sayı 77-78 / temmuz - ağustos 2006
Transkript
sayı 77-78 / temmuz - ağustos 2006
editörden... Bu say›m›zda klasik edebiyat›m›z› ele al›yoruz. Bilindi¤i gibi bu edebiyat›n temelleri Türklerin ‹slamiyeti kabul etmelerinden sonra verdikleri ilk eserlere kadar dayan›r. Genifl co¤rafyalarda dil bak›m›ndan birbirinden az çok farkl› geliflen ‹slamî edebiyat, flüphesiz ki en parlak dönemini 13. yüzy›ldan bafllamak üzere Osmanl› ‹mparatorlu¤unun genifl topraklar› üzerinde yaflam›flt›r. Befl yüzy›ldan fazla etkisini sürdüren ve üç k›tada topraklar› bulunan bir imparatorlu¤un ihtiflam›yla uyumlu görkemli eserler veren klasik edebiyat›m›z› baz› yönleri ile incelemeye çal›flaca¤›z. Bir toplumu etkileyen kültürel oluflumlar nas›l birden bire ortaya ç›km›yorsa, baflka bir kültürel etkiyle de birden bire ortadan yok olmaz. fiiire a¤›rl›k veren klasik edebiyat›m›z›n bugünkü fliirimize –genel anlamda edebiyat›m›za- etkileri üzerinde de mümkün oldu¤u nispette durmaya çal›flt›k. Klasik edebiyat, yayg›n söyleyiflle divan edebiyat›, Tanzimatla birlikte bafllayan kültür de¤iflim teflebbüslerine paralel olarak tart›fl›lmaya bafllanm›flt›r. Avrupaî bir edebiyat oluflturma gayreti içindeki Tanzimat nesli, damarlar›ndan beslendikleri, onun kal›plar›n› ve ifade yöntemlerini kullanarak eserler verdikleri hâlde divan edebiyat›na sert elefltirilerde bulundular. Zaman zaman ölçünün kaçt›¤› bu elefltirileri dönemin flartlar› ile irtibatland›rarak aç›klamak mümkündür. Ancak, bugün hâlâ Tanzimat neslinin divan edebiyat›na karfl› yöneltti¤i, birçok bak›mdan ilmî olmaktan uzak, bu elefltirilerin kronik bir ön yarg›ya dönüflerek devam etmesi Divan Edebiyat› Özel Say›s›’n› haz›rlama ihtiyac›m›z›n birinci sebebidir. E¤er kültürümüzün köklerine karfl› böyle bir ön yarg› varsa bunun enine boyuna sorgulanmas› ve tart›fl›lmas› gerekiyordu ki biz bu say›da bunu yapmaya çal›flt›k. Zira befl yüz y›ll›k edebiyat› bir derginin s›n›rl› sayfalar› içinde bütün yönleriyle ele alman›n imkân› yoktur. Biz amaçlad›k ki gençlerimiz, eski edebiyat›m›zla e¤itim çerçevesi içinde bir flekilde irtibat› olan herkes, kültürel varl›¤›m›z›n hazinelerine bu vesile ile yeniden göz ats›n –varsa- ön yarg›lar›n› tekrar gözden geçirsin. Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim Ayl›k E¤itim Dergisi SAHİBİ Doç. Dr. Hüseyin ÇELİK Millî Eğitim Bakanı Genel Yayın Yönetmeni Şadi KESKİN Yayımlar Dairesi Başkanı Yazı İşleri Müdürü Selâmi YALÇIN ([email protected]) YIL: 7 SAYI: 77-78 TEMMUZ - A⁄USTOS 2006 Yayın Kurulu Ethem BARAN Şaban ÖZÜDOĞRU Aysun İLDENİZ Hakkı USLU Dinçer EŞİTGİN Celal ASLAN Çağrı GÜREL Tasarım Banu DAVUN ([email protected]) ISSN-1302-5600 Dizgi Reyhan İLKER Abone / Dağıtım Fikri NAYIR Tel: (0312) 212 76 63 / 14 Baskı Devlet Kitapları Müdürlüğü Yönetim Merkezi Yayımlar Dairesi Başkanlığı Teknikokullar/ANKARA http://yayim.meb.gov.tr e-posta: [email protected] Tel: (0 312) 212 81 48 - 213 65 12 Fax: (0 312) 212 81 48 Gönderilen eser ve çalışmalar yayımlansın veya yayımlanmasın, iade edilmez. Yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. Yayın Kurulu yazılar üzerinde değişiklik yapabilir. “Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim” adı anılmadan alıntı yapılamaz. Millî Eğitim Bakanlığı Yayımlar Dairesi Başkanlığının 22.12.2005 tarih ve 6088 sayılı oluru ile basılmıştır. Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları: 4303 Süreli Yayınlar Dizisi: 213 Dergimizin yıllık abone bedeli 20 YTL (öğretmen ve öğrenciler için 15 YTL)’dir. Abone bedelinin Ziraat Bankası Şehremini-İstanbul şubesindeki Devlet Kitapları Döner Sermayesi Müdürlüğünün 130978 numaralı hesabına yatırılarak makbuzun ve açık adresin Yayımlar Dairesi Başkanlığı Teknikokullar - ANKARA adresine gönderilmesi gerekmektedir. Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim Sözünü etti¤imiz ön yarg›lar›n e¤itim sistemimize yans›malar› gerek sempozyum, panel gibi ilmî toplant›larda; gerekse özel dost sohbetlerinde hay›flanarak dile getirilen bir vak›a idi. Çeflitli platformlarda ve ayl›k dergilerde yaz› konusu olarak s›k s›k dile getirilen divan edebiyat› ile ilgili tart›flmalar›, bu sahadaki araflt›rmalara y›llar›n› vermifl akademisyenlere sorduk. Soru yöneltti¤imiz akademisyenlerden ald›¤›m›z cevaplar, ön yarg›lar›n tahminlerimizin üzerinde bir yayg›nl›kta oldu¤u gerçe¤ini ortaya koydu. Üniversitelerimizde görev yapan ve liselerde ders veren ö¤retmenlerimizi yetifltiren hocalar›m›z›n bu konuda söyleyecekleri o kadar çok fley vard› ki befl soruluk anketin her birisi birer mülakat hacmine ulaflt›. Her biri derin araflt›rmalara ve iflin bizzat içinden akademisyenlerin gözlemlerine dayanan anket-mülakatlar› ilgi ile okuyaca¤›n›z› umuyoruz. Klasik edebiyat›m›z› çeflitli yönleri ile irdeleyen yaz›lar›, yine bu alanda araflt›rma yapan akademisyenler yazd›. Prof. Dr. Cemal Kurnaz, “Urfa’n›n Ö¤retti¤i” bafll›¤›n› tafl›yan yaz›s›nda flahsî hat›ralar›ndan hareketle klasik edebiyat›m›z›n halktan kopuk oldu¤u iddialar›na ikna edici cevaplar veriyor ve edebiyat›m›z›n bir bütün olarak ele al›nmas› gerekti¤ine kuvvetli vurgular yap›yor. Prof. Dr. Mine Mengi, divan edebiyat› ö¤retimindeki sorunlar› ele al›yor ve bu sorunlara tecrübelerine dayanan çözüm önerileri sunuyor. Prof. Dr. Muhsin Macit, Gelenekten Yararlanma Sorunu’nu konu al›yor. Divan edebiyat› ile ilgili Tanzimat’tan beri süregelen tart›flmalar›n kronolojik s›raya göre tafsilatl› panoramas›n› çizen Macit, objektif bir bak›fl aç›s›yla bu tart›flmalar› derinlemesine inceliyor. Prof. Dr. Ali Fuat Bilkan, “ Divan fiiirinin ‹fade Gücü” nü ele al›yor. Yazar, insanlar aras›nda sa¤l›kl› iliflkiler kurmada dilin önemine vurgu yapt›ktan sonra, zihindeki kavramlara karfl›l›k olarak sarf edilen kelimelerin her zaman murat edileni bire bir karfl›lamayabilece¤i tespitinde bulunuyor. Yazar, sözü ince söylemenin gereklili¤ine dikkat çekerek; bu ba¤lamda, “ Divan edebiyat› gençlerimize ne verebilir?” sorusunun cevab›n› yine bu edebiyat›m›z›n mecazl›, zarif ve nükteli ifade gücünde ar›yor. ‹stanbul Üniversitesinden Prof. Dr. Muhammet Nur Do¤an, “ Yolculuk Metaforu Ba¤lam›nda Klasik fiiiri Anlamak” konulu yaz›s›yla klasik fliirimizin poetikas› üzerinde duruyor. Yazar, tan›ms›zl›¤› yap›labilecek tan›mlar›n çoklu¤undan kaynaklanan fliiri; “ Duygu ve düflüncelerin söz vas›tas› ile gerçeklefltirdi¤i esrarengiz seyahat...” olarak tan›ml›yor. ‹flte bu ilginç yaz›, tan›mda sözü edilen “esrarl› seyahat” üzerine bina edilmifl. Yazar projektörünü do¤rulttu¤u divan fliirinin ilham kaynaklar›n› Nedim’den bafllamak üzere di¤er zirve flairlerden ald›¤› örneklerle tetkik ediyor. Klasik fliirimizin poetikas› üzerine araflt›rma ve yorumlar› ihtiva eden bu yaz›n›n ilgi ile okunaca¤›n› düflünüyoruz. Doç. Dr. Yaflar Aydemir, çiçek hastal›¤› ekseninde oluflturdu¤u yaz›s›nda, “çiçek” kelimesinden hareketle klasik edebiyat›m›z›n kelimelerin ça¤r›fl›m dünyas›ndan faydalanmaktaki ustal›¤› üzerinde duruyor. Klasik edebiyat›m›zla ilgili söylefliyi, bu alanda yapt›¤› ilmî yay›nlarla ve di¤er faaliyetlerle tan›nan Prof. Dr. ‹skender Pala ile gerçeklefltirdik. Doç. Dr. Süleyman Çaldak, klasik edebiyat›m›zda nesir türünü yazd›. Bütün nesir yaz› çeflitlerinin ele al›nd›¤› bu uzun yaz›, ço¤u zaman gözden kaç›rd›¤›m›z veya fark›nda olamad›¤›m›z divan nesrinin çeflitlili¤ini ortaya koyuyor. Son bölümde ise tan›nm›fl araflt›rmac› ve yazarlar›n de¤erlendirmelerine yer verdik. 2 temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim ‹Ç‹NDEK‹LER 5I I 16 I I I 20I Cemal KURNAZ • Urfa’n›n Ö¤retti¤i Mine MENG‹ • Divan Edebiyat› Ö¤retiminin Sorunlar› ve Baz› Çözüm Önerileri Muhsin MAC‹T • Divan Edebiyat› Tart›flmalar› ve Gelenekten Yararlanma Sorunu I 33I Ali Fuat B‹LKAN • Sözün ‹nceldi¤i Yer Divan fiiirinin ‹fade Gücü I 38I fiaban ÖZÜDO⁄RU • ‹skender Pala ile Klasik Edebiyat›m›z Üzerine I 47I Muhammet Nur DO⁄AN • Yolculuk Metaforu Ba¤lam›nda Klasik fiiiri Anlamak I 58I Yaflar AYDEM‹R • A¤latan Çiçek: Çiçek Hastal›¤› I 62I R›dvan CANIM • Nesre Çevirme Meselesi I 65I Özer fiENÖDEY‹C‹ • Nef’i’nin Bir fiiirinden Hareketle Divan fiiirinde Söz Kavram› I 70I Aliye USLU ÜSTTEN • Divan Edebiyat›na Dair Yap›lan Elefltiriler ve Savunma Noktalar› temmuz-ağustos 2006 5 20 33 3 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim ‹Ç‹NDEK‹LER 38 47 91 4 Eski Türk Edebiyat›nda Nesir (Düz Yaz›) • Süleyman ÇALDAK I 74I Klasik Hikâye ve Hüsnü Aflk • Necmettin TÜR‹NAY I 91I SORUfiTURMA• fiaban ÖZÜDO⁄RU I 93I √ Dursun Ali TÖKEL I 94I √ Fatih KÖKSAL I √ Mine MENG‹ I √ Ali Fuat B‹LKAN I √ Menderes ÇOfiKUN I √ R›dvan CANIM I √ Muhsin MAC‹T I √ Yaflar AYDEM‹R I Dünden Bugüne Klasik Edebiyat›m›z› De¤erlendiren Yaz›lardan Seçmeler I 100I 105I 107I 119I 117I 122I 124I 129I temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim URFA'NIN Ö⁄RETT‹⁄‹ CEMAL KURNAZ* Ö¤retmen okulunda okurken tek bir idealimiz vard›: Ö¤retmen olmak. Okul hayat›m›z süresince hep bu yönde telkinlerle göreve haz›rlanm›flt›k. Ö¤retmen bir mum gibi erir, fakat etraf›n› ayd›nlat›rd›. Yeni nesiller bizim eserimiz olacakt›. Aln›m›zda bilgilerden bir çelenk, cehle karfl› savafl açm›flt›k. Cumhuriyeti yüceltecek olan bizlerdik. Ege'nin, Toroslar'›n, Do¤u Anadolu'nun, Karadeniz'in, ‹ç Anadolu'nun da¤ köylerinde; yolsuz, okulsuz, ›fl›ks›z, susuz köylerinde, mahrumiyet içinde imkânlar yaratmaya, hizmet yapmaya haz›rlanm›flt›k. Anadolu'ya gidecektik. Beklenen gün geldi. 1974 Haziran'›nda Urfa'ya ilkokul ö¤retmeni olarak atand›m. Ö¤retmen okulunda ö¤rendi¤imize göre, Osmanl› döneminde bir büyük "halk" kitlesi vard›, bir de halk olmayanlar. Yani, bunlara hükmeden padiflah ve çevresi (saray). Dolay›s›yla, bu büyük halk kitlesinin meydana getirdi¤i edebiyat as›l millî edebiyat, saray çevresinde meydana gelen edebiyat ise millî olmayan yapay bir edebiyatt›. Çünkü, Halk edebiyat› halk›n konufltu¤u dili kullan›yordu, sadeydi. Hece veznine, millî naz›m flekillerine yer veriyordu. Buna karfl›l›k, Divan edebiyat›n›n dili Arapça, Farsça kelimelerden meydana geliyordu. Halk›n anlamad›¤› Osmanl›ca denilen yapay bir dil. Arap ve Farslara ait aruz veznini ve naz›m flekillerini kullanmaktayd›. Sonra, Halk flairleUrfa’dan bir görünüm *Prof. Dr., Gazi Üniversitesi, Gazi E¤itim Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyat› Bölümü Ö¤retim Üyesi temmuz-ağustos 2006 5 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim Henüz Eflk›ya filmi çevrilmemiflti. Okudu¤u; “Nûfl etmedi¤im dehrde peymâne mi kald› / Devretmedi¤im meclis-i rindâne mi kald›” gibi gazelleriyle Türkiye'nin gönlüne taht kuracak olan Kazanc› Bedih'ten kimsenin haberi yoktu. “Yanal›m yak›lal›m tûtyâ gibi sahk olal›m / Bâri bu takrîb ile girelim yârin gözüne” diyen, onun hocas› Tenekeci Mahmut ise, film yönetmenleri taraf›ndan keflfedilemeden göçüp gitmiflti. ri halk›n içinde yaflad›klar› hâlde, Divan flairleri sarayda veya saray›n hemen yan›nda yaflamakta, asla halk›n aras›na kar›flmamaktayd›. Ad› üstünde "saray edebiyat›". Saray çevresinde bir avuç insan taraf›ndan meydana getirilen, yine o çevrenin anlay›p zevk alabildi¤i bir edebiyat. Hiçbir zaman saray d›fl›na ç›kmam›fl, halk taraf›ndan benimsenmemiflti. "Yüksek zümre edebiyat›" denmesi de bofluna de¤ildi. Kendilerini halktan yüksek gören küçük bir zümrenin edebiyat›yd› da ondan... Bu düflüncelerle donanm›fl olarak indi¤im Urfa'da, beni flok eden bir olayla karfl›laflt›m. Saç› bafl› birbirine kar›flm›fl, üstü bafl› periflan dilenciler Fuzûlî'den gazeller okuyarak dileniyordu. Bu olay beni çok sarst›. Bir anlam veremedim. Divan fliiri, saray›n surlar›ndan d›flar› ç›k›p buraya kadar nas›l gelmifl olabilirdi? Hem de Cumhuriyet döneminde. Birkaç gün sonra bir tuvalet bekçisiyle tan›flt›m. Otuz yafllar›nda bir adam. On befl yafl›nda bir k›zla ev- Urfa’l› fiâir Nâbî 6 lendirmifller. Evlendikten bir hafta sonra ölmüfl. Cüzdan›ndan ç›kar›p foto¤raf›n› gösterdi. Her perflembe t›rafl olup, damatl›klar›n› giyer, ziyaretine gidermifl. Bu genç adam bana Nâbî'den bir gazeller okudu, bir gazeller okudu. fiaflt›m kald›m. Yer yar›lsa girecektim. “Sen bunlar› nerden biliyorsun?” dedim. “Burada bunlar› herkes bilir.” dedi. Bir mum gibi eridi¤imi hissettim. Çünkü ben bunlar› bilmiyordum. Üstelik halk›n bilmesine de ihtimal vermiyordum. Henüz Eflk›ya filmi çevrilmemiflti. Okudu¤u; “Nûfl etmedi¤im dehrde peymâne mi kald› / Devretmedi¤im meclis-i rindâne mi kald›” gibi gazelleriyle Türkiye'nin gönlüne taht kuracak olan Kazanc› Bedih'ten kimsenin haberi yoktu. “Yanal›m yak›lal›m tûtyâ gibi sahk olal›m / Bâri bu takrîb ile girelim yârin gözüne” diyen, onun hocas› Tenekeci Mahmut ise, film yönetmenleri taraf›ndan keflfedilemeden göçüp gitmiflti. Keflke Urfa'da daha fazla kalabilseydim. Belki o zaman s›ra gecelerini, ba¤ yat›lar›n›, esvap gecelerini doyas›ya yaflar, Filiz Çayevi'nde, Halepli Bahçe'sinde, Bak›rc›lar Çarfl›s›'nda, Tütün Pazar›'nda bu kültürü yaflatan nice üstada yetiflebilirdim. Benim Türkoloji ö¤rencisine ö¤retemedi¤im bu incelikleri tenekeci, kazanc› esnaf›na kimlerin ö¤retti¤ini ö¤renebilirdim. Ama, olmad›. Urfa bana edece¤ini etti. Bütün bilgilerimi alt üst etti. Bütün bu gördüklerimin bir aç›klamas› olmal›yd›. Tam bu s›rada üniversite s›navlar›nda ilk tercihimi kazanmayay›m m›. Ver elini Hacettepe Türk Dili ve Edebiyat› Bölümü. Ö¤rencilik y›llar›nda hep akl›mda o soru. Eski Türk Edebiyat› dersimize Âmil Çelebio¤lu temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında Urfa Bak›rc›lar Çarfl›s› geldi. En verimli ça¤›nda, hacdaki tünel facias›nda kaybetti¤imiz merhum hocam Prof. Dr. Âmil Çelebio¤lu (1934-1990). Mevlânâ neslinden, hofl-sohbet, zarif, çelebi bir adam. O öteki Eski Edebiyatç›lara benzemiyordu. Bir aya¤› Divan, öbürü Halk edebiyat›ndayd›. Türk kültürünün bütünlü¤ü ve süreklili¤i içinde bu iki edebiyat›n ortak yönlerine dikkat çekiyor, bu iki edebiyat›n birbirine z›t edebiyatlar olmad›¤›n› göstermeye çal›fl›yordu. Hiçbir divan edebiyatç›s› onun kadar halk kültürüne ve edebiyat›na e¤ilmifl de¤ildir. Karacao¤lan'da Divan fiiiri Hususiyetleri, Mânilerle Divan fiiirinde Ortak Hususiyetler gibi makaleleri, kafamdaki soruya somut birer cevap niteli¤inde idi. Onun ›fl›tt›¤› yolda sorular›ma cevaplar aramay› sürdürdüm. Bu Halk Kim? Prof. Dr. Erol Güngör'ün flu de¤erlendirmesini gördükten sonra, Osmanl› toplumunu halk ve saray çevresi diye ikiye ay›rarak, bunu hareket noktas› kabul etmenin do¤ru olmad›¤›n› anlad›m. Büyük ölçüde ‹slâmî kültürün besledi¤i Osmanl› toplumunda mütecânis (homojen) bir yap› mevcuttu. Câmi, tekke, medrese, köy odas›, kahvehane gibi kurumlar bu ortak kültürün geliflmesinde büyük rol oynuyordu: "... Bizim Osmanl› cemiyeti böyle statik bir âhengin en güzel örne¤ini teflkil eder. Tahsil ve tecrübe sonunda idareci münevver tabakas›na geçen insanlar› halktan ay›rt eden hususiyet, bilgi ve kabiliyet fark›d›r; üst tabakay› meydana getirenler, padiflah da dahil olmak üzere, bir ve ayn› kültürün en ince ve ifllen- temmuz-ağustos 2006 e¤itim mifl taraf›n› temsil ederler. Dünyaya, tarihe, kendi kültürlerine ve yabanc› kültürlere karfl› tav›rlar› halk›n tavr›ndan pek farkl› de¤ildir. Halk›n hocalar› ile yüksek tahsil gören gençlerin hocalar› ayn› kimselerdir; Süleymaniye Medresesi'nde ders okutan bir müderris (profesör) ayn› zamanda Süleymaniye Câmii'nde halka vaaz eder, yine ayn› insan sarayda flehzâdelerin e¤itimi ile meflgûl olur." (Güngör 1980: 28) Durum böyle olunca ortak bir kültür birikimine sahip mütecânis (homojen) bir toplum yap›s› ortaya ç›k›yordu. Do¤al olarak, bu mütecânis yap› içinde kültür düzeyleri itibariyle –bugün oldu¤u gibi– baz› farkl›l›klar da vard›. Özellikle büyük flehirlerde yo¤unluk kazanan sanat faaliyetleri, suya at›lan tafl›n dalgalar› gibi halka halka geniflleyerek kasabalara ve köylere intikal ediyordu. Öyle ki, belli bir yüzy›ldan sonra kazan›lan kültür birikimi, halk›n büyük bir k›sm›n› sanat ve edebiyat›n içine çekmekteydi. Öyle ki, imparatorluk co¤rafyas›n›n en uzak noktalar›nda bile edebî muhitler, sanat mahfilleri teflekkül etmiflti.(1) Bu konuda Âfl›k Çelebi'nin Nehârî'den bahsederken "darb-› mesel" yerinde zikretti¤i flu söz dikkatimi çekti: "Rivâyet ederler ki, Prizren'de o¤lan(çocuk) do¤sa ad›ndan akdem mahlâs korlar; Yenice'de do¤an o¤lan baba diyecek vakit Farisî söyler; Prifltine'de o¤lan do¤sa diviti belinde do¤ar, derler. Binâenalâzâlik, Prizren flâir menba'› ve Yenice Farisî oca¤› ve Prifltine kâtip yata¤›d›r." (Âfl›k Çelebi 1971: 141a.) Burada ad› geçen Prizren, Yenice ve Prifltine, Rumeli'de birbirine yak›n üç kasabayd›. XIV. as›r sonlar›nda fethedilen bu yerlerin XVI. as›rda, bu darb-› meselin do¤mas›na sebep olacak flekilde geliflerek birer kültür ve sanat merkezi hâline geldi¤i anlafl›l›yordu. Bu durum, ayn› zamanda kültürün gücü ve dinamizmini de göstermekteydi. Bu sözle buralarda herkesin fliir ve edebiyatla u¤raflmas›, çocuklar›n›n flair olmas›n› istemesi, devrin edebiyat dili Farsçay› bilmesi biraz abart›l› flekilde vurgulan›yordu. Bu örne¤i, daha eski devirlerden beri yo¤un Türk unsurunun hâkim bulundu¤u di¤er kasabalara da genellemek her hâlde yanl›fl olmazd›. fiairlerin meslekleri de divan flairinin kimli¤i hakk›nda bir fikir vermekteydi: Padiflah, vezir, niflanc›, defterdâr, müftü, kazasker, emir, bey, nakibü'l-eflraf, 7 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim kad›, müderris, kâtip, yeniçeri, sipahi, imam, vâiz, müezzin, hâf›z, cüz'hân, muarrif, buhurcu, muvakkit, hânende, türbe ve tekke bekçisi, çizmeci, remmâl, külâh dikici, müneccim, bezzâz, vâlâc›, demirci, ipekçi, çakfl›rc›, attar, flekerci, i¤neci, mürekkepçi, ayakkab›c›, terzi, penbe-dûz, flem'-fürûfl, sarraf, tabip, flerbet, macun ve müferrih sat›c›s›, çiftçi, ziraatçi, canbaz, sahhaf, tüccar.... vb. (Tolasa 1983: 83-123). Bu bilgiler, ilmiye s›n›f› ve bürokrasiden gelen flairler a¤›rl›kl› olmakla birlikte, (‹sen 1989: 35-41) sanat etkinliklerine her meslekten kat›l›m›n oldu¤unu göstermekteydi. Öyle ki hiç okuma yazma bilmedi¤i hâlde divan tertip etmifl divan flairleri bile tezkirelerde sultan flairlerle yan yana durur olmufllard›r. Fuat Köprülü bu durumu flöyle aç›kl›yordu: "XVII.-XVIII. as›rlarda ‹mparatorlu¤un Asya ve Avrupa'daki büyük flehir ve kasabalar›nda oldukça kalabal›k münevver bir s›n›f vard› ki ‹slâm ilimlerini ve edebiyatlar›n› lây›k›yla kavram›flt›; maddî refah ve servetle birlikte bu yüksek kültür havas›, uzun as›rlar boyunca, daha afla¤› seviyedeki di¤er içtimaî s›n›flara da geçerek umumî zevk ve kültür seviyesini yükseltmiflti." (Köprülü 1962: 24-26) Ümmî Divan fiairleri Halk, tekke ve âfl›k edebiyatlar›m›zda varl›¤› herkesçe bilinen ümmî flairlere, XV.yy. ›n sonlar›ndan itibaren klasik edebiyat›m›zda da rastlamak beni hem flafl›rtt› hem de sevindirdi (Kurnaz 1993: 367-391). Benim tespitlerime göre bunlar›n say›s› on civar›ndayd›. Hepsi de esnaftan kifliler. fieyhî ça¤fl›rc›, Hufî ayakkab›c›, Bîdârî sarraf, Siyâbî terzi, Enverî i¤neci ve mürekkepçi. Baz›lar›, imparatorlu¤a baflkentlik yapm›fl olan ‹stanbul, Bursa ve Edirne gibi flehirlerden. Buralardaki yo¤un kültür atmosferini anlamak mümkün. Ancak, buralardan uzakta Merzifon, Kefe ve Diyarbak›r'dan olanlar da var. Meselâ Diyarbak›rl› Cemîlî, Tebriz'e ve Herat'a gitmifl, Hüseyin Baykara'n›n meclislerinde bulunmufl, Ali fiir Nevâî'nin üç divan›na "kafiye ber-kafiye" nazireler söylemifl. Bu olay, o ça¤larda Türk co¤rafyalar› aras›ndaki kültür iliflkileri hakk›nda bir fikir verdi¤i gibi, Herat mektebinin Anadolu sahas›ndaki etkilerinin boyutlar›n› da düflündürüyor. Ümmî flairlerden Cemîlî, Hufî ve Enverî'nin divan sahibi olduklar› Keflfüzzünûn'da kay›tl›. Ayr›ca, bunlardan Enverî'nin fliirleri, üç as›r sonra bile, Sadul- 8 lah A¤a gibi büyük sanatkârlar taraf›ndan bestelenmifl. Muhtemelen bestelenmifl baflka fliirleri de var (KurnazTatc› 2001). Bu durum, onun etkisinin yüzy›llarca sürdü¤ünü gösteriyor. Bu flairlerden Meflrebî, yazd›¤› fliirleri ayn› zamanda besteledi¤i için flöhretinin daha çabuk yay›lmas›n› sa¤lam›fl (2). Ümmîlik, halk edebiyat› için kan›ksanan bir durum oldu¤u hâlde klasik edebiyat için aç›klanmaya muhtaçt›. Zira, bu edebiyat›n yasland›¤› zengin kültür birikimi, kulland›¤› aruz vezni ve estetik kurallar› özel bir e¤itimi gerekli k›lmaktad›r. O hâlde tezkirecilerin övmekte birbiriyle yar›flt›¤›, "nevâdir-i âlemden ve garâib-i benî Âdem'den" sayd›¤› bu flairler nas›l yetiflmiflti? Bu soruya do¤ru cevap bulabilmek için önce zihnimizdeki "halk" ve "halk olmayanlar" fleklindeki yanl›fl tasnifi bir yana b›rakmak gerekti. Osmanl› toplumunda, dokusunu dinî-tasavvufî kültürün besledi¤i oldukça mütecânis bir yap› vard›. Cami, tekke, medrese, köy odas› ve kahvehanelerde okunan belirli eserler bu yap›y› oluflturmaktayd›. Baflta ‹stanbul olmak üzere belli merkezlerde yo¤unlaflan kültür faaliyetleri, suya at›lan tafl›n halkalar› gibi yay›larak safha safha halka intikal ediyordu. XVI. yy.a gelindi¤inde bu süreç iyice h›zlanm›fl, okuyucunun zevki ve kültür seviyesi de bir hayli yükselmiflti. ‹mparatorluk co¤rafyas›nda yaflanan bu yo¤un ve yayg›n kültür hayat›n›n sonucu olarak fluarâ tezkirelerinde esnaf tabakas›ndan flairler, cihan padiflahlar›yla yan yana durur oldular. Bunlar aras›nda, ümmî divan flairleri de yerini ald›. Fuat Köprülü, esnaf tabakas›ndan yetiflmifl ümmî bir insan›n klasik flairler silsilesine girecek derecede güzel fliirleriyle flöhret kazanmas›n›, kendi f›trî yetene¤iyle beraber, özellikle, yetiflti¤i çevrenin kültür düzeyiyle aç›klar (Köprülü 1962: 27. Ayr›ca bkz. Köprülü 1986: 175-76). Bu ümmî flairlerin yetiflmesinde, "sözlü irfan›m›z›n rahlesiz, divitsiz mektebleri" olan sohbet meclislerimizin önemli rol oynad›¤› kesin. Latifî'nin Hufî hakk›ndaki isabetli tespitlerine kat›lmamak mümkün de¤il: Hufî, "terakkiyu'l-ukalâ bi-mücâleseti'l-ezkiyâ" (Ak›l sahiplerinin yetiflip ilerlemesi, zeki, kültürlü kimselerle bir arada bulunmakla olur) sözü gere¤i sürekli fâz›l ve kâmil kimselerle sohbet ve münasebette bulunmufl, "huzi'l-ilme min efvâhi'r-ricâl" (‹lmi, toplumun ileri gelen yüksek kiflilerinin a¤z›ndan al.) sözüne uyarak büyüklerin sohbetlerinden o kadar çok lûgat, temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında ibârât ve aklî-naklî meseleyi haf›zas›na kaydetmifl, kitaps›z-deftersiz müftü ve müderris olmufl... Öyle ki Hufî hakk›nda söylenenleri pek akla yatk›n bulmayan Fatih, onu huzuruna ça¤›rarak fliirlerini bizzat dinlemifl, takdir ederek ihsanlarda bulunmufl. Tezkireler, Ça¤fl›rc› fieyhî'nin de "musâhabetinin her gâh ehl-i ilm tâifesiyle oldu¤u"nu vurgular. Bu durumda, Ahmet Pafla gibi bir flairle sohbet arkadafl› olan fieyhî'nin ebcedle tarih düflürmesini yad›rgamak elden gelmiyor. Burada, söz konusu edilen flairlerin büsbütün cahil olmad›klar› hat›ra gelebilir. Gerçekten, tezkirelerde baz› flairler hakk›nda "...belki sevâd-hân oldu¤u..." fleklinde tereddüt ifadelerine rastlan›r. Ancak, birço¤unun ümmîli¤i aç›kça belirtilmifltir. Bunlar›n en ünlüsü olan Enverî hakk›nda Âfl›k Çelebi'nin söyledikleri bu konuda bir tereddüte yer b›rakmaz: "‹stanbullu idi. Bitpazar›'nda sûzenger idi ve mürekkep satar idi. E¤erci fluarânun benâm› idi. Ammâ nefsinde ümmî ve âmî idi. Hurûf-› hecây› nukûfl-› bîma'nîden fark itmezdi. Elifi to¤r› m› yaz›lur, e¤ri mi yaz›lur bilmezdi. Nâme-i bî-hatt gibi huzûz-› hutûtdan sâde idi. O¤lanc›k iken kayd-› mektebden âzâde idi. Ve bi'l-cümle okumaz-yazmaz idi. Kalem gibi karn›n yarsan kara elif ç›kmaz idi. Ammâ kuvvet-i tab' ile bir melekeye mâlik ve flâhrâh-› ma'ânîye sâlik olm›fl idi..." (Âfl›k Çelebi 1971: 50b) Latifî'ye göre de Enverî, "flol kadar ümmî idi ki elifi do¤rulu¤undan, kâf› e¤rili¤inden bilürdi." Ça¤dafl› flairlerden K›yâsî'nin, onun mürekkepçili¤i yan›nda cahilli¤ini yergi konusu yapan flu beyti de, söylenenleri desteklemekteydi (K›yâsî hk. bkz. Âfl›k Çelebi 1971: 29a-29b): O bir cehl-i mürekkebdür mürekkeb satmadur kâr› Cihânda Enverî gibi siyâhkâr olmasun kimse K›yâsî okur-yazarl›¤› ile böbürlenedursun, Enverî'nin "Nideyim sahn-› çemen seyrini cânân›m yok" m›sra› ve di¤erleri, dört yüz seneden beri gönüllerimize ses vermeye devam ediyordu. Araflt›rmalar›m›n sonunda, sözlü irfan meclislerimizin bereketi içinde yetiflmifl ümmî divan flairlerimizi klasik kültürümüzün halka intikalinin önemli göstergelerinden birisi olarak de¤erlendirmek gerekti¤ini düflündüm. Divan fiairlerinin Dili temmuz-ağustos 2006 e¤itim Divan flairlerinin dili de tart›flmas›z, hükme ba¤lanm›fl, ön yarg›lar›n egemen oldu¤u bir konu idi. Birçok kaynakta, söz birli¤i edilmiflçesine Bâki'nin Kanuni Mersiyesi'nin bafllang›c›ndaki "Ey pây-bend-i…" diye bafllayan iki m›sra örnek olarak verilmekte, gördü¤ünüz gibi "ey" kelimesinden baflka Türkçe kelime yok denilerek güya iddialar› çarp›c› olarak kan›tlanmaktayd›. Oysa ki bu yarg›lar› tart›fl›p konuyu araflt›rd›¤›mda, bu örne¤in Bâki Divan›'nda baflka bir benzerinin olmad›¤›n›, onun ‹stanbul Türkçesini fliirine egemen k›lmakla Nedim'in erken bir habercisi oldu¤u gerçe¤i ile karfl›laflt›m. Hem sonra, Divan flairinin tek bir dili yoktu. O, kaside, gazel ve murabbada muhatab›na göre az çok farkl› bir dille konufluyordu. Divan fliiri, tarihte Türkçenin en güçlü akt›¤› nehirlerden biriydi. Necati Bey tabirleri, deyimleri, atasözleriyle flehirli Türkçesini bütün do¤all›¤› ve s›cakl›¤› ile öylesine fliire tafl›m›flt› ki kendisinden sonra gelen bütün XVI. yy. flairleri onun yolundan gitmifllerdi. Bu özenli dil Zâti, Hayâli, Bâki, fieyhülislam Yahya gibi büyük flairler silsilesiyle Nedim'e, Yahya Kemal'e kadar ulaflm›flt›. Divan fiairlerinin Hece Veznini Kullanmas› Nedim'in mahallîleflmenin biricik temsilcisi olarak hece vezniyle iki koflmas› oldu¤unu ö¤rendi¤imde, onu kendime daha bir yak›n hissetmifltim. Sonraki araflt›rmalar›mda Nedim'in bu konuda yaln›z olmad›¤›n› gördüm. Halk ve divan edebiyatlar›, kendilerine özgü özellikleri olan iki ayr› edebiyat gelene¤imizdi. Bununla birlikte, zaman içinde karfl›l›kl› etkileflme sonucunda baz› ortak özellikleri de ortaya ç›km›flt› (Kurnaz 1990: 45-74). Bu ortak özelliklerden birisi, divan flairlerinin hece vezniyle fliir yazma e¤ilimi idi (Bu e¤ilime daha önce dikkat çekmifltik: Kurnaz 1990: 54-58. Bu konuyu ayr›nt›l› bir araflt›rma için bkz. ‹sen 1997: 385-421. Ayr›ca bkz. Ergun 1941: 11; Kolcu 1990: 163; Kolcu 1993: 5-13). Divan edebiyat›nda hece vezniyle fliir yazma e¤ilimi flimdiki bilgilerimize göre XVI. yy.da görülüyordu. Meâlî (ö.1511), Usûlî (ö. 1538), Zaifî (ö. 1555), Âfl›k Çelebi (1519-1571), Fevrî (ö. 1571), III. Murad (ö. 1595), Himmet (ö. 1684), Feyzî, IV. Murad, Afife Sultan, Mahtumî, Nahifî, Nedim (ö. 1730), III. Ahmed, fieyh Galip (1757-1799), Vahid Mahtûmî (ö. 1732), ‹zzet Molla (1785-1829), H›z›ra¤azâde Said (ö. 1837), 9 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim Âkif Pafla (1787-1845), Edhem Pertev Pafla (18241872), Âdile Sultan (1825-1898), Münif Pafla (18281910) hece vezniyle fliir yazan flairlerdi. Bu fliirler genellikle koflma naz›m flekliyle yaz›lm›flt›. Bunlardan baflka XVI. yy. flairlerinden H›tâbî'nin hece vezniyle bir murabba'› vard› (3). XVII. yy.da Feyzî Çelebi de hece vezniyle bir fiem' ü Pervâne mesnevisi yazm›flt› (Feyzî Çelebi 1991). Aruz ve hece vezni, dörtlük ve beyit fleklinin yan yana görüldü¤ü ilk ‹slâmî eserlerden bafllayarak (4) günümüze kadar birlikte kullan›lagelmiflti. Halil o¤lu Ali'nin 1233'te hece vezniyle ve dörtlüklerle yazd›¤› Yusuf u Zeliha's› (Köprülü 1980: 235-236; Kocatürk 1970: 99), ismi bilinmeyen bir flairin yine hece vezniyle ve dörtlüklerle Arapçadan tercüme etti¤i Bedvü'l-Amâlî'si (Tekin 1980: 157-206) ilgi çekici örneklerdi. Yunus Emre'den bafllayarak tekke fliiri ve XVII. yy.dan itibaren saz fliiri, bu beyit-dörtlük ve aruz-hece birlikteli¤inin örnekleriyle doluydu. Klasik Bestekârlar›n Heceyle fiiir Yazmas› Hece vezniyle fliir yazma e¤ilimi klasik Türk musikisi bestekârlar›nda da görülmekteydi. Klasik bestekârlar, heceyle yaz›lm›fl fliirlere besteler yapt›klar› gibi, kendileri de bizzat hece vezniyle fliirler yazm›fllard›: Hâf›z Post (ö.1649), Taflç›zâde Recep Çelebi (ö.1690), Âhenî Mehmet (ö.1700), Buhurîzâde Mustafa Itrî (ö.1711), Burnaz Hasan Çelebi (1670-1729), Mustafa Çavufl, III. Selim (1761-1808), II. Mahmut (1784-1839), Numan A¤a (1750-1834), fiâkir A¤a (1779-1840), Nuri (XIX. yy.), Hammamîzâde ‹smail Dede Efendi (17781845), Dellalzâde ‹smail Efendi (1797-1869), Hâflim Bey (1814-1868), Hac› Ârif Bey (1831-1884), Hac› Fâik Bey (ö.1890) (Kurnaz 2005: 115-150). Klasik bestekârlar›n heceyle fliir yazmas›, divan edebiyat›n›n halk edebiyat›na yak›nlaflmas› fleklinde de¤erlendirilebilirdi. Bu bestekârlar›n büyük ço¤unlu¤u, devrin flairleriyle ayn› çevrelerde bulunmaktayd›. Haf›z Post'un Nâilî, Itrî'nin Nâbî, Enfî Hasan A¤a'n›n Nedim ile olan dostluklar› bilinmekteydi. Dolay›s›yla, flairlerde ve bestekârlarda görülen bu e¤ilimin, mahallîleflme ak›m›n›n da etkisiyle, klasik kültürün çeflitli alanlar›nda giderek geliflti¤i düflünülebilirdi. Klasik Türk musikisi bestekârlar›n›n hece veznine olan ilgisini ancak XVII. yüzy›ldan itibaren tespit edebilmekteyiz. Daha önceki bestekârlar›m›z ve eserleri hakk›nda bilgilerimiz ise oldukça s›n›rl›d›r. Bu yüz- 10 y›l, murabba naz›m fleklinin flark› ad›n› ald›¤› ilk örneklerin görüldü¤ü bir dönemdir. ‹lk flark› yazan flairlerden Nâilî (öl. 1666) ve Nazîm (1650-1727) bu yüzy›lda yaflam›flt›r. Lâle Devri'nde (1703-1730) ise flairlerin "flark›"ya olan ra¤beti iyice artm›flt›r. Bu durum, klasik bestekârlar›n halk zevkine olan ilgisinin bir baflka delilidir. Divan edebiyat›nda görülen murabba/flark› naz›m flekli ile halk edebiyat›ndaki koflma naz›m flekli aras›ndaki flekil ve muhteva benzerli¤i araflt›r›lmas› gereken bir konudur. Köprülü, "Halk edebiyat›n›n koflma ve destanlar›ndan, sonralar› klasik edebiyat›m›za da murabba / flark› fleklinde geçen bu naz›m tarz› tamamiyle millîdir (1976: 149, 168, 300)." demektedir. Ayr›ca, klasik musiki ile halk musikisinin beste formlar›, makam ve ezgi yap›lar› bak›m›ndan da karfl›laflt›r›lmas› gerekir. Edebiyat ve musiki yan›nda resim, hat, mimari gibi sanat dallar›nda da bu tarz ortak özelliklerin bulunmas› pek tabiidir. Bir aya¤› klasik kültürde, bir aya¤› halk kültüründe olan sanatkârlar, bu müflterekli¤i çok güzel yans›t›rlar. Mesela, meflhur bir minyatür sanatç›s› oldu¤u hâlde hece vezniyle âfl›k tarz›nda fliirler yazan Levnî, bunun en tipik örneklerindendir (bkz. Köprülü 1962: 395-396, 426-429; Kocatürk 1970: 219-224). Bu tür araflt›rmalar yap›ld›kça kültürümüzün bütünlü¤ü ve her alandaki müflterekleri daha iyi anlafl›lacakt›r diye düflünüyorum. Halk fiiirinde Divan fiiiri Etkisi Fuat Köprülü "...Klasik edebiyat üzerinde halk edebiyat›m›z›n ve Halk edebiyat› üzerinde klasik edebiyat›m›z›n birtak›m tesir ve aksi tesirleri göze çarpmamak mümkün de¤ildir..." sözleriyle bu hususa dikkat çekmiflti (Köprülü 1980: 117-18). Mehmet Çavuflo¤lu da ayn› görüflü baflka deliller ile destekler: "XVIII. ve XIX. yüzy›llardan günümüze kalan cönklerde, okuma-yazma bilen halk kesiminden kiflilerin derledikleri defterlerde, özellikle XVI. yüzy›lda Bâkî, Fuzûlî, Yahya Bey, Hayretî gibi ünlü divan flairlerinin fliirlerine rastlamam›z, divan fliirinin sadece yüksek ayd›n kesiminde okunmakla kalmad›¤›n› ispat ediyor. Özellikle tasavvuf düflüncesini iflleyen fliirlere bu defterlerde daha çok rastlan›r. Bu durum, tarikatlerin söz konusu kültür ba¤lant›s›n› sa¤lamakta oynad›¤› rolün ne kadar önemli oldu¤unu gösterir (Çavuflo¤lu 1986: 8)." Halk flairlerinin Divan flairlerinden etkilenmesi temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim ay›planacak bir durum de¤ildir. Aksine, kültür gelifliminin do¤al bir sonucudur. Ayn› toplum içinde cereyan eden kültür ve sanat faaliyetlerinin birbirinden etkilenmesi, karfl›l›kl› al›flveriflte bulunmas›ndan daha tabii ne olabilir? Yan yana yaflayan milletler aras›nda bile bu kültür al›flveriflinin oldu¤unu kabul ettikten sonra, ayn› milletin kendi içindeki bu benzer durumunu niye yad›rgayal›m? Halk edebiyat›ndaki bireysel ürünlerde bu etkileri tespit etmek nispeten daha kolayd›. Ben, kültür ve sanat faaliyetlerinin merkezden çevreye do¤ru, suya at›lan tafl›n dalgalar› gibi halka halka yay›l›rken derece derece etkiler yapt›¤›n› düflünüyordum. Böyle olunca, sanat›n her dal›nda (fliir, musikî, mimarî vb.) ara-örnekler ortaya ç›kmal›yd›. A. H. Tanp›nar bunlara "mahallî klasik" diyordu (Tanp›nar 1969: 58). Divan, Selis, Semâi… Saz flairleri de divan fliirinin etkisinde kalarak aruzun belli kal›plar›yla gazel, murabba, muhammes, müseddes veya müstezat fleklinde fliirler yazm›fllard› (5). Bu fliirlere yaz›ld›klar› aruz kal›b›n› esas alarak divan, selis, semâi, kalenderî, satranç ve vezn-i âher gibi isimler vermifllerdi. Ben, bu kelimelerin bir edebiyat teriminden çok, yaz›ld›klar› aruz kal›b›na uygun muayyen bir "ezgi" veya "makam"› ifade ettiklerini ve birer halk musikisi terimi olduklar›n› düflünüyorum. Kanaatimce, gazel, murabba, muhammes, müseddes veya müstezat flekillerinde yaz›lan fliirler, yaz›ld›klar› aruz kal›b›na uygun olarak belli bir makamda okunduklar›ndan bu flekilde isimlendirilmifllerdir. Anonim Örneklerin ‹zinde Büyük flehirlerdeki sanat faaliyetleri geniflleyerek halk›n kültür dokusuna nüfuz etti¤i nispette yeni eserlerde bunlar›n izleri ortaya ç›kacakt›. Bu sebeple, söz konusu etkilerin en inand›r›c› flekilde anonim örneklerde aranmas› gerekti¤ini düflündüm. Edirne, Kütahya, Bursa, Erzurum, Elaz›¤, Urfa, Diyarbak›r gibi eski kültür flehirlerinde halk musikîsi ve mimarisinde bu "mahallî klasik" örneklerini tespit etmek hiç de zor olmad›. Her zaman oldu¤u gibi, Âmil Hocam›n "Mânilerle Divan fiiirinde Ortak Hususiyetler" makalesi (Çelebio¤lu 1985: 172-184) rehberim oldu. Meselâ flu Urfa türküsünde bu husus aç›kça görülüyordu: Mahalli Klasik veya Ara-Örnekler Âfl›k tarz› edebiyat, Ozan-Baks› edebiyat gelene¤inin, Osmanl› kültür ve üslûbu içinde flekillenmifl, geliflmifl yeni bir terkip oldu¤u için, onun mensuplar›n›n kültür birikimi, Türk-‹slam medeniyet ve kültür dairesinin gerekli k›ld›¤› ‹slamî bilgiler, tasavvuf, ArapFars kaynaklar›ndan aktar›lan çeflitli eserler yan›nda, yerli ve millî malzemenin özümsenebilen miktar›ndan ibaretti. Bu âfl›klar›n dili de, Osmanl› Türkçesi'nin halk taraf›ndan benimsenmifl ve kavran›lm›fl fleklinden baflka bir fley de¤ildi (Günay 1992: 178, 179, 215). Bu durum Gevherî için de, Âfl›k Ömer, Kâtibî ve di¤erleri için de geçerliydi. Âfl›k tarz› fliir gelene¤i, Divan fliirinden sadece aruz vezni ve naz›m flekilleri almakla yetinmemifl, kelime dünyas›ndan, teflbih ve mecaz unsurlar›ndan da yararlanm›flt›. Prof. Dr. fiükrü Elçin, Türk halk fliirinde "âfl›k, sevgili ve rakib"in divan fliirindekilerle benzer flekillerde ele al›nd›¤›n› ortaya koymufltu (Elçin 1986: 25-32). Bu özelli¤i Karacao¤lan'da (Çelebio¤lu 1984: 17-30) ve Âfl›k Veysel'de (Kurnaz 2005: 187-194) bile bulmak mümkündü. temmuz-ağustos 2006 Ne çemen ne sâye-i gül Ne bahar ne bûy-i sünbül Bana vasf›n etme bülbül Men esîr-i kakül yârâ Can kurban o flîve-kâra Gel benim kâkülü kemendim Boyu boyuna menendim Sen benim a¤am efendim Men esîr-i kâkül yârâ Can kurban o flîve-kâra (Özbek 1975: 117) fiu türküdeki "espri" üzerine kurulmufl çok say›da mâni ile karfl›laflt›m: Esmerim k›yma bana Kurban olay›m sana Y›lda kurban bir olur Her gün kurban›m sana Bunlardaki esprinin Fuzûli'nin flu meflhur beyti 11 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim ile yak›nl›¤› dikkatimi çekti: Y›lda bir kurban keserler halk-› âlem ›yd içün Dem-be-dem sâat-be-sâat men senün kurbânunem All› yazma bürünür/Ucu yerde sürünür diye bafllayan türkü de, Vâs›f'›n flu beytini hat›rlatt›: O gül-endâm bir âl flâle bürünsün yürüsün Ucu gönlüm gibi ard›nca sürünsün yürüsün Divan fliirinde âfl›¤›n gönlü bir kufl gibi düflünülmekteydi. Uçunca onun gidece¤i yer sevgilinin saçlar›d›r. Sevgilinin saçlar› ise tuzakt›r, iptir, kementtir. Onun her telinde bir âfl›k ba¤l›d›r. Bu hususun türkü ve mânilerde de yer ald›¤›n› gördüm: Garip bir kufltu gönlüm Elimden uçtu gönlüm Saç›n›n tellerine Tak›l›p düfltü gönlüm Saçlar›n kara yârim Her sabah tara yârim Tellerinin içinde Gönlümü ara yârim A kara k›z kara k›z Saçlar›n› tara k›z Gönlüm uçtu yuvadan Perçeminde ara k›z Sevgilinin zülfü Divan fliirinde oldu¤u gibi türkü ve mânilerde de kemende teflbih edilmektedir. Sevgili onu âfl›klar›n boynuna tak›p cevreder. Bu, ayn› zamanda "dara¤ac›" hayalini do¤urur. Asl›nda âfl›k buna can atar. Çünkü, bu durum vuslat›n ta kendisidir: Ay senin s›rma zülfün Rüzgâra verme zülfün Kement et boynuma tak O güzel burma zülfün Divan fliirinde, sevgilinin yüzü veya gerdan›n›n hazineye, üzerine dökülen zülüflerin o hazineyi bekleyen y›lana, ejderhaya benzetilmesi, s›k s›k baflvurulan 12 bir tasavvurdur. fiu mânide de ayn› hususa yer verilmiflti: Âdile'm der flahmerdan Ya flahmeran ya y›lan Zülüf müdür tel midir O gerdana yay›lan Divan fliirinde zülüf, flekli ve renginden dolay› sünbüle benzetilirken flu bilmece de "sünbül"ü, divan fliiri esteti¤i içinde tarif eder: Salk›md›r saça benzer Sevgilinin al yanaklar› atefle benzetilince, üzerine dökülen zülüfler de o ateflin duman› olacakt›r. Bu tasavvurda, renk ve flekil münasebeti rol oynar. Âfl›¤›n âh atefli ve duman›yla bu unsurlar aras›nda bir paralellik kurulur: Âh eder biter gönül Mecnun'dan beter gönül Yüzünden atefl alm›fl Zülfünden tüter gönül Divan fliirinde gül sevgiliyi, bülbül âfl›¤› sembolize eder. Halk fliirinde de ayn› flekildedir: Bülbül öter güledir Yârim dalda bir güldür Ben de ona bülbüldür Mânilerden ald›¤›m›z bu m›sralar, gül ve bülbülün divan fliirindekinden farkl› kullan›lmad›¤›n› gösteriyor. Afla¤›daki bilmecede "gül", divan fliiri esteti¤i içinde tarif edilmifltir: Yeflil taht üstüne oturmufl peri K›zarm›fl bâdeye dönmüfl lebleri ‹ki âfl›k meflk ederken Rakib vurmufl hançeri "Gül" sevgili, "diken" de âfl›¤›n ona ulaflmas›n› engelleyen rakiptir, rakibin hançeridir. Aflk hadisesi, her iki fliir anlay›fl›nda da "âfl›k-rakib-sevgili" üçlüsü etraf›nda düflünülür. Bir mânide, “rakip gözün kör ol- temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında sun/Sen yârin harc› m›s›n” denirken bir atasözünde de, "Rakib ölsün de ne yüzden ölürse ölsün" temennisinde bulunulmaktad›r. Divan fliirinde oldu¤u gibi, Halk fliirinde de rakip bazen "a¤yâr, engel" gibi adlarla an›l›r. fiu mânide "engel"lerin çengele as›larak idam edilmesi istenmektedir. Bilindi¤i gibi, eskiden iflkenceyi gerektirecek kadar a¤›r suç iflleyenler çengele as›larak idam edilmekteydi: Kap›lar› mengene ‹rast geldim engele fiu benim engellerim As›lsayd› çengele Sevgilinin duda¤› renk, flekil ve küçüklük itibariyle goncaya benzetilir. ‹simsiz halk sanatkâr› onu mânide âdeta bir tablo hâlinde tespit ediyor: Sand›m gül tomurcu¤u/Duda¤›n› bükünce. Divan fliirinde yüzün güle veya gül bahçesine benzetildi¤i herkesçe bilinen bir husustur. Bir mânide flöyle deniyor: Ay›plama yâr beni/Ey yüzü gülzâr beni Bilindi¤i gibi "nergis", divan fliirinde daima "göz"ü ça¤r›flt›r›r. Renk, flekil ve narkoz hassas› dolay›s›yla bayg›n gözü hat›rlat›r. fiu m›sralarda, ayn› zevki paylaflan bir söyleyifl vard›r: Nergis gözlü sevdi¤im/Derdinden divâneyim. Divan fliirinde rüzgâr -özellikle sabah yeli"peyk"tir, âfl›klar›n habercisidir. Halk fliirinde de öyle... fiu bilmecenin cevab› ne kadar kolay: Âfl›klar›n habercisi / Sabah›n tatl› sesi. Ayn› husus dolay›s›yla, âfl›k son bir ümitle seher yelinden haber sorar: Söyle ey seher yeli/Yâr hâlimi sordu mu? Âfl›k, sevgiliye olan hasretinden dolay› devaml› a¤lamakta, kanl› gözyafllar› dökmektedir. Bu sebeple gözyafllar›, coflkun akan bulan›k sele benzer: Gözyafl›m› toplasam/Bir dalgal› sel eder. Âfl›k devaml› kanl› yafl döküp, ›zd›rap çekti¤i için incelip hilâle, hayâle döner, beli bükülür: Eridim hilâl oldum/Ben bu aflka düfleli. Aflk hastas› için geceler bir türlü geçmek bilmez. Esasen bütün hastalar için bu böyledir. Bir mâni, “Geceyi hastadan sor” derken Divan flairi ayn› hususu kendi esteti¤i içinde bir söyleyiflle flöyle dile getirir: fieb-i yeldây› müneccimle muvakkit ne bilir temmuz-ağustos 2006 e¤itim Mübtelâ-y› gama sor kim geceler kaç sâat Divan fliirinde "isimlerin gökten indi¤i"ne dair bir inan›fl vard›r. Kanaatimizce bu inan›fl Kur'an'dan kaynaklanmaktad›r. Bu münasebetle çocuklara isim verilirken Kur'an'dan fala bak›ld›¤›n› biliyoruz. Afla¤›daki beyitlerde bu inan›fl›n yer ald›¤› görülmektedir: ‹fli¤ünde lebün an›lsa Mesîhâ dirilür Aceb olmaz güzelüm gökden iner çünki lâkab Mücâhid ismi ana gökden inmifl bir lâkabdur kim Ana zât› gibi bu yir yüzinde olmaya mazhar Bu inan›fl ayn› flekilde bilmecelerimize de yans›m›flt›r: Gökten bir elma düfltü/Cümle âlem bölüfltü (isim). Divan fliiri ile anonim halk edebiyat› mahsulleri aras›ndaki benzer söyleyifller bunlardan ibâret de¤ildir. Sevgilinin sultan, âfl›¤›n kul oluflu, sevgilinin boyunun elife, yüzünün günefle, difllerinin inciye, gönlün flifleye benzetilifli gibi daha birçok örnek mevcuttur. Son olarak, halk fliirinin de divan fliiri gibi ‹slam ve fiark kültürünün dinî, tasavvufî, efsânevî flahsiyetleri ile k›ssalar›na yer verdi¤ini belirtmeliyiz. Yusuf Züleyhâ gibi Hak bizi kavufltura Leylâ pazara varm›fl Mecnun can satar flimdi Yeldir nefesi gelmez Kimi kimsesi gelmez Acep Ferhat öldü mü Külüngün sesi gelmez Son Söz Bütün bu araflt›rmalar sonucunda geldi¤im nokta fludur: Ben Türk fliirini gül-i ra'nâya benzetiyorum; yar› sar› yar› k›rm›z›... Halk ve divan gelene¤inden beslendi¤i için iki renkli. Rengini, kokusunu bizim havam›z, suyumuz ve topra¤›m›zdan alan, bizim besleyip büyüttü¤ümüz bir gül. Edebiyat›m›z› do¤ru anlayabilmek için önce zihnimizdeki ikili¤i kald›rmam›z gerekti¤ine inan›yorum. Türk kültürü, tarihi ve sanat› gibi edebiyat› da bir 13 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim bütün. fiiir de bu bütünlük içinde geliflimini sürdürüyor. Farkl› estetik çizgilere sahip olmakla birlikte, ortak bir kültür birikimine yaslanan Halk ve Divan edebiyatlar›m›z›n müflterekleri tahmin etti¤imizden çok daha fazla. fiimdiye kadar ›srarla farkl› taraflar›na dikkat çekildi¤inden bu ikisinin birbirine z›t ve tamam›yla farkl› edebiyatlar oldu¤u san›lm›fl, arada uçurumlar yarat›lm›flt›r(6). Oysa do¤ru olan, hem orman› hem a¤ac› görür gibi, ayn› anda edebiyat›m›z›n hem farkl›l›klar›n› hem müfltereklerini görmeyi bilmektir. Bu iki edebiyattan birini tercih veya reddetme durumunda oldu¤umuzu sanm›yorum. ‹kisi de bizim. ‹kisi de müflterek yaflanm›fl bir kültürün içinden süzülüp geliyor. Yabanc› bir edebiyatla, söz gelifli Frans›z edebiyat›yla karfl›laflt›¤›nda, aralar›ndaki farkl›l›klar›n ortadan kalkarak yekpâre Türk edebiyat› olarak görünmesi bundand›r. _______________ 1. Genifl bilgi için bkz. ‹pekten 1996. Tezkirelerin verdi¤i bilgiye dayanarak flairlerin en çok ‹stanbul, Bursa, Edirne, Konya, Diyarbak›r, Kastamonu gibi flehirlerden oldu¤u anlafl›lmaktaysa da, tespit edilen 211 yerleflim merkezi fliir faaliyetinin genifl bir alana yay›ld›¤›n› göstermektedir (‹sen 1997a: 64-75). 2. Bu Meflrebî örne¤i, ümmî divan flairlerine benzer bir durumun klasik bestekârlar için de söz konusu oldu¤unu düflündürmektedir (Bkz. Kurnaz 1997: 217-309). 3. Esasen, heceyle yaz›lm›fl bir murabba', halk fliirindeki "koflma"dan baflka bir fley de¤ildir. H›tâbî'nin alt› murabba'› yay›nlanm›flt›r. Bunlardan bir tanesi heceyle yaz›lm›fl gibidir. Bu da imâle ve zihaflarla "fâilâtün fâilâtün fâilün" veznine uydurulabilir. (Bkz. Elçin 1988: 270-274) 4. Meselâ Yusuf Has Hâcib'in mesnevi naz›m flekliyle ve aruz vezniyle yazd›¤› Kutadgu Bilig'inde aralara serpifltirilmifl 173 dörtlük bulunmaktad›r (1979). Yüknekli Edib Ahmed'in Atabetü'l-Hakay›k'› aruzla, fakat dörtlüklerle yaz›lm›flt›r (1992). Kâflgarl› Mahmud'un Divanü Lûgati'tTürk'ünde hece yan›nda aruzla yaz›lm›fl fliir örneklerine de rastlanmaktad›r (Tekin 1986: 112-157). 5. Saz flairlerinin hece vezniyle gazel fleklinde yazd›¤› fliirlerin de divan fliirinin etkisiyle ortaya ç›kt›¤›n› san›yoruz (Mesela bkz. "Köçek" ve "Kanbero¤lu", Kocatürk 1963: 20-21). 6. Ben bunun böyle olmad›¤›n› örnekleriyle ortaya koymaya çal›flt›m. Halk fiiiri ve Divan fiiirinin Müflterekleri ad›yla yay›mlad›¤›m kitab›m Türkiye Yazarlar Birli¤i taraf›ndan ödüle de¤er bulundu (Kurnaz 2005). 14 Kaynaklar Âfl›k Çelebi (1971), Meflairüfl-fiura or Tezkere of Âfl›k Çelebi, Haz. G. M. Meredith Owens, London. Çavuflo¤lu, Mehmed (1986), "Divan fiiiri", Türk Dili (Türk fiiiri Özel Say›s› II), 415-417 (Temmuz-Eylül). Çelebio¤lu, Âmil (1984), "Karacao¤lun'da Divan fiiiri Hususiyetleri", Türk Folklor Araflt›rmalar›. Çelebio¤lu, Âmil (1985), "Mânilerle Divan fiiirinde Ortak Hususiyetler", Türk Halk Edebiyat› ve Folklorunda Yeni Görüfller II, Konya. Elçin, fiükrü (1986), "Türk Halk fiiirinde Üç Unsur (Âfl›k-Sevgili-Rakib)", Türk Kültürü, XXIV/281(Eylül). Elçin, fiükrü (1988), "Murabba ve H›tâbî'nin Murabbalar›", Halk Edebiyat› Araflt›rmalar›, C.I, Ankara. Ergun, Sadettin Nüzhet (1941) "Divan Edebiyat›nda Hece Vezni", Ç›naralt›, 5. Feyzî Çelebi (1991), fiem' ü Pervâne, ‹nceleme - Metin - T›pk›bas›m, Haz. Gönül A. Tekin, Harvard Üniversitesi, Cambridge. Günay, Umay (1992) Türkiye'de Âfl›k Tarz› fiiir Gelene¤i ve Rüya Motifi, 2. bsk. Ankara. Güngör, Erol (1980), Türk Kültürü ve Milliyetçilik, 4 bsk. ‹stanbul. ‹pekten, Halûk (1986), Türk Edebiyat›nda Edebî Muhitler (XV.-XVI. As›rlar), ‹stanbul. ‹sen, Mustafa (1989), "Divan fiairlerinin Mesleki Konumlar›", Millî E¤itim, Say›: 83 (Mart). ‹sen, Mustafa (1997), "Divanlarda Heceyle Yaz›lm›fl fiiirler", Ötelerden Bir Ses, Ankara. ‹sen, Mustafa (1997a), "Osmanl› Kültür Co¤rafyas›na Bak›fl", Ötelerden Bir Ses, Ankara. Kocatürk, Vasfi Mahir (1963), "Köçek ve Kanbero¤lu" Saz fiiiri Antolojisi, Ankara. Kocatürk, Vasfi Mahir (1970), Büyük Türk Edebiyat› Tarihi, 2. bsk. Kolcu, Hasan (1990), "Divan fiairlerinin Hece Veznine Karfl› Tav›rlar›", Türk Dünyas› Araflt›rmalar›, 69 (Aral›k). Kolcu, Hasan (1993), Türk Edebiyat›nda Hece-Aruz Tart›flmalar›, Ankara. Köprülü, Fuat (1962), Türk Saz fiairleri, Ankara. Köprülü, Fuat (1976), Türk Edebiyat›nda ‹lk Mutasavv›flar, 3. bsk. Ankara 1976. Köprülü, Fuat (1980), Türk Edebiyat› Tarihi, 2. bsk. ‹stanbul. Köprülü, Fuat (1986), Edebiyat Araflt›rmalar›, Ankara. Kurnaz, Cemâl (1990), Halk ve Divan fiiirinin Müflterekleri Üzerine Denemeler, Ankara. temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim Kurnaz, Cemal (1993), "Ümmî Divan fiairleri", Türklük Araflt›rmalar› Dergisi (Âmil Çelebio¤lu Arma¤an›), Say›: 7 (‹stanbul). Tekin, fiinasi (1980), "The Turkish Translation of Bedvü'l-Amâlî in Quatrains", Journal of Turkish Studies, C. IV, Harvard University, Cambridge. Kurnaz, Cemâl (1997), "klasik Türk Mûsikisi Bestekârlar›nda Hece Vezniyle fiiir Yazma E¤ilimi", Türküden Gazele, Ankara Tekin, Talât (1986), "Karahanl› Dönemi Türk fiiiri", Türk Dili-Türk fiiiri Özel Say›s›-I, Say› 409, (Ocak). Kurnaz, Cemal (2005), "Âfl›k Veysel'in fiiirlerinde Klasik Kültürün Yeri", Halk fiiiri ve Divan fiiirinin Müflterekleri, Gazi Kitabevi, Ankara 2005. Kurnaz, Cemal-Mustafa Tatc› (2001), Ümmi Divan fiairleri ve Enverî Divan›, MEB. Yay›n›, ‹stanbul. Özbek, Mehmet (1975), Folklorumuz ve Türkülerimiz, ‹stanbul. Tolasa, Harun (1983), Sehî, Latifî, Âfl›k Çelebi Tezkirelerine Göre 16. yy. da Edebiyat Araflt›rma ve Elefltirisi-I, ‹zmir. Yusuf Has Hâcib (1979) Kutadgu Bilig, Haz. Reflit Rahmeti Arat, 2. bsk. Ankara. Yüknekli Edib Ahmed (1992), Atabetü'l-Hakay›k, Haz. Reflit Rahmeti Arat, 2. bsk. Ankara. Tanp›nar, Ahmet Hamdi (1969), Befl fiehir, ‹stanbul. temmuz-ağustos 2006 15 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim D‹VAN EDEB‹YATI Ö⁄RET‹M‹N‹N SORUNLARI VE BAZI ÇÖZÜM ÖNER‹LER‹ M‹NE MENG‹* Divan Edebiyat› 14.-19. yüzy›llar aras› yetifltirdi¤i sanatç›lar ve verdi¤i edebî ürünlerle alt› yüzy›ll›k geçmifli olan, ancak bugün bizden uzakta kalm›fl bir edebiyat olarak bilinir. Kendi kültür dünyas› içinde, kendi sanat anlay›fl›na göre dönemini tamamlad›ktan sonra Türk Edebiyat› tarihindeki yerini alm›flt›r. Tanzimat’tan günümüze de¤iflik adlarla adland›r›lmaktad›r. Bugün daha çok Divan Edebiyat›, Eski Türk Edebiyat›, Klasik Türk Edebiyat›, Klasik Edebiyat vb. adlarla tan›n›r ve bilinir. Henüz ad›nda bile uzlaflamad›¤›m›z, bu nedenle de farkl› adlar alt›nda kendisinden söz etti¤imiz bu edebiyat›n tan›t›m›, ö¤retimi ve bunlar›n öncelikli koflulu olan günümüz insan›na sevdirilmesi baz› sorunlar› ve zorluklar› da beraberinde getirmektedir. Nedir bu zorluk ve sorunlar? fiimdi bunlar›n önemlileri ve çözümleri üzerinde dural›m: Divan Edebiyat›n›n günümüz insan› aç›s›ndan karfl›laflt›¤› en önemli sorunlar›ndan biri, baflta da belirtildi¤i gibi onun geçmiflte kalm›fl olmas›d›r. Dolay›s›yla onun kültür altyap›s›n› tan›mak ve dilini anlamak zordur. Bu durumda, günümüz insan›n› Divan Edebiyat›ndan uzaklaflt›ran önemli nedenlerin bafl›nda, onun dilinin art›k yazarken ve konuflurken kullanmad›¤›m›z yani bilmedi¤imiz, anlamad›¤›m›z Osmanl›ca olmas› gelir. Bu nedenle, ona ulaflamaz, ulaflsak da kap›s›n› aç›p içerisine giremeyiz. Dolay›s›yla gerçekte bir hazine olan Divan Edebiyat›, bizler için gizli bir hazine olarak kalmaktad›r. Çünkü bu hazineden yararlanabilmek, onun kap›s›n›n anahtar› olan Osmanl›ca’y› bilmek; ayr›ca Osmanl›’y› yani onun dünyas›n› tan›mak; yaflama biçimine, dünyaya bak›fl›na, kültürüne aflina olmakla mümkündür. *Prof. Dr., Çukurova Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi ,Türk Dili ve Edebiyat› Bölümü Ö¤retim Üyesi 16 temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında Divan Edebiyat›n›n geçmiflte kalm›fl olmas›, onun günümüz insan›na verece¤i bir fleyin olmad›¤›, bu nedenle de ilgilenilmemesi gerekti¤i görüflünü beraberinde getirmektedir. Böylece Divan Edebiyat›n›n ö¤retiminde önemli bir sorun olan dil ve kültür sorunu, ö¤renci hatta ö¤retmen taraf›ndan bu edebiyat›n d›fllanmas›na, ça¤d›fl› say›lmas›na ve okutulmamas› gereken bir ders olarak kabul edilmesine neden olmaktad›r. Bu durumda onun ö¤retilmesinde yaln›zca divan fliiri metinlerinin günümüz diline çevrilmesi, Osmanl›ca kelimelerin günümüz dilindeki karfl›l›klar›n›n verilmesi yeterli de¤ildir. Ayr›ca metinlerin kolaylaflt›r›lmas›na yard›mc› olacak ön bilgilerin verilmesi gerekmektedir. Bununla, kelimelerin daha do¤rusu edebî metnin arkas›ndaki kültür dünyas›n›n ö¤retilmesinin flart oldu¤unu söylemek istiyoruz. Osmanl› toplumunun yaflad›klar›n›n, inand›klar›n›n, düflündüklerinin vb. bilinmesi gereklidir. Öyleyse Divan Edebiyat› ö¤retimi, önce gelene¤in ve dönemin tan›t›m›yla bafllamal›d›r. Ö¤retim için kültür birikiminin gereklili¤i, konuya kapsaml› bakabilen, de¤iflik kaynaklardan yararlanarak derse haz›rl›kl› gelen; ö¤renciyi, tarih, sosyoloji, felsefe, kültür vb. konularda araflt›rmaya ve okumaya yönelten e¤itimcinin, ö¤retmenin varl›¤›n› zorunlu k›lmaktad›r. Dil ve kültür sorunu nedeniyle e¤itim-ö¤retim amaçl› kullan›lan metin seçimi çok önemlidir. Ö¤rencinin etkilenebilece¤i, kendisiyle ortakl›k kurabilece¤i, dünyas›nda yer edecek ve anlayabilmesi için olabildi¤ince sade dilli metin seçimi gerekmektedir. Metin seçiminde edebiyat tarihi esas al›narak kronolojik s›raya göre ve her sanatç›dan ya da pek çok sanatç›dan tan›t›m amaçl› örnek metin okutmak yerine, zaman›n ad›n› unutturamad›¤› büyük sanatç›lardan seçkin metin örnekleri verilmelidir. Metin seçimine iliflkin dikkat edilmesi gereken baflka bir özellik de, bir edebî metnin – örne¤in bir gazelin ya da bir kasidenin- tümünün de¤il; güzel bir beytinin/ beyitlerinin ya da bölümünün verilmesine özen gösterilmesidir. Unutmayal›m, Divan fiiirinde beyit bütünlü¤ü ve tek bafl›na beytin gücü önemlidir. Tek bir beyitten hatta m›sradan yola ç›k›larak Divan fiiirinin anlat›m gücü ve anlam derinli¤i gösterilip; kelimelerin ça¤r›fl›m zenginli¤inin bunu sa¤lamaktaki rolü vurgulanabilir. Bu tür k›sa, özgün metin incelemeleriyle ö¤rencinin düflünme becerisini gelifltirmesine, yeni düflünce üretebilmesine, hayal gücünü, temmuz-ağustos 2006 e¤itim ufkunu geniflleterek farkl› dünya yaratabilmesine ve Divan Edebiyat›/fiiirini sevmesine yard›mc› olunabilir. Divan Edebiyat›n›n e¤itiminde ve ö¤retiminde karfl›lafl›lan baflka önemli bir sorun da ona ön yarg›l› yaklafl›lmas›d›r. Ön yarg›s›z, nesnel yaklafl›m öncelikle ö¤reten sonra da ö¤renen için Divan Edebiyat› ö¤retiminin ve ö¤reniminin baflar›s›ndaki vazgeçilmez koflullardan biridir. Bu ba¤lamda eskiyi sevenin, kendisinin bugünün insan› oldu¤unu unutmamas› gerekti¤ini söyleyelim. Ça¤dafll›¤› savunan›n da, bugünün geçmifl üzerine kuruldu¤unu, geçmiflte kalanla güncel olan›n iç içe bulundu¤unu, ça¤dafll›¤›n geçmiflten kopmak yaln›zca bugünde yaflamak anlam›na gelmedi¤ini ve bu ba¤lamda geçmiflte kalan›n tan›n›p bilinmesi gerekti¤inin bilincinde olmas›n›n önemli oldu¤unu hat›rlatal›m. Baz›lar› yukar›da sayd›¤›m›z nedenlerle ba¤lant›l›, baz›lar› da baflka nedenlerden kaynaklanan sorunlar› ve bunlar›n çözümüne iliflkin önerileri de afla¤›da flöyle s›ralayabiliriz. 1. Divan edebiyat›n›n güncelli¤i ve dersin hangi amaçla ö¤retildi¤i konusu üzerinde durulmal›d›r. Ö¤renci bu edebiyat›n güncelli¤ine inanmamakta ve bu nedenle de ö¤retimine olumlu bakmamakta; niçin ö¤retildi¤ini bilememektedir. Bu nedenle bütün derslerde olmas› gerekti¤i gibi Divan Edebiyat› dersinde de hemen ilk derste onun ö¤retilme amac› söylenmeli; Divan Edebiyat› dersinin günümüzle ba¤lant›s› kurulmal›d›r. Çünkü paylafl›m daha do¤rusu ortakl›k kurulmas›, dostluk sa¤lanmas› için bu edebiyat›n günümüzle olan ba¤lant›s›n›n gösterilmesi önemli bir kofluldur. Dünde kalm›fl olan Divan Edebiyat›nda bugün de paylafl›labilecek güzellikler, duygu ve düflünce benzerlikleri bulmal›y›z ki onunla ortakl›klar›m›z olsun ve bu ortakl›klar arac›l›¤›yla onu tan›y›p sevebilelim. Bu ba¤lamda ö¤renciyle, günümüz insan›yla ortak özelliklere oldu¤u kadar, Divan Edebiyat› ve Ça¤dafl Türk Edebiyat› aras›nda ba¤lant› kurulabilecek noktalara da dikkat çekilerek bu iliflkinin kurulmas›na çal›fl›lmal›d›r. Bunun için geçmiflten günümüze kültürel kimli¤imizi, onun özündeki gelene¤in yap› tafllar›n›, öteden beri toplumumuza özgü olan düflünce ve anlay›fl biçimlerini yans›tan baz› ortak konular› bulup bunlar› göstermelidir. Bu yolla ayn› zamanda Divan Edebiyat› için öteden beri sorulan “Divan Edebiyat› bizim midir?” so- 17 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim 18 rusu da cevapland›r›lacakt›r. Derslerde felsefe, kültür, sanat, dil vb. konular›na da de¤inilerek kültürün süreklili¤i üzerinde durulmal› ve onun içinde bulunan Divan Edebiyat›n›n yeri ve varl›¤› gösterilmelidir. Böylece edebiyat›m›z›n geçmiflinin eskili¤inin ve zenginli¤inin vurgulanmas›n›n yan› s›ra, onun lirizm, incelik ve zekâ gücü gösterilerek dersin gereklili¤i anlat›lmal›d›r. Divan Edebiyat›n›n/fiiirinin güncellefltirilmesiyle ba¤lant›l› olarak baflka bir husus da günümüzde Divan fliirini ça¤dafl yorumla yorumlamaya ihtiyac›m›z›n oldu¤udur. nin sa¤lanmas› için ö¤renciye ödev verilmeli, ders metin a¤›rl›kl› ve uygulamal› olarak ö¤rencinin kat›l›m›yla yap›lmal›d›r. Zorunlu ve zoraki kat›l›m de¤il, ö¤rencinin ilgisi çekilerek sa¤lanacak kat›l›m dersin sevdirilip ö¤retilmesi aç›s›ndan önemlidir. Ayr›ca ö¤rencinin derse karfl› olan korkusunun, isteksizli¤inin, çekingenli¤inin giderilmesinde ö¤retmenin ö¤renciye anlay›fll›, sevecen, ›l›ml› davran›fl› pedagojik aç›dan yararl›d›r. Bu yolla ö¤retmen-ö¤renci, ders-ö¤renci iletiflimi sa¤lanabilecek, oluflturulan sempati kanal›n›n ard›ndan bilgi aktar›m›na geçilebilecektir. 2. Ö¤rencide Divan Edebiyat›n›n zorlu¤u, dolay›s›yla onu anlayamayaca¤› kayg›s› vard›r. Bu kayg›n›n giderilmesi gerekmektedir. Divan edebiyat›n›n okundukça ö¤renilen, zamanla gelifltirilen bir ders oldu¤u ö¤renciye söylenmeli; bunun için özellikle ö¤rencinin iletiflim kurabilece¤i metin örneklerinden yararlan›lmal›, ö¤rencinin bilgisi kültürün tan›t›m›yla zenginlefltirilmelidir. Divan Edebiyat› ve özellikle fliirle iletiflimi- 3. Divan Edebiyat› ö¤retimi, okuma zevki, genel kültür kazand›rma amac›yla da iliflkilidir. Bu ba¤lamda Divan Edebiyat›n›n günümüz edebiyat›yla olan benzerliklerinin yan› s›ra farkl›l›klar›, edebî gelene¤in süreklili¤iyle birlikte de¤iflimi üzerinde de durulmal›d›r. Divan Edebiyat›, özellikle fliir, edebiyat ö¤retimi ve e¤itiminin bir parças›d›r. Genel edebiyat sevgisinin ve zevkinin verilmesinde, edebiyat›n tarihi boyutu temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında içerisinde görülmesinde yeri vard›r. Ayr›ca, ö¤renciye okuma zevkinin ve genel kültürün kazand›r›lmas›nda da katk›s› olabilir. Bu ba¤lamda, Divan fiiirinin inceliklerine inilerek Divan Edebiyat›n›n insan ruhunu inceltti¤i, olgunlaflt›rd›¤›, farkl› bir dünya oldu¤u için ö¤rencide yeni düflünce üretimine yard›mc› oldu¤u üzerinde durulmal›, fliirin incelikleri gösterilmelidir. Divan fiiirinin fantastik boyutu güçlü beyitlerden yola ç›k›larak vurgulanmal›d›r. Yukar›da da belirtildi¤i gibi, her flairin birkaç gazelini ya da kasidesini okutmak yerine, Fuzuli, Baki, Nedim vb. büyük flairlerin fliirlerinden örnekler seçilmeli, karakteristik beyitler üzerinde derinlemesine durulmal›d›r. Bu durum ö¤rencinin ufkunun, hayal gücünün genifllemesine yard›mc› olacakt›r. fiiir, metin çözümlemeleri düflünmeyi gelifltirmektedir. Bu nedenle metin seçimine ve çözümlemesine önem verilmelidir. Çünkü edebiyat kan›t olarak edebî metinleri kullan›r. Bu nedenle fliire, derste fliir ö¤retimine daha çok metin incelemesine dayal›, örnekleme yöntemiyle yaklafl›lmal›d›r. 4. Derse olan ilginin ve bilgi birikiminin sa¤lanmas› için derste f›kra, k›sa öykü anlat›lmal›, mitolojik telmih motifi bilgisi verilmelidir. Bu yolla dersin çekicili¤i ve sürükleyicili¤i sa¤lanabilir. temmuz-ağustos 2006 e¤itim 5. Derste edebiyat tarihi bilgisi s›n›rl› tutulmal›d›r. fiair, yazar, eser adlar› kelime bilgisi s›n›rl› ve yetersiz olan ö¤renci için ak›lda tutulmas› zor ezbere dayal› bilgilerdir. Bu nedenle edebiyat tarihine iliflkin bilgiler ana hatlar›yla az ve öz olarak verilmelidir. 6. Teorik bilgi -vezin, naz›m flekli ve edebî sanatlar- ö¤retiminde de sorunlar vard›r. Bu sorunlar›n giderilmesinde genel olan›n, az ve özün verilmesi önemlidir. Genel olarak edebiyat›n özellikle de Divan Edebiyat›n›n ve fiiirin ö¤retiminde kavram ve terim karmaflas› yaflanmaktad›r. Ne oldu¤u, nas›l tan›mlanmas› gerekti¤i tam bilinemeyen ya da anlamlar› örtüflen baz› edebî sanatlar -örne¤in tevriye ve iham, cinas ve teflbih çeflitleri vb.– bulunmaktad›r. Bunlar›n ö¤retiminde edebiyat metinlerinde en çok geçen ana sanatlar güzel örnekler verilerek ö¤retilmeli, örneklerine metinlerde az rastlananlar›n tan›t›m›na yani bütün edebî sanatlar›n ö¤retimi yoluna gidilmemelidir. Günümüzde, aruz vezninin, aruz kal›plar›n›n ö¤retilmesinin gerekli olup olmad›¤› konusu tart›flmal›d›r. Nokta çizgiyle kal›plar›n›n gösterilerek ezberletilmesi yerine, aruzun kulakla yani fliirin ses yap›s›yla olan ba¤lant›s› üzerinde durulmal› onun fliirin ayr›lmaz parças› olan ses, ahenk aç›s›ndan önemi ve de¤eri öne ç›kar›larak ö¤retilmelidir. 19 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim D‹VAN EDEB‹YATI TARTIfiMALARI ve GELENEKTEN YARARLANMA SORUNU MUHS‹N MAC‹T* Divan edebiyat›, Anadolu’da ilk örneklerini verdi¤i XIII. yüzy›ldan itibaren bünyesinde istikametini de¤ifltirecek ciddi hiçbir sars›nt› geçirmeden XIX. yüzy›l›n ikinci yar›s›na kadar varl›¤›n› sürdürmüfltür. Tezkire yazarlar› ile baz› flairlerin gelene¤in kurallar› içinde kalarak mükemmel söyleyifle ulaflmak amac›yla divan edebiyat›n›n kendi do¤as›n›n gere¤i olan mazmun sistemi, ritim anlay›fl› ve istiârelerle örülü lügatine iliflkin k›r›k dökük elefltirilerini bir yana b›rak›rsak denilebilir ki eski fliirin dayand›¤› estetik anlay›fl ve zihniyet dünyas›na yönelik ilk ciddî elefltiriler Tanzimat ayd›nlar›nca bafllat›lm›flt›r. Divan edebiyat›na yönelik derli toplu ilk elefltiriyi 1866’da Nam›k Kemal, Tasvir-i Efkâr’da yay›nlanan “Lisân-› Osmânî’nin Edebiyat› Hakk›nda Baz› Mülâhazât› fiâmildir” bafll›kl› makalesiyle yapar (Kaplan vd 1978: 183-192). Bu yaz›s›ndaki elefltirilerini Mukaddime-i Celâl’de sürdürür (1975: 7-11) . Tanzimat neslinden Ziya Pafla “fiiir ve ‹nflâ” makalesiyle do¤rudan (Kaplan vd 1978: 45-49), fiinasi ise Fatin Tezkiresi’nin neflri münasebetiyle dolayl› olarak benzer elefltirileri yineler (Erbay 1997: 7-9). Daha sonraki yeni edebiyat taraftarlar› da ayn› yolu izleyerek eski fliiri elefltirirler. Öne sürülen elefltirilerin yaratt›¤› tart›flmalar›n flu noktalarda yo¤unlaflt›¤› görülür: Divan edebiyat›n›n hayal dünyas› dar ve gerçekle ilgisizdir. Konular beflerî duygu ve düflünceleri yans›tmaz. Sosyal hayattan kopuktur. Kuralc› ve mazmuncudur; bafllang›c›ndan bitimine kadar hep ayn› fleyler tekrarlanm›flt›r. Samimi de¤ildir, câize edebiyat›d›r. Toplum ahlâk›n› bozucu niteliktedir. ‹ran edebiyat›n›n taklididir. Dil ve ifllenilen konular bak›m›ndan millî de¤ildir. Dinî ve dar bir edebiyatt›r (Kahraman 1996: 201-316; Erbay 1997:7). Tanzimat yazarlar›ndan sonra da kendine yeni bir yol ve konum belirlemeye çal›flan pek çok flairin ve hatta edebî topluluklar›n divan edebiyat›yla hesaplaflma gere¤i duydu¤u bilinmektedir. Bafllang›çta flair ve yazarlar›n divan edebiyat›na yönelttikleri elefltiriler, zamanla edebiyat tarihi yaz›c›l›¤›na da yans›r. Tanzimat sonras›nda eser veren Osmanl› ayd›nlar›n›n görüfllerinden de yararlanmak suretiyle Osmanl› fiiir Tarihi’ni yazan Gibb, sadece ayn› elefltirileri tekrarlamakla kalmaz; özellikle oryantalist bak›fl aç›s›yla de¤erlendirdi¤i divan flairlerini ‹ran edebiyat›n›n taklitçileri olarak takdim eder (Holbrook 1998: 48-49). Osmanl› fiiir Tarihi’nde ileri sürülen iddialar, Türk edebiyat› araflt›r›c›lar› taraf›ndan son y›llara kadar ciddi olarak tart›fl›lmam›fl olmas›na ra¤men (Mengi 2000: 141-172), Gibb’in Osmanl› flairlerinin ‹ranl› meslektafllar›n› taklit ettikleri konusundaki yaklafl›m›n›n M. Fuat Köprülü taraf›ndan benimsenmesi, bu yarg›n›n edebiyat tarihçilerinin zihinlerinde yerleflmesinde etkili olmufltur. Çünkü, Türkiye’de genel olarak sosyal bilimlerin, daha dar anlamda edebiyat›n modern bilim yöntemlerinin nesnesi olarak ele al›nmas›nda Köprülü’nün Türk Edebiyat›nda ‹lk Mutasavv›flar ve Türk Edebiyat› Tarihi adl› eserlerinin katk›lar› gözard› edilemez. Özellikle onun sosyolojik ve tarihî metot çerçevesinde tarihten edebiyata, sosyolojiden tasavvufa kadar farkl› disiplinlerin kesiflim noktalar›n› dikkate alarak haz›rlad›¤› eserleri ile rahlei tedrisinden geçen Orhan fiaik Gökyay, Hüseyin Nihal Ats›z, Nihat Sami Banarl›, Abdülbaki Gölp›narl›, Fevzi- * Prof.Dr., Yüzüncü Y›l Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyat› Ö¤retim Üyesi. 20 temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında ye Abdullah Tansel vd. ö¤rencileri sayesinde Türk tarih ve edebiyat araflt›rmalar›nda bir Köprülü mektebinden söz edilebilir. Klasik Türk edebiyat› hakk›ndaki resmî ve bir ölçüde kurumsallaflmaya yüz tutan yaklafl›m›n gözden geçirilmesinde fieyhî Divan›’n› Tedkik adl› eseriyle de doçent olduktan sonra ‹stanbul Edebiyat Fakültesinin ö¤retim üyesi kadrosuna kat›lan Ali Nihat Tarlan’›n katk›lar› göz ard› edilemez. Pozitivist ve sosyolojik yaklafl›mlar›n revaçta oldu¤u bir dönemde Tarlan, iflin içine psikolojik yaklafl›m› katarak metinler flerhinde yeni bir yöntem gelifltirir. Yay›nlad›¤› metinler, Farsçadan yapt›¤› çeviriler, yetifltirdi¤i ö¤renciler ve edebiyat meselelerini ele ald›¤› makaleleriyle divan edebiyat›na yöneltilen elefltirilere akademik düzeyde cevaplar verilecek ortam›n oluflmas›na önemli katk›larda bulunur. Cumhuriyet döneminde divan edebiyat› etraf›ndaki tart›flmalar›n daha çok bir uygarl›k sorunu ekseninde devam etti¤i bilinmektedir (Kudret 1975: 650660; Kortantamer 1999: 162-174). Bilhassa tekke-tasavvuf flairlerinin eserleri ile baflta Mevlânâ olmak üzere Farsça eser veren flairlerden yapt›¤› çevirilerle hakl› bir flöhrete ulaflan Abdülbaki Gölp›narl›, Divan Edebiyat› Beyan›ndad›r adl› kitap盤›yla uzman› oldu¤u alana en k›flk›rt›c› elefltirileri yöneltir (1945). Daha sonra da tart›flmalara yol açan bu eser, ilk yay›nland›¤›nda bile tepkiyle karfl›lan›r (Ataç 1945; Gökyay 1946: 186-193). Esasen onun ve daha sonrakilerin elefltirilerinde de Nâm›k Kemâl ve takipçilerinin eski fliire karfl› sald›r›s›na temel teflkil eden noktalar›n de¤iflmedi¤i, ayr›nt›lar›n abart›ld›¤› görülür. Bir bak›ma gelenekselleflen ve Nâm›k Kemâl’den beri süreklilik kazanan bu tart›flmalar›n çeflitlenmesinde, Cumhuriyet ideolojisinin dayand›¤› ulus devlet anlay›fl›n›n sanat ve edebiyat alan›ndaki yans›malar› ile eski/yeni, geleneksel/modern, muhafazakâr/ça¤dafl, gerici/ilerici z›tl›klar› üzerine oturtulan ideolojik ayr›flmalar oldukça elveriflli bir ortam yaratm›flt›r. Tart›flmalar genellikle bu ideolojik zeminde devam ederken kendilerini yeni-modern-ça¤dafl-ilerici çizgide konumland›ran ayd›nlar›n sanat felsefesinin verileri do¤rultusundaki önerileriyle konu, estetik kabullerin hat›rland›¤› bir çizgiye çekilir. Di¤er yandan Klasik Türk edebiyat› alan›nda yap›lan çal›flmalar›n nicelik ve nitelik aç›s›ndan art›fl›yla do¤ru orant›l› olarak eski yarg›lar gözden geçirilir ve köken itibariyle muha- temmuz-ağustos 2006 e¤itim fazakâr çevrelerden gelen akademisyenler taraf›ndan eski elefltirilere yeni cevaplar yetifltirilmek suretiyle divan fliirinin itibar›n› iade etmek için özel gayretler sarf edilir. Özellikle divan edebiyat›n›n sosyal hayattan kopuk olmad›¤›n›n kan›tlanmas›na yönelik yaz›lar›n say›s›nda önemli art›fllar görülür. Divan edebiyat› etraf›ndaki tart›flmalar, asl›nda taraflar›n ideolojik beklenti ve taleplerini Osmanl› merkezli verilerle dillendirmelerinde arac› niteli¤i tafl›r. Bu arac›l›k görevi zaman zaman di¤er sanat dallar›na yüklense de edebiyat ve musiki, Osmanl›ya yüklenilen imaja göre taraflar›n konum belirlemesinde en ifllevsel sanat dallar› olarak dikkati çeker. Böyle bir ortamda klasik Türk edebiyat›n›n, bilhassa divan fliirinin estetik kabuller çerçevesinde ele al›nmas›, ayd›nlar›n görüfllerinden çok, gerçek sanat erbab›n›n seziflleri sayesinde gerçekleflir. Yahya Kemâl’in “Eski fiiirin Rüzgâr›yla” söyledikleri ile Ahmet Haflim’in fliirlerinin dolayl› telkinlerinin bunda etkili oldu¤u muhakkakt›r. Fakat nesir için durum, daha farkl›d›r; Yahya Kemâl’in “Resimsizlik ve Nesirsizlik” bafll›kl› yaz›s›ndaki elefltirileri, eski nesrin tart›flmalarda bile fliirin gölgesinde kald›¤›na iflaret etmektedir (Beyatl› 1984: 69-73). Yahya Kemâl’in fliir tecrübesi, Modern Türk flairlerinin gelene¤e yönelmelerinde etkili olmufltur. Divan fliirinin imkânlar›n› dönüfltürme konusunda Yahya Kemâl’in bu tecrübesi, Modern Türk flairlerine model oluflturmaktan ziyâde, onlara tam bir güven duygusu afl›lam›flt›r. Bilindi¤i gibi Yahya Kemâl eski fliirin mecaz, mazmun ve istiârelerini kullanmak, divan flairlerinden al›nt›lar yaparak veya onlara at›flarda bulunarak gelenekten yararlanmak yerine, gelene¤i yeniden üretmifltir. Onun eski fliiri modern bir çerçeve içinde yeniden inflâ giriflimi be¤eniyle karfl›lan›r ve onun yönelifl süreci daha sonraki flairler taraf›ndan da yinelenir. fiöyle ki Modern Türk fliirinde gelenekten yararlanan flairlerin hemen tamam› Yahya Kemâl gibi daha çocukken geleneksel kültür çevrelerinde aflina olduklar› eski fliirin sesine, Bat› kültür ve sanat›n›n inceliklerini kavrayacak birikim ve donan›m› edindikten sonra yönelirler. Modern ‹ngiliz fliirinin kurucusu olan William Butler Yeats, Ezra Pound ve özellikle T. S. Eliot gibi flairlerin kendi gelenekleriyle olan iliflkileri Modern Türk flairlerine referans olur. Bat›daki sanat ve felsefe hareketlerini takip edebilecek birikime sahip olan flairlerin, karfl›laflt›klar› eserlerin arkas›nda ayr›ca Hristiyan kültürünün yatt›¤›n› görmeleri onlar›n 21 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim Yahya Kemâl eski fliirin mecaz, mazmun ve istiârelerini kullanmak, divan flairlerinden al›nt›lar yaparak veya onlara at›flarda bulunarak gelenekten yararlanmak yerine, gelene¤i yeniden üretmifltir. Onun eski fliiri modern bir çerçeve içinde yeniden inflâ giriflimi be¤eniyle karfl›lan›r ve onun yönelifl süreci daha sonraki flairler taraf›ndan da yinelenir. divan fliirine ve ‹slam uygarl›¤›na yönelifllerine bir bak›ma meflrûluk kazand›r›r. ‹flte tam bu noktada gelenekten yararlanma sorunu gündeme gelmektedir. Gelenek kavram› sosyolojik ve dinsel anlamlar›n›n yan› s›ra en fazla fliir merkezli tart›flmalarla birlikte “Divan fliirinden yararlan›labilir mi?” sorusu çerçevesinde söz konusu edilir. Modern Türk fliirinde gelenekten yararlanma sorunu, Ahmet Oktay'›n zannetti¤i gibi, “Yahya Kemâl d›fl›nda hemen hiç kimse gönlünce gerçeklefltirebildi¤ine inanmad›¤› için”, yinelenegelen bir sorun de¤ildir (Oktay 1992: 27). Modern Türk fliirinde gelenekle iliflkisini sürdüren flairlerin genifl bir yelpazede yer ald›¤› ve bu kesimin modern fliirimiz içinde tali bir çizgi oluflturdu¤u gerçektir. Bununla birlikte fliirimizin bu gün ulaflt›¤› konumda divan fliirinin ses, söyleyifl, imaj dünyas› ve dil zevkini yeniden yorumlayarak bir terkibe ulaflan flairlerin katk›s› inkâr edilemez. Behçet Necatigil ile Asaf Hâlet Çelebi’nin farkl› kanallar› kullanarak divan edebiyat›ndan yararland›klar› bilinmektedir. Ayr›ca ‹kinci Yeni flairlerinin sinsi bir divan fliiri muhipli¤i ile suçlanmalar›na ra¤men Divançe, Divan adl› fliir kitaplar›n›n; kaside, gazel, rübai bafll›kl› fliirlerin yay›nlanmas› divan edebiyat›ndan yararlanma sorununu yeniden gündeme getirir (Akkanat 2002). Divan fliirine yönelen flairlerin, sadece söyleyifl ve edâ düzeyinde kalan fantezi niteli¤indeki baz› denemeleri köklü bir ilginin uyanmas›na yetmedi¤i gibi gelene¤e yöneltilen elefltirilerin dozunun artmas›na vesile olur. Öyle ki Ahmet Hamdi Tanp›nar'›n, eski fliirimizde sesin fonksiyonuyla ilgili olarak söyledi¤i ve bugün art›k edebiyat kuramlar› ve divan fliirinin gerçekleriyle de ba¤daflmad›¤› anlafl›lan, “o (ses) çok defa manâdan ayr›, kendi âleminde her fleydir ve tek bafl›na bütün ifa- 22 deyi yüklenir” (Tanp›nar 1985: 12) cümlesinden hareketle “Divan fliirinin ses anlay›fl›yla ça¤dafl fliir yazman›n kesinlikle olana¤› yoktur.” ç›kar›m›nda bulunulur (‹nce 1993: 2-10). Oysa divan fliirinden de yararlanarak modern bir fliir üreten Behçet Necatigil ve Attilâ ‹lhan gibi flairlerin eserleri bu nevi iddialar›n yersizli¤ini gösterecek niteli¤e sahiptir. Gelenekle ilgili tart›flmalar› daha çok divan fliirinin yaflama ve direnme gücünün test edilmesine yönelik tecrübelerin sembolik ifadelendirilifli belirlemektedir. Bu tecrübelerin olumlu örneklerini veren flairler vard›r. Dolay›s›yla günümüzde de gelenekle ça¤dafl fliirin imkânlar›n› buluflturan flairlerin tart›flmalara esas olacak ölçüde ürünler yay›nlamas› fliirimiz için önemli bir kazançt›r. Bu bak›mdan son y›llarda gelenek, fliir kelimesiyle bir arada telaffuz edilmesinde sak›nca görülmeyen ve hatta fliire itibar kazand›ran bir kavram konumuna yükselmifltir. Çünkü ortada divan edebiyat› beyan›nda söylenen sözler de¤il, gelene¤in diri gövdesi ve onu yeniden yorumlayan sanatkârlar›n eserleri var. Gelene¤e bilinçli bir yönelifl söz konusudur. Tarihinde kültür floku yaflayan toplumlarda gelenek bilinci zay›flar, ancak en köklü devrimlerin yafland›¤› toplumlarda bile gelene¤in izleri büsbütün silinemez. Ayr›ca bunca tecrübe göstermifltir ki dildeki de¤iflmeler bir kopmaya yol açmad›¤› sürece gelenek, soluk çizgilerle de olsa, varl›¤›n› devam ettirir. Asl›nda her metin, kendinden önce yaz›lm›fl öteki metinlerin alan›nda yer al›r ve hiçbir metin eski metinlerden tümüyle ba¤›ms›z olamaz. “Bir metin hep daha önce yaz›lm›fl metinlerden ald›¤› kesitleri yeni bir birleflim düzeni içerisinde bir araya getirmekten baflka bir fley olmad›¤›na göre, metinleraras› da hep önceki yazarlar›n metinlerine, eski yaz›nsal bir gelene¤e bir tür öykünme iflleminden baflka bir fley de¤ildir” (Aktulum 1999: 18). ‹flte bu yüzden divan fliirini k›yas›ya elefltiren flairlerin de neticede ayn› dile, Türkçe’ye yaslanmalar›ndan ötürü gelene¤in dünyas›ndan kaçamad›klar› görülür. Çünkü “fiiir ne yana yönelirse yönelsin geçmiflten tam kopmaz. Eski motif ve imgeleri de de¤erlendirmek, onlarla da beslenmek zorundad›r.” (Necatigil 1983: 95). Gelene¤e dayanmak flair olman›n ilk ve tek flart› de¤ildir elbette. Ama divan fliirinden bilinçli bir flekilde yararlanma gayretleri kültür ve sanat alan›ndaki zihniyet de¤ifliminin bir göstergesi say›labilir. Ne var ki pek çok alanda oldu¤u gibi, gelenek konusunda da ay- temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında d›nlar›m›z›n tavr›n› belirleyen estetik kayg›lar› de¤il, dinî muhtevadan soyutlanm›fl bat›l itikatlar›d›r ( Mungan 1982: 75-76). Gelene¤e iliflkin tart›flmalar›n ilmî ve felsefî bir zemine oturabilmesi için öncelikle bilgilerimizin sahih olmas› ve divan fliirinin bir inanç alan› olmaktan ç›kar›lmas› gerekir. Gelene¤in imkânlar›n› ve zaaflar›n›; önce Aflk Esteti¤i ve Geçmifli Yeniden Kurmak adl› eserlerinde de¤erlendiren ve daha sonra bu iki kitab› ‹slâm Esteti¤i ve ‹nsan ad›yla yeniden neflreden Beflir Ayvazo¤lu, ‹slâm’›n muhabbete dayal› yorumunun, yani tasavvufun nas›l bir gelenek oluflturdu¤unu, tarih içindeki k›r›lma ve direnç noktalar›n› sadece edebiyat merkezli de¤il, di¤er sanat dallar›n› da dikkate alarak bütün ayr›nt›lar›yla ortaya koymufltur (1989). Buraya kadar yapt›¤›m›z tespitlerden sonra daha önce baz› yazar ve flairlere sorulan flu sorular› tekrar edebiliriz: Günümüzün flair ve yazarlar› gelenekten nas›l yararlanabilirler? Gelene¤in modern sanatkârlara sunabilece¤i imkânlar nelerdir? Her fleyden önce flunu belirtmekte yarar var: Gelenekten yararlanmak isteyen her flair kendi birikimine, ilgi alan›na ve fliir zevkine göre de¤iflik yöntemler deneyebilir. Ancak bunun da asgari flart›, hangi gelenek olursa olsun, o gelene¤in imkânlar›n›n bilinmesidir. Sonra gelenekten yararlanan flairlerin ortaya koyduklar› eserlerden hareket ederek ilginin hangi noktalarda yo¤unlaflt›¤›n› saptamak suretiyle sa¤l›kl› bir sonuca varabiliriz. Bu aç›dan bak›ld›¤›nda gelenekten yararland›¤›n› ifade eden flairlerin flu hususlar üzerinde vurgu yapt›klar›n› görüyoruz (Macit 2005). 1. Ritim Hecelerin belli say›da öbekleflmeleriyle, vurgulu ve vurgusuz, uzun ya da k›sa hecelerin düzenli dizilifliyle fliirde ritim sa¤lan›r. Divan fliirinde ritmi sa¤layan unsurlar›n bafl›nda vezin, kafiye ve redif gelir. Bu düzenli tekrarlar fliirde âhengi sa¤lar. Divan fliirinde âhengin sa¤lanmas›nda arûz ölçüsünün sa¤lad›¤› dil disiplini etkili olmufltur. Aruz ölçüsünün yan› s›ra dizelerin ritmik düzenlenmesine zemin haz›rlayan ve onu teflvik eden baflka bir unsur kafiye ve rediftir. Divan fliirinde kafiye ve redifin kullan›m›n› büyük ölçüde gelenek belirler. Kafiye kullan›m›nda naz›m flekillerinin de belirleyici bir yan› vard›r. Bugüne kadar divan fliirinin dayand›¤› müflterek zemine yönelik pek çok elefltirel tav›r belirmifl olmas›- temmuz-ağustos 2006 e¤itim na ve hatta bu fliirin lügâti k›yas›ya elefltirilmifl olmas›na ra¤men sesi ve dolay›s›yla âhengi konusunda olumlu düflüncelerin her zaman ortaya konulmufl olmas› dikkat çekicidir. Divan flairlerinin s›k› s›k›ya ba¤l› olduklar› estetik, istif ve dil disiplininin yaratt›¤› ça¤r›fl›m gücü, modern flair ve elefltirmenler taraf›ndan da kabul görmüfltür (Macit 2005a: 1-11; Necatigil 1983: 105-106; S›lay 1992: 68). Ça¤dafl flairlerimiz bu birikimi göz ard› etmemifller; aruzu yaflayan Türkçeyle buluflturduklar› gibi gazel, kaside, rübai ve hatta XV. yüzy›ldan sonra divan fliirinde de pek kullan›lmayan tuyug naz›m fleklini, gelene¤in s›k› kurallar›na ba¤l› kalmadan kullanm›fllard›r (Kurnaz 1989: 24-26). Divan fliirinde kullan›lan vezin aruzdur. Aruz ölçüsünün Türk fliir gelene¤i içerisinde geçirdi¤i evreleri, hece-aruz tart›flmalar›n› ve serbest fliirin nas›l revaç buldu¤una dair ayr›nt›lar› burada tekrar etme¤e gerek yok. fiiirde vezin zaruretinin -ister aruz ister hece ölçüsü olsun- savunuculu¤unu yapan ve bu do¤rultuda baflar›l› ürünler veren flairler oldu¤u gibi baflka biçim aray›fllar›na giren ve be¤enilen eserler ortaya koyan flairlerimiz de var. Çünkü fliir, kelime savurganl›¤›n› dizginleyerek dilin musikisini öne ç›karmaya yarayan kafiye, redif ve vezin gibi unsurlar›n üstünde, ne bunlarla kay›tl› ne de tamamen ba¤›ms›z bir söz sanat›d›r. Divan fliirine bak›ld›¤›nda kafiye, redif ve vezin gibi biçimsel unsurlar›n, usta flairlere genifl imkânlar sa¤lamalar›na karfl›n müteflâirleri taklitçilik seviyesinden ileri geçirmeyen tuzaklar oldu¤u görülür. Divan fliirinde dilin kullan›m›n› büyük ölçüde ritmik ak›flkanl›¤› sa¤layan biçimsel unsurlarla söz sanatlar› ve mazmûnlar belirlemektedir. Arûz ölçüsünün sa¤lad›¤› imkânlar› tevarüs eden Kemal Edip Kürkçüo¤lu, Arif Nihat Asya, Hasan Ali Yücel, fiahin Uçar (fieydâ), Nejat Sefercio¤lu, Cem Dilçin, Cemâl Kurnaz gibi isimlerin tarz-› kadîm üzere fliirler söylediklerini görüyoruz. Ayr›ca günümüzün zevkine uygun olarak arûzla fliirler yazan Mehmet Ç›narl›, Fuat Bayramo¤lu, Talât Halman, Abdullah Öztemiz Hac›tahiro¤lu, Bekir S›tk› Erdo¤an ve Ali Günvar gibi flairlerin kaydettikleri irtifâ, vaktiyle Arapça ve Farsça’dan dilimize sözcüklerin girmesinin sadece flairlerin Türkçe’yi arûz ölçüsüne uydurma çabalar›yla ilintili olmad›¤›n› aç›kça ortaya koymaktad›r. Faz›l Hüsnü Da¤larca’n›n “fieyh Galib’e Çiçekler” bafll›¤› alt›nda yazd›¤› Hüsn ü Aflk veznindeki fliirlerini de bu çerçevede de¤erlendiriyoruz. 23 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim 2. Tasavvuf Divan edebiyat›n›n modern Türk fliirine yans›yan bir özelli¤i de “bir yandan göçebe kültürümüzün dinamizmi ve hümanizmiyle di¤er yandan bölgesel, yöresel özelliklerle yo¤rulan tasavvuf”tur (Halman 1999: 40-41). Tasavvufun kökeni, geliflimi ve temsilcileri hakk›nda yaz›lm›fl son derece zengin birikim vard›r. Mevcut birikimin ayr›nt›lar›na girecek de¤iliz. Sadece fliire yans›yan boyutuyla ilgili baz› de¤erlendirmeler yapaca¤›z. fiiir ve tasavvuf kavramlar› ne zaman birlikte an›lsa hemen akla en iyi örneklerin verildi¤i dönemi temsil etmifl olmas›ndan dolay› Osmanl› edebiyat› gelmektedir. Osmanl› düflüncesinin, bilhassa fliirinin vahdet-i vücutçu bir karakter tafl›d›¤› bilinmektedir (K›l›ç 2004). Edebiyat aç›s›ndan bak›ld›¤›nda bizim için önemli olan tasavvufun dilidir. Tasavvufun dili, dinî tecrübenin dilidir. Dinî tecrübe dinden dine, kültürden kültüre de¤ifliklik arz etmektedir (Ayd›n 1994: 90). Dolay›s›yla bizim Tanr›’y› kavray›fl›m›z da kültürümüzün ve dinî gelene¤imizin miras› olan iflaret ve sembollerle flartland›r›lm›fl bir flekildedir. Dinî tecrübeye dayal› ifadeler daha çok mecazî ve sembolik dile yak›nd›r. Bu bak›mdan dinî tecrübe ile kazan›lan duygu ve kavray›fl›, onu yaflamayanlara lay›k›yla anlatmak mümkün de¤ildir (Koç 1995: 191-215). Mutasavv›flar›n oluflturdu¤u mecaz ve mazmûnlarla örülü sembolik dilin, günlük dilden sapmayla oluflturulan bir üst dile, yani fliire dönüfltürülmesi kolay olmufltur. Divan edebiyat›n›n Arapça, Farsça ve Türkçe kelimelerden oluflan s›n›rl› lügatinin, as›rlar içerisinde anlam katmanlar› yüklenerek zenginleflmesinde, yan anlamlar kazanmas›nda tasavvufun bu dünya ile öteki dünya aras›nda koflutluk oluflturan mecaz ve sembollerinin etkisi vard›r. Divan esteti¤i tasavvufun mecaz ve istiarelerle örülü dili üzerinde geliflir. Baz› kelime ve kavramlar›n sözlük anlamlar›n›n yan› s›ra tasavvufla ilgili ça¤r›fl›mlar› da içinde bar›nd›rmas› beytin çok katmanl› bir yap› olarak çözümlenmesini zorunlu k›lmaktad›r. Çünkü mistik yaflant›n›n ifadesi olmayan en dünyevî fliirlerde bile kullan›lan kelimeler tasavvufî ça¤r›fl›mlara her zaman aç›kt›r. “Herhangi bir fliirde tasavvufî-dinî yorumun üstünlü¤ü, birincilli¤i sorgulanabilir, ama böyle bir yorum potansiyeli bar›nd›rmayan bir fliir bulmak güçtür” (Andrews 2000: 107). 24 Tasavvufun tevile son derece elveriflli olan dili, divan flairlerine çok genifl imkânlar sunmufltur. fiairler aç›kça söylemeden çekindikleri pek çok hususu tasavvufî cilâ alt›nda süsleyerek söyleme imkân› bulmufllard›r. Gülflen-i Râz’›n müellifi fiebüsterî baflta olmak üzere pek çok sufi taraf›ndan yinelenen mecaz-hakikat ayr›m›na iliflkin olarak Latîfî’nin tevili oldukça zihin aç›c› ipuçlar› içermektedir: “Asl›nda flairlerin mecazî fliir örtüleri ve gerçe¤i iltibaslar›nda def, ney, sevgili ve flarab› gösteren ibareler ve istiareler gelirse, görüflüne bak›p bunlar› flarap, dilber, boy bos övgüsü olarak düflünmemek laz›md›r. Tasavvuf ve gerçek bilenlerin dilinde her sözün bir manâs›, her ismin bir müsemmâs›, her sözün bir tevili ve her tevilin bir temsili vard›r” (‹sen 1999: 10-11). Latîfî’nin temsil ad›n› verdi¤i semboller arac›l›¤›yla fliirde, yeni anlam katmanlar› oluflur. Bunlar›n anlafl›lmas› için okurun ârif olmas› yeterlidir. Sufî flairlerce dillendirilen hakikat vurgusunun, mistik yaflant›ya mesafeli duran flairlerce de benimsendi¤ini gösteren bolca örnek vard›r. Ancak her söylenenin mecâz-hakikat kurgusu çerçevesindeki yorumu gelene¤in içinden baz› itirazlara da neden olmufltur. Cumhuriyet devri Türk fliirinde tasavvufun mecaz ve sembolleri, baflta Hallâc-› Mansur olmak üzere temsilcileri ve daha da önemlisi dili flairlerin dikkatini çekmifl ve flairler bu kaynaktan yararlanma yoluna gitmifllerdir. Tasavvuftan yararlanabilmek için flairin mistik tecrübesi olmasa bile mistik bilgiye sahip olmas› gerekir. Mistik e¤ilimi olan flairler ve onlar›n bu do¤rultuda ortaya koyduklar› eserlere bak›ld›¤›nda tasavvufun bir ölçüde belirleyici oldu¤u görülür (‹nam 1996: 162-178). Modern Türk fliirinde mistik e¤ilimleri olan, hatta Hint felsefesine yönelen flairlerin bafl›nda Asaf Hâlet Çelebi gelir. Sezai Karakoç ve Ebubekir Ero¤lu’nun fliirleri ise modern mistik tecrübenin ürünü olarak de¤erlendirilebilir. Ayr›ca tasavvufun istiareli dilinden ve menk›belerden yararlanan Hilmi Yavuz, ayn› zamanda yetene¤ine inand›¤› genç flairleri eski fliirin imkânlar›n› “temellük” etmeye yönlendirmekte, fliirleriyle yol göstermektedir. Vural Bahad›r Bayr›l ve Ali Günvar modern bir dervifl duyarl›¤›yla fliirler yazmaktad›rlar. Ali Günvar tam manâs›yla sufîlere mahsus bir söyleyifl mükemmelli¤ine eriflmifl, serbest biçimde yaz›lm›fl izlenimi veren fliirlerinde bile arûz ölçüsünü çok baflar›l› bir biçimde kullanarak biçimle içeri¤in örtüfltü¤ü fliirler söylemektedir. Mo- temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim dern Türk flairlerinin tasavvufun imkânlar›ndan hangi düzeyde yararland›¤› bu flairlerin eserlerinden anlafl›labilir. mih unsurlar›n›n da bu do¤rultuda fonksiyon üstlendikleri söylenebilir. Böylece telmih, istiâre ve mecazlar vas›tas›yla fliirin söz varl›¤› azald›kça anlam katmanlar› ço¤al›r. Divan fliirinde söz gelimi, gonca yahut lâl deni3. Mazmun ve hayâl dünyas› lince duda¤›n, servi denilince boyun, lülü denilince Divan edebiyat›nda bir flairin ne söyledi¤i kadar diflin kastedildi¤i söylenir ve bu istiarelerin birer maznas›l söyledi¤i de önemlidir. fiairler sözü güzel ve dumûn oldu¤u ifade edilir. Bu anlam katmanlar›n›n oluflruma uygun olarak söylemenin kuramsal çerçevesini mas›nda divan esteti¤inin bir gere¤i olarak mazmûnlar belâgat kitaplar›ndan ve usta kabul ettikleri flairlerin beliriverir. Ancak, mazmûn bunlar› da ihtiva etmekle eserlerinden ö¤renirler. fiairlerin söyleyifl biçimlerindebirlikte baflka unsurlar› da içinde bar›nd›r›r. Mazmun ki tercihlerini ise e¤itim düzeyleri, tekke-tasavvuf mukelimesinin sözlüklerdeki bütün karfl›l›klar›n› s›ralayahitleriyle olan iliflkileri, mesleki konumlar› ve hepsinrak lügat allâmeli¤i yapma niyetinde de¤ilim. Çünkü den daha önemlisi mizaç ve meflrepleri belirlemektebuna gerek yok. Son y›llarda mazmûn kavram›na aç›kdir. l›k getirmeye çal›flan oldukça zihin aç›c› makaleler neflDivan flairinin evreni dard›r. Divan edebiyat›nda redildi. Söz konusu yaz›larda, divan flairlerinin bu keliteflbih, kinâye ve istiâre gibi mecaz sanatlar›yla fliirin meye anlam, öz, ustaca söylenmifl söz, amaç, nükte evreni genifller. fiiirin evreni geniflledikçe ayn› anlam› manâlar›n› verdikleri ifade edilmektedir (Çavuflo¤lu ifade etmek için kullan›lan sözcük say›s› azal›r. fiöyle ki 1987: 198-205; Mengi 2000: 45-61). Mine Mengi, mazfliirinde teflbih (benzetme) mûnun divan edebiyat›sanat›na baflvuran bir flair n›n estetik anlay›fl›n›n bir Tasavvufun istiareli dilinden ve menk›betam bir benzetme için dört gere¤i olarak de¤iflik söz lerden yararlanan Hilmi Yavuz, ayn› zasözcük kullanmak zorunve anlam sanatlar›yla ba¤dad›r: Benzeyen+benzetilant›l› bir dil ustal›¤› oldumanda yetene¤ine inand›¤› genç flairleri len+ benzetme edat›+ ¤u kanaatindedir (2000: eski fliirin imkânlar›n› “temellük” etmeye benzetme yönü. Zamanla 45-61). “Mazmun esas itiyönlendirmekte, fliirleriyle yol göstermekflairler benzetme edat› bariyle bir objenin veya tedir. kullanmaz ve benzetme bir hâlin kendisini söyleyönünü (vech-i flebeh) mek yerine, ba¤l› unsurgelene¤in ön kabulleri larda mevcut vas›flar›niçerisinde alg›lamaya bafllarlar. Gelene¤in içinde kuraldan birini veya daha fazlas›n› belirtecek ipuçlar› verillaflan kabullere göre sözgelimi saç, biçim bak›m›ndan mek suretiyle dolayl› bir flekilde ifade olunmas› dekemende, kokusu itibariyle sünbüle, renginden ötürü mektir” (Akün 1994: 422-24). Mazmunda esas olan ilk karanl›¤a benzetilir. Fakat teflbih-i beli¤ (uz benzetme) bak›flta anlafl›lan hususun arkas›nda gizli bir anlam›n yoluyla flairler benzetmenin temel iki unsurunu kullaolmas›d›r. Bu da ancak istiâre, mecâz-› mürsel, hüsn-i narak sözcük say›s›n› azalt›rlar: talil ve tevriye gibi edebî sanatlar›n kullan›m›yla sa¤laEdebî sanatlar›, dildeki kal›plaflm›fl yap›lar›, yan›r (Mengi 2000: 30-71). Divan edebiyat›nda orijinal ni deyimleri kullanmak suretiyle az sözle derin düflünmazmûn (bikr-i mazmûn) bulmak ve kullanmak flairlice ve duygular› anlatmay› baflaran flairlerin tercih ettik¤in gere¤i say›lmakla beraber mazmûn avc›l›¤› fliiri anleri sanatlarda genelde gözard› edilen incelikler onlalafl›lmazl›¤a sevk edece¤i için yad›rganm›flt›r. Hatta bu r›n kiflisel yaflant›lar›na dair ipuçlar› da içerir. Benzetzaaf› vurgulamak üzere divan edebiyat›n›n mazmûn me ilgisiyle yap›lan mecazlarda benzetme yönü, flairin edebiyat› oldu¤u söylenegelmifltir. Oysa divan edebiruhsal durumuna ve hayat karfl›s›ndaki tutumuna dair yat›n›n hüner gösterisine dayal› bu tür ustal›klar›na itiyorumlara olanak verir. Elde edilen ipuçlar›, bir divabar etmeden söyleyifl güzelli¤ine önem veren flairlerin n›n tamam›nda bütünlük oluflturacak düzeyde ise flahortaya koyduklar› eserler, daha kal›c› olmufltur. Mazsî kullan›mlarla flairin yaflam öyküsü aras›nda ilintiler munlar ve imajlardaki müflterekli¤e ra¤men üslûp farkde kurulabilir. Ayn› flekilde flairlerin tercih ettikleri tell›l›klar› flairlerin söyleyifl tarzlar›nda ortaya ç›kmakta- temmuz-ağustos 2006 25 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim d›r. ‹flte nazirecilik böyle bir gelenekte anlam kazanmaktad›r. Nazire söyleyen bir flair, ustal›¤›n› kan›tlamak için kullan›lagelen müflterek mazmûnlar›n yan› s›ra daha önce kullan›lmam›fl orijinal mazmûnlar bulmak, el de¤memifl manalar› nazma çekmek zorundad›r. Divan fliiri kendine mahsus dili ve lügatini, mecaz ve mazmûnlar›n›, mitolojik unsurlar›n›, imaj dünyas›n› ve estetik kurallar›n› muhafaza ederek çok genifl bir co¤rafyada Türkçe’nin edebî dil olarak köklü bir gelenek oluflturmas›n› sa¤lam›flt›r. Zihniyet dünyas›ndaki k›r›lmalarla birlikte geçen asr›n bafl›na kadar varl›¤›n› devam ettiren bu gelenek, art›k modern Türk fliirini besleyen kaynaklardan biri olarak de¤erlendirilmektedir. fiiir, güzel söz söyleme sanat› oldu¤una göre flairler de söz ve anlam sanatlar›n› kullanarak sözlerini güzellefltirmek zorundad›rlar. Divan flairleri mazmûnlarla az sözle çok fley anlatma imkân›n› aram›fl ve böylece bir beyit içinde bir dünya kurma çabas›na giriflmifllerdir. Bunu yaparken ortak mecaz ve istiareleri kullanm›fllard›r. Günümüzde de durum çok farkl› de¤ildir. Fakat, günümüzün flairlerinin kulland›klar› mecaz ve istiarelerde müfltereklikler aranmaz. fiairler kulland›klar› sembol ve metaforlarla kendilerine mahsus bir atmosfer yaratabilirler. Çünkü divan edebiyat›nda müflterek bir hayal dünyas›ndan bahsetmek mümkün oldu¤u halde modern Türk fliirinde ortak bir imaj dünyas›ndan söz etmek imkâns›zd›r. Daha bireysel tercihler söz konusudur ve flairler orijinal imajlarla ancak kal›c› olabilirler. Günümüzün flairleri daha bireysel tercihlerde bulunmakla birlikte, Murathan Mungan’›n ifade etti¤i gibi devrimi flafakla, bar›fl› güvercinle, tutsakl›¤› zincirle, hadi bir ilavede de ben bulunay›m, baflkald›r›y› da¤ bafllar›yla anlatmakta bir sak›nca görmezler (1982: 76). Benzer bir ay›klama yöntemiyle baflka ideolojik grup ve kümelenmeler içinde yer alan flairlerin eserleri taranacak olursa kolayca müflterek istiareler tespit edilebilir. Fakat bu müfltereklikler ortak bir hayal dünyas› yaratmaya yetmez. Günümüzün iletiflim araçlar› ve çok h›zl› de¤iflen ve iflleyen zaman divan flairlerinin tecrübesini tekrarlamaya imkân vermez. Ancak, bu tecrübeden günümüzün flartlar›na göre yeni semboller ve metaforlar oluflturulabilir. Bunlar da çok flahsî olmak zorundad›r. Daha önce de ifade etti¤imiz gibi divan fliirinin ortak bir imaj dünyas› vard› ve bir flair, flahsî tasarruf- 26 ta bulunabildi¤i ölçüde baflar›l› oluyordu. Neticede bu çeflitlilik fliiri s›¤l›ktan ve s›radanl›ktan kurtar›yordu. Meselâ, flair mazmûnu servi olan bir beyit söyledi¤i zaman okurun hayal dünyas›nda bir karfl›l›k buluyordu. Günümüz fliirinin en büyük açmazlar›ndan biri bu imkândan yoksun b›rak›lm›fl olmas›d›r. Mitoloji, onu günlük hayat›n içine sokan efsane ve masal gibi ola¤anüstülüklere aç›k kap› b›rakan her düflünce ve de¤er hayat›n d›fl›na itilerek bilimsel gerçeklik, pozitivizmin yo¤un etkisiyle, mutlak hakikat olarak bafl köfleye oturtulmufltur. Oysa toplumlar›n ortak fluurunda tarihsel ve bilimsel gerçekler de¤il, efsane ve menk›belerin besledi¤i mitoloji canl› kal›r. Aksi taktirde flair ile okur aras›ndaki iletiflimsizlik, fliir kitaplar›n›n sonuna ‘aç›klamalar’, ‘merakl›s› için notlar’ koyma zorunlulu¤unu ortaya ç›karmaktad›r. Bu fliir için bir zaaft›r. Fakat entelektüel yan› a¤›r basan her flair için benzer bir zaafla karfl› karfl›ya kalmak kaç›n›lmazd›r. Bu tarihsel çerçeveyi çizdikten sonra modern flairlerin gelenekten nas›l yararland›klar›n› Asaf Hâlet Çelebi, Sezai Karakoç, Hilmi Yavuz, Ebubekir Ero¤lu ve Attila ‹lhan’›n eserlerinden örneklerle ortaya koyaca¤›z. Konunun bütünlü¤üne katk›s› olaca¤›n› düflündü¤ümüz durumlarda di¤er flairlerin eserlerine de at›flar yapaca¤›z. Gelene¤in imkânlar›ndan yararlanarak modern bir fliir dili yaratan flairlerin bafl›nda Asaf Hâlet Çelebi gelir. Çelebi’nin fliirinin gelenekle irtibat›n› kurarken üzerinde durulmas› gereken üç temel nokta vard›r: Mistisizm, masallar›n büyülü dünyas› ve ‹stanbul. Onun fliirinin yerli kaynaklar› aras›nda Mesnevi ve dolayl› olarak Mevlevî gelene¤i önemli yer tutar. Asaf Hâlet’in “Semâ-› Mevlânâ” fliirindeki flu m›sralar: ben dönerim gökler döner benzimde güller açar (Çelebi 2001: 39) Mevlevîlerin sema'a yükledikleri anlam› çok iyi ifade etmektedir. Bu alg›lama biçimi, Beflir Ayvazo¤lu’nun “Süleymaniye” bafll›kl› fliirinde dönüflüme u¤rayarak süreklilik kazan›r ve flairin raks içinde gördü¤ü âlemle özdeflleflmesini anlat›rken ifade vas›tas› olur: temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında Gökler döner ben dönerim Cümle âlem raks içinde (Ayvazo¤lu 1991: 64) Asaf Hâlet Çelebi’nin, Mevlevî gelene¤inin en büyük ustalar›ndan biri olan Galip Dede hakk›nda yazd›klar›yla onun “Nurusiyâh” fliiri aras›nda da metinleraras› iliflkiler ba¤lam›nda dikkati çeken ipuçlar› vard›r. Hüsn ü Aflk’ta geçen nûr-› siyah terkibi, III. Selim’in sanatkâr kiflili¤i, masal havas› tafl›yan saray çevresi ve Mevlevî gelene¤i ba¤lam›nda yeniden anlamland›r›l›r. Bir terkip üzerine kurulan fliir, Hilmi Yavuz’un “Akflam ve Nurusiyah” bafll›kl› fliirinde tekrar hat›rlan›r. Böylece Mevlânâ’dan Hilmi Yavuz’a ulaflan ›rmak, gelenekten gelece¤e do¤ru ak›p gider. baflucunda Siyah Günefller; –sabah! odalarda a¤›r a¤›r fenâl›k; kar ya¤ar, bir ânl›k kar, bir ânl›k kalbine gömülür Nurusiyah… (Yavuz 1998: 29) Gelenek ile modernlik aras›ndaki iliflkiyi en bilinçli flekilde oluflturabilen ve fliirimizdeki en baflar›l› çözüm modellerinden birisini sunabilen bir baflka flair ise Behçet Necatigil’dir. Osmanl› fliirinin Behçet Necatigil'deki dönüflümünü merhum hocam Tunca Kortantamer örnekleriyle ortaya koymufltu (Kortantamer 2004: 114-130). Ben ayr›nt›ya girmeden metinleraras› iliflki aç›s›ndan dikkate de¤er birkaç örnek üzerinde duraca¤›m. fieyh Gâlip’in Hüsn ü Aflk’›nda ifllenen "mumdan yap›lm›fl kay›klarla atefl denizinden geçmek" imaj›, Necatigil’in Yaz Dönemi'ndeki "Ölü" fliirinde yer alan flu m›sralarda; Atefl denizlerinde mumdan kay›klarla Sa¤lam m› tekneler aflktan geçmeye Güç, (Necatigil 1982: 100) dönüflüme u¤rar. Hilmi Yavuz’un “yolculuk ve aflklar” bafll›kl› fliirindeki baz› m›sralar fieyh Gâlip’in Hüsn ü Aflk’›na göndermeler içerir. Mumdan kay›klar, ateflten kay›klara dönüflür: ben kendime derinim, sana! bir uzun ‘kaybol!’ gibi oldu¤um; kalbim kül da¤lar›, yüklenir ateflten kay›klara odunum… (Yavuz 2001: 17) temmuz-ağustos 2006 e¤itim Hüsn ü Aflk’taki bu imaj, V. Bahad›r Bayr›l'›n flu dizelerinde Necatigil’den devral›narak yeni bir dönüflüme tabi tutulur: Ah çocuk, bilmeliydin. Atefl denizine ‹nmezdi mum kay›k. Yazmaksa piflmanl›kt›r (Bayr›l 1992: 32) Yine Necatigil’in "Yün" bafll›kl› fliiri, Gâlip'in meflhur “düfltü” redifli gazelinden izler tafl›maktad›r. Galip’in “düfltü” redifli gazeli ve Hüsn ü Aflk’› ile Hilmi Yavuz’un Yaz fiiirleri aras›ndaki "Kalp Kalesi" bafll›kl› fliir aras›nda metinleraras› iliflkiler aç›s›ndan dikkate al›nmas› gereken al›nt›lar ve göndermeler vard›r. kalp kalesi ben sana sürgün, sen bana hüzün dayan›r m› hüsn ü aflk bu k›rg›nd›r yollar döndükçe burçlar bengisuyunda Aflk'›n ve kim bilir hangi suyunda güzün kalp kalesi! her dize bir gizli bahçedir sevda senin hisar›n âh çeken k›l›c›n bir dü¤üm olan ad›n sonunun bafl›ndad›r yaz ve güller çözülsün (Yavuz 1998: 16-17) Hüsn ü Aflk, eski fliirin zaman›m›za kadar ak›p gelen çizgisinde yer alan önemli bir kayna¤›d›r. Gâlip, bu mesnevisiyle modern Türk flairlerine biraz da güven duygusu afl›lam›flt›r. Galip’in Hâflim’in fliiri üstündeki etkisi meselesine girmeyece¤im. Günümüz flairlerinden Sezai Karakoç’un fieyh Galip’e dair söyledikleri ve fliirine yans›yan özellikleri üzerinde duraca¤›m. Sezai Karakoç Galip’in divan fliirine getirdi¤i yenili¤i bir "fecir" olarak de¤erlendirir. "Fecir Devleti"nde flafa¤›n mufltucusudur Gâlip: Ve fieyh Gâlip yeniden iflbafl›nda flafakta Yeni dünyan›n ilk ustalar›ndan Benim dünyam›n mufltucular›ndan Alev duman kan ve gül içinde ... 27 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim Alev duman ve kan içinde Bir flafak yap›s› belirsin önde fieyh Gâlib'in divan› gibi Yükselsin önümüzde yeni bir fecrin devleti (Karakoç 2000: 416,421) çekti¤i s›k›nt›lar› Karakoç da Mesnevi'den modern bir fliir üretirken yaflar. Fuzûlî, eserinin "sebeb-i nazm-› kitâb" bölümünde; Karakoç zaman zaman anlam bak›m›ndan Gâlip'in beyitleriyle örtüflebilecek m›sralar söyler. Onun, "A¤ustos Böce¤i Bir Meflaledir" fliirindeki flu m›sralarla; derken Karakoç da eserinin "fiairin Kuflkusu" bölümünde, kendi kendine, "ça¤›n geçerakça konular› dururken" Nizamî, Molla Câmî ve Fuzûlî gibi büyük flairlerin iflledikleri bir konuyu yeniden ifllemenin "ateflten bir ifle giriflmek" oldu¤unu söyler. Fuzûlî'nin, eserine bafllarken "Dâstân-› Leylâ vü Mecnûn" bafll›¤›n›n hemen ard›ndan, verdi¤i üç rübai, "dibâce"de ileri sürülen düflünceleri tamamlamakla kalmaz, daha sonra anlat›lacak olanlara da zemin haz›rlar. Karakoç da eserinin bafl›nda "Yollar›n Getirdi¤i" bafll›¤› alt›nda biraz müphem atmosfer oluflturarak bir "mesele"yi ihsas ettirir. ‹ki eser aras›ndaki en belirgin fark, olay örgüsündeki takdim ve tehirlerdir. Bu ayr›m› vurgulayarak di¤er özellikleriyle Karakoç'un eserini klasik mesnevi gelene¤ine eklemlendirmek istemiyorum. Karakoç, her ne kadar "çöl adam› anlat›flta ayr›nt›ya inmeyi sever" dese de eserinde fazla teferruata inilmez. Fuzûlî'nin uzun uzun anlatt›¤› ‹bni Selâm'› (Leylâ ile evlenen kifli) o hiç zikretmez. Leylâ'n›n kiminle evlendi¤ini de¤il, evlenme olay›n› öne ç›kar›r. Mecnûn'un çöldeki mâcerâs›, vahfli hayvanlarla, kufllarla iletiflim kurmas› bir kaç m›sra ile anlat›l›r. Fuzûlî'nin eserinde olay örgüsüne ba¤lant›l› olarak yer alan gazel ve murabbalara karfl›l›k Karakoç, hikâyenin d›fl›na ç›karak olay›n ak›flkanl›¤›n› sa¤layacak fliirlere yer verir. Her iki eserde de nihaî hedef, insan›n bu dünya ile ilgili her türlü alakadan soyutlanarak bir'e ulaflmas›d›r. Karakoç'un "Kervan" fliirinde anlatt›¤› da ‹slâm'›n tevhid inanc›na ve sûfîlerin gelifltirdi¤i vahdet-i vücût anlay›fl›na dayan›r. Karakoç'un eserinin sonunda, Leylâ ve Mecnûn birer ›fl›¤a dönüflür ve iki ›fl›k gökte birbirine kavuflur. Bu bölüm Fuzûlî'nin mesnevisindeki Zeyd'in Leylâ ile Mecnûn'u rüyas›nda görmesi motifine tekabül eder. Sezai Karakoç'un Leylâ ile Mecnûn hikâyesini yeniden ifllemesi, s›k s›k Fuzûlî'ye at›flar yaparak süreklilik duygusunu canl› tutmas›, di¤er fliirlerinde rastlamad›¤›m›z ölçüde "sesi" önce ç›karmas› ve tespit etme¤e çal›flt›¤›m›z di¤er benzerlikler/farkl›l›klar onun Susaman›n armonilerini en iyi bilen Mâtemden alevden bir gömlek giyen (Karakoç 2000: 680) Gâlip'in Hüsn ü Aflk'›ndaki; Giydikleri âftâb-› temmûz ‹çtikleri flu'le-i cihan-sûz beyti aras›nda dikkati çeken anlamsal ba¤›nt›, Karakoç'un gelenek karfl›s›ndaki tutumuna dair ipucu verir. Bu fliirin Bat› edebiyatlar›nda rastlanan benzer konulu fliirler karfl›s›ndaki "ters" duruflu flairin uygarl›k anlay›fl›n›n bir uzant›s›d›r. Fuzûlî, fieyh Gâlip'le birlikte, Sezai Karakoç'un en be¤endi¤i divan flairleri aras›nda yer al›r. fiark›n ezelî ve ebedî sevgilisi Leylâ üzerine söyledikleri onu do¤rudan Fuzûlî'ye ba¤lar. fiiirler IV'deki "Sürgün Ülkeden Baflkentler Baflkentine" bafll›kl› fliirde yer alan ve Leylâ ile Mecnûn'da da biraz de¤ifltirilerek tekrarlanan flu m›sralar; Bütün fliirlerde söyledi¤im sensin Suna dedimse sen Leylâ dedimse sensin (Karakoç 2000: 680) Tâhân›n Kitab›'ndaki “Leylâ ile Mecnûn atefli” ve Al›nyaz›s› Saati'ndeki “Leylî ve Mecnûn'un nefesi” flüphesiz Fuzûlî'nin soluklar›n› hat›rlat›r. Bunlarla birlikte, Leylâ ile Mecnûn, bir flairin gelene¤in imkânlar›n› kullanarak nas›l yenileflebilece¤ini göstermesi bak›m›ndan önemli bir ç›k›flt›r. Sezai Karakoç, kendi ifadesiyle genelleflmifl bu konuyu; Leylâ ile Mecnûn'u yeniden ifllerken esas itibariyle Fuzûlî'nin eserini ç›k›fl noktas› al›r. Fuzûlî'nin, daha önce Nizamî taraf›ndan ifllenen bu aflk hikâyesini Türk dilinde yeniden inflâ ederken 28 Müflkil ifle düflmüflem meded k›l temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında gelenekle kurdu¤u iliflkinin mahiyeti hakk›nda fikir verebilecek hususlard›r. Sezai Karakoç, "‹stanbul'un Hazan Gazeli" fliirinde de baz› söz ve söz gruplar›yla Nedîm'in "Sadâbâd" flark›s›na göndermelerde bulunur. Kültür de¤iflmeleri sonucunda ortaya ç›kan z›tl›klar› tarihî platformda ve edebî eserin imkânlar› dahilinde sezdirir. Nedîm'in flark›s›nda sözü edilen e¤lence ve mesire yerleri Karakoç'un fliirine birer kültürel kal›nt› olarak girer. Nedîm, muhatab›na "izn alup cuma namaz›na deyü mâderden" derken, Karakoç "sinemaya gidiyorum de annene" ifadesiyle Nedîm’in fliirine göndermeler de bulunur ve böylece metinleraras› iliflki kurulmas›n› telkin etmektedir. Ebubekir Ero¤lu da "Teyidler" bafll›kl› fliirindeki "Ald› Nesimi" bafll›kl› bölümde Seyyid Nesimî'nin; Mende s›¤ar iki cihan men bu cihana s›¤mazam Cevher-i lâmekân menem kevn ü mekana s›¤mazam matlal› gazelini ç›k›fl noktas› alarak fliirini kurmufltur: ‹ki deniz bende birleflti ben bir dalgaya s›¤mad›m K ve N: ‹flte ben s›¤mad›m baflka niflanlara yorumlara bafllang›çlar bafllang›c›na ulaflan yolda mekan iflaret oldu bana ben kuflkulara s›¤mad›m sözün hem görüneni hem gizlisi hem oca¤›n özü hem sedef hem inci hem hem... yay›ld›m gerçi insan oldum canla birlik oldum ayn› dünyada zamanla ayn› hacmi doldurdum ama ah s›¤mad›m mekanlara (Ero¤lu 2001: 121) Divan flairlerinin çok meflhur olan baz› gazel ve kasidelerinin redif ve kafiyelerinin kullan›m›yla metinleraras› ba¤ kuruldu¤u da olur. Nailî-i Kadim'in "ile geçdik" redifli gazelinin, Hilmi Yavuz’un "Do¤unun Geçitleri" bafll›kl› fliirinde yeniden üretildi¤ine tan›k oluyoruz. Nailî'nin gazelinden üç beyit iktibas ederek ilintilerini daha iyi görebiliriz: temmuz-ağustos 2006 e¤itim Kûyundan o flûhun dil-i sevdâ ile geçdik Her hatvede bir flekvâ-y› bî-câ ile geçdik ... Dil verdi¤imiz yâre nigeh-i gazab›ndan Tasrîhe mecâl olmad› îmâ ile geçdik ... Mestâne nukûfl-› sûver-i âleme bakd›k Her birini bir özge temâflâ ile geçdik Bilindi¤i gibi özellikle üçüncü beyit Ahmed Hamdi Tanp›nar baflta olmak üzere divan fliiri üzerinde düflünen bir çok insan›n dikkatini çeken meflhûr bir beyittir. Bu hat›rlatmadan sonra flimdi dönelim Hilmi Yavuz'un fliirine. Yavuz’un "Do¤unun Geçitleri" fliirindeki flu dizelerde Nailî'nin gazeli ile söyleyifl bak›m›ndan bir ba¤›n kuruldu¤u görülür: çok uzun anlatmak gerekti ve biz, sadece imâ ile geçtik 'yol verin sevdâya' gördük ve yol verdik ac›dan kalk›p ac›ya kendini göstere göstere bir cihannümâ ile geçtik (Yavuz 1993: 146) Hilmi Yavuz, ayn› tecrübeyi Yaz fiiirleri'nde de devam ettirir. Onun "Usand›k" bafll›kl› fliiri Nâbî'nin divan fliiri gelene¤i içerisinde çizgi d›fl› say›labilecek "usand›k" redifli gazelinin yeniden Türkçe'ye kazand›r›lmas› gibidir. Nâbî'nin gazelinin matla ve makta beyitleri flöyle: Bir devlet içün çarha temennâdan usand›k Bir vasl içün a¤yâra müdârâdan usand›k ... Nâbî ile ol âfetin ahvâlini nakl et Efsâne-i Mecnûn ile Leylâ'dan usand›k Hilmi Yavuz, Nâbî'nin fliirindeki sadece söyleyifl biçimini de¤il, espriyi de güncellefltirir. fiiirinin son k›sm›nda gülün art›k fliire yük oldu¤unu söylüyor. Belki bu yüzden Hilmi Yavuz, gülün ça¤r›fl›m dünyas›n› zenginlefltirerek farkl› anlamlar kazand›rmaya çal›flm›flt›r fliirlerinde. 29 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim ... yaz günü! hep ayn› ve ya¤›z atlar ç›ks›n diye tek düze dolan›p dururuz sanki tepelerde durmay›p döner gibi akflam gibi bitkin ve karars›z bir kufltur flimdi buruk bengisu ve gül fliire bir yüktü ki usand›k (Yavuz 1998: 15) Bu nevi örneklere Attilâ ‹lhan’›n eserlerinde de rastlar›z. fiair, "Bulut Günleridir" bafll›kl›, fliirinde divan flairlerinin izinden giderek Nailî-i Kadîm'in; Oldu eflkim gülflen-ârâ-y› heves cûlar gibi Akd› gönlüm bir nihal-i 'iflveye sular gibi matlal› gazelindeki redif ve kafiyeden hareketle siyasal muhtevâyla fliirsel edân›n örtüfltü¤ü bir "nazire" yazd›¤›n› söyler. bulut günleridir / akar uykular dumanl› sular gibi kuytu göllerde sal›n›r rüyalar ku¤ular gibi k›r›k aynalarda balk›sa da gün k›z›ll›¤› / kanma bast›r›r tamtamlar›yla kakanl›k yamyam korkular gibi vampirler okflar yaln›zl›¤›n› ipek baykufllar büyür u¤uldar damarlar›n›n a¤ac› ›ss›z korular gibi karanl›¤›n ufunetinden öyle bozulmufltur ki y›ld›zlar iliklerine geçer titreflimleri fosforlu a¤ular gibi üreyip bir devin g›rtla¤›ndan zalim gümbürtülerle bin y›ll›k sorular gelir ateflten burgular gibi ölümdür bekleriz hükmü dünya bir duruflmad›r sürer ellerimizde yüreklerimiz vurulmufl kumrular gibi (‹lhan 1987a: 54) Kuflkusuz bu fliir klasik anlamda bir nazire de¤ildir. Zaten, Attilâ ‹lhan, Nailî'nin gazelini takdim ederken "babam s›k s›k Nailî-i Kadîm'in divan fliirinin ünlü rediflerinden gibi'ye yaslanarak yazd›¤› bir gazelini tekrarlat›rd› ki, anlasam da anlamasam da çok sevdi¤imi bugünmüfl gibi hat›rl›yorum" diyor (‹lhan 1994: 30 165). ‹flte bu "anlasam da anlamasam da" ifadesi divan fliirini idâre eden sesi öne ç›karmaktad›r. Divan fliirinin sesiyle modern muhtevan›n bulufltu¤u örneklerle Korkunun Krall›¤›'nda da karfl›lafl›r›z. Bu eserdeki “Serbest Gazeller” bölümünde yer alan “fieyh Bedreddin-i Simavi’ye Gazel”, redif ve kafiyesinde “biz”in vurguland›¤› çok say›daki gazelden biri olan, Bâkî’nin; Ezelden flâh-› aflk›n bende-i fermân›y›z cânâ Muhabbet mülkünün sultân-› âli-flân›y›z cânâ matlal› gazeli ç›k›fl noktas› al›narak söylenmifltir. Bu fliirin ilk ve son k›sm›n› aktar›yorum: varsa devran içinde devran bu devran›n devran›y›z biz o canlar ki cânân›ndan taflra düflmüfltür cânân›y›z biz tohum a¤aç ve orman ölümün içerdi¤i hayat buhara ink›lap eden su –irifl dede sultan›m irifl– gün bu gün saat bu saat diyalekti¤in ferman›y›z biz (‹lhan 1987: 61-62) Divan flairleri Arap alfabesindeki harflerin flekillerinden, istifinden yararlanarak hüner gösterisinde bulunurlard›. Attilâ ‹lhan da Osmanl› döneminin ve uygarl›¤›n›n baz› çizgilerini iflledi¤i fliirinde, "Osmanl› Kasidesi"ndeki flu dizelerde eskilerin yolundad›r: onlar m›d›r nasreddin hoca gülümseyerek köro¤lu öfkeleriyle da¤a ç›km›fl ölüm allah›n emri / elif lam ve cim idam yazarsa da hünkâr›n fermanlar› (‹lhan 1991: 70) Üçüncü dizede flairin s›ralad›¤› "elif, lam ve cim" harflerini takdim tehirle yeniden s›ralarsak eski yaz›yla "ecel" ifadesi ortaya ç›kar ki, bu da metnin anlam bütünlü¤üne uygun düfler. Hilmi Yavuz da Yolculuk fiiirleri adl› eserindeki “ins” bafll›kl› fliirinde denedi¤i harf- temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında lere dayal› anlat›m tekni¤ini (2001: 52), Hurufi fiiirler’de eserine yayarak harflerin genifl ve gizemli ça¤r›fl›m dünyas›ndan yararlan›r (Yavuz 2004). A. Cahit Zarifo¤lu’nun flu dizelerinde de harflerle oyunun farkl› bir yans›mas› görülür: Seçkin Bir kimse de¤ilim ‹smimin bafl harfleri acz tutuyor Ba¤›fllaman› dilerim (Zarifo¤lu 1989: 491) Netice itibariyle Türkçe’nin köklü bir fliir gelene¤i var ve bu gelenek yeni afl›larla gelece¤e do¤ru akmaktad›r. Hemen her dönemde Türk flairleri ça¤dafllar›n›n veya önceki nesillerin kulland›klar› mecaz ve istiarelerle örülü mazmunlar›; ortak redifleri; tevriye, cinas, telmih ve tazmin gibi edebî sanatlar›; günlük dildeki yap› ve kal›plar› yeniden üretmek suretiyle gelenekten devrald›klar›n› gelece¤e tafl›maktad›rlar. Gelene¤in dünyas›na girmek hususunda günümüzün sanatkârlar› düne göre daha talihliler. ‹lham›n› tazelemek isteyen her sanatkâr art›k bilimsel yay›nlar› yap›lm›fl divanlar›, mesnevileri, de¤iflik antolojileri kolayca yan› bafl›nda bulabilir. Kaynaklar Akkanat, Cevat (2002), Gelenek ve ‹kinci Yeni fiiiri, Ankara: Kültür Bakanl›¤› Yay. Aktulum, Kubilây (1999), Metinleraras› ‹liflkiler, Ankara: Öteki Yay›nlar›. Akün, Ömer Faruk (1994), “Divan Edebiyat›”, TDV ‹slâm Ansiklopedisi, ‹stanbul: IX, 389-427. Andrews, Walter G., (2000), fiiirin Sesi Toplumun fiark›s›, Çev. Tansel Güney, ‹stanbul: ‹letiflim Yay›nlar›. Ataç, Nurullah (1945), “Mektup-Abdülbaki Gölp›narl›’ya”, Ulus, 16 Nisan 1945. Ayd›n, Mehmet S. (1994), Din Felsefesi, ‹stanbul: Selçuk Yay›nlar›. Ayvazo¤lu, Beflir (1989), ‹slâm Esteti¤i Ve ‹nsan, ‹stanbul: Ça¤ Yay›nlar›. Ayvazo¤lu, Beflir (1991), Kaknus, ‹stanbul: Ötüken Neflriyat. Bayr›l, V. Bahad›r (1992), Melek Geçti, ‹stanbul: Can Yay›nlar›. Beyatl›, Yahya Kemâl (1984), Edebiyata Dair, ‹stanbul: ‹stanbul Fetih Cemiyeti Yay›nlar›. temmuz-ağustos 2006 e¤itim Çavuflo¤lu, Mehmed (1987), “Mazmun”, Türk Dili, 426 (Haziran), 198-205. Çelebi, Asaf Hâlet (2001), Bütün fiiirleri, ‹stanbul:Yap› Kredi Yay›nlar›. Erbay, Erdo¤an (1997), Eskiler ve Yeniler: Tanzimat ve Servet-‹ Fünûn Neslinin Divan Edebiyat›na Bak›fl›, Erzurum: Akademik Araflt›rmalar Yay›nlar›. Ero¤lu, Ebubekir (2001), Berzah, ‹stanbul: Yap› Kredi Yay›nlar›. Gökyay, Orhan fiaik (1946), “Bu da Divan Edebiyat› Beyan›ndad›r”, Yücel, 112 (fiubat), 186-193. Gölp›narl›, Abdülbaki (1945), Divan Edebiyat› Beyan›ndad›r, ‹stanbul. Halman, Talât (1999), “Düflünsel Muhalefet Tasavvuf”, Gösteri, 212 (Temmuz-A¤ustos), 40-41. Holbrook, Victoria R. (1998), Aflk›n Okunmaz K›y›lar›, Çev.: Erol Köro¤lu, Engin K›l›ç, ‹stanbul: ‹letiflim Yay›nlar›. ‹lhan, Attilâ (1987), Korkunun Krall›¤›, Ankara: Bilgi Yay›nevi. ‹lhan, Attilâ (1987a), Tutuklunun Günlü¤ü, Ankara: Bilgi Yay›nevi. ‹lhan, Attilâ (1991), Yasak Seviflmek, Ankara: Bilgi Yay›nevi. ‹lhan, Attilâ (1994), Böyle Bir Sevmek, Ankara: Bilgi Yay›nevi. ‹nam, Ahmet (1996), “Türk fiiirinde Mistik Yönelimler”, Ararken-Edebiyat Yaz›lar›, Ankara: Su Teni Yay›nlar›. ‹nce, Özdemir (1993), “Gelenek ve fiiir”, Varl›k, 1027 (Nisan), 2-10. ‹sen, Mustafa (1999), Latîfî Tezkiresi, Ankara: Akça¤ Yay›nlar›. Kahraman, Mehmet (1996), Divan Edebiyat› Üzerine Tart›flmalar, ‹stanbul: Beyan Yay›nlar›. Kaplan, Mehmet vd. (1978), Yeni Türk Edebiyat› Antolojisi, II (1865-1876), ‹stanbul. Karakoç, Sezai (2000), Gün Do¤madan, ‹stanbul: Dirilifl Yay›nlar›. K›l›ç, Mahmut Erol (2004), Sufi ve fiiir, Osmanl› Tasavvuf fiiirinin Poetikas›, ‹stanbul: ‹nsan Yay›nlar›. Koç, Turan (1995), Din Dili, Kayseri: Rey Yay›nlar›. Kortantamer, Tunca (1999), “Türk Edebiyat›nda Gelenek ve Modernlik Üzerine”, Kitap-L›k, 38 (Güz), 162-174. Kortantamer, Tunca (2004) “Osmanl›-Türk Klasik fiiirinin Behçet Necatigil’deki Dönüflümü”, Eski Türk Edebiyat› Makaleler, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanl›¤› Yay›nlar›. Kurnaz, Cemal (1989), “Divan fiiiri Gelene¤inden Yararlanma”, Türk Edebiyat›, 185 (Mart), 24-26. Macit, Muhsin (2005), Gelenekten Gelece¤e, Modern Türk fiiirinde Gelene¤in ‹zleri, ‹stanbul: Kap› Yay›nlar›. Macit, Muhsin (2005a), Divan fiiirinde Âhenk Unsurlar›, ‹stanbul: Kap›Yay›nlar›. 31 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim Mengi, Mine (2000), Divan fiiiri Yaz›lar›, Ankara: Akça¤ Yay›nlar›. Mungan, Murathan (1982), “Bir Dil Gurbeti”, Gösteri, 17 (1982), 75-76. Nam›k Kemâl (1975), “Mukaddime-i Celâl”, Celâleddin Harzemflâh, Haz.: Hüseyin Ayan, ‹stanbul: Dergâh Yay›nlar›. Necatigil, Behçet (1982), Bütün Eserleri-fiiirler 2, ‹stanbul: Cem Yay›nevi. Necatigil, Behçet (1983), Düzyaz›lar I Bile/Yazd›, ‹stanbul: Cem Yay›nlar›. Oktay, Ahmet (1992), “Gelenek ve fiiir”, fiair ve Kurtar›c›, ‹stanbul: Korsan Yay. S›lay, Kemal (1992), “Müzik-Edebiyat Elefltirisi ve Divan fiiiri”, Edebiyat ve Elefltiri, 3-4 (Temmuz-Eylül), 68. 32 Tanp›nar, Ahmet Hamdi (1985), 19. As›r Türk Edebiyat› Tarihi, ‹stanbul: Ça¤layan Kitabevi. Yavuz, Hilmi (1989), Gülün Ustas› Yoktur, ‹stanbul: Can Yay›nlar›. Yavuz, Hilmi (1993), Erguvan Sözler, ‹stanbul: Can Yay›nlar›. Yavuz, Hilmi (1998), Akflam fiiirleri, ‹stanbul: Varl›k Yay›nlar›. Yavuz, Hilmi (2001), Yolculuk fiiirleri, ‹stanbul: Can Yay›nlar›. Yavuz, Hilmi (2004), Hurufi fiiirler, ‹stanbul: Yap› Kredi Yay›nlar›. Zarifo¤lu, Cahit (1989), Bütün Eserleri 1: fiiirler, ‹stanbul: Beyan Yay›nlar›. temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim SÖZÜN ‹NCELD‹⁄‹ YER D‹VAN fi‹‹R‹N‹N ‹FADE GÜCÜ AL‹ FUAT B‹LKAN* ‹nsanlar aras›nda sa¤l›kl› iliflkilerde “sözün”, “kelâm›n” büyük önemi vard›r. Zarif hitaplar›n, nazik ifadelerin, ince nüktelerin ve kalbi titreten sözlerin açamayaca¤› kap› yoktur. Ancak bu tür bir dil seviyesini yakalayabilmek de oldukça zordur. Ne yaz›k ki dilin, sembollerden oluflmas› ve kelimelerin birer kal›ptan, flekilden ibaret olmas›, gönüldeki anlam›n ancak temsile dayal› olarak (kelime sembolü ile) yans›t›lmas›na yetebilmektedir. Sözgelimi, “masa” kelimesi, dört aya¤› olan, tahta veya demirden bir nesnenin kendisi de¤il, ancak ismi veya sembolü de¤erindedir. Hâl böyle olunca, zihindeki anlam› tam olarak yans›tman›n zorlu¤u da ortaya ç›kar. Bu yüzden söz incisini, anlam ipli¤ine dizerken kelime ve ifade seçimini, maksad› tam olarak yans›tacak nitelikte gerçeklefltirmek gerekmektedir. Gençlerin birbirlerine hitab›ndan, küçüklerin büyüklere iltifat›na ve arkadafllar aras›ndaki tevâzu ifadelerine kadar ciddi bir söz fukaral›¤› yaflad›¤›m›z bu ça¤da, kiflileraras› iliflkilerin kurulmas›nda “kelâm”›n de¤eri daha da artmaktad›r. Sözü, etkili ve yerinde söylemek, maksad›n karfl›dakine do¤ru ve anlafl›l›r bir biçimde ulaflmas›n› da sa¤lamaktad›r. Bu anlamda do¤ru, güzel ve etkili konuflmak, kifliler aras›ndaki anlaflmazl›klar›n çözümünü de kolaylaflt›rmaktad›r. Bu konuda Erol Güngör’ün, “fiah›slararas› ‹htilaflar›n Çözümünde Lisan›n Rolü” adl› doçentlik tezi, dilin önemli bir yönünü inceleyen dikkat çekici bir çal›flmad›r. Güngör’ün, “dilin anlaflmada oynad›¤› rol, mânâ sistemlerini nakletmektir. Mânâ ise, büyük bir dereceye kadar, kelimenin delalet etti¤i eflya ve hadiselerle olan geçmifl flahsî tecrübelerin bir fonksiyonudur” (Güngör 1998 : 58) fleklindeki tespiti, dilin tarihselli¤ini çok aç›k bir biçimde yans›tan bir gerçektir. Esasen dilde kullan›lan her kelimenin insan zihni ve haf›zas›yla derin ba¤lar› bulunmaktad›r. Bir iletiflim s›ras›nda kelimenin anlam›, ça¤r›fl›m, tasar›m, yap› benzerli¤i, tarihî yaflant› ve tecrübelerin tamam›yla ortaya ç›kmaktad›r. O hâlde bir kelimenin sadece sözlükteki anlam›yla s›n›rl› olarak görülmesi, dilin niteli¤i bak›m›ndan eksik olacakt›r. *Prof.Dr.,TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi,Türk Dili ve Edebiyat› Ö¤retim Üyesi temmuz-ağustos 2006 33 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim Bu anlamda, “art›”l›, “eksi”li, “lan”l›,“ulan”l› ifaDivan fliirinin pek çok beytinden ç›karaca¤›m›z delerden, “korkunç güzel”, “dehflet güzel” türü k›s›r derslerin bafl›nda, söz sanatlar›n›n ustal›kla icrâs› gelba¤daflt›rmalara kadar, pekçok hususta toplumda bir mektedir. Divan flairi, eserini meydana getirirken dilin dil zaaf›n›n yafland›¤› günümüzde, yeniden kültürel bütün inceliklerini, tezat, mübala¤a, z›t anlam, efl anhaf›zam›za dönüp kaybetti¤imiz güzelleri ve güzelliklam ve nüanslar›n› kullanma imkân›na sahip bir yetkinleri yakalama imkânlar›n› yoklamam›z gerekiyor. “Sölikle hareket etmektedir. Deyimler, atasözleri, kelâm-› zün inceldi¤i” tarihî zaman› ve mekân›, hiç olmazsa dil kibârlar ve kelimelerin anlam tonlar›, onun en büyük ve üslûp flaheserleri bak›m›ndan gençlerimizin istifaifade vas›talar›d›r. Divan flairlerinin kulland›¤› pek çok desine sunmak için, söz oyunlar›, ta’rîzler, nükteler ve edebî sanat›n bugün bilinmemesi, ciddi bir düflünce nahîf söyleyifllere yeniden bir göz atman›n vaktidir. zaaf›n› da ortaya ç›karm›flt›r. Mesela “yerer gibi görüEskilerin, “durumun gereklili¤ine uygun söz nüp övmek” (te’kîdü’l-medh bi-mâ yüflebbihü’zsöyleme sanat›” olarak tan›mlad›¤› “belâgat” kelimesi, zemm) veya bunun tersi olan “över gibi görünüp yerArapça “belega” kökünden türetilmifltir. Belega, “ulaflmek” (te’kîdü’z-zemm bi-mâ yüflebbihü’l-medh) gibi t›, nihâyete erdi, idrâk etti, kâfi geldi, idâre etti....” (Bilsanatlar bugün bilinmiyor. T›pk› bunun gibi, rücû, iltigegil 1980:19) gibi anlamlara gelmektedir. Buradaki fât, tecrîd gibi sanatlar da bilinmiyor. Bu da bizi, sözün “ulaflt›” karfl›l›¤›, esnekli¤ini, anlaAzerbaycan’da m›n güçlü ve do¤ru “tüfldü”(düfltü) olaifade edilmesini Divan fliiri, sanatç› muhayyilesinin binlerce rak ifade edilen, sa¤layan vas›talary›l titiz bir ustal›kla iflleyip ortaya koydu¤u “anlafl›ld›”, “maksat dan mahrum b›rakhâs›l oldu” demekmaktad›r. efli emsali görülmeyen bir kelâm sultanl›¤›tir. O halde eskiler, Konuyu, s›k d›r. Halk›ndan, ayd›n›na kadar toplumun bir fleyin muhatap s›k sorulan bir soruyla her kesiminde ayn› seviye ve de¤erde ifadesitaraf›ndan do¤ru ve biraz açal›m : mükemmel anlafl›lDivan fliiri ni bulan, sözü ölçüp tartarak söyleme gelemas›na belagat ad›bugünün gençlerine¤i, mant›k ile duygunun ayn› anda ve ayn› vermifllerdir. Bune ne verebilir? rada sözün aç›kl›¤› Bu soruya n› güçte ifllemesinin eseridir. ve anlafl›labilirli¤i verilecek cevaplar de önemlidir. Eski aras›nda, Divan flidilde buna da “fesâhat” ad› verilmifltir. Prof. Dr. Kaya irinin ifade ve anlam üstünlü¤ünü temsil eden dil ustaBilgegil fesâhat›, “iflitilmesinde kula¤›n hofllanaca¤›, l›¤›, zekâ oyunlar›, duygu ve hayal zenginli¤i ve düflünanlafl›lmas›nda zihnin güçlük çekmeyece¤i” (Bilgegil ce olgunlu¤u gibi nitelikleri olabilir. Türk flairlerinin 1980 : 23) sözler olarak tan›mlam›flt›r. Bu tan›mda söbinlerce y›l bir gergef gibi iflledikleri fliir dili, en olgun zün anlafl›lmas› için muhatab›n yo¤un çaba sarfetmehâline Divan fliiriyle ulaflm›flt›r. Dolay›s›yla Divan fliiri, mesi esas› ifade edilmektedir. O hâlde konuflan kifli, olgun bir fliir dili olarak istifade edilecek bir seviyedesözü hem kastetti¤i anlam› tam olarak yans›tabilecek dir. Di¤er bir husus, flairlerin zekâ ve zihin eseri olan kelime ve ifadelerle yans›tacakt›r hem de ifadenin söz ustal›¤›d›r. Y›llarca ifllenen ortak konular› ve temaaç›kl›¤›na ve kolay anlafl›labilirli¤ine dikkat edecektir. lar›, bir önceki örnekten daha farkl› bir anlat›mla yans›Bu flekilde mükemmel bir iletiflim kurabilmek ve tabilmek, büyük bir zekâ ve ustal›k gerektirmektedir. kelime seçimi, etkili anlat›m, cümlenin iç ve d›fl âhengi, Buna ba¤l› olarak duygu ve hayal zenginli¤i de bu fliir aç›k ve anlafl›l›rl›k gibi ayr›nt›lara zaman ay›rabilmek, anlay›fl›n›n en önemli özelli¤i olarak ortaya ç›kmaktagelene¤in bu yöndeki baflar›s›na dikkat sarfetmekle d›r. fiairin, “ince anlamlar bulabilmek için k›l gibi incelmümkündür. Divan fliiri bu yönüyle, dil zenginli¤i ve dim” (Sâib) dedi¤i gibi, Divan flairi de ince bir anlam genifl ifade imkânlar› ile günümüzde istifade edilmesi bulabilmek ve orijinal bir hayal avlamak için gece güngereken büyük bir edebî gelene¤i temsil etmektedir. düz u¤rafl›r durur. Burada XVI. yüzy›l flairi Fuzûlî’nin 34 temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında flairlik mesle¤inin ne denli çileli bir yol oldu¤unu ifade eden sözlerini hat›rlamakta fayda vard›r : “Gazel üslûbunda müphem mazmunlar, mu¤lak lâf›zlar kimseye bir heyecan vermez. Gazelin kendine mahsus bir dili ve muayyen bir kelime âlemi vard›r. Tesadüfen benden evvel gelen flâirlerin hepsi yüksek anlay›fll›, engin düflünceli insanlarm›fl. Gazel üslûbuna yarayan her güzel ibareyi, ince mazmunu öyle kullanm›fllar ki ortada bir fley b›rakmam›fllar. Bir insan onlar›n bütün yazd›klar›n› bilmeli ki çal›fl›p vücuda getirdi¤i eserlerde kendinden evvel söylenen ma’nâlar bulunmas›n. Öyle zamanlar olmufltur ki gece sabaha kadar uyan›kl›k zehrini tatm›fl ve ba¤r›m kanaya kanaya bir mazmunu bulup yazm›fl›m. Sabah olunca di¤er flairlerle tevârüde düfltü¤ümü görüp yazd›klar›m› çizmiflimdir. Öyle zamanlar olmufltur ki gündüz akflama kadar düflünce deryas›na dal›p fliir elmas› ile kimse taraf›ndan söylenmemifl bir inci delmiflim; bunu görenler, “bu mazmun anlafl›lm›yor, bu lâf›z erbab› aras›nda kullan›lmaz ve hofl görülmez” der demez, o mazmun gözümden düflmüfl hattâ kalemi elime al›p onu ka¤›da geçirmek bile istememiflimdir. Ne tuhaf hâldir bu, söylenmifl bir fley evvelce söylenmifltir, diye; söylenmemifl bir söz de evvelce söylenmemifltir, diye; yaz›lm›yor.” (Tarlan 1998 : 10) Fuzûlî’nin yazma çilesi, herkesçe bilinen bir konuyu farkl› anlatabilme ve kendine has bir anlat›m gelifltirebilmenin eseridir. Bilindi¤i gibi, bu edebiyat birikiminin arka plan›ndaki dinî anlay›fl ve inanç sistemidir. Ancak bu düflünce ve inanç, bir vaaz ve nasihat gibi do¤rudan de¤il, fliirin kendine has ifade biçimiyle yans›t›lm›flt›r. Bu bak›mdan flair, duygu ve hayalde oldu¤u gibi, düflüncesini yans›tmada da ciddi bir titizlik göstermek zorundad›r. O, dünya görüflünü ve hayat anlay›fl›n› ortaya koyarken, yapt›¤› iflin gere¤i olarak sanat endiflesini asla elden b›rakmaz. Bu bak›mdan divan fliiri, sanatç› muhayyilesinin binlerce y›l titiz bir ustal›kla iflleyip ortaya koydu¤u efli emsali görülmeyen bir kelâm sultanl›¤›d›r. Halk›ndan, ayd›n›na kadar toplumun her kesiminde ayn› seviye ve de¤erde ifadesini bulan, sözü ölçüp tartarak söyleme gelene¤i, mant›k ile duygunun ayn› anda ve ayn› güçte ifllemesinin eseridir. Nitekim bir Karadeniz türküsündeki : “Ben seni sevdügimi de ellere mi duyurdin” ifadesindeki, mahremiyet hissi ve sevginin kutsiyeti, bak›n Riyazî’de nas›l ifadesini buluyor : temmuz-ağustos 2006 e¤itim S›rr›n› âfl›k olan flöyle nihân etsin kim Duymas›n a¤lad›¤›n dîde-i giryân› bile (Âfl›k kifli, s›rr›n› öyle saklamal› ki, a¤lad›¤›n› yafll› gözleri bile duymamal›d›r.) Divan flairi, nezaket ve incelik dolu bir üslûpla muhatab›na hitap eder. Ondan alaca¤›m›z ilk ders, sözün azizli¤i ve her bir kelime ve ifadenin konuflan›n zevk, kültür, nezaket ve karakterini temsil etmesi esprisidir. Ulvî’nin : Arz-› hâl etme¤e cânâ seni tenhâ bulamam Seni tenhâ bul›cak kendimi asla bulamam 35 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim (Ey sevgili, sana hâlimi arz etmek için tenhâ bir ân›n› bulamad›m. Seni tenhâ bulunca da ben kendimi bulamad›m, kendimi kaybettim!) Beyiti, sevgilisini karfl›s›nda gören âfl›¤›n heyecan›n› ve mahrem duygusunu büyük bir incelikle ifade eden böyle bir örnektir. Ayn› seviyeli duygu, Nazîm taraf›ndan flöyle ifade edilmektedir : Geh yer bulundu sohbete dilber bulunmad› Dilber bulundu sohbete geh yer bulunmad› Aflk›, aziz, mutlak ve sevgiliye ait bir emanet olarak alg›layan âfl›k, sadakat ve vefây› ne güzel ifade ediyor : Çâk eyleyemem sînemi her dilbere zîrâ Sultân›ma aid bir emânet var içinde (fieyh Gâlib) (Her güzele yüre¤imi, gönlümün içindekini aç›klayamam. Zira orada Sultân›ma ait bir emanet var.) Sevgiliye, “selvi boylum, gül yanakl›m, gonca a¤›zl›m, devletli sultân›m, efendim, nûr-› ayn›m, çeflm-i ümîdim, sebeb-i hayât›m, habîbim, melek yüzlüm, var›m, ay yüzlüm, ceylan gözlüm, s›rma saçl›m, dudu dillim, çeflm-i siyâh›m, nâzeninim, gülüm, hayat›m, iki gözüm, ömrüm, bahâr›m, nigâr›m, gül-i handan›m, kalem kafll›m, fli’rim, flark›m, cân›m pâresi, gönlümün yâresi... gibi ifadelerle hitap eden bir âfl›¤›n inceli¤ini, dilini ve nezaket anlay›fl›n› bugüne nas›l tafl›r›z acaba? Gül ile sevgiliyi kasteden bir zihnin renk, koku ve flekil mükemmeliyetini bir anda idrak etmesi, güzeli ve güzelli¤i esas alan bir medeniyetin en önemli hususiyetidir. Nitekim Nedim’in : Gülüm flöyle gülüm böyle demektir yâre mu’tâd›m Seni ey gül sever cân›m ki cânâna hitâb›ms›n beytinde “gül”ün, sevgiliye hitap vesilesi oldu¤u için sevilmesi, dikkate de¤er bir incelikle ifade edilmifltir. Sevdi¤ine can›n› verecek kadar fedakârca düflünen Fuzûlî, “kurban” kelimesini öyle s›cak bir duygu yo¤unlu¤uyla kullan›yor ki... 36 Cân›m› cânan e¤er isterse minnet cân›ma Cân nedir kim an› kurbân etmeyem cânân›ma (Fuzûlî) Beyitteki sadelik, aç›kl›k ve ak›c›l›k, söz söylemenin önemli ölçülerini de yans›tmaktad›r. Nahîfî de buna benzer bir di¤er beytinde, söz oyunlar› ve sanatkârâne bir edâ ile zor bir düflünceyi, kolayca söyleyiveriyor : Göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mâh›m Kurban›n olam var m› benim bunda günâh›m Divan flairi, bir fleyi ifade etmek için “mukayese”ye önem verir ve iddias›n›n hakl›l›¤›n› benzer bir hâdiseyle anlat›r : Yâr için a¤yâra minnet etti¤im ayb eyleme Bâ¤bân bir gül için bin hâra hizmetkâr olur (fiâmî) Bu tür üslûp özelli¤i, iddiay› pekifltiren ve sözü etkili k›lan bir nitelik de tafl›maktad›r. Tezat sanat›n›n, zihni allak bullak eden gücünden yararlanan sanatç›, bize hikmet dolu sözleri bu sanat›n sihriyle aktar›r : Devlet ricâli râhat› hiç bilmemektedir Râhat ricâl-i devleti hiç bilmemektedir (Vahîd) (Devlet adam› olmak, rahat nedir bilmemektir; rahat ise devletteki mevki sahiplerini hiç bilmemektir.) Bu beyitte her iki m›srada da ayn› kelimeler kullan›ld›¤› halde, düflüncenin ifade edilifl tarz›ndaki mükemmeliyetten ve kelimelerin diziliflindeki uyumdan dolay›, bunun fark›na varam›yoruz bile... Divan fliirinin dil ve ifade seviyesini belirleyen bir di¤er konu da flairlerin farkl› anlat›m yollar›ndan ve çeflitlili¤inden yararlanmalar›d›r. D›fl dünyadaki olay ve durumlardan yararlanarak duygu ve düflüncelerini daha etkili anlatmay› baflaran sanatç›, k›vrak bir zekâ eseri de sergiler : Kerem vaktinde lâz›m hem eziyyetsiz gerek yoksa Pirinç ile pür etmek küflte murgu sûdmend olmaz (Nâbî) temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında (Bir kifliye ba¤›flta bulunacaksan›z, zaman›nda bulunun. Ölmüfl kuflun içini pirinçle doldurman›n ona ne faydas› olacak ki!...) Bu beyitte, hikmetli ifadenin ve dünyay› anlamland›ran anlat›m özelli¤inin sözü bir telkine dönüfltüren yönü hemen farkedilmektedir. Dilin zekâyla ilgisi ve dil becerisi ile zekâ k›vrakl›¤›n›n en güzel örne¤ini, XVII. yüzy›l›n ünlü fleyhülislam› olan Yahyâ’n›n flu esprisinde buluruz : Bize kâfir demifl Müftî Efendi Tutal›m ben diyem ana müselman Var›ld›kta yar›n rûz-› cezâya ‹kimiz de ç›kar›z anda yalan (Müftü Efendi, bize “kâfir” damgas› vurmufl. Haydi ben de ona “müslüman” diyeyim. Yar›n Hakk’›n huzuruna ç›k›nca, ikimizin de yalan söyledi¤i orada ortaya ç›kacakt›r.) Ayn› zekâ eseri ifadelere, Nef’î’nin ünlü hicviyesinde de rastlar›z : Bana Tâhir Efendi kelb demifl ‹ltifât› bu sözde zâhirdir Mâlikî mezhebim benim zirâ ‹tikâd›mca kelp Tâhirdir (Tâhir Efendi, bana “köpek” demifl. Bu sözle bana iltifatta bulundu¤u aç›kt›r. Zira benim mezhebim Malikî oldu¤u için, inanc›ma göre köpek temiz(Tâhir)dir.) Sözlü veya yaz›l› iletiflimde, az sözle çok fleyi kastetmek esast›r. Sözü uzatmadan, “yani” kelimeleriyle bafllayan gereksiz aç›klamalarla muhatab›n konuyu anlamad›¤›n› kabulenerek izâhlara kalk›flmadan, aç›k ve anlafl›l›r cümleler kurabilmek, önemli bir baflar›d›r. Bilindi¤i gibi, birkaç kelimeyle derin ve karmafl›k konular› kolayca söyleyebilme sanat›na “sehl-i mümtenî” denilmektedir. Yunus Emre’nin : “Ete kemi¤e büründüm / Yunus diye göründüm” beytindeki gibi, oldukça derin ve karmafl›k bir konuyu (vahdet-i vücut anlay›fl›n›), böyle kolayca yans›tabilmek, özel bir duyarl›l›k gerektirmektedir. Eskilerin s›kça baflvurduklar› bu sanat, dile hâkimiyeti gerektiren ve herkesin kolay kolay beceremeyece¤i bir husustur. temmuz-ağustos 2006 e¤itim Ziya Pafla’n›n : “Belli hâlimden ne hâcet söylemek” veya Leylâ Han›m’›n : “Zâlim beni söyletme derûnumda neler var” gibi berceste m›sralar›, az sözle çok fley söylemenin güzel örneklerindendir. Osmanl› Türkçesi’nin üç dilin imkânlar›yla kurulan çok anlaml› yap›s›, tezat, istiâre, mecâz, teflbih, kinâye gibi sanatlar› kolayca gerçeklefltirmeye uygundu. Bugün dilin k›s›rlaflt›r›lmas› ve insanlar›n çok az kelimeyle anlaflmaya çal›flmas›, bizi bütün bu imkânlardan mahrum k›lmaktad›r. Durum, hâl, vaziyet, olay, problem, hâdise, sorun, mesele, konu, mevzu gibi farkl› anlam ve ayr›nt›lara sahip kelimelerin tamam›n› “olay” kelimesiyle karfl›layan gençler, “park olay›”, “trafik olay›”, “ders olay›”, “s›nav olay›”, “hava olay›” gibi yanl›fl ve ça¤r›fl›m de¤eri olmayan ba¤daflt›rmalarla konuflmaktad›r. Bu bak›mdan öncelikle toplumdaki kelime k›s›rl›¤›na bir çare bulmal› ve zengin Türkçe’yle yaz›lm›fl seviyeli edebî eserler vas›tas›yla kelime hazinesini gelifltirmelidir. Bir sonraki merhale, etkili ve farkl› söyleyifllere ulaflabilmenin vas›talar›n› ö¤renerek dilin hakk›n› vermek olmal›d›r. Bugün, dilimizin inceliklerini ve s›rlar›n› yeni nesillere tan›tarak zoru baflarmak en önemli görevimizdir. Yeni nesillerin klasik fliirimizin baflar› vas›talar›n› keflfederek daha seviyeli sanat eserleri meydana getirmelerini, Sezai Karakoç’un m›sralar› eflli¤inde temenni ediyoruz : Ellerin Bâkî’den Nef’î’den fieyh Gâlib’den Kuca¤›ma dökülen Alt›n leylak (Sezai Karakoç) Kaynaklar Bilgegil, M. Kaya (1980), Edebiyat Bilgi ve Teorileri, Atatürk Üniv. Yay., Ankara. Bilkan, Ali Fuat (2005), Berceste, Âlem Sakl› ‹çinde, Ufuk Yay. ‹st. Güngör, Erol (1998), fiah›slararas› ‹htilaflar›n Çözümünde Lisan›n Rolü, Ötüken Yay., ‹st. Tarlan, Ali Nihad (1998), Fuzûlî Divân› fierhi, 2. bs., Akça¤ Yay. Ankara. 37 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim SÖYLEfi‹ ‹SKENDER PALA ‹LE KLAS‹K EDEB‹YATIMIZ ÜZER‹NE Söylefli: fiABAN ÖZÜDO⁄RU Befl yüz y›ldan fazla bir süre genifl co¤rafyalarda yaz›l›p okunmufl Osmanl› medeniyetinin edebiyat› kendisini isimlendirmifl midir? Bugün bu edebiyat› ifade etmek için kullan›lan isimlerden siz hangisini tercih ediyorsunuz? Elbette isimlendirmifltir: Türk Edebiyat›. Ancak biz bugünün bilimsel ölçütlerine göre onu tasnif edip kategorilere ay›rd›¤›m›zda ad› Divan Edebiyat› olarak belirginlefliyor. Eksik bir tan›mlama, ama teklif edilen isimler aras›nda en ziyade kullan›lan›. Ben Türk Klasik fiiiri tan›mlamas›n› daha kuflat›c› buluyorum, ama bu isim halk› da ilgilendiren kültürel bir tan›mlama de¤il üniversite için geçerli bilimsel bir adland›rma olabilir. Bat›l›lar “Osmanl› fiiiri” denince tam da Divan Edebiyat›’n› anl›yorlar; belki bu da tart›fl›labilir... Siz, bu alanda uzun y›llar araflt›rma yapan uzmanlardans›n›z. Edebiyat dergilerinde Klasik edebiyat›m›z› tan›t›c› yaz›lar yaz›yorsunuz. Divan fliirlerinin gelecek nesillerce daha iyi anlafl›lmas› için flerhler kaleme al›yorsunuz. Hatta bafl kahraman› divan olan Babil’de Ölüm ‹stanbul’da Aflk isimli bir roman da yazd›n›z. Bütün bu çabalar flüphesiz ki gelecek nesillere bu edebiyat› sevdirmek için. Çocuklar›m›z›n klasik edebiyat›m›z› okuyup anlamalar› sizce neden bu kadar önemli? 38 temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında Öncelikle bir itirafta bulunay›m; ben hiçbir zaman Divan fliirini sevdirme gayesi gütmedim, bu u¤urda hiçbir fley yapmad›m. Ancak ben onu ikinci ve üçüncü kiflilere tan›tmak için yapt›m ne yapt›ysam. Benim görevim tan›tmakt›r, sevip sevmemekse kiflilerin kendi tercihleri. Bizler tebli¤ görevimizi yapal›m da vars›n insanlar isterlerse sevmesinler, tercihlerine sayg› duyar›z. Ama Divan fliirini ö¤renmeden, tan›madan onu sevdi¤inden yahut sevmedi¤inden bahsetmek çok hazin. Belki yaln›zca sloganlarla hareket etmek, bilgi edinmeden fikir sahibi olmaya kalk›flmak gibi. Nedense toplumumuzda tarihe ve tarihe ait her fleye bak›fl aç›s› bu tür yüzeysel sloganlar, ödünç fikirler ve hamasi tav›rlardan ibarettir. As›l soru, çocuklar›m›z›n klasik edebiyat›m›z› neden anlamak durumunda olduklar›yd› san›r›m... e¤itim ki heybede geçmiflinden ne kadar çok fley tafl›yorsa, gelece¤e o derece emin ad›mlarla ve kendisi olarak ilerler. Divan fliiri bizim öz geçmiflimize ait her fley demektir. Dolay›s›yla çocuklar›m›z Divan fliirini ö¤renerek kendilerini ö¤renmifl, kendi geçmifllerine ait renkler ve desenler edinmifl, belki genlerinde hâlâ tafl›d›klar› güzellikleri yeniden keflfedip sahip olacak, yitik hazinelerine kavuflacaklar. San›lan›n aksine yaz›ld›klar› dönemlerde divan fliirinin genifl kesimlerce okunup yorumland›¤› anlafl›l›yor. Sizce bugün bu edebiyat ürünlerinin yeterince anlafl›lam›yor olmas›n›n sebepleri nelerdir? Bunun bir sebebi bizim tembelli¤imiz ve di¤er sebebi de bak›fl aç›la-Evet hocam!.. r›m›zdaki sakatl›kt›r. “Bir ‹ngiliz çocu¤u “Ben fiekspir’i Tembelli¤imiz, o flairanlam›yorum, dolay›s›yla onu ö¤renmek, fiimdi, geçmifl lerin dilini ö¤renmek bilmek, tan›mak istemiyorum!” dese ç›ld›rm›fl zamanlara ait bir edegibi bir gayret içinde biyat düflünün ki olmay›fl›m›z› berabegözüyle bak›l›r. Oysa bizde Fuzuli’yi içinde o geçmifl zarinde getiriyor ve söz neredeyse reddetmek bir erdemdir ki iflte manlar›n bütün topgelimi Fuzuli’nin Leybak›fl aç›m›zdaki sakatl›k buradad›r. lumsal göstergeleri, la ile Mecnun’unu iktisad›ndan hukukuorijinal metninden Türkiye’de Fuzuli’yi orijinal metnini okuyup na, düflünce yap›s›nokudu¤unda anlayaanlayabilen ayd›n say›s› binde üç oran›nda dan medeniyet birikimayan kifli “Ben bufarz ediliyor. ‹ngiltere’de Romeo ve Jülyet’i mine, kültüründen nu anlam›yorum!” orijinal lisan›ndan okuyup anlayabilen folkloruna, dilinden deyip bir kenara b›radinine bütün bir tarikabiliyor. Bu mazeret ayd›n say›s› ise yüzde üç civar›nda.” hi harmanlam›fl olsun Bat› toplumlar›nda ve siz o milletin genç asla kabul görmez. nesillerini bundan mahrum b›rak›n›z... Her fleyden evMesela bir ‹ngiliz çocu¤u “Ben Sheakespare (fiekspir)’i vel bu ülke insan›n›n kendisini tan›mas›, geçmiflini bilanlam›yorum, dolay›s›yla onu ö¤renmek, bilmek, tan›mesi, kültürel zenginli¤ini görmesi, k›saca kendisi olamak istemiyorum!” dese ç›ld›rm›fl gözüyle bak›l›r. Oybilmesi için Divan fliirini tan›maya ihtiyac› vard›r. Busa bizde Fuzuli’yi neredeyse reddetmek bir erdemdir günün gençleri biraz daha içe kapan›k, biraz daha teki iflte bak›fl aç›m›zdaki sakatl›k buradad›r. Türkiye’de dirgin ve cesaretsiz, at›l›m ve yat›r›m gücü azalm›fl, geFuzuli’yi orijinal metnini okuyup anlayabilen ayd›n salece¤e bak›fllar›nda hep umutsuzluk olan, mekanik y›s› binde üç oran›nda farz ediliyor. ‹ngiltere’de Romeo iliflkilere hapsedilmifl durumdalar. ve Jülyet’i orijinal lisan›ndan okuyup anlayabilen ayd›n Gençlerle ilgili bu tespitlerinizin sebebini say›s› ise yüzde üç civar›nda. Ama ‹ngiltere’de hiç kimneye ba¤layabiliriz? se bu yüzden fiekspir’i d›fllamaz, bilakis onun ilk ö¤reBunun sebebi kendi zenginliklerinin, tafl›d›klar› tim, orta ö¤retim, yüksek ö¤retim ve halk seviyesinde kültürel de¤erlerdeki ihtiflam›n, üzerine bast›klar› topyeniden bask›lar› yap›l›r, entelektüeller için de ayr›ca raktaki gücün fark›nda olmamalar›. Bir insan, s›rt›ndaorijinal nüshalar› bas›l›r. Yani fiekspir’in dili de Fuzu- temmuz-ağustos 2006 39 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim li’nin dili gibi de¤iflmifltir ama orada kimse bundan dolay› fiekspir’i d›fllamaz. Ayd›nlar›m›z›n, -genel anlamda toplumunsözünü etti¤iniz, bat›l›lar›n bilimsel yaklafl›m›na benzer anlay›fla k›sa sürede ulaflabilece¤i inanc›n› tafl›yor musunuz? Öyle umut ediyorum ki çok k›sa süre sonra, flöyle çeyrek yüzy›l sonra, Türkiye’de ayd›n olman›n alamet-i farîkas› Fuzuli’yi, Galib’i, Baki’yi, Nedim’i velhas›l Divan fliirini anlamaktan geçiyor olacak. Çünkü gençlerimiz bir Divan fliiri karfl›s›nda art›k flöyle düflünüyorlar: “Ben bu fliiri anlam›yorum. Onu anlamamak bu fliirin mi çok yüksekte durdu¤unu yoksa benim mi çok afla¤›larda bulundu¤umu gösteriyor; bu fliirin flairinde mi bir fazlal›k var, yoksa bende mi bir eksiklik var?..” fii’r-i Kadim adl› flerh kitab›n›z›n ön sözünde; “Bu edebiyat›n kültür ortam›nda yetiflenler (bu fliirleri) hakka’l yakin biliyorlard›, biz okuyarak ilme’l yak›n biliyoruz. Bizden sonraki nesil ihtimal bizim onlara tutmaya çal›flt›¤›m›z aynan›n çerçevesi ile s›n›rl› kalacaklar” diyorsunuz. Sizin de az evvel dedi¤iniz o köklü ve muazzam bir kültüre karfl› bu boyuttaki ilgisizli¤in sebepleri neler olabilir? Hiç flüphesiz dünya devaml› bir de¤iflim içinde ve Divan fliiri de yerini baflka fliir anlay›fllar›na b›rakm›fl durumda. ‹nsanlar›n ilgi alanlar› her geçen gün baflkalafl›p ço¤al›yor. Modernite ve mekanik hayat insanlar› bask› alt›nda tutuyor. Eskiden bu toplumun tarihi, edebiyat›, sinemas›, estetik de¤erleri, zihin lezzetleri vs. hep bu fliirin içindeyken flimdi insanlar›n koflturmacalar› onlar› yönlendiriyor. Art›k insanlara bilbordlar, ekranlar, podyumlar, bilgisayarlar cazip geliyor. Ancak hayat›na anlam katmak isteyen, düflünen, ülkesi için bir ifle yaramak isteyen, üretime yönelik gayreti olan vb. insanlarda bu tutkular›n sonu geldi say›l›r. Ben gelecek zamandan çok umutluyum; ö¤rencilerimi, gençleri, seminerlerimi takip eden insanlar› gözlemledi¤im vakit onlar›n gün geçtikçe artan ilgilerine seviniyorum. Daha do¤rusu vaktiyle dayatmalara maruz kalan bu edebiyat, art›k kendisini dayat›yor ve düflünen beyinlere “Bensiz olamazs›n›z!” diye hayk›r›yor. Gerçekten 40 de benli¤imizi bulmak, kendimiz olmak ad›na biz onsuz olamay›z. Divan fliirini göz ard› etmekli¤imizin ça¤› kapanmaktad›r. Gençlerin önünde kendilerini tan›yacaklar›, kendi geçmifllerini anlayacaklar› ve kendilerini anlamland›racaklar› bir alan olarak Divan fliiri onlara imkânlar sunmaya devam edecektir. Kültürel miras›m›za bak›fl›m›zdaki duyars›zl›klar göz önüne al›nd›¤›nda, sizce yeterli say›da uzman ve araflt›rmac› yetifltirilmesi hususunda da s›k›nt›lar var m›d›r? Mesela gelecek nesiller Cumhuriyet öncesi tapu ve nüfus kay›tlar›n› okuyup de¤erlendirememek gibi bir durumla karfl› karfl›ya kalabilirler mi? Bu söyledi¤iniz elbette mümkündür, ama kültürel miras aç›s›ndan ülkemizin hâlen sahip oldu¤u imkânlar hiç de az de¤ildir. Pek çok üniversitede sosyal bilimler alan›nda kürsüler ve o kürsülerde pek çok akademisyen mevcuttur. Üstelik dünya kültürün önemini kavram›flt›r ve bu aç›dan da Türkiye önemli bir yerde durmaktad›r. ‹lgililerin özen göstermesi hâlinde Türkiye’mizin gelece¤i çok ayd›nl›k görünmektedir. Kültürlerin al›n›p sat›ld›¤›, kültürel zenginliklerin di¤er devletlere karfl› siyasi bask› unsuru edildi¤i bir dünyan›n kültür pastas›nda Türkiye büyük dilimi hak etmektedir. Ancak bunu göstermek için ilgili kifli ve kurumlar›n gayreti lâz›md›r. Ülkemiz gerek co¤rafi, gerek tarihî aç›dan büyük bir kültür klasörü gibidir. ‹çinde tabaka tabaka kültür dosyalanm›fl bir klasör. Hangi dosyay› kald›rsan›z alt›ndan bir dosya daha size imkân tan›r. Bu aç›dan bak›ld›¤›nda dünya ülkelerini k›skand›racak bir kültür zeminine sahibiz. Bunu sunabilmek için yine kendi geçmiflimize bakmam›z, en az›ndan dünyan›n tan›t›m ve turizm ilgilerini ülkemize çekmek gerekir. Hatta bunun bile bir aya¤› Divan fliirinden güç al›r. Bahsetti¤iniz do¤rultuda kültürel miras›m›z›n dünyaya tan›t›m›nda Divan edebiyat›n›n ne gibi katk›lar› olabilir? Söz gelimi Divan fliirinden ilham ile dünya prömiyerine oyunlar, filmler, sergiler, kitaplar sunulabilir. Mesela Divan flairlerinin beyitlerinden ilham ile yap›lan bir ya¤l›boya koleksiyonunun Metropoliten Müzesi’ne gönderilmesi, Leyla ile Mecnun veya Hüsn ü Aflk temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında müzikalinin Paris’te sahnelenmesi gibi cesaret gerektiren faaliyetlere giriflilebilir. Ama bütün bunlar için önce profesyonellik, sonra da zihinsel ve parasal yat›r›m gerekir. Yani insan›m›z›n kaynaklar› muhtelif olan bütün ön yarg›lar›ndan s›yr›larak befl as›rdan fazla bir zaman dilimine damgas›n› vurmufl kültürel tarihiyle bar›flmas› gerekir. Oysa Türkiye’de mesela her y›l›n 15 haziran günü, orta ö¤retim kurumlar›n›n karne verdi¤i gün, herhangi bir sokaktaki iki evden birinde, komflulardan birisi di¤erinin hayret bak›fllar› aras›nda anlat›r. “-Ah Nalan Han›mc›¤›m, flu bizim yan komflumuz var ya, hani Anayasa savc›s›n›n efli Serpil Han›m, k›z›n› ‹ngilizce kursuna yazd›rtm›fl, hiç vakit kaybetmeden yar›n kursa bafllayacakm›fl; ay Vallahi ne kadar modern bir kad›n... Keflke hepimiz onun gibi yapabilsek! Çocuk daha on üç yafl›nda bir yabanc› dil biliyor olacak.” Ayn› gün bir sonraki evde de yine hayret ifadeleri aras›nda flöyle bir konuflma geçti¤i vakidir: “-Ah Nalan Han›mc›¤›m, flu bizim yan komflumuz var ya, hani lise ö¤retmeninin efli Ayfle Han›m, k›z›n› Osmanl›ca kursuna yazd›rtm›fl. Ayol bu ça¤da bu kafa. B›rak çocuk biraz dinlensin de¤il mi ya, okullar daha bugün kapand›, hem kafas›n› öyle örümcekli fleylerle doldurman›n ne manas› var. Ay Vallahi bunlar var ya bunlar... Tü, tü, tüüü... Üzerime iyilik sa¤l›k!” ‹mdi, çocuklar›m›za bir yabanc› kültürü anlamalar› için ‹ngilizce ö¤retmek üzere harcad›¤›m›z çaba, emek ve paran›n hiç olmazsa yar›s›n› kendilerini ö¤renebilecekleri Osmanl›ca ö¤retmeye de harcamayacak olursak ihtimaldir ki sizin dedi¤iniz nesil gelip kendi tapu kay›tlar›n› da okuyamaz olabilir. As›l mesele, toplumsal zihnimizdeki tapu kay›tlar› silinmesin. Klasik edebiyat›n bugün için ifllevini tamamlayarak kültürel alandan çekildi¤i söylenebilir mi? Ça¤dafl edebiyat›m›z›n klasik edebiyat verimlerinden yararlanabilece¤i unsurlar mevcut mudur? fiekil ve kabuk olarak evet, Divan fliiri kültürel alandan çekilmifl say›l›r. Art›k kaside yazman›n, murabba yazman›n, müstezad yazman›n (gazel bunun d›fl›ndad›r); yahut bir irsal-i mesel, bir tevriye, bir hüsn-i ta’lili öne ç›karman›n fantaziden öte bir yan› olamaz; ama Divan fliirinin ruhu her dem taze, her ça¤da yenidir. Çünkü Divan fliiri mücerret (soyut) olan› anlat›r, temmuz-ağustos 2006 e¤itim bunun için somut olandan örnekler seçer; böylece kendi ça¤›n›n desenleriyle bütün ça¤lar›n güzelli¤ini, hislerini, lirizmini, aflk›n›, sevdas›n› anlat›r. Efendim divan edebiyat›na karfl› itirazlar›n önemli bir k›sm› da bu “soyut olufl” sebebine ba¤lan›yor. Bir edebiyat anlay›fl›n›n soyutlu¤u olumsuzluk de¤ildir diyorsunuz...? Elbette aynen öyle söylüyorum. Konusu soyut olan bir edebiyat hiç eskimez ve her ça¤da kendisine bir muhatap bulabilir. Çünkü gök kubbenin alt›nda de¤iflmeyen fleyler soyut olanlard›r. Böylece on beflinci yüzy›lda ayr›l›k ac›s›n› anlatan bir flair bu ça¤da kendisine biraz akraba, biraz dost, biraz kaderdafl olacak birisini mutlaka bulur, belki bu ça¤›n insan› da yüzy›llarca önce ayn› fleyleri hisseden biriyle karfl›laflt›¤› için kendi yaln›zl›¤›ndan teselli bulur. Konular soyut olunca bunu plastik sanatlara, görselli¤e ve iletiflim sanatlar›na da yans›tmak mümkündür. Mesela hep hayal etmiflimdir, afifllerini beyitlerle süsleyen bir firma, üretti¤i barda¤›n üzerine ünlü dizeleri nakfleden bir esnaf, kumafllar›n› klasik sanatlardan ilhamla dokutan bir sanayici asl›nda çok da kötü bir fley yapmam›fl olur. Millî E¤itim Bakanl›¤› Divan fliirinden seçilmifl beyitleri konu alan bir resim yar›flmas› açsa -beyitleri elbette ki ben seçmeliyim- (gülüflmeler) ortaya ç›kan tablolar› afifllerinde kullansa, okullar›n›n duvarlar›nda sergilese, bir flair ile bir ressam›n bulufltu¤u bu renklerden yola ç›karak ö¤rencilere fliir ve resim zevki afl›lasa, en az›ndan bast›raca¤› edebiyat kitaplar›n›n kapaklar›nda yahut içlerinde bu resimleri kullansa, günümüz sanat›yla Divan fliirini bulufltursa.... Çok mu hayalperestim!?... - Bilakis hocam, niye olmas›n ki?!.. Klasik edebiyat›m›zda nesrin ihmal edildi¤i, yahut insan› derinlemesine anlatan metinlerin yaz›lamad›¤› iddialar›nda do¤ruluk pay› var m›d›r? Evet, klasik edebiyat›m›zda nesir, fliirin lehine ihmal edilmifltir. Ama bunu bir elefltiri olarak almak ancak bugünün problemidir; o ça¤da insanlar nesirle söyleyeceklerini de manzume biçiminde söyleyebiliyorlard›; dil öylesine ifllenmifl, fliir zemini zenginleflmifl idi. Daha do¤rusu söyleyecek sözü olan kifliler bunu 41 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim fliir kal›b›nda söylüyorlar, nesre tenezzül etmiyorlard›. Bunun ilk sebebi unutulmay› bertaraf etmek (çünkü manzum söz nesre göre çok zor unutulur), yani ölümün elinden bir fleyler kurtarmak, ikinci sebebi de sözü güzel veya güzellefltirerek söylemektir. Söz, eskilere göre çok de¤erli idi ve söylemeye de¤ecek olan söz mutlaka güzel, yararl›, önemli olmal›yd›. Hele yazmaya de¤er sözün güzelli¤i daha bir önemliydi ve elbette unutulmayacak, gelecek nesillere kalacak ise o söz güzel olmal›yd›. Manas› kadar lafz›, ruhu kadar cismi, özü kadar kabu¤u da güzel olmal›yd›. ‹flte bu yüzden fliir her zaman nesre tercih edilmifl, ilmihal kitaplar›ndan ansiklopedik kitaplara, tarihlerden sözlüklere varas›ya kadar fliirle söylemek tercih edilmifltir. Vaktiyle elime bir kitap geçmiflti, ad› “Lugat-› Languviç” idi. Manzum bir sözlük idi. Beyitler halinde düzenlenmiflti ve bir beyit ezberledi¤inizde Türkçesiyle beraber 4-5 ‹ngilizce kelime ezberleyebiliyordunuz. Tuhfe-i Vehbî gibi yani. Bugün ‹ngilizce kelime ezberleme güçlü¤ü çekiflimize bak›ld›¤›nda oldukça cazip bir yöntem. Bütün bu söylediklerimiz elbette “insan› anlatan” nesir eksikli¤ine bir mazeret say›lamaz. Gerçi tarih metinleri ve bilimsel alanlarda nesir eksik say›lmazd› ama roman gibi, deneme gibi türlerin ortaya ç›kmas› aç›s›ndan keflke o ça¤›n nesre olan ihtiyac› zaman›nda fark edilseydi de bu alanlarda daha çok nesir eserimiz olsayd›. Divan flairleri Osmanl› toplumunda nas›l bir konuma sahipti? fiiirin ve flairlerin, hâmileri kimlerdi? Osmanl› toplumundaki ayd›n ve sanatç›lar ile günümüzdeki ayd›n ve sanatç›lar› gördükleri itibar, ikbal ve hayat standartlar› bak›m›ndan karfl›laflt›racak olursak neler söylenebilir? Ben bir cümleyi seminerlerimde s›k s›k tekrarlar›m: “Gökkubbenin alt›nda de¤iflenler yaln›zca k›yafetlerdir, insan ögesi her zaman ayn›d›r!” diye. fiimdi de öyle söylemek geldi içimden. Her s›n›f ve kademeden flairin oldu¤u bir toplumdan bahsediyoruz. Esnaf, asker, bilgin, devlet adam›, mutasavv›f, tacir, usta... Baz›lar› okumas›z yazmas›z, hatta... Yani bugünkü gibi. Dolay›s›yla onlar›n sosyal statüleri de bugünküne benzerdi. Bir farkla ki bugün fliirin te’lif ücreti çok düflük; o ça¤da ise fliirin te’lif ücreti yerine caize sistemi uygulan›yordu. Caize, asl›nda “marifet iltifata tabidir!” anlay›fl›n›n bir sonucuydu ve ortaça¤dan itibaren dünyan›n 42 hemen her ülkesinde sanatç›y› koruyan bir sistem olarak uygulanmaktayd›. Yani asiller, zenginler, devletlûlar yanlar›nda sanatç›lar› himaye eder, onlar›n maddi s›k›nt›lar›n› giderip yaln›zca sanatla u¤raflmalar›n› teflvik ederlerdi. Günümüzün sponsorluk uygulamas› gibi. Yaz›k ki bugün sanatç›lar› desteklemedikleri için devleti, holdingleri, bankalar› vs. elefltiren ayd›nlar›m›z, eski caizeyi yerden yere vurmakta, flairlerin para için fliir yazd›¤› gibi bir saçma fikre inanmaktad›rlar. Bir yandan kendine sponsor aray›p di¤er yandan eski sponsorluk uygulamas› olan caizeyi elefltirmek ne derece do¤rudur. Hani bir söz var: “Dahleden dinime bari müselman olsa” diye. Eski flairler devlet erkan› ve mevki makam sahipleri taraf›ndan korunur, hatta aralar›nda “Benim himayemde flu kadar sanatç›, flu kadar flair var!” gibi gizli iddialar bulunurdu. Bu erkan, sanatç›y› himaye iflini s›rf bir övünme amac›yla yapm›yordu herhalde. fiuurlu bir sanat yat›r›m›ndan söz edilebilir mi? Hem de ne fluur. Bizim edebiyat tarihimiz hükümdar flairlerin fliirleriyle süslenmifltir. Siyasi tarihimizde baflar›l› hükümdarlar›n hemen hemen tamam›n›n çevresinde ilim ve sanat adamlar›ndan oluflan genifl bir halka mevcuttu. Devlet erkan›ndaki sanat fluurunu anlayabilmek için bugün hastane duvarlar›n› süsleyen Kanuni’nin o meflhur beytine bakmak kâfidir. Bu sanat hâmîleri bilirlerdi ki sanatç›lara yat›r›m yapmak gelecek kuflaklara yat›r›m yapmakt›r ve gelecek kuflaklar o sanatç›lar kadar kendi adlar›n› da anacaklard›r. Bu uygulama Bat› dünyas›nda da böyleydi ve söz gelimi ‹talya’da sanat›n zirve noktalara ulaflmas›, asilzadelerin bu sanatç› koruma yar›fllar›n›n bir sonucu idi. Bu uygulamay› flöyle de okuyabiliriz: Bir kifli hangi sanatta mahir ise o sanat› yaps›n, onda ilerlesin ve ekmek derdine, kazanç derdine, çoluk çocu¤un maifleti endiflesine düflüp sanat›n itibar›n› da, de¤erini de düflürmesin. Söz gelimi yetenekli ve iyi bir hattat, daima hat sanat›yla ilgilensin, odun k›rarak geçinmeye çabalay›p da elinin yaz› hassasiyetini yitirmesin!.. Yoksa caize hiçbir ça¤da salt para peflinde koflan soytar›lar için uygulanmam›flt›r. Dahas› hiçbir flair de s›rf para alabilmek için sanat›n› baflkalar›n›n ayaklar› alt›na sermemifltir. Bu temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim Mecnun’un Kâbe’de yakar›fl›n› anlatan gazel ile Romeo’nun balkon sahnesindeki tirad› aras›nda da¤lar kadar Mecnun lehine fark vard›r da, biz, nedense bir kompleks üzere ayak direr, bunun fark›nda olmay›z. ...Gelecek nesillere kalacak bir flair, bana göre, öncelikle flairane bir ruh üzre yarat›lm›fl olmal› –ki bu herkese nasip olmaz-, e¤er bu yarat›l›fla sahip ise iyi bir fliir e¤itimi almal›d›r. ‹yi bir fliir e¤itiminden kast›m çok ama çok fliir kitab› okumakt›r. yüzdendir ki caize çok zaman hediye cinsinden olurdu ve “A¤an›n eli tutulmaz!” kural› geçerliydi. Bir de, caizeyi verecek olan kifli bizzat ya sanat›n kalitesini anlar, ya anlayanlara dan›fl›r, hak etmeyen veya teflvike gerek olmayan dalkavuklara pabuç b›rakmazd›. Bir yaz›n›zda; “ Klasik Türk edebiyat›, insan›n söz alan›nda ulaflabilece¤i en yüce doruklara ulaflmak bak›m›ndan dünyan›n en büyük edebiyatlar›ndan biri belki de birincisidir.” diyorsunuz. Bu tespitinizin dayana¤› nedir? Bu yarg›n›z –mesela tarafs›z bat›l› araflt›rmac›larca- paylafl›l›yor mu? Divan flairlerinin baz›lar› için hakikat böyledir. Çünkü onlar›n sözlerindeki dam›t›lm›fll›¤›, süzülmüfllü¤ü, anlam derinli¤ini yaln›zca biz de¤il bat› edebiyat›n› da bilenler itiraf etmektedirler. Divan fliiri üzerine çal›flan pek çok araflt›rmac›, pekâlâ Fuzuli ile fiekspir’i Milton ile fieyh Galib’i, Dostoyevski ile Naili’yi tartt›k- temmuz-ağustos 2006 lar›nda ikincilerin üstün yanlar›n› di¤erlerinden art›k bulurlar. Mecnun’un Kâbe’de yakar›fl›n› anlatan gazel ile Romeo’nun balkon sahnesindeki tirad› aras›nda da¤lar kadar Mecnun lehine fark vard›r da, biz, nedense bir kompleks üzere ayak direr, bunun fark›nda olmay›z. Acaba hangi iki dizede Neflatî’nin flu, “Ettik o kadar ref’-i taayyün ki Neflatî / Âyîne-i pür-tâb-› mücellâda nihân›z” yahut Fuzulî’nin, “Tut gözün ey dûd-› dil çerhun ki devrin terk edüp / Kalmas›n hayrette çeflmi gevher-efflân›m görüp” beyitlerindeki derinlik bulunabilir?!.. Bunlar›n ne anlatt›klar›n› burada uzun uzun izaha kalk›fl›rsak en az iki saat daha konuflmam›z gerekir. ‹sterseniz okuyucular onu ilgili kitaplardan okusunlar, hem belki meraklar› kamç›lan›r. Hocam, sorumun ikinci k›sm›n› biraz daha açarak hat›rlatay›m; Bat›n›n merakl› tecessüsünün tavr› nas›ld›r klasik edebiyat›m›za karfl›? ‹lgi gösteriyorlar m›? fiöyle sorsam, onlar›n ilgisini sizce modern fliirimiz mi daha çok celbediyor eski fliirimiz mi? Elbette klasik fliirle daha çok ilgililer. Bunun birinci sebebi klasik fliirin ihtiflam› ise de ikinci sebebi 43 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim modern fliirimizin -pek az flair d›fl›nda- önemli görülmemesidir. Bunu uzun uzun izah etmek yerine isterseniz hemen sonuca geçelim. Bize göre bir flair aday› e¤er kal›c› olmak istiyorsa, yazd›klar›n›n hem Bat›’da hem de kendi ülkesinde an›lmas›n›, okunmas›n› istiyorsa, yahut Nobel ödülünü almak peflindeyse, çok fliir kitab› okumal› ama illâ klasik fliiri bilmelidir. Gelecek nesillere kalacak bir flair, bana göre, öncelikle flairane bir ruh üzre yarat›lm›fl olmal› –ki bu herkese nasip olmaz- e¤er bu yarat›l›fla sahip ise iyi bir fliir e¤itimi almal›d›r. ‹yi bir fliir e¤itiminden kast›m çok ama çok fliir kitab› okumakt›r. Bu okumalar›n en az dört aya¤› olmal›d›r. Fuzuli, Yunus, Karacao¤lan, Haflim... Veya Baki, Pir Sultan, Afl›k Ömer, Orhan Veli... Baflka türlü ifadesiyle dört ayaktan biri divan fliirinden, biri halk fliirinden, biri tekke fliirinden, biri de yeni fliirden olmal›, buna be¤enilen flairlerin kitaplar›, yabanc› kültürlerden tercüme fliirler vb. ilave edilmeli, her bir fliir ayr› ayr› anlafl›lmal›, irdelenmeli, neden ve niçin sorular› sorulmal›, ça¤› ve flairin konumu de¤erlendirilmeli, sonra yeniden harmanlanarak serbest vezinde, bugünün okuyucusuna hitap edecek biçimde yeniden söylenmelidir. Bütün bunlar hâlledildi¤i vakit, bir flair aday›, kendi fliirine eski zamanlar›n ruhunu da sindirecek, büyük bir kültür arka plan›n› fliirinde anacak, zengin bir geçmiflin ihtiflam›yla söyleyecek ve elbette ki fliiri, ça¤›n p›rlantalar› aras›nda yerini alacakt›r. Özellikle flair aday› gençlere bu tavsiyeyi dikkate almalar›n› hat›rlat›r›z; tabii e¤er adlar›n› tarihe yazd›rtmak istiyorlarsa. K›rk Güzeller Çesmesi’nde kaybedilen k›rk kavramdan bahsediyorsunuz. Kaybedilen bu kavramlar› nerede aramal›y›z? K›rk Güzeller Çeflmesi benim en ziyade özenerek yazd›¤›m kitapt›r. Her sat›r›n› birkaç kez araflt›rm›fl, bozmufl, yeniden yazm›fl›md›r. Orada Güzeller Güzeli’nin, Efendiler Efendisi’nin k›rk ö¤üdü deneme üslubuyla anlat›l›r. Bu kitap di¤erlerinden ayr› olsun, burada okuyucu için, ötede benim için yararl› olsun ve böylece bir flah eser, bir “opus magnum” diye an›ls›n istedim. K›rk Güzeller Çeflmesinin damlalar›ndan gözler y›kans›n ve yeni flekilde görsün istedim. Bak›fl aç›lar›m›z› olumlamaya, kaybetti¤imiz de¤erleri bulmaya, kendimizi yeniden keflfetmeye bir kap› aralas›n istedim. Öyle de oldu¤unu söylüyorlar; ben de bundan mutluluk duyuyorum. 44 Roman›n›za gelmek istiyorum. Siz bir bilim adam›s›n›z. Söylemek istediklerinizi deneme, makale ve flerh yaz›lar›n›zla ifade ediyordunuz zaten. Neden roman yazma gere¤i duydunuz? Ben bir romanc› de¤ilim, evet, ve benim de bir romana ihtiyac›m yoktu; ama Divan fliirinin bir romana ihtiyac› oldu¤unu gördüm, oturup Babil’de Ölüm’ü yazd›m. Çünkü geçti¤imiz y›llarda roman, insanlara anlatmak isteyip de kabul ettiremedi¤iniz gerçekleri de anlatman›n bir biçimi konumuna yükselmiflti. Baz› gerçekleri roman biçiminde anlatmak, insanlara hem e¤lendirici hem ö¤retici geliyordu. E¤lendirirken ö¤retmek hiç flüphesiz hem çok zor, hem masrafl›, hem de çok baflar›l› bir yöntemdir. Ben de bunu denemek istedim, ama benim önümdeki zorluk daha büyüktü. Çünkü ben bir kifliyi, bir olay›, bir vak›ay› de¤il, büyük bir tarih dilimini, insan ömrüne s›¤mayan uzun ça¤lar› bir solukta anlatmak zorundayd›m. Bunun için roman›n kahraman› bir kitap oldu. Divan fliirinin üç yüz elli y›ll›k serüvenini, bir edebiyat tarihi bütünlü¤ü içinde ama bir roman olarak anlatt›m. Baflar›l› da oldu. Çünkü çok okundu, hâlâ okunuyor. Ben de bunu sormak istiyordum. Roman›n›z çok satan kitaplar aras›na girdi. Korsanlar› ç›kt›. Ne kadar satt› kitab›n›z? Kitab›n›z› okuyanlar›n tepkileri nas›ld›? Malum bizde kitap de¤erlendirmeleri dostlar›n övgüleri ile has›mlar›n yergilerinden ibaret kal›r ço¤u zaman. Sizin roman›n›z hakk›nda yeterince tahlil edici yaz›lar yay›nland› m›? Ç›kt›¤› hafta otuz bin okundu. Sonraki haftalar onar bin devam etti. fiimdiye kadar üretilen nüsha 190 bin civar›nda. Üstelik her nüsha elden ele dolafl›p birkaç kifli taraf›ndan okunuyor. Bunu bana imzalat›lan nüshalardan veya bir evde ortak oluflturulan kitapl›klardan ölçebiliyorum. Kitab›n dört ayr› korsan› yap›ld›, bilemiyorum ne kadar satt›lar. Babil’de Ölüm ‹stanbul’da Aflk baflka hiçbir kitab›ma nasip olmayan bir hayran kitlesi oluflturdu. Divan fliirinin so¤uk zannedilen ruhunun ne derece güzel, somurtkan diye bilinen yüzünün gülümseyifllerle dolu oldu¤unu gördü okuyucu. Roman› okuyup da divan fliirini ve flairlerini sevmeyen kalmad›. En az›ndan eskiden divan fliiri hakk›nda kötü söylemlerle yaklafl›mlar› temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim Aruz ö¤retmek yerine fliirin ahengini hissettirmek daha önemlidir. Bir derste ne anlat›rsam anlatay›m, anlatt›¤›m fleyin bugüne izdüflümünü vermeden, bugün ona karfl›l›k gelen fleyi göstermeden dersi bitirmem. benimseyenler o flairlerin hiç de kötü adamlar olmad›klar›n›, belki kendi büyük büyük büyük dedelerinden biri olabilece¤ini, onlar›n fildifli kulelerdeki ukalalar de¤il, bizim gibi s›radan hayatlar› paylaflan zarif adamlar olduklar›n› gördüler ve tabii sonra sevdiler. Roman›m hakk›nda bilimsel tahliller, çözümlemeler, elefltiriler yaz›ld›, derslere konu edildi, kültürel manada övgüler ald›, birkaç da ödül ald›. Ciddiye al›nacak olumsuz hiçbir elefltiri yap›lmad› çok flükür. fiimdi de yabanc› dillere çevrilme aflamas›nda; inflallah oralarda da ses getirecek; çünkü bizim tarihimizi gerçekleriyle anlat›yor ve fantezi ürünü yahut hayalperest bir kurgu de¤il. Malum dergimiz ö¤retmen ve ö¤renciler a¤›rl›kta olmak üzere okunuyor. Lisede edebiyat dersi okutan bir ö¤retmene divan edebiyat›n›n ö¤retimi konusunda tavsiyeleriniz olur mu? Elbette pek çok tavsiyede bulunulabilir; ancak bunlar› benim meslektafllar›m elbette biliyorlar ve uyguluyorlard›r. Ben küçük bir katk› olacaksa e¤er onlarla dikkat çekici tecrübelerimi paylaflabilirim. Hangi gün dersime önceden haz›rlanmadan gitmiflsem o gün ö¤rencilerin konuya ilgisini yeterince çekemedim, hâlâ her dersime haz›rlanarak giderim. Bir ders saatinde asla bir fliirin tamam›n› bitirmeye azmetmedim, belki bir derste iki beyit üzerinde ama derinlemesine durmay› tercih ettim. Böylece hikâyeler, tarihten anekdotlar, flairden ve flairin ça¤›ndan olaylar, belki o ça¤›n fliir görüflü hakk›nda yorumlar vb. ile ö¤rencilerin genifl yelpazeli bir tarih/edebiyat dersi görmelerine dikkat ettim. Divan fliiri detayd›r ve ne derece teferruat anlat›l›rsa o derece güzelli¤i ortaya ç›kart›labilir. Bütün bunlar için elbette önceden araflt›rma yapmak, en az›ndan ders kitab›nda yer alan fliiri yorumlayan, flerh eden bir kitaptan okumak gerekir. fiimdi art›k bu türden kitaplar bulunabiliyor. Ben orta ö¤retimde ö¤retmenlik yapt›¤›m zaman da ö¤rencilerime –e¤er istekli de¤illerse- hiç aruz ö¤retmedim ve hiçbir zaman “fiiirin ölçü- temmuz-ağustos 2006 sünü bulunuz!” gibi bir soru sormad›m. Bana göre aruz, isteyene ö¤retilir. Aruz ö¤retmek yerine fliirin ahengini hissettirmek daha önemlidir. Bir derste ne anlat›rsam anlatay›m, anlatt›¤›m fleyin bugüne izdüflümünü vermeden, bugün ona karfl›l›k gelen fleyi göstermeden dersi bitirmem. Aksi takdirde ö¤rencilerim bu fliiri ölü, müzelik, hükmünü tamamlam›fl gibi alg›larlar. Bu, Divan fliiri için en büyük tehlikedir. E¤er ö¤renci bugüne uzant›s› yoksa kendisini bilgiye de kapat›r. Son olarak ben bir fliirin ruhunu kavrama ve kavratmay›, kabukta kalmaktan ötede görüyorum. Yani öncelikle “fiair neyi söylemifl?” sorusuna, vakit kal›r- 45 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim sa ve gerek varsa “Nas›l söylemifl?” sorusuna cevap ar›yorum. Çünkü zaten ö¤rencilerin de merak ettikleri bu. Onlar 200, 250 y›l önce, t›pk› kendileri gibi etten kemikten bir hayat› yaflam›fl adam›n ne hissetti¤ini, ne düflündü¤ünü, ne çekti¤ini yahut ne söyledi¤ini, nas›l söyledi¤inden önce merak ediyorlar. O adamla kendileri aras›nda bir paralellik kuruyorlar ve onlar› kendilerine biraz dost, biraz akraba hissediyorlar... Bu günlerde üzerinde çal›flt›¤›n›z proje veya projeleriniz var m›? Eveeet!.. Hikâyeler yaz›yorum. Divan flairlerine ait hikâyeler. Her yüzy›ldan bir hikaye. Befl yüzy›ldan befli bir yerde. Her yüzy›l›n aflk anlay›fl›n› öne ç›karan kronolojik uzun hikayeler. Birbirinden ba¤›ms›z, ama birlikte okundu¤unda Divan fliirinin gönül maceras›n› gösterebilecek, bu arada nas›l geliflmeler yahut yozlaflmalar yafland›¤›n› irdeleyebilecek befl hikâye. Bir roman›m yar›m bekliyor. Ve bir de edebiyat ö¤retmeni arkadafllar›m için bir kitap haz›rl›¤›nday›m. Ders kitaplar›nda yer alan Divan fliirlerinin flerh ve yorumlar›n› içeren bir özel kitap. Belki bir el kitab›, ama bir derste anlatabilecekleri her fley. Bir sponsor bulursam -buradan ilgilisine duyurulur!- (gülüflmeler) herkese ücretsiz da¤›tt›rmay› düflünüyorum. Önümüzdeki y›la yetiflecek inflallah. Hocam teflekkür ederiz. Beni özellikle meslektafllar›mla görüfltürdü¤ünüz için ben teflekkür ederim. Çeflitli ansiklopedi ve Türk Edebiyat› baflta olmak üzere dergilerde ilmî ve edebî makaleler yay›mlad›. Ortaokul ve liseler için ders kitaplar› yazd›. Osmanl› deniz tarihi ile ilgili araflt›rmalarda bulundu ve bu çal›flmalar›n›n bir bölümünü kitaplaflt›rd›. Özellikle Divan Edebiyat› alan›ndaki çal›flmalar›yla dikkat çekti. Ansiklopedik Divan fiiiri Sözlü¤ü adl› eseriyle 1989'da Türkiye Yazarlar Birli¤i Dil Ödülü'nü, 1990'da AKDTYK Türk Dil Kurumu Ödülü'nü, 1996'da fiairlerin Dilinden adl› eseriyle de Türkiye Yazarlar Birli¤i ‹nceleme Ödülü'nü ald›. Prof.Dr. ‹skender PALA 6 A¤ustos 1958, Uflak do¤umlu. Uflak Cumhuriyet ‹lkokulu (1969), Kütahya Lisesi (1975), ‹.Ü.Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyat› Bölümü (1979) mezunu. Yüksek lisans›n› ‹.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü ve ABD'de tamamlad› (1979). Doktoras›n› 1983'te ‹stanbul'da, Eski Türk Edebiyat› alan›nda verdi. 1993'te Doçentli¤e yükseldi. ‹.Ü. Edebiyat Fakültesi Türkoloji Seminer Kitapl›¤› memuru (1979-82), Deniz Kuvvetleri Komutanl›¤› Deniz Lisesi Komutanl›¤›nda Te¤men (1983-84) ve Üste¤men (1984-86), Bo¤aziçi Üniversitesinde part-time Türk Dili ve Edebiyat› ö¤retim üyesi (1986-87) olarak görev yapt›. Yüzbafl› rütbesiyle Deniz Kuvvetleri Komutanl›¤› deniz tarihi arflivi kurulufl ve faaliyet projesinin gerçeklefltirilmesi (1987-94) ile deniz tarihi arfliv araflt›rmalar› çal›flmalar› ve ilgili komutanl›¤›n yay›n faaliyetlerinde (1996-97) görev yaparak emekli oldu. 1997'den bu yana ‹stanbul Kültür Üniversitesi ö¤retim üyesidir. 46 ESERLER‹: Aflkî ve Divan›ndan Örnekler (1988), Hayriye, fiair Nâbî (1989), Nam›k Kemal'in Tarihî Biyografileri (1989), Hilye-i Saâdet, Hakânî (1991), Güldeste, Edebiyat fiaka ve Nükteleri (1993), Osmanl› Deniz Savafllar› (Muhârebât-› Bahriyye-i Osmaniyye, Süleyman Nutkî'den sad., (1993), 99 Soruda Türkçe Kültürü (1994), Turgut Reis (Ali R›za Seyfio¤lu'ndan sad., (1994), Bahriyemiz Tarihinden Flasalar (Safvet Bey'den sadelefltirme, 1994) Türk Dü¤mecili¤i ve Bahriye Dü¤meleri (1995), Osmanl› Bahriyesinin Mazisi (Hüsnü Tengüz'den, resim albümü, 1995), Gazavât-› Hayrettin Pafla (kom, elyazmadan sadelefltirme, 1995), Ansiklopedik Divan fiiiri Sözlü¤ü (1989), Divan Edebiyat›nda Müstesna Güzeller (1995), Kronolojik Divan fiiiri Antolojisi-Divanü'd-Devâvin (1995), Divan Edebiyat› (1992), fiairlerin Dilinden (1996), fii'r-i Kadim-Divan Edebiyat› fiiir fierhleri (1997), fiiirler, fiairler ve Meclisler (1997), Divan Edebiyat›nda Aflina Güzeller (1998), Kudeman›n K›rk Atl›s›-Edebî Biyografiler (1998), Necatî (1998), Yunus Emre (1999), Âh Mine'l-Aflk (1999), K›rklar Meclisi-Edebî Biyografiler (2000), Âyine (2000), ‹ki Dirhem Bir Çekirdek (2000). temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim YOLCULUK METAFORU BA⁄LAMINDA KLAS‹K fi‹‹R‹ ANLAMAK MUHAMMET NUR DO⁄AN* Klasik edebiyat›m›z›n zirve flahsiyetlerinden biri olan Nedim, bir beytinde diyor ki: Her sözüm gülflen-i ma’nâya gönül bezminden Gül gibi rengli nergis gibi mestâne gelir Nesir diliyle söyleyecek olursak: “Benim fliirlerim, gönlümün meclisinden anlam›n gül bahçesine gül gibi rengârenk, nergis gibi mest olmufl bir hâlde gelir.” Edebiyat›n bir yolculuk oldu¤unu bundan daha güzel anlatan bir örnek (üstelik bir fliir) olabilir mi? Evet, Nedim’e göre edebiyat ve özellikle fliir, gönül/ruh meclisinden, anlam›n gül bahçesine do¤ru gerçekleflen bir yolculuktur. Edebiyat asl›nda bir yolculuktur… ‹nsan zihninin zaman, mekan, kültür, dil, din, tasavvuf, ilim ve hayat ülkesine yolculu¤u… Duygu ve düflüncelerin söz vas›tas› ile d›fl dünyaya gerçeklefltirdi¤i esrarengiz seyahat… Kalbin ve ruhun inflirah›… ‹ç dünyam›zda kopan ruh f›rt›nalar›m›z›n baflka vadilere, baflka iklimlere do¤ru esifli… Gönlümüzün gözesinden kaynayan fliir ›rma¤›n›n ölümsüzlük denizine do¤ru sonsuz ak›fl›… Ruhun söz Cebrail’i ve anlam Refref’i eflli¤inde sanat›n arfl›na do¤ru gerçeklefltirdi¤i miraç… Söz Musa’s›n›n mana H›z›r’› ile güzellik ab›hayat›n› bulmak için karanl›klar ülkesine seyahati… Asl›nda bu beyitte flairin gönlünün müflebbehün bihi (kendisine benzetileni) durumundaki “bezm” (meclis) ile telmih edilen, ruhlar âlemi; fliirin -ve fliirlerin, üzerinde yaz›l› bulundu¤u fliir kitaplar›n›n- kendisine benzetileni olarak kullan›lan “gülflen” (gül bahçesi) ile telmih edilen de, varl›k dünyas›d›r. Çünkü inan›fla göre, insano¤lu dünyaya gelmeden önce Allah ruhlara “Elestü bi Rabbiküm (Ben sizin Rabbiniz de¤il miyim?)” diye hitap etmifl; ruhlar da bu hitaba “Belâ! (elbette!)” diye cevap vermifllerdir… Tasavvuf kitaplar›nda Allah’›n bu hitab› ve ruhlar›n ikrar›, bir meclis metaforu ile canland›r›lm›flt›r. Ruhlar›n sarhofl olmas›na yol açan ilâhî hitap, flaraba (aflk flarab›); ruhlar âleminde gerçekleflen bu toplant› (elest bezmi), meyhaneye; bu hitab›n nefl’esi ile kendinden geçerek dünyaya, mest olmufl bir flekilde gelen insanlar/ruhlar ise, meyhane müdavimlerine benzetilmifltir. *Prof. Dr. ‹stanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyat› Ö¤retim Üyesi temmuz-ağustos 2006 47 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim Nedim’e göre, sözün/fliirin bu ezelî yolculu¤a transferi, düflünce ve hayalde bir yükselifl ve ruhî bir çok benzeyen bir maceras› vard›r. Daha do¤rusu, fliyolculuktur. fiiir öylesine yüce bir makamd›r ki flair, irin vücuda geliflinin de, insan›n dünyaya gelifline hayâliyle, miraca ç›kar gibi ona yükselir ve böylelikle benzeyen bir serüveni bulunmaktad›r… Ruhlara hitap büyük buluflma gerçekleflmifl olur. Sanat, asl›nda eflyaeden, insana kendi ruhundan ruh üfleyen Cenab›hak ya yönelmifl bir düzenleme (nazm) iradesidir. Bu ise, gibi, flair de gönlünün meclisinde söze düzen vererek küçük çapl› bir ruh verme olay›d›r. Tanr›, nas›l önce ona ruh ba¤›fllam›fl; bu düzen ile ruh (mana) sahibi insan›n unsurlar›n› düzenlemifl, sonra ruhundan üfleolan söz, -söz, art›k fliir hâline dönüflmüfl ve bir bedeyerek onu gören, ifliten, düflünen bir varl›k hâline gene girmifltir-, anlam›n tirmiflse2, sanatkâr da elinin alt›ndaki objelere gül bahçesine, yani södüzen ve nizam verzün cisimlendi¤i (ses ve Edebiyat›, fliiri üretmek ileriye, içten mekte, kendi ruhundan yaz› hâlinde) dillere ve d›fla do¤ru bir yolculuksa; onu anlaald›¤› ilham ile onu yesayfalara rengârenk bir niden flekillendirmekte görüntü ile (edebî sama ifli de bu sefer geriye, d›fltan içe ve böylelikle bir nevi natlarla göz al›c› bir flekdo¤ru bir yolculuktur… fiiir yazmak, cans›z varl›¤a kendi rule bürünmüfl ve ruhlar› hundan ruh ba¤›fllasarhofl eden âhenkli bir görünmezden görünene, içten d›fla bir maktad›r. fiairlik de en anlam kal›b›na dökülzihinsel seyrüsefer ise; edebiyat›, fliiri k›ymetli malzeme olan müfl olarak) gelmifltir… anlamay› mümkün k›lan flerh çabas› söze düzen verme ve Mutlak Yarat›c›n›n, ruadeta ölü söz unsurlar› hundan (s›fatlar›ndan) da görünenden görünmeyene, aflikârolan harfleri, kelimeleri kendine üfledi¤i bir nedan gizliye, d›fltan içe do¤ru gerçekcanland›rma ameliyesifes ile söze düzen veren dir. Afla¤›da sundu¤uve kendi çap›nda bir yaleflen bir yolculuk olmaktad›r. muz örneklerde oldu¤u rat›c›l›k örne¤i gösteren gibi: flairin gönül meclisinde bafllay›p, manan›n gül bahçesi olan fliir kitaplar›n›n sayfalar›nda, yahut kalbimizin kap›s› görünümündeki Mesîh’im nutkumun âsâr›dur mevtâ-y› elfâza kulaklar›m›zda biten bir tatl› yolculuk… ‹flte edebiyat Viren geh feyz-i nîsân› viren geh mâye-i cân› 3 bu… Söz sihirbaz› Nef’î de fliiri miraç yolculu¤una benzetmektedir: “Ben Mesih’im; ölü lâf›zlara zaman zaman nisan ya¤muru bereketi, zaman zaman da canl›l›k özelli¤i veren, benim nutkumun (flairli¤imin) eseridir. Ol fleb-rev-i mi’râc-› hayâlim ki cihâna S›dk-› nefesim bâd-› seher gibi ayând›r 1 Mürdeye can virürem nutk ile Îsâ-nefesem Ben bugün deyr-i hüviyyetde öter bir ceresem 4 “Ben, öyle bir hayal mirac› yolcusuyum ki sözümün do¤rulu¤u seher rüzgâr› gibi ayan beyan anlafl›l›r.” Nef’î, Hz. Muhammed’in Cebrail ve Refref ile birlikte Tanr› kat›na do¤ru yolculu¤a ç›kt›¤› gibi, bir flair olarak kendisi de söz Cebrail’i ve mana Refref’i ile beraber hayalin arfl›na do¤ru yükselmifl ve yeryüzünde sürünmeye mahkûm di¤er flairlere karfl› mucizevî bir üstünlük sa¤lam›flt›r. Nef’î’ye göre, fliir bir fluur 48 “Ben, ölülere can veriyorum; söz söylemede ve fliirde ‹sa nefesliyim. Öyle ki; ben, benlik (flairlik) kilisesinde çalan bir çan gibiyim.” Bana hâs old› hallâk-› maânî rütbesi zîrâ Berâyâ-y› beyân›n kabza-i hükmümdedir cân› 5 “Mana yarat›c›l›¤›, bana has bir rütbe oldu. Çün- temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında kü, güzel söz mahlûkat›n›n ruhlar› benim kudretimin kabzas› alt›ndad›r.” fiairin söze düzen ve ruh verebilmesi için ona do¤ru yönelmesi, bir anlamda fluur transferini gerçeklefltirmesi gerekir. Bu, fluurun fliire dönüflmesidir… Bu transfer, asl›nda bir yükselifl, sanki hayalin ve yarat›c› düflüncenin yüceliklerine do¤ru gerçeklefltirilmifl bir miraç olay›d›r. Çünkü söz, ruhun ta kendisidir. Yani, Allah’›n insana kendinden üfledi¤i ruh, sözdür. Söz, yani nat›ka, yani düflünme ve konuflma yetene¤i… Fuzulî de sözün asl›nda ruh demek oldu¤unun bilincindedir. Hatta ona göre ruha sözden baflka bir anlam vermek, asl›nda bofl bir iddiad›r: Cân sözdür eger bilürse insân Sözdür ki deyerler özgedür cân “E¤er, insan iyi düflünecek olursa; can›n (ruhun) sözden ibaret oldu¤unu anlar. Can›n (ruhun, sözden) baflka bir fley oldu¤unu söylerlerse, bil ki bu bofl bir sözdür.” O hâlde, denebilir ki; fliir ve edebiyat, ruhun bir göçüdür… Ruhun ve fluurun harf, kelime, kavram, yani söz dünyas›na hicreti… fiiirin bir ruh mirac›, kutsî âlemlere do¤ru bir yolculuk oldu¤u ile ilgili iki örnek daha vard›r ki; biri Revanî, di¤eri ise Hayalî Beg’e ait bu iki beyitte fliir, gül bahçesi ve gökyüzüne; flairin gönlü ve hayali ise bu bahçede daldan dala konup flak›yan bülbüle, yahut fliir ve hüner hümas›n› avlayan al›c› kufla benzetilmifltir: Bülbül-i gülflen-i kuds olsa gönül mürgi ne var Bâ¤-› tab‘umda Revanî gül-i ilhâm aç›lur6 “Ey Revanî! Gönül kuflu kutsî âlem gülfleninin bülbülü olsa buna flafl›l›r m›? Zira, tabiat›m›n bahçesinde ilham gülleri aç›l›p duruyor.” Revanî’ye göre, flairin tabiat› öyle bir çiçek bahçesidir ki; orada ilham›n rengârenk, bin bir kokulu gülleri açmaktad›r. fiairin gönül kuflu ise, art›k kutsîlikler âleminin gülfleni hâline gelmifl bulunan bu bahçenin bülbülü olmufltur. Burada flairimiz âdeta düzenleyici irade ve ya- temmuz-ağustos 2006 e¤itim rat›c› idrak -ki burada “gönül” olarak ifade edilmektedir- ile flairlik tabiat› (tab‘) aras›nda cereyan eden bir iç yolculuktan bahsetmektedir. fiairin gönlü bir bülbül gibi uçup yine flaire ait sanatkârl›k tabiat› bahçesine gitmekte ve o bahçede kan k›rm›z›s› rengi ve insan› mest eden muhteflem kokusu ile açan ilham güllerinin dal›na konmaktad›r. Sühan flehbâz›yam mürgân-› kudsîler flikârumd›r Kanâ‘atle tecerrüdden Hayalî perr ü bâlüm var 7 “Ey Hayalî! Ben fliirin al›c› kufluyum; kanaat ve tecerrütten kolum kanad›m var. (Söz fezas›nda) hayalin ve anlam›n anka kufllar›n› avl›yorum. Hayalî Beg, bu beytinde kendisini -asl›nda burada Hayalî kendine hitab ederek, flairlik tabiat›n›, yani tab’›n› kastetmektedir- bir al›c› kufla (flahbaz) benzetiyor. Bu flahbaz›n kanaat (her fleye tenezzül etmeme, boyun e¤meme) ile tecerrütten (maddî varl›ktan soyutlanma) kanatlar› bulunmaktad›r. Bu flahbaz›n av› ise, sözün uçsuz bucaks›z fezas›nda uçuflan hayalin ve anlam›n hüma kufllar›d›r. fiair, sahip oldu¤u isti¤na ve tecerrüt kanatlar› vas›tas› ile fliir ve sanat›n yüksek ve uçsuz bucaks›z gö¤üne yükselmekte; orada orijinal hayaller ve bigâne manâlar kufllar›n› avlamaktad›r. Hayalî’nin burada kulland›¤› “mürgân-› kudsî” (kutsal kufllar) terkibi, efsanevî hüma kuflu için kullan›lan bir tan›mlamad›r. ‹nan›fla göre, hüma kuflunun yuvas› gökyüzündedir. Hiçbir zaman yeryüzüne inmez (yeryüzüne tenezzül etmez) ve diri olarak hiçbir zaman ele geçmez. Hüma kuflu, edebiyat›m›zda ayn› zamanda isti¤nan›n ve tecerrüdün sembolü olarak kullan›lm›flt›r. fiair, tab‘›n›, avc›l›k aç›s›ndan flahbaza (do¤an kuflu); hayal ve manay› ise, görünmezli¤i (tecerrüd), yüksekten uçuflu ve ele geçirilmesi zor olmas› (isti¤na) gibi sebeplerle hüma kufluna (mürg-i kudsî) benzetmektedir. fiair ile kufl aras›nda kurulmufl ilginç bir benzerlik iliflkisine de Yeniflehirli Avnî’nin divan›nda rastl›yoruz: fiâir o hümâd›r ki iki âleme pinhân Bir cevv-i mukaddeste hafiyyü’t-tayerând›r 8 “fiair, iki âleme de gizli olan mukaddes bir bofl- 49 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim lukta, gözlere görünmeksizin uçan bir hüma kufludur” Yeniflehirli Avnî’nin hüma kufluna benzetti¤i, flairin kendisi de¤il; ruhu veyahut flair tabiat›d›r. ‹flte, flairin gönlünün kafesinde bulunan bu fliir hümas›, zaman zaman kafesten d›flar› ç›kmakta ve her iki âleme bile gizli olan mukaddes bir bofllukta, gözlerden çok uzak bir flekilde kanat ç›rpmaktad›r. Edebiyat ve fliirin bir yolculuk oldu¤u ile ilgili olarak bir baflka ilginç örnek de Fuzulî divan›n›n dibacesinde bulunan ifadelerdir. Fuzulî, fliirlerini ve fliir kitaplar›n› flair tabiat›n›n çocuklar› olarak görmektedir. Bu çocuklar d›fl dünyaya bir nevi ticarî seyahate ç›kar; bu seyahat esnas›nda insanlara güzellik mücevherleri verip, be¤eni kumafllar› al›rlar. Fuzulî’nin fliirleri ve fliirlerinden meydana gelen divanlar› dünya görmemifl yavrular, gurbet çilesi çekmemifl yetimlere benzemektedir. O fliirlere, ulaflt›klar› yerlerde hürmet edilmelidir: “Her memleketin büyük flairlerinden ve zaman›n ayd›n gönüllü söz ustalar›ndan beklentim ve ricam fludur ki; e¤er fliirlerimin sözlerinin kuruluflunda veya anlam›nda bu sanata uygun olmayan baz› düflüklükler veya kabal›klar görürlerse, onlar› af ete¤i ile örtsünler ve Necef topra¤›ndan ve Kerbelâ diyar›ndan ç›k›p, evliya burcu olan Ba¤dad’›n havas› ve suyuyla yetiflmifl bu, gün görmemifl yavrulara, sefer esnas›nda u¤rad›klar› yerlerde hürmet ve itibar göstersinler.” “‹lâhî! Bu naml› muhabbetname ve bu ulu kiflilerin gönül ba¤lad›¤› divan –ki füsunkâr tabiat›m›n çocu¤u ve sihirli söz söyleyen idrakimin neticesidir- acz ve niyaz emtias› ve yan›p yak›lma k›lavuzu ile gurbete ç›kmaya niyetlendi ve mana cevherleri verip övgü kumafllar› almak için âlemin uçsuz bucaks›z sahas›na ticaret mahmili (yükü) yürüttü.” Madem ki lütuf ve ihsan›n› yoldafl edip onu yoklu¤un darl›¤›ndan varl›¤›n ferahl›¤›na getirdin, merhametinle destekleyip yard›m ederek gayb vadisinden flehadet k›r›na ulaflt›rd›n; hangi diyara gitse ve hangi flehre ulaflsa, flerefli ad›mlar›n› mübarek ve u¤urlu, latif matla›n› hay›rl› ve kutlu edesin”9. dolaflan bir sevgiliye benzetir ve bu yolculuk s›ras›nda onu kötü kiflilerden korumas› ve nereye giderse hay›rlarla karfl›laflt›rmas› için Allah’a yalvar›r: “‹lâhî” Bu, cihan› dolaflan mahbubu ve güzel sevgiliyi –ki lütfunun meflflâtas›, yüzünü süslemifltir ve yard›m›n›n mücevheri güzelli¤ini son hadde ulaflt›rm›flt›r- umumî olarak fesat ehlinden, hususî olarak da üç kötü huylu topluluktan, himayenin kalesinde saklay›p koruyas›n…” 10 Fuzulî, Leylâ ve Mecnun adl› flaheserini yazmadan önce de, flairli¤i dert diyar›na bir sefer olarak de¤erlendirmekte ve bu zor yolculukta kendisine gam, dert ve mihneti tan›yanlardan yoldafl aramaktad›r. Ey tab‘-› latîf ü akl-› vâlâ ‹drâk-i bülend ü nutk-› gûyâ Düfldi seferüm diyâr-› derde Kimdür mana yâr bu seferde Her kimde ki vardur istitâat Derd ü gam ü mihnete kanâat Oldur bu müsâferetde yârum Zevk ehline yohdur i‘tibârum Merkeb gerek olsa azm-i râha Besdür bize hâme vü siyâhe V’er tûfle-i râh olursa matlûb Mazmûn-› hofl u ibâret-i hûb Azm eyleyelüm teallül etmen Menzil keselüm tegâfül etmen Ey baht vefâsuz olma sen hem Hem-râhl›¤ et bizümle bir dem 11 “Ey nazik tabiat ve üstün ak›l; ey yüksek anlay›fl ve konuflan nat›ka! Yolum dert diyar›na düfltü… Kimdir bana bu seferde yoldafl?.. Kimde dert, gam ve mihnete dayanma gücü varsa, bu yolculukta arkada- Büyük flair Fuzulî daha sonra divan›n›, cihan› 50 temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında fl›m odur. Zevk sürenlere, keyfine düflkün olanlara itibar etmem… Yola ç›kmak için binek lâz›m olsa; bize kalem ve k⤛t yeter ve e¤er yol az›¤› istenirse; o da, hofl anlamlar ve güzel ibarelerdir… Gayret edelim; a¤›r davranmay›n! Menzil keselim; vakit kaybetmeyin!.. Ey talih, sen de vefas›z olma! Bir kerecik olsun, bize yoldafll›k et!” Fuzulî, divan›na yazd›¤› önsözde de flairli¤i ve edebiyat› mecaz yolu (râh-› mecaz) olarak tarif etmekte ve bu yolda hakikate ulaflmay› ummaktad›r. Buradaki “hakikat” ve “mecaz” kavramlar›n›n bir taraftan kelimelerin hakikî ve mecazî anlamlar›n› ifade etti¤ini; di¤er taraftan ise, beflerî-maddî aflk ile tasavvufî-ilâhî aflk› anlatt›¤›n› unutmamak gerekmektedir. Evet, edebiyat da tastamam bir mecaz yoludur. Çünkü fliir, kelimelerin hakikî anlamlar›ndan çok, mecazî anlamlar› kullan›larak yaz›lmakta ve flair, gerçe¤i anlatmak için ruhu ile uzun, meflakkatli ve dertli bir sefere (mecaz yolu) ç›kmaktad›r. Burada, flairlerimizin “mecaz” kelimesinin “hakikatin karfl›t›” anlam›ndan yararlanarak, fliiri “yalan” ile iliflkilendirmeleri hadisesine de dikkat çekmek isterim. Klasik edebiyat metinlerinde “fliir” kelimesinin geçti¤i hemen her yerde “yalan” kavram›n›n da zikredildi¤ini ifade edelim. Nitekim, Fuzulî Leylâ ve Mecnun’da da fliiri yalanla iliflkilendirir: e¤itim Ger derse Fuzulî ki güzellerde vefâ var Aldanma ki flair sözi elbette yalandur 14 “E¤er Fuzulî, “Güzellerde vefa vard›r.” derse, aldanma; çünkü flair sözüdür bu, elbette yaland›r.” Türk edebiyat›n›n ikinci flaheser mesnevîsi olan Hüsn ü Aflk’ta da fieyh Galip, fliiri ve edebiyat› maceraya benzetmektedir: Billâh bu özge mâcerâdur Sen bakma ki defter-i belâdur 15 “Allah için söylemek gerekirse; bu (edebiyat ve fliir), bambaflka bir macerad›r. Buna bir belâ ve musibet defteri gibi bakma!..” Galip’e göre, fliir her ne kadar belal› bir ifl olsa da, ayn› zamanda bambaflka ve çok farkl› bir macerad›r. Tabi ki fieyh Galip bu tan›mlamay› özellikle kendi fliiri ve flairli¤i için yapmakta ve bir anlamda kendini elefltirenleri bu yolda yar›fla ça¤›rmaktad›r. Nitekim hemen bu beytin arkas›ndan gelen beyitte de muar›zlar›na hitap etmekte ve meydan okumaktad›r: Zannetme ki flöyle böyle bir söz Gel sen dahi söyle böyle bir söz fii‘re heves etme kim yamandur Yahfli deseler ana yalandur 12 “fiiire heves etme; çünkü kötü fleydir. E¤er ona “iyi” derlerse, “yalan”d›r.” fiâirli¤e iftihâr edüpsen “Bu hikâyenin flöyle böyle bir söz oldu¤unu sanma... E¤er gücün yetiyorsa, hadi gel sen de buna benzer bir söz söyleyiver!” Klasik fliirimizin son büyük flairi fieyh Galip, divan›nda da fliir ve edebiyat için “yol” benzetmesi yapmaktad›r: Kizbi özüne fliâr edüpsen 13 Gâlib hülâsâ râst-rev-i semt-i ma‘nîyim “fiairlikle övünüyor, yalan› kendine ifl ediniyor- Râh-› sühanda rehber-i mazmûna uymuflum 16 sun!..” Fuzulî yine Leylâ ve Mecnun’dan ald›¤›m›z afla¤›daki beyitte de fliir ile yalan iliflkisini kurar. Ancak burada da “yalan” sözcü¤ü, gerçe¤in z›dd›n› söyleme anlam›nda de¤il; bu anlam› da hat›rlatacak flekilde, ama tevriyeli ve kinaye (hatta tariz) yollu bir flekilde kullan›lm›flt›r. Biz buna iham-› tenasüp diyoruz temmuz-ağustos 2006 “Ey Galip! Aç›kça söylemek gerekirse, ben yolumu anlamlar semtine do¤rulttum ve söz (fliir) yolunda mazmun rehberine uydum.” Yani Galip, anlamlar semtine varmak, sanatta, düflüncede ve fliirde güzele ulaflmak için ruh ve hayal âleminde bir yolculu¤a ç›km›flt›r. Bu yol uzun, s›k›nt›l› ve tehlikelerle doludur. Bu yola rehbersiz ve az›ks›z 51 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim ç›kmak mümkün de¤ildir. Uzun seferlere bineksiz, az›ks›z ve rehbersiz ç›k›lamaz. Ç›k›l›rsa, hedefe ulaflamamak, yahut yar› yoldan geri dönmek tehlikesi söz konusudur… fiiir ve edebiyat›n çileli yolunda bir flairin bine¤i -Fuzulî’nin ifadesi ile- k⤛t ve kalem; az›¤› ve rehberi ise, hofl anlamlara ve güzel ibarelere ulaflma arzusudur. Sanat ve edebiyat› vücuda getiren as›l motivasyon unsuru bu arzudur. ‹flte bu arzu meflakkatli fliir ve edebiyat yolunda flairin az›¤› ve yol göstericisidir. E¤er bu az›k ve rehber bulunmasayd›, yani flair ve sanatkâr›n güzel anlamlara, hofl ve orijinal mazmunlara ulaflma ihtiras› bulunmasayd›, belki de dünyan›n en zor ifli ve en tehlikeli maceras› olan fliir yazma eylemi hedefine ulaflamayacakt›... Edebiyat› anlamak, muhtevas›n›n gerçe¤ini keflfetmek, fliirin güzellikler ülkesini fethetmek de bir yolculuktur. Hele, kültür dünyas› ile yüzy›llar süren bir kopufl yaflad›¤›m›z klasik edebiyat söz konusu oldu¤unda bu bir keflif yolculu¤una, arkeolojik bir kaz›ya, âdeta zaman›n gerisinde kalm›fl, toprak y›¤›nlar› aras›nda kaybolmufl kay›p bir ülkenin keflfi seferine dönüflür. Klasik fliirimizin metinlerini flerh etmek, asl›nda bir “sefer-i feth-i hümayun-› iklîm-i sühan”d›r. Yani, “söz ve fliir ülkesinin kutlu fetih seferi”… Yahut “güzellik ve aflk flehrinin kap›lar›n›n, düflünce askerine aç›lmas›”d›r; eski tabirle, “flerh-i bâb-› flehr-i hüsn ü aflk”… Hatta söz ve fliir flehrinin düflünce askeri taraf›ndan ev ev, beyit beyit teslim al›n›fl›; yine eski tabirle, “flerh-i ebyât-› flehr-i sühan”… “fierh”; açma, aç›lma demek. “fierh-i sadr”, gö¤sün, kalbin aç›lmas›; “flerh-i bâb”, kap›n›n aç›lmas›; “flerh-i mütûn” ise edebî bir metnin, bir risalenin, bir kitab›n ve bir fliirin aç›klanmas›… Edebiyat›, fliiri üretmek ileriye, içten d›fla do¤ru bir yolculuksa; onu anlama ifli de bu sefer geriye, d›fltan içe do¤ru bir yolculuktur… fiiir yazmak, görünmezden görünene, içten d›fla bir zihinsel seyrüsefer ise; edebiyat›, fliiri anlamay› mümkün k›lan flerh çabas› da görünenden görünmeyene, aflikârdan gizliye, d›fltan içe do¤ru gerçekleflen bir yolculuk olmaktad›r. Bu hâli ile edebî metinleri anlama ifline bir cinler âlemi yolculu¤u der isek, yanl›fl m› olur?... Elbette hay›r!.. Çünkü, edebî metinleri -özellikle eski metinleri- anlamak, insan zihninin tamamen kapal›, görülmeyen, hissedilmeyen alanlarda dolaflmas›; fliiri üreten 52 insan›n beyin k›vr›mlar› aras›na, kalbinin odac›klar›na nüfuz etmesi ve nihayet, fliirin üretildi¤i dönemin bugün bizim için meçhul olan manzaras›n› temafla etmesi demektir ki bu, iflte basbaya¤› bir aynan›n ötesine yolculuk, yahut cinler âlemi seferidir. “Cin” kapal›, gizli, ç›plak gözden ›rak varl›klar›n ortak ad› oldu¤una göre; kalbin gizli odac›klar›nda, zihnin kapal› dehlizlerinde, gönlün transandantal elest meclisinde gerçekleflen edebiyat, bir cinler âlemi hâli; o âlemi keflfetme, anlama çabas› (metinler flerhi) ise tam anlam› ile bir cinler âlemi yolculu¤udur. Edebiyat ayna ise -ki öyledir- edebî metinleri anlama ifli de, iflte o aynan›n içine girmek, ötesine geçmek ve aynan›n içindeki cinlerle temas kurmak demektir… Cinler aynan›n içinde yaflam›yor muydu? Cinlerle temas aynaya bak›larak kurulmuyor muydu? Evet, edebiyat bir aynad›r. Tarihin ve hayat›n endam aynas›d›r. Hatta Makedonyal› ‹skender’in, geçmifl ve gelecek her fleyi gösterdi¤ine inan›lan “âyine-i âlem-nümâ”s›d›r. Yahut, Cem’in her fleyin hakikatini gösterdi¤ine inan›lan kadehi, yani “câm-› Cem”idir. ‹flte eski edebî metinleri anlama faaliyeti olan metinler flerhi, aynan›n içine girmek, ötesine geçmek ve içinde yaflayan cinlerin âlemine konuk olmak demektir. Bu cinler âlemi seferinde, bu görünmeyen varl›klar dünyas›na yapt›¤›m›z yolculukta üç ana amaç söz konusudur: 1. Geçmiflte ruhumuzun tercüman› olup bugün art›k haf›zalar›m›zdan silinmifl bulunan kelimelerle yeniden tan›flma, onlarla sa¤l›kl› bir iliflki kurma ve kelimelerin etraf›nda teflekkül etmifl bulunan mana hâlelerini, yahut anlam ve nüans dairelerini tan›ma; 2. Bizim için art›k tamamen kay›p flehir durumundaki dönemin sosyal hayat›n›n foto¤raf›n› çekme, yani, edebî eserin üretildi¤i dönemin insan ve toplum manzaras›n› gözlemleme; 3. Eserin sahibi olan flair ve yazar›n bu eseri vücuda getirirken ruhunun derinliklerinde ve beyninin k›vr›mlar› aras›nda kopan sanat f›rt›nas›n›n gerçe¤ine ulaflma; flairlere ait sanat, sanatkâr ve fliir alg›lamas›n› tan›ma. fiimdi, metin flerhinde göz önünde bulundurulmas› gereken bu üç amac› tahlil etmeye çal›flal›m: Kelimeler, düflünce, söz ve edebiyat dünyam›- temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında z›n vazgeçilmez unsurlar›d›r. Biz onlarla düflünür, onlarla duygular›m›z› d›fla vurur ve onlarla yepyeni dünyalar kurar›z. Onlar bizim insanl›k dünyam›z›n vazgeçilmezleridir. Kelimeler, bizim geçmiflle kurdu¤umuz iliflkinin temel unsurlar›d›r. Duygu, düflünce, kültür ve inanç de¤erlerimizin nesillerden nesillere aktar›lmas› da ancak onlar sayesinde mümkündür. Yarat›c› sanatlar›n en üstünü olan edebiyat ve fliir de kelimelere verilen düzenle gerçekleflen bir olgudur. fiair ve yazar, bu büyülü, bu her renge ve kal›ba giren sihirli varl›klara ruhundan ald›¤› güç ve düzenleyici irade ile öyle bir flekil ve düzen verir ki bu camit unsurlar canlan›r, yaflayan bir varl›k hâline gelir ve insan ve toplum gerçe¤ini bütün ç›plakl›¤› ile yans›tmaya bafllar. Bu yönü ile kelimeler, düflünce ve ruh âlemimizin büyülü varl›klar›, her kal›ba giren, her renge bürünen unsurlar›d›rlar. Kelimeler, yüklendikleri anlamlar›, yani hayat›, insan› ve toplumu tan›mlayan bilgileri nesillerden nesillere aktararak çok önemli görevler ifa ederler. Etraflar›nda teflekkül eden say›s›z anlam hâleleri ile art›k birer anlam hevengi hâline gelen kelimeler, bu hâlleri ile di¤er kelimelerle kurduklar› çeflitli iliflkilerle üst fonksiyonlar üstlenir ve bütün hâlinde düflünce semam›z›n muhteflem kozmik foto¤raf›n› olufltururlar. Bir dildeki kelimeler bazen dilin semas›nda sönüp giderler; kimi zaman da çeflitli nedenlerle, etraflar›nda oluflmufl bulunan anlam hâlelerinden baz›lar›n› kaybederler. ‹flte metin flerhinin ilk hedefi; dil ve düflünce dünyas›nda art›k yaflamaz hâle gelmifl bulunan bu unutulmufl veya kendileri yaflad›¤› hâlde, etraf›nda zaman içinde oluflmufl bulunan zengin ça¤r›fl›m alan› dairelerinin, yani nüans hâlelerinin bir k›sm›n› kaybetmifl sözcükleri eski hâlleri ile tan›maya çal›flmak, bu esrarengiz varl›klar›n büyülü dünyalar›na nüfuz etmektir.. Bunun için bilinenden, görülenden, tan›nandan hareket edilecek ve bilinmeyene, görülemeyene, yani unutulana ulaflmaya çal›fl›lacakt›r. Bu, aynan›n içine girilmeden, aynan›n arkas›na yolculuk yap›lmadan baflar›labilecek bir fley de¤ildir tabi. T›pk›, toprak y›¤›nlar› aras›nda kalm›fl tarihin eski devirlerine ait bir kültür varl›¤›n› gün yüzüne ç›kartmak, yerin alt›nda kaybolmufl antik bir flehri keflfetmek gibi... Arkeolojik keflifler nas›l toprak katmanlar› alt›nda yap›- temmuz-ağustos 2006 e¤itim lacak bir arama yolculu¤u ile mümkünse; kelimelerin dünyas›n› keflfetme ifli de dil malzemesinin y›¤›nlar› aras›nda gerçeklefltirilecek bir anlama yolculu¤u ile mümkündür. Bu ise, kelimelerin gerçe¤ine ulaflmak, onlar›n gizli dünyalar›na girmek için metinlerle iliflki kurma zorunlulu¤unu ön plana ç›kart›r. Metinlerle sa¤l›kl›, ciddi ve ›srarl› bir iliflki kurmadan, yani metnin içine girmeden edebiyat aynas›n›n en hareketli cinleri olan anlamlar›n dünyas›n› keflfetmek mümkün de¤ildir. Gerçekten de klasik Türk edebiyat› metinleri çerçevesinde yürütülecek ciddi ve dikkatli bir metin flerhi çal›flmas›nda geçmiflte çok canl›, renkli ve zengin anlam ›fl›lt›lar› ile taçlanm›fl bir flekilde fliir ve edebiyat gerdanl›¤› içerisinde birer elmas kristali gibi yer alm›fl olup, bugün bize ayn› canl›l›kta ve fonksiyonellikte ulaflamam›fl, etraf›nda teflekkül etmifl nüans hâlelerinin bir k›sm›n› kaybetmifl bulunan çok say›da kelimenin o eski ›fl›lt›l› hâllerinin gerçe¤i ile karfl›laflmak mümkündür. Nitekim kendi çap›m›zda yapt›¤›m›z ve yay›nlad›¤›m›z metin flerhi çal›flmalar›m›z bunun az›msanmayacak say›daki örnekleri ile doludur. Mesela, “gül” kelimesinin, bilinen çiçek ismi d›fl›nda, “alt›n para”, “sönmüfl fitilin ucundaki siyahl›k”, “mehtap ›fl›¤›n›n a¤aç yapraklar› üstüne dökülmesi sonucu yerde oluflan hareketli gölgeler (gül-i mâhtâb)”, “alevden s›çrayan k›v›lc›m” ve “bir çeflit havayî fiflek” anlamlar›na da geldi¤i; “kurban”›n, Allah için bo¤az› kesilen hayvan d›fl›nda, “k›l›c›n ve hançerin k›n›, okun sada¤›” demek oldu¤u; “hicrân”›n, “ayr›l›k, iç ac›s›” d›fl›nda “pahal› kumafllar›n üzerindeki y›rt›k, defo” anlamlar›n›n bulundu¤u; “gevher”de “inci, mücevher” anlam› d›fl›nda, “erlik suyu”, “k›l›c›n keskinli¤i”, “su verilmifl çeli¤in üzerinde oluflan menevifller” “maden oca¤›” ve “suyun kayna¤›”, “alt›n, gümüfl ve mücevherlerle ifllenmifl çok k›ymetli bir kad›n örtüsü (gevher-tâb veya güher-tâb)” manalar›n›n da bulundu¤u, bizim tespit etti¤imiz örneklerden sadece birkaç›d›r. Kelimelerin tespit edilen bu yeni anlamlar›, bunlar›n metinler içinde di¤er kelimelerle teflbih (benzetme), istiare, sebep-sonuç, leffüneflir ve telmih çerçevesinde kurdu¤u çoklu anlam iliflkilerinin de sisteminin çözülmesini sa¤lamakta ve böylelikle gözlerimizin önüne baflka hiçbir yerde bulamayaca¤›m›z yepyeni bilgilerin kap›lar›n› açmaktad›r. Edebiyat hayat›n aynas› oldu¤u için, geçmifl 53 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim Yarat›c› sanatlar›n en üstünü olan edebiyat ve fliir de kelimelere verilen düzenle gerçekleflen bir olgudur. fiair ve yazar, bu büyülü, bu her renge ve kal›ba giren sihirli varl›klara ruhundan ald›¤› güç ve düzenleyici irade ile öyle bir flekil ve düzen verir ki bu camit unsurlar canlan›r, yaflayan bir varl›k hâline gelir ve insan ve toplum gerçe¤ini bütün ç›plakl›¤› ile yans›tmaya bafllar. Bu yönü ile kelimeler, düflünce ve ruh âlemimizin büyülü varl›klar›, her kal›ba giren, her renge bürünen unsurlar›d›rlar. yaflant›ya ait, bugün art›k tarih olmufl, yaflanmayan nice fleylerin, günümüzde terk edilmifl çok say›da örf, âdet, gelenek, giyim, kuflam, yeme içme, oyun e¤lence, ibadet, aflk, evlenme, hukuk, ticaret, zanaat, savafl v.s. gibi uygulamalara ait davran›fl flekillerinin ve sosyal antropolojinin konusunu oluflturan ölü kültür unsurlar›n›n en gerçekçi bilgisine de biz yine edebî metinlerin sat›rlar› aras›nda rastlar›z. Yani edebiyat (özellikle klasik edebiyat) edebî eserin üretildi¤i döneme ait bireysel ve sosyal hayat manzaras›n›n gerçe¤ini tespitte de bizim için en vazgeçilmez kaynak durumundad›r. Bu hâliyle de edebî metinleri anlamak, zihnin bilinmeyen ve görünmeyen bir âleme yolculu¤undan baflka bir fley de¤ildir. Yani, yine aynan›n içine girmek, ötesine geçmek ve aynan›n içinde yaflayan cinlerle “anlam”l› iliflkiler kurmak... Burada, klasik Türk edebiyat› metinlerinin iç strüktüründe dikkati çeken bir kuraldan söz etmek gerekmektedir. Divan fliiri metinlerine dikkatli bir gözle bakanlar, yani bu metinlerin ruhuna nüfuz etmeyi önemseyenler, bu fliirlerin, hayat›n realite boyutu ile mecazî yönünü bir arada ve paralel bir flekilde ihtiva etti¤inin derhâl fark›na var›rlar. Bu öylesine de¤iflmez ve vazgeçilmez bir yap›sal gerçektir ki mecaz ve hakikat katmanlar›n› paralel bir flekilde içermeyen bir tek beyte bile rastlan›lamaz denilse, asla mübala¤a edilmifl olunmaz. Edebiyat›n temelinde mecaz›n bulundu¤unun tam anlam› ile idrakinde olan ve bunu fliirin temel söylemlerinden birisi hâlinde kullanan divan flairleri mecaz yaparken mutlaka hayat›n realitesinden de yararlanmakta; bir benzetme yapmak gerekirse, mecaz›n ç›tas›n› aflarken, ayaklar›ndan birini hayat›n gerçe¤ine, yani hakikat zeminine basarak di¤er ayaklar› ile de flairane düflünüflün üst katmanlar›na s›çramaktad›r- 54 lar. Metaforumuz yol ve yolculuk oldu¤una göre, edebiyat› vücuda getirme ve onu anlama vak›as› ile ilgili olarak bir baflka yol ve yolculuk benzetmesi daha yapal›m: Mecaz ve hakikat unsurlar›, klasik edebiyat›m›z›n metinleri içinde, tren raylar›na benzer bir flekilde paralel bir düzlemde yol al›rlar. Yani klasik fliirin sanat ve edebiyat katar›, birbirine paralel hakikat ve mecaz raylar› üzerinde seyreder. Tren raylar›n›n birbiri ile irtibat›n›, birbiri ile ayr›lmadan, paralel bir flekilde ilerlemesini sa¤lamak üzere raylar aras›nda traversler bulunur. ‹flte bunun gibi, klasik fliirin mecaz ve hakikat katmanlar› aras›ndaki iliflkiyi de iltisaklar, tedahüller, kelimeler aras›nda gerçeklefltirilen anlam ve nüans alan› kesiflmeleri, telmihler, leffüneflirler, semantik alan ba¤lant›lar› sa¤lar. Ayn› m›srada yer alan kelimeler aras›nda yatay düzlemde; karfl›l›kl› m›sralarda bulunan sözcükler ile de dikey ve çapraz düzlemde kurulan anlam ba¤lant›lar› zihnin mecazdan hakikate, hakikatten mecaza gidifl geliflini mümkün k›lar. Edebî eseri vücuda getirirken izlenen bu kural, onu anlama iflinde de vazgeçilmezdir. Yani nas›l edebî eser, hakikat ve mecaz raylar› üzerinde gerçekleflen bir tren yolculu¤u ise; edebî eseri anlama ifli de yine ayn› raylar üzerinde, bu sefer tersine cereyan eden bir yolculuktur. Yani yine aynan›n içine, cinler âlemine, hakikat ve mecaz raylar›n› kullanarak yap›lan esrarl› ve egzotik bir tren yolculu¤u... ‹flte bu yolculuktur ki bir flerh çal›flmas›nda edebiyattaki baflar›n›n izlenmesi yan›nda, bizi dönemin ço¤u art›k meçhulümüz olan, sosyal hayat›na, tarihine, sosyal psikolojisine, kültürüne, medeniyet perspektifine, sosyal antropolojisine, siyasî ve hatta ekonomik profiline ait malumata götürür ve tarihin kay›tlar›nda bulunmayan çok orijinal bilgilere temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında ulaflt›r›r. Asl›nda klasik edebiyat metinlerini anlama olay› da iflte burada bafllar. Yoksa, klasik fliire hamaset veya dinî-tasavvufî duygular›n, yahut da karfl› ideolojik ve siyasi ön yarg›lar›n kuflatt›¤› bir zihinle yaklafl›p toptanc› kabul ve ret davran›fllar› sergilemek, onu anlamaman›n, hiç anlayamaman›n ta kendisidir. Edebiyat vak›as›n› bu gerçekçi bak›fl aç›s› ile de¤erlendirmek ve klasik edebiyat metinlerine böylesine ciddi, sab›rl› ve ilmî bir tav›rla yaklaflmak, bahsi geçen tarih, sosyal hayat, kültür ve medeniyet bilgilerine ulaflma, geçmifl hayat› do¤ru koordinatlar üzerinde de¤erlendirme ve edebiyata aksetmifl millî realiteyi gerçek çizgileri ile tespit iflinde bizi flafl›rt›c› sonuçlara ulaflt›racakt›r. Çünkü, geçmifl hayat›n do¤ru kay›tlar›, resmî tarih yaz›c›l›¤›n›n ço¤unlukla manipülatif etkiler alt›nda flekillenmifl biraz sanal zemininde de¤il; edebiyat›n mecaz perdesi arkas›nda ustaca gizlenmifl realite boyutunda bulunmaktad›r. Eski edebiyat metinlerinin dil malzemesi alt›nda gizlenmifl ve bugün bizim için birer keflif niteli¤i tafl›yan, as›rlar öncesine ait orijinal sosyal hayat bilgileri ile ilgili olarak yine kendi metin flerhi çal›flmalar›m›zda ulaflt›¤›m›z flu tespitleri örnek verebiliriz: 1. Osmanl›larda eskiden harplerde düflman ordusundan ele geçirilen sancaklar siyah bir beze sar›lm›fl veya siyaha boyanm›fl ve dire¤i ortas›ndan k›r›larak bafl afla¤› çevrilmifl vaziyette padiflah›n aya¤›n›n alt›na at›l›rd› 17. 2. Osmanl› ordusunda savafl s›ras›nda a¤›r ve yuvarlak kalkanlar (çarhî siper) yan›nda, daha hafif oval ve uzun kalkanlar da kullan›lmaktayd›. Bu kalkanlara, Roma’dan al›nd›¤› için, Roma kalkan› (Rumî siper) deniliyordu 18. 3. fieyhülislamlar, mavi çizme giyerlerdi. Bu, onlar›n gök yüzünden daha üstün bir mertebede bulunduklar›n› sembolize eden bir teflrifat kural› idi 19. 4. Osmanl› döneminde, meyhanelerin kap›lar›na çember as›l›rd› 20. 5. Osmanl› gündelik hayat›nda Hristiyanlar bafllar›na mavi, Yahudiler de sar› tülbent ba¤larlard› 21. 6. Osmanl› devrinde, halka zulmeden kifliler bafllar›na k›zg›n le¤en konularak cezaland›r›l›rd› 22. 7. fiehir iki flahit ile al›n›rd› … 23. fiiiri anlama (flerh) yolculu¤undaki üçüncü temmuz-ağustos 2006 e¤itim amac›n “Eserin sahibi olan flair ve yazar›n bu eseri vücuda getirirken ruhunun derinliklerinde ve beyninin k›vr›mlar› aras›nda kopan sanat f›rt›nas›n›n gerçe¤ine ulaflma; flairlere ait sanat, sanatkâr ve fliir alg›lamas›n› tan›ma” olmas› gerekti¤ini vurgulam›fl ve bunun da “görünmeyen varl›klar âlemine bir yolculuk” oldu¤unu söylemifltik. Evet, metinlerden geri dönerek fliirin planland›¤›, söze düzenin ve ruhun verildi¤i, laf›z unsurunun anlam ile buluflturuldu¤u kalbin saray›na ve beynin labirentleri aras›na seyahat... Cinlerin gerçek anlamda cirit att›¤›, fluurun ve kalbin sihirli aynas›n›n içine yolculuk... Büyük flair fieyh Galib’in, edebiyat ve kültür tarihimizin en muhteflem hazinelerinden biri olan divan›nda flöyle bir beyti vard›r: Gireli halvet-i ma‘nâya laf›zdan Gâlib Bu zuhûrat kamu ayn-› butûn old› bana24 “Ey Galib! Laf›z (söz) kap›s›ndan manan›n halvet odas›na girdi¤imden beri, bu zuhurat benim bât›n gözümün sonuna kadar aç›lmas›na sebep oldu.” Evet, fieyh Galib’in laf›z (söz) kap›s›ndan mana güzelinin halvet odas›na girifli ve orada nice gizli s›rlara aflina oldu¤u gibi, biz de ayn› kap›dan giriyor ve anlam saray›na, fliir ve sanat›n aynal› odas›na konuk oluyor ve bilinmeyen âlemleri temafla ediyoruz. Bu yolculu¤un ilk dura¤› flairin iç dünyas›n›n gizli haremi, gönül Yakub’unun içine kapand›¤› hüzünler kulübesi, ruh Mecnun’unun ah u feryad›n› göklere yükseltti¤i yaln›zl›k çölüdür. Böyle bir yolculuk herfleyden önce klasik edebiyat›m›z›n fliir ve flair alg›lamas›n› gün yüzüne ç›kartacakt›r. Bu belki flimdiye kadar klasik edebiyat›m›z ile ilgili olarak en fazla ihmale u¤ram›fl bir konudur. Bu güne kadar yap›lan çal›flmalarda, eski metinler ile ilgili gerçeklefltirilen tahlil ve flerh çabalar›nda genellikle sat›hta dolafl›lm›fl, mesalâ divan fliirinin sat›rlar› aras›nda inan›lmayacak zenginlikte bir poetik dikkatin, hatta bir sanat ontolojisi dokusunun bulundu¤unun pek fark›na var›lamam›flt›r. Bu bizi klasik edebiyat›m›z› fliirin içinde, fliiri ve fliir ile ilgili kavramlar› kullanan, hatta müthifl bir kudretle fliirin fliirini yazan bir gelene- 55 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim ¤in varl›¤› gerçe¤ine götürür. Bu da klasik edebiyat›m›z›n, fliirde as›l yarat›c› unsur olan flair benine, flair kiflili¤inin söz ve anlam ile iliflkisinin felsefî mahiyetine bak›fl›n› gözler önüne serer. Böyle nitelikli bir derin tefekkürdür ki bizi estetik sistemimizin, sanat felsefemizin ve hatta hayata ve kâinata bak›fl›m›z›n, eski fliirin poetik de¤inili sat›rlar› aras›na ustaca gizlenmifl bulunan ontolojik ve epistemolojik temellerinin ip uçlar›na ulaflt›racakt›r. Divanlar aras›nda yapt›¤›m›z rastgele bir gezinti sonucu seçti¤imiz afla¤›daki beyitler, klasik edebiyat›m›z›n sanat, edebiyat ve fliirin tan›m› bak›m›ndan ne ölçüde zengin bir birikime ve estetik aç›dan ne derece geliflmifl bir sisteme sahip oldu¤unu göstermektedir: Bikr-i ma‘nîdür serâser sûret-i Meryemleri Öyle bir büthânenün flimdi gönül nâkûs›dur 25 “(fiiir öyle bir puthanedir ki), orijinal manalar ve el de¤memifl mazmunlar, o puthaneyi bafltan bafla süsleyen Meryem tasvirleri; benim gönlüm ise, o puthanenin (en üst köflesinde bulunan ve sürekli çalan) çan›d›r. Mürgân-› hayâlât›la Gâlib bu neflîdün fliirin lafz›nda bulunan manaya bak da, ahunun göbe¤inden düflen miskte kokuyu seyret. Benümle ma‘nî-i bîgâne âflnâdur hep Dilümde mürg-i maânî gezer çü mürg-i Harem 29 “Bigâne (orijinal) mazmunlar hep bana tan›d›k bildiktirler. Mana kufllar›, Mescid-i Harem’deki kufllar›n (Beytullah›n etraf›nda ) gezdikleri gibi gönlüm(ün haremin)de uçuflup dururlar.” Üryân gelür zamîrüme ervâh-› flâirân Beyt-i Hudâ’y› tâif olan hâciyân gibi 30 “(Di¤er) flairlerin ruhlar› benim gönlümün evine t›pk› Beytullah’› tavaf eden hac›lar gibi ç›r›lç›plak bir flekilde gelirler.” fiîfle-i elfâzumuz sahbâ-y› tahkîk istemez Bir perî-zâd-› hayâle cilve-gehdür her biri 31 “(Ey Galip) ; bizim fliirimizin sözlerinin kadehi, tahkik (hakikati araflt›rma) flarab›na ihtiyaç hissettirmez. Çünkü her biri hayal perilerinin göründü¤ü bir aynad›r.” Her beyti perî-hâne-i ma‘nâ m› degildür 26 Nûr-› mevvâc-› ma‘ânî mi sözümde berk uran “Ey Galip! ‹çinde uçuflan hayal kufllar› ile bu manzumenin her bir beyti manâ perilerinin yaflad›¤› eve benzemiyor mu? Harâbî-i dilüm fehm eyleyüp seylâb-› eflkümden Ya libâs› nazmumun bir âteflî hârâ m›dur 32 “Sözümde flimflek gibi par›ldayan, mana dalgalar›n›n ›fl›¤› m›; yoksa fliirim, ateflten meneviflli bir elbise mi giymifltir? Niçe ma’nî-i bîgâne harîm-i râza yol bulmufl 27 Yer bulunmaz gâh olur mihmân-sarây-› sînede “(Ey Galib); nice bigâne (al›fl›lmad›k) manalar, sel gibi akan göz yafllar›ma bak›p gönlümün harap ve y›k›k oldu¤unu anlayarak, gizli s›rlar haremine gitmeye yol bulmufllar.” Mülk içinde melekût› göreyüm dirsen eger Lafzda ma‘nâya bak nâfede bûy› seyr it 28 “E¤er dünyada ruhlar âlemini göreyim dersen; 56 Ol kadar u¤rar ma‘ânî kiflverinden kârbân 33 “Mana ülkesinden o kadar çok kervanlar gelir ki; bazen sinemin misafirhanesinde yer bulunmaz.” Bütün bu izahlardan sonra sözlerimizi flöyle tamamlamak istiyoruz: Bugün ayakta kalabilmek ve kendini ispat edebilmek için derin ve ayd›n bir tefekkür hamlesine her zamankinden daha fazla ihtiyac› olan ayd›nlar›m›z›n, bize çok büyük bir kültürel hazi- temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında neyi cömertçe miras b›rakan ecdad›m›z ile empati kurmas›, bunun gerçekleflmesi için de klasik edebiyat›n, içinde söz ve anlam›n el de¤memifl güzellerinin dolaflt›¤› fliir bahçesine u¤rayan yola revan olmas› gerekmektedir. Bu yola girip fluhud hâli vadisinde yol alanlar, burada bizden önce yaflam›fl atalar›m›z›n sanat, edebiyat, söz ve fliir sahas›nda gerçeklefltirdikleri büyük medenî baflar›n›n tan›klar› olacaklar ve orada insanl›¤›n yüz ak› olan büyük ruhlarla tan›flacaklard›r. _______________ 1. Nef’î Divan›, k. 10/16. 2.“O (Allah)ki, yaratt›¤› her fleyi güzel yaratt› ve insan› yaratmaya çamurdan bafllad›... Sonra da (çamurdan süzüp ç›kar›lan) bir özden, hakir bir sudan neslini yapt›. Sonra onu tamamlay›p flekillendirdi, ona kendi ruhundan üfledi ve sizin için o iflitmeyi, o görmeleri ve o (düflünen) kalpleri yapt›. Siz pek az flükrediyorsunuz.” (Secde suresi 7, 8, 9. ayetler) 3. Koca Rag›p Pafla Divan›. 4. Zatî Divan›, g. 865/1. 5. Yeniflehirli Avni Divan›, k. 23/57. 6. Revanî Divan›, g. 73/5. 7. Hayalî Divan›, g. 141/5. 8. Yeniflehirli Avnî Divan›, k.14/12. 9. Muhammet Nur Do¤an, Fuzulî’nin Poetikas›, s. 36, 37. 10. Muhammet Nur Do¤an, Fuzulî’nin Poetikas›. 38. temmuz-ağustos 2006 e¤itim 11. Leylâ ve Mecnun, by. 438-445. 12. Leylâ ve Mecnun, by. 961. 13. Leylâ ve Mecnun, by. 3059. 14. Leylâ ve Mecnun, by. 978. 15. Hüsn ü Aflk, by. 2012. 16. fieyh Galib Divan›, g.206/6. 17. Bkz. Muhammet Nur Do¤an, Fuzulî Leylâ ve Mecnun, s.568. 18. Bkz. Muhammet Nur Do¤an, Bakî, s. 39. 19. Bkz. Muhammet Nur Do¤an, Eski fiiirin Bahçesinde, s.50. 20. Bkz. Muhammet Nur Do¤an, Eski fiiirin Bahçesinde, s. 52. 21. Bkz. Enverî Divan›, g.39/5; Tacizade Cafer Çelebi Divan›, k. 28/11. 22. Bkz. Tacizade Cafer Çelebi Divan›, k. 11/37. 23. Bkz. Necati Divan›, g. 453/5; Emrî Divan›, k›ta.195/1; Nev’izade Atayî Divan›, g. 75/1. 24. fieyh Galib Divan›, g. 7/7. 25 fieyh Galib Divan›, g. 7/7. 26. fieyh Galib Divan›, g. 47/6. 27. fieyh Galib Divan›, g. 137/3. 28. Nabî Divan›, g. 28/2. 29. Nevres-i Kadîm, k. 3/1. 30. fieyh Galib Divan›, k. 13/5. 31. fieyh Galib Divan›, g. 325/5. 32. Nef’î Divan›, k. 7/35. 33. Nef’î Divan›, k. 52/53. 57 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim A⁄LATAN Ç‹ÇEK: Ç‹ÇEK HASTALI⁄I YAfiAR AYDEM‹R* Girifl Çiçek, “bir bitkinin, üreme organlar›n› tafl›yan ço¤u güzel kokulu, renkli bölümü”; “çiçek açan k›r veya bahçe bitkisi”; “‹rinli kabarc›klar dökerek yüzde izler b›rakan ateflli, a¤›r ve bulafl›c› bir hastal›k” (TDK, 1998, 481) anlamlar›na gelir. Kültürümüzde olumlu ça¤r›fl›mlar› a¤›r basan çiçek genel bir isimlendirmedir. Narçiçe¤i, ayva çiçe¤i gibi birleflik isimlerin yan›nda flebboy, çi¤dem, gül, nergis, sümbül, papatya, nilüfer, lale, gelincik gibi bitkilerin genel ad›d›r çiçek. Çiçek, kokusu, rengi, duruflu vb bak›mlar›ndan, insan›n gönlüne hofl gelen, günlük hayat›m›zda vazgeçemedi¤imiz özelliklere sahiptir. Bu yüzden birçok atasözü ve deyimlerimizde de yer etmifltir: “Ar› bal alacak çiçe¤i bilir”, “Her çiçek koklanmaz”, “Bir çiçekle yaz olmaz”, “Çiçek olan yerde bal da olur.” “Bal alacak çiçe¤i bilmek”, “Çiçe¤i burnunda olmak”, “Kabak çiçe¤i gibi aç›lmak”, “Ne çiçektir biliriz” gibi. Kelimenin bir de “‹rinli kabarc›klar dökerek yüzde izler b›rakan ateflli, a¤›r ve bulafl›c› bir hastal›k” anlam› vard›r. Hastal›¤a bu ismin verilmifl olmas›, göbekli döküntülerinin çiçek fleklinde olmas›ndan hareketledir (Baydar- S›rmatel, 1996, 753). Hastal›¤›n Arapças› “cüdrî”, Farsças› “flirek”tir (Ahmet Vefik Pafla, 2000, 99; Mehmet Esad Efendi, 1999, 178). Poksvirüs cinsi bir virüsten ileri gelen bulafl›c› hastal›k, ilk ça¤lardan beri tehlikeli bir hastal›k olarak bilinir. “‹lk defa 10. yüzy›lda Razi taraf›ndan tan›mlanan, çiçek etkeni 230x300 mm boyutlar›nda çift sarmall› DNA genomuna sahip, hücre stoplazmas›nda yaflayan bir virüstür” (BaydarS›rmatel, 1996, 753). Hastal›¤›n insan için bilinen üç ti- pi vard›r. Variola major denilen a¤›r formda ölüm oran› %40-70 aras›ndad›r. Variola minor denilen tipinde ölüm riski %5’tir. Daha hafif seyreden Variola intermedius’ta ölüm riski olmad›¤› gibi kal›c› izler de b›rakmaz (Baydar- S›rmatel, 1996, 756). Takip edebildi¤imiz kadar›yla, çiçek hastal›¤›na karfl› korunma çareleri XI. yüzy›lda Do¤u’da bafllam›flt›r. Bu yüzy›lda Çin’de bir tür çiçek afl›s› yap›lm›flt›r. Çinliler hastal›¤› hafif geçiren çocuklar›n burunlar›ndan ald›klar› cerahatli kabu¤u toz haline getirip sa¤l›kl› kiflilerin burunlar›na üfleyerek afl›lama yapm›fllard›r (Büyük Larous, 1986, 2686-89). Hindistan’da da çiçek hastalar›n›n elbiseleri sa¤lam insanlara giydirilerek "çiçekleme" yap›lmaya çal›fl›lm›flt›r. Anadolu’da ise ineklerin memelerinden çobanlar›n ellerine bulaflan çiçe¤in çocuklara afl›land›¤› ve böylelikle ölümlerin önüne geçildi¤i bilinmektedir (Ceylan, 2005, 204-05). Edward Jenner (1749-1823) taraf›ndan günümüz çiçek afl›s›na en yak›n olan› gelifltirilmifltir (Baydar- S›rmatel, 1996, 756; Büyük Larous, 1986, 2686-89). Çiçek Hastal›¤›n›n Edebiyattaki Aksi: Edebiyat, bulundu¤u toplum içinde do¤ar, o toplumdan beslenir. Toplumun süreklili¤i içinde edebiyat da süreklilik arz eder. Sosyal bir varl›k olarak toplumun bir parças› olan sanatç›, eserlerinde içinde yaflad›¤› toplumun yaflant›s›n›, geleneklerini, göreneklerini dile getirir. Bu anlam›yla edebiyat hayat›n aynas›d›r. Stendhal, edebiyat›n ifade biçimlerinden biri olan roman için “Cadde üzerinde gezdirilen ayna” benzetmesi yapar. Dolay›s›yla, sosyal hayatta var olan her fley sanatç›n›n hizmetine verilmifl birer malzemedir. *Doç. Dr. Gazi Üniversitesi, Gazi E¤itim Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyat› Ö¤retim Üyesi 58 temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında Birden fazla anlama gelen kelimelerin, terim ve mecaz anlamlar›n›n da bulunmas› flair veya yazara genifl imkânlar sunar. “Çiçek” de bu tür kelimelerden biridir. Dilin imkânlar›ndan en üst seviyede istifade eden flairler, çiçek kelimesinin de bütün anlamlar›ndan yararlanm›fllard›r. Biz bu yaz›m›zda, sosyal hayat›n bir yans›mas› olan çiçek hastal›¤›n›n divan flairlerinin fliirlerinde nas›l yer ald›¤›n›, flairin elinde estetik bir unsur hâline nas›l dönüfltü¤ünü örneklerle ortaya koymaya çal›flaca¤›z. Klasik kültürde bülbül güle âfl›kt›r ve onun bafl›nda feryat eder. Çiçek hastal›¤› da sonu ölümlere ç›kabilen ve kal›c› ar›zalar b›rakan bir hastal›kt›r. Nitekim eskiler "ya çiçekten ya aflktan ölünür" demifllerdir (Baydar- S›rmatel, 1996, 753). Afla¤›ya ald›¤›m›z beytinde Fevrî, bu iki unsuru da kullanarak fliirini kurgulam›flt›r. Yorumun a¤›r basan taraf› çiçek hastal›¤›na tutulan birinin bafl›nda a¤lama hadisesidir: Bülbül a¤lar bafl› üzre gözi yafl›n dökerek fiâh-› gül haste olup var ise ç›kard› çiçek Fevrî Burada Fevrî, gül dal›n›n çiçek hastal›¤›na tutuldu¤unu, bu yüzden de bülbülün gözyafl› dökerek bafl›nda a¤lad›¤›n› ifade ediyor. Ancak bunu yaparken "var ise" ifadesiyle mübala¤an›n derecesini düflürüp ihtimal haline dönüfltürüyor. Böylelikle gelenekte bülbülün güle olan aflk›ndan dolay› etti¤i feryat u figan› yorumuna da kap› aral›yor. Bugünkü t›bba göre hastal›k ortaya ç›kt›ktan sonra kesin tedavisi yoktur. Bununla birlikte hastalar›n afl› ile tedavisi önerilmekte, her gün yatak çarflaf ve k›yafetlerinin kaynat›lm›fl temiz olarak de¤ifltirilmesi ve lezyonlara her gün tentürdiyot sürülmesi sal›k verilmektedir (Baydar- S›rmatel, 1996, 756). fieyhülislam Yahya Bey’in beyti de benzer bir duruma iflaret eder. Beyte göre çiçek ç›karanlara nilüfer flarab› verirlermifl (Onay, 1992, 411): Nihâl-i tâze-i gülflen çiçek ç›kard› meger Tabîb-i cûy içürdi flarâb-› nîlüfer fieyhulislam Yahya Yahya Bey'in beytinden iki farkl› anlam ç›karmak mümkündür. ‹lkine göre; “Me¤er gül bahçesi fida- temmuz-ağustos 2006 e¤itim n› çiçek ç›karm›fl, tabib olan ›rmak da ona nilüfer renkli flurup içirmifl.” fleklindedir. ‹kinci anlam› ise; "me¤er" kelimesinin sihr-i helâl yoluyla kullan›lmas›yla ortaya ç›kar. Buna göre: Gül bahçesinin taze fidan›, nilüfer renkli flarab/ flurup / afl› eriyi¤inin verilmesi sonucu çiçek ç›karm›flt›r. Böylelikle afl›lama yap›lm›fl ve hastal›¤›n kontrolü elden b›rak›lmam›flt›r. fiair Esad’›n beyti de ikinci anlam› destekler mahiyettedir. Bahar tabibi, a¤açlara hayat flarab› (flarab-› namiye) içirip, çiçekle hastal›klar›n› d›flar› vurdurmufl ve hastal›¤›n hafif seyretmesini sa¤lam›flt›r: fiarâb-› nâmiye nûfl itdirüp tabîb-i rebî' Çiçekle hârice ref‘ itdi ‘illetin eflcâr Esad Divan edebiyat›nda rakîb hep olumsuz s›fatlarla an›l›r. Âfl›k elinden gelse onu bir kafl›k suda bo¤ar. Âfl›k ok gibi yabana at›l›rken rakîb yay gibi sevgilinin yan›nda kal›r. Bu yüzden onun iyili¤i düflünülmez. Sevgilinin güzellik bahar›n›n hayali flimdi rakibin gözünde çiçek ç›karm›flt›r: Hayâli cemâlün bahâr›nun üfl Rakîbün gözinde ç›kard› çiçek Mesihî Rakîbin durumu âfl›¤› sevindiren bir haberdir. Çünkü çiçek hastal›¤›n›n göz komplikasyonlar› en fazla karfl›lafl›lan›d›r. Kornea üzerindeki lezyonlar körlük ile sonlanabilir veya a¤›r iltihaplanmaya neden olabilir (Baydar- S›rmatel, 1996, 755). Nitekim Kemâlî Efendi (d.1862- öl.1954) bir buçuk yafl›ndayken, Âfl›k Veysel (d.1894- öl.1973) de yedi-sekiz yafllar›nda çiçek sebebiyle gözlerini kaybetmifltir . Çiçek ç›karma hadisesi flairin hastaya bak›fl›na göre farkl› yorumlanabilir. Riyâzî’nin beytinde sultan çiçek ç›karm›flt›r. fiair, çiçek hastal›¤›n›n semptomlar› olan döküntüleri hüsnütalil yoluyla güzel bir nedene ba¤lam›fl, padiflah›n çiçek ç›karmas›n› adalet ba¤›n›n çiçeklenmesi olarak yorumlam›flt›r: "Siz o murat alm›fl sultan›n çiçek ç›kard›¤›n› sanmay›n›z. O adalet ba¤›n›n fidan› çiçek açm›flt›r!": Sanmañ çiçek ç›kard› o sultân-› kâm-kâr Old› nihâl-i bâ¤-› 'adâlet flükûfe-dâr Riyâzî 59 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim Benzer bir yorum da Sâmî'nin beytinde vard›r: Halk, o flanl› flah› çiçek ç›kard› san›r; hâlbuki onun gülen gülü letafetle aç›lm›flt›r: fiüküfte old› letâfetle verd-i handân› Çiçek ç›kard› sanur halk o flâh-› zî-flân› Sâmî Fasîh'in beytinde de çiçek ç›karan bir insan söz konusu edilmifltir. Belli ki, mevzu edilen kiflinin yana¤›n›n ortas›nda çiçekten kaynaklanan bir yaras› vard›r. fiair yana¤›n ortas›nda bulunan semptomu, gül yana¤›n çiçekle süslenmesi olarak yorumlamaktan yanad›r: K›yâs itmeñ çiçekden cism-i pâki old› âzürde fiükûfeyle müzeyyen sahn-› bâg-› gül-‘izâr old› Fasîh fiarab›n üzerindeki kabarc›klar onu içen için bir kusur de¤il, tam aksine onun tazeli¤ini gösteren ve ifltah› kabartan bir durumdur. Yüzünde çiçek bozu¤u olan kiflinin güzelli¤ine halel gelmedi¤ini anlatan beyit, delil olarak da taze flarab›n üzerindeki kabarc›klar›n flarab›n görüntüsüne, güzelli¤ine zarar vermemesini getiriyor: re “Sevgilinin latif yüzü güzelli¤in gül bahçesidir; ona göre bahar, yüzünü çiçek bozmufl sonbahar (veya adam) gibidir”: Bir gülistân-› melâhatdur kim ol rûy-i lâtîf Nev-bahâr aña göre yüzin çiçek bozm›fl harîf Zatî Divan fliirinde sevgili güzel de¤il, en güzeldir. Çiçek dolu bahçe sevgilinin yüzüne nas›l öykünebilir? Sevgilinin yana¤› safa doludur, onun yüzü ise çiçeklidir (çiçek bozu¤u vard›r): Nicesi öyküne bâg-› pür-flükûfe rûyuña Pür safâdur ‘âr›zuñ anuñ çiçeklidür yüzi Emrî Yaz›m›z›n bafl›nda da de¤inildi¤i gibi çiçek sadece insanlarda görülen bir hastal›k de¤ildir. Râtib'in ‹nek Kasidesinden al›nan beyitten anlafl›ld›¤›na göre ineklerde de çiçek vakas› görülmüfl ve zayiata neden olmufltur. "Yeryüzünde bahts›zl›k gülfleni süslendi; iki ay sonra ineklerde çiçek ortaya ç›kt›." (Babacan, 2001, 205): Burada gülflen-i idbâr olund› tezyìn ‹ki ay sonra ineklerde zuhûr etdi çiçek Çiçek bozuklar› olurd› hüsnüñe perde fiarâb-› nâba olayd› eger habâb hicâb Râtib Pertev Âfl›¤›n aflk derdiyle bafletmesi zordur. Bu durumda gam›n› def etmek için imdad›na flarap yetiflir. fiarap, sevgilinin yüzünün de¤iflik aç›lardan benzeyeni olur. Sevgili olmad›¤› zaman afl›¤› flarap avutur. Sevgilisinden ayr› kalan afl›k çölde serap gören insana benzer. Afla¤›daki beyit bu ruh haliyle yaz›lm›fl gibidir. Afl›k, flarap kadehinin üzerindeki kabarc›klarda sevgilinin bahara benzeyen yana¤›n›n aksini görmüfltür. Piyale bu hâliyle çiçek ç›karan bir çocu¤a benzetilmifltir: ‹çinde ‘aks-i bahâr-› ruhuñ yüzinde habâb Piyâle bir küçügüñdür senüñ ç›kard› çiçek Âlî Çiçek hastal›¤› özellikle yüzde derin izler b›rak›r. Bu istenmeyen bir durumdur. Zatî’nin beytine gö- 60 Sonuç: Edebiyat, flairi ve yazar›yla vard›r. Onu oluflturan›n hayat›n›, üslubunu, hayallerini tafl›r. Eseri sanatkâr›ndan ay›rmak ço¤u zaman mümkün de¤ildir. Sanatç› da toplumun içinde yaflad›¤› ortam›n bir üyesidir ve ondan izler tafl›r. Edebiyat, toplumu malzeme al›rken, toplum da edebiyat›n yönlendirdi¤i flekilde geliflir. Edebiyat ile toplum aras›nda karfl›l›kl› bir iliflki vard›r. Toplumlar›n korkulu rüyas› olan çiçek hastal›¤›, kaç›n›lmaz olarak hayat›n bir parças› olmufltur. ‹nsano¤lu hayat›nda karfl›laflt›¤› her fleye farkl› yorumlar getirebilen bir varl›kt›r. En ac›l› durum bile baldan tatl› yorumlanabilir. Genelin en tatl› gördü¤ü bir fley de bir baflkas› için zehir olabilir. Divan flairleri de çiçek hastal›¤›n› ve hastal›¤›n sonuçlar›n› kelimenin di¤er anlamlar›ndan da yararlanarak farkl› flekillerde fliirlerinde malzeme olarak kullanm›fllar ve yorum getirmifllerdir. temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında Kaynaklar Ahmet Vefik Pafla (2000). Lehçe-i Osmanî (Hzl. Recep Toparl›), Ankara. Âlî, Vâridâtü'l-Enîka (1999). (Hzl. Kudret Altun) Ni¤de. Baydar, ‹brahim- Fatma S›rmatel (1996). "Çiçek", ‹nfeksiyon Hastal›klar›, Ankara. Babacan, ‹srafil (2001). XIX. Yüzy›l Türk Edebiyat›nda Kaside Naz›m fiekli (fiekil ve ‹çerik), Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yay›nlanmam›fl Master Tezi, Ankara. Bektafl, Ekrem (2005). Muvakkitzâde Muhammed Pertev, Hayat›, Sanat› ve Divan›’n›n Tenkitli Metni, Ankara Üni. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyat› Anabilim Dal›, Yay›nlanmam›fl Doktora Tezi, Ankara. Büyük Larous (1986). C.VI, ‹stanbul. Ceylan, Ömür (2005). “Avrupa’da Aforoz Edilen Türk Tedavisi”, Önce Aflk Vard›, ‹stanbul. Do¤an, M. Nur (1997). fieyhülislam Es'ad ve Divan›, ‹stanbul. Gökalp, Halûk. (2001). Fasihî Divan›: ‹nceleme-Metin, Çukurova Üniversitesi, Yay›nlanmam›fl Yüksek Lisans Tezi, Adana. Güfta, Hüseyin (1992). Haz›k Mehmed Efendi'nin Hayat›, Edebî fiahsiyeti, Eserleri ve Divan›'n›n Tenkitli Metni, Yay›nlanmam›fl Yüksek Lisans Tezi, Atatürk Üniversitesi, Erzurum. temmuz-ağustos 2006 e¤itim H›nçer, ‹hsan (1950). "fiark›fllal› Âfl›k Veysel fiat›ro¤lu I" Türk Folklor Araflt›rmalar› I (14), Eylül. Kalpakl›, Mehmet (1986). Fevrî Hayat›, fiahsiyeti, Eserleri Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yay›nlanmam›fl Yüksek Lisans Tezi, ‹stanbul. Kaya, Bilge (2003). Hisâlî, Hayat›-Eserleri ve Metâliü’n-Nezâir Adl› Eserinin Birinci Cildi (‹nceleme –Metin). Kemâlî Divan›ndan Aflk S›z›nt›lar› (1977). (Toplayan: Baha Do¤ramac›), ‹stanbul. Kavruk, Hasan (2001). fieyhülislam Yahya Bey Divân›, Ankara. Kutlar, Fatma Sabiha (2004). Arpaemîni-zâde Mustafa Sâmî Divan, Ankara. Mesihî Dîvân› (1995). (Hzl. Mine Mengi), Ankara. Mîrzâ-zâde Mehmed Sâlim Dîvân (1994). (Hzl. Adnan ‹nce), Ankara. Onay, Ahmet Talat (1992). Eski Türk Edebiyat›nda Mazmunlar (Hzl. Cemâl Kurnaz), Ankara. Saraç, M. A. Yekta (2002). Emrî Divan›, ‹stanbul. fieyhülislam Mehmet Esad Efendi (1999). Lehcetü’lLügat (Hzl. Ahmet K›rkk›l›ç), Ankara. Tarlan, Ali Nihat (1970). Zatî Divan›, C.II, ‹stanbul. Türkçe Sözlük (1998). Türk Dil Kurumu Yay›nlar›, Ankara. 61 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim NESRE ÇEV‹RME MESELES‹ * fiEYH VASFÎ AL‹ Günümüzde baflta eski edebi metinlerin daha iyi anlafl›lmas›n› sa¤lamak düflüncesi olmak üzere çeflitli sebeplerle manzum metinlerin zaman zaman nesre çevrildi¤i veya çevrilmeye çal›fl›ld›¤› herkesin malumudur. E¤itim sistemimiz içerisinde, ortaokul veya liselerde özellikle Türkçe - edebiyat ö¤retmenlerinin s›kça karfl›laflt›klar› “nesre çevirme olay›" neden ibarettir? fieyh Vasfi (Ali)'nin "Manzum metinlerin nesre çevrilmesi nedir? Bu tür bir çal›flma faydal› m›d›r, de¤il midir? Nesre çevirme ne flekilde olmal›d›r?" gibi sorulara cevap veren bir yaz›s›n›, ilgilenenler için yararl› olaca¤›n› düflünerek günümüz Türkçesine aktarmak ve mümkün oldu¤u ölçüde sadelefltirerek vermek istiyorum.** Hall; lügatte, diyecek bir fley kalmayacak flekilde izah etmek, edilmek veya çözmek, çözülmek manalar›na geldi¤i gibi, tahlil anlam›nda da kullan›l›r. Ist›lahta ise nazm› nesre çevirmeye denir. Muallim Naci Efendi’nin; Bir sânihenin olmas› hakk›yle mübeccel Olmakla olur sebk ü müeddâs› mükemmel” beyti; "Bir fikrin hakk›yle yücelebilmesi için ibarenin tarz ve tertibi ile mânân›n mükemmel olmas› gerekir" fleklinde nesre çevrilebilir. yer alan birçok kelime ile beraber birtak›m tamlamalar› içinde bulunduraca¤›ndan flayet bu manzumeler haf›zaya nakfledilecek olursa herhangi bir meselede bunlar› söz kal›plar›na dökmek o nisbette kolay olur. Nazm› nesre çevirmede, özellikle fliirde kullan›lmas›na izin verilen, fakat nesirde yer almas› hofl karfl›lanmayan baz› kelimelerin bu çeviri esnas›nda aynen b›rak›lmas› kesinlikle do¤ru de¤ildir. Meselâ; Gelerek hücreme bir dilber-i pâkize-fliyem Eyledi gönlümü bir müjde-i nevle hurrem matlal› kasidemin sonunda yer alan; Nazm› nesre çevirmede, bu tür metinleri yeni okumaya bafllayanlar için iki önemli fayda vard›r: 1. Büyük flairlerin fliirlerini sürekli olarak nesre çevirme, her çeflit ifade fleklini bir arada görme ve bilgiyi geniflletme imkan› sa¤lar; kelâm›n derecelerine vâk›f olma yan›nda sözün tertibinde "meleke" denilen k›ymetine paha biçilmez sermayenin meydana gelmesine sebep olur. 2. Nesre çevrilecek naz›m, ancak sözlüklerde Haflre dek merkez-i devlette hükümrân ol Görmesin saye-i adlinde cihan renc ü sitem beyti nesre çevrilirken birinci m›srada yer alan "dek", "kadar”la de¤ifltirilmezse yap›lan nesre çevirme ifli yeterince aç›k ve güzel say›lmaz. Çünkü bitme, tükenme bildiren ve “nihayet”, “son” anlamlar›na gelen "dek" edat› nazma mahsustur, nesirde kullan›lmaz. Ne- * fieyh Vasfi; Hazine-i Fünun Mecmuas› . Say› : 16, s.125-127 ** Günümüz Türkçesine aktaran Yrd.Doç.Dr. R›dvan Can›m 62 temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında sirde ancak, naz›mda da kullan›lan ve nihayet bildiren "kadar" edat› kullan›l›r Ayn› flekilde Fasih Dede'nin; Sand›m aç›nca sînesin ol mâh-› tâbnâk Ceyb-i sabah penç-i hurflidi etti çâk matla› da nesre çevrilirken birinci m›sradaki "sînesin"in kald›r›lm›fl olan "i"si, nesre çevrilirken yerine konulmazsa fesâhata ayk›r› ifl yap›lm›fl olur. Çünkü burada "i"nin sonuna geldi¤i kelimeyi tümleç yapma gibi bir görevi ve özelli¤i vard›r. Di¤er taraftan naz›mda vezin gere¤i söz konusu "i"nin kald›r›lmas› gerekmektedir. Bu kald›rma ifllemi kelimenin güzelli¤ine de zarar vermedi¤inden uygun görülmüfltür. Eskilerin eserlerinde görülen "Âlemin zevkin sürdüm ve eyyâm-› zevk›n kadrin bilelim." tarz›ndaki ibareler "i"nin nesirde de kald›r›lmas› gerekti¤ine delil olmay›p, ancak hoflgörü ile izah edilebilir. Bu durumda yukar›daki iki beyt flu flekilde nesre çevrilebilir : "(O), devletin merkezinde tâ k›yamete kadar hükümrân olsun, bütün insanl›k adâletinin gölgesinde zulüm ve haks›zl›k görmesin " "O p›r›l p›r›l ›fl›klar saçan ay yüzlü güzel gö¤sünü aç›nca, güneflin pençesi sabah›n gömle¤ini parçalad› sand›m." Yeri gelmiflken flunu da belirtelim ki bir fliirin anlaml› olup olmad›¤›n› anlamak için nesre çevirmekten daha güzel bir ölçü yoktur. Dilimizde naz›m üç flekilde nesre çevrilir: 1. Nazma mahsus olan ve fliirde kullan›lmas›na izin verilenler d›fl›nda, kelime ve tamlamalar› nesirde bulunmas› gereken yerlerde oldu¤u gibi b›rakmak sûretiyle; meselâ; Ol flehsuvâr-› sidre-medâr-› risâletin Yüz sürmemek rikâb›na ey dil revâ m›d›r fieyh R›za "Ey gönül, o peygamberlik sidresinin en iyi ata bineninin üzengisine yüz sürmemek olur mu." 2. Sözün güzelli¤ine eksiklik ve kusur gelmemek flart›yla, naz›mda bulunan kelime ve tamlamalar›n efl anlaml› ve uygun olanlar›n›n seçilerek nesre çevrilmesi suretiyle: Meselâ; Yoktur sebat çünkü cihân-› harâbda Birdir hezâr sâl ile yek-dem hesâbda temmuz-ağustos 2006 e¤itim "Madem ki bu fâni cihanda ahde vefa yoktur, hesapta bin y›l ile bir an ayn›d›r". 3. Sözü tabiilefltirmek, tamamlamak veya süslemek için bulundu¤u halde uygun olarak baz› fleyler ilave etmek suretiyle: Meselâ; Evc-i tahkike suûd ister isen Rif'at erbâb›n› taklîde özen ‹htiyat eyle ki bazen de olur Reh-nümâ zannolunan fley reh-zen Muallim Naci Do¤rulu¤u ve do¤rular› araflt›r›p bulma konusunda zirveye ulaflmak istiyorsan yüce kiflileri taklit etmeye özen göster! Fakat bu yolda çok dikkat et ki, bazan yol gösterici zannedilen fley yol kesici olur." Nesre çevrilecek nazm›n, flu üç yönün hangisiyle edebiyat aç›s›ndan ilgisi varsa ona müracat etmek lâz›md›r. Öyle manzumeler vard›r ki içinde bulundurdu¤u beyitlerden baz›lar›n›n birinciyle, baz›lar›n›n ikinciyle, baz›lar›n›n da üçüncüyle nesre çevrilmesi gerekir. E¤er bu gözönüne al›nmazsa nazm› nesre çevirmekteki faydalar ortadan kald›r›lm›fl olur. Bu ifle yeni bafllayanlara örnek olmas› bak›m›ndan afla¤›daki manzum parçalar› dilim döndü¤ü kadar nesre çevirmeye çal›flay›m: HÂTIRA-‹ BEDR-‹ KÜBR (*) Pîfl-i çeflmimdedir ol cünd-i cihangîr henüz Gûfl-› cân›mdad›r ol gulgul-i tekbîr henüz Aradan bin bu kadar sâl mürûr etmifl iken Dil-i hassâsda hâkimdir o te'sîr henüz Seyf-i ‹slâma de¤il sâika tâbiri sezâ Öyle bir sâika indirmedi takdîr henüz Nazm-› Kur'an gibi ey encüm-i rahflân-› Hudâ Sizi üstâd-› felek etmedi tanzîr henüz Bî-basîretler ederler size isnâd-› ufûl Ediyor fla'flaan›z âlemi tenvîr henüz Manzumenin nesre çevrilmesi: "O cihangir ordu hâlâ gözümün önündedir. O 63 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim tekbir sesleri flimdi can›m›n kula¤›ndad›r. Aradan bin bu kadar y›l geçmifl olmas›na ra¤men, o tesir hâlâ gönüllerde hâkimdir, ‹slam›n k›l›c›na "y›ld›r›m" tabiri lây›k de¤ildir, (ilâhi) flimdiye kadar öyle bir y›ld›r›m indirmemifltir. Ey Hûda'n›n parlak y›ld›zlar› ! Fele¤in üstad› t›pk› Kur'an nazm›nda oldu¤u gibi, sizin benzerinizi ortaya ç›karmad›. Gözü kapal› olanlar size (akflam olunca) kaybolma isnâd ederler. Halbuki sizin ihtiflam›n›z hâlâ âlemi ›fl›kland›r›yor." Vâreste olmak isteyen âdem melâlden Ayr›lmas›n iflinde reh-i i’tidâlden Vasl›nda flüphesiz geçerdi güzel demim Nahofl de¤il fakat dem-i hicrinde âlemim Bezl etme iltifât›n› sehl etme vasl›m› Pâyân bulup tahassürüm eksilmesin gam›m Senden iken dil tevehhufl-i dil keflf-i râzda Sensin yine dilimdeki her râza mahremim Cângâh›m› gören nigâh sende var iken Yoktur sana hafî kalacak râz-› mübhemim Gafletle etme ömr-i azîzi hevâya sarf ‹kâz eyle kendini hâb u hayâlden Ey sâhib-i cemâl! Kemâlinden eyle bahs Maksad kemâldir bize ancak cemâlden Ruhî egerçi neflve dilersen humârs›z Ayr›lma bezm-i sohbet-i ehl-i kemâlden Ali Rûhî Manzumenin nesre çevrilmesi: "Üzüntü ve s›k›nt›dan kurtulmak isteyen insan, yapt›¤› iflte ölçülü olma yolundan ayr›lmas›n. (Bu) aziz ömrü gafletle bofl yerlerde bofl fleylere harcama; kendini uyku ve hayallerden uyand›r. Ey cemâl sahibi kifli! Kemâlinden söz et: bizim için cemâlden maksat; ancak kemâldir. Ey Ruhi ! Sarhofl olmadan keyifli ve nefleli 64 olmak istiyorsan kemâl ehlinin sohbet meclislerinden ayr›lma." Bir dem cihanda görmedim Ekrem ferâg-› dil Bilmem ki ben neyim ne tecellîde âdemim Ekrem Bey Manzumenin nesre çevrilmesi: Sana kavufltu¤um anlarda flüphesiz zaman›m hofl geçerdi; fakat ayr›l›k zamanlar›nda da vaktim o kadar kötü de¤ildir. Bu nedenle iltifat›n› cömertçe kullanma, sana ulaflmay› kolaylaflt›rma, hasretim son bulmas›n, üzüntüm eksilmesin. S›rr›n› iffla etmek konusunda gönül senden ürktü¤ü halde, gönlümün hazinesindeki s›rlar›m›n mücevherlerine mahrem olan yine sensin. Can evimi gören o bak›fl sende varken sana gizli kalacak anlafl›lmaz bir s›rr›m yoktur. Ekrem! Dünyada bir nefes gönül rahatl›¤› görmedim. Bilmem ki ben neyim ve ne tecellîde bir insan›m." temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim NEF’‹’N‹N B‹R fi‹‹R‹NDEN HAREKETLE D‹VAN fi‹‹R‹NDE SÖZ KAVRAMI ÖZER fiENÖDEY‹C‹* ‹nsan›n tarihsel geliflimine paralel olarak fliir sanat›, kendi mecras›nda ak›fl›na devam ederken kimi zaman zeminin e¤imine göre h›z›n› ve coflkusunu art›rm›fl, kimi zaman bir bendin mukavemeti ile durulup sakinleflmifl, kimi zaman da her türlü engeli önüne kat›p bünyesinde eritmeyi bilmifltir. Bu ak›fl sürecinde çeflitli kollardan beslenen fliirin, sürekli bir geniflleme ve zenginleflme içinde oldu¤u, bünyesine dâhil ettikleri ile durulu¤unu asla yitirmedi¤i, aksine onlarla yeni lezzetler kazand›¤› söylenebilir. Manan›n kelime kal›plar›na dökülmesi ifline soyunan flairlerin poetik yaklafl›mlar›, devre hâkim sanat telakkisinin duygu ve düflünce dünyas›na etkisi, kiflisel tasarruflar ve yenilik ad›na yap›lan denemelerin her birisi -bir baflkald›r›y› simgeleseler bile- fliir yelpazesinde bütünlü¤ün ahengine katk›da bulunan uyumlu tonlardan ibarettirler. Estetik haz uyand›rma yoluyla düflünsel ya da duygusal bir mesaj verme arzusu her fliirin m›sralar› aras›na nüfuz etmifl bir özelliktir. Biçim ve içerik olarak birbirlerinden farkl›l›k gösterseler de bütün fliirlerin ayn› hedefe at›lan farkl› nitelikteki oklar gibi düflünülmesi gerekir. Her fliir kendi türündedir, her fliir kendi veznindedir, her fliir kendi konusundad›r, her fliir yaln›zca kendisidir. fiiir vezin de¤ildir, konu de¤ildir, ritim de¤ildir, kafiye de¤ildir. fiiir, fliire ait her fleyin yekûnudur ve bu yekûn tek bir amaca yönelmifltir. fiiirin özü ve kayna¤› tektir. Sanat telakkisi, tarihsel flartlar›n gere¤i olarak flekillenirken fliir de belirli birtak›m kal›plar›n içine s›¤d›r›lm›flt›r. Sözgelimi Türk edebiyat›n›n on as›rl›k bir dönemine damgas›n› vuran klasik fliir gelene¤i çerçevesinde oluflturulmufl eserlerde müflterek birikim, müflterek formlar ile ifade edilirken orijinal manalar ve üslup özellikleri önem kazanm›flt›r. Bu dönemde kendi ikliminde canland›rd›¤› orijinal hayaller ve düflünceleri kendi söyleyifl özellikleriyle kal›plara döken flairler baflar›l› görülmüfltür. Nitekim Latîfî, tezkiresinde flairleri k›s›mlara ay›rmadan önce bu noktaya dikkat çeker: “Her ne kadar flairlik mizac› insan soyunun ço¤una konulmuflsa da yeniliklerin icad› ve efli görülmemifllik ile sözün ruhu gönlü ölmüfllere verilmemifltir” (Latîfî, 2000: 102) . Klasik edebiyat›m›z›n doruk isimlerinden Nef’î de bir kasidesinde, gelene¤in biçimlendirdi¤i poetik yaklafl›m ile, sözün fliir k›vam›na ulaflmas› için gerekli flartlar› dile getirir. Nef’î, klasik fliirimizin XVII. as›rda yetifltirdi¤i coflkun -h›rç›n- tabiatl›, kendine güveni ve be¤enisi s›n›r tan›mayan bir flairdir. Nef’i tecrübesini yaflayan klasik Türk fliiri, uzun bir zaman kendisini etkileyen ‹ran ve Arap edebiyatlar› karfl›s›nda “Ben de var›m!” deme kudretini gösterebilmifltir. Onun bir kasidesinde -kendi maharetini de göz önüne alarak- fliir hakk›nda söyledikleri, klasik edebiyat›m›z›n söz ve fliiri de¤erlendirme ölçütlerini ortaya koyan bir manzume olarak de¤erlendirebilir. Söz konusu fliir, “Der Medh-i Sultân Ahmed Hân” (Akkufl, 1993: 65-69) bafll›¤›n› tafl›yan bir övgü olmakla birlikte nesib k›sm› “suhan oldur ki” fleklinde bir ibare ile bafllar ve befl merhun beyit boyunca fliirde- sözün nas›l olmas› gerekti¤i üzerinde durur. Bu esere ait birkaç beytin aç›klanmas›, klasik edebiyat›m›zda fliir k›vam›na ermifl sözün nas›l olmas› gerekti¤i hakk›nda bir fikir verebilir: Suhan oldur ki bilâ-vâs›ta-i tab’-› selîm Ola makbûl-i dil-i nâdire-sencân-› fehîm *K›rflehir Ahi Evran Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyat› Bölümü Araflt›rma Görevlisi temmuz-ağustos 2006 65 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim (Söz odur ki tab’-› selimden bir arac›s› olmaks›z›n meydana ç›ks›n ve zeki -anlay›fll›- kimselerin ölçülü sözler sarf eden gönüllerinde hofl karfl›lans›n.) Tab’-› selim, zevk sahibi kimselerin -flairleringüzel olan› tespitle ve eserlere nakfletmekle görevli duyusudur. fiair her fleyden önce tab’-› selime ihtiyaç duyar. Çünkü o, etraf›nda olan biteni farkl› bir duyarl›l›kla izleyen ve bunlar› estetize eden kimsedir. Söylediklerinin, ölçülü sözler sarf edenlerin kat›nda geçerli olmas› gerekir. Bu özellik, klasik fliirimizde elefltiri mekanizmas›n›n ifllevselli¤ini de gösterir. Harc›âlem bir tarifle eskilere göre fliir, kelâm-› mevzun (ölçülü söz)dür. Sözün fliir olabilmesi için öncelikle ölçülü olmas› gerekir. Bu ölçüler, as›rlarca ifllenerek olgunlaflm›fl esnetilmesi zor bir tak›m klifleleri de içermektedir. Gelenek, her fleyden önce kurallara riayet etmeyi önemser. Bunun gere¤i olarak flair adaylar›, öncelikle gelene¤in flekillendirdi¤i ölçü ve uyak bilgilerini kusursuz bir biçimde kullanabilmeyi ö¤renmelidir. Aksi durumda yolun bafl›nda elenirler. Baz› flairler ölçü, uyak ve form bilgisini büyük flairlerin fliirlerini taklit ederek gelifltirir, -dönemin diliyle- “tab’lar›n› azmâyifl” ederler. Ancak klasik flairin görevi burada bitmez. Tek bafl›na ölçülü sözler söylemek yeterli de¤ildir. Bu sözlerin makbul olabilmesi için, hayal gücünün bir anl›k parlamas›ndan do¤an orijinaliteyi, heyecan› da içermesi gerekir. fiiir, aruzun, kafiyenin d›fl›nda baz› kiflisel kabiliyetleri de aksettirmek zorundad›r ki as›l zor olan bu cihettir. Profesyonel bir flair, iç dünyas›n› d›fla vururken aruzu bir engel olarak görmez. Beyitte sözün ‘tab’-› selimden arac›s›z’ olarak zuhur etmesi gerekti¤inin söylenmesi de bu manadad›r. Gelene¤i ruhuna sindirmifl bir flair için aruzla fliir söylemek, günümüzde ‘aruz fobisi’nin yol verdi¤i zann›n aksine flairin zorlanmas› anlam›na gelmez. Nitekim klasik fliir gelene¤imiz içinde do¤açlama fliir söyleyenler yok de¤ildir. Dönemin okuma-yazma dahi bilmeyen insanlar›n›n (Enverî, Ümmî Sinan vb. ümmîler), fliir meclislerinde edindikleri bilgilerle aruzlu fliirler söyleyebildikleri de göz önünde bulundurulmal›d›r. Hatta baz› flairlerin irticalen tarih bile düflürebildikleri düflünülürse profesyonel flairler için kal›plar›n söylenecek sözün önünde büyük bir engel oluflturmad›¤› anlafl›l›r. fiair için as›l problem, kal›b›n içine as›rlarca ifllenmifl mazmun ve mecazlar›n aras›ndan kendisine has anlamlar ç›karmak ve bunlar› ifllemektir. Nitekim Müs- 66 takim-zâde flu sözleriyle aruzun fliirdeki rolüne ve flairlik maharetinin kendisini gösterebilmesi aç›s›ndan önemine dikkat çeker: “‹nsan vicdan› manzumenin kusurunu ve ölçülü fliirlerin bozuklu¤unu, flairlik zekâs›n›n gücü hükmüyle ay›rt edip bilir.” demifllerdir. Ancak yald›zlanm›fl flairli¤e sahip olmayan kimselere -aruzgüç verir, -onlar- aruz bilmek sebebi ile beyti mevzun okurlar. Zira aruz mizand›r. Onunla beytin a¤›rl›¤› ve hafifli¤i bilinir.” (Tolasa, 1981: 366) Ölçü, gelenek fliiri için önemli olmakla birlikte, flairlik kudreti olmadan bir ifle yaramaz. “Sonuçta hem flairlik mizac› hem de aruz laz›m imifl.” Aksi bir durumda, söz ehli devreye girer ve flairi alabildi¤ine elefltirir. Sözün k›ymetini bir sarraf edas›yla tespit edebilen, ayn› zamanda kendileri de söz ehli olan kimseler, klasik fliirimizin elefltiri mekanizmas›n›n temel çarklar›d›rlar. Onlar›n indinde kabul görmeyen eser, tarihin ve toplumun da itibar nazar›nda yer edinemez. Ya’nî ya vahy ola mazmûnu an›n yâ ilhâm Bunu fasl etmede ahbâb edeler bahs-i azîm (Yani anlam› ya vahiy olsun ya da ilham, dostlar bunu ay›rmada büyük bahislere giriflsinler.) Kemale ermifl sözün kayna¤› iki k›s›md›r. Bunlardan ilki vahiydir ki sadece peygamberlere nasip olmufl bir ilahi esinlenmedir. Allah, peygamberlerine ilahi emirleri bu yolla bildirir. Kalbe do¤rudan ya da dolayl› olarak yap›lan bu telkinin toplumsal bir yönü vard›r. “Vahiy getiren melek peygamber taraf›ndan görülebilir ve vahiyde mündemiç olan risalet bütün befleriyete aittir.” (Mc Donald: 1997: 967) ‹lham ise, “bî-hurûf u savt kalbe bir fleyin tulû etmesidir” (Levend, 1980: 28) ve tamam› ile kifliseldir. Bir anl›k parlama ile beliren bir uyan›kl›k durumudur. Bu an içinde flair, icra edece¤i eserin ruhsal malzemesini edinir. fiairler sözün sultanlar› olarak atanmalar›na ve di¤er insanlar aras›ndan seçilerek ayr›lm›fl olmalar›na ra¤men peygamberlikle müjdelenmifl de¤illerdir. Bu yüzden vahiy gelen peygamber ile ilham telkin olunan flair aras›nda bir ayr›m yapmak gerekir. ‹slamiyet’in zuhur etti¤i y›llarda, fliir söyleyen baz› kimselerin peygamberlik iddias›nda bulunmalar› neticesinde fliir ve flaire temkinle yaklaflmak gere¤i do¤mufltu. Bu nedenle klasik flairlerimiz, ço¤u kez temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında peygamberlik ve flairlik aras›ndaki çizgiyi kal›nlaflt›rarak divan önsözlerinde dile getirmifllerdi (bahs-i azîm etmifllerdi.) Sözgelimi Fuzûlî flairler hakk›nda ‹slam medeniyeti dâhilinde bulunan iki z›t kutbu bir ayet ve bir hadisle izah ederek flairleri savunma gere¤i duymufltu: “Sonsuz hamd ve say›s›z övgü o, nutku yaratan Mütekellim’e (Allah’a) olsun ki, naz›m denizlerinin ümit gemisini ‘fiairler; bunlar›n arkas›na hep zevk ve e¤lence arayan flaflk›nlar ve azg›nlar düflerler…’ (ayetinin flairlere) ölüm (getiren) dalgalanmas› esnas›nda ümitsizlik ve mahkumiyet girdab›nda batmaya mahkum etmifl iken, ‘Ama , iman edenler müstesna…’ zincirini sal›p ‹slam flairlerini sahih ve salim bir flekilde kurtulufl sahiline çekmifl…” (Do¤an, 1996: 49) fieytanî kaynakl› ilhama ‘vesvese’ denir. Vesvese insanlar› kötüye sevk eder .Vahiy Cebrail’in, vesvese fieytan’›n iflidir. fiairler, ilham›n da kalbe tafl›nmas›n› ruhani bir varl›kla iliflkilendirmek istemifllerdir. Bu iflle görevli melekler olarak Hârût ve Mârût ikilisini atam›fllard›r. fiairlerin gönüllerine düflen coflkun ve aflk›n ruh halinin birçok inanç sisteminde ilahi menfle’e dayand›r›ld›¤› görülebilir. Çünkü insano¤lu, duyu organlar› ile yakalayamad›klar› bu vecde yak›n hali, Tanr›’n›n bir lütfu, ona yak›nl›¤›n bir alameti ve müjdesi kabul etmeye e¤ilimlidir. Bir anl›k parlama ile kalbe do¤an ilham, flairin ateflleyicisidir. fiair kalbine dolan ilham›n peflinde koflan, onu ifade edebilmek için söz cevherini iflleyen kimsedir. Feyiz yoluyla kalbe telkin edilen bilginin flaire, reel dünyan›n somut varl›klara dair görüntülerden ayr› olarak bir vizyon kazand›rd›¤› söylenebilir. ‹lhamdaki görüflün fiziksel bir karfl›l›¤› yoktur; yaln›zca sanat eseri olarak zuhura gelir. ‹lham›n fluurlu bir biçimde d›flavurumu ise fliirle gerçekleflir. fiiir ve fluurun ayn› kökten türedi¤ini de göz önünde bulundurarak fliirin, fluurlu hale gelmifl ilham oldu¤unu söyleyebiliriz. Akd-i gevher gibi manzûm ola tab’a vârid Çekmeye nâz›m olan zahmet-i kayd-› tanzîm (-Söz odur ki- mücevher dizisi gibi düzenli bir flekilde flair ruha eriflsin ve onu dizen, düzenleme endiflesinin zahmetini çekmesin.) temmuz-ağustos 2006 e¤itim Birinci beytin aç›klamas›nda belirtildi¤i üzere, klasik fliir terbiyesini gere¤i gibi alan kimseler ilham› söze dönüfltürürken s›k›nt›ya düflmezler. Gelenek; kal›plar›n›, mecazlar dünyas›n› ve kelime hazinesini flaire devretmifltir. Ona düflen görev, içine do¤anlar› bir ipli¤e inci dizer gibi düzenli bir biçimde s›ralamakt›r. ‘Söz’ kavram› klasik fliirimizde oldukça önem arz eder. Çünkü ‹slam medeniyeti dairesinde kâinat›n ‘kün’ (ol) emri ile yarat›ld›¤› ve bir söz neticesinde vücut buldu¤u inanc› vard›r. ‹nsanlar› di¤er canl›lardan ay›ran temel özeli¤in de konuflma yetisi oldu¤u bilinerek bu yetiye ‘lutf-› Rabbanî’ denilmekteydi. Nef’î de, ‘Der Medh-i Kasr-› Vezî-i A’zâm Muhammed Pafla’ bafll›kl› kasîdesinde ilham›n dayand›¤› ulvî ve ilahî kayna¤› ifade ederken: ‘Suhan bir genc-i bî-pâyân-› esrâr-› ‹lâhîdir’ (Söz, ‹lahî s›rlar›n sonsuz bir hazinesidir) diyerek onun çözümlenmesi zor, ilahî bir s›r oldu¤una temas eder. Sözün olgun biçimi, flairlerin gönüllerine düflen ilham›n düzenli bir biçimde ifade edilmifl halidir. Ölçünün, uyak ve rediflerin beyitte ‘üzerine inci dizilen iplik’i karfl›lad›¤› görülmektedir. Bu iplik üzerine söz cevheri dizilir. Profesyonel flair bu dizme eylemi esnas›nda zorluk çekmez. Çünkü Nef’î’nin iddias›na göre söz, ilham halindeyken dahi tertip edilmifl bir biçimde gönülde tafl›n›r. Silk-i tesbîh-i dil-i Arif-i Billâh gibi Ola pür-gevher-i esrâr-› Hudâvend-i Alîm (-Söz odur ki- velinin gönül tespihinin ipi gibi her fleyi bilen Allah’›n s›rlar›n›n cevherleriyle dolmufl olsun.) Arif-i Billâh, velilik mertebesine ulaflm›fl kifliler için kullan›l›r. Bu kimseler varl›klar›n› mutlak varl›kla (Allah’la) özdefllefltirmifllerdir. Onunla duyarlar, onunla görürler. Allah’›n s›rlar›ndan haberdard›rlar. Nef’î veli motifini fliirine al›rken, bu kimselerin Allah’a olan yak›nl›klar› ve s›rlara yatk›nl›klar› yönlerini gözetmifltir. Velilerin sözleri Tanr› s›rlar›ndan alametler tafl›r. Ancak ehil olmayan kimseler için bu sözlerin manas› kapal›d›r. Onlar›n gönül tespihlerinin ipi üzerine her fleyi bilen Allah’›n s›rl› mücevherleri dizilir. Bunlar›n d›flavurumu da söz ile gerçekleflir. 67 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim Söz olmadan mana aktar›lamaz. Sözün sultan› flairler- manay› söz kal›plar› içinde uygun k›vama getirirler. fiair, manan›n zuhur yeridir. Nef’î, Der Medh-i Vezîr-i A’zâm Merhûm ‹lyâs Pafla isimli kasidesinde flair olman›n verdi¤i gururla, flairin bu ifllevini de ifade eder: ‘Suhan ben olmasam ma’nâda bir gencîne-i nâbûd.’ Söz hazinesi, insanda görünür hale gelmezse bilinmeyen, bulunmayan bir manadan baflka bir fley de¤ildir. fiairler manay› görünür duruma getirmekle mükelleftirler. Nef’î, beyitte fliirin, okuyanda aflk›n bir ruh hali uyand›rmas› gerekti¤ine ve okuyan› gizli bilgilerin efli¤ine getirdi¤i hissi uyand›rmas› gerekti¤ine de dikkat çekmifltir. Kim okursa ede feyz-i nefesi dünyâya Neflr-i âsâr-› dem-i nutk-› Mesîhâ vü Kelîm (-Söz odur ki- onu okuyan›n nefesinin gürlü¤ü, ‹sâ ve Musa’n›n konuflurken verdikleri solu¤un alametlerini dünyaya yays›n.) ‹sa Peygamber nefesi ile körlerin gözlerini açm›fl, hastalar› iyilefltirmifl hatta ölüleri diriltmifltir. Musa Peygamber ise Tûr Da¤›’nda Tanr› ile konuflmufltur. Verdikleri nefesin sonuçlar› aç›s›ndan beyte al›n›n bu iki peygamber, fliirdeki sözün uyand›rmas› gereken etkiyi temsil etmektedirler. ‘Kim okursa’ ibaresi, fliiri icra eden flair için kullan›lm›flt›r. fiiirdeki sözü icra eden flair, söyledikleri ile muhatab›n› sarsmal›, onda derin etki b›rakmal›d›r. fiiirin flairin iç dünyas›nda oluflurken onda uyand›rd›¤› heyecan ve vecd duygusu, ayn›yla muhatapta da uyanmal›d›r. fiairin, gönlüne ilham düfltü¤ü andan fliirin zuhura geldi¤i ana kadar ruhta meydana getirdi¤i dalgalanma, muhatab›n gönül sahiline de¤in uzanmal›d›r. fiairin fliir serüveninde yaflad›¤› tecrübe, his ve düflünce parlamas› yaratarak muhataba zevk vermelidir. Çünkü edebi eser, paylaflma arzusundan do¤ar. Sanatç›, içine düflen ilham›n peflinden koflan kimsedir; birikimi ve çabas› ile gönlündeki cisimsiz flevki cisme bürüyendir. Nef’î de ‘Yine düfldü ser-i endîfleme sevdây› suhan / Yine kopdu dil ü cândan söze bir flevk-i cedîd’ (Yine düflüncemin bafl›na sözün sevdas› düfltü, yine gönül ve candan söze yeni bir flevk geldi) dedikten sonra manay› söze dönüfltürmüfl ve belirtti¤i özellikleri içeren sözlerin pefline düflmüfltür. 68 temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında Nef’î’nin, kasidesinde de¤indi¤i noktalardan hareketle fliirde söz hakk›ndaki fikirlerini bafll›klar halinde verecek olursak, söz: 1- fiairin ruhundan arac›s›z ve hiçbir engele u¤ramadan ortaya ç›kmal›d›r. 2- fiiirden ve sözden anlayan erbab›n indinde kabul görmelidir. 3- Muhatapta dinî vecdi and›r›r aflk›n bir ruh hali uyand›rmal›d›r. 4- Bir ipe hiç zorlanmadan dizilmifl mücevherler gibi düzgün ve ahenkli olmal›d›r. 5- Velilerin sahip oldu¤u s›rlar› içeriyor olmal› ya da bu izlenimi vermelidir. 6- Muhatab› sarsmal›, onda derin etki b›rakmal›d›r. Ayn› kasidenin devam›nda Nef’î, sözün nas›l olmamas› gerekti¤ine de temas eder. Ona göre anlam› sa¤a sola da¤›lm›fl -kendi içinde tutars›z-; düzeni, kusurlu bir laf›z ile bozulmufl; ne yeni ne de eski bir yolda olmay›p garip bir yola sapm›fl fikirler içeren; bir nükte bilir kimsenin kendisini zorlasa da anlayamayaca¤›; flairinin bir fleyler düflünerek ortaya koydu¤u ancak etraf›ndakilere aç›klamay› bir türlü beceremedi¤i türden ifadeler ‘söz’ olamazlar. fiiir, malzemesi dil olan bir sanat eseridir. Bu sanat eserinin duygusal kayna¤› olan ilham›n, flairin gönlüne düflmesi ile bir dönüflüm süreci bafllar. Duygusal ve düflünsel kaynakl› bir ruh hali kelimelere sirayet eder. Mana, gözle görülen kal›plar içine yerleflir. fiiirlerin biçimsel ve içeriksel yönleri her ne kadar de¤iflse de özde de¤ifliklik olmaz. Klasik fliir gelene¤imizin üstat flairlerinden Nef’î de de¤iflmeyen bu ciheti eserlerinde, devrinin sanat, dil ve fliir yaklafl›mlar›na paralel olarak aç›k bir biçimde dile getirmifltir. temmuz-ağustos 2006 e¤itim ___________________ 1. Sözün orijinali: “Egerçi tabiat-› fli’riye nev-i insân›ñ ekserinde konulm›fldur lâkin îcâd-› cedîd ve ihtirâ’-› mezîd ile sözün ruh› her merd-i mürde-dile virilmemifldür.” 2. Klasik fliir gelene¤imizde beyit bütünlü¤ü esast›r. Her bir beyit kendi içinde bir dünyad›r ve bir di¤erinden ba¤›ms›zd›r. Merhun tabir edilen beyitler ise, birbirine ba¤l› olan ve bir düflünce etraf›nda kümelenmifl beyitler toplulu¤unu ifade eder. 3. Do¤açlama fliir söyleme ilgili olarak Tâhirü’l-Mevlevi’yi örnek gösterebiliriz: “Farsçay› ilerlettikten sonra Hac yolculu¤u s›ras›nda Câmî’nin bir gazeline hocas›n›n da takdirini kazanan Farsça bir nazire yazm›fl, yine bir müddet zarf›nda mümârese ile irticâlen fliir söylemeye de bafllam›flt›.” (fientürk, 1991: 9-10.) 4 Do¤açlama söylenen bir tarih beyti örnek verilecek olursa: Târîh içün bu m›sra’› yazdum bedâheten Fevzî-i zâr buld› belâs›n bugün tamâm KAYNAKLAR Akkufl, Metin, Nef’î Divan›, Ankara 1993. Do¤an, Muhammed Nur, “Fuzûlî’nin Poetikas›”, ‹lmî Araflt›rmalar 2, ‹stanbul 1996, s.47-72. Latîfî, Tezkiretü’fl-fiua’arâ ve Tabs›ratü’n-Nuzamâ (Haz: R›dvan Can›m), Ankara 2000. Levend, Agâh S›rr›, Divan Edebiyat›, 3. bask›, ‹stanbul 1980. McDonald, D. B., “‹lhâm”, MEB ‹slam Ansiklopedisi, 1997, c. 5/2, s.967-968. fientürk, Atilla, Tâhirü’l-Mevlevî Hayat› ve Eserleri, ‹stanbul 1991, s.9-10. Tolasa, Harun, “18. YY’da Yaz›lm›fl Bir Divan Edebiyat› Terimleri Sözlü¤ü Müstakimzade’nin Ist›lâhâtü’flfii’riyesi II”, TDED C. XXIV-XXV, 1981, s. 363-380. Yavuz, Yusuf fievki, “‹lham”, TDV ‹slam Ansiklopedisi, ‹stanbul 2000, s. 98-100. 69 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim D‹VAN EDEB‹YATINA DA‹R YAPILAN ELEfiT‹R‹LER VE SAVUNMA NOKTALARI AL‹YE USLU ÜSTTEN* Türk fliirinin temel kayna¤›n› oluflturan Dîvân edebiyat›n› ele al›rken öncelikle edebiyat ve medeniyet iliflkisine bakmak gerekir. Medeniyetin dayanaklar›n› oluflturan unsurlar›n bafl›nda “din” gelir. Hem dinin toplum üzerinde hem de toplum anlay›fl›n›n din üzerinde etkileri vard›r. Bu nedenle öncelikle ‹slam medeniyetine bak›lmal›d›r. Sadece Türk edebiyat› de¤il, Arap ve Fars edebiyatlar›n›n da dayanaklar› Kur’an’d›r. Hadis, peygamberler ve evliya hikâyeleri, fiehnâme, tasavvuf felsefesi ve o milletlerin kendi tabiatlar›ndan getirdikleri özellikler de di¤er dayanaklard›r. Bu toplumlar›n din anlay›fl›, sosyal hayat› oluflturur. Selçuklular›n ‹slam’la yüz yüze gelifli Farslar kanal›yla gerçekleflmifltir. Ard›ndan kurulan Osmanl› Devleti’nde de Farslar›n Kur’an anlay›fl› etkili olmufltur. Dîvan fliirinde beyit güzelli¤i önemlidir. Her beyitte ayr› bir fleyden söz edilebilir. Bu bir üstünlük olarak da kabul edilebilir (‹sen, 1997, s.503). Buna karfl›l›k, Divan edebiyat› dil ve muhteva yönünden pek çok noktalarda elefltirilmifltir. Agâh S›rr› Levend, Kur’an ve hadisin Divan edebiyat› flairleri için bir ilham kayna¤› oldu¤unu söyler (Levend, 1943, s.101). Abdülbaki Gölp›narl›, ise Divan fliirinin kaynaklar›n› “fiarap, meyhane, bozahane, rakkas, rakkase, helva sohbetleri, Ç›ra¤an safalar›, Hüseyni Baykara meclisleri, Haf›z cemiyetleri, hatim, teravih, kandiller, flerhrayinler, iftarlar, difl kiralar›. Bab-› fetvalar, yeniçeriler, sipahiler, bozgunlar, medrese ve tekke z›dd›yeti, evliyalar ve fleyhler. Kad›nl›k eden gençler. Erkekçe birbirini seven kad›nlar. Esrar ve afyon. Bak›ms›zl›k, yolsuzluk, sefalet, isyan, açl›k ve t›ka basa yiyip içmek...” olarak gösterir (Gölp›narl›, 1945, s.18). Ali Ekrem’e göre eski fliirde hep afl›kâne tasavvuf ifllenmifl ve hayaller bu dairede s›k›fl›p kalm›flt›r. (Kahraman, 1996, s.60) Sadri Ertem, Divan edebiyat› dünyas›n› mistik, Ça¤dafl edebiyat›n dünyas›n› ise müspet ve ak›lc› bulur (Kahraman, 1996, s.64). Ziya Gökalp bu s›n›fland›rmaya “millî” kelimesini de ekler. “Ne mahkememizde Mecelle, ne alfabemizde eski harf, ne bafl›m›zda fes, ne de fliirimizde aruz” (Ça¤lar, 1933, s.82) sözleri ne kadar sert bir çizgiye do¤ru gidildi¤ini aç›kça göstermektedir. Bu elefltiriler karfl›s›nda Divan edebiyat›n› yüzy›l ve edebî dönemler aç›s›ndan ele alarak anlamaya çal›flmak yararl› olacakt›r; çünkü her dönemde yaflanan olaylar edebiyat› farkl› yönlerden etkilemifl ve eserlerde kendini göstermifltir. Divan fliiri, Anadolu’da 13. yüzy›lda Yunus Emre, Ahmed Fakih, Sultan Veled ve fieyyad Hamza ile bafllar. Mevlânâ’n›n eserleri Farsça yaz›lm›fl olmas›na ra¤men Anadolu’da geliflen edebiyat üzerinde derin izler b›rakm›flt›r. Bu yüzy›lda Dehhanî, ladinî fliirin temsilcisidir. 11. yüzy›ldan 12. yüzy›la do¤ru dinin önderleri olarak bulunan insanlar (dervifl, alp eren), tasavvufun da etkisiyle Anadolu içlerine bir hareket bafllat›r. Mevlevîlik, Yesevîlik gibi. Osmanl›lar döneminde Mevlevilik ve Bektaflili¤e önem verilir. 15 ve 16. yüzy›llardan itibaren Rumeli’nin Türkleflmesinde Alp erenlerin önemli bir misyon üstlendi¤i görülmektedir. Bunlar, beraberinde kendi din anlay›fllar›n› da getirir. Ortaya konulan edebiyat ürünü de ister istemez bunlar›n anlay›fl›na göre olacakt›r. Bat› ile mukayese edildi¤inde tasavvufun etkisiyle oluflan eserlerde ifllenifl farkl›l›klar› görülür. Bat›’n›n hümanist anlay›fl›yla sergilenen insan, bizde bir gölge olarak sahnede yer al›r. Perdenin arkas›nda figürleri oynatan bir güç vard›r. Bu da tasavvufun yans›mas›d›r. 14. yüzy›lda yaz›lan eserler Rumeli’deki fetihlere ba¤l› olarak kahramanl›k hikâyelerine yer verir. Gülflehrî, Âfl›k Pafla, Nesîmî, Kad› Burhaneddin bu dönem flairleridir. Dinî-ahlaki mesnevîler genifl yer tutar. 1453 y›l›nda ‹stanbul’un fethi, ‹stanbul’u önemli bir kültür *Ö¤retmen, M.E.B. Talim ve Terbiye Kurulu 70 temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında merkezi haline getirmifl ve buna ba¤l› olarak da edebiyat h›zla geliflme göstermifltir. Padiflahlardan bafllayarak bütün devlet büyükleri edebiyata ve özellikle fliire önem vermifllerdir. Edebî muhitlerin kurulmas› ve buna ba¤l› olarak edebiyat›n geliflmesi ilk defa Fatih Sultan Mehmet zaman›nda ‹stanbul’da gerçekleflmifltir (‹pekten, 1996). ‹ran edebiyat› tesirinde bafllayan Türk edebiyat›, 13. yüzy›ldan itibaren bu etkilenme yan›nda flairlerin kendi benliklerinden de yeni hayaller ve mazmunlar eklemeye bafllamalar›yla geliflme gösterir. 16. yüzy›la gelindi¤inde ülkenin geliflmesi daha da artar, buna paralel olarak fliirdeki geliflme de h›zlan›r. ‹ran flairlerinin etkileri sürmekle beraber Fuzûli, Bâkî, Hayalî Bey gibi flairler yetiflir. Bu yüzy›ldaki fliir dili önceki yüzy›llardan daha süslü bir dildir. Karlofça Antlaflmas›’yla Osmanl› Devleti gerilemeye bafllar. Buna ra¤men edebiyat 16. yüzy›ldaki zirvesini korumaya devam eder. Yüzy›l›n ikinci yar›s›nda devletin y›k›lmaya bafllad›¤›n›n farkedilmesiyle toplumdaki bozulma edebiyata da yans›r. 17. yüzy›lda tasavvufî kavramlara yönelifl bafllar. Yeni kal›p ve mana aray›fl› Sebk-i Hindi ak›m›n›n kabul görmesini sa¤lar. 18. yüzy›lda devletin siyasi gücünü kaybetmesine ra¤men 17. yüzy›l edebiyat›n›n devam etti¤i görülür. Lale Devri, kültürel ortama canl›l›k katar. 19. yüzy›lda ise eski-yeni tart›flmas› bafllar. Necati Bey’le bafllayan mahallileflme ak›m›, Nedim’de ustalaflm›flt›r. Bakî’nin fliire soktu¤u ‹stanbul Türkçesi, Nedim’de fliir dili olmufltur. Buna ba¤l› olarak yerli malzemeler, gelenek ve görenekler de edebiyata girmifltir. Böylece sosyo-kültürel olaylar flairlerin kulland›¤› konular aras›nda yer almaya bafllar. 16. ve 18. yüzy›llar aras›nda geliflen fliir Sebk-i Hindî ak›m›nda söze göre mana daha hakimdir. Muhayyile ön planda oldu¤u için insan›n iç alemi, ruhu fliire konu olur. Hint üslubunda fliire hakim unsur, tasavvuftur. Divan edebiyat›ndan sonraki dönemleri incelendi¤inde Tanzimat öncesinde onu haz›rlayan birtak›m flartlar›n oldu¤u görülür. Sadece ayd›nlar de¤il, devlet olarak da bat›ya yönelifl görülür. Osmanl›da sadece sosyal ve siyasal de¤iflim de¤il, zihinlerde de bir ikilem görülür. Ayd›nlar›n gittikleri yerlerdeki anlay›fl›n farkl› olmas› bu ikilemi do¤urur. Osmanl›da bilgi ulema s›n›f›n›n elindeyken bu gelenek fakl›laflmaya bafllar. Bu farkl›laflma, pozitivist düflünen grubun oluflmas›d›r. Asl›nda de¤iflen çok fazla bir fley yoktur; ancak uleman›n üretti¤i bilgi, yerini pozitivist bilgiye b›rak›r. Temelde, gerek siyasette gerekse edebiyattaki mesele, bu iki gelene¤in (bilginin) çat›flmas›d›r. Edebiyat›n siyasal tarihi belli bir mesafeden takip etmesiyle bu iki farkl› medeniyetin temmuz-ağustos 2006 e¤itim içinde insanlar bocalar. Bafllang›çta sadece muhtevada bir de¤ifliklik söz konusudur. Kelimeler ve kal›plar yine Divan edebiyat›n›nd›r. Nam›k Kemal, aruzla yaz›lmas›na karfl› ç›kar; fakat; aruzla yazar. Ayn› dönemde fiinasi’nin farkl› bir anlay›fl› vard›r. Ziya Pafla’n›n hareket noktas› biraz daha sistemlidir. Halk edebiyat›na dönmeyi önerir. Halk edebiyat› da kendi edebî zevkine hitap etmedi¤i için yine Divan edebiyat›na döner. “fiiir ve ‹nfla”y› yazan Ziya Pafla’n›n “Harabat”› yazmas› üzerine Nam›k Kemal de buna karfl›l›k “Tahrib-i Harabat”› yazar. Edebiyat-› Cedide’de estetik ön plana ç›kar. Servet-i Fünûn flairleri, heceye dönmenin fliirde musikiyi azaltaca¤›n› düflünürler. Dil, Divan edebiyat›n›n dilinden daha a¤›rd›r. Ne halk edebiyat›na ne de Divan edebiyat›na dönerler. Sadece ölçü olarak aruzu kullan›rlar. Dolay›s›yla, hem flekil hem de içerik olarak taklidî bir edebiyat olur. Fecr-i Ati, Servet-i Fünûn’dan çok farkl› bir fley yapamaz. fiairlerin bir k›sm› Millî edebiyata kayar. Halk fliirine dönme çabas› vard›r; fakat, bafllang›çta çok ciddi faaliyet gösteremezler. Bu da dönemin flartlar›ndan kaynaklan›r. Savafl ortam›nda ciddi bir toparlanma yaflanmaz. Divan edebiyat›n›n dil bak›m›ndan elefltirildi¤i noktalar ise vezin zaruretinin olmas›, ortak bir lügat ve edebî tenkitten uzak olufludur. Tanp›nar, dilin de¤iflmesinin sebebini aruz veznine ba¤lar. Sadece vezin zarureti Arapça, Farsça kelimeleri ö¤renmeye sebep de¤ildir. Farkl› bir medeniyete geçme, farkl› bir dini kabul etme, o dinin dilini de ö¤renme zarureti getirir. Yahya Kemal, Edebiyata Dair’de eski fliirin kayna¤›n›n din oldu¤unu, buna ba¤l› olarak ayr›ca bir Türk lügati oluflturmaya gerek duymad›¤›n› belirtir. Osmanl›n›n ›rka dayal› bir milliyetçilik anlay›fl› olmad›¤›ndan bununla ilgili bir sorunu da olmam›flt›r. Divan edebiyat› dilinin halk›n dilinden ayr› oldu¤u elefltirisine karfl›l›k Türkçe kelimelerin ve halk deyimlerinin (konuflmalar›) en fazla Nedim’de fliire girdi¤ini görürüz. Yaflar Nabi’nin Divan dilinin ileride varl›¤›n› sürdüremeyece¤ini ileri sürmesi ve Agah S›rr› Levend’in Divan edebiyat› için Acem edebiyat› demesi, Ahmet Kutsi Tecer’in sa¤l›¤›n› kaybetmifl bir dil diyerek Osmanl›caya yüklenmesi dil ink›lab›ndan sonra ortaya konulan, dil bayramlar›nda dile getirilen düflüncelerdir. Cumhuriyet döneminde yaz›lan romanlar›n› flu an a¤›r bir dile sahip olarak de¤erlendirilmesi, Divan edebiyat› dilinin çok daha a¤›r, a¤dal› bir dil olmas›n› gerektirir. Halid Ziya ise dilimizde yabanc› kelimelerin bulunmas›n›n normal oldu¤unu söyler. Dolay›s›yla burada ideolojik bir alg›lay›fl ortaya ç›kmaktad›r. 71 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim Divan Edebiyat›n› Savunma Noktalar› Divan edebiyat›n›n savunma noktalar› flu bafll›klar alt›nda s›ralanabilir: 1. Ça¤ ile uyumu 2. Toplumu yans›tmas› (içtimailik) 3. Kendi içinde bütünlü¤ü (eski-yeni tart›flmas›n›n olmamas›) 4. Soyutluk 5. Tasavvufî öz 1. Türklerin önünde Acem, Arap diye ›rk ayr›m› olmad›¤›ndan onlar›n dinini al›rken de bir ayr›m olmayacakt›r. Bu, millî kelimesinin kullan›m›yla ilgili bir durumdur. Millî o zamanki kullan›m›yla ›rkç›l›k de¤ildir. Medeniyet olarak Farslar› görmemize ra¤men dil, dinin dili olarak Arapça a¤›rl›kl›d›r. Arapça ad dili, Farsça s›fat dilidir. Fiil dili de Türkçedir. Bu da bizim hareketli bir toplum olmam›zdan kaynaklanmaktad›r. Medeniyetin, zihniyet yap›s›n›n esere etkisini iyi anlamak gerekir. 2. Divân fliirinde cemiyet deyince akl›m›za padiflah, vezirler, devlet adamlar›, birtak›m tarihî flahsiyetler, hikaye kahramanlar› gelmektedir. Örne¤in; ‹ran’dan al›m›fl bir kahraman Cem veya Cemflid, flarab› bulan kifli olarak an›l›r. Cemflid görse bezm-i erâzilde bâdeyi Bî-flek teessüf eyler idi iht›râ›na (Cemflid rezillerin bulundu¤u meclisteki içkiyi görse flüphesiz icat edilen fleye teessüf ederdi.) Key, Keykûbâd, ‹ran padiflahlar›na verilen isimdir. Bir fliirde Key, Keykûbâd varsa taç özelli¤i vard›r. Sevgilinin bafl›na tak›lan bir taç, Keykûbâd’›n tac›ndan daha de¤erlidir. Vere mi tâc-› Key’e penbe-i d⤛n âfl›k Be bu divâneli¤i hiç ede mi bir uslu Hayâlî Bey (Key’in tac›n› afl›k yaralar›n üzerindeki pamukla hiç de¤iflir mi ve bu delili¤i hiç eder mi bir ak›ll›.) Nûflirevân’›n özelli¤i, adaleti ile ünlü olmas›d›r. Nûflirevân saray›n›n penceresinden bir zincir sark›t›r ve ucuna çam takar. fiikayeti olan bu zinciri çeker. Gûyiya Nûflirevân-› subhdur kim adl için Laciverdî kubbeye zencîr-i zer asar günefl Ferhad ve Mecnun da s›k s›k karfl›lafl›lan mesnevî kahramanlar›d›r. 72 Zâtiyâ Ferhâd içim da¤larda feryâd eyledim ‹flidip feryâd›m› gö¤sin geçirdi da¤lar (Ey Zâti, Ferhâd için da¤larda feryâd eyledin, da¤lar feryâd›n› iflitip içini çekti.) Bende Mecnun’dan füzûn âfl›kl›k istidâd› var Âfl›k-› sâd›k benim Mecnun’un ancak ad› var (Bende Mecnun’dan çok afl›kl›k yetene¤i var. Gerçek afl›k benim, Mecnun’un ancak ad› var.) Divan fliirinde mekân da önemli bir yer tutar. En fazla kullan›lan mekânlar, Çin (putlar›yla), H›ta (Hoten- misk ile), Bedehflan (lal ülkesi), Kirman (en iyi k›l›c›n yap›ld›¤› yer), Hindistan (siyahlar›n ülkesi), Yemen (akik mücevheri), Isfahan-Hicaz, Umman (incinin memleketi) d›r. fiairlerin fliirlerinde yer verdi¤i konulardan biri de topluma ait gelenek ve göreneklerdir. Mum yak›p dü¤üne davet edilmesi, papa¤anlara ayna karfl›s›nda konuflma ö¤retilmesi, meyvelerin olgunlaflmas› için saman›n içine konulmas›, örümcek a¤›n›n kan› dindirmesi gibi inan›fl ve geleneklere de yer vermifllerdir. Gözüm flu yaraya benzer ki dinmeye kan› Örümcek a¤›d›r üstünde sanki müjgânum 3. Naili’de gördü¤ümüz Sebk-i Hindi ak›m›na karfl›l›k Naili eskileri kötülemez. Nedim’i hem mahallileflmenin hem de Sebk-i Hindi’nin en güzel örnekleri aras›nda sayar›z. 4. Divan fliirindeki soyutlu¤u de¤erlendirebilmek için öncelikle gelene¤in nas›l kuruldu¤unu anlamak gerekir. E¤er maksut eserse m›sra-› berceste kâfidir Aceb hayretteyim ben Sedd-i ‹skender hususunda Koca Rag›b Pafla Gölp›narl›, özelikle divan edebiyat›ndaki sevgiliyi elefltirir. Bu sevgilinin soyut oldu¤unu söyler. Dini mahiyette geliflen bir edebiyat›n sevgilisi elbette ki ilahi bir sevgili olacakt›r. fiiir gelene¤i kurulurken bafllang›çta ilahi sevgili üzerine kurulur ve bu gelenek divan fliirinin sonuna kadar devam eder. Sevgiliye bakt›¤›m›zda bütün “en”leri kendisinde toplad›¤›n› görürüz. Ete kemi¤e bürünen bir sevgili yoktur. T›pk› Kur’an’›n Allah’› bize bildi¤imiz kelimelerle ontolojik olarak anlatmas› gibi divan edebiyat›nda da sevgili bildi¤imiz kelimelerle tasvir edilir. temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında Nedim, sosyal hayat›n içinde olan, divan edebiyat› gelene¤ini zorlayan bir flairdir. Buna ra¤men, hayalî bir sevgiliden bahseder, gelene¤in d›fl›na ç›kmaz. divan edebiyat› flairleri, hep sevgilinin s›fatlar›ndan bahseder; ama; kendisinden bahsetmez. Dîvan edebiyat› denince akla gelen konular›n bafl›nda âfl›k, sevgili ve rakip iliflkisi gelmektedir. Rakibin görevi, âfl›k ve sevgili aras›nda engel teflkil etmektir (Çavuflo¤lu, 1981, s.58). Bu nedenle rakip, y›lana, köpe¤e, dikene benzetilir. Sevgili, hükümdard›r. ‹hsan sahibi, ayn› zamanda zalimdir. Sevilir, ancak sevmez. Her zaman naz eder. Âfl›k bir yandan sevgiliyi görememenin ac›s›n› çeker, bir yandan da rakiple mücadele etmek zorunda kal›r. Ayb sanma rakîbe etti¤im ta’zîmi ey Zihnî Tavâf-› hâk-i kûy-› hazret-i cânâneden gelmifl (Ey Zihnî, rakibe ikramda bulundu¤umu ay›p sanma; çünki, o sevgilinin mahallesinin topra¤›n› tavaf etmekten gelmifl.) fiairler harfler üzerinde de çok durmufllard›r. Elif, lam, mim, dal, cim, re, güzel he en çok kullan›lanlard›r. Kadd ü zülf ü dehenin oldu elif lâmla mim Ol sebebden dil ü cân lezzetin ald› elemin (Boyun elif, saç›n lam, a¤z›n mim oldu, bu yüzden gönül elemin lezzetini alm›fl. Elemin ac›s›n› tatm›fl.) Elif, lam ve mim harfleri birleflti¤inde ortaya “elem” kelimesi ç›kar. 5. Tasavvuf ad›na ald›¤›m›z fleylerin hepsi ‹ran edebiyat›ndan de¤ildir. Bunlar›n bir k›sm› zaten edebiyat›m›zda vard›r. Edebiyat›m›zda, var olan fleyleri farkl› tarzda terkip etme vard›r. Dîvan edebiyat›nda karfl›m›za ç›kan eserlerin ço¤unlu¤unda Allah’›n isimleri ve s›fatlar› yer al›r. Dinî kavramlar, melekler, peygamber, kitaplar, insan›n yarat›l›fl›yla ilgili terimler vard›r. fiairler, sözlerine deliller getirebilmek için Kur’an’dan ayetler, hadisler getirirler. Peygamberler belli özellikleriyle ele al›n›r. Hz. Adem, cennetten kovulmas›yla, Hz. Nuh, gemisiyle, Hz. Musa temmuz-ağustos 2006 e¤itim asas›, Hz. ‹sa ölüleri diriltme özelli¤iyle, Hz. Yusuf güzelli¤iyle... “Elinde mu’ciz-i Musa hat› Hazn u lebi ‹sa Gönül Ya’kûb-› nâ-binâ meh-i Ken’an’d›r Yusuf ” (na-bina: görmeyen; Ken’an: yaflad›¤› yer) “Sevgilinin elinde Musa’n›n asas› ve ‹sa’n›n duda¤›, gönül ise Yakub’u görmeyen Yusuf’un yaflad›¤› yerde do¤an ayd›r.” Divan fliiri, yukar›da bahsetti¤imiz elefltirilere cevap verecek kadar köklü ve sa¤lam bir gelene¤e sahiptir. Bu nedenle divan fliirini tan›mak ve elefltirilerin ne derece yerinde oldu¤una karar vermek gerekir. “Fuzulî’nin gazellerini okurken, Bâkî’nin gazellerini okurken o Arapça ve Farsça sözcükler alt›nda Türkçe’nin tatl› sesini duymuyor musunuz?” (Ataç, 1967, s.258, 259) diyen Ataç’›n ve günümüzde gelenekle ça¤dafl fliiri birlefltiren Behçet Necatigil, Mehmet Ç›narl›, Atilla ‹lhan, Hilmi Yavuz, Talât Halman gibi flairlerimizin divan fliiri ile ilgili olumlu düflünceleri, bu elefltirilere verilebilecek en güzel cevapt›r. KAYNAKÇA ATAÇ, Nurullah, (1967). Günlerin Getirdi¤i, Karalama Defteri, ‹stanbul. ÇA⁄LAR, Behçet Kemal, (1933). “Aruz, Hece Meselesi”, Varl›k Dergisi, Nu:6, s. 82. ÇAVUfiO⁄LU, Mehmet, (1981). Divanlar Aras›nda, Umran Yay›nlar›, Ankara. ‹PEKTEN, Haluk, (1996). Divan Edebiyat›nda Edebî Muhitler, MEB, Ankara. ‹SEN, Mustafa, (1997). Ötelerden Bir Ses, Akça¤ Yay›nlar›, Ankara. GÖLPINARLI, Abdülbaki, (1945). Divan Edebiyat› Beyan›ndad›r, Marmara, ‹stanbul. KAHRAMAN, Mehmet, (1996). Divan Edebiyat› Üzerine Tart›flmalar, Beyan Yay›nlar›, ‹stanbul. KURNAZ, Cemal, (2003). Divan Dünyas›, Bizim Büro Yay›nlar›, Ankara. LEVEND, Agah S›rr›, (1943). Divan Edebiyat›, ‹nk›lâp Kitabevi, ‹stanbul. 73 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim ESK‹ TÜRK EDEB‹YATINDA NES‹R (DÜZ YAZI) SÜLEYMAN ÇALDAK* Girifl Bu yaz›m›zda, klasik Türk edebiyat›nda nesrin tan›m› ve özellikleri, dil ve üslûp bak›m›ndan gösterdi¤i farkl›l›klar, türleri ve tarihî geliflimi hakk›nda bir çerçeve çizmeye çal›flaca¤›z. Tarihi geliflimini ele ald›¤›m›z bölümde, klasik Türk nesrinin en tan›nm›fl örnek eserlerini de tan›taca¤›z. Bu eserlerin muhtevas›n›, dil ve üslûp özelliklerini ayr›nt›l› bir flekilde ele almak çal›flmam›z›n s›n›rlar›n› aflaca¤›ndan bu de¤erli eserlerin sadece isimlerini vermekle yetinece¤iz. Tan›m› ve Özellikleri Klasik edebiyat›m›z›n kaynak eserlerinde söz (kelâm); biçim ve ifllev bak›m›ndan genel olarak iki grupta ele al›n›r: 1. Naz›m 2. Nesir. Arapça “nesr” kelimesi, bir fleyi el ile saçmak, serpmek demektir; dü¤ünlerde gelinin bafl›ndan çiçek, badem, fleker ve para saçmak; tarlaya tohum saçmak gibi. Buna “nisâr” da denir . “Nesr” ve “nisâr” kelimeleri, ayn› zamanda bir fleyi ço¤altmak anlam›n› da ifade eder. Meselâ, Arapça’da “Nesere’l-kelâm” cümlesi “Sözü ço¤altt›, uzatt›.” anlam›na gelir. Hatta, sözü çok uzatan ozana “nesr ve minser” ad› verilir . Sözlük ve terim anlamlar› göz önünde bulundurularak, “nesr” ve “nazm” kelimeleri, s›k s›k birlikte kullan›l›r. Gerdanl›k yapmak için, inci, elmas vb. de¤erli tafllar›n belli bir düzene göre ipli¤e dizilmesine “nazm” denildi¤i gibi, bu de¤erli tafllar›n saç› olarak gelinin bafl›ndan saç›lmas›na da “nesr” denir. Anlam gelininin boynuna gerdanl›k olmas› için inci ve elmas de¤erinde olan kelimeler belli bir düzene göre dizilerek manzum; ayn› cevherler saç› olarak anlam gelininin bafl›ndan saç›larak mensur sözler elde edilir. fiair ve ediplerimiz, “nazm” ve “nesr” kelimelerinin bu anlamlar›n› kastederek genellikle tevriyeli kullanm›flt›r. Nitekim edebiyat kuramc›lar› (belagat yazarlar›), “nesr” ve “nazm”› tan›mlarken, “Sa¤lam ve anlafl›l›r söz iki k›sma ayr›l›r: Biri, saç›lm›fl incilere (lü’lü-i mensûr) benzeyen mensûr sözler (düz yaz›); di¤eri, ipe dizilmifl cevherleri (cevher-i manzûm) and›ran manzûm sözlerdir.” diyerek ayn› benzetmeden yararlan›rlar . Nesir (düz yaz›); manzum olmay›p ahenk ve belli bir ölçü ile s›n›rlanmayan, dilbilgisi kurallar›na uygun anlat›m biçimidir. Duygu ve düflünceleri, gramer kurallar› çerçevesinde sözlü ve yaz›l› olarak anlatma yöntemi olan nesir, genelde vezin ve kafiyeli olan nazm›n karfl›t›d›r. Dilde, fliir ve nesir diye iki olgu vard›r. Bunlar›n, gerçeklik karfl›s›nda davran›fllar› baflka baflkad›r ve gerçekli¤i kavrarken izledikleri yollar ayr› ayr›d›r. Nesir düflüncenin dilidir, sebep sonuç iliflkisini göz önünde bulundurarak bilinenden bilinmeyene ad›m ad›m ilerler; ayaklar› sa¤lam bir flekilde yere basmadan yürüyemez. fiiir duygunun dilidir, mant›k kurallar›na uymak zorunda de¤ildir, gerçeklere sezgi ve esin yoluyla ulafl›r, realiteyi hissederek alg›lar, mesafeleri uçarak kat eder. Düflüncenin özgür olmas› ve ilerlemesi için nesrin geliflmesi gerekir. Nesir düflünceleri oluflturur *Doç. Dr. Ad›yaman Üniv. Fen-Edebiyat Fak. Türk Dili ve Edebiyat› Bölümü 74 temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında ve gerçeklefltirir. Güçlü bir nesir, bir milletin entelektüel özellikleri bak›m›ndan yüksek bir düzeye ulaflt›¤›n›n göstergesidir. Düflünce ve felsefe derinli¤inden yoksun olan bir dilde büyük bir nesir do¤amaz. Nesrin geliflim süreci fliirinkinden farkl›d›r. Çünkü bazen nesir dilde ayn› geliflmeyi göstermeden fliir yüksek bir dereceye ç›km›fl olabilir. Dilin geliflimi bu ikisi ile birden tamamlan›r. Milletlerin kültür düzeyleri de ancak nesirlerinde kendini gösterir. Milli özellik, özellikle büyük nesircilerin görüfllerinde ve yarg›lar›nda ortaya ç›kar. Bu görüflleri inceleyerek bir milletin manevi özelliklerini anlamak mümkündür . fiiir ve nesrin do¤ufl keyfiyeti bilim adamlar› aras›nda çokça tart›fl›lan bir husustur. Gramerciler nesrin fliirden önce geldi¤ini iddia ederler. Halbuki di¤er sosyal bilimciler, insanl›¤›n ilk edebî ürünlerinin, destan, trajedi, halk fliiri gibi manzum eserler oldu¤unu ifade etmektedirler. Onlara göre; musiki, dans, heykelt›râfll›k, resim ve mimârî gibi, fliir de önce dinden, yani dinî ayinlerden do¤mufl, uzun süre tamam›yla dinî bir mahiyette kalm›flt›r. Dans ve musikinin eflli¤inde dinî bir ritüel olarak ortaya ç›kan fliir, ancak uzun bir süre sonra dind›fl› bir etkinlik haline gelmifl, ba¤›ms›z bir sanat olarak varl›¤›n› ortaya koyabilmifltir. Halbuki nesir, felsefe gibi ancak düflüncenin geliflimiyle vücuda gelen bir sanatt›r . Ayr›ca yaz›, kalem ve k⤛t gibi iletiflim araçlar›n›n henüz yayg›nlaflmad›¤› dönemlerde, kültürel de¤erlerin tafl›y›c›s› olan sözlerin korunmas›nda ve sonraki kuflaklara aktar›lmas›nda en etkin görevi insan haf›zas› yüklenmifltir. Vezin ve kafiye gibi birtak›m tekniklerle naz›m biçimine sokulan bu sözlerin, haf›zalarda daha kolay tutulmas› sa¤lanm›flt›r. Bu durum, bütün toplumlarda oldu¤u gibi Türk toplumunda da fliirin nesirden önce geliflmesine neden olmufltur. Nitekim Nâbî (ö.1712), o¤luna ö¤üt verirken, “Tîz ferâmûfl olur nesr sühan / Nazm ammâ ki ider devri dehen” (Mensur söz çabuk unutulur, ama manzum söz dilden dile dolafl›r.) diyerek nazm›n ö¤renilme ve yay›lmadaki genifl imkânlar›na ve kal›c›l›¤›na dikkati çekerken, bu toplumsal tercihe de ›fl›k tutmaktad›r . Buna karfl›l›k, duygu ve düflünceleri ifade etmede nesrin sa¤lad›¤› genifl imkânlara dikkati çeken Afl›k Çelebi, flairlerin hayat hikâyeleri ve edebî kiflilikleri hakk›nda bilgi verdi¤i Meflâiru’fl-fluarâ adl› tezkiresinin önsözünde flöyle der: temmuz-ağustos 2006 e¤itim “Ayet ve hadislerin nesir formuyla ortaya konmufl olmas›, nesrin fliirden daha de¤erli ve tart›flmas›z oldu¤unun en güzel kan›t›d›r. Gerçekten de nesir, öyle dipsiz bir denizdir ki kalem gemisi onda her rüzgârla sahile ulafl›r. O öyle genifl bir sahrad›r ki yürük kalem at› enine boyuna kofluflturarak ulaflaca¤› yere korkusuzca ve rahat bir flekilde var›r. Onun genifl meydan›, vezin metreleriyle ölçülemeyecek kadar genifltir. Öyle bir ziyafettir ki her çeflit meyvesinden meze edinmek, öyle bir flarapt›r ki her türlü kadehle ondan içmek mümkündür. Söz ve mecaz kaftanlar›n›n, yeteneklerin endam ve boyuna uymama ve parlak imaj cevherlerinin yerli yerince kullan›lmama ihtimali yoktur. Saf söz alt›n›n›n yeterli gelmedi¤i yerlerde kullan›lmak üzere ayr›nt› türünden süslü sözler çokça bulunmaktad›r.” Türk Nesrinde ‹ki E¤ilim Türkçe mensur eserler incelendi¤inde dil ve üslûp bak›m›ndan genel hatlar›yla iki gruba ayr›ld›¤› görülür. Türk nesir gelene¤i içinde sade ve sanatl› nesir fleklinde kendini gösteren bu iki e¤ilim, Tanzimat’a kadar devam etmifltir. Bu ikili tasnif klasik kaynaklarda da görülmektedir . Nitekim sözü, “nazm” ve “nesr” diye ikiye ay›ran Afl›k Çelebi; “nazm”› “âlî (yüce)” ve “sâfil (afla¤›, de¤ersiz)” diye iki gruba ay›rd›¤› gibi, “nesr”i de “a’lâ (yüksek)” ve “ednâ (afla¤›)” diye iki grupta ele al›r. Afl›k Çelebî, nesrin “a’lâ: yüksek” olan›n “beyân”; nazm›n “âlî: yüce” olan›n›n da “fliir” diye adland›r›ld›¤›n› belirtir*. Bu makalede biz, edebî sanatlardan yoksun, okuyucuyu salt bilgilendirmek için ortaya konan ve “mücerred” diye de adland›r›lan “ednâ” k›sm›n› “sâde nesir”; edebî sanatlarla süslenmifl, estetik kayg›yla kaleme al›nm›fl olan ve “beyan, müzeyyen, inflâ” adlar›yla da an›lan nesrin “a’lâ” k›sm›n› da “süslü nesir” adlar›yla kullanaca¤›z: 1. Sade Nesir: Halk›n konufltu¤u dile ba¤l› kalan bu nesir, genifl halk kitlelerine ulaflmak, insanlara bir fleyler ö¤retmek ve onlar› e¤itmek maksad›yla yaz›lan eserlerde kullan›lm›flt›r. Bu nesir, zamanla süslü nesirden etkilenmifl ve o üslûptan gelen kelime, deyim ve klifleleri alm›flsa da sonuna kadar halk diline ba¤l› kalm›fl ve ondan kopmam›flt›r. Kur’an tefsirleri, hadîs kitaplar›, dinî-destanî halk kitaplar›, folklorik halk hikâyeleri, halka yönelik 75 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim tasavvufî eserler, Osmanl› tarihine ait destanî nitelikteki gazâvât-nâme, fetihnâme, tevârih-i âl-i Osman gibi eserlerin ve ahlâk ve siyâset kitaplar›n›n ço¤u, hedef kitlenin beklentileri göz önünde bulundurularak didaktik veya folklorik üslûpla kaleme al›nm›flt›r. Hatta, bir dereceye kadar, kültür düzeyi yüksek kesimlerin kulland›¤› dil ve üslubûn etkisinde kalan Seydi Ali Reis’in Mir’âtü’l-Memâlik’i, Evliyâ Çelebî’nin Seyâhatnâme’si, Kâtip Çelebi, Peçevî ve F›nd›kl›l› Silahdar Mehmed A¤a’n›n Tarih’leri, Koçu Bey’in Sultan ‹brahim’e verdi¤i Arzlar, Giritli Ali Aziz’in Muhayyelât’› gibi pek çok eser, halk diline dayand›¤› için, bu s›n›f içerisinde mütalaa edilebilir . 2. Süslü Nesir: Klasik Türk edebiyat›nda nesir denince “inflâ” anlam›ndaki bu süslü nesir kastedilir. Devlet büyüklerine sunulacak yaz›larda, flair ve ediplerin birbirlerine yazd›klar› mektuplarda, yazarlar›n sanat güçlerini kan›tlamak istedikleri dibace ve mukaddimelerde ve baz› edebî eserlerde genellikle bu üslûp kullan›lm›flt›r. Sade nesir ile eserlerini yazan baz› yazarlar bile, dönemin temayülüne uyarak eserlerinin önsöz ve girifl bölümlerinde süslü nesir kullanm›fllard›r. Bu metinlerde, genellikle Arapça ve Farsça kelimeler ve bu dillerin gramer kurallar›na göre oluflturulmufl tamlamalar ve anlam gruplar› kullan›l›r; anlam ve sözle ilgili sanatlara bolca yer verilir; simetrik olarak kullan›lan benzer seslerle oluflturulan secîler sayesinde bir ritim ve ahenk elde edilir. Süslü nesrin ilk örneklerine XV. yüzy›lda rastlanmaktad›r. Bu nesir, k›sa ve secili cümlelerle bafllar. Zamanla zincirleme isim ve s›fat tamlamalar›n› içeren ve iç içe girmifl yancümleciklerle uzay›p giden birleflik cümlelerden oluflan bir nesir halini al›r. Süslü nesrin ilk temsilcisi say›lan ve bu nesrin en güzel örneklerini sunan, ‹stanbul’un ilk kad›s› H›z›r Bey’in o¤lu Sinan Pafla (ö.1486) yapmac›kl›¤a kaçmadan Arapça ve Farsça kelimeler kullanarak edebiyat dilinin söz da¤ar›n› zenginlefltirmifltir. Türkçe’nin bütün ifade imkânlar›n› de¤erlendiren Sinan Pafla, Abdullah el-Ensarî (ö.1089)’den esinlendi¤i k›sa ve simetrik, düz ve devrik, secili ve ahenkli sa¤lam cümlelerle kurdu¤u mükemmel nesriyle Türkçe’nin hakk›n› vermifltir Tursun Bey’den bafllayarak ‹bn Kemâl, Hoca Sadettin, Kara Çelebi-zâde Abdülaziz, Raflit gibi tarih- 76 çiler; Afl›k Çelebi, Sâlim, Safâyî gibi tezkireciler, resmî ve özel yaz›flma örneklerini içeren mecmua (münfleât) yazarlar› bu süslü nesir yolunu izlemifllerdir. Bu nesrin en uç örnekleri, Veysî (ö.1628)’nin Dürretü’tTâc adl› siyer kitab› ve Münfleât’›; Nergisî (ö.1635)’nin Hamse’si, Nâbî (ö.1712)’nin Veysî’nin Siyer’ine yazd›¤› Zeyl ve münfle’ât’›nda kendini göstermifltir. Oysa ayn› yüzy›lda Peçevî, Kâtip Çelebi, Evliyâ Çelebi, Koçu Bey, Hasanbey-zâde gibi güçlü yazarlar Türk nesrinin güzel örneklerini veriyorlard›. Bu nesrin en baflar›l› örneklerinden say›lan Tâcü’t-Tevârîh’de bile sade nesre yak›n bir üslûpla yaz›lm›fl sayfalar bulmak mümkündür . Klasik Türk Edebiyat›nda Türler I. Dini Metinler Türklerin ‹slamiyet’i kabulünden sonra ortaya koyduklar› ilk mensur eserler dini metinlerdir. ‹slam dini bireyin bütün davran›fllar›n› ve toplumun her türlü faaliyetini düzenledi¤i için, bu dinin ilke ve kurallar›n›n genifl halk kitlelerine ulaflt›r›lmas›nda nesir en büyük görevi yüklenmifltir. Nesre ait di¤er türler geliflinceye kadar, uzun süre nesir, sadece dinî konularda baflvurulan bir araç olmufltur. Kur’an tefsirleri, hadis kitaplar›, dinin inanç sistemini konu alan akaid kitaplar›, toplum ve bireyin hayat›n› düzenleyen f›k›h, ahlâk ve tasavvuf kitaplar› dinî metinleri oluflturan mensur ürünlerdir. a. Tefsir Türkler Müslüman olduktan sonra yeni dinlerinin kutsal kitab› olan Kur’an’› Türkçeye çevirmeye bafllam›fllar, daha sonralar› da ‹slam dünyas›ndaki gelene¤e uyarak onun yorumu olan tefsirler yazm›fllard›r. Ço¤u Arapça veya Farsça’dan tercüme olan bu tefsirlerden, kimi metnin Türkçe karfl›l›¤›n› k›saca vermekle yetinir, kimi de uzun aç›klamalarla ve hikâyelerle konuyu ifller. Bu tür eserlerde Farsça ve Arapça cümle yap›s› kendisini güçlü bir flekilde göstermektedir. ‹nanço¤ullar›’ndan Murat Arslan Bey o¤lu ‹shak Bey ad›na yaz›lan Tebâreke (Mülk) suresinin tefsiri ve bu tefsirle birlikte ciltlenmifl yazma mecmuan›n bafl›nda yer alan Yasin tefsiri Anadolu’da yaz›lan ilk eserlerdir. Her iki eserin de yazar› bilinmemektedir. temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında Ayr›ca H›z›r b. Gölbeyi ad›na XIV. yüzy›lda yaz›lm›fl olan yine yazar› belli olmayan bir Mülk suresi tefsiri de bulunmaktad›r. ‹bni Arapflah (ö.1450)’›n Semerkandl› Ebu’lleys Nâs›r’›n çok tutulan ve pek çok yazma nüshas› bulunan Arapça tefsirinin Tercüme-i Tefsir-i Ebu’lleys diye bilinen çevirisi; Candaro¤lu ‹sfendiyar Bey’in o¤lu ‹brahim Bey için kaleme al›nm›fl olan Cevâhirü’l-esdâf adl› muhtasar tefsir XV. yüzy›l›n ilk yar›s›nda yaz›lan önemli eserlerdir. b. Hadis ‹slam dininin Kur’an’dan sonra ikinci derecede gelen temel kayna¤› olan hadis, Hz. Muhammed’in sözlerini, hareket ve davran›fllar›n›, takrir diye adland›r›lan, peygamberin görüp de onaylad›¤›ndan dolay› müdahale etmedi¤i durumlar› konu alan bir bilim dal›d›r. Özellikle ‹slamiyet’in birinci ve ikinci yüzy›l›nda titizlikle toplanan bu hadisler, eski edebiyat›m›zda önemli yer tutmaktad›r. Hadislerin etraf›nda bir edebiyat olufltu¤u, K›rk Hadis ve Yüz Hadis ad› alt›nda hadis mecmualar›n›n oluflturuldu¤u bilinmektedir. Erzurumlu Kad› Darir’in Yüz Hadis Tercümesi ve bir Anonim hadis kitab› XIV. Yüzy›ldan günümüze ulaflm›fl mensur hadis kitaplar›d›r. c. Akaid Akaid, ‹slam dininin temel ilkeleri; iman›n flartlar› olan Allah’a, peygamberlere, kitaplara, meleklere, ahirete, kaza ve kadere iman konusundaki kurallard›r. Bu akideyi oluflturan temel prensiplerden bahseden ilme de akaid ilmi denir. Dinin itikadî hükümleri ve dine girmenin birinci flart› olan akaid konusunda pek çok kitap yaz›lm›flt›r. Mutasavv›flar›n müritleri için yazd›klar› ahlâk ve ö¤üt kitaplar›nda da akaid konular› ifllenmifltir. Ezbercili¤i önemseyen klasik e¤itim sisteminin etkisiyle ezberleme kolayl›¤› sa¤layan ve uzun süre haf›zada kalabilen Arapça, Farsça ve Türkçe manzum akaid kitaplar› da kaleme al›nm›flt›r. Bu eserlerin flerhleri ve flerhlerinin Türkçe tercümeleri yap›lm›flt›r. Ahmed-i Dâî (ö.1421)’nin Miftâhü’l-cenne ve yine ona ait oldu¤u söylenen Sirâcü’l-kulûb; Birgivî (ö.1572)’nin Vasiyet-nâme’si; anonim ‹lm-i Hâl ve daha baflkalar› akaid konusunda yaz›lm›fl mensur eserlerden bir kaç›d›r. temmuz-ağustos 2006 e¤itim d. F›k›h F›k›h, ‹slam hukuku teorileri ve uygulamalar› ile ilgili meseleleri ele alan ilim dal›d›r. F›k›h konusunda tercüme ve telif pek çok eser yaz›lm›flt›r. Bunlar›n Türk nesri aç›s›ndan en önemlileri fetvalard›r. fieyhülislamlar›n kendilerine hukukî konularda sorulan sorulara verdikleri cevaplardan ibaret olan fetvalar, sadece edebî özellikleriyle de¤il, dönemin hayat anlay›fl›n› göstermesi bak›m›ndan da önem arz etmektedir. Ebu’s-su’ûd Efendi (ö.1574)’n›n Kitâb-› Fetâvây› Ebu’s-su’ûd’u; f›k›h kitaplar›ndan baflka eserlerin de bas›lmas›na fetva vermesiyle ünlenen Yeniflehirli Abdullah Efendi (ö.1743)’nin Behçetü’l-fetâvâ’s›; fieyhülislam Yahya (ö.1644)’n›n Fetvâlar’› ve Risâlet-i Elfâz-› Küfr gibi bu konuda yaz›lm›fl daha nice eser saymak mümkündür. e. Tasavvuf Tasavvuf, Allah sevgisi temeline dayanan; Allah’›n s›fatlar›n›, evrenin oluflumunu vahdet-i vücut anlay›fl› içinde aç›klamaya çal›flan; Kur’an’›n ö¤retilerini ve peygamberin hayat tarz›n› yaflama gayreti fleklinde kendini gösteren dinî ve felsefî ak›md›r. Türk dünyas›nda tasavvuf anlay›fl›n›n geliflip yay›lmas› ve türlü tarikatlar›n kurulmas›, zengin bir tasavvuf edebiyat›n›n teflekkül etmesine sebep olmufltur. Tasavvuf felsefesi, tarikat adab› vb. hakk›nda pek çok eser yaz›lm›flt›r. Bunlar›n aras›nda yüzy›llarca halk taraf›ndan sevilmifl ve büyük edebî de¤er tafl›yan pek çok eser bulunmaktad›r. Meselâ, Eflrefiye tarikat›n›n kurucusu Eflrefo¤lu Abdullah Rûmî (ö.1469)’nin tasavvufla ilgili Müzekkî’n-nüfûs adl› eseri ile Gelibolulu Yaz›c›o¤lu Ahmed Bîcân (ö.1465)’n›n, kardefli Mehmed’in Arapça Me¤âribü’z-zaman adl› kitab›n› esas tutarak, 1451’de tamamlad›¤› Envârü’l-âfl›kîn adl› eseri Anadolu’da halk taraf›ndan en çok be¤enilen ve okunan eserlerdir. Yine nesir dal›nda güzel örnekler vermifl yazarlar›m›zdan biri de XV. yüzy›l tasavvufî halk fliirinin büyük temsilcilerinden olan Kaygusuz Abdal (ö.1444)’d›r. Budalâ-nâme, Kitâb-› Ma¤lata ve Vücûdnâme onun tabiî bir Türkçe’yle kaleme ald›¤› mensur eserlerdir. Kültür ve e¤itim düzeyi düflük takipçileri taraf›ndan özensiz bir flekilde istinsah edilen bu eserler ne yaz›k ki birçok yanl›fll›klarla doludur. 77 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim Ayr›ca Vahidî’nin çeflitli tarikatlar ve mensuplar› hakk›nda ilginç bilgiler içeren Hace-i Cihân’›; Sinan Pafla (ö.1480)’n›n Tazarru-nâme’si ile Tezkiretü’l-Evliyâ tercümesi de unutulmamas› gereken önemli tasavvufî mensur eserlerdir. f. Mesnevî fierhleri Tasavvuf felsefesini sistemlefltirerek ‹slam düflüncesine ve edebiyat›na bir canl›l›k kazand›ran Muhyiddin Arabî (ö.1240)’nin Arap dilinde yapt›¤› iflin ayn›s›n› Mevlana Celaleddin Rûmî (ö.1273) Fars dilinde yapm›fl ve divan› ile mesnevisi, yüzy›llarca, bütün sufî flairlere ilham kayna¤› olmufltur. Geleneksel flerh tekniklerine göre, Rûmî’nin bu ölümsüz eseri de ele al›nm›fl ve ça¤›m›za kadar pek çok yazar ve flair taraf›ndan yorumlanm›flt›r. Türk edebiyat›nda çok ra¤bet gören Mesnevî flerhlerinin en ünlüleri, Ankaravî diye tan›nan Ankaral› ‹smail Rüsûhî Dede (ö.1631)’nin Fâtihü’l-ebyât; Sar› Abdullah (ö.1661)’›n Cevâhir-i Bevâhir-i Mesnevî ve Bursal› ‹smail Hakk› (ö.1724)’n›n Rûhu’l-mesnevî adl› flerhleridir. g. Fütüvvet-nâmeler Fütüvvet, VIII. yüzy›ldan sonra ortaya ç›kan, k›sa bir süre içerisinde birçok ‹slam ülkesinde benimsenip yay›lan, Anadolu’da Ahilik diye bilinen dinî ve tasavvufî nitelikli lonca kurulufludur. Fütüvvetin adap ve erkan›n› anlatan el kitab› niteli¤indeki eserlere Fütüvvet-nâme denir. Bu konuda Muhammed b. Hüseyin es-Sülemî (ö.1021)’nin Arapça Kütâbü’l-Fütüvve’si ve Hac› Abdullah-› Ensârî (ö.1089)’nin Farsça Fütüvvet-nâme’si gibi pek çok eser kaleme al›nm›flt›r. Anadolu’da XIII. yüzy›ldan XVI. yüzy›la kadar büyük etkinliklerde bulunan Ahiler için fütüvvet adâp ve erkan›n› halk diliyle anlatan Türkçe telif ve tercüme fütüvvet-nâmeler de yaz›lm›flt›r . Bu türün en ünlüsü, Halil o¤lu Yahya’n›n çok tutulan ve kütüphanelerde pek çok nüshas› bulunan Fütüvvet-nâme’sidir. II. Menk›bevî ‹slam Tarihi a. Siyer Hz. Peygamberin hayat› ve kiflili¤i hakk›ndaki biyografik çal›flmalar, zamanla, Arap edebiyat›nda “sîret” (ço¤ulu “siyer”) ad› verilen bir türün do¤mas›na sebep olmufltur. Türkçede daha çok “siyer” ad›yla bi- 78 linen bu eserler, temelde Kur’an, hadis ve bunlar›n yorumlar›ndan beslenmekle birlikte, ola¤anüstü unsurlar›n gittikçe artmas› yüzünden menk›bevî bir karakter kazanm›flt›r. Türkçe siyer kitaplar›, Arapça bir kitaptan çeviri olmakla birlikte, daha baflka kaynaklardan da yararland›klar› için salt birer çeviri say›lmazlar. Edebî de¤eri bulunan Türkçe siyerlerin en ünlüleri flunlard›r: Terceme-i Siretü’n-Nebî, XIV.yüzy›lda yaflayan Erzurumlu Mustafa Darîr, 1388’de tamamlad›¤› bu eserini ünlü ‹bn ‹shak (ö.769)’›n siyerini esas tutarak yazm›fl, kendisine ait birçok fliiri ve baflka kaynaklardan derledi¤i menk›beleri de ekleyerek eserini yeni bir çehreye büründürmüfltür. Dil ve üslubuyla Türk nesrinin önemli örneklerinden biri kabul edilir. fievâhidü’n-nübüvve, XVI. yüzy›l›n çok yönlü yazar› Lamiî (ö.1532), bu eserini Câmî’nin ayn› adl› kitab›n› esas alarak ve geniflleterek kaleme alm›flt›r. Me’âlimü’l-yakîn fi-sireti seyyidi’l-mürselîn, meflhur flairimiz Bâkî (ö.1600) Sokullu Mehmed Pafla’n›n emri ile fiihâbüddin Kastalânî’nin Mevâhibü’lledünniye adl› eserini esas tutarak bu eserini meydana getirmifltir. Ayr›ca baflka kaynaklardan da yararlanarak eserini daha da zenginlefltirmifltir. Dürretü’t-tâc fi-sîreti Sâhibi’l-Mi’râc, süslü nesrin ünlü temsilcilerinden olan Veysî (ö.1628)’nin yazd›¤› bu eser, Hz. Peygamberin hayat›n›n Bedir savafl›na kadar olan k›sm›n› içermektedir. Tamamlanmayan bu esere Nâbî (ö.1712) ve Nazmî-zâde taraf›ndan bir zeyl (ek) yaz›lm›flt›r. Zeyl-i Siyer-i Nebî, Urfal› flair Nâbî(ö.1712), Veysî’nin ünlü Siyer’ini eksik b›rakt›¤› yerden Mekke’nin fethine kadar devam ettirmifltir. Nâbî bu eseriyle, Veysî’nin kendine özgü süslü nesrini daha da ileri götürerek münfliyâne üslûpta ondan geri kalmayaca¤›n› göstermek istemifltir. b. K›sas-› Enbiyâ Peygamberlerin hayat hikâyeleri ve onlar›n etraf›nda oluflan efsanevî hikâyeleri konu alan çal›flmalar, ‹slamiyet’in erken dönemlerinden itibaren, Kur’ân tefsirlerine dayan›larak geniflletilmifl ve zamanla ayr› bir edebî tür halinde ortaya ç›km›flt›r. Türk edebiyat›ndaki K›sas-› Enbiyâ’lar›n bafll›ca iki kayna¤› Kisâî ve Sa’lebî’nin K›sasu’l-Enbiyâ adl› eserleridir. temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında XIV.yüzy›l›n bafllar›nda, Sa’lebî’nin as›l ad› Arâyisü’l-Enbiya olan K›sasu’l-Enbiyâ’s› Ayd›no¤lu Mehmed Bey ad›na Türkçeye çevrilmifltir. Anadolu’da yaz›lan bu ilk K›sasu’l-Enbiyâ nesir dili bak›m›ndan önem arz etmektedir. c. Tezkiretü’l-Evliyâ Tasavvuf büyüklerinin hayatlar›, tasavvufî çizgileri, ola¤anüstü hal(menk›be)leri hakk›nda yap›lan biyografik çal›flmalar zamanla bir tür haline gelmifltir. Bu türe girebilecek pek çok eser kaleme al›nm›flt›r. Bu türün ilk ve en ünlü eseri Feridüddin Attar(ö.1229)’›n Tezkiretü’l-Evliyâ’s›d›r. Bu eser, bilinen ve bilinmeyen yazarlar taraf›ndan bazen geniflletilerek, bazen k›salt›larak defalarca do¤u ve bat› Türkçesine çevrildi¤i gibi, bu türdeki baflka eserlere de model olmufltur. 1340’ta ve 1436’da Uygur harfleriyle yaz›lan ve yazar› bilinmeyen iki Tezkiretü’l-Evliyâ tercümesi; Anadolu sahas›nda yaz›lm›fl olan dil ve üslûp bak›m›ndan, XIV. yüzy›lda Ayd›no¤lu Mehmed Bey ad›na yap›lan tercümeyi an›msatan anonim Tezkiretü’l-Evliyâ çevirileri; Sinan Pafla(ö.1486)’n›n baz› ilave ve ç›karmalarla neredeyse yeniden kaleme ald›¤› ve onun güçlü üslûbunun damgas›n› tafl›yan tercümesi; ‹ranl› büyük yazar ve mutasavv›f Câmî (ö.1492)’ye ait Nefahâtü’l-Üns adl› eserin, Lâmi’î (ö.1532) taraf›ndan, birtak›m eklemelerle yap›lan çevirisi, Türk nesrine önemli katk›lar› olan eserlerdir. d. Maktel-i Hüseyin ‹ran ve Türk edebiyatlar›nda, Hz. Peygamberin torunu ve halife Alî’nin o¤lu Hüseyin’in 680’de Kerbelâ’da flehit edilmesi olay›n› naz›m veya nesir ile anlatan eserler, zamanla ba¤›ms›z bir edebî tür olarak geliflmifltir. Fuzûlî (ö.1556) taraf›ndan ‹ranl› yazar Hüseyin Vâiz Kâflifî (ö. 1505)’nin Ravzatu’fl-flühedâ adl› eseri örnek al›narak yaz›lm›fl olan Hadîkatü’s-süedâ, bu türün Türk edebiyat›ndaki en ünlü örne¤idir. Fuzûlî, ara s›ra naz›mla da süsledi¤i esere kendi flahsî dehas›n›n damgas›n› vurarak çeviri havas›ndan kurtarm›fl ve telif bir eser haline getirmifltir. e. Tarih ‹slamiyet’in ç›k›fl› ile ilk yüzy›llardaki yay›l›fl›n› anlatan Arapça tarih kitaplar›n›n bir k›sm›, XIV. yüzy›ldan itibaren halk dili ile, bir destan havas› içinde, temmuz-ağustos 2006 e¤itim ço¤u kere geniflletilerek ve baflka kaynaklardan menk›beler eklenerek, Türkçeye tercüme edilmifltir. Bunlar›n dili ve üslûbu dönemine göre de¤ifliklik arz eder. Bu çevirilerden en ünlüleri flunlard›r: Taberi Tarihi Tercümesi, ünlü Arap tarihçisi Ebu Cafer Muhammed b. Cerîr et-Taberî (ö.923)’nin Te’rîhu’r-rüsül ve’l-mülûk adl› eserinin en eski tercümesidir. Eserin, daha çok konuflma üslûbunu and›ran oldukça sade bir dili vard›r. ‹bn Kesîr Tarihi Tercümesi, yine ünlü bir Arap tarihçisi olan Ebü’l-fidâ ‹smail b. Ömer ‹madüddin ‹bn Kesîr (ö.1331)’in el-Muhtasar fi-tarihi’l-befler adl› eserinin Anadolu’da yap›lan en eski tercümesidir. Fütûhu’fl-fiâm Tercümesi, XIV. yüzy›lda yaflayan Erzurumlu Mustafa Darîr’in, Arap tarihçisi Vak›dî (ö.822)’nin fiam ve çevresinin Müslümanlarca fethediliflini anlatan eserinin tercümesidir. III. Dinî-Destanî Metinler Anadolu’nun ‹slamlaflmas› ve Türkleflmesi s›ras›nda çeflitli millet ve unsurlarla savafllar yap›lm›flt›r. Bu savafllarda ve ‹slam dininin ve tasavvuf ak›m›n›n genifl halk kitlesi aras›nda yayg›nlaflmas›nda ve anlat›lmas›nda büyük rol oynayan kifliler ç›km›flt›r. Klasik Türk edebiyat›n›n ilk yüzy›llar›ndan itibaren, bu kifliler çevresinde, dinî-destânî bir edebiyat geliflmeye bafllar. Bu türe ait eserlerde, din ulular›, ister savaflç› bir halk kahraman›, ister bir tarikat kurucusu ya da büyü¤ü olsun, s›k s›k ola¤anüstü güç (keramet) gösterir ve hayat hikâyeleri heyecanl› bir destan havas›na bürünür. a. Destanî Hikâyeler Bu hikâyeler, din u¤runa yap›lan savafllarda kahramanl›klar›, fedakarl›klar› ve kerametleri ile halk›n hayal dünyas›nda yer etmifl savaflç›lar›n kiflili¤i çevresinde do¤mufl ve geliflmifltir. Hz. Peygamberin amcas› Hamza’n›n ad› çevresinde geliflen ve Anadolu’da çok yay›lan Hamza-nâme; Horasanl› Ebu Müslim’in destanî hayat›n› anlatan anonim Ebu Müslim Kitab›; Müslümanlarla Bizansl›lar aras›ndaki savafllar›n menk›belerine dayanan Seyyid Battâl Gâzî Destân› ad› ile tan›nan anonim Battâl-nâme; Daniflmend Ahmed Gâzî’nin gazâlar›n› anlatan Dâniflmend-nâme; Anadolu’da ve Rûmeli’de dini yayan savaflç›lar›n en ünlülerinden büyük veli Sar› Salt›k (Saltuk, Saltuh)›n hayat›n›, muharebelerini ve ke- 79 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim rametlerini anlatan ve Cem Sultan (ö.1494)’›n emri ile Ebu’l-Hayr Rumî taraf›ndan XV. yüzy›l sonlar›nda derlenip yaz›lm›fl olan Saltuk-nâme bu türün en ünlü mensur örnekleridir. ‹slamî dönem hikâyelerden olmamakla beraber, Büyük ‹skender’in masallaflan ad› ve islamîlefltirilmifl kiflili¤i çevresinde geliflen ‹skender-nâme’leri de burada anmak gerekir. b. Menâk›b-nâmeler Türk toplumunda büyük ilgi gören tasavvuf, içlerinde tarikat kurucusu olan büyük flahsiyetler yetifltirmifltir. Bu tarikat kurucular›n›n ve ulular›n›n menk›bevî hayatlar›yla ilgili biyografik çal›flmalar Menâk›b-nâme ad›yla yeni bir türün ortaya ç›kmas›na sebep olmufltur. Menâk›b-nâme veya Velâyet-nâme (halk dilinde Vilâyet-nâme) ad› verilen bu eserler, evliyâ tezkirelerine oranla, daha fazla ola¤anüstü ö¤eler içerirler. Genifl halk kitlelerine tarîkat ulular›n› tan›tmak ve sevdirmek amac›yla ile kaleme al›nd›klar› için de dil ve üslûp bak›m›ndan halk diline yak›nd›r. Bu türün en ilgi çekici örnekleri XV. ve XVI. yüzy›llarda yaz›lm›flt›r. Halk aras›nda çok okunan bütün eserlerde oldu¤u gibi yazmalar birbirinden oldukça farkl›d›r. Menâk›b-nâmelerden baz›s› da devlette büyük makamlara yükselmifl, sonradan kendilerine velîlik atfedilmifl kifliler hakk›ndad›r. Menâk›b-› Hac› Bektafl Velî, Küçük Abdal’›n Velâyet-nâme-i Otman Baba’s›, Yeniflehirli Yahyâ’n›n Menâk›b-› Emir Sultân’›, Eflrefo¤lu Menâk›p-nâme’si bunlardan sadece bir kaç›d›r. IV. Hikâye Halk hikâyelerinden farkl› olarak, kültür ve e¤itim düzeyi yüksek ayd›n çevrelerde okunmak üzere yaz›lan eserleri, ayr› bir tür olarak ele almak gerekir. Bunlar›n ço¤u Arapça ve Farsça eserlerden çevrilmifl veya uyarlanm›fl ya da onlar model al›narak yeniden yaz›lm›flt›r. Kelile ve Dimne, K›rk Vezir, el-Ferec Ba’de’fl-fiidde, Nevâdir-i Süheylî ve Bahtiyâr-nâme (Hasan Kavruk, Malatya 1988) bunlardan bir kaç›d›r. Bu eserler, süslü nesrin (inflâ) henüz yayg›n bir moda olmad›¤› bir zamanda yaz›ld›¤› için dilleri halk dilinden çok ayr› de¤ildir. Yaln›z XVII.yüzy›lda yaz›lm›fl olan Nevâdir-i Süheylî’de dil a¤›rl›¤›n› hissettirmektedir. Nergisî (ö.1635)’nin Hamse’si ise, özellikle anlat›m ve öyküleme teknikleri bak›m›ndan modern hikâyecili¤imizin habercisi niteli¤indeki orijinal hikâyele- 80 riyle Nihâlistan ve Meflâkku’l-Uflflâk’› süslü nesrin bu türdeki en uç örne¤ini teflkil etmektedir. Giritli Ali Aziz (ö.1798)’in sade nesre yak›n bir üslûp ile kaleme ald›¤› Muhayyelât’› bu türün bir flaheseridir. Eski hikâye ile Tanzimat’tan sonra geliflen roman aras›nda bir köprü say›labilecek olan bu eserde ilk defa Bat› ve Do¤u etkileri ile yerli unsurlar baflar›l› bir flekilde kaynaflm›flt›r. V. Halk Hikâyeleri Dil ve üslûp bak›m›ndan destans› ya da dinîdestanî hikâye gelene¤ine ba¤l› olan halk hikâyelerinin ne zaman yaz›ya geçirildi¤i kesin olarak bilinmemektedir. Ancak XVII.yüzy›ldan itibaren yazmalar›n›n artt›¤› görülmektedir; bu nüshalar aras›nda büyük farkl›l›klar bulunmaktad›r. Bu durum XIX.yüzy›lda gerçeklefltirilen Tafl basmas› yay›nlara da yans›m›flt›r. Afl›k Garip, Tahir ile Zühre, Âfl›k Kerem gibi hikâyeler en yayg›n olanlar›d›r. VI. Destanî Eserler Klasik Türk edebiyat›nda yaz›ya geçmifl destans› eser olarak bafll›ca Dede Korkut Hikâyeleri ile Köro¤lu Destan›’n› görüyoruz. Asl› kaybolmufl olan O¤uz Destan›’n›n elde kalan parçalar› say›lan ve bugünkü flekli ile tahminen XV. yüzy›l›n sonu ile XVI. Yüzy›l›n bafllar›nda meçhul bir sanatkar taraf›ndan yaz›ya geçirilen Dede Korkut Hikâyeleri (Muharrem Ergin, Dede Korkut Kitab›, ‹stanbul 2003) eski Türk nesrinin en güzel, her bak›mdan en ilgi çekici örnekleridir. Güvenilir bir yazmas› henüz bulunamayan Köro¤lu Destan›, “kol” ad›yla bilinen çeflitli rivâyetleri ile çok de¤iflik metinler halinde yaflamaktad›r. Pek az› yaz›ya geçmifl olan bu metinler üzerindeki belirsizlik perdesi henüz kesin olarak aralanm›fl de¤ildir. VII. Destanî Tarihler Anadolu’da tarihçilik XV.yüzy›l›n ortalar›na kadar, halk hikâyeleri, halk destanlar› ve Menâk›b-nâmeler havas› içinde geliflme¤e bafllam›fl ve bu türün örnekleri, gerçek tarihlerin yaz›lma¤a bafllad›¤› XVI.yüzy›la kadar sürmüfltür. Bir kumandan›n veya padiflah›n bir veya bütün savafllar›n›, destan havas› içinde basit halk diliyle anlatan gazâvât-nâmeler ve fetih-nâmeler; Osmanl› tarihini konu alan Tevârih-i Âl-i Osmanlar da bu türün içinde ele al›nmal›d›r. temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında Yaz›c›o¤lu Ali’nin, ‹bn Bibi’nin el-Evâmiru’lAlâiyye’si ve Râvendî’nin Râhatü’s-Sudûr’u ve daha baflka eserlerden de yararlanarak kaleme ald›¤› O¤uz-nâme diye de bilinen Selçuk-nâme’si; K›vâmî’nin Fetih-nâme-i Sultân Mehmed’i; Oruç Be¤’in Tevârih- Âl-i Osmân’› bu türün en önde gelen örnekleridir. VIII. Tarihler Halk zevkine yak›n olan destans› târihler (Afl›kpaflazade Tarihi vb.) d›fl›ndaki eserlerden bilimsel disiplinle kaleme al›nan ilk örne¤i, Dursun Bey’in XV.yüzy›l›n sonlar›nda yazd›¤› ve ayn› zamanda süslü nesrin (inflâ) ilk örneklerinden kabul edilen Tarih-i Ebü’l-Feth’idir. As›l tarihçilik, XVI. yüzy›l›n bafllar›nda Kemalpafla-zade ile bafllar. Ayn› yüzy›lda Selanikî Mustafa Efendi, yüzy›l›n sonunda Hoca Sadeddin, Mustafa Ali; XVIII.yüzy›lda Kâtip Çelebi, Peçevî (Peçuyî); XVII.-XVIII. yüzy›lda F›nd›kl›l› Silahdar Mehmed A¤a gibi üslûp sahibi tarihçiler yazd›klar› eserleriyle Türk nesrine katk›da bulunmufllard›r. Genellikle san›ld›¤›n›n aksine, Osmanl› tarihçileri ve vakanüvisleri, padiflah ve devlet büyüklerine övgü düzen meddahlar de¤ildir. Biraz ihtiyatla yazan Vakanüvis Naimâ ile ailece saray çevresine çok yak›n olan Hoca Sadeddin’in d›fl›ndakiler, düflündüklerini yazm›fl, gerektikçe devlet büyüklerini, hatta padiflah› bile elefltirmekten çekinmemifllerdir. Osmanl› tarihçili¤inin önemli bir bölümünü, her türlü olay› günü gününe kaydetmekle görevli “vakanüvis” denen katiplerin yazd›klar› eserler oluflturmaktad›r. Vakanüvisler bir y›ll›k olaylar› ayr› bölümler halinde kitab›nda toplard›. Kendisine “devlet s›rr›” niteli¤indekiler d›fl›nda, bütün belgeler verilir, görevini gere¤i gibi yapabilmesi için bütün kolayl›klar sa¤lan›rd›. ‹lk vakanüvis Mustafa Naimâ (ö.1715) ile son vakanüvis Abdurrahman fieref aras›ndaki görevlilerin en ünlüleri Râflid, Çelebizade As›m, Subhî, Vâs›f, Mütercim As›m, fianizade Ataullah ve Mehmed Naima’d›r. IX. fiuara Tezkireleri fiairlerin hayat hikâyeleri, sanat› ve edebî kiflili¤i hakk›nda yaz›lan biyografik eserler, “fluara tezkireleri” ad› alt›nda ayr› bir türü oluflturmaktad›r. Farkl› isimleri olan bu tezkireler, ebced s›ras›n› izleyenler temmuz-ağustos 2006 e¤itim Afl›k Çelebi’ninki hariç, çoklukla alfabetik s›raya göre düzenlenmifltir. Genellikle flair padiflahlar, flehzadeler, vezirler öne al›n›r. Oldukça sade üslûpla yaz›lan tezkireler oldu¤u gibi, süslü nesir (inflâ dili) ile yaz›lanlar› da vard›r. Bu tezkireler, flairleri elefltirirken ço¤u zaman birbirinin ayn› ifadeler kullan›yor gibi görünürlerse de, ancak dikkatli bir bak›fl bu ifadelerdeki ince edebî nükteyi görür. Türk edebiyat›nda ilk fiuara Tezkiresi’ni Mecâlisü’n-Nefâis ad›yla, Ça¤atay flairi Ali fiîr Nevâî (ö.1501) yazm›flt›r. Anadolu’da yaz›lan ilk tezkire Sehî (ö.1548)’nin Heflt Bihiflt’idir. Say›lar› yirmiyi aflan de¤iflik de¤er ve önemdeki tezkirelerin en ünlüleri ve Türk nesri aç›s›ndan önem arz edenleri Latîfî (ö.1582), Âfl›k Çelebi (ö.1571), K›nal›-zade Hasan Çelebi (ö.1603), R›za (ö.1671), Riyâzî (ö.1644), Safâyî (ö.1725), Sâlim (ö.1743), Esrâr Dede (ö.1796), Fâtin (ö.1866)’dir. fiairlerden baflka, bilgin, sanatkâr, sadrazam, fleyhülislam vb. büyüklerin biyografilerini inceleyen, Hadîkatü’l-Vüzerâ, fiakây›kü’n-Nu’mâniyye tercüme ve ekleri gibi kitaplar da bu tür içinde ele al›nmal›d›r. X. Münfle’ât Mecmu’âlar› fiair, sanatkâr ve devlet büyüklerinin birbirlerine yazd›klar› mektuplarda ve resmi yaz›flmalarda kullan›lan sanatl› nesre inflâ ve bu üslûpla yaz›lan eserlere münfle’at denir. Bu süslü yaz› (inflâ) örnekleri belli kriterlere göre derlenerek mecmualar oluflturulmufltur. Klasik Türk edebiyat›nda pek çok münfle’ât mecmuas› düzenlemifltir. Bu mecmualarda genellikle mektup örnekleri veya berat, fetvâ, vakfiye vb. çeflitli konularda yaz›lm›fl düz yaz› parçalar› bulunmaktad›r. Mektup türleri ve kompozisyon kurallar› hakk›nda bilgi veren en eski Türkçe infla kitab›, Ahmed Dâî (ö.1421)’nin, sanatkarane bir üslûpla kaleme ald›¤› Teressül adl› eseridir. Ayr›ca, Ferîdûn Ahmed Bey (ö.1583)’in III. Murâd’a sundu¤u Osmanl› devletinin resmi belgelerinden ve yaz›flmalar›ndan oluflan Mecmûa-i Münfle’âtü’s-Salâtîn’i; Nergisî (ö.1635), Nâbî (ö.1712), Veysî (ö.1628), Râg›p Pafla (ö.1762) ve daha pek çok flahsiyetin münfleatlar›n› saymak mümkündür. 81 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim “Musavver ‹ran Seyâhat-Namesi”nin Taha Toros’un özel kütüphanesinde bulunan asl›nda, Seyâhatnamenin yazar› ile, sefaretini anlatt›¤› büyükelçimizi yan yana gösteren orijinal resim XI. Seyâhat-nâmeler Gezi notlar›n› içeren eserlere seyahat-nâme ad› verilir. Baz› sefâret-nâmeler -Yirmisekiz Çelebi Mehmed ile Ahmed Resmî Efendi’ninkiler gibi- seyâhatnâme niteli¤ini tafl›salar bile, eski edebiyat›m›zda özellikle iki eser bu türü temsil eder. Biri Seydi Ali Reis(ö.1563)’in M›s›r donanmas› kaptanl›¤›na atanma- 82 s›ndan Hindistan yolculu¤una ve oradan Ba¤dat’a dönünceye kadar gördü¤ü ve yaflad›¤› olaylar›, giriflti¤i savafllar›, görüfltü¤ü hükümdarlar› anlatt›¤› gezi notlar› olan Mir’âtü’l-memâlik’i; di¤eri ve en ünlüsü dünyaca tan›nan seyyah Evliyâ Çelebi (ö.1684 ?)’nin 10 ciltlik Seyâhat-nâme’sidir. Osmanl› s›n›rlar›n› aflan genifl bir co¤rafyada u¤rad›¤› yerlerin tarihi, edebiyat›, sa- temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında nat›, folkloru ve co¤rafik yap›s› hakk›nda her çeflit bilgiyi toplayan ve bu bilgileri sade bir dil ve nükteli, sürükleyici bir üslûp ile anlatan Evliyâ Çelebi’nin bu Seyâhat-nâme’si, dünya edebiyat›nda efli bulunmayan önemli kaynak eserlerden biridir. Ayr›ca, Nâbî (ö.1712)’nin, edebî üslubu ve içerdi¤i tarihî, sosyolojik, co¤rafik, otobiyografik bilgiler bak›m›ndan dikkati çeken Tuhfetu’l-Harameyn’; ‹brahim Hanif’in 1786’da gerçeklefltirdi¤i hac yolculu¤unu anlatan Hâs›l-› Hacc-› fierîf li-menâzili’l-Harameyn; Mehmed Edib’in 1779 y›l›nda yapt›¤› hac yolculu¤unu anlatan Nehcetü’l-menâzil adl› eserleri de bu tür içinde de¤erlendirilebilir . XII. Sefâret-nâmeler Osmanl› Devleti’nde XVIII.yüzy›l sonuna kadar, elçiler ancak geçici görevlerle gönderilir ve görevlerini tamamlad›ktan sonra ülkelerine dönerlerdi. Sürekli elçilikler, III. Selim döneminden itibaren kurulmaya baflland›. Geçici veya daimi olarak görevlendirilen bu elçiler, gönderildikleri yerlerdeki gözlemlerini, görüfltükleri devlet adamlar›n›, onlarla yap›lan müzakereleri ayr›nt›l› bir flekilde yaz›p “takrir” ad› verilen bir çeflit raporla devlet büyüklerine takdim ederlerdi. Bu raporlar, ya sefirlerin kendileri ya da maiyetlerinde bulunan flair ve edip kifliler taraf›ndan kaleme al›nm›flt›r. Bu nedenle Türk nesrinin anlat›ya dayal› güzel örneklerini bu sefaret-nâmelerde bulmak mümkündür. Büyük elçi olarak Ocak 1665’te Viyana’ya gönderilen Kara Mehmed Pafla(ö.1684)’n›n Sefaret-nâme’si; ‹ran büyük elçisi Kesriyeli Ahmed Pafla(ö.1749)’n›n maiyetinde vakanüvis olarak bulunan flair Mustafâ Rahmî(ö.1751)’nin Sefaret-nâme-i ‹ran’›; Ebu Bekir Rât›b(ö.1799)’›n Nemçe Sefâret-nâme’si; Paris’e gönderilen Yirmisekiz Mehmed Çelebi(ö.1732)’nin Fransa Sefâret-nâme’si gibi yaz›lan yirmiden fazla Sefâret-nâme, ayr› bir edebî tür oluflturacak kadar önem kazanm›flt›r . Bir k›s›m Osmanl› tarihlerinde de (Meselâ, Silahdar Tarihi) sefâret-nâmelerin genifl özetlerine rastlan›r. XIII. Ahlâk ve Siyaset Kitaplar› Ahlâk, toplum içinde bireylerin uymak zorunda olduklar› davran›fl biçimleri ve kurallar›d›r. ‹s- temmuz-ağustos 2006 e¤itim lâm’da ahlâk kurallar› dinî esaslara dayand›¤› için, bu eserlerin kayna¤› da Kuran, hadis ve “kelâm-› kibar” ad› verilen ‹slâm büyüklerinin özdeyiflleridir. Bu edebî türdeki eserlerin bir k›sm› yaln›z ahlâk üzerinedir. Siyaset-nâme ad›yla bilinen bu eserler de ço¤unlukla dinî kaynaklara ve tecrübelere dayan›r. Bunlar genellikle adaletin öneminden, devlet idaresinden, yöneticilerin halk›na ve bürokratlara karfl› tutum ve davran›fllar›ndan bahsederler. Bazen ayn› eserde hem ahlâk kaideleri hem de siyâset-name türünden bölümler olabilir. Ahlâk kitaplar› ve siyasetnâmeler ço¤u zaman anlafl›l›r ve duru bir Türkçeyle yaz›lm›flt›r. K›nal›-zade Ali Çelebi(ö.1572)’nin Ahlâk-› Alâî’si; Sinan Pafla (ö.1486)’n›n siyaset ve ahlâk konulu Maârif-nâme’si ve Kara-çelebi-zâde Abdülaziz Efendi (ö.1658)’nin Ahlâk-› Aziziye’si bu türün en tan›nm›fl örnekleridir.. XIV. Resmî Yaz›lar Padiflahlar›n sadrazam, kaptan pafla, vezirler, beylerbeyi, kad› gibi yüksek devlet memurlar›na gönderdikleri biti, fermân, hüküm, buyrultu vb. adlar verilen emirler ile sadrazamlar›n padiflaha sunduklar› telhis ad› verilen raporlara ve bu türden her çeflit resmî metinler bu gruba girer. I. Murad’›n Evranos Be¤’e gönderdi¤i berat; Kânûnî’nin Bâli Be¤’e gönderdi¤i hatt-› hümâyûn; Sultan I. Ahmed Hân’›n adalet ferman› gibi güzel nesir örnekleri olan daha nice resmi yaz› bulunmaktad›r. XV. Dîvân Dibâceleri Sa¤l›¤›nda fliirlerini bir araya getirerek divan tertip eden kimi flairler bu divanlar›n bafl›na genellikle mensur bir önsöz yazma ihtiyac› duymufllard›r. Bu önsözler için, “hutbe”, “mukaddime”, “takdim”, “ifade-i meram”, “meram”, “medhal” vb. adlar kullan›lmakla birlikte, daha çok “dibâce” ad› kullan›lm›flt›r. Bu dibacelerde divan›n tertip sebebi ve isimlendirilmesi konu edildi¤i gibi, fliir ve flair de söz konusu edilir. Bu yönüyle baz› dibaceler, klasik fliirin poetikas› hakk›nda önemli bilgileri içinde bar›nd›rmaktad›r. Süslü ve artistik bir üslûpla kaleme al›nan bu dibaceler, içerik bak›m›ndan oldu¤u kadar dil bak›m›ndan da önem tafl›maktad›rlar. 83 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim Üç divan›na dibace yazan Ali fiîr Nevâyî (ö.1502) Türkçe divan dibacesi yazan ilk yazar kabul edilmektedir. Anadolu’da ilk dibace yazan Ahmed Pafla (ö.1497)’dan sonra, Necâtî (ö.1509); Revânî (ö.1523), Lâmi’î (ö.1532), Fuzûlî (ö.1556) ve di¤erleri gelmektedir. Bu dibaceler içinde Lami’î’nin ve Fuzûlî’nin dibaceleri fliir felsefesi aç›s›ndan en önemlileridir . Türk Nesrinin Tarihî Geliflimi Araflt›rmac›lara göre, Türk dilinin milattan önce 3000 y›ll›k bir geçmifli bulunmas›na ra¤men, bugün bilinen en eski yaz›l› metinler, VIII. yüzy›ldan kalan Bengü Tafl› yaz›lar›, özellikle Orhun Abideleri’dir. Bu yaz›lar›n fliir oldu¤unu ileri sürenler olmuflsa da, yeni bilimsel çal›flmalar, yer yer seciyi hat›rlatan ses benzerliklerine ra¤men, bunlar›n mensur metinler oldu¤unu ortaya koymufltur. Bu metinlerdeki dil ve anlat›m teknikleri, Türk nesrinin o dönemde belli bir düzeyde oldu¤unu göstermektedir . Günümüze ulaflm›fl en eski metnin mensur olmas›, Türk toplumunun sahip oldu¤u düflünce ve kültür düzeyini göstermesi bak›m›ndan anlaml›d›r. Uygur Türkleri, IX.yüzy›lda tar›m havzas›nda yerleflik bir medeniyet kurduklar›nda, önce Mani dinine, daha sonra da Budizm’e intisap ettiler. Bu iki din etraf›nda oluflturduklar› edebiyat; içerik ve biçim, dil ve üslûp bak›m›ndan Orhun Abidelerindeki saf Türk edebiyat›ndan oldukça farkl› bir yap›ya sahiptir. Daha çok çeviriye dayal› bu dinî edebiyattan günümüze intikal eden çeflitli manzum ve mensur metinler bulunmaktad›r. Tahminen 930 y›l›nda ve Köktürk harfleriyle yaz›lm›fl olan Irk Bitig (Fal Kitab›); Uygur harfleriyle, Buda’n›n tenasüh inanc›na göre dünyaya gelifllerinden birini konu alan Prens Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesi ve Altun Yaruk (Alt›n Ifl›k) bu mensur metinlerden bir kaç›d›r . Türkler VIII.yüzy›lda ‹slam’la tan›fl›rlar. XI.yüzy›l›n bafllar›nda güneybat›ya do¤ru göç etmeye bafllayan Orta Asya’daki O¤uz Türkleri, ‹ran’da, Büyük Selçuklu; Küçük Asya’da da Anadolu Selçuklu Devletlerini kurarlar. Resmi ifllerinde Arapça ve Farsça’y› kullanan Selçuklular, edebiyat ve kültür dili olarak da bu dilleri kullan›rlar. Her ne kadar resmî dil ve kültür di- 84 li olarak Arapça ve Farsça kullan›l›yor idiyse de Türkçe yayg›n bir flekilde halk aras›nda kullan›lmaya devam ediyordu. Türkçenin resmî devlet dili olmas› ancak Osmanl›lar zaman›nda gerçekleflmifltir. Asl›nda bir ‹slamî Türk edebiyat›n›n daha X.yüzy›ldan itibaren geliflmeye bafllad›¤› ve günümüze ulaflan en eski Kur’an tercümesinin de bu yüzy›lda yaz›lm›fl oldu¤u tahmin edilmektedir. Türklerin Orta Asya’dan Anadolu’ya gelifllerinin gerçekleflti¤i dönemde birtak›m Türkçe eserler ortaya koyduklar›, ancak bunlardan pek az›n›n günümüze intikal etti¤i bilinmektedir. O döneme ait mensur eserlerin ço¤u, Kur’ân tercümesi ve tefsiri, ilmihâl ve ahlâk kitaplar›d›r. Özellikle Anadolu’da yaz›lan baz› eserlerde Do¤u Türkçe’sine ait imla ve fonetik özelliklerin görülmesi, o dönemde Orta Asya’dan gelip Anadolu’ya yerleflen bilginler taraf›ndan kaleme al›nd›klar›n› hat›rlatmaktad›r. Behçetü’l-hadâik fî-mev’izeti’l-hakây›k bu özellikleri tafl›yan eserlerden biridir. Anadolu Selçuklu Devleti’nden sonra kurulan Beylikler zaman›nda Arapça ve Farsça bilmeyen beylerin istek ve teflvikleriyle yazarlar Türkçe eserler vermeye özen göstermifltir. Karamano¤lu Mehmed Bey’in Türkçeyi resmî dil ilan etmesiyle (m.1278) Arapça ve Farsça’n›n Anadolu’daki hakimiyetine son verilmifl; bundan sonra Türkçe eserlerin say›s›nda bir art›fl görülmüfltür. XIV. yüzy›lda, ilmî eserlerin yan› s›ra, dinî ve ahlâkî eserler çeviri yoluyla Türkçeye kazand›r›lmaya bafllan›r. Bu eserlerin, tamamen didaktik ve folklorik üslûpla kaleme al›nd›¤› dikkatten kaçmamaktad›r. Anadolu’da, bu dönemde, yaz›lan önemli eserlerden biri, Ayd›no¤lu Umur Bey’in (ö.1347) emriyle asl› Sanskritçe olan Kelile ve Dinme’nin, Kul Mesut taraf›ndan Farsça’dan yap›lan çevirisidir. Kelile ve Dimne’nin Anadolu’daki ilk çevirisi olan bu eserin konuflma diline yak›n, oldukça sade bir dili bulunmaktad›r. fieyho¤lu Sadrüddin Mustafa (ö.1409)’n›n Marzubannâme çevirisi de bu yüzy›l›n önemli mensur eserlerinden biridir. Yine bu asr›n yazarlar›ndan olup Ahmedî (ö.1412)’nin kardefli oldu¤undan baflka hakk›nda herhangi bir bilgi bulunmayan ve eserinden dolay› kendisine Hamzavî ad› verilen kiflinin kaleme alm›fl temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında oldu¤u Hamza-nâme de önemli mensur eserlerden biridir. Eser daha çok sözlü anlat›ma uygun olan k›sa cümle ve diyaloglar›yla, deyim ve halk deyiflleriyle günümüz roman ve hikâye yazarlar›na örnek olabilecek zenginliktedir. Yesevî dervifllerinden olup Orta Asya’dan gelen ve Hac› Bektafl (ö.1271)’a mürit olan Abdal Musâ’n›n ar› bir dil ile, vaaz ve ö¤üt üslubuyla kaleme ald›¤› Nasîhat-nâme’si de, XIV.yüzy›l›n önemli eserlerden biridir. Yasin Tefsiri, Tebâreke Tefsiri, Hadis Kitab›, ‹lm-i Hâl, K›sas-› Enbiyâ Çevirisi, Tezkiretü’l-evliyâ Çevirisi, Taberî Tarihi Çevirisi, ‹bn Kesir Tarihi Çevirisi, Kabûs-nâme Çevirisi gibi yazar› belli olmayan daha pek çok mensur eserimiz de bu döneme ait olup kütüphanelerimizde bulunmaktad›r . XV. yüzy›l siyasi kargaflalara ra¤men Türk dilinin sadece halk aras›nda konuflulan bir dil olmaktan kurtulup devlet dili, edebiyat ve kültür dili olarak varl›k göstermeye bafllad›¤› bir dönemdir. Bu yüzy›lda edebî eserlerin yan› s›ra vakfiye, ferman gibi resmi yaz›larda da Türkçenin tercihen kullan›lmaya baflland›¤› görülmektedir. Bu yüzy›lda nesir; sade, k›sa ve tercüme kokan cümleleriyle konuflma diline yak›n bir yerdedir. Buna ra¤men artistik nesrin ilk örneklerine az da olsa bu yüzy›lda rastlamaktay›z. Bu dönemde ço¤u tercüme olan pek çok eser kaleme al›nm›flt›r. XIV. yüzy›l›n sonu ve XV. yüzy›l›n bafl›nda yaflam›fl olan flair ve din bilgini Ahmed-i Dâî (ö.1421)’nin Tercüme-i Tefsir-i Ebu’l-leys Semerkandî, Tercüme-i Tezkiretü’l-evliyâ, Miftâhü’l-cenne, Türkçe’de bilinen en eski infla kitab› olan Teressül ve di¤er eserleri; Mercümek Ahmed (15.yy)’in Kabûs-nâme’si; Alî’nin Selçuk-nâme’si; Yahya b. Mehmed Katib’in düzyaz› (inflâ) kurallar›ndan söz eden ve resmî yaz›flma örneklerini içeren Menâhicü’l-inflâ’s›; ‹bn Arabflâh(ö.1450)’›n II. Murad’›n emriyle yapt›¤› Tefsiri Ebü’l-Leys tercümesi gibi kitaplar bu dönemde yaz›lm›fl ve günümüze ulaflabilmifl din, ahlâk ve edebiyat alan›nda yaz›lan eserlerdir. Halk›n anlamas› için sade bir dil ile kaleme al›nan ve içinde destânî ö¤eler de bar›nd›ran Osmanl› tarihleri de bu yüzy›lda görülmeye bafllar. Bu destânî tarihler aras›ndan, Afl›k-pafla-zâde (ö.1481) ve Oruç temmuz-ağustos 2006 e¤itim Bey (15.yy)’in Tevârih-i Âl-i Osman’lar›n›; Neflrî (15.yy)’nin Cihân-nümâ’s›n›; müzeyyen (süslü) üslûp ve sanatkârâne (artistik) nesir denen bir düz yaz› ile kaleme al›nan Tursun Bey (ö.1490’dan sonra)’in Târih-i Ebu’l-feth’ini; Yaz›c›o¤lu Alî (15.yy)’nin Sultan Murad’›n emriyle kaleme ald›¤› Selçuk-nâme’sini; K›vâmî (15.yy)’nin Türkçe cümle yap›s›na uygun ve sa¤lam diliyle dikkati çeken eseri Gazâvât-nâme’sini ve yazar› bilinmeyen Gazavât-› Sultan Murad ile anonim Tevârih-i Al-i Osman’› göstermek mümkündür. Ebü’l-hayr Rûmî’nin sade nesrin en güzel örne¤i olan Saltuk-nâme’si; Tokat Kalesi dizdar› Ârif Ali (ö.1360’dan sonra)’nin Battal-nâme’nin bir devam› niteli¤indeki Dâniflmend-nâme’si; Firdevsî-i Rûmî (ö.1512’den sonra)’nin düz yaz› ve fliirle kar›fl›k ansiklopedik eseri olan Süleyman-nâme-i Kebîr’i; yazar› bilinmeyen K›ssa-i Ebu Müslim ve Battal-nâme de destânî hikâyeleri iflleyen eserlerdir. Türk nesrinin en güzel, her bak›mdan en ilgi çekici örneklerinden olan Dede Korkut Hikâyeleri ile Köro¤lu Destân›’n›n da XV.yüzy›lda yaz›ya geçirildi¤i tahmin edilmektedir. Küçük Abdâl (ö.1483’den sonra)’›n Velâyet-nâme-i Otman Baba’s› ve yazar› belli olmayan Menâk›b-nâme-i Hac› Bektafl Veli, Eflrefo¤lu Menâk›b-nâmesi, Menâk›b-› Mahmud Pafla gibi eserler de menâk›b-nâme türünde yaz›lm›fl kitaplard›r. Tarihi eserlerden baflka, süslü nesrin numuneleri olarak, Sinan Pafla(ö.1486)’n›n, bazen Arapça ve Farsça kelimelerle yüklü zincirleme isim tamlamalar›, bazen sade, aç›k ve yapmac›ks›z, gerçek Türkçe cümlelerle örülü süslü nesir üslubuyla kaleme al›nan ve bafltan bafla fliirsellikle dolu olan Tazarru-nâme , Maarif-nâme (Nasihat-nâme) ve Tezkiretü’l-evliyâ adl› eserlerini; Manyaso¤lu Murad’›n 1429’da yazd›¤› Gülistân Tercümesi’ni; Molla Lutfî’nin mizahî bir risâle olan Har-nâme’sini; Mesihî (ö.1512)’nin yüz mektuptan oluflan ve Türk nesri için önem arz eden Gül-i Sad-berg’ini ve benzeri pek çok mensur eseri saymak mümkündür. Ayr›ca Eflrefo¤lu Rûmî (ö.1469)’nin Müzekki’n-nüfûs’›; Ahmed Bîcân (ö.1465)’›n Envârü’lâfl›kîn’i; Kaygusuz Abdâl (ö.1444)’›n Budala-nâme’si de bu yüzy›lda yaz›lan tasavvufî eserlerdir. Farsçan›n edebiyat ve devlet dili olarak egemen oldu¤u, ayd›nlar›n bu dil ile konuflup yazmay› 85 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim ayr›cal›k kabul ettikleri bir ortamda Türkçe’nin Farsça’dan afla¤› kalacak bir dil olmad›¤›n› ve Türkçe ile de yüksek bir edebiyat oluflturman›n mümkün oldu¤unu eserleriyle kan›tlayan Ali fiîr Nevâyî (ö.1501)’nin Türk edebiyat›nda bir ilk olan flairler biyografisi Mecâlisü’n-nefâis (Kemal Eraslan,Mecâlisü’n-nefâyis I [Girifl ve Metin], II [Çeviri ve Notlar] Ankara 2001) ve bir erenler biyografisi Nesâyimü’l-Mahabbe min-fiemâyimi’l-Fütüvve (Kemal Eraslan, Ankara 1996) adl› eserleri Türk nesrinin büyük de¤erleridir. bir genel tarih niteli¤inde olan ve Osmanl›larla ilgili bölümde her padiflah döneminde yaflam›fl olan fleyh, bilgin ve flairlerin biyografileri ve eserleri hakk›nda verdi¤i bilgilerle edebiyat tarihi aç›s›ndan daha bir önem kazanan Künhü’l-ahbâr adl› eseri ; Selanikli Mustafa Efendi (ö.1600)’nin 1563’ten 1600’e kadarki dönemi ayr›nt›l› bir flekilde ve yer yer belgeler göstererek elefltirdi¤i ve yorumlad›¤› Târih-i Selanikî adl› eseri bu dönemde yaz›lm›fl olan en ünlü tarih kitaplar›d›r. XVI.yüzy›l, Osmanl›lar›n siyasi çekiflmelerden kurtularak üniter bir devlet haline geldikleri ve her alanda geliflme gösterdikleri bir dönemdir. Kendilerini y›llarca u¤raflt›ran iç savafllar bitmifl, siyasî, idarî, ekonomik ve kültürel alandaki geliflmeler ivme kazanm›flt›r. Edebiyat ve sanata önem veren yöneticilerin de ilgileri sayesinde fliir ve nesir türlerinde nitelik ve nicelik bak›m›ndan bir art›fl gözlenmifltir. Bu yüzy›lda tarih ve biyografi sahas›nda orijinal ve nitelikli eserler kaleme al›nm›flt›r. Bu yüzy›lda Taflköprî-zâde Ebulhayr ‹sameddin Ahmed (ö.1561) taraf›ndan Arapça olarak kaleme al›nm›fl olan ve Osmanl› bilgin ve sufîlerin biyografilerini konu alan efl-fiakây›ku’n-numaniyye adl› eseri için yaz›lan tercümeler, özellikle Edirneli Mehmed Mecdî (ö.1590)’nin, önemli ilavelerle birlikte Hadâiku’fl-fiakâik ad›yla yapt›¤› tercüme, biyografi sahas›nda en önemli eserlerdir. Büyük flairimiz Bâkî (ö.1600)’nin Sokullu Mehmed Pafla’n›n emriyle, cihad›n faziletlerine dair olan Ahmed b. ‹brahim’in Arapça Meflâirü’l-eflvâk ilâ Mesâri’i’l-Uflflâk adl› eserinden tercüme etti¤i Fezâilü’lcihâd (Cevdet Dadafl, Bâkî, Fezâilü’l-cihâd [MetinDe¤erlendirme-‹ndeks], Trakya Üniv., SBE,Edirne 1997)’› ile fiihâbu’d-din Kastalanî’nin Mevâhibü’l-ledünniyye adl› eserini esas alarak ve daha pek çok kaynaktan da yararlanarak kaleme ald›¤› Me’âlimü’lyakîn fî-Sîreti Seyyidi’l-Mürselîn adl› sireti; Lâmi’î (ö.1532)’nin Molla Câmî (ö.1492)’den tercüme etti¤i fievâhidü’n-nübüvve adl› siyer kitab› ile Nefahâtü’lüns adl› sûfîler biyografisi; fliir ve flairden bahseden Divân Mukaddimesi (Hamit Bilen Burmao¤lu, Lamiî Çelebi Dîvân› -Hayat›, Edebî Kiflili¤i, Eserleri ve Dîvân›n›n Tenkidli Metni- (Doktora Tezi) Erzurum 1983); Kemâl Pafla-zâde (ö.1534)’nin Osmanl› Devletinin kuruluflundan 1527’ye kadar gelen olaylar› anlatan ve k›sa, sa¤lam ve anlafl›l›r cümleleriyle süslü nesrin en güzel örneklerinden biri olan Tevârih-i Al-i Osman’›; Lütfî Pafla (ö.1562)’nin duru ve temiz bir Türk nesriyle kaleme ald›¤› Tevâri-i Âl-i Osman’› ; Hoca Sadedin (ö.1599)’in Osmanl› tarihçili¤inin önemli eserlerinden biri olan Tâcü’t-tevârih’i; bu yüzy›l›n en büyük tarihçisi Gelibolulu Mustafa Âli (ö.1600)’nin Türkçe 86 Ayr›ca Anadolu’da bu yüzy›lda ilk defa görülen flairlerin hayat hikâyelerini anlatan “fluarâ tezkirecili¤i”nin ilk örne¤i, sade dili ve basit üslubuyla Sehî Bey (ö.1548)’in Heflt-bihiflt’i; Latîfî (ö.1582)’nin sanatkarane bir üslûp ile kaleme ald›¤›, önsözünde yer alan fliir ve flair hakk›ndaki önemli bilgileri ve flairlerin fliirleri hakk›ndaki de¤erlendirmeleriyle dikkate de¤er Tezkiretü’fl-fiuarâ adl› eseri; Âfl›k Çelebi (ö.1571)’nin a¤dal› ve süslü diliyle flairler hakk›nda birinci elden elde etti¤i bilgileri veren ve en isabetli de¤erlendirmelerde bulunan Meflâirü’fl-fiuarâ’s›; Hasan Çelebî (ö.1603)’nin K›nal›-zâde Tezkiresi ad›yla da bilinen, oldukça a¤›r ve anlafl›lmas› güç; ancak dilbilgisi aç›s›ndan sa¤lam cümleleriyle dikkati çeken Tezkiretü’flfiuarâ’s› günümüz yazarlar› için de örnek olabilecek nitelikteki mensur eserlerdir. Muhyî (ö.1606)’nin, Gülfleniyye tarikat›n›n kurucusu ‹brahim Gülflenî (ö.1534) hakk›nda en önemli kaynak olan Menâk›b-› ‹brâhim Gülflenî (Tahsin Yaz›c›, Ankara 1982) adl› eseri ; Vâhidî’nin tasavvuf tarihi aç›s›ndan çok de¤erli bilgiler içeren, k›sa ve ar› cümlelerle Türk nesrinin önemli örneklerinden olan Menâk›b-› Hâce-i Cihân’›; Enisî’nin Menâk›b-› Akflemseddin’i menak›p türünün bu yüzy›ldaki örnekleridir. Yazar› belli olmayan, bolca atasözü ve deyim içeren, modern Türk hikâyesi ve roman›na kaynak temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında olabilecek zengin malzemeyi içinde bar›nd›ran, halk›n günlük konuflma diliyle kaleme al›nan efsanevî halk hikâyelerinden el-Ferec Ba’de’fl-flidde (Hasan Kavruk, Süleyman Çaldak, Kaz›m Yoldafl, C.I, Malatya 2000, C.II, Malatya 2004); yine yazar› bilinmeyen Gazâvât-› Gâzî Hasan Pafla; Kaptan-› Derya Barbaros Hayreddin Pafla’n›n savafllar›n› ve kahramanl›klar›n› anlatan Gazâvât-› Hayreddin Pafla; Dâsitân-› K›rk Vezîr gibi eserler de sade bir dille yaz›lm›fl destâns› hikâyelerdir. Kânûnî’nin Bâlî Be¤’e gönderdi¤i Hatt-› Hümâyûn, Kânûnî’nin emriyle yaz›lan Kânûn-nâme-i Âl-i Osman, siyasi yaz›flmalar ve vakfiye metinleri de Türk infla (nesir) sanat›n›n güzel örnekleridir . Bu yüzy›lda Ali fiir Nevâî (ö.1501)’den sonra Ça¤atay nesrinin en güzel ve orijinal örneklerini sunan büyük Hint-Türk Devleti’nin kurucusu Babür fiah (ö.1530)’›n, hayat›n›, düflüncelerini, maceralar›n› ve aflklar›n› samimi ve ak›c› bir dil ile anlatt›¤› ve Türk co¤rafyas›nda yaz›lan ilk hat›rat olma özelli¤ini tafl›yan Vekâyi ad›yla da an›lan Bâbür-nâme(Reflit Rahmeti Arat, Baburname-Babur’un Hât›rat›, 3 c., ‹stanbul 1986) adl› eseri, Türk edebiyat›n›n bir flaheseridir. Bu yüzy›lda Sadî’nin Gülistân adl› eserine fiâhidî Çelebi (ö.1553), Lâmi’î Çelebi (ö.1532), Sûdî(ö.1596), fiem’î (ö.1596) ve daha pek çok flair ve bilgin flerhler yazm›fllard›r. Ayn› yazar›n Bostan adl› eserine de Sürûrî (ö.1555), fiem’î, Sûdî’nin birer flerhi bulunmaktad›r. Ayr›ca Mevlanâ’n›n Mesnevî’sine Sûdî’nin, tamam› elimize ulaflmam›fl olan eksik flerhi ile fiemî’nin Mesnevî’nin alt› cildinin mensur tercüme ve flerhi olan fierh-i Mesnevî’sini unutmamak gerekir. Ayr›ca Sürûrî, Sûdî ve fiem’î’nin Hâf›z Dîvân’›na yazd›klar› birer flerh bulunmaktad›r. Sûdî flerhi bunlardan en sa¤l›kl› ve bilimsel olan›d›r. K›nal›-zâde Ali Çelebi’nin Ahlâk-› Nâs›rî’den yararlanarak 1564’te haz›rlad›¤› ve uzun müddet medreselerde ders kitab› olarak okutulan Ahlâk-› Alâî’si klasik ahlâk kitaplar›m›zdand›r. XVII. yüzy›l, Osmanl›lar›n her alanda zirvede olman›n rehavetini yaflad›klar› bir dönemdir. Sanat ve edebiyat da bu havadan nasibini alm›flt›r. Sosyal fayda prensibini ölçü alan Türk nesri, gittikçe güçlenen ve güzelleflen cümle yap›s›yla, zengin ifade imkân›y- temmuz-ağustos 2006 e¤itim la gerçekten baflar›l› ürünler vermeye devam etmifltir. Bunun yan›nda, birçok büyük sanatç›, dönemin modas›na uyarak, daha çok fliire ait teflbih, istiare, mecaz vb. sanat unsurlar›yla, ses ve söz hünerleriyle, secili uzun ve girift cümlelerle gittikçe karmafl›k bir hal alan bir dil ortaya koymufllard›r. Bu dil ile yaz›lan eserler, o ve ondan sonraki yüzy›lda büyük bir ilgi görmüflse de, say› itibar›yla, sade nesirle yaz›lan eserlerden daha çok de¤ildir. Halk›n ihtiyac›na cevap vermeyi uygun bulan birçok sanatç›, eserlerini anlafl›l›r ve makul bir dil ile yazm›flt›r. Hangi üslûpla yaz›l›rsa yaz›ls›n bütün bu eserlerin, Türk nesrine çok büyük katk›lar› olmufltur. Bu yüzy›lda, her türden birçok mensur eser kaleme al›nm›flt›r. Bu yüzy›lda yaz›lan flairlere dair biyografik eserler (fluarâ tezkireleri), XVI. yüzy›l tezkirelerinden farkl› olarak, flairlerin hayat hikâyesi ve edebî kiflili¤i hakk›nda daha k›sa bilgi verip bolca örnek vermektedirler. Dolay›s›yla -Riyâzî’ninki hariç tutulursa- bu eserler daha çok birer antoloji niteli¤inde olup Türk nesri aç›s›ndan büyük önem arz etmezler. Riyâzî(ö.1644)’nin, genelde sade bir dille kaleme al›nan, bazen flairin ilmî ve sosyal statüsüne göre süslü ve sanatl› bir üsluba kayan R›yâzu’fl-fluarâ’s›; Nev’î-zâde Atâ’î (ö.1635)’nin Taflköprülî-zâde’nin fiakây›k-› Nu’mâniyye’sine yazd›¤› Hadâikü’l-hakâik fî-tekmileti’fl-flakây›k adl› eki bu yüzy›l›n en de¤erli biyografik eserleridir. Hasan Bey-zâde Ahmed (ö.1636)’in Târih-i Âl-i Osman’›; ‹brahim Peçevî (ö.1648)’ninTârih-i Peçevî’si(Bekir S›tk› Baykal, II c., Ankara 1992); Osmanl› Devleti’nde olaylar› yaz›ya geçirmek için atanan ilk resmî tarihçi (vaka-nüvîs) olan ve kalemini biraz ihtiyatl› kullanan Naîmâ(ö.1716)’n›n Naîmâ Tarihi diye ünlenen Ravzatu’l-Hüseyn fî-hulâsati ahbâri’l-hafikeyn adl› eseri; Koçi Bey diye an›lan Mustafa(ö.1650)’n›n Osmanl› Devletinin gerileme sebeplerine istatistik olarak ilk defa dikkat çekti¤i Risâle-i Koçi Bey adl› eseri; Solak-zâde Mehmed Hemdemî (ö.1657)’nin Solak-zâdeTarihi; Abdî Pafla (ö.1692)’n›n Niflânc› Tarihi diye meflhur olan Vakâyi-nâme’si; Silahdar F›nd›kl›l› Mehmed A¤a (ö.1723) ’n›n Silahdar Tarihi ve daha nicesi Türk nesrine büyük katk›da bulunmufl eserlerdir . Kara-çelebi-zâde Abdülaziz Efendi (ö.1658)’nin genel bir tarih olan; ancak Osmanl›lar- 87 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim la ilgili bölümleri kaynak olma bak›m›ndan önem arz eden Ravzatu’l-ebrâr ile Süleyman-nâme ve ayr›ca Târih-i Feth-i Revân ve Ba¤dâd adl› eserleri de süslü nesir grubuna girer. Veysî (ö.1628)’in Hâb-nâme’si bu yüzy›lda süslü nesrin en uç örneklerinden biridir. Veysi, rüyas›nda Sultan I. Ahmed ile ‹skender’i karfl›l›kl› konuflturarak günün sosyal sorunlar›na çözüm getirir. Sunum ve içerik bak›m›ndan gerçekten orijinal olan eser, asl›nda bir siyaset-namedir. Yine Siyer-i Veysî diye bilinen Dürretü’t-tâc fî-sâhibi’l-mi’râc adl› siyeri; dinî konular› ve menk›beleri içeren Düstûru’l-amel’i; Nâbî(ö.1712)’nin a¤›r ve sanatl› bir üslub ile Veysî’nin siyerine yazm›fl oldu¤u Zeyl-i Siyer-i Veysî adl› eseri bu yüzy›l›n dili en a¤dal› olan mensur eserlerimizdir. Sanatkarane nesri zirveye ulaflt›rarak mensur fliir çizgisine yaklaflt›ran; ancak kapal› ve anlafl›lmaz diye elefltirilen Nergisî(ö.1635)’nin ilk ve son mensur hamse niteli¤ini tafl›yan Hamse’si ve bunlardan özellikle Nihâlistân (Süleyman Çaldak, Nergisî ve Nihâlistân’›, Malatya 2004) ve Meflâkku’l-uflflâk adl› eserleri mensur hikâyecili¤imizin önemli kilometre tafllar› hükmündedirler. Mecmuâtü’l-letâif ve ma’mûretü’l-maârif adl› Mesnevi flerhiyle “Hazret-i fiârih” unvan›na hak kazanan Ankaral› ‹smail Rusûhî Efendi (ö.1631); Cevâhir-i Bevâhir-i Mesnevî adl›, tasavvuf ansiklopedisi niteli¤indeki flerhiyle Sar› Abdullah (ö.1660); yazar›na “fiârihu’l-fusûs” lakab›n› kazand›ran, as›l ad› Tecelliyâtü araisi’n-nüsûs fî-manassati hikemi’l-fusûs olan eseriyle Muhyiddin ‹bn Arabî (ö.1240)’nin meflhur Fusûsu’lHikem’ine en güzel flerhi yazan Abdullah-› Bosnevî (ö.1644); Hindistan Türk saray› ve çevresinde geliflen Sebk-i Hindî ad› verilen yeni edebî üslubun öncülerinden olan ‹ranl› flair Urfî’nin divan›ndaki anlafl›lmas› güç beyitleri fierh-i Müflkilât-› Baz-› Ebyât-› Urfî adl› eseriyle flerheden meflhur flairimiz Neflâtî (ö.1674) bu yüzy›l›n flerh alan›nda ad› say›lmas› gereken flahsiyetleridir. ‹smeti (ö.1665)’nin, Birgivî’nin Tarîkat-› Muhammediye’sine yapt›¤› tercüme ile Kara-çelebi-zâde Abdülaziz Efendi (ö.1658)’nin Ahlâk-› Aziziye’si bu yüzy›lda en çok okunan ahlâk kitaplar›d›r. 88 Veysî (ö.1628)’in, Nergisî (ö.1635)’nin ve Nâbî (ö.1712)’nin Münfleât’lar› türünün en güzel örnekleridir. XVIII.yüzy›lda siyaset, ekonomi ve toplum sahas›nda bafl gösteren çözülme, sanat ve edebiyat› pek etkilememifltir. Dil ve edebiyattaki geliflim, bu yüzy›lda da yeni s›çramalar göstererek devam etmifltir. Nesrin devam ede gelen her iki e¤iliminde de bir dereceye kadar olgun ve güzel eserler yaz›lm›flt›r. Say› bak›m›ndan oldukça çok eser yaz›lm›fl olmakla birlikte, nitelik bak›m›ndan dönemine damgas›n› vuran eser pek azd›r. Bu yüzy›l›n biyografik eserlerinden, Mustafâ Safâyî (ö.1725)’nin oldukça süslü ve a¤dal› bir dille yaz›lan Nühbetü’l-asâr min-fevâidi’l-efl’âr’›; Sâlim(ö.1743)’in sanatkarane bir üslubu izleyen Tezkire-i fiuarâ’s›; Esrâr Dede(ö.1796)’nin Mevlevî flairleri hakk›nda bilgi veren Tezkire-i fiuarâ-i Mevleviyye (‹lhan Genç, Ankara 2000)’si; Sak›b Mustafa Dede (ö.1735)’nin Mevlevî flairlerinden bahseden Sefine-i Nefîse-i Mevleviyye’si say›labilir. Yine, Uflflâkî-zâde Seyyid ‹brahim Hasib (ö.1723)’in fiakây›ku’n-nu’mâniyye’ye ek olarak yazd›¤› Zeyl-i fiakây›k ile fieyhî Mehmed (ö.1732)’in Vakâyi’ü’l-Fuzalâ (Abdülkadir Özcan, fiakây›k-› Nu’mâniyye ve Zeyilleri, ‹stanbul 1989) adl› biyografileri de önemli mensur eserlerdir. Mensur biyografi türü içinde ele al›nmas› gereken di¤er eserler, meflhur kiflilerin sadece ölüm tarihlerini vermeyi amaç edinen ve bazen ölüm tarihleriyle birlikte atama, görevden ayr›lma vb. olaylar› ve hayat hikâyelerini de veren “vefeyât-nâme”lerdir. XVII. Yüzy›lda yaflayan Alaybeyi-zâde Mehmed Emin (ö.1680)’in Vefeyât-› Pür-iber li-uli’l-elbâb men-ihteber’i; Seyyid Hasib-i Üsküdârî (ö.1785)’nin Vefeyât-› Ekâbir-i ‹slâmiyye’si; Ayvan-sarayî(ö.1786)’nin Vefeyât-› Selâtîn ve Meflâhir-i Ricâl’i bunlardan bir kaç›d›r. Osman-zâde Taib (ö.1724)’in, Osman Gazi’nin o¤lu Alaaddin Pafla’dan bafllayarak Râmî Mehmed Pafla’ya kadar 108 sadrazam›n biyografisini içeren Hadîkatü’l-Vüzerâ’s›; Müstakim-zâde Süleyman Sadedin (ö.1788)’in fleyhülislamlar›n biyografisini anlatan Devhatü’l-meflây›h adl› eserleri de önemli biyografilerdir. temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında Resmî tarihçi (vakanüvis) olan Râflid Mehmed Pafla(ö.1735)’n›n Târih-i Râflid’i; Küçük Çelebi-zâde ‹smail Âs›m (ö.1760)’›n Âs›m Tarihi’ni de süslü infla örneklerinden saymal›y›z. Süslü nesrin bu yüzy›ldaki önemli temsilcilerinden Abbasî-zâde Haflmet (ö.1768)’in Vilâdet-nâme-i Hümâyûn ad›ndaki sûr-nâmesi; flairden ve fliir gelene¤inden bahseden Senedü’fl-fluarâ ’s› da bu dönemin önemli mensur eserleridir . ‹brahim Hakk› (ö.1772)’n›n, halk aras›nda en çok okunan ansiklopedik tasavvufî eseri olan Marifetnâme’si ile Azîz Ali Efendi (ö.1798)’nin geleneksel do¤u hikâyesindeki çerçeve hikâye tekni¤iyle kaleme ald›¤›; ancak sade ve yal›n dili, kendine özgü üslubuyla Türk nesrinin modern hikâye ve romana do¤ru ilerlemesinde önemli bir kilometre tafl› olan Muhayyelât’› sade nesrin en olgun örneklerinden kabul edilir. XIX. yüzy›l, Avrupa kültürünün hissedildi¤i, bütün sanat dallar›nda oldu¤u gibi fliir ve nesirde de ayd›nlar aras›nda elefltirel bir yaklafl›m›n bafl gösterdi¤i dönemdir. Kimi yazarlar, ilmî ve edebî eserlerde bilinçli bir sadeleflmeye yönelmifllerdir. Ç›kan gazeteler de bu e¤ilime güç katm›flt›r. Bat› edebiyat›ndan roman ve hikâyelerin tercümesi ve uyarlanmas› ya da onlar model al›narak telif edilmesi nesrimize büyük bir güç kazand›rm›flt›r. Bu yüzy›lda klasik tarzda kaleme al›nm›fl eserlerden, Mütercim Âs›m (ö.1819)’›n Târih’i ile Terceme-i Siyer-i Halebî’si; Fatîn (ö.1866)’in Hatimetü’l-efl’âr’›; Ahmed Cevdet Pafla(ö.1895)’n›n Târih-i Vekâyi-i Devlet-i Aliyye, Tezâkir, Ma’rûzât, K›sas-› Enbiyâ ve Tevârih-i Hulefâ adl› eserleri say›labilir. e¤itim dan göz ard› edilmeyecek kadar önem arz etmesine ra¤men bu edebiyatta genellikle fliir eksenli bir sanat anlay›fl› hakim olmufltur. Bu nedenle nesir, güçlü dîvân gelene¤inin gölgesinde kalm›flt›r. Edebiyat denince, hep divan fliiri ve bu fliirin ö¤eleriyle bezenmifl süslü nesir akla gelmifltir. Nesirde de, sadece sanatkarane üslûp ile ortaya konan inflâ hat›rlanm›flt›r. Halbuki son zamanlarda yap›lan bilimsel araflt›rmalar, eski edebiyatta güçlü bir nesir gelene¤inin var oldu¤unu ve sade ve süslü diye adland›r›lan bu nesrin iki koldan geliflimini sürdürdü¤ünü gözler önüne sermifltir. Nesirde bafl gösteren bu iki e¤ilim, Tanzimat’a kadar kesintiye u¤ramadan ürünlerini vermeye devam etmifltir. Nesir aç›s›ndan, gerçekten de hazineler de¤erinde olan ve günümüz Türkçe’sine ve edebiyat›na büyük katk›da bulunabilecek bu mensur eserler, genç kuflaklar›n ilgisini beklemektedir. Bu makalede ad› an›lanlar, o bütünün ancak küçük bir parças›d›r. Bu kültür hazinesinin, genç nesillerin dikkatine sunulmas› bu çal›flman›n biricik amac›d›r. ___________________ 1. Türlerle ilgili s›n›fland›rma Fahir ‹z’e aittir. Türler ve Türk Nesrinin Tarihi Geliflimi bölümleri flu eserlerden yararlan›larak haz›rlanm›flt›r. Fahir ‹z, Eski Türk Edebiyat›nda Nesir, Ankara 1996; Fahir ‹z, Günay Kut, Büyük Türk Klasikleri, C.1-8, ‹stanbul 1985-1988; A. Atilla fientürk, Ahmet Kartal, Eski Türk Edebiyat› Tarihi, ‹stanbul 2004; Mine Mengi, Eski Türk Edebiyat› Tarihi, Ankara 2003; Agah S›rr› Levend, Türk Edebiyat› Tarihi, Ankara 1988; Bursal› Mehmed Tahir, Osmanl› Müellifleri (Haz. A.Fikri Yavuz-‹smail Özen), 3 Cilt, ‹stanbul 1972; Mustafa ‹sen-Osman Horata, Eski Türk Edebiyat›, Ankara 2002, s.55-170 Sonuç Tarihin eski ça¤lar›na kadar uzanan Türk dilinin ilk yaz›l› edebî metinleriyle Orhun Abidelerinde karfl›laflmaktay›z. Bu mensur metinler geliflmifl bir düflünce altyap›s›na iflaret etmektedir. Türklerin, dahil olduklar› kültür ortamlar›n› gösteren biçim ve içerikte belli metinleri ortaya koymay› baflarmalar› bu güçlü altyap›dan kaynaklanmaktad›r. Bu nedenle ‹slam kültür dairesinde de oldukça zengin ve çeflitlilik arz eden pek çok manzum ve mensur eser meydana getirmifllerdir. Klasik diye adland›r›lan bu edebiyatta mensur eserler, gerek nitelik gerekse nicelik bak›m›n- temmuz-ağustos 2006 KAYNAKLAR ‹bn Manzûr, Lisânü’l-Arab, C. 5, Beyrut 1990, s. 191. Mütercim As›m, Kâmûs Tercümesi, C. 2, ‹stanbul 1305, s. 693-694. Tahir Nejat Gencan, Mîzân-› Selîm, “Ömer As›m Aksoy Arma¤an›”, Ankara 1978, s.96. Kemal Tahir, Notlar-Sanat, Edebiyat, Dil dosyas›, ‹stanbul 1989, s. 238-239. M. Fuat Köprülü, Türk Edebiyat Tarihi, ‹stanbul 1986, s.66-67. Nâbî, Hayriye (Haz. ‹skender Pala), ‹stanbul 1989, 89 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim Bkz. Muharrem Ergin, Orhun Abideleri, ‹stanbul s.155. Âfl›k Çelebi, Meflâiru’fl-flu’arâ, (Haz. MeredithOwens), Londra 1971, s. 7b. Fahir ‹z, a.g.e.,s.V. Fahir ‹z, a.g.e., s.X; A. Atilla fientürk, Ahmed Kartal, Eski Türk Edebiyat› Tarihi, ‹stanbul 2004, s.228. Ali Torun, Türk Edebiyat›nda Türkçe Fütüvvet-nâmeler, Ankara 1998. 1986. A. Bican Ercilasun, Büyük Türk Klasikleri, C.1, ‹stanbul 1985, s.79-113. Bu eserleren örnek metinler için bkz. Fahir ‹z, Günay Kut, Büyük Türk Klasikleri, C.I, s.378-389, ‹stanbul 1985. A.Mertol Tulum, Tazarrunâme, s.11, Ankara 2001. Lütfi Sezen, Halk Edebiyat›nda Hazma-nâmeler, Ankara 1991. Bkz. Kayhan Atik, Lütfi Pafla ve Tevârih-i Âl-i Osman, Ankara 2001. Hasan Kavruk, Eski Türk Edebiyat›nda Mensur Hikâyeler, ‹stanbul 1998, s. 109, 122. 1988. H. ‹brahim Haksever, Türk Edebiyat›nda Münfle’âtlar ve Nergisî’nin Münfle’ât’›, ‹nönü Üniv. (Bas›lmam›fl Doktora Tezi) Malatya 1995. Bkz. Menderes Coflkun, Manzum ve Mensur Osmanl› Seyehatnameleri ve Nâbî’nin Tuhfetu’l-Harameyn’i, Ankara 2002. Fahir ‹z, Günay Kut, Büyük Türk Klasikleri, C.1, s.251, ‹stanbul 1986; A. Atilla fientürk, Ahmet Kartal, Eski Türk Edebiyat› Tarihi, s.257,388, 448, ‹stanbul 2004. Franz Babinger, Osmanl› Tarih Yazarlar› ve Eserleri, (Çev.Coflkun Üçok), s.352-361, Ankara 1992. Tahir Üzgör, Türkçe Dîvân Dîbâceleri, Ankara 1990, Mustafa ‹sen, Gelibolulu Mustafa Âlî, s.11, Ankara Himmet Konur, ‹brahim Gülflenî (Hayat›, Eserleri, Tarikat›), s. 88, ‹stanbul 2000. Örnek metinler için bkz. Büyük Türk Klasikleri, C.4, s. 259-272, ‹stanbul 1986 Franz Babinger, Osmanl› Tarih Yazarlar› ve Eserleri, (Çev.Coflkun Üçok), s.192,195,203,211,277, Ankara 1992; Bu eserde 376 Osmanl› tarihçi hakk›nda bilgi verilmifltir. Bkz. Süleyman Çaldak, Kaz›m Yoldafl, fierh-i Müflkilât-› Baz-› Ebyât-› Urfî, Malatya 2000 Süleyman Çaldak, Senedü’fl-fluarâ ve Klasik Türk Edebiyat›nda fiiir, ‹nönü Üniv. [Yay›mlanmam›fl Y.L.Tezi] Malatya 1991. s. 3 vd. 90 temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim KLAS‹K H‹KÂYE VE HÜSN Ü AfiK NECMETT‹N TÜR‹NAY* Divan fliiri gelene¤imiz içinde büyük bir “müve üzeri örtülen birfley yok mu burada? ceddit” olarak ortaya ç›kan fieyh Galib’in sanat› üzeriHüsn ü Aflk’ta fieyh Galib’in “poetika”s›n› ortaya ne konuflmak, onu anmak ve anlamaya çal›flmak gerkoyan m›sra ve beyitlerin yan› s›ra, bu büyük mesnevî çekten insana büyük bir haz veriyor. hikâyede yer alan bâkir mazmûn ve tedâîlerin par›lt›l› “Gele bir devr ki, bu Galib’i yâd eyleyeler” ayd›nl›¤›ndan, çoklar› büyük bir hayranl›¤a ve o nisdiyerek, âdeta kendi sanat›n›n gelece¤ine iliflkin bette de flaflk›nl›¤a düflüyorlar. Bu hayret ve flaflk›nl›k önemli bir keflifte bulunan bu büyük sanatkâra iliflkin içinde, fieyh Galib’in flâirli¤ini yeni bafltan yüceltmeye olarak flimdiye kadar özellikle fliir sanat›n› yenilemesi kalk›fl›yorlar. Sonra ellerinin alt›ndaki metinde sayfalar hususu üzerinde çok duruldu. Son y›llarda divan›n›n ilerledikçe, hikâyenin atmosferi teflekkül ettikçe, eseiki ayr› bas›m›n›n yap›lmas›, Galib Dede’nin fliirine ve rin fliiriyeti de o nisbette artm›fl oluyor ve bu mant›k aysanat›na yönelik ilgiyi tebârüz ettirmesi bak›m›ndan n› minval üzere tekrar edip duruyor. ayr› önem arzediyor. Ama böyle bir yaklaNe var ki, onun Hüsn ü fl›m ile, fieyh Galib’in fliir yazAflk adl› büyük mesnevî hikâman›n d›fl›nda, bir hikâye anyesi hat›ra geldi¤inde, ayn› latmak ihtiyac›na nas›l ulaflt›memnuniyete ulaflmam›z ¤›n› ve Hayriye karfl›s›nda mümkün olam›yor. Çünkü ne gösterdi¤i baflar›y› nas›l izah derece yüceltilirse yüceltilsin, edece¤iz? Kendisinden öncefieyh Galib’in Hüsn ü Aflk’la ki “mesnevî hikâyelerle” Türk mesnevî hikâyecili¤inde Hüsn ü Aflk’›n mukayesesini, kaydetti¤i büyük s›çramay›, sadece fieyh Galib’in fliirde henüz lây›k›yle ortaya koyaulaflt›¤› mesafe ile mi izah bilmifl de¤iliz. Halbuki Galib edece¤iz. Yani aradaki fark›, Dede’nin, divan›na nisbetle Nâbî fliiri ile fieyh Galib fliiri daha iddial› gözüktü¤ü bu aras›ndaki farka m› indirgeyemesnevîsi, ne yaz›k ki çoklace¤iz? E¤er böyle bir yol tufieyh Galib r›nca, onun fliirini ve sanat›n› tulacak olursa, Leylâ vü Mecaç›klamak noktas›nda bir nûn ile Hüsn ü Aflk aras›ndamalzeme deposu olarak kullan›lmaktan öteye geçemiki fark da vara vara Fuzulî ile fieyh Galib’in fliir anlay›flyor. Hüsn ü Aflk hikâyesinde, flairin kendi fliirini aç›klar›nda kilitlenmifl olmaz m›? lamak amac›yla yazd›¤› iddial› m›sra ve beyitlere tak›Çünkü ortada, belki fliirin d›fl›nda bir fley var ki, l›p kalanlar, buradan yola ç›karak, onun fliirine bir vuro da bir hikâye anlatmak, hikâye yazmak, fliirden daha gu daha yapmaktan öteye geçmemifl oluyorlar. Ya da farkl› bir alanda, bambaflka bir edebî türde sanatkâr›n fieyh Galib’in Hüsn ü Aflk ile divan›na ilâve olarak, yekendisini kan›tlama ihtiyac›d›r. Hayriye, karfl›s›nda Gani bir fliir an›t› daha dikmifl oldu¤u yolundaki flehâdetlib’i saran nisbet duygusu, e¤er sadece fliir olsa idi, o lerini tazelemek f›rsat› buluyorlar. bunu zaten divan› ile gerçeklefltirmifl say›l›rd›. Önceki Peki, yanl›fl m› yapm›fl oluyorlar? Hay›r, belki fliirleri kâfi gelmemiflse, bunu bilâhere kaleme alaca¤› yap›lan yanl›fl de¤il! Fakat fieyh Galib ad›na, unutulan yeni gazelleri vs. ile sa¤lamaya çal›fl›rd›. Halbuki Galib, *Dr., Araflt›rmac›-Yazar temmuz-ağustos 2006 91 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim yeni bir edebî türde daha baflar›s›n› kan›tlamak amac›yla yola ç›k›yordu. Bu durum ortada iken, Galib’in sanat›n› sadece fliire kilitlemekte gösterilen ›srar› anlamak gerçekten zordur. Tabiî, buradaki temel s›k›nt›, divan edebiyat›n› sadece fliire indirgemekten, klasik dönemlerimizde ortaya konan ço¤u edebî eserleri de sanatkâr›n fliirini aç›klamak yolunda destek unsurlar olarak kabul etmekten kaynaklan›yor. Onun için Hüsn ü Aflk’› ele al›rken, bu nevî saplant›lardan kendimizi kurtarmaya çal›flmam›z gerekiyor. Fuzûlî’nin 500. y›ldönümü dolay›s›yle, Leyla vü Mecnûn üzerine gelifltirdi¤imiz bir yaklafl›m›, burada k›smen de olsa öne ç›karmak ihtiyac›n› duyuyoruz. fieyh Galib’in, bu eserini fliirdeki dehâs›n› yeni bafltan kan›tlamak amac›yla kaleme almad›¤›na, bilakis bir hikâye anlat›c›s› olarak yeni bir fieyh Galib’le karfl› karfl›ya bulundu¤umuza özellikle iflaret etmek istiyoruz. Aksi yöndeki yaklafl›mlar, bu eseri neredeyse bir çeflit “tezkire-i fluâra” ya da fieyh Galib antolojisi olarak görmektir. Bundan behemehal kurtulmak ve her edebî türe ihtiyac›n› duydu¤u bir sayg› ve vukûf ile e¤ilmek gerekiyor. Böyle yap›lmad›¤› için Hüsn ü Aflk olsun, Hayriye veya Leylâ vü Mecnûn olsun, bu eserlerde sergilenen fliirsel mazmûnlar›n par›lt›s›ndan as›l hikâyeye, parça parça güzel fliirlerden eserlerin as›l bütünlü¤üne ve buradaki flekliyle, fieyh Galib’in Türk mesnevî hikâye ve romanc›l›¤›na kazand›rd›¤› büyük yenili¤e ulaflmam›z mümkün olam›yor. Eski klasik sanatlar karfl›s›nda, gözümüze çarpan “arabesk” süslemelerde tak›l›p kalanlar, ço¤u zaman ayr›nt›larda kendilerini kaybediyorlar. Halbuki anlatma esas›na dayal› edebî eserler, bu par›lt›l› süslemelerin çok çok ötelerinde, daha baflka fleyler ifade eder. Biz onlar› bir bütün olarak görmek, sanatkârlar›n eserlerini yap›sal bir bütünlük olarak alg›lamak mecburiyetindeyiz. Tekrar ederek olursak: Hüsn ü Aflk’ta tabiî ki güzel fliirler, “tardiye”lerin d›fl›nda da fliirsel pasajlar var. Fakat bu eserin as›l hususiyeti, fliir antolojisi veya kitab› olmak de¤il! Unutmayal›m ki Hüsn ü Aflk, bir poetika kitab› da de¤il! Peki o zaman nedir? Hüsn ü Aflk, herfleyden önce, mesnevî tarz›nda kaleme al›nm›fl klasik bir hikâye ve romand›r. Yani fliirden önce hikâye ve roman!.. Daha aç›k bir ifade ile o, belki bir “flâirin roman›” olarak kabul edilebilir. Elbette 92 güçlü ve özgün fliirler kaleme alan fieyh Galib, hikâye yazarken eserine, eserinde ortaya koydu¤u kiflilere, onlar› tahlil etti¤i bölümlere fliiriyet yüklü bir hava da verecek demektir. Nitekim yapt›¤› da bundan baflka bir fley de¤il! Aradaki fark, Galib’in bu roman›n› nesirle de¤il de, klasik devirlerin hâkim anlatma tarz› olan mesnevî ile kaleme almas›d›r. fiimdiye kadar yap›lanlar›n özeti, iflte bu yanl›fll›kta toplan›yor. Zira fieyh Galib, Hüsn ü Aflk’› nesirle yazsa da, eserine bu fliir yo¤unlu¤unu boca etmekten geri kalmayacakt›. Halid Ziya’n›n, Tanp›nar’›n ve Abdülhak fiinasi Hisar’›n eserlerini bafltan sona istilâ eden fliir duygusu, burada kendisini nesirle kaleme al›nan romanlara yaslarken; ayn› duygu Fuzûlî veya fieyh Galib’in eserlerinde mesnevi tarz› ile ortaya ç›k›yordu. Dolay›s›yle temel ay›r›c›, bu eserlerin naz›m veya nesirle ifadesinde de¤il, anlat›lan hususun “hikâye” olup olmad›¤›nda toplan›yor. Bunu hiçbir zaman unutmamam›z gerekir. Üzerinde durmak istedi¤imiz husus, klasik edebî türlerin ve bu arada mesnevî hikâyelerin ihtivâ ettikleri bir de¤er ile ele al›nmalar›d›r. Biz bu eserlere yaklafl›rken ne kendi devirlerinin, ne de Nam›k Kemâl veya Tanp›nar’›n gelifltirdi¤i yaklafl›mlarla kendimizi s›n›rlamak zorunday›z. Zira bu tür eserlere ve özellikle Hüsn ü Aflk’a, ihtiva etti¤i gazel, tardiye vs. ile mesnevî bölümlerinde s›kl›kla karfl›laflt›¤›m›z fliirsel pasajlar›n toplam› nazar›yla bakamay›z. Yani bir mesnevî, hiçbir zaman bir fliir mecmuas› de¤ildir. On kelimelik bir cümlenin anlam›, nas›l her bir kelimenin sözlük anlamlar›n›n toplam›ndan daha fazla bir fleyse, bir mesnevî de kendi bünyesinde mevcud olan fliirlerin çok çok ötelerinde bir de¤er ifade eder. Onun için klasik mesnevîleri ele al›rken, onlar›n tafl›d›¤› fliirsel de¤erden daha önce; as›l hikâye ve roman boyutuna, hikâye anlat›m› esnas›nda sanatkârlar›n tak›nd›¤› tavra e¤ilmek gerekmektedir. Unutmamak lâz›m gelir ki, Fuzûlî Leylâ vü Mecnûn’u kaleme al›rken belki fliiri d›fllamayan, fakat muhakkak ki fliirin d›fl›nda kalan bir fleyi yapmak istiyordu. Biz klasik edebiyat zamanlar›m›zda yetiflmifl bu büyük sanatkârlara ve eserlerine, ihtiyac›n› duyduklar› bir ihtimam ile yaklaflmak durumunday›z. Hele fieyh Galib ve özellikle Hüsn ü Aflk!.. temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim KLAS‹K EDEB‹YATIMIZIN DÜNÜNE BUGÜNÜNE, E⁄‹T‹M‹NE VE ONA KARfiI VAR OLAN ÖNYARGILARIN SORGULANMASINA YÖNEL‹K SORUfiTURMA Haz›rlayan: fiABAN ÖZÜDO⁄RU Klasik edebiyat›m›za karfl› Tanzimat’tan bu yana yöneltilen elefltirilerin bir k›sm›n› sorgulamak amac›yla, y›llar›n› Eski Türk Edebiyat› Anabilim Dal›ndaki araflt›rmalara vermifl akademisyenlere befl standart soru sorduk ve ald›¤›m›z cevaplar› aynen yay›ml›yoruz. Tahmin edilece¤i gibi sorular›m›z klasik edebiyat›m›z›n orta ve yüksek ö¤retimdeki sorunlar›n› ortaya koymay› amaçlayan a¤›rl›ktad›r. Ancak, genel anlamda toplumun çeflitli kesimlerinin klasik edebiyat alg›s›n› ve bu edebiyata bak›fl›n› da sorgulamay› amaçlad›k. Klasik edebiyat›n bugünkü edebiyat›m›za etkilerini, befl yüz y›ll›k kültürel hazinenin bugün yeterince k›ymetinin bilinip bilinmedi¤ini, eski edebiyat›n orta ö¤retim müfredat›nda nas›l ve niçin yer almas› gerekti¤ini uzmanlar›n görüflleriyle bir kere daha gündeme tafl›mak istedik. Sorgulama söz konusu oldu¤unda, sorgulanan konunun bütün ilgili taraflara sorulmas› konunun bütün boyutlar› ile incelenmesi bak›m›ndan yararl› olacakt›r. Bu görüflten hareketle biz, derginin planlanmas› aflamas›nda lisede görev yapan ö¤retmenlere, lise ve yüksek ö¤renim ö¤rencilerine de benzer sorular yöneltip cevaplar›n› yay›mlamak arzusundayd›k. Ancak takdir edersiniz ki, böyle bir soruflturmaya dergimizin s›n›rl› hacmi izin vermedi. Buna benzer bir çal›flman›n edebiyat ö¤retimine somut veriler sa¤lamas› bak›m›ndan gereklili¤ine inan›yor ve bu çal›flmay› bu alanda yüksek lisans veya doktora ö¤rencilerinin daha bilimsel yöntemlerle tez konusu olarak gerçeklefltireceklerine inan›yoruz. Her biri birer mülâkat hacmine ulaflan bu soruflturman›n divan edebiyat›n›n sorunlar›yla ilgilenenlere, lise ö¤renci ve ö¤retmenlerine, üniversitelerin ilgili bölümlerdeki ö¤rencilere ›fl›k tutmas›n› veya bu hususta bir fikir vermesini umut ediyoruz. Bu soruflturmaya cevap verenlerin bulufltuklar› ortak görüflleri k›saca özetlemek gerekirse flunlar söylenebilir: a- Klasik edebiyat›m›z ile ilgili ön yarg›lar – üniversitelerin Türk Dili ve Edebiyat› bölümlerine gelen ö¤rencilerin a¤›rl›kl› bir bölümü de dahil- toplumun çeflitli kesimlerinde devam ediyor. b- Kültürel varl›¤›m›z›, klasik de¤erlerimizi ö¤renmek için yeterince çaba sarf etmiyoruz. ( Soruflturmaya kat›lanlar›n Fuzulî ve fiekspir karfl›laflt›rmas› ve her iki milletin bu flairlere gösterdi¤i ilgiyi de¤erlendirmeleri ilginç bulunmufltur.) c- Bugün gençlerin Türkçeyi kullan›rken yeterli kelime hazinesine sahip olmay›fllar› ifade ediliyor ve bu duruma klasik edebiyat›n genifl kelime kadrosunun, mecazl› ve sanatkârane anlat›m›n›n katk› sa¤layabilece¤i ifade ediliyor. fiüphesiz bunlar öne ç›kan görüfllerden sadece birkaç›. Y›llar›n› bu alandaki araflt›rmalara vermifl akademisyenlerimizin bilgi ile desteklenen yorumlar›n›, yüz yüze verdikleri edebiyat e¤itiminde karfl›laflt›klar› sorunlar› ve çözüm önerilerini, ayr›ca; befl yüz y›ll›k kültürümüze ait de¤erlendirmelerinin tamam›n› bu anket- mülâkatlarda bulacaks›n›z. temmuz-ağustos 2006 93 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim SORUfiTURMA DURSUN AL‹ TÖKEL* Herhangi bir unsurun kültürel bir kod veya davran›fl modeli olmas› için as›rlar›n geçmesi gerekiyor. Bunun gibi kültürel bir modelin ortadan kalkmas› da as›rlar›n geçmesini zorunlu k›lar. Kültürel bir unsur, ortadan kalkmaz, ancak o an için kendisi kendisi için olmayan baflka bir hale dönüflür. 1) Klasik edebiyat, kültür tarihimizde etkisini as›rlarca hissettirmifltir. Bugün için bu kültürel oluflumun ifllevini tamamlayarak kültürel alandan çekildi¤i söylenebilir mi? Ça¤dafl edebiyat›m›z›n klasik edebiyat verimlerinden yararlanabilece¤i unsurlar mevcut mudur? Bu soruya günümüzde bafll› bafl›na bir edebiyat disiplini olan “karfl›laflt›rmal› edebiyat” alan›yla cevap vermeli. Shakespeare ‹ngiliz , Dante ‹talyan, Goethe Alman, Hugo Frans›z, Tolstoy Rus edebiyat›n›n klasi¤idir. fiimdi bu kiflilerin temsil etti¤i edebiyat bu toplumlardan tamamen çekilmifl midir/ çekilebilir mi? Bu sorudaki “ifllev” kelimesi önemli. Bir kültürde ifllevsel olan bir ögenin ortadan kalkmas› ne demektir? Bir kültürde edebiyat›n ifllevi nedir? Bir milletin hayat›nda as›rlarca kültürel bir olgu olarak devam eden bir unsur birden ortadan çekilirse ve yerine daha güçlü bir olgu b›rakamazsa ne olur? Herhangi bir unsurun kültürel bir kod veya davran›fl modeli olmas› için as›rlar›n geçmesi gerekiyor. Bunun gibi kültürel bir modelin ortadan kalkmas› da as›rlar›n geçmesini zorunlu k›lar. Kültürel bir unsur, ortadan kalkmaz, ancak o an için kendisi kendisi için olmayan baflka bir hale dönüflür. Bir gün çok yafll› bir kad›nca¤›za nas›l oldu¤unu sormufltum, o da bana “nas›l olay›m göç davullar› çalmaya bafllad›” demiflti. Hemen her sene ö¤rencilere bu göç davullar›n›n ne oldu¤unu sorar›m. Bilene rastlamad›m, ki normaldir. Bu tabir atalar›m›z›n Orta Asya’daki göçebe hayat›ndan kalma bir sözdür ve halen yaflamaktad›r. Ama bir baflka halin anlat›m› için vard›r ve asli ifllevini yitirmifltir. Bu sorunuza yeterli cevab› almak için asl›nda Attila ‹lhan’› ve Hilmi Yavuz’u okumak gerekir. Her ikisi de Divan fliirinin ses ve imge de¤eri bak›m›ndan kendi fliirinde yaflad›¤›n› söylemektedir. Divan fliiri yaflad›¤› ça¤da, baflka alemin objelerini imgelefltiriyordu, ama o bugün modern flâirin elinde imgelefltirmeye müsait sonsuz bir hazine olarak durmaktad›r. fiiirin bir ses ifli oldu¤u düflünüldü¤ünde, divan fliirinin ahengi sa¤lamada baflvurdu¤u ses yaratma kudreti flâir için büyük bir imkân alan›d›r. Bir sanat eserini en de¤erli k›lan yönlerden biri de, karfl›laflt›rmal› edebiyat terimiyle ifade edersek, onun metinleraras›l›¤›d›r. T.S.Eliot, bugün Bat›’da kim ne yaz›yorsa kendisinin yazd›¤› fleyleri Virgilius’a, hatta Homeros’a borçlu oldu¤unu söyler. Bat› flâirlerinden biri ç›ksa da “acaba Virgilius’a neyi borçluyum” diye bir hesaba giriflse, acaba buldu¤u ne olurdu. Bizler bu halimizle, belki de k›rk göbek önceki atam›za genetik olarak ne borçluysak fliir ve edebiyat olarak da onlara onu borçluyuzdur. E¤er divan fliiri olmasayd› Türkçenin bugünkü hali nas›l olurdu, bunun hesab›n› yapmak laz›md›r. Kendilerinden bin y›l önce ayr›ld›¤›m›z Orta Asya’daki kardefllerimizde as›rlar boyu halk edebiyat› devam etti. Bir zamanlar onlarla ayn› dili konufluyorduk. Bugünkü farka bakanlar, bu fark›n ortaya ç›kmas›nda edebiyat›n rolünü sorgulamal›lar. Edebiyat her zaman bir elit ifli olmufltur. Bugünkü dille yazan Cemal Süreya’y›, ‹smet Özel’i, Attila ‹lhan’›, Hilmi Yavuz’u, Sezai Karakoç’u, Can Yücel’i kaç kifli okuyunca anl›yor? Yani gündelik dili bilmek demek fliiri anlamak anlam›na gelmez; fliir okuyucudan çok daha yüksek bir donan›m ister. Eliot gibi, günümüz fliirinin varl›k ve *Yard.Doç.Dr., Ondokuz May›s Üniversitesi, E¤itim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyat› Ö¤retim Üyesi 94 temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında duruflunu geçmiflin kadim kültür ve edebiyatlar›na ba¤layan ba¤lar› bulmaya yönelik çal›flmalar yapt›¤›m›z zaman, iflte o zaman sorunuzun tam cevab› verilmifl olacakt›r. 2) Divan fliirinin gerçek hayattan uzak oldu¤u, soyut bir dünyay› ifade etmeye çal›flt›¤› bu sebeple de halk›n bu fliirden uzak kald›¤› iddialar› için neler söylemek istersiniz? Öncelikle edebiyat›m›zla ilgili bölünmeleri sorgulamak gerekiyor. Divan fiiiri, Halk fiiiri, Tekke fiiiri.. bu bölünmeler ne kadar sa¤l›kl›d›r. Mesela ‹ngilizler veya ‹talyanlar yahut da Almanlar acaba kendi edebiyat tarihlerini nas›l bölümlüyor? ‹nsan merak ediyor. “Halk edebiyat›” denen kavram ne kadar sa¤l›kl›d›r? Anonim olan›n d›fl›nda halk›n edebiyat› olur mu? Halk denilen kitle gündelik hayat içinde en fazla 500 veya 1000 kelime ile konuflur; bu kadar kelime ile fliir olur mu, edebiyat olur mu? Mesela Halk flâiri denen Karacao¤lan kendisini acaba nas›l tan›ml›yordu? Kendisine halk flâiri mi diyordu? Elbette böyle demiyordu. Onu bu s›fatla anan biziz. Halk flairi veya Halk Edebiyat› gibi bölümlemeler asl›nda s›n›f esas›na dayal› toplumlar›n tasnifleri. Bizim tarihimizde s›n›fl› bir toplum yok. Bugün hâlâ Shakespeare’nin yaflay›p yaflamad›¤› tart›fl›l›yor. Neden? fiunu diyorlar: “Efendim Shakespeare gibi s›radan bir halk çocu¤u bu kaliteli eserleri yazamaz, bunu ancak bir asil yazm›fl olabilir.”Ama bizler Leyla vü Mecnun gibi yüksek standartl› bir eser veren Fuzulî’nin asil olup olmad›¤›na bakm›yoruz, akl›m›za bile gelmez. Çünkü bizim medeniyetimiz eser vermekle asil olmak aras›nda bir ba¤ kurma düflüncesi tafl›mamaktad›r. En basitinden flu soru sorulmal›d›r. Bugünkü anlay›fl›m›za göre Halk edebiyat› (Afl›k edebiyat›) olarak 16. yüzy›lda bafllar. Herkes Karacao¤lan der ya onun için söylüyorum. Divan edebiyat›n› da edebiyattan saym›yorlar, o zaman 16. yüzy›ldan önce Türk edebiyat› yok muydu, varsa kim temsil ediyordu? Yunus Emre’nin meflhur olmufl fliirleri bir yana, divan›ndan seçilmifl her hangi bir gazeli “halk”tan kaç kifli anlar? 13. yüzy›ldaki Dante’yi, 16. yüzy›ldaki Cervantes’i orijinal diliyle bugün kendi halklar› anl›yor mu? Tabii ki anlam›yor, ama anlam›yorlar diye de onun halktan kopuk oldu¤unu söylemiyorlar. Bizler bugün kapitalist bir toplumda “birey” esasl› bir hayat yafl›yoruz. Bugünün fliirini okuyanlar temmuz-ağustos 2006 e¤itim bir baks›nlar, bundan yüz y›l sonra bugünkü fliirimiz toplumumuzun neyini yans›tacak? Cahit S›tk›’n›n fliiri Türk toplumunun neyini yans›t›yor/yans›tm›yor. Necip Faz›l’›n fliiri yaz›ld›¤› devirdeki Türk toplumun neyini yans›t›yor? Oktay R›fat, ‹smet Özel, Turgut Uyar, Can Yücel, Ece Ayhan, Cemal Süreya, Sezai Karakoç vb. fiairlerin fliirleri bundan yüzy›l sonra okundu¤unda, yaflad›klar› toplumun nesini yans›tt›klar› sorulacaksa, bugünden biz bu soruya cevap arayal›m: Bu flâirlerin fliirleri halk›n hangi derdini dile getiriyor ve bugün bu flâirleri okuyanlar bunlar› hemencecik anl›yorlar m›? Halktan olup olmamak, halk›n derdini yans›tmak-yans›tmamak, üst bir dil kullanmak-kullanmamak, okundu¤unda anlafl›lmak-anlafl›lmamak hesab› yap›lacaksa ikinci yeni fliirini tümüyle çizmek laz›m: Buna kaç kifli cevaz verebilir ki? Böylesi bir saçmal›¤a kim evet diyebilir ki? Dante’nin ‹lahi Komedyas›; Dante’nin, Romal› fiâir Virgilius’un önderli¤indeki Cennet, Cehennem ve Araf gezilerini anlat›r; bu haliyle bu eser yaz›ld›¤› devirdeki Roma toplumunun neyini yans›t›yor veya Shakespeare’nin eserleri o günkü ‹ngiliz toplumun neyini yans›t›yor? Yaflan›lan hayat de¤iflkendir, gelip geçicidir, modlar› vard›r. Bugün zirvede olan yar›n yerlerde sürünür. Oysa insan›n yaflad›¤› hayat ve devirle s›n›rl› olmayan ve hiç de¤iflmeyen yanlar› vard›r ve as›l fliir iflte bunun peflindedir. Yani insanda de¤iflmez olan›n peflinde. Bu anlamda fliir hayattan de¤il, aksine hayat fliirden kopuktur. Walter Andrews flunu söylüyor: Davran›fllar› anlatmak fliirin do¤as›nda yoktur. Bundan dolay›, gazel gelene¤ine, insanlar›n otoriteyle iliflkilerinde nas›l hareket etti¤i üzerine bilgi almak için bakamay›z; halbuki uzmanlar›n, “edebiyat ve toplum” denen temayla ilgili konular› incelerken arad›klar› tam da budur.” Oysa bunun için tarihe, arflivlere, belgelere bakmal›y›z. fiöyle diyor Andrews: “e¤er psikolojik gerçeklik, insanlar›n davran›fllar›n› nas›l yorumlad›klar›yla ilgileniyorsak fliir çok de¤erli bir kaynakt›r.” Bütün bunlar›n da ötesinde Divan fiiiri denince bugün hayattan kopuk oldu¤u söylenen veya elit bir dünyan›n sözcülü¤üyle itham edilen k›s›m bu fliirin gazeller alemidir. Kasideler, gazavat nâmeler, Atâî ve Sâbit gibi flâirlerin kaleme ald›¤› baz› mesneviler, Ba¤datl› Rûhî ve Tafll›cal› Yahya gibi flâirlerin yazm›fl oldu¤u 95 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim Bugün Shakespeare hakk›nda ayd›nlat›c› tek bir paragraf bilgi bile bulunmazken, Shakespeare’nin ça¤dafl› yüzlerce Türk flâiri hakk›nda bilgi veren onlarca tezkire var. Divan fliirinde hayat› sorgulayanlar sanki Tezkirelere bakt›lar ve orada hayat›n olmad›¤›n› gördüler de ithamlar›nda ›srar ediyorlar; daha biz bu kadar önemli kaynak olan Tezkireleri bile yay›nlayamad›k. Bir sayfa ka¤›d›n alt›n hükmünde oldu¤u ça¤larda, binlerce sayfa eser veren atalar›n› sorgulayan ve itham eden nesiller, en az atalar›n›n yazd›klar› sayfa say›s›nda araflt›rma yapsalard›, biz bugün bunlarla u¤rafl›yor olmazd›k. terkib veya terci-i bendler, bilhassa divanlar›n son k›s›mlar›nda yer alan k›talar vb. incelendi¤inde hayat ve edebiyat iliflkisi daha iyi anlafl›lacakt›r. Divan fliirinin hayattan kopuk oldu¤unu söyleyenlere mesela Bâkî devrindeki hayat hakk›nda soru soracaks›n, acaba ne derlerdi ki? Sanki bugün elimizde Osmanl› gündelik hayat›yla ilgili bol bol eser var da biz onlara bakarak konufluyoruz. Bu ithamlar› yapanlar, Osmanl› hayat›n› çok iyi biliyorlar da ifl edebiyata geldi mi anlam›yorlar, böyle bir fley mi var? Bugün Shakespeare hakk›nda ayd›nlat›c› tek bir paragraf bilgi bile bulunmazken, Shakespeare’nin ça¤dafl› yüzlerce Türk flâiri hakk›nda bilgi veren onlarca tezkire var. Divan fliirinde hayat› sorgulayanlar sanki Tezkirelere bakt›lar ve orada hayat›n olmad›¤›n› gördüler de ithamlar›nda ›srar ediyorlar; daha biz bu kadar önemli kaynak olan Tezkireleri bile yay›nlayamad›. Bir sayfa ka¤›d›n alt›n hükmünde oldu¤u ça¤larda, binlerce sayfa eser veren atalar›n› sorgulayan ve itham eden nesiller, en az atalar›n›n yazd›klar› sayfa say›s›nda araflt›rma yapsalard›, biz bugün bunlarla u¤rafl›yor olmazd›k. Sadece Shakespeare ad›na yap›lm›fl sözlükler var, hatta Shakespeare’in her bir eseri için haz›rlanm›fl sözlükler yap›lm›fl, bugün bizim elimizde b›rak›n her hangi bir divan flâiri ad›na haz›rlanm›fl sözlü¤ü, Divan fliirinin sözlü¤ü yok? Konuflmas› kolay, ben flimdi iddia ediyorum, Divan fliirinin anlafl›lmas›ndaki en büyük engellerin bafl›nda Türkçe geliyor. Arapça ve Farsça’n›n onlarca sözlü¤ü var, fakat Divan fliirindeki Türkçe kelimeler üzerinde haz›rlanm›fl bir tek Türkçe sözlük yoktur. U¤raflanlar bilirler, divan fliirinde en yorucu kelimeler genellikle o ça¤›n gündelik hayat›nda kullan›lan Türkçe kelimelerdir, çünkü bunlar›n gündelik oldu¤u kadar, ba¤lam anlamlar› da ç›kar›lmam›fl. Elinde hiçbir kaynak yok sonra anlam›yorum diyeceksin, tabii ki anlamayacaks›n, çünkü anlaman› mümkün k›lan kaynaklardan ve anahtarlardan mahrumsun. 96 Her edebiyat›n, derinlere nüfuz etmifl bir kavramlar dünyas› vard›r. Marksist edebiyat›, proleter, burjuva, üst s›n›f, alt s›n›f, çat›flma, iflçi ve çal›flma hayat› kavramlar› d›fl›nda düflünmek ne kadar mümkündür? Bat› edebiyat›n› anlamak için üretim-tüketim kavramlar›na ve s›n›rlar› dinli veya dinsiz dünyan›n söylemlerine uzanan, Yunan ve Roma mitolojisiyle içli d›fll›, kilisenin söylemlerine bulaflm›fl veya tamamen bu söylentilere s›rt›n› dönmüfl kavramlar›n› bilmeye ihtiyaç var. Divan fliirini anlamak demek, onun dayand›¤› temel kavramlar› anlamak demektir ve bu da aflkt›r. Onlar›n anlad›¤› anlamda aflk› anlamayan bu edebiyat› da anlamam›fl demektir. Onlar›n aflktan ne anlad›¤›na ise Yunus Emre flu m›sralar›yla tercüman olmufl: Aflks›z adem dünyada belli bilin yok durur Her biri bir nesneye sevgisi var âfl›kdur Çalab›n dünyas›nda yüz bin türlü sevgi var Kabul et kendözüne gör kang›s› lay›kdur Mesele Yunus’un dedi¤i gibi: fiu dünyada her kim varsa onun mutlaka bir nesneye karfl› aflk› vard›r. ‹flte bu nesne divan fliirinde sevgili ad›n› al›r. Sevgilinin kimli¤ini sorgulamak kadar abes bir fley olamaz. Kimine göre bu Allah’t›r, kimine göre parad›r, kimi bir kad›n›n müfltak›d›r, kimi bir mevkinin, kimi kendisini bir çocu¤un hasretine kapt›r›r, kimi bir diplomaya ulaflman›n ›st›rab›n› çeker. Bütün bunlar iflte birer aflt›r ve divan fliiri bütün bu aflklar›n afl›klar›n› anlat›r: buradan rahatl›kla anlafl›laca¤› gibi, aflk›m›z bizi hep meflgul eder, sevgilimizin bizim aflk›m›zdan bir haberi yoktur; ac›mas›zd›r, gaddard›r, iltifat etmez, hiç ilgilenmez. Gündelik sevgililer de öyle de¤iller mi? Üniversiteye haz›rlanan bir ö¤renciyi düflünün, gece gündüz a¤lar durur; yani o s›navda baflar›l› olmak için yan›p tutuflmakta ve sürekli ac›lar çekmektedir. Sevgilisi o an için üniversitedir; bu sevgilinin o afl›ktan haberi var m›d›r? temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında Tabii ki yoktur, sevgili bir ama afl›klar binlercedir. Divan fliirindeki mesela: Geh yafl gelür gözümden ü geh yafl yerine kan Derd-i derunu bilmeye bu macera yeter Diyen Necâtî’nin beytini ele alsak buradaki âfl›k›n kimli¤i hakk›nda ne söyleyebiliriz? fiâir diyor ki; gözümden bazen yafl, bazen de yafl yerine kan gelir; içimdeki dertleri anlamak için sadece bu hale bakmak bile yeterlidir. Biz buradan ne anlam ç›kar›yoruz? Burada dertleri kendisini kan a¤latacak kadar bunaltan bir insandan bahsedilmektedir. Bu insan hangi dertten bunalm›flt›r? Aflk derdinden. Peki bu aflk neye karfl› bir aflkt›r? Efendim neye karfl› olursa olsun. Çocu¤u olmad›¤› için hastane köflelerinde doktorlardan medet bekleyen bir anne babaya bu beyti uygulasak o derde tercüman olmaz m›? Veya üniversiteye haz›rlanan bir genç bu beyti okusa tam da kendisini ifade etmifl olmaz m›? Yunus Emre’nin dedi¤i gibi iflte herkesin bir nesneye aflk› vard›r ve divan flâiri de bu aflk›n tercümanl›¤›n› yapmaktad›r. Tabii ki bir de herkesin aflk›n›n meflguliyeti kendisinedir ve herkes kendi aflk›n›n hasretiyle o kadar meflguldür ki, gayriye gözünü kapam›flt›r, milletvekili olmak için diyar diyar gezen bir âfl›k›n ÖSS için yanan bir âfl›kla ne alakas› olabilir ki? ‹flte bu durum bize flunu söyler: herkesin bir aflk› var ve ona sayg›l› ol! Biz bu düflüncenin neresindeyiz. Divan fliirini anlamak için en basitinden bu felsefik duruflu bilmek gerekiyor. Oysa bugün biz o kadar bigane yafl›yoruz ki! Gündelik hayat›m›zda, sabah kalk›fltan gece yat›fla kadar, s›ralarsak hayat›m›za neler giriyor, nelerin endiflesini çekiyor nelerin planlar›n› yap›yoruz. Oysa bir de Mecnun’a bakmal›: Bu adam›n 24 saatinin tek endiflesi vard›: Leyla! Bu fliire mecnun gözüyle bakmayan bu fliirden bir fley anlamaz.. 3) Orta ö¤retimde klasik edebiyat› okutacak ö¤retmenleri yetifltiren bir akademisyen olarak siz, üniversiteye yeni bafllayan ö¤rencilerinizin klasik edebiyat konusundaki birikimlerini nas›l de¤erlendiriyorsunuz? Toplumun de¤iflik kesimlerinde var olan ön yarg›lar› bu ö¤rencilerinizin de paylafl›p paylaflmad›¤› konusunda neler söylersiniz? Bu konuda ne söyleyeceklerim gayet aç›k: O da sonucun bir facia oldu¤udur. Her sene birinci s›n›fa ge- temmuz-ağustos 2006 e¤itim len ö¤rencilerimize ilk derste “Eski Türk Edebiyat›, Divan Edebiyat›” denince akl›n›za neler geliyor? diye soruyorum. Bu soruya, olumlu s›fatlar› kullanarak cevap veren daha bir kifliye bile rastlamad›m. Bütün cevaplar hep olumsuz yarg›lar› yans›t›yor: “Hayattan kopuk, yüksek zümre edebiyat›, anlafl›lmaz bir dili var, gereksiz süs göstergesi, sanat için sanat yap›lm›fl, saray edebiyat›, âfl›k-mafluk edebiyat› vb.” Bir milletin edebiyat tarihi, yaz›l› k›sm›yla yaklafl›k 1300 y›l ise ve bunun 1000 y›l›n› da bahsedilen bu olumsuz yarg›l› edebiyat oluflturuyorsa, üniversitede edebiyat okumaya gelen insanlar da, lisans hayat› boyunca okuyacaklar› ve tarihlerinin bin y›l›n› kapsayan edebiyat hakk›nda bunlar› düflünüyorlarsa ve onu gereksiz bir söz y›¤›n› olarak görüyorsa, daha neyin sorgusunu yapaca¤›z ki? ‹ngiliz Edebiyat›, Alman edebiyat› veya ‹spanyol edebiyat› Bölümü okumaya giden ‹ngiliz ve ‹spanyol veya Alman ö¤renciler de kendi tarihleri için acaba ayn› fleyi mi söylüyorlard›, mesela bugünkü Bat›l› halklar, geçmiflte baz› düflünürleri eserlerini Latince yazd› diye, acaba onlar› d›fllam›fllar m›yd›? ‹nsan mukayeseli düflünmeyince kafas›ndaki sorulara asla doyurucu cevaplar alamaz. Bunu abartmadan söylüyorum, ö¤rencilerimizin ço¤u Lise y›llar›nda Divan fliiri hiç görmemifl, hocalar› gereksiz diye atlam›fl, baz› hocalar aç›kça bu fliirin düflmanl›¤›n› yapm›fl –karfl›l›kl› konuflmalardan anl›yorsunuz-, Hemen bütün ö¤renciler ÖSS’de sorulmuyor diye zaten hiç ilgilenmemifl. Bizim bafl›m›zda bu ÖSS oldu¤u müddetçe, bizler lise hayat›m›zdan asla bir verim alamayaca¤›z. Zira siz de biliyorsunuz ki, Lise e¤itiminin as›l amac›, kendi kültürünün temel unsurlar›na vak›f, dünyay› az çok tan›yan, kendisiyle ve çevresiyle bar›fl›k orta insan yetifltirme iflidir. Oysa bizde Lise e¤itiminin tek bir gayesi vard›r; ÖSS öncesi son basamak olmak. Lise hayat›nda -bilgi, kültür, ilim dahil- bir fleyin ÖSS’de soruluyor veya sorulmuyor olmas›na göre bir anlam› vard›r. Divan fliiri soruluyor mu? Sorulmuyor. O zaman geçiniz. ‹nsan düflünmeden edemiyor: Bu kadar farkl› illerden, bu kadar farkl› okul ve hocalardan gelen ö¤rencilerin neredeyse tamam› Divan fliiri hakk›nda olumsuz yarg›lar tafl›yorsa bunun sebebi onlar› okutan hocalard›r; demek ki bu hocalar›n kendileri bu edebiyat›n bî-gânesi. Peki bunun sebebi ne? Bunun sebebi de flüphesiz Üniversite e¤itimi, zira Lisedeki hocalar› 97 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim üniversite yetifltiriyor. Ben kendim için söyleyeyim, bu edebiyat›n anlafl›lmas› için gerekli bütün çabay› gösterdi¤ime inan›yorum, bu edebiyat›n evrensel nitelikleri üzerine elimden geldi¤ince ö¤rencinin gündelik hayat›na yans›yan yönüne de e¤ilerek bakmaya çal›fl›yorum, bu edebiyat›n hemen her beytiyle, ö¤rencinin yaflad›¤› hayat aras›nda, yaflad›¤›m›z hayat aras›nda ba¤lar› göstermeye gayret sarf ediyorum. Di¤er milletlerin edebiyatlar› ile mukayeseler yap›yor ve sonuçlar› ö¤rencilere b›rak›yorum. Bu güne kadar bu fliire düflman bir tane bile ö¤rencimin kald›¤›n› zannetmiyorum. En az›ndan kafas›nda pek çok sorgulay›c› haneler aç›l›yor, mukayeseler yapma imkân› do¤uyor. Üniversite e¤itiminde klasik fliiri hakk›yla anlayan ve onu seven insanlar yetifltirmedikçe , liseden gelen ö¤rencilerden flikayet etmeye hiç hakk›m›z yok. Bir ö¤rencim “bu edebiyat saray edebiyat›, halkla alakas› yok” demiflti. Ben de “ne biliyorsun, divan flâirleri hakk›nda bir araflt›rma yapt›n m›? Mesela Sarayla içli d›fll› olmufl bir divan flairi söyleyebilir misin?” diye sormufltum. Tabii ki bu soruya verecek detayl› bir cevab› yoktu, daha do¤rusu pek çok kiflinin bu soruya verecek cevab› yoktur. Hayat› çöllerde geçmifl ve hayat›nda hiç saray görmemifl Fuzûlî’nin saray flâiri olmas›n›n anlam› neydi ki? ‹fl yine de üniversite e¤itiminde kitleniyor. Bugün üniversitelerimiz, 20. yüzy›l›n bafl›ndaki bölümlemeler, yarg›lar ve saptamalarla bu edebiyat›n e¤itimini yapmaya çal›fl›yor. Bizler halen Nam›k Kemal’in bu edebiyat› ac›mas›z ve insafs›zca yarg›lad›¤› yerdeyiz. Fizik’imiz, Kimya’m›z, T›p’›m›z, Co¤rafya ve Tarih’imiz bugün Nam›k Kemal’in oldu¤u zamandaki haliyle mi duruyor? Tabii ki hay›r, ama eski edebiyata bak›fl›m›z, Nam›k Kemal’in bak›fl›n› aflm›fl de¤il, var›n siz buna ne derseniz deyin. Koca koca adamlar, flâirler ç›k›p da “bizim fliirimiz Naz›m Hikmet’le bafllar; biraz daha geri gitsek Tevfik Fikret’e gideriz” derse, ÖSS ile bo¤uflan zavall› ö¤renci ne yaps›n? Bizim bu durumdaki komik durumumuzu T.S.Eliot’un bir tespitindeki mukayese ile vermek gerekir. Eliot’un “Klasik Nedir?” ad›n› tafl›yan çok ünlü bir makalesi vard›r. Eliot burada, klasik olman›n anlam› üzerinde duruyor ve kendi toplumunun fliirleri için “kayna¤›m›z Shakespear’dir” bile demiyor, fliirlerinin kayna¤›n› ve bafllang›c›n› Roma’n›n büyük flâiri Virgilius’a ba¤l›yor ve “klasi¤in tan›m›n› yapmak demek Virgilius’un fliirinin tan›m›n› yapmak demektir” diyor. 98 ‹ngiliz veya Amerikan fliirinin Virgilius’a olan borcu nedir? Bunu sorgulamak laz›m. Onlar klasik olmay› olabildi¤ince tarihin bilinmeyen en eski zamanlar›na gitmek olarak alg›larlar, bizler tarihi inkârla güçlenece¤imizi zannederiz. fiunu düflünmek gerekiyor: ‹ki insan var, biri “fliirimizin tarihi ve kökenleri iki bin y›l önceye dayan›r.” desin “öbürü de “bizimki de yetmifl y›l önceye dayan›r” desin. Bu mukayesenin bizi nas›l bir sonuca götürece¤i bafltan bellidir. Sonuçlar› tart›flmaya hiç gerek yok. Bu sonucu do¤uran etkenlere bakmak laz›m. 4) Klasik edebiyat›m›zda nesrin ihmal edildi¤i, yahut insan› derinlemesine anlatan metinlerin yaz›lamad›¤› iddialar›nda do¤ruluk pay› var m›d›r? Böylesi bir karara varanlar acaba nas›l bir araflt›rman›n sonucunda bu hükmü ileri sürmüfller. Bana göre bu sonuca varmak için belli aflamalar› kat etmek gerekir. Bir defa, klasik edebiyatta nesrin ihmal edildi¤ini söyleyenler, klasik edebiyattan kaç nesir eseri okumufllard›r, b›rak›n okumay› kaç nesir eseri görmüfllerdir? Sanki klasik edebiyat›n bütün nesir eserleri yay›nland›, bizler bu eserleri okuduk, insan› anlatmad›¤›na dair bir kanaate vard›k, var m› böyle bir fley? Klasik edebiyat›m›zda kaç tane nesir eseri oldu¤unu bir bilen var m› Allah aflk›na? Ne kadar kolay hükme var›yoruz. Ben bu sorunuza olumlu veya olumsuz cevap veremem. Mant›ken bu sorunun cevaplanmas› ve yukar›daki gibi veya onun aksine bir hükme var›lmas› için bütün bu nesir eserlerinin yay›nlanmas› ve mukayeseli incelemelerinin yap›lmas› laz›m. Bugünkü Bat› dillerinin hiçbiri bu haliyle yokken bizler Anadolu’da Türkçe nesir eserleri veriyorduk, bunu bilen kaç kifli vard›r. Kaygusuz Abdal›n o kusursuz ve saf Türkçeyle yazd›¤› nesirlerdeki insan-› kamile iliflkin saptamalar›n› kaç kifli okumufl da bu sonuca varm›fl ki? Nesir son yüzy›llar›n iflidir. ‹nsan› derinlemesine anlatan eserlerin nesir olmas› düflüncesi bir baflka komedidir. Shakespeare, insan› en derinlemesine anlatan, ruh ve kiflilik tahlilleri psikolojinin konusu olmufl, hatta kahramanlar› insan›n soyut hallerinin simgesi olmufl tarihin en önemli sanatkarlar›ndan birisidir. Sonuç: Shakespeare’in bütün eserleri fliirdir, nesrini bilen var m›? Bu mant›¤a göre, Mevlânâ veya Yunus Emre insan› derinlemesine anlatan eserler vermemifl olmal›lar, çünkü onlar› o yapan fliirleri, nesirleri de¤il ki? temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında Bugün nesre atfedilen ve dolay›s›yla fliirden üstün oldu¤u söylenen haller modern ça¤›n mitlerinden ibarettir. Nesir, fliire göre çok çok yenidir. fiiir bir pir-i fani ise nesir daha yeni yetme bir delikanl›d›r. fiiir gönlün ve hissin dili iken, nesir akl›n ve düflüncenin dilidir. fiiir, varl›¤› mum ›fl›¤›n›n yar› ayd›nl›¤›nda hayal meyal görüflün ürünüyken, nesir elektri¤in tastamam ayd›nlatt›¤› parlakl›¤›n gizem ve s›r b›rakmayan berrakl›¤›d›r. Ayd›nlanma ça¤›n›n, materyalizmin, naturalist ve ak›lc› bak›fl›n hakim oldu¤u bir dünyada fliirin ifli olamazd›, yerini nesire b›rakt›. O da romanda vücut buldu. Nesrin üstünlü¤ünü ispat için, fliire laf dokundurman›n bir anlam› yok. ‹nsan› derinlemesine anlatman›n nesir veya fliirle do¤rudan bir alakas› da yok. Bu, nâz›m ve nâsir’in gücüne bakar. Fakat flu söylenebilir: Bu ça¤ nesir, dolay›s›yla roman ça¤›d›r; fliirin bir üvey evlat muamelesi görmesi ve ötelenmesi normaldir, zira onun ça¤› geçmifl, ancak bir iki ferdin teselli hanelerinde kalm›flt›r. 5) Yüz y›llar boyunca tekamülünü sürdürerek bir imparatorluk kültürü seviyesine ulaflm›fl klasik edebiyat›m›zdan yeterince faydalanabilmek için sizce araflt›rmac›lara, ö¤retmenlere ve ö¤rencilere düflen görevler nelerdir? Bu soruya k›smen yukar›da cevap vermifl olduk. Bu konuda kendisine görev düflen ilk yer üniversitedir. Daha sonra di¤erleri gelir. Fakat flu söylenmelidir. Yüce milletimizin kendinden olanlarla daima bir problemi olmufltur ve olmaktad›r. Bugün de ayn› fleyler söylenebilir. Bugün Türkçenin Bat› dilleri karfl›s›ndaki savunmas›z kal›fl›ndan atalar›m›z sorumlu de¤il her halde, biz sorumluyuz. Ö¤retmenlerimiz ve sonra ö¤rencilerimiz bu edebiyat›n kendi milletinin edebiyat› oldu¤unu kabul edecekler. Selçuklular›n Resmi dili Farsça idi. Dolay›s›yla Selçuklulardan bugüne intikal eden Türkçe eser say›s› bir elin parmaklar› say›s›n› geçmez. Osmanl›lara, resmi dilin Farsça veya Arapça olmas› yönünde çok bask› olmas›na ra¤men onlar, asla bunu kabul etmemifller. E¤er Osmanl› da resmi dili Türkçe de¤il de Arapça veya Farsça seçmifl olsayd›, bugün Bat› Türkçesi diye bir Türkçe olmayacakt›. Anlamak, bir çaba içine girmek demektir. Bugün Mona Lisa tablosu hâlâ tam anlam›yla anlafl›lm›fl temmuz-ağustos 2006 e¤itim de¤ildir; Shakespeare’nin eserleri üzerine yap›lan anlam yorumlar› hâlâ devam etmektedir ve bir sonuca ulafl›lamam›flt›r. Hiçbir sanat eseri öyle bir bakmaya anlafl›lmaz, anlafl›lmak için kendisini oluflturan sanatkar›n metinler aras›l›¤›n› bilmeye, kulland›¤› kaynaklar› tan›maya, edebi metnin ço¤ul anlam üzerine kuruldu¤una inanmaya ve varl›k tabakalar›n› çözmek için uzun bir çabaya girmenin gerekli oldu¤u bilmeye gerek vard›r. fiâirler s›n›rs›z ve sonsuz duygular alemini, son derece s›n›rl› bir dille anlatmaya çal›flmaktad›rlar. Bizler bile bazen duygular›m›z› dille de¤il, dil içinde özel bir alan olan deyimlerle anlatmaya çal›fl›r›z, bu, sadece kelimelerin ve yal›n anlamlar›n yetersizli¤indedir. Orhan Veli gibi bir flâir bile e¤er anlatam›yorum diyorsa siz var›n bizim halimizi düflünün –Orhan Veli’nin anlatamamas› da ayr› bir meseledir. fiiir anlay›fl› gere¤i Orhan Veli, eski fliirin ifadeyi dile getirme vas›talar›n›n tümüne karfl› ç›kt›: vezin yok, kafiye yok, sanat yok, mecazi dil yok, süslü anlat›m yok... anlatmak için elzem olan her fleyi yok etmiflsin, nas›l anlatacaks›n?- Anlatamad›¤›n› yine de anlatmak isteyen flâir bu sefer dilin mecazlar, göndermeler, deyim ve terimler alemine s›¤›nmakta ve dilin ço¤ul anlat›m imkânlar›n› kullanmaktad›r. Hemen her fliir bu yola baflvurur. Okuyucu bunu bilmelidir. Divan fliirine gelince ifl daha da de¤ifliktir. Çünkü bu fliiri anlamak için o ça¤›n argumanlar›n› da bilmeye ihtiyaç vard›r. E¤er bir kifli Süleymaniye camiine bir bakmayla, Karahisârî hatt›n› bir görmeyle, Levnî’nin bir minyatürünü bir süzmeyle, Sultan Ahmet çinilerini bir kez izlemeyle anl›yorsa, Divan fliiri metnini de bir okumayla anlar. ‹lk önce flunu teslim etmek laz›m. Hiçbir sanat eseri öyle bir bakmayla/okumayla/dinlemeyle anlafl›lmaz. Bir sanat eserinin anlafl›lmas› için nas›l bir çaban›n gerekti¤ini merak edenler Freud’un sanat ve sanatç›lar üzerine yazd›¤› kitab›n› okumal›lar. Freud burada Mikelange’nin ünlü Musa Heykeli üzerinde Bat›da yüzy›llar boyu yap›lm›fl çal›flmalar› en ince noktas›na kadar sayfalarca anlat›yor. Sonuç: Daha tam olarak anlafl›lamad›. ‹ngiliz edebiyat› bugün hâlâ Hamlet’in neden babas›n› öldüren kifliyi (amcas›n›) eline f›rsat geçti¤i halde öldürmedi¤ini çözmeye çal›fl›yor. Metin en az kurucusu kadar bir ›st›rap çekene kendisini sunar. Geriye kalan›n baht›na düflen uzanamad›¤›na murdar demektir. 99 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim SORUfiTURMA FAT‹H KÖKSAL* 1) Klasik edebiyat, kültür tarihimizde etkisini as›rlarca hissettirmifltir. Bugün için bu kültürel oluflumun ifllevini tamamlayarak kültürel alandan çekildi¤i söylenebilir mi? Ça¤dafl edebiyat›m›z›n klasik edebiyat verimlerinden yararlanabilece¤i unsurlar mevcut mudur? fiüphesiz ki milletlerin hayatlar›nda devaml›l›k esast›r. Bu devaml›l›k, kültür söz konusu olunca daha da öne ç›kar. Millet hayat›ndaki siyasî geliflmelerin kültürel hayat› çok ciddi boyutlarda etkiledi¤i do¤rudur. Fakat bahsini etti¤imiz kültürel devaml›l›k her fleye ra¤men tabiî seyrinde devam eder. Klasik edebiyat›m›z›n on dokuzuncu yüzy›lla birlikte bir inhitat devrine girdi¤i bir gerçektir. Dünyadaki ve Türkiye’deki geliflmeler göz önüne al›nd›¤›nda bu çekilifl de tabiî idi. Siyasî manada Bat›’ya yönelen Osmanl›, ayn› h›z ve kararl›l›kta olmasa da edebî cihetten de tercihini Bat› tesirine girmekte yapt›. Bununla birlikte yaklafl›k yedi yüz y›la yak›n bir zaman bu milletin münevver zümresinin hissiyat›n› terennüm vas›tas› olmufl Klasik edebiyat›n kültürel hayattan tamamen çekilmesi de söz konusu olamazd›. Nitekim günümüz edebiyat›nda hâlâ bu gelene¤in izlerinin oldukça ciddi oranda var oldu¤unu söyleyebiliriz. Bu tesiri ana hatlar›yla, do¤rudan eskiye benzer tarzda yazmak ve eskinin bir tak›m unsurlar›n›n / malzemelerinin kullan›lmas› fleklinde iki boyutta görüyoruz. Birinci gruba girenler baflta vezin Talas’ta mahalle komflumuz yafll› bir Vasfiye Teyze vard›. Osmanl› yâdigâr›… Tamamen ümmî idi. Fakat tesadüfen ö¤rendi¤im bir fley beni hayretlere düflürdü. Annem Vasfiye Teyze’nin eski fliirler bildi¤ini söyleyince ziyaret ettim. Kad›nca¤›z Fuzûlî’den ard› ard›na yedi sekiz tane gazel okudu. “Daha da okurum” diyordu. (aruz vezni) olmak üzere naz›m flekilleri ve hatta dil olarak eski flairlerimize öykünerek yazanlard›r. Bunlar aras›nda özellikle akademisyenlerin öne ç›kt›¤›n› görüyoruz. Bunlar eserlerine “Divan” demekten de imtina etmemifllerdir. Hemen akla gelenler aras›nda Nejat Sefercio¤lu’nun “Divançe-i Sefer”’ini., fiahin Uçar’›n “fieydâ Divan›”n›, Mikâil Bayram’›n “Sarâyî Divan›”n› sayabiliriz. fiair kimlikleriyle öne ç›km›fl olmamakla birlikte klasik fliirimiz tarz›nda fliirleri oldu¤unu bildi¤imiz Cemal Kurnaz, Cem Dilçin, Mustafa Aslan gibi baflka akademisyenler de vard›r. ‹simleri ço¤altmak mümkün. Meselâ talebesi olmakla iftihar etti¤im hocam Haydar Ali Diriöz’ün fliirlerini okuyan birinin onlar› bir 16 veya 17. yüzy›l flairine ait olmad›¤›n› anlamas› çok zordur. Belki bunlar flahsî nostalji denemeleri veya eskiye olan sevgi ve sayg›n›n d›flavurumu olarak de¤erlendirilebilir. Fakat madem ki yaz›l›yor, bir vak›a olarak bunu kabul etmek durumunday›z. ‹kinci gruba girenler aras›nda Attila ‹lhan, Sezai Karakoç, Hilmi Yavuz gibi isimler say›labilir. Bu flairler eski fliirimizi fliirlerinin sat›r aralar›nda “ziynet” olarak ifllemifl, tamamen yeni tarzda kurgulanan fliirlerinde eski fliirin motiflerini, telmih ve istiarelerini de¤erlendirmifllerdir. Bir de Yahyâ Kemâl tarz›n›n takipçisi diyebilece¤imiz Mehmet Ç›narl›, Abdullah Öztemiz Hac›tahiro¤lu, rubâi tarz›nda Fuat Bayramo¤lu, bütün fliirleriyle bu vadide de¤ilse de Abbas Sayar gibi bu iki grup aras›nda duran isimler vard›r (Bu hususta teferruat için *Doç.Dr.,Gazi Üniversitesi K›rflehir Fen Edebiyat Fakültesi,Türk Dili ve Edebiyat› Ö¤retim Üyesi 100 temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında Muhsin Macit’in “Gelenekten Gelece¤e” adl› kitab› görülmelidir). Gelelim sorunuzun ikinci boyutuna… Günümüz edebiyat›n›n klasik edebiyat›m›zdan istifade edebilece¤i unsurlar çoktur. Bu malzemenin bafl›nda bence “dil” gelir. fiairimiz, yazar›m›z -özellikle gençleri kastederek söylüyorum- eski edebiyat›m›za yak›nl›¤› ve yatk›nl›¤› nispetinde dilini gelifltirecek, zenginlefltirecektir. Klasik fliirimizin ola¤anüstü zengin hayâl dünyas›, bak›fl aç›s›n› farkl›laflt›racak, ona eflyaya, insana ve olaylara çok boyutlu bakma melekesi kazand›racakt›r. Aruzu iyi tan›mas› naz›m diline âhenk kazand›racakt›r (Elbette bununla, aruzla yazmay› de¤il, aruzdan faydalanmay› kastediyorum). Hatta diyebilirim ki klasik fliir bilgisi sadece naz›m de¤il nesir dili üzerinde bile hofl tesirler yaratacakt›r. Nitekim postmodernizm denen fley, eskiyi önemli bir malzeme olarak de¤erlendirme ihtiyac›ndan do¤mufltur. Asl›nda bu konu bir sorunun s›n›rlar›n› çok çok aflan boyutlar› kapsar. Tevâfuk galiba… Biz bölüm olarak 28 Nisan 2006 tarihinde tam da sizin sorunuzdaki konuyu ele alan bir sempozyum düzenliyoruz: “Gelene¤in ‹zinde Edebiyat›m›z”. Bu sempozyuma sunulacak bildiriler bas›ld›¤›nda bu meselelere büyük katk› sa¤lanaca¤›n› düflünüyorum. 2) Divan fliirinin gerçek hayattan uzak oldu¤u, soyut bir dünyay› ifade etmeye çal›flt›¤› bu sebeple de halk›n bu fliirden uzak kald›¤› iddialar› için neler söylemek istersiniz? ‹sterseniz sondan bafllayal›m. “Halk›n bu fliirden uzak kald›¤›” iddialar› do¤ru mudur? Ben bu hususta çok net ve somut bir fley söylemek istiyorum. Yazma eser kütüphanelerimizde cönklere de, fliir mecmualar›na da çokça rastlan›r. Bunlar hususi kütüphanelerde de vard›r. fiekli sebebiyle “danadili” de denilen cönkler de, fliir mecmualar› da kiflilerin kendi zevk ve be¤enilerine göre derleyip toplad›¤› muhtelif flairlerin fliirlerinden oluflturulmufl el yazmas› eserlerdir. Cönkler ile mecmualar aras›ndaki temel fark, cönklerin daha ziyade k›rsal kesimde yaflayan fliir merakl›lar› taraf›ndan düzenlenirken, yani cönklerde a¤›rl›kl› olarak halk flairlerine yer verilirken, fliir mecmualar›nda daha ziyade divan flairlerinin fliirlerinin bulunmas›d›r. Ana hatlar›yla böyle iken birçok cönkte Fuzûlî, Nesîmî, Hayâlî, Yahyâ Bey vb. divan flairleri, halk flairleriyle yan yana boy gösterirler. Bununla birlikte birçok mecmuada da temmuz-ağustos 2006 e¤itim Yunus Emre’den, Dertli’den, Gevherî’den, Âfl›k Ömer’den manzumelere rastlars›n›z. fiimdi mümkün müdür ki, bu insanlar bilmedikleri, anlamad›klar›, sevmedikleri fliirleri tamamen kendi zevklerine göre tuttuklar› bu defterlere yazs›nlar. Tek bafl›na bu bile bize az çok mürekkep yalam›fl, fliir zevki olan insanlar›n klasik flairleri tan›d›klar›n› ve anlad›klar›n› gösteriyor. Burada “az çok mürekkep yalam›fl” tabirini bilerek ve özellikle kulland›m. Çünkü cönklerle hafl›r neflir olanlar iyi bilirler ki cönklerdeki imlâ klasik imlâya ço¤u zaman uymaz. Cönk derleyicisi Arapça veya Farsça kelimeleri de Türkçe bir kelime gibi düflünür, ha’lar, h›’lar, güzel he’ler birbirine kar›fl›r. Z› ile yazaca¤›n› da, dat ile yazaca¤›n› da ze ile yazabilir. Yani bunlar medrese tedrisinden geçmemifl, ancak kendince okuyup yazacak kadar tahsil görmüfllerdir. Buna ra¤men klasik flairlerimizi takip etmifl, okumufl, anlam›fllar. fiimdi birileri bugünden bakarak halk›n bu fliirleri anlamad›¤›n›, bu fliirlerin halktan ve toplumdan kopuk oldu¤unu iddia ediyorlar. Ben flahsen fluna inan›yorum. “Halk” dedi¤imiz, asl›nda çok da mütecanis olmayan topluluk bugün fliire, edebiyata ve sanata ne kadar ilgili, merakl›ysa, fliir onu ne kadar cezbediyor, ilgilendiriyor ve o fliiri ne kadar anl›yor ise, durum herhâlde eskiden de bundan farkl› de¤ildi. Asl›nda yak›n zamanlara kadar halk›n çok genifl kitlelerinin âflinâ oldu¤u bir edebiyatt› “Divan edebiyat›” dedi¤imiz edebiyat. Talas’ta mahalle komflumuz yafll› bir Vasfiye Teyze vard›. Osmanl› yâdigâr›… Tamamen ümmî idi. Fakat tesadüfen ö¤rendi¤im bir fley beni hayretlere düflürdü. Annem Vasfiye Teyze’nin eski fliirler bildi¤ini söyleyince ziyaret ettim. Kad›nca¤›z Fuzûlî’den ard› ard›na yedi sekiz tane gazel okudu. “Daha da okurum” diyordu. fiimdi bunlara flafl›yoruz de¤il mi? Asl›nda flaflmamal›. Bak›n›z, Elbistan’da bir Cans›z Emmi (Ahmet Cans›z Güllü) vard›. 1990’larda vefat etti. Çok iyi flairdi. Yanl›fl bilmiyorsam ilkokul mezunu idi. Fakat hecenin yan›nda aruzun birçok kal›b›yla Divan fliiri mazmunlar›n› da iflleyen, daha ziyade tasavvufî muhteval›, fliirler yazard›. Çok derin tasavvuf bilgisi vard›. Bir gün bu müktesebât›n›n kayna¤›n› sordum. “Hiiiç” dedi. “Oradan, buradan”. Cans›z Emmi çok mütevaz› bir zat idi ama bu cevap bir tevazu eseri olmaktan ziyade bir samimiyetin ifadesiydi. Y›llar y›l› bize “saray edebiyat›”, “yüksek zümre edebiyat›” diye bir elit tabakan›n edebiyat› olarak takdim edilen bu edebi- 101 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim yat, tasavvuf ve tekke edebiyat›yla birlikte, zengin-fakir, âlim-câhil demeden bütün Anadolu co¤rafyas›n› nak›fl nak›fl ifllemifltir. Klasik edebiyat›n / fliirin toplumdan kopuk olmas› meselesine gelince… Yine benzer bir fley söyleyece¤im. Öncelikle flunu ortaya koymal›y›z. Biz, bundan iki, üç, dört… as›r önce yaflam›fl insanlar› bugünün bilgi, görgü, mant›k ve yaflay›fl›na göre de¤erlendirme hakk›na sahip miyiz? Böyle bir de¤erlendirme tarihî ve sosyolojik bak›mdan anlaml› m›d›r? Biz Bat›’y› tan›maya bafllad›ktan sonra sanat-toplum iliflkisi üzerine kafa yormaya bafllam›fl›zd›r. Yani klasik edebiyat›m›z›n hükmünü sürdürdü¤ü devirlerde sanat toplum için olmal› m›, olmamal› m› gibi ne bir fikir var, ne böyle bir endifle. Seleflerinden ne görmüfllerse onu devam ettirmekteler. Bu da ad› üzerinde “klasik”, yani kurallar› zapt edilmifl, çerçevesi kesin s›n›rlarla çizilmifl bir edebiyat için gayet tabiî bir hâldir. Tabiî bunlar› klasik edebiyat›n sizin vurgulaman›zla “gerçek hayattan uzak oldu¤u” varsay›m›yla söylüyoruz. Acaba gerçekten durum öyle midir? Size iki fliirden bahsedece¤im. ‹kisi de son derece orijinal olan bu manzumeler sorunuzun da cevab› mahiyetindedir. Bu fliirler flahsî kütüphanemdeki el yazmas› fliir mecmualar›nda bulunuyor. Her ikisinin de kim taraf›ndan kaleme al›nd›¤› meçhul. Kaside naz›m flekliyle yaz›lan fliirlerin her ikisinin de baz› karinelerden hareketle 17. yüzy›lda kaleme al›nd›¤›n› anl›yoruz. Peki nedir bu fliirlerin konumuzla ilgisi. fiu: Her iki fliirde de devlet içinde bafllayan bozulma ve toplumdaki kokuflmalar aç›k bir dille gündeme getiriliyor. Bu fliirlerden birincisini K›r›kkale Üniversitesi’nde düzenlenen bir sempozyuma sundu¤um bir bildiri ile tan›tm›flt›m. Di¤eri de -san›r›m yak›nda- Türk Edebiyat› dergisinde dikkatlere sunulacak. Bu fliirlerin özellikle birincisi, padiflaha sunulan bir layiha karakterindedir ve fliirde bugün, de¤il devlet baflkan›na, bir memurun s›radan amirine dahi söyleyemeyece¤i kadar büyük ve tehlikeli laflar edilmektedir. Nedir bu laflar? Toplumun her yan›yla kokuflmaya bafllad›¤›, halk›n ve hatta din adamlar›n›n üstelik din ad›na dinle ba¤daflmayan ifller yapt›klar›, devletin en afla¤›dan yukar›ya, fliirdeki tabirle, asesten (bekçiden) sadrazama kadar yanl›fl ifller yap›ld›¤›ndan, rüflvetin, suiistimal ve yolsuzlu¤un bafl›n› al›p gitti¤i, devrin padiflah›na hitaben bir feryat gibi 102 uzun uzun flikâyet edilmektedir. Alt›n› çizerek söylemek istiyorum: Bunlar “divan flairi”dir. ‹flte kendini toplumdan soyutlad›¤› iddia edilen bu flairler, yeri gelmifl, cesur, kendini yaflad›¤› ça¤dan ve toplumdan sorumlu hisseden, devleti idare edenlerin ancak iki as›r sonra fark›na varacaklar› çöküflün habercisi ve uyar›c›s› olmufllar. fiüphesiz bunu söylemekle bu fliirlerin bütün divan fliirini temsil kabiliyetinde oldu¤unu iddias›nda de¤ilim. Ne var ki bu flairler, mensubu bulunduklar› “klasik” edebiyat›n elverdi¤i ölçüde yaflanan hayat› da fliirlerine aksettirmifllerdir. Kald› ki divan flairlerinin hepsini elit tabakaya mensup kimseler gibi göstermek de büyük bir yanl›flt›r. Bafll› bafl›na bir kitaba konu olacak kadar “Ümmî fiairler” de yetifltirmifltir bu edebiyat. Kuflkusuz burada “ümmî”den okumas› yazmas› olmayan kimseler alg›lanmamal›. Ama kayda de¤er bir e¤itim görmemifl, ço¤u esnaf s›n›f›ndan kimseler de “divan” oluflturacak kadar bu edebiyata âflina olmufllard›r. Osmanl› toplumunda özellikle de flehirlerde kültür düzeyi genel anlamda çok yüksekti. Baflka deyiflle bu, ilimden ziyade “irfan”la izah edilebilir. Toplum tabakalar›n› oya gibi iflleyen “irfan” ve “tasavvuf kültürü”, ilmî tahsil alamam›fl kitleleri belli bir seviyeye yükseltmeye yetiyordu. Cans›z Emmi ve Vasfiye Teyze örnekleri bu muazzam yap›n›n günümüze yans›malar›ndan baflka bir fley de¤ildir. 3) Orta ö¤retimde klasik edebiyat› okutacak ö¤retmenleri yetifltiren bir akademisyen olarak siz, üniversiteye yeni bafllayan ö¤rencilerinizin klasik edebiyat konusundaki birikimlerini nas›l de¤erlendiriyorsunuz? Toplumun de¤iflik kesimlerinde var olan ön yarg›lar› bu ö¤rencilerinizin de paylafl›p paylaflmad›¤› konusunda neler söylersiniz? Yeni gelen ö¤rencilerimizi sadece klasik edebiyat de¤il, hatta sadece edebiyat da de¤il, genel kültür konusunda da -maalesef- çok yetersiz görüyorum. Bu durumdan ö¤renciler sorumlu de¤il elbette. Bölüme gelifl öncesi aflamalar, uygulanan s›nav sistemi ve yerlefltirme flekli bu olumsuzlu¤un temel faktörlerinden. fiimdi söyleyeceklerim, öyle san›yorum ki Türkiye’deki bütün akademisyenlerin müflterek flikâyet konusudur. Ö¤renci, bize gelene kadar hep önüne sunulan temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında haz›r bilgileri kullanm›fl. Önüne dört befl tane seçenek koymufllar, bunlar›n hangisi do¤ruysa seçmesi istenmifl. Yani zekâ parlat›lmam›fl, parlat›lmad›¤› için de körelmifl. Tahmin edebilece¤iniz gibi “test metodu”nun olumsuzluklar›ndan bahsediyorum. Hâlbuki bizde böyle bir sistem yok. Soru sorar›z ve ö¤renciden metin hâlinde cevap bekleriz. Bir beyti ele alal›m. Ö¤renci beyitteki Arapça, Farsça veya arkaik Türkçe kelimelerin anlamlar›n› sözlükten bulabiliyor fakat bunlar› bir araya getirip kurall› cümle hâline sokam›yor veya bunda çok zorlan›yor. Hadi bunu baflard› diyelim, ötesi, yani beyitte flairin neyi murat etti¤i meselesi daha çetin oluyor onun için. Çünkü bunun için bizim tedrisat›m›za gelene kadar hiç görmedikleri, tecrübe etmedikleri bir fleyi, yani beyinlerinin kullanmaya al›fl›k olmad›klar› noktalar›n› zorlamalar›, daha aç›k söyleyelim: “düflünmeleri” gerekiyor. Ne yaz›k ki neredeyse ana okulundan itibaren uygulana gelen bu test sistemi bence e¤itim sisteminin kanamas› hiç durmayan yaras›d›r. Bir baflka mesele, ö¤renciler haz›r gelmiyorlar. fiiire, sanata, edebiyata merakl› oldu¤u için gelen ö¤renci yok denecek kadar az. Yani bir araflt›rmac›, bir ayd›n, bir entelektüel olmak gayeleri hiç olmam›fl. Yegâne hedef bir devlet kap›s›nda ifl bulabilecekleri bir “meslek” edinmek. Zorluk iflte burada bafll›yor. ‹stikbâllerini karanl›k görüyorlar. ‹lk bir senemiz onlar› motive etmek, edebiyat›, Türkoloji’yi sevdirmek ve bilim adam› aday› olmaya özendirmekle geçiyor. ‹flte bu yüzdendir ki ö¤rencilerin klasik edebiyatla ilgili herhangi bir “ön yarg›”lar› da zaten olmuyor. Keflke bir miktar bilgileri olsa da ön yarg›lar› da olsayd›. Böyle söylemekle genel durumu dile getirdi¤imin de alt›n› çizmek isterim. Yoksa nadir de olsa, her nas›lsa kendini yetifltirmifl ö¤renciler de gelmiyor de¤il. Ama genel vaziyet budur. 4) Klasik edebiyat›m›zda nesrin ihmal edildi¤i, yahut insan› derinlemesine anlatan metinlerin yaz›lamad›¤› iddialar›nda do¤ruluk pay› var m›d›r? Bu sorunuzda iki ayr› meseleyi ayn› cümlede ifade ediyorsunuz ama bunlar ayn› fleyler de¤il. Yani insan› derinlemesine anlatan metinlerin nesir diliyle anlat›lmas› bir zaruret de¤ildir. Fakat eski edebiyat›- temmuz-ağustos 2006 e¤itim m›zda nesrin ihmâl edildi¤i bir gerçektir. Hatta “eski edebiyat›m›z bir fliir edebiyat›d›r” desek yanl›fl bir söz etmifl olmay›z. Meselâ 17. asr›n büyük kasidecisi Nef’î, nesir yazmay› bir “tenezzül” meselesi olarak görür. Eski flairlerimiz nesir yazmay› sanat olarak görmedikleri için daha ziyade didaktik konular nesir diliyle anlat›lm›flt›r. Hatta onun için bile “k›smen” kayd-› ihtiyat›n› koymam›z gerekir. Çünkü, bugün nesren anlat›lmas› garip, hatta komik karfl›lanacak türler bile naz›m diliyle kaleme al›nm›flt›r. Say›lar› onlar› bulan manzum sözlükler bunun tipik örnekleridir. Hiçbir sanat ve estetik endiflesi güdülmeyen ahlâk ve nasihat kitaplar›, destanlar, hatta biyografik eserler dahi fliir fleklinde yaz›lm›flt›r. Nazm› nesre tercih salt sanat kaygusu dolay›s›yla de¤ildir. Bunun temel sebeplerinden biri de eski e¤itim sisteminde ezberin oynad›¤› rol ile alâkal›d›r. Nesre göre naz›m vezin ve kafiye dolay›s›yla ezberlenmesi daha kolay oldu¤u için sanat yan› olmayan eserler de nazmen ifade edilmifltir. Klasik edebiyat›m›zda insan›n derinlemesine anlat›lmad›¤› iddias›, bana göre esass›zd›r ve dahas› anlams›zd›r. Tek tek insanlar›n da, toplumun da, sanat ve sanatkâr›n da yaflad›¤› ça¤a göre de¤erlendirilmesi gerekti¤i konusu bu iddia için de geçerlidir. Roman›n, tiyatronun, hikâyenin, denemenin vs. olmad›¤› bir topluma mensup bir sanatkâr›n daha çok bu türlerin konusu olan meseleleri derinlemesine irdelemesi beklenemez. E¤er burada kast olunan “felsefe” ise, genel olarak ‹slam toplumlar›nda, özelde Osmanl› irfan›nda felsefe ne kadar var idiyse klasik edebiyat›m›zda da o nispette vard›. Bununla, sözümün bafl›nda söylediklerimi nakzediyor de¤ilim. Klasik edebiyat›m›zda insan irdelenmifltir. Enine boyuna irdelenmifltir. Aç›n Sinan Pafla’y›… Nesrimizin flâhikas›d›r o. Maarifnâme’ye bak›n, Tazarruât’a bak›n, bafltan sona insan vard›r. Felsefe dahi vard›r. Tabiî “felsefe” tabirini “Yunanî” ve “flüphe” temelli oldu¤u için ‹slama uygun görmediklerinden uzak durmaya çal›fl›yorlar, “hikmet” diyorlar felsefe yerine. fiiirimizde de vard›r insan. Daha bidayetinden beri var. Garîbnâme’de “insan”dan baflka ne vard›r? Nâbî’yi nereye koyaca¤›z? ‹nsan, fikir, derinlik, felsefe nam›na ne ararsan›z vard›r Nâbî Divan›’nda. ‹nsan›n iç ›st›rab›n› Fuzûlî’den güzel anlatan var m›d›r dünya edebiyat›nda? 103 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim 5) Yüz y›llar boyunca tekamülünü sürdürerek bir imparatorluk kültürü seviyesine ulaflm›fl klasik edebiyat›m›zdan yeterince faydalanabilmek için sizce araflt›rmac›lara, ö¤retmenlere ve ö¤rencilere düflen görevler nelerdir? Araflt›rmac›lara düflen görevlerin bafl›nda mevcut metinlerin hepsini yeni Türk harflerine kazand›rmak gelmektedir. Baz›lar› metin hususunu hafife al›r, önemsiz bulurken baz›lar› da zaten önemli hatta ikinci, üçüncü derecede önemi haiz eserlerin çevrildi¤i iddias›yla art›k araflt›rmac›lar›n / bilim adamlar›n›n baflka konulara yönelmesi gerekti¤i düflüncesindedir. Hâlbuki onlarca üniversitemizde yüzlerce bölümde yap›lan çal›flmalara ra¤men kütüphanelerimizdeki yazma, hatta eski harflerle bas›lm›fl kitaplar›n ancak bir k›sm› yeni harflere kazand›r›labilmifltir. Kald› ki bizim kütüphanelerimizin kataloglar› henüz tamamlanmam›flt›r. Özellikle “mecmua” dedi¤imiz içinde birçok eseri bar›nd›rabilen yazmalar›n ayr›nt›l› dökümleri yap›lmadan hiçbir ifli tamamlad›¤›m›z› söyleyemeyiz. Bu mecmualar›n hangi bilinmeyen isimleri ve eserleri bar›nd›rd›¤›n› bilemeyiz. fiuarâ tezkirelerinde kimi flairlerin hâlâ nüshas›na ulafl›lamam›fl irili ufakl› eserlerinden bahsedilir. Bunlar›n birço¤unun kütüphanelerin tozlu raflar›nda mahfuz oldu¤unu düflünüyorum. Elbette çevrilmifl metinler üzerine yap›lacak muhtelif çal›flmalar da bir taraftan devam ettirilmelidir. Bu, iflin belki sorunuzun teflmil etmedi¤i bir boyutu. Fakat söylenen sözlerin belli temellere dayanmas› için metin meselesi son derece önemli. Meselâ yukar›da söyledi¤im iki manzume (kaside) divan flairi–toplumsal hayat iliflkisini vurgulamak bak›m›ndan son derece önemli ve benzerleri çok olmayan k›ymetli metinler. O metinler rastgele iki mecmua aras›nda ç›kmasayd› ben o sözleri sarf edemeyecektim. Ne var ki bunlar, ö¤retmenlerin veya ö¤rencileri do¤rudan ilgilendiren bahisler de¤il. Hatta onlar› ilgilendirmedi¤i gibi uzak olduklar› bu mevzular› okumak onlar› s›kacakt›r da. O hâlde ne yapal›m da klasik 104 edebiyat›m›z› sevdirelim? Bizim lise y›llar›nda üç yazarl› bir Türk Dili ve Edebiyat› ders kitab›m›z vard› (yazarlar›n isimlerini hiç unutmad›¤›m hâlde burada söylemeyece¤im). Kitap, sadece “Divan edebiyat›” ismiyle tan›mlad›¤› klasik edebiyat›m›z› ö¤renci nezdinde ö¤renilmemesi ve hatta tiksinilmesi gereken bir edebiyat olarak takdim ediyordu. Edebiyat hocam›z mecburen okudu¤umuz bu kitapla her gün büyük bir bo¤uflma içinde, asl›nda bu edebiyat›n bizim edebiyat›m›z oldu¤unu anlatma gayretindeydi. Herhâlde hocam›z›n bu gayreti olmasa ben de divan edebiyat›n› yabanc› bir edebiyat belleyecek ve düflman› olacakt›m. Bu memleket maalesef “fâilâtün fâilün’ü ders kitaplar›ndan ç›karaca¤›z” demeyi marifet bilen maarif bakanlar›n› görme talihsizli¤ini de yaflam›flt›r. Yani öncelikle lise ders kitaplar›nda divan edebiyat›n›n bizim öz edebiyat›m›z oldu¤u fikri vurgulanmal›, metinler dili sade fakat anlam zenginli¤i ve söyleyifl nefasetiyle süslenmifl örneklerden özenle seçilmeli; ama evvel emirde ö¤rencilerimizi yetifltirecek ö¤retmenler bu minval üzre yetifltirilebilmelidir. Bu edebiyattan faydalanmak meselesi bir bahs-i digerdir Bu edebiyat, milletin müflterek ve tükenmez hazinesidir ve orta yerde durmaktad›r. Fakat bu hazinedeki cevherlerin de¤erini bilmek için illâ sarraf olmak gerekmiyorsa da ona az çok âflinâ olmak zarureti vard›r. Divan flairleri, ait olduklar› kültür atmosferlerinin diliyle yaz›yorlard›. Onlar› anlamakla mesul biz isek anlamaya gayret etmekten baflka çaremiz yoktur. Onlar› anlamaya çal›flmak ister ö¤renci, ister ö¤retmen, ister yazar-çizer veya daha farkl› meslek ve u¤rafltan kimseler olsun herkesin lehine olacakt›r. ‹lk sorunuzda da bu konuya k›smen temas etmifltim san›yorum; Divan flairini tan›maya çal›flan insan hayata yeni ve farkl› pencereleri de aralar. Herhâlde bu edebiyat› tan›maya bafllayan bizim ö¤rencilerimiz de Hayâlî’nin “O mâhîler ki deryâ içredir deryây› bilmezler” dedi¤i gibi yeni denizlere yelken açm›fllard›r da san›r›m ço¤u fark›nda de¤ildir. temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim SORUfiTURMA ‹nsan, bugününün ve yar›n›n›n köklerini, dünde bulmak ihtiyac›ndad›r. Köksüz, geçmifli olmayan edebiyat olamaz. Edebiyat, fliir de asl›nda usta-ç›rak iliflkisine dayan›r. Usta ifli bilinmeden usta olunamaz. M‹NE MENG‹* Divan edebiyat› bizim de¤ildir diyenler oldu¤u gibi ömrünü doldurdu; ça¤›m›z›n gerisinde kald›; bize bir fley veremez diyenler de var. 1) Klasik edebiyat, kültür tarihimizde etkisini as›rlarca hissettirmifltir. Bugün için bu kültürel oluflumun ifllevini tamamlayarak kültürel alandan çekildi¤i söylenebilir mi? Ça¤dafl edebiyat›m›z›n klasik edebiyat verilerinden yararlanabilece¤i unsurlar mevcut mudur? Klasik Türk Edebiyat›, alt› yüz y›ll›k bir zaman dilimi içerisinde varl›k gösterdikten sonra edebiyat tarihimizin dönemlerinden biri olarak tarihteki yerini alm›flt›r. Bugün bu dönemin eserlerini kütüphane raflar›nda buluyor ve bu eserleri okuyup anlayabildi¤imiz kadar›yla ona ulaflabiliyoruz. Ancak Klasik Türk Edebiyat› dönemine ait eserleri yaln›zca okumakla ifl bitmiyor. Onu tan›y›p anlayabilmek, dilini, daha da önemlisi dünyas›n› yani kültürünü ö¤renmek, bilmek için de özel ilgi, sevgi ve çaba harcamak gerekiyor. K›sacas› art›k o bizden, bugünün kültür dünyas›ndan uzakt›r. Bu ba¤lamda onun, yaflanan kültür alan›ndan çekildi¤i do¤rudur. Ancak, hem günümüz edebiyatç›s›n›n hem de gelecekteki sanatç›lar›n, ondan alacaklar›n›n oldu¤u da göz ard› edilmemelidir. Nedir bunlar? Bunlar klasik edebiyat›m›z›n sanat disiplini baflta olmak üzere, kelime seçimi ve kullan›m›ndaki baflar›, bu baflar›yla var olan anlat›m inceli¤i, zenginli¤i ve onun ürünü olan anlam derinli¤i, muhayyele gücü, fliirin ayr›lmaz parças› olan ahengi sa¤lamaktaki ustal›¤› vb. d›r. Günümüzün ve gelece¤in edebiyatç›s›n›n, özellikle flairinin bu bak›mlardan ondan ö¤reneceklerinin hiç de az olmad›¤›n› söylemek gerekir. Ayr›ca insan, bugününün ve yar›n›n›n köklerini, dünde bulmak ihtiyac›ndad›r. Köksüz, geçmifli olmayan edebiyat olamaz. Edebiyat, fliir de asl›nda usta-ç›rak iliflkisine dayan›r.Usta ifli bilinmeden usta olunamaz. 2) Divan fliirinin gerçek hayattan uzak oldu¤u, soyut bir dünyay› ifade etmeye çal›flt›¤› bu sebeple de halk›n bu fliirden uzak kald›¤› iddialar› için neler söylemek istersiniz? Geçmiflten günümüze, divan fliirine yöneltilmifl olan baz› elefltiriler vard›r. Neyse ki, bugün bunlar k›smen bitmifl; geçmifl, tarihteki yerini alm›flt›r. Söz konusu elefltirilerden biri de divan fliirinin toplumdan kopuk oldu¤udur. Öncelikle divan fliirinin bir üst kültür fliiri oldu¤unu, saraydan destek gördü¤ünü, baflta padiflahlar olmak üzere, devlet adamlar›n›n ço¤unun fliiri ve flairi korudu¤unu hatta kendilerinin aras›nda da flair olanlar›n say›ca fazla oldu¤unu söylemek gerekir. Dolay›s›yla divan edebiyat›n›n k›smen elitle kurulmufl olan ve elite yönelik bir yap›s› vard›r. Ancak, ister devlet adam› olsun ister olmas›n, divan flairlerinin hepsinin içinde yaflad›klar› toplumun insanlar› olduklar›, fliirlerinde flu ya da bu biçimde toplumu fliirlerine yans›tan dolay›s›yla fliirlerinde toplumu yaflatan kifliler olduklar›n› da göz ard› edemeyiz. fiiire, edebiyata yans›yan, elbette toplumun inanç sistemidir; dünya görüflüdür ya da toplumda yaflanan gelenekler ve görenekler vb.d›r. Divan fliirinin mükemmeli amaçlayan bu nedenle de mükemmeli, ideal olan› arayan bir sanat anlay›fl›n›n oldu¤u, de¤iflmez mutlak güzelin, güzelli¤in peflinde oldu¤unu biliyoruz. Divan fliirinin soyuta yönelifli bir bak›ma iflte bu mükemmeli aray›fl›n, de¤iflmeze yöneliflin gere¤idir. Ayr›ca her sanat ak›m›n›n, her fliir ekolünün sanat› kendine özgü alg›lay›fl› ve bu do¤rultuda sanattan beklentileri vard›r. Sanat, insan›n yaflad›¤› dünyadan ald›klar› ama onu kendince yorumlay›fl›yla vard›r. Sanat›n, flüphesiz fliirin de özünde kurgusall›k, kurmaca vard›r. Yani flair çevresine, yaflad›¤› dünyada olup bitenlere bakar, onlar› görür, ama mu- *Prof. Dr. Çukurova Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyat› Bölümü Ö¤retim Üyesi temmuz-ağustos 2006 105 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim hayyilesinde onlara verdi¤i biçim farkl›d›r. Dolay›s›yla sanat›n özünde zaten soyutlama vard›r. Toplum, toplumun bireyleri ise alabildi¤i ölçüde sanattan nasibini al›r. 3) Orta ö¤retimde klasik edebiyat› okutacak ö¤retmenleri yetifltiren bir akademisyen olarak siz, üniversiteye yeni bafllayan ö¤rencilerinizin klasik edebiyat konusundaki birikimlerini nas›l de¤erlendiriyorsunuz? Toplumun de¤iflik kesimlerinde var olan ön yarg›lar› bu ö¤rencilerinizin de paylafl›p paylaflmad›klar› konusunda neler söyleyebilirsiniz? Birikim nerede. Ö¤renci üniversiteye, divan edebiyat›na iliflkin hemen hiçbir bilgisi, edebiyat ve fliir temeli olmadan geliyor. Ayr›ca, Türk Dili ve Edebiyat› Bölümünde okumak amac›yla gelen ö¤rencinin zor olanla, kendisinden uzakta kalm›fl olanla u¤raflaca¤›n› düflündü¤ü için genelde söz konusu alana karfl› korkusu, çekingenli¤i ve isteksizli¤i var. fiüphesiz ön yarg›yla gelenler de oluyor. Divan edebiyat› bizim de¤ildir diyenler oldu¤u gibi ömrünü doldurdu; ça¤›m›z›n gerisinde kald›; bize bir fley veremez diyenler de var. Ama merakl› gençler de ç›k›yor. Asl›nda gençlerimizin hakk›n› yememek lâz›m. ‹flin içine girip, biraz tan›d›ktan sonra divan edebiyat›yla ilgilenmeye, onu sevmeye bafllayanlar da çok. Yeter ki ö¤renci onda kendinden bir fleyler bulabilsin, dünyas›n›n içine girebilsin. Unutmayal›m ki dostluklar ortakl›klarla, paylafl›mla do¤ar ve geliflir… 4) Klasik edebiyat›m›zda nesrin ihmal edildi¤i, yahut insan› derinlemesine anlatan metinlerin yaz›lmad›¤› iddialar›nda do¤ruluk pay› var m›d›r? Öteden beri kabul edilen görüfle göre nesir nazm›n arkas›ndan gelmifl; hep onun yede¤inde varl›k göstermifltir. Böyle düflünülmesinin de¤iflik nedenleri vard›r. Öncelikle insanl›k tarihine bakt›¤›m›zda insan›n varl›¤›nda önce duygu, coflku, sonra düflünce, düflünme vard›r. Durum böyle olunca da insan›n geliflimine paralel olarak duygu, heyecan merkezli fliir önde yer alm›fl, sonra da düflünme, düflünce merkezli nesir do¤mufl ve geliflmifltir. Nitekim dünya edebiyatlar›na bakt›¤›m›zda da, önce nazm›n sonra nesrin ortaya ç›kt›¤›n› görürüz. Klasik Türk Edebiyat› döneminde dinî-tasavvufî- ahlâkî dolay›s›yla didaktik içerikli düz yaz›yla yaz›lm›fl örnekler baflta olmak üzere, tarihî, destanî, biyografik vb. pek çok eser verilmifltir. Dolay›s›yla gelenek içinde nesir ihmal edilmemifltir. Bunlar›n bir 106 k›sm› estetik amac›n ön plana geçirilmesi sonucu, fliirinkine benzer bir dil kullan›larak yaz›lm›fl olup süslü nesir dedi¤imiz türün örnekleri olarak edebiyat tarihimizdeki yerlerini alm›fllard›r. Özellikle akademik düzeyde yap›lan metin neflri, flerhi ve tahlili çal›flmalar›nda da manzum metinler üzerinde daha çok duruldu¤u gözlenmektedir. Bunda galiba divan edebiyat› dendi¤inde öncelikle fliirin akla gelmesinin pay› vard›r. fiiire öncelik veren böyle bir çal›flma, inceleme gelene¤imiz vard›r. Sorun biraz da bu metinlerin bir k›sm›n›n okunmas› ve anlafl›lmas›ndaki güçlü¤ün varl›¤›yla ilgilidir. Son y›llarda flairler tezkireleri yani flairlerin biyografilerini veren biyografik eserlerin -ki edebiyat tarihçili¤imiz bak›m›ndan büyük önem arz etmektedirler- hemen tamam›na yak›n› üzerinde bilimsel çal›flmalar yap›lm›fl ve yap›lmaktad›r. Bir an›t eser olan Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nin son y›llarda bilimsel bir yay›n›n›n yap›lm›fl olmas› sevindiricidir. K›sacas› son zamanlarda klasik edebiyat›m›zda nesrin yeri ve önemi daha çok anlafl›lm›fl ve üzerinde durulmaya bafllanm›flt›r. 5) Yüzy›llar boyunca geliflimini sürdürerek ‹mparatorluk Kültürü içinde önemli yeri olan klasik edebiyat›m›zdan faydalanabilmek için sizce araflt›rmac›lara, ö¤retmenlere ve ö¤rencilere düflen görevler nelerdir? Geçmifl yabanc› bir ülkedir. Orada konuflulan dil ve yaflananlar günümüzünkinden farkl›d›r. Dolay›s›yla e¤er geçmiflle, klasik edebiyat›m›zla iflimiz, iliflkimiz olacaksa, geçmiflte yaflanm›fl olanlar›n tan›nmas›, dilinin bilinmesi zorunludur. Bunun için bu dönem edebiyat› üzerinde görüfl ileri sürme yeterlili¤ini ve hakk›n› kazanmak gerekir. Bu edebiyata, fliirine karfl›, heves, ilgi, sayg› , sevgi duyulmas› ve bunlar›n var olabilmesi için sab›r, çal›flma, bu dönemin tan›nmas›nda önemli araçlard›r. Ayr›ca, araflt›rmac›n›n, ö¤retmenin ve ö¤rencinin uymas› gereken baflka bir ilke de ön yarg›s›zl›k, ön koflulsuzluktur. Akl› bugüne göre biçimlenmifl ö¤retici, araflt›rmac›, ö¤renci kendince, kendisini modern yapan nedenlerin, gerekçelerin karmaflas›n›, saplant›lar›n› gidermeden geçmifle sa¤l›kl› bakamaz. Geçmiflle bar›fl›k olmak önemlidir. Ama geçmifli bugünün yerine koymak da mümkün de¤ildir. Öyleye geçmifli geçmiflte oldu¤u gibi bugünde yaflatma çabas› ve iddias› da do¤ru de¤ildir. Bu da ön yarg›l› bir yaklafl›m, bir davran›fl biçimidir. Sonuç olarak merakla, sab›rla, sevgiyle ve bunlarla birlikte olmas› gereken tan›ma, ö¤renme iste¤iyle geçmifli tan›mam›z ve tan›tmam›z mümkün olabilir. temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim SORUfiTURMA Bir sanat eserini, hangi felsefî anlay›flla ve nas›l bir perspektifle elefltirdi¤iniz önemli. Ça¤dafl sanat kuramlar›yla geçmifle bakmak yerine, onu kendi flartlar› ve sanat anlay›fl› içerisinde yorumlamak gerekiyor. AL‹ FUAT B‹LKAN* 1) Klasik edebiyat, kültür tarihimizde etkisini as›rlarca hissettirmifltir. Bugün için bu kültürel oluflumun ifllevini tamamlayarak kültürel alandan çekildi¤i söylenebilir mi? Ça¤dafl edebiyat›m›z›n klasik edebiyat verimlerinden yararlanabilece¤i unsurlar mevcut mudur? Klasik edebiyat›n ifllevini tamamlad›¤› görüflüne kat›lm›yorum, ama kültürel alandan çekildi¤i bir gerçek. Esasen bir toplumun espri anlay›fl›n›n bile de¤iflmeye bafllamas›, jest ve mimiklerin, beden dilinin yozlaflarak farkl› kültürlerin etkisi alt›na girdi¤i bir yeni ça¤da yafl›yoruz. Bu sürekli ve h›zl› de¤iflim, dönüp maziye bakmam›za da f›rsat vermiyor. Esasen bize ait birçok güzelli¤i, bizden daha önce davranarak kendi kültürel atmosferinde yeniden flekillendiren Bat›, bu konuda çok daha diri bir geleneksel yap›ya sahip. Düflünün ki Mevlânâ’n›n bir hikâyesi, Portekizli bir yazar taraf›ndan modern zamana Simyac› ad›yla uyarlanabiliyor. Bu anlamda bizim ça¤dafl edebiyat›m›zda konu, tema, dil, üslûp ve metaforlar bak›m›ndan klasik edebiyat›m›zdan yararlanmam›z mümkündür. Ça¤dafl Türk edebiyat›nda bunu baflar›yla uygulayan Behçet Necatigil, Asaf Hâlet Çelebi, Sezai Karakoç, Attila ‹lhan, Hilmi Yavuz gibi birçok yazar ve flair de mevcuttur. Behçet Necatigil, “Yün” fliirinde; “O hangi yollarla gelir yan›m›za” diyor, klasik fliir için. Bu gerçekten önemli bir sorun. Klasik fliirin ifade tarz›n›, zengin muhtevas›n›, dil ve imaj varl›¤›n› bugüne nas›l tafl›yaca¤›z? Bunu baflar›yla gerçeklefltiren bir k›sm›n›n isimlerini sayd›¤›m sanatç›lar var. Ama biz, mesela Azerbaycan veya Özbekistan’dakine Türk Cumhuriyetlerindeki gibi, özel bir gayretle klasik eserlerimizi modern dünyaya aktarmay› baflaramad›k. Leyla ile Mecnûn, Ferhad ile fiirin veya Kerem ile Asl›’n›n sahnelenmesi veya opereti bir yana, klasik fliirimizin imaj dünyas›n›, söz sanatlar›ndaki niteli¤i ve anlat›m çeflitlili¤ini bile bugüne tafl›yamad›k. 2) Divan fliirinin gerçek hayattan uzak oldu¤u, soyut bir dünyay› ifade etmeye çal›flt›¤› bu sebeple de halk›n bu fliirden uzak kald›¤› iddialar› için neler söylemek istersiniz? Divan fliiri hakk›nda söylenen bu tür görüfllere farkl› aç›lardan yaklaflmak mümkündür. Bir kere divan fliiri, öyle birkaç kafadar›n iki üç y›lda oluflturduklar› bir fliir anlay›fl› veya meydana getirdikleri bir iki fliir kitab›ndan meydana gelen basit bir hareket de¤il. Üstelik tekdüze ve ayn› nitelik ve anlay›fl çerçevesinde, kesintiye u¤ramadan devam eden bir fliir gelene¤i de de¤il. Yaklafl›k beflyüz y›l ve birbirinden dil, hayal, anlat›m ve mazmun dünyas› bak›m›ndan farkl› olan en az dört edebî anlay›fltan bahsediyoruz. Sanat eserinin gerçek hayatla münasebeti veya soyutlu¤u ise, tamamen sanatç›n›n tercihi ve söz konusu dönem veya sanat felsefesinin tesiriyle aç›klanabilecek bir husustur. Divan fliiri, her büyük ve özgün sanat gelene¤i gibi kendisine has nitelikleri olan bir edebî anlay›flt›r. Bu anlay›fl›n soyutlu¤u, halktan kopuklu¤u veya halk›n bu fliirden uzak kalmas›, her zaman olmasa da, belli bir dönemde yaflayan flairlerin eserlerinde görülebilir. Ama bu durum söz konusu eserlerin de¤ersizli¤ini göstermez ki!... Bir dönemde Marksist veya toplumcu bak›fl aç›s›n›n edebiyata yaklafl›m›yla oluflan bu ön yarg›, bizzat sanat›n anlam›na ve sanat eserinin ruhuna ayk›r›d›r. On dördüncü yüzy›l ile on beflinci, on *Prof. Dr., TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Fen-Edeb. Fak. Türk Dili ve Edeb. Böl. Baflkan› temmuz-ağustos 2006 107 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim alt›nc›, on yedinci ve on sekizinci yüzy›ldaki fliir örneklerini inceledi¤imiz zaman karfl›m›za çok farkl› fliir anlay›fllar›n›n, muhteva ve anlat›m özelliklerinin ç›kaca¤› bir gerçektir. Kald› ki XVII. ve XVIII. yüzy›llarda fliir dilinin somut unsurlarla kurulmas› ve fliirde sosyal hayat›n gere¤inden fazla yer almas› da bir gerçektir. Üstelik fliir gibi bir sanat dal›ndan bahsediyorsak, poetik anlay›fl›n herfleyin üstünde olmas› ve sanatç›n›n estetik kabullerinin iyi veya kötü gibi kaba hatlarla tart›fl›lmamas› gerekir. 3) Orta ö¤retimde klasik edebiyat› okutacak ö¤retmenleri yetifltiren bir akademisyen olarak siz, üniversiteye yeni bafllayan ö¤rencilerinizin klasik edebiyat konusundaki birikimlerini nas›l de¤erlendiriyorsunuz? Toplumun de¤iflik kesimlerinde var olan ön yarg›lar› bu ö¤rencilerinizin de paylafl›p paylaflmad›¤› konusunda neler söylersiniz? Ö¤renciler genel anlamda eksik bir donan›mla üniversiteye geliyorlar. Bu sadece klasik edebiyat için de¤il, genel kültür, dil, tarih ve edebiyat alanlar›n›n tamam› için söz konusudur. Son zamanlarda lise kitaplar›ndan divan edebiyat›n›n neredeyse tamamen ç›kar›lmas› ve âdeta birkaç y›ll›k bir edebî ak›mla ayn› seviyede tutulmas›, gençlerin bu edebî gelene¤i tan›madan üniversiteye gelmelerine sebep olmaktad›r. Edebiyat kitaplar›nda divan fliirine ayr›lan k›sm›n daha genifl tutulmas› ve kitaplar›n güzel örneklerle desteklenmesi flartt›r. Günümüzde, dilin k›s›rlaflmas› ve ifade gücünün gittikçe zay›flamas›, divan fliiri bir yana, Cumhuriyet dönemindeki edebî eserleri bile anlamayan nesillerin ortaya ç›kmas›na sebep olmufltur. Bu durum tabiat›yla, edebiyat bölümlerindeki ö¤rencilere, ö¤retmen adaylar›na da yans›maktad›r. Ö¤retmen yetifltiren kurumlar›n ders müfredatlar›n›n ça¤›n gerisinde kalmas› ve orta ö¤retimdeki yeni müfredat ile paralellik tafl›mamas› da bu konuda ciddi bir olumsuzluk teflkil ediyor. 4) Klasik edebiyat›m›zda nesrin ihmal edildi¤i, yahut insan› derinlemesine anlatan metinlerin yaz›lamad›¤› iddialar›nda do¤ruluk pay› var m›d›r? Bu iki konu birbirinden farkl› fleyler. Nesir ihmal edilmifl olabilir ama bu tamamen ça¤›n teknik flartlar›, zorluklar› veya yetersizlikleriyle ilgili. fiu da bir gerçek ki, divan edebiyat›ndaki nesir türleri ve çeflitlili¤i bugün mevcut de¤il. Kendisini fliirle anlatan ve insan›, kâinat›, tabiat› fliir dilinin k›vrakl›¤›yla ifade edebilen flairin hakk›n› da yememek gerekir. Özellikle tevhîdlerde 108 ve münâcâtlarda bu tür bir derinli¤i yakalamak mümkün. Bir sanat eserini, hangi felsefi anlay›flla ve nas›l bir perspektifle elefltirdi¤iniz önemli. Ça¤dafl sanat kuramlar›yla geçmifle bakmak yerine, onu kendi flartlar› ve sanat anlay›fl› içerisinde yorumlamak gerekiyor. Sorunuzdan, fliirin, insan› derinlemesine anlatmak için yeterli olmad›¤› gibi bir anlam da ç›kabilir ki bence bu do¤ru de¤il. Nâ’ilî, Nef’î, Nâbî gibi flairlerin kasideleri, insan gerçe¤ini anlatan önemli örneklerdir. Sözgelimi Nâbî’nin Azliyye’si, insan› boflluklar›, karakter özellikleri ve iç derinlikleriyle yans›tan önemli bir fliirdir. 5) Yüz y›llar boyunca tekamülünü sürdürerek bir imparatorluk kültürü seviyesine ulaflm›fl klasik edebiyat›m›zdan yeterince faydalanabilmek için sizce araflt›rmac›lara, ö¤retmenlere ve ö¤rencilere düflen görevler nelerdir? Her fleyden önce önyarg›lardan veya ideolojik yaklafl›mlar›n oluflturdu¤u kal›p ifadelerden kurtulmak gerekir. Bu edebî gelenek, dünyada efline ender rastlanan bir tarihî geçmifle ve birikime dayanmaktad›r. Bu birikimin fark›nda olan nesiller, mensup olduklar› milletin büyüklü¤ünü de kavrayacaklard›r. Çok zengin tür, flekil ve muhtevaya sahip bir edebiyat gelene¤inin vârisi olman›n fluuru, insana baz› yükümlülükler de getirmektedir. Bu anlamda, araflt›rmac›lar›n, ö¤retmenlerin ve ö¤rencilerin ayr› ayr› sorumluluklar› vard›r. Edebî eseri, estetik dokusunu da ihmâl etmeden, ça¤›n ifadesi ve sanatç›n›n hâdiseleri de¤erlendirme vas›tas› olarak ele almak, onu sosyal bilimler alan›ndaki çal›flmalarda önemli bir malzeme olarak kullanabilme imkân›n› da sa¤layacakt›r. Bu alandaki araflt›rmac›lar›n, vezin, flekil, fliir aç›klamas›, flerh gibi yayg›n yaklafl›mlarla birlikte, disiplinler aras› çal›flmalara da yönelmesi flartt›r. Bilhassa tarih, sosyoloji, dilbilim, felsefe, psikoloji gibi di¤er sosyal bilimlerin yöntemlerinden yararlanmak, klasik fliirimizin önemli bir malzeme olarak de¤erlendirilmesini mümkün k›lacakt›r. Ö¤retmenlerin görevi, bu edebî gelene¤i, güzel eserler vas›tas›yla do¤ru tan›tmak ve onu sevdirmek olmal›d›r. fiiirin sesi, flekil mükemmelli¤i, anlam bütünlü¤ü, anlat›m güzelli¤i, yeni nesillere farkl› bir dünyan›n kap›lar›n› açacakt›r. Bu fliirlerdeki güzel ifadeler, ince duyufl ve düflünüfl sayesinde, ö¤rencilerin estetik e¤itimi de gerçeklefltirilebilir. Ö¤renciler, araflt›rma cehdi, soru sorma iste¤i, ö¤renme arzusu ve sorgulama yetene¤i gibi meziyetlere sahip olmal›d›r. Onlar›n kendi kültürel de¤erlerine karfl› iyi niyetli yaklafl›mlar›, büyük bir edebî miras› hak etmelerini sa¤layacakt›r. temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim SORUfiTURMA MENDERES ÇOfiKUN* 1) Klasik edebiyat, kültür tarihimizde etkisini as›rlarca hissettirmifltir. Bugün için bu kültürel oluflumun ifllevini tamamlayarak kültürel alandan çekildi¤i söylenebilir mi? Ça¤dafl edebiyat›m›z›n klasik edebiyat verimlerinden yararlanabilece¤i unsurlar mevcut mudur? Divan fliirinin kültürel alandan önemli ölçüde çekildi¤ini söyleyebiliriz. Ancak bu çekilifli, divan fliirinin bir kusuru olarak de¤il, toplumdaki siyasî, kültürel ve bediî k›r›lmalar›n yan› s›ra, yeni neslin kültürel tembelli¤inin ve duyars›zl›¤›n›n bir sonucu olarak, Tanp›nar’›n ifadesiyle bir “cezas›” olarak görmek gerekir. Bilgisizlik ve seviyesizlik, mahrumiyete sebep olmufltur. Önünde “klasik” s›fat› bulunan bir edebiyat›n hiçbir zaman kültürel alandan çekilmemesi gerekir. Kültürlü ve ayd›n s›fat›n› tafl›yan kiflilerin, hiç olmazsa s›fatlar› hat›r›na, buna müsaade etmemeleri icap eder. Günümüzde Eski Türk Edebiyat› veya Divan Edebiyat› yerine Klasik Türk Edebiyat› ifadesinin kullan›lmas› yayg›nlaflmaktad›r. Baz› araflt›rmac›lar Klasik Edebiyat için “pejoratif” oldu¤u gerekçesiyle “eski” s›fat›n› kullanmak istemezler. Bu edebiyat› kelimelerin s›rt›na yükleyerek yeni nesle tan›tamay›z veya sevdiremeyiz. Asl›nda sevdirmek zorunda da de¤iliz. Sevdirmek ilmî veya objektif bir tav›r de¤ildir. Do¤ru olan, bu edebiyat› iyice anlamak, anlatmak ve tan›tmakt›r. Gerisi, akl›- Mazinin dilsiz insanlar›n›n, ki bunlar bizim dedelerimizdir, ulusal ve uluslararas› kamuoyunda haks›z bir flekilde yarg›lanmas›na mani olmak gerekir. Bunun için, en basit bak›fl aç›s›yla, Türk dili ve edebiyat›n› araflt›ran yabanc›lara verilen imkânlar, Türkiye Türkologlar›ndan esirgenmemelidir. Hiç olmazsa Türkoloji sahas›nda uluslararas› bilgi ve kanaat ak›fl›n› Türkler yönlendirmelidirler. selimin karar›na b›rak›lmal›d›r. E¤er bu edebiyat do¤ru olarak tan›t›l›rsa genç nesilden de Yahya Kemaller, Naz›m Hikmetler, Behçet Necatigiller, Atilla ‹lhanlar, Turgut Uyarlar, Hilmi Yavuzlar gibi reddimiras etmeyen modern flairler ç›kacakt›r. Bu flairlerin önemli bir k›sm›n›n elit ve modern çevrelerden geldi¤i hususu, ayr›ca dikkate de¤er. Bugün, Divan fliirinin tozlanm›fl güzelli¤ini fark eden birçok kültürlü göz vard›r. Çetin Altan, Atilla ‹lhan, Ahmet Turan Alkan, Mustafa Necati Sepetçio¤lu gibi yazarlar, yaz›lar›n› bazen haf›zalar›ndaki beyitlerle süslerler. Sepetçio¤lu, Yarat›l›fl ve Türeyifl destan›nda Bu¤u Han’›n ölümü üzerine duyulan üzüntüyü dile getirirken Bâkî’nin Kanunî Mersiyesine ihtiyaç duyar. Yine Sepetçio¤lu Çin prensesi Kiü Lien’in güzelli¤iyle herkesi büyülemesini anlat›rken, Vâs›f’›n O gül endâm bir al flâle bürünsün yürüsün Ucu gönlüm gibi ard›nca sürünsün yürüsün” beytinden medet umar. Wellek’in söyledi¤i gibi, fliir nesrin aciz kald›¤› yerde kiflinin imdad›na yetiflir. Görüldü¤ü gibi, divan fliirinin bütün güzelli¤ine sahip olmamas›, asl›nda onun en avantajl› yanlar›ndan birisini oluflturmufltur. Çünkü fliir severlerin haf›zalar›nda güzel bir beyte her zaman yer bulunur. O kadar önyar- *Doç.Dr. K›r›kkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyat› Ö¤retim Üyesi. temmuz-ağustos 2006 109 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim g›lara, engellemelere ve kendisini ö¤renmeden ö¤retmeye kalk›flan kiflilere ra¤men, divan fliiri, modern rakipleriyle yar›flabilmekte ve baz› haf›zalarda kendisine yer bulabilmektedir. Az da olsa beyit ezberleyen lise ö¤rencileri ç›kmaktad›r. Bu fliiri üniversitede ö¤reten akademisyenler iyi bilirler ki, baz› ö¤renciler bir beyti bütün yönleriyle anlamadan, beyitteki bütün güzellikleri fark edemeden, sevmifller ve ezberlemifllerdir. Divan fliirini bütün kurallar› ve özellikleri ile tekrar canland›rmak mümkün de¤ildir; gerekli de de¤ildir. Ali Canib Yöntem’in söyledi¤i gibi biz istesek de Fuzûlî ve Nedim kadar güzel fliirler yazamay›z. Ancak bir delikanl› edas› ile, alt› yüz y›ll›k bir fliir tecrübesini reddimiras etmek de fevkalâde yanl›flt›r. Bu yanl›fll›¤› fark eden baz› flairler, her türlü olumsuz bak›fl aç›s›n› (zihin tembelleri ve fikir iflportac›lar› için haz›rlanm›fl, flablon bak›fl aç›lar›n›) göze alarak bu birikimden istifade etmeyi düflünmüfllerdir. Hem de Paris’te. Yani, sanki yanl›fl hesap, Paris’ten dönmüfltür. “Beaudelaire-perest” olarak Fransa’ya giden, Paris’te Heredia’ya afl›k olan Yahya Kemal, orada Albert Sorel’in iflaretleriyle ‹stanbullu yafll› bir güzele (divan fliirine) afl›k olmak üzere vatana dönmüfltür. Yahyâ Kemal bir yaz›s›nda flöyle der: “Türk edebiyat› fikirden yana fakirdir, bu nakîsay› itiraf ederiz. Fakat hiçbir millet Fuzulî ve Nedîm ayar›nda iki büyük lirik flair gösteremez.” Paris, Yahya Kemal’den sonra Atilla ‹lhan’a da eskiyi reddetmeyen, k›smen ona yaslanan yeni bir fliir anlay›fl› ilham edecektir. Atilla ‹lhan, Tutuklunun Günlü¤ü’nde bunu itiraf eder. Divan fliir gelene¤inden istifade edilmesi gerekti¤ine inanan ve bunu yetene¤i nispetinde uygulayan flairler, fliirde mükemmelli¤e ulaflmada devaml›l›¤›n esas oldu¤unu, kökü olmayan bir yeninin tutunamayaca¤›n› düflünmüfllerdir. Yahya Kemal kendisini bir çeflit gericilikle suçlayan(lar)a karfl› “kökü mazide olan atiyim” cevab›n› verir. Kemal’den sonra da Atilla ‹lhan gibi as›l yenili¤in ve güzelli¤in, devaml›l›kta oldu¤una inan, kendi fliir “halka”s›n› eskinin uzun ve kuvvetli “zincir”ine takmak isteyen flairler yetiflmifltir. Bu flairlerin hepsinin baflar›l› oldu¤unu söyleyemeyiz. Baz›lar›n›n eski fliire yak›nl›¤›, flekilde, sözde ve teoride kalm›flt›r. 110 Divan fliiri, iyisiyle kötüsüyle Türk dilinin bir ürünüdür. Dilin canl› ve güzel kalabilmesi için devaml›l›k flartt›r. Hiçbir flair, ölü kelimelerle (malzemeyle) fliir güzeline can veremez. Bugün herhalde modern Türkçe bütün güzelli¤ini ve zenginli¤ini ‹stanbul Türkçesine borçludur. ‹stanbul Türkçesindeki ifllenmifllikte, eski kültür ve edebiyat›n tesiri olmad›¤›n› söylemek mümkün müdür? ‹stanbul veya Anadolu Türkçesi, ifade gücü ve ifllenmifllik bak›m›ndan, Türkçenin di¤er fliveleriyle veya farkl› bölgelerde yaflayan Türklerin dili ile mukayese edildi¤i zaman, divan fliirinin Türkçe üzerindeki olumlu veya olumsuz tesiri k›smen de olsa görülebilir. Tanzimat ve Servet-i Fünun’un baflar›l› nasir ve flairleri ifade güçlerinin önemli bir bölümünü eski fliir dilinden alm›fllard›r. Bundan dolay›d›r ki yanl›fl hat›rlam›yorsam Mehmet Emin Yurdakul, e¤er Fikret ve Cenab’›n kelime hazinesi kendisinde olsa idi güzel fliirler kaleme alabilece¤ini iddia eder. fiemseddin Sâmî, yeni edebiyat›n kudretli flairlerinin, klasik bir flairde olan bütün donan›mlara sahip olduklar›n›, buna ilâveten Bat› edebiyat›n› da iyi bildiklerini, ikisini birlefltirerek baflar› ve flöhrete ulaflt›klar›n› ifade eder. Hatta daha çarp›c› olarak ifade etmek gerekirse Nam›k Kemal gibi, eski fliir gelene¤ine en tesirli taarruzu gerçeklefltirenler, ifade güçlerinin önemli bir bölümünü yine y›kmak istedikleri eski edebî gelenekten alm›fllard›r. Divan fliirine karfl› Tanzimat dönemindeki fevrî ve hissî itirazlar ve nefret ifadeleri yerini k›sa sürede so¤uk kanl› de¤erlendirmelere terk eder. Divan fliiri, güzellik, aflk, hasret, hüzün, övme, övünme, tenkit gibi insanl›¤›n hiç de¤iflmeyen konular›n› dile getirmifl ve k›l›klar›, zihinleri, yaflam tarzlar› farkl› olan her dönem insan›n›n bediî zevkine hitap edebilmifltir. Divan fliirinin dili, ondan yararlanmaya engel teflkil etmemeli veya bu tembel bak›fl aç›s› bahane olarak kullan›lmamal›d›r. Tanp›nar’›n da söyledi¤i gibi bugün bize düflen görev, bu alt› yüz y›ll›k birikimden istifade etmektir. Tanp›nar’›n divan fliiri modern bir flaire ne verebilir sorusuna da aç›kl›k getirmesini arzu ederdim. Bence, divan fliiri, iyi bir flair aday›n›n ihtiyaç duyaca¤› baz› fleyleri verebilir. Meselâ, flairanelik, hayat› ve tabiat› flairane yorumlama yetene¤i, ahenk (fleklî ve derunî), kafiye ve redife hakim olma, fliir dili, ifade gücü, kelimelerle oynama sanat›, vs. Cevdet Kud- temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında ret’e göre “Divan fliiri, sözcükleri seçme, yerli yerine oturtma, birbirleriyle iliflkilerini göz önünde bulundurma, onlarla güzel biçimler yaratma, özle biçimi birbiriyle kaynaflt›rma yollar›n› ö¤retir bize.” 2) Divan fliirinin gerçek hayattan uzak oldu¤u, soyut bir dünyay› ifade etmeye çal›flt›¤› bu sebeple de halk›n bu fliirden uzak kald›¤› iddialar› için neler söylemek istersiniz? Baz› sözlerin kendisi do¤rudur, fakat verdi¤i mesaj yanl›flt›r. Nam›k Kemal’in ve takipçilerinin divan fliirine yönelik sald›r›lar› gibi. Bu iddialar›n do¤ru olup olmad›¤› ayr› bir konu; niçin seslendirildikleri ayr› bir konudur. Bu tür iddialar›n›n önemli bir bölümünün temelinde ilmî bir çaba veya araflt›rma ve ayd›nlatma ›st›rab› yoktur, kiflisel ideolojiler, hisler, zanlar ve sloganlar vard›r. Taassup ve slogan›n oldu¤u yerde ilim bar›namaz veya objektifli¤ini kaybeder, basit bir etiket ve sömürü arac› haline dönüflür. Divan fliiri halktan kopuktur iddias› sald›r› amaçl› bir iddiad›r. Bunu söylerken divan fliirinin, bir halk fliiri oldu¤unu söylemiyorum. Böyle bir iddia da yukar›daki sald›r› niyetli iddia ile efl seviyeli olur. Öncelikle halk kimdir? Yaln›z k›rsal kesimde yaflayan insanlar m›, çiftçiler ve iflçiler mi? E¤er öyleyse modern fliir halktan kopuk de¤il mi? Bugün kasaba ve köylerde fliir kitaplar› sat›l›yor mu? Günümüzün en meflhur flairlerinden olan Atilla ‹lhan’›n, fliir zevkini unuttuk, fliir kitaplar› [yaln›z k›rsal kesimde de¤il, hiçbir yerde ] sat›lm›yor diye feryat etmesine ne demeli? ‹lhan, ayn› yaz›s›nda fliire en uzak olmas› gereken bir mevkide oturan Fatih Sultan Mehmet’teki flairlik hassasiyetine vurgu yapmaktad›r. Sanatç›n›n ve flairin herkese hitap etme diye bir zorunlulu¤u olamaz. Halk›n tamam›n›n bediî zevklerine ayn› k›yafeti giydirmek, modern de olsa, mant›kl› de¤ildir. Ancak Yunus Emre gibi baz› flairler halk›n bütün kesimlerine hitap edebilmifllerdir. Her flairden bu yetene¤i beklemek beyhudedir. Beklersek, flairleri k›zd›r›r›z, küstürürüz. Her fliir gelene¤inin ve hatta her flairin farkl› muhataplar› olur. Ali Nihat Tarlan’›n bir münasebetle vurgulad›¤› gibi, e¤er divan fliirinin muhatab› yaln›zca saray ve ayd›n kesim idiyse, bunlar Osmanl› halk›n›n d›fl›nda m› kabul edilmelidir? Asl›n- temmuz-ağustos 2006 e¤itim da divan fliiri, okuyucusu itibariyle belki de en genifl meslek gruplar›na hitap edebilmifl bir fliirdir. Prof. Dr. Mustafa ‹sen’in yapt›¤› bir çal›flmaya göre bu fliiri, oldukça farkl› meslek gruplar›ndan kifliler temsil etmektedir. Çizmeci Zati, saraç ç›ra¤› Baki, dervifl Galib, fleyhülislam Yahya, sultan Süleyman flairdiler. Ayakkab›c›l›k, kitapç›l›k, müderrislik yapan birisi halktan say›lmamal› m›? Divan fliirinin gerçek hayatla iliflkisi netameli bir konudur. Günümüzde divan fliirini hayat›n bir aynas› gibi görme çabalar› artm›flt›r. Araflt›rmac›lar, fliirden hareketle flairin biyografisini, düflüncelerini, felsefesini hatta psikolojisini tayin etme hevesine düflmüfllerdir. Hâlbuki Tanp›nar’›n söyledi¤i gibi biyografik bilgi, divan fliiri için “büsbütün manas›z”d›r. fiiiri hayata yaklaflt›rma, onu siyasî ve sosyal hayat›n bir aynas› olarak görme çal›flmalar›n›n birkaç sebebi vard›r. Bunlardan birisi hayatlar› hakk›nda çok az inand›r›c› ve tutarl› bilgi sahibi oldu¤umuz eski flairleri, hatta flairlerin yaflad›¤› dönemi tan›ma arzusudur. Zira Haflim ve Tanp›nar’›n ikaz niteli¤indeki düflüncelerine ra¤men, edebiyatç›l›k mesle¤ini icra edebilmek için flairlerin biyografilerinin bilinmesi gerekti¤ine inan›lm›flt›r. Araflt›rmac›lar, edebî metinleri, onlar›n varl›k sebeplerine ters olarak, tarihî bir dönemin siyasî ve sosyal hayat›n› k›smen de olsa ayd›nlatacak ilmî bir vesika olarak görme pragmatizmi içine girmifllerdir. Hâlbuki bir flark›, resim veya heykele bakarak flark›c›, ressam ve heykelt›rafl›n hayat› ve fikriyat› hakk›nda kesin hükümler vermek nas›l yanl›flsa, divan fliirine bakarak benzeri hükümler ç›karmak da yanl›flt›r. Bugün divan fliirini hayata yaklaflt›rma çabalar›n›n sebeplerinden birisi de divan fliirini kas›tl› olarak y›pratma gayretlerine duyulan tepkidir. Zira 19. yüzy›ldan itibaren divan fliiri, “hayattan kopuktur” gerekçesiyle elefltirilmifltir. Bu sald›r› ve elefltirilerin bir k›sm› insafs›zca ve taassupkârane bir tav›rla, bir k›sm› da safdil bir ezbercilikle yap›lm›flt›r ve yap›lmaktad›r. Böyle garazkârane sald›r›lara tepki duyan kimi araflt›rmac›lar, divan fliirini savunma ihtiyac›n› hissetmifller ve onu hayat›n sad›k bir aynas›ym›fl gibi gösterme gayretkeflli¤i içine sürüklenmifllerdir. Mütearife hâline gelmifl bir gerçe¤e dayanarak hemen söyleyeyim ki divan flairinin fliir yazmaktaki 111 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim maksad›, kendi toplumuna ve hayat›na ayna tutmak de¤ildir. Aristo’dan beri bilinmektedir ki fliir, hayat›n veya tabiat›n, flairin gönlünde k›r›ld›ktan sonra sayfaya yans›m›fl fleklidir. Valery fliiri dansa, nesri de yürümeye benzetir. Yürüyen bir çocu¤un kime do¤ru kofltu¤u önemlidir; ancak dans eden bir çocu¤un kimlerin önünden geçti¤i hiç önemli de¤ildir. Çocu¤un dans ederken önünden geçti¤i kiflileri sevdi¤i fleklinde bir hüküm ç›karmak do¤ru olur mu? Bugünün edebiyat tarihçisi, dans› seyredip ondan zevk almaktan ziyade, sanatç›n›n dans ederken önünden geçti¤i kiflileri fifllemektedir. Bu da hem sanatç›n›n ruhunu hem de zevkle dans› seyredenleri rahats›z etmektedir. Divan fliirinden gerçek hayata ait bilgiler yakalamak isteyenler, gazel ve kasidenin de bir fliir oldu¤unu unutuyorlar. fiiire, özellikle divan fliirine bilgi kayna¤› bir metin nazar›yla bakmak, tecrübeye binaen söylüyorum, kötü bir duygudur. Divan flairinin gerçek hayata karfl› kay›ts›z tavr›, Fuat Köprülü gibi araflt›rmac›lar› çileden ç›karm›flt›r. Fuat Köprülü “Hayat ve Edebiyat” adl› yaz›s›n› divan fliirini tenkide tahsis etmifltir. Bu yaz›da divan flairlerinin “zevklerini medrese ve saraylarda Acem flairlerinin divanlar›yla terbiye et”tiklerini, “halktan her suretle ayr›lmay› kendilerine büyük bir fleref” sayd›klar›n›, halk lisan›yla fliir söylemeyi “barbarl›k” kabul ettiklerini, halk› böceklere benzettiklerini, divan fliirinin hayattan kopuk, insicams›z, bütün güzelli¤inden mahrum, sunî ve cans›z oldu¤unu söyler. Köprülü’nün ilim adaml›¤›n› zedeleyen bu hissî hükümlerinde divan flairinin hiç mi suçu yoktur? fiair, modern edebiyat tarihçisinin ihtiyaçlar›n› da biraz düflünseydi, Köprülü bu kadar ileri gitmeyecekti. fiiirden hayatla ilgili hükümler ç›karmak mümkündür, fakat bu, fliirin do¤as›na ayk›r›d›r. Bu, salataya gül do¤ramak veya vazoda marul yetifltirmek gibi bir fleydir. Gülün faydas›z oldu¤u iddialar›ndan rahats›z olup, onun da marul kadar yararl› oldu¤unu kan›tlamak isteyenler, yorucu bir çal›flmayla güldeki vitaminleri s›ralayabilirler. Fakat bu iyi niyetli gül taraftarlar›, gülü vazoya koymak isteyenleri, güle karfl› olumsuz tav›r tak›nmakla, suçlamas›nlar. Haflim, isabetli ve flairane bir benzetme ile fliirde mana aramay›, bülbülü eti için kesmek olarak de¤erlendirir ve böyle yapanlar› “hamakat›na g›da” aramakla suçlar. Her nedense 112 Haflim’in bu ifadesini do¤ru bulan ve ezberleyen bizler, divan fliirinden hayata ait malzeme aramaktan; bülbül kasapl›¤›ndan vazgeçemiyoruz. Bunun sebeplerinden birisi edebiyat araflt›rmac›s›n›n ifle yarar olma arzusudur. Bir fliirinin yanl›fl yorumlanmas›na sinirlenen Haflim, “projektör gibi olan gözlerini” edebiyat ö¤retmenine çevirir ve edebiyat ö¤retmenli¤inin, dünyan›n en lüzumsuz mesle¤i oldu¤unu iddia eden bir yaz› yazar. Öyle ki, yaz›y› anlayabilen birçok edebiyat ö¤retmeni, k›sa süreli de olsa kendisini lüzumsuz hissedebilir. fiiirin gerçek hayat›n sad›k bir aynas› olmas› gerekti¤ine inananlar, önce birkaç m›sra da olsa, fliir yazmaya çal›fls›nlar; sonra yazd›klar› fliirin ne kadar kendilerini anlatt›¤›n› düflünsünler veya haz›r bir örnek olarak Atilla ‹lhan’›n “Ben Sana Mecburum” fliirini ele als›nlar. Bu fliiri ince bir tahlile tabi tuttuktan sonra bu fliirde resmedilen kiflinin foto¤raf›n› bir dedektif ressama çizdirsinler. Karfl›lar›na Atilla ‹lhan m› ç›kacak yoksa, içlerinde Atilla ‹lhan’›n da bulundu¤u, yafl› 15’ten 65’ye kadar uzanan ve farkl› özelliklere sahip milyonlarca insan m›? Burada divan fliirinin, kendisini vücuda getiren flairle ve flairin yaflad›¤› toplumla hiç alâkas›n›n olmad›¤› iddia etmiyorum. Bu iddiay› çürütmek için büyük antolojiler haz›rlanabilir. fiiirdeki bilgi malzemesini bir araya getiren çal›flmalar haz›rlanmal›d›r. Her ne kadar Orhan Veli hafife alsa da, biyografik çal›flma, edebiyat tarihçisinin önemli görevlerinden birisidir. Meselâ, divan fliirine bazen bir fliir-sever gözüyle de¤il, akademisyen gözüyle bakan, onu bir bilgi kayna¤› olarak görmek isteyenlerden birisi olarak ben, divan flairlerinin birbirleriyle ilgili sözlerini bir araya getirdim. Divan flairinin poetikas›n› haz›rlarken yine onlar›n fliirlerine baflvurdum. fiiirin en önemli unsurlar›ndan birisi “mana” oldu¤u unutulmamal›d›r. Birçok fliir, güzelli¤ini manas›ndan al›r. Ancak “mana” ve mesaj›n, fliirdeki de¤eri, gelenekten gelene¤e, flairden flaire, bazen fliirden fliire de¤iflir. Divan fliirinde mana ve mesaj, ço¤u kere vezin, kafiye ve tenasübün gölgesinde ve onlar›n izin verdi¤i ölçüde neflet eder. Nâbî gibi büyük flairler ise vezin ve kafiyeyi, bazen, mana ve mesaj›n emrinde çal›flt›rabilmifllerdir. Herhalde en çok be¤enilen fliirler de bunlar- temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında d›r. Divan fliirinde bilgi ve hikmet dolu, oldukça güzel beyitlere ulaflmak mümkündür. Ancak bunlar, Yunus Emre, Nam›k Kemal, Tevfik Fikret, Mehmet Akif, Necip Faz›l ve Naz›m Hikmet’te oldu¤u gibi, bireysel üslûbun gere¤i olarak ortaya ç›kmam›fllard›r (istisnalar vard›r). Haflim’in dedi¤i gibi (birçok) flairin, fliirde manadan baflka (kafiye, vezin, ahenk, kelime seçimi, edebîlik, hayali kullanma, somutlaflt›rma gibi) endifleleri vard›r. Bu flairlere göre mana, bu endiflelerin en alt katman›n› oluflturmaktad›r. Sonuç olarak, insan›n bediî hislerine hitaben vücuda getirilmifl olan divan fliirini bir güle veya antika bir sanat eserine benzetmek gerekir. Gülün besin de¤eriyle u¤raflmak veya antika bir eseri kiloyla satmak uygun olur mu? 3) Orta ö¤retimde klasik edebiyat› okutacak ö¤retmenleri yetifltiren bir akademisyen olarak siz, üniversiteye yeni bafllayan ö¤rencilerinizin klasik edebiyat konusundaki birikimlerini nas›l de¤erlendiriyorsunuz? Toplumun de¤iflik kesimlerinde var olan ön yarg›lar› bu ö¤rencilerinizin de paylafl›p paylaflmad›¤› konusunda neler söylersiniz? Divan fliiri ile ilgili olumsuz fikirlerle dolu baz› ö¤renciler, edebiyat ö¤retmeni olmak ve dolay›s›yla bu fliir gelene¤ini liselerde ö¤retmek için Türk Dili ve Edebiyat› bölümlerine gelmektedirler. Burada üzücü olan, ö¤rencilerin bu olumsuz kanaatlere, okuyarak ve araflt›rarak de¤il, kulaktan duyma sözlerle sahip olmalar›d›r. Türk toplumu, maalesef, zihniyle de¤il kulaklar›yla düflünen ve karar veren bir toplum hâline gelmifltir. Birçok kiflinin fikirlerini; çevresi, ön yarg›lar›, hisleri ve ç›karlar› belirlemektedir. Hatta birçok kifli, okuma ve araflt›rmay› bile sloganlar›n ve ç›karlar›n gölgesinde ve emrinde yapmaktad›r. Edebiyat dersinin en önemli gayesi, fertlerin fluursuz bir flekilde sürüleflmesine engel olmak olmal›d›r. Hemen kanmayan ve aldat›lmayan bir toplum oluflturmak için ö¤rencilere farkl› bilgi kaynaklar›na ulaflabilme ve ulaflt›¤› bilgiyi tenkit ettikten sonra hazmetme al›flkanl›¤› ve yetene¤i kazand›rmal›y›z. Aksi taktirde ciddi bilgi zehirlenmelerine karfl› dirençsiz bir toplum olma özelli¤ini devam ettiririz. Divan fliiri ile ilgili has- temmuz-ağustos 2006 e¤itim tal›kl› kanaatler; okuma, araflt›rma ve elefltirmeyi bilmeyen dirençsiz zihinlere hemen bulaflabilmektedir. Bu hastal›klardan korunmak için skolastik edebiyat e¤itiminden vazgeçmeliyiz. 4) Klasik edebiyat›m›zda nesrin ihmal edildi¤i, yahut insan› derinlemesine anlatan metinlerin yaz›lamad›¤› iddialar›nda do¤ruluk pay› var m›d›r? Biz bugünün sorunlar›yla ve bak›fl aç›s›yla dünü sorguluyoruz. As›l yanl›fll›k burada. Klasik edebiyat, dünün edebiyat›d›r ve dünün insan›n›n beklentilerine uygun olarak vücuda getirilmifltir. Her dönem ve toplulu¤un kendi sorunlar› vard›r; ve hemen her topluluk bu sorulara cevap verecek bir zihin yetifltirmifltir. Tanzimattan sonra ithal fikrî ve siyasî virüslere muhatap olan flehirli Türk insan›n›n, buhranlar› ve ruhî ›st›raplar› artm›fl, sorular› fazlalaflm›fl, bak›fl aç›s› de¤iflmifltir. Ça¤dafl Türk insan›n›n sorunlar›na cevap verecek Mehmet Akif ve Ziya Gökalp gibi yerli âlim ve düflünürlerin ç›kmas› fazla zaman almam›flt›r. Bu, toplum ad›na önemli bir göstergedir. Klasik edebiyatta, akl› kar›flm›fl modern insan›n her meselesine cevap bulamay›z. Eski kültürde bugünkü anlamda felsefi eser araman›n çok mant›kl› olmad›¤›n› düflünüyorum. Hatta e¤er modern zihnin baz› özel sorular›na cevap veren felsefi eserler var ise veya baz› eserlere böyle parçalar ilâve edilmiflse, bunlar›n ciddi bir tenkit ve tahlile tabi tutulmas› gerekti¤ine inan›yorum. Genel anlamda felsefe, varolufl ve varl›kla ilgili soru ve sorunlara cevap verme ihtiyac›ndan do¤ar. Felsefe bir bak›ma insan yap›m›, sunî bir dindir. Ve bu anlamdaki felsefeye, herhalde, dine karfl› itimad› sars›lm›fl, hayat› ve evreni yeniden yorumlamak isteyen bir toplum ihtiyaç duyar. Osmanl› toplumunda, flah›slar› felsefe yapmaya veya aramaya sevk edecek sebepler ve sorunlar fazla yoktu. O, kendi do¤rusundan flüphe duymuyordu. Baz› siyasetnamelerin içeri¤i, bu görüflü desteklemektedir. Bat› ise yüzy›llar boyunca Hz. ‹sa’y› ve kutsal kitab›n› yeniden infla etmek gibi ciddî bir beyin sanc›s› çekmifltir. Bu beyin sanc›s› onlara ak›llar›n› kullanmay› ö¤retmifltir. Ve bir müddet sonra kutsal›n hizmetçisi olan ak›l, hükümranl›¤›n› ilân etmifl ve âdeta kutsallaflm›flt›r. Birçok Bat›l› düflünür 17. as›rdan iti- 113 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim baren akl›n feneri ile evreni tan›mak ve hayat› yorumlamak için felsefeye baflvurmufltur. Montesques, Rousseau, August Comte’un Bat›’dan ç›kmas› tesadüf de¤ildir. Bu, onlar›n üstünlü¤üne ve zekas›na da iflaret etmemektedir. Zira, hastal›k neredeyse, doktor ve afl› da oradad›r. Osmanl› toplumunda Bat›dakilerden farkl› bir çizgide ve farkl› bir ihtiyaca cevap vermek için fikrî ve zihnî eserler kaleme al›nm›flt›r. Meselâ, ‹stanbul’un ilk kad›s›n›n o¤lu olan Sinan Pafla, Tazarruname adl› eserinde aflk vs. gibi birçok konunun yan› s›ra bitki, hayvan, melek ve insan›n yarat›l›fl gayeleri üzerinde ak›c› ve ak›lc› bir üslûpla de¤erlendirmeler yapar. Birçok edebiyat tarihçisinin bu eseri yaln›zca secinin güzel bir temsilcisi olarak sunma gayreti içine girmesi, eserdeki fikir güzelli¤ini görmemizi engellemektedir. Nesir, eski Türk tarihi, siyaseti ve kültürü ile ilgili çal›flmalarda kuflkusuz naz›mdan daha önemlidir. Mensur eserler geçmifli ayd›nlatmada ve tan›mada önemli kaynaklar olarak karfl›m›za ç›kmaktad›r. Nesir, mesaj ve fikirlerin do¤rudan tafl›y›c›s›d›r. Belli fikir ve ideolojileri okuyucuya dikte etmek için nesir tercih edilir. K›saca nesir, zihin demektir. Dolay›s›yla mensur eserlerde konudan önce yazar›n zihniyeti tespit edilmelidir. Maksat övmek mi, elefltirmek mi? Yoksa bilinmedik kelimelerin, sayg›n unvan ve adlar›n, klifle övgülerin ve mu¤lâk ifadelerin z›rh›na bürünerek sald›rmak m›? Hikâye ve fikirlere meflruiyet kazand›rmak için baz› flöhretli ve sayg›n adlar›n istismar edilmesine her dönemde rastlan›r. Meselâ Feridüddin Attar’a ve Fuzuli’ye atfedilen eserler vard›r. Saraya yak›n veya saraya karfl› olan birisinin yazd›¤› eserden s›n›rl› say›da güvenilir bilgi elde edilebilir. Ancak saraya yak›n bir çevreden oldu¤u iddia edilen, hatta saray›n himayesinde yaz›ld›¤› ima ve ifade edilen bir eserde, dolayl› olarak saray hedef al›nm›flsa, araflt›rmac› ne yapmal›d›r? Zihnini bertaraf edip yaln›zca gözünü ve kalemini mi kullanmal›d›r? E¤er söz konusu yazar, akl›selimi zora sokacak bir flekilde kendi kültürüne karfl› sald›rgan bir tav›r alm›flsa ve bunu baz› uyutucu do¤rular›n içinde ustaca yap›yorsa nas›l bir inceleme metodu takip edilmelidir? Bu durumda hiç olmazsa flu beyti okuyabiliriz: 114 Bât›l hemîfle bât›l u bîhûdedir velî Müflkil budur ki sûret-i hakdan zuhûr ede Bizde nesir çal›flmalar› hâlâ emekleme devresindedir. Arapça ve Farsça bilgisi az olan, iyi bir tenkit ve tahlil yetene¤i olmayan nesir araflt›rmac›lar›n› ve onlar›n sayg›l› muhataplar›n› büyük handikaplar ve hatalar beklemektedir. Mensur eserlerin, kullan›lmadan veya kullan›ma sunulmadan önce ciddî bir tenkide tabi tutularak incelenmesi ve yarg›lanmas› gerekir. Öncelikle yazar›n bu eseri yazmaktaki maksad›n›, baflkalar›n›n klifle izah ve ifadelerine tak›l›p kalmadan, çözümleyici ve bütüncül bir bak›fl aç›s›yla belirlemek gerekir. Öyle mensur eserler var ki Türk kültürünün yerli ve yabanc› düflmanlar›na malzeme sunmak için haz›rlanm›fl gibidir. Eski Türk kültürünü elefltirmeyen, ona garazkârane bir tav›rla sald›ran bir eseri eski harflerle yaz›ld› diye veya yazar kendisini âlim, pafla, kad›, seyyit olarak tan›tt› diye kay›ts›z flarts›z makbul mu tutaca¤›z? Bu eserin oldukça meflhur bir flair veya yazara atfedilmesi önemli de¤ildir. Zira eski kültür aleyhine ciddî uydurmac›l›k faaliyetlerinin yap›ld›¤› ve bunlar›n bir k›sm›n›n “yumurta”lar halinde sayg›n mekânlara uzun zaman önce b›rak›ld›¤›na iflaret eden bilgiler vard›r elimizde. Herkesin gözbebe¤i niteli¤inde olan Mevlâna’n›n Mesnevi’sine bile uydurma bir cildin ilâve edildi¤ini, Divan-› Kebir’ine uydurma beyitlerin eklendi¤ini uzun süre insanlar görememifllerdir veya ifade edememifllerdir. Bu tür bilgiler, bir gazete haberi gibi okunup flafl›lacak ve sonra unutulacak bilgiler olmamal›d›r. Aksi takdirde aldanmak, flaflmak, unutmak ve tekrar aldanmak kaderimiz haline gelir. Eski Türk kültürü ve edebiyat›n›n temel kaynaklar›yla modern Türk araflt›rmac›s› aras›nda iki as›rl›k bir kopukluk vard›r. Türkler, 19. asr›n sonu ile 20. asr›n bafl›nda eski tarihini ve kültürünü ö¤renmeye bafllam›fllard›r; metinleri okuyabilen kiflilerin ellerine kitaplar verilmifl ve al geçmiflini ö¤ren denmifltir âdeta. Bizde ilk Eski Türk Edebiyat› kürsüsü doktoru Ali Nihat Tarlan’d›r. Tezini 1920’li y›llarda haz›rlam›flt›r. Halbuki Bat›l›lar 17. asr›n sonlar›nda yo¤un bir flekilde bafllad›klar› Türk tarihi ve kültürüyle ilgili çal›flmalar›n› 19. asr›n sonunda neticelendirmifller, genel hü- temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında kümlerini vermifllerdir. Hammer’in Osmanl› Türk tarihi konusunda; Thomsen ve Radloff’un yaz›tlar konusunda, Ignacz Kunos’un Türk folkloru ve Türk halk edebiyat› konusunda, Gibb’in Eski Türk edebiyat› konusunda verdi¤i hükümlerin hangi birisinde ciddî de¤ifliklikler yap›labilmifltir? O¤uz Ka¤an destan›n›n, Dede Korkut hikâyelerinin yazma nüshalar› nerededir? Biz Yarad›l›fl destan›n› ve Evliya Çelebi’yi vs. kimden ö¤rendik? Tezkireler üzerinde ilk ciddî çal›flmay› kim yapm›flt›r? Türk araflt›rmac›s› ile eski kültür aras›ndaki iki as›rl›k bofllu¤u Bat›n›n cefakâr ve yetenekli Türkologlar› doldurmufltur. Bu Türkologlar›n ço¤unun Türklere ve esi Türk kültürüne karfl› önyarg›lar›, belki bugünün baz› Türk araflt›rmac›lar›ndan daha azd›. Ancak bu iki as›r boyunca, bugün baz›lar›n›n, yaz›s›na ve yazar›n›n flöhretine hürmeten kutsad›¤› yazma ve basma eserler üzerinde, muhtemelen baz› tasarruflar yap›lm›flt›r. Bat›l› Türkologlar›n, muhtemelen bu tasarruflardan haberleri bile yoktu. Bu tasarruflar›n baz›lar›n› (önceden olanlar›n›) Barthold, üslûp vs. bilgisi sayesinde tespit edebilmifltir. Barthold, Zeki Velidi Togan, Tuncer Baykara, Kamuran Gürün ve McCharty’nin de söyledi¤i gibi, de¤iflik gayelerle, uydurma fetva ve fermanlar düzenlenmifl, düzmece eserler haz›rlat›lm›flt›r. Bunun için ço¤u kere Anadolu’da kendini herhangi bir bak›mdan ma¤dur edilmifl hisseden kültürlü kifliler kullan›lm›fl veya yetifltirilmifltir. Hatta Osmanl› Türklerini kötüleyen uydurma eser üretimi için Wellington House, Masterman Bürosu gibi zengin bütçeli birimler kurulmufltur. Bat›, Do¤u’yu siyasî, dinî, kültürel vs. hiçbir bak›mdan yaln›z b›rakmam›flt›r. Bildi¤imiz bir fley var, o da, Bat›n›n yaln›z Türklere de¤il, kendi yak›nlar›na bile hiçbir zaman faturas›z hizmet götürmedi¤idir. ‹çteki ve d›fltaki yabanc›lar›n, eski Türk kültürü ile ilgili tasarruflar›n›n boyutlar›, belki de, zihinlerimizin istiap haddini zorlayacak niteliktedir. Osmanl› elçisi Ratip Efendi’nin Viyana’da tan›flt›¤› Hammer, basit bir tercüman veya dil o¤lan› de¤ildir. Hammer, Tanzimat’›n kudretli alim ve idaricilerinin tart›flmas›z üstat olarak kabul ettikleri bir kiflidir. Ahmet Cevdet gibi dev bir tarihçiyi kendisine peyrev yapabilecek bir birikime sahiptir. De¤il bu birikime sahip olacak, bu birikimin çap›n› arfl›nlayacak ilim adam› bizde hâlâ yetiflmemifltir ve yetiflme- temmuz-ağustos 2006 e¤itim si için zemin haz›rlanmam›flt›r. Hammer’in bilgi birikimi, kulland›¤› kaynaklar, bildi¤i yabanc› diller, araflt›rma metotlar›, tahlil yetene¤i, Türk kültürünü hangi niyet ve hislerle çal›flt›¤› gibi konularda ciddî çal›flmalar hâlâ yap›lamam›flt›r. Hâlâ onun 2200 flairi içeren tezkiresi hakk›yla de¤erlendirilememifl ve tan›t›lamam›flt›r. Hammer’e ve Fuat Köprülü’ye verilen imkânlar 21. asr›n Türk Türkologlar›na da verilmelidir. Nesir çal›flan kiflinin, en az Andreas Tietze (ö. 2004) kadar nesir bilgisine sahip olmas› gerekir. Tietze’nin çal›flmalar›, onun Âfl›k Çelebi, Mustafa Âlî, Nergisi ve fiefik kadar Osmanl› süslü nesrini ve inflas›n› kullanabilecek bir yetene¤e sahip oldu¤una bizi inand›rmaktad›r. Bütün bunlar› anlat›p, sözü uzatmam›n sebebi, nesir çal›flmalar›nda kiflinin okur-yazarl›k d›fl›nda farkl› özelliklere ve bak›fl aç›lar›na sahip olmas› gerekti¤ine dikkat çekmektir. 5) Yüzy›llar boyunca tekamülünü sürdürerek bir imparatorluk kültürü seviyesine ulaflm›fl klasik edebiyat›m›zdan yeterince faydalanabilmek için sizce araflt›rmac›lara, ö¤retmenlere ve ö¤rencilere düflen görevler nelerdir? Divan fliirini tahkir etmek de takdis etmek de hatad›r. Eski edebiyat, ideolojik bir edebiyat de¤ildir. Bu edebiyattan tasavvuf sohbetleri bekleyenler bofluna bekliyorlar; yine bu edebiyat› kendi his ve heveslerinin bir aynas› olarak yorumlamak isteyenler, eski flairlere sayg›s›zl›k ediyorlar. Ahmet Haflim’in ifadesiyle, bu fikir “cüce”leri, Nedim gibi flairleri, yorumlar›yla “telvis” ediyorlar. Hâlbuki, divan edebiyat› yaln›zca kendisi için, yani sanat› için var olmufltur. Bu ihtiyar sanat tecrübesinden istifade imkânlar›n› aramak gerekir. Eski edebiyat araflt›rmac›s›n›n aslî görevi, kendi edebiyat kültürünü en yetkin bir flekilde incelemek ve kavramakt›r. Konu ve metot bak›m›ndan kopyac› veya tekrarlay›c› tezler yerine, özgün ve çözümleyici tezler haz›rlanmal›d›r. Mazinin dilsiz insanlar›n›n, ki bunlar bizim dedelerimizdir, ulusal ve uluslararas› kamuoyunda haks›z bir flekilde yarg›lanmas›na mani olmak gerekir. Bunun için, en basit bak›fl aç›s›yla, Türk dili ve edebiyat›n› araflt›ran yabanc›lara verilen imkânlar, Türkiye Türkologlar›ndan esirgenmemelidir. Hiç olmazsa Tür- 115 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim koloji sahas›nda uluslararas› bilgi ve kanaat ak›fl›n› Türkler yönlendirmelidirler. Araflt›rmac›lar›n di¤er bir görevi topluma, lise ö¤retmeni ve ö¤rencisine hazmedebilecekleri bilgi sunmakt›r. Divan flairlerinin, zihinlerini ve muhayyilelerini kullanarak vücuda getirdikleri fliirlerden baz›lar›, bugünün fliir severine de hitap edebilmektedir. Divan flairleri, hayatta birço¤unun âflina oldu¤u fakat Atilla ‹lhan’›n ifadesiyle “ad›n› koyamad›¤›” duygu, düflünce ve seziflleri oldukça etkili bir flekilde, kelimelere dökmüfller, onlar› fliirlefltirmifllerdir. Bu beyitlerin toplan›p okuyucuya sunulmas› gerekir. Bu beyitler, kiflilerin gönül ve ifade dünyalar›n› zenginlefltirecektir. Lisede edebiyat derslerine ve ö¤retmenlerine düflen temel görev ö¤renciye anlama, tart›flma, elefltirme, duygu ve fikirlerini yaz›l› ve sözlü olarak ifade etme yetene¤i kazand›rmak olmal›d›r. Divan fliiri de bu süreçte kültürel bir çeflni olarak yerini almal›d›r. Divan fliirini her lise ö¤rencisine tam anlam›yla ö¤retmek mümkün de¤ildir, gerekli de de¤ildir. Bunu biz üniversitede o kadar derse ra¤men yapam›yoruz. Zira e¤itimin ö¤retmen ve ö¤renci d›fl›nda da önemli ayaklar› 116 vard›r. Ancak baz› olumsuzluklara ra¤men, her ö¤rencinin k›sa sürede anlayabilece¤i, güzel beyitler vard›r. Ö¤rencilerin haf›zalar›na güzel beyitler kazand›r›lmal›d›r. Nesrin ve nutkun aciz kald›¤› yerlerde bu beyitler kiflinin imdad›na yetiflebilir. Aksi takdirde bu edebiyat›n temsilcilerinin hayat hikâyelerini vs. ezberletmenin çok faydas› yoktur. ‹nsan, fliiri veya edebiyat› bediî zevkini terbiye etmenin yan› s›ra kelime hazinesini zenginlefltirmek ve ifade gücünü gelifltirmek için okumal›d›r. Ömer Seyfettin’in hangi hikâyeleri yazd›¤›, Halit Ziya’n›n romanlar›n›n konusunun ne oldu¤u, Nâbî’nin eserlerinin adlar›n›n neler oldu¤u gibi konular, bilgi yar›flmalar›, haf›za ve sorumluluk testleri (yani s›navlar) d›fl›nda bir önem tafl›mamaktad›r. Bunlar› unuttuklar› için ö¤reniciyi suçlaman›n geçerli bir mant›¤› yoktur. Ben bu tür bilgileri unutmakta bir sak›nca görmemekteyim ve emekli olduktan sonra (e¤er o günlere ulafl›rsam) bunlar› haf›zamda tafl›mak için özel bir gayret sarf etmeyece¤im. Bana, Eski Türk Edebiyat› ile ilgili baz› kanaatlerimi ifade etme imkân› tan›d›¤›n›z için teflekkür ederim. temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim SORUfiTURMA RIDVAN CANIM* Peki edebiyatta “soyutluk” bir ay›p m›d›r? Hay›r! Nitekim bugün de soyut fliir vard›r, yok diyemezsiniz.. Niçin bugünün soyut fliirler söyleyen flairlerini k›nam›yorsunuz o zaman? E¤er bir kusursa.. Bugün halk›m›z›n kaçta kaç› bu türden fliirleri okuyup anlayabiliyor? Peki bunlar› söyleyen flairlerimizin umurunda m› halk›n anlay›p anlamad›¤›? Pek de öyle görünmüyor, flair ifline bak›yor..! 1) Klasik edebiyat, kültür tarihimizde etkisini as›rlarca hissettirmifltir. Bugün için bu kültürel oluflumun ifllevini tamamlayarak kültürel alandan çekildi¤i söylenebilir mi? Ça¤dafl edebiyat›m›z›n klasik edebiyat verimlerinden yararlanabilece¤i unsurlar mevcut mudur? Formlar olarak önemli ölçüde evet denilebilir. Ama zihinsel ve duygusal aç›dan devrini tamamlad›¤›n› söylemek do¤ru de¤il bence.. Bunun uzun as›rlar almas› da çok normal karfl›lanmal›.. B›çakla keser gibi gelene¤i bir yerde kesmek veya durdurmak mümkün mü? Varsay›m olarak yak›n dönemde Asaf Halet Çelebi, Behçet Necatigil, Attila ‹lhan, Hilmi Yavuz ve Turgut Uyar gibi belli baz› isimlerin imgesel düzeyde gelene¤i sürdürdükleri söylenebilir. Ancak bu flahsiyetlerin de gelenek çerçevesinde fliirlerinde ortaya koyduklar› “imge”lerin eski fliirimizin “mazmun”lar›na tekabül etti¤ini söylemek zor.. Belki öyle bir niyet de yok zaten.. Do¤u fliirinin f›trat›nda olan bir “gizem” düflüncesinin bir uzant›s› olarak da düflünebiliriz bu türden denemeleri.. Belki önce “geleneksellik”ten ne anlamak gerekti¤ini belirlememiz gerekiyor. Geleneksellik, bundan birkaç as›r öncesinde yaz›lm›fl metinlerde gördü¤ümüz baz› kelime ve terkiplerin, mazmunlar›n aynen veya farkl› biçimlerde kullan›lmas› m›d›r acaba? Böyle mi anlafl›lmal›d›r. Gelenek sabit olan, donuk ve asla de¤iflmeyen midir? Ya da modernizm gelene¤e alternatif olarak m› ortaya ç›km›flt›r? Post-modernizm nedir o zaman? Ya da post-modernizm ile gelenek bir yerde buluflur mu? Buluflmal› m›? Bütün bu sorulara ce- vaplar bulabilirsek belki günümüz fliirinin gelenekle uzlaflt›¤› veya kesiflti¤i noktay› tesbit edebiliriz. Veya okuyucular›m›z beni ba¤›fllas›nlar, bu tamamen benim kiflisel kanaatimdir, gelene¤i sürdürme; birtak›m nostaljik figürlerin yeniden gündeme getirilmesi olarak da anlafl›lmamal›d›r herhalde.. Tabii iflin en üzücü taraf› da günümüz flairlerinin birço¤unun eski fliirimizin,“günümüze tafl›nabilirli¤i” aç›s›ndan imkânlar›n› -en az›ndan- araflt›rma ihtiyac› duymay›fllar›d›r. Bunun için elbette eski fliiri öncelikle iyice tan›mak gerekir ki bize bugün itibariyle sunaca¤› imkânlar› fark edebilelim. Benim kiflisel kanaatim; eski fliir kültürünü bir altyap› olarak edinen günümüz flairlerinin ça¤dafl Türk fliirine inan›lmaz güzellikte ivmeler kazand›raca¤› yönündedir. Ama öncelikle yap›lmas› gereken geriye dönüp bakmakt›r. Bu noktada ünlü bir ustan›n, Behçet Necatigil’in bir sözü bize ›fl›k tutabilir. fiöyle diyor Necatigil; “fiiir geçmifle yap›lan at›flarla ilerler”. Tabii geçmifle at›fta bulunabilmek için de “geçmifl”i bilmemiz gerekir. Bilmedi¤iniz fleye nas›l gönderme yapacaks›n›z ki.. Hülâsa, flunu söyleyerek bitirebilirim bu sorunun cevab›n›: fiu saatten sonra kalk›p da kimseden gazel, kaside, terkibi bend, terci bend yazmas›n› bekleyemeyiz belki, ama yaklafl›k 8-9 as›r boyunca milyonlarca insana sanat ad›na, edebiyat ad›na, estetik güzellikler ad›na bir fleyler sunan bu edebî süreçten ve meydana getirilen bu edebî ürünlerden günümüz flairinin de alabilece¤i baz› fleyler vard›r ve olmal›d›r. Mesele bir dalg›ç gibi bu dünyaya yap›lacak keflif dal›fllar›ndad›r art›k.. Baz› dalg›çlar vard›r ki dald›klar› mana denizle- *Yrd.Doç.Dr., Atatürk Üniversitesi Kaz›m Karabekir E¤itim Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyat› Ö¤retim Üyesi. temmuz-ağustos 2006 117 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim rinin dibinden bir avuç kumla geriye dönerken, baz›lar› da en nadide inci, mercanlarla dönmüfllerdir. Zira dünyada söylenmemifl söz yoktur. Öyleyse geriye kalan; “sözü” yeniden ve hiç görülmemifl, duyulmam›fl flekliyle söyleyebilmek marifetidir herhâlde. 2) Divan fliirinin gerçek hayattan uzak oldu¤u, soyut bir dünyay› ifade etmeye çal›flt›¤› bu sebeple de halk›n bu fliirden uzak kald›¤› iddialar› için neler söylemek istersiniz? Öncelikle bu türden iddialara kesin olarak kat›lmad›¤›m› belirtmekle bafllamal›y›m bu sorunun cevab›n› vermeye.. Bunlar, kesinlikle klasik edebiyat›m›z›n dünyas›ndan uzak, ona yabanc› yaflayan insanlar›n as›ls›z iddialar› ve haks›z ithamlar›d›r. Bunu her zemin ve zamanda iddia sahibi herkesle tart›flmaya haz›r›m. Kim demifl onu gerçek hayattan uzak diye.. Bunu ileri süren insan›n bu edebiyattan haberi yok demektir. Ve bir kifli ç›k›p desin ki Osmanl› flairleri hayat›n flu flu taraf›na dair bir fley söylememifller. Hay›r, aksine onlar, içinde yaflad›klar› toplumla olabildi¤ince bar›fl›k, iç içe ve meseleleriyle hafl›r neflir idiler. Do¤umunda, ölümünde, dü¤ününde, bayram›nda, seferlerinde, savafllar›nda, bar›fl zamanlar›nda, Ramazan’›nda, Kurban’›nda vs. vs. hayat›n her kesitinde görürsünüz onlar›.. Ben soray›m flimdi siz cevap verin.. Edebi türleri var bu edebiyat›n biliyorsunuz.. Gelin hep beraber bakal›m : Ramazannameler sizce neden söz eder? Herhâlde Damazandan de¤il mi? Peki Ramazan olay› flairlere özgü bir zaman dilimi midir? Hay›r! Bütün bir toplumda yaflanan Ramazan gerçe¤idir. Gelenek ve görenekleriyle, inanç boyutuyla, e¤lenceleriyle, bu aya özgü yemek kültürü (iftar› ve sahur) boyutuyla vs. vs. Ayn› flekilde Sakinameler.. Bir toplumun topyekün yeme-içme ve e¤lence kültürünü ortaya koyar.. fiehrengizler, flehirlerimizin güzellerini ve güzelliklerini sergiler. Mersiyeler, toplumdaki ölüm gerçe¤ini anlat›r bize.. Hüzünler, sevinçler hepsi bu kültürün ve bu edebiyat›n içinde de¤il midir? Seyahatnameler, kimin seyahatlerini kime anlat›rlar? Sefaretnamelerde görüp okuduklar›m›z kimindir? Mevlidler, miracnameler bu toplumun mensubu insanlar›n as›rlar boyunca yaflad›¤› gerçekler de¤il midir? Ya gazavatnameler, fetihnameler, zafernameler nedir? Kimin zaferleridir bunlar? Kim okur bunlar›? Fütüvvetnameler, bu toplumun esnaf ahlak›n› belirleyen prensipler bütünüdür, flairlerin de¤il! Pendnamelerde- 118 ki ö¤ütler kimin içindir san›r bunu söyleyenler? Bunlar› o kadar ço¤altabilirsiniz ki! Haa, bu fliire belli bir ön yarg›yla yaklafl›rsan›z koskoca 8-9 as›rl›k bir edebî süreç gazel ve kasideden ibaret kal›r tabii.. Soyutluk meselesine gelince, burada da yine genelleme yapamazs›n›z.. Yukar›da sayd›klar›m›z›n hemen hepsi somut örneklerdir. Soyut metinler yok mudur? Vard›r elbette.. Peki edebiyatta “soyutluk” bir ay›p m›d›r? Hay›r! Nitekim bugün de soyut fliir vard›r, yok diyemezsiniz.. Niçin bugünün soyut fliirler söyleyen flairlerini k›nam›yorsunuz o zaman? E¤er bir kusursa.. Bugün halk›m›z›n kaçta kaç› bu türden fliirleri okuyup anlayabiliyor? Peki bunlar› söyleyen flairlerimizin umurunda m› halk›n anlay›p anlamad›¤›? Pek de öyle görünmüyor, flair ifline bak›yor..! Sonra halk için söyleyen halk flairlerimiz var bugün bizim! Halk ozanlar›m›z! Onlar bu toplumun neresinde söyler misiniz? Birço¤umuz ne yaz›k ki bu insanlar› flairler s›n›f›na bile katm›yoruz, ac› ama gerçek.. Ya da ikiyüzlülük deyin siz buna.. Evet, bence bu noktada dürüst olmam›z gerekiyor. Maksat ba¤c›y› dövmek de¤il de üzüm yemek ise e¤er! Di¤er taraftan bütün bu flair ve edibler için “Saray flairi” gibi as›ls›z ithamlar da asla bu insanlar için hakl› birer suçlanma gerekçesi olmamal›.. Klasik edebiyat›m›z›n ölümsüz flairi Fuzuli nerede yaflam›fl bir baks›nlar… Ömrü Kerbelâ çölünde geçmifl. Saray› belki rüyas›nda görmüfl.. Fuzuli’yi saray flairi gösteren bir insan›n bu edebiyat hakk›nda ahkâm kesmeye hakk› olmamal› diye düflünüyorum ben.. Bunu söyleyen insan›n bu edebiyata dair söylediklerinin hiçbirine itibar etmem ben.. Kusura bakmas›n.. Bu saray flairi kategorisine soktuklar› insanlar›n içinde okuma yazma bilmeyenler var, mesle¤i demircilik, yorganc›l›k, ayakkab› tamircili¤i, ip canbazl›¤› olanlar var. Bunlar bu toplumun ba¤r›nda yaflayan insanlard›r. Yani halk›n ta kendisidir bunlar.. Meflhur Zati’nin Beyaz›t Meydan›’nda ayakkab› tamircili¤i yapt›¤›n› unutmayal›m ve biraz insafl› olal›m.. Ve de gerçekçi tabii.. fiimdi elbette insan›m›z›n da yavafl yavafl, y›llard›r bu edebiyat ve bu edebiyat›n sanatkârlar› hakk›nda söylenenlerin as›ls›z oldu¤unu ö¤rendikçe, ilgi ve merak› art›yor bu edebiyata karfl›. Sempatiyle bakmaya bafll›yor giderek. fiöyle bitireyim isterseniz. Belki yukar›da söylemem gereken fleyi burada ifade etmem uygun olacak: Ö¤retici olarak ben yapt›¤›m ifli sevmiyorsam, hitabetti¤im insanlar›n onu sevmesini beklemeye de hakk›m olma- temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında mal› diye düflünüyorum. Bilmem haks›z m›y›m? Sonuçta bir duyarl›l›k meselesi herhâlde bu... 3) Ortaö¤retimde klasik edebiyat› okutacak ö¤retmenleri yetifltiren bir akademisyen olarak siz, üniversiteye yeni bafllayan ö¤rencilerinizin klasik edebiyat konusundaki birikimlerini nas›l de¤erlendiriyorsunuz? Toplumun de¤iflik kesimlerinde var olan ön yarg›lar› bu ö¤rencilerinizin de paylafl›p paylaflmad›¤› konusunda neler söylersiniz? Bence son derece önemli bir soru bu.. Hemen flunu söyleyeyim ki, üniversitelerimizin ilgili bölümlerine gelen ö¤rencilerimizin yüzde doksan› sözünü etti¤iniz ön yarg›larla geliyorlar asl›nda.. Hayatta en korktu¤um fleylerden birisi de yanl›fl anlafl›lmakt›r. Dilerim söyleyeceklerim maksad› aflan fleyler olmaz. Ben ne akademik anlamda ne de üniversite ö¤rencili¤i seviyesinde ve ne de Türkçe-Edebiyat ö¤retmenli¤i ba¤lam›nda hiç kimseyi töhmet alt›nda b›rakacak bir fley söylemek istemem. Sak›n bu yanl›fl anlafl›lmas›n.. Efendim, Osmanl› fliiri belli kültürel kaynaklardan beslenen, dolay›s›yla belli bir fikrî ve kültürel altyap›s› olan, sanat de¤eri tafl›yan, k›sacas› öyle herkesin de emek sarf etmeden anlayabilece¤i düzeyde s›radan bir metinler bütünü de¤ildir. Örne¤in Kur’an-› Kerim ve Hadis-i fierifler, ‹slâm tarihi, bütün bir peygamberler tarihi, genel Türk tarihî, bunun içinde Osmanl› tarihi, Do¤u ve Bat› mitolojileri, tarihi flahsiyetler ve efsanevi kahramanlar, gelenek ve görenekler, ça¤›n ilimleri, dil malzemesi vs. iflte bütün bunlar›n her biri, bazen birkaç› Osmanl› flairlerinin fliirlerini söylerken veya genel anlamda eserlerini ortaya koyarken yararland›klar› kaynaklard›r. fiimdi durum bu iken bu edebiyat› ve bu kültürü okuyup ondan estetik anlamda zevk almak isteyen ya da ö¤retme makam›nda olacak insan›n da en az›ndan bu donan›ma sahip olmas› gerekmez mi? Eserini bu malzemeden hareketle ortaya koyan sanatkâr› anlamak için el’an sahip oldu¤umuz müktesebât yeterli mi acaba? Yeterli de¤ilse suçlu Osmanl› flairi mi olacak? Diyorum ki üniversitedeyiz, hem de Türkçe-Edebiyat bölümlerinde Osmanl› fliiri incelemeleri yap›yoruz. Soruyorum, flair sevgilinin boyunu bosunu ona benzetmifl ya hani “servi” nedir, gören var m›? Yok. Afl›¤›n simgesi olan “Kumru” nedir? Yok. Sevgilinin saç›na benzeyen “Sünbül”, gözüne benzeyen “nergis” temmuz-ağustos 2006 e¤itim nas›l bir fley? T›k yok. Hadi onlar› geçtik sevgilinin yine boyunun, endam›n›n benzetildi¤i “elif” nas›l bir fley? Eh eski harfleri önceden ö¤renen birkaç kifliden gelen cevaplar. Süleyman ve kar›nca kelimeleri yan yana gelirse bu size hangi olay› hat›rlat›yor? Tabii ki hiçbir olay›..! Sevgilinin saç›n›n kokusu olan “misk” ya da “anber” nas›l bir fley? … Ne yaz›k ki bu kokuyu sözlüklerden bulam›yorsunuz! fiairin sevgilisini benzetti¤i “Yusuf” kim? Yine sessizlik. fiimdi bütün bunlar böylesine ortada iken biz ö¤rencilerimizden bu fliiri anlamalar›n› ve sevmelerini bekliyoruz. Niye sevsin ki? Nas›l sevsin sonra? fievk dedi¤imiz bir fley var sonra… Aflk olmasa da flevk olsa bari. Ö¤renme merak›, tutkusu, heyecan›.. Ben bunun eksik oldu¤unu vurgulamaya çal›fl›yorum hep. Bu olmazsa hiçbir fley beklememek laz›m diye düflünüyorum. Ha bugünün ö¤rencisi yar›n›n da ö¤retmeni elbette. Peki bütün bunlar›n sorumlusu kim? Onu hep beraber düflünelim isterseniz! Bir de iyi niyet tabii. fiu yani. Bu metinlere anlamak ve anlatmak amac›yla yaklaflan insan›n iyi niyeti. Bu pekala bir edebiyat ö¤retmeni de olabilir. Sevmesi gerekmiyor bu edebî süreci. Objektif olsun, ön yarg›s›z olsun yeter. ‹nsanlar› yan›ltmas›n. Biz bu edebiyat ad›na ahkâm kesen ne büyük (!) fliir elefltirmenleri gördük. Bak›n diyor, bu divan flairlerinin ço¤unun erkek sevgilisi varm›fl, diyor. Kimininki Ahmed, kimininki Yusuf, kimininki ‹sa imifl, diyor. Ay›pt›r ay›p. Ha do¤rudur, hemen bütün divan flairlerinin sevgilisi olan bir “Ahmed” vard›r gerçi, onun bir ad› da Muhammet’tir, bir ad› da Mustafa’d›r. Yani O bizim Peygamberimiz’dir. Yusuf da Osmanl› fliirinde “güzelli¤in” sembolüdür. Güzel olan her fleyin ad› “Yusuf”tur çünkü bu fliirde.. ‹sa, nefesiyle ölülere can veren bir Peygamberdi... Sevgili de t›pk› onun gibi âfl›klar›n ölmüfl kalplerini dirilten, onlara can verendir. Ve onun için her flairin sevgilisi de kendisinin ‹sa’s›d›r. Bu örnekler o kadar ço¤alt›labilir ki. ‹flte bu e¤er kara bir cehalet de¤ilse, affedilmez bir ihanettir. Bir ayd›n olarak da tabii ki öncelikle içinde yaflad›¤› kitlelere ihanettir. Bilmiyorsan hiç olmazsa susacaks›n.. Yani k›sacas› maksat üzüm yemek olmal› bu edebiyata yaklafl›rken, ba¤c›y› dövmek de¤il! Benim demek istedi¤im bu.. Ama sevindirici olan bir fley var yine de.. Giderek bu yöndeki anlay›fllar›n, kanaatlerin de¤iflmesi veya de¤ifliyor olmas›.. Tümüyle de¤iflti¤ini söylememiz zaten mümkün de¤il. En az›ndan bu bir süreç ifli. Za- 119 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim man alacak, belki y›llar geçecek.. Ama fluras› da bir gerçek ki art›k yavafl yavafl bu edebî dönem hakk›ndaki ön yarg›lar, peflin hükümler, siyasî denilebilecek de¤erlendirmeler giderek azal›yor, ortadan kalk›yor. Olmas› gereken de bu zaten.. Bu belki de gecikmifl bir hakk›n teslimi olarak düflünülmeli.. En az›ndan bu edebiyat›n birkaç gazel ve birkaç kasideden ibaret olmad›¤›, aksine hayat›n bütün kesitlerine temas eden, bunlar› ele al›p iflleyen bir sanat dal› oldu¤u gerçe¤i anlafl›l›yor art›k.. Yap›lan çal›flma ve araflt›rmalar bir taraftan da eski bilim, kültür, sanat ve edebiyat dünyam›z›n bilinmeyen güzelliklerini ortaya ç›kar›yor. Ben flahsen bu edebî sürecin yeniden gündeme gelip sevilmesinden, ilgi ve alâka görmesinden son derece mutluyum. Bunu kim yapmaya çal›fl›yorsa ona da flükran borçluyum. Çünkü t›pk› Osmanl› tarihi gibi Osmanl› edebiyat› da bu ülkenin genç insanlar›na haks›z yere ve hak etmedi¤i biçimlerde tan›t›ld›. Bu edebiyat› ve bu kültürü genç nesillere aktarmak ya da tan›tmak, ö¤retmekle görevli insanlar›m›z bu ifli ço¤u zaman gönülsüzce yapt›lar ne yaz›k ki. Osmanl› fliirini estetik bir dünya kültür miras› gibi görmek ve göstermek yerine onu “Failatün-Failatün-Failün”den ibaret bir garabetler silsilesi gibi gösterdiler. Bu edebiyat›n ve topyekün bu kültürün altyap›s›n› oluflturan dünya görüflüne, inanç sistemine karfl› duyulan antipati sebebiyle y›llarca afla¤›land›, horland›, itildi, kak›ld›, diliyle alay edildi. T›pk› Osmanl›n›n siyâsî tarihi gibi.. Dünya çap›nda flaheserlerin bu edebiyat›n içinden ç›kt›¤› hep gözard› edildi nedense.. Ama çok flükür flimdi bütün bu anlay›fllar de¤ifliyor ve baflta akademik çevreler olmak üzere bu edebiyata ilgi duyan insanlar keflfedilmeyi bekleyen ve y›llard›r üzeri ›srarla örtülmeye çal›fl›lan bu güzellikleri görmeye kofluyor. Ve tabii ki isteyen görüyor, istemeyen de görmüyor ya da göremiyor. “Sevilme” ve “sevdirme” meselesine gelince; bir tek fley söyleyebilirim bununla ilgili olarak; ancak sen seversen baflkalar›na da sevdirebilirsin.. 4) Klasik edebiyat›m›zda nesrin ihmal edildi¤i, yahut insan› derinlemesine anlatan metinlerin yaz›lamad›¤› iddialar›nda do¤ruluk pay› var m›d›r? Bunu söyleyen de her kimse, Türk nesrini, Osmanl› nesrini tan›m›yor demektir asl›nda.. Millet olarak bizim “nesir” ad›yla ortaya koydu¤umuz metinlerin 120 bafllang›c›n› Türkçe ilk yaz›n›n yaz›ld›¤› tarihe kadar götürmek mümkündür. Ve sizin de bildi¤iniz gibi Türkler, tarihin kaydetti¤i medeniyet kurmufl en eski insan topluluklar›ndan biridir. Bugün gerek Orta Asya’da ve gerekse göçlerle yay›ld›klar› muhtelif co¤rafyalarda Türklere ait yaz›l› kültür ve medeniyet eserleri varl›¤›n› hâlâ muhafaza etmektedir. Bafllang›c›n› Orhun Yaz›tlar›na kadar götürebilece¤imiz bu edebî faaliyetlerin ilk 3-4 as›rl›k dönemi oldukça sönük geçmifltir denilebilir, nesir aç›s›ndan.. Ama özellikle 13-14.as›rlardan itibaren inan›lmaz bir geliflmeye flahit oluruz nesir alan›nda.. Özellikle Kur’an tercüme ve tefsirleri, ‹slami tesirlerle yaz›lm›fl kayna¤›n› Hint edebiyat›ndan alan Kelile ve Dimne tercümeleri ile daha çok pendname niteli¤i tafl›yan ‹ran kaynakl› eserlerin tercümeleri, tarih, din ve dille ilgili mensur eserleri gözard› etmek mümkün müdür? Bütün bu ve buna benzer eserlerin ortak özellikleri ise esas itibariyle ö¤retici, ayd›nlat›c›, yol gösterici ve telkin edici amaçlar tafl›r. Konular›n› din, ahlak, tasavvuf, terbiye, umumi görgü ve kültür, t›p, tabiat, astronomi ve ‹slam menk›beleri gibi toplum için son derece elzem konulardan seçen say›s›z mensur eser kaleme al›nm›flt›r bu dönemde.. ‹lerleyen as›rlarda bilhassa halk›n okumas› için yaz›lan anonim Osmanl› tarihleri hep nesirle yaz›lm›flt›r. Dede Korkut hikâyeleri Türk edebiyat›n›n “insan”› anlatan dünya çap›nda klasikleri de¤il midir? Bu hikâyelerde en derin anlam›yla bizim insan›m›z› tan›rs›n›z, e¤er dikkatle okursan›z! Özellikle 16.as›rdan itibaren nesir sahas›nda K›nal›zade Ali Çelebi, Hoca Sadettin Efendi, Kemal Paflazade, Lutfi Pafla, Seydi Ali Reis, Katip Çelebi, fluara tezkiresi yazarlar›ndan Latifi, K›nal›zade Hasan Çelebi, Afl›k Çelebi, Gelibolulu Mustafa Ali, Celalzade Mustafa Çelebi, Selanikli Mustafa Efendi, münfleat sahibi Feridun Bey, Veysi ve Nergisi, dünya çap›ndaki seyahatnamesiyle Evliya Çelebi ve daha niceleri ortaya koyduklar› nesir eserleriyle kimin edebiyat›n› yazd›lar, kimin kültürüne hayat verdiler? Bunlar nas›l unutulur? Nas›l görmezden gelinir? Ama san›yorum burada da ayn› mant›k, ayn› düflünce hâkim: Bu metinleri anlam›yorum öyleyse hiçbir ifle yaramaz! Ne denilebilir ki..! Ha belki flu söylenebilir dürüstçe : Biz bugün sahip oldu¤umuz kültürel birikimle, bu metinlerin yaz›ld›¤› dillere ve dolay›s›yla onlar›n kelimelerine dair bilgilerimizle art›k bu metinleri ve bu eserleri anlamaktan çok uza¤›z. Öyle görünüyor ki onlar›n tafl›d›¤› flifreleri çözme- temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında ye de gücümüz yetmiyor. Bunu da söyleyemiyoruz tabii.. Hafif kald›¤›m›z› itiraf etmektense bunlar› anlaman›n bize çok a¤›r geldi¤ini, anlafl›lmaz oldu¤unu söylemekle iflin içinden “s›yr›lmak” daha uygun geliyor herhâlde.. Çünkü Osmanl› nesri belki Osmanl› fliirinden de oturakl› bir ifade gücüne sahipti.. O tam bir imparatorluk dili idi. fiahsiyetli, kimlik ve kiflilik sahibi, ciddî, oturakl› bir dil. Osmanl› nesrinin ortaya koydu¤u sanat›, ifade tarz›n›, üslûbu tüm dünya kabul edip önünde sayg› ile e¤ilmiflken bizim hafife almam›z, d›fllamam›z, afla¤›lamam›z ne kadar ac› ve ne kadar düflündürücü de¤il midir? 5) Yüzy›llar boyunca tekamülünü sürdürerek bir imparatorluk kültürü seviyesine ulaflm›fl klasik edebiyat›m›zdan yeterince faydalanabilmek için sizce araflt›rmac›lara, ö¤retmenlere ve ö¤rencilere düflen görevler nelerdir? Efendim, asl›nda bana sorarsan›z araflt›rmac›lar üzerine düflen görevi gerekti¤i flekilde yap›yorlar. Birikimlerini bu edebiyat›n anlafl›lmas› yönünde olanca güçleriyle sarf ediyorlar. Keflke bu kültürün tafl›y›c›lar› konumunda bulunan di¤er unsurlar da bu bilinç içerisinde, bu duyarl›l›k içerisinde olabilseler. Var belki ama yetersiz san›r›m. Tabii hadiseye belki flu aç›dan da bakmak mümkün : Toplumun yetiflkin bireyleri aras›nda yükselen de¤erler ne ise gençler de ona yöneliyor. Bir toplumda flayet ilim ve fikir adamlar›na, sanata ve sanatkârlara önem veriliyorsa, toplum içinde bu insanlar›n sayg›nl›¤›, itibar› varsa geriden gelenler de ona ilgi gösteriyor, de¤er veriyor. ‹çinde yaflad›¤›m›z topluma bir bakal›m öyleyse yükselen de¤erler neler? K›sa yoldan zengin olmak m›, lüks bir yaflam tarz› m›, makam mevki mi, flöhret mi? Hepsi mi? Çocuklar›m›z art›k kendi giysilerini giymiyorlar. Kiminin s›rt›nda Anelka formas›, kiminde Ronaldinho ya da Alex formas›... Fuzûlî, kimin akl›na gelir? fiiir kar›n m› doyurur? Gençler fieyh Galib’i nereden bilsinler. Onlar Harry Potter okuyor, Da Vinci’nin fiifresini çözmeye çal›fl›yorlar. Hâlbuki birilerinin ç›k›p; “Siz önce kendi kültürünüzün flifrelerini çözün bakal›m” demesi gerekmez mi? Tabii ne temmuz-ağustos 2006 e¤itim yaz›kt›r ki müfredat programlar›m›z da bana göre bu amac› öncelemiyor. Özellikle ortaö¤retimde tek hedef var : Üniversiteye girebilmek. Bunun d›fl›nda bir amac› var m› ortaö¤retimin? Varsayal›m ki adam üniversitede okumak istemiyor. Liseyi bitireyim yeter bana diyor. Bu durumda ne olacak? Tabii her fley böyle düflünüldü¤ünde sonuç ortada: Eskisinden de yenisinden de habersiz bir gençlik. fiiir, edebiyat ve hatta bütün güzel sanatlar bu toplumun neresinde sizce? Gençleri de b›rakal›m bir tarafa..! Siz klasik edebiyat›m›z diyorsunuz. Gençlerimiz beni ba¤›fllas›nlar, elbette istisnalar› var ama ço¤u ö¤rencimiz “klasik” kelimesinin ne anlama geldi¤ini bilmiyor! fiimdi gençlerimiz bizim klasiklerimizi okusunlar, kendi öz kültürlerini tan›s›nlar, hangi medeniyetin mirasç›s› olduklar›n›n fluuruna vars›nlar diye eski eserlerimizin yepyeni formatlarla yay›nland›¤›n› görüyoruz. Leyla ile Mecnun, Yusuf ile Züleyha, Ferhad ile fiirin, Hüsn ü Aflk gibi klasik edebiyat›m›z›n bugünkü romanlar›n› karfl›layan uzun hikâyeleri baflar›l› bir flekilde günümüze aktar›l›yor. Kimin haberi var? Kimler okuyor? Birkaç› ‹skender Pala, Nazan Bekiro¤lu gibi klasik edebiyat›m›z›n ça¤dafl yorumcular› taraf›ndan günümüz Türkçesiyle ortaya konulan ve en kaliteli bask› teknikleri ile piyasaya ç›kan bu kitaplar›n okuyucular› nerede? Osmanl› klasiklerini, genel çerçevede düflünürsek fiark klasiklerini, Bat› klasiklerini bu edebiyatlar›n e¤itimini alan ö¤rencilerimize bile okutam›yoruz neredeyse! Önce “merak” duygusunu ve bilincini yerlefltirmemiz gerekiyor galiba.. Bütün bunlar›n bir “ihtiyaç” oldu¤unu kabullenmek ve buna inanmak.. Gerisi kolay.. Bu meseleyi yine eski kültürümüzün veciz beyitlerinden biri ile ba¤layal›m isterseniz : Marifet iltifata tabidir Müflterisiz meta’ zayidir fiimdi bu güzel sözün üzerine ne söylenebilir ki? Al›c›s› yoksa siz isterseniz dünyan›n en güzel, en kaliteli, en de¤erli mal›n› sat›n, ne olacak? 121 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim SORUfiTURMA MUHS‹N MAC‹T* Her fleyden önce sevmek laz›m. Bilgi olmadan sevgi kal›c› olmaz. Onun için de divanlarla, mesnevilerle yüz yüze gelmek flart. Eski metinleri okurken ilk kez bize hitap ediyormufl, ilk muhatap bizmifliz gibi bir okuyucu tavr› benimsemek gerekir. Bir de divanlar›n, mesnevilerin her seviyedeki okuyucunun beklentileri do¤rultusunda bask›lar› yap›lmal›d›r. 1) Klasik edebiyat, kültür tarihimizde etkisini as›rlarca hissettirmifltir. Bugün için bu kültürel oluflumun ifllevini tamamlayarak kültürel alandan çekildi¤i söylenebilir mi? Ça¤dafl edebiyat›m›z›n klasik edebiyat verimlerinden yararlanabilece¤i unsurlar mevcut mudur? Kültürün en önemli tafl›y›c›s›, siz de takdir edersiniz ki dildir. Sürekli kopmalar olmad›kça dil, ait oldu¤u toplumun hayatiyetini sürdüren kültür kodlar›n› gelece¤e tafl›r. Yenilik iddias› tafl›yan her sanatkâr, kaç›n›lmaz olarak geçmiflle hesaplafl›r. Yoksa yenili¤i nas›l anlafl›lacak? Klasik edebiyat, geçmiflimizin estetik haf›zas›d›r. ‹fllevselli¤ini yitiren unsurlar elbette unutulacakt›r. Divan fliiri için de böyle olmufltur. Fakat divan fliirinin kal›c›l›¤›n› sa¤layan ça¤r›fl›m zenginli¤i, söyleyifl güzelli¤i günümüzün flairlerinin de dikkatini çekmektedir. 2) Divan fliirinin gerçek hayattan uzak oldu¤u, soyut bir dünyay› ifade etmeye çal›flt›¤› bu sebeple de halk›n bu fliirden uzak kald›¤› iddialar› için neler söylemek istersiniz? Divan fliirine ilk ve en ciddi elefltirileri yöneltenler, o kültürün içinden gelen insanlard›. Bu, esasen divan fliirinin bizatihi kendisiyle ilgili durum da de¤ildi. Türk toplumundaki Osmanl› imgesiyle ilgiliydi. Osmanl› kültürüyle yetiflen ayd›nlar Bat›’yla yüz yüze gelince kendi geleneklerini k›yas›ya elefltirdiler. Öte yandan gelece¤iyle ilgili ince hesaplar› yüzünden geçmifle sövmeyi marifet sayanlar› m› dersiniz, bir divan› bafltan sona okumadan uzman olanlar› m› dersiniz, de¤il ki fliir, ömrü boyunca bir tek hikmetli söz söylememifl gösteri budalalar›n› m› dersiniz bir sürü al›k taraf›ndan divan fliiri taciz edildi. Fakat, gelin görün ki tamam› köy kökenli ve tabiat›yla muhafazakâr okur-yazar kesim divan fliirini savunmaya yeltendi. Öyle ki akademik hayat›n›n bilhassa ilk y›llar›nda divan edebiyat›n›n sosyal hayattan kopuk olmad›¤›n› kan›tlamak üzere bir y›¤›n lak›rd›y› kocaman hüküm cümleleriyle ba¤lamayan meslektafl›m yok gibi. Yani ortada trajikomik bir durum var. 3) Ortaö¤retimde klasik edebiyat› okutacak ö¤retmenleri yetifltiren bir akademisyen olarak siz, üniversiteye yeni bafllayan ö¤rencilerinizin klasik edebiyat konusundaki birikimlerini nas›l de¤erlendiriyorsunuz? Toplumun de¤iflik kesimlerinde var olan ön yarg›lar› bu ö¤rencilerinizin de paylafl›p paylaflmad›¤› konusunda neler söylersiniz? *Prof. Dr., Yüzüncü Y›l Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyat› Ö¤retim Üyesi 122 temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında Dinsel bir içeri¤e bürünmemifl olsa da bat›l inançlarla kuflat›lm›fl bir toplumuz. Üniversite hocas› için de bu böyle ö¤rencisi için de. Bir y›¤›n ön yarg›m›z var. Bunlardan bir ç›rp›da ar›nmak mümkün de¤il. Dolay›s›yla ö¤rencilerimiz ön yarg›larla geliyorlar. Zaten üniversite ö¤reniminin amac›, ön yarg›lar›n arkas›na soru iflaretleri koyabilmektir. Bunu baflard›¤›m›zdan emin de¤ilim. Çünkü bir devridâim söz konusu. Üniversiteye yeni gelen ö¤renciler daha önce mezun ettiklerimizin ö¤rencileri olunca giderilemeyen ön yarg›lar konusunda kendimize de baz› sorular sormam›z›n zaman› gelmifl demektir. 4) Klasik edebiyat›m›zda nesrin ihmal edildi¤i, yahut insan› derinlemesine anlatan metinlerin yaz›lamad›¤› iddialar›nda do¤ruluk pay› var m›d›r? Vard›r tabiî. Nesir büyük ölçüde fliirin estetik kurallar› çerçevesinde flekillenmifltir. Nesrin fliirin gölgesinde geliflimini sürdürmesi zihniyetle ilgili durumdur. ‹nsan› ‘derinlemesine anlatan’ de¤il ama bizim insan›m›za dair, olan biteni hikâye eden metin- temmuz-ağustos 2006 e¤itim lerin say›s› gözard› edilemeyecek kadar çoktur. Mesela, Evliya Çelebi Seyahatnâmesi tek bafl›na bir hazinedir. 5) Yüzy›llar boyunca tekamülünü sürdürerek bir imparatorluk kültürü seviyesine ulaflm›fl klasik edebiyat›m›zdan yeterince faydalanabilmek için sizce araflt›rmac›lara, ö¤retmenlere ve ö¤rencilere düflen görevler nelerdir? Her fleyden önce sevmek laz›m. Bilgi olmadan sevgi kal›c› olmaz. Onun için de divanlarla, mesnevilerle yüz yüze gelmek flart. Eski metinleri okurken ilk kez bize hitap ediyormufl, ilk muhatap bizmifliz gibi bir okuyucu tavr› benimsemek gerekir. Bir de divanlar›n, mesnevilerin her seviyedeki okuyucunun beklentileri do¤rultusunda bask›lar› yap›lmal›d›r. Günümüzün iletiflim ve ö¤retim teknikleri dikkate al›narak görsel malzemelerle zenginlefltirilmifl antolojiler de okuyucular›n ifline yarayabilir. Ama bütün bunlar ayr›nt›d›r. Önemli olan böyle çabaya ihtiyac›n olup olmad›¤›d›r. 123 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim SORUfiTURMA YAfiAR AYDEM‹R* Bugün tarihteki Helen medeniyeti de yok; ama onun küllerinden do¤an bir Bat› uygarl›¤› var. Ve bu uygarl›k hâlâ farkl› adlarla devlet veya topluluklar olarak, Helen medeniyeti ortak paydas›nda birleflerek, uygarl›¤›n› devam ettiriyor. Hâlâ Eflâtun, Aristo gibi isimler hem düflünce tarihlerinde hem medeniyet tarihlerinde hem de edebiyat tarihlerinde ilham ald›klar› isimler. 1) Klasik edebiyat, kültür tarihimizde etkisini as›rlarca hissettirmifltir. Bugün için bu kültürel oluflumun ifllevini tamamlayarak kültürel alandan çekildi¤i söylenebilir mi? Ça¤dafl edebiyat›m›z›n klasik edebiyat verimlerinden yararlanabilece¤i unsurlar mevcut mudur? Evet, klasik edebiyat uzunca bir süre kültür tarihimizde a¤›rl›¤›n› hissettirmifltir. Klasik edebiyat› yaln›z bafl›na, siyasi ve sosyal yap›dan ayr› olarak düflünmek mümkün de¤ildir. Asl›nda hiçbir edebiyat› veya sanat eserini kendi bafl›na düflünemezsiniz. O, devriyle, kültürüyle, insan›yla birlikte vard›r. Ben klasik edebiyat›m›z› de¤erlendirirken içinden ç›kt›¤› medeniyetle birlikte de¤erlendiriyorum. E¤er klasik edebiyat›m›z varsa arkas›ndaki kültürüyle, medeniyetiyle ve medeniyet de¤erleriyle birlikte var. Edebiyat›n zirve oldu¤u dönemler ile düflüfle geçti¤i dönemlere bakarsan›z, medeniyetin gücüne, parlakl›¤›na paralel bir seyir takip etti¤ini görürsünüz. "Klasik edebiyat›n kültürel alandan çekildi¤i söylenebilir mi?" sorusuna bu pencereden bakman›n daha do¤ru olaca¤›n› düflünüyorum. Klasik edebiyat› meydana getiren Osmanl› medeniyeti bugün yoksa, ayn› güçte bir klasik edebiyat›m›z da yoktur. Ancak medeniyetlerin tarih sahnesinde etkinli¤ini kaybetmesi demek, onun her fleyiyle tarih sahnesinden çekildi¤i anlam›na gelmiyor. Bugün tarihteki Helen medeniyeti de yok; ama onun küllerinden do¤an bir Bat› uygarl›¤› var. Ve bu uygarl›k hâlâ farkl› adlarla devlet veya top- luluklar olarak, Helen medeniyeti ortak paydas›nda birleflerek, uygarl›¤›n› devam ettiriyor. Hâlâ Eflâtun, Aristo gibi isimler hem düflünce tarihlerinde hem medeniyet tarihlerinde, hem de edebiyat tarihlerinde ilham ald›klar› isimler. Öyleyse bir medeniyet, siyasi anlamda tarihteki misyonunu tamamlay›p sahneden çekilebilir; ama bu onun her fleyiyle; insan›yla, kültürüyle çekildi¤i anlam›na gelmez. Klasik olan› bir anlamda gelenek gibi düflünmek gerekir. Edebiyat sadece kelime ve flekilden ibaret de¤ildir. Divan edebiyat›n›n bugün flekle ait taraf› büyük oranda kullan›mdan düflmüfltür. Ama edebiyat; öz, kültür, ifllenmifl dil ve beraberinde gelen teflbih ve mecazlar dünyas›n›n bir sonucudur. Öyleyse ça¤dafl edebiyat›m›z›n divan edebiyat›n›n birikimlerinden yararlanmas› onun hayr›na olacakt›r. Yoksa elindeki zengin malzemeyi gözard› etmifl olur. Ça¤dafl edebiyat›n büyük oranda t›kand›¤› nokta da buradad›r. Bu s›k›nt›y› aflmaya yönelik aray›fllar›n 1960’l› y›llardan itibaren gelene¤i tekrar gündeme getirdi¤ini, istenilen düzeyde olmasa da klasik edebiyat›m›z›n birikimlerinden istifade eden flair ve yazarlar›n ortaya ç›kmaya bafllad›¤›n› görüyoruz. Edebiyat, kültürel birikimin bir sonucu oldu¤una göre, flekil olmasa da imajlar, kültürel birikim, özellikle teflbih ve mecazlar anlam›nda klasik edebiyat›m›z›n ça¤dafl edebiyata verebilece¤i çok fley vard›r. Yeter ki biz klasik edebiyat›m›z› ça¤dafl flairin veya yazar›n istifadesine sunabilelim. *Doç.Dr., Gazi Üniversitesi, E¤itim Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyat›, Ö¤retim Üyesi 124 temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında 2) Divan fliirinin gerçek hayattan uzak oldu¤u, soyut bir dünyay› ifade etmeye çal›flt›¤› bu sebeple de halk›n bu fliirden uzak kald›¤› iddialar› için neler söylemek istersiniz? Divan edebiyat›na yöneltilen bu tür suçlamalar Tanzimat ile birlikte bafllar. Bilindi¤i gibi Tanzimat siyasi bir de¤iflimin bafllang›c›d›r. Bu de¤iflim süreci, Osmanl› toplumunun yönünü tamam›yla Bat›’ya çevirme ve Bat›’n›n de¤erlerine ortak olma çabas›d›r. Bat› ile irtibat› sa¤layan isimler, edebiyatta da öncü olan isimlerdir. fiinasî, Nam›k Kemal, Ziya Pafla bunlar›n bafl›nda gelir. Servet-i Fünun, Fecr-i Ati, Millî Edebiyat ve Cumhuriyet Dönemi Edebiyat› da, divan edebiyat›na bak›fl anlam›nda, büyük oranda bu çizgide devam etmifltir. Sosyal faydaya dayal› bir edebiyat kurman›n gere¤ini savunan Nam›k Kemal, divan edebiyat›n›n her fleyini elefltiri konusu yapm›flt›r. Servet-i Fünun yazar ve flairleri, içerik ve flekilde büyük oranda Bat› edebiyat›n› örnek alm›fllard›r. Buna tepki olarak ortaya ç›kan millî edebiyat ise, halk edebiyat›n› ön plana ç›karm›fl, Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati’nin etkisi sona erince de elefltirilerin oda¤›na divan edebiyat›n› yerlefltirmifltir. Cumhuriyet döneminde de, özellikle 19301940’l› y›llarda, divan edebiyat›na yöneltilen elefltirinin dozu artm›flt›r. (Genifl bilgi için bkz. Mehmet Kahraman, Divan Edebiyat› Üzerine Tart›flmalar, ‹stanbul 1996). Bütün bu hadiselerin ›fl›¤›nda bakt›¤›m›zda, divan edebiyat›n› sosyal hayattan uzak, mazmuncu veya taklitçi bir edebiyat olarak elefltirenlerin ortak paydas›n› onlar›n siyasi bak›fl aç›lar›n›n oluflturdu¤unu görürüz. Ahmet Kutsi Tecer, bir yaz›s›nda bu durumu flöyle dile getirir: “Bu kabil iddialar, dikkat edilirse, zaman›m›z› alakadar eden büyük siyasi temayüllerin tesiri alt›nda görülür. Filhakika milliyetçilik ve halkç›l›k gibi bugünkü siyasi varl›¤›m›z› temellendiren hadiseleri izah eden cereyanlar ve onlar›n geçirdikleri merhaleleri takip eden bir kimse, bu kabil iddia ve fikirlerin ilmî muhitlere kadar nüfuz eden, sosyal, politik kanaatlar›n edebiyatç›lar taraf›ndan kendi sahalar›na teflmillerinden ibaret oldu¤unu anlar…” (Ahmet Kutsi Tecer, “Halk Edebiyat› ve Folklor”, Kalem Dergisi, May›s 1938). Bu çerçevede, sorunuzdaki “Divan edebiyat› sosyal hayattan uzakt›r.” iddias›n› ileri sürenlerin hangi temmuz-ağustos 2006 e¤itim düflünceden hareket ettikleri ve bu cümleden ne anlad›klar› önemlidir. Siyasi taraf› bir yana b›rak›rsak, herhâlde bu iddiay› ileri sürenlerin tabiat›, toplumu, olaylar›, olgular› yorum yapmadan edebiyata aktarma gibi bir anlay›fllar› yoktur. Böyle düflünülürse zaten sanat olmaz. Öyleyse bu iddia ile maksatlar› nedir? fiairin veya yazar›n gündelik hayat›nda karfl›laflt›¤› olgular›, kültürü, tabiat› malzeme olarak kullanmamas› m›? E¤er sorunuzdaki söylemden anlafl›lan bu ise divan edebiyat›na ciddi anlamda haks›zl›k edilmifl demektir. Divan tarz›nda eser veren flair ve yazarlar bu toplumun içinden ç›km›fl, toplumun ac›lar›n›, sevinçlerini paylaflan insanlard›r. Onlar da t›pk› halk flairleri gibi gündelik hayatlar›nda gördüklerini, yaflad›klar›n›, tecrübelerini, inançlar›n› malzeme olarak kullanm›fl ve eser ortaya koymufllard›r. Divan flairinin her bir beyti güçlü bir flekilde realiteye ba¤l›d›r. Beytin arkas›nda ya tabiat ya da kültür vard›r. Ahmedî’nin flu beyti, bir terzi dükkân›nda ölçü alma an›n›n resmidir. Terzi, sevgiliye dikece¤i elbise için ölçü al›rken sevgilinin yüzünü görmüfltür. Güzelli¤i karfl›s›nda kendinden geçince makas elini kesmifl, elindeki i¤ne de yüre¤ine batm›flt›r: Boyuna ton biçer iken yüzin görüp hayyât Elini s›nd› kesip deldi yüre¤ini h›yât Ahmedî Afla¤›daki beyitte sevgilinin yüzüne dökülen zülfü, afl›¤a bir demet gülü kuca¤›na alan Habeflli bir çocu¤u hat›rlatm›flt›r: Zülfün ham›n› gördüm ruhsârun üzre sandum T›fl-› Habefl pür itmifl gül-desteden kuca¤›n Mîrî Zâtî’nin beyti ay tutulmas› ve gece h›rs›zl›k yaparken yakalanan h›rs›z›n teflhir edilmesi üzerine kuruludur. Ey Zâtî! Ay günefle benzeyen yüzünden nur çalarken gece tutuldu. Sonunda flehir içinde yüzü kara oldu: Yüzü kara oldu âhir flehr içinde Zâtiyâ Gün yüzünden nûr u¤urlarken gece tutuldu mâh Zâtî 125 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim Vâs›f’›n beyti de oruç ay› gelince meyhanelerin kapat›lmas›ndan hareketle kurgulanm›flt›r: Devr ederken gece meclisde flarâb-› gül-fâm Der-i meyhâneye mühr urdu gelüp mâh-› s›yâm Vâs›f Silerken destüni gördüm ki cânâ dest-mâl ohflar Hemân ol hâceye benzer ki alm›fl deste mâl ohflar Ravzî Sorunun ikinci k›sm›na gelince; evet divan edebiyat› bir anlam›yla soyuttur. Çünkü sanat›n do¤as›nda soyutlama vard›r. fiair özellikle de aflktan ve sevgiliden söz ederken gündelik hayat›n malzemesini kullanm›flt›r. Ama anlatt›¤› sevgili büyük oranda gerçek hayattaki bir sevgili tipiyle birebir örtüflmemifl, idealize edilmifltir. Ayn› soyutlama halk flairinde de vard›r. Halk›n, “sosyal hayattan uzakl›¤› ve soyutlu¤u nedeniyle divan edebiyat›na uzak kald›¤›” iddias› da gerçe¤i yans›tmamaktad›r. Kütüphanelerimizde bugünün antolojilerine karfl›l›k gelen binlerce fliir mecmuas›na ve cönklere bakarsan›z halk flairi ile divan flairinin fliirlerinin yan yana yer ald›¤›n› görürsünüz. Bu ortak bir zevkin ürünüdür. Bunun yan›nda hece ile divan tarz›nda fliir yazan flairler ile aruzla fliir yazan halk flairlerinin varl›¤›n› göz ard› etmemek gerekir. Hatta halk flairleri aruzdan hareketle kalenderi, selis, divan, semai, satranç gibi baz› naz›m flekilleri oluflturmufllard›r. Teflbih ve mecaz unsurlar›n›n ortakl›¤›, malzeme ortakl›¤›, asl›nda edebiyat›n bir bütün oldu¤unu göstermektedir. Halk›n edebiyat› ve avam›n edebiyat› gibi bir adland›rma hiçbir flekilde bizim kültürümüze ve yap›m›za uygun isimlendirmeler de¤ildir. Tanzimat ile birlikte bafllayan siyasi bak›fl, Bat›’n›n flablonlar›yla hayata ve edebiyata bakma yanl›fll›¤›n› getirmifltir. Erol Güngör'ün ifade etti¤i gibi, Osmanl› toplumunun s›n›fl› bir yap›s› da yoktur ki halk›n ve avam›n edebiyat› olsun. Osmanl›’da flehzadeye ders veren bir müderris ayn› zamanda Süleymaniye Camii'nin kürsüsünden halka vaaz ederdi. Padiflah›ndan paflas›na, müderrisinden sipahisine, esnaf›ndan çiftçisine kadar toplumun her kesiminden; farkl› meslek gruplar›ndan divan tarz›nda fliir yazan flairler vard›r. Sonuç olarak, soyutluk veya soyutlama sanat›n do¤as›nda vard›r. Bunun sanatta yok say›lmas› sanat› öldürür. “Sosyal hayattan uzak” ve bu yüzden “halk bu fliire uzak kalm›flt›r” suçlamas›, temelsiz ve siyasi bir bak›fl aç›s›n›n ürünüdür. Bu örnekleri ço¤altmak mümkündür. Hemen her beytin arkas›nda sosyal hayat vard›r. Yaflanmam›fl 3) Orta ö¤retimde klasik edebiyat› okutacak ö¤retmenleri yetifltiren bir akademisyen ola- Fuzulî’ye ait beyit de hayat tecrübesini yans›t›r. E¤er toplumda önderlik istiyorsan, ilken tevazu olsun. Nitekim flarap aya¤a düflmeden (kadehe girmeden) bafla ç›kmad›: Serverlik ister isen üftâdelik fliâr et Kim düflmeden aya¤a ç›kmad› bafla bâde Fuzûlî Mesîhî’nin beytine, gül goncas› üzerine düflen flebnem ilham kayna¤› olmufltur. Osmanl›’da Müslüman›n içki içmesi yasakt›. ‹çki yasa¤›n› ihlal edenler mahkemece tespit edilir ve haklar›nda yasal ifllem yap›l›rd›. Gerek flekli ve gerekse rengi itibar›yla flarap kadehini and›ran goncan›n içki içip içmedi¤ini tespit için mahkemece flebnemler bilirkifli tayin edilmifl, goncan›n a¤z›n› koklamaktad›rlar: Serhofl sanuban mahkeme-i gülflen içinde fiebnemler üflüp goncanun a¤z›n› kokarlar Mesihî Ahmet Pafla'n›n beyti “Yanl›fl hesap Ba¤dat'tan döner” atasözüne yaslan›r: fiâm-› zülfün M›sr-› hüsnünden çevirdiyse yüzin Asma ol miskîni kim yanl›fl döner Ba¤dâd’dan Ahmet Pafla Tüccar, ifli gere¤i her fleye "para" gözü ile bakar. Sevgilinin elini silen mendil de t›pk› bir tüccar›n mal okflamas› gibi sevgilinin elini okflamaktad›r: 126 bir hayat›n edebiyat› olmayaca¤› aç›kt›r. Hayatta var olan nesnelerin aynen al›nmas› da sanat için söz konusu olamaz. temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim rak siz, üniversiteye yeni bafllayan ö¤rencilerinizin klasik edebiyat konusundaki birikimlerini nas›l de¤erlendiriyorsunuz? Toplumun de¤iflik kesimlerinde var olan ön yarg›lar› bu ö¤rencilerinizin de paylafl›p paylaflmad›¤› konusunda neler söylersiniz? Bizim bölümlerimizi tercih eden çocuklar›m›z›n büyük bir k›sm› k›sa yoldan ifl sahibi olma arzusuyla gelen ö¤renciler. Bunda ailelerin rolü büyük. Pek az ö¤rencimiz bilinçli bir tercihle bölümümüze geliyor. Onlar›n da klasik edebiyat›m›za ait birikimleri yok denecek kadar az. Divan edebiyat›na s›cak bakan pek az ö¤rencimizin bir k›sm› da ifle “taraftarl›k” boyutuyla bak›yor. Onlar›n Osmanl›'ya bak›fl› divan edebiyat›na bak›fl›na paralel. ‹nsan bilmedi¤inin düflman›d›r. Hele bilmek gayret gerektiriyorsa, ço¤u zaman kolay olan› tercih ederiz. Bize gelen ö¤rencilerimiz de maalesef büyük oranda kolay olan› tercih ediyor ve ön yarg› ile geliyor. “Divan flairi kimdir?” sorusuna büyük ço¤unluk “Saray mensubudur.” cevab› veriyor. “Divan flairi nerelidir?” sorusuna karfl›l›k bir k›sm› “‹stanbulludur” derken bir k›sm› durup düflünme ihtiyac› hissediyor. “Divan tarz›nda yazan flairler ne yiyip ne içer, nas›l yaflar ve ne ifl yapar?” sorular›na ö¤rencilerin bir bölümü “Padiflah ne yiyip ne içiyorsa onlar da onu yiyip içerler, sarayda yaflarlar ve maafllar›n› saraydan al›rlar, hiçbir geçim s›k›nt›lar› yoktur.” cevaplar›n› veriyor. Bu cevaplar evet, ön yarg›l› cevaplar; ama daha vahimi ö¤rencilerimizin büyük bir k›sm›n›n hiç sorgulama ihtiyac› hissetmemifl, durup düflünmemifl olmas›d›r. Yeni yeni baz› fleylerin de¤iflti¤ine, çok az da olsa baz› ö¤rencilerimizin divan edebiyat›na, en az›ndan sempati ile bakt›klar›na flahit oluyoruz. Tabi ki bu bizi sevindiriyor. Ama istenilen düzeyde donan›ml› geldiklerini söylemek mümkün de¤ildir. re, atasözlerine bile bakarsan›z büyük bir bölümünde fliiriyet görürsünüz. Kafiyeli olan ak›lda kalm›flt›r. Nesirde bile seci ile fliire yaklaflan bir anlat›m vard›r. Nesir neye ve kime göre ihmal edilmifltir? Soruya nereden bakt›¤›n›za ba¤l›. Tanzimat'la birlikte Bat›’dan gelen anlat›m biçimleri ve yeni türler büyük oranda nesre dayan›r; roman, hikâye, tiyatro vs. Bu bir uygarl›¤›n tercih etti¤i anlat›m biçimidir. Siz bu uygarl›¤›n yan›nda kendinizi konumland›r›r, meseleye oradan bakarsan›z, evet Bat›’daki kadar bizde nesir tercih edilmemifltir. Bunun yerine teksif edilmifl bir naz›m ye¤lenmifltir. Bu durum iki ayr› medeniyetin kendilerine has özellikleridir. Bir anlamda kifliliklerinin göstergesidir. Vasfi Mahir, Bat› edebiyat› ile Osmanl› edebiyat›n›n anlat›m biçimi bak›m›ndan önemli bir fark›n›n alt›n› çizer: Bat›’n›n yay›c›, Do¤u’nun ise toplay›c› oldu¤unu, birinin gördü¤ünü di¤erinin sezdi¤ini; birinin bir cümle ile anlatt›¤›n› di¤erinin bir hece ile duyurdu¤unu söyler. Buna Bat›’n›n tiyatrolar› ile Do¤u’nun gazellerini örnek gösterir. Tanp›nar da gazeller için “bizim roman›m›z” ifadesini kullan›r. Meselenin bir baflka taraf› da arz talep iliflkisidir. Bir alanda boflluk görürsünüz, o bofllu¤u doldurursunuz. Ama üretti¤iniz metan›n pazar› ve müflterisi yoksa üretimi durdurursunuz. Ne tür metan›n ne kadar müflterisi oldu¤u bellidir. Ona göre üretim yapars›n›z. Kald› ki divan edebiyat›nda nesir de hayli yer tutar. “‹nsan› derinlemesine anlatan metinler” meselesine gelince; bu tür metinler illa nesirle yaz›lacak diye bir kaide mi var? Manzum olarak insan› anlatan, içinde bulundu¤u ruh hâlini yans›tan o kadar çok metnimiz var ki, hangi birini söyleyelim? 4) Klasik edebiyat›m›zda nesrin ihmal edildi¤i yahut insan› derinlemesine anlatan metinlerin yaz›lamad›¤› iddialar›nda do¤ruluk pay› var m›d›r? Bizim insan›m›z nesirden ziyade nazm› tercih etmifltir. Nazm›n ak›lda kalmas›, insanlar› etkilemesi, az ve öz söylenmesi, sayfalar dolusu düz yaz›yla anlat›lacak bir hususun bir beyitle ifade edilebilmesi gibi durumlar nazm› nesrin önüne geçirmifltir. Özlü sözle- Nev’î’nin beytinin derin ruh hâlini anlatmad›¤›n› kim söyleyebilir? fiair “Ey sevgili! Afl›k senin bulundu¤un mahalleye sehv ile ayak bassa buna flafl›l›r m›? Bafl›n› ve aya¤›n› idrak etmez. Ne yaps›n hem sarhofl hem de afl›kt›r. Öyleyse büsbütün mazurdur. Bu ruh hâli anlat›l›rken “s” sesinin aliterasyonu ve “hem” “hem” kelimesinin sa¤lad›¤› ritim afl›¤›n ruh hâlini verir. Birinci m›srada “sehv ile bassa” kelimelerindeki “s” sessizi, afl›¤›n sevgilinin bulundu¤u yere giderken sessizce, temmuz-ağustos 2006 Ser-i kûy›na n'ola sehv ile bassa kadem âfl›k Ser ü pâ fark›n itmez n'eylesün hem mest hem âfl›k Nevî 127 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim korka korka, çekinerek ve tedirgin bir vaziyette gidiflini verir. Afl›¤›n buradaki ruh hâlinin derinlemesine verilmedi¤ini söylemek insafs›zl›k olur. Cemâl Kurnaz, “Divan fiiirinde Ritim Aray›fllar›” isimli yaz›s›nda Bâkî’nin: Yine gömgök tere batm›fl ç›ka geldi çemene Nev-bahâr irdi diyü virdi haberler sünbül Bâkî beytini “Kan-ter içinde, nefes nefese gelen bir haberci: Sünbül. Çemene ilkbahar geldi diye haber getiriyor. Menekfle ve sünbül ilk açan çiçekler oldu¤undan divan flairlerince bahar›n habercisi kabul edilir. "Gömgök tere batmak" deyimi sünbülün kendi rengi dolay›s›yla gayet uygun düflmüfltür. ‹kinci m›srada tekrarlanan "r" sesi vezinle birlikte güzel bir âhenk meydana getiriyor; dolu-dizgin gelen atl›n›n hareketini hissettiriyor. Tabloda renk ve hareket unsuru birbirini tamamlamaktad›r.” fleklinde yorumlar. Ben bu sorunun arkas›ndaki duruflun yanl›fl oldu¤unu düflünüyorum. Her fleyden önce Bat› uygarl›¤› ile ‹slam medeniyetinin düflünce biçimi, hayata bak›fl›, onu alg›lay›fl› farkl›d›r. Do¤al olarak ifade edifl biçimleri de farkl› olacakt›r. 5) Yüzy›llar boyunca tekâmülünü sürdürerek bir imparatorluk kültürü seviyesine ulaflm›fl klasik edebiyat›m›zdan yeterince faydalanabilmek için sizce araflt›rmac›lara, ö¤retmenlere ve ö¤rencilere düflen görevler nelerdir? Atalar›m›z, günah›yla sevab›yla bir medeniyet kurmufllard›r. Bu medeniyet uzunca bir süre dünya tarihine yön vermifltir. Elbette onlar›n sevaplar› oldu¤u kadar hatalar› da olmufl ve bu hatalar› sonucunda Osmanl› Devleti tarih sahnesinden çekilmifltir. Türk toplumu, X. yüzy›lda oldu¤u gibi XIX. yüzy›lda da bir öncekinden tamamen farkl› bir yaflam tarz› ve dünya görüflü ile yüz yüze kalm›flt›r. Mehmet Kaplan’›n ifade etti¤i gibi “Kültür ve medeniyet de¤iflmesi” de dedi¤imiz bu hâdise hiç de kolay olmam›fl, nesillerin çat›flmas›n›, ac› çekmesini ve fedakârl›klarda bulunmas›n› gerektirmifltir. Bütün de¤iflimlerde oldu¤u gibi bizde de de¤iflim sanc›l› olmufltur. Gerek de¤erlerde, gerek yaflam biçiminde ve gerekse düflünüflte etki-tepkiler hâlâ güncelli¤ini korumaktad›r. 128 Kültür ve sanat da siyasi hayattaki çalkant›lardan nasibini alm›flt›r. Bundan en fazla etkilenen divan edebiyat› olmufltur. Hâlâ divan edebiyat›na bak›flta siyasi taraf a¤›r basmaktad›r. Edebiyat›m›z›n bu devresine müfredat›m›zda hak etti¤i yerin verildi¤ini söylemek de mümkün de¤ildir. Araflt›rmac›, ö¤retmen, ö¤renci, klasik edebiyat›m›zdan yeterince faydalanmak için neler yapabilir sorusuna karfl›l›k, ilk planda flunlar› söylemek mümkündür: Bu dönem metinlerinin ilmî neflirleri yan›nda, günümüz okuyucusunun dikkatini çekecek popüler neflirlere de yer verilmeli, de¤iflen flartlarda edebiyat›m›z›n de¤iflmeyenleri gündeme tafl›nmal›d›r. Gerek araflt›rmac› ve gerekse ö¤retmenlerimiz, devri anlamadan, devrin edebiyat›n›, sanat›n› ve sanatkâr›n› anlaman›n imkâns›z oldu¤unun bilincinde olmal›d›rlar. Ö¤rencinin de bu bilince ulaflt›r›lmas› gerekir. Edebiyat e¤itiminde, özelde divan edebiyat› ö¤retiminde alt› yüz y›ll›k bir birikim teoriye bo¤ulmadan anlat›lmal›d›r. Ö¤rencinin seviyesi gözetilerek metin seçimi yap›lmal› ve ö¤rencilerin ondan haz almalar› sa¤lanmal›d›r. Bat›’n›n kendi klasiklerini farkl› yafl gruplar›n›n okuyabilece¤i hâle getirdi¤i gibi, kültürel birikimi ve edebî zevki yeni nesle aktarmak için bizim de metinlerimizi farkl› seviyeden okuyucu ile buluflturmam›z gerekir. Dersler, bilgisayar teknolojisinden de yararlan›larak görsel malzeme aç›s›ndan zenginlefltirilmeli; haritadan minyatüre kadar birçok malzeme kullan›ma sokulmal›d›r. Metinlerin sosyal hayatla ilgisi kurulmal›; okuyucu metnin zihinsel arka plan›n› görebilmelidir. Okullarda metinler, baflka derslerle; özellikle tarih, sosyoloji ve co¤rafya ile irtibatl› ifllenmelidir. Ö¤rencilerde edebiyat›m›z›n bu dönemine karfl› merak uyand›r›lmal›, Bat›’y› okurken kendi kültürünü de okuyarak mukayese imkân› verilmelidir. Bunlar yap›labilirse, edebiyat›m›z›n bu devresine karfl› ön yarg›l› bak›fl önemli ölçüde ortadan kalkacakt›r. Okuyucu da ideolojik kayg›lardan uzak kalacak, klasik edebiyat›m›z›n birikimlerinden istifade edebilecek ve ondaki edebî zevki fark edecektir diye düflünüyorum. temmuz-ağustos 2006 DÜNDEN BUGÜNE KLAS‹K EDEB‹YATIMIZI DE⁄ERLEND‹REN YAZILARDAN SEÇMELER SEÇMELER Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim D‹VAN EDEB‹YATI* Nurullah ATAÇ Türk fliirini kasideleri, koflmalar›, nefesleri, gazelleri, manileri ile severim. Hiç bir ulusun fliirinden afla¤› kalmad›¤›na inan›r›m; hepsinden üstündür derdim ama oras›n› pek bilmem, belki benim duygular›m›n, düflüncelerimin, düfllerimin dilinde oldu¤u için bana öyle geliyordur. Ayd›n geçinenlerimiz aras›nda, her fleyimizi oldu¤u gibi fliirimizi de hor görenler çoktur; Firenklerin Sully Prudhomme (Sülli Puridom), Rostand (Rostan), Richerpin (Riflpen) gibi en baya¤› flairlerini sayg› ile, hayranl›kla okurlar da Bâkî’nin, Karacao¤lan’›n ad› geçse dudak bükerler. Öyle kimselerde bir türlü yenemedikleri, üst perdeden sözlerle de gizleyemedikleri bir “afla¤›l›k duygusu” vard›r: Türk toplumundan olduklar›na utan›r, yüksek bildikleri bir toplumda kolaycac›k ne bulurlarsa onu benimsemekle kendilerini kurtaracaklar›n› umarlar. Almanya’ya gidip döndükten sonra: “Domuz sucu¤u ile iyi bira bulunmayan bir yerde yaflan›r m› hiç?” diyen bir adamla, Avrupa flehirlerinde oynan›p alk›fllan›yor diye Massenet (Massene)nin, Puccini (Puççini)nin, Leoncavallo (Leankavallo)nun çalg›l› oyunlar›n› be¤enmeyi medenilik borcu bilenler aras›nda bir kafa, bir iç ayr›l›¤› yoktur. Böyle bizi hor görüp de Avrupal›lara tenkitsiz hayran olanlar› bir yana b›rak›yorum; onlar›n belki sözünü etmeye de de¤mez. Her yazar, dilinin eskiden kalma yaz›lar› ile u¤raflm›fl olmal›d›r; ulusunu bununla tan›r, dil, flekil kayg›s›n› bununla edinir. Bugünkü yazarlar›m›z›n, hele edebiyat d›fl› konular üzerinde yazanlar›n ço¤u Türkçeyi iyi kullanam›yorlarsa, sözlerinde tuhaf bir yabanc›l›k seziliyorsa, bizim edebiyat›m›z› gere¤i kadar bilmedikleri içindir. Düflünceler de, gerçekler de dille bildirilir; dilini ifllemeyen adam, düflündüklerini de kimseye anlatamaz, daha do¤rusu düflünemez. Yazarlar›m›z›n, bütün ayd›nlar›m›z›n gelene¤imizle yo¤rulmas›n› istemek, bu bak›mdan çok do¤ru, çok hakl›d›r. Bugünün gençleri art›k anlayamazlar diye Divan fliirimiz uzun y›llar okullar›m›zda ö¤retilmez olmufltu; sonu ne oldu gördük: Sözleri yerinde kullanmak kayg›s›, do¤ru, aç›k cümleler kurmak arzusu az kals›n büsbütün ortadan kalk›yordu. Bir baflka kötülü¤ü daha oldu: Yabanc› dilleri pek bilmeyen gençlerimiz, bizim edebiyat›m›z› da tan›mad›klar› için, ç›rç›plak bir âleme geldiklerini, her fleyin kendileri ile bafllayaca¤›n› sand›lar; en c›l›z eserlerini gözle- rinde büyüttükçe büyüttüler. Elbette öyle olacakt›: Kafas›n› geçmiflle yo¤urmayan insan kendini ölçemez, s›n›rlar›n› anlayamaz; hem kendi kendine afl›r› bir hayranl›¤› olur, hem de yapt›klar›n› geçmiflten kalanla karfl›laflt›rmad›¤› için, özündeki gücü de gelifltiremez. Gençlerimizin bir düzüye: “Biz! Biz!” diye böbürlenip gene de yerlerinde saymalar› bu yüzdendir. Eskiden okullar›m›zda Divan fliirinin tuttu¤u yere Saz fliirini geçirmek isteyenler oldu. Türk Saz fliirinin çok güzel birkaç eseri vard›r; onlar çocuklar›m›za elbette okutulmal›, elbette ö¤retilmelidir. Eskiden Karacao¤lan gibi, Gevherî, Emrah gibi flairleri bilmek istememeleri, anlamamalar› ba¤›fllanacak fley de¤ildir. Ama flunu da söyleyelim ki Saz fliirimiz okullarda Divan fliirinin yerini tutamaz: çok dard›r; yüzy›llar aras›nda hemen hemen hiç de¤iflmeden sürüp gitmifltir, durgun bir sudur. Divan fliirimizde de, Avrupa edebiyatlar›nda gördü¤ümüz zenginleflmeleri, de¤iflmeleri pek bulamay›z; Divan flairlerimiz de oldukça kapal› bir âlem içinde öyle durup kalm›fllard›r. Ama Saz fliirinde, Divan fliirindeki kadar da hareket yoktur. Fuat Köprülü’nün Saz fiairleri Antolojisi’ni bir kar›flt›r›n, on alt›nc› yüzy›lda gelmifllerin söyledikleri ile on dokuzuncu yüzy›lda gelmifllerin söyledikleri aras›nda bak›n büyük bir fark görebilir misiniz? Onlarla karfl›laflt›r›l›nca Bâkî ile Nâilî aras›nda ne kadar baflkal›k görülür!.. Hem Saz flairlerimiz, Karacao¤lan ile belki bir ikisi daha b›rak›l›rsa, hep Divan fliirine özenmifllerdir. Divan flairlerimizin ‹ran’dan örnek ald›klar›n›, Saz flairlerimizin ise yerli kald›klar›n›, tamamiyle bizim olduklar›n› söyleyenlere bakmay›n, ne dediklerini pek bilmezler; belki de ifllerine öyle geldi¤i için bile bile yalan söylüyorlard›r. Bizim Saz fliirimize de, en çok Divan fliiri yolu ile, ‹ran havas› ifllemifltir: Gevherî’yi, Âfl›k Ömer’i, Derdli’yi, Zihnî’yi okurken bunu aç›kça görürsünüz; ancak onlar ‹ran flairlerine benzemekte Divan flairleri kadar usta de¤illerdir. Saz fliirinin okullarda Divan fliirinin yerini tutamamas› için büyük bir sebep daha vard›r: Yüzy›llar boyunca bu ülkenin ayd›nlar› kaside, gazel yazmaya heves etmifllerdir; içlerinde koflma yaz›p mani düzen pek olmam›flt›r; Saz fliiri ayd›n olmayanlara, orta s›n›fa da de¤il, büsbütün okumam›fllara b›rak›lm›flt›r. Çocuklar›m›za yaln›z onu göstermekle kalabilir miyiz? Edebiyatta bizim as›l büyük gelene¤imiz, Divan fliiri gelene¤idir. * Söylefliler, 1964 130 temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim ESK‹ TÜRK fi‹‹R‹* Ahmet Hamdi TANPINAR Eski fliirin as›l inkiflaf devri ‹stanbul’da ve ‹stanbul lehçesi teflekkül edince bafllar. O kadar az tan›nan Necati’nin ve bilhassa Bâkî’nin büyüklü¤ü da¤›n›k flive ayr›l›¤› üzerinden ve bu kar›fl›k dilin aras›ndan flehirli Türkçesinin zevkini, parça parça olsa da bulmalar›d›r. Filhakika ancak ondan sonra gelen Nef’î, Yahya Efendi gibi flairlerdedir ki biz Türkçeyle aruzun tam bir uyuflmaya vard›¤›n› ve Türkçenin aruz âhengini hakk›yla benimsedi¤ini görürüz. Nef’î: Hem kadeh hem bâde hem bir flûh sâkîdir gönül derken aruz yabanc› vezin olmaktan ç›kar. Yahya Efendi’nin Neler çeker bu gönül söylesem flikâyet olur m›sra› ise fiinasi’nin baz› yeni m›sra tecrübelerine, hatta Yahya Kemal’in manzumelerine kadar aradan geçen zaman› lüzumsuz k›lacak derecede bizim Türkçemizdir. Fakat flairlerimizin biraz evvel bahsetti¤imiz örneklerinin tesadüfüne ba¤l› o keyfî lugatten bir türlü kurtulamamalar›, kelime zevkinden dil zevkine ç›kamamalar›, bu ve buna benzer m›sralar›n, eserlerinde daima bir istisna gibi kalmas›na sebep olacakt›r. Eski fliirin paradoksal taraf› son derece kelimeci olmas›na ve bafltan afla¤› kelime zevkinin idare edilmesine ra¤men hakikî dil zevkine bir türlü varamamas›d›r. Bu yar› yolda kal›fl›n bir sebebi Türkçenin mazbut bir lügatinin yap›lmay›fl› ise öbür sebeplerinden biri de flüphesiz fliirimizin üzerinde vuzuhla konuflan eserlerin yoklu¤udur. Filhakika eski edebiyat›m›z üzerinde, kendi devrinde yaz›lm›fl ve onun meselelerini dikkatle ele alan hiçbir esere tesadüf edilmez. Hâlbuki ‹slâm kültüründe bunun örnekleri vard›. Arap fliiri bilhassa Abbasî devrinden itibaren gerek Ba¤dat’ta ve gerek Endülüs’te çok muayyen ve ufuksuz hudutlar içinde kalsa bile daima s›k› bir tenkide maruzdu. Medrese kültürüyle yetiflmifl flairlerimiz bu kitaplar› ve Fars dilindekileri okuyorlar, onlardaki belâgat meselelerini bizim dilimize oldu¤u gibi tatbik ediyorlard›. Fakat bu meseleleri dilimize mal etmek ak›llar›ndan geçmiyordu. Türkçe onlar için Arapçan›n ve Arap zihniyetinin hususiyetlerinden do¤mufl bir belâgatin tatbik sahas›yd›. Hakikatte bu fliir, lugat› inzibat alt›na al›nmayan, kenarda kalm›fl bir iki tecrübeden baflka sarf ve nahvi etraf›nda hiçbir ciddi gayret sarfedilmeyen, tedris müesseselerinden herhangi bir fluurlu yard›m görmeyen, hatta herkesçe ehemmiyeti kabul edilmifl bir nesir kitab› bulunmayan bir dilin fliiriydi. Denebilir ki flairlerimiz için as›rlar boyunca tek yard›mc›, daima çok yak›n›ndan takip ettikleri ve yabanc› örneklerine ra¤men daima tesiri alt›nda kald›klar› flehirli Türkçesi olmufltur. Filhakika tarihin ortas›nda tek bafl›na yürüyen bu fliirde bütün oyun taraf›na ra¤men Türkçenin halk a¤z›ndaki geliflmesini ad›m ad›m takip mümkündür. Nâilî, Neflatî, Nâbî, Nedim, Galip gibi flairlerimiz, içinde mahpus bulunduklar› esteti¤in s›k› ve hemen hemen hayat› reddeden kaidelerine ra¤men yaflayan Türkçeye dikkatleri sayesinde umumî zevkin kabul etti¤i haval› m›sra ve beyitler söylemifllerdir. Aç›klama: Ahmet Hamdi Tanp›nar’dan al›nan parçada Divan fliiri ile ‹stanbul Türkçesi aras›ndaki münasebet üzerinde duruyor. ‹leri sürdü¤ü fikirler flöyle özetlenebilir: 1. Divan fliiri ‹stanbul al›nd›ktan sonra ‹stanbul’da da¤›n›k flive ayr›l›¤› üzerinde ortak bir “‹stanbul lehçesi”, “flehirli Türkçesi” do¤duktan sonra geliflmifl ve güzelli¤e kavuflmufltur. 2. Bu baflar›n›n bafll›ca alâmeti Türkçe ile aruzun âhengi aras›nda bir uyuflma sa¤lanmas›d›r. 3. Bununla beraber flairlerden ço¤u yine konuflulan dile önem vermeler de “keyfî lugat” kullan›rlar. Bunun sebebi eski flairlerin “kelimeci” olmalar›d›r. 4. Türkçe herkesin baflvuraca¤› “mazbut bir lügat” yaz›lmay›fl› ve “tenkit” olmay›fl›, flairleri, kelimeleri gelifligüzel, “keyfî lügat” kullanmak zorunda b›rakm›flt›r. Halbuki Arapça ve Farsçada bunlar vard›. Onlar örnek al›nabilirdi. 5. Türkçe bir sarf ve nahiv (gramer ve sentaks) kitab› da yaz›lmam›flt›. Okullarda Türkçe ö¤retimine önem verilmiyordu. Herkesçe ehemmiyeti kabul edilmifl bir nesir kitab› bile mevcut de¤ildi. 6. Eski fliirimizde en güzel m›sralar “flehirli Türkçesi” ve “halk a¤z›”na uyan m›sralard›r. * XIX. As›r Türk Edebiyat› Tarihi, 4 bsk. 1976 temmuz-ağustos 2006 131 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim D‹VAN EDEB‹YATI* Agâh S›rr› LEVENT Divan edebiyat› kaideci bir edebiyatt›r. Hayatla alâkas› azd›r. Kitabî ve mücerrettir. Manzum ve mefhum edebiyat›d›r vs. Evet... Fakat kaideci, kitabî ve mücerret dedi¤imiz bu edebiyat nedir? Ne gibi esaslara dayanmakta, hangi vas›flar› ve hususiyetleri ihtiva etmektedir? Her edebiyat, kendi devrinin bir tefekkür, bir tahassüs ve tahayyül kâinat›d›r. Kendi devrinin hususiyetlerini, zevklerini, sanat telâkkilerini, hurafelerini, itikatlar›n›, hakiki ve bât›l bütün bilgilerini tafl›r. Divan edebiyat›m›z da, hayatla alâkas› ne kadar az olursa olsun, cemiyet hayat›n›n seyrini takip etmekte, onun akislerini tafl›maktad›r. Divan edebiyat› mücerret mefhum ve mazmunlarla doludur. Böyle olmakla beraber, bu mücerret dedi¤imiz mefhumlar ve mazmunlar, o devre ait akîdelere, bilgilere ve kanaatlere telhim ve iflaret ediyor. Türkler ‹slâmiyet’i kabul ettikten sonra, bu yeni dinin câmias› içine girince, benliklerinden ve hususiyetlerinden birçok fedakârl›klar yapt›lar. ‹slâmiyet’in vücuda getirdi¤i yeni telakkileri, yeni mefhumlar› ve yeni bilgileri kabul edip benimsediler. ‹slâmiyet, kendi içine giren bütün kavimlere flâmil olmak üzere yeni bir nâs, yeni bir iman ve yeni bir bilgi silsilesi getirmifl oluyor, bu suretle yeni bir fikir manzumesi teessüs etmifl bulunuyordu. Bu cümleden olarak, Kuran’›n âyetleri topland›ktan sonra, bu âyetlerin flerh ve izah› ile (tefsir), Peygamber’in söyledikleri tespit edilerek (hadis), Kuran ve hadise istinat ederek dünyevî ahkâm› toplay›p tedvin eden (f›k›h) ilmi meydana ç›kt›. Bundan baflka, ‹slâmî meselelerin münakaflas›ndan do¤an (kelâm) ilmi ile, ‹slâm aras›ndaki fikir ihtilaflar›ndan ç›kan (tasavvuf), fikir ve felsefe sistemi olarak teessüs etmifl oldu. Aristo’dan beri devam eden ilimlerin tasnifine, naklî ilimler de ilâve edilerek yeni bir tasnif meydana geldi. ‹flte bütün bu yeni telâkkileri, bu yeni bilgileri as›rlarca âlimler izah için u¤raflm›fllar, flairler de bu fikirlerden mülhem olarak, onlar› en güzel bir tarzda ifadeye çal›flm›fllard›r. Daha sonra flark›n kendine mahsus hurafeleri ve itikatlar› vard›r. fiairlerin, bunlar›n tesiri alt›nda kalmalar› çok tabiî de¤il midir? ‹flte Divan edebiyat› dedi¤imiz bu eski edebiyat› anlamak, ancak bunlar› bilmek ve tan›makla kabil olabilir. Bu kadar zengin ve çeflitli kaynaklara mâlik olan bu edebiyat esas karakteri itibariyle kitabî ve mücerret oldu¤undan, bütün ilmî ve felsefî müdevvenat, Kur’an ve hadis, k›ssalar ve mucizeler, tarih ve esatir, bât›l ve hakikî ilimler, bu kaynaklar›n bafl›nda gelir. Bunlara, içtimaî hayat›n ve çeflitli hadiselerin akisleriyle, o günkü zihniyetten do¤an sanat ve telâkkileri ilâve edecek olursak, bu edebiyat, fikrî, hissî ve hayalî cephesiyle meydana ç›km›fl olur. * Divan Edebiyat›, 2. bsk. 1943 132 temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim YAHYA KEMAL VE ESK‹ fi‹‹R* Nihat Sami Banarl› Birçoklar› gibi, benim de dilime bazen bir söz, bir cümle, bir beyit tak›l›r, tekrarlar›m. Bir tarihte Neflâtî’nin: Gittin ammâ ki kodun hasret ile cân› bile ‹stemem sensiz olan sohbet-i yârân› bile m›sralar›ndaki buruk lezzeti tad›yordum. Arkas›ndan, bir vak’a hat›rlad›m: Bir vapur yolculu¤unda, bir Frans›z yazar›, tan›nm›fl bir Türk edibine: – Bir Türk fliiri var m›d›r? Demek tuhafl›¤›nda bulundu. Bu soru, flunun için tuhaft› ki fliirsiz millet, hattâ ki kabile tasavvuru yanl›flt›r. Bir zamanlar Frans›z krallar›n›n, hükümdar›ndan himaye talep etti¤i milleti ise fliirsiz tasavvur etmek, büsbütün tuhaf olmak lâz›m gelir. Türk edibi, Frans›za XVII. As›r flairi Neflâtî’nin bir gazelini okudu ve aç›klad›. fiiiri ses ve mânâ olarak zevkle dinleyen Frans›z, bilhassa son beyti duyunca: – Oo!.. dedi, bu m›sralar› söyleyen milletin büyük fliiri olmak tabiîdir. Ve flu cümleyi ilâve etti: – Medeniyet nâm›na bir baflka eseriniz olmasayd›, yaln›z bu beyit, ne derin millet oldu¤unuzu ifadeye kâfi gelirdi. * Frans›z, ilk sorusunda Türklere karfl› ne kadar Avrupal› ise, son cümlelerinde de fliire karfl› o kadar Avrupal›d›r. Yani bugün Türkiye’de bir k›s›m münevverlere, ne yapsan›z, Türk milletinin eski ve büyük bir fliiri oldu¤unu kabul ettiremezsiniz. O, bir kere, mazi düflmanl›¤›nda insaf kabul etmez bir mutaass›pt›r. Hâlbuki, tarihî Türk düflmanl›¤›na ra¤men bir Avrupal›, hakikî fliirle karfl›lafl›nca, düflmanl›¤›n› unutur. fiiirin güzelli¤ini düflünür. Neflâtî’nin, Avrupal›y› hayran b›rakan beytine yaz›m›n sonunda dönece¤im. Ayn› flairin yukar›da söy- ledi¤im beyti ise muazzam bir ayr›l›k karfl›s›nda fliirin de, Türkçenin de zaferlerinden say›l›r. Bu fliirin bütününde Abdülhak Hâmit’in Makber’indeki: Gitti, nazar›mdan âh gitti, Bî-maksad ü bî-günâh gitti. ............ Görsen yeridir seni karanl›k, Nûrum benim ey ilâh gitti!.. m›sralar›nda tekrarlanan “gitti” kelimesinin derin lirizmi vard›r. Neflâtî gibi bir flair, Türkçeyi; Gittin ammâ ki kodun hasret ile cân› bile ‹stemem sensiz olan sohbet-i yârân› bile âhengiyle inletebilmek için, kim bilir, nas›l, ne derin, ne büyük bir ayr›l›¤›n kollar›nda kalm›flt›? Bunun için de¤il midir ki, Neflâtî’nin bu fliiri, eski fliirimizdeki güzellikleri eflsiz anlay›flla ay›ran Yahya Kemal taraf›ndan tahmîs edilmifltir. (Eski fliirde tahmîs, gazel beyitlerinin bafl›na üçer m›sra daha katarak, gazeli befler m›sral› k›t’alar hâlinde söylemektir.) Güzel bir fliiri, kendi havas› içinde tahmîs etmek, her flairin kâr› de¤ildir. Büyük flairler, bu tarz söyleyiflleriyle o gazelleri âdeta bütünlemifl, daha mükemmel hâle koymufl olurlar. Meselâ bu gazelin bir: Bâ¤a sensiz varamam çeflmime âtefl görünür Gül-i handân› de¤il serv-i h›râmân› bile beyti vard›r. “Gül bahçelerine sensiz gidemem. Zira, bahçelerin gülen gülleri de¤il, sal›nan servileri bile gözlerime atefl görünür; renkleri ve sensiz güzellikleriyle gözlerimi yakar.” Demek ister. Yahya Kemal’in tahmîsinde ise bu beyit flöyle bütünlenmifltir: * Yahya Kemal Yaflarken, 1959 temmuz-ağustos 2006 133 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim San›r›m çerh sîyâh atlasa yer yer bürünür Âh edip bâd-› seher yollara düflmüfl sürünür Ne mükedder ç›k›l›r seyre ne mahzun yürünür Bâ¤a sensiz varamam çeflmime âtefl görünür Gül-i handân› de¤il serv-i h›râmân› bile Ayn› gazelin, “Sensiz olunca etraf›mda dostlar›n halkalanmas› benim için bir ›zt›rap girdab› olur; bu meclisin elden ele devredilen kadehinden bile ayn› ›zt›rab›n zehirli flarab›n› içerim” demek isteyen bir baflka beyti de talihli tahmîsinde flöyle bir âhenge girmifltir? Düflde gördüm gece endâm›n› pîrâhensiz Nûrdan rûh-› musaffâ idi gûyâ tensiz Gam de¤il kalsa da iklîm-i çemen gülflensiz Devr-i meclis bana girdâb-› belâd›r sensiz Meyi zehr-âb-› sitem sâgar-› gerdân› bile Bu k›t’an›n ilk üç m›sra›n› aç›klama¤a lüzum görmüyorum. Onlar, Divan fliirinin bütün incelikleriyle söylendikleri hâlde tahmîs eden flairin “sehl-i mümteni”iyle, daha kolay duyulurlar. Ayn› gazel ve tahmisi hakk›nda biraz daha fikir vermek için, bir k›t’a daha al›yorum. (Her k›t’an›n yaln›z son iki m›sra’› Neflâtî’ye aittir.) Mihr ü mâh›md› bu âlemde huzûrun dahi dün Gittin eyvâh cihan zulmete garkoldu bugün Küskünüm tâli’-i nâ-sâze gönülden küskün Sineden derd ile bir âh edeyim kim dönsün Aksine çerh-i felek mihr-i d›rahflân› bile * Bütün bu güzel özleyifller ile bu saza benzeyen sözler, birçoklar›m›z için art›k mazidir. Kendi sanat›n›n zafer ve fleref sayfalar›ndan bu kadar süratle uzaklaflan bir baflka millet bilmiyorum. Geçenlerde genç bir Alman kad›n profesörün Divan edebiyat›m›z hakk›ndaki kuvvetli görüfllerini okurken ac› fleyler düflündüm: Bir gün gelecek, kendi Divan fliirimizi okuyabilmek ve ö¤- 134 renmek için belki de Almanya’dan mütehass›s getirece¤iz. Ümit edelim ki Yahya Kemal’in büyük, ba¤lay›c› kudreti bu hüsran› önlesin.. * fiimdi Frans›z›n be¤endi¤i m›sralara dönüyorum. Neflâtî’nin bu fliirini, Frans›z yazar›na tan›tan ve aç›klayan Türk edibi Yahya Kemal’dir. O, bu fliiri bir Frans›z edibine nas›l aç›klad›? Öteki nas›l anlad›? Çünkü derin bir eski fliir kültürü, o ölçüde kuvvetli bir tasavvuf bilgisi ve sayfalarca sürecek bir aç›klama bir araya gelmeden Neflâtî’nin bu ikinci gazelini tatmak, ondaki söyleyifl ustal›¤›na varmak kolay de¤ildir. Gazel: fievkiz ki dem-i bülbül-i fleydâda nibân›z Hûmuz ki dil-i gonce-i hamrâda nibân›z.. Söyleyifliyle bafllar: “Biz ç›lg›nca seven bülbülün sesinde nefl’e ve böylesine sevilen k›rm›z› gülün kalbinde gizlenen kan›z.” Kald› ki bunlar birbirinden ayr› fleyler de¤ildir, demek ister. Çünkü tasavvufta seven ve sevilen diye iki ayr› vücut yoktur. Seven, sevilen ve onlar›n her hâli, tek ve mutlak bir varl›kta toplan›r, bir tek vücut olurlar. Neflâtî’nin beyti ise bu engin felsefeyi dem, hûn, gönül, gonce ve hamrâ kelimelerinin k›rm›z› renk saltanat›yla tutuflturarak söyler. Ayn› fliirde Frans›z edibini hayran b›rakan m›sralar da flunlard›r: Ettik o kadar ref’-i taayyün ki Neflâtî Âyîne-i pür-tâb-› mücellâda nihân›z “Neflâtî! Ten kafesinde mahpus ruhumuzu öylesine vücudumuzdan kurtard›k, maddî varl›¤›m›zdan s›yr›l›p, o kadar ruhtan ibaret kald›k ki flimdi parlak cilâl› aynalarda bile görünmüyoruz.” Neflâtî’nin bahsetti¤i ruh, Tanr›’dan kopup yine Tanr›’ya dönen, zaman›m›zca meçhul bir ruhtur. temmuz-ağustos 2006 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim fi‹‹R VE ‹NfiA –K›smen sadelefltirilmifltir– Ziya Pafla fiiir her kavimde tabiîdir. Rûy-i arzda ne kadar millet ve akvâm gelmifl ise, cümlesinin kendine mahsus fliirleri vard›r. Osmanl›lar›n fliiri acabâ nedir?Necâtî ve Bâkî ve Nef’î dîvanlar›nda gördü¤ümüz kasîdeler, gazeller ve k›t’alar ve mesnevîler midir? Yoksa Hoca ve Itrî gibi mûsikî-flinaslar›n rabt-› makamât eyledikleri Nedîm ve Vâs›f flark›lar› m›d›r? Hay›r! Bunlar›n hiçbiri Osmanl› fliiri de¤ildir. Zîrâ görülür ki bu naz›mlarda Osmanl› flâirleri Îran flâirlerine ve Îranl›lar da Araplara taklîd ile melez bir fley yapm›fllard›r. Bu taklîd, yaln›z üslûb-› naz›mda de¤il, belki efkâr ve maanîye bile sirâyet ederek, bizim flu’rarâ-y› eslâf, edâ-y› naz›m ve ifâdede ve hayâlât ve maânîde Arap ve Aceme mümkün mertebe taklîde sa’y etme¤i maârifet addetmifller ve “acabâ bizim mensûp oldu¤umuz milletin bir lisân› ve fliiri var m›d›r ve bunu ›slah kaabil midir?” asla buras›n› mülâhaza etmemifllerdir. ‹nflâ yoluyle de hâl tamâm›yle böyle olmufltur. Ferîdun (Bey) Münfleât›, Veysî ve Nergisî’nin eserleri ve sâir mûteber münfleât ele al›nsa içlerinde üçde bir Türkçe kelime bulunmaz... ve Kaamûs ve Ferhenk berâber olmad›kça, bir adam Fenn-i Maânî ve Âdâb-› temmuz-ağustos 2006 Arapda kemâl-i mahâreti olduktan sonra, âdetâ bir ders mütalâa eder gibi birçok zamanlar zihin sarf etmedikçe mânâs›n› ç›karma¤a muktedir olmaz. Taaccübe flâyan de¤il midir ki bizde yaz› bilmek baflka, kâtib olmak yine baflkad›r. Hâlbuki sâir yerlerde yaz› ve imlâ bilen kâtip olur. Vâk›â her lisanda edîp olmak hayli malûmâta tevakuf ederse de murâd›n› k⤛t üzerinde ifâde etmek için yaz› yazmak kifâyet eder. Bizde ise yaz› ö¤rendikten mâadâ birçok fleyler daha bilmek lâz›m gelir: Evvelâ Türkçe imlâ bilinmelidir. Hâlbuki en güç fley budur. Zîrâ vaktiyle Türkçeye mahsus lügat kitab› yap›lmam›fl ve Osmanl›lar milel-i sâireyi dâire-i hükûmetlerine ald›kça her birinde gördükleri yeni fleylerin isimlerini o milletin lisân›ndan al›p az çok bozarak kullanm›fl ve her kâtip bir lügati, sükûn ve hareketlerinin, zihnince uyan bir fleklini yaz›p, sâirleri dahil di¤er sûrette zabt etmifl olduklar›ndan imlâ ö¤renecek kimse evvel emirde bunlar›n hangisine tâbi olaca¤›ndan mütehayyir olur. Sâniyen Arabî ve Fârisî bilmek lâz›md›r. Bu iki lisân›n imlâs›n› bilmek, kavâidini bilme¤e, mevkuf oldu¤undan az çok sarf ve nahiv görmedikçe do¤ru bir terkip yazmak kaabil olamaz. 135 Bilim ve Aklın Aydınlığında e¤itim Bu hâle göre bizim millette tabiî hâl üzere ne fliir ve ne inflâ var demek olur. Hay›r, bizim tabiî olan fliir ve inflâm›z taflra halk› ile ‹stanbul ahâlîsinin avâm› beyninde hâlâ durmaktad›r. Bizim fliirimiz hani flâirlerin nâ-mevzun diye be¤enmedikleri avam flark›lar› ve taflralarda çö¤ür flâirleri aras›nda deyifl, üçleme, kayabafl› tâbir olunan naz›mlard›r.Ve bizim inflâm›z mütercim-i Kaamûs’un ittihât etti¤i flîve-i kitâbettir. 136 Vâk›â bu naz›m ve bu kitâbet matlûb olan derecede belî¤ ve tumturakl› görünmez ise de ümmet-i Osmâniyye ilerledi¤i s›rada bunlara ra¤bet edilmedi¤inden, olduklar› hâlde kalm›fllar, büyüyememifllerdir. Hele bir kerre ra¤bet ve o cihete dönsün, az vakit içinde ne flâirler, ne kâtipler yetiflir ki ak›llara hayret verir. temmuz-ağustos 2006