HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ
Transkript
HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ
Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Hizmet Anabilim Dalı SOSYAL DIŞLANMA AÇISINDAN BEDENSEL ENGELLİ BİREYLERİN YAŞANTILARININ İNCELENMESİ A.Deniz ERGÜDEN Yüksek Lisans Tezi ANKARA, 2008 SOSYAL DIŞLANMA AÇISINDAN BEDENSEL ENGELLİ BİREYLERİN YAŞANTILARININ İNCELENMESİ A.Deniz ERGÜDEN Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Hizmet Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi ANKARA, 2008 i TEŞEKKÜR Araştırma kurumsal, ekonomik ve psikososyal yönleriyle bedensel engellilerin yaşadığı sosyal dışlanmayı ortaya koymak ve konuyla ilgili güvenilir bilgi toplayarak sorunların çözümüne bilimsel olarak katkıda bulunmak amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın başlangıcından bugüne dek geçen süre içinde çok değerli emeğini, enerjisini, zamanını ve danışmanlığını esirgemeyen Sayın Doç. Dr. Nilgün Küçükkaraca’ya, Araştırmaya katılan bedensel engellilere, görüşmeleri yapmamıza izin veren ve bu süre içinde duyarlılık gösteren Türkiye Sakatlar Derneği’ne, Gaziosmanpaşa Özürlüler Derneği’ne, Omurilik Felçlileri Derneği’ne, Şişli Bedensel Engelliler Derneği’ne ve Kas Hastalıkları Derneği’ne ve çalışanlarına, Araştırma süresince ve bedensel engellilerle yapılan görüşmelerde fiziksel ve manevi desteğini esirgemeyen sevgili dostum Yasemin Tabbikha’ya, Araştırmanın sonlanma aşamasında akademik deneyimlerini, fiziksel ve manevi desteğini esirgemeyen sevgili Oğuz Çavlı’ya, Araştırmanın analiz sürecinde bilimsel katkılarından ve manevi desteğinden dolayı muhteşem insan, sevgili dost Mehmet Boran Evren’e, Araştırmanın son döneminde bana hala yaşadığımı hatırlatan, manevi desteğini esirgemeyen değerli dostum Barbaros Atal’a, Dört senelik Ankara deneyimimde ve araştırmanın her aşamasında bana destek olan, olmasalardı olamazdı diyeceğim biricik aileme, sosyal hizmet uzmanı annem Selmin Ergüden’e, babam Turhan Ergüden’e ve ikiz kardeşim Güneş Ergüden’e çok teşekkür ederim. A. Deniz Ergüden ii ÖZET ERGÜDEN, A. Deniz. “Sosyal Dışlanma Açısından Bedensel Engelli Bireylerin Yaşantılarının İncelenmesi.” Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2008. Bu araştırmada, İstanbul ilindeki sivil toplum örgütlerine aktif bir şekilde devam eden bedensel engelli bireylerin kurumsal, ekonomik ve psikososyal yönleriyle yaşadıkları sosyal dışlanma üzerinde durulmuştur. Engellilerin toplum içinde yaşadığı bir çok sorunun güncelliğini koruduğu ve çok kapsamlı bir boyut kazandığı görülmüştür. Bir çok çalışmada, engellilerin yaşadığı, kurumsal, ekonomik ve psikososyal sorunlar üzerinde durulsa da, sosyal dışlanma kavramı kapsamındaki bilgiler çok sınırlıdır. Bu nedenle, araştırmanın bu konudaki boşluğu doldurmasına yardımcı olacağı umulmaktadır. Tarama modelinde ele alınan bu araştırmada, İstanbul ilinde bulunan Türkiye Sakatlar Derneği, Şişli Bedensel Engelliler Derneği, Kas Hastalıkları Derneği, Omurilik Felçlileri Derneği ve Gaziosmanpaşa Özürlüler Derneği’ne aktif olarak üye olan 60 bedensel engelli oransız eleman örnekleme yöntemiyle ele alınmıştır. Araştırmadan elde edilen önemli sonuçlar şöyledir: Araştırmaya katılan engellilerin büyük bir kısmının erkek, engel derecesi düşük, bekar ve 26-31 yaş grubundadır. Eğitimlerinin düşük olduğu, vasıfsız personelden oluştukları ve terfi durumu yaşamadıkları tespit edilmiştir. Mimari yapı ve düzenlemeler, engellilerin yaşantılarını istedikleri gibi sürdürmelerinde yetersiz kalmaktadır. İş yaşantılarını olumsuz etkileyen en belirgin faktörlerin engelli oluşları ve fiziksel çevre koşulları olduğu anlaşılmıştır. Gelir durumlarının düşük olduğu, temel gereksinimlerinin karşılanmadığı ve sosyal destekten yoksun oldukları ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte, engellilerin sosyal güvenlik sistemine dahil oldukları da saptanmıştır. Eğitim yaşantılarını engelleyen en belirgin faktörlerin engelli oluşları, fiziksel çevre koşulları ve ekonomik durumları olduğu anlaşılmıştır. Engellilerin rehabilitasyon hizmetlerinden yararlanmadıkları ve daha çok mesleki rehabilitasyona ihtiyaç duydukları anlaşılmıştır. Sağlık hizmetlerinde sigorta ödeneklerinin yetersiz olduğu iii ve ilave harcama yapmaları gerektiği saptanmıştır. Engelliler medya, klasik edebiyat, terminoloji ve toplum tarafından olumsuz yaklaşımlara maruz kalmaktadır. Engellilerin kurumsal, ekonomik ve psikososyal yönden dışlanmasında, toplumsal faktörlerin bireysel faktörlerden daha ağırlıklı rol oynadığı anlaşılmıştır. Engellilerin yaşadığı sosyal dışlanmayı değerlendirmek amacı ile yapılan bu çalışmada, engellilerin fiziksel çevre, istihdam, eğitim, sağlık ve rehabilitasyon alanlarındaki bazı haklarının yok sayıldığı, dolayısıyla kurumsal ve ekonomik yönleriyle sosyal dışlanma yaşadıkları, medya, klasik edebiyat/terminoloji ve toplumun engellilere yönelik olumsuz yaklaşımlar sergilediği ve dolayısıyla psikososyal yönleriyle de engellilerin sosyal dışlanma yaşadıkları sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler Bedensel Engelli, Sosyal Dışlanma, Sosyal Model, Sosyal Hizmet iv ABSTRACT ERGÜDEN, A. Deniz. “The Evaluation of Physically Disabled People’s Lives In The Concept of Social Exclusion.” Master’s Thesis, Ankara, 2008. This research focuses on the social, economic and psychosocial dimensions of social exclusion experienced by physically disabled individuals who are active members of non-governmental organizations in Istanbul. It’s perceived that most difficulties faced by disabled people are still actual and have risen to a wide range of complexity. Although many papers have been published about institutional, economic and psychosocial problems of disabled people, the concept of social exclusion is very rarely emphasized. For this reason, it is expected that this research shall help contributing this ignored subject. In this research done through the survey model; 60 physically disabled people, who attend Turkey Disabled People Association, Sisli Physically Disabled People Association, Muscle Diseases Association, Spinal Cord Paralysis Association and Gaziosmanpasa Disabled People Association actively, have been used as the samples of this research. Important results acquired by this research are: Disabled subjects that attended the research are slightly disabled, unmarried and between a range of 26-31 years old males. It appears that they are poor in education, unqualified employees and they are not being raised to a higher rank. Architectural designs and applications in public and residential areas are insufficient for satisfying the needs of disabled people. It’s understood that the main factors affecting their carriers are their disability and their physical surroundings. Their income is low; their basic needs are not provided and they are lacking social support. In addition, it’s determined that they are also included in the social security system. It’s understood that the main factors affecting their education is their disability, their physical surroundings and economic conditions. It’s understood that disabled subjects don’t benefit from rehabilitation services and more over they need occupational rehabilitation. It’s determined that health insurance payments are insufficient and subjects had to pay the extra amount v from their individual budget. Disabled people are exposed to negative approaches within media, classical literature/terminology and society. It’s understood that social factors play a much more affective role than individual factors regarding institutional, economic and psychosocial dimensions of social exclusion of disabled people. In this research that aims to determine the social exclusion experienced by people with disability, it’s concluded that “most of the rights of people with disabilities about physical environment, employment, education, health and rehabilitation are ignored. Thus, they are socially excluded in institutional and economic fields; are exposed to negative approaches within media, classical literature/terminology and society as psychosocial manners of social exclusion. Key Words Disabled People, Social Exclusion, Social Model, Social Work vi İÇİNDEKİLER TEŞEKKÜR ................................................................................................................ i ÖZET........................................................................................................................... ii SUMMARY ............................................................................................................... iv İÇİNDEKİLER ......................................................................................................... vi ÇİZELGELER LİSTESİ.......................................................................................... ix BÖLÜM I : GİRİŞ 1.1.KONU İLE İLGİLİ KURAMSAL YAKLAŞIMLAR ................................. 3 1.1.1. Engellilik Üzerine Modeller ..................................................................... 3 1.1.2. Sosyal Dışlanma Kavramı ve Kökeni ....................................................... 6 1.1.3. Tarihte Bedensel Engelli Bireylerin Yaşadığı Sosyal Dışlanma Biçimleri ................................................................................................. 8 1.1.4. Günümüzde Bedensel Engelli Bireylerin Yaşadığı Sosyal Dışlanma Biçimleri ............................................................................... 13 1.1.4.1.Bedensel Engelli Bireylerin Kurumsal ve Ekonomik Açıdan Yaşadığı Sosyal Dışlanma Biçimleri .......................................... 13 1.1.4.1.1. Fiziksel Çevre Koşulları................................................. 13 1.1.4.1.2. İstihdam.......................................................................... 16 1.1.4.1.3. Eğitim............................................................................. 19 1.1.4.1.4. Rehabilitasyon................................................................ 22 1.1.4.1.5. Sağlık ............................................................................. 24 1.1.4.2. Bedensel Engelli Bireylerin Psikososyal Açıdan Yaşadığı Sosyal Dışlanma Biçimleri ........................................ 27 1.1.4.2.1. Medya........................................................................ 28 1.1.4.2.2. Klasik Edebiyat ve Terminoloji ................................. 31 vii 1.1.4.2.3. Toplum ....................................................................... 33 1.1.5.Sosyal Dışlanma ile Mücadelede Sosyal Hizmetin Yeri ......................... 37 1.2.ARAŞTIRMANIN PROBLEMİ ..................................................................... 46 1.3.ARAŞTIRMANIN AMACI ............................................................................ 48 1.4.ARAŞTIRMANIN ÖNEMİ ............................................................................ 49 1.5.ARAŞTIRMANIN SAYILTILARI ................................................................ 49 1.6.TANIMLAR .................................................................................................... 50 1.7.ARAŞTIRMANIN SINIRLILIKLARI ........................................................... 51 BÖLÜM II : YÖNTEM 2.1. ARAŞTIRMANIN MODELİ......................................................................... 52 2.2. ARAŞTIRMANIN NÜFUSU ........................................................................ 52 2.3. VERİ TOPLAMA ARAÇLARI ..................................................................... 54 2.4. VERİLERİN TOPLANMA SÜRECİ ............................................................ 54 2.5. VERİLERİN ÇÖZÜMLENMESİ .................................................................. 54 BÖLÜM III : BULGULAR VE YORUM 3.1.ARAŞTIRMADA VERİ KAYNAĞI OLAN BEDENSEL ENGELLİLERİ TANITICI BULGULAR........................................................... 55 3.1.1.Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Kişisel Özellikleri ................. 55 3.1.2. Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Engelleri ile İlgili Özellikler .............................................................................................. 60 3.2. BEDENSEL ENGELLİLERİN KURUMSAL VE EKONOMİK AÇIDAN YAŞADIĞI SOSYAL DIŞLANMA DURUMU ............................ 65 3.2.1. Fiziksel Çevre Koşulları ......................................................................... 65 3.2.1.1. Kamusal Alanlardaki Yapı ve Düzenlemeler ............................ 65 3.2.1.2. Ev İçindeki Fiziksel Çevre Koşulları ve Yapılar ....................... 69 viii 3.2.2. İstihdam ................................................................................................. 72 3.2.3. Eğitim ..................................................................................................... 83 3.2.4. Rehabilitasyon ........................................................................................ 90 3.2.5. Sağlık Hizmetleri .................................................................................... 94 3.3. BEDENSEL ENGELLİ BİREYLERİN PSİKOSOSYAL AÇIDAN YAŞADIĞI SOSYAL DIŞLANMA DURUMU .............................................. 98 3.3.1.Medya ...................................................................................................... 98 3.3.2.Klasik Edebiyat...................................................................................... 100 3.3.3.Toplum................................................................................................... 101 BÖLÜM IV : SONUÇ VE ÖNERİLER 4.1. SONUÇ.................................................................................................... 105 4.2. ÖNERİLER.............................................................................................. 109 KAYNAKÇA .......................................................................................................... 115 ix ÇİZELGELER LİSTESİ Çizelge 1: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Cinsiyete Göre Dağılımı............ 56 Çizelge 2: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Yaş Gruplarına Göre Dağılımı ................................................................................................ 56 Çizelge 3: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Doğum Yerlerine Göre Dağılımı ................................................................................................ 57 Çizelge 4: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Medeni Durumlarına Göre Dağılımı ....................................................................................... 58 Çizelge 5: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Çocuk Sahibi Olma Durumuna Göre Dağılımı ..................................................................... 58 Çizelge 6: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Sahip Olduğu Çocuk Sayısına Göre Dağılımı ......................................................................... 59 Çizelge 7: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Engel Türüne Göre Dağılımı ............................................................................................... 60 Çizelge 8: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Araç Desteği Alma Durumuna Göre Dağılımı .................................................................... 60 Çizelge 9: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Engelin Bulunduğu Organına Göre Dağılımı........................................................................ 61 Çizelge 10: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Engel Derecesine Göre Dağılımı ................................................................................................ 62 Çizelge 11: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Engel Nedenine Göre Dağılımı ................................................................................................ 62 Çizelge 12: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Doğum Öncesi Nedenlere Göre Dağılımı ...................................................................... 63 Çizelge 13: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Doğum Sırası Nedenlere Göre Dağılımı ....................................................................................... 63 x Çizelge 14: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Doğum Sonrası Nedenlere Göre Dağılımı ...................................................................... 64 Çizelge 15: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Doğum Sonrasında Kaç Yaşında Engelli Olduklarına Göre Dağılımı......................................... 64 Çizelge 16: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Kamusal Alanlardaki Yapı ve Düzenlemelerin Yeterlilik Durumuna Göre Dağılımı ............. 66 Çizelge 17: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Kamusal Alanlardaki Yapı ve Düzenlemelerin Yaşantılarını Etkileme Durumuna Göre Dağılımı ....................................................................................... 67 Çizelge 18: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Ev İçindeki Fiziksel Çevre Koşulları ve Yapıların Yeterlilik Durumuna Göre Dağılımı ................................................................................................ 69 Çizelge 19: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Ev İçindeki Fiziksel Çevre Koşulları ve Yapıların Yaşantılarını Etkileme Durumuna Göre Dağılımı ....................................................................................... 70 Çizelge 20: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Fiziksel Engellerle Karşılaştıklarında Yaşadıkları Duygu Durumuna Göre Dağılımı ................................................................................................ 71 Çizelge 21:Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Mesleklere Göre Dağılımı ................................................................................................ 73 Çizelge 22: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin İş Durumuna Göre Dağılımı ................................................................................................ 73 Çizelge 23: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin İş Yerindeki Görevine Göre Dağılımı ....................................................................................... 74 Çizelge 24: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylere İş Bulma Şekline Göre Dağılımı ................................................................................................ 75 Çizelge 25: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin İş Değiştirme Durumuna Göre Dağılımı ....................................................................................... 75 xi Çizelge 26: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Terfi Durumuna Göre Dağılımı ................................................................................................ 76 Çizelge 27: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin İş Yaşantısını Etkileyen Faktörlere Göre Dağılımı ...................................................................... 77 Çizelge 28: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Evin Geçimini Sağlama Durumuna Göre Dağılımı ..................................................................... 78 Çizelge 29: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Gelir Durumuna Göre Dağılımı ................................................................................................ 79 Çizelge 30: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Gider Durumuna Göre Dağılımı ................................................................................................ 80 Çizelge 31: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Gelir Düzeyinin Temel Gereksinimler İçin Yeterlilik Düzeyine Göre Dağılımı........................ 80 Çizelge 32: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Sosyal Güvenlik Durumuna Göre Dağılımı ..................................................................... 81 Çizelge 33: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Gönüllü ya da Resmi Kuruluşlardan Yardım Alma Durumuna Göre Dağılımı ...................... 82 Çizelge 34: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Aldıkları Yardım Türüne Göre Dağılımı ....................................................................................... 83 Çizelge 35: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Annelerinin Eğitim Durumuna Göre Dağılımı ..................................................................... 83 Çizelge 36: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Babalarının Eğitim Durumuna Göre Dağılımı ..................................................................... 84 Çizelge 37: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Eğitim Durumuna Göre Dağılımı ................................................................................................ 85 Çizelge 38: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Okul Çeşidine Göre Dağılımı ................................................................................................ 86 Çizelge 39: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Eğitim Yaşantısını Etkileyen Faktörlere Göre Dağılımı...................................................... 87 xii Çizelge 40: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Eğitim Yaşantısını Engelleyen Faktörlere Göre Dağılımı ................................................... 89 Çizelge 41: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Rehabilitasyon Hizmeti Alma Durumuna Göre Dağılımı............................................................ 90 Çizelge 42: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Aldığı Rehabilitasyon Hizmeti Türüne Göre Dağılımı ............................................................. 91 Çizelge 43: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Aldıkları Rehabilitasyon Hakkındaki Düşüncelerine Göre Dağılımı............................................ 92 Çizelge 44: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Aldıkları Rehabilitasyonu Yeniden Alma İhtiyacına Göre Dağılımı ................... 92 Çizelge 45: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin İhtiyaç Duydukları Rehabilitasyon Hizmetlerine Göre Dağılımı......................................... 93 Çizelge 46: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Rehabilitasyon Hizmetlerine İhtiyaç Duymama Sebepleri ............................................ 94 Çizelge 47: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Sağlık Hizmetleri Hakkındaki Düşüncelerine Göre Dağılımı............................................ 95 Çizelge 48: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Medya Görüntüleri Hakkındaki Düşüncelerine Göre Dağılımı............................................ 98 Çizelge 49: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Klasik Edebiyat Hakkındaki Düşüncelerine Göre Dağılımı.......................................... 100 Çizelge 50: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Toplum Hakkındaki Düşüncelerine Göre Dağılımı ............................................................. 101 Çizelge 51: Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Engellenmemesi İçin Kimlere Görev Düştüğüne Göre Dağılımı .......................................... 103 1 BÖLÜM I GİRİŞ Bedensel engelli bireyler, vücutlarının bir bölümünü kısmen veya tamamen kullanamayan bireyler olarak, engelsiz bireylerin egemenliği altındaki toplum yapısı içinde, marjinal bir grup olarak tanımlanmakta ve adeta bir azınlık grubu gibi muamele görmektedirler. Tarihte, insanlar engelli insanların geçmişte işledikleri bir suçtan dolayı Tanrı tarafından cezalandırıldıklarına inanırken, zamanla Tanrı’ya havale ettikleri bu durumu, kendilerine görev bilmiş, uğursuz ve kötü olduklarını düşündükleri “öteki”ni cezalandırmaya başlamışlar, toplu katliamlar yapacak kadar ileri gitmişlerdir. Geçmişte yaşamaya değer olmadıklarına inanılan engelli insanlar, aslında günümüzde de farklı bir şekilde ele alınmamaktadırlar. Engelli insanlar, engelsiz insanlar için tasarlanmış bir toplum içinde kendilerine yer edinmeye çalışmaktadırlar. İş, eğitim, ulaşım, rehabilitasyon ve sağlık gibi kurumsal ve ekonomik bir çok alanda dışlanan engelli bireylerin yaşadığı dışlanma, günümüzde farklı bir boyut kazanmış, bu nedenle araştırmamızda çok yönlü incelenmesi gereken bir konu halini almıştır. Engellilere yönelik olumsuz yaklaşımlar, medya, edebiyat gibi bir çok farklı alanda da ortaya çıkmaktadır. Günümüzde engellilik hakkında medya aracılığıyla, topluma verilen mesajlar, engelli insanların yaşadığı “sosyal dışlanma”yı farklı bir şekilde karşımıza çıkarmaktadır. Eski yazınlarda engelli insanların kötü ya da zavallı karakterlerle özdeşleştirilmesine çok rastlanmaktadır. Varolan klasik edebiyat da bu ayrımı destekler niteliktedir. Bu toplum yapısı ve değerler sistemi içinde, sosyal olarak dışlanan bireyin psikolojik ve toplumsal ihtiyaçları karşılanmamakta, karşılanmayan ihtiyaçların doğurduğu sorunlar ortaya çıkmaktadır. 2 Toplumun yaklaşımlarını, tutum ve davranışlarını içselleştiren birey, kendini suçlamakta, değersizlik ve aşağılık duygusu geliştirmektedir. Toplumun olumsuz yaklaşımı, varolan imkanlara erişimin engellenmesi, engelli bireyin ruhsal durumunu da olumsuz etkilemektedir. Bunun yanında, engelli bireyin yaşantısını etkileyen bu faktörler, yaş, cinsiyet ve bedensel engelin nitelikleri gibi bir çok faktörle de birleştiğinde, engelli bireyin yaşadığı sosyal dışlanma çok yönlü bir boyut kazanmaktadır. Sosyal dışlanma kavramı bağlamında, bu araştırmada engellilik sorununun kaynağı üzerine iki farklı model üzerinde durulmuştur. Bu modeller içinde, “sosyal model”, sorunu toplum kaynaklı bulurken, “medikal model”, sorunun birey kaynaklı olduğunu savunur. Bedensel engelli bireylerin yaşadığı sosyal dışlanmanın temelinde, farklılığı kabul etmeyen, sosyal bağların koptuğu ve sosyal dayanışmanın olmadığı bir toplum yapısı gündeme gelmektedir. Bu nedenle, sosyal modelin temel alınarak, engelli sorunlarının çözümü, bilinçli, eşitlikçi ve entegre bir toplum yapısı oluşturulmasında yatmaktadır. Bu noktada, engellilerin kurumsal, ekonomik ve psikososyal gereksinimlerinin çözümlenmesine yardımcı olunması sosyal hizmet mesleğinin temelini oluşturur. Engellilerin yaşadığı sosyal dışlanma ile mücadelede sosyal hizmet alanına düşen görev çok önemlidir. Bu çalışmanın genel amacı, bedensel engelli bireylerin kurumsal, ekonomik ve psikososyal yönleriyle sosyal dışlanmayı nasıl yaşadıklarını ortaya koymaktır. Çalışmada, kurumsal ve ekonomik yönleriyle fiziksel çevre koşulları, istihdam, eğitim, sağlık ve rehabilitasyon alanlarındaki dışlanma, ardından psikososyal yönleriyle medya, klasik edebiyat, terminoloji ve toplum alanlarındaki dışlanmanın saptanmasına çalışılacaktır. 3 1.1.KONU İLE İLGİLİ KURAMSAL YAKLAŞIMLAR Bu bölümde, engellilik ile ilgili modeller ele alınacak, sosyal dışlanma kavramı ve kökeni; tarihte ve günümüzde bedensel engelli bireylerin yaşadığı sosyal dışlanma biçimleri, kurumsal, ekonomik ve psikososyal açıdan incelenecektir. 1.1.1.Engellilik Üzerine Modeller Geçmişten günümüze toplumun ve sistemin engelliye yaklaşımına bakıldığında, engelli bireylerin bir çok alanda, bir çok farklı biçimde sosyal bir dışlanma yaşadıkları görülmektedir. Fakat, engellilik alanındaki bu sorunun kaynağını incelemeden sosyal dışlanma kavramını ele almak uygun olmayacaktır. Bu nedenle aşağıda, literatürde engellilik sorununun kaynağı olarak belirtilen modeller içerisinde medikal ve sosyal modele yer verilmiştir. Medikal model, bireyi toplumsal davranışlardan sapan uyumsuz bir varlık olarak tanımlamaktadır (Gilson ve Depoy 2002:154-155, Akt: Şahin 2002b:72). Medikal modele göre, toplum katı ve değiştirilemez olarak görülürken insan esnek ve değiştirilebilir olarak görülmektedir. Medikal model, bireyin çevreye uyması gerektiği görüşünü savunur (Johnston, 1994, Akt: Şahin 2002b:72). Medikal model engelliliğe tıbbi müdahaleyi öngörür fakat bu yaklaşım engelliliğin sosyal yönü üzerinde durmaz (Oliver, 1996:32). Medikal modelin temelinde, engelli bireylerin sınırlı olduğu düşüncesi yatmaktadır. Bu modelde, kişinin güçlü yanları gözardı edilir ve yalnızca “eksiklik, yetersizlik ya da patoloji” üzerinde durulur. Dolayısıyla engelliyi çevreleyen ve onu engelli kılan etmenlerden çok engellinin kendisini değiştirmesi beklenir (Mackelprang ve Salsgiver, 1999:214-215). Medikal modelin bu yaklaşımı, engelli bireylerin aciz olarak tanımlanmasına da yol açmaktadır. Bu nedenle engelli bireyler toplumda önyargı, aşağılanma ve dışlanmayla karşılaşmaktadırlar. Yeteneklerinin sınırlı olduğuna inanılmakta, aşırı koruyucu-kollayıcı tutumlara hedef olmaktadırlar. Toplumda adeta azınlık olarak nitelendirilebilecek ayrı bir kategoriye itilmektedirler (Arıkan, 2002:15). 4 Engellilik sorununun kaynağını bireysel yetersizliklere bağlayan ve çözümünün topluma uyum olduğunu savunan bu görüş, pek çok sorunun da oluşumuna yol açmaktadır. Bunların başlıcaları, engelli bireylere yönelik ayırımcı, damgalayıcı tutumlar olarak özetlenebilir. Birey, engelli oluşu nedeniyle aciz, yetersiz olarak tanımlandığında, engelliler ile ilgili kararları başkaları vermektedir. Bu durum, engellilerin kendilerini sınırlandırılmış hissetmelerine neden olmaktadır. Buna bağlı olarak özgüvenleri, özsaygıları sarsılabilmekte, intihara dek uzanan başta depresyon olmak üzere çeşitli ruhsal sorunlar yaşayabilmektedirler (Arıkan, 2002:12). Medikal modelin normal-anormal şeklinde yaptığı sınıflamanın engelli bireylere yönelik ayrımcı tutumları güçlendirdiği söylenebilir. Ayrıca modelin engelli bireyleri tam değil de daha az kabul etmesi, insanların farklılıkları olabileceği gerçeğine ters düşmektedir. Bu doğrultuda bazı bilim adamları medikal modeli, bir tür sosyal ırkçılık ile ilişkilendirmektedir (Arıkan, 2002:15). Engelliliğin sosyal modeli engellilik problemini inkar etmez fakat problemi açıkça toplumda bulur. Ne çeşit olursa olsun, problemin sebebi bireysel sınırlılıklar değildir ama uygun hizmetleri sunmakta ve engelli insanların ihtiyaçlarını yeterli bir şekilde sağlamada toplumun başarısızlığıdır. Sosyal modele göre, engellilik, engelli insanlara sınırlamaları empoze eden herşeydir; bireysel önyargıdan kurumsal ayrımcılığa, girilemeyen kamu binalarından kullanılamayan ulaşım sistemlerine, ayrımcı eğitimden iş anlaşmalarında dışlanmaya kadar değişmektedir. (Oliver 1996:32-33) Sosyal modele göre, engellilik, yetersizlik sonucunda değil, toplumdaki kısıtlayıcı, damgalayıcı, ayırımcı ve dolayısıyla engelleyici tutumlar sonucu ortaya çıkan bir durumdur (Arıkan, 2002:12). Bu yüzden engellilik toplum tarafından yaratılmıştır ve engellilik deneyimi bir sosyal baskı biçimidir (Llyod, 1992:208-209, Akt: Erkan, 2004:34). Sosyal model çözüm üzerinde odaklanmakta ve sorunun bireyin çevresinde olduğunu belirtmektedir. İyi düşünerek dizayn edilmiş kavanoz kapakları, otomatik kapılar, kamuya ait yerlerde oturabilecek daha fazla sayıda koltuk, tüm binalarda rampa ve 5 asansörler, insanları sorun aramak yerine engellilerin yeteneklerini görmek yönünde eğitmek ise sosyal modelin yaklaşımını yansıtmaktadır (Arıkan, 2002:21). Araştırmacının, İskoçya’da katıldığı “Share Scotland Project” adlı bir sosyal hizmet projesinde, sosyal modele dayalı bir uygulama olarak, engelli insanların gündelik yaşantılarını kolaylaştıracak onların bireysel ihtiyaçlarına yönelik bardak ve tabaklar üretilmektedir. Bu bakımevi, vücut fonksiyonları çok az olup tekerlekli sandalye kullanan özel bakıma muhtaç zihinsel engelli kişilerden oluşmaktaydı. Bu kişilere, bardaktan su içirirken ağızlarının kenarından su akıtmamak imkansızdı. Bu nedenle, bardakların bir tarafı yarım ay şeklinde kesilmiş ve suyun ağız kenarından dökülmesini engellemek için bardak burnu da kapsayacak şekilde tasarlanmıştır. Tasarlanan tabak ise, hem el kol koordinasyonu yetersiz olan hem fiziksel hem de zihinsel engelli bir birey içindi. Bu birey, zihinsel fonksiyonları nedeniyle, yemekleri kaşık kullanarak yiyemiyor, tabağın sağ tarafından sol tarafına yemekleri döküyor ve kaşığı bomboş kalıyordu. Bu nedenle, bu bireyin tabağı, sol tarafı yukarı doğru kalkık, hafif içeri doğru kıvrılan ve sonuçta sağ taraftan sol tarafa yemeklerin dökülmeyip kaşığın dolmasını sağlayacak biçimde düşünülmüştür. Sosyal model bağlamındaki bu uygulamalar, engelli insanların yaşamlarını kolaylaştırmakta ve bu insanları başkalarına muhtaç kılan düzenlemelerden bağımsız kılmaktadır. Bu modelde medikal modeldeki güçsüzlük yerine güçlenme egemendir (Mackelprang ve Salsgiver, 1999:43). Bireyin oluşuna saygı duyulmakta, değiştirilmeye çalışılmamaktadır. Bir başka deyişle, bireyin ihtiyaçlarına yönelik düzenlemeler ve çözümler üretilmektedir. Sonuç olarak, medikal modelin bireyin yetersizliğine ve çevresindeki etmenleri hiçe sayan, sorunun bireyin kendisinde olduğunu vurgulayan yaklaşımı, engellilerin toplumla bütünleşmesi yolunda engeller yaratan, engellileri dışlayan bir modeldir. Sosyal model ise bireyi çevresi içinde ele alarak bireyin güçlü yönlerini vurgulayan, engellileri engelli yapanın toplum olduğunu vurgulayan bir modeldir. Bu model, engellilerin toplumla bütünleşmesi yönünde yapıcı bir yaklaşıma sahiptir. 6 Sosyal modele dayanarak, varolan toplum yapısı ve değerler sistemi içerisinde, engelliler bir çok alanda ve bir çok biçimde dışlanmaktadır. Engellilerin yaşadığı dışlanmaya değinmeden önce, aşağıda sosyal dışlanma kavramı ve kökeni üzerinde durulacaktır. 1.1.2.Sosyal Dışlanma Kavramı ve Kökeni Bu bölümde sosyal dışlanma kavramının tanımı, kavramın ortaya çıkış süreci ve genişleyen kapsamı tanıtılacaktır. Çakır (2002:85)’a göre, bir toplumda yaşayan insanların maddi ve manevi yoksunluk içinde toplumsal yaşamdan uzaklaştıkları, haklarını ve yaşamlarını koruyacak, onları destekleyecek her türlü kurumdan ve sosyal destekten yoksun oldukları sürece sosyal dışlanma denilmektedir. Sosyal dışlanma, bireyin topluma katılamama süreci olarak da tanımlanmaktadır. Dışlanma süreci sosyal bağın, sosyal ve sembolik karşılıklı ilişkinin kırılması olarak görülmektedir. Bir başka deyişle, sosyal dışlanma, dayanışmanın sağlanamadığı veya bulunmadığı ya da toplumsal yapının yıkıldığı yerlerde kendini gösterir. Sosyal dışlanma, bir başka tanımda toplumsal sistemin işleyişi için gerekli bir veya birden çok alt sistemin yetersizliği olarak tanımlanmıştır (Sapancalı, 2005:24-25). Bireyin yasal haklarını koruyan bir hukuk devleti ve sosyal politikalar olmadıkça, işgücüne katılımı sınırlandırıldıkça, sosyal refah sistemi içinde barınamadıkça ve aile ve toplum sistemleriyle bütünleşemedikçe, bu bireyler bu tanımda belirtilen sosyal dışlanma sürecini yaşayacaklardır. Sosyal dışlanma kavramı, 1960’lı yıllardan itibaren Fransa’da ortaya çıkmıştır. Daha çok yoksulları içeren bu kavram, 1970’li yıllarda sosyal bir sorun olarak tanımlanmış ve bu analitik kavramı ilk kullanan Rene Lenoir olmuştur. 1974 yılında yayınlanan “Les Exclus Un Francais Sur Dix” “Dışlanmışlar: On Fransız’dan Biri” adlı kitabında, dışlanmışların sadece yoksullar olmadığını, zihinsel ve bedensel engellilerin, intihar eğilimli insanların, yaşlı ve engellilerin, istismar edilen sahipsiz çocukların, madde bağımlılarının, suçluların, tek ebeveynli ailelerin, çok sorunlu hane halklarının, marjinal kişilerin, asosyal kişilerin ve diğer sosyal uyumsuz 7 kişilerin de dışlanmış olduğunu belirtmiş ve ayrıca tüm bu kişilerin sosyal koruma kapsamı dışında kalan sosyal gruplar olduğunu ifade etmiştir (Sapancalı, 2005:13). Bir anlamda, bu kavram “sosyal problem” olarak etiketlenen insanların değişik kategorilerini ve sosyal sigorta tarafından korunmayan insanları içermektedir. Bu dışlanmış gruplara 1980’li yıllarda, işsizler ve yoksullar da eklenmiş ve sosyal dışlanma kavramı eşitsizlik, yoksulluk kavramlarını da kapsamaya başlamıştır (Çakır, 2002:84). Avrupa’da özellikle uzun süreli işsizlik, vasıfsız işçiler ve göçmenlerin sorunları üzerinde durulurken, Amerika’da, endüstrileşmemiş toplumlarda toplumsal gelişmeden yoksun olan “alt sınıf” etiketiyle de yaygınlık kazanmıştır (ILO, 1996). Çakır (2002)’a göre, günümüzde dışlanma biçimlerini, ekonomik dışlanma, sosyal ilişkilerin zayıflaması ve sosyal destek yoksunluğu ve son olarak kurumsal dışlanma olarak gruplandırmak mümkündür. İnsanların temel ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli olan gelirden yoksun olmaları ekonomik dışlanmayı ifade etmektedir. İşsizlik ve düşük ücretle, kötü çalışma koşullarına maruz kalarak çalışma, engellilerin sosyal güvenlik kapsamında korunmalarını ve onlara yeterli düzeyde gelir desteği sağlanmaması ve dolayısıyla yoksulluk, ekonomik dışlanmaya neden olmaktadır. Ekonomik dışlanmanın bir uzantısı olarak zayıflayan sosyal ilişkiler, insanların toplumsal yaşamla bütünleşmelerinin önündeki engellerden biridir. Kurumsal dışlanma, toplumda bireyleri sosyal koruma altına alacak yasal ve kurumsal düzenlemelerin yetersizliğidir. Hemen hemen her toplumda insanların toplumsal yaşamla bütünleşmesini önleyen etmenler olmasına rağmen, dışlanmaya maruz kalan her insan toplumdan topluma, kültürden kültüre sosyal dışlanmayı farklı boyutlarda farklı şekillerde yaşamaktadır. Sosyal dışlanma kavramı Asya’da sınırlı bir biçimde kullanılmaktadır. Bazı ülkelerde kadınların kültürel anlamda kötü muamele nedeniyle yasal haklardan yararlanamaması anlamında sıkça dışlandıkları görülür. Hindistan’da sosyal dışlanma, sağlık, eğitim, konut, içme suyu, temizlik ve sosyal güvenlik gibi bazı temel refah haklarından dışlanma olarak algılanmaktadır. Afrika’da da benzer bir 8 durum geçerlidir. Bu bölgede en çok yaşanan dışlanma biçimi, kırsal bölgelerde yaşanan mülkiyetten dışlanmadır. Arap ülkelerinde ise sosyal dışlanma marjinalite olarak anlaşılmaktadır. Dışlanma bireylerin tarafında kendine özgü kusurları ve engelleri olarak düşünülmektedir (Sapancalı, 2005:21). Sosyal dışlanma kavramı ilk ortaya çıktığı dönemden itibaren, kurumsal, ekonomik ve sosyal destekten yoksun, yasal haklarla korunmayan, sosyal koruma kapsamı dışında kalmış bireylere odaklanmıştır. Yoksullar, işsizler, yaşlılar, vb. gibi engelli insanların da sosyal olarak dışlanan bir grup olduğu aşikardır. Aşağıda eski çağlardan günümüze değin hakları yok sayılan, korunmayan ve bir çok yolla dışlanan engellilerin deneyimleri üzerinde durulacaktır. 1.1.3.Tarihte Bedensel Engelli Bireylerin Yaşadığı Sosyal Dışlanma Biçimleri Engelli bireylerin yaşadığı dışlanma eski çağlara kadar uzanmaktadır. Bu durumun Orta Çağ’da daha şiddetli bir boyut kazandığı, düşünce akımlarında ve bilim dünyasında da desteklendiği, en açık şekilde kendini Nazi Almanyası’nda ve ardından yakın geçmişteki bazı uygulamalarda gösterdiğine ilişkin bilgiler aşağıda yer almaktadır. Tarihte, engelli insanların yani toplumun genelinden farklı olan insanların farklılıklarını açıklayabilmek için bazı inanç ve düşünce sistemleri geliştirilmiş, fakat genelde bir çok inanç ve düşünce sisteminde engelli insanlar toplum dışına itilmiş, suçlanmış ve cezalandırılmışlardır. Engelliliğin ahlaki çöküntüden kaynaklandığını, insanın içindeki şeytanın veya ahlaksızlığın dışa vurumu olduğu düşünülmüştür. Ayrıca, çok uzun zaman engelli bireylerin bedenlerine şeytanın ve kötü ruhların egemen olduğuna da inanılmış, bu nedenle engelli bireyler ve aileleri utanç ve damgalanmayla karşı karşıya kalıp, yaşamları boyunca engelliliği kara bir leke olarak taşımışlardır (Arıkan, 2002:14). Tarihte görme engellilerin ise önceden işlemiş oldukları düşünülen günahlar yüzünden kör olduklarına inanılmış ve lanetlenmişlerdir. Gözlerin kör edilmesi, 9 kişiyi acı içinde yaşatmak için öldürmekten daha ağır bir ceza olarak yaygın bir şekilde uygulanmıştır (Demirci, 2000a: 15). Fiziksel farklılığa tepki Ortaçağ Avrupası’nın karanlık dönemlerinde de kendini göstermektedir. Estetik ve mükemmel vücut miti kavramları bağlamında, çoğunluktan farklı özelliklere sahip insanlar, toplumun bir parçası olarak kabul edilmemiş, toplumun dışına itilmek bir yana tamamen yokedilmeye çalışılmıştır. Ortaçağ’da vücuttaki benlerin, siğillerin, lekelerin, doğum lekelerinin, tuhaf ya da anormal görünen çeşitli noktaların ve yara izlerinin şeytanın görünen işaretleri olduğuna inanılmış (Scott, 2003:112-113), bu nedenle, cinsel organlar, saç dipleri ve koltuk altlarında ben, siğil ya da vücuda yayılmış lekelere sahip kadınların cadı olduğuna inanılmış ve bu nedenle sayısız kadın işkence ve idamla öldürülmüştür (Akın, 2001:225). Tarihte düşünce ve inanç sistemlerinin kurbanları olan engelli insanlar, bilim ve ilim dünyasında da olumsuz olarak değerlendirilmiş ve yargılanmışlardır. Bilim dünyasında, 18. yüzyıl sonlarında ortaya çıkan, ırkı arındırmaya ve insan kusurlarını yoketmeye, fiziksel bakımlardan ileri nesiller yetiştirmeye yönelen “öjenik” bilimi günümüzde hala varlığını koruyan bir bilimdir. Biolojik estetiğin üzerinde duran ve ideolojik düzeyde üremeyi şart koşan öjenik bilimi, kusurlu durumları; epilepsi, zihinsel engel, işitme engeli, görme engeli, doğuştan engeller, kronik depresyon, şizofreni ve alkolizm olarak görmektedir (Mitchell ve Snyder, 2003:844-845) Öjenik biliminde “soyaçekim teorisi (theory of heredity)”, engelli insanların sosyal yaşamdan resmi olarak dışlanması içim bilimsel destek vermektedir. Kas bozukluklarından, şaşı gözlere ve okuma güçlüğüne kadar görülür işaretlere sahip herkes için öjenik bilimi, bir ayrımcılık politikası gütmüştür. Bunun yanında, zihinsel engelli insanlar için kurumların ideal bir laboratuar olacağı düşünülmüştür. Amerikalı öjenik bilimci Henry H. Goddard, “onları çok ciddi incelemeye ihtiyaç vardır, onları olası her alandan çıkarmalı ve onlara bakmalıyız” diye belirtmiştir. Kendine bakamayacak durumda olana bakılması gerektiğini savunan öjenik bilimi, 10 onlara bakarken engelli insanları toplumdan ayırmayı kastetmektedir. Bazı mesleki öjenik dergilerinde verilen ilanlarda, araştırmacılara deneyler için hazır bir nüfus ve iyi laboratuarlar sunacakları da yer almaktadır (Mitchell ve Snyder, 2003:855) Öjenik bilimi, ortak bir kültür anlayışını yok saymakta ve engelli insanları toplumun kabul etmediği insanlara dönüştürmektedir. Avrupa’da ve Amerika’da ise, 19. yüzyıl sonları, 20. yüzyıl başlarında ortaya çıkan “toplumsal darvincilik (social darwinism)” akımı, engelli insanları, sosyal hastalıkların en büyük kaynağı olarak tanımlamıştır. O zamanlar, engelli insanların cinsel olarak ahlaksız olduğu, toplumun geri kalanından ayrılması gerektiği düşünülmekte ve kurumlara yerleştirilmeleri desteklenmekteydi (Mackelprang ve Salsgiver, 1999:25). 19. yüzyılda görme engelliliğin nedeninin, işlenmiş cinsel kökenli bir suçtan kaynaklandığına inanıldığı için, yakın geçmişte İngiltere’de görme engelliler, bakım yurtlarına kabul edilmiyorlardı. Aynı yüzyılda Avusturya’da ise, kadınlar uğursuzluk getirecekleri gerekçesiyle çocuklarına görme engellilerin ellerinin değmesini istememekteydi (Demirci 2000a: 15). Sonuç olarak, engelli insanlar, hem inanç ve düşünce sistemleri ile hem de bilim ve ilim destekli yaklaşımlar ile ciddi bir baskı ve değersizlik tarihi yaşamışlardır. Engellilere duyulan nefret, çeşitli ülkelerde çok sayıda engelli insanın öldürülmesi yönünde uygulanan politikalarda kendini göstermektedir. Bunların en bilineni 20. yüzyılda Nazi Almanyası’nda görülmektedir. Nazi döneminde, Hitler ve yandaşları tarafından engelli insanlar birer nesne olarak görülmüş, toplumda zihinsel, ahlaki veya bedensel olarak katılıma uygun görülmediklerinden sistematik olarak öldürülmüşler (Mackelprang ve Salsgiver 1999:25; Mitchell ve Snyder 2003:844) ve yaşamları da değersiz olarak ifade edilmiştir (Wilton 2003:15). Bu dönemde yaşamı değersiz olarak görülenlere yönelik ötenazi uygulaması, 1930’ların ortasında ve sonlarında ilk olarak engelli çocukların açlıktan öldürülmeleri ve öldürücü şırınga ile başlamıştır. Daha sonra, bu program (batı 11 öjenik sınıflamasına göre) epilepsi, fiziksel bozukluk, delilik, gerizekalılık, depresyon ve alkolizmi de kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Bu ötenazi programlarına neredeyse tüm hastahaneler katılmıştır. Her bir kurumda, ölüm raporlarının değiştirildiği bir prosedür oluşturulmuş, öldürme teknolojileri geliştirilmiştir. Bir çok insanın aynı anda ölmesi için gaz odaları, tıbbi bilginin ilerlemesi ve ekonomik kazanç için altın dişlerin çekildiği otopsi odaları, ölü bedenleri yığma odası ve son olarak ölülerin yakıldığı fırınlar (krematoryum) oluşturulmuştur. Bu öldürme sistemi daha sonraları, ölüm kamplarındaki ırksal, etnik ve cinsel azınlıklara karşı uygulanacak sistemin temelini oluşturmaktadır (Mitchell ve Snyder, 2003:858). II. Dünya Savaşı’nda Nazi kamplarında kullanılan ilaçlar ve öldürme teknolojileri ilk olarak psikiyatri hastahanelerine hapsedilmiş engelli insanların vücutları üzerinde denenip geliştirilmiştir. Ayrıca, sadece engelli Alman vatandaşları değil, Nazi askerleri Avusturya, Polonya, Prusya, Hollanda ve Çekoslovakya’daki psikiyatri hastahanelerindeki engelli insanları da hedef almış, askeri karargah kurmak için bu binaları yoketmeyi amaçlamıştır. Engelli insanların yokedilmesi, estetik kritere dayalı, sağlıklı Alman ırkının çoğalması ve daha fazla alan ve kaynak yaratmak için uygulanmıştır (Mitchell ve Snyder 2003:857). Popüler kültürde bunun en büyük yansıması “Ölüm Meleği” (Angel of Death) etiketiyle anılan Dr. Josef Mengele’dir. Özellikle kalıtımsal olarak fiziksel deformasyonu olan kişileri seçerek vücut parçaları üzerinden araştırmalar yapmıştır (Papanayotou, 2005). Bununla birlikte, bu dönemde İngiliz ve Almanlar tarafından, engelli insanların devlet üzerinde finansal olarak bir yük olduğu ve bu insanların ölümlerinin devletin yararına olacağı düşünülmekteydi (Mitchell ve Snyder, 2003:858). Ötenazi uygulamasının sonucunda, 1945 yılında 240.000’den fazla engelli insan öldürülmüştür. Bu nedenle, bugün Almanya’da engelli nüfus büyük oranda yok olmuştur (Mitchell ve Snyder, 2003:859). Amerika’da ise 1930’lu yıllarda bir çok eyalette evlenme, çalışma ve eğitim gibi bir çok hakları engellenen zihinsel engelli bireylere, II. Dünya Savaşı’nda savaşa katılma hakkı verilmiştir (Wolfe, 1996:33). Verilen bu hak, aslında kendilerini 12 savunacak güçte olmayan bu insanları yasalara dayanarak yoketmenin bir yoluydu. Tüm bunlar, mükemmel vücut mitini güçlendirmekte, engelli bir yaşamın yaşamaya değer olmadığı inancını güçlendirmektedir. Daha sonraki yıllarda Amerika’da engelli ayrımcılığının en açık örneği fiziksel engelli kişilerin halk içinde görünmelerini yasaklayan devlet destekli yasalardı. Chicago’da 1960’lı yıllarda bir levhada şu yazmaktaydı: “Göz zevkini bozan hasta, engelli, kötürüm veya başka bir şekilde bozukluğu olan kişiler sokaklarda gezinemez, şehirdeki kamu alanlarına giremez ve halka kendini teşhir edemez” (Kitchin, 1998:350). Engelli Amerikalılar Yasası (Americans with Disabilities Act, 1990) ile engelli bireylere yönelik koruyucu düzenlemeler yapılmış (Mackelprang & Salsgiver 1999:29) ve Nazi Almanyası’ndaki uygulamalar bırakılmış olsa bile, yakın tarih, hala engelli insanların kısırlaştırılmasına, hadım edilmesine, kürtaj edilmesine ve öldürülmesine şahit olmaktadır (Wilton 2003:16). Çin’deki bugünkü politika, engelli fetusların zorla kürtaj edilmesini ve engelli çocuklara sahip olma riski olan kadınların kısırlaştırılmasını öngörmektedir (Sherry 2004:774). Eski çağlarda engelliliğin insanın içindeki şeytanın veya ahlaksızlığın dışa vurumu olduğu düşünce sistemi, Orta Çağ’da ve Nazi Almanyası’nda aktif bir soykırıma dönüşmüştür. Bu dönemde engellilerin yaşama hakları yok sayılarak dışlandıkları, bilim dünyasının da bu yaklaşımı desteklediği görülmüştür. Engellilere yönelik yakın geçmişteki uygulamalar değişmiş olsa bile, günümüzde kurumsal, ekonomik ve psikososyal yönlerden sosyal dışlanma sürecinin farklı boyutları ortaya çıkmaktadır. Aşağıda günümüzde bedensel engelli bireylerin yaşadığı sosyal dışlanma biçimleri üzerinde durulacaktır. 13 1.1.4.Günümüzde Bedensel Engelli Bireylerin Yaşadığı Sosyal Dışlanma Biçimleri Bu bölümde günümüzde engellilerin yaşadığı sosyal dışlanma iki bölümde incelenecektir. İlk bölümde, engellilerin yaşadığı sosyal dışlanma kurumsal ve ekonomik yönleriyle, ikinci bölümde ise psikososyal yönleriyle ele alınacaktır. 1.1.4.1.Bedensel Engelli Bireylerin Kurumsal ve Ekonomik Açıdan Yaşadığı Sosyal Dışlanma Biçimleri Bedensel engelli bireyler, toplumun diğer kesimlerinin yararlandığı imkanlardan yararlanamayıp toplum içinde bir çok alandan dışlanmaktadır. Bir çok hizmete erişimde kurumsal ve ekonomik güçlüklerle karşılaşan engellilerin yaşadığı sosyal dışlanma, aşağıda fiziksel çevre, istihdam, eğitim, rehabilitasyon ve sağlık hizmetleri alanlarında ele alınacaktır. 1.1.4.1.1.Fiziksel Çevre Koşulları Yaşanılan fiziksel çevrenin tüm toplumu düşünerek tasarlanmadığı, yaşanılan konuttan kamusal yaşam alanlarına ve ulaşım araçlarına kadar bir çok çevresel unsurun, engellilerin gereksinimleri dikkate alınarak tasarlanmadığı bir gerçektir. Bina düzenlemeleri, mimari uygulamalar engelli insanları dışlamakta, kent mekanları sanki engellilerin hiç bir yere gidememesi için tasarlanmıştır (Kitchin 1998:346). Engellilerin kentsel mekanlarda hareket özgürlüğünü engelleyen bir çok etken bulunmaktadır. Bozuk yollar, kavşaklar, yüksek kaldırımlar, rampa olmayan merdivenler, alt-üst geçitler, yüksek paramatikler çeşitli engelli gruplarının gereksinimlerini karşılayacak biçimde tasarlanıp inşa edilmemiştir. Karataş (19971998:12)’ın belirttiği gibi, metro istasyonlarında da vatandaşların boşluğa düşmemeleri için konulmuş “sarı çizgiler” görme engelliler için düşünülmemiş, uyarı sadece engelli olmayan insanlar için düşünülmüştür. Kentiçi ulaşımda yaygın kullanılan toplu taşıma araçları, engellilerin kolayca inip binecekleri biçimde tasarlanmamıştır. Kentte ulaşım, engelliler için kaygı verici bir sorun haline gelmektedir. 14 Kent planlamasındaki bu eksiklikler engelli insanların toplumsal katılımlarını da engellemektedir. Dickson (2002:1)’a göre, Amerika’da 2000 yılındaki seçimlerde engelli insanların %10-20 oranında engelsiz insanlardan daha az oy vermiştir. Eğer engelli insanlar, engelsiz insanların oy verdiğiyle aynı oranda oy verselerdi, son başkanlık seçiminde 4.6 milyon daha fazla oy sağlanacaktı. 2000 yılındaki seçimlerde neredeyse 27 milyon engelli oy vermedi, 10 milyondan fazlası oy vermek için kütüğe bile kaydolmadı. Kütüğe kaydolan engelli insanların sayısı, engelli olmayanlardan %16 oranında düşüktür. Bunun temelinde ise fiziksel çevre koşullarının ve ulaşım araçlarının uygunsuzluğunun çok önemli bir yeri vardır. Kitchin (1998), kent planlamasındaki yanlışların ve eksikliklerin, engelli insanları toplum dışına ittiğini ve engelsiz toplumu birinci konuma getirdiğini belirtmektedir. Bilgin (1997:22)’e göre, özellikle gelişmekte olan ülkelerde kamusal düzenlemeler, öncelikle engelsiz insanlara yönelik düzenlenmektedir. Engelli insanların, küçük bir azınlık grubu olduğu ya da yönetime ek bir maliyet getirdiği düşünülmektedir. Bu nedenle engellilere engellerine uygun bir hizmet sunulamamakta ve uygun bir mimari yapılaşma gerçekleşmemektedir. Kitchin (1998)’e göre, toplumsal alanlar toplumu engelli insanlardan ayırmak için düzenlenmekte, fiziksel engelli insanlar da toplum dışında yaşamaya itilmektedir. Engelli insanlar için ayrı okullar veya ayrı iş alanları oluşturulmakta, engelli insanlar şehrin kenar muhitlerine itilmekte ve kamusal alanlardan da dışlanmaktadırlar. Başta sözedilen engelsiz bir toplum için tasarlanan fiziksel çevre engellilerin istihdam, eğitim, sağlık ve rehabilitasyon hizmetleri gibi bir çok alana erişimini de kısıtlamakta, engelli bireylerin toplumsal katılımına da ket vurmaktadır. Türkiye’de tiyatro ve sinemalar için engelliler düşünülmemiş, sosyokültürel alanlara girişleri de engellenmiştir. İskoçya’da engellilerin sosyokültürel alanlara erişimi sağlansa da, engellilere yönelik ayrımcı düzenlemelere ve uygulamalara da dikkat çekmekte yarar vardır. Genellikle tekerlekli sandalye kullananlar en arkaya ya da yan taraflara oturtulmakta ve engelliler belli alanlara hapsedilmektedir. “Asıl engel sandalyenin önüne konan engeller. Hayat mı suçlu ben mi?” (30 yaşında kas hastası). 15 Alışveriş merkezleri gibi kamusal alanlarda da aynı sorun mevcuttur. Mekanlar elverişsiz, engelli tuvaletleri ya tasarlanmamış ya da çoğunlukla diğer tuvaletlerden ayrı tasarlanmıştır. Engelli tuvaletlerinde kadın-erkek ayrımı yoktur, iki cinsiyet de aynı tuvaleti kullanmak zorunda kalmaktadır. Tüm bu uygulamalar ve düzenlemeler, büyük ölçüde sınırlanmış engelli yaşantısını daha da zorlaştırmakta, onları büyük ölçüde ev içine hapsetmekte ya da başkalarına muhtaç kılmaktadır (Karataş, 1997-1998:12). “Günlük yaşantımda fiziksel engellerle karşılaştığımda canım sıkılıyor, kızıyorum, bu nedenle o tip yerlere gitmiyorum” (32 yaşında omurilik felçlisi). Engelliler için tasarlanmamış bina yapı ve düzenlemeleri, engelli bireylerin kendi ev koşullarında bile güçlük çekmesine yol açmaktadır. Ev girişindeki basamaklar ve bina içindeki merdivenler en büyük engelleri oluşturmaktadır. Asansörün olduğu binalar engelliler için öncelikli hale gelmektedir. Bunun yanında kapılar, banyo, tuvalet, ışık düğmeleri, dolap kapakları gibi bir çok farklı unsur gündeme gelmekte, imkanı olan engelliler evleri kendi ihtiyaçlarına göre uyumlu hale getirmekte ya da kendi koşullarına uygun binaları seçmektedir. Fakat genelde ekonomik güçlükler bu düzenlemelere ve uygulamalara engel olmaktadır. Araştırmacılar, engelsiz insanlar için tasarlanmış çevrede engelli insanların fiziksel bariyerlere uyum sağlama sürecinin stress yarattığını, utandırdığını ve toplumsal uyumsuzluğa sebep olduğunu vurgulamaktadır. Ayrıca, yaşam tarzının bozulması ve günlük yaşantıda karşılaşılan güçlükler, üzüntü, kızgınlık, engellenme ve korkuyu da beraberinde getirmektedir (Rokach, Lechcier-Kimel ve Safarov, 2006:682). “Rampa olmadığı için kaldırıma çıkabilmek için yanımdan geçen adamdan yardım istedim, beni dilenci zannedip gitti” (37 yaşında omurilik felçlisi). Topluma katılamama süreci olarak tanımlanan sosyal dışlanma kavramı kapsamında, engelsiz bir toplum için tasarlanan fiziksel çevre koşulları engelli bireylerin yaşantılarında öncelikli bir sorun teşkil etmektedir. Ev içi koşullarda ve kamusal 16 alanlarda engellileri yok sayan mimari düzenlemeler, engelli bireylerin yaşam hakkına saygı duyulmadığının bir göstergesidir. 1.1.4.1.2.İstihdam Engelli insanlar, genel olarak iş pazarına girmede kısıtlı erişimleri olduğundan dezavantajlı bir gruptur. İstihdam alanında sağlıklı bireylere tanınan imkanların, engelli insanlara tanınmaması, engellilere yönelik ayrımcılığın ve sosyal dışlanmanın bir göstergesidir. Engelli insanların istihdam alanına katılmalarını engelleyen bir çok etken arasında başta devlet politikaları gelmektedir. Devlet, adeta sosyal devlet ilkesini hiçe sayarak öncelikle sağlıklı işsizlerin istihdamını ele almaktadır. Türkiye’deki bu durum, diğer ülkelerde de çok farklılık göstermemektedir. İngiltere’de 1985 yılında yapılan OPCS araştırmasında, çalışma yaşında olan (16-64) 2 milyon engelli insandan sadece 700 000 (% 31)’inin iş sahibi olduğu ortaya çıkmıştır. Yedi yıl sonra yapılan ‘İş Gücü Araştırması (Labour Force Survey, 1992)’ nda ise, engelli insanlar arasındaki işsizlik oranının yaklaşık % 50 olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca, iki yıldan uzun süredir işsiz olan engelsiz insanların oranı ortalama % 8 iken, engelli insanların oranı ortalama % 26’yı göstermektedir (Kitchin ve Shuttleworth, 1998:786). 2000 yılında Amerika’da yapılan US Census verileri ise bu yaş grubundaki engelsiz insanlar arasındaki çalışan oranını % 78.6, engelli insanlar arasındaki çalışma oranını ise sadece % 27.6 olarak belirtmiştir (Russell 2002:117118). Devlet politikaları dışında, istidam alanında bazı kişi ve grupların engellilere yönelik olumsuz tutum ve davranışları da engelli insanların önünde bir engel oluşturmaktadır. Benli (1997)’ye göre, işverenler, engellilerin istihdamında genel olarak engellilik dereceleri az olanları ve belli özür gruplarını tercih etmektedirler. Bu durum, engellilik derecesi yüksek olanların istihdam edilmelerinde güçlükler meydana getirmektedir. Ataman (1997) ise, bu durumun temel nedenleri arasında, işyerlerinin 17 bu durumdaki kişilerin verimli olarak çalışabileceğine inanmamasını, bunların diğer çalışanlara ayak bağı ve iş kazalarına neden olacağı endişesini vurgulamıştır. Ayrıca, işverenin engelli bireyleri işe almalarında etkili olan yöntem, hala hatır gönül işi ile olmaktadır. “Tekerlekli sandalyede olmama rağmen, kalçalarımdan yukarısını kullanabiliyorum ve buna rağmen engelimin derecesi % 95 olarak rapor edildi (ki doktorum %100 demişti). Tekerlekli sandalyedeyim diye benim gibi engellileri ‘hiçbir şey yapamaz kategorisine koyuyorlar ” (37 yaşında omurilik felçlisi ). “Hastalığımı anlatınca yapamayacağımı düşünüp kimse beni işe almak istemedi” (50 yaşında emekli bankacı bir MS hastası). Engel dereceleri ile ilgili olarak engellilerin istihdam alanında yaşadığı güçlükler bu kadarla da kalmamaktadır. Bazı mercilerin engelliler üzerinden kazanç sağlaması için engel dereceleri ya yüksek ya da az olarak rapor edilmektedir. Engel derecelerinin varolandan yüksek rapor edilmesi engellilerin iş alanında zorluk çekmesine, engel derecelerinin varolandan düşük rapor edilmesi ise engellilerin engellilere tanınan belli hak ve imkanlardan yararlanmasını engellemektedir. Mesela, engellilik derecesi % 40’ın altında olan engelliler özürlü maaşı alamamaktadır. “Engel derecemi %35 olarak rapor ettiler, oysa daha yüksek. Fakat %35 olunca maaş alamıyorum. Geçenlerde de zihinsel engelli bir kız gelmişti, ona da sağlam raporu verdiler” (30 yaşında ayak kol engelli). Kitchin ve Shuttleworth (1998:787)’e göre, engelli insanlar iş başvurularında da ayrımcılıkla karşılaşmaktadır. Yüksek nitelikli engelsiz insanların iş başvurularının, aynı niteliklere sahip engelli insanlara kıyasla yaklaşık 2 kat daha fazla olumlu yanıtlandığını, bununla birlikte ortalama nitelikli engelsiz insanların iş başvurularının ise yaklaşık üç kat daha fazla olumlu yanıtlandığını belirtmiştir. Bu ayrımcılığın yanısıra, ödeme ve terfi konusunda aktif bir ayrımcılık bulunmaktadır. Ayrıca, engelli insanlar daha çok resmi olmayan yollarla işe alınmakta, resmi sözleşmeler ve iş kanunuyla korunmamaktadırlar. Bu insanlar düşük ücretli, az vasıflı ya da vasıfsız 18 işlerde terfinin çok az bir ihtimal olduğu işlerde çalıştırılmaktadır. OCPS Survey (1985)’de, engelli erkeklerin sadece % 18’inin idari işlerde ve profesyonel işlerde görev aldığı, oysa engelli olmayan erkeklerin % 28’inin bu işlerde görev aldığı ortaya çıkmıştır. Unutulmamalıdır ki, engelli insanların bireysel ya da devlet yoluyla karşılanması gereken ek yaşam masrafları bulunmaktadır. Bu noktada, işsiz engelli insanları destekleyecek sosyal güvenlik uygulamalarının da yetersiz olması, engelli insanların genellikle minimum yaşam standardına sahip olmasını dahi engellemektedir. İşsizlik, düşük gelir ve sosyal güvenlik uygulamalarının yetersiz olması, engelli insanlar arasında geniş bir yoksulluğa sebep olmaktadır. Yapılan araştırmalar, dünyanın her yerinde engellilerin çok büyük çoğunluğunun toplumun yoksul kesimlerinden geldiğini ve yoksulluk içinde yaşadıklarını göstermektedir (İkizoğlu 2001; Karataş 2002). “Engelli insanlar üçüncü sınıf vatandaş muamelesi görüyor, zenginler birinci sınıf, yoksullar ikinci sınıf, engelliler de her zaman üçüncü sınıf vatandaşlar” (30 yaşında ortopedik engelli bir genç). İngiltere’de 1993 yılında yapılan bir araştırmaya göre, engelli insanların ve ailelerin % 50’sinin temel yaşam standardının altında olduğu ortaya çıkmıştır. Engellilik Bilinci Hareketi (Disability Awareness in Action, 1995) bu rakamı % 75 olarak belirtmiştir. İşsizlikle birleşen sosyal sorunlar, sosyal statü kaybını, izolasyonu, kimliksizliği, özgüvenin ve özsaygının azalmasını içermektedir (Kitchin ve Shuttleworth 1998:786) İkizoğlu (2001:91)’na göre, mutlak yoksul konumundaki engelli bir birey için sosyal yardım programlarına duyulan ihtiyaç çok açıktır. Engelli bir bireyin sosyal destek ve yardım alıp temel ihtiyaçlarının karşılanması, özgüvenin artmasına ve dolayısıyla toplumla bütünleşmesine katkıda bulunacaktır. Toplumsal korunma sağlanarak desteklenmiş bir birey, en azından başkalarına muhtaç olmadan yaşayacak, asgari yaşam standardını elde edebilecektir. 19 “İşinizi görecek bir tekerlekli sandalye 3500 - 6000 YTL arasında. Bunu maddi olarak karşılayacak gücümüz yoktu, Seda Sayan TV programında hediye etti bana, tekrar ayağa kalkmış gibi oldum” (39 yaşında tekerlekli sandalyede). Çağdaş ülkelerde engellilerin eğitim, istihdam ve toplumsal sorunları önemli ölçüde çözülmüş, engelli hakları, yasalarla güvence altına alınmıştır. Örneğin İngiltere’de, 16 yaşına kadar aldıkları temel eğitimle beraber mesleki eğitim de verilerek meslek sahibi olmaları sağlanmaktadır. İşyerleri gönderilen engelli bireyi işe almadığında para cezasına çarptırılmakta, kontenjanlarını doldurduğunda ise teşvik ücreti verilmektedir. Japonya’da ise, görme engellilerin çoğunluğu, Japon geleneksel masaj tekniği, parmak masajı ve akupunktur alanında eğitilmektedirler (Doğan, 1997:204). Türkiye’de engellilerin durumuna baktığımızda ise, engelli insanlara mesleki eğitim verilmemesi ve gerekli iş analizlerinin yapılmaması, engelli kitlesinin büyük çoğunluğunu hala eğitimsiz, işsiz ve toplumun sırtında bir yük olarak yaşamaya mahkum etmektedir. Ayrıca, engellilerin istihdamı konusunda Avrupa ülkeleri kota sistemini kullanırken Türkiye’de sadece kontenjan sisteminin uygulanmaya çalışılması, engellilerin istihdam edilmeden önce yeterince korunmamaları, işlerin engellilerin engeline uyumlu hale getirilmemesi, işyerlerinin engellilerin engeline uyumlandırılmaması, engellilere belirli işler için eğitim verilmemesi, yasal tedbirlerin yeterince alınmaması ve diğer ülkelerde bu alanda uygulanan teknik ve yöntemlerden yararlanılamaması da bu konudaki eksiklikler olarak ortaya çıkmakta engelli insanların topluma katılımlarında engel oluşturmaktadır. 1.1.4.1.3.Eğitim Tüm ülkelerde eğitim sistemi, öncelikle, nüfusun engelli olmayan kesimi için planlanıp uygulanmakta ve engellileri eğitim sistemiyle bütünleştirecek farklı programlar geliştirilmeye çalışılmaktadır. Böylece daha en baştan eğitim sistemi, engellileri dışlayan bir anlayışa sahip olmaktadır. (Karataş, 2002) Genel ve özel eğitime ilişkin sorunlar, engelli bireylerin eğitim alanında yaşadığı önemli bir sorundur. Genel eğitim kurumlarının engelsiz bireyler için düşünülmüş ve 20 yapılandırılmış olması, engelli bireylerin diğer bireylerle aynı eğitime sahip olmasını ve toplumsal katılımını engellemektedir. Yatağa bağımlı hastaların veya ağır ortopedik engelli, görme engelli, işitme engelli ve özellikle de konuşma engelli olanların bu alanda büyük eğitim sorunları bulunmaktadır. Çünkü ağır engelli bu kişilerin engellerine uygun eğitim veren özel okullara gitmeleri gerekmektedir. Bu durum ise hem engelli bireyleri toplumun genelinden ayırmakta hem de bu alanda ek bir yatırım yapmayı gerektirmektedir. (Bilgin, 1997:22). Oysa ki, genel eğitim sistemi içerisindeki okullarda okumak, engelli öğrencilerin dış dünyayla tanışmaları, potansiyellerini farketmeleri ve geliştirmeleri açısından çok önemlidir. Yapılan araştırmalar, genel eğitim sistemindeki okullara giden çocukların, özel eğitim okullarına giden çocuklardan toplumsal olarak daha becerikli olduklarını göstermektedir (McDougall, DeWit, King, Miller ve Killip 2004; Curtin ve Clarke 2005). Bununla birlikte, bazı durumlarda engelli gençlerin okul gezilerine ya da ek okul aktivitelerine tam katılımı zor olabilmekte, sınıf içerisinde ekstra yardım ve desteğe ihtiyaç duyabilmektedir. Bunun için sınıf içerisinde ve değişik okul aktivitelerinde onları destekleyip yardım edecek kişilere ihtiyaç duymaktadırlar. Eğitim kurumlarının mimari yapısının bedensel engelli bireylerin erişebileceği ve yararlanabileceği şekilde inşa edilmemiş olması da önemli bir sorundur. Özel okullar dışında çoğu eğitim binasında tekerlekli sandalye kullanan bireyler düşünülmemiş, asansör ya da rampa yapılmamıştır. Bunun yanında, engelli bir bireyin eğitim kurumlarında bulunan kütüphanelerden yararlanması durumunda da yine bazı engeller sözkonusudur. Kütüphaneye erişim sorununun yanısıra, görme engelliler için kasetlere doldurulmuş kitap bilgilerinin olmaması veya bilgilerin Braille alfabesi ile yazılmamış olması da yardımcı/destekleyici teknolojinin yetersizliğini göstermektedir.(Bilgin 1997:22; Shevlin, Kenny ve McNeela, 2004:17). Araştırmacılar, engelli öğrenciler için en büyük sorunun fiziksel erişim ve yardımcı/destekleyici teknolojinin yetersizliği olarak belirtirken, engelli öğrenciler, 21 en büyük engelin olumsuz akran ve öğretmen tutumları olduğunu belirtmişlerdir. (Shevlin, Kenny ve McNeela, 2004; McDougall, DeWit, King, Miller ve Killip:2004; Carpenter ve Readman, 2006). Beden imgesi, benlik kavramının en önemli ögelerinden birini oluşturmakta ve dolayısıyla sakatlık durumu arkadaş gruplarının reddine yolaçmaktadır (Breslin 1968, Akt: Erkan 1990:7). Bu olumsuz tutumsal ve çevresel meselelere benzer sonuçlar, 5. Uluslararası Özel Eğitim Konferansı – 2000 –“Including Excluded” da da ortaya çıkmıştır. Konferansta, Zimbabwe’de ilkokul öğretmenleriyle yapılan bir araştırmanın sonuçları, öğretmenlerin çoğunluğunun görme engelli çocukların dahil edilmesine karşı olumsuz tutumlara sahip olduğu ortaya çıkmıştır (Brandon ve Ncube 2006:2). Bu sonuçlara dayanarak, çocuklar fiziksel olarak dahil edilseler bile, çevrenin tutumlarından dolayı toplumsal ve akademik olarak dışlanmaktadır. “Özellikle ilkokulda çok dalga geçiyorlardı” (46 yaşında ayak engelli). “Diğer çocuklara uyum sağlayamıyordum. Uyum sağlasaydım üniversite mezunu bile olurdum. Öğretmenler, müdür bile ayrımcı davranıyordu” (30 yaşında ilkokul mezunu ayak kol engelli). Bunun yanında, Brandon ve Ncube (2006:11)’ın çalışmalarında Botswana’daki yerel öğretmenlerin, sınıf içindeki fiziksel engelli öğrencilerine karşı tutumları nötr olsa da, engelli öğrencilerin bulunduğu sınıfları yönetmeye ve onlara öğretmeye karşı tutumlarının olumsuz olduğu ortaya çıkmıştır. Öğretmenler, yeterli eğitimleri olmadığını, fiziksel engelli çocuklara öğretimde uzmanlığa sahip olmadıklarını belirtmişlerdir. Bu, Botswana’daki öğretmenlerin engelli ve engelsiz çocukların birlikte eğitim almalarının akademik ve sosyal faydalarının farkında olduklarını fakat nasıl etkili öğretmenler olacaklarını öğrenmek için eğitime ihtiyaçları olduğunu göstermektedir. Eğitim kurumlarına erişimde fiziksel çevre koşulları, eğitim kurumlarının mimari yapıları ve çevresel tutumlara ek olarak maddi sıkıntılar da engellilerin eğitim yaşantılarında önemli bir sorun teşkil etmektedir. Yetersiz ekonomik durumdan dolayı okuyamayıp çalışmak zorunda kalan çok sayıda engelli bulunmaktadır. 22 Sonuç olarak, engelliler eğitim sisteminde bir çok engelle karşılaşmakta, bu sisteme dahil olamadıklarından eğitim seviyeleri düşük kalmaktadır. 1.1.4.1.4.Rehabilitasyon Özel eğitim ve rehabilitasyon hizmetleri, zihinsel, bedensel, sosyal ve ruhsal engelleri nedeniyle toplumsal yaşama tam olarak katılamayan bireylerin, fonksiyon kayıplarını gidermek, toplumsal fırsatlardan eşit olarak yararlanmalarını sağlamak ve toplum içinde bağımsız, kendi kendilerine yeterli olmalarını sağlayıcı beceriler kazandırmak ve bu doğrultuda topluma kazandırılmasını amaçlayan hizmetlerdir. Türkiye’de, engelli bireylerin sayısının % 12 civarında olduğu gözönüne alındığında, büyük kentlerden kırsal yerlere kadar engelli bireylerin toplumun önemli bir kesimini temsil ettiğini söylemek mümkündür (ÖZİDA, 2004). Bu nedenle özel eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerine ihtiyaç duyan engelli kitlesi de gün geçtikçe artmaktadır. Varolan rehabilitasyon hizmetleri, tıbbi, mesleki, sosyal ve toplum temelli rehabilitasyonu içerir. Tıbbi rehabilitasyon, kişinin fonksiyonel yeterliliğini mümkün olan en yüksek düzeye çıkarmak için tedavi sürecini içerir. Araç desteği ile kişinin rehabilitasyon sürecine engel olacak fizyolojik engellerinin aşılması amaçlanır; buna ilave olarak psikolojik ve sosyal güçlüklerin azaltılması ya da ortadan kaldırılması hedeflenir. Böylece engelli kişinin topluma entegrasyonu sağlanmaya çalışılır. Mesleki rehabilitasyon ise, fiziksel, zihinsel ve duygusal yetersizlik sonucu güvenli ve uygun bir işe ihtiyacı olan engelli bireylerin iş ve meslek sahibi olmasını, uygun mesleki becerileri kazanmasını ve iş yerindeki takip sürecini içermektedir. Sosyal rehabilitasyon, engelli bireyin ve ailesinin sosyal hayatta karşılaştığı her türlü sorunların çözümlenmesine yönelik çalışmalarla, engelli ve ailesinin sosyal hayata katılımlarını sağlamaya yönelik çalışmalardır. Sosyal rehabilitasyon, engellilere karşı toplumdaki ön yargıların ve olumsuz tutumların yok edilmesi, toplumun bilinçlendirilmesini de içerir. 23 Son yıllarda ortaya çıkan toplum temelli rehabilitasyon ise, engellilerin rehabilitasyonunda toplumun sorumluluk alması, hizmet dağılımının geliştirilmesi, eşit fırsatlar sağlanması ve engelli haklarının iyileştirilmesi ve korunmasını hedefleyen çalışmaları içerir. Fakat, engelli insanların eğitim, mesleki eğitim, istihdam, sağlık ve toplumsal yaşam alanlarında fırsat eşitliğine sahip olmamaları mesleki, tıbbi, sosyal ve toplum temelli rehabilitasyonun yetersizliğini de gözler önüne sermektedir. Engelli bireylerin fiziksel, zihinsel, ruhsal ve sosyal olarak tüm kapasitelerini kullanabilecekleri uygun hizmetlerin yetersizliği, bağımsız, üretken bireyler olarak topluma tam katılımlarını engelleyen faktörler ve dolayısıyla düşük yaşam kalitesi, engelli bireylerin toplum içindeki dışlanmış konumlarını açıkça göstermektedir. Engellilerin gerek bedensel gerekse ruhsal özellikleri nedeniyle kendi yakın çevrelerinde ve toplum içerisinde aşağılanmadan bağımsız hareket edebilmeleri ve toplumda yaşayan bireylerle iletişim ve etkileşim kurabilmeleri açısından gerekli olan sosyal destek de rehabilitasyon kapsamındadır. Fakat sosyal destek yoksunluğu, engelli bireylerin topluma katılım sürecinde ilaveten diğer sorunları da doğurmaktadır. Rehabilitasyon hizmetine ihtiyaç duyan engelli bireylerin eğitim ve rehabilitasyon ücreti belirli ölçülerde bağlı bulunduğu kurum (Emekli Sandığı ve SSK) tarafından karşılanmaktadır. Ancak Bağ-Kur ve sosyal güvencesi olmayanlar bu hizmetin dışında kalmaktadır. Ayrıca, rehabilitasyon alanında engellilere yönelik çalışan uzman personelin sayısal yetersizliği de önemli bir sorundur. Personelin yetersizliği, bu alana verilen önem ve ihtiyaca, ekonomik faktörlere, toplumsal bilinç, yönlendirme ve duyarlılık ile ilgilidir. İstihdam ve iş gücü yaratılamayan bu alan, devletin de bir politikasının yansıması ve engellilere yönelik tutum ve davranışların olumsuz birer göstergesidir. Bunların yanında, engelli bireyin kabulü, bakımı, yetiştirilmesi ve topluma kazandırılmasında ailenin yeri çok büyüktür. Rehabilitasyonda danışmanlık hizmetleri, engelli birey ve ailesine yaklaşımlar, aile eğitimleri bu açılardan çok 24 önemlidir. Aile üyelerinin ve özellikle engelli bireylerin bu dönemleri daha az zararla atlatabilmesi için bireye ve aileye psikolojik ve sosyal destek verilmesi gereği de rehabilitasyon kapsamındadır. Fakat bu ihtiyaca ne kadar cevap verildiği bir muammadır. Sonuç olarak, engelli bireylerin toplumsal yaşama katılımlarını sağlayacak, iş, eğitim, sağlık vb. gibi bir çok alanda toplumun diğer bireyleriyle eşit fırsatlara sahip olmasını sağlayacak, fonksiyonel, psikolojik, toplumsal ihtiyaçlarına cevap verecek, toplumun bilinçlendirilmesi ve toplumsal destek sağlanması için mevcut kaynakları kullanacak ve yeni kaynaklar oluşturacak, çağdaş teknoloji ve yöntemleri takip edip gerekli finansmanı sağlayacak uygun bir yasal düzenleme ve eylem olmadığı sürece, hem toplum tarafından hem devlet politikaları ve uygulamalarıyla yeterli destek alamayan engelliler, toplumun bir köşesine itilmiş, dışlanmış bireyler olarak kalmaya mahkum olacaklardır. 1.1.4.1.5.Sağlık Sağlık hizmetlerine başvuran en geniş nüfusun engelliler olduğunun belirtilmesine rağmen, engelli kişiler sağlık hizmetlerine erişimde ciddi sorunlar yaşamaktadır. Engelli insanların belli sağlık problemleri için, genellikle engeli olmayan insanlara kıyasla daha uzun ve karmaşık bir tedavi gerekmekte, kendi engel koşullarına göre daha farklı ihtiyaçlara ve çözümlere ihtiyaç duyulmaktadır. Fiziksel koşullar, finansal güçlükler, kişisel yardım gereksinimleri de sağlık hizmetlerine erişimi güçleştirmekte, engelli insanların yaşam kalitesi üzerinde olumsuz sonuçlara yolaçabilmektedir. MS hastası 44 yaşında bir kadın; “jinekoloğumun tedaviye devam etmemi istemesine rağmen, ben tedavi sürecini takip etmedim, çünkü bu en az altı ayda bir bu ofise gitmek gerektiği anlamına geliyordu ve bunun imkanı yoktu” (Neri ve Kroll, 2003:90). Bunun yanında sağlık kuruluşlarındaki muayehaneler ve teçhizatlar da yetersiz kalmakta, engelli kişilerin sağlığını da tehlikeye atmaktadır. Yetersiz uzman kadrosu 25 da engelliler üzerinde onarılmaz hasarlara yol açmaktadır (Dejong, Palsbo ve Beatty, 2002:271). “Kireçlenme olmaması için hayat boyu fizik tedavi almam gerekiyor, fakat 3.5 ay boyunca yanlış tedavi yöntemleri kullanıldığı için daha iyi konumda olacakken, telafisi olmayan zarar gördüm” (37 yaşında omurilik felçlisi). “Kas erimesi olduğundan kaslarım çok güçsüzdü, kaslarım güçlensin diye hastahanede elektrik şok tedavisi yapıldı! Daha da beter oldum” (30 yaşında kas hastası). Dejong ve arkadaşlarına (2002) göre, sağlık hizmeti veren yerlerin erişiminin zor olmasının en önemli nedenleri arasında engellilerin istihdam ve gelir durumu yatmaktadır. Dolayısıyla sınırlı ulaşım imkanları, ek sağlık ödenekleri ve yetersiz sigorta ödenekleri, kısıtlı gelirleri olanlar için daha ciddi bir mesele olmakta, daha fazla sağlık hizmeti kullanmanın bedeli hızla artmaktadır (Neri ve Kroll, 2003; Ipsen, 2006). Sağlığın bozulması ek sağlık ödeneklerine sebep olabilmekte, bu da kısıtlı geliri olanları güç durumda bırakmaktadır. Bazı durumlarda ise, bazı engelli kişiler ihtiyaç duydukları fizik tedavi, araç desteği gibi sağlık hizmetleri imkanlarına sahip olamamaktadır, çünkü sigorta ödenekleri çok kısıtlı kalmaktadır. “Sigorta fizik tedavi için yeterli değil, haftada 15 dakika yetmiyor. Haftada üç fizyoterapi gerekli. Bir seans 150-180 YTL.” (21 yaşında omurilik felçlisi). Varolan politika ve yasalar ile engelli hakları korunmaya çalışılsa da bu yasaların uygulama alanında pek çok aksaklığın olduğu da bir gerçektir. Sağlık hizmetlerinin ilgili kurumlarca ödenmesi için, her yıl sağlık kurulu raporunun yenilenmesi engelli birey ve ailesi için zor bir süreç içermektedir. Sağlık hizmetlerine erişim zorlaştıkça, uygun sağlık hizmetlerine erişemeyen engelliler, yardım için başkalarına daha fazla muhtaç olmakta, bu da bağımsızlıklarını kaybetmelerine, eşlerine, çocuklarına, arkadaşlarına, akrabalarına bel bağlamalarına sebep olmaktadır (Neri ve Kroll, 2003:90). 26 Dejong, Palsbo ve Beatty (2002)’ ye göre, sağlık hizmetlerinde bir başka sorun da engelli kişi, doktor ve personel arasındaki iletişimdir. Bazı durumlarda, engelliler marjinalleştirilmekte ve ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmektedir. Bazı tekerlekli sandalye kullanıcıları ise personelin onları yok saydığını, onlarla göz kontağı kurmaktan çekindiklerini belirtmişlerdir. Neri ve Kroll (2003:89)’un bulguları, engellilerin bu durumda değersizlik hissi yaşadıklarını, ihtiyaçlarının karşılanmadığını göstermiştir. “Sırf doktorlar ve çalışanlar ilgilenmiyor, tuhaf tuhaf bakıyorlar diye devlet hastahanelerine gitmiyorum” (39 yaşında tekerlekli sandalyede). Sonuç olarak sağlık hizmetlerine erişimde fiziksel ve ekonomik koşulların yanısıra sosyal bariyerler de mevcuttur. Engelli bireyler, bir çok doktorun varolan şikayeti ya da rahatsızlığı değil de engeli en önemli teşhis olarak gördüğünü belirtmektedir (DeJong, 1997). Bu problem yetersiz tıbbi eğitimin ve sağlık hizmetinin bir sonucudur. Sistemin ve sağlık hizmeti veren kişilerin, engelli bireylerin erişebilirliği ve sağlık hizmetleri ihtiyaçları konusunda bilgili olması gerekir. “Altı ameliyat geçirdim, yanlış ameliyatlar oldu. Stajyerler yaptı ameliyatları. Onlar tecrübe kazandı, ben olduğum yerde kaldım”. Sağlık alanında, amacın engelsiz birey olmak değil, engelli bir birey olarak potansiyellerini en yüksek noktada kullanabilecek, bağımsız bir birey olmak olduğunu engelli kişiye hatırlatan sağlık uzmanlarının varlığına da ihtiyaç vardır. “Günde en az sekiz saat fizik tedavi görüp egzersiz yapmam gerekiyordu. İlk başlarda yapıyordum, yürüyeceğime bile inanmıştım. ‘Yürüyebilecek miyim?’ diye sordum doktora, ‘hayır’ dedi, bitti benim için ondan sonra, yapmadım bir daha” (26 yaşında omurilik felçlisi). Sağlık alanında engellilere yönelik, kurumsal, ekonomik ve sosyal bariyerler mevcuttur. Tüm bu engellerin aşılmasında, topluma ve sosyal devlete büyük görevler düşmektedir. 27 Günümüzde, fiziksel çevre, istihdam, eğitim, sağlık ve rehabilitasyon hizmetlerinde kurumsal ve ekonomik düzenlemelerin ve dolayısıyla toplumsal yapının engellileri sisteme dahil etmediği yani dışladığı anlaşılmaktadır. Bunun yanında, engelliler, bu açık dışlanmanın yanısıra, gizil bir sosyal dışlanmayla da karşı karşıya gelmektedir. Aşağıda toplum yapısını belirleyen unsurlara yer verilecek, sosyal dışlanmanın psikososyal boyutu incelenecektir. 1.1.4.2. Bedensel Engelli Bireylerin Psikososyal Açıdan Yaşadığı Sosyal Dışlanma Biçimleri Bu bölümde, engellilerin yaşadığı sosyal dışlanma psikososyal yönleriyle sunulacaktır. Engellilere yönelik yaklaşımların oluşumunda katkısı olan medya, klasik edebiyat ve terminoloji ele alınacak, ardından varolan toplumun yapısı ve engelli birey üzerindeki etkisine yer verilecektir. 1.1.4.2.1.Medya Kitle iletişim aracı olarak tanımlanan medyanın toplum üzerindeki etkisi yadsınamaz. İnsanlar bir konu hakkında ilk elden bir bilgiden yoksun olduklarında, bilgi için medyaya yönelirler. Medyanın toplumsal sorunlara yaklaşımı, kitlelerin yaklaşımlarını da belirlediğinden, medyanın engelli insanlara bakış açısının çok büyük bir önemi bulunmaktadır. Medyanın toplumu yapılandırmada temel bir rolü ve işlevi vardır; bu nedenle medyanın engelli insanları da kapsayan toplumun dezavantajlı kesimlerini sunma biçimleri üzerinde durmakta yarar vardır. Son zamanlarda kitleler, medya aracılığıyla belli kişi ve grupların çıkarlarına göre yönlendirilmektedir. Aslında, engellilik bir sunum problemi haline gelmiştir. Durum yanlış tanıtılmakta ve bu da medyada ve dolayısıyla toplumda yanlış anlamalara sebep olmaktadır. “Bizimle alay ediyorlar, dalga geçiyorlar” (37 yaşında omurilik felçlisi). Engelli insanların karakterini, ilişkilerini ve tipik yaşam biçimlerini tanımlarken engelin temel alınması, bireylerin sadece engelleriyle varoldukları yolunda bir fikir vermektedir. Medya engellilik konusunu kişisel bir trajedi veya kahramanlık olarak 28 ele almaktadır. Engellilik bir eksiklik olarak yansıtılmakta, kişinin karakterini tanımlamada birincil unsur olarak gösterilmektedir. Ayrıca engellileri korunmasız karakterler olarak sunmak, izleyicilerin karaktere sempati duymasına neden olmaktadır (Valentine, 2001:711). “Eğitimsiz insanlar engelli bir insanın engeline, eğitimli insanlar ise beynine ve kalbine bakıyorlar” (37 yaşında tekerlekli sandalyede bir engelli). Medyada görmeyen kadınların oldukça pasif ve işe yaramaz bireyler olarak sunulduğu görülmektedir. Akdağ (2005)’a göre, bu tarz yapımlarda, görmeyen kadın, etrafında olup bitenden habersiz, zeka seviyesi düşük, kandırılmaya açık zavallı bir bireydir. Örneğin, Türkiye’de ulusal yayın yapan bir çok TV kanalında yayınlanan “Gülüşan” isimli film, görmeyen kadınları aşağılayan örneklerle doludur. Bu filmde Gülüşan, kuma olarak gittiği evde kendi gereksinimlerini dahi karşılayamayan, oldukça edilgen biridir. Öyle ki adet kanaması olduğunu fark edememekte ve etrafta kan lekeli kıyafetlerle dolaşmaktadır. Saçını kendisi tarayamayan, banyosunu yapamayan Gülüşan adeta zeka seviyesi düşük bir karakter olarak tanıtılmaktadır. Yine Türkiye’de ulusal çapta yayın yapan Kanal D televizyonunda bir süre yayınlanan “Serseri” adlı dizi filmde canlandırılan görmeyen kadın karakteri, görmeyenlerin algılama düzeyi düşük, kandırılabilen, her türlü tehlikeye maruz kalabilecek, korunması gereken kişiler oldukları yönünde bir fikir vermekte, kitlelere acıma duygusu uyandıracak sahnelere yer verilmektedir. “Televizyonda engellilerle ilgili programların fon müzikleri hep acıklı ve duygu sömürüsü içerikli” (27 yaşında ortopedik engelli milli basketçi bir genç). “İnsanlar bilinçsiz, bizi kötü şekilde sunuyorlar, dışlıyorlar, yalnız kalıyoruz” (27 yaşında ortopedik engelli). Bu programların etkisi altında kalan milyonlarca insan, genelde engellilerle ilgili olumsuz yapımlardan fazlasıyla etkilenmekte, günlük yaşamda karşılaştığı engelli bireylere bu engelli profilinin etkisinde kalarak yaklaşmaktadır (Akdağ, 2005:163). 29 Amerikalı ünlü yazar Helen Keller, medya görüntülerinin engelli bireylere yönelik olumsuz tutumlara sebep veren önemli bir etken olduğunu belirtmiş, sinemada Amerikalı aktör Jim Carrey’nin oynadığı 1994 yapımlı “Salak ile Avanak (Dumb and Dumber)” filmini izlerken yaşadığı bir olayı şöyle aktarmıştır: “Bir çok görme engelli birey gibi benim de biraz görme yetim var. Çok yakın oturursam sinemaya bile gidebiliyorum. Filmin bir sahnesinde görme engelli bir çocuk ve ölü bir kuş vardı ve görme engelli olduğu için kuşun ölü ya da canlı olduğunu söyleyemeyen çocuk öyle salak gösterilmişti ki. Filme girdiğimde kendimi, filme ikinci kez gelen bir grup liseli genç arasında buldum. Beni gördüler ve güldüler: ‘Şuna bakın, salak!’ diye kahkalarla güldü bir kız. ‘Neden salak olduğumu düşünüyorsun?’ diye sordum. ‘Filmde, görme engelli çocuk salak’ dedi. ‘Filmler bizim nasıl olduğumuzu gösteriyor mu?’ diye üsteledim. ‘Evet, salak!’ diye bağırdı çocuklar.” (Wolfe, 1996:1). Bu olay, medyanın toplumsal tutumları nasıl etkilediğine dair önemli bir örnektir. Bedensel engellilik durumu sadece zihinsel engellilik alanına genellenmemekte, aynı zamanda seksüel alanda da kendini göstermektedir. Wilton’a (2003) göre, popüler medya engelli kişilerin aseksüel ya da kötü bir şekilde cinsel olduğu varsayımlarının üremesine yardımcı olmaktadır. Engelli kişilerin cinsel ifadelerini sunma çabaları, bazı durumlarda sansürle karşılaşmakta, engellilik ve aseksüellik neredeyse aynı anlamda kullanılmaktadır. Öbür taraftan, bu yaklaşımlara başkaldıran, olumlu mesajlar veren yapımlar da sözkonusudur. Son yıllarda yapılan “Crash” filmi, engelliliğin aseksüellikle örtüşen yaklaşımlarına karşıt sav niteliğinde, engellilerin de cinselliği olabildiği üzerine çarpıcı bir yapımdır. Bunun yanında, Lars Von Trier’in yönetmenliğini yaptığı “Karanlıkta Dans (Dancer In the Dark, 2000)” filminde, bir fabrikada hem çelik işçisi olarak çalışan hem de bir müzikalde oynayan görme engelli karakter aktif bir şekilde yaşamın içinde yer almaktadır. Başrolde İngiliz aktör Daniel Day-Lewis’in oynadığı “Benim Sol Ayağım (My Left Foot:The Story of Christy Brown, 1989)” adlı filmde ise sol 30 ayağıyla resimler yapan ve sanat çevresinde çok başarılı olan CP’li tekerlekli sandalyede yaşamaya mahkum kişi, engelli bir kişinin sosyal bir statü edinmek ve diğer insanlarla eşit imkanlara sahip olmak için verdiği savaş açısından başarılı bir filmdir. Başrolünde Amerikalı aktör Al Pacino’nun oynadığı “Kadın Kokusu (Scent of a Woman, 1992)” adlı filmde de, sonradan görme yeteneğini kaybetmiş ve hayata küsmüş bir emekli albayın hayatına genç bir insanın girmesiyle değişen yaşamı anlatılmakta ve sosyal etkileşimlerin özellikle engellileri yaşama bağlayan çok önemli bir faktör olduğuna değinilmektedir. Medyanın olumsuz yaklaşımlarına rağmen, engelli insanların yaşadığı sorunlara ve ihtiyaçlarına değinen bu olumlu yapımlar aslında, toplumun düşünmesini ve bir engellinin yaşantısına yakından şahitlik etmeyi gerektirmektedir. Sosyal bağların kopuk veya zayıf olduğu günümüz toplumunda, hali hazırda marjinalleştirilen bu gruba karşı bir anlayış veya farkındalık geliştirmek, engelli bireylerin toplumsal hayata dahil olmasına da katkıda bulunacaktır. Sonuç olarak, medyanın engelli insanı topluma sunuş biçiminin bireysel ve toplumsal sonuçları bulunmaktadır. Medyanın ve dolayısıyla toplumun engelli bireye bakışı engelli bireyin kendine bakışını da etkilemekte, kendini değerlendirmesi ve toplum içindeki duruşunu belirleyen önemli bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Medyanın olumsuz mesajları ve yaklaşımları, engelli bireylerin kendilerini suçlamasına, özgüvenlerini ve benlik saygılarını yitirmelerine sebep olabilmektedir. İçselleştirilen toplumun olumsuz yaklaşımları, bireyin kendine ve topluma yabancılaşmasına sebep olmakta ve toplumla bütünleşmesi yönünde engeller yaratmaktadır. Engelsiz insanların engelli insanlara tutum ve davranışları, medyanın olumsuz mesajlarıyla da şekillenmekte ve engelli insanın topluma katılımını engelleyen bir çok faktörle birleşerek engelli insanın toplum dışına itilmesine sebep olmaktadır. 31 1.1.4.2.2.Klasik Edebiyat ve Terminoloji Engelliler ile ilgili olumsuz mesajlar, peri masallarında ve klasik edebiyatta sık sık görülmektedir. Mesajlar, farklının çirkin olduğu, deforme oluşun kötü olduğu, bedensel olarak farklı olanın kötü yollara saptığı şeklinde aktarılmıştır. Geleneksel çocuk edebiyatında, engellinin kalıplaştırılarak tektipleştirildiği görülmektedir. En eski bilinen çocuk hikayelerinde engelliye yönelik stereotip ve önyargılar ifade edilmiştir. Bu hikayeler çocuklara, engelliyi hor görmeyi, küçümsemeyi, acımayı öğretmektedir. Örneğin Cindrella’nın üvey kız kardeşlerinin obez ve çekici olmaması, Peter Pan’daki Kaptan Hook’un protezi olması, Şirinler’deki Gargamel’in kambur ve kanca burnunun olması, Notre Dame’ın Kamburu’ndaki Quasimoto’nun kamburu... Bunlar ve diğer iyi bilinen hikayelerde, bedensel çekicilik, sağlık ve vücudun bütünlüğü, bozulmamış durumu, genelde kahramanların özellikleridir. Kötü karakterler ise büyük burunlarla, kırışıklıklarla ve siğillerle tasvir edilmektedir. Ahlaki karakter ve kişilik dış görünümle birleştirilmektedir. Bazı hikayeler, bedensel engelliliği kötü davranışın sonucu olarak göstermektedir. (Pedretti & Zoltan, 1990:23-24). Örneğin, Pinokyo’nun burnu, yalan söylediği için uzamaktadır. “Kimbilir ne günah işledin de Allah sana bu cezayı vermiş diyorlar” (21 yaşında omuriliği zedelenmiş bir genç kız). Andersen’in ünlü “Çirkin Ördek Yavrusu” masalı da farklı olanın dışlandığına dair bir örnektir. Masalda, ördek yumurtalarına karışmış bir kuğu yumurtasından çıkan yavrunun, ördekler tarafından “çirkin ördek yavrusu” diye çağrılıp alay edilmesi anlatılmaktadır. Diğer ördeklere benzemediği ve farklı olduğu için çirkin olarak görülen yavrunun hikayesinde, diğer ördeklerin kendi gibi olmayanı dışlama, hor görme temasına değinilmektedir. Edebiyatta geçen tanımlamaların ve anlatımların dışında, varolan terminolojide de engellilere yönelik olumsuz yaklaşımlar yeralmaktadır. “Blind” kelimesi, IndoEuropean kökenli karışık ve karanlık anlamına gelmektedir. Sözlüğe bakıldığında, 32 görme engelli kelimesinin anlamı olarak “karanlıkta” kelimesi kullanılmıştır. Görme engelli insanlar hakkındaki yazınsal ifadelerde de bu görülmektedir. Bir çok yazılı eserde, görme gücü bilmek veya inanmak için gerekli bir koşul ve görme engeli sonsuz bir karanlıktaki yaşam olarak tasvir edilmektedir (Bolt, 2005:541). Demirci (2000a:14) ise, görme engellilerin bir çok edebiyatçı tarafından “yaşayan ölüler” ve hatta “yürüyen mezarlar” olarak tasvir edildiğini belirtmiştir. Bununla birlikte, edebiyatta ve gündelik dilde kullanılan terminoloji de, engelliliğe yönelik ayrımcılığın bir göstergesidir. Örneğin İngilizce’de kullanılan ‘able-bodied’ terimi, engelli insanları ‘öteki’ statüsüne koymaktadır. Reeve (2002)’e göre, ‘ablebodied’ (sağlam) yerine ‘non-disabled’ (engelli olmayan) terimini kullanmak, engelli etiketini kırmanın bir yoludur. Ülkemizde de, engelli insanlar dışındaki insanlara ‘sağlam’ ya da ‘normal’ terimlerinin kullanılması, engelsiz insanlar dışındaki insanların kusurlu ya da anormal olduğu yönünde bir fikir vermektedir. Farklılığı anormallik olarak görmek, ötekinin kabul edilmediği bir toplumsal yaklaşımın göstergesidir. Engellilik konusunda dilin ve terimlerin nasıl kullanıldığı, toplumun engelliyi koyduğu yeri de belirtmektedir. Özürlü, sakat, kötürüm terimleri yerine bedensel ya da fiziksel engelli, kör terimi yerine görme engelli ya da sağır yerine işitme engelli terimlerinin kullanılması, engellilik konusundaki iyimser yaklaşımın, duyarlılığın ve hassasiyetin de bir göstergesidir. Bunun yanında, toplumda bir çok alandan dışlanan engelli bireyleri toplumun diğer bireylerinden ayırmamak adına, kullanılan dile dikkat edilmesi, farklı terimlerin kullanılmaya başlanması, engelliğe yönelik ayrımcılığı önlemeye yönelik bir yaklaşım olmasına rağmen, önceden kullanılan terimlerin günümüzde değiştirilme nedeni önemlidir. Bu noktada, günümüzde gittikçe artan engelli sorununun ciddiyeti ve hassasiyeti, üzerinde durulması gereken bir noktadır. 33 1.1.4.2.3.Toplum İnsanların kendi gibi olanı kabul etme eğiliminde olup, ötekine karşı olumsuz, önyargılı tutum ve davranışlarda bulunduğu, bir çok çalışmada doğrulanmıştır. “Bizi evlerimize hapseden sadece fiziksel engeller değil, düşmanlık, dikilmiş gözler, tepeden bakma ve acımanın hakim olduğu dışarıdaki dünyaya girme fikri” (Morris 1991:25, Akt: Reeve 2002:499). Literatüre göre, görünen fiziksel engeli olanlara, diğer bireylere kıyasla daha olumsuz tutumlar yöneltilmektedir. Engelli olmayan bireylerin engelli bireylere yönelik olumsuz tutumları, kısıtlamak, aşırı koruyup kollamak, yetenek ve becerilerini dikkate almamak, onların yapabileceği çeşitli işleri onlara fırsat tanımadan yapmak, bir boyuttaki engelliliği diğer boyutlara da genellemek, duyarsız kalmak, aşağılamak gibi geniş bir yelpazede yer almaktadır (Arıkan 2001:96, Akt: Topçubaşı ve Arıkan, 2005:77). “Evlenemeyeceğimi, bu halde bir aileye bakamayacağımı söylüyorlar” (36 yaşında tekerlekli sandalyede bir engelli). “Sağlam biriyle beraberim, evlenmek istiyoruz. Fakat erkek arkadaşımın ailesi buna karşı çıkıyor” (30 yaşında kas hastası). Yapılan araştırmalar sosyal etkileşimlerde engelli olmayan bireylere kıyasla fiziksel engelli bireylere daha fazla kişisel mesafe konulduğunu ve uzak durulduğunu göstermektedir (Kilbury, Bordieri ve Wong, 1996:1-2; Demirci, 2000b). Demirci’ye (2000b) göre, toplumun çoğunluğu engellilerden uzak durmayı tercih etmekte, toplumsal ilişkilerde çoğunlukla engelliler çaba sarfetmekte, bu nedenle de ilişki biçimi sağlıksız olmaktadır. Aslında bu yaklaşımlar, Küçükkaraca (2005:50)’nın belirttiği, tekil görüşlere göre karşı çoğulculuğun vurgulandığı “farklılık” bakış açısının bir eseridir. “İnsanlar çekiniyor yaklaşmaktan, sanki ben bir beklenti içindeymişim gibi davranıyorlar. Komşuluk ilişkilerimiz bile yok, benimle aynı asansöre bile binmiyorlar” (42 yaşında kas hastası). 34 “Ben ne kadar pozitif davranırsam sen de engelliler hakkında o kadar pozitif düşünürsün. Negatif davranma seçeneğim de yok ki. Yoksa yalnızsın..” (35 yaşında kas hastası). Fiziksel engelli insanların yaşadığı en büyük sıkıntılardan biri de kamu alanlarında insanların açıkça dik dik bakması olmaktadır. İnsanlar, farklı olarak algıladıkları herkese dik dik bakma arzusu duyar. Fakat bu bakışlar, kişinin özeline tecavüz olarak ve düşmanlığı içeren olumsuz bir eylem olarak da anlaşılmaktadır. Engelli kişiler bu bakışları üzerlerinde hissettiklerinde, kendilerini insanlıktan çıkmış hissettiklerini belirtmişlerdir (Lenney ve Sercombe, 2002:8). “O dik bakışları görünce üzerimde beddua ediyorum” (30 yaşında ortopedik engelli). “Uzaydan gelmişim gibi bakıyorlar” ( 23 yaşında kas hastası). “..Önceleri dışarıya çekiniyordum, özellikle de kalabalık ortamlara girmeye herkes bana bakıyordu, yaşamanın ne kadar zor olacağını düşünüyordum ilk zamanlar..” (Fidan ve Saç, 2005b:296). “İlk zamanlar evden çıkamıyordum, derneğe üye olunca çıkabilmeye başladım” (32 yaşında ortopedik engelli). “13 yaşına kadar evden çıkmadım, sokağa çıkmaya utanıyordum, sonra kabullenmek zorunda kaldım” (36 yaşında amputee, 2 bacak yok belden). “İnsan olarak bakmıyorlar bana” (36 yaşında amputee, 2 bacak yok belden). “Hep bu kapıdan dışarı yürüyerek çıkacağım dedim ben. Hiç olmadı, olmayacak. Bu bana çok zaman kaybettirdi. Hayata küstüm” (21 yaşında ortopedik engelli). Engelli birey, toplumun bir kısmı tarafından kabul görürken diğer kısmı tarafından kabul görmemektedir. Kişi, kendinin engelsiz insanlar gibi kabul görmesini istemesine rağmen, kişi engellidir. Olmadığı kişinin beklentisi hem birey açısından 35 hem de toplumun beklentileri açısından kişiyi ikilemlere ve çatışmalara sürükleyebilir. “Onların beklentileri benim yapacaklarımdan daha az, hep onlara ne kadar olduğumu göstermeye çalışıyorum. Onların yaptıklarını yaptığımda, insanüstü birşey yapmışım gibi bakılıyor” (30 yaşında ortopedik engelli). “Eşimle yaşadığımız sorunlar dolayısıyla psikoloğa gittik. Engelimle barışık olduğumu görünce psikolog benim hasta olduğumu söyledi” (46 yaşında kas hastası). Yapılan araştırmalar, bedensel engelli bireylerin daha yüksek duygusal sıkıntı, sosyal yetersizlik, sosyal yabancılaşma ve kendine yabancılaşma oranları olduğunu göstermiştir (Rokach, Lechcier-Kimel ve Safarov, 2006:687). Engelli bireylerin ihtiyaçlarını karşılayamaması sürekli bir hal aldığında, birey toplumla olan bağların kopması, stres, kaygı ve öz saygının zedelenmesi gibi sonuçlar ile karşılaşabilir. Öz saygısı zedelenen kimselerin çevrelerindeki insanlara ve toplumsal kurumlara güven ve inançları kalmayacaktır (Çakır, 2002:17). Onlara ulaşamamak veya o sürecin içinde olamamak, kişinin kendini değersiz hissetmesine sebep olabilir (Pedretti ve Zoltan, 1990:19). Bunun yanında, engelsiz bir toplum yapısı içinde toplumun engelliye bakışı, engelli bireyin suçluluk, utanç ve acizlik duygularını yaşamasına da sebep olabilmektedir. Bu nedenle, birey engelini saklamaya yönelmektedir (Kazancı, 1981:3, Akt: İkizoğlu ve Duman, 1997:327). “Sürekli çevremi ve çevremdekileri gözlüyorum. Kimin ne kusuru ve eksiği var diye, sanki başkalarında da olsa benim engelim görünmez olacaktı” (Fidan ve Saç, 2005b:296). “Önceleri engelimi saklamak istiyordum, dernek ve spor ortamına girene kadar” (27 yaşında ortopedik engelli milli basketçi). “İlk zamanlar psikolojik baskı yaratıyordu” (36 yaşında tekerlekli sandalyede bir engelli). 36 Bir dönem Amerikan Başbakanı olan Franklin D. Roosevelt, halktan tekerlekli sandalyesini saklamak için büyük çaba göstermiştir. Çünkü tekerlekli sandalyesi, bir güçsüzlük işareti ve utanç sebebiydi. Şekil bozukluğuna sahip olmak tam kapasiteli bir birey olarak gözden düşmek demekti. Yürümek için iki sağlam ayağı olmayan bir adam bütün bir adam değildi. Roosevelt’in eğer tekerlekli sandalyesi bilinseydi, başbakan seçilip seçilmeyeceği hala tartışılmaktadır (Mackelprang ve Salsgiver, 1999:20). Wilton (2003), psikoanalitik yaklaşımın savunduğu engelli vücutların eksik olduğu ve bu yüzden de kültürel olarak değersiz olduğu düşüncesinin altını çizmektedir. Psikoanalitik yaklaşıma dayanarak, tarihte de görüldüğü gibi engelli bir hayatın yaşamaya değer olmadığı düşüncesinin varlığından sözetmek mümkündür. “Abi, böyle olacağına ölmek daha iyi değil mi?” (Demirci 2000a:18). “Sen nasıl gülebiliyorsun diyorlar, onlara göre engelliysen hayata küsmelisin!” (39 yaşında tekerlekli sandalyede bir engelli). Ayrıca, psikoanalitik yaklaşım, estetik kaygıların engelsiz kültür içinde farklı vücutların dışlanmasında yer bulduğunu söylemektedir. Cinsellik ve aseksüellik meseleleri, fiziksel engelliliğin baskın yapıları içinde yeralmaktadır. Engelli kişilerin aseksüel olduğu düşüncesi günümüzde büyük bir yaygınlık kazanmıştır. Bu düşünce, engelli kişinin de toplumun bu düşüncelerini içselleştirmesine sebep olabilmektedir. “Bizi cinsel objeler olarak görmüyorlar, bize çocuk gibi davranıyorlar” (Banım, Guy ve Tasker, 1999:214). “Engelli birinin engelsiz biriyle birlikte olması zor. Engelli biriyle sevgili olmak olumsuz bir etki yapabilir” (50 yaşında bir MS hastası). “Erkek kadın ortası birşeysin deniyor” (26 yaşında tekerlekli sandalyede bir genç). “Umutsuz. Bir adam engelsiz birini bulabilecekken niye beni istesin ki?” (Randi ve Chance, 2002:196). 37 “Toplum için görsellik önemli” (42 yaşında ortopedik engelli bir kadın). Sonuç olarak, Cılga (2001)’nın da belirttiği gibi, kentsel ortamlardaki fırsat eşitsizliği ve toplumun engelliye yaklaşımı kişinin kendini gerçekleştirmesi yönünde olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Bu durum da kişinin kalitesiz bir yaşam sürecine neden olmaktadır. Engelsiz bir toplum içinde engelli olmak ve hakettiği değeri görememek kişiyi genel toplumun dışına itmekte ve marjinalleştirmektedir. Eski çağlardan günümüze kadar engellilerin bir çok alanda ve bir çok şekilde sosyal dışlanma yaşadıkları görülmektedir. Başta belirttiğimiz gibi, kurumsal ve ekonomik boyutuyla, fiziksel çevrede, istihdam, eğitim, sağlık ve rehabilitasyon alanlarında, psikososyal boyutuyla medyada, klasik edebiyatta ve varolan toplum yapısında engellilerin hakları yeterince korunamamakta ve engelliler sosyal destek sisteminin dışında kalmaktadır. Sosyal hizmet mesleği de bu noktada devreye girmektedir. Sosyal hizmet mesleği, bireylerin çevre koşullarından doğan maddi, manevi ve sosyal yoksunlukların giderilmesine ve ihtiyaçlarının karşılanmasına, sosyal sorunların önlenmesi ve çözümlenmesine yardımcı olunması ve hayat standartlarının iyileştirilmesi ve yükseltilmesini amaçlayan sistemli ve programlı hizmetler bütünüdür. Engellilik alanındaki sorunların çözümlenmesinde, engellilerin toplumla bütünleşmesinde sosyal hizmet mesleğine büyük bir sorumluluk düşmektedir. Aşağıda sosyal dışlanma ile mücadelede sosyal hizmetin yeri ve önemi yer almaktadır. 1.1.5.Sosyal Dışlanma ile Mücadelede Sosyal Hizmetin Yeri NASW (National Association of Social Workers) tarafından sosyal hizmet, “bireylerin, grupların ve toplulukların kapasitelerini arttırmak, yaşam kalitesini yükseltmek, toplumla birey arasındaki karşılıklı yararları gözeten dengeyi sağlayacak hareketleri tesis veya restore etmek için sosyal koşulları bu amaç doğrultusunda değiştiren mesleki aktiviteler” olarak tanımlanmıştır (Russel, 1988:945). 38 Kongar (1982:1)’a göre, sosyal hizmet, insanı ve toplumu konu alan bir meslek ve disiplindir. İnsanın ve meydana getirdiği toplumların sorunlarına yönelmiştir. Amacı, bu sorunları belirlemek ve çözümlerine yardımcı olmaktır. Şahin (2002a), sosyal hizmet mesleğinin amacının, insanların sosyal rollerini yerine getirmeleri ve karşılaştıkları sorunlar ile başedebilmeleri için yeteneklerini geliştirmek ve ihtiyaçlarının karşılanmasına olanak veren çevresel imkanların arttırılması olduğunu belirtmiştir. Sosyal hizmetin hedeflediği gruplar, toplumla bütünleşmesi engellenen, bu nedenle topluma üretken bir unsur olarak katılamayan, başka bir deyişle, toplumsal işlevselliğini yerine getiremeyen ya da yerine getirebilmek için zorlanan nüfus gruplarıdır. Sosyal hizmet mesleğinin amacı, bireylere, gruplara ya da topluma sosyal işlevsellik kazandırabilmektir (Kut, 1988:11-12). Sosyal hizmetin amaçlarının gerçekleştirilebilmesi için sosyal hizmet mesleğinin işlevlerinin de açıklanmasına gereksinim vardır. Sosyal hizmetin birey, aile, grup, örgüt ve toplulukların sosyal işlevselliklerinin tesisi, onarım ve arttırılmasına yönelik işlevleri vardır (Duyan, 2003:12). Sosyal hizmetin danışmanlık, kaynak yönetimi ve eğitim işlevleri bulunmaktadır. Sosyal hizmet uzmanları danışmanlık işleviyle, bireyleri problemlerinin çözümü için güçlendirir, örgütsel gelişmeyi destekler, program ve politika geliştirir. Kaynak yönetimi işleviyle, bireyleri kaynaklarla bağlantılandırır, kaynak geliştirmek için gruplar ve organizasyonlar arasında ilişki ağı oluşturur. Sosyal aksiyon yoluyla değişimi başlatır ve sürdürür, toplum hizmetlerini devreye sokar. Eğitim işleviyle ise, eğitsel programlar sağlar, personelin gelişimini sağlar, eğitim yoluyla sosyal sorunlar ve sosyal hizmetler hakkında toplumu bilgilendirir (Duyan, 2003:16). Sosyal hizmet, hiç bir ayrım gözetmeksizin insanların toplumdaki tüm olanaklardan eşit olarak yararlanmaları için mücadele etmektedir. Gilson ve De Poy’un (2002) belirttiği gibi, sosyal hizmetin misyonu sosyal adaleti arttırmak ve baskıyı ortadan kaldırmaktır. Sosyal hizmetin temel değerlerinden biri olan sosyal adalet kavramı içerisinde, sosyal hizmet, sağlık bakımı, beslenme, barınma, gelir, eğitim ve çalışma 39 gibi temel yararların yoksun gruplara ulaşmasını sağlamada birincil role sahiptir (Şahin, 2002a). Sosyal hizmetin temel özelliği, problem çözme odaklı olması (Sheafor ve Landon, 1987. Akt: Şahin, 2002a) ve çevresi içinde bireyi değerlendirerek genelci bir yaklaşım kullanmasıdır. “Genelci yaklaşım”, sosyal işlevselliği aksaklığa uğratan bireysel ve toplumsal sorun ve ihtiyaçlar ile bireysel ve toplumsal özelliklerin etkileşiminden doğan sorun ve ihtiyaçlar üzerinde durur (Gibbs, Locke ve Lohmann, 1990:234, Akt: Şahin 2002a). “Genelci sosyal hizmet” yaklaşımının temelinde, insan hakları, sosyal adalet, eşitsizlikler, ayrımcılıklar ve toplumdaki farklılıkların öğrenilmesi önkoşul olarak yer alır. Farklılık, bio-psiko-sosyal olarak kişinin kendisini diğerlerinden farklı yaşaması ve hissetmesi, yaşam biçimi oluşmasıdır. Farklılık birey ya da grupların aidiyet duygularını düzenlediği gibi, ‘biz’, ‘onlar’, ‘diğer’ kavramlarını ortaya çıkarır. Sosyal hizmet mesleği, evrensel ilkeleri doğrultusunda çoğulculuğa, psikososyal ve biolojik insan farklılıklarına ve bu farklılıklarla çalışacak olan sosyal hizmet uzmanının uygulama ilkesi insana saygı ve kabuldür (Küçükkaraca, 2004:105-109). Sosyal hizmet uygulamalarındaki genelci yaklaşım ile sosyal model birbirine paraleldir. Oliver (1983:23)’a göre, engellilik alanını, çalışma alanı olarak gören sosyal hizmet müdahalesinde iki uygulama modeli vardır. Bireysel modelde, medikal modelde olduğu gibi uyum engellilerin sorunudur, sosyal modelde ise toplumun sorunudur. Sosyal modele dayalı sosyal hizmet uygulamaları, engellilik konusunda topluma da rol ve sorumluluk vermektedir. Sosyal hizmet, sosyal model aracılığıyla, engellilerin toplumla bütünleşmelerine yönelik çalışmalar yürütmektedir. Arıkan’a (2001:41) göre, engellilere yönelik sosyal hizmetin, engelliliğin sosyal modelleriyle güçlendirilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada engellilerin kurumsal, ekonomik ve psikososyal olarak bir çok alanda haklarının yok sayıldığı ve dışlandığı vurgulandığından, bu çalışmanın modeli sosyal modeldir. 40 Engellerin aşılması, önyargı ve tutumların ortadan kaldırılmasında, engelli birey ve engellilik konusunda duyarlılık ve bilinç geliştirmeye yönelik çalışmalar sosyal hizmetin görev ve sorumlulukları içerisindedir. Bu nedenle, sosyal hizmet uygulamalarında engelliyi engelli kılan toplumsal ve çevresel faktörlerin aşılmasında kullanılabilecek bireysel ve toplumsal kaynaklar ön plandadır (Arıkan, 2002:62-65). Sosyal hizmet uzmanı, genelci yaklaşıma göre, aile ve bireyi kapsayan mikro ölçekli sistemlerle, organizasyon ve resmi kurumları kapsayan orta ölçekli sistemlerle, toplumlar ve toplulukları kapsayan makro ölçekli sistemlerle ve sosyal hizmet mesleğinin kendi sistemiyle bir bütün olarak çalışmaktadır (Miley, O’Mella, Dubois, 1999:10-11). Makro düzeyde bir uygulama olan toplum temelli rehabilitasyon, bireylerin, toplulukların ve halkın engelli insanların eşit hakları olduğunu kabul etmelerini sağlamaya çalışmakta, bu müdahalelerle engelli insanlara toplumda bir yer kazandırmayı hedeflemektedir. Toplum temelli rehabilitasyon, öncelikli olarak engelli bireylerle etkileşim içinde bulunan insanlarda olumlu bir tutum kazandırmanın yollarını aramaktadır. Şimdiye kadar kullanılan rehabilitasyon yaklaşımlarının amacı, bireyin işlevsel olduğu kadar ekonomik bağımsızlığını kazandırmayı mümkün hale getirmektir. Fakat bu insanlar işlevsel ve ekonomik olarak bağımsız olsalar da, toplumun olumsuz tutumları nedeniyle toplumsal yaşamın dışında kalmaya devam etmektedirler. Johnstone (2003)’ın belirttiği gibi, toplum temelli rehabilitasyon, sosyal hizmetin sosyal modelini desteklemektedir. Buna göre, “engellilik durumu bireyin engelli olmasının bir sonucu değil, büyük ölçüde toplumun engelliliğe tepkisinin oluşturduğu bir tavırdır”. Charlton (1998)’a göre, sosyal koşullar engelli bireyleri engelli durumuna dönüştürmektedir. Engellilerle ilgili çabaların odak noktası, engelliliğin kendisi değil, bu insanların kişilikleri, yani, kendi engellilik durumları ile birlikte nasıl yaşayacaklarına dair bağımsız kararlar alma yetisi ve hakkı olmasıdır. Yani, söz 41 konusu olan “engelli insanın refahı” değil, söz konusu olan “engelli insanların, insan haklarıdır”. “Genelci yaklaşım” çerçevesinde, sosyal hizmet personeli rollerini çoğu kere organizasyonlarda yerine getirirler. Sosyal hizmetin topluluklara yönelik uygulaması genellikle toplum organizasyonu diye nitelenir. Toplum organizasyonunun toplumun çeşitli grup ve kişileri arasında eşgüdümlü bir çalışma ilişkisi kurmak, kendi kendini devam ettiren ve kendine işleyen bir toplum planlaması ve sorun çözme yapısı geliştirmek, toplumun kendi içinden gelen liderliği desteklemek gibi amaçları vardır. Bu amaçlara Ross “toplumsal bütünleşme” der (Ross, 1958:51. Akt: Kongar, 1972). Bunun yanında, toplum örgütlenmesinin bir başka amacı, toplumun bir sosyal sistemi olarak işleyişiyle ilgili ortaya çıkan bazı sorunları çözmeye yönelmektir (Kongar, 1972:113). Çevre kaynaklarla doludur; önemli olan bu kaynakları harekete geçirmektir. Toplum organizasyonunda, engellilerin toplumla iç içe olmaları yönünde organizasyonlar düzenlenebilir; toplumun engelli bireyleri görmesi ve engellilerin de sosyal hayatı ve toplumu tanıması sağlanabilir. Bu engellilerin toplumla bütünleşmesi yönünde önemli bir adımdır. Organizasyonlar, kaynaklardaki ve güç dağılımındaki dengesizlikleri düzeltmeye çabalarlar. Varolan sorunu çözmek için insanları kolektif bir şekilde birleşmeye yüreklendirerek, ortak hareket etmeyi sağlamak organizasyonların işidir. Sosyal hizmet uzmanları, sosyal değişimi sağlamak için, desteklemek, harekete geçirmek ve organize etmek gibi sosyal hizmetin bazı araçlarından yararlanır. Toplumda yanlış giden bir şeyler olduğunda bu durumu değiştirmek için insanları destekler; kaynakların harekete geçirilmesi için diğer organizasyonlar, kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilişkiye girerler. Organize ederken de çabaları birleştirmeye çalışır. “Higano Akira, tekerlekli sandalye kullanan bir Japon’dur. Marmara depreminin ardından, tekerlekli sandalyesine aldırmadan Adapazarı ve çevresinde depremzedelere destek olmaya çalıştı. Yunus Çadırkenti’nde belden aşağısı tutmayan 70 yaşındaki karısını kucağında tuvalete taşıyan 42 yaşlı adamdan çok etkilendi. Higano, Japonya’ya döndüğünde Özürlüler Derneği’ndeki arkadaşlarına durumu anlattı ve 30 arkadaş birlikte bir kampanya düzenlemeye karar verdiler. Çocuklara “Sen de yapabilirsin” diye seslenerek farklı bir kampanya düzenlediler. Çocuklar ve gençler beklenenden daha fazlasını yaptılar. Harçlıklarını bir araya getirip, kullanılmış kırılıp dökülmüş 20 tekerlekli sandalye satın aldılar. Meslek okulu öğrencileri, bu sandalyeleri tek tek onardı, boyadı, yepyeni hale getirdi. Onarım sürerken, Higano ve arkadaşları, bu sandalyeleri Türkiye’ye deprem bölgesine götürme düşü kurdular. Onlarla tanışıp, birlikte trene binip balık tutmayı düşündüler. Sonra onları Japonya’ya götürecekler, bu sefer orada birlikte balık tutacaklar ve iki farklı denizin balıklarının tadını karşılaştıracaklardı. Fakat, tekerlekli sandalyelerin Türkiye’ye gönderilmesi, bürokratik engeller, kargo parası gibi nedenlerle engellendi. Daha sonra, sorunlar büyük uğraşılar sonucunda çözüldü. Higano, Türk Japon Dostluk Grubu Başkanı ile birlikte 7 Temmuz 2002 günü İstanbul’a inecek ve düş gerçekleşecekti.” (Onat, 2001:103-104). Bu hikayenin gerçekleşip gerçekleşmediği bilinmemektedir ama Higano’nun bu düşü sosyal hizmetin makro düzeydeki uygulamaları için oldukça güzel bir örnek oluşturmaktadır. Engellilerin topluma kazandırılması yönünde toplumsal eylemlerin yanında, sosyal destek sistemleri de ön plandadır. Sosyal destek, bireyin ilgilenildiğini, sevildiğini, sayıldığını ve karşılıklı bağlılıklardan oluşan bir sosyal ilişki ağının üyesi olduğunu hissetmesini sağlayan bilgi olarak tanımlanmaktadır. Sosyal destek kaynakları genel olarak formal ve informal destek kaynakları olarak iki ana bölüm içerisinde ele alınmaktadır. Resmi kurum ve kuruluşlar ile yasal bir çerçeve içerisinde hizmet veren sivil toplum kuruluşları, gönüllü kuruluşlar formal destek kaynaklarıdır. Aile, akraba, komşu, arkadaş gibi çevremizde bulunan ve yakın ilişkilerde bulunduğumuz bireyler ile herhangi bir biçimde destek olan ve katkı sağlayan diğer bireyler ise informal sosyal destek kaynakları olarak belirtilebilir. Sosyal destek türleri duygusal destek, bilgisel sosyal destek ve elle tutulur sosyal destek olarak ele alınmaktadır. Duygusal destek sistemiyle engellilerin ve ailelerinin 43 yaşam kalitesi arttırılır (Erkan, 2003:34-38). Engellilerin eksiklilikleri, yetersizlikleri yerine, başarıları ve yeterliliklerine odaklanıp güçlendirilir (Şahin, 2001, Akt: Erkan, 2003:34-38). Bilgisel sosyal destek sistemiyle ise sosyal hizmet uzmanı engelli ve ailelerine gereksinim duydukları bilgileri aktarır. Elle tutulur destek ise, hizmet, alet, eşya, meta cinsinden yardımlar ile ödünç para verme, çocuklara bakma, ev içindeki ve dışındaki hizmetleri üstlenme gibi yardımlardan oluşur (Tufan, 1994:51). Sosyal desteğin en önde gelen işlevi, desteği alan kişinin bedensel ve ruhsal sağlığını güçlendirmektir. Sosyal desteğin işlevlerinden biri, temel ihtiyaçların karşılanmasıdır. Sosyal etkileşimler, benlik saygısını güçlendirmektedir. Yani, eğer insanlar bir güvenlik duygusu içerisinde onlara sağlanan desteği devamlı bir şekilde elde ederlerse, aldıkları bu destek benlik saygılarını ve özkimliklerini güçlendirir. Bunun sayesinde bu insanlar böyle bir destekten yoksun bireylere göre, zorlayıcı yaşam durumları karşısında daha az incinir bir durumda olacaklardır (Mitchell ve ark. 1982; Wallston ve ark. 1983, Akt: Özbesler, 2001:14-15). Literatürdeki genel varsayım, engelli bir bireye sahip ailenin de, engelli bir aile olarak nitelendirilebileceğidir. Engelli bir bireyle yaşamanın normal bireylere sahip ailelerdeki yaşama göre çok daha stresli olduğu ve bu tip ailelerin daha fazla desteklenmeye, profesyonellerin uzmanlığından yararlanmaya daha çok ihtiyacı olduğu bir gerçektir (Işıkhan, 2005:40). Ailenin ve bireylerin sorunlarının çözümünde gerekli sosyal destek kaynaklarının belirlenmesi ve devreye sokulması, gerekli olduğu durumlarda sosyal yardım kurumlarından yararlanmaları konusunda bilgilendirilmeleri, alınacak olan yardım gereksinime yönelik niteliği, yeterliliği ve sürekliliği açısından sürecin izlenmesi ve gerektiğinde savunucu bir rol oynamak yine sosyal hizmet uzmanının görevidir (Özbesler, 2004:362). Sosyal hizmet uzmanları için engellilere yönelik mücadele alanında engellilerin ve dolayısıyla ailelerinin işlevselliklerinin arttırılması, bireylerin güçlerinin farkına varılması ile ilgilidir. 44 Parsons (1991:8, Akt: Cankurtaran Öntaş, 2001:103)’a göre, genel toplum içinde ayrımcılığa uğrayan grupların ortak özelliği güçsüzlüktür. Düşük sosyo-ekonomik düzeyde yaşayan insanlar, etnik azınlıklar, kadınlar ve engelliler örnek olarak verilebilir. Solomon (1976, Akt: Cankurtaran Öntaş, 2001:103) güçsüzlüğün üç potansiyel kaynağını tanımlar: 1- Ezilmiş insanların kendilerini olumsuz değerlendirmeleri, 2- Ezilmiş kurbanlar ve dışarıdaki sistem arasındaki etkileşimde olumsuz deneyimler 3- Daha geniş çevresel sistemlerin engel oluşturmasıdır. Sosyal hizmetin güçlendirme yaklaşımı, bireylerin yaşam koşullarını geliştirmeleri için kişisel güç, kişiler arası güç ya da politik gücü arttırma sürecidir. Bir başka deyişle, bu süreç, engellilerin kurumsal, ekonomik ve psikososyal açıdan yaşadıkları süreçteki gereksinimlerine karşılık gelmektedir. Cılga (2001)’ya göre, engellilerin yaşama, gelişme ve katılım olanaklarını iyileştirme, koşullarını geliştirme sosyal hizmetin güçlendirme yaklaşımının özüdür. Güçlendirme yaklaşımı engellilerin sorunlarını ve gereksinimlerini tanımlamaya, güçsüz, gelişmeye açık alanları belirlemeye dayanır. Engelli bireyin kendini gerçekleştirmesi, toplumda üretken olması, iyi bir yaşam sürmesi, desteğe yardıma ve güçlendirmeye bağlıdır. Güçlendirme teorisi, bir toplumun güç ve kaynaklar üzerindeki kontrole sahip farklı grupları içerdiğini varsaymaktadır. Bu teoriye göre, sosyal hizmetin sosyal modele dayalı uygulamalarında olduğu gibi, sosyal problemler bireysel yetersizliklerden meydana gelmez, daha çok toplumun tüm üyelerinin gereksinimlerini karşılamadaki başarısızlıktan doğar. Güçlendirme süreci, birey, bireylerarası ve kurumsal düzeylerde meydana gelir. Engellilik alanında, bu durum, engelli birey, toplum ve devlet düzeyi olarak düşünülebilir. Birey, kişisel güç duygusunu geliştirir, diğer kişileri etkileyebilir ve sosyal kurumları değiştirmek için diğer kişilerle hareket edebilir. Literatürde, 45 kendilik etkinliğini arttırmak, grup bilincini geliştirmek, kendini suçlamayı azaltmak ve değişim için kişisel sorumluluk almak biçiminde ele alınmaktadır (Cankurtaran Öntaş, 2001:104). Sosyal hizmet müdahalesinde bireylerde patoloji ve yetersizlik aramaktan ziyade; güçlü yanları öne çıkarmak ve geliştirmek amaçlanmaktadır. Engellilik alanında sosyal modeli temel alarak çalışan sosyal hizmet uzmanı şu noktalar üzerinde durur (Arıkan, 2002:58-59, Akt: Erkan 2004:36): -Engelli bireylerin içinde yaşadıkları toplumsal ve çevresel koşulların, toplumsal tutumların, eşitlik temelinde günlük yaşama girmelerini önlemesi durumunda engelli kılındıklarını kabul eder. -Engelliliği “sindirilmişlik, bastırılmışlık ve engellenmişlik” boyutunda ele alır. -Engelli bireylerin savunuculuğunu yaptığı kadar, onları da kendilerinin savunuculuğunu yapmaları için destekler; savunuculuk rolünün daha fazlasını onların yapması için çalışır. -Engelli bireylerin karşılaştığı engellerin büyük bir bölümünün kendi durumlarından kaynaklanmadığını vurgular. Buna karşılık, kısıtlayıcı toplumsal ve çevresel koşulların, insanların olumsuz tutumlarının ve önyargılarının engelleyici olduğunu kabul eder. -Engellilik alanındaki tüm çalışmalarda “sosyal eylem”in önemi üzerinde durur. -Toplumda varolan potansiyel kaynakları değerlendirir ve gerektiğinde bu kaynakları harekete geçirir. -Engellilikle ilgili ulusal ve uluslararası temel yasal ve yönetsel düzenlemeler hakkında bilgi sahibidir. Çamur Duyan ve Karataş (2005:111-113)’ın da belirttiği gibi, sosyal hizmetin güçlendirme yaklaşımı çerçevesinde gerçekleştirilen uygulamalarda engellilerin, içinde bulunduğu ve etkileşime girdiği diğer sosyal sistemler ve bunlara ilişkin alt 46 sistemler, daha makro düzeyde içinde bulunduğu toplum, yasal düzenlemeler, toplumun değerleri, ahlak kuralları, topluma ilişkin normlar, toplum liderleri gibi çeşitli faktörler dikkate alınmaktadır. Güçlendirme temelli sosyal hizmet uygulamaları, özellikle toplumsal yaşamdan dışlanmış, marjinalize olmuş kesimleri kişisel, grup ve sosyo-politik açılardan güçlendirmek için bu kesimleri doğrudan veya dolaylı etkileyen tüm sistemlerle çalışmaktadır. Sosyal hizmetin genelci yaklaşımı da bu noktada devreye girmektedir. Bu nedenle, engel gruplarının bireysel, toplumsal ve ekonomik olarak farklı gereksinimleri dikkate alınarak hizmetlerin planlanmasında sosyal hizmet alanına düşen görev artmaktadır. Sosyal hizmet alanında, bedensel engelli bireylerin, ayrımcılığa maruz kalmamaları ve toplumla bütünleşmeleri için, engelli bireylerin, temel hak ve hürriyetlerini sağlamaya yönelik, eşitlikçi ve entegre bir toplum yapısı için çalışmalara ihtiyaç vardır. İnsanların ötekine karşı dışlama eğilimleri, sosyal bağların güçlendirilmesi, gerekli sosyal politika ve yasaların oluşturulması ve uygulanmasıyla engellenebilir. Bununla birlikte, Karataş (2002:43-55)’ın da belirttiği gibi, istihdam, yoksulluk, fiziksel çevre koşulları, eğitim, sağlık, rehabilitasyon gibi alanlardaki ihtiyaçlar karşılanmadıkça engellilik sorununu bir bütün olarak çözmek de imkansızdır. Ancak bu düzenlemeler sosyal hizmet bakış açısıyla bütünlükçü bir yaklaşımla ele alınırsa, engellilerin içinde yaşadıkları topluma eşit ve tam katılımları sağlanabilir. 1.2.ARAŞTIRMANIN PROBLEMİ Özürlüler İdaresi Başkanlığı’nın 2003 yılı sonunda kamuoyuna açıkladığı “Türkiye Özürlüler Araştırması”na göre, ülkemizde nüfusun yüzde 12.29’u engellilerden oluşmaktadır. Erkek nüfusun yüzde 11.29’u, kadın nüfusunun da yüzde 13.45’inin özürlü olduğu Türkiye’de, birden fazla engeli bulunanların oranı ise yüzde 11.4’tür. Yüzde 12.29’luk engelli nüfusun içinde, ortopedik engelliler yüzde 1, görme engelliler yüzde 0.60, işitme engelliler yüzde 0.37, zihinsel engelliler yüzde 0.48, ruhsal ve süreğen hastalıkları bulunanlar da yüzde 9.70 oranında yer almaktadır. Türkiye’deki özürlülerin sayısının 8.5 milyon civarında olduğu tespit edilmiştir (Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı, 2003) 47 Engelli nüfusunun günümüzdeki artan sayısı, beraberinde engelliler açısından kurumsal, ekonomik ve psikososyal yönleriyle sosyal dışlanma sorunlarını da gündeme getirmektedir. Engelsiz insanlar için yapılandırılmış sistem içerisinde, engelliler farklı olarak tanımlanmakta, fakat bu farklılığın farklı gereksinimleri doğurduğu inkar edilmektedir. Engellilerin olmadığı bir dünya varsayılmakta, öncelikle fiziksel çevre bedensel engelli bireyler için tasarlanmamaktadır. Toplumda yaşayan diğer vatandaşlara sunulan toplum kaynakları ve imkanları bedensel engellilere sunulmamaktadır. Engellileri de gözeten sistemli bir iş analizi ve meslek tanımlaması olmaması engelliler için istihdam sorununu gündeme getirmektedir. İstihdam sorunu, ekonomik sorunlara yol açmakta, engelli bireyler için yoksulluk sorununu da doğurmaktadır. Engelliler için eğitim, sağlık ve rehabilitasyon hizmetlerinin yetersizliği, politika ve uygulamalardaki eksiklikler, kurumsal ve ekonomik engellerin göstergesidir. Çevre koşulları engelliler için tasarlanmamış, uygun iş yerleri, istihdam alanları yaratılmamış, yoksulluk sorunları aşılmamış, eğitim sistemi tüm toplumu kapsayacak şekilde düzenlenmemiş, toplumsal hizmetlere erişim sorunları giderilmemiş, yasal düzenlemeler uygulamaya geçirilmemiş iken engellilerin toplumla bütünleşmesini beklemek imkansızdır. Kurumsal ve ekonomik düzenlemelerin yetersizliği, engellilerin topluma tam katılımları yönünde güçlüklere sebep olmaktadır. Kurumsal ve ekonomik engellerin yanısıra engellilerin önündeki engellerden biri de toplumun kendisidir. Engellilik sorunu, toplumsal bir sorundur. Fakat toplum, engelli insanı marjinalleştirdikçe, kabul duygusunu geliştirmedikçe, yani bir başka deyişle duyarlı, bilinçli ve eşitlikçi bir toplum yapısı oluşturulmadıkça, engelliler toplumun dışında, risk altında bir grup olarak kalmaya mahkum olmaktadır. İnsanlar ait oldukları grup dışındaki grupları ötekileştirerek ve sınıflandırarak toplumda kendilerine bir yer edinmektedirler. Toplumun bu yaklaşımı, bedensel 48 engelli bireylerin kendilerini gerçekleştirmelerini engellemekte, toplumla bütünleşmeleri yolunda engeller oluşturmaktadır. Medya, klasik edebiyat ve varolan terminoloji de engelliliği ayrımcı ve dışlayan bir tavır içinde ele almakta ve engellilere yönelik olumsuz yaklaşımlara sahip toplum yapısına katkıda bulunmaktadır. Öncelikle bedensel engellilik, toplumun estetik kaygılarıyla da bütünleştirilmektedir. Bedensel engelli birey, mükemmel vücut miti içinde eksik olarak nitelendirilmekte, yetersizlik düşünceleriyle birlikte ele alınmaktadır. Bu yaklaşım aile, toplum, kültür yapısı içinde nesilden nesile aktarılmakta ve ayrımcı bir toplum yapısını gündeme getirmektedir. Araştırmanın problemi, sosyal dışlanma açısından kurumsal, ekonomik ve psikososyal yönleriyle bedensel engelli bireylerin yaşam deneyimlerini ortaya koymaktır. 1.3.ARAŞTIRMANIN AMACI Bu çalışmanın amacı, bedensel engelli bireylerin sosyo-demografik özelliklerinin saptanması; kurumsal, ekonomik ve psikososyal açıdan sosyal dışlanmayı nasıl yaşadıklarının tespit edilmesidir. 1.Bedensel engelli bireylerin sosyo-demografik özellikleri nelerdir? 2.Bedensel engelli bireyler kurumsal ve ekonomik açıdan sosyal dışlanmayı nasıl yaşamaktadır? 2.1.Bedensel engelli bireyler fiziksel çevre koşulları açısından sosyal dışlanmayı nasıl yaşamaktadır? 2.2.Bedensel engelli bireyler istihdam açısından sosyal dışlanmayı nasıl yaşamaktadır? 2.3.Bedensel engelli bireyler eğitim açısından sosyal dışlanmayı nasıl yaşamaktadır? 49 2.4.Bedensel engelli bireyler sağlık ve rehabilitasyon açısından sosyal dışlanmayı nasıl yaşamaktadır? 3.Bedensel engelli bireyler psikososyal açıdan sosyal dışlanmayı nasıl yaşamaktadır? 3.1.Bedensel engelli bireyler medya açısından sosyal dışlanmayı nasıl yaşamaktadır? 3.2.Bedensel engelli bireyler edebiyat ve terminoloji açısından sosyal dışlanmayı nasıl yaşamaktadır? 3.3. Bedensel engelli bireyler toplum yönünden sosyal dışlanmayı nasıl yaşamaktadır? 1.4.ARAŞTIRMANIN ÖNEMİ Özürlülük alanında bir çok çalışma olmasına rağmen, engellilerin yaşadığı sorunlar sosyal dışlanma kavramı açısından ele alınmamıştır. Bu anlamda, yapılan araştırma, sosyal hizmet alanında, sosyal dışlanma kavramıyla engellilik sorununa yaklaşan ilk çalışma olması açısından önemlidir. Türkiye’de bedensel engelli bireylerin yaşadığı sosyal dışlanmanın nasıl olduğu ve birey üzerindeki kurumsal, ekonomik ve psikososyal etkileri üzerine bir fikir edinme olanağı yaratması açısından önemlidir. Sosyal hizmet mesleğinin yararlanacağı sonuçlar elde edilmesi, engelliler alanında eksik kalmış verilerin tamamlanması ve bu konuda yararlanacak kişilere veri kaynağı olması açısından da önemlidir. 1.5. SAYILTILAR 1.Bedensel engelliler dışlanmaktadır. 2.Bedensel engelliler kurumsal, ekonomik ve psikososyal açıdan dışlanmaktadır. 3.Bedensel engelliler bireysel nedenlerle değil, toplumsal nedenlerle dışlanma yaşamaktadır. 50 4.Araştırmada kullanılan veri toplama aracının, bu konudaki bilgileri toplamada uygun olduğu varsayılmaktadır. 5. Bedensel engelli bireyler için hazırlanan veri toplama aracına bedensel engelli bireyler tarafından verilen yanıtların doğru ve güvenilir olduğu kabul edilmektedir. 1.6.TANIMLAR Araştırmaya ilişkin verilen tanımlar operasyoneldir. Sosyal dışlanma: Bedensel engellilerin kurumsal, ekonomik ve psikososyal olarak korunmama, engellenme Bedensel engelli: Vücudunun bir bölümü olmayan (el, kol, bacak) veya vücut fonksiyonlarını yerine getiremeyen kişiler Kurumsal ve ekonomik olarak sosyal dışlanma: Fiziksel çevre koşulları, istihdam, eğitim, sağlık ve rehabilitasyon alanlarındaki sorunları ve yararlanma/yararlanamama durumları Fiziksel çevre koşulları: Yaşanılan yerdeki yapı; basamaklar, kapılar, banyo, tuvalet, ışık düğmeleri, dolap kapakları; ve kamusal alanlardaki bina içi ve dışı yapı ve düzenlemeler; merdiven, basamak, rampa, kaldırım, altüst geçitler, yüksek para makineleri, tuvaletler, kentsel mekanlar, evlerin planı, ulaşım araçları İstihdam: Bedensel engelli bireylerin işgücüne katılımı, mesleği, pozisyonu, iş pozisyonunda yükselme durumu, gelir durumu ve temel gereksinimlerin karşılanma durumu Eğitim: Bedensel engelli bireylerin eğitim durumu ve eğitim yaşantılarında karşılaştıkları sorunlar Rehabilitasyon hizmetleri: Bedensel engelli bireylerin tıbbi, mesleki ve sosyal rehabilitasyon hizmetlerinden yararlanma durumu 51 Psikososyal olarak sosyal dışlanma: Toplumun bedensel engelliler hakkındaki düşünce, tutum ve davranışları; klasik edebiyat, terminoloji ve medyada yeralan düşünce, tutum ve davranışlar Medya: Televizyon filmlerinde ve dizilerde bedensel engelliler ile ilgili olumsuz yaklaşımlar Klasik edebiyat: Çeşitli edebiyat eserlerinde engelliliğe yönelik olumsuz yaklaşımlar Terminoloji: Engellilik ile ilgili terimlerin farklı kullanımları Toplum: Toplumun engellilere yönelik olumsuz tutum ve davranışları, engelli bireyin ruhsal durumu 1.7. SINIRLILIKLAR Araştırma evreninin tamamından seçilecek bir örneklemden veri toplanması için araştırma süresinin ve mali kaynakların yeterli olmaması, Türkiye’deki ve İstanbul’daki bütün bedensel engellilere ulaşılmasını engellemiştir. Engelli nüfusuna ulaşmak zor olduğu için, sadece İstanbul’daki sivil toplum kuruluşlarına aktif olarak üye olanlar araştırma kapsamına girebilmiştir. Araştırmada ulaşılan örneklemin genel engelli nüfusunu temsil etmesi beklenmemiştir. Araştırma konusunun kapsamlı olması nedeniyle, sosyal dışlanma kurumsal, ekonomik ve psikososyal açılardan bütünleştirilmiş, her alan ele alınamamıştır. Araştırma sürecinde, bedensel engellilerle çok yakın ilişki kurulması gerektiğinden, yaşadıkları sosyal dışlanma her açıdan incelenememiştir. 52 BÖLÜM II ARAŞTIRMANIN YÖNTEMİ 2.1. ARAŞTIRMANIN MODELİ Bu araştırmada temel olarak “tarama modeli” kullanılmıştır. Tarama modelleri, “geçmişte ya da halen varolan bir durumu varolduğu şekliyle betimlemeyi amaçlayan araştırma yaklaşımlarıdır. Araştırmaya konu olan birey ya da nesne, kendi koşulları içinde ve olduğu gibi tanımlanmaya çalışılır.” (Karasar, 2003: 77). Bu çalışmada da bedensel engelli bireylerin dışlanmaya yönelik duygu ve düşünceleri, kendi ortamlarında incelenmeye ve ortaya konmaya çalışılmıştır. Engellilerin yaşadığı sosyal dışlanmaya ilişkin araştırmalar çok sınırlıdır. Konu hakkında detaylı bulguların olmaması, bu araştırmanın betimsel modelde yapılmasına yol açmıştır. Daha önce yapılan araştırmalardan elde edilen bulguların yeterli olmaması, bu çalışmada denence formüle edilmesini mümkün kılmamıştır. Bu nedenle araştırmada, soru cümleleri geliştirilerek yanıt aranmıştır. 2.2. EVREN VE ÖRNEKLEM Araştırmanın evrenini, işitme, görme ve konuşma engelliler dışındaki, bedensel engelli bireyler oluşturmaktadır. Çalışma evreni ise İstanbul ilinde bulunan sivil toplum örgütlerine aktif olarak üye olan bedensel engelli bireylerdir. Araştırmanın örneklemi, “oransız eleman örnekleme” olarak belirlenmiştir. Oransız eleman örnekleme, evrendeki tüm elemanların birbirine eşit seçilme şansına sahip oldukları örnekleme türüdür. Buna “basit tesadüfi örnekleme”, “yalın örnekleme”, “yansız örnekleme” gibi adlar da verilmektedir. Oransız eleman örneklemede, evrendeki eleman türlerinden herbirinden örnekleme girenlerin sayısı, tümü ile şansa bırakılmıştır (Karasar 2003: 113). Araştırmada seçilen örneklemin, görme, işitme ve konuşma engellileri kapsamaması, araştırmanın görüşme sürecinde zorlaştıracağı düşünüldüğü içindir. elde edilecek bulguları kısıtlayacağı ve 53 Araştırmada, Özürlüler İdaresi Başkanlığı’nın belirttiği sivil toplum örgütlerinden bedensel engellilerle ilgili olan 18 sivil toplum örgütü belirlenmiştir. Bunlar; Bedensel Engellilerle Dayanışma Derneği, Pozitif Özürlüler Eğitim Derneği, Fiziksel Engelliler Vakfı, Gaziosmanpaşa Özürlüler Derneği, Ulaşılabilir Yaşam Derneği, Şişli Bedensel Engelliler Derneği, Alternatif Yaşam Derneği, Kartal Ortopedik Özürlülerle Dayanışma Derneği, Kas Hastalıkları Derneği, Omurilik Felçlileri Derneği, Özürlüleri Koruma ve Sosyal Yardımlaşma Derneği, Özürlüler Vakfı, Türkiye Engelliler Spor ve Yardım Derneği, Türkiye Harp Malulü Gaziler, Şehit, Dul ve Yetimleri Derneği, Türkiye Hemofili Derneği, Türkiye Multiple Skleroz Derneği ve Türkiye Sakatlar Derneği’dir. Bu sivil toplum örgütleriyle görüşülmüş, fakat bazılarının sadece istihdama yönelik çalışmalarından dolayı yalnız iş olduğunda uğrayan engellilere ulaşılamamıştır. Bazı kurumlara ise, açılan eğitim ve kurslara gelen engellilerin katılım tarihi, araştırma sürecinin dışında olması nedeniyle kuruluşa gelen engellilere ulaşılamamıştır. Türkiye Harp Malulü Gaziler, Şehit, Dul ve Yetimleri Derneği, engellilerle görüşme isteğimizi reddetmiş, derneğe üye olan kişilerin böyle görüşmelerden duygusal olarak çok etkilendiklerini ve bu nedenle görüşülmesini istemediklerini belirtmişlerdir. Yukarıdaki nedenlere bağlı olarak İstanbul ilinde ulaşılabilen beş sivil toplum örgütü; Türkiye Sakatlar Derneği, Omurilik Felçlileri Derneği, Şişli Bedensel Engelliler Derneği, Kas Hastalıkları Derneği ve Gaziosmanpaşa Özürlüler Derneği’dır. Araştırma kapsamındaki Türkiye Sakatlar Derneği’nin 10 000, Omurilik Feçlileri Derneği’nin 1600, Kas Hastalıkları Derneği’nin 1061, Gaziosmanpaşa Özürlüler Derneği’nin 850, Şişli Bedensel Engelliler Derneği’nin ise 700 civarında kayıtlı üyesi olduğu belirlenmiştir. Araştırma sürecini kapsayan sekiz hafta içinde, Türkiye Sakatlar Derneği’ne beş, Şişli Bedensel Engelliler Derneği’ne üç, Gaziosmanpaşa Özürlüler Vakfı, Kas Hastalıkları Derneği ve Omurilik Felçlileri Derneği’ne ikişer defa yapılan ziyaretler sonucunda 60 bedensel engelli kişiye ulaşılmıştır. 54 Araştırma sürecinde, Türkiye Sakatlar Derneği’nden 22 kişiye, Gaziosmanpaşa Özürlüler Derneği’nden 13 kişiye, Omurilik Felçlileri Derneği’nden 9 kişiye, Kas Hastalıkları Derneği’nden 8 kişiye ve Şişli Bedensel Engelliler Derneği’nin üyelerini daha çok zihinsel engeli de kapsayan birden fazla engeli olan kişiler oluşturduğundan 8 kişiye ulaşılmış ve görüşme yapılmıştır. 2.3. VERİ TOPLAMA ARACI Bu araştırmada, İstanbul ilindeki sivil toplum örgütlerine aktif olarak üye olan bedensel engellilerin yaşantılarını incelemek üzere bir görüşme formu hazırlanmıştır. Araştırmada kullanılan görüşme formu, 47 sorudan oluşmakta ve engelli bireylerin demografik özellikleri, fiziksel çevre koşulları, istihdam, eğitim, sağlık ve rehabilitasyon alanlarındaki hizmetlerden yararlanma durumlarını ve karşılaştıkları güçlükleri, medyanın, edebiyatın ve terminolojinin engellilere bakış açısını, kendilerinin engelleri ile ilgili bireysel ve toplumsal düşüncelerini anlamaya yönelik veri toplamayı amaçlamıştır. 2.4. VERİ TOPLAMA SÜRECİ Araştırmanın veri toplama süreci Ocak-Mart 2008 tarihleri arasında tamamlanmıştır. Veriler, örneklemi oluşturan bedensel engellilerle yüzyüze görüşme yoluyla toplanmıştır. Görüşmeler, sadece araştırmayı yapan kişi tarafından yapılmıştır. Engellilerle yapılan görüşmeler, bedensel engellilerden sözlü onay alınarak yapılmıştır. Görüşmeler, ortalama 30-40 dakika sürmüştür. Veri toplama sürecinde yaşanılan güçlükler, dernek lokallerine gelecek kişi sayısı bilinmediğinden gelecek engellilerin gün boyunca orada beklenmesi ve bazı bölümlerdeki soruların engellileri duygusal olarak sarsmasına şahit olunmasıdır. 2.5. VERİLERİN ÇÖZÜMLENMESİ Araştırma kapsamındaki 60 bedensel engelli bireyden toplanan veriler, hazırlanan yönerge çerçevesinde “SPSS (Sosyal Bilimler İçin İstatistik Programı) Versiyon 15.0” programı aracılığıyla çizelgeler haline getirilerek nicel olarak sunulmuştur. 55 BÖLÜM III BULGULAR VE YORUM Araştırmanın bulguları üç ana bölümde ele alınmış ve yorumlanmıştır. Bulgular ve yorumu araştırmanın bütününden elde edilen genel sonuçlar ve öneriler izlemektedir. Bulguların yorumunda araştırma amaçlarının ne ölçüde gerçekleştiği temel çerçeveyi oluşturmuştur. Birinci ana bölüm, “Tanıtıcı Bulgular” başlığını taşımaktadır. Bu bölümde araştırmaya katılanların kişisel özellikleri ve engelleri ile ilgili özelliklerine ilişkin bulgular yorumlanmıştır. İkinci bölümde, araştırmaya katılan bedensel engellilerin kurumsal ve ekonomik açıdan yaşadığı sosyal dışlanma durumu ele alınmıştır. Bu bölümde, fiziksel çevre koşulları, istihdam, eğitim, sağlık ve rehabilitasyon alanlarında yaşanılan sosyal dışlanmaya ilişkin bulgulara ve yorumlara yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise, araştırmaya katılan bedensel engellilerin psikososyal açıdan yaşadığı sosyal dışlanma durumu ele alınmıştır. Bu bölümde medya, klasik edebiyat/terminoloji, toplum açısından yaşanılan sosyal dışlanmaya ilişkin bulgular ve yorumlar sunulmuştur. 3.1.ARAŞTIRMADA VERİ KAYNAĞI OLAN BEDENSEL ENGELLİLERİ TANITICI BULGULAR Bu bölümde, araştırmaya katılan bedensel engelliler, kişisel özellikleri ve engelleri ile ilgili özellikleri bakımından tanıtılacaktır. 3.1.1.Araştırmaya Katılan Engelli Bireylerin Kişisel Özellikleri Bu bölümde araştırmaya katılan bedensel engelliler cinsiyet, yaş, doğum yeri, medeni durum, çocuk sahibi olma ve sahip oldukları çocuk sayısı bakımından ele alınacaktır. 56 Çizelge 1 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Cinsiyete Göre Dağılımı Cinsiyet Kadın Erkek Toplam S 20 40 60 % 33.3 66.6 100.0 Çizelge 1’de araştırmaya katılan bedensel engellilerin % 66.6’sının erkek, % 33.3’ünün kadın olduğu görülmektedir. ÖZİDA (2002) Araştırması’nda, cinsiyete göre engel türlerine bakıldığında tüm engel türlerinde erkeklerin sayısının kadınlardan daha fazla olduğu görülmektedir. Bedensel engelli erkekler (% 58.7), bedensel engelli kadınlardan (% 41.3) daha fazladır. Buna göre, yukarıda elde edilen sonuçlar, ÖZİDA’nın sonuçlarıyla benzerlik göstermektedir. Bununla birlikte, ÖZİDA’nın yapmış olduğu araştırma, genel nüfusu kapsamaktadır; bu çalışmada ise sadece İstanbul ilindeki sivil toplum örgütlerine aktif üye olan bedensel engelliler araştırma kapsamına alınmıştır. Araştırmaya katılan bedensel engellilerin yarısından fazlasının erkek olduğu anlaşılmaktadır. Çizelge 2 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Yaş Gruplarına Göre Dağılımı Yaş 20-25 26-31 32-37 38-43 44-49 50-55 56-61 Toplam S 5 21 14 8 7 2 3 60 % 8.3 35.0 23.3 13.3 11.7 3.3 5.0 100.0 57 Çizelge 2’ye göre, araştırmaya katılan bedensel engellilerin % 35’inin 26-31, % 23.3’ünün 32-37, % 13.3’ünün 38-43, % 11.7’sinin 44-49, % 8.3’ünün 20-25, % 5’inin 56-61, % 3.3’ünün 50-55 yaş grubunda oldukları görülmektedir. ÖZİDA (2002) Araştırması’na göre, engelli nüfusun sırasıyla % 9.2’sinin 25-29, % 8.5’inin 20-24, % 8.2’sinin 30-34, % 7.6’sının 5-9, % 7.1’inin 15-19, % 6.7’sinin 1014 yaş gruplarında toplanmakta oldukları tespit edilmiştir. Yukarıda elde edilen sonuçlar ÖZİDA’nın sonuçlarıyla benzerlik göstermektedir. Genel olarak bakıldığında, araştırmaya katılan bedensel engellilerin yaklaşık yarısının 20-30 yaş grubunda olduğu anlaşılmaktadır. Çizelge 3 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Doğum Yerlerine Göre Dağılımı Doğum Yeri Büyük şehir Köy Toplam S 23 37 60 % 38.3 61.7 100.0 Çizelge 3’e göre, araştırmaya katılan bedensel engellilerin % 61.7’sinin köy, % 38.3’ünün büyük şehir doğumlu olduğu görülmektedir. Türkiye İstatistik Kurumu Araştırması (2002) sonuçlarına göre, genel nüfus oranı içinde bedensel engellilerin yerleşim yeri olarak kırsal kesim oranı (% 3.77), kent oranından (% 2.64) daha yüksektir. Yukarıdaki araştırma sonucunda, araştırmaya katılan engelli bireylerin yaklaşık üçte ikisinin kırsal yörelerde doğduğu ve daha sonra göç ile İstanbul’a yerleştikleri anlaşılmaktadır. 58 Çizelge 4 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Medeni Durumlarına Göre Dağılımı Medeni Durum Bekar Nişanlı Evli Boşanmış Toplam S 33 1 22 4 60 % 55.0 1.7 36.7 6.7 100.0 Çizelge 4’e bakıldığında araştırmaya katılan bedensel engellilerin, % 55’inin bekar, % 1.7’sinin nişanlı, % 36.7’sinin evli olduğu, % 6.7’sinin ise boşanmış olduğu görülmektedir. ÖZİDA (2002) Araştırması’nda, engelli nüfusun medeni durumuna bakıldığında, yarıdan fazlasının (%51,4) evli olduğu görülmektedir. Bunun yanı sıra %37,7'si bekar ve %1,6'sı boşanmıştır. Buna göre, yukarıda elde edilen sonuçlar, ÖZİDA’nın yaptığı araştırma sonuçları ile farklılık göstermektedir. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (2002) Araştırması’na göre, engellilerin % 54.14’ü evli, % 34.41’i bekar, % 1.66’sı boşanmıştır. Buna göre, bu sonuçlar da araştırmada elde edilen bulguları desteklememektedir. Yapılan bir araştırmada (Karataş, 1996:65) işsizliğin ve ekonomik sorunların evlenme yaşını geciktirici bir etkiye sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Araştırmaya katılan bedensel engellilerin yarısından biraz fazlasının bekar olduğu anlaşılmaktadır. Çizelge 5: Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Çocuk Sahibi Olma Durumuna Göre Dağılımı Çocuk Evet Hayır Toplam S 24 36 60 % 40.0 60.0 100.0 59 Çizelge 5’e göre, araştırmaya katılan bedensel engellilerin % 60’ının çocuk sahibi olmadığı, % 40’ının ise çocuk sahibi olduğu görülmektedir. Araştırmaya katılan engellilerin beşte üçünün çocuk sahibi olmadığı, araştırmaya katılan evli engellilerin ise tamamına yakınının çocuk sahibi olduğu anlaşılmaktadır. Çizelge 6: Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Sahip Olduğu Çocuk Sayısına Göre Dağılımı Çocuk Sayısı 1 çocuk 2 çocuk 3 çocuk 5 çocuk Toplam S 9 11 3 1 24 % 37.5 45.8 12.5 4.2 100.0 Çizelge 6’ya göre araştırmaya katılan engellilerin % 45.8’inin 2, % 37.5’inin 1, % 12.5’inin 3 ve % 4.2’sinin 5 çocuğa sahip olduğu görülmektedir. Buna göre, evli veya daha önce evlenmiş engellilerin yarısına yakınının 2, yaklaşık 1/3’inin de 1 çocuğa sahip olduğu anlaşılmaktadır. Aşağıdaki bölümde ise araştırmaya katılan engellilerin engel durumlarıyla ilgili özellikler üzerinde durulacaktır. 3.1.2. Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Engelleri ile İlgili Özellikler Bu bölümde araştırmaya katılan bedensel engelliler; engel türü, engelin bulunduğu organ, araç desteği alma durumu, engel derecesi, engel nedeni ve doğum sonrası engel yaşı bakımından ele alınacaktır. 60 Çizelge 7: Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Engel Türüne Göre Dağılımı Engel Türü Ortopedik Omurilik felçlisi Kas hastası Ampute MS Diğer Cevap yok Toplam S 31 7 8 4 1 1 8 60 % 51.7 11.7 13.3 6.7 1.7 1.7 13.3 100.0 Çizelge 7’de, araştırmaya katılan bedensel engellilerin engel durumlarına bakıldığında, % 51.7’sinin ortopedik engelli, % 11.7’sinin omurilik felçlisi, % 13.3’ünün kas hastası, % 6.7’sinin ampute ve % 1.7’sinin MS olduğu görülmektedir. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (2002) Araştırması sonuçları, engelin türüne göre engelli nüfusun dağılımında, en fazla sayıya ortopedik engellilerin sahip olduğunu göstermektedir. Buna göre, elde edilen sonuçlar TİK Araştırması’nda elde edilen sonuçlarla benzerdir. Araştırma sonuçlarına göre, araştırmaya katılan bedensel engellilerin yarısını ortopedik engellilerin oluşturduğu anlaşılmaktadır. Çizelge 8 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Araç Desteği Alma Durumuna Göre Dağılımı Araç Desteği Protez Tekerlekli sandalye Koltuk değneği Cihaz Araç kullanmayanlar Toplam S 2 20 13 3 22 60 % 3.3 33.3 21.7 5.0 36.7 100.0 61 Çizelge 8’de, araç desteği alan bedensel engellilerin dağılımına göre, araştırmaya katılan bedensel engelli bireylerin % 36.7’sinin araç desteği almadığı, % 33.3’ünün tekerlekli sandalye, % 21.7’sinin koltuk değneği, % 5’inin cihaz ve % 3.3’ünün de protez kullandığı anlaşılmaktadır. Buna göre, bedensel engellilerin yaklaşık 1/3’inin araç desteği almadığı, araç desteği alanların ise büyük bir bölümünün tekerlekli sandalye ve koltuk değneği kullandığı görülmektedir. Çizelge 9 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Engelin Bulunduğu Organına Göre Dağılımı Engelin Bulunduğu Organ Bacak Kol Ayak Omurga ve kemik Kalça Birden çok Diğer Cevap yok Toplam S 18 5 11 3 4 12 1 6 60 % 30.0 8.3 18.3 5.0 6.7 20.0 1.7 10.0 100.0 Çizelge 9’da, araştırmaya katılan engellilerin % 30’unun bacak, % 20’sinin birden çok, % 18.3’ünün ayak, % 8.3’ünün kol, % 6.7’sinin kalça, % 5’inin omurga ve kemik bölgesinde engeli olduğu görülmektedir. Buna göre, araştırmaya katılan engellilerin yaklaşık yarısının engelinin ayak ve bacak bölgesinde yoğunlaştığı, 1/5’inin ise birden çok engeli bulunduğu anlaşılmaktadır. 62 Çizelge 10 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Engel Derecesine Göre Dağılımı Engel Derecesi 40-59 60-80 80+ Toplam S 25 15 20 60 % 41.7 25.0 33.3 100.0 Çizelge 10’da, araştırmaya katılan bedensel engellilerin engel derecesine göre dağılımına bakıldığında, % 41.7’sinin engel derecesinin 40-59, % 33.3’ünün 80 ve üzeri, % 25’inin ise 60-80 olduğu görülmektedir. Araştırmaya katılan bedensel engellilerin yaklaşık 2/5’sinin engel derecesinin 40-59, 1/4’inin 60-80, 1/3’inin ise 80 ve üzeri olduğu anlaşılmaktadır. Çizelge 11 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Engel Nedenine Göre Dağılımı Engel Nedeni Doğum öncesi nedenler Doğum sırası nedenler Doğum sonrası nedenler Toplam S 5 9 46 60 % 8.3 15.0 76.7 100.0 Çizelge 11’de, araştırmaya katılan bedensel engellilerin engel nedenine göre dağılımına bakıldığında, % 76.7’sinin doğum sonrası nedenlerle, % 15’inin doğum sırası nedenlerle ve % 8.3’ünün doğum öncesi nedenlerle engelli olduğu görülmektedir. ÖZİDA (2002) Araştırması’na göre, engelin ortaya çıkış zamanına göre doğum sonrası engelli olan ortopedik engelli nüfusunun sayısı %73.3’tür. Buna göre, elde edilen sonuç, ÖZİDA’nın yaptığı araştırma sonuçlarıyla benzerlik göstermektedir. Buna göre, araştırmaya katılan bedensel engellilerin 3/4’ünün, doğum sonrası nedenlere bağlı nedenlerle engelli olduğu anlaşılmaktadır. 63 Çizelge 12 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Doğum Öncesi Nedenlere Göre Dağılımı Doğum Öncesi Nedenler Kalıtsal hastalıklar Nedeni bilinmiyor Toplam S 4 1 5 % 80.0 20.0 100.0 Çizelge 12’de, doğum öncesi nedenlerle engelli olanların dağılımına bakıldığında % 6.7’sinin kalıtsal hastalıklar nedeniyle engelli olduğu ve % 1.7’sinin ise nedeninin bilinmediği görülmektedir. Araştırma sonucuna göre, doğum öncesi nedenlere bağlı engelli olanların daha çok kalıtsal hastalıklar nedeniyle engelli olduğu anlaşılmaktadır. Çizelge 13 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Doğum Sırası Nedenlere Göre Dağılımı Doğum Sırası Nedenler Doğumun kötü koşullarda gerçekleşmesi Yetersiz kişilerce gerçekleştirilmesi Toplam S 2 7 9 % 22.2 77.8 100.0 Çizelge 13’te, araştırmaya katılan engellilerin doğum sırası nedenlere göre dağılımına bakıldığında, gerçekleştirilmesinden ve % % 77.8’inin 22.2’sinin doğumun ise doğumun yetersiz kötü kişilerce koşullarda gerçekleşmesinden dolayı engelli oldukları görülmektedir. Buna göre, araştırmaya katılan ve doğum sırasında engelli olan engellilerin yaklaşık 3/4'ünün doğumun yetersiz kişilerce ve yaklaşık 1/4'inin doğumun kötü koşullarda gerçekleştirilmesinden dolayı engelli olduğu anlaşılmaktadır. 64 Çizelge 14 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Doğum Sonrası Nedenlere Göre Dağılımı Doğum Sonrası Nedenler Hastalıklar Kazalar Doğal afetler Toplam S 29 16 1 46 % 63.0 34.8 2.2 100.0 Çizelge 14’te doğum sonrası nedenlerle engelli olanların dağılımına bakıldığında % 63’ünün hastalıklar, % 34.8’inin kazalar ve % 2.2’sinin doğal afet nedeniyle engelli olduğu görülmektedir. Doğum sonrası nedenlere bağlı engelli olanların yarısından fazlasının hastalıklar nedeniyle engelli olduğu anlaşılmaktadır. Çizelge 15 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Doğum Sonrasında Kaç Yaşında Engelli Olduklarına Göre Dağılımı Doğum Sonrası Engel Yaşı 0-5 6-10 11-16 17-22 23-28 29-34 35-40 41-46 47-52 Toplam S 22 3 7 6 2 3 1 1 1 46 % 47.8 6.5 15.2 13.0 4.3 6.5 2.2 2.2 2.2 100.0 Çizelge 15’e bakıldığında, araştırmaya katılan bedensel engellilerin doğum sonrasında engelli olma yaşına bakıldığında, % 47.8’inin 0-5, % 15.2’sinin 11-16, % 13’ünün 17-22, % 6.5’inin aynı yüzdelerle 29-34 ve 6-10, % 4.3’ünün 23-28 ve % 2.2’sinin aynı yüzdelerle 35-40, 41-46, 47-52 yaş grubunda olduğu görülmektedir. 65 Doğum sonrasında engelli olanların yaklaşık yarısının 0-5 yaş grubunda olduğu görülmektedir. Buna göre araştırmaya katılanların çoğunun çok küçük yaşta engelli oldukları söylenebilir. Genel olarak, tanıtıcı bulgular kapsamında araştırmaya katılan engellilerin kişisel özelliklerine bakıldığında, engellilerin daha çok 20-30 yaş grubundaki köy kökenli ve bekar erkeklerden oluştuğu, evli ve çocuk sahibi olan engellilerin daha düşük sayıda olduğu saptanmıştır. Engelleri ile ilgili özelliklerine bakıldığında, engellilerin yarısına yakınının engelinin ayak ve bacak bölgesinde yoğunlaştığı, 1/5’inin birden çok engeli bulunduğu, çoğunlukla ortopedik engellilerden oluştukları, engelliler içerisinde araç desteği kullanmayanların daha fazla olduğu ve ardından tekerlekli sandalye ve koltuk değneği kullananların geldiği, araştırmaya katılan engellilerin engel nedenlerine bakıldığında, doğum öncesi nedenlerin daha çok kalıtsal nedenlere, doğum sırası nedenlerin daha çok doğumun yetersiz kişilerce gerçekleştirilmesine ve doğum sonrası nedenlerin de daha çok hastalıklara bağlı olduğu; doğum sonrasında engelli olanların engel durumunun ise erken çocukluk döneminde ortaya çıktığı tespit edilmiştir. Aşağıdaki bölümde, araştırmaya katılan bedensel engellilerin kurumsal ve ekonomik dışlanma durumları üzerinde durulacaktır. 3.2. BEDENSEL ENGELLİLERİN KURUMSAL VE EKONOMİK AÇIDAN YAŞADIĞI SOSYAL DIŞLANMA DURUMU Bu bölümde, araştırmaya katılan bedensel engellilerin kurumsal ve ekonomik açıdan yaşadığı sosyal dışlanma, fiziksel çevre, istihdam, eğitim, sağlık ve rehabilitasyon bakımından ele alınacaktır. 3.2.1. Fiziksel Çevre Koşulları Bu bölümde, fiziksel çevre koşulları iki bölüme ayrılarak incelenmiştir. Birinci bölümde, kamusal alanlardaki fiziksel çevre koşullarının yeterlilik durumu ve kamusal alanlardaki fiziksel koşulların yaşantılarına etkisi tanıtılacak; ikinci bölümde ise ev içindeki fiziksel çevre koşullarının yeterlilik durumu ve ev içindeki fiziksel 66 koşulların yaşantılarına etkisi ve gündelik hayatta fiziksel engellerle karşılaştıkları zaman yaşadıkları duygular tanıtılacaktır. 3.2.1.1.Kamusal Alanlardaki Yapı ve Düzenlemeler Bu bölümde araştırmaya katılan bedensel engellilerin kamusal alanlardaki bina içi/dışındaki yapı ve düzenlemelerin yeterlilik durumu, kamusal alanlardaki bu yapı ve düzenlemelerin yaşantılarına etkileri ve günlük yaşantılarında fiziksel engellerle karşılaştıklarındaki duygu durumuna ilişkin bulgular sunulacak ve yorumlanacaktır. Çizelge 16 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Kamusal Alanlardaki Yapı ve Düzenlemelerin Yeterlilik Durumuna Göre Dağılımı Kamusal Alanlar Yollar Kaldırımlar Merdivenler Altüst geçitler Asansörler Tuvaletler Kentsel mekanların planı Ulaşım araçları Yeterli S 22 19 18 20 20 23 21 17 % 36.7 31.7 30.0 33.3 33.3 38.3 35.0 28.3 Yetersiz S 38 41 42 40 40 37 39 43 % 63.3 68.3 70.0 66.7 66.7 61.7 65.0 71.7 Toplam S 60 60 60 60 60 60 60 60 % 100.0 100.0 100.0 100.0 100.0 100.0 100.0 100.0 “Belediyenin engelli servisi 153’ü kaçırınca sabaha kadar sokakta kalmak zorunda kaldım, oturdum kalkamadım. Alkolik zannettiler. İnsanlara küstüm, aşağılanıyorum, hor görülüyorum” (42 yaşında kas hastası) Çizelge 16’da, bedensel engellilerin kamusal alanlarda yaşantılarını istedikleri gibi sürdürebilmeleri için bina içi ve dışındaki yapı ve düzenlemelerin yeterlilik düzeyi dağılımına bakıldığında, araştırmaya katılanların % 71.7’sinin ulaşım araçlarını, % 70’inin merdivenleri, % 68.3’ünün kaldırımları, % 66.7’sinin altüst geçitleri, % 66.7’sinin asansörleri, % 65’inin kentsel mekanların planını, % 63.3’ünün yolları ve % 61.7’sinin tuvaletleri yetersiz bulduğu ortaya çıkmaktadır. ÖZİDA (2002) Araştırması’na göre, hangi engel türünde olursa olsun genel olarak engelli bireylerin % 68'inin yaşadığı çevrede engeline bağlı olarak yaşadığı bina, 67 cadde, sokak ve yollarda engeline uygun olarak herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. ÖZİDA (2002) Araştırması’na göre, kamusal alana ulaşmanın da göstergelerinden birisi sayılabilecek toplu taşıma hizmetleri yeterli düzeyde bulunmamaktadır. Bu hizmetin yakın çevrede bulunduğunu söyleyenlerin oranı sadece % 4 civarındadır. Çevrede toplu taşım hizmetinin olmadığını gösteren oranlarının yüksek olması dikkat çeken noktalardan birisidir. Buna göre, ÖZİDA’nın yaptığı araştırmaların sonuçları, yapılan araştırmanın sonuçları ile aynılık göstermektedir. Buna göre, araştırmaya katılan bedensel engellilerin yaklaşık 2/3’si kamusal alanlardaki yapı ve düzenlemelerin yetersiz olduğunu belirtmektedirler. Ulaşım araçlarını ilk sıraya koyanlar 2/3’sinden fazlasını oluşturmaktadır. Kamu alanlarının ve ulaşım araçlarının engelliler düşünülerek tasarlanmamış, yapılandırılmamış olmaları engellilerin bazı olanaklardan diğer vatandaşlar gibi yararlanamadığına ve toplum içindeki dışlanmış konumlarına işaret etmektedir. Bu, bireyin kamusal alandan tecrit edildiğinin yani kurumsal olarak dışlandığının önemli göstergelerinden biridir. Çizelge 17 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Kamusal Alanlardaki Yapı ve Düzenlemelerin Yaşantılarını Etkileme Durumuna Göre Dağılımı Kamusal Alandaki Yaşantı Kişisel yardım ihtiyacı duymuyorum Bir yere gideceğim zaman ekstra zamanlama ve planlama yapmam gerekmiyor Destek sayesinde fiziksel çevre koşulları hayatımı etkilemiyor Toplumsal aktivitelere istediğim gibi katılabiliyorum Ekonomik gelirim iyi olduğu için her türlü düzenlemeyi yapabiliyorum % Cevap yok S 21 35.0 36.7 38 32 53.3 34 16 Evet S % Hayır S % Toplam S % 39 65.0 - - 60 100.0 22 63.3 - - 60 100.0 19 31.7 9 15 60 100.0 56.7 26 43.3 - - 60 100.0 26.7 44 73.3 - - 60 100.0 68 Çizelge 17’ye bakıldığında, araştırmaya katılan bedensel engellilerin % 73.3’ünün ekonomik gelire bağlı olarak kamusal alanda her türlü düzenlemeyi yapamadığı, % 63.3’ünün kamusal alanlarda bir yere gidecekleri zaman ekstra zamanlama ve planlama yapmaları gerektiği, % 43.3’ünün toplumsal aktivitelere istediği gibi katılamadığı, % 35’inin kamusal alanlarda kişisel yardım ihtiyacı duyduğu, % 31.7’sinin çevre koşullarının hayatlarını etkilediği görülmektedir. Destek sayesinde kamusal alanlarda güçlük çekmeme durumuna cevap vermeyenler (% 15), desteğe ihtiyaç duymadıklarından dolayı soruları yanıtlamamıştır. Araştırmaya katılan engellilerin yaklaşık 3/4’ünün ekonomik gelire bağlı olarak her türlü düzenlemeyi yapamaması, Çizelge 29’da yer alan engellilerin düşük gelir seviyesi ile açıklanabilir. Araştırmaya katılan engelliler, toplu taşıma araçlarının uygunsuzluğundan dolayı özel araç kullanmak ve dolayısıyla ek masraf yapmaları gerektiğini belirtmişlerdir. Araştırmaya katılan engellilerin çoğunluğunun bir yere gidecekleri zaman ekstra zamanlama ve planlama yapanlarının gerektiği anlaşılmaktadır. Bu da olumsuz çevre koşullarının ve destek ihtiyacının göstergesi sayılabilir. Araştırmaya katılan engellilerin yarısından fazlasının aldığı destek sayesinde kamusal alanlarda fiziksel çevre koşullarından etkilenmediği anlaşılmaktadır. Buna göre, araştırmaya katılan bedensel engellilerin sosyal destek sistemlerinden yararlandığını söylemek mümkündür. Kamusal alanlarda bireylere verilen desteğin engelli insanların hayatını kolaylaştırdığını ve olumsuz olarak daha az etkilendiklerini söylemek mümkündür. Engellilerin yarısından biraz fazlasının toplumsal aktivitelere istedikleri gibi katıldıkları anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, toplumsal aktivitelerin içeriği üzerinde durulması gereken bir noktadır. Elde edilen sonuçlara göre, kamusal alanlardaki yapı ve düzenlemelerin araştırmaya katılan bedensel engellilerin yaşantılarını göreceli olarak olumsuz etkilemediği söylenebilir. 69 3.2.1.2.Ev İçindeki Fiziksel Çevre Koşulları ve Yapılar Bu bölümde, araştırmaya katılan bedensel engellilerin ev içindeki fiziksel çevre koşulları ve yapıların yaşantılarını istedikleri gibi sürdürebilmeleri için yeterlilik durumu, ev içi koşullarında yapı ve düzenlemelerin yaşantılarına etkileri üzerinde durulacaktır. Çizelge 18 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Ev İçindeki Fiziksel Çevre Koşulları ve Yapıların Yeterlilik Durumuna Göre Dağılımı Ev Koşulları Basamaklar Kapılar Banyo Tuvalet Işık düğmeleri Dolap kapakları Yeterli S 40 49 45 46 51 50 % 66.7 81.7 75.0 76.7 85.0 83.3 Yetersiz S 20 11 15 14 9 10 % 33.3 18.3 25.0 23.3 15.0 16.7 Toplam S 60 60 60 60 60 60 % 100.0 100.0 100.0 100.0 100.0 100.0 Çizelge 18’de, araştırmaya katılan bedensel engellilerin ev içi koşullarında yaşantılarını istedikleri gibi sürdürebilmeleri için fiziksel çevre ve yapıların yeterlilik düzeyi dağılımına bakıldığında, % 33.3’ünün basamakları, % 25’inin banyoları, % 23.3’ünün tuvaletleri, % 18.3’ünün kapıları, % 16.7’sinin dolap kapaklarını ve % 15’inin ışık düğmelerini yetersiz bulduğu görülmektedir. Araştırmaya katılan bedensel engellilerin 1/3’inin basamakları yetersiz bulduğu, yaklaşık 1/5’inin genel olarak ev içindeki fiziksel çevre koşulları ve yapıları yetersiz bulduğu anlaşılmaktadır. Buna göre, ev içindeki fiziksel çevre koşulları ve yapılarında yeterlilik düzeyi açısından basamakların daha düşük bir orana sahip olması, ev içindeki diğer koşullar için ayarlamaların ve adaptasyonun yapıldığı fakat basamaklar konusunda güçlüklerle karşılaşıldığına işaret etmektedir. Sonuç olarak, araştırmaya katılan bedensel engelliler için, ev içindeki fiziksel çevre koşulları ve yapıların yeterli olduğunu söylemek mümkündür. 70 Çizelge 19 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Ev İçindeki Fiziksel Çevre Koşulları ve Yapıların Yaşantılarını Etkileme Durumuna Göre Dağılımı Ev Koşullarında Yaşantı Bağımsız hareket edebiliyorum Bir yere gideceğim zaman ekstra zamanlama ve planlama yapmam gerekmiyor Destek sayesinde ev koşullarında güçlük çekmiyorum Zamanımın çoğunu evde geçiriyorum Ekonomik gelirim iyi olduğu için her türlü düzenlemeyi yapabiliyorum % 11.7 Cevap yok S 1 37 61.7 75.0 7 21 35.0 16 26.7 Evet S 52 % 1.7 Top lam S 60 % 100.0 1 1.7 60 100.0 11.7 8 13.3 60 100.0 39 65.0 - - 60 100.0 44 73.3 - - 60 100.0 % 86.7 Hayır S 7 22 36.7 45 Çizelge 19’da, araştırmaya katılan bedensel engellilerin, % 73.3’ünün ekonomik gelire bağlı olarak ev içinde her türlü düzenlemeyi yapamadıkları, % 61.7’sinin bir yere gidecekleri zaman ekstra zamanlama ve planlama yapmaları gerektiği, % 35’inin zamanının çoğunu evde geçirdiği, % 11.7’sinin aynı yüzdelerle bağımsız hareket edemediği ve ev koşullarında güçlük çektiği görülmektedir. Ev koşullarında destek sayesinde güçlük çekme durumuna cevap vermeyenler (%13.3), desteğe ihtiyaç duymadıklarından cevap vermemiştir. ÖZİDA (2002) Araştırması’na göre, bedensel engellilerin % 61.2’si kendi başına bağımsız hareket edebilmektedir. Buna göre, ÖZİDA’nın yaptığı araştırmanın sonuçları, yapılan araştırmanın sonuçları ile benzerlik göstermektedir. Araştırma sonuçlarına göre, engelli bireylerin çoğunluğunun ev koşullarında bağımsız hareket edebilmeleri, araştırmaya katılan engelli bireylerin kullandıkları araç desteği ile ilgili olabilir (Çizelge 8). Elde edilen bulgulara göre, engellilerin yarısından fazlasının bir yere gideceği zaman ekstra zamanlama ve planlama yapması gerektiği anlaşılmaktadır. Bu da olumsuz çevre koşullarının ve destek ihtiyacının göstergesi sayılabilir. 71 Araştırmaya katılan bedensel engellilerin çoğunluğunun destek sayesinde ev içi koşullarda güçlük çekmediği anlaşılmaktadır. Buna göre, araştırmaya katılan engellilerin ev içi fiziksel koşulları olabildiğince uyumlu hale getirdikleri düşünülmektedir. Ev koşullarında bireylere verilen desteğin engelli insanların hayatını kolaylaştırdığını ve olumsuz olarak daha az etkilendiklerini söylemek mümkündür. Araştırmaya katılan engellilerin 1/5’inin zamanının çoğunu evde geçirdiği anlaşılmaktadır. Zamanının çoğunu evde geçirenlerin sayısı düşük gözükse de, evin dışında zaman geçirdikleri mekanların, işyeri ve dernek lokali olduğu da unutulmamalıdır. Buna göre, engellilerin çoğu ekonomik nedenlerle ev içi koşullarda her türlü düzenlemeyi yapamamaktadır. Engellilerin düşük gelir seviyesi Çizelge 29’da da görülmektedir. Elde edilen sonuçlar, ev koşullarında araştırmaya katılan engellilerin 1/3’inin en az bir nedenden dolayı yaşantılarının olumsuz etkilendiğini göstermektedir. Çizelge 20 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Fiziksel Engellerle Karşılaştıklarında Yaşadıkları Duygu Durumuna Göre Dağılımı Duygular Stres Kızgınlık Üzüntü Engellenmiş hissediyorum Bir şey hissetmiyorum Toplam S 10 27 31 13 8 89* % 11.2 30.3 34.8 14.6 9.0 100.0 *Birden fazla cevap verilmiştir. Çizelge 20’ye bakıldığında, araştırmaya katılan bedensel engellilerin günlük yaşantılarında fiziksel engellerle karşılaştıklarında hissettikleri duygular görülmektedir. Araştırmaya katılan bedensel engellilerin % 34.8’inin üzüntü, % 30.3’ünün kızgınlık, % 14.6’sının engellenmiş, % 11.2’sinin stres, % 9’unun ise bir 72 şey hissetmediği görülmektedir. Bir şey hissetmediklerini belirtenler, engel dereceleri düşük olduğundan bu yanıtı vermişlerdir. Görüşme sürecinde, araştırmaya katılan engelliler isyan ve utanma duygularını da dile getirmişlerdir. Araştırmacılar, engelsiz insanlar için tasarlanmış çevrede engelli insanların fiziksel engellere uyum sürecinin stress yarattığını vurgulamaktadır. Ayrıca, yaşam tarzının bozulması ve günlük yaşantıda karşılaşılan güçlükler, üzüntü, kızgınlık, engellenmeyi de beraberinde getirmektedir (Rokach, Lechcier-Kimel ve Safarov, 2006:682). Buna göre, elde edilen sonuçlar, Rokach ve arkadaşlarının (2006) yaptığı araştırmanın sonuçlarını destekler niteliktedir. Araştırmada elde edilen sonuçlardan, engellilerin 1/3’inin aynı oranlarda üzüntü ve kızgınlık, 1/5’inin engellenmiş hissettiği ve 1/10’inin ise stres yaşadığı anlaşılmaktadır. Sonuç olarak, kamusal alanlardaki mimari düzenlemelerin engelliler düşünülerek tasarlanmadığını ve dolayısıyla gündelik yaşantıda karşılaşılan fiziksel engellerin engelli bireyi olumsuz etkilediğini söylemek mümkündür. Aşağıdaki bölümde araştırmaya katılan bedensel engellilerin istihdam açısından yaşadıkları sosyal dışlanma üzerinde durulacaktır. 3.2.2.İstihdam Bu bölümde araştırmaya katılan bedensel engellilerin mesleği, iş durumu, iş yerindeki görevi, iş bulma şekli, iş değiştirme durumu, terfi durumu, iş yaşantısını etkileyen faktörler, evin geçimini sağlayan bireyler, gelir ve gider durumu, temel gereksinimlerin karşılanma durumu, bağlı olduğu sosyal güvenlik kuruluşları, gönüllü ya da resmi kuruluşlardan yardım alma durumları ve aldıkları yardımın türüne ilişkin bulgular yorumlanacaktır. 73 Çizelge 21 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Mesleklere Göre Dağılımı Meslek Ev hanımı Memur İşçi Serbest Mesleği yok Diğer Toplam S 3 15 14 13 13 2 60 % 5.0 25.0 23.3 21.7 21.7 3.3 100.0 Çizelge 21’e bakıldığında, bedensel engellilerin % 25’inin memur, %23.3’ünün işçi, % 21.7’sinin serbest meslek sahibi, % 21.7’sinin mesleğinin olmadığı ve % 5’inin ev hanımı olduğu görülmektedir. Araştırmaya katılan bedensel engellilerin yaklaşık yarısının memur ve işçi olduğu, yaklaşık 1/4'inin ise mesleğinin olmadığı görülmektedir. Buna göre, araştırmaya katılan bedensel engellilerin yaklaşık 4/5’ünün meslek sahibi olduğu anlaşılmaktadır. Çizelge 22 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin İş Durumuna Göre Dağılımı İş Durumu Emekli İşsiz Çalışıyor Hiç çalışmamış Toplam S 13 5 33 9 60 % 21.7 8.3 55.0 15.0 100.0 Çizelge 22’de bedensel engellilerin iş durumlarına göre dağılımına bakıldığında, % 55’inin çalışıyor, % 21.7’sinin emekli, % 15’inin hiç çalışmamış ve % 8.3’ünün işsiz olduğu görülmektedir. 74 Türkiye İstatistik Kurumu (2002) verilerine göre, engelliler içinde işgücüne dahil olmayan nüfus % 78.29, işgücüne katılım nüfusu % 21.71, işsizlik nüfusu ise % 15.46’dir. Araştırmada elde edilen bulgular ile TİK’in yaptığı araştırmanın sonuçları farklılık göstermektedir. Buna göre, araştırmaya katılan bedensel engellilerin yarısından fazlasının çalıştığı ve iş gücüne katıldıkları ortaya çıkmaktadır. Çizelge 23 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin İş Yerindeki Görevine Göre Dağılımı İş Yerindeki Görevi Memur Yönetici Vasıfsız personel Kendi işinin sahibi Diğer Toplam S 10 2 29 8 2 51 % 19.6 3.9 56.9 15.7 3.9 100.0 Çizelge 23’e göre, araştırmaya katılan bedensel engellilerin% 56.9’unun vasıfsız personel, % 19.6’sının memur, % 15.7’sinin kendi işinin sahibi ve % 3.9’unun ise yönetici olduğu görülmektedir. Çizelge 22’de hiç çalışmamış olan bireylerin Çizelge 23’te iş yerindeki görev dağılımına katılmadığı anlaşılmaktadır. Buna göre, araştırmaya katılan engellilerin yarısından fazlasının vasıfsız personel olduğu görülmektedir. Bu durum araştırmaya katılan engellilerin meslek durumu ve düşük eğitim seviyesi ile açıklanabilir (Çizelge 21, 37). Buna göre, araştırmaya katılan engellilerin ekonomik ve kurumsal olarak dışlandığı söylenebilir. 75 Çizelge 24 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin İş Bulma Şekline Göre Dağılımı İş Bulma Şekli Kendim Arkadaşım Ailem Özürlü kontenjanı KPSS İŞKUR Dernek Toplam S 20 6 6 4 1 6 8 51 % 39.2 11.8 11.8 7.8 2.0 11.8 15.7 100.0 Çizelge 24’te, araştırmaya katılan bedensel engellilerin iş bulma şekillerine göre dağılımına bakıldığında, engellilerin % 39.2’sinin işi kendisinin bulduğu, % 15.7’sinin dernek, % 11.8’inin arkadaş, % 11.8’inin aile, % 11.8’inin İŞKUR, % 7.8’inin özürlü kontenjanı ve % 2’sinin ise KPSS vasıtasıyla bulduğu görülmektedir. Çizelge 22’de hiç çalışmamış olan bireylerin Çizelge 24’te dahil olmadıkları görülmektedir. Buna göre, araştırmaya katılan bedensel engellilerin yaklaşık 2/5’sinin işi kendilerinin bulduğu anlaşılmaktadır. Çizelge 25 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin İş Değiştirme Durumuna Göre Dağılımı İş Değişikliği Evet Hayır Toplam S 27 24 51 % 52.9 47.1 100.0 Çizelge 25’e bakıldığında, araştırmaya katılan bedensel engellilerin % 52.9’unun iş değiştirdiği, % 47.1’inin ise iş değiştirmediği görülmektedir. Çizelge 22’de hiç çalışmamış olan bireylerin Çizelge 25’te dahil olmadıkları anlaşılmaktadır. 76 Buna göre, araştırmaya katılan bedensel engelliler içinde, iş değiştirenler iş değiştirmeyenlerden daha fazladır. İş değiştiren bedensel engellilerin iş değiştirmeyenlerden daha fazla olması, iş yaşantılarındaki olumsuzluklarla açıklanabilir (Çizelge 27). Çizelge 26 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Terfi Durumuna Göre Dağılımı Terfi Durumu Evet Hayır Toplam S 9 42 51 % 17.6 82.4 100.0 Çizelge 26’da, araştırmaya katılan bedensel engellilerin terfi etme dağılımına bakıldığında, % 82.4’ünün terfi etmediği, % 17.6’sının terfi ettiği anlaşılmaktadır. Çizelge 22’de hiç çalışmamış olan bireylerin Çizelge 26’da dahil olmadıkları anlaşılmaktadır. Araştırmaya katılan engellilerin 3/4'ünden fazlasının terfi etmediği görülmektedir. Kitchin ve Shuttleworth (1998)’e göre, engelli insanlar düşük ücretli, az vasıflı ya da vasıfsız işlerde terfinin çok az bir ihtimal olduğu işlerde çalıştırılmaktadır. Bu sonuç, elde edilen bulguları destekler niteliktedir. Elde edilen bulgulara bakıldığında, engellilerin terfi etme durumunun vasıfsız personel olma ve düşük eğitim seviyesi durumuna bağlı olabileceği düşünülebilir (Çizelge 23, 36). Sonuç olarak, bedensel engellilerin çoğunun iş yaşantısında pozisyonlarının yükselmediği anlaşılmaktadır. 77 Çizelge 27 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin İş Yaşantısını Etkileyen Faktörlere Göre Dağılımı İş Yaşantısı Fiziksel çevre koşulları Engelim nedeniyle eğitimim yetersiz Olumsuz çalışma koşulları Mesleğim yok Engelli oluşum Engelim nedeniyle işverenlerin olumsuz tutumları Hiçbiri Toplam S 24 % 20.2 10 17 13 29 13 13 119* 8.4 14.3 10.9 24.4 10.9 10.9 100 *Birden fazla cevap verilmiştir. Çizelge 27’de, araştırmaya katılan bedensel engellilerin iş yaşantılarını etkileyen faktörler, fiziksel çevre koşulları, yetersiz eğitim, olumsuz çalışma koşulları, mesleğin olmaması, engelli oluş, olumsuz işveren tutumları olarak altı grupta incelenmiştir. Buna göre, araştırmaya katılan engellilerin % 24.4’ünün engelli oluşu, % 20.2’sinin fiziksel çevre koşulları, % 14.3’ünün olumsuz çalışma koşulları, % 10.9’unun aynı yüzdelerle mesleğinin olmaması ve olumsuz işveren tutumları, % 8.4’ünün yetersiz eğitim nedeniyle iş yaşantılarının etkilendiği görülmektedir. Araştırmaya katılan engellilerin % 10.9’unun ise iş yaşantılarını etkileyen faktörlerin bulunmadığı görülmektedir. Soru çok seçenekli olduğundan araştırmaya katılan engelliler, seçenekleri kendi önceliklerine göre cevaplamışlar, bazı seçeneklere cevap vermemişlerdir. ÖZİDA (2002) Araştırması’na göre, günlük aktivitelerini yerine getirirken bir başkasına tam bağımlı olan engellilerin iş yaşantılarında en fazla rahatsızlık duydukları konu işyerinin fiziki şartlarıdır (% 67,8). İş arkadaşlarının kendisini kabullenmemesi (% 27.4), mesleki becerilerini kullanamaması (% 27.4), işverenin olumsuz tutumları (% 27.4) sonra gelmektedir. ÖZİDA’nın yaptığı araştırmanın sonuçları, araştırmada elde edilen sonuçlarla bazı benzerlikler göstermektedir. Fakat araştırmamıza katılan engelliler iş yaşantılarını etkileyen koşullar için fiziksel çevre koşullarından önce engellerini belirtmişlerdir. 78 Araştırmaya katılan engellilerin 1/4’inin engelinden dolayı, 1/5’inin ise fiziksel çevre koşullarından dolayı iş yaşantılarının olumsuz etkilendiği anlaşılmaktadır Buna göre, araştırmaya katılanların iş yaşantılarında engellerinin engel teşkil etmesi, fiziksel çevreden rahatsız olmaları bu çevreye ilişkin olarak varolan fiziksel tasarımın uygun olmadığının bir göstergesidir. Elde edilen bulgular, engelli bireyin önce engelinden dolayı sonra da fiziksel çevre koşullarından dolayı dışlanmakta olduğunu göstermektedir. Çizelge 28 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Evin Geçimini Sağlama Durumuna Göre Dağılımı Evin Geçimi Ben Annem Babam Eşim Kardeşlerim Toplam S 46 9 26 8 17 106* % 43.4 8.5 24.5 7.5 16.0 100.0 *Birden fazla cevap verilmiştir. Çizelge 28’de evin geçimini sağlayan kişi ve/veya kişilere bakıldığında, % 43.4’ünün kendisinin, % 24.5’inin babasının, % 16’sının kardeşlerinin, % 8.5’inin annesinin ve % 7.5’inin eşinin evin geçimini sağladığı görülmektedir. Elde edilen bulgular, evin geçimini sağlayan kişinin daha çok engellilerin kendisinin olduğunu göstermektedir. Araştırma sonucuna göre, araştırmaya katılan engelli bireylerin çalışma hayatına katıldıkları ve evin geçimine katkıda bulundukları anlaşılmaktadır. 79 Çizelge 29 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Gelir Durumuna Göre Dağılımı Gelir Durumu 0-500 501-700 701-900 901-1100 1400+ Cevap yok Toplam S 22 8 2 9 15 4 60 % 36.7 13.3 3.3 15 25 6.7 100.0 Çizelge 29’a bakıldığında, araştırmaya katılan bedensel engellilerin gelir durumuna bakıldığında, % 36.7’sinin 0-500 YTL, % 25’inin 1400 YTL ve üzeri, % 15’inin 901-1100 YTL, %13.3’ünün ise 501-700 YTL arasında gelir sahibi olduğu görülmektedir. Gelir durumuna cevap vermeyenler, düşük gelirlerinden dolayı utandıklarını ve bu soruyu yanıtlamak istemediklerini belirtmiştir. Yapılan araştırmalar, dünyanın her yerinde engellilerin çok büyük çoğunluğunun toplumun yoksul kesimlerinden geldiğini ve yoksulluk içinde yaşadıklarını göstermektedir (İkizoğlu 2001; Karataş 2002). Elde edilen veriler, bu savı desteklemektedir. Buna göre, araştırmaya katılan engellilerin 1/3’inin geliri düzeyinin 500 YTL’nin altında olduğu anlaşılmaktadır. Araştırma sonucuna dayanarak, bedensel engellileri koruyan yasal tedbirlerin yeterli olmadığı, engellilerin kurumsal ve ekonomik olarak dışlandığı söylenebilir. 80 Çizelge 30 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Gider Durumuna Göre Dağılımı Gider Durumu Gelirden daha az Gelirden daha fazla Aynı Cevap yok Toplam S 15 25 16 4 60 % 25.0 41.7 26.7 6.7 100.0 Çizelge 30’a bakıldığında, araştırmaya katılan engellilerin % 41.7’sinin giderlerinin aylık gelirlerinden daha fazla olduğu, %26.7’sinin gelir ve giderlerinin aynı olduğu ve % 15’inin giderlerinin gelirlerinden daha az olduğu görülmektedir. Araştırmaya katılan engellilerin yaklaşık yarısının giderlerinin gelirlerinden fazla olduğu ve 1/4’inin de gelirle giderinin aynı olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre, giderin gelir düzeyinden daha yüksek olması, bireylerin yaşadığı ekonomik güçlüklerin bir göstergesi sayılabilir. Çizelge 31 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Gelir Düzeyinin Temel Gereksinimler İçin Yeterlilik Düzeyine Göre Dağılımı Temel Gereksinimler Sağlık Gıda Eğitim Konut Eğlence Tatil Giyecek Yeterli S 23 26 19 26 17 18 26 % 38.3 43.3 28.1 43.3 28.3 30.0 43.3 Yetersiz S 37 34 41 34 43 42 34 % 61.7 56.7 71.9 56.7 71.7 70.0 56.7 Toplam S 60 60 60 60 60 60 60 % 100.0 100.0 100.0 100.0 100.0 100.0 100.0 Çizelge 31’de, araştırmaya katılan bedensel engellilerin temel gereksinimleri yedi gruba bölünerek yeterlilik düzeyleri incelenmiştir. Buna göre, araştırmaya katılan bedensel engellilerin % 71.9’unun eğitim, % 71.7’sinin eğlence, % 70’inin tatil, % 81 61.7’sinin sağlık, % 56.7’sinin aynı yüzdelerle gıda, konut ve giyecek açısından gereksinimlerinin karşılanmadığı görülmektedir. Elde edilen sonuçlara göre, araştırmaya katılan engellilerin yaklaşık 3/4’ünün eğitim, eğlence ve tatil ihtiyaçları, yaklaşık 3/5’ünün sağlık, yarısından fazlasının ise gıda, konut ve giyecek ihtiyaçlarının karşılanmadığı anlaşılmaktadır. Bu sonuçlara göre, araştırmaya katılan engellilerin gider düzeylerinin gelir düzeylerinden yüksek olmasının (Çizelge 30), temel gereksinimlerinin karşılanması yönünde de yetersizliklere sebep olduğu söylenebilir. Temel gereksinimlerin karşılanmasında yeterlilik düzeyi en düşük olan eğitim olarak görülmekte, bu durum da eğitim alanındaki ihtiyaçları görünür kılmaktadır. Sonuçta, genel olarak engellilerin temel gereksinimlerinin karşılanmadığı ve yoksullukla karşı karşıya geldikleri anlaşılmaktadır. Engellilerin gereksinimlerinin karşılanmaması engellilere yönelik hizmetlerin ve yasal düzenlemelerin yetersizliği ile açıklanabilir. Buna göre, araştırmaya katılan engellilerin kurumsal ve ekonomik olarak dışlandığı söylenebilir. Çizelge 32 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Sosyal Güvenlik Durumuna Göre Dağılımı Sosyal Güvenlik Durumu SSK Emekli Sandığı Sosyal güvencesi yok Toplam S 44 6 10 60 % 73.3 10.0 16.7 100.0 Çizelge 32’ye bakıldığında, araştırmaya katılan bedensel engellilerin % 73.3’ünün SSK’ya, % 10’unun Emekli Sandığı’na bağlı olduğu ve % 16.7’sinin ise sosyal güvencesinin bulunmadığı görülmektedir. Türkiye İstatistik Kurumu (2002) Araştırması’na göre, engellilerin % 52.45’inin sosyal güvencesi bulunmamakta, % 47.55’inin sosyal güvencesi bulunmaktadır. 82 Buna göre, TİK’in yaptığı araştırmanın sonuçları, yapılan araştırmadaki sonuçlarla farklılık göstermektedir. ÖZİDA (2002) Araştırması’nın sonuçlarına göre, engel türüne bakılmaksızın, bireylerin yarısından fazlası (% 65) bir sosyal güvenlik kuruluşuna üyedir. ÖZİDA’nın araştırma sonuçları, yapılan araştırmanın sonuçlarıyla benzerdir. İkizoğlu (2001) ve Karataş (2002)’a göre, düşük gelir ve sosyal güvenlik uygulamalarının yetersiz olması, engelli insanlar arasında geniş bir yoksulluğa sebep olmaktadır. Bu araştırmada, araştırmaya katılan engellilerin 4/5’ünün bir sosyal güvenlik kuruluşuna üye olduğu ve bu anlamda hizmetlerden yararlanma imkanı bulduğu tespit edilmiştir. Fakat, bu durum engellilerin refah ve gelir düzeyi konusunda yetersiz kalmakta, yasal düzenlemelere olan ihtiyacı göstermektedir (Çizelge 29, 30, 31). Sonuç olarak, çalışan engellilerin sosyal güvenliğe sahip oldukları anlaşılmaktadır. Çizelge 33 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Gönüllü ya da Resmi Kuruluşlardan Yardım Alma Durumuna Göre Dağılımı Yardım Alma Durumu Evet Hayır Toplam S 5 55 60 % 8.3 91.7 100.0 Çizelge 33’e bakıldığında, engellilerin % 91.7’sinin gönüllü ya da resmi kuruluşlardan ayni ya da nakdi yardım almadığı görülmektedir. Araştırma sonuçlarına göre, araştırmaya katılan engellilerin büyük bir bölümünün ayni ya da nakdi yardım almadığı anlaşılmaktadır. Sonuç olarak, engellilere sunulan yardımların çok sınırlı ve yetersiz olduğu görülmektedir. Buna göre, araştırmaya katılan engellilerin sosyal destekten yoksun oldukları, bu anlamda kurumsal ve ekonomik dışlanma yaşadıkları anlaşılmaktadır. 83 Çizelge 34 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Aldıkları Yardım Türüne Göre Dağılımı Alınan Yardım Türü Nakdi Ayni ve nakdi Toplam S 2 3 5 % 40 60 100 Çizelge 34’e göre, gönüllü ya da resmi kuruluşlardan yardım alan engellilerin % 60’ı hem ayni hem nakdi yardım almakta, % 40’ı ise sadece nakdi yardım almaktadır. Elde edilen bu sonuç da, çizelge 33’teki sonuçları desteklemektedir. Aşağıdaki bölümde araştırmaya katılan bedensel engellilerin eğitim açısından yaşadıkları sosyal dışlanma üzerinde durulacaktır. 3.2.3. Eğitim Bu bölümde, araştırmaya katılan bedensel engellilerin anne ve babalarının ve kendilerinin eğitim durumu ele alınacak, engellilerin eğitim aldığı kurum çeşidi, eğitim yaşantıları hakkındaki düşünceleri ve eğitim almalarını engelleyen faktörlere ilişkin bulgular yorumlanacaktır. Çizelge 35: Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Annelerinin Eğitim Durumuna Göre Dağılımı Annenin Eğitim Durumu Okuma yazma bilmiyor Yalnızca okuma yazma biliyor İlkokul mezunu Ortaokul mezunu Lise mezunu Cevap yok Toplam S 25 9 22 1 2 1 60 % 41.7 15.0 36.7 1.7 3.3 1.7 100.0 Çizelge 35’te, araştırmaya katılan bedensel engellilerin annelerinin eğitim düzeylerine bakıldığında, % 41.7’sinin okuma yazma bilmediği, % 36.7’sinin ilkokul 84 mezunu olduğu, % 15’inin yalnızca okuma yazma bildiği, % 3.3’ünün lise mezunu ve % 1.7’sinin ortaokul mezunu olduğu görülmektedir. Buna göre, araştırmaya katılan engellilerin annelerinin yaklaşık 2/5’sinin okuma yazma bilmediği anlaşılmaktadır. Bu sonuçlar, araştırmaya katılan bedensel engellilerin annelerinin eğitim seviyesinin çok düşük olduğunu göstermektedir. Çizelge 36 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Babalarının Eğitim Durumuna Göre Dağılımı Babanın Eğitim Durumu Okuma yazma bilmiyor Yalnızca okuma yazma biliyor İlkokul mezunu Ortaokul mezunu Lise mezunu Üniversite mezunu Toplam S 7 8 34 5 4 2 60 % 11.7 13.3 56.7 8.3 6.7 3.3 100.0 Çizelge 36’ya bakıldığında, araştırmaya katılan bedensel engellilerin babalarının eğitim düzeylerine bakıldığında, % 56.7’sinin ilkokul mezunu olduğu, % 13.3’ünün yalnızca okuma yazma bildiği, % 11.7’sinin okuma yazma bilmediği, 8.3’ünün ortaokul mezunu, % 6.7’sinin lise mezunu ve % 3.3’ünün üniversite mezunu olduğu görülmektedir. Buna göre, araştırmaya katılan engellilerin babalarının yarısından fazlasının ilkokul mezunu olduğu anlaşılmaktadır. Çizelge 35’teki sonuçlara benzer olarak, araştırmaya katılan bedensel engellilerin babalarının da eğitim seviyelerinin düşük olduğu anlaşılmaktadır. 85 Çizelge 37 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Eğitim Durumuna Göre Dağılımı Engellinin Eğitim Durumu Okuma yazma bilmiyor Yalnızca okuma yazma biliyor* İlkokul mezunu Ortaokul mezunu Lise mezunu Üniversite mezunu Toplam S 3 3 24 6 21 3 60 % 5.0 5.0 40.0 10.0 35.0 5.0 100.0 *Yalnızca okuma yazma bilenler ilkokul terktir. “Engelli oluşum nedeniyle okul beni almak istemedi, Milli Eğitim Bakanlığı’ndan dilekçeyle zorla okula kabul edildim” (34 yaşında ortopedik engelli). Çizelge 37’de, araştırmaya katılan bedensel engellilerin eğitim düzeylerine bakıldığında, % 40’ının ilkokul mezunu, % 35’inin lise mezunu ve % 10’unun ortaokul mezunu olduğu, % 5’inin okuma yazma bilmediği, % 5’inin yalnızca okuma yazma bildiği ve % 5’inin üniversite mezunu olduğu ortaya çıkmaktadır. ÖZİDA (2002) Araştırma sonuçlarına göre, genel nüfusun % 12,9'u okuma yazma bilmezken, engellilerde bu oran üç kat daha fazladır (% 36,3). Bu dramatik farklılığın yanı sıra, engellilerde ilkokul ve öncesi eğitim düzeyine sahip olanların oranı % 84,2'dir. Bu sonuç, engellilerin eğitim seviyelerinin ilkokul düzeyinde yoğunlaştığını göstermektedir. Elde edilen bulgular, ÖZİDA’nın sonuçlarıyla benzerlik göstermektedir. Türkiye İstatistik Kurumu (2002) Araştırması’na göre, engellilerin % 63.67’si okuma yazma bilmekte, % 36.33’ü okuma yazma bilmemektedir. Bu sonuca göre, okuma yazma bilen engelliler, okuma yazma bilmeyenlerden daha fazladır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular, TİK’in araştırma sonuçlarını desteklemektedir. 86 Yapılan araştırma, sadece İstanbul ilindeki ulaşılabilen sivil toplum örgütlerinde yapıldığı için, yapılan diğer araştırmaların genel nüfusu kapsayan araştırma sonuçlarından yüzde olarak farklılıklar da göstermektedir. Elde edilen sonuçlara göre ise, araştırmaya katılan bedensel engellilerin 2/5’sinin ilkokul mezunu, yaklaşık 1/3’inin ise lise mezunu olduğu görülmektedir. Buna göre, ilkokul mezunlarının yoğunluğu eğitim seviyesi düşük bir engelli kitlesinin varlığını göstermektedir. Bu sonuçlarda lise mezunu sayısınının ilkokul mezunu sayısına yakın olması, lise mezunlarının genelde ilkokuldan sonra eğitimlerine dışardan devam etmelerinden kaynaklanmaktadır (Çizelge 38). Genel eğitim kurumlarında eğitim görmeleri göreli olarak ilkokul döneminde mevcuttur. Sonuç olarak, bu durumun başlıca nedeni maddi, engelli oluşu ve fiziksel çevre koşulları nedeniyle “engellilerin engellenmesinden” kaynaklanmaktadır (Çizelge 40). Buna göre, araştırmaya katılan engellilerin eğitim hizmetlerinden ve olanaklarından yararlanamadığını, kurumsal ve ekonomik olarak dışlandığını söylemek mümkündür. Çizelge 38 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Okul Çeşidine Göre Dağılımı Okul Çeşidi Genel eğitim kurumu Özel eğitim kurumu Cevap yok * Toplam Dışarıdan ** S 56 1 3 60 12 % 93.3 1.7 5.0 100.0 20.0 *Cevap vermeyenler eğitim sistemine dahil olmamış kişilerdir. **Dışarıdan eğitim görenler genel eğitim sistemi içindedir. Çizelge 38’e bakıldığında, genel eğitim kurumlarında eğitim görenlerin sayısı % 93.3, özel eğitim kurumlarında eğitim görenlerin sayısı ise % 1.7’dir. Bunun yanında genel eğitim kurumunda okuyup dışardan okul bitirenlerin sayısı ise % 20’ dir. ÖZİDA (2002) Araştırması’na göre, bedensel engellilerin genel olarak eğitim hizmetlerinden yararlanma sayıları düşük olup eğitim hizmetini ağırlıklı olarak % 87 90.8 sayısınında resmi normal okullardan almaktadır. ÖZİDA’nın yapmış olduğu araştırmanın sonuçları, elde edilen sonuçlar ile benzerlik göstermektedir. Araştırmaya katılan bedensel engellilerin çoğunun genel eğitim kurumlarında okuduğu, tamamına yakınının özel eğitim kurumlarından yararlanmadıkları anlaşılmaktadır. Bununla birlikte eğitim seviyesinin düşüklüğü, genel eğitim sistemindeki yapılandırmaların yetersiz olduğu konusunda fikir vermektedir. Çizelge 39 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Eğitim Yaşantısını Etkileyen Faktörlere Göre Dağılımı Eğitim Yaşantısı Eğitim kurumuna erişimde zorluk yaşamıyordum Bina içi yapı ve düzenlemeleri yeterliydi Sınıf içinde ilave yardıma ve desteğe ihtiyaç duymuyordum Öğretmenlerin tutumları olumluydu Engelsiz akranlarım tarafından destek görüyordum Finansal güçlükler yaşamıyordum Okul aktivitelerine katılıyordum Evet S % Hayır S % Toplam S % 18 43.9 23 56.1 41 100.0 18 43.9 23 56.1 41 100.0 24 58.5 17 41.5 41 100.0 31 75.6 10 24.4 41 100.0 33 80.5 8 19.5 41 100.0 9 22.0 32 78.0 41 100.0 23 56.1 18 43.9 41 100.0 “Herkes tenefüse çıkardı, ben sınıfta yalnız başıma otururdum. Tuvalet ihtiyacım için annem tenefüslerde gelirdi. Okul bitince dünyaya küstüm. Onlar büyüdükçe seni tanımamazlıktan gelmeye başladılar. Onlar bir yerlere geldiler, ben kaldım” (21 yaşında ortopedik engelli). Çizelge 39’a bakıldığında, araştırmaya katılan bedensel engellilerin % 78’inin eğitim yaşantılarında finansal güçlük yaşadıkları, % 56.1’inin eğitim kurumuna erişimde güçlük çektikleri ve bina içi yapı/düzenlemeleri yeterli bulmadıkları, % 43.9’unun okul aktivitelerine katılmadıkları, % 41.5’inin sınıf içinde ilave yardıma ve desteğe 88 ihtiyaç duydukları, % 24.4’ünün öğretmenlerin tutumlarını olumlu bulmadığı, % 19.5’inin engelsiz akranları tarafından destek görmediği görülmektedir. Eğitim yaşantıları hakkında cevap veren engelli nüfusunu 41 kişinin temsil etmesi, araştırmaya katılan bazı engellilerin öncelikle engellerinin ortaya çıkış zamanının, eğitim yaşantılarından sonrasına denk gelmesiyle ilgilidir. Ayrıca, engel derecelerinin düşüklüğü nedeniyle, eğitim yaşantılarında engele bağlı hiç bir güçlük yaşamayanlar da sorulara cevap vermemiştir. Karataş (1997-1998:12)’ın belirttiği gibi, fiziksel çevre çeşitli engelli gruplarının gereksinimlerini karşılayacak biçimde tasarlanıp inşa edilmemiştir. Kitchin (1998:346) ise, bina düzenlemelerinin ve mimari uygulamaların engelli insanları dışladığını, kent mekanlarının sanki engellilerin hiç bir yere gidememesi için tasarlandığını belirtmiştir. Buna göre, yapılan araştırmadaki sonuçlar bu bilgileri destekler niteliktedir. Bilgin (1997:22)’e göre, eğitim kurumlarının mimari yapısının bedensel engelli bireylerin erişebileceği ve yararlanabileceği şekilde inşa edilmemiş olması da önemli bir sorundur. Özel okullar dışında çoğu eğitim binasında tekerlekli sandalye kullanan bireyler düşünülmemiştir. Yapılan araştırmada elde edilen sonuçlar da benzerlik göstermektedir. Bilgin (1997:22), bazı durumlarda engelli gençlerin okul gezilerine ya da ek okul aktivitelerine tam katılımının zor olabildiğini, sınıf içerisinde ekstra yardım ve desteğe ihtiyaç duyabileceğini belirtmiştir. Fakat, elde edilen sonuçlar, bu bilgiyi destekler nitelikte değildir. Bazı araştırmacılar (Shevlin, Kenny ve McNeela, 2004; McDougall, DeWit, King, Miller ve Killip:2004; Carpenter ve Readman 2006), engelli öğrenciler için eğitim yaşantılarında en büyük engelin olumsuz akran ve öğretmen tutumları olduğunu belirtmişlerdir. Fakat bu sonuç, yapılan araştırmada elde edilen sonuçlar ile farklılık göstermektedir. 89 Elde edilen sonuçlara göre, araştırmaya katılan engellilerin 3/4’ünün eğitim yaşantılarında finansal güçlük yaşadıkları, yarısından biraz fazlasının eğitim kurumuna erişimde güçlük çektikleri ve bina içi yapı/düzenlemeleri yeterli bulmadıkları, yaklaşık 2/5’sinin okul aktivitelerine katılmadığı, 2/5’sinin sınıf içinde ilave yardıma ve desteğe ihtiyaç duyduğu, 1/4'inin öğretmenlerin tutumlarını olumlu bulmadığı ve 1/5’inin engelsiz akranları tarafından destek görmediği anlaşılmaktadır. Araştırmaya katılan engellilerin eğitim yaşantısını etkileyen en önemli faktörlerin maddi durum ve fiziksel çevre koşulları olduğu anlaşılmaktadır. Çizelge 40: Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Eğitim Yaşantısını Engelleyen Faktörlere Göre Dağılımı Eğitim Yaşantısı Fiziksel Çevre Koşulları Engelim Maddi sorunlar Olumsuz tutumlar Motivasyon eksikliği Toplam S 15 18 28 4 13 78* % 19.2 23.1 35.9 5.1 16.7 100.0 *Birden fazla cevap verilmiştir. Çizelge 40’ta, araştırmaya katılan bedensel engellilerin % 35.9’unun maddi sorunlar, % 23.1’inin engelli oluşları, % 19.2’sinin fiziksel çevre koşulları, % 16.7’sinin motivasyon eksikliği ve % 5.1’inin ise olumsuz tutumlar nedeniyle eğitim olanaklarının engellendiği görülmektedir. Elde edilen sonuçlar, Çizelge 39’un sonuçlarıyla benzerlik göstermektedir. Eğitim yaşantılarını engelleyen faktörler için, araştırmaya katılan engellilerin 1/3’i ekonomik güçlükleri, 1/4’i engelli oluşu ve 1/5'i ise fiziksel çevre koşullarını belirtmiştir. Araştırmaya katılan engellilerin bir kısmı, eğitim kurumuna ulaşabilmek için sırtta kucakta taşındığını ya da tekerlekli sandalyesi olmadığı için emekleyerek gittiğini ve 90 bu koşulların onları çok zorladığını belirtmiştir. Bu koşullar altında, bedensel engelli bireylerin eğitim sistemine dahil olması engellenmektedir denilebilir. Bunun yanında, araştırmaya katılan engellilerin bazıları, düşük ekonomik gelir nedeniyle küçük yaşta çalışmak zorunda kaldıklarını ve bu nedenle okuyamadıklarını dile getirmişlerdir. Buna göre, eğitim sisteminde bedensel engellilerin kurumsal ve ekonomik olarak dışlandığını söylemek mümkündür. Aşağıda, araştırmaya katılan engellilerin rehabilitasyon açısından sosyal dışlanma durumu üzerinde durulacaktır. 3.2.4. Rehabilitasyon Bu bölümde araştırmaya katılan bedensel engellilerin rehabilitasyon hizmeti alma durumu, alınan rehabilitasyon hakkındaki düşünceleri, alınan rehabilitasyonu yeniden alma ihtiyacı, ihtiyaç duyduğu rehabilitasyon hizmetleri, rehabilitasyon hizmetlerine ihtiyaç duymama nedenlerine ilişkin bulgular yorumlanacaktır. Çizelge 41 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Rehabilitasyon Hizmeti Alma Durumuna Göre Dağılımı Rehabilitasyon Hizmeti Alma Evet Hayır Toplam S 4 56 60 % 6.7 93.3 100.0 Çizelge 41’e bakıldığında, araştırmaya katılan bedensel engellilerin % 93.3’ünün rehabilitasyon hizmeti almadığı, % 6.7’sinin ise rehabilitasyon hizmeti aldığı görülmektedir. ÖZİDA (2002) Araştırması’na göre, bakım ve rehabilitasyon hizmetlerinden yararlanan bedensel engellilerin sayısı % 7, yararlanmayanların sayısı ise % 93’tür. 91 Buna göre, yukarıda elde edilen sonuçlar ÖZİDA’nın yaptığı araştırma sonucu ile benzerlik göstermektedir. Araştırmaya katılan bedensel engellilerin tamamına yakınının rehabilitasyon hizmetlerinden yararlanmadıkları anlaşılmaktadır. Araştırmaya katılan engelliler görüşmede, tıbbi, mesleki ve toplumsal açıdan gereksinimleri olduğunu belirtmelerine rağmen, rehabilitasyon hizmetlerinden yararlanmamaları üzerinde durulması gereken bir noktadır. Araştırmaya katılan engellilerin bir kısmı, sigorta ödeneklerinin rehabilitasyon alanındaki hizmetler için yeterli olmayacağını söyleyip hizmete başvurmayı bile denememiştir. Fiziksel çevre koşullarını da belirtip hizmete erişimin zorluğuna dikkat çekmişlerdir. Bunun yanında engellilerin büyük bir kısmının rehabilitasyon hizmetleri hakkında bilgilerinin olmadığı anlaşılmıştır. Bu duruma göre, rehabilitasyon hizmetlerinin yetersiz olduğu, engellilerin haklarının korunmadığı ve dolayısıyla bu alanda dışlanma yaşadıkları söylenebilir. Çizelge 42 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Aldığı Rehabilitasyon Hizmeti Türüne Göre Dağılımı Rehabilitasyon Türü Tıbbi rehabilitasyon Mesleki rehabilitasyon Sosyal rehabilitasyon Toplam S 2 2 4 % 50.0 50.0 100.0 Çizelge 42’ye göre, araştırmaya katılan engellilerin aldığı rehabilitasyon hizmetlerine bakıldığında, % 50’sinin tıbbi rehabilitasyon, % 50’sinin ise mesleki rehabilitasyon aldığı görülmektedir. Araştırmaya katılan bedensel engelliler içerisinde sosyal rehabilitasyon hizmeti alan olmadığı anlaşılmaktadır. Araştırmada, rehabilitasyon hizmeti almış bedensel engelliler arasında sosyal rehabilitasyon hizmetinin hiç alınmamış olması, bedensel engellilerin rehabilitasyon alanındaki öncelikli ihtiyaçlarından kaynaklanıyor olabilir (Çizelge 45). 92 Sonuç olarak, engellilerin aldığı rehabilitasyon hizmetlerinin yeterli olmadığı anlaşılmaktadır. Çizelge 43 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Aldıkları Rehabilitasyon Hakkındaki Düşüncelerine Göre Dağılımı Evet Aldıkları Rehabilitasyon Hakkındaki Düşünceleri Uzman personel yeterliydi Toplumsal katılımım arttı Kişisel ihtiyaçlarım karşılandı Kişisel gelişimime katkıda Bulundu Hayır Toplam S 4 2 3 % 100.0 50.0 75.0 S 2 1 % 50.0 25.0 S 4 4 4 % 100.0 100.0 100.0 3 75.0 1 25.0 4 100.0 Çizelge 43’te, araştırmaya katılan engellilerin aldıkları rehabilitasyon hizmeti hakkındaki düşüncelerine göre, rehabilitasyon hizmeti alanların tamamının uzman personeli yeterli bulduğu, % 75’inin hem kişisel ihtiyaçlarının karşılandığı hem de kişisel gelişimine katkıda bulunduğu ve % 50’sinin de toplumsal katılımının arttığı görülmektedir. Buna göre, rehabilitasyon alan engellilerin rehabilitasyon hizmetlerinden katkı sağladıkları anlaşılmaktadır. Çizelge 44: Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Aldıkları Rehabilitasyonu Yeniden Alma İhtiyacına Göre Dağılımı Aldıkları Rehabilitasyonu Yeniden Alma İhtiyacı Evet Hayır Toplam S 2 2 4 % 50.0 50.0 100.0 Çizelge 44’te, araştırmaya katılan engellilerin % 50’sinin aldıkları rehabilitasyonu yeniden almaya ihtiyaç duydukları görülmektedir. 93 Buna göre, aldıkları rehabilitasyon hizmetini yeniden almaya ihtiyaç duyanların ihtiyaçlarının karşılanmadığı söylenebilir. Çizelge 45 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin İhtiyaç Duydukları Rehabilitasyon Hizmetlerine Göre Dağılımı Rehabilitasyon İhtiyacı Tıbbi rehabilitasyon Mesleki rehabilitasyon Sosyal rehabilitasyon İhtiyaç duymuyorum Toplam S 14 20 4 31 69* % 20.3 29.0 5.8 45.0 100.0 *Birden fazla cevap verilmiştir. Çizelge 45’e bakıldığında, bedensel engellilerin rehabilitasyon hizmeti ihtiyacına bakıldığında, sayısı % 45’inin rehabilitasyon hizmetine ihtiyaç duymadıkları, % 29’unun mesleki rehabilitasyona, % 20.3’ünün tıbbi rehabilitasyona, % 5.8’inin sosyal rehabilitasyona ihtiyaç duyduğu görülmektedir. Buna göre, araştırmaya katılan engellilerin yaklaşık yarısı rehabilitasyon hizmetine ihtiyaç duymayanlardan oluşmaktadır. Bununla birlikte araştırmaya katılan engellilerin yaklaşık 1/3’inin mesleki ve 1/5'inin ise tıbbi rehabilitasyon ihtiyacı olduğu görülmektedir. Araştırmaya katılan engellilerin sağlık ve mesleki alanlardaki ihtiyaçlarının öncelikli olduğunu söylemek mümkündür. Araştırmaya katılan bedensel engellilerin yarısından fazlasını vasıfsız personelin oluşturduğunu ve iş yaşantılarını olumsuz etkileyen faktörler içerisinde engelli oluşlarının ilk sırada olduğu hatırlanacak olursa, araştırmaya katılan engellilerin öncelikli rehabilitasyon ihtiyaçlarının sağlık ve mesleki rehabilitasyon olmasını olağan karşılamak gerekir (Çizelge 23, 27). Sonuç olarak, araştırmaya katılan engellilerin yarısından rehabilitasyon hizmetine ihtiyaç duyduğu anlaşılmaktadır. biraz fazlasının 94 Çizelge 46 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Rehabilitasyon Hizmetlerine İhtiyaç Duymama Sebepleri Rehabilitasyona İhtiyaç Duymama Nedenleri Rehabilitasyon hizmetlerinin bir katkısı olacağını düşünmüyorum Dernek yeterli Kendi kendime yeterliyim Bilgi sahibi değilim Rehabilitasyona ayıracak zamanım yok Toplam S 14 4 14 12 4 48* % 29.2 8.3 29.2 25.0 8.3 100.0 *Birden fazla cevap verilmiştir. Çizelge 46’da, rehabilitasyon hizmetlerine ihtiyacı olmayanların nedenlerine bakıldığında, araştırmaya katılan engellilerin % 29.2’sinin aynı yüzdelerle rehabilitasyon hizmetlerinin bir katkısı olmayacağını ve kendi kendine yeterli olduklarını düşündükleri, % 25’sinin bilgi sahibi olmadıkları, % 8.3’ünün aynı yüzdelerle derneği yeterli buldukları ve rehabilitasyona ayıracak zamanlarının olmadığı görülmektedir. Buna göre, araştırmaya katılan engellilerin yaklaşık 1/3’inin aynı oranla rehabilitasyon hizmetlerinin bir katkısı olacağını düşünmediği ve kendi kendine yeterli olduğunu düşündüğü ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, engellilerin 1/4’i ise bilgilerinin olmadığını belirtmektedir. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre, bu alandaki hizmet ve uygulamaların yetersiz olduğu söylenebilir. Bu durum da yine, kurumsal ve ekonomik dışlanma sorununu gündeme getirmektedir. Aşağıdaki bölümde, araştırmaya katılan engellilerin sağlık açısından yaşadığı sosyal dışlanma üzerinde durulacaktır. 3.2.5. Sağlık Hizmetleri Bu bölümde, araştırmaya katılan bedensel engellilerin varolan sağlık hizmetleri hakkındaki düşünceleri ele alınacak ve buna ilişkin bulgular yorumlacaktır. 95 Çizelge 47 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Sağlık Hizmetleri Hakkındaki Düşüncelerine Göre Dağılımı Sağlık Hizmetleri Sağlık hizmetlerine erişimde zorluk çekmiyorum Sağlık kurumlarındaki muayehanelerden memnunum Sağlık uzmanları iyi davranıyor Sağlık uzmanlarıyla her konuyu rahatça konuşabiliyorum Kişisel yardım ihtiyacı duymuyorum Engelim nedeniyle ilave harcamalar yapmam gerekmiyor Sigorta ödenekleri sağlık alanındaki ihtiyaçlarımı karşılıyor % Cevap yok S % Top lam S % 38 63.3 - - 60 100.0 31.7 40 66.7 1 1.7 60 100.0 30 50.0 25 41.7 5 8.3 60 100.0 38 63.3 20 33.3 2 3.3 60 100.0 36 60.0 24 40.0 - - 60 100.0 23 38.3 36 60.0 1 1.7 60 100.0 28 46.7 29 48.3 3 5.0 60 100.0 Evet S % Hayır S 22 36.7 19 “Devlet hastahenelerindeki kuyruklarda ömrümüz geçiyor, bir imza gerek, saatlerce bekliyoruz, o yüzden özele gidiyoruz, kolaylıklar yapılması gerekiyor” (24 yaşında bir omurilik felçlisi). Çizelge 47’de bedensel engellilerin sağlik hizmetleri hakkındaki düşüncelerine bakıldığında, % 66.7’sinin sağlık kurumlarındaki muayehanelerden memnun olmadıkları, % 63.3’ünün sağlık hizmetlerine erişimde zorluk çektikleri, % 60’ının engeli nedeniyle ilave harcamalar yapması gerektiği, % 48.3’ünün sigorta ödeneklerinin sağlık alanındaki ihtiyaçlarını karşılamadığını düşündükleri, % 41.7’sinin sağlık uzmanlarının iyi davranmadığını düşündükleri, % 40’ının kişisel yardım ihtiyacı duydukları ve % 33.3’ünün sağlık uzmanlarıyla her konuyu rahatça konuşamadıkları ortaya çıkmaktadır. Araştırmada bazı sorulara cevap verilmemesi, araştırmaya katılan engellilerin çekimser kalmalarından kaynaklanmaktadır. ÖZİDA (2002) Araştırması’na göre, sağlık hizmetinden yararlandığını söyleyenlerin sayısı % 58,3'tür. Bedensel engellilerin yarısından sadece biraz fazlası sağlık hizmeti almaktadır. 96 Elde edilen bulgulara göre, engellilerin yarısından fazlasının sırasıyla muayehanelerden memnun olmadığı, sağlık hizmetlerine erişimde zorluk çektiği ve engeli nedeniyle ek harcama yapması gerektiği, engellilerin yaklaşık yarısının da sigorta ödeneklerini yetersiz bulduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, araştırmaya katılan engellilerin yarısının sağlık uzmanlarının iyi davrandığını düşündüğü ve engellilerin yarısından fazlasının ise sağlık uzmanlarıyla her konuyu rahatça konuşabildiği görülmektedir. Sağlık hizmetlerinde kişisel yardım ihtiyacı duymayanlar ise engellilerin yarısından fazladır. Bu durum, engellilerin engel derecesi ve kullandıkları araç desteği ile açıklanabilir (Çizelge 9, 10). Elde edilen bulgular, sigorta ödeneklerinin yetersizliğini, ek harcama yapılmasının gerektiğini ve dolayısıyla sağlık hizmeti alanındaki hizmetlerin de yetersizliğini göstermektedir. Bu duruma, fiziksel çevre koşullarından dolayı sağlık kurumlarına erişim sorunları, muayehanelerin uygunsuzluğu da eklenince bedensel engelli bireylerin sağlık hizmetlerinden yararlanma olanağı sekteye uğramaktadır. Sonuca göre, araştırmaya katılan bedensel engellilerin sağlık hizmetlerinden yeterince yararlanamadıkları söylenebilir. Araştırmaya katılan engellilerin bir kısmı, sağlık hizmetlerinde yanlış tedavi sürecinin sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini belirtmiştir. Bu noktada eğitimli sağlık uzmanları kadrosunun eksikliği ortaya çıkmaktadır. Engelliler, gereken tedavi sürecinden mahrum olduklarını, özellikle fizik tedavi ve araç desteği konusunda ciddi sorunlar yaşadıklarını ifade etmişlerdir. Araştırmaya katılan engelliler, ihtiyaç duydukları fizik tedavi hizmetinin ve uzun süre ihtiyaçlarını karşılayacak bir tekerlekli sandalyenin sigorta ödeneklerinin çok üstünde olduğunu belirtmişlerdir. Sonuçta, her yıl sağlık raporunun yenilenmesi prosedürü, fiziksel çevre koşulları dolayısıyla sağlık hizmetlerine erişim sorunu, varolan hizmetin içeriği ve kalitesi kurumsal ve ekonomik dışlanmayı göstermektedir. Genel olarak, araştırmaya katılan engellilerin kurumsal ve ekonomik açıdan yaşadıkları dışlanmaya bakıldığında, fiziksel çevre koşulları açısından; araştırmaya 97 katılan engellilerin 2/3’sinin kamusal alanlardaki mimari düzenlemeleri yetersiz bulduğu, 1/5’inin ev içi mimari düzenlemeleri yetersiz bulduğu, fiziksel engellerle karşılaştıklarında, 1/3’inin aynı oranlarda üzüntü ve kızgınlık, 1/5’inin ise engellenmiş hissettiği belirlenmiştir. İstihdam alanında ise ; meslek sahibi olan engellilerin daha fazla olduğu; engellilerin yarısından fazlasının çalışmakta olduğu, fakat aynı zamanda engellilerin yarısından fazlasının vasıfsız personel olduğu, engelliler arasında terfi edenlerin çok düşük bir nüfusa (% 11.5) sahip olduğu; iş yaşantılarını etkileyen faktörler içerisinde engelli oluşlarının (% 24.4) ve fiziksel çevre koşullarının (% 20.2) ilk sırada yer aldığı tespit edilmiştir. Engellilerin yaklaşık 1/3’inin gelir seviyesinin 500 YTL’nin altında olduğu; engellilerin çoğunun temel gereksinimlerini karşılamada yetersiz kaldığı; engellilerin çoğunun bir sosyal güvenlik kuruluşuna üye olduğu tespit edilmiştir. Eğitim alanında; engellilerin eğitim seviyesinin düşük olduğu, çoğunluğunun genel eğitim kurumlarında eğitim gördüğü, % 20’sinin ise okulu dışarıdan bitirdiği; engellilerin eğitim yaşantılarını etkileyen olumsuz faktörler içerisinde finansal güçlüklerin ve fiziksel çevre koşullarının belirgin olduğu anlaşılmaktadır. Engellilerin 3/4’ünün eğitim yaşantılarında finansal güçlük yaşadıkları, yarısından biraz fazlasının eğitim kurumuna erişimde güçlük çektikleri ve bina içi yapı/düzenlemeleri yeterli bulmadıkları, yaklaşık 2/5’sinin okul aktivitelerine katılmadığı, 2/5’sinin sınıf içinde ilave yardıma ve desteğe ihtiyaç duyduğu, 1/4'inin öğretmenlerin tutumlarını olumlu bulmadığı ve 1/5’inin engelsiz akranları tarafından destek görmediği anlaşılmaktadır. Rehabilitasyon alanında ise; engellilerin çoğunun rehabilitasyon hizmeti almamış olduğu; engellilerin yarısından biraz fazlasının farklı oranlarla rehabilitasyon hizmetlerine ihtiyaç duyduğu; ihtiyaç duyulan rehabilitasyon hizmetlerinin ise daha çok mesleki rehabilitasyon (% 33) ve tıbbi rehabilitasyon (% 23.3) olduğu anlaşılmaktadır. Engellilerin yaklaşık 1/3’inin aynı oranla rehabilitasyon hizmetlerinin bir katkısı olacağını düşünmediği ve kendi kendine yeterli olduğunu düşündüğü ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, engellilerin 1/4’i ise bilgilerinin olmadığını belirtmektedir. Sağlık alanında; sigorta ödeneklerinin yetersizliği, ek harcama yapılmasının gerektiği ve dolayısıyla sağlık hizmeti alanındaki hizmetlerin de yetersizliği ortaya çıkmaktadır. Bu duruma, fiziksel çevre koşullarından dolayı sağlık kurumlarına erişim sorunları, muayehanelerin 98 uygunsuzluğu da eklenince bedensel engelli bireylerin sağlık hizmetlerinden yeterince yararlanamadığı belirlenmiştir. Aşağıdaki bölümde, bedensel engelli bireylerin psikososyal açıdan yaşadığı sosyal dışlanma üzerinde durulacaktır. 3.3. BEDENSEL ENGELLİ BİREYLERİN PSİKOSOSYAL AÇIDAN SOSYAL DIŞLANMA DURUMU Bu bölümde, araştırmaya katılan bedensel engellilerin bazı medya görüntülerinde, çeşitli edebiyat eserlerinde, varolan terminolojide ve son olarak toplumun tutum ve davranışlarında yaşadıkları sosyal dışlanmaya ilişkin bulgular ve yorumlar sunulacaktır. 3.3.1.Medya Çizelge 48 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Medya Görüntüleri Hakkındaki Düşüncelerine Göre Dağılımı Medya Görüntülerinde Engellilerin Durumu Acıma uyandıracak biçimde ele alındığını düşünüyorum Bireyin kişisel özellikleri yerine engelinin temel alındığını görüyorum Yardıma muhtaç bireyler olarak yansıtıldıklarını görüyorum Cinselliğinin inkar edildiğini düşünüyorum Reytingi arttırma amaçlı kullanıldıklarını düşünüyorum Hiç bir fikrim yok % Cevap yok S 12 20.0 78.3 6 43 71.7 24 33 5 Evet S % Top lam S % 6 10.0 60 100.0 10.0 7 11.7 60 100.0 7 11.7 10 16.7 60 100.0 40.0 21 35.0 15 25.0 60 100.0 55.0 8.3 19 55 31.7 91.7 8 - 13.3 - 60 60 100.0 100.0 % Hayır S 42 70.0 47 “Dernekte yönetimde olduğum için bir gazeteci röportaj yapmıştı benle, sonra gazetede haberi görünce şaştım kaldım, acındırmışlar, evden bile çıkamıyor demişler benim için haberde, oysa hiç öyle değil!” (39 yaşında tekerlekli sandalyede). 99 Çizelge 48’de, araştırmaya katılan bedensel engellilerin bazı medya görüntüleri hakkındaki düşüncelerine bakıldığında, % 78.3’ünün engellilerin kişisel özellikleri yerine engelinin temel alındığını, %71.7’sinin engellilerin yardıma muhtaç bireyler olarak yansıtıldığını, % 70’inin engellilerin acıma uyandıracak şekilde ele alındığını, % 55’inin engellilerin reytingi arttırma amaçlı kullanıldıklarını, % 40’ının engellilerin cinselliğinin inkar edildiğini düşündüğü görülmektedir. Araştırmaya katılan bedensel engellilerin % 8.3’ünün ise medyanın engellilere yaklaşımı hakkında hiç bir fikri olmadığı görülmektedir. Araştırmada, bazı engellilerin cevap vermedikleri sorular çekimser kalmalarından ve sorulardan rahatsızlık duymalarındandır. Medya görüntülerinde engellilerin cinselliğinin inkarı konusunda cevap vermemeleri (% 25) ise, bu konu hakkında konuşmaktan çekindiklerinden ve rahatsızlık duymalarındandır. ÖZİDA (2002) Araştırması’na göre, medyada engellilerin istismar edildiğini düşünmeyen engelliler (% 17.9), düşünenlerden (% 17.5) daha fazladır. Bu sonuç, yapılan araştırmanın sonuçları ile farklılık göstermektedir. Elde edilen bulgulara göre, araştırmaya katılan engellilerin 2/3’sinden biraz fazlasının genel olarak medya görüntülerinde engellilerin acınacak şekilde sunulduğunu, kişisel özellikleri yerine engelinin temel alındığını ve yardıma muhtaç bireyler olarak yansıtıldıklarını düşündükleri anlaşılmaktadır. Araştırmaya katılan engellilerin yarısından biraz fazlasının engellilerin reytingi arttırma amaçlı kullanıldığını, 2/5’sinin ise engellilerin cinselliğinin inkar edildiğini düşündüğü anlaşılmaktadır. Sonuç olarak, medyanın engellilere/engelliliğe karşı olumsuz görüntüleri olduğu anlaşılmaktadır. Medyanın bu yaklaşımının engellileri dışlayan, toplumda onları ötekileştiren bir toplum yapısına yani dışlanmasına katkıda bulunduğu söylenebilir. psikososyal yönleriyle engellilerin 100 3.3.2.Klasik Edebiyat ve Terminoloji Çizelge 49 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Klasik Edebiyat/Terminoloji Hakkındaki Düşüncelerine Göre Dağılımı Klasik Edebiyatta Engellilerin Durumu Kötü veya zavallı karakterler, bedensel engelli kişilerdir Kahramanların vücut bütünlüğü önceliklidir Bazı karakterler cinsel kimlikten yoksundur Bedensel olarak farklı olanlar çirkin olarak tasvir ediliyor Bedensel engellilik kötü davranışın bir sonucudur Engellilik farklı sıfatlar ile birlikte ele alınıyor Hiçbir fikrim yok % Top lam S % 16 26.7 60 100.0 1.7 16 26.7 60 100.0 20 33.3 21 35.0 60 100.0 51.7 10 16.7 19 31.7 60 100.0 37 61.7 7 11.7 16 26.7 60 100.0 36 15 60.0 25.0 9 45 15.0 75.0 15 - 25.0 - 60 60 100.0 100.0 Evet S % Hayır S % Cevap yok S 34 56.7 10 16.7 43 71.7 1 19 31.7 31 “Süpermen engelli olsa süpermen olur mu?” (35 yaşında kas hastası) Çizelge 49’a bakıldığında, araştırmaya katılan engellilerin klasik edebiyat hakkındaki düşüncelerine bakıldığında, % 71.7’sinin kahramanların vücut bütünlüğünün öncelikli olduğunu ve % 61.7’sinin engelliliğin kötü davranışın bir sonucu olduğunu, % 60’ının engelliliğin insanları etiketlemeye yolaçan sıfatlarla birlikte kullanıldığını, % 56.7’sinin kötü veya zavallı karakterlerin bedensel engelli olduğunu, % 51.7’sinin bedensel olarak farklı olanların çirkin olarak tasvir edildiğini, % 31.7’sinin ise bazı karakterlerin cinsel kimlikten yoksun olduğunu düşündükleri görülmektedir. Klasik edebiyatın engellileri ve engelliliği ele alış biçimi hakkında hiç bir fikri olmayanların sayısı % 25’tir. Araştırmaya katılan engellilerin genel olarak sorulara cevap vermemeleri konu hakkında fikirleri olmadığındandır. Klasik edebiyattaki bazı karakterlerin cinsellikten yoksun olduğu konusunda cevap vermemeleri ise (% 35), bu konu hakkında konuşmaktan rahatsızlık duymalarındandır. Pedretti ve Zoltan (1990)’a göre, engelliler ile ilgili olumsuz mesajlar, klasik edebiyatta sık sık görülmektedir. Hikaye, öykü ve masallardaki bu mesajlar, bedensel engellinin kötü veya zavallı olduğu, farklının çirkin olduğu, deformasyonun işlediği 101 günahın bedeli olduğu şeklinde aktarılmıştır. Çizelgede ortaya çıkan sonuç da bu veriyle benzerlik göstermektedir. Sonuçlara göre, bazı karakterlerin cinsellikten yoksun olduğu sorusunun dışında, genel olarak araştırmaya katılan bedensel engellilerin yarısından fazlasının klasik edebiyatın engellilere veya engelliliğe olumsuz baktığını düşündüğü anlaşılmaktadır. Aynı zamanda araştırmaya katılan engellilerin yaklaşık 2/3’sinin engellileri etiketlemeye yolaçan sıfatların kullanıldığını söylemelerinden, engelliler ile ilgili olumsuz terminolojinin varlığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, araştırmaya katılan engellilerin 1/4'inin klasik edebiyattaki engelli karakterler ve/veya engellilik hakkında fikri olmaması, okumalarının az olduğu, sosyal dışlanmayı içselleştirdikleri ve farketmedikleri yönünde fikir verebilir. Çizelge 37’de görülen engellilerin düşük eğitim seviyesi de bu savı destekler niteliktedir. Buna göre, varolan çeşitli edebiyat eserlerinin engellileri “öteki” konumuna getirdikleri ve marjinalleştirildikleri söylenebilir. 3.3.3.Toplum Çizelge 50 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Toplum Hakkındaki Düşüncelerine Göre Dağılımı Toplumda Engellilerin Durumu Olumsuz tutum, davranışlara maruz kalıyorum İlişkilerde daha çok ben çaba sarfediyorum Engelim diğer alanlara da genelleniyor Tam bir kadın/erkek görülmüyorum İkilemler yaşıyorum Değersiz hissediyorum Engelimi saklamak istiyorum Topluma inancım yok Evet S % Cevap yok S 13 21.7 58.3 5 12 20.0 15.0 51.7 38.3 42 20 30 5.0 30.0 52 34 % Hayır S 39 65.0 20 % Top lam S % - - 60 100.0 8.3 - - 60 100.0 3 5.0 1 1.7 60 100.0 70.0 33.3 50.0 4 6 7 6.7 10.0 11.7 5 3 - 8.3 5.0 - 60 60 60 100.0 100.0 100.0 86.7 56.7 5 3 8.3 5.0 5 8.3 60 60 100.0 100.0 % Bazen S 8 13.3 33.3 35 44 73.3 9 31 23 3 18 102 Çizelge 50’ye bakıldığında, araştırmaya katılan bedensel engellilerin % 73.3’ünün engellerinin diğer alanlara da genellendiğini düşündüğü, % 65’inin engeli nedeniyle olumsuz tutum ve davranışlara maruz kaldığı, % 51.7’sinin toplumun ve kendi beklentileri arasında ikilemler yaşadığı, % 38.3’ünün toplumun yaklaşımı nedeniyle kendini değersiz hissettiği, % 33.3’ünün toplumsal ilişkilerde daha çok kendisinin çaba sarfettiği, % 30’unun topluma inancının olmadığı, % 15’inin toplum tarafından tam bir kadın/erkek olarak görülmediği, % 5’inin ise toplumun yaklaşımı nedeniyle engelini saklamak istediği görülmektedir. İnsanların kendi gibi olanı kabul etme eğiliminde olup, ötekine karşı olumsuz, önyargılı tutum ve davranışlarda bulunduğu, bir çok çalışmada doğrulanmıştır. Bu çalışmada da ortaya çıkan bedensel engelli bireylerin acıma, aşırı ilgi, dik dik bakma gibi olumsuz tutum ve davranışlara maruz kaldığıdır. Bu tavırlara maruz kalan bireyin, toplum ve kendi arasında ikilemler yaşaması mümkündür. Toplumun bu yöndeki yaklaşımları engellileri ötekileştirmekte, engel durumunu başka alanlara da genellemekte ve bir çok alandan dışlayan bir toplum yapısı oluşmasına sebep olmaktadır (Reeve 2002; Topçubaşı ve Arıkan 2005). Buna göre, araştırmada elde edilen bulgular, bu bulguları desteklemektedir. Elde edilen sonuçlara göre, araştırmaya katılan engellilerin yaklaşık 2/3’sinin olumsuz tutum ve davranışlara maruz kaldığı, yarısının toplum ve kendi beklentileri arasında ikilemler yaşadığı ve 3/4’ünün engellerinin diğer alanlara da genellendiği anlaşılmaktadır. Araştırmaya katılan engellilerin yaklaşık yarısının toplumun yaklaşımından dolayı kendilerini değersiz hissettikleri, yaklaşık 1/5’inin toplum tarafından tam bir kadın/erkek olarak görülmediklerini, 1/10’lik bir dilimin engellerini saklamak istedikleri ve 1/5’inin topluma inançları olmadığı anlaşılmaktadır. Sonuç olarak, araştırmaya katılan bedensel engellilerin toplumun olumsuz tutum ve davranışlarına maruz kaldığı ve bu durumdan olumsuz etkilendiklerini söylemek mümkündür. 103 Çizelge 51 : Araştırmaya Katılan Bedensel Engelli Bireylerin Toplumla Bütünleşmesi İçin Kimlere Görev Düştüğüne Göre Dağılımı Engellilerin Engellenmemesi İçin Kimlere Görev Düştüğü Kendime görev düşüyor Politikacılara görev düşüyor Kurum ve kuruluşlara görev düşüyor Sivil toplum örgütlerine görev düşüyor Topluma görev düşüyor Toplam S 29 41 26 37 40 173* % 16.8 23.7 15.0 21.4 23.1 100.0 *Birden fazla cevap verilmiştir. Çizelge 51’de, araştırmaya katılan engellilerin toplumla bütünleşmesinde görev dağılımına bakıldığında, engellilerin % 23.7’sinin politikacılara, % 23.1’inin topluma, % 21.4’ünün sivil toplum örgütlerine, görev % 16.8’inin kendine ve % 15’inin kurum ve kuruluşlara görev düştüğünü düşündüğü görülmektedir. Buna göre, araştırmaya katılan engellilerin yaklaşık 1/4’inin aynı oranlarla kendilerinden çok politikacılara ve topluma, 1/5’inin ise sivil toplum örgütlerine görev düştüğünü düşündüğü anlaşılmaktadır. Araştırmaya katılan engellilerin 1/5’inden azı kendine görev düştüğünü belirtmektedir. Genel olarak, araştırmaya katılan engellilerin psikososyal açıdan sosyal dışlanma durumuna bakıldığında, engellilerin yaklaşık 3/4'ünün benzer yüzdelerle medyada engellilerin/engelliliğin acıma uyandıracak bir şekilde ele alındığını; bireyin kişisel özellikleri yerine engelinin temel alındığını; yardıma muhtaç bireyler olarak yansıtıldığını; yarısından fazlasının ise medya görüntülerinde engellilerin reytingi arttırma amaçlı kullanıldığını düşündüğü saptanmıştır. Cinselliğinin inkar edildiğini düşünenler, araştırmaya katılan engellilerin 2/5’sini temsil etmektedir. Klasik edebiyatta ise, araştırmaya katılan engellilerin yaklaşık 3/4'ünün kahramanların genel özelliğinin vücut bütünlüğü olduğunu; yarısından fazlasının çeşitli edebiyat eserlerinde kötü veya zavallı karakterler olarak ele alındığını ve engelliliğin bedensel engellileri etiketleyen sıfatlarla birlikte kullanıldığını; yarısının bedensel olarak farklı olanın çirkin olarak tasvir edildiğini; 1/3’inin bazı karakterlerin cinsel kimlikten yoksun olduğunu düşündükleri tespit edilmiştir. Toplum düzeyinde bakıldığında, 104 engellilerin yaklaşık 2/3’sinin olumsuz tutum ve davranışlara maruz kaldığı; 3/4'ünün engellerinin diğer alanlara genellendiğini; 1/3’inin toplumsal ilişkilerde daha çok kendilerinin çaba sarfettiği; araştırmaya katılan engellilerin yaklaşık yarısının toplumun yaklaşımından dolayı kendilerini değersiz hissettikleri, yaklaşık 1/5’inin toplum tarafından tam bir kadın/erkek olarak görülmedikleri, 1/5’inin topluma inançları olmadığı, 1/10’lik bir dilimin engellerini saklamak istedikleri ve toplumla bütünleşmeleri yolunda daha çok politikacılara ve topluma görev düştüğünü düşündükleri anlaşılmaktadır. 105 BÖLÜM IV SONUÇ VE ÖNERİLER 4.1.SONUÇ Özürlülük alanında, engellilerin yaşadığı bir çok soruna değinilmekte ve bu sorunun kaynağı ve çözüm yolları üzerine bir çok çalışma yapılmaktadır. Günümüzde engellilik sorununun hala önemini koruduğunu, bu sorunun temelinde ise kurumsal, ekonomik, psikososyal olarak bir çok faktörün rol oynadığı düşünülmektedir. Temeldeki bu sorunlar engellilerin toplumla bütünleşmeleri yolunda engeller yaratmakta ve bir çok alanda sosyal dışlanma yaşamalarına sebep olmaktadır. Bu araştırmanın amacı, bedensel engelli bireylerin kurumsal, ekonomik ve psikososyal açıdan sosyal dışlanmayı nasıl yaşadıklarını ortaya koymaktır. Araştırma kapsamında, İstanbul ilindeki beş sivil toplum örgütüne aktif olarak üye olan 60 bedensel engelli ile görüşme yapılmıştır. Çalışmada temel olarak, bedensel engellilerin sosyodemografik özellikleri ele alınmış, fiziksel çevre koşulları, istihdam, eğitim, rehabilitasyon ve sağlık hizmetleri alanlarında yaşadıkları kurumsal ve ekonomik açıdan sosyal dışlanma ve medya, klasik edebiyat, toplum tarafından yaşadıkları psikosyal açıdan sosyal dışlanma üzerinde durulmuştur. Araştırma sonucunda elde edilen bulguları aşağıdaki gibi özetlemek mümkündür: “Araştırmada Veri Kaynağı olan Bedensel Engellileri Tanıtıcı Bulgular” başlıklı ilk bölümde araştırmaya katılan engellilerin kişisel özellikleri ve engelleri ile ilgili veriler elde edilmiştir. ‘Bedensel Engellilerin Kişisel Özellikleri’ne ilişkin sorulara göre; araştırmaya katılan bedensel engellilerin çoğunun erkek, bekar, 20-30 yaş grubunda ve köy kökenli oldukları, engellilerin ebeveynlerinin ve kendilerinin eğitim düzeylerinin düşük olduğu tespit edilmiştir. ‘Bedensel Engellilerin Engeliyle İlgili Özellikleri’ne ilişkin sorulara göre ise; araştırmaya katılan engellilerin çoğunun ortopedik engelli olduğu, araç desteği kullanmadığı, kullananların ise daha çok tekerlekli sandalye ve koltuk değneği 106 kullandıkları, engel derecesi düşük olanların (40-59) çoğunlukta olduğu, engellilerin büyük bir bölümünün, çok küçük yaşta doğum sonrasında hastalık nedeniyle engelli oldukları belirlenmiştir. “Bedensel Engellilerin Kurumsal ve Ekonomik Açıdan Yaşadığı Dışlanma Durumu” başlıklı ikinci bölümde araştırmaya katılan engellilerin fiziksel çevre koşulları, istihdam, eğitim, rehabilitasyon ve sağlık alanlarında yaşadığı dışlanmaya ilişkin veriler toplanmıştır. ‘Fiziksel Çevre Koşulları’na ilişkin sorulara göre, ‘Kamusal Alanlardaki Yapı ve Düzenlemeler’ bölümünden elde edilen sonuçlar şöyledir; araştırmaya katılan engellilerin yaklaşık 2/3’sinin yapı ve düzenlemeleri (yollar, kaldırımlar, merdivenler, alt-üst geçitler, asansörler, tuvaletler, kentsel mekanların planı, ulaşım araçları) yetersiz bulduğu, bunların içinde en çok ulaşım araçlarında (% 71.7) sıkıntı yaşadıkları, kamusal alanlardaki yapı ve düzenlemelerin yaşantılarını etkilediği saptanmıştır. Araştırmaya katılan engellilerin kamusal alanlarda ekonomik gelirin yetersiz olması nedeniyle her türlü düzenlemeyi yapamadığı (% 73.3), bir yerden bir yere gideceği zaman ekstra zamanlama ve planlama yapması gerektiği (% 63.3), toplumsal aktivitelere istediği gibi katılamadığı (% 43.3), kamusal alanlarda kişisel yardım ihtiyacı duyduğu (% 35) ve çevre koşullarının hayatlarını etkilediği (% 31.7) belirlenmiştir. ‘Fiziksel Çevre Koşulları’na ilişkin sorulara göre, ‘Ev İçindeki Fiziksel Çevre Koşulları ve Yapılar’ bölümünden elde edilen sonuçlar ise şöyledir; ilişkin sorulara göre; araştırmaya katılan engellilerin basamakları (% 33.3), banyoyu (% 25), tuvaletleri (% 23.3), kapıları (% 18.3), dolap kapaklarını (% 16.7) ve ışık düğmelerini (% 15) yetersiz buldukları belirlenmiştir. Ev koşullarında ekonomik gelire bağlı olarak her türlü düzenlemeyi yapamadıkları (% 73.3), bir yere gidecekleri zaman ekstra zamanlama ve planlama yapmaları gerektiği (% 35), ev koşullarında bağımsız hareket edemedikleri (%11.7) ve güçlük çektikleri (% 11.7) tespit edilmiştir. 107 Fiziksel engellerle karşılaştıklarında araştırmaya katılan engellilerin 1/3’inin aynı oranlarda üzüntü ve kızgınlık, 1/5’inin engellenmiş hissettiği ve 1/10’inin ise stres yaşadığı belirlenmiştir. ‘İstihdam’ a ilişkin sorulara göre; araştırmaya katılan engellilerin tamamına yakınının istihdam gücüne katıldığı (% 91.7), çoğunluğunun vasıfsız personel olduğu (% 56.7) ve iş yaşantılarında terfi etmedikleri (% 82.7) tespit edilmiştir. Engellilerin iş yaşantılarını olumsuz etkileyen faktörlerin, engelli oluşları (% 24.4), fiziksel çevre koşulları (% 20.2), olumsuz çalışma koşulları (% 14.3), mesleklerinin olmayışı (% 10.9), olumsuz işveren tutumları (% 10.9) ve yetersiz eğitim (% 8.4) olduğu saptanmıştır. Araştırmaya katılan engellilerin 2/5’sinin sahip oldukları gelirin 500 YTL’nin altında olduğu, gelir durumunun eğitim (% 71.9), eğlence (% 71.7), tatil (% 70), sağlık (% 61.7), gıda (% 56.7), konut (% 56.7), giyecek (% 56.7) gibi temel gereksinimlerini karşılamada yetersiz kaldığı belirlenmiştir. Engellilerin tamamına yakınının bir sosyal güvenlik kuruluşuna üye olduğu ve bu anlamda hizmetlerden yararlanma imkanına sahip olduğu tespit edilmiştir. ‘Eğitim’ e ilişkin sorulara göre; araştırmaya katılan engellilerin ebeveynlerinin ve kendilerinin eğitim seviyesinin düşük olduğu, eğitim yaşantılarında finansal güçlük yaşadıkları (% 78), eğitim kurumlarına erişimde güçlük çektikleri (% 56.1), bina içi yapı ve düzenlemeleri yetersiz buldukları (% 56.1), okul aktivitelerine katılmadıkları (% 43.9), sınıf içinde ilave yardım ve desteğe ihtiyaç duydukları (% 41.5), öğretmenlerin tutumlarını olumsuz buldukları (% 24.4) ve engelsiz akranları tarafından destek görmedikleri (% 19.5) tespit edilmiştir. Eğitim gören engellilerin hemen hepsinin genel eğitim kurumunda eğitim gördüğü fakat % 20’sinin okulu dışardan bitirdikleri, engellilerin eğitim yaşantılarını engelleyen faktörlerin öncelikli olarak maddi sorunlar (% 35.9), engel (23.1) ve fiziksel çevre koşulları (% 19.2) olduğu belirlenmiştir. ‘Rehabilitasyon’a ilişkin sorulara göre; engellilerin büyük bir kısmının (% 90) rehabilitasyon hizmeti almadığı, engellilerin yaklaşık yarısının rehabilitasyon 108 hizmetine ihtiyaç duymadığı saptanmıştır. İhtiyaç duymama nedenleri olarak, rehabilitasyon hizmetlerinin bir katkısı olmayacağını (% 29.2) ve kendi kendine yeterli olduklarını düşündükleri (% 29.2), bilgi sahibi olmadıkları (% 25), derneği yeterli buldukları (% 8.3) ve rehabilitasyona ayıracak zamanlarının olmadığı (% 8.3) tespit edilmiştir. Bununla birlikte engellilerin en çok ihtiyaç duydukları rehabilitasyon hizmetlerinin mesleki ve tıbbi rehabilitasyon olduğu belirlenmiştir. ‘Sağlık hizmetleri’ne ilişkin sorulara göre; sağlık hizmetlerinde araştırmaya katılan engellilerin muayehanelerden memnun olmadığı (% 66.7), sağlık hizmetlerine erişimde zorluk çektikleri (% 63.3), engeli nedeniyle ek harcamalar yapması gerektiği (% 60), sigorta ödeneklerinin sağlık alanındaki ihtiyaçlarını karşılamadığı (% 48.3), sağlık uzmanlarının iyi davranmadığı (% 41.7), sağlık hizmetlerinde kişisel yardım ihtiyacı duydukları (% 40) ve sağlık uzmanlarıyla her konuyu rahatça konuşamadıkları (% 33.3) belirlenmiştir. “Bedensel Engelli Bireylerin Psikososyal Açıdan Yaşadığı Sosyal Dışlanma” başlıklı üçüncü bölümde medya, klasik edebiyat/terminoloji ve toplum açısından yaşadıkları dışlanmaya ilişkin veriler toplanmıştır. ‘Medya’ya ilişkin sorulara göre; bazı medya görüntülerinde engellilerin kişisel özellikleri yerine engellerinin temel alındığı (%78.3), yardıma muhtaç bireyler olarak yansıtıldıkları (% 71.7), acıma uyandıracak şekilde ele alındıkları (%70), reytingi arttırma amaçlı kullanıldıkları (% 55), cinselliklerinin inkar edildikleri (% 40) saptanmıştır. Araştırmaya katılan engellilerin % 8.3’ünün ise hiçbir fikri bulunmadığı belirlenmiştir. ‘Klasik edebiyat’a ilişkin sorulara göre; çeşitli edebiyat eserlerinde kahramanların vücut bütünlüğünün öncelikli olduğu (%71.7), engelliliğin kötü davranışın bir sonucu olduğu (% 61.7), kötü veya zavallı karakterlerin bedensel engelli olduğu (% 56.7), bedensel olarak farklı olanın çirkin olarak tasvir edildiği (% 51.7) ve bazı karakterlerin cinsellikten yoksun olduğu (% 31.7) belirlenmiştir. ‘Terminoloji’ye ilişkin soruya göre; engelliliğin insanları etiketlemeye yolaçan sıfatlarla beraber kullanıldığı (% 60) saptanmıştır. 109 ‘Toplum’a ilişkin sorulara göre; araştırmaya katılan engellilerin engel durumunun diğer alanlara da genellendiği (%73.3), engelleri nedeniyle olumsuz tutum ve davranışlara maruz kaldıkları (% 65), toplumun ve kendi beklentileri arasında ikilemler yaşadıkları (% 51.7), toplumun yaklaşımı nedeniyle kendilerini değersiz hissettikleri (% 38.3), toplumsal ilişkilerde daha çok kendilerinin çaba sarfettiği (%33.3), topluma inançlarının olmadığı (% 30), toplum tarafından tam bir kadın/erkek olarak görülmedikleri (% 15) ve toplumun yaklaşımı nedeniyle engellerini saklamak istedikleri (% 5) tespit edilmiş, toplumla bütünleşmeleri yolunda daha çok politikacılara ve topluma görev düştüğü belirlenmiştir. Sonuç olarak İstanbul ilindeki sivil toplum örgütlerine aktif olarak üye olan engellilerin kurumsal, ekonomik ve psikososyal açılardan sosyal dışlanma yaşadıkları tespit edilmiştir. 4.2. ÖNERİLER Bu çalışma sonucunda, yukarıda ifade edilen bulgular ışığında aşağıdaki konularda bazı hizmetlerin başlatılması ve/veya geliştirilmesine ihtiyaç duyulduğu anlaşılmıştır. Bunlar; *Araştırmaya katılan bedensel engelli bireylerin önemli sayıda doğum sonrasında hastalıklar nedeniyle engelli olduğu saptanmıştır. Bu sorunun çözümünde, sosyal hizmetin danışmanlık, kaynak yönetimi ve eğitim işlevleri devreye girmektedir. Doğum sonrası engelliliğe yol açan faktörlerin ortadan kaldırılmasına yönelik eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarına ağırlık verilmelidir. *Engellilerin yaşadığı kurumsal ve ekonomik dışlanmanın başında fiziksel çevre koşulları gelmektedir. Ev içindeki fiziksel koşullardan ziyade engelliler için kamusal alanlardaki yapı ve düzenlemelerin yetersiz olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle, öncelikle kamusal alanlardaki bina, yapı ve düzenlemelerin engelliler düşünülerek tasarlanması ve yeniden yapılandırılmasına yönelik politikaların geliştirilmesi gereklidir. 110 Kamusal alanlarda yolların, kaldırımların, merdivenlerin, yolların, tuvaletlerin, kentsel mekanların ve özellikle ulaşım araçlarının engellilere uyumlu hale getirilmesi gereklidir. Ulaşım araçlarının kamusal alanlarda en büyük engeli teşkil etmesi, bu alanda yapılması gereken uygulamaları gündeme getirmektedir. Sosyal hizmet uzmanları danışmanlık işleviyle, bireyleri problemlerinin çözümü için güçlendirir, örgütsel gelişmeyi destekler, program ve politika geliştirir. Rampalı taksiler ve toplu taşıma araçları olmalı, varolanlar ise yaygınlaştırılmalıdır. Engellilerin ücretsiz ulaşımını sağlayan belediye araçlarının arttırılması ve yaygınlaştırılması gereklidir. Bu noktada, kamusal alanların engellilerin de yararlanacağı şekilde yapılandırılması için, bu konuda belediyelere eğitim verilmelidir. Bunun yanında engellilerin yararlanabileceği hizmetlerin tanıtılması da varolan hizmetlerin gereken yerlere ulaşmasını sağlamak ve işlevini arttırmak için yararlı olacaktır. Bu düzenlemeler yasalarla desteklense de uygulamada yetersiz kalınmaktadır. Bu noktada, engellilerin ihtiyaçlarını da gözeten bir toplum yapısının oluşumu için sosyal hizmetin eğitim işlevi çok önemlidir. Öncelikle toplumun bilinçlendirilmesi ve yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi gereklidir. *Engellilerin yaşadığı kurumsal ve ekonomik dışlanma istihdam alanında da göze çarpmaktadır. İşgücüne katılan engellilerin yüksek oranına rağmen, engellilerin daha çok vasıfsız personelden oluştuğu ve iş yaşantılarında terfi yaşamadıkları anlaşılmıştır. Bu durum, engellilerin mesleki becerilerden yoksun olduklarını göstermektedir. Engellilere mesleki beceriler kazandıracak program ve hizmetlerin yaygınlaştırılması, eğitim sisteminin engellilerin erişimi için yeniden tasarlanıp uygulanması gereklidir. Türkiye’de kontenjan sistemi olmasına rağmen, bir çok resmi kuruluşun engellilerin işgücüne aktif katılımları yönünde engeller oluşturduğu da bir gerçektir. Bu açıdan, çalışan engellilerin haklarının yasal düzenlemelerle korunması gereklidir. Engellilerin istihdam alanından öncelikle engellerinden dolayı dışlandıkları, daha sonra fiziksel çevre koşulları, olumsuz çalışma koşulları ve işverenlerin olumsuz tutumlarından dolayı dışlandıkları dikkat çekmektedir. Sosyal hizmet mesleğinin amacı, insanların sosyal rollerini yerine getirmeleri ve karşılaştıkları sorunlar ile 111 başedebilmeleri için yeteneklerini geliştirmek ve ihtiyaçlarının karşılanmasına olanak veren çevresel imkanların arttırılmasıdır. Bu noktada, bedensel engelli bireylerin engellerinin kendilerini engellememesi için öncelikle yine toplumun ve yasal düzenlemelerin, istihdam koşullarını engellilere uyumlu hale getirmesi gereklidir. Her bireyin yapabileceği bir iş bulunmaktadır, önemli olan uygun iş analizlerinin yapılmasıdır. İstihdam alanında, engellilerin ve işverenlerin teşvik edilmesi yönünde çalışmalar yapılmalıdır. İstihdam alanında engellilere yönelik olumsuz çevresel tutumların değiştirilmesi toplumun eğitilmesiyle ve engellilerin görünür olmasıyla mümkün olacaktır. Fiziksel çevre koşulları engelliler için uygun hale getirildiğinde engelliler toplum içinde daha görünür olacak, bu da engellilerin hem istihdam alanına hem de diğer bir çok alana hem bilişsel hem de fiziksel olarak katılımını sağlayacaktır. *Eğitim seviyesi düşük ve mesleki becerilerden yoksun olan engelliler için yoksulluk sorunu da gündeme gelmektedir. Temel gereksinimlerini bile karşılamada zorlanan engelli bireylerin tek dayanağı sosyal güvenlik kuruluşları iken, sosyal güvenlik uygulamalarının da yetersiz kaldığı ortaya çıkmaktadır. Araştırmaya katılan engellilerin önemli bir kısmının herhangi bir gönüllü ya da resmi kuruluştan yardım almadığı da saptanmıştır. Sosyal hizmetin temel değerlerinden biri olan sosyal adalet kavramı içerisinde, sosyal hizmet, sağlık bakımı, beslenme, barınma, gelir, eğitim ve çalışma gibi temel yararların yoksun gruplara ulaşmasını sağlamada birincil role sahiptir. Bu noktada, sigorta ödeneklerinin arttırılması ve toplumsal destek sistemlerinin oluşturulması gereklidir. Devlet, bir çok hizmet için vergi toplarken engelliler için de bir vergi hizmetini devreye sokmalıdır. Aksi takdirde varolan “engelli yoksul” sorununun çözümlenmesi daha da güçleşecektir. *Engellilerin ve ailelerinin düşük eğitim seviyesi dikkat çekmektedir. Bu durum engellilerin ve ailelerinin yaşadığı ekonomik güçlüklerin bir sonucudur. Engellilerin eğitim yaşantılarını en çok engelleri, fiziksel çevre koşulları ve maddi durumun olumsuz etkilediği ve engellediği tespit edilmiştir. Bu nedenle ilk olarak eğitim kurumlarına erişimde kolaylıklar sağlanmalıdır. Bu noktada yine fiziksel çevre koşulları gündeme gelmektedir. Eğitim kurumları içindeki mimari yapıların 112 engelliler de düşünülerek yapılandırılması gereklidir. Engellilerin eğitim kurumlarına erişimini sağlamak amacıyla ücretsiz servis hizmeti sağlanmalıdır. Devletin engellilerin eğitim sistemine dahil olması için engellileri ve ailelerini destekleyici hizmet ve programlar geliştirmesine ihtiyaç vardır. Gönüllü ya da resmi kuruluşların yardımıyla gelir seviyesi düşük öğrencilere burs verilmesi yaygınlaştırılmalıdır. Eğitim kurumlarındaki okul-aile birlikleri gelir seviyesi düşük olan öğrenciler için bir fon oluşturup bu öğrencilerin eğitim sistemine katılımına katkıda bulunmalıdır. Varolan rehberlik hizmetlerinin geliştirilmesi ve engelli öğrencilerin eğitim sistemine katılımının ve devamının sağlanması, ihtiyaçlarının takip edilmesi gereklidir. Sosyal hizmet kaynak yönetimi işleviyle, bireyleri kaynaklarla bağlantılandırır, kaynak geliştirmek için gruplar ve organizasyonlar arasında ilişki ağı oluşturur. Sosyal aksiyon yoluyla değişimi başlatır ve sürdürür, toplum hizmetlerini devreye sokar. Sonuç olarak engellilerin eğitim sistemine katılımı için devlet ve toplum bazlı bir eylem planının oluşturulması gereklidir. *Araştırmaya hizmetlerinden katılan engellilerin yararlanmadığı büyük saptanmıştır. bir bölümünün Bunun nedeni rehabilitasyon rehabilitasyon hizmetlerine ihtiyaç duymamaları gibi gözükse de, engellilerin belirttiği daha çok bu hizmetler konusunda bilgilerinin olmadığıdır. Ayrıca rehabilitasyon hizmetlerinin bir katkısı olacağını düşünmeyen engellilerin, rehabilitasyon hizmetlerine inançsızlığı da ortaya çıkmaktadır. Bu noktada, rehabilitasyon hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve tanıtılması gereklidir. *Araştırmaya katılan engellilerin sağlık alanındaki hizmetlerden yararlanmak için fiziksel çevre koşulları, sigorta ödeneklerinin yetersizliği ve muayehanelerin uygunsuzluğu ile birlikte ilave harcama yapmaları gerektiği saptanmıştır. Bu durumda, fiziksel çevre koşullarından dolayı güçlükler yaratan sağlık raporunun her yıl yenilenmesi prosedürü değiştirilmelidir. Fizik tedavi, araç desteği ve bir çok ihtiyacı karşılamada yetersiz olan sağlık ödenekleri bunu karşılayacak duruma getirilmelidir. Engellilerin devlet hastahanelerinde verilen hizmetlerden yararlanmaları için engellilere öncelik ve bazı kolaylıklar sunulması gereklidir. 113 Sosyal hizmetin hedeflediği gruplar, toplumla bütünleşmesi engellenen, bu nedenle topluma üretken bir unsur olarak katılamayan, başka bir deyişle, toplumsal işlevselliğini yerine getiremeyen ya da yerine getirebilmek için zorlanan nüfus gruplarıdır. Sosyal hizmet mesleğinin amacı, bireylere, gruplara ya da topluma sosyal işlevsellik kazandırabilmektir. Bu nedenle, hiç bir ayrım gözetmeksizin insanların toplumdaki tüm olanaklardan eşit olarak yararlanmaları için sosyal hizmet alanına büyük görev düşmektedir. Sosyal hizmet savunuculuk rolüyle, topluma katılımı yönünde engellere sahip insanların haklarını koruyup, gerekli kaynak ve destek sistemleriyle bütünleşmeleri yönünde çalışmalara ağırlık verebilir. *Bazı medya görüntülerinde engellilere yönelik olumsuz tutum ve davranışlar olduğu ortaya çıkmıştır. Kitle iletişim aracı olarak kabul edilen medyaya düşen görev, engelliler hakkında toplumu bilinçlendirici, eğitici programlara yer vermektir. *Bazı klasik edebiyat eserlerinin bedensel engelliler hakkında olumsuz mesajlar verdiği yapılan çalışmada ortaya çıkmıştır. Bu noktada yine eğitim sistemine görev düşmektedir. Engellilerin yer aldığı hikaye ve masallar çocuklara aktarılırken, farklılığı kabul, farklılığa saygı, duyarlılık, yardım severlik gibi temalara yer verilmelidir. Toplumla bütünleştirme amaçlı engellileri konu alan daha çok eser yazılmalıdır. Okul öncesi ve ilköğretim programlarında okutulan klasik edebiyat eserleri gelecek yeni nesillere bilinçli bir şekilde aktarılmalı ve ayrımcı toplum yapısına katkıda bulunulmamasına dikkat edilmelidir. Bu açıdan, eğitim sistemindeki kadronun da bilinçlendirilmesi ve eğitilmesi gereklidir. *Yapılan çalışmada engellilerin toplum tarafından olumsuz tutum ve davranışlara maruz kalmaması için estetik kaygıların ön planda olduğu varolan toplum yapısının değiştirilmesi gereklidir. Sosyal modele dayalı sosyal hizmet uygulamaları bu açıdan çok önemlidir. Sorunun engelli bireyde değil, toplum yapısında olduğunu vurgulayan sosyal hizmetin bu yaklaşımının, engellileri topluma dahil etme yolundaki uygulamalarına gereksinim vardır. Toplum için değerli oldukları vurgulanmalı ve bu yönde desteklenmelidir. Bu tutum ve davranışların değiştirilmesi için, medyanın eğitici programlar yayınlaması, yazılı basında engelliler hakkında toplumu duyarlı kılacak, bilinçlendirecek haberlere yer verilmeli, eğitici seminerler düzenlenmelidir. 114 Bu noktada, politikacılara, sivil toplum örgütlerine ve diğer kuruluşlara, medyaya görev düşmektedir. Daha okul öncesi eğitimden başlanarak duyarlı ve bilinçli toplum yapısı oluşturulmalıdır. Gönüllü hizmetler yaygınlaştırılmalı, toplumda öteki konumunda olan engellinin bizden biri olduğu fikri topluma yerleştirilmelidir. Toplumu bilinçlendirici görsel uyarıların bulunması desteklenmelidir. Engellilerin güçlendirilmesi yönünde çalışmalar yapılmalı, toplum organizasyonu, toplum temelli rehabilitasyon ve sosyal destek sistemleri hayata geçirilmelidir. Engellilerin toplumla bütünleşmesi için merkezi ve yerel yönetimlerin yanında sivil toplum örgütlerine de büyük rol düşmektedir. Sivil toplum örgütlerinin ve kurumların tek elde çalışması şarttır ve sadece engelli bireyler değil, ailelerini ve yakınlarını da kapsayacak çözümler gereklidir. Bu şekilde engelli bireye yönelik farkındalık ve duyarlılık artacak, uygulamada karşılaştıkları zorluklar aşılacaktır. 115 KAYNAKÇA Akdağ, A.Ş. (2005). “Engelli Kadının Medyadaki Yeri”. Engelli Kadınların Sorunları ve Çözümleri Sempozyum 29-30 Nisan Kocaeli. Grafik Matbaacılık, İstanbul:163-165. Akın, H. (2001). Ortaçağ Avrupası’nda Cadılar ve Cadı Avı. Dost Kitabevi, Ankara:225. Arıkan, Ç. (2001). “Türkiye’de Görme Engelli Kadınlar: Sorunlar, Beklentiler, Çözüm Önerileri”. Görme Engelliler Federasyonu Yayını No:3, Ankara:4196. Arıkan, Ç. (2002). “Sosyal Model Çerçevesinde Engelliliğe Yaklaşım”. Ufkun Ötesi Bilim Dergisi, Cilt 2, Sayı:1:12-21. Ataman, A. (1997) “Özel Sektörde Çalışan Görme Engellilerin Karşılaştığı Sorunlar”. Görme Engellilerin Sosyal Güvenlik Sorunları ve İstihdamı Sempozyumu (1-2 Aralık 1997.) Altı Nokta Görme Engellilere Hizmet Vakfı Yayınları:3, Ankara:293-307 Avrupa Komisyonu Engelliler Konferansı. (9-11 Aralık 2004). Engelliler için Eşit Fırsatlar: İşbirliği ve Ortaklık. Ankara: Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı. http://www.ozida.gov.tr/raporlar/uluslararasi/engellilerkonferansi.htm (Erişim tarihi: 28 Haziran 2006) Banım, M. Guy, A. ve Tasker, P. (1999). “Trapped in Risky Behavior: Empowerment, Disabled People and Sexual Health”. Health, Risk & Society, Vol. 1, No.2:209-221. Benli, A. (1997). “Engellilerin İstihdamında Karşılaşılan Güçlükler ve Kurumsal Yaklaşımlar ile Uygulamalara Eleştirel Bir Yaklaşım”. Görme Engellilerin Sosyal Güvenlik Sorunları ve İstihdamı Sempozyumu 1-2 Aralık. Altı Nokta Görme Engellilere Hizmet Vakfı Yayınları:3, Ankara:49-60. Bilgin, K.U. (1997). “Engellilerin İstihdamında Yöntem Arayışı”. Görme Engellilerin Sosyal Güvenlik Sorunları ve İstihdamı Sempozyumu 1-2 116 Aralık. Altı Nokta Görme Engellilere Hizmet Vakfı Yayınları:3, Ankara:1931. Bolt, D. (2005). “From Blindness to Visual Impairment: Terminological Typology and the Social Model of Disability”. Disability & Society, Vol. 20, No.5, 539-552. Brandon, D. P., NCUBE, M.M. (2006). “Botswana’s Agriculture Teachers’s Attitudes Towards Inclusion of Students with Physical Disabilities in Mainstream Classes”. International Journal of Disability, Vol. 57, No. 3-4, Fall/Winter:215-227. Cankurtaran Öntaş, Ö. (2001). “Güçlendirme Yaklaşımı”. Prof. Dr. Nihal Turan’a Armağan, Sosyal Hizmette Yeni Yaklaşımlar ve Sorun Alanları. Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Yüksekokulu, Yayın No: 008, Ankara:103108. Carpenter, C., Readman, T. (2006). “Exploring the Literacy Difficulties of Physically Disabled People”. Adult Basic Education, Volume 16, Number 3, Fall 2006: 131-150. Charlton, J. I. (1998). Nothing About Us Without Us. Berkeley, Los Angeles, London: University of California Press. Cılga, İ. (2001). “Özürlülerin Yaşam Kalitesi”.Ufkun Ötesi Bilim Dergisi. 1:1. Ankara. Curtin, M., Clarke, G. (2005). “Listening to Young People with Physical Disabilities’ Experiences of Education”. International Journal of Disability, Development and Education, Vol. 52, No.3, September:195-214. Çakır, Ö. (2002). “Sosyal Dışlanma”. Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 4, Sayı:3:17-85. Değirmenci, N. (2005). “BM Engelliler için Fırsat Eşitliği Konusunda Standart Kuralları ve Engelli Kadın”. Engelli Kadınların Sorunları ve Çözümleri Sempozyumu 29-30 Nisan Kocaeli. Grafik Matbaacılık, İstanbul:37-48. 117 Dejong, G., Palsbo, S.E. ve Beatty, P.W. (2002). “The Organization and Financing of Health Services for Persons with Disabilities”. The Milbank Quarterly, Vol. 80, No.2, 261-302. Demirci, E. (2000a). “Görme Engellilerin Toplumla Sağlıksız İlişkileri (I.Bölüm)”. Ufkun Ötesi Aylık Dergisi, Yıl:4, Sayı:17, Mayıs. Demirci, E. (2000b). “Görme Engellilerin Toplumla Sağlıksız İlişkileri (II.Bölüm)”. Ufkun Ötesi Aylık Dergisi, Yıl:4, Sayı:18, Haziran. Dickson, J. (2002). “People With Disabilities: The Sleeping Giant of American Politics”. Civil Rights Journal, Wntr. Doğan, E. (1997). “İş Garantili Mesleki Rehabilitasyon”. Görme Engellilerin Sosyal Güvenlik Sorunları ve İstihdamı Sempozyumu 1-2 Aralık 1997.. Altı Nokta Görme engellilere Hizmet Vakfı Yayınları:3, Ankara:200-205. Dowling, M. ve Dolan, L. (2001). “Families with Children with Disabilities: Inequalities and the Social Model”. Disability and Society, 16, 1:21-35. Duyan Çamur, G. ve Karataş, K. (2005). “Güçlendirme Bakış Açısından Engelli Kadınlar ve Sosyal Hizmet”. Engelli Kadınların Sorunları ve Çözümleri Sempozyumu Kocaeli, 29-30 Nisan. Grafik Matbaacılık, İstanbul:108-115. Duyan, V. (2003). “Sosyal Hizmetin İşlev ve Rolleri”. Toplum ve Sosyal Hizmet, Cilt 14, Sayı 2, Ankara:1-22. Erkan, G. (1990). Ortopedik Özürlü Çocukların Kendini Kabul Düzeyi Üzerine Bir Araştırma. Sakatları Koruma Milli Koordinasyon Kurulu, Tekel Ambalaj İşletmesi Müdürlüğü, İstanbul. Erkan, G. (2003). “Özürlülerle Sosyal Hizmet Uygulamaları”. C.Ü. Tıp Fakültesi Dergisi Özel Eki. 25(4). 34-38, Sivas. Erkan, G. (2004). “Özürlülüğe İlişkin Modeller ve Sosyal Hizmet Uygulamaları”. Toplum ve Sosyal Hizmet, Cilt 15, Sayı:2, Ankara:31-38. 118 Fidan, F. ve Saç, S. (2005). “Evde ve Evlilikte Engelli Kadın Olmak: Engelli Bir Kadının Yaşamından Kesitler”. Engelli Kadınların Sorunları ve Çözümleri Sempozyumu 29-30 Nisan Kocaeli. Grafik Matbaacılık, İstanbul:294-298. Ipsen, C. (2006). “Health, Secondary Conditions and Employment Outcomes for Adults With Disabilities”. Journal of Disability Policy Studies, Vol. 17/No.2.77-87. Işıkhan, V. (2005). Türkiye’de Zihinsel Engelli Çocuğa Sahip Annelerin Sorunları. Hacettepe Üniversitesi Yayınları, Ankara: 37-41. İkizoğlu, M. (2001). “Yoksulluk ve Özürlülük İlişkisi”. Ufkun Ötesi Bilim Dergisi, Cilt 1, Sayı 2. Johnstone, C. (2003). “Systemic Practice and Action Research”. The Psychologist, Vol.16,No.2. Karasar, N. (2003). Bilimsel Araştırma Yöntemi: Kavramlar, İlkeler, Teknikler. Nobel Yayın Dağıtım, 12. baskı, Ankara. Karataş, K. (1996). Genç İşsizliği Ekonomik Toplumsal ve Ruhsal Sonuçları. Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Genel Merkezi Yay. No:2, Ankara. Karataş, K. (1997-98) “Engelliler Kentlerde Hareket Etmek İstiyorlar”. Ufkun Ötesi, Türkiye Görme Engelliler Federasyonu Dergisi, Sayı:4, Yıl:2, Kasım 97Nisan 98. Karataş, K. (2002). “Engellilerin Toplumla Bütünleşme Sorunları, Bir Sosyal Politika Yaklaşımı”. Ufkun Ötesi Bilim Dergisi, Cilt 2, Sayı 2, Türkiye Körler Federasyonu Yayını. Kongar, E. (1972). Sosyal Çalışmaya Giriş. Türk Sosyal Bilimler Derneği Yayınları, G-2, Ankara:113. Kongar, E. (1982). Sosyal Çalışmaya Giriş. Ayyıldız Yayıncılık, Ankara. Kut, S. (1988). Sosyal Hizmet Mesleği. Nitelikleri, Temel Unsurları ve Müdahale Yöntemleri. Ankara. 119 Küçükkaraca, N. (2005). “Feminizm ve Engelli Kadın”. Engelli Kadınların Sorunları ve Çözümleri Sempozyumu Kocaeli 29-30 Nisan. Grafik Matbaacılık, İstanbul:49-55. Küçükkaraca, N. (2004) “Farklılık ve Kültürel Yetkinliği Olan Sosyal Hizmet Uygulamaları”. Sosyal Hizmetler Sempozyumu:Türkiye’de Sosyal Hizmet Uygulamaları İhtiyaçlar ve Sorunlar. Başkent Üniversitesi Yayını. 4-6 Kasım, Alanya: 102-110. Kitchin, R. (1998). “‘Out of Place’, Knowing One’s Place’: Space, Power and The Exclusion of Disabled People”. Disability & Society, Vol. 13, No. 3, 1998:343-356. Kitchin, R., Shirlow, P. ve Shuttleworth, I. (1998). “On the Margins: Disabled People’s Experience of Employment in Donegal, West Ireland”. Disability & Society, Vol. 13, No. 5:785-806. Kilbury, R., Bordieri, J. ve Wong, H. (1996). “Impact of Physical Disability and Gender on Personal Space”. Journal of Rehabilitation, April-June, s.1-2. Lenney, M. ve Sercombe, H. (2002). “‘Did You See That Guy in the Wheelchair Down the Pub?’ Interactions across Difference in a Public Place”. Disability & Society, Vol. 17, No.1:5-18. Mackelprang, R. ve Salsgiver, R. (1999). Disability: A Diversity Model Aprooach in Human Service Practice. Pacific Grove, CA: Brooks/Cole Publishing Company, Canada: 20-215. McDougall, J., Dewit, D.J., King, G., Miller, L.T. ve Killip, S.(2004). “High SchoolAged Youths’ Attitudes Toward their Peers with Disabilities: the role of school and student interpersonal Factors”. International Journal of Disability, Development and Education, September ,Vol. 51, No. 3, 287313. Miley, K., O’Mella, M. ve Dubois, B. (1999). Generalist Social Work Practice. Boston:Aliyn and Bacon:10-11. 120 Mitchell, D., Snyder, S. (2003). “The Eugenics Atlantic: Race, Disability and The Making of an International Eugenic Science, 1800-1945”. Disability & Society, December, Vol. 18, No. 7:843-864. Neri, M.T., Kroll ,T. (2003). “Understanding The Consequences of Access Barriers To Health Care: Experiences Of Adults With Disabilities”. Disability and Rehabilitation, Vol. 25, No.2, 85-96. Oliver, M. (1983). Social Work with Disabled People. The Macmillan Press Ltd. London:p.23. Oliver, M. (1996). Understanding Disability from Theory to Practice. Palgrave, New York: 32-33. Onat, Ü. (2001). “Sosyal Hizmet Eğitiminde Makro Yaklaşım ve Toplum Organizasyonu”. Toplum ve Sosyal Hizmet Dergisi, Cilt 12, Sayı:3:103108. Ortak İçerme Belgesi (Joint Inclusion Memorandum-Jim). Türkiye Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü, http://www.sydgm.gov.tr/sydtf/web/gozlem.aspx?sayfano=91 2007. (Erişim tarihi:27 Nisan 2008) Özbesler, C. (2001) Çocukluk Çağı Lösemileri ve Sosyal Destek Sistemlerinin Aile İşlevlerine Etkisi. Hacettepe Üniversitesi İ.İ.B.F. Sosyal Hizmet Anabilim Dalı. Basılmamış Doktora tezi. Ankara. Özbesler, C. (2004) “Özel Eğitim Merkezlerinde Sosyal Hizmetin Rolü ve Sosyal Hizmet Uygulamaları”. Sosyal Hizmetler Sempozyumu:Türkiye’de Sosyal Hizmet Uygulamaları İhtiyaçlar ve Sorunlar. Başkent Üniversitesi Yayını. 4-6 Kasım, Alanya: 360-364. Pedretti, L.W. ve Zoltan, B. (1990). Occupational Therapy: Practice Skills For Physical Dysfunction. The C.V. Mosby Company. Third Edition, St. Louis, USA:19-24. 121 Randi ve Chance, S. (2002). “To Love and Be Loved: Sexuality and People With Physical Disabilities”. Journal of Psychology and Theology, Vol. 30, No.3, 195-208 Reeve, D. (2002). “Negotiating Psycho-emotional Dimensions of Disability and Their Influence on Identity Constructions”. Disability & Society, Vol. 17, No.5:493-508. Rokach, A, Lechcier-Kimel, R. ve Safarov, A. (2006). “Loneliness of People with Physical Disabilities”. Social Behavior and Personality, 34 (6). Russel, M.V. (1988). Clinical Social Work, Toronto:Rehabilitation Medicine, (Ed.Joseph Goodgold), The C.V. Mosby Company. Russell, M. (2002). “What Disability Civil Rights Cannot Do: Employment and Political Economy”. Disability and Society, Vol.17, No.2:117-135. Sapancalı, F. (2005). Sosyal Dışlanma. Dokuz Eylül Yayınları, 1. Baskı, İzmir. Scott, G.R. (2003). İşkencenin Tarihçesi. Dost Kitabevi, Ankara:112-113. Sherry, M. (2004). “Overlaps and Contradictions Between Queer Theory and Disability Studies”. Disability & Society, Vol. 19, No. 7, 769-785. Shevlin, M., Kenny, M. ve McNeela, E. (2004). “Participation In Higher Education For Students With Disabilities: An Irish Perspective”. Disability & Society, January, Vol. 19, No.1:15-30. Social Exclusion and Anti-Poverty Strategy. Research Project on the Patterns and Causes of Social Exclusion and The Design of Policies to Promote Integration: A Synthesis of Findings. (1996). Institute for Labour Geneva: International Studies, ILO. www.ilo.org/public/bureau/inst/papers/synth/socex/ch1.htm. (Erişim tarihi: 13 Mart 2006) Papanayotou, V. (2005) “Skeletons in the Closet of German Science”, Welle, www.dw-world.de/dw/article/0,2144,1587766,00.html. tarihi:11 Mart 2008) Deutsche (Erişim 122 Şahin, F. (2002a). “Sosyal Hizmet Eğitiminde Yeni Yaklaşımlar”. Sosyal Hizmet Sempozyumu 18-19 Ekim, Ankara. Şahin, F. (2002b). “Özürlülük ve Medikal Model: Yardım Veren Meslekler İçin Sosyal Hizmet Örneğinde Bir Değerlendirme”. Toplum ve Sosyal Hizmet Dergisi, Ekim, Cilt:13, Sayı:2:70-76. Topçubaşı, F., Arıkan, Ç. (2005). “Türkiye’de Görme Engelli Kadınların Konumu: Genel Bir Değerlendirme”. Engelli Kadınların Sorunları ve Çözümleri Sempozyumu 29-30 Nisan Kocaeli, Grafik Matbaacılık, İstanbul. Tufan, B. (1994). Göçmen İşçilerde İş Kazaları. Ankara: Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü. Türkiye Özürlüler Araştırması Sonuçları. (2003). Ankara: Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı. http://www.ozida.gov.tr (Erişim tarihi: 28 Haziran 2006, 15 Nisan 2008) Valentine, J. (2001). “Disabled Discourse: Hearing Accounts of Deafness Constructed Through Japanese Television and Film”. Disability & Society, Vol. 16, No. 5:707-721. Wilton, R.D. (2003). “Locating Physical Ability in Freudian and Lacanian Pyschoanalysis: Problems and Prospects”. Social & Cultural Geography, September, Vol. 4., No.3:369-390. Wolfe, K. (1996). “Ordinary People: Why The Disabled Aren't So Different Includes Excerpts From The Writings of Helen Keller”. Humanist, NovDec, Vol:56:6, 31-34. 123 GÖRÜŞME FORMU Bu çalışmanın amacı, İstanbul ilindeki sivil toplum örgütlerine aktif olarak üye olan bedensel engellilerin kurumsal, ekonomik ve psikososyal açıdan yaşadığı sosyal dışlanmaya yönelik değerlendirmeleri öğrenmektir. Aşağıdaki sorulara vereceğiniz cevaplar kesinlikle gizli tutulacak ve sadece bilimsel amaçlarla kullanılacaktır. A.Deniz ERGÜDEN Hacettepe Üniversitesi İ.İ.B.F. Sosyal Hizmet Bölümü Yüksek Lisans Öğrencisi Kişisel Bilgilere İlişkin Sorular 1.Cinsiyetiniz? Kadın ( ) Erkek ( ) 2.Yaşınız? .......... 3.Doğum yeriniz? ........... 4.Medeni durumunuz: Bekar ( ) Nişanlı ( ) Evli ( ) Boşanmış ( ) Ayrı yaşıyor ( ) 5.Çocuğunuz var mı? Evet ( ) Hayır ( ) (7. soruya geçiniz) 6.Kaç çocuğunuz var? ........... Engeline İlişkin Sorular 7. Engelinizi belirtir misiniz? Ayak Kol Bacak Parmak Omurga ve kemik Kalça İki omuz Birden çok Diğer (Lütfen belirtiniz) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ................................................ 8.Araç desteği alıyorsanız hangisini kullanıyorsunuz? Protez ( ) Tekerlekli sandalye ( ) Koltuk değneği ( ) Cihaz ( ) Kullanmıyorum ( ) 124 9.Engel dereceniz:………………………………………………………………….. 10.Engel nedeniniz: a.Doğum öncesi ( ) (10.a’ya geçiniz) b.Doğum sırası ( ) (10.b’ye geçiniz) c.Doğum sonrası ( ) (10.c’ye, 10.d’ye geçiniz) 10.a.Engeliniz doğum öncesi nedenlere bağlı ise, engel nedeniniz aşağıdakilerden hangisidir? Akraba Evliliği Kalıtsal Hastalıklar İlaç Annenin geçirdiği hastalık Nedeni bilinmiyor Diğer (Lütfen belirtiniz)............... ( ( ( ( ( ) ) ) ) ) 10.b.Engeliniz doğum sırasındaki nedenlere bağlı ise, engel nedeniniz aşağıdakilerden hangisidir? Doğumun kötü koşullarda gerçekleşmesi Geç doğum Yetersiz kişilerce gerçekleştirilmesi Diğer (Lütfen belirtiniz).................................. ( ) ( ) ( ) 10.c.Engeliniz doğum sonrası nedenlere bağlı ise, engel nedeniniz aşağıdakilerden hangisidir? Hastalıklar Kazalar Doğal afetler Terör Yanlış tedavi Diğer (Lütfen belirtiniz) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ........................... 10.d.Doğum sonrasında engelli olduysanız, kaç yaşında engelli oldunuz? .......... İstihdam Durumuna İlişkin Sorular 11. Mesleğiniz nedir? Ev Hanımı Memur İşçi Çiftçi Serbest Küçük esnaf Mesleğim yok Diğer (Lütfen belirtiniz) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) …………………………………… 125 12. İş durumu: a.Emekli ( ) b.İşsiz ( ) Süre: Ay:..... Yıl:....... c.Çalışıyorum ( ) d.Ücretsiz izinliyim ( ) e.Hiç Çalışmadım (17.soruya geçiniz) f.Diğer (Lütfen belirtiniz)……………………… 13. İş yerindeki göreviniz nedir/neydi? Memur ( ) Yönetici ( ) Vasıfsız personel ( ) Kendi işimin sahibiyim ( ) Diğer (Lütfen belirtiniz) …………………………………… 14.İş bulmada size kim yardımcı oldu? Kendim ( ) Arkadaş ( ) Ailem ( ) Özürlü kontenjanı ( ) KPSS ( ) Diğer (Lütfen belirtiniz) …………………………………… 15.İş değiştirdiniz mi? Evet ( ) Hayır ( ) 16.İş yaşantınızda terfi durumu yaşadınız mı? Evet ( ) Hayır ( ) 17.İş yaşantınızı etkileyen faktörler aşağıdakilerden hangisidir? Fiziksel çevre koşulları Engelim nedeniyle eğitimim yetersiz Olumsuz çalışma koşulları Mesleğim yok Engelli oluşum Engelim nedeniyle işverenlerin olumsuz tutumları Hiçbiri Diğer (Lütfen belirtiniz) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) …………………………………… 18.Evinizin geçimini kim sağlamaktadır? (Birden fazla seçebilirsiniz) Ben ( ) Annem ( ) Babam ( ) Eşim ( ) Çocuklarım ( ) Kardeşlerim ( ) Diğer akrabalar ( ) Diğer (Lütfen belirtiniz) …………………………………… 19.Evinizin aylık geliri nedir?......................... 20.Evinizin aylık gideri nedir?........................ 126 21.Elde ettiğiniz gelir temel gereksinimlerinizi karşılıyor mu? Yeterli Yetersiz Sağlık ( ) ( ) Beslenme ( ) ( ) Eğitim ( ) ( ) Konut ( ) ( ) Eğlence ( ) ( ) Tatil ( ) ( ) Giyecek ( ) ( ) Diğer..................... ........ ...... 22.Engel durumunuza bağlı olarak gereken harcamalar gelirinizin ne kadarını kapsamaktadır?................................ 23.Bağlı olduğunuz sosyal güvenlik kuruluşları varsa hangisidir? Bağ-Kur ( ) Emekli Sandığı ( ) SSK ( ) Sosyal güvencem yok ( ) 24.Gönüllü ya da resmi kuruluşlardan yardım alıyor musunuz? Evet ( )Hayır ( ) (26. soruya geçiniz) 25.Aldığınız yardım türü hangisidir? Ayni ( ) Nakdi ( ) Her ikisi ( ) Eğitim Durumuna İlişkin Sorular 26.Anne ve babanızın eğitim durumu nedir? Anne Baba Okuma yazma bilmiyor ( ) ( ) Yalnızca okuma yazma ( ) ( ) İlkokul mezunu ( ) ( ) Ortaokul mezunu ( ) ( ) Lise mezunu ( ) ( ) Üniversite mezunu ( ) ( ) Yüksek lisans mezunu ( ) ( ) Diğer (Lütfen belirtiniz) ( ) ( ) 27.Eğitim durumunuz nedir? Okuma yazma bilmiyor * ( ) Yalnızca okuma-yazma * ( ) İlkokul mezunu ( ) Ortaokul mezunu ( ) Lise mezunu ( ) Üniversite mezunu ( ) Yüksek lisans mezunu ( ) Diğer (Lütfen belirtiniz) * ……………………….. *Okuma yazma bilmiyor, yalnızca okuma yazma ya da diğeri seçtiyseniz 29.soruya geçiniz. 127 28.Eğitim aldığınız kurumun çeşidi nedir? Genel eğitim kurumu ( ) Özel eğitim kurumu ( ) 29.Eğitim yaşantınız hakkında ne düşünüyorsunuz? Eğitim kurumuna erişimde zorluklar yaşamıyordum. Bina içi yapı ve düzenlemeleri yeterliydi.(merdiven, asansör, rampa Sınıf içinde ilave yardıma ve desteğe ihtiyaç duymuyordum Öğretmenlerin tutumları olumluydu. Engelsiz akranlarım tarafından destek görüyordum Finansal güçlükler yaşamıyordum. Okul aktivitelerine katılıyordum. Diğer (Lütfen belirtiniz)......................................................................... Evet Hayır ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) 30.Yukarıda belirtilen hususlar içinde okumanızı en çok ne engelledi?.................. Rehabilitasyona İlişkin Sorular 31.Rehabilitasyon hizmeti aldınız mı? Evet ( ) Hayır ( ) (36. soruya geçiniz) 32.Aldığınız rehabilitasyon hizmetinin türü nedir? Mesleki rehabilitasyon ( ) Tıbbi rehabilitasyon ( ) (34.soruya geçiniz) Sosyal rehabilitasyon ( ) (34.soruya geçiniz) Diğer (Lütfen belirtiniz)…………………………………... 33.Hangi dalda/dallarda mesleki rehabilitasyon aldınız? .................. 34.Aldığınız rehabilitasyon ile ilgili düşünceleriniz nelerdir? Evet Hayır Uzman personel yeterliydi. ( ) ( ) Toplumsal katılımım arttı. ( ) ( ) Kişisel ihtiyaçlarım karşılandı. ( ) ( ) Kişisel gelişimime katkıda bulundu. ( ) ( ) Diğer (Lütfen belirtiniz) ......................... 35.Aldığınız rehabilitasyonu yeniden almaya ihtiyaç duyuyor musunuz? Evet ( ) Hayır ( ) 36.İhtiyaç duyduğunuz rehabilitasyon hizmetleri nelerdir? Mesleki rehabilitasyon ( ) İhtiyaç duymuyorum ( ) Tıbbi rehabilitasyon ( ) Sosyal rehabilitasyon ( ) 128 37. Rehabilitasyon hizmetlerine ihtiyaç duymuyorsanız sebepleri nelerdir? Rehabilitasyon hizmetlerinin çok katkısı olacağını düşünmüyorum Dernek yeterli. Kendi kendime yeterliyim. Bilgi sahibi değilim. Rehabilitasyona ayıracak zamanım yok. Diğer (Lütfen belirtiniz) .................................................................... Evet Hayır ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) Sağlık Hizmetlerine İlişkin Sorular 38.Varolan sağlık hizmetleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Sağlık hizmetlerine erişimde zorluk çekmiyorum. Sağlık kurumlarındaki muayenehanelerden memnunum Sağlık uzmanları iyi davranıyor. Sağlık uzmanlarıyla her konuyu rahatça konuşabiliyorum. Kişisel yardım ihtiyacı duymuyorum. Engelim nedeniyle ilave harcamalar yapmam gerekmiyor. Sigorta ödenekleri sağlık alanındaki ihtiyaçlarımı karşılıyor. Diğer (Lütfen belirtiniz) .................................................................... Evet Hayır ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) Fiziksel Çevre Koşullarına İlişkin Sorular 39.Ev içindeki fiziksel çevre koşulları ve yapılar, yaşantınızı istediğiniz gibi sürdürebilmeniz için yeterli mi? Yeterli Yetersiz Basamaklar ( ) ( ) Kapılar ( ) ( ) Banyo ( ) ( ) Tuvalet ( ) ( ) Işık düğmeleri ( ) ( ) Dolap kapakları ( ) ( ) Diğer (Lütfen belirtiniz) .................................................................... 40. Ev içi koşullarında yapı ve düzenlemeler yaşantınızı etkiliyor mu? Bağımsız hareket edebiliyorum. Bir yere gideceğim zaman ekstra zaman ve planlama yapmam gerekmiyor. Destek sayesinde ev koşullarında güçlük çekmiyorum Zamanımın çoğunu evde geçiriyorum Ekonomik gelirim iyi olduğu için her türlü düzenlemeyi yapabiliyorum. Diğer (Lütfen belirtiniz) .................................................................... Evet ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) Hayır ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) 129 41.Kamusal alanlardaki bina içi/dışındaki yapı ve düzenlemeler yaşantınızı istediğiniz gibi sürdürebilmeniz için yeterli mi? Yeterli Yetersiz Yollar ( ) ( ) Kaldırımlar ( ) ( ) Merdivenler ( ) ( ) Alt-üst geçitler ( ) ( ) Asansörler ( ) ( ) Tuvaletler ( ) ( ) Kentsel mekanların planı ( ) ( ) Ulaşım araçları ( ) ( ) Diğer (Lütfen belirtiniz) .............................................. 42.Kamusal alanlardaki yapı ve düzenlemeler yaşantınızı etkiliyor mu? Evet Hayır ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) Kişisel yardım ihtiyacı duymuyorum. Bir yere gideceğim zaman ekstra zaman ve planlama yapmam gerekmiyor. Destek sayesinde fiziksel çevre koşulları hayatımı etkilemiyor. Toplumsal aktivitelere istediğim gibi katılabiliyorum. Ekonomik gelirim iyi olduğundan her türlü düzenlemeyi yapabiliyorum. 43.Günlük yaşantınızda fiziksel engellerle karşılaştığınızda ne hissediyorsunuz? Stres yaşıyorum. Kızıyorum Üzülüyorum Engellenmiş hissediyorum. Bir şey hissetmiyorum Diğer (Lütfen belirtiniz)………………………………………………. Evet ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) Hayır ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) Medya Görüntülerine İlişkin Sorular 44.Bazı medya görüntülerinde engelliliğin/engellilerin... Acıma uyandıracak biçimde ele alındığını düşünüyorum. Bireyin kişisel özellikleri yerine engelinin temel alındığını görüyorum. Yardıma muhtaç bireyler olarak yansıtıldıklarını görüyorum Cinselliğinin inkar edildiğini düşünüyorum. Reytingi arttırma amaçlı kullanıldıklarını düşünüyorum. Hiç bir fikrim yok. Diğer (Lütfen belirtiniz) .............................................. Evet ( ) ( ( ( ( ( ) ) ) ) ) Hayır ( ) ( ( ( ( ( ) ) ) ) ) 130 Klasik Edebiyat ve terminolojiye İlişkin Sorular 45.Klasik edebiyatın engellilere/engelliliğe yaklaşımı hakkında ne düşünüyorsunuz? Çeşitli eserlerde, kötü veya zavallı karakterler bedensel engelli kişilerdir. Hikayelerde, kahramanların bazen bedensel özellikleri içerisinde vücut bütünlüğünün öncelikli olduğunu düşünüyorum. Yazılan eserlerde, bazı karakterler cinsel kimlikten yoksundur. Çocuk hikayelerinde, bazen bedensel olarak farklı olanların çirkin olarak tasvir edildiklerini düşünüyorum. Bazı hikayelerde, bedensel engellilik kötü davranışın bir sonucudur. Bazı eserlerde engelliliğin insanları etiketlemeye yolaçan sıfatlar ile birlikte ele alındığını düşünüyorum Hiç bir fikrim yok. Diğer (Lütfen belirtiniz) .............................................. Evet ( ) Hayır ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) Topluma İlişkin Sorular 46.Engeliniz ile ilgili olarak ne düşünüyorsunuz? Engelli oluşum nedeniyle olumsuz tutum ve davranışlara maruz kalıyorum. Toplumsal ilişkilerde daha çok ben çaba sarfediyorum. Engelli oluşum nedeniyle engelim diğer alanlara da genelleniyor. Engelli oluşum nedeniyle tam bir kadın/erkek görülmüyorum Toplumun ve benim beklentilerim arasında ikilemler yaşıyorum. Toplumun yaklaşımından dolayı kendimi değersiz hissediyorum. Toplumun yaklaşımından dolayı engelimi saklamak istiyorum. Topluma inancım yok. Diğer (Lütfen belirtiniz) .............................................. Evet ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) Hayır ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) Bazen ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) 47. Engelinizin yaşamınızda sizi olabildiğince engellememesi için toplumda kimlere görev düştüğünü düşünüyorsunuz? Kendime Politikacılara Kurum ve kuruluşlara Sivil toplum örgütlerine Topluma Diğer (Lütfen belirtiniz) ......................... Evet ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) Hayır ( ) ( ) ( ) ( ) ( )
Benzer belgeler
ÇANKAYA BELEDİYESİ - Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği
olumsuz etkileyen en belirgin faktörlerin engelli oluşları ve fiziksel çevre koşulları
olduğu anlaşılmıştır. Gelir durumlarının düşük olduğu, temel gereksinimlerinin
karşılanmadığı ve sosyal destek...