Turkish sentences from Tatoeba 9
Transkript
Turkish sentences from Tatoeba 9
What is on Channel 10? What is the next stop? What made her do that? What makes you so sad? What size do you take? What time did you eat? What time do we leave? What time? What'd the doctor say? What's the difference? What's this all about? What's your shoe size? When did he come here? When did they go home? When did you get back? When did you get here? When did you get home? When did you go? When did you meet him? When is checkout time? When is your birthday? Onu ona ne yaptırdı? Sonraki durak nedir? Onuncu kanalda ne var? Saat kaçta yediniz? Kaç beden giyiyorsunuz? Seni o kadar üzen nedir? Doktor ne dedi? Saat kaç? Biz ne zaman yola çıkarız? Ayakkabı ölçün nedir? Bunun hepsi ne hakkında? Ne farkeder? Ne zaman döndün? Onlar ne zaman eve gittiler? O buraya o zaman geldi? Ne zaman gittin? Eve ne zaman vardın? Buraya ne zaman geldiniz? Doğum günün ne zaman? Ayrılma saati ne zaman? Onunla ne zaman tanıştınız? When will they arrive? When will you be free? Where are the showers? Where do you stay? Where are your things? Where can I buy books? Where do you see him? Where do I get stamps? Where do they do that? Where do you live now? Where is the elevator? Where is Tony playing? Where's the newspaper? Which way should I go? Who broke this window? Who built the snowman? Who can speak English? Who discovered radium? Who do you think I am? Who does he look like? Who does Tom work for? Duş nerede? Ne zaman boş olacaksın? Ne zaman gelecekler? Nereden kitap alabilirim? Şeylerin nerede? Nerede kalıyorsun? Onu nerede yapıyorlar. Pulları nereden alabilirim? Onu nerede gördün? Tony nerede oynuyor? Asansör nerede? Şimdi nerede yaşıyorsun? Bu camı kim kırdı? Hangi yoldan gitmeliyim? Gazete nerede? Radyumu kim keşfetti? Kim İngilizce konuşabilir? Kardan adamı kim yaptı. Tom kim için çalışır? O kime benziyor? Kim olduğumu sanıyorsun? Who helps your mother? Who is standing there? Who is that gentleman? Who is that old woman? Who told you the news? Who will come with me? Who wrote that letter? Who's the D. J. today? Whose books are these? Whose books are those? Whose handbag is this? Whose shoes are these? Whose shoes are those? Whose turn is it next? Why did you come here? Why don't you ask Tom? Why don't you come in? Will he come tomorrow? Will he get well soon? Will it clear up soon? Will it rain tomorrow? O beyefendi kim? Orada kim duruyor. Annene kim yardım eder? Kim benimle gelecek? Haberi size kim söyledi? O yaşlı kadın kimdir? Bunlar kimin kitapları? Bugün D.J. kim? Bu mektubu kim yazdı? Bunlar kimin ayakkabıları. Bu kimin el çantası? Onlar kimin kitapları? Neden buraya geldin? Bir sonraki kimin sırası? Şunlar kimin ayakkabıları? O, yarın gelecek mi? Niçin içeriye gelmiyorsun? Niçin Tom'a sormuyorsunuz? Yarın yağmur yağacak mı? Yakında hava açacak mı? O yakında iyileşecek mi? Will you give me some? Will you go on a trip? Will you open the bag? Will you stay at home? Will you stop talking? Will you take a check? Will you travel alone? Winter is coming soon. Would you like a ride? Write me sometime, OK? Yeah. I think so, too. You alone can do this. You are a mean person. You are a pretty girl. You are going too far. You are her daughters. You are not a student. You are off the point. You came home at 5:00. You can count on Jack. You can have the rest. Çantayı açar mısın? Bir seyahata gidecek misin? Bana biraz verir misin? Bir çek kabul eder misiniz? Konuşmayı keser misin? Evde kalacak mısın? Bir gezinti ister misiniz? Kış yakında geliyor. Yalnız seyahat edecekmisin? Tek başına bunu yapabilirsin. Evet. Ben de öyle düşünüyorum. Bir ara bana yaz tamam mı? Çok ileri gidiyorsun. Güzel bir kızsın. Sen kötü bir insansın. Konunun dışına çıktın. Sen bir öğrenci değilsin. Siz onun kızlarısınız. Dinlenebilirsiniz. Jack güvenebilirsiniz. Sen 05:00'te eve geldin. You cannot swim here. You can't run my life. You deserve the prize. You don't have to eat. You don't look so hot. You must be joking! You have to pay taxes. You have to work hard. You may take the book. You must do your best. You must do your duty. You must see a doctor. You need not go there. You recovered quickly. You should make notes. You should smoke less. You'd better back off. You'll get it someday. You'll miss the train. You'll never be alone. You always sing. Ödülü hak ediyorsun. Sen benim hayatımı yönetemezsin. Burada yüzemezsin. Şaka yapıyor olmalısın. Çok sıcaklamış görünmüyorsun. Yemek zorunda değilsiniz. Kitabı alabilirsin. Sıkı çalışmak zorundasın. Vergileri ödemek zorundasın. Bir doktorla görüşmen gerekir. Görevini yapmalısın. Elinizden geleni yapmalısınız. Notlar tutmalısın. Hızlı bir şekilde iyileştin. Oraya gitmenize gerek yok. Bir gün onu alırsınız. Geri adım atsan iyi olur. Daha az sigara içmelisin. Her zaman şarkı söylüyorsun. Asla yalnız olma. Treni kaçıracaksın. You arrived too early. Your father wants you. Your hair is too long. Your Japanese is good. Your nose is bleeding. Yukiko likes potatoes. Zero comes before one. A fox is a wild animal. A good idea struck her. A hard wind is blowing. A horse is very useful. A lot of fish perished. A magnet attracts iron. A mosquito just bit me. A promise is a promise. A rabbit has long ears. A stranger spoke to me. A thousand yen will do. Aaron killed Elizabeth. Alister killed Barbara. All Jack does is sleep. Saçınız çok uzun. Baban seni istiyor. Çok erken geldin. Yukiko patatesleri sever. Burnun kanıyor. Senin Japoncan iyi. Onun aklına iyi bir fikir geldi. Tilki vahşi bir hayvandır. Sıfır birden önce gelir. Bir sürü balık öldü. Bir at çok faydalıdır. Sert bir rüzgar esiyor. Söz sözdür. Bir sivrisinek az önce beni ısırdı. Mıknatıs demiri çeker. Bin yen iş görür. Bir yabancı benimle konuştu. Bir tavşanın uzun kulakları vardır. Jack'in bütün yaptığı uyumak. Alister Barbara'yı öldürdü. Aaron, Elizabeth'i öldürdü. All of them went there. All right. It's a deal. All the boys went away. All the buses are full. All the dogs are alive. All the money was gone. Am I on the right road? Am I on the wrong road? Anne has many admirers. Anything is OK with me. Aoi's hobby is dancing. Are these bananas ripe? Are you feeling better? Are you going anywhere? Are you going to be OK? Are you laughing at me? Are you looking for me? Are you ready to order? Are you ready to start? Are you related to him? Aren't they Englishmen? Bütün çocuklar uzaklaştı. Pekala, anlaştık. Onların hepsi oraya gitti. Tüm para bitti. Bütün köpekler canlı. Tüm otobüsler dolu. Anne'in birçok hayranları var. Yanlış yolda mıyım? Doğru yolda mıyım? Bu muzlar olgun mu? Aoi'nin hobisi dans etmektir. Benim için her şey iyi. Sen iyileşecek misin? Bir yere gidiyor musun? Daha iyi hissediyor musun? Sipariş vermek için hazır mısınız? Beni arıyor musun? Bana gülüyor musun? Onlar İngiliz değiller mi? Onunla akraba mısınız? Başlamaya hazır mısın? Better late than never. Bill is my best friend. Bill is my best friend. Bin lived in Singapore. Bob became an engineer. Bring me a moist towel. Bring me the magazines. Bring me the newspaper. Bring me today's paper. Business is looking up. Business is quite slow. By all means. Go ahead. Call me this afternoon. Call up Tom right away. Can anyone believe you? Can I have a paper bag? Can I have a paper bag? Can I have this orange? Can she ride a bicycle? Can we talk in private? Can you climb the tree? Bil benim en iyi arkadaşımdır. Bill benim en iyi arkadaşımdır. Geç olması hiç olmamasından daha iyidir. Bana nemli bir havlu getirin. Bob bir mühendis oldu. Bin Singapurda yaşadı. Bana bugünkü gazeteyi getir. Bana gazeteyi getir. Bana dergileri getir. Kesinlikle. Devam et. İş oldukça yavaştır. İş gelişiyor. Herhangi biri sana inanabilir mi? Derhal Tom'u ara. Bu öğleden sonra beni ara. Bu portakalı alabilir miyim? Kağıt bir torba alabilir miyim? Bir kağıt torba alabilir miyim? Ağaca tırmanabilir misin? Özel konuşabilir miyiz? O, bisiklet sürebilir mi? Can you do bookkeeping? Can you give me a boat? Can you give me a ride? Can you lend me a dime? Can you play the organ? Can you play the piano? Can you ride a bicycle? Can you say that again? Can you sing this song? Can you use a computer? Carl looked very happy. Carlos waited a moment. Carol lives in Chicago. Cathy has a hot temper. Cats dislike being wet. Cats usually hate dogs. Charge this bill to me. Charity begins at home. Choose between the two. Come on! We'll be late. Come whenever you like. Beni götürebilir misin? Bana bir tekne verebilir misin? Muhasebecilik yapabilir misin? Piyano çalabilir misin? Org çalabilir misin? Bana 10 sent ödünç verebilir misin? Bu şarkıyı söyleyebilir misin? Onu tekrar söyler misin? Bisiklete binebilir misin? Carlos bir müddet bekledi. Carl çok mutlu görünüyordu. Bilgisayar kullanabilir misin? Kediler ıslak olmaktan hoşlanmazlar. Cathy'nin sıcacık bir ruh hali var. Carol, Şikago'da yaşıyor. Yardımseverlik evde başlar. Bu faturayı benim hesabıma yazın. Ne zaman istersen gel. Haydi! Geç kalacağız. Kediler genellikle köpeklerden nefret ediyor. İkisi arasında seç. Come with me, will you? Cooking is interesting. Could I have the check? Could I use your phone? Could you gift wrap it? Could you turn it down? Did Tom arrive on time? Did you enjoy yourself? Did you find your keys? Did you finish the job? Did you get good marks? Did you like the movie? Did you order the book? Did you read it at all? Did you see a bag here? Did you see him go out? Did you watch the game? Did you work yesterday? Dinner is almost ready. Dinner is almost ready. Do as I told you to do. Hesabı alabilir miyim. Aşçılık ilginçtir. Benimle gel, olur mu? Onu kısar mısın? Onu hediye paketi yapar mısınız? Telefonunu kullanabilir miyim? Anahtarlarını buldun mu? Eğlendiniz mi? Tom zamanında vardı mı? Siz filmi beğendiniz mi? İyi notlar aldın mı? İşi bitirdin mi? Burada bir çanta gördün mü? Onu hiç okudunuz mu? Kitabı sipariş ettin mi? Dün çalıştınız mı? Maçı izledin mi? Onun dışarı gittiğini gördün mü? Sana yapmanı söylediğim gibi yap. Akşam yemeği neredeyse hazır. Akşam yemeği hazır olmak üzeredir. Do ghosts really exist? Do I make myself clear? Do I need an operation? Do I need to reconfirm? Do one thing at a time. Do those insects sting? Do we have enough food? Do you believe in UFOs? Do you give to charity? Do you have a headache? Do you have an opinion? Do you have any apples? Do you have everything? Do you have hot towels? Do you know each other? Do you know her at all? Do you know him at all? Do you know Noah's ark? Do you know that hotel? Do you know the reason? Do you know what it is? Ameliyat olmam gerekiyor mu? Amacımı açıklayabilir miyim? Hayaletler gerçekten var mı? Bu böcekler sokarlar mı? Bir seferde bir şey yapın. Yeniden onaylamalı mıyım? Hayır kurumuna yardım eder misin? UFO'lara inanır mısın? Yeterli yiyeceğimiz var mı? Hiç bir elman var mı? Bir fikriniz var mı? Başın ağrıyor mu? Birbirinizi tanıyor musunuz? Sıcak havluların var mı? Her şeyin var mı? Nuh'un gemisinin biliyor musunuz? Onu zerre kadar tanıyor musun? Onu bir zerre tanıyor musun? Onun ne olduğunu biliyor musunuz? Sebebi biliyor musunuz? O oteli biliyor musun? Do you like this color? May I smoke? Do you mind if I smoke? Do you need much money? Do you play any sports? You see what I mean? Do you sell mini disks? Do you speak Esperanto? Do you study chemistry? Do you think I'm crazy? Do you think I'm crazy? Do you want to be rich? Does he live near here? Does she speak English? Does Tom like tomatoes? Does Tom work for Mary? Don't ask me for money. Don't be late for work. Don't change your mind. Don't feed the animals. Don't go near the fire. Sigara içmemin sakıncası var mı? Sigara içebilir miyim? Bu rengi sever misiniz? Demek istediğimi anlıyor musun? Herhangi bir spor yapıyor musunuz? Çok paraya ihtiyacın var mı? Kimya öğrenimi yapıyor musun? Esperanto konuşabiliyor musun? Mini diskler satıyor musunuz? Zengin olmak ister misin? Sizce ben deli miyim? Benim deli olduğumu düşünüyor musunuz? Tom domatesten hoşlanır mı? O, ingilizce konuşur mu? O buraya yakın bir yerde mi yaşıyor? İşe geç kalma. Benden para isteme. Tom Mary için çalışıyor mu? Ateşe yaklaşma. Hayvanları besleme. Fikrinizi değiştirmeyin. Don't let him touch it. Don't lose your temper. Don't make fun of them. Don't release that dog. Don't rely on his help. Don't say such a thing. Don't sit on the floor. Don't spoil your child. Don't tell anyone this. Don't throw trash here. Don't waste your money. Don't worry about that. Ellie is very feminine. Ellie is very feminine. Emi will study English. Eric has begun to sing. Even a child can do it. Everybody puts me down. Everyone knew the song. Everything looked nice. Excuse me. Who are you? Onlarla alay etme. Kendini kaybetme. Ona dokunmasına izin verme. Öyle bir şey söylemeyin. Onun yardımına güvenme. O köpeği serbest bırakmayın. Bunu kimseye söyleme. Çocuğunu şımartma. Yere oturma. Bu konuda endişe etmeyin. Paranı boşa harcama. Buraya çöp atmayın. Emi İngilizce eğitimi alacak. Ellie çok kadınsı. Ellie çok dişil. Herkes beni küçümsüyor. Bir çocuk bile onu yapabilir. Eric şarkı söylemeye başladı. Affedersiniz. Siz kimsiniz? Her şey güzel görünüyordu. Herkes şarkıyı biliyordu. Fire is very dangerous. Fish live in the water. Foxes are wild animals. Get me a chair, please. Get me a cup of coffee. Get me a glass of milk. Give it to me straight. Give me a little money. Give me another chance. Give me some milk, too. Good morning, everyone. Grace hasn't come yet. Happy Thanksgiving Day. Has Flight 123 arrived? Has Mike quit drinking? Has something happened? Have him wait a moment. Have you been to Kyoto? Have you ever seen her? He accepted my present. He acted like a madman. Tilkiler yabani hayvanlardır. Balıklar suda yaşar. Yangın çok tehlikelidir. Bana da bir bardak süt getir. Bana bir fincan kahve getir. Lütfen bana bir sandalye al. Bana bir şans daha verin. Bana biraz para ver. Onu doğruca bana ver. Grace henüz gelmedi. Herkese günaydın. Bana da biraz süt ver. Mike içmeyi bıraktı mı? Uçuş 123 geldi mi? Mutlu Şükran Günü. Kyota'da bulundun mu? Onu biraz beklet. Birşey oldu mu? O, bir deli gibi hareket etti. O, benim hediyemi kabul etti. Onu hiç gördünüz mü? He admitted his defeat. He asked a favor of me. He asked for my advice. He asked for my pardon. He asked me a question. He attempted to escape. He began to cry loudly. He blew out the candle. He bought a dozen eggs. He broke the door open. He brought us sad news. He burst into laughter. He called out for help. He came after you left. He came after you left. He came home very late. He came when I was out. He can drive a car now. He can play the guitar. He can't run very fast. He can't speak English. O benim tavsiyemi istedi. O benden bir iyilik istedi. O, yenilgisini kabul etti. O, kaçma girişiminde bulundu. O, bana bir soru sordu. O affımı rica etti. O bir düzine yumurta aldı. O, mumu söndürdü. O, yüksek bir sesle ağlamaya başladı. O, gülmekten kırıldı. O, bize üzücü haber getirdi. O kapıyı kırarak girdi. Sen ayrıldıktan sonra geldi. Sen gittikten sonra geldi. O, bağırarak yardım istedi. O, şimdi araba sürebiliyor. O ben dışardayken geldi. O, eve çok geç geldi. O, İngilizce konuşamaz. O çok hızlı koşamaz. O gitar çalabilir. He can't walk any more. He changed a few words. He changed his address. He delivers newspapers. He demanded better pay. He deserves punishment. He did it just for fun. He didn't come on time. He didn't say anything. He didn't stop talking. He didn't stop the car. He didn't study at all. He died of lung cancer. He doesn't like coffee. He doesn't mince words. He earns a good salary. He escaped from prison. He fell into the river. He found me a good job. He found me a nice tie. He gave a vague answer. O, adresini değiştirdi. O birkaç kelime değiştirdiler. O artık yürüyemiyor. O cezayı hak ediyor. Daha iyi bir ücret talep etti. O gazete dağıtır. O, birşey söylemedi. O, zamanında gelmedi. O, onu eğlence amacıyla yaptı. O hiç çalışmadı. O, arabayı durdurmadı. O, konuşmayı kesmedi. O, dolambaçlı konuşmaz. O, kahveyi sevmez. O akciğer kanserinden öldü. O, nehre düştü. O, hapishaneden kaçtı. O iyi bir aylık kazanıyor. O, belirsiz bir yanıt verdi. O, bana hoş bir kravat buldu. O bana iyi bir iş buldu. He gave me a hard time. He gave me some stamps. He gave the dog a bone. He got his watch fixed. He got the first prize. He had a new suit made. He had a strange dream. He had dark brown hair. He had the gas cut off. He handed a note to me. He handed in his paper. He handles horses well. He has a good appetite. He has been to America. He has broad shoulders. He has gone to America. He has gone to Britain. He has left his family. He has no common sense. He hasn't appeared yet. He hasn't returned yet. O, köpeğe bir kemik verdi. O bana birkaç pul verdi. O bana zor zamanlar yaşattı. O, yeni bir takım yaptırdı. O, birincilik ödülü aldı. O, saatini tamir ettirdi. O benzini kestirdi. Koyu kahverengi saçları vardı. O tuhaf bir rüya gördü. O atları iyi idare eder. O, raporunu uzattı. O bana bir not uzattı. Onun geniş omuzları vardı. O, Amerika'da bulunmuştur. Onun iyi bir iştahı var. O ailesini terk etti. O Britanya'ya gitti. O, Amerika'ya gitti. O henüz dönmedi. O, henüz ortaya çıkmadı. Onun sağ duyusu yok. He held on to the rope. He hid behind the tree. He is a careful player. He is a careful worker. He is a good carpenter. He is a good violinist. He is a lovable person. He is a man of ability. He is a real gentleman. He is a very smart boy. He is afraid of snakes. He is allergic to dust. He is always on the go. He is an active person. He is an expert driver. He is an office worker. He is blind in one eye. He is busier than Taro. He is by no means kind. He is crazy about jazz. He is far from perfect. O dikkatli bir oyuncudur. O, ağacın arkasına saklandı. O, ipe tutundu. O iyi bir kemancıdır. O iyi bir marangozdur. O dikkatli bir işçidir. O gerçek bir centilmen. O, bir yetenek insanı. O, sevimli bir kişidir. Onun toza karşı allerjisi var. O, yılanlardan korkar. O, çok zeki bir çocuktur. O uzman bir sürücüdür. O aktif bir kişidir. O her zaman aktif. O, Taro'dan daha meşguldür. Onun bir gözü görmüyor. O bir büro elemanıdır. O mükemmel olmaktan uzaktır. O cazı çok seviyor. O, hiçbir şekilde kibar değil. He is fluent in French. He is fond of painting. He is fond of swimming. He is free to go there. He is good at basketball. He is good at handball. He is having lunch now. He is in an angry mood. He is in great trouble. He is in great trouble. He is in love with her. He needs money. He is in with the boss. He is leaving home now. He is nervous about it. He is on another phone. He is paid by the week. He is playing outdoors. He is poor, but honest. He is proud of his son. He is riding a bicycle. O yüzmeyi seviyor. O resim yapmaya düşkündür. O, Fransızcada akıcıdır. O, hentbolde iyidir. O, basketbolda iyidir. O, oraya gitmekte serbesttir. Onun büyük bir sorunu var. O, kızgın bir ruh hali içinde. O, şimdi öğle yemeği yiyor. Onun paraya ihtiyacı var. O, ona aşıktır. Onun başı belada. O bu konuda gergin olabilir. O, şimdi evden ayrılıyor. o patronla birlikte içeride. O dışarıda oynuyor. Ona haftalık ödenir. O diğer telefonda. O, bir bisiklet sürüyor. O, oğlu ile gurur duyar. O fakir, ama dürüsttür. He is speaking English. He is terrible at math. He is thinking it over. He is used to the work. He jumped on the train. He jumped over a ditch. He kept an eye on them. He kept reading a book. He kept silent all day. He knocked at the door. He knows the city well. He lay awake all night. He lay down on the bed. He learned how to swim. He left three days ago. He likes to read books. He lives near my house. He looked at his watch. He looked into the box. He loved her very much. He loves you very much. O üzerinde düşünüyor. O matematikte kötüdür. O, İngilizce konuşuyor. O hendekten atladı. O, trene atladı. O, işe alışkındır. O, bütün gün sessiz kaldı. O, kitap okumayı sürdürdü. O, onlara göz kulak oldu. Bütün gece uyumadan uzandı. O, şehri iyi bilir. O, kapıyı çaldı. O, üç gün önce ayrıldı. O, yüzmeyi öğrendi. O, yatağa uzandı. O saatine baktı. O, evime yakın yaşıyor. O kitapları okumaktan hoşlanır. O seni çok seviyor. O, onu çok sevdi. O kutuya baktı. He made a bet with her. He made her a new coat. He made us do the work. He married a rich girl. He may have told a lie. He might come tomorrow. He must be about forty. He must be an American. He named his son James. He often falls in love. He often goes to Tokyo. He often quotes Milton. He picked up the phone. He played piano by ear. He postponed the party. He probably won't come. He put down his racket. He quit without notice. He really turns me off. He regrets what he did. He repairs his own car. O, bize işi yaptırdı. O ona yeni bir manto yaptı. o, onunla bahis tutuştu. O, yarın gelebilir. O bir yalan söylemiş olabilir. O, zengin bir kızla evlendi. O, oğluna James adını verdi. O bir Amerikalı olmalı. O yaklaşık kırk olmalı. O sık sık Milton'un sözlerinden alıntı yapar. O, sık sık Tokyo'ya gider. O, sık sık aşık olur. O, partiyi erteledi. O, piyanoyu notasız çalabilir. O ahizeyi aldı. O, uyarmadan ayrıldı. O, raketini yere bıraktı. O, muhtemelen gelmeyecek. O kendi arabasını tamir eder. O, yaptığına pişmandır. O gerçekten beni bıktırıyor. He respects his father. He retires next spring. He returned to America. He runs as fast as you. He said he could do it. He said that I must go. He sat down by my side. He saves what he earns. He seems very pleasant. He sent a card to Mary. He shook hands with me. He sometimes visits me. He speaks English well. He stayed in the hotel. He still wants to come. He told me a sad story. He told me where to go. He took a notebook out. He took out some coins. He tore the book apart. He turned a somersault. Amerika'ya geri döndü O, gelecek bahar emekli olur. O, babasına saygı duyar. O, gitmem gerektiğini söyledi. O, onu yapabileceğini söyledi. O senin kadar hızlı koşar. O çok keyifli görünüyor. O kazandığını biriktirir. Yanıbaşıma oturdu. Beni bazen ziyaret eder. O, benimle tokalaştı. O Mary'ye bir kart gönderdi. O hala gelmek istiyor. O, otelde kaldı. O, iyi İngilizce konuşur. O, dizüstü bilgisayarı çıkardı. Bana nereye gideceğini söyledi. O bana üzücü bir hikaye anlattı. O parande attı. O, kitabı parçaladı. O biraz para çıkardı. He turned on the radio. He used the dictionary. He visited Nara by bus. He was a brave soldier. He was dressed in blue. He was frozen to death. He was going to school. He was happily married. He was in good spirits. He was learning a poem. He was sick of his job. He was too old to walk. He was unwilling to go. He wears thick glasses. He went along with her. He went for the doctor. He went in place of me. He went off in a hurry. He went out in a hurry. He went out the window. He went to the dentist. O, Nara'yı otobüsle ziyaret etti. O, sözlüğü kullandı. O, radyoyu açtı. O soğuktan donmuştu. O, mavi giyinmişti. O, cesur bir askerdi. O iyi bir ruh hali içerisindeydi. Onun mutlu bir evliliği oldu. O, okula gidiyordu. O, yürümek için çok yaşlıydı. O işinden bıkmıştı. O bir şiir öğreniyordu. O, onunla birlikte gitti. O, kalın gözlük takar. o gitmeye isteksizdi. O aceleyle gitti. O benim yerime gitti. O, doktor için gitti. O, dişçiye gitti. o pencereden çıktı. O, aceleyle dışarı çıktı. He will come back soon. He will come down soon. He will not come today. He won the race easily. He won the third prize. He won't come, will he? He wore a dark sweater. He wouldn't believe us. He zipped his bag shut. He'll be busy tomorrow. He's afraid of the sea. He's getting cold feet. He has lots of money. He's nice to everybody. He's not young anymore. He's out taking a walk. He's probably sleeping. He's stronger than you. Henry wants to see you. Her dress looked cheap. Her father is Japanese. O bugün gelmeyecek. Yakında burnu sürtülecek. O, yakında geri dönecek. O gelmeyecek, değil mi? O, üçüncülük ödülünü kazandı. O, yarışı kolayca kazandı. O, çantasının fermuarını kapadı. O bize inanmazdı. O koyu renkli bir kazak giymişti. Onun gözü yemiyor. O, denizden korkar. O, yarın meşgul olacak. O artık genç değil. O, herkese karşı sevimlidir. Onun çok parası var. O senden daha güçlüdür. O, muhtemelen uyuyor. Yürüyüş için dışarı çıktı. Onun babası Japondur. Onun elbisesi ucuz görünüyordu. Henry seni görmek istiyor. Her friend is a singer. Her hair is very short. Her sister looks young. Her son is a jet pilot. Here comes our teacher. Here's my mail address. Here's my mail address. Hi, Susan. How are you? His car is really cool. His father is Japanese. His money was all gone. His music is too noisy. His story must be true. History repeats itself. Hope is not a strategy. How about a cup of tea? How about another beer? How are you these days? How big is Tom's house? How can you be so calm? How did your speech go? Onun kız kardeşi genç görünüyor. Onun saçı çok kısa. Onun arkadaşı bir şarkıcıdır. İşte e-posta adresim. İşte öğretmenimiz geliyor. Onun oğlu bir jet pilotudur. Onun arabası gerçekten klas. Merhaba, Susan. Nasılsın? İşte posta adresim. Onun müziği çok gürültülü. Bütün parası bitti. Babası Japondur. Ummak bir strateji değildir. Tarih kendini tekrarlar. Onun hikayesi gerçek olmalı. Bugünlerde nasılsın? Bir biraya daha ne dersin? Bir bardak çaya ne dersiniz? Konuşman nasıldı? Nasıl bu kadar sakin olabilirsin? Tom'un evi ne kadar büyük? How do I get to Gate 5? How do I open the hood? How high is Mont Blanc? How high is that tower? How long is that story? How long is the bridge? How much is this dress? How much is this radio? How much is this watch? How old is that church? How old is this church? How old is your father? How thick is the board? How was your afternoon? How wide is this river? I actually saw a ghost. I advise you not to go. I agree to go with him. I agreed with his plan. I allowed my horse run. I always get up at six. Blanc Dağı'nın yüksekliği nedir? Kaputu nasıl açarım? Kapı 5'e nasıl giderim? Köprü ne kadar uzunluktadır? O hikayenin uzunluğu nedir? O kulenin yüksekliği nedir? Bu saat ne kadar? Bu radyo ne kadardır? Bu elbise ne kadar? Baban kaç yaşında? Bu kilise kaç yıllık? O kilise kaç yıllık? Bu nehir ne kadar genişlikte? Öğleden sonran nasıldı? Tahta ne kadar kalın? Onunla gitmeyi kabul ediyorum. Gitmemeni tavsiye ederim. Gerçekten bir hortlak gördüm. Ben her zaman altıda kalkarım. Atımın koşmasına izin verdim. Onun planını kabul ettim. I always keep promises. I am a 22 year-old man. I am afraid she is ill. I am aware of the fact. I am friendly with her. I am friends with Mike. I am happy to help you. I am in charge of this. I am in the music club. I am leaving next week. I am moving next month. I am off duty tomorrow. I'm ready to help you. I am taking a bath now. I am tired of homework. I am tired of the work. I am to meet him there. I appreciate your help. I approve of your plan. I asked a favor of him. I asked for Bob's help. Korkarım ki o hastadır. Ben, 22 yaşında bir adamım. Ben her zaman sözlerimi tutarım. Mike ile arkadaşım. Ben onunla samimiyim. Gerçeğin farkındayım. Müzik kulübündeydim. Bundan ben sorumluyum. Sana yardım ettiğim için mutluyum. Yarın izinliyim. Gelecek ay taşınıyorum. Gelecek hafta ayrılıyorum. Ev ödevinden bıktım. Şimdi banyo yapıyorum. Sana yardım etmeye hazırım. Ben yardımınıza minnettarım. Onu orada karşılayacağım. İşten bıktım. Bob'un yardımını istedim. Ben ondan bir iyilik istedim. Ben planınızı onaylıyorum. I asked her for a date. I asked him a question. I asked him to do that. I asked him to help me. I asked Ken to help me. I ate lunch in a hurry. I attended his funeral. I begged her not to go. I believe Tom is right. I believe what he says. I believe what he says. I bought a good camera. I bought her a new car. I bought John an album. I can't agree with you. I can't bear this pain. I can't drink any more. I can't figure him out. I can't go any farther. I can't go any further. I can't hear very well. Ona onu yapmasını rica ettim. Ona bir soru sordum. Ondan bir randevu istedim. Acele ile öğle yemeği yedim. Ken'in bana yardımcı olmasını rica ettim. Ona bana yardım etmesini rica ettim. Tom'un haklı olduğuna inanıyorum. Gitmemesi için ona yalvardım. Ben onun cenaze törenine katıldım. İyi bir kamera aldım. Onun söylediğine inanırım. Onun her dediğine inanırım. Seninle aynı fikirde olamam. John'a bir albüm satın aldım. Ona yeni bir araba aldım. Onu anlayamıyorum. Artık kahve içemem. Bu acıya dayanamam. Ben çok iyi duyamıyorum. Ben daha ileriye gidemem. Daha ileri gidemem. I can’t stand him. I can't read your mind. I can't sleep at night. I can't stand raw fish. I can't stand the cold. I can't stand the heat. I change my mind a lot. I chose him a nice tie. I completely forget it. I contacted my parents. I cried all night long. I decided to buy a car. I decided to try again. I didn't get your name. I didn't used to smoke. I dislike cold weather. I do not have a sister. I don't agree with him. I don't agree with you. I don't care for Alice. I don't have a bicycle. Gece uyuyamıyorum. Düşünceni okuyamam. Ona tahammül edemiyorum. Sıcağa dayanamam. Soğuğa dayanamıyorum. Çiğ balığa katlanamam. Onu tamamen unuttum. Ona güzel bir kravat seçtim. Ben fikrimi çok değiştiririm. Bir araba almaya karar verdim. Ben bütün gece boyunca ağladım. Ebeveynlerimle temas kurdum. Sigara içmezdim. Ben adınızı almadım. Tekrar denemeye karar verdim. Onunla aynı fikirde değilim. Bir kız kardeşim yok. Soğuk havayı sevmem. Bir bisikletim yok. Alice umrumda değil. Sizinle aynı fikirde değilim. I don't have much time. I don't know who he is. I don't like it at all. I don't like shellfish. I don't need your help. I don't speak Japanese. I don't want to go out. I enjoyed your company. I envied his new house. I expected him to come. I feel like crying now. I feel much better now. I feel secure with him. I fell down on the ice. I felt a little scared. I felt like I was dead. I felt the floor shake. I felt the house shake. I finished work at six. I forgot, she answered. I found a real bargain. Onu hiç sevmiyorum. Onun kim olduğunu bilmiyorum. Çok zamanım yok. Japonca konuşamıyorum. Benim sizin yardımınıza ihtiyacımız yok. Kabuklu deniz hayvanlarını sevmiyorum. Onun yeni evini kıskandım. Sizin şirketten hoşlandım. Ben dışarı çıkmak istemiyorum. Şimdi çok daha iyi hissediyorum. Şimdi ağlayacak gibi hissediyorum. Onun gelmesini umuyordum. Biraz korktuğumu hissettim. Buzun üstünde düştüm. Onunla birlikte güvenli hissediyorum. Ben evin sallandığını hissettim. Yerin sallandığını hissettim. Ölü gibi hissettim. Ben gerçek bir kelepir buldum. Unuttum, o cevap verdi. Altıda işi bitirdim. I found my car missing. I found the cage empty. I found the room empty. I gave him a few books. I gave him some advice. I go skiing very often. I go to bed very early. I walk to school. I go to work every day. I got a traffic ticket. I got lost in the snow. I got on the wrong bus. I got the engine going. I guess that she is 40. I had a wonderful time. I had an asthma attack. I had him carry my bag. I had him fix my watch. I had him wash the car. I had my camera stolen. I had my hat blown off. Odayı boş buldum. Kafesi boş buldum. Arabamı kayıp buldum. Ben çok sık kayak yapmaya giderim. Ona biraz nasihat verdim. Ona birkaç kitap verdim. Her gün işe giderim. Okula yaya giderim. Ben çok erken yatarım. Ben yanlış otobüse bindim. Karda kayboldum. Ben bir trafik cezası aldım. Harika bir zaman geçirdim. Onun 40 olduğunu sanıyorum. Motoru çalıştırdım. Ona saatimi tamir ettirdim. Ona çantamı taşıttım. Bir astım krizi geçirdim. Şapkamı uçurdum. Kameramı çaldırdım. Ona arabayı yıkattım. I had my house painted. I had my picture taken. I had my shoes cleaned. I had my wallet stolen. I had to go to America. I have a bad pain here. I have a bad toothache. I have a business visa. I have a cat and a dog. I have a dog and a cat. I have a good appetite. I have a poor appetite. I have a terrible pain. I have about 5,000 yen. I have already done it. I am busy today. I have done it already. I have heard the story. I have many model cars. I have no energy today. I have no time to read. Ayakkabılarımı temizlettim. Resmimi çektirdim. Evimi boyattım. Burada kötü bir ağrım var. Amerika'ya gitmek zorunda kaldım. Cüzdanımı çaldırdım. Benim bir kedim ve bir köpeğim var. Benim iş vizem var. Kötü bir diş ağrım var. Kötü bir iştahım var. İyi bir iştahım var. Bir köpeğim ve bir kedim var. Ben onu zaten yaptım. Benim yaklaşık 5,000 yenim var. Berbat bir ağrım var. Hikayeyi duydum. Ben onu şimdiden yaptım. Bugün meşgulüm. Okuyacak zamanım yok. Bugün enerjim yok. Çok sayıda model arabalarım var. I have nothing to hide. I have often been here. I have only just begun. I have seen her before. I have tennis practice. I have the blues today. I have to change tires. I have to comb my hair. I have to do something. I have to leave school. I have visited America. I hear a strange sound. I heard a woman scream. I heard my name called. I heard someone scream. I heard that he'd died. I heard the door close. I helped him yesterday. I hit him in the belly. I hit upon a good idea. I hope that John comes. Daha az önce başladım. Sık sık burada bulundum. Saklayacak bir şeyim yok. Bugün sıkıntıdan patlıyorum. Tenis çalışmam var. Daha önce onu gördüm. Ben bir şey yapmak zorundayım. Saçımı taramak zorundayım. Tuhaf bir ses duyuyorum. Amerika'yı ziyaret ettim. Okuldan ayrılmak zorundayım. Birinin çığlık attığını duydum. Adımın çağrıldığını duydum. Bir kadının çığlık attığını duydum. Dün ona yardım ettim. Kapının kapandığını duydum. Onun öldüğünü duydum. John'un geleceğini umuyorum. İyi bir fikir buldum. Onun midesine vurdum. Ben lastikleri değiştirmek zorundayım. I just had an accident. I knew he would accept. I know how old you are. I know neither of them. I know he is sleeping. I know you can make it. I left my purse behind. I like classical music. I like dark red better. I like music very much. I like my steak medium. I like neither of them. I like pizza very much. I like spring the best. I like summer the best. I like tennis and golf. I like this blue dress. I like this color, too. I like to travel alone. I like you a whole lot. I live in a small town. Kaç yaşında olduğunu biliyorum. Kabul edeceğini biliyordum. Az önce bir kaza gördüm. Yapabileceğini biliyorum. Onun uyuduğunu biliyorum. Onlardan hiçbirini tanımıyorum. Koyu kırmızıyı daha çok severim. Ben klasik müziği severim. Çantamı geride bıraktım. Onlardan hiç birini sevmiyorum. Bifteğimi orta büyüklükte severim. Müziği çok severim. En çok yaz mevsimini seviyorum. En çok İlkbaharı severim. Ben pizzayı çok severim. Ben de bu rengi severim. Bu mavi elbiseyi seviyorum. Tenis ve Golfü severim. Küçük bir kasabada yaşıyorum. Senden gerçekten çok hoşlanıyorum. Yalnız seyahat etmeyi severim. I live in an apartment. I live with my parents. I love American movies. I love that commercial. I made my dog lie down. I made the woman angry. I meet her once a week. I meet him at the club. I met him in the crowd. I met Jane by accident. I met your father once. I must open the window. I must return his call. I need an extra pillow. I must buy new skis. I never agree with him. I never heard him sing. I never read that book. I never read that book. I only slept two hours. I played the accordion. Amerikan filmlerini seviyorum. Ebeveynlerimle birlikte yaşıyorum. Bir apartmanda yaşıyorum. Kadını kızdırdım. Köpeğimi yatırdım. O reklamı seviyorum. Onunla kalabalıkta buluştum. Kulüpte ona rastladım. Haftada bir kez onunla buluşurum. Pencereyi açmalıyım. Bir keresinde babanla karşılaştım. Kazara Jane ile karşılaştım. Yeni kayaklar almam gerekiyor. Ekstra bir yastığa ihtiyacım var. Onun çağrısına geri dönmeliyim. O kitabı hiç okumadım. Onun şarkı söylediğini asla duymadım. Onunla asla aynı fikirde değilim. Akardeon çaldı. Ben sadece iki saat uyudum. O kitabı asla okumam. I prefer coffee to tea. I prefer rice to bread. I prefer tea to coffee. I put bait on the hook. I put handcuffs on him. I read it to my family. I remembered everybody. I returned from abroad. I sat next to him. I saw a beautiful bird. I saw a flock of sheep. I saw a light far away. I saw a woman in black. I saw Bob this morning. I saw her at the party. I saw him running away. I saw him wash the car. I saw Tom a while back. I seem to have a fever. I sell clothing online. I sell clothing online. Ben çayı kahveye tercih ederim. Pirinci ekmeğe tercih ederim. Ben kahveyi çaya tercih ederim. Onu aileme okurum. Ona kelepçe taktım. Oltaya yem taktım. Onun yanına oturdum. Yurt dışından döndüm. Ben herkesi hatırladım. Ben uzakta bir ışık gördüm. Bir koyun sürüsü gördüm. Güzel bir kuş gördüm. Onu partide gördüm. Bu sabah Bob'ı gördüm. Siyah giyinmiş bir kadın gördüm. Bir süre önce Tom'u gördüm. Onu araba yıkarken gördüm. Onu kaçarken gördüm. Ben çevrimiçi giysi satarım. İnternetten giysi satıyorum. Benim ateşim var gibi geliyor. I shook hands with her. I should read the book. I skipped my breakfast. I slept only two hours. I started to make stew. I stayed with my uncle. I studied for one hour. I study hard at school. I support the proposal. I suppose you like her. I think Ann loves Jack. I think he has done it. I think he is a doctor. I think he's competent. I think I broke my leg. I think I'll go skiing. I think I'm just tired. I think it's true. I think Tom likes Mary. I think you can get it. I told him to be quiet. Sabah kahvaltımı atladım. Kitabı okumalıyım. Onunla tokalaştım. Amcamla birlikte kaldım. Ben güveç yapmaya başladım. Sadece iki saat uyudum. Ben öneriyi destekliyorum. Okulda sıkı çalışıyorum. Bir saat çalıştım. Sanırım o onu yaptı. Sanırım Ann Jack'i seviyor. Ondan hoşlandığını sanıyorum. Sanırım o yeteneklidir. Onun bir doktor olduğunu düşünüyorum. Sanırım bacağımı kırdım. Sanırım o doğru. Ben sadece yorgun olduğumu düşünüyorum. Ona sakin olmasını söyledim. Ben onu alabileceğinizi düşünüyorum. Ben kayağa gitmeyi düşünüyorum. Sanırım Tom Mary'den hoşlanıyor. I took a trip to Tokyo. I trust him completely. I turned on the lights. I used to keep a diary. I want a chamomile tea. I want a quart of milk. I want him to go there. I want some fresh eggs. I want something sweet. I want to be a pianist. I want to do it myself. I want to go and cheer. I want to go to London. I want to learn French. I want to live forever. I want to ride a horse. I want to study abroad. I want to study French. I was able to help her. I was born in Yokohama. I was happy to see him. Işıkları açtım. Ona tamamen güveniyorum. Tokyo'ya bir gezi yaptım. Ben bir litre süt istiyorum. Ben bir papatya çayı istiyorum. Bir günlük tutardım. Tatlı bir şeyler istiyorum. Birkaç taze yumurta istiyorum. Onun oraya gitmesini istiyorum. Gidip tezahürat yapmak istiyorum. Onu kendim yapmak istiyorum. Bir piyanist olmak istiyorum. Ebediyen yaşamak istiyorum. Fransızca öğrenmek istiyorum. Londra'ya gitmek isterim. Fransızca eğitimi yapmak istiyorum. Yurt dışında eğitim yapmak istiyorum. Bir ata binmek istiyorum. Onu gördüğüme sevinmiştim. Yokohama'da doğdum. Ona yardım edebildim. I was in the mountains. I was invited to lunch. I was just making sure. I was made to go there. I was robbed of my bag. I was taken for a ride. I was used to the heat. I watched TV yesterday. I wear size six gloves. I weigh about 60 kilos. I went over the report. I went there yesterday. I went to Kyoto by car. I will be back by nine. I will do it right now. I will gladly help you. I will show you around. I wish I were a prince. I wish to go to Hawaii. I wonder what happened. I wonder who to invite. Sadece emin oluyordum. Öğle yemeğine davet edildim. Ben dağlardaydım. Bir gezi için götürüldüm. Çantamı soydular. Oraya gönderildim. Altı numara eldiven giyerim. Dün TV izledim. Sıcağa alışkındım. Dün oraya gittim. Ben raporu tekrar gözden geçirdim. Yaklaşık 60 kiloyum. Onu derhal yapacağım. Dokuza kadar geri döneceğim. Kyoto'ya arabayla gittim. Keşke bir prens olsam. Sana etrafı göstereceğim. Ben size memnuniyetle yardımcı olurum. Kimin davet edeceğini merak ediyorum. Ne olduğunu merak ediyorum. Hawaii'ye gitmeyi arzuluyorum. I work at this company. I would like mine rare. I would like this book. I would like to see it. I wrote him to ask why. I'd like a Bloody Mary. I'd like a double room. I'd like a window seat. I'd like for you to go. I'd like to go cycling. I'd like to rent a car. I want to change that. I'd like to see my son. I'd prefer a brown one. I'd rather go swimming. I'll accept your offer. I'll be back in a wink. I'll be busy next week. I'll be here by Monday. I'll be reading a book. I'll be there tomorrow. Bu kitabı istiyorum. Benimkini az pişmiş istiyorum. Bu şirkette çalışırım. Bir Bloody Mary istiyorum. Sebebini sormak için ona yazdım. Ben onu görmek istiyorum. Gitmenizi istiyorum. Pencere yanında koltuk istiyorum. Çift kişilik bir oda rica ediyorum. Onu değiştirmek istiyorum. Bir araba kiralamak istiyorum. Bisiklete binmeyi severim. Yüzmeye gitmeyi tercih ederim. Kahverengi olanını tercih ederim. Oğlumu görmek istiyorum. Gelecek hafta meşgul olacağım. Gözle kaş arasında geri döneceğim. Teklifini kabul edeceğim. Yarın orada olacağım. Kitap okuyor olacağım. Pazartesi gününe kadar burada olacağım. I'll call you at seven. I'll call you later. I'll check my schedule. I'll check your vision. I'll come if necessary. I'll do the best I can. I'll go no matter what. I'll leave that to you. I'll make a phone call. I'll miss your cooking. I'll start with a beer. I'll study your report. I'll take the next bus. I'll tell Daddy on you. I'll tell you a secret. I'll tell you my story. I'm afraid to go alone. I'm applying for a job. I'm at the airport now. I'm busy right now. I'm doing this for you. Proğramımı kontrol edeceğim. Seni daha sonra arayacağım. Saat yedide seni arayacağım. Yapabileceğimin en iyisini yapacağım. Gerekirse geleceğim. Görüşünü kontrol edeceğim. Bir telefon konuşması yapacağım. Onu sana bırakıyorum. Ben ne olursa olsun gideceğim. Ben senin raporunu çalışacağım. Bir bira ile başlayacağım. Aşçılığını özleyeceğim. Sana bir sır söyleyeceğim. Seni babama gammazlayacağım. Bir sonraki otobüse bineceğim. Bir iş başvurusu yapıyorum. Yalnız gitmeye korkuyorum. Sana hikayemi anlatacağım. Bunu senin için yapıyorum. Şu anda meşgulüm. Şimdi hava alanındayım. I'm dying to see Paris. I'm in the tennis club. I'm kind of sick today. I'm looking for my key. I'm looking for my pen. I'm not that drunk. I'm not as tall as you. I'm not sure right now. I'm proud of my father. I'm proud of my school. I'm quite sure of that. I'm rather proud of it. I'm ready to leave now. I'm sick of hearing it. I'm sorry to hear that. I'm thinking about you. I'm too tired to think. I am doing the dishes. I'm working on his car. I'm younger than he is. I've caught a bad cold. Bugün hasta gibiyim. Ben tenis kulübündeyim. Paris'i görmek için can atıyorum. O kadar sarhoş değilim. Kalemimi arıyorum. Anahtarımı arıyorum. Babamla gurur duyuyorum. Şu anda emin değilim. Ben senin kadar uzun değilim. Onunla oldukça gurur duyuyorum. Ondan tamamen eminim. Ben benim okulum ile gurur duyuyorum. Bunu duyduğuma üzgünüm. Onu dinlemekten bıktım. Şimdi gitmeye hazırım. Bulaşıkları yıkıyorum. Düşünemeyecek kadar çok yorgunum. Senin hakkında düşünüyorum. Ben kötü bir soğuk almışım. Ben ondan daha gencim. Onun arabasının üzerinde çalışıyorum. I've got to leave soon. I've never been abroad. I've never played golf. In a sense, it is true. Iron is a useful metal. Is anyone absent today? Is eating people wrong? Is he any better today? Is he going to help us? Is his father a doctor? Is it a recent picture? Is it hard to fool you? Is it OK if I sit here? Is Kumi playing tennis? Is that a cat or a dog? Is that boy Tom or Ben? Is that seat available? Is there a parking lot? Is there any salt left? Is this Canadian money? Is your mother at home? Asla golf oynamadım. Yurt dışında hiç bulunmadım. Ben yakında ayrılmak zorundayım. Bugün devamsız biri var mı? Demir yararlı bir metaldir. Bir bakıma, o doğrudur. O bize yardım edecek mi? O, bugün daha iyi mi? İnsanları yemek yanlış mıdır? Seni aptal yerine koymak zor mu? O, yeni bir resim mi? Onun babası bir doktor mu? O bir kedi mi yoksa bir köpek midir? Kumi tenis oynuyor mu? Burada oturmamın sakıncası var mı? Bir park yeri var mıdır? O koltuk müsait mi. O çocuk Tom mu yoksa Ben mi? Annen evde mi? Bu Kanadalı parası mı? Hiç tuz kaldı mı? It doesn't surprise me. It has stopped raining. It is a kind of orange. It is finally all over. It is hot in this room. It is me that is wrong. It is not far to Paris. It is not his business. It looks like an apple. It may rain any minute. It needs new batteries. It rained hard all day. It rains a lot in June. It seems to be serious. It smelled really good. It smelled really good. It sounds like a dream. It was a very big room. It was chilly that day. It was such a nice day. It's a present for you. O bir tür portakal. Yağmur yağışı durdu. O beni şaşırtmıyor. Hatalı olan benim. Bu odada hava sıcak. Sonunda hepsi bitti. Bu bir elmaya benziyor. O onun işi değildir. Paris'e uzak değildir. Bütün gün çok yağmur yağdı. Onun yeni bataryalara ihtiyacı var. Her an yağmur yağabilir. Gerçekten güzel koktu. O, ciddi gibi görünüyor. Haziranda çok yağmur yağar. O çok büyük bir odaydı. Rüya gibi görünüyor. Sahiden güzel koktu. O sizin için bir hediye. Çok güzel bir gündü. O gün serindi. It's a very quiet room. It's across the street. It's against the rules. It's ahead of schedule. It's almost time to go. It's fairly warm today. It's for you to decide. It's for you to decide. It's going to clear up. It's great to meet you. It's no trouble at all. It's not my cup of tea. It's not us who did it. It's October the third. It's rather cold today. It's really an eyesore. It's really cold today. It's ten o'clock sharp. It's time for us to go. It's time to eat lunch. It's time to go to bed. Bu kurallara aykırıdır. O, caddenin karşı tarafında. O çok sessiz bir oda. Hava bugün oldukça sıcak. Neredeyse gitme zamanı. Proğramdan ilerdeyiz. Hava açacak. Karar vermek size kalmış. Size kalmış. Benim tarzım değil. Bu hiç sorun değil. Seninle tanışmak harika. Hava bugün oldukça soğuk. Bugün üç Ekim. Onu yapan biz değiliz. Saat tam on. Bugün gerçekten soğuk. O gerçekten çirkin bir görüntü. Yatağa gitme zamanı. Öğle yemeği yeme zamanı. Gitme zamanımız geldi. It's time we went home. It's your turn to sing. Jane has five handbags. Jane is as old as I am. Jim called me a coward. Jim has gone to London. Jim is not what he was. Jim is short for James. Jim stayed at my house. John ignored my advice. John is a good student. John is my best friend. John ran into the room. Junko is a pretty girl. Just don't forget this. Just follow your heart. Karen is angry with me. Kate has a good figure. Kate is very energetic. Kate made an apple pie. Keep away from the dog. Jane'in beş el çantası vardır. Şarkı söyleme sırası senin. Eve gitmemizin zamanı geçiyor. Jim Londra'ya gitti. Jim bana korkak dedi. Jane benim kadar yaşlı. Jim benim evimde kaldı. Jim James'in kısa şeklidir. Jim eskiden olduğu gibi değil. John benim en iyi arkadaşımdır. John iyi bir öğrenci. John benim tavsiyemi göz ardı etti. Sadece bunu unutma. Junko güzel bir kız. John odaya doğru koştu. Kate iyi bir endama sahip. Karen bana kızgın. Sadece kalbini izle. Köpekten uzak durun. Kate bir elmalı turta yaptı. Kate çok enerjik. Keep the meter running. Keep the window closed. Keep this insect alive. Keep this money for me. Ken calls me every day. Ken can swim, can't he? Ken collects old coins. Ken hit on a good idea. Ken is as tall as Bill. Ken mistook you for me. Ken put on his clothes. Ken walked on crutches. Kim is living with Ken. Laughter is infectious. Leave me alone, please. Let him do as he likes. Let me buy you a drink. Let me see your tongue. Let's begin on page 30. Let's cross the street. Let's drop the subject. Bu böceği canlı tut. Pencereyi kapalı tut. Sayacı çalışırken bırak. Ken yüzebilir, değil mi? Ken her gün beni arar. Bu parayı benim için sakla. Ken Bill kadar uzun boylu. Ken iyi bir fikir buldu. Ken eski paralar toplar. Ken koltuk değnekleriyle yürüdü. Ken elbiselerini giydi. Ken seni ben zannetti. Beni yalnız bırak, lütfen. Kahkaha bulaşıcıdır. Kim, Ken ile yaşıyor. Dilini görmeme izin ver. Size bir içki ısmarlamama izin verin. Onun istediği gibi yapmasına izin ver. Konuyu kapatalım. Caddeyi geçelim. Sayfa otuzdan başlayalım. Let's get it over with. Let's go ahead and eat. Let's go to the picnic. Let's leave it at that. Let's play this Sunday. Let's plug up the hole. Let's put that on hold. Let's quit and go home. Let's sit on the grass. Let's start right away. Let's start right away. Let's take a break now. Let's walk to the lake. Pikniğe gidelim. Önden buyuralım ve yiyelim. Onu bitirip kurtulalım. Deliği tıkayalım. Bu Pazar oynayalım. Artık onu bırakalım. Çimde oturalım. Bırakalım ve eve gidelim. Bekleyelim. Şimdi bir mola verelim. Hemen başlayalım. Derhal başlayalım. Göle doğru yürüyelim. Powered by TCPDF (www.tcpdf.org)
Benzer belgeler
Turkish sentences from Tatoeba 9
Sen bir öğrenci değilsin.
Konunun dışına çıktın.
Sen 05:00'te eve geldin.
Jack güvenebilirsiniz.
Dinlenebilirsiniz.
Burada yüzemezsin.
Sen benim hayatımı yönetemezsin.
Ödülü hak ediyorsun.
Yemek zo...
Turkish sentences from Tatoeba 13
88. Don't you have a bicycle?
89. Don't you have any money?
90. Don't move from here.
91. Don't you want to go out?
92. Draw a line on the paper.
93. Each of them sang a song.
94. Each player did h...