osmanlı devleti 1299-1922
Transkript
osmanlı devleti 1299-1922
ÇAĞDAŞ TÜRK VE DÜNYA TARİHİ PARİS BARIŞ KONFERANSI XX. YÜZYIL BAŞLARINDA DÜNYA Toplanma Nedenleri : Dünya Savaşı’nı kesin olarak bitirmek, Bozulan siyasi dengeleri galiplerin lehlerine olacak şekilde yeniden düzenlemek, İttifak Devletler ile yapılacak Barış Antlaşmalarının esaslarını belirlemek. Konferansta etkili olan devletler: İngiltere, ABD, Fransa, İtalya, Japonya’dır. I.DÜNYA SAVAŞI Sanayi Devrimi ile birlikte ortaya çıkan hammadde ve pazar ihtiyacının sanayileşme ve sömürgeciliği hızlandırması, ayrıca bu durumun devletler arasında rekabete dönüşmesi Devletler arası siyasi ve ekonomik rekabetin bloklaşmaya dönüşmesi Devletler arası silahlanma yarışının hızlanması İngiltere ve Almanya arasındaki hammadde ve pazar rekabeti Kendi çıkarlarına uygun kararlar alnmasını sağlamak Almanya’yı etkisiz hale getirmek Avusturya’dan ve Osmanlı Devleti’nin Anadolu topraklarından pay almak Dünya barışını sağlamak amacıyla Milletler Cemiyeti’nin (Cemiyet-i Akvam) kurulmasını sağlamak JAPONYA Almanya ile Fransa arasında yapılan 1871 tarihli Sedan Savaşı’nda Almanya’nın işgal ettiği Alsace- Lorraine’ni Fransa’nın geri almak istemesi Balkan topraklarındaki Rusya ile Avusturya arasındaki rekabet Rusya’nın sıcak denizlere ulaşmak amacını taşıması ve Balkanlarda Panslavizm politikasını uygulaması Japonya’nın Asya ve Büyük Okyanus’ta yayılmak istemesi Sömürgecilik yarışında diğer Avrupalı devletlerden geride kalan İtalya’nın Akdeniz ve çevresinde sömürgeler elde etmek istemesi Alman donanmasının etkinliğini sona erdirmek ve Almanya tehlikesini ortadan kaldırmak Kurulacak olan yeni Dünya düzeninde kendi menfaatlerini en iyi şekilde gerçekleştirebilmek. SIRBİSTAN Özel Nedenler Genel Nedenler Fransız İhtilali ile ortaya çıkan milliyetçilik akımının etkisi İNGİLTERE Galip Devletin Paris Konferası’ndan Beklentileri: FRANSA İ TALYA 19. yüzyılda Avrupa ve Dünya’daki siyasi,sosyal ve ekonomik gelişmeler bu yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında Avrupalı devletleri ittifak arayışlarına itmiş bu da bloklaşmalara neden olmuştur. I. Dünya Savaşı’na giden yolun başlangıcı Fransız ihtilali ve Sanayi İnkılabı’na dayanmaktadır. 1914 ile 1918 yılları arasında meydana gelen bu savaş milyonlarca insanın ölümüne ve sakat kalmasına neden olmuş, birçok devlet ve imparatorluğun kaderini değiştirmiştir. ABD Çin topraklarında genişlemek Akdeniz’e açılmak 28 Haziran 1914’te Saraybosna’da Avusturya – Macaristan veliaht prensi Franz Ferdinand’ın bir Sırp millyetçisi tarafından öldürülmesiyle başlayan savaş kısa sürede İttifak ve İtilaf Devletleri arasında cereyan eden bir Dünya Savaşı haline geldi. Monroe Doktrini :1787’de kurulan ABD Avrupalı devletlerin Amerika Kıtası’na karışmasını ,stemiyordu. Bunun üzerine dönemin ABDbaşkanı James Monroe tarafından 2 Aralık 1823 tarihinde Monroe Doktirini yayınlandı. Sovyet Rusya’nın savaştan çekilmesi ile zor duruma düşen İtilaf Devletleri, 1917 yılında ABD’nin savaşa girmesiyle rahatlamış ve bir süre sonra savaşı kazanmışlardır. Doktrinin yayınlanma nedenleri : ABD Avrupalı devletlerin Amerika kıtasındaki sömürge amaçlı ya da kendi sistemlerini kıtaya yayma amacı taşıyan girişimlerine izin veremez ABD Avrupalı Devletlerin kendi aralarında çıkan savaş ya da anlaşmazlıklıklara karışmamayı esas alacaktır. NOT : Bu esaslarla ABD, Avrupa’nın kendi kıtasına karışmamasını, buna karşılık kendisinin de Avrupa sorunları ve diplomasisinden uzak durmasını yani kıtasına kapanarak yalnızlık (infirat) politikasına dönmesini sağlamış oldu. 1 Saint Germain Antlaşması (10 Eylül 1919) İtilaf Devletleri ile Avusturya arasında imzalanmıştır. Antlaşmanın en önemli esasları şunlardır: Avusturya; Macaristan, Çekoslovakya ve Yugoslavya’nın bağımsızlığını tanıyacaktır. Avusturya’da zorunlu askerlik kaldırılarak asker sayısı 30.000 kişiyle sınırlandırılacaktır. Milletler Cemiyeti’nin rızası olmadan Avusturya Almanya ile birleşemez. Avusturya savaş tazminatı ödeyecektir. Sömürgeciliğin yerini manda yönetimi almıştır. Sömürge rekabeti Uzak Doğu’dan Orta Doğu’ya kaymıştır. Milliyetçilik düşüncesi güç kazanmıştır. Faşizm, Nazizm, Sosyalizm gibi yeni rejimler uygulamaya konulmuştur. Savaşta milyonlarca insan hayatını kaybetmiştir. İmzalanan Antlaşmalara ve sınırların çizilmesinde milliyet prensibine dikkat edilmemesi II.Dünya Savaşı’nın çıkmasında etkili olmuştur. I.Dünya Savaşı’ndan Sonra Galip Devletlerin Durumu Neuilly ( Nöyyi ) Antlaşması (27 Kasım 1919) İtilaf Devletleri ile Bulgaristan arasında imzalanmıştır. Antlaşmanın en önemli esasları şunlardır: Bulgaristan; Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya’ya bazı topraklarını verecektir. Bulgaristan’ın asker sayısı 25.000 kişiyle sınırlandırılacaktır. Bulgaristan tamirat masrafı ödemeyi kabul edecektir. İngiltere Fransa Not: Trianon Antlaşması (4 Haziran 1920) ABD Antlaşmanın en önemli esasları şunlardır : Macaristan; Çekoslovakya, Yugoslavya ve Romanya’ya toprak vermiş ve bu antlaşma ile Macaristan toprakları 330.000 km kareden 92.000 km kareye, nüfusu 22 milyondan 7,5 milyona düşmüştür. Macaristan’da zorunlu askerlik kaldırılacak ve asker sayısı 35.000 kişiyke sınırlandırılacaktır. Macaristan, ekonomik yaptırımları ve savaş tazminatını kabul edecektir. En büyük rakibi Almanya’nın tehdidinden kurtuldu. Sömürgelerini korudu, yeni sömürgeler elde etti ve Orta Doğu’ya yerleşti Rusya’nın etkisiz hale gelmesi ve Fransa’nın ikinci plana itilmesiyle Avrupa’nın en güçlü devleti haline geldi. Almanya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun etkisiz hale gelmesiyle baskıdan kurtulmuştur. İngiltere’den sonra savaştan en fazla kazanç sağlayan devlettir. İngiltere ile Orta Doğu’ya yerleşmiştir. I.Dünya Savaşı ABD’nin Monroe Doktirini’nden ilk ayrılışıdır. Savaştan sonra Monroe Doktirini’ne göre yeniden infirat(yalnızlık) politikasına dönmüştür İtalya Japonya Versailles (Versay ) Antlaşması (28 haziran 1919) İtilaf Devletleri ile Almanya arasında imzalanmıştır. Antlaşmanın en önemli esasları şunlardır : Almanya; Belçika, Litvanya, Polonya ve Çekoslovakya’ya bazı topraklar vermiştir. Almanya, Alsace- Lorraine’i Fransa’ya bırakacaktır. Almanya sömürgeleri İtilaf Devletleri’nce paylaşılmıştır. Almanya’nın Avusturya ile birleşmesi yasaklanmıştır. Almanya’da zorunlu askerlik kaldırılacak ve Alman ordusunun asker sayısı 100.000 ile sınırlandırılmıştır. Almanya’ya bir takım ekonomik yaptırımlar ve savaş tazminatı kabul ettirilmiştir. Avusturya’dan aldığı topraklarla sınırlarını kuzeye doğru genişletti. Anadolu’da kendiisine vadedilen topraklar tam olarak verilmediği için İngiltere ve Fransa’ya kırgındır. Fakat kazandığıtopraklar ve adalar kendisini Akdeniz’de güçlü bir konuma getirmiştir. Uzak Doğu’da geniş çıkarlar elde ederek bölgede gücünü arttırmıştır. LYS 2013 Birinci Dünya Savaşı Sonrasında imzalanan antlaşmaların ağır şartlarından kurtulmak isteyen bazı devletler, İkinci Dünya Savaşı’nın çıkmasında etkili olmuştur. Buna göre, I. Versay, II. Neuilly, III. Sevr Not: İtilaf Devletleri Osmanlı Devleti ile 10 Ağustos 1920 tarihi’nde Sevr Antlaşması’nı imzalamıştır. antlaşmalarından hangileri bu yargıyı destekler? A) Yalnız I I.Dünya Savaşı’nın Sonuçları Osmanlı Devleti, Almanya, Avusturya- Macaristan İmparatorluğu gibi devletler yıkılmış, yerlerine Polonya, Yugoslavya, Litvanya, Çekoslovakya, Macaristan ve Türkiye gibi yeni devletler kurulmuştur. Avrupa’da devletlerarası güç dengesi değişmitir. Dünya barışını korumak ve dünyanın bir daha böyle felaketlerle karşılaşmaması amacıyla Cemiyet-i Akvam (Milletler Cemiyeti) kurulmuş, sömürgeciliğin yerini manda yönetimi almıştır. Not: 2 B)Yalnız II D) I ve II C)Yalnız III E) I,II,III Sovyet Yönetimi’ndeki Türk Topluluklarının Durumu SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETLER BİRLİĞİ (SSCB), ORTA ASYA’DAKİ TÜRK DEVLET VE TOPLULUKLARI Sovyet yönetimi İngiliz desteğiyle bağımsız olmasını engellemek amacı ile idaresi altındaki Türklere ve topluluklara kendi geleceklerini tayin hakkı tanıdı. Ancak bu karar Rusya’nın o günü kurtarmak amacıyla gerçekleştirdiği bir politikadan başka bir şey değildi. Rusya’nın bu bildiriyi yayınlaması sonrasında ilk olarak olarak Tatar Türkleri, Ufa şehrinde 29 Kasım 1917’de “İdil-Ural Devleti’ni , Kazaklar 13 Aralıkta “Alaş Orda Özerk Cumhuriyeti”ni, bu tarihlerde Hokand’da toplanan Türkler IV. Müslümanlar Kongresi’nde “Özerk Türkistan Cumhuriyeti” ni kurmuşlardır. Sovyetler Birliği’nin kurulduğu dönemdeki karışıklıktan yararlanan Türkler, bulundukları bölgelerde bağımsız devletler kurmaya başladı. Harezm Halk Cumhuriyeti, , Türkistan Başkurdistan Sovyet Cumhuriyeti ve Kırgız Muhtar Cumhuriyetleri bunlara örnek verilebilir. Bu gelişmelerden rahatsız olan Sovyet yönetimi, 1920’nin sonlarına doğru Türk devletleri üzerinde doğrudan hakimiyet kurmaya yöneldi. Çarlık Rusyası’nın Yıkılması Ve Bolşevik İhtilali 1917 yılı Ekim ayında Çarlık yönetimine karşı gerçekleşen ve Bolşevik Devrimi ya da Ekim Devrimi olarak adlandırılan bu devrim Sovyetler Birliği’nin kurulmasına neden olmuştur. 1905 yılında Çarlık Rus^yası’nda nüfusun çoğunluğunu oluşturan köylü ve işçi sınıflarının huzursuzluğu 1905 Ayaklanması’na neden olmuştur. Petersbur ve Moskova’da İşçi sovyetleri kurulmuştur. I.Dünya Savaşı Rusya’daki huzursuzluğu iyiden iyiye arttırmış ve dış yardımdan uzak kalan Rusya’da gösteriler başlamıştır. 12 mart 1917 tarihinde “ İşçilerin ve Askerlerin Sovyeti “ kurulmuş ve ilerleyen günlerde Çar tahttan ayrılmak zorunda kalmış ve yeni bir hükümet kurulmuştur. Bolşevikler başlangıçta geçici hükümeti desteklese de sürgündeki lider ilyiç Vilademir Lenin’in Petersburg’a dönmesiyle geçici hükümeti devirmeye karar vermişlerdir. Bu durum hükümeti ciddi anlamda sıkıntıya sokmuştur. Çünkü halk arasında huzursuzluk günden güne artıyor ve toplumdaki barışa olan özlem askerden kaçmaları arttırıyordur. 1917 Ekim’inde mevcut hükümet devrilmiş ve Bolşevikler yönetimi ele geçirmişlerdir. Sovyet Merkezi Yürütme Komitesi ve Lenin’in başkanlığında oluşturulan yeni hükümet 3 Mart 1918’de Almanya ile imzalanan Brest- Litovsk Antlaşması ile büyük savaştan çekilmiştir. Sovyetler’in Asimilasyon Siyaseti Çarlık Rusyası döneminde işgal edilen Türk topraklarında asimilasyon (Ruslaştırma) politikası başlatıldı. İlk olarak Türkler Hristiyanlaştırılarak asimile edilmeye çalışıldı. Bu bölgelerde Rus okulları açılarak Türklerin dil ve kültürlerinin de değiştirilmesi hedeflendi. Türk ailelerinin Rus okullarına rağbet etmemesi asimilasyon politikasını etkisiz hâle getirdi. Asilmilasyon politikası Sovyet Dönemi’nde de devam etmiş Türk destanlarınının halk arasında okunması ve söylenmesi yasaklanmıştır. Türkistan kelimesinin kullanılması yasaklanmıştır. Ardından Türrkistan beş ayrı bölgeye bölünmüştür. Türkler arasındaki birlik ve beraberliğin bozulması amacıyla farklı lehçelerin kullanılması yaygınlaştırıldı. Özbek, Kazak, Kırgız ve Türkmenlerin zorla Türkleştirildikleri ileri sürüldü. Buna bağlı olarak da bu milletlerin dillerinden, kendilerine has tarihlerinden ve edebiyatlarından sistemli bir şekilde bahsedildi. Böylece Türkistan’daki Türk toplulukları içerisinde, Kazakçılık, Özbekçilik, Kırgızcılık,Türkmencilik gibi boy/asabiye duyguları ortaya çıkarılarak birlik bozulmaya çalışıldı. Ekonomik kalkınmayı sağlamak iddiasıyla, yüz binlerce Türk, işçi sıfatıyla Türkistan ve Azerbaycan’dan alınıp Sovyetlerin diğer bölgelerine yerleştirilirken buralara Rus ve Rus olmayan başka milletleri yerleştirdiler. Senelerce devam ettirilen bu göç hareketinin maksadı Rus olmayan milletleri kaynaştırmak ve onların millî duygularını yok etmekti. Ruslar, Türkiye ile Türkistan’ın kültürel bağlarını da koparmak istediler. Bunun için 1924’te Arap alfabesinden Latin alfabesine geçerken 1928’de Türkiye’nin Latin alfabesini kabul etmesi üzerine Türkler için “Rus Kiril” harfleriyle karışık bir Latin harf sistemine geçiş yaptılar. Türkiye ile Türkistan arasındaki kültürel bağlar bu dönemde koparılmaya çalışılmıştır. Anlaşmanın ardından dış güçlerin desteklediği Çar yanlısı Beyaz Ordu yeni yönetime karşı saldırıya geçti. Üç yıl süren bu iç savaş Bolşeviklerin zaferi ile sonuçlandı. Fakat savaşta ve onu izleyen kıtlıkta on üç milyon insan ölmüş, ekonomi altüst olmuş, sanayi üretimi bitme noktasına gelmişti. Bu nedenle Lenin, Bolşeviklerin güçlenmesi için geçici uzlaşma politikalarından ibaret NEP (Novaya Ekonomiçeskaya Politika) adı verilen yeni ekonomi politikasını ilan etti (1921). Bu politika doğrultusunda; Tarım ürünlerine el koymaktan vazgeçildi, köylülere ürünlerini pazarlama özgürlüğü verildi, küçük esnafa ve tüccara kolaylıklar sağlandı. Çalışanı 20 kişiden az olan küçük sanayi işletmelerinin devletleştirilmesinden vazgeçildi. Yabancı sermayeye çeşitli imkânlar sağlandı. Buna karşılık devlet; bankalar, büyük sanayi kuruluşları ve ulaşım üzerindeki egemenliğini koruyarak ekonominin hızla düzelmesini sağladı. Yönetimde de eski Rus İmparatorluğu federasyona dönüştürüldü ve devlet 1 Ocak 1923’te Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB) adını aldı (Sosyalist, özerk ve demokratik cumhuriyetler ile özerk bölgeler). 1924 yılında Lenin’in ölümü ile ortaya çıkan iktidar mücadelesini joseph stalin kazanmış ve 1928’de I. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nı yürürlüğe koymuştur. Plana göre Rusya kendi öz kaynaklarıyla kalkınmaya çalışmıştır. Stalin tarımı geliştirmek adına köylü elindeki küçük toprakları makinelerle donataran “kollektifleştirme” politikasını izlemiştir. Fakat bu politikalar köylü tarafından hoş karşılanmamış ve bu durum üretimde düşüşe neden olmuştur. Basmacı Hareketi “Baskın yapan, hücum eden” manasına gelen basmacı tabiri, Çarlık döneminde Ruslar tarafından Türkmenistan, Kırım ve Başkurdistan’da faaliyeti bulunan güçler için kullanılmıştır. 1917 yılı başlarında Rusların Milli Hokand Hükümeti’ni dağıtması üzerine hareket , bir halk hareketine dönüşmüştür. Hokand’da başlayan bu hareket, kısa süre içerisinde Fergana Vadisi ve diğer bölgelere yayıldı. Basmacı Hareketlerinin yegane amacı, Türkistan bölgesini Ruslardan kurtarıp bölgeyi bağımsızlığa ulaştırmaktı. Eylül 1919’da tekrar Türkistan (Fergana) Hükümeti kuruldu. Bölgede Ruslar ile Ermeniler iş birliğine gitmiş ve bir çok sivil Müslüman Türkü katletmişlerdir. Stalin dönemi Rus ağır sanayisi hızla gelişmiş ve bir çok alanda yeni fabrikalar açılmıştır. 1930 sonrası toplumdaki tüm kesimler için eğitim mecburi kılınmış ve Rusya bilim- teknik alanında büyük bir atılım gerçekleştirmiştir. Ama buna karşılık toplum üzerinde büyük bir baskı kurulmuş, muhalifler tasfiye edilmiştir. 3 1921 Kasım’ında Enver Paşa bölgeye gelmiş ve Basmacı hareketine katılmıştır. Onun katılımıyla Hareket daha da güçlenmiştir. 1922’de Rusların genel saldırısı üzerine hareketin önderleri ayrılmak zorunda kalmışlardır.1922 ağustos’unda Enver Paşa’nın şehit olması ile hareket devam etse de bir sonuca varılmamamıştır. 1930’lu yılların başına kadar devam eden harekete Ruslar 1931’de son verdiler. 1936’da Batı Türkistan’da SSCB’ye bağlı, Özbekistan, Kazakistan, ve Türkmenistan, Kırgızistan cumhuriyetleri kuruldu. Bu kurulan devletlerin milli bir askeri güce sahip olmaları yasaklanmıştır. II. Dünya Savaşı sonrası Sovyet Rusya bölgedeki bir çok müslüman ve Türk topluluğun düşmanla iş birliği yaptığı savını ortaya atmış ve milyonlarca dindaş ve soydaşımız yurtlarından sürgün edilmiştir. ORTA DOĞU’DA KURULMASI MANDA Mısır Sömürge yollarındaki stratejik konumundan ötürü Mısır İngilizler tarafından 1882 yılında işgal edilmiştir. I.Dünya savaşı sırasında İngiltere Mısırı topraklarına kattığını ilan etmiştir. Mısır’daki milliyetçi güçlerin çıkardığı ayaklanmalar karşısında 1922 yılında İngilizler Mısır’ın bağımsızlığını tanımak zorunda kalmıştır. Ama ilerleyen dönemde İngilizler Mısır ve Süveyş üzerindeki yabancıların haklarını koruma ayrıcalığını elde etmiş ve Mısır’daki nüfuzunu devam etttirmeyi bir şekilde devam ettirmiştir. FRANSA VE ORTA DOĞU Osmanlı Devleti’nin yıkılması ile bölgeye egemen olmak isteyen devletlerden biri de Fransa’ydı. San Remo Konferansı’nda Suriye ve Lübnan Fransız kontrolüne bırakılmıştır. Fransızlar bölgede sert bir yönetimle tutunamayacağını anlayınca 1926 yılında Lübnan’ın , 1936 yılında ise Suriye’nin bağımsızlığını tanımıştır. Fakat iki devlet de Fransa etkisinde kalmaya devam etmiştir. YÖNETİMLERİ’NİN Orta Doğu: Güney Batı Asya’da tarihsel ve kültürel yakınlığı olan ülkelerin oluşturduğu bir bölgedir. Orta Doğu; Türkiye, İran, Mezopotamya, Arap Yarımadası ve Mısır ve Doğu Akdeniz’i kapsamına almaktadır. UZAKDOĞU’DAKİ GELİŞMELER Uzakdoğu’da Yeni Bir Güç: Japonya Uzak Doğu’da irili ufaklı birçok adadan oluşan Japonya XIX. Yüzyılın ikinci yarısına kadar feodal bir oligarşi tarafından yönetilmiştir. İmparator sembolik olarak yöneten güç olarak görülse de asıl güç ordu komutanı olan Şogun’un elinde idi. XIX. yüzyıl’a kadar Batı’ya karşı kapalı bir devlet olan Japonya 1854 ‘de Batılı devletlerle bir takım ticari antlaşmalar yapmış ve bu antlaşmalar ülkede tepkiyle karşılanmıştır. Bu Ticari antlaşmalardan Şogun yönetimi suçlanmış bir süre sonra da Şogun etkinliğini yitirmiştir. Bölgenin siyasi, ekonomik, stratejik bakımdan öneme sahip olması tarih boyunca bölge büyük güçler arasında rekabete neden olmuştur. Ayrıca bölgede görülen siyasi, ekonomik dini , mezhepsel ,ve kültürel çatışmalar bölgede akan kanın durmamasında bugün hala etkilidir. Orta Doğu Yavuz Sultan Selim Han dönemi’nde Osmanlı denetimine geçmiş ve Yüzyıllar boyunca Türk egemenliğinde kalmıştır. 19. Yüzyılda Süveyş Kanalı’nın açılmasıyla bölgenin stratejik önemi daha da artmış ve batılı bölgelerin iştahını iyice kabartmıştır. Meiji Restorasyonu 1867 yılında Japon tahtına genç imparator Mutsuhito geçmiştir. İmparator yenilikçilerin talep ve destekleri doğrultusunda 1868’de “Meiji Restorasyon Dönemi”ni başlatmıştır. İNGİLTERE VE ORTA DOĞU Arabistan Yarımadası İngiltere, I. Dünya Savaşı yanında savaşacak yerel liderlere bağımsızlık vaadinde bulunmuştur. Hicaz Emiri Şerif Hüseyin de bunlardan biridir. Bu doğrultuda kendini “Arap Ülkeleri Kralı”, oğullarını da Ürdün ve Irak Kralı olarak ilan etmiştir. Bir süre bölgeyi yönetse de Şerif Hüseyin’in Krallığını tanımayan Necid Emiri Abdülaziz İbni Suud ile bir iktidar mücadelesine girmiş ve yenilmiştir.Suud ise kendini Hicaz ve Necid Kralı ilan etmiştir. İngiltere'nin 1927’de tanıdığı bu krallık, 1932’de “Suudi Arabistan Krallığı" ismini almıştır. Meiji Restorasyon Dönemi’nde Japonya’da; Batı tarzı yeni bir hükümet oluşturulmuştur. Prusya kaynaklı yeni bir anayasa kabul edildi Modern bankacılık sistemi oluşturuldu Okuma-yazma oranı yükseltildi Kılık-kıyafette batı tarzı yenilikler yapıldı Takvim değiştirildi Batı’dan subaylar getirildi ve orduda batı tarzı yenilikler yapıldı. Avrupa’ya öğrenciler gönderildi Bu reformlar doğrultusunda sanayileşen Japonya kısa süre içerisinde güçlendi. Fakat Japonya’nın hammdde açısından zengin olmaması devleti yayılmacı bir politikaya sevk etmiştir. Bu da japonya ile diğer büyük devletleri zaman zaman karşı karşıya getirmiştir. Ürdün 1922 yılında İngiliz Mandası olarak kurulan Ürdün 1946’da bağımsız olmuştur. İngiliz Mandası sırasında Filistinde’ki İngiliz Komiserliğine bağlı kalmıştır. Yemen I.Dünya Savaşı sonrasında bölgeye yerleşen İngilizlere karşı yemen halkı ayaklanmış ve İtalya’nın desteği ile bağımsızlığını ilan etmiştir. İngiltere 1934 yılında Yemen’in bağımsızlığını tanımak zorunda kalmıştır. Çin - Japon Savaşı (1894-1895) Kore’nin hammadde ve pazar olma yönünden Japonya’nın dikkatini çekmesi bu devletin Çin ile savaşmasına neden olmuştur. Yapılan savaşı japonya kazanmış. Fakat Batılı devletler ve Rusya’nın baskısı üzerine japonya kazandığı toprakları geri vermek zorunda kalmıştır. Irak İngiltere 1921’de Irakta kendine bağlı bir manda yönetimi kurmuştur. Irak halkının başlattığı ayaklanmalar sonucunda İngilizler 1930’lu yılların başında bağımsızlık vermek zorunda kalmışlarsa da II. Dünya Savaşı’na kadar bölgede İngiliz varlığı devam etmiştir. Rus-Japon Savaşı (1904-1905) Çin toprakları Japonya ve Rusya arasında rekabet alanı hâline geldi. Rusya ile Japonya arasında 1904-1905 savaşı çıktı. Rusya bu savaşta yenilerek Çin ve Kore üzerindeki etkisini kaybetti. Japonya bir süre sonra Kore’yi topraklarına katarken Rusya ve Çine karşı elde ettiği başarılarla Uzak Doğu’da yeni bir güç olarak ortaya çıktı. Filistin I.Dünya Savaşı sonrası toplanan San Remo Konferansı’nda Filistin İngiltere’ye bırakılmıştır. Bölgede İngilizler bir Yahudi Devleti kurmak için çalışmıştır. ABD’nin de bu düşünceyi desteklemesi bölgedeki kaos ortamının bugün bile sürmesinde etkilidir. 4 1929 DÜNYA EKONOMİK BUHRANI İKİ SAVAŞ ARASINDA AVRUPA 1929 yılında Amerika’da başlayan ve 1930’lu yıllarda tüm dünyayı etkisi altına alan ekonomik krizdir. Kriz kısa sürede tüm dünyaya yayılmış Kuzey Amerika, Avrupa ve diğer sanayileşmiş dünya ülkelerini çok zor bir duruma sokmuştur. 1.BARIŞIN SÜREKLİLİĞİNİ SAĞLAMA ÇALIŞMALARI a-Milletler Cemiyeti’nin Kuruluşu Kriz öncesi Dünya Dünya Savaşı, özellikle Avrupa dışında üretim kapasitesinin olağanüstü artmasına sebep olmuş, sanayi ülkeleri ihraç ettiği ürünlerle büyük kârlar sağlamıştı. Bununla beraber 1920’lerde tarımsal üretimdeki artış, tarım ürünleri fiyatlarının düşmesine neden olmuştu. Tarım ülkeleri ekonomik büyümeden yeterince faydalanamamıştı. Amerika’da I. Dünya Savaşı’nın getirdiği zorluklar karşısında küçük şirketler birleşerek savaş sonrasında tekeller oluşturmuşlardı. Bu dönemde Amerikan banka ve şirketlerinin çalışma esaslarını düzenleyen yasalar yetersizdi. Hissedar yatırımcıların bilgilendirilmesinde ve denetlemede görülen eksiklikler Amerikan ekonomisinin olumsuz özelliklerindendi. Amerika, 1924-29 yılları arasında gerçekleştirdiği ihracat fazlası ile dünyanın kredi veren ülkesi konumuna geldi. Bu esnada ülkede otomobil, yapı, elektrik gibi yeni endüstriler gelişmeye başladı. Yeni gelişen endüstrilere talebin fazla olması borsanın spekülatif (yapay) olarak aşırı yükselmesine neden oluyordu. Amerika’nın verdiği kredileri geri alamaması zamanla Amerikan ekonomisini zorda bırakmıştı. Aynı dönemde İngiltere’de para birimi pound’ın aşırı değer kazanması, ihracatta düşüşe ve ekonominin iyice bozulmasına yol açmıştı. Almanya ise savaş tazminatlarını ödemek için karşılıksız para basmış, bu da ülkede hiperenflasyona (aşırı enflasyon) sebep olmuştu. Dönemin Amerikan ekonomi yönetiminin, krizle ilgili gerekli kararları yerinde ve zamanında almaması krizin büyümesinde etkili olmuştur. Dünya barışının korunması ve sürekliliğinin sağlanması amacıyla uluslararası bir teşkilatın kurulma fikri XIX. yüzyılda ortaya atıldıysa da gerçekleşmemişti. I. Dünya Savaşı ise bu düşünceyi daha da güçlendirdi. I. Dünya Savaşı sonunda yapılan antlaşmalarla, bir düzen sağlanmış gözükmekle birlikte birçok soruna da neden olacak bir ortam oluşmuştu. Wilson Prensipleri’nde belirtildiği gibi savaş sonrası ABD ve İngiltere bu amaçla çalışmalara başlamış; Paris Barış Konferansı’nda 32 devlet tarafından uluslararası bir teşkilat kurulması kabul edilmişti. 10 Ocak 1920’de merkezi Cenevre olmak üzere asil üyelerini I. Dünya Savaşı’nda galip gelen devletlerin oluşturduğu Milletler Cemiyeti kuruldu. Daha sonraki dönemde genel kurulun uygun gördüğü devletler teşkilata katıldı. Türkiye de davet üzerine 1932’de Cemiyete katıldı. Kuruluşunda 18 üyesi olan Cemiyet 1920’de 48’e, daha sonra da 63 üyeye ulaştı. b-Locarno Antlaşması(1925) İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya, Beliça, Polonya, Çekoslovakya devletleri arasında dünya barışını sağlamak amacıyla 1 Aralık 1925 tarihinde imzalanmıştır. c- Briand – Kellogg Paktı (1928) 1928 yılında Fransa Avrupa’daki durumunu güçlendirmek ve ilişkilerini geliştirmek adına ABD’ye bir barış paktı imzalamayı teklif etmiştir. Pakta ABD, Fransa, İngiltere, Almanya, İtalya, Japonya, Polonya, Belçika, Çekoslovakya katılmışlardır. Sovyet Rusya ve Türkiye de aynı yıl pakta üye olmuştur. Krizin Ortaya Çıkması ( Kara Perşembe ) New York Borsası 1928’in başından 1929 Ekim ayına kadar sürekli yükselmiş ve yatırımcılarına yüksek kazançla karşılık vermiştir. Fakat 1929 Ekim ayına gelindiğinde yukarıda sayılan nedenlerden ötürü ilerleme durmuş ve birkaç büyük holdingin hisseleri değer kaybetmilştir. Bu düşüş 21 Ekim günü yabancı yatırımcıların kâğıtlarını ellerinden çıkarmalarıyla hızlandı ve “Kara Perşembe” olarak anılan 24 Ekim 1929 Perşembe günü borsa, dibe vurdu. Uyarı: Bu pakt ile; “Savunmaya dayanmayan savaş kanun dışıdır” fikri savunulmuştur. Devletlerarası anlaşmazlıkların savaş yoluyla değil, barışçıl yollarla çözülmesi gerektiği kabul edilmiştir. 2. AVRUPA’DA EKONOMİK VE SOSYAL YAŞAM Krizin Sonuçları I.Dünya Savaşı tüm dünyayı siyasi, ekonomik ve sosyal yönden etkilemiştir. Savaş sonrası dönemde savaşın galipleri de mağlupları kadar ekonomik yönden derin bir şekilde etkilenmişlerdir. 4000’den fazla banka kapanmıştır. Milyonlarca insan işsiz kalmıştır. Piyasada para olmadığı için takas ekonomisine geri dönülmüştür. Kriz her ülkede farklı tarihlerde sona erdiyse de 10 yıl kadar dünyayı etkilemiştir. İnşaat faaliyetleri durmuştur. Madencilik alanında talep azlığının olması bu sektörün krizden en yoğun şekilde etkilenmesine neden olmuştur. Bu dönemde; Avrupa’dan ABD’ye göç azalmış, Avrupa içi göçler hızlanmıştır. Avrupa devletleri çalışma ve istihdama yönelik yasal düzenlemeler yapmıştır. 1920 sonrasında bir çok ülkede demokratik yönetimler kurulmuştur. Erkeklerin yanında bazı ülkelerde kadınlara da oy hakkı tanınmıştır. I.Dünya Savaşı ağır sanayiyi, silah ve motorlu taşıt imalatını canlandırdı. Yeni üretim tekniklerinin ve teknolojilerin devreye girmesine neden oldu. İşçi sayısının artması politikacıları işçi görüşlerini de hesaba katmaya itmiştir. SSCB sınırlarını ticarete kapatmıştır. Almanya’da hiperenflasyon ortaya çıktı. 1924 sonrası Avrupa ekonomileri güçlenmeye başladı. 1930 sonrasında kırsal bölgelerden kentlere göç istikrara kavuşmuş ve kentler büyümeye başlamıştır. Krize karşı Türkiye’nin Aldığı Önlemler İhracat arttırılmaya çalışıldı. Gümrük vergileri yükseltildi. Döviz üzerinde denetim faaliyetleri arttıldı. Korumacı ekonomi politikaları uygulanmıştır. 5 Buna karşılık Alman sanayisi kısa süre içerisinde güçlenmiş ve Alman ekonomisi bir savaş ekonomisi halini almıştır. NAZİ partisi lider Adolf Hitler’in iktidara gelmesi ile Alman ekonomisi güçlenmiş, issizlik azalmış, Alman ordusu yeniden güçlenmiştir. Bu durum Nazilerin halkın desteğini sağlamasına neden olmuştur. Nasyonal Sosyalist Parti sonrası Almanya kısa süre içerisinde Avrupa’nın en etkin devleti haline gelmiştir. İngiltere savaş öncesi refah düzeyini yakalayamamış ve işsizlik artmıştır. Fransa’da ülkenin imarı için büyük kamu harcamalarına ihtiyaç vardır ve bu da ekonominin durmasına neden olmuştur. İtalya’da savaşın neden oldugu huzursuzluk İtalyan Faşist Partisi’nin 1922’de başa gelmesinde etkili olmuştur. İspanya’da General Franco Dönemi Bir zamanların güçlü ülkesi İspanya ‘da XIX. yüzyıl’dan beri istikrarsızlık ve iç karışıklıklar yaşanmaktadır. 1902’de İspanya tahtına geçen XIII. Alfonso anayasayı ilan etmesine rağmen ülkede istikrar sağlanamadı. 1923’te ordu yönetime müdahale ederek bütün demokratik müesseselerin kapatıldığı asker destekli bir yönetim kurdu. Başarısız olan hükûmet askerî desteğini kaybedince istifa etti ve anayasal sistem tekrar kuruldu. Fakat bu gelişme de ülkeye huzur getirmedi ve Kralın ülkeyi terk etmesiyle ülkede Cumhuriyet ilan edildi. 3.TOTALİTER REJİMLERİN KURULUŞU Yeni cumhuriyet yönetiminin dine ve din adamlarına karşı tavır alması, toprak reformlarına girişmesi ve köylülerin, zenginlerin topraklarını ele geçirmek istemesi silahlı çatışmalara sebep oldu. 1936’da karşıt gruplar arasında işlenen cinayetler iç savaşın başlamasına yol açtı. İtalya’da Faşizm İtalya I. Dünya savaşı’na yeni sömürgeler elde etmek amacıyla katılmış ve galip devletler safında yer almıştır. Buna karşılık savaş sonrası kendisine verilen sözler yerine getirilmemiş , buna bağlı olarak italyan ekonomisi büyük zarar görmüştür. Bu dönemde italya’da liberal demokrasinin yanında komünizm ve sosyalizm de büyük önem kazanmıştır. Ülkede yüz binlerce asker kaçağı vardır. İşçiler fabrikaların yönetim ve kararlarına ortak olmak istemişlerdir.halkın devletten beklentileri ülkedeki dengeleri bozmuştur. Bu durum en fazla Benito Mussolini önderliğindeki İtalyan Faşist Partisi’nin işine yaramıştır. Kasım 1919 seçimlerinde Faşistler parlamentoya giremese de ülkedeki karışıklık ve istikrarsızlıktan ötürü kısa zamanda halk arasında taraftarlar topladılar. . 1922 Ağustosundaki genel işçi grevi ekonomiyi felce uğratıp ülkeyi karıştırdı. Faşist Partisinin “Kara Gömlekliler’i Napoli’den Roma’ya yürüdü. Darbe yapılmasından çekinen hükûmet istifa etti. İtalyan kralı 30 Ekim 1922’de başbakanlığa Mussolini’yi atamak zorunda kaldı. Bu olay italya’da 1943’e kadar süren Faşist diktatörlüğünün başlangıcıdır. İspanya iç savaşı milliyetçiler ve cumhuriyetçiler arasında gerçekleşti. Cumhuriyetçiler Valencia’da, milliyetçiler de Franco liderliğinde Burgos’ta hükûmetlerini oluşturdular. Avrupa Devletleri de bu savaşta taraf olmuşlardır. Fransa ve özellikle Sovyetler, ideolojik yönden kendilerine yakın buldukları cumhuriyetçileri, Almanya ve İtalya ise milliyetçileri destekledi. İngiltere, kamuoyunun baskısı nedeniyle barışçı bir tavır takınmıştır. 1938’den itibaren milliyetçilerin hızlı ilerleyişi karşısında cumhuriyetçiler direndiyse de başarılı olamadılar. 1939’da Madrid’in milliyetçiler tarafından ele geçirilmesiyle iç savaş son buldu. İç savaş sonrasında iktidara gelen General Franco yönetimi ilk dönemlerde Batılı devletler tarafından dışlandı. II. Dünya Savaşı’ndan sonra BM’nin İspanya ile ilişkilerini kesmesiyle bu olumsuz süreç devam etti. Soğuk Savaş döneminde kutuplaşmanın artmasıyla Batılı devletlerin İspanya’ya yakınlaşması ilişkilerin düzelmesini sağladı. Almanya’da Nazizm I.Dünya Savaşı’ndan mağlup olarak çıkan Almanya’da 1919 kasımında askeri bir ayaklanma çıkmış ve imparatorluk yıkılarak cumhuriyet ilan edilmiştir. Savaş sonrası imzalanan ateşkes ve barış antlaşmaları Almanya’yı ekonomik, siyasi ve sosyal yönden olumsuz etkilemiş ve Alman ekonomisi felç olmuştur. Versay Antlaşması’na sağ ve sol kesimler tepki göstermiş, 1919’da Weimar Anayasası ilan edilerek demokratik düzene geçildi. Versay Antlaşması Almanya’da sağ grupların güçlenmesini sağlamıştır. 1924 seçimlerinde Versay Antlaşması’nın yok edilmesini, komünist düşmanlığını ve Alman ırkının üstünlüğünü savunan Nasyonal Sosyalist (NAZİ) Partisi ilk defa parlamentoya girmiştir. İspanya’daki diktatörlük 1975’te General Franco’nun ölümüne kadar devam etmiştir. 1929 Ekonomik Krizi’nden Alman ekonomisi olumsuz etkilenmiş, Almanya’da ticarethaneler kapanmaya başlamış ve işsizlik artmıştır. 1930’daki seçimlerde Nazi’ler ikinci güçlü parti olarak, 1932 yılındaki seçimlerde ise en güçlü parti olarak çıkmışlardır. 1933 yılında partinin başkanı Adolf Hitler başbakan olmuştur ve aynı yıl mecliste alınan karar doğrultusunda 4 yıl süreyle olağanüstü yetkiler alarak diktatörlüğünü ilan etmiştir. Naziler kısa süre içerisinde Almanya’nın sosyal, ekonomik, siyasi ve kültürel hayatını kontrol altına almıştır. Parti düşünelerini herkese kabul ettirmek amacıyla halkın isteklerini karşılamaya çalışmıştır. Nazi Almanya’sı Hitlerin istekleri doğrultusunda içte ve dışta saldırgan bir politika izlemiştir. Hitler iktidara gelmesinden kısa süre sonra kendisine tehlike olarak gördüğü komünistlere ve yahudilere karşı baskıcı bir politika gütmüştür. Başlangıçta sadece yahudi ve komünistlere karşı girişilen sindirme politikasını kısa süre içerisinde Naziler tarafından çizilen Alman figürü dışındaki tüm kişi ve gruplara karşı yapılan bir baskı dönemi izlemiştir. 6 İKİ SAVAŞ ARASINDA DÜNYADA YAŞAM İletişim-Haberleşme Mimari Tıp-Sağlık Felsefe-Psikoloji iletişim araçlarının gelişmesi haberleşmeyi kolaylaştırmıştır. Yazılı basında önemli tiraj artışı oldu. Radyo’nun önem kaznması ile “konuşan basın” dönemi başlamış ve kültürel faaliyetler halka ulaşmıştır. Sinema propaganda aracı olarak kullanılmıştır. Edebiyat-Tarih Şehircilik ve mimari gelişti. Mimari bir akım olan Bauhaus şehir planlaması konusunda yenilikler getirmiştir. Yüksek binalar, geniş düzenli caddeler ve yeşil alanları ile büyük şehir projeleri tasarlandı. (Empire State vb. ) Sanat Savaş sırasında ekonominin bozulması üzerine devletleri üretimin arttırılması ve sanayileşmeye yönelik adımlara itmiştir. Sanayide kullanılan petrol ve elektirk günlük hayata girdi. yeni kara ve demir yolları yapılmış ve kıtalar arası ulaşımda uçaklar da kullanılmaya başlanmıştır. Bazı hastalıkların tedavisi için ilaç ve tedavi bulunurken organ nakline başlanmıştır. Banting ve Best 1922’de insülini ayrıştırmayı başardı. Tüberküloza karşı ilk etkili silah olan BCG aşısı 1921’de Calmette ve Guerin tarafından bulundu. Müzik Ekonomi Psikoloji önem kazandı ve yeni akımlar ortaya çıktı. Felsefe alanında Fenomenoloji (Metafiziğe karşı çıkarak somut yaşantıyı temel alan felsefi görüş.) ve Varoluşçuluk bu dönemde ortaya çıkan akımlardır. Edebiyat alanında bir çok sanatçı yaşadığı toplumu ve sistemi eleştiren eserler vermiştir. ( Gazap Üzümleri vb. ) Tarih alanında 1929 Fransız ekolü önem kazanmış; Savaş tarihi , kral ve imparatorlar tarihi önemi kaybetmiştir. Yerel tarih, sosyal , ekonomik ve medeniyet konuları öne çıkmıştır. Zürih’te burjuva sanatı ve tüm toplumu reddetmeye dayalı sürrealizm akımı ortaya çıkmıştır. Resim alanında bu akımın en önemli temsilcilerinden biri Salvador Dali’dir. Tiyatroda seyirci ve oyuncuya eleştiri hakkı tanınmıştır. İki savaş arası dönemde klasik müziğe dönüş yaşanmıştır ABD’nin etkisiyle caz müzik Batı’ya yayılmıştır. Japonya’nın Çin’e Yönelme Nedenleri İngiltere’nin yatıştırma, ABD’nin ise tarafsızlık politikası izlemesi, İtalya’nın Habeşistan’ı, Almanya’nın Ren Bölgesi’ni işgaline dünyanın tepkisiz kalması, İspanya iç savaşından dolayı Avrupa’dan Japonya’ya bir tehlikenin gelmeyeceğinin anlaşılması, 1936’da imzalanan Alman-Japon Paktı ile Sovyet Rusya’nın baskı altında tutulması. II. DÜNYA SAVAŞI (1939-1945) SAVAŞ ÖNCESİNDEKİ GELİŞMELER Japonya I.Dünya savaşı ile Batılı devletlerin birbirleriyle olan mücadeleleri Uzak Doğu’ya olan ilgilerini azaltmıştır. Bu durumu fırsat olarak gören japonya Almanya’nın Pasifik’teki sömürgelerini işgal etmiştir Çin üzerinde bir çok ekonomik ayrıcalık elde eden Japonya kısa süre içerisinde Uzak Doğu’nun en güçlü devleti haline gelmiştir. Uzak Doğu’da topraklarını genişletmek isteyen Japonya’nın doğal yönden zengin olan Mançurya ve Çin’e egemen olmak istemesi bu devleti diğer güçlerle karşı karşıy getirmiştir. Japonya’nın yayılmasının önüne geçmek isteyen Batılı devletler 1922’de “ Washington Deniz Silahsızlanması Konferansı” nı düzenlediler. Bu konferansta Japonya’nın Çin üzerindeki egemenliğini kısıtlayan kararlar alınırken Japon donanmasının sınırlandırılmasına çalışılmıştır. Japonya’da iktidarda olan liberaler Yumuşak Yayılma Politikası ile ele geçirmek istedikleri bölgelerde nüfuz kurmaya çalışmışlardır. Askeri nitelikli hükumet 1929 Ekonomik kriziyle askeri güce dayalı yayılmacı politikaları hayata geçirmiştir. Japonya, 1931’de Mançurya’yı işgal ederek Çin’e yöneldi. Asya’daki faaliyetlerinde serbest kalmak amacıyla, 1933’te Milletler Cemiyetinden; 1934’te Washington Antlaşması’ndan çekildi. Aynı zamanda 1934’te, “Asya, AsyalIlarındır.” diyerek Batılıların Çin’le olan münasebetlerini kesmelerini istedi. Japonya’nın yayılmacı politikası, Uzak Doğu’da güçler dengesini bozdu. Bu bölgede çıkarları olan İngiltere ve ABD gibi devletler, önce Japonya’nın bu tutumuna tepkisiz kaldı. Ancak Japonya’nın 1937’de Çin’e saldırması üzerine bu devletler Çin’e yardıma başladı. 1938’de Japonya doğu ve orta Çin’in topraklarını ele geçirdi. Batılıların doğu Asya’dan atılmasını öngören “Yeni Düzen”i ilan etti. Not : 7 İtalya I.Dünya Savaşı’ndan istediğini alamayan İtalya’da siyasi, ekonomik krizler patlak vermiş ve bu durum Benito Mussolini’nin iktidara gelmesinde etkili olmuştur. Kendisine Duçe ünvanı verilen Mussolini kısa sürede muhalefeti ve demokratik kurumları ortadan kaldırmıştır. Roma İmparatorluğunu yeniden kurmayı amaçlayan Mussolini İtalya’sı Balkanlar ve Avrupa’da genişleme siyaseti gütmüştür. Hitler’le birlikte Alman dış politikası yeniden şekillendi. Bu politikanın ilk aşaması Versay Antlaşması’nın maddelerinden kurtulmaktı. İkinci aşama Almanya sınırları dışında yaşayan tüm Almanları tek bir çatı altında toplayarak ulus devlet ilkesini gerçekleştirmek üçüncü aşama ise Hayat sahasını genişletmek idi. 1. Aşama Amaç Almanya’nın Versay Antlaşması’nın getirdiği kısıtlamalardan kurtulmasıdır. İlk sorun Yugoslavya ile yaşandı. “Serbest Şehir” olarak bağımsızlık statüsüne kavuşturulan Fiume, Mussoli’ninin Yugoslavya’ya baskısı sonucunda 1924’te İtalya’ya katıldı. Sonraki dönemde Yunanistan’a ait Korfu Adası işgal edilmiş ve Arnavutluk nüfuz altına alınmıştır. Bu aşamada Almanya; Silahsızlanma Konferansı ve Milletler Cemiyeti’nden çekildiğini ilan etmiştir( 1933) Hızlı ama gizli bir şekilde silahlanarak ordu ve donanmasını güçlendirmiştir. Locarno Antlaşması’nı feshetmiştir. Zorunlu askerlik sistemini yeniden getirmiştir. Saar bölgesini Fransa’dan plebisit yoluyla almıştır. Tarafsız Ren Bölgesi’ne asker sokmuştur.(1936) Fransa çaresiz bu durumu kabullenmek zorunda kalmıştır. Avusturya ile birleşmiştir. (anschluss olayı -1938) Berlin-Roma-Tokyo Mihveri’nin kurulmasını sağlamıştır. İtalya’nın bu saldırgan politikası Fransa ile ilişkilerini olumsuz etkilemiş ve bu doğrultuda İtalyan – Alman yakınlaşması başlamıştır. İngiltere ise İtalya’yı Fransa’ya karşı bir denge unsuru olarak görmüş bu doğrultuda 1935 yılına kadar ingiliz – italyan münasebetleri iyi şekilde devam etmiştir. İtalya’nın Habeşistan’ı işgali I.Dünya Savaşı sonrası ekonomik sıkıntılar içinde olan İtalya, 1929 Ekonomik Krizi’nden de oldukça etkilendi. Bir sanayi ülkesi olmasına rağmen ham madde kaynakları bakımından tamamen dışarıya bağımlı olan İtalya, ekonomik sarsıntılar içerisinde bütçe ve dış ticaret dengesinde açıklar vermeye başladı. Bu nedenler İtalya’yı doğal zenginliklere sahip Habeşistan’a doğru yöneltti. 2.Aşama Almanya’nın sınırları dışında yaşayan tüm Almanları tek bir çatı altında toplayarak ulus devlet ilkesini gerçekleştirmek istemesi’dir. Ayrıca 1931’de Japonya’nın Mançurya’ya saldırması, Almanya’nın Versay şartlarından kurtulma girişimlerine İngiltere ve Fransa’nın tepkisiz kalması İtalya’yı Habeşistan’ın işgali konusunda harekete geçirdi. Bu aşamada; Çekoslovakya’da yaklaşık 3,5 Milyon Alman’ın yaşadığı Südetler Bölgesi’nin işgali için çalışmalar başlamıştır. Duruma müdahale etmek isteyen Batılı devletlerin araabuluculuk faaliyetleri başarısız olmuştur. Münih Düzenlemesi ile bölgenin Almanya’ya bırakılması sağlanmıştır. (29 Eylül 1938) İtalya’nın1934’te başlattığı Habeşistan saldırısı 1936’da işgalle sonuçlandı. Avrupa’da İtalya’ya karşı ortak bir cephe kurulamamış ve Habeşistan’a askerî yardım yapılamamıştır. Mevcut durum işgali kolaylaştırdı. UYARI: Habeşistan’ın işgali ile İtalya, Akdeniz’de deniz gücünü elinde tutan İngiltere’ye karşı kuvvetli bir rakip hâline geldi. İtalya’nın Habeşistan’a saldırısı ile Almanya, Locarno Antlaşması’nı feshetti. Avrupa’daki mevcut durum bozuldu. 3.Aşama: Hayat Sahası Her ne kadar politikanın adı hayat sahası olsa da bu kavram Nazi emperyalizminin yeni adından başka bir şey değildir.bu politikayla Adolf Hitler Almanların yaşamadığı bir çok ülkeyi de Almanya topraklarına katmayı amaçlamıştır. ÜLKELER ARASI GRUPLAŞMALAR Nazi Almanyası’nın yayılmasından endişe duyan İngiltere, Fransa ve italya 1935 yılında bu devlete karşı ortak bir cephe kurmuştur. Fakat İtalya’nın Habeşistan’ı işgali İngiltere ile arasını bozmuş ve İtalya Almanya’ya yakınlaşmıştır. Fransa’da ise 1936 yılında Halk Cephesi’nin iktidara gelmesi ile Fransa ile SSCB yakınlaşmı ve ortak cephe bozulmuştur. 1936 yılında Almanya Avusturya’nın bağımsız bir devlet olarak kalacağını taahhüt etmiş bu durum Alman-İtalyan ilişkilerini geliştirmiştir. Bu doğrultuda bir Alman-İtalyan ittifakı olan BerlinRoma Mihveri kurulmuş oldu. 1936 sonrası Rusya’daki rejime karşı olan Almanya ile , Asya ortalarına kadar yayılmayı arzulayan Japonya yakınlaşmış ve Berlin – Tokyo Mihveri kurulmuştur. ( 25 Kasım 1936) 5 Kasım 1937’de İtalya’nın da bu pakta katılması ile “BerlinRoma-Tokyo Mihveri” kurulmuştur. Bu aşamada Almanya; Çekoslovakya’yı işgal etmiştir(1939) Litvanya ile imzalanan bir antlaşma ile Memel Bölgesi’ni almıştır.(1939) İtalya ile Çelik Pakt’ı imzalamıştır ( 1939) SSCB ile Saldırmazlık Paktı imzalanmıştır(1939). 1 Eylül 1939 tarihi’nde Polonya işgal edilmiştir. Not: ***Yatıştırma Politikası*** : Dünya Savaşı’na giden dönemde İngiltere Başbakanı Chamberlain’la özdeşleşen politikadır.Hitler’in esas ilgi alanının doğuda olduğuna inanan Chamberlain, SSCB’ye karşı Almanya’nın kendileriyle iş birliğine gireceğini düşünüyordu. Chamberlain, Münih Antlaşması ile Südet’i alan Hitler’in artık durarak kazandıklarını elinde tutmaya çalışacağını düşündü. Fakat Almanya’nın Çekoslovakya’yı işgali ile yatıştırma politikası sona erdi. Almanya Versay Antlaşması’nın Almanya’ya getirdiği zorluklar ve 1929 Dünya Ekonomik Buhranı, Nazileri Almanya’da iktidara taşımış ve Hitler’in girişimiyle Almanya’da diktatörlük dönemi başlamıştı. 8 II. DÜNYA SAVAŞI’NIN NEDENLERİ: Tüm bu saldırılar meydana gelirken İngiltere ve Fransa hiçbir karşılık veremeyip sınırlarını güçlendirmeye devam etti. Fransa Almanya sınırında oluşturduğu ünlü Maginot Hattı’nı güçlendirdi. I. Dünya Savaşı sonrasında mağlupp devletlere imzalattırılan barış antlaşmalarının ağır siyasi , askeri, ekonomik yaptırımlar içermesi. Alman orduları ilerleyişini Avrupa’da sürdürdü ve Fransa’nın geçilmez olarak düşündüğü Maginot Hattı’nı dağıtıp Kuzey Fransa’yı ele geçirdi, ardından Fransa da düştü. Almanya’nın Fransa’yı işgali üzerine 22 Haziran 1940’da Alman-Fransız Ateşkes Antlaşması imzalandı. Antlaşmaya göre Fransa’nın kuzeyini Almanya, Güneyini ise yine kendisine bağlı hareket eden Vichy Hükümeti yönetecektir. Not: Almanya’ya imzalattırılan Versay Antlaşması’nın Almanya’yı savaş sonrası büyük sıkıntıya sokması ve Avrupa siyasetinde önem kaybetmesine neden olması II. Dünya Savaşı’nın en önemli nedenlerinden biridir. Almanya ve İtalya’da aşırı milliyetçi ve saldırgan yönetimlerin iş başına gelmesi Japonya’nın Güney Doğu Asya’daki sömürgeci tutumu İtalya’nın Habeşistan’ı işgali, Millletler Cemiyeti’nin Dünya barışını korumada ve işgalleri önlemede yetersiz kalması Berlin-Roma-Tokyo Mihver Devletleri’nin kurulması Fransa’da Alman yanlısı Vichy Hükümeti’nin kurulması üzerine Fransız General Charles De Gaulle direnişi başlatmak amacıyla Londra’ya kaçmış ve burada Hür Fransız Kuvvetleri’ni oluşturup Fransız bağımsızlığı için çalışmaya devam etmiştir. İngiliz – Alman Hava Savaşı Almanya’nın, Avrupa’yı hızla işgal etmesi üzerine İngiltere Avrupa’da yalnız kaldı. Ağustos sonlarında Hitler, İngiltere’ye karşı hava saldırısı başlattıysa da “Kartal Hücumu” adı verilen bu saldırı başarılı olamadı. SAVAŞIN BAŞLAMASI: II. Dünya Savaşı Mihver Devletler ile Müttefik Devletlerarasında gerçekleşmiştir. Mihver Devletler: Almanya, İtalya ve Japonya. Müttefik Devletler: İngiltere, Fransa, SSCB, ABD Almanya- SSCB Savaşı Almanya Kartal Hücumu’nda hava ve deniz gücü bakımından üstün olan İngiltere’ye karşı başarısız olunca hayat sahası için gerekli olan zenginlikleri doğuda aramaya karar verdi. Bu durum Almanya’nın SSCB’ye saldırmasına neden olmuştur. Almanya, Versay’la serbest şehir statüsüne geçirilen Danzig’i Polonya’dan istedi. Bu istek kabul edilmeyince Almanya Polonya’yı işgal etmeye karar verdi. Ancak İtalya’nın 1942 yılı sonuna kadar savaşa girmeyeceğini bildirmesi üzerine Almanya SSCB’ye yaklaştı. 23 Ağustosta “SSCB - Almanya Saldırmazlık Paktı” imzalandı. Paktın gizli maddelerine göre Baltık Bölgesi ve Polonya toprakları iki devlet arasında pay edildi. Bu gelişme üzerine İngiltere ve Fransa, SSCB ile ilişkisini kesti. İngiltere, Polonya ile bir ittifak antlaşması yaptı. Nedenleri: Almanya’nın Sovyet Komünizmini yok etmek istemesi, SSCB’nin Alman Hayat Sahası için Balkanlar ve Boğazlar için tehlike arz etmesi. Almanya SSCB işgali öncesinde Balkanlara yönelip Romanya ve Bulgaristan ittifak antlaşmaları yaptı, Yugoslavya ve Yunanistan’ı işgal etti. Daha sonra 22 Haziran 1941’de SSCB’ye saldırarak “Barbarossa Harekâtı”nı başlattı. Harekâtın amacı en geç 6 ay içerisinde Rusya’yı teslim almaktır. Alman Birlikleri başlangıçta hızlı bir şekilde ilerleme kaydetse de ilerleyen dönemde çetin kış şartlarının gelmesi, Rusların Japonya ile saldırmazlık antlaşması yapıp tm güçlerini Almanlara karşı kullanması gibi nedenlerden ötürü Alman ilerleyişi durmuş ve harekât Almanlar açısından başarılı olamamıştır. Almanya SSCB ile imzaladığı Saldırmazlık Paktı’ndan kısa süre sonra 1 Eylül 1939’da Polonya’yı işgal etti. Bunun üzerine İngiltere ve Fransa Polonya’ya verdikleri güvenceye uyarak 3 Eylül 1939’da Almanya’ya savaş ilan etti. Bu adımla birlikte dünya tarihinin en büyük yıkımı olan II. Dünya Savaşı başlamış oldu. Savaşın başlamasından kısa süre sonra SSCB 17 Eylül’de Polonya’ya girdi. Rus ve Alman birlikleri ilerleyişini sürdürdü. Alman birliklerinin başkent Varşova’ya girmesi üzerine Almanya ve SSCB Moskova’da yaptıkları bir antlaşma ile Polonya’yı paylaştılar. Antlaşmaya göre Polonya’nın doğusu SSCB’ye, Batısı ise Almanya’ya bırakıldı. Alman kuvvetleri 1942 ilkbaharında ikinci bir saldırıda bulunduysa da Moskova’yı ele geçirememiştir. Aynı tarihlerde Almanlar güneye doğru bir harekât başlattı. Fakat SSCB olası bir Alman saldırısına karşı bir tampon bölge oluşturmak adına Estonya, Letonya ve Litvanya’yı işgal etti. Finlandiya ise gösterdiği tüm çabalara rağmen bazı sınır bölgelerini SSCB’ye bırakmak zorunda kaldı(1940) Harekâtın amacı; Kafkaslar üzerinden güneye inip İran petrol kaynaklarını ele geçirmek, Müttefiklerin iran üzerinden SSCB’ye yapacakları yardımları engellemek, Hindistan’a ulaşıp Japonya ile birleşmek. II. DÜNYA SAVAŞINDA CEPHELER: Avrupa Cephesi, Kuzey Afrika Cephesi, Pasifik Cephesi Alman Birlikleri bu taarruzla Kafkaslara girmiş , Kırım’ın Maikop Petrol bölgesini ele geçirmiştir. Bu kayıpla Sovyetler’in kömür ve akaryakıt kaynaklarının yarısı Almanların eline geçmiş ve Sovyet birlikleri Stalingrad’a çekilmek zorunda kalmıştır. Ağustos 1942’de iki ordu Stalingrad’da karşılaşmış ve yaklaşık 3 ay süren Stalingrad Muharebesi Rusların galibiyetiyle sonuçlanmıştır. AVRUPA CEPHESİ: İngiltere ve Fransa savaşı kısa sürede sona erdirmek adına Almanya’yı ekonomik olarak zayıflatmayı amaçlamıştır. Bu amaçla Norveç kömürünün Almanya’ya ulaşmasını engellemek için Norveç kıyılarını mayınladı. Bunun üzerine Almanya Danimarka ve Norveç’i işgal etti. Alman orduları kısa süre içerisinde Norveç, Danimarka, Belçika, Hollanda, Lüksemburg’u işgal etti ( Yıldırım Savaşı Taktiği ). 1943 yazı başlarında Alman orduları Rus Cephesi’nde geri çekilmeye başlamıştır. 9 KUZEY AFRİKA CEPHESİ Pearl Harlbour Baskını ve ABD’nin Savaşa Girişi İtalya 10 Haziran 1940 tarihinde İngiltere ve Fransa’ya savaş ilan ederek Almanya’nın yanında savaşa dahil oldu. İngiltere’yi mağlup edebilmek için onun denizlerdeki gücünün kırılması gerektiğini düşünen İtalyanlar; Cebelitarık, Malta, İskenderiye ve Süveyş’i bombaladı. İngilizler de buna karşılık Rodos ve İtalya’nın endüstri bölgelerini bombaladı. Akabinde İtal- Japonya I. Dünya Savaşı’ndan sonra Pasifik bölgesinde ABD ve İngiltere’nin baskısı altında kalmıştı.Japon yöneticiler II. Dünya Savaşı’nı bir fırsat olarak görüp bu baskıdan kurtulmak istedi. Savaş çıktığı sırada Japonya, Çin’in işgaliyle uğraşıyordu. İngiltere ve Fransa Avrupa’da savaşınca ABD, Uzak Doğu’da yalnız kalarak Çin’i desteklemekten vazgeçti. Böylece Japonya daha serbest kaldı ve güneye doğru yöneldi. 1940’ta da Fransa, Almanya’ya yenilince Almanya’nın Vichy hükümetine baskısı sonucu Japonya, Fransa’ya ait Çinhindi’nden stratejik üsler aldı. ya, Afrika’da kara harekâtına başladı. İtalya 1940 Ağustosunda İngiliz ve Fransız Somalisi ile Sudan’a saldırdı ve bu bölgeden İngilizleri çıkarttı. Akdeniz’e kesin hâkim olmak isteyen İtalyanlar bu kolay başarıdan sonra İngilizleri tüm Afrika’dan çıkarabileceklerini düşünüp Süveyş harekâtına karar verdiler. 1940 Eylülünde İtalyanlar, Trablusgarp üzerinden saldırıya geçerek bir haftada Süveyş’in 150 km batısına kadar geldiler. Bu noktada karşı saldırıya geçen İngilizler, beş gün içinde İtalyanları Mısır’dan çıkardı ve 1941 Mart ayında İtalyan işgalindeki Bingazi’yi ele geçirdiler. ABD’nin Japonya’ya koyduğu petrol ambargosu koyarak Japon ekonomisini yıpratıyordu. Bu sorunu diplomatik yollarla çözemeyen Japonya, 7 Aralık 1941’de ABD’nin Pasifik Pearl Harlbour’a saldırdı. Kısa sürede ABD’nin Pasifik Donanması’yla hava filosunun büyük bölümü etkisiz hâle getirildi. İtalya, 31 Mart 1941’de Almanya’nın müdahalesi ile Kuzey Afrika’da yeni bir harekât başlattı. Almanya, harekâta büyük önem veriyordu. Plana göre Mihver Devletler Orta Doğu Bölgesi’ni kıskaç içine alacaktı. Bingazi, Derne, Tobruk ve Sallum ortak Alman-İtalyan taarruzu ile İngiltere’den geri alındı. Bunun üzerine İngilizler karşı saldırıya geçerek Alman-İtalyan kuvvetlerini Mısır ve Libya’dan attıkları gibi Bingazi’ye kadar ilerleyişini de sürdürdü. Bu harekâtla İngiltere İtalya’nın sömürgelerini elinden alırken Kuzey Afrika’nın büyük bir bölümünü ele geçirdi. Bu olay üzerine ABD 8 Aralık’ta Japonya’ya, 11 Aralık’ta da Almanya ve İtalya’ya savaş ilan etti. Not: Baskının stratejik olarak başarılı olamamasının en önemli sebebi Japonların ABD petrol kuyularını vurmaması ve üssü işgal etmemesidir. Birleşmiş Milletler İttifakı’nın kurulması (1942) ABD, 1942 Ocak ayında İngiltere, SSCB ve 22 devletin katılımı ike Birleşmiş Milletler İttifakı’nı kurmuştur. Buna göre katılımcı devletler Atlantik Bildirisi’nin maddelerini kabul ettiler. ABD, II. Dünya Savaşı’na girince Kasım 1942’de Fransa’ya ait Atlas Okyanusu ve Akdeniz kıyılarına asker çıkardı. Fas ele geçirilince İngiltere de İtalya’nın Afrika topraklarına karşı saldırıya geçti. 1943 Mayısında tüm Alman ve İtalyan birlikleri teslim oldu. Pasifik Savaşları 1942’ye gelindiğinde güçler dengesi Mihver Devletlerin lehine idi. Almanya Avrupa’da; Japonya Uzak Doğu’da üstün durumdaydı. LYS 2013 İtalya’nın İkinci Dünya Savaşı’nda Süveyş Kanalı’nı ele geçirmek istemesi, Cebelitarık, Malta, Süveyş, Aden bağlantı hattına hâkim olan hangi devletin çıkarlarını tehlikeye düşürmüştür? A) Almanya D) Fransa Japonya, Pearl Harlbour baskını sonrasında birliklerini güneye yönlendirdi. Güneyde ABD’nin Manila; İngiltere’nin ise Singapur ve Hong Kong’ta üslerini ele geçirdi. Daha sonra Birmanya’ya ve Endonezya’ya asker çıkardı. Nisan 1942’de Japonya, Avustralya’da durduruldu. Mayıs ayında Amerikan ve Japon filoları Mercan Denizi’nde karşılaştı ve Japonya burada yenildi. Savaş sırasında ABD donanmasının toparlandığını gören Japonya, vakit kaybetmeden ABD’nin Midway üssüne saldırı planladı. 4 Haziranda Amiral Yamamoto önderliğinde gerçekleştirilen Japonya’nın Midway saldırısı, başarısızlıkla sonuçlandı. B) ABD C) İngiltere E) İspanya PASİFİK CEPHESİ Savaş Öncesi ABD ABD savaşın başında tarafsızlığını ilan etmiş ve tarafsızlık politikasını sürdürmeye devam etmiştir. Buna rağmen Amerikan kamuoyu baskıcı ve totaliter Hitler Almanyası’na karşı bir duruş sergiliyordu. Dönemin ABD başkanı Franklin Roosevelt yayınladığı bir bildiriyle halkını tarafsız kalmaya çağırıyordu. Fakat savaşın Alman lehine dönmesi ABD’nin tutumunu değiştirmesine yol açmış ve 1941 yılında ABD tarafından çıkarılan “Ödünç Verme ve Kiralama Yasası” ile Mihver Devletlere karşı savaşan devletlere yardım kararı alınmıştır. BARIŞA DOĞRU Avrupa’da Savaşın Sona Ermesi Roosevelt ve Churchill, 14-24 Ocak 1943’te dünenlenen Kazablanka Konferansı’nda “Mihver Devletlerin kayıtsız şartsız teslim alınması”na dair kararlar aldılar ve harekete geçtiler. İngiliz-ABD kuvvetleri Fas ve Cezayir kıyılarına düzenledikleri bir çıkarma ile 1943 Mayısı’nda Alman ve İtalyan birliklerini Kuzey Afrika’dan attılar. Müttefik Kuvvetleri bu başarı sonrasında İtalya’yı etkisiz hale getirmek için Temmuz 1943’de Sicilya’yı işgal etmiş ve kısa süre sonra Mussolini iktidardan düşmüş ve tutsak edilmiştir. Mussolini’nin yerine gelen İtalyan Mareşal Bandoglio müttefiklerle 3 Eylül 1943’te ateşkes antlaşması imzalamıştır. Atlantik Bildirisi ( 14 Ağustos 1941 ) II. Dünya Savaşı sırasında İngiltere Başbakanı Winston Churchill ile ABD Başkanı Franklin Roosevelt 14 Ağustos 1941’de ortak bildiri yayınlandı. Bu maddeler daha sonra Birleşmiş Milletler Antlaşması’na dâhil edildi. Bildirinin maddeleri özetle şöyleydir: Savaş sonrası toprak kazanımı olmayacak, İlgili halkın rızası olmadan toprak alımı olmayacak, İnsanlar korku ve açlıktan kurtarılacak, Uluslar kendi geleceklerini kendileri belirleyecek, Açık denizlerde ticaret serbestisi sağlanacak, Uluslararası iş birliği sağlanıp geliştirilecek, Temel hammaddelerden eşit şekilde yararlanılacak, Mihver Devletler silahtan arındırılacak ve savaştan sonra topyekûn silahsızlanmaya gidilecek. Almanya bu ateşkese tepki göstermiş, düzenlediği bir harekatla Mussolini’yi tutsaklıktan kurtarıp onu tekrar Kuzey İtalya’da iktidara getirmiştir. Müttefikler, Fransa’nın Alman işgalinden kurtarılması amacı ile 6 Haziran 1944’te düzenledikleri Normandiya Çıkarması’nı düzenlemiştir. Harekâtı 10 yöneten kişi ABD’li General Eisenhower’dır. Müttefik kuvvetleri için başarılı geçen harekât sonrası 25 ağustos 1944 itibariyle müttefikler başkent Paris’i kurtarmışlardır. Bu sırada Sovyet birlikleri Bulgaristan, Çekoslovakya, Baltık ülkelerini ele geçirmiştir(1944). Sovyet birlikleri doğudaki ilerleyişini sürdürmüş ve 1945 Nisan ayında Berlin’i kuşatmış, bunun üzerine Alman lider Adolf Hitler intihar etmiştir. Not: Konferansın en önemli sonucu, zafere doğru yaklaşıldıkça müttefikler arasındaki görüş ayrılıklarının da oluşmaya başlamasıdır. Moskova Konferansı (1944) 1945 Mayıs ayında Müttefikler İtalya’yı tamamen kontrol altına almış, 7 Mayıs 1945’te Almanya teslim olmasıyla Avrupa’da savaş bitmiştir. Katılımcılar: Churchill(İngiltere) ve Joseph Stalin (SSCB) Pasifik’te Savaşın Sona Ermesi Japonya Ekim 1944 yılında ABD ile yapılan Leyte Deniz Savaşı’nı kaybetmiş ve donanmasının büyük bölümünü kaybetmiştir. Amerika savaşın bitişini hızlandırmak amacıyla 6 Ağustos 1945’te Hiroşima’ya, 9 Ağustos 1945’te ise Nagasaki’ye atom bombası attı. Japonya bu olay üzerine. 2 Eylül 1945’te ABD’nin Missouri zırhlısında imzaladığı bir ateşkes antlaşması ile teslim oldu ve II. Dünya Savaşı sona erdi. II. DÜNYA SAVAŞI KONFERANSLAR SIRASINDA Bu Konferansta İngiltere ve SSCB Balkan ülkelerini kendi aralarında nüfuz bölgelerine ayırmışlardır. Yapılan anlaşmaya göre; Romanya Rus, Yunanistan İngiliz nüfuzuna, Macaristan ve Yugoslavya %50 ingiliz, %50 Rus nüfuzuna, Bulgaristan %75 Rus, %25 İngiliz nüfuzuna terk edilecektir. (Bu oranların anlamı, kabinelere girecek ve temsil edilecek siyasi eğilimlerin oranıydı.) DÜZENLENEN Yalta Konferansı (4 – 11 Şubat 1945) Katılımcılar: Roosvelt(ABD),Churchill(İngiltere),Stalin(SSCB) Casablanca Konferansı ( Ocak 1943) Katılımcılar: Churchill ( İngiltere ) , Roosevelt Konferansta barışın sağlanması için tek şartın Mihver Devletlerin kayıtsız şartsız teslimi olduğu belirtilmiştir. Gelecekte yapılacak olan barışın esaslarını belirlemek amacıyla Yalta’da düzenlenmiştir. Washington Konferansı ( Mayıs 1943) Katılımcılar: ABD, İngiltere, SSCB, Çin Şifre Adı: Trident Konferansı İtalya işgal edilecektir Savaş sonrasında oluşturulacak olan barışın korunması sorumluluğu ABD, İngiltere, SSCB ve Çin’e verilmiştir. Quebec Konferansı ( Ağustos 1943 ) Katılımcılar: Roosevelt(ABD), Churchill ( İngiltere ) ve iki devletin genelkurmayı. “İkinci cephe Fransa’nın Normandiya kıyılarında açılacaktır” kararı alınmıştır. İngiltere Türkiye’nin de savaşa girmesi konusunda ısrar etmiş fakat başarılı olamamıştır. İngiltere, savaştan sonra SSCB ile Avrupa’da tek başına kalmaktan çekinmiş bu nedenle Yalta’da Fransa’nın da Almanya ve Avusturya işgaline katılmasını sağlamıştır. SSCB Doğu Avrupa’dan ordularını çekmeye ve serbest seçimleri yapmaya söz verdi. SSCB, Almanya’dan tazminat almayı garanti altına almıştır. SSCB, Japonya’ya savaş açmayı kabul etmiş, karşılığında savaş sonrası kurulacak olan Birleşmiş Milletler’de üç sandalye kazanmıştır( SSCB, Belarus, Ukrayna). Mihver Devletler’e savaş ilan eden devletlerin kurulacak olan teşkilata kurucu üye olarak katılacağı belirtilmiştir. Not: Moskova Konferansı ( Ekim 1943) Potsdam Konferansı (Temmuz-Ağustos 1945) Katılımcılar: ABD, İngiltere, SSCB ve Çin Churchill Türkiye’nin de savaşa Müttefikler yanında savaşa girmesini ve Almanya’ya karşı açılacak olan ikinci cephenin Balkanlar üzerinden yapılması konusunda ısrar etmiştir. Sovyetler ise buna kesinlikle karşı çıkmıştır. Katılımcılar: İngiltere, ABD, SSCB Savaş sonrası dünya barışını korumak için bir barış örgütü kurulacaktır. Mayıs 1945’de Almanya’nın teslim olmasından sonra Berlin yakınlarındaki Potsdam’da düzenlenmiştir. Almanya; ABD, İngiltere, Fransa ve SSCB arasında işgal bölgelerine ayrılmıştır. Savaş suçlularının yargılanmasına karar verilmiştir. Avusturya’nın başkenti Viyana dört işgal bölgesine ayrılmıştır. İtalya’nın Mussolini’nin devrilmesinden sonra müttefiklerle yaptığı iş birliği göz önüne alınacak ve yapılacak olan antlaşma pek ağır olmayacaktır. İran derhal boşaltılacaktır. Kahire Konferansı ( 22 - 26 Kasım 1943 ) Katılımcılar: İngiltere, ABD, Çin, Türkiye İngiltere ve ABD’nin Tahran’da yapılacak konferansa gitmeden görüş birliğine varması ve Çin Devlet başkanı Chiang Kai- Shek’le görüşülmesi amacıyla düzenlenmiştir. Tahran Konferansı (28 Kasım – 1 Aralık 1943) Not: Katılımcılar: İngiltere, ABD, SSCB 11 İnsan Hakları İhlalleri LYS 2013 İkinci Dünya Savaşı sırasında mart 1945’e kadar Mihver Devletlere savaş ilan eden devletlerin Birleşmiş Milletler Teşkilatının kurucu üyeleri arasında yer alabileceği kararı, aşağıdaki konferanslardan hangisinde alınmıştır? A) Kahire B) Potsdam D) Moskova II. Dünya Savaşında özellikle Almanya, SSCB ve Japonya insan hakları ihlallerinde bulunmuştur. Potsdam Konferansı’nda savaş suçlularının cezalandırılması kararı verişmiştir. Bu doğrultuda savaş sonrasında Nürnberg’te kurulan uluslararası mahkemede Nazi Alman yöneticileri ve diğer suçlular; Tokyo’da kurulan mahkemede ise Japon yöneticileri “savaş suçlusu” olarak yargılanmıştır. C) San Francisco E) Yalta II. DÜNYA SAVAŞI’NIN SONUÇLARI 9 Aralık 1948’de Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nca kabul edilen “Soykırımı Suçunun Önlenmesi Ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme” ile savaş suçları “soykırım” olarak adlandırılmıştır. a.Siyasi Sonuçları Faşizm ve Nazizm gibi alırı milliyetçi akımlar etkisiz hale getirildi. Dünyadaki siyasi dengeler Müttefikler lehine değişti. Emperyalist devletlerin sömürgeleri bağımsızlıklarını kazanmışlardı.(Cezayir, Fas,Tunus,Libya,Mısır,Hindistan…) Birleşmiş Milletler Teşkilatı kuruldu. Almanya iki ayrı devlete bölündü. Bir çok ülke savaşın olumsuzluklarını gidermek adına reformlar yaptı. ABD ve İngiltere’nin desteği ile Filistin’de Yahudi devleti kuruldu(1948). SSCB’nin uluslar arası alanda dışlanma süreci sona erdi ve bir çok doğu Avrupa ülkesince kurtarıcı olarak görülmeye başlandı. Savaşta sömürgelerini kaybeden italya’da 1946 yılında yapılan hlk oylamasıyla cumhuriyete geçildi. Japonya ABD birliklerince işgal edildi. ABD ve SSCB savaştan iyice güçlenerek çıktı. İki devlet arasındaki görüş ayrılıkları dünyayı kutuplaşmaya götürdü ve savaş sonrası iki kutuplu bir dünya düzeni ortaya çıktı : Batı Bloğu (ABD) ve Doğu Bloğu (SSCB) 10 Aralık 1948’de ise “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi” Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmiştir. KPSS 2013 İkinci Dünya Savaşı’nın ardından; I. Almanya II. Kore III. Japonya topraklarının hangilerinde farklı rejimlerle yönetilen iki ayrı devlet kurulmuştur? A) Yalnız I B) Yalnız II C) Yalnız III D)I ve III E) II ve III BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TEŞKİLATI II. Dünya Savaşı sonrasında uluslar arası barışı ve devletler arası işbirliğini sağlamak amacıyla New York merkezli kurulan örgüttür. Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın kuruluşuna giden yolda atılan adımlar: 1941 yılında ABD ve İngiltere tarafından yayınlanan Atlantik Bildirisi ile temelleri atılmıştır. Roosevelt(ABD) ve Churchill(İngiltere) 1 Ocak 1942’de Birleşmiş Milletler Demeci’ni yayınlanmışlardır. 1943 Moskova konferansı’nda ABD,SSCB,İngiltere ve Çin teşkilatın kurulması konusunda anlaşmıştır. 1944 Washington Konferansı’nda Müttefikler kurulacak olan teşkilatın görev,yetkileri ve biçimini belirlemiştir. Şubat 1945’de düzenlenen Yalta Konferansı’nda Mihver Devletler’e savaş ilan eden devletlerin kurulacak olan teşkilata kurucu üye olarak katılacağı belirtilmiştir. 1945 San Francisco Konferansı’nda aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 51 ülke Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın kurulduğunu resmen ilan etmiştir. b.Ekonomik Sonuçları Savaş sırasında birçok şehrin zarar görmesi ülkelerin sanayi ve ticaretlerini olumsuz etkilemiştir. Avrupa ülkeleri önemli miktarrda para kaybetmiş, İngiliz ekonomisi iflas etmiştir. Avrupa ülkelerinde aşırı fiyat artışları görülmüştür. Washington’da 1944 yılında “Uluslararası Para Fonu” (IMF) kurulmuştur. 1944 Temmuzunda 44 devlet tarafından “dolar”ın altın yerine kullanabilen uluslararası para birimi olduğu belirtilmiştir. c.Toplumsal Sonuçları II. Dünya savaşında aralarında sivillerin de bulunduğu milyonlarca insan hayatını kaybetmiştir. Savaş sonunda Avrupa ve Asya’da nüfus hareketleri görülmüştür. Almanya’da gönüllü ya da zorla çalıştırılan yabancı işçi, savaş esirleri ve toplama kamplarından kurtulabilenler Almanya’yı terk etmişlerdir. Sovyet ordusundan kurtulabilenler ve Orta Avrupa’daki topraklarından ayrılan Germen kökenliler Almanya’ya geri dönmüşlerdir. Japonya’nın kaybettiği topraklarda yaşayan Japonlar ülkelerine geri dönmüştür. Not: Milletler Cemiyeti 19 Nisan 1946’da tüm görev,yetki ve sorumluluklarını Birleşmiş Milletler’e devretmiştir. 12 Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın Alt Kuruluşları Genel Kurul Üye devletlerin eşitiliği vardır. Yılda 1 defa toplanır. Her devletin 5 temsilcisi vardır. Uluslararası Adalet Divanı BM’nin yargı organıdır. Hollanda’nın Lahey kentindedir. Vesayet Konseyi Genel Sekreterlik Güvenlik Konseyi Kendini idare edemeyen ülkelerin koruma ve yönetilmesinden sorumludur. Genel Kurul ve Güvenlik Konseyi’nce alınana kararların uygulanmasını denetler. BM’nin yürütme organıdır.Barış ve güvenlikten sorumludur. SAVAŞ YILLARINDA TÜRKİYE Dünyadaki ekonomik ve sosyal kalkınmayı amaçlar. Türkiye görüşmeler sonunda müttefiklerin savaşa girme teklifini reddetmiştir. Türkiye Cumhuriyeti II. Dünya Savaşı öncesinde Atatürk’ün “Yurtta sulh , cihanda sulh” politikasını sürdürmüştür. Savaş sırasında da gerek Müttefikler gerek Mihver Devletler Türkiye’yi yanlarında savaşa sokmak istemişler, Türkiye ise sonuna kadar tarafsızlığını sürdürmeye çalışmıştır. Ancak Mihver Devletler’in yayılmacı ve saldırgan politikalarına karşı Müttefiklere daha yakın bir duruş sergilemiştir. Ekonomik ve Sosyal Konsey Kahire Konferansı ( 4-6 Aralık 1943) İsmet İnönü(Türkiye),Churchill (İngiltere) ve Roosevelt(ABD) arasında yapılmıştır. Müttefikler Türkiye’ye tarafsız kalmasının savaş sonunda Türkiye’yi yalnızlığa iteceğini ve savaş sonrasında SSCB tehlikesiyle yalnız başına mücadele etmek zorunda kalacağını bildirmişlerdir. Müttefiklerin baskısının artmasının üzerine Cumhurbaşkanı ismet inönü “ilke olarak” savaşa katılmayı kabul etse de yeterli silah, mühimmat ve techizat verilmedikçe savaşmayacağını bildirmiştir. Bu durum Müttefiklerin Türkiye’ye yaptıkları yardımı sekteye uğratırken iki taraf ilişkilerini de durma noktasına getirmiştir. 1939 yılında savaş olasılığının artması üzerine İngiltere ve Fransa ile yapılan görüşmeler doğrultusunda Türkiye “Barış Cephesi”nde yer aldığını ilan etmiştir. İngiltere ve Fransa ile yapacağı antlaşmaya SSCB’nin de katılmasını amaçlayan Türk Dışişleri Eylül 1939’da Moskova’ya temsilcilerini göndermiş fakat Rusya’nın Boğazlar üzerinde söz sahibi olmak istemesi üzerine görüşmeler başarısız olmuştur. Sovyetlerle yapılan görüşmelerin başarısız olması üzerine Türkiye, İngiltere ve Fransa arasında Ankara’da Karşılıklı Yardım Antlaşması imzalanmıştır (19 Ekim 1939). Bu ittifakla taraflar Akdeniz’de savaşa neden olacak bir devlete karşı koymayı garanti altına almışlardır. 1940 yılında İtalya’nın savaşa girmesi ile Türkiye’nin Ankara Antlaşması’ndaki yükümlülükleri gündeme geldi. Bu dönemde SSCB-Alman yakınlaşması Türkiye’yi çekinceye itmiş ve Türkiye kendisine Müttefiklerce verilen desteğin az olduğunu öne sürerek tarafsızlığını sürdürmüştür. Alman ordularının 1941 yılında Balkanlara girmesi üzerine İngilizler Türkiye’nin de saldırıya uğramasından çekinmiş ve Türkiye’nin savaşa girmesini istemiştir. 1941 Haziranı’nda Sovyet topraklarına girmeye hazırlanan Almanya , Türkiye ile Saldırmazlık Antlaşması’nı imzalamıştır. Aynı yıl SSCB ve İngiltere Türkiye’nin toprak bütünlüğüne saygı duyduğunu ilan etmiştir. Türkiye’nin Müttefikler yanında savaşa girmesini isteyen Churchill Adana’da Cumhurbaşkanı İsmet Paşa’yla görüşmüştür. : Müttefikler 28 Kasım-1 Aralık 1943 tarihinde düzenlenen Tahran Konferansı’nda da Türkiye’nin savaşa girmesi konusunda girişimde bulunmuşlar, fakat Türkiye kabul etmemiştir. 1944 yılı içerisinde Türkiye, Müttefiklerle olan ilişkilerini yeniden canlandırmaya gayret etti. Bu amaçla askerî nitelikli Alman gemilerin Boğazlardan geçmesini engelledi ve Almanya’ya yaptığı ihracatı durdurdu. Türkiye’te savaş sonrası düzenin oluşturulacağı San Francisco Konferansı’na katılabilmek ve Yalta Konferansı kararlarına göre Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın asil üyeleri arasında yer alabilmek amacıyla Almanya’ya resmen savaş açtı. Fakat Fiilen savaşa girmemiştir. II. DÜNYA SAVAŞI’NIN TÜRKİYE’YE ETKİLERİ Türkiye Cumhuriyeti II. Dünya Savaşı’nda tarafsız kalmayı başarsa da savaştan ciddi şekilde etkilenmiştir. Savaş dolayısıyla çalışan nüfusun önemli bir bölümünün silah altına alınması üretim faaliyetlerini azaltmış bu da ekonomiyi olumsuz şekilde etkilemiştir. Savaş öncesinde ekonomik planlanmalar savaş dolaysıyla askıya alınmış ve ülke gelirinin büyük bölümü savunmaya ayrılmak zorunda kalmıştır. 1929 Dünya Ekonomik Krizi sonrası büyük ölçüde daralmış olan ithalat savaşın ilk yıllarında yarı yarıya azalmıştır. Bunun yanında Müttefiklerin Türk-Alman ticaretini engelleme çalışmaları ekonomik gelişmemizi durdurmuştur. Adana Konferansı ( 30 Ocak-1 Şubat 1943) Alman ordularının 1942 yılında Sovyetlere karşı Stalingrad’daki yenilgisi sonrasında Müttefiklerin Türkiye üzerindeki beklentileri artmıştır. Bu amaçla İngiliz Başbakanı Winston Churchill, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve Başbakan Şükrü Saraçoğlu ile Adana’da bir araya gelmiştir. İngiltere’nin Türkiye’yi kendi yanlarında savaşa sokmak istemesinin nedenleri: Almanya’yı güneyden ve doğudan baskı altına almak, Savaş sonrasında SSCB’nin Balkanlara yerleşmesini engellemek Savaş sırasında Türkiye’de görülen bazı önemli gelişmeler şunlardır: Şehirlerde karartma uygulamasına gidilmiştir. Karadeniz’de Türk gemi seferleri durdurulmuştur. Seferberlikten ötürü II.Beş Yıllık Kalkınma Planı başarısız olmuştur. Hükümet yersiz fiyat artışlarını engellemek amacıyla Narh Koyma uygulamasına gitmiştir. Savaş sırasında çıkarılan Milli Korunma Kanunu (1940, 1942’de değişikliğe gidilmiştir) ekonomi politikalarında belirleyi- 13 ci olmuştur. Bu kanun hükümete ticari hayatı düzenlemeye dair geniş yetkiler tanımıştır. Petrol Ofisi, Et ve Balık Kurumu kurulmuştur. Büyük kentlerde bazı maddelerde karne uygulamasına geçilmiştir (1942) kurulan Ticaret Ofisi ve İaşe Müsteşarlığı gibi yeni kurumlar malların karne ile dağıtımını denetlemiş ayrıca iç ve dış ticaret fiyatlarını belirlemişlerdir. Hükümet stokçuluğunun önüne geçebilmek ve malların piyasadan çekilmesini önlemek amacıyla Ticaret Müsteşarlığını kaldırmış , piyasa üzerindeki denetimleri ve baskıyı azalttı. Aşırı ve vergilendirilmeyen kazançlar göz önüne alınarak Varlık Vergisi ve Toprak Mahsülleri Vergisi çıkarılmıştır. SSCB orduları Doğu Avrupa’da ilerleyerek bu topraklardaki Alman işgaline son verdi. Düzenlenen konferanslarda SSCB işgal ettiği topraklardan çekileceğini belirtse de çekillme şekli y da süresinin belirtilmemesinden dolayı bu bölgelerdeki Sovyet işgali devam etti. SSCB, bu bölgelerde savaş öncesinde Moskova’ya sığınan komünist parti liderlerinin ülkelerine geri dönmelerine imkân sağladı. SSCB ordularının kurtarıcı olarak görüldüğü bu bölgelerde kalması komünist partiler için büyük bir dayanak oldu. SSCB bir taraftan Orta Doğu’ya girmeye çalışırken bir yandan da Avrupa’daki durumunu sağlamlaştırmak için, işgal altında tuttuğu ülkelerde komünist rejimler kurdu. Böylece uydu devletler oluşturarak Doğu Bloku’nun oluşmasına zemin hazırladı. Yalta Konferansı sonunda İngiltere, ABD ve SSCB “Kurtulan Avrupa Hakkında Bildiri” yayınladılar. Bildiride SSCB işgalindeki ülkelerde serbest ve demokratik seçimler yapılıncaya kadar bütün siyasi eğilimleri temsil eden geçici hükümetler kurulması istendi. Bu ülkelerde hükümetler genellikle koalisyon kabineleri şeklinde kuruldu. Fakat kabinelerde önemli bakanlıklar ve bunlara bağlı güvenlik kuvvetleri, mahkemeler ve kitle haberleşme araçları, SSCB yanlısı güçlerin kontrolüne geçti. Bir süre sonra da hükümetler, tamamen Sovyet yanlılarından meydana gelmiş oldu. 1947’ye gelindiğinde Macaristan, Bulgaristan, Romanya, Çekoslovakya ve Polonya’daki hükümetlere karşı muhalefetin tamamı tasfiye edildi. Not:. Bu dönemde ekonomide kullanılmayan harcamaların bir bölümü eğitim ve kültürel alanlara ayrılmıştır. Köy Enstitüleri kurulmuştur (1940) Savaş hakkında milleti bilgilendirmek amacıyla Ankara ve İstanbul Radyosu sürekli yayın yapmaya başlamıştır(1943) SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİ Not: II.Dünya Savaşı sonrasında Asya ve Avrupa’da yeni dengeler hemen kurulamadı. İngiltere ve Fransa gibi devletlerin savaşta yıpranması devletlerarası dengede büyük bir boşluğun ortaya çıkmasına neden olmuştur. Asya’da Japonya’nın, Avrupa’da Almanya’nın yerini tek başına doldurabilecek devletler yoktur. Ayrıca ülkeler barışın sağlandığına inanmış ve Birleşmiş Milletler’e güvenerek ordularının büyük bir bölümünü terhis etmişlerdir. Berlin Buhranı II. Dünya Savaşı sonrası Almanya’nın tümünde olduğu gibi Berlin şehri de dört işgal bölgesine ayrılmıştı. Batılı devletler (ABD,İngiltere ve Fransa) barış antlaşmaları sonrası Almanya’nın toprak bütünlüğünün yeniden sağlanacağını düşünüp işgal bölgelerini birleştirdiler.Bu durumdan rahatsız olan SSCB Batılı devletleri Batı Berlin’den atmak için harekete geçti. SSCB’nin bu girişimi “Berlin Buhranı”na neden oldu. Savaş sonrası ABD’nin kendi kıtasına tekrar dönmesi en fazla SSCB’ye yaradı. Bu ortamda SSCB savaş sırasında işgal ettiği Doğu ve Orta Avrupa ülkelerine kendi siyasi düşüncelerini kabul ettirmiş ve Türkiye, İran, Yunanistan üzerindeki baskısını arttırmıştır. Yine SSCB’nin etkisiyle Uzak Roğu ve Çin’de iç mücadeleler başladı. Not: Bu arada Komünist düzene karşı olan devletler de ABD’nin etrafında birleşmeye ve SSCB ve fikilerine karşı koymaya başladılar. Berlin’i abluka altına alan SSCB giriş çıkışları kontrol etmeye başladı. Batılılar ise ihtiyaçları temin etmek için Berlin üzerinde bir hava koridoru açtılar . SSCB ise ablukadan sonuç alamayınca bir süre sonra bu uygulamadan vazgeçmek zorunda kaldı. Soğuk Savaş: II. Dünya Savaşı sonrasında Doğu ve Batı bloklarının liderleri olan ABD ve SSCB’nin ideolojik, siyasi ve askeri çatışmalarının silahlı mücadeleye dönüşmeden ama dünyanın her tarafında hissedilen uluslar arası gerginlik ve mücadele durumunu ifade eder. Bunun üzerine Batılıların girişimiyle Mayıs 1949’da Batı Berlin Merkezli Federal Almanya Devleti kuruldu. SSCB ise kendi işgal bölgesnde Demokratik Almanya Cumhuriyeti’ni kurdu (Ekim 1949). BLOKLARIN KURULUŞU Federal Almanya’nın hızla gelişmesi, Demokratik Almanya halkının bu ülkeye olan ilgisini arttırmıştır. Bu itibar kaybını önlemek isteyen SSCB lideri Kuruşçev Berlin’in tarafsız bir şehir olmasını istemişse de Batılılar bu teklifi reddetmişlerdir. Soğuk Savaş Dönemi’nde dünya siyaseti ABD ve SSCB’nin belirlediği esaslar etrafında gerçekleşmiştir. Bu dönemde devletlerin genel düşüncesi : “Müttefik olmayan, sadece düşman olabilir”dir. Bu anlayış dünyayı iki bloklu bir hale getirmiştir: Doğu Bloğu, Batı Bloğu… Not: Doğu Bloku’nun Kurulması Doğu Bloğu İçerisindeki Gelişmeler SSCB II.Dünya Savaşı’nda Almanya ‘yı Batı Cephesi’nde yenebilen ilk devlet olmuştu. Stalingrad sonrasında Sovyetler Alman işgal kuvvetlerini topraklarından çıkarmakla kalmamış, Batı’ya doğru bir işgal hareketine girişmişti. Savaşın bir an önce bitmesini isteyen Batılı devletler Sovyetlerin savaştan çekilmesinden endişelenmiş ve işgallere karşı sessizliklerini korumuşlardır. Yugoslavya ve Arnavutluk Doğu Bloku içinde Komünist rejimlerin kurulması genellikle SSCB’nin etkisi ile gerçekleşirken Yugoslavya ile Arnavutluk’ta bu rejimler farklı şekillerde iktidara geldi. Bu ülkeler savaş sırasında Alman işgaline uğrayınca SSCB’nin yardımı olmaksızın bu ülkelerin komünist partileri Nazi işgaline karşı örgütlenmiş, ülkelerini korumuşlar ve zamanla güçlenmişlerdir. 14 Bu nedenle Yugoslavya ve Arnavutluk kendi ulusal cephelerine sahip oldukları için Moskova’ya karşı bundan sonra daha bağımsız bir tutum izlemişlerdir. COMECON ( Karşılıklı Ekonomik Yardımlaşma Konseyi) Kuruluş Tarihi : 25 Ocak 1949 Kuruluş Amacı :Sosyalist ülkeler arasındaki ekonomik işbirliği ve dayanışmayı arttırmaktır. Çin II. Dünya Savaşı’nda Çin’deki komünistler ve milliyetçiler Japonlara karşı beraber mücadele ettiler. ABD’nin yaptığı geniş ekonomik ve askerî yardımlarla 1946 ve 1947 yıllarında üstün duruma geçen milliyetçiler, başarısız bir yönetim sergileyince Sovyet Rusya’dan yardım alan komünistler, milliyetçileri yenilgiye uğrattılar. Mao Zedong, 1 Temmuz 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ilan etti. Kurucu Üyeleri : SSCB,Bulgaristan,Çekoslovakya,Macaristan,Romanya ve Polonya’dır. Teşkilata daha sonra Arnavutluk(1949),Demokratik Almanya Cumhuriyeti (1950),Moğolistan (1962) ve Küba da katılmıştır (1972). Varşova Paktı (14 Mayıs 1955) Kore Yalta Konferansı’nda alınan kararla Kore iki işgal bölgesine ayrılmıştı(1945). Buna göre SSCB Kuzey Kore’yi; Amerika da Güney Kore’yi işgal edecekti. Potsdam Konferansı’nda 38. enlem, iki bölgeyi ayıran sınır olarak kabul edildi. Batı Bloğu tarafından NATO’nun askeri etkinliğini arttırması üzerine Demir Perde’de denilen devletlerin yaptıkları yirmi yıllık bir antlaşma ile kurulmuştur. Varşova Paktı 1955’ten 1991 yılına kadar Doğu ülkelerini savunma alanında müttefik yapmıştır. Kurucu Üyeleri :SSCB,Polonya,Demokratik Almanya Cumhuriyeti, Çekoslovakya, Bulgaristan ,Macaristan, Arnavutluk, Romanya’dır. Antlaşma sonrası SSCB ile üye ülkeler arasında ikili yardımlaşma antlaşmaları da imzalanmıştır. Aralık 1945’te Moskova’da buluşan ABD, SSCB, Çin ve İngiltere Kore için demokratik bir hükûmet tasarısı hazırladılar. Lakin Amerika ile SSCB arasındaki müzakereler ve Birleşmiş Milletlerin çabaları iki Kore’nin birleşmesini sağlayamadı. Özellikleri : Avrupa’da silahlı bir saldırı durumunda üyeler teker teker ya da ortak şekilde kendini savunacaklardır. Birleşik Komutanlık kurulacaktır Üyeler, ortak çıkarlarını ilgilediren tüm sorunlarda birbirine danışacaklardır. Antlaşma 20 yıl geçerli olacaktır. Sürenin bitiminden 1 yıl önce anlaşmayı sona erdirme isteğininin belirtilmemesi durumunda anlaşma süresi 10 yıl daha uzatılacaktır. Bu sözleşme üyeliği siyasal ya da toplumsal sistemler ayır etmeksizin tüm devletlere açıktır. Bunun üzerine ABD, Güney Kore’de seçimler düzenledi ve bunun sonucunda Güney Kore Cumhuriyeti kuruldu(10 Mayıs 1948). SSCB de Kuzey Kore’de 1948 Ağustosunda bir seçim düzenledi ve onlar da kuzeyde, 9 Eylül 1948’de Kore Halk Cumhuriyeti’ni kurdular. Böylece SSCB kontrolünde Kuzey Kore’de komünist yönetim kurulmuş oldu. Küba Uzun yıllar diktatörlerce yönetilen Küba’da Fidel Castro Batista’ya karşı giriştiği isyan hareketinde başarıya ulaştı. Kendi hükümetini kurup başbakan olan Castro, kendine iki kutup arasında bir yer edinmek istiyordu. Fakat ABD’nin Castro’yu iktidardan uzaklaştırmak istemesi ilişkilerin bozulmasına ve Küba ile SSCB’nin yakınlaşmasına neden oldu. Ülkedeki özel işletmeleri kamulaştıran Castro, sosyalist bir yönetim kurdu. UYARI: Varşova Paktı’nın amacı, pakta üye devletlerden birine saldırı olması durumunda diğer üyelerin müttefiklerine askeri yardım dahil her türlü desteği vermesidir. SOVYET MODELİNE GÖRE EKONOMİK VE SOSYAL DÜZENİN KURULMASI SOSYALİST BLOKTA SARSINTILAR 1924 yılından beri SSCB lideri olan Joseph Stalin Mart 1953’te öldü. Onun ölümüyle henüz Stalin hayattayken sosyalist ülkelerde başlayan siyasi çatışmalar iyiden iyiye artış gösterdi. Bu doğrultuda sosyalist ülkelerde Moskova’ya karşı ayaklanmalar çıktı. Bu isyanlar SSCB’nin dış politikası üzerinde etkili olmuştur. Savaş sonrasında Komünist partilerin yönettiği Doğu Avrupa ülkelerinde yapılan anayasalarla siyasi, ekonomik ve sosyal düzen Sovyet modeline göre kuruldu. SSCB bir yandan kontrol ederken diğer yandan bu devletlerarasında dostluk, iş birliği ve saldırmazlık anlaşmaları imzalanmasını sağlayarak Doğu Bloku’nu oluşturmuştur. SSCB-Yugoslavya İlişkileri Yugoslavya Doğu Bloğu ülkerlerinden olmasına rağmen 1945 sonrası SSCB ile ilişkilerinde gerilme meydana gelmiştir. Bu durumun nedenleri: SSCB’nin diğer Doğu bloğu ülkeleri gibi Yugoslavya’yı da etki ve denetimi altına almak istemesi fakat Yugoslavya lideri Tito’nun buna karşı çıkması Yugoslavya’nın diğer balkan ülkeleri arasında lider olmak istemesi, SSCB’nin buna karşı çıkması, İki devlet arasında görülmeye başlayan ideolojik ayrışmalar. SSCB’nin Avrupa’da egemenlik kurmaya başlaması, ABD’yi önlem almaya sevk etti. Amerika bu nedenle Mart 1947’de Truman Doktrini’ni ve Haziran 1947’de Marshall Planı’nı uygulamaya koydu. COMİNFORM (Kominform) Eylül 1947’de SSCB,Polonya,Bulgaristan,Çekoslovakya,Romanya,Macaristan,Yugosla ya,Fransa ve İtalya Komünist parti liderleri Polonya’da bir araya gelerek Kominform’u kurmuşlardır. Yayınlanan bildiride ABD’ye , Marshall PLanı ve Truman Doktrini’ne karşı çıkılması Kominform’un kuruluş nedenini açıklamaktadır. Bu nedenlerle Yugoslavya SSCB’den uzaklaşmıştır. Bunun üzerine 28 Haziran 1948 tarihinde Yugoslavya Kominform’dan çıkarılmıştır. İlerleyen dönemde Yogoslavya diğer Doğu ülkeleri tarafından tehdit edilmiş, Yugoslavya da 1953 yılında kendini korumak adına Balkan Paktı’na üye olmuştur. SSCB-Yugoslavy ilişkileri 1955 sonrasında düzelmeye başlasa da, Yugoslavya daha çok Asya ve Afrika ülkeleriyle beraber Bağlantısızlar Bloğu’nun kurulması için çalışmalar yapmıştır. 15 SSCB-Çekoslovakya ilişkileri SSCB-Çin İlişkileri Çekoslovakya’da henüz II. Dünya savaşı öncesinde “sosyal demokrasi” anlayışı hâkimdi. Çin’de 1949 yılında meydana gelen rejim değişikliği dünyadaki güçler dengesini etkiledi. Çin’deki yeni yönetim Sovyetler Birliği ile olan ilişkilerin güçlendirilmesi için gayret gösterdi. 1950 yılında iki ülke arasında bir dostluk antlaşması imzalanmıştır. Aynı yıl çıkan Kore Savaşı iki ülke arasındaki ilişkileri daha da güçlendirmiştir. ABD’nin yeni Çin yönetimini tanımaması, 1953 yılında Çin’i Birleşmiş Milletler’den çıkartıp yerine Tayvan’ı alması da Çin-SSCB dayanışmasını güçlendiren nedenlerdendir. Çekoslovakya, savaştan sonra SSCB’nin etkisinde kalarak Varşova Paktına girdi. 1953 yılı baharında Doğu Bloku’nda görülen ağır ekonomik şartlar Çekoslovakya’yı da etkiledi. gösterdi. Mevcut hükümetin 30 Mayıs 1953’te enflasyonu düşürmeye yönelik yayınladığı kararlar halk tarafından tepkiyle karşılanmış, bazı şehirlerdeki fabrika işçileri “hür seçim” sloganlarıyla ayaklanarak mevcut yönetimi ve SSCB’yi protesto ettiler. SSCB’nin de desteğini alan Çekoslovak Komünist Partisi yönetimi, sert tedbirlerle ayaklanmaları bastırdı. 1960 yılına kadar gelişme gösteren Çin-Sovyet ilişkileri bu tarihlerden sonra bozulmaya başlamıştır. İlişkilerin gerilmesinin nedenleri: Çin’in SSCB desteğini istemesi, ama SSCB kontrolüne girmek istememesi, İki ülkenin de bölgelerinde lider olmak istemesi, Tarafsız ülkelerde Nüfuz rekabeti, SSCB’nin kendisine rakip olabilecek bir Çin yönetimi istememesi. 1959’dan itibaren SSCB – ABD ilişkilerinde meydana gelen yakınlaşma, Çekoslovakya’da 1967’de Aleksander Dubcek liderliğinde “insancıl komünizm” hareketi başladı. Bu hareketin amacı, Çekoslovakya’da insan hürriyetini esas alan bir komünist sistem uygulamaktı. 1968’de yayınlanan “harekât programı” ile sosyalizmin demokrasi ilkeleri ile birleştirilerek yeni bir siyasi sistemin oluşturulması amaçlanmıştır.. Tek partili sosyalist devlet yönetimine karşı olan inkılâpçı nitelikteki bu hareket ile toplanma ve dernek, düşünce ve ifade, inanç ve kanaat gibi insanın temel hak ve hürriyetlerinin sağlanması gerektiği vurgulandı. Bununla beraber programda Çekoslovakya’nın şartlarına uygun demokratik bir sosyalist modelin kurulması ve serbest seçimlerin yapılması da ifade edildi. 1960’da Moskova’da düzenlenen Uluslararası Komünist Partileri Konferansı Çin-SSCB ayrımının iyice gün yüzüne çıkardı. Konferasta Arnavutluk’un Çin’in tarafını tutması üzerine SSCB Arnavutluk üzerindeki baskısını arttırmış ve Yugoslavya ile ilişkilerini düzeltme yoluna gitmiştir. Oluşan bu durum Çin’i ciddi anlamda rahatsız etmiştir. SSCB, Varşova Paktı üyelerinin de desteği ile Çekoslovakya’daki “insancıl komünizm” hareketini ikili görüşmeler ve baskı yoluyla engellemeye çalıştıysa da başarılı olamadı. 1962’de yaşanan Küba Krizi sonrasında SSCB’nin bu ülkedeki Nükleer füzelerini sökmesi Çin’in Muhalefetiyle karşılanmış ve Çin-Küba ilişkilerinin gelişmesine neden olmuştur. Aynı yıl Çin yapmış olduğu bir açıklamayla SSCB’nin Komünist Blok’a liderlik yapamayacağını belirtmiştir.1965-1966 Proleter Kültür İhtilali sonrasında Çin çok yönlü bir politika izlemek yoluyla ABD ile ilişkilerini düzeltmeye başlamış, BM’ye tekrar üye olmuştur. Gelişmeler üzerine “Varşova Paktı Ordusu” 21 Ağustos 1968’de Çekoslovakya’yı işgale başladı. Çeklerin “insancıl komünizm” hareketi başarısızlıkla sonuçlanmıştır. BATI BLOKU’NUN KURULUŞU İngiltere ve Fransa gibi iki önemli denge unsurunun II.Dünya Savaşı’ndan yıpranarak çıkması dünya siyasetinde boşluklar meydana getirmişir.SSCB’nin savaş sonrasında yayılmacı bir politika izleyip Türkiye’den toprak ve Boğazlardan üs talep etmesi , Yunanistan’daki iç savaş İngiltere’yi endişeye sevketmiştir. UYARI: Bu gelişmeler Doğu Bloku’nun güç kaybetmesine neden olmuştur. SSCB- Macaristan İlişkileri Stalin’in ölümü sonrası Doğu Blokunda ayaklanmalar hızlanmış Doğu Berlin’den sonra Macaristan’daki fabrika işçileri ekonomik şartlardan dolayı Haziran 1953’te ayaklanmışlardı. Bunun üzerine SSCB, İmre Nagi (Naj)’yi yeni başbakan olarak atadı. Nagi, siyasi baskıları azaltarak reformlar yaptı. Nagi’nin komünist sistemi yumuşatmaya yönelik politikaları SSCB tarafından tepkiyle karşılandı ve Nagi görevden alındı. İngiltere başbakanı Churchill 5 Mart 1946’da SSCB’nin Avrupa’nın ortasına bir “demir perde” kurduğunu ve ABD’nin Batı liderliğini üstlenmesi gerektiğini, Ayrıca ekonomik nedenlerden ötürü İngiltere’nin bölgedeki birliklerini çekeceğini ifade eti. Tüm bu gelişmeler ABD’nin dünya üzerinde daha aktif bir politika izlemesine neden olmuştur. 23 Ekim 1956’da Budapeşte’de yapılan gösterilerde Polisin göstericilere ateş açmasıyla barışçı gösteriler bir anda ayaklanmaya dönüştü. Halk, silahlanmaya başladı. Ülkenin hemen her şehrinde ulusal ihtilal komiteleri kurulmuştu. Yeniden iktidara gelen Nagi’nin üst üste verdiği ödünler, ayaklanmayı durdurmaya yetmedi. SSCB, 30 Ekimde birliklerinin Macaristan’dan çekileceğini açıklasa da 31 Ekimde başkent Budapeşte’yi kuşattı. Nagi, 1 Kasımda Varşova Paktından ayrılma kararını açıklayarak Birleşmiş Milletler aracılığıyla büyük devletlerin korumasını istedi. Bu gelişme üzerine SSCB birlikleri Budapeşte’yi işgal etti. Kısa sürede silahlı direniş bastırıldı. Ülkede kontrolün sağlanması sonrasında geniş çaplı tutuklamalara girişildi. a.Truman Doktirini (1947) Truman Doktrini, ABD’nin dünya liderliğini üstlenmek adına atmış olduğu ilk adımdır. Doktirinin nedeni ABD’nin dünyayı SSCB tehdidi altında görmesidir. ABD, 1946’dan sonra SSCB yayılmasına karşı Doğu Bloku’nu kuşatmaya yönelik bir “çevreleme politikası” izlemeye başladı. Bu politika doğrultusunda Truman Doktrini ve Marshall Planı uygulamaya konulmuş, paktlar kurulmuş, askerî anlaşmalar imzalanmıştır. ABD Başkanı Truman 12 Mart 1947 günü Amerikan Kongresi’ne gönderdiği mesajda Türkiye ve Yunanistan’a 400 milyon dolarlık askeri yardım yapılmasını istemiş ve başkanın bu önerisi kabul edilmiştir. Not : 16 Truman Doktirini Dünyanın Doğu ve Batı Bloku olarak ikiye ayrıldığını ve ABD-SSCB mücadelesinin başladığını ilan etmiştir. Doğu Avrupa ve Balkanlardaki bölünmeyi daha keskin hale geltirmiştir. Truman Doktrini ile Yunan iç savaşı seyir değiştirmiş, merkezi hükümet komünistleri yenilgiye uğratmıştır. d.Avrupa Konseyi’nin Kuruluşu(1949) Batı Avrupa’nın II. Dünya Savaşı sonrası Sovyet tehlikesi altında kalması üzerine 10 Avrupa ülkesi (İngiltere, Fransa, Belçika, Danimarka, İrlanda, Hollanda, İsveç, Lüksemburg, Norveç, İtalya) tarafından 5 Mayıs 1949’da kurulmuştur. Doktirinin uygulanması bir bakıma savaştan önce İngiliz kontrolü altında olan bir bölgenin ABD tarafından devralındığını göstergesidir. Birliğin amacı, üye ülkelerin ortak mallarını ve ilkelerini koruma ve yayma; ekonomik gelişmelerini sağlamak amacıyla aralarında sıkı bir işbirliği oluşturmaktır. ABD, İngiltere’nin desteğiyle doktirini Orta dopğu’ya kadar genişletmek istese de, Arap ülkeleri o dönemde SSCB’nin henüz bölgede etkili olmamasından dolayı bu girişime izin vermemişlerdir. Türkiye güvenliğini arttırmak, Batı ile siyasi ve ekonomik ilişkileri geliştirmek adına Konseye başvuru yapmıştır. Türkiye’nin başvurusu 8 Ağustos 1949’da kabul edilmiştir. b.Marshall Planı (1947) II.Dünya Savaşı sonrasında ,ABD tarafından Avrupa ülkelerine yardımda bulunmak ve bu ülkelerin kısa zamanda gelişip kalkınmalarını sağlamak amacıyla ABD Dışişleri Bakanı George Marshall tarafından hazırlanan plandır. Marshall yardımları çerçevesinde aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 16 ülke ABD’den ekonomik kalkınma yardımı almıştır. Konsey’in çalışma alanları insan hakları, medya, hukuki işbirliği, sosyal dayanışma, eğitim, sağlık, kültür, spor, gençlik, yerel demokrasiler, sınır ötesi işbirliğin, çevre ve bölgesel planlamadır. e.Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) XX. yüzyılda iki büyük savaşın acısını yaşayan Avrupalı ülkeler bir daha böyle acıların yaşanmaması ve aradaki düşmanlıkların kaldırılmasını sağlayacak bir bütünleşme içerisine girmiştir. Birliğin temeli Fransız Dışişleri Bakanı Schumann’ın yayımladığı bildiri ile atılmıştır. (9 Mayıs 1950) Marshall Planı’na göre; Avrupa ülkeleri her şeyden önce kendi aralarında bir ekonomik iş birliğine girişmeli, iş birliği sonunda ekonomik açık ortaya çıktığında ABD, bu açığın kapatılması için yardım etmeliydi. Plan, her Avrupa ülkesine Amerikan malı malzeme ve makine yardımını kapsıyordu. Schumann Bildirgesi’nde Fransız-Alman kömür ve çelik üretiminin bir bütün olarak, diğer Avrupa ülkelerinin katılımına açık bir kuruluş çerçevesinde bir araya getirilmesi önerilmiştir. Yardımlardan yararlanmak için yardım alacak ülkelerin temsilcieri ABD’ye sunulmak üzere 22 Eylül 1947’de “Avrupa Ekonomik Kalkınma Programı”nı hazırladılar. ABD bu program üzerine 3 Nisan’da “Dış Yardım Kanunu”nu çıkardı. Schumann Bildirgesi sonucunda Fransa, Federal Almanya,Belçika,İtalya, Hollanda ve Lüksemburg’un katılımıyla 18 Nisan 1951’de “Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu” kurulmuştur. ABD bu kanunu kullanarak henüz Planın ilk yılında İngiltere, Fransa, İtalya, Belçika, Portekiz, İrlanda, Türkiye, Yunanistan, Hollanda, İsviçre, İsveç, Danimarka, Norveç, İzlanda ve Avusturya’ya 6 milyar dolarlık yardımda bulundu. İlerleyen yıllarda bu yardım 12 milyar dolara ulaşmıştır. Bu başarılı girişim Avrupa devletlerini daha geniş kapsamlı bir ekonomik birleşmeye itmiş ve 25 Mart 1957’de imzalanan Roma Antlaşması ile Avrupa Ekonomik Topluluğu kurulmuştur. Marshall yardımlarıyla üç yıl içinde Avrupa’da sanayi ve tarım üretiminde büyük artış gözlenmiştir. Dış yardım Kanunu’nun çıkması üzerine 16 Avrupa ülkesinin katılımıyla 16 Nisan 1948’de “Avrupa Ekonomik İşbirliği Teşkilatı” kurulmuştur. Roma Antlaşması aşağıdaki maddeleri kapsamıştır: Üye ülkeler arasındaki gümrük haklarının ve ticari malların giriş ve çıkışına karşı kısıtlamaların kaldırılması, Üye ülkelerin ekonomik politikalarını koordine etmeyi ve ödemelerdeki eşitsizliğe çare bulmayı sağlayan usullerin uygulanması, Diğer ülkelere karşı ortak bir gümrük tarifesinin ve ticaret politikasının belirlenmesi, Üye ülkeler arasında insanların, hizmetlerin ve sermayenin özgür geçişinin karşısındaki engellerin kaldırılması, Ortak Pazarın işleyişi için gerekli olan tedbirlerde ulusal yasaların yakınlaşması, Tarım ve ulaşım alanlarında ortak bir politikanın belirlenmesi, Ortak Pazarda rekabeti koruyan ve garantileyen bir rejimin kurulması, İşçilerin iş imkânlarını geliştirmek ve yaşam seviyelerinin yükselmesine yardımcı olmak amacıyla bir Avrupa Sosyal Fonunun oluşturulması, Yeni kaynakların oluşturulmasıyla topluluğun iktisadi ilerlemesini kolaylaştırmaya yönelik bir Avrupa Yatırım Bankasının kurulması, Ticari muameleleri artırmak, sosyal ve ekonomik gelişme için ortak çabaları takip etmek amacıyla deniz ötesi toprakların ve ülkelerin ortaklığı. Marshall Yardımları SSCB ve onun uydularına açık olmakla beraber, Doğu Bloku bu yardımlara katılmak istememiştir. c.NATO’nun ( Kuzey Atlantik İttifakı) Kuruluşu (1949) SSCB yayılmacılığı ve 1948’de komünistlerin Çekoslovakya’da yönetimi ele geçirmeleri Batılı ülkeleri telaşa itmiştir. Sovyet tehlikesine karşı İngiltere,Fransa,Hollanda,Belçika ve Lüksemburg “Batı Avrupa Birliği”ni kurmuşlarsa da Sovyetlere karşı yeterli başarıyı gösterememişlerdir. Batı Avrupa Birliği’nin gücünün SSCB’ye karşı denge olmada yetersiz kalması üzerine 12 Batılı ülke ABD,Kanada,İngiltere,Fransa,Belçika,Hollanda,İtalya,İzlanda,Danimarka, Lüksemburg,Norveç,Portekiz) 4 Nisan 1949 tarihinde NATO’yu ( Kuzey Atlantik İttifakı/Paktı) kurdular. NATO’nun kurulmasıyla Sovyet yayılmasına karşı etkili bir set kurulmuş, Doğu Blokuna karşı denge sağlanmış ve Batı Bloku ortaya çıkmıştır NOT: 17 bölge ülkelerinin(Mısır, Irak, Suriye) Doğu Bloku ile olan ilişkilerini güçlendirmiştir. LYS 2013 Aşağıdakilerden hangisi 9 Mayıs 1950 tarihli Schumann bildirisiyle başlayan ve giderek Avrupa Birliğine dönüşen süreçle ilgili gelişmelerden biri değildir? Bölge zengin yer altı kaynaklarına sahip olmasına rağmen gelişememiş halk bu zenginlikten faydalanamamıştır. Bölgede halen etnik ve dini parçalanmışlıklar yaşanmaktadır. Esasen bu parçalanmışlık manda yönetimlerinin birer mirasıdır. Etnik ve dini kaynaklı sorunlar bölgede günümüzde de devam etmiş, bu da bölge ülkeşerinin siyasi, ekonomik ve kültürel gelişmesini engellemiştir. A) Üye Ülkeler arasında serbest dolaşım hakkının tanınması B) Avrupa Kömür ve Çelik Birliği’nin kurulması C) Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun kurulması D) Üye devletlerarasında ortak para birimine geçilmesi E) NATO’nun kurulması İsrail’in Kuruluşu(1948) LYS 2013 İkinci Dünya Savaşı sonrasında denge politikası izleyen Türkiye, savaş sonrasında Batılı Müttefik Devletler safında yer almaya çalışmıştır. Türkiye’nin böyle bir çaba içerisine girmesine yol açan gelişme aşağıdakilerden hangisidir? Filistin’de bir Yahudi devleti kurma çalışmaları daha 19.Yüzyıl’da başlamıştır. Bu amaçla Yahudiler 29 Ağustos 1897 tarihinde İsviçre’nin Basel şehrinde ilk siyonist kongreyi düzenlemişlerdir. Kongre’de Yahudilerin o dönemde Osmanlı toprağı olan Filistin’de bir yurt edinmeleri kararı alınmıştır. A) Almanya’nın savaştan yenilerek çıkması B) Kıbrıs sorununun çözümünde destek bulma çabası C) Çok partili hayata geçiş için yardım almak istemesi D) Sovyetler Birliği’nin Türkiye’den toprak talep etmesi E) Müttefik Devletlerin çağdaş uygarlığı temsil etmesi Bu amaçla Dünya Siyonist Örgütü Başkanı Teodor Herzl, Sultan II. Abdülhamit Han’a Yahudilerin Filistin’e göç etmeleri karşılığında Osmanlı Devleti’nin tüm borçlarını ödeyebilecekleri teklifini sunmuştur. Sultan II. Abdülhamit Han ise toprağın millete ait olduğunu ifade ederek bu teklifi geri çevirmiştir. Buna rağmen Dünya Savaşı’nın çıktığı yıl olan 1914’te Filistin’deki izinsiz olarak kurulan Yahudi kolonilerinin sayısı 45’i geçmiştir. II. DÜNYA SAVAŞI SONRASI ORTADOĞU Orta Doğu’da yaşanan karışıklık ve istikrarsızlıkların temel nedenleri şunlardır: Bölgenin jeopolitik konumu Dünyanın en zengin petrol rezervlerine sahip olması Bölge devletlerinin görüş ayrılıkları ve hedeflerinin çatışması Gelir dağılımındaki dengesizlik Din ve mezhep farklılıkları I.Dünya Savaşı sırasında ABD Başkanı Wilson’un Yahudi sorununu benimsemesi İngiltere’yi^harekete geçirdi. Dönemin İngiliz Dışişleri Bakanı James Balfour 2 Kasım 1917’de Siyonist Federasyonu Başkanına gönderdiği bir mektupta, İngiltere’nin Filistin’de bir Yahudi Devleti kurulmasını kabul ettiğini resmen bildirmiştir. Balfour Deklarasyonu adını alan bu belge Yahudi Devleti’nin kurulması konusunda bir dönüm noktasıdır. İngiltere ve Fransa Orta Doğu’da sömürgeler kurmak istiyorlardı. Zaten yapılan gizli anlaşmalarla Orta Doğu topraklarını aralarında paylaşmışlardı. Bu amaçla I. Dünya Savaşı sırasında bölgedeki Arapları Milli devletlerini kurma vaadiyle kandırmış ve Osmanlı Devleti’ne karşı isyan etmelerinde onlara destek vermişlerdir. Balfour Deklarasyonu sonrasında Yahudiler büyük kitleler halinde Filistin’e göç etmeye başlamışlardır. Filistin’e yoğun Yahudi göçü bölgede Araplar arasında hoş karşılanmamış ve Araplarla Yahudiler arasında çatışmalara neden olmuştur. I. Dünya Savaşı sonunda Sovyet yönetiminin Çarlık Rusya zamanında imzalanan gizli antlaşmaları dünyaya ilan etmesi ile İngiltere ve Fransa’nın planlarını değiştirmiştir. İki devlet Orta Doğu’daki çıkarlarını manda yönetimleri kurmak suretiyle devam ettirmiştir. II. Dünya Savaşı sırasında Araplar Filistin’de bağımsız bir Arap Devleti, Yahudiler ise bağımsız bir Yahudi Devleti kurmak için çalışmalara başlamışlardır. Bu gelişmelerde İngiltere Yahudilerin, Almanya ve İtalya ise Arapların yanında yer almışlardır. ORTA DOĞU’DA BAĞIMSIZLIK HAREKETLERİ I.Dünya savaşından yıpranarak çıkan Avrupalı devletler Orta Doğu’daki bağımsızlık hareketlerine karşı koyamadılar. Ayrıca Nazi Almanyası, SSCB ve ABD’den gelen tehditler, İngiltere ve Fransa’nın etki alanını daraltmıştır. Özgürlük hareketlerine kimi zaman halk içinden yöneticiler kimi zaman da bölgedeki eğitimli entellektüeller önderlik yapmışlardır. 1929 Ekonomik Krizi bağımsızlık isteyen muhalefet hareketlerine halk desteğinin daha da artmasına neden olmuş, bu da İngiltere ve Fransa’nın Orta Doğu sömürgeleri üzerindeki etkinliğini azaltmıştır. İngiltere 1947’de ABD’nin de desteği ile durumu Birleşmiş Milletler’e taşımıştır. Birleşmiş Milletler de Filistin’in Araplar ve Yahudiler arasında bölünmesine ve Kudüs’ün tarafsız bir statüye sahip olmasına karar vermiştir. Bu taksim kararı Araplarca tepkiyle karşılanmış ve 1947 sonrası ArapYahudi çatışmaları artmıştır. Güvenlik Konseyi’nde bu olaylar görüşüldüyse de bir sonuç alınamamıştır. Buna rağmen İngiltere 14 Mayıs 1948 tarihinde Filistin üzerindeki Manda yönetimini kaldırmış ve aynı gün İsrail Devleti’nin kurulduğu ilan edilmiştir. Bu gelişmeler üzerine Orta Doğu halkları bağımsızlıklarını kazanmaya başladılar ve daha çok monarşi ile yönetilen İslam devletleri kurdular. Bağımsızlığını kazanan ülkelerde halka kendini yönetme hakı asgari oranda verilmiştir. Birçok ülkede milliyetçiler ve modernleşme yanlıları iktidara geldi. II.Dünya Savaşı sonrasında Müslüman ülkeler kendilerini Doğu ve Batı Blokları’nın dışında tutmaya gayret etmişlerdir. Fakat bağımsızlık sürecinde Batı karşıtlığının arması ve Sosyalist Blok’tan gelen desten bazı 18 Eisenhower Doktirini (1957) Saldırı sonrasında ABD’nin başını çektiği Birleşmiş Milletler Kuvveti oluşturuldu. Nato’ya üye olmak isteyen Türkiye bu kuvvete bir tugay askerle katılmıştır. Eisehower Doktirini’nin yayınlanmasında ABD’nin, Süveyş Krizi sonrası SSCB’nin Orta Doğu’da etkinliğinin artmasından korkması ve bölge halkını kendi yanına çekmek istemesi etkili olmuştur. Kore Savaşı 1950-1953 yılları arasında 3 yıl devam etmiş , ama taraflar birbirlerine üstünlük sağlayamamıştır. ABD başkanı Eisenhower 5 Ocak 1957’de kongreye bir mesaj göndermiştir. Bu mesaj Eisenhower Doktrini olarak tarihe geçmiştir. Eisenhower, Doktrinde; Orta Doğu ülkelerine askeri ve ekonomik yardım yapılmasını, Bu ülkelere yapılacak komünist bir saldırı karşısında ABD ordusunun kullanılabilmesi için izin verilmesini, Bölgeye yıllık 200 milyon dolarlık harcama yapılabilmesi yetkisi istemiştir. LYS 2013 İkinci Dünya Savaşı sonrasında Türkiye’nin fiilen katıldığı savaş aşağıdakilerden hangisidir? A) İran-Irak Savaşı B) Vietnam Savaşı C) Kore Savaşı D) Körfez Savaşı E) Arap-İsrail Savaşı UYARI: b. SEATO’nun Kuruluşu (1954) II.Dünya Savaşı sonrasında Vietnam da Kore gibi ikiye ayrıldı. Kuzey Vietnam’da komünistlerin güçlerini arttırması ve Kore Savaşı ABD’yi yeni tedbirler almaya yöneltti. ABD, Uzak Doğu’daki etkinliğini arttırmak için bu bölgede yeni bağımsız olan Tayland, Laos, Kamboçya ve Güney Vietnam’a askerî yardımlarını arttırdı. UZAKDOĞU’DAKİ GELİŞMELER 1.ÇİN HALK CUMHURİYETİ’NİN KURULUŞU 1949 yılında Mao Zedong’un yönetimi ele geçirmesiyle Çin’de komünist yönetim iş başına geldi. Yeni rejimin SSCB ve müttefikleri tarafından hemen tanınmış, bu da Asya’da Doğu Bloku’nu güçlendirmiştir. 1950 yılında Çin ile SSCB arasında 30 yıl süreli bir dostluk ve ittifak antlaşmaası imzalanmıştır. Güney Doğu Asya Anlaşma Teşkilatını (SEATO) kurdu. Teşkilatın üyeleri: ABD, İngiltere, Fransa, Yeni Zelanda, Avustralya, Filipinler, Tayland, Pakistan’dı. ABD, kurmuş olduğu SEATO ve diğer teşkilatlarla SSCB ve Çin’i Batı Avrupa kıyılarından Pasifik’e kadar uzanan bir çember içine aldı. Ancak 1959’dan itibaren Çin-SSCB ilişkileri bozulmuştur. Bu dönemde yaşanan bazı önemli olaylar şunlardır: Çin, Kore Savaşı’nda Kuzey Kore’nin yanında yer almıştır. Süveyş Krizi’nde Batılılara karşı Mısır’ı desteklemiştir. Keşmir Sorunu nedeniyle Hindistan ile Pakistan ilişkilerinin bozulmasıyla, Pakistan ve Çin ilişkileri gelişmiştir. Malaya’da İngilizlerle, Çin Hindi’nde Fransızlarla savaşan devrimci gruplara ve Vietnam Savaşı’nda ABD’ye karşı mücadele eden Kuzey Vietnamlılara destekl vermiştir. ASYA VE AFRİKA’NIN KURTULUŞU Batılı devletler yıllarca Asya ve Afrika’da sömürgeler kurarak bu ülkeleri ve halklarını menfaatleri doğrultusunda hâkimiyetleri altına almışlardı. Sömürülen milletler ise zaman içinde sömürgecilere karşı baş kaldırmışlardır. II. Dünya Savaşı’ndan önce Avrupa’da eğitim gören halkın içinden çıkan bazı aydınlar Asya’da ve Afrika’da milliyetçiliği yayarak bu düşüncenin önemli bir ideolojik güç hâline gelmesinde etkili olmuşlardı. 2. UZAKDOĞU’DAKİ HÂKİMİYET MÜCADELELERİ Soğuk Savaş Dönemi’nde Uzak Doğu’daki ABD ve SSCB arasındaki çıkar çatışmaları, Kore’de ABD ve SSCB askerlerinin varlığı ve Fransa’nın Çinhindi’ndeki varlığı çatışmalara neden olmuştur. II. Dünya Savaşı’nda Batılılar sömürge halklarıyla mücadele edemeyecek kadar güç ve itibar kaybetmişlerdir. Savaş sırasında Batılıların üstüste aldığı yenilgiler bağımsızlık hareketlerini daha da hızlandırmıştır. a. Kore Savaşı (1950-1953) Soğuk Savaş Dönemi’nde bu ülkelerin bağımsızlık talepleri, sömürgeci devletlerin dışındaki bloklar tarafından da desteklenmiş, bu şekilde Asya ve Afrika’da pek çok ülke bağımsızlığını kazanmıştır. II. Dünya Savaşı sonunda yapılan antlaşmalarla Kore’den Japonları çıkarma görevi ABD ve SSCB’ye verilmişti. Buna göre SSCB Kore’nin kuzeyi’ni, ABD ise güneyini kontrol altına aldı ve 38. enlem sınır kabul edildi.(1945) a.Güney Asya’daki Gelişmeler Savaştan sonra bir yandan Amerikan – Sovyet müzakereleri, diğer yandan Birleşmiş Milletler’in çabaları iki Kore’nin birleşmesini sağlayamadı. Bunun üzerine kuzeyde Kore Halk Cumhuriyeti, güneyde ise Güney Kore Cumhuriyeti kuruldu.(1948) 1763’ten beri İngiliz sömürgesi olan Hindistan’da 1917’de Mahatma Gandhi’nin faaliyetleri milliyetçilik hareketlerine hız kazandırdı. Bunun üzerine İngilizler 1919’da bazı eyaletlerde bir kısım yetkileri halk tarafından seçilen yerli liderlere bıraktıysa da bu gelişme, Hindistan’daki bağımsızlık mücadelesini durdurmaya yetmedi. Bağımsızlık hareketleri Batı’da okuyan Hintli aydınlar tarafından örgütlendi. Halk tarafından desteklenen bu aydınlar ilk olarak yerel yönetimlerde söz sahibi olmaya başladı. İngilizler,1935’te Hindistan’da yeni bir anayasa hazırladı. Eyaletlerde bütün yönetim yetkileri Hintli yöneticilere bırakıldı. Halka seçme hakkı tanındı. Bu sırada Hindu egemenliğindeki Müslümanlar, Hintlilerden ayrılarak ayrı bir devlet kurma isteklerini dile getirdiler. Lahor’da toplanan “Müslümanlar Birliği Cemiyeti Kongresi” 23 Mart 1940’ta, Hindulardan ay- SSCB Japonya’da ve Asya’daki Amerikan varlığından rahatsız olmasına rağmen bir süre ABD ile çatışmaktan çekinmiştir. Çin’deki iç savaşı komünistlerin kazanması sonrası Sovyetler Amerika’yı Asya’dan atmaya karar verdi. Bu karar doğrultsunda SSCB’nin destek ve talimatıyla Kuzey Kore 25 Haziran 1950’de Güney Kore’ye saldırdı. 19 rı bir Pakistan Devleti kurulmasına karar verdi. Bu hareketin liderliğini ise Muhammed Ali Cinnah yapmaktaydı.1945 yılında İngilizler, yeni bir anayasa hazırlanmasına karar vererek, kurucu meclis ve geçici bir hükûmet kurulmasını kabul etti. 1946’da Hint Yarımadası’nda Hindistan ve Pakistan adlarında iki bağımsız “dominyon” kurulması kararlaştırıldı. Afrika Birliğinin amaçları, Afrika ülkeleri arasındaki birlik ve dayanışmayı geliştirmek, Üyelerin bağımsızlıklarını gözetmek, Tüm kolonileşme biçimlerini ortadan kaldırmak Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne uygun olarak uluslararası iş birliğini ilerletmek, Üyelerinin ekonomi, diplomasi, eğitim, sağlık, bilim ve savunma politikalarını uyumlu hâle getirmektir. 14 Ağustos 1947’de İngiliz askerlerinin Hindistan’ın kuzeyinden çekilmesi ile Müslümanların çoğunlukta olduğu bölgeler İngiliz Uluslar Topluluğu (Common-wealth) içinde ve dominyon statüsünde “Pakistan” adı ile kuruldu. Ancak bu devlet, Kuzey Hindistan’ın doğu ve batısında birbirinden çok uzakta iki bölümün birleşmesinden meydana geliyordu. (Pakistan’ın bu durumu 1971’e kadar sürdü.) SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİ’NDE TÜRKİYE Abd Soğuk savaş döneminde jeopolitik öneminden ötürü Türkiye’yi yanında görmek istiyordu. Türkiye ise bölgede SSCB baskınısından çekinmesi ve güvenlik sahasını genişletmek istemesi nedeniyle ABD ve Batılı devletlerle iş birliği yapma yoluna gitmiştir. Bu tarihlerde Çin Halk Cumhuriyeti’nin yeni bir güç olarak dünya siyaset arenasına çıkması ve Kore Savaşı gibi olaylar Türkiye’nin haklılığını ortaya koymuştur. Pakistan uzun yıllardır ordu tarafından yönetildiği için kuruluşundan beri demokrasi sürekli kesintiye uğramıştır. SSCB’nin Afganistan’ı işgali sırasında Pakistan, SSCBHindistan ittifakına karşı Afgan direnişçileri desteklemiştir. 15 Ağustos 1947’de İngiltere’nin Hindistan’dan çekilmesi ile Hindistan, bağımsızlığını kazandı ve İngiliz Uluslar Topluluğunun bir üyesi oldu. Hindistan 1947 yılında bağımsızlığını kazandıktan sonra Doğu ve Batı Blokları’na katılmamış, Bağlantısızlar hareketinin liderlerinden biri olmuştur. Keşmir Sorunu’yla gelişen Pakistan-Çin dostluğuna karşı, SSCB ile yakınlaşmayı tercih etmiştir. Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle ABD ile ilişkilerini geliştirmiştir. Bugün kalabalık nüfusu ve askerî gücüyle önemli bir ülke hâline gelen Hindistan, buna rağmen kişi başına düşen millî gelir açısından hızlı bir büyüme gösterememiştir. Ülkede toplumsal, dinî, bölgesel nitelikli çatışmalar hâlâ devam etmektedir. Hindistan, yaşadığı sorunlara rağmen günümüze kadar demokratik hükümet şeklini koruyabilmiştir. Türkiye bu amaçla Avrupa Konseyi ve NATO’ya üye olmuş, Balkan ve Bağdak Paktlarının kurulmasında etkin çaba göstermiştir. a.Türkiye’nin Avrupa Konseyi’ne Üye Olması (1949) Batı Avrupa’nın Sovyet tehdidi altında olmasından dolayı 5 Mayıs 1949’da Londra’da imzalanan bir antlaşma ile Avrupa Konseyi kurulmuştur. Batı ile siyasi ve ekonomik ilişkileri geliştirilmesi, güvenliğini korumak ve Avrupalı devlet sayılmak adına Türkiye 8 Ağustos 1949’da teşkilata üye olmuştur. Güney Asya’daki diğer gelişmeler: b.Türkiye’nin NATO’ya Üye Olması (1952) Vietnam ve Kamboçya’da bağımsızlık sonrasında iç savaşlar çıkmıştır. Malezya ve Endonezya arasında sınır çatışmaları yaşanmıştır Bölge ülkeleri ( Filipinler, Malezya, Tayland, Endonezya, Singapur) aralarındaki sorunları çözmek, siyasi, ekonomik, kültürel iş birliğini arttırmak amacı ile ASEAN’ı (Güneydoğu Asya Milletler Birliği) kurmuşlardır(8 Ağustos 1967). Teşkilata daha sonra Brunei, Laos, Vietnam, Birmanya ve Kamboçya da katılmıştır. Türkiye’nin modernleşme sürecini devam ettirmek istemesi, ekonomisini ve güvenliğini güçlendirmek istemesi Batı ile ilişkilerinde önemli etkenlerdi. Avrupa Konseyi’ne üyelik sonrasında Türkiye’nin yeni hedefi SSCB tehlikesine karşı Batılılarca oluşturulan NATO’ya üye olmaktı. Türkiye’nin Nato’ya üyelik için ilk başvurusu 1950 Mayıs’ında yapıldı. Bu başvuru Kanada ve Batı Avrupa ülkelerinin karşı çıkmasıyla sonuçsuz kalmıştır. b.Afrika’daki Gelişmeler 1941 yılında Atlantik Paktı’nda Roosevelt ve Churchill tarafından açıklanan hür irade ve özerklik ilkeleri Afrika’da sömürgeciliğin sonunun geldiğini gösteriyordu. 25 haziran 1950 tarihide çıkan Kore Savaşı NATO üyeliğimiz için bir dönüm noktasu oldu. Türkiye, savaş sırasında ABD’yi etkilemek ve NATO üyeliği konusunda bu devletin desteğini almak adına Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın talebine olumlu yanıt vermedi ve bir Tugay askerle Kore’de BM Barış Gücü içinde yerini aldı. Afrika’da sömürgeciliğin sona ermesi İtalyan’ın Libya ve Etiyopya’dan çıkarılmasıyla 1940’lı yıllarda başladı. Sosyalist ülkeler Afrika ve Asya’daki bağımsızlık hareketlerini desteklemişlerdir. Bu destek ise bölgede sosyalizme olan sempatiyi arttırmıştır. SSCB’nin Avrupa’ya olası bir saldırısına karşı bu kıtada bir üs gerekliliği ve Türkiye’nin bu konuda en uygun yer olması NATO’nun Türkiye’ye ilgisini arttırmıştır. Özgürlük hareketlerinin liderleri tam bağımsızlığın Devletçi ekonomi ile mümkün olabileceğini savunmuşlardır. Bu şekilde bölgede tek parti rejimleri ya da askeri diktalar altında uygulanan politikalar “ Afrika Sosyalizmi ya da Arap Sosyalizmi” gibi adlarla geri kalmış ülkelerde uygulanmıştır. 15 Eylül 1951’de Kanada’da toplanan NATO bakanlar konseyi Türkiye ve Yunanistan’ın Nato’ya üyeliğini kabul edilmesine karar vermiştir. TBMM 18 Şubat 1952’de Kuzey Atlantik Antlaşmasını onaylamış, bu şekilde Türkiye NATO’ya resmen üye olmuştur. Bağımsızlığını kazanan devletler Doğu-Batı Mücadelesinde Blokların dışında kalarak öncelikle ekonomik kalkınmayı hedeflemişler bu amaçla 32 bağımsız Afrika ülkesi tarafından 25 Mayıs 1963’te Afrika Birliği Teşkilatı (OAU) kurulmuştur. 20 c.Balkan Paktı’nın Kurulması (1953) Yapmış oldukları eleştiriler nedeniyle Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan CHP’den ihraç edildiler. CHP içindeki muhalefetin lideri olan Celal Bayar da 1 Aralık 1945’de milletvekilliği ve CHP’den istifa etti. Böylece Türk Demokrasi Tarihi için önemli bir yere sahip olan Demokrat Parti’nin çekirdek kadrosu oluştu. Türkiye’nin NATO’ya üye olması SSCB yanlısı olan Bulgaristan tarafından hoş karşılanmamıştır. Balkanlarda daha aktif bir politika izlemek isteyen Türkiye, Yugoslavya ve Yunanistan ile 28 Şubat 1953’te Dostluk ve İş Birliği Antlaşmasını imzalamıştır. Bu antlaşma ile Balkan Paktı kurulmuştur. CHP’den ayrılan diğer milletvekillerinin de katılımıyla 7 Ocak 1946 ‘de Demokrat Parti kuruldu. d.Bağdat Paktı’nın Kurulması (1955) 1946 seçimlerinden CHP 397 milletvekili ile birinci parti, Demokrat parti ise 61 Milletvekili ile ikinci parti olarak çıktı. Bunların dışında mecliste 7 tane de bağımsız milletvekili vardı. Türkiye’nin NATO üyeliği sonrasında Orta Doğu ve Balkanlarda savunma sistemi arayışına girmiştir. Not: Bu amaçla Türkiye ve Irak bölgede savunma ve güvenliği sağlamak amacıyla 24 Şubat 1955’de Bağdat Paktı’nı kurmuştur. Pakta daha sonra İngiltere, İran ve Pakistan’da üye olmuştur. 14 Mayıs 1950’de yapılan seçimleri ise Demokrat Parti %55,2’lik oy oranı ile birinci parti olarak kazanmıştır. Uyarı: 24 Mart 1959’da Irak’ın Bağdat Paktı’ndan çekilmesi sonrası paktın merkezi Ankara olmuş ve 18 Ağustos 1959’da paktın adı Merkezi Antlaşma Örgütü (CENTO) olarak değiştirilmiştir. UYARI: 1950 seçimleriyle Türkiye’de 27 yıllık Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı sona ermiştir. Çalışmalarına 20 yıl devam eden örgüt Pakistan ve İran’ın pakttan ayrılması ile fiilen sona ermiştir. Demokrat Parti 1954 ve 1957 seçimlerinden de birinci parti olarak çıkmıştır. TÜRKİYE’DE GELİŞMELER Buna rağmen 1954 sonrasında DP’ye halk desteği azalmaya başladı. Bu duruma neden olan faktörler şunlardır: Dış piyasalardaki elverişli şartların sona ermesi, Enflasyondaki hızlı yükseliş, Ekonomideki bozulmalar. Muhalefet ve basının eleştirilerinin artması Hükümetin eleştirilere karşı sert bir tavır alması İsmet İnönü’nün yurt gezilerinde engellemelere takılması, Basını kontrol altına almak amacıyla alınan önlemler, Tahkikat Komisyonu’nun kurulmasıyla ülkede rejim tartışmalarının başlaması. a.Siyaset Türk halkı I.Meşrutiyet Dönemi’nde Seçme ve seçilmeyle, II. Meşrutiyet Dönemi’nde ise çok partili hayatla tanışmıştı. Cumhuriyet’in ilanı sonrasında Atatürk Dönemi’nde çok partili hayata geçiş için çalışılmış fakat başarılı olunamamıştır. II. Dünya savaşı sonrasında dünya ortaya çıkan değişim dalgası Türkiye’yi de etkilemiş iç ve dış şartların zorlaması çok partili hayata geçişte etkili olmuştur. Türkiye’de çok partili hayata geçilmesinin temel nedenleri: Batı’ya katılabilmek için çok partili hayata geçişin gerekli olması, Halkın tek parti tarafından mecliste tam olarak temsil edilememesi, Hükümeti denetlemenin gerekliliği. Bu şartlar altında Türk Silahlı Kuvvetleri 27 Mayıs 1960 sabahında yönetime el koydu ve 10 yıllık Demokrat Parti İktidarı sona erdi. b. Ekonomi 1946 seçimleri sonrası kurulan yeni hükümet ekonomik problemlerin çözülmesi için yeni kararların alınmasına ve liberalleşmenin gerektiğine inanıyordu. Tek parti yönetiminde Muhalefet yeterince temsil edilememiştir. II.Dünya Savaşı sırasında hükümetin almış olduğu sert tedbirler, yaşanan ekonomik ve sosyal sorunlar muhalefetin güçlenmesinde etkili olmuştur. CHP içinde Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan, Fuat Köprülü, Recep Peker gibi bazı milletvekilleri bir araya gelerek Cumhuriyet Halk Partisi’nin ekonomi politikalarını eleştirmeye başladılar. 1947 yılı Türk ekonomisi için bir dönüm noktası olmuştur. 1947’de IMF ve Dünya Bankası’na üyelik kabul edildi. 7 Eylül 1947 Kararları ile Türk lirasının değeri %50 düşürürelerek ithalat kolaylaştırılmış, bankaların altın satmalarına izin verilmiştir. Bu önlemler pahalılığı arttırmış ve ithal malların fiyatlarını yükseltmiştir. Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’nun mecliste görüşüldüğü sırada parti içinde yaşanan tartışmalar ile Demokrat Parti’nin kuruluş süreci hızlanmıştır. Kanunun çıkmasına Adnan Menderes, Refik Koraltan, Celal Bayar, Fuat Köprülü ret oyu verdiler. DP iktidara geldikten sonra ekonomide liberalleşme politikasını devam ettirdiHükümet Türkiye’de ilk modernleşmenin tarım alanında yapılması gerektiğine inanıyordu. DP iktidarının ilk yıllarında tarım Marshall yardımlarıyla hızlı bir şekilde gelişme göstermiştir. Bayar, Menderes, Köprülü ve Koraltan 7 Haziran 1945’de CHP Meclis Grup Başkanlığı’na tarihe Dörtlü Takrir olarak geçen bir önerge sundular. Önergede ülkede ve parti içinde demokratik ilkelerin işlerlik kazanması isteniyordu. Tarımda makineleşmenin artmasının sonuçları: Tarım ürünlerinde üretim ve çiftçi geliri artmıştır. Ekonomi bir bütün olarak % 11-13 büyüme göstermiştir. Kentlerde gelirler yükselmiştir. 21 Ekonomideki büyüme 1954’te sona ermiş ve tarım alanında gerilemeler bşlamıştır. 1953 Eylül ayında ekonomiye ilişkin birçok önlem alınarak ithalat ve döviz denetimleri getirilmiştir. Sosyal Gelişmeler 1954’te IMF hükümete bir takım tavsiyelerde bulunmuştur: Devlet yardımları kesilmeli, İthalat ve ihracattaki kısıtlamalar kaldırılmalı, Develüasyon yapılmalı IMF’nin baskılarına 4 yıl kadar direnen hükümet sonunda IMF’nin isteklerini kabul etmek zorunda kalmıştur. Sağlık Bilim-Teknik Tarımda makineleşmede meydana gelen artış köyden kente göçü arttırmıştır. Karayollarının gelişmesi ile kentleşme hızlanmış, kente gelenler kentin tüketim alışkanlıklarını benimsemiş ve tüketim kültürü toplumun alt katmanlarına doğru yayılmıştır Tarım politikaları kırsalda bir sınıfın yükselmesine neden olmuştur. İlk Edebi Hareket Şiir Alanında Orhan Veli Kanık öncüğünde Garip Akımı İle Başlamıştır. Garip Akımı Şiiri Kurallarından Soyutlamayı, Gelenekçiliği Bırakarak, Yenilikçiliği Savunmuştur. Garipçiler Akımına Tepki Olarak Doğan İkinci Yeniciler ise konuşma dilinden uzaklaşarak, şiirde edebi sanatları yoğun şekilde kullanmışlardır. Hisarcılar Grubu ise toplumsal değerleri korumayı,sanatçının bağımsızlığı ve milli sanatı savunmuştur. Sinemada batı etkisi görülmeye başlamıştır. Hollywood sineması Türkiye’de de etkili olmaya başlamıştır. Tiyatro’da ekonomik durum ile ahlak ilişkisi, sarsılan değer yargıları, sarsılan değer yargıları, orta sınıfın sıkıntıları, aydınların toplumdan kopukluğu bu dönem oyunlarının başlıca temaları olmuştur. Caz, Rock and roll ve diğer müzik türleri etkili olmaya başlamıştır. Bu dönemde müzik alanında Zeki Müren, Müzeyyen Senar, Neşet Ertaş öne çıkmıştır. Başta verem olmak üzere salgın hastalıklarla mücadelebir milli dava olarak kabul edilmiştir. Birçok sağlık merkezi, verem dispanseri ve Verem Hastaneleri açılmıştır. Ankara’da Ebe ve Hemşire Okulu açılmıştır. Bütçeden sağlık alanına ayrılan pay 1950-1957 yılları arasında on iki kat arttırılmıştır. Müzik Sinema-Tiyatro-Müzik Edebiyat Sosyal Gelişmeler c. Sosyal Ve Kültürel Yaşam 22 Nüfus artışı hızlanmıştır. Sanayileşme şehirlere göçü arttırmıştır. Sanayileşmele birlikte köyden kente göçün artması büyük ailelerin parçalanmasına neden olmuştur. Şehirlerde doğum oranlarında düşüş yaşanmıştır. II.Dünya savaşı sonrası Fen ve sosyal bilimler hızlı bir gelişmee göstermiştir. Savaş öncesi Almanya’dan liberal ülkelere yapılan beyin göçü bilimsel çalışmaların artmasında etkilidir. ABD’li bilim insanları ilk bilgisayarı yaptılar. SSCB ilk uydu SPUTNİK’i uzay gönderdi(1957). Nükleer enerji önce askeri sonra ekonomik alanlarda kullanıldı. Biyologlar DNA’nın kimyasal yapısını çözdüler. Tarımda ilaçlama , gübrelemeyle sanayide ilerlemiş ülkelerde tarım hayatı gelişmiştir. Bilim ve teknikteki ilerleme gelişmiş ülkeler ile geri kalmış ülkeler arasındaki farkın büyümesine neden olmuştur. Televizyonun icadıyla radyo ve sinemanın önemi azalmıştır. Amerikan hayat tarzını sorgulayan Rock and Roll ortaya çıktı. Bu alanda Elvis Presley önemli bir çıkış yaptı. Mimari Ekonomi DP döneminde yatırımlar tarım,inşaat,karayolu ve sanayi alanlarında yoğunlaşırken ; demiryolu yapımı neredeyse durmuştur. Özel sermayedeki sermaye yetersizliği ve isteksizlik büyük devlet işletmelerinin özelleştirilmesini engellemiştir. II.Dünya savaşı sonrası bir çok ülke ekonomisi büyümeye başlamıştır. Kadınlar iş hayatında etkili olmaya başlamışlardır. Tükettmin teşvik edilmesi reklam sektörünün hızla büyümesine neden olmuştur. Spor d. Soğuk Savaş Dönemi’nde Dünya Sanat 1951 yılında çıkarılan bir yasayla yabancı yatırım teşvik edilmek istenmiş fakat tüm beklentiere rağmen beklenen sonuç alınamamıştır. Bunun üzerine yatırımları %40-50’ini yine devlet yapmak zorunda kalmıştır. Akdeniz Oyunları ilk kez düzenlendi( İskenderiye, 1951). Avrupa’da UEFA Şampiyon Kulüpler Kupası 19551956 sezonunda ilk defa düzenlendi ( ilk şamp. Real Madrid). Şehirlerde nüfusun artması sıra evler ve toplu konutlların yaygınlaşmasına neden olmuştur. Gökdelen ve kule inşaatlarına önem verilmiştir. Avrupa’da savaşınyayılması bir çok sanatçının Amerika’ya göç etmesine neden olmuştur. ABD ve Avrupa’da soyut resim anlayışı gelişmiştir. New York , Paris için kullanılan “ Batı’nın Başkenti” ünvanını almıştır. başta müzik ve resim olmak üzere bir çok alanda yeni akımlar ortay çıkmıştır. YUMUŞAMA(DETANT) DÖNEMİ VE SONRASI ABD ve SSCB arasındaki nükleer silahlanma yarışına sonraları İngiltere, Fransa ve Çin’de katıldı. Olası bir nükleer savaşın büyük bir felakete sebep olabileceği ihtimali ABD ve SSCB’yi nükleer silahların sınırlandırılması için görüşmeler yapmayı zorunlu kılmıştır. Uluslararası ilişkilerde “yumuşama(detant), Blokların gerginliği azaltmak için karşılıklı görüşmeleri tercih ettiği bir dönemdir. Bu dönemde izlenen politikalarla Doğu-Batı ilişkilerinde çatışma ve gerginlik nispeten azaltılmıştır. Yumuşama politikası, barışa varacak yakınlaşma, anlaşma ve iş birliği aşamalarından oluşmaktadır. 1.Yumuşama Dönemi Politikaları Uluslar arası alanda Yumuşama politikasının ortayaa çıkmasının başlıca nedenleri: ABD Başkanı Kennedy ile SSCB Başkanı Kruşçev’in bir araya gelmesi(1961), Bağlantısızlar hareketinin ortaya çıkması ve nükleer silhlanmaya karşı kampanya başlatmaları, Olası bir nükleer savaşın korkusu, a.SALT-I Antlaşması (1972) ABD ve SCB arasında 1969’da Helsinki’de başlayan görüşmeler sonunda ABD ve SSCB arasında 26 Mayıs 1972’de SALT I(Stratejik Silahları Sınırlandırma) Antlaşması imzalanmıştır. Antlaşmaya göre nükleer silahlarla ilgili bazı sınırlamalara gidilmiştir. b.Salt II Antlaşması(1979) Salt I’in devamı olan Salt II görüşmeleri 1972’de ABD ve SSCB arasında Cenevre’de başladı, 18 Haziran 1979’da Viyana’da sona erdi. Bu antlaşma ile uzun menzilli nükleer silahlara sınırlama getirilmiştir. Doğu ve Batı Bloku’nda meydana gelen sorunlar: SSCB-Çin anlaşmazlığı, SSCB’nin Romanya’yı işgalinin müttefiklerince iyi karşılanmaması (1968) ABD’nin müttefiklerinden bağımszı hareket etmeye çalışması, Fransa’nın NATO’nun askeri kanadından çekilmesi. Not: 3.Helsinki Konferansı(1 Ağustos 1975) Bloklar arasındaki ilişkilerde yumuşama sürecine girilmesi üzerine Doğu Bloku ülkeleri, Avrupa’da güvenlik ve iş birliğini güçlendirmek amacıyla bir konferans toplanması önerisini sundu. Bloklar arasında bazı sorunların çözümlenmesi üzerine Batılı ülkeler bu öneriye olumlu cevap verdi. SALT-I Anlaşması’ndan sonra Arnavutluk dışında bütün Avrupa devletleriyle ABD ve Kanada’nın katıldığı Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Konferansı (AGİK) Helsinki’de toplandı. Uzun görüşmeler neticesinde hazırlanan uluslararası ilişkilerde temel barış ve iş birliğini kapsayan “Sonuç Belgesi” (Helsinki Nihai Senedi) 1 Ağustos 1975’te imzalandı. a.ABD-SSCB İlişkileri II. Dünya Savaşı sonrasında Bloklar arası gerginlik devletleri önce konvansiyonel sonrasında da Nükleer silahlanmaya itti. SSCB ile ABD’nin nükleer silahlanma konusunda denk haline gelmesi, olası bir nükleer savaşın dünyayı tahrip edebileceği endişesini ortaya çıkardı. Bu durum Doğu ve Batı Blokları’nın sorunlarının anlaşma yoluyla çözülmesi gerektiği düşüncesinin ağırlık kazanmasına neden olmuştur. Senet, imzacı devletlerarasındaki ilişkilere rehberlik edecek temel ilkeler ortaya konmuştur. 1961 yılında ABD Başkanı Kennedy ve SSCB Başkanı Kruşçev’in Berlin Buhranı nedeniyle Viyana’da bir araya gelmesi Yumuşama ( Detant) Dönemi’ni başlatmıştır (Görüşmelerde NATO’nun kararlı tutumu, SSCB’nin sert politikalarını terk etmesi bunda etkili olmuştur). AGİK’in Anayasası Sayılan Temel ilkeler şunlardır: Devletler, Uluslar arası egemenlik ve eşitliğe saygı gösterirler, Kuvvet kullanmaktan ve kuvvett kullanma tehdidinden kaçınırlar, Sınırların ihlal edilmezliği esasını kabul ederler, Birbirlerinin topraklarını dokunulmaz sayarlar ve toprak bütünlüğünün korunmasını esas alırlar, Devletlerarası sorunları barışçıl yollarla çözerler, İnsan hakları ve temel özgürlüklere saygı duyarlar , Birbirlerinin iç işlerine karışmazlar, Devletlerarası işbirliğine inanırlar, Uluslar arası hukuktan doğan yükümlülüklerin iyi niyetle yerine getirilmesini savunurlar. b.ABD-Çin ilişkileri Çin, uluslararası alanda yalnızlıktan kurtulmak, Japonya’yı etkisiz hâle getirmek ve SSCB baskısından kurtulmak amacıyla dış politikada yumuşama siyasetini benimsedi. Olası bir Çin-SSCB ittifakını önlemek isteyen ABD, bu politika değişikliği üzerine Çin’in uluslararası alanda tanınması gerektiğini savunmaya başladı. ABD’nin Güney Vietnam’dan askerlerini çekmesi Çin ile yakınlaşmayı daha da hızlandırdı. Önce Çin ile ticari ilişkileri başlatan ABD, ardından Çin’in Birleşmiş Milletlere üye olmasında etkili oldu. Helsinki Nihai Senedi’yle Bloklar ve devletlerarasında sürekli görüşme sağlanarak uluslararası ilişkilerde yumuşama politikası hâkim oldu. Demokrasi, temel hak ve özgürlükler alanında da önemli gelişmeler kaydedildi. 1971 yılında ABD Dış İşleri Bakanı Henry Kissinger’ın, bir yıl sonra da ABD Başkanı Nixon’un Pekin ziyaretleri ABD-Çin ilişkilerinin normalleşmesinde etkili olmuştur. NOT: YUMUŞAMA DÖNEMİ ÇATIŞMALARI 1.Çatışmalarda ABD ve SSCB’nin Rolü 1960’lı yılların başında Devletlerarası ilişkilerde yumuşama başlasa da SSCB ve ABD’nin politikaları sebebiyle mücadeleler üçüncü dünya ülkeleri üzerinden devam etmiştir. 2.Nükleer Silahların Sınırlandırılması Görüşmeleri Nükleer silahların sınırlandırılması konusunda görüşülmeye başlanmasının en önemli nedeni Küba Krizi(1962)’dir. a.Küba Bunalımı(1962) 1959 yılında Fidel Castro, Batista yönetimini devirdikten sonra yönetimi ele geçirmiş ve ekonomiyi devletleştirme kararı almıştır. Bu durumu çıkarlarına aykırı bulan ABD, Castro’yu devirmeyi denemiş fakat başaramamıştır. 1963’te ABD, SSCB ve İngiltere arasında Moskova’da ilk kez “Nükleer Denemelerin Kısmen Yasaklanması Anlaşması” imzalandı. Ancak bu anlaşmadan sonra devletler nükleer alanda yarışa devam ettiler. 23 ABD’nin Küba’daki muhalifleri desteklemesi üzerinne SSCB bu adaya Nükleer başlıklı füzeler yerleştirmiştir. ABD’nin füzelerin sökülmesi isteğine SSCB’nin olumsuz cevap vermesi üzerine iki ülke arasında savaş ihtimali ortaya çıkmıştır. Fakat ilerleyen günlerde ortaya çıkan olası bir nükleer savaş ihtimali iki tarafı da geri adım atmaya zorlamıştır. netme hakkı verilmiştir. Fakat Hindistan bu karara karşı çıktığı için sorun çözülememiştir. 1963’de Hindularla Müslümanlar arasındaki çatışmların yeniden başlamasıyla Hindistan Keşmir’i topraklarına kattığını ilan etmiştir. Oluşan bu durum üzerine Pakistan ordusu Keşmir’e girmiştir. Fakat BM’nin araya girmesiyle bir kez daha ateşkes imzalanmıştır. Gergin iki haftanın sonunda SSCB, ABD’nin Türkiye’ye yerleştirdiği Jüpiter füzelerinin sökülmesi ve ABD’nin Türkiye’deki üslerini kısıtlanması karşılığında Küba’daki füzeleri geri çekmeyi kabul etti. Hindistan ve Pakistan arasındaki Keşmir Sorunu bugün halen çözülememiştir. Küba Buhranının çözülmesi ile Doğu-Batı arasında diyalog süreci başlarken, silahsızlanma konusunda da önemli gelişmeler sağlandı. ABD ve SSCB politik ve askerî alanda dengeye ulaştıklarını anladı. Bu durum bir çatışmayı önlediği gibi Bloklar arası ve devletlerarası ilişkilerde değişimin başlangıcı oldu. d.SSCB’nin Afganistan’ı İşgali (1979) Afganistan XIX. Yüzyılda kuzeyden Rusya’nın, güneyden ise İngiltere’nin yayılmacı politikalarının hedefi olmuştur. İki devlet 1885 yılında imzaladıkları bir antlaşma ile Afganistan üzerinde denetim bölgeleri oluşturdu. 1919 yılında Afgan halkı başlattıkları bir mücadele ile İngiltere’den bağımsızlığını kazandı. b.Vietnam Savaşı (1964-1973) II.Dünya Savaşı sonrasında Vietnam’da Komünizm yayılmaya başlamış, Kuzeydeki Komünistler Fransızları yenilgiye uğratmışlardır.Vietnam 1954 yılında imzalanan Cenevre Antlaşması’yla Kuzey Vietnam ve Güney Vietnam olarak ikiye bölünmüştür. İki ülkenin 1956 yılında yapılacak seçimlerde birleşmesi kararlaştırılmıştır. 1973’yılına kadar krallıkla yönetilen Afganistan’da bu tarihte cumhuriyet ilan edildi. Fakat ilerleyen zamanda yeni rejim giderek diktatörlüğe doğru ilerledi. Kuzey Vietnam, Güney Vietnam’ın birleşmeye karşı çıkması üzerine bir gerilla savaşı başlatmıştır. ABD ise çıkarları gereği Güney Vietnam’ı desteklemiş ve bölgeye donanma göndermiştir. 1978 yılında Sovyet yanlısı partiler yönetimi ele geçirince ülke içinde bir çok ayaklanma çıktı. Ayaklanmaları bastırmakta etkisiz kalan yönetim SSCB’den yardım istedi. 1978 İki ülke arasında imzalanan “İyi Komşuluk ve İş Birliği Antlaşması” ile mevcut yönetim SSCB ile daha da yakınlaştı. 27 Aralık 1979 yılında Sovyet birlikleri ülkeyi fiilen işgal etti ve yönetime Sovyet yanlısı Babrak Karmal getirildi. Ağustos 1964’te Kuzey Vietnam botlarının, bir Amerikan savaş gemisine saldırması üzerine ABD Kuzey Vietnam’ı bombalamaya başladı. Kuzey Vietnam birliklerinin Güney’e saldırması üzerine komünizmin yayılmasından çekinen ABD bölgeye asker çıkarmış ve kısa sürede Vietnam’da ABD askeri sayısı 600.000’i geçmiştir. İşgal sonrası pek çok Afgan, İran ve Pakistan’a sığınmıştır. Pakistan BM’ye başvurarak Sovyetler’in Afganistan’dan çıkarılmasını istese de BM’de SSCB’nin veto hakkını kullanması üzerine bu girişim sonuçsuz kalmıştır. Savaş 9 yıl sürse de Amerikan halkındaki savaş karşıtlığı ABD Kongresi’nin tutumunun değişmesine neden olmuştur. Müttefiklerinin de desteğinin olmaması üzerine ABD Vietnam’da tam bir çıkmaza girmiştir. Pakistan ve Suudi Arabistan işgali 1980 Ocak’ında İslamabad’da toplanan İslam Konferansı’na taşıdı. Konferansta; 1968’de Paris’te barış görüşmelerine başlanmış ve 27 Ocak 1973’te Vietnam Barış Antlaşması imzalanmıştır. Antlaşmaya göre ; 1954 sınırlarına geri dönülecek, ABD 60 gün içinde Vietnam’ı terkedecek, Vietnam halkı kendi kaderini kendi belirleyecektir. Afganistan’daki sovyet müdahalesi işgal olarak nitelendirildi, İşgal sona ermedikçe SSCB yanlısı Afgan hükümetinin tanınmayacağı belirtildi, İşgale direnenlere her türlü desteğin sağlanacağı belirtildi. ABD tarafından da desteklenen Afgan Mücahitleri SSCB’ye karşı güçlü bir direniş göstermiştir. Mücahitlerin direnişi 1984 yılında daha da yoğunlaştı. Ancak anlaşmaya rağmen Kuzey Vietnam gerillaları 30 Nisan 1975’te Güney Vietnam’ın başkenti Saygon’a girmiş ve Güney’in toprakları Kuzey Vietnam tarafından ilhak edilmiştir. İki devlet 1976’da birleşerek Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti adını almıştır. Çin, Pakistan, İran, Arap ülkeleri ve Batılı devletlerin baskısıyla harekete geçen BM 1982 yılında Afganistan sorununu ele almıştır ve aynı yıl Bm gözetiminde ilgili devletler görüşmelere başlamıştır. c.Keşmir Sorunu Afganistan, SSCB, Pakistan ve ABD katılımyla yapılan görüşmeler sonrasında 14 Nisan 1988’de imzalanan Cenevre Antlaşması’yla Afganistan sorunu sona ermiştir. Hindistan ve Pakistan 1947 yılında İngiltere’den ayrılarak bağımsızlıklarını ilan ettiler. Sorunun nedenleri: Bölgenin doğal kaynak ve yer altı kaynakları yönünden zengin olması, Çoğunluğu müslüman olan Keşmir halkının Pakistan’a katılmak istemesine rağmen Keşmir Mihracesi’nin Hindistan’a katılmak istemesi. Bu nedenlerden ötürü Pakistan ve Hindistan askerleri Keşmir’e girerek çatışmaya başlamışlardır. Çatışmalar Birleşmiş Milletler’in araya girmesiyle son erdi. BM’nin aldığı karara göre Keşmir halkı kendi kendini yö- Antlaşma sonrası Sovyet askerleri 1988-1989 yılları içinde Afganistan’ı terk ettiler. 24 BAĞLANTISIZLAR HAREKETİ ARAP – İSRAİL SAVAŞLARI VE BÜYÜK DEVLETLERİN POLİTİKALARI II. Dünya Savaşı’ndan sonra sömürgelerde ortaya çıkan bağımsızlık hareketleri, uluslararası ilişkilere etki eden yeni bir gücün ortaya çıkmasına sebep oldu. Doğu ve Batı Bloklarının dışında bağlantısız olarak kendini ifade eden bu gücün önde gelen devletleri Kore Savaşı sırasında bağlantısızlığını ilân eden Hindistan, Yugoslavya ve Mısır’dı. ARAP- İSRAİL SAVAŞLARI Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun Kasım 1947’de Filistin’de biri Arap, diğeri Yahudi iki devletin kurulması yönünde almış olduğu karar doğrultusunda 14 Mayıs 1948 tarihinde İsrail Devleti kurulmuştur. Bandung Konferansı(1955) Sömürgeciliğe karşı halkların kendi kaderlerini belirleme haklarını benimseyen Asya ve Afrika’dan yirmi dört ülke, ilk olarak Endonezya’nın, Bandung kentinde bir araya gelmişlerdir (1955). a.1948 Arap-İsrail Savaşı Savaş İsrail Devleti’nin kurulması sonrasında Arapların saldırısı ile başlamıştır. Daha sonra Suriye, Irak, Mısır, Lübnan, Ürdün’ün de katıldığı savaş 1949’da Rodos Adası’nda imzalanan ateşkesle sona ermiştir. Savaş sonunda İsrail topraklarını iki katına çıkarmıştır. Konferansın amacı, bağımsızlığını yeni kazanmış olan Afrika ve Asya ülkelerinin ABD ve SSCB gibi iki büyük nükleer güç karşısında varlıklarını korumak için birlik ve dayanışmalarını sağlamaktı. b.Süveyş Krizi ve İkinci Arap-İsrail Savaşı (1956) 1956 yılında Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdulnasır’ın Süveyş Kanalı’nı millileştirmesi üzerine başlamıştır. Bandung Konferansı’nda alınan kararlar içinde en etkili olanı “barış içinde bir arada yaşamanın beş ilkesi” üzerinde varılan anlaşma idi. İngiltere ve Fransa bu kararı tanımamış ve İsrail’le anlaşmıştır. Ekim 1956 İsrail Sina Yarımadası’nı, İngiltere ve Fransa ise Akdeniz üzerinden bölgeye asker çıkarmaya başlamışlardır. Ancak ABD ve SSCB’nin baskısı sonucunda işgalciler ateşkes ilan etmek zorunda kalmış ve birliklerini geri çekmeye başlamışlardır. Barış içinde bir arada yaşama’nın beş ilkesi: Siyasi bağımsızlık, Askerî ittifaklara katılmama, Kendi topraklarında başka devletlere askerî üsse izin vermeme, İkili ittifaklara girmeme, Milli kurtuluş savaşlarını desteklemedir. Konferansın sonuç bildirgesinde sömürgeciliğe karşı çıkılmış, insan haklarının öneminden bahsedilmiş ve ayrımcılığın spna erdirilmesi gerektiğinden bahsedilmiştir. Süveyş Kanalı temizlenerek 1957 yılında dünya ticaretine yeniden açılmıştır. Not: Yapılan bu savaş sonunda İsrail-Mısır sınırına Birleşmiş Milletler gücü yerleştirilmiş ve İsrail Akabe Körfezi’ne bir çıkış kazanmıştır. Süveyş Krizi’nin Sonuçları: İsrail başarılı oldu. İngiltere ve Fransa’nın ABD desteği olmadan hareket edemeyeceği anlaşılmıştır. Mısır savaşı kaybetse de Süveyş Kanalı’nı millileştirmeyi başarmış ve İngiltere’nin etkisinden kurtulmuştur. İngiltere ve Fransa’nın güçsüzlüğünün ortaya çıkması diğer sömürge halklarının bağımsızlık sürecini hızlandırmıştır. Cemal Abdülnasır’ın Arap dünyasında saygınlığı artmıştır. Not: Bandung Konferansı Doğu ve Batı Blokları karşısında yer alabilecek ortak bir hareket oluşturamasa da bu blokların dışında durabilecek “ Bağlantısızlar Hareketi”ni ortay çıkarmıştır. Bağlantısızlar Hareketi’nin ilk teşkilatlı toplantısı 1961’de Yugoslavya lideri Tito ile Mısır Devlet Başkanı Nasır’ın öncülüğünde 25 bağlantısız ülkenin katılımıyla Belgrat’ta yapılmıştır (1961). Bu konferansta yayınlanan 25 maddelik bir deklarasyon ile ABD ve SSCB barışa davet edilmiştir. c.1967 Arap-İsrail Savaşı (6 Gün Savaşı) Süveyş Krizi sonrasında Filistinliler Yahudilerden intikam almak adına örgütlenip, Filistin Kurlutuluş Örgütünü kurdular. FKÖ üyeleri daha rahat hareket etmek adına Ürdün’e yerleştirler. İsrail ise bu faaliyetlere sert tedbirler aldı ve komşu ülkelerdeki mülteci kamplarına saldırmaya başladı. Deklarasyon’da; Her türlü sömürgeciliğe karşı çıkılmış, Güney Afrika’daki ırkçı ayrım mahkum edilmiş, Filistin halkının tüm haklarının tanınması, Ülkelerdeki yabancı üslerin kaldırılması, nükleer silahların yasaklanması ve silahsızlanma , Çin’in BM’ye tekrar kabulü istenmiştir. Aynı tarihlerde İsrail ile Suriye ve Ürdün arasında çatışmalar yaşanmaya başladı. Bunun üzerine Mısır, İsrail gemilerine Akabe Körfezi’ni kapattı. 1967 yılında Mısır Devlet Başkanı Nasır, olası bir İsrail saldırısına karşı Sina’da bir savunma hattı oluşturmak amacyla Mısır-İsrail sınırındaki BM barış gücünün çekilmesini istedi. İsrail’in Haziran yaında beklenmedik saldırısıyla başlayan savaş sadece 6 gün sürmüş ve İsrail’in galibiyetiyle sonuçlanmıştır. Bağlantısızlar 1964’te Mısır , 1970’de Zambiya ve 2006 yılında da Küba’da toplantılar düzenlemişlerdir. Sonuçları: İsrail; Doğu Kudüs, Golan Tepeleri, Gazze ve Sina Yarımadası’nı ele geçirip topraklarını dört katına çıkardı. İsrail Tiran Boğazı’nı aşarak Süveyş Kanalı’na ulaştı. Savaş sonrasında İsrail , Ürdün sınırını yeniden düzenlemiştir. ABD ve Batılı ülkelerin savaşta İsrail’i desteklemesi Arap ülkeleri SSCB’ye yakınlaştırmıştır. 25 d.1973 Arap-İsrail (Yom Kippur)Savaşı 6 Gün Savaşları’nın kaybedilmesi Arap milliyetçiliğini daha da arttırdı. Arap ülkeleri diplomatik yollarla kaybedilen toprakları geri istese de başarılı olamadılar.1973 Ekim ayında Mısır ve Suriye birlikleri beklenmedik bir anda İsrail’e saldırıya geçtiler. Başlangıçta başarısız olan İsrail kuvvetleri sonrasında Arapları püskürtmeyi başardı. İSLAM KONFERANSI ÖRGÜTÜ (1970) 21 Ağustos 1969 yılında Avustralyalı bir Hristiyan’ın İsrail İşgali altındaki Mescid-i Aksa Camii’ni yakması İslam dünyasında büyük tepkiyle karşılanmıştır. Ürdün Kralı Hüseyin’in önerisi ile 25 Ağustos 1969’da Arap ülkeleri temsilcileri Kahire’de düzenlenen bir konferansta bir araya gelmiş ve burada bir “İslam Zirvesi” oluşturulması kararlaştırılmıştır. Sonuçları : İsrail başarılı oldu. Mısır, Sina topraklarının bir kısmını İsrail’den almayı başardı. Camp David Antlaşmaları’nın önü açıldı. Barış görüşmelerinde etkili olan ABD’nin Arap ülkelerinde etkisi arttı. 22-25 Eylül 1969’da Rabat’ta Türkiye’nin de katılımıyla ilk İslam Zirvesi toplandı. Zirve ‘de Aksa yangını ve Filistin sorunu görüşüldü. Ayrıca İslam devletleri arasındaki iş birliği ve dayanışmanın sürdürülmesi kararlaştırıldı. Bu amaçla Cidde’de bir sekreterlik kurulması kararı alındı. Bu karar doğrultusunda “İslam Konferansı Örgütü” kurulmuş oldu. CAMP DAVİD ANTLAŞMALARI (1978) 1973 Arap- İsrail Savaşı sonrasında ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’in yürüttüğü “Mekik Diplomasisi” ile barış için önemli bir adım atılmıştır. İslam Zirvesi’nin ikincisi, 1974’te Pakistan’ın Lahor kentinde yapılmıştır. Zirvede Filistin ile ilgili alınan kararlar yanında, 1971’de Pakistan’a karşı ayaklanarak bağımsızlığını ilan eden Bangladeş’in Pakistan tarafından tanınması da sağlanmıştır. Böylece İslam Konferansları, İsrail sorununun dışında, İslam dünyasının sorunlarını tartışıp bu sorunlara da çözüm bulmaya çalıştı. Mekik Diplomasisi : ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’in barışın sağlanması amacıyla Tel Aviv ve Arap başkentleri arasında yürüttüğü hızlı diplomasi trafiğine verilen isimdir. Teşkilatın 1973’te yapılan Cidde toplantısında üye ülkelerin maliye bakanları mali teşkilatlanmanın önemini vurguladılar. Ekim 1975’teki toplantıda İslam Kalkınma Bankası’nın kuruluş planı onaylandı. Kissinger’in yürütüğü diplomasi 17 Eylül 1978 tarihli Camp David Antlaşmaları ile sonuçlandı. ABD antlaşmalara “tanık” olarak imza atmıştır. Antlaşmaya Göre; İsrail Sina Yarımadası’ndan çekilecektir. Mısır İsrail’i resmen tanıycak ve ilgili devletle diplomatik ilişkileri başlatacaktır. Batı Şeria ve Gazze’deki Filistinlilere beş yıllık bir süre için özerklik verilecektir. İsrail, güvenliğine zarar getirmeyecek şekilde Filistin’deki asker sayısını en aza indirecektir. İsrail ve Ürdün arasında barış görüşmeleri yapılacaktır. Batı Şeria ve Gazze’nin nihai statüsünü belirlemek için İsrail ile Filistin, Mısır ve Ürdün arasında özerkliğin üçüncü yılından itibaren görüşmeler yapılacaktır. 2005 yılında İslam Konferansı Örgütü’nün genel sekreterliğine Ekmelettin İhsanoğlu getirilmiştir. ULUSLARARASI POLİTİKA’DA PETROLÜN YERİ XX. Yüzyıl’da petrol çok önemli bir enerji kaynağı haline gelmiştir. ı.Düny Savaşı sonrası Orta Doğu petrol bölgelerinin çoğu ingiliz hakimiyetine girmişti. II. Dünya Savaşısonrası sanayileşmenin hızıyla doğru orantılı olarak petrolün önemi de arttı. Batılı devletler Orta Doğu üzerindeki hâkimiyetlerinin azaldığını görmüş, kurdukları petrol şirketleri yoluyla denetimlerini devam ettirdiler. Buna rağmen üretici devletler gelirlerini arttırmak için petrollerini millileştirmeye karar verdiler. Aynı tarihlerde SSCB gibi ülkeler düşük fiyatlarla petrol piyasasına girmeye başladı. Arap ülkeleri 1979 Mart ayında Bağdat’ta toplanarak Camp David Antlaşmalarına tepki göstermişlerdir. Bağdat Toplantısı’nda; Filistin sorununda ortak hareket edilmesi, Mısır’a ekonomik yaptırım uygulanmasıi Mısır’ın antlaşmayı feshetmesi ve bağımsız Filistin’in kurulması kararı alınmıştır. OPEC (1960 ) Dünyadaki ham petrol fiyatlarındaki düşüşü durdurmak adına Venezula, İran, Irak, Kuvet ve Suudi Arabistan tarafından 1960 yılında OPEC (Organization Petroleum Exporting Countries -Petrol İhraç Eden Ülkeler Teşkilatı) kurulmuştur. Teşkilata daha sonra Libya, Cezayir, Endonezya, Ekvador, Gabon, Birleşik Arap Emirlikleri, Abudabi ve Nijerya’da üye olmuştur. Ayrıca Mısır ve İsrail’in antlaşma hükümlerini kendilerine göre yorumlaması, İran’daki rejim değişikliği, ABD’nin tutumu gibi nedenlerden dolayı Camp David Süreci sonlandırılmıştır. Bununla birlikte 26 Mart 1979’da Mısır ile İsrail arasında Mısır-İsrail Barış Antlaşması imzalanmıştır. Antlaşmaya göre taraflar birbirlerinin toprak bütünlüğüne saygı gösterecek ve İsrail, Sina’dan tamamen çekilecektir. Bu antlaşmayla Mısır, Sina’yı geri almıştır, İsrail ise güneyini ve batısını güvence altına almıştır. Merkezi: Kuruluşta Cenevre, 1965’ten itibaren Viyana. Amacı: Üretici ülkeler arasında teknik konularda işbirliği yapmak ve petrol fiyatlarını belirlemektir. 1967 Arap-israil Savaşı’nda petrolü İsrail’e karşı siyasi bir silah olarak kullanmak isteyen Arap ülkeleri OAPEC (Organization of Arab Petroleum Exporting Countries -Petrol İhraç Eden Arap Ülkeleri Teşkilatı)’nı kurmuşlardır. Yapılan tüm müzakere ve antlaşmalara rağmen barış antlaşmaları başarıya ulaşamamıştır. LYS 2013 1948 yılında başlayan İsrail-Mısır savaşının 26 Mart 1979’da resmen sona ermesini sağlayan, 5-17 Eylül 1978 tarihli Washington Görüşmeleri aşağıdaki adlardan hangisiyle anılmaktadır? A) Camp David B) Sina C) Dayton D) Quebec E) Tahran Fakat Arap ülkeleri arasında dayanışmanın sağlanamaması ve Batılı ülkelerin OAPEC dışındaki ülkelerden petrol satın alması OAPEC’in dilediği sonucu alamamasına neden oldu.Arap ülkeleri 1973 sonrası fiyatların yükseltilmesi yoluna başvurdular. OAPEC’in politikası 1973 Arap-İsrail Savaşı sırasında Japonya ve İngiltere’de paniğe neden olmuştur. 26 ABD 1973 petrol ambargosuna rağmen İsrail’e olan desteğini sürdürmüş ve askeri müdahale seçeneğini masaya yatırarak ambargoya sert tepki vermiştir. seyi’nin aldığı karara uyan taraflar Ağustos 1988’de ateşkes imzalamışlardır. Sonuçları: Savaşta bir milyona yakın insan hayatını kaybetti. Arap birliğinin bozulmasıyla İsrail Orta Doğu politikalarında daha rahat hareket etmeye başladı. Savaşta başarısız olan Saddam Hüseyin halkın gözünde itibarını yükseltmek amacıyla 1990’da Kuveyt’e saldırdı. 1974 yılında petrol ve enerji piysalarındaki dengesizliğin önlenmesi için OECD çatısı altında Uluslararası Enerji Ajansı kuruldu. Not: İRAN-IRAK SAVAŞI (1980-1988) a. Irak’ta Rejim Değişikliği 1920 San Remo Konferansı’nda manda yönetimi kurulan Irak’ta 1921’de Meşruti Krallık kuruldu. 1932’de Milletler Cemiyetine bağımsız bir devlet olarak katıldı. 1933’te Kral Faysal’ın ölümünün ardından ülkede dinî ve etnik çatışmalar arttı. 1934’te Türkiye’nin de üye olduğu Sadabat Paktı’na katıldı. II. Dünya Savaşı sonrası ABD ve Batılı devletlere paralel politikalar izleyerek Bağdat Paktı (1954) içinde yer aldı. 1958’de yapılan bir askerî müdahale ile ülkede monarşi yıkılarak cumhuriyet ilan edildi. Rejim değişikliği sonrası Irak sonra Bağdat Paktı’ndan çekildi. Baas Partisi 1968’de yaptığı bir darbeyle yönetime geldi. SSCB ile yakınlaşarak bu ülkeden ekonomik ve askerî yardım almaya başladı. Bu durum Batı’ya dönük bir politika takip eden İran ile arasındaki ilişkileri zayıflattı. Diğer taraftan, 1970’te İngiltere’nin Basra Körfezi’nden çekilmesinden sonra İran’ın, buraya tek başına hâkim olmak istemesi iki ülke ilişkilerini daha da gerginleştirdi. Baas Partisinin 1972’de, SSCB ile imzaladığı dostluk antlaşmasıyla bu ülkeden silah satın almaya başlaması İran’ı tedirgin etti. Ancak 1975 Martında Cezayir’in arabuluculuğu ile imzalanan Cezayir Anlaşması’yla Irak ile İran arasındaki Şattülarap Su Yolu’nun en derin yeri sınır kabul edilirken karşılıklı dostluk ve iş birliğinin taahhüt edilmesi ilişkileri bir süreliğine düzeltti. Saddam Hüseyin 1979 yılında yaptığı bir darbeyle yönetimi ele geçirdi. b.İran Devrimi (1979) Pehlevi Haneanı 1925’te batının desteğiyle yönetime geldi. Şahın batı yanlısı politikaları ve modernleşme hareketi halk desteğini alamamıştır. Ülkede yapılan plansız toprak reformu kırsaldaki refah seviyesini düşürmüş, köyden kente göçü arttırmıştır. Ayrıca ülke gelirlerinin çoğunluğunun da silahlanmaya ayrılması ülkede protestolara neden olmuştur. 1978’de başlayan bölgesel nitelikli olaylar 1979’da tüm ülkeye yayılmış ve sürgündeki lider Ayetullah Humeyni’nin ülkeye dönmesiyle 1979’da İran İslam Devrimi gerçekleşmiştir. Dış politikada Bağlantısızlık hareketini destekleyen İran CENTO’dan ayrılmış ve SSCB ile olan antlaşmalarını tek taraflı olarak feshetmiştir. c.Savaş Nedenleri: Saddam Hüseyin’in 1980 yılında Cezayir Antlaşması’nı feshetmesi, Irak’taki Şiilere uygulanan baskı, İran’da isyan eden Araplara Irak’ın destek olması, Irak’taki Kürt isyancıları İran’ın desteklemesi, İki devlet sınırındaki çatışma ve sınır ihlalleri Savaş Irak birliklerinin 22 Eylül 1980’de İran’a girmesiyle başladı. Başlangıçta Irak başarılı olsa da İran ilerleyen dönemde dengeyi sağlamıştır. Savaş sırasında Libya ve Suriye hariç Arap ülkeleri Irak’ı desteklerken bu iki devlet İran’ı desteklemiştir. SSCB İran’ı desteklemiştir. Petrol fiyatlarının yükselmesi ve savaşın süresinin uzaması üzerine BM Güvenlik Kon- 27 YUMUŞAMA DÖNEMİ’NDE DÜNYA Bilimsel ve Teknolojik Gelişmeler 1961’de Rus kozmonot Yuri Gagarin uzaya çıkan ilk insan oldu. ABD’nin Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) kurularak Bloklar arası rekabet uzaya taşındı. 1969’da ABD’li Neil Armstrong’un aya ayak basmasıyla ABD yarışta öne geçti. ABD-SSCB arasındaki uzay yarışına sonraları İngiltere,Fransa,Japony ve Çin de katıldı. İlk kişisel bilgisayar Apple tarafından üretildi (1970). 1969’da ABD’li bilim adamları arasında iletişimi sağlamak amacıla “ARPANET (Amerikan Gelişmiş Savunma Araştırmaları Dairesi) ” kuruldu. Uydu teknolojisinin gelişmesiyle iletişim kolaylaştı. İcat ve Keşifler 1961 1962 1963 1965 1968 1969 1971 1972 1973 1974 1975 1976 1977 1978 1979 Kültürel Hayat Ekonomi Bilim ve teknolojideki gelişme sanayiyi olumlu etkiledi. Kömür enerjisinin yerini petrol ve elektrik aldı. Petrol , yeni üretim mallarının çıkmasına neden oldu. Havacılık,nükleer enerji,kimya ve elektronik sanayiinde önemli ilerlemeler haydedildi. Uluslararası ticaret hacmi %7 oranında arttı. Eskiden lüks olan televizon, telefon, çamaşır makinası gibi ürünlerin evlere girmesi insanların hayatını kolaylaştırdı. Çok uluslu şirketler büyük sermaye gücü olarak yaygınlaştı. İlk defa “1964 Tokyo Olimpiyatları” canlı olarak tüm dünya’da izlenme imkanı buldu. Spor Sanayileşme köyden kente göçü arttırdı. Metropollerin ortaya çıkması beraberinde güvenlik,trafik, eğitim,sağlık vb. alanlarda sorunları getirdi. Kadınların eğitim ve iş hyatında sayısının artması erkek egemen toplum anlayışını sona erdirmiştir. Bilim ve teknolojide varılan nokta , gelecekteki bilimsellik edebiyatta 1960’lardan itibaren “post modern” anlayışın ortaya çıkmasına neden oldu. 1950’lerde ortaya çıkan Rock and Roll etkisini sürdürdü. Heavy Metal müzik türü ortaa çıktı( Rolling Stone en önemli temsilcisi ). Soyut resim anlayışı etkisini sürdürdü. Uluslararası spor organizasyonları yaygınlaşmaya başladı. Türkiye 1971 Akdeniz Olimpiyatları’na ev sahipliği yaptı (İzmir). Brezilya 1958-1980 yılları arasında üç defa Dünya Kupası’nı aldı. 1960’dan itibaren Avrupa Futbol şampiyonası düzenlenmeye başladı. FIBA ( Uluslararası Basketbol Federasyonu) tarafından 4 yılda bir Dünya Basketbol Şampiyonası düzenlenmeye başladı. TÜRK DIŞ POLİTİKASI ( 1960-1980) İlk insanlı uzay uçuşu İlk haberleşme uydusu(Telstar I) Yer eksenli haberleşme uydusu İlk uzay yürüyüşü (Alexy Leonev) İlk kalp nakli ( Chiristian Barnard ) Hawker Harrier ( dik havalanabilen ilk uçak ) Ay etrafında pilotlu ilk uçuş Neil Armstrong’un Ay’a ayak basması Mikro işlemci ( İntel Firması) Video kaset ve video disk Mini Bilgisayar Hafıza kartı Hepatit B aşısı Cray I işlemci ( 250 milyon / sn) Nötron bombası ilk tıbbi görüntüleme ( Nükleer manyetik rezonans-MR) Kompakt disk (CD) Ev bilgisayarı Soğuk Savaş yıllarında Türkiye Batı Bloku’na dahil olmuş ve politikalarını bu yönde şekillendirmiştir. Bu dönemde Orta Doğu’da ki Arap – İsrail savaşları, Kıbrıs sorunu, Ege Adaları sorunu, Ermeni terörü gibi olaylar Türk dış politikasının şekillenmesinde etkili olmuştur. TÜRK- YUNAN İLİŞKİLERİ 1930’lu yıllarda Türk- Yunan ilişkilerinde bir dostluk dönemi başlasa da II.Dünya Savaşı sonrasından Türk-Yunan ilişkileri genel olarak gergin olmuş, iki ülke ilişkilerinde Kıbrıs ve Ege konularında sorunlar yaşanmıştır. 1.KIBRIS SORUNU a.1960’lı yıllara kadar Kıbrıs 1571 yılında Osmanlı hâkimiyetine giren Kıbrıs’ın yönetimi 1878 yılında geçici olarak İngiltere’ye bırakılmıştır. I. Dünya Savaşı yıllarında İngiltere adayı ilhak ettiğini ilan etmiştir (1914). Dünya Savaşı Osmanlı için kaybedilmiş, ülke İtilaf Devletleri’nce işgal edilmiştir. Anlaşma Devletleri’ne karşı yapılan Kurtuluş Savaşı zaferle sonuçlanmıştır. Kurtuluş Savaşı sonrası imzalanan Lozan Antlaşması ile Türkiye Kıbrıs’ın İngiltere’ye ait olduğunu kabul etmiştir. 1930’lu yıllarda II. Dünya Savaşı’nın yaklaşması üzerine Türkiye ve Yunanistan Balkan Antantı’nı imzalamış ve 1950’li yıllara kadar Türk- Yunan dostluğu devam etmiştir. 28 1950’li yıllarda Kıbrıslı Rumlar, Yunanistan’ın desteği ile self determinasyon istemiş fakat bu istek BM tarafından reddedilmiştir. Bunun üzerine Rumlar Georgios Grivas liderliğinde EOKA terör örgütünü kurup bölgede Türklere karşı cinayetlere başladılar. Türkler ise EOKA cinayetlerine karşı kendilerini korumak amacıyla önce Volkan teşkilatını sonra da 1958 yılında TMT ( Türk Mukavemet Teşkilatı) ‘yi kurdular. Yapılan hazırlıklar sonucunda Türk çıkarma birliği İskenderun’da toplandı. Türkiye çıkarma harekâtının durdurulması içi Grivas’ın adadan ayrılmasını ve adadaki 12 000 Yunan askerinin çekilmesini şart koştu. Kıbrıs’ta yükselen tansiyon nedeniyle NATO ve BM girişimleriyle Türkiye, Yunanistan ve İngiltere arasında bir takım temaslar yapıldı. Bu doğrultuda imzalanan 11 Şubat 1959 tarihinde Zürih ve 19 Şubat 1959’da ise Londra Antlaşmaları sonrasında Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu (16 Ağustos 1960). Cumhurbaşkanı Makarios, yardımcısı ise Fazıl Küçük’tür. Türkiye’nin kararlı tutumu sonrası Kıbrıs Cumhuriyeti ve EOKA tarafından girişilen şiddet eylemlerine –geçici de olsa- bir son verilmiş, Türk köyleri üzerindeki abluka kaldırılmış, ekonomik abluka uygulanmasına rağmen Türkiye bu ablukayı aşacak girişimler başlatmıştır. Gerginliğin arttığını gören ABD ve BM araya girerek kısmen de olsa gerinliği durdurabilmişlerdir. Bununla birlikte bu krizin daha yoğun bir çatışmanın –giderek savaşınbir öncülü olduğu ortaya çıkmıştır. Deyim yerindeyse tüm taraflar kendilerini daha büyük bir çatışmaya hazırlamaya başlamışlardır. Yapılan Antlaşmalara ve bu doğrultuda hazırlanan yeni anayasaya göre; Cumhurbaşkanı Rum, yardımcısı ise Türk olacaktır. Resmi dil Türkçe ve Rumca olacaktır. Yasama yetkisi %70’i Rum, %30’u Türk olan temsilciler meclisi ile Rum ve Türk toplumlarının kendiişlerinde yetkili olan iki ayrı Cemaat Meclisi tarafından kullanılacaktı Yürütme yetkisini Cumhurbaşkanı , Cumhurbaşkanı yardımcısı ve bakanlar kurulu üstlenecektir. Ordunun %60’ı Rum , % 40’ı Türklerden oluşacaktır. İmzalanan Garanti Antlaşması’nda ise Türkiye, Yunanistan ve İngiltere anayasa ile kurulan düzeni garanti etmiş, ortak ya da ayrı ayrı müdahale hakkına sahip olmuştur. c.Kıbrıs Barış Harekatı (20 Temmuz 1974 ) 1974 yılında Yunanistan’da Albaylar Cuntası yönetimdeydi. Aynı yıl Yunan cuntası ile Makarios’un arası açılır. 15 Temmuz 1974 ‘te Yunan cuntasının emriyle “Rum Milli Muhafız Ordusu “ bir darbe yapmış ve Makarios’un yerine EOKA’cı Nikos Sampson’u getirmiştir. Yeni Cumhurbaşkanı Sampson Kıbrıs Elen Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ilan etmiştir. Rumların saldırgan tutumu Türkiye’yi Garanti Antlaşması’nın kendisine tanıdığı tek başına müdahale hakkını kullanmaya itmiştir. Harekâtın nedenleri: Yunanistan’ı ENOSİS’i gerçekleştirmesini engellemek, Adada gayrı resmi bir idarenin kurulması, Kıbrıs Türklerinin can güvenliğini sağlamak, Türkiye’nin güneyini güvence altına almak. b.1963-1974 Dönemi Kıbrıs’taki barış dönemi fazla uzun sürmedi. ENOSİS’i gerçekleştirmek ve Türkleri adadan atmak isteyen Rumlar Aralık 1963’te Akritas Planı’nı uygulamaya koydular. Plan doğrultusunda Tük mahalle ve köylerine saldırılar ile Türklere yapılan baskılar arttı. 24 Aralıkta “Kanlı Noel” olarak anılan ve 24 Türk’ün şehit edildiği olay üzerine Türk savaş uçakları Lefkoşa üzerinde ilk uyarı uçuşunu yaptı. Yukarıdaki nedenlere dayanarak Türkiye’nin 20 Temmuz 1974’te başlattığı müdahale 2 gün sonra yapılan ateşkes ile sona ermiştir. Ardından 25 Temmuz 1974’te Türkiye, Yunanistan ve İngiltere arasında Cenevre’de barış görüşmelerine başlandı. 1 Ocak 1964’te Makarios’i Garanti Antlaşması’nı tek taraflı olarak iptal etmesi, Yunanistan’ın adaya asker ve silah göndermesi üzerine BM Güvenlik Konseyi olayların daha da büyümesini engellemek adına bölgede bir Barış Gücü kurulmasını kararlaştırdı. Fakat BM barış gücü henüz gelmeden Rum çetelerinin faaliyetleri artınca Türkiye Kıbrıs’a müdahale kararı aldı. Güvenlik Konseyi ise ilk Barış Gücü’nü 14 Mart 1964’te gönderdi. Türkiye’nin adaya müdahalesi, 5 Haziran 1964 tarihinde gelen ve müdahaleye karşı olan ABD Başkanı Johnson tarafından gönderilen mektupla engellendi. Görüşmelerde bir ilerleme sağlanamaması üzerine Türkiye 14 Ağustos 1974 tarihinde İkinci Barış Harekâtını gerçekleştirmiş ve bu harekatla adanın %38’ini ele geçirmiştir. BM nin ateşkes çağrısına uyan Türkiye iki gün sonra harekâtı durdurmuştur. NOT: 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı Türkiye’nin dış politikasında da etkili oldu. ABD’nin bu harekâtı gerekçe göstererek Türkiye’ye yapmakta olduğu ekonomik yardımı keserek silah ambargosu uygulaması, iki ülke arasındaki ilişkileri olumsuz etkiledi. Bunun üzerine Türkiye, 1969 “Savunma İş Birliği Anlaşması”nı yürürlükten kaldırdı ve 1975’ten itibaren Türkiye’deki bütün ABD üs ve tesislerine el koydu. Ancak 1978’de ABD ambargosunun kalkmasıyla ilişkiler normale döndü. Johnson Mektubu’ndaki bazı önemli maddeler şunlardır: Kıbrıs’a yapılabilecek bir Türk müdahalesi SSCB ile Türkiye’yi karşı karşıya getirebilir. Müdahale, Türk-Yunan çatışmasına sebep olabilir. Olası bir harekâtta ABD’den alınan silah ve yardımlar kullanılamaz. NATO’ya danışılmadan hareket edilmemelidir. SSCB ise Ada’nın bir NATO üssü hâline gelmesi ihtimalinden endişe duyarak meseleyi uluslararası alana taşımak istedi ve 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nda Türkiye’ye destek vermedi. Ağustos 1964’te Rumların Erenköy’e başlattıkları saldırı sonrası Türk Hava Kuvvetleri’ne ait uçaklar 9 Ağustos 1964 tarihinde bir müdahalede bulundu. Yapılan müdahalede geri püskürtülen Rumlar saldırılarını durdurmak zorunda kaldı. SSCB’nin bu tavrı, iki ülke ilişkilerini durma noktasına getirdi. Müdahale sonrası Türklere yapılan saldırılar azalsa da Türklere yönelik tecrit ve kötü müdahale devam etmiştir. Ancak 1980’den sonra Türkiye’nin çok yönlü dış politika izlemeye başlamasıyla Türkiye-SSCB ilişkilerinde ilerlemeler kaydedildi. 1967 yılında Yunanistan’da darbe ile yönetime gelen cuntanın Kıbrıs’a Grivas’ı göndermesi ve Grivas’ın Rum çetelerini silahlandırıp Türklere silahlandırması üzerine TBMM Türk askerine yaancı ülkelere gönderilme yetkisi vermiştir. LYS 2013 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında Türkiye’ye silah ambargosu uygulayan ülke aşağıdakilerden hangisidir? A) SSCB B) İran C) Yugoslavya D) İngiltere E) ABD 29 d.Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin Kurulması Harekat sonrası özgürlüğüne kavuşan Kıbrıslı Türkler 13 Şubat 1975’de Rauf Denktaş liderliğinde Kıbrıs Türk Federe Devleti’ni kurmuşlardır. 1977’de Denktaş ve Makarios arasında 4 maddelik bir antlaşmaya varıldı. Antlaşmada iki taraf da bağımsız, bağlantısız ve iki toplumlu bir Kıbrıs Cumhuriyeti istediğini beyan etmiştir. Ege bir yunan gölü haline gelecekti, Türkiye’nin Ege kıyıları tehlike altına girecekti. Kısacası Türkiye’ye Ege’de yaşam alanı bırakılmayacaktı. d.Ege Hava Sahası (FIR Hattı- Uçuş Bilgi Bölgesi) Sorunu 1931 yılında yunanistan 3 mil olan hava kontrol sahasını 10 mile çıkarmış fakat Türkiye o dönemde iyi olan ilişkilerden dolayı bu duruma tepkisiz kalmıştır. İki taraf arasında BM gözetiminde devam eden görüşmeler 1980 yılına kadar sürse de sonuç alınamadı. 1952 yılında Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü ( ICAO) FIR hattını Ege denizi kara suları olarak kabul etmiştir ve Türkiye’de bunu tanımıştır. 1974’e kadar sorun olmayan Hava kontrol sahası 1974 Buhranı ile iki ülke arasında yeni bir soruna neden olmuş ve ilerleyen dönemde bu sorunun boyutları daha da genişlemiştir. BM Genel Kurulu 1983’te Rum tarafını Kıbrıs Hükümeti olarak tanıdı. Bu gelişme üzerine 15 Kasım 1983 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu. KKTC’yi ilk tanıyan devlet Türkiye oldu. KKTC’nin kurulmasına ABD, SSCB, İngiltere ve Batılı devletler sert tepki göstermiştir. Bu sorunun iki temel unsuru vardır: Yunanistan’ın Ege adaları üzerindeki ulusal hava sahası yüksekliği, KPSS 2013: 1950’li yılların başlarında Kıbrıs'ın Yunanistan'a bağlanması amacı ile Yorgo Grivas liderliğinde kurulmuşbilgilerini Rum Atina’ya mı yoksa İsFır Hattı (uçakların havadayken örgütü aşağıdakilerden hangisidir? tanbul’a mı vereceği) sorunudur. A) EOKA B) İMRO TÜRK-ERMENİ İLİŞKİLERİ C) Mavri Mira D) Etniki Eterya Lozan Antlaşması’nda Ermeniler azınlık statüsünde olmayı kabul etmeE) Pontus mişler ve diğer Türk vatandaşları ile aynı kanunlara tabi olmaı kabul etmişlerdir. Buna rağmen Ermeni Diasporası ve bazı devletler Ermeni so2.EGE ADALARI SORUNU rununu yeniden hayata geçirmişlerdir. Diasporanın amacı sözde soykırım iddialarını dünyaya tanıtmak ve Türkiye’ye kabul ettirmek, karşılığında 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşmasına göre BozcaaTürkiye’den tazminat ve toprak almak son adım olarak da büyük Ermeda ve Gökçeada Türkiye’ye verilmiş, diğer Ege Adaları ie Yunanistan’a nistan hayalini gerçekleştirmekti. Bu amaçla yola çıkan Ermeniler Agop bırakılmıştır. Meis ve On iki Ada da 1947 yılında imzalanan Paris AntAgopyan liderliğinde “Ermenistan Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu” laşması ile Yunanistan’a bırakılmıştır. adı verilen ASALA adlı terör örgütünü kurdular. a.Ege Adalarının Silahlandırılması ASALA 1973’ten 1994’e kadar sürdürdüğü terör eylemlerinde çoğu diploat 35 Türk’ü şehit etmiştir. Yine bu bağlamda Türkiye’de faaliyet gösteren bölücü terör örgütleriyle de işbirliği yapmıştır. 1963 sonrası Yunanistan Lozan Antlaşması’na aykırı olarak Türkiye’ye yakın olan Ege adalarını gizlice silahlandırmaya başlamıştır. TÜRK- ABD İLİŞKİLERİ 1974 sonrası dönemde ise açık bir şekilde silahlandırma faaliyetine girişmiştir. Nununla birlikte Yunanistan adaları NATO tatbikatları kapsamına almak suretiyle silahlanmayı meşrulaştırmak istemiştir. II. Dünya Savaşı sonrası Türk-ABD ilişkileri 1950’li yılların başında gelişim göstermiştir. Türkiye Kore Savaşı’nda ABD’nin yanında bulunmuş ve karşılığında NATO’ya üye olmuştur. ABD’de Türkiye’de NATO çatısı altında bir takım üsler kurmuştur. Kıbrıs Sorunu nedeniyle ayrılan Yunanistan 1980 yılında Türkiye’nin veto etmemesi ile NATO’nun askeri kanadına yeniden dönmüştür. 1960-1980 yılları arasındaki dönem Türk-ABD ilişkileri inişli çıkışlı bir tablo sergilemiştir. 1983 yılında Limni’nin dahil edilmediği hiçbir NATO tatbikatına katılmayacağını açıklayan Yunanistan’ın bu tutumuna Türkiye karşı çıkmış, bugün bu konuda aynı kararlılığını sürdürmektedir. 1962 Küba Krizi sırasında Türkiye’deki Jüpiter füzelerinin sökülmesi, Kıbrıs sorununda ABD’nin Johnson Mektubu’ndaki tavrı ve 1974 Barış Harekatı sonrasında Türkiye’ye yapmış olduğu silah ambargosu iki ülke arasındaki ilişkilerde gerginliğe neden olmuştur. b.Kıta Sahanlığı Sorunu Türk Hükümetinin 1973’te Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ‘na, Ege’nin açık deniz sularında ve Türkiye’nin kıta sahanlığında bulunan 27 bölgede petrol arama ruhsatı vermesiyle başlamıştır. Yunanistan bu sahanın kendi kara suları içerisinde olduğunu iddia etmiştir. TÜRK-SSCB İLİŞKİLERİ II.Dünya Savaşı sonrası Batı Blok’u içerisinde yer alan Türkiye’nin SSCB ile ilişkileri 1950’li yıllarda Orta Doğu’da yaşanan sorunlar nedeniyle pek iyi olmamıştır. Fakat bu gerginlik Demokrat Parti iktidarının son dönemlerinde aşılmaya çalışılsa da 1960 Darbesi ile bu girişim gerçekleşememiştir. c.Karasularının 12 Mile Çıkarılması Sorunu Lozan Barış Antlaşması’na göre kabul edilen 3 millik karasularını Yunanistan 1936’da, Türkiye ise 1964’te 6 mile çıkarmıştır. 1963 Kıbrıs Buhranı’nda SSCB açıkça Rumların yanında yer almış ve zaman zaman Türkiye’yi tehdit etmiştir. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrası Yunanistan karasularını 12 mile çıkarmak istemiştir. Türkiye bu durumu savaş sebebi olarak saymış ve Yunanistan geri adım atmak zorunda kalmıştır. Eğer Yunanistan’ın isteği gerçekleşse idi; 30 1964’te ABD Başkanı tarafından gönderilen Johnson mektubu Türkiye ile SSCB’nin yakınlaşma girişimlerinde bulunmasına neden olmuştur. Fakat SSCB’nin Rum yanlısı olması ilişkilerin düzelmesinde en büyük engel olmuştur. b.1965-1980 Yılları Arası Gelişmeler 10 Ekim 1965 tarihinde yapılan genel seçimleri Süleyman Demirel başkanlığındaki Adalet Partisi (AP) kazanmıştır. 27 Ekim 1965’te Demirrel başbakanlığıyla başlay Adalet Partisi iktidarı 12 Mart 1971 tarihli Askerî Muhtıraya kadar devam etmiştir. Türkiye 1980’lerde izlediği çok yönlü politikalarla SSCB ile Kıbrıs nedeniyle duran ilişkileri yeniden başlatmıştır. 12 Mart Muhtırası sonrası; Başbakan Süleyman Demirel istifa etmiş ve CHP milletvekili Nihat Erim başbakanlığa getirildi. TÜRKİYE’NİN ORTA DOĞU POLİTİKASI 1950-1960 arası dönemde Arap ülkeleri SSCB’ye ykınlaşırken, Türkiye Orta Doğu’da Batılı ülkelerle paralel bir politika izlemiştir. Ancak 1960’lı yılların başında Türkiye’nin ABD ile olan ilişkilerinde meydana gelen değişiklikler ( Jüpiter Füzelerinin sökülmesi olayı vb.) ve Kıbrıs konusunda yalnızlıktan kurtulmak istemesi Türkiye’nin Orta Doğu politikalarında değişikliklere neden olmuştur. Nihat Erim Hükümeti ülkede asaişi sağlamak amacıyla sıkıyönetim ilan etti, Anayasa’da ypılan değişiklikler ile temel hak ve özgürlüklere kısıtlamalar getirildi. 1973’te AP ve CHP’nin desteklediği emekli Oramiral Fahri Korutürk cumhurbaşkanı şeçildi. 1967 Arap-İsrail Savaşı sırasında Türkiye, ABD’nin ülkemiz üzerindenki üslerinden İsrail’e yardım etmesine izin vermemiştir. Bu durum Arap ülkeleri ile ilişkileri geliştirmiştir. 1966 yılında CHP Genel Sekreterliğine seçilen Bülent Ecevit kısa sürede partideki İnönü muhaliflerinin lideri olmuştur. Muhalefetteki başarısı sonrası 1972 yılında CHP genel başkanı seçilen Ecevit “Ortanın Solu” sloganı ile yeni bir açılım başlatarak partiye olan ilgiyi arttırmıştır. Türkiye Aksa yangınına büyük tepki göstermiş ve 1969’daki Rabat İslam Zirve Konferansı’na katılmıştır. Türkiye günümüze kadar genel olarak Batılı devletlerle Orta Doğu ülkeleri arasında bir denge unsuru olmaya çalışmıştır. 1973 seçimleri sonucunda Bülent Ecevit başkanlığında CHP – MSB Koalisyon Hükümeti kuruldu. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı bu hükümet döneminde düzenlenmiştir. TÜRKİYE’NİN BUNALIMLI YILLARI 1-SİYASİ GELİŞMELER Eylül 1974’te Bülent Ecevit’in istifası sonrası ülkede hükümet bunalımlar başlamıştır. 1977 seçimleri de ülkedeki bunalımı bitirememiştir. Ecevit ve Demirel’in kurduğu hükümetler uzun ömürlü olmamıştır. a. 27 Mayıs Askeri Müdahalesi 1950’de iktidara gelen Demokrat Parti’nin ilk yıllarında ekonomi önemli bir gelişme kaydetmiştir. Ancak 1957’den itibaren ekonomideki enflasyonist baskı hissedilmeye başlamıştır. c.12 Eylül 1980 Darbesi Ülkedeki işçi ve öğrenci hareketleri, terör ve anarşi olaylarının artması , asayiş ve ülke bütünlüğününün bozulması gibi nedenleri gerekçe gösteren Türk Silahlı Kuvvetleri 12 Eylül 1980’de yönetime bir kez müdahale etti. 1960 yılı başlarında üniversite öğrencilerinin bşını çektiği ve günevlik güçleriyle çatışmalara kadar varan bir takım olaylar yaşandı. Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren başkanlığındaki Milli Güvenlik Konseyi yönetime el koydu. 27 Mayıs 1960 günü bir grup subay yönetime el koydu ve 10 yıllık Demokrat Parti iktidarına son verildi. 1980 ihtilali sonrasında; 1961 Anayasası rafa kaldırıldı, Parlamento dağıtıldı, Süleyman Demirel Hükümeti göreven alındı, Siyasi partiler kapatıldı. Bazı siyasiler tutuklanarak çeşitli cezalara çarptırılsa da bu defa idam cezası verilmedi. Yönetime el koyan Milli Birlik Komitesi Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes başta olmak üzere Demokrat Parti’nin ileri gelenlerini Yassıada’da kurulan özel bir mahkemeye sevketti. Mahkemede 538 kişi yargılandı, 15’i idam, 31 tanesi müebbet hapis olmak üzere çok sayıda mahkûmiyet kararı verilmiştir. Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam edilenlerden bazılarıdır. Kurulan askeri yönetimin gözetiminde yeni bir Anayasa hazırlandı ve yapılan halk oylaması ile kabul edildi. Kenan Evren Cumhurbaşkanı seçildi. Anayasanın kabulü sonrasında yeni seçim hazırlıklarına başlandır. 1983 Kasım’ında yapılanseçimleri Turgut Özal liderliğindeki Anavatan Partisi kazandı. Halkçı parti ikinci, Milliyetçi Demokrasi Partisi üçüncü oldu. Türk Silahlı Kuvvetleri adına ülke yönetimini üstlenen Milli Birlik Komitesi yeni anayasayı oluşturmak amacıyla Kurucu Meclis’i oluşturmuştur. Kurucu Meclis tarafından hazırlanan yeni anayasa 9 Temmuz 1961’de yapılan halk oylamasıyla kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. 15 Ekim 1961’de yapılan seçimlere Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Adalet Partisi (AP), Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP), Yeni Türkiye Partisi (YTP) katıldı. Seçimlerden sonra oluşan Meclis, Cemal Gürsel’i cumhurbaşkanlığına seçti. 1965 seçimlerine kadar koalisyon hükümetleri iktidarda kaldı. 2-EKONOMİ 1961 Anayasası’na göre Türkiye Büyük Millet Meclisi Seçimler Dört yılda bir yapılır. Bu seçimlerde genel Millet Meclisi oyla seçillmiş, 450 milletvekilinden oluşur. Cumhuriyet Cumhurbaşkanı tarafından ataanan 15 üye ile, genel Senatosu oyla seçilen 150 üyeden oluşur. 31 1960 sonrası dönemde ekonomik planlı ve hızlı alkınmayı hedefleyen politikalar uyglanmaya çalışılmıştır. Devletin ekonomik, sosyal, kültürel amaçlarının belirlenmesinde hükümete danışmanlık yapmak ve kalkınma planları hazırlamak amacıyla Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) kuruldu(1960). 1970 ‘li yıllarda Uygulanan “İthal İkameci Sanayileşme” ile daha nce ithal edilen tüketim mallarının üretimi amaçlanmıştır (buzdolabı, çamaşı makinası, televizyon, otomobil gibi). NOT: Gorbaçov’un Glasnost ve Perestroika Politikaları Gorbaçov; Glasnost (açıklık) ve Perestroika (yeniden yapılanma) politikalarıyla, komünist iktidarın baskıcı uygulamalarını azaltarak daha demokratik uygulamalarla yönetimi halk egemenliğine yakınlaştırmayı, Ekonomik alanda bazı değişiklikler yaparak ekonomiyi canlandırmayı, Sosyalist Blok içerisindeki özgürlük ve bağımsızlık hareketlerini yatıştırmayı, ABD ile rekabet edebilecek güce ulaşmayı, Kapitalist sistemin başarılı yöntemlerini sosyalist sisteme uyarlamayı amaçlamıştır. 1963 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu ile imzalanan Ankara Antlaşması ile bu topluluğa başvuru yapıldı. Türk ekonomisi 1970’lerde yüksek enflasyon ve dış ödeme sorunları yaşamıştır. İstikrarsız koalisyonlar bu durumda etkilidir. Ekonomideki gerilemeye gerekçe olarak 1973 Petrol Krizi, 1974 Amerkian ambargosu ve işçi dövizlerindeki azalma da gösterilebilir. 3.SOSYAL ve KÜLTÜREL HAYAT SSCB Parlamentosu tarafından 1988’de devlet başkanı seçilen Gorbaçov, halkın desteğini almak için “Halk Temsilcileri Kongresi”nin kurulmasını sağlamıştır. Böylece halk ilk defa yönetime doğrudan katılma şansını elde etmiştir. Tarımda makineleşme ve ülkedeki sanayileşmeye bağlı olarak köyden kente göç artmıştır. Bu da beraberinde çarpık kentleşme, gece kondulaşma, alt yapı sorunlarını ve işçi sayısında artışı getirmiştir. İşçi sayısındaki artış sendiklaşmayı doğurmuştur. Özel araç sayısı artmıştır. 1960’lı yıllarda müziğe ilgi arttı. Türk müziği yanında Batı müziği de yaygınlaştı. 1965’te Altın Mikrofon yarışması yapılmaya başlandı ( ilk kazanan Gençliğe Veda adlı eseriyle Yıldırım Gürses’tir). 1970’lerin başında Anadolu Rock adında yeni bir müzik tarzı ortaya çıktı (Barış Manço ve Moğollar önemli temsilcileridir). Türk sineması , toplumsal sorunlara ağırlık vererek gelişmeye başladı. 1963’te Metin Erksan’ın Susuz Yaz filmi Berlin Altın Ayı Ödülü’nü kazandı. 1964 yılından itibaren Antalya Film Festivali düzenlenmeye başladı. Ömer Lütfü Akad, Metin Erksan ve Halit Refiğ dönemin ünlü yönetmenlerindendir. Türkiye’de ilk Televizyon yayını TRT tarafından 31 Ocak 1968’de yapılmıştır. Evlerde televizyon sayısındaki artış sinemaya olan ilginin azalmasında etkili olmuştur. Millileşme ve Antiemperyalist düşüncelerin etkisiyle 1970’lerde yerli oyunlar sergilenmiştir. Glasnost ve Perestroika Politikaları’nın Sonuçları: Gorbaçov ekonomik alanda bazı düzenlemeler yaparak ekonomiyi canlandırmak istese de, hızlı bir şekilde piyasa ekonomisine geçme düşüncesi ekonomik yapının daha da bozulmasına yol açtı. Bu durum halk arasındaki hoşnutsuzlukların artmasına yol açtı. Bununla beraber demokratikleşme çabaları sonucunda SSCB’ye bağlı cumhuriyetlerde de yerel meclislerin etkinliği arttı ve ekonomik yapının da bozulmasıyla bölgedeki bağımsızlaşma hareketleri hızlandı. SSCB’NİN DAĞILMASI 1975’de Doğu Bloğunun temellerini sarsan Helsinki Nihai Senedi’nin imzalanması, ardından 1985’de uygulamaya konan Glasnost ve Perestroika politikaları dağılma dönemini başlatan en önemli unsurlar olmuşlardır. Bu uygulamalarla birlikte Doğu Bloğunda dağılma başlamış ve Baltık ülkelerinde bağımsızlık hareketleri ortaya çıkmıştır. Başlangıçta insan hakları ve özgürlük mücadelesi olarak başlayan olaylar zamanla SSCB yönetimine karşı bağımsızlık mücadelesine dönüşmüştür. Gorbaçov bu soruna çözüm bulmak amacıyla Aralık 1990’da Egemen Devletler Birliği Antlaşması fikrini ortaya atmıştır. Bu antlaşma ile bağımsızlık hareketlerine çözüm bulmak ve SSCB içindeki cumhuriyetler arasında daha sıkı bir ekonomik iş birliği oluşturmak amaçlanıyordu. KÜRESELLEŞEN DÜNYA Ancak bu gelişmeler yaşanırken SSCB’deki en büyük cumhuriyet olan Rusya Federasyonu lideri Boris Yeltsin Haziran 1990’da bağımsızlığını ilan etmiştir. Bu durum diğer cumhuriyetlerdeki bağımsızlık hareketlerinin de hızlanmasına neden olmuştur. SSCB’DE DEĞİŞİM VE SONUÇLARI SSCB’nin mevcut sistemi işlerliğini kaybetmiş ve 1980’lerden itibaren Doğu Bloğu büyük bir değişim yaşamak zorunda kalmıştır. 1985 yılında Mihail Gorbaçov’un Komünist Parti Genel Sekreterliği’ne seçilmesiyle SSCB’nin Soğuk Savaş Dönemi’nden beri takip ettiği iç ve dış politika da değişikliğe uğramıştır. Bütün bu olanlara karşın Gorbaçov 10 cumhuriyeti Egemen Devletler Birliği Antlaşması’nı imzalamaya ikna etmiştir ve antlaşmanın 20 Ağustos 1991’de imzalanması kararlaştırılmıştır. Fakat başlayan bağımsızlık hareketlerine karşılık Gorbaçov’un gerekli tedbiri almadığını düşünen ve antlaşmaya karşı olan bazı bakanlar, ordu komutanları ve KGB (Devlet Güvenlik Örgütü) liderinin de aralarında bulunduğu bir grup 18 Ağustos 1991’de Gorbaçov’a karşı bir darbe yapmışlardır. SSCB’de Politika Değişikliği Yaşanmasının Nedenleri; SSCB’nin uyguladığı siyasi ve ekonomik sistemlerin işlevini yitirmesi, Sovyet ekonomisinin ABD-SSCB arasındaki silahlanma yarışını kaldıramayacak hale gelmesi, Doğu Bloğu içindeki ülkelerde özgürlük ve bağımsızlık hareketlerinin başlaması, Gorbaçov’un 1987’de Glasnost ve Perestroika’yı açıklayarak Sovyet komünizminin yapısını değiştirmeyi amaçlaması. Rusya Federasyonu lideri Boris Yeltsin’in darbeye karşı çıkarak halkı direnişe çağırmıştır. Bu çağrısıyla kısa sürede hem halkın hem de Batılı devletlerin desteğini kazanmış, darbe kısa sürede başarısızlıkla sonuçlanmış ve Yeltsin de halk kahramanı haline gelmiştir. 32 ASYA’DA YENİDEN YAPILANMA Darbe girişimi sırasındaki karışıklıklardan yararlanan SSCB’ye bağlı cumhuriyetlerin tamamına yakını bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. 19 Ağustos 1991’de de Kremlin Sarayı’na 1917’den önceki Rus bayrağının çekilmesiyle SSCB sona ermiştir. 25 Ağustos 1991’de de Gorbaçov devlet başkanlığından istifa etmiş, yerine Boris Yeltsin geçmiştir. Türk Cumhuriyetleri’nin Bağımsız Olması 1917 İhtilalleri sırasında Bolşeviklerin “her milletin kendi kaderini çizebileceği” düşüncesi sonucu Türklerde oluşan bağımsızlık umudu ihtilal sonrasında hüsranla sonuçlanmıştır. Sovyet yönetimi Türklerin bağımsızlıklarını tanımadığı gibi bir de topraklarını işgal etmiş ve bu verimli topraklar Sovyet sanayisinin ham madde kaynağı haline gelmiştir. SSCB’nin Dağılmasının Doğu Avrupa’ya Etkileri Doğu ve Batı blokları arasında bir yakınlaşma sağlamak amacıyla imzalanan Helsinki Nihai Senedi ve ardından Gorbaçov’un “Her ulus istediği kalkınma yolunu seçme, kendi kaderini tayin etme, topraklarını ve insan kaynaklarını istediği gibi kullanma hakkına sahiptir.” açıklamasından sonra Doğu Avrupa’daki bütün Sovyet uydusu sosyalist ülkelerde aydınlar ve milliyetçiler arasında, insan hakları ve özgürlük hareketleri başlamıştır. Fakat daha sonraki yıllarda Gorbaçov’un uygulamaya koyduğu açıklık ve yeniden yapılanma politikaları sayesinde Türkler bağımsızlıklarını kazanmak için fırsat bulmuşlar ve SSCB’nin dağılmasıyla da bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Bu hareketler zamanla Sosyalist Bloğun temellerini sarsarak bağımsızlık mücadelesine dönüşmüş, Doğu Avrupa’daki sosyalist yönetimler yıkılmış ve devletler bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Başlatılan demokratikleşme hareketleri sosyalist sistemin çekirdeği olan “merkezi otorite”nin sarsılmasına neden olmuştur. 1. AZERBAYCAN 1917 ihtilalinden yararlanan Azerbaycan, 28 Mayıs 1918 tarihinde Mehmet Emin Resulzade önderliğinde bağımsızlığını ilan etmiştir. Fakat SSCB bu bağımsızlığı tanımayarak Kafkasları işgal etmiş ve Azerbaycan 1920 yılında tekrar SSCB yönetimine girmiştir. SSCB dağılana kadar da baskıcı bir tutumla yönetilmiştir. 1990 yılında Almanya birleşmiş, Kasım 1989’da Çekoslovakya “Kadife Devrim” olarak adlandırılan kansız bir devrim ile demokratik düzene geçmiş, 1993’de ise Çekoslovakya; Çek Cumhuriyeti ve Slovakya olarak ikiye ayrılmıştır. Gorbaçov döneminde başlayan bağımsızlık hareketlerinin etkisiyle Ermenistan, nüfusun çoğunluğunun Ermeni olduğunu iddia ettiği Karabağ’ın kendisine bağlanmasını istemiştir. 1988 yılında da Karabağ Parlamentosu Ermenistan’a katılma kararı almıştır. Bunun üzerine Karabağ’daki Ermeniler ve Azeriler arasında çatışmalar başlamıştır ve bu çatışmalar 1989 yılında Azerbaycan-Ermenistan savaşına dönüşmüştür. SSCB’nin Dağılmasının Dünya Güçler Dengesi Üzerindeki Etkileri ABD ve SSCB’nin birbirlerini hatta dünyayı yok etmeye yetecek kadar karşılıklı nükleer silahlara sahip olmaları aralarındaki gerginliğin savaşa dönüşmesini engelliyordu. Bu duruma “dehşet dengesi” adı veriliyordu. 1991 yılında SSCB’nin dağılması ile Doğu Bloğu çökmüş ve bu da dengenin bozulmasına neden olmuştur. Dolayısıyla kontrol Batı Bloğunun eline geçmiş ve bununla beraber ABD’nin süper güç olmasına ortam hazırlamıştır. Buna karşılık SSCB’ye üye olan devletlerden bir kısmı, Rusya Federasyonu önderliğinde Bağımsız Devletler Topluluğu’nu kurmuşlarsa da ABD karşısında SSCB kadar etkili olamamışlardır. Dağlık Karabağ Sorunu; Azerbaycan topraklarında bulunan Karabağ’a 1923 yılında SSCB tarafından özerk bölge statüsü verilmiştir. Ayrıca bölgeye SSCB tarafından Ermeni yerleştirme politikası uygulanmıştır ve Stalin tarafından Karabağ’a binlerce Ermeni göç ettirilmiştir. 1985 sonrası SSCB’de yaşanan gelişmelerden yararlanmak isteyen Ermenistan nüfusun büyük bir bölümünün Ermeni olduğu gerekçesini öne sürerek Karabağ’ın kendisine bağlanmasını istemiştir. Bu istek zamanla iki devlet arasında savaşa dönüşmüş ve Moskova Hükümeti duruma müdahale etmek zorunda kalmıştır. Yayınladığı bir kararname ile bölgedeki tüm silahların toplanmasını istemiş fakat sadece Azerilerin elindeki silahlar toplanmıştır. Azerilerin silahsız kalmaları üzerine Karabağ, Ermenistan tarafından işgal edilmiştir. (Birleşmiş Milletlerin ve çeşitli kuruluşların tepkisine rağmen işgal günümüzde de devam etmektedir.) 11 Eylül 2001 tarihinde yaşanan saldırılardan sonra terörü kaynağında önleme gerekçesiyle Ekim 2001’de Afganistan’a, nükleer silahlanmayı önlemek gerekçesiyle de Mart 2003’de Irak’a askeri müdahalede bulunmuştur. ABD; Afganistan’a yaptığı müdahale ile daha önceleri SSCB’nin elinde bulunan Orta Asya’nın zengin enerji kaynaklarına, Irak’a yaptığı müdahale ile de petrol yönünden zengin olan Basra Körfezi’ne hakim olma fırsatını ele geçirmiştir. Avrupa Birliği gittikçe güçlenen ABD karşısında bir denge unsuru olmaya çalışmışsa da İngiltere’nin de ABD’nin yanında yer almasıyla bu çabaları sonuçsuz kalmıştır. NOT: Ermeniler 1993’de Dağlık Karabağ bölgesinde yaptıkları katliamla binlerce Azeri Türkü’nü katletmişlerdir. Azerbaycan yönetiminin bu olaylar karşısında pasif kaldığını düşünen Ebulfeyz Elçibey önderliğindeki bir grup “Halk Cephesi”ni kurmuştur. Halk Cephesi’nin çalışmaları sonucunda Azerbaycan 30 Ağustos 1991’de tekrar bağımsızlığını ilan etmiştir. Azerbaycan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke de Türkiye olmuştur. Öte yandan 1996 yılında Çin, Rusya, Kazakistan, Tacikistan ve Kırgızistan’ın bir araya gelmesiyle Şanghay Beşlisi adı verilen bir örgüt kurulmuş, bu örgüt 2001 yılında Özbekistan’ın da katılımıyla Şanghay İş Birliği Örgütü adını almıştır. Hindistan, İran, Pakistan ve Moğolistan’ın gözlemci oldukları örgüt, enerji kaynakları bakımından zengin, genç nüfusa sahip, ekonomik yönden güçlü yapısıyla dünyada önemli bir güç merkezi haline gelmiştir. Azerbaycan’ın Hazar petrollerinin büyük bir bölümüne sahip olması, zengin doğalgaz, petrol ve demir kaynakları nedeniyle güçlenmesi Rusya ve İran’ı rahatsız etmektedir. ABD ve Batılı devletler de Azerbaycan’ı bir nüfuz mücadele alanı olarak görmektedirler. Azerbaycan ise Türkiye aracılığıyla bu ülkelerle olan ilişkilerini geliştirmeye çalışmaktadır. Bu doğrultuda ABD, Türkiye ve Batılı devletlerin desteği ile ve Rusya, İran ve Ermenistan’ın tüm engellemelerine rağmen Bakü- Tiflis- Ceyhan Petrol Boru Hattı (BTC) kurulmuştur. Bu hat sayesinde Azerbaycan petrolleri Batı ülkelerine aktarılmaktadır. 33 Ayrıca eğitim ve kültür faaliyetlerinin de oldukça geliştiği Azerbaycan’da Mehmet Emin Resulzade, Bahtiyar Vahapzade gibi birçok ünlü yazar ve şair yetişmiştir. 2. 5. Bolşevik İhtilalleri sırasında bağımsızlık mücadelesi veren ancak başarısız olan Türkmenistan 1924 yılında SSCB yönetimine girmiştir. Saparmurad Niyazov (bugünkü unvanı Türkmenbaşı)1985’te Türkmenistan Komünist Partisi Başkanlığına getirilmiştir ve Türkmenler arasındaki kabileciliği ortadan kaldırarak Türkmen dilinin resmî dil olmasını sağlamıştır. SSCB’nin dağılmasıyla da Türkmenistan 27 Ekim 1991 tarihinde bağımsızlığına kavuşmuştur. KAZAKİSTAN 1917 Bolşevik İhtilali sonrasında Kazak Cüzleri bağımsızlıklarını ilan etmişler ama 1920’de tekrar SSCB egemenliğine girmek zorunda kalmışlardır. 1985 sonrası değişimlerden yararlanan Kazaklar 1991’de Nursultan Nazarbayev önderliğinde tekrar bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Azerbaycan gibi Kazakistan’ı da ilk tanıyan devlet Türkiye olmuştur. UYARI: Bağımsız Türk cumhuriyetlerinin dışında farklı devletlere bağlı özerk Türk cumhuriyetleri de bulunmaktadır. Bunlar; Rusya’ya bağlı olan özerk cumhuriyetler: Altay, Başkurdistan, Çuvaçistan, Dağıstan, Hakas, Kabardin-Balkar, Saha(Yakutya), Tataristan, Tuva, Karakalpak Moldova’ya bağlı özerk cumhuriyetler: Gökoğuz Azerbaycan’a bağlı özerk cumhuriyetler: Nahcivan Çin’e bağlı özerk cumhuriyetler: Sincan Ukrayna’ya bağlı özerk cumhuriyetler: Kırım Petrol, uranyum, altın, demir ve kurşun bakımından önemli rezervlere sahip olan Kazakistan bu yönüyle ABD ve Batılı ülkelerin dikkatini çeken bir ülke olmuştur. Bağımsızlığını kazandıktan sonra da aktif bir dış politika izleyen Kazakistan Bağımsız Devletler Topluluğu’nun kurulmasında önemli rol oynamıştır. Kazakistan cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev 2006 yılından beri BDT’nin devlet başkanları konsey başkanı görevini sürdürmektedir. Kazakistan ayrıca Avrasya Ekonomik Topluluğu (AET), Şanghay İş Birliği Örgütü (ŞİO), Birleşmiş Milletler, İslam Konferansı Örgütü (İKÖ), Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı (AGİT) gibi bölgesel ve uluslar arası kuruluşlarda da aktif bir rol oynamaktadır. BAĞIMSIZ DEVLETLER TOPLULUĞU(BDT) SSCB tarafından kapatılan Kazak okulları daha sonraki yıllarda tekrar açılmış ve bir eğitim seferberliği düzenlenmiştir. 1993 yılında Türk-Kazak iş birliği ile Ahmet Yesevi Uluslar arası Türk-Kazak Üniversitesi kurulmuştur. 3. SSCB’yi oluşturan 15 cumhuriyetten 11’i yeniden bir siyasi güç odağı oluşturmak amacıyla 21 Aralık 1991’de Kazakistan’ın başkenti Almatı’da bir araya gelerek Bağımsız Devletler Topluluğu’nu oluşturmuşlardır. BDT devletleri: Azerbaycan, Ermenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Rusya Federasyonu, Türkmenistan, Özbekistan, Ukrayna, Tacikistan, Moldova, Belarus Türkmenistan 2005 yılında üyeliği bırakmıştır, gözlemci üye olarak topluluğa katkıda bulunmaktadır. Ayrıca 1993 yılında topluluğa katılan Gürcistan da Güney Osteya Savaşı sonrasında 15 Ağustos 2008 tarihinde BDT’den ayrılmıştır. KIRGIZİSTAN 1881’de Rusların egemenliğine giren ilk Türk topluluğu olan Kırgızlar, 1917 Bolşevik İhtilali sonrası SSCB egemenliğini kabul etmek zorunda kalmışlardır. SSCB’nin en sakin cumhuriyetlerinden biri olan Kırgızistan bağımsızlık hareketlerine anca 1990’larda başlamıştır. Mayıs 1990’da, 24 küçük siyasi grubun birleşmesiyle oluşan Kırgızistan Demokratik Hareketi ilk siyasi kuruluş olarak ortaya çıkmıştır. 1990 sonbaharında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerini Askar Akayev kazanmış ve Gorbaçov’a yönelik yapılan darbe sonucunda 31 Ağustos 1991 tarihinde Kırgızistan bağımsızlığını ilan etmiştir. 2005 yılına kadar görev yapan Askar Akayev’den sonra Kumanbek Bakiyev devlet başkanı seçilmiştir. Başlangıçta siyasi bir birlik amacıyla toplanan örgüt daha sonraki dönemlerde yapılan ekonomik iş birliği ve ortaklık anlaşmaları ile ekonomik bir boyut da kazanmıştır. Günümüzde yaklaşık 240 milyonluk nüfusu ile uluslar arası arenada önemli bir güç merkezi haline gelmiştir. TİKA (TÜRK İŞ BİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI) 24 Ocak 1992’de kurulan TİKA, başta Türk dilinin konuşulduğu ülkeler ve Türkiye’ye komşu ülkeler olmak üzere; gelişmekte olan ülkelerin kalkınmalarına yardımcı olmak, bu ülkelerle ekonomik, teknik, sosyal, kültürel ve eğitim alanlarında iş birliğini geliştirmek amacıyla kurulan bir teşkilattır. Türkiye, Kırgızistan’ı tanıyan ilk ülkedir ve bağımsızlıktan sonra iki ülke arasında eğitim ve kültürel ilişkileri sağlamlaştırmak amacıyla protokoller imzalanmıştır. 1995’de yapılan protokol ile Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi kurulmuştur. 4. TÜRKMENİSTAN ÖZBEKİSTAN İlgili ülkelerin kalkınma ihtiyaç ve hedefleri ile ilgili plan ve program hazırlamak, ülkeler arasındaki iş birliğini geliştirmek, bağımsız devlet yapılarını güçlendirmek gibi görevleri vardır. 1917 İhtilalleri sırasında kurulan geçici hükümetin 1918’de Rus askerleri tarafından yıkılması sonucu “basmacılık” denilen bağımsızlık hareketleri başlamış ama başarısız olunca Özbekistan 1924 yılında SSCB egemenliğine girmek zorunda kalmıştır. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Stalin tarafından Almanlarla iş birliği yapmakla suçlanan Ahıska (Meşhet) Türkleri Kırgızistan, Kazakistan ve Özbekistan başta olmak üzere Orta Asya’ya sürülmüştü. 1989 yılında Ahıska Türklerinin Özbekistan’ın bağımsızlığını savunan Birlik Halk Cephesi’ne karşı çıkmaları üzerine Gorbaçov, Özbekistan Komünist Partisi liderliğine İslam Kerimov’u getirmiştir. Kerimov Özbekçeyi resmi dil olarak kabul etmiş ve yaptığı işlerle halkın desteğini kazanmıştır. SSCB’nin dağılması üzerine de 31 Ağustos 1991’de Özbekistan bağımsızlığını ilan etmiş ve İslam Kerimov cumhurbaşkanı olarak seçilmiştir. 34 DOĞU BLOKUNDAN ARAYIŞLAR SONRA AVRUPA’DA YENİ Kopenhag Kriterleri 22 Haziran 1993’de yapılan zirve ile Avrupa Birliği’nin genişlemesinin Merkezi Doğu Avrupa ülkelerini de kapsayacağı kabul edilmiş, aynı zamanda adaylık için başvuran ülkelerin tam adaylığa kabul edilmeden önce karşılaması gereken kriterler de belirlenmiştir. 1985 yılında Gorbaçov’un iktidara gelmesiyle SSCB’de yaşanan gelişmeler, SSCB’ye bağlı uydu devletleri de etkilemiş ve bu ülkelerde bağımsızlık hareketleri başlamıştır. Aslında 1953 yılında Çekoslovakya ve Doğu Almanya’da, 1956 yılında da Macaristan ve Polonya’da SSCB karşıtı ayaklanmalar çıkmış fakat başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu kriterlere göre aday ülkeler; Demokrasi Hukukun üstünlüğü İnsan hakları İşleyen bir piyasa ekonomisi Alanlarında belli bir seviyeye gelmek zorundadırlar. Doğu Avrupa devletleri bağımsızlık mücadelelerinde ilk önce komünist parti yönetimlerinden kurtulmuşlar, ardından demokratikleşme hareketlerine başlamışlardır. Romanya’da demokratikleşme karşıtı Devlet Başkanı Ceausescu (Çavuşesku) halkın ayaklanması sonucu görevinden uzaklaştırılmış ve idam edilmiştir. Avrupa Birliği’nin Çalışma Organları 1990 yılında Doğu Bloğundaki birçok ülkede halkın istekleri sonucunda komünist partilerde değişimler yaşanmış ve çok partili hayata geçiş başlamıştır. Meydana gelen bu değişiklikler sonucunda demokrasi ve pazar hareketlerine geçiş hızlanmış bu da Doğu Bloğunun dağılmasına yol açmıştır. Doğu Bloğunun dağılmasıyla COMECON ve Varşova Paktı’da dağılmıştır. Doğu Bloğunun yıkılmasıyla birlikte Soğuk Savaş dönemi de sona ermiştir. Bu durum yeni güç dengelerinin oluşmasına ve yeni yapılanmalara neden olmuştur. Bazı devletler BDT’yi kurarken, bazıları da AB ve NATO’ya üye olmuşlardır. Doğu ve Batı Almanya’nın Birleşmesi II. Dünya Savaşından sonra Almanya Doğu ve Batı olarak ikiye ayrılmıştır. SSCB egemenliğinde Doğu Almanya, Batılı devletlerin kontrolünde de Batı Almanya kurulmuştur. Temmuz 1989’da Doğu Almanya hükümeti vatandaşlarına ülkeden çıkış vizesi vermiş ve on binlerce Alman, turist olarak gittikleri ülkelerde Batı Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinin elçiliklerine sığınmışlardır. Batılı devletlerin sorunun çözümü için Doğu Almanya ve SSCB’ye baskı yapmaları üzerine 9 Kasım 1989’da Berlin Duvarı geçişlere açılmış, 14 Ocak 1990’dan itibaren de duvarın yıkımına başlamıştır. Batı Almanya başbakanı Kohl’ün Doğu Almanya ve Batı Almanya’nın birleşmesini öngören planının SSCB tarafından kabul edilmesiyle 3 Ekim 1990’da Almanya resmen birleşmiş ve Sovyet askerlerinin Almanya’dan çekilmesi sağlanmıştır. Avrupa Birliği’nin Kurulması 1957 yılında imzalanan Roma Antlaşması ile kurulan Avrupa Ekonomik Topluluğu, üye ülkeler arasında gümrük birliğini öngörüyordu. İmzalanan antlaşmanın tek amacı ekonomik değildi, bunun yanı sıra tarım, ulaştırma, rekabet gibi birçok alanda ortak politikalar oluşturmayı ayrıca ortak bir dış ve güvenlik politikası oluşturmayı da amaçlıyordu. Amaçladığı hedefler konusunda başarıya ulaşan topluluğun üye sayısı 1972 yılında altıdan dokuza çıkmıştır. Avrupa Birliği Komisyonu Birliğin yürütme organıdır. 20 üyeden oluşur. Alınan kararların uygulanıp uygulanmadığını, tarafların yükümlülüklerini yerine getirip getirmediklerini izlemekle yükümlüdür. Birlik fonlarını yönetir ve birliği hukuken temsil eder. Avrupa Konseyi Avrupa Parlamentosu Parlamento Genel Kurulu Strazburg’da toplanır. Üyeleri, üye ülkelerde yapılan seçimler sonucunda belirlenir. Üye ülkeler parlamentoya nüfusları doğrultusunda milletvekili gönderirler. Konseye değişiklik yapma sürecinde öneri sunabilir. Birliğin yasama ve karar alma organıdır. Merkezi Brüksel’dir ve yılda en az 2 kez toplanır. Üye ülkelerin devlet ve hükümet başkanları katılır. Birliği ve dış politikasını yönetir. Uluslar arası antlaşmalar, yeni üye katılımı gibi konularda parlamentonun onayını almak zorundadır. Adalet Divanı Avrupa Birliği’nin en yüksek hukuksal organıdır. Nihai yargı organı olup kararlarının temyizi yoktur. Bir danışma organıdır. Çalışma düzeni görüş bildirme şeklindedir. Çiftçiler, İşçiler, küçük ve orta ölçekli işletme temsilcileri, çevreciler ve dernek temsilcilerinden meydana gelmektedir. Ekonomik ve Sosyal Komite Sayıştay Avrupa Birliği ve ona bağlı kuruluşların gelirgiderlerini inceler. Harcamaların yasalara uygun yapılmasını sağlar. Avrupa Birliği ve Dünya Üye ülkelerin 7 Şubat 1992’de imzaladıkları ve Kasım 1993 tarihinde yürürlüğe giren Maastricht Antlaşması ile Avrupa Topluluğu “Avrupa Birliği” adını almıştır. Bu antlaşma ile izlenecek ekonomik ve parasal politikalar düzenlenmiş, ayrıca üye ülkelerin ekonomileri arasındaki farklılıkların giderilmesi için bazı kriterler belirlenmiştir. Doğu Bloğunun yıkılması, bağımsız devletlerin kurulması ile Avrupa’da bir siyasi boşluk ortaya çıkmış ve güçler dengesinde büyük değişiklikler olmuştur. Bu boşluğu doldurma adına AB’nin önemi daha da artmıştır. AB zamanla büyük bir ekonomik güç haline gelmiş fakat uluslar arası problemlerin çözümünde başarılı olamamıştır. AB’ye üye ülkelerin farklı siyasi ve ekonomik çıkarlara sahip olması birlikte hareket etmelerini zorlaştırmakta, bu nedenle de AB uluslar arası politikada yetersiz kalmaktadır. 35 2 Ağustos 1990’da Irak’ın Kuveyt’i işgaliyle başlayan kriz ve savaş boyunca üye ülkeler kendi milli çıkarları doğrultusunda hareket etmişlerdir. 1991 yılında Yugoslavya Federasyonu’nun dağılmasıyla Hırvatistan ve Bosna’da başlayan savaşlarda arabuluculuk yapmanın ötesine geçememiştir. Yine aynı şekilde 2008 Dünya Ekonomik Krizi’nde ortak bir politika belirleyememiş, İsrail’in Gazze’ye saldırısında etkisiz kalmıştır. 1999’da Helsinki’de yapılan AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde Türkiye oy birliği ile “Avrupa Birliği’ne aday ülke” olmuştur. Tarama Süreci ve Müzakerelerin Başlaması Tarama süreci, aday ülkelerin katılım hazırlıklarını hızlandırmak amacıyla uygulamaya konulmuştur. Fakat AB’nin 2001 İlerleme Raporu’na göre, Türkiye için tarama sürecinin başlatılması yerine, “Türkiye’deki belirli sektörlerin Ab standartlarına uyarlanması, uygulanması ve güçlendirilmesi” şeklinde bir yöntem uygulanmıştır. Buna gerekçe olarak da birçok AB üyesine göre, Türkiye’nin siyasi kriterleri yerine getirmediği gösterilmiştir. NATO’nun Avrupa’da Genişlemesi Doğu Bloğunun yıkılmasından sonra güvenlik arayışı içine giren Doğu Avrupa ülkeleri güvenlik sorunlarını çözmek, ABD ve Batılı devletlerle siyasi ve ekonomik bağlarını güçlendirmek adına NATO’ya dahil olmayı istemişlerdir. NATO bu ülkelerin üyeliğini Avrupa’nın tarihi bölünmüşlüğünü ortadan kaldırmak için fırsat olarak görmüştür. Bu nedenle Ocak 1999’da “Barış İçin Ortaklık (BİO)” programı uygulamaya konulmuş ve Doğu Avrupa ülkelerinin NATO’ya üye olmaları sağlanmıştır. 17 Aralık 2004’de Brüksel’de toplanan zirvede Türkiye’nin siyasi kriterleri de yerine getirdiği belirtilmiş ve katılım müzakerelerine 3 Ekim 2005 tarihinde başlanmasına karar verilmiştir. Türkiye 3 Ekim 2005 tarihinden itibaren AB’ye tam üyelik için müzakerelere başlamıştır. TÜRKİYE VE AVRUPA BİRLİĞİ YENİ OLUŞUM SÜRECİNDE BALKANLAR Ankara Antlaşması ve Katma Protokol A. Yugoslavya’nın Dağılması Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkileri, 31 Temmuz 1959 tarihinde Avrupa Ekonomik Topluluğu’na başvurması ile başlamıştır. Bu başvuru AET tarafından, Türkiye’nin kalkınma düzeyinin tam üyelik için yeterli olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Fakat Türkiye’ye tam üyelik koşulları gerçekleşinceye kadar geçerli olacak bir ortaklık antlaşması önerilmiştir. Böylelikle 12 Eylül 1963 tarihinde Ankara Antlaşması imzalanmıştır. Geçiş döneminin hükümleri ve tarafların yükleneceği yükümlülükler de 1973 yılında yürürlüğe giren Katma Protokol’de yer almıştır. 1919 Paris Antlaşması ile Sırp, Hırvat ve Slovenlerden oluşan Yugoslavya Devleti kurulmuştu. Aynı etnik kökenden gelmelerine rağmen aralarındaki siyasi, sosyal, dini ve kültürel farklar gruplar arasında sürekli çatışmalara neden olmuştur. II. Dünya Savaşında ise Almanya’nın Yugoslavya’yı ele geçirmesiyle burada Nazi yanlısı Büyük Hırvatistan Devleti kurulmuştur. Bu nedenle Hırvatların oluşturduğu Ustaşa örgütü ile Sırpların oluşturduğu Çetnik örgütü arasında mücadeleler başlamıştır. AET ile başta ekonomik olan sorunlar 1980’de Yunanistan’ın tam üye olması ile siyasi bir boyut da kazanmıştır. Yunanistan’ın veto hakkını bir koz olarak kullanması sonucu Türkiye ile AET arasındaki ilişkiler dondurularak mali iş birliğine son verilmiştir. Katma Protokol’ün ise ticari hükümleri dışındaki diğer hükümleri işlevini yitirmiştir. Batı destekli Tito önderliğindeki komünistler Almanlara ve Ustaşa’ya karşı başarılı olmuşlardır. Daha sonra da Tito Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyetini kurarak ülkedeki krallık yönetimine son vermiştir ve egemen ulus anlayışının engellenmesi amacıyla siyasi yapı “federalizm” olarak belirlenmiştir. Türkiye’nin Gümrük Birliği’ne Girişi Tito yönetimi dış politikada SSCB’den uzaklaşırken Batılı devletlere ve ABD’ye yakınlaştı. Hatta ABD, Yugoslavya’ya askerî ve mali yardımda bulundu. Bu gelişmeler Yugoslavya’nın COMINFORM’dan ihraç edilmesine neden oldu. Bunun üzerine Yugoslavya Bağlantısızlar Bloku’nda yer aldı. Türkiye 14 Nisan 1987’de AB’ye tekrar tam üyelik başvurusu yapmıştır. AB tarafından 1989 yılında verilen cevapta Türkiye’nin gelecekteki genişleme süresine kadar beklemesi ve Gümrük Birliği sürecini tamamlaması önerilmiştir. Yapılan müzakereler sonucunda 1 Ocak 1996 tarihinde Gümrük Birliği yürürlüğe girmiştir. Tito’nun 1980 yılında ölümünden sonra devlet 6 federe cumhuriyetin cumhurbaşkanları tarafından dönüşümlü olarak yönetilmeye başlandı. Ancak ekonominin bozulması ve aşırı milliyetçi hareketler Yugoslavya’nın parçalanmasına yol açtı. Gümrük Birliği Antlaşması; malların serbestçe dolaşımı sırasında gümrük vergilerinin kaldırılması ve üçüncü ülkelere karşı ortak gümrük tarifelerinin uygulanmasına yöneliktir. Diğer Doğu bloğunda yaşanan demokratikleşme hareketleri bağımsızlık hareketlerine de zemin hazırladı ve 25 Haziran 1991’de Slovenya ve Hırvatistan bağımsızlıklarını ilan ettiler. Bunun üzerine Sırp kontrolündeki Yugoslav Ulusal Ordusu’nun saldırılarıyla Yugoslavya’da iç savaş başlamıştır. Aynı yıl içinde Makedonya ve Bosna-Hersek’in de bağımsızlıklarını ilan etmeleriyle iç sorun büyük bir krize dönüşmüştür. AB’nin Genişleme Süreci ve Türkiye 1993 Kopenhag Zirve Toplantısında alınan kararlar doğrultusunda eski Varşova Paktı üyelerini kapsayan bir genişleme süreci başlatılmıştır. Türkiye bu genişleme sürecine dahil edilmemiştir. 1997 Lüksemburg Zirvesi’nde Türkiye’nin tam üyeliğe kabul edilebileceği, bunun için siyasi ve ekonomik reformların devam etmesi, Yunanistan ile ilişkilerin düzeltilmesi ve Kıbrıs Sorunu için BM gözetimindeki müzakerelerin desteklenmesi gerektiği belirtilmiştir. B. Bosna-Hersek’in Bağımsızlık Mücadelesi Bosna Hersek’te 15 Ekim 1991’de Bosna-Hersek Meclisi bağımsızlık kararı alırken Bosnalı Sırplar da yeni bir anayasa kabul ederek Bosna Sırp Cumhuriyeti’nin temellerini attı. Avrupa Topluluğu da 6 Nisan 1992’de bağımsızlığı tanıdığını açıkladı. Bunun üzerine Sırbistan, bir yandan Bosna’ya gizlice asker gönderirken diğer yandan da Bosna’daki Sırp milisleri silahlandırarak acımasız bir savaş başlattı. 1998 Cardiff Zirvesi Sonuç Belgesi’nde adayların tam üyeliğe hazırlanma durumunu incelemek üzere kurulmuş olan gözden geçirme mekanizmasına Türkiye de dâhil edilmiştir. Türkiye’yi tam üyeliğe hazırlamak için sunulan “Avrupa Stratejisi” onaylanmıştır. 36 Sırplar kısa bir süre içerisinde Bosna’nın yarısından çoğunu ele geçirdiler. Temmuz 1992’de Bosnalı Hırvatlar Hersek-Bosna Cumhuriyeti’ni kurudular. Bunun üzerine Ocak 1993’de de Bosnalı Hırvatlar ve Boşnaklar arasında da savaş çıkmıştır. Boşnak-Hırvat mücadelesi, Mart 1994’de Washington’da Boşnak-Hırvat Federasyonu kurulmasına ilişkin imzalanan antlaşma ile sona ermiştir. “Körfez Krizi” olarak adlandırılan bu işgal karşısında BM Irak’ı kınayarak Kuveyt’ten geri çekilmesini istemiş ve Irak’a geniş kapsamlı bir ekonomik ambargo uygulama kararı almıştır. Bu karara göre, Avrupa Topluluğu Irak ve Kuveyt’ten petrol alımını durdurmuş ve Irak’a silah satışını yasaklamıştır. Sırpların Temmuz 1995’de BM Güvenlik Konseyi’nce “güvenli bölge” ilan ettikleri Serebrenika’yı işgal ederek çok sayıda sivili katletmesi dünya kamuoyunda büyük bir tepki ile karşılanmıştır. NATO tarafından başlatılan harekât sonucunda Sırplar ateşkes istemek zorunda kalmışlardır. BM Irak’a Kuveyt’ten çekilmesi için 15 Ocak 1991’e kadar süre tanımış, aksi halde güç kullanacağını bildirmiştir. Irak’ın belirtilen süre zarfında çekilmemesi üzerine koalisyon güçleri önce hava saldırısı, daha sonra da kara harekâtı düzenleyerek Irak’ı Kuveyt’te sıkıştırmışlardır. Irak’ın 28 Şubat 1991’de ateşkes istemesi üzerine kara harekâtı durdurulmuştur. 14 Aralık 1995 tarihinde Slobodan Miloseviç (Yugoslavya Federal Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı), Franyo Tucman (Hırvatistan Cumhurbaşkanı) ve Aliya İzzetbegoviç (Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı) arasında imzalanan Dayton Antlaşması ile Bosna Savaşı sona ermiştir. Nisan 1991’de ateşkes şartlarını görüşen BM Güvenlik Konseyi, Kuveyt’in işgalden önceki sınırlarının kabul edilmesi, Irak’ın nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlardan arındırılması kararını almıştır. Bu şartlar yerine getirilirse ekonomik ambargonun kaldırılacağı bildirilmiştir. Bu antlaşma ile Bosna-Hersek’in devlet yapısı belirlenmiştir. BosnaHersek Federasyonu, Sırp Cumhuriyeti ve küçük bir özerk bölge (Brcko) olmak üzere 3 bölgeden oluşmuştur. II. Körfez Savaşı C. BM’nin oluşturduğu Irak Özel Komisyonu ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Haziran’da nükleer silahlara ilişkin denetim görevine başladı. Irak’ın sorun çıkarması nedeniyle denetimler defalarca kesintiye uğradı. Çıkan sorunların çözülememesi ve BM Denetleme Komisyonunun Irak’tan ayrılması üzerine ABD-İngiliz uçakları Aralık 1998’de Irak’ı tekrar bombalamıştır. ARNAVUTLUK’TA DEMOKRATİKLEŞME SÜRECİ 1912 yılında Osmanlı’dan ayrılarak bağımsızlığını ilan eden ve II. Dünya Savaşı sırasında İtalyanlarca işgal edilen Arnavutluk Enver Hoca liderliğinde, İtalyan ve Almanlara karşı mücadele verdi ve savaş sonunda Komünist Partisinin yönetimine girdi. Irak 7 Aralık 2002’de BM’ye elindeki kitle imha silahlarının listesini sunmuştur. BM Silah Denetçileri de Şubat 2003’de Irak’ta kitle imha silahlarıyla ilgili bir bulguya henüz rastlamadıklarına dair bir rapor hazırlamışlardır. Bu rapora rağmen ABD, İngiltere ve İspanya, Irak’a karşı güç kullanılmasını öneren bir tasarıyı BM Güvenlik Konseyine sunmuşlardır. Ancak tasarı onaylanmamış ve Bağlantısızlar Zirvesi’nde de güç kullanılmaması kararı alınmıştır. Başlangıçta SSCB ile yakınlaşan Arnavutluk 1961’de bu devletten uzaklaşarak Adriyatik Denizi’nde üs verdiği Çin ile yakınlaştı. Ancak 1976’da Çin’de meydana gelen reformlar sonucunda bu devletten de uzaklaştı. 1985 yılında Enver Hoca’nın ölümünün ardından Komünist Partisi liderliğine ve devlet başkanlığına Ramiz Alia getirildi. Enver Hoca dönemindeki gibi dışa kapalı bir dış politika izleyen Alia’nın da etkisiyle Arnavutluk SSCB’de başlayan değişim rüzgârlarından en son etkilenen devlet oldu. Ancak Balkanlarda ve Avrupa’da meydana gelen gelişmeler üzerine 1990 başlarında Arnavutluk bir değişim hareketine girişerek reformlar yapmaya başladı. Ekonomide liberalleşme kabul edildi ve yabancı sermayenin ülkeye girmesine izin verildi. Alınan bu karara ve BM Güvenlik Konseyinde Irak’a zaman tanınması yönünde tartışmalar yaşanırken ABD ve İngiltere bölgeye asker sevk ederek 20 Mart 2003 tarihinde Irak’a saldırmışlardır. Irak yönetiminin fazla direnç gösteremediği ve dünya kamuoyunun karşı çıktığı saldırılar devam etmiş ve ABD-İngiliz kuvvetleri 9–10 Nisan 2003’de Bağdat’a girmişlerdir. Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin, 30 Aralık 2006’da idam edilmiştir. Arnavutluk’ta ilk defa 1992 yılında çok partili seçimler yapılarak demokrasiye ilk adım atılmıştır. Bu seçimlerde Sosyalist Parti’nin iktidarı sona ermiş ve Demokrat Parti hükümeti kurulmuştur. Bunun üzerine Ramiz Alia istifasını sunmuş, Demokrat Parti lideri Sali Berişa cumhurbaşkanı olmuştur. Irak’ta bu gelişmeler yaşanırken BM Güvenlik Konseyi, işgal güçlerini bölgede otorite kabul eden bir karar aldı. Ayrıca alınan kararla Irak’ın siyasi yapısının yeniden oluşturulması, doğal kaynakların tasarrufu gibi konularda işgal güçlerine yetki verilmesi, ekonomik ambargonun kaldırılması ve BM Genel Sekreterine otoritenin oluşturulması için “özel temsilci atama yetkisi” verilmişti. ORTA DOĞU VE AFGANİSTAN’DAKİ GELİŞMELER A. 13 Temmuz 2003’de “Geçici Irak Yönetimi Konseyi” oluşturuldu ve bu konsey BM tarafından tanındı. 8 Mart 2004’de de “Geçici Irak İdari Yasası” kabul edildi. 30 Ocak 2005’de yapılan seçimler sonucunda Kürt liderlerden Celal Talabani Irak cumhurbaşkanı seçildi ve anayasa referandumla kabul edildi. KÖRFEZ SAVAŞLARI I. Körfez Savaşı Irak, Kuveyt’in Osmanlı Devleti döneminde Basra vilayetine bağlı bir kaza olduğu, dolayısıyla buranın kendilerine bağlı olması gerektiği iddiasını öne sürmekteydi. Ayrıca İran ile yaptığı 8 yıl süren savaş sırasında büyük oranda borçlanmıştı. Borçlarını ödeyebilmek için Batılı ülkeler ve Körfez ülkelerine yaptığı kredi isteğine olumsuz yanıt alınca, Kuveyt’in fazla petrol çıkararak kendisini zarara uğrattığı gerekçesini öne sürerek Kuveyt’ten 24 milyar dolar talep etmiştir. Talebi reddedilince de 2 Ağustos 1990’da Kuveyt’i işgal ederek topraklarına kattığını açıklamıştır. B. Filistin Sorunu ve Orta Doğu Barış Görüşmeleri BM, 1947 yılında aldığı bir kararla Kudüs’e uluslar arası bir statü tanınmasını, ayrıca İngiliz mandası altında bulunan Filistin’de biri Arap diğeri Yahudi olmak üzere iki devlet kurulmasını onaylamıştır. Bu karar doğrultusunda 14 Mayıs 1948’de İsrail Devleti kurulmuştur. Bu duruma bir tepki olarak başlayan Arap-İsrail Savaşları’nda Filistin topraklarının işgal edilmesi sonucu Filistin halkı mülteci konumuna düşmüştür. 37 Filistin sorunu Arap devletleri tarafından çözülmek istense de 1956 yılında yaşanan II. Arap-İsrail Savaşları’ndan sonra Filistin topraklarını kurtarmak amacıyla örgütler kurulmuştur.1962 yılında silahlı mücadeleye giren bu örgütler, Arap devletlerinin desteği ile Filistin’in bağımsızlığını kazanacağına inanıyorlardı. Fakat bu örgütler 1967’de Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nin İsrail’in eline geçmesiyle üyelerinin büyük bir kısmını kaybetmiş ve Yaser Arafat önderliğinde Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) çatısı altında birleşmişlerdir. ABD yönetimi Taliban’dan terör örgütü liderlerinin kendisine teslim edilmesini istemiştir. Ancak Taliban bu isteğe olumsuz yanıt vermiştir. Bunun üzerine ABD 7 Ekim 2001 tarihinde Afganistan’a “Sınırsız Özgürlük” adını verdiği hava saldırısını başlatmıştır. Başta Özbek General Raşid Dostum olmak üzere Kuzey İttifakı da harekâta karadan destek vermiştir. Hava operasyonları karşısında çaresiz kalan Taliban yönetimi Kasım 2001’de yönetimden uzaklaştırılmıştır. Afganistan’da Taliban yönetimi yıkılarak yerine Hamid Karzai liderliğindeki hükümet, 22 Aralık 2001’de göreve başlamıştır. Bu hükümetin ülkede güvenliği sağlamasına destek olarak BM Güvenlik Konseyi tarafından Uluslararası Güvenlik Destek Gücü (İSAF) kurulmuştur. ISAF, başkent Kabil ve çevresinde güvenliği sağlamasına rağmen ülke genelinde tam anlamıyla bir güvenlik sağlayamamıştır. Türkiye, 2002’de ISAF’ta komutayı devralmıştır, 2003 yılında komuta NATO’ya geçmiş, 2004 yılında tekrar Türkiye komutayı üstlenmiştir. BM, FKÖ’yü Batı Şeria ve Gazze’de Filistin Devleti kurmak için yürüttüğü çalışmalardan dolayı, Filistin halkının tek temsilcisi olarak tanımıştır. FKÖ 1987 yılında Filistin topraklarında intifada (ayaklanma) hareketi başlatmıştır. Silaha başvurmaksızın yürütülen bu harekete karşılık İsrail’in sert karşılık vermesi dünyada bir tepkiye yol açmıştır. 14 Kasım 1988’de Filistin Ulusal Konseyi tarafından Bağımsız Filistin Devleti ilan edilmiş ve 1989’da Yaser Arafat FKÖ merkez konseyi tarafından Filistin Devlet Başkanlığına seçilmiştir. D. Ekim 1991’de gerçekleştirilen Madrid Konferansı’nda İsrail ve Filistin ilk kez yüz yüze görüşmüşlerdir. 1993’te yapılan Oslo Görüşmeleri sonunda FKÖ İsrail’i, İsrail’de FKÖ’yü Filistin halkının temsilcisi olarak tanımıştır. Bunların dışında daha sonraki dönemlerde de onlarca görüşme yapılmış, fakat İsrail’in uzlaşmaz tutumları nedeniyle görüşmelerden olumlu sonuç alınamamıştır. Orta Doğu’da devletler arasındaki ilişkileri, güvenliği ve barışı etkileyen önemli etkenlerden biri de “su sorunu” dur. Bu sorun, su kaynaklarına sahip olma ya da bunlardan daha çok yararlanma amacıyla yapılan girişimlerden dolayı ortaya çıkmıştır. Nehirlerin kaynaklarının ve denize döküldükleri yerlerin farklı ülkelerin topraklarında bulunmasından dolayı devletler arasında suyun paylaşılması konusunda sorunlar yaşanmaktadır. Orta Doğu’ya hayat veren beş önemli su kaynağının (Dicle, Fırat, Asi, Şeria, Nil) kullanımı konusunda çeşitli anlaşmazlıklar yaşanmaktadır: Zamanla İsrail saldırıları, Filistin yönetim kademesini de hedef almaya başlamıştır. Filistin lideri Arafat 2002 yılında Ramallah’taki teşkilat merkezinde kuşatma altında tutulmuş, bu süre içerisinde haberleşme, ısınma ve barınma gibi en temel ihtiyaçlarından mahrum bırakılan Arafat teslim olmaya zorlanmıştır. Aynı yıl içinde İsrail güvenlik gerekçesiyle Batı Şeria ile arasına sınır boyunca büyük bir duvarın inşasına başlamıştır. Mısır, Sudan, Etiopya arasındaki Nil Nehri’nin sularının kullanımı, İsrail, Ürdün, Suriye arasındaki Şeria Nehri’nin sularının kullanımı, Türkiye, Lübnan, Suriye arasındaki Asi Nehri’nin sularının kullanımı, Türkiye, Irak, Suriye arasında Fırat ve Dicle Nehirleri’nin sularının kullanımı konusunda yaşanan anlaşmazlıklar bu soruna örnek gösterilebilir. Türkiye ekonomik gelişmeyi sağlamak amacıyla 1970’li yıllarda GAP (Güney Doğu Anadolu Projesi)’ın temelini atmıştır. GAP projesi Irak ve Suriye tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Bu devletlerin GAP’ın iptali amacıyla yapmış olduğu çalışmalar sonucunda Düny Bankası GAP’la ilgili vermiş olduğu kredi desteğini kesmiştir. Bunun üzerine Türkiye GAP’ı kendi imkanlarıyla sona erdirmeyi planlamıştır. Türkiye’nin Atatürk Barajı’nda 1990’dan itibaren su tutmaya başlayacağını açıklaması Irak ve Suriye’nin tepkisine neden olmuştur. Türkiye’nin Fırat Nehri üzerinde Birecik Barajı’nı , Dicle Nehri üzerinde Ilısu Barajını inşa etmesi Suriye ve Irak devletlerince tepkiyle karşılanmıştır. Gazze şeridindeki tüm Yahudi yerleşim yerlerini boşaltma kararı alan İsrail, Refah Operasyonu adını verdiği bir operasyonla Gazze’ye tekrar saldırmaya başlamıştır. Bu saldırılar Yaser Arafat’ın ölümüyle Filistin Devlet Başkanı seçilen Mahmut Abbas’ın yaptığı ateşkes ile son bulmuştur. İsrail ile Filistin arasında iki devletli çözüm esasına dayanan “Anna Polis” toplantısı 2007 yılında ABD’de düzenlenmiştir. Fakat bu görüşmelerden de bir sonuç alınamamıştır. 2008’de İsrail’in Gazze’ye düzenlediği saldırılar sonucu çoğunluğu sivil yüzlerce insan hayatını kaybetmiştir. C. Orta Doğu’da Su Sorunu Afganistan’daki Gelişmeler 1979’da Afganistan’ı işgal eden SSCB’nin Şubat 1989’da çekilmesinden sonra Afganistan’da SSCB destekli Afgan hükümeti ile mücahitler arasında çatışmalar başlamıştır. 1992’de mücahitler, bu savaştan zaferle çıkmışlar ve kendi aralarında bölünerek iktidar mücadelesi içine girmişlerdir. Afganistan’daki bu durumdan yararlanan Molla Muhammet Ömer liderliğindeki Taliban (öğrenciler) grubu, 1996’da Kâbil merkez olmak üzere ülkenin yaklaşık % 70’ini kontrolü altına alarak İslam Devletini kurmuştur. Taliban yönetimine karşı olanlar da Ahmet Şah Mesut liderliğinde ülkenin kuzeyinde toplanarak “Kuzey İttifakı” adı altında örgütlenmişlerdir. 11 Eylül 2001’de ABD’nin New York şehrinde bulunan Dünya Ticaret Merkezi ve Washington’da bulunan ABD Savunma Bakanlığı’na düzenlenen saldırılar sonucunda Afganistan’ın, ABD’nin birinci hedefi haline gelmesine yol açmıştır. 38 ABD ve SSCB’nin ortak çalışmalarıyla 1990’da Venüs’e inilmiş, 1994’te Venüs gezegeni haritası çıkarılmıştır. ABD’nin Phoenix adlı uzay aracı 26 Mayıs 2008’de Mars’a gönderilmiştir. Sinema ve Müzik Askeri Teknoloji Bilim ve teknolojideki gelişmelerin sanayiye uygulanması iş gücüne duyulan ihtiyacı azaltmıştır. Nanoteknoloji gelişmiştir. Nanoteknoloji sayesinde küçük ve akıllı makineler üretilmiştir. Nanoteknoloji kalp ve beyin hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır. Hastalıkları tedavi, laboratuvar ortamında doku ve hücre üretmek amacıyla çalışmalar yapılmıştır. Mesela bu amaçla 1996 yılında “Dolly” adlı koyun kopyalanmıştır. 1990’lardan sonra internet kullanımı artmıştır. Spor ve Mimari Uzay Çalışmalrı Bilimsel ve Teknolojik Gelişmeler DÜNYA’DAKİ GELİŞMELER Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan itibaren Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesi doğrultusunda barışçı ve gerçekçi bir politika izlemiştir. Türkiye bölgede ve dünyada kültürler arası iş birliğinin gelişmesi , barış ve refah içinde, istikrara dayalı bir ortam hazırlamak için çaba göstermektedir. Bilgisayar Teknoloisinin kltürel çalışmalarda kullanılmasıyla “elektronik sinema” önem kazanmıştır. DVD’den daha kaliteli ses ve görüntü özellikleri sunan “blu ray teknolojisi” korsan sorununa çözüm olarak görülmektedir. ABD’li Madonna ve Michael Jackson öncülüğünde elektronik müzik yaygınlaşmıştır. 1.Türkiye ve Rusya Federasyonu İlişkileri Rusya Federasyonu bölgede etkinliğini devam ettirebilmek amacıyla dağılan SSCB ülkeleriyle ilişkilerini sürdürmek istese e Orta Avrupa ülkelerinin Batılı devletlerle yanaşmaya çalışması Rusya’nın yönünü Kafkasya ve Orta Asya’ya çevirmesine neden olmuştur. Türkiye’nin Orta Asya’daki Türkî Cumhuriyetlerle ilişkisi SSCB’nin dağılışına kadar pek güçlü olamamıştır. 1991 sonrası Türkiye’nin Orta Asya Türk cumhuriyetleriyle olan ilişkisini geliştirmesi Rusya’nın bölgedeki etkinliğinin azalmasına neden olmuştur. 1990’lı yıllarda Türkiye Rusya’yı terör örgütlerine destek veriği yönüyle suçlarken, Rusya da Türkiye’yi Çeçen direnişçileri desteklemekle suçlamıştır. Komuta hiyerarşisi yerine ağ kurgusu öne çıkmıştır. Algılama ve uzaktan vurma teknolojisi sivil kaybını önlemek amacıyla “akıllı mühimmat” kullanımı artmıştır. Cephe savaşı anlayışı sona ermiş , savaşlar çok boyutlu hale gelmiştir. Türk-Rus ilişkileri 2000’li yıllarda gelişmeye başlamıştır. Rus doğal gazını Karadeniz altına döşenen borularla Samsun’a taşıyan Mavi Akım Projesi bunda etkilidir. 2.KAFKASYA a.Azerbaycan 1991 sonrası Azerbaycan’ı tanıyan ve büyükelçilik açan ilk ülke Türkiye’dir. Türkiye ve Azerbbaycan arasındaki tarihi ve kültürel bağlar, ortak menfaatlere sahip olunması Türkiye’nin Dağlık Karabağ sorununda Azerbaycan’ı desteklemesinde etkili olmuştur. Boru Hattı Projeleri: 2005’de tamamlanan Bakü-Tiflis-Ceyhan(BTC) Petrol Boru Hattı ile Azerbaycan petrolü Akdeniz’e taşınmıştır. Güney Kafkasya(Bakü,Tiflis,Erzurum) Doğal Gaz Boru Hattı Projesi ile Azerbaycan’ın Şah Denizi’ndeki doğal gazının Gürcistan ve Türkiye üzerinden dünyya ulaştırılmasıamaçlanmıştır. Trans-Hazar Boru Hattı (THB) Projesi ile Türkmenistan doğal gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınmasını ön görür. Projenin hayata geçirilmesi amacıyla Türkiye ve Türkmenistan arasında görüşmeler devam etmektedir. Bilimsel gelişmelerin spor alanında kullanılmasıyla bu alanda bir çok rekor kırılmıştır. 1986 Çernobil Felaketi sonrası çevre hassasiyeti artmıştır. Çevre dostu Yeşil Mimarlık gelişmiştir. b.Gürcistan Hazar enerji kaynaklarını Batı’ya taşıma amacı taşıyan projeler iki ülke ilişkilerini hem siyasi hem de ekonomik açıdan geliştirmiştir. c.Ermenistan Türkiye 16 Aralık 1991’de Ermenistan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülkelerden olmuş, ülkedeki ekonomik sorunlara kaşı duyarsız kalmayıp Ermenistan’a insani yardımda bulunmuştur. Türkiye Ermenistan’ı bölgedeki işbirliğini arttırmak amacıyla kurulan Karadeniz Ekonomik İş Birliği Teşkilatı (KEİT)’a kurucu üye olarak davet etmiştir. Fakat Ermenistan’nın 1915 tehcir olayına istinaden ortaya attığı “ Sözde Ermeni Soykırımı” iddiasını sürdürmesi ve Dağlık Karabağ’dan çekilmemesi gibi nedenlerden ötürü iki ülke ilişkileri gelişememiştir. Türkiye, Ermenistan’a kara sınırını kapatarak Ermenistan’a ambargo uygulamaktadır. KÜRESELLEŞEN DÜNYADA TÜRK DIŞ POLİTİKASI 39 d.Orta Asya Türk Cumhuriyetleri Türkiye , Orta Asya’da ki cumhuriyetlerle uzun yıllar geliştiremediği ilişkileri bu ülkelerin bağımsızlıkları sonrasında geliştirmiştir. Türk-İsrail ilişkileri, bu ülkenin kuruluşundan beri sınırlı düzeyde olmuştur. 1991’de iki ülkenin diplomatik temsil düzeyinin karşılıklı olarak büyükelçilik düzeyine getirmesi ilişkileri geliştirmiştir. Takip eden dönemde İki ülke arasında bir çok ikili antlaşmalar imzalanmıştır. 1992 yılından beri düzenlenen Türkiye ve Türk Cumhuriyetlerinin katılımıyla gerçekleştirilen “Türkçe Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirvesi” bu ülkeler arası işbirliği ve dayanışmayı geliştirmeyi amaçlamıştır. Türkiye , Orta Asya ülkelerinin demokratik, kültürel , ve ekonomik kalkınmalarını destekleyen politikalar takip etmektedir. Fakat 2000’li yıllarda İsrail’in Filistin’e yapmış olduğu saldırıları Türkiye’nin “devlet terörü” olarak nitelemesi , İsrail’in Kuzey ırak’taki oluşumu desteklemesi gibi nedenler iki ülke arasındaki ilkişkileri bozmuştur. Orta Asya ülkelerinden binlerce öğrenci Türkiye’de eğitim almakta ve bu öğrencilerin giderlerini Türkiye karşılamaktadır. 4.BALKANLAR Ülkemizden iş adamları Türkiye’nin de yardımıyla bu ülkelerde bir çok yatırıma imza atmıştır, atmaktadır. Türkiyenin Balkan devletleriyle ilşkilerini önemli kılan olan unsurlar: Balkanlarda yaşayan Türk nüfusu, Tarihten gelen bir takım politik sorunların olması, Balkan coğrafyasının Batı ile Türkiye arasında köprü görevi görmesi. 3. ORTA DOĞU Türkiye, sürekli bir istikrarsızlık ve çatışma içinde olan Orta Doğu’da kalıcı barış ve huzurun sağlanması için çaba göstermektedir. Çünkü bölgede gerçekleşen olaylar Türkiye’yi doğrudan etkilemektedir. Balkan Devletlerinin SSCB güdümünde olan Varşova Paktı’na üye olması sebebiyle bu pakt dağılana kadar Türkiye bu ülkelerle aktif bir politika izleyememiştir. a.Irak 1990’ların başında ABD ve İngiltere’nin Körfez Harekatı’na destek veren Türkiye harekat sonrasında Irak’a yönelik ambargo’dan ötürü önemli ekonomik kayıplara maruz kalmıştır. a.Eski Yugoslavya Cumhuriyetleri Yugoslavya’nın dağılması sonrasında içerisinde Türk ve Müslüman azınlığını yaşadığı bu topraklarla Türkiye yakından ilgilenmiştir. Bosna-Hersek’teki iç savaş sırasında Boşnaklara yönelik saldırıların durdurulması amacıyla uluslar arası kuruluşların harekete geçmesi için yoğun çaba göstermiştir. 2003 yılında ABD’nin Irak’a müdahalesi ve sonrasında bölgede ortaya çıkan otoritte boşluğu Türkiye’ye yönelik kuzey Irak’tan gelen terör faaliyetlerini arttırmıştır. Kerkük’teki nüfus yapısının değiştirilmesine yönelik politikalar da iki ülke arası ilişkilerde belirleyici olmuştur. Nitekim Boşnak-Hırvat Federasyonu’nun kurulması(1994) ve Bosna Savaşı’nı bitiren Dayton Antlaşması(1995)’nın imzalanmasında da Türkiye’nin çalışmalarının katıkısı yadsınamaz. b.Suriye iki ülke arasındaki başlıca sorunlar şunlardır: Suriye’nin Hatay’ı sınırları içinde görmesi,7 Su sorunu, Suriye’nin Türkiye’deki terörist grupları desteklemesi, Suriye’nin Yunanistan’la çeşitli ittifak antlaşmaları imzalaması. b.Kosova Türkiye 17 Şubat 2008’de bağımsızlığını ilan eden Kosova’yı ilk tanıyan devletlerden biri olmuştur. Kosova barışını sağlamak amacıyla bölgeye gönderilen barış gücüne Türkiye’de destek vermiştir. c.Makedonya Türkiye 17 Eylül 1991’de Yogoslavya’dan ayrıldığını ilan eden Makedonya’nın bağımsızlığını tanımıştır. 2000’li yıllara kadar yukarıdaki nedenlerden ötürü iki ülke ilişkileri gergin olsa da 2000’li yılların başında iki ülke arası ilişkiler düzelmeye başlamıştır. Türkiye, Arnavut azınlıkla sorunlar yaşayan ve Yunanistan baskısına maruz kalan Mokedonya’nın toprak bütünlüğünün korunmasına yönelik politikalar izlemiştir. 2011 yılından itibaren ikili ilişkiler yeniden bozulmuştur. c.İran 1990’lı yıllarda İran’ın ülkemizdeki terör faaliyetlerini desteklemesi, ABD ile Türkiye’nin müttefikliği, Enerji kaynaklarını İran’ın kendi topraklarından geçirmek istemesi gibi nedenlerle Türk-İran ilişkileri gelişememiştir. d.Bulgaristan 1980’li yıllarda Bulgaristan’ın ülkedeki Tüklere yönelik asimilasyon ve baskı politikaları Türkiye tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Haziran 1989 yılında bu politikalardan kaçan 300 bin’e yakın Türk Türkiye’ye göç etmek zorunda kalmıştır. 2000’li yılların başından itibaren İran’ın Türkiye’ye yönelik bölücü faaliyetlerden uzak durması ve Türkiye’nin İran’a yapılan ABD ambargosuna destek vermemesi gibi nedenlerden dolayı iki ülke ilişkileri gelişme kaydetmiştir. Kasım 1989’da Bulgaristan’da Cumhurbaşkan’ı Jivkov’un yerine gelen Miadenov Türklere yönelik bu politikayı sona erdirmiştir. iki ülke arasında İran ve Türkmenistan doğalgazının Batı’ya ulaşmasını amaçlayan antlaşmalar yapılmıştır. e. Yunanistan d.İsrail 40 iki ülke arasındaki ilişkiler 1990’lı yıllarda iyi yönde ilerlememiştir. Bu nedenlerden bir kısmı, Yunanistan’ın terör örgütünü desteklemesi, Yunanistan’ın Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği hakkında veto yetkisini kullanması, Sınırları içerisinde yaşayan Türk azınlığın haklarını kısıtlaması, 1996 yılında yaşanan Kardak Krizi olarak sıralanabilir. GÖREVİ GÖREV YERİ VE TARİHİ Kore (1950-1953) Somali(1993-1994) 1999 yılında önce Türkiye’de, sonra da Yunanistan’da meydana gelen depremlerde taraflar birbirlerine yardımda bulunmuş ve bu durum ülkeler arası ilişkileri yumuşatmıştır. Bunun bir sonucu olarak Yunanistan 1999 Aralık’ında Helsinki Zirvesinde Türkiye’nin AB’ye aday ülke olarak kabul edilmesini onaylamıştır. Bosna- Hersek (1993-1995) Uyarı: Kıbrıs Sorunu, iki ülke arasında en önemli sorunlardan biri olmaya devam etmiştir. Bosna- Hersek (1995-1996) f.Kıbrıs 1983 yılında Kuzey Kbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulmasını Yunanistan ve Rum kesimi hoş karşılamamış ve BM Güvenlik Konseyi’ne başvururarak Batılılarca KKTC’nin hukuken geçersiz olmasını sağladılar. BosnaHersek(Adriyatik Denizi) (1992-1996) Türkiye ve KKTC’nin Güvenlik Konseyi’nin kararını tanımaması üzerine BM barışın sağlanması amacıyla bir takım önerlilerde bulunduysa da sonuç alınamadı. Türkiye sorunun çözümü için iki toplumun da eşit haklara sahip olduğubir cumhuriyetin kurulması gerektiğini savunmaktadır. Bosna – Hersek (2004) Arnavutluk (1997) 1997’de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin AB’ye tam üye olarak kabul edilmesi, Rumların çözümsüzlük politikaasını sürdürmesine neen olmuştur. Arnavutluk(1999) BM Genel Sekreteri Kofi Annan sorunun çözümü için bir plan hazırlayıp taraflara sunmuştur. 2004 yılında Annan Planı hem Türk hem de Rum tarafında referandumda oylanmış, Türkler planı kabul ederken (%65 ) , Rumlar reddetmiştir(%76). Kosova(1999) UYARI: Annan Planı uygulamaya konulamasa da bu durum çözüm isteyen tarafın Türkler olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Afganistan(2002) Kosova(1999) Lübnan(2006) Bu savaşa bir tugay askerle katılarak Kuzey Kore’ye karşı şavaştı. İç savaş yaşayan ülkede BM’nin kurduğu Koruma Kuvveti’ne bir bölük askerle katıldı. BM tarafından insani yardım amacıyla kurulan Koruma Kuvveti’ne destek verdi. NATO tarafından kurulan Uygulama/İstikrar Kuvveti’ne destek verdi. Savaş sırasında oluşturulan NATO kuvvetine destek verdi. BM Koruma Kuvveti, NATO Uygulama ve İstikrar Kuvveti,AB tarafından kurulan İstikrar Harekatı’na destek verdi. İnsani yardımın dağıtılabilmesi için BM kararıyla oluşturulan çok uluslu birliğe katıldı. Mültecilere yardım amacıyla oluşturulan İnsani Yardım Gücü’ne katıldı. NATO hava harekatına katıldı. NATO Çok Uluslu Güney Görev Kuvveti’ne katıldı. BM Uluslararası GüvenliK Yardım Kuvveti’ne katıldı. BM Lübnan Geçici Güvenlik Kuvveti’ne katıldı. KIZILAY’IN YURTDIŞI YARDIM FAALİYETLERİ Tarihi Yeri ve Görevi 2005 Güney Asya’da(Endonezya,Srilanka,Tayland) meydana gelen tsunami felaketine insani yardım gönderildi. 2005 2005 Pakistan depremi sonrası insani yardım gönderildi. 2006 İsrail tarafından yapılan operasyonlar sonrası Lübnan’a insani yardım malzemesi gönderildi. 2006 2007 2008 2008 Türk Ordusu ve Dünya Barışı Sudan’da kamplarda yaşayan insanların koşullarının nedeyiyle insani yardım gönderildi. Irak’ın Telafer kentindeki patlama sonrası bölgeye insani yardım gönderildi. Gürcistan’a savaş sonrası insani yardım yapıldı. Gazze’deki İsrail Operasyonları nedeniyle Filistin’e insani yardım yapıldı. 1980 SONRASI TÜRKİYE 41 Siyasi Gelişmeler 12 Eylül 1980 Askeri Müdahalesi sonrasında 1983 seçimlerinde Anavatan Partisi(ANAP) Turgut Özal liderliğinde iktidara geldi. Yeni hükümet ekonominin liberalleşmesi yolunda önemli adımlar atmış, 1987’ye kadar süren ilk iktidar döneminde ekonomidebelirgin şekilde iyileşmeler görüldü. AB’ye tam üyelik için başvuru yapıldı (1987). 1987 Kasım ayında yapılan seçimlerinden ANAP yine birinci parti olarak çıktı 12 Eylül askerî müdahalesi sonucunda siyaset yasağı konan Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan ve Alparslan Türkeş’in siyasi yasakları yapılan bir referandumla kalktı. Turgut Özal’ın 1989 Ekim ayında TBMM kararıyla Cumhurbaşkanı olması üzerine Yıldırım Akbulut başbakan oldu. 1991 seçimleriyle Süleyman Demirel başbakanlığında DYP-SHP(Sosyal Demokrat Halkçı Parti) Koalisyon hükümeti kuruldu. 1993 yılında Turgut Özal’ın vefatı üzerine Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı , Tansu Çiller de başbakan seçilmiştir. Çiller döneminde Türkiye, AB standartlarına uyum sağlamak amacıyla bir takım adımlaratmıştır; Temmuz 1995’te Anayasa’da özellikle siyasi partilerle ilgili bazı yasaklar kaldırılırken siyasi partilere üye olma şartı ve yaşı gibi birçok konuda değişiklik yapıldı. AB ile “Gümrük Birliği Anlaşması” imzalandı (1995). 1995-2001 yılları araında ülkeyi koalisyon hükümetleri yönetmiştir. Bülent Ecevit’in başbakanlığındaki DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümeti döneminde “ulusal program” çerçevesinde AB’ye üye olmak amacıyla uyum yasaları çıkarıldı. 2000 yılının Mayıs ayında görev süresi dolan Süleyman Demirel’in yerine Ahmet Necdet Sezer Cumhurbaşkanı olmuştur. 2002 yılının Kasım ayında yapılan seçimleri Adalet ve Kalkınma Partisi tek başına iktidara geldi. Hükümeti Abdullah Gül kurdu. Siyasi yasağının kalkmasından sonra Recep Tayyip Erdoğan başbakan oldu. Ahmet Necdet Sezer’in görev süresinin dolması sonrasında yeni Cumhurbaşkanı seçilememiş, bunun üzerine erken seçime gidilmiştir. 2007 yılı seçimlerinde AKP yeniden iktidar olmuş, Abdullah Gül Cumhurbaşkanı seçilmiştir. 42 Müzik & Sinema & Edebiyat Spor 1988 Seul Olimpiyatları’nda Naim Süleymanoğlu Altın Madanya Kazandı. Haltercilerimiz Olimpiyatlarda Ciddi Başarılar Göstermiştir.( Naim Süleymanoğlu, Halil Mutlu, Hafız Süleymanoğlu Gibi) 1992 Barcelona Olimpiyatları’nda M.Akif Pirim grekoromen güreşte 24 yıl aradan sonra şampiyon olmuştur. 1994 Dünya Serbest Güreş Şampiyonası’nda Türkiye takım halinde şampiyon olmuştur 2000 yılında Galatasaray , UEFA Kupası’nı kazanmıştır. 2001 yılında yine Galatasaray UEFA Süper Kupası’nı müzesine götürmüştür. A Milli Futbol Takımımız 2002 Dünya Şampiyonası ve 2008 Avrupa Şampiyonasında 3. Olmuştur. Basketbol Milli Takımımız 2006 Dünya Basketbol Şampiyonası’nda 6. Olmuştur. Arabesk tarzı 1990’ların yarısına kadar etkisini sürdürdü. Türk Pop Müziği’nin önemi artmıştır. Sezen Aksu,Barış Manço, Erol Evgin gibi sanatçılar öne çıkmıştır. Sertap Erener 2003 yılında “Everyway That I Can” adlı ingilizce şarkısıyla Eurovision Şarkı Yarışması’nı kazandı. 1990’lı yıllarda Türk sineması yeniden canlandı. Sinemada genel olarak toplumsal sorunlar ele alındı. Nuri Bilge Ceylan’ın “Üç Maymun” adlı filmi 61. Uluslararası Cannes Film Festivali’nde en iyi yönetmen ödülünü almıştır. Orhan Pamuk 2006 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü almıştır. Köyden kente göç bu dönemde de devam etmiştir. 1984 yılında ilk renkli televizyon yayını yapıldı. 1994 yılında çıkarılan Özel Radyo ve Televizyon yasası ile özel radyo ve televizyon sayısı artmıştır. 1993 yılında ODTÜ’de ilk internet bağlantısı kuruldu. Nitekim internetin yanlış ve kontrolsüz kullanılması bir takım olumsuzlukları da beraberinde getirmiştir. Sosyal Hayat İletişim Eğitim Kültürel Gelişmeler ve Sosyal Hayat Okul sayısının, zorunlu okuma yazma kurs larının artmasıyla okur yazar oranı artmıştır. 1997-1998 eğitiö öğretim yılında 8 yıllık ke sintisiz eğitime geçildi. 1981 yılı öncesi yüksek öğretim sistemi; Üniversiteler, MEB’e bağlı akademiler, İki yıllık meslek yüksek okulları, Mektupla eğitim yapan YAYKUR olmak üzere beş çeşit kurumdan oluşuyordu. 1981 sonrası çıkarılan kanun ile ülkemizdeki tüm yüksek öğretim kurumları YÖK(Yüksek Öğretim Kurulu) çatısı altında birleştirildi. YAYKUR’un işlevleri Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi’ne devredildi. Bu sayede uzaktan öğretim yaygınlaştı. MEB’in başlattığı bazı kampanyalarla kız çocuklarımızın ve kadınlarımızın eğitime katılımını arttırmak amaçlanmıştır. Not: Bu kararların uygulamaya konulmasıyla yabancı sermayenin ülkeye girişi ve ihracat artmış, ucuz döviz bulmada kolaylıklar sağlanmış, enflasyon oranı düşmüştür. 1994,1997,1998,2001 ekonomik krizleri ülkeyi olumsuz yönde etkilemiş, IMF ile imzalanan antlaşmalarla ekonomi düzeltilmeye çalışılmıştır. Ocak 2005’te Türk lirasından altı sıfır silinmiştir. Ekonomi üzerindeki devlet baskısı ve kontrolünü ortadan kalırmak amacıyla Özelleştirme Yüksek Kurulu kurulmuş, Merkez Bankası bağımsız bir yapıya kavuşturulmuştur. İhracat teşvik edilmeye devam etmiştir. İhracatın artması,turizmin gelişmesi ve turizm gelirlerinin artması , döviz sıkıntısını azaltmıştır. Ekonomideki olumlu adım ve gelişmelere rağmen Türk ekonomisinin en önemli sorunlarından biri hala dış ticaret açığıdır. Ekonomik Gelişmeler 24 Ocak 1980 tarihinde alınan kararlar Türk ekonomisi için bir dönüm noktası olmuştur. 24 Ocak Karaları ile ; Serbest piyasa ekonomisine geçilmesi Enflasyonun düşürülmesi, Ödemeler dengesinin düzeltilmesi, İhracata yönelik üretimin arttırılması hedeflenmiştir. İhracatı arttırmak amacıyla özel sektöre düşük faizle kredi verilmiş, vergi iadesi ve ucuz döviz bulmada kolaylık sağlanmıştır. 43 TOPLUMSAL SORUNLAR münde korku ortamı yaratacak cezai eylemler; siyasi, felsefi, ideolojik, etnik, ırksal, dinî veya herhangi bir gerekçe ile haklı gösterilemez.” hükmü ile ortaya konmuştur. 20. yüzyılın sonlarına kadar terörist eylemlerin karakteristik özeliği genellikle devlet adamlarını hedef almasıdırydı. Yeni dönemde terörizm de küreselleşmiştir. Terör örgütleri,İnternet ve uydu telefonu gibi modern iletişim araçlarıyla örgütlenerek kitlesel yıkımlara neden olacak silahlarla dünyanın her tarafında eylem yapabilen terör ağlarına dönüşmüştür. 11 Eylül 2001 saldırıları sonrasında uluslararası terör, eylemlerini kişiler yerine sembol hedeflere yöneltmiştir. Küreselleşme ile birlikte terörizmle mücadele, devletler için tek başlarına yürütebilecekleri bir politika olmaktan çıkmıştır. Bu doğrultuda devletler, terörizmle mücadelede uluslararası kuruluşlar bünyesinde daha fazla iş birliği yapmaktadır. Ancak sürekli yeni yöntemler geliştiren terörün güncellenmeyen yasalarla önlenmesi mümkün olmamaktadır. Bunun için geniş kapsamlı bir terörle mücadele anlaşması gerekmektedir. a.Terörizm Ülkemiz son 25 yıldır Anayasal düzeni,üniter yapıyı ortadan kaldırmayı, milli birlik ve beraberliği bozmayı amaçlayan terör hareketlerine maruz kalmaktadır. Terör faaliyetleri uluslararası çıkar çatışmalarından dolayı bazı ülkelerce desteklenmektedir. Terörle mücadelenin devletlere oldukça yüklü maliyetleri vardır. Ülkelerin gelişimi ve ekonomisini geliştirmesi için harcaması gereken paraları terörle mücadeleye ayırmaları ülke ekonomilerini olumsuz etkilemiştir. b.17 Ağustos Depremi 17 Ağustos 1999 tarihinde Gölcük Merkezli meydana gelen Marmara Depremi, İzmit,Gölcük,Adapazarı,Yalova arasında etkili olmuştur. Depremde on binlerce insanımız hayatını kaybetmiştir. Ayrıca deprem bölgesinde endüstri tesislerinin bulunması Türk ekonomisini olumsuz etkilemiştir. Depremde evlerini kaybeden yurttaşlarımız için önce geici, sonra kalıcı konutlar inşa edilmiştir. Deprem sonrası çıkarılan kanunlarla deprem sigortası zorunlu hale getirilmiş, imar alanları ve ruhsatları daha sıkı kontrol edilir hale gelmiştir. Uluslararası Teşkilatlar UN Birleşmiş Milletler Teşkilatı UNICEF UNEP Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu Birleşmiş Milletler Eğitim,Bilim ve Kültür Örgütü BM Çevre Sorunları Programı FAO Gıda ve Tarım Örgütü WHO Dünya Sağlık Örgütü World Bank ILO Dünya Bankası WWF Dünya Doğayı Koruma Örgütü IBRD WFP Uluslararası Bayındırlık ve Kalkınma Bankası Dünya Gıda Programı SIPRI Uluslararası Barış Enstitüsü IFAD Uluslarası Tarımsal Kalkınma Fonu UNESCO KÜRESEL SORUNLAR a.Küresel Isınma İnsanlar tarafında atmosfere salınan gazların sera etkisi oluşturmasıyla , atmosferde ve okyanuslarda meydana gelen artışa küresel ısınma adı verilir. Küresel ısınmaya neden olan gazlar içinde en fazla etkili olan karbobdioksitin 20.yüzyılın ikinci yarısından itibaren %9 artması dünya ikliminin dengesini bozmuştur. Yapılan araştırmalara göre küresel ısınmanın 21.yüzyılda kendisini daha fazla hissetireceği ön görülmektedir. Bu tahminler bazı ülkeleri ve kuruluşları harekete geçirmiştir ve bu konuda bazı önlemler alınmaya çalışılmaktadır. Bu doğrultuda atılan adımlardan biri de “BM İklim Değişikliği Çevre Sözleşmesi”ne bir ek niteliğinde hazırlanan Kyoto Protokolü’dür. 1997’de japonya’nın Kyoto şehrinde görüşülmeye başlanan protokol 2005 yılında yürürlüğe girmiştir. Türkiye Kyoto Protokolünü 2005 yılında imzalayarak kabul etmiştir. Uluslararası Çalışma Örgütü DÜNYADA SON YILLARDA ETKİLİ OLAN SALGIN HASTALIKLAR b.Çevre Kirliliği Çevrenin ve doğal dengenin bozulmasıyla ortaya çıkan hastalıklar ve zararlar çevre kirliliğine(hava,su,toprak, gürültü kirliliği) karşı bir takım önlemler alınmasına neden olmuştur. Not: Dünyadaki su kaynaklarının yalnızca %1’inin kullanılabilir tatlı su kaynağı olması ülkeler arası su sorunlarına neden olmuştur. fosil yakıt tüketimiyle havaya salınan zararlı maddeler yağmurlar yoluyla yeryüzüne inmekte ve bu yolla toprağı kirletmektedir. Fosil yakıt ve nükleer enerji kullanımının olumsuzluklarının görülmesi bilim insanlarını yenilenebilir enerji kaynaklarına yöneltmiştir(güneş, dalga,rüzgar vb.) c.Uluslararası Terör Son yıllarda dünyada uluslararası güvenlikle ilgili en önemli sorun terördür. Terör olarak kabul edilen olaylar konusunda devletler arası ortak bir uzlaıya varılamamıştır. Bunda Uluslararası politik dengeler ve ülkelerin çıkarları önemli bir etken olmuştur. Özellikle terörist örgütler listesi oluşturmak devletler arasında pazarlık konusu edilmiştir. Uluslararası bir terör tanımının yapılamaması terörü yasaklayan genel bir uluslararası anlaşmanın hazırlanmasını da engellemektedir. BM’nin teröre bakış açısı, Genel Kurulun 1994’te yayınladığı deklarasyondaki “Politik sebeplerle yapılan, toplumun tamamında veya bir bölü- AIDS İlk olarak 1981’de ABD’de keşfedilmiştir. Bilinen bir tedavisi yoktur. Hastalığa neden olan HIV virüsünün yayılmasını önlemek şu an için tek korunma yöntemidir. KırımKongo Kanamalı Ateşi 1944’te Kırım’da tanımlanan hastalık, 1956’da Kongo’da da çıkınca bu adı almıştır. 2002’den itibaren ülkemizde görülmeye başlanmıştır. SARS “Akut Solunum Yolu Yetmezliği” olarak da bilinen bu hastalık 2003’te Asya,Avrupa ve Avrupa’da belirlenmiştir. Akciğerde iltihabi reaksiyona neden olan bir hastalıktır. Alkol kullanımı , HEPATİT B ve HEPATİT C virüsleri, bakteri ve ilaçlar bu hastalığa neden olabilir. HEPATİT KUŞ GRİBİ(H5N1) VİRÜSÜ Sıtma 44 Kanatlı hayvanlarda bulunan H5N1 virüsünün insanlarda meydana getirdiği hastalığa kuş gribi adı verilmiştir. Hasta hayvanlar ve yeterince pişirilmemiş et ve yumurtadan bulaşmaktadır. Dişi anovel sivrisinekleri aracılığıyla insanlara bulaşan ateşli bir hastalıktır. Tedavisi vardır.
Benzer belgeler
çağdaş türk ve dünya tarihi - Sürekli Kpss-Kpss Ders Notları
En büyük rakibi Almanya’nın tehdidinden kurtuldu.
Sömürgelerini korudu, yeni sömürgeler elde etti
ve Orta Doğu’ya yerleşti
Rusya’nın etkisiz hale gelmesi ve Fransa’nın
ikinci plana itilmesiyle ...
soru ve cevap çalışması
zaferi ile sonuçlandı. Fakat savaşta ve onu izleyen kıtlıkta on üç milyon
insan ölmüş, ekonomi altüst olmuş, sanayi üretimi bitme noktasına gelmişti. Bu nedenle Lenin, Bolşeviklerin güçlenmesi için...