Kısım 2, Bölüm 4-Son (Sayfa 235-291)
Transkript
Kısım 2, Bölüm 4-Son (Sayfa 235-291)
Kemal Gözler, Devlet Başkanları: Bir Karşılaştırmalı Anayasa Hukuku İncelemesi, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2001, XVI+320 s. (www.anayasa.gen.tr/devletbaskanlari.htm) © K.Gözler. Her hakkı saklıdır. Dördüncü Bölüm KARŞI-İMZA KURALI Bibliyografya.- Esmein, op. cit., c.I, 166, 174, c.II, s.258-262; Barthélemy ve Duez, op. cit., s.623-136; Laferrière, op. cit., s.776-777, 1031-1032; Duguit, Traité, op. cit., c.IV, s.808, 320-821, 840; Hauriou, op. cit., s.409-413; Vedel, op. cit., s.430; Wigny, op. cit., s.576-581; Prélot, op. cit., s.659-660; Pactet, op. cit., s.384-385; Grewe ve Ruiz Fabri, op. cit., s.490-492; Autexier, op. cit., s.54; Zoller, op. cit., s.458; 464-465; Maus, op. cit., s.66-67; Chagnollaud, op. cit., s.292-293; Pierre Pactet, “Contreseing”, in Olivier Duhamel ve Yves Mény (der.), Dictionnaire constitutionnel, Paris, PUF, 1992, s.224. Yukarıda devlet başkanlarının görev ve yetkileri tek tek incelerken her birinde bu yetkilerini tek başlarına kullanamayacaklarını, bunları başbakan veya ilgili bakanın karşı-imzası ile kullanabilecekleri hususunu açıklamıştık. Şimdi bu “karşı-imza” kuralı hakkında biraz daha bilgi verelim. I. KARŞI-İMZA KURALININ TANIMI, FONKSİYONU, MÜEYYİDESİ VE TARİHSEL KÖKENİ 1. Tanımı.- “Karşı-imza (countersignature, contreseing, Gegenzeichung, controfirma)”, devlet başkanının yazılı bir işleminde devlet başkanının imzasının altına, bu işlemden kaynaklanan sorumluluğun üstlenilmesi amacıyla başbakan veya ilgili bakanın veya her ikisinin attığı imzadır. 2. Fonksiyonu.- Karşı-imza kuralının temel fonksiyonu, devlet başkanının işleminden kaynaklanabilecek sorumluluğun, başbakan ve ilgili bakanlarca üstlenilmesinin sağlamasıdır1. Bu sorumluluk siyasî, cezaî, hukukî olabilir. Siyasî sorumluluk parlâmentoya karşı sorumluluktur. Devlet başkanının yaptığı işlemi beğenmeyen parlâmento, bu işleme karşı-imza atmış başbakan veya bakanı güvensizlik oyuyla düşürebilir. Cezaî sorumluluk suç işlenmesinden kaynaklanan bir sorumluluktur. Devlet başkanının işlemiyle bir suç işlenmiş ise, örneğin devlet başkanı, bir elçiyi rüşvet karşılığında atamış ise, bunun hesabını ceza mahkemeleri önünde devlet başkanı değil, bu işleme karşı-imzasını atmış olan başbakan ve dışişleri bakanı verir. Nihayet, devlet başkanının işlemiyle, bir kişiye haksız olarak zarar verilmiş ise, bu zararı tazmin edecek olan kişi, devlet başkanı değil, bu işleme karşı-imza atmış olan bakandır. 1. Laferrière, op. cit., s.776; Prélot, op. cit., s.659. 236 DEVLET BAŞKANLARI 3. Müeyyidesi.- Karşı-imza devlet başkanının işlemlerinin geçerlilik şartıdır. Dolayısıyla karşı-imza kuralına uyulmamasının müeyyidesi yapılan işlemin geçersizliğidir. Yani başbakan veya bir bakan tarafından imzalanması gerekirken imzalanmamış devlet başkanının bir işlemi, hukukî sonuçlarını doğuramaz; bağlayıcı değildir. Karşı-imzadan yoksun bir işlemin “yokluk” ile sakat olduğu kabul edilmektedir2. Bazı anayasalar, karşı-imzaya tâbi olduğu halde, bu şartı yerine getirmeyen devlet başkanının işlemlerinin geçersizlikle malûl olduğunu ayrıca ve açıkça öngörmüşlerdir. Örneğin 1978 İspanyol Anayasası karşı-imzanın yokluğu halinde Kralın işlemlerinin geçerlilikten yoksun olduğunu açıkça belirtmektedir (m.56/3). Keza, 1976 Portekiz Anayasası karşı-imzanın yokluğunun, işlemin hukukî geçerliliğini kaybettireceğini hükme bağlamıştır (m.143). 1975 Yunan Anayasası ise (m.35) Cumhurbaşkanının yetkili bakan tarafından imzalanmamış işlemlerinin hem geçerli olmayacağını, hem icra edilemeyeceğini, hem de resmî gazetede yayımlanamayacağını açıkça vurgulamıştır (m.35). Diğer bazı anayasalardaki hükümler bu derece açık olmasa bile, bu anayasaların hükümlerinden karşıimzanın bir geçerlilik koşulu olduğu sonucu açıkça çıkmaktadır. Örneğin 1929 Avusturya Anayasasına göre, Cumhurbaşkanının işlemlerinin “geçerli olabilmesi için” Federal Başbakanın veya yetkili bir federal bakanın karşıimzasını gerektirir (m.67/2). 1994 Belçika Anayasası ise Kralın işlemlerinin karşı-imzasız “yürürlüğe giremeyeceğini” belirtmektedir (m.106). 1947 İtalyan Anayasası, devlet başkanının işlemlerinin ancak bakanlar tarafından imzalanmış ise “geçerli olacağını” öngörmektedir (m.89). Keza, 1814 Norveç Anayasası da geçerli olabilmek için Kralın işlemlerinin karşı-imzalanması gerektiğini hükme bağlamıştır (m.31). Anayasa tarafından karşı-imza kuralına uyulmamasının o hukukî işlemin geçersizliği sonucunu doğuracağının ayrıca öngörülmemiş olmasının bir önemi yoktur. Zira normlar hiyerarşisinin olduğu bir sistemde üst hukuk kurallarına aykırı olan bir hukukî işlem sakattır; ve bu nedenle yetkili makamlar tarafından geçersiz hale getirilebilirler. Örneğin karşı-imza kuralına tâbi olduğu halde bir bakanın karşı-imzasını taşımayan bir devlet başkanı işlemi, mahkemeler tarafından iptal edilebilir. 4. Karşı-İmza Kuralının Tarihsel Kökeni3.- Parlâmenter sistemin diğer kuralları nasıl İngiltere’de ortaya çıkmışsa, karşı-imza kuralı da İngiltere’de ortaya çıkmıştır. İngiltere’de tarihsel olarak, Kralın ancak iradesini yazılı şekilde açıklayabileceği ve Kralın işleminin geçerli olması için, bu işleme birtakım mühürlerin basılması gerektiği yolunda bir geleneksel kural vardır. Bu mühürleri saklama ve Kralın işlemine basma görevi Kralın yüksek görevlilerine veya bakanlarına aitti4. Yazılı olmayan veya bakanları tarafın- 2. Laferrière, op. cit., s.1031. 3. Esmein, op. cit., c.I, s.166-168; Hauriou, op. cit., s.412. 4. Esmein, op. cit., c.I, s.166. KARŞI-İMZA KURALI 237 dan mühürlenmemiş Kralın bir işlemin geçerli olmadığı kabul ediliyordu5. Bu şekilde zamanla “Kral tek başına işlem yapamaz (The King cannot act alone)” ilkesi ortaya çıktı6. Karşı-imza kuralı daha sonra 1791 Anayasası ile Fransa’ya geçmiştir. 1791 Fransız Anayasasına göre, “Kralın imzasını ve bir bakanın karşıimzasını taşımayan Kralın hiçbir emri icra edilemez”7. Bu formül Fransa’da günümüze kadar gelmiştir. 1875 Anayasasına göre “Cumhurbaşkanının her işlemi bir bakan tarafından imzalanmalıdır”8. 1946 Fransız Anayasasına göre, “Cumhurbaşkanının her işlemi, Başbakan ve bir bakan tarafından imzalanmalıdır” (m.38). II. KARŞI-İMZA KURALI HAKKINDA ANAYASAL DÜZENLEMELER Günümüzde parlâmenter demokrasilerde karşı-imza kuralı genel kabul görmüş bir kuraldır. Almanya.- 1949 Alman Anayasasının 58’inci maddesine göre, Cumhurbaşkanının kararları ve emirlerinin geçerli olması için federal Başbakan veya yetkili federal bakan tarafından imzalanmalıdır. Anayasaya göre karşı-imza kuralı Başbakanın atanmasına ve görevden alınmasına ile 63’üncü madde ve 69’uncu maddenin ikinci fıkrasında öngörülen halde Bundestag’ın Cumhurbaşkanı tarafından feshedilmesine uygulanmaz. Avusturya.- 1929 Avusturya Anayasasına Cumhurbaşkanı bütün işlemlerini ancak Hükûmetin veya onun tarafından yetkilendirilmiş bir federal bakanın önerisi üzerine yapabilir (m.67/1). Yine 1929 Avusturya Anayasasına göre, Anayasanın aksini öngörmediği bütün durumlarda, Cumhurbaşkanının bütün işlemlerinin geçerli olabilmesi için Federal Başbakanın veya yetkili bir federal bakanın karşı-imzasını gerektirir (m.67/2). Belçika.- 1994 Belçika Anayasasının 106’ncı maddesi, “Kralın hiçbir işlemi bir bakanın karşı-imzası olmaksızın yürürlüğe giremez. Bakan bununla sorumluluğu kendi üstüne alır” demektedir. Danimarka.- 1953 Danimarka Anayasası, yasama ve hükûmete ilişkin işlemlerin geçerlilikleri için Kral tarafından imzalanmalarını, Kralın imzasına ise bir veya birden fazla bakanın imzalarının eşlik etmesini öngörmektedir (sek.14). Aynı Anayasa, bu işlemlerden Kralın değil, onları imzalayan bakanın veya bakanların sorumlu olacaklarını hükme bağlamaktadır (sek.14). 5. 6. 7. 8. Ibid. Ibid. 1791 Fransız Anayasa, titre III, ch.II, sect.4, art.4. 15 Şubat 1875 tarihli Anayasal Kanun, m.3. 238 DEVLET BAŞKANLARI Finlandiya.- 1999 Finlandiya Anayasası, Cumhurbaşkanının karar almasını diğer ülkelerden biraz farklı olarak düzenlemektedir. Bu konuda, kanunların ısdar edilmesi dışında karşı-imza kavramını kullanmamaktadır9. Bununla birlikte Anayasa, Cumhurbaşkanının, kural olarak tek başına karar alamayacağını, kararlarını ancak Bakanlar Kurulu toplantısında ve Hükûmetin teklifi üzerine alabileceğini öngörmektedir (sek.58/1). Eğer Cumhurbaşkanı Hükûmetin karar teklifini kabul etmez ise, teklif tekrar hazırlanmak üzere Hükûmete geri gönderiler. Cumhurbaşkanı Hükûmetin ikinci karar teklifini reddedemez; ona uygun olarak karar almak zorundadır (sek.58/2). Bununla birlikte, şu konularda Hükûmetin teklifi olmaksızın Cumhurbaşkanı doğrudan doğruya karar alabilir: (1) Hükûmetin atanması, Hükûmetin veya bir bakanın istifasının kabul edilmesi; (2) erken parlâmento seçimlerini düzenlemesi; (3) gras hakkı ve içerikleri itibarıyla Bakanlar Kurulunda görüşülmeleri gerekli olmayan özel kişileri ilişkin kanunla öngörülen diğer konular; (4) maliyeyle ilgili olmamak şartıyla Åland adasının otonomisi hakkında kanunla öngörülen konular (sek.58/3). Anayasaya göre Cumhurbaşkanı askerî komutaya ilişkin kararları bir bakan ile birlikte alır (sek.58/5). Fransa.- 1958 Fransız Anayasasına göre Anayasanın 8 (birinci fıkra), 11, 12, 16, 18, 54, 56 ve 61’inci maddelerinde öngörülen haller hariç, Cumhurbaşkanının bütün işlemleri, Başbakan ve gerekli durumlarda yetkili bakanlar tarafından karşı-imzalanır (m.19). Hollanda.- 1983 Hollanda Anayasasına göre, Parlâmentonun bütün işlemleri ve Kraliyet kararnameleri (Royal Decrees), Kral tarafından ve bir veya birden fazla bakan veya devlet sekreteri tarafından imzalanır (m.47). Başbakan atanmasına ilişkin olan Kraliyet kararnamesi atanan Başbakanın kendisi tarafından karşı-imzalanır (m.48). Bakanların ve devlet sekreterlerinin atanmasına ilişkin olan Kraliyet kararnameleri Başbakan tarafından karşı-imzalanır (m.48). İngiltere10.- Yazısız anayasa sistemine sahip İngiltere’de de “Kral tek başına işlem yapamaz (The King cannot act alone)” ilkesi kabul edilmektedir11. Bu ilkeye göre, (a) Kraliçe, bazı yetkilerini Başbakan veya bakanların görüşü üzerine (on the advice of Ministers) kullanabilir12. Örneğin Kraliçe, 9. 1999 Finlandiya Anayasasına göre, bir kanunun yürürlüğe girebilmesi için Cumhurbaşkanı tarafından teyit edilmesi gerekmektedir. Bu teyit işlemi Cumhurbaşkanı tarafından imzasını ve bir bakanın karşı-imzasını taşır (sek.79). 10. Hood Phillips ve Jackson, op. cit., s.123-126, 266,-267; De Smith ve Brazier, op. cit., s.111-122; Kinder-Gest, op. cit., s.29-30. 11. Esmein, op. cit., c.I, s.166. 12. De Smith ve Brazier, op. cit., s.113; Hood Phillips ve Jackson, op. cit., s.267; Örneğin Kraliçe Parlâmento toplantıya çağırma ve feshetme yetkisi Başbakanın istemiyle kullanabilir (Kinder-Gest, op. cit., s.29). Parlâmentonun yeni toplantı döneminde Avam kamara- KARŞI-İMZA KURALI 239 Parlâmentoyu toplantıya çağırma, tatil etme ve feshetme yetkisi Başbakanın istemiyle kullanabilir13. Kraliçe bakanları Başbakanın önerisi üzerine atar14. Onursal payeler (honours) verme15, bazı yüksek kamu görevlilerini16, yüksek din görevlilerini17, elçileri18 atamak, yabancı diplomatik temsilcilerin akredite etmek19, savaş ve barış ilân etmek20, uluslararası andlaşmaları onaylamak21 gibi bazı yetkilerini Kraliçe, “Başbakanın görüşüyle (on the advice of Prime Minister)” kullanır. Kraliçe bazı hakimleri Lord Chancellor’un önerisiyle atamaktadır22. Kraliçenin af yetkisi ise Home Secretary’nin görüşüyle kullanılmaktadır23. (b) Kraliçenin diğer bazı yetkileri ise “Kraliçe adına (on the behalf of the Queen)” başbakan veya bakanlar tarafından kullanılır24. Örneğin nolle prosequi yetkisi Kraliçe adına Attorney-General tarafından kullanılır25 Kraliçe Krallığın dış ilişkilerini Başbakan ve bakanları aracılığıyla yürütür; andlaşmalar Kraliçe adına Foreign Secretary veya onun görevlendirdiği bir diplomatik temsilci tarafından görüşülür ve akdedilir26. (c) Kraliçe bazı istisnaî durumlarda bazı yetkilerini tek başına kullanabilir27. Örneğin Kraliçe, Başbakanı atamak yetkisini tek başına kullanır28. Ne var ki Kraliçenin Başbakan olarak atayacağı kişiyi seçmek konusunda bir takdir 13. 14. 15. 16. 17. 18. 19. 20. 21. 22. 23. 24. 25. 26. 27. 28. sını açış konuşması dahi Başbakan tarafından hazırlanır (Ibid.). Onursal payeler (honours) Başbakanın görüşü üzerine Kraliçe tarafından verilir (Ibid., s.30). Hakimler, diplomatik temsilciler, yüksek kilise görevlileri, silahlı kuvvetler görevlileri Başbakanın veya bir bakanın görüşüyle Kraliçe tarafından atanır (Ibid., s.31). Kraliçe af yetkisini Home Secretary’nin görüşüyle kullanabilir (Ibid.). Hood Phillips ve Jackson, op. cit., s.134-139, 150, 276-277; De Smith ve Brazier, op. cit., s.117; Kinder-Gest, op. cit., s.29. De Smith ve Brazier, op. cit., s.122; Hood Phillips ve Jackson, op. cit., s.270. De Smith ve Brazier, op. cit., s.121-122; Hood Phillips ve Jackson, op. cit., s.273-274; Kinder-Gest, op. cit., s.30. Hood Phillips ve Jackson, op. cit., s.270; De Smith ve Brazier, op. cit., s.121-122; KinderGest, op. cit., s.31. Kinder-Gest, op. cit., s.31; Hood Phillips ve Jackson, op. cit., s.270. De Smith ve Brazier, op. cit., s.139; Hood Phillips ve Jackson, op. cit., s.279; KinderGest, op. cit., s.31. De Smith ve Brazier, op. cit., s.139; Hood Phillips ve Jackson, op. cit., s.279; KinderGest, op. cit., s.31. De Smith ve Brazier, op. cit., s.139; Hood Phillips ve Jackson, op. cit., s.279. De Smith ve Brazier, op. cit., s.139; Hood Phillips ve Jackson, op. cit., s.285. Hood Phillips ve Jackson, op. cit., s.374. De Smith ve Brazier, op. cit., s.138; Hood Phillips ve Jackson, op. cit., s.373; KinderGest, op. cit., s.31. Hood Phillips ve Jackson, op. cit., s.267. Örneğin nolle prosequi yetkisi Kraliçe adına Attorney General tarafından kullanılır (Kinder-Gest, op. cit., s.31). Kraliçe dış ilişkileri bakanları aracılığıyla yürütür; andlaşmalar Kraliçe adına Başbakan ve bakanlar tarafından yapılar (Kinder-Gest, op. cit., s.31). Hood Phillips ve Jackson, op. cit., s.372-373; De Smith ve Brazier,op. cit., s.138. De Smith ve Brazier, op. cit., s.140-141; Hood Phillips ve Jackson, op. cit., s.285. Hood Phillips ve Jackson, op. cit., s.267; De Smith ve Brazier, op. cit., s.113. De Smith ve Brazier, op. cit., s.161. 240 DEVLET BAŞKANLARI yetkisi yoktur. Zira, İngiltere’de Kraliçenin Avam Kamarasında çoğunluğa sahip partinin liderini Başbakan olarak ataması gerektiği yolunda bir convention vardır29. Ancak İngiltere’de yeni seçimlerden sonra, Avam Kamarasında hiçbir parti çoğunluk sağlayamamış ise veya mevcut bir koalisyon dağılmış ise, Kraliçenin Başbakanı tek başına seçmek yetkisi önem kazanmaktadır30. Bu durumda Kraliçenin, Avam Kamarasındaki çoğunluğun güvenini sağlayabilecek bir parti liderini tek başına Başbakan olarak atayabileceği kabul edilmektedir31. Keza İngiltere’de genel seçimlerden yenik çıkan Başbakanının, tekrar Avam Kamarasının feshini istemesi halinde, Kraliçenin bu istemi de tek başına reddedebileceği, hatta reddetmesi gerektiği kabul edilmektedir32. Keza yine İngiltere’de yeni bir seçime gitmeksizin Avam Kamarasında alternatif bir hükûmetin kurulmasına imkân verecek parlâmento çoğunluğu varsa veya genel seçimlerin o zaman millî çıkarlara aykırı olacağı açıkça anlaşılıyorsa, Kraliçenin Başbakanın Avam Kamarasının fesih istemini reddedebileceği de ileri sürülmektedir33. İrlanda.- 1937 İrlanda Anayasasına göre, Cumhurbaşkanına kanunla verilen görevler ve yetkiler Hükûmetin görüşüyle kullanılabilir (m.13/11). 1937 İrlanda Anayasasında ayrıca Cumhurbaşkanının bazı yetkilerinin ancak Başbakanın görüşüyle kullanabileceğini belirten hükümler vardır. Örneğin Parlâmentonun feshetme yetkisi, Başbakanın önerisi üzerine (m.13/2-1), Parlâmentoyu toplantıya çağırma yetkisi Devlet Şurasına danıştıktan sonra (m.13/2-3), Bakanları atamak ve görevden almak yetkisi Başbakanın önerisi üzerine (m.13/3-3), Parlâmentoya ve ulusa mesaj gönderme yetkisini yine Devlet Konseyine danışarak (m.13/7-1, 2) kullanabilir. Bu mesajlar için Cumhurbaşkanı ayrıca Hükûmetin onayını almalıdır (m.13/7-3). Cumhurbaşkanı, Yüksek Mahkemeye başvurmak yetkisini ise ancak Devlet Konseyinin görüşüyle kullanabilir (m.26/1). İspanya.- 1978 İspanyol Anayasasının 56’ncı maddesi, Kralın şahsının dokunulmaz ve sorumsuz olduğunu belirttikten sonra Kralın işlemlerinin 64’üncü maddede öngörülen şekilde yapılacağını ve 65’inci maddenin 2’nci fıkrasındaki hal dışında karşı-imza olmaksızın Kralın işlemlerinin geçersiz olduğunu hüküm altına almaktadır. İspanyol Anayasasının 64’üncü maddesine göre ise, “Kralın işlemleri Başbakan ve gerekli hallerde, yetkili bakanlar tarafından imzalanır. Başbakanın atanması ve 93’üncü maddeye göre Parlâmentonun feshi işlemleri Milletvekilleri Meclisi Başkanı tarafından karşıimzalanır” (m.64/1). “Kralın işlemlerini imzalayan kişiler, bu işlemlerden sorumludur” (m.64/2). Anayasanın 65’inci maddesinin ikinci fıkrası ise 29. 30. 31. 32. 33. De Smith ve Brazier, op. cit., s.162. Hood Phillips ve Jackson, op. cit., s.320. De Smith ve Brazier, op. cit., s.163-164; Hood Phillips ve Jackson, op. cit., s.320. De Smith ve Brazier, op. cit., s.117. Ibid., s.118. KARŞI-İMZA KURALI 241 “Kral, saray teşkilâtının askerî ve sivil üyelerini serbestçe atar ve azleder” demektedir. O halde, İspanya’da Kralın saraya personel atama işlemleri dışında kalan bütün işlemlerinin karşı-imza kuralına tâbi olduğunu söyleyebiliriz. İsrail.- 16 Haziran 1964 tarihli Devlet Başkanı Hakkında İsrail Temel Kanununa göre, Hükûmetin kurulmayla ilgili olan işlemler dışında, Cumhurbaşkanının bir resmî belgeye imza atması, Başbakanın veya Hükûmetin öngörmesi durumunda diğer bakanların karşı-imzasını gerektirir (sek.12). Bununla birlikte Hükûmetin kurulmasıyla ilgili işlemler (sek.12) ve keza Cumhurbaşkanının istifa mektubu karşı-imza kuralına tâbi değildir (sek.19). İsveç.- 1975 İsveç Anayasası Krala tamamıyla sembolik bir devlet başkanlığı yetkisi vermektedir. Kralın sadece devlet işlerinden haberdar edilme hakkı vardır (bölüm 5, m.1). Ülkeyi Hükûmet yönetir ve Parlâmentoya karşı Hükûmet sorumludur (bölüm 1, m.6). Kral sorumsuzdur. Fiillerinden ve ihmallerinden dolayı soruşturmaya tâbi tutulamaz (bölüm 5, m.7). Kanunlar, kanun tasarıları ve Bakanlar Kurulu kararları, Kral tarafından değil, Hükûmet adına Başbakan veya diğer bir bakan tarafından imzalanır (bölüm 7, m.7). Keza Kral, savaş durumunda, Hükûmetin refakatinde bulunmalıdır (bölüm 13, m.11). Görüldüğü gibi İsveç’te Kralın işlemlerinin Başbakan veya bakanlar tarafından karşı-imzalanması diye bir sorun yoktur. Zira, Kralın yaptığı herhangi bir işlem yoktur. İtalya.- 1947 tarihli İtalyan Anayasasının 89’uncu maddesine göre, Cumhurbaşkanının işlemleri, sorumluluğu yüklenen bakan tarafından karşıimzalanmadıkça geçersizdir (m.89/1). Kanun değerindeki işlemler ile kanunla öngörülen diğer işlemler aynı zamanda Başbakan (Bakanlar Kurulu Başkanı) tarafından da imzalanmalıdır (m.89/2). İzlanda.- 1944 İzlanda Anayasası bir karara imza atan bakanın onu imza için Cumhurbaşkanına sunması gerektiği ilkesini kabul etmiştir (m.18). Keza Anayasaya göre, yasama işlemleri veya hükûmet kararları, ancak bir bakan tarafından karşı-imzalandığı zaman Cumhurbaşkanı tarafından imzalanarak geçerli hale getirilebilir (m.19). Dolayısıyla bir bakan tarafından imzalanmamış yasama ve yürütme işlemleri Cumhurbaşkanı tarafından imzalanamaz. Japonya.- 1946 Japon Anayasası, devlet işlerinde İmparatorun bütün işlemleri için Kabinenin görüş ve onayının gerektiğini ve bunlardan dolayı Kabinenin sorumlu olacağını hüküm altına almıştır (m.3). Japonya’da imparatorun görev ve yetkileri Anayasanın 7’nci maddesinde sayılmıştır. Anayasa, 7’nci maddesinde İmparatora verilen görev ve yetkileri sayarken bu görev ve yetkilerin ancak Kabinenin “görüş ve onayıyla (with the advice and approval)” kullanılabileceğini bir kez daha belirtmiştir. (m.7/1). Anayasa 242 DEVLET BAŞKANLARI genel olarak kanunları ve bakanlar kurulu kararnamelerini imzalama yetkisini İmparatora vermemiştir. Anayasanın 79’uncu maddesine göre kanunlar ve Kabine kararnameleri (Cabinet orders) yetkili devlet bakanı tarafından imzalanır ve Başbakan tarafından karşı-imzalanır. Lüksemburg.- 1868 Lüksemburg Anayasasına göre, Büyük Dükün bütün işlemleri, Hükûmetin sorumlu bir üyesinin karşı-imzasını gerektirir (m.45). Norveç.- 1814 Norveç Anayasası, Kralın bütün işlemlerinin geçerli olabilmek için karşı-imzalanmasını öngörmektedir (m.31). Askerî komutaya ilişkin kararlar, bu kararları Krala arz eden kişi tarafından karşı-imzalanır. Diğer kararlar ise Başbakan tarafından imzalanır (m.31). Portekiz.- 1976 Portekiz Anayasasına göre, Anayasanın 136’ncı maddesinin (h), (j), (l), (m) ve (p), 137’nci maddesinin (b), (d), (f) ve 138’inci maddesinin (a), (b) ve (c) fıkralarında öngörülen Cumhurbaşkanının işlemleri Hükûmet tarafından karşı-imzalanır (m.143). 143’üncü maddenin ikinci fıkrası, karşı-imza kuralının müeyyidesini de öngörmüştür: “Karşı-imzanın yokluğu işlemin hukukî geçerlilikten yoksun kılar” (m.143/2). Görüldüğü gibi 1976 Portekiz Anayasası, karşı-imza kuralını genel bir kural öngörmemiştir, 143’üncü maddesinde saydığı belirli sayıdaki işlemler için karşı-imza kuralını kabul etmiştir. O halde, 143’üncü madde de sayılmayan diğer işlemleri Cumhurbaşkanı tek başına yapabilecektir. Türkiye.- 1982 Türk Anayasasının 105’inci maddesine göre, “Cumhurbaşkanının Anayasa ve diğer kanunlarda Başbakan ve ilgili bakanın imzalarına gerek olmaksızın tek başına yapabileceği belirtilen işlemleri dışındaki bütün kararları, başbakan ve ilgili bakanlarca imzalanır; bu kararlardan başbakan ve ilgili bakan sorumludur”. Yunanistan.- 1975 Yunan Anayasası da yetkili bakan tarafından imzalanmadıkça, Cumhurbaşkanının hiçbir işleminin geçerli olamayacağını, icra edilemeyeceğini ve resmî gazetede yayınlanamayacağını ve “karşı-imzanın yetkili bakanı sorumlu kıldığını” hükme bağlamaktadır (m.35/1). Ancak 1975 Yunan Anayasası karşı-imza kuralından şu işlemleri istisna tutmuştur: (a) Başbakanı atanmak; (b) 37’nci maddenin 2, 3 ve 4’üncü fıkraları uyarınca bir kişinin hükûmeti kurmakla görevlendirmek; (c) Başbakanın karşıimzalamaması ve 53’üncü maddenin 1’inci fıkrasına uygun olarak Hükûmetin karşı-imzalamaması durumunda, 32’nci maddenin 4’üncü fıkrası ve 41’inci maddenin 1’inci fıkrasına uygun olarak Parlâmentoyu feshetmek; (d) 42’nci maddenin 1’inci fıkrasına göre, Parlâmento tarafından kabul edilen bir kanunu bir kez daha görüşülmek üzere Parlâmentoya geri göndermek, (e) Cumhurbaşkanlığı idarî servislerine personel atamak (m.35/2). 1975 Yunan Anayasasına göre, 44’üncü maddenin ikinci fıkrasına uygun olarak bir KARŞI-İMZA KURALI 243 kanunun referanduma sunulması hakkındaki kararname Parlâmento Başkanı tarafından karşı-imzalanır (m.35/3). Yukarıda karşı-imza örneklerinde görüldüğü gibi, gerek kralların, gerekse cumhurbaşkanlarının yaptıkları işlemlerin başbakan veya ilgili bakanlar tarafından imzalanacağını ve bunlardan kaynaklanan sorumluluğun karşıimza sahibi başbakan ve ilgili bakanlara ait olacağını hükme bağlamaktadırlar. Bu husus, yukarıda da belirtildiği gibi demokratik mantığın bir gereğidir. Bir demokraside sorumluluk kimde ise, yetki de onda olmalıdır. Sorumsuz devlet başkanlarının bir demokraside yetki kullanabilmesi düşünülemez. III. KARŞI-İMZA KURALININ KAPSAMI Yukarıda incelediğimiz 20 ülkenin anayasalarına bakıldığında şunları görüyoruz. İsveç dışında bütün ülkelerin anayasalarında karşı-imza kuralı tanınmıştır. İsveç’te Krala herhangi bir işlem yapma yetkisi verilmediği için karşı-imza kuralı da öngörülmemiştir. Bu ülkede Parlâmentonun ve Hükûmetin işlemleri ısdar edilmek için dahi Krala sunulmaz. Parlâmentonun ve Hükûmetin işlemleri Başbakanın imzasını ve bir bakanın imzasıyla ısdar edilirler (bölüm 7, m.7). İsveç dışında geri kalan 19 ülke üç guruba ayrılabilir: 1. Karşı-İmza Kuralını Mutlak Olarak Tanıyan Ülkeler İncelediğimiz ülkelerden dokuzunun anayasaları, karşı-imza kuralını istisnasız, mutlak bir şekilde tanımaktadır. 1994 Belçika Anayasası (m.106), 1953 Danimarka Anayasası (seksiyon 14), 1983 Hollanda Anayasası (m.47, 48), 1937 İrlanda Anayasası (m.13/9, 11), 1947 İtalyan Anayasası (m.89), 1944 İzlanda Anayasası (m.18), 1946 Japonya Anayasası (m.3, 4), 1868 Lüksemburg Anayasası (m.45) 1814 Norveç Anayasası (m.31) karşı-imza kuralını mutlak olarak tanımıştır. Bu ülkelerde kralların veya cumhurbaşkanlarının istisnasız bütün işlemleri karşı-imza kuralına tâbidir. Bu ülkelerde, başbakan veya bir bakanın imzasını almadan kralların veya cumhurbaşkanlarının tek başına herhangi bir işlem yapmaları, tek başına bir yetki kullanmaları mümkün değildir. Bu ülkelerin İrlanda, İtalya ve İzlanda dışında kalanları birer monarşidir. O halde monarşilerde, karşı-imza kuralının mutlak bir şekilde tanındığını söyleyebiliriz. Yani bir monarşide kralın istisnasız bütün işlemleri karşı-imza kuralına tâbidir. Bunun tek istisnası İspanya’dır. Ancak İspanya da bu kurala gerçek anlamda bir istisna teşkil etmez, Zira, 1978 İspanyol Anayasası (m.65/2) sadece Kralın saraya askerî ve sivil personel atama yetkisi gibi nispeten önemsiz bir yetkiyi karşı-imza kuralından istisna tutmuştur. 244 DEVLET BAŞKANLARI 2. Karşı-İmza Kuralını Genel Olarak Tanıyıp Bundan Bazı İşlemleri İstisna Tutan Ülkeler İncelediğimiz ülkelerden dokuzunun anayasaları karşı-imza kuralını kural olarak tanıyıp bundan bazı işlemleri istisna tutmaktadır. Yani bu ülkelerde anayasada sayılan birkaç grup işlem dışındaki devlet başkanının diğer işlemleri karşı-imza kuralına tâbidir. Bu ülkeler şunlardır: 1949 Alman Anayasası, karşı-imza kuralından Başbakanın atanması ve görevden alınması ile 63’üncü madde ve 69’uncu maddenin ikinci fıkrasında öngörülen halde Bundestag’ın Cumhurbaşkanı tarafından feshedilmesi işlemlerini istisna tutmaktadır (m.58). 1929 Avusturya Anayasasına göre, Anayasanın aksini öngörmediği bütün durumlarda, Cumhurbaşkanının bütün işlemleri karşı-imza kuralına tâbi tutulmuştur (m.67/2). Bundan şu sonuç çıkıyor ki, Cumhurbaşkanının karşıimza kuralına tâbi olmayan işlemleri olabilir. Ancak biz 1929 Avusturya Anayasasından böyle bir işleme örnek bulamadık. 1999 Finlandiya Anayasasına göre, Cumhurbaşkanının şu işlemleri tek başına yapması mümkündür: (1) Hükûmetin atanması, Hükûmetin veya bir bakanın istifasının kabul edilmesi; (2) erken parlâmento seçimlerini düzenleme kararı; (3) gras hakkı ve içerikleri itibarıyla Bakanlar Kurulunda görüşülmeleri gerekli olmayan özel kişileri ilişkin kanunla öngörülen diğer konular; (4) Maliyeyle ilgili olmamak şartıyla Åland adasının otonomisi hakkında kanunla öngörülen konular (sek.58/3). 1958 Fransız Anayasasına göre Anayasanın 8 (birinci fıkra), 11, 12, 16, 18, 54, 56 ve 61’inci maddelerinde öngörülen işlemler karşı-imza kuralından istisnadır (m.19). Cumhurbaşkanı bu işlemleri tek başına yapabilir. Cumhurbaşkanının karşı-imza kuralından muaf olan sekiz adet işlemi şunlardır: (1) Başbakanın atamak ve istifasını kabul etmek (m.8/1); (2) kanunları referanduma sunma (m.11); (3) Millet Meclisini fes etmek (m.12); (4) olağanüstü hal yetkilerini kullanmak (m.16); (5) meclislere mesaj göndermek; (6) uluslararası andlaşmaları anayasaya aykırılığı nedeniyle Anayasa Konseyine başvurmak (m.54); (7) Anayasa Konseyinin üç üyesini atamak (m. 56); (8) Kanunlar hakkında Anayasa Konseyine başvurmak (m.61). Yazısız anayasa sistemine sahip İngiltere’de de yukarıda gördüğümüz gibi, Başbakanı atama işlemini tek başına yapmaktadır. Ancak yine yukarıda gördüğümüz gibi, Kraliçenin Başbakanın seçimi konusunda bir takdir yetkisi kural olarak yoktur34. 1978 İspanyol Anayasasının 64’üncü maddesi Kralın işlemleri için Karşı-imza kuralı genel olarak aramaktadır; ancak 65’inci maddenin ikinci fıkra34. Hood Phillips ve Jackson, op. cit., s.320 KARŞI-İMZA KURALI 245 sı bu kuraldan saray teşkilatının askerî ve sivil üyelerini serbestçe atama ve azletme yetkisini istisna tutmaktadır. 16 Haziran 1964 tarihli Devlet Başkanı Hakkında İsrail Temel Kanununa göre, Hükûmetin kurulmayla ilgili olan Cumhurbaşkanının işlemleri (sek.12) ve keza Cumhurbaşkanının istifa mektubu karşı-imza kuralına tâbi değildir (sek.19). 1975 Yunan Anayasası göre de 35’inci maddenin ikinci fıkrasında sayılan şu beş grup işlem karşı-imza kuralından istisnadır: (1) Başbakanı atanmak; (2) 37’nci maddenin 2, 3 ve 4’üncü fıkraları uyarınca bir kişinin hükûmeti kurmakla görevlendirmek; (3) Başbakanın karşı-imzalamaması ve 53’üncü maddenin 1’inci fıkrasına uygun olarak Hükûmetin karşıimzalamaması durumunda, 32’nci maddenin 4’üncü fıkrası ve 41’inci maddenin 1’inci fıkrasına uygun olarak Parlâmentoyu feshetmek; (4) 42’nci maddenin 1’inci fıkrasına göre, Parlâmento tarafından kabul edilin bir kanunu bir kez daha görüşülmek üzere Parlâmentoya geri göndermek, (5) Cumhurbaşkanlığı idarî servislerine personel atamak (m.35/2). 1982 Türk Anayasasının 105’inci maddesine göre ise “Cumhurbaşkanının Anayasa ve diğer kanunlarda Başbakan ve ilgili bakanın imzalarına gerek olmaksızın tek başına yapabileceği belirtilen işlemlerin” karşı-imza kuralına tâbi olmadığını belirtmektedir. Ancak 1982 Türk Anayasası bu işlemlerin neler olduğunu saymamaktadır. Keza bu işlemleri belirleyen bir kanun da yoktur. 3. Karşı-İmza Kuralının İstisnaî Olarak Tanıyan Ülke İncelediğimiz ülkelerin birinde -Portekiz- Anayasa, karşı-imza kuralını genel olarak değil, kendi belirlediği 11 işlem için kabul etmiştir (1976 Portekiz Anayasası, m.143). Dolayısıyla Portekiz’de Cumhurbaşkanının işlemlerinin karşı-imza kuralına tâbi olması kural değil, istisnadır. Cumhurbaşkanının sadece şu 11 grup işlemi için karşı-imza gerekmektedir: (1) Başbakanın önerisi üzerine bakanları atamak ve azletmek (m.136-h); (2) Hükûmetin önerisi üzerine veya kendi önerileri üzerine, Cumhuriyet Meclisinin ve Devlet Şurasının görüşünü alıktan sonra, “özerk bölgelerin özyönetim organları (organs of self-government of the autonomous regions)”nı feshetmek (m.136-j); (3) Özerk bölgelerin bakanlarını, Hükûmetin önerisi üzerine ve Devlet Şurasının görüşünü alarak atamak (m.136-l); (4) Sayıştay Başkanını ve Başsavcıyı (Attorney-General) Hükûmetin önerisi üzerine atamak (m.136-madde); (5) Genel Kurmay Başkanının, Genel Kurmay Başkan Yardımcısının ve üç Silahlı Kuvvetlerin komutanlarının görüşünü aldıktan sonra Hükûmetin önerisi üzerine Genelkurmay Başkanını atamak (m.136-p); (6) kanunları, kanun hükmünde kararnameleri, düzenleyici kararnamelerin ısdarı etmek ve yayınlanmalarını emretmek, uluslararası andlaşmaların onaylanma- 246 DEVLET BAŞKANLARI sına dair Cumhuriyet Meclisi kararlarını ve diğer Hükûmet kararnamelerini imzalamak (m.137-b); (7) 19 ve 141’inci maddelere uygun olarak sıkıyönetim veya olağanüstü hal ilân etmek (m.137-d); (8) Hükûmetin görüşünü aldıktan sonra cezaları hafifletmek veya affetmek (m.137-f); (9) Hükûmetin önerisi üzerine elçileri ve olağanüstü temsilcileri atamak ve yabancı diplomatik temsilcileri akredite etmek (m.138-a); (10) usûlüne uygun olarak uygun bulunmuş uluslararası andlaşmaları onaylamak (m.138-b); (11) Hükûmetin önerisi üzerine, Devlet Konseyinin görüşünü alarak ve Cumhuriyet Meclisinin veya toplantı halinde değil ise ve toplantıya çağırılması mümkün değil ise Daimî Komitenin izniyle, mevcut ve yakın saldırı halinde savaş ilân etmek ve barış yapmak (m.138-c). Portekiz’de bu onbir grup yetkiyi Cumhurbaşkanı Hükûmetin karşı-imzasıyla kullanabilecektir. Diğer yetkilerini ise Cumhurbaşkanı tek başına kullanabilecektir. *** Görüldüğü gibi karşı-imza kuralının tanınmasında üç sistem vardır. birinci sistemde karşı-imza kuralı mutlak olarak tanınmaktadır. Bu sistemde devlet başkanlarının istisnasız bütün işlemleri karşı-imza kuralına tâbidir. Üçüncü sistemde ise, devlet başkanlarının sadece anayasa tarafından sayılan işlemleri karşı-imza kuralına tâbidir. Bu sistemin tek örneği Portekiz’dir. İkinci sistemde ise, karşı-imza kuralı genel kural olarak kabul edilmekte, bu genel kuraldan anayasanın saydığı bazı işlemler istisna tutulmaktadır. Bu durumda anayasalar karşı-imza kuralından istisna tutulmuş işlemleri tek tek belirlemektedirler. Bu şu anlama gelir: Karşı-imza böyle bir durumda kural, bazı işlemlerin karşı-imzaya tâbi olmaması ise istisnadır. İstisnaların neler olduğunu anayasalar “tadadî (numerus clausus)” olarak belirler. Bunların dışında kalan tüm işlemler karşı-imza kuralına tâbidir. IV. ANAYASALAR DEVLET BAŞKANININ HANGİ İŞLEMLERİNİ KARŞI-İMZA KURALINDAN İSTİSNA TUTMAKTADIRLAR? Yukarıda incelediğimiz ülkelerin anayasal düzenlemelerden hareketle devlet başkanlarının şu yetkilerinin bazı ülkelerde karşı-imza kuralından istisna tutulduğunu söyleyebiliriz: 1. Mesaj Gönderme Yetkisi.- Birinci olarak, bazı anayasalar, devlet başkanının yasama organına mesaj gönderme yetkisini karşı-imza kuralından istisna tutmaktadırlar. Mesaj icraî nitelikte bir işlem değildir. O nedenle bu yetkinin devlet başkanı tarafından tek başına kullanılabilmesi parlâmenter demokrasi ilkesine aykırılık teşkil etmez. Ancak incelediğimiz anayasalardan sadece 1958 Fransız Anayasası, Cumhurbaşkanı mesaj gönderme yetkisini karşı-imza kuralından muaf tutmuştur (m.19). Diğer ülkelerde mesaj gönderme yetkisi karşı-imza kuralına tâbidir. 1937 İrlanda Anayasası ise KARŞI-İMZA KURALI 247 Cumhurbaşkanının mesajlarının Hükûmetin onayına tâbi olduğunu ayrıca öngörmüştür (m.13/7-3). 2. Kanunları Bir Kere Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Yetkisi.- Bazı anayasalar, kanunları bir kez daha görüşülmek üzere geri gönderme işleminin karşı-imza kuralına tâbi olmadığını öngörmektedir. Geri gönderilen kanun parlâmento tarafından aynı çoğunluk ile tekrar kabul edilebilir. Geri gönderme yetkisi, devlet başkanına tanınmış bir “uyarı” yetkisi olarak düşünülebilir. Kararlı bir parlâmento karşısında geri gönderme yetkisinin, bir kanunun yürürlüğe girmesini belli bir süre geciktirmekten başka bir sonucu yoktur. O nedenle parlâmenter demokrasilerde geri gönderme yetkisinin karşı-imza kuralından istisna tutulmasının demokrasi ilkesine aykırılık teşkil etmeyeceği düşünülebilir. Ancak uygulamada sadece 1975 Yunan Anayasası Cumhurbaşkanının geri gönderme yetkisini karşı-imza kuralından istisna tutmuştur (m.35/1-d). Diğer ülkelerde Cumhurbaşkanının geri gönderme yetkisi karşı-imza kuralına tâbidir. 3. Kanunları Referanduma Sunma Yetkisi.- 1958 Fransız Anayasasının 19’uncu maddesi, Anayasanın 11’inci maddesinde öngörülen Cumhurbaşkanının kanunları referanduma sunma yetkisinin karşı-imza kuralına tâbi olmadığını açıkça öngörmektedir. Fransa dışında diğer ülkelerde böyle bir istisna yoktur. 4. Parlâmentoyu Feshetmek Yetkisi.- İncelediğimiz anayasalardan üçü devlet başkanının fesih yetkisini karşı-imza kuralından muaf tutmuştur. 1958 Fransız Anayasasının 19’uncu maddesine göre Cumhurbaşkanının Millet Meclisini fesih yetkisini tek başına kullanır. Keza, 1949 Alman Anayasasının 58’inci maddesi de, karşı-imza kuralının 63’üncü madde ve 69’uncu maddenin ikinci fıkrasında öngörülen halde Cumhurbaşkanı tarafından feshedilmesine uygulanmayacağını açıkça öngörmüştür. 1975 Yunan Anayasasına göre de, Anayasanın 32’nci maddenin 4’üncü fıkrası, 37’nci maddesinin 3’üncü fıkrası ve 41’inci maddenin 1’inci fıkrası durumlarında öngörülen fesih yetkisini Cumhurbaşkanı tek başına kullanabilir (m.35/2-b ve c). Bu üç ülke dışında diğer ülkelerde devlet başkanlarının fesih yetkisi karşı-imza kuralına tâbidir. 5. Başbakanı Atanmak Yetkisi.- Bazı anayasalar devlet başkanının başbakanı atama yetkisini karşı-imza kuralından istisna tutmaktadırlar. Örneğin 1949 Alman Anayasasının 58’inci maddesi, karşı-imza kuralının federal Başbakanın atanmasına ve görevden alınmasına uygulanmayacağını açıkça öngörmüştür. 1958 Fransız Anayasasının 19’uncu maddesi de Cumhurbaşkanının başbakan atama işlemini karşı-imza kuralından istisna tutmaktadır. 1999 Finlandiya Anayasası da Hükûmetin atanmasına ilişkin işlemleri Cumhurbaşkanının tek başına yapmasına izin vermiştir (sek.58/3-1). Keza 1975 Yunan Anayasası da Başbakanı atama yetkisini karşı-imza kuralından 248 DEVLET BAŞKANLARI istisna tutmuştur (m.35/2-a). Yazısız anayasa sistemine sahip İngiltere’de de Kral veya Kraliçenin bazı istisnaî durumlarda Başbakanı tek başına atayabileceği kabul edilmektedir35. Parlâmenter sistemlerde yukarıda gördüğümüz gibi, başbakan devlet başkanı tarafından atanır. Şüphesiz bu çok önemli ve icraî bir yetkidir. Böyle bir yetkinin bir demokraside sorumsuz olan devlet başkanına verilmesi ne derece doğru olacağı tartışılabilir. Ancak tarihsel olarak, İsveç36 dışında, başbakanı atama yetkisi devlet başkanlarının elinde kalmıştır. Başbakanın sorumsuz olan devlet başkanı tarafından atanması kuralının sakıncası, başbakanın daha sonra parlâmentodan güven alması usûlüyle telafi edilmektedir. Sorumsuz devlet başkanının başbakan atamasındaki sakıncayı telafi etmek için, atama işleminin karşı-imza kuralına tâbi bırakılması gerektiği düşünülebilir. Bu mümkündür. Örneğin Üçüncü Fransız Cumhuriyetinde, devlet başkanının başbakan atama işlemi de karşı-imza kuralına tâbi idi. Görevinden ayrılan başbakanın yaptığı son işlem halefinin atama işlemini imzalamaktı37. Ancak bunun da sakıncası vardır. Zira, yeni seçimlerden sonra, seçimi kazanan partinin liderinin başbakan olarak atanabilmesi için, seçimi kaybeden eski başbakanın karşı-imzası gerekecektir. Eski başbakan, rakibinin başbakan olarak atanmaması için karşı-imzasını vermeyi reddederse ne olacaktır? Ortaya çıkan sorun çözümlenemez. O nedenle anayasaların, başbakanın atanması işlemini karşı-imza kuralından ayrık tutmasında yarar vardır. 1983 Hollanda Anayasası ise Başbakanın atanmasına ilişkin olan Kraliyet kararnamesinin eski başbakan tarafından değil atanan Başbakan tarafından karşı-imzalanmasını öngörerek bu konuya ilginç bir çözüm getirmiştir (m.48). Aynı soruna bir çözüm ise 1978 İspanyol Anayasası tarafından getirilmiştir. Bu Anayasaya göre, Kralın Başbakan atama işlemi, Başbakan tarafından değil, Kongre Başkanı tarafından karşı-imzalanır (m.64). 6. Anayasa Mahkemesine Üye Atamak Yetkisi.- Bazı anayasalar devlet başkanının anayasa mahkemesine üye atamak yetkisini karşı-imza kuralından istisna tutmaktadırlar. Bundaki amaç, bu mahkemenin bağımsızlığını sağlamak olabilir. Bununla birlikte incelediğimiz anayasalar arasından sadece 1958 Fransız Anayasası, Cumhurbaşkanının Anayasa Konseyine üye atama işlemini karşı-imza kuralından istisna tutmuştur (m.19, 56). Diğer ülkelerde devlet başkanlarının ya böyle bir atama yetkisi yoktur; yahut olan bu yetkileri karşı-imza kuralına tâbidir. 35. De Smith ve Brazier, op. cit., s.116, 161-164. 36. Başbakan atama gibi önemli bir yetkiyi Krala vermek istemeyen 1975 İsveç Anayasası bu yetkiyi Rigstag Başkanına vermiştir (Bölüm 6, m.2/1). Bir ülkenin anayasa yapıcıları hükûmetin kurulması gibi önemli bir görevi krala veya cumhurbaşkanlarına vermek istemiyorsa bunun tersi yolda bir kural koymalıdır. Aksi takdirde, kral veya cumhurbaşkanları bu yetkiye tek başlarına sahiptirler. 37. Laferrière, op. cit., s.777. KARŞI-İMZA KURALI 249 7. Anayasa Mahkemesinde İptal Davası Açmak Yetkisi.- Bazı anayasalar devlet başkanına anayasa mahkemesine başvurmak yetkisini tanımakta ve bu yetki de karşı-imza kuralından istisna tutmaktadırlar. Örneğin 1958 Fransız Anayasasının 19’uncu maddesi, Cumhurbaşkanının Anayasa Konseyine başvurma yetkisini karşı-imza kuralından istisna tutmaktadır. 1937 İrlanda Anayasasına göre Cumhurbaşkanı, kendisine imza için sunulmuş olan bir kanunun Anayasaya uygunluğunun incelenmesi amacıyla Yüksek Mahkemeye (Supreme Court) başvurabilir (m.26/1). Cumhurbaşkanı bu yetkisi Hükûmetin karşı-imzasına tâbi değildir. Ama Cumhurbaşkanı bu yetkisini kullanmadan önce Devlet Şurasına (Council of State) danışmak zorundadır (m.26/1). Ne var ki, Fransa ve İrlanda dışında diğer ülkelerin anayasaları, devlet başkanlarına anayasa mahkemesinde iptal davası açma yetkisini ya hiç tanımamakta, ya da bu yetkiyi karşı-imza kuralına tâbi olarak tanımaktadır. 8. Devlet Başkanlığı İdarî Teşkilâtına Personel Atama Yetkisi.- Devlet başkanlığı idarî teşkilâtına personel atama işlemlerini devlet başkanlarının, karşı-imza kuralına tâbi olmadan tek başına yapabilmeleri öngörülebilir. Çünkü, söz konusu teşkilâtlar (cumhurbaşkanlığı genel sekreterlikleri veya saraylar) doğrudan doğruya devlet başkanına bağlıdır ve ona karşı sorumludur. Buradaki personelin devlet başkanının tek başına yaptığı bir işlem ile atanmasında demokrasi ve hukuk devleti bakımından bir sakınca yoktur. Ne var ki incelediğimiz ülkelerden sadece ikisi böyle bir istisna getirmiştir. 1975 Yunan Anayasasına göre Cumhurbaşkanının Cumhurbaşkanlığı idarî servislerine yaptığı personel ataması işlemleri karşı-imza kuralından muaftır (m.35/2-e). Aynı şekilde 1978 İspanyol Anayasası da Kralın saray personeline ilişkin işlemlerini karşı-imza kuralından istisna tutmuştur (m.56/3, 65/2). 9. İstifa Yetkisi.- Devlet başkanının istifası da karşı-imza kuralından ayrık tutulabilir. Zira, istifa kişinin şahsına bağlı yenilik doğrucu bir haktır. Böyle bir hakkın, karşı-imzaya tâbi kılınması, istifa hakkının mahiyetiyle bağdaşmaz. Zira, başbakan ve ilgili bakanın karşı-imzasını atmayı reddetmesi durumunda devlet başkanının görevi onun için bir angarya haline dönüşür. İşte bu nedenle bazı anayasalar devlet başkanının istifasını karşı-imza kuralından ayrık tutmuşlardır. Örneğin İsrail’de 16 Haziran 1964 tarihli Devlet Başkanı Hakkında Temel Kanununa göre Devlet Başkanının istifa mektubunun Başbakan veya bir bakan tarafından imzalanmasına gerek yoktur (m.19). İstisnaların Dar Yorumlanması Kuralı (Yorum Yoluyla Yeni İstisna Yaratma Yasağı) İncelediğimiz anayasalar devlet başkanlarının yukarıda saydığımız yetkilerini karşı-imza kuralından istisna tutmaktadır. Şüphesiz bir anayasanın bu istisnalar dışında, karşı-imza kuralına tâbi olmayan başka istisnalar da be- 250 DEVLET BAŞKANLARI lirlemesi hukuken her zaman mümkündür. Ancak bir anayasa karşı-imza kuralının istisnalarını belirtmiyorsa, bu anayasanın karşı-imza kuralının mutlak olarak benimsediğini, devlet başkanının istisnasız her işleminin karşı-imza kuralına tâbi olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin 1947 İtalyan Anayasası 89’uncu maddesinde genel olarak karşı-imza kuralını kabul etmiş, bu kuraldan istisna tutulacak bir işlemin olduğunu belirtmemiştir. O halde, İtalya’da Cumhurbaşkanının istisnasız bütün işlemlerinin karşı-imza kuralına tâbi olduğunu söyleyebiliriz. Zira, parlâmenter hükûmet sisteminde, devlet başkanının işlemlerinin karşı-imzaya tâbi olması kural, olmaması istisna olduğuna göre, böyle bir istisna da Anayasa da öngörülmediğine göre, devlet başkanının bütün işlemleri karşı-imza kuralına tâbidir. Çünkü, hukukun bir genel ilkesine göre yorum yoluyla istisna yaratılamaz. Zira, “istisna”, “kural”ın uygulama alanını daraltan bir şey olduğuna göre, ancak kuralı koymaya yetkili süje tarafından konulabilir. Diğer yandan, bir anayasa karşı-imza kuralı ne kadar istisna getiriyorsa, devlet başkanının karşı-imza kuralına tâbi olmayan sadece o kadar işlemi olabilir. Yani, yorum yoluyla istisnaların sayısı artırılamaz ve hukukun bir genel ilkesi gereğince, istisnalar dar yoruma tâbi tutulur. Çünkü mevcut bir istisnanın kapsamının genişletilmesi, kuralın, kural koyucu süjenin öngörmediği biçimde değiştirilmesi anlamına gelir ki, buna ancak kural koyucu süje yetkilidir. O halde, yorum yoluyla, karşı-imza kuralına ne yeni bir istisna getirilebilir; ne de mevcut bir istisnanın kapsamı genişletilebilir. Devlet başkanının bir işleminin karşı-imza kuralına tâbi olup olmadığı konusunda en ufak bir tartışma varsa, bundan şu sonuç çıkmalıdır: Söz konusu işlem karşı-imza kuralına tartışmasız olarak tâbidir. O nedenle, bir anayasa karşı-imza kuralının istisnasını veya istisnalarını öngörmemiş ise, istisnasız, devlet başkanının göreviyle akla gelebilecek bütün yazılı işlemleri karşı-imza kuralına tâbidir. Bu durumda bazı yadırgatıcı uygulamalar ortaya çıkabilir. Ancak bu yadırgatıcı uygulamaları ortadan kaldırmanın görevi, uygulayıcılara ve yorumculara ait değil, anayasa koyucuya aittir. Üçüncü Fransız Cumhuriyetinde karşı-imza kuralına anayasa bir istisna getirmediği için bu kural, mutlak bir şekilde uygulanmış, istifa dışında devlet başkanının bütün işlemleri hep karşı-imza kuralına tabi tutulmuştur. Örneğin Üçüncü Fransız Cumhuriyetinde kanunların ısdar edilmesi, başbakan ve bakan atanması, parlâmentoya mesaj gönderme, kamu oyuna yazılı açıklama yapma, hatta yabancı bir ülkede devlet başkanının göreve gelmesi dolayısıyla kutlama telgrafı gönderme işlemleri karşı-imzayla yapılıyordu38. Hatta Üçüncü Fransız Cumhuriyetinde bir bakan eşlik etmedikçe, Cumhur38. Laferrière, op. cit., s.776-777; Barthélemy ve Duez, op. cit., s.624; Hauriou, op. cit., s.413. Devlet başkanının karşı-imza kuralı tâbi olmadan istifa edebileceği kabul edilmekteydi (Laferrière, op. cit., s.776).. KARŞI-İMZA KURALI 251 başkanı törenlere katılamıyor, törenlerde konuşma bile yapamıyordu39. Bu pratikte belki eleştirilebilecek bir uygulamadır; ama hukuken tek doğru olan çözüm budur. Türkiye’de 1982 Anayasası, 105’inci maddesinde, “Cumhurbaşkanının Anayasa ve diğer kanunlarda Başbakan ve ilgili bakanın imzalarına gerek olmaksızın tek başına yapabileceği belirtilen işlemleri dışındaki bütün kararları, başbakan ve ilgili bakanlarca imzalanır; bu kararlardan başbakan ve ilgili bakan sorumludur” diyerek karşı-imza kuralını kabul etmiştir. Maddenin metninden bu kuralın “Anayasada ve diğer kanunlarda” belirtilen istisnalarının olabileceği de öngörülmektedir. Ne var ki, ne anayasada ne de diğer kanunlarda bu karşı-imza kuralının istisnaları belirtilmemektedir. Anayasanın hiçbir yerinde Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemlerin neler olduğu sayılmamaktadır. O nedenle, Türkiye’de de genel kuraldan ayrılmamak gerekir. Yorum yoluyla istisna yaratılamayacağına göre, Türkiye’de karşıimza kuralının –Anayasa veya diğer kanunlar bunu ayrıca belirtmedikçe– bir istisnası yoktur. Cumhurbaşkanının bütün işlemleri karşı-imza kuralına tâbidir. Bununla birlikte Türkiye’de bu konuda uygulamada ve doktrinde bir uzlaşmaya ulaşılmamıştır40. V. KARŞI-İMZA ATMA YETKİSİ Parlâmenter sistemlerde devlet başkanının işlemine karşı-imza koyma yetkisi kime aittir? Bu soruya cevap vermek için her ülkenin kendi anayasal ve yasal düzenlemesine bakmak gerekir. Ancak, karşı-imza kuralının ilk ortaya çıktığı zamanlarda, karşı-imza koyma yetkisinin bir “bakan”a ait olduğu, bu bakanın herhangi bir bakan olabileceği kabul edilmiştir. İngiltere ve Üçüncü Fransız Cumhuriyetinde41 kabul edilen çözüm budur42. Mühim olan bu kişinin parlâmento önünde sorumluluğa sahip bir kişi olmasıdır. Ancak, kabinenin kolektif sorumluluğu ve dayanışma ilkesinin iyice yerleşmesinden, kabine içinde başbakanın üstün konumunun iyice pekişmesinden sonra, anayasalar, karşı-imza yetkisini herhangi bir bakana vermekten ziyade, başbakana veya başbakan ile birlikte ilgili bakana veya bakanlara vermeye başlamışlardır. İncelediğimiz anayasalarda şu tür çözümler görülmektedir: 1. Karşı-İmza Yetkisini Bakanlara Verenler.- Karşı-imza yetkisini 1994 Belçika Anayasası “bir bakan”a (m.106), 1953 Danimarka Anayasası “bir veya birden fazla bakan”a (sek.14), 1983 Hollanda Anayasası “bir veya birden fazla bakan veya devlet sekreteri”ne (m.47), 1947 İtalyan Anayasası 39. 40. 41. 42. Barthélemy ve Duez, op. cit., s.777; Barthélemy ve Duez, op. cit., s.624. Bu konudaki tartışmalar için bkz. Gözler, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.515-526. 25 Şubat 1875 tarihli Anayasal Kanun, m.3. Hauriou, op. cit., s.413. 252 DEVLET BAŞKANLARI da “bakanlara” (m.89), 1944 İzlanda Anayasası “bir bakan” (m.18), 1868 Lüksemburg Anayasası “bir bakan” (m.45) ve 1975 Yunan Anayasası karşıimza yetkisi “yetkili bakan”a vermektedir (m.35/1). 2. Karşı-İmza Yetkisini Sadece Başbakana Verenler.- 1814 Norveç Anayasası karşı-imza yetkisi Başbakana vermektedir (m.31). 3. Karşı-İmza Yetkisini Başbakan veya Yetkili Bakana Verenler.1949 Alman Anayasası (m.58), 1929 Avusturya Anayasası (m.67/2) karşıimza yetkisini “Başbakana veya yetkili federal bakana” vermektedir. 16 Haziran 1964 tarihli Devlet Başkanı Hakkında İsrail Temel Kanunu karşı-imza yetkisini Başbakana veya Hükûmetin karar vermesi durumunda diğer bakanlara ait olduğunu belirtmektedir (sek.12). 4. Karşı-İmza Yetkisini Başbakana ve Gerekli Durumlarda Yetkili Bakanlar.- 1958 Fransız Anayasasına (m.19) göre, 1978 İspanyol Anayasası (m.64), devlet başkanının işlemleri Başbakan ve gerekli hallerde yetkili bakanlar tarafından imzalanır. 1947 İtalyan Anayasası ise (m.89), karşı-imza yetkisini kural olarak bakanlara vermiş iken, Cumhurbaşkanının teşriî değerdeki işlemlerinin ve kanunlarla öngörülen diğer işlemlerinin aynı zamanda Başbakan tarafından da imzalanmasını öngörmüştür (m.89). 5. Başbakan ve İlgili Bakanlar.- 1982 Türk Anayasası karşı-imza yetkisini (m.105) “Başbakan ve ilgili bakanlar”a vermiştir. 6. Hükûmete Verenler.- 1976 Portekiz Anayasası karşı-imza yetkisini Hükûmete vermektedir (m.143/1). 1999 Finlandiya Anayasası, bu konuda karşı-imza kavramını kullanmamakta, Cumhurbaşkanının kararlarını Hükûmetin teklifi üzerine alacağını belirtmektedir (sek.58/1). Japon Anayasası da bu konuda karşı-imza terimini kullanmamakta, İmparatorun kendisine verilen yetkileri ancak Kabinenin “görüş ve onayıyla (with the advice and and approval)” kullanılabileceğini belirtmektedir (m.3, 7/1). O halde Japonya’da karşı-imza yetkisinin Kabineye ait olduğunu söyleyebiliriz. Görüldüğü gibi karşı-imza yetkisi, her ülkede başbakan veya bakanlara veya hep birlikte Hükûmete aittir. 1978 İspanyol Anayasası buna ilginç iki istisna getirmektedir: Kralın Başbakan atama ve Kongreyi feshetme işlemlerine, karşı-imza atma yetkisi Başbakana veya bakanlara değil, Kongre Başkanına aittir (m.64). VI. “BAKANIN REFAKATİ” İLKESİ Karşı-imza kuralı mahiyeti gereği devlet başkanının ancak yazılı hukukî işlemlerine uygulanabilir. Zira, “karşı-imza (countersignature, contreseing)”, ancak devlet başkanının “imza (signature, seing)”sının olduğu yerde mümkündür. Yani, bir işlemde devlet başkanının “imza”sı yoksa, orada baş- KARŞI-İMZA KURALI 253 bakan veya bakanın “karşı-imza”sı da yoktur. Devlet başkanının imzasının olabilmesi için ise, devlet başkanının yazılı bir işleminin olması gerekir. O halde, devlet başkanlarının eylemleri ve yazısız işlemlerini karşı-imza kuralına tâbi değildir. Ancak devlet başkanlarının bazı eylem ve yazısız işlemleri de sorumluluk doğurabilecek işlemler olabilir. Bu eylem ve işlemlerden doğacak sorumluluk da bir bakan tarafından üstlenilmelidir. Bir bakan bu eylem ve işlemlerden doğacak sorumluluğu karşı-imza tekniği ile üstlenemeyeceğine göre bir başka usûlle üstlenmelidir. İşte bu usûl, “bakanın refakati” usûlü veya daha geniş bir ifadeyle “maddî desteği (assistance matérielle)” usûlüdür43. Bu şu anlama gelir: Devlet başkanı, sorumluluk gerektiren eylem ve yazısız işlemlerini ancak bir bakanın refakatinde, onun maddî desteğiyle yapabilir. Örneğin devlet başkanının yabancı bir elçiyi kabul etmesi maddî nitelikte bir işlemdir; ama devletin sorumluluğuna yol açabilecek mahiyettedir. Bu nedenle devlet başkanının yabancı elçi kabul ederken dışişleri bakanının hazır bulunması ve varlığıyla bu kabul işleminden doğacak sorumluluğu üstlenmesi gerekir. Dışişleri bakanı, söz konusu elçinin kabul edilmesini uygun bulmuyorsa, elçi kabul törenine katılmaz. Dışişleri bakanın hazır bulunmadığı bir elçi kabul töreni de yapılamaz. Bu törende dışişleri bakanının hazır bulunması, yapılan işlemin dışişleri bakanı tarafından desteklendiği ve sorumluluğunun kendisi tarafından üstlenildiği anlamına gelir. Refakat (maddî destek) kuralının kapsamı nedir? Acaba devlet başkanının bütün eylem ve işlemlerinin yapılması anında bir bakanın hazır olması mı gerekir? Şüphesiz, devlet başkanının görevi dışındaki eylem ve işlemlerinin bakanın refakatinde yapması düşünülemez. Ancak göreviyle ilgili bütün eylem ve işlemlerinde bakanın hazır olması gerektiği teorik olarak söylenebilir. Örneğin bir bakan hazır olmadan devlet başkanı bir törene katılamaz; bir bakanın refakati olmadan devlet başkanı resmî nitelikteki bir yurtiçi ve yurtdışı gezisine katılamaz; bir bakan hazır olmadan, kamu görevlileriyle görüşemez; bir bakan hazır olmadan yabancı devlet temsilcileriyle, yabancı devlet başkanları ile görüşme yapamaz. Bunlar teorik olarak mümkündür. Pratikte yapılırsa, hiçbir anayasal ilkeye aykırılık teşkil etmez. Örneğin Üçüncü Fransız Cumhuriyetinde cumhurbaşkanının işlem ve fiillerine bir bakanın katılması, eşlik etmesi mutlak bir şekilde uygulanmış bir ilkedir. Üçüncü Cumhuriyet döneminde Cumhurbaşkanı ancak bir bakan refakatinde törenlere katılabilmiş, bir bakanın eşliğinde konuşma yapabilmiştir44. Bu uygulamalar teorik olarak savunulabilirse de, devlet başkanının eylem işlemlerine bir bakanın eşlik etmesi kuralının kapsamını dar yorumlamak, sadece sorumluluk gerektiren işlemlere münhasır kılmak uygun olur. Aksi tak 43. Barthélemy ve Duez, op. cit., s.624. 44. Laferrière, op. cit., s.777; Duguit, op. cit., s.808; Barthélemy ve Duez, op. cit., s.624. 254 DEVLET BAŞKANLARI TABLO 18: Karşı-İmza Kuralı ÜLKELER Almanya 1949 MAD DE m.58 Avusturya Belçika Danimarka Finlandiya 1929 m.67 1994 1953 m.106 s.14 1999 m.58 Fransa 1958 m.19 Başbakan Veya Sorumlu Bakanlar Hollanda 1983 m.47 İngiltere Yazısız Conv İrlanda İspanya 1937 1978 m.13 m.64 İsrail 1964 s.12 İtalya İzlanda Japonya Norveç Portekiz 1947 1944 1946 1868 1814 1976 m.79 m.18 m.3,7 m.45 m.31 m.143 Bir veya Birden Fazla Bakan Başbakan veya Bir Bakan Başbakan Başbakan ve Yetkili Bakanlar Başbakan veya Bir Bakan Bakanlar Bir Bakan Hükûmet Bir Bakan Başbakan Hükûmet Türkiye 1982 m.105 Başbakan ve İlgili Bakanlar “Anayasa ve Diğer Kanunlarda Tek Başına Yapabileceği Belirtilen İşlemler”. (Ancak Anayasa ve Diğer Kanun- Yunanistan 1975 m.35 Yetkili Bakan (1) Başbakanı Atanmak; (2) Bir Kişiyi Hükûmeti Kurmakla Görevlendirmek; (3) Parlâmentoyu Feshetmek; (4) Kanunları Bir Kez Daha Görüşülmek Üzere Geri Göndermek, (5) Cumhurbaşkanlığı İdarî Servislerine Personel Atamak (m.35/2). Lüksemburg AY Karşı-imza Atma Yetkisi Başbakan veya Yetkili Bakan Başbakan veya Yetkili Bakan Bir Bakan Bir veya Birden Fazla Bakan Hükûmet Karşı-İmza Kuralına Tâbi Olmayan İşlemler (Dev. Başkanlarının Tek Başına Kullanabileceği Yetkiler) (1) Başbakan Atamak, (2) Bundestag’ın Feshetmek Anayasayla Aksi Öngörülmedikçe Cumhurbaşkanının Bütün İşlemleri Karşı-İmza Kuralına Tâbidir. Yok. Yok (1) Hükûmetin Atanması, Hükûmetin veya Bir Bakanın İstifasının Kabul Edilmesi; (2) Erken Parlâmento Seçimlerini Düzenleme Kararı; (3) Gras Hakkı; (4) Åland Adasının Otonomisi Hakkında Kanunla Öngörülen Konular (sek.58/3). (1) Başbakanın Atamak ve İstifasını Kabul Etmek (m.8/1); (2) Kanunları Referanduma Sunma (m.11); (3) Millet Meclisini Fes Etmek (m.12); (4) Olağanüstü Hal Yetkilerini Kullanmak (m.16); (5) Meclislere Mesaj Göndermek (m.18); (6) Uluslararası Andlaşmaları Anayasaya Aykırılığı Nedeniyle Anayasa Konseyine Başvurmak (m.54); (7) Anayasa Konseyinin Üç Üyesini Atamak (m. 56); (8) Kanunlar Hakkında Anayasa Konseyine Başvurmak (m.61). Yok Başbakanı Atamak (Ancak Kimin Seçileceği Konusunda Konvansiyon Vardır). Yok Saray Teşkilatına Personel Atamak (m.65/2) (1) Hükûmetin Kurulmasıyla İlgili İşlemler (sek.12); (2) Cumhurbaşkanının İstifa Mektubu (sek.19) Yok Yok Yok Yok Yok Cumhurbaşkanının Şu İşlemleri Karşı-İmza Kuralına Tâbidir (Bunların Dışında Kalanlar Tâbi Değildir): (1) Bakanları Atamak ve Azletmek (m.136-h); (2) Özerk Bölge Özyönetim Organlarını Feshetmek (m.136-j); (3) Özerk Bölgelerin Bakanlarını Atamak (m.136-l); (4) Sayıştay Başkanını ve Başsavcıyı Atamak (m.136-m); (5) Genel Kurmay Başkanı Atamak (m.136-p); (6) Kanunları, KHK'leri, Düzenleyici Kararnameleri Isdar Etmek ve Diğer Hükûmet Kararnamelerini İmzalamak (m.137-b); (7) Sıkıyönetim veya Olağanüstü Hal İlân Etmek (m.137-d); Cezaları Hafifletmek veya Affetmek (m.137-f); (9) Elçi Göndermek ve Yabancı Diplomatik Temsilcileri Akredite Etmek (m.138-a); (10) Uluslararası Andlaşmaları Onaylamak (m.138-b); (11) Savaş İlân Etmek ve Barış Yapmak (m.138-c). larda Bu İşlemler Sayılmamıştır) KARŞI-İMZA KURALI 255 dirde, devlet başkanının konuşma hakkının olup olmadığı tartışma konusu edilebilir. Oysa yukarıda gördüğümüz gibi, parlâmenter sistemlerde de, devlet başkanlarının, kamu işleri konusunda görüşünü açıklama, hatta uyarma görev ve yetkisi vardır. Bunlar icraî nitelikte olmayan, istişarî nitelikteki görev ve yetkilerdir. Bu nitelikteki işlemleri sorumluluk gerektirmedikçe devlet başkanının bir bakanın refakatine ihtiyaç duymadan yapması uygun olur. Karşı-imza kuralına ilişkin çeşitli ülkelerin anayasal düzenlemelerini TABLO 18’de özetlemeye çalıştık. *** Karşı-imza kuralına ilişkin bu genel açıklamalardan sonra, şimdi 1982 Anayasasına göre, Türkiye’deki karşı-imza kuralını görelim: VII. TÜRKİYE’DE KARŞI-İMZA KURALI VE CUMHURBAŞKANININ TEK BAŞINA İŞLEM YAPIP YAPAMAYACAĞI SORUNU Parlâmenter hükûmet sistemini ve demokrasi ilkesini temel alan 1982 Anayasasının karşı-imza kuralı hakkındaki düzenlemesi esasen yukarıda genel olarak gördüğümüz karşı-imza kuralına paraleldir. A. ANAYASAL DÜZENLEME 1982 Türk Anayasasının 105’inci maddesine göre, “Cumhurbaşkanının, Anayasa ve diğer kanunlarda Başbakan ve ilgili bakanın imzalarına gerek olmaksızın tek başına yapabileceği belirtilen işlemleri dışındaki bütün kararları, Başbakan ve ilgili bakanlarca imzalanır; bu kararlardan Başbakan ve ilgili bakan sorumludur”. Görüldüğü gibi, Anayasada kural olarak Cumhurbaşkanının işlemlerinin Başbakan ve ilgili bakan tarafından imzalanması öngörülmektedir. Yine Anayasa bu şekilde Başbakan ve ilgili bakan tarafından imzalanan işlemlerden Başbakan ve ilgili bakanın sorumlu olduğunu belirtmektedir. Bu husus sorumsuz olan Cumhurbaşkanının işlemlerinin sorumlu olan başbakan veya bakanlar tarafından imzalanmasını öngören parlâmenter demokrasinin temel kuralıyla uyuşum içindedir. Bu kuralın nedenini yukarıda açıkladığımız için bu konuda daha fazla bir şey söylemeye gerek yoktur. 1982 Anayasasının 105’inci maddesinde hükme bağlanan bir husus da, Cumhurbaşkanının “tek başına yapabileceği” birtakım işlemlerin karşı-imza kuralından istisna tutulduğudur. Yani Anayasaya göre, Cumhurbaşkanının tek başına yapabileceği birtakım işlemler vardır ve bu işlemlerin Başbakan ve ilgili Bakan tarafından imzalanmalarına gerek yoktur. Bu husus da esas itibarıyla parlâmenter demokrasinin temel ilkeleriyle uyuşum içindedir. Zira 256 DEVLET BAŞKANLARI yukarıda da gördüğümüz gibi, parlâmenter sistemlerde devlet başkanlarının bazı işlemleri, Almanya, Fransa, İspanya gibi demokratik ülkelerde de, karşıimza kuralından ayrık tutulmaktadır. Ancak bu ülkelerin, Anayasalarında devlet başkanlarının hangi işlemlerini tek başına yapabilecekleri tek tek sayılmıştır45. Ancak, karşı-imza kuralını genel ilke olarak kabul eden, bu kuraldan işlemlerin istisna tutulabileceğini de öngörmüş olan 1982 Anayasası, her nedense, karşı-imza kuralının istisnalarının neler olduğunu belirtmemiştir46. Diğer kanunlarda da karşı-imza kuralının istisnalarını belirten bir hüküm yoktur. Bu nedenle, Türkiye’de Cumhurbaşkanının hangi işlemleri karşıimza kuralına tâbi olmadan tek başına yapabileceği konusu doktrinde tartışmalıdır. Bu tartışmanın önemini, “Cumhurbaşkanının re’sen imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine Anayasa Mahkemesi dahil, yargı mercilerine başvurulamaz” diyen Anayasanın 105’inci maddesinin ikinci fıkrası daha da artırmaktadır. Eğer bir işlem, Cumhurbaşkanının tek başına yapabileceği bir işlem ise, o işleme Başbakan ve ilgili bakanın imza atması söz konusu olmadığı gibi, o işleme karşı yargı denetiminin işletilmesi de mümkün değildir. Ortaya, hem siyasal denetimden, hem de yargısal denetimden istisna tutulan bir işlem kategorisi çıkmaktadır ki, bu hem demokrasiye, hem de hukuk devleti ilkesine aykırıdır. Zira bir demokraside yetki siyasal sorumluluğa sahip makamlar tarafından kullanılmalıdır. İkinci olarak, bir hukuk devletinde, yargı denetimi dışında bırakılan işlem bulunmamalıdır. B. DOKTRİNİN ÜRETTİĞİ İSTİSNALAR Böylesine kritik bir konuda ideal olan şey, Anayasanın tek tek hangi işlemlerin karşı-imza kuralından istisna tutulduğunu belirtmesiydi. Ancak 1982 Anayasasında böyle bir hüküm yoktur. Bu durum karşısında, Türk anayasa hukuku doktrini, anayasada boşluk olduğu kanısına varmış ve boşluğu doldurmakla kendisini görevli addedip, karşı-imza kuralının istisnasını oluşturan, yani Cumhurbaşkanının tek başına yapabileceği işlemleri tespit etmeye teşebbüs etmiştir47. Bu konuda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Ör45. 1949 Alman Anayasasının 58’inci maddesi; 1958 Fransız Anayasasının 19’uncu maddesi; 1979 İspanyol Anayasasının 64’üncü maddesi. 46. Bu arada belirtelim ki, 1982 Anayasası, 1949 Alman Anayasasından, 1958 Fransız Anayasasından, 1979 İspanyol Anayasasından çok daha uzun olmasına rağmen, onlardan daha “teknik” değildir. 1982 Anayasasının ayrıntılı düzenleme gerekmeyen yerlerde çok ayrıntılı düzenlemeler yaptığı, ama siyasal iktidarın kullanılmasına ilişkin çok önemli bazı konularda da sustuğunu, boşluk bıraktığını gözlemlemek gerekir. Bu da bize “uzun” anayasanın, “teknik” anayasa demek olmadığını göstermektedir. 47. Maalesef biz de Türk Anayasa Hukuku (op. cit., s.522-526) isimli kitabımızda bu hataya düşmüşüz. KARŞI-İMZA KURALI 257 neğin bu görüşlerden kanımızca en tutarlısı olan ve bizim de Türk Anayasa Hukuku isimli kitabımızda izlediğimiz Ergun Özbudun’un görüşüdür48. Bu görüşe göre, bir kere, Cumhurbaşkanının yasama ve yargı alanındaki yetkileri karşı-imza kuralına tâbi değildir. İkinci olarak, Cumhurbaşkanının yürütme alanındaki yetkileri bakımından ise bu yetkilerin “icraî” olup olmamaları bakımından ayrım yapmak gerekir. “İcraî” olanları Cumhurbaşkanı tek başına kullanamaz; ama “törensel” olanları tek başına kullanabilir. 1. Yasama ve Yargıya İlişkin Yetkiler Karşı-İmza Kuralına Tâbi Değildir Ergun Özbudun’a göre, Cumhurbaşkanının yasamaya ve yargıya ilişkin olan yetkileri karşı-imza kuralına tâbi değildir. Çünkü bu yetkileri, Anayasa, Cumhurbaşkanına onun “tarafsız” Devlet Başkanı hüviyeti dolayısıyla vermiştir. Bu yetkilerin “taraflı” olan hükûmetle paylaşılması, bu yetkilerin niteliklerine ve amaçlarına uygun düşmez. Bu nedenle, kendisine tarafsız devlet başkanı sıfatı dolayısıyla tanınmış yetkileri Cumhurbaşkanının tek başına kullanabilir49. Örneğin, Cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesine ve diğer yüksek mahkemelere üye seçmesi onun tarafsızlık özelliği nedeniyle tanınmış bir yetkidir50. Bu yetkinin karşı-imza kuralına tâbi tutulması, yani Başbakanın ve Adalet Bakanının imzasının aranması yargı bağımsızlığına da aykırı olur. Keza, yine Ergun Özbudun’a göre, kanunları bir kez daha görüşülmek üzere geri gönderme ve kanunlar aleyhine Anayasa Mahkemesinde iptal davası açma yetkisi de Cumhurbaşkanının tek başına kullanabileceği bir yetki olması gerekir. Zira, bu yetkilerin ancak karşı-imza ile kullanılabileceği kabul edilirse, bu yetkiler bütün anlamını yitirir. Çünkü, Başbakan ve ilgili bakan, kanunun bir kez daha görüşülmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderilmesi için veya kanun hakkında iptal davası açılması için imzalarını vermeyeceklerdir. Zira, söz konusu kanunun Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilmesini onlar sağlamışlardır51. Anayasa Mahkemesinin 1961 Anayasası döneminde verdiği bir kararda tamamıyla Ergun Özbudun’un görüşü doğrultusundadır. Anayasa Mahkemesi 16 Mart 1976 tarih ve K.1976/15 sayılı Kararında şöyle demiştir: “Anayasa, Cumhurbaşkanına, yürütme organının başı olması yönünden değil, devletin ve milletin bölünmez bütünlüğünü temsil eden... tarafsız bir baş olması yönünden kimi görevler vermiştir. Bunlardan biri de Anayasanın 149. maddesinde belirtilen iptal davası açma yetkisidir. Bu yetkinin kullanılmasını 48. 49. 50. 51. Özbudun, op. cit., s.286. Özbudun, op. cit., s.286. Aynı yönde: Turhan, op. cit., s.118. Özbudun, op. cit., s.286. Ibid. 258 DEVLET BAŞKANLARI 98. madde çerçevesi içinde görmek olanaksızdır. Çünkü, böyle bir durumda, bu yetki ancak Başbakan veya ilgili Bakanca uygun görülmesi halinde kullanılabilecektir. Başka bir deyimle, siyasal iktidarca yasalaştırılan bir metin hakkında Cumhurbaşkanının iptal davası açma yetkisini, Başbakana veya ilgili Bakana devreden veya onları bu yetkiye ortak eden bir sonuç çıkar ki, Anayasanın böyle bir sonucu kabul ettiği düşünülemez”52. Ergun Özbudun’a göre, Cumhurbaşkanının yasama ve yargı ile ilgili yetkileri, kendisine tarafsız devlet başkanı olması sıfatıyla tanınmış yetkilerdir. Bu nedenle, bu yetkilerin Cumhurbaşkanı tarafından tek başına kullanılabilmeleri gerekir53. 2. Cumhurbaşkanının Yürütmeyle İlgili İcraî Olmayan Yetkileri Karşı-İmza Kuralına Tâbi Değildir Yukarıdaki akıl yürütme haliyle Cumhurbaşkanının yürütme alanındaki yetkileri için geçerli değildir. Zira, yürütme ile ilgili yetkiler, Cumhurbaşkanına “devletin başı” olması sıfatıyla değil, “yürütmenin başı” olması sıfatıyla verilmiştir. Bu yetkiler bakımından da Ergun Özbudun, “icraî” olup olmamaları bakımından bir ayrım yapmıştır. Özbudun’a göre, icraî nitelik taşımayan, tamamen törensel nitelikteki yürütmeyle ilgili yetkileri Cumhurbaşkanı tek başına kullanabilir. Ancak, “icraî” nitelikteki yetkileri tek başına kullanamaması gerekir54. Türk Anayasa Hukuku isimli kitabımızda, biz de bu görüşe katılmıştık. Çünkü bu tür işlemleri Cumhurbaşkanının tek başına yapması, bir kere parlâmenter hükûmet sistemine, ikinci olarak demokrasi ilkesine ve üçüncü olarak hukuk devleti ilkesine aykırı olur. a) Parlâmenter Hükûmet Sistemi İlkesine Aykırılık.- Bir kere, icraî karar alma, kamu gücünün kullanılması anlamına gelir. Kamu gücünü kullanmak için ise, “yetki sahibi” olmak gerekir. Parlâmenter sistem de ise yetki sorumluluk ile birlikte gider. Yani sorumluluk kimde ise yetki de ondadır. Sorumluluk sahibi olmayan Cumhurbaşkanının, yetki kullanması, tek başına icraî nitelikte işlemler yapması parlâmenter hükûmet sistemi ilkesine aykırıdır. b) Demokrasi İlkesine Aykırılık.- İkinci olarak, icraî karar alma, kamu gücünün kullanılması anlamına gelir. Kamu gücünü kullanmak için ise, “yetki sahibi” olmak gerekir. Bir demokraside ise yetkilerin kaynağı halktır ve halktan bu yetkiler seçim aracılığıyla alınır. O halde, halk tarafından seçilmemiş olan Cumhurbaşkanının icraî işlemler yapma yetkisine tek başına sahip olması demokrasi ilkesine de aykırıdır. 52. Anayasa Mahkemesinin 16 Mart 1976 tarih ve E.1975/183, K.1976/15 sayılı Kararı, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 14, s.68. 53. Özbudun, op. cit., s.287. 54. Ibid., s.187-288. KARŞI-İMZA KURALI 259 c) Hukuk Devleti İlkesine Aykırılık.- Üçüncü olarak, icraî karar alma, ilgililerin hukukî durumunda idarenin tek taraflı irade açıklamasıyla değişiklikler yapılması, yani haklar ve yükümlülükler yaratılması anlamına gelir. Bir hukuk devletinde bu tür işlemler hukuka uygun olmalı, hukuka aykırı oldukları iddia ediliyorsa bunlara karşı yargı yolu açık olmalıdır. Oysa, Anayasanın 125’inci maddesinin ikinci fıkrasına göre “Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler... yargı denetimi dışındadır”. Keza, 105’inci maddesinin ikinci fıkrasına göre, “Cumhurbaşkanının re'sen imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine Anayasa Mahkemesi dahil, yargı mercilerine başvurulamaz”. Bu şu anlama gelir ki, Cumhurbaşkanının icraî alanda tek başına işlemler yapması, hukuk devleti ilkesine de aykırıdır. Bu üç nedenden dolayı, Cumhurbaşkanı yürütme alanında icraî nitelikte işlemler yapamaz. Bu argümanlara bugün de katılıyoruz. Ancak aşağıda ulaştığımız sonuç benimsendiğinde, Cumhurbaşkanının yürütme alanında icraî nitelikteki işlemleri tek başına yapamayacağını ispatlamak için, bu üç argümana gerek kalmayacaktır. Doktrinin Ürettiği İstisnaların Eleştirisi Yukarıda önerilen çözüm her ne kadar kendi içinde tutarlı bir mantığa sahip ve özellikle, demokrasi ve hukuk devleti ilkeleriyle uyuşum içindeyse de, hukuk mantığıyla uyuşum içinde değildir. Çünkü, yukarıdaki çözüm, karşı-imza kuralına yorum yoluyla istisna üretmektedir. Oysa yukarıda da genel olarak belirttiğimiz gibi, hukuk mantığında, yorum yoluyla, istisna yaratılamaz. Bir kurala istisna ancak o kuralın koyucu tarafından getirilebilir. Çünkü, istisna, o kuralın kapsamını daraltan bir fonksiyona sahiptir. Aslında istisna da, ana kural gibi ve ana kural ile aynı düzeyde yer alan ikinci bir hukuk kuralıdır. Bir kişi, kural koymaya yetkili değil ise, o kuralın istisnasını belirtmeye de yetkili değildir. Doktrin ve Anayasa Mahkemesi Anayasaya kural koymaya yetkili organlar değildir. O halde doktrin ve Anayasa Mahkemesinin Anayasada mevcut bir kuralın istisnasını belirlemeye yetkileri yoktur. C. GÖRÜŞÜMÜZ Kanımızca, bir Anayasanın kabul ettiği bir genel kurala ancak yine o Anayasanın kendisi istisna getirebilir. Bizim anayasa hukukçusu olarak yorum yoluyla istisna getirmek gibi bir yetkimiz yoktur. O halde burada uzun boylu tartışılacak bir sorun yoktur. Anayasamız karşı-imza kuralına istisna getirmişse, bu kuralın istisnaları vardır; yok eğer getirmemiş ise, karşı-imza kuralı mutlaktır. O halde sorulacak soru Anayasamızın karşı-imza kuralına istisna getirip getirmediğinden ibarettir. 260 DEVLET BAŞKANLARI Anayasamız karşı-imza kuralının mutlak nitelikte bir kural olmadığını, bu kurala Anayasa ve diğer kanunlar ile istisna getirilebileceğini kabul etmiştir. Zira, Anayasamızın 105’inci maddesi, karşı-imza kuralını “Cumhurbaşkanının, Anayasa ve diğer kanunlarda Başbakan ve ilgili bakanın imzalarına gerek olmaksızın tek başına yapabileceği belirtilen işlemleri dışındaki bütün kararları” için öngörmüştür. Yani Anayasamıza göre karşı-imza kuralına “Anayasa ve diğer kanunlar” ile istisna getirilebilir. Ancak Anayasamızda karşı-imza kuralının istisnalarını sayan bir hüküm yoktur. Keza, bizim bilebildiğimiz kadarıyla, mevzuatımızda da karşı-imza kuralının istisnalarını tespit eden bir kanun hükmü yoktur. Şüphesiz, mevzuatımızda Cumhurbaşkanına yetki veren yığınla kanun hükmü vardır. Ancak bu hükümler, Anayasanın 104’üncü maddesinde olduğu gibi, Cumhurbaşkanına yetki vermekten ibarettir. Hiçbirisi verdiği yetkinin, Başbakan ve ilgili bakanın imzasına ihtiyaç olmadan sadece Cumhurbaşkanının imzasıyla kullanılacağını öngörmemektedir. Cumhurbaşkanının tek başına işlem yapabilmesi, ana kuralın istisnası olduğuna göre, bu istisnanın ayrıca ve açıkça öngörülmesi gerekir. Yorum yoluyla istisna türetilemez. Sistemimizde karşı-imza kuralının istisnalarını tespit eden bir Anayasa maddesi veya bir kanun hükmü olmadığına ve Anayasamız (m.105) Cumhurbaşkanının işlemleri için genel olarak karşı-imza kuralını kabul ettiğine göre, Türkiye’de karşı-imza kuralının bir istisnası yoktur. Cumhurbaşkanının istisnasız bütün işlemlerine genel ilke olan karşı-imza kuralı uygulanır. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve ilgili bakanın karşı-imzası olmadan tek başına herhangi bir işlem yapamaz. Türkiye’de karşı-imza kuralı, Üçüncü Fransız Cumhuriyetinde olduğu gibi mutlaktır. Bu mutlaklık, Cumhurbaşkanının 104’üncü maddede sayılan istisnasız bütün yetkileri için geçerlidir. Şöyle ki: a) Bir kere, Cumhurbaşkanının yürütme alanındaki bütün yetkileri, ister “icraî”, isterse “törensel” olsun, Başbakan ve ilgili bakanın karşı-imzasına tâbidir. Örneğin Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu kararı olmadan veya Başbakan ve ilgili bakanın karşı-imzalarını almadan, yabancı devletlere Türk devletinin temsilcilerini gönderemez; milletlerarası andlaşmaları onaylayamaz; Genelkurmay Başkanını atayamaz; belirli kişilerin cezalarını hafifletemez; Devlet Denetleme Kurulunun üyelerini ve Başkanını atayamaz, Devlet Denetleme Kuruluna inceleme, araştırma ve denetleme yaptıramaz; Yüksek Öğretim Kurulu üyelerini ve Rektörleri seçemez. Oysa uygulamada tam bir kargaşa vardır. Cumhurbaşkanları, “yabancı devletlere Türk devletinin temsilcilerini göndermek”, “milletlerarası andlaşmaları onaylamak” yetkilerini tek başına değil, Bakanlar Kurulu kararıyla kullanmaktadır55. Oysa elçi atamak, milletlerarası andlaşmaları onaylamak 55. Gözler, Türk Anayasa Hukuku, op. cit., s.500-503. KARŞI-İMZA KURALI 261 yetkisini tek başına kullanmayan aynı Cumhurbaşkanları, Yüksek Öğretim Kurulu üyelerini ve Rektörleri seçmek, Devlet Denetleme Kurulunun üyelerini ve Başkanını atamak yetkilerini tek başına kullanmaktadırlar. Rektörleri tek başına atayabileceğini düşünen Cumhurbaşkanları niçin, elçileri tek başına atayabileceğini düşünmemektedirler? Belirli kişilerin cezalarını hafifletmek veya kaldırmak yetkilerini ise, genellikle Cumhurbaşkanları tek başına yapmaktadır56. Ancak bu yetkinin Başbakan ve Adalet Bakanının karşıimzasıyla kullanıldığı da olmuştur57. b) İkinci olarak Cumhurbaşkanı, yasama alanındaki yetkilerini de tek başına kullanamaz. Başbakan ve ilgili bakanın karşı-imzalarını almalıdır. Örneğin Cumhurbaşkanı Başbakan ve ilgili bakanın karşı-imzasını almadan “yasama yılının ilk günü Türkiye Büyük Millet Meclisinde açılış konuşmasını” yapamaz58. Keza, Cumhurbaşkanı karşı-imza almadan TBMM'yi toplantıya çağıramaz. Yine Cumhurbaşkanı başbakan ve ilgili bakanın karşıimzalarını almadan kanunları yayımlayamaz; kanunları tekrar görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderemez59. Aynı şekilde Cumhurbaşkanı Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları gerekli gördüğü takdirde halkoyuna sunmak yetkisini de tek başına kullanamaz. Nihayet, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve ilgili bakanların karşı-imzasını almadan kanunların, kanun hükmündeki kararnamelerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün iptali istemiyle Anayasa Mahkemesinde dava da açamaz. Yine Cumhurbaşkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin yenilenmesine de tek başına karar veremez. Cumhurbaşkanının yasamaya ilişkin bu yetkilerinin bir çoğunun Cumhurbaşkanı tarafından tek başına kullanabilmesinin daha uygun olabileceği düşünülebilir. Ancak bu düşünceye hak verip, bu işlemleri karşı-imza kuralından istisna tutmak, anayasa hukukçularının değil, anayasa koyucunun işidir. Anayasa koyucunun yapmadığı bir işi yerine getirmek, anayasa hukukçularının üstünü vazife değildir. Yukarıda belirttiğimiz gibi karşı-imza kuralına ancak Anayasa ve kanunlar ile istisna getirilebilir. Anayasada ve diğer 56. Ibid., s.510-512. 57. Örneğin 17.2.1984 tarih ve 84/29850 sayılı Salih Poyraz’ın cezasının kaldırılması kararında Başbakan ve ilgili bakanın da imzaları vardır. 58. Üçüncü Fransız Cumhuriyeti döneminde Cumhurbaşkanı bir bakanın karşı-imzasını almadan Parlâmentoya “mesaj” gönderemiyordu (Laferrière, op. cit., s.776-777; Barthélemy ve Duez, op. cit., s.624; Hauriou, op. cit., s.413). 59. Fransa’da Üçüncü ve Dördüncü Cumhuriyetlerde kanunları ısdar etme ve tekrar geri gönderme işlemi için karşı-imza kuralına tâbi idi; çünkü Anayasa karşı-imza kuralının istisnasını öngörmüyordu. İlginçtir ki, “yarı-başkanlık sistemi” olduğu söylenen Beşinci Fransız Cumhuriyetinde bile Cumhurbaşkanı, Başbakan ve ilgili bakanların karşı-imzaları olmadan kanunları ısdar edemez veya bir kez daha görüşülmek üzere meclise geri gönderemez. Çünkü, karşı-imza kuralının istisnalarını belirleyen 1958 Fransız Anayasasının 19’uncu maddesinde bu yetkiler istisna olarak sayılmamıştır. 262 DEVLET BAŞKANLARI kanunlarda bu konuda istisna olmadığına göre, hukuk mantığına sahip olan birisinin başka bir çözümü kabul etmesi mümkün değildir. c) Üçüncü olarak yargı alanındaki yetkilerini de Cumhurbaşkanı tek başına kullanamaz. Örneğin Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Adalet Bakanının karşı-imzalarını almadan, Anayasa Mahkemesi üyelerini, Danıştay üyelerinin dörtte birini, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Askerî Yargıtay Üyelerini, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi üyelerini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerini atayamaz. Tüm bu üye seçme ve atama işlemlerinin Başbakan ve Adalet Bakanının karşı-imzalarını taşıması gerekir. Cumhurbaşkanının yargıya ilişkin bu yetkilerini tek başına kullanmasının daha yerinde olacağı düşünülebilir. Zira yargı organlarının bağımsızlığı bakımından, bu işlemlerin Başbakan ve Adalet Bakanının karşı-imzalarına tâbi tutulması birtakım sakıncalar arz edebilir. Ancak bunu takdir edip, yargı bağımsızlığını sağlamak amacıyla, bu atama işlemlerini karşı-imza kuralından istisna tutmak, bizim değil, münhasıran anayasa koyucunun görev ve yetkisindedir. Anayasa koyucunun, şu ya da bu nedenle, bilerek yahut unutarak, yapmadığı bir işi yapmak, bizim görevimiz değildir. Zira, karşı-imza kuralını anayasa koyucu kabul ettiğine göre, bu kurala ancak anayasa koyucu istisna getirebilir. Anayasada, Cumhurbaşkanının yargıya ilişkin yetkilerini karşı-imza kuralından ayrık tutan bir hüküm olmadığına göre, bir mantık hatası yapmadan, Cumhurbaşkanının bu işlemleri tek başına yapabileceğini iddia etmenin olanağı yoktur. D. CUMHURBAŞKANININ BAŞBAKAN VEYA İLGİLİ BAKANIN KARŞI-İMZASINI ALMADAN YAPTIĞI İŞLEMLERİN MÜEYYİDESİ NEDİR? Yukarıda gördüğümüz gibi, Türkiye’de Cumhurbaşkanının istisnasız bütün işlemleri karşı-imza kuralına tâbidir. Ancak yine yukarıda belirtildiği gibi, Cumhurbaşkanı bu işlemlerden bir çoğunu, başbakan ve ilgili bakanın karşı-imzasını almadan tek başına yapmaktadır. Örneğin Cumhurbaşkanı Yükseköğretim Kurulu üyelerini, rektörleri, Anayasa Mahkemesi üyelerini tek başına atamaktadır. Yine Cumhurbaşkanı belirli kişilerin cezalarını hafifletme veya kaldırma kararını tek başına almaktadır. Yine Cumhurbaşkanı Devlet Denetleme Kuruluna denetleme yapma emrini tek başına vermektedir. Acaba, Başbakan ve ilgili bakanın karşı-imzalarını taşımayan Cumhurbaşkanının bu işlemlerinin karşılaşacağı bir müeyyide var mıdır? Varsa nedir? Cumhurbaşkanının karşı-imza kuralına uymadan işlem yapmasının bir müeyyidesi vardır; o da işlemin geçersizliğidir. Bir Bakanlar Kurulu kararına dayanmayan veya Başbakan ve ilgili bakanın karşı-imzasını taşımayan KARŞI-İMZA KURALI 263 Cumhurbaşkanının bir işlemi hükümsüzdür; hatta yokluk ile sakattır (nul et sans nul effet)60. Karşı-imza kuralına tâbi olduğu halde başbakan veya ilgili bakanın karşı-imzasını taşımayan Cumhurbaşkanının bir işlemi, herhangi bir hukukî sonuç doğuramaz. Bu işlemi kamu makamları icra edemez. Çünkü, karşı-imza şartını yerine getirmemiş bir işlem, henüz hukuken tekemmül etmemiştir. İcraî bir işlem değildir. Diğer yandan, karşı-imza aynı zamanda, Cumhurbaşkanının işlemini tevsik edici bir fonksiyona sahiptir. Başbakan veya bakan karşı-imzasını atarak Cumhurbaşkanının işleminin “mevsukiyetini (authenticité)” tespit etmiş olur61. Mevsukiyeti tespit edilmemiş bir işlemi ise, kamu makamları uygulayamazlar. O nedenle idare makamları, uygulayacakları işlemin Cumhurbaşkanının imzasının dışında, Başbakan ve bir bakan tarafından imzalı olup olmadığını araştırmak ve Başbakan ve bir bakan tarafından imzalı değilse, bu işlemi uygulamamak zorundadırlar. Örneğin Başbakan ve Millî Eğitim Bakanı tarafından imzalanmamış olan Cumhurbaşkanının rektör atama kararı yokluk ile malûldür. Bu kararın yokluğunu tespit için idarî yargı organlarında dava açılabilir. Bu kararda Başbakan ve ilgili bakanın imzasının bulunmaması ağır ve bariz bir yetki tecavüzü oluşturur. Karşı-imza şartını yerine getirmeyen bu kararın uygulanmaması gerekir. Eski rektör, atama kararnamesi Başbakan ve Millî Eğitim Bakanı tarafından imzalanmamış olan bir kişiye rektörlük görevini devretmemelidir. Devretmiş olsa da değişen bir şey olmaz. Yeni rektör, de facto rektör durumundadır. Onun yaptığı bütün işlemler, ağır ve bariz yetki tecavüzü nedeniyle yokluk ile malûldür. Bu rektörün işlemlerine karşı açılan davalarda mahkemeler, bu işlemler hakkında yokluğun tespiti kararı vermelidirler. Keza, Başbakan veya ilgili bakan tarafından imzalanmamış bir denetleme emri alan Devlet Denetleme Kurulu, bu denetlemeyi yapmamakla yükümlüdür. Buna rağmen, Devlet Denetleme Kurulu denetleme yapmaya teşebbüs ederse, merkezî idarede bakanlar ve diğer kamu tüzel kişilerinde de yetkili organlar bu denetlemeye fiilen izin vermemeleri gerekir. Keza, Cumhurbaşkanı Başbakan ve Adalet Bakanının karşı-imzasını almadan bir mahkumun cezasının kaldırılmasına karar vermiş ise, ilgili cezaevi cumhuriyet savcısı, bu kararı yerine getirmemeli, mahkumu salmamalıdır. Başbakan ve ilgili bakanın karşı-imzasını taşımayan Cumhurbaşkanının bir işlemini idare makamları uygulamışlar ise, bu işlemin yokluğunun tespiti için ilgili kişiler idarî yargıda “yokluğun tespiti” davası açabilirler. Keza bu işlemden dolayı bir kişi zarara uğramış ise, bu kişiler idarî yargıda tam yargı davası açabilirler. Bu davalarda husumet, sorumsuz olan Cumhurbaşkanına 60. Laferrière, op. cit., s.1031. 61. Pierre Pactet, “Contreseing”, in Olivier Duhamel ve Yves Mény (der.), Dictionnaire constitutionnel, Paris, PUF, 1992, s.224. 264 DEVLET BAŞKANLARI değil, bu işlemi uygulayan bakanlığa ve kamu tüzel kişisine yöneltilmelidir. İdare makamının karşı-imza ile tevsik edilmemiş Cumhurbaşkanının bir işlemini uygulaması hizmet kusuru teşkil eder. Kemal Gözler, Devlet Başkanları: Bir Karşılaştırmalı Anayasa Hukuku İncelemesi, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2001, XVI+320 s. (www.anayasa.gen.tr/devletbaskanlari.htm) © K.Gözler. Her hakkı saklıdır. Kemal Gözler, Devlet Başkanları: Bir Karşılaştırmalı Anayasa Hukuku İncelemesi, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2001, XVI+320 s. (www.anayasa.gen.tr/devletbaskanlari.htm) © K.Gözler. Her hakkı saklıdır. Beşinci Bölüm DEVLET BAŞKANI-HÜKÛMET ÇATIŞMASI Parlâmenter hükûmet sistemlerinde yetkilerin kullanılması bakımından devlet başkanı ile hükûmet arasında çatışma ortaya çıkması ihtimal dahilindedir. Genellikle bu konuda şu üç sorun ortaya çıkar: Bir kere, devlet başkanları anayasanın kendisine verdiği yetkileri, başbakan ve ilgili bakanın imzasını almadan tek başına kullanmaya kalkabilir. İkinci olarak, devlet başkanının bakanlar kurulunun işlemlerini imzalamayı reddetme ihtimali vardır. Üçüncü olarak, hükûmet, devlet başkanından anayasanın devlet başkanına verdiği bir yetkinin kullanılmasını isteyebilir ve devlet başkanı bu yetkiyi kullanmayı reddedebilir. O halde burada şu üç soruyu sormak ve bunlara cevap aramak gerekir: 1. Devlet başkanları yetkilerini tek başına kullanabilirler mi? 2. Devlet başkanları hükûmetin işlemlerini imzalamayı reddedebilir mi? 3. Devlet başkanları hükûmetin kendisinden yapmasını istediği işlemleri yapmayı reddedebilir mi? I. DEVLET BAŞKANLARI YETKİLERİNİ TEK BAŞINA KULLANABİLİR Mİ? Yukarıda gördüğümüz gibi, devlet başkanlarının yasama, yürütme ve yargıyla ilgili pek çok görev ve yetkisi vardır. Devlet başkanları bu görev ve yetkilerini yapacağı işlemlerle yerine getirir. Acaba devlet başkanları bu işlemleri tek başına yapabilir mi? Yani devlet başkanları, kendilerine verilen yetkileri tek başına kullanabilirler mi? Bu soruya başkanlık sistemlerinde ve parlâmenter sistemlerde ayrı ayrı cevap aramak gerekir. Zira, bu iki sistemin bu konudaki yapısı ve mantığı birbirinden tamamıyla farklıdır. A. BAŞKANLIK SİSTEMLERİNDE: EVET Devlet başkanlarının yetkilerini tek başına kullanıp kullanamayacağı sorusunun, başkanlık sistemlerinde basit, tartışmasız, açık bir yanıtı vardır: Evet, başkanlık sistemlerinde, devlet başkanları, yani başkanlar, anayasa ile kendilerine verilmiş olan yetkileri tek başına kullanabilirler. Görev ve yetki- 266 DEVLET BAŞKANLARI leri dolayısıyla yapılması gereken işlemleri tek başlarına imzalayabilirler. Burada hiçbir problem yoktur. Zaten, yukarıda gördüğümüz gibi, başkanlık sistemlerinde yürütme organı tek kişiden, yani başkandan oluşur. Yani yürütme organı “tek-başlı (monocephale)” yapıdadır. Başkanlık sistemlerinde devlet başkanına verilmiş, hatta genel olarak yürütme organına bırakılmış bir yetkiyi, başkanın tek başına kullanması kadar doğal bir şey yoktur. Zira, başkanın bu yetkiyi yürütme organı içinde paylaşacağı kendisi dışında başka bir makam yoktur. Yine yukarıda gördüğümüz gibi, başkanlık sistemlerinde, yürütme organındaki yer alan bakan benzeri kişilerin başkandan aldıkları yetki dışında hiçbir yetkileri yoktur; bunlar tamamıyla başkana bağlıdır. O nedenle, başkanın işlemleri için bu kişilerin de imzalarını aramanın hiçbir anlamı yoktur. Başkanlık sistemlerinde, başkanın anayasa tarafından kendisine verilmiş yetkileri tek başına kullanmasında, sorumluluk bakımından da hiçbir sorun yoktur; çünkü başkanın seçmenler karşısında siyasal sorumluluğu vardır. Başkanlık sistemlerinde başkanın tek başına işlem yapabilmesi, demokrasi ilkesi bakımından da problem çıkarmaz. Çünkü başkan, görevine halkın oyuyla gelmiştir. Bu nedenle, yetkilerini kullanmak bakımından demokratik bir meşruluğa sahiptir. B. PARLÂMENTER SİSTEMLERDE: HAYIR Peki ama parlâmenter sistemlerde devlet başkanları yetkilerini tek başlarına kullanabilir mi? Bu soruya olumsuz yanıt vermek gerekir. Hayır, parlâmenter sistemlerde, devlet başkanları, yani krallar ve cumhurbaşkanları, anayasa ile kendilerine verilmiş olan yetkileri, anayasa tarafından aksi öngörülmedikçe, tek başlarına kullanamazlar. Bu yetkileri devlet başkanları, hükûmet veya başbakan veya en az bir bakan ile birlikte kullanabilir. Diğer bir ifadeyle, parlâmenter sistemlerde devlet başkanlarının işlemleri (varsa, anayasada öngörülenler hariç), devlet başkanının dışında, başbakan veya ilgili bakan tarafından imzalanmalıdır. Devlet başkanının işlemlerinin başbakan ve ilgili bakan tarafından imzalanmasına, yukarıda görüldüğü gibi, “karşı-imza (contreseing, countersignature)” denir. Devlet başkanının tek başına işlem yapamamasının, yani yaptığı işlemlerin karşı-imza kuralına tâbi olmasının nedeni şudur: 1. Bir kere, parlâmenter sistemlerde devlet başkanlarını halk seçmediği halde, hükûmet halkın temsilcileri arasından çıkmaktadır. Gerçekten de parlâmenter monarşilerde devlet başkanı veraset kuralları gereğince, parlâmenter cumhuriyetlerde ise halkın doğrudan katılımı olmadan belirlenmektedir. Oysa gerek parlâmenter monarşilerde, gerek parlâmenter cumhuriyetlerde hükûmet, parlâmentonun içinden çıkmakta ve onun güvenine dayanmaktadır. Bu şu anlama gelmektedir ki, parlâmenter sistemlerde devlet başkanları yetkilerini kullanmak için gerekli olan demokratik meşruluktan mahrumdurlar. Oysa hükûmetlerin demokratik meşruluğu tamdır. DEVLET BAŞKANI-HÜKÛMET ÇATIŞMASI 267 2. Devlet başkanının tek başına işlem yapamamasının ikinci nedeni ise devlet başkanının sorumsuz, hükûmetin, yani başbakan veya bakanların ise sorumlu olmalarıdır. Gerçekten de, devlet başkanlarının siyasî, cezaî1, hukukî sorumlulukları yoktur. Devlet başkanları halk veya halkın temsilcileri tarafından görevden alınamaz. Kendilerine karşı hukuk ve ceza davası açılamaz. Oysa, hükûmetin ve onu oluşturan başbakan ve bakanların siyasî, hukukî ve cezaî sorumlulukları tamdır. Hükûmet halkın temsilcileri karşısında kolektif olarak sorumludur. Halkın temsilcileri istedikleri her zaman hükûmeti düşürebilirler. Hükûmeti oluşturan başbakan ve bakanlar ayrıca tek tek parlâmentoya karşı sorumludur. Halkın temsilcileri istedikleri her bakanı görevden alabilirler. Nihayet, başbakan ve bakanların hukukî ve cezaî sorumlulukları da tamdır. Demokratik mantık sorumluluk ile yetkinin birlikte olmasını öngörür. Sorumlu olan kişi yetkili de olmalıdır. Yetki, sorumluluk derecesindedir. Bir kişi ne kadar sorumluysa, o kadar yetkilidir. Sorumsuz olan kişi, yetkisizdir de. Buna göre, parlâmenter sistemlerde, devlet başkanları sorumsuz olduklarına göre, yetkisiz de olmalıdırlar. O halde devlet başkanları tek başına işlem yapamamalı, işlemleri başbakan ve ilgili bakanın karşı-imzasına tâbi olmalıdır. II. DEVLET BAŞKANLARI HÜKÛMETİN İŞLEMLERİNİ İMZALAMAYI REDDEDEBİLİR Mİ? Yukarıda açıkladık ki, parlâmenter sistemlerde, devlet başkanları tek başına işlem yapamaz, yaptıkları işlemler mutlaka başbakan veya bir bakan tarafından imzalanmalıdır. Parlâmenter sistemlerde hükûmetin yaptığı işlemler de, devlet başkanı tarafından imzalanmalıdır. Parlâmenter sistemlerde devlet başkanının imzasını taşımayan bir bakanlar kurulu işleminin yürürlüğe girmesi mümkün değildir. Yukarıda gördüğümüz gibi, başbakan veya ilgili bakan, devlet başkanının işlemine karşı-imzasını koymayı reddedebilir. Peki ama ya devlet başkanı hükûmetin işlemlerini imzalamayı reddedebilir mi? Bu soruya olumsuz yanıt vermek zorundayız. Hayır, devlet başkanı, hükûmetin, başbakan veya bakanların işlemlerini imzalamayı reddedemez. Onları imzalamak zorundadır. Bunun başlıca üç nedeni vardır: Bir kere, devlet başkanı sorumsuzdur. İkinci olarak devlet başkanı demokratik meşruluktan mahrumdur. Üçüncü olarak devlet başkanının imza yetkisi, bir tevsik etme yetkisinden ibarettir. 1. Yukarıda gördüğümüz gibi cumhuriyetlerde istisnaen vatana ihanet, anayasayı kasten ihlâl gibi bazı suçlarından dolayı cumhurbaşkanlarının cezaî sorumluluklarının olduğu kabul edilmektedir. 268 DEVLET BAŞKANLARI A. BİRİNCİ NEDEN: DEVLET BAŞKANI SORUMSUZDUR Devlet başkanının bir kararnameyi imzalamayı reddetmesi, bir yetki kullandığı anlamına gelir. Çünkü, devlet başkanının bakanlar kurulunun bir kararnamesini imzalamayı reddetmesi durumunda, bu işlem tekemmül etmeyecek ve yürürlüğe giremeyecektir. Yani bakanlar kurulunun sahip olduğu bir yetkiyi kullanması devlet başkanı tarafından engellenmiş olacaktır. Bir yetkinin kullanılmasının engellemek, o yetkiyle aynı düzeyde bir yetkinin kullanılması anlamına gelir. O halde, devlet başkanının böyle bir yetkisi varsa, devlet başkanının hükûmet işlemlerini kararnameleri imzalamayı reddedebilir; yoksa reddedemez. Peki ama devlet başkanının öyle bir yetkisi var mıdır? Bu sorunun basit, kesin, açık bir cevabı vardır: Hayır. Devlet başkanının böyle bir yetkisi yoktur. Çünkü, bir demokrasi de yetki sahibi olmak için sorumluluk sahibi olmak gerekir; parlâmenter sistemlerde ise devlet başkanları sorumsuzdur. Demokratik mantık sorumluluk ile yetkinin aynı elde toplanmasını öngörür. Sorumlu olan kişi yetkili de olmalıdır. Yetki, sorumluluk derecesindedir. Bir kişi ne kadar sorumluysa, o kadar yetkilidir. Sorumsuz olan kişi, yetkisizdir de. Bir parlâmenter demokraside devlet başkanının sorumsuz olduğuna göre yetkisiz; bakanlar kurulu da sorumlu olduğuna göre yetkilidir. O halde, devlet başkanı bakanlar kurulunun işlemlerini imzalamak zorundadır. Devlet başkanının bakanlar kurulunun işlemlerini imzalamamak yetkisine sahip olduğunu ispatlamak için, yapılması gereken şey, devlet başkanının nasıl yetkili olduğunu değil, nasıl sorumlu olduğunu göstermektir. Bir demokraside yetki, sorumluluktan doğar. Bakanlar kurulunun bir işleminden doğabilecek siyasî, hukukî, cezaî sorumluluğun devlet başkanı tarafından üstlenilmesi mümkün değildir. Parlâmenter sistemlerde sorumluluk, bakanlar kuruluna (başbakan ve bakanlara) aittir. Bir bakanlar kurulu işlemi ülkenin genel yararına aykırı sonuçlar doğurmuş ise, bunun parlâmentoya karşı gensoru yoluyla hesabını verecek organ devlet başkanı değil, bakanlar kuruludur. Bir bakanlar kurulu işlemi ile işlenmiş ise, meclis soruşturması usûlüyle suçlandırılıp yargılanacak olan kişi, devlet başkanı değil, başbakan ve bakanlardır. Bir bakanlar kurulu işlemiyle özel kişilere birtakım zararlar verilmiş ise, mahkemelerin haklarında tazminata hükmedeceği kişi, cumhurbaşkanı değil, başbakan ve bakanlardır. Bırakınız parlâmenter hükûmet sisteminin ilkelerini, demokrasinin gereklerini, devlet başkanının yaptığı işlemlerin sorumluluğunun başbakan ve bakanların sırtına yüklenmesi, düpedüz, adalet fikrine aykırıdır. Zira, bir kişinin işlemlerinden dolayı bir başka kişiyi sorumlu tutmak adalet ve ahlâk düşüncesiyle bağdaşmaz. Minimum adalet düşüncesine sahip bir kişi, sorumluluğunu yüklenemeyeceği bir işlemi yapmaktan kaçınmalıdır. DEVLET BAŞKANI-HÜKÛMET ÇATIŞMASI 269 Tabir caizse, bir parlâmenter demokraside davulu, bakanlar kurulu sırtlamaktadır. Sadece demokratik mantık değil, minimum bir adalet düşüncesine yer veren herhangi bir mantık, davulun, davulu taşıyan kişi tarafından çalınmasını öngörür. Yani, davul kimin sırtındaysa, tokmak da onun elinde olmalıdır. Devlet başkanı tokmağı alıp davulu çalmayı arzu ediyorsa, bunun için önce davulu sırtlaması gerekir. Bir demokraside ise tokmağı ele geçirmenin yolu seçimlerden geçer. B. İKİNCİ NEDEN: DEVLET BAŞKANI DEMOKRATİK MEŞRULUKTAN MAHRUMDUR Devlet başkanlarının bakanlar kurulunun işlemlerini imzalamayı reddetme yetkisine sahip olabilmesi için gereken demokratik meşruluğa da sahip değildir. Monarşilerde devlet başkanları yani krallar böyle bir meşruluğa haliyle sahip değildir. Çünkü irsî intikal kuralları gereğince kral olmuştur. Cumhuriyetlerde de devlet başkanları, yani cumhurbaşkanları doğrudan halk tarafından seçilmemektedir. Parlâmenter demokrasilerde krallar ölünceye kadar, cumhurbaşkanları ise görev sürelerinin sonuna kadar görevde kalmaktadır. Görev süreleri boyunca ne halk, ne de parlâmento tarafından görevden alınamamaktadır. Oysa parlâmenter demokrasilerde bakanlar kurulu parlâmentonun içinden çıkmakta ve görev süresi boyunca da her gün parlâmentonun güvenine dayanarak görevde kalmaktadır. Bakanlar kurulunu seçimi kazanmış parti veya partiler oluşturmaktadır. Seçimlerden sonra bakanlar kurulu da değişmektedir. Oysa devlet başkanları her halükârda seçimlerden etkilenmezler; görevde kalırlar. Bu nedenle, parlâmenter demokrasilerde bakanlar kurulu, karar almak için olan demokratik meşruluğa sahip olmasına rağmen, devlet başkanları bakanlar kurulunun kararlarını engellemek için ihtiyaç duyduğu demokratik meşruluktan mahrumdur. C. ÜÇÜNCÜ NEDEN: DEVLET BAŞKANININ İMZA YETKİSİ, BİR TEVSİK ETME YETKİSİNDEN İBARETTİR Üçüncü olarak, bakanlar kurulu işlemlerine devlet başkanlarının koyduğu imzanın anlamına dayanarak da, devlet başkanlarının bakanlar kurulu işlemlerini imzalamayı reddetme yetkisine sahip olmadığını ispatlayabiliriz. Yukarıda gördüğümüz gibi, devlet başkanlarını bakanlar kurulunun kararnamelerine koyduğu imzanın fonksiyonu, o kararnamenin “mevsukiyet (authenticité)”ini belgelendirmekten ibarettir. Yani kararnamenin altına imza atarak devlet başkanı, bakanlar kurulu tarafından kabul edilen kararnamenin varlığını ve içeriğini “tasdik (certification)” etmektedir. Dolayısıyla devlet başkanının imzası, bir “irade işlemi (acte de volonté)” işlemi, “yapım işlemi (acte de confection)” değil, bir “mevsukiyet işlemi (acte de authentification)”dir. Yani imza ile devlet başkanı kararnamenin yapılmasına katılmamakta, yapılmış bir kararnamenin “mevsukiyet (authenticité)”ini tespit 270 DEVLET BAŞKANLARI etmektedir. Kararnamenin altına imza atarak devlet başkanı, resmî gazetede yayınlanacak olan kararnamenin bakanlar kurulu tarafından kabul edilmiş kararname olduğunu ve bu kararnamenin metninin bakanlar kurulu tarafından kabul edilen metin ile aynı olduğunu tasdik etmektedir. Devlet başkanının kararnamelere imza atması, noterlerin sözleşmelerin “aslına uygunluğunu tasdik etme” işlemlerine benzetilebilir. Nasıl noterin tasdik ettiği sözleşme, noterin iradesinden bağımsız olarak oluşuyorsa, devlet başkanının imzaladığı kararname de onun iradesinden bağımsız olarak oluşur. Gerçekten de bazı Avrupa ülkelerinde Cumhurbaşkanı bazı fonksiyonları itibarıyla bir “millî noter”e benzetilmektedir2. Örneğin Almanya’da Cumhurbaşkanının fonksiyonu bir “devlet noteri fonksiyonu (staatsnotarielle Funktionen)” olarak görülmektedir3. Avusturya’da da Cumhurbaşkanının fonksiyonu olarak “noterlik fonksiyonu”ndan bahsedilmektedir4. Bu nedenle, devlet başkanının bir kararnamenin altındaki imzası, bu kararnameyi meydana getiren iradelerden birinin devlet başkanına ait olduğu anlamına değil, bu kararnamenin otantik bir kararname olduğu anlamına gelir. Diğer bir ifadeyle, devlet başkanının imzası, bir irade açıklamasına değil, bakanlar kurulunun yaptığı irade açıklamalarının otantik olduğuna, yani kararnamenin başbakan ve bütün bakanlar tarafından imzalandığına ve bu imzaların gerçekten de başbakan ve bakanlara ait olduğuna işaret eder. Devlet başkanı kararnamelerin altındaki imzaların başbakan ve bakanlara ait olup olmadıklarını, başbakan ve bakanların imza örnekleriyle karşılaştırarak saptar. Keza, resmî gazetede yayımlanmak üzere hazırlanmış metni, bakanlar kurulunun kabul ettiği asıl metin ile karşılaştırarak yayınlanacak olan metnin aslına sadık olup olmadığını tespit eder. Bu ameliyeler, X tarafından değil, Y tarafından yapılsa da aynı sonuca varır. Yani, tevsik işleminde devlet başkanının kullandığı bir yetki, yaptığı bir “irade işlemi (acte de volonté)” yoktur. Devlet başkanı, kararnamenin altına imza atarak, bir irade açıklamaz; açıklanan iradelerin mevsukiyetini belgelendirir. Devlet başkanının imzası, kararnameyi oluşturan iradelerden birinin devlet başkanına ait olduğu değil, diğer iradelerin otantik olduğu anlamına gelir. Devlet başkanının kararnamelere attığı imza, bir irade işlemi değil, bir tevsik etme işlemiyse, devlet başkanının kararnameleri imzalamayı, mevsukiyet sebebiyle reddedebileceğini, ama mevsukiyet dışında kalan sebepler ile reddedemeyeceğini söyleyebiliriz. Üstelik devlet başkanının “tevsik etme” yetkisi, bir idarî yetki olarak, “bağlı yetki (compétence liée)” niteliğindedir. “Bağlı yetki” kullanan bir organın bu yetkisini, gerekli şartlar ortaya çıktı2. Zoller, op. cit., s.447. 3. Autexier, op. cit., s.53. 4. Karl Korinek, “The Position of the Federal President within the Austrian System of Supreme Government Organs”, http://www.hofburg.at/en/index.htm (2.2.2001). DEVLET BAŞKANI-HÜKÛMET ÇATIŞMASI 271 ğında kullanma zorunluluğu ve gerekli şartlar eksik olduğunda ise kullanmayı reddetme zorunluluğu vardır. Şöyle ki, devlet başkanı, yaptığı araştırma sonucunda, kendisine imza için sunulan Kararnamenin mevsuk olmadığını tespit ederse, Kararnameyi imzalamayı reddetmek zorundadır. Bu şekilde mevsuk olmayan bir kararnamenin yürürlüğe girmesi engellenmiş olacaktır. Örneğin devlet başkanı, kendisine sunulan kararnamenin yasal bakanlar kurulu tarafından değil, bir darbeci grup tarafından yapıldığını tespit ederse veya yasal bakanlar kurulunun, bu kararnameyi, yasa dışı bir grubun cebir ve tehdidi altında kabul ettiğini anlarsa, bu kararnameyi imzalamayı reddetmekle yükümlüdür. Keza devlet başkanı bakanlar kurulu kararnamesinde, Başbakanın veya herhangi bir bakanın imzasının eksik veya sahte olduğunu tespit ederse, bu kararnameyi imzalamayı reddetmek zorundadır. Nihayet, devlet başkanı, resmî gazetede yayımlanmak üzere kendisine sunulan kararnamenin metninin, bakanlar kurulu tarafından kabul edilen asıl metinden farklı olduğunu görürse, bu kararnameyi de imzalamamak ile ödevlidir. Ancak devlet başkanı, yukarıda sayılanların dışında kalan başka hiçbir sebeple bakanlar kurulu kararnamesini imzalamayı reddedemez. Devlet başkanı kararnameyi, kamu yararına uygun olmadığı gerekçesiyle imzalamayı reddedemeyeceği gibi, hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle de reddedemez. Buna niçin yetkisinin olmadığını yukarıda gösterdik. Bir kararnamenin kamu yararına uygun olup olmadığını takdir edecek makam bakanlar kuruludur. Bir bakanlar kurulu kararnamesinin hukuka aykırı olup olmadığını inceleme yetkisi usûlüne uygun olarak açılmış bir dava varsa yargı organlarına aittir. Devlet başkanının kararnameleri kamu yararına aykırılık düşüncesiyle reddetmesi bakanlar kuruluna; hukuka aykırılık düşüncesiyle reddetmesi ise yargı organlarına ait olan bir yetkiyi gasbetmesi anlamına gelir. III. DEVLET BAŞKANLARI HÜKÛMETİN KENDİSİNDEN YAPMASINI İSTEDİKLERİ İŞLEMLERİ YAPMAYI REDDEDEBİLİR Mİ? Yukarıda gördük ki, devlet başkanları, hükûmetin işlemlerini, kararnamelerini imzalamak zorundadırlar. Bunlar çoğunlukla anayasa tarafından ayrıca öngörülmemiş bakanlar kurulunun genel yetkisine giren sayısız işlemlerdir. Bunlar hukuken bakanlar kurulunun işlemidirler. Bu işlemler, devlet başkanının işlemi değildir. Devlet başkanının imzası bu işleme eklenmektedir. Ancak, anayasalar, yukarıda gördüğümüz gibi, bazı yetkileri, bakanlar kuruluna değil, devlet başkanlarına vermektedir. Örneğin parlâmentoyu fesih yetkisi, savaş ilânı yetkisi, vs. Anayasalar bu yetkilerin bir bakanlar kurulu işlemiyle değil, devlet başkanının bir işlemiyle yapılmasını istemektedirler. Şüphesiz bu işlemler için de, başbakan veya ilgili bakanın karşı-imzası gerekir. Ancak karşı-imzadan sonra da bu işlemler, başbakan veya ilgili bakanın bir işlemi değil, hukukî biçim olarak devlet başkanının bir işlemi olarak ka- 272 DEVLET BAŞKANLARI lırlar. Devlet başkanı böyle yetkilerini kullanmak istiyorsa, başbakan veya ilgili bakanın karşı-imzasını almalıdır. Peki ama, böyle yetkilerin kullanılmasını devlet başkanı değil, hükûmet istiyorsa ne olur? Hükûmetin istemini devlet başkanı reddedebilir mi? Örneğin bir anayasa fesih yetkisini devlet başkanına veriyorsa, hükûmet parlâmentonun feshini devlet başkanından istemişse, devlet başkanı hükûmetin istemini reddedebilir mi? Kanımızca bu soruya olumsuz yanıt vermek gerekir. Hayır, devlet başkanı hükûmetin istemini reddedemez. Hükûmet kendisinden kullanılmasını istediği yetkisini kullanmak zorundadır. Bunun nedeni, yukarıdaki ihtimal kadar açık değildir. Ancak burada “iki-başlılık sorunu” üzerine dikkati çekmek isteriz5. İki-Başlılık Sorunu ve Çözümü.- Yukarıda gördüğümüz gibi, parlâmenter sistemlerde yürütme organının, “devlet başkanı” ve “hükûmet” olmak üzere iki başı vardır. Bu başlardan ikisi de etkili olamaz. Bu başlardan biri gerçek, diğeri ise sembolik olmak zorundadır. Çünkü, parlâmenter sistemlerde de, yürütme organı bir bütündür; zira sadece tek bir “yürütme fonksiyonu”, tek bir “yürütme kuvveti” vardır. Tek bir kuvvetin, tek bir fonksiyonun, birbirinden bağımsız iki ayrı başa tâbi olması eşyanın tabiatına aykırıdır. Tabir caizse, bu durum iki başlı bir yaratığa benzer. Başlardan birisi yaratığın ayaklarına sağa git, diğeri sola git emrini verebilir. Böyle bir durumda bünyenin normal hareketini sağlamak için, başlardan birinin koparılıp atılması veya başlardan birinin içindeki beynin alınması veya beyinden bünyeye giden sinirlerin kesilmesi gerekir. “İki-başlı (bicéphale)” yapıya sahip yürütme organları için de aynı şey geçerlidir. Bu tür yürütme organlarında hükûmet ve devlet başkanı olmak üzere, iki ayrı baş vardır. Bu iki baş, birbirinden bağımsız hareket ederse, biri yürütme organına bir emir, diğeri karşı yönde bir emir verirse, yürütme organı bloke olur. “İki-başlılık” sorununa tarihsel olarak iki çözüm getirilmiştir: Birincisi başlardan birini koparıp atıp, yürütme organını tek başlı bırakmaktır. Bu çözüm başkanlık sisteminin çözümüdür. İkinci çözüm, başlardan birini etkisiz bırakmak, daha doğrusu diğerine tâbi kılmaktır. Bu çözüm ise parlâmenter sistemin çözümüdür. Hangi Baş Etkisiz Bırakılmalı?- Peki başlardan biri koparılıp atılmayacaksa, etkisiz bırakılacak, diğerine tâbi kılınacak baş hangisidir? Devlet başkanı mı? Hükûmet mi? Demokratik mantıkta bu sorunun cevabı bellidir: Etkisiz bırakılacak, diğerine tâbi kılınacak baş, devlet başkanıdır. Bunun da iki nedeni vardır: 1. Bir kere, parlâmenter sistemlerde devlet başkanlarını halk seçmediği halde, hükûmet halkın temsilcileri arasından çıkmaktadır. Gerçekten de par5. Bu konuda bkz. Gözler, Cumhurbaşkanı-Hükûmet Çatışması, op. cit., s.9-13. DEVLET BAŞKANI-HÜKÛMET ÇATIŞMASI 273 lâmenter monarşilerde devlet başkanı veraset kuralları gereğince6, parlâmenter cumhuriyetlerde ise halkın doğrudan katılımı olmadan belirlenmektedir7. Oysa gerek parlâmenter monarşilerde, gerek parlâmenter cumhuriyetlerde hükûmet, parlâmentonun içinden çıkmakta ve onun güvenine dayanmaktadır. Bu şu anlama gelmektedir ki, parlâmenter sistemlerde devlet başkanları yetkilerini kullanmak için gerekli olan demokratik meşruluktan mahrumdurlar. Oysa hükûmetlerin demokratik meşruluğu tamdır. 2. Etkisiz kılınacak başın devlet başkanı olmasının ikinci nedeni ise devlet başkanının sorumsuz, hükûmetin, yani başbakan veya bakanların ise sorumlu olmalarıdır. Gerçekten de, devlet başkanlarının siyasî, cezaî8, hukukî sorumlulukları yoktur. Devlet başkanları halk veya halkın temsilcileri tarafından görevden alınamaz. Kendilerine karşı hukuk ve ceza davası açılamaz. Oysa, hükûmetin ve onu oluşturan başbakan ve bakanların siyasî, hukukî ve cezaî sorumlulukları tamdır. Hükûmet halkın temsilcileri karşısında kolektif olarak sorumludur. Halkın temsilcileri istedikleri her zaman hükûmeti düşürebilirler. Hükûmeti oluşturan başbakan ve bakanlar ayrıca tek tek parlâmentoya karşı sorumludur. Halkın temsilcileri istedikleri her bakanı görevden alabilirler. Nihayet, başbakan ve bakanların hukukî ve cezaî sorumlulukları da tamdır. Demokratik mantık sorumluluk ile yetkinin birlikte olmasını öngörür. Sorumlu olan kişi yetkili de olmalıdır. Yetki, sorumluluk derecesindedir. Bir kişi ne kadar sorumluysa, o kadar yetkilidir. Sorumsuz olan kişi, yetkisizdir de. Buna göre, parlâmenter sistemlerde, devlet başkanları sorumsuz olduklarına göre, yetkisiz de olmalıdırlar. O halde etkisiz kılınması gereken baş, içi boşaltılması gereken baş, diğerine tâbi kılınması gereken baş, “devlet başkanı” isimli baştır. Parlâmenter hükûmet sistemlerinde devlet başkanını etkisiz kılmanın, daha doğru bir ifadeyle bu devlet başkanını diğer baş olan hükûmete tâbi kılmanın tekniği, yukarıda gördüğümüz karşı-imza kuralıdır. Karşı-imza, yukarıda açıkladığımız gibi, devlet başkanının işlemlerinin başbakan veya 6. Veraset kuralları hakkında bkz. Charles Cadoux, Droit constitutionnel et institutions politiques: Théorie générale des institutions politiques, Paris, Cujas, 1988, c.I. s.176; Pierre Wigny, Droit constitutionnel, Bruxelles, Etablessements Emile Bruylant, 1952, s.586; S. A. De Smith ve Rodney Brazier, Constitutional and Administrative Law, London, Penguin Books, 6th Edition, 1989, s.123; Francis Delpérée, “Loi salique”, Olivier Duhamel ve Yves Meny (sous la direction de-), Dictionnaire constitutionnel, Paris, P.U.F., 1992, s.608. 7. Maurice Hauriou, Précis de droit constitutionnel, Paris, Sirey, 2e édition, 1929, Hauriou, op. cit., s.394; Vedel, op. cit., s.428-429; Barthélemy ve Duez, op. cit., s.606-610; Laferrière, op. cit., s.1023; Turpin, op. cit., s.334-337; Dmitri Georges Lavroff, Le système politique français: Constitution et pratique politique de la Ve République, Paris, Dalloz, 5e édition, 1991, s.371-380. 8. Cumhuriyetlerde istisnaen vatana ihanet suçundan dolayı cezaî sorumluluklarını olduğu kabul edilmektedir. 274 DEVLET BAŞKANLARI ilgili bakanca imzalanması demektir. Karşı-imza, tabir caizse, yürütme organizmasında yer alan devlet başkanı isimli “başı”n beyninin boşaltılması veya bu beyinden vücuda giden sinirlerin kesilmesi veya sinirlerdeki sinyallerin denetlenmesi operasyonudur. Karşı-imza kuralı sayesinde, devlet başkanı isimli baş, vücuda ancak hükûmet isimli diğer başın uygun gördüğü emirleri verebilir. Hükûmet isimli baş karşı-imza ile uygun görmedikçe, devlet başkanı isimli başın vücuda herhangi bir emir vermesi mümkün değildir. Başbakan ve bakanlar devlet başkanının işlemine karşı-imzalarını koymayı reddedebilirler. Zira, karşı-imza taşıyan devlet başkanının işlemlerinden doğan sorumluluk, devlet başkanına değil, karşı-imza sahibi başbakan veya bakana aittir. Sorumluluk ile yetkinin birlikte bulunması kuralı, başbakan veya ilgili bakanın devlet başkanının uygun görmedikleri işlemlerine imza atmama yetkisine sahip olmaları sonucunu doğurur. O halde devlet başkanı kural olarak tek başına işlem yapamaz. Devlet başkanının işlemleri karşı-imza kuralına tâbidir. Gerçek anlamda iki-başlılık eşyanın tabiatına aykırı ise ve parlâmenter sistemde, gerçek baş hükûmet isimli baş ise, devlet başkanının hükûmetin istediği işlemleri yapmayı reddedememesi gerekir. Devlet başkanı hükûmetin istemiyle bağlı olmalı, hükûmet istediği yetkisini kullanmalıdır. Gerçekte devlet başkanına verilen yetkilerin hepsi yürütme organının yetkileridir ve nihaî olarak yürütme organı tarafından kullanılacaktır. Yürütme organı biri sorumsuz, diğeri sorumlu iki baştan oluştuğuna göre, bu yetki, sorumsuz baş olan devlet başkanı tarafından kullanılamayacağına göre, sorumlu baş olan hükûmet tarafından kullanılmalıdır. Aksinin kabulü halinde bu yetkilerin hiç kullanılmaması ihtimali vardır. Zira, bu yetkileri devlet başkanı kendiliğinden kullanmak istediğinde, buna karşı-imzasını vermeyerek başbakan; başbakan kullanılmasını istediğinde imza atmaktan çekinerek devlet başkanı engel olabilecektir. Bu ise anayasanın öngördüğü bir yürütme yetkisinin kullanılamaması sorucunu doğurur. V. DEVLET BAŞKANININ BU YÜKÜMLÜLÜKLERİNİN MÜEYYİDESİ NEDİR? Yukarıdaki açıklamalarımızdan üç sonuç çıkmaktadır: (1) Devlet başkanı başbakan veya ilgili bakanın karşı-imzasını almadan işlem yapamaz. (2) Devlet başkanı bakanlar kurulunun işlemlerini imzalamayı reddedemez. (3) Devlet başkanı hükûmetin kendisinden kullanılmasını istediği yetkileri kullanmak zorundadır. Peki ama, devlet başkanı, bu yükümlülüklerini yerine getirmezse ne olur? Yani: (1) Devlet başkanı başbakan veya ilgili bakanın karşı-imzasını almadan işlem yaparsa ne olur? Bunun müeyyidesi nedir? (2) Devlet başkanı bakanlar kurulunun işlemlerini imzalamayı reddederse ne olur. Bunun müeyyidesi nedir? (3) Devlet başkanı hükûmetin kendisinden DEVLET BAŞKANI-HÜKÛMET ÇATIŞMASI 275 kullanılmasını istediği yetkileri kullanmayı reddederse ne olur? Müeyyidesi nedir? Şimdi bu soruları tek tek sorup cevaplayalım: A. DEVLET BAŞKANININ, BAŞBAKAN VEYA İLGİLİ BAKANIN KARŞI-İMZASINI ALMADAN İŞLEM YAPMASININ MÜEYYİDESİ NEDİR? Başbakan ve ilgili bakanın karşı-imzalarını taşımayan devlet başkanının işlemlerinin karşılaşacağı bir müeyyide var mıdır? Varsa nedir? Devlet başkanının karşı-imza kuralına uymadan işlem yapmasının bir müeyyidesi vardır; o da işlemin geçersizliğidir. Başbakan ve ilgili bakanın karşı-imzasını taşımayan Cumhurbaşkanının bir işlemi hükümsüzdür; hatta yokluk ile sakattır (nul et sans nul effet)9. Karşı-imza kuralına tâbi olduğu halde başbakan veya ilgili bakanın karşı-imzasını taşımayan devlet başkanının bir işlemi, herhangi bir hukukî sonuç doğuramaz. Bu işlemi kamu makamları icra edemez. Çünkü, karşı-imza şartını yerine getirmemiş bir işlem, henüz hukuken tekemmül etmemiştir. İcraî bir işlem değildir. Diğer yandan, karşı-imza aynı zamanda, devlet başkanının işlemini tevsik edici bir fonksiyona sahiptir. Başbakan veya bakan karşı-imzasını atarak devlet başkanının işleminin “mevsukiyetini (authenticité)” tespit etmiş olur10. Mevsukiyeti tespit edilmemiş bir işlemi ise, kamu makamları uygulayamazlar. O nedenle idare makamları, uygulayacakları işlemin devlet başkanının imzasının dışında, başbakan veya bir bakan tarafından imzalı olup olmadığını araştırmak ve başbakan veya bir bakan tarafından imzalı değilse, bu işlemi uygulamamak zorundadırlar. Örneğin başbakan ve millî eğitim bakanı tarafından imzalanmamış olan devlet başkanının rektör atama kararı yokluk ile malûldür. Bu kararın yokluğunu tespit için, Kara Avrupası sisteminde idarî yargı organlarında dava açılabilir. Devlet başkanının böyle bir kararında başbakan ve ilgili bakanın imzasının bulunmaması ağır ve bariz bir yetki tecavüzü oluşturur. Karşı-imza şartını yerine getirmeyen bu kararın uygulanmaması gerekir. Eski rektör, atama kararnamesi başbakan veya bir bakan tarafından imzalanmamış olan bir kişiye rektörlük görevini devretmemelidir. Devretmiş olsa da değişen bir şey olmaz. Yeni rektör, de facto rektör durumundadır. Onun yaptığı bütün işlemler, ağır ve bariz yetki tecavüzü nedeniyle yokluk ile malûldür. Bu rektörün işlemlerine karşı açılan davalarda mahkemeler, bu işlemler hakkında yokluğun tespiti kararı vermelidirler. Keza, devlet başkanı başbakan ve adalet bakanının karşı-imzasını almadan bir mahkumun cezasının affına (grâce) 9. Laferrière, op. cit., s.1031. 10. Pierre Pactet, “Contreseing”, in Olivier Duhamel ve Yves Mény (der.), Dictionnaire constitutionnel, Paris, PUF, 1992, s.224. 276 DEVLET BAŞKANLARI karar vermiş ise, ilgili cezaevi savcısı, bu kararı yerine getirmemeli, mahkumu salmamalıdır. Başbakan ve ilgili bakanın karşı-imzasını taşımayan devlet başkanının bir işlemini idare makamları uygulamışlar ise, bu işlemin yokluğunun tespiti için ilgili kişiler idarî yargıda “yokluğun tespiti” davası açabilirler. Keza bu işlemden dolayı bir kişi zarara uğramış ise, bu kişiler idarî yargıda tam yargı davası açabilirler. Bu davalarda husumet, sorumsuz olan devlet başkanına değil, bu işlemi uygulayan bakanlığa ve kamu tüzel kişisine yöneltilmelidir. İdare makamının karşı-imza ile mevsuk edilmemiş cumhurbaşkanının bir işlemini uygulaması hizmet kusuru teşkil eder. Gerektiği halde başbakan veya bir bakanın karşı-imzasını taşımayan devlet başkanı işlemi, şekil değil, yetki bakımından sakattır11. B. DEVLET BAŞKANININ BAKANLAR KURULUNUN İŞLEMLERİNİ İMZALAMAYI REDDETMESİNİN MÜEYYİDESİ NEDİR? Bakanlar kurulunun bir işlemini devlet başkanının imzalamayı reddetmesi durumunda, bakanlar kurulunun işlemi tekemmül edemez ve dolayısıyla yürürlüğe giremez. Devlet başkanının imzasını almadan da bu işlemi tekemmül ettirmenin, yürürlüğe sokmanın bir yolu yoktur. Devlet başkanının imzasını temin etmenin hukukî bir yolu da yoktur. Devlet başkanının açık veya zımnî ret kararına karşı bir dava açılması düşünülemez. Çünkü ortada doğmuş bir idarî işlem yoktur. Zira, kararnameler devlet başkanının imzası bakımından bir “karma işlem” niteliğindedir. Karma işlemler ise son imzanın atılmasıyla tamamlanır. Ve bilindiği gibi tekemmül etmemiş bir idarî işleme karşı da dava açılması mümkün değildir. Bununla birlikte devlet başkanının bakanlar kurulunun bir işlemini imzalamayı reddetmesi hukuka aykırıdır. Hukuka aykırı davranan devlet başkanına bir müeyyide tatbik edilmesi gerekir. Ancak devlet başkanları yukarıda gördüğümüz gibi sorumsuzdurlar. Siyasî, cezaî ve hukukî sorumlulukları yoktur. O nedenle devlet başkanlarına karşı herhangi bir müeyyide uygulanması mümkün değildir. Gerçi parlâmenter cumhuriyetlerde, cumhurbaşkanlarının cezaî sorumluluğu mutlak değildir. Yukarıda gördüğümüz gibi cumhurbaşkanları vatana ihanetten dolayı suçlandırılabilir. Bazı yazarlar, cumhurbaşkanlarının anayasal görevlerini çiğnemelerinin vatana ihanet suçunu oluşturduklarını düşünmektedirler. Ne var ki, yukarıda açıkladığımız gibi, vatana ihanet suçu tanımlanmamıştır; ve kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi gereğince bakanlar kurulu işlemlerini imzalamayı reddeden cumhur11. Prélot, op. cit., s.659 (Fransız Conseil d'Etatsı bunun şekil bozukluğu değil, yetkisizlik sonucunu doğurduğuna karar vermiştir (10 Mart 1905, Mac Donnel, 7 Nisan 1905 Conseil presbytéral de l'Eglise réformée du Mans, kararında). DEVLET BAŞKANI-HÜKÛMET ÇATIŞMASI 277 başkanının bu fiilinin vatana ihanet suçunu oluşturduğu kabul edilemez. O halde, bakanlar kurulu işlemlerini imzalamayı reddeden devlet başkanlarına karşı hukuken bir müeyyide uygulamanın imkânı yoktur. C. DEVLET BAŞKANININ HÜKÛMETİN KENDİSİNDEN KULLANILMASINI İSTEDİĞİ YETKİYİ KULLANMAYI REDDETMESİNİN MÜEYYİDESİ NEDİR? Devlet başkanının hükûmetin kendisinden yapmasını istediği işlemi yapmayı reddetmesi durumunda, bakanlar kurulunun yapılmasını istediği işlem hiçbir zaman oluşmaz. Devlet başkanını bu işlemi yapmasını sağlayacak bir hukukî yol da yoktur. Devlet başkanının açık veya zımnî ret kararına karşı bir dava açılması düşünülemez. Devlet başkanının bu reddi hukuka aykırıdır. Ama yukarıdaki aynı sebeple devlet başkanına karşı hukuken bir müeyyide uygulamak mümkün değildir. - MÜEYYİDESİZLİK DURUMUNDA DEVLET BAŞKANINA KARŞI YAPILACAK BİR ŞEY YOK MUDUR? O halde son iki halde fiilen devlet başkanının dediği olur. Bununla birlikte devlet başkanının bu tavrı hukuka aykırıdır. Devlet başkanının bu tavrını ortadan kaldırmanın yollarını aramak gerekir. Bu yollar nelerdir? Öncelikle şunu belirtelim. Burada önereceğimiz yollar devlet başkanına karşı gösterilebilecek birtakım tepkilerden geçmektedir. Bu mekanist anayasa anlayışı çerçevesinde, bir anayasal organın diğer bir anayasal organa tepki gösterme hakkı vardır. Mekanist anayasa anlayışı12 kısaca, bir anayasal organın yetkilerini kullanırken partneri durumundaki organların muhtemel tepkilerini dikkate alması gerektiğini ileri sürmektedir. Dolayısıyla, bu anlayış, anayasanın müeyyidesiz normlarının kendisine verdiği yetkileri kullanırken bir anayasal organ aşırıya giderse, diğer anayasal organların da kendi yetkilerinin kullanılmasında aşırıya gidebileceğini, böylece her organın yetkilerinin diğer organların yetkileri ile dengeleneceğini öngörmektedir. İşte bu anlayış çerçevesinde, bakanlar kurulunun işlemlerini imzalamayan veya bakanlar kurulunun kendisinden istediği işlemleri yapmayan devlet başkanına karşı, diğer anayasal organların şu tepkileri göstermesi düşünülebilir: 1. Tali Kurucu İktidarın Tepkisi.- Böyle bir durumda tali kurucu iktidar, yani anayasa değiştirme iktidarı, anayasanın devlet başkanının yetkilerine ilişkin maddesini değiştirerek, devlet başkanına bakanlar kurulu işlemlerini belirli bir süre içinde imzalama zorunluluğunu getirebilir. Keza, tali kurucu iktidar, bakanlar kurulunun bütün veya bazı kararlarının devlet başkanı 12. Mekanist anayasa anlayışı hakkında bkz.: Kemal Gözler, “Realist Yorum Teorisi ve Mekanist Anayasa Anlayışı”, Anayasa Yargısı, Ankara, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1998, Cilt 15, s.207-242. 278 DEVLET BAŞKANLARI tarafından imzalanmadan yürürlüğe girebileceğini öngörebilir. Aynı şekilde tali kurucu iktidar anayasa değişikliği yaparak, bakanlar kurulunun devlet başkanının kullanılmasını istediği yetkileri doğrudan doğruya bakanlar kuruluna verebilir. Devlet başkanı ile bakanlar kurulu arasındaki çatışmanın nihaî ve doğru çözüm usûlü, tali kurucu iktidarın bu yönde anayasa değişikliği yapmasıdır. Ancak böyle bir çözümün bulunabilmesi, devlet başkanına böyle bir tepkinin gösterilmesi oldukça zordur. Çünkü anayasa değişikliğinin yapılabilmesi için, katı anayasa sisteminde, genellikle, parlâmento üyelerinin 3/5, 2/3 gibi nitelikli çoğunluğunun kabul oyu gerekir. Keza bazı ülkelerde anayasa değişikliğinin referanduma sunulması gerekir. Dahası bazı ülkelerde devlet başkanlarına anayasa değişiklikleri üzerinde güçleştirici veto yetkisi tanınmaktadır. 2. Yasama Organının Tepkisi: a) Yasama organı da bir kanun çıkararak, devlet başkanına bakanlar kurulu işlemlerini imzalaması zorunluluğunu getirebilir. Keza parlâmento bir kanun çıkararak bakanlar kurulunun bazı veya bütün işlemlerinin devlet başkanı tarafından imzalanmadan yürürlüğe girebileceğini öngörebilir. Şüphesiz böyle kanunlar, eğer anayasa söz konusu işlemleri yapma yetkisini devlet başkanına veriyorsa, anayasaya aykırı olurlar ve dolayısıyla ülkenin anayasa yargısı organı tarafından iptal edilebilirler. Ancak posterior anayasaya uygunluk denetimi sistemi varsa, bu ülkede yine de bu kanunlar belli bir süre de olsa yürürlükte kalır. b) Yasama organı devlet başkanının imzalamayı reddettiği bakanlar kurulu işlemini bu sefer bir kanun biçiminde yapabilir. Ancak kanunlar birçok ülkede konu itibarıyla sınırlandırılmamıştır. Her konuda kanun çıkarılabilir. Bakanlar kurulunun yaptığı bir düzenleyici işlem, devlet başkanı tarafından imzalanmadığı için yürürlüğe giremiyorsa, bu sefer yasama organı o işlemi bir kanun biçiminde yapar. Bu taktirde, devlet başkanının kanunun yürürlüğe girmesini engelleme ihtimali azalır. Çünkü devlet başkanının kanunlar üzerinde geri gönderme yetkisi vardır. Bu yetki ise, yukarıda gördüğümüz gibi, parlâmento tarafından aynı çoğunlukla aşılabilmektedir. Bu tepki, sadece teoride değil, pratikte de işleyebilecek bir tepkidir. Zira, bakanlar kurulu, parlâmenter hükûmet sistemlerinde, parlâmentoda çoğunluğa sahiptir ve parlâmentodan kural olarak kanun çıkartmak imkânına sahiptir. 3. Anayasayı İhlâlle Suçlandırma.- Cumhuriyet tipi parlâmenter demokrasilerde, bakanlar kurulu işlemlerini imzalamayı reddeden veya bakanlar kurulunun kullanmasını istediği bir yetkisini kullanmayan bir cumhurbaşkanına gösterilebilecek bir tepki de onun parlâmento tarafından “anayasayı ihlâl” ile suçlandırılmasıdır. Yukarıda gördüğümüz gibi, Almanya, Avusturya, İtalya ve Yunanistan’da cumhurbaşkanlarının anayasa ihlâlden dolayı cezaî sorumlulukları vardır13, İşte bu ülkelerde, bakanlar kurulunun iş13. Bkz. supra., s.93. DEVLET BAŞKANI-HÜKÛMET ÇATIŞMASI 279 lemlerini imzalamayı reddeden veya anayasanın öngördüğü yetkiyi bakanlar kurulunun istemesi durumunda kullanmayı reddeden cumhurbaşkanını parlâmento tarafından suçlandırabilir. Böyle bir cumhurbaşkanı yargılama makamı tarafından yargılanır, mahkûm olabilir ve görevden düşebilir14. 4. Vatana İhanetle Suçlandırma.- Fransa ve Türkiye’de ise Cumhurbaşkanlarının sadece vatana ihanetten (veya yüksek ihanetten) dolayı cezaî sorumluluğu vardır15. Bu ülkelerde bakanlar kurulu işlemlerini imzalamayı reddeden cumhurbaşkanı, “vatana ihanet” ile suçlandırılabilir. Ancak cumhurbaşkanının bir anayasal yetkisini anayasa aykırı olarak kullanmasının veya kullanmamasının vatana ihanet suçunu oluşturup oluşturmayacağı sorunu tartışmalıdır16. Yukarıda gördüğümüz gibi bazı yazarlar, cumhurbaşkanının anayasal görevlerini çiğnemesinin vatana ihanet suçunu oluşturduğunu düşünmektedirler17. Biz, yukarıda belirttiğimiz gibi, ceza kanunları tarafından ayrıca bir vatana ihanet suçu ihdas edilmedikçe, suçların ve cezaların kanuniliği ilkesi nedeniyle, cumhurbaşkanının vatana ihanet suçu nedeniyle yargılanmasının mümkün olmadığını düşünüyoruz18. Ancak, buna rağmen, bakanlar kurulunun işlemlerini imzalamayı reddeden veya bakanlar kurulunun kendisinden kullanmasını istediği yetkiyi kullanmayan cumhurbaşkanı parlâmento tarafından vatana ihanetle suçlandırabilir. Böyle bir cumhurbaşkanı, pek muhtemelen yargılama makamı (yüce divan) önünde beraat eder. Ama bu arada çok güç durumda kalmış ve muhtemelen de görevini kaybetmiş olur. 5. İstifaya Zorlama.- Bakanlar kurulunun işlemlerini imzalamayan bir devlet başkanının görevine son verilemez. Zira, yukarıda açıkladığımız gibi devlet başkanlarının siyasal sorumluluğu yoktur. Görev süresi boyunca görevde kalabilirler. Ne halk, ne parlâmento, ne mahkemeler, devlet başkanının görevine son veremezler. Devlet başkanı görevden sadece, monarşilerde ölüm ve feragat ile cumhuriyetlerde ise görev süresinin dolması, ölüm ve istifa ile ayrılır. Anayasal yükümlülüklerini yerine getirmeyen devlet başkanı görevden alınamasa da, acaba, istifaya (krallar için tahttan feragate) zorlanamaz mı? Şüphesiz burada istifaya zorlamaktan kastedilen şey, devlet başkanına cebir ve tehdit ile bir istifa dilekçesi imzalatmak değildir. Devlet başkanı bu istifa dilekçesini kendi serbest iradesiyle imzalamalıdır. Ancak devlet başkanı, parlâmento ve hükûmet tarafından öyle bir durum içine düşürülebilir ki, devlet başkanı bu durum karşısında istifa etmek kararını alabilir. Buna Fransız literatüründe “cumhurbaşkanını istifaya zorlama (acculer le 14. 15. 16. 17. 18. Bu konuda bkz. supra, s.95-100. Bkz. supra, s.92, 93-94 Bkz. supra, s.101-108. Bkz. supra, s.103-104. Bkz. supra, s.105-106. 280 DEVLET BAŞKANLARI président de la République à la démission)”19 denmektedir. Bir devlet başkanını istifaya zorlamanın belli başlı iki yolu vardır. a) Sistematik Güvensizlik Oyu.- Birincisi, görevdeki bakanlar kurulunun istifa etmesi ve devlet başkanının bu bakanlar kurulunun yerine atadığı bakanlar kurullarına parlâmentonun “sistematik güvensizlik oyu” vererek hükûmet krizi çıkarılmasıdır. Bu mümkündür; çünkü, parlâmenter sistemde bakanlar kurulunun arkasında meclis çoğunluğu bulunduğuna göre, onun dışında yeni bir bakanlar kurulunun kurulması mümkün değildir. Neticede devlet başkanının atadığı tüm hükûmetler düşürülebilir. Hükûmet kurmayı başaramayan devlet başkanı ise çok zor durumda kalır ve bu nedenle muhtemelen istifa etmek kararını alabilir. Örneğin Fransa’da 1887’de Cumhurbaşkanı Grévy bu şekilde istifa etmek zorunda kalmıştır20. b) Bakanlar Kurulunun Grevi.- Cumhurbaşkanını istifaya zorlamanın ikinci yolu, “bakanlar kurulunun grevi (grève des ministres)”dir21. Bakanlar kurulunun ve bakanların grev yapması, yani hiç çalışmamaları, devlet başkanının işlemlerine başbakan ve bakanların karşı-imzalarını koymayı reddetmeleri durumunda da, cumhurbaşkanı istifa etmek zorunda kalabilir. Örneğin Fransa’da 1924’te Cumhurbaşkanı Millerand “bakanların grevi” sonucu istifa etmiştir22. Ancak belirtelim ki bu şekillerde devlet başkanının istifa ettirilmesi her zaman mümkün değildir. Zira, ne kadar zorlanırsa zorlansın, cumhurbaşkanı istifa etmeyebilir de. Zira buradaki zorlama hukukî değil, politik, psikolojik bir zorlamadır. Cumhurbaşkanının “zorlama istifa (démission forcée)”sını garanti eden hukukî bir yol yoktur. 6. Bütçe Kısma.- Devlet başkanına gösterilecek bir diğer tepki olarak, devlet başkanlığı bütçesinin kısılmasıdır. Bütçesi kısılan devlet başkanının bu işleme karşı yapabileceği bir şey yoktur. 7. Halkın Hakemliğine Başvurma.- a) Referandum.- Yarı-doğrudan demokrasi sisteminin uygulandığı bir ülkede, bakanlar kurulu ile devlet başkanı arasında arasındaki bu uyuşmazlığın, halkın hakemliğine başvurarak da çözümlenmesi mümkündür. Eğer bakanlar kurulunun veya parlâmentonun inisiyatifiyle tahrik edilebilecek bir referandum usûlü mevcut ise, tartışmalı işlem halkın oyuna sunulur. Halk kimin haklı olduğuna karar verir. Ancak ülkemizde böyle bir imkân yoktur. b) Fesih ve Erken Seçim Kararı.- Temsilî demokrasi sisteminde de, bu sorunu halkın hakemliğine götürebilmek teorik olarak mümkündür. Bunun yolu parlâmentonun feshi veya bizzat parlâmentonun erken seçim kararı 19. 20. 21. 22. Vedel, op. cit., s.432; Barthélemy ve Duez, op. cit., s.622; Laferrière, op. cit., s.773, 1030. Vedel, op. cit., s.432; Barthélemy ve Duez, op. cit., s.622. Barthélemy ve Duez, op. cit., s.622; Laferrière, op. cit., s.773, 1030. Barthélemy ve Duez, op. cit., s.622. DEVLET BAŞKANI-HÜKÛMET ÇATIŞMASI 281 (özfesih) almasıdır. Fesih veya erken seçim kararından sonra yapılacak parlâmento seçimlerinde, halk eski bakanlar kurulunu destekleyen çoğunluğu tekrar parlâmentoya gönderirse, bu halkın devlet başkanının değil, bakanlar kurulunun yanında olduğu anlamına gelir. Halk iradesini açıkladıktan sonra, devlet başkanı ya boyun eğmelidir, ya da çekilmelidir. Yani ya bakanlar kurulunun işlemini imzalamalı ya da istifa etmelidir. Ancak burada da teknik bir problem vardır. Parlâmentonun feshi yetkisi çoğunlukla devlet başkanına aittir. Hükûmet ile çatışma içinde olan devlet başkanı, hükûmet yaptığı parlâmentonun feshi talebini de kabul etmeyebilir. 8. Bakanlar Kurulunun İstifası.- Kanımızca, durum ne olursa olsun, işlemleri devlet başkanı tarafından imzalanmayan bir bakanlar kurulunun parlâmenter bir demokraside görevde kalmasının bir anlamı yoktur. Zira, işlem yapamayan, tüzük, yönetmelik çıkaramayan, yüksek kamu görevlilerini atayamayan bir bakanlar kurulunun ülkeyi yönetmesi mümkün değildir. Ülkeyi yönetemeyen bir bakanlar kurulunun ise istifa etmesi kendi yararınadır. Zira, böyle bir durumda, ülkeyi yönetme yetkisi elinden alınmış bakanlar kurulu, yine de sorumluluk altındadır. Parlâmenter hükûmet sistemlerinde yetkisini kullanamayan organın sorumluluğu boşu boşuna üstlenmesinin bir anlamı yoktur. Kim yetkiyi kullanıyorsa sorumluluğu da o üstlenmelidir. Kullandığı yetkilerin hesabını o vermelidir. Bir parlâmenter demokraside, ülkeyi yönetme hakkı, devlet başkanına değil, bakanlar kuruluna aittir. Çünkü, ülkenin yönetiminde yapılan bir iş yanlışsa, bunun hesabını, devlet başkanı değil, siyasî, hukukî ve cezaî sorumluluğa sahip olan başbakan ve bakanlar verir. Yukarıda gördüğümüz gibi, parlâmenter hükûmet sisteminde yürütme organının sorumlu kanadı devlet başkanı değil, bakanlar kuruludur. Demokratik mantık, sorumluluk ile yetkinin aynı elde toplanmasını öngörür. Bir kişi sorumsuzsa yetkisizdir de. Bir demokraside, bir kişi sorumluluk yüklenmedikçe, yetki sahibi de olamaz. Parlâmenter sistemlerde ise devlet başkanının herhangi bir konuda sorumluluk yüklenmesi mümkün değildir. Kemal Gözler, Devlet Başkanları: Bir Karşılaştırmalı Anayasa Hukuku İncelemesi, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2001, XVI+320 s. (www.anayasa.gen.tr/devletbaskanlari.htm) © K.Gözler. Her hakkı saklıdır. Kemal Gözler, Devlet Başkanları: Bir Karşılaştırmalı Anayasa Hukuku İncelemesi, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2001, XVI+320 s. (www.anayasa.gen.tr/devletbaskanlari.htm) © K.Gözler. Her hakkı saklıdır. SONUÇ “Devlet başkanı” devletlerin en eski organıdır. Nerede bir devlet varsa orada bir devlet başkanı mevcuttur. Dolayısıyla devlet başkanlığı kurumu, devlet kadar eski bir kurumdur. Devlet başkanları, hükûmet sistemlerine göre değişmektedir. Amerika Birleşik Devletleri gibi başkanlık sistemini benimsemiş ülkelerde yürütme organı monist yapıdadır. Yürütme organının başında bulunan “başkan”, hem hükûmet başkanı, hem de devlet başkanıdır. Parlâmenter hükûmet sistemlerinde ise yürütme organı düalist yapıdadır. Parlâmenter hükûmet sistemlerinde yürütme organının bir kanadında “hükûmet”, diğer kanadında ise “devlet başkanı” bulunur. Parlâmenter hükûmet sistemlerinin kendi içinde ise devlet başkanları, devlet şekline göre ikiye ayrılmaktadır. Monarşilerde devlet başkanı “kral”, cumhuriyetlerde ise “cumhurbaşkanı”dır. I. BAŞKANLIK SİSTEMLERİNDE DEVLET BAŞKANI: BAŞKAN.Çalışmamızın birinci kısmında başkanlık sistemlerinde devlet başkanı, yani “başkan” incelenmiştir. İncelemeler Amerika Birleşik Devletleri örneği üzerinden yapılmıştır. A. Statüsü.- Amerika Birleşik Devletlerinde başkan dört yıllığına halk tarafından seçilir. Bir kişinin ikiden fazla defa başkan seçilmesi yasaklanmıştır. Başkanın görevi, görev süresinin dolması dışında, ölüm”, istifa, görevden uzaklaştırılma hallerinde sona erer. “Başkan Yardımcısı”, Başkan ile birlikte seçilir. Amerika Birleşik Devletlerinde de parlâmenter sistemlerde “bakanlıklar”a tekabül eden teşkilâtlar vardır. Bu teşkilâtlara “departman (department)” ismi verilir. “Devlet (Dışişleri) Departmanı (Department of State)”, “Hazine Departmanı (Treasury Department)”, “Savunma Departmanı (Department of Defense)”, “Adalet Departmanı (Department of Justice)” gibi. Bu departmanların her birinin başında bulunan “baş görevli (principal officer)”ye “sekreter (secretary)” denir. Sekreterleri atama yetkisi Başkana aittir. Ancak Başkan, sekreterleri atamadan önce Senatonun görüş ve onayını almak zorundadır. Sekreterler, Kongreye karşı değil, münhasıran Başkana karşı sorumludurlar. Başkan istediği zaman, Senatonun onayı olmaksızın bir sekreteri görevden alabilir. Amerika Birleşik Devletlerinde Başkan ve sekreterlerin bir araya gelmelerine “Kabine (Cabinet)” ismi verilmektedir. Amerika Birleşik Devletlerindeki “Kabine”, parlâmenter hükûmet sistemlerinde 284 DEVLET BAŞKANLARI görülen “kabine (bakanlar kurulu)”den çok farklıdır. Çünkü Amerika Birleşik Devletlerindeki bu “Kabine”, dayanışma ilkesinin geçerli olduğu kolektif bir organ, kolejyal bir organ değildir. Bu kabinenin karar alma, “genel siyaseti” belirleme yetkisi yoktur. Bu kabinenin kararları “istişarî” niteliktedir. Karar alma yetkisi münhasıran Başkana aittir. Amerika Birleşik Devletlerinde geniş bir Başkanlık teşkilâtı vardır. Bu teşkilât ikiye ayrılır: The White House Office ile esas olarak başkanlık sarayı kastedilir. 1901’de bu teşkilat beş on kişilik bir personele sahipti. Günümüzde The White House Office’te çalışanların sayısı 400-500 civarındadır. Bunların önemli bir kısmı, başkanın danışmanları, yardımcıları vs.dir. Executive Office of the President 1939’da F.D. Roosevelt tarafından bir başkanlık kararnamesi (executive order) ile kurulmuştur. Executive Office of the President bünyesinde 14 ayrı organ barındırır. Bunlar başkanın karar almasına teknik yardımda bulunan ve doğrudan doğruya başkana bağlı bulunan organlardır. B. Sorumluluğu.- Amerika Birleşik Devletlerinde Başkanın Kongre karşısında siyasal sorumluluğu yoktur. Başkanın görevine Kongre tarafından son verilemez. Başkan halk tarafından dört yıllığına seçilir ve görev süresi boyunca görevde kalır. Buna karşılık Amerika Birleşik Devletlerinde Başkanın, “ihanet (treason)”, “zimmet (bribery)” ve “diğer ağır cürüm ve kabahatler (other high crimes and misdemeanors)”den dolayı “cezaî sorumluluğu (criminal liability)” vardır. Başkan bu suçlardan dolayı suçlandırılıp mahkum edilirse görevinden alınmış olur. Suçlandırma (impeachment) yetkisi Temsilciler Meclisine aittir. Yargılama yetkisi ise Senatoya aittir. Başkanın yargılanması söz konusu olduğunda Senatoya Yüksek Mahkeme Başkanı (Chief Justice) başkanlık eder. Senato, mahkumiyet kararını ancak hazır bulunan üyelerinin üçte ikisinin oyuyla verebilir . Mahkumiyet halinde verilecek ceza, görevden alınma cezasından ibarettir. C. Görev ve Yetkileri.- Amerika Birleşik Devletleri Anayasası Başkana birçok görev ve yetki vermiştir. Bunlardan en önemlileri şunlardır: Baş komutanlık yetkisi (military power, president as commander-in-chief), af yetkisi (pardoning pover), uluslararası andlaşma yapma yetkisi (traity power), executive agreements yapma yetkisi, elçileri ve diğer temsilcileri kabul etmek yetkisi, kanunların yürütülmesi (execution of the laws) yetkisi, atama yetkisi (appointment power), azil yetkisi (removal power), veto yetkisi (power of veto), mesaj yetkisi, yürütme imtiyazı (executive privilege), executive orders çıkarma yetkisi, düzenleme yetkisi (statutory power), kredileri harcamama (ımpoundment of funds) yetkisi, vs. II. PARLÂMENTER HÜKÛMET SİSTEMLERİNDE DEVLET BAŞKANLARI.- Çalışmamızın ikinci kısmında parlâmenter hükûmet sistemlerinde devlet başkanlarının sırasıyla statüleri, sorumlulukları, görev ve yetkileri incelenmiştir. SONUÇ 285 A. Statüleri.- Parlâmenter hükûmet sistemlerinde devlet başkanlarının statülerini monarşilerde ve cumhuriyetlerde olmak üzere ayrı ayrı incelemek gerekir. 1. Monarşilerde devlet başkanları veraset yoluyla belirlenmektedir. Veraset konusunda “direkt hat sistemi”, “primogenitur sistemi”, “yaşlılık esası (order of seniority)”, civar sistemi, “seniorat sistemi”, “ekber evlat (droit d’aînaisse) sistemi” gibi değişik sistem ve esaslar uygulanmaktadır. Bazı ülkelerde saltanatın kız çocuklara ve kızların erkek çocuklarına geçmesi yasaktır. Monarşilerde genellikle tahta çıkma bakımından belirli bir dinden veya mezhepten olma şartı da aranmaktadır. Keza genellikle hanedan üyelerinin evlenmeleri izne bağlıdır. Tahta çıkmak bakımından bir rüşt yaşı yoktur. Kral ölünce interregnum olmaz; veraset kurallarına göre saltanat kimin hakkıysa ona derhal ve kendiliğinden geçer. Bir monarşide krallık sıfatını sona erdiren ve dolayısıyla “tahtın boşalması”na yol açan “ölüm” ve “feragat” olmak üzere sadece iki hâl vardır. Kralın fonksiyonlarını yerine getiremeyecek durumda bulunduğu dönemde bu fonksiyonlar bir “naip” tarafından yerine getirilir. Bu döneme ve kuruma “niyabet” denir. 2. Cumhuriyet tipi parlâmenter sistemlerde, bu sistemin tanımı gereği, devlet başkanları irsî olarak belirlenmez. Kimi ülkelerde cumhurbaşkanı parlâmento, kimi ülkelerde özel bir seçim kurulu, kimi ülkelerde halk tarafından seçilmektedir. Hatta kimi ülkelerde cumhurbaşkanı seçimle değil, atamayla belirlenmektedir. Cumhurbaşkanlarının “görev süresi” genellikle beş veya yedi yıldır. Cumhurbaşkanlarının görev süresinin parlâmentoların görev süresinden birçok ülkede daha uzun olduğu gözlemlenmektedir. Cumhurbaşkanının tekrar seçilebilmesi konusunda üç sistem vardır. Birinci sistemde tekrar seçilebilmek konusunda sınırlandırma yoktur. Bu sistem İtalya, Fransa, İzlanda ve 1999 Anayasasına kadar Finlandiya’da da uygulanmıştır. İkinci sistemde, bir kişi cumhurbaşkanlığına en çok iki defa seçilebilir. Almanya, Avusturya, Yunanistan, İrlanda, İsrail ve Portekiz, 1999’dan beri Finlandiya’da bu sistem uygulanmaktadır. Üçüncü sistemde bir kişi sadece bir defa cumhurbaşkanı seçilebilir. Bu sistem sadece Türkiye’de uygulanmaktadır. Cumhurbaşkanlığı sıfatı, “süresinin dolması”, “istifa” ve “ölüm” sebepleriyle sona erer. Her ülkenin anayasası bu sebeplerin dışında, ayrıca “sürekli hastalık”, “temyiz kudretini yitirme” gibi, cumhurbaşkanlığı sıfatının başka sebeplerle de sona erebileceğini öngörmektedir. Bazı ülkelerde, cumhurbaşkanının “anayasayı ihlâl”, “vatana ihanet” gibi istisnaî sebeplerle parlâmento tarafından suçlandırılıp, yargılama makamı tarafından görevinden alınması da mümkündür. Cumhurbaşkanına vekâlet edilmesi ihtiyacı, cumhurbaşkanlığı makamının boşalması ve cumhurbaşkanının görevini hastalık, yurtdışında bulunma gibi sebeplerle geçici olarak yerine getiremeyecek durumda bulunması hallerinde ortaya çıkar. İşte bu durumlarda, cumhurbaşkanının görev ve yetkilerinin geçici olarak kendisine “vekil” denen bir kişi tarafından yeri- 286 DEVLET BAŞKANLARI ne getirilmektedir. Cumhurbaşkanları her ne kadar tek bir kişi ise de, cumhurbaşkanlarının bir teşkilâtı vardır. Bazı anayasalar cumhurbaşkanlarının malî hakları konusunda ayrıca hükümler koymuştur. Bazı ülkelerde cumhurbaşkanları, krallardan kalma birtakım “törensel imtiyazlara” sahiptirler. B. Sorumlulukları.- Devlet başkanlarının sorumluluğunu, “siyasal sorumluluk”, “cezaî sorumluluk” ve “hukukî sorumluluk” olmak üzere üçe ayırarak inceledik. 1. Siyasal sorumluluk, “egemen”e karşı yönetenlerin sorumluluğudur. İster monarşik, ister cumhurî nitelikte olsun, bütün parlâmenter sistemlerde devlet başkanlarının siyasal sorumluluğu yoktur. Yani, bir monarşide kralın veya bir cumhuriyette cumhurbaşkanının, halk tarafından veya parlâmento tarafından veya bir başka makam tarafından görevden alınabilmesi veya istifa ettirilmesi mümkün değildir. 2. Cezaî sorumluluk, ceza hukukuna ilişkin sorumluluk demektir. Cezaî sorumluluğa kişinin suç işlemesi yol açar. Cezaî sorumluluğun müeyyidesi “idam”, “hapis cezası” veya “para cezası” gibi cezalardır. a) Parlâmenter monarşilerde, devlet başkanının, yani kralın cezaî sorumsuzluğu ilkesi kabul edilmektedir. Zira, bir monarşide kralın şahsı, “kutsal” ve “dokunulmaz”dır. Buna kısaca “kralların dokunulmazlığı” ilkesi denir. Üstelik bu dokunulmazlık tam ve mutlaktır. Krallar görevleriyle ilgili suçlarından veya göreviyle ilgili olmayan kişisel suçlarından, yani “adî suçları”ndan dolayı sorumsuzdur. Kralların sorumsuzluğunun altında “kral hata yapmaz, kral kötülük yapmaz (the King can do no wrong, le roi ne peut mal faire)” ilkesi yatmaktadır. Bu ilke kralı bütün beşerî fiillerinden sorumsuz kılmaktadır. Hangi tür fiil söz konusu olursa olsun, krala karşı cezaî takibatta bulunulamaz. b) Parlâmenter cumhuriyetlerde de cumhurbaşkanının kural olarak cezaî sorumsuzluğu ilkesi kabul edilmiştir. Ancak bu ilke mutlak değildir. Cezaî sorumluluğu bakımından, cumhurbaşkanının “kişisel suçları” ile “göreviyle ilgili suçları” arasında ayrım yapılmaktadır. (aa) Cumhurbaşkanının kişisel suçlarından dolayı sorumlu olduğu genel olarak kabul edilmektedir. (bb) Göreviyle ilgili suçlarından dolayı cumhurbaşkanlarının cezaî sorumluluğu konusunda incelediğimiz ülkeleri üç gruba ayırabiliriz: Cumhurbaşkanına tam bir sorumsuzluk tanıyan ülkeler (İsrail); cumhurbaşkanına tam bir sorumluluk yükleyen ülkeler (Portekiz); cumhurbaşkanına kural olarak sorumsuzluk, istisnaî olarak sorumluluk yükleyen ülkeler (Almanya, Avusturya, Finlandiya, Fransa, İrlanda, İtalya, Türkiye ve Yunanistan). Bu sonuncu grup ülkelerde cumhurbaşkanları göreviyle ilgili suçlarından dolayı sorumsuzluğu kural, sorumluluğu ise istisnadır. Bu ülkelerde vatana ihanet, anayasayı kasten ihlâl gibi anayasa tarafından ayrıca belirlenmiş birkaç suçtan do- SONUÇ 287 layı cumhurbaşkanları sorumludurlar. Bu ülkelerde de Cumhurbaşkanları, bu birkaç suç (vatana ihanet, anayasayı ihlâl, vs.) dışında, göreviyle ilgili suçlarından dolayı sorumsuzdurlar. Anayasalar cumhurbaşkanlarının göreviyle ilgili suçlarından dolayı suçlandırılıp yargılanabilmeleri için özel usûller öngörmüşlerdir. 3. Hukukî sorumluluk özel hukuka (medenî hukuk, borçlar hukuku ve ticaret hukuku) ilişkin sorumluluk demektir. (a) Monarşilerde devlet başkanlarının, yani kralların sorumsuzluğu mutlaktır. Kralların cezaî sorumluluğu olmadığı gibi, hukukî sorumluluğu da yoktur. Yani krala karşı ceza davası açılamayacağı gibi, hukuk mahkemeleri önünde, hukuk davası açılıp, kraldan tazminat da istenemez. (b) Cumhuriyetlerde ise cumhurbaşkanlarının hukukî sorumluluğu açısından, cumhurbaşkanlarının göreviyle ilgili eylem ve işlemleri ile kişisel eylem ve işlemlerinden doğan hukukî sorumluluğu arasında ayrım yapılmaktadır. Cumhurbaşkanlarının birincilerden dolayı sorumsuz, ikincilerden dolayı ise sorumlu oldukları kabul edilmektedir. C. Görev ve Yetkileri.- Parlâmenter monarşilerde ve parlâmenter cumhuriyetlerde devlet başkanlarının görev ve yetkileri birbirine büyük ölçüde benzemektedir. O nedenle monarşi ve cumhuriyet ayrımı yapmaksızın parlâmenter hükûmet sistemlerinde devlet başkanlarının görev ve yetkilerini birlikte inceledik. 1. Parlâmenter hükûmet sistemlerinde devlet başkanlarının ister monarşilerde olsun, isterse cumhuriyetlerde olsun, “devletin başı” sıfatıyla sahip olduğu bazı temel görev ve yetkiler vardır. Bunlar temsil, gözetme, hakemlik, uyarma ve görüş bildirme görev ve yetkileridir. 2. Parlâmenter hükûmet sistemlerinde anayasalar devlet başkanlarına yasamayla ilgili birçok görev ve yetki vermektedir. Bunlardan en önemlileri şunlardır: Fesih yetkisi, parlâmentoyu toplantıya çağırma, toplantılarını erteleme, toplantılarını kapatma yetkisi, mesaj yetkisi, kanunları onaylama veya geri gönderme yetkisi, kanunları ısdar etme yetkisi, yayınlama yetkisi, referanduma sunma yetkisi, vs. 3. Parlâmenter hükûmet sistemlerinde devlet başkanlarının yürütmeyle ilgili de birçok görev ve yetkisi vardır. Bunlardan bazıları şunlardır: Başbakanı atamak, başbakanı azletmek, bakanları atamak ve azletmek, bakanlar kuruluna başkanlık etmek, bazı kamu görevlilerini atamak, düzenleyici işlem yapmak, bakanlar kurulu işlemlerini imzalamak, silahlı kuvvetlerin baş komutanlığını yapmak, olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilân etmek, vs. 4. Parlâmenter hükûmet sistemlerinde devlet başkanlarının yargıyla ilgili birçok önemli görev ve yetkileri vardır. Bunlardan en önemlileri şunlardır: Gras yetkisi, hakimleri ve savcıları atamak, yüksek mahkemelere üye 288 DEVLET BAŞKANLARI seçmek, hakimler yüksek kuruluna başkanlık etmek ve bu kurula üye seçmek, anayasa mahkemesinde iptal davası açmak, vb. 5. Parlâmenter hükûmet sistemlerinde devlet başkanlarının dış ilişkiler alanında birçok görev ve yetkileri vardır. Bunlardan bazıları şunlardır: Yabancı devletlere temsilci göndermek ve yabancı temsilcileri kabul etmek, uluslararası andlaşmalar akdetmek ve onaylamak, savaş ve barış ilân etmek, vs. 6. Bazı parlâmenter ülkelerin anayasaları devlet başkanlarına, bazı kurullara başkanlık etmek, onursal payeler vermek, para bastırmak gibi başka görev ve yetkiler de vermektedir. D. Karşı-İmza Kuralı.- Parlâmenter hükûmet sistemlerinde devlet başkanları bu yetkilerini kural olarak tek başlarına değil; başbakan veya ilgili bakanın karşı-imzası ile kullanabilirler. “Karşı-imza”, devlet başkanının yazılı bir işleminde devlet başkanının imzasının altına başbakan veya ilgili bakanın veya her ikisinin attığı imzadır. Karşı-imza kuralının temel fonksiyonu, devlet başkanının işleminden kaynaklanabilecek sorumluluğun, başbakan ve ilgili bakanlarca üstlenilmesinin sağlamasıdır. Bu sorumluluk siyasî, cezaî, hukukî olabilir. Karşı-imza devlet başkanının işlemlerinin geçerlilik şartıdır. Dolayısıyla karşı-imza kuralına uyulmamasının müeyyidesi yapılan işlemin geçersizliğidir. İsveç dışında incelediğimiz bütün parlâmenter ülkelerin anayasalarında karşı-imza kuralı tanınmıştır. İsveç’te Krala herhangi bir işlem yapma yetkisi verilmediği için karşı-imza kuralına da ihtiyaç duyulmamıştır. İsveç dışında geri kalan ülkeler üç guruba ayrılabilir: Birinci gruptaki ülkelerde (Belçika, Danimarka, Hollanda, İrlanda, İtalya, İzlanda, Japonya, Lüksemburg, Norveç) karşı-imza kuralı mutlak olarak tanınmıştır. Bu ülkelerde kralların veya cumhurbaşkanlarının istisnasız bütün işlemleri karşıimza kuralına tâbidir. İkinci grup ülkelerde (Almanya, Avusturya, Finlandiya, Fransa, İspanya, İsrail, Türkiye ve Yunanistan) ise karşı-imza kuralı kural olarak tanınmış, ama bundan bazı işlemler istisna tutulmuştur. Yani bu ülkelerde anayasada sayılan birkaç grup işlem dışındaki devlet başkanının diğer işlemleri karşı-imza kuralına tâbidir. İncelediğimiz ülkelerin birinde Portekiz- Anayasa, karşı-imza kuralını genel olarak değil, kendi belirlediği 11 işlem için kabul etmiştir. İkinci grup ülkelere baktığımızda şu işlemlerin karşı-imza kuralından istisna tutulduğunu görüyoruz. Mesaj gönderme yetkisi, kanunları bir kere daha görüşülmek üzere geri gönderme yetkisi, kanunları referanduma sunma yetkisi, parlâmentoyu feshetmek yetkisi, başbakanı atanmak yetkisi, anayasa mahkemesine üye atamak yetkisi, anayasa mahkemesinde iptal davası açmak yetkisi, devlet başkanlığı idarî teşkilâtına personel atama yetkisi, istifa yetkisi. Şüphesiz bir anayasanın bu istisnalar dışında, karşı-imza kuralına tâbi olmayan başka istisnalar da getirmesi her zaman mümkündür. Ancak bir anayasa karşı-imza kuralının istisnalarını belirtmi- SONUÇ 289 yorsa, bu anayasanın karşı-imza kuralının mutlak olarak benimsediğini, devlet başkanının istisnasız her işleminin karşı-imza kuralına tâbi olduğunu söyleyebiliriz. Diğer yandan, bir anayasa karşı-imza kuralı ne kadar istisna getiriyorsa, devlet başkanının karşı-imza kuralına tâbi olmayan sadece o kadar işlemi olabilir. Yani, yorum yoluyla istisnaların sayısı artırılamaz. E. Devlet Başkanı-Hükûmet Çatışması.- Parlâmenter hükûmet sistemlerinde yetkilerin kullanılması bakımından devlet başkanı ile hükûmet arasında çatışma ortaya çıkması ihtimal dahilindedir. Bu çatışma konusunda şu üç soruya cevap verilmesi gerekir: 1. Devlet başkanları anayasanın kendisine verdiği yetkileri, başbakan ve ilgili bakanın imzasını almadan tek başına kullanabilirler mi? 2. Devlet başkanları bakanlar kurulunun işlemlerini imzalamayı reddedebilirler mi? 3. Devlet başkanı hükûmetin kendisinden kullanmasını istediği yetkisini kullanmayı reddedebilir mi? Kanımızca, bu sorulara olumsuz yanıt vermek gerekir. Şöyle ki: 1. Parlâmenter sistemlerde devlet başkanları yetkilerini, anayasa aksini öngörmemiş ise, tek başına değil; ancak başbakan ve ilgili bakanın karşı-imzasıyla kullanabilirler. 2. Parlâmenter hükûmet sistemlerinde devlet başkanları, hükûmetin işlemlerini imzalamayı reddedemez; onları imzalamak zorundadır. Çünkü bir kere devlet başkanı sorumsuzdur. İkinci olarak devlet başkanı demokratik meşruluktan mahrumdur. Üçüncü olarak devlet başkanının imza yetkisi, bir tevsik etme yetkisinden ibarettir. 3. Kanımızca, devlet başkanları hükûmetin kendisinden yapmasını istediği işlemleri yapmayı da reddedemez. Çünkü, devlet başkanları bu işlemleri yapmayı reddetmesi durumunda gerçek anlamda bir iki-başlılık sorunu ortaya çıkar. Oysa iki-başlılık eşyanın tabiatına aykırıdır. Parlâmenter hükûmet sistemlerinde gerçek baş, hükûmet isimli baştır. O hâlde, devlet başkanı hükûmetin istemiyle bağlı olmalı, hükûmet istediği yetkisini kullanmalıdır. Kemal Gözler, Devlet Başkanları: Bir Karşılaştırmalı Anayasa Hukuku İncelemesi, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2001, XVI+320 s. (www.anayasa.gen.tr/devletbaskanlari.htm) © K.Gözler. Her hakkı saklıdır. 290 DEVLET BAŞKANLARI EK-1 : DEVLET BAŞKANLARI LİSTESİ 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 Ülke A.B.D. Almanya Avustralya Avusturya Belçika Danimarka Finlandiya Fransa Hollanda İngiltere İrlanda İspanya İsrail İsveç İsviçre İtalya İzlanda Japonya Kanada Devlet Başkanının Adı George W. Bush Johannes Rau Sir William Deane Thomas Klestil Albert II Margarethe II Tarja Kaarina Halonen Jacques Chirac Beatrix Elisabeth II Mary McAleese Juan Carlos I Moshe Katsav Carl XVI Gustaf Moritz Leuenberger Carlo Azeglio Ciampi Vigdis Finnbogadottir Akihito (Heisei Tennô) Andrienne Klarkson Lüksemburg Henri Norveç Harald V Portekiz Jorge Sampaio Türkiye Ahmet Necdet Sezer Yeni Zelanda Dame Silvia Cartwright Yunanistan Costis Stephanopoulos Unvanı Başkan (President) Federal Başkan (Bundespräsident) Genel Vali (Governor-General) Federal Başkan (Bundespräsident) Kral (Roi) Kraliçe (Queen) Cumhurbaşkanı (President of the Republic) Cumhurbaşkanı (Président de la République) Kraliçe (Queen) Kraliçe (Queen) Başkan (President, Uachtan Eireann) Kral (İspanya Kralı, Rey de España) Devlet Başkanı (President of the State) Kral (King) Konfederasyon Başkanı (Président de la Confédération) Cumhurbaşkanı (Presidente della Repubblica) Cumhurbaşkanı, Başkan (President of Iceland) İmparator (Emperor) Genel Vali (Governor-General) Büyük Dük (Grand Duc) Norveç Kralı (King of Norway) Cumhurbaşkanı (Presidente da República) Cumhurbaşkanı Genel Vali (Governor-General) Cumhurbaşkanı (President of the Republic) Kaynak: Her ülkenin resmi internet siteleri ziyaret edilerek tarafımızdan oluşturulmuştur. Devlet başkanlarının fotoğrafları için kapak resmine bakılabilir.
Benzer belgeler
Bölüm 15 PARLÂMENTER SİSTEM
“Kral, saray teşkilâtının askerî ve sivil üyelerini serbestçe atar ve azleder”
demektedir. O halde, İspanya’da Kralın saraya personel atama işlemleri dışında kalan bütün işlemlerinin karşı-imza kur...