İletişim Becerileri Semineri
Transkript
İletişim Becerileri Semineri
T.C. KARA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI EĞİTİM VE DOKTRİN KOMUTANLIĞI EĞİTİM YÖNETİCİSİ VE ÖĞRETMEN YETİŞTİRME OKUL KOMUTANLIĞI BALGAT/ANKARA ÖRGÜT VE YÖNETİM KURAMLARI Nahide DAŞLIÇAY Öğ. Bnb. 1996 ÖRGÜT VE YÖNETİM KURAMLARI 1. GİRİŞ: İnsanın insanı ne zaman yönetmeğe başladığı kesin olarak bilinmektedir. Ancak yönetimsel eylemlerin insanlık tarihi ile birlikte başladığı söylenebilir. Yönetim açısından insanlık tarihini üç ana çağa ayırmak olanaklıdır. Bu çağların ilki; ANAERKİL çağdır. Buna yönetimsizlik çağı da denir. Diğer bir adı da barışçıl çağdır. İkincisi; ATAERKİL çağdır. Bu çağ yönetimin başladığı çağ olarak kabul edilir. Üçüncüsü de; 1900 lü yıllarda başlayan BİLİMSEL YÖNETİM çağıdır. Yönetim biliminin gelişmesine bu çağların çok önemli katkıları olmuştur. Özellikle bilimsel yönetim çağında geliştirilmiş olan kuramlar (yaklaşımlar) yönetim bilimini bu günkü olgunluğa ulaştırmışlardır. Bu kuramlar ele aldıkları konular ve vurguladıkları alanlar bakımından üç ana döneme ayrılmışlardır. Birbirlerini tamamlayarak yönetim bilimini zenginleştiren bu kuramlar şunlardır. 1. Klasik Yönetim Kuramları: Örgütün yapısına ağırlık veren, geleneksel kuramlardır. 1909-1930 yılları arasında etkili olmuştur. 2. Neo-Klasik Yönetim Kuramları: İnsana ve yönetimin çevresi ile etkileşimine ağırlık veren Davranışçı ve Çevresel yönetim kuramlarıdır. 1930-1945-1960 yılları arasında kalan dönemi kapsar. 3. Modern Yönetim Kuramları : Örgütün yapısını, örgüt toplumunun örüntüsünü ve örgütün çevresi ile etkileşimini ele alan, örgütü bir sistem alarak kabul eden kuramlardır. 1960 ve sonrasında geçerlidir. Çağdaş yönetim kuramları olarak da adlandırılmaktadırlar. KURAM sözcüğü; Teori veya yaklaşım sözcükleri ile eş anlamlıdır. Tanımı: Kuram; Herhangi bir konu ile ilgili sayıltılar(varsayımlar) setine denir. Bu sayıltılardan bazıları yapılan bilimsel araştırmalarla doğrulanmıştır. Bazıları ise sınama aşamasındadır. Kuram; İnsanların en son bilgi düzeyidir. Temelinde bilimsel araştırmalar vardır. Hiçbir kuram mutlak veya son değildir. Bilimsel araştırmalar devam ettikçe kuramlarda gelişip değişebilirler. Araştırmacıların bir konu üzerinde bir dizi bilimsel araştırma ve incelemeler yaparak, araştırmanın sonucunda olaylar arasındaki bağlantıları bütünleştirmesine KURAM denir. Kuramın bir başka tanımı ise; sistemli bir şekilde düzenlenmiş, bir çok olayı açıklayan ve bir bilime temel olan kurallar, ilkeler, yasalar, görüşler ve düşünceler bütünüdür. Kuramların yönetmenlere pek çok yararları vardır. Bunlar: 1 1. Kuramlar bir alanla ilgili bilgileri sistemli ve düzenli bir bütünlük içerisinde sunarlar. 2. Kuramlar, yapılacak araştırmalara kılavuzluk yaparlar. 3. Eylemlerin olası sonuçlarını kestirmeye yardım ederler. 4. ederler. Örgütsel davranışların nedenlerinin ve sonuçlarının açıklamasına yardım 2. ANLATIM: a. Genel Bilgiler: Babaya bakarak ananın aile yönetiminde daha etkin olduğu çağ olan anaerkil çağda insanların üretime yönelik herhangi bir çabaları yoktur. Doğa sömürülmektedir ve mülkiyet kavramı gelişmemiştir. M.Ö. 9000 yıl kadar önce yaşanmıştır. İnsan nüfusunun çoğalması ve beslenme olanaklarının kıtlaşması, insanlık tarhinin ilk büyük devrimi olan “TARIM DEVRİMİ”nin gerçekleşmesini zorunlu kılmıştır. Böylece insan doğayı tanımaya ve doğaya karşı güç birliği yapmaya başlamıştır. Bu dönemde iş bölümü olgusu gündeme gelmiş, üretimin artması takas, saklama ve satma gibi ticari ilişkilerin oluşmasına yol açmıştır. Yağmalama yoluyla hak etmeden mal edinme savaş gereksinimini doğurmuş ayrıca mal edinme ve güvenlik gibi ihtiyaçlarda ataerkil yönetimin gelişmesine neden olmuştur. Malın insan yaşamındaki öneminin anlaşılması mal edinmeye karşı aşırı istek doğurmuş, bu uğurda savaşların, cinayetlerin, ahlak dışı pek çok yolların denenmesine sebep olmuştur. Anamalcılık yönetsel bir güç olarak ataerkil çağda doğmuş ve tarih boyunca kullanılmıştır. Ataerkil çağın M.Ö. 6000 veya 5000 yıl öncesine dayandığı varsayılmaktadır. Anaerkil çağdan Ataerkil çağa geçiş aşama aşama gelişmiştir ve farklı yönetim biçimlerini içermektedir. Bunlar; 1. Yaşlılar dönemi 2. Ata yönetimi 3. Kral yönetimi 4. Derebeyi yönetimi 5. Kölecilik Ataerkil yönetimin krallık döneminde bürokratik yapılanma görülmektedir. Binlerce yıl süren ataerkil yönetim çağında pek çok yönetim ve örgüt ilkesi geliştirilmiştir. Bunların bir çoğu endüstri devrimi ile geçerliliğini yitirmiştir. Ama pek çoğuda günümüzde bile etkili biçimde kullanılmaktadır. Yönetimde bilimsel çağ başlarken yönetim ve örgüt kuramları ataerkil yönetim ilkelerini temel almışlardır. Günümüzde de geçerliliğini koruyan ataerkil yönetim ilkeleri şunlardır. 2 ATAERKİL YÖNETİM İLKELERİ 1. Örgütün yapısı sıra dizinsel olmalıdır. 2. İşbölümü türdeş olmalıdır. 3. İşgörenler işlerinde uzmanlaşmalıdırlar. 4. Yönetmene danışman verilmelidir. 5. İşgörenler eşgüdümlü çalışmalıdırlar. 6. Ast-Üst ilişkileri ussal olmalıdır. 7. Buyruklar koşulsuz olarak yerine getirilmelidir. 8. Üste danışılmadan iş yapılmamalıdır. 9. Ast bir üste değil, bütün üstlere sorumludur. 10.Örgütte kıdem önemlidir. 11.İşe almada, alınacak adayı tanımak asıldır. 12.İş görenin ücreti düzenli olarak verilmelidir. 13.İş görene babacıl davranılmalıdır. 14.İş görenle yönetmen bir tutulmamalıdır. 15.Yönetim bir sanattır. 18. Yüzyılda İngiltere’de buhar makinasının bulunması ile Endüstri Devrimi başlamış, tüketim, ara ve yatırım mallarının üretilmesinde hızlı bir artış sağlanmıştır. Pazarlama sorunları üretici örgütler arasında amansız bir mücadele başlatmıştır. Böylece sorunları çözmek için yeni yönetim modelleri aranmaya başlanmıştır. Endüstri devrimi ile kol gücünden makina gücüne geçiş olmuş, makinalaşma bir yandan insangücüne olan gereksinmeyi azaltırken diğer yandan insangücünün değerini artırmıştır. Endüstri devriminde ilk kez çalışan insanla, onu çalıştıran insan arasında, emeğin değeri konusunda pazarlık gündeme gelmiştir. Bu da sendikalaşmanın temelini oluşturmuştur. Bu dönemde daha hızlı bir endüstriileşme yaşayan A.B.D. leri örgüt ve yönetim kuramlarının pek çoğunun geliştiği ülke olmuştur. 1900’lü yıllardan itibaren yönetimle ilgili yaklaşımlar sergilenmeye başlamıştır. 3 ÖRGÜT VE YÖNETİM KURAMLARI Klasik Yönetim Kuramları Neo- Klasik Yönetim Kuramları 4 Modern Yönetim Kuramları ÖRGÜT VE YÖNETİM KURAMLARI KLASİK YÖNETİM KURAMLARI SİYASAL BİLİM KURAMLARI GENEL YÖNETİM KURAMLARI Bilimsel Yönetim Kuramı Bürokrasi Kuramı Yönetim Süreçleri Kuramı SİYASAL BİLİM KURAMI: 19. Yüzyıl Alman yazarlarından etkilenen Wilson, Goodnow, Willoguhby ve White gibi Amerikalı siyasal bilimciler bağımsız bir yönetim bilimi geliştirmeye çalışmışlar ve “POLİTİKA-YÖNETİM” ayırımını savunmuşlardır. SİYASAL BİLİM KURAMCILARININ ORTAK GÖRÜŞLERİ 1. Politika ile yönetim birbirinden ayrıdır. 2. Siyasal organlar, konu politikalarını ve örgütün genel amaçlarını saptarlar. 3. Yönetim görevi, bu politikaları uygular, amaçları işe dönüştürür. 4. Yönetim, politika saptamak ve yasa yapmaktan daha zordur. 5. Yönetim kamu oyunun beklentilerini gerçekleştirmeli ve kamu oyu yönetimin etkili bir eleştirmeni olmalıdır. 6. Yönetim demokrasiye zarar vermeden,yeterlik ilkesine göre seçilmiş, yan tutmayan görevlilerce yürütülmelidir. 7. Kamu yönetimi, kamu hukukunun ayrılmaz 8. Yönetim yasalarla sınırlandırılmalıdır. 9. Yöneticilerin keyfi davranışlarına engel olmak için bağımsız yargı organlarının geliştirilmesi gerekmektedir. 5 GENEL YÖNETİM KURAMLARI Teknisyenler tarafından başlatılan ve örgütün yapısal yanlarına ağırlık veren genel yönetim yaklaşımlarıdır. Her türlü yönetimde geçerli olabilecek evrensel yönetim ilkeleri geliştirmişlerdir. Ana amacı, örgütün etkili ve verimli olarak yönetilmesinin yollarını araştırmak olan bu kuramlar şunlardır. 1. Bilimsel yönetim kuramı 2. Bürokrasi kuramı 3. Yönetim süreçleri kuramı BİLİMSEL YÖNETİM KURAMI: Frederick Winslow Taylor (1856-1915) Bilimsel yönetim kuramının öncüsü Frederick W.Taylor’dur. Grant, Emerson, Gilberth, Barth ve arkadaşları ile Towne ve Sellers gibi kişilerinde bu kuramın gelişmesinde önemli katkıları olmuştur. Bilimsel kuramının amacı, tek tek her işgörenin edimini (gerçekleştirebileceği işi ) artırarak örgütün verimliliğini artırmaktadır. Taylor yönetime ilişkin görüşlerini 1985’de yayınladığı “Parça Başı Sistemi” veya “Parça Başına Ödeme” adlı makalesinde yayınlamıştır. Bu makalede iki temel öneri içermektedir. Bunlardan; Birincisi: zaman ölçümlerine dayanan iş standartlarının konulmasıdır. Bu standartları aşan işçi aşmayanlarla bir tutulmamalıdır. İşgöreni teşvik için parça başı ödeme sistemi yayarlı olacaktır. Çok üretip, fazla işçi kazanan işçi ödüllendirileceği için fazla üretim yolunda güdülenecektir. İkincisi ise; fonksiyonel uzman üzerine bir öneriydi. Planlama işlerini yapanlar, bizzat iş yapmaktan uzak olmalıydılar ve kendilerine verilen planlama ile ilgili görevler üzerinde yoğunlaşmalıydılar. BİLİMSEL YÖNETİMİN (Taylorizmin) TEMEL İLKELERİ ŞUNLARDIR 1. Planlama ve uygulama ayrılmalıdır. Planlama üst düzeyde gerçekleştirilmeli, alt yönetim uygulamalıdır. İşlerin yapılmasına asıl önderlik edecek olanlar ara yöneticilerdir. Bunların seçilmesine yetiştirilmesine ayrı bir dönem verilmelidir. Taylor 8 uzmandan bahseder. Bunlardan 4’ü de personelle daha yakın ilişkiler kurup, işgöreni teşvik etmelidir. 2. Taylor’un bilimsel yönetiminin dört ana ilkesi vardır. Bunlar; a. Gerçek bir iş bilimi geliştirilmeli, iş tanımlaması ve iş sınıflandırması bilimsel yöntemler kullanılarak yapılmalı, en iyi iş için en iyi yol bulunmalıdır. b. Personel bilimsel bir yolla seçilmeli, iişe en uygun kişiyi seçmeye yarayacak bilimsel yaklaşımlar kullanılmalıdır. c. İşgörene bilimsel ve eğitsel olarak kendini geliştirme olanağı sağlanmalıdır. d. Yönetim ile personel arasında samimi ilişkiler kurulup işbirliği teşvik edilmelidir. 6 3. İşlerin nasıl yapılacağı en ince ayrıntısına kadar planlanmalı ve denetlenmelidir. 4. İşgörenlerin verimliliğine göre adaletli bir ödeme yapılmalıdır. 5. Taylor Midvale Çelik İşletmelerinde çıraklıktan üst düzey yöneticiliğe kadar yükselmiştir. Bu uzun çalışma süresinde işgöreni çok yakından izleme, gözleme ve inceleme fırsatı bulmuştur. İşgörenle ilgili bu gözlemlerini dile getiriş biçimi Neo-Klasik dönemde Mc Gregor’un geliştireceği X ve Y kuramınında ana konusunu oluşturmuştu. Taylor’un personelle ilgili görüşleri şöyledir. a. Personel tembel olup, çalışmamak için bahane arar. b. Bu yüzden sıkı bir disipline bağlı olmalıdır. c. Para ile motive edilebilir. d. Personel kapasite ve yetenek bakımından birbirinden farklıdır. e. Personelin bu özelliklerine göre iş bölümü yapılmalıdır. 6. Her iş parçalara ayrılabilir. İş bölümü ilkesi her işe uygulanabilir. Her parçanın yapılışındaki verimlilik ölçülebilir ve verimi artırmak için yöntemler gelişrilerek daha verimli bir örgüt elde edilebilir. 7. Yönetim, Personel ilişkilerine de değişen Taylor şu görüşleri ileri sürmüştür. a. Örgütte verimin artması için yeterli koşullar yönetim tarafından sağlanmalıdır. b. Yeterli koşullar sağlanınca personelin verimi artar. c. Verim artınca örgütün geliri artar. d. Gelir artınca personeli daha iyi ödüllendirmek olanağı doğar. Öyle ise; örgüt için iyi olan herşey personel içinde iyidir. Taylor’un bilimsel yönetiminin adak noktası, israf ve yetersizlikleri giderecek yolları bularak verimi artırmaktır. Taylorizm açısından yönetimin görevi; 5 M formülündeki insan (man), para (money), malzeme (material), makina (machine) ve yöntemi (method) en etkili bir biçimde koordine ederek örgütün verimini artırmaktır. BÜROKRASİ KURAMI: Max WEBER (1864-1920) Bu kuramın öncüsü Alman toplum bilinci olan Max WEBER’dir. R.K.MERTON, A.W.GOULDNER ve P.SELZNİCK gibi bilim adamlarıda bu kuramın gelişmesine katkıda bulunmuşlardır. Kökü tarihin binlerce yıl derinliklerinde olan bürokrasi, WEBER tarafından yeniden ele alınmıştır. WEBER’e göre yasal önderliğe dayanan ve salt yasalarla, kurallarla çalıştırılan bürokrasi, en saf ve ülküsel yönetim biçimidir. Max WEBER’in yönetim bilimine en önemli katkısı ideal bürokrasi modelidir. Bu model ussal 7 (rasyonel)dir. Amacı, örgütün verimli işlemesi ve etkili hizmet sunmasıdır.Yasal çerçeve, hiyerarşik yapı, belgeleme, işbölümü, meslekleşmiş yönetici sınıfının varlığı, ömür boyu memuriyet, personelin sınavla seçimi, hizmetiçi eğitim, siyasal tarafsızlık, ücretlerin yapılan işe göre değil statüye göre saptanması, yetkinin kişiye değil pozisyona bağlı oluşu Weber bürokrasisinin temel niteliklerini oluşturmaktadır. Weber Bürokrasisinin beş öğesi vardır. 1. Sıradizinsel Yapı: Örgüte her makamda yapılacak işler, ayrıntılı olarak belirlenmeli ve yazılmalıdır. Her görevi denetleyerek üst makamlar gösterilerek, görevler basamaklandırılmalıdır. Basamaklandırılmış yapıda her görev aynı anda bir makamdır. Her makama göçerilecek yetke yazılı olarak gösterilmelidir. Her makamın yetkisi ile sorumluluğu birbirine denk olmalıdır. Yetke göçerme, en üst makamdan en alt makam , aşağı doğru azaltılarak yapılmalıdır. Yetki ve sorumluluk, makamdaki kişinin değil, makamındır. Bu makama atanan kişi, makamın yetki ve sorumluluğunu kullanır. Makam sahibi ile makamın (örgütün) mülkiyet bağı olmamalıdır. Her makam ast makamı denetlemekten sorumludur. Örgütte komuta birliği ve sıradizinsel komuta zinciri bozulmamalıdır. Kararlar en üst makamdan, merkezden verilmelidir. 2. İşlevsel Uzmanlaşma: Makam sahipleri, makamlarına verilen görevleri en etkili biçimde yapabilecek uzmanlığa sahip olmalıdır. İşinde uzmanlaşamayan bir makam sahibi işini yeterli düzeyde yapamayarak örgütüzarara uğratır. Bunun için bir makama atanacak kişi, makamın istediği yeterliliklere uygun yeterlikte olmalıdır. 3. Yönergeli Yeterlik: Sıradizindeki her her makamın kullanacağı haklar ve gerçekleştireceği yükümlülükler, önceden belirlenmelidir. Makamlarda yapılacak işler,(görevler) yazılı olarak yönergelerde ayrıntılı olarak açıklanmalıdır. Her makama yapılacak atama ve her makama yükselme, yeterliğe, kıdeme ve başarıya dayandırılmalıdır. Makam sahiplerine yapılacak ödemenin ölçütleri, makamı, kıdemi ve başarısıdır. 4. Kayıt ve Dosyalar: Bürokraside her eylemin, işlemin ve etkinliğin yazılı belgeye dayandırılması zorunludur. Her türlü karar, buyruk yazılı olmalıdır. Yazılı belgeler dosyalanmalıdır. Arşiv örgütün belleğidir. Bürokrasi, adını yazılı belgelerden, bunların bürolarda yazılmasından ve saklanmasından olmaktadır. Yazılı belgeler, makam sahiplerinin davranışlarındaki seçenekleri azaltmak ve güvenceye almak için gereklidir. 5. Davranış Kuralları: Bir makam sahibinin, yapacağı davranışları önceden kestirebilmek için davranışlarını kurallara uygun yapması zorunludur. Örgütün ussallığı, davranış kurallarının önceden belirlenmesini gerektirir. Durulmuş davranış kurallarına göre davranmak, makam sahibini örgütçe istenmeyen davranışları yapmaktan korur. Makam sahibi, özel işlerini karıştırmamalıdır. (Kişi dışılık), Hizmet verdikleri kişiler arasında ayırım yapmadan yansız ve örgütün geleneklerine uygun davranmalıdır. Yazılarında bürokratik dil ve biçimi kullanmalıdır. Örgütün sırlarını saklamalıdır. Üstlerine koşulsuz itaat etmelidir. Görevini bir meslek olarak kabul etmeli ve kendisini sürekli yetiştirmelidir. Örgütün disiplin kurallarına uymalıdır. Makam sahibi, her zaman ussal ve tutumlu davranmalıdır. Weber’in bürokrasi kuramında örgütün üst makamlarında bulunanlara, sınırsız yetki ve ömür boyu iş güvencesi gibi bazı ayrıcalıklar tanınmıştır. 8 Bu ayrıcalıklara karşın üst gerekmektedir. yöneticininde liderlik özelliklerine sahip olması WEBER üç tür yetkiyi tanımlamıştır. 1. Geleneksel Yetki; kişisel olan ve doğuştan kazanılan bu tür yetkide kutsallık söz konusudur. Emirler geleneklere uyduğu sürece yasallıklarını korurlar. Özellikle kırsal kesimde ve doğu toplumlarında uygulanan bir yetkidir. Örneğin; Şıhlık, aşiret reisliği gibi. Bunlar babadan oğula geçen bir tür gelenekselleşmiş yetkidir. 2. Karizmatik Yetki; Kişisel bir yetkidir. Bu yetki karizma sahibinin örnek karekteri, kahramanlığı ve kişisel becerisi gibi Allah vergisi özelliklerine dayanır. Bu yetkide öndere inanç ve önderin arzusu doğrultusunda hareket etme isteği vardır. 3. Ussal-yasal Yetki; (Rasyonel yetki) Burada artık yetki kişisellikten çıkmıştır. Önder seçimle veya başka bir mekanizmayla yetkiyi elde eder. Bu yetki’de hukuk vardır. Herkes yani emir verenlerde kural ve yasalara uygun davranmak zorundadırlar. BÜROKRASİ KURAMININ TEMEL İLKELERİ 1. Bürokrasi çağdaş uygarlığın vazgeçilmez temel örgütlenme biçimidir. İster kamu ister özel kesimde olsun, örgütler belli bir büyüklükten sonra bürokratik yapıya bürünürler. 2. Herkesin spesifikleşmiş (sınırlı, dar) bir iş alanı vardır. Bu durum iş bölümünün gereği olarak ortaya çıkar ve birey bu iş alanına düşen işi yapmak zorundadır. (Işe göre adam fikri hakim) kişiye bu işleri yerine getirebilmesi için grekli yetki verilmelidir. 3. Büroların örgütlenmesi hiyerarşi ilkesini izler. Bu doğrultuda bir alt birim, bir üst birimin kontrolü altındadır. 4. Bir birimiyönetmek için düzenlenen kurallar ya teknik kurallar şeklinde olabilir. Her iki halde de onların uygulanmaları rasyonel ise özel bir yöneticilik eğitimi gerektirir. Rasyonel yönetici üretim araçlarına sahip olmamalıdır. 5. Yönetsel eylerler, kararlar ve kurallar yazılı olarak kaydedilmelidir. Yazılı belgeler dosyalanmalıdır. Arşiv örgütün belleğidir. Bürokrasi adını yazılı belgelerden, bunların bürolarda yazılmasından ve saklanmasından almaktadır. Yazılı belgeler makam sahiplerinin davranışlarındaki seçenekleri azaltmak ve güvenceye almak için gereklidir. 6. Yasal yetki değişik biçimlerde uygulanır. Bunun en uç noktası tüm yetkilerin en üst düzeydeki şahısta toplandığı merkeziyetçi bir yönetim şeklidir. En üst düzeydeki ya atanarak veya seçilerek gelir. Bu kişi amir emrindeki şahıslar ise memurdur. WEBER’in BÜROKRATİK ÖRGÜTÜNDE MEMURUN ÖZELLİKLERİ 1. Memurlar kişisel olarak özgürdürler. Büronun gerektirdiği görevler açısından ise, kurallara ve yasalara bağlıdırlar. Kişisel olmayan görevle ilgili emir ve talimatlara göre çalışırlar. 2. Memurlar açıkca belirlenmiş hiyerarşik bir sistem içinde görev yaparlar. 3. Memurların açıkca tanımlanmış yeterlik (uzmanlık) alanları vardır. 9 4. Memurlar serbest sözleşme ilkesi ile atanırlar. 5. Adaylar teknik yeterliklerine göre seçilirler. 6. Memur emeklilik hakkı ve belli bir maaşla atanır. 7. Serbest sözleşmenin gereği olarak memurun her zaman istifa hakkı vardır. Özel işlerde ise işverenin tazminat verip işten ayırması mümkün olabilmektedir. 8. Memurun hiyerarşideki yeri, görevinin sorumlulukları ve toplumsal yaşam düzeyine uygun ücret (maaş) ödenmesi gerekir. 9. Büro kişinin aynı zamanda mesleği olarak algılanır. 10. Büro bir kariyeri gösterir. Kariyer iki şekilde gerçekleşir. a. Kıdeme göre b. Başarıya göre Yükselme üstlerin onaylarına ya da yargısına tabidir. 11. Memur yönetsel araçlara sahip olmadan çalışır. 12. Memur katı bir disiplin altında ve sistemli bir şekilde çalıştırılmalıdır. Bürokrasi çağdaş uygarlığın vazgeçilmez temel örgütlenme biçimidir. İster kamu, ister özel kesimde olsun, örgütler belli bir büyüklükten sonra bürokratik yapıya bürünürler. Bürokrasi dendiğinde akla gelen; karmaşık işler, katı kurallar, dostça davranmayan yüzler, bekleme bugün git yarın geller, yavaş işleme, masa masa dolaşan işlemler, bir işin ikilendiği üçlendiği durumlar, buyruklar, yetersiz kişilerin eline verilen yetkiler, kaynak savurganlığı, masraflı ama işlevsiz denetimler, yazışma çokluğu v.b. gibi durumlar bürokrasinin kendisi gibi görünse de aslında bürokrasinin hastalıklarıdırlar. Bürokrasinin, anlaşılamayan yazılı belgeler kullanması, kapalı kapılar ardında çalışması, her işleme gizlilik damgası vurması, kimi kez ussal olmayan kurallar koyarak bunları kutsallaştırması, siyasal erkin yasal olmayan hırsının aracı durumuna düşmesi, hizmet yerine gerilim ve kaygı vermesi insanların gözünde sevimsizleşmesine yol açmıştır. YÖNETİM SÜREÇLERİ KURAMI: Henri FAYOL (1841-1925) Kuramın öncüsü Henri FAYOL’dur. Luther GULİCK ve Lyndall URWİCK’de kuramın gelişmesine katkıda bulunmuşlardır. Fransız maden mühendisi olan FAYOL, TAYLOR’un 1910 yıllarında öncülüğünü yaptığı Bilimsel Yönetim anlayışına paralel bir çalışma ile genel yönetim akımını başlatmıştır. Fayol örgüt türünün yönetimde önemli olmadığını ileriye sürmüş, tek tip yönetim modelinin ilkelerini ortaya koymuştur. Fayol’da tıpkı Taylor gibi örgütsel 10 başarıda yöneticilerin anahtar rol oynadığını kabul etmektedir. Ancak Taylor yönetimin alt ve orta düzeydeki yöneticilere yönelmiş, Fayol ise tepe yöneticisine önem vermiştir. Fayol’a göre yönetim; “ileriyi görmek, planlamak (planing), örgütlemek (organizing), emir vermek (commanding) eşgüdüm sağlamak (coordinating) ve denetlemek (controlling)tir. (POCCC formülü ile sembolize edilir.) Fayol, planlamayı; geleceğe yönelik kararlar almak, örgütlemeyi: örgütteki insan ve madde kaynaklarını belirli bir şemaya göre kullanmak, emir vermeyi;personeli yönlendirmek, eşgüdümü; iş bölümü ile ayrılmış olan kişiler ve işlevler arasında bağıntı kurmak, denetimi ise kişilerin ve birimlerin planlara, kurallara ve amaçlara uygun olarak çalışıp çalışmadığını görmek olarak tanımlamaktadır. Fayol’a göre bütün örgütsel eylemler altı gruba ayrılır. 1. TEKNİK EYLEMLER: Üretim, yapım ve yeni durumlara uyarlanma gibi eylemleri içerir. 2. TİCARİ EYLEMLER: Alım, satım, değiştirme gibi eylemler bu gruba girer. 3.MALİ EYLEMLER: Var olan mali kaynakların en ussal biçimde kullanılması ve yeni kaynakların bulunması için gerekli girişimlerde bulunma eylemleri bu gruba girer. 4. GÜVENLİK EYLEMLERİ: İnsan ve madde kaynaklarının çeşitli tehlikelere karşı korunması için gerekli önlemlerin alınması gibi eylemleri içerir. 5.MUHASEBE EYLEMLERİ: Gelir-gider hesapları, maliyet hesapları, istatiksel bilgiler geliştirme eylemleri bu gruba girer. 6. YÖNETİM EYLEMLERİ: Planlama, örgütleme, komuta, eşgüdüm ve denetleme süreçleri yönetim eylemlerini oluşturur. FAYOL YÖNETİME İLİŞKİN 14 İLKE BELİRLEMİŞTİR 1. İşbölümü, 2. Yetki ve sorumluluğun ayrılmazlığı, 3. Disiplin, 4. Emir birliği, 5. Yön birliği, 6. Kişisel amaçların genel amaçlara feda edilmesi, 7. Yeterli ücret politikası, 8. Merkeziyetçilik, 9. Komuta zinciri, 10. Düzen, 11. Adil ve makul davranma, 12. Yaratıcılık, 13. İşin sürekliliği, 14. Birlik duygusu yaratma. Fayol’a göre işbölümü örgütün hem modeli hem de temelidir. Yönetimin verimliliği buna bağlıdır. Örgütte uzmanlaşma, planlama ve koordinasyon önemlidir. Yönetimde esas olan, zaman ve malzeme kaybını önlemek, keyfiyete engel olmak, gerekli kaynakları sağlamak için uzmanlaşmış yöneticilere ihtiyaç vardır. Yöneticilerin zeki, iyi eğitimli ve kendini geliştirmeye ve yetiştirmeye istekli olmaları gerekir. Yönetimde sağlıklı bir denetim sağlayabilmek için yöneticinin kontrol edebileceği sayıda asttan sorumlu tutulmalıdır. 11 ÖRGÜT VE YÖNETİM KURAMLARI NEO-KLASİK YÖNETİM KURAMLARI YÖNETİME AGIRLIK VEREN KURAMLAR DAVRANIŞÇI VE ÇEVRESEL YAKLAŞIMLAR Dirik Yönetim Kuramı İnsan İlişkileri Kuramı Karar Verme Kuramı X ve Y Kuramı İşbirliği Kuramı Rol Kuramı DİRİK YÖNETİM KURAMI: Mary Parker FOLLET (1868-1933) Mary Parker FOLLETT, Dirik Yönetim Kuramının öncüsüdür. Sosyal bilimlerdeki bulguları yönetime aktaran ve psikolojik verileri yönetimde uygulayan Follett; demokratik liderlik, gönüllü işbirliği, durum kanunu, yetki ve eşgüdüm konularındaki görüşleri ile ün kazanmıştır. FOLLETT’in Yönetime İlişkin Görüşleri Şunlardır. 1. Çatışma ve Tümleştirme: Örgütlerde çatışma doğaldır. Her zaman zararlı olduğu söylenemez. Çatışmayı yönetmenin üç yolu vardır. a. Çatışan taraflardan birinin üstün gelmesi ile sonuca ulaşılması. b. Çatışan tarafların ödünler vererek bir seçenekte uzlaşmaları. c. En yapıcı olanı da, tarafların düşüncelerinin tümleşerek bir seçenekte birleşmeleridir. Bu seçenekte her iki tarafın görüşünde eşit ağırlıkta seçenek içinde yer alması ve tarafların aynı düzeyde kazanmasıdır. 2. Buyruk Verme: Emir yönetim işgörülerinden sadece biridir. Ana amacı uzmanlık alanlarını eşgüdümlemektir. Eşgüdüm gönüllü işbirliği sağlar. Hiyerarşi sadece buna hizmet eder. Hiyerarşi amaç değil araçtır. Eğer emir verilecekse şu üç kurala uygun verilmelidir. a. Emir kişinin değil makamın emri olmalıdır. b. Emir vermeden önce yaratacağı durumlar özenle incelenmelidir. 12 c. Yaptırılamayacak ya da yerine getirilemeyecek buyruk verilmemelidir. 3. Erk ve Yetke Kavramı: Erk, kişinin bir işi yapabilme yeterliği veya yaptırabilme gücüdür. Yetke ise, uzmanlık ve işle ilişkilidir. Bu nedenle, bir kişi tam işi yada fonksiyonu kadar sorumluluğa, tam sorumluluğu kadar da yetkiye sahip olmalıdır. Ne az, ne de fazla. Yetki yapılan işten kaynaklanır. Bir yönetmenin yetkisi, yaptığı işten, gösterdiği başarıdan doğar. 4. Toplamalı Yönetici Sorumluluk: Yetke gibi sorumluluk da, işlevlerden ve durumdan kaynaklanır. yaptıklarından sorumludur. KARAR VERME KURAMI: Herbert A. SİMON ve James G.MARCH. Bu kuramın öncüsü Herbert A. SİMON’dur. James G: MARCH’da katkıda bulunmuştur. Simon karar verme sürecinin bilişsel yönünü açıklamıştır. Ona göre genel olarak bir örgütün iki türlü işi vardır. Birincisi; Üretimi gerçekleştirmek İkincisi, üretime ilişkin kararlar vermek. Üretim yapmak alt basamakların, karar vermek ise üst yönetim basamağının işidir. Karar Verme Kuramı’nın Yönetim e ait ilkeleri; 1. Yetki; Örgüt içindeki üyelerin davranışına yön veren kararları alabilme kuvvetidir. Yetki; üst-ast ikilisi arasındaki ilişkidir. Üst ast tarafından kabul edileceği beklentisi ile kararlar allır ve iletir. Ast, böyle kararları bekler ve astın eylemleri bu kararlar tarafından belirlenmiş olur. 2. Yetki hiyerarşi bakımından verileceği gibi fonksiyon bakımından da verilir. Hiyerarşik bakımından yetkide, her üst belli sayıda astlar üzerinde yetkilidir. Fonksiyon bakımından yetkide ise örgütte her üye uzmanlık alanına göre, belli bir iş üzerinde yetkilidir. 3. Yetkinin üç önemli fonksiyonu vardır. a. Yetki, kullanan kişiye sorumluluk yükler. b. Yetki, kararların verilmesinde uzmanlığa yer verir. c. Yetki, eylemlerin eşgüdümünü kolaylaştırır. 4. Bir işgören bir buyruğu yalnız cezadan kaçmak için değil, bir amacı gönüllü olarak başarmak içinde kabul eder. 5. Örgüt içinde oluşan çatışmanın yönetilmesi için dört temel süreç vardır. a. Sorun Çözme 13 b. İnandırma c. Pazarlık d. Politika 6. İletişim, karar verme sürecini kolaylaştırmak için bir üyeden ötekine ulaştırılan iletilerdir. İletişim tek yönlü değil iki yönlü bir süreçtir. 7. İnsanın ussallığı sınırlıdır. İnsan, bir karar için olası seçeneklerin tümünü göremez. Yine insan, ulaşabilecek sonuçların tümünü kestiremez. İnsan, çoğunlukla kolay ve doyurucu olan seçenekleri seçmeye eğilim gösterir. Simon karar vermeyi yönetim kalbi olarak görmüştür. Karar vermeden hiç bir eylemde bulunulamayacağını ve karar vermenin yapmak kadar önemli olduğuna dikkat çekmiştir. İŞBİRLİĞİ KURAMI: Chester BARNARD (1887-1961) İşbirliği (cooperation) kuramın öncüsü Chester BARNARD dır. Barnard doğal örgütün önemi üzerinde ilk kez duran ve örgütü toplumsal bir sistem olarak inceleyen ilk yazardır. Barnard’a göre bir örgütün varlığı, işgörenlerin örgüte katkıları ile ve işgörenlerin işten doyumları arasındaki dengeye bağlıdır. Bir örgütte biçimsel (formal) örgüte dayalı olarak doğal (informal) örgütte bulunur. Doğal örgütün üyeleri arasında astlar kadar üstlerde vardır. Biçimsel örgüt bir sistemdir. Ama doğal örgüt bilinçsizdir, gevşek yapılıdır ve rastgele çalışır. Biçimsel örgüte zarar verebilir. Barnard’a göre buyruklar en alt kademeye kadar iletilmelidir. Bu iletinin işgörence kabul edilebilmesi için şu koşullar gereklidir. 1. İleti, ussal olmalıdır. 2. İleti, işgörence anlaşılmalıdır. 3. İleti, işgörenin işi ile ilgili olmalıdır. 4. İşgören iletiye ilgi duymalıdır. 5. İşgören istenilen işi yapabileceği kanısına varmalıdır. Barnard’a göre; bir toplumsal sistem olan örgüt yaşayabilmek için iki koşulu gerçekleştirmek zorundadır. 1. Amaçlarını sürdürmek 2. Kişilerin katkılarını sağlamak için personelle sağlıklı ilişkiler geliştirmek. Yetkinin iletişime bağlı olduğunu ileri süren Barnard iletilen emir, alan tarafından anlaşılıyorsa, örgüt amacına uygunsa, kişisel beklentilere aykırı değilse, emri alanın bedensel ve zihinsel yapısına uygunsa yetki edilir. 14 Örgütün insanlar tarafından doldurulmadıkça bir anlam ifade etmeyeceğini ve insanların birbirleriyle etkili olarak işbirliği yapmaları sonucu örgütün önem kazanacağını belirmiştir. İŞBİRLİĞİ KURAMININ TEMEL İLKELERİ 1. İnsanların güdülenmesinde maddi güdülenme ikinci derecede önemlidir. Birinci derecede psikolojik güdülenme esastır. 2. Yeterli personel ile doldurulmamış örgüt şemasının bir anlamı yoktur. Örgütte yeterli sayıda insanlar etkili bir şekilde çalışıyorsa bir anlam taşır. Bunu da işbirliği sağlar. 3. Etkili lider informal yetkiyi de kullanabilmelidir. 4. İletişim örgütte çok önemlidir. Temeldir. Örgütün can damarıdır. 5. Örgütün gelişmesi için iki temel koşul gereklidir. a. Örgütün amaçlarının sürdürülmemesi. b. Örgütte çalışanların örgüte katkıda bulunması. 6. Yetki astların kabulü ile oluşan olgudur. 7. Astlar verilen bir emri yerine getiriyorlarsa, emir verenin yetkisini kabul etmişlerdir. 8. Örgütte etkililik: Örgütün amaçlarına ulaşma derecesini (kurumbazında), etkinlik;çalışanların ihtiyaçlarını karşılama derecesini (birey bazında) ifade eder. 9. Örgüt bilinçli şekilde koordine edilmiş eylemlere dayalı bir iş birliği sistemidir. Böyle bir örgütün varlığı, üyenin örgüte katkısı ile, örgütün üye ihtiyaçlarını karşılaması arasındaki dengeye bağlıdır. DAVRANIŞÇI VE ÇEVRESEL YAKLAŞIMLAR ( İnsan İlişkileri Okulu ) Harvard Üniversitesi Psikoloğlarından Elton MAYO, F. Roethlisberger ve Dickson yönetimindeki bir araştırmacı grubu; 1920 li yıllarda A.B.D. de Chicago kenti yakınlarındaki Hawthorne kasabasında bulunan Western Elektrik şirketinde 5 yıl süren deney ve incelemelr yapmışlardır. Hawthorne araştırmaları olarak bilinen bu incelemelerde klasik kuramların bazı varsayımları denenmiştir. Bu varsayımlar; a. İşyerinin fiziksel koşulları ile işgörenlerin verimi arasında olumlu ilişkileri ile, b. Kazanç getirici yöntem geliştirilmesine ilişkin varsayımlardır. Ne varki bu araştırmalar hiç hesapta olmayan bazı gerçekleri ortaya çıkmıştır. Klasik görüşleri temelinden sarsan bu araştırmanın ilginç sonuçları şunlardır. 1. Örgütte olup biten herşey yazılı belgelerde yer almaz. 15 2 Fiziksel olmayan değişkenlerin değişkenlerden daha fazladır. personelin verimi üzerindeki etkisi fiziksel 3. Klasiklerin sandığı gibi personel yalnızca paranın güdülediği ekonomik bir maina değildir. Ekonomik olmayan güdülerde personeli en az para kadar motive eder. 4. Uzmanlaşma ve iş bölümü mutlaka verimi artırmaz. Aksine monotonlaşmaya ve meslek hastalıklarına yol açar. 5. İnsan örgütte bir kişi olarak değilde, doğal örgütün bir üyesi olrak davranır ve üretimde bulunur. Bu görüşte temel amaç, insanın insanca yaşaması ve çalışmasıdır. Örgütün amaçlarıyla birlikte insanların kendi amacı ve beklentileri önemlidir. İkisi birbirini tamamlamalıdır. 6. Yönetici, eşyaya ilişkin teknik, insana ilişkin sosyal yeterliklere sahip olmalıdır. 7. Çatışma koşulları yönetimler tarafından kontrol altına alınsa bile, çalışanlar bu kontrolün dışında etkileşir ve üretirler. Bu bulgular hümanist akımı başlatmıştır. İNSAN İLİŞKİLERİ KURAMI: Elton MAYO (1880-1949) İnsan ilişkileri kuramının öncüsü Elton MAYO’dur. Mayo ve arkadaşları, Hawthorne araştırmalarından sonra örgütte insan ilişkilerinin önemi üzerinde çalışmalar yapmaya başladılar. Mayo, daha iyi bir toplum özleminde olan bir sosyal devrimci idi ve böyle bir toplumun ileri görüşlü yönetici ve iş adamlarının liderliği sayesinde gerçekleşeceği fikrini benimsemişti. Yöneticinin eşyalara ilişkin teknik ve insanlara ilişkin sosyal hünerleri olması gerektiğini savunmuştur. İnsan İlişkileri Kuramı’nın Örgüt ve Yönetime Dair İlkeleri 1. Örgütün toplumsal bir yapısı vardır. Bu toplumun kendine özgü değerleri ve düzgüleri vardır. 2. Örgütün en üstün varlığı iş görendir. Örgütün verimi tek tek işgörenlerin veriminin toplamıdır. Bu yüzden işgören örgütsel verimliliğin en etkin aracıdır. 3. İşgören bir makina değildir. İşgörenin bilişsel gücü, duyguları, tutumları vardır. İşgören yalnız bedensel gücü ile değil, sahip loduğu psikolojik güçleriyle de örgüte katkıda bulunur. İşgöreni bir makina olarak kabul etmek onun yaratıcılığından örgütün yararlanmasını engellemek demektir. 4. İşgörenler, örgütsel toplum içinde kümeleşirler. Bu kümeleşme doğaldır. Kümeleşmeyi engellemek imkansızdır. Ama yönlendirilerek örgüte yararlı hale getirlmelidir. 5. Her küme kendi üyeleri üzerinde yüksek etkiye sahiptir. İşgören üyesi olduğu kümenin değerlerine ve düzgülerine uymak zorundadır. Bu yüzden, üretimini kümenin koyduğu ölçülere uydurur. 16 6. Destekleyici klavuzluk yapıldığında işgörenin verimi artmaktadır. İşgörenin ilk üstünün ona yapacağı destekleyici, yardım edici, yol gösterici eğitimi onu geliştirecek ve örgüte katkısını arttıracaktır. 7. İşgörenin güdülenmesinde parasal özendiricilerden başka özendiriciler de vardır. Parasal özendiriciler, işgörenin güdülenmesinde sınırlı etkiye sahiptir. İşgörenin psikolojik ve toplumsal gereksinmelerinin karşılanmasına yönelik özendiriciler de yüksek verime güdülenmesini sağlayabilmektir. 8. İşgörenleri etkileyen pek çok değişken vardır. İşgörenler işlerinde yalnız üstlerinden etkilenmezler. Örgüt ortamından, çevre koşullarından, örgütün toplumsal yapısından ve diğer işgörenlerden de etkilenirler. X ve Y KURAMI: Mc. GREGOR Mc. Gregor klasik kuramcıların insana bakış açısı ve insan ile ilişkili görüşlerinin yanlış olduğunu savunmuştur. Geleneksel kuramların işgöreni makina gibi gördüğünü ve onu tembel, bencil, denetlenmeden çalışmayan bir kişi olarak tanımlandığını ileri sürüp buna X kuramı adını vermiştir. Kendisi ise işgöreni, psikolojinin bulgularına da dayanarak şöyle tanımlamıştır. İşgörenin örgüte gerekli yüksek değerleri olduğunu, işgörene inanılabileceğini, işgörenin kendisini yetiştirip olgunlaşabileceğini, kendi kendine örgütsel amaçlar için güdüleyebileceğini, kendi kendini denetleyebileceğini savunmuştur. Bunu da Y kuramıadını vermiştir. ROL KURAMI: ROBERT L. KAHN Kahn, örgütte oluşan doğal kümeleşmeyi değişik bir açıdan incelemiştir. Kahn’agöre örgütte her işgörenin çevresinde ondan beklentileri olan, bir takım insanlar vardır. Bu takımı oluşturan insanlar, ondan biçimsel ve doğal ya da göreve ilişkin ve görev dışı kimi davranışları yapmasını bekler. İşgören böylece kendisinden beklenen rolleri yapmak zorunluluğu duyar. oluşur. İşgörenin üstü olanlar işgörenden, astı olanlardan daha değişik roller ağından Kahn, örgütü görevlerden çok roller ağı olarak görmüştür. İkinci Dünya Savaşından sonra çoğunluğu toplum bilimci olan bir grup, yönetimi; yalnızca insan ve grup davranışı açısından değil aynı zamanda çevre açısından da incelemeye başladılar. Çevresel yaklaşımların oluşmasına katkısı olan bilim adamları Fritz Morstein, Marx, John M. Gaus, Philip Selznick, Robert K. Merton’dur. Bu bilim adamlarından Marx, yönetim sürecini çağdaş uygarlığın ayrılmaz bir bölümü olarak görmüş, demokratik yönetim, kamu politikası, sorumlu ve beklentileri karşılayan liderlik gibi konular üzerinde durmuştur. Gavs yönetimin, örgüt dışındaki halkla, çevreyle, gelişen teknoloji ile, fikirle, beklentilerle ve kişiliklerle ilişkili olduğuna dikkati çekmiştir. Sunulacak hizmetler ve ürünler dış etkenler tarafından tüketilir, değerlendirilir ve buna bağlı olarak olumlu ya da olumsuz tepkiler gelir.Çevredeki değişiklikler yönetimi etkiler. Örneğin; Doğal afetler 17 yönetimin konut, vergi, sağlık, eğitim v.b. gibi konularda ivedi kararlar almasını zorunlu kılar. Teknolojik gelişme ve buluşlarda örgütleri ve yönetimleri yeni eylemler yapmaya zorlar. Selznick, bir örgüt için en önemli gereksinmenin çevredeki güçlerden korunmak yani güven içinde yaşayabilmek olduğunu ileri sürmüştür. Örgütün çevresiyle sağlıklı ilişkiler geliştirmek zorunda olduğunu belirten selznick, örgütün sportif eylemler, çevreyi hizmet ve olanaklardan yararlandırma v.b. faaliyetlerle kapılarını çevreye açması ve çevre liderlerini emmesi gerektiğinden söz etmiştir. 18 ÖRGÜT VE YÖNETİM KURAMLARI MODERN YÖNETİM KURAMLARI Olumsallık (Durumsallık) Kuramı Sistem Kuramları Genel Sistem Kuramı Sistem Kuramı Açık Sistem Kuramı İkinci Dünya Savaşından sonra yönetim biliminde çok hızlı değişiklikler olmuş, klasik ve Neo Klasik Yönetim Kuramlarının eksik yönleri irdelenmiş ve dikkatler canlı organizmaların yaşayışına çevrilerek, canlı organizmalarla örgütler arasında yaşayış ve işleyiş benzerliklerinden hareketle, örgütlerde sistem özelliklerinin bulunup bulunmadığı araştırlmaya başlanmıştır. Klasik yönetim kuramları örgütün yapısına ağırlık vermiş, örgütün etkili ve verimli çalışmasına yönelik ilkeler geliştirmiş ve işgöreni ihmal etmişlerdir. Örgüt için iyi olan her şeyin işgören içinde iyi olacağını savunmuşlardır. Neo-Klasik yönetim kuramları ise, insan katılımının olduğu demokratik örgütlere ağırlık vererek, insan unsurunu ön plana çıkarmış ve örgütü ihmal etmişlerdir. Sistem kuramları işte bu farklı görüşleri birleştirmek amacı ile yola çıkmışlardır. Ancak bunu sağlayamamıştır ve durumsallık kuramının doğmasına neden olmuştur. Olumsallık kuramına göre en iyi bir örgüt modeli ya da en iyi bir yönetim biçimi yoltur. En iyi örgüt modeli, örgüte uygun olan ve en iyi yönetim biçimi ise yönetilenlerin niteliğine uyandır. En iyi olarak nitelenen bir örgüt modeli ve yönetim biçimi uygulanan örgüte uymadığında en kötüye dönüşebilir. Örgüt ve yönetim iç ve dış çevresel alt sistemlerin etkisiyle değişebilir. Her örgüt, çevre ile ilişkisini, teknoloji ve beşeri yapısı ile ele almalı ve sorunlarına buna göre çözüm aranmalıdır. İdeal ve en iyi bir örgüt ve yönetim biçimi yoktur. 19 Sistem yaklaşımları, yönetimsel eylemlerin yer aldığı örgütü, onun çevresini, kısaca örgütün iç ve dış öğelerini, bu öğelerin birbirleriyle ilişkilerini ve etkileşimlerini inceleyerek örgütsel ve yönetimsel sorunların temel nedenlerini açıklamaya çalışmışlardır. Bu nedenle klasik yaklaşımları tez, davranışçı ve çevresel yaklaşımları anfirtez ve sistem kuramlarını da sentez olarak değerlendirmek mümkündür. Modern yönetim kuramına göre örgütler çevreden aldıkları girdikleri bir dönüşüm süreciyle çıktı haline çevirerek çevreye sunarlar. Bu çıktıların bir bölümü daha ilerideki çıktıların girdisini oluşturmak üzere sisteme döner. Bu dönüşe geribildirim denir. Geribildirim bir bakıma sistemin kendi davranış (gidişatı) hakkında bilgi toplaması ve bu bilgiyi önceden belirlenen hedeflerle karşılaştırarak sapmalar varsa bunları düzeltmesi olarak da tanımlanabilir. Sistem kuramlarına geçmeden Yöneylem Araştırması, informasyon kuamı ve sibernetik yaklaşımdan kısaca söz etmek gerekmektedir. Bu yaklaşımların başlangıcı 2 nci Dünya Savaşının yaşandığı yıllar olup, yönetime dair bulguları sistem kuramlarının benimsediği yöntemler olarak karşımıza çıkmaktadır. Yöneylem Araştırması: (Operational Research) Örgütlerin bazı karmaşık yönetim sorunlarını çözümlenmesinde uygulanan, bilimsel karar almayı kolaylaştıran ve matematiksel modellere dayanan mantıksal ve ussal çözüm yoludur. Bu yöntemin amacı yöntemin izleyeceği politika ve eylemlerin bilimsel bir biçimde saptanmasına yardımcı olmaktır. Yöneylem araştırması karar almaya ve problem çözmeye yönelen bir usuldür. Yöneylem araştırmasında bir sorunu çözmenin belli aşamaları vardır. Bunlar: 1. Sorunun ortaya konulması, formüle edilmesi. 2. Matematiksel model kurulması. 3. Modelden çözüm elde edilmesi. 4. En iyi çözüm yolunun seçilmesi. 5. Çözümün uygulanması. Yöneylem araştırması yönetici tarafından ortaya atılan bir temel fikre dayanır. Yöneylem araştırması en doğru karara yönelik önerileri ve en etkili bilgileri hazırlar. Yönetici kararı verir. Yöneylem araştırmasının amacı, en ussal karar alternatiflerini ortaya koymaktır. Varılan kararın uygulanması esnasında da yardımcı olmaktır. Yöneylem araştırması, yöneticinin karar almakla yükümlü bulunduğu ve önemli sorunlarla karşılaşılan her alanda uygulanabilir. Bu yöntemle kararların isabet derecesi artırılır. Yöneylem araştırması, karar sorunlarına alternatif çözümler getirerek, yöneticilerin karar vermelerine yardımcı olur. Örgütlerdeki sorunların gerçek yönü, görülenden veya bilinenden farklı olabilir. Bu nedenden dolayı da bir sorunun her yönü ile incelenmesi 20 gerekmektedir. Yöneylem Araştırması’nın geliştirilmesinde Russel Ackoff ve West Churchman öncülük etmişlerdir. Yöneylem Araştırması, bilimler arası bir yaklaşımdır. Böyle bir çalışmaya yönetim, psikoloji, sosyoloji, ekonomi, teknoloji, üretim mühendisliği, matematik, istatistik ve bilgisayar uzmanlarından gerekenler katılmalıdır. İnformasyon Kuramı:(İnformation Theory) öncüleri Claude Shannon ve Warren Weaver’dir. Bu kuramın temelini oluşturan düşünce; bilginin örgüt için çok önemli olduğudur. Bilgi örgütün en önemli girdisidir. Girdinin işlenmesi, işgörenler arasındaki etkileşim, takım olarak çalışma, çıktıların pazarlaması, örgütün çevresiyle uyşumu, kısaca örgütün bütün etkinlikleri, yönetimin tüm eylemleri bilgiye dayanır. Bilgi en önemli güçtür. Örgütün etkili olabilmesi, bilgi gücünün örgüt içinde etkin olarak dolaşmasına bağlıdır. İnformasyon kuramı örgütte doğru, hızlı ve etkili çalışan bir iletişim ağının niteliklerini bulmaya çalışmış ve her işgörenin verimiliğini artıracak haberleşmenin sağlanması için iletişim sürecinin öğelerini analiz etmiştir. Bunlar; 1. Kaynak 2. Mesaj 3. Kanal 4. Alıcı 5. Dönut Bu kuramın en iyi yönü, informasyon kavramına bir ölçülebilirlik vermiş olmasıdır. Bilginin örgüt içinde dolaşması ve her işgörene ulaşması etkili bir beslenme (feedback) mekanzmasının kurulmasına yol açar. Beslenme mekanizmasının bozulması, sistemin tutarlılığının kaybolmasına, sınırlarının dağılmasına ve sistemin yok olmasına neden olur.S Sibernetik: Norbert Wiener sibernetik üzerinde çalışan bilim adamıdır. Yönetim sorunlarının karmaşıklaşması, karar verme sorunlarını da karmaşık hale getirmiştir. Sorunların tanımı, karar seçeneklerinin bulunması, değerlendirilmesi ve en iyisinin seçilmesi güç bir sorun olmuştur. Ussal karar almak için bilimsel teknik ve usuller geliştirilmiştir. İşte yöneylem araştırması ve sibernetik bu usul ve yollardan ikisidir. Sibernetik, emirleri yorumlayan ve yerine getiren makina anlamına gelmektedir. Sibernetik, üretimin en önemli unsuru olan insanın, yalnız bedni üzerindeki yükü değil düşüncesi üzerindeki yükünü de kaldırıp, makina gücünün kullanılmasını sağlamaya çalışmıştır. Sibernetikte önemli olan, hangi konu için ne gibi bilgilerin derlenmesinin yararlı ve gerekli olacağıdır. 21 Sibernetikte makina gücünü oluşturan mekanik aygıtlar; computerler ve bilgisayarlardır. Bu makinaların üç önemli özelliği vardır. 1. Hız, 2. Güvenirlik, 3. Çok yönlü kullanma, makinalar olağanüstü bellekleri, hızları, sayma, ayırma, kaydetme, değişik unsurları karşılaştırma ve sonuç çıkarma gibi faaliyetleri yaparak insan zihninin yükünü azaltmışlardır. Sibernetikte önem kazanan mekanizasyon, el ile yapılan işlerin mekanik aletlerle yapılmasıdır. Otomasyon ise elle ve mekanik biçimde yapılan işlerin elektronik makinalarla yapılmasıdır. Günümüzde kuruluşların yapılarına göre mekanizasyondan, basit bir hesap makinasından, en modern elektronik beyin kullanmaya kadar yararlanılmaktadır. Kuşkusuz yönetimler alacakları kararları çabuklaştırmak ve hizmetleri gereği gibi yürütebilmek için en modern usulleri uygulamak zorundadır. Kompüterler, yöneticilerin işlerini önemli ölçüde kolaylaştırmakta, basit ve rutin işlerden kurtarmaktadır. Kompüterlerin personel yönetimi alanında da yararlı olduğu söylnebilir. Personel ile ilgili temel bilgiler yanında, örgüt içindeki davranışları, çalışması, işe başlamadan önce ve iş başında kazandığı nitelikler ve üst yöneticilerden alınan olumlu veya olumsuz notlar saptanabilmektedir. Böylece yöneticiler kayıt tutma ve bilgileri ayırma gibi zaman alıcı çalışmalardan kurtulmaktadır. Yönetimde hangi düzeyde olursa olsun, mekanikleşme veya otomasyon, işlerin daha kısa zamanda yapılmasını, daha az personel çalıştırılmasını, insan yorgunluğunun giderilmesini ve en önemlisi yapılan çalışmaların yanlışsız doğru olarak yapılmasını sağlamaktır. İkinci Dünya Savaşından sonra her alanda olduğu gibi yönetim bilimlerinde de hızlı gelişmeler oldu. 1950’den önce 1950’den önce gelişen yönetim yaklaşımlarına ilave, canlı organizmalarla, örgütler arasında yaşayış ve işleyiş benzerliklerinin olup olmadığı araştırılmaya başladı ve bundan sonraki gelişmeler modern yaklaşımlar olarak adlandırıldı. Şimdi bunları inceleyelim. GENEL SİSTEM KURAMI: Ludwing BERTALANFY, Kemeth BOVLDİNG Bu kuramın öncüsü, bir biyoloğ olan Ludwing von BERTALANFFY’dır. Bertalanffy Genel sistem kuramının diğer bilimlerle birlikte yönetim bilimini de uygulanabileceğini ve sistem yaklaşımının tüm bilimlerce uygulanabilir nitelik taşıdığını savunmuştur. Bu düşünceden hareketle BOULDİNG dünyada 9 tür sistem bulunduğunu , bu sistemlerin kendi içinde basamaklandırılabildiğini, bilimlerin iskeletini bu sistemlerin oluşturduğunu ve evrendeki tüm canlı ve cansız varlıkların bu sistemlerden birinde yer aldığını savunmuştur. Bu sistemler; 1.DURUK SİSTEM: Birbirine dayalı parçalardan oluşan,ama devinmeyen, bütünlüğünü koruyan, sürekli yerinde duran, çerçeve yapılar bu gruba girer. Binalar, köprüler v.b. 2. YALIN DEVİNİMLİ SİSTEM: Belli bir devinimi, eylemi, işi yapmak için yapılmış araçlar, makineler yalın devinimli sistemlerdir. Bu sistemler belli bir güçle (enerjiyle) çalışırlar. Bu güç su, yerçekimi, yel, canlı gücü gibi doğal güç veya yakıt, elektrik gibi yapay güç olabilir. Sistem güç girdisini aldığında devinime geçer. (Saat, yel değirmeni, un değirmeni, at arabası, el arabası, otomobil v.b.) 22 3. ÖZDEVİNİMLİ SİSTEM: Önceden belirlenmiş bir izlenceye göre, elverişli ortam oluştuğunda kendiliğinden işleyen makineler, araçlar, yapılar bu gruba girer. (Bilgisayarlar, termostatlı araçlar, televizyon, fırın, ütü v.b.) 4. ÖZYAŞAMLI SİSTEM: Çok yalın ama kendi yaşamını kendisi sürdürebilen canlılardır. Bakteriler-hücre, amip v.b. bu gruba girer. Bu canlılar beslenmesini ve üremesini kendileri sağlarlar. Canlıların en ilkelidirler. 5. BİTKİ: (Plants) Hücre bölünmesiyle, organları oluşan ve belli bir görünümü olan, üreyebilmek için aynı türden karşı cinse gerekililik duyan, ama sınırlı, belli bir devrimi yapabilen ve toplumsal yaşamın ilk düzeyini oluşturan genetik canlılardır. 6. HAYVAN: (Animal) Beyni, sinir sistemi, duyu organları, devinim için gereken organları gelişmiş olan, bitkiye göre daha karmaşık, fakat insana göre daha yalın olan ve kültürel değerler yaratma yeteneği olmayan canlılar bu gruba girer. 7. İNSAN: Zekası, özdevinimi, zaman kavramı, çevreye uyabilirliği, bir dereceye kadar doğayı denetim altına alma yeterliliği, araç yapma becerisi olan, algılama, konuşma, düşünme, süngeler kullanma ve kültürel değerler yaratabilme yeteneğine sahip canlılar bu gruba girer. 8. TOPLUMSAL SİSTEM: ( örgüt) İki yada daha çok insanın oluşturduğu, etkileşim , işbirliği, takım çalışması, ortak değerler v.b. hususların yer aldığı örgütler bu gruba girer. 9. SOYUT SİSTEM: İnsan soyunun üstünde, deney üstü olan, sınırları gücü kestirilemeyen, canlı cansız tüm evreni yönettiği varsayılan sisteme soyut sistem denir. Boulding öğesel etkileşim adlı onuncu bir sistemden de bahsetmektedir. Bu sistemde; düşüncelerin , kimyasal maddelerin birbirleriyle etkileşiminden söz eder. Ancak bunun sistem özelliği gösterdiği tartışmalıdır. Bu sistemlerden sekizinci sırada yer alan toplumsal sistem, insan öğesinin oluşturduğu, etkileşip, işbirliği yaptığı ve ortak bir amaç uğruna faaliyette bulunduğu örgüttür. Diğer yandan bir toplumsal sistemin öğeleri şöyle sıralanmaktadır. 1. Her sistemin yaşamasını sağlayan girdileri vardır. 2. Bu girdiler sistem içinde işlenir. 3. İşlenen girdiler çıktıya dönüştürülür. 4. Sistemin, girdi, işleme ve çıktı olgusunu denetleyecek araçları vardır. 5. Sistem, yaşamak için çevreden dönütler alarak kendini çevreye uydurmaya çalışır. Bu genel sistem kuramını toplumsal sistem kuramı onu da Açık sistem kuramı takip eder. 23 TOPLUMSAL SİSTEM KURAMI: Talcott Parsansve E.L. TRİST Bu kuramın öncüleri Parsons ve Tristtir. Parsons, bir toplumsal sistemin üyelerinin rollerinden oluştuğunu, her sistemin toplumsal ortamında davranışları belirleyen düzgüler (normlar), değerler bulunduğunu:sistemin yaşaması için kaynak sağlama, çevreye uyma, alt sistemleri kaynaştırma gibi işlevlerinin olduğunu savunmuştur. Parsons her toplumsal sistemin çözmek zorunda olduğu sorunları da şöyle sıralamıştır. 1. Çevreye uyarlama 2. Amaçları gerçekleştirme 3. Alt sistemler ve üyeler arasında bütünleşmeyi sağlama 4. Sistemdeki gizilgüçleri güdüleme. Trist ise, örgüte sosyoteknik kavramını getirerek örgütün teknoloji ve toplumsal olmak üzere iki alt sistemden oluştuğunu, bu iki alt sistemin birbiriyle etkileşerek birbirini biçimlendirdiğini savunmuştur. Sistemin teknoloji alt sistemi, örgütün iş gereklerinden, fiziksel yerleşiminden, araç gereç ile kullandığı teknikten oluşmaktadır. Sistemin toplumsal alt sistemi ise, örgütte oluşan kümelerden, örgütün düzgü ve değerlerinden, işgörenlerin ilişkilerinden oluştuğunu vurgulamıştır. Rice ve Homans’ da Toplumsal sistemler üzerinde çalışma yapan yönetim bilimcileridir. Bu bilim adamları, sistemlerde girdi-işleme ve çıktı sürecinin nasıl çalıştığını, çevre ile ilişkilerini, sistemin alt sistemlerini incelemişlerdir. Homans’a göre: toplumsal sistemler üç alt sistemden oluşmaktadır. Bu alt sistemler; örgütün fiziksel, kültürel ve teknolojik çevresidir. Fiziksel çevre; örgütün yeri, tesisleri ve yerleşme düzeninde oluşur. Teknolojik çevre; örgütün kullandığı bilgi ve araçlardan oluşur. Kültürel çevre ise örgütün dış çevresi ile iç çevresindeki etkileşimi ve ilişkilerinden oluşur. Örgütün bu iki ilişkiler sistemi birbirine bağımlıdır. Bunlardan birinde olan değişim diğerini de etkiler. Sistem kavramının ulaştığı en son aşama Açık sistem kuramının gelişmesidir. Bu kuramın öncüleri Daniel Katz ve Robert Kahn’dır. AÇIK SİSTEM KURAMI: Daniel KATZ ve Robert KAHN Kuramın öncüleri Daniel Katz ve Robert Kahn’dır. Bu kurama göre örgüt; çevresinden etkiler alan, çevresinş etkileyen, aldığı enerjiyi kullanarak çıktılar veren, dirik ve çevreye açık bir toplumsal sistemdir. Katz ve Kahn sistemleri açık ve kapalı olmak üzere ikiye ayırmışlardır. Kapalı sitemlerin; çevreleri ile ilişkileri olmadığnı, çevreden girdi almadıklarını ve çevreye çıktı vermediklerini ve kendi kendilerine yeterli olmayı yitirdiklerinde de öldüklerini ve bu tür sistemlere çok az rastlandığını belirtmişlerdir. Çoğunlukta olan sistemlerin açık sistemler olduklarını ve bu sistemlerinde çevreden soyutlanamayacaklarını savunmuşlardır. 24 Bu kurama göre sistem; Bir takım daha küçük parçalardan oluşan, fakat kendiside aynı zamanda daha büyük bir sistemin yada sistemlerin parçası olarak işlevde bulunan bir bütündür. Bütünü oluşturan parçalara alt sistemler denir. Sistemi tanımlayacak olursak sistem: Değişik unsurlara ait parçaların uyumlu bir biçimde bir araya getirilmesi ile oluşan bir bütündür. Parçalar sistemde olmaktan etkilenirler ve sistemden ayrıldıklarında değişirler. Bir araya gelen parçaların bir işlevi dolyısı ile bir amacı vardır. Her bir bütünlük kendine özgüdür ve bir amaç etrafında şekillenmiştir. Sistemi oluşturan öğeler mevcuttur ve bu öğeler: 1. Sistemin yaşamasını sağlayan girdiler 2. Girdikleri sistem içinde işleyen alt sistemler 3. İşlenen girdilerden elde edilen çıktılar 4. Sistemin işlemesini ve çıktılarını değerlendirmeye yarayan dönütler 5. Sistemin içinde yaşadığı çevre. 25 DÖNÜT ÇIKTI GİRDİ İŞLEME ÇEVRE Şekil : Sistem ve öğeleri Katz ve Kahn açık sistemin özelliklerini şöyle belirlemişlerdir. 1. GİRDİ: Açık sistemler yaşamak için çevresinden güç (enerji) alırlar. Bunlara girdi denir. Teknoloji, insangücü, hammadde ve bilgi araç-gereç, tesis, motor, hayvan v.b. sistemin girdileridir. 2. İŞLEME: Örgütler veya sistemler aldıkları ham maddeyi işleyerek ürüne çevirir. Ham maddenin dışındaki girdiler, ham maddeye değer kazandırmak için kullanılır. 3. ÇIKTI: Sistemlerin işleyerek değer kazandırdığı ham maddeye çıktı denir. Sistemin çıktısı, işlenmiş maden ve bitki, eğitilmiş veya sağaltılmış insan, veya bir düşünce ürünü enstrüman olabilir. Sistemler mal veya hizmet üretirler. Ürettikleri bu ürünler sistemin çıktısıdır. 4. ÇIKTININ GİRDİYE DÖNÜŞMESİ : Sistemin çıktısı doğrudan ya da biçim değiştirerek yeniden sisteme girdi olarak geri döner. Sistem ürettiği malın hizmetin, eğittiği, sağalttığı insanın bir kesimini kendisi kullanarak bunları doğrudan girdiye dönüştürebilir. 5. GİRDİNİN GİDEREK ARTMASINA GEREKLİLİK: Sistem her dönüde bir öncesinden daha çok girdi almak zorundadır. Sistemin bir öncesine göre eş değerde çıktı evde edebilmesi için fire payının girdiye eklenmesi gerekir. Çünkü sistemlerde güç yitimi (entropi) olmaktadır. Yani girdilerin ürüne dönüşmeden sistemce emilmesi (fire) ve sistemin işlemede kullandığı güçlerin (insan, makine, araç, tesis v.b) anışması (amortisman) sistemler işgörenleri eğiterek, makine ve araçları onarak entropiyi durdurmaya çalışırlar. Buna negatif entropi denir. 6. DÖNÜT: Ürünün standartlarla karşılaştırılması ile girdi işleme süreci ve çıktı aşamalarındaki aksaklıklar tespit edilir. Dönüt girdinin daha iyi işlenmesi için gereklidir. Diğer yandan dönüt, kullanılan insangücünün teknolojinin gelişmesine de katkıda bulunur. 26 7. AYIKLAMA: Açık sistemler her türlü girdiyi kabul etmezler. Sistem kendine yarayacak hammaddeyi alır. Girdinin ve dönütün bir kesiminin seçilerek alınmasına ayıklama denir. 8. DENGELENİM: Sistem çevresi ile sürekli etkileşim içindedir. Çevrenin olumsuz etkisi sistemi sarsabilir. Daha da ileri giderek sistemin yaşamını tehlikeye sokabilir. Sistemin çıktısının satılmaması, sistemin istediği kalite ve nitelikte girdi bulaması sistemin dengesini bozar. Kimi kez sistemin içindeki çatışmalar, değişmeler de sistemin işleyişini aksatarak, dengesini bozabilir. Böyle durumlarda sistem dengesini yeniden bulmak için çaba gösterir. Böylece sistemin dış ve iç etkenler ile ortaya çıkan sorunlarının çözülmesine, sistemin yeniden duruluma geçmesine dengelenim (homeostatis) denir. Sistem dirik bir yapıda olduğundan durulum, dengelenim-durulum olgusu çemberseldir ve süreklilik gösterir. Sistem dengelenimden sonra ulaştığı durulumla eskisinden daha değişik bir yapıya ulaşır. Dengelenim durulum olgusu sistemi değiştirir. Değişme, yenileşme veya eskileşme yönünde olabilir. 9. BÜYÜME VE GÖREVLERİN AYRIMLAŞMASI: Sistemler girdilerini artırma, büyüme eğilimlidir. Sistemler büyümeyi yaşamasının bir güvencesi olarak görür. Sistem büyüdükçe görevler ayrımlaşmaya, ayrıntılanmaya başlar. Böylece bir işgörene düşen görevin alanı daralır. Dar bir alandaki eylemler işgörenin o alanda uzmanlaşmasına yol açar. Uzmanlaşma tekdüze (monoton) eylemleri İçerir. SİSTEMİN ALT SİSTEMLERİ: Sistem birden çok insandan oluştuğu için toplumsaldır. Çevresiyle etki alışverişinde bulunduğu için açıktır. Alt sistemleriyle bir bütünlük oluşturur. Sistemler alt sistemlerden oluşur. Sistemi alt sistemlerden ayıran özellikler vardır. Bunlar: 1. Alt sistemin varlığı, sistemin varlığına bağlıdır. Eğer bir alt sistem bağlı olduğu sistem olmadan yada ortadan kalktığında da yaşıyor ise o alt sistem değil, sistemdir. 2. Bir alt sistemin eksikliği sistemin yaşamını tehlikeye sokar. Eğer alt sistem sayılan bir birim kaldırıldığında sistem yaşamasını sürdürüyor ise o birim alt sistem değildir. Yada sistemde onun işlevini başka bir birim vardır. 3. Bir alt sistem diğer alt sistemlere dayalı olarak yaşar. Üretim alt sistemi diğer sistemler olmadan zor yaşar. Örneğin. Denetim alt sistemi denetleyeceği diğer alt sistemler olmadan yaşayamaz. 4. Bir alt sistemin görevi birden çok bölümlerce, birimlerce yapılabilir. Sistemin bölümlenmesi, birimlenmesi, ayrı bir iştir. Her bölüm yada birim bir alt sistem değildir. Bazen bir bölüm yalnız bir alt sitemin görevini yapıyorsa aynı anda o bir alt sistemdir. Örnek: Sistemin bir denetim alt birimi varsa, ve diğer yöneticilerde hiç denetleme yapmıyorsa bu denetleme birimi aynı zamanda bir alt sistemdir. 27 Bir sistemin alt sistemleri kendi içinde TEMEL ALT SİSTEMLER ve DESTEK ALT SİSTEMLER olarak ikiye ayrılırlar. Temel alt sistemler kendi arasında 1. Üretim alt sistemleri, 2. Alış-veriş alt sistemleri, 3. Uyarlama alt sistemleri olarak üçe ayrılır. Destek alt sistemleri ise; 1. Yaşatma alt sistemleri ve 2. Yönetim alt sistemleri olarak ikiye ayrılır. Şimdi bunları inceleyelim: Temel Alt Sistemler 1. Üretim alt sistemleri: Sistemin varoluş nedeni bir mal, bir hizmet üretmektir. Bu nedenle üretim alt sistemleri bu yüzden örgütün özü temelidir. Sistemin amaçlarını gerçekleştirirler. Sistemler üretim türlerine göre sınıflandırılırlar. (Eğitim, Sağlık v.b. gibi) Sistemin yatırımının büyük çoğunluğu üretim alt sistemlerinedir. Örnek: İşlik, dershane, labaratuvar v.b. yerler üretimin yapıldığı ünitelerdir. 2. Alış-veriş alt sistemleri : Sistemle çevresi arasında köprü görevini alışveriş sistemleri üstlenirler. Sisteme kaynak bulmak, pazar aramak, ürünü satmak bu alt sistemin görevidir. Bir sistem amaçlarına uygun kaynaklar bulduğu, girdiler sağlayabildiği, çıktılarını pazarlayabildiği oranda sağlam oarak büyür ve yaşar. Sistemlerde bu görevleri yapan birimler değişik adlarla isimlendirilmişlerdir. Örnek: Satın alma, derleme, kayıt, araştırma, pazarlama, yerleştirme, izleme, postalama, iş bulma v.b. 3. Uyarlama alt sistemleri: Sistemin topluma uyumunu sağlayarak eskimesini önleyen uyarlama alt sistemleri, sistemin çevresini gözetleyen, denetleyen, değerlendiren, çıktıların çevrede yarattığı etkilere ilişkin dönütler toplayan, sistemi etkileyen siyasal erkle ilişki kuran, sistemi değiştirip yenileştirmeye çalışan, çevrenin yeniliklerini sisteme getiren, teknolojiyi, en son bilgiyi sisteme taşıyan birimlerdir. Destek Alt Sistemler 1. Yaşatma alt sistemleri: Bir sistemin yaşamını sürdürmesine elvercek, yardım edecek tüm görevler yaşatma alt sistemlerince yürütülür. Bir sistemin yaşamını sürdürecek olan temel etmen işgörenlerin sistemde kalmalarını, görevlerini sağlamaktır. Yaşatma alt sistemlerinin görevleri; işgören hizmetlerinin yönetimi, işgörenlerin örgüte bağlanması, morallerin yükseltilmesi, ödül ve ceza sistemin kurulması bu alt sistemin görevlerindendir. 28 2. Yönetim alt sistemleri: Sistemin planlama, örgütleme, yöneltme, eşgüdümleme, iletişim ve denetim gibi yönetim süreçlerini yürüten bölümleri, birimleri yönetim alt sistemlerini oluşturur. Sisteme ait kararların verilmesi, siyasanın kurulması, işlem ve eylem stratejilerinin belirlenmesi, işgörenler arasında oluşan çatışmaların yönetimi, işgörenlerin uyum zorluklarının, zorlanmalarının, gerilimlerinin sağaltılması bu alt sistemlerce yapılır. Sistemin bir bölümünde, bir biriminde bir alt sisteme ilişkin görevler de yapılabilir. Alt sistem kavramı, örgütün amaçlarını gerçekleştirmekiçin yapılan işlem ve eylemlerin kümelendirilmesidir. Bu yüzden bölümleme ve birimlemeden ayrı bir kavramdır. Genelde belli görevleri yapan birim veya bölümler, belli alt sistemlerle özdeş görevler yürütürler. Ayrıca bir işgörende değişik alt sistemlerin işlem ve eylemlerini görev olarak yüklenebilir. Yani bir işgörenin yalnızca bir alt sistemin görevlerini yapması gerekmez. Örnek: Bir işgören hem üretim görevini hem de idari bir görevi yürütüyor olabilir. Yine bir işgören hem araştırma ile hem de hizmet içi eğitimde görev yapıyor olabilir. Yönetim Alt Sistemleri Yaşatma Alt Sistemleri GİRDİ Uyarlama Alt Sistemleri Alış Alt Sistemleri Veri Alt Sistemleri Üretim Alt Sistemleri SİSTEM VE ALT SİSTEMLERİ 29 ÇIKTI OLUMSALLIK KURAMI (DURUMSALLIK) Paul R.Lawrence, Jay W.Lorsh ve Alfred D.Chadler kuramın öncüleridir. 1970 li yıllardan sonra yönetimde etkili olmuştur. Olumsal sözcüğü; raslantı ile oluşan ne zorunlu ne olanaksız olan, ama ortamını bulduğunda olabilen anlamındadır. Olumsalın karşıtı zorunluluk, gerekliliktir. Bu kuramda; beklenenin olması duruma, koşullara ve ortama bağlıdır. Bunlar elverdiğinde beklenenin oluşması olasılığı yükselmektedir. Düşünülen, beklenilen olayın, nesnenin var olması zorunlu değildir. Olabilirde olmayabilirde. Bu kuramın YÖNETİME İLİŞKİN TEMEL İLKELERİ ŞUNLARDIR. 1. Bir toplumsal sistem elverişli ortamda oluşur, gelişir. Çevresi elverişli olmayan bir canlı yaşayamaz, gelişemez. Toplumsal sistemlerde öyledir. 2. Örgüt toplumsal açık bir sistemdir. Toplumsal sistemler gibi bir örgüt de, elverişli ortamda oluşupgelişebilir. Elverişli ortam bulunamadığında örgütün direnmesi, yaşamasına yetmez. 3. Değişik ortam, değişik örgüt yapısını gerektirmektedir. En iyi bir örgüt modeli yoktur. Çevresine en uygun olan örgüt modeli vardır. 4. Örgütsel etkililik, her örgütün amacıdır. Bu amaca ulaşmak için örgütün, kurulurken çevreye uygun biçimde kurulması gerekmektedir. Ama örgütün etkililiğini sürdürmesi yapısını çevre değişmelerine sürekli uyarlaması ile olanaklıdır. Bu çevresel uyarlanma örgüt için yaşamak anlamına gelmektedir. 5. Örgüt, ortak amaç için etkileşen bireylerin oluşturduğu yapılaşmış bir süreçtir. “Yapılaşmış” kavramı oldukça durağanlığı ama “süreç” kavramı bu yapının sürekli oluşum içinde olduğunu anlatmaktadır. Örgüte diriklik kazandıran olgu işgörenlerin etkileşim içinde bulunmalarıdır. 6. Örgüt her parçasıyla bir bütündür. Örgütün önemsiz parçası yoktur. Örgütün her basmağında, her biriminde, her bölümünde bulunan, işgörenden, araç gereçten örgütün kullandığı teknolojiye varıncaya dek her parçası, örgüte etkide bulunan değişkenlerdir. 7. Örgütü tanımak için sistemin çözümlenmesi gereklidir. Sistem çözümleme, örgütün sistem öğeleri olan girdi, süreç, çıktı, dönüt ve çevresini oluşturan etmenleri tek tek incelemektir. 8. Örgütün alt sistemlerinin uyumlu çalışması gereklidir. Sistem olarak bir örgütün üretim, alışveriş, uyarlanma, yaşatma ve yönetim alt sistemleri birbiriyle örgütsel amaçları gerçekleştirecek etkililikte uyumlu çalışmalıdır. 9. Yönetim, işgörenlerin niteliğine uygun olmalıdır. Kötü bir yönetim biçimi yoktur. İşgörenin niteliğine uymayan yönetim biçimi vardır. En iyi yönetim biçimi, işgörenlerin niteliğine uyabilendir. Kimi işgören, tekdüze işlerden hoşlanırken, kimiş gören zenginleştirilmişten hoşlanır. Kimi işgöreni yetkeci yönetim biçimi etkileyebilirken, kimi işgöreni destekçi yönetim biçimi etkileyebilir. Her işgörenin istediği yönetim biçimini tanımak gerekmektedir. 30 10. Her işgören kendine özgü yollarla güdülenebilir. İşgörenlerin güdülenmesinde belirgin yollar yoktur. Güdüleme yollarının hiçbiri iyi ya da kötü değildir. Ancak her işgöreni güdülemenin ya da her işgörenin güdülenmesinin yolları değişiktir. 11. Örgütte önderin doğması örgütün ortamına bağlıdır. Paylaşılmış bir görevi gerçekleştirmek için bir araya gelen kişilerden diğerlerini en çok etkileyen kişi, önder olur. Bu da takım içinde oluşan ilişkilere, görev yapısına, kullanılan erke bağlıdır. 12. Yönetim birçok bilimlerin katkıda bulunacağı bir alandır. Örgüt ve yönetimi etkileyen çok değişik pek çok etken vardır. Bunların ortaya çıkarttığı sorunların çözülmesi için de pek çok bilimin bulgularından yararlanmaya gereklilik vardır. 31
Benzer belgeler
Yönetim Teorileri
pozisyona bağlı oluşu Weber bürokrasisinin temel niteliklerini oluşturmaktadır.
Weber Bürokrasisinin beş öğesi vardır.
1. Sıradizinsel Yapı: Örgüte her makamda yapılacak işler, ayrıntılı olarak
bel...