Pozitivist Modern Bilimsel Yaklaşımın Eleştirisi
Transkript
Pozitivist Modern Bilimsel Yaklaşımın Eleştirisi
SOİD-Seyahat ve Otel İşletmeciliği Dergisi, Yıl:7 – Sayı:3 Pozitivist Modern Bilimsel Yaklaşımın Eleştirisi Öğr.Gör. Akan YANIK Adnan Menderes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Turizm İşletmeciliği Anabilim Dalı Doktora Öğrencisi Yaşamın sürekliliğini ve gelişimini sağlayan tüm gereksinimler ve bu gereksinimler için oluşturulan çabaların yoğunluğu veya yönü temelde “bilgi”ye dayanmaktadır. Psikolojik temelde gereksinim, dürtü, güdü ve davranış olarak sıralanan Maslow’un güdüler hiyerarşisinde sistemi başlatan gereksinimlerin süreci, yoğunluğu, yönü bilgi ve sonuç olarak davranışın kodlarını oluşturan öz bilgidir. Pavlov ve Skinner, fareler ve maymunlar üzerinde yaptığı deneylerde gereksinimin doğal yani fizyolojik olabileceği gibi öğretilebilen bir form olduğunu da göstermişlerdir (Learned Helplessness and Behoivours). Bilginin yalnızca sistemin sonuçlarını aktarmakla kalmayıp sistemin yaratıcısının da olması ve bu yaratıcı bilginin bilgi iletişim teknolojileriyle işlenebilmesi, matematiksel formüllerle anlam kodlarının yaratılması ve uygulama kolaylıkları nedeniyle günümüzde kavram üzerinde özellikle eleştirel yönde birçok çalışma yapılmıştır. Bilgi, bilgi sosyolojisi, epistemoloji ve bilim felsefesi gibi önemli disiplinlerin en önemli uğraşı alanıdır. Fakat disiplinlerin bilgiyi ele alırken toplumsal ve bireysel gibi ayrı parçalarda ele alması sonuçlar açısından birbirini tamamlayan disiplinler olduğunu gösterir. Arslan (1990) bu konuda özellikle bilgi sosyolojisi ve epistemoloji arasındaki bakış açısı farkın Thomas Kuhn ve Karl Popper’in bilim felsefesindeki fikri farklılığa benzetir. Popper’in epistemolojik Kuhn(un ise bilgi sosyolojisi açısından ele aldığı bilgi kavramı bireyi özne veya nesne gibi iki ayrı kutba koyar. Özellikle bu çalışmada eleştirel dayanaklarını ortaya koyacağımız bilgi türü Guruitch’in “Dialectique et Sociologie” kitabında ortaya koyduğu 7 bilgi türünden biri olan bilimsel bilgidir. mekaniktir; doğada her şey bir makine düzeni içinde işler. 4. Gelecek ve gidişat bellidir; çünkü doğaya hakim olan yasalar gelecekte de geçerli olacağından, olacak olanı şimdiden tespit etmek mümkündür ve bu husus, bilimin öndeyilerde bulunma (prediction) ve önceden bilme (prognosis) imkanına sahip olması anlamına gelir. 5. Bilim nesneldir; özne olarak gözlemci, nesne karşısında nötrdür ve nesneden kesinlikle ayrı durur; özne ile nesne arasında kesin bir mesafe vardır ve özne nesnesine her türlü göreneksel, dinsel, ahlaksal, siyasal, ideolojik kabullerden arınmış olarak çıkabilir. 6. Bilimin elde ettiği sonuçlar evrensel ve zorunludur; çünkü tam bir nesnellikle, deneysel ve matematiksel bir yoldan elde edilmiştir (Özlem, 1999: 142). Bilimsel bilginin temelleri doğa bilimleri alanında atılmıştır. Heliosentrik teori ve Spektrum teorisi vb. teorilerle hem modern bilimin hem de bu bilime eleştirel yaklaşımın doğuşunu sağlayan Kopernik ve Newton gibi bilim adamlarıdır. Her ne kadar 19. Yüzyılda bilimsel bilgi eleştirileri başladığı söylense de Kopernik’in “De revolutionibus or bim coelestium” adlı ünlü eserinin ortaya koyduğu “Heliosentrik teori”yi destekleyen Galileo özellikle kraliyet bilim adamları tarafından eleştirilmiş ve ömür boyu hapis cezasına çarptırılmıştır. Aynı şekilde Newton “Spectrum Teorisi” o dönemde Robert Hokke gibi Royal Society üyelerince eleştirilere uğraması geçmiş dönemlerde de bilimsel bilgi eleştirilerinin yapıldığını göstermektedir. Fakat 19 yy. sonrası endüstriyel teknolojinin gelişmesiyle bilimin, teknoloji ve ekonominin güdümüne geçişi bilimde pozitivist bir hava yarattı. Pozitivist bilimsel anlayış eleştirel düşüncelerde patlamalar yaratmıştır. Özellikle fizikçi ağırlıklı pozitivist anlayışa karşı romantizm akımı ortaya atılmış ve edebiyatçı aydınların yoğun eleştirileri bilimsel bir kutuplaşma yaratmıştır. C. P. Snow (1973. 8-9) İki Kültür eserinde bu durumu bilim üzerinde sistematik eleştirinin doğuşu olarak ifade etmiştir. Romantizmcilerin sistematik eleştirileri evreni anlamaya ilişkin bilimsel anlayışa değil, işletmelerin karı üzerine yoğunlaşan yöneliktir. Bu açıdan bilimin iki dayanağı olduğunu söyleyebiliriz. Modern bilim eleştirisi ise ikinci dayanağı metodolojik ve doğu felsefesi temelli anti-bilim (fransisken yapısalcılık veya ludditeist çerçeve) yoluyla eleştirir. Bilimsel bilgiyle ilgilenen modern bilim anlayışının temel çizgisi, Bacon, Descartes, Newton, Galileo gibi bilim adamları ve filozoflar tarafından belirlenmiş; felsefi çizgisi ise empirizm, duyumculuk, rasyonalizm ve pozitivizm gibi akımlar aracılığıyla oluşturulmuştur. Ve bugün bizzat bilim çevrelerince klasik bilim anlayışı(modern bilim) olarak adlandırılan bu anlayışta şu yönler içerilmektedir: 1. Gerçeklik tüm heterojen görünümüne rağmen homojendir; o bir kosmos’tur; onun akla uygun bir yapısı vardır; bilimin görevi, gerçekliğin bu akılsal yapısını gözlem/deney yoluyla ve evrensel doğa yasalarını bularak ortaya koymaktır. 2. Gerçeklik hiyerarşiktir; onun aşağıdan yukarıya doğru yükselen düzenli bir yapısı vardır. 3. Gerçeklik 79 SOİD-Seyahat ve Otel İşletmeciliği Dergisi, Yıl:7 – Sayı:3 Modern “Scientic” Eleştirisi Bilimin Metodolojik kesinliğin işlediği kosmostur. Doğa yasaları, gereklilik ve evrensellik özellikleriyle matematiksel yasaların yapısını taşır. Bu bakımdan, fizik dünya için söz konusu olan bu belirleyicilik, Newton fiziğinin en genel sonucudur. Bu düşüncenin temel kurgusu, fizik dünyayı ‘otomatik işleyen bir saat modeli’ üzerine oturtmaktır (Reichenbach, 1994: 75-77; Downs, 1996). Newton’dan başka, modernite evreninin üretilmesindeki katkısı azımsanamayacak diğer düşünür-bilim adamı, Descartes’dır. Newton’un otomatik saat gibi işleyen evren tasarımında Tanrı’nın müdahalesi, evrene ilk hareketi vermekle sınırlıdır. Bundan sonra, evrenin saat gibi işleyen mekanikliği, değişmez doğa yasaları tarafından sağlanır; evren kendiliğinden düzene ulaşmıştır; artık evrene herhangi bir müdahale söz konusu değildir. Descartes’ın Yöntem Üzerine Söylem adlı eserinde kurduğu evren tasarımı da Newton’unki ile benzerlikler gösterir. Modern bilimsel yaklaşımda bilimin evreni anlama ötesinde çözümlemelerinin ekonomik sistem ile uyumlu çıktılar oluşturması anlayışı, metodolojik içeriklidir. Modern bilime göre süreç, tümdengelimden tümevarıma geçiş (Organon’dan Novum Organum1’a geçiş), bilimsel yöntem değişikliği olmasının yanında felsefi, epistemolojik ve paradigmatik bir dönüşümdür. Tüm yaşamın bir çıkarım zinciriyle dikte edilmesi yani tümel olanın doğruluğu a priori(önsel) olarak kabul edildiğinden, deney ve gözlemi gerektirmez. ‘Doğanın kitabının heyecanla okunması’(Descartes, 1997)3 söz konusu değildir ve böylesi bir paradigmal çerçevede gelişimin hızı doğayı anlama çabasına bağlı değil, ekonomik kar ve strateji gibi suni sebeplere bağlıdır. Pozitivist bilim felsefesi kartezyen akılcılığı ve anglo-sakson deneyimciliğini klasik ya da modern mantık yardımıyla birlikte kullanarak bütün disiplinlerdeki bilgi üreticilerine “bilimsel yöntem” adı altında tek bir yöntem önerisi aslında fizik biliminden türetilen modelin bütün bilimlere evrenselleştirilmesidir (Nalbantoğlu, 1983:3). A. Comte’a göre evrimin son merhalesini teşkil eden pozitivizm, kuantum fiziğinin ortaya çıkışına kadar gücünden hiçbir şey kaybetmemiştir. Özellikle Werner Heisenberg’in “Belirsizlik İlkesi”nden güç alan pozitivistler sosyal bilimlerden gelebilecek eleştirilere bilimsel bir koruma kalkanı kazanmışlardır. Fakat sosyal bilimler Laplace Şeytanı ve kuantum fiziğine bağlı olarak pozitivizmi kendi kalesinde eleştiri bombardımanına tutmuştur. Pozitivizm, ikinci ve en güçlü adımını Viyana çevresi okulu’nun geliştirdiği “Mantıkçı Pozitivizm” ile attı. Amaçları; tek bir bilimin, yani insanlığın edinebileceği tüm bilgileri, fizik ve psikoloji, doğa bilimleri ve edebiyat, felsefe ve özel bilimler gibi birbirinden ayrılan disiplinlere ayırmaksızın içinde toplayan bir bilimin yaratılmasıydı. Mantıksal Pozitivizmin temel tezini kısaca ifade etmek gerekirse; “bir terimin anlamı onun doğrulama yöntemidir” (The meaning of a term is its metod of verification) (Demir, 1992:24). Doğrulama ise tümevarımla yani tek tek tikel gözlemlerden hareketle tümel sonuçlara varma şeklinde gerçekleşir. Bu sınırlayıcı ve daraltıcı bilim anlayışı popüler olarak bilimciliğin (scientizm) yerleşmesini sağladıysa da eleştirileri hemen ortaya çıkmaya başladı. Nitekim bir müddet çevreye katılmış olan A. J. Ayer daha sonra bir söyleşide şöyle der: “Viyana çevresinin kusurlarının en önemlisi hemen hemen tamamının yanlış olmasıydı” (Magee, 1979: 189). Bu pozitivist, temevarımcı, birikimci ve ilerlemeci bilim anlayışının varsayımlarının tümü Popper tarafından eleştirilerek yeniden tamire çalışılır. Popper da Mantıkçı Pozitivistler gibi bilimle bilim olmayan arasında bir ayrımın nasıl yapılabileceği sorununa eğilir. Fakat o doğrulanabilirlik yerine “yanlışlanabilirlik” ilkesini koyarken, Mantıkçı Pozitivistlerin tersine problemin anlamlılıkanlamsızlık ikilemi çerçevesinde ele alınmasına karşı çıkmaktaydı. Bilginin “rasyonalite” temelinde sıkıştırılmasının yeni bir denemesi olan Popper’in yanlışlamacılığı öne sürmesinden sonra öğrencisi Imre Lakotos eleştiri alanını daha da genişletir. Lakatos, “Yanlışlama ve Bilimsel Araştırma Programlarının Metodolojisi” adlı makalesinde Popper’ın yanlışlamacılığını, yapılan eleştirilerinden de yararlanarak daha rafine hale getirerek, Kuhncu bazı temalarla yeniden üretmeyi denemektedir (Lakatos, 1992). Bilim felsefesinde tartışmanın seyrini sosyolojik bir temele kaydıran Kuhn’dur. O yoğun epistemolojik problemlerden öte bilimin tarihine, pratikteki işleyiş biçimine ve onun özneleri olan bilim adamlarına/gruplarına dikkatini yoğunlaştırmıştır. Kuhn, bu eserinde Aydınlanma Çağı’nın en tutkulu kavramlarından biri olan “ilerleme” düşüncesinin sözcülüğünü yapan deneyci bilim geleneğinin çağdaş uzantısı olan pozitivistlerin, bilimin ilerlemekte olduğu tezini temelden sarsmıştır. Ona göre bilim, kesintisiz bir birikimle değil, aksine, bilgiyi büyük kesintilere uğratan büyük kopmalarla, devrimsel sıçramalarla ilerler, evrimsel bir süreç izleyerek ilerlemez. Kuhn bu eserinde özetle şu Tikel gözlemlerin sonucu ulaşılabilecek mekanik evren tasarımının kurulmasında en önemli safhalardan biri Newton’dur. Mekanik evren, aynı zamanda, bilimsel nedensellik ve 1 Aristoteles’in orta çağ boyunca etkinliğini sürdüren Organon adlı yapıtı ve yöntemi,aynı zamanda bir evren tasarımı ve ekonomik sistem ile uyumludur. Bundan sonra, önemli bir paradigmatik dönüşümü simgeleyen Bacon’un Novum Organum adlı eserinde öngördüğü yöntem de farklı bir ekonomik sistemle bütünlük göstermektedir. 80 SOİD-Seyahat ve Otel İşletmeciliği Dergisi, Yıl:7 – Sayı:3 düşünceleri savunmaktadır: Bilim akılcı (rasyonel) ve tarafsız (objektif) bir faaliyet değildir. Çünkü, bilimi yönlendiren temel faktör bilim adamlarının psikolojik ve sosyolojik özellikleridir. Bilimsel bulguları denetleyecek evrensel bir ölçüt yoktur, bilimsel yasalar bilim adamları arasında uylaşım (konvansiyon)larla üretilir. Bilimsel bilgi birikimli (kümülatif) değil, sürekli kesintilere uğrayarak yeni başlangıçlarla gelişir. Ve her yeni başlangıç (bilim geleneği) farklı dünyalarda faaliyet gösterir. Bu düşünceleri topluca değerlendirdiğimizde Kuhn’un amacının pozitivizmin temel varsayımlarını yıkmak olduğu açıkça görülecektir. Kuhn’a göre bilimin işleyişi şu şekilde gerçekleşmektedir: bilim-öncesi dönem, olağan bilim, bunalımlar, bilimsel devrim, yeni olağan bilim, yeni bunalımlar... Birbiriyle yarışan farklı bilimsel yaklaşımlara Kuhn “paradigma” adını vermiştir. Yapısalcı dil biliminden ödünç aldığı paradigma kavramını bilim tartışmalarının odağına oturarak her kapıya açan anahtar bir terim haline getirmiştir. Masterman’a göre (1992: 73) Kuhn paradigmayı kitabında yirmi birden daha fazla değişik anlamda kullanmıştır. Kuhn daha sonra yazdığı bir makalede bu görüşe hak vermiştir (Kuhn, 1992: 333). bilimsel dayanağının ilki Needham’ın “Scientisizm” eleştirisini yaptığı “Science and Civitization in China”dır. Needham Doğu düşüncesini keşfetme deneyimleri bu kitabın yaratıcı sürecini oluşturmuştur. Joseph Needham 1936’da Cambridge üniversitesine gelen Çinli bir biyokimyacıyla tanışır ve 1942’de bir bilim komisyonunun başında Çin’e gider (Nalbantoğlu, 1983: 6). Onun en önemli eseri olan “Science and Civitization in China” 1953’ten itibaren yedi cilt halinde Cambridge üniversitesi tarafından yayınlanır. Needham’a göre “Scientisizm”, dünyanın yalnız bilimsel doğrularla anlaşılabileceği düşüncesi, bir Avrupa-Amerikan hastalığından başka bir şey olmayabilir ve Çin’in büyük katkısı bizi bundan ölmekten, tüm insan deneyim biçimlerine dayanan insani değerleri yeniden ortaya çıkararak bizi bu kadarından kurtarmak olabilir” (Needham, 1983: 99). Anti-bilim hareketinin ardındaki asıl anlamı bilimin tek geçerli bilgi edinme yolu sayılamayacağı inancı olarak görmeye eğilimliyim derken de scientisizm vurgulanmaktadır. Batı’daki bu felaketin arka planını şöyle izah eder: Birincisi der; “Doğanın kutsallığından sıyrılması (desacralization) mekanik bir materyalizmin yerleşmesini sağlayarak, indirgemeci bir zihniyetin oluşmasını bu da sınırsız bir iştahla doğaya egemen olma hırsına dönüştü. İkinci olarak Epiküryen etik’in hakim olduğu stoacı bir insan yaklaşımıdır. Bu insan yaklaşımında beden ve ruh iki farklı varlık olarak görülür. Feyarebend insanlığın büyük umutlar bağladığı biliminde diğerleri gibi bir bilgi edinme yöntemi olduğuna inanmaktadır. Bunun diğer yöntemlerle rekabete gidilmesi gerektiğini ifade etmektedir. Feyarebend bu yöntemin adını ‘anarşist bilgi kuramı’ koymaktadır. Bilim aslında anarşist bir çabadır. Kuramsal anarşizm yasa ve düzen öngören diğer seçeneklerinin yanında daha bir insana yakın, daha çok ilerlemeyi yüreklendiricidir. Görüşlerinin ampirik içeriğini doruğuna ulaştırmak, görüşlerini elden geldiğince açık biçimde anlatmak isteyen bilim adamı, başka görüşlerle tanışmalı, yani çoğulcu bir yöntembilim uygulamalıdır. Düşünceleri, yaşantılarla değil, düşüncelerle karşılaştırmalıdır, bu düşünceler arası yarışmada, başarısız olanları bir köşeye atmak yerine onları geliştirmelidir (Feyarebend, 1975: 17-30). Bilimin dışında bilgi yoktur –extra scientlam nulla salus- (… dışında kurtuluş yoktur) savı, bir başka alışılmış masaldan başka bir şey değildir (Feyarebend, 1975: 306). Özgür düşüncenin yolunu açmak için çırpınan Feyarebend “everyting goes” (her şey gider) derken, bekli de gittiği yerde bilimin çok daha rahat gideceğinin farkındaydı. Ludism veya anti-bilim cephesinin ikinci ve en önemli dayanağı özellikle Frankfurt Okulu temsilcilerinin araştırmalarının da temelini oluşturan Marksist yaklaşımdır. Jürgen Habermas, Marcuse ve Baudrillard gibi eleştirel kuramcıların eserlerinden okunulan şeyler oldukça çarpıcıdır. Bu kuramcılara göre, pozitivist temelli modern bilimin her şeyin temelini evreselleştirme çabaları yaşamın doğası ve dengesi olan heterojenliğe zarar vererek geniş homojen kitleler yaratmaktadır. Geniş homojen kitleler aynı şekilde, aynı hızda ve en tehlikelisi aynı zamanda eylem tepkilerine sahip olması kaynakların hızla tüketimine ve rekabetin şiddetlenmesine neden olmaktadır. Sistemdeki varlıkların homojenleşmesi insan doğasına aykırı bir paradokstur. İnsan, kişilik ve benliğini oluştururken birçok varlıktan eşit frekanslarda gelen iletilere göre modeller alır ve özgün bir form oluşturmaya çalışır. Fakat özellikle teknolojinin semiyolojik gücüne sahip olması ve gerçeğin ötesinde yansıtılan anlamın yaratıcısının olması, hipergerçekçilik doğasındaki bu yeni yansıtılan Ludditeist - Marksist Cephe Ludditeist2 yani araçlar vasıtasıyla araçsallaştırılmaya isyan edenler düşüncesinin 2 Leichester’li Ned Ludd’un başlattığı isyanda makineleşme sonrası dönemde esnaf locaları, toplu üretim yapan işletmelerin makineleri tahrip etmiş ve fabrika sabotajları gerçekleştirmişlerdir. Bu isyanda loca esnafları makine dişlilerine “sabo” denilen tahta ayakkabılarını koyarak dişlilere zarar vermişlerdir. Sabotaj kelimesi de bu olaydan ileri gelmektedir. 81 SOİD-Seyahat ve Otel İşletmeciliği Dergisi, Yıl:7 – Sayı:3 gerçeğin ileti frekansının yüksek olması ve tüm yaşamsal sürecin teknolojik araçlara bağlı olması nedeniyle pekiştireçliği yeni bir insan kavramını yaratmaktadır. Marcuse’un “Tek Boyutlu İnsan” olarak kavramlaştırdığı bu varlık tüm yaşamsal sürecini teknolojik araçlarla yönetmektedir. Fakat teknoloji basit bir araç olmadığını kelimenin linguistik analizinden çok rahatlıkla görebiliriz. Teknoloji canlı ve yaratıcısının izini taşıyan yönetimsel ve komutsal bir araçtır. The Simon Fraser Üniversitesinde “Biyomimetik” konferansında sunumunu gerçekleştirdiğim “God Factor Effects” makalesinde, teknolojinin aslında yaratıcısının ruhunu taşıdığı, bu ruhu ağ teknolojileriyle güncelleyebildiği ve iletişim mühendisliğinin psikolojik inceliklerini kullanarak ileti frekansları temelli koşullandırmalarla yönetimsel güce sahip olduğunu ortaya koymaya çalışmıştım. Araçların özellikle işlem yeteneklerine sahip olmasını sağlayan elektroniksel teknolojik gelişiminin detayları Marcuse’un “Tek Boyutlu İnsan”ının yaratılışını daha net şekilde anlaşılır kılmaktadır. Kaynakça Arslan, Hüsamettin, 1990, “Sunuş”, Bilimsel Bilginin Sosyolojisi, (Çev. H. Arslan), Bary Barnes, Vadi yay. Ankara. Çiğdem, Ahmet, 1985, “ Bilime Karşı Toplum”, İlim ve Sanat” C:2, s. 36-42 Descartes, Réné,, (Çev.Aziz Yardımlı), Yöntem Üzerine Söylem, İdea Yayıncılık, 1997 Demir, Ömer, 1992, Bilim Felsefesi, Ağaç yay. İstanbul. Fayerebend, Paul K., 1975, Ağainst Method, Humanities Pres, London Guenon, Rene, 1986, Modern Dünyanın Bunalımı, (Çev. M. Kanık), Risale yay. İstanbul. Gurvitch, Georges, 1985, Sosyoloji ve Felsefe, (Çev. K. Cangızbay), Değişim yay. İstanbul. Tüm eleştirel yaklaşımlar modern bilimin “Get Universe” veya “Knowledges of the Universe” olarak özellikle teknoloji boyutlu evreni anlama çabalarına karşı çıkmamaktadır. Karşı çıkılan nokta, ilk olarak bilgiye ulaşma yolunun sırf ölçümlenebilirlik koşullarına dayalı olarak kısırlaştırılması ve pozitivist bakış açısı altında sınırlı yöntemlerle pozitivist bilimin her şeyin dayanağı ve cevap vericisi olduğu düşüncesidir. İkinci olarak bilimsel yöntemlerle evrenin sırlarını evren (doğa ve insan) ile birlikte bulduktan sonra bulunan sırları ekonomik ve güç kaygılarıyla piyasalaştırmak ve evrenin aleyhinde kullanmaktır. Eleştirel yaklaşım, karşı çıkılan ilk noktayı metodolojik ve epistemolojik yaklaşımlarla çözerken; karşı çıkılan ikinci noktayı da Marksizm temelli sosyal çözümlerle ve eleştirilerle irdelemektedirler 3. Kuhn, Thomas S., 1970, The Structure of Scientific Revulation, The Un. Of Chicago Press. Kuhn, Thomas S.,1992, “Eleştirmenlerime Cevaplar”, I. Lakatos, Bilginin Gelişimiyle İlgili Teorilerin Eleştirisi, (Çev. H. Arslan), Paradiğma yay. İstanbul, s. 284- 342. Lakatos I. ve A. Musgavre, 1992, (Ed.), Bilginin Gelişimiyle İlgili Teorilerin Eleştirisi, (Çev. H. Arslan), Paradiğma yay. İstanbul Magee, Bryan, 1979, Yeni Düşün Adamları, (Çev. M. Tunçay), MEB yay. Ankara Masterman, Margaret, 1992, “Paradiğmanın Doğası”, I. Lakatos, Bilginin Gelişimiyle İlgili Teorilerin Eleştirisi, (Çev. H. Arslan), Paradiğma yay. İstanbul, s.70-110 Nalbantoğlu, H. Ü., 1983, Doğunun Bilgisi Batının Bilimi, MAB yay. Ankara Needham, J., 1953, Science and Civilization in Chine, (vol. 5), Cambridge Un. Press. Needham, J., 1983, Doğunun Bilgisi Batının Bilimi, (Çev. Ve Ed. H. Ü. Nalbantoğlu vd.), MAB yay. Ankara. Özlem, Doğan, Siyaset, Bilim ve Tarih Bilinci, İstanbul: İnkılap Kitabevi, 1999. Snow, C. P., 1973, İki Kültür, (Çev. A. Uluata), Varlık yay. İstanbul 3 Bu çalışmanın bazı bölümleri 2007 yılında Panatinakos Üniversitesi ve 2008 yılında Simon Fraser Üniversitesindeki konferanslarda Öğr.Gör. A. YANIK ve Öğr. Gör. R.S. YELKENCİ tarafından sunulmuştur. 82
Benzer belgeler
Full Text - Dicle Üniversitesi Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi
1996). Newton’dan başka, modernite evreninin
üretilmesindeki katkısı azımsanamayacak diğer
düşünür-bilim adamı, Descartes’dır. Newton’un
otomatik saat gibi işleyen evren tasarımında
Tanrı’nın müdah...