ORTODONTİK TEDAVİDE MOLAR DİŞ ÇEKİMLERİ
Transkript
ORTODONTİK TEDAVİDE MOLAR DİŞ ÇEKİMLERİ
T. C. ĠZMĠR KÂTĠP ÇELEBĠ ÜNĠVERSĠTESĠ DĠġ HEKĠMLĠĞĠ FAKÜLTESĠ ORTODONTİK TEDAVİDE MOLAR DİŞ ÇEKİMLERİ Dt. Fatma Rana DEMİR UZMANLIK SEMİNERİ ORTODONTĠ ANABĠLĠM DALI Danışman Doç. Dr. Aslı BAYSAL İZMİR 2014 1. İÇİNDEKİLER 2. ÖZET 3 3. GİRİŞ 6 3.1. Çekim Kararını Etkileyen Faktörler 7 3.1.1. Fasiyal Estetik 8 3.1.2. Gömülü Diş Sürdürülmesi 8 3.1.3. Derin Kapanışın Düzeltilmesi 9 3.1.4. Vertikal Boyut Kontrolü 9 4. BİRİNCİ MOLAR ÇEKİMİ 9 4.1. Çekim Zamanı 12 4.2. Üst Arkta Çekim Boşluğunun Kapatılması 14 4.3. Alt Arkta Çekim Boşluğunun Kapatılması 14 4.4. Sınıf lll Hastada Birinci Molar Çekimli Tedavi 15 4.5. Premolar Çekimli ve Molar Çekimli Vakaların Vertikal Boyut Değişiklerinin Karşılaştırılması 4.6. Ark Teli ile İlgili problemler 5. İKİNCİ MOLAR ÇEKİMİ 16 18 18 5.1. İkinci ve Üçüncü Molar Gelişimi 19 5.2. İkinci Molar Çekimi Gereken Hastaların Özellikleri 20 5.3. Çekim Zamanı 23 5.4. İkinci Molar Çekimi Sonrası Birinci Molar Distalizasyonu ve Distalizasyon Mekanikleri 24 5.5. Üçüncü Molar Çekimi Sonrası Üçüncü Moların Sürmesi 26 5.6. Sınıf lll Hastada Alt İkinci Molar Çekimi 28 5.7. Alt İkinci Molar Çekim Endikasyonları 29 5.8. Dört İkinci Molar Çekimi 30 5.8.1. Dört İkinci Molar Çekimi ile Dört Premolar Çekiminin Karşılaştırlması 32 6. ÜÇÜNCÜ MOLAR ÇEKİMİ 35 7. SONUÇ 35 8. KAYNAKLAR 36 1.ÖZET Ortodontide diĢ çekimi; yer ihtiyacı, overjet ve overbite düzeltimi ve kamuflaj tedavisi gibi durumlarda kullanılır. Çekimli ve çekimsiz tedaviler süre, retansiyon, tedavi sonrası stabilite gibi faktörler açısından farklılık göstermektedir. Çekimli ve çekimsiz tedavi tartıĢmaları devam ederken çekimli tedaviyi savunan yazarlar arasında da hangi diĢlerin çekilmesi gerektiğine dair bir fikir birliğine varılamamıĢtır. Genellikle çekim gerekliliği düĢünülen vakalarda premolar diĢler hem çapraĢıklığın olduğu anterior bölgeye yakın olması hem de gerek estetik, gerek oklüzyon açısından çekilmesi en uygun olabilecek diĢler olduğu düĢünülür. Ancak daha fazla yer veya distalizasyon ihtiyacının olduğu, molar diĢlerde geniĢ restorasyon ve çürüklerinin bulunduğu, yirmi yaĢ diĢ germlerinin mevcut olduğu, özellikle çocuk ve genç yetiĢkinlerde molar çekimleri de düĢünülebilmektedir. Bunların dıĢında açık kapanıĢı olan hastalarda primer temasın kaldırılması da tedavide etkin rol oynayabilir. Derin çürüklü ya da restorasyonlu birinci ya da ikinci molar diĢ çekimiyle yirmi yaĢ diĢlerinin gömülülüğü engellenerek ağza sürmeleri ve oklüzyona katılmaları sağlanabilir. Ancak molar çekimleri hastanın yaĢı oklüzyonun durumu göz önünde bulundurularak yapılmalıdır. Çünkü molar çekim boĢluğunun kapatılması özellikle alt çenede oldukça zor ve zaman gerektiren bir iĢlemdir ve sürdürülecek bir yirmi yaĢ diĢ germi varsa ektopik sürme ve malformasyon riskleri değerlendirilerek karar verilmelidir. Bu seminerde molar diĢ çekimlerinin endikasyonları, kontrendikasyonları ve uygulanacak mekaniklerden bahsedilecektir. 1.ABSTRACT Extractions are used for correction of overjet and overbite, space gaining, and camouflage treatment in orthodontics. There are many differences between extraction and non extraction treatment such as treatment time, retention and stability. Frankly, extraction or non extraction in treatment arguements still continue, there is no consensus about which teeth should be extracted. In extraction treatments, premolar teeth are generally the best choice to provide esthetic, occlusion and to resolve crowding in anterior region. When, more space or more distalization is needed molar teeth with large caries and restorations can be extracted in young adults and children if all wisdom teeth germs are present. The extraction of the first or second molar teeth with deep caries or large restorations, prevent the impaction of wisdom teeth. Thus, wisdom teeth can be erupted and take part in occlusion. Additionally in open-bite patients, where the cause of the open bite is the molar tooth, treatment with the primer contact elimination can be advantageous. However, molar extraction should be performed by considering the patient's age and occlusal condition because the closure of molar extraction space, especially in the lower jaw, is quite difficult and time-consuming process. The impaction, ectopy and malfomations of the wisdom teeth should be considered when deciding the extraction decision. 2.GİRİŞ Ortodontik tedavide çekim uzun yıllardır tartıĢılan bir konudur. Günümüzde ortodontik çekimler sıklıkla malokluzyonların düzeltiminde kullanılmaktadır. Çekim fikri ilk defa 1921 yılında Celvin Case (1964) tarafından savunulmuĢtur. Case 'e göre kabul edilebilir bir estetik ve stabilite sağlanması için yer ihiyacı olup protrüzyon yapılmadan tedavi edilmesi gereken vakalarda çekim yapılması gereklidir. Angle (1900) ağızdaki ideal fonksiyon ve estetiğin sağlanabilmesi için 32 diĢin çenelerde uyumlu bir Ģekilde sıralanabileceğini, birinci molarlarda Sınıf I iliĢkiyle ideal bir oklüzyon sağlanabileceğini söylemiĢtir. Angle öğretilerine göre çekim yanlıĢtı ve diĢlerin yeni pozisyonlarında konumlanmaları sonucu Wolff Kanunu’nun (1892) öngördüğü üzere diĢlerin etrafında kemik doku oluĢacağını düĢünülmekteydi. Angle’ın öğrencilerinden Tweed (1966) çekimsiz tedavi edilmiĢ ancak relaps sonucu tedavi için yeniden gelen hastalardan ücret almadan bu hastaları yeniden dört premolar çekimi ile tedavi etmiĢtir ve bu tedavi sonucunda sağlanan oklüzyonun daha stabil olduğunu göstermiĢtir. Bu sonuçların sonrasında Amerika’da ortodontik felsefe temeli çekim üzerine dayanan teknikler üzerinde yoğunlaĢmıĢtır. Begg (1954) Avustralya’da Aborjinlerin kemikleri üzerinde yaptığı araĢtırmalarda aĢınmıĢ geniĢ oklüzal yüzeyler ve daha önemli olarak daha çok aĢınmıĢ kontakt yüzeyleri bulmuĢtur. Bunu da Aborjinlerin sert gıdalarla beslenmeleri sonucu oluĢtuğunu, ancak modern Ģehir insanında daha yumuĢak diyetle beslenme sonucunda bu aĢınmaların azaldığı, dolayısıyla modern diyetle beslenen bireylerde premolar çekiminin yapılması gerektiğini savunmuĢtur. Çekimler üzerine yaptığı çalıĢmalar sonucunda Margolis (1985) çapraĢıklık bölgesine en yakın ve en uygun diĢ olması nedeniyle premolar diĢlerin çekilmesi gerektiğini savunmuĢtur. Daimi molar diĢlerinde çekimi yapılabileceğini ise ilk kez Willams ve Carey (1985) öne sürmüĢtür. Çekim tartıĢmaları yıllardır süregelmiĢtir ve son yıllarda bazı otörler çenelerin geniĢletilmesi ile stabil sonuçlara ulaĢılmasını sağlanabileceğini savunmuĢlardır. Ancak bu iddialar çoğunlukla kanıtlanamamıĢtır. Eğer arkta çapraĢıklık varsa tedavi amacıyla uygulanabilecek üç seçenek vardır. Bunlar; ark formunun geniĢletilmesi, diĢ boyutunun küçültülmesi, diĢ sayısının azaltılmasıdır. DiĢ çekiminin iki nedeni vardır; 1. Protrüzyon yapmadan keser çapraĢıklığının çözülmesi 2. Moderate Sınıf II ve Sınıf III çenelerarası iliĢkiye sahip hastalarda büyüme modifikasyonu yapılması mümkün değilse kamuflaj tedavisi yapılması: Sınıf II veya Sınıf III maloklüzyonu ve çapraĢıklığı olan hastalar özel bir problemdir, çünkü çekim boĢluğu her iki sorunu çözmek için de kullanılamaz. ÇapraĢıklığın çözümü için daha çok yer ihtiyacı vardır ve bu nedenle kamuflaj için daha az yer kalır ve ya tam tersi olarak da kamuflaj sağlansa da çapraĢıklık çözümü için yeterli yer sağlanamayabilir. Tedavi planının en önemli noktalarından biri de hangi diĢin çekileceğine karar verilmesi ve çekim boĢluğunun nasıl kapatılacağıdır (Travess, 2004). 2.1. Çekimi Kararını Etkileyen Faktörler Tüm tedavi planının göz önünde bulundurulması önemlidir. Medikal hikaye, hastanın tedavi isteği tedavi isteği, oral hijyen, çürük oranı ve diĢlerin sağlığı önemlidir. Örneğin, kardiyak anomalisi olan hastalarda komplikasyon riski vardır ve bir kardiyoloji uzmanıyla konsültasyon Ģarttır. Eğer gerekliyse çekimler antibiyotik baskısı altında yapılmalı, gömülü diĢlerin sürdürülmeye çalıĢması yerine çekimi tercih edilmelidir (Diels, 1995). DiĢlerin durumu ve prognozu dikkatlice değerlendirilmelidir. Hipoplastik geniĢ restorasyonlu ya da çürük diĢler sağlıklı diĢlerin yerine çekilebilir. Bu durum özellikle labialde estetiği sağlamanın zor olduğu keser ya da kanin diĢlerin kaybı durumlarında önemlidir. DiĢler anormal boyut ya da Ģekildeyse seviyelenmeyi engelleyen ve göze hoĢ görünmeyen durumlarda çekim düĢünülebilir. Örneğin diĢlerdeki talon tüberkülü karĢıt diĢlerle kontakt oluĢturarak ark koordinasyonunu bozabilir. Dens-in-dente diĢin uzun dönem prognozunu etkilyebilir. Dilasere köklere sahip diĢler kronların seviyelenmesi esnasında iyi izlenmelidir. Uygunsa bu diĢlerin çekimi düĢünülebilir. Makrodont diĢler geminasyon veya füzyon sonucu oluĢabileceği için dikkatli muayene edilmelidir. Süpernumere diĢlerin varlığında ise çapraĢıklık çekim sonucu spontan olarak çözülebilir (Travess ve ark. 2004). 2.1.1.Fasial Estetik Liddle (1977), Marceau ve Troitter (1983) ve Quinn (1985) premolar çekimi ve anterior diĢlerin retraksiyonu sonrası daha basık bir profil oluĢacağını savunmuĢlardır. Riedel (1957) ve Diels ve ark. (1995) keser retraksiyonunun profili etkileyeceğini savunmuĢlardır. Koch ve Witt (1979), Caplan (1997) ve De Smith (1998), ise yumuĢak doku profil değiĢikiliklerini yaĢ cinsiyet dudak morfolojisi tedavi çeĢidi gibi farklılıklara bağlı olarak çok fazla miktarda değiĢebileceğini belirtmiĢlerdir. Diş Çekim oranı(%) Santral kesici 1 Lateral kesici 3 Kanin 4 Birinci premolar 59 İkinci premolar 13 Birinci molar 12 İkinci molar 7 Şekil 1: Ortodontik tedavide çekim oranları (Quinn, 1985) 2.1.2. Gömülü Diş Sürdürülmesi Eğer gömülü ya da ektopik pozisyonlu bir diĢ varsa, ağza sürmüĢ bir diĢin çekimi yapılarak gömülü ya da ektopik pozisyondaki diĢ için süme yolunda rehberlik sağlanabilir. Örneğin gömülü bir ikinci premolar için komĢuluğundaki birinci molar ya da birinci premolar diĢin çekimi, sadece lokal anestezi gerektireceği ve gömülü ikinci premolar diĢin çekimine göre daha az travmatik olacağı için tercih edilebilir (Ericson ve Kurol, 1988). 2.1.3. Derin Kapanışın Düzeltimi Sabit apareylerle boĢluk kapatılması derin kapanıĢ eğiliminini arttırır ve bu tip vakalarda özellikle alt arktan yapılan çekimlerde çok dikkatli davranılmalıdır. Anterior yüz yüksekliğinin azaldığı vakalarda çekim boĢluğunun kapatılması zordur ve çekim kararı verilmeden önce teĢhis dikkatlice yapılmalıdır. Alt keser diĢlerin proklinasyonu overbite ve overjet azalır ve tedavide çekim ihtiyacı doğurabilir. Overbite düzeltimi için derin bir spee eğrisinin düzleĢtirilmesinde proklinasyon kontrendike ise çekim yapılabilir (Travess, 2004) 2.1.4. Vertikal Boyut Kontrolü Özellikle dik mandibular düzlem ve/veya palatal düzlem açısına sahip açık kapanıĢ hastalarında sadece molar diĢlerde temas görülebilir. Açık kapanıĢın tedavisinde bu erken temasların engellenmesi gerekir. Hastanın büyüme geliĢimi hala devam ediyorsa ve üçüncü molarlar iyi bir geliĢim gösteriyorsa temasta olan ikinci molarlar çekilerek açık kapanıĢın düzeltimi ve üçüncü moların sürmesi sağlanabilir. Bu çekimler hem posterior çapraĢıklığı çözer, hem de çekim boĢluğunun distalinde, mesiale açılı olan moların dikleĢtirilmesi için gerekli yeri sağlar (Kim, 1987). 3. BİRİNCİ MOLAR ÇEKİMİ Birinci molar diĢler genellikle ağza ilk süren daimi diĢlerdir. Derin fissür morfolojileri, zayıf oral hijyen ve aĢırı miktarda Ģeker alımı ile birleĢtiği zaman bu diĢlerde çürük oluĢumu artar. Ortodontik tedavide çekim ihtiyacı gerektiği zaman ağızdaki sağlıklı diĢlerin yerine, geniĢ restorasyonlu ya da çürüklü birinci molarların çekimi düĢünülebilir (Travess, 2004). Birinci Molar Çekim Endikasyonları (Sandler ve ark. 2000): 1. GeniĢ çürüklü veya hipoplazik birinci molarlar 2. Premolar diĢler sağlıklı iken geniĢ restorasyonlu birinci molarlar 3. Birinci molarda apikal patolojiler veya uygun yapılmamıĢ kanal tedavileri 4. Arkın distal yarisinda çapraĢıklık 5. Uygun pozisyonda yirmi yaĢ diĢleri 6. Yüksek maksiller mandibular düzlem açıları 7. Anterior açık kapanıĢ hastaları Birinci molar çekimi dikkatli bir planlama gerektirir. Arktaki pozisyonları nedeniyle premolar çapraĢıklığının çözümü için etkilidir. Ancak keser çapraĢıklığı ve overjet redüksüyonu için anterior bölgeden oldukça uzaktadır (Travess, 2004). Schönner ve Theuerkauf (1970) daimi birinici molar openbite vakarlarında bite’ın artması için etkili olacağını savunmuĢlardır. Byloff (1970) molar çekimiyle baĢarı sağlanan ön açık kapanıĢ vakalarının sadece birinci molara bağlı olarak oluĢan açık kapanıĢ vakaları olduğunu ancak diğer nedenlere bağlı olarak geliĢen açık kapanıĢın tedavi sonucunda relaps oranının arttığını savunmuĢtur. Frankel’in yaptığı çalıĢmada open bite hastalarına fonksiyonel aparey kullandırılmıĢ, myoterapi uygulanmıĢ ve daimi birinci molarlar çekilmiĢtir. Orofasial kasların açık kapanıĢa yol açtığı durumlarda bu malfonksiyonuların düzeltilmesi sonucu açık kapanıĢın düzeleceği düĢünülmektedir. (Frankel ve Frankel, 1983). Frost ve ark. (1980) maksiler cerrahi vakalarının uzun dönem sonuçlarını daimi birinci molar çekimili hastalar ile karĢılaĢtırmıĢlardır ve molar çekimi sonrasındaki mandibular otorotasyonun maksiler cerrahi sonrası geliĢen otorotasyona benzer olduğunu alt yüz yüksekliği azalırken ramus yüksekliğinin değiĢmediğini belirtmiĢlerdir. Erverdi ve KüçükkeleĢ (1995) yaĢ ortalaması 9,5 olan sirkumferansial açık kapanıĢı bulunan 12 hastada birinci molar çekimi yapmıĢtır. Sonuçta mandibula anterior rotasyon yapmıĢ, korpus uzunluğu artmıĢ, sagittal düzlemde çene ucu projeksiyonu artmıĢ, mandibular düzlem açısı azalmıĢ ve bite sağlanmıĢtır. Genel olarak alt birinci molar çekilmis ise aynı taraftaki üst birinci molar da (kompanze edici çekim) çekilmelidir (Travess, 2004). Bu üst birinci moların istenmeyen erupsüyonunu önler ve üst ikinci moların da iyi bir pozisyonda sürmesine yardımcı olur. Ancak bir üst birinci molar çekilmiĢ ise aynı taraftaki alt birinci molar ağızda bırakılabilir. Çünkü alt ikinci molarin mesial hareketi genellikle tahmin edilemez ve spontan boĢluk kapanması nadiren izlenir. Diğer bir faktör ise alt molarlar karĢıt boĢluğa doğru üst molarlardan daha az sürme eğilimindedir ve genellikle üst ikinci molarlarla çakıĢmaya neden olmazlar. Eğer vakada çapraĢıklık yoksa dengeleyici çekimler önerilmez. Genellikle çürük insidansı yüksek çocuklarda bütün birinci molar diĢlerde çürükler gözlenebilir. Eğer zamanlama doğru ve malokluzyon tedaviye uygun ise dört birinci molar da çekilir ve ikinci molarların sürmesine izin verilir, böylece gelecekteki tedavi süresi kısaltılmıĢ olur (Travess, 2004). Kısaca daimi birinci molar çekiminin optimum tedavi seçeneği olduğu vakalar (Schönner ve Theuerkauf, 1970) 1. Lateral keserleri sürmüĢ ikinci molar veya premolar diĢleri sürmemiĢ vakalar 2. ÇapraĢıklık olan vakalar 3. Üçüncü molarların mevcut olduğu vakalar Daimi birinci molar çekimi ile alınacak sonuçlar 1. Overbite da bir miktar artıĢ 2. Overjette azalma (Sınıf II, Bölüm 1 hastalarda fazla değiĢiklik olmaz). 3.1. Çekim Zamanı Birinci moların ne zaman çekildiği de tedavi planlamasında önemlidir. Maksiller ikinci molar diĢler mesial ve vertikal bileĢenleri olan eğimli bir sürme yoluna sahiptirler. Alt ikinci molarlar daha vertikal bir sürme yoluna sahiptir ancak spontan molar düzeltimi için daha horizontal hareket etmesi gerekmektedir. Bu vertikal sürme yolu alt çenede spontan diĢ hareketinin tercih edilmeme nedenlerinden biridir. Birinci molar çekiminde ikinci molar diĢ germinin pozisyonu ve ikinci premoların durumu incelenmelidir. Tüm daimi birinci molarlar çekilecekse alt birinci molarlar üst daimi molarlardan önce çekilmelidir. Bu durumda alt ikinci moların mesializasyonu için fazladan zaman sağlanır ve alt-üst molarların kapanıĢına gelmesine (interdijitasyonuna) yardımcı olunur (Schönner ve Theuerkauf, 1970). Birinci molar diĢin kaybının etkileri süt, karma ve daimi dentisyonda farklıdır. Karma dentisyondaki hastalarda eğer birinci molar çekilmiĢse, ikinci premoların ikinci molarin mesial yüzeyi ile kontağa gelene kadar yer değiĢtirdiği görülür. Üst ikinci moların mesial migrasyonuyla maksimum boĢluk kapatma karma diĢlenme döneminde izlenebilir. Bu dönemde ikinci molarlar henüz sürmemiĢtir ve kök kalsifikasyonu daha yeni baĢlamıĢtır. Üst arkta en iyi sonuçlar ikinci moların genellikle mesial doğrultuda sürmesi ve üst ikinci premolarla kontakt sağlanmasıyla gözlenir. Birinci molar çekimiyle hafif anterior çapraĢıklıkların spontan çözülmesi de gözlenebilir (Travess, 2004). Eğer üst çenede yer ihtiyacı minimal ise erken çekim doğal bir Ģekilde ikinci moların boĢluğu kapatacak Ģekilde sürmesini sağlar. Üst ikinci molarlar, üst birinci molar çekimi sırasında sürmemiĢ ise nerdeyse birinci moların yerine tamamen geçer ve bu da malokluzyonun düzeltimi için az bir boĢluk sağlar. Bu boĢluk eğer birinci molarlar erken çekilmiĢ ise hareketli apareylerle premolarların distalizasyonu için kullanılabilir (Williams ve Hosila, 1976). Ancak bu yöntem hasta kooperasyonuna bağlıdır ve hastanın en az 12-14 saat headgear kullanımı gerekmektedir (Sandler ve ark. 2000). Alt arkta spontan boĢluk kapanması daha az gözlenir, ancak karma diĢlenmede ikinci moların ideal mezial migrasyonu gerçekleĢir ve ikinci moların spontan erüpsüyonu sonrasında ikinci molar ve ikinci premolar arasında minimal boĢluk gözlemlenir (Travess, 2004). Alt arkta çekim zamanı çok daha kritiktir. Alt arkta ikinci molarlar daha vertikal bir sürme paternine sahip oldukları için tamamen birinci molar çekim boĢluğunun yerini kapatamayabilir. Eğer malokluzyonu düzeltmek için alt arkta çok az yer ihtiyacı varsa ya da yer ihtiyacı olmaması durumunda alt birinci moların erken çekimi tercih edilebilir. Ġkinci molar bifurkasyonunun kalsifikasyonu ve köklerin yarısının oluĢtuğu dönem birinci moların çekimi için tercih edilebilir. Bu dönemde yapılan çekim sonucu spontan boĢluk kapanması sağlanır ve boĢluk kapatma sırasında istenmeyen bir etki olan alt labial segmentin retraksiyonunu minimize edilir. Eğer model analizi sonrasında alt birinci molar boĢluğunun çapraĢıklığın çözülmesi için kullanılmasına karar veriliyorsa, keserlerin seviyelenmesinden premolar ve kanin retraksiyonuna kadar olan süreçte lingual ark kullanılması gereklidir (Schönner ve Theuerkauf, 1970). Daimi dentisyonda ikinci molar sürdükten sonra, birinci moların çekimi sonrası ikinci moların mesializasyonuyla birinci molar çekim boĢluğunun kapatılması zordur. Sabit apareyler kullanılırken daimi diĢlerin düzgün sıralanması ve boĢluğun, ikinci moların kökleri diğer diĢlerin köklerine paralel olacak Ģekilde kapatılması gerekir. Bu nedenle ikinci moların meziale ve linguale eğimli olduğu ve premolar ile zayıf bir kontağı ya da aralarında boĢluk bulunduğu zaman alt arkta boĢluk kapatma problemlidir. Eğer üst birinci molar yerinde ise uzayabilir ve alt ikinci moların boĢluğa devrilip yuvarlanmasını (tipping-rolling) arttırabilir. Ek olarak alt moların mezial hareketini önleyebilir. Üst ikinci molar, birinci molar çekimi sonrası alt ikinci molara göre daha az devrilme hareketi gösterir. YetiĢkinlerde üst ve alt ikinci molarların birinci molar boĢluğuna doğru ilerlemesi ve çapraĢıklığın çözülmesi daha zordur (Sandler ve ark. 2000). Birinci molar çekiminde ikinci molar diĢ germinin pozisyonu ve ikinci premoların durumu incelenmelidir. Holm (1984) daimi birinci molar çekimi için en uygun zamanı, ikinici molar diĢ germinin oklüzal düzlemden bir kron boyu aĢağıda konumlandığı zaman olarak belirtmiĢtir. Ek olarak ikinci molar diĢ uygun doğrultuda olmalı ve ikinci premolar diĢ germi distale açılı olmalıdır. Thilander ve ark. (1963) birinci molar çekimi sonrası çapraĢıklığın çözülmesinin yaĢa bağlı olmadığı, ancak 12 yaĢından sonra yapılan birinci molar çekimi sonrası maksiler ikinci molarların rotasyonlu sürdüğü ve çekim boĢluğunun spontan kapanmadığını belirtmiĢlerdir. Mandibula da ise boĢluk kalması rotasyon ve tipping gibi problemlerin yaĢtan bağımsız geliĢtiğini rapor etmiĢlerdir. Yüzde 36 oranında kabul edilebilir sonuçlara ulaĢılmıĢtır. 3.2.Üst Arkta Çekim Boşluğunun Kapatılması Üst birinci molar çekim boĢluğunun kapatılması nadiren tedavi süresini uzatır. BoĢluğun kapanmasının çok hızlı olması genelde arkın her iki tarafında overjetin ve anterior çapraĢıklığın birkaç milimetreden fazla düzeltilmesine izin vermez. Eğer çekim boĢluğunun büyük kısmının kullanılması gerekiyorsa Nance butonu ile beraber palatal ark ikinci molarlarda kullanılmalıdır. Bu dizayn ankrajla desteklenmemiĢ vakalara göre arkın her iki tarafında da ekstrada yer sağlamaktadır. Eğer bütün birinci molar çekim boĢluğu çapraĢıklığın çözümü ya da overjet redüksiyonu için kullanılacaksa headgear kullanımı ikinci molarin mesial hareketini engellemek icin gereklidir. Bu vakalarda hastanın headgear kullanımındaki kooperasyonu tedavinin baĢarılı ya da baĢarısız olmasını etkiler. Minividaların kullanımıyla iskeletsel ankrajın sağlanması hasta kooperasyonundan bağımsız ve daha kesin bir ankraj sağlanır. Eğer arkın her bir tarafında 8 mm den fazla yer gerekiyorsa diğer tedavi yöntemleri de düĢünülmelidir (Sandler ve ark. 2000). 3.3. Alt Arkta Çekim Boşluğunun Kapatılması BoĢluk kapatma birinci molar çekimli hastalarda tedavinin en zor kısmıdır. Alt ikinci molarlara mesial yönde bir kuvvet uygulandığı zaman alt ikinci molar her zaman mesial ve linguale yönlenir. Bu eğilim köĢeli paslanmaz çelik tellerin kullanımıyla azaltılabilir. Aktif boĢluk kapatma nadiren tüm alt diĢler dizilmeden önce ve en kalın ark teline geçilmeden önce yapılmalıdır. McLaughlin, Bennet, Trevisi tedavi felsefesinde (MBT) çekim boĢluğunun kapatılması boyunca moların linguale eğilimini azaltacak Ģekilde düzenlenmiĢtir. Ġkinci molar 10º lingual kron torkuna sahiptir diğer popüler tedavi seçeneklerinden 20- 25º daha azdır. Traksiyon ligatürleri ya da nikel titanyum kapatıcı yaylarla boĢluk kapatmak uygulanan kuvvetler istenmeyen yan etkileri elimine etmek için hafif olmalıdır. Çoğu birinci molar çekimli vakada total tedavi zamanı alt ikinci moların alt ikinci premolarla iyi bir kontakt iliĢkisinin sağlanmasına bağlıdır (Sandler ve ark. 2000). Tedavinin sonuna doğru panoramik radyograftan kök paralellikleri kontrol edilmelidir. Ġkinci molar ve ikinci premolar kökleri paralel olmalıdır. Eğer ikinci premolar ve ikinci molar arasında 8 ya da 9 mm yer kapatılmıĢ ise her zaman köklerin arasında hafif diverjan bir açı kalabilir ve köĢeli tellerde hafif geriye eğici bükümler (tip back bends) yapılarak tamamen kök pozisyonları düzeltilebilir. Önce boĢluk kapatılır ve kronlar pozisyonlandırılır, ardından ise pasif ligatür çekim boĢluğu boyunca bir kaç ay kalacak Ģekilde yerlestirilir. Burada gingival liflerin reorganizasyonu için ve diĢlerin çevresindeki kemik olgunlaĢana kadar boĢluğun geri açılma ihtimali minimize edilir (Sandler ve ark. 2000). Eğer Sınıf II elastikler birinci molar çekimli vakalarda kullanılıyorsa alt ikinci daimi molarlarda lingual tipping eğilimi olmaktadır. Sınıf II hastada 19x25 inch paslanmaz çelik tellere geçilmeden elastikler kullanılmamalıdır. Diğer bir olasılık da Sınıf ll elastik alt molar bandında lingual çengelden asılırsa alt molarların lingual rolling eğilimini azaltır (Sandler ve ark. 2000). 3.4.Sınıf llI Hastada Birinci Molar Çekimli Tedavi Fukuti ve ark. (2012) cerrahi tedavi ihtiyacı nedeniyle baĢvurmuĢ olan ön çapraz kapanıĢı olan ve dört premoları çekilmiĢ yetiĢkin erkek hastayı bilateral mandibular molar çekimi ile tedavi edilmiĢtir. 18x25 inch edgewise sistemi ile seviyelenmeden sonra köĢeli çelik tellerde mandibular kanin ve premolarlar elastik zincirler ile distalize edilmiĢ ve ikinci molar mesialize edilmiĢtir. KöĢeli tellerde vertikal kapatıcı zemberekle beraber Sınıf III vertikal elastikler mandibular molarların mesializasyonu için kullanılmıĢtır. Hasta çift taraflı çapraz kapanıĢ olarak bitirilmiĢtir. Tedavi iki yıl on ay sürmüĢtür. Alt dudak protrüzyonu dudak kapanıĢıyla beraber iyileĢmiĢ, ancak anterior yüz yüksekliği bir miktar artmıĢtır. Mandibular molarların mesial hareketiyle maksiller molarda ekstrüzyon izlenmiĢ ve bu da mandibulanın saat yönünde rotasyonunu ile sonuçlanmıĢtır. Bu tip cerrahi ortodontik tedavi ile ortodontik tedavi arasindaki sınır vakalarda sadece maksilla ve mandibulanın okluzyonunu sağlamak değil, aynı zamanda fasial profili ve hastanın psikososyal durumunu göz önüne aldıktan sonra tedavi planlanmalıdır. Yapılan bu tedavininin alternatifi alt çenede ikinci molar veya 3. molar çekimi sonrası minivida ankrajıyla beraber distalizasyon olduğu belirtilmiĢtir. Sugawara ve ark. (1998) Sınıf III malokluzyonun tedavisinde titanyum miniplak ankraj sistemini önermektedir. Fukui ve ark. ın çalıĢmasında (2012) , üçüncü molarlar tamamen sürmüĢ ve birinci molar çekimiyle kabul edilebilir oklüzyon sağlanmıĢtır. ÇapraĢıklık çözüldüğü için ortodontik implant ankrajına gereksinim kalmamıĢtır. Bu hastada posterior bölgeler çapraz kapanıĢ bitirilmiĢtir. Maksiller molarların bukkal tippingi mandibular molarların lingual tippingi peridontal sağlığı etkileyebilir. Bu nedenle posterior bölgenin çapraz kapanıĢta bitirilmesi tercih edilebilir bir seçenektir. Ruellas ve ark. (2012) 20 yaĢında Sınıf III subdivisyon maloklüzyona sahip erkek hastayı 1. molar çekimi ile tedavi etmiĢtir. Tedavi 30 ay sürmüĢ, Sınıf I molar ve kanin iliĢki normal overjet ve overbite sağlanmıĢtır. Üst ve alt dudaklar çok az hareket etmiĢ mandibular düzlem açısı sabit kalmıĢtır. 3.5. Premolar Çekimli ve Molar Çekimli Vakaların Vertikal Boyutlarının Karşılaştırılması Açık kapanıĢ tedavisinde temas eden posterior diĢlerin çekimi sonrası mandibulanın saat yönünde rotasyonu ile tedavi edilebileceğini savunulmuĢtur. Bu etki kama (wedge) hipotezine dayandırılarak önerilmektedir. Bu yaklaĢımın klinisyenler arasında yaygın olmasına rağmen, kontrollü çalıĢmalar çekim paterniyle vertikal fasial büyümenin iliĢkisini göstermekte yetersiz kalmıĢtır (Isaccson ve ark. 1971; Aras, 2002). Elham ve ark. (2000) mandibular 1. molar çekiminin etkisi üzerinde çalıĢmıĢtır ancak vertikal boyutlarda herhangi bir fark bulunamamıĢtır. Yalnız mandibular keserlerin tippingi nedeniyle overbite’da artıĢ gözlenmiĢtir. Diğer yazarlar da çekimli ve çekimsiz ortodontik tedavinin fasial vertikal boyutları arttırdığını bildirmiĢlerdir (Staggers, 1994). Bazucci ve ark. (1999) açık kapanıĢ maloklüzyonlarının aktif vertikal düzeltici veya dört premolar çekimi ile düzeltimi arasındaki farklılıkları karĢılaĢtırmıĢlardır. Yazarlar da çoğu açık kapanıĢ vakasının düzeliminin maksiller ve mandibular keserlerin linguale devrilmesine bağlı olduğunu gözlemlemiĢlerdir. Diğer bir tartıĢma ise orta düzeyden derin kapanıĢa kadar değiĢen aralıktaki vakalarda posterior diĢlerin çekimiyle fasial vertikal boyutların kontrol altında tutulduğu konusundadır. Tweed, edgewise ortodontik tekniğinde ortodontik tedavi boyunca fasial vertikal boyutu kontrol altında tutmak için mandibulanın saat yönünde rotasyonu önlemeye odaklanmıĢtır. Tweed ortodontik mekanik sistemi, vertikal boyutun kontrol altında tutulmasi için dizayn edilmiĢtir. Bu tedavi yaklaĢımında temel amaç vertikal fasial büyümeyle sonuçlanan fasial görüntüde ve çene ucu projeksiyonunda negatif etkiye sahip mandibulanın saat yönünde rotasyonu önlenmesidir. Premolar çekimi hem açık kapanıĢ hem de derin kapanıĢ hastalarında yaygın olarak tavsiye edilir. Bazı vaka raporları Tweed sisteminin vertikal büyümeyi kontrol ettiği desteklese de bu konuda yayınlanmıĢ kontrollü çalıĢma yoktur (Lamarque, 1996; Klontz, 1996). Hans ve ark. (2006) molar çekiminde en büyük diĢin çekilmiĢ olmasına rağmen overbite’a minimal etki olduğunu rapor etmiĢlerdir. Dört moların çekimi ya da 4 premoların çekimi Tweed mekanikleriyle ortodontik tedavi suresinde minimal vertikal değiĢikliğe neden olmuĢtur. Çoğu ortodontik kuvvet mekaniğinin molarlarda ekstrüzyon eğilimine neden olmasına rağmen, bu eğilimin çekim kararı ya da Tweed mekaniklerinin uygulanmasıyla kontrol edilebileceği rapor edilmiĢtir. Birinci molarların çekimi bazı açık kapanıĢ hastalarının tedavisinde önerilir. Ancak bu prosedür önerilen açık kapanıĢ tedavisinin tam zıttıdır. Meziale inkline ikinci moların büyük bir çekim boĢluğuna dik pozisyonda hareket ettirilmesi uygunsuz ve zor bir prosedürdür. Maksiler birinci moların çekiminden sonra maksiler sinüs çekim bölgesine sarkar ve sinüs yüzeyi boyunca kortikal bir sınır oluĢur. Bu kortikal kemik tabakası ikinci molar dikleĢtirilmesini gerekli kılan kök hareketini engeller. Anatomik olarak daimi birinci molarlar dentisyondaki en büyük diĢlerdir. Fonksiyonel olarak da çiğnemenin büyük bir kısmını yaparlar. Konjenital malforme ya da büyük restorasyonlar ve çürükler olmadığı sürece birinci molarların ağızda tutulması sağlanmalıdır. Açık kapanıĢ vakalarında ikinci ya da üçüncü molarların çekimi daha tercih edilebilir terapötik ve diagnostik sonuçlar sağlar (Hans ve ark. 2006). 3.6.Ark Teli ile İlgili Problemler Ġkinci premolar ve ikinci molar arasındaki ark teli çiğneme sırasında esneme nedeniyle yumuĢak dokularda travmaya neden olabilir. Bu ark teli distorsiyonu, ark telinin tüpten dıĢarı çıkmasına ve distale doğru hareket ederek yanağa batmasıyla sonuçlanabilir. Arkta defleksiyon ve asimetrilerin oluĢması tedavinin ilerlemesini geciktirir. Ek olarak ark telleri kalın köĢeli teller hariç tavlanmalı ve telin uç kısmı kıvrılmalıdır. Distal twister adı verilen bir aletle tavlanmıĢ ark telinin ucunun kolayca kıvrılması sağlanır (Sandler, 2000). 4.İKİNCİ MOLAR ÇEKİMİ Ġkinci molar çekimlerine kontrollü çalıĢma sonuçlarının azlığı nedeniyle klinisyenlerin çoğunluğu Ģüpheyle yaklaĢır ve bu nedenle ortodontide rutin bir uygulama değildir. Ġkinci molar çekimleri, üçüncü molar diĢ germi iyi bir kron Ģekli ve büyüklüğüne sahipse yapılabilir (Trevisi ve ark. 2011). Üst ve alt üçüncü molarlar önemli derecede büyük Ģekil farklılıkları gösterir. Bu nedenle molar çekimi gereken vakalarda ikinci moların yerine geçecek olan üçüncü molarların kalitesi iyi değerlendirilmelidir. Richardson ve Richardson (1993) vakalarin % 90’ında üçüncü molarlar tedaviye gereksinin olmaksızın iyi bir pozisyonda sürdüğünü belirtmiĢtir. 4.1. İkinci ve Üçüncü Molarlarin Gelişimi Ġkinci molarlar üst ve alt arkın her iki yarısında bulunan yedinci diĢlerdir ve üst ikinci molar diĢler boyut olarak biraz daha küçük olmakla beraber sekil olarak üst birinci molara benzerler. Alt ikinci molar diĢler 11-13 yaĢlarında sürerler ve alt ikinci molar diĢler üst ikinci molar diĢlerden yaklaĢık olarak birkaç aydan altı aylık bir periyoda kadar daha erken sürerler. Diğer önemli bir nokta ise ikinci moların sürebileceği yeterli boĢluğun olmasıdır. Üst üçüncü molarlar dental arkta en çok varyasyona sahip olabilen diĢlerdir. Mesiodistal geniĢliği 6.5 mm den 10,5 mm ye kadar değiĢir (Shwartz, 1935). Della Serra’nın (1976) bildirdiğine göre üst üçüncü molarlar tipik molar Ģeklinden daha konik ve daha basit Ģekillere kadar değiĢebilen Ģekil varyasyonlarına sahiptir. Üçüncü molarlar genellikle daha bukkalde ve distale açılıdır. Ġkinci molar çekimi yapılabilecek vakalar üçüncü molarların anatomisindeki ve pozisyonundaki varyasyonlar göz önüne alınarak belirlenmelidir. BaĢarılı bir tedavi için üçüncü molarların Ģekli ve boyutu belirleyicidir. Üst üçüncü molarlar baĢlangıçta distale açılıdır. Ancak bu eğilim maksiller tüberin büyümesi ile birlikte azalır. Eğer bu bölgede geliĢim gözlenmiyor ise üçüncü molar gömülü kalma olasılığı artmıĢtır. Eğer üçüncü molar geliĢimi sırasında birinci ve ikinci molarlar distalize edilirse dental arkın distalindeki yerin azalmasına bağlı olarak üçüncü molarların gömülülüğü gözlenebilir. Alt üçüncü molarların okluzal yüzeyi baĢlangıç periyodunda genellikle hafifçe mesiolinguale eğimlidir. Erupsüyon için gerekli olan yer mandibular büyüme ve mandibular ramusun remodellingi ile mandibuler korpusun uzunluğu arttırılır ve diĢin sürmesi için gerekli yer sağlanır. Alt üçüncü molar erupsüyonu yer olsa dahi öngörülemez ve tatmin edici bir erupsüyon garanti edilemez. Üçüncü molar gömülülüğü sadece posteriorda yer azlığı nedeniyle oluĢmaz aynı zamanda istenmeyen diĢ inklinasyonlarina bağlı da olabilir. Üçüncü molar gömülülüğünü engellemenin en önemli yolu alt ikinci molarların çekimidir. Bu çekimler üçüncü molar kök geliĢimi olduğu zaman endikedir (Fukui ve ark., 2012). Thomas ve ark. (1995) sürmeye uygun konumda bulunan üçüncü molarlar varlığında diğer tüm diĢler ağıza sürmüĢse hafif alt labial çapraĢıklık vakalarının ikinci molar çekimiyle efektif olarak tedavi edilebileceğini belirtmiĢtir. Ancak moderate veya ciddi çapraĢıklıklarda bu tedavi yöntemi önerilmektedir. Ġkinci molar çekimi aĢağıdaki durumlarda tercih edilebilir (Travess, 2004). Ġkinci molar çekiminin avantajları: 1.Ġleri dönemde üçüncü moların sürdürülmesi 2.Premolar çapraĢıklığının çözülmesi (özellikle gömülü ikinci premolar diĢlerde) ve dental arkın posteriorunda yer oluĢturulması 3.Ġyi sıralanmıĢ alt arkta çapraĢıklığın önlenmesi 4.Üst arkta distal hareketin daha kolay ve daha stabil olması 5.Meziale devrilmiĢ birinci molarların dikleĢtirilmesi Ġkinci molar çekiminin dezavantajları: 1. Alt arkta üçüncü moların sürmesi tahmin edilemez ve yaklaĢık % 30 oranında düzeltim ihtiyacı gerekebilir. 2. DiĢin çapraĢıklık bölgesinden uzakta olması nedeniyle çapraĢıklığın ne kadar çözüleceği tahmin edilemez. 4.2.İkinci Molar Çekimi Gerektiren Hastaların Özellikleri Ġkinci molar çekimi Sınıf II maloklüzyonlu adölesan hastalarda bir tedavi seçeneğidir. Graber’e (1969) göre üst ikinci molar çekimi Sınıf II bölüm l hastalarda tedaviyi hızlandırır. Graber (1969), aynı zamanda bu hastalarda olması gereken karakteristikleri tanımlamıĢtır. 1. AzalmıĢ overbite, 2. Üst keserlerin artmıĢ labial inklinasyonu, 3. Üçüncü molarların sürmeye uygun lokalizasyon ve pozisyonda olması, iyi bir Ģekle ve boyuta sahip olması Ġkinci molar çekimi, çekim endikasyonu konulan hastalarda olduğu gibi en iyi hafif mezosefal ve dolikosefal hastalarda endikedir. Horizontal büyüme paternine sahip ve derin kapanıĢ bulunan hastalar ise ikinci molar çekimi için uygun değildir. Uygulanan mekanikler sonucu oklüzal düzlem saat yönünde rotasyon yapar. Bu da derin kapanıĢa neden olur. Bu vakalarda istenmeyen etkileri engellemek için alt arka tersine spee kurvatürü içeren ark telleri gibi mekanikler uygulanmalıdır (Trevisi ve Zanelato, 2011). Ancak ikinci molar çekiminin premolar çekimi yerine geçmeyeceği unutulmamalıdır. Bu endikasyonlar tamamen farklıdır. Ġkinci molar çekimi Sınıf II ve Sınıf III hastalarda birinci molarin distalizasyonunu kolaylaĢtırmak amacıyla endikedir. Premolar çekimleri ise vertikal büyüme paternine sahip ciddi anterior çapraĢıklığı, keser proklinasyonu ve dudak kapanıĢı yetersiz olan hastalarda endikedir (Trevisi ve Zanelato, 2011). Alt dental arkta keserler iyi pozisyonlanmıĢ, ciddi çapraĢıklık ya da artmıĢ keser inklinasyonu ile beraber alt çapraĢıklık gözlenmiyorsa ya da azsa alt çene harmonisini sağlamak için premolar çekimi gereklidir. Bu tip vakalarda ikinci molar çekimi endike değildir. Aslında arklar arası iliĢkiler incelendiği zaman ikinci molar çekimi Sınıf II hastaların yarısından fazlasında endikedir. Ancak hafif sagittal uyumsuzluğu olan hastalarda ise konvansiyonel tedavi seçenekleriyle birinci molarlar distalize edilmelidir. Kısaca ikinci molar çekiminin endike olduğu durumlar (Trevisi ve Zanelato, 2011); 1. Adölesan hastalar 2. Hafif mezosefal ya da dolikosefal fasiyal paterne sahip hastalar 3. Uygun pozisyon, boyut ve Ģekilde bulunan üçüncü molar varlığı 4. Ciddi Sınıf II diĢsel iliĢki mevcudiyeti 5. Stabil alt dental ark (sadece hafif çapraĢıklık) Ġkinci molar çekimi Sınıf ll maloklüzyona sahip adolesan hastalarda uygulanabilecek bir tedavi seçeneğidir. Unutulmamalıdır ki ortodontik teĢhis morfolojik karakteristiklere dayanır ve çekim yapılacak hastalarda bu çekimler tedavi bitiminde okluzyonu sağlamaya yardımcı olmalı, aksine bunu tehlikeye atmamalıdır. Sagittal Sınıf II maloklüzyonlar ortodontik hastaların içinde en çok ortodontik tedavi isteğinde olan gruptur çünkü Sınıf II maloklüzyonlar sıklıkla fasiyal estetiği de etkiler ve en iyi Ģekilde karma dentisyon döneminde tedavi edilebilirler. Ancak hastalar her zaman karma dentisyon periyodunda tedavi için baĢvurmazlar. Tedavinin adölesan döneme ertelenmesi çoğunlukla zayıf hasta kooperasyonuyla iliĢkilidir. Bazı adölesan vakalarda ikinci molar çekimi geçerli bir tedavi alternatifi olabilir. Ġkinci molar çekiminin temel amaçları üçüncü molar gömülülüğünün engellenmesi ve birinci moların daha kolay dikleĢtirilmesini sağlamaktır. Bu çekimler ark telinin distalinde üçüncü molarların sürmesiyle beraber birinci moların distalizasyonu sonrası kontaktla kapatılacak olan bir boĢluk oluĢturur. Üçüncü molar iyi bir Ģekil ve boyutta ise ikinci moların yerine geçmesi uygundur. Molarların distalize edilmesi için uygun mekanikler olmasına rağmen ikinci moların fazla distalizasyonu üçüncü molar gömülülüğüne ve çekimine neden olabilir Bu nedenle eğer bir molar diĢ çekilecekse bu ikinci molar diĢ olabilir. Bu yaklaĢım birinci moların hareketini kolaylaĢtırır ve tedavi süresini azaltır. BaĢka bir önemli nokta ise kontakt sağlanmasıdır. Ġkinci molar çekimli vakalarda genellikle dental arkta diĢ çekimi yapıldığına dair herhangi bir klinik iĢaret görülmez. Bu durum üçüncü moların birinci molarla kontakt sağlayacak Ģekilde sürmesine bağlıdır. Ġkinci molar çekildiği zaman tedavi 28 diĢle bitirilir. Bu nedenle aynı Ģekilde premolar ve molar bölgede çapraĢıklığı olan hastalarda iyi bir tedavi seçeneğidir. Bu prosedür çapraĢıklığın çözümü için gerekli yer sağlar ve üçüncü molar gömülülüğünü engeller (Trevisi ve Zanelato, 2011). Troitter’e (1983) göre ikinci molar çekimi; 1. Sekiz adet premolar diĢin okluzal kilitlenmesi stabiliteyi arttırır. 2. Ġyi bir fasial estetik sağlar. 3. Fazla yer ihtiyacı gerektiren vakalarda yer sağlar. 4. Borderline vakalarda boĢluk kapatmada sorun yaĢanmaz. 5. Cerrahi komplikasyonlar elimine edilir. 6. Üçüncü moların erken erupsüyonunu sağlar. 7. Ortodontiste çürüklü malforme kötü restorasyonlu malpoze bir ikinci molarla çalıĢmaktansa sağlam bir diĢi ağızda tutma imkanı verir. 8. Ortodontik tedavinin aktif ve retansiyon safhasını kısaltır. 9. Üçüncü moların relapsa neden olma ihtimalini engeller. 10. Tabak yüz (dished-in-face) görünümünü engeller. Kontrendikasyonlar; 1. Küçük ya da malforme üçüncü molarlar 2. Sinüs icinde konumlanan üçüncü molarlar 3. Horizontal pozisyondaki üçüncü molarlar 4. Konjenital eksik premolar ya da keser diĢler 5. Üçüncü molar eksikliği 6. ġiddetli yer darlığı 7. Üçüncü molar uprightingi gereken durumlar 8. Molar erüpsüyonundaki problemler 5.3.Çekim Zamanı Ġkinci molarların çekimi düĢünüldüğünde zamanlama çok önemlidir. Ġkinci molar çekimi sonrası üçüncü moların seviyelenmesi molar diĢlerin köklerinin üçte biri oluĢtuktan sonra zordur (Travess, 2004). Radyograflar özellikle ikinci ve üçüncü molarların geliĢiminin izlenmesinde önemlidir. Aksiyal oryantasyonda diĢlerin ramusla ve mandibular kanalla iliĢkisinin izlenmesi önemlidir. Radyografik inceleme panoramik radyograflar sefalometrik filmler veya ek olarak anterior filmlerden faydalanılabilir. Panoramik ve sefalometrik radyograflar bize tüm diĢleri genel olarak gösterir ve birbirleriyle ve aynı zamanda mandibulanin alt kenarı, ramus, mandibular kanal ve nasal kavitelerle olan iliĢkileri de gözlenebilir (Trevisi ve Zanelato, 2011). Panoramik radyograflar ikinci moların çekiminden önce germ halindeki üçüncü moların kronunun mesiodistal geniĢliğinin, Ģeklinin, kök kalsifikasyonunun ve ikinci moların kökü ile diĢ germinin iliĢkisinin değerlendirilmesinde faydalıdır. Eğer radyografik görüntü net değil ise üçüncü molar diĢ germinin boyutlarını görmek zorlaĢacağı için periapikal radyograf alınmalıdır. SürmemiĢ diĢin Ģekli ve büyüklüğü çoğunlukla periapikal radyograflar üzerinde gözlenebilir. Okluzal radyograflarla da sürmemiĢ diĢin bukkolingual pozisyonu belirlenebilir. Aynı zamanda çalıĢma modelleri de sürmüĢ diĢlerin aksiyal pozisyonlarının değerlendirilmesi kaydedilmesi ve alveolar procesin Ģeklinin tanımlanması için gereklidir. Ġkinci molar çekimi için en uygun zaman üçüncü moların kronunun tamamen oluĢtuğu ve kök geliĢiminin üçte birinin tamamlandığı dönemdir. Üçüncü molar diĢ germleri anteriora hareket ederek ikinci moların çekim boĢluğuna sürer ve distalize edilen birinci molarla kontakt sağlar. Üçüncü molarları geç oluĢan bir hastada tedavi üçüncü molarlar sürmeden önce biter. DiĢin sürmesi tedaviden sonra iki yıl alabilir. Bu nedenle tedavi protokolünde alt arkta mekanikler kaldırılmalıdır, ancak molarlardaki tüpler bırakılmalıdır. Bu protokol alt ikinci molarların bu periyod boyunca karĢıtında diĢ olmaması nedeniyle uzamasının önlenmesi için uygulanır (Trevisi ve Zanelato, 2011). 4.4. İkinci Molar Çekiminden Sonra Birinci Molar Distalizasyonu ve Distalizasyon Mekanikleri Andrews (1989) tüm diĢlerin mesial angulasyonlu olduğunu keĢfetmiĢtir. Mastikator kasların etkisiyle tüm ark anteroposterior yönde hareket eder. Mesial hareket fizyolojik harekettir. Ancak distal yöndeki hareket sağlanması zor ve fizyolojik olmayan bir hareketir. Ġkinci ya da üçüncü moların çekiminin önerilmesi arkların distalinde boĢlukların oluĢturulması ve birinci molarların distale hareketini kolaylaĢtırmaktır. Tedavi mekanikleri hastaya göre değiĢir. Hangi distalizasyon aygıtının kullanılacağı hastanın fasial paternine bağlı olarak değiĢmekle beraber ortodontistin tercihine bağlıdır. Headgear ve kaydırma mekanikleriyle beraber Sınıf II elastikler ve ortodontik minividalar kullanılabilir. Üst ikinci molar çekiminden sonra birinci molar distalizasyonu, üst çenede distalizasyon için yeterli yer sağlar ve çok daha kolay bir prosedür olur. Aynı zamanda üçüncü moların gömülü kalması engellenmiĢ olur Sınıf I iliĢkinin daha kısa sürede sağlanmasıyla tedavi daha kısa sürer (Trevisi ve Zanelato, 2011). Üst ikinci molar çekimini takiben yapılan birinci molar distalizasyonu daha kolaydır. Birinci moların distalize edildiği vakalarda vertikal boyut çok kritik olmamalıdır. Öyle olsa bile total Sınıf II iliĢki beklenmemelidir. Bundan dolayı üst ikinci molarların çekimi ile iskeletsel Sınıf II iliĢkinin kamuflajı sadece spesifik indikatörler bulunduğu zaman düĢünülmelidir. Kuvvet sisteminin baĢarılı olmasında anahtar nokta anterior diĢlerin resiprokal protrüzyonu olmadan birinci molarların hareketidir. Bu nedenle headgear, palatal ankraj ve iskeletsel ankraj kullanılabilir. DiĢ hareketi için headgear kullandığımızda uzun periyotta moderate yoğunluktaki ağızdıĢı kuvvet uygulamak gerekir. Hızlı büyüyen hastada headgearın daha kısa süreli kullanımıyla baĢarılı diĢ hareketi sağlanır. Maksiller diĢlerin posterior hareketi için hasta headgeari tüm gün ya da tüm güne yakın sürede takmalıdır. Molar ekstrüzyonundan kaçınılmalıdır ve bu amaçla high pull ya da straight pull headgear kullanılmalıdır. Kuvvet yoğunluğu tüm maksiller diĢleri simultane repoze edecek kadar büyük olmalıdır. Bunun anlamı tüm diĢler arka bağlanmalı her taraftan yaklaĢık 300 gr kuvvet uygulanmalıdır. Mevcut verilere göre de ikinci molar çekimi sonrası headgear’in dikkatli kullanımı sonucu tüm potansiyel problemlere rağmen üçüncü moların doğru konumda sürmesi ihtimali % 75-80 civarındadır (Proffit, 2007). Bazen tek taraflı Sınıf II vakalarda ve arkın bir yarısında çapraĢıklığın olduğu durumlarda molar distalizasyonu endikedir. Adölesan büyüme atılımını geçmiĢ hastalarda hala az miktarda da olsa vertikal büyüme potansiyeli gözlenir, bir üst ikinci moların çekimi ve ardından asimetrik servikal headgearle tedavi sonuçları tatmin edicidir. Ġkinci molarların direnci ortadan kalktığı zaman palatal ankrajla beraber birinci molarlar baĢarılı bir Ģekilde distalize edilebilmektedir. Üst molar distalizasyonu için alt ikinci molar çekimli vakalarla karĢılaĢtırıldığı zaman daha az kuvvet uygulanması gerekmektedir. Paralel hareket ihtiyacı duyulan ve moların mesialinde boĢluk açılan diğer tekniklerde diğer diĢler retrakte edilirken moları geride tutmak için bu yol baĢarılıdır. Eğer Sınıf II maloklüzyon tedavisinde üst diĢlerin retraksiyonu isteniyorsa iskeletsel ankraj tercih edilir. Kemik ankrajı ya da minivida, headgear takmaktan daha tolere edilebilir ve palatal ankrajdan daha kolay kabul edilebilir olarak rapor edilmiĢtir (Proffit, 2007). Maksiller 1. moları distalize etmek için 2. molar çekimi diĢ hareketi için yer sağlar. Ġskeletsel ankrajın yaygınlaĢmasına kadar transpalatal arkla sağlanan ankraj maksiller arkta distalizasyon sağlamada en iyi yol kabul edilirdi. Molar hareketi için palatal ankrajda premolarlar da splintlenir ve palatal mukozaya temas eden bir akrilik ped yapılır. Ancak daha özel apareylerle dahi yarım tüberkülden daha fazla olan Sınıf ll vakalarda distal hareket beklenmez. Maksiller molarlar posteriora doğru devrilme hareketi yapabilirler ancak bu durumda da maksiller diĢler retrakte oldukça geri dönme eğilimi artar. Ġdeal hasta minimal büyüme potansiyeline sahip, kabul edilebilir derecede iyi bir çene iliĢkisi olan, mandibular yetersizliği olmayan ve yarım tüberkül Sınıf II molar iliĢkiye sahip hastalardır (Proffit, 2007). 4.5.İkinci Molar Çekimi Sonrası Üçüncü Moların Sürmesi Klinik çalıĢmaların gösterdiği üzere üçüncü molarlar, ikinci molar çekimli vakaların büyük çoğunluğunda kabul edilebilir bir Ģekilde sürmüĢtür. Ġkinci molar çekimi üçüncü molar köklerinin oluĢumu tamamlanmadan yapıldığı zaman üçüncü moların erupsüyonu hızlanır ve sıklıkla ortodontik tedavinin sonunda sabit apareyler halen ağızda iken diĢler sürmüĢ olur. Eğer ikinci molarlar üçüncü molarlar erken maturasyon safhasındayken çekilmiĢ ise üçüncü molar sürmemiĢ olsa bile tedavi sonunda sabit uygulamalar çıkarılmalıdır (Trevisi ve Zanelato, 2011). Üst molarların % 90’ın üzerinde kabul edilebilir pozisyonda sürer ancak bazı vakalarda molarlar çapraz kapanıĢta sürebilir. Bu durumda çapraz kapanıĢın düzeltilmesi için molara tüp yerlestirilmesi gerekebilir. Diğer bir konu ise ikinci moların çekimi sonrasında üçüncücü molarların kök formasyonunun etkilenmesidir. Üçüncü molarların köklerinde genellikle anatomik varyasyonlar izlenir ve kökler genellikle posterior segmentteki yer darlığına bağlı olarak eğimlidirler. Ancak ikinci moların çekimiyle dental arkın posteriorunda yer oluĢturulur ve bu üçüncü molarların iyi bir kök formasyonu için faydalıdır (Trevisi ve Zanelato, 2011). Cavanaugh (1985) ikinci molar çekimi sonrasında üçüncü molarların erupsüyonunu 25 vakada klinik ve radyografik olarak takip etmiĢtir. Hiç gömülü üçüncü molar diĢ olmadığını, birleĢmiĢ kök oranının çok düĢük olduğunu ve üçüncü molarların mesiodistal angulasyonunda bir düzelme olduğunu belirtmiĢtir. Bu çekimlerin dikkatlice seçilmiĢ hastalarda çoğu zaman en iyi tedavi seçeneği olduğunu belirtmiĢtir. Zanelato (2011) ikinci molar çekimiyle tedavi edilmiĢ hastalarda spontan sürmüĢ üçüncü molar diĢlerin pozisyonlarını modellerde incelemiĢtir ve normal okluzyondaki konumlarıyla karĢılaĢtırmıĢtır. Üçüncü molarlar ikinci molarların yerine geçtiği zaman iyi bir mesiodistal ve bukkolingual kök pozisyonu gösterdiğini belirtmiĢtir. Üçüncü molarların klinik kronlarin büyüklüğü kadın ve erkek bireylerede kabul edilebilir bulunmuĢtur. Kadın ve erkek arasında belirgin farklılık bulunanmamĢtır. Liddle (1977), Marceau ve Troitter (1983) ve Quinn(1985) gibi bazı otörler premolar çekimi ve anterior diĢlerin retraksiyonunun dished-in-face profile neden olduğunu savunmuĢlardır. Williams ve Hoshila’nın (1976) çalıĢmasına göre daha az retraksiyon gözlenmiĢtir. Diğer bir sonuç da 3. molar gömülülüğü engellenmiĢ olur. Liddle (1977), Gaumond (1985), Quinn (1985) Cavanaugh (1985) ve Richardson (1993) çalıĢmaları sonucunda hiçbir vakada 3. molar gömülülüğüne rastlanmamıĢtır. 2. molar çekimli vakalarda sonradan tekrar tedavi gerekli olabilir (Staggers, 1990). Smith’in (1958) yaptığı bir çalıĢmada maksiller molar diĢlerin tamamının kontağa geldiği, % 96’sında mezial kontakt nokta teması ve % 97’sinin kabul edilebilir aksial eğimde olduğunu bulunmuĢtur. Mandibular molarların ise % 97’sinde okluzyon ,% 59’unda mesial kontakt ve % 50’sinde kabul edilebilir aksial inklinasyon olduğu rapor edilmiĢtir. Wilson (1971) 178 adet üçüncü molar diĢi inceleyerek yaptığı bir araĢtırma sonucu %87 oranında iyi veya çok iyi mesial kontak ve okluzyon olduğunu belirtmiĢtir. %13 ise kötü kontakt ve angulasyon gözlenmiĢtir. Rindler (1977) tarafından yapılmıĢ bir araĢtırmaya göre 118 üçüncü moların %77’si iyi veya çok iyi % 20’si yeterli % 3’ü ise yetersiz pozisyonda bulunmuĢtur. Huggins ve McBride’ın (1978) 50 adet üçüncü molar diĢi inceledikleri çalıĢmalarında ise % 90 iyi veya mükemmel mesial kontakt bulmuĢtur. % 4 oranında hafif mesial kontakt, % 4 ünde ise hic kontakt olmadığını bildirmiĢtir. Gaumond (1985), 22 mandibular 3. molarin sürmesini incelediğinde % 86’sının ark içinde tatmin edici pozisyonda bulunduklarını tespit etmiĢlerdir. Quinn’in (1985) sonuçlarına göre 3. molarlarin % 75’i 3. molar çekimi sonrası mesial kontağı sağlamaktaydı. Aynı zamanda maksiller 3. molarların sürmesi sonrası nadiren düzeltim gerekmekle beraber mandibular molarlar çogu zaman tedavi sonrası yeniden düzeltime ihtiyaç duymaktadır. 4.6. Sınıf lll Hastada Alt İkinci Molar Çekimi Lin ve Gu (2006) fonksiyonel olmayan Sınıf III maloklüzyona sahip, cerrahi tedavi endikasyonu olan hastayı alt ikinci molar çekimleriyle tedavi edilmistir. Tedavi sonucunda hastada overjet değiĢimi 5.5 mm bulunmuĢtur. Molar iliĢki 4.4 mm değiĢmiĢ üst keserlerin SN düzlemine göre proklinasyonu 2.1º, alt keserlerin mandibular düzleme olan retroklinasyonu 12º, alt keserlerin oklüzal düzleme göre retrtaksiyonu 3.8 mm olarak bulunmuĢtur. Üst keserler 1.2 mm meziale hareket etmiĢ, alt birinci molarin çekimiyle toplamda ise 4 mm distale hareket etmiĢtir. ANB açısı 1.3 mm artmıĢ, A noktası 1.9 mm ileri taĢınmıĢ, Pg noktasi Na dikmesine göre 1mm geriye hareket etmiĢtir. Subnazal-Pogonion doğrusuna göre üst dudakta 0.9 mm artıĢ ve alt dudakta 1.8 mm azalma gözlenmiĢtir. BaĢlangıçta negatif olan bu değerler tedavi sonunda pozitif olmuĢtur. Mandibular düzlem neredeyse aktif tedavi sonunda degiĢmemiĢ ancak palatal düzlem ve okluzal düzlem saat yönünün tersi rotasyon yapmıĢtır. Sınıf III iliĢkinin düzeltilebilmesi için üst arkın mesial, alt arkin ise distal hareketi gereklidir. Bu nedenle üst arktan diĢ çekimi istenmeyen etkilere neden olabilir. Alt arkta alt 1. molarin mesialinden yapılan çekimler anterior çapraz kapanıĢın düzeltimi için faydali olabilir ancak oklüzal kilitlenme icin 8 premolarin teması okluzal stabiliteyi arttırır. Alt ikinci molarların çekimi anterior diĢlerin geriye hareketi icin çekimsiz ve ya alt üçüncü molar çekimli vakalara göre daha fazla yer sağlar. Bazi klinisyenlere göre alt ikinci molar çekimi tartıĢmalıdır, çünkü alt üçüncü molarlar her zaman iyi bir Ģekilde alt ikinci molarların çekim boĢluğuna yerleĢmez (Ruellas ve ark. 2012). Üst ikinci molarların overerupsüyonu ve alt üçüncü moların mesial erupsüyonu gözlemlenen vakalarda küçük uyumlamalarla alt birinci molarla iyi bir kontakt sağlanabilir. Gömülü 3. molar cerrahisinde yaĢanabilecek komplikasyonlar nedeniyle alt ikinci molar çekimi düĢünülebilir (Ruellas ve ark. 2012). 4.7. Alt İkinci Molar Çekim Endikasyonları ġiddetli iskeletsel Sınıf III malokluzyon süper Sınıf I ya da tam tüberkül Sınıf III molar iliĢki iyi sıralanmıĢ üst ve alt ark ya da alt arkta hafif çapraĢıklık bulunduğu durumlarda molar çekimi düĢünülebilir. Dört premolar çekimli tedavi bu tip vakalarda maksilladan diĢ çekimi yapılması maksillanın geliĢimsel yetersizliğine neden olacağı için uygun olmayabilir. Ek olarak alt premolarların çekimi molar iliĢkiyi daha kötü bir hale getirecektir. Ancak alt üçüncü molar çekimi bu tedaviye bir alternatif olabilir. Açıkçası yer gereksinimi olan vakalarda alt üçüncü molarların çekimi bu ihtiyacı sağlamaz. Bu da Sınıf lll molar iliĢkinin ve anterior çapraz kapanıĢın düzeltimi noktasında tedaviyi zorlaĢtırır. Alt ikinci molar çekimi Ģiddetli Sınıf III malokluzyonların tedavisinde faydalı bir tedavi sekli olabilir. Ancak tedavi kararı verilirken alt üçüncü moların pozisyonu değerlendirilmelidir. Ġkinci molarların çekimiyle elde edilen yer alt arkın distalizasyonu ve üçüncü moların erupsüyonu için yeterli yeri sağlar. Üçüncü molarların gömülü kalma olasılığı oldukça az olmakla birlikte alt üçüncü molarların mesial erupsüyonuyla beraber tedavi dönemi ve sonrasında takip periyodunda sadece minor düzenlemelerle alt birinci molarla iyi bir kontakt iliĢkisi sağlanabilir. Üst üçüncü molar sürerken üst arkı mesial harekete zorlayarak Sınıf III malokluzyonun çözümü için katkı sağlar. Ancak alt üçüncü molarlar alt ikinci moların yerine geldiği zaman üst üçüncü molarların karĢıtında diĢ olmaması nedeniyle overerupsüyonu gözlenir. Bu nedenle üst üçüncü molarların çekimi alt üçüncü molar alt üçüncü molar sürdüğü ve üst ikinci molarla iyi bir interkaspasyon sağladığı zaman yapılmalıdır. Burun ve çene ucu pozisyonunu Ģiddetli Sınıf III deformasyona sahip hastalarda tek baĢına ortodontik tedaviyle değiĢtirilemez, ancak alt ve üst keserlerin pozisyonlarının değiĢtirilmesiyle dudak profili değiĢtirilebilir. Bu çalıĢmada dudak konumunun belirli ölçüde değiĢmesi Sınıf III hastalarda cerrahi tedaviye bir alternatif olması açısından oldukça önemlidir. Konkav olan profilde tedavi sonunda düz profil sağlanabilmektedir. Sabit tedavi ve alt ikinci molar çekimi diĢlerin tippingini önleyerek limitli bir iskeletsel değiĢiklik sağlamıĢtır (Lin ve Gu, 2006). 4.8.Dört İkinci Molar Çekimi Bazı üçüncü molarlar artmıĢ bir mesial angulasyonla sürerler ve ileri dönemde dikleĢtirlmesi gerekebilir. Üçüncü molarları dikleĢtirmenin etkili prosedürlerinden biri de üçüncü molarların bukkal bir tüp ile bantlanması ya da bondlanması, birinci molar ya da premolarların da bantlanarak bir lingual ark bükülmesidir. Uzun ayaklı köĢeli tel ya da birinci ve üçüncü molar arasında kullanılan bir helikal zemberek de üçüncü moların düzeltimi amacıyla kullanılabilir (Quinn, 1985). Ġkinci molar çekimi sonrası üçüncü molarin ikinci molarin yerine getirildiği baĢarılı tedaviler rapor edilmiĢtir (Smith, 1958; Halderson, 1959; Tulley, 1959; Rindler, 1977; Huggins ve Mc Bride, 1978; Marceau ve ark, 1983; Troitter(1983) ; Staggers, 1994). Dört ikinci molarların çekiminin endike olduğu durumlar (Quinn, 1985); 1. Angle Sınıf I, II, III vakalarda 2. Ön açık kapanıĢ vakalarında 3. Derin kapanıĢ vakalarda Çekimin gerekli olduğu bazi prognatizm vakalarında tedavi alternatifi olabilir. Ġkinci molar çekimi bimaksiller protrüzyon hastalarında oldukça seçici yapılmalıdır. Ġkinci molar çekimini takiben tüm diĢler bantlanır ya da bondlanır. Ekstraoral kuvvet ya da maksiller ekspansiyon yapılacaksa erkenden uygulanmaya baĢlanır. Maksiller molarları retrakte etmek amacıyla alt premolar ve birinci molar arasına açıcı yay yerleĢtirilebilir ve Sınıf III elastik mandibular arka uygulanabilir. Üst premolarlar genellikle üst birinci molar distalize edilince onu takip ederler. Eğer hareket etmiyorlarsa yaylar ya da elastik kuvvetiyle hareket ettirilebilirler. Sınıf I malokluzyonda mandibular çapraĢıklığın elimine edildiği gibi Sınıf II kuvvetler maksiller arka uygulandığı zaman maksiller diĢlerin çapraĢıklığını düzeltmede yardımcı olur. Bu prosedür aynı zamanda hem Sınıf II hem de Sınıf III hastalarda uygun intermaksiller elastik uygulamalarıyla kullanılabilir. Dört ikinci moların çekimi bazı açık kapanıĢ vakalarında geçici olarak molar bölgenin fonksiyonunu azaltarak mandibular fulkrumu bir molar geniĢliği öne doğru taĢır. Bu aynı zamanda geçici olarak da dilin yerini arttırır (Quinn, 1985). Derin kapanıĢ problemleri birinci premolar çekimli vakalara göre ikinci molar çekimli vakalarda daha kolay kontrol edilir (Quinn, 1985). Sınıf lll problemlerde alt molar çapraĢıklığına ek olarak Sınıf lll retraksiyon gerektiği zaman aktif tedavinin sonuna doğru ikinci molarlar üçüncü molarların sürmesine izin vermek için çekilebilir. Bu özellikle dudak damak yarıklı pseudoprognatizm görülen hastalarda faydalı bir tedavi yaklaĢımıdır. Çekim sonrası anterior bölgede boĢluk ve diastema problemleri görülmez. Bazı sınır Sınıf III vakalarda dengeli yumuĢak doku profili olan hastalarda cerrahi tedavi uygun olmayabilir. Genel olarak diĢ çekimiyle beraber sabit tedavi uygulaması yetiĢkin Sınıf III tedavisinde cerrahi olmayan en iyi tedavi yaklaĢımıdır. Genel olarak 4 premolar çekimi en yaygın seçenektir. Aynı zamanda alternatif çekimler de yapılabilir (Magness, 1986; Whitney ve Sinclair, 1987). Eğer mandibular üçüncü molarlar mevcut ise mandibular birinci moların çekimi anteroposterior, vertikal, molar iliĢki problemlerini düzeltilebilir. Bu yaklaĢım tüm hastalarda endike değildir, çünkü oldukça zaman alan bir prosedür olan birinci molar çekim boĢluğunun kapatılması gerekmektedir. Aynı zamanda mandibular ikinci molarlar meziale ve linguale devrilme eğilimindedir ve bu problemlerin çözümü için de ekstra mekanikler gerekmektedir. Ruellas ve ark. (2012) 20 yaĢındaki Sınıf III hastada mandibular birinci molar çekimi yapmıĢ ve sabit ortodontik tedavi uygulanmıĢtır. Tedavi sonucunda maksiller ve mandibular arklar iyi sıralanmıĢ, overjet ve overbite normal bitirilmiĢ, Sınıf I molar ve kanin iliĢki sağlanmıĢtır. ANB açısı değiĢmemiĢtir. Alt ve üst dudak çok az hareket etmiĢtir. Sınıf III tedavisinde tedavi seçenekleri oldukça sınırlıdır. Genel olarak ilk seçenek dört premolar çekimi olmaktadır. Birinci molarların premolar yerine çekilmesi; geniĢ çürükler, apikal patolojiler, hipoplazik lezyonlar, geniĢ restorasyonlar bulunduğu durumlarda tercih edilebilir. Diğer durumlar ise mandibular arkın distalindeki çapraĢıklık yüksek mandibular düzlem açısı ve ön açık kapanıĢtır (Sandler ve ark., 2000). Tedavide köĢeli ark tellerinin kullanımı minimal devrilme hareketi ile boĢluk kapatmaya izin verir. Tedavi zamanı benzer hastalarda 4 premolar çekimiyle yapılan tedavide 6 ya da 8 ay daha uzun sürer. Sefalometrik çakıĢtırmada sol ikinci molar sol ikinci moların belirgin Ģekilde mezialize olmadığı görülmüĢ ve çekim boĢluğunun sadece diĢlerin sıralaması için ve overjetin düzeltiminde kullanılmıĢtır (Ruellas ve ark. 2012). 4.8.1. Dört Molar Çekiminin Dört Premolar Çekimi ile Karşılaştırılması Ġkinci molar çekimiyle premolar çekimi karĢılaĢtırıldığında en büyük farklılıklar diĢ yapısının boyutunun farklı olması ve çekim bölgesindeki farklılıklardır (Stagger, 1994). Birinci veya ikinci premolar çekildiği zaman her bir arkta yaklaĢık 14 mm lik bir boĢluk elde edilir (Wheeler, 1974). On milimetreyi aĢan çapraĢıklıklarda, daha fazla yer ihtiyacı olan vakalarda dört molar çekimi ile 18-22 mm gibi çok fazla bir boĢluk oluĢturulur ve aynı zamanda bu boĢluğun kapatılması da bir problem olabilir (Haus, 1986). Bazı ortodontistler doğal mesial migrasyonun bu boĢluğu hızlıca kapatacağını düĢünmektedir. Whitney ve Sinclaire (1987) tüm dentisyonun baĢarılı bir retraksiyonu hasta kooperasyonuna bağlı olduğunu savunmuĢtur. Haus (1986) çapraĢıklığın büyük miktarı anteriorda iken posterior bölgede oluĢturulan bu boĢluğun bir dezavantaj oluĢturacağını savunmuĢtur. Magness (1986) ise bunun bir problem olmadığını söylemiĢ, ikinici molar yokluğunda maksiller birinci moların daha kolay distale hareket edeceğini savunmuĢtur. Çoğu ortodontist arasında ikinci molar çekimli vakaların premolar çekimli vakalardan daha uzun sürede tedavi edildiği yönünde tartıĢmalar vardır. Ġkinci molar çekimini savunan kiĢiler birinci moların çekim boĢluğuna doğru hızlıca hareket ettirilebileceğine ve tedavinin toplam zamanının premolar çekimli vakalardan daha hızlı bitirilebileceğini savunmuĢlardır. Marceau ve Troitter (1983) ve Quinn (1985) ikinci molar çekimli vakalarla premolar çekimli vakaları karĢılaĢtırmıĢlar ve tedavi süresinde bir azalma olduğunu bildirmiĢlerdir. Magness (1986) diğer bir taraftan ikinci moların çekimi sonrası üçüncü moların erupsüyonunu beklemek zorunda olduğunu ve bu diĢlerin pozisyonlarının düzeltimi için ikinci faz bir tedaviye ihtiyaç duyulacağını belirtmiĢtir. Bu tedavi süresinin premolar çekimli bir vakaya göre daha fazla uzamasıyla sonuçlanacağını savunmuĢtur. Çoğu pratisyen diĢ hekimi ve bazı ortodontistler Bowbeer (1987) gibi premolar çekimi temporomandibuler eklem disfonksiyonlarına neden olan major bir etyolojik faktör olduğuna inanırlar. Mandibular ve maksiller premolar çekimi sonrası posterior diĢlerin ileri hareket ettirilmesiyle okluzyonun vertikal boyutunda bir kayıp ve bu nedenle Frankfort mandibular düzlem açısında azalma gözlenir. Gianelli ve ark. (1988) 4 premolar çekimi yapılmıĢ ortodontik tedavi gören hastalarla hiç ortodontik tedavi görmemiĢ hastaları karsılaĢtırıldığında kondil pozisyonunda fark olmadığı görülmüĢtür. Staggers (1990) maksiller ikinci molar çekimli ve premolar çekimli hastaların tedavi sonuçlarını karsılaĢtırmıĢtır. Maksiller birinci molarların pozisyonu ikinci molar çekimli grupta değiĢmemiĢ, maksiller keserlerde anterior hareket gözlenmiĢtir. Premolar çekimli grupta keserlerin ve birinci moların anterior hareketi gözlenmiĢtir. Mandibular çakıĢtırma sonucu da her iki grupta da mandibular 1. molarlarin mesial hareketi ve ikinci molar çekim grubunda da mandibular keserlerde anterior hareket gözlenmiĢtir. Panoramik radyograftan yapılan ölçümlerde ise 3. molar eksen eğimlerinde bir fark olmadığı saptanmıĢtır. Ortalama tedavi süresi ikinci molar grubunda 38 ay birinci premolar çekimli grupta ise 36.8 ay sürmüĢtür. Bu çalıĢmada yumuĢak doku konkavite 1.7º ikinci molar çekimli grupta 2.2º birinci premolar çekimli grupta bulunmuĢtur ve istatistiksel olarak anlamlı olmadığı rapor edilmiĢtir. Ancak alt dudak protrüzyonundaki değiĢiklik anlamlı bulunmuĢtur. Alt dudak protrüzyonunda 1,6 mm.lik azalma premolar çekiminde ikinci molar çekiminde 0 mm dir. Bu fark anlamlı olmasına rağmen yumuĢak doku konvesitesindeki tüm değiĢiklik anlamlı değildir. A ve B noktaları ile iskeletsel konveksivite arasında iki grup arasında fark bulunamamıĢtır. Her iki grupta da azalma bulunmuĢtur. Tüm birinci molarlarda ekstrüzyon gözlenmiĢ ve gruplar arasında fark bulunamamıĢtır (Staggers, 1990). Mills (1987) tarafindan 1.molar çekimlerinin tedavi süresini ikiye katladığı ve baĢarının % 50 azaldığını belirtmiĢtir. Diğer bir taraftan Daugaard-Jensen (1973) birinci molar çekimi vakaların iyi bir ankraj planlamasıyla daha fazla zaman gerektirmeyeceğini savunmuĢlardır. Houston ve ark.. (1992) göre birinci molar çekimi yapılan çocuklarda genellikle düĢük sosyal seviye ve oral hijyene azalmıĢ ilgi görülmektedir. Birinci molar çekimi sonrası çekim boĢluğunun kapatılmasında en iyi sonuç çocuklarda ve genç yetiĢkinlerde gözlenmiĢtir (Stepovich, 1979). Çekim sonrası boĢluk kapatmada yetiĢkinlerde daha az kemik appozisyonu ve bazı vakalarda ikinci molar kökünde rezorpsiyon izlenmiĢtir. Bazı yazarlar da çoğu vakada tedavi sonunda ikinci molar diĢin mesialinde krestal kemik kaybı izlemiĢlerdir. Ancak kök rezorpsiyonunun minimal olduğunu savunmuĢlardır (Hom ve Turley, 1984). Mandibuler birinci molar çekildikten sonra karĢıtı olmayan maksiler birinci moların çekimi maksiller diĢin overerüpsiyonunu önler. Kompanzasyon için maksiller birinci moların çekimi sonrası mandibular birinci moların çekimi önerilmemektedir çünkü mandibular arkta boĢluk kapatmak daha komplekstir (Isacsson ve ark, 1971) Williams ve Hosila’ya (1976) göre birinci molar çekiminde profil premolar çekimli vakalara göre daha az etkilenmektedir. Ayni zamanda inceledikleri vakaların % 90’ı civarında üçüncü molar erüpsüyon Ģansı görülürken premolar çekimli vakalarda bu oran yaklaĢık %55’tir. 5.ÜÇÜNCÜ MOLAR ÇEKİMİ Tüm yirmi yaĢ diĢlerinin ortodontik amaçlarla çekimi nadirdir. Bu diĢler de tedavi planına dahil edilebilir. Üçüncü molar diĢlerinin gömülülük oranına bakıldığına literatürde geniĢ bir varyasyona sahip olduğu görülmektedir. Özellikle alt arkta posterior bölgede çapraĢıklık üçüncü moların gömülülük riskini artırır. Çekimler arkın anterioruna doğru geldikçe posterior çapraĢıklığa daha az etkili olur. Çekim posterior bölgeye yaklaĢtıkça üçüncü moların sürme ihtimali artar. Üçüncü molarlar eskiden geç dönem alt keser çapraĢıklığından sorumlu tutulmaktaydı (Richardson ve Richardson, 1993). Ancak araĢtırmalar üçüncü molarların alt anterior çapraĢıklığa etkisi olan faktörlerden yalnızca biri olduğunu ve bu etkinin de ihmal edilebilir olduğu sonucunu göstermiĢtir. Bu nedenle üçüncü molar çekimi alt keser çapraĢıklığını engellemek veya çözmek amacıyla yapılmamalıdır (Shwarze, 1973). Sugawara ve ark.(2004) 15 yetiĢkin hastada üçüncü molar çekimi sonrasında iskeletsel ankraj sistemleriyle distalizasyon yapmıĢlardır. Ortalama tedavi süresi 28,9 ay sürmüĢtür. Birinci molar kron hizasında 3,5 mm, kök hizasında ise 1,8 mm distalize edilmiĢtir. Ortalama relaps 0,3 mm olarak bulunmuĢtur. Üçüncü molar çekimi sonrası iskeletsel ankraj kullanımıyla molarların dikleĢtirilmesi, ön çapraz kapanıĢ ve dental asimetriler çözülebilir. 6. SONUÇ Ortodontik tedavide premolar diĢ çekimleri çekim endikasyonu bulunan hastalarda rutin bir uygulama Ģeklidir. Ancak molar diĢ çekimleri, molar diĢlerin hacmi, ön bölgede olan çapraĢıklığa uzak oluĢu ve özellikle birinci molarların oklüzyondaki önemli rolünden dolayı vakaya en uygun tedavi ise uygulanmaktadır. Doğru endikasyon konulmuĢ ise tedavinin baĢarılı olma ihtimali artmaktadır. Yer ihtiyacı olan vakalarda geniĢ restorasyonlu ya da çürüklü molar diĢler çekim açısından değerlendirilmeli ve Sınıf II ve Sınıf III kamuflaj tedavisinde hastanın yaĢı göz önünde bulundurularak çekim sonrası oluĢan boĢluğun kapatılması için gerekli ankraj planlaması dikkatlice yapılarak tedaviye baĢlanmalıdır. 7.KAYNAKLAR 1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. 8. 9. 10. 11. 12. 13. 14. 15. 16. 17. 18. 19. 20. 21. 22. 23. Andrews L F. Straight wire: the concept and appliance. L A Wells, San Diego, 1989. Angle E H. Treatment of malocclusion of the teeth andfractures of the maxillae, Angle's system. Ed 6, S.S.Philadelphia: White Dental Manufacturing Co.,1900. Aras A. Vertical changes following orthodontic extraction treatment in skeletal open bite subjects. Eur J Orthod. 24: 407-423, 2002. Arat M. ĠĢeri H. Orthodontic and orthopeadic approach in the treatment of skletal open-bite Eur. J. Orthod. 14: 207-215, 1992. Bazzucchi A. Hans MG. Nelson S. Powers M. Parker S. Evidence of correction of bite malocclusion using active vertical corrector treatment. Semin Orthod. 5: 110-130, 1995. Begg P R. Stone age man's dentition. Am J Orthod, 40: 298-312, 1954. Binda SKR. Kujipers-Jagtman. AM,Maertens JKM. A long term cephalometric evaluation of treated Cl ll ,2 malocclusions Eur. J. Orthod. 16: 301-8, 1994. Bowbeer GR. The sixth key to facial beauty and TMJ health. Funct Orthod. 4: 4-20, 1987 Caplan MJ, Shivapuja PK. The effect of premolar extraction on soft tissue profile in adult African-American females Angle Orthod. 67: 129-130, 1997. Case CS. The Question of Extraction in orthodontics Am. J. Orthod. 52: 658-691, 1964 Cavanaugh J J Third molar changes following second molar extractions. Angle Orthodontist 55: 70–76, 1985. Daugaard-Jensen I. Extraction of first molars in discrepancy cases. Am J Orthod. 64: 115151, 1973. Della Serra O Anatomia dental, 2nd ed.Artes Médicas, São Paulo, p 318, 1976. Diels RM. Kalra V. De Loach N. Powers M. Nelson SS. Changes in soft tissue profile of African- Americans following extraction treatment. Angle Orthod. 65: 285-292, 1995. Elham SJ., Aihaija A., McSheny PF., Richardson A., A cephalometric study of the effect of extraction of lower first permanent molars. J Clin Pediatr Dent 24:195-8, 2000. Ericson S, Kurol J. Early treatment of palatally erupting maxillary canines by extraction of the primary canines. Eur J Orthod 10: 283-295, 1988. Erverdi N, KüçükkeleĢ N. Daimi 1, molarların çekimi sonucu izlenen mandibula rotasyonunun sefalometrik yöntemlerle incelenmesi 1. TOD, 8(2) 252-258, Kasım 1995. European Orthodontic Society,389-442,1970. Frankel R, Frankel C A. functional approach to treatment of skeletal open bite., Am. J. Orthod. 89: 428-436 1983. Frost DE, Fonseca RJ, Turvey TA, Hall DJ. Cephalometric diagnosis and surgicalorthodontic correction of apertognathia. AmJ Orthod. 78:657-669 1980. Fukui T.Harada F. Morita S. Saito I. Nonsurgical treatmentof adult skeletal Class lll malocclusion with crowding and missing four premolars corrected with extraction of mandibular first molars, 2012. Gaumond G., Second molar germectomy and third molar eruption. Angle Orthod 55:77-88, 1985. Gianelly AA., Hughes HM, Wohlgemuth P, Gildea G. Condylar position and extraction treatment. Am. J Dentofacial Orthop. 93: 201-205, 1988. 24. Graber T M, Maxillary second molar extractions in Class II malocclusion. American Journal of Orthodontics and Dentofacial Orthopedics 56:331–353, 1969. 25. Graber TM, Swain BF. Orthodontics Current Principles and Techniques. CV Mosby Company St. Louis Toronto Princeton, 1985. 26. Halderson H.,early second permanent molar extraction in orthodontics J Canadian Dent Assoc. 25: 549-560, 1959. 27. Hans MG. Groisser G. Damon C. Amberman D. Nelson S. Palomo JM. Cephalometric changes in overbite and vertical facial height after removal of 4 first molars or first premolars Am J Orthod Dentofacial Orthop. 130: 183-188, 2006. 28. Haus AJ. Let's take a rational look at permanent second molar extractions. Am J Orthod Dentofacial Orthop. 90: 361-3, 1986. 29. Holm BM. Turley PK. The effects of space closure of the mandibular first molar area in adults. Am J Orthod 4: 457-69, 1984. 30. Houston WJB. Stephens CD., Tulley WJ. A textbook of orthodontics, 2nd edition, Oxford: John Wright; p. 196-9, 1992. 31. Huggins DG. McBride LI. The eruption of lower third molars following the loss of lower second molars: a longitudinal cephalometrie study. Br J Orthod, 5: 13-20, 1978. 32. Isaacson JR. Isaacson RJ. Speidel TM. Worms FW. Extreme variation in vertical facial growth and associated variation in skeletal and dental relations. Angle Orthod, 41: 219-29, 1971 33. Kim YH., Anterior openbite and its treatment with multiloop edgewise archwire Angle , 12; 290-321,1987 34. Klontz HA. Tweed-Merrifield sequential directional force treatment. Semin Orthod, 2: 25467, 1996. 35. Koch R. Gonzales A. Witt E. Profile and soft tissue changes during orthodontic treatment. 1: 193-199, 1979. 36. Lamarque S. Tweed-Merrifield sequential directional force nonpremolar extraction treatment: a case report. Semin Orthod; 2: 268-72 1996. 37. Liddle DW. Second molar extraction in orthodontic treatment. Am.J. Orthod; 72:599-616, 1977. 38. Lin J, Gu Y. Lower second molar extraction in correction of severe Class lll malocclusion, 2006. 39. Magness WB. Extraction of second molars. J Clin Orthod; 20:519-22, 1986 40. Marceau ]E, Trottier BP. Third molar development following second molar extractions. J Pedodontics, 8: 34-51, 1983. 41. Mills JRE. Principles and practice of orthodontics, 2nd edition, New York: Churchill Livingstone; p. 123-128, 1987. 42. Mitchell L. An introduction to orthodontics, Oxford, England: Oxford University Press;. p. 26-8, 1996. 43. Profitt WR. Contemporary Orthodontics Fourth Edition Canada 297 581 2007. 44. Quinn GW. Extraction of four second molars Angle Orthod 55: 58-69 1985. 45. Richardson M E, Richardson A lower third molar development subsequent to second molar extraction. American Journal of Orthodontics and Dentofacial Orthopedics 104:566–574 1993. 46. Richardson ME. Richardson A. The effect of extraction of four second permanent molars on the incisor overbite. Eur J Orthod; 15: 291-296, 1993. 47. Riedel RA. An analisis of dentofacial relationship. Am. J. Orthod. 43: 103-119, 1957. 48. Rindler A. Effects on lower third molars after extraction of second molars. Angle Orthod, 47: 55-63, 1977. 49. Ruellas ACO, Baratieri C, Roma MB, Izquierdo AM, Boaventura L, Rodrigues AS Telles V. Angle Class lll malocclusion treated with mandibular first molar extraction Am J Orthod Dentofacial Orthop, 142; 384-392, 2012. 50. Saelens NA, De Smith AA. Therapeutic Changes in Extraction versus non-extraction orthodontic treatment. Eur. J. Orthod. 20: 225-236, 1998. 51. Sandler PJ, Atkinson R, Murray AM. For four sixes. Am J Orthod Dentofacial Orthop. 117: 418-442, 2000. 52. Schwartz J R, Practical dental: anatomy and tooth carving. Dental Items of Interest,Henry Kimpton’s Medical Publishing House, New York, 1935. 53. Schwarze C W, The influence of third molar germectomy – a comparative long term study. Abstract of Third International Congress, London; 551-562, 1973. 54. Smith DI, The eruption of third molars following extraction of second molars. Dent Practitioner ;8:292-5, 1958. 55. Staggers JA, A comparision of results of second molar and first premolar extraction treatment. Am J. Orthod. 98:430-436, 1990. 56. Staggers JA, Vertical changes following first premolar extractions. Am J Orthod Dentofacial Orthop;105:19-24, 1994. 57. Stepovich ML., A clinical study on closing edentulous spaces in the mandible. Angle Orthod ;49:227-33, 1979. 58. Sugawara J, Umemori M, Mitani H, Nagasaka H, Kawamura H,Othodontic treatment system for Class III malocclusion using titanium miniplate as an ancorage. Jpn J Orthod Soc.57 :2535, 1998 59. Sugawara J,Takayoshi D, Umemori M, Nagasaka H, Takahashi I, Kawamura H, Mitani H Distal movement of mandibular molars in adult patients with the skeletal anchorage system Am J Orthod Dentofacial Orthop; 125: 130-138, 2004. 60. Thailander B, Jacobsson SO, Skagius S, Orthodontic sequelae of extraction of permanent first molars Scand. Dent. J 71: 380, 1963. 61. Thomas P, Sandy J R. Should second molars be extracted? Dent Update; 22: 150-156, 1995 62. Travess H. Roberts-Harry D. Sandy J. Orthodontics.Part:8 Extraction in orthodontics,British Dent. J.196:195-203 2004. 63. Trevisi H. Zanelato RT, State of The Art Orthodontics Self Ligating appliances Miniscrews and Second molar extractions, Brazil, 165-174, 2011. 64. Troitter BP. The influence of second molar extraction in orthodontic treatment Preceptorship Thesis Burlington VT. 1983. 65. Tulley WJ. the role of extractions in orthodontic treatment British Dent. J.107:199-209 1959 66. Tweed C. Clinical Orthodontics. St Louis: Mosby, 1966. 67. Wheeler RC. Dental anatomy, physiology and occlusion. 5th ed.Philadelphia: WB Saunders, 196-209. 1974. 68. Whitney EF. Sinclair Phi. An evaluation of combination second molar extraction and functional appliance therapy. Am J Orthod Dentofacial Orthop 91:183-192, 1987. 69. Williams R, Hosila FJ. The effect of different extraction sites upon incisor retraction. Am J Orthod. 69: 388-409, 1976. 70. Wilson HE. Extraction of second permanent molars in orthodontic treatment. Orthodontist;3:i8-24. 1971. 71. Wolff J. Das Gesetz der Transformation der Knochen. Berlin: Hirschwald, 1892.
Benzer belgeler
Yrd. Doç. Dr. Fethiye ÇAKMAK OKLÜZYON Oklüzyon: Karşılıklı
Angle Sınıf II (Distooklüzyon): Üst 1. molar dişin distobukkal tüberkülü alt 1. molar dişin
orta sulkusuna oturmuştur. Distooklüzyon denmesinin nedeni üst 1. molarlar sabit kabul
edildiğinden alt d...
14. Kongre Prog.ve Özetler
Prof. Dr. Deniz SAĞDIÇ
Kongre Başkanı
Dear Colleagues,
I’m really happy as we will be together in 14th Congress of Turkish Orthodontic Society that will be
held in Ankara Sheraton Hotel between 25 ...