Bu PDF dosyasını indir
Transkript
Bu PDF dosyasını indir
FUZÛLÎ VE BÂKÎ D VÂNI’NDA BEL KAVRAMININ KAR ILA TIRILMASI COMPARISON OF THE TERM OF EVILEST IN FUZUL ’S AND BAK ’S DIVAN Erol ÇAMYAR* Öz Kur’ân ve hadislerde sıklıkla geçen ve Divan iirinde de hayli fazla geçen kavramlardan biri olan belâ kavramı, divan airleri tarafından farklı anlam ve mazmunlarla ifade edilmi tir. Belâ kavramı Türkçe sözlükte iki farklı anlam ta ımaktadır. Bu çalı mada, 16. Yüzyıl airlerinden Fuzûlî ve Bâkî Divânlarında geçen “belâ” kavramını anlam ve kavram yönünden ele alıp, bilim ve edebiyat dünyasında bu konu hakkında bilimsel bir çalı ma ortaya konulacaktır. Anahtar Kelimeler: Divan iiri, Fuzûli Divânı, Bakî Divânı, Belâ, Kur’an ve Hadisler. Abstract The term “evilest” which is often used in the Ottoman poetry-Divan-,in Holy Kur’an and Hadiths, is expressed with different meanings and imageries. The term evilest has two different meanings in Turkish dictionary. In this study, 16. Century poet Fuzûlî and Bâkî Divân’s meaning and concept in terms of the concept of "darned" and, in the world of science and literature will reveal a scientific study on this topic. Keywords: Ottoman Poetry, Fuzuli’s Divan, Baki’s Divan, evilest, Holy Quran and Hadiths. Giri Dilimizde ve dilin tezahür etti i günlük ya antımızda çe itli vesilelerle hayatımızda önemli bir yer tutan ve zaman zaman sıklıkla tekrar edildi ini gördü ümüz belâ, musibet, felâket gibi benzer kelimelerin anlam bakımından birbirleri arasında bir benzerlik oldu unu ilk bakı ta görebiliyoruz. Fuzûli ve Bakî Divanlarını inceledi imizde, anlam yönünden benzerlikleri oldu u kadar temelde bazı farklılıkların oldu unu da gördük. 1) Genel Olarak Belâ Kavramı: Belâ, musibet, felâket, dert gibi kelimeler daha çok Türkçeye kök saldı ından öncelikle Türkçedeki anlamlarına bakalım: Türkçe Sözlükte belâ kelimesi; içinden çıkılması zor ve güç durum, büyük zarar ve sıkıntıya yol açan olay veya kimse, hak edilen ceza anlamları ile geçmektedir. (Türkçe Sözlük, 2009:236.) Devellio lu ise Osmanlıca-Türkçe Sözlü ünde, belâ kelimesi iki farklı ekilde kar ımıza çıkmaktadır. Birincisi eklinde yazılan belâ; evet, hayhay, pekî anlamlarındadır. kincisi eklinde yazılan belâ; gam, keder, musîbet, âfet, ceza, zor i , büyük gaile anlamlarındadır (Devellio lu, 2007: 81). Arapça sözlüklerde ise bela kelimesi, “denemek, sınamak” anlamlarına gelmektedir. Bu kelimenin “ beliyye, belvâ “ eklinde mastarları da bulunmaktadır. ( Çelik, 2007:162).Bir de belâ kavramının hayırda olabilece i gibi erde de olabiliyor. Hayırda olursa belâ-i hüsn erde olursa denilmektedir. ( Çelik, 2007: 162). - 59 Müfâale babından gelen kelimesi Lisanu’l Arab’da “övünmek, bir eye önem vermek” anlamlarına gelmektedir (Çelik, 2007:162). Mütercim Asım Efendi de Kamus Tercümesi’nde belâ kelimesini “ eskimek” anlamına geldi ini söylemektedir.(Çelik, 2007:163). Belâ kelimesine “eskimek” anlamının yüklenmesinde ise belânın gam, keder gibi üzücü yanının olmasından dolayı insanı yıprattı ı ve bedeni eskitti i yönündeki dü ünceler oldu unu görüyoruz. Kâmûs-ı Türkî’de belâ, gam, keder, âfet, zor i veya ki i, sıkıntı, mü kilât, cezâ gibi anlamlar ile tanımlanmaktadır. ( Sami, 2007:300) Müfredât’ta Râgın Isfahânî belâ kelimesine “eskimek” anlamını vermektedir (Isfahani, 2012:234). skender Pala, Divan iiri Sözlü ü’nde belâ için; gam, keder; evet, hayhay, peki anlamlarını belirtmi tir. ( Pala, 2006: 64).Tasavvuf Deyimleri ve Terimleri Sözlü ü’nde ise belâya Arapça kökenli bir kelime oldu unu belirttikten sonra, hastalık, sıkıntı ve kötülüklerle imtihan edili (sınanma) anlamları verilmi tir. Sözlüklerin belâ için yaptıkları tanımlar ve açıklamalar ı ı ında belâ kavramını, sıkıntı, güç durum, sınanma, dert ve kâlû belâ ile ili kisinden dolayı da evet, pekî anlamları ile tanımlayabiliriz. 2) Kur’ân ve Hadislerde Belâ Kavramı: Bir co rafyada ya ayan insanların dil kültürü, o milletin din kültüründen de etkilenmektedir. slam co rafyası içerisinde ya ayan toplulukların dil kültürlerine baktı ımızda açıkça görebiliriz ki Kurân ve hadislerde geçen bir takım kavramlar, cümleler, dil kültürleri o toplulu un diline de yansımı tır ve günlük ya antısında dolaylı yollar ifade edilmektedir. Belâ kavramını slam kültüründen ayırmak mümkün de ildir. Gerek Kur’an ve hadislerde gerekse din büyükleri tarafından ço u kez bahsedilmi tir. Özellikle Kâlû Belâ / Bezm-i Elest olarak bilinen ruhlar âlemindeki Hazret-i Allah ile ruhlar arasında geçen “ ben sizin Rabbiniz de il miyim?” sorusuna kar ılık; ruhların, “belâ” yani “evet” sözü slam metaforunda ve edebiyatında yüzyıllarca sıkça bahsedilen ba lı ba ına bir konu olmu tur. Belâ kelimesinin ilk geçti i yer bezm âleminde Allah ile insan arasındaki ilk ahittir. Bu sözle me metninde “elestü bi rabbiküm” ( ben sizin Rabbiniz de il miyim) eklinde yer alan olumsuz bir soruya, “bela” ile ba layan bir cevap verilmi tir. ( I ık, 2003: 159).Biz daha ruhlar âlemindeyken Allah’a ilk sözü “belâ” ile vermi izdir. Bu söz bizim a zımızdan çıkan ilk sözdür. Bu sebeptendir ki belâ sözü bize o ilk ahiti hatırlatması anlamında önemlidir. 2.a.) Kur’ân’da Belâ Kavramı: Kur’an-ı Kerimde çe itli konular yer almaktadır. Bu konuları haber veren her bir âyet, di er âyetlerle ili kili olarak mesajını en güzel ekilde vermektedir. Bu konulardan birisi olan “ Elestü bi Rabbiküm Kâlû Belâ” cümlesidir. Bu konu belâ kavramını söz eden âyetlerle birlikte geçmektedir. Onun için Kur’an’da belâ kavramını incelerken, belâ sözünün ilk geçti i yere inmek gerekmektedir. Belâ kelimesi Kur’an-ı Kerim’de 30 küsur yerde geçti i bilinmektedir. Kelimenin bazen de türevleri ile birlikte kullanıldı ı; bazı ayetlerde mazi, bazılarında ise muzari ekillerinde kullanıldı ı görülmektedir. (Çelik, 2007:163) Kur’an’da belâ kavramı sözlüklerde tanımlanan anlamların hemen hepsini kar ılayacak ekilde geçmi tir. Ayrıca belâ kelimesi, bazı sıfatlarla da nitelendirilmektedir. - 60 Belâ kelimesi Kur’an’da imtihan ve deneme anlamında kullanılan kelimeler arasındadır. Her ne kadar belâ, dilimizde gam, keder, sıkıntı anlamlarında geçiyorsa da belâ kelimesi hayır ve er için de kullanılmı tır. Allah kulunu hayırla imtihan edebilece i gibi er ile de sınayabilir. Ancak daha çok er için kullanılmaktadır. ( Kılıç, 2009:8) Allah, kullarını dünyada çe itli vesilelerle sınamaktadır. Bu bazen bir musibet, afet olabilirken bazen de içinden çıkılması çok güç bir ceza olabilir. Ama belâ erde olabilece i gibi hayırda da olabilmektedir. “Hükümranlık elinde olan Allah, yücedir. O, hakkıyla her eye gücü yetendir. O, hanginizin daha güzel amel yapaca ını sınamak için, ölümü ve hayatı yaratandır…”1 “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredilenleri müjdele. Onlar ba larına bir musibet gelince, “ Biz üphesiz Allah’a aidiz ve üphesiz ona dönece iz “ derler.” 2 “Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de er ile de deniyoruz.”3 Ba ka bir ayette ise belâ u ekilde geçmektedir: “ Bunda, size Rabbinizden (gelen) büyük belâ vardı.”4 Denilmektedir. Bu ayet Bakara Suresinde Firavun’un srail o ullarına yaptı ı i kenceden bahseden ayetlerdendir. Burada belâ hem hayır hem de er olarak yorumlanabilir. Bakara Suresinin bir ba ka ayetinde de Tâlut’un ordusuna “Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir.”5 buyrulmu tur. Buradan Allah’ın kullarını sınamak için çe itli zorluklarla, belâlarla kar ıla tırabilece ini ve sabredenlerin mutlaka güzelliklere ula abilece ini söyleyebiliriz. Bunlar sabır gerektiren musibetledir. “Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Âdemo ullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendi ahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz de il miyim? (onlarda), Evet –belâ (buna) ahit olduk, dediler.”6 âyet-i kerimesinde elest bezminde ruhların ve canların Rablerine verdikleri sözü hatırlatmaktadır. Âyetdeki belâ,( ) eklinde yazılmı olup, evet, peki gibi tasdik etme anlamları vardır. Yüce Allah, Elest bezminde ruhları ve canları bir mecliste toplamı ve güzelli inden bir parçacık göstererek onlardan ahid almı tır. Onlar da Yüce Yaratıcı’nın “Ben sizin Rabbiniz de il miyim? “ sorusu üzerine güzelli ini “belâ” kelimesiyle tasdik etmi lerdir. te belâ kelimesinin aslı tâ bezm-i elestte ba lamaktadır. Kâinatın yaratılı ından beri insano lu, Rabbi tarafından her daim belâ ile imtihan edilmekte ve Rablerine verdikleri elest bezmindeki sözü bu imtihan edildikleri belâ ile hatırlamaktadırlar. Bezm-i elest’te “belâ” ile söz verdiklerinden, Allah da onların a kını ve kullu unu belâ ile sınamaktadır. Kur’an-ı Kerim’deki belâ ile ilgili âyetlere de bakıldı ında ço unun bir imtihan oldu unu, insano lunun bu imtihanlar ile derecesinin belirlendi ini ve sabredenlerin mutlaka güzelli e ula aca ını Yüce Allah âyetlerinde bildirmi tir. Kur’an’da geçen belâ ve musibet ile ilgili ayetlere baktı ımızda, Allah belaları yoldan sapmı insanları ve toplumları kendini hatırlatmak için göndermektedir. Araf suresinde Firavun ailesinin Allah’ı tanımayıp gafletten uyanmaması sonucu belâya sürüklenmesi ve helâk olması buna açık bir örnektir. nsano lu belâ türü musibetlere Mülk 67/1. Bakara 2/155-156. 3 Enbiya 21/35. Bkz: Sınamak, imtihan etmek ile ilgili ayetler; Enam 6/165, Fecr 89/ 15-16, A’raf 7/141. 4 Bakara 2/ 49. 5 Bakara 2/249. 6 A’raf 7/172. 1 2 - 61 maruz kaldı ında daha yumu ak ruhlu olur ve kendini mânâ âlemine daha kolay iter. Sonuçta, yaptı ı hatadan dolayı böyle bir cezanın kendisine verildi ini dü ünerek hemen tövbe edip, Yüce Yaratıcıdan af dilenir. te bu sebeptendir ki belâ insan hayatının her anında vardır. Fakat Kur’an’da geçen belâ ile ilgili ayetlerden anla ıldı ına göre Allah’ın kullarına belâyı nasip etmesi O’nun rahmetindendir. 2.b) Hadislerde Belâ Kavramı: Belâ her insanın ba ına geldi i gibi peygamberlerin ve din velilerinin de pe ini bırakmamı tır. Çünkü Allah her kulunu bir imtihandan geçirece ini ayetlerinde belirtmektedir. Bu imtihan sıkıntı, musibet, felaket, açlık, hastalık, bolluk gibi çe itli vesilelerle olabilmektedir. Peygamberimiz bir hadisinde, “Ki i dinî seviyesine göre imtihan edilir. O ki i dininde sa lam ise imtihanı (ba ına gelenler) zor olur, dininde zayıf ise imtihanı hafif olur. Yeryüzünde üzerinde hiçbir hata kalmadan yürüyecek duruma gelinceye kadar sıkıntılar (belâlar) kulun pe ini bırakmaz.” ( Çelik, 2007:167). Demi tir. Yine bu hadise binaen, en iddetli belâlara u rayanların “Peygamberler, sonra da onlara en yakın ve en çok benzeyenler” (Çelik, 2007:167) oldu unu belirtmi tir. Kulun çekti i belâ kar ılı ında takındı ı tavra göre kar ılı ını alaca ını gerek Kur’an gerekse hadisler bunu açıkça belirtmektedir. Belâ kavramı Kur’an ve hadislerde, ceza, musibet, fitne, azab gibi kavramlar yoluyla da geçmektedir. Bu kavramlar Kur’an’da ve hadislerde sıkça geçmektedir. 3) Belâ Kavramının Anlam Alanları: Belâ kavramının birden fazla anlam alanı mevcuttur. Bunlardan bazılarını belirtmekte ve açıklamak konuyu anlamak yönünden faydalı olacaktır. 3.a) Cezâ Belâ kavramının anlam alanı içinde olan ceza kelimesi Türkçe Sözlük’te u ekilde tanımlanmaktadır: Uygunsuz davranı larda bulunanlara uygulanan üzüntü, sıkıntı, acı verici i lem veya yaptırım; manevi bakımdan i lenen suçun a ırlı ını çekip sıkıntı ve üzüntü içinde kalmak. ( Türkçe Sözlük, 2009: 163). Ayrıca cezâ kelimesinin sabırsızlıkla sızlanma, iyi veya kötü azap ( Devellio lu, 2007: anlamları da vardır. Bu kelimenin türetilmi ekilleri Kur’an’da ve hadislerde de geçmektedir. Allah kullarını iyi i lerle mükâfatlandıraca ını söylerken, kötü i ler yapanları da ( dünyada ve ahrette) cezalandıraca ını ayetlerinde bildirmektedir. Kur’an ve hadisler ı ı ında bu kelimenin, dünya hayatında azgınlık yapanların, nankörlükte bulunanların ve suç i leyenlerin Allah tarafından kar ılı ının verilmesi anlamında da kullanılmı tır diyebiliriz.7 139) Bu kelime Kur’an’da oldu u gibi hadislerde ve din büyüklerinin eserlerinde mükâfat ve cezalandırma anlamları çerçevesinde tanımlanmı tır. Bununla ilgili Peygamber Efendimiz, bir Müslümanın hastalanması, derde tutulması, sıkıntıya ve üzüntüye u ramasının dünyada iken i ledi i kötülüklerin bir cezalandırılması oldu unu bildirmi tir.( Çelik, 2007:171) 3.b) Fitne 7 Bkz:“Nimetlere kar ı nankörlük etmeleri sebebiyle onları i te böyle cezalandırdık. Biz ( bu ekilde) ancak nankörleri cezalandırırız.” Sebe’ 34/17. - 62 Arpça kökenli bir kelime olan fitne, Türkçe Sözlükte; karı ıklık, karga a, arabozucu davranı ta bulunmak anlamları ile ifade edilmi tir. ( Türkçe Sözlük, 2009: 107).Fitne insanlardan ve Allah’tan gelmesi muhtemel, istenmeyen hâller olabilir. ( Çelik, 2007: 172).Enbiya Suresi 35. âyet-i kerimesinde fitne/belâ ile ilgili öyle buyrulmaktadır: “Sizi fitne olmak üzere hayır ve er ile imtihan ederiz, ondan sonra bize dönersiniz.”8 nsan sabırlı ve Allah’tan gelene razı olmayınca belâya isyan eder. Böylece Allah’a itaat yolundan sapmı olur ve hüsrana u rar. 3.c) Musibet (Sıkıntı) Arapça kökenli bir kelime olan musibet, ansızın gelen felaket, sıkıntı veren eydir. ( Türkçe Sözlük, 2009:1422). Mecazen “u ursuz” olarak geçmektedir. Bu kelime de hem sosyal hayatta hem Kur’an ve hadislerde hem de tefsirlerde sıkça bahsedilen kavramlardandır. Peygamberimiz bir hadisinde öyle buyurmaktadır: “ Amellerinizde do ru ve orta yolu bulmaya çalı ınız. Mü’mine musibet nev’inden her ne ula ır ise günahlarına bir kefaret olur. Musibet bir felaket olmu , aya ına batan bir diken olmu fark etmez.9 Musibet, günümüzde de her insanın ba ında olan ve olması muhtemel hâllerden biridir. Geçmi te de peygamberler de olmak üzere büyük din velîleri de birçok musibete u ramı tır. Musibetin amacı kulun sabrını ve Hakk yolundaki itaatini ölçmektir. Bunun için bir musibet kar ısında ükür ve sabretmek bir mü’min için güzel hâllerden oldu u bilinmektedir. 3.d) Azap Arapça bir kelime olan azap, slam inanı ına göre dünyada günah i lemi olanlara verilecek ceza; büyük sıkıntı, eziyet, ezinç olarak tanımlanır. ( Türkçe Sözlük, 2009: 166). Azabın birçok tarifi mümkündür. Bir insanı sıkıntıya dü ürüp hayatının tadını kaçırmak, hayatını i kence haline getirmek de bir yönden azaptır. Aslına bakılırsa azap verilen cezanın misli olarak da dü ünülebilir. Kur’an ve hadislerde azap konusu geni bir yer tutar. Özellikle kabir azabı gibi bir cezanın âyet ve hadislerle belirtilmesi ne kadar iddetli bir ceza oldu unu anlamakta yeterli olmaktadır. Belâya u ramı kimi insanların “azap çekiyorum, ömrüm boyunca azabını çekece im” gibi ne kadar acı ve ıstırap çektiklerini ifade etmeleri, azabın sadece ahiretten ibaret olmadı ını göstermektedir. Bu konuda Peygamber Efendimiz dahi Allah’a sı ınmı tır. nsanın yaptı ı eziyet, kötü muamele gibi davranı lar bu kelimenin anlam alanına girmektedir. Kur’an’da anlatılan Firavun’un srail o ullarına yaptı ı i kence ve eziyet bu konuya örnektir. 4) Tasavvufta ve Divan iirinde Belâ Kavramı: Divan iirinin ve Tasavvufun anlam ve kavram dünyası hayli fazla ve derindir. Bunda, tasavvufun Divan Edebiyatının ekil kazanmasında bir temel kaynak olması tasavvufun daha da önem kazanmasında etkilidir. Özellikle Kur’an, hadis, tefsir, peygamber kıssaları, slamiyet gibi temel kaynaklarla beslenmesi, bu edebiyatın yüzyıllardır varlı ını sürdürmesinde ve günümüzde de hâlâ etkisini göstermesinde 8 9 Enbiya 21/35. Müslim, Birr, 2574. e-hadis.net. - 63 oldukça önem arz etmektedir. Aynı zamanda Divan iirinin anlam ve kavram dünyasının zenginle mesinde tasavvufun önemli bir etkisi bulunmaktadır. Divan iirinde mânâ her eydir. Bir beyit çe itli anlamlarla yüklü olabiliyor. Divan iirinde mecazsız iir, içi olmayan badem gibidir. Mana bu iirin dilberi gibidir. ( Pala, 1998: 20). Bu nedenle divan airleri iirlerini mana ile süslerken, dinî ve tasavvufî kaynak ve mesellerinden de yararlanmı ladır. skender Pala’ya göre ”Divan edebiyatında kelime çok önemlidir. Her kelime tam anlamında ve yerli yerinde kullanılmalıdır. Bazen kelimelerin üçüncü anlamları bile beyite uygun dü er. Bu edebiyatın iç güzelli ini kelime oyunlarıyla ve edebî sanatlarla donatırlar.” ( Pala, 1998: 21). Belâ kavramının dinî ve tasavvufî özü, ilk meclis olarak tabir edilen Bezm-i Elest’e dayanmaktadır. Daha kâinat yaratılmamı ken, ruhlar ve canlar yaratılmı ve Bezm-i Elest’te bir araya getirilmi lerdir. Yüce Allah bu mecliste onlara kendi güzelli inden bir parça göstererek, -Elestü bi-Rabbiküm ( Ben sizin Rabbiniz de il miyim) ? Demi tir. Bu güzellik kar ısında mest olan ruhlar ve canlar,- Kâlû Belâ ( Evet, ahidiz) diyerek Rablerine kar ı söz verdiler. Bunu tasdiklerken de belâ kelimesini seçtiler. Onun içindir ki biz insano lunun duydu u ilk söz “Elestü bi-Rabbiküm”; söyledi i ilk söz ise “Kâlû belâ”dır. Bu konu Kur’an’da ve hadislerde geçti i gibi Divan edebiyatında da bazen dolaylı yollarla, anlama dayanan edebî sanatlarla ve mazmunlarla bazen de do rudan geçmektedir. Ruhlar meclisinde gerçekle en ve Kur’an’da da belirtilen bu zaman dinî ve tasavvufî kaynaklardan Divan iirinde airlerin diline dola mı tır. Tabi bu kelime sadece bu anlamda da kalmamı , türevleri yapılarak çe itli anlam alanları içinde hem Kur’an’da ve hadislerde hem de Divan iirinde ve tasavvufta geçmi tir. Tasavvufta belâ kavramından sıkça söz edildi i gibi Divan iirinde de bazı airlerimiz “belâ” redifli iirler dahi yazmı lardır. Divan airlerin hemen hepsi divanlarında bir ekilde bu kavramı do rudan ya da dolaylı yollarla da olsa iirine koymu tur. Çünkü belâ, insano lunun her daim ya antısında, hayatında olan bir hâldir. Daha hiçbir ey yaratılmamı ken söylenen bu kelime insano lunun pe ini bırakmamı tır. Divan iirinde belâ, a k belâsı, hasret, ayrılık, hicran, felaket, ölüm, azap, beddua gibi birçok anlamda ve tabirde geçmi tir. Divan airlerinin en çok söz ettikleri belâ ise a k belâsıdır. Çünkü Divan airinin gözünde genel olarak sevgili ve â ık motifi bulunur. aire göre bu â ık, sevgilinin belâsına dü mü ve mübtelâ olmu tur. A kın belâsına dü en â ıklar her ne kadar cevr ü cefa da çekseler, türlü dertlere de dü seler, Mecnun gibi çöllere dü üp aklından ve benli inden de geçseler, onlar bu belâdan ho nuttular. Çünkü belâ kötü bir hâl de ildir. Öyle olsaydı Fuzûli gibi bir mutasavvıf ahsiyet, Mecnun’a Kâbe’nin e i inde u duayı söyletir miydi? Yâ Rabb belâ-yı a k ile kıl â inâ beni Bir dem belâ-yı a ktan etme cüdâ beni Az eyleme inayetini ehl-i derdden Yâni ki çok belâlara kıl mübtelâ beni ( Ayan, 1981: 270). Eskiden velîler derlermi ki: “Çoktandır belâ gelmiyor, acaba Allah bizi mi imtihan ediyor, deniyor da belâ vermiyor. Acaba Allah sevgimizi azalttı mı da belâ - 64 gelmiyor” diye söylenirlermi . Belâ hayır da olabilece i gibi erde de olabilir. Tasavvufta “belâ” hem hayırda hem de erde geçmi tir. Kimileri belânın kendisi için bir hayır, Hakk’tan gelen bir sınanma hâli olarak görürken, bir di eri beddua anlamında görür. eyhülislam Yahya, gelen bela ve cefaların birer kaza hükmü ta ıdı ını, ona sadece buna rıza ile teslim olmak dü tü ünü söylüyor. Çün hükm-i kazâdur bu cefâlar bu belâlar Yahyâ’ya dü en cân ile teslîm ü rızâdır . Yahya D. (G. 78/5) Divan iirinin hiciv airi Nef’i de Gürcü Mehmet Pa a’ya yazdı ı bir hicviyesinde öyle demektedir: Üçinci def’âdur bu Hak belâsın vire mel’ûnun Ki yok yire beni ‘azl etdi olmı ken senâ-hânı ( pekten, 2011: 74). Divan iirinde airler, a ı ın sevgiliye ula amamasından ve sevgiliyle mutlu bir ömür geçirememesinden söz ederler. Divan iirinde sevgiliden ayrı kalmak bir belâ gibidir. Necati Bey de bir beytinde firâk belâsından söz etmektedir. Safâ-yı valsını dâ’im anar belâ-yı firâk Hava-yi cenneti nâr-ı cahîm ider ta’rif Necati Beg D.(G.270/3) Mevlevi air eyh Galib ise belâyı, a kın dert ve mihneti olarak nitelemektedir. Derd ü mihnetdir belâdır adı a k Bir marazdır ibtilâdır adı a k eyh Galib D. ( G. 168/1) Bir ba ka beytinde ise a k belâsının zevkiyle ho oldu unu, vuslat ümidiyle sevinçli ve gamsız oldu unu söylemektedir. A kın belâsı ancak bu kadar güzel tarif edilebilir. Belâ kavramın asıl yeri ve özü ise tasavvufa dayanır. Tasavvuf edebiyatında bu kavramın hakikî mânâsını bulmak mümkündür. Tasavvufta bu kavramın hayrından ve errinden ho olunur. Tasavvuf ehli bilir ki belânın kahrı da ho tur. Çünkü belânın lâhî yollardan geldi ini bilir. Onun için her belâ neticesinde “Elhamdülillah âlâ külli hâl” derler. FUZÛL VE BÂKÎ D VÂNLARINDA BEL KAVRAMI “Eski airler, pek azı dı ında, her eyden önce inanmı ve muvahhid olmu kullardır.” ( Pala, 1998: 45). slâm dininin kültürü ve emirleriyle kucaklanmı bir ça da ya ayan divan airleri, Kur’an-ı Kerim’den, Hazret-i Peygamber’in hadislerinden istifade etmi lerdir. Bunu bazen telmih yoluyla bazen meâlen bazen de do rudan bir ayeti ve ya hadisi iirine konu edinmesi, onların hem air ki iliklerine hem de edebî birer hazine olan iirlerine önemli ölçüde de er katmı tır. Ayrıca Divan airlerinin iirlerinde bu kadar ayet, hadis gibi slâm tasavvuf kültürünün temel kaynaklarını eserlerine yansıtması, onların dinî ilimler hakkında ne kadar bilgi sahibi ve donanımlı oldu unu göstermektedir. Belâ kavramı sadece sözlüklerde geçen bir kelime olmasından ziyade, aslının Kur’an, hadis gibi ilahi ve dinî kaynaklarda geçmesi ve divan iirinde hayli fazla geçmesi konunun önemine i aret etmektedir. Divanlarını inceleyece imiz Fuzûlî ve - 65 Bâkî gibi 16. Yüzyıl Divan edebiyatının zirve isimlerinin dinî ve tasavvufî dü ünce ve ya ayı larına ana hatlarıyla de inmek, konunun tam anlamıyla anla ılmasında faydalı olacaktır Fuzûlî, 16. yüzyılın ilk yarısında ya amı , Azerî bir air olmasına kar ın, etkisi ve airli i sınırları a mı bir Divan Edebiyatının ölümsüz airlerindendir. Türk milletinin, münevver tabakasına mahsus Divan Edebiyatı dairesinde yeti tirdi i en büyük airi, muhakkak ki, Fuzûlî’dir. ( Yöntem, 1996: 49). Fuzûlî, lirik bir airdir. Ondaki lirizm, sadece ferdî tahassüslerden meydana gelmi de ildir. Felsefî ve sofîyâne dü ünce onun ruhunda fikir dü üncesinde kalmayarak yükselmi , kendi ruhî temayülleriyle birle mi ve duygu ekline bürünmü tür. ( Yöntem, 1996: 50).Fuzûlî’yi de farklı kılan özelliklerden birisi de budur. Fuzûlî’yi anlamak, onun iirlerini okuyup, günümüz Türkçesine çevirmek de ildir. Onu anlamak demek, onun ruhunu co turan slâmî ve sofîyâne dü üncesini, ya antısını ya ayarak ve bilerek anlamaktır. Onun iirlerinde olan a k be erî bir a k de ildir. O, bir Bâkî ve Nedim gibi be erî a k iirleriyle sınırları a mamı tır. Onun ruhunda ve iirlerinde derin tasavvufî ve lahî bir a k kendini göstermektedir. Onun iirlerinde be erî bir a kın ve ya co kunun izlerini aramak gereksizdir. Fuzûlî’nin ya antısında olan psikolojiye baktı ımızda ise onda bir mazlumun ruh hali ya amaktadır. Özellikle Kerbelâ’da ya anan acılardan dolayı Hz. Hüseyin’e yazılan iirlerinde bu mazlum hissi ve psikolojisi ayrı bir havaya bürünür. Mazlumlara acıyan, gözya ı döken, musibetler, belâlar, derdter kar ısında en hassas duygularla heyecanlanan Fuzûlî; dert ve belâdan çekinen, korkan, sabırsız, tahammülsüz ve karasız bir ki ili e sahip de ildir. Bilâkis her zaman belâyı, derdi istemi ve dert ve belâlara kar ı tahammül gösterilmesini tavsiye etmi tir. Ayrıca hakiki a ka götüren yolda belâ ve musibetlerin olması aire göre zevk u sefâdır. ( Karahan, 1995: 175). Belânın Fuzûlî’de tasavvufî ve lahî mânası budur. air, Hadikatü’s-Süedâ adlı eserinin mukaddimesinde, âyet ve hadislere dayandırarak, Allah’ın en çok sevdi i kullarını, en büyük belâlara tabî tuttu unu söylemi tir. Yine aynı eserinin ba ka kısımlarında belâ ve musibetlerle ilgili dü üncelerini belirtmi tir. Bu tarif ve tavsiyelerinden birisi de “  ık, belânın zevkini idrâk edendir” tarifidir. ( Karahan, 1995: 175). Fuzûlî’ye göre mümin ile kâfir arasındaki farklardan biri de belâya sabır göstermektir. ( Karahan, 1995: 176).Bu yüzden air, tasavvufî yolda hakiki a k olan Allah a kına ula mak için belâ ve musibetlerden kaçma yerine onlara yakın oldu unu belirtmi tir. Sabr etmeyüb musîbete her kim kılur ceza’ âyeste-i mevâhib-i afv ü atâ degül 10 Bâkî, 16. Yüzyıl Divan Edebiyatının ikinci yarısında ya ayan, dönemin en büyük airi olarak nitelendirilmektedir. Biyografik kaynaklarda air hakkında oldukça övgülü sözler ve ne kadar çalı kan, hırslı bir air oldu undan sık sık söz edilmektedir. Bâkî, âlim airlerdendir. ( pekten, 2011: 26). yi medrese e itiminin yanında ilim yönünü de geli tirerek airlikte zirveye çıkmayı ba armı tır. Fuzûlî ile aynı asırda Bkz: ( Karahan, 1995:176). - 66 ya ayan Bâkî’de, Fuzûlî’nin yüksek tasavvufî heyecanını göremeyiz. Onda hayatın geçici heves ve zevklerinin terennüm etti inin, 18. Yüzyılın airi Nedim gibi bu hevesleri çok candan ve istekle yazdı ını ö reniyoruz. ( Yöntem, 1996: 62). Tasavvufu ve tasavvufî a kı konu edinmeyen Bâkî’nin a kı be erî a ktır; gerçek dünya a kıdır. Onun iirlerinde tasavvuf görülmeyecek kadar azdır. ( pekten, 2011: 29). Fakat Bâkî gibi büyük ve mâna yönünden zengin olan airimizi tamamen tasavvufun dı ında bırakmak, tasavvuftan ve dinî kültürün etkilerinden uzak tutmak, divanında din dı ı iirler söyledi ini dü ünerek bir takım dinî ve tasavvufî unsurlardan ayrı tutmak airin divanını inceleme konusunda eksiklik do urabilmektedir. Bunun için her ne kadar Bâkî rind bir air olsa da; belâ, gam, keder, üzüntü gibi kavramlara ve duygulara nasıl yakla tı ını ara tırmak ve tespit etmek konunun amaçlarından biridir. Bu konularda dinî ve tasavvufî bir yönü varsa da ortaya konulmalıdır. A) Fuzûlî Divânı’nda Belâ Kavramı Fuzûlî’nin divânında belâ kavramını incelemeye geçmeden önce sosyal ve dinîtasavvufî ki ili inin olu masında etkili olan içinde bulundu u ortamı incelemek önemlidir. Fuzûlî’nin do up büyüdü ü topraklar Kerbelâ topraklarıdır. Kerbelâ olayından sonra sürekli çatı maların ve gerginliklerin ya andı ı yerlerdir. 16. Yüzyıla gelindi inde ise ii- Sünni arasındaki gerginlik ve nefret duygusu iyice artmı tır. Fuzûlî’nin ya adı ı topraklarda ya ananlar onun iirlerinde ve hayatında derin izler bırakmı tır. Yalnızlık, ıstırap, gam, bahtsızlık, belâ gibi temaların olu masında ya adı ı toplumun izleri vardır. Fuzûl’î ii bir airdir. Bu nedenle bir süre Sünniler tarafından dı lanmı tır. Bunun bunalımını iirlerinde açıkça görebiliriz. Yalnızlık, airin en en çok ve en ho i ledi i temalardan biridir. O, yalnızlı ı kendi seçimi olarak kabul etmi , kendi toplum tarafına yabancıla ma ve çevresi tarafından itilme sonucu, kendisini anla ılmamı ve kimsesiz hissetti inden ço u kez yalnızlık temasını hissettirmi . ( Güler, 2011: 94). Hayatı sıkıntı ve ıstırap içinde geçen Fuzûlî’nin Türkçe Divânı’nda belâ ve musibetlerden nasıl söz etti ini beyitler üzerinden yorumlayarak anlamaya çalı aca ız. Türkçe Divân’ında birçok yerde belâ, mihnet, gam, ıstırap gibi birçok mevzûya de inen air, bunları çe itli söz sanatları ve mazmunlarla beyan etmi tir. Fuzûlî’de belâ konusunu incelerken, beyitleri içeri ine göre bazı alt ba lıklara ayırmak daha uygun olacaktır. Çünkü Fuzûlî gibi hem pozitif ilime hem slam ilmine sahip bir air, belâ konusunu da farklı açılardan tezâhür eden beyitlerle dile getirmi tir. A.1) Fuzûlî’de Belâ Anlayı ı/ Belâ Kar ısında Vasf-ı Hâli: çli bir slam âlimi olan Fuzûlî, belâlar kar ısında sabır ve ükrün faziletli oldu unu bilmekteydi. O, kimi beyitlerinde herkesten daha fazla belâ ve ıstırap çekti ini söylese de bu durumdan ekva etmemi tir. Bazı beyitlerinde ikâyet vardır. Bu ikâyet, onun tasavvufî ve slam âlimine yara an ruhaniyetini ve ki ili ini gölgede bırakacak ikâyetler de ildir. Ondaki ikâyetler daha çok gerçek hayattan ve geleneksel sevgilisinin/ a ı ının dertlerinden olan ikâyetlerdir. Yâ Rab belâ-yı kayda Fuzûlî esîrdir Ol bî-dili bu dâm-i küdûretten et rehâ (G.2/7) - 67 ( Ya Rab, Fuzûlî masivaya ba lıdır. Dünyaya bir esir gibi ba lanmı tır. O â ıkı “gönlünü kaptırıp gönülsüz kalmı ”ı bu bulanıklık tuza ından kurtar.) (Tarlan, 2009: 22) Masiva; tasavvufta, Allah’ın dı ındaki her ey masiva olarak görülür. ( Cebecio lu, Fuzûlî, bu beyitte Allah’tan, O’nun dı ında her eyden vazgeçmeyi ve bir belâ gibi esir oldu u tüm dünya güzelliklerinden, lezzetlerinden arınmak istedi ini söylüyor. Bunun için de Rabbinden niyazda bulunuyor. 2005: 173). O halde, bu beyitte belâ “ dünya güzellikleri, lezzetleri ve bunlara ba lanma” olarak geçti ini söyleyebiliriz. Olmazam her handa kim olsam giriftâr olmadan Bir belâdır göz bir âfettir dil-i mahzûn bana (G.13/5) ( Her nerede olsam da bir güzele ba lanmadan, â ık olmadan olamam; göz bir belâ, mahzun gönül ise bir afettir.) air, bu beytinde her nerede olsam benim için de i en bir ey olmaz, diyor. Çünkü benim mahzun gönlüm bir güzele â ık olmadan, tutulmadan duramaz. air, gönlünü afete benzetirken, o güzelli i gören gözünü de bir belâ gibi gördü ünü söylüyor. Sevgilinin ya da kâinattaki güzellikleri gören bir göz niçin bir belâ gibi niteleniyor? Belâ kelimesinde insanın ve evrenin evveli vardır. Çünkü göz, ilk güzelli i Hazret-i Allah’ın cemalinden görmü tür. te bu nedenle göz, o zamandan bu zamana nerde bir güzellik görse ona â ık olur, ona meyl eder. Fuzûlî de bu beytinde gözünün Allah’ın vâr etti i maddi varlıklara tutulmasına vesile oldu u için “bir belâdır göz” demektedir. Burada belâ, Kâlû Belâ’yı da hatırlatmaktadır. Her zaman manzûr bir ûh-ı sitem-gerdir bana Handa olsam bir belâ Hak' dan mukarrerdir bana (G.14/1) ( Her zaman bir sitem-kâr ne eli bana nazar eder; nerde olsam Hakk’tan bana bir belâ üphesiz indirilir.) Burada da air, kendisine ne zaman bir ne eli bir sitem-kâr hâl gelse, nazar etse, gözüne görünse, hemen kendisine Hakk’dan bir belâ indirildi ini söylüyor. Tasavvufta, sızlanma ve ikâyet, musibetleri ve belâları artırmaktan ba ka bir sonucu yoktur. Belâ ve musibete kar ı ikâyet etmek, haddi a arak günaha girmek demektir. Belâ ve musibetlerin Allah tarafından kulların imtihan edilmesi amacıyla verildi ine inanan tasavvuf erbâbı, belâ ve musibetler kar ısında ükür ve sabır hâli içinde durmalıdır. Fuzûlî’nin de beytinden bu yönde bir mânâ çıkarılabilir. Buradaki belâyı musibet, sıkıntı anlamında dü ünebiliriz. Ayrıca, Hakk’tan Fuzûlî’ye gelen bir deneme, sınama da olabilir. Çekme taht ü tâc kaydın bî-ser ü pâlık gözet Kim aya a benddir taht u belâdır ba a tâc (G.49/3) ( Taht ve tacın pe inde ko up, ba sız ve ayaksız dola ama zahmetini çekme. Çünkü taht aya a ba dır, tac ise ba a belâdır.) Taht ve tac dünya makamı için olan maddî de erlerdir. Bunlar insano lu için ula ılmak istenen, elde edilmek istenen makamlardır. Fuzûlî burada aslında bir ö üt - 68 vermektedir. Bunu da ikinci mısrada örnekleyerek anlatılmak isteneni vermi tir. Taht ve tacın pe inde ko up kendini beyhude yere gam ve keder çektirme, mutlakiyete bak. Çünkü taht ve tac gelip geçici de erlerdir. Taht seni bu dünyaya ba layan bir kemend, tac ise ba ına geçirdi in bir dünya belâsıdır, diyor air. Taht ve tac dünyada bir imtihan, sınanma belâsı da olabilir. Allah kullarını yoklukla ve fakirlikle imtihan etti i gibi mal, makam, öhret gibi dünya de eri yüksek belâlarla da denemektedir. Olur kaddim dü-tâ a kın yolunda bir belâ görgeç Tarîk ehline âdettir tevâzu'â înâ görgeç (G.52/1) ( A kın yolunda bir belâ görünce belim bükülür. Tarîk ehline adettir tanıdı ın birini görünce tevazu göster-selamla.) A k yolunda belâ eksik olmaz. Her â ık, ister tasavvufî a k olsun isterse be erî bir a k olsun, a k yolunda türlü türlü belâlarla kar ıla ır. Peki, nedir a kın belaları? A ka dair belâ hasrettir, hicrandır, ayrılıktır, özlemdir. Bir insan â ık olunca ona a kın belâları dü mü tür. Bir â ık için bunlar belâ de ildir. Dı arıdan bakıldı ında bir belâ gibi görünse de a ı ın içindeki sevgiliye olan a kını büyütebilmesi, a kını kanıtlayabilmesi için bunlar gereklidir. Bunlar a kın mertebeleridir. Bir â ık, a k yolunda ne kadar sıkıntı, belâ görürse, o kadar derecesi artar sevgilinin gözünde. Beyitte Fuzûlî, ilahi bir a k yolundaki belâdan bahsetmektedir. Belli ki Allah Fuzûlî’yi bir a k imtihanına tutmu , ona türlü türlü a k belâları vermi . Bu yüzden air, a k yolunda bir belâ görünce belim bükülür, diyor. Çünkü a kın belâları o kadar da hafif de ildir. Ne kadar çok a k duyuyorsanız, o kadar da belâsı olur. Bir ba ka beyitte yine benzer bir anlam ifade ediyor air. A k yolunda çekti i belâların acısından sevinçli oldu unu söylerken, belâ oklarının tenini delerek, belâ kapısını açtı ını dile getiriyor. Tenimde sancılı nâveklerinle âdem kim Der-i belâ bu kilîd iledir bana meftûh açılır.) (G.57/6) (Tenime saplanan sancılı oklarınla mutluyum. Çünkü bana belâ kapısı bu oklarla Belâ, bir â ık için olmazsa olmazlardan diyebilece imiz hâllerdendir. A k ve â ık belâsız dü ünülemez. Bunun için â ıklar, a kın belâsını isterler. Hem Fuzûlî hem di er â ıklar bu durumdan memnun görünüyorlar. Beni gel öldürüp kurtar belâdan çünkü ey hûnî Ne sende merhamet efkat ne bende sabr ü tâkat var (G.66/2) (Ey zalim, beni bu belâdan gel kurtar, öldür. Çünkü ne sende merhamet var, ne bende sabır ve takat var.) Belâ, sabır ve tâkat ister. Belâlar kar ısında insan ne kadar sabırlı ve tâkatlı olursa, derecesi de o kadar yükselir kullukta. Fuzûlî, çekti i onca belâlar kar ısında yorulmu olacak ki bu beyiti söylüyor. Fuzûlî’nin devamlı tekrar etti i belli ba lı temalarından birisi de felektir. Fuzûlî’nin dert ve belâsını artıran sadece a k ve sevgili de ildir. Felek ve ya anılan zaman airin dert ve gamını etkileyen sebepler dairesinde yer alır. - 69 Sabrım alıp felek bana yüz bin belâ verir Az olsa bir meta'ana il çok bahâ verir (G.109/1) ( Felek sabrımı alıp onun yerine bana yüz bin belâ verir. Bir metâ’ az olsa halk ona çok bahâ verir.) Felek, belâ verip kar ılı ında da sabır almaktadır. Fuzûlî’nin ise zaten sabrı azdır. Az olan sabrını ise felek almaktadır. Fuzûlî de bu durumdan ikâyetçi olur. kinci mısrada ise her eye ra men Fuzûlî’nin bu durumdan ho nut oldu unu görüyoruz. Felekten yana ikâyet eden Fuzûlî bu beyitinde de fele in halkın ya amını tarumar edip, belâ verdi ini söylüyor. Fuzûlî’nin felekten ikâyet etmesinin sebebi; fele in sürekli dert ve belâ vermesi, türlü türlü mihnet ve cefa etmesi, halkın ya amını rahatsız etmesi vs. Gerçi birkaç gün felek hayl-i belâ ta’yin edip Kılmak isterdi bu mülkün raht-ı ay ın târ-mâr (K.11/18) ( Gerçi birkaç gün felek hayli belâ verip, halkın ya amını tarumar etmek isterdi.) Fuzûlî, Türkçe Divan’ında fele in belâlarına çok fazla maruz kaldı ını söylemektedir. Felek ile ilgili beyitlerinde ikâyet etmesi, onun içli samimiyetindendir. Bu sözlerini bir ba ka beyitinde sürdürmektedir. Ser-verâ bende Fuzûlî’ni kemân-i gerdûn Muttasıl derd ü belâ okuna kalkan eyler (K.32/42) ( Ba ta Fuzûlî fele in dert ve belâ okuna her daim kalkan eyler.) Bu beyitte de airini fele in belâ oklarına talip oldu unu anlıyoruz. Beyitte air felek yerine “gerdûn” kelimesini kullanmı tır. Bu kelimenin “dönmek” anlamı da vardır. Fele in dönmesi ile ya anılan zamana da bir gönderme yapılmı tır. O halde airin, ya anılan zamandaki belâ ve mihnetlerden ikâyet etmesi, onun dinî ve tasavvufî âlemini gölgede bırakmaz. Dü tüm belâ-yı a ka hıred-mend-i asr iken Îl imdi benden aldı ı pendi baña verir (G.109/2) ( Asrın akıllı kimselerinden iken a k belâsına dü tüm. Halk önceleri benden aldı ı aklı, imdi bana veriyor.) Fuzûlî a k belâsına dü ünce aklını kaybetti ini bu beytinde söylüyor. A k belâsına dü en kimse, benli inden ve aklından geçer. Mecnûn da a k belâsına dü eli aklından ve bedeninden vazgeçmemi miydi? Fuzûlî, u radı ı a k belâsının kendisini ne duruma dü ürdü ünü açık bir ekilde dile getiriyor. nsan, zamanın en akıllı adamı olsa bile a kın belâsıyla divane olur, aklını kullanamaz olur. Nihayetinde Fuzûlî gibi ba kalarından akıl alır duruma gelir. Fuzûlî gibi bir Hak a ı ı ne kadar dertli oldu unu bir beytinde öyle dile getiriyor. Siri kim âl ba rım pâre bir kûh-i belâyım kim Hemî e lâle vü lâ' l ile rengindir içim dı ım (G.193/3) - 70 ( Gözya ım al kırmızı, ba rım parça parça olmu bir belâ da ıyım. Her vakit dı ımı lâle, içimi de lâ’l ta ı renklendirir.) Gözya ı kan kırmızı, ba rı pâre pâre olmu bir belâ da ı, dı ı lâle, içi lâ’l ta ı gibi olan bir a ı ın halini arz etti ini bu beyitte görüyoruz. Ba rını yani gönlünü bir belâ da ına benzetmesindeki maksat, airin çok ıstırap çekti ini, da lar kadar büyük belâlara, dertlere, sıkıntılara mübtelâ oldu unu göstermektir. O belâ da ının üstü lâlelerle süslenmi olup, altında lâ’l ta ı gibi de erli bir hazine bulunmaktadır. Fuzûlî dert ve belâ oklarına maruz kaldı ını elem dünyasını bu beyit ile arz u hâl ediyor. Fuzûlî’nin bu sözlerinden belânın er anlamında olabilece i de çıkarılabilir. air, dert ve belâlardan yorulmu olacak ki kendisini artık belâya kar ı kalkan olarak görüyor. Ancak devamlı belâ oku gelmektedir. Bu belâdan sana izhâr-i ikâyet kılayım Her kime zulm geçiptir sana ekvâ eyler ( K.42/55) (Her kime zulm yapılırsa en sonunda sana ikâyette bulunur. Ben de bu belâdan sana ikâyet kılayım.) Her ne kadar Fuzûlî gibi bir zâtın dert ve belâ kar ısında ikâyet etmedi ini de söylesek, ömrünün sonlarına do ru belâdan ikâyetçi oldu unu, a k ıstırabından yoruldu unu, hayatın belâ oklarının kendisini yıprattı ını gerek bu beyitten gerekse ba ka yerlerde ikâyete dair bazı beyitlerin anlamlarından bu yorumlanıyor. Bu beyitte de airin belâdan yana ikâyeti oldu unu anlıyoruz. Fakat bu ikâyet kesinlikle bir isyan, hâlinden ho nutsuzluk, sabırsızlık anlamında de ildir. air, gerçek anlamdaki sıkıntı ve dertlerinden dolayı Hakk’a arz-ı hâlini bildiriyor. Belâ yolunda gavgâya kaçan ben tek dözer Mecnûn Kaçan olmaz duran tek ye bilir her kimse yolda ın (G.225/2) ( Belâ yolunda Mecnûn hiç benim gibi mücadeleye dayanır mı? Kaçan duran gibi olmaz, bir kimse yolda ını iyi bilir.) Ferhâd' a zevk-i sûret Mecnûn' a seyr-i sahrâ Bir râhat içre her kim ancak benim belade (G.246/3) (Ferhât Bîsütun Da ında îrîn’in resmini yapmı tı. Mecnûn rahat içinde sahralarda dola ıyordu, belâda olan ise ancak benim.) Divan airleri zaman zaman Mecnûn, Ferhat gibi a k kahramanlarına kafa tutup, a k konusunda onlardan daha ileri geldiklerini söylemi lerdi. Fuzûlî’nin bir gazelinde söyledi i “ ık-ı sâdık menem Mecnûn’un ancak adı var” dizesi bu beyitler ile neredeyse aynı anlam ifade ediyor. Fuzûlî’nin belâlarla dö enmi hayat yolu o kadar zor bir yoldur ki bunu Mecnûn ile kıyas ederek anlatıyor. aire göre kendisindeki belâlara Mecnûn gibi bir a ı ın dayanamayaca ını, bu yolda mücadele edemeyece ini, Mecnûn’un bu belâlardan kaçıp kurtuldu unu, kendisinin dünyada bu belâlalarla mücadele etti ini anlıyoruz. Onun için Fuzûlî, Mecnûn’dan üstün bir â ık oldu unu söylüyor. Ferhat ise, Bî-sütûn Da ında îrîn’in resmini yapmı tı. Onunla zevk içindeydi. Fuzûlî’ye göre Ferhat da Mecnûn gibi huzur ve rahat içindeydi. Fakat Mecnûn ve Ferhat da a k belâsına dü mü birer â ık idiler. ( Tarlan, 2009: 577). Ancak Fuzûlî gibi dert - 71 sahibi air, kendi hayatının onlardan bile daha belâlı ve zor geçti ini ispata dayandırıyor. Belâdır ehirlerde ben kimi rüsvâ-yı halk olmak Ne ho Ferhâd ü Mecnun menzil etmi kûh u sahrâyı (G.277/4) ( ehirlerde benim gibi halka rüsva olmak bir belâdır. Ferhât ve Mecnûn, da ı ve çölü kendilerine mesken yapmı lardır.) Halk tarafından kınanıp rezil olmayı bir belâ olarak gören Fuzûlî, melâmetten yakınır. Fuzûlî ehirde oldu u için Mecnûn ve Ferhât’tan daha çok belâya u ramaktadır. Burada da Fuzûlî, Ferhâd ve Mecnûn gibi â ıklardan kendini belâ derecesinde onlardan daha zorluklar ve ıstırap içinde oldu unu dile getiriyor. Çünkü Fuzûlî halk içindedir. Halk içinde rüsva olmak daha belâlıdır ve zordur. Ferhâd ve Mecnûn ise kendilerine da ı ve sahrayı menzil edinmi ler, orda tek ba larına ya amaktadırlar. Belâ, Fuzûlî gibi belâ-ke â ık ile Mecnûn gibi aklından ve benli inden geçip çöllere dü en, Ferhat gibi da ları delen a kın belâsına mübtelâ olmu üç a ı ı mukayese etmektedir. Fuzûlî’nin bahtının kem- efkat olması, kaderinin çetin zorluklarla geçmesi onun a k belâsına atmaktadır. Bu a k belâsı ise günden güne artmaktadır. Akl dün-himmet sada-yı tâ’ne yer yerden bülend Baht kem- efkat bela-yı a k gün günden füzûn (G.232/3) ( Aklın bana olan himmeti çok a a ıda, beni ayıplayan sesler birbiri ardınca yükselmede; bahtımın efkati az, a kın belâsı ise günden güne artmaktadır.) A k belâsının artması, Fuzûlî’nin dünyayı terk etmesine i arettir. Çünkü a k arttıkça, dünyaya olan istek ve ba lanmalar da azalır. Aynı zamanda a k belâsının artması aklın yitirilmesidir. Akıldan ikâyet eden Fuzûlî, masivadan yana da yakınır. Akıl, Fuzûlî’yi a ktan koparır ve dünyaya meyletmesini emreder. ( Öztürk, 2007: 19). Hülâsa, Fuzûlî; aklın i levsizli i, bahtın merhametsizli i, a kın artan belâsından yana dertlenir. Vücûdunu hedef-i nâvek-i belâ kılgıl Kamu cefâlara sabr eyleyip du' â kılgıl (MÜS. 9/1) ( Belâ oklarının hedefi vücuttur. Cehennem cefâlarına sabır eyle, dua et.) Belâ bazen de eskitmek anlamında da geçebilir. Gam, üzüntü gibi musibetler vücudu yıprattı ı için belâya eskitmek anlamı da verilmi tir. Verdi imiz beyitlerde belânın ok ile beraber söylenmesi de bunu göstermektedir. Vücuda saplanan ok insanı yaralar, gücünü azaltır. Aynı ekilde belâda böyledir. Ba ka bir gazelin bir ba ka beytinde ise Fuzûlî’nin nasıl bir belâ girdabında oldu unu anlıyoruz. Fuzûlî, kimsesizli ini ve yalnızlı ını bu beyitte ifade ediyor. airin yalnızlı ı belâ girdabı gibi etrafını çevirmi tir. Nereye baksa o girdabı görüyor. A k ate i ise gönlünü yakmakta fakat derdini payla acak, halini anlayacak kimse yoktur. ( Güler, 2011: 95).Fuzûlî böyle bir vasf-ı hâle sahip air. - 72 Yetti bî-kesli im ol gâyete kim çevremde Kimse yok çizgine gird-âb-i belâdan gayrı (G.273/4) ( Kimsesizli im o kadar oldu ki çevremde belâ girdabından ba ka hiç kimse yok.) Girdâb-ı belâ; belâ girdabı, felaket anaforu, belâların topla tı ı yer, çukur anlamlarına gelir. air o kadar belâlara mübtelâ kalmı ki etrafı belâ girdabına dönmü . Bu kimsesizli i sırasında ona belâdan ba ka dost, yârenlik edecek hiç kimse kalmamı tır. O, bir dönme dolap gibi olan belâ girdabında belâlar içindedir. Belâ girdabını, Elest Bezmindeki meclise de benzetilebilir. air, Elestte verdi i sözün ikrarı içindedir.  ık, belâya ilk burada mübtelâ olmu tur. Tarlan hoca, Fuzûlî Divânı erhi’nde; Belâ girdâbı döner, yani mütemâdi belâlar içindedir. Belâ girdâbı, Elest Bezmindeki ikrarın kendisini sürükledi i belâlardır ve bu belâlar içinden çıkılır belâlar de ildir demektedir. ( Tarlan, 2005: 252). Fuzûlî’nin de yalnızlı ında etrafında gördü ü bu belâlardır. Gam zulmetinde bulma a derd ü belâ beni Ho dur Fuzûlî âte -i âhım ‘alâmeti (G.301/7) (Gamın zulmetinin içinde dert ve belânın beni bulması için yakılan ah ate imim alâmeti bana ho gelir.) Fuzûlî’nin âh ate i yandıkça dert ve belâ onu kolayca buluyor. Bu yüzden Fuzûlî’nin ba ından dert ve belâ eksik olmaz. Bu beyitte de dert ve belânın Fuzûlî’nin pe ini bırakmadı ını, dert ve belânın onu aradı ını anlıyoruz. Fuzûlî’nin âh ate i ise dert ve belâya alâmettir. Sonuç olarak Fuzûlî’nin, bu durumdan ho nut bir hâlde oldu u görünüyor. Cismim cefâ-yi iddet-i berd ile nâ-tüvân Ba ım belâ-yi hâdise ta ıyle seng-sâr (K.37/25) ( Vücudum iddetli so uk cefâlarla zayıf ve kuvvetsiz dü tü. Ba ım ise belâ-yı hâdise ta larıyla ta lı a döndü.) Bu beytinde de air, belâ ve cefâlar kar ısında ne duruma dü tü ünü, nasıl bir halde oldu unu belirtiyor. Etrafının belâ ta lı ına döndü ünü bu ekilde ifade ediyor. Tenimde zahm-i hadeng-i belâ velî adım Ki lutfun olsa bulur cümle zahmler merhem (K.16/33) (Tenimde kayın büyük a açları gibi belâ okları var amma ben adım ki lütfun olsa cümle büyük merhem bulur.) Vezir-i azam Ayas Pa a’ya yazdı ı bir kasidesinde “elem dünyasından” böyle bahsediyor Fuzûlî. Burada dikkati çeken üzerindeki kayın a acı büyük belâlardır. Kayın a acı heybetli bir görünüme sahiptir. Kırk metreyi bulan boyları ve uçları sivri olan dikensi yaprakları vardır. Bu özelliklerinin yanında kayın a acının faydalı özellikleri de vardır. airin de böyle bir benzetme yapması da buna dayandırabilir. Ayrıca Fuzûlî ilim konusunda büyük airlerdendir. Belâ, uzaktan her ne kadar zararlı, er gibi görünse de onun bilinmeyen hayırları vardır. O yüzden air, ben dert ve belâ ile âdım, diyor. Bir di er taraftan u sözleri onun elem dünyasını anlamada faydalı olacaktır. - 73 Siri k taht-ı revândır bana vü âh âlem Cefâ vü cevr mülâzım belâ vü derd ha em (MÜS. 1/3) ( Gözya ı bana taht-ı revandır, âh ise âlem. Cefâ ve cevr insanın yanında olması gerekenler, belâ ve dert ise insanın yakasında olandır.) A ı ın ayrılmaz yolda ları olan “ah, cevr ü cefa, belâ ve dert” a ı ı sızlattı ı, yaralayıp eskitti i kadar, a kın sultanlık makamına ula masında da yolda lık ederler. ( Selçuk, 2005: 9) Fuzûlî bu beyitte didaktik bir söz söylemi tir. Onun elem dünyasını anlatan bu beyit, belâ ve dertlerden kaçmadı ına bir delildir. Hâsılım berk-i havâdisden melâmet da ıdır Mesnedim kûy-i melâmette fenâ topra ıdır Zâr gönlüm tende zindân-i belâ tutsa ıdır Rahm kıl devletli sultânım mürüvvet ça ıdır ( MURABBA-1/2) Anladı ımıza göre Fuzûlî’nin inleyen gönlü bedende bir belâ zindanının tutsa ıymı . Aynı zamanda airin artık ya lanmaya yüz tuttu unu, bedeninin artık a rı ve sızılara maruz kaldı ını da buradan çıkarabiliriz. A ı ın gönlü her daim belâlarla imtihan edilir. Yeri gelir Hz. Yusuf gibi bir belâ zindanına atılır. Gönül bunlardan ikâyetçi olmaz. Bu belâlar, onun birer imtihanıdır. Dil n' ider yanımda çün kılmaz beni gamdan halâs Çekmen ol ta' vîz bârın kim belâdan saklamaz (G-110/2) ( Beni gamdan kurtarmayan gönlün yanımda ne i i var? Beni belâdan saklamayan muskanın yükünü çekmem.) Gönül, a ı ı koruyan muska i levini üstlenir. Gönül Fuzûlî’yi dert ve belâlardan koruyamamı ve air tarafından ikâyet edilmi tir. Dem-be-dem cânımı ey derd ü belâ incitmen Lûtf edin bir iki dem kim size mihmândır bu (G-237) ( Ey dert ve belâ, her zaman benim canımı incitmeyin. Ona lutf edin. Bir iki zaman size misafirdir o.) Dert ve belâya seslenen Fuzûlî, onlardan canını her zaman incitmemelerini istiyor. O can misafirdir. Bir gün ait oldu u yere gidecektir. Fuzûlî, lâhî a k kahramanıdır. Onun iirlerinde bunu hissetmek ve görmek zor de ildir. Onun için belâ bazen lâhî a ktan yoksun kalmaktır. A a ıdaki beytinde de bunu dile getiriyor. Âf-tâb-ı kadeh etmez ramazân ayı tulû Ne belâdır bize yâ Rab ne kara gündür bu (G.239/6) ( Kadeh güne i ramazan ayında do maz. Ya Rabbi bize bu ne belâ, ne kara gündür.) Kadeh burada lâhî a ktır. aire göre bu a k güne i do mazsa her taraf kara gün olur. Kâinat ancak a k ile gerçek görünümünde olur. (Tarlan, 2005: 568) - 74 Saklamazdım nâvekin gözde belâsın çekmesem Su verip ol nahli beslerdim mi olsa bârsız (G.108/3) ( E er belâsını çekmesem okunu gözümde saklamazdım. O fidanı e er meyve vermese su verip beslemezdim.) ( Tarlan, 2005: 282). Göz insanın en hassas yeridir. Göze atılan ok, gözü acıtır ve ya akar. Yani belâ verir. air bundan memnun oldu u için o belâ okunu gözünde saklıyor. Gözya ı ile sulanan o belâ oku sulandıkça belâ meyvesi veriyor. Günden güne airini gamını yeniliyor. Buradan airin belâ içindeki hâlini görebiliriz. Belâların çeküben dönmeyip tarikından Tutup tarîk-i sülûk-ı Muhacir ü Ensâr (K-6/39) ( Muhacir ve Ensarın yolunu tutup, belâlar yüzünden yollarından dönmedim.) Belâların nimet olması, o belâya sabretmeye ve Allah’ın gönderdi i kazaya razı olmaya ba lıdır. Gelen belâ ve sıkıntılara sabretmek büyük bir hünerdir. Sabredemeyen ise bu yolda düçâr olur, felakete u rar. Yukarıdaki beyitte Muhacir ve Ensarın yolundan gitti ini söyleyen tasavvuf erbâbı Fuzûlî, bu yolda gelen belâ ve sıkıntılara katlanıp yolundan ayrılmadı ını söylüyor. Burada Fuzûlî’nin belâ ve dertlere kar ı ne kadar dirayetli bir sabra sahip oldu unu anlıyoruz. Belâ ve belâ ehli ile ilgili dü üncelerini buldu umuz bir ba ka beyitte, insanın ba ına gelen belâların kendi diliyle de gelebilece ini anlıyoruz. Diliyle öz ba ına muttasıl belâ getirir Ki halka gizli sözü eyler â -kâr kalem (K.33/12) (Diliyle kendi ba ına devamlı belâ getirir ki halka gizli sözü ba ı kesilen kalem söyler.) Beyitte “belâ” ve “â -kâr kalem” arasında anlam yönünden ba lantılıdır. Divan iirinde kasidelerin nesib ve te bih bölümlerinde kalemle ilgili vasıflar anlatılır. Fuzûlî’ye göre kalem bazı sırlara vakıftır ve açı a çıkarılmaması gereken bazı sırları if a etmi tir. Nihayetinde ba ı kesilmi tir. Fuzûl’î, airin dilinden gelen belâdan söz etmektedir. airin sadık kölesi de kalemidir. Ba ı kesseler dahi bu yoldan geri dönmez. ( engün, 2008: 745). Belâ gelece ini bildi i halde kalemin aire sadık oldu unu bu beyitten anla ılıyor. A.2) A ı ın Belâ Yolunda Vasf-ı Hâli: Divan iirinde hemen her air gelene e ba lı kalarak sevgili ve â ık tiplerini aynı vasıf ve anlayı la i lemi lerdir. Her ne kadar gelene e ba lı kalmı olsalar da fikir ayrılıkları bulunmaktadır. Kimi air tasavvufî anlayı la11 anlatırken kimisi be erî sevgili ve a kın etrafında bir â ık tiplemesi olu turur. Fuzûlî’nin de iirlerindeki a ı ın vasıflarına baktı ımızda be erî ve tasavvufî anlayı la olu turulan birer â ık sembolü ile kar ıla ırız. Sevgiliye muhabbet duyan â ık, “ Her kim â ık olur ve a kını gizler de iffet ve sabır gösterirse, Allah onu ba ı lar ve cennete koyar”, hadisinden hareketle, a kın getirdi i belâ, gam, cefa, eziyet ve rüsvalı a tasavvufî anlayı ve duyu un etkisiyle rıza ve teslimiyet gösterir. 11 - 75  ık oldur kim temennâ-yı belâ-yı hecr ede Yoksa çokdur mihr eden ol mâh-ı tâbândan tama' (G.143/4) ( ık odur ki ayrılık belâsını ister. Yoksa o parlak aydan muhabbet isteyen çoktur.) Fuzûlî bu beytinde aslında a ı ın, hakiki a kı seven a ı ın tanımlarından birini söylemi tir. A k belâsız olmaz. Ruhlar ve canlar daha Elest Bezmindeyken a klarını “belâ” ile tasdik etmi lerdir. O nedenle a k demek belâ demektir, ıstırap demektir, ayrılık, hicran demektir. Fuzûlî gibi hakiki a kın yolundan giden muhterem bir â ık, hakiki a kın ve a ı ın nasıl olması gerekti ini bu ekilde belirtiyor. Belâ, ıstırap, hicran a ı ı imtihan eder ve a k katında derecesini yükseltir. airin bu beyitte anlatmak istedi i bir ba ka deyi ise; sevgiliden muhabbet, yakınlık, sıcaklık bekleyenlerin kendilerini â ık sananlar oldu u, hakikî â ı ın az bulundu udur. Belâ kavramını burada iki anlamda dü ünebiliriz. Birinci belâ, Elest Bezminde verilen ahd; ikinci belâ, ıstırap, hicran gibi sıkıntı ifade eden belâdır. Her kayd olursa mahz-i belâdır ki bülbüle Ger âh-i gülden olsa küdûret verir kafes (G.127/5) ( Her ba , ne kayd olursa olsun bülbüle belânın tâ kendisidir. Ona gül dalında kafes yapılsa dahi bülbül kederli ve mahzundur. Çünkü kafes bir kayddır.) ( Tarlan, 2005: 315).  ık bir bülbül misalidir. Onu dertli yapan masiva ve dünya kaydlarıdır. Bunlar a ı ın belâlarıdır. Ayrıca bu belâlar onun için sabır ve takât imtihanıdır. Fuzûlî' ni reh-i a kında e k ü âh eder rüsvâ Belâdır her kimin bir yolda gammâz olsa yolda ı (G.276/7) ( A kının yolunda Fuzûlî’yi âleme rüsva eden gözya ı ile âhıdır. Her kimin gammaz bir yolda ı olsa, o yolda ona bir belâdır.) Belâ, bu beyitte fitne olarak geçmektedir. Ah ve gözya ı â ıkta görülen tabiî hâllerdendir.  ık, gözya ını ve âhını gizleyemedi i için onları gammaz bir yolda olarak görüyor a k yolunda. Fuzûlî, hakikî sevgili a k yolunda bir â ıktır. Onun için gerçekte tek bir sevgili ve güzel vardır. Mecazî güzeller onun için bir belâdır. Fuzûlî, mecazî güzelliklerin kayna ını sevmek ve ona ula ma amacını güder. Mecazî güzellerin a kı bir belâdır. nsanı hakikî sevgiliye götüren vasıtalardır. Onlara ba lı kalmamak gerekir. A a ıdaki beytinde ise Fuzûlî, a ı ın bir viran oldu unu söylüyor. ehir gönlünün bir belâ Belâdır kim dil-i â ık kimi virân ola ki ver Ola ol hâlden hâkim olan mahbûb-ve gâfil (K.30/4) ( Belâdır a ı ın viran bir ehir olan gönlü; o halde olan â ık gafil gibidir.) A ı ın gönlü darmada ın bir haldedir. Viran olunmu bir ehre benzer. Belâ halinde insan darmada ın bir hale dü er. air bu ikisi arasında benzetme yapmı tır. Sadâ-yi nâvekin çıktıkça can hurrem olur gûyâ - 76 Bu zindân-i belâdan çıkma a ruhsat verir câne (G.251/4) ( Okun sesi çıktıkça can, suya kanmı bir çiçek gibi ne eli ve taze oluyor. Sanki bu ses belâ zindanından çıkmak canın çıktı ını gösteriyor.) A ı ın canı belâ zindanındadır. Can kafesi dedi imiz de budur. Canın çıkması a ı ın madde âleminden ruhlar âlemine do ru yol aldı ını gösterir. Can çıkınca â ık da arzu etti i hakikî sevgilinin yanına gidecektir. Bana derlerdi evvel bir melektir sevdi in hâlâ Görenler ben fakiri gökten inmi bir belâ derler (G-80/5) ( Evvel bana sevdi in bir melektir derlerdi. imdi bu halimi görenler benim fakire inmi bir belâ oldu umu söylüyorlar.) Beyitte â ık, sevgili ve belâ üçgeni bulunmaktadır. Ön plana çıkan ise a ı ın çekti i belâdır. Sevgili, a ı ı imtihan eder. Çünkü bunun için yaratılmı lardır. A ı ın çekti i belâ ise ıstıraptır. Bu ıstırap a ı ın be erî sevgiliye duydu u hasret oldu u gibi Bezm-i Elestte verdi i sözünün de ikrarıdır. Çünkü â ıklar orda “belâ” ile sözlerini tasdik ettiler. Bu nedenle belâ ile imtihana tutuldular. A.3) Sevgiliye Dair Belâlar: Klasik iirde etkili olan tasavvufî a k anlayı ı, a kın muhatabı olan sevgilinin tabiî olarak soyut vasıflarıyla anlatılması sonucu ortaya çıkarır. Klasik iirde mutlak, hakikî sevgili Allah’tır. ( Aydın Ya cıo lu, 2010:561). Fuzûlî’nin iirlerinde tasavvufî a kın terennümünden ekillenen lâhî a k mevcuttur. Bunun yanında airin kimi iirlerinde mecazî a kın terennümünden de be erî bir sevgili ortaya çıkar. Bu durumu be erden Hakk’a giden yol olarak tasavvur edebiliriz. Bu bölümde Fuzûlî’ye sevgiliden hangi belâların nasıl ve ne sebeple geldi ini, Fuzûlî’nin bu belâlarlar kar ısındaki vasf-ı hâli, beyitler e li inde tesbit edilmeye çalı ılacaktır. Ham açıldıkça zülfünden belâ vü mihnetim artar Bi-hamdi-llâh ki ömrüm uzanır cem' iyyetim artar (G.71/1) (Zülfün açıldıkça benim belâ ve mihnetim artar. Allah’a ükürler olsun ki ömrüm uzar, cem’iyyetim artar.) Zülf, tasavvufta kesret anlamına gelmektedir. air burada tasavvufî bir benzetme yaparak, kesretten vahdete eri mek istemektedir. Zülf açıldıkça, vahdete yakla ıyor. Aynı zamanda yine zülf açıldıkça belâları da artıyor airin. Bunun için de Allah’a ükrediyor. Çünkü a kı arttıkça belâ ve mihneti de artaca ından air daha çok â ık olmaktadır. Siri k-rîz gül-endamlar hevâsıyle ikeste-hâl siyeh zülfler belâsiyle (MÜS.4/1) ( Gözya ları o gül-endamların hevesiyle akıtılır; hâlden dü me ise siyah zülflerin belâsıyla olur.) - 77 Burada da sevgilinin siyah saçlarının a ı ın hâlini yitirmesine neden olan belâ oldu unu anlıyoruz. Saç, kesrettir. Masivaya ba lılık demektir. Siyah saçı ise a ı ı hapseden bir belâ karanlı ı anlamında yorumlayabiliriz. A ı ın hâlsiz olmasının sebebi budur. Ri te-i tûl-i emel dâm-i belâdır n’eyleyim Üzmek olmaz ol ser-i zülf-i perî andan tama’ (G.143/5) ( Uzun ve hırslı arzular beslemek insan için bir belâ tuza ıdır. Ama o peri an saçtan ayrılıp onu üzmek olmaz.) Saç â ık için kesrettir. Saçın uzun olması a ı ı dünyaya ait arzularının artmasına neden olur. Bu da â ık için bir belâ tuza ıdır. Bu nedenle air bir türlü masivadan uzakla amamaktadır. Fâri etti mihrin özge meh-likâlardan beni Hırz imi a kın senin saklar belâlardan beni (G.292/1) ( Senin a kın beni ba ka ay yüzlülerden men etti. Senin a kın beni belâlardan saklayan bir muska imi .) Fuzûlî gibi bir Hakk a ı ı olan air, beyitinde Allah sevgisinin, a kının hakikî a k oldu unu ve insanı mecazî güzellerin belâsından koruyan bir muska oldu unu söylemektedir. Belâ olan sevgilinin güzelli idir. Her sehî-kad cilvesi bir seyl-i tûfan-ı belâ Her hilâl-ebrû ka ı bir ser-hat-i me k-i cünun (G.232/5) ( Her servi boylunun cilveli görünü ü bir belâ tufanı selidir. Her hilal ka lının ka ı, delilik sahifesinin ba ındaki yazıdır.) O düzgün boylunun görünü ünü bir belâ tufanının seline benzeten Fuzûlî, akla gelen ilk anlamda mecazî bir güzelin görünü ünden söz etmektedir. Fuzûlî’ye göre o güzelin salınarak ortaya çıkması belâ tufanından meydana gelen ta kın bir sel gibidir. Beyitin tasavvufî anlam boyutu da vardır. Seyl, tasavvufta a ı ın kalbinin co kun bir ekilde artması demektir. Bu seyl, a k belâsının selidir. ( Dilçin, 1991: 19). Sevgilinin salınarak ortaya çıkması a ı ın heyecanlandırır ve kalbinin bir tufan gibi artmasına neden olur. Fuzûlî’ye göre bu bir belâ tufanıdır. Ka ın belâsına dü tüm felek gâmın çekerek Bu güçlü yayı çeker oldum ol kebade ile (G.248/4) ( Felek gamını çekerek ka ın belâsına dü tüm. O güçlü yayı talim yaparak çeker oldum.) Ka , sevgilinin ikinci derece güzellik unsurudur. Fitne hususunda göz ile aynı gibidir. Ka ın en büyük özelli i ise e ri olu udur. Asla dosdo ru olmaz. ( Pala, 2006: 120). Felek, Divan edebiyatında daha çok ikâyet ettikleri husustur. Bir Divan airi yoktur ki felekten ikâyet etmesin. Fele in gamını çekmek, hakikî a k yolunda Hakk’a vasıl olmak için verilen bir belâdır.  ık ise bu felek gibi e ri ve zor olan belâ yayını çekerken zorlanmaktadır. Bunun için talim yaparak bu zorlukla mücadele eder. Fakat â ık daima sevgilinin ka ına yönelir. Çünkü â ık için ka ; secde-gâh, kıble, mihrabdır. - 78 Fuzûlî, “ka ın belâsına dü mek” ile Hakk’a vâsıl olmanın derdine dü mü tür. Ey Fuzûlî ne belâ okları kim gelse bana Sebeb ol ka ları yanın gözüdür yâ ka ı (G.275/7) ( Ey Fuzûlî, bana ne belâ okları gelse sebep o ka ları yaya benzeyen –sevgilinin gözü ve ka larıdır.) Divan iirinde sevgili hakkında söylenen ve tasavvur edilen özellik, sevgilinin öldürücü silahlarla donanmı olmasıdır. ( Okuyucu, 2006: 216). Divan edebiyatında geleneksel sevgilinin ka ı yaya, gözü veya kirpi i oka benzetilir. Sevgilinin a ı a yan bakması demek ona belâ oku atmasıdır. Tasavvufî olarak ise â ık, Hakk’a yakla mak için çe itli belâlara tabî tutulur. Ne kadar yakın olursa o kadar belâ gelir. Ka , Hakk’a yakınla maktır. Daha do rusu â ık, Elest Bezmindeki ahdini yerine getirmek için sevgilinin/ Hakk’ın yakınına gelir. Belâ nâvekleri sancılmasın mı gö süme her yan Dola ır âne tek her lâhza ol zülf-i perî âne (G.251/3) ( Her an o da ınık saça tarak gibi dola an her yandan belâ okları saplanmasın mı? ) Zülüf, tasavvufta kesrettir. Gönül kesrete ba lanınca saçı tarayan tarak da belâ okları olur. Belâ okları bu kez yine Fuzûlî’nin vücudunu hedef alırlar. Fakat Fuzûlî, belânın cefâlarına kar ı sabırlı olması gerekti ini söyler. Belâ kar ısında sabır ve dua ile durulmalıdır. Bu belâya saldı beni kadin ki ya ardı yeryüzünü ya ım Bu yere yetirdi beni gamın ki felek i itti figânımı (G.262/3) ( Senin boyun beni bu belâya saldı ki gözya ım yeryüzünü ya arttı. Senin gamın ise beni öyle bir hale getirdi ki figanımı felek i itti.) Beyitte geçen kad kelimesi boy yani serv anlamında geçmi tir. Tasavvuf dünyasında serv kelimesi vahdeti kar ılar. Servi’nin elif ve bir rakamına benzemesi, adeta, Allah’ı sembolize eder. ( Cebecio lu, 2005: 236). Yani vahdeti ça rı tırır. Belâ burada vahdete –Allah’a kar ı olan a kın ikrarıdır. Fuzûlî, vahdet yolunda Allah’a teslim oldu unu belâ ile gösteriyor. Nahl-i kaddin isterim k' andan belâdır hâsılım Bakmazam im âda ber vermez nihâli n' eylerim (G-186/1) ( nce, uzun, narin boylu sevgili isterim ki ondan belâdır hâsılım; im ir a acına, fidanı neyleyim.) Belâ olan sevgilinin ince, narin olan boyudur. A ı a belâ ondan gelir. Nice kadd ü hat ü ruhun gam ü renc ü derd ü belâ ile Büke kaddimi döke ya ımı yıka gönlümü yaka cânımı (G.262/6) ( Daha ne kadar senin boyun, güzelli in ve ayva tüylerin dert ve belâ ile gözya ımı dökecek, belimi bükecek ve canımı yakacak.) - 79 airin, aynı gazelin bir sonraki beytinde ise bu a k ıstırabının dayanılmaz oldu unu, dayanacak halinin kalmadı ını, gönlünün dert ve belâ ile yandı ını anlıyoruz. Bu beyitte de air, hat ve ruh ile anlam kurgusu yapmı tır. Hatt12, sevgilinin yüzündeki ayva tüyleridir. Yani a ı ı sevgiliye ba layan madde, kesrettir. Çünkü â ık, ayva tüylerine kar ı içten bir sevgi duyar. ( Pala, 2006: 176). Ruh, sevgilinin yüzüdür. Yüz kırmızıdır, ate gibidir. ( Pala, 2006: 117).A ı ın canının yakmaktadır.  ık, vahdet yolunda canının yandı ını belâ ikrarı ile gösterir. Belâ, a ı ın vahdet yolunda canının yanması, vahdete bir ikrardır. Benzer bir beytinde ise Fuzûlî, sevgilinin yüzündeki ayva tüylerini (hat) birer belâ kadehine benzetmektedir. Devr-i ruhsârında hattın hey’eti ı k ehline Bezm-i gamda kan ile dolmu belâ peymanesi (G.298/4) ( Yüzünün etrafındaki ayva tüyleri a k ehline, gam meclisinde sunulmu kadehidir.) belâ Sevgilinin yüzü â ık için vahdettir. Ayva tüyleri ise sevgilinin saçı gibi kesrettir. Vahdete giden yolda olan kesret a ı a ıstırap vermektedir. Yani â ıklara gam meclisinde kan ile dolu olarak sunulan peymâne13 hatırlatmaktadır.  ıklar, gam meclisinde arap içmezler. Onlar aslında kan yutarlar içten içe. Beyitte, bezm-i gam ve belâ paymanesi ile Elest Bezmi hatıra gelmektedir.  ık kan yutmak ile Bezm-i Elestteki ikrarını yerine getirir. Senden hemî e tîr-i belâdır gelen bana Böyle olur mu â ık u ma'ûkun aresi mu?) (G.299/ 6) ( Senden bana devamlı belâ okları gelip duruyor.  ık ile ma’ ûkun arası hiç böyle olur Buradaki belâ, sevgiliden gelen cefâ anlamında geçmi tir.  ık ile ma’ uk arasındaki belâ, cefâ (kirpik) okudur. Ok uzaktan atılır. Sevgili ise â ıktan uzaktadır. Yani air, â ık ile ma’ uk arasının açık olmayaca ını, ikisinin bir vücut gibi oldu unu vurgulamaktadır. Sensiz olman ayrı mihnetten belâdan bir zamân El-emân hicran belâ vü mihnetinden el-emân ( T.B. 1/6) ( Sen olmadı ın zaman belâ ve mihnetten bir an olsun kurtulamam. Ayrılı ının, belâ ve mihnetinden el-aman.) Fuzûlî Divânı’nın ilk terci-i bendinin son bölümlerinde tekrar edilen bu beyit, ayrılıkla beraber, belâ ve mihnetten de ikâyet bildirmektedir. air, seviliden ayrıldı ı zaman belâ ve mihnete tutuluyor. Belâ ve mihnetin sebebi ayrılıktır. Fuzûlî, çaresizli ini bildirerek “el-aman” diyor. Hatt; çizgi, yazı, el yazısı, mektup, ferman gibi birçok mânâlardan ba ka genç kimsenin yana ında ve dost duda ında çıkan ince tüy mânâsına da gelmektedir. Divan airlerimiz bu mânâlara göre birçok sanatlar, mazmunlar yaratmı lardır. Hat ve hatt ekillerinde kullanılır (Onay, 2009: 225). Peymâne; büyük kadeh, ölçek. Bkz: (Onay, 2009:337). 12 - 80 Vasl-ı kadrin bilmedim firkat belâsın çekmedin Zulmet-i hecr etti çok târik i i rû en bana (G.12/4) ( Ayrılık belâsını çekmeden kavu manın kadrini bilmedim. Bu ayrılık acısı, bana birçok i te yolumu aydınlattı.) nsano lu dünyada gurbettedir. Asıl öz vatanından uzakta, imtihanlarla sınanan bir gurbet âlemindedir. Beytin özünde ise insano lunun Elest Bezminden ayrılıp dünyaya geli idir. Bu nedenle â ıklar firkat acısıyla, belâsıyla kıvranırlar. Ney, nasıl öz vatanından ayrı konulup diyar diyar gezdirilip üflendi inde ayrılık ate iyle inliyorsa, hakikî â ıklar da hakikî sevgiliden ayrı kaldıkları için feryat ediyorlar. Çünkü ruhlar ilk kez Bezm-i Elestte â ık olmu lardır. lk a kı ve güzelli i orda tatmı ve görmü lerdir. O sebepten Fuzûlî masivadan elini çekmek istiyor. Ey dil ki hecre düzmeyip istersin ol mehi ükr et bu hâle yoksa gelir bir belâ sana (G.17/5) ( Ey gönül, ayrılı a dayanamayıp o ay gibi olan sevgiliye kavu mayı dilersin. Haline ükret yoksa ba ına büyük bir belâ gelir.)  ık, ba ına gelen her türlü eziyeti tevekkülle kar ılamalıdır; asla isyan etme hakkına sahip de ildir. (Okuyucu, 2006: 212).Fuzûlî’ye göre de insan daima ükür içerisinde olmalıdır. Onun tasavvufî hayatında ükür sabırdan önce gelir. Bu beyitten anladı ımıza göre gönül sevgiliden ayrı dü tü ü için ikâyet etmektedir. Fuzûlî, gönlün dahi bu hicran belâsı içinde olsa ükretmesini bilmelidir, diyor. Gönlü uyararak, aksi halde daha büyük bir belânın ba ına gelebilece ini söylüyor. A.4) Bezm-i Belâ/ Bezm-i Elest: Fuzûlî, tasavvufî a kı iirlerinde i lerken, Divan edebiyatının çok sık i lenen motiflerinden olan “bezm”i tasavvufî bir motif olarak i lemi tir. Bezm ile ilgili geçen beyitlerde air, dünyevî bezme de ara sıra de inmektedir. Onun bezmi anlatan beyitleri, ilâhî a kı ve tasavvufî motifleri i leyen beyitleridir. Elest Bezmi onun “bezm” motifinde çok sık i ledi i konulardan biridir. Bazı beyitlerinde “belâ bezmi” olarak söz eder. Fuzûlî’ye göre bezm, belâlı bir meclistir. Gezen peykânlarındır tende yâ can bâ ına a kın Belâ ser-çe mesinden her taraf sular revân etmi (G.133/5) ( Tende gezen senin oklarındır mı, yoksa- a kın ba ına belâ pınarından her tarafa sular mı akıtmı tır.) Belânın burada iki türlü anlamı çıkarılabilir. Birisi; felaket ve musibettir.  ık olan bu belâlar tarafından türlü ıstıraplarla imtihana tutulur. kincisi; lâhî a kın ilk ba ı olan Elest Bezmi’dir. Beyitte air, teninde gezen okları suya benzetmi tir. E er bu oklar olmazsa a k ba ı kurur ve hakiki a k çiçekleri açmaz. Ho ol zaman ki harîm-i visâle mahrem idim Ne mübtelâ-yi belâ ne mukayyed-i gam idim (G.194/1) - 81 ( Ne ho idi o zaman ki yâr ile visâli harîmine mahrem idim. Orada ne belâya mübtelâ idim, ne de gamım vardı.) air burada “harîm-i visâle mahrem idim” derken “Bezm-i Elest” olan Allah ile ruhların ve canların harîm olan bir mecliste bulunmasıdır. Çünkü o mecliste ne gam vardır ne de belâya mübtelâ olmak vardır. Yine bir ba ka gazelinde Elest Bezminden u ekilde söz ediyor. Deme zâhid ki terk et sîm-ber bütler temâ âsın Beni kim kurtarur Tanrı sata durmu belâlardan (G.215/4) ( Ey zahid, gümü gö üslü güzellere bakma deme bana. Allah’ın musallat etti i belâlardan beni kim kurtarır.) ( Tarlan, 2009: 507). Burada beyti, Elest Bezmi ve Allah’ın musallat etti i belâ olarak iki anlamda ele alabiliriz. Zahid; Ansiklopedik Divan iiri Sözlü ünde; kaba sofu, dinî konularda anlayı ı zayıf, her i e ancak dı kabu undan bakan, derinlere inmesini bilmeyen, her eyi dı görünü üyle anlayan ki i olarak geçer. ( Pala, 2006: 421). Talat Onay’ın Divan iiri Sözlü ünde ise; dünya i leriyle me gul olmayan ve dünya hazlarına kar ı bîgâne kalan ki i olarak geçer. ( Onay, 2009: 498). Birinci anlamda air, kendini ele tiren ve her eyi dı görünü ten gören zahide bu güzellere bakmaktan vazgeçmeyece ini söyler. Aynı zamanda biliyor ki Bezm-i Elestteki söz kendisini buna meylettiriyor. nsan ilk güzelli i Elest Bezminde çok küçük de olsa Hazret-i Allah’ın cemâlinden nasiplenmi lerdir. lk a k da burada gerçekle mi ve bunu da belâ ile ahd etmi lerdir. Buna dayanarak airin, Allah’ın yarattı ı bu güzelleri onun güzelli inden bir yansıma olarak dü ünüp, a k belâsına mübtelâ olarak Hakk’a yürümeyi, O’na yakla mayı ister. Böylece bu belâdan kurtulaca ını söyler. kinci manaya göre birinci anlamdakine benzer bir anlam çıkar. air yine zahidin bakmaktan men etti i güzellere bakaca ını, bu belânın Allah tarafından kendisine indirildi ini, bu yüzden de zahidin bu belâlardan kendisini engelleyemeyece ini söyler. Her bâde ki sensiz içerim bezm-i belâda Hûn-âb olur elbette çıkar dîdelerimden akar.) (G.217/3) ( Belâ bezminde sensiz içti im her bâde( kırmızı arap) kanlı gözya ı olup gözlerimden Bâde, Divân edebiyatında en çok kullanılan bir içecektir. Divân edebiyatında oldu u gibi tasavvuf edebiyatında da bâdeden hayli fazla söz edilmi tir. Ancak tasavvufta bâde, tasavvuf ehlini, a ı ını, Allah yolunda O’nun a kına ula mak için bir araçtır. ( Pala, 2006: 53). Yani bâde tasavvuf iirinde bir sembol görevi üstlenir. Elest Bezmine de inen bu beyit, bize Elest Bezminde verilen ahde yapılmı bir hatırlatmadır. A ıka, sevgiliden gayrı, onun a kından ba ka içti i her arap kanlı gözya ı döktürür.  ık Elest bezminde ancak O’nun a kına “belâ” demi tir. Nevâ vü sâz ile mey-nû edenler dil-rübâlardır Çeken derd ü belâ bezm-i gam içre bî-nevâlardır (G.91/1) ( Nâme ve sâz ile sarho edenler o gönül alanlardır, gam meclisinde derdi ve belâyı - 82 çekenler ise o fakir, muhtaç â ıklardır.) Beyitte geçen derd, belâ, mey, gam, meyhane gibi kavramlar tasavvufî dünyada birer kar ılı ı olan kavramlardır. Meyhane, â ıkların Rablerine münâcatta bulundukları yerdir. ( Cebecio lu, 2005: 182). Mey, ilahî a kı sembolize eder. Derd ve belâ ise Hak â ıklarının hastalık, sıkıntı ve kötülüklerle imtihan edili i olarak sembolize edilir. (Cebecio lu, 2005: 36). airin, beyitte belâ ve derd ile anlatmak istedi i udur: Gam meclisinde (meyhanede) derdli ve belâya mübtelâ olanlar insanların gönüllerini alanlar, ho tutanlar de ildir; gerçek Hak â ıklarıdır. Belâyı burada tasavvufî anlamda dü ünebiliriz. Hâsılım yok ser-i kûyunda belâdan gayrı Garazım yok reh-i a kında fenâdan gayrı (G.243/1) ( Senin oldu un yerde elde etti im sadece belâdır. A kının yolunda fânî olmaktan ba ka bir ey istedi im yoktur.) Buradaki belâ Elest Bezmine aittir. A ı ın sevgiliye verdi i sözdür. Belâ sözüdür.  ık, sevgiliye belâ ile â ık oldu undan ve bunu yine belâ ile tasdik etti inden â ık vahdet yolunda, belâlara u rar, sevgili tarafından imtihan edilerek verdi i ahid yerine getirilir. Bu nedenle Fuzûlî, senin diyarında belândan ba ka iste im yoktur, der. Ba ta her tî a k odundan bir tütündür kim çıkar Çizginen ba ım belâ bezminde benzer micmere (G.255/6) ( Ba taki her tüy a k ate inden çıkan dumandır. Dönen ba ım belâ meclisinde bir tütsü kabına benzer.) Beyitte a k meclisinde bulunan belâ ve dert ehlinin saçları, a k ate iyle çıkan âh dumanlarına benzetiliyor. Meclislerde güzel koku amacıyla tütsü yakılır. air de a k arabının verdi i sarho lukla belâ bezminde dönüp durmaktadır. Beyitte â ıkların, airlerin toplandı ı, bir araya gelip dertle ti i bir dünyevî meclis tasavvur edilmi tir. Bu tasavvura göre Fuzûlî, belâ bezminde meclisi a kın kokuları sarsın diye airin/a ı ın ba ını tütsü olarak çevirmektedirler. ( Yılmaz, 2007: 1098). B) Bâkî Divânı’nda Belâ Kavramı B.1) Bâkî’nin Dert ve Belâya Bakı ı/ Belâ Yolunda Vasf-ı Hâli: Fuzûlî ile aynı ça da ya ayan, rind ve hayata dü kün usta airi Bâkî, ya amayı seven, zevk ve e lenceye dü kün bir air olarak bilinse de iirlerinde belâ, gam, keder, üzüntü gibi kavramları da i ledi i görülür. Bâkî dünyayı kısa, geçici bir hayâl âlemi olarak görür. Onun için insan hayatını rahat, zevk ve e lence ile geçirmelidir. Gam, keder, üzüntü bir yana bırakılmalıdır. ( pekten, 2011: 28). Bâkî’nin iirlerinde bu tür beyitleri görmek zor de ildir. Istırabı ruhunda derin bir ekilde hisseden, ayrılı a dayanamayan, günahına gözya ı döken duygusal yönü iirlerinde görülmektedir. Bâkî gazel airidir. Onun gazellerinde rindlik ve ya am hevesi bulunan birçok beyit bulunmasının yanında, dert, keder, gam, belâ gibi konulara da de inen beyitleri vardır. Bâkî ‘nin dert ve belâya kar ı tutumu tasavvufî bakı tan ziyade be erî ve - 83 dünyevî dü ünceler çerçevesindedir. A k, â ık, dert ve belâ ehliyle ilgili de i ik anlam ve dü üncelerini beyitlerle ortaya koymaya çalı aca ız. ‘ ıklara çün derd ü belâ zevk u safâdur Yâ zevk u safâ derdine dü mek ne belâdur (G-105/1) ( ıklar için derd ve belâ derdine dü mek sevk u safâdır. Peki, zevk ve safâ derdine dü mek nasıl bir belâdır?)  ık için yâr u runa, a k yolunda kar ıla ılan dert ve belâlar birer zevk ve safâdır ama kendini zevke ve safâya mübtelâ edip geçici heves ve hevâların derdine dü mek bir insan için büyük bir belâ olsa gerek. Zevk ve safâ nefsin geçici heveslerindendir. Fanîdir. air bir anlık hevâ ve heves derdine dü mek ne büyük bir belâdır, diyor.  ık bu fânî âlemde zevk ve safâ olarak dert ve belâyı gaye edinmi tir. Çekilen dert ve belânın zevkine dü mek dahi â ık için büyük bir belâdır. Onun için belâ bir tek anlam ifade eder. Hayr veya er olması onun nazarında üpheye yer bırakmaz. Ayrıca zevk ve sefa derdine dü mek, a ı ın sabrını bitirece inden bir belâdır. Bâkî hevâ-yı ‘a k ne mü kil belâ imi Benden nasîhat ister isen eyleme heves (G-209/5) ( Bâkî, a k hevesi ne zor bir belâymı . Benden nasihat ister isen eyleme heves.) A k, ta ınması zor bir belâ ve derttir. Bâkî, a ka heves eden â ıklara nasihatte bulunuyor. Belli ki air be erî a ktan yana zor belâlara u ramı , a kın ve â ıklı ın me akkatli oldu unu biliyor. Kendisinden örnek vererek a kın belâlarla dolu oldu unu belirtiyor. Kazâ-yı âsmânîden sakınmak sûdmend olmaz Rızâdur çâresi ‘a kuñ görinmez bir belâ ancak (G-219/5) ( Gökten gelen kazadan sakınmak kâr ettirmez. Onun çaresi ancak a kın görünmez belâsına rıza göstermektir.) aire göre belâ Allah’tan gelir. Sakınmak bir fayda vermez. A kın görünmeyen belâsına rıza göstermek gerekir. Divan airleri inanmı kimselerdir. lâhî a kı ve varlı ı, Peygamberi, Kur’an’ı, kaderi iyi bilen insanlardır. Bâkî gibi 16. Yüzyılın gür sesli âlim airi, küçük ya larda medrese e itimi almı , airlerin ve devlet erkânının çevresinde yeti mi , devlet görevi yapmı bir airdir. Her ne kadar iirlerinde be erî hayatı ve a kı konu edinmi de olsa kadere ve belâya rıza gösterir. Bu beyit airin a k belâsı kar ısındaki vasf-ı hâlini gösterir. Derd ü mahabbet ehlini ‘a kuna da’vet eyleyen Gel berü ma’ er-i belâ derd ü gama salâ didi (G-528/2) ( Dert ve muhabbet ehlini a ka davet eyleyen ma’ er-i bela, davetini salâ olan dert ve gam ile yapmı tır.) Ma’ er-i belâ, beyitte airin a k anlayı ını gösteren mahabbet ile ili kilendirilebilir. A k toplulu unu belâ ile nitelemi tir. Çünkü a kın kendisi ba lı ba ına bir belâdır. - 84 ‘A k ehline hâdeng-i belâ nâ-gehân irer Tîr-i kazâdan umma halâs ihtirâz ile (G-477/4) ( A k ehline büyük belâlar aniden gelir. Kaza okundan korku ile hâlâ umma.) A k ehline yine ö ütte bulunan Bâkî, kaza okunun ne zaman, nerde gelece i belli olmaz. A ı a kayın a acı gibi büyük belâlar aniden gelir.  ık bu belâlardan korku duymamalı. Kayın a acı, boyu uzun ve yaprakları sivri dikenlidir. Özelli i ise büyük olmasıdır. Belâlar kaza yayından atılıp gönle saplanır. Belâ bir ok, kaza da bir yaydır. Belâ okunun menzili ise vefâ ehlinin gönül sahrasıdır. Bâkî bunu öyle dile getiriyor: Her tîr-i belâ kavs-i kazâdan k’ola nâzil Sahrâ-yı dil-i ehl-i vefâdur ana menzil (G-298/1) ( Her belâ oku, kaza yayından iner, gelir. Menzili ise vefa ehlinin gönül sahrasıdır.) Bâr-ı belâ-yı ‘a ka heves kılma Bâkıyâ Zîrâ tahammül itmeyesin ihtimâldur (G-100/5) (Ey Bâkî, a k belâsına heveslenme. Zira ona tahammül edemezsin.) A k için belâya atılmaya tahammül edemeyen air, böyle zor bir i in altından kalkamayaca ını dile getiriyor. Buradaki a k büyük kanaatle be erî bir a ktır. Bâkî, aslında a kın her türlüsünün belâlı oldu unu da iletiyor. Hem be erî a kta hem de ilahî a kta belâlar a ı ı imtihan eder. Dil giriftâr-ı belâ dil-ber hevâyî n’eylesün Dâme dü mez yirlere konmaz hümâyı n’eylesün (G-370/1) ( Gönül belâya tutulmu , dilber sevgiyi neylesin; tuza a dü mez, yere konmaz talih ku unu neylesin.) A kın belâsına dü mü bir sevgili tasavvur edilmi tir. Getür câm-ı sürûr-encâmı ey sâkî yiter çekdük Cefâ-yı devr-i gerdûnı belâ-yı çarh-ı gerdânı (K-5/30) ( Ey sâkî, sevinci sonu olan câmı getir artık, yeter. Dönen devrin cefası, dönen çarhın belâsıdır.) Bâkî, dı dünyayı iirlerine aktarmayı seçmi tir. Onun her iirinde tasavvufu aramak bo unadır. ( pekten, 2011: 29). Ayrıca her divan airi gibi Bâkî de felekten dert yanmaktadır. Beyitte de görüldü ü gibi fele i bir dönen bir belâ çarhına benzetiyor. Ni âne sûz-ı dile âhumuñ irâresidür Belî belâyı iden ‘â ıka sitâresidür (G-94/1) ( Ahımın kıvılcımı sûz-ı dile i arettir. Evet, belâyı a ı a eden onun bahtıdır.) Talihsiz olan a ı ın yolu hep zor imtihanlarla doludur. Onun talihinde belâ ve gam eksiz olmaz. Dert, musibet, sıkıntı, felaket, fitne, ceza onun bu a k yolculu unda yolda ıdır. Rûz-ı ezelde böyle kısmet olmu tur. Ezel meclisinde Allah’ın hakikî - 85 sevgilinin güzelli iyle mest olup belâ diyen a ı ın bahtına belâlar tâ o gün kısmet olmu tur. Belâ gird-âbına salsun ‘adûnı nâ-bedîd itsün Fenâ deryâsına gark eyleyen Fir’avn u Hâmânı (K14/36) ( -Allah- adını belâ girdabına salarak seni yok etsin. Fenâ denizinde Fira’vn u Hâmânı etti i gibi.) Allah onara dü ürmeye girdâb-ı belâya  kunda gönül zevrâkı ‘ummane salındı (G-510/6) ( Allah, a kında ummana salınan gönül kayı ını belâ girdabından korusun, o girdaba dü ürmesin.) Gerçi ser-gerdân idüp salduñ belâ gird-âbına Yüz çevürmezler kadîmî â inâlar bilmi ol G.297/2 (Gerçi ba ımı döndürüp belâ girdabına dü ürdün beni ama eski dostlar (â ıklar) kolay kolay yüzçeviremezler.) Girdab, büyük bir çukur, çıkmazı olan ve içine dü üldü ünde çıkılması mümkün olmayan bir anafordur. Firavun ve veziri Hâmân da deniz girdabına kapılıp kaybolmu lardı. ( Onay, 2009: 218). Beyitte telmihe konu olmu lardır. airin kasidesine konu etti i ki iye beddua etti inin de göstergesidir. air de belâ ile girdabı birlikte söyleyerek belânın ve bedduanın derecesini yükseltmi tir. air, belâ girdabından Allah’ın yardımına sı ınıyor. Allah’a bir nevî duada bulunuyor. Ummana salınan gönül zevrâkı bu belâ girdabında yok olacaktır. Onu bu yolda belâlardan koruyacak ancak Allah’tır. Çünkü bütün gitmeler, yolculuklar O’na do ru yapılır. Aslında bu varlıktan yoklu a do ru yolculuk olarak da yorumlanabilir. Belâ girdabı, içinden çıkılmayan, sonu felaket olan bir sondur. A k belâsının girdabına dü en, bu belâ çukurundan çıkması kolay de ildir. aire göre a ı ı belâ çukuruna atan sevgilidir ama o yine de sevgiliden yüzçeviremez. Sarsar-ı gam fikrüm evrâkın perî ân eyledi Çihre-i zerdüm belâdan buldı reng-i za’ferân (K-22/25) ( Gam kasırgası dü üncemin sahifelerini da ıttı; u radı ım belâlar yüzünden sarı çehrem safran rengini buldu.) ( Çavu o lu, 2001: 45). Bâkî, çehresinin belâdan dolayı sararıp safran rengine döndü ünü söylemektedir. Gamdan, üzüntüden, belâlardan dolayı çehrede bir sararma, solgunluk görülmesi â ıkta görülen hâllerdir. B.2) Sevgiliye Dair Belâlar: Divan edebiyatında sevgili hayal âleminin ba ki ilerindendir. Hatta en önce o gelir. Bâkî be erî a kın airidir. Onda tasavvufî a kı çok fazla aramak bo bir u ra tır. Özellikle gazellerinde be erî a kın en güzel iirlerini yazmı tır. Sevgiliyi dair her eyi iirlerinde dile getirirken ondan gelen belâlara da de inmi tir. Zülf, kâkül, ka , kirpik, hat, leb, bel, güzellik, naz, hicran, vefasızlık, kû-yı yâr gibi sevgilinin güzellik unsurları ve ili kili kavramları belâ dairesinde bir a ı a yara ır bir dille belirtmi tir. - 86 Bâkî de her divan airi gibi kimi zaman sevgiliden yana ikâyetçidir. Çünkü â ıklar her an onun belâsına u ramaktadırlar. Sevgilinin güzelli i kar ısında çaresiz kalan â ık, eli kolu ba lı bir ekilde sevgiliye esir olur. Bu hâl, hemen her a ı ın a k âlemindeki kaderidir.  ık-ı bî-çâreler bâr-ı belân altındadur Derdmend üftâdeler görsen ne hâl üstindedür (G-124/5) ( Çaresiz â ıklar büyük belân altındadır, dertli üftadeler görsen ne haldedir.) Sevgili o kadar güzeldir ki onu a k duyan herkes onun belâsı altında çaresiz bir ekilde derbeder bir hâldedir. Gül ende itdi nâz ile ‘arz-ı cemâl gül Kıldı belâlu bülbüli â üfte-hâl gül (G-308/1) ( Gül, gül bahçesinde güzelli ini naz ile gösterdi, belâlı bülbülü peri an etti.) Bülbül, ark edebiyatında pervâne gibi â ık timsâlidir. Gül de mâ ûkudur. ( Sevgilinin güzelli ine benzetme yapan air, sevgiliyi güle, a ı ı da belâlı bülbüle benzetmi tir. Burada söz konusu a ı ın yani bülbülün belâlı olu udur. Bülbül, gül bahçesinde gülün nazlı nazlı duru una, rüzgâr ile salınmasına ve cemaline dert ve gam ile mübtelâ olmu tur. Bu yüzden adı belâlı bülbül olmu tur. Onay, 2009: 102). Dilâ bülbül sanurdum ben hemân gül ende dil-dâde Belâ bu güllerün ruhsârına eb-nem de üftâde (G-449/1) ( Gül ende â ık olan dilâ bülbül sanırdım; oysa belâ bu güllerin ruhsârına bir çiy gibi dü mü .) Gülün ruhsârına dü en belâdır. Gülün güzelli ine dü en belâ, â ıklara da çiy olmak dü mü tür. Burada gülün güzelli i belâ ile örtülmü tür. Belini kuçmadadur ol sanemün derd ü belâ Yogsa ‘â ıklara îrîn lebi hâzır helvâ (G-9/1) ( O put kadar güzel olan sevgilinin belini belâ ve dert kucaklamaktadır. Yoksa â ıklara sevgilinin tatlı duda ı hazır helvadır.) Sevgili Divan iirinde puta benzetilir. Sevgili güzeldir fakat zalimdir. A ı a zulmeder. O nedenle â ıklar sevgilinin yanına yakla maya korkarlar. Sevgilinin beline dolanan dert ve belâ â ıklar için sevgiliyi koruyan bir kalkandır. Aynı zamanda dert ve belâ â ıklar için sevgilinin bir imtihanıdır. Bu yüzden sevgilinin duda ına yakla amazlar. Bir kerre bûsen alımaduk hattun irmedin Âhir müyesser oldı hele bin belâ ile (G-465/7) (Ayva tüylerin eri meden bir kere öpücük alamadık; hele bin belâ ile son kolay olmadı.) Ayva tüyleri sevgilinin yüzünü koruyan, örten tüylerdir. Her biri bir asker gibidir.  ık için bazen belâ olur, bazen de koruyucu askerler. Onun için sevgilinin ayva tüyleri bazen de a ı ı bin belâ ile sevgiliyi öpmekten alıkoyar. ( ahin, 2012: 389). Bazen de â ık için görünmeyen belâdırlar. Bir beyitinde bunu söylüyor air. - 87 Hatt-ı ruhun ki dahı hicâb-ı hafâdadur ‘A k ehlinün efendi görinmez belâsıdur onlar.) (G-80/1) ( Ayva tüylerin yüzünü kapatan bir örtü gibidir. Efendi, a k ehlinin görünmez belâsıdır Burada da yüzü örten ayva tüyleri sevgilinin yüzünü â ıktan gizledi inden belâ olarak görülüyor. Ayva tüyleri a ı a verdi i sıkıntı sebebiyle a ı ın ba ının belâsıdır. Onların her biri birer belâ askeridir. ( ahin, 2012: 389). Reftâre gelüp nâz ile mestâne salındı Âyâ ne belâdur ki yine câne salındı (G-510/1) ( Edâlı bir yürüyü ile sarho edercesine salındı. Ne belâdır ki acaba cana salındı mı ?) Bir belâdur salındı ‘u âka Dûstum kâmet-i hıramânun (G-249/4) (  ıklara bir belâdır salındı ki dostum edâlı ve nazlı boyun bir belâdır.) Sevgilinin daima naz ederek, a ı ı mest edercesine edalı bir yürüyü ü vardır. A ı a bu yürüyü ve salınma bir belâ gibidir. Çünkü â ık, sevgilinin bu hâline mest olarak a k hastalı ına mübtela olur ve bir daha kurtulamaz.  ık için yine bu nazlanma bir silah gibidir. Sevgilinin boyu daima uzun ve düzgündür. Beyitlerde çe itli sıfatlarla14 birlikte geçer. Bu beyitte de hıramân sıfatıyla kullanılmı tır. Sevgilinin boyu servi gibi salınır.  ık ise bu durumda kendinden geçer. Sevgilinin bu ekilde yürümesi a ı ı kendinden geçirdi i gibi fitne, belâ, kıyamet ba latır. ( Pala, 2006: 73). Fitne-i ‘âlemi ol kâmet-i ra’nâdan bil Her belâ kim yiti ür ‘âlem-i bâlâdan bil (G-299/1) ( Fitne âlemini güzel boylu sevgiliden bil, her belâ ki yeti ir onu da yüce âlemden bil.) Sevgilinin güzel boyu fitne çıkartmaktadır. Aynı zamanda bunun belâya sebep oldu unu, belânın da hemen yüce âlemden geldi ini anlıyoruz. Bir ba ka beyitte ise a ı ın sevgilinin a kının belâsından helâk oldu unu dile getiriyor air.  ık için sevgili bir belâdır. u ‘â ık kim senün ‘a kun belâsından helâk oldı San ol bîmârdur sıhhat yiti di vardı uykuya (G-458/3) ( u â ık senin a kından helâk oldu. Sen, o hasta a ı ı uykuya daldı sıhhat buldu san.) Mü kil belâ degül mi vefâsuz güzel sevüp Gussayla yata derd ü gam ile uyanasın (G-382/4) ( Zor belâ de il mi vefâsız güzel sevmek? Gam ile yatıp, gam ile uyanasın.) Sevgili, a ı ın gözünde vefâsızdır. Sevgilinin bu tavrı a ı ı gamlandırır. Onun için â ık, gam ile yatar, gam ile uyanır. Bu yüzden vefasız güzeli sevmek zor bir belâdır. Sevgilinin boyu, bülend, bâlâ, rast, do ru, mevzûn, serke , dil-ke , dil-cû, latîf, rânâ, hırâman, revân, âzâde gibi sıfatlarla birlikte kullanılır (Pala, 2006: 73). - 88 Cevr ü cefânı çekmege sevdi gönül seni Derd ü belâya geldüm efendi cihâne ben (G-357/5) ( Gönül, seni cevr ü cefânı çekmek için sevdi. Cihana ben dert ve belâ için geldim.) Bâkî, rind ve ya ama zevkiyle dolu olan bir airdir. iirlerinden ve ya antısından bunu anlıyoruz. Böyle bir ki ilik bile dünyanın dert ve belâ ile geçilmez oldu unu, insanın dünyaya dert ve belâ ile imtihan edilmek için gönderildi ini bilen bir airdir. Sevgiliyi sevmesinin ardında bile a ı ın, onun cevr ü cefâsını çekmek oldu unu anlatan bu beyit, seven gönlün cevr ü cefâsız ol(a)mayaca ını, dünyanın da dert ve belâsız olmayaca ını anlatıyor. ltifâtun Bâkîyi dünyâya mahsûd eyledi Hep senündür çekdügi derd ü belâlar bilmi ol bilesin.) (G-297/8) ( Senin iltifatın Bâkî’yi dünyaya mahsud eyledi, çekdi i dert ve belâlar hep senin içindir Bâkî, dünyada çekti i bütün dert ve belâları sevgilinin iltifatı u runa çekti ini dile getiriyor. A ı ı en çok etkileyen sevgilinin güzellik unsuru saçtır.  ıklar üzerinde belâ, fitne, hile, büyü, karga a gibi özellikleriyle etki yapar. ( ahin, 2011: 1865). Zülfi elinden almaga cân-ı belâ-ke i Boynın kulagın öpdi girîbân u gû vâr (G-48/3) ( A k arabıyla kendinden geçmi olanlar, senin saçının açtı ı belâları anlatamaz. Tarak gibi gönülleri saça dola ır.) Sevgilinin saçı da ınık ve peri andır. A ı ın gönlü sevgilinin saçlarına dolanır ve ona â ık olur. A ı ın gönlüne dolanan saç telleri a ı ın gönlünü yaralar. Ona eziyet eder fakat â ık bu belâdan kurtulamaz. Halini de kimseye anlatamaz. O yüzden â ıklar için sevgilinin siyah saçları belâlıdır. Bazen de a ı ı öldüren sevgilinin perçemidir. Tursun yirinde gamze-i kattâl-i hûn-fe ân Ba dan belâlu ‘â ıkı ol perçem öldürür (G-133/4) (O zalim öldürücü gamzesi yerinde dursun. A ı ı öldüren aslında sevilinin o belâlı perçemidir.) Perçem, sevgilinin – alnın üzerine sarkıtılan kısa kesilmi saç, kâhkül15 olarak Divan iirinde â ıkların çok kullandıkları mazmunlardan birisidir. Beyitte dikkati çeken a ı ın canını alan sevgilinin can alıcı gamzesi de il, sevgilinin alnına sarkıttı ı mis kokulu perçemidir.  ık bu nedenle sevgilinin kâkülünü16 can alıcı belâ olarak görür. Bir ba ka beytinde ise air, zülüf sevdasına saçın sevdasına dü tü ünde belâya dü mü olaca ını haberini vererek a ı ı uyarıyor. Bkz: (Devellio lu, 2007: 483). Sevgilinin yüzü güne olarak tahayyül edilirse, saçı da rengi yönüyle görünmesini engelleyen kara bir bulut olur. Kıvrım eklindeki kâkül, sevgilinin yüzünü bir peçe gibi kapattı ından, güne i kapatan bir kara bulut gibi görünür. Bunu gören â ık için kâkül böyle bir kara belâdır (Tanyıldız, 2009: 985). 15 16 - 89 Ey mübtelâ-yı ive-i bâlâ-yı yâr olan Sevdâ-yı zülfi ba ına dü sün belâyı gör (G.129/5) ( Ey yârin edâlı boyuna mübtelâ olan ( â ık), sevgilinin zülf sevdası ba ına dü sün, sen o zaman belâyı gör.) Beyitte saç anlam yönünden belâya benzetilmi tir. nsanı a ka dü üren sevgilinin belâlı saçlarıdır. Ama â ık bu durumdan memnundur. O daima sevgilinin a kın belâsını istemektedir. A ı ın edâlı boyuna mübtelâ olan a ı ı gören Bâkî, asıl belânın zülfte oldu unı söylüyor. Belâ-yı bend-i zülfünden halâs it cân-ı miskîni Esîr-i mihnet-i ‘a kun ne bend ü ne kemend ister (G-143/2) ( Bu miskin canı zülfünün bendinden halâs et. A k mihnetinin esiri ne bend ister ne de kemend ister.)  ık, sevgilinin zülüf bendinin belâsına ba lı kalmı bir esirdir. Onun için sevgiliden halâs istemektedir. Çünkü a k mihnetinin esiri olan a ı ın derdi ne zülüf ba ı ne de sevgilinin saçı. O sadece sevgilinin gerçek a kını istemektedir. Ayrıca bendin tasavvufta rabıta olarak geçmesi a ı ın aslında be erî a ktan ilahî a ka do ru yol aldı ını da gösterir. Aynı zamanda a ı ın miskin canı varlık duygusundan sıyrılmı ve yoklu a çevrilmi tir. Sevgilinin belâ olan zülfü a ı ı kendisine esir etti i için belâdır. Hevâ-yı kâküli bir yana bir yana zülfi Ba umda derd ü belânun nihâyeti yokdur (G-169/3) ( Kâkül hevesi bir yana, zülf hevesi bir yana; ba ımdaki dert ve belânın sonu yoktur.) Bu beyitte de sevgilinin kâkülü ve zülfünün a ı ı dert ve belâdan yoksun bırakmadı ını anlıyoruz.  ık, bu kâkül ve zülüf hevesinden ikâyetçi gibidir. Bir ba ka zülüf ile ilgili beyitinde air, gönülde zülüf hevesi hayalimiz olalı ba ımız belâ bendinden kurtulmadı, diyor. Bend-i belâdan olmaduk âzâd bir nefes Zülfün hevâsı olalı dilde hayâlümüz (G-207/2) ( Belâ bendinden, kemendinden bir nefes anlık olsun serbest kalamadık; zülfün hevesi haylimizde oldu olalı.) Zülfün esîri Bâkî-i bî-çâre dûstum Bir mübtelâ-yı bend-i kemend-i belâ imi (G-218/5) ( Dostum, Bâkî zülfün esiri oldu. Belâ(zülf) kemendinin bendi bir belâ imi .) Sevgilinin saçının esiri olan Bâkî çaresizdir. Bu çaresizli inde sevgilinin saçının â ık için ne mübtelâ bir belâ oldu unu dile getiriyor. Ne belâlar çekile zülf-i perî ânundan Ne fıtne kopsa gerek nergis-i fettânundan (G-346/1) ( Peri an zülflerden ne belâlar çekile. Bir fitne kopsa, güzelin gözündendir.) - 90 Nergis; ortasındaki ye il kısım uzaktan siyah gibi görünür. Divan airleri de bu siyahımsı görünümden dolayı göze, yaprakları da kirpiklere benzetmi lerdir. ( Onay, 2009: 353). Saç; peri an, da ınık, uzun durumlarıyla a ı ın aklını ba ından alır, esir eder, peri an eder. ( Pala, 2006: 336). A ı ın ba ına ne belâ gelirse sevgilinin peri an eden saçından gelir. Çekilen belâların sebebi sevgilinin saçlarıdır. E er bir fitne çıkarsa onun sebebi de güzelin gözündendir. Belâdur gel bu sevdâdan geç ey dil Tola ma halka-i zülf-i nigâra (G-468/5) ( Sevgilinin zülf halkalarında dola ma, bu sevdadan vazgeç, gel ey gönül.) Burada Bâkî, güzel sevgilinin saçına dolanmadan gel bu sevdadan vazgeç, diye gönle uyarıda bulunuyor. Çünkü biliyor ki sevgilinin saçı bir belâ halkası. Kâkülün sevdâlarından dü di gönlüm zülfüne Bir belâ dahı ol oldı ba uma kâkül gibi sonra). (G-492/4) ( Kâkülünün sevdalarından gönlüm zülfüne dü tü. Bir belâ da o oldu ba ıma kâkülden Sevgilinin kâkülüne17 sevdalanan a ıkın gönlü zülüfe dü erek ba ına bir belâ daha alıyor. Zaten â ıklar ilk olarak sevgilinin kâkülüne oradan da zülüfüne kayarlar. Her ikisi de â ık için bir belâ gibidir. Bend-i belâ-yı zülfün ile künc-i gamda dil Zencîrlerle baglu yatur îr-i ner gibi yatar.) (G-503/2) ( Zülf bendinin belâsıyla gam kö esinde olan gönül, erkek arslan gibi zincirler ba lı Bu beyitte de air, zülfü bir belâ bendine benzetmi tir. Gönlünü, zülüf bendinin belâsı zincirle ba lamı tır. Alayın ba uma ol kâkül-i mü gîn elemin Çekeyin her ne belâ ise o bâlâ gamını (G-506/3) ( O misk kokulu kâkülün elemini ba ıma alayım, her ne belâ ise o büyük gam yükünü çekeyim.) Kâkülün bend-i belâdan beni âzâd itsün Alayın boynuma ol zülf-i semen-sâ gamını (G-506/5) ( Kâkülün belâ bendi beni serbest bıraksın, alayım boynuma o yaseminimsi zülfün gamını.) Bu beyitlerde de görüldü ü üzere sevgilinin kâkülü ve zülfü â ık için bir belâ tutsa ıdır.  ık her ne kadar bu belâdan uzak durmak istese de sevgilinin güzelli i onu büyülemektedir. O yüzden â ık bu belâyı çekmeye razı gelmektedir. Tâk-ı cefâda manzara-i çe m-i dil-rübâ Kûy-i belâda hâne-i câna havâledür (G-84/3) Türk airlerin muhayyilesinde kâkül, daha çok alın üzerine dü en saç parçası ve perçem olarak dü ünülmü tür. Bkz: Tanyıldız, a.g.m., s.985. 17 - 91 ( A ı ın gözleri cefâ kümbetindedir. Can hanesi belâ köyüne havaledir.) Ey ‘â ıkân-ı gam-zede ‘ay u safâyı koñ Kûy-ı belâda her birinüz bir mekân tutun (G-281/4) ( Ey gama u ramı â ıklar! E lenceyi, sefayı ve zevki bırakın; belâ köyünde, mahallesinde birer mekân tutun.) Kûy, Divan iirinde sevgilinin bulundu u yer, mahalle, köy anlamında geçmektedir.  ıklar için bu sevgilinin bulundu u yer belâ ile doludur. Bu nedenle kûy-ı belâ denilir. Bazen dian airleri sevgilinin ya adı ı yeri belâ ba ına benzetirler. Kendilerini de o ba da bekleyen, inleyen bülbüle benzetirler. Bâkî ise kendini o belâ ba ında üveyik ku una benzetmi tir. Bâkî nice bir fâhteve bâg-ı belâda Nâlân olam ol serv-i hırâmânun elinden (G-359/7) ( Bâkî, belâ ba ında nice bir üveyik ku u gibidir. O servi boylunun elinden nâlân olam.) Fâhte: Üveyik ku u, yabani güvercindir ki endâmı güzel, sesi ho oldu u için airlere sermaye olmu tur. Serv; servi /selvi dedi imiz uzun boylu a açtır. Bülbülün güle meyl etti i gibi fâhtenin de serviye meyl etti i bilinir. Üvyeik daima sık yapraklı, boyu uzun a açlara konar. Kendini güvenli hisseti i için sadece bu a aca kondu u da bilinir. ( Onay, 2009: 188). igünde beni ey meh bulur bir gün ‘adû nâ-geh Kazâ-yı âsmânîdür belâ-yı nâ-gehânîdür (G.54/4) ( Ey ay! E i inde beni bir gün ansızın dü man bulur; ansızın gelen belâdır, Allah’ın takdiridir.) Bâkî bu beytinde belâyı gökten apansızın gelen kaza olarak nitelemi tir. Ama bu sefer a ı ı belâ, sevgilinin e i inde yakalamı tır. Divan iirinde â ıkların belâların birisi de rakiplerdir. Sevgilinin e i inde bekleyen â ıklar bazen rakipler ile kar ıla ırlar.  ık için rakip bir belâdır. Peykân-ı belâ cânuma i ler geçer oldı Ey ka ları ya nâvek-i müjgânun ucından (G-356/2) (Ey ka ları (yay) olan, kirpikleri ucu sivri olan olan sevgili, belâ oku canıma i ler oldu.) Sevgilinin kirpikleri a ı ın gönlünü delip geçen birer belâ okudur. Beyitte sevgilinin güzellik unsurlarından kirpikleri â ıkta nasıl bir etki ve hâl uyandırdı ı dile getirilmi tir. Gönder efendi sîneme tîr-i belâlarun Olsun siper belâlaruna mübtelâlarun (G.262/1) ( Efendi gönder sineme belâ oklarını, olsun siper mübtelâ belâlarına.) air burada sevgiliyi seslenir. Belâ okları sevgilinin kirpikleridir. air de sinesini o oklara siper etmek ister. Çünkü o oklar sevgiliden birer arma andır. Nice bir mübtelâ-yı ‘a ka hicrânı belâ olsun - 92 lâhî kendü gibi bî-vefâya mübtelâ olsun (G-351/1) ( Mübtelâ olunan a kın hicranı nice bir belâ olsun, ey Allah’ım kendi gibi bir vefasıza mübtela olsun.) A k, bir belâdır. A kın belâları ayrılıktır, özlemdir, hicrandır…  ık için hicran dayanılmaz bir hâldir. Seven her zaman sevdi inin yanında olmak ister. Bu açıdan sevmek budur ve kolay bir sevmedir. Oysa hicran derdiyle seven a ıkın derecesi daha yüksektir. Her ne kadar bu durumdan ikâyet ve beddua da etse, a ı ın istedi i budur. Haste-i derd-i ‘a k-ı cânânem Mübtelâ-yı belâ-yı hicrânem (G-330/1) ( Cânânın a k derdiyle hastayım, hicrân belâsına mübtelâyım.) Bâkî bir gazel airidir. Gazellerinde derin anlam aramaya fazla gerek olmaz. Anlam yüzeyseldir ama ustalıkla i lenmi tir. A k ve hicranı anlatan ahenkli beyitinde, hem a k derdiyle hastalık çekti ini hem de hicrân belâsına mübtelâ oldu una ahit oluyoruz. Hicran onun için çekilmez bir belâdır. Senden ayrılmak katı mü kil belâdur dûstum Yoluna ölmek egerçi ‘â ıka âsân gelür (K-6/ 6) ( Senden ayrılmak zor bir belâdır dostum. Yoluna ölmek a ı a daha kolay gelir.)  ık için sevgiliden ayrılmak zor bir belâdır. Sevgilinin ve dostun yolunda ölmek â ık için daha kolaydır. Belâ, ayrılık, hicran anlamında kullanılmı tır. Dü di Bâkî belâlara demedün ‘Aceb ol derde mübtelâ n’eyler (G.164/6) ( Ey sevgili- Bâkî belâlara dü tü, acaba o dert mübtelâsı neyler, diye sormadın.) air, sevgiliye vefasızlı ından dolayı sitem etmektedir. Belâlara dü en Bâkî, sevgilinin bir kez olsun derde tutulan bu a ı ın hâlini sormadı ını söylüyor. B.3) A yâr ile lgili Belâlar: A yâr; ba kaları, yabancılar. A yâr, Klasik iirin a k üçgenini olu turur. Bunlar, â ık, sevgili ve a yârdır.  ık, a yârdan ho lanmaz. ı ın gözünde o, kötü, çirkin, zararlı ve zalim, dedikoducudur. A ı ı en çok üzen yine a yârdır. Devamlı sevgilinin çevresinde oldu undan, â ık ile aralarında daima bir mücadele vardır. (Pala, 2006: 18). airler tarafından bazen de diken, kara yüzlü, bed çehreli, belâ, eytan gibi sıfatlarla anılır.( Pala, 2006: 19). Agyâr dinler oldı pes-i perdeden bizi ‘ Âlemde ehl-i ‘a ka görinmez belâ budur (G.57/5) (A yar bizi perde arkasından dinler oldu. Âlemde a k ehline görünmez belâ i te budur.) A yar, Divan edebiyatında sevgili, â ık, a yar denilen a k üçgenini olu turur. Sevgili ile â ık arasında daima a yar girip çıkar. A yar rakîb olarak da bilinir. A yar daima sevgiliye â ıktan yanlı haber vererek â ık ile sevgilinin arasını bozar. (Pala, 2006: 18). Bu nedenle a ı ın ba ı belâdan kurtulmaz. A ı ın gözünde a yar zarar verici, kötü, zalim ve dedikoducu biridir. - 93 Beyitte de yine â ık a yarı ikâyet etmektedir.  ık için görünmez belâ, a yarın a ı ın arkasından konu ması, onun arkasından sevgiliye yanlı haber kötü haberler vermesidir. Yâr agyârı savar dü nâm ile Def’ olur san kim du’â ile belâ (G-11/3) ( Yâr a yarı kötü söz ile kovar. Sen belâyı, dua ile def olur san.) Bazen de sevgili a yarı ba ından kötü sözlerle savar. A ı a göre sevgilinin a yara söyledi i bu sözler birer sövmeden ibarettir. Onun nazarında sövme olarak geçer. Ancak â ık bu belânın dua ile def olaca ını dü ünür. Ayrıca air, hatırlatmaktadır. insanın ba ına gelen belâlara dua ile sabır eyledi ini Cânâne cefâ kılsa n’ola câna safâdur Agyâr elemin çekdügümüz ya ne belâdur (G-106/1) (Sevgili cefa kılsa ne olur ki cana sefadır. Peki, a yar elemi çekti imiz ne belâdır.)  ık, sevilinin cefasını safâ olarak görür ama a yarın elemini bir belâ olarak görür. Beyitte de â ık, a yar elemini çekmekten ikâyetçidir. Onun için a yar bir belâ gibidir. Cevr-i a yârdur belâyı iden Yogsa yâr itdügi cefa n’eyler (G-164/2) ( A yâr cefasıdır belâyı eden. Yoksa yârin etti i cefa neyler.) Yârin cefâsı a ıka ho gelir. Onun etti i cefâ onun için belâ de ildir.  ık için belâyı çıkaran a yarın cefâsıdır. Degül mi bezm-i vasl-ı yâr fırdevs Belâ-yı sohbet-i agyâr tamu (G-398/3) ( Yâre kavu ulan bezm cennet de il midir? A yâr ile sohbet edilen bezm ise cehennemdir.) A yardan ho lanmayan â ık için yâr ile olunan bezm cennet iken sohbeti belâ olan a yarın oldu u yer cehennemdir. A yarın sohbeti â ık için belâdır. Yani a ı a cehennem gibi ıstırap verir. Gönlünü acıtır.  inâ olmasun agyâr ile dirdüm oldun Çekdügüm derd ü belâlar hep o gayretler idi (G-502/3) ( A yâr ile a ina olmasın derdim ama oldun. Bunca çekti im dert ve belâlar hep onun gayretleriydi.)  ık olan insan ister ki sevgiliyi sadece ben seveyim, a yar olmasın. Onun çekti i dert ve belâların bir kısmı da sevgiliyi a yardan uzak tutmaktır. A yar sevgiliye yakınla tı ında a ı ın dert ve belâsı artar. B.4) Bezm-i Belâ/ Bezm-i Elest: göre Divan iirinde “bezm” çok sık kullanılan bir motiftir. iirlerden anladı ımıza airlerin/â ıkların bir araya gelip yiyip içerek, musiki dinleyerek sohbet - 94 etmelerine denilir. ( Kut, 1999: 616). Bezm sadece gülüp e lenilen, arap içmek için toplanılan bir meclis de ildir. Dünyevî olarak e lenmek için, dertlerini def etmek için toplanılan bir yer olarak tabîr edilse de â ıkların, sevgili ile bulu mak, sohbet etmek, sevgilinin a kıyla dertlenmek, gözya ı dökmek vs. için gittikleri meclistir. Tasavvufî anlamda meclis bazen bir tekke, bazen dünya, bazen de ruhlar meclisi yani Bezm-i Elest olarak tabîr edilir. Bâkî’nin iirlerinde de çok sık gördü ümüz “bezm” motifi dünyevî motif özelliklerini ta ımakla birlikte, sanata dayalı tasavvufî motif olarak da geçmektedir. Bâkî de di er airler gibi bezmi belâlı bir yer olarak görüyor. Derd ü belâ vü gam bana ‘ay u safâ sana didi ol ki ezelde derdüne kâ’il olup belâ didi (G-528/1) ( Dert, gam ve belâ bana, ya amak ve safâ sana, o ezel günü derdine razı olan belâ dedi. Beyitte do rudan Elest Bezminden söz edilmektedir. Ezel bezminde ruhların ve canların “belâ” sözü de hatırlatılarak telmihe dayalı edebî sanat yapılmı tır. Ruhlar âleminde ilk söylenen sözün “belâ” oldu undan, “belâ” bize o vakit verilmi tir. Çünkü biz ilk onu istemi izdir. Belâ ‘â ıklara rûz-ı ezelde kısmet oldukda Tabîbüm derd-i hicrânun dil-i bîmâre dü mi dür (G-173/2) ( Belâ â ıklara ezel günü kısmet oldu. Tabibim ayrılık derdi hasta gönlüme dü mü tür.) Elest Bezmini telmih yapan air, belânın â ıklara ezel bezminde verildi ini ve artık ayrılık derdiyle hasta dü tü ünü söylüyor. Çünkü gönül anavatanı Elest bezmidir. Onun için gönül oraya hasret duyar. Bezm Divan edebiyatında â ıkların yani airlerin iirlerinde vazgeçilmez bir motiftir.  ıklar- airler bu mecliste bir araya gelirler, yerler, içerler, sohbette bulunurlar ve e lenmelerine devam ederler. ( Kut, 1999: 616). Bunun dı ında bezm, sevgili ile beraber olunan, gönüllerin dertlendi i, mey içildi i, saki, â ık, yâr, mutrib hatta rakîbin bulundu u bir meclis olarak da bilinir. Tasavvufî dünyada ise tekke olarak kar ılık bulmaktadır.  ık, bezmde sevgili ile beraber olaca ı için mutludur. Sevgili a ı ın yanında olunca, â ık için bezm-i safâ olur.  ık, bezmde sevgilinin hicranı ile ba ba a kalınca künc-i bezmde, o vakit bezm-i belâ olur. Dil derd-i ‘a k-ı yâr ile bezm-i belâdadur Kad çeng ü nâle nây u ciger hûnı bâdedür (G-87/1) (Gönül, yar a kının derdi ile belâ bezmine dü mü tür. A ı ın boyu çeng gibi iki büklüm olmu ney gibi inler, ci eri ise kana benzeyen bâde gibi olmu tur.) Beyit, a ı ın sevgilinin a kıyla dü tü ü hâli anlatıyor. A k derdiyle belâ bezmine dü en â ık, hâlsizdir. Bezm-i belâ denmesinin sebebi â ık a ka bu bezmde tutulmu tur. ebüsterî, Gül en-i Râz’da; meyhâne eri olmak tamamıyla harap olmak, mahvolmaktır, der. ( ebüsterî, 2011: 163). Sevgili bezmde olup, a ı a uzak duruyor da olabilir. Her ne sebep olursa olsun her â ık için burası bir belâdır. Fakat â ık bu belâya bula mak için buraya gelir. Kendini yârin a kıyla burada dertlenir. irâr-ı nâr-ı âhumla sipihrüñ tâs-ı pûlâdı - 95 Döner her eb belâ bezminde câm-ı zer-ni ânumdur (G-128/4) ( Ah ate inin kıvılcımıyla talihin çelik tas oldu. Her gece belâ bezminde üstü altınla i lenmi kadeh döner.) Beyitte air, â ıkların meclisini belâ olarak nitelemi tir. Burada herkes dertlidir, gamlıdır, mesttir. Buraya gelenin derdi tasası artar. Burada gönüller gam ile da lanır.  ıklar bu da lanma ile çeng ve rebab gibi inler dururlar. Bezmde a ı ın belâ kö esinde iki gözünden akan gözya ı ırma ını görenler, onları e lence meclisinde çalınan çengin telleri sanırlar. ( Özerol, 2012: 2032). Evtâr-ı çeng-i bezm-i safâdur sanur gören Künc-i belâda gözden akan iki rûdumuz (G-193/2) (Çengi gören bezm-i safâ sanır. Belâ kö esinde gözümüzden akan iki nehir vardır.) Safâ bezmi, gülüp e lenilen, çalgıların çalındı ı, sevgilinin, sakînin raks etti i bir meclistir. air, çengi, rebabı görenler burayı bezm-i safâ sanıyor, diyor. aire göre bunu söyleyen a yardır. Belâ kö esi ise, bezmde a ı ın bir kenara çekilip a k belâsıyla inledi i, âh etti i bir kö edir. Bezm-i gam içre olmı iken bâde gözya ı Bâg-ı belâda dâg-ı dil-i pür-melâl gül (G-308/6) (Gam meclisinin içinde gözya ı olmu iken bâde, belâ ba ında gül ise kederli gönül da ıdır.)  ık, bezmde sevgilisinden ayrı ise i te o zaman bezm, bezm-i gam ve ya bezm-i belâdır. Böyle bir bezmde de dökülen gözya ı meydir. (Kut, 1999: 626). Belâ ba ı ise gülün yani sevgilinin oldu u yerdir.  ık, bu ba a giremedi i için onun nazarında belâlı bir ba dır. Bezm-i belâda nâle vü âhunla Bâkıyâ Müstagnîyüz terâne-i çeng ü rebâbdan (G-365/5) ( Ey Bâkî, bezm-i belâda inleme ve ahın, çeng ü rebabdan çıkan na melerden daha doygun, daha etkili.) Belâ bezminde a ı ın inleme ve âh sesleri çalınan çeng ve rebabdan daha doygun çıkar. Çeng ve rebabın sesinden daha fazla çıkar. Çünkü burası belâ bezmidir. Bâkıyâ bezm-i belâda neye döndük görsen Nây-ve bagrumuzı nâle vü efgân deldi deldi.) (G-501/5) ( Ey Bâkî, bezm-i belâda ne hale döndük bir görsen. Neyin inleme ve figânı ba rımızı A ı a, çalgıcıdan duydu u her na meyle o âlemden bir vecit, bir hâl gelir. ( ebüsterî, 2011: 164). Ney ve â ık hep ayrılıktan yana ikâyet eder, hicran derdiyle yanar. Bu beyitte de air, a kın verdi i ayrılıkla ney, yâr hicranıyla yakınan a ı ın ba rını paramparça etmi tir. Belâ bezmi i te böyle bir yer. Belâ bezmine giren ba ka bir hâle giriyor. Sevgilinin ayrılı ındaki bezm, bezm-i gam veya bezm-i belâdır. Bu bezmde çalınan çalgı aletleri ise a ı ın/ airin nâlesi, âhıdır. ( Kut, 1999: 622). A ı ı/ airi derde ve gama mübtela etti i için de belâlı bir bezmdir. - 96 Cür’a-i câm-ı belâ-encâm-ı gam bî-hû idüp Âkıbet kıldı humâr-ı derd ü mihnet ser-girân (K-22/26) ( Gamın neticesi belâ olan kadehinin son yudumu beni kendimden geçirdi ve sonunda mihnet ve dert mahmurlu u ba ıma a ırlık verdi.) ( Çavu o lu, 2001: 45). Rindçe bir air olan ve e lenceye, hayatın zevklerine bir o kadar iirlerinde yer veren Bâkî, meyhanede gamın etkisiyle belâ kadehinin son yudumunda sarho oldu unu bu dizelerinden anlıyoruz. B.5) Di er Anlam Alanları çindeki Belâlar: Bu bölümde Bâkî’nin belânın anlam alanları içinde olan beyitler incelenmi tir. Fitne, musibet, ceza, tasavvufî yoruma açık olan bazı beyitler bu bölümde gösterilmi tir. Cihân emn ü emân buldı yine em îr-i pûlâdın Belâ Ye’cûcına sedd eyledi skender-i sânî eyledi.) (G-14/5) (Cihan çelik kılıcın ile yine emn ü emân buldu. Belâ Ye’cucına ikinci skender sedd Kur’an’da da adı geçen Ye’cuc ve Me’cuc18 kıyamete yakın bir zamanda ortaya çıkıp insanlı a fesat vereceklerini biliyoruz. Zülkarneyn peygamber, kar ıla tı ı bu iki kavimi Hakk’ın yardımıyla sedd yaparak durdurmu tur. ( Pala, 2006: 416). Dil-i dervî -i dil-rî ün du’â-yı subhgâhından Belâlar eksilür câh u celâl u kibriyâ artar (G-64/6) ( Gönlü ayarlı dervi in dili sabah vakti dua etti inde, belâlar eksilir, makamı, büyüklü ü ve ululu u artar.) Beyitte geçen belâ ile fitne, musibet gibi er olan belâlardır. E er insan sabah vakti gönlü ayarlı bir ekilde Rabbin huzurunda duaya dil dökerse, belâlar onun için eksilir. Belâlardan emîn olsun cihânda lâhî izzetüñ hakkıçün âmîn (K-4/19) ( Belâlardan emin oldun dünyada. lâhî büyüklü ün ve kudretinin hakkı için âmin.) Sultan Sülayman Han’a yazdı ı bir kasidesinde söyleyen Bâkî, padi aha duada bulunarak belâların sultandan uzak olmasını istemektedir. Buradaki belâ, padi aha gelebilecek her türlü musibet, sıkıntı, felaket gibi belâlardır iirlerinde tasavvufa çok fazla rastlanmayan Bâkî, yüzeysel de olsa bazen tasavvufla ilgili mazmun ve terimlere yer vermi tir. Ko emvâc-ı belâ gelsün nasîbin rüzgâr alsun Derûnun derdini ke f itme sen deryâ-yı ‘ummân ol 18 Bkz: Kehf/88, Enbiya/96) (G-11/ 4) - 97 ( Belâ dalgaları gelsin nasibini rüzgâr alsın. ç âlemin derdini ke fetme sen ummân içinde deryâ ol.) Deniz, birçok anlamda kullanılaca ı gibi a ı ın içinde bulundu u belâ yurdunu da ifade eder. Bu denizin kıyısı yoktur. ( Pala, 2006: 104).Yani varlıktan yoklu a do ru giden bir yoldur. Tasavvufta deniz vahdeti, damları ve dalgaları ise kesreti simgeler. Hakikat ehli Allah’ı bir deniz, kâinatı da dalgaları olarak görür. Böylece dalgalar masivâyı simgeler. ( Pala, 2006: 104). Bâkî, iç âlemin, gönlün sırlarını ke fetmekten bahsederken bunun o kadar da mümkün olamayaca ını, bu nedenle de insanın ummân içinde deniz olmamız gerekti ini dile getiriyor. Belâ dalgaları ise fanîdir. Esasında dünyadır. Emvâc-ı belâ dünyayı simgelemektedir. Bâkî’nin iirlerinde tasavvufî beyitlerin görülmesi çok tabiidir. airin bu beyitleri onun bir mutasavvıf oldu unu göstermez. Sadece eriatı benimsemi bir Müslüman oldu unu gösterir. ( Yerdelen, 2000: 98) Cûy-ı fenâyı halk birer iki er geçer Bahr-i belâdan ehl-i tecerrüd yüzer geçer (G-134/1) ( Fena ırma ını halk birer iki er geçerken, ehl-i tecerrüd belâ denizinden yüzerek geçer.) Ehl-i tecerrüd, Allah’tan ba ka her eyden sıyrılıp, tamamıyla Allah’a yönelenlerdir. ( Cebecio lu, 2005: 266).Deniz esasında Allah’ı simgeler19. Bâkî, Allah a kının ehl-i tecerrüd sahipleri için zor olmadı ını dile getiriyor. Ayrıca fani âlemden bakî âleme geçi in imtihanı olan belâ denizinden Allah’a tam anlamıyla yönelen ki inin yüzüp kolayca geçebilece ini de söyleyebiliriz. Belâ denizini geçmenin artı ise varlıktan, fanî olan her eyden vazgeçip, bâki olana do ru yönelmektir. C) SONUÇ VE DE ERLEND RME C.1) Fuzûlî ve Bâkî De erlendirilmesi: Divânı’nda Belâ Kavramının Kar ıla tırmalı Fuzûlî’nin Divânında taranan ve incelenen belâ kavramının dinî ve tasavvufî dü ünce yönü, be erî ve dünyevî his ve dü üncelerden daha a ır basmaktadır. Bunda, airin ya adı ı co rafya, dü ünce ve ya ayı ekolü vs. etkili olmu tur. Onun iirlerinde belâ kavramını derin mânâ âleminde bulduk. Belâ kavramının geçti i beyitlerinde airin, dert ve belâlardan çektiklerini, belâ ve dert kar ısındaki vasf-ı hâlini, a k yolundaki belâlardan memnun kaldı ını ve genel anlamda hayatı boyunca çekti i sıkıntı ve dertlerden tasavvufî dü ünce ve ya ayı ını gölgede bırakacak bir ikâyette bulunmadı ına ahit olduk. Ayrıca belâ ve musibetler kar ısında sabırla ve ükürle durulması gerekti ini; hatta ükrün, sabırdan önce olması gerekti ini airin belâ ile ilgili beyitlerinde geçmektedir. Fuzûlî’nin belâ kavramının geçti i beyitlerde bile onun ilâhî a k yolundaki lirizmin en zevkli ve samimi söyleyi leri bulunur. Hülâsa; airin belâ ile ilgili beyitleri büyük oranda tasavvufî dü ünce ve lirizm ta ır. Bunun yanında be erî ve sosyal psikolojisini belirten beyitleri de bulunur. u ayet-i kerimelerde de tavsif edildi i üzere “Allah kıyısı olmayan bir denizdir”. Bkz: Lokman/72, Sâd /54, Kehf/ 109. 19 - 98 Bâkî’nin belâ ile ilgili iirleri büyük oranda be erî ve dünyevî dü ünce alanı içindedir. Tasavvufî boyut neredeyse yok gibidir. Bâkî’nin belâ ilgili beyitlerini daha çok a k, â ık, sevgili, a yâr ve bezm âlemi olu turmaktadır. Bu yönden Fuzûlî ile benzerlik gösterse de dü ünce bakımından farklılıklar vardır. Fuzûlî ile benzer bir di er yönü de içli bir söyleyi i olmasıdır. Her ne kadar be erî bir a k ve sevgiliden bahsetse de Bâkî de a kın ve sevgilinin belâsı kar ısında içli bir söyleyi e bürünmü tür. Bazı beyitlerinde ise belânın Hakk’tan gelen bir kaza oldu unu, sabır ve dua ile def edilece ini söyledi i anla ılıyor. Bâkî’nin belâya kar ı takındı ı vasf-ı hâli çok sitemkâr bir tavırda olmadı ını gösterir. Her iki görülüyor. airde de a k, â ık, ma uk ile ilgili dert ve belâların yo unlu u C.2) Fuzûlî Divânı’nda Belâ le li kilendirilen Kavramlar ve Mazmunlar: Fuzûlî’nin belâya dair beyitlerinde belâ kavramının, edebî mazmun ve kavramlarla birlikte geçmektedir. Belâ ile geçen kavram ve mazmunları genel olarak u ekilde belirtebiliriz: Girdab, ma’ er, cürâ-i câm, muska, esir, kalkan, sabır, ükür, kûh, kûy, sahra, Mecnûn, Ferhât bahr, umman, derya, tufan, tîg, tîr, nâvek (ok), arap – mey - bâde, göz , masiva , felek, a k, â ık, a yâr, halk, hicran, akıl, âh, cevr ü cefâ, gözya ı, zindan, gönül, kalem, sevgili, zülf, kâkül, perçem, naz, cilve, ka (yay), kirpik, boy ( kadd), bel, yüz (hatt), kadeh- peymane, bezm, bâde, bezm-i elest (ruhlar âlemi) … C.3) Bâkî Divânı’nda Belâ le li kilendirilen Kavramlar ve Mazmunlar: Bâkî’nin iirlerinde yer alan belâ ile ili kili mazmunlar ve kavramlar maddî ve be erîdir. A k, â ık, sevgili, a yar, bezm-meyhane, dert ve belâlar dünyevî ve be erî çerçevesinde ele alınmı tır. Tasavvufla alakalı mazmun ve kavramlara rastlanılmaz. Tasavvufla ili kili olarak yorumlanacak olan mazmunlar da sanat kaygısından ileriye gitti ini söylemek zordur. Genel ba lıklar halinde belâ anlam alanı içerisinde ili kili olan mazmun ve kavramları öyle sıralayabiliriz: A k ( hevâ-yı a k, belâ-yı a k, a k ehli vs.), ma’ er, kaza, giriftar-ı belâ, gönül, zindan, â ık, sevgili, zülf, naz, cemâl, gül, bülbül, bel, boy, leb, hatt, bûse, perçem, kakül, fitne, kûy-ı belâ, bag-ı belâ, e ik, kirpik, ka , tîr, hicran, a yar, cevr ü cefa, sîne, bezm-meyhane (bezm-i belâ, künc-ibelâ, câm-ı belâ, bezm-i gam, nây, çeng, rebab), gam, keder, dert, bezm-i elest (rûz-ı ezel), sahra, kûh (da ), seng, Mecnûn, Ferhât, Yec’cûc, Me’cûc, Firavun, derya, umman, bahr, fakr, mihnet, tac, taht, felek (zaman)… KAYNAKÇA Kitaplar AKYÜZ, Kenan, BEKEN Süheyl, YÜKSEL Sedit, CUNBUR Müjgan (1997). Fuzûlî Divanı, Ankara: Akça Yayınları. AYAN, Hüseyin (1981). Leylâ vü Mecnûn- Fuzûlî, stanbul, Dergâh Yayınları. CEBEC O LU, Ethem (2005). Tasavvuf Terimleri Sözlü ü, Ankara, Anka Yayınları. ÇAVU O LU, Mehmed(1997). Bâkî ve Divânı’ndan Örnekler, Ankara, Kitabevi Yayınları. DEVELL O LU, Ferit ( 2007). Ansiklopedik Osmanlıca- Türkçe Lügat, Ankara, Aydın Kitabevi. GÖLPINARLI, Abdülbâki( 2005). Fuzûlî Divanı, stanbul, nkilâp Yayınevi. ISFAHANÎ, Râgıb- (Çev: Yusuf Türker)( 2012). Müfredat- Kur’an Kavramları Sözlü ü, Ankara, Pınar Yayınları. I IK, emsettin (2003). lk ahit: Elestü bi Rabbiküm- Kâlü Belâ, stanbul, Pınar Yayınları. PEKTEN, Halûk ( 2011). Nef’î Hayatı Sanatı Eserleri, Ankara, Akça Yayınları. - 99 _______________( 2011). Bâkî Hayatı Sanatı Eserleri, Ankara, Akça Yayınları. KALKI IM, Muhsin (1994). eyh Galib Divanı, Ankara: Akça Yayınları. KARAHAN, Abdülkadir ( 1995). Fuzûlî –Muhîti, Hayatı ve ahsiyeti, Ankara, Kültür Bakanlı ı, Yayınları. KAVRUK, Hasan (2001). eyhülislâm Yahyâ Divânı, Ankara: MEB Yayınları. KUT , Günay ( 1999). Osmanlı Ansiklopedisi, “ Divan Edebiyatında Bezm, Âlât-ı Bezm ve Âdâb-ı Sohbet”, C:9, Ankara, Yeni Türkiye Yayınları. KÜÇÜK, Sabahattin ( 1994). Bâkî Divanı, Ankara, TDK Yayınları. OKUYUCU, Cihan (2006). Divan Edebiyatı Esteti i, stanbul, L&M Yayınları. ONAY, Ahmet Talât ( 2009). (Haz: Cemal Kurnaz), Açıklamalı Divan iiri Sözlü ü- Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve zahı, istanbul, H Yayınları. PALA, skender ( 1998). Divan Edebiyatı, stanbul, Ötüken Yayınları. ____________( 2006). Divan iiri Sözlü ü, stanbul, Kapı Yayınlar. SAM , emseddin( 2007). Kâmûs-ı Türkî, stanbul, Kapı Yayınları. EBÜSTERÎ, Mahmûd, (Çev., Haz. Abdülbâki Gölpınarlı) (2011). Gül en-i Râz ( Metin ve erh), stanbul, Türkiye Bankası Kültür Yayınları. TARLAN, Ali Nihad( 2009). Fuzûlî Divanı erhi, Ankara, Akça Yayınları. __________________(1997). Necati Beg Divanı, Ankara: MEB Yayınları. TÜRK D L KURUMU. Türkçe Sözlük. Ankara. YÖNTEM, Ali Canip ( Haz: Ahmet Sevgi, Mustafa Özcan)( 1996). Eski Türk Edebiyatı Üzerine Makaleler, “Fuzûlî ve airli i”, stanbul, Sözler Yayınları. Makaleler AYDIN YA CIO LU, Songül( 2010). “Türkish Studies- nternational Periodical For The Languages, Lirature and History of Türkish”, Fuzûlî ve Bâkî Divanlarında A k Anlayı ı ve Sevgili Tipi, Volume 5/3, s.559587. ÇEL K, Yusuf ( 2007). “Atatürk Üniversitesi lahiyat Fakültesi Dergisi”, Kur’an ve Hadislerde BelâKavramının Anlam Alanı Üzerine Semantik Bir nceleme, S: 27, s.161-177. D LÇ N, Cem ( 1991). “Türkoloji Dergisi”, Fuzûlî’nin Bir Gazelinin erhi ve Yapısal Yönden ncelenmesi, S: 1, s.? GÜLER, Zülfü( 2001). “Adıyaman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi”,Fuzûlî’nin Divanı’na Sosyal Psikoloji Açısından Bir Bakı ( Ötekile tirilmi Fuzûlî), S:7, s.85-106. ÖZEROL, Nazmi ( 2012). “Türkish Studies- nternational Periodical For The Languages, Lirature and History of Türkish”, Bâkî’de Gözya ı, Volume 7/3, s.2027-2039 SELÇUK, Bahir ( 2005). “EKEV Akademi Dergisi”, Fuzûlî’de Gözya ı, S:25, s.233-246. AH N, Kür at amil ( 2011). “Türkish Studies- nternational Periodical For The Languages, Lirature and History of Türkish”, Sevgilinin Güzellik Unsurlarından Saç ve Saçın  ık Üzerindeki Etkisi, Volume 6/3, s.1851-1867. _________________, (2012). “Uluslararası Sosyal Ara tırmalar Dergisi/ The Journal of nternational Social Research”, Klâsik Türk Edebiyatında Sevgilinin Ayva Tüyü/ Hat, S:23,s.386-408. ENGÜN, Necdet ( 2008). “Türkish Studies- nternational Periodical For The Languages, Lirature and History of Türkish”, Klasik Türk iirinde Kalem Kasideleri ( Kalemiyyeler) , Volume 3/4, s.730-758. TANYILDIZ, Ahmet( 2009). “Türkish Studies- nternational Periodical For The Languages, Lirature and History of Türkish”, Sevgilide Güzellik Unsuru Olarak Saç, Volume 4/2, s.975-992. YERDELEN, Cevat (2000). “Atatürk Üniversitesi Türkiyât Ara tırmaları Enstitüsü Dergisi“ ,Bâkî Divanı’nda Tasavvufî ve Dinî Ö eler, S: 15, s. 95-110. YILMAZ, Nuran( 2007). “Türkish Studies- nternational Periodical For The Languages, Lirature and History of Türkish”, Fuzûlî’nin Türkçe Divanı’ndaki ‘ Ba ına Çizginmek’ Tabirinin Türk Kültüründeki Anlamı, Volume 2/4, 1095-1104. Yayınlamamı Tezler KILIÇ, Hayriye ( 2009). Kur’an’da nsanın Hayırla ve er ile mtihanı, Yayınlanmamı Yüksek Lisans Tezi, ANKARA: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. ÖZTÜRK, Mustafa( 2007). Fuzûlî Divânı’nda ikâyet, Yayınlanmamı Yüksek Lisans Tezi, Elazı : Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. nternet MÜSL M, Birr, 2574. E-hadis.net. / www.hadisler.com.
Benzer belgeler
Metin Te`sisinde Şiir Mecmualarının Katkısına Bir Örnek
manzumesinin eklenmesiyle meydana getirilmiştir. Bu yazıda incelediğimiz Hacı Mahmud Efendi 5214 no’lu mecmuada da Behiştî’nin bu tür
şiirleri yer almaktadır (18a, 18b, 19a).
Yine bu duruma örnek o...
Bu PDF dosyasını indir
Döne döne inledürsin derd ile dolab-veş
Gâfil olma yerde kalmaz ey felek âhum benüm(Zâtî,875/4)
Sevgili âşığa her daim acı çektirir. Fakat âşık sevgiliye kırılmaz. Ona bir zarar
gelmesini hiçbir za...