www.gezilerimiz.com Küba Gezi Notları Havana Küba`ya daha
Transkript
www.gezilerimiz.com Küba Gezi Notları Havana Küba`ya daha
www.gezilerimiz.com Küba Gezi Notları Havana Küba'ya daha doğrusu Havana'ya vardığınızda havalimanında değil ama şehire iner inmez buranın gerçekten farklı bir ülke olduğunu anlıyorsunuz. Birçok şey; araçların çoğu, dükkanlar, binalar 1950'lerde kalmış gibi. Bunun birçok sebebi var tabii ki, bunları yazımızın ilerleyen kısımlarında yavaş yavaş vereceğiz. Biz kapalı bir grup düzenleyerek bu ülkeyi gezdik. Size de bir acenta ile gezmenizi öneririz. Çünkü devrimin başarısız olduğu şeylerden birisi maalesef ulaşım. Eğer size ait bir araç yoksa Küba'da bir yerden bir yere gitmek bazen hatta sıklıkla sorun olabiliyor. Bu da çok fazla yorulmanıza ve vakit kaybetmenize neden olabilir. Bizim gezimiz Havana (5 gece), Pinar del Rio ve Vinales (konaklamasız), Cienfiegos (1 gece), Trinidad (2 gece) ve Santa Clara (konaklamasız) şeklinde idi. Eğer ülkenin en doğusundaki eski başkent Santiago del Cuba'yı görmeyecekseniz bu ideal bir gezi programı denilebilir. THY'nin 2014 için Küba'ya uçuşu yok. USA ambargosu nedeni ile yakın zamanda olması da beklenmiyor. Bu nedenle Iberair ve Airfrance seçenekleri arasında biz Airfrance alternatifini tercih ettik. İlk uçuşumuz Ankara-İstanbul (1 saat) şeklide idi, daha sonra İstanbul-Paris (3,5 saat) ve takiben de ParisHavana (10 saat) uçuşlarını yaptık. Aralardaki aktarmaların bazılarının da 4-5 saat olduğunu düşünürseniz gerçekten uzun bir yolculuk. Ancak oraya varışımız akşam saatine denk geldiği için o gün için program yoktu ve direkt odalarımıza ve uykuya geçtik. 1 Havalimanında gecikmeli de olsa bagajlarımız aldıktan sonra ilk işimiz havalimanında euro olarak götürdüğümüz paralarımızı CUC'a (kuk okunuyor) çevirmek oldu. Genelde havalimanlarında oran iyi olmaz bu nedenle az ya da hiç para bozdurmayız. Ancak Küba'da CaDeCa denilen bürolar yapıyor bu işi ve oran heryerde aynı yani tüm paranızı havalimanında bozdurabilirsiniz. Yanınızda euro götürmenizde fayda var çünkü ABD'nin uyguladığı ambargo nedeni ile onlarda karşılık olarak dolar'ı bozarken yaklaşık %10 ceza uyguluyorlar. Oran olarak 1 CUC = 1 $. Paradan bahsetmişken Küba'da 2 ayrı para olduğundan bahsetmeliyiz. Küba'da maaşların ödendiği ve halkın kullandığı Küba Pezosu (CUP) ve dönüştürülebilir (convertible) Küba Pezosu (CUC). 1 CUC = 24 peso. Devlet maaşları peso (CUP) olarak ödüyor ve en yüksek devlet maaşı 800 peso (CUP) yani 35 CUC (35$) Böyle bakılınca bu maaş inanılmaz az görünüyor çünkü 1 mojito 5 CUC yani maaşınızla 7 mojito içebilirmişsiniz gibi geliyor. Ancak durum tam öyle değil. Bu maaşla alacağınız şeyler de karne ile veriliyor ve bedava derecesinde ucuz. Mesela kira 2 dolar yada CUC seviyesine denk geliyor. Makarna, un, yumurta, şeker, yağ, baklagil, et hatta rom gibi temel ürünlerinizi karne ile maaşınızla alabiliyorsunuz ve maaşınız bu gibi ihtiyaçlar için gayet yeterli. Ama lüks sayılabilecek birşey mesela bir deodorant bile maaşınızın üçte biri tutabilir. Bir turist olarak gezeceğiniz her yerde göreceğiniz rakamlar CUC'tur. Ancak kendi başınıza şehrin kalbine girer veya perifere giderseniz orada bir meyva yada sandviç için etikette çok yüksek bir rakam görebilirsiniz; işte bu CUC değil pesodur. Esasında burada fakirlik çok yaygın ama tam bir sefalet yok. Mesela diğer latin ülkelerinde varoşlarda yaşayan yiyecek ekmek bulamayan, evsiz birçok insan varken Küba'da hiçbir zaman böyle bir fakirlik olmaz. Mesela evsiz göremezsiniz, teneke evlerden kurulu gettolar göremezsiniz. 2 Küba Hükümeti karne karşılığı size herşeyi vermiyor. Mesela sabun hiçbir zaman yok bu nedenle daha ilk günlerde bir eli ile kolunu ovuşturarak sizden birşey isteyen kişilerle karşılaşıyorsunuz. Burada işaret etmeye çalıştıkları şey sabundur. Yanınızda sabun, şekerleme, kalem gibi şeyler götürürseniz çok makbula geçer (özellikle havana dışında) sabun hiçbir zaman yoktur ama bazen de bazı özel şeyler eksik olur. Mesela ülkeye jilet gelmez olur ve erkekler sakal tıraşı uzun bir süre olamazlar. Sonra o gelir başka birşey gelmez. Küba'lılar devrimin olumlu yönlerini de olumsuz yönlerini de yaşıyorlar. Sağlık ve Eğitim devrimin en iyi yönleri. İlk okuldan doktoraya kadar ücretsiz ve üst düzey bir eğitim alabiliyorsunuz. %99,9 gibi bir okuyazar oranı var ve eğitim seviyesi üst seviyede. Diğer olumlu alan ise sağlık; her Küba'lı ücretsiz bir şekilde tedavi olabiliyor. Tıp eğitimi ve tıp alanındaki bilim seviyesi olarak da dünyada önemli bir yere sahipler. Eğitim ile ilgili bazı görsel detay vermek istiyorum; Küba'da tüm öğrenciler uniforma giyer ve bu uniformalar da devlet tarafından verilir. Tüm öğrenciler her zaman şık ve temizdir. İlk okul öğrencileri kırmızı etek (erkekler pantalon tabii ki) giyer (1.2.3 sınıflar mavi, 4.5.6 sınıflar kırmızı fular takar) orta okul öğrencileri (7.8.9 sınıf) sarı etek giyer, lise öğrencileri ise (10.11.12. Sınıf) mavi etek giyer. Meslek lisesinde okuyanlar ise kahverengi etek giyerler. Üstte hep beyaz gömlek giyilir. Devrimin en olumsuz iki alanı ise konaklama ve ulaşım. Ev bulmak çoz zor ve yeni evlenen kişiler devletten oturacak yeni ev alamıyorlar. Bu nedenle ailelerinin evinde bir odada yaşamaya devam ediyorlar. Bazıları bu nedenle evlenemiyor. Zaten Küba aile yapısı biraz rahat; cinsel ilişki deneyimi çok erken yaşlarda yaşanıyor ve evlenmeden birlikte yaşamak oldukça yaygın. 3 Evde bir sorun olduğunda yani restorasyon gerektiğinde ev devletin olduğu için restorasyon için uzun zaman sıra beklemek gerekiyor. Biz orada iken burada bildiğimiz anlamda bir sosyalizm olmadığı ve Fidel öldükten sonra bu işin çok uzamayacağı izlenimini aldık. Sözde eşitlik var ama gerçek anlamda bir eşitlik maalesef yok. Yönetime yakın olanlar ve turizm sektöründe çalışanlar daha farklı avantajlar elde etmiş durumdalar. Özetle "Herkes eşit ama bazıları daha eşit" sözü burası için de geçerli. Otelimiz şehir merkezinde Havana'nın 1 numaralı oteli olan Parque Cental idi. Otelimiz konum, servis, temizlik, kahvaltı vs. her açıdan çok çok iyiyidi. Küba'da otele çok önem vermelisiniz. Çünkü otelller genelde çok eskiden yapılmıştır ve genelde restorasyon tekrar yapılmaz. Bu nedenle çok bakımsız olurlar. 4 yada 5 yıldız olmaları bu anlamda sizi yanıltmasın. Otelimiz adını yanında bulunduğu parktan alıyordu. "Parque Central" şehrin büyük parklarından birisi ve adını NY'daki Central Park'dan alıyor. Tabii ki o çapta bir park değil ama yine de fena değil diyebiliriz. Bu Parkı çevreleyen 28 adet palmiye var. Jose Marti 28 Ocak 1853'de doğduğu için Küba'nın en önemli kişisi olan Jose Marti'ye ithafen bu parka 28 palmiye dikilmiş. Küba tarihinde Che, Fidel Castro, Cienfuegos gibi çok önemli isimler var ama hiç şüphe yok ki bunların arasında herkesin sevdiği ve ulusal kahraman olarak hem fikir olduğu tek isim gazeteci Jose Marti'dir. Bu meydana yakın birçok önemli bina bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi Washington'daki Capitol binasını örnek alan "Capitol"dur (meclis binası). Küba'lılar kendi binalarının 10 cm daha uzun olması ile övünüyorlar. Capitol'un hemen yanında "Opera" bulunmaktadır. Küba Halkı sadece Salsa'da iyi değil aynı zamanda Bale ve modern danslarla da çok ilgililer. Biz orada iken hem Capitol hem de Opera restorasyonda idi. Bu iki güzel binanın restorasyonu bitince Havana'ya çok şey katacaklar. 4 Havana'nın önemli meydanlarından birisi de "Katedral Meydanı". 1700'lerden kalma bu asimetrik 2 kuleli "Katedral" in önünde yer alan meydan gerçekten çok güzel. Kulelerin asimetrik oluşu hakkında çok fazla hikaye vardır ama esasen nedeni çok basittir. İlk önce katedral'in sağdaki kulesi yapılmış ancak çok geniş yapıldığı için sağda yer alan sokağı bu kule kapatmış. Daha sonra ikinci kule eklenmek istediğinde belediye "bu sokağında kapanmasına izin vermeyiz" demiş ve bu nedenle kule sokağa geçişe izin verecek şekilde dar yapılmış. Asimetrinin hikayesi bu kadar basitmiş. Şehirdeki önemli aktivitelere ev sahipliği yaptığı ve son iki Papa burayı ziyaret ettiği için bu Katedral Havana'lılar için önemli. Biliyorsunuz ki devrim zamanında tüm Küba daha ateist bir tutum içinde idi ancak şu an biraz rahatladılar ve katolik davranış ve hisler arttı. Colonial zamanda bu tip meydanlarda Katedral ve etrafında da en zenginlerin evleri olurdu ancak tüm eski şehirler gibi burada şu anda zenginlerin evleri yerine restaurant ve oteller yer alıyor. Bu meydanda "Colonial Sanatlar Müzesi" ve bazı özel galeriler bulunuyor. Yine bu meydanda bazı heykeller bulunuyor. Meşhur flamenko dansçısı Antonio Gadez'in heykeli bunlardan en önemlisi. Gadez esasen İspanyol ama Küba'yı çok sevdiği için Küba'ya gömülmek istemiş. Flamenko Küba'da çok popüler bu nedenle kurslara gidiyor ve flamenko öğreniyorlar. Salsa öğrenmek için kursa gitmelerine gerek yok çünkü her Küba'lı yaklaşık 1,5 yaşında kendiliğinden Salsa yapabiliyor :) Katedral'in olduğu meydana bakan sokaklardan birisinde (sırtınızı Katedrale verince sağda bitişikteki) Hemingway'in Mojito'sunu içtiği bar olan "La Bodeguita" bulunuyor. Burada siz de bizim gibi birer - hatta 2 :) - Mojito içmelisiniz. Bu arada konumuzla alakası yok ama şehirde gezerken hiçbir yerde reklam panosu yada tabelası olmadığına dikkat etmelisiniz. Sadece kamu ile ilgili bilboardlar olabiliyor o kadar. 5 Katedral'den sonra gireceğiniz bir sokakta uzun bir duvar tablosu göreceksiniz. Bu resim orjinaldir ve restore edilmemiştir. Esasen resmin yapıldığı duvarın ve binanın hiçbir önemi yoktur. Resim esasen 18. ve 19 yy'da Havana'da yaşamış entellektüeller, yazarlar, sanatçılar ve aydınları betimlemektedir. Bu duvar esasen karşıdaki bir zengin evinin simetriğidir ve oradaki hayatı o eve giren çıkanları ve oradaki hayatı göstermektedir. Şehrin ileri gelenlerinin toplandığı bir zengin evi olan bu binaya giren ve çıkanlar bu duvarda resmedilmiştir. Yine yakınlardaki önemli bir yer de "Havana'nın ilk Üniversitesi" Eskiden bir Manastır olan bina daha sonra restore edilmiş ve Üniversite binası olmuş ama ama yapılırken modern bir bina olarak yapılmış. Havana'nın tarihi dokusu ile uyuşmayan bu yapı birçok Havana'lı tarafından eleştiriliyor. Buradaki diğer önemli bir yer de "Ambos Mundos Oteli". 511 nolu odasında Hemingway'in kaldığı bu otel bu anlamda çok önemli. Burada kalmasanız bile birşeyler içmek için uğrayabilirsiniz. Diğer bir önemli nokta da şu an "Havana Şehir Müzesi" olarak kullanılan "İspanyol Valisinin Sarayı" nın yer aldığı "Plaza Arma" dır. Plaza Arma her İspanyol şehrinde bulunur ve genelde en eski meydandır. Dikkat ederseniz önünden geçen arabaların sesinden Vali rahatsız olmasın diye ahşapla kaplandığını görürsünüz. Burada şu anda "Sahaflar Pazarı" açılmaktadır. Bu meydanda Jose Marti'nin heykeli vardır. Carlos Manuel Cespedes ve Che Guevara diğer önemli karekterlerdir. Carlos Manuel Cespedes İspanyollara karşı özgürlük hareketini ilk başlatan çok zengin bir ileri gelendir. Cespedes "Küba'nın Babası" olarak bilinir. Bunun sebebi şu hikayedir; Özgürlük hareketini durdurması için İspanyollar Cespedes'in oğlu Oscar'ı kaçırırlar ve hareketi durdurmazsa oğlunu öldürmekle tehdit ederler. Ancak Cespedes bu şantaja boyun eğmez ve "bütün Küba'lılar benim oğlumdur" der. Oscar öldürülür ama o andan sonra Küba'lılar Cespedes'i "Küba'nın Babası" olarak 6 kabul ederler. 16 kasım 1519'da şehir ilk burada kurulmuştur ve tam burada bunu temsil eden bir tapınakçık bulunur. Havana Küba'da kurulan 7. şehirdir. Yine buradan sola baktığınızda Havana'nın ilk Kale'sini görürsünüz. Havana ve Küba çok değerli bir konumda olduğu için korsanlara kaşı her zaman korunmaya çalışılmış bu yüzden Kaleler yapılmış. Bir sonraki durağımız; "Havana Club Rom Müzesi". Rom şeker kamışının şeker elde edilirken çıkan ara ürünlerinden biri olan melas'tan elde ediliyor. Bu müzede bu amaçla kullanılan fermentasyon, distilizasyon fıçılarını, bekletmeyıllandırma fıçılarını, presleri vs. tüm araç ve gereçleri görebilirsiniz. Müzenin bitiminde satış mağazasında blanco, 3 yıllık, reserva, 7 yıllık, maxima gibi kalite kalite romları görebilir isterseniz satın alabilirsiniz. Eğer satın alırsanız blanco ve 3 anos (yıllık) olanların beyaz olduğu diğerlerinin kahverengi olduğuna dikkat edin; beyaz olanlar Mojito, pinacolada gibi kokteyllerin yapımında kullanılırken, kahverengi olanlar ya sek içilir ya da Cuba Libre hazırlanması için kullanılır. Malecon deniz kenarındaki 9 km uzunluğundaki sahil şeritindeki semtin adıdır. Burası devrim öncesinde şehrin en popüler semtlerindenmiş. Esasen hala popüler ama deniz kenarında olduğu için tuzlu su ve rüzgar evleri çok yıpratmış. Bakım ve restorasyon da yapılamayınca şu an için biraz harap görünüyor. Ama Küba kendini topladıkça buralar da daha güzelleşiyor. Yine Miramar buraya yakın ve hem eski dönemde hem yeni dönemde Havana'nın en gözde semti. 5. Cadde ise (New Yorkdan geliyor ismi) Miramar'ın en gözde caddesi. Ertesi günkü ilk olayımız "1 Mayıs Yürüyüşü". Küba seyahatimizi planlarken 1 Mayıs'da ve Fidel ölmeden orada olmak gibi bir amacımız vardı. Bunun için 7 erkenden yollara dökülüyoruz kahvaltı saat 06:00'da otelden çıkışımız saat 06:30'da. Küba'da 1 Mayıs bir bayram havasında kutlanıyor. Okullardan askerlere, Sivil Toplum kuruluşlarından Halka kadar herkes yollarda oluyor ve bir neşe içerisinde yaklaşık 3 saatlik bir yürüyüşle "Devrim Meydanı" na varılıyor. Burada "Hürriyet Anıtı" selamlanıyor ve yürüyüş sona eriyor. Biz de elimizde Türk ve Küba bayrakları ile yürüyüşteydik tabii ki :) yürüyüş çok uzun sürmediği için otele geri dönüp doğru dürüst yapamadığımız kahvaltımızı yapıyoruz çok erken kalktığımız için biraz dinlendikten sonra antika üstü açık rengarenk amerikan arabaları ile Havana'yı dolaşmaya karar veriyoruz. Tümü farklı renklerde 4 araç kiraladık ve 2 saat sürecek gezimize başladık. Araçlar önemli bazı noktalarda duruyor ve fotoğraf çekmemize izin veriyor. Havana'nın hem eski şehir kısmında hem de parklarında dolaşma fırsatı bulduğumuz bu gezi hepimizin kalbini feth etti. Burada şu eski amerikan arabaları konusuna da değinsek iyi olur. Küba'ya gelemeden önce neden dünyanın hiçbir yerinde olmadığı kadar antika sayılabilecek arabanın burada ve çok bakımlı durumda olduğunu tam anlayamıyorduk. Sebep şu; burada devrim sırasında aracınız varsa veya o esnada size verildiyse o araç sizin, sonradan araç almak ve çok yakın bir zamana kadar yasakmış şu anda serbest ama bir araç 250.000$ civarı. Maaşların 20-30$ olduğu bir ülkede tabiii bu imkansız. Özetle elinizde eski arabanız varsa bu araç ne pahasına olursa olsun yürümek zorunda. Eğer bu araç yürümez hale gelirse yeni aracı unutun. Bu nedenle Kübalılar da ne yapıp yapıp bu araçları trafikte tutuyorlar. Bazısı çok bakımlı ve turistik amaçla kullanılıyor bazısı değil ve taksi ya da dolmuş olarak kullanılıyor. Özel aracı olarak kullanan çok kimse de var. Ortak nokta ise aracınıza gözünüz gibi bakmalı trafikte tutmalısınız. Havana'nın olmazsa olmazlarından ünlü Kabere Show'u Tropicana Show'u kaçırmamanızı öneririz. 110 CUC gibi ciddi yüksek bir fiyata sahip olan show'a gitmeyeni pasaport polisi ülkeden çıkartmıyor neredeyse :) Küba için ciddi bir 8 rakam ama verdiğimiz her kuruşa değdi diyebiliriz. Havana'da olacak herkese de tavsiye ederiz. Show'u izlerken içeceğiniz rom (tümünü bitiremezsiniz çıkarken yanınıza alın) ve girişte erkeklere verilen birer puro fiyata dahil. Biz 4 gece Havana'da kalıp sonra Cienfuegos, Trinidad ve Santa Clara'yı görmek üzere buradan ayrıldık. İsterseniz sırası ile Pinar del Rio / Vinales, Cienfuegos, Trinidad ve Santa Clara sayfalarını okuyun sonra buraya dönün çünkü biz bu şehirlerin sayfalarında yazılanları yapmış olarak tekrar Havana'ya döndük. Havana'daki son günümüzde kahvaltı sonrası otelden ayrılıyoruz ve "San Francisco de Paula" kasabasına gidiyoruz. Burası "Ernest Hemingway" in evinin burada oluşu ile ünlenmiş. Gerçekten güzel ve büyük bir ev. Eve giriş yok ama evin dört bir tarafı pencereler dahil olmak üzere açık ve evi içeri girmişcesine gezebiliyorsunuz. Evin büyük bahçesinde Hemingway'in teknesi "Pilar"ı ve Ava Gardner'in yüzdüğü büyük havuzunu da görebilirsiniz. Buradan Heminway'in "İhtiyar Adam ve Deniz" adlı romanına esin kaynağı olan "Cojimar Balıkçı Köyü" ne gidiyoruz. 84 gün tek bir balık avlayamayan ancak bir gün bir büyük kılıç balığı yakalayan balıkçının onu kıyıya kadar getirmek için verdiği mücadeleyi anlatan roman Hemingway'e 1952'de Pulitzer'i, 1954 yılında Nobel Edebiyat ödülünü getirmiştir. Yazar yakın dostları ile bu ödülü bizim de ziyaret ettiğimiz "La Terraza" barında kutlamıştır. Her zaman Castro ile yakın dost olan Hemingway Devrimden hemen sonra 1960 yılında 22 yıl yaşadığı Küba'yı terk edip Florida'ya yerleşmiş orada da ağzına dayadığı av tüfeği ile hayatına son vermiştir. Buradan sonra durağımız Havana'yı karşıdan gören "Morro-Cabana Kalesi"ni görmek ve oradan Havana manzarasının keyfini çıkarmak oluyor. 9 Veeeeee gezimiz sona eriyor; Önce Paris oradan İstanbul, sonra da Ankara için yollardayız. Bu dönüş yolları burada yazdığımız kadar kolay olmuyor tabii... Küba Hakkında bazı faydalı bilgiler: • Kredi kartı pek kullanmamaya çalışın bazen siz döndükten sonra kartınızla alıverişler devam edebilir :) • Kişisel olarak gezmek biraz zordur bir tura katılmanızda fayda var. • Güvenli bir ülke olmasına rağmen hiçbir yer tam güvenli değildir; tedbiri elden bırakmayın. • Değişik yerlerde denize girme imkanı olabilir. Mayonuzu unutmayın. • Şapka, güneş gözlüğü ve güneş kremini yanınızdan ayırmayın. • Sivrisinek ilacı götürmeniz yararlı olur. • Bagaj aksilikleri sık yaşanır. Bagaj kaybolma ihtimaline karşı yanınıza küçük bir valize birşeyler hazırlayın. • Priz adaptörüne çoğu yerde gerek yoktur. • Yeşil pasaporta vize yoktur ama elçilikten vizeye gerek yoktur yazısı gerekir :) Normal pasaportun vize alması gerekir. 10 • Ülkeden çıkarken 25 CUC harç alınır. Bu parayı bir kenara koyun. • İnternet ya yoktur yada çok yavaştır. İnternet yokmuş gibi düşünün. • Türkiye ile telefonla görüşmek oldukça pahalıdır. • Yanınızda dağıtmak üzere sabun, kalem, defter, oyuncak, t-shirt vs. götürebilirsiniz. Küba'da Müzik Küba'da müzik günlük hayatta çok önemli bir yer kaplıyor. Bir lokantanın 3 masası olsa bile bir canlı müzik yapan sanatçısı oluyor ve genellikle çok kaliteli müzik yapıyorlar. Sizden tek istekleri ya cd'lerini almanız ya da birkaç CUC vermeniz. Afrika ritimleri ile İspanyol melodilerinin güzel bir karışımı olarak nitelendirebileceğimiz bu müzik insanı hemen yakalıyor. Devrim ve Küba Küba denince tabii ki uzunca devrim ve komunizmden de bahsetmek gerekir. 19. yy sonuna kadar Küba İspanyol hakimiyetindedir, daha sonra ise Amerikanın etkisindeki diktatörler tarafından yönetilir. Bunlardan sonuncusu olan Diktatör Batista artık o kadar zulüm yapmaktadır ki özellikle gençlerin dayanacak sabrı kalmamıştır. Yeni mezun bir avukat olan Fidel Castro'nun da aralarında bulunduğu bir grup bu işin böyle gitmemesi gerektiğini düşünür ve Devrim yapmaya karar verirler. Bir yapılanma sürecinin sonunda ilk saldırı Batista'ya karşı 26 temmuz 1953'de Santiago Montago Kışlasına yapılır. Ancak bu saldırı çok amatör bir saldırıdır ve başarısız olur. Esasen 26 temmuz bir Karnaval günüdür ve o gün güvenlik güçlerinin meşgul olacağı düşünülerek bu 11 güne denk getirilmiştir. Fakat devrimi yapacakların bir kısmı Santiago'lu olmadığı için yolu bulamaz bir kısmı da Karnaval nedeni ile yollar kapalı olduğu için kışlaya ulaşamaz. Ulaşanlar heyecanla devrimi yapmaya çalışır ama çok kısa sürede yakalanır ve eşi benzeri olmayan işkencelere maruz kalırlar. Fidel Castro'da o gün kışlaya varamayanlardandır. Fidel o gün yakalanmaz ama yakalananların konuşturulması sonrasında birkaç gün sonra yakalanır. Ancak Fidel zengin bir aileden gelmektedir ve avukattır bu yüzden kendini savunma imkanı olur. Hem iyi bir savunma yapar hem de insaflı bir hakime düşmüştür. Ünlü "beni cezalandırın önemli değil; tarih beni aklayacaktır" cümlesi ile bitirdiği savunması sonrası 15 yıl ceza alır. Bu mahkemede giydiği avukatlık cübbesini Devrim Müzesinde görebilirsiniz. Ancak Batista 1955'de ortamı yumuşatmak için Küba'da kalmamaları şartı ile bir af çıkartır ve serbest kalırlar. İlk olarak birkaç ay Amerika'da kalır sonra Meksika'ya geçer ve Devrim planlarını orada yaparlar. Ancak ilk denemeden çok ders alırlar ve daha iyi hazırlanmaları gerektiğini anlarlar. Meksika'da çok iyi ve uygulanabilir bir plan yaparlar ve herşeyi düşünürler. Che ile de orada bir araya gelirler. İdealist bir doktor olan Che ile tanıştıkları an büyük bir uyum içinde çalışmaya başlarlar. Bu sırada Küba karışıktır ve her yerde gösteriler olmaktadır. 30 kasım 1956'da Meksika'dan Küba'ya gelirler ve başka bir direnişçi olan Pais'den olay çıkartıp dikkati dağıtmasını isterler. Ancak Pais yakalanır ve konuşturular. İçlerinde Che, Fidel, Raul de olan 82 arkadaş "Gramma" teknesi ile kıyıya ulaştığında Batista'nın ordusu onları beklemektedir ve avlanırlar. Bazı kaynaklarda 12 kişi olarak geçen çok az sayıda kişi sağ kalır. Bu kişiler hemen dağlara sığınırlar ve direnişe devam ederler. Ancak bu hareket halkın desteklediği bir hareket olduğu için hergün halktan isyancılara birileri katılır ve gitgide güçlenirler. Artık bu orduya "İsyancılar Ordusu" denmektedir. Ufak yerlere saldırarak silah ele geçirebilecek eylemler yaparlar. 1958 ekimine gelindiğinde Fidel artık şartların olgunlaştığını düşünmektedir. Devrim'in liderliğini Kutsal Üçlü olarak bilinen 3 kişi yapar. Birinci tabii ki Fidel'dir. İkinci isim sanılanın aksine Che değil 12 Cienfuegos'dur. Diğeri de tabii Che. Erken öldüğü için Cienfuegos çok fazla tanınmaz ama Küba'lılar için çok önemli bir isimdir. Bu arada Che Guevara -Çe Gevara- olarak okunur soyadını Guevara olarak okumak ona buradan yazılamayacak kadar büyük bir hakarettir. Neyse mücadele için Santiago Fidel'e, orta kısım Che'ye ve batı Cienfuegos'a ait olmak üzere Küba'yı bölümlere ayırırlar; Che, Fidel ve Cienfuegos'un liderliğini yaptığı farklı çatışmalarla devrim devam eder ve son olarak Che'nin liderliğindeki Santa Clara savaşı ile devrim başarılı olur ve Batista Dominik Cumhuriyetine kaçar. Esasen Cienfuegos her zaman ön saflarda savaşan bir liderdir ama belki de Che'nin son muharebeyi yönetmiş olması belki de Cienfuegos'un zamansız erken ölümü nedeni ile Che daha ünlüdür. 1959 başı itibarı ile tartışmasız bir şekilde Fidel Castro ilk Başkan olur. Tüm bu olayların akışını, fotoğraflarını, devrim'de kullanılan araç ve gereçleri tarih sırası ile "Devrim Müzesi"nde görebilirsiniz. 1959'da devrim'in ilk aylarında Cienfuegos bir uçak kazasında ölür. Aynı Malezya Havayollarının bulunamayan uçağı gibi bu uçak da hiçbir zaman bulunmaz. Che ise çok önemli görevler alır. Büyükelçilik, bakanlık yapar ancak sonradan diğer Latin Amerika ülkelerinin özgürlüğü için ülkesini terkeder ve dolaşmaya başlar. Ancak 1967 yılında bir ihbar sonucu Bolivya'da yakalanır ve öldürülür. 30 yıl sonra cenazesi ülkesine getirilir ve Santa Clara'da onun için yapılan anıtmezar'a gömülür. Hem Cienfuegos hem de Che ekim ayında öldüğü için Küba'da okullarda onları anmak için tören ve toplantılar yapılır. Unutulmaması gerekir ki bu devrim Amerika'ya karşı değil Batista'ya karşı yapılmıştır. Batista döneminde çoğu büyük şirket Amerikan olduğu için Fidel bu şirketlere çok mesafeliydi. Batista'nın devrilmesi esasen Amerikanın ilk başta işine geldi çünkü Amerika Batista'nın mafya ile olan sıkı ilişkilerinden sıkılmıştı 13 ve Batista'dan kurtulmak istiyordu. Hatta Batista'yı Amerika'ya almadılar. Batista ilk önce Dominik Cumhuriyetine kaçtı sonra da Avrupada öldü. Küba her zaman Amerikanın arka bahçesi olmuştur ve Fidel'e kadar Amerika Küba Başkanlarını her zaman kullanmış ve sıkı ilişkilerde olmuştu. Fidel Devrim sonrası Amerika'ya sıcak baksa Amerika açısından Fidel ile ilgili bir sorun yoktu. Ancak Fidel kişisel görüş olarak Amerika'ya soğuk ve mesafeli bir kişiydi. Daha önce de anlattığımız gibi ilk devrim denemesinden sonra Fidel ve ekibi yurtdışına gönderilmiş ve Meksika'dan önce bir süre Amerika'da yaşamıştı. Bu süre içinde Fidel'in Amerika'da çok kötü günler geçirdiği çok süründüğü ve Amerika ile ilgili önyargılarının bu zamana dayandığı da söylenir. Amerika ile ilk gerilim başladı. Takiben Devrim'den sonra bir kısım (ağırlıklı olarak zenginler) Miami'ye kaçar. Bir süre sonra Fidel'de "isteyen gidebilir" der ve kapıları açar. Bu sayede özellikle Florida Miami'de ciddi bir anti-Fidel lobi oluşur ve 1,5 yıl sonra organize olan bu topluluk Amerika'nın desteği ile 1961 yılında Fidel'e karşı ünlü "Domuzlar Körfezi" çıkarmasını yaparlar. Fidel bu saldırıyı 3 günde püskürtür ama artık ABD düşmanıdır. ABD Domuzlar Körfezinde parmağı olduğunu 30 sene sonra Jimmy Carter zamanında kabul eder. Domuzlar Körfezi çıkartması sonrası Küba'nın hemen 90 mil uzağında düşmanı olan büyük bir güç vardır. Fidel'de bu saldırıyı püskürtse de bir sonrakini garanti edemeyeceğini bilmektedir ve bu coğrafyada kalabilmek için arkasını dayanabileceği büyük bir güce ihtiyacı vardır. İşte bu güç Sovyetler Birliğidir. Fidel Devrimi yaptığında "Bu Devrim Kızıl Değildir, Çayırlar Kadar Yeşildir" demesine karşın şartlar Fidel'i zorlar ve Fidel Küba'nın Sosyalist bir ülke olduğunu ilan eder ve herşeyi ile Sovyetler Birliğine bağlanır. Artık Küba için güzel günler başlamıştır. Sadece Sovyetler Birliğine yılda 9 milyon ton şeker verir bunun karşılığında ihtiyacı olan herşeyi alır. Bu nedenle kendi sanayisini kurma ihtiyacı da duymaz. Tabii bu zamanda da memnun olmayanlar olur ve artan gerilim nedeni ile 1981'de Fidel gitmek isteyenlere tekrar kapıları açar ama gidenlere çok iyi davranılmaz. Arkalarından yumurta 14 vs atarak aşağılayarak gönderirler. Ancak 1990'da Sovyetler Birliğinin çöküşü ile herşey kabusa döner. "Özel Dönem" olarak adlandırılan yıllar başlar. Aylık gelir 1 dolara düşer. Fidel 1994'de tansiyon yine çok artınca gitmek isteyenler için tekrar kapıları açar. Bu dönemde uyduruk sallarla veya ne bulurlarsa onunla Miami'ye gitmeye çalışırlar. O dönemde Amerika'nın uyguladığı kanuna göre (ıslak ayak-kuru ayak kanunu) Miami'ye bir adım bile atsanız Amerika'ya kabul ediliyor ancak kumsala 1 metre bile uzakta yakalansanız iade ediliyorsunuz. Küba'daki Amerikan toprağı olan Guentanama için ise kural farklı idi; 12 mil Guentanama açığına gelenleri kabul ettiler. Bu sırada çok sayıda Küba'lı bu şartlarla Amerika'ya sığındı çok fazla Küba'lı da yolda öldü. Küba'ya iade edildiğinizde ise sizi kolay bir hayat beklemiyor. Eskiden çok daha fazla eziyet ediliyormuş ama şu anda yaklaşık 1 hafta hapis yatıp sonra çıkıyorsunuz. Ancak hayatınıza bir sürü kısıtlama geliyor; turizm sektöründe çalışamaz, teknesi olamaz vs gibi. Bir nevi hayatınız kararıyor diyebiliriz. Bu dönemden sonra Küba yavaş yavaş yaralarını sarar ancak hiçbir zaman Sovyetler Birliği garantisinde olduğu yıllara kavuşamaz. Bunda Amerika'nın uyguladığı ağır ambargo kadar kendi sanayilerinin olmayışı da etkilidir. Amerika'lılar da Küba'ya gelemiyorlar. Ancak eğitim ya da Kültürel bir sebeple gelebiliyorlar. Amerikalılar turistik açıdan burayı çok merak ettiği için mesela "falanca eğitim derneğinin falanca çocuklara yardım derneği" nin eğitim gezisi olarak gösterilerek birçok Amerikalı buraya turistik olarak geliyor. Küba Bayrağı Şu anda kullanılan bayrak Amerikan Bayrağı renklerindedir. Esasen mandacıların bayrağıdır ama devrimden sonra değişmemiştir. Masonluk inancında tek sayılar önemlidir. Bu nedenle bayrakta herşey tek sayı üzerinedir. Mesela üç köşeli kırmızı bir üçgen içinde ise 5 köşeli beyaz yıldız 15 vardır. 3 mavi çizgi, 2 beyaz çizgi vardır. 2 beyaz çizgi bu kuralı bozuyor gibi görünse de 2 beyaz çizgi ve 1 beyaz yıldız oluşu ile 3 adet beyaz eleman oluşu ile açıklanır. Böylece toplam çizgi sayısı da 5 olur. Hepsini topladığınızda yine 7 ile tek bir rakam elde edilir. Renklere gelince kırmızı yerlilerden itibaren dökülen kanı, beyaz saflık ve idealizmi, mavi ise gök ve denizi simgeler. Fidel Castro Biz Küba'da iken Fidel Castro hayatta ve 87 yaşındaydı. Hem Fidel hem de kardeşi Raul zengin bir aileden gelirler. Babaları köy ve arazi sahibidir. Küba'nın doğu tarafından gelmedirler. 3 kız ve 3 erkek olmak üzere 6 kardeştirler ve Fidel 3. dür. 2 kız kardeş Miami'de birisi Meksika'da oturur. Meksika'da olan ölmüştür. Fidel çapkın birisidir. İlk evlliğinden bir oğlu vardır ve SSCB de nükleer fizik okumuştur. İkinci eşi olan Belve ile hiç evlenmemiştir ve Alina adında bir kızı olmuştur bu kadından ve bu kız Amerika'da oturur ve babasına en muhalefet yapan kişilerden birisidir. Birinci oğlu çok popüler ve daima ortalıkta bir fizyoterapisttir. İkinci oğlu ise gayet mütevazi bir hayat yaşamaktadır. Bu ilişkileri dışında birçok kayıt dışı kadınla birlikte olduğu söylenir. Şu anda Fidel başka, Raul başka olmak üzere çok büyük araziler içerisindeki evlerde oturuyorlar. Araziler o kadar büyük ki dışardan evleri görmek mümkün olmuyor. İktidar Yılları Castro hükûmeti, ilk olarak fiyatları ve kiraları düşürdü. Ardından köklü bir toprak reformu başlattı. 40 hektarı geçen toprak bedelleri 20 yılda ödenmek üzere kamulaştırıldı ve halk çiftlikleri olarak işletilmeye başlandı. Önceleri Castro'ya karşı çıkmakla beraber 1959'a doğru gerilla hareketini desteklemeye başlayan Küba Sosyalist Halk Partisi (PSP), Castro ile ilişkilerini geliştirerek 16 etkili bir konum kazandı. Bu durumdan tedirgin olan Urrutia'nın toprak reformunun ertelenmesi yönündeki baskıları üzerine Castro istifa etti; ama halkın yoğun tepkisi karşısında Urrutia, görevinden çekilmek zorunda kaldı. Yerine Osvaldo Doticos getirilirken Castro yeniden başbakan oldu. Bu sırada toprakların kamulaştırılmasından zarar gören ABD şirketlerinin baskısıyla ABD hükûmeti, Küba'ya karşı ekonomik ambargo uygulamaya başladı. Ekonomisi tek ürüne dayalı bir ülke olan Küba, öteden beri ABD'ye sattığı şekeri SSCB'ye satmaya başladı. ABD şirketlerinin elindeki rafineriler, şeker karşılığında SSCB'den alınan ham petrolü işlemeyi reddedince Castro bu rafinerileri devletleştirdi. Bu gelişme ABD ile Küba'nın arasını daha da açtı. Devrimden sonra ABD'ye kaçan ve John F. Kennedy yönetiminden silah ve mali destek sağlayan Kübalıların Nisan 1961'de giriştiği Domuzlar Körfezi Çıkarması başarısızlıkla sonuçlandı. Castro, çıkarmanın ardından yayımladığı Havana Bildirisi ile ilk kez Küba'nın sosyalist politikalar izleyeceğini dünyaya duyurdu. 1962'de SSCB'nin Küba'ya balistik füzeler yerleştirmesi ve John F. Kennedy'nin Küba'yı deniz ablukasına almasıyla dünya bir nükleer savaşın eşiğine geldi. Bunalım; ancak ABD'nin Küba'da hükûmeti devirmek için artık girişimde bulunmayacağına söz vermesi ve SSCB'nin Türkiye'deki Amerikan füze rampalarının kaldırılması karşılığında nükleer silahlarını Küba'dan geri çekmeyi kabul etmesiyle atlatılabildi. Bununla birlikte Merkezi İstihbarat Örgütü (CIA) Castro'ya yönelik suikast plânları hazırlamayı sürdürdü. Kruşçev'in Küba Bunalımı sırasında ödün verdiğini öne süren Castro, 1968'e değin bağımsız sosyalist bir politika izledi. Güney ve Orta Amerika ile Afrika'daki devrimleri destekleyici bir tutum aldı. Aynı dönemde Bağlantısızlar Hareketi'nin önderlerinden biri durumuna geldi. 1968'den sonra SSCB ile ilişkilerin düzelmesi doğrultusunda başlayan askeri ve ekonomik yakınlaşma süreci içinde SSCB'ye dönük bir dış politika izledi. 1975'te Angola'daki iç savaş 17 sırasında Angola Halk Kurtuluş Cephesi'ni (MPLA) desteklemek amacıyla Kübalı askerler gönderdi. Bunu Etiyopya ve başka ülkelere gönderilen gönderilen Kübalı askerler izledi. 1980'lerde Küba'nın yurt dışındaki asker sayısı 40 bine ulaştı. 1961'de Küba Sosyalist Halk Partisi ile birleşme sonucu ortaya çıkan Birleşmiş Sosyalist Devrim Partisi'nin (1965'ten sonra Küba Komünist Partisi) genel sekreterliğini üstlenen Castro, ülke içinde çok yönlü ve kapsamlı politikalar uygulamaya başladı. Okuma yazma seferberliği sonunda okuryazarlık oranı %90'ın üzerine çıktı. Yeni okullar açılarak eğitim olanakları yaygınlaştırıldı. Zenginlik kaynaklarının, ulusal gelirin ve sağlık hizmetlerinin dağılımında köklü değişiklikler gerçekleştirildi. İşsizlik büyük ölçüde ortadan kaldırılırken herkese çalışma yükümlülüğü getirildi. Bütün bunlara karşın tek ürüne dayalı (şeker) Küba ekonomisini dönüştürme yönündeki çabalar başarılı sonuçlar vermediğinden 1970'lerin ortasından başlayarak önemli sıkıntılar yaşanmaya başladı. Bu nedenle SSCB'nin mali desteği büyük önem kazandı. SSCB'nin Küba üzerindeki kuvvetli etkisinin bir başka sonucu da Ernesto Che Guavera'nın SSCB'nin uluslararası çıkarlarına aykırı bir şekilde giriştiği bir takım eylemlerinin engellenmesi olmuştur. SSCB'nin yoğun baskılarından bunalan Che, Küba'da daha fazla kalmayı gereksiz görerek çeşitli uluslararası eylemlere girişmiş ve bu süreç onun Bolivya'da öldürülmesiyle son bulmuştur. Küba'da 1959'dan sonra ilk kez yerel seçimlerin yapıldığı ve devlet yapısında yeni düzenlemelerin geliştirildiği 1976'da Devlet Konseyi ve Bakanlar Kurulu başkanlığını üstlenen Castro, güçlü ve merkezi bürokrasiye dayanarak toplumsal ve ekonomik yaşamdaki yönlendirici rolünü sürdürdü. Devlet ve parti organlarında eski mücadele arkadaşlarına ağırlık verdi. Silahlı kuvvetlerden sorumlu devlet bakanı olan kardeşi Raul Castro, giderek ikinci adam konumu kazandı. SSCB ve Doğu Avrupa'nın sosyalist ülkelerinde 1980'lerin sonlarında 18 ortaya çıkan demokratikleşme ve piyasa ekonomisine yönelme süreci karşısında Küba yönetimi, sosyalizmin Marksist-Leninist yorumuna bağlılığını sürdürdü. 1989'da Fidel Castro'nun yakın çevresindeki ordu komutanlarının karıştığı yolsuzlukların ortaya çıkarılması yönetimi ciddi biçimde sarstı. Öte yandan SSCB'yle ticaret hacminin gitgide küçülmesi ve Sovyet yardımlarının ortadan kalkması kısa sürede Küba ekonomisi üzerindeki etkilerini göstermeye başladı. Fidel Castro 31 Temmuz 2006 tarihinde sağlık problemleri nedeniyle yetkilerini geçici olarak başkan yardımcısı ve kardeşi Raúl Castro'ya devretti. 19 Şubat 2008'de de, bir açıklama yaparak, 1976 yılından beri yürütmekte olduğu Küba'nın en yüksek yönetim organı olan Devlet Konseyi Başkanlığı görevini bıraktığını açıklamıştır. Görevden ayrıldıktan sonra Yoldaş Fidel'in düşünceleri adıyla yazdığı makalelerde gündemdeki önemli olayları yorumlamıştır. Che Guevara İrlanda ve Bask asıllı Arjantinli devrimci, lider ve doktor. Gerçek adı Ernesto Guevara de la Serna'dır. İnsanlık tarihine adını altın harflerle yazdırmış, hayatı boyunca sömürü, adaletsizlik, eşitsizlik ve yoksullukla mücadele etmiş ve devrimleriyle tüm dünyayı derinden etkilemiştir. Fidel Castro'yla birlikte bugünün Küba'sını kurmuş, insani değerleriyle dünya barışını taçlandırmıştır. Cesareti, bilgeliği, geniş vizyonuyla her zaman örnek alınmış, kapitalizm ve sömürü düzeniyle verdiği savaşta büyük başarı kazanmış olan Guevara, hiç kuşkusuz dünya tarihinin en önemli kişilerinden biridir. "Gerçekçi Ol İmkansızı İste" sözüyle de kült olan liderin dünya görüşünün oluştuğu Latin Amerika gezisi sırasında yaşadıkları Motorcycle Diaries adıyla film olmuş, ünlü lideri oyuncu Gael Garcia Bernal canlandırmıştır. Ünlü yazar ve 1968 hareketlerinin 19 önde gelen isimlerinden Jean-Paul Sartre, Guevara’yı "Çağımızın en olgun insanı" olarak tanımlamıştır. 14 Haziran 1928'de Rosario, Arjantin'de dünyaya geldi. Doğum tarihi bazı kaynaklarda 14 Mayıs şeklinde geçmekteydi. Yüksek mühendis olan babası Ernesto Guevara Lynch, İrlanda asıllıydı, annesi Clia dela Serna'nın ailesi ise İrlanda ve İspanya kökenliydi. Henüz iki yaşındayken astım krizi geçiren Che, hayatı boyunca bu hastalıkla yaşayacaktı. Guevara ailesi, Che 3 yaşındayken, Buenos Aires'e yerleşmişler, ancak astım krizlerinden dolayı Che'nin durumu daha da kötüleşince doktorların tavsiyesiyle Cordoba'ya taşınmaya karar vermişlerdi. Çünkü tedavisi güç olan hastalığının iklim koşullarıyla yakın ilişkisi vardı. Politik eğilimleri itibariyle sola açık liberal olarak tanınan Guevara'nın ailesi, İspanya iç savaşında açıkça Cumhuriyetçileri desteklemişlerdi. Ekonomik anlamda durumu iyi olan aile zaman içinde maddi sıkıntılar yaşamaya başladı. Eğitim bakanlığına bağlı Dean Funes Lisesi'ne devam eden Guevara, hastalığına rağmen hareketli bir çocukluk geçirdi. Zira oldukça başarılı bir atlet ve dinamik bir rughby oyuncusuydu. Agresif bir oyun tarzı olduğu için azgın anlamına gelen "El Furibundo" sözcüğüyle annesinin soyadından oluşan "Fuser" lakabıyla anılan Che, o dönem babasından satranç oynamayı da öğrendi. 12 yaşından itibaren yerel turnuvalara katılmaya başlayan Che, ergenlik yıllarında da şiir ve edebiyatla ilgilendi. Özellikle Pablo Neruda’nın şiirlerini çok seven Che'nin kelimelerle ilişkisi hayatı boyunca iyi olacak, kendisi de şiirler yazacaktı. Kendini geliştirmek için Jack London'dan Jules Verne'e, Sigismund Schlomo Freud 'dan Bertrand Russell’e kadar kendi alanında başarılı birçok önemli ismin eserlerini okuyan Che, fotoğrafçılıkla da ilgileniyordu. Kamerasını yanından ayırmıyor, insanları, gördüğü yerleri ve arkeolojik alanları fotoğraflıyordu. Okulda İngilizce eğitim yapılırken, 20 annesinden de Fransızca öğrenen Che, Neruda kadar Baudelaire'i de çok seviyordu. 1944 yılında yeniden Buenos Aieres'e taşınan Guevara ailesinin maddi durumu iyice bozulmuş, Che çalışmaya başlamıştı. 1948’de Buenos Aieres Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeki eğitimine başlayan Che, öğrenciliği boyunca Latin Amerika’da uzun yolculuklara çıktı. Fakültedeki ilk yıllarında Arjantin'in kuzey ve batı bölgelerini dolaşıp, buralardaki orman köylerinde cüzzam ve bazı hastalıklar üzerine çalışmalar yaptı. 1951'de eski arkadaşı biyokimyager Alberto Granado, yıllardır konuştukları Güney Amerika seyahati için tıp eğitimine bir yıl ara vermesini önerince, ikili kısa süre sonra, "La Poderosa II’’ (Güçlü II) adını verdikleri 500 cc.lik 1939 model Norton marka motosikletle Alta Gracia’dan yola çıktı. Peru’da Amazon Nehri kıyısındaki San Pablo cüzzam kolonisinde gönüllü olarak birkaç hafta geçirmeyi düşünen Granado ve Guevara, tur boyunca Latin Amerika'nın sömürülen köylülerini yakından tanıma fırsatı bulmuşlardı. Bu yolculuk Che Guevara üzerinde oldukça etkili olmuştu. Zira, kitlelerin yoksulluğunu, baskıyı ve güçsüzlükleri yakından gözlemlemiş ve Marksizm’den etkilenmişti. Politik görüşünün oluşmasında oldukça önemli olan bu unsurlar nedeniyle Guevara, Latin Amerika’daki ekonomik ve sosyal eşitsizliklerin tek çözümünün devrim olduğu sonucuna vardı. Guevara'ya göre, Latin Amerika’nın ayrı uluslardan oluşan bir karma yapı olması, ülkeler arasındaki eşitsizliği arttırıyor, gücün bölünmesine neden oluyordu, bu yüzden kıta çapında gerçekleştirilecek bir stratejiyle Latin Amerika tek vücut olmalıydı. Sınırları olmayan ve tek bir kültürle bağlanmış birleşik İber-Amerika'nın hayalini kurmaya başlayan Guevara'nın bu düşünceleri sonraki devrimleri için çıkış noktası olacaktı. Arjantin'e döner dönmez hayallerini gerçekleştirmek için tıp fakültesindeki eğitimini bir an önce bitirmeye çalışan Che, 1953 yılının mart ayında mezun oldu ve 12 Haziran'da diplomasını aldı. 21 Güney ve Orta Amerika’da kaldığı yerden gezilerine devam edebilmek için 7 Temmuz 1953'te yola çıkan Guevara, Venezuella'daki cüzzam kolonisinde çalışacaktı. Önce Peru'ya uğrayan Che, orada yerliler hakkında daha önce yayınlanmış bir incelemesi yüzünden tutuklanarak cezaevine gönderildi. Ceza süresi dolduktan sonra Ekvator'da bir kaç gün kalan Guevara, burada hayatının dönüm noktalarından biri olacak tarihi bir tanışma yaşadı. Ricardo Rojo adındaki avukatla karşılaştıktan sonra, Venezulla'ya gitmekten vazgeçip, Rojo ile birlikte Guetamala'nın yolunu tuttu. O sıralarda hükümetin başındaki Başkan Jacobo Arbenz Guzmán özellikle toprak reformu ile ilgili bir toplumsal devrim yapmaya çalışıyordu, ancak Arbenz sağcı bir darbe ile devrildi. Bunun üzerine Arjantin büyük elçiliğine sığınan Guevara halası Beatriz'e yazdığı bir mektupta orda bulunuşunun sebebini şu şekilde açıklıyordu: Guatemala’da gerçek bir devrimci olabilmek için gerekli ne varsa yapacağım ve kendimi mükemmelleştireceğim. İhtilalcilerin safhına katılan Guevara bir süre sonra tutuklanarak elçilik binasından çıkarıldı. Guatemala'da bir çok Kübalı sürgün ve Fidel Castro'nun kardeşi Raul Castro ile tanışan Che, Guetamala'da kalması tehlikeli bir durum alınca Meksika'ya gitti. Arbenz hükümetinin CIA destekli bir darbeyle devrilmesi, Guevara’nın Amerika Birleşik Devletleri’nin emperyalist bir güç olduğuna dair görüşlerini güçlendirdi. ABD; Latin Amerika ve diğer gelişmekte olan ülkelerdeki sosyoekonomik eşitsizlikleri düzeltmeye çalışan hükümetlere karşıydı ve Guevara, sosyalizmin ancak silahlı mücadele sonunda elde edilebileceğini düşünmeye başlamıştı. Bu da ancak silahlanmış bir halkla mümkün olabilirdi. Bu arada Küba’daki mahkumiyeti sona erdikten sonra serbest bırakılan Fidel Castro da Meksika’ya gelmişti ve Raul, Guevara'yı 8 Temmuz 1955’te Fidel 22 Castro ile tanıştırdı. Castro ile aynı düşünceleri paylaşan Guevara, onun gerçek bir devrim lideri olduğuna kanaat getirerek Küba diktatörü Fulgencio Batista’yı devirmek için kurulan "26 Temmuz Hareketi’’ne katıldı. Grupta doktor olarak görev yapmasına karar verildiyse de hareketin diğer üyeleriyle askerî eğitime katıldı. Eğitmeni olan Albay Alberto Bayo tarafından en göze çarpan öğrenci olarak nitelendirilen Guevara, 18 Ağustos 1955’te Guetamala'dan gelen sevgilisi Gadea ile evlendi ve bir yıl sonra 15 Şubat'ta kızları Hilda Beatriz dünyaya geldi. 25 Kasım 1956’da Tuxpan, Veracruz’dan yola çıkan Granma gemisine Küba'ya gitmek üzere binen Guevara, karaya çıkar çıkmaz Batista'nın askerlerinin saldırısına uğradı. Guevara, bu çatışmada kaçan bir askerin düşürdüğü cephaneyi almak için tıbbî malzeme çantasını bırakmak zorunda kalmıştı ve o ân doktordan savaşçıya dönüştüğü an olarak Guevara'nın hafızasına kazındı. Bu olaydan sonra Sierra Maestra dağlarına saklanan Che, Batista rejimine karşı giriştiği gerilla savaşlarında gösterdiği cesaretle isyancılar arasında lider olarak görülmeye başladı ve Comandante olarak adlandırıldı. 1958 aralığında devrimin en önemli olaylarından olan Santa Clara’ya saldıran "İntihar timi"ni yöneten Guevara, 7 Şubat 1959’da zafer kazanan hükümet tarafından “Doğuştan Küba vatandaşı’’ ilan edildi. Bu arada Gadea ile evliliğini resmen sona erdirmek için boşanma işlemlerine başlayan Che, 2 Haziran 1959’da, kendisi gibi 26 Temmuz Hareketi’nin üyesi olan Aleida March ile evlendi. 6 ay boyunca La Cabaña hapishanesinin komutanlığına atanan ve görevi esnasında Batista rejiminin memurlarının, BRAC gizli servis mensuplarının, savaş suçlusu olduğu iddia edilenlerin ve siyasî muhaliflerin yargılanması ve 23 infazından sorumlu olan Guevara, Time dergisine göre yargılamalarında adil değildi. Sonrasında Ulusal Toprak Reformu Enstitüsü’nde önemli bir göreve gelen ardından Küba Merkez Bankası’nın başkanlığına atanan Che, Küba'dan diğer ülkelerdeki devrimci hareketlere yardım etti ama bunların tümü başarısızlıkla sonuçlandı. 1960 yılında "La Coubre’’ isimli silah gemisinin patlamasında yaralanan kurbanlara yardım eden Guevara, bir süre sonra Sanayi Bakanı oldu. Küba sosyalizminin gelişmesinde büyük önemi olan Guevara, ülkenin önde gelen kişilerinden biriydi. 1961 yılında gerçekleşen Domuzlar Körfezi İşgali’nde Castro'nun emriyle Küba’nın en batısındaki Pinar del Rio eyaletindeki bir kuvvetin başına geçen Guevara burada sahte çıkarma kuvvetini püskürttü. Bir yıl sonra ortaya çıkan Küba Füze Krizi’nde kilit rol oynayan Guevara, 1964'te Birleşmiş Milletler'in davetlisi olarak Küba'yı temsilen New York'a gitti. CBS televizyonunda yayınlanan Face the Nation isimli programa çıkan, ABD Senatörü Eugene McCarthy'nin yanı sıra Malcolm X'in çalışma arkadaşları ve Kanadalı radikal Michelle Duclos'la görüşen Guevara, 17 Aralık'ta Paris'e uçarak üç aylık uluslararası bir tura çıktı. Bu gezi sırasında Çin Halk Cumhuriyeti, Birleşik Arap Cumhuriyeti, Mısır, Cezayir, Gana, Gine, Mali, Dahomey, Kongo-Brazzaville ve Tanzanya'yı dolaşan lider, 24 Şubat 1965'te Cezayir'de, uluslararası sahnede son görünüşü olacak olan "İkinci Afrika-Asya Ekonomik Dayanışma Semineri"ndeki konuşmasını yaptı. Konuşmada şunları söyledi: Ölümüne olan bu mücadelede hiçbir sınır yoktur. Dünyanın hiçbir yerinde meydana gelen olaylara kayıtsız kalamayız. Bir ülkenin emperyalizme karşı zaferi bizim zaferimizdir, aynı şekilde yenilgisi de bizim yenilgimizdir. Sosyalist ülkelerin, Batı'nın sömürgeci ülkeleriyle üstü kapalı işbirliğini tasfiye etmeleri ahlakî görevleridir. 24 Guevara, 14 Mart'ta Küba'ya döndüğünde Havana havaalanında Fidel ve Raúl Castro, Osvaldo Dorticós ve Carlos Rafael Rodríguez tarafından sade bir törenle karşılandı.Ancak iki hafta sonra kamu hayatından çekilen lider, bir anda tamamen ortadan kaybolmuştu. Castro'nun sağ kolu olan Guevara'nın, bu gizemli kayboluşuna uzun süre anlam verilememekle birlikte farklı sebepler de öne sürüldü. Zira sanayi bakanıyken savunduğu sanayileşme projesinin görece başarısızlığı, ekonomik konularda Castro ile arasındaki görüş ayrılıkları ve Castro'nun Guevara'nın gücünden rahatsız olması bunlardan birkaçıydı. Guevara'nın Castro'ya gidiş nedenini açıklamadığı ve oldukça basit bir üslupla yazmış olduğu mektup da çoğu kişinin şaşırtıcı bulduğu bir durumdu . Guevara'nın görüşleri Çin Komünist Partisi tarafından açıklanan görüşlerle benzeşiyordu ve bu durum ekonomisi gittikçe Sovyetler Birliği'ne daha da bağımlılaşmakta olan Küba için büyüyen bir sorun olmuştu. Küba'nın batılı gözlemcileri, Guevara'nın Sovyet koşullarına ve önerilerine karşı çıkmasına rağmen Castro'nun kabul etmek zorunda kalmasını ortadan kaybolmasına neden olarak gösteriyorlardı. Oysa ki Guevara ve Castro, Sovyetler Birliği ve Çin'in de bulunduğu birleşik cepheyi destekliyorlardı. Sovyet lideri Kruşçev'in Castro'ya danışmadan Küba'dan füzeleri çekmeyi onaylamasını ihanet olarak gören Guevara, Kuzey Yarımküre'yi, batıda ABD ve doğuda SSCB liderliğinde, Güney Yarımküre'nin sömürücüsü olarak gördüğünü belirmişti. Guevara, Vietnam Savaşı sırasında komünist Kuzey Vietnam'ı desteklemişti ve gelişmekte olan ülkelerin halklarını silahlanmaları konusunda teşvik etmişti. Guevara'nın kayboluşuyla ilgili olarak soru işaretleri ve yapılan spekülasyonlar artmıştı. Tüm bunların baskısıyla Castro, 16 Haziran 1965'te yaptığı açıklamada Guevara'nın bilgisi dışında nerede olduğu konusunda yorum yapılamayacağını söyledi. Aynı yılın 3 Ekim'inde Castro, Guevara'nın kendisine yazdığı tarihsiz mektubu açıkladı. Mektupta Guevara, Küba devrimine bağlı olduğunu ancak yabancı topraklarda savaşmak için Küba'dan 25 ayrılma niyetini bildiriyordu. Dünyadaki diğer ulusların kendisini devrim için savaşmak üzere çağırdıklarını belirten Guevara, ayrıca hükümet, parti ve ordu içindeki tüm görevlerinden istifa ettiğini ve Küba vatandaşlığından vazgeçtiğini de mektubuna eklemişti. 1 Kasım 1965'de Castro'yla yapılan röportajda, Küba lideri, Guevara'nın öldüğüne dair söylentileri reddedip, nerede olduğunu bildiğini açıkladı. Castro ve Guevara'nın planları vardı. Zira 14 Mart 1965'te ikili Sahara Çölü altındaki bölgede Küba'nın ilk askerî operasyonunu Guevara'nın yönetmesi konusunda anlaşmışlardı. Daha sonra Castro'nun da doğrulayacağı bir görüşe göre, Latin Amerika ülkelerindeki koşulların focos gerilla çekirdeklerinin kurulması için henüz uygun olmadığını düşündüğü için Castro, bu eyleme girmesi için Guevara'yı ikna etmişti. Dönemin Cezayir devlet başkanı Ahmed Bin Bella ise Afrika'da hüküm süren durumun büyük devrim potansiyeline sahip görünmesinin Che'de Afrika'nın emperyalizmin zayıf halkası olduğu düşüncesini oluşturduğunu ve bu yüzden Afrika için çaba harcamak istediğini belirtmişti. Kongo-Kinşasa'daki Patrice Lumumba yanlısı Marksist Simba hareketinin desteklenmesi ile sürdürülecek olan Küba operasyonunda Guevara bir süre gerilla lideri Laurent-Désiré Kabila ile çalıştı. Daha sonra Kabila'ya yeterince inanmadığı için ittifakları bozuldu. O dönemde 37 yaşında olan Guevara, resmi askeri eğitimden geçmemesine rağmen oldukça deneyimli bir savaşçıydı. Astım hastalığı da Guevara'yı fazla zorluyor görünmüyordu. Amacı Küba Devrimi'ni ihraç etmek olan Guevara, yerel Simba savaşaçılarına komünist ideolojiyi ve gerilla savaşını öğretiyordu. Ancak Güney Afrikalı paralı askerler ve Kübalı sürgünler Kongo ordusuyla birlikte Guevara için sıkıntı 26 yaratan bir ittifak içindeydiler. Bu yüzden Kongo'daki devrim planı gerçekleştirilemedi. Guevara buna sebep olarak yerli Kongo kuvvetlerinin yeteneksizliğini ve kendi aralarındaki sürtüşmeyi göstermişti. Kongo'da kalıp tek başına savaşmayı düşünen Guevara, silah arkadaşları ve Castro'nun gönderdiği iki memurun ikna etmesi sonucu Kongo'dan ayrılmayı kabul etti. Ancak dünyanın diğer bölgelerindeki devrimlere kendini adamak için Küba ile olan tüm bağlantılarını kopardığını yazdığı mektubun Castro tarafından kamuoyuna açıklanması yüzünden Küba'ya geri dönmeyi gururuna yediremeyen Guevara, altı ay boyunca Darüsselam, Prag ve Alman Demokratik Cumhuriyeti'nde saklandı. Bu süreç içinde Kongo deneyimiyle ilgili anılarını kaleme aldı, ayrıca biri felsefe diğeri ekonomi üzerine olan 2 kitabının taslaklarını yazdı. Castro Che'yi Küba'ya geri dönmesi konusunda zorlasa da, Guevara, dönüşünün geçici olacağı ve adadaki varlığının sır olarak kalacağı koşuluyla bunu kabul etti. Zira Latin Amerika'da yeni bir devrim hazırlığındaydı. Tüm hazırlıklarını büyük bir gizlilik içinde yürüten Guevara'yla ilgili olarak 1 Mayıs 1967'de Silahlı Kuvvetler Bakan vekili Bnb. Juan Almeida, Latin Amerika'da devrime hizmet etmekte olduğunu duyurmuştu. Zira Guevara, Bolivya'da gerillaların başındaydı. Castro, Guevara tarafından eğitim alanı olarak kullanılması için, yerli Bolivya Komünistleri tarafından Ñancahuazú bölgesindeki arazinin satın alınmasını istemişti. Ancak kamptaki eğitim, çarpışmadan daha tehlikeli olmuş ve bir gerilla ordusu oluşturma yolunda pek başarılı olunamamıştı. Guevara'nın ana ajanı olarak çalışan Haydée Tamara Bunke Bider'in daha sonra Bolivyalı yetkilileri Guevara'nın izini bulmaya yönlendirdiği için bilmeden Sovyet çıkarlarına hizmet ettiği ortaya çıkacaktı. Guevara ve askerleri Bolivya Ordusu'yla 1967'de ilk kez çatıştıklarında geriye bıraktıkları fotoğraflar Che'nin Bolivya'da olduğunu kanıtlar nitelikte olmuştu. Fotoğrafları gören Bolivya Devlet Başkanı René Barrientos, Che'nin bir an 27 önce yakalanması için emir vermişti. Yaklaşık elli kişiden oluşan ve ELN (Ejército de Liberación Nacional de Bolivia) adı verilen ordusuyla Bolivya güçlerine karşı başarı elde eden Guevara, liderlerden birini de öldürmüştü. Savaşın ortasında bile insancıl özelliklerinden vazgeçmeyen Guevara, yakaladıkları yaralı Bolivyalı askerlere tıbbi yardımda bulunmayı talep etmiş ancak bu önerisi sorumlu Bolivyalı subay tarafından geri çevrilmişti. Guevara'nın Bolivya'da devrim başlatma planlarından, yanlış anlaşılmalar, uzlaşma yanlısı olmayan muhalif kişiliği ve Kongo'da olduğu gibi Bolivya'da da yerel liderlerle başarılı işbirliği geliştirememesi yüzünden istenen sonuçlar alınamamıştı. Guevara'nın gerilla kampının yeri bir muhbir tarafından Bolivya Özel Harekât Birliği'ne bildirilince 8 Ekim'de kamp kuşatıldı. Quebrada del Yuro kanyonunda Simeón Cuba Sarabia ile birlikte devriye gezerken yakalanan Guevara, ayaklarından yaralandıktan ve silahı bir mermiyle harap edildikten sonra teslim olmak zorunda kaldı. Barrientos Guevara'nın yakalandığını öğrenir öğrenmez öldürülmesini emretmiş, Guevara yakın bir köy olan La Higuera'daki bir okula götürülmüş ve geceyi orada geçirdikten sonra, ertesi gün öğleden sonra öldürülmüştü. Bazı kaynaklara göre Che'nin infazından sorumlu çavuş Mario Terán aşırı derecede heyecanlandığı için bilinçli bir şekilde ateş edememiş, Che'yi öldüren merminin kim tarafından ateşlendiği asla bilinenemiştir. Çarpışmada öldüğü izlenimi vermek, yüzünün tanınır durumda olduğunu sağlamak için ayaklarına defalarca ateş edilerek öldüren Che Guevara'nın cesedi bir helikopterin iniş takımlarına sıkıca bağlanmış ve yakınlardaki Vallegrande'ye götürülmüştü. Cesedi bir küvetin içinde basına gösterildikten sonra, askeri bir doktor tarafından elleri kesilen Che'nin cesedinin akıbeti bilinememekteydi. Zira gömüldüğünü söyleyen görüşlerin yanı sıra yakılmış olduğuna dair de spekülasyonlar vardı. Che'nin ölmeden önceki son sözleri ise şöyle olmuştu: 28 Buraya beni öldürmeye geldiğini biliyorum. Vur beni korkak, yalnızca bir adam öldürmüş olacaksın. Guevara'yı ve Bolivya'daki faaliyetlerini yakın takibe alan kişi Félix Rodríguez adındaki CIA ajanıydı. Rodríguez Guevara'nın saatini ve diğer kişisel eşyalarını almıştı ve sonraki yıllarda bunları röportaj yaptığı gazetecilere gösterdi. Bu eşyaların bir kısmı halen CIA'de sergilenmektedir. Guevara'nın öldüğünü 15 Ekim'de tüm Küba'ya duyuran Fidel Castro, ülkesinde üç günlük yas ilan etti.1997 yılında Guevara'nın elleri olmayan cesedinden kalan kemikler bir uçak pistinin altından kazılarak çıkarıldı, DNA testiyle kimliği tespit edilerek Küba'ya geri getirildi. 17 Ekim 1997'de cesedinden kalanlar, Bolivya'daki harekatta birlikte savaştığı 6 askerle birlikte, Küba Devrimi'ni gerçekleştirdiği Santa Clara'da özel olarak hazırlanmış anıt mezara askerî törenle gömüldü. Che'nin italic olarak yazılan biyografi bilgileri www.biografi.info'dan alınmıştır. Pinar del Rio ve Vinales Havana'dan sonra günübirlik Pinar del Rio ve Vinales gezisi yaptık. Burası iklimi nedeni ile kaliteli tütün yetişen bu nedenle tütün çiftliklerinin ve puro fabrikalarının olduğu bir bölge. Burada bir tütün çiftliğini ziyaret edip tütünün nasıl kurutulduğunu ve puro yapımına nasıl hazır hale geldiğini gördük. İsterseniz çiftlikte puro da satılıyor buradan puro alabiliyorsunuz ama bu purolar kaliteli olmasına rağmen markasız oluyor. Eğer Cohiba, Monte Cristo, Romeo & Juliet gibi marka bir puro almak isrerseniz ya puro fabrikalarına ya da puro satan mağazalara gitmeniz gerekiyor. Küba'da birçok kişi yanınıza 29 gelip "puro lazım mı?" diye soruyor. Bunların bir kısmı sahte bir kısmı ise işçilere pay olarak verilen purolar; çünkü puro fabrikalarında çalışanlara belli bir oranda puro her ay pay olarak veriliyor ve onlar da bunu satıyorlar. Biz burada bir puro fabrikasını da gezme imkanı bulduk. Fabrika denilen yerler bir fabrikadan daha çok 20-30 kadının çalıştığı atolyeler gibi. Öncelikle burada kızların dizlerinde puro sardığını düşünüyorsanız ciddi bir şekilde yanılıyorsunuz; bu bir fanteziden başka birşey değil. Güzel bir puro sarmanın ilk şartı dümdüz bir yüzey ve bir kızın bacağı bu işe pek uygun değil. Neyse gelelim ciddi konulara; bir puroyu baştan sona bir kadın bitiriyor. Yani iç kısmını birisi, bitimini birisi yapmıyor; başlayıp bitiriyorlar. Tabii ki bunu kendi sistemlerine göre yapıyorlar mesela önce içlerini sarıyor, sonra dışına geçiyor, sonra bitiriyorlar, ama tek puro tek kişinin elinden çıkıyor ve kalite kontrolünden geçerken o puroyu kimin yaptığı biliniyor. Bir kadın 1 günde ortalama 100 puro sarabiliyor. Her markanın ayrı bir fabrikası yok. Tüm markalar devlete ait ve tütün kalitesine göre aynı fabrikada bir kadın Cohiba sararken diğeri Romeo & Juliet sarıyor olabiliyor. Fabrikaya girerken kamera, çanta vs herşey yasaktır. Pinar del Rio bölgesindeki Vinales Vadisi UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan önemli bir doğal bölge. Burası aynı zamanda göbeli palmiyeleri ile meşhur. Bu bölgedeki Prehistorik Duvar Resimleri 1961 yılında Kübalı ressam Leovigildo Gonzales Morillo tarafından yapılmıştır. Bu çalışma Meksikalı duvar ressamı Diego Rivera'nın izlerini taşımaktadır. Bu bölgede iken Vinales kasabasında da dolaşmaya vakit ayırmanızı tavsiye ederiz. Yine bu yöredeki mağaraları ve içlerindeki doğal yapıları kaçırmamalısınız. 30 Cienfuegos Bugün Havana'dan ayrılıyoruz ve "Domuzlar Körfezi" üzerinden Cienfuegos'a gidiyoruz. Cienfuegos'dan önce ilk durağımız Zapata yarımadasındaki Aldea Taino Kızılderili Köyü oluyor. Buraya sürat motorları ile ulaşılıyor. Kazıklar üzerindeki evleri ve sanat eserleri ile gerçekten ilgi çekici bir köy. Sanat eserleri ünlü Küba'lı heykeltraş Rita Longa'ya ait ve köye çok hoş bir hava katıyorlar. Cienfuegos; Luisianna ve Haiti'den gelen Fransızlar tarafından kurulmuş bir şehirdir. Gerçi hiçbir zaman fransızca konuşulan bir şehir olmamış ama yine de ispanyolların kurduğu şehirlerden daha farklı bir dokuya sahip. En önemli yapı ismini Venezuella'lı bir şeker tüccarından alan Tomas Terry Tiyatrosudur ve hala faliyettedir. Ahşap ve kat kat sıraları, balkonları ve tavan freskleri ile ilgi çekicidir. Belki de en çarpıcı olan 1890 yılında yapılan tiyatronun hala orjinal halde olması ve kullanılmasıdır. En önemli meydanın adı Jose Marti meydanıdır. Asimetrik kuleli "Kutsal Üçlü Kilisesi" (Catedral de la Purisima Concepcion) diğer önemli bir yapıdır. Meydandaki mavi bina Ferre Ailesinin evidir ve kültür merkezi olarak kullanılmaktadır. Gri bir yapı olan Belediye binası yine önemli bir yapıdır. Meydana açılan 2 km uzunluktaki "Prado Caddesi" Cienfuegos'un mağaza, restaurant ve cafelerle dolu en önemli caddesidir. Trinidad Bugün Cienfuegos'dan Trinidad'a gitmek üzere yola çıkıyoruz. Yol yaklaşık 1,5 saat olduğu için acelemiz yok. Yolda dünyaca ünlü "Botanik Bahçesi"ni oranın yerel rehberi eşliğinde geziyoruz. 1-2 saati burada geçirdikten sonra artık Trinidad'dayız. Trinidad belki de Küba'da en sevdiğimiz şehir oldu diyebiliriz. 2 31 kattan daha yüksek olmayan rengarenk evlerle dolu arnavut kaldırımlı bu güzel şehir insanın kalbini fethediyor hemen. Bu güzellik keşfedilmekte geç kalınmamış; Trinidad 1988 yılından beri UNESCO Dünya Mirası Listesinde yer alıyor. Küba'nın eskiden beri neredeyse tek gelir kaynağı şeker kamışı olmuş, Trinidad ise bu açıdan daha ileriymiş ve bu nedenle daha zengin bir şehir olmuş. Bu nedenle de evler Küba geleline göre daha güzeller. Devrimden önce daha çok zengin aileler ve sanatçıların yaşadığı bir nevi Küba'nın Floransa'sı iken devrimden sonra bu yapı tabii ki bozulmuş ama bu dönemde yapılan evlerin güzelliği kalmış. Küçüçük bu şehirin butik dükkanları ve cafelerini dolaşırken ara sokaklarda kayboluyorsunuz, ama korkmayın çünkü şehir gerçekten kaybolunamayacak kadar küçük :) Sokaklarda gezerken evlerin pencerelerinde cam olmayışı sadece demir oluşu dikkatinizi çekecektir. Bu sayede ev devamlı havalanır ve sıcakla en kolay bu şekilde mücadele edilir. Trinidad'ın içinde büyük otel bulunmamakta, bunun yerine yaklaşık 300 ev odasını turistlere kiralıyor. Oteller şehrin çok az uzağında ama onlarında sayısı çok fazla değil. Burada da birçok İspanyol kökenli şehirde olduğu gibi ana meydanın adı "Plaza Mayor". Plaza Mayordan yokuş aşağı inerken ara sokaklarda hediyelik eşya pazarı kuruluyor. Şehrin en yüksek binası bir kuleye sahip olan "Palacio Brunet". Buranın sahibi olan zengin esasen Plaza Mayor'da ev almak istemiş ama buraya bakan ev bulamayınca evinin üstüne Plaza Mayor'u görecek bir kule yaptırmış. Ancak bu nedenle evi şehrin en zenginine ait olan Plaza Mayor'daki evin yüksekliğini geçince Plaza Mayor'daki zengin onun üstüne çıkabilmek için evine 1 kat eklemiş (kilisenin hemen yanındaki ev) isterseniz 2 CUC verip bu kuleye çıkabilirsiniz. Ancak unutmayın San Francisco de Asis Manastırında bir kule 32 daha var ikisinden birisine çıkmanız yeterli bizce. San Francisco de Asis Manastırı Museo National de la Lucha Contra Bandidos Müzesine ev sahipliği yapıyor. Diğer bir zengin evi de meydana yakın bir yerdeki Palacio Cantero'dur. Bu evin içerisinde çok fazla orjinal mobilyayı görebilirsiniz. Bunların bir kısmı satılıktır. Trinidad'da Canchanchara barda bar ile aynı ismi taşıyan içkiyi içmeyi kaçırmayın. Trinidad'a gelenler için önerilen aktivitelerden birisi bölgenin en iyi plajı olan şehire 10 dk uzaklıkta olan "Playa Ancon" yani Ancon Plajına gidilmesidir. Bizim otelimiz olan Brisas del Mar zaten bu plajda yer aldığı için biz Trinidad'da bir günümüzü bu plaja ayırdık. Santa Clara Bugün sabah erken ayrılıyoruz; Santa Clara üzerinden Havana'ya geri döneceğiz. Yol üzerindeki ilk durağımız şeker kamışı tarlalarında çalışan köleleri gözlemek için yapılan "Köle Kulesi"ni görmek oluyor. Tahtadan oldukça dik merdivenleri çıkarsanız mükavatınızı güzel bir manzara olarak alıyorsunuz. Kulenin altında ise Küba'da çoğu yerde olduğu gibi hediyelik eşya satıcıları tezgahlarını açıyorlar. Beyaz iş adı verilen masa örtüsü vs. burada he çok çeşitli hem de biraz daha ucuz. Santa Clara devrim açısından çok önemli bir şehir çünkü Batista tarafından yollanan içi silah dolu trenin (Tren Blindado) patlatılarak ele geçirildiği yer burası. Burada verilen mücadele son çatışma olmuş ve devrim burada başarıya ulaşmış. Tren vagonlarının içinde matara, kıyafet gibi bazı orjinal parçalar ve özellikle Che hakkında fotoğraf ve dökümanlar bulunuyor. Bu nedenle vagonları içerisini kaçırmayın. Vagonların olduğu alanda bir greyder bulunur; bu greyder trenin raylarını sökerek yoldan 33 çıkmasını sağlayan greyderdir. Bir de ortada beyaz beton bloklardan bir anıt bulunur. Bu anıtın adı "Kaos" dur ve o andaki ortamı betimler. Trenlerin olduğu yerde değil ama Santa Clara'da Che Guevara'nın anıtmezarı bulunur. 1997 yılında, öldürülüşnden 30 yıl sonra Guevara'nın elleri olmayan cesedinden kalan kemikler Bolivya'da bir uçak pistinin altından kazılarak çıkarıldı, DNA testiyle kimliği tespit edilerek Küba'ya geri getirildi. 17 Ekim 1997'de cesedinden kalanlar, Bolivya'daki harekatta birlikte savaştığı 6 askerle birlikte, Küba Devrimi'ni gerçekleştirdiği Santa Clara'da özel olarak hazırlanmış anıt mezara askerî törenle gömüldü. Büyük ve yüksek bir konumda yer alan Che'nin yanında 12 arkadaşında resmedildiği bir rölyef vardır. Yine Santa Clara'da Sosyalist Parti'nin bahçesinde çok güzel bir Che heykeli daha bulunur. Bu Che heykelinin üzerinde minik minik bir sürü heykel daha bulunur ve herbirinin bir anlamı vardır. Bu heykelden çok etkilendiğimizi belirtmeliyim. [email protected] www.gezilerimiz.com 34
Benzer belgeler
Kitaptan bir bölüm okumak için tıklayın.
Siem Rieap’a, Napoli’den kendi memleketi Arjantin-Rosario’ya kadar her yerdeki çarşılarda satılan ucuz tişörtlere basılmış milyonlarca kopyasına kadar Che yeryüzündeki her
dilde bilinen bir isim.
B...
Küba Gezisi - Patika Travel
çıkarken yanınıza alın) ve girişte erkeklere verilen birer puro fiyata dahil.
Biz 4 gece Havana'da kalıp sonra Cienfuegos, Trinidad ve Santa Clara'yı
görmek üzere buradan ayrıldık. İsterseniz sıras...