“Brezovica” projesi başarısız olunca, Kosova ekonomisi ağır - EA-SK
Transkript
“Brezovica” projesi başarısız olunca, Kosova ekonomisi ağır - EA-SK
“Brezovica” projesi başarısız olunca, Kosova ekonomisi ağır bir darbe aldı Editör’den ŞevketBALLA www.ea-sk.com/dergi [email protected] [email protected] twitter.com/İnfoEask www.facebook.com/eask.kulubu Her insan rüya görür; küçükler, büyükler, fakirler, zenginler, işsizler, çalışanlar, askerler, siviller yani herkes. Eski çağlar da rüya görülüyordu, bugünlerde de rüya görmeye devam ediliyor. Rüyalar antik çağlarda da, günümüzde de yorumlanmaya çalışılıyor... Yorumlardan bazılarını ise bir kehanet gibi gösteriyorlar. Hatta o kadar ileri gidiyorlar ki Nostradaun kehanetini ise gördüğü rüyalardan yazdığı iddia ediliyor. Bilim adamları "rüyaları" incelemeye aldılar, fakat kesin olarak şimdiye kadar bilimsel bir sonuca varamadılar. Biz diyoruz ki, herkes rüya görüyor. Yine de sormak zorundayım; rüya görmeyen insanlar var mı acaba? Rüyalar insanları derin uykuda uyumayı engelliyor, bazı zamanlarda uyandığında dahi rüyanın etkisi altında kalabiliyor. Yukarıda derin bir şekilde uyumayı engelliyor dedik. O zaman şöyle bir sonuca varmak mümkünmüdür? Rüyalar kötüdür… Unutmayalım ki bazı insanlar rüyada gördükleri olaylarla hayat kurtarmışlardır. Bu konu ile ilgili çok kanıtlar vardır. Yani kesin olarak rüyalara kötü demek doğru bir sonuç değildir. Diğer taraftan da rüya görmek iyi bir şeydir demek de doğru değildir. Uzmanlar rüyaları, bazen uyanıkken görmenin mümkün olabileceğini söylüyor. 15 Temmuz gecesinde bir grup insanlar ( ki ben bunlara insan diyemiyorum) uyanıkken rüya gördüler ve halkın üzerine ateş açarak bomda attılar. Bazıları kendine geldi ve bu rüyadan uyanarak teslim oldular. Uyanıkken rüya görenler Türkiye’ye çok zarar verdiler. Aslında yalnız Türkiye’ye sınırlarına değil, tüm Türk Dünyası’na zarar verdiler. EA Siyaset Kulübü dergimiz her zamanki gibi balkan ülkeleri arasındaki ilişkileri gündeme almaktadır, fakat bu sayıda bir istisna yaparak, Temmuz ayının en uzun ve en karanlık gecesini yazmadan geçmek istemedim. Aslında Türkiye, Balkan ülkelerini de kapsamaktır bundan dolayı da bu konu balkan ülkelerini de doğrudan ilgilendirmektedir. Düşünün; o gece uyanıkken rüya gören bu insanları halk ya uyandırmasaydı, Ne olurdu? Ne olacağını herkes biliyor. Fakat kendim bir şeyi kesin olarak biliyorumki ben bu durumda bu yazıyı yazmamış olacaktım ve siz değerli okurlarım da bu yazıyı okuyor olamayacaktınız. Son olarak sizlere tekrar soruyorum; Rüya görmek iyi mi, kötü mü? .... Değerli okurlarım. Bu sıcak ve bunaltıcı günlerde, sizleri tekrar yeni sayımızla buluşturduk. Balkan yarımadasından gelen yeni haberleri sizlerle paylaşmak beni çok mutlu ediyor. İyi okumalar, Sağlıcakla kalın... İçindekiler Karadağ’ın NATO yolculuğu S.09 “Brezovica” projesi basarısız olunca, Kosova ekonomisi agır bir darbe aldı S.12 Sırbistan ve Avrupa Birliği Süreci S.17 Niş Camisinin imamı ücretsiz çalışıyor S.20 Karadağ’da genel seçimler S.22 Özel Röportaj . Silva GUNBARDHİ S.24 Ahhh! Kırcaali S.30 Çameria Sorunu S.36 Önem(siz)li ziyaret S.39 Pokemon Go! S.41 Sırbistan Meclisinde Yeni Rus Yanlıları S.43 Güney Sırbistan’ın Niş bölgesinde bulunan “İslam Birliği”, büyük zorluklar içerisinde ibadethaneleri açık tutmaya çalışıyor. Bölgedeki camilerin açık tutulması için imamlar canla başla çalışıyorlar. Niş bölgesinde yaklaşık 10 bin Müslüman yaşamaktadır. En çok cami cemaati “Aga Hadroviq” camisinde bulunuyor, fakat “Aga Hadroviq” camisini de açık tutmak için oldukça zorlanıyorlar. Cemaatin tek bir isteği var, o da en azından cami imamına bir maaş garantileyebilmek. YazıİşleriMüdürü Yazarlar İsaVatovci ÇlirimGashi FatmirBeka TanjaSvelinoviç EjupGojnovci FatlumHetemi ŞebnemYakup SenadaKaliç DushanTamindzija JelenaTrajkovic AlbulenaKelmendi EsatOlgunBuharalıoğlu YayınTürü:Süreli Muhasebe: CenkDİZDAR Tel;05553124692 Reklamsorumlusu: KadriŞENAY Tel:05335428396 YönetimYeri: DonanmacıMah.1721sok. No.14/1D.4 Karşıyaka–İZMİR Tel/Fax: 00902323698857 www.ea-sk.com/dergi [email protected] [email protected] t wit t er. co m / İnfo Ea s k BASIMYERİ:KanyılmazMatbaası SanatCad.5609sok No.13.Çamdibi İzmir BASIMTARİHİ: www.facebook.com/eask.kulubu Resam:SevalB. Resam:SevalB. Belgrat’ta “Karadağ evi” açıldı Sırbistan başkentinde Belgrat, Sırp cumhurbaşkanı Tomislav Nikoliç ve Karadağ Cumhurbaşkanı Filip Vujanoviç katıldıkları törende “Karadağ evi” açılışını yaptılar. Karadağ’da Genel Seçimleri Karadağ genel seçimleri 16 ekim 2016 tarihinde yapılacaktır. Seçim listeleri ise yarından başlayarak 20 Eylül’e kadar teslim etme hakkı vardır. Seçime katılmak isteyen politik partiler veya koalisyonlar seçmenlerin %0,8 oranında listeler imzalı teslim etmeleri gerekiyor fakat bu listeler azınlıklar için 1000 seçmenin imzaları ile yetiyor. Aynı şekilde seçimlerden 10 gün öce yabancı gözlemciler iş içişlerine başvurmaları gerekiyor. Fakat yerel gözlemcileri ise 10 ekim 2016 tarihine kadar başvurmaları gerekiyor. Seçim kampanyası 14 ekim saat 24 00’te bitiyor, seçim ise 16 ekim 2016 saat 07.00 başlar ve saat 20.00’de bitiyor. 6 “Karadağ evi” açılışı amacı ise iki ülkenin dostluk ve barışı mesaj vermektedir aynı zamanda iki ülke diplomatik ilişkileri kurmak için ilk adım olarak anlamı gelmektedir. Açılış esnasında konuşana Karadağ Cumhurbaşkanı Filip Vujanoviç “Karadağ evi” iki ülke arasındaki dostluk ilişkileri bir kanıtıdır. Bu açılış Karadağ’ın kurulduğu yıldönümünde açılması da diğer önemli bir anlamdır. Sırp cumhurbaşkanı Tomislav Nikoliç dedi ki; Ülkemiz bu açılış ile Karadağ’a dostluk kapısını açmış bulunuyoruz. Açılışta iki ülkenin bakanlar, Sırp Meclis Başkanı Maja Gojkoviç ve Diğer ülkeleri diplomatik temsilcileri bulunuyordu, iki ülkenin mili marşları okundu. Hashim Thaçi: Kosova, Sırbistan’a Soykırım Davası Açacak “Danas” gazetesine verdiği demecinde Cumhurbaşkanı Hashim Thaçi, Kosova ile Sırbistan’ın birbirini suçlamasını değil önce her birinin sorumluluklarla üstlenmesi gereğini dile getirdi. Cumhurbaşkanı Hashim Thaçi, Sırbistan ve Kosova’nın hayati önemden olan konusunu her iki tarafın çalışması gereken kayıp kişiler teşkil ettiğini söyledi. “Birbirimizi suçlamamalıyız, önce her iki taraf sorumluluklarıyla üstlenmelidir.” diyen Thaçi, Kosova’nın Slobodan Miloşeviç döneminde işlenen soykırım için adaletin tecelli etmesi için Uluslararası Adalet Mahkemesi’ne başvuracağını ifade etti. Cumhurbaşkanı Hashim Thaçi bu vesile ile Sırbistan’a soykırım davası açması için Kosova’nın iyi hazırlandığını da bildirdi. Kuzey Mitroviça’ya Çar Lazar Anıtı Sırp milli kahramanı Çar Lazar’ın anıtı Kuzey Mitroviça merkezine dikildi. Sırplar anıtın açılışını heyecanla beklerken Arnavutlar “provokasyon” olarak değerlendirdi. 7.5 metre uzun ve 7 ton ağır ola Çar Lazar anıtının işaret parmağı güneyi, Sırpların Osmanlı İmparatorluğu tarafından yenilgiye uğradığı Kosova Savaşı’nın yürütüldüğü Gazimestan’ı gösteriyor. Kuzey Mitroviça Belediye Meclisi’ndeki Arnavut meclis üyeleri yaptıkları açıklamalarda Çar Lazar anıtının dikilmesini provokasyon olarak değerlendirdiler. 7 8 Karadağ’ınNATO’ya yolculuğu Karadağ’ın NATO’ya üye olma yolu önceden hiç de kolay değildi, çok zor ve sıkıntılı bir yolculuğu vardı, şimdilerde ise kritik fakat pozitif ve başarılı bir yolculuğa geçti. Karadağ Avrupa’nın yeni ve köklü devletlerdendir. Yeni bir devlet olduğu halde demokratik, başarılı dış politika ve ılımlı komşuluk politikaları uygulayarak, başarısını bu noktalarda gösterdi. Karadağ 2006 yılında bağımsızlığını ilan etti, fakat bağımsızlığı aslında 2003 yılında Karadağ-Sırbistan anayasasında onaylanmıştı. Karadağ bağımsızlığını kazandıktan sonra uluslararası kurumlara ve örgütlere üye olmak için stratejik kararlar aldı. Karadağ bağımsız olduğu halde, bir süre Sırbistan’ın etkisi altında kaldı. Yani Sırbistan bir şekilde Karadağ’ın bağımsız dış politikalarının uygulanmasını engellemişti. Bundan dolayı Karadağ kendine göre güvenli bir yol seçerek derhal planını uygulamaya başladı. Karadağanayasası17 Ekim2007yılında onaylandıveanayasada daaçıkolarak yazılmaktadır,“diğer halklarvedevletler işbirliğiyaparakAvrupa BirliğiveEuroAtlantik kurumlaraentegrasyon olmabağlılığı”şeklinde yeralmaktadır. Karadağ Türk Büyükelçi Serhat Galip ve Karadağ Başbakan Yardımcı Petar İvanoviç 9 Ön şart olarak Karadağ’ın planı ilk önce Avrupa Birliği (AB) ve NATO’ya üye olmak ve Sırbistan’ın etkisini zayıflatmaktı, bu plan netice verdi ve işe yaradı. Karadağ anayasası 17 Ekim 2007 yılında onaylandı ve anayasada da açık olarak yazılmaktadır, “diğer halklar ve devletler işbirliği yaparak Avrupa Birliği ve Euro Atlantik kurumlara entegrasyon olma bağlılığı” şeklinde yer almaktadır. Böylece kanunen yollar açılmış oldu. NATO’ya üye olma şartları yerine getirildi ve adımlar atıldı. Karadağ’ın ilk resmi adımları NATO ile işbirliği için 29 Kasım 2006 yılında atılmıştır. NATO’dan resmi olarak ilk kez partner işbirliği (PzM) davetiyesi gelmiştir. Böylece Karadağ Cumhurbaşkanı PzM’yi (partner işbirliği) kabul ederek ve 14 Aralık 2006 yılında Brüksel’de PzM (partner işbirliği) NATO ile anlaşmasını imzaladı. 10 2007 yılında Karadağ tarafından Denetim Planlama Süreci (PARP) anketini teslim etti, aynı zamanda Bireysel Ortaklık Programı (IPP) bitirmişti. PARP’ın barışçıl amacı PzM’nin en önemli mekanizmasıydı, ki bu program ülkemizin askeri kapasitelerini kalkındırmaya yardımcı olmuştur. IPP ise NATO’daki üyeler arasındaki işbirliği programıdır. Bu iki program ise NATO’da 2007 yılında dahil olmuşlardı. 2008 yılında NATO tarafından IPP programını onayladı. Tüm bu programlar iki tarafta onayladıktan sonra yürürlüğe girdi. Böylece Karadağ, NATO’ya üye olabilirdi ve hemen ardından Karadağ ve NATO arasında diyaloğun başlaması için NATO üyeleri bakanlar toplantısı 28+1 üye sayısı ile gerçekleşti. IPP programı 2010 yılında bitti ve NATO tarafından pozitif not verilerek Karadağ’ın güvenlik ve savunma stratejisi onaylandı. Karadağ 2015 yılına kadar NATO’nun tüm toplantılarına ve zirvelerine katıldı. Böylelikle Karadağ kararlılığı ile ittifaka üye olma konusunda kendini göstermiştir. İttifak ülkelerinin dışişleri bakanlarının oy birliği ile 2 Aralık 2015 tarihinde Karadağ’ın üye olması için davetiyesini imzaladılar. Resmi olarak NATO üyesi olması için tüm ittifakın ülkeleri (28) işbirliği protokolünü kendi meclislerinde onaylamaları da gerekiyor (ki şimdiye kadar çoğu ülke bu protokol onayladılar) doğal olarak Karadağ formalite olarak NATO üyesi olarak tüm haklarını kazanmıştır. Karadağ iç politikasında NATO üyeliği ile ilgili farklı görüşler bulunmaktadır, bir grup; “ülkemiz çok şey kazanacaktır çünkü güvenlik ve savunma sistemi en iyisini sahip olacaktır” şeklinde düşünüyor, diğer taraftaki grup ise (Sırbistan yandaşı olanlar); “NATO üye olmak ihanet ve korkaklıktır. Bildiğimiz gibi Karadağ uzun süredir Sırbistan ile tüm ekonomi ve politikalarını beraber yapıyordu” şeklinde düşünüyorlar. Böylece Sırp tarafı, Karadağ’ın NATO üyeliğine karşıdır. Çünkü onlar için NATO üyeliği şu anlama geliyor; ittifaka üye olarak NATO tarafından Sırbistan’a karşı yapılan saldırılar, Karadağ tarafından desteklenmiş olur. Karadağ’ın NATO üyeliğinin ilk görüşmeleri başladığı zamanda Rusya ile ilişkileri bir dönem dalgalandı. Öyle dalgalandı ki NATO nihai kararını almadan önce Rus yetkilileri çağrı yaparak baskıda bulundular ki; Podgorica (Karadağ’ın Başkenti) NATO üyeliği konusunu yeniden gözden geçirmelidir. Kremlin’e göre Karadağ ile var olan ilişkilerine darbe olacaktır ve aynı zamanda Avrupa savunma sitemleri değişecektir. Karadağ’ın NATO’ya üye olması; Karadağ için iyi bir karar mı, yoksa değil mi? bunu ancak zaman gösterecektir. Karadağ’ın NATO’ya üye olması için maalesef farklı görüşler de var 11 “Brezovica” projesi başarısız olunca, Kosova ekonomisi ağır bir darbe aldı Ejup Gojnovci (EA-SK) “Brezovica” turizm kompleksi projesi yapımı için ihaleyi iki yabancı şirket almıştı. Projenin şartnamesine göre bu iki şirket konsorsiyumu “MDP Consulting-Copagnie Des Alpes” projenin ilk aşaması için 163 milyon Euro yatırması gerektiği şartı vardı. Konsorsiyum parayı bulamayınca ihale iptal oldu ve proje sıfır noktasına geri döndü. “Brezovica” Turizm Kompleksi projesinin yapılandırılması başarısızlıkla sonuçlanınca Kosova ekonomisi için ekonomik anlamda son yıllarda yaşanan en ağır darbelerden biri oldu. Konsorsiyumun “MDP ConsultingCopagnie Des Alpes” planına göre 410 milyon Euro yatırım yapılacaktı ve aynı zamanda 3.500 kişiye yeni istihdam açılacaktı. 12 Kosova’nın en büyük turizm merkezi olarak gösterilen “Brezovica” projesinin başarısızlıkla sonuçlanması, Kosova yönetimi için aslında Kosova’da bulunan diğer ve daha büyük projeler için bir güvensizlik anlamına gelmektedir. Aynı zamanda Kosova’ya yeni ve büyük yatırımcı getirme umutlarını kaybetmek anlamına gelmektedir. Ayrıca bu sonuç şu anlama gelmektedir ki; Kosova yönetimi bu kapasitede olan projeleri kesinlikle yönetemez kanısına varmış bulunuyoruz. Bu durum Kosova’nın imajına büyük bir darbedir. Şöyle ki; büyük bir şirketin yatırımı başarısızlıkla sonuçlanır ise, diğer yatırımcılar da geri çekilir veya yatırım yapmak için bu durumdan etkilenip projelerini erteler. Konsorsiyum “MDP ConsultingCopagnie Des Alpes” kendi şartını yerine getiremedi fakat tüm iş dünyası bu suçu Kosova yönetimine attı. Başarısızlığı daha dramatik yapan ise bunun ilk olmamasıdır. Çünkü ilk başarısızlık ise “Kosova e Re” termoelektrik santrali idi (2005 yılında proje olarak başlamıştır). Daha sonrasında da Kosova Post Telekom’un (PTK) satışının son anda başarısızlıkla sonuçlanmasıdır. “Kosova e Re” Termoelektrik Santralı projesi kötü yönetildi Dört yabancı yatırımcı yıllarca “Kosova e Re” Termoelektrik Santralı projesinin başlaması için beklediler. Bu dört şirket içinde dünyanın en büyük şirketlerden biri de var idi, ki bu şirketin onlarca ülkede çalışma alanları bulunmaktadır ve sonunda mutsuz bir halde Kosova’dan ayrıldılar. “Kosova e Re” Termoelektrik Santralı projesi halen beklemektedir. Bazı konuşmalarda deniliyor ki, bir şirket ile anlaşma yapıldı ve yakında inşaata başlayacaklar deniliyor, fakat 11 yıldır bu proje için hiçbir adım atılmamıştır. KosovaPostTelekom’un (PTK)satışınınbaşarısızlığı Diğer büyük başarısızlık ise Kosova Post Telekom’un (PTK) satışıdır. Satış gerçekleştikten sonra sorunlar başladı ve halen bu sorunlar çözülmemiştir.“ACPAxos Capital”şirketi, Kosova PostTelekom’un(PTK)alıcısıidi, Brezovica Turizm Merkezi 13 şimdiisebuşirketKosovaDevleti’nekarşıdava açmış bulunuyor ve 50 milyon Euro tazminatı Kosova Devleti’nden istemektedir. Bu davanın gidişatınasılolursaolsunyinedebubaşarısızlık Kosova’nınimajınazararverecektir. Başarısızlıklar çok fakat sorumlu hiç kimse yok. Başarısızlıklar Kosova ekonomisi ve halkı için büyük bir zarardır, fakat bu projeleri yöneten kurumlar ve kurumların yöneticileri için hiçbir anlamı yoktur. Suçunu hiç kimse üstüne almamaktadır, aynı zamanda hesap vermeyede niyetleri yoktur. Bu durumlardan dolayı hesap vermek zorunluluğu olmasa da en azından moralmen istifaların olması gerekirdi. Tabii ki hesap sorulmayınca ve istifalar da olmayınca Kosova ekonomisine zarar vermeye devam edilecektir. Doğal olarak Kosova’nın imajına zarar verilecek ve yatırımlar gelmemeye devam edecektir. 14 Kosova Hükümeti Hayal edelim ve diyelim ki, tüm bu projeler anlaşıldığı gibi gerçekleşseydi ve politikacıların dediği gibi olsaydı; “Kosova e Re” Termoelektrik Santrali projesi 2005 yılında başlasaydı şimdi ise ilk 500 megavat elektriği üretmiş olacaktı. Bu projenin yapılması için o yılda dört şirket seçilmişti ve 3.5 milyar Euro yatırım yapılmış olacaktı. Binlerce kişi iş sahibi olacaktı ve Kosova elektrik ihracatından para kazanıyor olacaktı. Maalesef tam 11 yıllık bir kayıp ve bu proje konusunda henüz bir adım atılmamıştır. Bu proje neden gerçekleşmedi ve neden hiç kimse sorumluk almadı? Suç her zaman ki gibi öksüz kaldı. Kosova Post Telekom’u (PTK) tartışmalar içinde özelleştirdi. Tabii ki en iyi satış olduğu söylenemez. Fakat nasıl oldu ise aynen geri alındı. Kosova Post Telekom’u (PTK) şimdilik zarar ile çalışmaktadır. Kazanan şirketler ise karlı çalışacaklardı. Bu gerçekleşmedi tam tersi kazanan şirketler ise devletten tazminat olarak 50 milyon Euro almak istiyorlar. Bu durumda da suç yine öksüz kaldı. Ve son olarak gelelim “Brezovica” Turizm Kompleksi’ne ki, bu proje başarısızlık damgasını bugünlerde aldı. 410 milyon Euro yatırım yapılması planlamıştı, çoğu kişiler bunu bir kahraman projesi olarak adlandırdı, çünkü şimdiye kadar Shterpce’ deki Sırplar tarafından gasp edilerek işletiyorlardı. Böylelikle turizm her ülkenin imajını yükseltiği gibi Kosova’nın imajını da yükseltecekti. Ayrıca 3.500 kişi istihdam edilecekti, bölgede yaşayan yerel halkın da kendi üretimini satma şansı olacaktı. Şimdi ise Avrupa’dan ve diğer ülkelerden turist geliyor olacaktı. Bu şekilde yabancı yatırımcılar için pozitif bir hava yaratacaktı. Bunların hepsi tıpkı baloncuklar gibi yok oldular. Üzülerek söylüyorum ama maalesef yine cevap ve sorumluluk yok. 15 Balkan Müziği'nin Türkiye'de ki temsilcilerinden Gamze Matracı'nın ilk solo albümü olan "Balkantoloji", Kalan Müzik etiketiyle dinleyicileriyle buluşuyor. Kayıtlarını Makedonya ve Türkiye'de gerçekleştiren Gamze Matracı'ya her iki ülkeden de önemli müzisyenler eşlik ediyor. Albüm repertuarı Makedonya’dan Bosna’ya, Kosova’dan Arnavutluk’a, Bulgaristan’dan Yunanistan’a, Balkanların her yerinde söylenen ve sevilen halk şarkılarından oluşuyor. Sırbistan’ın AB için 23. başlığını açmasını Hırvatistan neden bloke ediyor? Dünya ülkelerinin Avrupa Birliğine üyeolmasıiçin bir takımstandartların başlıklar halinde yerine getirmesi gerekir. Türkiye ve Karadağ için Brüksel yeni başlıkları açmıştır, fakat Sırbistan için 23. ve 24. başlığı açılmamıştır. AB Bakanlar Kurulu tarafından çalışmagrubundangelenbaşlıkaçmakönerisini kabul etmemiştir. Bu iki başlık yolsuzluk ve azınlıklarileilgilidir.Bundandolayıbuikibaşlık açılması için özellikle AB Bakanlar Kurulu’nun onayını da istemektedir. Bakanlar Kurulu’nda engel olan ülkeler ise Hırvatistan ve teknik olarakİngiltere’dir. Başlık açılması için Hırvatistan’ın istedikleri ise savaş suçluları için Sırp mahkemeleri olağan bölgesel yetkilerinin kaldırılması ve hemen ardından Lahey Mahkemesi (uluslararası mahkeme) ile tam işbirliği yapmasıdır. İkinci olarak Sırp parlamentosunda Hırvat azınlıklar için daim (garantili) Hırvat milletvekilleridir. İngiltere ise kendi ülkesinde yapılan referandum ve istifa etmiş hükümeti, çalışmalarından dolayı resmi birgörüşbelirtmemiştir. Diğer ülkeler ise Sırbistan’ın yeni ve tartışılır başlıklar açılmasını kabul ediyorlar. Hırvat başbakanı Brüksel’de yaptığı açıklamasında demişti ki, “Bizim isteklerimizle birlikte, Avrupa’nın diğer ülkeleri ile aynı fikirleri paylaşmaktayız” Avrupa Birliği yetkilileri ise bu sorunu Avrupa Birliği hukuksal bir sorun değildir, yani Sırbistan ve AB arasında bir sorun değildir. Bu sorun, iki ülke arasında olan bir sorundur ve bu sorunu ancak AB dışında ikili ilişkiler ile çözülebilir bir sorundur. Slovakya şu anda AB yönetimini Hollanda’dan almış bulunuyor, böylece Slovak yöneticileri diyorlar ki; bu sorun Temmuz veya Eylül aylarında gündemde olacak bir konudur. Sırp Hükümetinde Avrupa Birliği Bakanı Jadramka Joksimoviq ve Adalet bakanı Nikolla Selakoviq yaptıkları açıklamalarda diyorlar ki, “Sırbistan tüm ev ödevlerini yapmıştır ve dışardan politik müdahale olmamalıdır. Negatif politik mesajlar Sırbistan için cesaret kırıcıdır”. İçişleri Bakanı İvica Daciq ise şöyle diyor; “Bakanlar Kurulu’nda olan oylama ise ayıp edici ve Sırbistan için aşağılayıcıdır, bu hamleler bölgeyi istikrarsızlaştırmaktadır. Avrupa Birliği’nin tüm üyeleri bizi engellememektedir, tam tersi yalnız Hırvatistan’dır, ki bu ülke Sırplara karşı katliam yapan bir ülkedir, aynı zamanda kendi topraklarında Stuhia (Oluja) eylemi ile 200 bin Sırp vatandaşımızı ülkeden kovmuş ve bu ülke bizim AB’ye girmemiz için nasıl bir ölçüt olacaktır? Böylece biz doğal olarak soruyoruz; bu bizim gideceğimiz doğru bir yön mü?” Sırbistan 17 Hırvatistan’ın isteklerinden biri ise, Sırp mahkemelerinin bölgesel savaş suçlularının yetkileridir. Hırvatistan’a göre bu yetkiler, Sırp mahkemelerinden alınması gerekiyor. Çünkü Sırbistan’da hukuksal kanunlar yeterli değildir ve ayrıca Sırp Politikacılarının savaş suçlularının yargılanması için iradesi yoktur. Lahey Mahkemesi yakındır, tüm işlemleri yapabilir ve bağımsız bir şekildedir. Ancak Sırbistan bu durumu güvensiz hale getirir. İkinci sorun ise Sırp Mahkemeleri, Eski Yugoslavya’da işlenen savaş suçlarının Lahey mahkemeleri ile yeterli işbirliği yapmamasıdır. Sırp mahkemelerinin profesyonel olması veya olmaması için mahkemenin web sayfasında olan bazı istatistikleri dile getirmek istiyorum, iddia edilen 161 suçlu var, bunlardan 94’ü Sırp, 29’u Hırvat, 9’u Arnavut ve Boşnak, 2’si Makedon ve 2’si Karadağ’lıdır. 20 yıldır devam eden mahkeme çalışmasında 129 dava sonuçlanmıştır ve 29 dava hala devam etmektedir. Sonuçlanan davalardan ise 59 Sırp, 18 Hırvat (bunlardan ikisi ise Sırp ordusuna mensup), 5 Boşnak, 2 Karadağlı, 1 Arnavut ve 1 Makedon cezalandırılmıştır. Diğerleri ise yargılama sürecinde vefat etmiş veya serbest bırakılmıştır. Örneğin; Slobodan Milosheviq yargılanma sürecinde ölmüştür, Radovan Karadziç ise 40 yıl ceza almıştır fakat Hırvat general Ante Gotovina ki “Olujq” eyleminin başında idi ve serbest bırakıldı. 18 Bu olay için hiçbir Hırvat general ceza almamıştır.Vojslav Shesheli uzun yargılamadan sonra serbest bırakıldı. Tüm bu istatistiklere baktığımızda görüyoruz ki, ceza alanlar ve serbest bırakılanlardan dolayı bu kurumlara güven azalmış ve her seferinde günlük politikalara alet olmuşlardır. Bu mahkemeler ve yargılamalar aslında çatışmaları en aza indirme ve balkan ülkeleri arasındaki ilişkileri normalleştirme rolünde olmalıydı, fakat ister istemez tam tersi olmuştur. Üçüncü sorun ise, Sırbistan’da azınlık sorunudur. Hırvatistan/Zagreb’in isteği, Sırbistan Parlamentosunda bulunan Hırvat azınlıklarının yerlerinin garantili olmasını istiyor. Dünyada hiçbir ülke bu hakkı azınlıklara vermiyor. Sırbistan seçim kanununa göre mecliste yer alması için; şayet genel seçimlerde %5 genelinden daha az oy alınıyor ise, yine de bir oranını almış oldukları oylara göre mecliste yer verilmektedir. Bu kanun demokrasinin kanunudur ve Hırvatların istedikleri garanti yerleri ise demokrasi dışı bir istek olarak görüyorlar. Ünlü Hırvat gazeteci Drago Hedi’ye göre Sırbistan’ın AB’ye girmesi için Hırvatistan’ın bloke etmesinin asıl sebebi ise Hırvatistan’ın iç çatışmalarıdır. Brüksel'deki diplomatik çevrelerde ve Sırbistan’da inanıyorlardı ki, bir süre önce Hırvat Cumhurbaşkanı ve Sırp Başbakanı’nın Brüksel’deki sembolik görüşmesinde buzlar erimiş ve Hırvatistan tarafından Sırbistan’a karşı AB konusunda hiçbir şekilde bloke etmeyeceğine inanmışlardı, yani iki ülke birbirlerine şartlarını kaldıracaklardı fakat bu olmadı.Hedi’ye göre bu olumsuzluk aslında iki ülke arasında olan ilişkilerden gelmemiştir,asıl sebep ise Hırvat Cumhurbaşkanı ve Hırvat Dışişleri Bakanı Miro Kovaçit arasında olan eleştirilerdir ki, Belgrat’taki buluşmaya Hırvat dışişleri bakanı katılmamıştır. Hırvat gazeteciye göre “Kovaçit yaptığı hamle ile şunu göstermek istiyor ki dış politikaların asıl patronu benim, Cumhurbaşkanı değildir”. Diğer tarafta ise Hırvat hükümeti şu anda istifa etmiştir ve yönetimi vekaleten yapmaktadır. Bu durumda şunu da söylemek mümkündür, hükümet gelecek seçimlerde nasıl oy alacağını düşünmektedir, Sırbistan sorunu bekleyebilir. Sırbistan ise şimdilik Avrupa Birliği’ndeki büyük ülkelerin gücünü kullanmalarını umut ediyor. Şunu da söylemek gerekiyor ki Sırbistan AB yolundaki Hırvatistan ile kurulacak olan ilişkilerin çok önem teşkil edecek olmasıdır. 19 JelenaTRAJKOVİC(EA-SK) Güney Sırbistan’ın Niş bölgesinde bulunan “İslam Birliği”, büyük zorluklar içerisinde ibadethaneleri açık tutmaya çalışıyor. Bölgedeki camilerin açık tutulması için imamlar canla başla çalışıyorlar. Niş bölgesinde yaklaşık 10 bin Müslüman yaşamaktadır. En çok cami cemaati “Aga Hadroviq” camisinde bulunuyor, fakat “Aga Hadroviq” camisini de açık tutmak için oldukça zorlanıyorlar. Cemaatin tek bir isteği var, o da en azından cami imamına bir maaş garantileyebilmek. “Aga Hadroviq” camisi/Niş “Aga Hadroviq” camisi ilk olarak 1720 yılında inşa edilmiş, daha sonra Gjakovalı (Kosova) bir zengin tarafından 1870 yılında yeniden inşa edilmiştir. Niş bölgesinde Osmanlı döneminde yaklaşık 90 cami vardı. “Aga Hadroviq” camisi 17 mart 2004 tarihine kadar dimdik ayakta durarak görevini yapmıştır, fakat bu tarihte Sırplar tarafından yakıldı. Ancak 2013 tarihinde yeniden yapıldı. 2004-2013 yılları arasındaki dönemde bizler namazlarımızı evlerimizde kıldık. 20 Niş bölgesindeki İslam Birliği Başkanı Ragip Dobreva, şöyle diyor; Camimiz 2013 yılında restore edildi, artık camimiz iç ve dıştan çok güzel görünmektedir. Burada ki İslam Birliğimiz, camimiz için imama maaş veremiyor bundan dolayı gençlere, kadınlara ve çocuklara dini bilgileri öğretecek kimse bulmakta çok zorlanıyoruz. Bizi burada yani Niş’te unuttular. Diğer büyük İslam Birliklerinden çok az yardım geliyor, bizim en büyük umudumuz İslam ülkeleridir ve özellikle Türkiye’den yardım bekliyoruz. Onların yardımları olmadan biz burada dini ibadetlerimizi yerine getirmekte çok zorlanıyoruz. Burada imamın kalabileceği yerler var fakat maaşsız hiç kimse çalışmak istemiyor. Şimdilik imamlık görevini Irak’tan gelen bir öğrenci yapmaktadır. Öğrenci burada evlenip, oturma müsaadesini ancak alabildi. Kendisi, ara sıra Kur’an’ı Sırpça dilinde de okuyor. Bizlerin tek amacı camimizin kapanmamasıdır. Çok seviniyorum çünkü gençlerimiz, islam dinine bağılı olarak yaşıyorlar, çok okuyorlar ve bu şekilde devam ederler ise doğru yolu mutlaka bulacaklardır. Aramızda devamlı Cami için yardım topluyoruz. Az çok demeden yani 200-300 dinar ve bu şekilde 20-25 bin dinarı toplamış oluyoruz ve ancak bu şekilde imama maaşını veriyoruz. Bazen camiye gelip dua etmek istiyorum fakat camiyi kapalı buluyorum. Diğer bir problemimiz ise cenazelerimizdir, çünkü cenazelerimizi hazırlayacak kimse yoktur, özellikle vefat eden bayan olduğunda. 21 FilipVujanovic Bugünlerde nihayet muhalefet ve iktidar arasındaki çekişmeler geçici hükümetin kurulması ile son buldu. Bildiğimiz gibi bu bir seçim hükümetidir, fakat bu hükümetin arkasında farklı bir şey saklanmaktadır. Bundan dolayı bana göre ilk önce sorulması gereken soru; gelecek seçimler hangi şartlar altında yapılacak? Sorusudur. Karadağ Başbakanı Milo Gjukanoviq (DPS – Demokratik Sosyalist Partisi) 2015 Aralık ayında muhalefetin hükümete girmesine bir imkan verdi, bunun sebebi ise seçimlerin dürüst bir şekilde yapılmasının sağlanması idi. Fakat bu hamle ona yaramadı, koalisyon partneri (SDP – Sosyal Demokratik Parti) iktidarı terk etti ve muhalefet tarafına geçti. Diğer bir konu ise, uluslararası kurumların başbakanı yakın takipe almalarıdır, çünkü geçen seçimlerde oyların çalındığı iddiası vardı. Fakat M. Gjukanoviç Brüksel ve diğer Avrupa ülkeleri ile yaptığı görüşmeler sonunda durumunu kendi lehine çevirdi ve tüm suçu muhalefete attı. Böylece muhalefet gücünü kırarak onlar ile seçime gidilmesi için yeni bir anlaşma yaptı. Seçime gitmek için yapılan bu anlaşmada, iki küçük yeni muhalefet partileri de katılmıştı (URABirleşik Halk Eylemi Hareketi, Demos-Milodrag Lekiç, SDP ve DPS.). Anlaşmaya göre muhalefet partileri Finans, İçişleri, İş ve Sosyal Güvenlik ve Tarım Bakanlığını alacaklardı. 22 Aynı zamanda Sağlık Bakanlığında 50 önemli yeri, devletin ortaklaşa yönettiği şirketlerde ve yerel yönetimde 150 kadar makam alınması şeklinde idi. Bu anlaşma sonucunda seçimler sonbaharda yapılacaktı. Bu anlaşmayı Sosyalist Halk Partisi (SNP) imzalamamıştı, fakat 4 Mayısta yaptıkları bir açıklamada bu anlaşmaya destek vereceklerini bildirdiler. Bu bildiri ile kendilerine de bu seçimlerden sonra kurulacak yeni hükümette bir pay almaları için yapılmıştı. Böylece başbakan tarafından teklif edilerek seçim hükümeti oluştu ve meclisten onay aldı. Başbakan yardımcı olarak Miodrag Vujovic görev aldı, İçişleri bakanı Goran Danilovic, Finans Bakanı Rashko Konjevic , İş ve sosyal Güvenlik bakanı Milenko Popoviç ve Tarım Bakanı ise Boris Mariç oldu. Karadağ’da ilk defa muhalefet bir bakanlık görevi almıştır, aslında bunun da arkasında mevcut başbakanın planı yatmaktadır. Yani hiçbir şekilde başbakanlık görevini bırakmamaktır. 2012-2013 yılında yapılan protestoların amacı ise başbakanın istifa etmesi ve erken seçime gidilmesi idi, fakat bu protestoları organize eden Rus destekli parti (Demokratik Frontu) idi ve NATO’ya karşı idiler. Tabi ki muhalefetin tümü bu protestoya destek vermeyince plan başarılı olmadı. İktidar yedinci dönemini sürdürmektedir. Muhalefet partileri açıklamasında; biz yeniden bu hükümete destek verdik çünkü istikrarsız bir Karadağ istemiyoruz dediler. Muhalefet bölünmüş haldedir ve 25 yıllık Milo Gjukanovic’in iktidarını yıkamadılar. Karadağ, seçimlerden ne bekliyor? Şüpheciler diyorlar ki, muhalefet yönetime girdiği halde hükümetin oy çalmaması garanti değildir, çünkü iktidar eskisi gibi oyları tekrar çalacaktır. Muhalefetin hükümete girmesinin iktidara faydası olacaktır, çünkü seçim sonuçlarını kabul etmek zorunda kalacaktır. Diğer taraftaki muhalefet (DF ve Değişim hareketi) ise Gjukanovic’in oyları satın almak için çok az zamanının kaldığını ve bundan dolayı da bunu başaramayacağını söyledi. Bir diğer üçüncü taraf ise (uzmanlara göre); bugünkü muhalefet yeni bakanları ile hükümeti kontrol altına alması için çok az zamanlarının olduğunu düşünüyor. Tabi ki şunu da gözönünde tutmamız gerekecektir, 25 yılldır görevde var olan bir kişinin ülkeyi yönetmesi ve iktidarı ele alırken halkın düşüncesi de çok önemlidir. Çünkü Karadağ halkının bir bölümü Gjukanovic’in iktidardan düşürülmesine pek kolay razı olmayacaktır. 23 Dünyaca ünlü Arnavut şarkıcı “Silva Gunbardhi” “TË KA LALI SHPIRT” adlı şarkı yuotube.com sitesinde 200 milyondan fazla tıklama almıştır. https://www.youtube.com/watch?v=t4-Xz_Lt2p4 Her köşede, düğünlerde, sokakta, arabalarda… Bu şarkıyı duymak mümkündür. Herkez bu şarkının İngilizce şarkı olduğuna inanıyor, fakat gerçeği ise böyle değildir. Bu şarkı Arnavutça ve Arnavut şarkıcı tarafından okunmaktadır. 24 ile Özel Röportaj TË KA LALI SHPIRT” şarkısı müzikal akımların bir kombinasyonudur. Müzikal akımları uyum halinde bir araya getirmek kolay bir iş değildir. Tabii ki bu şarkının başarı anahtarı tek bu değildir; enerjisi, sözleri, saundu ve mükemmel ritim birleşimi başarıya ulaşmasının sebepleridir – dünyaca ünlü şarkıcı Silva Gunbardhi, EA Siyaset Kulübü Dergisi için konuştu. “TË KA LALI SHPIRT” şarkısı Arnavutların yaşadıkları yerlerde HİT oldu ve daha sonra tüm dünyaya yayıldı. Hatta bazı ülkelerde kendi dillerinde okunmaya başlandı. Şimdiye kadar bu şarkı internette 200 milyondan fazla tıklama almış ve böylece müzik severler arasında en aranan şarkı olmuştur. Bu şarkıyı Avrupa’nın tüm ülkelerinde diskolarda ve eğlence merkezlerinde duymak mümkündür. Özel Röportaj EA- SK: “TË KA LALI SHPIRT” şarkınız her geçen gün rekorlar kırıyor, youtube.com sitesinde 200 milyondan fazla tıklama almıştır, dünya HİT şarkılar arasına girmiştir. Bu şarkının başarısını neye bağlıyorsunuz? Silva Gunbardhi: “TË KA LALI SHPIRT” şarkısı müzikal akımların bir kombinasyonudur. Müzikal akımları bir araya uyumlu hale getirmek kolay bir iş değildir. Tabii ki bu şarkının başarı anahtarı bir tek bu değildir; enerjisi, sözleri, saundu ve mükemmel ritim birleşimi, başarıya ulaşma sebepleridendir EA-SK: Bu şarkı için size kim ilham verdi? Gerçekleştirmek için kim yardımcı oldu? İsa Vatovci, Prishtinë – 2016 (EA-SK) Silva Gunbardhi: Şarkı tavalla versiyonunda idi, daha sonra latin ritimleri eklendi ve daha sonra benim tarzımı da ekleyerek çok daha güzel hale geldi. Benimle beraber Alfred Sula ve Teo Step’te çalıştı. 25 SİLVAGUNBARDHİ 26 EA-SK: Arnavutluk, Kosova, Makedonya ve tüm Arnavut diasporası haricinde bu şarkı diğer ülkelerde de özellikle Türkiye’de müzik severlerin dikkatini çekmiştir. Neler hissediyorsunuz? Silva Gunbardhi: Öncelikle şarkımın her yerde dinlendiği için çok mutluyum. Şarkı diğer başka dillerde de bulunuyor fakat en orijinali, en başarılı olanı ve en güzeli Arnavutça olanıdır. EA-SK: Bu şarkı birkaç yıl önce çıktı yine de insan her seferinde tekrar dinlemek istiyor, adeta sihirli bir şarkı gibi. Müzik kariyenizde en iyi şarkınız bu mu? Silva Gunbardhi: Evet şu anda Arnavutça müzik çalışmalarım içerinde en başarılı olan bu şarkıdır. Çok ilginçtir ki, diğer ülkelerde Arnavutluk kelimesini duyanlar hemen anında- “TË KA LALI SHPIRT” şarkısının sözlerini söylüyorlar. EA-SK: Türkiye’de ki ve özellikle İzmir’deki müzik severleriniz için konser vermeyi düşünürmüsünüz? Silva Gunbardhi: Kesinlik evet, daha önce ben İzmir’e gitmiştim ve şunu biliyorum orada yaşayan müzik severler inanılmaz özellikte fantastiktir. EA-SK: Anne olduğunuzdan bu yana müzikle pek fazla aktif değilsiniz. Yakında sizden yeni bir patlama bekleyebilir miyiz? Silva Gunbardhi: Yeni şarkılar için stüdyodaki çalışmalarıma devam ediyorum… hiçbir iş kolay değildir ve her şey zaman ister. EA-SK: Era Istrefit “Bonbon” diğer bir Arnavut şarkıcısı son zamanlarda 100 milyon tıklama almıştır yani sizi takip ediyor. Bu konuda neler düşünüyorsunuz? Silva Gunbardhi: yaptığı projelerle Era Istrefit’den çok hoşlanıyorum, “Bonbon” adlı şarkısı ise evet sizinde dediğiniz gibi çok yol katetmiştir. 27 Yazar:ShefqetBALLA ISBNNo:9789951878043 YayınYılı:2011 SayfaSayısı:191Ebat:13,5×19,5 Dili:İngilizce 29 İzmir Bal-Göç'le (İzmir Balkan Göçmenleri Kültür ve Dayanışma Derneği) yapılan görüşmeler neticesinde KIBATEK (Kıbrıs-Balkanlar-Avrasya Türk Edebiyatları Kurumu) Tarafından organize edilen 40. Uluslararası Edebiyat Şöleni çerçevesinde ilk kez ziyaret edeceğim Bulgaristan’ın Kırcaali bölgesi seyahatim beni biraz heyecanlandırdı. Yıllarca dinlediğimiz göç hikayeleri ve ızdıraplarının yaşandığı bu toprakları görmek, incelemek ve bölgeyi bizzat yaşamak adına garip bir duyguya kapıldım Göçmenlerin çoğunlukla yaşadığı İzmir’in Çamdibi bölgesinden her gün düzenlenen seyahatlerden birisiyle akşam üzeri bir otobüsle hareket ettik. Otobüste bulunan yolcuların tamamı bu bölgeden göç etmiş ve sonradan çifte vatandaşlık hakkını elde etmiş insanlardı. Keyifli bir sohbet ve yolculuktan sonra sabahın erken saatlerinde Bulgaristan’ın Kırcaali şehir garajına indik. Kırcaali, Rodop Dağları’nın kucağında oturan ve Arda Nehri’nin kenarında kurulmuş 6000 yıllık geçmişi olan bir şehir. Bir şehrin gelişmişlik ölçütlerinden biri olan yollar bize herhangi bir sorun yaşatmadı. Yolları fena değil ama şehre ilk girişteki izlenimler size bazı fikirler verir. Garaj kontrolsüz, kirli, eski, bakımsız ve düzensizdi. Bizdeki 70’li yılların kasaba garajlarına benziyordu. Cebel ilçesinde yapılacak olan Özgürlük ve Dayanışma Kutlamaları nedeniyle garajda yoğun bir kalabalık vardı. Hatta sınırda bu yüzden 3 saat beklemek zorunda CAFERÖZ kaldık. Ne yazık ki Türk KIBATEYönetim gümrüğü ekstra önlemler KuruluÜyesi almamış, tek bir memurla bu hizmeti yapmaya uğraşmıştı. Garajdaki bu karmaşa içinde bizi bekleyen bir minibüs ile önce Cebel’de düzenlenen Özgürlük ve Dayanışma Kutlamaları’na katıldık. Yoğun kalabalık ve coşku vardı. Bir bayram yeri havasında kutlamalar yapılıyordu. Çocukluğumda gördüğüm bayram yerlerine benziyordu adeta. Pamuk helvacı, horoz şekerci, elma şekerci, maymun, boğa yılanı, büyük kertenkele gibi hayvanlarla gösteri yapanlar, cüce palyaço eşliğinde keyifli anlar yaşıyordu. Ayrıca her yerde kaldırımların üzerinde yakılan odun kömürlerinin üstüne uzun ağaç dallarına sıra sıra geçirilmiş tavuklar ve kuzular otomatik bir motor düzeneğiyle döndürülerek kızartılıyordu. Büyük mangallarda kızartılan köfte sucuk ve sosislerin kokusu her yanı sarmıştı. Ortalık biraz dumanlı ama keyifliydi. İnsanların tamamı Türkçe konuşuyordu. Türkiye’deki herhangi bir şehirde gibiydik. Polis ve jandarmanın eski araçlarla hizmet vermeye çalıştığını ve kimseye herhangi bir müdahalede bulunmadığını gördük. Malbora Cafe Salonu 30 Cebel, her yeri ağaçlarla ve yeşil alanlarla çevrilmiş geniş sokaklarıyla az gelişmiş bir Avrupa şehrine benziyordu. Kutlamalar sırasında meydana gelen bazı huzursuzluklar beni rahatsız etti. Sonradan bu huzursuzlukların nedenlerini bazı yetkililerle görüşüp öğrendim. Bulgaristan’da Türklerin tek partisi Hak ve Özgürlükler Hareketi’nin (HÖH) içinde baş gösteren ayrılıkçı bazı politikaların ikinci bir partinin kurulmasına kadar giden sürecin, buradaki Türkleri son derece üzdüğünü ve bundan çok rahatsız oldukları kanaatine vardım. Umarım bu sorun fazla büyümeden çözülür. Cebel’de yapılan bu etkinlik sonrası henüz yorgunluğumuzu atmadan Türklerin en yoğun bulunduğu Mestanlı ilçesinde bir Türk kardeşimizin işlettiği lokantada yemeklerimizi yedik. Sahiplerini çok içten ve samimi bulduğumu belirtmek isterim. Bu kardeşlerimizden ve yemeklerinin lezzetinden bahsetmeden geçemeyeceğim. Henüz endüstriyel tarımın ve hayvan yetiştiriciliğin bulaşmadığı doğal ortamlarda yetişen pateteslerin ve sebzelerin tadını unutamayacağım. Hele ki sütün ve etin tadı... Tüm etkinlik boyunca aynı güzellikte değişik ve geleneksel yemek çeşitleriyle bizlere adeta bir yemek şöleni sundular. Sabah kahvaltısında önce haşlanmış sonra fırınlanmış patates, çorba ve tavuk eti; öğleyin sulu et yemekleri; akşam ise adeta bir şölen: dana kavurma, pilav, yöresel sukelçe eti, pırlenka pide, palaçinka tatlısı, üzerine peynir rendelenmiş özel bir salata ve şarap... Elbette bunlara sevgisini katarak pişiren aşçımız hanımefendiyi de unutmamak gerekir. Otelimize yerleşmek için Kırcali’ye geri döndük. Otelin sahibinin de Mestanlı’daki restoranın sahibi olması bizi son derece mutlu etti ve Türk konukseverliğini burada da görmüş olduk. Otele yerleştikten sonra aynı günün akşamı değişik ülkelerden gelen yazar ve şairlerle kütüphaneli bir kafede, küçük bir söyleşi ve şiir dinletisi Fahriye ERSOY etkinliği yaptık. İzmir Balkan Göçmenleri Bulgaristan’da Türkçe Kültür ve Dayanışma Derneği ve Türk Edebiyatı üzerine konuştuk. İkinci gün Kırcaali’yi daha yakından tanımak için serbest bir gezinti yaptım. Şehir fiziki olarak Arda Nehri’nin ve üzerine kurulan barajların etkisinde yeşilin her tonuyla donanmış, Sovyet kültürünün izlerinin silinmediği, eski yapıların devlet daireleri olarak hala kullanıldığı yaşayan bir şehir... Şehir adeta boşalmış gibi. Genç nüfus çok az. Hepsi Avrupa’ya daha iyi koşullarda çalışmaya gitmiş. Sokakları sakin, insanları yavaş hareket ediyor gibi sanki. Konuşmaya çalıştığım insanların hemen hemen hepsi Türkçe konuşuyordu ama yanlarındaki çocuklarının Türkçe bilmemeleri ve konuşmak için çaba sarfetmemeleri beni çok endişelendirdi. İmzaladığım bir çocuk kitabını “Türkçe bilmiyor ki!” diye almayan aileye biraz sitem etmek zorunda kaldım. Dolaştığım tüm sokaklarda ve şehir merkezinde Türkçe yazılmış ne bir tabela ne de bir isme rastladım. Bu durum izah edilmesi çok zor bir durum olsa gerek ki nedenini sorduğumda hiç kimse yanıt vermek istemedi. Asimilasyon ve soykırım politikaları sonucu isimlerinin değiştirilmek istenmesiyle Türkiye’ye göç eden ailelerin terk etmek zorunda kaldıkları bahçeli evlerinin önünden geçerken bir sızı boğazımdan yüreğime doğru akmaya başladı. Taştan örülmüş bahçe duvarları ve yıkılmaya yüz tutmuş ahşaptan yapılmış sundurmalı sıra sıra evleri, aralarında mesafe olmasa yıkılmamak için birbirlerine yaslanacak kadar yaralanmışlar. Küskün, mağrur bir yorgunlukla bitap düşmüş durumdalar. Ahhh, Kırcaali, Mestanlı, Cebel ne kadar da benziyorsunuz bir Anadolu kasabasına! Kapılarınızı çalıp -komşu çayın altı kızgın mı?diyesim geldi bir an. Bu ruh hali ile dolaşırken Türkiye’den buralara dönen ailelerin yeniden yapmaya başladıkları evleri gördüm ve onlardan birkaçı ile sohbet ettim. Herkeste hala bir ürkeklik ve çekingenlik hakim... Etraflarını kontrol ederek, yavaş ve sessiz konuşan bu insanlar geçmişteki bu baskı ve zulmü hala hissediyorlar. Üçüncü gün sabah erkenden üstü kapalı pazar yerini gezdik. Tıpkı bizim Anadolu’daki kasaba pazarları gibi ama her şey çok ucuz. Pazarcıların hemen hemen hepsi Türk’tü. Bol bol sohbet ettik.daha sonra Arda nehrinin üzerine kurulan baraj gölünü gezdik. Muhteeşem doğa manzarasıyla, etrafına yapılan dağ evleriyle, nefis bir manzara seyrettik. Gölün üzerinde bulunan restoran cafe şekline dönüştürülmüş gemilerde yarım kahve içtik. Aynı günün akşamı yapacağımız Uluslararası Edebiyat Şöleni öncesi Ömer Lütfi Kültür Derneğinde bulunan kütüphaneyi gezdik. Kütüphanede 50’li yıllarda yazılmış Nazım Hikmet ve Sebahattin Ali’nin özgün kitapları ve benzeri eserler beni büyüledi. Kütüphanede uzun bir inceleme yaptım ve bazı kitapları işaret ederek bunların çok değerli olduklarını, mutlaka korunması gerektiğini söyledim. Daha sonra etkinlik için hazırlanmış salona geçtik. Değişik ülkelerden gelen yazar ve şairler, konusu “Balkanlardaki Türk Edebiyatı’nın Dünü, Bugünü ve Yarını” olan uluslararası panelde görüşlerini bildirdiler. Çok verimli geçen bu etkinliğin sonunda katılımcı şairler birer şiirle paneli taçlandırdılar. Son gün tekrar Kırcaali’de dolaştık, şehri inceledik. Kenar mahallelere kadar girdik. Şehir adeta yavaş ama mağrur akan bir nehir gibi sakin, tenha, biraz yorgun gibiydi. Aklıma sakin şehir (cittaslow) kavramı geldi. Evet Kırcaali sakin, yavaş şehir ünvanını hak ediyordu. 32 Yetkililerin merkezi İtalya’da bulunan Uluslararası Belediyeler Birliğine başvurmaları gerekir bence. Doğallığını, geleneksel mimarisini kaybetmemiş, endüstriyel tarım ve hayvancılık yapmayan, hava kirliliği olmayan, trafiği az ve gürültüsüz, çevre bilinci olan bu şehir, sakin şehir krıterlerine tam uyuyor. Geniş caddeler boyu kaldırımlara dikilmiş ıhlamur ağaçlarının altında dolaşmak çok keyif vericiydi. Yılın 260 günü güneş alan bu şehir, güneşli şehir ünvanını boşuna almamış görünüyor. Şehrin içinde dolaştıkca insanların yaşam koşullarını daha yakından gördüm. Sanatsal etkinlikleri tiyatroyu, müzeyi inceledim. Müzede her şey oldukça güzel korunmuş ve sergilenmiş ama ne yazık ki hiç bir Türk eserine rastlamadım. Sanki bu bölgede Türkler hiç yaşamamış gibi... Artık Bulgaristan’ın bunları aşması gerekli. Tıpkı Macaristan’ın yaptığı gibi yaşanan tarihine sahip çıkması ve bundan gocunmaması gerekir. Macaristan Kültür Bakanlığının yaptığı gibi Türklere ait tüm eserlere sahiplenmesi hatta onlar gibi Türk Kültür Bakanlığından o dönemlere ilişkin eserler isteyerek sergilemesi, onları sanat adına yüceltir ve turizmi canlandırır. Dönüş için Kırcaali garajına geldiğimizde tuvaleti kullanmak zorunda kaldım. Garajın tuvaleti tıpkı garaj gibi bakımsız ve oldukça kötü... Kırılan pisuvarların çoğu tellerle tutturulmuş. Uygar bir ülkeye yakışmayacak görüntüler içeriyordu. Belediye yetkililerinin küçük dokunuşlarla şehrin hemen girişinde insanların bir şehir hakkındaki düşüncelerini etkileyecek düzenleme çalışmaları yapmaları gerektiği inancındayım. Özellikle yaz aylarında yoğun dolaşımın olduğu bu bölgeye gelen ve garaja girip çıkan araçlardan ekstra ücretler alarak bu düzenlemeyi yapacaklarına inanıyorum. 24.05.2016 Cafer ÖZ Soldan: Güzin Oralkan; Prof. Dr. Saverio SİNOPOLİ; Şevket BALLA; Cafer ÖZ. Maria Miraglia; Prof. Saverio SİNOPOLİ Malbora Cafe Salonu 40.Uluslararası KIBATEK Edebiyat Şöleni 19-21 Mayıs 2016 tarihlerinde Bulgaristan'da gerçekleşti. İzmir BALGÖÇ, kurumumuz KIBATEK ve Kırcaali Ömer Lütfi Kültürevi'nce düzenlenen uluslararası şölene Bulgaristan, Türkiye, Arnavutluk, İtalya, Yunanistan'dan gelen şairler, yazarlar, çevirmenler, akademisyenler ve ilgili dernek yöneticileri katıldı. Heyetimiz Malbora Cafe Salonu'nda düzenlenen şölene katıldı. BALGÖÇ Genel Başkanı Fahriye ERSOY'un açılış konuşmasından sonra KIBATEK Onursal Başkanı Feyyaz SAĞLAM etkinliğe katılan Bulgaristan Türk şair ve yazarlarına KIBATEK uluslararası projeleri üzerinde bilgi verdi, soruları cevaplandırdı. Devamla Bursa BALGÖÇ Başkan Yardımcısı Sadık YILMAZ, Bulgaristan'ın uluslararası üne sahip ressamı Kamber KAMBEROV, İzmir BALGÖÇ Genel Sekreteri İlhan ŞENTÜRK, KIBATEK Derneği Genel Başkanı Dr. Mevlüt KAPLAN, gazeteci-yazar Mustafa BAYRAMALİ, KIBATEK Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Fadıl ÜNAL, İtalya Pablo Neruda Derneği Başkanı Prof. Saverio SİNOPOLİ,Kırcaali Recep Küpçi Edebiyat Klübü Başkanı Durhan ALİ'nin konuşmalarından sonra "KIBATEK Uluslararası Şiir Şöleni"ne geçildi.Şölende sırayla şu şairler şiirlerini seslendirdiler:Nefize HABİB, Aygül GAVAZOVA, Bayram KUŞKU, Aysun RAMADAN, Şefika REFİK, Haşim SEMERCİ,Bedriye Naim MUTLU, Zekiye HABİB, Şhefqet BALLA, Dr. Hasan AHMET, Füsun SUKA, Leyla IŞIK, Güzin ORALKAN, Dr. Mevlüt KAPLAN, Dr. Maria MİRAGLİA, Fikri Önay BULANIK, Cafer ÖZ, Turan ÇATAL, İsmet İSMAİL, Dr. Nevin SADIKOĞLU, Osman AKIN, Hatice DURGUT, Resmiye MÜMİN, Ahmet MEHMET. 33 20 Mayıs 2016 Cumartesi günü KIBATEK heyetimizce Ömer Lütfi Kültürevi, Türk Kültür ve Sanat Derneği, Güney Bulgaristan Türk Öğretmenler Derneği ve Kırcaali Haber gazetesi ziyaret edildi. Gazete sahibi ve Türk Kültür Sanat Derneği Başkanı Müzekki AHMET heyetimize dernekler ve merkez çalışmaları hakkında bir birifing verdi. Aynı gün akşam 17.00 de şölen gala gecesinin gerçekleşeceği salonda KIBATEK Yayınları kitap sergisi açıldı.17.30'da şölen açılış protokol konuşmalarında önce Ömer Lütfi Kültüreivi Müdürü Müzekki AHMET, İzmir BALGÖÇ Başkanı Fahriye ERSOY ve KIBATEK Dernek Başkanı Dr. Mevlüt KAPLAN konuşmalarını yaptılar. Daha sonra KIBATEK Onursal Başkanı Feyyaz SAĞLAM'ın yönettiği uluslararası edebiyat paneline geçildi.Panelde sırayla şu bildiriler sunuldu:Dr. Fadıl ÜNAL "Uluslararası Bir Dil-Edebiyat-Çeviri Köprüsü KIBATEK"Prof. Dr. Saverio SİNOPOLİ "İtalyan Edebiyatı-Türk Edebiyatı İlişkilerine Bir Bakış"(Çeviri: Bilgi ÇENGELLİ)Shefqet BALLA "Arnavutluk'ta Türkçe, Türk Edebiyatı ve Türkoloji"Habibe AHMEDOVA "Bulgaristan Türk Edebiyatı'nın Dünü ve Bugünü"Mustafa BAYRAMALİ "Bulgaristan Türk Edebiyatı'nın Dili"Dr. Hasan AHMET "Batı Trakya Türk Edebiyatı"Zülkef YEŞİLBAHÇE "Bursa BALGÖÇ Çalışmalarında Kültür ve Edebiyat"Panel değerlendirme konuşmasını yapan Feyyaz SAĞLAM ayrıca "KIBATEK Çalışmalarında Bulgaristan" konusunda da izleyicilere bilgiler verdi ardından "KIBATEK Uluslararası Şiir Şöleni"ne geçildi. Şölenin bitiminde KIBATEK Şükran Plaketi BALGÖÇ Dernek Başkanı Fahriye ERSOY'a KIBATEK Dernek Genel Başkanı Dr. Mevlüt KAPLAN tarafından takdim edildi. KIBATEK 2016 Türk Dili'ne Hizmet Ödülü ise yayın hayatında 10. yılını başarıyla tamamlayan Kırcaali Haber gazetesi adına Müzekki AHMET'e Prof. Dr. Saverio SİNOPOLİ tarafından verildi. Müzekki AHMET'in yaptığı teşekkür konuşmasından sonra şölene katılan edebiyatçılara Onur Belgeleri takdim edildi. Dr.Feyyaz SAĞLAM KIBATEK KURUCU VE ONURSAL BAŞKANI 34 ÇAMERİASORUNU Kitabındanbirbölümalıntısı ETNOSİD Etnosid’in üçüncü dalgası Napoleon Zerva komutansında olan Yunanistan Cumhuriyeti Ulusal Birliği Güçleri (EDES) ile birlikte, ilk katliam 27 Nisan 1944 tarihinde Paramithi kasabasında yapılmıştır. 600 Arnavut Müslüman; kadın, erkek, yaşlı ve çocuk ayırt edilmeksizin katledildi. Bu katliamlara şahit olan şahısların isimlerini ve detaylı açıklamalarını ileriki bölümlerde bulacaksınız. Ertesi gün yine EDES’e bağlı bir birlik Parge kasabasına doğru yola çıktı, orada sadece ilk günde 52 Arnavut Müslüman katledildi. 23 Eylül 1944 tarihinde de Spataria kabasına girildi ve EDES birlikleri önlerine gelen her şeyi yok edip, değerli eşyaları gasp ediyordu. Bu şekilde 19441945 yıllarında EDES güçleri, Çameria’da yaşayan Müslüman halka karşı zalimane fiillerine devam etti. Kadınlar ve genç kızlar tecavüze uğradılar, hayatta kalmayı başaran Ege adalarındaki hapishanelere gönderildiler. Yaşlılar ise göç etmeye zorlandılar. Genocide Watch’ın (Soykırım Gözlem Örgütü) başkanı Gregory Stanton’un “Soykırımın 8 Aşaması” isimli raporundaki 7. aşamaya gelmiş bulunuyoruz. Yani “İmha”. Bu, katillerin gözünde "imha"dır, çünkü kurbanlarının insan olduğuna inanmazlar” Bu katliam sonunda Çameria’da, 68 Arnavut köyü yok oldu. Bütün kasabalar yaşanamaz hale geldi. Maddi yönden büyük yıkım yaşandı. Eşyalar, tarım arazileri, zeytinlikler ve hayvanlar gasp edildi. Çameria’da yaşayan yaklaşık 35.000 Arnavut Müslüman, topraklarını bırakarak Arnavutluk’a göç etti. Ekonomik durumu daha iyi olanlar ise, Türkiye ve ABD’ye göç etti. 36 “ÇAMERİA” Arnavutluk’un güneyinde, Yunanistan’ın ise kuzeyinde yer alan bir bölgenin adıdır. Bölge nüfusu ise Arnavut, Müslüman ve Ortodokslardan oluşmaktadır. Bu kitapta Çameria halkına karşı, Yunanistan hükümeti tarafından çeteler aracılığıyla yapılan “ETNOSİD” hakkında geniş bir bilgi bulacaksınız. 1912-1946 yılları arasında yapılan katliamlar tüm gerçekliği ile ele alınmıştır. Bu katliamlar niçin, neden ve nasıl yapıldı? Yapılan katliamlar Yunanistan tarafından neden hala reddedilmektedir? 1990 yılında Arnavutluk’ta komünist rejimin çöküşü ile birlikte “ÇAMERİA SORUNU” da gündeme geldi. Uluslararası kurumların bu katliama karşı sergiledikleri tutum ve düşünceler nelerdir? Balkan ülkelerinin “Çameria Sorunu” ile ilgili resmi açıklamaları ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bu konu ile ilgili yapmış olduğu açıklamalar yer almaktadır. Yazar:ŞevketBALLA İSBN:9786058702004 Dili:Türkçe Bu insanlık dışı katliamı bizzat yaşayanlar ve görgü tanıkları şöyle anlatıyorlar: Şahit Fadil Nuriu, ailesinin nasıl yok olduğunu anlatıyor; “Annem, ben ve beşikteki 6 aylık kız kardeşim Dile ile birlikte evdeydik. Annem, lavaboda kız kardeşimin çamaşırlarını yıkıyordu. Birden katiller evimize girdiler. Annemin üzerine benzin dökerek annemi ateşe verdiler. Annem alevler içinde lavabodan çıktı. Annem yanıyordu! Bir süre sonra kendinden geçti, vücudu simsiyah oldu. Her yerinden kan akıyordu. Annemin kafatasını görebiliyordum. Dudakları yandı ve dişleri dışarı çıktı. Korkunç bir manzaraydı. Katiller annemi yaktıktan sonra beşikteki 6 aylık kız kardeşimi öldürdüler. Katiller, korkunç acılar içinde ölen annemin cenazesini toprağa vermemize engel oldular. Haziran ayının sıcağında annemin vücudu kurtlanmaya ve kokmaya başladı . Şahit Zekje Nuriu; Kocamın adı Tahir Nuriu, babamın adı ise Vehip Kadiu. Ben 18 yaşında ve 3 yıllık evliydim. O gün bize "Alman ve İtalyanlar gittiler" denildi. O gece hiç kimse uyuyamadı. Ertesi sabah bazı haberler gelmeye başladı; “gidin yoksa Yunanlılar sizi kesecekler”. Nereye gidebilirdik ki? Bize: Nereye giderseniz gidin yeterki buradan gidin deniliyordu. Kayınvalidem ve diğerleri gittiler, ben gitmedim. Kocam ve erkek kardeşlerim, birlikte yaylaya hayvanlarımıza bakmaya gitmişler ve henüz geri dönmemişlerdi. Kardeşlerimin adları ise; Sulejman Nuriu (40 yaşında), Hamit Nuriu (22 yaşında) ve Ekrem Kadiu (25 yaşında). Onlar gelmeyince bizden biri oraya gitti ve kardeşlerimin öldüklerine dair bize haber gönderdi. Bu haberi aldıktan sonra biz de hep birlikte oraya gittik. Fakat Sulejman’ın cesedini bulamadık. Cesedini yabani hayvanlar mı yedi? yoksa başka bir yere mi attılar? bilemiyorum. Kardeşlerimi gömdükten sonra eve döndük. Bir yıl sonra katiller geri döndüler. Kayınvalidem ve diğer akrabalarım saklanmaya gittiler. Benim de onlarla birlikte gitmemi istediler fakat ben kabul etmedim, çünkü ben kardeşlerimden intikal eden haklarımı henüz alamamıştım. O yüzden kalacağım dedim. Bana; kardeşlerin öldü, sen kaç kendini kurtar dediler fakat ben yine de gitmedim. Bir gün, haber geldi ki Vasilaq Koka benim kocamı arıyordu. Vakit geçirmeden kocama durumu haber verdim. Kocam saklandı. . Katiller genelde hiç umulmadık bir anda geliyorlardı. Evlerden bütün eşyaları zorla alıyorlar, daha fazla para istedikleri için evde bulunan kişilere işkence ediyorlardı. Bundan dolayı ben, kızım ve oğlumu aldım, kız kardeşim ve kocası İbrahim’le birlikte komşumuz olan Artur’un evine gidip orada toplandık. Nereden öğrenmişler bilemiyorum, fakat bir baktıkki evin etrafı hemen sarılmış. Kaçmaya çalıştık fakat başaramadık. Kapıyı kırıp içeri girdiler ve bizi sorguya çektiler. Nazmi isimli arkadaşımızın annesi hamileydi. Ona da işkence etmeye başladılar. Hepimiz ağlıyorduk. Ben kaçmaya başladım. Peşimden koştular ve beni yakaladılar. Beni, yaklaşık 3 kat yüksekliğindeki bir duvardan aşağı attılar ve attıkları yerde bıraktılar. Bir süre sonra kendime geldim, kalktım ve saklanmak için bir Ortodoks’un evine giderek yardım istedim. Adı Niko Veneti’ydi. Niko’nun ailesi iyi geçindiğimiz bir aileydi. O gece orada kaldık fakat ertesi gün bize gitmek zorunda olduğumuzu, çünkü Müslümanları sakladıkları öğrenilirse kendilerinin de öldürüleceği söylenmişti. Mecburen biz de dışarı çıktık ve bir mağaraya saklandık. Fakat çok geçmeden bizi buldular. Beni hapishaneye gönderirken, Zeqir Hyseni’nin evinin yanından geçerken Müftümüzün öldürüldüğünü öğrendim. Daha sonra gördüm ki, Sabije, Şemsije, Zekije, Xhemile ve kızını öldürmüşler. Bir süre hapishanede kaldıktan sonra beni Arnavutluk’a gönderdiler . Şahit Nurisha Pronja (Paramithia) Nurisha Pronja, Hysen ve Feride Demi çiftinin kızı, yaşı 30, Muharrem Pronja ile evli, Berat kentinde Sikushe mahallesinde (Arnavutluk). 27 Haziran 1944 tarihinde, Zerva’nın maiyetindeki Lefter Strungari; yanındaki 20 asker ile birlikte beni bıçakla tehdit ederek evimdeki bütün eşyaları zorla aldı. O gece korkudan komşumuzun evinde kaldım. Ertesi gün komşum beni evinden kovdu. Üç çocukla gidecek bir yerim olmadığı için evimin bahçesindeki ağaçların arasına saklandım. Oğlum 4 yaşında, kızlarım ise 6 ve 2 yaşındaydı. O gece Vangjel Dhraka’nın oğlu ve silahlı üç arkadaşı evime geldiler. Kısa süre içerisinde beni buldular. 4 yaşındaki oğlumu zorla elimden aldılar. Oğlumu ağaçların arasına götürerek kesmekle tehdit ediyorlardı. Ben ise çıldırmış gibi ağlayarak sesim çıktığı kadar bağırıyordum. 37 Son olarak kalan bütün kadınları ve çocukları toplayıp hapse attılar. Bir süre sonra çocuk ve kadınlar, hapiste ölmeye başladılar. Kaç gün geçtiğini hatırlayamıyorum fakat, 3 İngiliz misyoner yanımıza gelip bizi kontrol ettiler. Sanki beni hiç duymuyorlardı ve oğluma şöyle sesleniyorlardı; “Sen yumuşak ve tazesin, seni pişirip yiyeceğiz”. Sesimi komşum Sotir Nikolla duymuş. Yanıma geldi sonra hızla onların yanına gitti. Onlarla tartışır gibi bir konuşma yaptı ve sonra bana döndü: “Oğlun bırakmak için para istiyorlar” dedi. Bende parayı ödedikten sonra, oğlumu geri verdiler. Oğlum korkudan bembeyaz olmuştu ve adeta ölü gibi duruyordu. Boğazından kan akıyordu, Bugün de boğazındaki bıçak yara izlerini görmek mümkündür. Bu durumdan kurtulur kurtulmaz Shaban Kura’nın evine gitmeye karar verdim. Yolda Zerva’nın bir grup askerleriyle karşılaştım. Dhimiter Paskoja da onlarla birlikteydi. Bu kişi, o gün İbrahim Balloti’nin karısı Bitulla’yı bıçakla kesmiş, ayrıca Sanija Balloti’yi de benzinle acımasızca yakmıştı. Alman askerleri çekildikten sonra, bizim bölgenin Jandarma Komutanı Shapera ve bölgenin papazı bir emir çıkardılar. Emir şuydu: “Silahları teslim edin, böylece serbest dolaşabilirsiniz”. Bu kararı bizim Müftü’ye yazılı olarak göndermişler. Bu hareket bizi yanılttı ve herkes silahlarını teslim etti. Daha sonra saklandığımız yerlerden çıkmaya başladık. Bu durumda Zerva’nın askerleri kasabadaki bütün erkekleri tutuklayarak hapishaneye attı. Daha sonra evleri basarak bütün ziynet eşyalarını aldılar, kadın ve kızlara tecavüz ettiler. Ardından tutuklu erkekleri keserek öldürmeye başladılar. Kendim gözlerim ile gördüm, 95 yaşındaki Xhelal Bollati‘nin kafasını kesip kafasını bahçeye, bedenini ise bir duvarın üstüne atmışlardı. Daha sonra Tefik Abazi’yi gördüm. Ayaklarını kesip ve omuzuna asmışlardı. 38 Önem(siz)li ziyaret Son günlerde Sırbistan diplomatik goller atıyor, tabii ki bu golleri Sırbistan Başbakanı Aleksander Vuçiq atmaktadır. Ona göre, son günlerde “tarihi” olaylar gelişmektedir; Çin Cumhurbaşkanı’nın ziyaret etmesi, Sırbistan ve Çin Cumhuriyeti arasındaki ekonomik gelişmeler, Hırvat Cumhurbaşkanı Kolinda Grabar Kitaroviq ve Sırbistan Başbakanı buluşup, ortak işbirliği deklarasyonu imzalaması ve 25 yıl aradan sonra Sırbistan Hava Yolları’nın New York’a ilk uçuşunu yapması. Çin Cumhurbaşkanın, Sırbistan’a ziyareti ise bu gelişmelerde birinci sıraya yerleşmektedir. Sırbistan Cumhurbaşkanı ve Başbakanı Çin’den gelen misafirleri karşılamada geleneksel Sırp yemekleri sunarken, Kelemegdan’da Çin Kültür Merkezi’nin açılışını yaptılar, bu ziyaret esnasında iki devlet arasında 20 anlaşma imzalandı. Bunların çoğu ekonomi ve alt yapı alanındadır. Çin heyetinin Smedereve Demir Çelik fabrikasını ziyaret etmiş olması en çok konuşulan ziyaretlerden biridir, bu fabrika Çin’li “Hestil” şirketi tarafından işletilmektedir. Her şey dostça görünmektedir, mükemmel şekilde imzalanan anlaşmalar iki tarafı da memnun etmiş görünüyor, ama bu gerçek mi? İşbirliği mi yoksa kırmızı ejderha için bir yuva mı? İstatistiklere göre Çin’den Sırbistan’a 70 kat daha fazla ithalat yapılmaktadır. Yani Çin Sırbistan’a 1.5 milyar dolar ihracat yapmaktadır ve Sırbistan’dan Çin’e yılda yalnız 21 milyon dolar ihracat yapılmaktadır. Bu istatistikleri başka ülkelerle karşılaştırırsak Çin’de Rusya daha iyi durumdadır. Fakat yine de Sırbistan’ın dış ticaret açığı ise 721 milyon doları bulmaktadır. 39 Çoğu insan diyebilir ki Sırbistan’nın hacmini bu ülkeler ile kıyaslanmak doğru olmaz çünkü Sırbistan o ülkelerin kapasitesinde mal üretemez, evet doğru olabilir fakat madalyonun diğer tarafına da bir bakalım. Yani bu kıyaslamayı Almanya ile yaparsak rakamlar farklı konuşur. Sırbistan’dan Almanya’ya 1.7 milyar dolarlık ihracat yapılmaktadır ve Almanya’dan ise 2.3 milyar dolar ithalat yapılmaktadır. İtalya’dan ise 1.9 milyar dolar ithalat ve 2.2 milyar dolar ihracat var. İstatistiklere göre Çin ve Rusya ile oluşan dış ticaret açığı hacmi ise 2.5 milyar doları buluyor, fakat diğer ülkelerin toplam dış ticaret açığı ise yalnızca 300 milyon doları bulmaktadır. Bu rakamlar ve istatistikleri çok açık ve net konuşuyorlar ki yapılan anlaşma kimin lehine ve kimin aleyhine gitmektedir. Doğal olarak Smedereve Demir Çelik fabrikasındaki üretim başladığında Sırbistan’nın ihracatında bir nevi yükselme bekleniyor fakat aslan payını Çin’li şirket alacaktır. Sırp başbakanı açıklamalarında demişti ki; Smedereve fabrikası üretimine başladığında Almanya’dan iki kat daha fazla üretim olacaktır bundan dolayı da bölgede bu alanda etkili olacaktır. Tabii ki Vuçiq bu açıklamaları yaparken iyimser tabloyu sergilemek istedi fakat aslında Sırp halkı ile dalga geçmişti, çünkü 2015 yılı istatistiklerine göre Sırp işçileri bölgede en düşük maaşla çalışmaktadırlar. Almanya ile yapılan kıyaslamaları tartışmaya hiç gerek yoktur. Sırp yetkililer tarafından Çin Cumhurbaşkanı’nın yaptığı ziyarete çok fazla önem vererek ve reklam yaparak kendileri şunu amaçlıyorlar, “bak biz çalışıyoruz ve gelecekte halkın yaşam kalitesini yükselteceğiz”. Ne kadar yaşam kalitesi yükseltilecek bunu zaman gösterecektir fakat kanıtlar tersini söylüyor. Yapılan tüm anlaşmalar Sırp mallarının Çin’e ihracat yapılacağının hiçbir ifadesi yoktur, yapılan anlaşmalardan biri ise Belgrat-Budapeşte demiryollarının yapılması halkın yaşam kalitesini yükseltecek bir anlaşma değildir. Değer verilebilecek tek bir anlaşma vardır o da 250 milyon dolar ticari kredi verilmesidir, ki bu kredi Surçin-Obrenovac otoyol yapımında kullanılacaktır. Yine de bu alanda hatırlatmada fayda vardır Sırbistan, Dünya Bankası’ndan onaylanmış kredilerin, alt yapı alanında kullanması daha avantajlı bir yoldur. Bu krediler Sırbistan tarafından maalesef kullanılmamaktadır. Doğal olarak bizde soruyoruz; yapılan bu anlaşmaların değeri ve önemi nerede? Cevabımız ise; bilgisizlikten belki, aslında Sırp Cumhurbaşkanı bu sorulara kendisi cevap vermiştir. Sırbistan Cumhurbaşkanı; Sırbistan jeopolitik pozisyonu ile, AB’ye üyeliği yolunda yürürken Çin Cumhuriyeti’nin, Avrupa’ya yönelik kendi stratejik temelleri olacaktır. Bana göre de tüm bu soruların cevabı budur. Dushan Tamindzija(EA-SK) 40 Seveni Kadar Sevmeyeni de Var. Dünya’da ve Türkiye’de bir çılgınlık haline gelen “Pokemon Go” oyununun üretici firması, sunucularına Türkiye’ye özel sunucuyu da ekledi. Uzmanlara göre bu yeni gelişme, ülkemizde oyuna ilgiyi daha da artırabilir. Kişiyi etkisi altına alıyor Bilgisayar oyunları dünyasına baktığımızda, zaman zaman hırsız, zaman zaman katil karakteri bile görülebiliyor. Her ne kadar Pokemon oyunu bu oyunlara kıyasla daha masum gibi gözükse de, gerçek bundan çok farklıdır. Pokemon birçoğumuzun bildiği bir çizgi film olduğu için herkese daha sempatik gelmekte, tıpkı çocukluğa ait bir oyuncağı tekrar görüp heyecanlanmak gibi fakat dış dünyada geçmesi bu oyunu masumiyetten çıkarmaktadır. Çünkü oyun farklı bir kullanım gerektirdiği için kişiyi etkisi altına alabilir, bu da tehlikeyi algılamada sorun yaratabilir. Pokemon Go telefona nasıl yüklenir? Pokemon Go oyunu çıktığını ilk günden beri yoğun bir ilgiyle karşılaştı. Oyun tutkunları Pokemon Go nasıl indirilir sorusunun cevabını arıyor. İOS ve Android telefonlarda Pokemon Go indirmek ve yüklemek için farklı yöntemler kullanılıyor. Ülkemizde henüz resmi olarak sanal marketlerde yer almayan Pokemon Go oyununu farklı yollarla yüklemeniz gerekiyor. Fakat bu yöntemde hiç bir şekilde tavsiye edilmiyor. Çünkü telefonunuza zarar verme ihtimali çok yüksek. Zararı faydasından fazla İnternet üzerinden veya bilgisayardan oynanan oyunlar büyük küçük herkesin vazgeçemediği bir aktivite haline gelmiştir. İnsanların bazıları hobilerinin bu sanal oyunlar olduğunu ve çok zevk aldıklarını belirtmektedir. Sanal oyunların zevk verici yanlarının yanı sıra zararlı etkileri çok fazladır. 41 Karşıyaka/İzmir 42 Sırbistan Meclisinde Yeni Rus Yanlıları Sırbistan Meclisinde yeni dönemin başlaması ile birlikte meclisin üçte ikisinin Rus yanlılarının olduğu değerlendirilmektedir, yani Rusya’ya verilen destek son yıllarda çok fazla ortaya çıkmaya başlamıştır. Bunu ifade edenler yalnız sempati duyanlar değil, parti liderleri hatta Sırbistan Cumhurbaşkanı da aleni olarak Rusya ve Putin’e sevgisini belli ediyor. JelenaTRAJKOVİC(EA-SK) Sırbistan’da son aylarda her geçen gün Rusya’yı destekleyen kesimde bariz bir şekilde artış görülmüştür. Bu destek artık fiilen mecliste de bulunmaktadır. Bunlar ise ilk olarak Sırp Radikal Partisi (SRS, Dr. Vojslav Sheshel lider) ve koalisyonda olan Dveri ve Sırp Demokratik Partisi (DSS-Dveri) ki bunlar birlikte toplam 33 milletvekilleri bulunuyor ve bunların hepsi de Moskova ile temastadırlar. Diğer tarafta ise, iktidarda olan parti Sırp İlerleme Partisi (SNS, Aleksander Vuçiq)’nin de içinde bulunduğu milletvekillerinden üçte ikisinin Rus yanlıları olduğu düşünülüyor. Bunlar ile birlikte sayı çok artmaktadır. SNS içindeki milletvekilleri Sırbistan Cumhurbaşkanına (Tomislav Nİkoliq) yakın bilinen milletvekilleridir. Daha ilginci ise SNS milletvekillerinin listesinde SNP lideri Nenad Popoviq (eski DSS’li) de vardır ve çok net olarak AB’ye karşıdır. Açıkça biliniyor ki Rus Sosyalistlere destek vermektedir. 2012 yılında SNS ve SPS koalisyonunu kurmuşlardı, Rusya bu koalisyonda çok etkili olmuştu. Yani şunu da söylemek mümkündür; İktidar partisi (SNS) başbakanı AB’ye destek vermektedir fakat, içindeki milletvekillerin bu dönüşü (Rusya’dan AB’ye)kabul etmeye zorlanıyorlardı. Geçen dönemdeki mecliste ve iktidar partisinde (SNS)olan milletvekili Vladimir Gjukanoviq’den AB’ye verilen destek önemli bir örnek idi. Yine de Rusya’nın etkisi çok güçlüdür. Aleksander Popov (Bölgeselleşme Müdürü) şöyle diyor; “Mecliste Rus yanlılarının bulunması ve diğer tarafta AB’ye olan destekte düşüş görünmesi, kamuyu negatif olarak etkileyecektir.” Nenad Gjurgjeviq (Etnik Forumu) ise; “Rusya tüm gücü ile mecliste kendi etkisini göstermeye çalışacaktır. Rusya’nın amacı Sırbistan’ın Ab’den uzaklaşmasıdır, fakat en önemli konu ise Kosova’dır. Rusya bunu hem Sırbistan Meclisinde hem de Birleşmiş Milletlerin Güvenlik Konseyinde kullanacaktır. 44 Sırbistan hükümetini AB ile ters düşürecek bir konu olan “Kosova Sorunudur”, Rusya bu sorunu kullanacaktır ve Sırbistan’ı AB yolundan çekmeye çalışacaktır. Rusya’nın senaryosu ise, Sırbistan bölgede bulunan ülkelerdeki ilişkileri normalleşme ve AB ile uyumlu çalışmalarına karşı geleceğini ve böylece AB’nin gücü ve etkisini zayıf olarak gösterecektir. Bu şekilde AB’ye girmenin uygun bir reform olmadığını halka ikna etmeye çalışacaktır.Güçlü bir iktidar olduğu halde yine de Rusya’nın etkisinin çok daha fazla olması bekleniyor çünkü SNS içindeki milletvekilleri aynı görüşte değillerdir”. Vuçiq için kolay bir muhalefet olmayacaktır Popoviq’e göre Sırbistan başbakanı Aleksander Vuçiq için meclisteki eski iki dönem gibi rahat bir muhalefet ile karşı karşıya olmayacaktır. Artık mecliste SRS var, ki bu radikal parti çok gürültülüdür ve olay yaratma yetenekleri çoktur. Bu olaylar içine Hırvatistan da dahil olabilir. Böyle bir meclis yeni hükümet için sıkıntı yaratabilir, belki de gelecek yıl cumhurbaşkanlığı seçimleri ile birlikte erken seçime gidebilirler. Nikoliq; “Putin benim en iyi dostum” Rus gazetesinde “Sputnik” verdiği röportajda Sırbistan Cumhurbaşkanı Tomislan Nikoliq şöyle demişti; Vladimir Putin benim en iyi dostumdur, en azından ben böyle hissediyorum.” Böyle yakın bir açıklamadan sonra Putin Sırbistan’ı Mart ayında ziyaret etmişti, Nikoliq ise; “Putin’in ne düşündüğünü ben bilemem ama kendi düşüncemi söyleyebilirim bu açık bir dostluktur. Putin bana kendi görüşlerini ve benim ihtiyacım olan anlayışı verebilir.” Şeklinde açıklamada bulundu. 45 ABONELİK FORMU YAYIN ADI EA SİYASET KULÜBÜ 12 Aylık Yurtiçi Abonelik Bedeli 12 Aylık Yurtdışı Abonelik Bedeli 48 TL 84 $ Adı Soyadı: Adres: TC Posta Kodu: Telefon: Şehir / Ülke: / Cep Telefonu: Faks: e-posta: Ödeme Şekli: Nakit Banka Havalesi Posta Havalesi İMZA TARİH ……………………….. ……/……/20…… Garanti Bankası / Önemli Not: Banka ve Posta Havalesi ile yapılan ödemelerde, ilgili dekontun Abone Formu ile birlikte posta, faks veya e-posta yoluyla abonelik merkezimize ulaştırılması zorunludur. Fiyatlar KDV dahildir. ABONE İŞLERİ Tel/Faks : 0 232 369 88 57 e-posta: [email protected] Adres: 1721 sok. No. 14/1 D. 4 Karşıyaka / İZMİR TÜRKİYE
Benzer belgeler
balkan kriz raporu
mahkemeleri olağan bölgesel yetkilerinin
kaldırılması ve hemen ardından Lahey
Mahkemesi (uluslararası mahkeme) ile tam
işbirliği yapmasıdır. İkinci olarak Sırp
parlamentosunda H...