44/f maddesi ile Avukat yanında çalışan avukatlar asgari ücretin 2 katından az maaş alamayacak. Bu ücretin ödenmesinden ücretli avukatı istihdam eden avukat yada birlikte çalışan avukatlar yada avukatlık ortaklığı birlikte sorumludur. Marka patent vekilliği ve tapuda akit düzenlemek sadece avukatların yapabileceği işlerden sayılacak. Barolar Birliği, Yeni Avukatlık Kanunu tasarısında, marka-patent vekilliği tapuda akit ve tasarrufları yapmak avukatlık tekelinde yalnız baroya kayıtlı avukatların yapabileceği işler olarak düzenleniyor. 100 daireyi geçen sitelerde sözleşmeli avukat zorunlu olacak. Bağımsız bölüm sayısı yüzü geçen kat mülkiyeti kanununa göre yönetilen sitelerde, sözleşmeli avukat bulundurma zorunluluğu getiriliyor. Staja giriş ve avukatlığa giriş olmak üzere iki ayrı sınav yapılacak. İlk sınav ÖSYM tarafından test usulü yapılacak. 3 yılda yılda iki kezden 6 kez sınava girme hakkı olacak. Sınavda yüz üzerinden yetmiş barajı uygulanacak. Bu hakkını kullandığı halde sınavları kazanamayanların başka sınava girme hakkı olmayacak. Stajyer olma hakkını kaybedecek. İkinci sınav ise avukatlık stajı sonunda Türkiye Barolar Birliği Adalet Akademisinde yapılacak. Sınav sözlü olacak, sınavda sınav kurulunda sınava giren stajyerin bağlı olduğu baro temsilcisi de bulunacak. Sınav hakkı 2 yılda yılda iki kez olmak üzere dört hakkı kullanacak olan stjayer avukat bu hakkını kullandığı halde sınavı kazanamaz ise artık başka sınava girme hakkı olmayacak. Avukat olma hakkını kaybedecek. Barolar birliğinin avukatlık kanunu değişiklik teklifini aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz. Uzman Avukatlık Ünvanı Getiriliyor. Barolar Birliği Yeni Avukatlık Kanunun tasarısı, 55/A maddesi: Özel bir alanda bilgi ve tecrübesi olan avukata Türkiye Barolar Birilği tarafından “uzman avukat” ünvanı kullanma yetkisi verilebilir. Uzmanlık konusunda, yüksek öğretim mevzuatına uygun olarak , huku fakültelerindeki ana bilim dallarındaki alanlar esas alınır. Barolar Birliği bazı lanlarda uzmanlık ünvanı verilmemesini karalaştırabilir. Bİr avukat en fazla iki alanda uzman avukat ünvanını kullanabilir. AVUKATLAR TARAFINDAN ADALET BAKANLIĞINA SUNULAN YENİ AVUKATLIK KANUNU İÇİN ÇÖZÜM ÖNERİLERİ Arabuluculuk Yasa Tasarısı Meclis gündeminde yer alan ve hukukçu olmayanlara da arabulucu olmaya yolunu açan yasa tasarısı yanlış uygulamalara sebebiyet verecektir. Hiç kimse 100 saatlik eğitimle yeterli ve gerekli hukuk nosyonuna sahip olamayacaktır. Hukukçular haricinde arabuluculuk yapma görevi kimseye verilmemelidir. UYAP Sistemi Adli hizmetlerin hızlandırılması amacıyla faaliyete geçirilen UYAP sisteminin maliyetinin avukatlardan çıkarılası düşünülmektedir. Avukatların UYAP tan yaptıkları her sorgulama 5,00-TL bedelle ücretlendirilmektedir. Bu uygulamanın herhangi bir yasal dayanağı bulunmamaktadır. Avukatların UYAP üzerinden gönderdikleri mazeretler 5,00-TL üzerinden ücretlendirilmektedir. Bu işleminde bedel karşılığı olmasının hiçbir anlamı bulunmamaktadır. Kaldı ki UYAP üzerinden gönderilen dilekçeler hakimler ve kalem memurları tarafından çoğu kez fark edilmemektedir. Adaletin hızlı işlemesi için Nüfus Müdürlüğü, Tapu Müdürlüğü, Sosyal Güvenlik Kurumu ve sair kurumlardaki bilgi ve belgeler bilgisayar ortamında UYAP üzerinden ücretsizce incelenebilmelidir. Bu sorgulamalar için zaten iş yükü fazla olan icra daireleri meşgul edilmemelidir. Avukatın Delil, Belge ve Bilgiye Ulaşımı Diğer yargılama sujeleri olan Hakim ve Savcılar gibi Avukatlarda müvekkiline bağlı olmaksızın ve vekâletname aranmaksızın tüm kamu kurum ve kuruluşlarından ve mevcut, Avukatlık Yasasının değişik 2/II fıkrasında sayılan kurumlardan, gerek duyduğu bilgi ve belgeye ulaşabilmeli; bu belgeleri inceleyebilmeli ve suret alabilmelidir. Buna engel olan ya da zorlaştıran kişi ve kurumlar hakkında “cezai” yaptırımlar getirilmelidir. Avukatın Saygınlığı Tarihe en çok hukukçunun bulunduğu meclis olarak geçecek olan TBMM sinde 90’dan fazla hukukçu bulunmaktadır. Bun- KANUNU TARTIŞMALARI ların büyük çoğunluğunu ise avukat meslektaşlarımız oluşturmaktadır. Mesleğimiz açısından övünç kaynağı olan bu meclis maalesef avukat hakları konusunda hiçbir katkıda bulunmamıştır. Toplumda yargı faaliyeti yapanlar arsında en itibarsızlaştırılanı maalesef avukatlardır. Aynı fakülteden mezun olan Hakim, Savcı ve Noterler ile Avukatlar arasında bariz farklılıklar bulunmaktadır. Silah ruhsatı, pasaport harcından muafiyet Hâkim ve savcıların meslekleri icabı muaf tutuldukları harç, vergi vs. muafiyetliğinden, avukatlar da yaralanabilmelidir. (örneğin silah ruhsat, pasaport harcı gibi). Uyap ve yargıtay kararları yargıç ve savcılar gibi avukatlara da ücretsiz olmalıdır. Yargılama prensibi içinde, hâkimin ya da iddia makamının hiçbir ücret ödemeden ulaşabildiği tüm imkânlardan avukatlar da aynı şekilde yararlanmalıdır. Adliyelerde yargıç ve savcıların kullandığı alanlar avukatlara açılmalıdır. Adliye girişlerinde, otopark ve asansör kullanımında bile Hakim ve Savcılarla Avukatlar farklı muamele görmektedirler. Örneğin Bakırköy Adliyesinde Hakim Ve Savcılara mahsus şifreli girişi bulunan asansörler bulunmaktadır. Avukatlara yeşil pasaport Yeşil pasaportun birçok kamu görevlisi ve ailesine verilmesine karşın, mesleki faaliyetleri nedeniyle yurtdışına çıkma ihtimali diğerlerinden daha fazla olan ve kamu görevi yapmakta olan belli kıdemine sahip olan avukatlara verilmemesi anlamsızdır. Hali hazırda TBMM sinde konuyla ilgili verilmiş birçok kanun teklifi bulunmaktadır. (Ek-2 Kanun Teklifi) Avukatlara noter yetkisi Son dönemlerde noterlere verilen araç devri ve yeni HMK ile getirilen veraset ilamı ile eve dön çağrısı yetkileri ile noterlerin iş alanları arttırılmıştır. Avukatlar yıllarca kendisine verilmiş vekaletnameleri noterden tevkil yolu ile diğer meslektaşlarına devredebiliyordu. Daha sonradan Yetki Belgesi ile bu sorun aşıldı. Aynı şekilde bir çok Avrupa ülkesinde olduğu gibi Avukat, kendisine verilecek vekaletnameyi kendisi onaylayabilmelidir. Bu vekaletnamelerin bir suret asılları adliyelerde oluşturulacak bir merkeze sunulabilineceği gibi, avukat da saklama yükümlülüğü kapsamında kalabilir. Seçim sistemi Avukatlık kanunun bu dönemde çıkma ihtimalinin düşük olması ve Ekim 2012 de baro seçimlerinin yapılacağı düşünüldüğünde acil olarak nispi temsil sisteminin gündeme alınması gerekmektedir. Avukatlık kanunu 90. maddesinde yazılı seçim sistemi üye sayısının çok fazla olduğu barolarda uygulanmamaktadır. Bu barolarda seçimlere liste halinde gidilmekte ve en çok oyu alan liste tümden yönetime sahip olmaktadır. Seçilen gruplar ise kendi ideolojik görüşlerini tüm baroyu temsil edermiş gibi yansıtmaktadırlar. Meslek sorunlarından ziyade ideolojik söylem öne çıkmaktadır. Baro seçimlerinde nispi temsil sistemi getirilmelidir. Mali müşavirlerin seçiminde olduğu gibi nispi temsil siteminin getirilmesi gerekmektedir. Seçime katılan gruplar aldıkları oy oranında Yönetim Kurulu ve diğer kurullar ile Türkiye Barolar Birliğinde temsil edilebilmelidirler. Marangoz Hatası Yargılamanın adil görünmesindeki en önemli ayıp olan ve marangoz hatası olarak nitelendirilen savcıların kürsüde bulunması, müzakereye katılması ayıbı derhal terk edilmelidir. 2005 yılında yeni CMK ile bu düzenleme yapılacakken yapılan baskılarla bu düzenlemeden geri adım atılmıştı. Avukatlık Sınavı Avukatlık sınavı staj eğitimine başlamadan önce merkezi sistemle yapılmalıdır. Avukatlık sınavını kazananlar staja başlamalıdırlar. Stajyer Avukatlar Türkiye Barolar Birliği sağlanacak bir ( vekalet pul giderleri gibi) kaynakla, stajyer avukata staj süresince en az asgari ücret tutarında aylık ücret ödenmelidir. Ayrıca, staj süresince stajyer avukat, her türlü sağlık hizmetine ulaşabilmeli ve bu hizmetten ücretsiz yararlanabilmelidir. Meslekte Uzmanlaşma AB ülkelerinde benzer uygulamaları görüldüğü üzere, meslekte belli bir kıdeme gelmemiş avukatların, bazı davalara girmesi mümkün olmamalıdır. Örneğin, 10 yıllık kıdemi olmayan bir avukat, örn istinaf ya da Yargıtay aşamasında avukatlık yapamamalı; uluslar üstü niteliği olan yüksek mahkemelerde iş alamamalıdır. 5 yıllık kıdemi olmayan bir avukat, ağır cezayı gerektiren suçlara ilişkin davalara bakamamalıdır. Ancak, bu kıdem şartı zorunluluğu, yüksek lisans yapmış ya da akademik kariyeri olan avukatlara muafiyet getirilebilmelidir. Meslek içi eğitim sürekli ve zorunlu olmalıdır. Öte yandan, meslek içi eğitimi zorunlu kılacak düzenlemelere yer verilmeli, meslek içi eğitime katılmayan meslektaşların adli yardım ve CMK uygulamalarından yararlanması askıya alınmalıdır. Barolar tarafından yapılacak eğitime katılan, başarıyla tamamlayanlar Uzman Avukat olabilmelidir. Uzman Avukat her sene düzenlenecek uzmanlıkla ilgili mesleki eğitime katıldığı müddetçe Uzman Avukat unvanını kullanabilmelidir. Bir avukat en fazla 3 alanda Uzman olabilmelidir. Bir konuda doktora yapan avukatların sadece o konunun Örn Aile Hukuku Uzmanı, İdare Hukuku Uzmanı, Vergi ve Mali Hukuk Uzmanı ve benzeri uzmanlık statüsü kazanmasının avukatlık mesleğinin seviyesini arttıracağı düşünülmelidir. Limited şirketlerde denetim kurulunda avukatlara denetim yetkisi verilmelidir. Yeni Türk Ticaret Kanunu ile getirilen denetim mecburiyeti bağlamında eklenecek bir madde ile denetçiler arasında bir avukatın bulundurulması zorunluluğu getirilmelidir. Şirket faaliyetlerinin büyük bir kısmı hukuki işlemler üzerinden yürümekte iken avukatın denetiminden geçmeyen şirket faaliyetinin verimli olmayacağı açıktır. Avukatın vergi yükü azaltılmalı, hukuki yardımda KDV % 1 olmalıdır. Avukatlık mesleği kanuni tanım gereği kamusal bir meslektir. İnsanların hak arama özgürlüğüne yardım faaliyeti içeren avukatlık hizmetinden yüksek oranda KDV alınması kabul edilemez. Hali hazırda %18 olan bu aranın %1 e olmaz ise % 8 e çekilmesi gerekmektedir. Av. Mahmut Asrağ AVUKATIN TOPLUM NEZDİNDEKİ İMAJI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ “Avukatın halk nezdindeki algısının oluşmasına avukatlığın yukarıda kısaca anlatılan tarihçesinin oldukça önemli etkisi bulunmaktadır. Mesleğin doğasından kaynakladığı üzere avukatların yalancı, ara bozucu, menfaatçi imajı artarak yada eksilerek günümüze kadar gelmiştir. Keza iktidarın avukatı hapsettiği alanın iktidara karşı hak aramaktan çok, alacak takipçiliği ve tahsilat işlemleri olması da avukatın halk nezdindeki algısının oluşmasında çok önemli bir etkisi olmuştur. Avukatlık asgari ücret tarifelerinin güncel tarife esasına bağlanması, karşı yana yükletilecek avukatlık ücretlerindeki iyileştirmeler bir yanda avukatları ekonomik açıdan oldukça güçlendirmiş ise de diğer yandan hak arama mesleğini, iyi para kazandıran ve sadece o sebeple tercih edilen bir meslek derekesine düşürmüştür. Daha önce avukatlığı imajı nedeniyle asla tercih etmeyecek olan toplum kesimleri, avukatlığı iyi bir yatırım , iyi para kazandıran meslek olarak görmeye başlamıştır. Çok sayıda özel üniversitenin hukuk fakültesi açmasının nedeni toplumdaki giderek artan talep ve tercihtir. Gelinen noktada, toplumun işbölümü dengeleri içinde gereksinimin çok üzerinde hukuk fakültesi mezunları bulunmaktadır. Hukuk fakültesi mezunlarının sınavsız yapabileceği tek meslek avukatlıktır. Çoğu aşaması göstermelik formalite niteliğinde süreçler içeren 1 yıllık stajdan sonra eda edilen bir yeminle birlikte avukatlık görevi sınırsız bir şekilde üstlenilebilmektedir. Bugün ruhsatını alan bir avukatın deneyim ve yeterliliği konusunda hiçbir sorgulama yapılmadan her türlü mahkeme ve merci önünde vekalet üstlenmesi mümkündür. Bu durum mesleğin imajına olumsuz etki eden faktörlerden biridir. Teşpihte hata olmaz ise: bugün büyükşehirlerin tamamında ticari taksilerin sayısı sınırlı olup il trafik komisyonlarının kararı olmadan bir otomobilin taksi plakası alması mümkün değildir. Keza eczacılıkta da ruhsatlandırma, nöbet ve çalışma esaslarında önemli kısıtlama ve düzenlemeler bulunmaktadır.Yine, sağlık Mevzuatında yapılan düzenlemeler ile hekimlerin mesleğinin icra etmeleri sıkı şartlara bağlanmıştır. Avukatlıkta ise hiçbir sınırlama olmaksızın dileyen dilediği yerde büro açabilmektedir. Ruhsat alan bir avukatın her türlü davayı sınırsız sayıda alabileceği bir sistemde son derece önemli sıkıntıların oluşacağı muhakkaktır. Özellikle hekimlikteki uzmanlaşma kriterlerinin avukatlık mesleği bakımından uygulanabilirliği olumlu yada olumsuz bakımdan tartışılmalıdır. Avukatlık mesleğinin tekel niteliğinin faydaları kadar zararı da bulunmaktadır. Şöyleki; Av.Kan. 35.maddeye yapılan ek ile kooperatiflerin ve anonim şirketlerin avukat bulundurma zorunluluğu getirilmiştir. Keza tüm adli mercilerde vekalet görevi üstlenmek , dava işlerinde danışmada bulunmak ve dilekçe yazmak adli belgeleri vekaleten düzenleme yetkisi avukatların tekelindedir. Bu tekel hakkının korunması geliştirilmesi gerekli ve doğrudur. Ancak bu tekelin sadece ekonomik kaynak yaratma aracı olarak görülmesi zamanla tekel hakkının meşruiyetini tartışılır hale getirecektir. Nitekim bugün bu meşruiyet toplumun değişik kesimlerinde yoğun biçimde tartışılmaktadır. Avukatlar elbette tekel hakkına sahip olmalıdır. Tekel hakkının yaratacağı sakıncaları, örneğin, avukatlık ücreti ödeme gücüne sahip olmayan, ancak hukuki yardıma ihtiyaç duyan bireylerin adli yardım talepleri kusursuz bir hizmetle karşılanması gerekir. Bu mesleğin doğasından kaynaklanan mesleki ve sosyal bir sorumluluktur. Nimet ve külfet dengesinin yeterince kurgulanmadığı her alanda imaj tartışmalarının yaşanacağı mutlaktır. Tekel hakkının avukata mali hak yaratmaktan çok hizmetin gereklerine uygun, güvenli ve ve- rimli bir hizmet verilmesi gereği olduğu unutulmamalıdır. Tekel alanlarının genişletilmesi ve güçlendirilmesi talep edilir iken avukatlık mesleğinin kalitesi ve niteliği de orantılı olarak yüksetilmelidir. Mesleğin ehil ve yeterli bilgiyle icra edilmemesi halinde sorumluluk sigortası var ise vekil edenin zararı karşılanabilir ancak avukatlık mesleğinin olayla sarsılan itibarının yarattığı zararın tazmini mümkün değildir. Avukatlık mesleğinin en önemli sorunu mesleki örgütünün belirlenme ve işleyiş şeklidir. En fazla 1000 -2000 avukatın yönetilmesi mantığı ile kurgulanmış Baro yönetimi ve seçim esaslarının değiştirilmesi şarttır. Özellikle 30 000'e yakın mensubu olan İstanbul barosunun 2 yılda bir seçilen ve yönetim işini meccanen yapan 10 yönetim 5 disiplin kurulu üyesi ile baronun sorunlarının yönetilmesi, çözülmesi konusunda beklenti içinde olmak kendimizi kandırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Bu anlamda meslek kurallarının titizlikle uygulanabilmesi için baro yönetim ve teşkilat şemasının, seçim yöntemlerinin , süresinin yeniden belirlenmesi gerekir. Baro seçimlerinde nispi temsil esasına geçilmesi, demokratik ikna ve uzlaşma kültürünün oluşmasına önemli katkı sağlayacaktır. Meslek kuralları yeniden günün gelişen ihtiyaçlarına göre yeniden tanımlanarak sıkı sıkıya uygulanması sağlanmalıdır. Meslek kurallarına uyulmaması, aykırılıkların özenle takip edilmemesi mesleğin, daha başta avukatlar nezdinde itibarını zedelemektedir. Avukatlık stajı 2 yıla çıkartılmalı, staj sonrasında yapılacak sınavda başarı gösterenler avukatlık yapabilmelidir. Avukatlık stajı 2 yıla çıkartılmalı, staj sonrasında yapılacak sınavda başarı gösterenler avukatlık ruhsatı alabilmelidir. Avukatlık sınavdan sorulacak soruların %50'si mesleğin ifası , avukatın hak ve yükümlükleri ile özellikle meslek kuralları ile ilgili olmalıdır. Hukuki işlemlerde yazılılık esasına geçilmeli , yazılılık kültürünün oluşmasında en büyük engel olan noterlik kurumu yeniden düzenlenmelidir. Mevzuatta yer alan Damga Vergisi Kanunu ve noterlik ücretlerinin fahiş miktarlara ulaşması nedeniyle toplumsal yaşamda bireyler arasındaki sözleşmelerin ve bildirimlerin yazılı olmasına dair bir kültür oluşturulamamıştır. Adliyelerdeki ihtilafların önemli bir kısmı yazılı hukuk kültürünün olmamasından kaynaklanmaktadır. Avukatlık mesleğinde de aile hekimliğine benzer bir aşama oluşturularak, belli bir mesleki deneyim ve geçmişe sahip avukatlara resmi şekle tabi belgeyi onaylama, düzenleme yetkisi verilmeli ve ihtiyaç duyulduğunda ödenecek makul bir tarife ücretine bağlı aile avukatlığı kurumu oluşturulmalıdır. Avukatların arabuluculuk fonksiyonlarının geliştirilmesi kapsamında müzakere tekniklerini öğrenmeleri sağlanmalıdır. Mevcut düzenlemede uzlaşma çağrısı ve tutanağı tamamen işlevsizdir. Arabuluculuk Yasa tasarısı ile HMK'daki uzlaşma kavramı birlikte bu kurum barolar ve avukatlar istemese de güncel bir ihtiyaç olarak belirmiştir. Avukatlar ve barolar mesleklerinin verdiği sorumluluk bilinciyle duruma el koyarak, bu kurumun ekonomik, sosyal gereksinimler doğrultusunda hukuk ve adalet içinde işlemesini sağlamalıdır. Arabuluculuk ve uzlaşmanın, avukatlık mesleğinin içinde ve birebir bağlantılı birer kurum olarak ret edilmesi çok zordur. Bunun izah edilmesi mümkün değildir. Sürece dahil olunarak sorumluluk üstlenmek ve belirleyici olmak en doğru, gerekli olan çözümdür. Sonuç olarak hak arama mesleğinin meslektaşı, müvekkili, diğer yargı süjeleri ve sistemle çatışma kültürü ile belirlenen mevcut imajı oldukça kötü bir noktadadır. Bu sorunun çözümü bizatihi sorunun kendisinin doğru teşhisi ile çözümü noktasında baskın bir iradenin oluşmasına bağlıdır. Not: Tarihçe bölümünün hazırlanması sırasında Av. Bahadır Turan Durmaz'ın "Avukatlık mesleğini meslek sahipleri koruyor mu" isimli çalışmasından yararlanılmıştır.” BAVDER, atölye çalışması sunumundan 6 B Ön İnceleme’ye Şans Dilemek - Hilmi Şeker ir süre önce kan tazeleyen yöntem yasası, yargılama rotasında önemli değişiklikler yarattı. Görülebilirlik, davalaşma, uyuşmazlığın kontrolü ve kalıcı toplumsal barış konularına odaklanan ön inceleme, değişimin konuşlandığı önemli bir üsse dönüştü. Bu kesitin, umulanı karşılaması engellerinden kurtulmasına, önünü görebilmesine ya da külfete dönüşmemesine bağlıdır. Ön inceleme kurumunun, yaptırımlarla ayakta kalma çaba ve arayışı, iyi bir seçim olmamıştır. Yapısal sorunlarla boğuşan yargıya mücadele edeceği ilave sorumluluk sahasının açılması, kötü niyetli tutumları yedekte tutan bir yaklaşımdır. Her fırsatta baskıyı dillendiren bir revizyon veya reformun başarılı olması güçtür. Davalaşma eşiğini belirlemek, adli tercihlerin ürünüdür. Mevcut seçim, her uyuşmazlığın elini kolunu sallayarak davalaşmasını reddeden bir aklın işidir. Bu akıl, form ve içerik kusurlarının davalaşmayı önleyen etkilerini, özgün tedbirlerle önlemeyi başarmıştır. Bu başarı, şekil noksanlarının yarattığı depresyonu, şablon dilekçelerle aşmaya kalkışması ifade özgürlüğünü kısıtlayarak, hukuki dinlenilme hakkını işlemez kılabilir. Güvenliğin içerikle yarışı, içeriğin hüsranıyla sonlanabilir. Altyapısı tökezleyen, organizasyonu bozuk bir sistemin, ön incelemeyi zamanla yarıştırması isabetli olmamıştır. Ön inceleme, zamanı yönetmenin diğer adıdır. Teksifin ruhunu yücelten, geri çağıran bir sistemdir. Bu aygıtın sorunsuz yaşaması, alt yapının sağlamlığına, organizasyonun mütereddit olmamasına bağlıdır. Sorun veya engellerin hüküm sürdüğü iklimde ön incelemenin ahkâm kesmesi, kimliğini kazanabilmesi mümkün olmaz. Ön incelemenin akıbeti, özümsenerek anlaşılmasına, içselleştirilerek uygulanmasına kendisinden sadır olmayan engellerin tesirinden çıkarılmasına bağlıdır. Deneyim ve birikim noksanının, psiko/dirençlerle ittifak etmesi özendirmenin yaşama tutunmasını güçleştirir. Hükmün objektif sınırları, gözetilme etkisi, çelişkili karar verme ve yeniden yargılanma yasağıyla ilişkisi derinliğine ve genişliğine analiz edilmeden ön incelemeye ömür biçmek olanaksızdır. Basit yargılama usulünün, yazılı yöntem kurallarını ithale zorlanması, ödünç alınacak referansın saptanmasında güçlük yaratmaktadır. Basit yargılamanın ithali veya ödünç alınması gerekeni yeterince açıklayamaması ya da uygulamanın buyruğu kavramakta güçlük çekmesi, bu alanın uyuşmazlıkların mayalanmasına elverişli olduğunu göstermektedir. Teksifin, saflığından kaynaklanan kaçakları önleyecek uyarılar konusundaki duraksamalar, yürürlüğün mesafe ve zamana ihtiyaç duyduğunu göstermektedir. Hukuki dinlenilme hakkının boyutları arasındaki dengenin, bilgilenme ve açıklama lehine bozul ması, makul sürede yargılamanın beklentilerini riske etmiştir. Makul sürede yargılamayı referans alan yasama, hukuki dinlenilme hakkı nın açıklama, bilgilenme ve sürpriz karar verme yasağı yararına yaptığı düzenlemeler, bu hedefin ıskalanmasını kolaylaştıracaktır. Yasama, sulha özendirme göre- vinin ifasında izlenecek usul ve süreçler konusunda ipucu vermekten kaçınmıştır. Sulhun nasıl ve ne şekilde teşvik edileceği, yapılacaklarla sakınılacaklar konusundaki suskunluk işlerin yargıca havalesini yegâne seçeneğe dönüştürmektedir. Yargıcın, yansızlık ile ihsası rey arasındaki krize rağmen ilerlemek zorunda kalması amaçla buluşmayı ertelemektedir. Alternatif uyuşmazlık modellerinin yazgısını belirlemeye muktedir bu mantığın rutine teslim olmaması, hızlı, verimli ve etkili önlemelerin alınmasına gerektirir. Sulhun başarısı, müzakere masasının temiz tutulması, ortamın ayıklanması, arındırılmasına bağlıdır. İradenin kirlenmesi, müzakerenin kusur salgılamasına neden olur. Kusurlu anlaşmanın, etki ve sonuç doğurmasına hukuk seyirci kalmaz. Müzakere masasında söylenenlerin gözetilmesi, gerçeklerin baskılanmasını, iradenin gizlenmesini tetikler. Eteğindekini dökemeyenlerin, içini döktüğünden söz etmek olanaksızdır. Genişletme ve değiştirme ile yokluktaki işlemlere itiraz yasağını yöneten mazeretin düzenlemeden yoksun bırakılması ciddi bir eksikliktir. Mazeretin disipline edilememesi, onu sömürüye açık hale getirerek, ön incelemenin amaçlarını tehlikeye atan bir amile dönüştürebilir. Değiştirme ve genişletme kurumunun yozlaşmaması, uyuşmazlığın kendinden menkul işlemlerle aşınmaması, mazeret kurumunun nesnel kimliğine kavuşmasına bağlıdır. Standarttan yoksun, sınırları belirlemekten aciz bir kurumun, aşkınlıklarla yenilikleri aşındırması muhtemeldir. Usul ekonomisinin, ön incelemeyle celse sayısı ve talik süresi üzerinden soluksuz yarışı, özendirme çabasını boşa çıkararak, işin kürsüye dönüşünü kolaylaştırabilir. Gelenekten hoşnut, sorunlarıyla yaşamaktan memnun bir yaklaşımın, zamanla baş etmesi beyhudedir. Zamanı yönetemeyen kürsü, adlileşmeyi ön incelemeyle yarıştıran ard alanın, zamanla takışması hüsrana dönüşebilir. Yarışa itilmek, optimum ihtiyacın belirlenmesini, gerçeğin hükme dönüşmesini, ön incelemenin kendini bulmasını erteleyebilir. Teksifin, organizasyon bozukluğu ve alt yapı eksikleri karşısında geri adım atması, saflığını yitirmesi görmezden gelinmektedir. Tebligatı, teslimi gereken sıradan emtia addeden anlayışın, yerini bilgilendirme, tebliğ ya da malumatın tevdiine bırakmadıkça, yazgısı teatiye bağlı ön incelemenin kendisini ifade ve tanımlama girişimi sonuçsuz kalacaktır. Pos ta/dağıtıcı kusurlarına kayıtsız, adlileşmeyi hafife alan ya da özerk bir hayata zorlanan ön incelemenin bozulmadan kalma, değişmeden yaşama şansı yoktur. Algı sapmaları, çözüm arayışı, zamanla yarış ve duraksamalarla mücadele kurumu şablonlarla yaşa maya zorlayabilir. Basmakalıp veya örneklerle yatıp kalkan pratiğin, ustası olduğu bir geleneği yaşatması güç olmayacaktır. Aynılaşma ve benzeşme geleneğinin, İnternet’teki dur durak bilmeyen koşuşu, emeklemekte olan ön incelemenin hevesini kursağında bırakabilir. Yozlaşmamak, kurumla empatiye, özünün kavranmasına, izlerinin sürülmesine ve aslına uygun algoritmalara ihtiyaç duyar. Aslın dönüşerek koşulların saltanatı, saltık olmaktan çıkmıştır. Görülebilirlik engellerinin ardışık fazlara yayılmasına olanak tanınması, kurumu sömürüye açarak, misyonunda aşınmaya yol açar. Ön incelemenin kurumsallaşması, varlığını tehdit eden amillerin birçok açıdan görülmesini, tartışılmasını gerektirir. Kendisini finanse etmeyen iddianın davalaş ması yasaklanarak, bireybireysel krizin ön incelemenin olanaklarıyla kalıcı barışa dönüşmesi önlenmektedir. Bölgesel deneyimler, mali ve ekonomik kaygıların, erişim tercümesi, köklere inmeyi ve ve korunma hakkıyla yarışmasını orada gezinmeyi, gerektirir. Kuytu engellemektedir. Bu yaklaşım, ve koyaklarına girilemeyen bir finansman eksiğinin tolare edilkurumu yorumlamak, aslına sadık mesini, adil yargılamanın gereği kalmak zordur. Güç olanın akıbe- addetmektedir. Adaletin, sokağa tini zaman ve deneyler belirler. inmesi, ucuz dağıtılmasıyla ilintiTeri soğumamış kurumu, her lidir. Pahada ağır, yükte hafif bir derde deva örneklerle tüketmeye adaletin dip yapması olağandır. çalışan bir yayıncılığın, sorumsuz Toplumsal barışla adil yargılamasuflelerle gelecek vaat etmesi ola- nın kaderini, finansmanla özgürnaksızdır. Editörlük ve redaktör- lükler arasındaki çelişki belirler. lüğü gereksiz veya sıradan bir İddia ve savunmanın, usul ve etkinlik addeden, hukuku ticarileş- esası yönetmelikle belirlenecek bir tiren yayıncılığın, yargıların birli- kaba girmeye zorlanmaları, ön ğine katkı sunması çağrılara yanıt incelemenin kapsamında daralmavermesi hayaldir. ya yol açar. Şablon dilekçeyle hak Ön incelemenin, aba altındaki aramayı özendirmek, özün tartışılsopayla yaşatılma ve işler kılınma masını engellemek veya tartışmaçabası çağdaş olmaktan uzaktır. nın gücünü hafife almak manasına Yaptırımın etki ve sonuçlarının gelir. Tartışılmayanın bağlayıcı tartışılmaması, bilimsel bir pers- olması olanaksızdır. Şekli ilahlaşpektiften okunmaması müeyyide- tırmak, ifade özgürlüğünü kısarak nin, dirençle dışlanmasını kolay- adlileşmeyi zamana yayar. Hukulaştıracaktır. ka aykırılığın emsal olmasını önleYasama, ön incelemenin hede - mek, eşiğin düşürülmesini gerektifine isabetli, güvenli, ucuz ve ma- rir. Güvenliği ve denetimi sağkul sürede erişmesini planlayarak, lamanın biricik yolu, davalaşma onu aşkınlıklarla işlevsiz kılacak eşiğini yükseltmek değildir. İyicil teşebbüsleri enterne etmiştir. Yasa- niyetlerden neşet bu önerinin, hama, yargılamayı fazlarla sınırla- bis deneylerle çevrelenme olasılığı, mıştır. Sınırların ayırdığı alanlara şablonla oluşmayı öneren bu yak geçişi kolaylaştıran, bahanelerle laşımın sorgulanmasını gerektirir. çizgileri aşan işlemleri meşrulaştırUyuşmazlığın, anlaşılan ve mak doğru değildir. Öteki deyişle ayrışılan hususlar üzerinden beliryasama, ön incelemenin bünyesiy- lenmesi, patinajı ve kuşkuyu rafa le uyumsuz işlemleri yasaklayarak kaldıran önemli bir tekittir. Tasarperiyotlar arası farkı ortadan kal- rufun insiyatif alarak, anlaşma dıran ya da geçişi kolaylaştıran kapsamını çekişmeli olmaktan deneyimleri çekici olmaktan çıkar- çıkarması, zaman, emek, mesai ve mıştır. Cazip olan, sınırların beri- finansman kaybını önleyen isabetli sinde kalarak eylemektir. bir seçimdir. Rakamların şahadeti, ceza Çekişmeli hususların saptanayargılamasının bir zamanlar sırtını bilmesi, vakıaları somutlaştırma ve yasladığı uzlaşma kurumunun, elverişli kanıtlarla eşleştirme ödeviaradan geçen onca zamana rağ- nin başarısına bağlıdır. Dava konumen özlenen rota ve debiye eriş- sunu yeterince kontrol edemeyen memesi hayal kırıklığına neden bir yaklaşımın, çekişmeli olanı isaolmuştur. Hukuk alanında hükme betle belirlemesi olanaksızdır. Hükbağlanan dava sayısının, sulhle mün otör olabilmesi, söylenebileneticelen uyuşmazlık sayısına ora- cek her şeyi kapsaması, herkesi nının dip yapması, işlerin burada dinlemesi ve bağrına basmasıyla da iyiye gitmediğini göstermekte- mümkündür. Vakıa ve talebi dışladir. Uyuşmazlığın tasarrufla yan sapmaların, hükmün kimyasını sönümlemesini önleyen öznel ve bozacağını, mizacıyla oynayacağını nesnel nedenler yeterince tartışıl- unutmamak gerekir. Vakıa ve kanımadan, pürüzleri temizlemeden, tın sıralı sunulmamasının yaratabudakları örselemeden kurumu cağı etki ve sonuçların birçok hayata geçirmek ön inceleme ve açıdan okunması gerekir. uzantılarına zar attırmak, şans Dava konusunu talep ve vakıdilemek manasına gelir. ayla sınırlayan, talep eksikliğini ek Dava şartlarından mahrumiyet, süreyle gidermeye imkân veren iddianın davalaşmasını önlenmek- yasanın, vakıa eksiği konusunda tedir. Görülebilirlik testini, kaideten benzer refleksleri dışlaması, vakıön inceleme fazıyla sınırlayan yasa- aya teveccühü azaltabilir. Vakıa ma, hüküm arifesindeki yoksunl- sunumunu tertipli ve noksansız uğu görmezden gelerek red nedeni sunma edimine kayıtsızlığın karşısayılmasını yasaklamıştır. Dolayı- lıksız kalması, özensizliği özendisıyla, tartışılarak hükme dönüşmesi rir. Yargılama konusunu çift an meselesi olan uyuşmazlığın salt unsurlu addeden değerler dizisi, bu nedenle reddine çekince konul- uyuşmazlığın sınır ve içeriğinde ması, koşulun iktidarını dizginle- daralmaya neden bu yaklaşımı miştir. Yasak sınırlamaya irdelemek zorundadır. Gösterilen ancak sunulmayan veya başkasının egemenlik alanındaki kanıtların toplanmasına kayıtsızlığı sert yaptırımlarla karşılamak, teksif ve kendiliğinden getirme ilkeleriyle inatlaşan yakla- şımlara verilen isabetli bir yanıttır. Kanıtların somutlaştırılması, teşhisi kolaylaştıran, erişimi sağlayan kişisel verilerin paylaşılmasını içerir. Henüz sunulmayanların belgeye indirgenmesi izahtan vareste tutulmuştur. Savunma hakkını, argü manlar üzerinden hükümden düşürmeye muktedir bu düzenlemenin, kanıtlardan vazgeçmeye neden bir fırsata dönüşmemesi gerekir. Delil tedarikinin sona bırakılması, belgelerin toplanma ve kullanılma amacını tartışmalı kılmaktakılmaktadır. Diziliş veya tertibin kanıtların tanınması, toplanmasını sonraya bırakması rastlantıyla izah edilemez. Delillerin toplanması, kapıdaki tahkikata ihtiyacı olanı sağlamayı hedefler. Sistematikte sebatın, ön incelemenin belge ihtiyacını karşılamaktan kaçınması, yarattığı tereddüt, kestirmezlikle dava konusunun argümanlardan beslenme idealini riske etmektedir. Özendirme ile yansızlık arasındaki kutuplaşmanın, uyuşmazlığın sulhle sonlandırmaya özgülenen mülga hükümleri işlemez kılması, kurumun mazisinden soyutlanmasını önlemektedir. Vakıaların peş peşe sunulmamasının yaptırımsız kalması, ön incelemeye pes dedirtecek önemli bir etmendir. Vakıa sunumunda akim kalmak, kürsünün aradığını bulmasını güçleştirecektir. Aradığını bulamamak, olanı değiştirmek, başkalaştırmak veya yanlışı seçmek, hükmün aritmetiğini bozar. Sulh, tahkikat ya da hüküm için lazım olanı bulamayan yargıcın gerçek ve doğruya odaklanması kuşkuludur. Ön incelemenin civar kurumlarla ilişkisini mazeret üzerinden kurması, mazereti, ön inceleme duruşmasının manivelasına dönüştürmektedir. Hayatları söndürme gücü olan mazeretin, özerk bırakılması, üzerinde kafa yorulması gereken ciddi bir noksanlıktır. Yasamanın, ön incelemenin misyonuna hizmet eden birçok kav ramın şekillenmesini yargıca bırakması, yargıca güvenin tezahürüdür. Yargıcın kavramsallaştırması, kavramı ete kemiğe bürümesi, ayaklandırması, yürütmesi yasamaya yaklaşması demektir. Yasa maya yaklaşmak, güvene mahzar olmak, görevi layıkıyla gerçekleştirmek, toplumsal yararları özgün, aktüel yorumlarla güvenceye almakla olanaklıdır. Kavramları biçimlendirmeyi, üretilmeyi ve geliştirmeyi kürsüye ciro eden yasama, zamanın kavramları aşındırmasını, ihtiyaçların zamanaşımına uğramasını önlemektedir. Amaçla bağdaşmaz tanım, biçim, betimlerle yorumların ön incelemeyi sırtlaması, bir adım öteye taşıması imkânsızdır. Düzenleme boşluğu, çeviri yoksulluğu, seminer sendromu, iş yükü, algı sapmaları ve diğerleri uygulamayı boşa çıkaracak genetik taşıyıcılardır. Yozlaşma ihtimalini güçlendiren bu sorunlar, ön incelemenin dibinde kalmayı sürdürdükçe, kurumun gelecek vaat etmesi imkânsızdır. Amacımız, kurumun işlevini bozan ve problemlerle yaşamaya zorlayan edenlere projektör tutarak, onlarlabaş etmeyi kolaylaştırmak, özgürlük sahasını onaran eleştirilerle genişletmektir. Yararlı olmasını umuyorum 7 ADALET BAKANLIĞI TARAFINDAN TÜRKÇE VE İNGİLİZCE OLARAK YAYINLANAN AB YARGI RAPORU—– Avrupa Birliği Komisyonu Tarafından Görevlendirilen Prof. Thomas Giegerich’in “Yargının Bağımsızlığı, Tarafsızlığı ve İdaresi” Konulu İstişari Ziyaret Raporu Özet ve barolar avukatlarla ilgil bölümler aşağıda sunulmuştur. 1. sayfadan devam Askeri yargının ayrı teşkilatlanması ve yetkilerinin bulunması, sivil otoritenin silahlı kuvvetler üzerindeki kontrolünün henüz tam gerçekleşmediğini göstermektedir. Keskin siyasal kutuplaşma ve derinleşen güvensizlik göz önüne alındığında, Hükümetin gelecekteki reform adımları hakkında tüm paydaşlarla güven inşa etme ve diyalog çabalarının (“yuvarlak masa toplantıları”) yoğunlaştırılması gereklidir. Ancak, bu diğer paydaşlar (muhalefet partileri, barolar, medya ve sivil toplum kuruluşları) da sorumluluktan vareste değildirler ve hükümetle samimi diyaloğa girmeye hazırlıklı olmalıdırlar. ‘Reformun kâğıt üzerinde kalması’ yargının bağımsızlığını, tarafsızlığını ve etkinliğini güçlendirmeye yetmez. Reform zihinlerde yer etmelidir: devlet merkezciliğin, hiyerarşinin, bürokrasinin, kurumculuğun (devlet nüfuzunun) ve yargıda kopukluğun azaltılması ve insan haklarının bütünüyle uygulandığı yeni bir kültürel anlayışın tesisi gereklidir. Böylesi yeni bir yargı kültürünün gelişmesi için zamana ve aktif biçimde gayret sarf edilmesine ihtiyaç vardır. Türkiye’deki bütün siyasi tarafların ve yargının düzenli ve samimi bir diyalog içine girmesini öneriyorum. Bu sürece dâhil olması gereken diğer bir paydaş da yargı ile toplum arasında doğal bir bağlantı işlevi ifa eden barolardır. Bu diyalogdan gelecekteki reformların zeminini hazırlaması anlamında da yararlanılmalıdır. Ayrıca, reform sürecini medya aracılığıyla topluma objektif ve yeterli bir şekilde açıklamaya ve olası itirazları boşa çıkarmaya dönük gayretler yoğunlaştırılmalıdır. Toplumun yargının bağımsız, tarafsız ve etkin olduğuna ve sorunsuz işlediğine dair güveni devam ettirilmeli, gerekli ise yeniden tesis edilmelidir. Anayasa Mahkemesi Üyeleği Seçiminde Avukatlar Arasından Baro Başkanlarınca Aday Gösterilmesi Serbest avukatlıktan gelen adaylar Türkiye genelinde baro başkanları (baro başkanları da üyelerinin oylarıyla seçilmekte- dir) tarafından gizli oylama yöntemiyle belirlenmektedir. Aday gösterme sürecinde Türkiye’deki bütün baroların eşit biçimde temsil edilmelerini sağlayan bu sistem Ankara Barosu üyelerince eleştirilmiştir. Eleştirilerin temelinde İstanbul, Ankara ve İzmir barolarının üye sayısı bakımından ülkenin en büyük baroları olması yatmaktaydı. Büyük baroların aday belirlenmesinde küçük illerdeki çok daha küçük barolara nazaran daha fazla etkisinin olması gerektiğine inanmaktadırlar. Ayrıca, Hükümetin küçük baroların 1. sayfadan devam BARODA DEVRİM (yani baroya öcü gelir ha baroyu yıpratmayalım. Asker beni seviyor sevme diyemem ki hem sosyalist hem kemalistim baro kalesini teslim etmeyeceğiz v.b. ) Ya sen avukatları korkutacağına sorunlarını çözmek için tembellik yapmaktan vazgeç. Televizyonlarda iktidar partisi ve ana muhalefet partisine çatacağına ve yeni bir parti kurma çalışmalarına heves edeceğine avukatların sorunlarını çözmek için gece gündüz çalış. 16 ay ziyan oldu. İmara kapalı yazlık çay bahçesini TESİS diye avukatlara pazarlamaya çalışmakla, 6 yıldır olan TBB sağlık başkanlarını büyük baroların başkanlarına göre çok daha kolaylıkla kontrol altına alabileceğini ifade etmişlerdir. Ancak, Anayasanın 146. Maddesinin ikinci fıkrasında baro başkanlarının gizli oylamayla baro adına üç aday belirleyecekleri öngörülmektedir. Bu yöntem, Hükümetin doğrudan aday belirleme sürecini kontrol etme tehlikesini hiç kuşkusuz asgariye indirmektedir. Öte taraftan, il baroları ve başkanlarının o an için çoğunluğu elinde bulunduran partiye büyük şehir barolarına nazaran siyasi olarak daha yakın duracakları ihtimalini de göz ardı edemem. Anayasa Mahkemesi üyeleri arasında serbest avukat bulunmasının amacı Türk barolarının bütününün temsil edilmesini sağlamaktır. Bu ise, Anayasanın 146. Maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen yarı bölgesel seçim sisteminin yeterli olup olmadığı sorusunu gündeme getirmektedir. Bu sistemde süreç üzerinde küçük illerin barolarının hakimiyeti söz konusu olabilir ve listeye giren adayların tümünün serbest avukatların ancak küçük bir azınlığı tarafından desteklenmesiyle sonuçlanabilir. Diğer yandan, büyük şehirler dışındaki baroların da sürece yeterli biçimde dâhil olması da önemlidir. Bu yüzden İstanbul, Ankara ve İzmir dışındaki barolardan en az bir adayın listede yer alması için tedbir alınmalıdır. Durum ne olursa olsun, sistemin baro üyelerinin sayısını düzgün biçimde dengeleyecek ve yeterli coğrafi temsili sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmesi gereklidir. Örneğin, aday belirlemesini Türkiye Barolar Birliğinin yapması önerilmiştir. Barolarca aday belirleme sürecinin, aday istesinin Türkiye’deki baroların bütün üyelerini daha temsil eder nitelikte ve büyük şehir barolarının hakimiyetini önleyecek biçimde yeniden yapılandırılmasını öneriyorum. Anayasanın ve kanunların, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda baro üyelerinin tercihan üç Dairenin her birinde bir üye olacak şekilde sürekli temsilini sağlayacak biçimde değiştirilmesini öneriyorum. Hâkim ve savcıların işe alınması sürecinde görev yapan mülakat kurulunda Adalet Bakanlığı temsilcilerinin sayısı azaltılmalı, buna karşılık alt mahkemeler de dâhil yargı mensuplarına ve baro üyesi deneyimli bir avukata kurulda yer verilmelidir. Yeni oluşturulacak mülakat kurulu Adalet Akademisine veya HSYK’ya bağlı olarak faaliyet göstermelidir. Savunma avukatlarına daima saygı ile muamele edilmelidir; aksi takdirde, mahkeme işlemlerinin hakkaniyeti ve mahkemelerin tarafsızlığı zedelenecektir. yardımını SAĞLIKTA DEVRİM diye sağlık sigortası gibi yanıltıcı reklam yapmakla, bir yıl önceden bir başkan adayının müvekkili ve arkadaşı ALTUR a verileceği belli olan etik olmayan şekilde verilen servis işini öne çıkarıp bize başarılarımızdan saldırıyorlar diye basına demeç verip adeta avukatlarla dalga geçen yönetim.. tıpkı; “Fransız devriminde isyan eden halk ne istiyor diye soran kraliçeye, cevaben ekmek denilince, o zaman pasta yesinler” diyen bir aristokrat anlayış baro yönetimine şimdilik hakim. Avukattan ve onun gündelik ve mesleki sorunlarından kopuk bir yönetim anlayışından bir şey beklemeyin gelin BARODA DEVRİM YAPALIM. Avukatın Günlüğü 1. sayfadan devam Yatak odasına yönelen adam, karısı ve çocuklarını, ki daha çok çocuklarını uyandırmamak için tecrübeli bir hırsız ustalığıyla sürgülü gardrobun kahverengi kalın sol kapağını sağa doğru yavaşça, usul usul ittirmiş, bu bölümdeki lacivert takım elbisesini, gömlek ve kravatını çıkarmış, aynı sessizlikle ve fakat hızlıca bunları ve siyah paltosunu giyinmiş kahverengi deri evrak çantasını da eline alarak evinden çıkmıştı. Hani karısı da uyanıp kendisine tost ve çaydan oluşan küçük bir kahvaltı hazırlasaydı da yeseydi fena olmazdı ama neyse. Duruşmadan sonra adliye kantininde bir şeyler atıştırabilirdi. Sabahın sekizinde, dışarıda erkek kadın, genç yaşlı çoğu insan sokaklardan ana caddelere akıyorlardı. Nereye gidiyorlardı kimbilir. Genç adamın gideceği yer belliydi. Duruşmasını kaçırmamalıydı. Vekili olduğu davasının konusuna gelirsek, kiracı müvekkiline karşı mal sahibi tarafından açılmış bir tahliye davasıydı. Oğlunun konut ihtiyacı sebebiyle açmıştı bu davayı. Dilekçeye göre yeni evlenecek olan oğluna bağımsız bir konut lazımmış. Gerçi oğlu yurtdışından yeni gelmiş, avare, motor yarışı meraklısı, halinden pek te öyle evlilik heveslisi olmadığı anlaşılan yirmi üç yaşlarında bir gençti. Bizim avukat, bir önceki duruşmada görmüştü oğlunu ve bmw marka siyah motorunu adliye otoparkında. Evlendirecekmiş oğlunu babası, o sebeple bu davayı açmış. Kiracı müvekkiline bakacak olursak o, emsallerine göre yıllardır düşük kira ödediği bu evden çıkmak istemiyordu. Öyle ya, kiralar ateş pahası, taşınmak derdi desen bir sürü iş, sıkıntı. Bu müvekkili dört yıl önce bir arkadaşı getirmiş avukata, durumu iyi değilmiş, öyle çok vekalet ücreti istememeliymiş. Evin geçimi bir yana, büro kirasını, stopajı, sigortasını baro aidatlarını bile ödemekte zorlanan bizim avukat da öyle yapmış, çok az bir para almış müvekkilinden, bir aylık büro kirası kadar. Müvekkilinden biraz para istese. Ama, dört yıl önce yalnızca vekalet ve ücreti alırken görüştüğü bu adam avukatı ne aramış ne sormuştu. Avukat da verdiği telefonlarından bir türlü ulaşamıyordu müvekkiline. Hoş ulaşsa da ne olacaktı sanki. Ne diyebilecekti müvekkiline ek para istemek için. Ücret baştan konuşulup kararlaştırıldıktan sonra yeniden para istemek müvekkil üzerinde güven sarsmaz mıydı? Bu düşüncelerle, Eyüp Şehitlik’te metrobüse binip İncirli’de inen avukat, kendisi gibi birçok kimsenin adliyeye doğru hararetli hararetli yürüdüklerini gözlemliyordu. Bunların birçoğunun kıyafetleri ve hallerinden kendisi gibi avukat oldukları besbelliydi; ellerinde her zaman ağır olan evrak çantaları, yüzlerinde ciddiyet, yaptıkları hep mühim işler, süreler önemli kaçırılmamalı, sanık ilk duruşmada tahliye ettirilmeli, icra müdürlükleri, haciz, muhafaza ve satışlar, borçludan dayak, harç, yolluk, kolaylık… Hangi meslek erbabı bu gerginliği, bu zorluğu kaldırabilir. Dayanıklı olmak gerek. Meslektaşlarını kastederek içinden “kolay gelsin” diye geçirdi genç avukat. Meslek yaşamının tüm zorluklarına rağmen umutlu olmak gerektiğini düşünen avukatımız, adliye ana kapısından gir- GENÇ BARO GAZETESİ Sayı 4 • İmtiyaz Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Nejat N. Kazan Adres: Nuruosmaniye Cad. No. 6/2, Cağaloğlu 34110 Fatih - İstanbul diğinde üyesi olduğu ve dünyanın üçüncü büyüğü olduğu söylenen barosunun servis araçlarıyla karşılaşmıştı. Gülümsemişti. Avukat kamuoyunun bir kısmı, bu taşıma hizmetinin bir grubun önceki dönem baro başkan adayının müvekkiline olan taşıma şirketine ihalesiz verilerek baro yönetiminin bu muhalif grupla ittifak kurduğunu iddia ederek memnuniyetsizliklerini dile getirseler de hoş bir girişimdi. Ama, hukuk fakülteleri mantar gibi çoğalırken, avukatlık mesleği giderek erozyona uğrarken, mesleğe ilişkin kronik sorunlar ortada iken, avukatların çalışma alanları daraltılırken, ekonomik zorluklar içindeyken bu mütevazi hizmeti ‘şimdi yaşam daha kolay, avukatlar için adliyelere ücretsiz servis hizmeti’ adı altında büyük tantanayla duyurmakta nereden çıkmıştı? Kolaylaşan neydi, avukatların fakirleşmesi mi? Canı sıkılan avukat, adliye ana binasının avukatlara tahsis edilen girişindeki nöbetçi polise kimliğini gösterip içeri girmiş, baro odasından aldığı cüppesini giyerek davanın görüleceği mahkeme duruşma salonunun önüne gelmişti. Salon önünde başka avukatlar ve vatandaşlar da sıralarını bekliyorlardı. Esmer, solmuş gri takım elbiseli yaşlıca bir adam koridorda bir o yana bir bu yana elinde tesbih volta atıyor, arada bir mübaşirin veya içeriye girip çıkan avukatların duruşma salon kapısını açmalarını fırsat bilerek kırlaşmış seyrek saçlı küçük kafasını içeriye uzatıyor, meraklı meraklı kadın hakime bakıyordu. Duruşma sırası kendisine gelen bizim avukatın ismi okunur okunmaz salona girerek hakimin kürsüsüne göre sol tarafta bulunan davalı taraf kürsüsünde yerini almıştı. Ancak, karşı kürsüde ne malsahibi ne de avukatı hiçbirisi yoktu. Neden gelmemişlerdi ? Oysa tensip saatinden kırkbeş dakika gibi uzun bir süre sonra sırası gelmişti duruşmanın. Halbuki mal sahibi ve avukatı davalarını çok sıkı takip ediyorlardı dört yıldır. Hakime Hanım, dosyanın kapağını açarak malsahibinin avukatının duruşmaya katılamayacağını bildiren mazareti ile beyanlarını içeren bir dilekçesini okumuştu. Dilekçede, avukat, müvekkili olan mal sahibinin oğlu bir trafik kazasında öldüğünden davanın konusuz kaldığını, davayı takip etmeyeceklerini bildiriyordu. Hakime Hanım, davacı vekilinin beyanlarına diyecekleri olup olmadığını bizim davalı avukatına sorduğunda, yutkundu, ne diyeceğini bilemedi. Ölümün soğuk yüzü karşısında ‘takdir mahkemenindir’ demekten başka ne diyebilirdi ki… Takdir mahkemenindi. Dava bitmişti bitmesine. Kapağı sararmış dosya, tabiatın mutlak yasası ölümle birlikte bir daha hiç açılmamacasına kapanmıştı, ne temyizi ne de yargıtayı kalmıştı. Buna rağmen hiç sevinememişti bizim avukat. Ölümün kazananı ve kaybedeni olur muydu? Yaşam ve ölüm. Genç avukatın kafası çok karışıktı. Üyesi olduğu baronun ‘yaşamı kolaylaştıran’ servis aracına bindiğinde hayatını kabusa çeviren, onu mücadele etmekten alıkoyan, korkak bir fare gibi deliğinde saklanıp sinmesine yol açan korkularını nasıl altedebilecekti genç avukat. Yaşam niye bu kadar zordu.? Araç, Haliç köprüsü üzerinden geçiyordu. Pis kokusu eskisi gibi yoğun olmasa da halen gri ve bulanıktı suları Haliç’in. Tel : (0212) 511 54 54 / Gsm : 0506 852 95 66 web: www.gencbaro.org • e-posta : [email protected] Basıldığı Yer: SANAT MATBAACILIK - Beşiktaş Avukatlar Davayı Kazandı, İstanbul Barosu Tazminat Ödeyecek İstanbul Barosu seçimleri sırasında yeni yönetimi desteklemedikleri iddiasıyla işten çıkartılan dört avukat, açtıkları işe iade davasını kazandı. İstanbul Barosu CMK servisi sorumlusu olarak çalıştığı işinden Kocasakal yönetimi desteklemediği için işten çıkartılan Av.Özgür Cevat Altuntaş’ı mahkeme haklı buldu Doç. Dr. Ümit Kocasakal’ın başkanlığını yürüttüğü yeni baro yönetiminin, genel kurulda yönetime muhalif kaldıkları gerekçesiyle avukat Levent Polat, avukat Özgür Cevat Altuntaş, avukat Şevki Şimşek ve avukat Emre Karagöz’ün barodaki işlerine son verdiği ileri sürülmüştü. İstanbul 11. İş Mahkemesi’ne dava açan dört avukat, 23 Eylül 2011′de davayı kazandı. Mahkeme, baronun dört avukatı işten çıkarmasını haksız bularak tekrar işe iadelerine ve 9 aylık maaş tazminatını ödemesine karar verdi. Baro yönetimi ise bu karara itiraz ederek dosyayı temyiz için Yargıtay’a gönderdi. 7 Kasım 2010′da İstanbul Barosu seçimlerini kazanan Doç. Dr. Ümit Kocasakal ve yeni baro yönetimi, 4 avukatı 30 Aralık 2010′da avukat fazlalığı gerekçesiyle işten çıkarttı. Dört avukat, açtıkları işe iade davasını kazanırken Baro, 11. İş Mahkemesi’nin verdiği karara itiraz ederek dosyayı temyiz için Yargıtay’a gönderdi. Yargıtay, dosyayı onarsa muhalif dört avukat, barodaki işlerine geri dönecek. www.gencbaro.org Sayı 4 • İLKENE SAHİP ÇIK İ İstanbul Barosu ve Yönetim “İlke”sizlikleri stanbul Barosu 2010 Baro Seçimlerinde Ümit Kocasakal ve ekibinin Broşüründe Yönetim İlkelerimiz dediği İlkeler 16 ayda pas pas oldu. AÇIKLIK, KATILIMCILIK, SAYDAMLIK, YETKİNLİK, FARKINDALIK, YERİNDELİK VE DENETLENEBİLİRLİK nasıl bizzat Kocasakal yönetimi tarafından çiğnendi. İşte Örnekler… İŞTE KOCASAKAL IN SEÇİMDE OY İSTEDİĞİ VE ALDIĞI İLKELER “DENETLENEBİLİRLİK: İlan edilecek iş takvimine uyulup uyulmadığı bilgisi meslektaşlara belirli aralıklarla nesnel faaliyet raporu olarak iletilecek, yapılamayanların HESABI VERİLECEK ve bu raporlar başarı ölçütü kabul edilecektir.” (İlkene Sahip Çık, Doç.Dr.Ümit Kocasakal, Çalışma Programı, sayfa 5) =GÖREVE GELELİ 16 AY GİBİ UZUN BİR ZAMAN OLMASINA KARŞIN; İLAN EDİLEN BİR İŞ TAKVİMİ OLMADI, OLMAYAN İŞ TAKVİMİNE UYULUP UYULMADIĞI BİLGİSİ, AVUKATLARA NESNEL FAALİYET RAPORU OLARAK İLETİLMEDİ.YAPILAMAYANLARIN (BU İLKEDEKİ VAATLER DAHİL) HESABI VERİLMEDİ. (AMA BİZ ŞİMDİ HESABI SORUYORUZ, KOCASAKALIN ÇİĞNEDİĞİ İLKE GEREĞİNCE) KENDİ İLKESİNİ KENDİ ÇİĞNEDİ KOCASAKAL VE EKİBİ “AÇIKLIK: Görevimizi yerine getirirken uyacağımız temel çalışma ilkelerimiz olacak. Bu bağlamda; Baro Yönetim Kurulu kararları Baro sitesinden ve bültenlerle avukatlara duyurulacak ve koşullar oluştuğundakararların tümü Baro TV’den yayınlanacaktır. (İlkene Sahip Çık, Doç.Dr.Ümit Kocasakal, Çalışma Programı, sayfa 4) =GÖREVE GELELİ 16 AY GİBİ UZUN BİR ZAMAN OLMASINA KARŞIN ; TEMEL ÇALIŞMA İLKELERİ OLMADI, BARO YÖNETİM KURULU KARARLARI BARO SİTESİNDEN VE BÜLTENDEN AVUKATLARA DUYURULMADI, (AKSİNE İSTENEN KARARLAR BİLE VERİLMEDİ, ÖRNEK KOMİSYON VE MERKEZLERİN BAŞKAN SEÇİMİNİ KALDIRIP ATAMA GETİREN KARARI SAKLANDI VERİLMEDİ) HİÇ BİR KARAR BARO TV DEDİK - LERİ VİDEO SAYFASINDAN YAYINLANMADI. KENDİ İLKESİNİ KENDİ ÇİĞNEDİ KOCASAKAL VE EKİBİ. OYSA BAROLAR BİRLİĞİ ANKARA BAROSU GİBİ BİR ÇOK BARO WEB SAYFASINDAN TÜM YÖNETİM KURULU KARARLARINI YAYINLIYORLAR. SİZİN YAYINLAMAMA BAHANENİZ BİLE YOK 16 AYDIR. SAYIN KOCASAKAL, KENDİNİZ İLAN ETTİĞİNİZ VE UYACAĞINIZA SÖZ VERDİĞİNİZ, AÇIKLIK İLKESİ Nİ ÇİĞNEMEKTEN RAHATSIZLIK DUYMADINIZ MI? NEYİ SAKLIYORSUNUZ AVUKATLARDAN? “KATILIMCILIK: BARO ADINA ALINACAK ÖNEMLİ KARARLARA TÜM MESLEKTAŞLARIN KATILIMI SAĞLANACAK VE BU AMAÇLA TEKNOLOJİNİN TÜM OLANAKLARINDAN YARARLANILMAK SURETİYLE SIK SIK MESLEKTAŞLARIMIZIN GÖRÜŞÜNE BAŞVURULACAKTIR. (İlkene Sahip Çık, Doç.Dr.Ümit Kocasakal, Çalışma Programı, sayfa 4) = BARO ADINA ALINAN HANGİ KARARDA MESLEKTAŞLARIN GÖRÜŞÜNE 16 AYLIK İKTİDARINIZ SÜRESİNCE BAŞ- VURDUNUZ ? BIRAKIN TÜM MESLEKTAŞLARI, 10 AYRI ADLİYE BİNASI ÇAĞLAYANDA TEK BİNADA BİRLEŞTİ. KENDİ ARKADAŞLARINIZI ATADIĞINIZ BARO TEMSİLCİLERİNE ÇAĞLAYAN İLE İLGİLİ TEK BİR KONUYU DANIŞTINIZ MI? SİZİN ÇAĞLAYAN ADLİYESİ TEMSİLCİNİZ BİLE YOK. O ARKADAŞLAR ORTADA KALDI. BİR GÖRÜŞ ALMA ÇABASINDA OLMADINIZ. BIRAKIN TEKNOLOJİNİN TÜM OLANAKLARINDAN YARARLANMAYI, ÇAĞLAYAN ADLİYESİ TAŞINMADAN, TAŞINIRKEN VE TAŞIN DIKTAN SONRA AVUKATLARIN SORUN YAŞAMAMASI İÇİN NE YAPTINIZ BU KONDA 10 ADLİYE BİNASINDAKİ BARO TEMSİLCİSİ ATADIĞINIZ AVUKATLARI TOPLAYIP NEDEN ONLARIN FİKRİNİ ALMADINIZ ? DEMEKKİ, SİZİN KENDİ ATADIĞINIZ ARKADAŞLARINIZA BARO TEMSİLCİLERİNE BİLE SAYGINIZ YOK Kİ ONLARI YOK SAYDINIZ VE ÇAĞLAYAN ADLİYESİ AÇILIRKEN BİLE MUHATAP ALMADINIZ? “SAYDAMLIK: Baro bütçesi ile aylık gelir ve gider tabloları Baro sitesinde yayınlanacak ve bütçenin bağımsız denetim kuruluşlarınca denetlenmesi sağlanacaktır. ÖNEMLİ İHALELER YAPILMADAN ÖNCE DUYURULACAK VE MESLEK KAMUOYU BİLGİLENDİRİLECEKTİR.” (İlkene Sahip Çık, Doç. Dr. Ümit Kocasakal, Çalışma Programı, sayfa 4 ) = EVET AKÇELİ İŞLERDE TAM BİR KETUMLUK SERGİLEYEN KOCASAKAL VE EKİBİ, BAROLAR BİRLİĞİ VE ANKARA BAROSU VE DİĞER BAROLAR AYLIK GELİR GİDERİNİ AÇIKLARKEN, NEDEN KOCASAKAL BARO AYLIK GELİR GİDERİNİ AÇIKLAMAKTAN ISRARLA KAÇIYOR? DİĞER BAROLAR, BİR BİLGİSAYAR ALIMINDA BİLE MAL VE HİZMET ALIM DUYURULARI YAPYORKEN, ÜMİT KOCASAKAL 6 TRİLYONLUK ÇAY BAHÇESİ ALIMINDA VE İMARA KAPALI ARSAYA BİR KAÇ YÜZ BİNLİK TL LİK BAHÇE PEYZAJI VE YARI KAPALI MEKANLARIN İNŞAASINDA HANGİ İHALEYE ÇIKTI ? ÇAĞLAYANDA 30 BARO ODASININ MOBİLYA VE DOLAP MASA SANDALYE İHTİYACINA 500 BİN TL HARCARKEN NANGİ İHALEYİ DUYURDU YADA MAL HİZMET ALIM DUYURUSU YAPTI.? BU HARCAMALAR ABARTILI DEĞİLMİ? DÜRÜSTLÜK KRİTERİNE UYGUNMU? YADA KOCASAKAL SÖZDE KALAN “SAYDAMLIK İLKESİ” Nİ KOCASAKAL ÇİĞNEMİŞ OLMADI MI? “YETKİNLİK : Baro faaliyetlerindeki görevlendirmeler yapılırken, seçimlerde hangi gruba oy vermiş olduğuna bakılmaksızın, konusunda uzman veya Baromuza ve meslek örgütümüze katkı sunabilecek yetkinlikteki meslektaşların uygun görevlere getirilmesine çaba gösterilecektir.” (İlkene Sahip Çık, Doç. Dr. Ümit Kocasakal, Çalışma Programı, sayfa 4 ) = İSTANBUL BAROSU STAJ EĞİTİM MERKEZİNDE KENDİSİNE OY VERMEDİĞİ VE RAKİP GURUBU MUAMMER AYDIN LİSTESİNDEKİ ÖNCE İLKE Yİ, DESTEKLEDİĞİ İÇİN ÇOK SAYIDA AVUKATIN STAJ EĞİTİM MERKEZİNDE DERS VERMESİ KOCASAKAL YÖNETİMİ TARAFINDAN YASAKLANDI. KENDİLERİNE OY VERMEYEN CMK VE ADLİ YARDIM DA ÇALIŞAN UZMAN AVUKATLARI BARO DAKİ İŞLERİNDEN ATTILAR İŞ MAHKEMESİNİN İŞE İADE KARARINI UYGULAMADILAR. YANİ BIRAKIN AVUKATIN HANGİ GRUBA OY VERDİĞNE BAKMADAN GÖREVLENDİRMEYİ, STAJ EĞİTİM DERSLERİNDEN AVUKATLARI ATTILAR, BARODAKİ GÖREVLERİNDENİŞLERİNDEN AVUKATLARI ÇIKARDILAR TAM BİR KIYIM VE PARTİZANLIK SERGİLEDİLER. “YETKİNLİK İLKESİ”DE PAS PAS OLDU BÖYLECE.. İSTANBUL BAROSUNA BAŞKAN OLMAK İÇİN KOCASAKAL VERDİĞİ SÖZLERİ TUTMADI, KENDİ İLAN ETTİĞİ “İLKE”LERİ BİLE ÇİĞNEDİ. DİĞER VAAD VE FAALİYETLERİ KONUSUNDA AYRINTILI ÇALIŞMALARI GENÇ BARO OKURLARI İLE PAYLAŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ.
Benzer belgeler
20-21 Ekim 2012 tarihlerinde Kültürpark Fuar Alanı 4
perdenin arkasından okuyucuya göz kırpıyor.