Kids Dictionary İngilizce-Türkçe
Transkript
Kids Dictionary İngilizce-Türkçe
İngilizce - Türkçe English - Turkish Sargın Yayıncılık Sözlük Kullanım Kılavuzu İngilizce sözcüklerin Türkçe anlamları kırmızı renkte verilmiştir. Giriş sözcükleri bold ve mavi renkle verilmiştir. shelf 163 shadow /ˈʃædəʊ/ n gölge I like sitting in the shadow of a tree. Bir ağacın gölgesinde oturmayı seviyorum. sharpener /ˈʃɑː(r)p(ə)nə(r)/ n kalemtıraş My sharpener is blunt. Benim kalemtıraşım keskin değil. Sözcüklerin fonetik yazımı giriş sözcüğünden sonra verilmiştir. shampoo /ʃæmˈpuː/ n şampuan There is a bottle of shampoo in the bathroom. Banyoda bir şişe şampuan var. she /ʃiː/ pron o (bayan için) She is my sister. O, benim kız kardeşim. Sözcüğün türü kısaltma halinde fonetik yazımdan hemen sonra yer almaktadır. shape /ʃeɪp/ n şekil The ball has a round shape. Topun şekli yuvarlaktır. Giriş sözcüğü yada cümleler renkli resimlerle desteklenmiştir. shark /ʃɑː(r)k/ n köpek balığı The shark is a dangerous animal. Köpek balığı tehlikeli bir hayvandır. sheep /ʃiːp/ n koyun, koyunlar (pl sheep) Sheep give us milk and meat. Koyunlar bize süt ve et verir. sheet /ʃiːt/ n çarşaf S I change the sheets of my bed every week. Yatağımın çarşaflarını her hafta değiştiririm. sharp /ʃɑː(r)p/ adj keskin Don’t play with a sharp knife. Keskin bir bıçakla oynama! shelf /ʃelf/ n raf (pl -elves) There is a book on the shelf. Rafta bir kitap var. ABCDEFGHIJKLMNOPQRSTUVWXYZ Sözcüklerle ilgili örnek cümleler italik verilmiş ve adı geçen sözcük cümle içinde bolt italik gösterilmiştir. İsimlerin çoğul halleri sözcüğün anlamından hemen sonra parantez içinde verilmiştir. Kısaltmalar abbr adj adv conj det excl n prep pron pl v abbreviation adjective adverb conjunction determiner exclamation noun preposition pronoun plural verb kısaltma sıfat zarf bağlaç belirteç ünlem isim edat zamir çoğul fiil Fonetik İmlâ iː i ı e æ ɑː ɒ ɔː ʊ uː u Sesli Harfler see / siː/ any /ˈeni/ sit /sɪt/ ten /ten/ hat /hæt/ arm /ɑːm/ got /gɒt/ saw /sɔː/ put /pʊt/ too /tuː/ usual /ˈjuʒuəl/ Sessiz Harfler p pen / pen/ b bad /bæd/ t sit /tiː/ d did /dɪd/ k cat /kæt/ g got /gɒt/ tʃ chin /tʃɪn/ dʒ June /dʒun/ f fall /fɔːl/ v van /væn/ θ thin /θɪn/ ð then /ðen/ ʌ ɜː ə eɪ aı əʊ aʊ ɔɪ ɪə ɛə ʊə cup /kʌp/ fur /fɜː(r)/ ago /əˈɡoʊ/ pay /peɪ/ five /faɪv/ home /həʊm/ now /naʊ/ join /dʒɔɪn/ near /nɪə(r)/ hair /hɛə(r)/ pure /pjʊə(r)/ s z ʃ ʒ h m n ŋ l r j w so / səʊ/ zoo /zuː/ she /ʃiː/ vision /ˈvɪʒn/ how /haʊ/ man /mæn/ no /nəʊ/ sing /sɪŋ/ leg /leg/ red /red/ yes /jes/ wet /wet/ İngilizce Telaffuz İngilizce Örnek ɑː father ʌ but, come æ man, cat ə father, ago ə bird, heard ɛ get, bed i it, big i tea, see ɔ hot, wash ɔ saw, all u put, book u too, you ai fly, high au how, house ɛə there, bear ei day, obey iə here, hear əu go, note əi boy, oil uə poor, sure dʒ gin, judge ŋ sing k come, mock z rose, zebra ʃ she, machine tʃ chin, rich w water, which ʒ vision θ think, myth ð this, the Açıklamalar Türkçede karşılığı tam olarak bulunmaz. Uzatılmış a sesinin sonuna ğ eklenmiş halidir. Türkçedeki a sesidir. Örnek olarak kapı verilebilir. Türkçede tam olarak karşılığı bulunmaz. a ile ı sesleri arasındaki bir sese benzer. Türkçede tam olarak karşığı bulunmaz. a ile e sesleri arasındaki bir sese benzer. Köprü, göz gibi sözcüklerdeki ö sesinin biraz daha uzatılmış halidir. Türkçedeki e sesinin tam karşılığıdır. Örnek olarak Eylül verilebilir. Türkçedeki i sesinin tam karşılığıdır. Örnek olarak simit verilebilir. Türkçedeki i sesinin uzatılmış halidir. Türkçede tam olarak karşılığı bulunmaz. Yine de o sesine çok benzer. Tam olarak o sesinin sonuna hafif bir a eklenmiş hali denilebilir. Türkçede tam olarak karşılığı bulunmaz. Uzunca söylenen ağ sesine benzer. Türkçedeki u sesinin karşılığıdır. Örnek olarak dokuz verilebilir. Türkçede tam olarak karşılığı bulunmaz. Uzunca söylenen ıu sesine benzer. Hızlıca ai sesinin çıkarılmasına benzer. Hızlıca au sesinin çıkarılmasına benzer. Hızlıca eı sesinin çıkarılmasına benzer. Hızlıca ei sesinin çıkarılmasına benzer. Hızlıca iı sesinin çıkarılmasına benzer. Hızlıca ıu sesinin çıkarılmasına benzer. Fakat buradaki ı sesi, ı ile a arası bir sestir. Hızlıca oi sesinin çıkarılmasına benzer. Hızlıca ıuı sesinin çıkarılmasına benzer. Buradaki ikinci ı sesi yine ı ile a arası bir sestir. Türkçedeki c sesinin tam karşılığıdır. Örnek olarak cuma verilebilir. Türkçede tam karşılığı bulunmaz. ng sesinin çıkarılmasına benzer fakat sondaki g sesi tam olarak söylenmez, böylelikle uzatılmış bir n sesine benzer bir ses elde edilir. Türkçedeki k sesinin tam karşılığıdır. Örnek olarak kapı verilebilir. Türkçedeki z sesinin tam karşılığıdır. Örnek olarak zor verilebilir. Türkçedeki ş sesinin tam karşılığıdır. Örnek olarak şeref verilebilir. Türkçedeki ç sesinin tam karşılığıdır. Örnek olarak çocuk verilebilir. Türkçede tam olarak karşılığı bulunmaz. v sesinden önce u sesi varmış gibi okunur fakat u sesinin yalnızca son kısmı söylenir. Türkçedeki j sesinin tam karşılığıdır. Örnek olarak ajanda verilebilir. Türkçede tam olarak karşılığı bulunmaz. t ile s sesleri arasındaki bir sese benzer. Bu sesi çıkartmak için dil dişler arasında sıkıştırılarak sert bir şekilde t sesi çıkartılmaya çalışılır. Türkçede tam olarak karşılığı bulunmaz. d ile s sesleri arasındaki bir sese benzer. Bu sesi çıkartmak için dil dişler arasında sıkıştırılarak sert bir şekilde d sesi çıkartılmaya çalışılır. Aa 5 accommodation abroad /əˈbrɔːd/ adv yurt dışında We always go abroad in the summer. Yazın her zaman yurtdışına gideriz. absent /ˈæbsənt/ adj bir yerde bulunmayan, yok olan A, a /əı/ İngiliz alfabesinin ilk harfi Today John isn’t at school. He’s absent. Bugün John okulda a /ə/ or an /ən/ det bir, herhangi bir değil. O, yok. This is an apple. Bu bir elma. accept /əkˈsɛpt/ v kabul etmek able /ˈeɪbəl/ adj (yap)abilir, (ed)ebilir Okay, I accept the agreement. Tamam,anlaşmayı kabul My sister is able to speak three ediyorum. languages. Kızkardeşim üç yabacı dil konuşabilir. accident /əkˈsɛpt/ n kaza about1 /əˈbaʊt/ prep hakkında There is a car accident in What’s the book about? Kitap ne our street. Sokağımızda bir hakkında? trafik kazası var. about2 /əˈbaʊt/ adv yaklaşık, aşağı yukarı There are about 70 million people in Turkey. Türkiy’de yaklaşık 70 milyon insan vardır. above /əˈbʌv/ prep üzerinde The bird is above the tree. Kuş ağacın üzerindedir. accommodation /əˌkɒməˈdeɪʃən/ n yatacak/kalacak yer I travel to another country, I always arrange my accommodation. Başka bir ülkeye seyahat etmeden önce, her zaman kalacak yerimi ayarlarım. ABCDEFGHIJKLMNOPQRSTUVWXYZ A according to 6 according to /əˈkɔːdɪŋ tə/ prep -e achievement /əˈtʃiːvmənt/ n başarı göre This is a big achievement for According to me, Anakara is the me. Bu benim için büyük bir most beautiful city. Bana göre en başarıdır. güzel şehir Ankara’dır. accountant /əˈkaʊntənt/ n muhasebeci My father is an accountant. Babam muhasebecidir. accustomed to /əˈkʌstəmd tə/ adj alışkın I’m accustomed to eating late in the evening. Akşamları geç yemeğe alışkınım. ache /eɪk/ n ağrı, acı I have got a headache. Başım ağrıyor. acid /ˈæsɪd/ n asit There is a lot of acid in cola. Kolada çok asit vardır. acid rain /ˈæsɪd reɪn/ n asit yağmuru Acid rain is harmful to the trees. Asit yağmuru ağaçlara çok zararlıdır. acrobat /ˈækrəˌbæt/ n akrobat I like watching the acrobats in the circus. Sirkte akrobatları izlemeyi severim. achieve /əˈtʃiːv/ v başarmak, yapabilmek across /əˈkrɒs/ adv karşıda, diğer Tom generally achieves what he tarafta wants. Tom genellikle istediğini My house is across the road. elde eder. Evim yolun karşısındadır. ABCDEFGHIJKLMNOPQRSTUVWXYZ 7 act1 /ækt/ n davranış, hareket Her act was not normal. Onun davranışı normal değildi. act2 /aekt/ v oynamak, rol almak My sister is acting in a movie. Kız kardeşim bir filmde oynuyor. adjective actress /ˈæktrɪs/ n kadın oyuncu (tiyatro/ sinema) (pl -es) My favourite actress is Nicole Kidman. En sevdiğim aktris Nicole Kidman’dır. action /ˈækʃən/ n olay, davranış, hareket add /æd/ v eklemek, toplamak Our teacher always warns us for Add some milk in my coffee, our actions. Öğretmen bizi please. Kahveme biraz süt davranışlarımız için uyarır. ekleyin lütfen. active /ˈæktɪv/ adj hareketli, etkin addition /əˈdɪʃən/ n toplama işlemi There is not an active volcano in We learn addition and Turkey. Türkiyede etkin bir substraction at School. Toplama volkan yoktur. ve çıkarma işlemini okulda öğreniyoruz. activity /ækˈtɪvɪtɪ/ n etkinlik (pl -ties) address /əˈdrɛs/ n adres (pl -es) Surfing is a good activity. Sörf yapmak iyi bir etkinliktir. Write your address on the envelope. Zarfın üzerine adresinizi yazın. actor /ˈæktə/ n erkek oyuncu (tiyatro/sinema) My favourite actor is Al Pacino. En sevdiğim aktör Al Pacino’dur. adjective /ˈædʒɪktɪv/ n sıfat The word ‘small’ is an adjective. ‘Küçük’ kelimesi bir sıfattır. ABCDEFGHIJKLMNOPQRSTUVWXYZ A admiral 8 admiral /ˈædmərəl/ n amiral (deniz subayı) The admiral of that ship is a brave man. O geminin amirali cesur bir insandır. adverb /ˈadvəːb/ n zarf, belirteç The word ‘slowly’ is an adverb. ‘Yavaşça’ kelimesi bir zarftır. admission /ədˈmɪʃən/ n bir yere giriş hakkı No admission for people under 18! 18 yaşından küçüklere giriş yasak. advice /ədˈvaɪs/ n öneri, tavsiye What is your advice about spending free time? Boş zamanları değerlendirme konusunda önerin nedir? adult /ˈædʌlt, əˈdʌlt/ n yetişkin Tom is thirty-four years old. He is an adult. Tom 35 yaşında. O bir yetişkin. advise /ədˈvaɪz/ v önermek, tavsiye etmek Teacher advises studying lesson to students. Öğretmen öğrencilerine ders çalışmalarını tavsiye eder. advantage /ədˈvɑːntɪdʒ/ n avantaj The advantage of the plane is that it’s very fast. Uçağın avantajı çok hızlı olmasıdır. advertisement /ədˈvɜːtɪsmənt/ n reklam My sister likes watching advertisements on TV. Kız kardeşim televizyondaki reklamları izlemeyi çok sever. aerobics /ɛəˈrəʊbɪks/ n aerobik My mother does aerobics every morning. Annem her sabah aerobik yapar. adventure /ədˈvɛntʃə/ n macera, serüven Hunting in Africa is a great adventure. Afrika’da avlanmak müthiş bir maceradır. ABCDEFGHIJKLMNOPQRSTUVWXYZ 9 agree aeroplane /ˈɛərəˌpleɪn/ n uçak against /əˈgɛnst/ prep karşı, There is an aeroplane in the sky. aleyhinde, aykırı Gökyüzünde bir uçak var. The students are against my idea. Öğrenciler benim fikrime karşılar. afraid /əˈfreɪd/ adj korkmuş, korkma duygusu My father is afraid of snakes. Babam yılandan korkar. after /ˈæf.tər/ prep -den sonra Z comes after Y in the alphabet. Alfabede Z, Y den sonra gelir. age /eɪdʒ/ n yaş She doesn’t know her mother’s age. Annesinin yaşını bilmiyor. agency /ˈeː.ʤən.si/ n acente (pl -cies) My father works in a travel agency. Babam bir seyehat acentasında çalışıyor. agent /ˈeɪ.ʤɛnt/ n ajan, temsilci James Bond is a secret agent and works for CIA. James Bond gizli ajandır ve CIA için çalışır. afternoon /ˌæftəˈnuːn/ n öğleden sonra We can have a party in the afternoon. Öğleden sonra parti verebiliriz. ago /əˈɡəʊ/ adv ... zaman önce ...5 years ago ...5 yıl önce again /əˈgɛn/ adv tekrar, yine, bir daha Can you repeat that again? Bunu bir daha tekrar eder misiniz? agree /əˈɡriː/ v aynı fikirde olmak, katılmak I agree with you! You are right. Sana katılıyorum! Haklısın. ABCDEFGHIJKLMNOPQRSTUVWXYZ A agreement 10 agreement /əˈɡɹiːmənt/ n anlaşma air force / ɛə fɔː(r)s/ n hava There is a political agreement kuvvetleri between two countries. İki ülke Turkish Air Force has got a arasında siyasi bir anlaşma var. lot of war planes. Türk Hava Kuvvetleri’nin bir çok savaş uçağı vardır. agriculture /ˈægrɪˌkʌltʃə/ n ziraat, tarım Agriculture is very important for Turkey. Tarım, Türkiye için çok önemlidir. airhostess / ɛə ˈhəʊstɪs/ n uçuş hostesi Jale is an airhostess. Jale bir uçuş hostesidir. ahead /əˈhɛd/ adv önde, ileri doğru airline /ˈeə(r)ˌlaɪn/ n havayolu Walk straight ahead and turn left! I want to be an airline pilot. İleri doğru yürü ve sola dön! Havayolu pilotu olmak istiyorum. aid /eɪd/ n yardım There is a first aid box in our car. Arabamızda bir ilk yardım kutusu var. airport /ˈeə(r)ˌpɔː(r)t/ n hava limanı Esenboğa Airport is in Ankara. Esenboğa Havalimanı Ankara’dadır. air /ɛə/ n hava People need fresh air. İnsanlar taze havaya ihtiyaç duyar. air-conditioning /ɛə kənˈdɪʃ(ə)nɪŋ/ n klima (iklimleme sistemi) The room is very hot. Turn on the air-conditioning, please. Oda çok sıcak. Lütfen klimayı açın. ABCDEFGHIJKLMNOPQRSTUVWXYZ 11 alone aisle /aɪl/ n koridor alive /əˈlaɪv/ adj canlı, yaşayan, Aisles of the planes are very hayatta olan narrow. Uçakların koridorları çok My grandfather is alive. Büyük dardır. babam hayattadır. alarm /əˈlɑː(r)m/ n alarm I can’t hear the alarm in the mornings. Sabahları alarmı duymam. alarm clock /əˈlɑː(r)m klɒk/ n çalar saat There is an alarm clock on the table. Masanın üzerinde bir çalar saat var. all /ɔːl/ det hepsi, tüm I like all cartoons. Tüm çizgi filmleri severim. alligator /ˈælɪɡeɪtə/ n timsah Alligators live in the rivers. Timsahlar nehirlerde yaşarlar. album /ˈælbəm/ n albüm She is looking her father’s photograph album.O, babasının fotoraf albümüne bakıyor. all right /ˌɔːlˈraɪt/ peki, tamam, pekâlâ All right. I’m coming. Tamam. Geliyorum. All right! I can do it for you. Pekâlâ, onu senin için yapabilirim. alcohol /ˈælkəhɒl/ n alkol Alcohol is very harmful for us. Alkol, bizim için çok zararlıdır! almost /ɔːlˈməʊst/ adv hemen hemen It is almost two o’clock. Saat hemen hemen iki. alien /ˈeɪ.li.ən/ n uzaylı, yabancı E.T. is a film about aliens. E.T., uzaylılar hakkında bir filmdir. alone /əˈləʊn/ adj yalnız Tuncay is alone at home. He is studying. Tuncay evde yalnız. Ders çalışıyor. ABCDEFGHIJKLMNOPQRSTUVWXYZ A along 12 along /əˈlɒŋ/ prep boyunca, süresince I walk along the river every morning. Her sabah nehir boyunca yürürüm. alphabet /ˈæl.fəˌbɛt/ n alfabe There are twenty-six letters in the English Alphabet. İngiliz alfabesinde yirmi altı harf vardır. am /ˈæm/ v birinci tekil şahıs için ‘olmak’ (be) fiili I am a good student. Ben iyi bir öğrenciyim. ambulance /ˈæmbjʊləns/ n cankurtaran Call an ambulance! This man is very ill! Ambulansı ara. Bu adam çok hasta. an /æn/ ‘bir’ anlamı taşır ve ünlüyle başlayan sözcüklerden önce kullanılır also /ˈɔːl.səʊ/ adv aynı zamanda There is an apple on the table. My uncle is a teacher. He is also Masanın üzerinde bir elma var. a writer. Amcam öğretmendir. O aynı zamanda bir yazardır. and /ænd/ conj ve My uncle has got a cat and a dog. Amcamın bir kedisi ve bir altogether /ɔːl.tʊˈɡɛð.ə(ɹ)/ adv hep köpeği vardır. birlikte Sing the song altogether. Şarkıyı angel /ˈeɪn.dʒəl/ n melek hep birlikte söyleyin. He is an angel. He always helps poor people. O bir melek. Fakir insanlara her zaman always /ˈɔːl.weɪz/ adv her zaman yardım eder. I always get up at eight o’clock. Her zaman saat sekizde kalkarım. a.m. /ˈeı ɛm/ n gece 24:00- öğleyin 12:00 arası zaman dilimi The first lesson is at 7:30 a.m. İlk ders sabah 7:30 dadır. ABCDEFGHIJKLMNOPQRSTUVWXYZ 13 apartment angry /ˈæŋ.ɡri/ adj sinirli, kızgın He is very angry man. O çok sinirli biridir. ant /ænt/ n karınca Ants are very hardworking. Karıncalar çok çalışkandır. animal /ˈænəməl/ n hayvan A cat is an animal, not a plant. Kedi bir hayvandır, bitki değil. antelope /ˈæntɪˌləʊp/ n antilop The antelope is a very fast animal. Antilop çok hızlı bir hayvandır. ankle /‘aeqkl/ n ayak bileği There is pain in my ankle. Ayak bileğimde bir ağrı var. A any /ˈɛnɪ/ adj hiç (olumsuz tümce ve sorularda) Have you got any brothers? Hiç erkek kardeşin var mı? anybody /ˈɛn.i.ːbɒd.i/ pron hiç kimse (soru ve olumsuz tümcelerde) another /əˈnʌðə(ɹ)/ det bir diğer, bir Is there anybody in the başka classroom? Sınıfta kimse var mı? I’d like another coffee, please. This is cold. Bir başka kahve anything /ˈɛniθɪŋ/ pron hiçbir şey istiyorum lütfen. Bu soğuk. (soru ve olumsuz tümcelerde) There isn’t anything in her bag. It’s empty. Çantasında hiçbir şey answer1 /ˈɑːn.sə(ɹ)/ v yanıtlamak yok. O boş. Answer my question please. Sorumu yanıtlayın lütfen. apartment /əˈpɑː(ɹ)t.mənt/ n apartman dairesi answer2 /ˈɑːn.sə(ɹ)/ n yanıt I haven’t got a garden because I What is the answer of this live in an apartment. Bahçem question? Bu sorunun yanıtı yok çünkü apartman dairesinde nedir? oturuyorum. ABCDEFGHIJKLMNOPQRSTUVWXYZ ape 14 ape /eɪp/ n şempanze Apes eat banana and leaves. Maymunlar muz ve yaprak yer. apple /ˈæpəl/ n elma I eat an apple evey day. Hergün bir elma yerim. application /ˌæp.ləˈkeɪ.ʃən/ n başvuru I am filling in the application form for the job. İş için başvuru formunu dolduruyorum. aquarium /əˈkwɛərɪəm/ n akvaryum I have got four fish in my aquarium. Akvaryumumda dört balığım var. architect /ˈɑːkɪtɛkt/ n mimar My sister is an architect, and she designs buildings. Kızkardeşim bir mimardır ve bina tasarımı yapar. are /ɑː(ɹ)/ v çoğul şahıslar için ‘olmak’ (be) fiili Our neighbours are very friendly. Komşularımız çok dost canlısıdır. area /æriə/ n alan, bölge This parking area is for disabled people. Bu park alanı engelli insanlar içindir. apricot /ˈeɪprɪkɒt/ n kayısı Malatya is famous for its apricot. Malatya kayısısı ile ünlüdür. arm /ɑːm/ n kol Monkeys have got long arms. Maymunların uzun kolları vardır. April /ˈeɪprɪl/ n nisan April is the fourth month of the year. Nisan yılın dördüncü ayıdır. ABCDEFGHIJKLMNOPQRSTUVWXYZ 15 armchair /ˈɑːmˌtʃɛə/ n koltuk My grandfather’s armchair is very comfortable. Dedemin koltuğu çok rahattır. army /ˈɑːmɪ/ n ordu (pl -mies) My brother is a soldier in the army now. Abim şu anda orduda asker. around /əˈraʊnd/ adv çevresinde They are dancing around the fire. Ateşin çevresinde dansediyorlar. ashtray arrow /ˈærəʊ/ n ok, ok işareti You can’t get lost. Just follow the arrow. Kaybolmazsın. Sadece ok işaretini takip et. A art /aːt/ n sanat There is only one art gallery in the city. Şehirde sadece bir adet sanat galerisi var. artist /ˈɑːtɪst/ n sanatçı, ressam My favourite artist is Leonardo Da Vinci. Benim gözde ressamım Leonardo Da Vinci’dir. arrive /əˈraɪv/ v gelmek My father arrives home too late. Babam eve çok geç gelir. ashtray /ˈæʃˌtreɪ/ n kül tablası I never smoke, so I don’t have any ashtrays at home. Hiç sigara içmediğim için, evde hiç kül tablam yok. ABCDEFGHIJKLMNOPQRSTUVWXYZ ask 16 ask /ɑːsk/ v soru sormak Don’t ask me difficult questions, please. Bana zor sorular sorma lütfen. astronaut /ˈæstrəˌnɑt/ n astronot I want to be an astronaut in the future. Gelecekte astronot olmak istiyorum. asleep /əˈsliːp/ adj uykuda, uyuyor The baby is still asleep now. Bebek hala uykuda. astronomer /əˈstrɒnəmə/ n gök bilimci Astronomers use telescopes. Gök bilimciler teleskop kullanırlar. aspirin /ˈæsprɪn/ n aspirin You can take an aspirin for your headache. Baş ağrın için aspirin alabilirsin. assistant /əˈsɪstənt/ n yardımcı, asistan The manager has a new assistant. Müdürün yeni bir asistanı var. astrology /əˈstrɒlədʒɪ/ n gök bilim (no plural) I don’t believe in astrology. Astolojiye inanmam. at /æt/ prep -de, -da The children are at home. Çocuklar evdeler. athlete /ˈæθliːt/ n atlet, koşucu He is a very fast athlete. O çok hızlı bir koşucudur. atlas /ˈætləs/ n atlas, harita kitabı (pl -es) We use an atlas in the geography classes. Coğrafya derslerinde atlas kullanırız. ABCDEFGHIJKLMNOPQRSTUVWXYZ 17 autumn atmosphere /ˈætməsˌfɪə/ n atmosfer audio-visual /ˈɔːdɪˌəʊ ‚ vıʒuəl/ adj There are different gases in the işitsel ve görsel atmosphere. Atmosferde I use audio-visual materials in değişik gazlar vardır. English classes. İngilizce derslerinde işitsel ve attention /əˈtɛnʃən/ n dikkat görsel araçları kullanırım. Give all your attention to your job. Tüm dikkatini işine ver. A attic /ˈӕtik/ n tavan arası August /ɔːˈgʌst/ n Ağustos ayı I put my old toys in the attic. Eski İzmir is very hot in August. oyuncaklarımı tavan arasına İzmir, ağustos da çok sıcaktır. koydum. attract /əˈtrækt/ v çekmek, cezbetmek Our teacher always tries to attract our attention. Öğretmenimiz her zaman dikkatimizi çekmeye çalışır. aunt /ɑːnt/ n hala, teyze, yenge My mother’s sister is my aunt. Annemin kız kardeşi benim teyzemdir. automatic /ˌɔːtəˈmætɪk/ adj otomatik attraction /əˈtrækʃən/ n çekicilik, My mother has got an automatic alımlılık, cazibe washing mashine. Annemin The city has many attractions for otomatik çamaşır makinası var. tourists. Şehrin turistler için pek çok çekiciliği (cazip yanı) var. attractive /əˈtræktɪv/ adj çekici, hoş She’s a very attractive girl. O, çok çekici bir kızdır. autumn /ˈɔːtəm/ n sonbahar Schools open in autumn. Okullar sonbaharda açılır. audio /ˈɔːdɪˌəʊ/ adj sesle ilgili, ses kaydı, işitsel My father has got an audio CD in the car. Babamın arabasında bir ses CDsi var. ABCDEFGHIJKLMNOPQRSTUVWXYZ avenue 18 avenue /ˈӕvinjuː/ n geniş cadde, bulvar His address is 14 Swan Avenue. Onun adresi 14. Kuğu Bulvarıdır. avocado /ӕvəˈkaːdəu/ n avokado Avocado is a tropical fruit. Avokado tropikal bir meyvedir. award /əˈwɔːd/ n ödül The award for the winner is a sports car. Kazananın ödülü spor bir araba. awful /ˈɔːfʊl/ n berbat, çok kötü This film is awful. Bu film çok kötü. axe /æks/ n balta He cuts trees with his axe. Baltasıyla ağaçları keser. ABCDEFGHIJKLMNOPQRSTUVWXYZ Bb B, b /bi:/ İngiliz alfabesinin ikinci harfi baby /ˈbeɪbi/ n bebek (pl -bies) She has got a baby. Onun bir bebeği var. back /bæk/ n arka, sırt My back hurts. Sırtım ağrıyor. backache /ˈbækeɪk/ n sırt ağrısı My father suffers from backache. Babam sırt ağrısı çekiyor. bad /bæd/ n kötü The weather is bad today. Bugün hava kötü. 19 ballerina bake /beɪk/ v (fırında) pişirmek My mother can bake delicious cakes. Annem çok lezzetli pastalar pişirebilir. baker /ˈbeɪ.kɚ/ n fırıncı My father can bake very good bread. He is a baker. Babam çok güzel ekmek pişirebilir. O fırıncıdır. bakery /ˈbeɪkərɪ/ n ekmek fırını (pl -ries) I like the bread in this bakery. Bu fırının ekmeğini severim. ball /bɔːl/ n top We need a ball to play football. Futbol oynamak için topa ihtiyacımız var. ballerina /ˌbæləˈriːnə/ n balerin The ballerina is dancing on the stage. Balerin sahnede dans ediyor. bag /bæg/ n çanta Is there a pen in your bag? Çantanda tükenmez kalem var mı? ABCDEFGHIJKLMNOPQRSTUVWXYZ B
Benzer belgeler
Teens Dictionary İngilizce Sözlük içerik
etmek,beraber gitmek [go with, attend]
2.(müziksel anlamda) eşlik etmek [play a musical
instrument with] 3.aynı zamanda/birlikte
olagelmek, refakat etmek [occur with, belong to]
accomplishment /əˈk...