Şiir Metni

Transkript

Şiir Metni
İngilizce
Tercüme
Osmanlıca
Üstâd-ı necîbim Ali Ekrem Soylu üstadım Ali Ekrem
Bey'e
Bey'e (1)
To my noble master
Mr. Ali Ekrem
‫اســــتاد نجيبــــم علٮــــاكرم بكــــه‬
Yok ya Abbâs'ı
bilmeyen, kimdi?...
O sahâbîyi
dinleyin, şimdi:
"Bir karanlık
geceydi pek de
ayaz...
There'no one who doesn't
Know Abbas, Who was he?
‫يوق يا ع'ب'ّاسى 'ب'يلمه‬
‫ين شيمدى‬
Şiir Metni
Güncel Türkçesi
Yok ya Abbas'ı (2)
bilmeyen, kimdi?..
O sahâbîyi dinleyin şimdi: Listen to that sahabi, now.
Bir karanlık geceydi pek
de ayaz...
A very dark, frosty night
‫اوصحابى يى ديكله ييك‬
‫شيمدى‬
'‫بر قلراكلق كيجه يد'ى‬
‫پك ده آياز‬
İbni Hattâb'ı görmek üzere İbni Hattâb'ı görmek üzre
biraz,
biraz,
... To See Ibn Khattab for a ‫ابــن خطــابى كورمــك اوزره‬
while ,
‫بــراز‬
Çıktım evden ki yollar
ıpıssız.
I left home and the roads
were so solitary
Çıktım evden ki yollar
ıpıssız.
‫چيقـــدم أودن كـــه يوللـــر‬
‫ايپايصســـــــــز‬
Yolcu bir benmişim meğer Yolcu bir benmişim meğer
I was the only passenger!
yalnız!
yalnız!
‫يولجـــى بـــر بنمشـــم مكـــر‬
‫يــــالكز‬
Aradan geçmemişti çok da Aradan çok da zaman
zaman,
geçmemişti,
‫آره دن كچمــه مشــدى چوقــده‬
‫زمان‬
Not after a long time ,
Az ilerden yavaşça oldu
iyân,
Az ilerden yavaşça belirdi, Appeared ahead slowly,
Zulmetin sînesinde ukde
gibi,
Karanlığın göbeğinde bir
düğüm gibi
Through the darkness as if ‫ظلمتـــك ســـينه ســـنده عقـــده‬
a huge pile!
‫كــــبى‬
Ansızın bir müheykel
a'râbî!
Ansızın heykel yapılı bir
Arap ki,
like an Arabic sculpture
Bembeyaz bir ridâ içinde
garîb,
Bembeyaz bir hırka içinde
‫بـــم بيـــاض بـــر ردا ايچنـــده‬
Ghraib in a white cardigan,
garib,
‫غريــب‬
Geliyor muttasıl mehîb
mehîb.
Geliyor hep heybetli
heybetli.
Coming imposingly
‫صــل مھيــب مھيــبكليــور مــت‬
Ben sokuldum, o geldi,
yaklaştık;
Ben sokuldum, o geldi,
yaklaştık;
I snuck up, he came we
came closer;
‫بـــن صـــوقولدم اوكـــدى‬
‫ياقالشــــــدق‬
Durmadan karşıdan
selâmlaştık.
Durmadan karşıdan
selamlaştık.
Said hello without
stopping.
‫طورمـــادن قارشـــيدن‬
‫سالمالشــــدق‬
Düşünürken selâm alan
sesini,
Düşünürken selam alan
sesini,
While thinking about the
voice ,
‫دوشــــونوركن ســــالم آالن‬
‫سســـــنى‬
‫آز ايلريـــدن ياواشـــجه اولــــدى‬
‫عيــان‬
‫آكســـزين بـــر مھيكـــل اعـــرابى‬
O heyûlâ uzandı tuttu beni: O karaltı uzandı tuttu beni: That blur hold my arm
‫اوھيــوال اوزانــدى طوتــدى‬
‫بــــنى‬
Bir de baktım, Ömer değil Bir de baktım, Ömer değil
I looked, isn’t he Omar?
mi imiş?
mi imiş?
‫بــر ده باقــدم عمــر دكلمــى‬
‫ايمــش‬
Yâ Ömer! Böyle geç
zaman, bu ne iş?
-Ya Ömer! Böyle geç
vakit, bu ne iş?
O Omar! Such late, what’s ‫يـــاعور بويلـــه كـــچ زمـــان بـــو‬
up?
‫نــه ايــش‬
- Şu mahallâtı devre
çıkmıştım...
-Şu mahalleleri dolaşmaya -I went out to wander
çıkmıştım.
neighborhoods.
Gel beraber, benimle, üç
Gel beraber benimle üç
‫شــــو محالتــــى دوره چيقمشــــدم‬
Come along with me, a few ‫كــــل بــــرابر بنملــــه اوچ بــــش‬
1
beş adım.
Ne sadâ var, ne bir yürür
bîdâr;
Uhrevî bir sükûn içinde
civâr.
beş adım.
steps
‫آديــم‬
Ne ses ne de gezip dolaşan Neither a sound nor an
‫نــه صــدا وار نــه بــر يــورور‬
uyanık birisi var;
awaken wandering around. ‫بيـــــدار‬
Bir ahiret sessizliği içinde Everywhere is in a death
her yer.
silence.
‫اخـــروى بـــر ســـكون ايچنـــده‬
‫جوار‬
Ömer olmuş gezer, sıyânet- Ömer Allah'ın koruyucu
i Hak...
gücü gibi dolaşmakta.
Omar, as protective power
‫عمــر ولمــش كــزر صــيانت حــق‬
of God, is wandering
Şu yatan beldenin
huzûruna bak!
Bak şu şehre ki huzur
içinde yatmakta!
Look at this city, which lies ‫شــــوياتان بلــــده نــــك‬
in peace!
‫حضــــورينه بــــاق‬
O semâlar kadar yücelmiş
alın,
O gökler kadar yücelmiş
alın,
He ascended to the heaven ‫اوســـمالر قـــدر يـــوجلمش آليـــن‬
Çakarak sînesinden âfâkın,
Çakarak sinesinden
ufukların,
Bosom horizons by
shooting
‫چاقــــه رق ســــينه ســــندن آفآقــــك‬
Bir zaman sönmeyen
nigâhıyle,
Bir an bile sönmeyen
bakışıyla,
With the look of eternity,
‫بــر ظمــآن صــونمح يــن‬
‫نكــــــآحيلح‬
Necm-i sâhirde sanki bir
hâle!
Uyanık bir yıldız ve
etrafında bir nur yığını!
A star and a light around !
‫نجـــم صآحرضـــح ســـآنكح‬
‫حبرحـــآل‬
Duruyor her evin önünde
Ömer,
Duruyor her evin önünde
Ömer,
Omar is standing in front of ‫تورويـــور حـــرأوك وكنضـــح‬
every house,
‫ومر‬
Dinliyor bî-haber
içerdekiler
Dinliyor, habersiz
içerdekiler.
Listening, insiders are
unaware.
Geçmedik en harâb bir
yapıyı,
Geçmedik en yıkık bir
yapıyı,
Not passed even one of the ‫كچمضـــك آك خـــرآب بريـــآپي‬
ruined houses,
‫طي‬
Yokladık sağlı sollu her
kapıyı.
Yokladık sağlı sollu her
kapıyı.
We examined every the
door each.
‫يوقآلضـــــق ســـــآكلي ســـــوللي‬
‫حـــر قـــآپي يـــي‬
Geldik artık Medîne
hâricine;
Geldik artık Medine'nin
dışına;
We came out of Medina ;
‫كلضــــــك ارطيقمضــــــرينح‬
‫خــآرجنح‬
Bir çadır gördü, durdu
kaldı yine.
Bir çadır gördü, durdu
kaldı yine.
He saw a tent,stopped
again.
‫برچآضريبرچآضـــــــــــير‬
‫كورضــــي تورضــــي قآلضــــي‬
‫ينــــح‬
Ocak başında oturmuş bir
ihtiyarca kadın.
Ocak başında oturmuş bir
yaşlı kadın,
An old woman sitting near ‫آوجـــآق بآشنضـــح آوتـــورمش‬
the fireplace,
‫بــــر آخطيــــآرجح قآضــــين‬
"Açız! Açız!" diye feryâd
eden çocuklarının,
"Açız! Açız!" diye
bağrışan çocuklarının,
the chilren Shouting
"We’re hungry! We’re
hungry!"
‫ضــــــــيكليور بيخــــــــبر‬
‫آيچرضــــح كيلــــر‬
‫اجــظ اجــظ ضــييح طــرآض‬
‫آيضـــــن چوجقلرينـــــك‬
Karıştırıp duruyorken pişen Karıştırıp duruyorken
nevâlesini;
pişen yemeklerini;
Was stirring the food of
Çıkardı yuttuğu yaşlarda
çırpınan sesini:
‫چيقــــــاردى يوتــــــديغى‬
took out the sound from the
‫ياشـــــــلرده چيرپينـــــــانس‬
hidden tears
‫سســـــنى‬
Çıkardı yuttuğu yaşlarda
çırpınan sesini:
‫قاريشــــديروب طورويــــور كــــن‬
‫پيشــــن نوالــــه ســــنى‬
- Durunda yavrularım, işte -Durundu yavrularım, işte -Hold on little children It’s ‫طوروكــــدى يــــاورولرم ايشــــته‬
şimdicek pişecek...
şimdicek pişecek...
about to cook
‫مـــديجك پيشـــه جـــكش‬
Fakat ne hâl ise bir türlü
pişmiyordu yemek!
Fakat nedense bir türlü
pişmiyordu yemek!
But it wasn’t somehow
cooked
Çocukların yeniden
başlamıştı nâle leri...
Çocukların yeniden
başlamıştı inleyişleri...
Cries of children had begun ‫چوجوقلـــــرك يكيضـــــن‬
again
‫بآچآلمشضــــي نــــآلح لــــري‬
2
‫فقـــت نـــح ھـــآل آيصـــح بـــر‬
‫ضـــــرلو پيشميورضـــــي يمـــــك‬
Selamı verdi Ömer, daldı
âkıbet içeri.
Omar bowed, he got in at
the end
Selam verdi Ömer, daldı
sonunda içeri.
‫صـــآلمي ويرضـــي ور تـــآلري‬
‫وآقبـــط آيچـــري‬
Selamı aldı kadın pek
beşûş bir yüzle.
Selam aldı kadın pek asık
bir yüzle
She bowed him with a very ‫صـــآلمي الضـــي قآضـــين پـــك‬
unhappy face
‫بشــــوش بــــر يــــوظلح‬
- Bu yavrular niçin, ey
teyze, ağlıyor, söyle?
-Bu yavrular niçin, ey
teyze, ağlıyor, söyle?
-Why are the kids crying,
tell me?
‫بويـــــاورولر نيچـــــون اى‬
‫تــــيزه آغليـــــور ســـــويله‬
- Bu gün ikinci gün, aç
kaldılar...
-Bu gün ikinci gün, aç
kaldılar...
-This is the second day,
they are hungry ...
‫بويـــــاورولر نيچـــــون اى‬
‫تــــيزه آغليـــــور ســـــويله‬
- O halde, neden
-O halde, neden Biraz
yemek komuyorsun?
-Then, why don't you give
‫او حا لده نه دن‬
a little food?
Biraz yemek komuyorsun?
- Yemek mi?
Çömleği sen, Tirid mi
zannediyorsun? İçinde sâde
su var;
‫بـــراز يمـــك قوميورســـك‬
-Yemek mi? Çömleği sen, Food? Do you think the
et yemeği mi sandın?
pottery Is full of food?
İçinde sadece su var;
there is only water in;
Çakıl taşıyla beraber bütün Çakıl taşıyla beraber bütün Boiling with pebble stone
zaman kaynar!
zaman kaynar!
the whole time!
‫يمــك مــى چوملكــى ســن‬
‫تــــيردمى ظــــن ايدييورســــك‬
‫ايچنـــده ســـاده ســـو وار‬
‫چاقيـــــل طاشـــــيله بـــــرابر‬
‫بوتـــور زمـــان قاينـــار‬
Ne çare! Belki susarlar,
dedim. Ayıplamayın.
Ne çare! Belki susarlar,
dedim. Ayıplamayın.
What remedy? Maybe they ‫ه صوصــــارلرنــه چــاره بلــك‬
stop, I said. Do not blame. ‫ماييــــكالديـــدم ويـــي‬
- Peki senin kocan, oğlun,
ya kardeşin, ya dayın...
-Peki senin kocan, oğlun,
ya kardeşin, ya dayın...
-What about your husband, ‫پكــــي صصــــنك قــــوجح‬
your son, or brother, or
‫كآاوكللـــك يـــا قارداشـــك يـــا‬
uncle ...
‫داييــــك‬
Tek erkeğin de mi yok? Hepsi öldü...
Kimsem yok.
Don’t you have even a
man?
Tek erkeğin de mi yok?
‫تــك ارككــك ده مــى يــوق‬
-Hepsi öldü...
-All of them are dead ... . - ‫ســه م يــوقھپســـى أولـــدى كيـــم‬
I have nobody
Kimsem yok.
Senin midir bu küçükler?
-Senin midir bu küçükler?
- Torunlarım.
-Torunlarım.
- Ne de çok!
-Ne de çok!
-Too many!
Adam, Emîre gidip
söylemez mi hâlini?
Adam halifeye gidip
söylemez mi durumunu?
why don't you go to caliph ‫آدام امـــيره كيمـــده ســـويله‬
and tell the condition ?
‫مــزمى حــالنى‬
-Are these kids yours -My
grandchildren.
‫ســــنكميدر بــــو كوچوكلــــر‬
‫طورونلـــرم‬
‫نه ده چــوق‬
-Ah!
- Ah!Emîre öyle
mi?Kahretsin an-karîb
Allah!
‫آه‬
_ Oh ! To the Caliph? God
damn him as soon as
Halifeye öyle mi?
‫امريــه اويلــه مــى‬
Kahretsin en kısa zamanda possible!
‫قھرايتســـــــــني عنقريـــــــــب ﷲ‬
Allah!
Mutluluk bayrağı çok
Yakında râyet-i ikbâli seryakın zamanda yerlerde
nigûn olsun...
sürünsün...
I hope, his flag of victory
would fall on the ground
very near future ...
‫ياقينـــــده رايـــــت اقبـــــاوى‬
‫ســــرنكون اونســــون‬
Ömer, belâsını dünyâda
isterim bulsun!
Ömer, belasını dünyada
isterim bulsun!
he finds his curse in this
world! I wish
‫عمـــر بالســـنى دنيـــاده‬
‫ايســـــــتنم بولســـــــون‬
-Ne yaptı, teyze, Ömer,
böyle beddua edecek?
-What has Omer done
cause you curse him?
‫نـــه ياپـــدى تـــيزه عمـــر بويلـــه‬
‫انكســار ايــده جــك‬
3
- Ne yaptı, teyze, Ömer,
böyle inkisâr edecek?
-When I was consoling the
‫يــــا بــــن يتيــــم او وتــــوركن‬
orphan does the caliph
‫اميــن اوينمــى كــرك‬
have to sleep?
- Ya ben yetîm avuturken
Emîr uyur mu gerek?
-Ya ben yetim avuturken
halife uyur mu gerek?
Raiyyetiz,ona bizler
vedîatu'llâhız;
We are on his management,
‫رعيـــتز اوكـــا بـــزلر‬
Onun yönetimindeyiz, ona
we’re entrusted to him by
bizler Allah'ın emanetiyiz;
‫وديعتھـــــــاللھز‬
Allah.
Gelip de bir aramak yok
mu?
Gelip de bir aramak yok
mu?
- Haklısın, yalnız,
Zavallının işi pek çok
zaman bulup gelemez;
-Haklısın, yalnız,
Zavallının işi pek çok,
zaman bulup gelemez;
Why doesn't he come and
visit?
‫كلــوب ده بــر آرامــق يوقمــى‬
-You 're right,
‫حقليســـــــين يـــــــالكز‬
but He had many things to ‫زماللينـــك ايشـــى پـــك چـــوق‬
do, can't find time to come; ‫زمــان بوبــل كلــه مــز‬
Gidip de söylememişsen ne Gidip de söylememişsen
haldesin bilemez
ne haldesin bilemez
He can’t know how you are ‫كيـــدوب ده ســـويله مـــه مشســـه‬
If you didn’t go and tell.
‫ك نـــه حالـــده ســـين بيلـــه مـــز‬
- Niçin hilâfeti vaktiyle
eylemişti kabûl?
-Why did he agree to be the ‫نيچــــــون خالفــــــتى وقتيلــــــه‬
caliphate?
‫يلـــه مشـــدى قبـــول‬
-Niçin halifeliği
zamanında kabul etmişti?
Bundan sonra böyle bir
Sonunda böyle çürük özrü
çürük özrü kim kabul
kim sayar makbûl?
eder?
‫صــــــولكنده بويلــــــه‬
After that, who will accept
‫چوروكعـــزرى كيـــم صـــايار‬
such a flimsy excuse?
‫مقبــــول‬
Zavallının işi çokmuş!...
Nedir, muhârebe mi?
Zavallının işi çokmuş!..
Nedir, savaş mı?
Many things to do,poor! ..
What, war?
‫زواللينــــك ايشــــٮچو قمــــش نــــه‬
‫ده محار به مى‬
İşitme sen de civârında
inleyen elemi,
İşitme sen de etrafında
inleyen acıyı,
Don’t hear the howling
around you,
‫ايشــــيتمه ســــنده جواركــــده‬
‫ايكلـــه يـــن ألمـــى‬
Medîne halkını üryan
bırak, Mısır'da dolaş...
Medine halkını çıplak
bırak, Mısır'da dolaş...
Leave the people of
Medina naked, walk
around in Egypt ...
‫مدينـــه خنقـــنى عريـــان بـــراق‬
‫مصــرده دوالش‬
" Gazâ! Gazâ!" diye git,
soy cihânı, gel paylaş!
Savaş savaş! diye git, soy
dünyayı, gel paylaş!
Go, have war,win the
world , come share!
‫مدينـــه خنقـــنى عريـــان بـــراق‬
‫مصــرده دوالش‬
Çocukların bu sefer
yükselince feryâdı,
Çocukların bu sefer
yükselince feryadı,
When the cry of the chilren ‫چوجوقلــــرك بــــو ســــفر‬
rose this time
‫يوكســــــلنجه فريــــــادى‬
Kadın, tehevvürü artık
cünûna vardırdı;
Kadının öfkesi artık çılgın Women's anger got the
bir hâl aldı:
crazy manner
‫قـــادين تھـــوأرى آرتيـــق جنـــو‬
‫نــه وارديــردى‬
- Şu nevhalar ki çıkar tâ
bulutların içine,
-Şu feryatlar ki çıkar tâ
bulutların içine;
-That cries rises up to the
clouds;
‫شـــو نـــه ه لركـــه چيقـــار تـــابلو‬
‫طلــــرك ايچينــــه‬
Ömer! Savâik-i tel'în olur, Ömer! Lanet yıldırımları
iner tepene!
olur, iner tepene!
Omar! And will be
lightning of curse , falls
down to your head!
‫عمـــر صـــواعق تلعيـــن اولـــور‬
‫ايـــنر تپـــه كـــه‬
Yetîmin âhını yağmur
duâsı zannetme:
Yetimin âhını yağmur
duası zannetme:
Don’t think the orphans
curse is pray for rain.
‫يتمــك آھــنى يــاغمور دعــاى‬
‫ظنايتمـــــه‬
O sayha ra'd-ı kazâdır ki
gönderir ademe!
O çığlık kaderin bir
The scream is a thunder of
‫او صــيحه رعــد قضــادر كــه‬
yıldırım gibi gürlemesidir lightning of fate that sends
‫كونــدرين عدمــه‬
ki gönderir yokluğa!
to absence.
- Açız! Açız! Bize bir
lokma olsun ekmek ver...
"We’re hungry! We’re
hungry! Please give us a
loaf bread at least"
"Açız! Açız! Bize bir
lokma olsun ekmek ver..."
4
‫آجــز آجــز بــزه بــر لقمــه‬
‫اولســون اكمــك ويــم‬
"Be silent my little
- Susundu yavrularım, işte "Susundu yavrularım, işte
children, it's okay, it will
oldu, şimdi pişer! Gidip de oldu, şimdi pişer!" Gidip
cook soon!" I go and tell,
söyliyeyim hâ?..
de söyleyeyim ha?
huh?
Dilencilik yapamam! Ömer Dilencilik yapamam!
de kim?
Ömer de kim?
Benim ondan kerîm
adamdı babam,
Benim ondan daha
cömertti babam.
‫صوصــــوكدى يــــاورولرم‬
‫ايشــــته اولــــدى شــــيمدى‬
‫پيشــــــر‬
‫كيــدمب ده ســويله يــم نــه ھــا‬
I can’t beg!
‫ديلنجيلنكياپـــــــــه بـــــــــام‬
Who is Omar?
‫عمــرده كيــم‬
My farther was more
generous than him.
‫بنــم اونــدن كــريم آدامــدى‬
‫بابـــــام‬
Ölür de yüz suyu dökmem Ölür de yüz suyu dökmem I prefer to die instead of
sizin Halîfenize!..
sizin halifenize!..
begging your caliphs
‫أولــورده يــوز صــويى دوكمــم‬
‫ســـزك خليفـــه كـــزه‬
Ömer vuruldu bu son
sözle...
Omar was shot in the last
words ...
‫عمــر اورملــدى بوصــوك‬
‫ســـوزله‬
-Haklısın teyze!
-You are right aunt
‫يــزهحقليســـــــك ت‬
Halîfe önde, bitik suçlu,
münfa'il, nâdim;
Halife önde, bitik, suçlu,
kırılmış, pişman;
The Caliph in front , sad,
guilty, broken, regretful;
‫خليفــــــه اوكــــــده بيتيــــــك‬
‫صـــوجلو منفعـــل نـــادم‬
Avut çocukları, ben
şimdicek gider gelirim.
Avut çocukları, ben şimdi Soothe the chilren!I will
hemen gider gelirim.
came in a few minutes
‫آو وت چوجقلـــرى بـــن‬
‫شـــــيمديجك كيـــــدر كلـــــير‬
Ben arkasında, perîşan,
çadırdan ayrıldık.
Ben arkasında, perişan,
çadırdan ayrıldık.
I'm behind, miserable , left ‫بـــن آرقـــه ســـنده پريشـــان‬
the tent.
‫جـــاديردن آيرلـــدق‬
Sabâha karşı biraz
başlamıştı aydınlık.
Sabaha karşı biraz
başlamıştı aydınlık.
Was a little light in the
morning.
‫صـــباحه قارشـــى بـــرآز‬
‫باشالمشــــــدى ايــــــدينلق‬
Köyün köpekleri ejder
misâli saldırıyor,
Köyün köpekleri ejderha
gibi saldırıyor,
the village dogs were
attacking as dragons,
‫كويـــــك كوپكلـــــري اژدر‬
‫مثــــــالى صــــــالديرييور‬
Bırakmıyor bizi yoldan,
fakat kim aldırıyor!
Bırakmıyor bizi yoldan,
fakat kim aldırıyor!
Don't let us pass, but who
cares!
‫بــــراقميور بــــزى يــــوادن فقــــط‬
‫كيــــــم آلــــــديرييور‬
Medîne'nin dalarak
münhanî sokaklarına;
Dalarak Medine'nin eğri
büğrü sokaklarına;
Moving in the crooked
streets of Medina;
‫مديمــه مــك طالــه رق منحــنى‬
‫ســـــــــرقاقلرينه‬
Dönüp dönüp hele geldik
zahîre anbarına.
Dönüp dönüp hele geldik
yiyecek ambarına.
We finally reached the
food warehouse .
‫دونــوب دونــوب ھلــه كلــدك‬
‫ذخـــــيره آنبارينـــــه‬
Halîfe girdi açıp, ben de
girdim emriyle.
Halife girdi açıp, ben de
girdim emriyle,
Caliph opened and entered ‫خليفــــه كــــيردى آچــــوب بنــــده‬
, I entered on his order,
‫كـــيردم امريلـــه‬
Arandı her yeri, bir mum
yakıp ale'l-acele.
Arandı her yeri, bir mum
yakıp aceleyle.
Every place was searched, ‫آرانــدى ھــريرى بــرموم يــاقوب‬
hastily lit a candle.
‫علـــى العجلـــه‬
- Şu tek çuval unu gördün
ya! Haydi yükle bana;
-Şu tek çuval unu gördün
ya! Haydi yükle bana;
-Can you see that only one ‫شــــوتك چواالونــــه كوردكيــــا‬
sack? Let me carry;
‫ھايـــدى يوكلـــه بكـــا‬
Bu testi yağ doludur,
elverir o yük de sana.
Bu testi yağ doludur,
elverir o yük de sana.
This jug is full of oil, you
carry it.
Ömer vuruldu bu son
sözle... Haklısın, teyze!
The caliph carrying the
Çuval Halîfe'de, yağ bende, Çuval halifede, yağ bende,
sack and I the jug, we left
çıktık anbardan;
çıktık ambardan;
the warehouse.
Kilitleyip geri döndük
deminki yollardan.
We locked and went back
the ways which we have
just before gone.
Kilitleyip geri döndük
deminki yollardan.
5
‫بودســــتى يــــاغ طولــــودر‬
‫الويـــرر اويـــوك ده ســـكل‬
‫چـــو وال خليفـــه ده يـــاغ بنـــده‬
‫چيقــــدق آنبــــاردن‬
‫كليــــدليوب كــــرى دونــــدك‬
‫دمينكـــــى يوللـــــردن‬
I thougt the distance is
Mesâfe, baktım, uzun; yük Mesafe, baktım, uzun; yük long; the load is heavy,
yaman; Ömer yaralı;
yaman, Ömer yaralı;
Omar is injured;
Dedim ki:
Dedim ki:
I said:
- Ben götüreydim... Verir
misin çuvalı?
-Ben götüreydim... Verir
misin çuvalı?
-Let ma carry?… Would
you give the sack?
‫مســـافه باقـــدم اوزون يـــوك‬
‫يامــان‬
‫عمــر يــاره لــى‬
‫ديــدم كــه‬
‫بـــن كوتـــوره يـــدم‬
‫ويررميســـين چـــو والـــى‬
- Hayır, yorulsa değil, ölse -Hayır, yorulsa değil, ölse -No, even though he dies
yardım etme sakın:
yardım etme sakın:
don’t help
‫خـــاير يورولســـه دكـــل أولســـه‬
‫يــــارديم ايتمــــه صــــاقين‬
Vebâli kendine âiddir İbni Günahıkendine aittir İbni
Hattâb'ın.
Hattâb'ın.
Ibn Khattab has his own
sin.
‫ددر ابـــنئوبــــالى كندينــــه عــــا‬
‫خطابـــك‬
Kadın ne söyledi, Abbas,
işitmedin mi demin?
Kadın ne söyledi, Abbas,
işitmedin mi demin?
what did the women say?,
Abbas , didn’t you hear ?
‫قـــادين نـــه ســـويلدى عبـــاس‬
‫ايشــــتمدكمى دميــــن‬
Yarın huzûr-i İlâhide,
kimseler, Ömer'in
Yarın Allah'ın huzurunda, Tomorrow in the presence ‫يـــارين حضـــور الھيـــده‬
kimseler,
of God,
‫ككيمســه لــر عمــر‬
Şerîk-i haybeti olmaz,
bugünlük olsa bile;
Ömer'in zararına ortak
Nobody shares the damage ‫ز بـــوشــــريك خيبــــتى اولمــــا‬
olmaz, bugünlük olsa bile; of , Omar , even today
‫كونلــــك اولســــه بيلــــه‬
Evet, hilâfeti
yüklenmiyeydi vaktiyle.
Evet, halifeliği
üstlenmeyeydi vaktiyle.
Yes, then he would’t have
‫هأوت خالفــــــتى يوكلنمــــــي‬
accepted being a caliphate
‫يـــــدى وقتيلـــــه‬
once
Kenâr-ı Dicle'de bir kurt
aşırsa bir koyunu,
Dicle kenarında bir kurt
kapsa bir koyunu,
If on the edge of the Tigris, ‫لـــر دجلـــه ده بـــرقورتكـن‬
a wolf strike a sheep,
‫آشيرســــــه بــــــرقويونى‬
Gelir de adl-i İlâhî sorar
Ömer'den onu!
Gelir de Allah'ın adaleti
sorar Ömer'den onu!
the justice of God holds
Omer responsible
An old women is alone,
Bir ihtiyar karı bî-kes kalır, Bir ihtiyar kadın kimsesiz
Ömer mes'ûl!
kalır, Ömer sorumlu!
Omar is responsible!
Orphans drowns intheir
Yetîmi, girye-i hüsrân alır, Yetim acıların gözyaşında
own tear of sorrow, Omar
boğulur, Ömer sorumlu!
Ömer mes'ûl!
is responsible!
‫كلــيرده عــدل الھــى صــورار‬
‫ع مردن او نى‬
‫براختيار قارى بيكس قالير عمر‬
‫مس ول‬
ٔ
‫يتيمى كريهٔ خسران آلير عمر‬
‫مس ول‬
ٔ
If the houses of the poors
fall down because of
irrelavence
‫بــــر آشــــيان ســــفالت‬
‫باقيامـــــايوب كوچســـــه‬
Ömer kalır yine altında, hiç Ömer kalır yine altında,
değil kimse!
hiç değil kimse!
Again Omar is under it ,
noone else!
‫عمـــر قـــالير ينـــه آلتنـــده ھيـــچ‬
‫دكـــل كيمســـه‬
Zemîne gadr ile bir damla
kan dökünce biri:
Yeryüzünde zulümle bir
damla kan dökünce biri:
If one sheeds a drop of
blood with cruelty
‫ايلـــه برطاملـــه زمينــه غــدر‬
‫قــان دوكونجــه بــرى‬
O damla bir koca girdâb
olur boğar Ömer'i!
O damla bir koca girdap
olur boğar Ömer'i
That drop becomes a huge
‫اوطاملــه برقوجــه كــرداب‬
whirlpool and drawns
‫اولــور بوغــار عمــرى‬
Omer
Ömer duyulmada her
kalbin inkisârından;
Kınlan, beddua eden her
kalpte Ömer'in adı
duyulmakta;
The name of Omer can be
heard in every heart that
broken or curses
Ömer koğulmada her
mâtemin civârından!
Üzüntüye bürünmüş her
Omar is dismissed from
yerden Ömer kovulmakta! everywhere that mourns
Ömer Halîfe iken başka
kim çıkar mes'ûl?
Ömer halife iken başka
kim sorumlu tutulur?
Bir âşiyân-ı sefâlet
bakılmayıp göçse:
Yoksulların yuvalan
ilgisizlikten yıkılsa:
When the caliph is Omar,
who else can be
responsible ?
6
‫عمــر طويولمــاده ھــر قلبــك‬
‫انكســــــارندن‬
‫عمــر قوغولمــاده ھرماتمــك‬
‫جوارنــدن‬
‫عمر خليفه ايكن باشقف كيم چيقار‬
‫مس ول‬
ٔ
Ömer ne yapsın, İlâhî,
beşer zalûm ü cehûl!
Ömer ne yapsın, Allah'ım, What can Omer do, my
insan çok zalim ve
God, human being is so
cahildir!
cruel and ignorant!
‫عمـــر نـــه ياپســـين الھـــى بشـــر‬
‫ضــلوم وجھــول‬
Ömer'den isteniyor
Ömer'den isteniyor
beklenen
beklenen Muhammed'den...
Muhammed'den...
Omar is wanted to do what
‫عمـــردن ايســـته نيـــور‬
is expected from
‫بكلھنـــن محمـــددن‬
Muhammed ...
Ömer! Ömer! Nasıl aldın
bu bârı sırtına sen?
Ömer! Ömer! Nasıl aldın
bu yükü sırtına sen?
Omar! Omar! How did you
‫ع مر ع مر ن صل آ لدك‬
get this burden on your
‫بوبــــارى صــــيھتكه ســــن‬
back ?
- Sen almasan acaba kim
gelip de senden iyi,
-Sen almasan acaba kim
gelip de senden iyi,
Who else , better than you ,
İdâre eyliyecek düştüğün
bu ma'rekeyi?
Yönetecek içine düştüğün will handle this challange
bu mücadeleyi?
you’re in
Evet, adâleti "mutlak"
hayâl edersen eğer,
Evet, adaleti "mutlak
adalet" gibi düşünürsen
eğer,
Yes, if you think justice as ‫أوت عـــدالتى مطلـــق خيـــال‬
"absolute justice"
‫ايدرســه ك اكــر‬
Ömer değil ya ne olsan
bırak ki hepsi heder!
Ömer değil ya ne olsan
bırak ki hepsi boşa gider!
Not only Omer but every
one means nothing
‫اولســـه ك عمردكلــدكل يــا نـــه‬
‫بــراق كــه ھپســى ھــدر‬
Beşer, adâleti "mutlak"
tahayyül eylerse,
İnsan, adaleti "kesin"
olarak düşünürse,
If human think justice as
“absulute”,
‫بشــــر عــــدانتى مطنــــق تخيــــل‬
‫ايشلرســــــه‬
He always sentences his
hoe to his despair.
‫كــورو اميــديى محكــوم ھرســمان‬
‫يــأ ســه‬
Görür ümîdini mahkûm her Umudunu zorunlu görür
zaman ye'se.
her zaman ümitsizliğe.
You, O Omar, you’re
Sen ey Ömer, ne meleksin, Sen ey Ömer, ne melek, ne
neither an angel, nor a
ne bir emîr-i zalûm...
bir zalim halifesin...
cruel caliph ...
‫اســـه ك عحبـــا كيـــمســن آلــم‬
‫كلـــوب ده ســـنده ايـــى‬
‫اداره ايللـــه جـــك دوشـــديك‬
‫بومعركـــه يـــى‬
‫مـــه ملكســـين ينـــه سن اى ع مر‬
‫بـــر امـــير ضـــلوم‬
Fakat elinde ne var?
Fıtraten beşer mazlûm!
But what have you got in
Fakat elinde ne var?
‫فقـــط الكـــده نـــه وار فطـــره‬
your hand?. Human created
Ezilmiş yaratılmıştır insan!
‫بژرمضـــــلوم‬
as oppressed!
Görür bürûc-i semânın
bütün sitâreleri,
Görür gökyüzündeki
burçların bütün yıldızları,
All the stars sees signs in
the sky,
Zalâm içinde, yük altında
inleyen Ömer'i!
Karanlık içinde, yük
altında inleyen Ömer'i!
In the dark, groaning Omar ‫ظٮــــالم ايچنــــده يــــوك آلتنــــده‬
under the burden!
‫ايكلـــه يـــن عمـــرٮح‬
‫كـــورور بـــروج ســـمانك بونـــور‬
‫لــر ســــتاره‬
Huzûr-i Hakk'a çıkarken bu Allah'ın huzuruna çıkarken While the presence of God ‫ه جيقـــــاركنھضور حق‬
bu una bulanmış yüzünle, with this flour soaked face, ‫بواونلـــى جبھـــه كلـــه‬
unlu cebhenle,
Değil zemîni, getir şâhid
âsümânı bile!
Değil yeryüzünü, tanık tut Make not only the earth,
gökyüzünü bile!
but even sky the witness !
- Uzak mı yol? Daha çok
var mı?
-Uzak mı yol? Daha çok
var mı?
-Is it far way? Is there
more?
- Ancak üç beş adım.
-Ancak üç beş adım.
-Only , a few steps
Mecâli kalmamış artık
zavallının...
Gücü kalmamış artık
zavallının... Baktım:
He hasn’t got any
strentgth... I looked:
‫دكـــل زميـــنى كتـــير شـــاھد‬
‫آســـــنانى بينـــــه‬
‫اوســـاقنٮيول دھـــا چـــوق وارى‬
‫آنجــق اوچ بــژ آديــم‬
‫مجــــانى قالمــــانش آرتيــــق‬
‫زوياللينـــــــك باقداقـــــــدم‬
Baktım: Olanca azmini
Olanca azmini zorlayıp,
cebr eyleyip, nefes nefese; nefes nefese;
Guarding utmost
‫اوالنجــه عزمــنى جــبر‬
perseverance, out of breath; ‫ايليـــــوب نفـــــس نفســـــه‬
Yavaş yavaş yürüyor.
Walking slowly. At the end ‫اواش يـــاش يورويـــور كلـــدىي‬
Yavaş yavaş yürüyor.
7
Geldi bin belâ ne ise!
Geldi bin bela ne ise!
he came
‫بيـــك بـــال نـــه ايســـه‬
Sokuldu haymeye, indirdi
arkasından unu:
Sokuldu çadıra, indirdi
arkasından unu:
Crept into the tent, put the
flour sack down
‫صـــوقولدى خيمـــه يـــه‬
‫ى ارقــه ســندن اونــىاينــــــديرد‬
- Bırak da testiyi yerleştirin -Bırak da testiyi yerleştirin -Put the jug aside from
kenâra şunu.
kenara şunu.
that.
‫بريــــاق ده دســــتى يــــى يــــر‬
‫لشــــديرك كنــــاره شــــونى‬
Hemen çakılları çömlekten Hemen çakılları çömlekten He threw pebbles out of
indirip attı,
indirip attı;
pottery immediately;
‫ھمـــان چـــاقيلرى چوملكـــدن‬
‫الدنــــديروب اتــــدى‬
Uzandı testiye, yağ koydu, Uzandı testiye, yağ koydu, Reached jug, added oil ,
sonra un kattı.
sonra un kattı.
then added the flour.
‫اوزانـــدى دســـتى يـــه يـــاغ‬
‫قويــــدى صــــوكرا اور قاتــــدى‬
Oturmak istedi, lâkin
belâya bak ki: Hemen
sönüp gidecek...
‫اوطورمـــق ايســـته دى لكـــم بـــال‬
‫يــه‬
Oturmak istedi, fakat
belaya bak ki: Ocak,
hemen sönüp gidecek...
Wanted to sit down, but
what’s that trouble,:the fire
‫باق كه او جاق‬
was about to over ...
‫ھمــان ســونوب كيــده جــك‬
- Teyze, yok mu hiç
yakacak?
-Teyze, yok mu hiç
yakacak?
-Auntie, do not have any
thing to burn ?
‫تـــيزه يوقمـــى ھيـــج يـــاقھجق‬
Kadın getirdi beş on parça Kadın getirdi beş on parça Women brought some wet ‫قــــدرين كتــــيردى بــــش اون‬
yaş diken Ömer'e;
yaş diken Ömer'e;
thorn to Omar ;
‫پارچــه يــاش ديــك عمــره‬
Ömer de yakmak için
büsbütün serildi yere.
Ömer de yakmak için
büsbütün serildi yere.
Omar laid entirely to the
ground to burn .
‫عمــر ده يــاقمق ايچــون بــوس‬
‫بوتــــون ســــريلدى يــــره‬
Ocak tüter, Ömer üfler
zefir-i hârıyle;
Ocak tüter, Ömer üfler
ateşli nefesiyle;
Owen reeks, Omar blows
hot breath;
‫اوجـــاق تـــرعمر اوفلـــر زفـــير‬
‫حاريلـــه‬
Zemîni lihye-i beyzâ yı
târumâriyle,
Yeri, darmadağınık beyaz the flor with disheveled
sakalıyla,
white beard,
‫زمينٮلحيه بيضاى تارماريله‬
ٔ
Sücûd tavr-ı huşû'unda,
muttasıl süpürür;
İnanmışlık içinde secde
Continuously sweeps as if
eder gibi devamlı süpürür; in awe of prostration;
‫ســجود طــور خشــوعنده متصــل‬
‫ســــوپور‬
İçinde rûhu yanar,
cebhesinde ter köpürür!
İçinde ruhu yanar,
yüzünde ter köpürür!
His spirit burns inside and
sweat foams on his face!
‫ايچنــده دوحــى يانــار جھــه‬
‫ســـنده تـــر كوپـــورور‬
Döner muhît-i nigâhında
tûde tûde duman;
Bakışlarının çevresinde
yığın yığın duman döner;
Smoke turns around his
glance;
‫دونـــر محيـــط نكاھنـــده تـــوده‬
‫توده دو مان‬
Bulut geçer gibi necmin
hıyat-ı nûrundan!
Sanki yıldızın nur iplikleri As if cloud is passing in
önünden bulut geçiyor
front of the star's holy
gibidir!
light!
‫بولــــوط كچركــــبى نجمــــك‬
‫خيـــاط نورنـــدن‬
‫اوجــاق طوتوشــدى يمــك‬
Cooker caught fire, food is
Ocak tutuştu, yemek pişti;
‫پيشــــــدى‬
cooked
Ocak tutuştu, yemek pişti; Var mı teyze kabın? Getir
-Var mı teyze kabın? Getir
‫بــــارمى تــــيزه قابــــك‬
de indirelim...
-Do you have a bowl-aunt?
de indirelim...
Bring,...
‫اينــــــديرھلم كتــــــيرده‬
- Var büyükçe bir kap, alın. -Var büyükçe bir kap, alın.
-Have a large pot, here it
is..
‫وار بويوكجـــه بـــر قـــاب آليــــك‬
Yemek sıcaktı, fakat kim
durup da bekliyecek!
Yemek sıcaktı, fakat kim
durup da bekleyecek!
Food was hot, but who
waits!
‫يمــــك صــــيجاقدى فقــــط كيــــم‬
‫طـــوروب ده بكليـــه جـــك‬
Ömer çocuklara bir bir
yedirdi üfliyerek
Ömer çocuklara bir bir
yedirdi üfleyerek!
Omar fed all the children
one by one blowing it.
‫عمــر چوجوقلــره بــر بــر‬
‫يــــــديردى اوفليھيــــــك‬
8
Kesildi haymede mâtem,
uyandı rûh-i sürûr;
Kesildi çadırda üzüntü,
başladı canlı bir sevinç;
mourning ended in the tent ‫كســــيلدي خيمــــه ده ملتــــم‬
, cheerful joy began;
‫اويايـــدى روحســـرور‬
Çocuklar oynaşıyorlar,
kadın ferîh ü fahûr.
Çocuklar oynaşıyorlar,
kadında da bir neş'e ve
sevinç.
Children are playing,
women is full of joy.
‫چوجوقلــــــر اويناشــــــيورلر‬
‫رقــــادين فــــريح وفخــــو‬
Ömer bu âlemi gördükçe
gaşy içindeydi...
Ömer bu âlemi gördükçe
kendinden geçmekteydi...
Omar was transported by
joy seeing that scene ...
‫عــور بــو عــالمى كوردكجــه‬
‫غشـــك ايچنـــده يـــدى‬
I said:
‫ديــــدم صــــباح اوليمــــر قالقــــه‬
‫لــم‬
Dedim:
- Sabâh oluyor kalkalım...Evet, haydi!
Yarın Emâret'e gel teyze,
öğleyin beni bul;
Dedim:
-Sabah oluyor kalkalım...
-It’s about the morning
...let's leave -Yes, come on! ‫أوت ھا يدى‬
-Evet, haydi!
Yarın halifelik dairesine
gel teyze, öğleyin beni bul;
Tomorrow come to
‫يـــارين امـــار تـــه كـــل تـــيزه‬
caliphate’s apartment, Find
‫اوكلـــه يـــن بـــنى بـــول‬
me at noon;
Emîr'e söyleriz elbette hayr Halifeye söyleriz, elbette
olur me'mul.
bir hayır umulur
Lets talk to Caliph , of
‫امــــيره ســــويلر البتــــه خــــير‬
course,something good will
‫اولور مأمول‬
be done .
Yüzü gülmüştü teyzenin
baktık,
‫يـــوزى كولمشـــدى تـــيزه نـــك‬
‫ناقـــدق‬
Yüzü gülmüştü teyzenin,
baktık,Biz de çıktıkvedâ
edip artık.
The face of the woman was
full of joy, We farewel .
Biz de çıktık veda edip
artık.
Hiç görünmeksizin gelip
geçene,
Hiç görünmeksizin gelip
geçene,
Doğru indik Halîfe'nin
evine.
Doğru indik Halife'nin
evine.
"Şimdi nerdeyse gün
doğar, kalıver."
"Şimdi nerdeyse gün
doğar, kalıver"
Diye, koyvermiyordu,
çünki, Ömer.
Diye, koyvermiyordu,
çünkü, Ömer.
Without seen by anybody,
We went to the Caliph's
house straight.
Omar saying "Now, it’s
almost dawn, stay"
he didn’t let me go
Az sonra sabahın gürültüsü
Etti az sonra subh-i
a little later noise of the
velveledâr
morning woke up the city
Uyuyan şehri tamamen
Uyuyanşehri kâmilen bîdâr
completely.
uyandırdı.
Öğle geçmişti, çıktı geldi
kadın.- Galiba, teyze,
uykusuz kaldın!
İşte bağlanmak üzredir
nafakan,Alacaksın her ay
gelip buradan.
‫بـــزده چيقـــدق وداع ايـــدوب‬
‫آرتيـــــق‬
‫كورونمكســـــزين كلـــــوب ھيــچ‬
‫كچنـــه‬
‫طوغـــرى اينـــدك خليفـــه نـــك‬
‫أوينـــه‬
‫شـــيمدى بـــرده يســـه كـــول‬
‫طوغــــار قــــاليوير‬
‫دييــــــه قويويــــــرميوردى‬
‫چوركه عور‬
‫ايتــــد ى آظســــوكره صــــبه‬
‫ولولـــه دار‬
‫اويويــان ســھرى كــامآل‬
‫بيضــــــآر‬
Öğle geçmişti, çıktı geldi
kadın.
In the afternoon, women
came.
‫ چيقـــدىا‬،‫وكلـــه كچمشـــدى‬
‫كلـــدى قـــادين‬
-Galiba, teyze, uykusuz
kaldın!
-I think, aunt, you’re
sleepless!
‫غالبـــــا تـــــيزه اويقوســـــز‬
‫قالـــدك‬
İşte bağlanmak üzredir
nafakan,
Your alimony will about to ‫يشـــــته بـــــاغالنمق اوزره‬
‫درنفقـــــه ك‬،
be paid,
Alacaksın her ay gelip
buradan.
You will come here and get ‫آالجقســـين ھـــر آى كلـــوب‬
it every month.
‫بـــورادن‬
9
Şimdi affeyledin mi beni?
Böyle göster fakat
adaletini.
‫ دكلمـــى‬، ‫شـــيمدى عفـــو ايـــدك‬
‫?بــــنى‬
Şimdi bağışladın değil mi Have you forgiven me
beni? Bari böyle göster
haven’t you?
‫بويلـــــه كوســـــتر فقـــــط‬
adaletini.
‫عــــــدالتكى‬
At least show your mercy.
10

Benzer belgeler