75.Sayı (2008/4) - Orman ve Su İşleri Bakanlığı
Transkript
75.Sayı (2008/4) - Orman ve Su İşleri Bakanlığı
Karataş Gölü Fotoğraf: Ersan Berberoğlu T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı Adına Sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni Prof. Dr. Hasan Z. SARIKAYA (Müsteşar) Yayın Koordinatörü Enver KURGUN (EYD Başkanı) Yazı İşleri Müdürü Aycan SARGIN Haber Müdürü Sinan DELİDUMAN Redaksiyon Semih ŞEYDA İ. Ethem AVŞAR T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanlığınca Hazırlatılmıştır. Grafik Tasarım - Baskı Başak Matbaacılık Kazım Karabekir Cad. Tuna İşhanı No:101/2-G İskitler / ANKARA Tel: (0312) 384 27 61 www.basakmatbaa.com Yönetim Yeri ve Yazışma Adresi T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanlığı Söğütözü Cad. No:14/E Kat:3 Beştepe - ANKARA Tel: (0312) 207 51 91-92 Faks: (0312) 207 51 09 www.cevreorman.gov.tr Baskı Tarihi: 19.12.2008 Dergide yer alan yazılardan doğacak her türlü sorumluluk yazı sahiplerine aittir. Değerli Çevre ve İnsan Dergisi Okuyucuları… 2008 yılının son sayısında tekrar birlikte olmanın mutluluğu içerisindeyim. Acısıyla tatlısıyla koca bir yılı daha geride bıraktığımız bu günlerde Bakanlığımız “Genç Bakanlık” kimliği ile daha güzel bir Türkiye adına tüm gücüyle çalışarak hedeflerine emin adımlarla ilerliyor… Bu çerçevede; hava kirliliğinin önlenmesi, katı atıkların bertarafı, uzun vadede ülkemizin içme suyu ihtiyacının karşılanması, erozyonun önlenmesi ve doğal değerlerin korunması gibi konularda çok önemli mesafeler aldık. Ayrıca, çevre ile ilgili mevzuatın AB Standartlarına uyumlaştırma çalışmalarımızın da %70’i tamamlanmış, 2012 yılı sonuna kadar mevzuatta tam bir uyum sağlanması hedeflenmektedir. Bununla birlikte Sera Gazı Emisyonlarını Kontrol altına almayı hedefleyen ” Kyoto Protokolü”’ne Ülkemizin taraf olması ile ilgili kanun tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gönderilmiştir. 2009 yılında da zor bir süreç bizleri bekliyor. Ancak bu zorlukları el birliği ile aşacağımıza inanıyorum. Unutmayalım ki kirlenen çevre değil geleceğimizdir. Bu vesile ile yeni yılınızı en içten dileklerimle kutluyorum Prof. Dr. Hasan Zuhuri SARIKAYA Müsteşar 04 İçindekiler 07 08 BM Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi Toplantısı... 10 Türkiye ile Suriye Arasında “Ormancılık” Protokolü imzalandı... 12 Hava Kalitesi Değerlendirme ve Yönetimi Yönetmeliği DSİ’den 92 Tesis Daha... 13 14 Bakan Eroğlu, Afyonkarahisar’da... 16 Kelaynakların Umudu Türkiye; Birecik’ten Ürdün’e Göç 22 Avrupa Komisyonu Çevre, Halk Sağlığı ve Tüketicisi Komisyonu Üyesi Parlamenterler Bakan Eroğlu’nu Ziyaret etti... 21 Türkiye’deki Ornitolojik Araştırmaların Tarihi Gelişimi 23 İl Çevre ve Orman Müdürlüklerinden Seçilen 25 RTP Uzmanı AB ve Türkiye Temsilcileri Bir Arada... Bafa Gölü Tabiat Parkı 26 Türkiye Çevre Sorunları ve Öncelikleri Envanteri Değerlendirme Raporu (2005-2006) 30.Tabiat Parkımız “Kapıçam” Oldu... 27 28 30 “Ulusal ve Bölgesel Acil Müdahale Planları Projesi” Ulusal Sulak Alan Komisyonu Ankara’da Toplandı... Burdur Gölü Sulak Alan Yönetim Planı 38 42 Kuraklık ve Türkiye Açısından Genel Bir Değerlendirme 44 46 Türkiye Rüzgar Atlası Deniz Kaplumbağaları Bilim Komisyonu Toplantısı Antalya’da Gerçekleştirildi 48 Ankara Katı Atık Yönetim Projesi Ekim 2008 50 Uygulamalı Çevre Eğtimi Projesi bütün hızıyla devam ediyor... İklim Değişikliği Çevre Sözleşmesi 64 1 2 55 Sivil Toplum Köşesi: Kuş Araştırmaları Derneği Ömer BAùKAN E÷it.ve Yay. Dairesi Búk.l÷ K.STK.Halk øliú.ùube Müdürü 3 4 5 6 7 8 9 10 19 1 24 2 20 2 13 1 3 17 4 18 3 5 14 6 8 7 4 8 9 11 7 21 10 ANAHTAR SÖZCÜK 1 Çevreden... 23 6 5 9 16 15 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 Ü C 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 D SOLDAN SAöA: 1. Kuúlarn yemek borusu üzerinde bulunan yiyeceklerin topland÷ torba biçiminde organ. –Topra÷n kaymasn ve suyun yaylmasn önlemek için yaplan kaln duvar. 2.Zar kanatl bir böcek –Erozyon önleyici etkisi olan tbbi ve aromatik bitki. 3.Yapraklar salata gibi yenen, kokulu bir bitki. –Çok yumuúak ve ince tüylü hayvan. 4.Yumurtann saydam ksm. -Co÷rafik haritalar derlemesi. 5.Da÷n herhangi bir yüzü. 6.(tersi)Bir taúnmazn üstündeki mülkiyet hakkn gösteren belge. –(tersi)Bir beze sarlarak dü÷ümlenmiú yemek bohças. 7.(tersi)Yumuúak ve tuzsuz beyaz peynir. –Atn aya÷nda genellikle bile÷e yada dize kadar çkan beyazlk. 8.(tersi).Seçkin, seçilmiú, güzel. – Mikroskopta incelenecek maddelerin üzerine konuldu÷u dar uzun cam parças. 9.(tersi)Oturulan, barnlan yer. – Dolayl anlatm. 10.(tersi)Orman zararls bir böcek. Bulmaca YUKARIDAN AùAöIYA: 1.Orman içi su ürünü saylan bir balk. 2.(tersi)Bakml küçük orman. –Çiçektozu. 3.(tersi)Kent ve kasabalarn dúnda kalan, ço÷u boú ve geniú yer. -Hayvanlarn su içtikleri taú yada a÷açtan oyma kap. 4.Bir binek hayvan. –Bir kamu kurumu. 5.Gümüúün simgesi. –(tersi) Eski dilde su.-Notada duraklama zamann gösteren iúaret. 6.Meyveli bir orman a÷ac. -(tersi)ølaç, deva, çare. 7.øçinde kil oran yüksek, su geçirmez koyu toprak. 8.Gökyüzü. –Döúeme, divan gibi yerlere serilen kl yada yün dokuma. 9.Kuran’n bölümlerine verilen ad. –Lakin, ancak. 10.Derinin gözeneklerinden szan, renksiz tuzlu sv -Kabuklu seze ve meyvelerde kabuklarn arasndaki bölüm. - (tersi)Her mevsim yeúil kalabilen bir a÷aç türü. 51 BM Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi Toplantısı… B nın sağlanması için çölleşmeyle mücadele etmek ve kuraklığın etkilerini hafifletmek olduğunu vurguladı. irleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi 7.gözden geçirme (CRIC7) ve Bilim Teknoloji Komiteleri (CST) toplantıları 3-14 Kasım 2008 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirildi. Çevre ve Orman Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu, çölleşmeden muzdarip ülkelerden biri olan Türkiye’nin, dünya ülkeleriyle birlikte mücadele etmesini gerektiren bu konuda her türlü çabayı desteklediğini ve aktif olarak iştirak ettiğini söyledi. Türkiye’nin, toplantının ev sahipliğini üstlenmesinin de bu mücadeleye inancının en önemli ispatı olduğunu ifade eden Bakan Eroğlu, çölleşmenin, dünyanın birçok bölgesinde ekonomik, sosyal ve çevresel bakımdan önemli bir mesele olarak kendini hissettirdiğini kaydetti. Bakan Eroğlu, başta insan olmak üzere bütün canlıların hayatının devamının toprağa bağlı olduğunu, sadece 1 santimetre karelik toprağın oluşumu için takriben 600 yıla ihtiyaç olduğunu hatırlatarak, şöyle devam etti: ‘’Ortalama 60-70 yıllık insan ömrünün neredeyse 10 katı kadar bir zaman gerekmektedir. Bu sebeple topraklarımızın özenle korunması bir mecburiyettir. Çölleşme, dünya genelinde 4 milyar hektardan fazla alan, Çevre ve ve İnsan İnsan 2008/4 2008/4 Sayı:75 Sayı:75 44 Çevre Çevre ve Orman Bakanı Eroğlu, çölleşme ile mücadelenin insanların temel ihtiyaçlarını karşılamak için sürdürülebilir tabii kaynak yönetiminin tesis edilmesiyle mümkün olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti: 110 ülke ve 1 milyardan fazla nüfusu tehdit etmektedir. Çölleşme ve kuraklık, insan hayatının yanı sıra kalkınmayı da olumsuz etkilemektedir. BM Çevre Programı UNEP’in verdiği rakamlara göre, çölleşmenin genel maliyeti yıllık 42 milyar dolardır.’’ İnsanların refahı ve geleceğini tehdit eden bu meseleye karşı, BM tarafından 1972 yılındaki ilk çevre konferansıyla başlatılan sürecin, 17 Haziran 1994 tarihinde Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi’nin imzaya açılmasıyla devam edildiğini anlatan Prof. Dr. Eroğlu, bugün 193 ülkenin kabul ettiği sözleşmenin temel maksadının, sürdürülebilir kalkınma- ‘’Hava, toprak, su ve bitki örtüsü, birbirlerine sıkı sıkıya bağlı bir zincirin halkalarına benzer. Halkalardan birinin kopması, diğerine de zarar verir. Bu sebeple bütün tabii kaynakların sürdürülebilirlik ilkesi çerçevesinde korunması ve kullanılması büyük önem taşımaktadır. Yoksulluk, göç, işsizlik, gıda ve güvenlik sıkıntıları gibi olumsuz neticelere yol açan çölleşme müşterek bir risktir. Dolayısıyla bu hususta bütün insanlığın müşterek tedbir alması gerekmektedir.’’ Eroğlu, bu yolda atılmış ilk adım olan Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi’nin iki karar organının toplantılarını ilk defa İstanbul’da bir arada yapacağına işaret ederek, bunun, toplantının önemini daha da artırdığını söyledi. İnsanın, aydınlık geleceğinin resminin burada çizilmeye başlanacağını kaydeden Eroğlu, ‘’Komite toplantıları esnasında sunulacak olan 10 yıllık strateji planı ile yoksulluğu azaltmak için küresel bir ortaklık oluşturulması hedeflenmektedir. Türkiye, coğrafi konum itibariyle gerek erozyon, gerekse iklim değişikliği açısından hassas bir bölgede bulunmaktadır. Bugün topraklarımızın yaklaşık yüzde 60’ında şiddetli çölleşme ve erozyon riski bulunmaktadır. Bu sebeple çölleşme ve erozyonla mücadele bizim için özel bir önem taşıyor’’ dedi. Bakan Eroğlu, çölleşmeyi yerel bir mesele olarak görmeyen Türkiye’nin, Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi hedeflerinin gerçekleştirilmesi doğrultusunda taraf ülkelere düşen büyük mesuliyetin farkında olduğunu belirterek, şöyle konuştu: ‘’Hem ulusal, hem de uluslararası ölçekte çölleşmeyle mücadelede etkin bir rol oynayan ülkemiz, sözleşmedeki yükümlülüklerini yerine getirmek için de yoğun çaba sarfetmektedir. Çölleşmeyle mücadele konusunda küresel işbirliği kadar bölgesel ve yerel işbirliği de önemlidir. Türkiye, bu noktadan hareketle Kuzey Akdeniz ülkelerinde çölleşmeyi izlemek maksadıyla yürütülen, Çölleşmeyi İzleme Projesi’ne destek vermektedir.’’ Yerel düzeyde ise sözleşme hükümleri çerçevesinde ulusal eylem planının yürürlüğe konduğunu, bu plan çerçevesinde toprak koruma ve arazi kullanımı kanununun uygulamaya girdiğini anlatan Eroğlu, ekolojik ve ekonomik kararları entegre edebilmek için çevrenin sürdürülebilir bir şekilde planlanması gerektiğine dikkati çekti. Bakan Eroğlu, çölleşmeyle mücadele için yapılan diğer çalışmalar hakkında da bilgi vererek, Türkiye’nin, UNEP’in dünya çapında başlattığı kampanyaya 400 milyon fidan dikerek destek verdiğini, FAO raporlarına göre orman varlığını artıran ender ülkelerden biri olduğunu ifade etti. Önümüzdeki 5 yılda, ülke genelinde 2,3 milyon hektar alanda 2,5 milyar fidan dikilerek ağaçlandırma ve erozyon kontrolü çalışması yapılacağını anlatan Eroğlu, ‘’Gelecek nesillere çölleşme endişesi olmayan bir dünya bırakmak hepimizin mesuliyetidir. Hayat kaynağımız olan toprağı ve suyu bütün zenginlikleriyle korumak için hep birlikte mücadele etmemiz gerektiğini bir kez daha hatırlatmak istiyorum’’ diye konuştu. Bakan Eroğlu, konuşmasının ardından BM Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi Genel Sekreteri Luc Gnacadja ile basın toplantısı düzenledi. Eroğlu, toplantıya dünyanın bütün ülkelerinden 1000’in üzerinde katılım gerçekleştiğini, her ülkenin sunum yapacağı toplantıda çölleşmeyle mücadele konusunda can alıcı bazı fikirlerin ortaya çıkmasını beklediklerini ifade ederek, Türkiye olarak bu konuda her türlü gayretin gösterileceğini, toplantıların İstanbul’da yapılıyor olmasının bu mücadeleye verilen desteğin açık bir göstergesi olduğunu söyledi.Toplantı kapsamında her ülke için birer, her katılımcı için de 10’ar ağaç dikmek suretiyle bugünün daha anlamlı hale getirileceğini de kaydetti. Basın mensuplarının sorularını cevaplandıran Çevre ve Orman Bakanı Eroğlu, ‘’Türkiye çölleşmede dünyanın neresinde?’’ şeklindeki soruya, ‘’Bu konuda net bir sıralama yapmanın mümkün olmadığı ve böyle bir çalışmanın yapılmadığı’’ cevabını verdi. Türkiye’nin çölleşmemesi için ellerinden gelen her türlü gayreti harcadıklarını belirten Eroğlu, ağaçlandırma çalışmalarının yanı sıra erozyon kontrolü sulak alanların artırılması ve toprakların korunması için yoğun çalışma içinde olduklarını aktardı. 2002 yılına kadar ülke genelinde 1/100.000’lik çevre düzeni planlarının yüzde 5’inin yapıldığını, şu anda bunun yüzde 57’sinin tamamlandığını ifade eden Eroğlu, hazırladıkları eylem planı çerçevesinde bu planların bütününün gerçekleştirileceğini bildirdi. Prof. Dr. Eroğlu, Türkiye’nin çölleşme açısından riskli bölge olduğunu, küresel iklim değişiminde, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu kuşağında sıcaklıkların artmasıyla çölleşme riski ola2008/4 Sayı:75 Çevre ve İnsan 5 konuyla alakalı çalışma yapan uluslararası kuruluşların temsilcilerinin iştirak ettiği toplantılar neticesinde ortaya konulan önemli tespitler: • Sera gazının artışı ile iklimde meydana gelen değişiklikler çölleşme riskinin artmasına sebebiyet vermektedir. BM kaynaklarına göre, çölleşme ve kuraklık dünyadaki 4 milyar hektardan fazla alanı ve 110 ülkede yaşayan 1,2 milyar nüfusun hayatını doğrudan tehdit etmektedir. bileceğine işaret ederek, buna karşı gerekli tedbirleri aldıklarını, gıda güvenliği açısından Türkiye’nin bu fırsatları değerlendirerek, dünyaya gıda ürünlerini ihraç eden bir merkez haline geleceğini ümit ettiğini söyledi. Eroğlu, ‘’Çölleşmeyle mücadele için gereken finansmanın nereden sağlandığı’’ konusundaki bir soru üzerine de böyle bir maddi kaynağın istenilen ölçüde olmadığını, ancak Türkiye olarak bütçeden ciddi kaynaklar ayrıldığını, bu çerçevede ağaçlandırmanın yanı sıra dere ve mera ıslahları ile sulak alanların artırılması çalışmalarının da sürdürüldüğünü kaydetti. Türkiye’de daha önce sulanamayan bazı alanlar bulunduğunu, özellikle Güneydoğu Anadolu’daki bu toprakların tekrar üretime kazandırılması için çalışmalar yapıldığını anlatan Prof. Dr. Eroğlu, özellikle Atatürk Barajı’nın suladığı alanlarda geçmişe göre büyük bir üretim artışı gözlendiğini ve arazinin yeşillendiğini belirterek, Türkiye’de kısaca GAP, DAP, DOP adlarıyla bilinen projelerle büyük bir yatırım desteği bulunduğunu, sadece 2008 yılında bu projeler için yaklaşık 2,3 milyar YTL ayrıldığını bildirdi. Bakan Eroğlu, Türkiye’nin çölleşmeyle mücadelede elinden gelen her türlü katkıyı yapacağını belirte6 Çevre ve İnsan 2008/4 Sayı:75 rek, ‘’Türkiye orman varlığını artıran nadir ülkelerden birisidir. Islah edilen mera alanları ve sulak alanlarımız artıyor’’ diye konuştu. Türkiye’nin çölleşmeyle mücadelede büyük bilgi birikimi bulunduğunu dile getiren Eroğlu, önümüzdeki dönemde 20 ülkenin uzmanlarının Türkiye’de eğitimi için hazırlık yaptıklarını belirtti. Sözleşmeye taraf 193 ülke, gözlemci ülkeler, sivil toplum kuruluşları ile başta BM kuruluşları olmak üzere Bakan Eroğlu; Türkiye’de daha önce sulanamayan bazı alanlar bulunduğunu, özellikle Güneydoğu Anadolu’daki bu toprakların tekrar üretime kazandırılması için çalışmalar yapıldığını anlatarak bilhassa Atatürk Barajı’nın suladığı alanlarda geçmişe göre büyük bir üretim artışı gözlendiğini ve arazinin yeşillendiğini söyledi. • Dünyamızın geleceği için bütün insanlığın ortaklaşa mücadele etmesini ve tedbirler almasını zorunlu kılan çölleşme ve kuraklık, toprağın verimliliğini azaltmakta, toprak bozulmasına bağlı olarak su rejimi ve bitki örtüsünün bozulmasına yol açmakta, gıda üretimini azaltarak kıtlığa ve gıda fiyatlarında artışa sebep olmakta, göçlere, anlaşmazlıklara ve savaşlara ortam hazırlamakta, iklim değişikliğine karşı arazinin dayanıklılığını azaltmakta, ekonomik kaynakların azalmasına ve daha birçok olumsuzluklarla insanlığı yüz yüze bırakmaktadır. • Yeryüzündeki insanların 1,2 milyarın, karaların %25’inin, kurak alanların %75’inin ve %90’ı gelişmekte olan 110 ülkenin çölleşme tehdidi altında olması, bu konuda ciddi önlemler alınması gerektiği yolunda sinyaller veriyor. • BM Çevre Programı (UNEP), çölleşmenin genel maliyetinin yılda 42 milyar dolar olduğunu değerlendiriyor. Maddi kayıpların yanı sıra, manevi kayıplarda insanoğlunu tehdit etmektedir. Bu yüzden sorunlara olduğu kadar açlık, yoksulluk, göç ve eğitimsizlik konularına da eğilmek gerekmektedir. Son 20 yılda ABD’deki bütün ekili alanı kaplayacak kadar toprak kaybolmuştur. Çölleşme, toplam kara alanının %30’una zarar vermektedir. Türkiye İle Suriye Arasında ‘’Ormancılık’’ Protokolü İmzalandı… Ç evre ve Orman Bakanlığı ile Suriye Tarım ve Tarım Reformu Bakanlığı arasında, ‘’Ormancılık ve Orman Araştırmaları Alanında Bilimsel ve Teknik İşbirliği Anlaşması’’ merasimle imzalandı. Bakanlık binasında düzenlenen imza merasiminde konuşan Çevre ve Orman Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu, iki ülke arasında son yıllarda büyük bir işbirliği yaşandığını ve bundan memnuniyet duyduklarını belirtti. Çevre ve Orman Bakanı Eroğlu, ayrıca iki ülkenin tecrübelerini karşılıklı aktaracağını ifade etti. Türkiye’nin Suriye’de de böyle bir sistem kurmasını istediklerini söyledi. Suriye Tarım ve Tarım Reformu Bakanı Adel Safar ise iki ülkenin tarihe dayanan köklü ilişkileri olduğunu ve son yıllarda lider kadroların direktifleriyle üst düzeye ulaştığını kaydetti. Safar, ayrıca su kullanımı konusunda işbirliği yapıldığını da dile getirerek, Türkiye’nin yardımlarına teşekkür etti. İmza merasiminden sonra bir gazetecinin, ‘’Görüşmelerde, geçmişte iki ülke arasında zaman zaman gerginliğe yol açan su paylaşımı konusu gündeme geldi mi?’’ sorusu üzerine Bakan Eroğlu şunları söyledi: Bakanlık olarak bu işbirliğinin daha da gelişmesini gönülden dilediklerini ifade eden Eroğlu, imzalanacak anlaşmanın bu konuda önemli bir adım olduğunu kaydetti. Bakan Eroğlu, anlaşmayla; orman yangınlarında karşılıklı yardım, fidan ve aşı değişimi, pazarlama ve ağaç işleme sanayi, biyolojik çeşitlilik ve tabii kaynak yönetimi, erozyon kontrolü ve çölleşmeyle mücadele, sürdürülebilir orman yönetimi ve iki ülkedeki uzmanların mübadelesi konularında ciddi bir karşılıklı işbirliğine başlandığını ve hızla devam edeceğini söyledi. Konuşmaların ardından, Bakan Eroğlu ve Suriyeli Bakan Safar, anlaşma metnini imzaladı. İki ülke arasındaki işbirliğinden büyük memnuniyet duyduklarını belirten Safar, anlaşmanın işbirliğini daha ileriye taşıyacağını ve ilişkileri teknik düzeye götüreceğini ifade etti. Yangın konusundaki işbirliğine de değinen Safar, Türkiye’nin gelişmiş bir erken uyarı sistemi olduğunu ve ‘’Şu ana kadar böyle bir kavga yaşamadık. Komşularımıza yeterli miktarda su verdiğimize inanıyoruz. Özellikle barajların yapılması su debilerindeki değişimi dengeledi. O yüzden faydası oldu. Bu seneki kuraklığı dikkate alırsak, eğer barajlar olmasaydı Fırat nehrinden 4050 metreküp/saniye su verilecekti. Ancak 500 metreküp/saniye, hatta daha fazla su verdik. Şu ana kadar herhangi bir problem yok. 2008/4 Sayı:75 Çevre ve İnsan 7 … a h a D s i s e T 2 9 DSİ’den Ç evre ve Orman Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu, DSİ tarafından yaptırılan 92 tesisin açılışı merasimine iştirak etti. Burada yaptığı konuşmada, açılışı yapılacak tesisler dışında daha büyük çalışmaların hizmete girmeyi beklediğini belirten Eroğlu; Topçam, Torul, Gördes, Alparslan-1 barajlarının açılışının da yapılacağını kaydetti. Ülke genelinde, şehirlerin geleceğe dönük içme suyu problemlerini çözmek için eylem planı hazırladıklarını, Mardin ve Kızıltepe ilçesine büyük uğraşlar sonucunda su getirdiklerini anlatan Eroğlu, Afyonkarahisar’da yaptırılan arıtma tesisinin hizmete sunulduğunu hatırlattı. Bakan Eroğlu, 2003 yılından bu yana 549 tesisin açılışını yaptıklarına dikkati çekerek, bunların arasında baraj-gölet ve hidroelektrik santrali bulunduğunu belirtti. 8 Çevre ve İnsan 2008/4 Sayı:75 DSİ Genel Müdürü olduğu dönemde, daha önce bazı yatırımların keşifleri düşük gösterilerek ihale edildiğini ve bin 500’e yakın bu tür yatırımın bitiş süresi olarak 41 yılın öngörüldüğünü ifade eden Eroğlu, ‘’Bu kabul edilemez bir durumdu. Enflasyonun temel sebeplerinden biri de bu değil mi? Yani yarım bırakılmış yatırımlar’’ dedi. Başbakan Erdoğan’ın, ‘’Ben temel atmaya değil açılışa giderim’’ sözlerini hatırlatan Eroğlu, bundan yola çıkarak ilk etapta fiziki gerçekleşme oranı yüksek yatırımları tamamladıklarını söyledi. DSİ’nin bu çalışmaları sırasında 3,3 katrilyon lira tasarruf ettiğini belirten Eroğlu, ilk defa kendi dönemlerinde toplu açılışlar yapılmaya başlandığını vurguladı. Büyük düşünmeyen kurumların ayakta kalamayacağını ifade eden Eroğlu, şöyle devam etti: ‘’Biz de Bakanlık olarak büyük düşünüyoruz. Hedefimiz, ülkemizin 2023 yılına kadar dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisi arasına girmesini sağlamak. Biz bakanlık olarak bu hedefe kilitlendik. 81 ilin 2040 yılına kadar içme suyu temini ile alakalı eylem planını hazırladık. 2 yıllık kuraklığa rağmen suyu çok iyi yönettik. Hiçbir şehrimiz su sıkıntısı yaşamadı. Ne Ankara, Bursa, İzmir, İstanbul, Diyarbakır ne de Şanlıurfa... Susuz bırakmadık. Çiftçilerimizin sulamayla alakalı problemleri çözüldü. Sulama projelerine Sayın Başbakanımız da büyük destek veriyor. GAP, KOP, DAP ve büyük ağaçlandırma seferberliğine ilişkin çalışmalar tüm hızıyla sürüyor. Ekonomik olarak 1 milyon hektar olduğunu düşündüğümüz tarım alanının yüzde 26’sını suladık. Konya’nın 117 yıllık hayali olan ‘Mavi Tünel Projesi’ başladı.’’ Eroğlu, hidroelektrik santral yapımında özel sektörün katkılarının da büyük olduğunu belirterek, 21 bin 400 megavatlık kapasitesi bulunan santraller için özel sektörden başvuru olduğunu ifade etti. kontrol ediyoruz. En yüksek teknolojiye sahibiz. Zaten iki gün önce de Orman Genel Müdürlüğümüz ilgili projeyle ödül aldı.’’ DSİ Genel Müdürü Haydar Koçaker de konuşmasında kurumun çalışmaları hakkında bilgi verdi. Bakan Eroğlu, bir başka soru üzerine, çalışmaların orman olmayan alanların satışı ve değerlendirmesiyle ilgili olduğunu belirterek, ‘’Bir kangrenin çözülmesi meselesidir, başka bir şey değil’’ dedi. Hizmete sunulacak 82 tesisin 8’inin baraj, 75’inin taşkın koruma, 7’sinin sulama, 1’inin içme suyu, 1’inin ise ulaşım amaçlı olduğunu belirten Koçaker, tesislerin maliyetinin 125 milyon 82 bin 28 YTL olduğunu söyledi. Acaristanbul’la alakalı mahkeme sürecinin sorulması üzerine de Bakan Eroğlu, davanın sürdüğünü, mahkemenin kararlarına saygılı olacaklarını söyledi. Koçaker, tesislerle; 3 il, 15 ilçe, 31 köy ve 2 bin 395 hektar tarım arazisinin korunacağını, Uşak ve Balıkesir illerine yılda 16 milyon 100 bin metre küp içme suyu sağlanacağını ifade etti. Konuşmaların ardından, Konya, Uşak, Balıkesir,MalatyaveAfyonkarahisar’daki tesislerin canlı bağlantı yöntemiyle toplu açılışları yapıldı. Bu arada gazetecilerin sorularını cevaplandıran Bakan Eroğlu, bir gazetecinin, ‘’2B’lerin satışıyla ilgili çalışmaların ne durumda olduğunu’’ sorması üzerine alt yapı çalışmalarının sürdüğünü söyledi. Bu konuyla alakalı gerek Milli Emlak, gerek Orman Genel Müdürlüğü, gerekse Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün ortaklaşa çalıştığını anlatan Eroğlu, şunları söyledi: Eroğlu, kurban bayramına ilişkin valiliklere gönderdiği genelgenin hatırlatılması üzerine ise vatandaşların kurbanlarını belirlenen kurallara uyarak kesmeleri gerektiğini söyledi. edilmiş, köyler kurulmuş alanlardır. Bizim dönemimizde hiçbir şekilde ormanların işgaline müsaade edilmemiştir. Çünkü biz bunları uydudan Bakan Eroğlu, kurban kesmenin dini bir vecibe olduğunu ama kuralına uygun kesim yapmayanlar için genelgede ne ceza verileceğinin yer aldığını ifade etti. ‘’2B, hakikaten kangren olmuş bir meseledir. Şunu özellikle ifade edeyim; 2B sadece bizim meselemiz değil. Bizim hükümetimiz döneminde işgal edilen 1 santimetre kare alan dahi yoktur. Bu tamamen 31 Aralık 1981’den önce orman vasfını kaybetmiş, üzerinde şehirler kurulmuş, organize sanayi bölgeleri teşkil 2008/4 Sayı:75 Çevre ve İnsan 9 HAVA KALİTESİ DEĞERLENDİRME VE YÖNETİMİ YÖNETMELİĞİ T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı / Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü - Hava Yönetimi Dairesi Başkanlığı Günümüze kadar hava kalitesi ile alakalı çalışmalar, 02.11.1986 tarih ve 19269 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Hava Kalitesinin Korunması Yönetmeliği” çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Avrupa Birliği hava kalitesi mevzuatının ulusal mevzuatımıza aktarılması maksadıyla, 96/62/EC Hava Kalitesi Çerçeve Direktifi ve Kardeş Direktifleri (99/30/EC, 2000/69/EC, 2002/3/ EC ve 2004/107/EC) paralelinde Bakanlığımız Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü Hava Yönetimi Dairesi Başkanlığınca hazırlanan Hava Kalitesi Değerlendirme ve Yönetimi (HKDY) Yönetmeliği 06.06.08 tarihli ve 26898 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. HKDY Yönetmeliğinin yürürlüğe girmesi ile Hava Kalitesinin Korunması Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak, yürürlükten kaldırılmış olan Hava Kalitesinin Kontrolü Yönetmeliği’ndeki 10 Çevre ve İnsan 2008/4 Sayı:75 hava kalitesi sınır değerlerinin kademeli olarak azaltımı sağlanarak uygulanacaktır. Bunlar; SO2, NO2, NOX, PM10, Pb, C6H6, CO, O3, As, Cd, Hg, Ni ve B(a) P HKDY Yönetmeliğinin maksadı; çevre ve insan sağlığı üzerindeki zararlı etkilerini önlemek veya azaltmak için hava kalitesi hedeflerini tanımlamak ve oluşturmak, tanımlanmış metotları ve kriterleri esas alarak hava kalitesini değerlendirmek, hava kalitesinin iyi olduğu yerlerde mevcut durumu korumak ve diğer durumlarda iyileştirmek, hava kalitesi ile alakalı yeterli bilgi toplamak ve uyarı eşikleri aracılığı ile halkın bilgilendirilmesini sağlamaktır. Mevcut hava kalitesi limit değerlerimiz ile AB limit değerlerinin karşılaştırıldığında, AB limit değerlerin oldukça düşük olduğu görülmektedir. Yönetmelikte dört bölüm ve altı ek yer almakta olup, çerçeve direktif ve kardeş direktiflerde tanımlanan 13 farklı kirletici için mevzuat uyumu ve uygulama takvimleri belirlenmektedir. Yönetmelik, hava kalitesini iyileştirmek için temiz hava ve eylem planları gibi gerekli araçları da sağlamaktadır. Yönetmelik ayrıca, kirliliğin kontrolü ve hava kalitesi alanlarında izleme, yaptırım ve kurumsal güçlendirmeyi gayelamaktadır. Türkiye’de HKDY Yönetmeliği’nin uygulanması için Türkiye’de hava kalitesi konusunda kurumsal yapının oluşturulması gerekmektedir. Bu kapsamda, hava kalitesi yönetimi ve aynı zamanda bölgesel izleme ağları ile bölgesel analiz, emisyon, model, değerlendirme ve planların işleyişi için bölgesel merkezlere ihtiyaç duyulmakta ve Türkiye için 8 tane bölgesel temiz hava merkezinin (İstanbul, İzmir, Konya, Ankara, Adana, Samsun, Diyarbakır, Erzurum) yer aldığı 8 bölgesel izleme ağının kurulması gerekmektedir. Ayrıca Türkiye’de HKDY Yönetmeliği’nin tam olarak uygulanabilmesi için öngörülen minimum istasyon sayısı 209 olup, HKDY Yönetmeliği’nin uygulanması için gerekli idari yapılanma ve teknik yatırım ile personel ihtiyacı belirlenmiştir. HKDY Yönetmeliğine göre, Bakanlığımız ve İl Çevre ve Orman Müdürlüklerimizce hava kalitesi ön değerlendirme ve değerlendirme çalışmalarının yapılması, uyumluluğun sağlanması için gerekli önlemlerin alınması ve kamuoyunun bilgilendirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, “bölge” ve “alt bölge”lerin belirlenmesi ve listelenmesi Bakanlığımız sorumluluğunda olup; temiz hava planı ve eylem planlarının hazırlanması, istisnai durumların tespit edilmesi, bilgilerin gözden geçirilerek Bakanlığımıza gönderilmesi İl Çevre ve Orman Müdürlüklerimizin görev ve sorumluluğu kapsamına girmektedir. Türkiye için hazırlanan “Temiz Hava Eylem Planı (2008-2013)” çalışması halen devam etmektedir. HKDY Yönetmeliği uygulama takvimi çerçevesinde 01.01.2014 tarihine kadar; •Yürürlükten kaldırılmış olan Hava Kalitesinin Kontrolü Yönetmeliği’ndeki hava kalitesi sınır değerlerinin (yeni yönetmeliğin EK-I A’sında tanımlanan Geçiş Dönemi Uzun Vadeli ve Kısa Vadeli Sınır Değerleri ve Uyarı Eşikleri) kademeli olarak (her yıl eşit miktarlarda) azaltımı sağlanarak uygulanması planlanmaktadır. Bütün Türkiye’de; • Hava kalitesi ön değerlendirme çalışmalarının tamamlanması, • “Bölge” ve “alt bölge”lerin belirlenmesi ve listelenmesi, • Temsili noktalarda ölçüm istasyonlarının kurulması, • Bölgesel ağ merkezlerinin oluşturulması, • Laboratuvar altyapısının oluşturulması, • Güvenli ve kaliteli verilerin sürekliliğini sağlayarak raporlanacak düzeyde temininin sağlanması, • Yönetmelikteki kirletici emisyonlara ilişkin emisyon envanterinin elde edilmesi, • Kirlilik aşımlarında önlemlerin alınması, gerekmektedir. Bu çalışmalarla hava kalitesi değerlendirmesi ve yönetim sisteminin oluşturularak, 2014 yılında Avrupa Birliği hava kalitesi limit değerleri artı tolerans paylarına uyum sürecinin başlatılması hedeflenmektedir. 01.01.2014 tarihinden itibaren ise; • Yönetmeliğin EK-I’inde belirtilen limit değer artı tolerans payların uygulanmaya başlanması hedeflenmekte olup, parametrelere göre değişen tarihlerde tam uyumun gerçekleştirilmesi gerekmektedir. HKDY Yönetmeliği’nin uygulanabilmesi için ”bölge” ve “alt bölge”lerin belirlenmesi kapsamında Bakanlığımızca bütün Türkiye için iklim koşulları açısından benzerlik gösteren 7 bölge ile nüfusu 250.000’den büyük 25 alt bölge belirlenmiştir. Ayrıca, Bakanlığımızın yapmış olduğu AB projeleri kapsamında, direktifin gerekliliklerinden olan hava kalitesinin ön değerlendirme çalışmaları Ankara (Ekim 2004), Kütahya (Aralık 2004) ve Karabük (Ağustos 2005) illerinde yapılmıştır. Hava Kalitesi Eşleştirme Projesi kapsamında ise, Kocaeli, Kayseri, Adana-Mersin ve Gaziantep illerinde ön değerlendirme için çalışmalar yapılmıştır. Bakanlığımız ulusal hava kalitesi izleme ağından alınan ölçüm sonuçlarına dayanarak bütün 2008/4 Sayı:75 Çevre ve İnsan 11 Bakan Eroğlu, Afyonkarahisar’da… Ç evre ve Orman Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu, bazı inceleme ve temaslarda bulunmak üzere geldiği Afyonkarahisar’da basın mensuplarının sorularını cevaplandırdı. Bakan Eroğlu, küresel ısınma ve küresel ekonomik krizle alakalı düşüncelerinin sorulması üzerine, ‘’Küresel iklim değişimi ve küresel ekonomik kriz. İki kriz var şu anda dünyada; ekonomik krize kadar küresel ısınma, iklim değişimi öndeydi, ekonomik kriz çıkınca öne geçti, şu an ikisi atbaşı gidiyor’’ diye konuştu. Ciddi tedbirler alınırsa Türkiye’nin bu küresel ekonomik krizden daha da güçlenerek çıkabileceğini, gerekli tedbirlerin de alındığını ifade etti. Gördes Barajı ile alakalı bilgi veren Prof. Dr. Eroğlu İzmir’in uzun vadeli su ihtiyacını karşılayacak tesis hakkında şöyle konuştu “İzmir’in uzun vade12 Çevre ve İnsan 2008/4 Sayı:75 de su ihtiyacını karşılayacak Gördes Barajı var. Buradan 59 milyon metreküp su verilecek. Müteahhit Afyonlu. Onu çağırdım ve ‘Çok acil bir durum var. Her ne kadar biz bunu 2011 yılı sonunda 2012 yılında bitireceksek de bunu lütfen 2008 yılı sonunda su tutacak şekilde bitirin’ dedim.’’ Eroğlu, 2050 yılına kadar Afyonkarahisar’ın su ihtiyacını karşılayacak Düzağaç Akdeğirmen Barajı’nın devreye alınmasının sevindirici olduğunu ifade ederek, ‘’Dünyanın en modern içme suyu arıtma tesisinden çıkan sudan bugün bir bardak içme imkanının sağlanması ve isale hattının bitmiş olması benim için apayrı bir mutluluk’’ diye konuştu. Bakan Eroğlu, Afyonkarahisar İçme Suyu Arıtma Tesisi’nde incelemelerde bulunarak fidan dikme merasimine de katıldı. Avrupa Komisyonu Çevre, Halk Sağlığı ve Tüketicisi Komisyonu Üyesi Parlamenterler Bakan Eroğlu’nu Ziyaret Etti… Ç evre ve Orman Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu, Sattu Hassi başkanlığındaki Avrupa Komisyonu Çevre, Halk Sağlığı ve Tüketicisi Komisyonu üyesi parlamenterleri Makamında kabul ederek, Bakanlığının faaliyet alanları ve çalışmaları hakkında bilgi verdi. 2012’ye kadar 2.5 milyar ağaç dikmeyi planladıklarını bildiren Eroğlu, heyettekiler adına da birer fidan dikileceğini ifade etti. AB’ye uyum çerçevesinde çıkarılan kanun ve yönetmeliklere değinen Bakan Eroğlu, AB müktesebatına ilişkin çevre faslına ait iki açılış kriteri olduğunu, bunlarla alakalı çalışmaların büyük ölçüde tamamlandığını söyledi. İklim değişikliği, küresel ısınma ile alakalı alınacak tedbirlere dair çalışmaların çok hızlı şekilde devam ettiğini ifade eden Eroğlu, özellikle temiz enerji kaynaklarının kullanılması, katı atık tesislerinin inşa edilmesi, emisyonların azaltılması için gerekli tesislerin kurulması, ayrıca karbondioksidi yutacak alanların çoğaltılması çalışmalarının yapıldığını bildirdi. Eroğlu, ‘’Başka bir dünya yok. Hepimizin olan bu dünyayı çok iyi korumamız lazım’’ dedi. Sattu Hassi ise Bakanlıkta bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Çevre ile alakalı müktesebatın uyumlaştırılmasının önemine işaret eden Hassi, adlarına dikilecek ağaçlar için Bakan Eroğlu’na teşekkür etti. Bir parlamenterin, ‘’GAP Projesi çerçevesinde barajlar yapılıyor. Bunların sayısı çok değil mi? Yenilenebilir enerjiye yönelmek daha uygun olmaz mı? Bir de Hasankeyf ile alakalı kaygılar var. Bununla alakalı görüşleriniz nedir?’’ sorusu üzerine Bakan Eroğlu, şunları kaydetti: ‘’Biz GAP’ta rastgele baraj yapmıyoruz. Ciddi bir planlama çerçevesinde yapılıyor. Belli sayıda barajın yapılması Türkiye için zarurettir. Türkiye’de yağış rejimi düzenli değildir. Bölgelere ve mevsimlere göre çok büyük değişim göstermektedir. İnsanların su ihtiyaçlarını temin etmek için yağış aldığı zamanlarda suyu biriktirmek şarttır. Yoksa insanlara su temin edemeyiz. Bu barajların Türkiye’de yapılması Suriye ve Irak için çok büyük bir şans olmuştur. Barajlar, nehirdeki akımı dengelemektedir. Barajları yaparak suyu düzenli vermeyi sağlıyoruz. Bu barajlar olmasaydı bazı mevsimlerde ani yağan yağmurlarla sel felaketi de oluşurdu.” Yenilenebilir enerjiyi teşvik etiklerini, bu konuda ciddi çalışma yaptıklarını anlatan Eroğlu, ‘’Biz barajları yaparken kültürel mirasımızı kesinlikle koruyoruz. Bu konuda gerekli çalışmalar yapıldı. Hasankeyf’deki su altında kalacak birkaç tane eser var. Hepsi su altında kalmıyor. Hakiki Hasankeyf suyun üzerinde. Su altında kalacak birkaç tane yapı var. Onları da koruma kurullarının görüşleri istikametinde ya taşıyacağız ya orada muhafaza edeceğiz ya da tıpa tıp aynısını yapacağız’’ diye konuştu. 2008/4 Sayı:75 Çevre ve İnsan 13 Kelaynakların Umudu Türkiye; Birecik’ten Ürdün’e Göç Doğa Derneği ve Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü'nün ortak çalışmaları sonucunda Birecik’ten Ürdün’e kadar göç edebilen kelaynaklar, yabani bir kelaynak popülasyonu oluşturulabileceğini kanıtladı. Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ve Doğa Derneğinin ortak çalışmaları sonucunda Kelaynaklar, Ağustos 2008 tarihinde Birecik’ten göçe gönderildi. Bu kuşlara takılı uydu vericilerden elde edilen bilgiler Çevreve veİnsan İnsan 2008/4 2008/4Sayı:75 Sayı:75 14 14 Çevre uzmanlar tarafından her gün toplandı. Veriler ışığında kuşların Birecik’ten Ürdün’e başarıyla göç ettikleri belirlendi. Dünya çapında büyük ses getiren bu keşif, Birecik kelaynaklarının göç edebileceğini kanıtladı. Ancak Ürdün’de kelaynakların zehirlenmeleri sebebiyle göç yalnızca 4 gün sürebildi. Dünya üzerinde nesli tehlike altında olan, Birecik’te 1950 yılından itibaren tarım ilaçlarının aşırı kullanılması ve yaşam alanlarının azalması sebebiyle sayıları giderek azalan kelaynakların, 1997 yılına kadar göçe gitmesine izin veriliyordu. Kelaynakların göçten geri dönmemeleri sebebiyle kuşlar 1998 yılından itibaren göç dönemi başlangıcında Birecik’teki kelaynak üretme istasyonunda kafeslere alınmaya başlandı. Bu sayede tabii kanyonlarda serbestçe üreyebilen ve kışı üretme istasyonundaki kafeslerde geçiren yarı-yabani bir popülasyon oluşturuldu ve sayıları 100’ün üzerine çıkartıldı. 2008 yılında göçe gönderilen iki genç kelaynağın yanlarında deneyimli ergin kuşlar olmadan göç etmeleri, bu davranışın içgüdüsel olabildiğini dünyada ilk kez kanıtlamış oldu. Göçe gönderilen iki genç kelaynağın bu tarihi yolculukları Birecik’te başladı. Kelaynakların içgüdüsel olarak gerçekleştirdikleri bu yolculuk, kuşları yarım günde Birecik’ten Suriye çöllerine, 2 gün sonra da Ürdün’e ulaştırdı. Kuşların Ürdün’de gözlenmelerinin bir gün sonrasında uzmanlar iki kelaynağı Ürdün çöllerinde ölü buldu. Kuşların ölüm sebepinin zehirlenme olduğu düşünülmektedir. Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ve Doğa Derneği yetkilileri, kelaynakların kısa yolculuğundan elde edilen bilgiler bu kuşların uzun yıllar geçse bile göç etme güdülerini kaybetmediklerini saptadı. Bu hem Türkiye’deki hem de dünyadaki kelaynakların geleceği için umut kaynağı olurken, bu çalışmayla kelaynakların göç yollarında önemli tehditlerle karşı karşıya olduklarını da ortaya konulmuştur. Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü uzmanlarının Ürdün çöllerinde ölü bulunan kelaynakların üzerinde yapacakları incelemeler, bu konuda daha çok bilgiye ulaşımı sağlayacak ve kelaynakları göç yolları üzerinde nasıl korunması gerektiği hakkında bilgi verecektir. 2008/4 Sayı:75 Çevre ve İnsan 15 Türkiye’deki Ornitolojik Araştırmaların Tarihi Gelişimi 1. Türkiye’deki İlk Ornitolojik Araştırmalar Türkler tarafından yapılan Türkiye’nin ornitolojik zenginliği ile alakalı (belki de ilk) kayıtlar Evliya Çelebi’ye aittir. Anadolu’da ornitolojik verileri toplayan ilk Türk, Evliya Çelebi’dir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde 1611-1682 yılları arasında yaşamış olan Evliya Çelebi, çeşitli gayelerle İmparatorluğun birçok bölgesinde yaptığı gezilerde, o bölgelerin biyolojik yapıları ile alakalı bilgiler toplamıştır. Bazı bölgelerde yaşayan kuş türleri ile alakalı önemli verileri de değerlendiren Evliya Çelebi bunları ünlü eseri “SEYAHATNAME” ‘de ele almıştır. Bu bilgiler Türkiye’nin ornitolojisine özgü, ilk kayıtlar olarak değerlendirilebilir. Türk’ler tarafından bu dönemlere özgü başka kayıtlara ulaşılamamıştır. Çevreveveİnsan İnsan2008/4 2008/4Sayı:75 Sayı:75 16 Çevre 16 Prof. Dr. İlhami KİZİROĞLU Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Yabancı Araştırıcıların Ornitolojik Gözlemlerde Elde Ettikleri Bazı Bilgiler; 1643 tarihinde Birecik/Urfa bölgesine uğradığını ve burada ornitolojik veri topladığını belirtmektedir. 1.1. XVI. Asırda Anadolu’da Ornitolojik Gözlemler 1.3. XVIII. Asırda Anadolu’da Ornitolojik Gözlemler Pierre Belon, 1548 yılında, Kudüs,Şam ve Lübnan üzerinden Halep’e oradan da Antakya ve özellikle Amik Gölü’ne, daha sonra da Amanos’ları aşarak Adana’ya geçmiş ve Orta Toroslar üzerinden Konya istikametine doğru yönelmiştir. P. Belon, bu bölgelere özgü (az olmakla birlikte) ilk zoolojik verileri elde etmiş ve daha sonra uğradığı İstanbul Boğazı ve çevresine ait ornitolojik kayıtlar yaparak belki de ilk ornitolojik gezi verilerini toplamıştır. W. Sherard (1720)’ın İzmir Bölgesinde yaptığı gezilerde, tesadüfen gördüğü ve çok dikkatini çeken bir kuşu Linné’ye yollamış ve bu türü betimlemesini istemiştir. Linné 1740 yılında Anadolu’dan gelen bir materyalin değerlendirmesini yapmış ve onu İzmir yalıçapkını (Alcedo smyrnensis) olarak adlandırmıştır . 1.2. XVII. Asırda Anadolu’da Ornitolojik Gözlemler 1.4. XIX. Asırda Anadolu’da Ornitolojik Gözlemler Johann Baptisten Taverniers kırk yıllık gezi notlarını kaleme alırken, 6 Aralık 1835-1837 yılları arasında F. R. Chesney başkanlığında Fırat/Dicle J. Sibthorp ve F. Bauer (1786), Türkiye’nin batı bölgelerinden İzmirUludağ ve İstanbul’a özgü ornitolojik kayıtlar yapmışlardır. bilimsel gezisi yapılmış ve bu gezi sonucunda, Toros dağlarının yırtıcı kuşlar ve akbabalar açısından büyük önem taşıdığı belirtilmiştir. P.de Tchihatcheff Anadolu’da gerçekleştirdiği altı gezisinde 1848, 1849, ve 1853 yıllarında Toros Dağlarının değişik bölgelerini ziyaret etmiştir. “Asie mineure” adlı eserinde bu gezilere değinmiş, ancak onun ornitolojik kayıtları çok sınırlı kalmıştır. Adı geçen yazar da R. Curzon’un Erzurum’un Kuşları ile alakalı çalışmasına değinmektedir. R. Curzon aynı dönemde Erzurum ve çevresinin kuş faunası ile alakalı bir liste yayınlamıştır. Yine 1836 ve 1853 yıllarında Avusturyalı bir botanikçi olan Th. Kotschy Orta Toros ve özellikle Kilikya bölgesinde gözlemlerini yürütürken, çok sayıda kuş preperatı(tahnit) da yapmış ve bunları Viyana Doğa Tarihi Müzesine getirerek, bu bölgenin bitki örtüsü ile hayvan türlerinin , özellikle de kuş ve memeli hayvan türlerinin, yüksekliğe bağlı olarak değişimi hakkında araştırmalar yürütmüştür. Bütün yukarıda belirtilen bu bilimsel gezi(ekspidisyon) ler sonucunda, sadece fırsatlar ölçüsünde kuşlarla alakalı da bilgilerin verildiği görülmektedir rütmüştür. Danford’un ilk gezisi 3 Aralık 1875 tarihinde İzmir üzerinden Mersin-Tarsus-Gozna, Bolkar Dağları ve Zebil’e doğru yapılmıştır. Bu gezi 26 Şubat 1876’ye kadar sürmüş ve çok sayıda kuş materyali toplanmıştır. Daha sonra, 3 Mart-18 Nisan tarihleri arasında Gülek Boğazı’ndan Anaş’a doğru oradan da Karanfil Dağının eteğindeki Gavur Köyü’ne 19-29 Nisan tarihleri arasında gelmiş ve daha sonra da kuzey istikametinde, İç Anadolu’ya doğru yönelmiştir. Burada Bereketli-Develi-Kayseri üzerinden 15 Mayıs’da Çorum’a, 22 Mayıs’da Merzifon’a giderek, Samsun’da gezisini bitirmiştir. Danford, ilk gezisinde 217 kuş türü (bunların 163’ü Toros Bölgesinden, 54’ü daha kuzey bölgelerden) saptamıştır. Ch. G. DANFORD’UN 2. Gezi Rotası 1-23 Ocak 1879: Mersin’in doğusuAdana-Misis-Osmaniye (Antitoroslar): Bahçe üzerinden Gavur Gölü-Gaziantep-Nizip- Birecik-Fırat kıyısına gelmiş ve 19 Şubat’ta: Kelaynakları incelemiştir. Oradan da 8-29 Mart:tarihleri arasında, Maraş-Ahır Dağı-Elbistan-Yarpuz-Aziziye-Erciyes Tablo 1. Değişik dönemlerde farklı araştırıcıların gerçekleştirdiği çalışmalarda belirlenen kuş türü sayı ve statüleri. Araştırıcılar Kuş Türü Sayıları ve Statüleri Schrader (1875/76,1882/85) 206** Danford(1875/76; 1879) Weigold(1911); Tristram(1882) Rockinger 1917/18;Korf 1931;Neuhaeuser 1934 163*+54**=217*** 116** 152* Bird 1935 87* Kasparyan(1955) 398**** Ergene, 1945; 230**+270*=400 H. E. Strickland (Kasım1835-Şubat ve Nisan1836): İzmir ve Batı Anadolu Kıyı Bölgesinin kuş faunasının listesini vermiştir. Kumerloeve (1961): 238 tür kuluç366****+31*****= 397**** kaya yatıyor. Bunların 156’sı Güney Doğu Anadolu’da 82 ‘si bu bölgenin dışında da tespit edilen tür sayısıdır. Geriye kalan 128 tür transit göçer, kış ziyaretçisidir) Yukarıda belirtilen gözlem kayıtları dışında, Türkiye’de bilimsel anlamda ilk ornitolojik gözlemler Danfort (1877/78: 1877 ve 1880)’a aittir. Danford bu çalışmalarında daha çok Güneydoğu Anadolu ve Torosların ornitolojik yapısı ile alakalı kayıtlar yapmıştır. Danford iki araştırma gezisini Güney ve İç Anadolu Bölgesinde gerçekleştirmiş ve o bölgenin kuş faunasını araştırmıştır. Ayrıca batı kıyılarını ve İstanbul Boğazı civarının ve Erzurum-Trabzon Bölgelerinin ornitofaunası ile alakalı gözlemler yü- Kiziroğlu, (1989; 1993); 416(147 tür Yaz göçmeni;186 tür yerli;61 kış ziyaretçisi;25 tür transit göçer;(2 türün nesli tükenmiştir) 426**** Kiziroğlu, 2008a 502 Kirwan, 2002 451 **** *= Güney Doğu Anadolu ve Toros Bölgesinde kaydı yapılan kuş türü sayısı **= İç Anadolu’dan Samsun’a doğru olan bölgelerdeki kuş türü sayısı ***= Türkiye’nin %70’i için geçerli olabilecek kuş türü sayısı ****= Türkiye’nin tamamı için geçerli olabilecek kuş türü sayısı *****=Türkiye’de olması muhtemel kuş türü sayısı 2008/4 Sayı:75 Sayı:75 Çevre Çevre ve ve İnsan İnsan 17 2008/4 17 Dağı-Kayseri oradan da Eymir Gölü-Ankara (Nisan ayı)-Sivrihisar- EskişehirBursa-Mudanya’ya gelmiş ve bu gezisini İstanbul’da Nisan sonunda tamamlamıştır. Danford bu gezisinde kuş türü sayısı vermemektedir. G.C.Taylor (1864) ve L.Rigler (1852) GeliboluÇanakkale Boğazı’nın kuş faunası ile alakalı gözlemler yapmışlardır. C. Fellowes(1874) ise Güney Anadolu Bölgesinde ornitolojik çalışma yürütmüştür. H. J. Elwes(1874) Anadolu’nun değişik bölgelerinde gözlemler yapmış ve kuş örnekleri toplamıştır. H.B.Tristam (Mayıs/Haziran 1881), Suriye bölgesi üzerinden Amik Gölü’ne geçmiş, oradan da Gaziantep- Birecik- Besni-Nacar hattında kuş gözlemi gerçekleştirmiştir. G. Schraders (15Ekim 1875-10 15 Eylül 1876 ve 17 Mayıs 1882-10 Haziran 1885) Mersin-Bolkar Dağları ve Aydın. Bölgesinde ornitolojik gözlemler yürütmüş ve bu bölgelerde 206 kuş türünü belirlemiştir. Bu çalışma faunistik anlamda kuş türü sayısı ile alakalı o bölgeye özgü çalışmaların ilklerindendir. İstanbul Boğazı’nın göçmen kuşlar açısından taşıdığı evrensel önem, on dokuzuncu yüzyıl ornitologlarının da dikkatini çekmiştir. A. Alléon(1869/80) da bunlardan birisi olup, İstanbul Boğazı’ndan geçen yırtıcı ve leylek göçüÇevre İnsan2008/4 2008/4 Sayı:75 veve İnsan Sayı:75 1818Çevre nü ilk kez kayda almıştır. (Onun arkadaşları olan J.Vian ve J.Robson’un bu bölgeye özgü kişisel koleksiyonları vardır). K. E. Abott (1833-1835 ve 1837) yıllarında Trabzon ve Erzurum’da ornitofaunistik gözlemler yapmış ve bu bölgelere özgü ilk materyalleri toplamıştır. E. Chantre (Nisan-Ağustos 1881) Antakya-BirecikDiyarbakır üzerinden Van Gölü’ne geçmiş ve oradan da Ağrı Dağı’nda ornitolojik gözlemler gerçekleştirmiştir. Chantre bu araştırmasında, 92 kuş türüne özgü 295 örnek toplamıştır. 1.5. XX. Asırda Anadolu’da Ornitolojik Gözlemler Avrupa’nın birçok ülkesindeki ornitofaunistik yapının çok iyi araştırılmasına karşın, Türkiye’de bunun eksik oluşuna daha otuzlu yıllarda dikkat çekilmiştir. Bu bağlamda Hans Kumerloeve , G. Niethammer ile birlikte 1933 yılında Orta ve Kuzey Anadolu’da ornitolojik araştırmalar yapmışlardır. Bu gözlemler “W.Neuhauser & H. Kumerloeve, 1939: Bibliographie der zoologischen Arbeiten über Türkei und ihre Grenzgebiete, Leipzig, p.10” adı altında yayınlanmıştır. Kumerloeve ve diğer araştırıcıların Türkiye genelinde ve sadece güney bölgelerinde saptadıkları kuş türü sayıları ve bu verilerin ortaya konduğu yıllar Tablo 1’de görülmektedir Türkiye’deki ornitolojik araştırmalarda öncü bir rol üstlenecek, bilimsel çalışma yapılmasını teşvik eden Ord. Prof. Dr.Curt Kosswig, Saadet Ergene’nin 1945 yılında tamamladığı Doçentlik çalışmasını “Türkiye Kuşları” adlı eserini yayınlatmıştır. Bu eser o tarihe kadar Türk Bilim Adamlarınca ornitoloji konusunda yazılan ilk kitaptır. Bu kitap için sunuş yazısında, Kosswig-“doğayı sevenlere hiçbir hayvan grubunun kuşlar kadar yakın olmadığını söylerken” kuşların insanların yaşamında ne denli önemli rolleri olduğunu da belirtmektedir. Ve yine devamla “kuşların gözleri kolayca kendilerine çektiğini ve bu sebeple bütün medeni memleketlerde muhtelif hayvan grupları içinde en çok kuşlara karşı büyük bir alaka mevcuttur”diyerek konunun önemine dikkat çekmiştir. Kosswig“Hayvanların hiçbir grubuna herhangi bir memlekette kuşlar kadar geniş ölçüde bir literatür ayrılmadığını ve ilim araştırmalarıyla tabiat aşkının çalışması arasında sıkı şuurlu ve başarılı bir işbirliği meydana getirmek bakımından Zooloji’nin başka hiçbir şubesi Ornitoloji gibi öğünemez “demektedir. Kosswig, Dr.Ergene’nin kitabının bu güne kadar Türkiye kuşları konusunda yazılmış ilk eser olduğunu vurgulamakta ve bu eseri överek Ressam Cemil Aldısan’ın yaptığı kuş resimlerinin, kuş özelliklerini çok iyi betimlediğini ifade etmektedir. Prof. Dr. S. Ergene, kitabının önsözünde,”Türkiye Kuşları” adını verdiği bu kitapta hem Türkiye’de kuluçkaya yatan, hem de göçü esnasında Türkiye’ye uğrayan kuşlardan söz etmektedir. Dr. Ergene’nin belirttiği bir başka önemli gerçek ise bu kitabı hazırlarken hangi koleksiyonlardan yararlandığı ile alakalı olan ifadelerdir. Bu maksatla İstanbul’daki yabancılar için faaliyet gösteren bütün liselerin kuş koleksiyonlarından yararlanma olanağı bulurken, diğer yerli liselerde böyle bir durumun olmamasıdır. Aynen bu gün de olduğu gibi. Günümüzde, bazı üniversitelerin bile ellerindeki kuş koleksiyonlarına gerekli alaka ve ihtimamı göstermediklerini biliyoruz. Dr. Ergene eserinde kuş türlerinin birçok yerel ve kullanılmakta olan isimlerini de vererek, bir başka önemli boşluğun doldurulmasına hizmet etmiştir. Dr. Ergene büyük bir mütevazılık örneği göstererek, harpten yeni çıkılmış bir dünyada, böyle Tablo 2. XX. Yüzyılda Anadolu’da yürütülen ornitolojik araştırmalar ve hangi bölgelerde kimler tarafından yürütüldüklerine özgü bilgiler* No Kuş Türü Sayısı ve Varsa Statüsü Yıllar Bölgeler 1907/08): Orta Toroslar-Ereğli 2 Adı Soyadı C. Hilgert ve P. Niedlieck Stresemannn (1928): Ereğli 3 L.N.G.Ramsey 18 Mayıs-8Temmuz 1907): İç Anadolu Turu. Bozüyük-Eskişehir-Konya-BozdağKaradağ 4 D.Carruthers ve G.Fenwick-Owen 1913 Anadolu’nun farklı bölgeleri-Doğu Toroslar-Kuzey Suriye. 5 J.Vebzmer; O.Koehler; P. Rockinger O. Antonius 1917/18 Pozantı-Çamalan-Gülek Boğazı Ve Anakara Civarı 6 H.Weigold Mart 1911 İzmir’de kuş göçü izliyor 7 F.Russel 15 Mart-14 Nisan 1911 Sart-Soma-Bergama 8 P.J.C.Mc Gregor Ocak 1910-Nisan 1912 Erzurum Kuş Faunası 1 106 ve Ankara için 57tür (Münih Müzesinde) 75 9 K.M.Derjugin 1899/1900 Çoruh-Trabzon bölgesi kuşlarını 10 H.Kumerloeve&G. Niethammer 1933: Ankara-Çorum-Samsun 11 H.Rössner&O.Koller 1934 Bolu Bölgesi E.Lindner Haziran 1934 Akşehir 12 C.G.Bird Şubat-Haziran Sonu 1935 Mersin-Adana-Misis-Soğukpınar-UludağGaziantep-Malatya-Besni 13 L.Hoberlandt,K. Taborsky 14 P.A.D.Hallom 4-18 Mayıs 1951 Silifke-Karakaş arası sahil kesimi;Orta ToroslarPozantı-Karanfil Dağı-Ereğli 15 Ömer K.Gülen 1951/53 Düziçi İlköğretmen Okulu için Haruniye kuşlarını 16 C.Kosswig 1955 Hakkari ; 17 M. Başoğlu&W. Hellmich 1957 Van Gölü Çevresinin ornito faunası W.Makatsch (15-20 Mayıs 1957 Adana civarı-Seyhan Deltası 19 H.Kumerloeve 1956 ilkbaharı Savaştepe-Soma-Bergama) 20 A.Kasparyan 1954-1956 ve 1957 Bursa-Karacabey-Bandırma ve Manyas Gölü’nün kuş türlerini araştırmıştır (güneye doğru İzmir-AydınMuğla) 21 N.J.P.Wadley Şubat 1943-Mayıs 1944 ve Kasım 1944-Mayıs 1946 İç Anadolu-Abant bölgeler 22 A.Lambert, “” Ankara’ 23 J.H.Ogilvie 1946 Sonu-1948 Ortası Çatalağzı-Zonguldak-Dorukhan-Abant Gölü 24 C.Kosswig Kırklı yılların sonu Kırklı yılların sonunda Manyas Gölü’nde kuluçkaya yatan kuş türlerini gözlemlemiştir. Burada kuş halkalama çalışmalarına başlanmıştır. 25 H.P.Maas 28Nisan-2 Temmuz 1951) Bor’a kadar olan platoda 26 J.H.Mc Neile 1951 ve 1954 27 S.Ergene 1945 Türkiye Kuşları yayınlamıştır 28 A.Kasparyan 1956 Türkiye kuşları ile alakalı geçici bir sistematik liste yayınlamıştır. 30 G.E.Watson 1957 İstanbul-Bolu-Ankara-Konya-İçel-Toros’ların bir bölümü-Mersin-Tarsus-Pozanti-Silifke-Gülnar: 603 kuş örneği Anamur-Manavgat-Antalya-Elmalı-Ak Dağ-Kohu toplamıştır Dağı-Fethiye-Köyceğiz Gölü-Muğla-Boz Dağ-İzmir ve Uluda 31 O.Epping 6 Nisan-16 Haziran 1960 Burdur-Yeşilova arasında 32 : W.Kunz 1960/61(19-29 Eylül) Kuzey Batı Anadolu; 33 W.Erz( 1960/61(28 Ağustos 14 Eylül) İstanbul-Ankara-Konya-Güney Batı Kıyıları-AydınMuğla 34 T. Macke J. Vielliard 1960/61 (28 Ağustos-22 Eylül) ) Batı ,İç ve Güney Anadolu. 35 1968 Türkiye Kuşları 36 I. Kiziroğlu 1978 Ankara 37 I. Kiziroğlu 1982 Ankara/Beynam 38 M. Kasparek 1986 Sultansazlığı 39 M. Beaman 1986 Türkiye Kuşları 40 I. Kiziroğlu 1988 Türkiye Kuşları 41 M.Sıkı 1988 Çamaltı Tuzlası-Homa Dalyan 42 R.P . Martins 1989 Türkiye Kuşları 43 M. Kazparek 1992 Türkiye Kuşları 44 Y. Ayvaz 1993 Elazığ Bölgesi 45 A. Kılıç 1999 Karapınar Kuşları 46 Adızel, Ö. 1998 Van Gölü Havzası Ornitofaunası … 47 Kirwan et al. 1999 Türkiye Kuşları 48 Turan, L.et al. Turan, L. et al. 2000 Başkentin Kuşları 2001 Biyolojik Çeşitlilik ve Çevre Koruma Rehberi. 50 Karakaş & Kılıç 2002 Diyarbakır 51 Erdoğan,A.,ert al. 2004 Derme(Kale)Noel Baba Kuş Cenneti Kuşları 52 Erdoğan et al. 2005 Türkiye’nin Doğa Rehberi 53 Kiziroğlu,İ. 2008a Türkiye Kuşları Kırmızı Listesi 502 54 Kiziroğlu, İ. 2008b Türkiye Kuşları Cep Kitabı 502 18 49 Orta Toros-Amanos-Osmaniye-Karataş-AdanaMersin-Silifke Gölü-Niğde-Toroslar’a yakın Kıbrıs’tan gelerek-İzmir-Bornova’ya geçerek nadir bir tür olan Anadolu kiraz kuşu (Emberiza cineracea)’ nu araştırmıştır. ile alakalı ilk resimli kitabı 80 örnek ve 28 tür 426 Kuş türü 174 Kuş türü 2008/4 Sayı:75 Sayı:75 Çevre Çevre ve ve İnsan İnsan 19 19 2008/4 3. Tartışma bir eseri kazandırdığı için bahtiyarlık duyduğunu belirtmektedir. Böylece O, Türk Ornitoloji’sine önemli bir katkı sağlamıştır. Biz de kendisine ve buna olanak tanıyan hocamız Türkofil Dr. Kosswig’e güç koşullarda bu denli güzel bir eser kazandırdığı için bütün kuş bilimciler adına teşekkür ve minnettarlığımızı ifade etmek istiyoruz. Daha sonraki dönemde Dr. Kumerloeve(1961), Anadolu’nun Ornitofaunasının tanınmasına katkısı büyük olan eserini kazandırmış ve önemli bir bilimsel boşluğu doldurmuştur. Sonraki yıllarda “Ornithological Society of Turkey”’in çıkarmış olduğu “Bird Report’lar (1966-67; 1968-69; 1970-73; 1974-75 ve 1978) ve daha sonra “Ornithological Society of the Middle East”ın Türkiye Kuşları ile alakalı yaptığı kayıt ve yayınlar büyük önem taşımaktadır. Bu kuruluşun yılda iki kez çıkardığı “Sandgrous”adlı dergide Türkiye ve Orta Doğu ülkelerinin kuş faunası ile alakalı çalışmalar yayınlanmaktadır. Yirminci Asırla birlikte, Türkiye’deki ornitolojik çalışmaların daha yoğun bir biçimde sürdürüldüğü görülmektedir. Bu dönemde yürütülen çalışmalara özgü bilgiler ve araştırmaların(sadece bir kısmı) hangi bölgelerde gerçekleştirildiği Tablo 2’de görülmektedir. 1997-2001 tarihlerine özgü BirdReport da Sandgrause 25(1):2003: 8-31(Kirwan et al.)’de yayınlanmıştır. Bu çalışmada yeni kayıtlara yer verilmiş olup 83 tür belirtilmektedir. 2. Doğal Varlık Koleksiyoncuları •Marchese O. Antinori (1850-60) Bu dönemde Batı Anadolu’da kuş koleksiyoncusu olarak bulunmuştur. Çevreveveİnsan İnsan2008/4 2008/4Sayı:75 Sayı:75 20 Çevre 20 •J.G.v.Gonzenbach 1840’lı yıllarda ornitolojik koleksiyonu bir araya getirmeye çalışmıştır. •Zohrab da Bursa’da benzer koleksiyona sahiptir. •Th.Krüper, 1863/64;1871/1872 ve 1892 1894 yıllarında İzmir’de bulunmuş ve Sitta krüperi* (Anadolu sıvacısı)’ye adını vermiştir. F.C.Selous (1899) İzmir-Menderes Deltası’nın kuşlarının koleksiyonunu yapmıştır. Anadolu, çok değişik ekosistem ve yaşama birliklerini bünyesinde taşıyan ve bu sebeple kıtasal özellik taşıyan bir coğrafyadır. Buna karşın, bölgemizde ornitofaunistik araştırmaların sayısı oldukça kısıtlı kalmıştır. Türkiye kuş faunasına özgü yerli araştırıcıların çalışmaları daha çok bin dokuz yüz yetmişli yılların sonuna rastlamaktadır. Önceki dönemlerde yapılan ornitofaunistik araştırmalar yabancılar tarafından gerçekleştirilmiştir. Seksenli ve doksanlı yıllarla birlikte çeşitli sivil toplum örgütlerinin bünyesinde görev yapan kuş gözlem klupleri ve kuş gözlemcilerinin Türkiye genelinde yaygınlaştığını ve bu bağlamda en azından 16 üniversitede bilimsel araştırmalar yürütüldüğü bilinmektedir. Bu bilimsel çalışmalar TÜBİTAK başta olmak üzere, alakalı üniversitelerin Araştırma Fonu Birimlerinin sağladığı mali destekle yürütülmüştür. Yine Çevre ve Orman Bakanlığı alakalı birimleri ile çeşitli üniversitelerin yürüttükleri küçük ölçekli projeler kapsamında, birçok bölgenin ornitofaunası da çıkarılmıştır. Bütün bunların dışında çeşitli uluslararası kuruluşlarla işbirliği çerçevesinde çok sayıda kuş bilimsel araştırma da gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalara tek tek değinmek ise bu çalışmanın kapsamını artıracağı için bundan kaçınılmıştır. Özellikle Prof. Dr. Saadet Ergene’nin başlattığı Türkiye Ornitofaunası ile alakalı yerli araştırıcıların çalışmaları, günümüzde çeşitli dernekler ve özellikle üniversitelerdeki bilim adamlarınca sürdürülmektedir. Bu durum yeterli değildir;ama bu itilimle devam ettirilirse önemli bir ornitofaunistik yol da kat edilmiş olacaktır. Bafa Gölü Tabiat Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı Onaylandı… B afa Gölü Tabiat Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı Çevre ve Orman Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu tarafından onaylanarak yürürlüğe girdi. den itibaren 250 metrelik kıyı bandı ile tabiat parkı sınırları dahilinde kalan antik şehirler (Heraklia ve Latmos) ve arkeolojik eserlerin tamamı 1. Derece Arkeolojik Sit statüsündedir. Alüvyon baraj göllerinden olan Bafa Gölü, Aydın ve Muğla sınırları içerisinde, Söke ilçesinin 25 km. kadar güneyinde Söke-Milas karayolunun doğusunda yer almaktadır. Jeomorfolojik açıdan önemli alanlar (Kumullar, Tombololar, Kıyı kordonları, Lagünler), Karasal Ekosistem çeşitliliği (Orman, Çayır, Kayalık, Kumul, Zeytinlikler), Sucul Ekosistem Çeşitliği (Acı su gölü, Akarsu (Sürekli, Derinliği güneyde 25 metreyi bulan Bafa Gölünün doğu ve batı kıyıları düzlük, diğer kıyıları ise sarp görünüm sergilemektedir. Kaya bloklarından dört adanın bulunduğu Bafa Gölünde antik kalıntılara da rastlanmaktadır. Bafa Gölü, ülkemizde nispeten az bozulmuş ve en az 20.000 su kuşunu bir arada barındırabilme özelliğine sahip 1. sınıf sulak alandır. Gerek sulak alan, gerek Tabiat Parkı olması açısından önem taşıyan Bafa Gölü, Beş Parmak Dağları ve antik şehirleri ile olağanüstü güzelliklere sahiptir. Bafa Gölü ve göl kıyı kenar çizgisin- mevsimsel), Tatlı su kaynakları, (Acı su sazlıkları, Acı su ve tuzlu su bataklıkları), Flora tür zenginliği (80 familyaya ait 237 cins, 325 tür, 22 alttür ve 7 varyete), Fauna tür zenginliği (5 iki yaşamlı türü, 22 sürüngen türü, 19 memeli türü, 260 kuş türü, 14 balık türü, 52 böcek türü) ve Arkeolojik zenginlik (Heraklia ve Latmos Antik Şehirleri, Bizans kaleleri, manastırları, kuleleri, kaya mezarları, Türk kervansarayı) alanın önemli kaynak değerleridir. Bakanlığımızca hazırlanan plan kapsamında Tabiat Parkı; % 14,8’i mutlak koruma, % 83,8’i sınırlı kullanım, % 1,4’ü kontrollü kullanım alanı olmak üzere üç bölgeye ayrılmıştır. Tabiat Parkı içerisinde; dört adet tur güzergâhı, iki adet tekne tur güzergâhı, beş adet mola noktası, beş adet manzara seyir noktası, iki adet gezici kontrol birimi, iki adet giriş kontrol noktası, İdare-Ziyaretçi ve Tanıtım Merkezi, iki adet tanıtım birimi, dört adet günübirlik kullanım alanı planlanmıştır. 2008/4 Sayı:75 Çevre ve İnsan 21 İl Çevre ve Orman Müdürlüklerinden Seçilen 25 RTP Uzmanı AB ve Türkiye Temsilcileri Bir Arada… AB Müktesebatının iç hukukumuza aktarılması, uygulanması ve yürürlüğe konması alanlarında teknik destek sağlayan TAIEX vasıtasıyla sunulan yardımın bir parçası olarak Bölgesel Eğitim Programının (Regional Training Programme; RTP) ülkemizde çevre ve gıda güvenliği konularında uygulamaya konulması sebebiyle daha önce bu görev için Bakanlığımız ve Avrupa Birliği Genel Sekreterliği tarafından seçilen RTP Uzmanlarına bir takım eğitimler verilmiş olup, programın son basamağı olarak bölgesel eğitim seminerini Bakanlığımız ve TAIEX ekibiyle koordineli çalışarak organize etmeleri istenmiştir. Bu kapsamda, 16-17 Ekim 2008 22 Çevre ve İnsan 2008/4 Sayı:75 tarihlerinde Eskişehir’de “Su Çerçeve Yönetmeliği Kapsamında Havza Yönetimi, Mevzuatları ve Uygulamaları” konulu 2 günlük bir RTP semineri düzenlenmiştir. Söz konusu seminere, Belçika, İspanya ve Çek Cumhuriyeti gibi AB üye ülkelerinden uzmanlar, Bakanlığımızda Çevre Mühendisi uzman Nermin Çiçek ve çeşitli kurumlardan yetkili uzmanlar konuşmacı olarak katılmışlardır. Seminerde, su yönetim politikaları ve bu politikaların AB ülkelerindeki uygulamaları ortaya konulmuş, aynı zamanda ülkemizde bu konuda varolan mevzuatlar ve uygulamalar hakkında fikir alışverişinde bulunulmuştur. Seminer boyunca ayrıca Porsuk Çayı kirliliği ve Sakarya Havzası hakkında hem yerel yönetimler hem de devlet sektörü olarak yapılan uygulamalar ve yapılması gerekenler hakkında düşünceler ortaya konulmuştur. Seminer boyunca; -AB ülkelerinde Su Çerçeve Direktifi (2000/60/EC) mevzuatı ve uygulamaları, -Porsuk Çayı ve Sakarya Havzası’ndaki mevcut uygulamalar ve kirlenme sebepleri, -Sakarya Havzası’nın iyileştirilmesi yönünde kurumlara düşen görevler, mevcut problemler ve bölgedeki su kullanımı konularında sunumlar gerçekleştirilmiş, yaklaşık 70 katılımcı bu konularda fikir alışverişinde bulunmuştur. TÜRKİYE ÇEVRE SORUNLARI VE ÖNCELİKLERİ ENVANTERİ DEĞERLENDİRME RAPORU (2005-2006) İl Çevre Sorunları ve Öncelikleri Envanteri çalışması ile illerimizin çevre sorunlarının ve önceliklerinin neler olduğunun ortaya konulması hedeflenmektedir. İl Çevre Sorunları ve Öncelikleri Envanteri aynı zamanda bu sorunlara sebep olan kaynaklar, etki eden faktörler, sorunların giderilmesinde karşılaşılan güçlükler, sorunların önlenmesi maksadıyla alınan tedbirler konularında da bilgi sağlamaktadır. Çevreyi koruma ve çevre sorunlarını giderme çalışmalarının hareket noktasının sorunları bilmek ve tanımak olduğu düşünüldüğünde İl Çevre Sorunları ve Öncelikleri Envanterinin buna büyük katkısı bulunmaktadır. Ayrıca söz konusu çalışma çevre konusunda karar vericilere ve halka çevresel bilgi sağlamakta, böylece karar verme sürecini desteklemekte ve halkın çevresel konularda bilincini artırmaktadır. 2005-2006 yılı veri ve bilgilerini içeren bu çalışma ÇED ve Planlama Genel Müdürlüğü Çevre Envanteri Dairesi Başkanlığı tarafından değerlendirilerek “Türkiye Çevre Sorunları ve Öncelikleri Envanteri Değerlendirme Raporu 2005-2006” oluşturulmuş, basımı yaptırılarak, alakalı kurum ve kuruluşlara da dağıtılmış olup, ayrıca Bakanlığımız web sayfasında da (www.cevreorman.gov.tr) yayımlanmaktadır. Söz konusu çalışmanın birinci bölümünde illerimizin çevre sorunlarının öncelik sıralaması değerlendirilmiş olup, bu sorunlar tablo, grafik ve harita ile anlamlı hale getirilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise hava kirliliği, su kirliliği, toprak kirliliği, turizm faaliyeti sonucu karşılaşılan problemler, çevre sorunu oluşturan sanayi kuruluşları ve bunlarla alakalı bilgiler (arıtma tesisi, emisyon izin belgesi), erozyon ve önlenmesi için alınan tedbirler, katı atıklar (toplanma, taşınma ve bertaraf yöntemleri, sorunlar), gürültü (kaynakları, alınan tedbirler) konuları tablo ve grafik ile anlamlı hale getirilmiştir. Burada özellikle illerimizin çevre sorunlarının öncelik sıralaması değerlendirilmekte ve bu sorunlardan hava, su ve atıklar konusu ayrıntılı olarak ele alınmaktadır. Sorunlar ve öncelik sırası, İl Çevre ve Orman Müdürlüklerince belirlenmiştir. Tablo:I’de illerin çevre sorunlarının öncelik sırası verilmektedir. İllerin birinci öncelikli sorunları Tablo: II’de ve Harita I’ de gösterilmektedir. Tablo II incelendiğinde su kirliliği, hava kirliliği ile atıkların illerin çevre sorunlarının öncelik sıralamasında ilk sıralarda yer aldığı görülmektedir. Bu sorunlarla alakalı olarak yapılacak değerlendirmelerde aşağıdaki hususları tespit etmek mümkündür. 2008/4 Sayı:75 Çevre ve İnsan 23 Türkiye’de su kirliliğinin birinci öncelikli sorun olduğu illerin sayısı 27, hava kirliliğinin birinci öncelikli sorun olduğu illerin sayısı 24, atıkların birinci öncelikli sorun olduğu illerin sayısı ise 23 olup, toplamda 81 il içerisinde 74 ilde hava kirliliği, su kirliliği ve atıklar sorununun birinci öncelikli çevre sorunu olarak karşımıza çıktığı görülmektedir. Ülkemizin en önemli çevre sorunları arasında bu üç önemli sorunun yer aldığı çok açık bir biçimde görüldüğü için yalnızca bu sorunlarla alakalı değerlendirmelere yer verilmektedir. HAVA KİRLİLİĞİ Hava kirliliği ile alakalı olarak Tablo:III incelendiğinde hava kirliliğinin 1. öncelikli sorun olduğu 24 il ( Adıyaman, Ağrı, Ankara, Burdur, Çorum, Denizli, Diyarbakır, Elazığ, Erzurum, Gaziantep, Hatay, Iğdır, Isparta, Kahramanmaraş, Karabük, Kars, Kayseri, Kırıkkale, Kütahya, Malatya, Mardin, Sivas, Yozgat, Zonguldak) olup, bunlar yüzde 29,6’ ya tekabül etmektedir. Başka bir değişle 2005-2006 döneminde ülkemizdeki yaklaşık 3 ilin birinde hava kirliliği birinci öncelikli çevre sorunu olarak kendisini göstermiştir. Hava kirliliğinin birinci öncelikli sorun olduğu illerin sayısı 24, ikinci öncelikli sorun olduğu illerin sayısı 20, üçüncü öncelikli sorun olduğu illerin sayısı ise yine 20 olup, toplam 64 ilde hava kirliliğinin ilk üç öncelikli sorun içerisinde yer aldığı görülmektedir. Yaklaşık olarak ülkemizdeki 3 ilin ikisinde hava kirliliği öncelikli ilk üç sorun içerisinde yer almaktadır. Su kirliliği ile alakalı olarak Tablo:IV incelendiğinde 27 ilde su kirliliğinin birinci öncelikli sorun olduğu görülmektedir. Bu tablodan 2005-2006 döneminde ülkemizdeki her üç ilin birisinde su kirliliği birinci öncelikli sorun olarak görülmüştür. Bu iller :Aksaray, Amasya, Aydın, Balıkesir, Batman, Bilecik, Bolu, Bursa, Çankırı, Düzce, 24 Çevre ve İnsan 2008/4 Sayı:75 Edirne, Erzincan, Eskişehir, Gümüşhane, İstanbul, İzmir, Kastamonu, Kırklareli, Konya, Mersin, Muğla, Niğde, Sakarya, Şanlıurfa, Tekirdağ, Uşak ve Yalova’dır. Su kirliliğinin ikinci öncelikli sorun olduğu illerin sayısı 38, üçüncü öncelikli sorun olduğu illerin sayısı ise 9’dur. Su kirliliğinin ilk üç öncelikli sorun olarak görüldüğü illerin toplam sayısı ise 74’dür. SU KİRLİLİĞİ Atıklar konusu ile alakalı Tablo:V ele alındığında atıkların birinci öncelikli sorun olarak karşılaşıldığı illerin sayısının 23 olduğu görülmektedir. Bu iller: Adana, Afyonkarahisar, Ardahan, Artvin, Bayburt, Bingöl, Bitlis, Çanakkale, Giresun, Hakkari, Kırşehir, Kilis, Muş, Nevşehir, Ordu, Osmaniye, Rize, Samsun, Siirt, Şırnak, Tokat, Trabzon ve Tunceli’dir. Atıkların ikinci öncelikli sorun olduğu illerin sayısı 16, üçüncü öncelikli sorun olduğu illerin sayısı ise 26’dir. Atıklar ülkemizdeki 81 ilin 65 tanesinde birinci, ikinci ya da üçüncü öncelikli çevre sorunu olarak kendisini göstermiştir. ATIKLAR İllerimizin çevre sorunlarının bölgeler itibariyle bir değerlendirmesi yapıldığında aşağıdaki sonuçlar elde edilmektedir. Hava kirliliği, su kirliliği ve atıklar sorununun birinci öncelikli olduğu iller, bölgeler itibariyle incelendiğinde; hava kirliliğinin birinci öncelikli olduğu 24 ilin 2 tanesinin Ege, 6 tanesinin Doğu Anadolu, 5 tanesinin İç Anadolu, 4 tanesinin Akdeniz, 3 tanesinin Karadeniz ve 4 tanesinin de Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde olduğu görülmektedir. Su kirliliğinin birinci öncelikli sorun olduğu 25 ilin ise 5 tanesi İç Anadolu, 5 tanesi Karadeniz, 4 tanesi Ege, 1 tanesi Doğu Anadolu, 2 tanesi Güneydoğu Anadolu, 1 tanesi Akdeniz, 9 tanesi ise Marmara Bölgesinde bulunmaktadır. Atıkların birinci öncelikli sorun olduğu 23 ilin 2 tanesinin İç Anadolu, 2 tanesinin Güneydoğu Anadolu, 2 tanesinin Akdeniz, 1 tanesinin Ege, 1 tanesinin Marmara, 7 tanesinin Doğu Anadolu ve 8 tanesinin de Karadeniz Bölgesinde olduğu görülmektedir. Yukarıda da bahsedildiği üzere burada “Türkiye Çevre Sorunları ve Öncelikleri Envanteri Değerlendirme Raporu 2005-2006” nın özellikle illerimizin çevre sorunlarının önceliklerinin değerlendirildiği birinci bölümü özetlenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın tamamına Çevre ve Orman Bakanlığının web sayfasından (www.cevreorman.gov.tr) ulaşmak mümkündür. İllerimizin çevre sorunlarının ve önceliklerinin değerlendirildiği “Türkiye Çevre Sorunları ve Öncelikleri Envanteri Değerlendirme Raporu 20052006” nın basılması ve yayımlanması ilk kez gerçekleştirilmekte olup, buradaki gaye çevre konusunda karar vericilere ve halka çevresel bilgi sağlamak ve böylelikle karar verme sürecini destekleyerek, halkın da çevresel konularda bilincini artırmaktır. Devam eden çalışmalar ve yürütülen projelerin sonuçlandırılmasıyla (“Çevre Bilgi Sisteminin Bakımı ve Geliştirilmesi Projesi” “Türkiye İçin Çevre Veri ve Bilgi Değişim Ağı Projesi”) İl Çevre Sorunları ve Öncelikleri Envanteri Çalışmalarının sonucu daha kısa sürede alınabilecek, daha güncel ve güvenilir veri ve bilgilere ulaşmak mümkün olabilecektir. 2008/4 Sayı:75 Çevre ve İnsan 25 30. TABİAT PARKIMIZ “KAPIÇAM” OLDU... T ürkiye’nin 30. Tabiat Parkı, Doğa Koruma Ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünce Kahramanmaraş İlinde “Kapıçam Tabiat Parkı” adıyla ilan edildi. Kahramanmaraş İline 13 km mesafede bulunan 179 hektarlık Kapıçam Mesire Yeri ve çevresi, taşıdığı doğal ve kültürel kaynak değerleri sebepiyle Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün teklifi ve Bakanlık Makamının 25.09.2008 tarih ve 362 sayılı Olurları ile otuzuncu tabiat parkı olarak ilan edildi. Çevreve veİnsan İnsan 2008/4 2008/4Sayı:75 Sayı:75 26 Çevre 26 Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünce söz konusu tabiat parkında halkımızın yörelerinde bulunan bitki türlerini tanıyarak doğa koruma bilincinin geliştirilmesinin yanı sıra doğal kaynakların tanıtımı ve korunmasına yönelik çeşitli düzenlemeler yapılmıştır. Kapıçam Tabiat Parkı içinde yer alan Botanik Bahçesi, bünyesinde 200 adet nadir ve endemik otsu ve odunsu bitkiyi barındırmakta ve aynı zamanda sahaya bir peyzaj özelliği katmaktadır. Asli ağaç türü kızılçam olan sahada, yaşları 90 ila 120 olan kızılçam bulunmaktadır. Ayrıca Lauretum (500-975 m) Pinus brutia, Olea oleastır orman zonu yer almaktadır. Kapıçam Tabiat Parkı içinde tavşan, sincap, sürüngenler, incir kuşu, karatavuk gibi değişik kuş türleri yaşamaktadır. Aynı zamanda saha günübirlik mesire yeri olarak kullanılmakta olup, içinde ayrıca, 5.7 hektar alanda Kınalı Keklik Üretim İstasyonu bulunmaktadır. ‘‘Ulusal ve Bölgesel Acil Müdahale Planları Projesi’’ Toplantısı Yapıldı D eniz Çevresinin Petrol ve Diğer Zararlı Maddelerle Kirlenmesinde Acil Durumlarda Müdahale ve Zararların Tazmini Esaslarına Dair Kanun kapsamında çalışması yapılan Ulusal ve Bölgesel Acil Müdahale Planları Projesi Toplantısı TÜBİTAK Feza Gürsey Salonu’nda yapıldı. trafiği ile karşı karşıyadır. Ayrıca bu sahil şeridinde faaliyette bulunan kıyı tesisleri de önemli bir yer tutmaktadır. Kayıtlara bakıldığında son 10 yılda yaklaşık 62 deniz kazası olmuş ve bu kazalar sonucu önemli oranda çevre ve deniz kirliliği meydana gelmiştir. Bu kapsamda proje, Türkiye için büyük önem taşımaktadır.” Toplantının açılışında konuşan Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Hasan Zuhuri Sarıkaya Türkiye’nin. Karadeniz’in dünyaya açılan tek yolunun boğazlar olması sebebiyle gün geçtikçe sayı ve tehlikesi artan deniz trafiğiyle karşı karşıya kaldığını söyledi. Hasan Zukuri Sarıkaya, denizlerin korunması ve deniz kirliliğinin önlenmesi konusunda Türkiye’nin taraf olduğu çeşitli uluslararası ve bölgesel anlaşmalar ve ABD uyum süreci kapsamında sorumlulukları olduğunu hatırlatarak konuya ilişkin çıkarılan kanun ve yönetmelikle, ilgili kurumların görev ve sorumluluklarının belirlediğini söyledi. Sarıkaya, bu kapsamda Ulusal ve Bölgesel Acil Müdahale Planlarının Hazırlanması Projesi’nin TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi’ne ihale edildiğini ve 2009 Eylül ayında tamamlanmasının planlandığını bildirildi. Sarıkaya globalleşen dünyada ülkeler ve kıtalararası ulaşımın öneminin gittikçe arttığını, daha ucuz olması sebebiyle tercih edilen deniz taşımacılığının birçok problemide beraberinde getirdiğini belirtti. Bu sorunlardan en önemlisinin deniz kirliliği olduğunu vurgulayan Sarıkaya, “Ülkemiz, Karadaniz’in dünyaya açılan tek yolunun boğazlarımız olması sebebiyle gün geçtikçe sayı ve tehlikesi artan deniz trafiği ile karşı karşıya kalmaktadır” diye konuştu. Sarıkaya, Montrö Sözleşmesi’nin imzalanmasından bu yana Türk boğazlarından geçiş yapan gemi sayısında ve bu gemilerin tonajlarında çok büyük bir artış yaşandığına dikkat çekerek, şunları kaydetti: “ Üç tarafının denizlerle çevrili olması, 8.333 kilometre uzunluğundaki sahil şeridi ve stratejik konumu nedeniyle Türkiye; karasuları, boğazları, iç suları ve münhasır ekonomik bölgesinde yoğun bir deniz TÜBİTAK Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ömer Anlağan ise küreselleşmenin bir sonucu olarak uluslararası ticaret hacminin büyük bir artış gösterdiğini ve deniz taşımacılığının önem kazandığı ifade etti. Anlağan, “Çevre ve Orman Bakanlığı’nın bu projenin hayata geçirilmesi hususunda TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi altyapısından faydalanıyor olması bizim için memnuniyet ve gurur vericidir” dedi. Prof. Dr. Anlağan, Ulusal ve Bölgesel Acil Müdahale Planları Hazırlanması Projesi ile; acil bir durumda müdahale için uygun ve hızlı kararlar alınabilmesi, kazadan kaynaklanabilecek zararların önlenmesi veya en aza indirilmesi, petrol kirliliğine müdahale kanusunda uygun bölgesel ve ulusal politika ve stratejilerin belirlenmesi, Türkiye kıyıları için koruma ve temizlemede öncelikli alanların tespiti, deniz emniyetinin sağlanması ve deniz kirliliğinin önlenmesi konusundaki acil müdahale planlarının etkin bir şekilde icrasının mümkün olacağını vurguladı. Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemiz; karasularıyla, boğazlarıyla ve iç sularıyla münhasır ekonomik bölgesinde yoğun bir deniz trafiği ile karşı karşıyadır. Ülkemiz denizleri, yüksek verimliliği, ekonomik değeri, ekolojik ve biyolojik yapısı ile MAPROL Anlaşması kapsamında hassas alanlar olarak nitelendirilmektedir. İstanbul Boğazın’dan yılda 55.000, Çanakkale Boğazın’dan ise yılda 40.000 gemi geçiş yapmaktadır. Bu gerçeklerden hareketle; Acil durumlarda gemilerden ve kıyı tesislerindeki faaliyetlerden kaynaklanan kirlenme tehlikesini ortadan kaldırmak veya kirletmeyi azaltmak ve gidermek, üzere uygulanacak müdahale ve hazırlıklı olmayı, Olay sonucu ortaya çıkan zararların tesbit ve tazmin esaslarını ve Kanun kapsamına giren kişilerle, kurum, kuruluş, gemi ve tesislerin Kanunda belirtilen ilgililerinin görev yetki ve sorumluluklarını belirlemek, tanımlamak amacıyla 6 tanesi bölgesel 1 tanesi de ulusal olmak üzere toplam 7 tane acil müdahale planı hazırlatılmaktadır. 2008/4 Sayı:75 Çevre ve İnsan 27 ULUSAL SULAK ALAN KOMİSYONU ANKARA’DA TOPLANDI TOPLANTIDA BURDUR GÖLÜ SULAK ALAN YÖNETİM PLANI VE 4 SULAK ALANIN KORUMA BÖLGELERİ ONAYLANDI…. Sulak alanlar yeryüzünün en hassas ekosistemleri olup, doğal yaşama alanı habitatları olmalarının yanı sıra bulundukları bölgenin su rejimini garanti altına almaları, bölge ve ülke ekonomisine önemli katkılar sağlamaları gibi birçok işlev ve değerlere sahip olan doğal ekosistemlerdir. Sulak alanların korunması konusunda özel bir sözleşme olan Ramsar Sözleşmesi İran’ın Ramsar Şehrinde 1971 yılında imzaya açılmış ve Ülkemiz “Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme”yi (Ramsar Sözleşmesi), 3958 sayılı Kanunla uygun bularak, 17.05.1994 tarih ve 21937 sayılı Resmi Gazete’de yayımlayarak sözleşmeye taraf olmuştur. Ülkemiz Ramsar Sözleşmesine taraf olarak sınırları içerisindeki bütün sulak alanların korunmasını ve akılcı kullanılmasını uluslararası düzeyde taahhüt etmiştir. Sözleşmenin ulusal düzeyde uygulamasına yönelik, 28 Çevre ve İnsan 2008/4 Sayı:75 uluslararası öneme sahip olsun veya olmasın bütün sulak alanların korunması, geliştirilmesi ve bu konuda görevli kurum ve kuruluşlar arasında işbirliği ve koordinasyon esaslarını belirlemek maksadıyla 30 Ocak 2002 tarihinde yayımlanan ve daha sonra revize edilen “Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği” 17 Mayıs 2005 tarih ve 25818 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Ramsar Sözleşmesi çerçevesinde, Ulusal sulak alan politika ve stratejilerini belirlemek, sulak alanlarla alakalı sorunların çözümüne yönelik kararlar almak ve uygulanmasını sağlamak maksadıyla Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği ile Ulusal Sulak Alan Komisyonu (USAK) kurulmuştur. Görevleri, Çalışma Usul ve Esasları Yönetmelik Beşinci Bölüm ile belirlenen komisyon, Bakanlık Müşteşarının ve/veya Müşteşar Yardımcısının başkanlığında, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürü, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel Müdürü, Devlet Su İşleri Genel Müdürü, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü, Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanı, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesinden Prof. Dr. Serap Polatsu, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümünden Prof. Dr. Sedat Yerli ile Doğa Derneği ve Kuş Araştırmaları Derneği olmak üzere toplam 10 üyeden oluşmaktadır. Sekretaryası Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü Sulak Alanlar Şubesi Müdürlüğü tarafından yürütülen söz konusu komisyon 06 Kasım 2008 tarihinde Ankara’da Çevre ve Orman Bakanlığı’nda Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Hasan Z. Sarıkaya başkanlığında toplanarak Ramsar Alanlarımızdan olan Burdur Gölü yönetim planı ve 4 sulak alanın koruma bölgelerini onaylayarak doğa koruma açısından önemli bir gelişmeye imza attı. Toplantıda; Burdur Gölü Sulak Alan Yönetim Planı ile, •Meriç Deltası (Edirne) •Yeşilırmak Deltası (Samsun) •Metruk Tuzlası (Muğla) •Yüsekova Sazlıkları (Hakkari) Sulak Alan Koruma bölgeleri onaylanarak uygulamaya aktarıldı. Toplantıda aşağıdaki kararlar alınmıştır: ULUSAL SULAK ALAN KOMİSYONU 2008 YILI II. OLAĞAN TOPLANTISI KARARLARI 1. Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği hükümleri kapsamında ve Ramsar Yönetim Planlaması Rehberi esas alınarak hazırlanan Burdur Gölü Yönetim Planının Komisyon üyelerinden gelen önerilerin Yönetim Planında değerlendirilmesi ve onaylanmasına ve 28 Aralık 2006 tarih ve 11-2006/2 karar No’lu Ulusal Sulak Alan Komisyonu Toplantısında onaylanan Koruma Bölgesi sınırları ile birlikte bir bütün olarak kabul edilmesi ve uygulanmasına oy birliği ile, 2. “Burdur Şehir merkezini gölün karşı tarafındaki Senir Beldesine bağlayacak yolun teknik ve hukuki açıdan yapılabilirliğinin araştırılması ve kararın Ulusal Sulak Alan Komisyonu tarafından verilmesi” şekliyle yönetim planında yer almasına oy birliğiyle, 3. Burdur Gölü Tampon Bölgesi sınırları içerisinde kalan Isparta Havaalanı Özel Hüküm Bölgesine sınır olan ve Ekolojik Etkilenme Bölgesi sınırı içinde kalan alanda Milli Savunma Bakanlığı tarafından Kara Havacılık Okulu için acil iniş pisti yapmak üzere talebi görüşülmüş olup, talep edilen sahanın yer aldığı bölgedeki ekolojik etkilenme bölgesi sınırının tekrar değerlendirilmesi maksadıyla bir ay içerisinde teknik komisyon tarafından yerinde incelenmesini müteakip, komisyonunun görüşüne tekrar sunulmasına oy birliğiyle, 4. Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği kapsamında Ulusal Sulak Alan Komisyonu (USAK) teknik çalışma grubu tarafından 23-24 Temmuz 2008 tarihinde belirlenen Meriç Deltası Sulak Alan Koruma Bölgesi sınırlarının (Ek-1) oy birliği ile onaylanarak yürürlüğe girmesine, 5. Ulusal Sulak Alan Komisyonunun 27 Mart 2008 tarih ve 14-2008/1 sayılı kararı ile ““Yeşilırmak Deltası Sulak Alan Koruma Bölgesi sınırları çalışmasının yağışlı mevsimde yapılması ve çalışma esnasında bölgedeki bir çok noktaya girilememesi ve çalışma esnasında tarım alanlarının su altında kalması sebepleriyle yağışlı mevsimin sonunda çalışmanın tekrarlanması” önerilmiş olup, 13-15 Ağustos 2008 tarihlerinde Ulusal Sulak Alan Komisyonu (USAK) teknik çalışma grubu tarafından yeniden yapılan çalışmada belirlenen Yeşilırmak Deltası Sulak Alan Koruma Bölgeleri sınırlarının (Ek-2) oy birliği ile onaylanarak yürürlüğe girmesine, 6. Metruk Tuzlasında (Muğla) daha önce belirlenen ve 12.10.2004 tarih ve 06-2004/1 sayılı USAK kararı ile onaylanan Sulak Alan Koruma Bölgesi sınırlarının 17 Mayıs 2005 tarihinde revize edilen Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği hükümlerine göre Ulusal Sulak Alan Komisyonu (USAK) teknik çalışma grubu tarafından 1213 Haziran 2008 tarihinde belirlenen “Metruk Tuzlası Sulak Alan Koruma Bölgeleri yeni sınırlarının” (Ek-3) oy birliği ile onaylanarak yürürlüğe girmesine, 7. Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği kapsamında Ulusal Sulak Alan Komisyonu (USAK) teknik çalışma grubu tarafından 17-18 Eylül 2008 tarihlerinde belirlenen Yüksekova Sazlıkları Sulak Alan Koruma Bölgeleri sınırlarının (Ek-4) oy birliği ile onaylanarak yürürlüğe girmesine, 8. Ulusal Sulak Alan Komisyonunun 27 Mart 2008 tarih ve 14-2008/1 sayılı kararı ile onaylanan İzmit Körfez Sulak Alanı Koruma Bölgesi sınırlarından Sulak Alan ve Ekolojik Etkilenme Bölgeleri içerisinde kalan ve yolun üst kısmında alakalı Belediyece İmar planı yapılmış özel mülkiyetlerin tampon bölgeye alınması ve tampon bölgedeki faaliyetlerin durumuyla alakalı talebinin Ulusal Sulak Alan Komisyonu üyeleri, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve İzmit Belediye Başkanlığının katılımıyla teknik komisyon tarafından yerinde incelenerek komisyonun görüşüne tekrar sunulmasına oybirliğiyle, karar verilmiştir. 2008/4 Sayı:75 Çevre ve İnsan 29 etim n ö Y n a l A Sulak 4 – i s i z i D ı r a Planl BURDUR GÖLÜ SULAK ALAN YÖNETİM PLANI Yusuf CERAN Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü Sulak Alanlar Şubesi Müdürü S on yıllarda yapılan araştırmalar ve alan çalışmaları sulak alanların ekolojik oluşumları açısından önemli fonksiyonlara sahip olduklarını ve çevrelerinde yaşayan insanlar için çeşitli değerler taşıdıklarını göstermektedir. Yaşamlarını devam ettirebilmelerinin en önemli koşullarından biri olan su kuşlarına barınma, üreme, beslenme, konaklama ve kışlama ortamının olmasının yanında; su akışının düzenlenmesi, taşkın kontrolü, sulak ortamların beslenmesi, su konumu, besin zincirinin kontrolü, zehirli maddelerin uzaklaştırılması, biyolojik çeşitliliğin korunması, tarım, otlatma, balıkçılık ve avcılığın sürdürülmesi, dinlence, turizm ve bilimsel araştırma gibi çok yönlü fonksiyonlara sahip olan sulak alanlar 30 Çevre ve İnsan 2008/4 Sayı:75 kirlenme, aşırı ve plansız kullanım sebepleriyle en çok tehdit altında olan doğal sistemlerdir. Bu özellikleri itibarı ile bulunduğu bölge ve ülkenin olduğu kadar, bütün dünyanın da doğal zenginlik müzeleri olarak kabul edilmekte ve mutlak korunması gereken ekosistemlerin başında değerlendirilmektedir. Ülkemiz 1994 yılında Ramsar Sözleşmesine taraf olarak sınırları içerisindeki bütün sulak alanların korunmasını ve akılcı kullanılmasını uluslararası düzeyde taahhüt etmiştir. Sözleşmede sulak alanlar; “tabii veya yapay, devamlı veya geçici, suları durgun veya akıntılı, tatlı, acı veya tuzlu, denizlerin gel-git hareketlerinin çekilme devresinde 6 metreyi geçmeyen derinlikleri kapsayan, bütün sular, sazlık, bataklık ve turbiyerler” olarak tanımlanmıştır. Gerek Ramsar Sözleşmesi’nin gerektirdiği yükümlülüklerimizin yerine getirilmesi, gerekse her geçen gün kirlenme ve habitat kaybı sebepiyle yok olmakta olan bu değerli ekosistemlerin korunması ve sürdürülebilir kullanılması hedeflenmektedir. Ülkemizdeki bütün sulak alanlar Ramsar Sözleşmesi hükümleri doğrultusunda korunmakta ve yönetilmesi sağlanmaktadır. Sözleşmenin Ulusal düzeydeki uygulamalarının koordinasyonu ve takibinden Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü Sulak Alanlar Şube Müdürlüğü sorumludur. 30 Ocak 2002 fay (kırık) hattı sebepiyle, bu kesimde kıyı çizgisi çok dardır ve bölgelerde göl birden derinleşir. Güney ve kuzeyde ise alüvyonların birikmesiyle sazlarla kaplı tuzlu batak görünümündeki kıyı ovaları ve delta oluşumu başlamıştır. Burdur Gölü kapalı bir havzada bulunduğundan dışarıya akıntısı bulunmamaktadır. Bu sebeple suları acı ve tuzludur. Gölün su girdisi, göl alanına düşen yağışlar, sürekli ve mevsimlik akarsular, taşkın dereleri ve yer altı suyu akımı ile sağlanmakta; göldeki su kaybı ise buharlaşma ile olmaktadır. Türkiye’nin en derin göllerinden birisidir. Kuzeybatıda yer alan Kapı burnu önlerinde derinliği 100 metreyi bulur. tarihinde yürürlüğe konan ve daha sonra 17 Mayıs 2005 tarihinde revize edilen “Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği” ile Sözleşmenin ulusal düzeyde uygulanması daha etkin hale getirilmiştir. Sulak alanların bütün fonksiyonlarının sürekliliğinin sağlanabilmesi ve rasyonel kullanımının gerçekleştirilebilmesi ancak sulak alanlarla ilişkili halkın yararlanımını da gözeten, bütün sektörleri entegre eden sulak alan yönetim planlarının geliştirilmesi ve uygulanması ile mümkün olabilmektedir. bir grabenin üzerine yerleşmiş kapalı bir havzadadır. Alan yaklaşık olarak kuzey-doğu, güney-batı yönünde uzanan elips şekilli bir göldür. Gölün en uzak kıyıları arasındaki mesafe 35 km, en yakın kıyıları arasındaki mesafe ise yaklaşık 4 km’dir. Burdur Gölü havzasının kuzeybatısında ve güneydoğusunda bulunan dağların yükseklikleri 1750 m’ye ulaşabilmektedir. Denizden yüksekliği 854 metre ve kapladığı alan yaklaşık 23.700 hektardır. Gölün batı kesimi boyunca uzanan Gölün 1971 yılı 1 Haziran’daki maksimum aktüel kodu 857,57 m olarak belirlenmiştir. Buna karşı gelen yüzey suyu alanı ise 236,1 km 2 ve hacmi 7.415,4 hm3 ‘tür. Gölün fiili minimum kodu 1 Ekim 1992 tarihinde 850,0 m olarak ölçülmüş ve bu kodun aynı döneme tekabül eden 13 ve 16 Ekim 1994 ölçümlerinde 851,7 m ve 851,3 m ile hemen hemen benzer olduğu görülmüş ve iki yıllık süreç içerisinde su kodunda genelde bir değişme olmamıştır. Bu şu demektir; göl yüzeyinde 23 yılda Ülkemizde Sulak Alanlar Yönetim Planlarının hazırlanmasında Ramsar Sözleşmesi ve Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği gereğince “Ramsar Sözleşmesi Sulak Alan Yönetim Planı Rehberi” esas alınmakta ve yönetim planları bu rehbere göre hazırlanmaktadır. “BURDUR GÖLÜ SULAK ALAN YÖNETİM PLANI ” İdari olarak Burdur ve Isparta illeri sınırları içerisinde yer alan Burdur Gölü 12 km eninde 75 km uzunluğundaki 2008/4 Sayı:75 Çevre ve İnsan 31 yaklaşık 40 km2 ‘lik bir çekilme olmuştur. Buna göre gölün yüzey alanı 197,6 km2 ‘ye ve hacmi de 5.780,0 hm3 ‘e düşmüştür. Yine DSİ’nin hesaplamalarına göre gölün taşkın kodu 860,13 m’dir. Göl bu hesaplara göre taşkın açısından emniyetli kılınmıştır. Gölün uzunluğu; göldeki kuruma söz konusu değilken, 30 km, genişliği de 8 km kadardı. Bu verilere göre gölün alanı 240 km2 olarak hesaplansa bile, Senir kasabasından başlayarak kuzey-güney yönünde çekilen hattın kuzey doğusunda kalan ve şu anda kuruyan bölüm dikkate alındığında, gölün aktüel alanının ancak yaklaşık 190-200 km2 olduğu görülecektir. Yani gölün 40-50 km2 ‘lik bölümü şu anda kurumuştur. Göle su taşıyan dere ve çayların getirdiği erozyon 32 Çevre ve İnsan 2008/4 Sayı:75 sedimanları, gölün derinliğini etkilemekle birlikte, gölün ortalama derinliği 5-6 m kadardır. Havza dışına boşalım olmadığı için göl su seviyesi ve alanı, yağışlara bağlı olarak, yıllara ve mevsimlere göre değişiklikler göstermektedir. 1959/1996 yılları arasındaki rasat periyodunda, su düzeyi Mayıs 1970’de 857.45 metreye ulaşmış, Mayıs 1996’da ise 848.15 metre su düzeyinde ise 16.500 hektar olmuştur. Bu düşüş ciddi boyutlarda sulak alan habitatı kaybına yol açmış, su kuşları için büyük önem taşıyan sığ alanların kurumasına sebep olmuştur. Yapılan saha gözlemlerinde dahi Burdur Göl seviyesindeki düşme göl kıyısı boyunca kolaylıkla izlenebilmektedir. Bu tür etkilerden dolayı Burdur Göl kotu, 1989 yılında 853.0 m kotlarından bugün 845.0 m kotlarına kadar düşmüştür. Mevcut raporlar ve meteorolojik veriler incelendiğinde su seviyesi azalmasında su tutma tesislerinin etkisinin çok fazla olduğu görülmektedir. Burdur Gölü, göl aynası ile gölün çevresindeki tarım ve step alanlarında toplam 49 familya, 204 cins ve 315 bitki türü saptanmıştır. Bu türlerden 20 tanesinin bölgede endemik tür olduğu belirlenmiştir. Burdur Gölü bütün dünyada nesli en çok tehlikede olan türlerden dikkuyruk kuşunun barınması sebepiyle ülkemizin uluslararası öneme sahip sulak alanları arasında yer almaktadır. Ayrıca, alanda başka hiçbir alanda bulunmayan iki tane endemik balık türü bulunmaktadır. Burdur Gölü’nün asıl önemi, nesli dünya çapında tehlikede olan ve Batı Palearktik bölgede doğal olarak rastlanan dikkuyruk ördeğin dünya populasyonunun %70’inin gölde kışlamasından kaynaklanmaktadır. Koruma Durumu; Burdur Gölü, 1993 yılında Kara Avcılığı Kanununa göre Su Kuşları Yaban Hayatı Koruma Sahası (38125 ha) olarak tefrik ve tesis edilmiştir. 2006 yılında Burdur Gölü Yaban Hayatı Geliştirme Sahası olarak değiştirilmiştir. 1994 yılında gölün yarısı (12.600) 1998 yılında ise tamamı Ramsar Sözleşmesi listesine dahil edilmiştir. Ayrıca, alan 1998 yılında Kültür Bakanlığı tarafından I. Derece doğal sit alanı ilan edilmiştir. Budur Gölünün Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğine göre belirle- nen koruma bölgeleri sınırları 2006 yılında yürürlüğe girmiştir. Yönetim Planı süreci; Burdur Gölünün uygun bir şekilde yönetilmesinin sağlanması maksadıyla Yönetim Planının hazırlanması işi Bakanlığımız Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü Sulak Alanlar Şubesi Müdürlüğü koordinasyonunda hazırlamıştır. Proje 2005 yılında başlatılmış olup, 2008 yılında tamamlanmıştır. Gölün havza bazında korunması, geliştirilmesi, akılcı kullanımı ve bu konuda görevli kurum ve kuruluşlar arasında işbirliği ve koordinasyon içerisinde çalışılmasını öngörmektedir. Proje ile; Kısa vadede geri dönüşümsüz olan doğal ekosistemlerin, biyolojik çeşitliliğin, arkeolojik ve kültürel alanların korunması için karar vericilere temel verilerin sağlanması, Bölgedeki ekosistemlerin, habitatların, flora ve faunanın korunması ve yönetimi, Bölgenin kültürel ve doğal kaynaklarının (toprak, su, peyzaj vb.) sürdürülebilir şekilde korunması ve yönetimi, Yörede yaşayanların ihtiyaçlarının; rekreasyon, avcılık ve tarım gibi kalkınma faaliyetlerinin değerlendirilmesi, yöre halkı için ekolojik ve ekonomik olarak sürekli bir geleceğin sağlanması, Göllerdeki kirlenme durumunun tesbiti, su kalitesinin belirlenmesi, gölleri etkileyebilecek kirlenme ve bozulmaların önlenmesi maksadıyla çok yönlü koruma ve kullanma programının yapılması, 2008/4 Sayı:75 Çevre ve İnsan 33 Bütün bunları gerçekleştirmek için yönetim hedeflerinin belirlenmesi ve belirlenen bu hedeflere nasıl ulaşılacağının tanımlanması yapılmış, Birinci aşamada elde edilen bütün veriler sorumlu planlama uzmanları ile birlikte değerlendirilmiş ve yöre halkının ve diğer ilgi gruplarının görüş ve katkılarıyla Yönetim Planı Taslağı oluşturulmuştur. ALANLA ALAKALI PROBLEMLERİN ÖZETİ • Su kalitesinin bozulması, • Göle gelen suların aşırı derecede kirli olması, • Yerleşim yerlerinin atık sularının doğrudan göle verilmesi, • Katı atıkların düzensiz depolanması, Proje kapsamında; • Göl su seviyesinin düşmesi, • Burdur Gölüyle alakalı biyolojik, jeolojik, hidrolojik ve hidrojeolojik verilerin derlenmesi, • Gölleri besleyen yüzeysel suların tarımsal gayelı kullanılması sonucu yetersiz su girişi, • Toprak yapısı ve tarımsal özelliklerin değerlendirilmesi, • Su kalitesi izleme çalışmaları, • Yer altı su kullanımının artması sonucu gölün hidrolojisinin olumsuz etkilenmsi, • Sosyolojik araştırmalar, • Göl alanının 50 km2 küçülmesi, • Mevcut fiziki plan çalışmaları ve geçmişteki ve günümüzdeki mevcut arazi kullanım durumları, • Habitat tahribi, • Bütün ilgi grupları ile planla alakalı bilgilendirme toplantıları, • Proje tanıtım toplantısı ve ilgi grupları ile çalışma toplantıları düzenlendi. • Yönetim planı halka arz toplantısı yapıldı. 34 Çevreveveİnsan İnsan 2008/4 2008/4Sayı:75 Sayı:75 34 Çevre • Yasadışı ve yanlış avlanma, • Sediman taşınımı ve gölün dolması BURDUR GÖLÜ SULAK ALAN KORUMA BÖLGELERİ Plan kapsamında, Burdur Gölü Sulak Alan Koruma Bölgeleri Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği kapsamında alakalı kurum ve kuruluşların uzman- ları ile birlikte arazide yapılan inceleme ve değerlendirmeler 1 / 25.000 ölçekli haritalar üzerine işlenmiştir. Tespit edilen Sulak Alan Koruma Bölgeleri; Ulusal Sulak Alan Komisyonu 2006 yılı II. Olağan Toplantısı’nda onaylanarak yürürlüğe girmiştir. Belirlenen koruma bölgelerinde uyulacak esaslar Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği’nde belirtilmiştir. BURDUR GÖLÜ YÖNETİM PLANI KARARLARI 1. Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü koordinasyonunda, USAK’ın görüşü alınarak Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından onaylanan “Burdur Gölü Koruma Bölgeleri”ni gösteren 1/25.000 ölçekli harita, yönetmelikte tanımlanan uygulama esasları ve yönetim planı bir bütündür. 2. Burdur Gölünün kuzeyinde kalan Üveyik Tepeden Isparta Havaalanı arasında kalan hat boyunca tampon bölge sınırları içerisindeki alanlarda onaylı köy yerleşik alanları dışında,zirai ve hayvancılık faaliyetleri gerçekleştirilebilir. Ancak bu alanda köy sınırları içerisinde o köy nüfusuna 2008/4 Sayı:75 Çevre ve İnsan 35 kayıtlı olanlara yapılacak tarımsal ve hayvancılık faaliyetlerinde bu madde hükümleri uygulanmaz. 3. Burdur Gölünün güneyinde Burdur ili Özel Hüküm maddesi sınırından itibaren Yarıköy, Yazıköy, Kumluca, Aşağımüslimler, Karakent, İlyas hattından Isparta Havaalanı arasında kalan hat boyunca tampon bölge sınırları içindeki alanlarda yaban hayatının korunması, gölün peyzaj bütünlüğünü bozması sebepiyle daha önce izin almış tesislerin dışında madencilik faaliyetleri ile tesisleşmeye gidilemez. Aynı hatta kalan diğer faaliyetler de Bakanlık iznine tabidir. 4. Senir ve Kılıç Belediyelerinin planlı kentsel gelişmelerini temin etmek maksadıyla mücavir alanları içinde 3.madde hükümleri uygulanmaz ve bu alanlardaki talepler Çevre ve Orman Bakanlığının iznine tabidir. Bu hat içinde kalan Karakent, İlyasköy, Ardıçlı ve Tepecik köylerinde tampon bölge esasları geçerlidir. 36 Çevre ve İnsan 2008/4 Sayı:75 5. Burdur Gölüne ilişkin Koruma Bölgeleri Haritasında belirlenen özel hükümler geçerlidir. Tampon Bölge sınırları içinde kalan bölgede yeni yapılacak her türlü yapı ve tesise Çevre ve Orman Bakanlığı’nın görüşü alınarak izin verilebilir. 6. Burdur ve Isparta İl Çevre ve Orman Müdürlüklerince, Burdur Gölü Koruma Bölgeleri içerisinde kalan ve bugüne kadar yapılmış bütün izinli ve izinsiz tesislerin tespit edilmesi ve tesislerin tamamının envanterinin çıkarılarak 1/25000 ölçekli Koruma Bölgeleri sınırlarını gösteren haritaya yönetim planının onaylanmasını müteakip 1 yıl içinde işlenmesi sağlanacaktır. 17.05.2005 tarihli Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği’nden önce faaliyete geçen izinsiz ve EK-1 kapsamında olan tesisler tespit edilmelerini müteakip getirilecek şartlarla mevcut hallerini koruma kaydıyla izinlendirilecek olup kapasite artırımına gitmelerine izin verilmeyecektir. 7. 1/25000 ölçekli Burdur Gölü Koruma Bölgeleri Tampon Bölge sınırları içinde kalan diğer köylerin gelişme konut alanı talepleri, Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği kapsamında Çevre ve Orman Bakanlığınca (Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü) değerlendirilerek karara bağlanır. 8. Burdur Gölü Koruma Bölgeleri Haritasında, yönetmelikte ve bu plan kararlarında yer almayan diğer alanlar ve faaliyetler Çevre ve Orman Bakanlığının iznine tabidir. İzne tabi faaliyetler için Bakanlık ihtiyaç duyması halinde Yerel Sulak Alan Komisyonu’nun görüşünü alabilir. 9. Burdur Gölü Tampon Bölge Sınırları içersinde kalan alanlarda yeraltı suyu kullanımına yönelik taleplerde (şahıs/kurum) yürürlükteki mevzuat gereğince uygun görülenlere DSİ Bölge Müdürlüğünce Yeraltı Suyu Arama Belgesi düzenlenecektir. Ancak, Yer altı Suyu Kullanma Belgesi alınabilmesi için faaliyet sahibince İl Çevre ve Orman Müdürlüklerinden yeraltı suyu çekiminin gölün ekolojisine olumsuz etkilemeyeceğine dair bir görüş alınmalıdır. Burdur Gölü çevresinde ekoturizm faaliyetlerini geliştirmek maksadıyla 2006 yılında başlanan Burdur Gölü Kuş Cenneti Projesi tamamlanarak 2 Şubat 2008 Dünya Sulak Alanlar Gününde yöre halkının hizmetine açılmıştır. Plan kapsamında, bilimsel çalışmalar ile elde edilen veriler ve yöre halkı ile yapılan toplantılar neticesinde alanın yönetilmesine ilişkin ideal hedefler, uygulama hedefleri ve faaliyetler ortaya konmuştur. 1. Burdur Gölü’ne gelen kirliliğin önlenmesi, 2. Alana yönelik toplumsal ilginin ve çevre duyarlılığının artırılması 3. Burdur Gölündeki biyolojik çeşitliliğin korunması ve iyileştirilmesi, 4. Göl çevresinde tarım, hayvancılık, eko-turizm gibi faaliyetlerin alanla uyumlu ve sürdürülebilir şekilde yapılmasının sağlanması, 5. Alan hakkındaki bilgilerin toplanması ve paylaşımı, 2- Göle gelen kirlilik azaltılacak, 6. Alanın uzun vadeli geleceği için katılımcı ve çok aktörlü bir yönetim ve izleme mekanizmasının oluşturulması. sağlanacak, Yönetim Planında bu 6 ideal hedefe hizmet edecek 21 uygulama hedefi ve 99 faaliyet yer almaktadır. Ayrıca, Burdur Gölü Yönetim Planı 12 Haziran 2008 tarihinde Burdur Yerel Sulak Alan Komisyonu tarafından kabul edilerek Ulusal Sulak Alan Komisyonuna sunulmuştur. Burdur Gölü Yönetim Planı 06 Kasım 2008 tarihinde yapılan Ulusal Sulak Alan Komisyonu toplantısında onaylanarak yürürlüğe aktarılmıştır. Bütüncül bir yaklaşımla hazırlanan ve bütün faaliyetlerin kim tarafından, nasıl yapılacağının ortaya konulduğu faaliyet planı uygulandığı takdirde gölün eski dönemlerdeki gibi ekolojik işleyişine kavuşması beklenmektedir. 3-Havzasında suyun akılcı kullanımı 4-Gölle barışık ziraat ve hayvancılık faaliyetleri yapılıyor olacak, 5- Yerleşim yerlerinin göl ile uyumlu bir şekilde gelişmesi temin edilecek, 6-Bölgedeki turizm potansiyeli artacak, 7-Göl ve çevresindeki biyolojik çeşitlilik korunacak, 8- Gölün dolması önlenmiş olacak, 9- Tabii kaynaklar ve akılcı kullanımı konusunda bilinç artırılmış olacak, 10-Burdur şehrinin ve gölün ulusal ve uluslararası tanıtımı yapılmış olacaktır. Netice olarak Burdur Gölü Yönetim Planını etkin bir şekilde uygulayabil- Söz konusu Yönetim Planının uygulanmasıyla; mek için bütün kurum ve kuruluşların 1-Gölün su dengesinin sağlanması için çalışmalar yapılacak, da yerine getirmesi de büyük önem üzerlerine düşen görevleri zamanıntaşımaktadır. 2008/4 2008/4 Sayı:75 Sayı:75 Çevre Çevre ve ve İnsan İnsan 37 Kuraklık ve Türkiye Açısından Genel Bir Değerlendirme Dr. Ali Ümran Kömüşçü - Ayhan Erkan 1. KURAKLIK VE KURAKLIK TİPLERİ Kuraklık meteorolojik olarak yağışların “normal” seviyesinin altına düşmesi olarak tanımlanır. Daha geniş bir ifade ile kuraklık “yağışların kaydedilen normal seviyelerinin önemli ölçüde altına düşmesi sonucu arazi ve su kaynaklarını olumsuz etkilenmesi ve hidrolojik dengede bozulmalara sebep olan doğal olay “ olarak tanımlanabilir (BMÇMS, 1997). Kuraklık başta meteorolojik olmak üzere tarımsal, hidrolojik ve sosyo-ekonomik olarak kendini gösterir. Kuraklığın başlangıç ve bitişinin belirsiz oluşu, kümülatif olarak artması, aynı anda birden fazla kaynağa etkisi ve ekonomik boyutunun yüksek olması onu diğer doğal afetlerden ayıran en önemli özellikleridir. Herhangi bir bölgede kuraklık, frekans, şiddet, süre ve etki alanı gibi ifadelerle tanımlanır. 38 Çevre ve İnsan 2008/4 Sayı:75 Kuraklığın literatürde tanımlanan birçok çeşidi olmakla birlikte dört belirgin kuraklık tipi vardır (Wilhite ve Glantz, 1987). Bunlar, meteorolojik kuraklık, tarımsal kuraklık, hidrolojik kuraklık ve sosyo-ekonomik kuraklıktır. Meteorolojik kuraklık uzun bir zaman içinde yağışın belirgin şekilde normal değerlerin altına düşmesi olarak tanımlanır. Nem azlığının derecesi ve uzunluğu meteorolojik kuraklığı belirler ve bölgeden bölgeye gelişiminde farklılıklar gözlenir. Örneğin yağışın ve yağışlı gün sayısının belirli bir değerden az olması temeline dayanarak kurak periyotlar teşhis edilir. Diğer bir tanım şekli yağışın aylık, mevsimlik veya yıllık toplamlarının ortalamadan olan farkları ile ilişkilidir. Tarımsal kuraklık meteorolojik kuraklığın çeşitli özellikleri ile çok yakın ilişkilidir. Toprakta bitkinin ihtiyacını karşılayacak miktarda su bulunmaması olarak tanımlanan tarımsal kuraklık nem kaybı ve su kaynaklarında kıtlık oluştuğu zaman meydana gelir. Ürün miktarında azalmaya, büyümelerinde değişime ve hayvanlar için tehlikeye sebep olur. Hidrolojik kuraklık yeraltı su kaynakları, yüzey suları veya yağış periyotlarının etkisi ile ilişkilidir. Meteorolojik kuraklığın uzaması durumunda hidrolojik kuraklıktan söz edilir. Uzun süreli yağış azlığının kaynak seviyeleri, yüzey akışı ve toprak nemi gibi hidrolojik sistemin bileşenlerinde kendisini göstermesidir. Yeraltı suları, nehirler ve göllerin seviyesinde keskin bir düşüşe sebep olur. Bir dönemde yaşanan yağış miktarında azalma toprak neminde hızlı azalmaya sebep olacağı için tarımla uğraşanlarca hemen hissedileceği halde hidroelektrik santrallerinde bir süre etkili olmayacaktır. Kuraklığın sosyoekonomik tanımı meteorolojik, hidrolojik ve tarımsal kuraklıkla bağlan- tılı bazı ekonomik ürünlerin arz ve talepleriyle alakalıdir (NDMC,1995). Sosyo-ekonomik kuraklık, yukarıda bahsedilen kuraklık tiplerinden farklı bir durum arzeder. Çünkü bu kuraklık yer ve zamana bağlı olarak ortaya çıkar. Sosyo-ekonomik kuraklık yağışlardaki azalmanın sonucu olarak gelişen ve üretimin ihtiyacı karşılayamadığı durumlarda ortaya çıkar. 2. TÜRKİYE’DE KURAK ŞARTLAR Yağışa bağlı iklim sınıflandırmalarında genelde kabul edilen esaslara göre, yıllık ortalama yağışı 250 mm’den az olan yerler kurak, 250-500 mm arası olan yerler ise yarıkurak iklime sahip olarak tanımlanır ( Kömüşçü ve Erkan,1998). Türkiye’de İç Anadolu ile Doğu Anadolu’nun önemli bir kısmı yarıkurak iklim alanına girmektedir . Türkiye’de sadece yağışa bağlı olarak ciddi derecede kurak sayılabilecek alanlar yoktur. Bununla beraber İç Anadolu’da Tuz Gölü ve çevresi 300 mm’ye yakın yıllık yağışları ile kurak bölge olma sınırına yakın özellikler gösterirler. Bu arada Aydeniz metoduna göre yapılan ve yağışın yanında sıcaklık, nispi nem ve güneşlenme süresi gibi diğer faktörlerin dikkate alındığı çalışmaya göre ise Türkiye’de kuraklıktan etkilenen alanların sınırlarının genişlediği görülmüştür. Buna göre; İç Anadolu’nun tamamı, Doğu Akdeniz, Güneydoğu Anadolu Bölgelerinin bir kısmı kurak özelliğe sahip olup, yer yer çöl ve çok kurak özellik gösterirler. Erinç tarafından uygulanan yağış etkinliği indisi ise Türkiye’de tam kurak sayılabilecek bir bölge olmadığını, göstermektedir. Yine Erinç indisine göre, İç Anadolu Bölgesi (Yukarı Kızılırmak Bölümü hariç) ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin Urfa Platoları, Diyarbakır Havzası, Mardin Çevresi yarıkurak alanlar sınıfına girmektedir. Ancak bu alanların yarıkurak karakteri her yerde aynı değildir. Özellikle bitki örtüsü etkisi faktörü de dikkate alındığında Konya ve Urfa çevrelerinin güneyinde kalan yörelerde kuraklığa karşı eğilim daha kuvvetlidir. Yağış özellikleri bakımından yağışlı günler sayısının bilinmesi kuraklık ihtimalleri bakımından önem taşır. Türkiye’nin büyük bir kısmında yağışlı günler sayısı azdır ve bölgelere göre ortalama 60 ile 175 gün arasında değişmektedir. En yüksek değerler ülkenin kuzeyinde Karadeniz kıyıları boyunca uzanan şerit üzerinde olup, bu kuşak içinde yağışlı günlerin sayısı yer yer 138 ve 141’e kadar ulaşmaktadır. Diğer taraftan Akdeniz Bölgesi’nde yağışların yılın belli bir dönemine ait olması sebepiyle yağış miktarının ve yağışlı gün sayısının toplamı fazla değildir. Türkiye’nin yarıkurak bölgelerini oluşturan İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde yağışlı günler sayısı 100’ün altına düşer. Özellikle Akdeniz, Ege ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri yıllar-arası yağış değişkenliklerinin en fazla olduğu bölgelerdir. Bölgesel bazda yağış değişkenliğini göstermek için kullanılan varyasyon katsayısı, yağış ortalamalarının yüzde 36 ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi de olduğunu gösterirken, bu oran Doğu Anadolu’nun büyük bir kısmında ve Akdeniz kıyı kuşağında yüzde 25’e ve Karadeniz Bölgesi’nde yüzde 20’nin altına düşmektedir. Genelde, varyasyon katsayısının yüzde 20’nin üzerine çıktığı bölgeler ise yağıştaki değişkenlikler sebebiyle kuraklığın şiddet ve sıklığının en fazla olabileceği yerleri ifade eder. 3. TÜRKİYE’DE KURAKLIĞA ETKİ EDEN FAKTÖRLER Türkiye’de kuraklığa etki eden belli başli faktörler arasında atmosferik koşullar, fiziki coğrafya faktörleri ve iklim koşulları yer almaktadır. Türkiye soğuk aylarda polar, sıcak aylarda ise tropikal hava kütlelerinin etkisi altındadır (Şensoy,S.2001). Sibirya üzerinden gelen cP hava kütlesi karasal karakterli soğuk ve kurudur. Kış aylarında sis ve ayaza sebep olur, bazen Karadeniz’i geçerken nem kazanarak orografik yağışlar yapabilir. Atlas Okyanusundan gelen mP hava kütlesi ise Avrupa ülkeleri ve Balkanları geçerek ülkemizi etkiler. Yerde belirgin olmayan A.B. Sistemleri ile gelmedikleri için kararsızlık yağışları yapar. Yağış olarak Karadeniz sahilinde yağmur iç kesimlerde kar bırakabilir. Akdeniz üzerinden geldiğinde ise daha fazla etkili olur ve her türlü yağışı bırakır. mT hava kütlesi sıcak ve nemli karakterli olduğu için batı bölgelerimizde oldukça fazla yağış bırakır. cT hava kütlesi ise K. Afrika üzerinden gelir karasal sıcak ve kurudur. Kuzey sistemlerle karşılaşırsa Akdeniz cephesini oluşturup yağış bırakabilir. Diğer taraftan Akdeniz’den geçerken yeterli ölçüde nem kazandığı takdirde yine yağış yapması söz konusudur. Zaman zaman gördüğümüz çamur yağışları da bu hava kütlesinin ülkemizi etkilemesinin bir sonucudur. Yeryüzünde iklim özelliklerinin meydana gelişinde fiziki coğrafya faktörlerinin de önemli etkileri vardır. Bunlar denize yakınlık-uzaklık (karasallık derecesi), yükselti ve oroğrafik özelliklerdir. Türkiye yüksek bir ülkedir ve ortalama yükseltisi 1100 m den fazladır. Örnek olarak, ülkemizin deniz seviyesi ile 500 m arasında kalan alçak alanları ancak % 17,5 kadar iken, 1000 m den daha yüksek alanları ülke yüzölçümünün % 55 den fazlasını meydana getirir. Bu durumun Türkiye’nin iklim koşulları üzerinde çok önemli tesirlerde bulunacağı açıktır. Her şeyden önce birbirine yakın yerler arasında büyük yükselti farklarının varlığı, yerel farkların ortaya çıkmasına ve özellikle yağış ve sıcaklık koşullarının yatay ve düşey yönde hızlı değişmeler 2008/4 Sayı:75 Çevre ve İnsan 39 göstermesine sebep olmaktadır. Kıyı bölgelerinden iç kısımlara ve batıdan doğuya doğru yükseltinin artması ve ülke yüzölçümünün yarıdan fazla bir kısmının 1000 m’ den daha yüksek olması yüzünden buralarda kış aylarının soğuk ve sert geçeceği, yaz mevsiminin ise kısa süreceği kolayca anlaşılabilir. Bununla birlikte yükseltinin iklim şartlarına etkisi, yalnız sıcaklık dağılışı ve farkları yönünden değil, yağış ve nemlilik yönünden de olur. Gerçekten ülkemizde yüksek dağlar ve platolar en fazla yağış alan yerler olurken, dağlarla çevrili İç Anadolu havzalarında yağış miktarlarının çok düşük olduğu tespit edilir. Nemli rüzgarlara karşı olan yüksek dağlar, yağışların dağılışında doğrudan doğruya etkili olurken, yükselti faktörü aynı zamanda yağış şeklini de tayin etmektedir. Gerçekten alt ygayelarda ve alçak alanlarda yağmur şeklindeki yağışlar baskınken, yüksek ygayelarda ve doruklarda kar şeklindeki yağışlar egemen olmakta ve sıcaklığın düşük olması sebepiyle kar örtüsünün yerde kalma süresi de yılın büyük bir kısmını kapsamaktadır. Türkiye’de bölgeler, hatta yöreler arasında görülen kuvvetli iklim farkları, her şeyden önce, mevcut yükselti farkının bir sonucudur. Türkiye gibi orta kuşak ülkelerinde yıl içinde yağışlı kış ve kurak yaz dönemleri olmak üzere birbirinden farklı iki dönem bulunur. Türkiye yıllık toplam yağışlarının %35’ini kış aylarında almaktadır. Bunu ilkbahar ve sonbahar mevsimleri izlemekte, yaz aylarında ise bu oran %11’e düşmektedir. Bu durum, genel atmosfer sirkülasyonu ve hava kütleleri ile yakından alakalıdir. Türkiye kış aylarında denizel kutupsal ve karasal kutupsal hava kütlelerinin etkisinde kalır. Bu hava kütleleri ve bunlara bağlı cephe sistemleri Türkiye’de kış aylarının yağışlı geçmesini sağlar. Bu hava kütlelerinin kuzeye ve güneye hareketleri sırasın40 Çevre ve İnsan 2008/4 Sayı:75 da kararsızlık kazanması bol yağışlara sebep olur. Bu sebeple Türkiye’de kış kuraklığı ciddi boyutlarda söz konusu değildir. Yazın ise bu hava kütleleri değişen termik koşullara bağlı olarak alansal olarak küçülür ve etkilerini kaybederler. Bunların yerine tropikal hava kütleleri etkinlik kazanır ve Azor yüksek basıncı kuvvetlenerek etki alanını genişletir. Ayrıca güneyde kara yüzeylerinin ısınmasına bağlı olarak Basra alçak basıncı oluşur. Bu durum iki büyük sistem altında kalan Akdeniz Havzası’nda denizel tropikal ve karasal tropikal hava kütlelerinin etkinliğini artırır. Gelişen bu basınç sistemlerine bağlı olarak etkili olan kuzey-kuzeybatı yönlü rüzgarlar ülkenin kuzeyinin yağışlı diğer yerlerin ise kurak geçmesine sebep olur. Atmosferik koşulların yanında topoğrafik koşullar da kurak alanların belirlenmesinde önemli rol oynar. Türkiye’yi kuzeyden ve güneyden kuşatan dağ sıraları yağış miktarı bakımından ülkemizi iki farklı bölgeye ayırır. Türkiye’nin yıllık ortalama yağış dağılışı incelenirse, Türkiye’de en fazla yağış alan yerlerin kıyı kuşağına giren alanlar olduğu görülür. Buna karşılık iç bölgelerde yağışlar belirgin bir şekilde azalmaktadır. Öncelikle, Türkiye’yi çevreleyen ılık denizlerin buharlaşma kaynağı olarak yağış koşulları üzerindeki etkisi önemlidir. Kıyı bölgelere ulaşan nemli hava kütleleri, Kuzey Anadolu dağları ve Torosların dış ygayelarında yükselir ve kıyı kuşağı ile bu dağlara bol yağış düşer. Buna karşılık iç kısımlara ulaşan hava kütleleri taşıdıkları nemin önemli bir kısmını kıyı kuşağında bırakmış olduklarından ve dağları aştıktan sonra alçaldıkları sırada adyabatik olarak ısındıklarından daha az nem içerirler. Bu sebeple iç bölgelerde yağış, kıyı bölgelerine oranla daha azdır. Diğer taraftan, iç bölgelerde kış mevsiminde yüksek basınç koşullarının egemen olması, yazında yüksek olan sıcaklığın yoğuşmayı zorlaştırması, yağışların bu alanda daha az etkili olmasına yol açar. 4. TÜRKİYE’DE KURAKLIK EĞİLİMLERİ Sahel’de ve Subtropikal kuşak yağışlarında 1960’lı yıllarda başlayan ani azalma, 1970’li yıllarla birlikte Doğu Akdeniz Havzası’nda ve Türkiye’de de etkili olmaya başlamıştır. Yağışlardaki önemli azalma eğilimleri ve kuraklık olayları, kış mevsiminde daha belirgin olarak ortaya çıkmıştır. 1970’li yılların başı ile 1990’lı yılların başı arasındaki kurak koşullardan en fazla, Ege, Akdeniz, Marmara ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri etkilenmiştir (Turkeş, 1996a). Kuraklık olaylarının en şiddetli ve geniş yayılışlı olanları, 1973, 1977, 1990 ve 1991 yıllarında oluşmuştur. 19941998 döneminde ise, Doğu Anadolu Bölgesi dışında Türkiye’nin büyük bir bölümünde önemli bir yağış azlığı gözlenmemiş ya da meteorolojik kuraklıklar yaşanmamıştır. Bu dönemin hemen ardından 1999-2000 yıllarında ve 2001 yılının ilk üç ayında ise, Türkiye’nin büyük bir bölümünde yeniden kuraklık olayları yaşanmıştır. Şiddetli ve yaygın meteorolojik kuraklıklar, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Ege ve Akdeniz bölgelerinde etkili olmuştur. Uzun süreli ortalamaların çok altındaki yağış koşullarına bağlı meteorolojik kuraklıkların bir neticesi olarak, Türkiye’de tarımsal ve hidrolojik kuraklıklar da ortaya çıkmıştır. Su açığı ve su sıkıntısı, yalnız tarım ve enerji üretimi açısından değil, sulamayı, içme suyunu, öteki hidrolojik sistemleri ve etkinlikleri içeren su kaynakları yönetimi açısından da kritik bir noktaya ulaşmıştır. Nisan-Mayıs 2001’de ise, Türkiye’nin büyük bir bölümünde bereketli yağışlar oluşmuştur. Genel olarak Doğu Akdeniz Havzası’nın ve Türkiye’nin yıllık ve özellikle kış yağışlarında gözlenen önemli azalma eğilimleri, bu bölgede egemen olan cephesel orta enlem ve Akdeniz alçak basınçlarının sıklıklarında özellikle kış mevsiminde gözlenen azalma ile yüksek basınç koşullarında gözlenen artışlarla bağlantılı olabilir. Öte yandan, özellikle karasal yağış rejimine sahip bazı istasyonların ilkbahar ve yaz yağışlarında, zayıf bir artış eğilimi gözlenmektedir. Son 30 yılda Türkiye’de kurak koşulların hakim olmasına yol açan meteorolojik koşullar daha çok sirkülasyon sistemleri ve Kuzey Atlantik Salınımı’nda görülen değişmelere bağlı olarak açıklanabilir. 1980’den sonra Sibirya Antisiklonun zayıflaması (kış kuraklığı), Azor antisiklon sırtının Doğu Akdeniz’e ulaşması (kış kuraklığı), Akdeniz’e gelen cephe sistemlerinin azlığı, Basra alçak basıncının kuzeye sokulması (yaz kuraklıkları) ve Azor ve Basra alçak basınçlarının birleşerek kuvvetlenmesi (yaz kuraklıkları) olarak kendini göstermiştir. Ayrıca Kuzey Atlantik Salınımı‘nın (NAO) pozitif devreleri Türkiye’de ki kurak koşullarla oldukça uyumludur. KAYNAKLAR •Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi BMÇMS (1997). Çevre Bakanlığı Yayınları. Ankara •Kömüşçü, Dr.A.Ü ve Erkan, A. (2000), Kuraklık ve Çölleşme Süreci ve Türkiye Açısından Analiz ve Çözümler, Yatımlanmamış Rapor. Ankara •Komuscu, A.U. (1999). Using the SPI to Analyze Spatial and Temporal Patterns of Drought in Turkey. Drought Network News, (11) 7-11 •Komuscu, A.U. (2000). Potential Use of NOAA/AVHHR Satellite Data for Monitoring Environmental Change in Turkey. Drought Network News, (12) 5-9 •Komuscu, A.U. (2001). An Analysis of Recent Drought Conditions in Turkey in Relation to Circulation Patterns. Drought Network News, (13) 5-6 •NDMC, (1995). Understanding and Definitions of Drought, University of Nebraska. Lincoln. •Rao, G. Appa. (1987). WMO CagM Report No.24, Geneva •Türkeş, M. 1996a. ‘Spatial and temporal analysis of annual rainfall variations in Turkey’, Int. J.Climatol., 16, 1057-1076. •Türkeş, M. 1996b. ‘Meteorological drought in Turkey: A historical perspective, 1930-1993’, Drought Network News, University of Nebraska, 8, 17-21. •Wilhite, David, and Glantz, M.R.(1987). Understanding the drought phenomenon-The role of definitions, in Wilhite, David, Easterling, William, and Wood, David, eds., Planning for drought: Boulder, Colo., Westview Press, p. 11-27. •World Meteorological Organization (1992), Monitoring, Assessment and Combat of Drought and Desertification, TD-No.505, Geneva •World Meteorological Organization, (1997). Extreme Agrometeorological Events, WMO CagM-X Working Group, WMO/TD-No.836, Geneva, Switzerland. 2008/4 Sayı:75 Çevre ve İnsan 41 ı s a l t A r a g z ü R e y i k r Tü Nezihe Akgün - Cihan Dündar K alkınmanın temel ihtiyaçlarından biri enerji üretimidir. Mevcut enerji üretim ve tüketim sistemleri, yerel, bölgesel ve küresel ölçekte hava, su ve toprak kirlenmesine yol açmaktadır. Kirletici azaltımının en önemli aracı, yeni ve yenilenebilir enerjileri de içerecek şekilde oluşturulacak, çevreye karşı duyarlı ve sürdürülebilir enerji sistemleridir. kate alındığında, yenilenebilir enerji kaynaklarının önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Bu kaynakların yaygın ve geniş ölçekli kullanımı, teknolojik gelişmelere ve potansiyeli belirleyecek ulusal ve uluslararası bilgi ağının oluşturulmasına bağlıdır. İlk etapta göz önünde bulundurulması gereken alternatif enerji kaynaklarından birisi, rüzgar enerjisidir. 1973 dünya petrol krizi, alternatif ve yenilenebilir enerji kaynaklarına gösterilen ilginin artmasına sebep olmuştur. Dünya enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılayan fosil yakıtların kısıtlı kullanım sürelerinin olması, enerjinin elde edilmesi sırasında çevreye yapılan tahribat ve gelecek nesillerin de enerji ihtiyacı dik- Yatay ya da yataya yakın yönde yer değiştiren bir hava kütlesinin hareketi rüzgar, bu kütlenin iş yapabilme yeteneği de rüzgar enerjisi potansiyeli olarak tanımlanmaktadır. Dünya rüzgar enerji potansiyelinin, 50° kuzey ve güney enlemleri arasındaki alanda 26.000 TWh/yıl olduğu ve ekonomik ve diğer sebeplerden dolayı 9.000 TWh/yıl kapasitenin kullanılabilir olduğu tahmin edilmektedir. Yine yapılan çalışmalara göre, dünya karasal alanları toplamının (107*106 km2) %27’sinin (3*106 km2) yıllık ortalama 5.1 m/s’den daha yüksek rüzgar hızının etkisi altında kaldığı belirtilmektedir. Bu rüzgar enerjisinden yararlanma imkanının olabileceği varsayımıyla 8 MW/km2 üretim kapasitesi ile 240.000 GW kurulu güce sahip olunacağı hesaplanmaktadır. RÜZGAR ENERJİSİ KONUSUNDA YAPILAN ÇALIŞMALAR Avrupa Rüzgar Atlası tamamlanmasına rağmen, bu çalışmada yer almayan istasyonlar için rüzgar potansiyeli belirleme çalışmaları sürdürülmektedir. Gelişmiş ülkeler dışındaki ülkelerde de rüzgar potansiyeli belirleme çalışmaları yapılmaktadır. Çevreveveİnsan İnsan2008/4 2008/4Sayı:75 Sayı:75 4242 Çevre Nijerya, Fas, Hindistan, Yunanistan ve Kıbrıs için yapılan çalışmalarında, rüzgar enerjisinden yararlanılabileceği belirtilmektedir. EİE tarafından yapılan çalışmalarda, rüzgar enerjisi açısından Bandırma, Antakya, Kumköy, Mardin, Sinop, Gökçeada, Çorlu ve Çanakkale zengin böl- geler olarak tespit edilmiştir. VERİ Ayrıca, Bandırma, Bozcaada, Çeşme, Gökçeada, Çanakkale, Karadeniz Ereğlisi, Florya ve Siverek gibi yöresel rüzgar potansiyeli belirleme çalışmaları da yapılmıştır. WAsP paket programı için dört temel veriye gereksinim duyulmaktadır. Bunlar; saatlik rüzgar hız ve yön bilgileri, yakın çevre engel bilgileri, pürüzlülük bilgileri ve topoğrafya bilgileridir. Ülkemizde, rüzgar enerjisi yatırımı ilk olarak 1998 yılında Çeşme’de gerçekleştirilmiştir (8.7 MW). 2000 yılı içinde ise sadece 10.2 MW’lık bir yatırım Bozcaada’da yapılmıştır. Rüzgar Verisi YÖNTEM Rüzgar enerjisi potansiyellerinin belirlenmesi için çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. Bu incelemede, rüzgar atlası istatistiklerini elde etmek için Danimarka Meteoroloji Teşkilatı’nın Riso Meteoroloji Laboratuvarında hazırlanmış ve geliştirilmiş olan ve Avrupa Rüzgar Atlasının (European Wind Atlas) hazırlanmasında da kullanılan WAsP (Wind Atlas Analysis and Application Program) paket programı kullanılmıştır. Türkiye genelinde seçilmiş istasyonlar için yapılan analizler sonucu elde edilen değerler kullanılarak Türkiye Rüzgar Atlası oluşturulacaktır. WAsP ile Rüzgar Enerjisi Potansiyellerinin Belirlenmesi WAsP paket programı, veri analizlerini, rüzgar hız verilerinin 2 parametreli Weibull dağılımına uygun bir dağılım gösterdiğini varsayarak yapmaktadır. Bu program, dört değişik girdi bilgisini kendi alt modellerinde değerlendirerek, bölgesel rüzgar atlası istatistiklerini hesaplamaktadır. WAsP’ın kullandığı temel bilgiler şunlardır: 1.Saatlik rüzgar verisi, 2.Bölge pürüzlülük bilgileri, 3.Yakın çevre engel bilgileri, 4.Bölgenin topoğrafyası. WAsP programı bir bütün olmakla birlikte, yukarıdaki bilgilerin değerlendirilmesinde alt modeller kullanmaktadır. Çalışmada, Türkiye üzerinde homojen dağılım gösteren 45 adet meteoroloji istasyonunun 1989-1998 dönemine ait saatlik olarak ölçülmüş rüzgar verileri kullanılmıştır. Rüzgar ölçümleri, istasyonların bir çoğunda yer düzeyinden 10 m yükseklikte yapılmıştır. Farklı yükseklikte ölçüm yapan meteoroloji istasyonları için gözlenen değerler 10 m yüksekliğe uyarlanmıştır. Yakın Çevre Engelleri Ölçülen rüzgar değerlerine etki eden ölçüm noktası etrafındaki engeller, 1/1.000 ve 1/5.000 ölçekli imar planları kullanılarak yerinde yapılan incelemelerle belirlenmiştir. Topoğrafya ve Pürüzlülük Bilgileri Topoğrafya bilgileri Harita Genel Komutanlığınca üretilen 1/25.000 ölçekli sayısal paftalardan temin edilmiştir. Yüzey pürüzlülük bilgileri, 1/25.000 ölçekli paftalar üzerinden pürüzlülük sınırlarının sayısallaştırılmasıyla elde edilmiştir. HESAPLAMALAR VE SONUÇLAR DMİ kayıtlarından alınan saatlik ham rüzgar verilerinin istatistiksel analizleri, çalışma için özel olarak hazırlanan bilgisayar programları ve WAsP programı yardımıyla yapılmıştır. Türkiye Rüzgar Atlasının hazırlanması için, mümkün olduğunca homojen dağılım gösteren 45 adet Meteoroloji İstasyonu değerlendirilmiştir. Her bir istasyon için yapılan analizler sonucunda elde edilen Rüzgar İstatistikleri 3’er sayfadan oluşmaktadır. 2008/4 Sayı:75 Çevre ve İnsan 43 DENİZ KAPLUMBAĞALARI BİLİM KOMİSYONU TOPLANTISI ANTALYA’DA GERÇEKLEŞTİRİLDİ Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü D eniz Kaplumbağaları Bilim Komisyonu toplantısı, Çevre ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün organizasyonu ile 07-09 Kasım 2008 tarihleri arasında Antalya-Belek’te gerçekleştirildi. Komisyonun 2008 yılı toplantısına deniz kaplumbağaları konusunda çalışma yapan üniversitelerimizin öğretim üyeleri ve gönüllü kuruluş temsilcileri ile deniz kaplumbağaları koruma çalışmalarına aktif olarak katılan İl Müdürlüğü personeli iştirak etti. Sempozyumda deniz kaplumbağalarının korunması konusunda ülke genelinde yapılan çalışmalar, kumsal bazında yapılan koruma ve izleme çalışmaları, kumsallara yönelik tehditler ve bu tehditlerin önlenmesine yöne- 44 Çevre ve İnsan 2008/4 Sayı:75 lik tedbirler, yasal düzenlemeler, alan yönetimi, kamuoyu bilinçlendirilmesi gibi konular bilimsel bir platformda tartışılmış, toplantı programı çerçevesinde yuvalama kumsallarında yapılan çalışmalar sunulmuş ve “Deniz Kaplumbağaları Yuvalama Alanları Koruma-Kullanma Koşulları”nın güncellenmesine yönelik çalışmalar da gerçekleştirilmiştir. Deniz Kaplumbağaları Bilim Komisyonu Toplantısında; -1994 yılında çıkarılmış olan “Deniz Kaplumbağalarının Korunması” konusundaki Bakanlık Genelgesinin son yıllarda yapılan çalışmalar çerçevesinde güncellenmesi, -Kumsallarda uyulması gereken koruma-kullanma koşullarının güncellenerek Çevre Düzeni Planlarına işlenmesi, -Deniz kaplumbağası yuvalama kumsallarının koordinatlarının, alt bölümlerinin ve bu bölümlerdeki yuva sayı ve yoğunluklarının Bilim Komisyonu üyelerince harita üzerinde gösterilecek şekilde hazırlanarak Bakanlığa gönderilmesi ve çıkartılacak Genelge Eki’nde verilmesine ilişkin kararlar alınmıştır. Ayrıca, • III. Ulusal Deniz Kaplumbağaları Sempozyumu’nun 5-7 Kasım 2009 tarihleri arasında Mersin’de düzenlenmesine, • Markalama çalışmalarında birliğin sağlanması için, tek adresli markaların Çevre ve Orman Bakanlığı koordinasyonu ile RAC-SPA ya başvuru yapılarak temin edilmesine ve Kaplumbağalarda ön sağ olarak marka kullanılmasına yönelik girişimlerde bulunulmasına, (TR-Y-00001 kodlu ve TC Cevre ve Orman Bakanlığı, Ankara, Türkiye) Kodlu ve 9000 adet büyük ve 1000 adet küçük RAC-SPA tavsiyelerine uygun olarak sipariş verilmesine, • Deniz kaplumbağaları ile alakalı olarak yapılan çalışmaların Çevre ve Orman Bakanlığı Web sayfasına konmak üzere Bakanlığa gönderilmesine, • Kurulan ve kurulması planlanan Rehabilitasyon Merkezi ve/veya İlk Yardım Ünitelerinin sürdürülebilirliğinin sağlanması için Bakanlıkça mali ve lojistik desteğin sağlanmasına yönelik çalışma yapılmasına, • Kumsallardaki koruma ve izleme çalışmalarının deniz kaplumbağaları konusunda bilimsel çalışma yapmış olan akademisyenlerce ve Bakanlığın onayı dahilinde yapılmasının sağlanmasına, • Turist olarak Türkiye’ye gelen ve bilimsel izleme ve koruma çalışmalarına katılmak isteyen gönüllülerin her türlü organizasyonunun Bakanlığın bilgisi dahilinde ve resmi izin alınması kaydıyla gerçekleştirilmesine, • Kumsallarda yer alan işletmelerin Mavi Bayrak edinme kriterlerine deniz kaplumbağaları ve koruma altındaki diğer türler konusunda gerekli koruma önlemlerine gösterdikleri hassasiyetin zorunlu şartlar arasında yer almasının sağlanmasına, • 2008 yılı deniz kaplumbağaları üreme kumsallarında tespit edilen olumsuz faaliyetlerle (kumsallardan kaçak kum alınması, kumsalın doğal yapısının değiştirilmesi, kumsala araç girişi, yasal olmayan yapılaşmalar, mevcut otel ve tesislerden kaynaklanan ışık kirliliği, yumurtlama bölgesinde düzensiz şemsiye ve şezlong kullanımı, kıyısal balıkçılık faaliyetleri, kumsallarda festival ve eğlencelerin yapılması ve havai fişek atılması, başıboş köpeklerin yuvalamaya çıkan ergin deniz kaplumbağalarını öldürmesi, kumsalların doğal floraya uygun olmayan peyzaj düzenleme çalışmaları, kumsallardaki aşırı otlatma kaynaklı kumsal vejetasyonunun kaybolması, kumsallarda katı atık birikmesi v.b) alakalı konularda gerekli önlemlerin kurumlar tarafından alınmasına yönelik tavsiye kararları ön plana çıkan konular olmuştur. 2008/4 Sayı:75 Çevre ve İnsan 45 Sİ E J O R P İ M İ T E ÖN Y K I T A I T A K A ANKAR Ekim 2008 NAZLI PINAR AYGÜNDÜZ ITC INVEST TRADİNG - KATI ATIK YÖNETİMİ HALKLA İLİŞKİLER UZMANI 1.Mamak Katı Atık Depolama Alanı 1.1.Islah Çalışmaları 20 yıldan fazla kontrolsüz depolama yapılmış olan “Mamak Katı Atık Depolama Alanı”nda ıslah çalışmaları tamamlanmış olup sahada kontrollü ve düzenli depolama faaliyetleri devam etmektedir. • Sahaların kaymasını önlemek maksadıyla setler ve teraslı katı atık sahaları yapılmıştır. Setlerin yapımında hafriyat atığı kullanılmıştır. • Eski atık alanı depolama gazının toplanması çalışmaları için hazırlanmıştır. • Depolama gazının bertarafı neticesinde kötü koku oluşumu önlenmiştir. • Sızıntı suyu drenaj hattı tamamlanarak sızıntı suyunun sebep olduğu olumsuz etkiler önlenmiştir. • Atık alanının etrafı güvenlik çitleri ile çevrilerek kontrol altına alınmış, depolama alanına stabilize ve asfalt yollar yapılmıştır. Ayrıca, depolama alanının etrafındaki alan temizlenmiştir. • Atık alanına gelen çöp arabalarının kontrolsüz girişini ve döküm yapmasını 46 Çevre ve İnsan 2008/4 Sayı:75 önlemek ve atıkların düzenli depolanmasını sağlamak maksadıyla girişlerde güvenlik ve kontrol ekipleri oluşturulmuştur. • Bütün Mamak Katı Atık Depolama Alanını kapsayacak şekilde Peyzaj ve Ağaçlandırma çalışmaları başlatılmış olup halihazırda 10.000 adet fidan dikilmiştir. Ağaçlandırma ve peyzaj çalışmaları devam etmektedir. 1.2.Deponi Gazının Enerjiye Dönüştürülmesi Depolama alanlarında da oluşan metan gazının atmosferde meydana getirdiği sera etkisi karbondioksit emisyonlarının 21 katıdır. Depolama gazının toplanıp elektrik üretilmesi suretiyle bertaraf edildiği sistemle, kontrol dışı oluşan gazların çevreye zarar vermeden bertarafı sağlanmakta, patlama riski ve kötü koku ortadan kaldırılmaktadır. Depolama gazının toplanması ile alakalı altyapı çalışmaları, sondaj çalışmaları ve yatay ve dikey boruların yerleştirilmesi çalışmaları tamamlanmıştır. Ağustos 2008 itibariyle 11,2 MW olan kapasite 16,8 MW’a yükseltilmiştir. Kapasite arttırımıyla alakalı çalışmalar ıslah çalışmalarına paralel olarak devam etmektedir. 1.3.Hafriyat Atığının Geri Kazanılması Projesi Ülkemizde ilk olarak Mamak Katı Atık Alanında kurulmuş olan tesis, hafriyat atıklarının geri kazanılmasını ve değerlendirilmesini sağlamakta olup tesiste elde edilen ürünler ıslah çalışmalarında ve yapılarda inşaat malzemesi olarak kullanılmaktadır. 1.4.Sera Projesi Ankara’nın Çöplüğünde Çiçekler Yeşeriyor. Eylül 2008’de sera projesi hayata geçirilmiş olup bitkilerin yetiştirilmesine aşamalı olarak başlanmıştır. Azami verimliliğin hedeflendiği Sera Projesi global ölçekte olumlu çevresel etkileri olan, benzersiz bir çevresel yatırım projesi örneğidir. Islah çalışmaları kapsamında depolama gazının enerjiye çevrilmesi sırasında elde edilen atık ısının seranın işletilmesinde kullanılmasıyla fosil yakıtlara ihtiyaç duyulmamaktadır. Bitkilerin büyümesi sırasında oluşan karbondioksit gazı seraya enjekte edilerek bitkilerin fotosentezi aracılığı ile ortadan kaldırılacaktır. Alanda topraksız tarım yoluyla sebze yetiştiriciliği yapılmaktadır. Topraksız tarım bilgi birikimi ve ciddi yatırım isteyen bir üretim yoludur. 70’li yıllarda enerji krizi sebepiyle Avrupa’da yoğun olarak kullanılan topraksız tarım, daha sonra dünyada hızla yayılmaya başlamıştır. Topraksız kültür yoluyla 12 ay üretim yapılması mümkün ve üretim girdi maliyetleri % 30–50 arasında daha düşüktür. Özellikle su ve gübrede büyük ölçüde düşüş görülebilir. Topraksız tarımda ürün izleme gayet başarılıdır. Çünkü bu tarım yöntemi tamamen mühendislerin kontrolünde yapılmakta ve işlenmektedir. Tohum ve fide dikiminden başlayarak hasada kadar bütün aşamalar incelenmekte ve kayıt altına alınmaktadır. Mamak Katı Atık Alanında yapılan sera çalışmasında toprak yerine “perlit” adı verilen malzeme kullanılmaktadır. 2000 m² alanda ilk sera faaliyetimiz başlatılmış olup 4300 adet salkım domates fidesi dikimi yapılmıştır. Topraksız tarımı seçmemizin sebepi; yetiştirilen ürünlerin topraktan kaynaklanan zararlı fiziksel, kimyasal faktörlerden etkilenmemesi ve bunun yanı sıra hastalık ve zararlıları en aza indirgemektir. Yaygın kışlık sera üretiminde üretim maliyetinin %30’u ısıtmaya ayrılmaktadır. Mamak Katı Atık Alanında yapılan seracılıkta serayı ısıtmak için kullanılan ısı; Mamak Katı Atık Metan Gazı Tesisinde metan gazının elektrik enerjisine dönüşümünde elde edilen alternatif enerjiyle karşılanmaktadır. Ayrıca metan gazından elektrik elde edilmesi sırasında oluşan CO2 gazı ile ürünlere CO2 gübrelemesi yapılması planlanmaktadır. Üretimde damla sulama sistemi kullanılmakta olup, sulamagübreleme otomasyon makinelerine bağlı olup hali hazırda kullanılmaktadır. Topraksız tarımda bitki bütün besini dışarıdan verilen minerallerden almaktadır. Dolayısıyla serada üretimde kullanılmakta olan ısı katı atık depolama alanından sağlanarak çöpten bu anlamda da faydalanılmaktadır. Mamak Katı Atık Alanı, ITC tarafından uygulanan projelerle çevreyle dost, ekonomik geri kazanım çözümlerinin çeşitlendirildiği bir ‘Geri Kazanım Endüstri Parkı’ kimliğine bürünmektedir. 2008/4 Sayı:75 Çevre ve İnsan 47 Uygulamalı Çevre Eğitimi Projesi bütün hızıyla devam ediyor… Proje kapsamında bulunan İlköğretim Okulu Öğrencileri Mamak Geri Dönüşüm Tesisini gezerek bilgi aldılar. Semih ŞEYDA Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanlığı Ç evre ve Orman Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında 14.10.1999 tarihinde imzalanan “Çevre Eğitimi” konularında yapılacak İşbirliği Protokolü gereğince ilköğretim kurumlarına yönelik olarak çevrenin korunması, çevre kirliliğinin önlenmesi ve olumlu tüketim alışkanlıklarının kazandırılması, çevre bilincinin geliştirilmesi, uygulamalı fidan dikim çalışmalarının yapılması, değerlendirilebilir katı atıkların kaynağında ayrı ayrı toplanması ve geri kazanımı maksadıyla başlatılan“Uygulamalı Çevre Eğitimi Proje”si bütün hızıyla devam ediyor… 2008 yılı itibariyle; Ankara merkez ve ilçelerinde 360 ve illerde yaklaşık 2000 ilköğretim okulunda uygulanan bu proje çerçevesinde, öğrencilerde çevre bilincinin gelişmesi yönünde olumlu davranış degişikliği kazandırılması için 20 İlköğretim okulunun katılımıyla 25 – 28 Kasım 2008 tarihleri arasında Mamak’ta bulunan Katı Atık Depolama Alanı’na gezi düzenlendi. Eğitim süresince yaklaşık 48 Çevre ve İnsan 2008/4 Sayı:75 600 öğrenci, toplanan çöplerin nasıl ülke ekonomisine geri kazandırıldığı uygulamalı olarak görme imkanı buldular. Evlerinde biriken çöplerin geri dönüşüm ile nasıl tekrar yaşantımıza olumlu katkılar sağladığını gören çevreci öğrenciler, Nisan 2009 da Kağıt Dönüşüm tesislerine düzenlenecek gezide buluşmak üzere ayrıldılar. 2000 ÖĞRENCİYE KONFERANS… Uygulamalı Çevre Eğitimi Projesi çalışmaları çerçevesinde; Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanlığı uzmanları tarafından çevreci öğrencilere eğitim verilmeye devam ediliyor… 2008-2009 Uygulamalı Çevre Eğitimi Projesine katılan merkez ilçelerdeki 20 ilköğretim okulunda, mamak geri döşüm tesislerine yapılan gezinin ardından, okullarında; değerlendirilebilir katı atıkların geri dönüşümü ve evsel katı atıkların değerlendirilmesi konularında verilen eğitime yaklaşık 2000 çevreci öğrenci katıldı. 2008/4 Sayı:75 Çevre ve İnsan 49 14.Taraflar Konferansı Yapıldı. İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (BMİDÇS) 14. Taraflar Konferansı (COP14) ve Kyoto Protokolü’nün 4. Taraflar Buluşması (COP/MOP4), 01-12 Aralık 2008 tarihleri arasında Polonya’nın Poznan şehrinde gerçekleştirildi. Türkiye, toplantıya Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Hasan Zuhuri Sarıkaya’nın heyet başkanlığında Bakanlığımız, Dışişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü ve Orman Genel Müdürlüğünden; genel müdür, genel müdür yardımcısı, daire başkanı, şube müdürü, uzman ve mühendisler ile İstanbul Teknik Üniversitesi, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi temsilcilerinden oluşan toplam 35 kişi ile katılım sağlamıştır. Ayrıca, iş dünyasını temsilen TÜSİAD ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye Temsilciliğince de katılım sağlandı. 01-12 Aralık 2008 tarihleri arasında; 6 ana başlıkta resmi paralel toplantılar gerçekleştirilmiş ve bu toplantılarda ülkemiz adına bildirim yapılmıştır. Konferansın resmi gündemi içerisinde; teknoloji transferi için yeni bir fon ya da yapının oluşturulması, ormansızlaşmanın engellenerek salımların azaltılması (REDD), bütün yeni emisyon azaltım yöntemleri, nükleer enerji projelerinin karbon ticareti kapsamına alınması, 2012 sonrasında yükümlülük alacak ülkeler arasında genişleme 50 Çevre ve İnsan 2008/4 Sayı:75 ve farklılaşma için yöntemler belirlenmesi, Uyum Fonu’nun mali kaynaklarının artırılması gibi konular ele alınmıştır. Resmi gündemlere ilave olarak bütün dünyadan pek çok katılımcıyı bir araya getiren karbon ticareti, yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği, kalkınma ve iklim, yeni teknolojiler ve ormancılık konularında da yan etkinlikler düzenlendi. Konferansın son iki gününde (11-12 Aralık) ülkelerin bakan, müsteşar, müsteşar yardımcısı, büyükelçi ve genel müdür düzeyinde üst düzey temsilcilerinin katılımlarıyla oturum ve yuvarlak masa toplantısı gerçekleştirildi. Bu oturumda konuşan Türk Heyeti Başkanı Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Hasan Zuhuri Sarıkaya; insanlığın şimdiye kadar karşılaştığı en büyük problemlerden birisi olan iklim değişikliğinin acil küresel bir çözüm gerektirdiğini belirtilerek, bunun tek başına çevresel bir husus olmaktan çok, bir sürdürülebilir kalkınma olgusu olduğunu vurguladı. Türkiye’nin Sözleşmeye taraf olma süreci ve Sözleşmenin eklerindeki konumu hakkında bilgi veren Sarıkaya, Sözleşmenin yükümlülüklerini yerine getirmek için, ülkemizin ekonomik ve sosyal koşullarıyla uyumlu olarak çok önemli faaliyetler gerçekleştirdiğini, Türkiye’nin ileriki dönemlerde de bu faaliyetlerine devam edeceğini ve düşük karbon teknolojilerine geçişte önemli adımlar atılacağını ifade etti. 2012 sonrasını şekillendirecek yeni anlaşma metninin bütün ülkeleri sürece katacak adil ve eşit bir düzen oluşturması gerektiği vurgulayan Sarıkaya, Türkiye’nin 2012 sonrası iklim rejimine ilişkin vizyonu hakkında da bilgi verdi. Konferansta ayrıca AB ve diğer ülkeler ile ikili görüşmeler de gerçekleştirildi. SİVİL TOPLUM KÖŞESİ KUŞ ARAŞTIRMALARI DERNEĞİ Hazırlayan: Ceyhan TUNCER-Atila İPEK Kuruluş ve Gaye: *Türkiye’nin kuş varlığı ve yaşama ortamlarının korunması için 1998 yılında bir grup Kuş gözlemcisi ve araştırmacı tarafından kurulmuştur. *Kuşlar ve yaşama alanlarıyla alakalı bilimsel araştırma ve izleme çalışmaları yaparak sonuçlarını yayar, özellikle nesli tehlikedekiler olmak üzere; kuş türlerinin korunması için eylem planları yapar, yapılmasına katkı ve destek sağlar. *Ramsar alanları ve tehdit altındaki sulakalanlar öncelikli olmak üzere, “sulakalan yönetim planları” yapar, yapılmasına katkı ve destek verir. *Ulusal sulakalan komisyonu çalışmalarına katılır, ulusal düzeyde uygulamaları takip eder. *Eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarıyla toplumda doğa koruma bilincinin gelişmesine katkı sağlar. *Kuş Araştırmaları Derneği bu görevlerini konularında uzman çalışanları ile gönüllülerinin destek ve katkılarıyla yürütmektedir. Bunları yaparken ulusal ve yerel düzeyde alakalı kurum, kuruluşların, yöre insanının etkin ve en geniş katılımının sağlanmasını hedefler. *Kuş Araştırmaları Derneği, 2002 yılından bu yana “Ulusal Sulakalan Komisyonu” üyesidir. *Kuş Araştırmaları Derneği 2002 yılından bu yana Avrupa Halkalama Birliği (EURING) tarafından tanınan “Ulusal Halkalama Programının Koordinatörlüğü”nü yürütmektedir. Ulusal Halkalama Programı www.halkalama.net için: FAALİYETLER Son dönemde gerçekleştirilen faaliyetlerden bazıları şöyledir. *Yumurtalık Lagünlerinde II. Bitki Çalışması Yapıldı (Pazartesi, 07 Temmuz 2008) BTC-Çevresel Yatırım Programı tarafından desteklenen Yumurtalık Lagünleri Yönetim Planı Uygulama Projesi kapsamında 28-29 Haziran 2008’de botanik uzmanı Prof. Dr. Hayri Du- 2008/4 Sayı:75 Sayı:75 Çevre Çevre ve ve İnsan İnsan 51 51 2008/4 man, İl Çevre ve Orman Müdürlüğü Doğa Koruma ve Milli Parklar Şubesi personeli ve KAD ile 2 günlük arazi çalışması yapıldı. İlk gün alandaki önemli bitki türlerinin kümelenmiş yayılım alanlarında izleme parselleri oluşturuldu ve Halep Çamlığı’ndaki yabancı bitki türleri tespit edildi. İkinci gün lagünlerin rüzgar erozyonu ile sığlaşmasını önlemeye için kumulların bitkilendirilmesinde kullanmak üzere kumul bitkileri tespit edildi. Müdürlüğü’nün destek ve katkılarıyla gerçekleştirilmektedir. *Osmancık’ta Öğretmen ve Öğrenciler Leylekler ile Alakalı Etkinliklerine Devam Ediyorlar. Proje, Türkiye’deki leyleklerin korunması için öğretmen ve öğrencilerin aktif olarak yer alacağı pilot düzeyde sürdürülebilir bir eğitim programı geliştirmeyi hedefliyor. Bu proje ile ilk pilot çalışma Çorum’da yapılıyor. Bu program ile öğrenciler, leylek ve yaşam alanları ile alakalı veri toplayacak, her bireyin doğaya nasıl yardım edebileceğini gösterecek ve yaşadıkları yerdeki doğanın korunması konusunda sorumluluk alacaklar. (Daha fazla bilgi için www.kad.org.tr) Hollanda Tarım, Doğa ve Gıda Kalitesi Bakanlığı KNIP Programı tarafından desteklenen, Kuş Araştırmaları Derneği ve Çorum Kuş Gözlem Topluluğu ortaklığında yürütülecek olan “Leylek Koruma Pilot Projesi-Osmancık” Mayıs 2008 tarihinde başladı. Proje Osmancık Belediyesi ve İlçe Milli Eğitim Proje kapsamında ilk olarak 17 Mayıs 2008 tarihinde Osmancık’ta “Leylek Çalıştayı gerçekleştirilmiştir. Çalıştaya, Osmancık Belediyesi ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ile Sağlık Meslek Lisesi, Ardıç ve Doğanköy köyleri ilköğretim okulları, Çorum Anadolu Lisesi ve Çorum 23 Nisan İlköğretim 52 Çevre ve İnsan 2008/4 Sayı:75 Okulu’nda görev yapan öğretmenler ve gönüllüler katıldı. Çalıştay da, leylek örneği ile öğretmenlerde doğa konusunda farkındalık kazandırma, leylekler ile alakalı bugüne kadar yapılan koruma ve eğitim çalışmaları ve öğretmenlerin bireysel olarak eğitim etkinliklerini nasıl uygulayabilecekleri ile alakalı oturumlar düzenlendi. Güvercinlik Köyü İlköğretim Okulu Öğretmeni Meltem Toker öğrencileri ile birlikte hazırladıkları leylek köşesini ve yaptıkları gözlemleri paylaştılar. Ardıç Köyü İlköğretim Okulu Öğretmeni Bilge Kaymaz Uzun ve öğrencileri yaptıkları resimleri, leylek takvimlerini, hazırladıkları tekerleme ve oyunları sergilediler. Osmancık İsmail Karataş Sağlık Meslek Lisesi Şahinbey İzci Ocağı ile Osmancık’taki üreyen leylek nüfusunu belirlemek için 4 ve 5 Haziran tarihlerinde arazi çalışması yaptık. Osmancık merkez, Osmancıkİstanbul Karayolu, Gecek Mahallesi, Eymir ve Girinoğlan Köyü’nde (eski köy) gözlemler yaptık. Kayaların hepsi tutulmuş, 6 tane yuva var. Ebebeynlerden biri yiyecek arama telaşında iken diğeri yavrulara göz kulak oluyor. Çorum İzcileri, 7 Haziran’da, Çorum’da etkinlik düzenledi. Projemize Merkez 23 Nisan İlköğretim Okulu adına katılan öğretmen Salih Demirci ve öğrencileri etkinliğe, “Leylekler” konulu fotoğraf sergisi ile katıldı. Sergi, Vali, Belediye Başkanı, protokol ve diğer ziyaretçiler tarafından ilgi ile izlendi. 8–18 yaş arası öğrencilerimiz yaz ayları boyunca Osmancık’ta leylekleri gözlemlemeye ve not defterlerine gözlemlerini yazmaya devam edecekler. Etkinlikler ile alakalı daha fazla fotoğraf için: http://picasaweb.google.com.tr/syanardag *Sulakalan Bilinçlendirme Ardahan Eğitimi Tamamlandı (Pazartesi, 14 Temmuz 2008) “Sulakalan Konusunda Bilinçlendirme Projesi” kapsamında uluslararası öneme sahip sulakalanların yoğunlaştığı 40 ili kapsayan “Sulakalan Bilinçlendirme Eğitimleri”nin dördüncüsü Ardahan’da 09-11 Temmuz 2008 tarihlerinde gerçekleştirildi. Ardahan’daki eğitime, Ardahan, Kars, Erzurum, Erzincan ve Ağrı illerindeki İl Çevre ve Orman Müdürlükleri, İl Tarım Müdürlükleri, İl Kültür ve Turizm Müdürlükleri, DSİ 8. ve 24. Bölge Müdürlükleri, Doğal Hayatı Koruma Derneği ve Kuzey Doğa Derneği’nden 20 kişi katıldı. Eğitim sonrası katılım- cılar kurumları adına bulundukları illerde yapılacak sulakalan koruma bölgeleri belirleme çalışmalarında görev alacaklardır. Çevre ve Orman Bakanlığı temsilcilerine, Ardahan ve Kars İl Çevre Orman Müdürlüklerine, eğitmenlerimize ve katılımcılarımıza teşekkür ederiz. Kuş Araştırmaları Derneği Atatürk Bulvarı 143/38 Bakanlıklar / ANKARA PK 311 06443 Yenişehir / ANKARA [email protected] Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır +90 312 419 86 03 +90 312 419 81 Metin ve Fotoğraflar: Gülden Atkın Gençoğlu Sönmez Yanardağ 2008/4 Sayı:75 Çevre ve İnsan 53 YEŞİL HABER Çevre İçin Müthiş Buluş; Karbondioksiti Tutan Araç! Kanada’ki Calgary Üniversitesi bilim adamlarından Prof. David Keith başkanlığındaki araştırma ekibi, havaya bırakılan karbon dioksit gazlarını tutan yeni bir cihaz icat etti. Cihaz, atmosfere karbondioksit gazı bırakan bütün araç, makine ve uçaklara takıla biliyor. Montajı ve kullanımı kolay, oldukça da ucuz olacağı cihazın, sera gazları sorununa büyük oranda çözüm sağlayacağına dikkat çekiyor. Prof. Keith, prototip sistemle, 1 yılda 20 ton CO2 depoladıklarını açıkladı. ODTÜ, çevreci plastik buldu ODTÜ’nün ürettiği madde kendiliğinden yok oluyor, ODTÜ’lü araştırmacılar, yüzlerce yıl bozulmadan doğada kalabilen plastiğe altarnatif olarak çevreci plastik geliştirdi. Pamuk sapı, mısır koçanı ve ayçiçeği sapı gibi değersiz tarımsal biyo-atıklardan tabiatta kendiliğinden yok olabilen hatta yenebilen yeni nesil plastiğin ambalaj teknolojisinde yeni bir dönem açması hedefleniyor. ODTÜ Kimya Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ufuk Bakır, başkanlığını yürüttüğü ekibin ODTÜ ve TÜBİTAK desteğiyle yürüttüğü proje hakkında bilgi verdi. Bakır, dünya genelinde yaşanan enerji krizi ve endüstrileşme sonucu oluşan büyük çevre sorunlarının kimya endüstrisinde “yeşil kimya” kavramını girerek yaygınlaştırdığını ve çevreye zararlı kimyasalların kullanımın kısıtlandığını ya da yasaklandığını belirtti. Bakır, çalışmalarında mısır koçanı, ayçiçeği, pamuk sapı ve odun talaşı gibi değersiz tarımsal atıkları önce selüloz ve lignin gibi önemli bileşen- 54 Çevre ve İnsan 2008/4 Sayı:75 lerine ayırdıklarını, sonra da bu maddeleri kullanarak biyo-plastik ürettiklerini anlattı. Mikrop tutmuyor Araştırma ekibinden Prof. Dr. Gürkan Karakaş da geliştirdikleri yeni biyoplastiklere antimikrobik özellik verebildiklerini, bu ürünün mikrop tutmadığını söyledi. Karakaş, yeni nesil plastik diyebileceğimiz bu ürün, doğada kendi kendine yok olabiliyor, hatta yenebilir. Pilot üretim için bir sanayi kuruluşuna ihtiyacımız var dedi. Çevreci otele ‘yeşil yıldız’ Kültür ve Turizm Bakanlığı, başlattığı yeni uygulamayla, çevreye duyarlı konaklama tesislerinin yıldızlarını yeşile boyayacak. Her biri ayrı puandaki 122 maddelik “çevreci” tesis formunun sekiz temel maddesine uyup askari puana ulaşan tesis, “yeşil yıldız” alıp çevreciliğini belgelendirmiş olacak. Çevre politikası, enerji tüketimi ve atıklar konusunda veriler tutulması, tesisatın periyodik bakım-onarımının yapılması ve personele çevre eğitimi verilmesi, “yeşil yıldız” ın olmazsa olmaz kriterleri. Öğünlerde en az iki yerel yemeğin sunulması ve otellerde yaygın olan tek kullanımlık ürünlerden vazgeçilmesi de kriterler arasında yer alacak. Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) da, şemsiyesi altındaki çevreye duyarlı tesislere “beyaz yıldız” vereceğini açıkladı. DUYURULAR * Çevre konularında yerel ve ulusal düzeyde faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarımızın İletişim bilgileri ile alakalı değişikliklerini resmi yazı, telefon, faks veya mail yolu ile aşağıdaki adrese bildirmeleri yararlı olacaktır.Sivil Toplum Kuruluşlarının ve Halkımızın çevreye yönelik her türlü çalışmaları, plan ve projeleri, duyuruları, istek ve önerileri, bizlere iletildiği takdirde Dergimizin bu köşesinde yayınlanabilecektir. İletişim Adresi: Çevre ve Orman Bakanlığı Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanlığı Söğütözü Cad. No:14/E Beştepe/ANKARA Ömer BAŞKAN K.STK.Halkla İliş.Şube Müdürü Tel:0312 207 51 81-51 78- 51 82 Fax:0312 207 51 09 E-mail: [email protected] Çevreden... Çevre ve Orman Bakanı Eroğlu, Artvin’de Çevre ve Orman Bakanı Prof. Dr Veysel Eroğlu, inceleme ve etkinliklere katılmak üzere gittiği Artvin’de ilinin sorunlarının ele alındığı İl Koordinasyon Toplantısına iştirak ederek, toplantının ardından gazetecilerin sorularını cevaplandırdı. Bakan Eroğlu, bir gazetecinin, Karadeniz’de yapılması planlanan ve yapılmakta olan hidroelektrik santrallerine (HES) yönelik tepkilerle alakalı sorusu üzerine, suyun gücünden istifade edilmesi gerektiğini belirtti. Hidroelektrik enerjisinin Türkiye için en temiz, en uygun, en ucuz enerji kaynağı olduğunu ifade eden Eroğlu, ‘’Şu an hidroelektrik kaynağından üretilen 1 kilovat saat enerji başına yaklaşık 5 cent doğalgaz parası ödememiş oluyoruz. Türkiye’de 130 milyar kilovat saat enerji üretildiğini düşünün, 7 milyar dolarlık bir para dışarıya gitmemiş olacak. Dolayısıyla bu Türkiye’deki enerji ihtiyacımızın eksikliğinin de karşılanmasında önemli bir adım. Dolayısıyla HES’lerin yapılmasında, boşa akan suların değerlendirilmesini istiyoruz’’ dedi. Bazı özel sektörün maalesef usulüne uygun çalışmadığını tespit ettiklerini kaydeden Bakan Veysel Eroğlu, ‘’Tabii bu, vatandaşlarda bazı tepkilere sebep oldu. Biz bu maksatla şu anda buraları kontrol edecek bir yönetmelik hazırlıyoruz. DSİ tarafından kontrol edilsin, bütün su yapılarının emniyeti ve de çevre açısından öyle bir yönetmelik hazırlıyoruz. Son şeklini verdik. İnşallah önümüzdeki haftalarda Başbakanlığa göndererek yönetmeliğin yayınlanmasını talep edeceğiz’’ diye konuştu. HES’lerin kontrolü konusunda DSİ Genel Müdürlüğü ve bölge müdürlüklerine talimat verdiklerini dile getiren Prof. Dr. Eroğlu, ‘’Ayrıca, Çevresel Etki Değerlendirmesi ve Planlama Genel Müdürlüğümüz de bunların gerçekten ÇED’e uygun olup olmadıkları konusunda ciddi şekilde kontrollere başlıyor. Artık bundan böyle isteyen istediği şekilde çevreyi tahrip edemeyecek, çevreyle uyumlu çalışacak. Vatandaşlarımızın en büyük endişesi şu sanki burada bir hidroelektrik santrali yapılınca suların tamamen yok olacak. Bu da yanlıştır. Su yok olmuyor. Kati suretle hidroelektrik santraller su yutmuyor. Sadece suyun düşümünden faydalanarak enerji üretiyor. Su tribünü çeviriyor, ondan 2008/4 Sayı:75 Çevre ve İnsan 55 dolayı elektrik üretiyoruz. Yani suyun gücünden istifade edilerek üretilen enerjidir hidroelektrik enerji. Herhangi bir şekilde suyun yutulması söz konusu değil.’’ şeklinde konuştu. Bakan Eroğlu, bazı yerlerde suyu tünel yaparak başka yerlere göndermenin mümkün olduğunu belirterek, ‘’Ancak bu durumda mevcut dere yatağında, tabii hayatın devamı açısından bırakılması gereken, ‘can suyu’ diye tabir edilen su mutlaka bırakılacak. Bununla alakalı biz Su Kullanımı Hakkı Yönetmeliği Anlaşmasını imzalarken, aynı zamanda ÇED raporu alırken bunu bir şart olarak koyuyoruz. Suyun zaten kaybolması söz konusu değil. Mutlaka derede doğal hayatın devamı açısından bir miktar su akacaktır. Vatandaşlarımızın böyle bir endişeye kapılmalarına gerek yoktur’’ dedi. Eroğlu, artan enerji yatırımlarının enerjide tüketici fiyatlarını etkileyip etkilemeyeceği yönündeki başka bir soruyu ise şöyle cevapladı: ‘’Mutlaka her hidroelektrik santral devreye girince enerji fiyatlarında bir dengeleme, en azından enerji güvenliği ve enerji fiyatlarında bir dengele56 Çevre ve İnsan 2008/4 Sayı:75 meye sebep oluyor. Çünkü en ucuz elektrik barajlardan elde ediliyor. Ayrıca barajların şöyle bir faydası var. Enerjinin fazla tüketildiği saatlerde bu santraller anında devreye girerek ihtiyaç olan elektrik enerjisini karşılayacak durumdalar. Çok kolaylıkla sağlıyorlar, halbuki diğer santrallerde bu pek mümkün değil. O bakımdan hidroelektrik santraller önemli. Maliyet, arz güvenliği, yerli kaynak olması, çevre uygunluğu olması gibi pek çok avantajları var.’’ Çevre ve Orman Bakanı Eroğlu, özel çevre koruma alanında bulunan belde belediyelerin kapatılması konusundaki soru üzerine, ‘’Özel çevre korumada olan beldelere Bakanlık olarak her türlü desteği veriyoruz. Orası belediye veya köy olmuş önemli değil. Mühim olan hizmetin gitmesidir. Biz buralarda gerekli bütün altyapı hizmetini yapacağız.’’ diye konuştu. Kapanan belde belediyelerinin, nüfusu çok küçük olan belediyeler olduğunu ifade eden Bakan Eroğlu, şunları kaydetti: ‘’Bunlarda ne bir mühendis, ne şehir planlamacısı var, hiçbir şey yok. Bunların aldığı birtakım kararlar yanlış olabiliyor, bunların da telafisi mümkün olmuyor. Buralarda nüfus çok küçük, fakat belediyenin bir sürü sabit masrafları, personel giderleri var. Dolayısıyla bu personel giderlerini yapmayıp da sadece oradaki beldenin, köyün yatırımları için kullanmak çok daha isabetli olur diye düşünüyorum. Benim memleketim Afyonkarahisar’da da çok sayıda belediye kapandı, ama vatandaş memnun, diyor ki ‘Hiç olmazsa masraf yapılmayacak, başkanın maaşı olmayacak, kapıcısının maaşı olmayacak.’ Bir beldede nereden baksak belediyenin 8-10 milyar aylık masrafı var. Bu payı oraya yatırım olarak sarf edersek o beldede her şey hallolur.’’ Daha sonra Yusufeli ilçesine geçen Çevre ve Orman Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ile birlikte Yusufeli Halk Bankası Şubesi’nin açılış merasimine iştirak etti. Bakan Eroğlu burada yaptığı konuşmada Artvin’in ve Yusufeli’nin sorunlarını çözmek için çalıştıklarını belirterek, Yusufeli’nin, turizm açısından değerlendirilmesi için özellikle çalıştıklarını ifade etti. Konuşmaların ardından, Çevre ve Orman Bakanı Eroğlu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Çelik, Artvin Milletvekili Ertekin Çolak, Artvin Valisi Cengiz Aydoğdu ve Halk Bankası Genel Müdürü Hüseyin Aydın, birlikte banka şubesinin açılışını yaptılar. Açılışın ardından Çevre ve Orman Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, yapılacak baraj sebebiyle sular altında kalacak olan Artvin’in Yusufeli ilçesinin başka yere taşınmasına ilişkin vatandaşlarla gerçekleştirilen toplantıya iştirak ettiler. Bakan Eroğlu, burada Çoruh Nehri üzerinde yapılacak barajlarda yılda 15 milyon kilovat saatin üzerinde enerji üretileceğini, Artvin’e yapılacak barajlarla birlikte, şehre 17-20 milyar dolar arasında yatırımın geleceğini ifade etti. Bunların gerçekleştirilmesinden sonra Yusufeli’ne gelen turistlere ilaveten 100 bin turist daha geleceğini vurgulayan Veysel Eroğlu, ‘’Bu barajlar bizim için çok önemli’’ dedi. Bakan Eroğlu sözlerine şöyle devam etti: ‘’Bu barajlar yüzde yüz sermayeyle enerji üretimi anlamına gelmektedir. Çoruh Nehri üzerindeki barajlardan dolayı Türkiye’nin dışarıdan aldığı doğal gazdan yapacağı tasarruf, 2.5-3 milyar dolar civarında olacak. Sadece TOKİ, Artvin’e 18 trilyon liralık yatırım yaptı. KÖYDES’ten 80 trilyon yatırım geldi. Barajlarla birlikte Artvin yatırım cenneti olacaktır. Barajdan önce Yusufeli’nin yeni yerleşim yeri sorununun çözülmesi gerekiyor. Bu açıdan araştırmalarımızı başlattık. TOKİ ile yaptığımız protokolle birlikte, Başbakanımızın özel talimatıyla yeni yerleşim yerini kuracağız. Halkın istediği şekilde yapacağız. Göl manzaralı bir alan ortaya çıkacak. Adeta Yusufeli’ne denizi getireceğiz.’’ Eroğlu, baraj başlamadan Yusufeli’nin yeni yerleşim yerinin imarının, projesinin hazır olacağını ve birkaç yıl içerisinde de orada yaşayanların Türkiye’nin en modern ilçesine yerleşeceklerini ifade ederek, yeni Yusufeli’nde ihtiyaç duyulan bütün yapıların yer alacağını söyledi. Bakan Eroğlu, Erzurum’da Çevre ve Orman Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu, inceleme ve etkinliklere katılmak üzere geldiği Erzurum’da Vali Sami Bulut’u makamında ziyaret etti. Eroğlu, burada yaptığı konuşmada, dışarıdan gelen kömürlerle alakalı önemli bir adım attıklarını belirterek, ithal edilebilecek kömürlerin değerlerinde bazı cüzi oynamalar yaptıklarını söyledi. Daha önce belirli ülkelerden kömür ithal edilebildiğini anlatan Bakan Eroğlu, şunları kaydetti: ‘’Hatta, bir tek ülkeden kömür ithal edilebilecek şekildeydi. Biz, diğer ülkelerden, 4-5 ülkeden kömür alınmasına imkan sağlayan düzenleme yaptık. Kömürün karakteristik özeliklerinde cüzi oynamalar yapıldı. Dolayısıyla ithal edilen kömürlerin fiyatlarında önemli bir düşme olacaktır. Fakat benim şahsi tavsiyem binalardaki ısı yalıtımı, pencere ve çatı tecridinin iyi bir şekilde yapılması yönünde olacak. Eğer bunu yaparsak yüzde 70 oranında bir tasarruf sağlanacaktır. Doğal gaz için aylık 500 YTL ödeyen, 150 YTL ödemiş olacak.’’ Bakan Eroğlu, ülkede ağaçlandırma seferberliği başlatıldığını ifade ederek, bu kapsamda 5 yılda 2.5 milyar fidan dikilmesinin planlandığını söyledi. Ağaçlandırma Seferberliğinin hızlandırılmış bir şekilde uygulanacağı 7 ilden birinin de Erzurum olduğunu kaydeden Eroğlu, şöyle devam etti: ‘’Erzurum’un çevresinde yeşil bir kuşak oluşturulması için çalışma başlatacağız. Bununla alakalı Belediyemiz, Valilik ve diğer alakalı kurumlar olmak üzere 6 koldan bir çalışma yürütülecek. 5 yılda 45 milyon fidan dikilecek.’’ Bakan Eroğlu; Nene Hatun Türbesi’nin bulunduğu bölgede Nene Hatun Milli Parkı oluşturulması için çalışma yapılacağını söyledi. Tarihi alanların gelecek nesillere aktarılması açısından söz konusu bölgeyi önemsediklerini vurgulayan Eroğlu, ‘’Erzurum, doğunun kilidi konumunda. Tarihte, 93 Harbi’nde burada büyük mücadeleler verildi. Bunun gelecek nesillere aktarılması ve ziyaretçi sayısının artırılması için Nene Hatun Milli Parkı ile alakalı adım attık. Burayı Çanakkale’de olduğu gibi tarihi bir milli park haline getirmek istiyoruz’’ dedi. Erzurum’da modern atık su tesisi kurulması için proje hazırlandığını, bu projenin gelecek yıl ihale edilerek çalışmalara başlanmasının planlandığını belirten Eroğlu, bu projenin tamamlanmasının ardından Erzurum’un bir Avrupa şehri hüviyetine kavuşmuş olacağını kaydetti. Çevre ve Orman Bakanı Eroğlu, daha 2008/4 Sayı:75 Çevre ve İnsan 57 sonra, Mecidiye Tabyalarında düzenlenen fidan dikme merasimine iştirak ederek, öğrencilerle birlikte fidan dikti. Herkesin ağaçlandırma çalışmalarına destek vermesi gerektiğini ifade eden Eroğlu, öğrencilerden dikilen fidanları korumaları konusunda söz aldı. Bakan Eroğlu, Aziziye ve Mecidiye Tabyalarını gezdikten sonra, İl Koordinasyon Toplantısı’na iştirak etti. Avrupa Çevre Ajansı Genel Müdürü McGlade ve Heyeti Bakan Eroğlu’nu Ziyaret Etti… Çevre ve Orman Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu, Avrupa Çevre Ajansı Genel Müdürü Prof. Dr. Jacqueline McGlade ve beraberindeki heyeti kabul ederek, son 5 yılda çevre konusunda yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi. atılmasından mutluluk duyduklarını dile getirdi. Türkiye’nin, Kyoto Protokolü’nün bir parçası olmaya başladığını ifade eden McGlade, bu alanda yapılan çalışmalar kapsamında Türkiye’de enerjinin nasıl kullanıldığının ve çevre alanındaki gelişmelerin de görüleceğini kaydetti. McGlade, Türkiye’deki ağaçlandırma çalışmalarıyla alakalı de ‘’Türkiye çapında bir projeyle neredeyse Belçika büyüklüğünde bir alana ağaçlandırma yapılmakta. Bu, müthiş bir inisiyatif. Türkiye’de böylesine çalışmalar görmek çok güzel’’ dedi. DSİ Genel Müdürlüğü vazifesi sırasında ve Çevre ve Orman Bakanı olarak Şanlıurfa ilinin gelişmesi için gösterdiği büyük hizmetlerden dolayı Şanlıurfa Belediye Meclisi’nin 01.09.2008 tarih ve 57 nolu kararıyla Fahri Hemşehrilik Beratı sunulan Prof. Dr. Eroğlu’na daha önce de Adıyaman, Kütahya ve Uşak Belediye meclisleri tarafından fahri hemşehrilik beratı takdim edilmişti. Sunulan beratı memnuniyetle kabul eden Bakan Eroğlu, hem şehre hem de Türkiye’ye hizmete aynı şevkle devam edeceğini ifade etti. Görüşmenin ardından açıklama yapan Bakan Eroğlu, ‘’Küresel ısınma, iklim değişikliği gibi konular sebepiyle son zamanlarda dünyada çevre konusundaki çalışmalar büyük önem arz ediyor. Türkiye de bu konuda üzerine düşeni yapıyor’’ dedi. McGlade ise Türkiye’nin çevre konusundaki çalışmalarının çok önemli olduğunu, bu konuda büyük adımlar Şanlıurfa Belediyesinden, Bakan Eroğluna Fahri Hemşehrilik Beratı Soğuksu Milli Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı Onaylandı... Çevre ve Orman Bakanı Prof. Dr. Sahip olduğu doğal ve kültürel değerleri ile ulusal ve uluslararası öneme sahip olan; Ankara ili, Kızılcahamam ilçesi sınırları dahilinde kalan Soğuksu mevkii ve yakın çevresi 23.05.2008 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile sınırlarına son şekli verilmiş Veysel Eroğlu’na Şanlıurfa Belediye Başkanı Dr. Ahmet Eşref Fakıbaba tarafından 12 Kasım 2008 tarihindeki ziyareti sırasında Fahri Hemşehrilik Beratı verildi. 58 Çevre ve İnsan 2008/4 Sayı:75 olan Soğuksu Milli Parkı’nın “Uzun Devreli Gelişme Planı” 14.11.2008 tarihinde Çevre ve Orman Bakanımız Prof. Dr. Veysel EROĞLU tarafından onaylanarak yürürlüğe girdi. Soğuksu Milli Parkı; sahip olduğu orman dokusu, yüksek dağ ve çayır ekosistemleri, endemik bitki türleri, yaban hayatı ve bunların yaşama ortamlarını barındıran bir alandır. Milli Parkın orman alanlarını; karaçam, sarıçam, meşe, karaçamgöknar, sarıçam-göknar karışık ormanları oluşturmaktadır. Bu orman alanları nesli dünya çapında tükenmekte olan, 1 metreye varan boyu, 3 metreye ulaşan kanat açıklığı ve 10 kilodan fazla ağırlığı ile Avrupa’nın en yırtıcı kuşu olan Karaakbaba’nın yaşama ve üreme alanlarını barındırmaktadır. Soğuksu Milli Parkının içerisinde 1. derece doğal sit alanı olan jeolojik açıdan önemli olan fosil ağaçlar bulunmaktadır. Alanda; 113 man- tar türü, 116 karayosunu ve iletim demetli bitkilerden de 74 familyaya ait 428 tür ve tür altı takson tespit edilmiştir. Milli park içinde; 3 iki yaşamlı türü, 10 sürüngen türü, 128 kuş türü, tespit edilmiştir. Ayrıca alanda Türkiye’de 50-200 çift arasında bulunduğu tahmin edilen Karaakbaba’nın bilinen ikinci büyük kolonisi olarak kabul edilen 7 çift bulunmaktadır. Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü uzmanları planda, ekolojik açıdan öneme sahip endemik bitki alanları, jeolojik açıdan önemli olan fosil ağaçların olduğu alanlar ve Karaakbaba’ların yaşama, yuvalama alanlarını barındıran orman alanları “mutlak koruma alanı”, mutlak koruma alanları ile ekolojik açıdan bütünlük arzeden alanlar “sınırlı kullanım alanı”, insan faaliyetlerinin yoğun olarak yaşanacağı alanlar “kontrollü kullanım alanı” olarak yer almaktadır. Plan kapsamında öngörülen faaliyetler; 1-Mutlak Koruma Alanında; Mutlak koruma alanı içerisinde jeolojik açıdan önemli olan fosil ağaçların bulunduğu bölge ve çevresinin “jeoloji açık hava müzesi düzenlemesi” 2- Sınırlı Kullanım Alanında; 2 adet tur güzergahı, 4 adet mola noktası ve 4 adet manzara seyir noktası olarak düzenlenmesi, 3-Kontrollü Kullanım Alanında ise; Ulaşıma ilişkin plan kararları ile Günübirlik Kullanım Alanı ve 4 Alt Proje Alanı plan kararlarını içermektedir. Alt proje alanında; Milli Park Giriş Kapısı Düzenlemesi, Çam Otel ve Spor ve Festival Alanı Düzenlemesi ve Köşk Restoran Çevresi Düzenlemesi ile Atatürk Çamı Çevre Düzenlemesine ilişkin plan kararlarından oluşmaktadır. 2008/4 Sayı:75 Çevre ve İnsan 59 Başbakanlık Su Ödülü Verecek… 16–22 Mart 2009 tarihleri arasında İstanbul’da yapılacak olan 5. Dünya Su Forumu’nda medya mensuplarına yönelik olarak “Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Su Ödülü” verilecektir. Ulusal ve uluslararası medyada yayınlanmış olan haber çalışmalarından dolayı biri yerli biri de yabancı olmak üzere iki basın mensubuna verilecek ödüle başvurular http://portal.worldwaterforum5.org sanal toplantı alanı aracılığı ile 31 Aralık 2008 tarihine kadar yapılabilecektir. 60 Çevre ve İnsan 2008/4 Sayı:75 Çocuk ve Ağaç Çocuk, uzattı ellerini yalnız ağaca, Sordu, “derdi, kederi neydi acaba”. Niçin böyle üzgün ve durgunsun, Betin benzin solmuş, yorgunsun? ‘ Çocuğu aldı derin bir düşünce, Ne yapılacaktı en son ağaç bitince. Anlamsızdı, niçin kesmişlerdi ağaçları, Elsiz, ayaksız ağaçların neydi suçları. Ellerinden tutarak, ağladı ağaç, “Bu bedenim korunmaya muhtaç, Bak, arkadaşlarımı aldılar bir bir, Bilir misin sen, yalnızlık nedir? ” Gözyaşlarını silerek tekrar sarıldı, Ağaçları hiçe sayanlara darıldı. Bencillerin hırsı yüzündendi bunlar, “Dur” deyin bunlara, vicdanlı insanlar. Çocuk, bağrına bastı ağacı sararak, Tir tir titreyen kâlp atışlarını duyarak. Çok hazin bir tabloydu bu yaşanan, Yağmur gibi gözyaşıydı boşanan. Çocuk ağaca, daha kuvvetli sarıldı, Öyle bir haykırdı, sanki gök yarıldı: “ Yeryüzündeki her ağaç, her ağaç, Hepsi de, hepsi de korunmaya muhtaç.” Ahmet Sandal 62 Çevre ve İnsan 2008/4 Sayı:75 2008/4 Sayı:75 Çevre ve İnsan 63 BULMACA Ömer BAùKAN Ömer BAùKAN E÷it.ve Yay. Dairesi Búk.l÷ E÷it.ve Yay. Dairesi Búk.l÷ Müdürü K.STK.Halk øliú.ùube K.STK.Halk øliú.ùube Müdürü Ömer BAŞKAN / Eğit.ve Yay. Dairesi Bşk.lığı K.STK.Halk İliş.Şube Müdürü 1 1 2 2 24 24 1 3 3 4 4 19 19 1 1 2 2 3 3 5 5 6 6 1 3 5 5 14 8 9 10 15 8 7 4 8 5 10 4 2 23 23 18 16 9 6 9 6 11 7 21 2 3 4 5 6 7 ANAHTAR SÖZCÜK 1 17 18 2 7 ANAHTAR SLOGAN ANAHTAR SÖZCÜK 1 17 14 16 11 21 13 2 3 4 5 10 10 15 5 9 13 9 9 3 6 6 8 8 8 20 20 4 4 7 7 7 6 8 7 9 8 10 11 12 Ü9 C 13 14 15 16 10 11 12 Ü C 17 18 19 13 14 15 16 20 21 17 18 19 22 23 24 20 21 22 23 24 D D SOLDAN SAöA: SOLDAN SAĞA: Kuúlarn yemek borusubulunan üzerindeyiyeceklerin bulunan yiyeceklerin torba biçiminde organ. –Topra÷n kaymasn ve yayılmasını 1. Kuşların 1. yemek borusu üzerinde toplandığıtopland÷ torba biçiminde organ. –Toprağın kaymasını ve suyun SOLDAN SAöA: suyun yaylmasn önlemek yaplan 2.Zarönleyici kanatl bir böcek önleyici etkisi tbbi ve salata gibi önlemek için yapılan kalın duvar. 2.Zariçin kanatlı bir kaln böcekduvar. –Erozyon etkisi olan–Erozyon tıbbi ve aromatik bitki.olan 3.Yaprakları 1. Kuúlarn yemek borusu üzerinde bulunan yiyeceklerin topland÷ torba biçiminde organ. –Topra÷n kaymasn ve aromatik bitki. –Çok 3.Yapraklar salata gibi yenen, kokulu bir bitki. –Çok yumuúak ince tüylü hayvan. B U-Coğrafik L M A C haritalar A 4.Yumurtann yenen, kokulu bir bitki. yumuşak ve ince tüylü hayvan. 4.Yumurtanın saydam ve kısmı. derlemesi. 5.Dağın suyunksm. yaylmasn yaplan 5.Da÷n kaln duvar. 2.Zar bir böcek taúnmazn –Erozyon önleyici etkisi olan tbbi ve saydam -Co÷rafikönlemek haritalariçin derlemesi. herhangi birkanatl yüzü. 6.(tersi)Bir üstündeki mülkiyet herhangi bir yüzü. 6.(tersi)Bir taşınmazın üstündeki mülkiyet hakkını gösteren belge. –(tersi)Bir beze sarılarak düğümlenmiş yemek aromatik bitki.belge. 3.Yapraklar salata yenen, kokulu bir bitki. yumuúak ve ince tüylü 4.Yumurtann hakkn gösteren –(tersi)Bir beze gibi sarlarak dü÷ümlenmiú yemek–Çok bohças. 7.(tersi)Yumuúak ve hayvan. tuzsuz beyaz bohçası. 7.(tersi)Yumuşak ve -Co÷rafik tuzsuz beyaz peynir. –Atın bileğe 1 2 3 4 5 6 güzel. 7 8– mülkiyet 9 10 saydam haritalar derlemesi. 5.Da÷n herhangi bir yüzü.8.(tersi).Seçkin, 6.(tersi)Bir taúnmazn üstündeki peynir. –Atnksm. aya÷nda genellikle bile÷e yada ayağında dize kadargenellikle çkan beyazlk. seçilmiú, yada dize Mikroskopta kadar çıkan beyazlık. 8.(tersi).Seçkin, seçilmiş, güzel. –Mikroskopta incelenecek maddelerin üzerine dar uzun camyemek parças. 9.(tersi)Oturulan, barnlan yer. L– beyaz hakkn gösteren belge. –(tersi)Bir beze konuldu÷u sarlarak dü÷ümlenmiú bohças. 7.(tersi)Yumuúak 1 K L O R O F ve ø tuzsuz Ü incelenecekDolayl maddelerin üzerine konulduğu dar uzun cam parçası. 9.(tersi)Oturulan, anlatm. 10.(tersi)Orman zararls bir böcek. peynir. –Atn aya÷nda genellikle bile÷e yada dize kadar çkan beyazlk. 8.(tersi).Seçkin, seçilmiú, güzel. – 2 U T F G V S barınılan yer. –Dolaylı anlatım. 10.(tersi)Orman zararlısı bir böcek. Mikroskopta incelenecek maddelerin üzerine konuldu÷u dar uzun cam parças. 9.(tersi)Oturulan, barnlan yer.V – YUKARIDAN AùAöIYA: Dolayl anlatm. 10.(tersi)Orman zararls bir böcek. 3 R U S M U L ø N E 1.Orman içi su ürünü saylan bir balk. 2.(tersi)Bakml küçük orman. –Çiçektozu. 3.(tersi)Kent ve kasabalarn YUKARIDAN AŞAĞIYA: 4 P kap. 4.Bir O H S E –Bir E Z dúnda kalan,sayılan ço÷u boú geniú2.(tersi)Bakımlı yer. -Hayvanlarn su içtikleri taú–Çiçektozu. yada a÷açtan oyma binek hayvan. 1.Orman içi su ürünü bir ve balık. küçük orman. YUKARIDAN AùAöIYA: kamu kurumu. Eskive dilde su.-Notada duraklama zamann gösteren3.(tersi)Kent iúaret. 6.Meyveli bir 3.(tersi)Kent ve kasabaların kalan, –(tersi) çoğu boş geniş yer. -Hayvanların 1.Orman içi5.Gümüúün sudışında ürünüsimgesi. saylan bir balk. 2.(tersi)Bakml küçük orman. –Çiçektozu. ve kasabalarn 5 A R A F S L a÷ac. -(tersi)ølaç, deva, çare. kil oran –Bir yüksek, su kurumu. geçirmez koyu toprak. –Döúeme, su içtikleri orman taşdúnda yada ağaçtan oyma kap. 4.Bir 7.øçinde binek hayvanı. kamu kalan, ço÷u boú ve geniú yer. -Hayvanlarn su içtikleri taú yada a÷açtan oyma8.Gökyüzü. kap. 4.Bir binek hayvan. –Bir divan gibi yerlere serilen kl yada yün dokuma. 9.Kuran’n bölümlerine verilen ad. –Lakin, ancak. 10.Derinin 6 E V N E M T 5.Gümüşün simgesi. –(tersi)5.Gümüúün Eski dilde su.-Notada duraklama zamanını gösteren kamu kurumu. simgesi. –(tersi) Eski dilde su.-Notada duraklama zamann gösteren iúaret. 6.Meyveli bir gözeneklerinden szan, renksiz tuzlu sv -Kabuklu seze ve meyvelerde kabuklarn arasndaki bölüm. - (tersi)Her orman a÷ac.ağacı. -(tersi)ølaç, deva,deva, çare.çare. 7.øçinde kil oran yüksek, susugeçirmez toprak. 8.Gökyüzü. –Döúeme, işaret. 6.Meyveli bir orman -(tersi)İlaç, 7.İçinde kil oranı yüksek, 7 Ç koyu A N A R A M ø mevsim yeúil kalabilen bir a÷aç türü. gibi8.Gökyüzü. yerlere serilen kl yada 9.Kuran’n bölümlerine verilen ad. –Lakin, ancak. 10.Derinin geçirmez koyudivan toprak. –Döşeme, divanyün gibidokuma. yerlere serilen kıl yada yün 8 K R A T O M R U K gözeneklerinden tuzlu sv -Kabuklu ve meyvelerde kabuklarn arasndaki bölüm. - (tersi)Her dokuma. 9.Kuran’ın bölümlerineszan, verilenrenksiz ad. –Lakin, ancak. 10.Derininseze gözeneklerinden 9 kalabilen bir ve a÷aç türü. Ö K O K A S A sızan, renksiz mevsim tuzlu sıvıyeúil -Kabuklu sebze meyvelerde kabukların arasındaki bölüm. - (tersi)Her mevsim yeşil kalabilen bir ağaç türü. 10 G E N O M P L A Ömer BAùKAN E÷it.ve Yay. Dairesi Búk.l÷ K.STK.Halk øliú.ùube Müdürü 64 Çevre ve İnsan 2008/4 Sayı:75 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 S U K I T K A Y N A K T I R Kapak ve Arka İç Kapak Fotoğrafı: Ali Rıza Baykan
Benzer belgeler
74.Sayı (2008/3) - Orman ve Su İşleri Bakanlığı
Genel Yayın Yönetmeni
Prof. Dr. Hasan Z. SARIKAYA
(Müsteşar)
Yayın Koordinatörü
Enver KURGUN
(EYD Başkanı)
Yazı İşleri Müdürü
Aycan SARGIN
Haber Müdürü
Sinan DELİDUMAN
Redaksiyon
Semih ŞEYDA
İ.Ethe...