Şiir Metni
Transkript
Şiir Metni
İngilizce Tercüme Osmanlıca Üstâd-ı necîbim Ali Ekrem Soylu üstadım Ali Ekrem Bey'e Bey'e (1) To my noble master Mr. Ali Ekrem اســــتاد نجيبــــم علٮــــاكرم بكــــه Yok ya Abbâs'ı bilmeyen, kimdi?... O sahâbîyi dinleyin, şimdi: "Bir karanlık geceydi pek de ayaz... There'no one who doesn't Know Abbas, Who was he? يوق يا ع'ب'ّاسى 'ب'يلمه ين شيمدى Şiir Metni Güncel Türkçesi Yok ya Abbas'ı (2) bilmeyen, kimdi?.. O sahâbîyi dinleyin şimdi: Listen to that sahabi, now. Bir karanlık geceydi pek de ayaz... A very dark, frosty night اوصحابى يى ديكله ييك شيمدى 'بر قلراكلق كيجه يد'ى پك ده آياز İbni Hattâb'ı görmek üzere İbni Hattâb'ı görmek üzre biraz, biraz, ... To See Ibn Khattab for a ابــن خطــابى كورمــك اوزره while , بــراز Çıktım evden ki yollar ıpıssız. I left home and the roads were so solitary Çıktım evden ki yollar ıpıssız. چيقـــدم أودن كـــه يوللـــر ايپايصســـــــــز Yolcu bir benmişim meğer Yolcu bir benmişim meğer I was the only passenger! yalnız! yalnız! يولجـــى بـــر بنمشـــم مكـــر يــــالكز Aradan geçmemişti çok da Aradan çok da zaman zaman, geçmemişti, آره دن كچمــه مشــدى چوقــده زمان Not after a long time , Az ilerden yavaşça oldu iyân, Az ilerden yavaşça belirdi, Appeared ahead slowly, Zulmetin sînesinde ukde gibi, Karanlığın göbeğinde bir düğüm gibi Through the darkness as if ظلمتـــك ســـينه ســـنده عقـــده a huge pile! كــــبى Ansızın bir müheykel a'râbî! Ansızın heykel yapılı bir Arap ki, like an Arabic sculpture Bembeyaz bir ridâ içinde garîb, Bembeyaz bir hırka içinde بـــم بيـــاض بـــر ردا ايچنـــده Ghraib in a white cardigan, garib, غريــب Geliyor muttasıl mehîb mehîb. Geliyor hep heybetli heybetli. Coming imposingly صــل مھيــب مھيــبكليــور مــت Ben sokuldum, o geldi, yaklaştık; Ben sokuldum, o geldi, yaklaştık; I snuck up, he came we came closer; بـــن صـــوقولدم اوكـــدى ياقالشــــــدق Durmadan karşıdan selâmlaştık. Durmadan karşıdan selamlaştık. Said hello without stopping. طورمـــادن قارشـــيدن سالمالشــــدق Düşünürken selâm alan sesini, Düşünürken selam alan sesini, While thinking about the voice , دوشــــونوركن ســــالم آالن سســـــنى آز ايلريـــدن ياواشـــجه اولــــدى عيــان آكســـزين بـــر مھيكـــل اعـــرابى O heyûlâ uzandı tuttu beni: O karaltı uzandı tuttu beni: That blur hold my arm اوھيــوال اوزانــدى طوتــدى بــــنى Bir de baktım, Ömer değil Bir de baktım, Ömer değil I looked, isn’t he Omar? mi imiş? mi imiş? بــر ده باقــدم عمــر دكلمــى ايمــش Yâ Ömer! Böyle geç zaman, bu ne iş? -Ya Ömer! Böyle geç vakit, bu ne iş? O Omar! Such late, what’s يـــاعور بويلـــه كـــچ زمـــان بـــو up? نــه ايــش - Şu mahallâtı devre çıkmıştım... -Şu mahalleleri dolaşmaya -I went out to wander çıkmıştım. neighborhoods. Gel beraber, benimle, üç Gel beraber benimle üç شــــو محالتــــى دوره چيقمشــــدم Come along with me, a few كــــل بــــرابر بنملــــه اوچ بــــش 1 beş adım. Ne sadâ var, ne bir yürür bîdâr; Uhrevî bir sükûn içinde civâr. beş adım. steps آديــم Ne ses ne de gezip dolaşan Neither a sound nor an نــه صــدا وار نــه بــر يــورور uyanık birisi var; awaken wandering around. بيـــــدار Bir ahiret sessizliği içinde Everywhere is in a death her yer. silence. اخـــروى بـــر ســـكون ايچنـــده جوار Ömer olmuş gezer, sıyânet- Ömer Allah'ın koruyucu i Hak... gücü gibi dolaşmakta. Omar, as protective power عمــر ولمــش كــزر صــيانت حــق of God, is wandering Şu yatan beldenin huzûruna bak! Bak şu şehre ki huzur içinde yatmakta! Look at this city, which lies شــــوياتان بلــــده نــــك in peace! حضــــورينه بــــاق O semâlar kadar yücelmiş alın, O gökler kadar yücelmiş alın, He ascended to the heaven اوســـمالر قـــدر يـــوجلمش آليـــن Çakarak sînesinden âfâkın, Çakarak sinesinden ufukların, Bosom horizons by shooting چاقــــه رق ســــينه ســــندن آفآقــــك Bir zaman sönmeyen nigâhıyle, Bir an bile sönmeyen bakışıyla, With the look of eternity, بــر ظمــآن صــونمح يــن نكــــــآحيلح Necm-i sâhirde sanki bir hâle! Uyanık bir yıldız ve etrafında bir nur yığını! A star and a light around ! نجـــم صآحرضـــح ســـآنكح حبرحـــآل Duruyor her evin önünde Ömer, Duruyor her evin önünde Ömer, Omar is standing in front of تورويـــور حـــرأوك وكنضـــح every house, ومر Dinliyor bî-haber içerdekiler Dinliyor, habersiz içerdekiler. Listening, insiders are unaware. Geçmedik en harâb bir yapıyı, Geçmedik en yıkık bir yapıyı, Not passed even one of the كچمضـــك آك خـــرآب بريـــآپي ruined houses, طي Yokladık sağlı sollu her kapıyı. Yokladık sağlı sollu her kapıyı. We examined every the door each. يوقآلضـــــق ســـــآكلي ســـــوللي حـــر قـــآپي يـــي Geldik artık Medîne hâricine; Geldik artık Medine'nin dışına; We came out of Medina ; كلضــــــك ارطيقمضــــــرينح خــآرجنح Bir çadır gördü, durdu kaldı yine. Bir çadır gördü, durdu kaldı yine. He saw a tent,stopped again. برچآضريبرچآضـــــــــــير كورضــــي تورضــــي قآلضــــي ينــــح Ocak başında oturmuş bir ihtiyarca kadın. Ocak başında oturmuş bir yaşlı kadın, An old woman sitting near آوجـــآق بآشنضـــح آوتـــورمش the fireplace, بــــر آخطيــــآرجح قآضــــين "Açız! Açız!" diye feryâd eden çocuklarının, "Açız! Açız!" diye bağrışan çocuklarının, the chilren Shouting "We’re hungry! We’re hungry!" ضــــــــيكليور بيخــــــــبر آيچرضــــح كيلــــر اجــظ اجــظ ضــييح طــرآض آيضـــــن چوجقلرينـــــك Karıştırıp duruyorken pişen Karıştırıp duruyorken nevâlesini; pişen yemeklerini; Was stirring the food of Çıkardı yuttuğu yaşlarda çırpınan sesini: چيقــــــاردى يوتــــــديغى took out the sound from the ياشـــــــلرده چيرپينـــــــانس hidden tears سســـــنى Çıkardı yuttuğu yaşlarda çırpınan sesini: قاريشــــديروب طورويــــور كــــن پيشــــن نوالــــه ســــنى - Durunda yavrularım, işte -Durundu yavrularım, işte -Hold on little children It’s طوروكــــدى يــــاورولرم ايشــــته şimdicek pişecek... şimdicek pişecek... about to cook مـــديجك پيشـــه جـــكش Fakat ne hâl ise bir türlü pişmiyordu yemek! Fakat nedense bir türlü pişmiyordu yemek! But it wasn’t somehow cooked Çocukların yeniden başlamıştı nâle leri... Çocukların yeniden başlamıştı inleyişleri... Cries of children had begun چوجوقلـــــرك يكيضـــــن again بآچآلمشضــــي نــــآلح لــــري 2 فقـــت نـــح ھـــآل آيصـــح بـــر ضـــــرلو پيشميورضـــــي يمـــــك Selamı verdi Ömer, daldı âkıbet içeri. Omar bowed, he got in at the end Selam verdi Ömer, daldı sonunda içeri. صـــآلمي ويرضـــي ور تـــآلري وآقبـــط آيچـــري Selamı aldı kadın pek beşûş bir yüzle. Selam aldı kadın pek asık bir yüzle She bowed him with a very صـــآلمي الضـــي قآضـــين پـــك unhappy face بشــــوش بــــر يــــوظلح - Bu yavrular niçin, ey teyze, ağlıyor, söyle? -Bu yavrular niçin, ey teyze, ağlıyor, söyle? -Why are the kids crying, tell me? بويـــــاورولر نيچـــــون اى تــــيزه آغليـــــور ســـــويله - Bu gün ikinci gün, aç kaldılar... -Bu gün ikinci gün, aç kaldılar... -This is the second day, they are hungry ... بويـــــاورولر نيچـــــون اى تــــيزه آغليـــــور ســـــويله - O halde, neden -O halde, neden Biraz yemek komuyorsun? -Then, why don't you give او حا لده نه دن a little food? Biraz yemek komuyorsun? - Yemek mi? Çömleği sen, Tirid mi zannediyorsun? İçinde sâde su var; بـــراز يمـــك قوميورســـك -Yemek mi? Çömleği sen, Food? Do you think the et yemeği mi sandın? pottery Is full of food? İçinde sadece su var; there is only water in; Çakıl taşıyla beraber bütün Çakıl taşıyla beraber bütün Boiling with pebble stone zaman kaynar! zaman kaynar! the whole time! يمــك مــى چوملكــى ســن تــــيردمى ظــــن ايدييورســــك ايچنـــده ســـاده ســـو وار چاقيـــــل طاشـــــيله بـــــرابر بوتـــور زمـــان قاينـــار Ne çare! Belki susarlar, dedim. Ayıplamayın. Ne çare! Belki susarlar, dedim. Ayıplamayın. What remedy? Maybe they ه صوصــــارلرنــه چــاره بلــك stop, I said. Do not blame. ماييــــكالديـــدم ويـــي - Peki senin kocan, oğlun, ya kardeşin, ya dayın... -Peki senin kocan, oğlun, ya kardeşin, ya dayın... -What about your husband, پكــــي صصــــنك قــــوجح your son, or brother, or كآاوكللـــك يـــا قارداشـــك يـــا uncle ... داييــــك Tek erkeğin de mi yok? Hepsi öldü... Kimsem yok. Don’t you have even a man? Tek erkeğin de mi yok? تــك ارككــك ده مــى يــوق -Hepsi öldü... -All of them are dead ... . - ســه م يــوقھپســـى أولـــدى كيـــم I have nobody Kimsem yok. Senin midir bu küçükler? -Senin midir bu küçükler? - Torunlarım. -Torunlarım. - Ne de çok! -Ne de çok! -Too many! Adam, Emîre gidip söylemez mi hâlini? Adam halifeye gidip söylemez mi durumunu? why don't you go to caliph آدام امـــيره كيمـــده ســـويله and tell the condition ? مــزمى حــالنى -Are these kids yours -My grandchildren. ســــنكميدر بــــو كوچوكلــــر طورونلـــرم نه ده چــوق -Ah! - Ah!Emîre öyle mi?Kahretsin an-karîb Allah! آه _ Oh ! To the Caliph? God damn him as soon as Halifeye öyle mi? امريــه اويلــه مــى Kahretsin en kısa zamanda possible! قھرايتســـــــــني عنقريـــــــــب ﷲ Allah! Mutluluk bayrağı çok Yakında râyet-i ikbâli seryakın zamanda yerlerde nigûn olsun... sürünsün... I hope, his flag of victory would fall on the ground very near future ... ياقينـــــده رايـــــت اقبـــــاوى ســــرنكون اونســــون Ömer, belâsını dünyâda isterim bulsun! Ömer, belasını dünyada isterim bulsun! he finds his curse in this world! I wish عمـــر بالســـنى دنيـــاده ايســـــــتنم بولســـــــون -Ne yaptı, teyze, Ömer, böyle beddua edecek? -What has Omer done cause you curse him? نـــه ياپـــدى تـــيزه عمـــر بويلـــه انكســار ايــده جــك 3 - Ne yaptı, teyze, Ömer, böyle inkisâr edecek? -When I was consoling the يــــا بــــن يتيــــم او وتــــوركن orphan does the caliph اميــن اوينمــى كــرك have to sleep? - Ya ben yetîm avuturken Emîr uyur mu gerek? -Ya ben yetim avuturken halife uyur mu gerek? Raiyyetiz,ona bizler vedîatu'llâhız; We are on his management, رعيـــتز اوكـــا بـــزلر Onun yönetimindeyiz, ona we’re entrusted to him by bizler Allah'ın emanetiyiz; وديعتھـــــــاللھز Allah. Gelip de bir aramak yok mu? Gelip de bir aramak yok mu? - Haklısın, yalnız, Zavallının işi pek çok zaman bulup gelemez; -Haklısın, yalnız, Zavallının işi pek çok, zaman bulup gelemez; Why doesn't he come and visit? كلــوب ده بــر آرامــق يوقمــى -You 're right, حقليســـــــين يـــــــالكز but He had many things to زماللينـــك ايشـــى پـــك چـــوق do, can't find time to come; زمــان بوبــل كلــه مــز Gidip de söylememişsen ne Gidip de söylememişsen haldesin bilemez ne haldesin bilemez He can’t know how you are كيـــدوب ده ســـويله مـــه مشســـه If you didn’t go and tell. ك نـــه حالـــده ســـين بيلـــه مـــز - Niçin hilâfeti vaktiyle eylemişti kabûl? -Why did he agree to be the نيچــــــون خالفــــــتى وقتيلــــــه caliphate? يلـــه مشـــدى قبـــول -Niçin halifeliği zamanında kabul etmişti? Bundan sonra böyle bir Sonunda böyle çürük özrü çürük özrü kim kabul kim sayar makbûl? eder? صــــــولكنده بويلــــــه After that, who will accept چوروكعـــزرى كيـــم صـــايار such a flimsy excuse? مقبــــول Zavallının işi çokmuş!... Nedir, muhârebe mi? Zavallının işi çokmuş!.. Nedir, savaş mı? Many things to do,poor! .. What, war? زواللينــــك ايشــــٮچو قمــــش نــــه ده محار به مى İşitme sen de civârında inleyen elemi, İşitme sen de etrafında inleyen acıyı, Don’t hear the howling around you, ايشــــيتمه ســــنده جواركــــده ايكلـــه يـــن ألمـــى Medîne halkını üryan bırak, Mısır'da dolaş... Medine halkını çıplak bırak, Mısır'da dolaş... Leave the people of Medina naked, walk around in Egypt ... مدينـــه خنقـــنى عريـــان بـــراق مصــرده دوالش " Gazâ! Gazâ!" diye git, soy cihânı, gel paylaş! Savaş savaş! diye git, soy dünyayı, gel paylaş! Go, have war,win the world , come share! مدينـــه خنقـــنى عريـــان بـــراق مصــرده دوالش Çocukların bu sefer yükselince feryâdı, Çocukların bu sefer yükselince feryadı, When the cry of the chilren چوجوقلــــرك بــــو ســــفر rose this time يوكســــــلنجه فريــــــادى Kadın, tehevvürü artık cünûna vardırdı; Kadının öfkesi artık çılgın Women's anger got the bir hâl aldı: crazy manner قـــادين تھـــوأرى آرتيـــق جنـــو نــه وارديــردى - Şu nevhalar ki çıkar tâ bulutların içine, -Şu feryatlar ki çıkar tâ bulutların içine; -That cries rises up to the clouds; شـــو نـــه ه لركـــه چيقـــار تـــابلو طلــــرك ايچينــــه Ömer! Savâik-i tel'în olur, Ömer! Lanet yıldırımları iner tepene! olur, iner tepene! Omar! And will be lightning of curse , falls down to your head! عمـــر صـــواعق تلعيـــن اولـــور ايـــنر تپـــه كـــه Yetîmin âhını yağmur duâsı zannetme: Yetimin âhını yağmur duası zannetme: Don’t think the orphans curse is pray for rain. يتمــك آھــنى يــاغمور دعــاى ظنايتمـــــه O sayha ra'd-ı kazâdır ki gönderir ademe! O çığlık kaderin bir The scream is a thunder of او صــيحه رعــد قضــادر كــه yıldırım gibi gürlemesidir lightning of fate that sends كونــدرين عدمــه ki gönderir yokluğa! to absence. - Açız! Açız! Bize bir lokma olsun ekmek ver... "We’re hungry! We’re hungry! Please give us a loaf bread at least" "Açız! Açız! Bize bir lokma olsun ekmek ver..." 4 آجــز آجــز بــزه بــر لقمــه اولســون اكمــك ويــم "Be silent my little - Susundu yavrularım, işte "Susundu yavrularım, işte children, it's okay, it will oldu, şimdi pişer! Gidip de oldu, şimdi pişer!" Gidip cook soon!" I go and tell, söyliyeyim hâ?.. de söyleyeyim ha? huh? Dilencilik yapamam! Ömer Dilencilik yapamam! de kim? Ömer de kim? Benim ondan kerîm adamdı babam, Benim ondan daha cömertti babam. صوصــــوكدى يــــاورولرم ايشــــته اولــــدى شــــيمدى پيشــــــر كيــدمب ده ســويله يــم نــه ھــا I can’t beg! ديلنجيلنكياپـــــــــه بـــــــــام Who is Omar? عمــرده كيــم My farther was more generous than him. بنــم اونــدن كــريم آدامــدى بابـــــام Ölür de yüz suyu dökmem Ölür de yüz suyu dökmem I prefer to die instead of sizin Halîfenize!.. sizin halifenize!.. begging your caliphs أولــورده يــوز صــويى دوكمــم ســـزك خليفـــه كـــزه Ömer vuruldu bu son sözle... Omar was shot in the last words ... عمــر اورملــدى بوصــوك ســـوزله -Haklısın teyze! -You are right aunt يــزهحقليســـــــك ت Halîfe önde, bitik suçlu, münfa'il, nâdim; Halife önde, bitik, suçlu, kırılmış, pişman; The Caliph in front , sad, guilty, broken, regretful; خليفــــــه اوكــــــده بيتيــــــك صـــوجلو منفعـــل نـــادم Avut çocukları, ben şimdicek gider gelirim. Avut çocukları, ben şimdi Soothe the chilren!I will hemen gider gelirim. came in a few minutes آو وت چوجقلـــرى بـــن شـــــيمديجك كيـــــدر كلـــــير Ben arkasında, perîşan, çadırdan ayrıldık. Ben arkasında, perişan, çadırdan ayrıldık. I'm behind, miserable , left بـــن آرقـــه ســـنده پريشـــان the tent. جـــاديردن آيرلـــدق Sabâha karşı biraz başlamıştı aydınlık. Sabaha karşı biraz başlamıştı aydınlık. Was a little light in the morning. صـــباحه قارشـــى بـــرآز باشالمشــــــدى ايــــــدينلق Köyün köpekleri ejder misâli saldırıyor, Köyün köpekleri ejderha gibi saldırıyor, the village dogs were attacking as dragons, كويـــــك كوپكلـــــري اژدر مثــــــالى صــــــالديرييور Bırakmıyor bizi yoldan, fakat kim aldırıyor! Bırakmıyor bizi yoldan, fakat kim aldırıyor! Don't let us pass, but who cares! بــــراقميور بــــزى يــــوادن فقــــط كيــــــم آلــــــديرييور Medîne'nin dalarak münhanî sokaklarına; Dalarak Medine'nin eğri büğrü sokaklarına; Moving in the crooked streets of Medina; مديمــه مــك طالــه رق منحــنى ســـــــــرقاقلرينه Dönüp dönüp hele geldik zahîre anbarına. Dönüp dönüp hele geldik yiyecek ambarına. We finally reached the food warehouse . دونــوب دونــوب ھلــه كلــدك ذخـــــيره آنبارينـــــه Halîfe girdi açıp, ben de girdim emriyle. Halife girdi açıp, ben de girdim emriyle, Caliph opened and entered خليفــــه كــــيردى آچــــوب بنــــده , I entered on his order, كـــيردم امريلـــه Arandı her yeri, bir mum yakıp ale'l-acele. Arandı her yeri, bir mum yakıp aceleyle. Every place was searched, آرانــدى ھــريرى بــرموم يــاقوب hastily lit a candle. علـــى العجلـــه - Şu tek çuval unu gördün ya! Haydi yükle bana; -Şu tek çuval unu gördün ya! Haydi yükle bana; -Can you see that only one شــــوتك چواالونــــه كوردكيــــا sack? Let me carry; ھايـــدى يوكلـــه بكـــا Bu testi yağ doludur, elverir o yük de sana. Bu testi yağ doludur, elverir o yük de sana. This jug is full of oil, you carry it. Ömer vuruldu bu son sözle... Haklısın, teyze! The caliph carrying the Çuval Halîfe'de, yağ bende, Çuval halifede, yağ bende, sack and I the jug, we left çıktık anbardan; çıktık ambardan; the warehouse. Kilitleyip geri döndük deminki yollardan. We locked and went back the ways which we have just before gone. Kilitleyip geri döndük deminki yollardan. 5 بودســــتى يــــاغ طولــــودر الويـــرر اويـــوك ده ســـكل چـــو وال خليفـــه ده يـــاغ بنـــده چيقــــدق آنبــــاردن كليــــدليوب كــــرى دونــــدك دمينكـــــى يوللـــــردن I thougt the distance is Mesâfe, baktım, uzun; yük Mesafe, baktım, uzun; yük long; the load is heavy, yaman; Ömer yaralı; yaman, Ömer yaralı; Omar is injured; Dedim ki: Dedim ki: I said: - Ben götüreydim... Verir misin çuvalı? -Ben götüreydim... Verir misin çuvalı? -Let ma carry?… Would you give the sack? مســـافه باقـــدم اوزون يـــوك يامــان عمــر يــاره لــى ديــدم كــه بـــن كوتـــوره يـــدم ويررميســـين چـــو والـــى - Hayır, yorulsa değil, ölse -Hayır, yorulsa değil, ölse -No, even though he dies yardım etme sakın: yardım etme sakın: don’t help خـــاير يورولســـه دكـــل أولســـه يــــارديم ايتمــــه صــــاقين Vebâli kendine âiddir İbni Günahıkendine aittir İbni Hattâb'ın. Hattâb'ın. Ibn Khattab has his own sin. ددر ابـــنئوبــــالى كندينــــه عــــا خطابـــك Kadın ne söyledi, Abbas, işitmedin mi demin? Kadın ne söyledi, Abbas, işitmedin mi demin? what did the women say?, Abbas , didn’t you hear ? قـــادين نـــه ســـويلدى عبـــاس ايشــــتمدكمى دميــــن Yarın huzûr-i İlâhide, kimseler, Ömer'in Yarın Allah'ın huzurunda, Tomorrow in the presence يـــارين حضـــور الھيـــده kimseler, of God, ككيمســه لــر عمــر Şerîk-i haybeti olmaz, bugünlük olsa bile; Ömer'in zararına ortak Nobody shares the damage ز بـــوشــــريك خيبــــتى اولمــــا olmaz, bugünlük olsa bile; of , Omar , even today كونلــــك اولســــه بيلــــه Evet, hilâfeti yüklenmiyeydi vaktiyle. Evet, halifeliği üstlenmeyeydi vaktiyle. Yes, then he would’t have هأوت خالفــــــتى يوكلنمــــــي accepted being a caliphate يـــــدى وقتيلـــــه once Kenâr-ı Dicle'de bir kurt aşırsa bir koyunu, Dicle kenarında bir kurt kapsa bir koyunu, If on the edge of the Tigris, لـــر دجلـــه ده بـــرقورتكـن a wolf strike a sheep, آشيرســــــه بــــــرقويونى Gelir de adl-i İlâhî sorar Ömer'den onu! Gelir de Allah'ın adaleti sorar Ömer'den onu! the justice of God holds Omer responsible An old women is alone, Bir ihtiyar karı bî-kes kalır, Bir ihtiyar kadın kimsesiz Ömer mes'ûl! kalır, Ömer sorumlu! Omar is responsible! Orphans drowns intheir Yetîmi, girye-i hüsrân alır, Yetim acıların gözyaşında own tear of sorrow, Omar boğulur, Ömer sorumlu! Ömer mes'ûl! is responsible! كلــيرده عــدل الھــى صــورار ع مردن او نى براختيار قارى بيكس قالير عمر مس ول ٔ يتيمى كريهٔ خسران آلير عمر مس ول ٔ If the houses of the poors fall down because of irrelavence بــــر آشــــيان ســــفالت باقيامـــــايوب كوچســـــه Ömer kalır yine altında, hiç Ömer kalır yine altında, değil kimse! hiç değil kimse! Again Omar is under it , noone else! عمـــر قـــالير ينـــه آلتنـــده ھيـــچ دكـــل كيمســـه Zemîne gadr ile bir damla kan dökünce biri: Yeryüzünde zulümle bir damla kan dökünce biri: If one sheeds a drop of blood with cruelty ايلـــه برطاملـــه زمينــه غــدر قــان دوكونجــه بــرى O damla bir koca girdâb olur boğar Ömer'i! O damla bir koca girdap olur boğar Ömer'i That drop becomes a huge اوطاملــه برقوجــه كــرداب whirlpool and drawns اولــور بوغــار عمــرى Omer Ömer duyulmada her kalbin inkisârından; Kınlan, beddua eden her kalpte Ömer'in adı duyulmakta; The name of Omer can be heard in every heart that broken or curses Ömer koğulmada her mâtemin civârından! Üzüntüye bürünmüş her Omar is dismissed from yerden Ömer kovulmakta! everywhere that mourns Ömer Halîfe iken başka kim çıkar mes'ûl? Ömer halife iken başka kim sorumlu tutulur? Bir âşiyân-ı sefâlet bakılmayıp göçse: Yoksulların yuvalan ilgisizlikten yıkılsa: When the caliph is Omar, who else can be responsible ? 6 عمــر طويولمــاده ھــر قلبــك انكســــــارندن عمــر قوغولمــاده ھرماتمــك جوارنــدن عمر خليفه ايكن باشقف كيم چيقار مس ول ٔ Ömer ne yapsın, İlâhî, beşer zalûm ü cehûl! Ömer ne yapsın, Allah'ım, What can Omer do, my insan çok zalim ve God, human being is so cahildir! cruel and ignorant! عمـــر نـــه ياپســـين الھـــى بشـــر ضــلوم وجھــول Ömer'den isteniyor Ömer'den isteniyor beklenen beklenen Muhammed'den... Muhammed'den... Omar is wanted to do what عمـــردن ايســـته نيـــور is expected from بكلھنـــن محمـــددن Muhammed ... Ömer! Ömer! Nasıl aldın bu bârı sırtına sen? Ömer! Ömer! Nasıl aldın bu yükü sırtına sen? Omar! Omar! How did you ع مر ع مر ن صل آ لدك get this burden on your بوبــــارى صــــيھتكه ســــن back ? - Sen almasan acaba kim gelip de senden iyi, -Sen almasan acaba kim gelip de senden iyi, Who else , better than you , İdâre eyliyecek düştüğün bu ma'rekeyi? Yönetecek içine düştüğün will handle this challange bu mücadeleyi? you’re in Evet, adâleti "mutlak" hayâl edersen eğer, Evet, adaleti "mutlak adalet" gibi düşünürsen eğer, Yes, if you think justice as أوت عـــدالتى مطلـــق خيـــال "absolute justice" ايدرســه ك اكــر Ömer değil ya ne olsan bırak ki hepsi heder! Ömer değil ya ne olsan bırak ki hepsi boşa gider! Not only Omer but every one means nothing اولســـه ك عمردكلــدكل يــا نـــه بــراق كــه ھپســى ھــدر Beşer, adâleti "mutlak" tahayyül eylerse, İnsan, adaleti "kesin" olarak düşünürse, If human think justice as “absulute”, بشــــر عــــدانتى مطنــــق تخيــــل ايشلرســــــه He always sentences his hoe to his despair. كــورو اميــديى محكــوم ھرســمان يــأ ســه Görür ümîdini mahkûm her Umudunu zorunlu görür zaman ye'se. her zaman ümitsizliğe. You, O Omar, you’re Sen ey Ömer, ne meleksin, Sen ey Ömer, ne melek, ne neither an angel, nor a ne bir emîr-i zalûm... bir zalim halifesin... cruel caliph ... اســـه ك عحبـــا كيـــمســن آلــم كلـــوب ده ســـنده ايـــى اداره ايللـــه جـــك دوشـــديك بومعركـــه يـــى مـــه ملكســـين ينـــه سن اى ع مر بـــر امـــير ضـــلوم Fakat elinde ne var? Fıtraten beşer mazlûm! But what have you got in Fakat elinde ne var? فقـــط الكـــده نـــه وار فطـــره your hand?. Human created Ezilmiş yaratılmıştır insan! بژرمضـــــلوم as oppressed! Görür bürûc-i semânın bütün sitâreleri, Görür gökyüzündeki burçların bütün yıldızları, All the stars sees signs in the sky, Zalâm içinde, yük altında inleyen Ömer'i! Karanlık içinde, yük altında inleyen Ömer'i! In the dark, groaning Omar ظٮــــالم ايچنــــده يــــوك آلتنــــده under the burden! ايكلـــه يـــن عمـــرٮح كـــورور بـــروج ســـمانك بونـــور لــر ســــتاره Huzûr-i Hakk'a çıkarken bu Allah'ın huzuruna çıkarken While the presence of God ه جيقـــــاركنھضور حق bu una bulanmış yüzünle, with this flour soaked face, بواونلـــى جبھـــه كلـــه unlu cebhenle, Değil zemîni, getir şâhid âsümânı bile! Değil yeryüzünü, tanık tut Make not only the earth, gökyüzünü bile! but even sky the witness ! - Uzak mı yol? Daha çok var mı? -Uzak mı yol? Daha çok var mı? -Is it far way? Is there more? - Ancak üç beş adım. -Ancak üç beş adım. -Only , a few steps Mecâli kalmamış artık zavallının... Gücü kalmamış artık zavallının... Baktım: He hasn’t got any strentgth... I looked: دكـــل زميـــنى كتـــير شـــاھد آســـــنانى بينـــــه اوســـاقنٮيول دھـــا چـــوق وارى آنجــق اوچ بــژ آديــم مجــــانى قالمــــانش آرتيــــق زوياللينـــــــك باقداقـــــــدم Baktım: Olanca azmini Olanca azmini zorlayıp, cebr eyleyip, nefes nefese; nefes nefese; Guarding utmost اوالنجــه عزمــنى جــبر perseverance, out of breath; ايليـــــوب نفـــــس نفســـــه Yavaş yavaş yürüyor. Walking slowly. At the end اواش يـــاش يورويـــور كلـــدىي Yavaş yavaş yürüyor. 7 Geldi bin belâ ne ise! Geldi bin bela ne ise! he came بيـــك بـــال نـــه ايســـه Sokuldu haymeye, indirdi arkasından unu: Sokuldu çadıra, indirdi arkasından unu: Crept into the tent, put the flour sack down صـــوقولدى خيمـــه يـــه ى ارقــه ســندن اونــىاينــــــديرد - Bırak da testiyi yerleştirin -Bırak da testiyi yerleştirin -Put the jug aside from kenâra şunu. kenara şunu. that. بريــــاق ده دســــتى يــــى يــــر لشــــديرك كنــــاره شــــونى Hemen çakılları çömlekten Hemen çakılları çömlekten He threw pebbles out of indirip attı, indirip attı; pottery immediately; ھمـــان چـــاقيلرى چوملكـــدن الدنــــديروب اتــــدى Uzandı testiye, yağ koydu, Uzandı testiye, yağ koydu, Reached jug, added oil , sonra un kattı. sonra un kattı. then added the flour. اوزانـــدى دســـتى يـــه يـــاغ قويــــدى صــــوكرا اور قاتــــدى Oturmak istedi, lâkin belâya bak ki: Hemen sönüp gidecek... اوطورمـــق ايســـته دى لكـــم بـــال يــه Oturmak istedi, fakat belaya bak ki: Ocak, hemen sönüp gidecek... Wanted to sit down, but what’s that trouble,:the fire باق كه او جاق was about to over ... ھمــان ســونوب كيــده جــك - Teyze, yok mu hiç yakacak? -Teyze, yok mu hiç yakacak? -Auntie, do not have any thing to burn ? تـــيزه يوقمـــى ھيـــج يـــاقھجق Kadın getirdi beş on parça Kadın getirdi beş on parça Women brought some wet قــــدرين كتــــيردى بــــش اون yaş diken Ömer'e; yaş diken Ömer'e; thorn to Omar ; پارچــه يــاش ديــك عمــره Ömer de yakmak için büsbütün serildi yere. Ömer de yakmak için büsbütün serildi yere. Omar laid entirely to the ground to burn . عمــر ده يــاقمق ايچــون بــوس بوتــــون ســــريلدى يــــره Ocak tüter, Ömer üfler zefir-i hârıyle; Ocak tüter, Ömer üfler ateşli nefesiyle; Owen reeks, Omar blows hot breath; اوجـــاق تـــرعمر اوفلـــر زفـــير حاريلـــه Zemîni lihye-i beyzâ yı târumâriyle, Yeri, darmadağınık beyaz the flor with disheveled sakalıyla, white beard, زمينٮلحيه بيضاى تارماريله ٔ Sücûd tavr-ı huşû'unda, muttasıl süpürür; İnanmışlık içinde secde Continuously sweeps as if eder gibi devamlı süpürür; in awe of prostration; ســجود طــور خشــوعنده متصــل ســــوپور İçinde rûhu yanar, cebhesinde ter köpürür! İçinde ruhu yanar, yüzünde ter köpürür! His spirit burns inside and sweat foams on his face! ايچنــده دوحــى يانــار جھــه ســـنده تـــر كوپـــورور Döner muhît-i nigâhında tûde tûde duman; Bakışlarının çevresinde yığın yığın duman döner; Smoke turns around his glance; دونـــر محيـــط نكاھنـــده تـــوده توده دو مان Bulut geçer gibi necmin hıyat-ı nûrundan! Sanki yıldızın nur iplikleri As if cloud is passing in önünden bulut geçiyor front of the star's holy gibidir! light! بولــــوط كچركــــبى نجمــــك خيـــاط نورنـــدن اوجــاق طوتوشــدى يمــك Cooker caught fire, food is Ocak tutuştu, yemek pişti; پيشــــــدى cooked Ocak tutuştu, yemek pişti; Var mı teyze kabın? Getir -Var mı teyze kabın? Getir بــــارمى تــــيزه قابــــك de indirelim... -Do you have a bowl-aunt? de indirelim... Bring,... اينــــــديرھلم كتــــــيرده - Var büyükçe bir kap, alın. -Var büyükçe bir kap, alın. -Have a large pot, here it is.. وار بويوكجـــه بـــر قـــاب آليــــك Yemek sıcaktı, fakat kim durup da bekliyecek! Yemek sıcaktı, fakat kim durup da bekleyecek! Food was hot, but who waits! يمــــك صــــيجاقدى فقــــط كيــــم طـــوروب ده بكليـــه جـــك Ömer çocuklara bir bir yedirdi üfliyerek Ömer çocuklara bir bir yedirdi üfleyerek! Omar fed all the children one by one blowing it. عمــر چوجوقلــره بــر بــر يــــــديردى اوفليھيــــــك 8 Kesildi haymede mâtem, uyandı rûh-i sürûr; Kesildi çadırda üzüntü, başladı canlı bir sevinç; mourning ended in the tent كســــيلدي خيمــــه ده ملتــــم , cheerful joy began; اويايـــدى روحســـرور Çocuklar oynaşıyorlar, kadın ferîh ü fahûr. Çocuklar oynaşıyorlar, kadında da bir neş'e ve sevinç. Children are playing, women is full of joy. چوجوقلــــــر اويناشــــــيورلر رقــــادين فــــريح وفخــــو Ömer bu âlemi gördükçe gaşy içindeydi... Ömer bu âlemi gördükçe kendinden geçmekteydi... Omar was transported by joy seeing that scene ... عــور بــو عــالمى كوردكجــه غشـــك ايچنـــده يـــدى I said: ديــــدم صــــباح اوليمــــر قالقــــه لــم Dedim: - Sabâh oluyor kalkalım...Evet, haydi! Yarın Emâret'e gel teyze, öğleyin beni bul; Dedim: -Sabah oluyor kalkalım... -It’s about the morning ...let's leave -Yes, come on! أوت ھا يدى -Evet, haydi! Yarın halifelik dairesine gel teyze, öğleyin beni bul; Tomorrow come to يـــارين امـــار تـــه كـــل تـــيزه caliphate’s apartment, Find اوكلـــه يـــن بـــنى بـــول me at noon; Emîr'e söyleriz elbette hayr Halifeye söyleriz, elbette olur me'mul. bir hayır umulur Lets talk to Caliph , of امــــيره ســــويلر البتــــه خــــير course,something good will اولور مأمول be done . Yüzü gülmüştü teyzenin baktık, يـــوزى كولمشـــدى تـــيزه نـــك ناقـــدق Yüzü gülmüştü teyzenin, baktık,Biz de çıktıkvedâ edip artık. The face of the woman was full of joy, We farewel . Biz de çıktık veda edip artık. Hiç görünmeksizin gelip geçene, Hiç görünmeksizin gelip geçene, Doğru indik Halîfe'nin evine. Doğru indik Halife'nin evine. "Şimdi nerdeyse gün doğar, kalıver." "Şimdi nerdeyse gün doğar, kalıver" Diye, koyvermiyordu, çünki, Ömer. Diye, koyvermiyordu, çünkü, Ömer. Without seen by anybody, We went to the Caliph's house straight. Omar saying "Now, it’s almost dawn, stay" he didn’t let me go Az sonra sabahın gürültüsü Etti az sonra subh-i a little later noise of the velveledâr morning woke up the city Uyuyan şehri tamamen Uyuyanşehri kâmilen bîdâr completely. uyandırdı. Öğle geçmişti, çıktı geldi kadın.- Galiba, teyze, uykusuz kaldın! İşte bağlanmak üzredir nafakan,Alacaksın her ay gelip buradan. بـــزده چيقـــدق وداع ايـــدوب آرتيـــــق كورونمكســـــزين كلـــــوب ھيــچ كچنـــه طوغـــرى اينـــدك خليفـــه نـــك أوينـــه شـــيمدى بـــرده يســـه كـــول طوغــــار قــــاليوير دييــــــه قويويــــــرميوردى چوركه عور ايتــــد ى آظســــوكره صــــبه ولولـــه دار اويويــان ســھرى كــامآل بيضــــــآر Öğle geçmişti, çıktı geldi kadın. In the afternoon, women came. چيقـــدىا،وكلـــه كچمشـــدى كلـــدى قـــادين -Galiba, teyze, uykusuz kaldın! -I think, aunt, you’re sleepless! غالبـــــا تـــــيزه اويقوســـــز قالـــدك İşte bağlanmak üzredir nafakan, Your alimony will about to يشـــــته بـــــاغالنمق اوزره درنفقـــــه ك، be paid, Alacaksın her ay gelip buradan. You will come here and get آالجقســـين ھـــر آى كلـــوب it every month. بـــورادن 9 Şimdi affeyledin mi beni? Böyle göster fakat adaletini. دكلمـــى، شـــيمدى عفـــو ايـــدك ?بــــنى Şimdi bağışladın değil mi Have you forgiven me beni? Bari böyle göster haven’t you? بويلـــــه كوســـــتر فقـــــط adaletini. عــــــدالتكى At least show your mercy. 10