buzağı yetiştirme teknikleri
Transkript
buzağı yetiştirme teknikleri
Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Ders Yayınları No : 232 BUZAĞI YETİŞTİRME TEKNİKLERİ (Düzeltilmiş Dördüncü Baskı) Prof. Dr. Naci TÜZEMEN Prof. Dr. Mete YANAR Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Ofset Tesisi Erzurum 2013 © Copyright Bu kitabın her türlü yayın hakkı yazarlarına, basım ve satış hakları Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi’ne aittir. Bu kitabın bütün hakları saklıdır. Yazarlardan ve ilgili kuruluştan izin alınmadan kitabın tümü ya da bölümleri mekanik, elektronik, fotokopi, manyetik kayıt veya başka şekillerde çoğaltılamaz, basılamaz ve dağıtılamaz. İsteme Adresi : Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayın Şefliği 25240 / Erzurum Telefon : 0 442 236 09 60 Fax : 0 442 236 09 58 E-mail : [email protected] ÖNSÖZ Bugün dünyada hayvansal gıda üretiminde sığır yetiştiriciliği en ön sıradadır. Sığır yetiştiriciliğinin en çok dikkat isteyen ve en detaylı olduğu kısım buzağı yetiştiriciliğidir. Süt sığırı işletmeleri mevcut süt üretimini daha yukarılara çıkarmak veya en azından aynı tutabilmek için, ya dışarıdan düve satın alması gerekecektir ki bu ekonomik değildir veya işletmesinde elde ettiği buzağıları en uygun biçimde yetiştirmek zorundadır. Ülkemizdeki sürülerin gençleştirilme ve ıslah edilme olanaklarının geliştirilmesinde, gerek süt ve gerekse et üretiminde beklenen ilerlemeler gerçekleştirilmesinde, buzağıların tekniğine uygun yetiştirilmesi çok önem arz etmektedir. Buzağıların yetiştirilmesi ile ilgili olarak sığır yetiştirme kitaplarında bölüm olarak yer verilmekle beraber, konu bir bölümle geçiştirilemeyecek kadar önemli ve detaylıdır. Ayrıca bizlere gerek yetiştiriciler, gerek yem üreticileri ve gerekse öğrenciler tarafından konu ile ilgili gelen talepleri dikkate alarak bu buzağı yetiştirme teknikleri ders notlarını hazırlamış bulunmaktayız. Yabancı kaynaklarda çok sayıda buzağı yetiştirme ile ilgili değerli eserler bulunmakla beraber ülkemizde buzağı yetiştirme kitabı olarak yalnızca Prof. Dr. Asım Kılıç’ ın hazırladığı bir eser elimizde bulunmaktadır. Hazırladığımız bu eserde çok sayıda bilim adamının eserlerinden yararlanmakla beraber, özellikle Dr.J.H.B. Roy,’un ‘The Calf ‘ kitabı ile Prof. Dr. Asım Kılıç’ ın ‘ Buzağı ‘ kitaplarından faydalanmış bulunmaktayız. Değerli eserlerinden yararlandığımız bütün bilim adamlarını şükranla anıyoruz. Bu eserde buzağıların sindirim sistemi, besin madde ihtiyaçları, buzağıların yemlenmesi, barınak ve çevre ihtiyaçları, buzağı davranışları ve buzağıların sağlığını koruma gibi konuları ihtiva eden Buzağı Yetiştirme Teknikleri Ders Notu olarak hazırlanmıştır. Ayrıca kitap içerdiği teorik ve pratiğe yönelik bilgiler açısından Ziraat Fakültesi öğrencileri, hayvancılıkla uğraşan meslektaşlarımız, üreticiler ve uygulayıcılara yararlı olabileceği kanaatindeyim. Teori ile pratiği birleştirmeyi amaçlayan, lisans ve yüksek lisans öğrencilerinin yararlanabileceği ve bu sahada çalışan araştırıcılara faydalı olabileceğini ümit ettiğimiz bu eserin ülkemiz hayvancılığına yararlı olmasını diliyoruz. Mart, 2013 Prof. Dr. Naci Tüzemen Prof. Dr. Mete Yanar İÇİNDEKİLER Sayfa No BİRİNCİ BÖLÜM 1. GEBELİK VE DOĞUM…………………………………………………… 1.1. Gebelik………………………………………………………………… 1.1.1. Gebelik Fizyolojisi ve Yavru Gelişmesi………………………… 1.2. Doğum………………………………………………………………….. 1.2.1. Güç Doğum (Dystocia)………………………………………….. 1.2.2. Buzağılamadan Hemen Sonra Yapılacak İşler………………….. 1.3. Buzağılarda Bağışıklık Mekanizması………………………………….. 1.3.1. Pasif Bağışıklığın Transferi……………………………………... 1.4. Mekoniyum…………………………………………………………….. 1.5. Fazla Kolostrumun Kullanılması………………………………………. 1.6. Ağız Sütü ve Normal Süt………………………………………………. 1 1 3 8 14 16 18 23 25 26 27 İKİNCİ BÖLÜM 2. BUZAĞILARDA DOĞUM AĞIRLIĞI…………………………………… 2.1. Değişik Irklarda Doğum Ağırlıkları…………………………………… 2.2. Melez Buzağılarda Doğum Ağırlığı Tahminleri………………………. 33 33 37 ÜÇÜNCÜ BÖLÜM 3. BUZAĞILARDA SİNDİRİM SİSTEMİ………………………………….. 3.1. Buzağılarda Rumen Gelişmesi………………………………………… 3.2. Bağırsakların Doluluğu………………………………………………… 3.3. Rumen Florasının Gelişmesi…………………………………………… 3.4. Rumene Mikroorganizma Aşılaması…………………………………... 3.5. Rumende Sindirimin Gelişmesi……………………………………….. 3.6. Buzağılarda Sindirim Sistemine Etki Eden Faktörler…………………. 3.6.1. Yaş……………………………………………………………… 3.6.2. Süt İle Tek Yönlü Beslenme……………………………………. 39 39 43 45 45 46 49 49 50 ii – Buzağı Yetiştirme Teknikleri 3.6.3. Mekanik Uyarıcılar………………………………………………. 3.6.4. Kimyasal Uyarıcılar……………………………………………… 3.7. Abomasumda Sindirim…………………………………………………. 3.8. Buzağılarda Besin Maddelerinin Sindirimi…………………………….. 3.8.1. Karbonhidratların Sindirimi……………………………………… 3.8.2. Proteinlerin Sindirimi……………………………………………. 3.8.3. Yağların Sindirimi……………………………………………….. Sayfa No 51 51 52 55 55 56 57 DÖRDÜNCÜ BÖLÜM 4. BUZAĞILARIN BESİN MADDE İHTİYAÇLARI………………………. 4.1. Buzağılarda İştah ve Kuru Madde Tüketimi..………………………….. 4.2. Enerji ve Protein İhtiyaçları ……………………………………………. 4.3. Buzağıların Mineral Madde İhtiyaçları…………………………………. 4.3.1. Buzağıların Major Element İhtiyaçları…………………………... 4.3.2. Buzağıların İz Element İhtiyaçları……………………………….. 4.4. Buzağıların Vitamin İhtiyaçları………………………………………… 4.5. Buzağıların Su İhtiyaçları………………………………………………. 59 59 60 64 65 82 104 125 BEŞİNCİ BÖLÜM 5. BUZAĞILARIN YEMLENMESİ………………………………………….. 5.1. Süt İle Yemleme Programları…………………………………………... 5.1.1. Kolostrum İle Yemleme…………………………………………. 5.1.2. Yağlı Süt İle Yemleme…………………………………………... 5.1.3. Yağsız Süt İle Yemleme…………………………………………. 5.2. Süt İkame Yemi ile Yemleme………………………………………….. 5.2.1. Süt İkame Yemlerinin Özellikleri……………………………….. 5.2.2. Süt İkame Yemlerinin Saklanması………………………………. 5.2.3. Süt İkame Yemlerine Örnek Kompozisyon……………………… 5.2.4. Süt İkame Yemleri İle Besleme………………………………….. 129 129 129 131 134 135 135 139 139 140 5.3. Buzağıların Büyütülmesinde Kullanılan Diğer Sıvı Yemler…………… 142 5.4. Buzağıların Büyütülmesinde Kullanılan Kuru (Kaba ve Kesif) Yemler …. 143 İçindekiler - iii 5.4.1.Buzağı Başlatma ve Büyütme Yemleri…………………………. 5.4.2. Kaba Yemler…………………………………………………… 5.5. Buzağılara Süt İçirme Şekilleri……………………………………….. 5.5.1. Buzağıların Anadan Emdirilmesi………………………………. 5.5.2. Buzağılara Elden Süt İçirilmesi………………………………… 5.6. Buzağıların Sütten Erken Kesimi……………………………………… 5.7. Buzağıların Sütten Kesimden Sonra Büyütülmesi ve Pratik İşler…….. 5.8. Buzağı Besisi…………………………………………………………… 5.8.1. Anadan Emdirerek Buzağı Besisi………………………………. 5.8.2. Üvey Anadan Emdirerek Buzağı Besisi………………………… 5.8.3. Yağlı Süt İle Buzağı Besisi……………………………………… 5.8.4. Yağsız Süt İle Buzağı Besisi…………………………………….. 5.8.5. Süt İkame Yemi İle Buzağı Besisi………………………………. 5.9. Buzağı Besisinde Otomatik Düzeneklerin kullanımı ………………….. Sayfa No 143 146 147 148 149 152 154 160 163 163 164 165 166 166 ALTINCI BÖLÜM 6. BUZAĞI BARINAKLARI VE ÇEVRE İHTİYAÇLARI………………… 6.1. Barınak İhtiyaçları……………………………………………………… 6.1.1. İzolasyon…………………………………………………………. 6.1.2. Optimum Sıcaklık ve Yapay Isınma……………………………... 6.1.3. Barınakların Havalandırılması…………………………………… 6.1.4. Temizlik Dezenfeksiyon ve Dinlendirme………………………… 6.1.5. Sağlık ve Hijyen………………………………………………….. 6.2. Çevre İhtiyaçları………………………………………………………… 6.2.1. Konfor……………………………………………………………. 6.2.2. Yer……………………………………………………………….. 6.2.3. Sağlık…………………………………………………………….. 6.2.4. Isı………………………………………………………………… 6.3. Buzağının Fiziksel Çevresi……………………………………………... 169 172 176 176 178 182 184 187 187 188 190 191 197 iv – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Sayfa No YEDİNCİ BÖLÜM 7. BUZAĞI DAVRANIŞLARI………………………………………………. 7.1. Emme………………………………………………………………….. 7.2. İçme…………………………………………………………………… 7.3. Yeme…………………………………………………………………... 7.4. Ruminasyon…………………………………………………………… 7. 5. Anlamsız Ağız Hareketleri……………………………………………. 7.6. Dinlenme Hareketleri…………………………………………………. 7.7. Sosyal Davranışlar……………………………………………………. 7.7.1. Merak…………………………………………………………… 7.7.2. Oyun……………………………………………………………. 7.7.3. Davranışların Gelişmesi ve Yetiştirme Sistemleri……………... 7.7.4. Dinlenme Halindeki Davranışlar………………………………. 207 207 208 209 210 211 212 212 212 213 213 216 SEKİZİNCİ BÖLÜM 8. BUZAĞILARDA CANLI AĞIRLIK TAHMİNİ ve BÜYÜME………… 223 8.1. Buzağılarda Canlı Ağırlık Tahmini…………………………………… 223 8.2. Buzağılarda Büyüme………………………………………………….. 232 DOKUZUNCU BÖLÜM 9. BUZAĞI SAĞLIĞINI KORUMA………………………….…………….. 9.1. Buzağı Septisemisi…………………………………………………….. 9.2. Bağırsak İltihabı (Enterit)……………………………………………… 9.3. Koksidiyosis…………………………………………………………… 9.4. Bulaşıcı Burun Trake İltihabı (IBR)…………………………………… 9.5. Zatürre (Pneumonia)…………………………………………………… 9.6. Salmonellosis (Paratifo)……………………………………………….. 9.7. Mide Sertliği…………………………………………………………… 9.8. Asidoz ve Laminitis…………………………………………………… 9.9. Adi İshal……………………………………………………………….. 235 237 240 241 242 242 244 246 247 248 İçindekiler - v 9.10. Raşitizm……………………………………………………………….. 9.11. Guatr……………………………………………………………………. 9.12. Siğil…………………………………………………………………….. 9.13. Askaridiosis……………………………………………………………. 9.14. Difteri…………………………………………………………………… 9.15. Mantar Hastalığı………………………………………………………... 9.16. Bit………………………………………………………………………. 9.17. Şişme…………………………………………………………………… 9.18. Uyuz……………………………………………………………………. 9.19. Beyaz Kas Hastalığı……………………………………………………. KAYNAKLAR………………………………………………………. Sayfa No 254 255 255 255 256 256 258 259 260 261 263 BİRİNCİ BÖLÜM 1. GEBELİK VE DOĞUM Sığır yetiştiriciliğinde bakım ve idarenin en çok dikkat isteyen ve en teferruatlı olduğu kısım buzağı yetiştirmedir. Süt sığırı işletmeleri mevcut süt üretimini daha yukarılara çıkarmak veya en azından aynı tutabilmek için, ya dışarıdan düve satın alması gerekecektir veya işletmesinde elde ettiği buzağıları en uygun biçimde yetiştirmek zorundadır. Dışarıdan düve satın alınmasının çok yönlü dezavantajları bulunmaktadır. Bunların başında adaptasyon, hastalıklar ve ekonomiklik gelmektedir. Sığırcılık işletmelerinde isteğimiz dışında her yıl sürüden çıkarılan hayvanların (üreme hastalıkları, yaşlanma ve ölüm gibi) yerine yenilerinin konulmasında işletmede yetiştirilecek buzağılar büyük önem arz etmektedir. Esasen verimli ineklerden normal olarak yılda bir buzağı alınmaktadır. Bir işletmede yetiştirilen sığırların yaklaşık ¼ ‘ü her yıl sürüden atılır. Sürüden atılan bu hayvanların % 75 ‘i düşük verim nedeniyledir. Süt sığırı sürülerinde genetik potansiyelin yükseltilmesinde en kolay ve pratik yol, sürüden atılan hayvanların yerine yüksek verim kabiliyetine sahip düvelerin sokulmasıdır. Ülkemizde varolan büyük sığır populasyonuna karşılık, damızlık inek oranı sığırcılığı gelişmiş ülkelerin çok gerisindedir. Ülkemizde damızlık inek oranı yanında bu ineklerden elde edilen buzağı oranı da hayvancılığı gelişmiş ülkelere oranla çok düşük bir seviyededir. Ayrıca ülkemizde bakım- besleme yetersizlikleri ve hastalıklar nedeniyle sütten kesim çağına ulaşan buzağı oranı da düşük bir düzeydedir. Bu durum ülkemizdeki sürülerin gençleştirilme ve ıslah edilme olanağını büyük ölçüde sınırlamaktadır. Sonuç olarak gerek süt ve gerekse et üretiminde beklenen ilerlemeler gerçekleştirilememekte, gelişmeler çok sınırlı bir düzeyde kalmaktadır. 1.1. Gebelik Buzağıların bakım ve beslenmesi daha ana karnında iken başlar. Sığırlarda bakım ve idarenin en fazla dikkat isteyen ve en teferruatlı 2 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri olduğu kısım buzağı yetiştirmedir. Sürülerde verimin artırılması veya aynı seviyede tutulabilmesi için, dışarıdan düve satın alınması veya işletmeden elde edilen buzağıların gereği gibi yetiştirilmesi gerekir. Buzağı büyütme programları isteğimiz dışında sürüden çıkarılan hayvanların (üreme hastalıkları, ölüm ve yaşlanma gibi) yerine yenilerinin konulmasında oldukça önemlidir. Gerek damızlık işletmeler ve gerekse süt üretim işletmelerinde arzu edilen gelişmenin sağlanması için her yıl sürüdeki hayvanların yaklaşık % 20-25‘i yenilenmelidir. Sürüye yüksek verim kabiliyetine sahip olan düvelerin sokulması, sürüsünün genetik potansiyelinin pratik olarak artırılması sağlanacaktır. Gebeliğin son 2 ayında ineklere ayrı besleme rejimi uygulanır. Bu dönemde uygulanacak yetersiz beslenme buzağıların doğum ağırlıklarının büyük ölçüde azalmasına ve doğum sonrası farklı çevre şartları ile hastalıklarına karşı hassasiyetlerinin yükselmesine sebeb olur. Gebe ineklerin beslenmesinde ananın günlük besin madde ihtiyaçları içerisinde, yaşama payı, gebelik ihtiyacı ile ana gelişmesini tamamlamamış ise (1. ve 2. laktasyonda) gelişme payı ve süt verim payı ihtiyaçlarının tamamı bulunmaktadır. Bu ihtiyaçlardan fazla olarak verilecek besin maddeleri fötüsü hiç bir şekilde etkilemez ancak ana yağlanır. Özellikle bu yağlanma doğum kanallarında olmakta bu ise doğum sancılarının azalmasına ve güç doğumlara sebeb olur. Fötüsteki buzağının gelişmesinin yarıdan fazlası gebeliğin son birkaç haftasında (7-8 hafta) olmaktadır. Yavrunun bu son devrede hızlı gelişmesi nedeniyle ananın ihtiyaçlarıda artmaktadır. Gebeliğin son döneminde kuruda bulunan ineklerin rasyonu, fötüste buzağının iyi gelişebilmesi, buzağının doğumda güçlü olması ve doğumdan sonra üretilen kolostrumun besin maddelerince zengin olabilmesi için gerekli besin maddelerini bol miktarda bulunduran yemlerden oluşmalıdır. Gebe ineklere silo yemleri ve yeşil yemler gibi fazla hacimli yemlerin verilmesi ile de sindirim organlarının hacmi genişler ve iç organlar üzerine olan basınç yükselir bu ise çeşitli sindirim bozukluklarına sebeb olur. Bu devrede hayvanlara verilecek yüksek kaliteli kaba yemler ihtiyacı karşılayabilir. Bu kaba yemler özellikle kolostrumda bol miktarda bulunan vitamin A ve D’nin başlıca kaynağıdırlar. Ancak verilen kaba yemin kalitesi ve hayvanın kondüsyonu dikkate alınarak bu hayvanlara günde 1 Gebelik ve Doğum - 3 ile 4 kg arasında kesif yemler verilmelidir. Doğumdan önceki son 1-2 haftalık dönemde hayvanlar özel bir bakıma alınarak ishal, kabızlık ve şişme yapmayacak yemlerle beslenmeleri yavru atmayı önleme ve ananın kolay doğum yapabilmesi yönünden çok önemlidir. Fötüsün uterusta gelişimi gebeliğin ilk aylarında çok yavaştır. Fakat gebeliğin 7. ayından itibaren gelişme hızlanır (Çizelge 1.1.). 1.1.1. Gebelik Fizyolojisi ve Yavru Gelişmesi Yavru gelişiminin seyri bakımından gebelik çok önemlidir. Hayvanda meydana gelen değişmeler yalnızca genital organlarda değil süt bezeleri dahil bütün organizmayı içine almaktadır. Meydana gelen değişmeler yavrunun besinmadde ihtiyacını karşılamaya yöneliktir. Dolayısıyla gebelik esnasında bağırsaklardaki besin madde absorbsiyonunda bir iyileşme ve özellikle mineral maddelerden faydalanmada artış oluşur. Gebeliğin seyrine bağlı olarak hayvanlarda, canlı ğırlıkta % 15-20’lik bir artış görülür. Gebeliğin sonlarına doğru kalbin dakikada pompaladığı kan hacminde % 30-35’lik bir artış meydana gelir. Gebelik ve laktasyonun başlangıcında görülen madde değişiminin düzensizlikleri ve yetersizlikleri, hayvanlara uygun yenileme yapılamaması ve yetersiz bir besleme nedeniyle oluşmaktadır. Bu durumla beraber hayvanların sinir sistemi ve endokrin sisteminde bozukluklar görülmektedir. Döllenme ile beraber fötüsün çevresel gelişimi için döl yatağında genişleme olur. Döl yatağındaki kas lifleri uzunlamasına ve enlemesine gelişir. Ancak bu gelişmede lif sayısında bir artış söz konusu değildir. Gebeliğin 5. ayında uterustaki kaygan kas liflerinin uzunluğu 700-800 ve eni 6 mikrometreye ulaşır. Uterus kaslarındaki 2-4 misli olan bu gelişme yavrunun doğumda dışarı çıkarılmasında etkin bir rol oynar. Plesanta’dan üretilen hormonlar yalnızca gebeliğin devamında değil aynı zamanda madde değişimi üzerine etkisi bakımından da önemlidir. Örneğin gebelik döneminde yemden yararlanmada bir artış söz konusudur. Estrojen ve progesteron hormonlarının süt bezelerinde çoğalma ve sekresyona hazırlık bakımından önemli etkisi vardır. Endokrin sistemindeki aktivite nedeniyle gebelik dönemindeki madde değişiminde bir artış söz konusudur. Ayrıca fötusun kendi endokrin sistemi çok erken 4 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri devrede kendi görevlerini yapabilecek duruma gelmektedir. Dolayısıyla fötüsten üretilen hormonların bir kısmı ananın kan değişimine geçer. Gebeliğin sonlarına doğru fötüste kemik iliği aktivitesi kan oluşturabilecek şekilde bir artış gösterir. Dolayısıyla gebe hayvandaki kırmızı kan hücreleri sayı bakımından oldukça yüksek değerlere ulaşır. Gebeliğin ikinci yarısında fötüs iskeleti yoğun bir gelişim gösterir. Bunun için kullanılmak üzere anada Ca ve P yedek depoları bulunmaktadır. Yemdeki Ca ve P’den yararlanma bakımından hayvanlar arasında büyük farklar bulunmaktadır. Bu iki mineralin absorbsiyonunda yaşın önemli etkisi vardır. Yaşlı hayvanlarda absorbsiyonda gerileme söz konusudur. Dolayısıyla yaşlı analarda yemlemenin kötü olması durumunda yavruda kemik oluşumunda bazı düzensizliklerin ortaya çıkması mümkündür. Ayrıca vitamin A ve D’nin bu minerallerinin absorbsiyonunu önemli ölçüde artırdığı bilinmektedir. Sığırlarda gebelik süresi ortalama 280 gündür. Doğumların % 95’i 270-290 günler arasında olmaktadır. Gebe olmayan hayvanlarda uterus ağırlığı 1 kg kadar iken gebelikte önemli bir gelişme göstererek doğuma yakın devrede 10 kg ağırlığa ulaşır. Fötüs uterus boynuzlarının birinde gelişmektedir. Meydana gelen fötüsün % 60 oranında sağ uterus boynuzunda geliştiği belirlenmiştir. Gebelik devresinde fötüs gelişimine bağlı olarak önemli bir ağırlık artışı meydana gelir. Uygun besleme ile beraber uterus dışında da bazı vücut maddeleri oluşturulmaya çalışılır. Fötüs ve üreme organlarındaki artış gebeliğin son 1/3’lik devresinde çok daha fazladır (Çizelge 1.1). Gebelikte meydana gelen toplam ağırlık artışının 12 kg’ı yavru sıvıları, 10 kg’ı uterus dokusu ve 3.5 kg’ı fötal membranlarına aittir. Uterusun kan ihtiyacı arteria uterina yardımıyla karşılanır ve bu arter gebelik boyunca önemli ölçüde gelişir. Gebeliğin 4. ayından itibaren bu arterin rektal palpasyon ile kontrolu gebelik için önemli bir bulgudur. Fötüste assimilasyon şeklindeki olaylar ile madde değişimi oldukça fazladır. Dolayısıyla hücrelerin parçalanması ve gelişme yönünden ilgili materyalin hazır bulundurulması ile çok yoğun bir protein sentezi söz konusudur. Dış çevrede ortamın uygun olması nedeniyle fötüsün kendi ısı regülasyonuna ihtiyacı yoktur. Fötal yaşam sırasında sindirim kanalında (bilhassa kalın bağırsakta) önemli miktarda madde değişimi artığı Gebelik ve Doğum - 5 (Mekoniyum) birikir. Mekoniyumun büyük bir kısmını safra, mukoza artıkları ve ölü hücreler oluşturmuştur. Gebeliğin erken dönemlerinde böbrekler kendi görevlerini üstlenmiş ve ürettikleri idrarı idrar kesesi ve allantoise verebilir hale gelmişlerdir. Allantois sıvısında bilhassa N içerikli madde değişimi artıkları (örneğin üre, ürik asit allantoin ve diğer N içerikli bileşikler) bulunur, Bu bakımdan sığırlarda gebelik sonlarına doğru 8-15 litre kadar allantois sıvısı vardır. Ayrıca amniyon ve allantois sıvıları fötüsü gebelik döneminde mekanik etkilerden korumakla görevlidirler. Aynı sıvılar doğum esnasında doğum kanalının kaygan bir özellik kazanmaları açısından önemli bir rol oynarlar. Döllenme sonrası zigot uterusa doğru giderken bir taraftanda bölünmelerine devam eder. Zigot peristaltik kontraksiyonlarla ineklerde 34 günde (16-32 hücreli morula devresindeyken) uterusa gelir. Döllenmenin 12. gününde uterusta embriyonik bağlantılar kurulur. Plesanta şekillenir. Gebeliğin devamı boyunca yavrunun chorionuyla uterus mukozasının yüz yüze yapışarak oluşturdukları dokuya plesanta denir. Buzağı ana karnında üç zarla kuşatılmıştır. Bunlar içten dışa doğru amnion, allantois ve choriondur (Şekil 1.1). Bu zarlar göbek kordonu ve plesantayı oluştururlar. Amnion ve chorion arasında bulunan, doğumda birinci su kesesi adını alan allantois iki tabakadan oluşur. Dış tabakası bağ dokusu chorion’a yapışmış, iç tabaka ise amnion’a yapışmıştır. Yavruyu saran amnion kesesi ikinci su kesesi olarak bilinmektedir. Göbeğe bağlı atar ve toplar damarlar (arter ve venalar) bağ doku içerisinde allantois ile chorion arasında yer alırlar. Ana yavru ilişkisini sağlayan bu damarlardan a.umblicalislerden kirli kan, v.umblicalislerde ise oksijen taşıyan temiz kan dolaşır. Genel olarak ana kanı ile yavrunun kanı hiç bir zaman birbirine tam olarak karışmaz. Ancak her iki sirkülasyon chorion-endometriumunda birbirine o kadar yaklaşırki; oksijen, besin maddeleri ve boşaltım maddeleri birinden diğerine geçer. 6 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Çizelge 1.1. Gebeliğin Değişik Dönemlerinde Sığır Fötüsünün Özellikleri. Aylara göre yaş Büyüme Ağ. (kg) Ense Kuyruk Sokumu Arası Uzunluk (cm) Yavru Sularının Ağırlığı (kg) Organlar ve Tüylenme 1. Ay 0.002 0.8-2.2 0.03-0.08 Baş ve diğer uzuvlar belirlenir. 2. Ay 0.010.03 6-7 0.15-0.5 Tırnak oluşumu belirlenir. 3. Ay 0.2-0.3 8-13 1.0 Scrotum, meme, mide kısmı belirlenir. 4. Ay 0.8-1 13-28 1.0-3.0 Tırnaklar şekillenmiş ve sarı renklidir. Göz kemerinde ince tüycükler belirlenir. 5. Ay 1-3 25-35 4.0-8.0 Meme uçları şekillenir. Testisler scrotuma iner, göz kemerinde tüylenme, çene ve dudaklarda tüylenme. 6. Ay 3-8 25-50 4.0-8.5 Gelişme tamamlanmıştır. Dudaklar, göz kapağı, çene, kulak kenarı ve kuyruk ucunda tüylenme görülür. 7. Ay 8-15 42-60 6.3-8.5 Bacaklarda eklemlere tüylenme görülür. 8. Ay 15-25 60-8 8.0-12.0 Vücut tamamen kısa tüylerle kaplıdır. Karın ve göbek tüyleri kısa ve zayıftır. 9. Ay 20-45 65-85 8.0-20.0 Gelişme ve büyüme tamamlanmıştır. Tüylenme eksiksiz ve sağlamdır. kadar Gebelik ve Doğum - 7 Değişik tipteki placentalar mineral, karbonhidrat, yağ ve proteinlere değişik permeabilite gösterirler. Örneğin sığırlarda yavru kanı ana kanından daha yoğun kan şekerine sahiptir. Placenta permeabilitesi ilerleyen gebelikle artmaktadır. İnsulin ve steroidler placentadan kolayca geçerler. İlerleyen gebeliğe bağlı olarak placenta orijinli östrogenlerin artması yavru gonad ve bezlerinin gelişmesinde stimulan olarak etkilidir. Placenta bakteriler ve 4-5 mikrondan büyük moleküller için geçirgen değildir. Placenta B, C, D ve E vitaminleri ile A vitamininin provitamini olan karoten için geçirgendir. Antikorlar için plasentanın geçirgenliği oldukça sınırlıdır. Şekil 1.1. Ruminantlarda Embriyo Zarları Placenta solunum organı olarak yavrunun akciğeri görevini yapar, ana kanında oksijeni alır, yavru kanındaki CO2’i ana kanına verir. Bu alış veriş diffusyonla meydana gelir. Placenta solunum organı olma dışında, beslenme, boşaltma, süzme organı ve endokrin bez olarakda görev yapmaktadır. Gebelik süresi fertil bir aşımdan veya tohumlamadan sonra doğuma kadar geçen zamandır. Gebelik süresi bir çok faktörün etkisine rağmen genetik olarak belirlenir. Ananın ırkı, yaşı, yavrunun cinsiyeti, doğum mevsimi ve ikizlik başlıca faktörlerdir. Gebelik süresi ana yaşından etkilenmektedir. 8 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Genç yaşta gebe kalan düvelerde gebelik süresi ileri yaştaki ineklere göre daha kısadır. İkiz buzağılar teklerden 3-6 gün kadar önce doğarlar. Erkek buzağıda gebelik süresi dişilerden 1-2 gün uzundur. Irklar arasında gebelik süresinde bazı değişmeler genetik, mevsimsel ve lokal etkilerle olmaktadır. Süt ineklerinde uzayan gebeliklerde monozygot otosomal resesif bir gen etkilidir. Gebeliğin devamı için progesteronun hormonu gereklidir. Bu hormon corpus luteum ve placenta tarafından salgılanır. İnekte gebeliğin 250. gününde plazma progesteron yoğunluğu en üst düzeydedir ve doğuma doğru azalır. Östrogenler, gonadlar, placenta ve böbrek üstü bezlerinden salgılanır. Bu salgı gebelikte ve özellikle doğuma yakın dönemlerde daha fazladır. Doğum ve yavru zarlarının atılmasından sonra ineklerde yoğunluk yavaş yavaş azalır. 1.2. Doğum Normal olarak gebelik döneminde kızgınlık görülmez. Ancak çok ender durumlarda gebe hayvanlarda kızgınlık tekrarlanabilir. Ayrıca hayvan gebe olmadığı halde aylarca kızgınlık göstermeyebilir. Gebe hayvanlarda karın çevresinin büyümesi başlangıçta çok yavaştır. Gebeliğin ikinci yarısında karın çevresi gözle görülecek kadar genişler. Bu devrede hayvan gerçekten gebe olup olmadığı elle muayene edilerek (palpasyon yoluyla özellikle 3. aydan sonra) veya fötüsün hareketleri (bilhassa hayvan su içerken kontrol edilebilir (Şekil 1.2.). Gebe hayvanlarda memenin şişmesi gebeliğin son 3 ayında olur. İlkine doğum yapacak hayvanlarda memedeki şişme çok daha önceden başlayabilir. Gebe hayvanın kuruda kalma süresi uzadığında memede görülen şişkinlik daha geç devrede başlar. Uzun süre laktasyonda kalma memede şişme olmasını engeller. Doğacak hayvan buzağılamadan birkaç gün önce sürüden ayrılarak doğum bölmesine alınmalıdır. Doğum odası temizlenmiş, dezenfekte edilmiş bol ve kuru altlık serilmiş olmalıdır. Böylece doğumda buzağının yaralanması ve hastalıkların bulaşması büyük oranda önlenmiş olacaktır. Doğumun yaklaştığını gösteren ilk belirtiler meme ve meme başlarının gerilmesi ve şişme düvelerde daha belirgindir. Doğumdan önceki son Gebelik ve Doğum - 9 dönemde süt bezeleri ağız sütü salgılamaya başlar. Doğumdan 24 saat kadar önce kuyruğun etrafındaki ligamentler gevşer ve kuyruk yukarı kalkar. Şekil 1.2. Sığırlarda Gebeliğin Rektal Palpasyonla Teşhisi Buzağılamadan kısa bir süre önce vulva belirgin bir şekilde büyür, şişer ve aşağıya doğru sarkar. Hayvanda artan bir rahatsızlık sinirlilik ve acı çekme belirtileri ile derinin ısınıp terlemesi ve kuruması gözlenir. İnekteki bu belirtiler dikkatle yakından gözetlenmeli fakat hayvan rahatsız edilmemelidir. Normal olarak doğumda yardıma ihtiyaç bulunmaz. Ancak doğum sırasında mutlaka orada bulunmalı ve olay izlenmelidir. Bazen doğuma yardım gerekebilir. Bunun için tecrübeli bakıcılar ve veterinerden yararlanılmalıdır. Doğum süresi türlere göre farklılık göstermekte olup, ineklerde ortalama 1-2 saattir. Doğuma yakın devrede uterus kasları artan miktarlarda hormon salgılarlar. Bu devrede estrojen yoğunluğunda artış, progesteron seviyesinde ise bir düşüş görülür. Ayrıca fötüs kütlesel olarak büyür ve uterus kasları üzerine mekanik olarak uyarıda bulunur. Gebeliğin son devresinde fötüs hareketleri, uterus kas kontraksiyonlarının oluşmasına sebeb olur. Böylece vulva ağzı çeşitli aralıklarla açılıp kapanır ve serviks genişler. Daha sonra diğer doğum kanallarında bir genişleme olur. Uterus kontraksiyonları boynuz ucundan başlar ve boynuz boyunca devam ederek 10 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri uterus gövdesine kadar uzanur. Böyle dalgalı bir kasılma yaklaşık 5-15 dakikalık aralıklarla devam eder. Bu sancılarla yavru servikse doğru gönderilmeye başlanır. Bu sıkıştırma işlemi yavaş yavaş devam eder. Bu arada yavrunun içinde bulunduğu kesede basınç kaynağı olarak fonksiyon gösterir. Serviks kanalının açılmasından sonra fötüs vajinal boşluğa sürülür. Böylece fötüsün vulvaya ulaşması ile yavrunun içinde bulunduğu amnion (su kesesi) görülür ve bu kese kendiliğinden yırtılır. Amnionun yırtılması doğum kanalını kayganlaştırarak doğumun kolaylaşmasını sağlar. Ancak amniyon yırtılmadığı durumlarda patlatılmalıdır. Amnionun yırtılmasından sonra buzağının ön ayakları ve ön ayakların üzerinde burnu görülür. Bu durumda hayvana herhangi bir müdahale yapılmaz veya çokaz bir yardım ile hayvanın kendiliğinden doğum yapması sağlanır. Eğer doğumda gecikme durumu söz konusu ise buzağının gelişinin normal olup olmadığı incelenir ve bazı anormal gelişler tecrübeli yetiştiriciler tarafından düzeltilebilir. Örneğin buzağının ön ayakları normal geliyor fakat başı ön ayakları üzerinde değilse (arkaya veya yana dönmüş bir durumda ise) bakıcı ellerini dezenfekte ederek buzağıyı içeri doğru iter eli ile içeride gerekli düzeltmeleri yapar, böylece normal doğum yapılması sağlanır (Şekil 1.3. ve Şekil 1.4.). Bazı özel durumlarda ise veterinere ihtiyaç duyulur. Doğuma yardım edilecek ve doğum halatları kullanılacak ise doğuma yardım edeceklerin çeşitli enfeksiyonlara karşı yeterince tedbir almaları gereklidir. Aksi halde hayvanın üreme organına hastalıklar kolayca bulaşabilir. Dezenfekde edilen doğum halatı, buzağının ayaklarına uygun şekilde bağlandıktan sonra ineğin doğal kasılmalarına parelel olarak çekilmelidir. Doğumdan sonra ilk gün veya daha sonraları, sonun düşüp düşmediğine öncelikle dikkat edilir. Çift tırnaklı hayvanların tamamı çeşitli hastalıklara sebeb olan bakterilere karşı korunmasız olarak doğarlar. Ancak yaşlı hayvanlar bu bakterilerle devamlı iç içe yaşadıkları için vücutlarında koruyucu maddeler oluşturmuşlardır. Yani yaşlı hayvanlar doğal bir bağışıklık kazanmışlardır. Gebelik ve Doğum - 11 Şekil 1.3. Yavrunun Uterusta Normal Duruşu. Şekil 1.4. Uterusta Yavrunun Bazı Anormal Duruşları. Halbuki sığırlarda ana karnında bulunan 7 ayrı membran (insanlarda 3 adet) nedeniyle gelişmekte olan yavruya gama-globulin geçişi mümkün değildir. Yavrunun ilk gıdası olan ağız sütü gama-globulin bakımından çok zengin olması bu noktada önem taşımaktadır. 12 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Doğumun Birinci Devresi Doğumun İkinci Devresi Resim 1.1. Doğumun Aşamaları Gebelik ve Doğum - 13 Doğumun Üçüncü Devresi Plecentanın Düşmesi Resim 1.1’in Devamı Hayvancılık işletmesi eğer ineklerin dışarıda buzağılamasına müsade ediyorsa, otlakta küçük bir sundurma yapılarak, diğer hayvanlardan ayrı bulundurulmalıdır. Eğer içeride buzağılama yapılacaksa, inek buzağılamadan 3-4 gün önce barınağa alınarak serbest doğum bölmesinde tutulmalıdır. Bölmeler % 4 sodalı sıcak su ile veya kireç ile dezenfekte edilmelidir. Yaralanmaları önlemek için gübre kanalına ve zemine bol 14 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri altlık sarılmalıdır. Sığırlar genellikle kendi kendine doğum yaparlar, yetiştirici hayvanı rahatsız etmeden uzaktan doğumu takip etmelidir (Resim 1.1). Sığırlarda ikiz doğum çok nadir görülür. Nitekim ikizlik oranı sığırlarda % 2-4 arasındadır. Farklı cinsiyetteki ikizlerden dişi olanı çoğunlukla (% 80-90 seviyesinde) kısır olup döl tutmaz. Bunun sebebi vücudun hormonal işlevidir. Burada erkek buzağıdaki hormonların dişi yavrunun kan dolaşımına geçmesi ve dişi yavruda genital organların gelişmesinde bozukluklar söz konusudur. İneklerdeki gebeliklerde chorion zarları uterus içerisinde birbiriyle kaynaşmış ise ve yavrularda farklı cinsiyetle iseler dişilerin steril olması sebebiyle bu duruma freemartin denir. Freemartinin ikizlerden erkek yavru fertil kabul edilsede bunlarda da döl veriminde düşüklük ve testislerde çok nadirde olsa dejenerasyon dolayısıyla sterilite ihtimali vardır. Bu nedenle freemanlin ikizlerin besiye alınarak kesime gönderilmesi en doğru yol olarak görülmektedir. 1.2.1. Güç Doğum (Dystocia) Doğum yardıma ihtiyaç duyulmadan ineğin kendi gücü ile doğal şartlarda oluyorsa buna normal doğum denir. Eğer doğum ananın veya yavrunun yahutta her ikisinin hayatını tehlikeye sokuyor ve dış yardıma ihtiyaç gösteriyorsa güç doğum olarak isimlendirilir. Şekil 1.5. Doğum Halatı İle Doğuma Yardım. Gebelik ve Doğum - 15 Çiftliklerdeki doğum güçlükleri süt veriminin düşmesine doğum sonrası gebe kalmanın kötü etkilenmesine ve uterusun iltihaplanmasına (metritis) sebeb olmaktadır. Genç yaşta buzağılayan düvelerin doğumda daha fazla yardıma ihtiyacı olduğuna dair hiç şüphe yoktur. Doğum zorluklarının sebebi dört başlık altında toplanabilir. 1. Buzağının doğum ağırlığına ve kaslılığına babanın direk etkisi, 2. Buzağının doğum ağırlığına ananın direk etkisi, 3. Ananın buzağı için uterusta meydana getirdiği çevre ve ananın beslenmesinin dolaylı etkisi, 4. Ananın pelvic hacmı ve açıklığı dolaylı olarak etkilemektedir. Düvelerin geleneksel buzağılama yaşında indirek etkiler buzağılama zorluğunu yalnızca % 10 etkilerken, doğum ağırlığının direk etkileri ise güç buzağılamada varyasyonun % 50’sini oluşturmaktadır. Buzağılama güçlüğünde yalnızca baba ırkının büyüklüğü değil, aynı zamanda kaslılık beraber rol oynamaktadır. Jersey gibi küçük cüsseli süt ırkında buzağılama güçlüğü düvelerde çok az görülmektedir. Ancak baba ırkı olarak öncelikle Angus ve sonra Hereford boğaları tercih edilir. İngilterede güç doğumla ilgili bir çalışmada Anguslarla çiftleştirilmiş Holstein düveleri, Hereford veya Holstein boğaları ile çiftleşmelerinden daha düşük buzağılama güçlüğü göstermişlerdir. Buzağılama güçlüğünün % 61’inin buzağıların büyüklüğünden oluştuğu belirlenmiştir. Angus melezlerinden elde edilen buzağıların % 8’inde perinatal ölüm görülmektedir. Saf Holsteinlerde ise bu değer % 12-13 olup en düşük güç doğum 27-33 aylık yaşta ilk buzağısını veren düvelerde % 8-9 olarak görülmüştür. Düvelerin 36 ay veya daha yukarı yaşta ilk buzağılamasında güç doğum % 16’ya yükselmiştir. Düvelerin 21 ay veya daha küçük yaşta buzağılamasında ise doğum güçlüğünde oran % 18’dir. Yapılan bir survey çalışmasında değişik boğalarla çiftleştirilen Holstein inek ve düvelerinin buzağılama güçlüğü Simmental boğalarla % 8.8, Angus boğalarla % 1.4 olmuştur. Erkek buzağılarda güç doğum dişilerden daha yüksek olmuştur. Chiana boğalarla tohumlanan Holstein ineklerde görülen doğum güçlüğü, Charolais, Simmental, Limousun ve 16 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri South Devon gibi büyük cüsseli ırkların boğaları ile çiftleştirilmesindeki gibi olmuştur. Düveler hariç Holstein ineklerinin Chiana boğaları ile çiftleştirilmesinde buzağılama güçlüğü % 3.1 ve bununda % 5.2’si ölümle sonuçlanmıştır. Chiana boğalarının etkisi ferdi olarak değerlendirildiğinde buzağıların ölüm miktarı % 2.8 - 8.8 arasında değişmiştir. Yapılan başka bir çalışmada doğum güçlüğü bakımından Charolais, Simmental, Limousin ve South Devon boğaları arasında önemli bir fark görülmemiş ancak bunlar ile Hereford, Angus ve Jersey boğaları arasında hayli büyük farklar olduğu belirlenmiştir. Kübada, Santa Getrudis ırkı ile yapılan bu çalışmada 40 kg ve daha yukarı ağırlıkta doğan buzağılarda doğum esnasında ölümler ve yüksek doğum ağırlığı ile güç doğumların birbirleriyle ilişkili olduğu belirlenmiştir. Doğum güçlükleri için şöyle bir indeks hesaplanabilir. Her özel durumda meydana gelecek doğum güçlükleri % si aşağıdaki formülle tahmin edilebilir (Roy 1980), Z = Log BW - 0.40 Log DW - 0.10 P Formülde, Z = Buzağılama güçlüğü indeksi, BW = Buzağının doğum ağırlığı, DW = Ananın ağırlığı, P = Laktasyon sırası ilk doğum için 0, ikinci doğum için 1, üçüncü doğum için 2, gibi. 1.2.2. Buzağılamadan Hemen Sonra Yapılacak İşler Buzağı doğar doğmaz, buzağının ağız ve burundaki mukozlar temizlenmeli, dil ileriye doğru çekilmelidir. Eğer buzağı nefes almaya başlamamışsa göğüs kafesiyle el ile peryodik sıkıştırılıp gevşetilerek nefes almasına yardımcı olunmalıdır. Buzağı yinede doğumdan sonra nefes almıyorsa buzağıya ağızdan ciğerlerine suni tenefüs yaptırılır. Gebelik ve Doğum - 17 Doğumdan sonra normal olarak göbek kordonu kopmamışsa, kordon kesilmelidir. Bu işlem sterilize makas veya bıçak ile buzağı vücudundan 10 cm uzaktan yapılır. Kesilen göbek kordonu iki parmak arasında tutularak aşağıya doğru sıvazlanır ve böylece içerideki pislikler ve kirli kan çıkarıldıktan sonra dezenfekte edilmiş bir ip ile göbek kordonu bağlanır (Bu maksatla en fazla kullanılan kolayca bulunabilen tentürdiyot’tur). Bağlanan yerin 4-5 cm altından temiz bir makas veya bıçak yardımıyla kesilir. Kesik kısım tentürdiyot ile dezenfekte edilir. Göbek kordonu normalde 3-4 gün içinde kurur ve 10-15 gün sonrada düşer. Ayrıca sprey şeklinde antibiyotikte kullanılabilir (Resim 1.2.). Resim 1.2. Yeni Doğan Buzağının Göbeğinin İlaçlanması. Doğumdan hemen sonra inek çoğunlukla buzağıyı yalarak temizler ve kurutur (Resim 1.3.). Bu yalama ile buzağının nefes alması ve kan dolaşımı uyarılmaktadır. Şayet inek buzağıyı yalamazsa buzağının üzerine 1-2 avuç kepek serpilir. Bu maksatla tuz kullanılmaz, çünkü buzağının derisi tuza hassastır. Ayrıca tuzun higroskobik etkisi nedeniyle hayvan soğuk alabilir. 18 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Buzağı kuru bez veya samanla kurulanacağı gibi, kurutma makinası (fön) ile de kurutulabilir. 1.3. Buzağılarda Bağışıklık Mekanizması Henüz yeni doğan bir buzağının kendine has mukozal, humoral ve enzimatik bağışıklık mekanizmaları vardır. a. Mukozal (Lokal) Bağışıklık Mukozal bağışıklık mekanizmasında mukozal yüzeylerde mevcut humoral (immunglobulinler, proteolitik enzimler) ve sellular (lenfositler, fagositler, granulositler) bağışıklık maddeleriyle mikroorganizmaların organizmaya girişi engellenir. Bu mekanizma özellikle sindirim, solunum ve ürogenital sistemlerin yüzeylerinde aktivasyon gösterdiğinden buna lokal bağışıklıkta denir. Resim 1.3. Doğumdan Sonra Ananın Yavruyu Yalayarak Kurutması Mikroorganizmaların mukozal yüzeylerde yerleşmesi, kolonize olması ve dokulardan içeri geçerek vücuda yayılması bu savunma hattında önlenmeye çalışılır. Bu mekanizmada en tesirli rolü IgA üstlenmiştir. Buna yardımcı olarak lizozim, proteolitik enzimler, safra tuzları ve diğer Gebelik ve Doğum - 19 unsurlar görev yaparlar. Diğer immunglobulinlerin ve hücrelerin tesiri ikinci derecededir. IgA proteolitik enzimlere dayanıklı ve antikor stabilitesini muhafaza edici tabii yapıda olduğundan ve aktivasyonu için komplementlere ihtiyaç duymadığından diğer immunglobulinlere nazaran daha tesirlidir. Yeni doğan buzağılarda kolostrumla barsağa gelen antikorlar genellikle IgA karakterindedir. Barsaktan emilmeyerek mukozal yüzeylerde biriken IgA'lerde kısmen savunmaya iştirak ederler. Lakin bir müddet sonra buradaki enzim aktivasyonu sonucu yapılarını muhafaza edemeyerek bunlarda tahrip olurlar ve kaybolurlar. Sindirim sisteminin lumenlerinde IgA (antikor) sentezleyen hücreler mevcut olmasına rağmen yeni doğanlarda bunların sayısı sınırlı olduğu gibi aktivasyonda yeterli değildir. Mukozal yüzeylerdeki savunmaya aktif biçimde iştirak eden bu immunglobulin A'ları sentezleyecek plazma hücrelerinin yeterli seviyeye ulaşması genellikle bir haftadan fazla bir zaman almaktadır. Yeni doğan hayvanların immunolojik olarak korunmasında tesirli olan mukozal bağışıklığın tam aktive göstermesi geç oluştuğundan sadece bu sistem sayesinde hayvanların ilk haftalarda korunması son derece güç, yetersiz hatta imkansızdır. b. Aktif Bağışıklık Hayvanın dışarıdan gelen antijenik bir müdahaleye karşı lenfoid sistemini harekete geçirerek yani aktive ederek, humoral (immunglobulinler, komplementler, lenfokinler, sitokinler) ve sellular (Lenfositler, fogositler, granulositler) savunma sistemleriyle birlikte, hayvanın kanında önceden mevcut rezerv antikorlarla topyekün karşı koyması ve çeşitli seviyelerde (az, orta veya iyi) cevap vermesi durumu aktif bağışıklıktır. Ancak yeni doğanların immun sistemlerinde henüz pasif antikorlar ve lenfoid sistemi yeterince olgunlaşmamış olduğundan gerekli seviyede immunolojik cevap veya tepki meydana gelmemektedir. Bu nedenle kolostrum almamış olanlar ilk haftalar aktif bağışıklık yönünden büyük bir noksanlık içindedirler. Hipogamma globunemik 20 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri olmaları; komplement aktivitesinin, B-lenfosit sayısının çok düşük seviyelerde bulunması gibi nedenlerle immunolojik zafiyet içinde bulunan yeni doğanların işte bu kritik dönemlerinde çok iyi bakılmaları ve korunmaları icap eder. Yeni doğan buzağıların tarifini başlangıçta verdiğimiz yeterli ve koruyucu seviyede aktif bağışıklık kazanmaları ve antijenlere karşı etkili cevap vermeleri çok uzun bir süreyi gerektirdiğinden ilk bir iki hafta için mutlaka pasif bağışıklık kazandırılmaları gerekli ve şarttır. Bunun içinde buzağılar mutlaka kolostruma ihtiyaç duyarlar (Resim 1.4). Resim 1.4. Yeni Doğan Buzağının Kolostrum Almasına Yardım. c. Pasif Bağışıklık (Kolostral Bağışıklık) İnekler sahip oldukları plasenta yapılarından dolayı kendi kanlarında bulunan antikorları fötüse aktaramazlar. İneklerin plasentasında uterus mukozası ile chorion (yavru zarı) arasındaki bağlılık gevşektir. Sadece temas vardır. Uterusun bağ dokusu bazal membranla birlikte decidua ile choriondan ayrılmıştır. İrtibat sadece villuslarla (Besin maddelerini, uterus sutünü absorbe edip allontois damarları aracılığı ile yavruya aktaran düğme şeklindeki teşekküller) temas şeklindedir. Dolayısıyla ananın kan dolaşımı ile direkt irtibat sağlanamamaktadır. Villuslarda daha ziyade uterus boşluklarında biriken uterus sütü adı verilen besin maddelerini absorbe ettiklerinden ananın kanındaki antikor maddelerini yavruya intikal ettiremezler. Ancak doğumdan sonra gerekli immun globulinleri kolostrum yoluyla alırlar. Böylece pasif bağışıklık kazanırlar. Gebelik ve Doğum - 21 Yeni doğum yapmış dişilerin meme dokusunun 1-3 günlük sekresyonlarından olan kolostrum çeşitli besleyici maddeler (protein, karbonhidrat, yağ, vitamin, mineral madde) yönünden oldukça zengindir. Proteinler arasında anadan geçen spesifik immunglobulinler, antikorlar bulunmakta ve bunların koruyucu tesirleri oldukça yüksek düzeyde olmaktadır. Bilhassa immunglobulin ve vitamin miktarı normal sütten oldukça çok fazladır. Ancak her kolostrumda immunglobulinler ve spesifik antikorlar bulunmamakta veya yetersiz seviyede olmaktadır. Kolostrumdaki antikor miktarı gebelerin doğuma yakın aşılanma tarihleri ile yakından alakalıdır. Gebelerde sağlanacak iyi bir aktif bağışıklık yavrularda istenen seviyede ve koruyucu özelliği fazla bir pasif bağışıklık geliştirir. İşte kolostrumda yeterli seviyede antikor sağlamak için gebe hayvanlar doğumlarına yakın etkin bir tarzda aşılanmalıdır. Aşının türü, miktarı, veriliş tarzı ve hayvanın bağışıklık durumu ise gebe hayvanda gelişecek aktif bağışıklık üzerine önemli ölçüde tesir eder. Diğer bir ifade ile gebelerin kanında ne kadar fazla antikor rezerve edilirse kolostrum vasıtasıyla o kadar fazla antikor yavruya aktarılır. Buzağı ölümlerinde buzağının kanındaki antikor miktarı ile ölüm arasında ters orantı vardır. Yani kanda immunglobulin miktarı ne kadar fazla ise buzağı ölümleri o oranda az olmaktadır. Normal bir buzağının kanında 18 mg/ml oranında antikor bulunması gerekir. Anadan kolostruma geçen antikorlar ilk saatlerde fazladır. Sonra giderek azalmaya başlar ve 3-6 gün zarfında kolostrum normal süte dönüşür. Bu nedenle buzağılar ilk 24-36 saat içinde gerekli kolostrumu almalıdırlar. Ne kadar erken ve fazla kolostrum verilirse kanda o kadar fazla antikor rezerve edilir. Zira yeni doğanların barsakları ilk 5-6 saat içinde immunglobulinleri hiç bir değişikliğe uğratmadan olduğu gibi absorbe etme anatomik ve fizyolojik yapısından kaynaklanmaktadır. Çünkü barsak epitel hücreleri henüz olgunlaşmadığı için bu hücrelerin absorbsiyon kabiliyetleri çok fazladır. Absorbsiyon ilk 6 saatte yüksek olmasına karşın giderek azalmaktadır. 24 saatte verilecek miktar fazla olsa bile absorbsiyon azalması nedeniyle kanda antikor düzeyinin koruyucu seviyenin altında olduğu gözlenir. Azalma 8. saatten sonra giderek artar ve 22 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri sonra absorbsiyon kapanır. Bu kapanma saati hayvan türlerine ve ilk kolostrumu alma saatine bağlı olarak en erken 12 ve en geçte 40 saate kadar sürebilir. Absorbsiyonun sona ermesinde hücrelerin ve vesiküler yapının azalmasının veya kaybolmasının rolü vardır. Çünkü bu vesiküler yapılar ve mikro tubuluslar kolostrumla barsak lumenine gelen ve oradan hücrelere giren antikorların kana geçişini gerçekleştiren yegane teşekküllerdir. Kanda bulunan antikorlar uzun bir süre düzeyini koruyamaz. Normal katabolizma ile ayrışırlar. İlk günlerde koruyucu düzeyin üzerinde (25 mg/ml) bulunan antikorlar, ilk hafta sonunda koruyucu düzey alt sınırına (10 mg/ml) düşer ve daha sonra bu seviyeninde altına inerler.Yavaş yavaş azalan antikorlar 4. haftadan sonra tesirlerini kaybederler. Ancak kayboluş süresi kandaki antikor seviyesinin yüksekliği ile ilgili olduğundan daha uzun bir süre devam edebilir. Barsakların absorbsiyona kapanmasından sonra hayvanlara kolostrum verildiğinde bir kısmı emilir fakat kana geçmez. Diğer kısmıda barsakta kalır, kısa bir süre buradaki mukozal bağışıklığa kısmen iştirak eder. Kolostrumdaki antikorların azalması ve zamanla kolostrumun süte dönüşmesi ile birlikte ananın kanındaki antikor seviyesi doğumdan önceki düzeyine tekrar yükselir. Sütte antikor çok az miktarda olduğu gibi emilmesi (absorbsiyonu) de çok düşüktür. Kolostrumla sağlanan pasif bağışıklık buzağıları hayatlarının bu ilk döneminde etkili biçimde korursa da virülansı yüksek olan hastalık etkenleri yine de yavruyu hastalandırabilir. Lakin yeterince kolostrum alan yavru bunu atlatabilir, tedaviyede olumlu cevap verebilir. Pasif antikorların birçok faydalarına rağmen mahsurlu tarafları da vardır. Kanda fazla bulunan antikorlar immun sistemin uyarılmasına ve aktivasyonuna olumsuz etkide bulunabilir veya geç gelişmesine neden olabilir. Bu nedenle aktif bağışıklıklığın gelişmesini baskılamayacak seviyede bir pasif bağışıklık geliştirilmesi çok mühimdir. Gebelik ve Doğum - 23 1.3.1. Pasif Bağışıklığın Transferi Yenidoğan buzağılar kolostrum alıncaya kadar kanlarında antibadiler bulunmaz. Bazı Escherichia Coli (E.Coli), varyetelerine karşı kolostrum alan buzağılarda, antibiyotik etki görülmektedir. Kolostrumun bu etkisinin properdinin varlığından dolayı olduğu düşünülmektedir. Kolostrumda bulunan antibadilerin tam olarak önemi aydınlatılamamıştır. Antibadilerden globulinler, buzağının hayatının ilk 24 saatinde değişmeden kana geçebilmektedirler. Birçok buzağıda bu geçirgenliğin kışın 6 saate kadar azaldığı bildirilmektedir. Ancak çiftlik şartlarında yapılan bazı çalışmalarda buzağı serumunda immunglobulin seviyesinin mevsimle ilgili etkilenmenin olmadığı belirlenmiştir. Buzağının kolostrumu anadan emmesi kovadan içmeye göre daha yüksek serum immunglobulin seviyesi göstermede etkili olmuştur. Benzer ilişki buzağı ölümleri ile kolostrum verilme metodu arasında da görülmüştür. İmmun laktoglobulinler buzağıların ince bağırsaklarında pinoktosis işlemi yoluyla geçer ve lenf kanalları yoluyla kan dolaşımına girmektedir. Yalnızca immunlaktoglobulinler değil kolostrumdaki diğer protein unsurları kan dolaşımına geçebilmektedir. Sonra idrar yoluyla kısa süre sonra dışarı atılmaktadır. Hayatın yalnızca ilk 24 saatinde ince bağırsaklardaki epitel hücrelerinden büyük protein moleküllerinin geçmesine neden müsade ettiği bilinmemektedir. Bu noktada çeşitli teoriler ileri sürülmektedir, başlıca olarak abomasumdaki düşük asidite olup doğumdan sonraki ilk 24 saatlik dönemde hidroklorik asit üreten abomasundaki hücrelerin gelişmemesinden kaynaklanmaktadır. Proteinleri normal olarak parçalayacak enzimlerin bulunmayışı, kolostrumda antitriptik enzimin bulunması bağırsaklarda gerekli bakteri florasının kurulmamış olması ve buzağının hormonal dengesinin henüz kurulmaya başlamasıdır. Buzağıların doğumdaki hipertroid durumlarının immunglobulinlerin absorbsiyonunu azalttığı ileri sürülmektedir. Yüksek çevre sıcaklığı ve kötü havalandırmanın plazma immunglobulinin konsantrasyonunu azalttığı iddia edilmektedir ve buzağı ölümleri artmaktadır. Bununla beraber geçirgenlik periyodunun artırılması çözümlenememiştir. 24 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Kolostrum globulinlerinden mahrum olan canlı buzağılarda 10 günlük yaştan itibaren E.Coli için buzağı kendi globulinlerini üretmeye başlamaktadır. Bu buzağılarda 8 haftalık yaşta serum gama globulin seviyesi normale ulaşmaktadır. Çizelge 1.2. Kolostrum Almadan Önce ve Sonra Buzağılarda Serum Protein Konsantrasyonları (Toplam Serum Protein % si Olarak). Globulin Albumin Doğumda (Kolostrum önce) 52 almadan Doğumdan 24 saat sonra α1 α2 α3 β γ 1 20 10 16 0.8 57 37 6 0 63 27 8 1.4 49 41 9 1.3 38 30 10 22 30 22 7 42 (Kovadan Emme) Doğumdan 36 saat sonra Çizelge 1.2 ‘den görüleceği üzere en fazla değişken olan γ (gamma) globulin konsantrasyonudur. Kolostrum almadan önce çok düşük seviyelerde olan gama globulin kolostrum alındıktan sonra oldukça yüksek seviyelere çıktığı görülmektedir. Kolostrumun miktar ve kalitesi ile ilgili Danimarka’da yapılan çalışmalarda buzağılama sonrası ilk sağımda immun globulin konsantrasyonunda ırklar arasında farklılıklar olduğu belirlenmiştir. Danimarka Siyah Alaca ırkı Danimarka kırmızısından daha yüksek immun globulin yüzdesi ve önemli seviyede daha düşük kolostrum miktarına sahip olduğu belirlenmiştir. Düveler, ineklerden (2 ve daha yukarı laktasyondaki) daha düşük immun globulin ve kolostrum verimine sahiptirler. Sağılan ineğin buzağısı Gebelik ve Doğum - 25 bulunmuyorsa, ayrıca sağım aralığı ve buzağılama aralığı arttıkça kolostrumdaki immunglobulin %’si azalmaktadır. 1.4. Mekoniyum Mekoniyum yeni doğan buzağının bağırsaklarından çıkardığı ilk dışkıdır. Mekoniyum hayatın daha sonraki dönemlerindeki dışkıdan görünüş ve özellik olarak ayrı bir durum arz eder. Mekoniyum yapışkan koyu kıvamda ve safra pigmentlerinden dolayı siyah-yeşil renktedir. Mekoniyum yavrunun anne karnındaki dönemde vücut atıklarının bağırsaklarda birikmesinden meydana gelmektedir. Mekoniyumun yüksek konsantrasyonda polisakkaritlere sahip olduğu görülmüştür. Mekoniyumdaki polisakkaritlerin kanda bulunan maddelerle benzer olduğu belirlenmiştir. Kolostrumdaki globulinler kana değişmeden geçebilirler. Doğumdan sonra uzun bir süre mekoniyum buzağının sindirim sisteminde bulunmaktadır. Doğumdan mekoniyumun vücuttan çıkarılmasına kadar geçen süre buzağıya verilen kolostrumun miktarına, buzağının kovadan içmesine veya anadan emmesine bağlı olarak değişmektedir. Kova ile büyük miktarda kolostrum verilirse mekoniyumun dışarı atılmadan önce geçen zaman aralığı artacaktır. Yağsız süt ihtiva eden süt ikame yemleri yüksek sıcaklık muamelesinden sonra buzağıya verildiğinde doğumdan sonra 4-5 saat içinde mekoniyum dışarı atılır. Mekoniyumun vücuttan atılmasında ortalama süre 23 saattir. Tam yağlı süt verildiği zaman bu süre 33 saat olmaktadır. İlk iki sağımdaki kolostrumun buzağıya verilmesine devam edildiğinde mekoniyumun dışarı atılması 42 saate kadar görülmez. Bununla beraber 4 gün anasını emerek kalan buzağı doğumdan 28 saat sonra mekoniyumu dışarı atmaktadır. Burada ana tarafından yavrunun uyarılması ve yavrunun anal bölgesinin yalanması dışkının çıkarılmasıda önemli bir uyarıcı rol oynamaktadır. Yeni doğan buzağılar muhtemelen doğumda yüksek seviyedeki seks hormonlarının etkisi altındadırlar. Böylece erkek buzağıları meme başları büyük olup ilerleyen yaş ile hızla küçülmektedir. Bu küçülme ostrojen hormonu verilerek önlenebilir. Aynı şekilde kolostrumda ostrojeniktir ve muhtemelen bunlar ananın kanından kolostruma geçmektedir. 26 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Ostrojenlerin geçişi globulinlerin geçişi ile beraber olmaktadır. Kolostrumun alınması meme başının büyümesini artıran bir faktör değildir. Doğumdan itibaren ilk üç haftada küçük miktarlarda verilecek sentetik östrojenler salgı bezlerinin büyüme ve çoğalmasını sağlayacaktır. Buzağıların doğumda güçlü bir şekilde troksin hormonunun etkisi altında olduğu görülmüştür. Böylece buzağılarda solunum oranı çok yüksektir. Plazma proteinine bağlı iyot seviyesi ve yüksek solunum sayısı zamanla azalmaktadır. Buzağılarda bazı endokrin bezlerinin büyüklüğü hayatın erken dönemlerinde diyareye yakalanan hayvanlarda etki altında kalır. Troid ve adrenal bezlerinin ağırlığı diyarenin artması ile beraber artmakta thymus ve dalak ağırlıkları azalmaktadır. 1.5. Fazla Kolostrumun Kullanılması Çoğunlukla yeni doğan bir buzağının tüketebileceğinden daha fazla kolostrum inek tarafından üretilmektedir. İlk 24 saatte üretilen fazla kolostrum sulandırılabilir (Bu işlem 2 kolostrum 1 ılık su şeklinde yapılır). Sulandırılan kolostrum daha yaşlı tam yağlı süt içen buzağılara bu sütün yerine kullanılabilir. İlk 24 saatten sonra üretilen kolostrum daha az sulandırılmalıdır. Sulandırılmış kolostrum yeni doğan buzağılara asla verilmemelidir. En iyi sonuçlar, üretildikten hemen sonra yaşlı buzağılara verilen kolostrumdan elde edilmektedir. Üretilen taze kolostrum soğukta 23 gün veya daha fazla bir süre hijyenik şartlarda tutulabilir. Kolostrum tüketen yaşlı buzağılarda dışkı tam süt tüketenlerden daha gevşek bir durum gösterir. Böyle bir uygulamanın buzağılarda diyare sebebi olduğuna dair delil bulunmamaktadır. Son araştırmalar süt ikame yemleri veya tam yağlı süt yerine buzağıların büyütülmesinde depolanmış kolostrumun kullanılabileceğini göstermektedir. 12 günlük depolamadan sonra kolostrumda pH = 4 civarında sabitlenmektedir. Ekşiltilmiş kolostrumun besleme kalitesini etkilemediği görülmektedir. Ancak 28 günlük depolamadan sonra kolostrumda bulunan toplam immunglobulinlerin % 50 azaldığı görülmüştür. Ekşiltilmiş kolostrum doğumdan sonra ilk iki günlük buzağılarda immunglobulin kaynağı olarak kesinlikle kullanılmamalıdır. Gebelik ve Doğum - 27 Ekşitilmiş kolostrumun kullanılmasındaki ilk araştırmalar buzağılarda sütten kesime kadar devamlı veya aralıklı olarak kullanılabileceğini göstermiştir. Bu uygulama buzağıların 12 haftalık yaşa kadar büyüme oranı azalmaksızın kullanılabilmektedir. Ekşitilmiş kolostrumun ortalama 13 günlük olması uygun görülmektedir. 1.6. Ağız Sütü ve Normal Süt Ağız sütü normal olarak buzağının bütün besin madde ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir yapıya sahiptir. Ağız sütü buzağılarda hastalıklara karşı koruyucu maddeleri içermesi yanında, kurumadde, protein, mineral maddeler ve vitaminlerce oldukça zengindir. Ağız sütünde bulunan besin maddelerinin sindirilebilirliği çok yüksektir. Ağız sütünün normal sütten en önemli farkı bileşeminden kaynaklanmaktadır (Çizelge 1.3). Ayrıca ağız sütü gebelik sırasında buzağının bağırsaklarında biriken mekoniyum çözülmesi ve dışarıya atılmasında büyük rol oynar. Dolayısıyla doğumdan hemen sonra buzağıların analarını emmeleri gerekmektedir. Doğumdan sonra kolostrum alan buzağılarda ölüm oranı azalmaktadır. Bu durum kolostrumda bulunan ve hastalıklara karşı bağışıklık sağlayan immünglobulinlere bağlıdır. Bu maddeler buzağıların hayatlarının ilk 24 saatinde değişmeden kana geçerler. Sağlıklı buzağılar doğumdan sonra 30 dk içinde analarını emerler. Eğer buzağı bir saat içinde anasını ememezse bakıcı tarafından yardım edilerek buzağının emmesi sağlanmalıdır. Emzirmeden önce ineğin memesi klorlu su ile yıkanıp temizlenmelidir. Doğumdan sonraki ilk günlerde buzağıların ihtiyaçlarından fazla süt almamalarına da dikkat edilmelidir. Çünkü fazla süt tüketme durumunda ince bağırsak sıvısı sulandırılmakta ve böylece koli bakterileri üzerine olan etkileri azalarak onları zararsız hale getirmeleri güçleşmektedir. 28 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Çizelge 1.3. Ağız Sütü (ilk 24 saat) İle Normal Sütün Besin Maddeleri Kompozisyonu. Besin Maddeleri Yağ (g/100 g) Yağsız kuru madde (g/100 g) Protein (g/100 g) Kazein (g/100 g) Albumin (g/100 g) α-laktoglobülin (g/100 g) β-laktoglobülin (g/100 g) γ - Globülin (immün globülin) (g/100 g) Kalsiyum (g/100 g) Magnezyum (g/100 g) Potasyum (g/100 g) Sodyum (g/100 g) Fosfor (g/100 g) Klor (g/100 g) Mangan (µg/100) Demir (µg/100) Bakır (µg/100) Kobalt (µg/100) Karoten (µg/1 g yağ) Vitamin A (µg/1 g yağ) Vitamin D (µg/1 g yağ) Vitamin E (µg/1g yağ) Tiyamin (µg/100 g) Riboflavin (µg/100 g) Nikotinik Asit (µg/100 g) Pantotenik Asit (µg/100 g) Biotin (µg/100 g) Vitamin B12 (µg/100 g) Folik Asit (µg/100 g) Askorbik Asit (µg/100 g) Kolin (µg/100 g) Ağız Sütü 3.6 18.5 14.3 5.2 1.5 0.27 0.80 6.80 0.26 0.04 0.14 0.07 0.24 0.12 0.016 0.20 0.06 0.50 24-25 42-48 0.9-1.8 100-150 60-100 450 80-100 200 2-8 1-5 0.1-0.8 2.5 37-69 Normal Süt 3.5 8.6 3.3 2.6 0.5 0.13 0.30 0.09 0.13 0.01 0.15 0.04 0.11 0.07 0.003 0.10-0.07 0.01-0.03 0.05-0.06 7.0 8.0 0.6 20 40 150 80 350 2.0 0.5 0.1 2.0 13 Gebelik ve Doğum - 29 Ağız sütü renk olarak koyu sarı renkten portakal veya kahverengine kadar değişen sarı tonlarda sıvı bir gıdadır. Ancak bu koyu renk çok kısa bir dönemde kaybolarak beyaza döner. Ağız sütü tuzlu veya acımtrak bir tada sahiptir ve çoğu zaman asit reaksiyonludur. Her ne kadar ağız sütünün bileşimi çizelge 1.3 ‘de verildi ise de bu bileşiminde hızlı bir değişim söz konusu olup ağız sütü 5-10 günlük bir süre içinde normal süte dönmektedir (Çizelge 1.4). Bu değişime neden olarak laktasyon başında süt hücrelerinin fizyolojik görevlerini henüz tam olarak yapılabilecek seviyede hazır olmadıkları gösterilebilir. Ağız sütünün normal sütten en önemli farkının globulin ve proteinler bakımından zengin oluşudur. Ağız sütündeki proteinin % 55’i globulin formundadır. Proteinin globulin formunda bulunması besleme özelliğinden çok koruyucu özelliği açasından önemlidir. Protein içindeki immun globulinler hastalıklar akarşı antibadiler ihtiva etmektedirler. Hastalıklara karşı pasif bağışıklık sağlayan bu globulinler doğumdan sonra hemen vücuda alınmalıdırlar. Çünkü doğumdan 24 saat sonra buzağıların bağırsaklarında antibadilerin geçirgenliği ve absorbsiyonu azalmakta ve sindirim sistemindeki enzimler antibadileri parçalamaktadır. Ayrıca sıcak ve soğuk gibi çeşitli stresler yeni doğan buzağıların kan serumuna immün globulinlerin transferini azaltırlar. Yeni doğan buzağılarda termoregülatör mekanizmasının zayıf bir şekilde gelişmesi nedeniyle hayvanlar ekstrem çevre şartlarından korunmalıdır. Kolostrumda yağ ve kurumaddelerin yüksek olması yeni doğan buzağıların zengin enerji kaynaklarına ihtiyacı ile ilgili olabilir. Ağız sütünün ihtiva ettiği bağışıklık maddeleri ana kanında bulunan miktarın 10-12 katıdır. Süt salgısının artmasıyla bu maddelerin yoğunluğu hızla azalır ve 24 saat sonra yarıya iner. Ayrıca daha evvel belirttiğimiz gibi bağışıklık maddelerinin bağırsak cidarlarından absorbsiyonunda önemli bir azalma meydana gelir. Esasen yeni doğan buzağılar çok yüksek miktarda ağız sütü tüketmediği için vücuda alınan globulin miktarı sınırlanmaktadır. Dolayısıyla ağız sütünün yavruya verilmesi geciktirilmemelidir. İmmun globulinlerin ana serumunda bulunmasına karşılık yavru serumunda yoktur. Hemen bütün hayvanlarda immün globulinlerin ana karnından yavruya geçişi mümkün değildir. Dolayısıyla bu bağışıklık maddelerinin yavruya ağız sütü yolu ile verilmesi gerekir. 30 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Çizelge 1.4. Doğumdan Sonra ilk 7 Günde Ağız Sütü Bileşimindeki Değişmeler. Doğumdan sonra geçen süre (saat) Kuru Ham madde protein % % Ham proteinde Albumin + Globulin % Yağ % Kül % 0 36.99 17.57 11.34 5.10 1.01 6 20.46 10.00 6.30 6.85 0.91 12 14.53 6.05 2.96 3.80 0.89 24 12.77 4.52 1.48 3.40 0.86 36 12.22 3.98 1.03 3.55 0.84 48 11.44 3.74 0.99 2.80 0.83 72 11.86 3.84 0.97 3.10 0.84 96 11.85 3.76 0.82 2.80 0.83 120 12.67 3.86 0.87 3.75 0.85 168 12.13 3.31 0.69 3.45 0.84 Ağız sütündeki bağışıklık maddelerinin yanında zengin vitamin A yoğunluğu buzağının epitel dokusunu koruyucu ve hastalıklara karşı yavrunun direncini artırıcı rolü bulunmaktadır. Buzağılar doğduklarında çok az Vitamin A rezervine sahiptirler. Ayrıca bu hayvanların karotinden yeterince yararlanamadıkları dikkate alındığında ağız sütü Vitamin A içeriği büyük önem kazanır. Ananın gebelik beslenmesi ile ağız sütündeki Vitamin A miktarı arasında önemli bir ilişki vardır. Normal sütün 10 katı kadar Vitamin A ve 3 katı kadar Vitamin D kolostrumda bulunur. Süte nazaran kolostrumda bulunan vitamin ve minerallerde zamana bağlı olarak hızlı bir azalma söz konusudur. Dolayısıyla yeni doğan buzağılara ağız sütü nekadar geç verilirse yavru için hayati önemi sahip besin maddeleri o kadar az tüketilmiş olacaktır. Gerek ağız sütü ve gerekse normal süt diğer bazı bağışıklık maddeleri bakımından da oldukça zengin bir yapıya sahiptir. Kandan inek sütüne geçen bazı önemli diğer bağışıklık maddeleri içerisinde antitoksinler Gebelik ve Doğum - 31 (Tetanoz, Difteri ve Dizanteri antitoksinleri), aglotinler (Kolera, Koli ve Tüberkuloz aglutinleri) ve obsoninler sayılabilir. Yapılan çalışmalarda ilk buzağısını veren düvelerden elde edilen yavruların hastalıklara karşı daha duyarlı olduğu belirlenmiştir. Buna sebeb olarak ilkine doğuran anaların biyolojik bağışıklık yeteneklerinin tam olarak gelişmediği ileri sürülmektedir. Böyle durumlarda yaşlı analardan alınacak fazla ağız sütünün soğukta muhafaza edilerek genç analardan doğan buzağıların ağız sütüne karıştırılması önerilmektedir. Bütün bu hususlar dikkate alındığında doğumdan sonra buzağının ağız sütü aldığından emin olunmalıdır. Doğumu takip eden ilk 3-4 saat içerisinde buzağının en az 2 kg kolostrum alması temin edilmelidir. Buzağılar çeşitli sebeblerle (hastalık, ölüm v.s.) anasından ağız sütü içemez ve elde yeni doğan bir hayvan bulunmaz ise yavruya ağız sütü ikame yemi hazırlanarak içirilmelidir. Ağız sütü ikame yemi; 1 yumurta, 0.3 lt su, 1/2 çay kaşığı hint yağı, 0.6 lt normal süt. Bu karışım doğumdan sonraki ilk üç gün buzağıya günde üç öğün olarak hazırlanıp içirilmelidir. Bu karışım ile buzağının ihtiyacı olan besin maddeleri nisbeten karşılanmış olacaktır. Doğumdan sonra mutlaka buzağıya en az 2-3 gün ağız sütü veya ağız sütü ikame yemi verilmelidir. Buzağının ihtiyacından fazla olan ağız sütü makina veya elle sağılarak diğer buzağıların yemlenmesinde kullanılabilir. Ancak daha önce ifade edildiği gibi yaşlı buzağılara verilecek kolostrum sulandırılarak (özellikle ilk gün elde edilen kolostrum) verilmelidir. Buzağılar 4 günden önce anasından ayrıldığı taktirde suni emzirme veya kovadan içme sistemine daha kolay geçebilmektedirler. İKİNCİ BÖLÜM 2. BUZAĞILARDA DOĞUM AĞIRLIĞI 2.1. Değişik Irklarda Doğum Ağırlıkları Bu ırkın doğum ağırlığı ortalamasını bilmek önemlidir. Bu yalnıca o ırkın ergin ağırlığının bir göstergesi değildir. Aynı zamanda günlük ağırlık artışını tahminde ve besleme planlarının yapılmasında önemlidir. Kesin yaşı bilinmeden satın alınan buzağıların deneme sonuçlarının yorumlanmasında da önemlidir. Farklı ırkların doğum ağırlıkları ile ergin çağdaki ağırlıkları çok sıkı ilişkilidir. Irk içindeki ineklerin tahmini ergin ağırlığı (MW) şöylece formüle edilebilir (Roy, 1980), MW 0.73 (kg) = 2.064 ortalama doğum ağırlığı (erkek) (kg) + 28.89 Alternatif bir formülde şöyledir, MW 0.27 (kg) = 0.0435 ortalama doğum ağırlığı (erkek) (kg) + 3.98 Sığır ırklarının ortalama doğum ağırlıkları çizelge 2.1’de verilmiştir. Bu çizelgeden görüleceği gibi ırk içinde doğum ağırlığı bakımından 5 kg’lık bir varyasyonun olduğudur (veya ergin ağırlığın % 2.3 kadar). Ergin vücut ağırlınının % 6.5 kadarı doğum ağırlığını vermektedir. Bir ırkın gerek ülke içinde ve gerekse ülkeler arasında doğum ağırlığı bakımından farklılıkları bulunmaktadır. Örneğin buzağıların doğum ağırlıkları İngiltere’nin kuzey bölgelerine göre güney bölgelerinde daha yüksektir. Kuzey İngilterede buzağıları doğum ağırlığının küçük olması yanında gebelik süreside daha kısadır. Bu bölgelerde çevrenin etkisi nedeniyle ananın canlı ağırlığı düşük olmakta ve daha küçük doğum ağırlığı oluşmaktadır. İkiz buzağıların doğum ağırlığı tek doğan buzağılardan daha düşüktür. Erkek buzağılar dişi buzağılardan daha yüksek doğum ağırlığı ve daha uzun gebelik süresine sahiptir. Yapılan survey çalışmalarında erkeklerin 3 kg daha yüksek doğum ağırlığına sahip oldukları belirlenmiştir. Büyük 34 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri ırklarda daha yüksek doğum ağırlığı ve daha uzun gebelik peryodu görülmektedir. İngiltere’de sığırlarda ortalama gebelik süresi 284 gün olup, Anguslarda bu değer 273 güne kadar düşerken, Esmerlerde 292 güne kadar uzamaktadır. Shinfield’de Shorthornlarda gebelik süresi 286 gün; Siyah Alacalarda 281 gün olarak belirlenmiş, ancak doğum ağırlığında Shorthorn buzağılarından, Siyah Alaca buzağılar 6 kg daha yüksek olmuştur. Gebelik süresine laktasyon sırasının etkisinin olmadığı görülmektedir. Mandaların buzağı ağırlıkları yüksek olmakla beraber gebelik süreleride uzun olup, 302-319 gün arasındadır. Genellikle Ad-lib. yemleme şartlarında daha küçük doğum ağırlığına sahip buzağılarda ilk 6 aylık devrede büyüme oranı daha yavaş olacaktır. Doğum ağırlığı daha yüksek olan erkek buzağıların büyüme oranlarıda yüksek bulunmuştur. İneklerin 3,4 ve 5. buzağılarında doğum ağırlığı hafifçe yükselmekte, ineğin çok ilerleyen yaşı ile beraber buzağıların doğum ağırlıklarında azalma görülmüştür. Shorthornlarda birinci ile beşinci buzağı arasında yalnızca 4.1 kg ağırlık farkı bulunmuştur. Siyah Alaca inekler çeşitli et ırkı boğalarla çiftleştirildiğinde ineklerin gebelik süresinin değiştiği görülmüştür. Angus erkeklerle çiftleşen Siyah Alaca ineklerde gebelik süresi 279 gün iken Limousin’lerle çiftleşmelerde 287 gün hesaplanmıştır. Bir diğer çalışmada Hereford boğalarla çiftleştirildiğinde gebelik süresi 282 gün Şarole’lerle çiftleşmelerde ise bu süre 290 gündür. Genellikle süt ırkları, et ırklarından daha kısa bir gebelik süresi göstermeye meyillidir. Siyah-Alaca düvelerde ilkine doğuranlarda ortalama gebelik süresi 274 gündür. Şarole, Hereford ve Siyah Alaca boğaların kullanıldığı bir çalışmada ortalama gebelik uzunluğu sırasıyla 285, 284 ve 281 gün bulunmuş; ortalama doğum ağırlıkları ise 39, 36 ve 37 kg’dır. Zebularda buzağı doğum ağırlığı oldukça küçük olmakla beraber ortalama gebelik süresi 296 gündür. Benzer çevre ve aynı yaştaki herefordlardan 7 gün daha uzun olduğu belirlenmiştir. Buzağılarda Doğum Ağırlığı - 35 Çizelge 2.1. Çeşitli Sığır Irklarının Doğum Ağırlıkları. Irk Aberdeen Angus Africander Ayrshire Esmer Karaku Şarole Chiana Devon Dekster Siyah Alaca Gir Guernsey Hariana Hereford Doğum Ağırlığı (kg) Erkek Dişi Genel 24.0 24.0 30.5 28.1 28.6 26.1 27.2 24.6 30.4 27.7 29.0 33.1 29.5 36.8 35.9 33.2 34.1 31.3 45.4 40.2 36.8 41.6 38.8 48.5 44.3 38.7 37.1 37.9 41.1 37.0 22.8 22.1 50.2 45.9 40.7 37.8 36.7 35.0 45.3 34.9 33.1 24.0 23.2 38.7 36.7 38.5 33.1 39.2 36.6 46.7 42.6 42.2 40.0 44.0 40.4 37.6 33.9 43.9 41.0 24.6 23.8 23.1 21.7 30.1 27.2 35.4 32.7 22.3 22.5 24.7 22.6 31.7 29.7 36.3 34.0 Bölge Rusya Nebraska, USA Oregon USA İngiltere Güney Afrika Güney Afrika Mıssouri SUA Nebraska USA İngiltere Kansas USA USA İç Anadolu Türkiye Kazakistan, Kırgızistan İllinois USA Doğu Anadolu Türkiye Ege Bölgesi Türkiye Brezilya Fransa Brezilya Küba İtalya İngiltere İngiltere Doğu Anadolu Türkiye Hollanda İç Anadolu Türkiye İngiltere Missouri USA Iowa USA Ege Bölgesi Türkiye Nebraska USA Brezilya Hindistan Kansas USA Nebraska USA Bongalore Hindistan Hindistan Nebraska USA İngiltere 36 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Çizelge 2.1’in Devamı Irk Jersey Kırgız Limousin Lincoln Red Libyan Maine Anjov Nagori Nganda Pidmont Red Danish Red Poll Red Sindhi Sahiwa Santa Getrudis Shorthorn (Et) Shorthorn(Süt) Sarı Alaca South Devon Sussex Ukrayna Kırmızısı Doğu Anadolu Kırmızısı (DAK) Yerli Kara Boz ırk Güney Anadolu Kırmızısı Esmer x DAK Melezi Esmer x Yerli Kara Melezi Mısır Murrah Doğum Ağırlığı (kg) Erkek Dişi Genel 26.3 24.1 26.3 24.5 22.5 21.6 19.0 39.1 36.3 37.2 34.9 18.0 15.0 50.4 47.5 11.3 10.0 19.3 18.6 46.2 41.2 40.0 39.0 36.4 36.3 36.3 20.2 19.3 23.2 21.8 35.5 33.5 32.8 31.2 29.8 33.6 33.1 38.2 36.3 42.4 37.1 41.0 37.9 35.5 46.2 45.0 35.8 34.5 32.0 30.2 20.2 18.9 - - Mandaların Doğ. Ağ. 38.5 36.4 36.9 31.9 33.7 32.8 18.0 22.0 20.0 26.0 - Bölge Missouri USA Nebraska USA İngiltere Güney Afrika Kırgızistan Fransa İngiltere Libya Fransa Hindistan Uganda İtalya Norveç Danimarka İngiltere Hindistan Hindistan Küba USA Rusya USA İngiltere Rusya İngiltere Doğu Anadolu Türkiye İngiltere İngiltere Ukrayna Doğu Anadolu Türkiye İç Anadolu Türkiye Ege Bölgesi Türkiye Güney Anadolu Türkiye Güney Anadolu Türkiye Orta Anadolu Türkiye Mısır Hindistan Hindistan Buzağılarda Doğum Ağırlığı - 37 2.2. Melez Buzağılarda Doğum Ağırlığı Tahminleri Ananın ağırlığı ile buzağının ağırlığı arasında (ırk içinde) zayıf bir ilişki bulunmaktadır. Melezlerde buzağının ağırlığı babanın ağırlığından çok ananın ağırlığına doğru yönelmektedir. Örneğin; South Devon X Dexter buzağılarının ağırlıkları 26 kg iken Dexter X South Devon buzağılarında doğum ağırlığı 33 kg ‘dır. Bilhassa melez buzağıların doğum ağırlığı şöyle bir formülle tahmin edilebilir (Roy, 1980), MBA = 1 1 (A + B) + (A - B) 2 10 MBA = Melez buzağı ağırlığı, A = Ananın ırkının doğum ağırlığı, B = Baba ırkının doğum ağırlığıdır. Doğum ağırlığına plesantanın büyüklüğü ile ilişkili olarak ananın etkisi önemli olmaktadır. Yapılan araştırmalarda Şarole ve South Devon melezleri, Hereford melezlerinden sırasıyla 5.9 ve 5.1 kg daha ağır buzağı doğurmuşlardır. Gebeliğin son dönemlerinde kötü besleme şartları buzağıların doğum ağırlıklarının kesinlikle düşürmektedir. Aynı şekilde kuruda kalma süresinin kısalığı doğum ağırlığını olumsuz etkilemektedir. Düvelerde, buzağılamadan önceki iyi besleme şartları buzağıların doğum ağırlıklarını yükselmekte ancak bu artış çok fazla olmamaktadır. Bu değişme 1.8 ile 4.5 kg arasındadır. Ananın ağırlığındaki artışla ilgili düzeltme yapıldığında değişmenin önemli olmadığı görülmüştür. İyi besleme planında Siyah-Alacalar 28 ayda buzağılamakla, doğum ağırlığı ananın ağırlığının % 7.5 unu oluşturmaktadır. Düşük besleme planında bu hayvanlar 32 ayda buzağılamaktadır. Ana ağırlığının % 9.5’u buzağının doğum ağırlığı olarak belirlenmiştir. Akrabalı yetiştirme doğum ağırlığını düşürmektedir. Zebu ve Red Poll melezlemesinde heterosis görülmüş, melez yavrularda ebeveyn ırklarının doğumu ağırlıklarından % 8 daha yüksek doğum ağırlığı belirlenmiştir. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM 3. BUZAĞILARDA SİNDİRİM SİSTEMİ Doğumda buzağının midesi ergin ruminantlar gibi dört bölmeden meydana gelmektedir. Bu dört bölmeden birisi abomasum olup diğer bölmelerin iki katı kadar kapasitede ve fonksiyonel durumdadır. RetikuloRumen fonksiyonel olmayıp doğumda tabi kapasitesi 2 litre kadardır. Ergin ruminantlarda abomasumun kapasitesi toplam kapasitenin yalnızca % 8’i kadardır. Halbuki ergin hayvanlarda toplam kapasitenin % 80 kadarı rumenden oluşmaktadır. Günde 450 gr buzağı başlatma yemi tüketen adlibitum kabayem yiyen ve 5 haftalıkken sütten kesilen buzağılar 12 haftalık yaşa ulaştıklarında midelerinin hacminin % 87’si retikulorumenden meydana gelmektedir. Halbuki günde 2.3 kg konsantre yem ve ad-lib. olarak kaba yem tüketen buzağılarda ise, bu değer % 84’e düşmektedir. Yukarıdaki her iki konsantre yem miktarlarını tüketen buzağılarda abomasumun hacmi sırasıyla % 11 ve % 13 olmaktadır. Genç buzağılarda sıvı yemler retikulo-rumeni transit geçebilmektedir ve doğrudan abomasuna gelmektedir (Bu işlem için osefagus kanalı kapanarak boru şeklini alıp gıdaların transit olarak abomasına geçmesi sağlanmaktadır) (Şekil 3.1 ve Şekil 3.2). 3.1. Buzağılarda Rumen Gelişmesi Buzağının sindirim sisteminin gelişmesi büyük ölçüde hayvanın tükettiği gıdalara ve yaşa bağlıdır. Eğer buzağı uzun bir süre bol miktarda süt tüketirse rasyondaki diğer yemlerin tüketilmesini önleyecektir. Gerçekte ad-lib. olarak sıvı yem alan buzağının kuruyem tüketimi 3 aylık dönemde yalnızca 3 kg kadardır. Sıvı yem miktarı sınırlı olarak verildiğinde buzağı 7 günlük yaştan itibaren lezzetli kuru yem ve otlardan yemeğe başlayacaktır. Alınan kuru yemler rumene geçerek bakteri ve diğer mikroorganizmalar tarafından parçalanarak enerji olarak kullanılması, protein yapımı, vitamin B’nin sentezi ve uçucu yağ asitlerinin oluşması sağlanır. Rumen muhtevasındaki sıvı oranının artması mikrobik sentezin etkinliği önemli ölçüde değiştirmektedir. Rumen fonksiyonları 40 - Buzağı Yetiştirme Teknikleri başladığında buzağılarda ishal olaylarını önlemek için dengeli kuru rasyonlar verilmelidir. Şekil 3.1. İnek ve Buzağıda Mide Bölümlerinin Diagram Olarak Görünüşü Şekil 3.2. Sıvı Yemlerin Tabi Emzirme ve Kovadan İçme İle Abomasuma Geçişi. Buzağılara sınırlı miktarda kesif yem verilir, kaba yem ise daha büyük miktarlarda verilerek retikulo-rumenin kapasitesinin artmasına çalışılır. Fakat böyle bir artışın rumendeki dokuların gerilmesi şeklinde olduğu Buzağılarda Sindirim Sistemi - 41 belirlenmiştir. Kuru yemlerin retikulo-rumenin kapasitesini artırma yanında dokuların ağırlığınıda çoğaltır. Yalnızca kas duvarlarının kalınlığının artışı nisbi olarak küçük olup mukozanın kalınlığındaki artış daha fazladır. Çünkü rumen papilları gelişmektedir. Böyle buzağıların daha yüksek miktarlarda konsantre yem tükettikleri görülmüştür. Yüksek miktarda saman ve kaba yemlerden tüketenlerin ise rumen papillarlarının yeterince gelişmediği belirlenmiştir (Resim 3.1). Rumen duvarında papillaların çoğalması sonucu besin maddeleri absorbe edilmektedir. Papillaların gelişmesi yemlerin lifli yapısından daha ziyade rumen fermantasyonunun son ürünleri tarafından stimüle edilmektedir. Papillaların büyümesinde sodyum propiyonat geniş ölçüde etkili iken sodyum butirat daha az sodyum asetat ise en az etkilidir. Ancak buzağılar normal olarak konsantre yemleri yemeye başlamadan önce yataklıklarındaki lifli yemleri yemeye başlamaktadırlar. Aşırı papilla gelişmeleri rumende parakeratosise yol açabilir. Bu şartlarda papillalarda enine ve boyuna artış olmaktadır. Rumen muhtevası ile papilla kümeleri ve papilla uçları siyah keratin materyal ile kabuk bağlamaktadır. Bu durum yüksek seviyede konsantre yemlerle veya saman ile karıştırılarak peletlenmiş rasyonlarla meydana gelmektedir. Uzun formda verilen yemlerden çok yukarıdaki formlarda keratinleşme görülmektedir. Keratinleşmeye sebeb olan bu diyetlerle rumen pH’sı düşer asetik asite oranla propiyonik asit üretimi artar ve kaslanma zayıf olur. Yukarıdaki şartlar şiddetlendiği zaman rumen duvarından uçucu yağ asitlerinin absorbsiyonu azalabilir. Kaba ve konsantre rasyonların sindirimi ve buzağıya etkisi ile papillaların büyüme ve gelişme seyri tam olarak açıklanamamıştır. Yüksek kaba yemli diyetler ve konsantre yemlere geçiş ile papillaların gelişmesi için 3 haftalık kısa bir peryot buzağılara yeterlidir. 42 - Buzağı Yetiştirme Teknikleri Altı Haftalık Kuru Ot + Süt İle Beslenen Buzağının Midesi Resim 3.1. Rumen Papillalarının Gelişme Görünüşü. Buzağılarda Sindirim Sistemi - 43 4 aylıktan 2 yıllık yaşa kadar olan periyodda yüksek ve düşük kaba yemli rasyonlar mukayese edildiğinde kaba ve konsantre karışımlarının düvelerin yetişmelerine etkili olmadığını göstermiştir. Diğer bir ifade ile deneyler çok yüksek seviyede konsantre rasyonlarla düvelerin yetiştirilebileceğini göstermiştir. Ancak kaba yeme isteksiz olmaması için konsantre yem kaba yemden sonra verilmelidir. İki haftalık yaştaki buzağıda sinirsel kontrol mekanizması ve ruminasyonda rol alan çeşitli kaslar çok aktiftir. Ancak bu buzağılarda uyarılar hafiftir. Normal rumen kontraksiyonları 4 günlük yaştaki buzağılarda belirlenmiştir. Sıvı yemlerin miktarı sınırlandığı zaman bazı buzağılar 5 günlük yaşta ruminasyon yapabilir. Böyle buzağılarda ruminasyon 28 günlük yaşa kadar artar ve en yüksek noktaya ulaşır. Kaba ve konsantre yem verildiğinde buzağılar 6-8 haftalık yaşta günde ortalama 5 saat ruminasyona harcarlar. 3.2. Bağırsakların Doluluğu Ruminant ve monogastrik hayvanlarda sindirim sisteminin muhtevasının ağırlığı ile boş vücut ağırlığı ve canlı ağırlık arasındaki ilişki tespit edilmiştir. Pre-ruminant buzağılarda 7 günlük yaşta son yemlemeden 7 saat sonra sindirim sisteminin muhtevasının toplam vücut ağırlığının % 4.1 kadar olduğu gösterilmiştir. Bu değer 21 günlük yaşta son yemlemeden 3 saat sonra % 6.2’dir. Ayrıca besiye alınan et buzağılarında 104 günlük yaşta son yemlemeden 17 saat sonra aynı değer % 3.6 olarak hesaplanmıştır. Demek ki adlibitum olarak sıvı yemlerle beslenen buzağılarda kuru madde muhtevası düşük rasyonlarda bu değerler artırılabilir ve daha büyük hacimda tüketim sağlanabilir. Diğer yandan 12 haftalık ruminant buzağılarda bu değerler daha da yükseltilebilir. Konsantre yemi adlibitum olarak verilen rasyonda % 11, bu değer kaba yemde % 27’ye kadar değişebilir. Canlı hayvanda sindirim sisteminin muhtevasının ağırlığı aşağıdaki eşitlikten hesaplanır (Roy, 1980). 44 - Buzağı Yetiştirme Teknikleri Y = 2.90 + 0.20 X1 - 3.33 X2 + 0.40 X3 Formülde, Y = Sindirim sisteminin içeriğinin tahmini ağırlığı (kg), X1 = Buzağının canlı ağırlığı (kg), X2 = Günlük tükettiği konsantre yem (kg), X3 = Günlük tükettiği kaba yem (kg)’dir. Ruminant buzağılarda sindirim sisteminin ağırlığı daha fazladır. Sindirim sistemi ve onun içeriğinin toplam ağırlığı buzağının canlı ağırlığının % 36’sı kadar olabilir. Bu ise yalnızca hayvan kaba yem tüketmesi halinde gerçekleşir. Eğer hayvanın rasyonu tamamen konsantre yemlerden oluşuyorsa bu değer % 19’dur. Pre-ruminant buzağılarda ise aynı değer % 11’dir. Rumenin doluluğuna rağmen ruminant buzağılarda yem tüketiminde fiziksel kontrolün başlıca faktör olduğu düşünülür. Denemelerde öğütülmüş veya kıyılmış kaba yemler ve peletlenmiş kaba yemlerin tüketiminde rumenin sabit bir doluluk seviyesi söz konusu değildir. Buradaki yem tüketimi en çok kör bağırsak ve kalın bağırsağın doluluk düzeyi ile ilgilidir. Buzağılarda öğütülmüş ve peletlenmiş rasyonların daha az miktarlarda rumende sindirildiği, abomasum ve ince bağırsaklarda daha yüksek miktarlarda sindirime uğradığı belirlenmiştir. Öğütülmüş ve peletlenmiş kuru otların, doğranmış kuru otlardan ziyade, rumende kurumadde konsantrasyonunu çoğalttığı görülmüştür. Kuru madde tüketimi için rumen muhtevasının ağırlığı doğranmış rasyonlarda peletlenmişlerden daha fazla olmuştur. Kesim öncesi ağırlık kaybı ve boş vücut ağırlığı karaciğer, böbrek, toplam bağırsak dokusu, safra, sidik torbası ve thymus bezidir. Ağırlık kaybı öncelikle ve hızlı bir biçimde karaciğer ağırlığında azalmaya neden olmaktadır. Canlı ağırlık kaybı aynı zamanda retikulo rumen dokusunda da nisbi azalma ve bağırsak dokusunda nisbi bir artış meydana getirir. Buzağılarda Sindirim Sistemi - 45 Bağırsakların doluluğunun etkisi, çok farklı tipte rasyonlar kullanılarak ekonomik buzağı yetiştirme metotları ve buzağıların performanslarının karşılaştırılmasında, dikkate alınmalıdır. 3.3. Rumen Florasının Gelişmesi Çok genç buzağıların abomasumlarında değişik laktobasil populasyonu bulunur ve burada beslenirler. Buzağıların çok genç olmasına rağmen farklı amilolitik streptokoklar rumenlerinde bulunmaktadır ve bunlar düşük pH değerlerine de daha fazla dayanabilmektedirler. Geleneksel buzağı yetiştirme metotlarında buzağılar birkaç haftalık oluncaya ve rumen pH’sı nötr değerde sabitleninceye kadar ergin hayvanlardaki tipik rumen amilolitik streptokokları bulunmamaktadır. Aynı şekilde protozoa populasyonu 8 haftalık yaşta pH nötr değerde stabil olduğunda gerekli şekilde bulunabilmektedir. Kaba ve konsantre yem oranları 3/1 civarında iken kaba yemin sindiriminde görülen bakteri tipleri belirlenmiştir. Halbuki protozoalar yüksek kaba yemli rasyonlarda çoğalmakta iken laktobasiller yüksek konsantre yemli rasyonlarda güçlenmektedir. Buzağıların rasyonu yüksek konsantre yemden tamamen kaba yeme değiştirildiğinde streptokok, laktobasili ve E.Koli’lerin miktarında azalma olduğu belirlenmiştir. Ancak rasyonun yüksek kaba yemden tamamen konsantre yeme dönüştürülmesinde bakteri florasının etkilenmediği görülmüştür. 3.4. Rumene Mikroorganizma Aşılaması Buzağılarda normal bir mikroorganizma populasyonu sağlamak için ergin hayvanların gevişlerinden alınarak buzağılara yedirilmesi önerilmiştir. İsrail ve Rusyada yapılan çalışmalardan buzağılara mikroorganizma inokulasyonunun büyümeye yararlı etkisi olduğu iddia edilmiştir. Ancak sonraki denemelerde bu doğrulanmamıştır. Bununla beraber mikroorganizma aşılaması rumende protozoa gelişmesini hızlandırabilmektedir. Aşılama buzağıların izole şartlar altında yetiştirilmediği durumlarda rumendeki bakteri gelişmesi etkilenmemektedir. Zebu buzağıları 31 günde sütten kesmeden hemen 46 - Buzağı Yetiştirme Teknikleri sonra rumen, protozoa ile inokule edilmiş ve daha yüksek büyüme ve daha yüksek yemden yararlanma elde edilmiştir. Bu avantajı inokule edilmemiş buzağılara ve izole edilmiş diğer ruminantlara göre sağladığı belirlenmiştir. Genellikle normal çiftlik şartlarında buzağılar hayatın erken döneminde otlağa çıkarılır veya çiftlikte üretilen kaba yemler verilir. Böylece buzağılara mikroorganizma aşılaması pek yararlı görülmemiştir. Yukarıdaki durumda herhangi bir yardıma ihtiyaç duyulmadan normal bakteri florası gelişebilmektedir. Buzağılar yüksek oranda konsantre yem tükettiklerinde protozoa büyümesi sınırlanmakta ve protozoa aşılamasıda bunların miktarını artırmamaktadır. 3.5. Rumende Sindirimin Gelişmesi Konsantre yemler veya iyi kaliteli taze otların genç buzağılar tarafından sindirimi ergin ruminantlar kadar iyi olduğu görülmektedir. Ancak kuru ot ve yüksek kaba yemli rasyonların sindirilmesinde ilerleyen yaşla beraber bir artış olmaktadır. 13-17 haftalık yaştaki buzağılarda kaba ve konsantre yem karışımının veya ayrı ayrı verilmesinin sindirilebilirlik açısından herhangi bir etkisi olmadığı belirlenmiştir. Buzağının yaşı ile ruminantların ilave enerji kaynakları ve rumendeki fermentasyonla toplam uçucu yağ asitleri konsantrasyonu artar bu durumun oluşması sütten kesimden sonraki bir hafta içinde maksimum değere ulaşır. Bununla beraber 8-14 haftalık yaşlar arasında rumendeki uçucu yağ asitleri konsantrasyonunda farklılık olmadığı bulunmuştur. Fakat rumen içeriğinin hacminde artış olmakta, uçucu yağ asitlerinin toplam üretimide çoğalmaktadır. Rumenleri fonksiyonel olmayan pre-rimunant buzağılar muhtemelen kalın bağırsaklarında üretilen uçucu yağ asitlerini kullanmaktadırlar. Rumenin pH muhtevası üç haftalık yaşta sütten kesilen buzağılarda sütten kesimde pH’nın düşük olduğu görülmüştür. Ancak daha sonra yaşın artması ile pH’da artış olmuştur. Genç buzağılarda salya üretiminin düşük seviyede olması veya laktik asit üretiminin fazla olmasından dolayı rumen pH’sı düşük olmaktadır. Buzağılarda 1 aylık yaşta rumendeki laktik asit konsantrasyonu en yüksek seviyeye ulaşmaktadır. 16 haftalık yaşta tamamen kaba yem verilen Buzağılarda Sindirim Sistemi - 47 hayvanlarla tamamen konsantre yem verilenlerle karşılaştırıldığında laktik asit üretiminde önemsiz farklılık olduğu görülmüştür. Rumeni gelişmekte olan hayvanlarda rumende asetik asit oranı ergin hayvanlardan daha düşük bulunmuştur. Bu değerlere rasyonun konsantre veya kaba yem olmasının önemli etkisi olmamıştır. Butirik asit oranı 4 haftada % 10’dan % 20-30’a hızla yükselmiştir. Uçucu yağ asitlerinin oranlarının değişmesi rasyon farklılıklarının sonucunda olmaktadır. Örneğin kaba yem/konsantre yem oranı 4/1 den 2/3’e değişmesi ile rumende asetik asit değeri % 72’den % 64’e değişmektedir. Rasyonda konsantre yemin miktarı artarken propiyonik asitin aleyhine olarak butirik asit artmaktadır. Bununla beraber diğer denemelerde propiyonik asitin asetik asite oranı daha yüksek bulunmuştur. Bu durum yüksek konsantre yemli rasyonlarda, yüksek kaba yemli rasyonlara nazaran elde edilmiştir. Butirik asitin oranı rasyonlar tarafından daha az etkilenmiştir. Rasyonlara ilave olarak uçucu yağ asitleri tuzları kullanılabilir ve bunun buzağıların büyüme oranlarında hafif bir yükselme sağladığı belirlenmiştir. Ancak buzağıların ticari değer kazanması şüphelidir. Özellikle buna karşılık buzağılarda rumen parakeratosis’i oluşmaktadır. Bununla beraber buzağıların konsantre karışımlarına sodyum propiyonat ilaveside yararlı etki yapmamıştır. Yaşla beraber buzağıların kanında uçucu yağ asitleri konsantrasyon artar. Fakat bu değerler, rasyonlarında yüksek kaba yem verilen buzağılarda, yoğun konsantre yemli rasyonlardan daha yüksek olmaktadır. Genç buzağalarda kan glukoz düzeyi 6 haftalık yaşta 1 gr/lt’den 600 mg/lt’ye düşmektedir. Pre-ruminant buzağılarda kan glukozu yemlemeden 1-2 saat sonra 1.3 gr/lt değerine yükselir, yemlemeden 5 saat sonra yemleme öncesi değere iner. Ruminant buzağılarda kan glukoz düzeyi daha stabildir. Yemlemeden üç saat sonra hafif bir düşme meydana gelir. Yemleden 8-12 saat sonrasında maksimum değere yükselir. Kaba yemlerden ziyade konsantre yemlerle bu değerler daha yüksek seviyelerde tutulabilir. 7 haftalık yaşta süt ve konsantre yem verilen buzağılarda kan glukoz seviyesi 750 mg/lt’dir. Halbuki 8 haftalık yaşta kaba yemle beslenen buzağılarda kan glukoz seviyesi 550 mg/lt olarak belirlenmiştir. 16 haftalık yaştaki buzağılarda tamamen konsantre yem alan hayvanların 48 - Buzağı Yetiştirme Teknikleri kan glukoz düzeyi 930 mg/lt iken, tamamen kaba yem alan buzağılarda ise bu değer 680 mg/lt olarak bulunmuştur. 16 haftalık yaştaki buzağılara ad. lib. olarak verilen kaba ve konsantre yemlerin bazı karakterleri Çizelge 3.1’de karşılaştırılmıştır. Çizelge 3.1. 16 Haftalık Yaştaki Ayrshire Buzağılarına adlibitum Olarak Verilen Kaba ve Konsantre Yemlerin Bazı Karakteristikleri. Rasyon (Ad libitum) Karakterler Konsantre Yem Kaba Yem Kuru Madde Tüketimi (Kg/gün) 2.5 1.6 Kuru Maddenin Sindirilebilirliği (%) 81 58 Rumende Toplam Uçucu Yağ Asitleri (mM) 110 50 Rumende Uçucu Yağ Asitlerinin Dağılımı (% Molar) Asetik Asit 47 74 Propiyonik Asit 31 19 Butirik Asit 18 7 Valerik Asit 4 - Rumen pH’sı 5.9 7.4 9 13 Kan Glukozu (mg/lt) 930 560 N-Tutulması (gr/gün) 31 4 Canlı Ağırlık Kazancı 0.65 0.19 Plazmada Toplam Uçucu Yağ Asitleri (mg/lt.) Buzağılarda Sindirim Sistemi - 49 Son çalışmalar buzağıların daha fazla yem tüketmelerinden dolayı potansiyel büyüme oranlarının değiştiğini göstermiştir. Birinci haftadan 13 haftalık yaşa kadar dişi buzağılarda yapılan çalışmada (buzağılar 6 haftalıkken sütten kesilmiş ad-lib olarak kaba ve konsantre yem tüketmektedirler) buzağıların serum albumin konsantrasyonu ve serum Fe seviyesinin yükseldiği yaş ile beraber serum K seviyesininde düştüğü görülmüştür. Glukoz konsantrasyonu ve toplam demir taşıma kapasitesinin kanda 6. haftaya kadar azaldığı daha sonra yükseldiği belirlenmiştir. 3.6. Buzağılarda Sindirim Sistemine Etki Eden Faktörler Şimdiye kadar elde edilen bulgulara göre buzağılarda mide ve bunun çeşitli bölümleri gebeliğin 12. haftasında belirgin bir duruma gelmektedir. Yeni doğan buzağıların sindirim sistemi, ergin ruminantlar gibi fonksiyon göstermezler. Doğumdan sonra buzağıların mümkün olan en kısa sürede süt dışında kaba ve kesif yemlerle beslenmeye başlanması arzulanır. Buzağılarda mide ergin hayvanlardaki gibi 4 bölmeden oluşmaktadır. Ancak mide bölmelerinin gelişme dereceleri ergin hayvanlar göre önemli farklılıklar göstermektedir. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda buzağılarda sindirim sisteminin gelişmini ortaya koyabilmek için çeşitli faktörler incelenmiştir. Buzağılarda sindirim sisteminin gelişimine etki eden faktörleri inceleyecek olursak; 3.6.1. Yaş Yeni doğan buzağılarda midenin % 50’ye yakın bir kısmını Abomasum oluşturmaktadır. Ergin hayvanlarda ise midenin 2/3’ü Rumen ve Retikulumdan meydana gelmektedir. Buzağılarda haftalık yaşa göre mide gelişimi Çizelge 3.2’de verilmiştir. Doğumda buzağı midesinde gerçek görev yapan bölüm olan abomasum, mide gelişimi ve hayvanın yaşı ile beraber yavaş yavaş geriliyerek midenin % 11-14’ünü oluşturur. Çizelge 3.2 ‘den görüldüğü gibi rumen gelişimi ile hayvanın yaşı arasında çok yakın bir ilişki bulunmaktadır. 50 - Buzağı Yetiştirme Teknikleri Yeni doğan buzağılarda hayatın ilk dönemlerinde sindirim için en fazla görev üstlenen bölümün abomasum olduğu görülmektedir. Çizelge 3.2. Buzağı Midesindeki Bölmelerin Haftalık Yaşa Göre Toplam % Miktarları Buzağının Haftalık Yaşı Mide Bölümleri 0 4 8 12 16 2026 3438 Rumen-Retikulum 38 52 60 64 67 64 64 Omasum 13 12 13 14 18 22 25 Abomasum 49 36 27 22 15 14 11 3.6.2. Süt İle Tek Yönlü Beslenme Araştırmalara göre rumen papillaları ve rumen kapasitesi hayvanın katı yemlerden yararlanmaya hazır olup olmadığının iyi bir göstergesidir. Buzağılarda rumen gelişimi abomasuma göre ergin hayvanlardakinin tersine çok geri kalmıştır. Uterustaki yavrunun mide gelişimi sırasında rumen çeşitli etkenlerle bir miktar gelişmektedir. Ancak daha sonraları diğer bölmelere göre gelişimi geri kalmaktadır. İşte bu rumen gelişiminde önemli rolü olan etkenin ne olduğunun bilinmesi ve kontrol altına alınması buzağıların sütten erken kesilmesinde başarı için önemlidir. Böylece buzağıların daha doğumda rumenlerinin gelişmesi sağlanabilir. Ancak böyle bir ihtimalin şimdilik çok zor olduğunu söyleyebiliriz. Çizelge 3.2 ’den görüleceği gibi doğumda rumenin tam olarak gelişmemesi nedeniyle buzağıların doğumdan sonra sıvı yemlerden kesilerek katı yemlerle beslenmesi için mutlaka belirli bir zaman (en az 14-21 gün) ihtiyaç duyulmaktadır. Yapılan çalışmalar süt ile tek yönlü beslemenin rumen papillalarının gelişimini gerilettiğini ortaya koymuştur. Buzağılarda Sindirim Sistemi - 51 3.6.3. Mekanik Uyarıcılar Yapılan çalışmalarda buzağıların katı yem olarak kuru otla beslendiklerinde rumen kas dokusunun daha iyi geliştiği ve böylece rumen gelişimi üzerine olumlu etkide bulunduğu belirlenmiştir. Dolayısıyla ot ile büyütülen buzağılar kesif yem ile büyütülen buzağılardan daha büyük rumene sahiptirler. Ot ile büyütülen buzağılarda daha uzun rumen papillaları ölçülmüştür. 3.6.4. Kimyasal Uyarıcılar Yapılan araştırmalara göre rumenin hızlı gelişimini sağlamak için sıvı yemlerle besleme döneminde kuru yemlerinde verilmesi gerekmektedir. Özellikle kesif yemlerin parçalanma ürünlerinde olduğu gibi kimyasal uyarıcılar öncelikle rumen mukozası ve rumen papillaları gelişiminde etkilidirler. Rumen papillalarının uzunluğuna gelişimi daha ziyade rumen içeriğinde bulunan ve kimyasal bir uyarıcı olan uçucu yağ asitlerine de bağlıdır. Uçucu yağ asitlerinden butirik ve propiyonik asidin uyarıcı etkinliği asetik asite göre daha yüksektir. Dane yemlerle yapılan yemleme sonucu oluşan propiyonik ve butirik asit miktarları daha fazla olduğu için rumen papillalarının gelişiminde devamlı bir uyarıcı etki söz konusudur. Yapılan çalışmalar rumen mikroflora ve faunasının çok erken dönemde ve hızlı bir şekilde geliştiğini göstermiştir. Bir haftalık buzağıların rumen sıvılarında selülozu parçalayan bakterilerin bulunduğu ve bu bakterilerin yaşlı hayvanlardaki gibi selülozu parçalama yeteneğine sahip olduğu araştırmalarda belirlenmiştir. Bir haftalık buzağıların rumen sıvılarının her mililitresinde 0.3-2.4 milyon kadar selülozu parçalayan bakteri bulunmuştur. Ayrıca bir haftalık buzağıların B grubu vitaminlerini sentezleyebildiği belirlenmiştir. Yeni doğan ve sadece süt ile beslenen buzağılar geviş getiremezler. Mer’adaki buzağıların 8-11 günlük yaşlarda yavaş yavaş geviş getirdikleri belirlenmiştir. Aynı durumun kuru otun yüksek miktarlarda katıldığı rasyonlarla beslemede de elde edildiği tespit edilmiştir. Buzağıların geviş getirme yetenekleri kuru yem (kuru ot ve kesif yem) tüketimine paralel olarak bir artış gösterir. Buzağılar 5 haftalık bir gelişme dönemi sonunda ergin hayvanlardaki gibi bir ruminasyona başlayabilirler. 52 - Buzağı Yetiştirme Teknikleri Rumen ve abomasum üzerinde yapılan araştırmada buzağılarda ilk rumen hareketlerinin 18 günlük yaşta olduğu belirlenmiştir. Ergin hayvanlarda görülen iki fazlı karakteristik kontraksiyonlar ise ilk olarak ot ile büyütülen buzağılarda 57 günde ot ve kesif yem ile büyütülenlerde 71 günde olmuştur. Buzağıların sindirim sisteminde abomasumun çok önemli yeri bulunmaktadır. 3.7. Abomasumda Sindirim Tek mideli hayvanlardaki midenin görevini buzağılarda abomasum (Şirden) yerine getirmektedir. Süt emme döneminde abomasunda hem hidroklorik asit hemde proteazlar salgılanır. Bunların salgılanması süt tüketimine paralel artmaktadır. Yapılan çalışmalarda 18 saat aç bırakılan buzağılarda abomasunda önemli miktarda HCL salgılanmakta ve abomasumun pH’sı 2.0’nin bile altına düşmektedir. Süt tüketimi ile beraber abomasum salgılarında bir artış olur ve asitlik azalır. Nitekim süt tüketiminden 15 dk. sonra abomasumdaki pH’nın 3.05-5.85 arası bir değere yükseldiği belirlenmiştir. Fakat artan bu pH değeri bir sonraki öğüne kadar yavaş yavaş olarak düşme gösterir. Yapılan çalışmalara göre abomasumda pepsin ve rennin (kimosin) aynı süre içerisinde salgılanır. Proteaz aktivitesi abomasum duvarında doğumdan hemen sonra son derece yüksektir. Proteaz aktivitesinin bu etkinliği doğumdan 8. güne kadar artar, bu devreden sonra yeniden bir azalma görülür. Bir gün içinde yemlemeden önce abomasum içeriğinde proteaz aktivitesi oldukça yüksektir ve bu durum sıvı yemin tüketimi süresince daha da artar, yemlemeden sonra proteaz aktivitesi oldukça düşük bir değere geriler. Abomasumun bazı bölümlerinde bulunan sıvı, kendi hacminin 40 katı sütü 3 ila 120 saniyede pıhtılaştırılabilir. Buzağılarda hem rennin, hemde pepsin, sütü abomasumda pıhtılaştırırlar. Buradaki pıhtılaşma oldukça karmaşık bir olaydır. Bunu basit bir şekilde özetleyecek olursak; çeşitli kazeinler lab fermentinin etkisi ile bir parakazein bileşiğine dönüştürülürler. Daha sonra parakazein bileşiklerinden parakazein kalsiyum olarak bir çökelme oluşur. Pıhtılaşma ile oluşan yağsız kısım çok Buzağılarda Sindirim Sistemi - 53 hızlı olarak duodenuma geçer. Buna karşılık pıhtılaşan kısım çok yavaş bir şekilde abomasumdan duodenuma geçer. Abomasumda en uygun sindirim olayı iki ön şarta bağlıdır. Bunlar; 1- Kazeinin pıhtılaşması, 2. Pıhtılaşan ürünün çok ince partiküllere dönüşmesidir. Çok düşük sıcaklıklarda sütün buzağılara verilmesi ile süt pıhtılaşabilmek için abomasumda uygun sıcaklıklara ulaşamamaktadır. Dolayısıyla süt pıhtılaşmadan abomasumdan ayrılır. Bu durum ise sindirim bozukluklarına sebeb olur. Sütün abomasumda pıhtılaşma zamanı tüketim sıcaklığına bağlıdır (Şekil 3.3). Abomasumda meydana gelen kazein pıhtısının yapısına süt tüketiminin hızı ve sütün asitlik derecesi önemli ölçüde etki eder. Örneğin süt kovadan içirilerek hızla tüketildiğinde veya buzağıya ekşimiş süt içirildiğinde abomasumda çok kaba ve iri partiküllü pıhtı oluşur. Pıhtı parçacıklarının büyük olması ise proteolitik parçalanmayı çok zorlaştırır. Ekşi süt tüketiminden oluşacak sakıncaları önlemek için 1 litre süte 2.7 g HCl veya 2.3-2.5 g asetik asit eklenmesi önerilmektedir. Böyle asit eklenmiş sütlerle yapılan yemlemede yemden yararlanmanın normal süte nazaran daha iyi olduğu araştırmalarla belirlenmiştir. 54 - Buzağı Yetiştirme Teknikleri Şekil 3.3. Sütün abomasumda pıhtılaşma zamanı (Kılıç, 1986). Preruminant buzağılarda abomasumdaki salgı bezleri rennin, pepsinojen ve HCl salgılarlar. Pepsin sütü nötral bir ortamda pıhtılaştırmaktadır. Buzağılar 1-2 haftalık yaş dönemlerinde sürekli olarak pepsinojen oluşturmaktadırlar. Ağız boşluğunda oluşan esterazlar abomasumda etkili bir durum alırlar. In vitro (tüpte) yapılan çalışmalarda yağ asitleri zincir uzunluğunun artmasıyla ester bileşiklerinin hidrolize olma hızlarında bir azalma söz konusudur. Dolayısıyla butirik asitler öncelikle parçalanırlar. Yalnızca süt ile beslenen buzağılarda esterazların etkinliği sonucu abomasum sıvısında önemli miktarda serbest yağ asitleri oluşturulur. Buna karşılık süt direk olarak bir fistül ile abomasuma verilecek olursa serbest yağ asitlerinin yoğunluğunda önemli ölçüde azalma görülür. Abomasumda sütün pıhtılaşmasında iki önemli faktör rol oynar. Bunlar,süt sıcaklığı ve tüketilen sütün asitlik derecesidir. Soğuk süt pıhtılaşma bakımından buzağıda uygun olmayan bir ortam oluşturur. Dolayısıyla buzağılarda tüketilen sütün sıcaklığı 25 ˚C-35 ˚C ler arasında olmalıdır. Buzağılarda iki öğün arası süre çok uzun ise asitliğin sebeb olduğu pıhtılaşma, ancak abomasum içindeki pH ortamının düşmesi Buzağılarda Sindirim Sistemi - 55 sonucunda yeterince oluşabilir. Eksiltilmiş süt tüketiminde de abomasunda proteolitik parçalanma güçleşmektedir. Dolayısıyla daha önce ifade edildiği gibi HCl veya asetik asit süte ilave edilmelidir. Abomasum ve incebağırsaklarda enzim etkinliği için (Özellikle esterazlar) en uygun pH ortamı 6.0-6.5 arasıdır. Buzağılarda abomasumun hareketleri tek mideli hayvanlardaki mide hareketlerine büyük ölçüde benzerlik gösterir. Tek mideli hayvanlarda olduğu gibi abomasum hareketleri mide muhtevasının yardımıyla duodemum üzerinede etkili olur. Geviş getiren hayvanlarda sindirim olayları aslında hayatın ilk haftalarında kendine özgü bir şekilde başlar. Dolayısıyla buzağılarda sadece süt ile beslemede parçalanma olayları abomasum ve ince bağırsaklarda oluşur. Daha sonraları yaş ilerdikçe ve katı yiyecek tüketimi arttıkça sindirim olayları daha çok rumende yoğunlaşır. Buzağılarda yemin fizyolojik özellikleri parçalanma olaylarının yeri bakımından önemlidir. Örneğin sıvı gıdalar abomasuma, katı yiyecekler ise öncelikle rumene gelirler. 3.8. Buzağılarda Besin Maddelerinin Sindirimi 3.8.1. Karbonhidratların Sindirimi Buzağının doğumu takip eden ilk haftalarda rumeni gelişmediği için sindirim olayları tek mideli hayvanlara benzerlik gösterir. Emme dönemindeki buzağılar için süt şekeri en uygun karbonhidrat kaynağıdır. Buzağılar tarafından süt şekerinin tamamı hidrolize edilebilir. Buzağılarda laktaz (en uygun pH ortamı 5.5-6.0) büyük oranda ince bağırsağın ilk 1/3’lük kısmının mukoza dokusu tarafından oluşturulur. Böylece mukoz membranın sindirim olayları yardımıyla laktoz hidrolize edilir. Yaş ilerledikçe bağırsak mukozasının laktoz aktivitesi azalır. Maltoz, sellobioz ve sakkaroz gibi disakkaritler, buzağıların 1 aylık yaşına kadar sıvı formdaki tüketiminde yeterli bir sindirim söz konusu değildir. Buzağılarda bir aylık yaşa kadar ağızdan verilen glukoz, laktoz, maltoz, sakkaroz ve dekstrinden yalnızca glukoz ve laktozun kan şekerini yükselttiği belirlenmiştir. Yapılan çalışmalarda buzağıların 8 haftalık yaşa kadar kendi vücut enzimleri ile nişastayı parçalayamadıkları bulunmuştur. Nişastanın sindirilebilme yeteneğinin ilerleyen yaş ile öncelikle kalın 56 - Buzağı Yetiştirme Teknikleri bağırsakta artan mikrobik parçalanmaya bağlı olarak yükseldiği kabul edilmiştir. Laktoz ve nişasta dışındaki disakkaritlerin genç buzağılarda sindirimi, özellikle süt ikame yemini hazırlanması açısından önemlidir. Buzağılarda hayatın ilk haftalarında sindirilemeyen veya çok az düzeyde sindirilebilen disakkaritler ve nişastanın sıvı süt ikame yemlerinde kullanılması durumunda sık sık ishallerin meydana gelmesi söz konusu olmaktadır. Kullanılan bu karbonhidratların kullanım miktarı ve sıklığına bağlı olarak ishalin şiddetinde değişme görülür. Bu tür karbonhidratların sıvı form yerine bitkisel yemler üzerinde katı formda buzağı tarafından tüketilmesi daha iyi sonuçlar vermektedir. Buzağılar üçüncü haftadan itibaren selülozca zengin yemleri yavaş yavaş artan miktarlarda tüketmeye başlarlar. Bu yemlerin rumende protozoa ve bakteri gelişimi üzerinde olumlu etkisi bulunmaktadır. Vücuda alınan nişasta, selüloz ve laktoz gibi karbonhidratlar önce rumendeki mikroorganizmalar yardımıyla esas itibariyle düşük karbonlu yağ asitlerine (asetik, propiyonik ve butirik asitlere) parçalanır. Böylece önemli miktarda karbonhidrat sindirime hazır duruma gelir. Yemlerle tüketilen di ve polisakkaritlerin parçalanmasından sonra oluşan heksoz ve pentozların bir kısmı direkt olarak mikrobik polisakkaritlerin sentezlenmesinde kullanılabilir. Selülozca zengin yemlerin tüketilmesi ile buzağılarda sindirilmeyen veya güç sindirilebilen karbonhidratların mikrobik parçalanması kalın bağırsaklarda meydana gelir. Parçalanma sonucu meydana gelen yağ asitleri kalın bağırsak mukozasından emilir ve organizmanın enerji ihtiyacının karşılanmasında önemli rol oynar. Gelişmesini tamamlamış hayvanlarda enerji ihtiyacının % 40-60’ı yağ asitlerinden karşılanmaktadır. 3.8.2. Proteinlerin Sindirimi Buzağılarda protein sindirimi doğumdan sonra abomasundaki proteinaz miktarına bağlıdır. Ayrıca doğumdan sonra abomasumda proteinazlarla beraber bir miktarda tripsinojen ve kimotripsinojen salgılanabilir. Buzağı 8 günlük yaşta iken pankreas bezeleri yardımı ile çok yüksek bir enzimaktivitesi oluşturulur. Burada pankreas tarafından salgılanan proteinaz içeriği hayvanın yaşı ve rasyonun kimyasal bileşimine Buzağılarda Sindirim Sistemi - 57 büyük ölçüde bağlılık gösterir. Süt proteinlerinin sindirimi doğumdan itibaren oldukça yüksek düzeylerdedir. Ancak bitkisel kaynaklı proteinler ve balık unu proteini süte göre daha düşük derecelerde sindirilebilir. Dolayısıyla süt ikame yemlerinin hazırlanmasında bu protein kaynaklarının kullanılması durumunda canlı ağırlık kazancının düşmesi ve ishallere sebep olacağı bilinmelidir. Buzağının yaşı ilerledikçe bitkisel protein kaynaklarından faydalanma kabiliyetinde bir iyileşme görülür. Rumen zamana bağlı olarak fonksiyonel hale geldiği gibi, ince bağırsakta da her geçen sürede daha fazla mikrobik protein sentezlenmesi ve organizmanın kendine ait enzimleri yardımıyla sindirimi söz konusudur. Buzağılarda süt proteinleri rennin enzimi ile pıhtılaştırılır. Diğer proteinler ise daha düşük seviyede pepsin, tripsin ve kimotripsin enzimleri ile peptid, polipeptid ve proteazlara dönüştürülür. Rumen aktif hale geçtikten sonra dışarıdan alınan yemlerdeki proteinlerin büyük bir kısmı mikroorganizmalar tarafından amino asitlere ve amonyağa parçalanırlar. Bunların bir kısmı rumende absorbe edilir bir kısmı ise mikroorganizmaların büyümesinde kullanılır. Rumende meydana gelen mikrobik proteinler mide ve ince bağırsaklarda sindirilerek kendisini oluşturan amino asitlere ayrılır. Yani rumendeki mikroorganizmalar aracılığı ile rasyonun düşük kaliteli proteini vücut için yüksek kaliteli protein haline getirilebilmektedir. 3.8.3. Yağların Sindirimi Süt içme devresinde olan buzağılarda yağların parçalanmasında, ağız boşluğunda oluşturulan esterazların yardımıyla süt yağının yaklaşık % 20 ester bileşiklerine ayrıldığı ve abomasumda parçalandığı belirlenmiştir. Yeni doğan buzağılarda pankreasın lipolitik aktivitesi henüz son derece sınırlıdır. Bu aktivite bir haftada 3 katına yükselir. Daha sonra ise lipolitik aktivitede önemli bir değişim olmaktadır. Buzağılarda lipaz yağların parçalanmasında önemli bir görev üslenmiştir. Süt yağının yerine daha ucuz yağ kaynaklarının kullanılması için çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Burada öncelikle kullanılacak yağ kaynaklarının emülsiyon oluşturabilmesi, yağ damlacıklarının iriliği, uzun zincirli yağ asitlerinin 58 - Buzağı Yetiştirme Teknikleri oranı ve doymamış yağ asitlerinin içeriği gibi kriterler üzerinde durulmuştur. Gerçektende sözü edilen bu kriterlerin yağların sindirilmesinde ve sindirim olayları sırasında oldukça önemli rol oynadıkları belirlenmiştir. Normal sütlerde yağ partiküllerinin çapları 0.1-10 mikrometre arasında olduğu görülür. Süt yağı yerine kullanılacak ikame yağda da aynı değerlerin sağlanması için emülgatörlerden yararlanılır. Ayrıca doymamış yağ asitleri yağın sindirim derecesi üzerine oldukça etkilidir. Doymamış yağ asitlerinin yüksek olması sindirim derecesinde gerilemeye neden olmaktadır. Yapılan çalışmalarda trigliseridlerin büyük ölçüde rumende hidrolize edildiğini göstermiştir. Yağlar gliserid ve yağ asitlerine parçalanmaktadır. Meydana gelen gliserolun bir kısmıda rumende propiyonik aside fermente edilmektedir. Doymamış asitlerin hidrojenasyonu da rumende meydana gelmektedir. Buzağılar keten yağı ve balık yağı gibi linol ve linolen asit muhtevası yüksek yapıları çok arzulu olarak tüketmezler. Nitekim bu yağlar ishale ve vitamin E parçalanmasına neden olmaktadırlar. Buzağılarda doymamış yağ asiti içeriği fazla olan yağların kullanılmasında tüketim miktarının sınırlanması gereklidir. Yapılan çalışmalarda mısır yağı, keten yağı ve balık yağından buzağıların yararlanmaları düşük seviyede olduğu belirlenmiştir. DÖRDÜNCÜ BÖLÜM 4. BUZAĞILARIN BESİN MADDE İHTİYAÇLARI Buzağılar hızlı gelişme kabiliyetine sahip hayvanlardır. Dolayısıyla buzağıların enerji ve protein ihtiyaçları üzerinde dikkatle durulmalıdır. Proteinin vücuttaki görevlerini diğer hiç bir besin maddesi yapamadığı için, buzağıların protein ihtiyaçlarının karşılanması konusuna ayrı bir önem verilmelidir. Buzağılarda en değerli proteinin süt veya süt kaynaklı yemlerden sağlanabileceği hiç bir zaman unutulmamalıdır. Hayatın ilk dönemlerinde buzağılar tarafından en iyi şekilde değerlendirilebilen proteinler süt proteini veya süt kaynaklı proteinlerdir. Örneğin, ağız sütü ile beslemenin yapıldığı ilk günlerde bu sütlerdeki bağışık madde fraksiyonları doğumu takip eden ilk 24 saat içinde hiç bir değişime uğramadan aynı formda bağırsaklardan emilirler. Böylece protein biyolojik değerliliği (B.D.)’de 80’e kadar çıkabilir. Buzağılarda yapılan araştırmalara göre sütün net enerjisinin % 95 kadarından çevrilebilir enerji (ÇE) olarak yararlanmak mümkün olmuştur. Bu miktar enerjinin emme devresinde % 80 kadarı vücutta biriktirilebilir. 4.1. Buzağılarda İştah ve Kuru Madde Tüketimi Genç buzağıların maksimum kuru madde tüketim miktarları sıvı ve kuru rasyonlara göre Şekil 4.1 ‘de verilmiştir. Buzağıların kuru madde tüketimleri onlara verilen yemin formuna bağlı olarak değişmektedir. Buzağıların 70 kg canlı ağırlığa kadar rasyonlarının sıvı formda verilmesi, kuru formda verilen rasyonlara göre daha fazla kuru madde tüketmelerini sağlamaktadır. Preruminant buzağılar sıvı rasyonlarla beslendiğinde 100 kg canlı ağırlık için 2 kg kuru madde tüketebilmektedirler. Kuru rasyonlarla beslenen ruminant buzağılar ise 100 kg canlı ağırlık için tüketebildikleri maksimum kuru madde miktarı 3.3 kg ’dır. İştah buzağının fiziksel çevresi ile de etkilenmektedir. Aşırı sıcaklar iştahı azaltırken, düşük sıcaklıklar iştahı artırmaktadır. Yapılan çalışmalarda 60-110 kg canlı ağırlıklar arasındaki Jersey, Ayrshire ve 60 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Kuru Madde Tüketimi (Kg /Gün) Siyah Alaca buzağılar arasında her birim canlı ağırlık için tüketilen kuru madde miktarında farklılıklar bulunmamıştır. Canlı Ağırlık (Kg) Şekil 4.1. Buzağılarda Canlı Ağırlık İle Kuru Madde Tüketimleri Arasındaki İlişki 4.2. Enerji ve Protein İhtiyaçları Buzağılarda enerji ve protein ihtiyaçları çoğunlukla birlikte ele alınmıştır. Bu maksatla daha çok besiye alınan buzağılar üzerinde çalışmalar yapılmış ve vücuttaki birikimlerden yararlanılmaya çalışılmıştır. Yaşın ilerlemesine bağlı olarak buzağı vücudunda biriken yağ miktarında bir artış meydana gelmektedir. Böylece her kg büyüme ve gelişmede enerjiye duyulan ihtiyaçta da artış görülür. Dolayısıyla enerji ihtiyacının bulunmasında vücuttaki gelişmenin kimyasal yapısı üzerine elde edilen verilerden önemli ölçüde yararlanılmaya çalışılır. Vücutta protein birikimi (PB), yağ birikimine (YB) göre 6-7 kat daha yüksek ve daha ziyade canlı ağırlık artışına (CAA) bağlıdır. Buzağılarda yapılan çalışmalardan elde edildiğine göre süt net enerjisinin % 95’inden yararlanılabilir (çevrilebilir enerji olarak). Bu enerjinin % 80 kadarı süt içme döneminde vücutta biriktirilir. Buzağıların yaşama payı ve büyüme enerji ihtiyacı aşağıdaki formüllerle hesaplanabilir. Buzağıların Besin Madde İhtiyaçları - 61 Yaşama Payı Enerji İhtiyaçları : Buzağıların günlük yaşama payı enerji ihtiyaçları aşağıdaki formülden hesaplanabilir. ME (Mj) = 8.3 + 0.091 W (kg) Formülde, ME = Metabolik enerji, Mj = Mega jul, W = Buzağıların canlı ağırlığıdır. Çizelge 4.1. Buzağıların Canlı Ağırlığına Göre Yaşama Payı Enerji İhtiyaçları. Canlı Ağırlık (kg 0.75) Mj Kj/kg0.75 100 31.62 17 538 150 42.86 22 513 200 53.18 27 508 (1 Mj = 1000 Kj , 1 Kj = 0.2389 Kcal , 1 Mj = 238.9 Kcal , 1 Kcal = 4.186 Kj , 1 Mcal = 1000 Kcal) Buzağıların büyüme payı enerji ihtiyacı: Buzağıların günlük büyüme payı enerji ihtiyaçları aşağıdaki formülden hesaplanabilir. CAA (kg/gün) = 0.175 + 3.92 PB (kg/gün) + 0.618 YB Formülde, PB = günlük protein birikimi, YB = günlük yağ birikimi, CAA = Canlı ağırlık artışıdır. 62 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Sindirilebilir Protein İhtiyaçları: Buzağıların günlük sindirilebilir protein ihtiyaçları aşağıdaki formüller ile hesaplanabilir. PS = 82.70 - 27.61 550.73 %N NI Formülde, PS= Proteinin sindirilebilirliği, N = Kaba yemin kuru maddesindeki nitrojen konsantrasyonu, NI = Günlük nitrojen alımı (gr olarak) dır. 1 SPİ = 6.25 [ (E + G + M.D) - M.D] BV Formülde, SPİ = Sindirilebilir Protein İhtiyacı BV = Biyolojik değer (katsayı) E = İdrardaki endojen nitrojen (gr/gün) G = Tutulan nitrojen (gr/gün) M = Metabolik fekal nitrojen D = Kurumadde ile alınan nitrojendir. Pre-ruminant ve ruminant buzağıların yaşama ve büyüme payı enerji ihtiyaçları Çizelge 4.2, Çizelge 4.3 ve Çizelge 4.4’de verilmiştir. Ayrıca Çizelge 4.4’de ruminant buzağıların canlı ağırlıklara göre maksimum kuru madde tüketimleri de gösterilmiştir. Çizelge 4.5’de Pre-ruminant ve ruminant buzağıların yaşama ve büyüme payı kurumadde tüketimleri ile sindirilebilir protein ihtiyaçları verilmiştir. Buzağıların protein ihtiyaçları sindirim denemelerinden elde edilmiştir. Buzağılar için hazırlanan konsantre yem karışımlarında protein miktarı kadar proteinin kalitesi önemli bir faktördür. Bu değer bitkisel proteinlerde düşüktür. Ruminant buzağılarda Metiyonin ve Lisin gibi amino asitler önemlidir. 3 haftalık yaşta sütten kesilen buzağılara verilen Buzağıların Besin Madde İhtiyaçları - 63 yemlerden balık ununun biyolojik değeri % 83, yer fıstığı ununun biyolojik değeri ise % 70 olarak belirlenmiştir. Pre-ruminant buzağılarda kullanılan süt ve süt ikame yemlerindeki proteinin sindirilebilirliği % 80-90 seviyelerine ulaşabilmektedir. Rumende bakteriyel protein sentezi genç ruminantlar için çok büyük önem arzetmemektedir. Çizelge 4.2. Canlı Ağırlık (kg) 30 40 50 60 70 80 90 100 120 140 160 Pre-Ruminant Buzağıların Yaşama Payı ve Günlük Ağırlık Artışı Enerji İhtiyaçları. Yaşama Payı + Günlük 1 kg Ağırlık Yaşama Payı + Günlük 1.5 kg Ağırlık Artışı (kg) Artışı (kg) Metabolik Tam yağlı Süt ikame Metabolik Tam yağlı Süt ikame Enerji (Mj) süt (kg) yemi (kg) Enerji (Mj) süt (kg) yemi (kg) (kurumadde) (Kuru (kurumadde) (Kuru madde) madde) 19.4 21.5 23.4 25.3 27.1 29.0 30.7 32.5 35.9 39.2 42.3 0.87 0.96 1.04 1.13 1.21 1.29 1.37 1.45 1.60 1.75 1.89 0.95 1.05 1.14 1.23 1.32 1.41 1.50 1.59 1.75 1.91 2.06 30.9 33.1 35.2 37.5 39.5 41.6 45.7 49.6 53.3 1.38 1.47 1.57 1.67 1.76 1.86 2.04 2.21 2.38 1.51 1.61 1.72 1.83 1.93 2.03 2.23 2.42 2.60 Çizelge 4.3. Ruminant Buzağıların Yaşama Payı ve Günlük Ağırlık Artışı Enerji İhtiyaçları. Kuru Metabolik Enerji (Mj) Canlı madde Yaşama Yaşama Payı + ağırlık Yaşama Payı + Yaşama Payı + tüketimi (kg) Günlük 1.5 kg Ağırlık Günlük 1 kg payı Günlük 0.5 kg (kg) Artışı Ağırlık Artışı Ağırlık Artışı 50 75 100 125 150 175 200 300 1.0 1.8 3.0 3.8 4.5 5.3 6.0 9.0 12.1 15.1 18.4 21.3 24.7 27.6 33.5 41.0 18.8 21.8 25.1 28.5 31.8 34.7 41.4 50.6 27.7 31.0 35.1 39.7 42.7 46.9 53.3 64.2 38.9 43.9 47.7 52.7 56.9 61.5 69.0 83.9 64 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Çizelge 4.4. Pre-Ruminant Buzağıların Yaşama Payı ve Günlük Ağırlık Artışları İçin Enerji İhtiyaçları. Yaşama Payı Yaşama Payı + Günlük Yaşama Payı + Günlük 0.250 g Ağırlık Artışı 0.5 kg Ağırlık Artışı Canlı Metabolik Enerji ağırlık (kg) 20 30 40 50 60 70 80 90 100 120 140 160 4.3 5.8 7.2 8.5 9.7 10.9 12.1 13.2 14.3 16.4 18.4 20.3 Tam Metabolik Tam Süt Metabolik Tam Süt yağlı yağlı Enerji ikame enerji yağlı ikame süt Süt (MJ) yemi Süt yemi (kg) (kg) (kg) (kg) (kg) (kuru (kuru (kuru (kuru (kuru madde) madde) madde) madde) madde) 0.19 0.26 0.32 0.38 0.43 0.49 0.54 0.59 0.64 0.73 0.82 0.90 7.6 9.1 10.5 11.8 13.0 14.2 15.4 16.5 17.6 19.7 21.7 23.6 0.34 0.41 0.47 0.53 0.58 0.63 0.69 0.74 0.79 0.88 0.97 1.05 0.37 0.44 0.51 0.58 0.63 0.69 0.75 0.80 0.86 0.96 1.06 1.15 10.8 12.3 13.7 15.0 16.2 17.4 18.6 19.7 20.8 22.9 24.9 26.8 0.48 0.55 0.61 0.67 0.72 0.78 0.83 0.88 0.93 1.02 1.11 1.20 0.53 0.60 0.67 0.73 0.79 0.85 0.91 0.96 1.01 1.12 1.21 1.31 4.3. Buzağıların Mineral Madde İhtiyaçları Buzağılarda mineral madde ihtiyaçları dışarıdan alınan mineral madde miktarı ile boşaltım yoluyla dışarıya atılan mineral madde miktarlarından hesaplanabilir. d= Ix - Fx Ix Formülde, d = Mineral maddenin sindirim derecesi, Ix = Yemden alınan mineral madde miktarı, Fx = Gübre ile atılan mineral madde miktarıdır. Buzağıların Besin Madde İhtiyaçları - 65 Çizelge 4.5. Pre-Ruminant ve Ruminant Buzağıların Kuru Madde Tüketimi ve Sindirilebilir Protein İhtiyaçları. Canlı ağırlık kg Yaşama Payı Kuru Madde Tüketimi Sindirilebilir Protein (kg) (gr) PrePreRuminant Ruminant Ruminant Ruminant Yaşama Payı + Günlük 0.5 kg Ağırlık Artışı Kuru Madde Tüketimi Sindirilebilir Protein (kg) (gr) PrePreRuminant Ruminant Ruminant Ruminant 20 40 60 80 100 120 140 0.2 15 0.4 0.8 25 25 0.6 0.9 30 35 0.8 1.1 40 40 1.0 1.3 45 50 1.3 1.5 50 55 1.5 1.6 55 60 Yaşama Payı + 1 kg AA için 0.5 130 0.7 1.4 140 145 0.9 1.6 150 155 1.1 1.8 155 160 1.3 2.0 165 170 1.6 2.1 170 175 1.8 2.3 175 180 Yaşama Payı + 1,5 kg AA için 20 40 60 80 100 120 140 0.8 1.0 1.2 1.4 1.6 1.9 2.1 1.5 1.7 1.9 2.2 2.4 2.4 2.6 2.7 2.9 3.1 250 260 270 275 280 285 295 275 285 290 295 305 3.2 3.4 3.5 3.7 385 390 400 405 410 405 410 415 425 Mineraller arasındaki interaksiyonlar komplekstir. Rasyona ilave edilen mineral miktarının diğer minerallerin kullanımı veya absorbsiyonunu etkilediği ve 70 den fazla mineralin karşılıklı ilişkilerinin olduğu bilinmektedir. Böylece belirli minerallerin ihtiyaçlarının tahmin edilebilmesinde diğer minerallerin optimum miktarlarının verildiği düşünülerek hesaplanır. Kolostrumum ve sütte major minerallerinin kompozisyonu Çizelge 4.6.da verilmiştir. Süte ilaveten serbestçe konsantre yem ve baklagil otları verildiği zaman tuzun dışında diğer ilave mineraller nadiren gerekli olabilir. 4.3.1. Buzağıların Major Element İhtiyaçları Kalsiyum ve Fosfor Hayatın ilk dönemleri çok hızlı ve belirgin bir iskelet gelişmesine sahne olur. Bu dönemde Ca ve P, iskeletin mineralizasyonu bakımından 66 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri çok önemlidir. Doğumdan sonraki bu hızlı gelişme döneminde mineral maddelere olan ihtiyaç daha sonraki dönemlere göre çok daha fazladır. Çizelge 4.6. Major Minerallerinin Kompozisyonu. Mineral Kolostrum (gr/lt) Süt (gr/kg) Kuru Madde gr/kg Kalsiyum 2.6 1.24 10.2 Fosfor 2.4 0.95 7.9 Mağnezyum 0.4 0.126 1.0 Sodyum 0.7 0.63 5.2 Potasyum 1.4 1.43 11.8 Klor 1.2 1.15 9.5 Vücut ağırlığı arttıkça her kg canlı ağırlık artışı için dokularda tutulan Ca ve P miktarında bir azalma söz konusudur. Çeşitli kemiklerde ve hatta aynı kemikte bile gelişme ve mineralizasyon (birikim) farklı hızlarda gerçekleştirilir. Öncelikle bacak ve omurga kemiklerinde çok daha hızlı bir gelişme olduğu belirlenmiştir. Ca ve P yetersizliği veya Ca/P oranının uygun olmadığı zaman mineralizasyon kapsamında bir azalma olur. Genellikle sığırlarda Ca ve P olan ihtiyaç hayvanın sindirilebilir enerji ve protein ihtiyacının karşılanıp karşılanmamasına bağlıdır. Diğer bir ifade ile Ca ve P ihtiyacı ile gelişme hızı arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır. Dolayısıyla canlı ağırlık artışına bağlı olarak Ca ve P’a duyulan ihtiyaçta değişecektir. Buzağılar sütten kesildikten sonra bitkisel yemlere geçtiğinde Ca ve P’den yararlanma yeteneklerinde önemli bir azalma görülür. Buzağıların gelişme dönemlerinde yapılan yetersiz bir besleme kendini kemik gelişiminde hemen gösterecektir. P yetersizliğinde üremede aksama, cinsi olgunluğun gecikmesi ve yem tüketiminde gerileme söz konusudur. Buzağıların Besin Madde İhtiyaçları - 67 Süt sınırlı olarak buzağılara verildiği zaman ve konsantre karışımlarda et ve kemik unu veya balık unu yoksa rasyona % 2 tebeşir tozu veya sterilize edilmiş istimlenmiş kemik unu ilave edilmelidir. Eğer iyi kalite baklagil otları buzağılara veriliyorsa yukarıdaki tedbir gerekli olmayabilir. Çünkü baklagiller kalsiyumca zengin yemlerdir. Sütten kesimden sonra konsantre karışımlar % 10-20 gibi protein ek yemi ihtiva ediyorlarsa (Kepek, soya unu, keten tohumu gibi) rasyonla bolca fosfor ilave edilmelidir. Eğer konsantre karışımda bolca hububat danesi varsa kesinlikle rasyona kemik unu katılmalıdır. Mera’da ek yem verilmezse kalsiyum ve fosfor noksanlığından buzağılarda raşitizm oluşmaktadır. Ayrıca fosfor eksikliği tek başınada raşitizme sebeb olabilir. Özellikle aynı anda aşırı miktarda kalsiyum buzağılara verildiğinde bu durum söz konusudur. Fosfor eksikliği raşitizimle beraber iştah azalması ve iştah bozukluğu ile hayvan çok zayıf ve sıska bir hal alır. Fosfor eksikliği kalsiyum eksikliğinden daha kolay ortaya çıkar. Halbuki vücuttaki kalsiyumun % 99’u iskelette bulunmaktadır. Fosforun ise yalnızca % 75-80’i iskelettedir. Fosforun kalan kısmı başlıca kas ve sinir dokularında yer alır. Fosforun kemikteki özel emilme mekanizması bilinmediğinden dolayı rasyona uygun miktarda fosfor ilave edilmesi daima önemlidir. Kalsiyum ve mağnezyumun absorbsiyonu ince bağırsakların ileum bölümünde gerçekleşmektedir. Diffüzyon yolu ile kalsiyum absorbsiyonu artmaktadır (Bilhassa mağnezyumca yetersiz rasyonlarda) ve kalsiyumca yetersiz olan rasyonlarda ise mağnezyumun absorbsiyonu artmaktadır. Halbuki duodemumdaki (on iki parmak bağırsağında) kalsiyum absorbsiyonunda vitamin D’nin aktif rolü bilinmektedir. Kalsiyum yetersizliği sonucu dilin bükülmesi ve çırpınma 3-5 aylık yaştaki buzağılarda yoğun bir şekilde bildirilmektedir. Bu durum özellikle düşük kalsiyum ve vitamin D alınması ile birleştiğinde görülmektedir. Hypokalsemi durumdaki ineklerden doğan buzağılar, sağlıklı ineklerden doğan buzağılardan daha düşük kan kalsiyum ve fosfor değerine sahip olmuşlardır. Hayvanlar rasyondaki kalsiyum noksanlığını telafi etmek için dışkıyla atılan kalsiyum miktarını azaltırken, rasyondaki kalsiyumun daha yüksek oranda absorbe olmasını sağlarlar. Kalsiyum yetersizliği sınıra 68 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri ulaştığı zaman veya yetersizlik meydana geldiğinde hayvanlarda yem tüketimi azalır. Kalsiyum Fosfor Oranı Kalsiyum ve fosforun maksimum kullanımı için rasyondaki Ca/P oranı kemiktekinin benzeri (2,2/1) olması genellikle tavsiye edilir (1.3 Ca0/1 P2O5) şeklinde olabilir. Yumuşak dokularda kalsiyumdan daha fazla fosfor bulunmaktadır. Gerçekte rasyona uygun miktarda Vitamin D ilave edildiği zaman Ca/P oranı 6/1 den 1.2/1 kadar değişebilir ve bu değerler içinde buzağılarda yeterli büyüme sağlamaktadır. Genellikle hayvanların bu iki minerale olan ihtiyaçları karşılanırsa rasyonun Ca/P oranının düşürülmesine gerek kalmamaktadır. Kalsiyum İhtiyaçları Fosforun ve kalsiyumun yaşama payı ihtiyacı dışkı ile atılan bu minerallerden belirlenmektedir. Bunun için Ca ve P’suz rasyonlar hayvanlara verildiğinde bağırsaklarda salgılar ile oluşan kaçınılmaz kayıplar günlük olarak tesbit edilmektedir. Buzağılarda günlük endojen fekal kalsiyum kayıpları her kg vücut ağırlığı için 9 ile 28 mg arasında değiştiği bildirilmektedir. Buzağının kalsiyum tüketimi, buzağının ağırlığı veya yaşı ile bu değerler ilgilendirilmemiştir. İdrarla minerallerin 1 günlük kayıpları her kg vücut ağırlığı için 1 mg’dan daha fazla olmadığı görülmüştür. Rasyondaki kalsiyumun gerçek absorbsiyonu yaş ile beraber azalır, fakat bu kalsiyumun kaynağı tarafından da etkilenmektedir. Kalsiyum absorbsiyonu sütte, kuru yemlerden daha yüksektir. Genç buzağılar sütteki kalsiyumun en az % 92’sini absorbe etmektedirler, bu değer % 98’e kadar yükselebilmektedir. Aynı değer 170 kg canlı ağırlıktaki hayvanlarda yalnızca % 83 bulunmuştur. İhtiyaçtan fazla kalsiyum alındığı zaman yemdeki absorbsiyon % si azalmaktadır. Yaşama payı seviyesinde süt verildiğinde sütteki kalsiyumun % 75’i tutulmuştur. Eğer süt buzağıya 1 kg günlük ağırlık artışı yapacak yeterli miktarda verilirse kalsiyumun absorbsiyonu % 92’ye yükselmektedir. Buzağıların Besin Madde İhtiyaçları - 69 Bundan başka sıvı rasyonlarda kalsiyumun etkili absorbsiyonu rasyonun kalitesine de bağlıdır. Tam yağlı sütün 4. haftadaki buzağılarda absorbsiyonu % 97’ye kadar yükseldiği belirlenmiştir. Bu değer 7. haftada % 84’e inmektedir. Halbuki buzağılar süt ikame yemleri ile beslendiğinde kalsiyum absorbsiyonu 1 haftalık yaşta nadiren % 88’e çıkmakta, 4 den 14. haftalık yaşa kadar % 80 gibi bir değere sahip olmaktadır. Halbuki yüksek konsantrasyondaki yağın, bilhassa don yağı muhtevasının yüksekliği kalsiyum absorbsiyonunu azaltmaktadır. Bu absorbsiyon 14 haftalık yaşta % 74 den % 62 ye inmektedir. Yapılan çalışmalarda % 68 kalsiyum içeren rasyonla 12 haftalık dönemde buzağılar besiye alınmışlar, sonra 58, 99 ve 155 kg canlı ağırlıktaki buzağıların karkasları analiz edilmiştir. Rasyondaki kalsiyumun % 1’nin karkasın yenilebilir kısımlarında tutulduğu belirlenmiştir. Kuru yemlerde buzağıların kalsiyumu gerçek absorbsiyonu % 40-50 arasındadır. Kuru yemlerde kalsiyum kaynakları ve absorbsiyonu farklıdır, 136-227 kg canlı ağırlıktaki hayvanlarda % 41 den % 68’e Ca kadar absorbsiyonu değişmektedir. Bu değerler 363-454 kg canlı ağırlıktaki hayvanlarda % 30 dan % 55’e değişmektedir. Ağırlık artışı için net kalsiyum ihtiyacı değişik yaşlarda kesilmiş sığırların kalsiyum kompozisyonundan veya dokuların nitrojen muhtevasından belirlenebilmektedir. Dokulardaki her gram nitrojen birikiminin muntazam olarak 0.27 gr fosforun tutulduğunu gösterdiği farzedilmektedir. Vücutta kalsiyum tutulmasının ise (1.71 x fosfor) değerine eşit olduğu kabul edilmektedir. Sonuçta vücuda alınan kalsiyumun % 70 inin tutulduğu varsayılarak hayvanın toplam ihtiyacı belirlenmektedir. Genellikle görülmektedir ki, doğumdan sonraki çok erken periyod hariç, 227 kg’lık canlı ağırlığa kadar vücut ağırlığının her kg’ı için 12 gr kadar kalsiyum depolanmaktadır. Bu değerler çok yüksek olmasına rağmen tavsiye edilen bu standartlar kullanılmaktadır. Son zamanlarda besideki buzağılarda ağırlık artışı için net kalsiyum ihtiyacı 100 kg canlı ağırlıkta maksimum yükselme göstermektedir. 1, 4, 10 ve 14 haftalık yaşlarda her kg canlı ağırlık artışı için 12, 15, 18 ve 16 gr kalsiyum değerleri bulunmuştur. 70 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Toplam kalsiyum ihtiyacı; idrar ve dışkı ile atılan kalsiyum ile ağırlık artışı için gerekli net ihtiyacın toplamının katsayı olarak elde edilen gerçek absorbsiyon değerine bölünmesi sonucu elde edilebilir. Farklı ağırlık artışlarına göre sığırlar için tavsiye edilen toplam kalsiyum ihtiyaçları Çizelge 4.7’de verilmiştir. Süt ikame yemi ile adlib. olarak büyütülen preruminant buzağıların kalsiyum ihtiyaçları ise Çizelge 4.8’de verilmiştir. Tam yağlı sütün kalsiyum muhtevası her kg için 1.24 gr veya her kg kuru maddede 10.2 gr bulunmaktadır. Çizelge 4.7. Buzağıların Günlük 0.5 ve 1.0 kg Ağırlık Artışları İçin Günlük Kalsiyum, Fosfor ve Mağnezyum İhtiyaçları. Yaşama payı + 0.5 kg/gün Ağırlık Artışı Yaşama payı + 1.0 kg/gün Ağırlık Artışı Ca P Mg Ca P Mg (gr/gün) (gr/gün) (gr/gün) (gr/gün) (gr/gün) (gr/gün) 50 9.6 6.2 0.5 18 12 0.8 100 15.0 7.3 1.2 27 13 1.7 200 18.0 9.8 4.0 30 15 5.0 300 21.0 15 5.5 33 20 6.5 400 26.0 24 7.0 37 29 8.0 Canlı Ağırlık (kg) Son zamanlardaki bütün besleme denemeleri değişik seviyede kalsiyum alımı 160 kg canlı ağırlığın üzerinde sığırlarla değerlendirilmiştir. Günlük kalsiyum tüketimi 175 ile 215 kg canlı ağırlıktaki buzağılarda sırasıyla 17 ve 21 gr değerleri uygun bulunmuştur. Halbuki günlük 5 gr kalsiyum değeri bu hayvanlara kesinlikle yeterli değildir. 70-100 kg canlı ağırlıktaki ruminant buzağıların kurumaddedeki her kg için 8 gr kalsiyum tüketmesi iyi bir iskelet oluşumu için tavsiye edilmektedir. Buzağılarda normal serum kalsiyum değeri 90-120 mg/lt’dir. Buzağıların Besin Madde İhtiyaçları - 71 Fosfor İhtiyaçları 27-45 kg canlı ağırlıktaki çok genç buzağılarda dışkıyla atılan fosfor vücut ağırlığının her kg’mı için 4.3 - 5.6 mg gibi oldukça düşük miktarlardır. Fakat 182-227 kg ağırlıktaki buzağılarda ise bu değer 12.6 15.6 mg/kg vücut ağırlığı olarak belirlenmiştir. Fosforun idrarla kayıpları kalsiyumdan daha yüksektir ve pre-ruminant buzağılarda her kg vücut ağırlığı için 1.5 mg fosfor önerilmektedir. Asidosis ve asidik rasyonlar idrarda fosfor atılmasını artırmaktadır. Kalsiyum gibi fosforun gerçek absorbsiyonu kuru yemlerde sütten daha düşüktür. Sütteki fosforun gerçek absorbsiyonu % 94-99 arasındadır. Aşırı fosfor tüketimi olduğu zaman bu değer % 82 ye kadar düşebilir. Diğer bir nokta ise kuru yemlerin gerçek absorbsiyonunun % 73-76 civarında olduğudur. İdrarla yüksek fosfor kayıpları sebebiyle fosforun kullanılabilirliği gerçek absorbsiyonundan daha düşük olup süt için bu değer % 82-90 civarındadır. 12 haftalık besi dönemi sonunda 58, 99 ve 155 kg ortalama canlı ağırlığa sahip buzağıların karkasları analiz edildiğinde rasyon fosforunun % 60’ının kullanıldığı, yenilebilir karkasta rasyon fosforunun % 10’unun tutulduğu belirlenmiştir. Ağırlık artışı için net fosfor, ihtiyacı kesimde toplanan verilerden hareketle; 50 kg canlı ağırlıktaki bir hayvanın her kg ağırlık artışı için 10 gr civarında fosfora ihtiyacı olduğu belirlenmiştir. Bu değer 400 kg canlı ağırlıktaki bir hayvan için 5.4 gr/kg düşmektedir. 1 kg ağırlık artışı için net fosfor ihtiyacı = 10.6 - 0.013 W formülü ile hesaplanmaktadır. Burada W değeri hayvan kg olarak canlı ağırlığıdır. Toplam fosfor ihtiyacı; ağırlık artışı için net fosfor ihtiyacı ile yaşama payı ihtiyacının toplamlarının fosforun kullanılabilirlik katsayısına bölünmesi ile hesaplanmaktadır. Buzağılara tavsiye edilen ihtiyaçlar Çizelge 4.7’de verilmiştir. ad.lib. süt ikame yemi verilen buzağıların tahmini fosfor ihtiyaçları Çizelge 4.8’de verilmiştir. Tam yağlı sütün fosfor muhtevası 0.95 gr/kg olup, bu değer her kg kurumaddede 7.9 gr civarına denk gelmektedir. 72 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Genellikle, 250 kg ve daha yukarı vücut ağırlığına sahip danalarda günlük 8-9 gr altında fosfor verilerek yapılan deneme sonuçları, fosforun yaşama payı olarak plazma fosfor seviyesi ve normal büyümede kullanıldığı belirlenmiştir. 70100 kg canlı ağırlıktaki buzağıların uygun bir kemik gelişimi için her kg kurumadde tüketimi için 5 gr fosfora ihtiyaçı bulunmaktadır. Normal plazma inorganik fosfor düzeyi buzağılarda 40-80 mg/lt arasındadır. Buzağılar doğumda 40-45 mg iken, 3 haftalık yaşta 55 mg/lt’ye yükselir. Çizelge 4.8. Süt İkame Yemi ile Ad.lib. Olarak Beslenen Pre-Ruminant Buzağıların Kalsiyum ve Fosfor İhtiyaçları. Canlı Ağ (kg) Kuru Mad. Tüketimi (kg) 25 50 75 100 125 150 175 200 0.70 1.10 1.50 1.90 2.30 2.60 2.90 3.20 25 50 75 100 125 150 175 200 0.70 1.10 1.50 1.90 2.30 2.60 2.90 3.20 Günlük Ağ. Yaşama Art. (kg) Payı* (gr) Kalsiyum İhtiyaçları 0.67 0.4 0.91 0.8 1.09 1.1 1.23 1.5 1.32 1.9 1.36 2.3 1.38 2.6 1.38 3.0 Fosfor İhtiyaçları 0.67 0.5 0.91 1.0 1.09 1.5 1.23 2.0 1.32 2.5 1.36 3.0 1.38 3.5 1.38 4.0 Her Kg Ağr. Art. için (gr) 8.0 11.5 15.5 18.0 17.0 14.5 11.5 9.5 10.3 10.0 9.6 9.3 9.0 8.7 8.3 8.0 Buzağıların Besin Madde İhtiyaçları - 73 Tablo 4.8’in Devamı Canlı Ağ (kg) Kuru Mad. Tüketimi (kg) 25 50 75 100 125 150 175 200 0.70 1.10 1.50 1.90 2.30 2.60 2.90 3.20 25 50 75 100 125 150 175 200 0.70 1.10 1.50 1.90 2.30 2.60 2.90 3.20 Her Kg Kuru Görülen Yaşama Madde payı+Canlı Absorbsiyon Tüketimi için (%) si Ağ. Artışı İhtiyaç (gr) (gr) Kalsiyum İhtiyaçları 0.67 5.8 93 8.3 0.91 11.3 90 10.5 1.09 18.0 85 13.2 1.23 23.6 80 14.6 1.32 24.3 75 13.0 1.36 22.0 72 10.6 1.38 18.5 69 7.9 1.38 16.1 66 6.2 Fosfor İhtiyaçları 0.67 7.4 9.6 11.0 0.91 10.1 94 9.7 1.09 12.0 92 8.7 1.23 13.4 90 7.8 1.32 14.6 88 7.2 1.36 14.8 86 6.6 1.38 15.0 84 6.2 1.38 15.0 82 5.7 Günlük Ağ. Art. (kg) Mağnezyum Yalnızca süt ile beslenen buzağılarda 2-4 aylık dönemde mağnezyum yetersizliği görülebilmektedir. Süt mağnezyum bakımından çok fakirdir. Özellikle gelişme hızı yüksek olan hayvanlarda mağnezyum yetersizliği ile daha çok karşılaşılabilir. Mağnezyum yetersizliğinde kaslarda kramp ve mer’a tetanisi ençok karşılaşılan durumlardır. Mera tetanisini önlemek için Mg tuzları (Mg-klorid (Mg-Sülfat) su içerisinde çözülerek veya Vena Jugularisten enjekte edilerek verilmelidir. Buzağıların yalnızca tam süt ile uzun süre beslenmeleri uygun olmayıp, süte vitamin D, demir, bakır ve mangan ilave edilmelidir. 74 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Bunlarda beraber magnezyum hypomagnesia’ya yol açmaktadır. noksanlığı buzağılarda tetani ve Diğer ek yemler verilmeksizin buzağılara çok büyük miktarlarda süt veya süt ikame yemi verildiğinde de hızlı bir büyüme sağlanabilmektedir. Çok yüksek ağırlık artışları buzağılarda serum mağnezyumunda önemli düşmelere neden olmaktadır. Yüksek düzeyde sıvı yemleme ile salya üretiminin artmasından dolayı endojen mağnezyum kayıpları yükselmesi sırasında lifli maddelerin tüketilmesi ile hypomağnezyum durumu dahada kötüleşebilmektedir. Daha ziyade otlaktaki et buzağılarında hypomağnezyum durumu görülmektedir. Bu durum çoğunlukla 3 aylık buzağılarda kan mağnezyum düzeyinin sürekli bir düşüşü olarak meydana gelmektedir. Buzağıların normal plazma mağnezyum düzeyi 22-27 mg/lt civarındadır ve bu seviye 3-7 mg/lt’ye düştüğünde buzağılarda çırpınmalar meydana gelmektedir. Mağnezyumun düşük plazma düzeyinde ilk önce hafif klinik belirtiler görülebilir. Çünkü kemiklerden mağnezyum çekilmesi sözkonusudur. Normal olarak buzağıların her kg kemiğinde 7-8 gr mağnezyum bulunmaktadır. Konvülziyonlar (çırpınmalar) görüldüğünde kemikte mağnezyum konsantrasyonu 3.7 gr/kg seviyesine düşmüş olmaktadır. Hayvanların kemiklerinde kalsiyumun mağnezyuma oranı 90/1 veya daha yüksektir. Normal buzağılarda ise bu değer 60/1 veya daha düşüktür. Buzağılarda Hypomağnesemiya oluşmasında etkili bir çok faktör bulunmaktadır. Mağnezyumun kullanılabilirliği yaş ile beraber azalmaktadır ve bu kullanılabilirlik kuru rasyonlarda, sıvı rasyonlardan daha düşüktür. Bir aylık yaşta tüketilen sütteki mağnezyumun % 75-90’ı kullanılabilir. Ancak üç aylık yaşta sıvı diyetlerdeki mağnezyumun kullanımı % 40’a düşmektedir. Bu değişme buzağıların ince ve kalın bağırsaklarındaki absorbsiyonla ilişkilidir. Yaşlı buzağılarda bağırsak duvarlarındaki fizyolojik değişme ve bakteri florasındaki gelişme kalın bağırsaklardaki mağnezyum absorbsiyonunu olumsuz etkilemektedir. Vitamin D’nin, mağnezyumun absorbsiyonuna etkisi yoktur. Fakat kötü koşullarda tutulan rasyonlardaki aşırı kalsiyumun Mg absorbsiyonuna etkisinin bulunduğu belirlenmiştir. Sütle beslenen buzağıların rasyonlarına Buzağıların Besin Madde İhtiyaçları - 75 fazla miktarda eklenen kalsiyum laktat veya kalsiyum karbonatın plazma ve kemik mağnezyum seviyelerini düşürdüğü belirlenmiştir. Bununla beraber düşük Vitamin D alımı dolayısıyla buzağılarda hypokalsemik durum görülürsede buzağılar aynı zamanda hypomagnesemik durumdadırlar. Bu sorun yalnızca plazma mağnezyum seviyesinden değil ve aynı zamanda plazma kalsiyum seviyesinden kaynaklanmaktadır. Bundan başka hayli sık olan hypomagnesemi dolayısıyla yumuşak dokularda kireçlenme olur, bu durum muhtemelen kemiklerden mağnezyumun boşalması ve kalsiyumun bırakılmasından kaynaklanır. Buzağılardaki ishal mağnezyumun absorbsiyonunu azaltır. Çünkü sindirim sisteminden besinlerin hızlı bir geçişi söz konusudur ve bu arada yağ asitleri ile mağnezyum tuzları dışkı ile yüksek miktarda dışarı atılması gerçekleşmektedir Normal buzağılarda günlük olarak dışkı ile atılan mağnezyum düzeyi 5 mmol iken ishal olan genç buzağılarda bu değer 12 mmol’e yükselmektedir. Süt ikame yemlerindeki yağın düşük sindirilebilirliği mağnezyum tuzlarının oluşmasında yükselmeler meydana getirmektedir. Düşük çevre sıcaklığında tam yağlı süt verilen buzağılarda mağnezyumun tutulmasının azalabileceği gösterilmiştir. 2-11 haftalık yaşlardaki buzağılarda 4-9 ˚C’de mağnezyumun tutulması % 12 ve daha azdır. Aynı buzağıların 20-32 ˚C de tutulmasının kalsiyum tutulmasına etkisi yoktur. Sırasıyla bu sıcaklıklarda günlük ortalama ağırlık artışı 0.4 kg/gün ve 0.93 kg/gün olmuştur. Ayrıca plazma mağnezyum düzeyi ve troid aktivitesi arasındaki ilişkinin negatif olduğu görülmüştür. Düşük çevre sıcaklığında kanda iyod ve protein konsantrasyonu artmakta ve bu konsantrasyon, plazma mağnezyum düzeyi ile ters ilişkilidir. Mağnezyum yetersizliğinin buzağılardaki belirtileri baş ve kulakların duruşundaki değişme ve başını geriye doğru savurmasıdır (Resim 4.1). Sabit kuru madde tüketiminde rasyon konsantrasyonun artması mağnezyumun tutulmasını daha az etkilemektedir. Çoğunlukla otlaktakiler hariç, ruminant buzağılarda hypomagnesiya belirtileri görülmez. Kuru rasyonlardaki mağnezyumun kullanılması sütten daha düşük olmasına rağmen, kuru rasyonlardaki mağnezyumun muhtevası çoğunlukla sütten beş kat daha yüksektir. 76 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Resim 4.1. Buzağılarda Mağnezyum Noksanlığı. 2-5 haftalık yaştaki buzağıların kg vücut ağırlığı için 0.5 mg kadar düşük endojen fekal mağnezyum bulunmaktadır. Bu değer sıvı yemlerle beslenen buzağılar için olup, 3-8 haftalık yaştaki buzağılarda 2.1 mg/kg, 26-32 haftalık ve 128 kg canlı ağırlıktaki buzağılar için 2.2 mg/kg’dır. Düşük mağnezyumlu rasyonlar verildiğinde idrarla kayıplar önemsenmeyecek kadar düşüktür. Mağnezyumun kullanılabilirliği buzağının 1 aylık ve daha erken dönemlerinde % 75-90 civarındadır. Süt ile yemlenen buzağılarda 21-34 haftalık yaşlarda bu değer % 40 civarına düşer. 6-9 aylık yaşlı erkek danalar, mısır silajı ve kaba yemle beslendiğinde mağnezyumun kullanılabilirliği % 21-27 olarak belirlenmiştir. Ortalama 58, 99 ve 155 kg canlı ağırlıktaki buzağıların 12 haftalık besi dönemi sonunda karkas analizleri yapılmış, rasyonlarındaki mağnezyumun % 20’sinin kullanılabildiği, rasyon mağnezyumunun % 78’nin karkasın yenilebilir kısımlarında tutulduğu belirlenmiştir. Yaşama payına ilaveten ağırlık artışı için net mağnezyum ihtiyacı buzağılarda 350-400 mg/kg’dır. Mağnezyumun vücutta tutulabilirliği, kalsiyum ve nitrojenin tutulabilirliğinden hesaplanabilir. Kemikteki Ca/Mg Buzağıların Besin Madde İhtiyaçları - 77 oranı 45/1 ve yumuşak dokulardaki N/Mg oranı 140/1 olup buradan mağnezyumun tutulabilirliği hesaplanır. Mg’un tutulabilirliği = Ca' un tutulabil irliğr (gr) N' in tutulabil irliğr (gr) + 45 140 Tavsiye edilen mağnezyum ihtiyaçları Çizelge 4.6’da daha önce verilmiştir. Her kg vücut ağırlığı için minimum mağnezyum ihtiyacı 15 ila 51 mg arasında değişmektedir. Mağnezyumun vücutta tutulması ve kandaki mağnezyum seviyeleri çalışmalarından bu değerler tesbit edilmiştir. Buzağıların normal serum mağnezyum düzeyinin muhafazası için günlük 1.6 gram mağnezyum tüketmelidir. Süt içen buzağılara serum mağnezyum düzeyini normale döndürmek için günlük 8 gr. mağnezyum karbonat verilmesi yeterlidir. Ancak bu kullanım durdurulduğu zaman kanın mağnezyum muhtevası düşer. Buzağılara sıvı rasyonlar verildiğinde mağnezyumun laksatif etkisi düşünülmelidir. Et için besiye alınan buzağılarda kullanılan süt ikame yemlerinin her kg kurumaddesinde 0.88 gr mağnezyum; mağnezyum oksit olarak katılır. Bununla beraber 12 haftalık buzağılarda serum mağnezyum düzeyi önemli seviyede yüselmiş ancak bu durum ağırlık artışını etkilememiştir. Ancak bu miktarda verilen mağnezyumun dışkının kurumadde muhtevasını önemli ölçüde azaltmıştır. Mağnezyum bileşiklerinin çözünürlüğü oldukça önemlidir. Ad. Lib. olarak süt ikame yemi ile pre-ruminant buzağılar 350 kg canlı ağırlığa kadar başarı ile yetiştirilebilir. Ancak rasyonun her kg kuru maddesine 0.28 gr Mğ eklenmesi gereklidir. Adlib. süt ikame yemi ile buyütülen buzağıların tahmini mağnezyum ihtiyaçları Hollandalı araştırıcılar tarafından hesaplanmış olup bu değerler Çizelge 4.9’da verilmiştir. Tam yağlı sütün litresinde 125 mg mağnezyum bulunmaktadır. 78 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Çizelge 4.9. Ad Libitum Olarak Süt İkame Yemi Verilen Buzağıların Mağnezyum İhtiyaçları. Günlük Mağnezyum İhtiyacı Kuru Ağırlık Yaşama Canlı Yaşama Kg Ağırlık Madde Artışı payı + Ağırlık payı (kg) (kg) (kg) Canlı Ağır. Artışı (gr) (1) Art. (gr) 0.27 Pre-Ruminant Magnezyum İhtiyacı Her kg Kuru Madde için (gr) 25 0.70 0.67 0.06 için (2) 0.31 50 1.10 0.91 0.13 0.44 0.53 0.60 75 1.50 1.09 0.19 0.57 0.81 0.77 100 1.90 1.23 0.25 0.66 1.06 0.93 125 2.30 1.32 0.31 0.64 1.15 1.00 150 2.60 1.36 0.38 0.59 1.18 1.13 175 2.90 1.38 0.44 0.51 1.14 0.98 200 3.20 1.38 0.50 0.45 1.12 0.88 0.45 Potasyum Potasyum esas olarak yumuşak dokularda bulunmakta olup, bu mineralin ihtiyacı tam olarak bilinmemektedir. Potasyum noksanlığı yalnızca ishale yakalanan pre-ruminant buzağılarda görülebilmektedir. Normal sütle beslenen buzağıların dışkılarında endojen potasyum kayıpları 0.5-2.0 mg/kg vücut ağırlığı civarında olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca idrardaki kayıplar ise 1 gr/l idrar olarak belirlenmiştir. Normal sütle beslenen buzağılarda günlük 4 gr K idrarla atılmaktadır. Fakat 67-93 kg canlı ağırlıktaki ruminant buzağılarda 17 gr K idrarla atılmaktadır. Doğan buzağıların her kg vücut ağırlığında 1.97 gr civarında K bulunmaktadır. Her kg ağırlık artışı içinde 1.6 gr K’un vücutta tutulduğu tahmin edilmektedir. Ortalama canlı ağırlığı 58, 99 ve 155 kg olan 12 haftalık besideki buzağıların karkas analizlerinde rasyon potasyumunun % 13’unun kullanıldığı, karkasın yenebilir kısımlarında rasyon K’unun yalnızca % 10’nunun tutulduğu belirlenmiştir.Normal sağlıklı buzağılarda potasyumun % 100’nun kullanıldığı kabul edilir. Buzağıların Besin Madde İhtiyaçları - 79 Rasyondaki fazla potasyum toksik tesirlidir. Sıvı rasyonlarda her kg kurumadde için 30 gr K buzağılarda şiddetli kas zayıflamalarına, dolaşım rahatsızlıklarına ve vücutta ödemlere neden olmaktadır. Bu durum çoğunlukla ölümlerle sonuçlanmaktadır. Kasların mağnezyum konsantrasyonu veya serum mağnezyum seviyesini bu duruma herhangi bir etkisi yoktur. Aynı şekilde potasyum kloritin buzağılara damar içi enjeksiyonu ile plazma potasyum düzeyi 8 mM’a yükseldikten sonra tedrici olarak kalbin durmasına neden olmaktadır. Şiddetli diyare ile buzağılarda potasyum dengesi negatif olmakta, böyle buzağılar günlük 2 gr potasyumu dışkı ile atmaktadırlar veya şiddetli ishaller nedeniyle 6 gr’a kadar kayıplar çıkmaktadır. Buzağı dokularından potasyum boşalması, kan serumunda yüksek seviyedeki değerle birleşerek kalp kasından potasyumun çekilmesi buzağıların ölümlerine sebeb olabilmektedir. Bu durum E. Koli’nin bağırsak enfeksiyonu sonucunda meydana gelir. Serum potasyum düzeyinin yükselmesi buzağılarda A vitamini yetersizliği ile birleşmiş ise ve eğer serum potasyum düzeyi indirilirse beyine bağlı nekrozlar oluşmaktadır. Buzağıların potasyum ihtiyaçları süt ikame yemlerinin ad.lib. olarak verilmesi ve büyüme oranları esas alınarak Çizelge 4.10 ‘da sunulmuştur. Çizelge 4.10. Ad Libitum Olarak Süt İkame Yemi Verilen Pre-Ruminant Buzağıların K, Na ve Cl İhtiyaçları. İhtiyaçlar Günlük Günlük Canlı Kuru İdrar Ağırlık Ağırlık Madde Endojen Kayıpları (gr)+ Ağırlığı Tüketimi (kg) Artışı K Na Cl (kg) (kg) (kg) 25 0.70 0.67 4 4.0 0.3 0.6 50 1.10 0.91 5 5.1 0.7 1.3 75 1.50 1.09 7 7.1 1.0 1.9 100 1.90 1.23 8 8.2 1.3 2.5 125 2.30 1.32 10 10.2 1.6 3.1 150 2.60 1.36 12 12.2 2.0 3.8 175 2.90 1.38 13 13.3 2.3 4.4 200 3.20 1.38 15 15.3 2.6 5.0 80 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Çizelge 4.10’un Devamı. Canlı Günlük Günlük Kuru Ağırlık Madde Ağırlık İdrar (kg) Tüketimi Artışı Ağırlığı (kg) (kg) (kg) İhtiyaçlar Her Kg Yaşama Payı + Kurumaddede Canlı Ağırlık Art Tüketimi İçin (gr)* İhtiyaç Duyulan Miktar (gr) K Na Cl K Na Cl 25 0.70 0.67 4 5.1 1.2 1.2 7.3 1.7 1.7 50 1.10 0.91 5 6.6 2.0 2.1 6.0 1.8 1.9 75 1.50 1.09 7 8.8 2.5 2.9 5.9 1.7 1.9 100 1.90 1.23 8 10.2 3.0 3.6 5.4 1.6 1.9 125 2.30 1.32 10 12.3 3.4 4.3 5.3 1.5 1.9 150 2.60 1.36 12 14.4 3.9 5.0 5.5 1.5 1.9 175 2.90 1.38 13 15.5 4.2 5.6 5.3 1.4 1.9 200 3.20 1.38 15 17.5 4.5 6.2 5.5 1.4 1.9 + 1.5 mg K, 13 mg Na; 25 mg Cl her kg vücut ağırlığı için esas alınmış + 1 gr. K/kg idrar * 1.6 g K, 1.4 g Na, 0.9 gr Cl her kg canlı ağırlık artışı için esas alınmıştır. (1) Endojen Fekal Mg = 2.6 mg/kg canlı ağırlık. Ca tutulmas› (gr) N tutulmas› (gr) (2) Mg tutulması (gr) = + 45 140 Sodyum ve Klor Potasyumdan farklı olarak başlıca hücreler arasında bulunur. Sodyum esas olarak hücre dışında bulunur, bu nedenle sodyumun yumuşak dokulardaki konsantrasyonu düşük fakat vücut sıvılarında konsantrasyonu yüksektir. Sağlıklı genç pre-ruminant buzağılar idrarla günlük 1.5 gr civarında, dışkı ile 0.1 gr kadar sodyum dışarı atarlar. Diğer bir ifade ile 67-93 kg ağırlıktaki buzağılar yaklaşık 7 gr sodyum ve 11 gr klor idrarla günlük olarak dışarı atarlar, bu hayvanların idrarlarındaki konsantrasyon yukarıdaki sırasıyla 3 gr/lt ve 5 gr/lt’dir. Buzağıların Besin Madde İhtiyaçları - 81 Buzağıların her kg canlı ağırlık artışları için 1.4 gr Na ve 0.9 gr Cl verilmelidir. Vücut ağırlığının her kg’ı için günlük endojen kayıpları 13.2 Mg Na ve 25.2 Mg Cl olduğu ifade edilmektedir. Ortalama 58, 99 ve 155 kg canlı ağırlıktaki buzağıların 12 haftalık besi peryodu sonrasında yapılan karkas analizlerinde rasyon sodyumunun % 15’inin kullanıldığı, rasyondaki sodyumun % 7-8’inin karkasın yenilebilir kısımlarında tutulduğu belirlenmiştir. Temel ihtiyaçlar olarak büyüme oranı dikkate alınarak ad lib. Süt ikame yemleri ile yetiştirilen buzağıların Na ve Cl ihtiyaçları Çizelge 4.10 ve 4.11’de verilmiştir. Çizelge 4.11. 0.5 ve 1.0 kg Ağırlık Artışı İçin Buzağıların Günlük Na ve Cl İhtiyaçları. Canlı Ağırlık Yaşama Payı + 0.5 kg Günlük Ağ. Art.(g/gün) (kg) Yaşama Payı + 1.0 kg Günlük Ağ.Art. için (g/gün) Na Cl Na Cl 50 1.6 1.8 2.3 2.2 100 2.4 3.1 3.1 3.5 200 4.1 5.7 4.8 6.1 300 5.8 8.3 6.5 8.7 400 7.5 10.9 8.2 11.3 Tam yağlı sütün K, Na ve Cl muhtevası sırasıyla 1,43; 0,63 ve 1.15 g/kg dır. Bunların kuru maddedeki konsantrasyonu ise sırasıyla 11.8; 5.2 ve 9.5 gr/kg kurumadde’dir. Ancak soya ununda potasyum 20 gr/kg kurumaddeye kadar çıkmaktadır. Günlük 0.6 kg canlı ağırlık artışı sağlayan 80-100 kg ağırlıktaki buzağıların rasyonlarında minimum Na ihtiyacı 2,3-3,4 gr arasındadır. Buzağı rasyonlarına Na ilavesi genellikle NaHCO3 formunda yapılır. Rasyonda dane yemlerin daha fazla tüketilmesi, ağırlık artışını, salya ve plasma sodyum konsantrasyonunu yükseltir. 82 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Rasyonlara pratik olarak konsantre karışımların her kg için 3-5 gr NaCl katılması çoğunlukla tavsiye edilir. Buna alternatif olarak yemliklerde yalama taşları bulundurulmalıdır. Diyare pre-ruminant buzağıların Na dengesini etkilemektedir. Dışkıdaki Na kayıpları günlük 0.1 gr dan 1 grama hatta şiddetli ishallerde 4 grama çıkabilmektedir. Şiddetli diyarede normal serum sodyum seviyesi 135-140 mM değerinde 126 mM değerine inmektedir. 4.3.2. Buzağıların İz Element İhtiyaçları Dünyadaki bazı bölgelerde bir kısım iz elementler eksiktir. Sığırlar için esansiyel olarak bilinen iz elementler bakır, demir, mangan, kobalt, çinko, selenyum ve iyod’dur. Ancak bazı otlak ve mera’larda belirli minerallerin eksiklikleri görülmektedir. Major mineraller gibi iz elementler arasındada çok çeşitli ve önemli interaksiyonlar bulunmaktadır. Ayrıca iz elementler ile major mineraller arasındada bu durum söz konusudur. Bunun sonucunda minerallerin absorbsiyon ve kullanımı etkilenmektedir. Özellikle rasyondaki bir elementin seviyesi ihtiyaçtan çok yüksek ise bu etkilenme kolayca görülür. Çizelge 4.12 ’de kolostrum ve sütün iz element muhtevası ve buzağılarda önerilen ihtiyaçlar verilmiştir. Çizelge 4.13 ‘de sığırlarda kırmızı, beyaz ve siyah kılların çeşitli mineral muhtevaları verilmiştir. Bakır Vücutta bakırın depolandığı yer karaciğerdir. Karaciğerdeki bakır yoğunluğu yeni doğan buzağılarda oldukça yüksektir. Sütte bakır seviyesi çok düşüktür. Buzağıların bakır ihtiyacının karşılanmasında yemlerin diğer iz element ve makro element içeriği etkilidir. İngilterenin bataklık arazisinde ve kumlu topraklarında bakır noksanlığı tesbit edilmiştir. Bakır noksanlığı bilhassa ineklerin gebelik dönemlerinde görülmektedir. Et sığırı sürülerindeki buzağıların 2-3 aylık yaşlarında buzağıların otlağa çıktıklarından bir ay sonra bakır noksanlığı semptomları görülebilmektedir. Buzağıların Besin Madde İhtiyaçları - 83 Konsantre yem tüketen süt buzağılarında ilk 1-2 yıl otlağa çıkıncaya kadar çoğunlukla bakır noksanlığı belirtileri görülmez. Bakır noksanlığı et buzağılarında bildirilmektedir. Bu hayvanlarda 70 günlük yaştan sonra büyümede depresyon ve tahta bölmeleri çiğneme görülür. Çizelge 4.12. Süt ve Kolostrumda İz Elementlerin Kompozisyonu ve PreRuminant Buzağıların İhtiyaçları. Element Kolostrum (mg/lt) Bakır Demir Mangan Çinko İyod Molibden Selenyum 0.6 2.0 0.16 5.20 0.2 0.1 - Kobalt 5.0 Süt mg/lt Her kg. Kuru Madde için (mg) 0.07-0.17 0.5-1.4 0.1-0.7 0.8-5.8 0.03 0.25 3-5 25-42 0.08 0.7 <0.1 <0.8 <0.05 <0.4 (µg/l) (µg her kg) KM için 0.5-0.6 4-5 Her kg Kuru Madde için ihtiyaçlar (mg) 10-20 30-100 10-40 20-40 0.1-0.4 <1 0.1 (µg her kg) KM için 100 Bakır noksanlığının ilk işareti zorlanarak yürüme, bilhassa arka bacaklarda zorlanma görülür. Bunu ilerideki 4-5 aylık dönemde aşırı kondisyon kayıpları takip etmektedir. Sonuçta aşırı sıskalık ve ölüm meydana gelir. Siyah ve kahverengi ırklarda göz etrafındaki tüyler gri veya kurşuni renk alır. Bu pigmentasyon alına doğru ve çene altına doğru genişler (Resim 4.2.). Melanin oluşumu gerçekleşmemesi sonucu depigmentasyon meydana gelir. Melanin oluşumunda bakır içerikli tyrosinaz enzimine ihtiyaç bulunmaktadır. 84 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Çizelge 4.13. Sığır Kıllarının Mineral Madde Konsantrasyonu (mg/kg kuru kıl) Holstein Mineraller Hereford Siyah Kıl Beyaz Kıl Beyaz Kıl Kırmızı Kıl Kalsiyum 3268 963 732 2355 Fosfor 194 121 153 140 Mağnezyum 612 178 199 397 Potasyum 1535 181 43 827 Sodyum 1136 356 148 826 Mangan 6 4 2 8 Çinko 131 128 142 142 Demir 17 15 31 16 Bakır 11 10 12 9 Dokularda Bakır Muhtevası Normal olarak yeni doğan jersey buzağılarının her kg canlı ağırlıkda 14 mg civarında bakır bulundurdukları belirlenmiştir. Yeni doğan Hereford buzağılarının bütün dokularındaki bakır konsantrasyonu ergin hayvanlarla karşılaştırılabilir düzeyde olduğu görülmüştür. Ancak yeni doğan buzağıların gözlerinde bakır seviyesi ergin hayvanlardan daha düşük, deri, kemik, dil ve karaciğerdeki bakır konsantrasyonu ise ergin hayvanlardan daha yüksektir. Yeni doğan buzağıların karaciğerlerindeki bakır konsantrasyonu (karaciğer başlıca depo organıdır) ananın karaciğerindekinden 4-8 kat daha fazladır. Buzağıların hayatlarının ilk 6 haftalık devresinde yaşlı hayvanlardan daha fazla karaciğerde bakır absorbsiyonu ve depolanması söz konusudur. Buzağıların Besin Madde İhtiyaçları - 85 Resim 4.2. Buzağılarda Bakır Noksanlığı. Normal buzağıların karaciğerinde her kg kuru madde için 100 mg kadar bakır bulunmaktadır. Halbuki bu değer bakır noksanlığı olan buzağılarda 2-16 mg/kg kurumadde seviyelerindedir. Benzer olarak bakır noksanlığı görülen buzağıların kan bakır seviyesi 0.6 mg/lt, bu değer normal buzağılarda ise 0.7 - 1.3 mg/lt’dir. Yeni doğan buzağılarda plazma bakır konsantrasyonu 0.27 mg/lt, bu miktar anasının değerinden (1.00 mg/lt) daha düşüktür. Ancak buzağıların plazma bakır konsantrasyonu 1 hafta içinde ergin hayvanların değerine ulaşmaktadır. Sığırlarda beyaz veya kırmızı kıllarda bakır muhtevası Çizelge 10.2’de verilmiştir. Kıllarda ve kandaki bakır konsantrasyonları arasında pozitif korelasyon bulunmaktadır. 12 haftalık besi peryodunda buzağıların karkaslarındaki bakır muhtevası her kg kuru madde için 12 mg’dan 5 mg’a düşmektedir. Besi döneminde rasyonda alınan bakırın buzağılar tarafından % 20-22 sinin vücutta tutulduğu, vücudun yenilebilir etlerinde ise bakırın % 10’unun kullanıldığı belirlenmiştir. Almanyada intensif olarak yetiştirilen pre-ruminant buzağılara günlük 2.2 mg Cu rasyonla verilmiş ancak 70 günlük yaşta buzağılarda bakır noksanlığı arazları görülmüştür ve 140 günlük yaşta karaciğerdeki bakır rezervi kg kuru madde için 17.6 mg olmuştur. Ancak günlük 7.7 Mg Cu verilen buzağıların yukarıda ifade edilen yaşlara kadar ihtiyaçlarını 86 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri karşılamada yeterli olduğu belirlenmiştir. Günlük verilen bakırın azalması ile böbreklerin bakır muhtevası azalırken, kaslardaki bakır muhtevası etkilenmemiştir. Amerikada tam yağlı sütle beslenen buzağılarda normal Cu serum seviyesini korumak için günlük 6 mg Cu rasyona katılmıştır. Fakat bu değer normal ve anemik buzağıların hemoglobin düzeyini etkilememiştir. Halbuki diğer hayvan türlerinde hemoglobin sentezinde bakır ve demir arasındaki interaksiyon olduğu bilinmektedir. Et için yetiştirilen buzağıların rasyonlarına bakır eklenmediği zaman süt tozunun her kg’ında 0.8 mg Cu bulunmakta olup buzağılarda Cu yetmezliği oluşmaktadır. Günlük 30 mg Cu rasyona katılırsa bunun % 50’si kadarı karaciğerde tutulur. İngilteredeki otlaklarda her kg kuru maddede bakır seviyesi nadiren 5 mg dan daha aşağıya inmektedir. Bununla beraber yazın otların hızlı büyüdüğü dönemlerde bakır düzeyi en alt seviyelere inmektedir. Halbuki molibden muhtevası ise en üst seviyeye çıkmaktadır. Otlaklardaki yüksek molibden sığırlarda ishale sebeb olmaktadır. Çok yüksek demir alımı (kg kurumadde için 1 g gibi) bakırın absorbsiyonunu azaltmakta ve bakırın karaciğerdeki depolarını da indirmekte olduğu bulunmuştur. Bakır eksikliği belirlenen sığırların karaciğerlerinde demir depolanmasının arttığı görülmüştür. Karacieğerde depolanan demirin serbest bırakılması için bakıra ihtiyaç bulunmaktadır. Rasyonlardaki yüksek düzeydeki bakırın kıllardaki mangan muhtevasını artırdığı görülmüştür. Fakat kıllardaki sodyum, çinko, kalsiyum, fosfor, mağnezyum, demir ve potasyum muhtevalarını etkilememiştir. Et için yetiştirilen buzağıların rasyonlarına çinko sülfat ilave edildiğinde bakırda azaltıcı etki yaptığı bildirilmektedir. Bu durum süt ikame yemlerine soya fasulyesi ununun eklenmesiyle önlenebilmektedir. Bakır Toksititesi Buzağılara bakır verilmeden önce, zehirlenme riskine karşı, hayvanlarda bakır noksanlığı doğru bir biçimde tespit edilmiş olmalıdır. Kronik bakır zehirlenmesi iki safhada meydana gelmektedir. Toksik olmayan semptomlarla karaciğerde bakırın toplanması birkaç hafta Buzağıların Besin Madde İhtiyaçları - 87 öncesinden oluşabilir. Toksik olan safhada ise sarılıkla beraber akut hastalık ve ölüm 2-6 günde gerçekleşir. Taze karaciğerin her kg’ından 150 mg, taze böbreğin her kg’ından 15 mg bakır seviyesinin zehirlenmenin habercisi veya göstergesi olarak dikkate alınır. Pre-ruminant buzağılarda süt ikame yemlerinin her kg kuru maddesinin 115 mg Cu ihtiva etmesinin bakır zehirlenmelerini oluşturduğu belirlenmiştir. Yeni doğan Holstein buzağılarda verilen süt ikame yemi sınırlandırıldığında yukarıdaki değer 200 mg Cu seviyesine çıkarılmış ve hayvanlarda 35 günlük devrede zehirlenme oluşmamıştır. Bu durum buzağıların ağırlık artışlarını önemli ölçüde etkilememiştir. Hayvanlarda kan hemoglobin konsantrasyonu azalmıştır. Ruminant buzağılar çok daha yüksek seviyedeki (900 mg/kg kurumaddeye kadar) bakırı tolere ederek büyümeye devam etmişlerdir. Bu seviyedeki yemlemelerde bakır toksisitesi henüz bildirilmemiştir. Bakır İhtiyaçları Buzağılarda bakır noksanlığını önlemek için gebe inekler her 2 haftada bir 10 gr CuSO4 ile ıslatılması yeterli olmuştur. Bu durum sonraki dönemde otlağa çıkacak buzağılara ilave bakır ihtiyacını ortadan kaldırmaktadır. Gebelik döneminde ilave bakır verilen ineklerden yazın doğan buzağıların kış dönemindeki ağırlık artışı 1 kg/gün olup bakırla muamele edilmeyen ineklerin buzağıların ise ağırlık artışı 0.7 kg/gündür. Gebeliğin son iki ayında ineğe 120 mg bakır enjeksiyonu tavsiye edilmektedir. Doğumdan sonra buzağıya 4 aylık yaşta aynı miktar bakır enjekte edilir ve gerekirse 4-6 ay sonra daha fazla enjeksiyon yapılabilir. Otlakta anasını emen buzağıya tek enjeksiyonla 120 mg Cu bakır glisin olarak verilebilir. Bakır noksanlığı bulunan otlaklarda yukarıdaki uygulamaların buzağıların ağırlık artışını olumlu yönde etkilediği gösterilmiştir. Buzağı ve ergin hayvanlara bakır glisin injeksiyonundan sonra bazan büyük şişlikler meydana gelmektedir. Bu şişlikler injeksiyondan 4-5 gün sonra maksimuma ulaşır ve 4-5 hafta içinde de şişlikler iner. Sütçü genç düvelere otlama sezonunun başında bir defada 100 mg Cu enjeksiyonu bakır kalsiyum olarak yapıldığında hayvanların ortalama ağırlıklarına % 88 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri 10-70 arasında müsbet etki sağladığı 6 aylık otlama periyodunda hayvan başına 14-32 kg ilave ağırlık artışı göstedikleri belirlenmiştir. Alternatif bir metod olarak bakırca zenginleştirilmiş mineral karışımlarının otlaklarda hektara 6-11 kg püskürtülmesidir. Bu son metod otlaklarda bakır noksanlığı söz konusu olduğunda etkili bir yoldur. Fakat bakır noksanlığı belirli bir şarta bağlı oluşuyorsa bu metod yeterince tatmin edici olmayacaktır. Rusyada yapılan çalışmalarda 4-6 aylık buzağıların rasyonlarında optimum bakır düzeyinin her kg kurumadde için 23 mg olduğu belirlenmiştir. İngilterede ergin sığırlarda rasyon bakır düzeyinin 10 mg/kg kurumadde olarak bildirilmiştir. Demir Demir yetersizliği uzun süre yalnızca süt ile beslenen buzağılarda görülür. Yem tüketiminin azalması, gelişme ve canlılıkta azalma hastalıklara karşı hassasiyetin artmasına demir yetersizliği sebeb olmaktadır. Buzağılarda doğumdan sonraki dönemde kanda hemoglobin seviyesi düşer. Hemoglobin seviyesi 4-11 haftalarda en düşük noktaya ulaşır. Daha sonra kaba ve kesif yem tüketimlerini artmasına bağlı olarak yükselmeye başlar. Ancak buzağılar sadece süt ve süt kaynaklı yiyeceklerle yapılan beslemede kan Hb muhtevasında düşüş devam eder. Buzağıların günlük 30-100 mg demire ihtiyaç duyduğu belirlenmiştir. Buzağıların rasyonları tam yağlı süt veya süt ikame yemleri ile sınırlıdır. Süt ikame yemleri hayvansal veya bitkisel yağlar ile yağsız sütten oluşturulur. Süt ikame yemlerine demir ilave edilmemektedir. Araştırıcılara göre kan hemoglobin değeri 80 gr/lt nin altına indiğinde patolojik olarak hayvanda anemi söz konusudur. Anemi; hafif (70 gr/lt), orta (50-60 gr/lt) ve şiddetli (40 gr/lt veya daha düşük) olmak üzere 3 seviyede sınıflandırılır. Buzağılarda kan hemoglobin düzeyi 70 gr/lt den aşağıya düştüğünde aneminin klinik belirtiler görülür. Özellikle iştahın azalması ve bunu takiben besin maddelerinin sindirilebilirliğinin azalması, yemden yararlanmanın düşmesi, mukoz membranlarda solgunluk, gastrik mukozada zafiyet, duodenuma plazma proteini akıntısı, Buzağıların Besin Madde İhtiyaçları - 89 karaciğerin büyümesi, görülmektedir. ishal ve enfeksiyonlara aşırı hassasiyet Şiddetli aneminin geliştiği durumlarda büyüme oranı etkilenir, halbuki erken yaşlarda büyüme oranı çok hızlıdır. Örneğin Holstein buzağılarının yalnızca 0.68 kg/gün ağırlık artışı sağladığı dönemde başlangıçta kan hemoglobin düzeyi 115 gr/lt iken, 289 günlük yaşta kadar hemoglobin düzeyi 50 gr/lt nin altına düşmemelidir. Diğer bir ifade ile et üretiminde çok yüksek düzeyde sıvı yemlemede ilave demirin yararlı etkileri çoğunlukla 6-8 haftalık yaştan sonra gözlenmektedir. Ancak buzağılara ilk iki haftalık yaşta belirli bir etkisi söz konusu olmamıştır. Buzağılar doğumda anemi olabilir. Besiye alınacak buzağıların hayatlarının ilk 6 haftasında kan hemoglobin düzeyi düşer. Toz olarak her kg süt ikame yeminde 21 mg dan 66 mg kadar demir bulunduğunda bu düşüş demir alımına bağlı olmamaktadır. Buzağıların sütten kesimden sonra kuru yem almaya başladıkları hayatlarının ilk 3 ile 8 haftalarında kanda hemoglobin konsantrasyonu düşer. Benzer şekilde serum demir düzeyi düşer ki bu değer bütün vücudun demir durumun değişiminin ölçülmesinde en hassas göstergedir. Serum demir düzeyi doğumda 1.4 1.6 mg/lt den 10-25 günlük yaşlarda 0.4 - 0.6 mg/lt ye düşmektedir ve sütten kesimden sonra 2.0 mg/lt lik değere yükseldiği bildirilmektedir. Buzağılarda demir noksanlığı durumunda plazma demir seviyesi 0.20 mg/lt’ye düşmektedir. Kan hemoglobin düzeyi cinsiyet ve ırk tarafından etkilenmektedir ve dişilerde erkeklerden daha yüksek seviyededir. İngilterede Shinfield yöresinde Ayrshire buzağılarının doğumdaki hemoglobin düzeyi 121 gr/lt iken Jersey ve Siyah Alaca buzağılarda sırasıyla 130 ve 133 gr/lt olarak belirlenmiştir. Aynı ırktan buzağılarda hemoglobin düzeyi farklılıkları çok daha küçük ve önemsizdir. Buzağıların doğumdaki kan hemoglobin düzeyi çiflikler arasında da farklılıklar göstermiştir. Düşük çevre sıcaklığı hemoglobin seviyesini etkilemektedir. Aynı şekilde erkek danalarda demirin dışkı ile atılması 10 ve 30 ˚C de 20 ˚C den daha fazla olmuştur. 90 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Demirin Karkas Kalitesine Etkisi Besiye alınarak et üretilen buzağılarda tüketicilerin beyaz et isteği çok fazladır. Bu durum demir ilave edilmemiş süt ikame yemlerinin kullanılması ile elde edilebilmektedir. Süt ikame yeminin düşük demir muhtevalı su ile sulandırılması sonucu demir muhtevası daha fazla düşmekte ve buzağıların anemi olmaları ilede performansları azalmaktadır. Örneğin Hollandanın et üretimi yapılan yörelerinde suyun demir muhtevası 0.5-1 mg/lt ile 17 mg/lt arasında değişmektedir. Sonuç olarak buzağıların anemi olmalarını önlemek için İngilterede süt ikame yemlerinin minumum demir muhtevası kanunlarla düzenlemiştir. Kaslardaki kan pigmentleri hem hemoglobin hemde myoglobin formundadır. Kaslardaki toplam pigmentlerin % 10-40 kadarı hemoglobin formundadır. İleri anemi durumlarında kaslarda myoglobin değeri düşmektedir. Her kg süt ikame tozunda 40 mg Fe yerine 100 mg Fe verilmesinin kan hemoglobin seviyesini artırmadığı fakat plazmanın demir düzeyi kalpteki sitokrom C ve kaslardaki myoglobin konsantrasyonunun çoğaldığı belirlenmiştir. Ancak bu seviyedeki demirin myoglobin sentezini maksimize etmeye yeterli olup olmadığı bilinmemektedir. Etin rengi, süt ikame yeminin (toz halinde) her kg için 10-100 mg Fe seviyesindeki rasyon demirine yalnızca bağlı değildir. Aynı zamanda hayvanın kas bölgesi ilede ilişkilidir. Örneğin femur üzerindeki kasların rengi longissimus dorsi kasındaki renkten daha koyudur. 10 günlük dönemde 500 mg Fe enjekte edilen buzağılarda etin rengi etkilenmiş, kasların toplam demir pigmentinde % 100 artış belirlenmiştir. Yapılan başka bir çalışmada doğum veya 8 günlük yaştaki demir rezervinin kesimdeki et rengini etkilediği gösterilmiştir. Vücuttaki kan yoğunluğunun etin renginin açık veya koyu olmasının belirlenmesinde kullanılabilir. Vücutta Demirin Kullanılırlığı ve Atılması En fazla demir, duodemunda hızlı bir şekilde absorbe edilir. Fakat mukozadan demir ve çinkonun geçişi, mangan ve kobaltla karşılaştırıldığında daha yavaş olduğu belirlenmiştir. Rasyondaki demirin Buzağıların Besin Madde İhtiyaçları - 91 kullanımı demir eksikliği olan buzağılarda daha yüksektir. 16 haftalık yaştaki buzağılarda demirin endojen kayıpları 12 mg/gün olarak bulunmuştur. Sütteki demirin kullanımı yalnızca % 26 dır ve rasyonla yaşama payı ihtiyacının karşılanması için 46 mg/gün demire ihtiyaç vardır. Rasyonlara demirli ek yemlerin katılması ve bunların eriyebilir tuzlar halinde olması daha önemlidir. Demir sülfat, demir karbonat ve demir kloridin kullanılabilirliğinde önemli farklar yoktur. Ancak demir oksitin kullanılabilirliği çok daha azdır. Bununla beraber demir sülfat ve demir klorit demir karbonattan daha fazla serum demir düzeyini yükseltmektedir. Süt tozunun her kg’nda 10 mg Fe bulunmakta ve yaklaşık % 72’si kullanılmaktadır. Buzağılara enjeksiyonla demir dekstran verilmesi sonucu demirin kullanılabilirliği % 60-70 arasında olmuştur. Demirin Diğer Besin Maddeleri İle İnteraksiyonu Rasyondaki aşırı kalsiyum demirin asimilasyonunu bozmaktadır ve rasyondaki aşırı demir ise fosforun asimilasyonunu azaltmaktadır. Bununla beraber ruminant buzağılarda yüksek fosfor alımı karacigerde demirin azalması, mağnezyumun çoğalmasına sebeb olmaktadır. Demir noksanlığı olduğu zaman mağnezyumun kullanılabilirliği artmaktadır. Yüksek seviyede mangan alımı demir absorbsiyonunu engellemektedir. Ad lib. olarak süt ile beslenen buzağılara ilave demir pirofosfat (240 mg/gün) verilmesi sonucunda buzağıların karaciğerlerinde Vitamin A muhtevası düşmektedir. Rasyonla yüksek demir alımının etteki solgunluğa yol açan etkisini giderilmesi için rasyona şelat ajanlarının katılması önerilmektedir. Kalsiyum klorofilinat (2 gr/lt) süte katılarak rasyon demirine şelat etkisi ile mevcut demirin % 74’ünün dışara atılması sağlanabilir. Aynı şekilde buzağılarda dezferriokzamin verildiğinde kanda hemoglobin ve karaciğerde demirin düştüğü belirlenmiştir. Demir Toksisitesi Çok yüksek demir alımı (1 gr/kg kuru madde) ruminant buzağılarda büyüme oranını ve yem tüketimini azaltmaktadır. Ayrıca plazma fosforunu, bakır ve magnezyumun absorbsiyonunu düşürmektedir. Yüksek demir alımı karaciğerde bakır, çinko ve kalsiyum seviyesinin düşmesine 92 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri neden olmaktadır. Bunun yanısıra böbrek ve kalpte mangan seviyesi düşmekte, mağnezyum seviyesi yükselmekte, dalakta çinko seviyesi artmaktadır. Ancak diğer bir kısım araştırmalarda 2 gr/kg kurumadde seviyesine kadar demir alımının zararlı etkisinin olmadığı ve kan hemoglobin ve serum demir düzeyinin yükseldiği serum inorganik fosforunun azaldığı bildirilmektedir. 2 gr/kg kurumadde seviyesinde daha fazla demir tüketiminin ise ağırlık artışını ve yem tüketimini azalttığı fakat serum kalsiyum, mangan, bakır ve çinko değerlerini etkilemediği belirlenmiştir. Çok yüksek konsantrasyonda demir verilen hayvanlarda hayvanların kan dolaşımı etkilenmekte ayrıca parçalanan hücreler ile kas dokuları etkilenmektedir. Yaşlı hayvanların idrarlarında kırmızı renk meydana gelmektedir. Demir İhtiyaçları Pre-ruminant buzağıların demir ihtiyaçlarının belirlenmesinde şu noktalar dikkate alınmaktadır. 1. Normal hemoglobin düzeyi ve karaciğer rezervlerinin korunması için net ihtiyaç; günlük 1 kg ağırlık artışı yapan buzağılar için 50-60 mg/gün, toplam ihtiyacın ise 100 mg/gün demirdir. 2. 227 kg canlı ağırlıktaki buzağının net ihtiyacı, kan hemoglobin düzeyinin 100 gr/lt olarak muhafazası için günlük 1-2 mg demir gereklidir. Ayrıca günlük 900 gr ağırlık artışı için 16 mg/gün demire ihtiyaç vardır. Vücuda alınan demirin % 30’unun kullanıldığı farzedilirse toplam demir ihtiyacının 56 mg/gün olduğu ortaya çıkar. 3. İnjeksiyonla demir dekstran verilmesi, 100 gr/lt’lik kan hemoglobin düzeyinin muhafazası için günlük toplam 36 mg Fe ihtiyacı olduğu tahmin edilmektedir. Buzağıya demir ağızdan verildiğinde bu değer 70 mg/gün olmakta ve rasyonda kuru maddenin her kg’ı için 50 mg Fe konsantrasyonuna ihtiyaç vardır. 140 günlük yaş kadar buzağıların sıvı rasyonlarına 59 mg veya 104 mg Fe ilave edilir. 4. Buzağılarda, karaciğer, böbrek ve dalağın demir muhtevası bakımından önemli bir değişimin olduğu tespit edilmiştir. Buzağıların Besin Madde İhtiyaçları - 93 Ancak kas, kıl, kemik ve kanda demir muhtevası verilen seviyeye bağlı olarak yükselmiştir. 5. 5 ila 60 günlük yaşa kadar süt ikame yemi verilen buzağılarda günlük 50 mg Fe, hemoglobin konsantrasyonunu ve karaciğerdeki demir muhtevasının düşmesini önlemeye yeterlidir. Ancak bu değer koyu kas rengine sebeb olmakta, myoglobin konsantrasyonunu ise değiştirmemektedir. 6. 14 haftalık yaşa kadar yetiştirilen buzağılarda her kg kurumadde için 21, 36, 51 ve 66 mg demir, FeSO4 . 7H2O formunda katılmış ve rasyondaki demir miktarı arttıkça, ağırlık artışı, yemden yararlanma karaciğerin demir rezervi, kaslardaki demir ve kan hemoglobin muhtevası yükselmiştir. 7. Süt tozunun kg’nda eriyebilir formda 40 mg Fe bulunması hafif seviyedeki anemileri ortadan kaldırabildiği belirlenmiştir. Halbuki 100 mg/kg kurumadde demir 17 günlük yaştaki buzağılarda kan hemoglobin düzeyinin düşmesini önlemeye yetmemektedir. 8. 58 kg canlı ağırlıktaki Esmer buzağılara kg kuru maddesinde 7 mg Fe bulunan süt ikame yemine, her kg kurumaddeye ferro sülfat olarak 33, 50 ve 100 mg Fe ilave edilmiştir. En düşük seviyedeki ilavenin büyüme oranı ve kan hemoglobin konsantrasyonunu azalttığı (155 kg canlı ağırlıkta 76 gr/lt) görülmüştür. 50 veya 100 mg değerlerinin ise besi peryodu boyunca ağırlık artışlarında farklılık oluşturmadığı bulunmuştur. Ancak bu hayvanların etleri koyu renkli olmuştur. Dolayısıyla araştırıcılar 100 kg canlı ağırlığa kadar 50 mg/kg kurumadde Fe verilmesini, 100 kg canlı ağırlıktan yukarıda ise 33 mg/kg kurumadde Fe seviyesinin kullanılmasını tavsiye etmektedirler. Bütün araştırmalar buzağılara verilecek demirin rasyon kurumaddesinin her kg için 200 mg’dan daha az olması gerektiğini ve Rusyada bu değeri optimum olarak 140 mg/kg şeklinde önerilmiştir. Kuru rasyonlarda demirin kullanılabilirliğinin daha az olduğu bilinmektedir. 94 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Mangan Rasyonlarda mangan eksikliği süt sığırlarında kısırlık ve yavru atmalara ve doğumda yavrunun deformesine sebeb olmaktadır. Bilhassa doğumda kıvrılmış vücut, zayıf bukağılık bükülmüş tırnak ve ayaklar, şiş eklemler, kısa ve kolay kırılabilir humerus gibi deformasyonlar görülmektedir. Bu şekilde doğan buzağıların doğum ağırlıkları normal olup büyümede gerilik söz konusudur. Kıvrılmış vücut yeni doğan buzağılarda çok genel görülebilen durum olup normal şartlarda bir kaç gün içinde ortadan kalkmaktadır. Yaygın olan bu durumun mangan noksanlığından kaynaklanıp kaynaklanmadığı bilinememektedir. Mangan noksanlığı görülen hayvanlar için tabi seleksiyon önerilmektedir. Çünkü mangan noksanlığına meyilli hayvanlarda ölü doğum ve fetusun felçli olması sonucu ölümler söz konusu olmaktadır. Gebe ineklerde mangan eksikliği doğumda buzağıların bacaklarında defomasyon olarak ortaya çıkmaktadır (Resim 4.3). Resim 4.3. Buzağılarda Mangan Noksanlığı. Manganın Doku Muhtevası Mangan bağırsaklardaki peptidaz enziminin önemli bir aktivatörüdür. Ayrıca mangan kanda trivalent formda bir globulin transmanganin olarak taşınmaktadır. Mangan noksanlığının belirlenmesinde kılların mangan muhtevası hassas bir test olarak önerilmektedir. Ancak ilave mangan verilmesinin Buzağıların Besin Madde İhtiyaçları - 95 yeni doğan buzağıların kemik ve kaslarında mangan muhtevasını çoğaltırken kılları etkilemediği belirlenmiştir. Hollanda’da Siyah Alaca buzağıların kıllarında ortalama doğum ağırlığının her kg için 3 mg Mn bulunduğu bu değerin 3-5 aylık yaşta 7 mg/kg Mangana yükseldiği, halbuki ergin hayvanlarda aynı değer 12 mg/kg’dır. Pre-ruminant buzağılarda günlük 8.5 mg Mn verilmesinden sonra mangan eksiklik semptomları görülmüş ve 140 günlük yaştaki buzağılarda kılların mangan muhtevasının 4.1 mg/kg olmuştur. Günlük 36 mg mangan verilen buzağılarda ise kılların mangan muhtevası 13.9 mg/kg değeri bulunmuştur. Bu denemede kan, dalak ve kaslardaki mangan miktarları değişmemiştir. Fakat düşük mangan tüketimi karaciğerde mangan seviyesini 12.5 dan 8.6 mg/kg’a; böbreklerde 4.3 den 2.8 mg/kg’a ve kemiklerde 3.2 den 1.4 mg/kg’a düşürmüştür. Rasyonun her kg’ında 5.5 mg’dan daha az mangan bulunması buzağıların ağırlık artışını önemli ölçüde azaltmamış ancak hayvanlarda mangan noksanlık arazları görülmüştür. Hollandada ineklere kurumaddenin kg’ı için 50 mg yerine 150 mg mangan verilmiş yalnızca kıllardaki mangan muhtevasının 2.4 den 3.3 mg/kg kurumaddeye yükseldiği belirlenmiştir. Bazı sığır ırkları için kılların mangan muhtevası ve kıl rengi güvenilir bir indikatördür. Sığırlar için daha değişken olan vücut rengi yerine, kıllarda Mn/Ca oranının kullanılması daha güvenilir olmaktadır. 12 haftalık besi döneminde buzağıların karkaslarında mangan konsantrasyonu 3.5 dan 1.6 mg/kg kurumaddeye düşmüştür. Bu peryodta alınan manganın % 20’si vücutta tutulmuş, yenilebilir et kısımlarında kullanılan oran ise yalnızca % 7’dir. Hollanda’da mangan eksikliği kumlu ve fundalık topraklarda gözlenmiştir ve günlük 2 gr mangan sülfat rasyona ilave edilerek veya otlaklarda hektara 15 kg mangan sülfat atılarak noksanlık giderilebilmektedir. 90 kg canlı ağırlıktaki buzağıların rasyonlarında bazal rasyonun her kg için 10 mg’dan az Mangan verilmesi ile ostrüs belirtilerinde zayıflama görülmüştür. Bu hayvanlarda karaciğerde anormallikler oluşmaktadır. Her kg kurumaddesinde 15.8 ve 25.1 mg Mangan bulunan rasyonlar sığırlara verilerek karşılaştırmalar yapılmıştır. Nitekim düşük seviyedeki (15.8 mg) mangan alımında klinik mangan noksanlığı belirtileri 96 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri görülmüştür. Yüksek seviyedeki (25.1 mg) mangan alımında ise her gebelik için dört aşım gerekli olmuştur. Yukarıdaki seviyelerde manganın bulunduğu rasyonların kullanılması sonucu kanda mangan seviyesi sırasıyla 18 ve 28 mg/lt olmuştur. Bununla beraber düşük mangan seyivesindeki rasyonları alan ineklerden doğan buzağılarda doğumda deformasyonlar görülmüştür. Bu rasyonlara göre doğan buzağıların kanlarındaki mangan muhtevası 21 den 19 mg/lt düşmüştür. Aynı şekilde mangan seviyesinin kemiklerde 1.5 den 1.0 mg/kg, karaciğerde 11.8 den 6.9 mg/kg, böbreklerde 2.5 dan 1.1 mg/kg ve testislerde 2.7 den 1.7 mg/kg’a düştüğü belirlenmiştir. Manganın Kullanırlığı ve Atılması Mangan % 95-98 seviyesinde dışkı yoluyla dışarı atılmaktadır. Rasyonla az miktarda mangan alındığı zamanda manganın eksresyonu devam etmektedir. Düşük seviyede mangan alımı karaciğerde ince bağırsak dokularından daha fazla mangan çekilmesine sebeb olmaktadır. Yüksek mangan alımında ise ters bir durum söz konusudur. Dolayısıyla manganın vücutta kullanılabilirliği bilinememektedir. Ancak mangan seviyesi düşük olan rasyonlarda absorbsiyon artmaktadır. Bir haftalık yaştaki Siyah Alaca buzağıları tam yağlı sütteki manganın % 35 ini tutmaktadır. Fakat tam yağlı süte ilave olarak her kg kurumadde için 15 mg mangan katılması ile vücutta tutulan mangan seviyesi % 19’a inmektedir. Diğer Besin Maddeleri ile İnteraksiyonlar ve Mangan İhtiyaçları Rasyonda yüksek düzeydeki mangan demir ile ters etki oluşturmaktadır. Mangan bloklarının demiri absorbsiyonu dolayısıyla hayvanların rasyonlarında demir seviyesi düşmektedir. Halbuki rasyonun her kg’ında 70 mg Mn’nın zararlı etkisi olmadığı gözlenmiştir. Aşırı mangan alımı (her kg kurumadde için 1 gr’ın üzerinde) ruminant buzağılarda kan hemoglobin düzeyini düşürmüş, büyümede depresyon ve yem alımının azalmasına sebeb olmuştur. Ayrıca kasiyum ve fosfor dengesi bozularak anormal kemik oluşumu görülmüştür. Diğer bir ifade ile uzun bir dönem kalsiyum ve fosforun aşırı tüketilmesi ile buzağılarda ağırlık artışını azalttığı gösterilmiştir. Bu durum muhtemelen mangan Buzağıların Besin Madde İhtiyaçları - 97 absorbsiyonunun etkilenmesinden kaynaklanmaktadır. Rasyonla yüksek fosfor alımı manganın dışkıyla atılmasını artırmaktadır. Karbonhidrat kaynağı olarak nişastanın verildiği ve aynı şekilde rasyonda laktozun kullanıldığı durumlarda karaciğerde mangan muhtevası yükselmektedir. İngilterede rasyon kuru maddesinin her kg’ı için 40 mg Mn konsantrasyonun uygun olduğu bildirilmiştir. Aynı şekilde Rusya’da 4-6 aylık yaştaki buzağılarda tüketilen her kg kurumadde için 34 mg Mn değeri optimum olarak belirlenmiştir. Almanya’da ise aynı ihtiyaçlar 10-30 mg/kg kurumadde olarak önerilmektedir. Ayrıca erkek hayvanlarda mangan ihtiyacının dişilerden daha fazla olduğu belirlenmiştir. Kobalt Kobalt, kobalaminin önemli bir yapı taşıdır. Kobalamin yalnızca bakteriler tarafından büyük ölçüde rumende sentezlenir. Vücutta madde değişimi olaylarında kobalt, bir taraftan B12 vitaminin oluşturulmasında diğer taraftan rumen bakterilerinin gelişimleri açısından vitamin B12 analoglarının sentezlenmesi olaylarında kullanılır. Geviş getiren hayvanlarda kobalta ihtiyaç çok daha fazladır. Sığırlarda kobalt ihtiyacı 0.07 ppm’dir. Rumen bakterileri tarafından vitamin B12’nin sentezi için kobalt gereklidir. Dolayısıyla kobalt eksikliği Vitamin B12’nin noksanlığına sebeb olmaktadır. Kan hücrelerinin oluşmasında bakır ve demir ile beraber Vitamin B12 gereklidir. Dünyanın birçok bölgesinde kobalt noksanlığı görülür (Yeni Zelanda, Kenya, Avustalya, İskoçya ve A.B.D.). Kobalt eksikliği sonucu iştah azalır, şiddetli zayıflık ve kaslarda harabiyet ve kansızlık görülür. Bu belirtiler demir eksikliği ile benzerlik arzeder. Sığırların Karaciğerinin her kg kurumaddesi için 40-60 µg Co düzeyi kobalt eksikliği olduğunu göstermektedir. Bu durumda normal seveiyesinin 80-120 µg/kg veya daha yukarısı olduğu bildirilmektedir. Ayrıca karaciğerdeki vitamin B12’nin düzeyi kobalt eksikliğinin daha iyi bir göstergesidir. Bu değer optimum büyüme için normal hayvanlarda taze karaciğerde 0.3 µg/gr’dır. 98 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Kobalt eksikliği olan alanlarda toprak ve otlakların durumu zayıftır. Kobalt eksikliği bulunan ineklerden doğan buzağılar zayıftır ve genellikle birkaç günden fazla yaşamazlar. İlave kobalt verilen ineklerin yavrularının dokularında kobalt muhtevası artmaktadır (bilhassa böbrek ve karaciğerde). Yeni doğan buzağıların vücutlarında bulunan kobalt her kg kurumadde için 0.1 den 0.2 mg’a kadar değişmesine karşılık deri ve kıllarda bu değer daha yüksek olup 1 mg/kg kurumadde olarak belirlenmiştir. Bununla beraber siyah kıllı sığırlarda kobalt düzeyi 5 µg/kg’dır. Kobalt noksanlığı belirlendiğinde buzağıların sıvı rasyonlarına 6 g/lt kobalt sülfat katılır. Yahut otlaklara 2.2 kg/hektar kobalt klorit ve kobalt sülfat püskürtülerek atılır. Son zamanlarda kobalt eksikliğinde kobalt oksit tabletleri sığırlarda kullanılmaktadır. Gebeliğin erken dönemlerinde bu tabletlerin kullanılması ile yeni doğan buzağıların karacierlerinde kobalt ve Vitamin B12 depolandığı belirlenmiştir. Buzağılara 6 haftalık yaştan önce bu tabletlerin kullanılması uygun değildir. Rasyondaki sorgum danesi ve silajı her kg kuru maddesinde 20 µg’dan daha az kobalt ihtiva ettiği tespit edilmiştir. Sığırlarda kobalt oksit tabletlerinin ağırlık artışını 1.22 den 1.38 kg/gün şeklinde iyileştirdiği bulunmuştur. Çevre sıcaklığının 20 ˚C den ziyade 10 ve 30 ˚C’lerde bulunduğunda dışkı ve idrarla kobalt eksresyonunun arttığı belirlenmiştir. Koyunlarda kobalt ile selenyum arasında ilişki bulunduğu, büyüyen sığırlarda kobaltın, bakır ve molibdenle ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Molibden verildiği zaman ilave kobalt verilmesinin karaciğerde kobalt azalmasını tam olarak önleyemediği görülmüştür. Toksisite ve İhtiyaçlar Kobaltın hayvanlardaki toksik seviyesinin her kg vücut ağırlığı için 1 mg kobalt olduğu bildirilmektedir. Büyüyen sığırlarda kobalt ihtiyacı tam olarak bilinmemektedir. Bununla beraber Avusturalya otlaklarında her kg kurumadde için 40 µg kobalt düzeyinin kobalt noksanlığına sebeb olduğu belirlenmiştir. Halbuki Buzağıların Besin Madde İhtiyaçları - 99 bu değer normal sığır otlaklarında 160 µg/kg kurumaddedir. Sığırlarda günlük ihtiyaçlar olarak vücut ağırlığının her kg için 2.2 µg kobalt önerilmektedir. Son çalışmalarda bazal rasyona 1.2 - 1.4 mg kobalt günlük olarak ilave edilmesini, besideki düvelerin ağırlık artışlarını iyileştirmek için 20 g kobalt tableti eklenmesini bildirmişlerdir. İngilterede rasyonun kobalt konsantrasyonu 0.1 mg/kg kurumadde, halbuki Rusya’da ise 4-6 aylık buzağılarda 1 mg/kg kurumadde rasyonda optimum olarak önerilmektedir. Çinko Buzağılarda çinko noksanlığının ilk belirtisi büyüme oranında gerilemedir. Bununla beraber yemin sindirilebilirliğinde değişme görülmemiştir. Çinko eksikliğinin en önemli göstergesinden biri büyüme ve yem tüketiminde, çinko ile ek yemlemenin yapılması sonucu bir kaç gün içinde oluşan olumlu tepkidir. Çinko eksikliğinde önemli klinik semptomlar; a. Aşırı salya, b. Göz ve ağız etrafında kıl dökülmeleri, c. Boyun ve gerdan derisinde çene altı ve bacak yanlarında hiperkeratosis, d. Diz kemiklerinde genişleme, e. Arka ayaklarını döndererek adım atma ve devamlı huzursuzluktur. Çinko, noksanlığı dişi sığırlarda üremede gerilemelere sebeb olmaktadır. Ayrıca çinko eksikliği bulunan hayvanlarda gri renkli kıllar oluşmaktadır. Çinko solunum sistemi enziminin unsurları, karbonik anhidraz ve diğer birçok enzimin oluşmasında gereklidir. Çinko en yüksek konsantrasyonda bulunduğu yer gözün bazı bölümleri, erkek seks bezleri ve salgıları, kıl ve kemiklerdir. Doğumda buzağıların karaciğerlerinde geniş çinko rezervi bulunmaktadır. Çinko noksanlığı bulunan buzağıların kanında karbonik anhidraz enzimi azalır. Ayrıca beyin ve kasların dışında diğer dokuların çoğunda çinko muhtevası ve kan hemoglobin düzeyi düşer. 100 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri 12 haftalık besi periyodunda buzağıların karkaslarındaki çinko konsantrasyonu 127 mg/kg kuru maddeden 69 mg/kg kurumaddeye inmektedir. Bu dönemde verilen çinkonun % 40-43 kadarı hayvanlar tarafından vücutta tutulmaktadır. Karkasın yenilebilir kısımlarında çinkonun % 30’u tutulmuştur. Buzağılarda çinko noksanlığının teşhisinde plazma çinko düzeyinin 0.4 mg/lt’nin altına düşmesiyle (1 haftalık sürede) anlaşılmaktadır. Buzağılara verilen rasyonlarda 2.7 mg/kg ve 3.6 mg/kg kurumadde seviyeleri çinko noksanlığı oluşturmaktadır. Rasyona çinko oksit (ZnO) ilave edilerek çinko muhtevası 46 mg/kg kurumaddeye çıkarıldığında noksanlık arazları görülmemektedir. Çinkonun Kullanılırlığı ve Atılması Çinkonun absorbsiyon ve eksresyon için başlıca yeri ince bağırsaklardır. Absorbsiyon ve eksresyon miktarı değişerek çinkonun durumu buzağılarda etkili olarak kontrol edilir. Çinkoda endojen kayıplar en çok dışkı yoluyladır. Çinkonun absorbsiyonu rasyondaki düzeyi tarafından etkilenir. Rasyonda yüksek düzeyde çinko varsa absorbsiyon düşer. Eğer buzağıda klinik çinko noksanlığı varsa absorbsiyon yükselmektedir. Çinko noksanlığı görülen buzağılarda idrarla çinko eksresyonu (atılması) artmakta, dışkı ile atılan çinko miktarı azalmaktadır. Çinko absorbsiyonu genç buzağılarda yaşlı hayvanlardan daha fazladır. Yaşlı buzağılarda dışkı ile çinko atılması 20 ˚C çevre sıcaklığından ziyade 10 ve 30 ˚C sıcaklıklarda daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Tosunların sindirim sisteminde çinko absorbsiyonu % 50’den daha yüksek olmamaktadır. Çinkonun Diğer Besinlerle İnteraksiyonu Fitik asit bulunan yüksek kalsiyumlu rasyonlarda çinko absorbsiyonu düşmektedir. Rasyonda hem kalsiyum, hemde mağnezyumun yüksek düzeyde bulunması çinko ihtiyaçlarını artırmaktadır. Kadmiyum çinkonun antimetabolitidir ve yüksek seviyede alındığında toksik etki yapar. Buzağıların Besin Madde İhtiyaçları - 101 Rasyona çinko ilavesi kadmiyumun zıt etkilerini engellemektedir. Rasyondaki yüksek kadmiyum (350 mg/kg kurumadde) buzağılarda çinko absorbsiyonunu büyük ölçüde azaltmaktadır. Süt ikame yemlerinde izole edilmiş soya fasülyesi proteinlerinin bulunması çinko absorbsiyonunu azaltmaktadır. Bu durum soya fosulyesinde bulunan phytate’dan dolayıdır. Fakat ruminant buzağılarda yukarıdaki durum görülmemektedir. Çünkü çinko kompleksleri rumende inaktive edilmektedir. Rasyonda soya bulunduğunda çinko absorbsiyonu yalnızca % 19 olabilmekte rasyonla kazein alan buzağılarda ise çinko absorbsiyonu % 34’dür. Ayrıca süt ikame yemlerine çinko sülfat (ZnSO4 . 7H2O) ilave edildiğinde buzağılarda bakır durumu bozulmaktadır. Genç sığırların rasyonlarına çinko ve bakırın eklenmesinden ziyade, çinko eklenmesi ile çinko bakır kompleksi oluşmakta ve eksiklik arazları daha şiddetle görülmektedir. Hayvanlarda yüksek demir alımı (1gr/kg kurumadde) karaciğerde çinko muhtevasını azaltırken, dalakta artırmaktadır. Çinko eksikliği ağız ve gözde lezyonlar, aşırı salya, eklemlerde şişme, deri ve kıllarda dökülmeler gözlenmektedir (Resim 4.4.) Çinko Toksisitesi ve İhtiyaçlar Kurumaddenin her kg’ı için 400-500 mg çinko rasyonda bulunduğunda toksisite görülmemiştir. Fakat bu miktar bakır, demir ve kalsiyum eksiklik sınırlarını kötü yönde etkilemektedir. Araştırmalar normal büyüme için 9 aylık yaşta kurumaddenin her kg’ında 8.6 mg çinko verilmesi uygun bulunmuştur. Halbuki normal plazma düzeyinin muhafazası için minimum 10-14 mg/kg kurumaddede çinkoya ihtiyaç bulunmaktadır. Bununla beraber pratik rasyonlarda 20-40 mg/kg kurumadde çinkonun, optimum performans için yeterli olmadığı görülmüştür. İngilterede rasyonda 50 mg/kg kurumadde çinko bulunması önerilmektedir. Rusyada 4-6 aylık buzağılar için optimum çinko miktarı 42 mg/kg kurumadde olarak belirlenmiştir. 102 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Resim 4.4. Buzağılarda Çinko Noksanlığı. İyot İyot ihtiyacı özellikle troid bezi tarafından troksin hormonunun sentezi için gereklidir. İyot noksanlığında buzağılarda troid bezinin büyümesi görülür. Ananın plazma proteinine bağlı düşük iyot düzeyi sonucu buzağıların zayıf doğumu, ölü doğum veya gebeliğin ileri döneminde yavru atmaları görülmektedir. Dekster ve Holstein sığırlarında troidin dejeneratif değişikliği olarak buldog başlı buzağıların görülmesi ifade edilebilir. Dokularda İyot İçeriği Friesian sığırlarda plazma proteinine bağlı iyot (29 mg/lt plazma) miktarı Ayrshirelerden (31 mg/lt) daha düşüktür. Bu değer Guernseylerde 36 mg/lt dir. Yukardaki değerler bu üç ırkın bazal metabolizma değerlerinin farklılığından kaynaklanmaktadır. İyot noksanlığı oluştuğu zaman yukarıdaki iyot seviyeleri Siyah Alacalarda 8-16 mg/lt plazma ve Guernseylerde 16-32 mg/lt seviyesine düşmektedir. Buzağıların Besin Madde İhtiyaçları - 103 Doğumda buzağıların troid bezinin taze ağırlığı 6.5-6.7 gr kadardır. 3 haftalık yaşta aynı değer 7.2 gr’dır. Guatrlı olarak doğan buzağılarda doğumda troid bezinin ağırlığı 14.7-15.7 gr olarak büyümüştür. Benzeri yüksek değer yavru atma durumunda da fetüste troid bezinin ağırlığı 12.514.0 gr bulunmuştur. Dejeneratif değişiklikler gösteren troid bezinin iyot muhtevası yalnızca 500 mg/kg iken normal bezdeki bu değer 810 mg/kg’dır. Troid bezindeki dejenerasyonun iyot eksikliği sonucu veya adrenal bezleri ve hipofizin aktivitesindeki değişmeler sonucunda mı meydana geldiği bilinmemektedir. Sığırlarda troid bezindeki iyot muhtevasının ilkbaharda azaldığı belirlenmiştir. Ancak bu durum mevsimle ilişkili olmaktan ziyade rasyonlarındaki iyot eksikliği ile ilgilidir. Hayvanlar tarafından tüketilen yemlerin fizyolojisinin iyot metabolizmasını engelmesinden veya hayvanın kendi fizyolojisinden dolayı iyot eksikliği semptomları görülmektedir. Diğer Besin Maddeleri İle İnteraksiyonlar, İyot Toksisitesi ve İhtiyaçlar Özellikle kıvırcık lahana ve beyaz yonca gibi baklagillerde guatr yapıcı maddeler bulunmaktadır. Baklagiller anada bulunan inorganik iyot tuzlarını organik forma dönüştürerek iyot eksikliğine ve guatra neden olmaktadır. Aynı şekilde rasyonlarında büyük miktarda soya fasulyesi unu verilen ineklerin doğumda buzağılarının troid bezlerinin büyümüş olduğu belirlenmiştir. Soya fasülyesinin guatrojenik etkisi organik iyotun normal reabsorbsiyonu ile önlenebilir. Fakat bu durum inorganik iyotun absorbsiyonunu etkilemez. Organik iyot soyanın ısı ile muamele edilmesi veya solventle ekstraksiyonu ile azaltılır. Yavruların soya fasulyesi içeren ve iyot eklenmemiş rasyonlarla yetiştirilmesinin guatr yaptığı bildirilmektedir. Ruminant buzağıların rasyonlarına 10-200 mg/kg iyotun, kalsiyum iyodat olarak ilavesi yem tüketiminde düşüşlere neden olmuştur. Büyüme oranındaki depresyon 10 mg/kg’ın üzerindeki seviyelerde görülmüştür. Ayrıca zehirlenme semptomları öksürük ve aşırı burun akıntısı rasyondaki iyot seviyesi 100-200 mg/kg olduğunda görülmüştür. Bu seviyede serum 104 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri iyot konsantrasyonu yükselmiştir ve vücut ağırlığına göre troid bezlerinin büyümeye meyilli olduğu belirlenmiştir. Gebe ineklere 76 mg/kg I içeren yalama tuzlarının konsantre karışımlarına % 1 düzeyinde iyot tuzları karıştırılabilir. Buzağılar için rasyonda önerilen iyot konsantrasyonu 0.12 mg/kg kurumadde, laktasyondaki inekler ve gebe hayvanlar için 0.8 mg/kg iyot bulunması yeterli olmaktadır. Eğer rasyonda guatrojenler bulunuyorsa yukarıdaki sırayla 1.3 mg/kg ve 2.0 mg/kg I rasyona katılmalıdır. Rusyada 4-6 aylık yaştaki buzağılarda kuru maddenin her kg için 0.7 mg/kg I değeri optimum bulunmuştur. Genellikle süt ikame yemlerinde potasyum iyod formu kullanılmakta, diğer iyot formlarının etkinlikleri yeterince bilinmemektedir. Selenyum Buzağıların beslenmesinde selenyum konusunda pek fazla bir çalışmaya raslanmamıştır. Buzağılarda genel olarak selenyum ihtiyacının 0.5 ppm olduğu ifade edilir. Bu ihtiyaç büyük ölçüde yem tokoferol ve sülfat kükürdü muhtevasına bağlıdır. Tokoferol selenyum olan ihtiyacı azaltırken sülfat kükürdü ise yükselmektedir. Bu durumda vitamin E muhtevası düşük rasyonlarda buzağıların selenyum ihtiyacı en az 0.08-0.1 ppm’dir. 4.4. Buzağıların Vitamin İhtiyaçları Buzağılar fötal dönemden itibaren vitaminlere ihtiyaç duyarlar. Rasyonların uygun bir şekilde vitamin A ile desteklenmesi ve gebeliğin son aylarında kullanılmasında bile fötüs karaciğerinde vitamin A birikimi önemli sevide artmaktadır. Doğumdan sonraki dönemde yavrunun gelişimine gerek karaciğerde biriken vitamin A ve gerekse ağız sütü ile alınan Vitamin A son derece önemlidir. Buzağılar doğumda çok düşük bir Vitamin D rezervine sahip bulunurlar. Bunda yavrunun anadaki Vitamin D rezervlerinden yararlanamayışının payı vardır. Normal olarak ağız sütü ve yağlı sütün vitamin D muhtevası buzağıların ihtiyacını karşılar. Yağsız sütün kullanımında ise yemleme Vitamin D ile desteklenmelidir. Ayrıca buzağıların güneşten yararlandırılmaları ve kaliteli kuru otla beslenmeleri Buzağıların Besin Madde İhtiyaçları - 105 sağlanmalıdır. Buzağıların hayvan başına günlük Vitamin D ihtiyaçları 500-1500 IU veya yem kurumaddesinde 600 IU/kg’dır. Vitamin E yetersizliği Se ve S içerikli amino asitleri ve doymamış yağ asitlerine bağlılık gösterir. Vitamin E eksikliğinin buzağılardaki en belirgin etkisi kas distrofisidir. Bu durum daha çok gebe hayvanların Se ihtiyacının yeterince karşılanamaması ve doğum sonrası sütün vitamin E bakımından fakir olmasından kaynaklanır. Buzağılar genellikle ağız sütü ve normal süt ile kendilerine yetecek kadar Vitamin E alabilirler. Ancak süt tüketiminin azaltılması durumunda vitamin E’nin ek olarak bu dönemde verilmesi gerekir. Ayrıca hazırlanacak süt ikame yemlerine Vitamin E karıştırılmalıdır. Bu maksatla süt ikame yemine en çok 120 IU/kg Vitamin E katılır. 1-16 haftalık yaş dönemlerindeki buzağılara günlük hayvan başına 300-500 IU veya yem kurumaddesinin kg’na 30 IU Vitamin E katılarak ihtiyaçlar karşılanabilir. Buzağıların doğumda vücutlarında yağda eriyen A, D ve E vitaminlerinin rezervi yoktur veya çok azdır. Doğumda çok az olarak vücutta bulunan bu vitaminler kolostrumun alımı ile yeterli düzeylere ulaşmaktadır. Kolostrumda yağda eriyen vitaminler ve vitamin A’nın prekursoru olan karotin bolca bulunmaktadır. Kolostrumda bu vitaminlerin konsantrasyonu ineğin gebelik dönemindeki beslenmesi ile etkilenmektedir. Kışın buzağılamadan önce hayvanlara kaliteli kaba yem veya silaj yanında bol miktarda yeşil yemler takviyeli olarak yedirilmelidir. Karotin ve Vitamin A (Retinol) Vitamin A yetersizliği buzağıların gelişme dönemlerinde daha fazla görülür. Süt ineklerinin vitamin A ihtiyaçlarının karşılanması yılın farklı mevsimlerinde değişiklik arz eder. Örneğin yeşil yemin bol olduğu devrede hayvan ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılar ve yeterince depo edebilir. Ancak kış döneminde rasyondaki kaba yemler ile vitamin A ihtiyacı karşılanamaz. Dolayısıyla gebeliğin son devresi kış dönemlerine rasladığı durumlarda rasyonların vitamin A ile desteklenmesi gerekir. 106 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Yeni doğan buzağıların karotinden yararlanması, nisbi olarak çok düşüktür. Buzağılarda Vitamin A ihtiyaçları Çizelge 4.14 ‘de verilmiştir. Ananın vitamin A noksanlığı genellikle intensif olarak yetiştirilen süt ırkı düvelerde görülmektedir. Bütün yıl boyunca ahırda tutulan süt sığırları ile fakir kış rasyonları ile beslenen et sığırlarında Vitamin A noksanlığı görülmektedir. Sonuçta premature doğumlar, yavru atmalar veya doğumda buzağıda körlükler ve infeksiyonlara hassas zayıf vücuda sahip hayvanlar doğmaktadır. Normal şartlar altında buzağı rasyonlarına ilave vitaminlerin katılması geçmişte nadiren gerekli olmuştur. Bilhassa erken yaşlardan itibaren yüksek kaliteli kaba yemlerin buzağılara sağlanması önemlidir. Ancak bugün intensif yetiştirme sistemlerinin geliştirilmesi ile hızlı büyüme oranı ve yüksek miktarda konsantre yem tüketimi veya süt ikame yemlerini verilmesi nedeniyle kaba yem tüketimi düşmektedir, bu şartlarda vitamin A ek yemlerinin rasyona katılması gerekli olmaktadır. Çizelge 4.14. Buzağıların Vitamin A İhtiyaçları. Yaş Canlı Ağırlık Vitamin A İhtiyacı (Ay) (kg) (IU) (gün/hayvan başına) 0 40 5.000 4 120 9.500 6 165 13.200 9 220 17.600 12 275 22.240 Suni olarak kurutulmuş kaba yoncanın her kg kurumaddesinde 243 mg kadar karotin bulunabilmektedir. Halbuki iyi kalite kaba yem ve kurutulmuş otlarda 45 mg/kg kurumaddeye kadar ancak karotin bulunabilmektedir. Sararmış çayır otları 2 mg/kg’dan daha az karoten ihtiva etmektedirler. Buzağıların Besin Madde İhtiyaçları - 107 Depolama sırasında karotin kaybı hayli fazladır. Bu kayıp oranı ışık, ısı ve oksijen gibi birçok faktör tarafından etkilenerek artmaktadır. Bununla beraber yemlerdeki başlangıçta bulunan karotin muhtevası ile karotin kayıpları arasında ilişki bulunmaktadır. Yemlerde yüksek karotin bulunuyorsa onlarda kayıplar daha fazla olmaktadır. Örneğin yoncada karotin başlangıçta 190 mg/kg kuru madde iken 28 gün sonra bu miktar 15 mg/kg’a inmiştir. Karotin muhtevası 15 mg/kg kurumadde olan bir kaba yemde aynı dönemde bu değer 0.4 mg/kg’a inmiştir. Vitamin A noksanlığının akut patolojik belirtileri çok çeşitlidir. Fakat genç buzağılarda sık sık şiddetli ishal ve pnemoni sonucu ölümler görülmektedir. Büyük vitamin A noksanlıklarında ilk meydana çıkan değişiklik beyin sıvılarının basıncının artması ve hipofizde kistlerin gelişmesidir. Beyin sıvılarının basıncının artması ödemlerin oluşması sonucunda görülür (gözün retina tabakasındaki sinir girişlerinde şişlikler). Beyin sıvılarındaki 160 mm ‘lik basınç vitamin A eksikliğinin önemli bir göstergesi olarak düşünülür. Vitamin A eksikliğinde gece körlüğü oluşmakta ve bunun sonucu gözde lezyonlar meydana gelmektedir. Erken dönemde gözde şişlikler meydana gelirken ileri devrelerde tam körlükler görülmektedir. Merkezi sinir sistemi ile ilişkili kemik membranlarındaki büyümenin gecikmesi göz sinirlerinde daralmaya yol açmaktadır. Bunda ayrıca beyin sıvılarının basıncının artmasıda etkili olmaktadır. Vitamin A eksikliği bulunan ergin hayvanlarda kemik büyümesi tamamlandığından dolayı göz sinirlerinde sıkışma meydana gelmemektedir. Vitamin A eksikliğinde oluşan ishallar dolayısıyla bağırsak mukozasında lezyonlar meydana gelir. Ayrıca hayvanlarda protein kullanımında, sindirimde enerji metabolizmasında ve absorbsiyonda depresyonlar görülmüştür. Buzağılarda vitamin A eksikliği sonucu çok sık ishaller görüldüğü birçok çalışmada bildirilmektedir. Vitamin A noksanlığında idrarla atılan sodyum ve klor miktarı çoğalmakla beraber böbreklerde depolanan kalsiyum miktarı artmakta ve plazma potasyum düzeyi yükselmektedir. Vitamin A eksikliğinde ishallerin görülmesine karşılık, buzağılara hayatlarının ilk 3 haftalık döneminde ilave vitamin A verilmesinin Escherichia Coli enfeksiyonlarında belirli bir etkisi tespit edilememiştir. Bu dönemde kolostrumla alınan antibadiler önemli 108 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri koruyucu etkiye sahiptirler. Nitekim süt ikame yemlerinin verilmesinde bu etki görülmemektedir. Birkaç yıl öncesinde kolostrumdan mahrum kalan buzağılara günlük 7.5 mg Vitamin A verildiğinde başarıyla buzağıların yetiştirilebileceği düşünülüyordu. Bununla beraber daha sonraki çalışmalarda E. Coli enfeksiyonlarına karşı (10 gr lesitinle beraber 24 veya 45 mg vitamin A’nın verilmesinin) koruyucu etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Buzağıların doğumlarında karaciğerde Vitamin A rezervlerinin küçük olduğu, ancak normal anadan doğan canlı buzağılarda ilk 3 haftalık dönemde büyük çapta ölümler görülmediği belirlenmiştir. Bunda küçük miktarlarda verilsede kolostrum etkisi önemli görülmüştür. Doğumda Vitamin A’dan mahrum kalan buzağılara günlük 24 mg Vitamin A hayatın ilk dönemlerinde verilmelidir. Doğumda buzağının karaciğerinde Vitamin A rezervlerinin düşük olduğu (200 mg/kg karaciğer) belirlenmiştir. Lesitinin Vitamin A ile beraber verilmesi Vitamin A’nın absorbsiyonunu artırmaktadır. Öyle ki karaciğerdeki Vitamin A rezervi 700 mg/kg kadar yükselmektedir. Erken ilkbaharda zayıf doğan buzağılarda plazma karotin düzeyinin düşük olması ve bunların koli enfeksiyonları ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Bu buzağıların anaları düşük karotinli yemler tükettiğinden dolayı kolostrum ve plazma karotin muhtevası düşük olmaktadır. Vitamin A İhtiyacına Etki Eden Faktörler ve Vitamin A İhtiyaçları Buzağıların Karotin ve Vitamin A ihtiyaçları düşünülmeden önce bu ihtiyaca etki eden faktörler belirlenmelidir. Yüksek enerjili ve proteinli yemlerin kullanılmasının bu ihtiyaçları artırdığına ait deliller bulunmaktadır. Örneğin 12 haftalık yaştaki buzağılarda günlük 0.94 kg ağırlık artışının 0.62 kg/gün ağırlık artışı yapan buzağılara göre omirilik sıvı basıncının muhafazasında % 35 ve her kg canlı ağırlık için karaciğerde vitamin A rezervlerinin muhafazasında % 16 ve daha fazla karotine ihtiyaç olmaktadır. Kötü çevre şartları veya hastalıklara maruz kalma gibi stres şartları Vitamin A ihtiyacını artırabilmektedir. Örneğin 13 haftalık yaştan yukarıda Buzağıların Besin Madde İhtiyaçları - 109 bulunan et üretimi için beslenen buzağıların sıvı rasyonlarına antibiyotik olarak klortetrasiklin katılması bu hayvanların Vitamin A ihtiyacını azaltmaktadır. Vitamin A ihtiyacı yaz döneminin iki katı kadar kış döneminde olmaktadır. Rasyondaki diğer yağda eriyen vitaminlerin düzeyi Vitamin A’nın kullanımını etkileyebilmektedir. Çok yüksek düzeyde Vitamin A alımı (her kg canlı ağırlık için 2000 mg Vitamin A tüketimi) ilave vitamin E kullanımının artmasına sebeb olur. Fakat çok düşük düzeylerde (22 mg/kg) vitamin A tüketilmesi vitamin E kullanımını aşağıya düşürür. Buzağılarda raşitizme yol açan vitamin D noksanlığında Vitamin A’nın plazma düzeyininde düşük olduğu ancak karaciğerdeki depolanmada herhangi bir etki olmadığı belirlenmiştir. Halbuki sığırlardaki fosfor noksanlıklarında plazma karotin düzeyinin yüksek olduğu görülmüştür. Bağırsak duvarlarında karotinin vitamin A’ya dönüşüm oranının azalmasından dolayı, düşük vitamin A ile troid fonksiyonlarının azalması arasında bir ilişkinin olduğu belirlenmiştir. Holsteinler için günlük karotin tüketimi 100 mg/kg canlı ağırlık değeri uygun bulunurken Guernsey buzağılarında bu değerin 125 mg/kg canlı ağırlık olarak karotine ihtiyaç duyulmaktadır. Daha sonraki çalışmalarda omirilik sıvı basıncı dikkate alınarak Guernsey ve Jersey buzağılarında sırasıyla 75 ve 70 mg/kg canlı ağırlık olarak karotine, Holsteinlerde ise 66 mg/kg kadar karotine ihtiyaç olduğu belirlenmiştir. Ruminantlarda normal vitamin A kaynakları ince bağırsak duvarlarında Vitamin A’ya dönüşmektedir. İhtiyaç duyulan Vitamin A’nın 4-6 katı kadar beta (β) karotine ihtiyaç vardır. Ruminant buzağılara balık yağı verilip verilmemesinin vitamin A’nın kullanımında bir farklılık oluşturmadığı bulunmuştur. Pre-ruminant buzağılara emulsifiye ajanlarının ilave verilmesinin hem vitamin A hem de karotinin absorbsiyonunu artırdığı belirlenmiştir. Bununla beraber Vitamin A süt ile karıştırıldığı zaman buzağılarda absorbsiyon daha büyüktür. İneklerin gebeliğinin son 3 aylık dönemlerinde karotin ihtiyacı gebe olmayanlardan 3-5 kat daha fazla olduğu kabul edilmektedir. İngilterede gebe düvelerin günlük karotin ihtiyaçlarının her kg canlı ağırlık için 150 mg olduğu belirlenmiştir. Ahırda intensif olarak yetiştirilen düvelerin 110 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri vitamin A rezervleri otlaktaki hayvanlardan daha az olacağı için yukarda verilen karotin miktarı yeterli olmayacaktır. Rusyada gebelik döneminde hayvanlar her kg canlı ağırlık için 132-397 mg karotin aldıklarında buzağılarda sindirim bozuklukları ve pnemoninin önlenmesine yeterli olmadığı ancak 991-1497 mg karotinin alınmasının gerekliliği belirlenmiştir. Bu tip anormalliklerde yüksek karotin ihtiyacı iklimsel şartlar tarafından da etkilenmektedir. Almanyada yapılan çalışmalarda ineklere mısır silajı verildiğinde plazma (beta) karotin düzeyi (3.0 mg/l), ot silajı verilenlerle karşılaştırıldığında (7.5 mg/l) çok düşük olduğu belirlenmiştir. Ot silajından ziyade mısır silajının bulunduğu rasyonların kullanıldığı hayvanlarda gebe kalma oranının azaldığı tespit edilmiştir. Mısır silajının kullanıldığı rasyonlara ilave olarak vitamin E katılması gerektiği bildirilmektedir. Çizelge 4.15. Kolostrum Vitamin A ve Karotin Muhtevasına Doğum Öncesi Verilen Rasyonun Etkisi, Ananın Doğum Sonrası Plazma ve Yavrunun Emmeden Önce Plazma ve Karaciğer Vitamin A ve Karoten Değerleri. Ananın Plazma Buzağının Doğum Vitamin A Karotin değeri Plazma Karaciğer öncesi değeri (µg/l) (µg/l) Vitamin A Vitamin A rasyon değeri değeri 1.gün 7.gün 1.gün 7.gün (µg/l) (µg/l) Normal 190 160 3.90 2.86 40 750 Düşük Karoten ve Vitamin A Yüksek Karoten Yüksek Vitamin A 120 100 0.60 0.57 20 210 150 130 3.80 2.64 40 1380 240 220 2.72 1.87 80 49400 Buzağıların Besin Madde İhtiyaçları - 111 Çizelge 4.15’in Devamı. Doğum öncesi rasyon Normal Düşük Karoten ve Vitamin A Yüksek Karoten Yüksek Vitamin A Kolostrum ve Sütün Vitamin A (µg/g yağ) Karotin (µg/g yağ) 1.gün 3.gün 7.gün 1.gün 3.gün 7.gün 43 47 15 17 5 5 34 11 10 6 3 2 44 19 8 68 23 5 174 48 14 30 12 3 Genç buzağılarda vitamin A’nın ana kaynağı kolostrumdur. Kolostrumun vitamin A ve karotin muhtevası ineklerin doğumdan önce tükettikleri yemlerin vitamin A ve karotin durumuna bağlıdır. Bundan başka karotin ve vitamin A bakımından zengin yemler doğumda buzağının karaciğerdeki rezervlerinide artırmaktadır. Genellikle yemin vitamin A değerinin iyi bir göstergesi plazma vitamin A değerinden ziyade karaciğer vitamin A rezervi önem taşımaktadır. Buzağıların doğumdaki vitamin A rezerleri çeşitli şartlara göre büyük varyasyon göstermektedir. 4 haftalık yaştan önce kesilen 77 buzağının % 48’inin karaciğerinde vitamin A rezervi bulunamamıştır. Buzağıların % 15’inde 3 mg’dan daha az (karaciğerde) vitamin A bulunmuştur. Buzağıların % 37’sinde ise vitamin A rezervi 3 mg’dan daha fazla olduğu belirlenmiştir. Aynı şekilde kuzey İskoçyada yapılan araştırmada buzağıların % 15’inin karaciğerinde vitamin A belirlenememiş, % 37’sinde 6 mg’dan daha az % 48’inde ise karaciğerin her kg’ında 6 mg’dan daha fazla olduğu tespit edilmiştir.Doğumdan önce ineklere vitamin A verilmesinin yeni doğan buzağıların karaciğerlerinde rezerv oluşturduğu, bunun her kg karaciğer için 43-56 mg’a kadar yükselebileceği gösterilmiştir. Buzağılamada karaciğer ağırlığı her kg vücut ağırlığı için 17 g. 112 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri civarındadır. 5-6 haftalık yaşlardaki buzağıların vitamin A ihtiyacı her kg canlı ağırlık için 21 mg olduğu belirlenmiştir. Beyin sıvılarının normal basıncının Holstein buzağılarda muhafazası için her kg karaciğerde 1.05 mg dan daha az vitamin A rezervi olmamalıdır. Beyin sıvılarının basıncında linear bir artış söz konusu olup, her kg karaciğer için 100 mg vitamin A rezervi ile beyin sıvılarında 195 mm ‘lik basınç oluşmaktadır. Vitamin A’nın karaciğerde elde edilebilecek maksimum rezervi bilinmemektedir. Fakat ortalama karaciğer rezervinin 742 mg/kg kadar yükseldiği dokuz hayvanda belirlenmiştir. 13 haftalık yaşlarda besiye alınan buzağılarda tam yağlı sütle canlı ağırlığın her kg’ı için 44 mg vitamin A günlük verilmesi ile karaciğerde vitamin A rezervi 14.6 mg/kg olmuştur. Aşağıdaki eşitlikte plazma vitamin A düzeyi ile karaciğer rezervleri ilişkilendirilebilmektedir. Y = 9.08 X - 3.7 Formülde, Y : plazma vitamin A düzeyi olup mg/100 ml X : karaciğerin vitamin A konsantrasyonu mg/100 gr’dır. Plazma vitamin A düzeyi 120 - 150 mg/l seviyelerine düştüğünde hayvanlarda iştah azalmakta, 80 mg/l’nin altına düştüğünde gece körlüğü görülmektedir. Süt ikame yemleri ile yoğun olarak beslenen buzağılar 100, 150 ve 200 kg canlı ağırlıklar için sırasıyla 2.0, 2.5 ve 3.0 kg kurumadde tüketirler. Burada her kg canlı ağırlık için minimum 30 mg vitamin A’ya ihtiyaç duyulmaktadır. Rasyonda vitamin A konsantrasyonu yukarıdaki sıra ile her kg kuru maddede 1500, 1800 ve 2000 mg olmalıdır. İngiltere’de yapılan çalışmalarda önerilen, hayvanın günlük vitamin A ihtiyacı karşılanabilmesinde her kg canlı ağırlık için 80 mg β karotin veya 16 mg vitamin A’ verilmelidir. Fazla vitamin A’nın buzağılara zararlı etkisi bulunmaktadır. Bazı çalışmalar göstermiştirki 138 mg kadar vitamin A her kg canlı ağırlık için Buzağıların Besin Madde İhtiyaçları - 113 verildiğinde plazma askorbik asit ve tokoferol seviyesi düşmektedir. Halbuki 200 mg/kg’dan daha fazla vitamin A alındığında beyin sıvılarında protein dağılımı değişmektedir. Aynı şekilde 1327 mg/kg’dan daha yüksek vitamin A alındığında kemiklerin mineralizasyonu değişmektedir. Canlı ağırlığın her kg’ı için 17000 µg’ın üzerinde vitamin A verildiğinde, hipervitaminoz A’nın klinik belirtileri; anormal terleme, topallık ve mukozada kan birikmesi gibi durumlar meydana gelmektedir. Vitamin D Kemiklerin kalsifikasyonu ve büyüme için buzağılarda Vitamin D’ye ihtiyaç bulunmaktadır. İyi kaliteli güneşte kurutulmuş kaba yemler ve hayvanların güneşte bulundurulmaları ile vücudun normal Vitamin D ihtiyaçları karşılanmaktadır. Vitamin D kemik büyümesindeki bozuklukla ilişkisinin yani sıra, besleme bakımından da önemlidir. Büyüyen kemiğin normal kalsifikasyonunda devamlı vitamin D’ye ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaç miktarı hayvanın türüne ve rasyondaki mineral ilişkilere göre değişir. Kalsiyum ve fosfor elementleri arasındaki oran optimumun altında olduğu zaman vitamin D’ye daha çok ihtiyaç artmaktadır. Fakat elementlerden birinin önemli şekilde noksan olması halinde vitamin D bu eksikliği tek başına gideremez ve yararlıda olmaz. Örneğin araştırmaları radyand enerji formunda bol miktarda vitamin D sağlanmasına karşılık düşük fosfor ihtiva eden rasyonlarla beslenen buzağılarda raşitizm meydana geldiği belirlenmiştir. Ergesterol vitamin D’nin bir prekursorudur. Güneşte kurutulmuş kaba yemlerden ergesterol vitamin D2 (ergokalsiferol)’e dönüştürülürken, güneş ışınlarının deride kolkalsiferole (vitamin D3) dönüştürüldüğü belirlenmiştir. Uygun kalsiyum ve fosfora karşılık vitamin D noksanlığı durumunda genç hayvanlarda raşitizm görülmektedir. vitamin D noksanlıklarında ayrıca iştah azalması, sindirim rahatsızlıkları ve tetani durumları belirlenmiştir. Buzağılarda eklem katılaşması ve şişme, uzun kemiklerde 114 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri eğilme, tipik bir şekilde durgun yürüme kamburlanmış sırt görünümü ilerleyen vitamin D eksikliğinin diğer semptomlarıdır (Resim 4.5.). Resim 4.5. Buzağılarda Şiddetli Raşitizm. Uygun vitamin D ve kalsiyuma karşılık fosforun eksikliğide raşitizme neden olmaktadır. Rasyondaki vitamin D noksanlığında buzağıların kalsiyum alımının artırılması, ancak uygun fosfor verilmesi ile raşitizm görülmesi hafiflemektedir. Hypomagnesaemia oluşmadan önce pre-ruminant buzağılara büyük miktarda Vitamin D verilirse kan mağnezyum düzeyinin düşmesi önlenebilmektedir. Vitamin D noksanlığı ile protein tutulması ve sindirilebilirliğinin azalması yanında bazal metabolizma hızının arttığı görülmüştür. Yüksek ağırlık artış oranı her kg canlı ağırlığın Vitamin D ihtiyacını artırabilmektedir. Gebe ineklerde Vitamin D noksanlığı doğumda buzağının kemik anormalliklerine sebeb olmaktadır. Vitamin A gibi kolostrumun Vitamin D muhtevası doğum öncesi vitamin D ile yemlemeye bağlı olarak değişmektedir. Buzağılamadan önce 8 haftalık dönemde Buzağıların Besin Madde İhtiyaçları - 115 günlük 1 milyon İ.Ü. Vitamin D verilerek kolostrumdaki vitamin D seviyesi 3 katına çıkarılabilmektedir. Fakat bu durum buzağının karaciğerindeki rezervleri veya plazma değerini yükseltmektedir. Vitamin D İhtiyaçları ve Toksisitesi Bir internasyonal unite (İ.Ü.), vitamin D, 0.025 µg kristal vitamin D3 ‘ün antiraşitik aktivitesine eşittir. Pre-ruminant buzağılarda ilk çalışmalarda, kemik külünün kompozisyonu, kanın kalsiyum ve fosfor düzeyinin korunmasında 0.8-1.0 İ.U (0.020-0.025 µg) vitamin D her kg vücut ağırlığı için Siyah Alacalarda yeterli olduğu belirlenmiştir. Son çalışmalarda pre-ruminant buzağılar ruminant buzağılardan daha fazla vitamin D’ye ihtiyaç duydukları belirlenmiştir. 5-10 haftalık yaşlardaki buzağılarda normal serum kalsiyumun muhafazasında her kg vücut ağırlığı için 4.5-7.0 İ.U (0.11-0.18 µg) vitamin D verilmesi önerilmektedir. Bunun yanında her kg vücut ağırlığı için 900 İ.U (22.5 µg) gibi yüksek düzeyde vitamin D verilmesi ile kalsiyumun kullanılması çok yükselmektedir. Bununla beraber buzağılara verilen süt ikame yemlerinin her kg’ında 44 İ.U (1.1 µg) vitamin D bulundurularak buzağıların büyüme oranında artış sağlanabilmektedir. 187 kg ağırlıktaki Holstein dişi danalarına en az 1.8-2.7 İ.U (0.050.07 µg) vitamin D değeri her kg vücut ağırlığı için verilmesi normal büyüme için gereklidir. Preruminantlar gibi ruminant buzağılarda 340 kg canlı ağırlığa kadar rasyonlarında 3500 İ.U (87.5 µg) vitamin D her kg kuru madde için verildiğinde büyüme oranı 1.23 kg/gün olmuştur. İngilterede son çalışmalarda buzağıların günlük vitamin D ihtiyaçları 4 İ.U. (0.1 µg) her kg canlı ağırlık için önerilmektedir. Bu değer büyüyen sığırlarda 2.5 İ.U (0.06 mg) gebe ineklerde 10 İ.U (0.25 µg) olarak bildirilmektedir. Genç buzağılarda yüksek düzeyde verilen vitamin D toksik etki meydana getirmektedir. Böyle bir seviye günlük 1 milyon İ.U. (25 µg) vitamin D3’tür. 116 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Vitamin E Vitamin E’nin diğer besin maddeleri ile arasındaki ilişkiler kompleks bir durum gösterir. Vitamin E ile selenyum, sülfür içeren amino asitler ve bazı antioksidanlar arasında hassas bir denge bulunmaktadır. Diğer bir nokta ise yüksek derecede doymamış yağların antagonistik etkisi ve rasyondaki vitamin A seviyesidir. Vitamin E noksanlığında kas distrofisi meydana gelmektedir. Bu durum lokal olarak beyaz kas hastalığı olarakta isimlendirilmektedir (Resim 4.6). Vitamin E noksanlık semptomları içerisinde kasların çok zayıf olması, dengede bozukluk, yürürken arka bacaklarda çarpılma, genel görünüşte zayıflık ve ayakta duramama sayılabilir. Nefes almada ve yutmada zorluklar, ani veya gecikmeli ölümler görülebilmektedir. Otopside kas dokuları koyu kırmızı ve grimsi beyaz, vücut yağında ise hafifçe siyahlaşma meydana geldiği belirlenir. Genellikle iyi kaliteli kaba yemler buzağıların vitamin E ihtiyaçlarını karşılarlar. Vitamin E hububat danelerinde ve yeşil yemlerde bol miktarda bulunmaktadır. Süt ve hayvansal ürünler düşük miktarda vitamin E ihtiva etmektedirler. Yüksek düzeyde et üretimi çalışmalarında süt ikame yemlerine vitamin E ilave edilmesi gereklidir, ilave edilecek vitamin E’nin miktarı yemlerdeki yağın kalitesine göre değişmektedir. Yağda eriyebilen A ve D vitaminleri gibi vitamin E’de doğum öncesi rasyona ilave edilerek kolostrumdaki miktarları yükseltilebilmektedir. Buzağılar annelerini emerek buyütüldüklerinde ve annelerinde selenyum veya vitamin E noksanlığı bulunuyorsa nutritional myopaty’den etkilenmektedirler. Ayrıca buzağılar süt ikame yemleri ile büyütüldüklerinde ise büyük oranda yüksek dereceli doymamış yağ asitleri rasyonda bulunması ve bunların antagonistik etkileri sonucu enzootik nutritional myopaty dünyada selenyumca fakir topraklarda görülmektedir. Hayvanlara küçük miktarlarda selenyum veya Vitamin E verilmesi ile bu eksiklik önlenebilmektedir. Buzağıların Vitamin E ihtiyacı selenyumca fakir topraklara veya yemlere bağlı olarak artmaktadır. Buzağıların Besin Madde İhtiyaçları - 117 Resim 4.6. Beyaz Kas Hastalığı. Bir international ünite vitamin E, 1 mg D, L-α-tokoferol asetata eşittir. Çeşitli araştırmalarda vitamin E (mg α-tokoferol)’nin, buzağı rasyonlarında yüksek derecede doymamış yağlara oranı; 1.3 ve 2.5 mg arasında vitamin E her g linoleik asit için önerilmektedir. Süt ikame yemleri % 20 civarında yağ ihtiva eder ve kuru maddenin her kg’ı için 10-30 mg vitamin E katılması tavsiye edilir. Katılan yüksek miktarda vitamin E buzağılarda Nutritional Myopaty’i önlemektedir. Markalı olarak üretilen süt ikame yemleri % 13 domuzyağı ve % 6.5 kuyruk yağı içermektedir. İçerisinde % 20 yağ bulunan süt ikame yemlerinin her kg kuru maddesine 20 mg vitamin E katılmalıdır. Süt ikame yemlerinindeki bu yağın % 3.4’ü linoleik asittir. Yağın içinde % 8.4 seviyesine ulaşan linoleik asit infeksiyonlara hassasiyeti artırmaktadır. Yüksek ısıyla muamele edilen sütlerde α-tokoferol muhtevası etkilenmektedir. Ancak 72-78 ˚C’de yapılan pastorizasyonun olumsuz etkisi olmamaktadır. 5 dk kadar kaynatılan sütteki vitaminlerin % 20’si tahrip olmaktadır. Rasyonda yüksek dereceli doymamış yağ asitleri kaynaklarının bulunmaması halinde günlük 3 mg kadar toplam tokoferol genç buzağılarda nutritional myopaty’nin başlamasını önlemeye yeterli olacağı belirlenmiştir. Düşük selenyumlu rasyonların buzağılara verilmesi durumunda vitamin E ihtiyaçları canlı ağırlığın her kg için 0.7 - 0.9 mg’dır. Bu 118 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri değerler normal rasyonlarla beslenen buzağılarda 0.1-0.3 mg/kg canlı ağırlık için vitamin E’dir. Her ne kadar buzağıların süt ikame yemlerine bu vitaminler genellikle ilave edilirsede pre-ruminant buzağılarda pratik şartlarda noksanlıklar görülebilmektedir. B12 vitamini hariç 20 günlük buzağılarda İtalyada B vitaminleri noksanlığı ileri sürülmektedir. Çizelge 4.16 ‘de tam yağlı süt ve yağsız sütün vitamin içerikleri gösterilmiştir. Tam yağlı süt ve yapılan pastörizasyonun hemen hemen hiç denecek şekilde vitaminlerinin kaybına yol açmadığı yanlız Ca, vitamin C ve folik asitte % 10 kayıp söz konusu olduğu belirlenmiştir. Kurutulmuş sütte ise kayıplar; % 10-15 seviyesinde Tiyamin % 15 Folik asit ve % 20-30 vitamin C olarak belirlenmiştir. Kurutulmuş yağsız sütte ise tiyamin ve biyotinde % 10, Folik asitte % 15, vitamin C de ise % 20 düzeyinde vitamin kayıpları belirlenmiştir. Pastörize sütte, kurutulmuş sütle ve kurutulmuş yağsız sütte yukarıda ifade edilen kayıpların dışında diğer vitaminlerde (vitamin A ve D, Riboflavin, Nikotinik asit, vitamin B6, B12 ve Pantotenik asit) hemen hemen hiç kayıp olmamaktadır. B-Kompleks Vitaminleri B-kompleks vitaminleri ve vitamin K’nın sentezi rumende mikroorganizmalar tarafından yapılır. Dolayısıyla rumen tam fonksiyonel hale geçtikten sonra rasyona bu vitaminlerin katılmasına gerek yoktur. Bunun yanında buzağının ilk iki aylık yaş döneminde B vitaminlerinin ideal sentezi yapılamamaktadır, bilhassa bu dönemde sütten tamamen kesilip kuru yemlere geçilmiş olması önem taşımaktadır. Halbuki 2-14 haftalık yaşlarda buzağının sindirim sisteminde B vitaminleri muhtevası bakımından fark bulunmamaktadır. Ancak 8 ile 32 günlük yaş döneminde ise farklılık bulunmuştur. Hatta 2 haftalık yaşta sindirim sisteminde her ünite kurumaddenin konsantrasyonu yemlerinkinden daha yüksek olmaktadır. Vitamin B12 hariç vitaminlerin sentezinin derecesi rasyondaki mevcut miktarına bağlıdır. Rasyonda uygun miktarda vitaminlerin bulunması, vitamin sentezini azaltmakta fakat rasyonda optimumun altında vitamin bulunduğunda belirgin bir vitamin sentezi görülmektedir. Buzağıların Besin Madde İhtiyaçları - 119 Nikotinik asit, pantotenik asit, Biyotin, Folikasit kolin, K, B1, B2, B6 ve B12 vitaminleri rumenin gelişmesi ve mikrobiyal faaliyetin başlaması ile sentez edilerek buzağıların ihtiyaçları karşılanmaktadır. Çizelge 4.16. Kurutulmuş Süt Tozunun Kompozisyonu. Tam Yağlı Süt Yağsız Süt Su (g/kg) 30 30 Protein (g/kg) 250 360 Yağ (g/kg) 275 10 Laktoz (g/kg) 375 505 9 13 Vitamin A (mg/kg) 2.7 0.1 Vitamin D (µg/kg) 1.7 0.1 Tiyamin (mg/kg) 3.0 4.5 Riboflavin (mg/kg) 13.8 18.3 5.7 8.1 Vitamin B6 (mg/kg) 3.1 4.4 Pantotenik asit (mg/kg) 24.5 35 Vitamin B12 (µg/kg) 25.0 35 Folik asit (mg/kg) 0.4 0.6 Biyotin (µg/kg) 170 248 Vitamin C (mg/kg) 120 170 Kalsiyum (g/kg) Nikotinamik (mg/kg) asit 1mg vitamin D = 40 İ.U. Bütün konsantre rasyonlarının rumendeki biyotin konsantrasyonunu etkilemediği bildirilmektedir. Fakat, tiyamin, pantotenik asit, niasin ve vitamin B12’nin rumendeki konsantrasyon miktarları artmıştır. Ayrıca rumendeki riboflavin konsantrasyonu ise yüksek konsantre rasyonlar ve 120 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri öğütülmüş kaba yemlerle en yüksek düzeye çıkmaktadır. Rasyondaki ani değişiklikler niasin ve piridoksin sentezini değiştirmektedir. Patates nişastası içeren yarı sentetik rasyonlar ve üre, rumende tiyamin ve riboflavin konsantrasyonunu düşürmektedir. Ancak rasyona lisin ilavesi ile tiyamin konsantrasyonu düzelirken riboflavin konsantrasyonu yükselmemektedir. Rasyona nişasta yerine sükroz konulduğunda riboflavinin stimulatör etkisi tespit edilmektedir. Pre-ruminant buzağılarda kullanılan rasyonlardaki bozuşmalar sonucu, riboflavin, tiyamin pyridoksin ve vitamin B12’ye ihtiyaç duyulmaktadır. Çizelge 4.17 ‘da yeni doğan buzağıların karacierlerindeki B vitaminleri muhtevaları verilmiştir. Çizelge 4.17. Yeni Doğan Buzağıların Karaciğerlerinde B Vitaminleri Muhtevası. Karaciğer mg/kg Değişim sınırları 0.095 0.08-0.12 Folik asit 0.7 0.3-0.9 Nikotinamik asit 74 54-86 Pantotenik asit 18 16-22 Riboflavin 9 8-10 1.2 1.0-1.3 1.9 1.8-2.0 0.25 0.15-0.36 Biyotin Tiyamin Vitamin (pyridoksin) Vitamin B12 B6 Tiyamin Uzun yıllardan beri pre-ruminant buzağıların tiyamine ihtiyacı olduğu bilinmektedir. Buzağılardaki tiyamin eksikliği zayıflık, bacaklarda koordinasyon eksikliği, başın geri dönmesi ve konvülziyonlar (çırpınma) olarak görülmektedir. Yetersiz rasyonlarla beslenen buzağılarda 7-10 gün sonra görülen diğer semptomlar, iştahsızlık, diyare ve dehidrasyon sonucu Buzağıların Besin Madde İhtiyaçları - 121 ölümdür. Pre-ruminant Holstein buzağıların rasyonlarında tiyamin çıkarıldıktan sonra eksiklik semptomları 24-25 saat içerisinde meydana çıkar. Semptomlardaki görülme idrardaki tiyamin ekstresyonunun 0.05 mg/gün değerinin altına düşmesinden sonradır. Bu noktadan itibaren hayvanda iştahsızlık, kalpde ritim bozukluğu, solunum anormalliği, aşırı, gözyaşı salgısı ve dişlerin gıcırdatılması görülmektedir. Kanda pruvate ve laktat düzeyi sırasıyla 10 ve 150 mg/l dan 50 ve 1000 mg/l seviyesine yükselmektedir. İdrarda pruvate eksresyonu 15 mg/günden 50 mg/gün ve daha yukarı çıkmaktadır. Kanda hemoglobin ve hemotokrit değerleri sırasıyla % 16 ve %22 ‘ye düşmektedir. Buzağılarda tiyamin noksanlığının bazı semptomları hypomagnesaemia ile benzerlik göstermektedir. Buzağılarda ilk belirtiler iştahsızlık, bunu körlük, sendeleme ve tetani spazmları takip etmektedir. 12-72 saat içinde buzağıda çökme, kulaklarda düşme görülür. Kulak ve göz kaslarında seğirmeler, dişlerde gıcırdatmalar ve iniltiler yanında kahverengi diyare belirlenmektedir. Genellikle buzağı 3-6 gün içinde ölmektedir. Böyle buzağılarda başlıca lezyonlar, beynin her iki yarı küresindede nekrotik bölgeler bulunmaktadır. Tiyamin enjeksiyonu erken dönemlerde yapıldığında tedavi söz konusu olabilmektedir. Bu durumdaki hayvanların rumenlerinde tiyamin sentezi yapılmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca tiyamin eksikliğinde serum potasyum değeri 4.8 mM ‘dan 3.7 mM değerine düşmekte ve tuz zehirlenmesi semptomlarına benzer semptomlar görülmektedir. Tiyamin eksikliği görülen buzağıların rumenlerinde tiyaminaz enziminin bulunduğu belirlenmiştir. Bunun bakteriyal orijinli olduğu sanılmaktadır. Riboflavin Buzağılarda 8 haftalık yaşa kadar her kg canlı ağırlık için 35-45 µg arasında Riboflavine ihtiyaç bulunmaktadır. B vitaminleri noksanlıklarında genellikle iştahsızlık meydana gelmektedir. Riboflavin noksanlığında ayrıca aşırı gözyaşı salgısı, aşırı salya ve ishal görülür. Ağır kenarlarında yaralar, kıl dökülmeleride noksanlık arazları olarak görülür. Noksanlık görülen buzağılarda idrar ekstresyonunda riboflavin yalnızca 0.01 mg/l 122 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri olup, normal buzağılarda bu değer 1.0 mg/l’dir. Riboflavince eksik rasyonlarla beslenen buzağılarda 6 hafta sonrasında ölüm görülmektedir. ABD’de saf rasyonlar kullanılarak yapılan çalışmalarda Holstein buzağılarında verilen kuru maddenin her kg’ında 1 mg riboflavine ihtiyaç olduğu belirlenmiştir. Bu değer her kg canlı ağırlık için 14 µg riboflavine eşittir. İngilterede yapılan çalışmalarda Shorthorn ve Friesian buzağıların ihtiyaçlarının her kg canlı ağırlık için 22 µg dan daha fazla olmaması ileri sürülmektedir. Vitamin B6 (Pyridoksin) Bu vitaminin genç buzağılar için esansiyel olduğu ileri sürülmektedir. Eksikliğinde iştahsızlık, ishal ve hastalık nöbeti görülür, 3-4 haftalık yaşlarda buzağılarda ölümle sonuçlanır. Fakat bazı buzağılar kesin semptomlar göstermeden 4 aylık yaşa kadar zayıf bir şekilde büyürler. Ölüm sonrası bulgular, lenf yumrularında iltihaplanmalar ve bağırsaklarda iltihaplanmalar görülmüştür. Süt ikame yemlerine piridoksin ilavesinde; her kg kuru madde için 1.87 mg piridoksin, pre-ruminant buzağılarda ağırlık artışını etkilememiştir. Ancak bu düzeyin uygun olduğu ifade edilmiştir. Pantotenik Asit Pantotenikasit buzağılar için esansiyeldir. Eksikliğinde ishal, büyümede durma, bacaklarda zayıflık ve ayakta duramama gibi semptomlar görülmektedir. 65 den 140 kg’a kadar canlı ağırlıktaki et için yetiştirilen buzağılarda pantotenik asit ihtiyacı; her kg kurumaddesinde 17 mg pantotenik asit ihtiva eden süt ikame yemine 4, 8 veya 28 mg (kg kurumadde için) pantotenik asit ilave edilmiştir. Bu ilavelerin buzağılarda ağırlık artışı ve yemden yararlanmayı etkilemediği ancak yüksek seviyedeki ilavenin kanda pantotenik asit düzeyini yükselttiği belirlenmiştir. Ayrıca bütün ilave düzeylerinin serum glutamik oksalasetik transaminaz aktivitesini çoğalttığı bulunmuştur. Buzağıların Besin Madde İhtiyaçları - 123 Vitamin B12 Rumende üretilen B12 vitamini miktarı ile rumendeki fermentasyonun yoğunluğu arasında doğrudan ilişki olduğu ileri sürülmektedir. Hayvanın yaşı ile beraber rumendeki vitamin B12’nin konsantrasyonunun azaldığı belirtilmektedir. Kobalt eksikliği sonucu olarak ruminant buzağılarda B12 vitamini eksikliği meydana gelebilmektedir. Pre-ruminant buzağılara her kg canlı ağırlık için oral olarak 0.20 ve 0.28 µg vitamin B12’nin verilmesi, bu hayvanlardaki yalnızca eksikliği giderdiği ifade edilmektedir. Buzağılarda Vitamin B12 ihtiyacının her kg kurumadde için 20-40 µg veya her kg canlı ağırlık için 0.5-1.0 µg olduğu bildirilmektedir. Sütte bulunan vitamin B12 miktarı 2.1 µg/kg kadar düşük seviyede olup, eğer buzağılara verilen sıvı rasyonlar sınırlandırılırsa bu vitaminin eksikliği ortaya çıkmaktadır. Vitamin B12’nin eksiklik belirtileri çok açık değildir. Et üretimi için yetiştirilen ve ortalama günlük 1 kg canlı ağırlık artışı sağlayan buzağılara her kg canlı ağırlık için günlük 0.54 µg Vitamin B12’nin verilmesinin hayvanlarda bu vitaminin noksanlıklarına yol açtığı belirlenmiştir. Tedbir olarak et için yetiştirilen buzağıların süt ikame yemlerinin her kg kurumaddesine 20 µg vitamin B12 katılması önerilmektedir. Vitamin C Vitamin C vücut dokularında sentez edilmektedir. Fakat genç buzağılarda göbek enfeksiyonu ve pnemoninin kontrolü için buzağılara ilave vitamin C verilmesi önerilmektedir. Bağırsak enfeksiyonu görülen buzağıların kanında sağlıklı buzağılara göre daha az vitamin C bulunduğu gösterilmiştir. Ancak bu durum kötü absorbsiyon sonucuda olabilir. 124 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Çizelge 4.18. Kurutulmuş Peynir Suyunun Kompozisyonu. Besin Maddeleri Su Protein Yağ Laktoz Kül Tiyamin Riboflavin Nikotinik Asit Pyridoksin (Vit.B6) Pantotenik Asit Vitamin C Vitamin B12 Folik Asit Biyotin g/kg 50 125 10 710 85 mg/kg 4 12 10 3 49 150 µg/kg 45 750 200 Taze tam yağlı süt verilen buzağılarda % 2 yağlı pastörize edilmiş ve günlük 40 mg askorbik asit ilave edilmiş süt ile beslenen buzağıların kanlarındaki askorbik asit düzeylerinde farklılık bulunmamıştır. Buzağıların günlük 200 mg askorbik asit verildiğinde kandaki düzeyi değişmemiştir. Ancak idrarla atılan askorbik asit düzeyi aşırı artmıştır. Bununla beraber askorbik asitin miktarı adrenal bezlerinde ve karaciğerde yükselmiştir. Bilhassa bu durum iz miktarda askorbik asit bulunan süt ikame yemleri ile beslenen buzağılarla mukayese edildiğinde açıkça görülmüştür. Suda eriyebilen vitaminlerin buzağı ağırlıklarına göre ihtiyaçları Çizelge 4.17 ‘de verilmiştir. Bu Çizelge incelendiğinde en düşük ihtiyacın vitamin B12’ye olduğu görülmektedir. Çizelge 4.18 ’de ise peynir altı suyunun kompozisyonu verilmiştir. Böyle ürünlere yağ ilavesi ile buzağıların başarı ile yetiştirilebileceği bildirilmektedir. Buzağıların Besin Madde İhtiyaçları - 125 4.5. Buzağıların Su İhtiyaçları Buzağılar dördüncü haftaya kadar su ihtiyaçlarını sıvı yiyeceklerle rahatlıkla karşılaşabilirler. Ancak yinede 2. haftadan itibaren buzağıların önlerinde devamlı temiz su bulundurulmalıdır. Su ihtiyacında çevre sıcaklığı önemlidir. Yüksek çevre sıcaklığında içme suyu serin olmalıdır. Düşük çevre sıcaklığında ise içme suyunun soğuk olmamasına dikkat edilmelidir. Vücut ısısının düzenlenmesinde su sıcaklığının büyük önemi vardır. Su tüketimi bakımından çevre sıcaklığının önemi deri ve akciğer yoluyla ısı kaybının artmasından dolayıdır. Buzağılarda 4-8 haftalık yaşlarda günlük su ihtiyacı 4-7 litre iken, 8-10 haftalık yaşlarda 7-18 litre olarak değişebilmektedir. Esasen sığırların su ihtiyaçları hayvanın yaşı, verimi ve çevre sıcaklığı ile yakından ilişkilidir. Hayvanlara içirilecek suyun özellikleri, a. Hayvanlara içirilecek su, taze ve serin(8-14 0C) olmalıdır. Bu değerlerden yukarı sıcaklıklardaki suların lezzetsiz ve içerisindeki hava miktarinın az olması dolayısıyla sindirimi zordur. Ayrıca daha aşağı sıcaklıklarda olan sular ise bilhassa kışın aç karnına içildiğinde sancı yapmaktadır. b. İçirilecek su berrak olmalıdır, patojen mikroorganizmalar, parazit yumurtası ve larvası bulunmamalıdır. c. Hayvanlara içirilecek su kokusuz olmalı ve organik madde ihtiva etmemelidir. d. İçirilecek su hafif olmalıdır. Yani su havalandırılmış olmalı, içerisinde yeterli seviyede erimiş gazlar bulunmalıdır. Suyun litresinde 1530 cm3 erimiş gaz bulunur. Bu gazın % 26-36 ‘sı oksijen, geri kalanı ise CO2 ve azot gazlarından oluşur. Oksijen ve CO2 suya lezzet verir ve sindirimi kolaylaştırır. e. İçirilecek suların mineral maddelerden(silisyum, alüminyum, demir, iyot, brom ve kireç) ileri gelen özel bir tadı olmalıdır. Bütün bu mineral maddelerin litrede 10-30 santigram arasında olması en uygunudur. 126 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri f. Suların sertliği az olmalıdır. Çok kireçli sularda karbonat oranının yüksek oluşu sindirimi zorlaştırır. Ayrıca kireçli sularda sülfat oranının yüksek oluşuda sindirim kanalındaki mukozayı tahrip eder. İçme suyu çeşitleri, Suların kontrol ve muayenesi Hayvanların su ihtiyacı kuyu, kaynak, göl, yağmur suyu, çay, dere, ırmak ve çeşme gibi değişik kaynaklardan karşılanabilir. Yer altı sularına kanal açılarak oluşturulan kuyuların suları genelde acı olacağı gibi, lağım sızıntılarının karışma ihtimali ve mikropların yeterince flitre edilememesi şüphesi her zaman bulunur. Suların fiziki muayenesinde koku, lezzet, renk ve berraklık durumu incelenir. Bilhassa kuyu sularında bu yönden inceleme yaparken önce kuyu suyuna çevreden kirli su karışıp karışmadığı, etrafında sağlığa zararlı olabilecek gübrelik, ahır ve tuvalet bulunup bulunmadığı kontrol edilmelidir. Suların bakteriyolojik muayenesi hayvan ve insan sağlığı yönünden daha önemlidir. Çünkü tifo, paratifo, dizanteri ve kolera gibi hastalık etkenleri içme sularından kaynaklanmaktadır. Bakteriyolojik muayene için sudan uygun bir şekilde numune alınarak laboratuarda testler yapılması gerekir. Buzağıların Besin Madde İhtiyaçları - 127 Çizelge 4.19. % 80 Yağsız Süt İçeren Süt İkame Yemlerinden Buzağıların Ad-libitum Olarak Yemlenmesinde Vücuda Alınan Suda Eriyebilen Vitaminlerin Miktarları. Buzağının Ağırlığı (kg) 50 100 150 200 Buzağının Ağırlığı (kg) 50 100 150 200 Kurumadde Tüketimi(kg/gün) 1.0 2.0 2.5 3.0 Pantotenik Asit mg 28.0 56.0 70.0 84.0 µg(a) 560 560 467 420 Buzağının Ağırlığı (kg) Kurumadde Tüketimi (kg/gün) 50 100 150 200 Buzağının Ağırlığı (kg) 1.0 2.0 2.5 3.0 Kurumadde Tüketimi (kg/gün) 50 100 150 200 1.0 2.0 2.5 3.0 Tiyamin Riboflavin mg µg(a) 3.6 72 7.2 72 9.0 60 10.8 54 Vitamin B12 mg µg(a) 14.6 292 29.3 293 36.6 244 43.9 220 Folik Asit mg 28 56 70 84 mg 445 890 1.112 1.334 µg(a) 0.56 0.56 0.47 0.44 µg(a) 8.9 8.9 7.4 6.7 Nicotinik Asit Vitamin B6 mg µg(a) 6.5 130 13.0 130 16.2 108 19.4 97 Biyotin mg µg(a) 3.5 70 7.0 70 8.8 50 10.6 53 Vitamin C mg 198 397 496 595 mg 136 272 340 408 µg(a) 4.0 4.0 3.3 3.0 µg(a) 2.7 2.7 2.3 2.0 BEŞİNCİ BÖLÜM 5. BUZAĞILARIN YEMLENMESİ Buzağıların hayatlarının en kritik devresi doğumdan sonraki ilk üç haftadır. Dolayısıyla doğumdan sonra buzağılar en az üç hafta süt veya süt ikame yemi ile beslenmelidir. Yemleme programının tipi, sütün fiyatı, süt ikame yeminin fiyatı, hayvanın fiziksel görünüş isteği, semirtme durumu, ağırlık artış isteği ve yetiştiricinin yemlemedeki bilgi ve hüneri gibi faktörlere göre ayarlanır. Genç yaşta satış için yetiştirilen buzağıların yemleme programı, sürü için düve yetiştirmedeki yemleme programından çok farklıdır. Sütten kesimden sonra satış için buzağı yetiştirmede buzağıların semirtilmesi ve daha iyi bir fiziksel görünüşe sahip olması gerekir. Sürü için düve yetiştirmede uygulanacak yemleme programında aşağıdaki hususlar üzerinde durulmalıdır. a. Buzağıların canlı ve sağlıklı tutulması, b. Yetiştirilen buzağıların 15 aylık yaşta kendi ırkının büyüklüğünün %70’ine ulaşması, c. Yetiştirilen buzağıların görünüşlerinin tatminkar olmasıdır. 5.1. Süt İle Yemleme Programları 5.1.1. Kolostrum İle Yemleme Ağız sütünün buzağılar için ne kadar çok önemli olduğu daha önce açıklanmıştır. Ağız sütü yalnızca fizyolojik olarak değil aynı zamanda ekonomik nedenlerle de büyük önem taşımaktadır. Çünkü kolostrum süt endüstrisinde işlenmeye de uygun değildir. Buzağılara kolostrum genellikle doğumdan sonra en az 2-3 gün verilmelidir. Buzağıların anasının yanında 3 gün süreyle kalarak yeteri kadar ağız sütü alması sağlanmalıdır. Eğer buzağılar 24-48 saat içerisinde analarından ayrılacak ise kolostrum kova ile içirilmelidir. Buzağı anası ile beraber bulundurulacak 130 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri ise aşırı ağız sütü tüketimi önlenmelidir. Buzağının ihtiyacından fazla olan kolostrum makina veya elle sağılarak diğer buzağıların yemlenmesinde kullanılabilir. Ancak yaşlı buzağılara ilk gün sağılan kolostrum sulandırılarak verilmelidir. Çünkü kolostrum besin maddeleri yönünden sütün iki katı kadar zengindir. İkinci ve üçüncü günü kolostrum yaşlı buzağılara sulandırılmadan verilebilir. Buzağılara verilecek ağız sütünün sıcaklığı da çok önemlidir. Bunun vücut sıcaklığında olmasına dikkat edilmelidir. Çünkü süt sindirilmeden önce abomasumda pıhtılaşır. Burada süt proteinlerinin pıhtılaşabilmesi için uygun bir sıcaklık ortamına ihtiyaç vardır. Süt, 37 ˚C tüketildiğinde 4 dakikada, 35 ˚C de 5 dk’da, 30 ˚C’de 8 dk’da, 25 ˚C’de 12 dk; 20 ˚C’de 34 dk ve 15 ˚C’de 346 dakikada pıhtılaşabilmektedir. Doğumdan sonra ağız sütünden kaynaklanan ishal ile buzağının fötal dönemde aldığı besin maddelerinden arta kalan kısımlar (Mekoniyum) temizlenir. Mekoniyum bağırsak villuslarını kaplayan ve sindirimi önleyen bir maddedir. Mekoniyumun dışarı atılmasından sonra yiyeceklerin normal sindirimi başlamaktadır. Ancak buzağının ihtiyaç duyduğundan fazla ağız sütünün içirilmesi doğru değildir (Çizelge 5.1). Çizelge 5.1. Buzağıya Verilecek Ağız Sütü ve Günlük Öğün Sayısı. Buzağının Yaşı (Gün) 1 Öğün Verilecek Süt Miktarı (Litre) Günlük Öğün Sayısı 1 0.75-1.0 4-3 2-3 1.0-1.5 3 Buzağının ihtiyacından fazla verilecek ağız sütü bağırsak sıvısını seyrelterek, bu sıvının koli bakterileri üzerine olan öldürücü etkisini azaltır. Böylece koli bakterileri bağırsak duvarını tahrip ederek iltihaplanmalara sebep olur ve buzağı dizanterisi görülür. Buzağıların Yemlenmesi - 131 5.1.2. Yağlı Süt İle Yemleme Besleme fizyolojisinde kesinlikle en iyi buzağı içeceği tam yağlı süttür. En güvenilir yetiştirme metoduda tam yağlı süt ile buzağıların büyütülmesidir. Ancak yağlı sütün piyasada yüksek fiyat bulması durumunda, yağlı süt buzağılar için çok pahalı bir yiyecek halini almaktadır. Sütün bol ve fiyatının düşük olduğu zamanlarda herhangi bir riske girmeden buzağıların büyütülmesinde tam yağlı süt kullanılır. Süt ile yemleme döneminde buzağılarına verilecek süt miktarı, buzağıların doğum ağırlıkları ve haftalık yaşlarına göre düzenlenir. Buna göre çok değişik sütle yemleme programları geliştirilmiştir. Bu programlarla ilgili bazı örnekler Çizelge 5.2., 5.3. ve 5.4 ‘de sunulmuştur. Çizelge 5.2. Buzağılar İçin Örnek Yemleme Proğramları. Beslenme Doğum Sınıfları Ağırlıkları Haftalar 1 2 3 Toplam 4 5 Süt (kg) Günlük Süt Miktarları (kg) 1 23-28 2.3 2.5 2.7 2.3 1.8 81 2 29-33 2.5 2.7 3.2 2.7 1.8 90 3 34-37 2.7 3.2 3.6 3.2 1.8 102 4 38-42 3.2 3.6 4.1 3.6 2.3 117 5 43-47 3.6 4.1 4.5 3.6 2.3 127 6 47-51 4.1 4.5 5.0 4.1 2.3 140 7 51’den üyük 4.5 5.0 5.4 4.5 2.3 152 Çizelge 5.2 ‘de ifade edilen besleme programında buzağılar küçük, orta ve büyük şeklinde sınıflandırılarak sırasıyla 2., 4. ve 6. besleme sınıflarındaki programlar uygulanabilir. Çizelge 5.3 ‘de doğum ağırlığı ve haftalık yaşlarına göre farklı miktarlarda süt verilerek değişik sürelerde sütten kesim söz konusudur. Çizelge 5.4 ‘de ise haftalık yaşa göre ve öğün sayısına göre verilecek süt miktarları gösterilmiştir. 132 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Sunulan bu tablolardan anlaşılacağı üzere buzağılar için çok farklı büyütme programları uygulanabilmektedir. Çizelge 5.3. Buzağılar İçin Örnek Yemleme Programları. Buzağının Yaşı Doğum Ağırlığı 36 kg’dan yüksek Doğum Ağırlığı 36 kg’dan düşük Günlük Süt Miktarları (kg) 1-3 gün Kolostrum 4-7 gün 3.6 3.6 3.2 3.6 2.3 2.3 2.3 2. Hafta 4.1 4.1 3.2 3.6 2.7 2.7 2.3 3. Hafta 4.5 4.5 3.2 3.6 3.2 3.2 2.3 4. Hafta 4.1 3.2 3.2 - 3.2 3.2 2.3 5. Hafta 3.2 2.3 - - 2.7 2.3 1.8 6. Hafta 2.7 - - - 2.7 2.3 1.8 7. Hafta 1.8 - - - 2.3 1.4 - 8. Hafta - - - - 1.8 - - 9. Hafta - - - - 1.4 - - 10. Hafta - - - - 1.4 - - Toplam (kg) 158 113 79 73 158 122 82 Çizelge 5.4. Buzağıların Süt İle Yemleme Programı. Buzağının Yaşı (Hafta) 1 2 3 4 5 6 7 8 Toplam (kg) Verilecek Süt Miktarı (kg/gün) 2.0-4.0 2.5-5.0 3.0-5.5 3.5-6.0 4.0-7.0 4.5-8.0 4.5-8.0 4.5-8.0 199.5-360.5 Verilen Sütün Canlı Ağırlığa Oranı 10 8-9 8 8 7-8 7 6-7 6-7 Günlük Öğün Sayısı 4 3 3-2 3-2 3-2 3-2 3-2 3-2 Her Ögün Verilecek Süt (kg) 0.5-1.0 1.0-1.5 1.0-2.0 1.5-2.5 1.5-2.5 2.0-3.0 2.0-3.0 2.0-3.0 Buzağıların Yemlenmesi - 133 Çizelge 5.5. Buzağıların Süt İle Yemlemesinde Geliştirilen Ekonomik Program. Buzağının Yaşı Verilecek Sütün Doğum Ağırlığına Oranı (%) Günlük Öğün Sayısı Süt Sıcaklığı (˚C) 1-3. gün Kolostrum 1. Hafta 8 1 30-35 2. Hafta 8 1 25 3. Hafta 8 1 20 4. Hafta 8 1 20 5. Hafta 8 1 20 Buzağı Anasından Emer Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Araştırma ve Uygulama Çiftliğinde bulunan buzağı ünitesinde buzağılara süt içme döneminde içirilecek toplam süt miktarları, buzağıların haftalık yaş olarak sütten kesim süreleri, buzağılara içirilecek sütün doğum ağırlığına oranı, günlük öğün sayısı ve süt sıcaklığı üzerinde yapılan çalışmalar ile buzağıların daha ekonomik olarak büyütülmeleri açısından işletmemizde değişik programlar geliştirilmiştir (Çizelge 5.5). Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Araştırma ve Uygulama Çiftliğinde yapılan araştırmalarda, buzağıların 4 haftadan 10 haftaya kadar sütten kesim süreleri, % 7’den % 10’a kadar verilecek sütün doğum ağırlığına oranları, günlük olarak 1 ve 2 öğün yemleme ve sütün 30-35 ˚C gibi sıcak ile 20-25 ˚C ılık olması şeklinde yapılan araştırmalar sonucu işgücünden, zamandan ve enerjiden en fazla tasarrufu sağlayarak buzağıların tatminkar büyümeleri gerçekleştirilmiştir. Yukarıda verilen tablolardaki farklı programların uygulanması sonucu buzağıların 4-6 aylık yaşlarda birbirlerinden ayrılamayacak bir duruma geldikleri araştırmalarla belirlenmiştir. Buzağıların erken sütten kesilmesinde sütten ve işgücünden tasarrufun yanında süte nazaran son derece ucuz olan kuru yemlerle beslenen buzağılar bakteriyal enfeksiyonlara ve diğer hastalıklara daha az hassas bir durum göstermektedirler. Erken sütten kesim programlarında dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta buzağıların günlük 500 gr kadar buzağı başlatma 134 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri yemi tüketebilmeleri durumunda sütten kesilmeleridir. Bu durumda bazı hayvanlar özellikle zayıf doğan buzağılar biraz daha uzun süre süt ile yemlenebilirler. Süt ile yemleme programlarında genellikle günlük verilecek toplam süt miktarı, günde 2 defa ve iki eşit miktara bölünerek verilir. Ancak 1960’dan beri yapılan araştırmalar, günde bir defa sütle yemlenen buzağılar, günde iki defa sütle yemlenen buzağılar ile aynı fiziksel görünüşe sahip olmuş ve aynı ölçüde büyüme göstermişlerdir. Yemleme programlarındaki süt miktarının günde bir defada buzağıya içirilmesi, buzağıların sağlık ve ağırlık artışlarına hiçbir zararlı etki yapmamıştır. Ancak günde bir defa yemlenen buzağılarda daha dikkatli olunmalıdır. Günde bir defa yemlenen buzağılarda iç gücünden büyük ölçüde tasarruf sağlanmaktadır. Buzağılara verilecek sütün verilme şeklinde ve ısıtılmasında gösterilecek ihtimamın, hayvanların sağlıklı büyümesinde önemli etkisi olmaktadır. 5.1.3. Yağsız Süt İle Yemleme Buzağıların günlük besin madde ihtiyaçlarının karşılanmasında her zaman yağlı süt kullanılması arzulanır. Ancak bazı işletme veya bölgelerde gerek ekonomik şartlar ve gerekse elde edilen ürünlerden geriye kalan besleme değeri olan artıkların kullanılması gerekli olmaktadır. Bu konuda en çok yararlanılan bir yem olan sütün en değerli olan yağı alındıktan sonra geriye kalan yağsız süt söz konusudur. Yağsız sütün devreye girmesi ile yeni besleme planları oluşturulmuştur. Bu planlarda yeni doğan buzağıların ilk 3-4 hafta yağlı süt ile büyütülmesi ve tedrici olarak yağsız süte tamamen geçilmesi sağlanır. Buzağılara ilk haftadan itibaren yağlı süte ilaveten artan oranlarda yağsız süt verilebileceği gibi, yağsız süte daha sonraki haftalarda başlanabilir. Yağsız süt ile yemleme programlarında 2. haftadan itibaren buzağı başlatma yemi ve kaliteli kuru ot ad-libitum olarak verilen buzağıların büyütülmesi 15-16 haftalık yaşa kadar yağsız süt verilmesine devam edilebilir. Buzağıların Yemlenmesi - 135 5.2. Süt İkame Yemi ile Yemleme Kârlı bir sığırcılık yapmak için işletmede elde edilen ürünlerin en iyi şekilde değerlendirilme yolları aranmalıdır. İşletmelerin kârına büyük ölçüde etki eden ve sürünün devamlılığını sağlayan buzağıların büyütülmesi çok önemli bir konudur. Değişik işletmelerde amaca ulaşmak için çeşitli yöntemler veya bunların kombinasyonları uygulanmaktadır. Sütün sınırlı üretilmesi ve bilhassa pahalı bir besin maddesi dolayısıyla bir çok ülkede buzağılar süt yerine çok az süt ikame yemi ile beslenerek sütten kesilmektedir. Sığır populasyonumuz içerisinde damızlık inek oranı % 53’tür. Bu ineklerden elde edilen buzağı oranı ise % 67 gibi bir değerle çok düşük düzeyde olup, buna göre ülkemizde her yıl yaklaşık 5 milyonun üzerinde buzağı doğmaktadır. Şayet bir buzağıya sütten kesime kadar ortalama 160 kg süt içirildiği kabul edilirse yılda 900 bin ton kadar süt buzağılarda kullanılmaktadır. Şayet elde edilen buzağıları iyi kaliteli süt ikame yemi ile beslediğimiz taktirde sütten kesime kadar her bir hayvan için 11.4 kg civarında yem sarfedilecektir. Dolayısıyla yılda yaklaşık 65 bin ton süt ikame yemi kullanılarak, üretilen süt miktarında 900 bin ton yıllık artış bu yolla sağlanacaktır. Ayrıca süt ikame yemi ile beslemede daha dikkatli davranılması ve yakın takip gerektiğinden buzağı kayıpları büyük oranda azaltılabilecektir. 5.2.1. Süt İkame Yemlerinin Özellikleri a. Yağın Kaynakları Süt ikame yemlerinde ilk olarak mısır, soya ve pamuk tohumu yağı kullanılmış ancak buzağıların büyüme oranlarının zayıf olduğu görülmüştür. Fakat don yağı veya domuz yağı kullanıldığında tam süt alanlardan biraz düşük bir büyüme sağlanmıştır. Genellikle hidrojenize edilmemiş mısır, soya ve pamuk tohumu yağı buzağılarda düşük büyüme ve yüksek oranda diyareye sebeb olmaktadır. Bu yağlar hidrojenize edilerek kullanıldığında tam sütle beslenen buzağılara benzer bir ağırlık artışı görülmüştür. Süt ikame yemlerinde değişik margarin yağlarıda kullanılabilmektedir. Hidrojenije edilmiş balık yağları, sertleştirilmiş keten 136 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri tohumu yağı ve ayçiçeği yağı süt ikame yemlerinde başarılı bir şekilde kullanılmıştır. Kolza tohumu yağının (% 27 erusit asit içeren) sindirilebilirliği % 50’dir ve buzağılarda yüksek oranda diyareye sebep olmaktadır. Don yağı çoğu kez en ucuz yağ kaynağı olmakla beraber sindirilebilirliği tereyağından daha düşüktür (Çizelge 5.6). Bu durum trigliseridlerde palmitik ve stearik asitlerin bağlanma şekli ile ilgili olduğu gösterilmiştir. Don yağının sindirilebilirliği çeşitli muamelelerle (İnteresterifikasyon) % 88.7’den % 93.1’e kadar artırılmış ayrıca bütürik asitle muamele edilmesi ile % 94.7’ye çıkarılmıştır. Süt ikame yemine kolesterol ilavesiyle canlı ağırlık artışı artmakta ve dokularda kolesterol düzeyi yükselmektedir. b. Yağın Düzeyi Yağın düzeyi süt ikame yemi içindeki yağın sindirilebilirliğine bağlıdır. Süt ikame yemlerinde rasyon kuru maddesinin % 15-25’i kadar don yağının katılması optimum yağ düzeyidir. Kuru maddenin % 25’inden fazla don yağı katılması ile büyüme ve ağırlık artışı yavaşlamakta, sindirilebilirlik azalmakta ve tüylenme bozulmaktadır. Bu durumlar bilhassa 2 haftalık yaşın altındaki buzağılarda daha belirgindir. Dana eti üretimi için yetiştirilen buzağılarda rasyon kuru maddesinin % 20’si kadar margarin yağının katılması optimum yağ düzeyidir. Yüksek yağ düzeyi karkastaki yağlanmayı artırmaktadır. Tam yağlı süt veya süt ikame yemindeki yağ düzeyi preruminant buzağılarda yemin mideden geçiş hızını etkilememiştir. c. Yağın Katılması Süt ikame yemine yağ, ya yağsız süt ile emülsüfiye edilerek veya emülsüfiye edici bir maddenin (çoğunlukla soya lesitini) yardımı ile yahutta her ikisinin birlikte uygulanmasıyla karıştırılır. Kullanılan yağın sindirilebilirliği düşük olmadığı sürece homojenize edilmiş bir süt ikame yemine emülsüfiye edici herhangi bir unsurun katılmasına gerek yoktur. Buzağıların Yemlenmesi - 137 Çizelge 5.6. Süt İkame Yemlerinde Kuru Maddenin % 20’si Düzeyinde Yağ İçeren Çeşitli Yağ Kaynaklarının % Sindirilebilirliği. Buzağının Yaşı Yağlar 4. Haftada % Sind. 10. Haftada % Sind. Tereyağı 97 97 Margarin 97 96 Rafine Domuz Yağı 93 93 Rafine Sığır İçi Yağı 89 92 Sığır İç Yağı 85 89 d. Proteinler Süt ikame yemi proteinlerinin başlıca ana kaynağı süt proteinleridir. Ancak bunlar diğer protein kaynaklarından daha pahalı olduğundan süt proteinlerinin bir kısmının yerine diğer protein kaynakları kullanılır. Saflaştırılmış bakla proteini % 80 oranında süt proteini yerine kullanılmış ve büyüme oranları diğer buzağılara yakın olup küçük yaşta düşük olan sindirilebilirlik buzağının yaşı ile birlikte düzelmiştir. Saflaştırılmış soya fasulyesi proteini süt proteinin % 70’ine kadar ikame edilmiş ve buzağıların büyümelerinde azalma olmamıştır. Buna rağmen soya ununun süt ikame yemlerine katılması uygun bulunmamıştır. Soya unu katılarak yapılan süt ikame yemi ile beslenen buzağıların performansı zayıf olmuştur. Ancak soya ununun asit veya alkalilerle muamele edilmesi ile buzağıların performansı düzelmiştir. Fakat yine de soya ununun çeşidine bağlı olarak birbirinden farklı sonuçlar alınmıştır. Soya diyetlerinden iyi bir performans elde edilebilmesi için trypsin inhibitörünün içeriği düşük olmalıdır. Dolayısıyla soya rasyonla buzağılara verilmeden önce ısıtılmalıdır. Bu şekilde bile rasyonun sindirilebilirliği % 75 olup, süt proteinin sindirilebilirliğine (% 95) nazaran oldukça düşüktür. 138 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Soya proteini ile beslenen buzağılarda süt proteini ile beslenenlere nazaran besin maddelerinin abomasından geçişi daha hızlıdır. Buzağılarda balık proteinlerinin sindirilebilirliği yüksektir. Süt ikame yemlerinde süt proteinlerinin % 40 kadarı balık unu ile değiştirilebilir. Balık proteininin extraksiyonunda kullanılan çözücünün çeşidi ve kurutma metodu buzağıların performansına etki etmektedir. e. Karbonhidratlar Bir haftalık buzağılarda pankreatik amilaz çok az miktarda aktivite göstermektedir. Dolayısıyla süt ikame yemlerine nişastanın katılması başarılı olmamaktadır. Buzağıların nişastayı, özellikle bir ön muamele görmüş nişastayı 3-10 haftalık olduklarında daha iyi değerlendirebilmektedir. f. Katkı Maddeleri Süt ikame yeminin her kg’ına 30 mg klortetraksiklin katılması ile dana eti için yetiştirilen buzağılarda canlı ağırlık artışı yükselmektedir. Benzer sonuçlar oksitetrasiklin içinde elde edilmiştir. Dana eti üretiminde günlük ağırlık artışında % 34’lük bir yükselme sağlaması açısından anabolik steroidler ileri için ümit vermektedir. Buzağılara, sindirim bozukluklarına yatkın oldukları hayatlarının ilk 8 haftalık devresinde antibiyotik verilmesi aşağıdaki faydaları sağlar. - Ağırlık artışını hızlandırır. - Yemden yararlanmayı artırır. - Buzağıların dış görünüşlerini iyileştirir. - Buzağılarda ishal görülmesini azaltır. - Soğuk algınlıklarına ve hastalıklara karşı vücut direncini yükseltir. Buzağıların Yemlenmesi - 139 5.2.2. Süt İkame Yemlerinin Saklanması Süt ikame yemlerinin saklanması esnasında iki tip bozulma görülmektedir. Bunlardan biri yağların acıması, diğeri ise protein-laktoz komplekslerinin teşekkül etmesidir. Yağların acıyarak bozulması “toksik faktörlerin” meydana gelmesine sebep olabilmekte ve böylece yağların absorbsiyonu azalmaktadır. Protein-laktoz reaksiyonu sonucunda yemin tadı bozulmakta, renk kahverengileşmekte ve sindirilebilirlik azalmaktadır. Belirtilen bu nedenlerden dolayı yemler yapılırken koruyucu olarak antoksidantlar ilave edilmelidir. Bitkisel yağların birçoğu tabi antioksidantlara sahiptir. Hayvansal yağlar ve bunlardan bilhassa saflaştırılmış olanlarında böyle bir aktivite çok az veya hiç yoktur. Vitamin E çok etkili bir antioksidant olup, hayvansal yağ katılarak hazırlanan süt ikame yemlerine bu vitamin veya diğer antioksidantlar ilave edilmesi gerekir. Ayrıca hazırlanan yemler rutubetsiz ve serin depolarda saklanmalıdır. Ön tedbir olarak süt ikame yemleri azar azar hazırlanmalıdır. Süt ikame yemleri hazırlanırken eğer proteinler yüksek ısı ile denatüre olurlarsa buzağılarda büyüme oranı düşer. Bu yemlerin şiddetli ısıyla muamele edilmesi abomasunda pıhtı teşekkülünün az olmasına ve besinlerin abomasumdan hızla geçmelerine neden olur. Dolayısıyla proteinlerin sindirilmeden fazla miktarda ince bağırsaklara geçişi E. koli bakterilerinin çoğalmasına uygun bir durum sağlar. Böyle beslenen buzağılarda aşırı bir ishal görülür. 5.2.3. Süt İkame Yemlerine Örnek Kompozisyon Örnek süt ikame yeminin kompozisyonu şu şekildedir. Kurutulmuş Yağsız Süt : % 78-82 Hayvansal veya Bitkisel Yağ : % 17-20 Ham Soya Lesitini : % 1-2 Kurutulmuş yağsız süt yerine % 10-15 oranında kurutulmuş peynir suyu kullanılabilir. 140 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Örnek rasyona Çizelge 5.7 ‘deki miktarlarda vitamin, mineral ve antibiyotik katılması, buzağılarda doğumdan itibaren maksimum canlı ağırlık artışı ve sağlıklı bir gelişme sağlanması bakımından çok önemlidir. 5.2.4. Süt İkame Yemleri İle Besleme a. Verilecek Miktar Dana eti üretimi için yetiştirilen buzağılarda doğumdan 150 kg’lık kesim ağırlığına kadar 150 kg süt ikame yemi veya 1200 lt. süt kullanılması gerekir. b. Yemleme Yöntemleri Süt ikame yemi ile buzağıları beslemede kuru maddenin % 10-18 kadar olması uygun ve yeterlidir. Ancak % 5-7.5 oranında kuru madde içeren süt ikame yemleri ile ad libitum düzeyde yemlemelerde başarılı olmuştur. Süt ikame yemleri bir çok ülkede genellikle ticari olarak hazırlanmaktadır. Toz halinde üretilen bu yemler sıcak su ile sulandırılarak buzağılara içirilir. Süt ikame yemlerinin buzağılara içirilme sıcaklığı 36-38 0 C civarında veya çevre sıcaklığında olabilir. Toz halinde hazırlanan süt ikame yemleri 1/7 oranında sulandırılır. Sulandırılarak hazırlanan yem buzağılara açık veya emzikli kovalardan içirebilir. Emzikli kovalar tüketimi kolaylaştırmaktadır. Ayrıca abomasunda protein sindiriminin daha fazla olmasını sağlamaktadır. Buzağılara süt ikame yemleri günde bir veya iki defada yedirilebilir. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki günde bir kere yemleme ile iki kere yemleme arasında buzağıların sağlık, görünüş ve ağırlık artışlarında fark yoktur. Dolayısıyla günde bir defa yemlemenin hiç bir zararlı etkisi olmaması yanısıra iş gücünün azaltılması yönünden de daha etkilidir. Buzağıların günde bir defa yemlenmesi halinde süt ikame yemleri daha az oranlarda sulandırılmalıdır. Çizelge 5.8’den görüleceği gibi dana eti üretimi için yetiştirilen buzağılar dışında sürü için yetiştirilen buzağıları erken sütten kesmek mümkün olup (28-35 günlük iken) 11.35 kg süt ikame yemi kullanılır. Buzağıların Yemlenmesi - 141 Çizelge 5.7. Süt İkame Yemlerine Katılması Gereken Optimum Mineral, Vitamin ve Antibiyotik Miktarları. Elemanlar Mağnezyum Demir Mangan Çinko Bakır İyot Kobalt Vitamin A Vitamin D Vitamin E Vitamin B12 Oksitetrasiklin Klortetraksiklin Optimum Miktarlar 250 mg/kg kuru madde 75-100 mg/kg kuru madde 40 mg/kg kuru madde 12 mg/kg kuru madde 10 mg/kg kuru madde 120 µg/kg kuru madde 100 µ/kg kuru madde 1200-20.000 IU/kg kuru madde 1.800-3.200 IU/kg kuru madde 20 mg/kg kuru madde 30 µg/kg kuru madde 11 gr/kg kuru madde 11 gr/kg kurumadde (Sıvı Rasyon) Çizelge 5.8. Doğum Ağırlığına Bağlı Olarak, Sürü İçin Yetiştirilen Buzağılarda Süt İkame Yemleri İle Besleme Programı. Doğum Ağırlığı Doğum Ağırlığı Doğumdan 36.2 kg’dan Fazla Olanlar 36.2 kg’dan Az Olanlar Sonraki Zaman Süt İkame Yemi (kg) (Toz) Süt İkame Yemi (kg) (Toz) 1-3. Gün KOLOSTRUM 4-7. Gün 0.45 0.36 2. Hafta 0.45 0.36 3. Hafta 0.45 0.36 4. Hafta 0.45 0.36 5. Hafta - 0.36 Toplam 11.35 11.35 142 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Buzağılarda görülen ölümlerin en önemli sebeblerinden biri ishaldir. Düşük kaliteli süt ikame yemlerinin buzağılara yedirilmeside ishale yol açmakta olup, bu yemlerin hazırlanması ve yemlenmesi zamanında çok dikkatli olunmalıdır. 5.3. Buzağıların Büyütülmesinde Kullanılan Diğer Sıvı Yemler Süt preruminant buzağılar için ideal yemdir, fakat çok pahalı bir besin maddesi olması nedeniyle pek çok ülkede, buzağıların beslenmesinde değişik yemler sütün yerine kullanılmaya çalışılmaktadır. Süt sığırı işletmelerinde buzağıların beslenmesi için kolostrumdan çoğunlukla yararlanılmaktadır. Sütle besleme düzeyi kolostrumla sınırlanabilmektedir. Ancak et buzağısı üretiminde kolostrum hızlı ağırlık artışı sağlama açısından uygun değildir. Peynir suyu çoğu zaman işletmelerde bulunur, fakat peynir suyu ile beslemede yüksek oranda ishal olayı meydana geldiği bir çok araştırıcı tarafından belirtilmektedir. Bu durum peynir suyu içerisindeki yüksek miktardaki mineral ve laktoz muhtevasına bağlanmaktadır. Ayrıca peynir suyunun sindirilebilirliği 4 haftalık yaşa kadar buzağılarda oldukça düşüktür. Bu devrede peynir suyu buzağıya verilen toplam süt ikame yemine en fazla % 20’sinin yerine ikame edilebilir. Buzağılar Yeni Zelanda’da yayık ayranı ile beslenmiş ancak büyüme oranı genellikle düşük olmuştur. Bu durum ham maddenin işlenmesi sırasında birkaç defa ısıtılmasından kaynaklanmış olabilir. Kolostrumla besleme peryodundan sonra düşük büyüme oranı, kabul edildiği takdirde buzağılar yağsız sütle de beslenebilmektedir (vitamin A ve vitamin D ilavesiyle). Bu şekilde besleme, diğer süt ve yan ürünleri ile beslemede elde edilen ağırlık artışının % 10 ile % 70 kadarını sağlayabilmektedir. Yağsız sütle taze ayranın besleme değeri birbirine yakındır. Ancak ayranda yağ miktarı daha yüksek olduğu için genç buzağılarda fazla kullanılması ishal görülmesini artırmaktadır. Dış piyasada süt yağının diğer yağlarla süt proteinlerinin ise diğer protein formları ile yer değiştirmiş olduğu birbirinden farklı bir çok süt ikame yemi yapılmaktadır. Eğer süt ikame yemi iyi bir şekilde hazırlanmış Buzağıların Yemlenmesi - 143 ise bununla beslenen buzağıların performansları, normal sütle beslenen buzağıların performansları ile birbirine benzerlik göstermektedir. 5.4. Buzağıların Büyütülmesinde Kullanılan Kuru (Kaba ve Kesif) Yemler 5.4.1.Buzağı Başlatma ve Büyütme Yemleri Sınırlı olarak sıvı yemlerle beslenen ve 3-8 haftalık yaşlarda sütten kesilen buzağılara yaklaşık 10. günden 4 aylık yaşa kadar lezzetli ve kaliteli buzağı başlatma yeminden verilmelidir. Genellikle buzağılar 1 haftalık yaştan itibaren buzağı başlatma karışımından küçük miktarlarda yemeye başlarlar. Buzağıların bir an önce buzağı başlatma yemlerinden yemeye başlayabilmeleri için gerek süt ile yemleme arasında ve gerekse süt ile yemleme sonrasında hayvanların ağızlarına az miktarlarda karışımlardan verilmelidir. Buzağı başlatma yemlerinin lezzetli ve yüksek enerjili olması gerekir. Buzağı başlatma yeminin ham proteini en az % 18 ve toplam sindirilebilir besin maddeleri (TSBM) en az % 75 kadar olmalıdır. Kabaca öğütülmüş buzağı başlatma yemleri ince öğütülmüş yemlerden daha lezzetli olmaktadır. Sütten kesimde buzağılar günde yaklaşık 500 gr kadar buzağı başlatma yemi tüketebilmelidirler. Sütten kesimden sonra her bir buzağı için günlük buzağı başlatma yemi tüketimi 2.0 kg ile sınırlandırılarak buzağıların yağlanması önlenir. Sütten kesimden sonra buzağıların günlük ağırlık artışları 600-800 gram arasında olması ile 18 aylık yaşta 350-400 kg canlı ağırlığa ulaşmasını ve aşım için yeterli büyüklüğe gelmesini sağlayacaktır. Buzağı başlatma karışım örnekleri Çizelge 5.9 ‘ da verilmiştir. Bir çok araştırmalar göstermiştirki buzağı başlatma yemlerinin basit karışımlardan olması ile geniş ve çeşitli elemanlardan oluşan kompleks karışımlar arasında buzağıların gelişmesini etkileme yönünden önemli bir fark yoktur. Yapılan araştırmalar, 4-5 elemandan oluşan basit buzağı başlatma karışımlarının (Çizelge 5.9 ‘daki 1.2 ve 5. karışım örnekleri) buzağılarda çok iyi neticeler verdiğini ortaya koymuştur. 144 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Buzağı başlatma karışımlarında protein ek yemleri birbiri yerine değiştirilebileceği gibi hububatlarda elde bulunabilirliğine ve pazar fiyatına bağlı olarak birbirleri yerine kullanılabilir. Buzağı yetiştiriciliğinde kullanılan en önemli yem unsurlarından birisi yulaftır. Yulaf ham selüloz % 8-10 ve ham proteininin (% 13) yüksek olması yanında ham yağ % 4-6 içeriği bakımından da tahıllar arasında en zenginidir. Buzağı başlatma ve büyütme rasyonlarında yulaf düşük kavuzlu olmak kaydıyla % 20-30 seviyelerinde kullanılabilir. Ayrıca yulaf ezmesi olarak tek başınada kullanılabilir. Çizelge 5.9. Buzağı Başlatma Yemi Karışım Örnekleri. Buzağı Başlatma Karışımları(%)* Yemler 1 2 3 4 5 Mısır 35 40 21 27 46 Yulaf 30 27 20 20 30 Kepek - - 15 10 - Soya Fasulyesi Küspesi 22 20 11 15 21 Keten Tohumu Küsbesi - - 10 - - Kurutulmuş Mısır Özü - - - 15 - Kurutulmuş Yonca Unu - - 5 - - Melas 10 10 5 10 - Kalsiyum ve Fosfor Ek Yemi 2 2 2 2 2 İz Minerallendirilmiş Tuz 1 1 1 1 1 * : Her kg karışıma 5500 IÜ vitamin A, 660 IÜ vitamin D ve 22 mg Klortetrasiklin (Auromisin) veya Oksitetrasiklin (Teramisin) ilave edilir. Dane yemler içerisinde selüloz içeriği en düşük olan yem mısırdır. Mısırın içinde bulunan besin maddelerinin sindirilebilme derecesi oldukça yüksektir. Ancak içinde bulunan yağ ve su içeriğinin yüksek olması depolanmada kolayca küflenme, bozulma ve acılaşmalara neden Buzağıların Yemlenmesi - 145 olmaktadır. Dolayısıyla koruyucu maddeler kullanılarak depolama yapılmalıdır. Gerek öğütülmüş ve gerekse dane olarak saklanmasında bu problemler sık sık olabilmektedir. Mısırda bulunan bazı besin maddeleri noksanlıkları (protein, kalsiyum gibi) diğer yemler ve katkı maddeleri ile desteklenerek buzağıların beslenmesinde başarı ile kullanılabilir. Buzağılar tarafından sevilerek tüketilen buğday, buzağı başlatma ve büyütme rasyonlarında her zaman kullanılabilir. Üretimin bol ve fiyatının uygun olması durumunda nişastaca zengin bir yem olan buğdayın enerji seviyesi yüksektir. Ancak eksik kalan besin maddelerince desteklenerek buzağılarda kullanılmalıdır. Ülkemizde hayvan beslemede en çok kullanılan yemlerin başında arpa gelmektedir. Esasen arpa ham selüloz dışında diğer besin maddeleri yüksek seviyede sindirilebilen bir yemdir. Besin madde noksanlıkları protein, mineral ve vitaminler bakımından desteklenmesi durumunda her türlü hayvan rasyonlarında kullanılabilir. Diğer dane yemlerde olduğu gibi hayvanlara verilmeden önce öğütülme veya ezilmesi sindirim fizyolojisi açısından büyük yarar sağlamaktadır. Küspeler içerisinde protein yönünden en zengin olanı soya fasulyesi küspesidir. Proteinin biyolojik değerinin yüksek olması dolayısıyla öncelikle genç hayvanların yemlenmesinde geniş bir şekilde kullanılır. Buzağı başlatma karışımlarına % 20-25 seviyelerine kadar katılabilir. Soya küspesi içerisinde bulunan esansiyel amino asitler bakımından süt proteini ile karşılaştırılabilecek bir yapıdadır. Soyadan yağın elde edilmesi sırasında herhangi bir ısı uygulaması yapılmamış ise böyle küspeye ham soya küspesi denilmektedir. Böyle küspeler buzağılarda ve tek mideli hayvanlarda yararlanmayı azaltan tripsin inhibitörü ihtiva etmektedir. Ancak soya küspesi ısı işleminden geçerek elde edildiği taktirde böyle bir olumsuzluk kalmayacaktır. Soya küspesi mineral maddeler bakımından desteklenmelidir. Ham selüloz seviyesi düşük olması ve genç hayvanlar tarafından sevilerek tüketilmesi ayrıca soya küspesinin sindirilebilirliğinin yüksek olması önemli avantajlardır. Buzağılar için çok iyi bir yem olmasına rağmen üretiminin az olması ve fiyatının yüksek olması önemli dezavantajlardır. 146 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Buzağı başlatma karışımlarında diğer küspeler çeşitli olumsuzlukları nedeniyle daha düşük seviyelerde (% 10) kullanılırlar. Buzağı başlatma karışımlarına, melas % 5-10 seviyelerinde, mineraller % 2 düzeyinde ve % 1 kadar tuz ilave edilir. Ayrıca bu karmalara vitaminler özellikle A ve D vitaminleri ile bir çok bakımdan faydalı bulunan antibiyotikler katılmaktadır. Antibiyotikler, buzağıların yemlerine (buzağı başlatma) karıştırılarak verilebileceği gibi süt veya suya katılması yahutta damardan enjekte edilmesi şeklinde kullanılabilir. Genellikle buzağı başlatma yemlerinin hazırlanması sırasında karışımın her kg’ına 22 mg klortetrasiklin veya oksitetrasiklin katılması yeterli olmaktadır. Antibiyotiklerin içeceklere katılması veya damardan enjekte edilmesi daha çok buzağıların anormal durumlarında (hastalıklar, vs.) kullanılan bir yoldur. Genç buzağıların rasyonlarına antibiyotiklerin katılmasının sağladığı faydalar şunlardır; 1. Yemden yararlanmayı yükseltir, 2. Ağırlık artışını hızlandırır, 3. Buzağılarda ishal görülmesini azaltır, 4. Buzağıların soğuk algınlığına ve hastalıklara karşı direncini artırır, 5. Buzağıların fiziksel görünüşlerini iyileştirir. Antibiyotiklerin en fazla faydalı olduğu devre, buzağıların sindirim bozukluklarına yatkın oldukları doğumdan sütten kesime kadarki (ilk 5-8 haftalık) dönemdir. Buzağılara 4 aylık yaştan sonra antibiyotik vermek çok az bir fayda sağlamakta bu ise ekonomik olmamaktadır. 5.4.2. Kaba Yemler Buzağı rasyonlarının en ekonomik unsurları kaba yemlerdir. Ayrıca buzağı büyütmede sütten kesim sonrasında rasyonların temel vazgeçilmez bir elemanıdır. Buzağıların Yemlenmesi - 147 Genellikle buzağılar 1-2 haftalık yaşta kaba yemlerden yemeğe başlarlar. Buzağılar 3 haftalık yaşta ergin ruminantlar gibi çayır otunu sindirebilirler. Kaba yemin kalitesi ve lezzeti buzağılar için her zaman büyük önem taşır. Buzağılar hayatlarının mümkün olduğunca erken dönemlerinde daha çok kaba yem tüketmeye teşvik edilmelidir. Çünkü kaba yem 4 aylık yaştan sonra buzağı rasyonunun ana elamanı olacaktır. Buzağı başlatma yeminin çok pahalı olduğu durumlarda ve buzağıların yeterince kaba yem tüketmesi halinde, günlük 450 gr’dan daha az buzağı başlatma yemi tüketirken de sütten kesebiliriz. Ancak kaba yem çok iyi kalitede ve yumuşak bir yapıda olmalıdır (Baklagillerden oluşması tercih edilir). Kaba yem tüketim miktarının artırılması, buzağılara verilen buzağı başlatma yeminin azaltılması ile sağlanabilir. Şayet buzağı başlatma yemi ile ad libitum yemleme yapılıyorsa, buzağı rasyonları en az % 10-20 kaba yem veya % 7 ham selüloz içermelidir. Genelde buzağılara kaba yem serbestçe yani yiyebildiği kadar verilir. Fakat kaba yemler buzağı rasyonunun en fazla % 60’ını oluşturmalıdır. Buzağıların yemliklerine her gün iyi kaliteli ot konulmalı ve her sabah önlerinde kalanlar alınarak yaşlı hayvanlara verilmeli veya atılmalıdır. Buzağılara verilen iyi kaliteli kaba yemler; rumenin erken gelişmesini, buzağıların sağlıklı olmalarını ve ağırlık artışının daha ekonomik olmasını sağlar. 5.5. Buzağılara Süt İçirme Şekilleri Buzağıları süt ile yemlemede, genelde et sığırcılığında buzağılar analarını emmektedir. Süt sığırcılığında sürü için yetiştirilen buzağılar ise birkaç buzağının üvey anayı emmesi ve kova (veya otomatik düzenler) ile elden süt içirilmesi olmak üzere iki şekildedir. Bu yollardan hangisinin uygulanacağı hakkında kesin bir ifadede bulunmak doğru değildir. Ülkemiz tarım işletmelerinin kuruluş ve amaç farklılıkları ile büyüklüklerinin çok değişik olması böyle bir kesinliği engeller. Hangi şekilde olursa olsun asıl gaye buzağılara zamanında, taze, temiz, sürekli ve uygun sıcaklıkta sütün içirilmesidir. 148 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri 5.5.1. Buzağıların Anadan Emdirilmesi Buzağılara elden süt içirme ile buzağıların analarından emdirilmesi çok sayıda yapılan araştırma ile karşılaştırılmış, buzağıların sağlık ve gelişmelerinde fark bulunmamıştır. Ülkemizde buzağıların kontrolsüz olarak emdirilmesinden dolayı buzağı üretim masrafları yükselmekte ve üretilen süt miktarı azalmaktadır. Bazı işletmelerde buzağının sağımdan önce ve sağımdan sonra anayı emmesine izin verilir. Böyle uygulamada hem ihtiyaçlarından daha fazla süt tüketerek buzağılarda sindirim bozukluklarını görülür, hemde süt ziyan edilir. Ayrıca sağımdan önce yağsız süt, sağımdan sonra ise yüksek oranda yağlı süt tüketirler. Fazla yağlı süt buzağılar tarafından sevilerek tüketilmediği gibi hayvanda sindirim bozukluklarına neden olur. Bu tip emdirmeler iş gücü ve zaman kaybına da sebeb olmaktadır. Bunun yanında buzağıların ne kadar süt emdiklerinin belirlenmesi mümkün değildir. Bunun için emzirme sırasında buzağıya tek bir meme (tercihen sol ön meme başını) emdirerek tüketilen süt miktarı belirlenebilir (Ananın günlük süt veriminden güvenle tahmin edilebilir). Böylece buzağıya her öğün için bırakılacak meme başı sayısı hakkında kesin karara varılır. Ananın süt verimi, içinde bulunduğu laktasyon devresine göre değişmektedir. Dolayısıyla buzağıya ayrılacak meme başı sayısının belirlenmesinde ananın süt verimindeki değişme takip edilmelidir. Buzağının emmesinden sonra meme başı mutlaka kontrol edilmeli ve kalan süt var ise sağılarak alınmalıdır. Emzirerek büyütme yollarından biride birçok buzağının bir ineği emmesidir (üvey ana ile emzirme). Bu metodda aynı ana birden fazla buzağının büyütülmesinde etkili rol oynar. Burada üvey ana olarak kullanılacak hayvan sağlıklı olmalıdır. Üvey ananın önceki laktasyon verimleri bilinmelidir. Böylece önceki verimlerine göre üvey ana ile buzağı büyütme programına alınacak yavruların sayısı ve planı belirlenir. Çizelge 5.10 ‘da örnek emzirme programları verilmiştir. Bu programla önemli ölçüde işçilikten tasarruf edilebilmektedir. Ancak ineğin emdirme sırasında gebe kalma ihtimali azalmaktadır. Üvey anadan emdirmede dikkat edilecek önemli bir nokta emen buzağıların aynı yaş ve büyüklükte olmalarıdır. Aksi halde güçlü olanlar zayıfları engeleyerek ağırlık artışlarını ve büyümelerini önlerler. Ayrıca gerek Buzağıların Yemlenmesi - 149 ananın gerekse yavruların hastalık ve sağlık durumları dikkatlice yakından takip edilmelidir. Emzirme yolu ile buzağı büyütmenin sakıncalarını aşağıdaki gibi sıralayabiliriz. a. Buzağıların emdiği süt miktarını genellikle kontrol etmek mümkün değildir. b. Buzağıların bazı öğünlerde fazla, bazı öğünlerde ise daha az süt tükebilecekleri için devamlı olarak belirli miktar süt almaları zordur. c. Böyle gelişi güzel süt gelişmeyi engeller. tüketimi ise buzağılarda düzenli bir d. Buzağıların meme başlarını farklı şekilde tercihi sonucu meme başlarında gelişme eşit olmaz. e. Doğumdan itibaren üç günden fazla anasını emen buzağının kovadan süt içmeye alıştırılması çok güçleşir. f. Yavrunun ölmesi durumunda laktasyondaki ana sütünü keser ve uzun bir süre inekten süt sağılmayabilir. g. İneğin sütünü bırakması buzağının emmesi ile bağımlılık oluşturur. Böylece buzağı gereğinde çok fazla bir süre süt emme durumunda olacaktır. Bu ise rumenin fonksiyonel hale gelmesini geciktirir. 5.5.2. Buzağılara Elden Süt İçirilmesi Buzağıların elden kontrollü bir şekilde içirilmesi sonucu tasarrufla hem süt üretimizde artış sağlanacak hem de buzağı büyütme masrafları düşürülecektir. Bu metodda buzağılar için daha önceden verdiğimiz sütle yemleme programlarından biri seçilerek uygulanabilir. Bu programlarda öğün sayısı ve zamanı, her öğünde verilecek süt miktarı ve sıcaklığı yanında diğer birçok yardımcı bilgilere yer verilir. Sütün elden içirilmesinde ya anaların sağılmalarından hemen sonra (süt taze ve ılık iken) buzağılara verilir veya sağım zamanına bağlı olmaksızın önceden sağılan süt içme sıcaklığına kadar ısıtılarak kullanılır. Elden yemleme açık ve emzikli kovalar kullanmak suretiyle yapılabilir (Resim 5.1). Buzağıların emzikli kova ile süt yemlemesine alıştırılması kolaydır (Resim 5.2.). 150 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Bunun ayrıca buzağıların birbirini emme gibi alışkanlıkları azaltma avantajı vardır. Ancak emzikli kovaların temizlenmesi ve sterilize edilmesi daha zor ve fazla zaman almaktadır. Ayrıca kovadaki sütün bitmesinden sonra buzağıların emziği emmelerine müsade edildiğinde buzağıların akciğerlerine sütün kaçmasına neden olmaktadır. Çizelge 5.10. Birden Fazla Buzağının Üvey Anadan Emdirilme Programları. Laktasyon Devresi (Hafta) 1. Hafta 2. Hafta 3. Hafta 11. Hafta 12. Hafta 13. Hafta 14. Hafta 15. Hafta 24. Hafta 25. Hafta 26. Hafta 28. Hafta 38. Hafta 39. Hafta 42. Hafta Emdiren İneğin Yıllık Süt Verimi 1. İnek 2800 kg 2. İnek 4670 kg Emdirilen Sütten Kesilen Emdirilen Sütten Kesilen Buzağı Buzağı Buzağı Buzağı 1. Buzağı 1. ve 2. Buzağı 2. Buzağı 3. ve 4. Buzağı 3. Buzağı 4. Buzağı 1. Buzağı 5. ve 6. Buzağı 1. ve 2. Buzağı 5. Buzağı 2. Buzağı 7. ve 8. Buzağı 3. ve 4. Buzağı 3. Buzağı 6. Buzağı 4. Buzağı 9. Buzağı 5. ve 6. Buzağı 5. Buzağı 10. Buzağı 7. ve 8. Buzağı 6. Buzağı 9. Buzağı 10. Buzağı Buzağıların kovadan süt içmeye alıştırılması için temizlenmiş elin kovaya batırılarak parmaklar (2 parmak) meme başı gibi buzağıların emmesine izin verilir. Arada parmak çekilerek hayvanın direk olarak kovadan içmesine çalışılır. Bu işlem bir kaç gün tekrarlandığında (bazı hayvanlar bir veya iki öğünde öğrenebilirler) kısa zamanda kovadan içme öğrenilir. Süt içirmede kullanılan kovalar temiz olmalıdır. Dolayısıyla kovalar kullanıldıktan sonra sıcak sodalı su ile iyice yıkanıp ters çevrilerek kurutulmalıdır. Buzağıların Yemlenmesi - 151 Resim 5.1. Buzağılara Açık Kovadan Süt İçirilmesinin Öğretilmesi Yapılan araştırmalarda, buzağıların süt ile yemlenmesinde kullanılan emzikli veya açık kovalar arasında buzağının sağlık, fiziksel görünüş ağırlık artışı ve pazarlamasında bir farklılık görülmemiştir. Buzağılara sütün hemen sağımdan sonra vücut sıcaklığında iken verilmesi en kolay yoldur. Küçük işletmelerde öğünde içirilecek süt bir ısıtıcı üzerinde (soba veya elektrik ocağı) ısıtılır. Böyle ısıtmalarda sütün fazla ısınması ile proteinler koagüle olmaktadır. Sütün su banyosu içerisinde ısıtılması en emin yollardan birisidir. Son yıllarda helezon ısıtıcılar süt içerisine doğrudan daldırılarak süt ısıtılmaktadır. Bu ısıtıcıların en önemli kusuru helezon etrafındaki süt daha fazla ısınmaktadır. Bunun için sütün düzenli olarak karıştırılması gerekir. 152 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Resim 5.2. Emzikli Kovadan Buzağılara Süt İçirilmesi. 5.6. Buzağıların Sütten Erken Kesimi Buzağıların sütten erken kesilebilmelerinde rumen, retikulum ve omasumun bir an evvel fonksiyonel hale gelmesi önemlidir. Yani buzağılarda ruminasyonun başlaması ile kaba ve kesif yemlerden besin madde ihtiyaçlarını karşılayabilir bir duruma geçmesi gerekir. Sütten erken kesme ile buzağıların büyütülmesinde sütten ve iş gücünden büyük ölçüde tasarruf sağlanır. Sütten erken kesmede öncelikle buzağılara verilen sıvı yemlerin sınırlı tutulması ve böylece kaliteli kaba ve kesif yemlerin tüketimi teşvik edilmelidir. Böyle sınırlı besleme ile ön mide (rumen, retikulum ve omasum) kısa zamanda gelişir. Böylece buzağılar genellikle 5 ila 8. haftalarda tamamen kuru yemlere geçebilirler. Esasen sütten erken kesimde buzağının günlük besin madde ihtiyacını karşılayabilecek kaba (ad.libitum olarak kaliteli ot) ve kesif yem (günlük 400 g buzağı başlatma yemi) miktarını tüketebilmesi önemlidir. Buna bağlı olarak buzağıların 3 haftada hatta 2 haftada sütten kesilebileceği bazı araştırmalarla ortaya konulmuştur. Ancak bu kadar erken sütten kesilen buzağılara özel ihtimam gerekmektedir. Buzağıların sütten erken kesilmesi ile yapılan yetiştiricilikte kullanılan kuru yemlerin besin madde içeriklerine ayrı bir önem verilir. Bilhassa buzağı başlatma yemlerinde protein, enerji seviyeleri hayvanın Buzağıların Yemlenmesi - 153 ihtiyacını kolayca karşılayabilecek ve rahatça sindirilebilecek özellikte olmalıdır. Ayrıca bu yemler vitamin, mineral ve antibiyotiklerle desteklenmelidir. Buzağı başlatma yeminin buzağılar tarafından kolayca yenmesi ve hayvanların bunlara alıştırılması için sütlerin tamamen içmeden önce avuç dolusu kesif yemin ağız boşluğuna doldurulması uygulamada olumlu neticeler vermiştir (Resim 5.3). Kesif yemlere erken alıştırmalar buzağıların birbirlerini emmelerine de engel olabilmektedir. Resim 5.3. Buzağıların Katı Yeme Alıştırılmaları. Yukarıda belirtildiği üzere buzağıların katı yemlere geçişini teşvik için hayvana verilen günlük sıvı yem miktarı sınırlandırılır. Böylece günlük besin madde ihtiyacını tam olarak karşılıyamayan buzağı kesif yemlerle besin madde açığını kapatmaya fizyolojik olarak zorlanır. Böyle uygulamada tahıllardan büyük ölçüde faydalanılır. Bunun nedeni buzağıların damak tadlarına tahılların daha uygun olmasıdır. Yapılan çalışmalarda buzağıların en çok severek tükettiği tahılın arpa olduğu belirlenmiştir. Bunu sırasıyla buğday, çavdar, mısır ve yulaf takip etmektedir. Buzağıların sütten kesildikten sonra kesif yeme tam olarak alışamadan dolayı kısa bir dönem için gelişmede duraklama veya gerileme 154 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri olabilmektedir. Ancak bu durum doğal kabul edilmelidir ve kısa bir süre sonra ortadan kalkacaktır. İngilterede 3 haftalık buzağıların günde en az 200 g kadar buzağı başlatma yemi tüketebilecek bir kondüsyona geldiklerinde sütten kesilmeleri önerilmektedir. Bu durumda sütten kesim sonrasında verilen günlük kesif yem miktarı 750 gram ve daha sonra 2 kg çıkarılarak sınırlandırılır. Kaliteli kaba yem ise adlibitum olarak verilir. Buzağıların sütten kesimi yavaş yavaş yapılabileceği gibi ani olarak sütten kesim yapılmasıda mümkündür. Daha öncede ifade edildiği gibi sütten kesimde önemli olan buzağının ihtiyaçların karşılayabilecek seviyelerde kaba ve kesif yem tüketebilmeleridir. 5.7. Buzağıların Sütten Kesimden Sonra Büyütülmesi ve Pratik İşler Süt sığırı işletmelerinde idarenin kolay yönlerinden biriside buzağıların sütten kesimden sonraki bakım ve beslenmeleridir. Dolayısıyla buzağılar bu devrede çok ihmal edilmektedir. Sütten kesim öncesi ferdi bölmelerde bulundurulan buzağılar sütten kesildikten sonra 6 veya 10’lu gruplar halinde serbest bölmelere alınırlar. Ancak buzağı memelerinin normal gelişmesi ve mastitise meyilli olmamaları için, onların birbirlerini emmediklerinden emin olmak gerekir. Buzağıların sütten kesimden sonraki bu dönemde iyi kaliteli ot ve temiz su önlerinde devamlı olarak serbest miktarda bulundurulmalıdır. Gruplar halinde bulunan buzağılara buzağı başlatma yeminden günlük verilecek toplam miktar iki eşit kısma ayrılarak iki defada verilmelidir. Buzağı başlatma yeminden eşit bir şekilde yararlanabilmeleri ve birbirlerini rahatsız etmemeleri için buzağıları grup bölmelerine alırken mümkün olduğu kadar aynı yaş ve ağırlıkta olmalarına dikkat edilmelidir. Ayrıca gerek sütten kesim öncesi ve gerekse sütten kesim sonrasında buzağı bölmelerinin kuru ve temiz olmasına çok dikkat edilmelidir. Sütten kesimden 4 aylık yaşa kadar buzağıların yemleme programında, buzağı başlatma yeminin ham proteini % 18 veya daha fazla olmalıdır. Başlatma yeminden her bir buzağıya günde 2-3 kg arasında verilebilir. Bu miktar buzağılarda istenilen vücut kondisyonu ve ağırlık artış isteğine bağlı olarak Buzağıların Yemlenmesi - 155 değiştirilebilir. Buzağılara bu devrede iyi kaliteli kaba yeme ilaveten orta sululukta iyi kaliteli silaj (Mısır Silajı) verilebilir. Sütten kesimden sonra buzağıların ihtiyacı olan kalsiyum ve fosforun buzağı başlatma karışımları ile karşılanması gerekir. Bu ise başlatma yemlerine dikalsiyum fosfat veya kemik ununun % 1 - 2 oranında katılması ile sağlanabilir. Buzağılara 4 aylık yaştan itibaren buzağı başlatma yemleri, ergin hayvanlara verilen hububat yemleri ile değiştirilebilir. İyi bir büyüme ve vücut kondüsyonu için her buzağıya günde en az 2 kg buzağı büyütme yemlerinden veya hububat karışımlarından verilmelidir. Bu hayvanlara 10 aylık yaşta iyi kaliteli kaba yem verildiği taktirde kesif yemlerin verilmesi durdurulabilir veya 1 kg süt inek yemi ile sınırlandırılabilir. Kesif yem veya hububat yemlemesi durdurulduktan sonra kalsiyum, fosfor ve mineralize tuz ek yem ihtiyaçlarının dikkatli bir şekilde takip edilmesi gerekir. Sütten kesimden sonra dişi buzağılar için çok önemli bir noktada, 4-8 aylık yaşlar arasında bu hayvanlara mutlaka Bruselloz aşılarının yaptırılmasıdır. Sığırcılık işletmelerinde genç hayvanlarda yapılması gereken işlerden önemli olanları fazla meme başlarının kesilmesi, numaralama ve boynuzsuzlaştırmadır. Hayvanları tanımak ve birbirlerinden kolayca ayırt edebilmek yetiştirme işlerini güvenle yürütmek ve kayıtları doğru olarak tutmak için sığırlar çeşitli şekillerde numaralanırlar. Buzağılar 1-2 aylık yaşta iken gereksiz olan fazla meme başları tendürdiyot ile dezenfekte edildikten sonra steril bir makasla kesilir (Şekil 5.1). Kesildikten sonra küçük bir kanama görülebilir, kısa bir süre pamuk ile bu bölge kapatılması yeterlidir. 156 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Şekil 5.1. Buzağılarda Fazla Meme Başlarının Kesilmesi Sürüdeki hayvanların tanınabilmesi, kayıt tutma ve değerlendirme yapılabilmesi için buzağılar numaralanmalıdır (Resim 5.4). Doğumda genellikle buzağıların boynuna geçici numaralar takılır. Daha sonra (2 - 3 aylık iken) kulakta daimi olarak kalacak ve silinmeyecek olan tetovir numaralama yapılır. Tetovir numaralamada özel bir pense ve bunun iç kısmına yerleştirilen ucu sivri iğnelerin dik bir şekilde yanyana dizilmesi ile yapılmış rakamlar kullanılır. Bu özel pense ile rakamlar noktalar halinde kulağa işlenir. Kulağın kanamaması için bu işin buzağı kulağının damarsız olan orta kısmına tatbik edilmesi gerekir. Daha sonra önceden hazırlanmış olan tetovir mürekkebi bu delinen yerlere parmakla iyice sürülür. Tetovir mürekkebi bulunmadığı taktirde cam üzerinde biriktirilmiş çok ince is, ispirto ile hamur haline getirilip tetovir boyası yapılabilir. Bu numaralama yapılırken hayvanın sağ kulağına kendi numarası, sol kulağınada doğum yılının son iki rakamı yazılması yeterlidir. Son yıllarda daha geniş bir uygulama ise dondurma suretiyle dağlanarak numaralama metodudur. Bu metodda hayvanın numarası uzaktan rahatça okunabilmektedir. Yukarıdaki metodda ise hayvanın numarasının okunabilmesi için yakalanması gerekmektedir. Dondurma ile numaralamada hayvanın derisi üzerinde numara vurulacak kısım, jilet ile traş edilerek alkolle sature edilir. Daha sonra -196 C’deki sıvı azot içerisine, kaliteli bronz alaşımından veya bakırdan yapılmış numara sokularak soğutulur. Hayvanın hazırlanmış deri kısmına bu numaralar bastırılır. Hayvanın ırkı, yaşı ve derisinin kalınlığına bağlı olmakla beraber yaklaşık 1 dk kadar numara deriye bastırılır. Numaralamadan 15 gün sonra Buzağıların Yemlenmesi - 157 bu kısımdan beyaz tüyler halinde numaralar çıkarak uzaktan okunabilir bir hal alır. Resim 5.4. Buzağıların Çeşitli Şekillerde Numaralanması Ayrıca üzerinde numara yazılı madeni ve plastik numaralar özel numara pensesi ile kulağa takılabilmektedir. Bir diğer numaralama şekli de hayvanların boyunlarına büyükçe madeni veya plastik numaralar, zincir veya naylon ipliklerle asılmaktadır. Bu metod biraz pahalı olmakla beraber kullanışı rahat ve emniyetlidir. Dolayısıyla araştırma gayesiyle yapılan çalışmalar için oldukça elverişlidir. 158 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Buzağılarda yapılan pratik işlerden bir diğeride boynuzsuzlaştırmadır. Modern yetiştirmecilikte boynuzsuzlaştırma bir çok yönden önemli olup, boynuzların başlıca şu sakıncaları ifade edilebilir. 1. Boynuzlu hayvanlar kavgacı ve idareleri zordur. Bilhassa boğalar tehlikeli bir hal alırlar. Dolayısıyla erkenden damızlıktan çıkarılmak durumda kalınır. 2. Boynuzlu hayvanlar birbirlerini vurarak yavru atmalara hatta birbirlerinin ölümüne dahi sebeb olabilirler. 3. Boynuzlu hayvanlar birbirlerinin yem yemelerini engelleyerek verimin düşmesine sebeb olurlar. 4. Boynuzlu hayvanlar birbiri ile döğüşerek deri ve gövde kalitesinin düşmesine neden olurlar. 5. Boynuzlu hayvanların idaresi ve nakliyesi zordur. Böyle hayvanlar işçilerde iş randımanını azaltır. Boynuzsuzlaştırma çeşitli yollardan yapılabilir. Bunlar; genetik, kimyasal ve fiziksel metotlardır (Resim 5.5). Genetik yolla boynuzsuzlaştırmada; sığırlarda boynuzsuzluğun boynuzluluğa dominant olmasından yararlanılır. Boynuzlu bir sürüde boynuzsuz bir boğa kullanmak suretiyle bu sürüde % 50 oranında boynuzsuz yavru elde edilebilir. Fiziksel yolla boynuzsuzlaştırmada 2 aylık yaştan büyük hayvanlarda boynuz tübü (3 aylık yaşta), boynuz kaşığı (3-5 aylıkyaşta), boynuz makası ile (5-12 aylık yaşta), boynuz pensesi ile (12-24 aylık yaşta) ve boynuz testeresi (24 aylıktan büyüklerde) boynuzsuzlaştırma yapılmaktadır. İki aylık yaştan küçük olan buzağılarda fiziksel yollarla boynuzsuzlaştırmada ise elektrikle boynuzsuzlaştırma metodu uygulanır. Bu işlem daha çok 1-2 aylık yaşlarda yapılır. Elektrikle kızgın hale getirilen demir alet boynuz çıkış yerlerine veya çok küçük olan boynuzların üzerine tatbik edilerek boynuz hücreleri veya boynuz iyice yakılır. Bu kızdırılan alet hayvanın yaşına ve boynuzların çıkış durumuna bağlı olarak 10-20 sn kadar tatbik edilir. Yakma işini çok dikkatli yapmak gerekir. Aksi halde bu kısmın aşırı derecede yakılması ile tehlikeli sonuçlar ortaya çıkabilir. Çok dikkat istiyen ve çok ızdırap verici bir metoddur. Buzağıların Yemlenmesi - 159 Resim 5.5. Buzağılarda Boynuzsuzlaştırma Kimyasal yolla buzağıların boynuzsuzlaştırılması çok daha erken dönemlerde yapılmaktadır. Yeni doğan buzağılarda boynuz yeni çıkıntı halinde belirgindir. Bu çıkıntı bir hafta sonra daha da belirginleşir. Genellikle 1 haftalık buzağılarda potasyum hidroksit veya sodyum hidroksit gibi kimyevi maddelerle boynuz embriyolarını yakarak öldürmek suretiyle yapılır. Bu metod diğerlerine nazaran daha az ızdırap vericidir. Bu yöntemde önce buzağının boynuz çıkacak yerlerdeki tüyleri bir makasla kırkıldıktan sonra çubuk halindeki kimyasal madde boynuz yerlerine hafif kanayıncaya kadar iyice sürülür. Bu kimyasal maddenin hayvanın gözüne akıp kör etmemesi için kırkılmış boynuz yerinin etrafına vazelin veya gres yağı sürülür. 160 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri 5.8. Buzağı Besisi Dana eti fiyatının süte göre daha yüksek ve besinin daha ekonomik olduğu yer ve zamanlarda buzağı besisinin yapılması daha karlı olacaktır. Diğer yetiştiriciliklerde olduğu gibi buzağı besisinin ekonomikliği için besiye alınacak buzağılar sağlıklı, gürbüz ve iştahlı hayvanlar olmalıdır. Buzağı besisinde karlılığı etkiliyen en önemli faktörler şunlardır; a. Buzağı fiyatları ve riziko, b. Ahır ve barındırma masrafları, c. Alet ve ekipman masrafları, d. Yem ve yemleme masrafları, e. Elektrik masrafları, f. İşçilik ve veteriner masrafları, g. Finansman ve pazarlama masraflarıdır. Besiye alınacak buzağılar, verim seviyeleri düşük hayvanların yavruları olabilir. Ayrıca şekil ve renk bozukluğu olan buzağılarda besiye alınırlar. Doğum ağırlığı ırk ortalamasının çok altında olan buzağılar büyütme programlarına alınmadığı gibi bu hayvanlar semirtme gayesi ile besiyede alınmamalıdır. Böyle hayvanlar daha az yem tüketseler bile her kg canlı ağırlık artışının maliyeti daha yüksek olacaktır. İleride damızlıkta kullanılmayacak hayvanlarda besiye alınabilmesi için, sağlıklı, kas yapısı iyi gelişmiş ve iştahlı erkek ve dişi buzağılardan oluşmalıdır. Buzağı besisinden gaye dolgun, iyi semirmiş 150 kg’lık canlı ağırlıkta hayvanlar elde etmektir. Genellikle tüketiciler açık renkli buzağı etini tercih ederler ve böyle etler daha fazla gelir sağlamaktadır (Resim 5.6.). Buzağılarda ağız ve göz mukozası elde edilecek et rengi hakkında fikir vermektedir. Nitekim açık renkli ağız ve göz mukozasına sahip buzağılardan daha açık renkli et elde edildiği bildirilmektedir. Buzağıların Yemlenmesi - 161 Etin açık renk kazanmasında veya kırmızı olmasında Fe ve Cu önemli rol oynar. Dolayısıyla Fe bakımında fakir yemler kullanılarak açık renkli et elde etmek mümkündür. Açık renkli et üretmede yağlı veya yağsız süt ile besi yaparak çok iyi sonuçlar alınmaktadır. Ayrıca süt ikame yemlerinin hazırlanmasında da besi için Fe bakımından fakir olacak bir kompozisyon olmasına dikkat edilir. Resim 5.6. Buzağı Besisi ve Karkası. Etin renginde yemin dışında hayvanın yaşı, ırkı ve temperamentinin büyük ölçüde etkili olduğu bilinmektedir. Buzağı besisinde uygulanacak iyi bir yemleme planı et rengine ve kalitesine kötü yönde etki eden altlık tüketimi minimuma inebilir. Bugün piyasada üretilen süt ikame yemlerinde 25-120 mg/kg kadar Fe bulunduğu halde et renginin kırmızı olması altlıkların buzağılar tarafından tüketilmesinden kaynaklanmaktadır. Ayrıca hayvanların fazla hareket etmesi yani kasların fazla kullanılması ile şiddetli kanamalar et rengini olumsuz etkilemektedir. Dolayısıyla besiye alınan buzağıların büyük padokslar içerisine konulmaması, hareketlerinin sınırlandırılması gerekmektedir (Resim 5.6.). Ahır içi ışıklandırmanın az olması hayvanlara 162 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri rahatlık sağlaması nedeniyle et renginin açık olmasına olumlu etki yapabilir. Besiye alınacak buzağılarda ızgaralı durak sistemi toprak zemine göre temiz tutulma bakımından daha uygundur. Resim 5.7. Izgaralı Buzağı Besi Bölmesi. Buzağı besisinde ana gaye hayvanların besin madde ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeyde yemleme yapılması (ne aşırı yemleme nede eksik yemleme yapılmalıdır), sindirim bozukluklarının ortaya çıkmayacağı ve ishalsiz bir besidir. Buzağılara içirilecek günlük sıvı yem miktarı hayvanın sindirim sistemi kapasitesine uygun olmalıdır. Sindirim organlarının hacım bakımından zorlanması ishale sebeb olur. Beside ishal ile karşılaşıldığında Buzağıların Yemlenmesi - 163 sıvı yem verilmesi sınırlandırılmalı hatta bir kaç gün sıvı yem verilmeyerek yerine yulaf lapası verilebilir. Düzelme görüldükten sonra tedrici olarak sıvı yeme geçilmelidir. Normal buzağı büyütmede olduğu gibi buzağı besisinde de sıvı yemin sıcaklığı, temizliği ve düzenli olarak içme zamanına dikkat edilmelidir. Buzağıların eşit aralıklarla ve düzenli olarak aynı saatlerde yemlenmeleri çok önemlidir. Buzağı besisi çeşitli şekillerde yapılabilir. Bunlar; a. Anadan emdirilerek buzağı besisi, b. Üvey anadan emdirerek buzağı besisi, c. Yağlı süt içirerek buzağı besisi, d. Yağsız süt içererek buzağı besisi, e. Süt ikame yemi içirerek buzağı besisidir. 5.8.1. Anadan Emdirerek Buzağı Besisi Et sığırcılığı işletmelerinde analar sağılmayarak sütün tamamı 6-8 ay süre ile buzağıların emmesine terk edilir. Ana ve yavru otlakta beraberce bulunurlar. Et sığırlarında yapılan böyle buzağı besilerinin çok ekonomik olduğu belirlenmiştir. 5.8.2. Üvey Anadan Emdirerek Buzağı Besisi Süt sığırcılığı yapan büyük işletmelerde daha az işgücü ve daha nitelikli eleman kullanarak buzağı besisi üvey anadan emdirmek suretiyle yapılabilmektedir. Üvey ananın süt verimi dikkate alınarak bir kaç yabancı yavru bu inekten emdirilebilir. Başlangıçta bu yabancı yavruların anaya kabul ettirilmesi zor olabilmektedir. Esasen eldeki yüksek süt verimli ırkların bu şekilde kullanılmalarının çok doğru olamıyacağı gibi uygulamada bazı zorluklarıda görülebilmektedir. Dolayısıyla gerek işletme ekonomisi ve gerekse işletmenin yeşil alanlardan daha az iş gücü kullanarak yararlanması bakımından et verim yönlü ve biraz yüksek süt verimli 164 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri hayvanların buzağı besisinde üvey ana olarak kullanılması daha uygun görülmektedir (Resim 5.8.). Ayrıca daha az iş gücü ihtiyacı bulunması ve sağlık üzerinde olumlu etkileri nedeniyle serbest ahır yetiştiriciliği anaç inek kullanımı için daha uygundur. Burada üvey anaların boynuzsuzlaştırılması konusuna dikkat edilmelidir. Resim 5.8. Üvey Ana İle Buzağıların Emdirilmesi. 5.8.3. Yağlı Süt İle Buzağı Besisi Buzağıların anasını emerek yapılan besi şekli en kolay ve rahat olanı yağlı süt ile buzağı besisidir. Bu metodda buzağının emmesinden hemen sonra ana sağılmalıdır. Yoksa süt sekresyonu geriler ve hatta bazı meme hastalıkları ortaya çıkabilir. Bu metod rahat bir buzağı besi şekli olmasına rağmen süt sığırlarında çok ender durumlarda önerilebilir. Ancak daha ziyade yağlı süt ile buzağı besisinde sütün elden hayvanlara verilmesi şeklinde besi yaygındır. Bu metodda 100 kg’lık bir satış ağırlığına ulaşıncaya kadar 500-600 litre yağlı süt kullanılır. Buzağının 1 kg ağırlık artışı için yaklaşık 10 litre yağlı süt kullanılmaktadır. Bir çok ülkede tam yağlı süt ile buzağı besisinin ekonomik olmadığı ancak bu metodun standart besi metodu olarak kabul edildiği geliştirilen Buzağıların Yemlenmesi - 165 diğer buzağı besi metodlarının bununla karşılaştırılarak değerlendirilmesi söz konusudur. Son zamanlara kadar yağlı süt ile buzağı besisi karkas niteliği bakımından en ideal besi şekli olarak kabul ediliyordu. Bugün ayrıca buzağıların 100 kg’a kadar ulaşması istenmektedir. Böyle bir canlı ağırlığa ulaşma zamanı her şeyden önce ırka bağlıdır. Bununla beraber tüketici için herşeyden önemlisi buzağıda açık bir et renginin olmasıdır. Bu beside daha yüksek canlı ağırlığa ulaşılmak istendiğinde yağlanma oranı artacaktır. Böyle karkaslar tüketici tarafından arzulanmaz. Ayrıca yüksek fiyat bulamayacağından ekonomik olmamaktadır. 5.8.4. Yağsız Süt İle Buzağı Besisi Bu besi metodunda yağsız süt taze olarak veya yağlı süt ile karıştırılarak verilmektedir. Ayrıca kurutulmuş yağsız süt sulandırılarak tek başına veya yağlı süt ile karıştırılarak buzağılara içirilir. Hangi şekilde olursa olsun yağsız süt ile yapılan besi, tam yağlı süt ile yapılan besi kadar yüksek günlük ağırlık artışı sağlamaz. Gerek kuru gerekse taze olarak kullanılan yağsız süt mutlaka iz mineral, vitamin, antioksidan ve antibiyotik ile desteklenmelidir. Yağlı süt-yağsız süt kombinasyonunun çeşitli olumsuz etkileri nedeniyle kullanılması pek önerilmez. Olumsuz etkilerinin ortadan kaldırılması için yağsız sütün, süt ikame yemleri ile karıştırılarak kullanılması daha uygundur. Süt ikame yemlerinin hayvansal ve bitkisel yağlarla enerji düzeyleri düzenlenmiştir. Böylece yağsız sütün enerji seviyesi yükseltilir, mineral, vitamin ve antibiyotikler besi riskini önemli ölçüde azaltırlar. Buzağıların beslenmesinde her şeyden önce vitamin A büyük önem taşımaktadır. Buzağılar için gerekli besin maddelerince zenginleştirilmiş süt ikame yemlerinin yağsız süt ile kombinasyonu sonucu buzağıların günlük ağırlık artışlarının yağlı süt besisinden elde edilen değerlere ulaştığı belirlenmiştir. Buzağılarda günlük 1000-1200 gr’lık canlı ağırlık artışlarının sağlanabilmesi için süt ikame yemin yağ düzeyi en az % 30 olmalıdır. % 50 yağlı karışımlarda bulunmaktadır. Böyle süt ikame karışımları yağsız 166 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri süt tozu, peynir suyu tozu, yağlı süt tozu ve çeşitli bitkilerden elde edilmiş nişastacılık ürünlerinden oluşabilir. Böyle yemlerle yapılan beside elde edilen karkasın niteliği yağlı süt besisindeki kadar iyidir. Buzağı besi piyasasının istekleri dikkate alındığında en uygun ve en ucuz besi metodu süt ikame yemleri ile oluşturulan karışımlarla yapılan besidir. 5.8.5. Süt İkame Yemi İle Buzağı Besisi Bu tür besi şekli yağsız sütün devamlı temin edilemediği işletmeler için uygundur. Süt ikame yeminin yapısı buzağı büyütme programları ile ilgili bölümde verilmiştir. Esas olarak yağ düzeyi % 15’den az olmamalı, ham protein seviyesi en az % 24 olmalıdır. Özellikle A ve D vitaminleri ile desteklenmeli, diğer vitamin ve mineraller buzağının ihtiyacını karşılayacak düzeyde olmalıdır. Süt ikame yemlerinde 60-120 mg/kg düzeyinde antibiyotik katılmalıdır. Ayrıca süt ikame yeminin kompozisyonunda yağsız süt tozu en az % 65 seviyesinde bulunmalıdır. Ham selüloz seviyesi % 1.5’u geçmemelidir. Süt ikame yemleri ile besiye alınan buzağıların günlük ağırlık artışları ve besi sonu karkasın niteliği diğer besi metodlarından hiçde geri kalmamaktadır. Süt ikame yemleri pratik olarak ikinci haftadan itibaren buzağılara verilmeye başlanır. Buzağılara yaş, gelişme durumu ve besi kapasiteleri dikkate alınarak süt ikame yemi miktarları belirlenir. Günlük içirilecek 1 1 miktar canlı ağırlığın % 10-12 kadar olup, süt ikame yemleri ile 5 7 oranında sulandırılarak ve 35-40 ˚C sıcaklıkta buzağılara içirilir. İçirilecek süt ikame yemleri hayvanın artan canlı ağırlığına paralel olarak artırılır. Besi sonu ağırlığı daha ziyade 100-150 kg canlı ağırlıktır. Bu canlı ağırlığa mümkün olduğunca kısa sürede ulaşılmasına çalışılır (3-4 ay gibi). 5.9. Buzağı Besisinde Otomatik Düzeneklerin Kullanımı Son yıllarda buzağıların sıvı içeceklerini otomatik olarak hazırlayan ve buzağıların devamlı olarak sıvı yem almalarını sağlayan otomatik yemleme düzenleri geliştirilmiştir. Bu düzenler çamaşır makinası Buzağıların Yemlenmesi - 167 prensiplerinden yararlanılarak yapılmıştır. Bu otomatik düzenlerde bir elektrikli ısıtıcı, bir ısıtma kabı ve birde karıştırıcıdan oluşmuştur. Bu kısmın üzerinde huni şeklinde bir kab bulunmaktadır. Buzağılar sıvı yemlerini buradan emerek alırlar. Düzeneğin her iki yanına lastik biberonlar yerleştirilmiştir. Bu biberonlardan buzağılar emdiğinde düzenek otomatik olarak çalışmaya başlar. Bu tip otomatik düzenler buzağı grup bölmelerinin arasına yerleştirilir. Bu bölmelerin her birinde 10 ile 20 hayvan bulundurulabilir (Resim 5.9). Resim 5.9. Buzağıların Otomatik Yemlenmeleri Bu düzenekler ile kovadan içirmeye nazaran daha fazla canlı ağırlık artışı sağlanabilmektedir. Buzağılar doğal olarak emme yaptığı için gelişme olumlu yönde etkilenir. Sıvı yem yoğunluğu istenilen şekilde 168 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri ayarlanabildiği gibi buzağılar istedikleri zaman istedikleri kadar sıvı yem tüketebilirler. Böyle otomatik düzenler iş gücünden önemli bir tasarruf sağlar ve kısa zamanda kendini finanse ederler. Buzağı besisi için bu tip otomatik düzenler çok yararlı olmakla beraber gruplara alınacak buzağıların aynı yaş ve aynı büyüklüklerde olmalarına dikkat edilmelidir. 2 Grup bölmelerinde hayvan başına 1.5 - 2.4 m alan gereklidir. ALTINCI BÖLÜM 6. BUZAĞI BARINAKLARI VE ÇEVRE İHTİYAÇLARI Hayvan yetiştiriciliğinde etkili çevre faktörleri genelde sıcaklık, rutubet, havalandırma ve ışıklandırmadır. Yaşlı hayvanlarla genç hayvanların ayrı ayrı barınaklarda yetiştirilmeleri bir çok bakımdan önemlidir. Yaşlı hayvanlarda gizli kalan birçok hastalık ve parazitlerin genç hayvanlara geçmesi birlikte barındırmada kolaylıkla gerçekleşir. Ayrıca yaşlı hayvanların barınaklarının sıcaklık ve rutubeti buzağıların sağlığı bakımından uygun değildir. Kışın ahır kapılarının ve pencerelerinin açılması soğuk hava ve cereyana maruz kalma buzağıları olumsuz yönde etkiler. Buzağılar için en uygunu ayrı bir buzağı ünitesidir. Bunun dışında ergin hayvanlarla beraber, buzağıların tek bir ahırda barındırılmaları durumunda, buzağılar hayvan barınağının uygun bir kısmında veya ayrı bir odada bölmelerde bulundurulmalıdır. Buzağıların doğumdan sütten kesime kadar ferdi bölmelerde tutulmaları ve 2-3 aylık yaştan itibaren 6-8’li grup bölmelerine alınmaları uygun olacaktır. Ağaçtan yapılan en basit ferdi bölmelerin uzunluğu 1.8 m, genişliği 1.2 m ve yüksekliği 0.9 m olması yeterlidir. Ferdi bölmeler buzağıların kaba ve kesif yemlerini kolayca tüketebileceği bir şekilde düzenlenmeleri yetiştirme açısından çok faydalıdır. Buzağı bölmelerinin bulunduğu yer serin havadar ve kuru olmalıdır. Hava cereyanının olmamasına çok dikkat edilmelidir. Buzağı barınaklarında hayvan başına en az 5 m3 hava hacmi bulunmalıdır. Bu bakımdan optimum barınak yüksekliğinin büyütme ve besi ünitelerinde 2.5-3.0 m arasında olması yeterlidir. Kışı sert geçen bölgelerde buzağılara ayrı üniteler yapılıyorsa ünitenin soğuk olmaması için tavan yüksekliği 2-2.5 m’yi geçmemelidir. Buzağılar doğumdan itibaren iyi bir termoregülasyon mekanizmasına sahiptir. Dolayısıyla buzağılar doğumdan itibaren oldukça soğuk hava şartlarında bile barındırılabilirler. 170 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Doğumdan sütten kesime kadar buzağıların barınak ihtiyaçları basit fakat bakımları oldukça zordur. Bu dönemde buzağıların sağlıklı olarak yaşayabileceği temizlenmesi kolay olan ekonomik ve kullanışlı barınaklar yapılmalıdır. Sütte yemleme döneminde buzağıları ferdi bölmelerde tutmak daha doğrudur. Böylece her bir buzağıya daha fazla ihtimam gösterilebilir. Ancak ferdi bölmelerde işgücü ihtiyacı daha yüksek olmaktadır. Genellikle odundan yapılan bu bölmelerin üç tarafı kapalı olmalıdır. Böylece bulaşıcı hastalıkların yayılması ve buzağıların birbirlerini emmeleri nedeniyle meydana gelebilecek istenmeyen olaylar azaltılır. Ferdi bölmelerin her birisinde kaba yem ve buzağı başlatma yemi için 20 x 25 x 15 cm boyutlarında hareketli yemlikler ve su kovası yerleştirilmelidir. Yemliklerin yerden yüksekliği 50 cm kadar olması yeterlidir (Resim 6.1). Buzağılar ferdi bölmelere konulmadan önce bölmeler iyice temizlenip dezenfekte edilmelidir. Bu amaçla bölmelerin önce kaba kirleri alınır. Sonra temizlik için sıcak sodalı su, % 2’lik NaOH, % 3’lük kreolin veya küllü su (1 litre suda 250 gram kül eritilerek) gibi maddeler kullanılabilir. Daha sonrada ferdi bölmeler kireç sütü ile badana edilir. Badana sırasında insektisitler de kireç sütüne katılabilir. Hava şartları zeminin kuruması için uygun olmadığında havada sönmüş kireç zemin üzerine bol miktarda serpilmesi gerekir. Ayrıca bölmeye bol miktarda altlık serilir. Sütten kesimden sonra ferdi bölmelerden alınan buzağılar gruplar halinde bulundurulacak şekilde yapılmış bölmelere alınırlar. Grup bölmelerinde her bir buzağı için 2- 2.5 m2’lik alan yeterlidir (Resim 6.2). Genç buzağıların barınak içi sıcaklıkları 12-18 ˚C arasında olması yeterlidir. Aslında kuru yataklık temini ile bol havalandırma ve rutubetsiz barınaklarda daha düşük veya yüksek sıcaklıklarda buzağılar barındırılabilir. Buzağı Barınakları ve Çevre İhtiyaçları - 171 Resim 6.1. Ferdi Buzağı Bölmeleri Resim 6.2. Grup Buzağı Bölmesi 172 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Diğer hayvan barınaklarında olduğu gibi buzağı barınaklarında da nispi hava rutubeti % 60-80 olarak önerilir. Isıtılan barınaklarda (bilhassa sıcak hava ile ısıtma yapılıyorsa) rutubet azalmaktadır. Barınak içi hava, niteliği iyi olan barınaklar da rutubetin % 40 kadar inmesinin zararlı bir etkisi olmamaktadır. Ancak hava niteliğinin (gaz ve toz yönünden) kötü olduğu barınaklarda bu rutubet seviyesi solunum yollarında problemler oluşturmaktadır (Sürekli öksürük, bronşit gibi). Dolayısıyla barınaklar rutubetlendirilmelidir. Barınak içi gazlardan özellikle CO2, NH3 ve H2S’in yoğunlukları ve hayvanların tolerans sınırları hakkında halen tartışmalar devam etmektedir. Bununla beraber CO2 için % 0.30, NH3 için 26 ppm ve H2S için 10 ppm’lik değerlerin civarında olması uygun görülmektedir. Yapılan çalışmalar barınak içi hava şartlarının uygun olmaması, buzağılarda gelişme ve yemden yararlanmayı kötü yönde etkilemekte ve solunum frekansını artırmaktadır. Buzağı barınaklarına kapasitenin üzerinde hayvan konulması durumlarında etkili bir havalandırma düzeni barınaklar yapılırken dikkate alınmalıdır. Barınaklardaki hayvanların yeterince ışık alacakları buzağıların hareket ve yem tüketimlerini önemli ölçüde etkiler. 6.1. Barınak İhtiyaçları Sığırların beslenmesinde ve yetiştirilmesinde kullanılan barınak tipleri, çevre kontrolü barınaklardan, saman balyalarına ve o anda düzenlenmiş barınaklara kadar değişebilir, bu durum yetiştirme metoduna bağlıdır (Resim 6.3 ve Şekil 6.1). Süt ineklerinin çoklu emzirmeleri ile beslenen buzağı yerlerinde, binalarda yalnızca geniş ve rahat olan tercihen güney veya güneydoğuya bakan bölmelere ihtiyaç vardır. Doğduktan sonra suni olarak beslenen buzağı barınaklarında ihtiyacı karşılayacak kadar buzağı bölmesine gerek vardır. Buzağıların ahırlarda tek tek veya gruplar halinde (3, 4 yahut daha fazla sayıda) barındırılabilir. 15-20 buzağılık büyük gruplarda beslenme otomatik buzağı besleyicilerinin devreye girmesi problemler büyük ölçüde halledilmiştir. Buzağı Barınakları ve Çevre İhtiyaçları - 173 Genellikle buzağıların yetiştirilmesi için en iyisinin buzağılar en az bir aylık oluncaya kadar tek veya ferdi bölmelerde büyütmektir. Ferdi bölme istemenin temel avantajı; buzağılar birbirlerini ememezler ve enfeksiyon görülme sıklığı azalır. Resim 6.3. Buzağı Kulübeleri 174 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Süt danası üretimi için kontrollü çevrelerin ekonomik yararları, ticari şartlarda doğruluğunu ispat etmiş gözükmektedir. Ancak maksimum büyüme hızı gerekmediği yerlerde, ekonomik avantajlar ve bir ünitede çok sayıda sığır yetiştirileceği zaman açıkça önemlidir. Şekil 6.1. 20 Başlık Süt Sığırı Ahırı ve Buzağı Bölmeleri Planı Eğer çok sayıda buzağı böyle bir barınakta ferdi bölmelere konulur ve doğum sırasıyla yemlenmeye alınırsa, bölmelerde küçük gruplar halinde barındırılan benzer yaştaki buzağılardan çok daha fazla enfeksiyondan korunma şansı olabilir. Benzer şekilde, buzağılar benzer yaşta gruplar halinde gıdalarını almalıdır veya gruplar halinde barınaktan uzaklaştırılmalıdır. Böylece barınaklarda uygun sterilizasyon aralıkları sağlanabilecektir. Buzağı Barınakları ve Çevre İhtiyaçları - 175 Basit buzağı barınağı şekli saman balyaları ve oluklu demir levhalı çatı ile inşa edilebilir. Kolayca sökülen buzağı ahırları, barınakların güney tarafında düzenlenir ve yapının tamamı ahırların ön tarafındaki binanın uzunluğu boyunca yer alan drenaj kanallarını içine alan beton bir temel üzerine inşa edilebilir (Resim 6.4). Özel buzağı büyütme ahırlarının inşası için izolasyon ve cereyansız uygun havalandırma düşünülmesi gereken iki ana faktördür. Özellikle çatı çok yüksek olmamalıdır ve eğer çatının ayakları arasında geniş aralıklar kullanılırsa, çatı az eğilimli olmalıdır. Mesela (ayaklar arası) uzunluk 12 m olan bir bina 9˚’lik bir eğime sahip olmalıdır ve izolasyon sağlanmalıdır. Eğer tavan yüksekliği 2.4 m’nin çok üstünde ise asma tavan yapılmalıdır. Bu tavan izocam gibi bir takım izolasyon maddeleri ile kaplanabilir. Bu tip tavanın dezavantajı kemirgenlerin istila riski ve buzağıların enfeksiyon ihtimalidir. Bu sebeple asma tavanın yukarısında bir giriş mevcut olmalıdır. Gerektiğinde zararlılara karşı düzenli ilaçlama ve mücadele yapılabilmelidir. Resim 6.4. Basit Bir Buzağı Barınağının İçeriden Görünüşü 176 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Resim 6.5. Buzağı Büyütme İstasyonu 6.1.1. İzolasyon Buzağı barınaklarının iyi bir izolasyonu hayvanları kışın aşırı sıcaklık değişikliklerinden korur ve yazın serin tutar. İyi bir izolasyon yoğunlaşma (su buharının duvarlarda yoğunlaşması) olmaksızın daha düşük bir havalandırma hızına müsaade eder ve böyle havalandırma ısı kaybını azaltır. Barınaklarda çatı izolasyonu en önemlisidir. Ayrıca Duvar boşlukları, izocam ile izole edilebilir. 6.1.2. Optimum Sıcaklık ve Yapay Isınma Mevcut durumda et danası üretimi hariç, buzağı barınaklarında suni ısınma ekonomik değildir. Buzağı barınak sıcaklığının yeni doğanlar için 13-16 ˚C olması ve buzağılar büyüdükçe sıcaklığın kademeli olarak düşürülmesi önerilir. Dana eti üretimi için beslenmekte olan buzağılarda Buzağı Barınakları ve Çevre İhtiyaçları - 177 16-21 ˚C sıcaklığın düşük sıcaklıklardan daha iyi sonuçlar verdiği bulunmuştur. Son zamanlarda canlı ağırlığı 90 kg’dan 180 kg’a kadar dana eti için beslenmekte olan pre-ruminant Siyah Alaca buzağılarda yapılan çalışmalarda, 5 ˚C’den 20 ˚C’ye çevre sıcaklığının yükselmesinin canlı ağırlık kazancı (1.36 - 1.61 kg/gün) üzerine veya total ısı kaybı oranını değiştirmedeki etkisinin sonuçları görülmektedir (Çizelge 6.1). Beslenme açısından, düşük sıcaklıkta buzağının A vitamini ihtiyacının artabileceği ve magnezyum tutulmasının azalacağı unutulmamalıdır. Dana eti üretimi için çevre kontrollü barınaklarda ısıtma, termostatik olarak kontrollü fanlı ısıtıcılarla sağlanabilir. Erken sütten kesilen buzağılar için ısıtılan barınak sıcaklığı ilk üç hafta 15-16 ˚C’de tutulur ve sonra kademeli olarak azaltılır. Çizelge 6.1. Pre-ruminant Siyah Alaca Buzağılarda Bölümlerinde Çevre Sıcaklığının Etkisi. Isı 0.75 Kayıp Hava Sıcaklığı Canlı Ağırlık (˚C) Artışı (kg/gün) Toplam Hissedilir Buharlaşma 5 1.44 711 585 126 10 1.38 799 543 256 15 1.42 753 395 358 20 1.40 787 378 409 Toplam ısı Üretimi (kJ/kg 24 saat) Buzağıların erken dönemlerde yapay ısıtmanın yararlı olduğunu gösteren bazı çalışmalar bulunmaktadır. Elektrikle döşeme altından ısıtmanın maliyeti fanlı ısıtmanınkinin iki katından daha fazladır. Hasta veya zayıf buzağıların korunmasında, bölgesel ısınma temini ve şiddetli soğuklarda doğan buzağıların analarından ayrıldığında kızıl 178 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri ötesi ışınlı lambalar kullanmak yararlıdır. Bu lambalar parlak veya sönük ışın yayıcı olabilir. Parlak ışın yayanlar daha çok kızılötesi radyasyon vermektedir. 6.1.3. Barınakların Havalandırılması Yetiştirici bir buzağı ünitesinin rahat ve kolay çalışabilir olmasını ister. Bunlar beslenme ve temizlik gibi günlük rütin işleri içerir. Üstelik yetiştirici buzağıları her zaman açıkça kontrol edebilmeli, tek tek her bir hayvanın bakım ve tedavisini rahatça yapabilmelidir. Son olarak bina ve ekipman buzağılar içerde iken kolayca temizlenip dezenfekte edilebilmelidir. Buzağının önemli çevre ihtiyaçları bellidir. Bunlar fiziksel rahatlık, iyi hijyen ve uygun muhafazadır. Sağlıklı ve rahat büyütülmüş buzağı normal olarak yer, içer, düşük ısıdan dolayı strese girmez. Bölme içerisindeki iyi bir altlıkla buzağı kendisini soğuğun aşırı olumsuzluklarından koruyabilir. Buzağı bölmeleri arasına ışığın girmesi mikro organizmaların çoğalmalarına engel olacaktır. Ahşap bölmelerde de düzenli temizlik ve dezenfeksiyon yapılması zaruridir. İyi yapılmış bir buzağı barınağında yetiştiricinin de ihtiyaçlarını karşılaması düşünülmelidir. Çünkü bakıcısı buzağılara her gün sıcak sütte dahil olmak üzere yem taşımak ve temizlik yapmak zorundadır. Tamamen kapalı taş çiftlik binaları yada eski ahşap kümeslerden değiştirilerek yapılan buzağı üniteleri fan sistemi ile havalandırılır. Genç buzağılar için temiz havanın sıcaklıktan daha önemli olduğunun kabul edilmektedir. Dolayısıyla buzağı ünitesi planlanmasında ilk düşünülecek şey, uygun bir havalandırma sağlamaktır. Barınak içerisindeki hava, sıcak hava, rutubet ve kimyasal maddeleri taşır. Ayrıca mikroorganizmaların bir kısmını da içermektedir. Yaz aylarında sıcağın dağılmasının büyük önemi olduğu kabul edilmelidir ve maksimum havalandırma oranı her buzağı için 10 m3 hacimde saatte 11 defa hava değişimi yada her buzağı için günlük 110 m3/h temiz havaya ihtiyaç vardır. Kış aylarında ise havalandırmanın ana fonksiyonu bina içerisindeki rutubeti taşımak ve nispi rutubetin havada kalış zamanını azaltmaktır. Buzağı Barınakları ve Çevre İhtiyaçları - 179 Sıcaklık barınaktan iki yolla kaybolur, 1. Bina ısı kaybı(BIK) binanın boyutları ve temel izolasyonu tarafından belirlenen bir oranda binanın yapı maddeleri arasındaki ısı kaybı olarak tanımlanır. BIK, iç ve dış çevre arasındaki sıcaklık farkının watt/˚C olarak ifade edilmesidir. 2. Havalandırma ısı kaybı(HIK) binadan dışarı çıkan hava ile beraber ısı kaybıdır. Bu, havalandırma oranına ve hava sıcaklığına bağlıdır. 1 m3/h’lik vantilasyon oranı yaklaşık 0.336 watt/˚C eşittir. Sıcaklık yükselmesi bina içerisindeki buzağıların ürettiği ısının bir sonucu olarak ortaya çıkar ve aşağıdaki gibi verilir: Sıcaklık yükselmesi = Buzağı Isı Üretimi (Watt) BIK + HIK (watt/ o C) Bir bina sıcaklığın yükselmesi ile de fazla nem taşıyabilir. Örneğin, 5 ˚C’de doymuş hava 5.7 kg H2O/m3 su buharı içerir. Başka bir yolla açıklamak gerekirse % 100 nisbi rutubette m3’te 5.7 kg hava vardır. 15 ˚C’de tam doymuş havada ise, 12.4 kg H2O vardır. Eğer sıcaklık 5 ˚C’den 15 ˚C’e yükseltilirse % 100 nispi nem % 46’ya düşer (5.7 / 12.4). Isıtılmış bir buzağı ünitesinde buzağıların daha az solunum hastalıklarına yakalandıklarına ait inançlar vardır. Isıtılmamış bir buzağı ünitesinde soğuk stresinin ne kadar önemsiz olduğu belirlenmiştir. Ancak sıcak hava solunum hastalıkları riskini düşük rutubetle ilgili olarak dolaylı bir şekilde azaltabilir. 10 ˚C’de buzağılar vücut ısılarının % 20-25’ini evaporasyon yolu ile kaybederler. Deri yüzeyi ve solunum yolu ile yapılan evaporasyon nispi rutubeti artırır. Nispi rutubeti % 80’in altında tutabilmek için; a) Havanın taşıma kapasitesini artırmak için içeri giren havanın ısısını yükseltmek. b) Bina içindeki rutubeti dışarı atmak için havalandırma yapmak gerekir. Daha fazla havalandırma ile daha düşük ısı yükselmesi olduğu için bu iki husus arasında zıtlık bulunmaktadır. 180 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Örnek : Dört haftalık 25 hayvan içeren bir izole edilmemiş buzağı ünitesinde 150 m3’lük bir havalandırma alanı düşünülür. Bu, buzağı başına 6 m3 demektir. Bu barınakta, Buzağılarda sıcaklık kaybı = 4.2 kw Buzağılarda rutubet kaybı = 1.5 kg/h Binada rutubet kaybı = 0.5 kg/h Dışarının hava sıcaklığı = 5˚C, RH = % 80 Havalandırma oranı saatte 4 hava değişimi = 600 m3/h Binanın sıcaklık kaybı = 0.30 kw/˚C Havalandırma ısı kaybı = 0.20 kw/˚C Binada ısı çıkışı = 8.4 ˚C Hava ısı girişi = 13.4 ˚C Toplam rutubet = % 70 Bu örnekte saatte dört kez hava değişimi yaparak izoleli bir ünitede ısının 5 ˚C’dan 13.4 ˚C’e yükselmesi ile nispi rutubet % 80’den % 70’e düşmesi sağlanmıştır. Saatte bir defa hava değişimi gerçekleştirilecek olan havalandırma oranında hava su buharı ile doyacak duvarlar ve çatıda yoğunlaşma meydana gelecektir. Nispi rutubette en büyük azalma izoleli yerlerde saatte 8 kez, izolesiz yerlerde ise 14 defa hava değişimi ile gerçekleşecektir. Havalandırma oranındaki aşırılık binada ısı değerini gittikçe düşürür. Havalandırmanın hijyen açısından en büyük rolü binadaki rutubeti azaltmasıdır. Rüzgarlı günlerde barınak havalandırılması çok daha fazladır ve kolaydır. Ancak dışarıda hava çok durgun olsa bile saatte 8 defalık havalandırma, iyi bir dizayn ile mümkün olabilir. Sıcaklığı bina içerisinde artıran buzağılardır. Binanın en yüksek noktası olan çatı arasında hava deliğinin olması ve saçakların olduğu yerlerde de hava giriş deliklerinin Buzağı Barınakları ve Çevre İhtiyaçları - 181 olması binadan kirli havanın çıkması için baca etkisi yapacaktır. Bunun sağlanması için giriş ve çıkış delikleri arasında en az 1.5, ideal olarak ta 2.5 metrelik yükseklik farkının olması gerekir. İzolasyon barınakta olacak ısı kaybını azaltacaktır. Bu durum yoğunlaşmayı azaltır, buzağıların ısısı ile ısı yükselmesini sağlar ve çatı arasından geçerek buzağı üzerine düşen havanın çok fazla soğuk olmasını önler. Doğal vantilasyonun ısıtılmayan binalarda iki ayrı mahsuru vardır. Yaz aylarında durgun havalarda zaruri olan vantilasyonu yapamaz ve hava sıcaklığını istenen seviyede tutamaz. Bu durum tavuk ve domuz barınakları için problem olur. Fakat et danaları doğal vantilasyonlu havalarda stressiz olarak durabilir. İkinci mahsuru ise daha önemlidir. Çünkü kışın soğuk ve rutubetli havalarda dışarı ısısı 5 ˚C ve nispi nem % 100 olduğu zaman sadece havalandırma ile rutubeti % 85’in altına çekmek imkansızdır. Bu şartlar buzağılar için pnömöni riskini artıracaktır. Tabii havalandırma ile yeteri miktarda hava sağlanabildiği için ve fan sisteminin kurulmasının pahalı olması nedeni ile fanlı sistemle havalandırmayı yapmaya gerek yoktur. Bu havalandırma şekli iyi dizayn edilmemiş binalarda kullanılabilir. Böylesi bir havalandırma yapmak için konuyu çok iyi bilen kişilerle çalışılmalıdır. İzole edilmemiş tavanı basık eski binalarda fanlı havalandırmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Fan vantilasyonunda dikkat edilecek hususlar bir defa saatte 6 kez hava değişimini sağlamalı ve buzağıların üzerinde oluşacak direk cereyandan kaçınılmalıdır. Sıcak havalarda ise maksimum hava değişimi saatte 11 defa olmalıdır. Eğer fan hızı termostatla ayarlanıyorsa saatte 6 defadan aşağı düşmeyecek şekilde ayarlanmalıdır. Bazı durumlarda oldukça yüklü miktarlarda paralar harcanmak sureti ile buzağılar için kontrollü barınaklar yapılabilir. Örneğin, Amerikadan Avrupaya ihraç edilen buzağılar için özel üniteler yapılmıştır. İçerde büyütülen buzağılar 5-6 haftada sütten kesilirler ve ağırlıkları, Fresian’larda yaklaşık 60 kg olmaktadır. Bu hayvanlar soğuğa dayanırlar ve az bir muhafaza ile rahatça büyüyebilirler. Bununla birlikte bu 182 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri zamanlarda pnömöniye yakalanmaları diğer zamanlardan daha fazladır. 6-8 haftalarda pasif bağışıklık çok düşüktür. Eğer buzağılar diğer buzağılarla birlikte bölmelerde yetiştirilirse hastalıklara karşı dirençleri en düşük seviyede olduğu zaman enfeksiyonlarla karşılaşırlar. Uygun barınaklar buzağıların yeni enfeksiyonlara en az maruz kalacakları şekilde olanlardır. En ideali meraya çıkana kadar buzağıların küçük gruplar halinde birlikte tutulmalarıdır. Buzağı barınaklarının en ideali buzağıların devamlı olarak tutulmasına imkan veren buzağı üniteleridir. Eğer buzağılar devamlı aynı yerde sütten kesime kadar büyütülürse, sütten kesim sonrası karışmanın stresinden korunarak kesintisiz bir büyüme ve sağlıklı bir durum gösterirler. 6.1.4. Temizlik Dezenfeksiyon ve Dinlendirme Eğer sağlıklı bir buzağı yetiştirmek istiyorsanız buzağı barınağının temizliğini tam olarak yapmanız gerekir. Buzağıların direk temas yolu ile mikrop kapmaları, havadan mikrop kapmalarından daha çok olur. Ayrıca parti parti binaya gelerek yetiştirilen buzağılarda daha çok hastalığa yakalanmanın riski vardır. Bu tip yetiştirme şekillerinde bütün ayrıntılara dikkat edildiğinde hastalığa yakalanmanın daha çok ve canlı ağırlık artışının daha az olduğu gözlenmiştir. Bu tip yetiştirmelerde, ilk grup büyütülen buzağıların buzağı ünitesinde mikroorganizmalar daha az sayıda bulunacaktır. Sonraki dönemlerde gerekli hijyen sağlanmadığında mikroorganizma sayısı hızla artacaktır. Bu arada buzağılar küçük oldukları için bağışıklık sistemleri yeterince gelişmemiş olacaktır. Bu nedenle de bağışıklık sisteminden daha hızlı gelişen mikroorganizma konsantrasyonu buzağıların hastalanmasına yol açacaktır. Eğer barınak, yeni buzağılar gelmeden önce yeterince temizlenip dezenfekte edilirse hastalık ve immünite dengesi kurulabilecektir. Bir buzağı ünitesine yeni buzağıların konmasından önce temizlik, dezenfeksiyon ve dinlenme olmak üzere üç önemli safhası bulunmaktadır. Temizlik, mikroorganizma ve kirleri uzaklaştırmaktır. Dezenfeksiyon ise, fiziksel ve kimyasal yollarla bakteri ve fungusları öldürmektir. Dezenfektan ve antiseptikler arasındaki farkı bilmek gerekirse, dezenfektanlar cansız yüzeylerdeki, antiseptikler ise canlı yüzeylerdeki Buzağı Barınakları ve Çevre İhtiyaçları - 183 mikroorganizmaları öldürmek için kullanılırlar. Fumigasyon kimyasal dezenfeksiyonun bir şeklidir. Bir bina eğer dışkı kalıntıları ile dolu ise dinlenmeye müsait değildir ve dinlenmenin temizlik ve dezenfeksiyondan sonra yapılması gerekir. Temizlik esnasında bütün araç ve gereçleri dışarı çıkarmak gerekir. Bölmelerin fırçalanması, tazyikli su yada buhar ile yıkanmaları gerekir. Sonra dezenfektanlı su ile tekrar yıkanmalıdır. Temizlik öncesi elektrik tesisatının kapatılıp sigortaların çıkarılması çok önemlidir. Eğer temizlik esnasında bir kova kullanılacaksa kova içerisine her lt. su için 25 lt. soda yada köpüklü deterjan koymakta fayda vardır. Yıkama esnasında eldiven ve gözlük kullanılmalıdır. Tazyikli sıcak veya soğuk su beton ve gözenekli yerlerden kirlerin sökülmesinde etkilidir. Sıvı kimyasal dezenfektanları kullanımı açısından fenoller ve diğer dezenfektanlar olmak üzere iki gruba ayırabiliriz. Fenoller ve diğer kimyasal maddeler yıllardan beri kullanılmaktadır. Çünkü bunlar, sporlar dahil çoğu bakteri ve mantarları öldürmektedirler. Bu dezenfektanlar virüslere karşı daha az etkilidirler. Hipokloritlerin etkilerini kalın kir ve organik maddeler azaltırlar. Bunlar, lekesiz döşemelere karşı etkilidirler. Bu maddelerin deri ve solunum yollarına karşı zararlı etkileri oldukları için ve günlerce kalıcı kokuları olduğu için çok dikkatli kullanılmalıdır. En iyi kullanılma zamanı, ahırda buzağıların bulunmadığı dönemdir. Sodyum hipoklorit, iyot ve dörtlü amonyum bileşenleri gibi deterjanlar, her zaman kullanılabilecek dezenfektanlardır. Bu deterjanlar fenol ve kresollerden daha az zehirli ve bakteri ve virüslere karşı çok etkilidirler. Bu deterjanları kullanırken her tarafı çok temiz tutmamız gerekir. Çünkü organik maddeler bu dezenfektanları inaktif hale getirirler. Eğer binanın her tarafını kapama imkanı varsa formaldehit ile dezenfekte etmek daha iyi bir yoldur. En iyi dezenfekte ise katı formaldehiti ısıtarak yapılan dezenfeksiyondur. Çünkü bu yolla bina dışını da dezenfekte edebiliriz. Fakat zehirlenmeye karşı çok dikkatli olunmalıdır. Bu metot doğal havalandırma için uygun değildirler. Formaldehit fungus sporları ve mantarlara karşı etkili değildir. Kresoller bu mikrooganizmalara karşı biraz daha fazla etkilidirler. Mantar sporlarının 184 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri duvar ve odun çatlakları arasında inanılmaz bir saklanma yetenekleri vardır. Pürmüzle bu sporlar öldürülebilir. Bölmelerdeki sporların öldürmenin en kolay yolu, güneş ışığına maruz bırakmadır. Temizlik ve dezenfeksiyon sonrası ideal barınakların, ideal boş tutulma süresini tespit etmek çok zordur. Sağlık açısından en uygunu daha uzun dinlendirme (boş kalma) süresidir. Fakat bu çiftliğin kazancını düşürecektir. Barınakların dinlenme süresinin (boş kalma) en az iki hafta olması tavsiye edilir. Özellikle tehlikeli mikroorganizmalardan (salmonella dublin gibi) çıkışından sonra en az 4 haftalık bir dinlendirme süresi tavsiye edilmektedir. Daha fazla güneş ve temiz hava binaya bu zamanda temin edilirse daha avantajlı olacaktır. 6.1.5. Sağlık ve Hijyen Hayvanlar ile patojenik mikroorganizmalar ortak olarak yaşamlarını sürdürmektedirler. Doğrusu enfeksiyonun normal durumda konakçı hayvan, mikrop ve çevre arasındaki dengenin bozulması sonucunda ortaya çıktığı söylenebilir. Enfeksiyonun tam olarak etki sahası hastalığın çeşidine bağlıdır. Sığırların ayak veya ağızda mikroplara maruz kalma durumlarında hastalığa uygun klinik belirtilerin açıkça ortaya çıkması mümkündür. Bu tip hastalıkların kolayca tedavi edilmelerinin sebebi klinik belirtilerin gözle görülebilmesidir. Birçok sığır hastalığı klasik yok etme metotlarıyla veya aşıyla kontrol altında tutulmaktadır. Bunlar arasında önemli olan hastalıklar, kötü çevre şartlarına ilave olarak geniş bir mikroorganizma çeşidinden biri veya bir kaçına maruz kalma sonucunda buzağılarda görülebilen barsak yada solunum yolu gibi spesifik olmayan çevresel hastalıklardır. Çevre, buzağının direkt olarak temas ettiği hava veya yüzeylerdeki parazitlerin (veya bulaşıcı mikroorganizmaların (M.O)’ların) yaşamını etkileyebilir. Çevre solunum yolu ile parazitin bir buzağıdan başka bir buzağıya geçiş yeteneğini etkiler. Buzağının solunum yolu yüzeyindeki parazitleri temizleme yeteneğini etkileyebilir. Çevre hayvanda stres yaparak alınan bir enfeksiyona karşı hayvanın savunma yeteneğini etkiler. Bu yüzden enfeksiyonların şiddetinin arttığı yerlerdeki hayvanlar kesinlikle hastalanır yada ölür. Buzağı Barınakları ve Çevre İhtiyaçları - 185 Patojenik mikroorganizmalar bir buzağıdan başka bir buzağıya 3 şekilde transfer edilebilirler. 1. Direkt kontaminasyon; ağızdan ağız’a, dışkıdan ağız’a doğru, 2. Damlacık formundaki organizmaların kısa mesafelerde doğrudan iletimi (öksürük ve aksırık), 3. Küçük zerreler halindeki maddelerin havayla yayılımıdır (su damlaları yada toz). İşçilerin giysileri ve botları yoluyla binaya bir hastalık enfeksiyonu girerse, buzağılar ayrı ayrı bölmelerde tutulsa bile, indirekt kontaminasyonları engellemek mümkün değildir. Enfeksiyonu bina içinde tutmak dışarılara taşınmamaları için yapılacak en iyi şey, tüm binayı dezenfekte etmek yada o bina için sınırlı olan koruyucu giysi veya botların değişimini alışkanlık haline getirmektir. Solunum yolu enfeksiyonları kısa mesafelere iletilebilir. Örneğin, enfeksiyonlu bir buzağı öksürdüğü yada aksırdığı taktirde enfekte edilmiş enfeksiyon damlaları direkt olarak başka bir hayvanın burnuna veya ağzına geçer. Enfeksiyonun bulaşma hızı bir buzağının başka bir buzağıya yakınlığına bağlıdır, yada her bir buzağı için mevcut hava yüzeyini azaltmak için binadaki hayvan sayısı artırıldığında da enfeksiyonun kısa mesafelere iletilme riski artar. Soğuk havalar buzağıların bir araya toplanmalarına sebep oluyor yada mevcut hava potansiyeli hayvanlar tarafından kullanılamıyorsa; örneğin, hava nemli veya hava cereyanı varsa risk daha da artar. Solunum yolu enfeksiyonunun hava yoluyla iletimi, buzağı özellikle deri parçaları ve kuru tahta gibi şeylerden gelen toz yada su buharı zerreleri içerisinde taşınan mikroorganizmaları soluduğunda meydana gelir. En önemli hususlardan biri, olayın riskini azaltmak için buzağı binalarının havalandırılması durumudur. İyi hijyen kadar iyi havalandırmada önemlidir. 186 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Hayvan sağlığı üzerine tesir eden çevre faktörlerinin başında hava gelmektedir. Açık havanın bileşiminde % 78 N, % 21 O2, % 0.03 CO2 ve farklı zamanlarda değişik miktarda olmak üzere genellikle % 70 civarında nispi nem bulunur. Rakıma bağlı olarak O2 , mevsime ve bölgenin özelliklerine bağlı olarak da nispi nemde değişmeler söz konusudur. İnsan ve hayvan vücudundan çıkan atık maddeler(ter, idrar ve dışkı) , fabrika bacalarından çıkan dumanlar ve atık maddeler, nakil vasıtalarının egzoz gazları, açıkta kalan organik ve inorganik maddeler, leşler havayı kirletmektedir. Ancak havanın kendi kendini temizleme özelliği sayesinde hava sağlıklı bir durumda kalabilmektedir. Örneğin,; güneşin radyasyon etkisi havadaki zararlı mikrop ve gazları parçalayarak zararsız hale getirebilmektedir. Ayrıca rüzgar, atmosferdeki yağışlar, havadaki oksidasyon ve bitkilerin fotosentezi ile hava temizlenir. Ancak kapalı barınaklarda havanın kendi kendine temizlenmesi(autoepuration) söz konusu değildir. Barınak içi ortamda havanın oksijeninin % 7’lere düşmesi ile solunum yapamama ve ölüm görülür. Yine aynı şekilde barınak havasının CO2 miktarı % 8.1 yükselmesi sonucu da hayvanlarda ölüm söz konusudur. Ahır ortamında ürenin parçalanması ile ortaya çıkan NH3 (amonyak) gazı da hayvan sağlığını tehdit eder. Amonyak gazının % 10 seviyesi de hayvanlarda çok yönlü rahatsızlıklara sebep olur(göz iltihaplanmaları, solunum güçlüğü,tüberküloza hassasiyet gibi). Mikroorganizmalar tarafından gübrenin parçalanması sonucu H2S (hidrojen sülfür) meydana gelir. Bu gazında ahırda % 1 oranından fazla olması zehirlenme ve ölümlere sebep olur. Çünkü H2S zehirli bir gaz olup eritrositlerdeki hemoglobinin O2 tutma kabiliyetini engeller. Herhangi bir şekilde ahır ortamına karbon monoksit(CO) gazının yayılması zehirlenme şeklinde ölümlere sebep olur. Hava içerisinde çeşitli yabancı maddelerle birlikte çapları 0.05 mm büyüklüğündeki tozlar, kumlar, parazit yumurtaları, mantar sporları, bitki doku ve parçaları, kozmik, volkanik ve meteorolojik unsurlar bulunabilir. Hava yağışlı olduğu zaman bunların bulunma oranları azalmaktadır. Solunumla oluşturulan ısı, su, karbondioksit, gübre ve idrardan yükselen diğer gazlar, havadaki organizmalar (bakteri, mantar ve virüs) Buzağı Barınakları ve Çevre İhtiyaçları - 187 gibi mevcut son ürünlerden bazıları hayvanların tutulduğu bir binadan havalandırma vasıtasıyla çıkarılabilir. Bir buzağı binasında saat başına 8 defa hava değişimi olduğu düşünülürse, yeterli havalandırma sağlandığında metabolizma yoluyla yada buzağı tarafından üretilen nem ve ısının % 90’ından fazlasının havalandırmadaki hava akımıyla dışarı çıkarılacağını söylemek yeterlidir. “Saat başına hava değişimleri” açıklaması bir binayı mesela; ısı, nem yada M.O.’lardan temizlemek için havalandırma sisteminin yeteneğini tanımlamada yeterli bir yöntemdir. Saat başına binanın içine giren ve binanın dışına çıkan hava miktarı, binanın hacminin sekiz katına eşittir. Saat başına sekiz hava değişiminden kastedilen budur. Aslında bir başka deyişle, bina bir saatte sekiz defa temizlenmiş oluyor. Soğuk bir çevrede buzağı binalarının havalandırılmaları tavsiyeleri için, genellikle havalandırmanın bir yandan bina içerisinde kurulan suni ısıtıcılar tarafından yada buzağı tarafından üretilen ısıyı taşıması, öte yandan bina içerisinde yayılan birçok M.O.’yu taşır olması bakımından önemlidir. Bina içindeki hava sıcaklığını belirgin bir şekilde dışarının sıcaklığı üzerinde tutmak ekonomik sınırlar içerisinde çok zordur. Havalandırmanın yapıldığı binalardaki buzağılar, sıcak muhafaza edilen buzağılardan çok daha fazla temiz hava almaktadırlar. 6.2. Çevre İhtiyaçları Bir buzağının çevreyle ilgili olan ihtiyaçları esas olarak üç kelimeyle ifade edilebilir rahatlık, konfor ve sağlıktır. 6.2.1. Konfor a) Thermal Konfor (Isı Konforu): Çevre, üretime etki edecek yada sıkıntıya sebep olacak düzeyde ne çok sıcak, nede soğuk olmamalıdır. 188 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri b) Fiziksel Konfor : Ağır yaralanma yada kronik sıkıntı gibi riskleri azaltmak için temas ettikleri yüzeylerin, yerlerin ve döşemelerin buzağılara uygun olması gerekir. Yaralanma yada kronik rahatsızlık riskini azaltmak için, bir buzağı ünitesinin içine tesis veya demirbaşların yerleştirilmesi ekseriyetle bir sağduyu sorunudur. Tabi ki fiziksel konforu kapsayan konular içerisinde düşünülmesi gereken en önemli faktör zemindir. Zemin, hayvanın üzerinde durduğu, yürüdüğü, yattığı, kaygan olmayan, rahat, sıcak ve kuru, makineyle kolaylıkla temizlenebilecek tipte olmalıdır. Betondan, çayıra kadar tüm bu şartları karşılayabilecek tek bir materyal yoktur. Zeminin buzağıya güvenli bir yürüme sağlayabilmesi önemlidir. Zemin yaş, dışkı ve idrarla kaplı olduğunda dahi kaygan olmamalıdır. 100-150 kg ’a kadar ağırlık artışı sağlayan bir hayvanın ağırlığı altında çökmemelidir. Tahta döşeme kullanılacaksa, tahtalar arasındaki boşluk 2 cm’yi geçmemelidir (İdrar ve dışkının bir miktarını toplamak için inşa edilmiş ise). Buzağılar yaşamlarının ilk birkaç haftasında fazla miktarda dışkı ve idrar üretmezler, çoğu zaman yetiştirme bölmelerinde kalmazlar ve buzağı ünitelerini temizlemek kolaydır. Tam olarak buzağılar için sıcaklık, rahatlık ve güven sağlamada samanla mukayese edilebilecek yataklık yoktur. Kurumayan zemin üzerindeki yetersiz saman oldukça iğrenç olabilir. Buzağı binalarındaki saman yatağın altındaki zemin etkin bir su yolu için 1/20 oranında meyilli olacak şekilde düzenlenebilir. 6.2.2. Yer Buzağı yattığında, ısı kaybında çok önemli iki değişiklik meydana gelir. Direkt olarak kondüksiyonla yere doğru olan ısı kayıpları olmaktadır, bu kayıplar materyalin yalıtımına bağlı olarak belirlenmektedir. Diğer bir nokta ise hava cereyanlarıdır, buzağı bilhassa derin saman yatak içerisinde yatarsa hava cereyanlarından kurtulmayı başarabilir. Buzağı Barınakları ve Çevre İhtiyaçları - 189 Beton berbat bir yataktır. Sadece sert ve aşındırıcı olmayıp, aynı zamanda son derece soğuktur. Buzağı bölmeleri arasında, yalıtımla beton içerisinde ısı kaybını azaltmak mümkün değildir. Tahta döşeme üzerinde yatan yada ayakta duran bir buzağı her iki durumda da hemen hemen aynı miktarda hissedilebilir ısı kaybeder. Buzağılar yetiştirme bölmelerindeki tahta döşemeler üzerine yerleştirildiğinde, döşemeler arasında hava akımlarının gelmesi mümkün değildir. Tahta döşemeleri sağlam olan buzağı yetiştirme üniteleri oldukça yaygındır. Taze derin bir saman yatak şüphesiz ki çok sıcaktır, çünkü kondüksiyonla ısı kayıplarını azaltır. Buzağı yüksekliğinde hava cereyanlarını keser ve hayvanın etrafında sınırı oldukça geniş sıcak hava tabakası oluşturur. Buzağı ünitesinde her bir buzağıya en azından ayakta durması, yatması, dönmesi, kol ve bacaklarını germesi, tımar edilmesi için yeterli bir alanın verilmesi gerekir. Ayrıca buzağı ünitesi, buzağıların sosyal münasebet durumuna da uygunluk göstermelidir. Saha (alan) Gereksinimi Bir buzağının minimum alan gereksinimini buzağıya güçlük çıkarmadan ayağa kalkmasına, yatmasına, kol ve bacaklarını germesine, etrafında dönebilmesine ve tımar edilmesine olanak sağlayan bir alan olarak tanımlanmıştır. Eğer buzağılar sütten kesimden önce hayatlarının ilk haftasında iplerle uygun şekilde bağlanırsa, bu buzağıya çok sıkıntı vermeyebilir. Bu sistem buzağıların hastalıklardan uzak durmasına yardımcı olabilir. Buzağılar için hayvan başına tavsiye edilen minimum yüzey alanları aşağıdaki gibidir. Bireysel bölmeler : 0-6 haftalık = 1.5 x 0.9 m (1.35 m2) : 0-8 haftalık = 1.8 x 1.0 m (1.8 m2) 190 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Grup bölmeler : 0-8 haftalık = 1.1 m2 : 0-12 haftalık = 1.5 m2 Bu değerlere uygun olarak yapılmış bireysel bölmeler, bazı buzağıların ayaklarını tam olarak uzatıp kendi yerlerinde yatmalarına engel olmasına rağmen, bu bölmeler buzağıların faaliyeti için gerekli olan serbestliği sağlamaktadır. Gruplar halindeki buzağılar için tavsiye edilen 2 zemin alanı (m ) bireysel bölmelere nazaran daha azdır, buzağılar herhangi bir yönde yatabildikleri için pratikte köşeler ihmal edilmez. Sürü yoğunluğunun artması durumunda, en iyi yöntem gruplar halinde buzağı yetiştirmektir. Bir binadaki buzağı sayısı konusundaki ilk sıkıntı zemin yüzeyi değil, buzağı başına hava hacmidir. Yukarıda grup bölmeleri karşısında verilen değerler kısmen altlığıyla birlikte yapılmış bir bölmede altlık alanı için minimum yüzey gereksinimlerinin de düşünüldüğü değerlerdir. 6.2.3. Sağlık Çevre, hastalıkları düzenleme, azaltıcı bir şekilde düzenlenmelidir. Bu a) Hijyenle, yani hava yoluyla taşınan veya direkt kontaminasyonla bulaşan enfeksiyonları azaltarak, b) Enfeksiyonlara karşı direnci artırılmasında buzağılarda oluşan stres azaltılarak sağlanabilir. Hijyen açısından sağlam kenarlı bireysel bir boksta yetiştirilen buzağının sosyal münasebetine izin verilmez. Dana eti için gruplar halinde yetiştirilen buzağılar sağlık nedeniyle kesin olarak bokslarda yetiştirilen buzağılardan çok daha fazla enfeksiyon riskine maruz bırakılmış olurlar. Buzağıların sıcaklığını muhafaza etme işi olayın riskini artırabilir. En iyi çevre, buzağının çeşitli ihtiyaçları ile işletmenin refahı ve yapıların maliyeti gibi diğer önemli konular arasında bir uzlaşmanın Buzağı Barınakları ve Çevre İhtiyaçları - 191 olabildiği çevredir. Buna rağmen, yemlemeden ahıra kadar en önemli olan buzağıların yetiştirilme mekanizmalarının nasıl olduğunu anlamaktır. 6.2.4. Isı Sıcaklığı Ayarlama : Tüm memeliler gibi buzağıda bir homotermdir. O halde takriben 38.6 santigrat derece vücut sıcaklığını devam ettirdiği söylenebilir. Bunu devam ettirmek için metabolizma yoluyla üretilen ısı miktarı (Hp) ile hayvandan çevreye olan ısı saçımı (H1) arasında denge kurulmalıdır. Isı dengesi denklemi aşağıdaki eşitlikte tarif edilir. Hp + Hs = H1 = Hn + He Formülde, Hs : Birim zamanda vücutta depo edilen ısı miktarı, He : Evaporasyonla kaybolan ısı miktarı (suyun deri ve solunum yoluyla kaybolması)dır. Hn : Kondüksiyon, konveksiyon ve radyasyon yoluyla kaybolan hissedilebilir ısı miktarıdır. Isı transferi için birim, metabolik enerji için günlük ihtiyaçların hesaplanmasında MJ/gündür. Isı transferinin tespit edilmesinde buzağı barınağının genel durumu oldukça önemlidir. Vücut dokuları ve organlarında metabolik ısı üretimi yoluyla kaybolan hissedilebilir ısı, vücut dokuları veya kıl örtüsünden sağlanan iki yalıtım tabakasının arasından geçer. Derinin yüzeysel dokuları tarafından sağlanan doku yalıtımı, ısı kaybına karşı koyan yalıtım olarak tarif edilir. Buzağı deri altındaki kan damarlarını genişleterek yada büzerek deriden kondüksiyonla ısı kaybını düzenleyebilir. 192 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Buzağı sıcağı hissettiğinde vücut ısısını yüzeye taşımak için yüzeydeki kan damarlarını genişletir. Soğuğu hissettiğinde yüzeydeki kan damarlarını büzer ve deri yoluyla ısı kaybını azaltır. Bu durumda doku yalıtımı (It) deri veya deri altı yağ kalınlığı ile belirlenebilir ve şöyle ifade edilir. It = (Tr - Ts) x A / Hn Formülde, Tr : Rektal sıcaklık (˚C), Ts : Ortalama deri yüzeyi sıcaklığı, 2 A : Vücut yüzeyi alanı (m )dır. Pratikte A’yı ölçmek oldukça güçtür. Bu yüzden genellikle vücut ağırlığından (kg), önceden tahmin edilebilir. 2 A (m ) = 0.09 x W0.67 Buzağılar çok az ısı ürettikleri ve kanları onların sıcak kalmalarını sağladığı için, sıcaklık sıfır santigrat derecenin altında olursa derideki kan damarlarını tam olarak büzemeyecek yada kulak ve ayakları soğuğa maruz kalacak ve buz tutacaklardır. Dış yalıtım (Ie), kıl örtüsünün içinde ve üzerinde tutulan sıcak hava katmanı yoluyla deriden (Ts) havaya (Ta) olan hissedilebilir ısı kaybını önleyen bir yalıtım olarak tarif edilir. Böylece, Ie = (Ts - Ta) x A/Hn şeklinde ifade edilir. Ayakta duran hayvanda Hn, konveksiyon ve radyasyonla deriden havaya geçer. Hayvan yattığı zaman ısının çoğu yer ve üzerindeki yalıtıma göre kondüksiyonla kaybolmaktadır. Buzağı Barınakları ve Çevre İhtiyaçları - 193 Tabi ki Ie’nin tespit edilmesinde en önemli faktör kıl örtüsünün yoğunluğu ve derinliğidir. Bu konuda türler arasında belirgin farklılıklar görülmektedir. Genellikle, et sığırı ırklar, süt sığırı ırklardan daha kalın bir deri yapısına sahiptirler. Ekstrem bir örnek olarak Hereford, Galloway ve Angus sığırları hariç, dağlık arazideki sığırların ahırdaki Friesian ineklerinkinden daha kalın kıl örtüsüne sahip oldukları söylenir. Buna rağmen, bu farklılıkların çoğu genetik değildir. Çevreyi sıcaklığını hissedebilen sığırlar, sıcak yada soğuğa göre kıl derinliğini ayarlayabilme yeteneğine sahiptirler. Kıl büyümesi önemli ölçüde ışığın kontrolü altındadır. Bu yüzden sonbaharda kıl büyüme oranı kışa hazırlık yapacak şekilde artar. Buna rağmen, kıl dökümü her hayvanın kesin olarak fark edebildiği ısı veya soğukluk durumuyla belirlenir. Metabolizmanın kaçınılmaz bir sonucu olarak hayvanın ürettiği ısı miktarı, hayvanın sıcaktan yada soğuktan ne kadar etkilendiğinin belirlenmesinde başlıca faktörlerden biridir ve bu hayvanın yediği yiyeceğin miktarı ile tespit edilir. Siyah Alaca süt ineklerinin soğuğu hissetmemelerinin en önemli nedeni, bunların yaz ve kış kısa, düz ve parlak deriye sahip olmaları ve çok miktarda yem tüketmeleridir. Az yiyen hayvanda, bir şekilde yem yeterli olmadığı ve hayvan hastalandığı için, kışın ve ilkbaharda hayvanı sıcak tutabilecek kalın ve uzun bir örtü gelişir. Et için yetiştirilen buzağılar yiyecekle fazla miktarda enerji aldıklarından dolayı ısıları fazla olabilir ve doğumdaki kıl örtülerini 8-10 haftalık iken dökerler. Rüzgar, yağmur ve kar, kıl örtüsünün yalıtımını azaltarak kademeli olarak deriden havaya (Ts-Ta) verilen bir ısıyla Hn’yi artırır. Güneşten gelen radyasyon toplam Hn’yi azaltıcı bir etkendir. Açık havadaki sığırların ısı transferi işlemleri detaylı olarak tasvir edilemeyecek kadar komplekstir. 194 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Hava cereyanlarının, farklı döşeme ve altlık materyallerinin Hn üzerindeki etkilerini bilmek buzağı ünitelerinin düzenlenmesinde oldukça önemlidir. Bir hayvandaki hissedilebilir ısı kaybı esasen vücut içerisinden havaya doğru olan sıcaklıkla belirlenebilir. Rektal sıcaklık ile havada ki sıcaklık arasındaki farkın (Tr-Ta) artışının Hn’de meydana getirdiği artış miktarı, doku ve dış yalıtımla belirlenir. a. Evaporasyon İle Isı Kaybı Buzağılar evaporasyonla ısı kaybını (He) düzeltme de oldukça etkili iki metoda sahiptirler. Bunlardan ilki, buzağılar uzun periyotlarla ve bol bol terleyebilirler. Deri yüzeyinde terleme oranındaki bölgesel farklılıklar bulunmaktadır. Düzenli ter üretimi söz konusu değildir ancak, terleme yoluyla evaporasyon hayvanı serin tutar. Şayet, a) binadaki rutubet çok yüksek olursa , b) ter kalın bir kıl örtüsü içerisinde tutulursa o zaman bu mekanizmanın güvenirliği azalır. He’yi ayarlamak için başvurulan ikinci mekanizma termal strestir. Sığırların ısıları arttığında solunum hızlarının da arttığı iyice bilinmektedir. Bu amaçla, burundaki kıvrım yada burun boşluğu yan duvarı üzerinde koni şekli gösteren üç küçük kemik üzerinde oldukça etkili ısı değişimlerine karşı koyan, özellikle beyne kan sağlayan geniş damarlı bölgenin havalanmasını sağlamak gerekecektir. Serin yada soğuk bir ortamda dinlenen bir buzağı yada inek dakikada yaklaşık 18-20 solumayla derinden nefes alacaktır. Termal streste, solunum hızının üst sınırı yaklaşık dakikada 180’dir. Buzağıların solunum hızları, havanın sıcak mı yada soğuk mu olduğunun belirlenmesinde oldukça yarar sağlar. Buzağı Barınakları ve Çevre İhtiyaçları - 195 Sıcak günlerde solunum hızını, genellikle yatan buzağılarda karnın yan tarafındaki hareketlerden hesaplamak oldukça kolaydır. Genellikle bize soğuk gelen günlerde buzağıların burun deliklerinden çıkan buhar üfürüklerinden hesaplamak mümkündür. Buzağıların solunum hızı dakikada 20 civarındadır. Kışın ortasında bir avluda tutulan sağlam ve iyi büyüyen buzağılarda ortak olarak kaydedilen solunum hızı yaklaşık dakikada 50-60’tır. Böyle buzağılar oldukça tatminkar bir sıcaklıktadırlar. b. Metabolik Isı Üretimi Çoğu pratik durumlarda bir buzağının ürettiği ısının tümü metabolizmasının kaçınılmaz bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Buzağının soğuğa karşı toleransı ile sıcağa karşı duyarlılığı, her birim vücut ağırlığında yada kesin olarak yüzey bölgede üretilen ısı miktarıyla veya yedikleri yiyeceğin enerji miktarı ile belirlenir. Diğer durumlar eşitlendiğinde, çok yiyen buzağı soğuk stresine karşı oldukça dirençlidir. Taşıma yada hastalık nedeniyle yiyecekten mahrum bırakılan buzağı, çok daha az ısı üretir ve bu yüzden soğuk algınlığına karşı oldukça hassastır. Ta’daki varyasyonlar thermanötral bölge içerisindeki Hp’yi etkilemektedir veya homoterm Hn ile özellikle He’nini fizyolojik olarak düzenlenmesiyle devam ettirilebilir. Bu yüzden açıklanan thermonötral bölge, sıcaklığı tutmak amacıyla israf edilecek yiyecek enerjisi kalmadığı için az veya çok besinin dönüşüm bölgesi ile ısı konfor bölgesini eşit kabul eder. Yiyecek tüketiminin azalmasından dolayı azalan ısı üretimi, sıcak bölgelerdeki sığır üretimi konusundaki önemli sıkıntılardan biridir. Termonötral bölgenin alt limiti yani düşük kritik sıcaklık, düşük hava sıcaklığında hayvanın homotermini devam ettirmek için Hp’yi yükseltmesi olarak ifade edilir. Bu, iki sebepten dolayı oldukça önemlidir. Hp’nin sebep olduğu yükseklikte ölçülen soğuk stresinin şiddeti buzağının 196 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri enfeksiyona karşı koyma yeteneğini etkileyebilir. Düşük kritik sıcaklık (Tk) aşağıda ifade edilen formülle hesaplanabilir. Tk = (Tr + He’min x Ie) - (Hmin (It + Ie) Formülde, Tr = Rektal Sıcaklık ( 0C ) 2 Hmin : Termonötral ısı üretimidir (watts/m ) He’min : Soğukta minimum düzeyde evaporasyonla ısı kaybı 2 (watts/m ) It : Doku yalıtımı M /watts’dır. 2 ve Ie : Dış yalıtım’ ın birimleri ˚C . c. Soğuk Toleransı İlk dönemlerde tam olarak yemlenen et tipi ile süt tipi buzağılar arasında soğuğa tolerans bakımından et tipi buzağılarda fazla olan ısı yalıtımı (It + Ie), süt tipi buzağıların termonötral ısı üretimiyle (Hmin) karşılaştırıldığında fazla fark yoktur. Açık merada bulunan ve nispeten az yiyen bir et tipi hayvanda fazla ısı yalıtımı aslında sadece pratikte bir avantaj sağlar. Yeni doğan bir buzağıda düşük kritik sıcaklık, buzağı kurutulduktan sonra, ancak besin ve sindirim metabolizması başlamadan önce 10 ˚C’den biraz fazladır. Hava sıcaklığı 10 ˚C’nin altına düştüğünde soğuğun buzağıya şiddetli bir sıkıntı verdiği söylenemez. Sütten kesim yaşına (yaklaşık 5 -8 haftalık yaşa) ulaştığı zaman, normal sağlıklı, iyi yiyen bir buzağı soğuğa karşı oldukça tolerans kazanır, hem de kuruluk sağlandığında ve hava cereyanlarına maruz kalmadıkça donma noktasının hemen yukarısındaki hava sıcaklıklarından fazlaca etkilenmez. 6 aylık yaşta buzağının soğuğa toleransı oldukça önemli olmaya başlar, bu durum fazla yiyecek tüketimiyle sağlanır. Buzağı Barınakları ve Çevre İhtiyaçları - 197 Yiyecek tüketiminin, soğuğa tolerans üzerine etkisinin şaşırtıcı açıklaması gelişmenin son safhasındaki dana eti için yetiştirilen buzağılar yoluyla elde edilmiştir. Buzağılar 12. haftalığa kadar, kılını dökmesine ve yetişkin süt hayvanının düz ve parlak örtüsüne sahip olmasına rağmen, soğuğa son derece toleranslı ve sıcağa duyarlı olabilecek kadar fazla yiyecek enerjisi alır. Et buzağısı yaşamının ilk birkaç haftasında (4-5) soğuğa karşı basit olarak yetiştirilmiş olan bir hayvandan ne çok fazla nede az duyarlı değildir. Hava cereyanı artarak Tk’yi yükseltir. 2 m/saniyelik hava hızları kurak bölgelerdeki çoğu basit buzağı barınaklarında hava cereyanı meydana getirir. Buzağılar gruplar halinde yetiştirilirse hava cereyanlarından kurtulabilirler. Bir buzağı küçük susuz bir bölmede tek başına bırakılırsa gidebileceği başka hiçbir yer yoktur. Pratik olarak buzağı yüksekliğine uygun havalandırma hızları 0.27 m/saniyeyi geçmemelidir. 6.3. Buzağının Fiziksel Çevresi Hem hayvan başına üretime hem de birim alan başına hayvan sayısına dayalı olarak; üretimdeki yoğun gelişmeler, buzağılar üzerine klimatik çevrenin etkileri hakkında bilgi kazanmanın önemini artırmıştır. Bu sadece bireysel olarak, buzağıların fizyolojisine etkisini değil, bireysel olarak hayvanlar arasında ve hayvanlarla çoğu patojenik mikroorganizmalar arasındaki etkileri içine alır. Başlıca faktörler şunlardır; 1. Havanın ılık veya soğuk oluşu, 2. Havanın nispi ve bağıl nemi, 3. Barınakta buzağı başına düşen hava miktarı ve hızıdır. havalandırma Sığırlar için optimum çevre sıcaklığı 10-15 0C arasındadır. Bundan çok daha düşük sıcaklık (-15 0C) derecelerine de kolay adapte 198 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri olabilmektedirler. Sığırların sağlığı ve verimi 25 sıcaklıklarda olumsuz etkilenmektedir. 0 C üzerindeki Ahırda gerekli ışıklandırma yüzeyi bölgenin iklimine göre değişir. Buna göre soğuk iklim bölgelerinde taban alanının % 3-5 ‘i sıcak bölgelerde ise % 10- 15 ‘i ışıklandırma alanı (pencere) alanı olarak düzenlenmelidir. Çizelge 6.2. Hayvanlarda Minimum ve Maksimum Sıcaklık İle Nispi Nem Değerleri Sıcaklık (0C) Nispi Nem (%) Hayvanın Cinsi Minimum Maksimum Minimum Maksimum Süt Sığırı - 6.6 23.8 25 75 Buzağı 10.0 26.6 25 75 Dana - 17.7 26.6 25 75 Et Sığırı - 17.7 26.6 25 75 Çizelge 6.3. Hayvanlar İçin Havalandırma Miktarları ( m3 / dk.) Hayvanın Cinsi Devamlı Nem Havalandırma Kontrolü Sıcaklık Kontrolü Toplam Süt Sığırı 0.566 0.566 2.832 3.965 Dana 0.198 0.198 1.019 1.416 Et Sığırı 0.566 0.566 2.832 3.965 Hayvan sağlığını ve verimini kötü yönde etkileyen ısı ve nem birikimini önlemek için uygun havalandırma şarttır. 500 kg canlı ağırlıktaki bir hayvan için dakikada 1.25-2.5 m3/dk (ortalama 1.5 m3/dk) miktarındaki hava değişimi yeterlidir. Bu durum göz önüne alınarak 500 kg canlı ağırlığındaki bir hayvan için 18 m3/dk’ lük ahır hacmi temin edilir. Bu miktar iklim bölgelerine göre değiştirilir (artırılıp, azaltılarak). Çünkü Buzağı Barınakları ve Çevre İhtiyaçları - 199 sığırların çevreye yaydıkları ısı ve nem miktarı çevre sıcaklığına bağlı olarak değişmektedir. Örneğin ; 500 kg ağırlıktaki bir sığır saatte; -12 0C’ de 950 kkal., 27 0 C’ de 750 kkal. Isı verir. Aynı zamanda 10 0C’ de 300 gr., 27 0C’ de 375 gr. Nem vermektedir. Sığırlar için uygun ahır ortamında nispi nem miktarı % 60-70 arasında olmalıdır. Ahır, ağıl ve kümes gibi barınakların havası tabi ve suni vantilasyon sistemleri ile temizlenmelidir. Havalandırmada gaye CO2 , su buharı, amonyak ve pis kokulu maddelerle bulaşmış ve kirlenmiş ahır havasını temiz hava ile değiştirmek suretiyle hayvan barınağını temiz, kuru ve sağlığa uygun bir durumda tutmaktır. Hayvanların bir saatte ihtiyaç duyduğu temiz hava miktarı şu formülle hesaplanır, V = K / A- T Formülde, V = 1 saat için gerekli temiz hava miktarı (m3), K = Bir hayvanın bir saatte üretmiş olduğu CO2 miktarı (m3), A = Ahır havasındaki CO2 miktarı (%), T = Temiz (Tabi) havadaki CO2 miktarı(%)’ dır. Hayvanlar her bir kg canlı ağırlık için saatte 300 cm3 CO2 üretmektedirler. Ahır havasının genellikle CO2 miktarı % 0.25-0.30 = 0.0025-0.0030 arasındadır. Yukarıda ifade edildiği gibi açık havanın CO2 miktarı %0.03 = 0.0003 ‘ tur. Örneğin, 100 kg canlı ağırlığındaki bir buzağının bir saatte ihtiyaç duyduğu temiz hava miktarını hesaplayınız. Buzağının ürettiği CO2 miktarı = 100 x 300 = 30000 cm3 = 0.03 m3 V = 0.03 / 0.0025- 0.0003 = 13.6 m3 bulunur. 200 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Tabi havalandırmada sıcaklık farkından ve rüzgar etkisinden faydalanarak pis havanın dışarı atılması, temiz havanın içeri alınması sağlanır. Bunun için her 100 m2 ‘lik alana 1 ‘er adet uygun ebatlarda (minimum = 40 x 40 cm, maksimum = 100 x 100 cm) hava giriş ve çıkış bacaları tanzim edilir. Hava giriş açıklığı hava çıkış açıklığına eşit veya 2/3 ‘ü kadar olabilir. Ancak hava çıkış bacası, hava giriş açıklığından en az 4 m yukarıda olmalıdır. Suni havalandırmada havanın yapı içine verilmesi ve alınması elektrikle çalışan emici, basıcı ve kombine sistem aspiratörlerle yapılır. İster suni ister tabi olsun havalandırmada şu noktalara dikkat edilmelidir. 1. İyi bir havalandırma sisteminde yeterli sayı ve ebatta ve uygun şekilde yerleştirilmiş hava giriş açıklıkları olmalıdır. 2. Barınağa giren hava hayvanların üzerine direkt olarak gelmemeli ve hava cereyanları oluşturmamalıdır. Bunun için içeriye giren soğuk havanın önce tavana çarpıp ısındıktan sonra aşağıya hayvanlar üzerine inmesi sağlanmalıdır. 3. Dışarı atılacak kirli havanın barınağı uygun bir hızla terk etmesini sağlayacak yeterli kapasitede hava çıkış açıklıklarının olması gerekir. 4. Havalandırma çalışabilmelidir. sistemi rüzgarlı ve rüzgarsız havalarda Buna ilaveten ışığın etkisi de dikkate değer derecede önemli olabilir. Buzağı ünitelerine yeterli bir ışık temin edilmelidir. Tabi ışıklandırma barınağın güney cephesine uygun aralıklarla yerleştirilen pencereler ile sağlanmalıdır. Ancak güneş ışığının direkt hayvanların gözüne gelmemesi için pencereler yüksekten tanzim edilmelidir. Barınağın ısıtılması ve aydınlatılmasını en iyi seviyede yapabilmek için pencere alanının yeterli büyüklükte olması gerekir. Pencerelerin kışın fazla miktarda güneş girmesini sağlayıcı ve yazın güneş ışığının fazla girmesini önleyici olması idealdir. Ayrıca soğuk havalarda ve geceleri ısı kaybını önleyici tecrit özelliğinde olmalıdır. Barınağa uygun bir biçimde yerleştirilen pencereler havalandırmaya da yardımcı olacaktır. Buzağı Barınakları ve Çevre İhtiyaçları - 201 Barınakların yeterince aydınlık olması hayvan sağlığı için çok önemlidir. Güneş ışığı mikropları öldüren etkili bir dezenfektandır. Örneğin, tüberküloz ve tifo mikropları güneşsiz karanlık barınaklarda, güneşli ortamlardan 3-4 kat daha fazla süre canlı kalabilmektedir. Hayvanların temiz bir ortamda barındırılmaları hayvan sağlığını ve verimini olumlu bir yönde etkilemektedir. Ahırlar senede en az iki defa(sonbahar ve ilkbaharda) badana edilmelidir. Badana yapılmadan önce barınakta bulunan pislikler kazınarak temizlenmelidir. Barınaklardaki gübrenin düzenli olarak her gün dışarıya çıkarılması ve yataklıkların değiştirilmesi ahır ortamında sineklerin faaliyetini önlediği gibi, kötü kokuların meydana gelmesini ve ahırın havasının kirlenmesini önleyecektir. Hayvan başına ineklerin günde 36 kg (ayda 1000 kg senede 12 ton), buzağı ve koyunların günde 2 kg (ayda 60 kg, senede 700 kg ), kümes hayvanlarının günde 150- 500 gr (ayda 15 kg, senede 180 kg ) gübre ürettikleri bilinmelidir. Ancak hayvanlar meraya çıkarılıyorsa üretilen bu gübrenin % 50 ‘sinin ahırda, % 30 ‘unun merada ve % 20 ‘sinin yollarda diğer arazilerde kalacağı dikkate alınmalıdır. Çevrenin ılık veya soğuk hissi sıcaklığın, hava hareketinin güneş enerjisinin ve çevredeki hava sıcaklığından ya daha yüksek, ya da daha düşük ısıdaki nesnelerin enerjisinin bir kombinasyonu sonucudur. Buzağı hayatsal fonksiyonlarının devamı için gerekli olan oksidasyon işlemleri sonucu normal aktiviteden (aktivite artışı) ve besin maddelerinin vücut dokularına dönüşümünden (beslenme ısı artışı) ısı üretir. Bunlar preruminant buzağılarda yegane ısı üretim kaynağıdır. Ancak ruminant buzağıların rumenlerinde besinlerin sindirim işlemi sırasında fermentasyonla üretilen ilave bir ısı oluşur. Bir buzağının daha fazla besin almasıyla daha fazla ısı üretilir. Özel bir klimatik çevrede preruminant buzağıların iştahı total ısı üretimi ile düzenlenir. Yani iştahın termostatik kontrolü vardır. Buzağının vücudundan ısı kaybı hem konveksiyon yoluyla hem de deriden ve solunumla nemin buharlaşmasıyla (evaporasyonla) ısı kaybedilebilir. 202 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Sıcaklık 3-23 ˚C arasında değiştiğinde preruminant buzağıların total 2 2 evaporatif ısı kaybı 1.43 MJ/m olarak bulunmuştur. m , buzağının yüzey alanı olup; 0.09 x W0.667 (kg)’a eşittir. Yetişkin sığırlarda total su buharının % 25-35’i solunum yoluyla kaybedilir. Daha düşük sıcaklıklarda solunum yoluyla kaybedilen su miktarı daha fazladır. Sığırların ter bezleri sıcak çevrelerde ısıyı gidermenin başlıca yolu olarak görünür. Bos taurus ve Bos indicus sığırlarda yapılan çalışmalarda, küçük hacimli ter bezlerinin daha fazla aktivite gösterdiği ve tropikal iklime daha iyi adaptasyon sağladığı öne sürülmüştür. Yüksek sıcaklığa maruz kaldığında, deriden su kaybı oranlarında türler arasında göze çarpan bir farklılık ortaya çıkar. Deri yüzeyindeki lipitler, enfeksiyona etkin bir bariyer sağlar ve pul pul dökülmeyi önler. Deri yüzeyi lipitlerinin başlıca kaynağı, içyağıdır. Çünkü ter bezi ve kanalları lipit ihtiva etmez. Farklı çevre sıcaklıklarında sığırların farklı ağırlık, yaş ve türlere göre, ısı üretimleri Çizelge 6.1 ve 6.6’da verilmiştir. Eğer çevre sıcak ise, hayvan sık sık soluyarak, toplam ısı üretimini düşürür ve iştahın azalması, (bazal ısı üretimi de azalır) ile çok ısı kaybeder. Diğer taraftan çevre çok soğuk ise, derideki kan miktarı ve evaporasyonu azalarak ısısını korur. Hatta daha soğuk şartlarda buzağı titreyerek daha fazla ısı üretir ve bu prodaktif amaçlar için kullanılabilecek besinlerin oksidasyonunu da içine alır. Buzağı vücut sıcaklığını normal dar sınırlar içinde tutmaya çalışır. Yeni doğmuş buzağılar, düşük rektal sıcaklığa sahiptir. Doğduğu ilk gün 38.7 ˚C’ye, ikinci gün 38.9 ˚C’ye yükselir. Sonraki ilk üç haftada rektal sıcaklık yaklaşık 38.8 ˚C - 39 ˚C’de kalır. Bununla birlikte çok yüksek seviyede beslenme rektal temparatürün 0.1 ˚C artmasına sebep olur. Çok düşük beslenme seviyeleri, sıcaklık düşüşü ile sonuçlanır. Irklar arasında da rektal sıcaklıklar farklılık gösterir. Jersey’de Ayrshire veya Siyah Alacalardan daha düşüktür. 39.3 ˚C’den daha yüksek rektal sıcaklık, bir enfeksiyonun belirtisidir. Buzağı Barınakları ve Çevre İhtiyaçları - 203 Buzağı vücudundan ısı kaybına karşı deri, dokular ve kıl tabakası ile izole edilmiştir. Ayrshire, Jersey ve Siyah Alacalardan metabolik vücut hacmine nispetle daha kalın deriye sahiptir. Ayrshire, Jersey ve Siyah Alacalardan daha iyi termal izolasyona sahiptirler. Derinin termal izolasyonu, derideki kan damarlarının genişlemesi ile yüksek sıcaklıklarda önemli ölçüde azalmış düşük sıcaklıklarda ise, damarların daralması ile artmıştır. Çizelge 6.4. Adlibitum Olarak Süt İkame Yemiyle Beslenen Ayrshire Siyah Alacalar ve Jersey (dana eti için besiye alınan) Buzağıların Hissedilir Isı Üretimleri. Canlı Ağırlık 65 68 68 98 97 99 Irk Jersey Ayrshire Siyah Alacalar Jersey Ayrshire Siyah Alacalar 9 5 5 Toplam Isı Üretimi (kJ/h) 551 615 580 Buharlaşm a ile olan ısı kaybı (kJ/h) 86.6 89.5 89.1 Hissedilir Isı Üretimi (kJ/h) (W) (kJ/kg 24 saat) 464 129 171 526 146 185 491 136 173 13 10 8 716 792 759 113.8 113.4 114.6 602 679 644 Yaş (hafta) 167 189 179 147 168 156 Jerseyler, soğuğa maruz kalmaya oldukça tahammülsüz görünmektedirler. Yeni Zelanda ‘da Jersey ve Siyah Alacaların bir mukayesesinde damar daralmasının Jerseyler’de Siyah Alacalardakinden daha yüksek bir sıcaklıkta olduğunu aynı ırklarda daha genç buzağıların yaşlılardakinden daha yüksek sıcaklıklarda, damar daralmasına uğradığını göstermiştir. Ekvatoral bölgeler yakınına ithal edilmiş Avrupa ırklarında (Bos taurus) ısı toleransı tersine olarak etkilenmiş olabilir. Çünkü mevsimlik kıl değişimi gün uzunluğu ile regüle edilir ve böyle bölgelerde gün uzunluğundaki mevsimlik değişmeler, ısı mekanizmasını işletmek için yeterli olmayabilir. 204 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Çizelge 6.5. Yaş Buzağıların Farklı Sıcaklıklarda Hissedilir Isı Üretimleri ve Evaporasyonları. Sıcaklık Canlı Kritik Ağırl Sıcakl ık ık Hissedilebilir Dış Sıcaklık (˚C) (˚C) 1.7 21.1 15.6 1.7 21.1 15.6 Farklı Sıcaklıklarda Solunumdaki Rutubet (˚C) (gr/kg 24 saat) 1.7 15.6 Doğum 45.4 15.6 - 228 209 - 120 110 - 50 12 Hafta 91 - - 190 161 - 200 170 - 40 >12 Hafta 136 - - 159 133 - 250 210 - 34 182 1.7 178 138 118 375 290 250 21 29 227 - 149 118 103 390 310 270 17 25 272 - 134 105 89 425 330 280 16 22 318 - 118 95 82 435 350 300 14 19 363 - 106 88 76 445 370 320 12 18 İzolasyonun son aşaması, hayvanın vücudunu yakından kuşatan hareketsiz hava tabakası ile meydana getirilir. Bu izolasyon hava hareketine ve sığırların çevresindeki sıcaklığa bağlıdır. Sığırın total izolasyonu, toplam doku (deri), kıl tabakası ve hava izolasyonudur (dış). Sığırların termal izolasyon bilgisi onların kritik sıcaklığının tahminini sağlar (Yani hayvanın ısı kaybının ısı üretimine eşit olduğu çevre sıcaklığının belirlenmesini sağlar). Kritik sıcaklık altında hayvan besinleri okside eder, aksi takdirde üretim amacıyla kullanabilir. Daha yüksek bir beslenme planı, daha düşük bir kritik sıcaklık demektir. Benzer şekilde az hava hareketi az ısı kaybına uygun daha iyi izolasyon, daha düşük kritik sıcaklık demektir. Kritik sıcaklık artan yaşla azalır. Buzağı Barınakları ve Çevre İhtiyaçları - 205 Kritik sıcaklık yaşa, derinin kalınlığına, sığır barınağındaki hava hareketine ve hayvanın beslenme seviyesine bağlıdır. Daha fazla hava hareketi, özellikle hava cereyanı varsa, daha yüksek kritik sıcaklık gerektirir. Düşük çevre sıcaklığı veya sıcaklıktaki önemli seviyede günlük düzensizlikler kışın son zamanlarda genç sığırların artan ölümlerini önceden hazırlayan sebepler olarak düşünülür. Bununla beraber -13 ˚C kadar düşük sıcaklıklara maruz kalan sığırlar sıcakta barındırılanlarla benzer büyüme sağlamaktadırlar (her iki grup aynı miktar besin maddesi alsa bile). Rusya’da normal büyüme -4˚C ile + 4˚C’ sıcağa maruz kalan sığırlarda elde edilmiştir. Yağışlı havaya maruz kalma dış deri tabakasının kurumasıyla sığırdan ısı kaybı artışı ile sonuçlanmaktadır. Çizelge 6.6. Farklı Irk ve Çevre Sıcaklığındaki ve Gizli Isı Üretimleri. Yaş Irk Çevre Sıcaklığı Jersey Toplam Isı (kJ/kg 24 h) Gizli Isı (kJ/kg 24 h) Süt Nem (g/kg 24 h) Irkları Holstein Toplam Isı Gizli Nem Nem Toplam Isı Brown Swiss Gizli Nem Nem Shorthorn Toplam Isı Gizli Nem Et Nem Irkları Brahman Toplam Isı Gizli Nem Nem Santa Toplam Isı Gertrudis Gizli Nem Nem Buzağıların 10˚ ve 26.7 ˚C’deki Sabit 12. Hafta 10 ˚C 26.7 ˚C 413 429 267 162 110 67 351 128 53 323 117 48 - 334 212 86 323 212 86 - 24. Hafta 10 ˚C 26.7 ˚C 299 295 195 111 82 46 256 100 41 256 100 41 245 111 46 195 72 29 234 95 38 251 167 70 251 162 67 267 184 77 195 128 53 217 167 70 206 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Tablo 6.6’nın Devamı Yaş Irk Çevre Sıcaklığı Jersey Toplam Isı (kJ/kg 24 h) Gizli Isı (kJ/kg 24 h) Süt Nem (g/kg 24 h) Irkları Holstein Toplam Isı Gizli Nem Nem Brown Toplam Isı Swiss Gizli Nem Nem Shorthorn Toplam Isı Gizli Nem Et Nem Irkları Brahman Toplam Isı Gizli Nem Nem Santa Toplam Isı Gertrudis Gizli Nem Nem 36. Hafta 10 ˚C 26.7 ˚C 228 228 89 139 36 58 195 84 34 195 72 29 178 84 34 145 56 24 167 72 29 195 128 53 195 123 50 206 151 62 156 106 43 167 134 55 48. Hafta 10 ˚C 26.7 ˚C 212 212 72 128 29 53 178 72 29 178 62 26 162 67 26 128 45 19 145 56 24 178 117 48 173 111 46 173 134 55 145 89 36 139 111 46 YEDİNCİ BÖLÜM 7. BUZAĞI DAVRANIŞLARI Hayvanın hem çevresinden hem de kendi vücudundan almış olduğu uyarılara tepki, davranışı oluşturur. Hayvan davranışları üzerine yapılan çalışmaların çoğu bir bakıma hayvanları gözlemeyi gerektirir. Bu gözlemlerden hayvan davranışlarının etkilenmemesi için gözlemcinin görünmemesi gerekir. Televizyon veya kameralar bu iş için çok kullanışlıdır. Bir hayvanın hareketlerini gözlemek yetmez, aynı zamanda, onun nasıl hissettiğini tahmin etmek gereklidir. Özel bir çevresel uyarıcının olup olmadığının veya bir buzağının özel çevresel uyarıcılar tarafından ne kadar etkilendiğini ölçmenin objektif yolu adrenal korteksten salgılanan steroid hormonlarındaki herhangi bir artışın kandaki veya kalpteki oranının devamlı kaydedilmesidir. Kalpteki oranı (kalp atış oranı) elbette hem korku hem de mutluluk anındaki hislere karşı verilecek tepkide artacaktır. Steroid hormonların salınımı genellikle beslenme, egzersiz, soğuk, ağrı, korku gibi durumları içine alabilen stres ile artar. Bir hayvanda davranışın oluşumu, hayvanın çevresi ve genetik yapısı tarafından belirlendiği ifade edilebilir. Hayatının ilk bir kaç haftasında hayvan üzerinde etkili olan cinsiyet ve yetiştirme sisteminin etkisini belirlemek için genç bir buzağıda davranışın oluşumu incelenebilir. Buzağılar sadece temel vazifeleri olan yemek ve içmek için değil aynı zamanda çevreyi incelemek için de önemli bir araç olarak ağızlarını kullanırlar. Buzağılar aynı zamanda bazı anormal hareketleri de ağızlarıyla gerçekleştirirler. 7.1. Emme Doğumda bir buzağı anasının memesini aramak ve önce kolostrumu sonrada sütü bulmak içgüdüsüne sahiptir. Annelerini emen buzağılar genellikle fazla bir zorluk çekmeden memeler küçük de olsa bu memeleri bulabilirler. Siyah Alaca sığırların çok az bir kısmı, memeleri abdominal duvardan uzak olan ve memeleri büyük olanlar bakımından seleksiyona 208 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri tabi tutulmuşlardır. Siyah Alaca buzağılarında davranışın gelişimi annelerindeki gibi henüz bu dönemde gelişmemiştir. Siyah Alaca sığırlarından doğan buzağılar, bir memeyi bulmak için oldukça yavaş kalmaktadırlar. Bu ise buzağıların hayatlarının ilk günlerinde yeterli miktarda kolostrum alması gerektiği için çok önemlidir. Yeni doğan buzağıların emme içgüdüsü, anneleriyle beraber yaşamaya devam etmeleriyle öğrenmelerini artırmaktadır. Üç günlük yaşta emme içgüdüsünü kazanmamış buzağılar kovayla beslemeye alınarak memeden kesilirler. Diğer bir değişle 3 günlük yaştan itibaren buzağı kovaya alışmalıdır. Öğrenilen davranışlar, hayatın ilk haftalarında içgüdüsel davranışları etkiler. Ama bu buzağıların artık memeden süt içmeyip kovayla beslenecekleri anlamına gelmez. Buzağılar memeyi tekrar emebilirler. Buzağılar yapacakları şeyi tecrübeyle öğrenmek zorundadırlar. Annesiyle beraber merada bulunan bir buzağı kullanılan sütün miktarına ve buzağının büyüklüğüne bağlı olarak, belirli bir zamanda 0.82.5 lt’lik miktarda her gün 4 ile 10 kez arasında beslenecektir. İkiz buzağılar veya çoklu emme sistemindeki buzağılar sık sık ve fazla içme eğilimindedirler. Bunun sebebi, tahminen bir öğünde hazır bulunan sütün az olmasıdır. Ortalama öğün büyüklüğü 1.5 lt dolayındadır. Bu genç hayvanlarda abomasum büyüklüğü kadardır. 2.5 lt’den fazla olanlar ise çoğunlukla büyük ve güçlü buzağılardır. Buzağıların iştah düzenleme kabiliyetini kazanamadıklarını gösteren araştırmalar bulunmaktadır. Genç buzağılar, çok yüksek besin maddesi içeren rasyonlarla beslenirlerse bunun neticesi olarak hazımsızlık nedeniyle başlarını ileriye doğru aşağıya eğmiş bir hal alırlar. 7.2. İçme İçme davranışları hakkında söylenecek az şey vardır. Su tüketimi çeşitli faktörlere bağlıdır. Besin maddelerinin kuru madde içeriği, hava sıcaklığı ve dışkıdaki su miktarına bağlıdır. Genel olarak buzağılar su dengelerini çok iyi düzenlerler. Dışkı ile bulaşmış kaplardan su içmede isteksizdirler. Bu durum yeni emen buzağılarda problem oluşturabilir. Buzağı Davranışları - 209 Siyah Alaca buzağılarını kovayla içirmek suretiyle sütten (memeden) kesmenin diğerlerine göre daha kolay olduğunu gösteren çalışmalar bulunmaktadır. 7.3. Yeme Buzağılar hayatlarının ilk günlerinde her katı maddeyi ağızlarıyla incelerler, kaçmazlar ve mücadele ederler. Anneleriyle birlikte merada bulunan buzağıların durumunda olduğu gibi, buzağılar içgüdülerinden daha çok neyin iyi bir yiyecek, neyin iyi olmadığını inceleme ve taktik oluşturarak tecrübe kazanırlar. Yapılan bir çalışmada, buzağılara verilen parçalanmış ve uzun ot’ta ruminasyon ve yeme davranışlarında çok az bir farklılık görülmüştür. Buzağılar 4.5 saat yemişler ve 7.5 saat ruminasyon yapmışlardır. Otlar kesildiği (parçalandığı) ve peletlendiği zaman sadece 2 saat civarında yemişler ve yiyeceklerin % 80’inden fazlasını tüketerek 2.5 saat civarında ruminasyon yapmıştır (Çizelge 7.1). Buzağılara sunulan besin maddelerinin fiziksel formuyla, sütten kesimden sonraki ilk birkaç haftada besin maddesi tüketiminin önemli derecede etkilendikleri anlaşılmaktadır. Çizelge 7. 1. Yemin Formuna Göre Buzağıların Ruminasyon ve Yeme Süreleri. Ot peletleri Uzun veya kesilmiş ot Yeme (min 24 h) 132 276 Ruminasyon (min/24 h) 138 459 Yeme (min/kg DM) 85 320 Ruminasyon DM) 70 535 1553 862 (min/kg Kurumadde (g/24 h) 210 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Çiftçiler kendi buzağılarına besin maddelerini sınırlamadan verirler. Bunu, onları iki yaşında buzağılatmak istedikleri için veya 12 aylık yaşta besiye almak niyetiyle yapmaktadırlar. Ama bu buzağılarda sütten kesildikten sonraki ilk bir kaç haftada aşırı oburluk riski oluşabilmektedir. 7.4. Ruminasyon Ruminasyon ruminant hayvanlarda besin maddelerinin rumenden bir topak halinde geri çıkartılması işlemi olarak tarif edilir. Bunu bir dakika civarında çiğnerler. Ondan sonra onu tekrar yutarlar. Ruminasyonun temel amacı besin maddelerini yapısal bileşenlerine ayırmak ve böylece rumendeki mikroorganizmalara daha kullanışlı hale getirmektir. İkinci fonksiyonu ise üre gibi besin maddeleri potansiyelini yeniden işleyerek kullanışlı hale getirmek için sodyum bikarbonat gibi tamponların ve rumene gelen suyun içine salyayı akıtarak sindirimi hızlandırmaktır. Buzağılara verilen rasyonların ruminasyona imkan vermesi gerektiği tavsiye edilmektedir. Yapılan çalışmalar göstermiştirki buzağılara verilen ot peletleri, bunlara yedirilen uzun otların ancak % 30’u kadar zaman diliminde ruminasyon yapılmaktadır. Peletlenmiş kuru ot ile her gün sadece 10 dakika ruminasyon yapılır. Buna karşılık, kesilmemiş kuru ot verildiği zaman her gün 300 dakika ruminasyon yaptıkları görülmüştür. Ruminasyonu artıran önemli bir etkide rumendeki yemlerde lif uzunluğudur. Geviş getirmede herhangi bir işgüdüsel zorlanımdan ziyade ruminasyonda geçirilen zamanın uzunluğu rumende ne kadar lif bulunduğuna bağlıdır. Tüm ruminantlar, yalancı ruminasyon denen bazı hareketler yaparlar. Bu hareketlerde ya biraz sıvı gelir ya da hiçbir şey gelmez. Eğer yutmak için her hangi bir şey varsa istikrarsız, düzensiz birkaç çiğneme hareketi ve sonuçta yutma hareketini yaparlar. Rumende uzun lifli yemleri buzağılar (örneğin et buzağıları) her gün bir kaç kere yalancı ruminasyon (Pseudoruminasyon) göstereceklerdir. Hayatlarının ilk birkaç gününde katı yiyecekler yiyen buzağılar bundan sonraki günlerde hemen ruminasyona başlarlar. Normal olarak süt ve katı besinleri karıştırılarak verilen buzağılar hızlı bir şekilde ruminasyona harcadıkları zaman artırırlar. 6 haftalık yaşta ruminasyon zamanı ergin bir hayvanın % 70’ine ulaşır. 10 haftalık yaşta ruminasyon zamanı erginleriyle aynıdır. Buzağı Davranışları - 211 7. 5. Anlamsız Ağız Hareketleri Çevrenin yapıcı bir şekilde araştırılması ve yeme, içme, ruminasyon yapma, temizlik için ağızın kullanımı amaçlı ağız hareketleri kabul edilebilir. Bununla beraber, buzağılar bize anlamsız gibi görünen pek çok şey daha yaparlar. Örneğin yenmeyen maddeleri çiğneme veya içme gibi. Bunun yanında idrarlarını içme ve diğer buzağıların kulaklarını, göbeklerini, memelerini ve kuyruklarını emmek de buna dahildir. Karşılıklı emme ve idrar içme kötü huy olarak isimlendirilir. Birbirlerini emme enfeksiyonların yayılması için tehlikeli bir yoldur. İdrarlarını içenlerin rumen gelişmesinde anormallikler görülmektedir. Bitişik bölmelerde bulunan buzağıların birbirlerinin ağızlarını öpme (yalama) hareketi kovadan sütü kısa sürede tükettikleri zaman değişmez bir şekilde görülür (Resim 7.1). Öpüşme olayı gerçek bir olaydır. İki hayvanın dudaklarını birbirlerine değdirme aktivitesidir. Ağızlarını birbirlerine değdirerek emerler. Şayet buzağılar kovayla beslenirlerse her öğünden sonra yaklaşık 20 veya 30 dakika kapalı bir yerde tek olarak tutulurlar. Böylece birbirlerini emmeleri ve diğer kötü hareketleri önemli ölçüde azalır. Resim 7.1. Buzağıların Birbirini Emmesi. 212 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri 7.6. Dinlenme Hareketleri Buzağılar veya ergin sığırlar için en yaygın yatış pozisyonu ön ayaklarını göğüslerinin altına kıvırarak yattıkları durumdur. Sığırlar, rumen fonksiyonlarıyla oluşan gaz kabarcıklarından ve şişmeden korunmak için bu pozisyonda durmaya ihtiyaçları vardır. Sığırlar sıcak veya soğuk hissettikleri zaman da yatma pozisyonu alırlar. Buzağı belirli derecede havayı ılık hissettiği zaman yan tarafının üzerine yatacak ve uzatabildiği kadar bacaklarını uzatacaktır. Yatma davranışının bu şekli avlularda yatan ve güneşli günlerde otlakta bulunan buzağılarda görülür. Et buzağıları çok az rumen aktivitesine sahiptirler. Bunlar rumenlerinde şişkinlik oluşmaya başladığı zaman bu şekilde daha uzun bir şekilde yatabilirler. Buzağılar tamamen uykulu olma hali gösterirler. Bizim yaptığımız gibi paradoksal uyku ve derin uyku şeklindedir. Genç buzağılar ergin sığırlardan daha uzun periyotlarda uyurlar. Gece boyunca ve diğer sessiz periyotlar esnasında buzağılar tipik uyku devreleri gösterirler. Örneğin; 20 dakika uyanık, 10 dakika uykulu, 25 dakika derin uyku, 5 dakikada da uyku ile uyanıklık arası bir halde olurlar. Bundan sonra tekrar uyanırlar. Bir aylık bir yaştaki buzağı 24 saatlik bir periyot üzerinden 6 veya 8 saat uyuyabilir. Buzağılar genellikle yan taraflarının altına başlarını kıvırarak uyurlar. Nadiren de boyunlarını uzatarak uyurlar. Bunu dar bir bölmeye sınırlandırılmadıkça yaparlar. Buzağılarda uyurken boyun kasları ve ayaklarda seğirmeler görülür ve göz kürelerinin gözler kapalıyken hızlı hızlı hareket ettiği belirlenmiştir. 7.7. Sosyal Davranışlar 7.7.1. Merak Sığırlar korkak varlıklardır ama doymak bilmeyen bir meraka sahiptirler. Ahırda garip veya yeni bir şeyle karşı karşıya geldiğinde bir buzağı ona dikkatli bir şekilde yaklaşır. Merak işaretleri açık bir şekilde görülür ama o anda kaçacak şekilde bir pozisyon alarak ayakların üzerine destek olur. Eğer buzağının gördüğü obje tehlike oluşturmuyorsa, ona cesur bir şekilde ağzı ve burnu ile dokunacaktır. Bu daha önceden orada Buzağı Davranışları - 213 bulunmayan bir kova veya sakin ve sessiz çalışan bakıcı veya çiftçliğin kedisi olabilir. 7.7.2. Oyun Tüm genç memeliler oyunda birbirleriyle dövüşürler. Oyun aktiviteleri genellikle zararsızdır. Dövüş ve seks gibi erginlerde görülen hareketler buzağılarda da görülür. Genç hayvanlar bu davranışlarına erginlikte temel davranış formları olarak çalışırlar. Bu hareketler onlar için eğlenceli olabilir. Oyunda genç buzağılar başlarıyla itişmek, boynuz atmak ve yeri ön ayaklarıyla ile eşelemek gibi dövüş alışkanlıklarını kazanırlar. Aynı zamanda koşarak yarışırlar. Hem erkek hem de dişi buzağılar sık sık birbirlerine binme ve seksüel davranışlarda bulunurlar. Binme hareketlerinin sıklığı buzağılarda estradiol, testesteron gibi anabolik seks hormonlarının gelişmesiyle artış gösterir. Üç aylık buzağılarda sosyal hiyerarşinin sabit şekli görülmez. Bu yaşta çok yaygın olarak baskın bir buzağı diğer buzağıları yemliklerden veya memeden uzaklaştırarak onlardan korur ve sistematik olarak onlara üstünlük sağladığı görülür. Bu yüzden yaşlı buzağılarla günlük buzağıların bir arada kalması ciddi problemler oluşturabilmektedir. 7.7.3. Davranışların Gelişmesi ve Yetiştirme Sistemleri Hayvanın karşı karşıya kaldığı yetiştirme sisteminin doğrudan 14 haftalık yaşa kadarki devrede gelişmeyi hangi ölçüde etkilediğini ortaya koymak ve böylece hayvanların uygun davranış ihtiyacını hangi yetiştirme sisteminin ne ölçüde karşıladığı veya karşılayamadığı konusuna açıklık getirilmeye çalışılır. Yapılan uygulanmıştır. bir araştırmada aşağıdaki yetiştirme sistemleri Grup A (Merada buzağıları emziren et inekleri): Bu grup, genç buzağılar uygun ortama en yakın çevre olarak büyütülmüştür. Grup B (Erken sütten kesilmiş buzağılar, ferdi (tekli) bölmeler): Buzağılar kolostrum aldıktan sonra annelerinden ayrılır ve tekli bölmelerde 214 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri günlük olarak iki defa süt içirilip 5-6 haftalık yaş döneminde sütten kesilerek tekli bölmelerde yetiştirilir. Grup C (Erken sütten kesilmiş buzağılar, yetiştirme grupları): Buzağılar kolostrum aldıktan sonra annelerinden ayrılır ve ekşitilmiş süt ikame yemleri soğuk, sıcak yada tatlandırılarak bir emzikle fazla miktarlarda içirilerek gruplar halinde büyütülür. Grup D (Et buzağıları, ferdi bölmeler): Buzağılar süt ikame yemleri ile günde iki kez beslenilerek 65-75 cm genişliğindeki ferdi bölmelerde et buzağısı için yetiştirilmiştir ve buzağıların kaba yem yada katı yeme geçişine izin verilmemiştir. Grup E (Et buzağısı, yetiştirme grubu) Buzağılar avlularda et buzağısı için yetiştirilir. Hayvanlar bir emzikle fazla miktarda süt ikame yemlerini almışlardır. Başlangıç niteliğindeki denemelerin bazıları, davranışların gözlenmesi sistemli olarak 24 saatlik aralıksız gözlemci gruplar tarafından yapılmıştır. Gözlemler aynı hayvanlar üzerinde 2-6-10 ve 14 haftalık yaşa kadar yapılmıştır. Denemelerin çoğunda gözlemler dört devrede yapılmıştır. 1) Sabah beslenmesi dahil olan erken sabah devresi, 2) Buzağıların nispeten sakin fakat normal çiftlik aktivitesinin sahip olduğu sabahın geç saatleri, 3) Bütün çiftliğin mümkün mertebe sakin olduğu öğlenin ilk saatleri, 4) Akşam yemlenmesinin dahil olmadığı öğlenin geç saatleridir. Yetiştirme sistemleri üzerinde etkili olan dinlenme halinde davranışlar Çizelge 7.2’de gösterilmiştir; bu tabloda hayvanın uyuma, böğür üzerine yatma, döş üzerine yatış yada uzanışı ve hayvanın ayakta harcadığı (gereksiz yere) zaman için ortalama değerler belirlenmiştir. Bütün yetiştirme sistemleri içinde vakit harcamada en fazla görülen yatış pozisyonu (döş üzerinde) yaş ile birlikte azalmıştır. Genel olarak yetiştirme sistemleri arasındaki farklılıklar çok az ve önemsizdir. Ancak göze çarpan Buzağı Davranışları - 215 tek önemli farklılık aynı yaştaki diğer buzağılardan daha zor yatılabilen tekli odun kafeslerde 2 haftalık yaştaki et buzağılarda ortaya çıkmıştır, bu nedenle de bu kafeslerde boş yere ayakta harcanan zaman daha fazladır. Bu buzağılar (et buzağıları) 2-3 cm genişliğindeki delikli arduvazla kaplanmış zemine sahip olunan tahta kafeslerde barındırılmışlardır. Üstelik bu ardavuzlar genellikle kaygandırlar ve buzağılar durumlarının (pozisyonlarının) değiştirilmesine karşı isteksiz olmuşlardır. Ayrıca hayvanlar bu uygun olmayan yerlerde yatırıldığında soğuk hava akımından zarar görebilmektedir. Her iki durumda da hayvanların davranışları anormal olmuştur. Çizelge 7.2. Farklı Yetiştirme Sistemlerinde Buzağıların Dinlenme Davranışları; 4 Saatlik Gözlemlere Dayanan Uyuma Yada Ayakta Harcanan Ortalama Yüzde Değerler. Yaş Emen (Haftalık Buzağı Döş üzerine yatma Böğür üzerine yatma Uyuma Ayakta boş yere harcanan zaman 2 6 10-14 2 6 10-14 2 6 10-14 2 6 10-14 45 45 39 3.8 4.9 2.4 17 17 10 14 9 10 Yetiştirme Sistemleri Erken Sütten Et Buzağıları Kesilen Buzağı Ferdi Grup Ferdi Grup 52 40 56 55 51 46 52 48 50 47 45 38 1.0 0.2 1.3 0 2.0 0.5 0.8 0 2.7 0.5 0.8 0 17 16 13 22 9 10 8 13 12 12 19 16 15 34 18 20 18 20 14 17 15 19 12 12 Bütün Sistem için Ort. Değerler 52 48 42 1.6 2.0 1.6 17 11 12 19 15 12 Ortalama olarak buzağılar zamanlarının % 2’den daha azını bacaklarının uzatılmasıyla birlikte böğürleri üzerinde yatarak 216 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri harcamışlardır. Erken sütten kesilmiş buzağılarda bu peryot % 1’den daha azdır. Meradaki buzağılar çoğunlukla yan tarafları üzerine yatarlar. Bu buzağılar sonbaharda doğmuşlardır ve gözlemlerin çoğu buzağıların güneşe doğru yatarak uzanmış oldukları erken ilkbahar yada sonbaharın sıcak günlerinde yapılmıştır. Avludaki et buzağıları böğürleri üzerinde yatma eğilimindedirler. Et buzağıları üzerindeki denemelerin çoğu kış periyodunda yapılmasına rağmen, denemeyi yapan kurum hava sıcaklığı ile böğür üzerinde yatış zamanları arasında et buzağıların bu durumda (pozisyonda) soğuk kanlığını muhazafa ettikleri tespit edilmiştir. 65-75 cm genişliğindeki bir kafeste et buzağıları bunu başaramamaktadırlar. Bu duruma % 1’den daha az bir zamanla adapte olabilen erken sütten kesilmiş buzağılar, geleneksel bir yetiştirme sistemi ile mukayese edildiğinde bu rahatsızlık azmış gibi görünebilir. Bununla birlikte kafesteki et buzağılarının bu duruma adapte olamadıkları doğrudur. Yaşla birlikte azalmakla beraber bu buzağılarda zamanın büyük bir kısmını uykuda geçirdiği tespit edilmiştir. Avludaki et buzağıları zamanın büyük bir kısmını, ortalama olarak % 17’sini uyuyarak harcamışlardır. Kafeslerdeki et buzağıları 2 haftalık yaş döneminde uyuyarak harcadıkları zaman meradaki buzağılar yada erken sütten kesilmiş buzağılarla aynıdır. Bununla birlikte 10 haftalık yaş döneminde, normal buzağılarda en fazla görülen yatış durumu başlarını bir taraflarına (sağa yada sola) sokarak uyuma durumu kafeslerdeki et buzağılarında pek rastlanılmamıştır. Bunun sebebi bu hayvanların (kafeslerdeki et buzağıları) avludaki et buzağılarının yarısı kadar daha az bir zaman uyuyarak harcamaları olarak açıklanabilir. Daha önce belirtildiği gibi hayvanların rahat bir yaşam sürdürmeleri gerekir. Alelade yapılmış bir kafes özellikle hayvanların son dört haftalık döneminde hayvana bu hakkı tanımamaktadır. 7.7.4. Dinlenme Halindeki Davranışlar a. Ağız Hareketleri Beş yetiştirme sisteminde buzağıların ağız hareketleri Çizelge 7.3’de özetlenmiştir. Meradaki buzağılara yemliklerden veya bir kişi tarafından hazırlanan konsantre yemden aldıkları kuru madde miktarını kuru ot yada Buzağı Davranışları - 217 yaş otlarla otlayarak alabilmeleri için daha fazla zaman harcamışlardır. Seri halindeki bu gözlemlerde, buzağılar sütten kesilinceye kadar ferdi kafeslerde süt yada süt ikame yemleri ile kovalarda beslenmişlerdir. Ondan sonra buzağılar avlulara sevk edilmiş hayvanlar burada kuru ot yada saman tüketmek için daha fazla zaman harcamışlardır. Bu hayvanlar sütten kesim periyodundan önce meme ile beslendiklerinden daha az bir zaman konsantre yemleri tüketmek için harcamışlardır. Gevişle ilgili gözlemlerde, erken sütten kesilmiş buzağılarda geviş getirme davranışlarının gelişimi merada analarını emen buzağıların davranışlarının hemen hemen aynısı olduğu izlenimini vermiştir. Avludaki et buzağıları 6 haftalık yaş döneminde zamanın % 10’u kadarda geviş getirmektedirler. Fakat bu zamandan sonra geviş getirme hareketleri azalmıştır. Bu buzağıların ilk beş haftalık hayat devresinde çok miktarda saman tükettiklerini fakat ondan sonrada daha az kaba yem tükettiklerini göstermektedir. Ferdi kafeslerdeki et buzağılarının gevişle ilgili davranışları oldukça değişkendir. Ortalama olarak bu hayvanlar 6 haftalık yaş döneminde zamanın % 6’sı kadarını geviş getirmeye harcamaktadırlar. Avluda yada kafeslerdeki et buzağıları, diğer buzağılardan daha fazla olarak zamanın büyük bir kısmını kendilerini yalamaya harcarlar (özellikle 10 haftalık yaş döneminde). Et buzağıları bu zamanlarda oldukça terli, sıcak olurlar. Bu durumda deri sağlığı zayıftır ve bit salgını muhtemeldir. Geleneksel et buzağı kafesleri havanın deriye ulaşma imkanını sınırlar ve böylece bu hayvanlarda normal davranış seyri bozulur. Erken sütten kesilen buzağılarda zamanın büyük bir bölümü tıpkı meradaki buzağılar gibi kendilerini yalamakla geçmektedir. Yapılan gözlemlere göre zamanın bir bölümü, farklı yetiştirme sistemleri arasında farklılıklar gösteren yenilmez yada yutulmaz cisimlerin, ağaç kütüklerin, duvarların ve kafeslerin yalanması yada çiğnenmesi gibi ağızla ilgili aktivitelerde boş yere harcanmaktadır. Meradaki buzağılar çok genç olduklarından ve ilgilerini kaybettikleri zamanın bir kısmını (% 1) bu aktivitelere harcamaktadırlar. Bunun sebebi; önceleri bu hayvanlar bulundukları ortamı (çevreyi) ağızları ile araştırmak merakındadırlar. Bu hayvanlar çit direkleri, yiyilmez ve yutulmaz taddaki yavan cisimlerin tadına vardıktan sonra bunlara artık önem vermemişlerdir. Emzikle fazla 218 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri miktarlarda beslenilen gruplarda yetiştirilen erken sütten kesilmiş buzağılar meradaki buzağılarla aynı şekilde davranışları göstermişlerdir. Avludaki et buzağılarında ve ferdi kafeslerdeki erken sütten kesilmiş buzağılar zamanın % 3-6’sını amaçsız ağızla ilgili hareketlerde (davranışlarda) harcarlar. Ferdi kafeslerdeki et buzağıları zamanın % 14.7’sini kafeslerdeki ahşap kısımları yalayarak ve çiğneyerek geçirirler. Bir et buzağısı kafesinde emme ve çiğnenmeyi önlemek için 2 inç kalınlığındaki tahta döşeme uygun olabilir. Kafes bölmelerindeki et buzağıları bize amaçsızmış gibi görünen ağızla ilgili hareketlerde muhakkak ki çok fazla zaman harcamaktadırlar. Fakat ağız aktivitelerinde kullanılan tüm zaman birimi geleneksel bir şekilde yetiştirilen hayvanlardan daha azdır (% 33) (Çizelge 7.3). Özellikle uzun süreli stresler buzağıları pasif olmaya yönelttiğine inanılır ve hızlı büyüyen hayvanların kafeslerine daha çok zarar verdiği izlenimlerini uyandıran çalışmalar bulunmaktadır. Hızlı büyüme tek başına stresin yokluğunu ispatlayan yeterli bir kriter değildir ama, kafeslerin çiğnenmesi gibi gereksiz ağız aktivitelerin aktif ve meraklı bir hayvanın kıraç ve uygun olmayan çevre ortamına daha başarılı bir adaptasyon gösterebilecektir. b. Sosyal Davranışlar Çeşitli sosyal aktivitelerde, değişik yetiştirme sisteminde buzağılar tarafından harcanan ortalama zaman Çizelge 7.4’de verilmiştir. Hareket etmede (yürüme ve koşma) harcanan zamanın miktarı tüm gruplarda buzağılar için benzerdir. Kafeslerdeki et buzağıları, ileri ve geriye adım atarlar ve özellikle daha genç et buzağıları ileri koştuklarında meradaki buzağılarla benzer bir şekilde eğlendikleri görülmüştür. Zamanın bir miktarı oyunda harcanır, sahte kavgalar ve birbiri üzerine binme hareketleri bütün gruplarda benzerdir. Buzağı Davranışları - 219 Çizelge 7.3. Farklı Yetiştirme Sistemlerinde Buzağıların Ağız Hareketleri; 4 Saatlik Gözlemlere Dayanan Farklı Ağız Aktivitelerde Harcanan Ortalama Yüzde Değerler. Kuru ot yada samanın tüketilmesi Konsantre yem. tüketilmesi Geviş getirme Sütün içilmesi Kendilerini yalama Kafeslerin yalanması, (çiğ. (vs). Ortalama Ağız Aktivitesi Yaş (Haftalık Emen Buzağı 2 6 10-14 2 6 10-14 2 6 10-14 2 6 10-14 2 6 10-14 2 6 10-14 44 9 18 25 0 1 1 8 13 15 5 5 5 6 6 8 1 0 0 48 Yetiştirme Sistemleri Erken Sütten Et Buzağıları Kesilen Buzağı Ferdi Grup Ferdi Grup 6 6 0 7 10 9 0 3 18 10 0 4 0 0 3 4 0 0 10 9 0 0 15 10 5 2 10 10 9 5 17 16 7 7 17 17 3 5 1 3 1 3 1 3 0 0 2 3 5 15 5 6 10 11 6 7 15 12 7 10 3 14 1 4 6 14 1 3 4 16 1 3 45 33 28 Meradaki buzağılar kendilerini diğer gruplardan daha az yalarlar fakat bu aktivite kaydedilmemiştir. Muhakkak ki bu hayvanlar anneleri tarafından düzenli olarak yalanmışlardır. Birbirini emen hayvan sayısı tüm gruplarda düşüktür ve gözlem altında tutulan herhangi bir çiftlikte ciddi bir problem teşkil ettiği söylenemez. Erken sütten kesilmiş buzağılarda ferdi kafeslerde yada yetiştirme gruplarında sütten kesimden önce yada sütten kesimden sonra bu hayvanların birbirlerini ağızdan emme hareketleri gösteren çalışmalar yoktur. 220 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Çizelge 7.4. Farklı Yetiştirme Sistemlerinde Buzağıların Sosyal Davranışları; 4 Saatlik Gözlemlere Dayanan Farklı Sosyal Aktivitelerde Kullanılan Yüzde Olarak Ortalama Değerler. Yürüme koşma Yaş (Haftalık Emen Buzağı 2 6 10-14 2 6 10-14 2 6 10-14 2 6 10-14 10 9 10 1.6 1.8 1.0 1.0 0 0 0.2 0.2 0.3 yada Oyun kavga yada birbirleri üzerine çıkma Diğer buzağıların emilmesi Diğer buzağıların yalanması Yetiştirme Sistemleri Erken Sütten Et Buzağıları Kesilen Buzağı Ferdi Grup Ferdi Grup 3 6 4 5 4 6 7 6 6 6 6 4 1.3 0 3.6 0.8 1.8 0 1.7 1.0 1.8 0 1.3 1.2 0.4 2.0 1.1 1.0 0.7 0.6 0.6 0.7 0.3 1.0 0 0.4 0.9 0.8 0 1.0 0.9 0.6 0.2 1.4 1.2 0.6 1.9 1.0 c- Kişiye Tepki Çizelge 7.5’de bir gözlemci tarafından uygulamalı bir şekilde aşağıdaki gibi tahrik edilen farklı yetiştirme sistemlerinde buzağıların tepkileri özetlenmiştir. 1) Buzağılara sessiz yaklaşma 2) Ani gürültü 3) Ani hareket 4 Tuhaf nesneler Ticari çiftliklerde çalışmalar ve çiftlik ziyaretçileri tarafından gözlemler yapılmıştır. İki metreye kadar buzağıya sessiz yaklaşıldığında küçük tepkiler verilmektedir. Bu tepkilerde yaşın etkisi yoktur, fakat beklenildiği gibi merada emen buzağılar diğer gruplardan daha ürkektirler. Ani gürültü hayvanlarda küçük etkiler yapar. Buzağı Davranışları - 221 Diğer gruplar arasında gözle görülür farklılıklar yoktur. Çoğu buzağılar balon şeklindeki tuhaf bir nesnenin aniden görünüşünden pozitif bir ilgi göstermişlerdir. Bu ilginin (merakın) devresi yaş ile birlikte artma eğilimi göstermişlerdir (Resim 7.2). Meradaki buzağıların daha ürkek olduğunu yada bu hayvanların daha alakalı oldukları söylenmesine rağmen merada emen buzağılar gözlemlerden bu tepkiler için en az puan almışlardır. Çizelge 7.5’deki genel izlenim şudur ki insan davranışlarıyla düzenli irtibatı olan buzağılar daha uysal olmaktadırlar. Çizelge 7.5. İnsanın Karşısında Buzağıların Tepkileri. Farklı Sekiz yaklaşma Ani Ses Yetiştirme Ani hareket Buzağıların Tüm Tepkileri (%) 12 17 6 Merak 39 72 88 Az tepki 49 11 6 Korku Yaş tarafından ortalama tepki* 2 haftalık 0 +4 -29 14 haftalık +5 +9 -44 Sistem tarafından ortalama tepki* Emmen buz. -12 -2 -62 Erken sütten kesilmiş ferdi +2 +3 -43 Erken sütten kesilmiş grup 0 +25 -12 Et buz. Ferdi +19 0 -38 Et buz. Grup +14 -7 -36 Sistemlerinde Tuhaf eşya cisim, 63 34 3 +51 +73 +39 +53 +80 +73 +80 * Tepki ile ilgili puanlama : Aşırı tepki gösterenler - 100, Hiç tepki gösteremeyenler 0, tepki gösterenler + 100 Bu çalışmada kafesteki et buzağılarının karşısındaki insandan korktuğu izlenimini veren herhangi bir sonuç bulunmamıştır. Geleneksel bir şekilde yapılmış bir et buzağı ünitesi ilk defa ziyaret edildiğinde, kapalı bir alanda ve karanlığa yakın bir yerde bulundukları belirlenmiştir. Gerçekten; çiftlikteki hayvanların korkutulması gerekçesiyle üniteler ziyaretçilerin ve yetiştiricilerin girmesine izin verilmez. Böyle ünitelerde 222 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri ani bir hareket kafeslerdeki buzağıların hepsinde ayrı ayrı stres yapar, bu durum hayvanların odun kafesler etrafında dolanmasına yada kafesin üzerinden atlayarak kafesten kaçma gibi genel bir paniğe sebep olabilmektedir. Bütün bu çalışmalardan sonra buzağıların alışabilecekleri normal çiftlik aktivitesinde buzağıların makul bir etkiye maruz bırakılması gerekmektedir. Kafeslerdeki et buzağıları için bu başarılabilirse, hayvanlarda görülen korku mekanizmasına karşı oluşan anormal hareketler ortadan kalkabilir. Yalıtım ve karanlıkta yetiştirilen herhangi bir hayvan bu duruma uzun bir süre maruz kaldığında daha sakin olabilir. Resim 7.2. Buzağıların Tuhaf Nesnelere Tepkisi. SEKİZİNCİ BÖLÜM 8. BUZAĞILARDA CANLI AĞIRLIK TAHMİNİ ve BÜYÜME 8.1. Buzağılarda Canlı Ağırlık Tahmini Buzağı yetiştiriciliğinde hayvanın yaşına ve beslenmesine bağlı olarak canlı ağırlıkta bir değişme söz konusudur. Buzağılarda değişen bu canlı ağırlığın bilinmesi günlük rasyonların oluşturulmasında, yemleme planının düzenlenmesinde ve işletme ekonomisinin kontrolünde ve üreticinin diğer birçok konuda kendini kontrol edebilmesi yönünden büyük yararlar bulunmaktadır. Buzağılarda canlı ağırlıkların kesin olarak tesbiti için hayvanların belirli aralıklarla tartılması gerekir. Buzağıların ilk tartımı doğumdan hemen sonra 3-4 saat içinde yapılmalıdır. Bunu takip eden diğer tartımlar ise periyodik olarak aynı gün ve aynı saatlerde yapılmalıdır (Resim 8.1). Resim 8.1. Buzağıların Tartımı. Böyle düzenli tartımların yapılamadığı durumlarda veya yeterli imkanı olmayan işletmelerde buzağıların canlı ağırlıkları vücut ölçülerinden yararlanılarak tahmin edilebilir. Canlı ağırlığın tahmininde değişik vücut ölçülerinden (göğüs çevresi, göğüs derinliği, cidago yüksekliği ve vücut uzunluğu) faydalanılır. Burada canlı ağırlık tahmini 224 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri yapılırken vücut ölçülerinin en az hata ile, en kolay ve hızlı bir şekilde alınabilmesi ile beraber bu ölçüden canlı ağırlığın en doğru tahmin edilebilmesi çok önemlidir. Buzağıların düz bir zemin üzerinde baş ve ayaklarının normal durumda durması ile ön ayakların hemen arka kısmında göğüs çevresi ölçülerek bu ölçülerle hayvanların canlı ağırlıkları tahmin edilebilir. Göğüs çevresinden faydalanarak canlı ağırlığın tahmini çiftlik hayvanlarında yalnız sığırlarda mümkündür (Şekil 8.1). Çünkü göğüs çevresi ile canlı ağırlık arasındaki korelasyon katsayısı en yüksek sığırlardadır. Bu korelasyon katsayısı; ırk, yaş, canlı ağırlık ve cinsiyet gruplarına göre değişmekle beraber r = 0.70-0.95 arasındadır. Şekil 8.1. Göğüs Çevresinin Ölçümü. Vücut ölçülerinden yalnızca göğüs çevresi kullanılarak vücut ağırlıklarının tahmininde aşağıdaki basit regresyon denklemi kullanılır; Y=a+bX Formülde, Y = Vücut ağırlığı (kg), X = Göğüs çevresi ölçüsü (cm), Buzağılarda Canlı Ağırlık Tahmini ve Büyüme - 225 b = Regresyon katsayısı, a = Sabit değerdir. Bir çok yörede yapılan araştırmaların yanısıra, Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Ziraat İşletmesinde Esmer ve Siyah Alaca buzağılar üzerinde, Tarımsal Araştırma Enstitüsünde ise Doğu Anadolu Kırmızısı buzağılarda yaptığımız araştırmalarda (sırasıyla Yanar ve ark. 1994; Tüzemen ve ark. 1995 ve Yanar ve ark. 1995) çeşitli dönem vücut ağırlıklarının tahmininde en iyi kriterin göğüs çevresi olduğu belirlenmiştir. Ayrıca göğüs çevresinin hatasız, hızlı ve kolay bir şekilde belirlenmesi çok önemli bir avantajdır. Bunun yanısıra göğüs çevresi ile çeşitli dönem vücut ağırlıkları arasında pozitif ve çok yüksek korelasyonlar 2 (r = 0.70 ile 0.90 arasında) hesaplanmıştır. Elde edilen denklemlere ait R değerleri % 70 ve daha yukarı bulunmuştur. Yukarıda ifade edilen çalışmalardan; Esmer sığırlarda değişik dönemlerde canlı ağırlık tahmininde kullanılabilecek regresyon denklemleri, Doğumda; dişiler için; Y = - 51.20 + 1.206 X 6. aylık yaşta; dişiler için; Y = -143.83 + 2.406 X Erkekler için, Y = -147.32 + 2.401 X Y = Canlı ağırlık, X = Göğüs çevresidir. Siyah alacalarda değişik dönemlerde canlı ağırlık tahmini için kullanılabilecek regresyon denklemi; 226 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Doğumda, dişiler için; Y = -32.77 + 0.939 X Erkekler için; Y = -60.77 + 1.338 X 6 aylık yaşta dişiler için; Y = -143.2 + 3.845 A + 1.0 B Erkekler için; Y = -145.25 + 2.416 X Y = Canlı ağırlık, X = Göğüs çevresidir. A = Göğüs derinliği, B = Göğüs çevresidir. Doğu Anadolu Kırmızısı sığırlarında değişik dönemlerde canlı ağırlık tahmini için kullanılabilecek regresyon denklemleri, Doğumda, dişiler için; Y = -9.82 + 0.426 X Erkekler için; Y = -32.26 + 0.811 X 6 aylık yaşta, dişiler için; Y = -109.90 + 1.84 X Erkekler için ; Y = -170.12 + 2.448 X Buzağılarda Canlı Ağırlık Tahmini ve Büyüme - 227 Çizelge 8.1. Esmer Buzağılarda Göğüs Çevresinden Canlı Ağırlıkların Tahmini. Göğüs çevresi (cm) 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 Doğum Ağırlığı (kg) Erkek Dişi 25 26 26 27 27 28 29 30 30 31 32 32 33 33 34 34 36 36 37 37 39 38 40 39 41 40 43 42 44 43 44 43 47 48 49 51 - Göğüs çevresi (cm) 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 88 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 100 101 102 103 104 105 106 107 108 2 aylık ağırlık (kg) Erkek 41 43 44 46 48 49 51 52 54 55 57 58 60 61 63 64 66 67 69 70 72 73 75 76 78 79 81 82 84 - Dişi 39 41 42 43 45 46 47 49 50 52 53 54 56 57 58 60 60 62 64 65 66 68 69 71 72 73 75 76 77 79 80 81 83 84 85 87 Göğüs çevresi (cm) 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 105 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 6 aylık ağırlık (kg) Erkek 75 77 79 82 84 87 89 92 94 97 99 102 104 106 109 109 114 116 118 121 123 126 126 130 133 135 138 140 142 145 147 150 152 155 157 159 162 164 167 169 171 174 Dişi 69 71 74 76 78 81 83 86 88 90 93 95 98 100 102 105 105 110 112 114 117 119 122 122 126 129 131 134 136 138 141 143 146 148 150 153 155 158 - 228 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Çizelge 8.2. Siyah Alaca Buzağılarda Göğüs Çevresinden Vücut Ağırlığı Tahmini. Doğumda Vücut Ağırlığı (kg) Göğüs çevresi Erkek Dişi 60 - 23.6 61 - 24.5 62 - 25.5 63 - 26.4 64 - 27.4 65 - 28.3 66 27.5 29.2 67 28.8 30.1 68 30.2 31.1 69 31.5 32.0 70 32.9 32.9 71 34.2 33.9 72 35.5 34.8 73 36.9 35.8 74 38.3 36.7 75 39.6 37.8 76 40.9 38.6 77 42.3 39.6 78 43.6 40.5 79 44.9 41.4 Buzağılarda Canlı Ağırlık Tahmini ve Büyüme - 229 Çizelge 8.3. Siyah Alaca Buzağılarda Göğüs Çevresinden Canlı Ağırlık Tahmini. Sütten Kesimde Vücut Ağırlığı Göğüs çevresi Erkek Dişi 80 49.7 50.5 81 51.3 51.7 82 52.8 52.9 83 54.3 54.2 84 55.8 55.4 85 57.3 56.6 86 58.8 57.8 87 60.4 59.1 88 61.8 60.3 89 63.4 61.5 90 64.9 62.7 91 66.4 63.9 92 67.9 65.1 93 69.4 66.4 94 70.9 67.6 95 72.5 68.8 96 73.9 70.0 97 75.5 71.2 98 77.0 72.5 230 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Çizelge 8.4. Siyah Alaca Erkek Buzağılarda Altı Aylık Yaşta Göğüs Çevresinde Canlı Ağırlık Tahmini Göğüs çevresi Erkek 99 94.0 100 96.4 101 98.8 102 101.3 103 103.6 104 106.1 105 108.5 106 110.9 107 113.3 108 115.7 109 118.2 110 120.6 111 123.0 112 125.4 113 127.8 114 130.2 115 132.6 116 135.1 117 137.5 118 139.9 119 142.3 120 144.7 121 147.1 122 149.6 123 152.0 124 154.4 125 156.8 Buzağılarda Canlı Ağırlık Tahmini ve Büyüme - 231 Çizelge 8.5. Süt Irkı Buzağılarda Göğüs Çevresinden Canlı Ağırlığın Tahmini. Jersey Ağırlığı (kg) Göğüs Çevresi Siyah-Alaca Ağırlığı Ortalama Ağırlık (cm) (kg) (kg) 58 21 19 19 61 23 21 21 64 26 24 24 66 29 27 26 69 32 29 29 71 35 33 32 74 39 36 35 76 43 40 39 79 47 44 43 81 51 48 47 84 56 52 52 86 61 57 56 89 66 62 61 91 71 67 66 94 77 72 71 97 82 78 77 99 88 84 83 102 95 90 89 104 102 97 96 107 108 103 103 109 116 111 109 112 123 118 117 114 131 126 124 117 139 134 132 119 148 142 141 122 156 151 150 124 166 160 159 127 175 169 168 130 185 179 178 135 205 200 198 140 228 222 220 150 276 271 269 232 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri 8.2. Buzağılarda Büyüme Buzağıların besleme planı değişebilir, bu değişme maksimum ağırlık kazancından vücut ağırlığını muhafazaya kadar olabilir. Ağırlık artışının maksimum oranı hayvanların gönüllü enerji alımı ile sınırlıdır. Ağırlık artışında optimum oran başlıca ekonomik bir karardır. Bu ise bir çok faktörün kombinasyonu ile determine edilir. Faktörler, kapitalin üretime uygun dönüş oranı, enerji üretiminde kullanılan besin madde kaynaklarının nisbi fiyatı, son ürün olarak üretimine duyulan ihtiyaç olarak sayılabilir. Sığırların büyüme eğrisi yaşla ilişkili olarak sigmoid şeklindedir. Bu iki safhada oluşmaktadır. Büyüme eğrisindeki kıvrılma noktası cinsi olgunluk yaşına (puberty) tekabül etmektedir. Birinci büyüme hayatın erken döneminde doğum ağırlığına bağlı olarak hızlandırılmış oransal büyüme, ikincisi ise ergin canlı ağırlığa ulaşıncaya kadar olan ve sınırlandırılmış büyümedir. Buzağılarda birinci dönemdeki büyüme şöyle bir eşitlikle ifade edilebilir; Loge W = Loge B + Kt veya W = Be + Kt Burada; W = t. zamanda buzağının ağırlığı (kg), B = Buzağının doğum ağırlığı (kg), t = buzağının yaşı (gün), K = Bir anlık nisbi büyüme oranıdır. Buzağının maksimum ağırlık artışında k’nın değeri önemli görülmektedir. Hayatın ilk 91 gününde K’nın değeri + 0.0150’dir. Diğer bir ifade ile günlük büyüme oranı % 1.5’tur. Farklı doğum ağırlıklarına sahip buzağıların günlük ağırlık artışları % 0.875, % 1.0 ve % 1.5 olarak Çizelge 8.6’da gösterilmiştir. Bu çizelgede günlük ağırlık artış ortalamaları ve 91 günlük yaştaki ağırlıklarda verilmiştir. Buzağılarda Canlı Ağırlık Tahmini ve Büyüme - 233 Canlı ağırlığının % 1.5 kadar günlük büyüme ile 91 günlük yaşta hayvanlar ergin ağırlığının yaklaşık % 25’ine ulaşmaktadır. Çizelge 8.6. Farklı doğum ağırlığına sahip buzağıların 91 günlük ağırlıkları ve günlük ağırlık artış ortalamaları. Büyüme Oranı (Canlı Ağırlığın % si) Doğum 0.875 1.0 1.5 Ağırlığı (kg) 91. günlük Günlük 91. günlük Günlük 91. günlük Günlük Ağırlık Ort. Ağırlık Ort. Ağırlık Ort. (kg) Ağırlık (kg) Ağırlık (kg) Ağırlık Art. (kg) Art. (kg) Art. (kg) 20 44 0.27 50 0.33 78 0.64 25 55 0.33 62 0.41 98 0.80 30 67 0.40 75 0.49 117 0.96 35 78 0.47 87 0.57 137 1.12 40 89 0.54 99 0.65 157 1.28 45 100 0.60 112 0.73 176 1.44 50 111 0.67 124 0.82 196 1.60 DOKUZUNCU BÖLÜM 9. BUZAĞI SAĞLIĞINI KORUMA Sağlıklı bir buzağı canlı bir görünüşe, parlak gözlere ve canlı bir vücut örtüsüne yani deriye sahiptir. Kulaklar düzgün ve diktir, çevreye keskin bir ilgileri vardır. Vücut kısımları ile başı ayakları ve diğer kısımlar uyumlu bir görünümdedir. Hayvan oldukça neşeli bir dış görünüme sahiptir. Sağlıksız (hasta) buzağılar genel olarak donuk, halsiz ve neşesiz görünümdedirler. Bakıcılara ve diğer buzağılara karşı ilgisizdirler. Grup dinleme halindeyken bu hasta buzağılar yatıyor veya ayakta olabilirler. Bunların vücut örtüleri normalde olması gereken parlaklıktan yoksundur. Sağlıksız buzağılarda ıslah durumu, gözlerden ve burundan akıntılar olabilmektedir. Yorgun görünüşlü ve isteksiz hareketler yaparlar. Aynı zamanda dişlerini gıcırdadırlar, nefes almada güçlük çekerler, baş ve boyunda kıvrımlar mevcuttur. Ekstrem durumlarda ise ağız açık ve dil dışarıya fırlamıştır. Eğer buzağılar kovadan, süt ikame yemiyle besleniyorlarsa, bakıcı buzağının yemden uzaklaşmasını mümkün olan en kısa sürede farkedecektir ki işte bu hastalık başlangıcının en erken belirtisidir. Eğer buzağılar gruplar halinde yetiştiriliyorsa; herhangi bir buzağının grup içinde yem yememe ve durgunluk halini fark etmek için, bakıcının zamana ihtiyacı vardır. Sağlıklı bir buzağı bakıcısına ilgiyle ve merakla yaklaşır ve ilgilenir veya arka ayaklarını havaya kaldırarak hoplaya, zıplaya barınakta ve barınak etrafında koşuşturur. Sağlıklı olmayan buzağılar ise bu aktiviteler bakımından farklılık gösterirler. Mer’ada sağlıklı ve kusurlu buzağılar kendilerini göstereceklerdir. Bakıcı buzağı hakkında çok az bir şüphesi olsa dahi ona dikkatli bir muayene yaptırmalıdır. Eğer belirtiler varsa bunlar dikkate alınmalı ve gerekli işlem yapılmalıdır. Burada yapılacak ilk iş hayvanın ateşini ölçmektir. Bunun için termometre rektuma konur ve en az 90 sn bekletilir. Bu bekleme esnasında diğer muayenelere devam edilir. Normal vücut 236 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri sıcaklığı 38.5-39 ˚C arasındadır. Sıcaklığın 39 ˚C’nin üzerinde olması hayvanda enfeksiyonlu bir durumun varlığını gösterir. Eğer termometre mevcut değilse hayvanın kulaklarını elle kontrol ederek hayvanın vücut sıcaklığı hakkında fikir edinebilirsiniz. Ateşli durumlarda buzağılarda kulaklar çok sıcaktır ve daha dik dururlar. Ateşin düşük olması durumunda ise kulaklarda anormal bir soğukluk hissedilir yine tüyler kabarık ve kulaklar düşüktür. Daha sonra hayvanın gözlerine dikkat edilir, yani kontrol edilir. Göz etrafındaki mukoz membran kontrol edilerek buranın kırmızılık ve akıntılı olup olmadığı incelenir. Eğer gözlerin biri veya her ikisinde akıntı ve iltihaplı bir durum varsa bunun sebebi ya sap saman gibi yabancı maddeler ya da yeni bir hastalığın başlangıç devresidir. Eğer her iki gözde de iltihaplı durum mevcutsa; bu enfeksiyonun göstergesidir. Yine göz mukoz mebranının soluk olması hali ise aneminin göstergesidir. Gözlerin içeriye doğru çökmüş olması ise hayvanda dehidrasyonun mevcudiyetinin göstergesidir. Daha sonra ağız ve burun dikkate alınır. Burun etrafı (Merme) dudaklar diş etleri kontrol edilerek buralarda iltihaplı bir durum, yara ve bere olup olmadığı kontrol edilir. Çok sayıda hastalığın hafif ve ağır devrelerinde; burun etrafında iltihaplı durum yaygın olarak görülür. Son olarak hayvanın derisi dikkate alınır. Bir deri kıvrımından elle tutarak kaldırdığınızda deri rahatça kalkıyormu, yerine bıraktığınızda ne kadar hızlı bir şekilde eski haline dönüşüyor yani derinin esnekliği kontrol edilir. Eğer deri bu kaslara yapışmış ise böyle durumda deriyi sıkarak kaldırmaya çalıştığınızda hayvan ızdırap çekecektir. Deride kurumaya doğru bir eğilim varsa işte bu hayvanda paraziter enfeksiyonun varlığına işarettir. Bu durum dikkate alınmalıdır. Boyun etrafında ve omuz başlarında derinin kıllarının dökülmesi, bit, uyuz veya mantar hastalıklarının en erken belirtileridir. Buzağı Sağlığını Koruma - 237 9.1. Buzağı Septisemisi Buzağı hastalıkları içerisinde virulansı (hastalık meydana getirme gücü) en yüksek olan hastalık buzağı septisemisidir. Doğumdan sonra 3-5 gün içinde çok etkili olan bu hastalığın karekteristik özelliği ishalin görülmesidir. Hastalık amili Esherichia Coli, bağırsak cidarlarının geçirgenliğinin çok yüksek olduğu buzağı hayatının ilk günlerinde, bağırsak duvarlarını o kadar hızlı bir şekilde geçip kana karışmaktadırki, buzağılar zaman zaman ishal dahi olmadan ölüp gitmektedir. Bu hastalıktan dolayı görülen ishalde dışkı çok sulu bir durumdadır. Dışkı gri beyaz renkte olup çok pis kokmaktadır. Ortaya çıkan ishalle birlikte vücudun zayıflaması, aşırı su kaybı ve gözlerin içeri çöktüğü görülür. Ayrıca buzağılarda genel bir durgunlukla birlikte iştah azalmakta ve vücut sıcaklığı normalin altında veya üstünde olabilmektedir. Bu durumda buzağılar tedavi edilmezse bir kaç gün içinde ölürler. Septisemik hastalıklar çoğu zaman 1-3 günlük buzağılarda görülür. Ancak buzağı doğumundan hemen sonra genelde normal bir görünüşe sahip olup anayı emer. Fakat yavrunun görünümü 2 ve 3 gün aniden durgunlaşır, iyi olan sağlıklı görünüm değişir (bozulur) emme olayı istenen ve özlenen düzeyde olmaz. Vücut sıcaklığı ilk saatlerde yüksek olup daha sonra normalin altına düşer, deri ve ekstremiteler soğur çevre ile olan ilişkisi ile refleksleri (davranışları) zayıflar. Vücut önemli ölçüde su kaybeder ve solunum aritmik ve yüksektir. Bazen buzağıda hiç ishal görülmeyebilir bu durumlarda ölüm oranı son derece yüksektir. Beyaz ishal şeklinde seyreden hastalık çoğu zaman 2-3 günden yaşlı olan buzağılarda görülür. Hasta hayvan bitkin-durgun iştahsız su kaybına uğramış, oldukça cıvık ve pis kokulu beyaz-gri-sarımtırak görünümlü bir dışkıya sahiptir. Vücut sıcaklığı normal ve bazende normalin altındadır. Kıllar kabarık ve mattır, mukozalar kirli, kan koyu renklidir. Bu durumdaki hayvanlarda da ölüm oranı oldukça yüksektir. 238 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Resim 9.1. Buzağı Septisemisine Yakalanmış Buzağılar. Esherichia Coli’ye Yakalanmanın Nedenleri Şunlardır; 1. Doğumda gerekli hijyenik tedbirlerin alınmayışı, 2. Doğumdan sonra mikropların önemli bir giriş yeri olan buzağıların göbeğine hemen gereken müdahalenin yapılmayışı, 3. Doğum ile ağız sütünün ilk defa verilişi arasında geçen sürenin uzaması, 4. Buzağılamayı takiben elde edilen ilk ağız sütünün, ilk emzirmede buzağıya verilmeyişi, 5. Ağız sütünün su konsantrasyonun azaltılması, ile sulandırılarak immünglobülinlerin 6. Ağız sütünün içerisinde bulunan immün laktoglobulinlerde dahil proteinlerin denatüre olacak bir şekilde ısıtılması (ısının 50 ˚C’nin üzerine çıkması), 7. Buzağılara ağız sütünün yetersiz bir miktarda verilmesi, 8. İneklerin doğumdan önce sağılmış olmasıdır. Septisemik Hastalıkların Önlenmesinde Şu Önlemlerin Alınması Faydalı Olacaktır, 1. Gebe inekler en geç doğuma iki ay kala kuruya çıkarılmalıdır, 2. Gebe hayvanlar besin madde ihtiyaçları düzeyinde beslenmelidir, Buzağı Sağlığını Koruma - 239 3. İleri gebelikte mümkünse hayvana silo yemleri verilmemelidir, 4. Gebe (ileri) hayvanlar satın alınmamalı alınsalarda işletmeye bir kaç ay önceden taşınmalıdır. 5. Gebe hayvanlar bir kaç gün önceden doğum bölmesine alınmalı ve bu bölme her doğumdan sonra temizlenerek dezenfekte edilmeli ve yeni altlık serilmeli, 6. Doğum sonrası göbek kordonu dezenfekte edilerek bağlanmalı, doğum için gerekli hijyenik şartlar yerine getirilmeli, 7. Doğum sonrası mümkün olan en kısa sürede ağız sütü verilmelidir, imkan var ise aynı yaşa sahip gruplar aynı bölmelerde bulundurulmalı, 8. Her yer değiştirmede gerekli temizlik ve dezenfeksiyona azami dikkat göstermeli, 9. Suni emzirme tercih edilmeli ihtiyaç üzerinde sulu yem hayvana verilmemeli, 10. İshali olan hayvanlar derhal diğerlerinden ayrılmalı (Antibiyotik verilmeli), 11. Güneş ışınlarından yeterince yararlandırmaya özen gösterilmeli buzağılar hava cereyanlı, soğuk nemli yerlerde bulundurulmasına özen gösterilmelidir. Hastalıktan korunma için öncelikle yukarıda belirtilen nedenler dikkate alınmalıdır. Bakteri ve virusların buzağı vücuduna girme yolu olan göbekten girişin önlenmesi için, doğumdan sonra hemen buzağının göbeği kesilip içerisi temizlenip bağlanarak dezenfekte edilmelidir. Buzağıların doğumdan sonra derhal yeterince kolostrum alması sağlanmalıdır. Doğumdan sonra 1, 2 ve 3. günlerde buzağılara antibiyotik verilmelidir. Hastalık belirtileri görülmesi halinde çoğunlukla antibiyotik kombinasyonları ve sulfanamidler buzağıya tatbik edilir. Ayrıca antibakteriyal serum ve vitamin A verilir. Hatta gerekirse anadan kan transferi yapılır. Gerek septisemi de görülen ishallerde gerekse diğer durumlarda görülen ishallerde kaybedilen vücut sıvıları telafi edilmeye çalışılır. Bunun içinde “Glucoce Saline” adı verilen ve kanda bulunan 240 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri oranlarda glikoz ve tuz (% 0.1 dextroz ve % 0.9 NaCl) içeren sıvı ağız yolu veya enjeksiyonla buzağıya verilir. Genellikle bu sıvıyı içemeyecek kadar zayıf veya kötü durumda olan buzağılara enjeksiyonla; deri altına veya toplar damara yahutta karın boşluğu içerisine verilir. Daha sonra buzağının rahatı sağlanıp temiz ve kuru yerde tutulur. Sindirim sisteminin dinlendirilmesi için süt ve diğer gıdaların verilişi durdurulur. Bir iki gün içinde iyileşme sağlandığında tedricen normal yemlemeye geçilir. Bu arada hastalık görülür görülmez hasta buzağının diğer buzağılarla derhal teması kesilerek hasta bölmesine alınmalı ve buzağının çıkarıldığı bölme dezenfekte edilmelidir. 9.2. Bağırsak İltihabı (Enterit) Enterit (bağırsak iltihabı) yalnızca bağırsak duvarında oluşan iltihaplanma durumudur. Enterotoksemi, bağırsak duvarındaki mikroorganizmaların toksinlerinin kana karışması ile oluşur. Enteritin ilk klinik belirtisi diyaredir. Burada buzağılar genel olarak parlak canlı görünümlü ve yemeye içmeye devam ederler. Diyare şiddetlendiğinde şiddetli abdominal ağrı buna eşlik eder. Zehirlenme durumunda buzağılar belirgin olarak hastalığı hissettirirler. Diyarenin en önemli sonucu dehidrasyondur. Hasta olan buzağı normal miktarda sıvı içecek olsa bile bu buzağı hızla dehidrasyona uğrayarak ve kan dolaşımında, bu azalışa bağlı olarak aşırı derecede zayıflama olacak, ishal hayvanın kan hacmi azalarak ölüm şokuna girecektir. Dehidrasyon ve şokun belirtilerini şöyle takip edebiliriz. Hayvanda oluşan, % 4’lük su kaybında : Deri kuru, mukoz membranlar koyulaşır. İdrar sarı bir renk alır ve gözlerde içeriye doğru çökme olur. % 6’lık bir su kaybında : Deride aşırı kuruma, kıllarda ve mukus membranlarda kuruma, derinin kemiklere yapışması, gözlerin içeriye doğru çökmesi, zayıflama ve isteksizlik gibi durumlar husule gelir. % 10’luk su kaybı : Şok belirtileri yıkılma, yere çökme, extremitelerde soğuma, Nabızda yavaşlama, sinirlilik halleri, seğirme, gaz çıkarmaları gibi hadiseler vaki olur. Buzağı Sağlığını Koruma - 241 Semptomlu dehidre olmuş buzağıların tedavisi yeterli miktarda yedek ve etkili sıvıların verilmesiyle mümkün olabilmektedir. 50 kg olan ve bunun % 10’nu ishalle kaybeden bir buzağı yaklaşık 5 lt sıvı kaybeder ki bu sıvı yerine konmalıdır. Kaybedilen sıvının yerine iadesinin en kolay yolu ağız yoluyla içirilerek iade etmektir. Bunun için özel olarak hazırlanmış ve içerisinde elektrolitler ve glukoz bulunan ve özel hazırlanmış toz’un suya karışımını sağlar. Hazırlanan bu solusyon hem hayvanın kaybettiği suyu hemde sodyum, potasyum v.b. elektrolitleri karşılamak için buzağıya verilir. Verilen glukoz kolayca absorbe edilerek enerji maksadıyla kullanılır. Diyarenin erken devresinde, enteritin derecesine ve buzağının büyüklüğüne göre bu elektrolit solusyondan günde, 1.5-2 lt kadar buzağının içmesine müsade edilir. Eğer buzağı bu solusyonu içemeyecek kadar zayıf yada ilgisiz ise yaklaşık olarak 1.5 lt kadar bir solusyon bir tüple mideye verilebilir. Bu özel müdahele biraz pratik gerektirir, emniyetli olması için müdahale sağ taraftan yapılır. Özel olarak üretilmiş solusyonlar esansiyel olan tüm elementleri ihtiva eder. 9.3. Koksidiyosis Bağırsak iltihapları oluşturan E. coli veya Salmonella genellikle hayatın ilk iki haftasında oluşur. İshal bulaşmasının diğer bir sebebide koksidiyosistir. Bu hastalığa tek hücreli bir parazit sebeb olur ve enfeksiyon saman, ot veya yataklıklardan bulaşır. Bu durum genellikle yaşlı buzağılarda görülür ve buzağıların ilk günlerinde buzağıyı kuşattığı için bu zamanda buzağı iyi ve canlıdır. Fakat bu durum taze kan muhteviyatının daima süzülerek yumuşak fecese, geçmesiyle görülür. Kanlı diyare buzağıda kronikleşerek kondisyon kaybına yol açar. Bu sebeple birinci hafta içinde ölümler oluşur (hastalığın 1. haftası). Feces göründüğü kadarıyla az kanlıdır. Fakat zayıflama devam eder ve su partikülleri tamamıyla şiddetli kokuludur. Hastalığın teşhisi feces numunelerinden ortaya konulabilir. Çiftlik şartlarında hastalığın kontrolü için buzağıların yerlerinden hareket ettirerek otlatıldığı mer’a yada altlıklarından çıkmasına (uzaklaşmasına) müsade edilir. 242 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri 9.4. Bulaşıcı Burun Trake İltihabı (IBR) IBR süt sığırlarının burun, göz, boğaz ve trakelerinde oluşan akut bir enfeksiyondur. İlk kez kuzey Amerika’da, kırmızı burun popüler adıyla, yemlikteki sığırlarda tanınmıştır. Bununla beraber bu hastalık İngiltere ve Avrupa’da yetiştirilen genç buzağılarda artarak yaygınlaşmaktadır. Hastalığın patojeni iltihap yapan bir virüstür. Hastalığın virülansı ve tekerrür etme oranı yüksektir. Hastalığın erken devresinde buzağılarda vücut sıcaklığı (ateş) 40-41 ˚C’dir ve hastalığın genel belirtisi halsizlik, isteksizlik ve keyifsizliktir. Genellikle burun ve gözlerinden sulu ve iltihaplı akıntı mevcuttur. Buzağılar nefes almakta zorluk çeker ve nefes alma esnasında kaba bir hırıltı olur. Yani solunum güç ve hırıltılıdır. Genellikle ikinci bir enfeksiyona karşı antibiyotiklerin yardımıyla tedbir alınması durumunda iyileşme, anlaşılması güç olmayan bir durumdur. Halbuki hastalık ilerlemişse zature olunmuş gibi zamanın geçmiş olduğu durumlarda bu ihtimal çok zayıf olacaktır. Çok genç buzağılarda IBR Salmonellosis ile birlikte veya tek başına meydana gelebilir. Bu gibi hayvanlarda, böbrekler, solunum yolları şiddetli zarar görülür ve hayvan gerçekten çok hassastır. Hastalığı bir spesifik mikroorganizma yapar ve bunun aşısı mevcuttur. Bu aşı sağlıklı hayvanlarda iyi bir koruyucu etkiye sahiptir. Ancak sağlıklı görünmesine rağmen hastalığın kuluçkada olduğu durumda antibiyotik alınması şartıyla birlikte kullanılabilir. 9.5. Zatürre (Pneumonia) Buzağı ölümlerinin önemli sebeplerinden biride pneumonia olup sonbahar ve kış aylarında çoğunlukla, doğumdan sonra 3 ve 8. haftalar arasında görülmektedir (Resim 9.2). Genellikle 2. aydan sonra görülmesi azalmaktadır. Bu hastalık çeşitli streslerle buzağıların zayıf düşmesi ve ishalden kaynaklanmaktadır. Bu stresler şu şekilde sıralanabilir; 1. Barınakların soğuk ve rutubetli olması, Buzağı Sağlığını Koruma - 243 2. Barınaklarda kötü havalandırma (yetersiz havalandırma, hava cereyanı, vs.), 3. Ani sıcaklık değişmeleri, 4. Buzağıların çiftlikten çiftliğe nakli veya barınak değiştirme ile soğuk almaları gibi faktörlerdir. Hastalığın buzağılardaki belirtileri şunlardır; 1. Buzağılarda ateşin 39-41 ˚C’ye kadar yükselmesi, 2. Hızlı hızlı nefes alıp verme, 3. Öksürme, 4. Burnun akması (bu akıntının iltihaplı olması ve pis kokması), 5. Tüylerin kabalaşması, 6. İştahın azalması, 7. Vücudun zayıflaması ve genel durgunluktur. Resim 9.2. Zatürreye Yakalanmış Bir Buzağı. Bu hastalığın diğer buzağılara geçmesi çok nadir olmakla beraber şayet buzağılar birarada bulunuyorlarsa hasta buzağı diğerlerinden 244 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri ayrılmalıdır. Hastalığın tedavisinde sülfanamidler ve antibiyotikler kullanılmasına karşın, veterinerler tarafından tavsiye edilecek ilaçlarla ateş normale dönünceye kadar ve belirtiler kayboluncaya kadar tedaviye devam edilmelidir. Bu hastalığın önlenmesi için alınabilecek tedbirler şu şekilde sıralanabilir; 1. Buzağılar kuru ve sıcak yerdetutulmalıdır, 2. Uygun bir yemleme programı yapılmalıdır, 3. Sütle yemleme programlarında buzağıların yemlerine antibiyotik katılmalıdır, 4. Buzağılar çeşitli streslerden korunmaya çalışılmalıdır. 9.6. Salmonellosis (Paratifo) Salmonellosis, genç buzağılarda septiseminin çok şiddetli bir formu olup, yaygın olarak görülür. Değişik virulans derecesine, antibiyotikler ve diğer antibakteriyel ilaçlara karşı farklı duyarlılık gösteren, çok sayıda salmonella organizmaları mevcuttur. Çok yaygın iki organizma; Salmonelle typhimurim ve Salmonella dublindir. Bu ikinci organizma, yani S.dublin yalnızca sığırlarda enfeksiyon oluştururlar. Birinci organizma ise insan dahil memelilerde yaygın olarak şiddetli hastalıkları yapar veya yapabilir. Salmonellanın yayılmasında önemli bir dağılım oluşturan iki faktör vardır. Bunlardan ilki organizmanın kendisinin direnç kazanması ve atılmış kuru dışkıda hastalık yapma gücünü devam ettirebilmesidir. İkincisi ise organizma özellikle S. dublin, sağlıklı olarak görünen ancak taşıyıcı olarak nitelendirilen hayvanlarda uzun periyotlarda kalmasıdır. Fakat bu hayvanlar zaman, zaman fecesleriyle bu organizmayı atabilirler. Mikroorganizma buzağılamada olduğu gibi stres durumlarında feceste görülür. Her genç buzağıda olduğu gibi bazı özel taşıyıcılarda, hastalığın klinik belirtilerini göstermeksizin hastalık yapar ve birkaç gün içinde ölüm olur. Buzağı Sağlığını Koruma - 245 Pazar ve tüccarlardan alınan buzağıların hareketlerine çok dikkat edilmelidir. Satın aldığımız bütün buzağılarda Salmonellanın yayılmasına karşı sulfa denen etkili bir geniş spektrumlu antibiyotik ile tedaviye başladıktan sonraki 3-6 gün içinde tedavi edilir. Bunun için buzağıların ilk iki öğün beslenmesi glukozdan oluşur. Sonraki iki öğünün beslenmesi yarı yarıya elektrolit/glukoz ve sütten oluşur. Korumayı bakıcılar bozabilmektedir. Özellikle hayatın ilk birkaç haftasındaki buzağılarla direk temas halinde olanlar için geçerlidir. Bakıcılar tulumlarını, botlarını ve iş yaptıktan sonra ellerini temizce yıkayarak, buzağı doğum ünitelerine giriş ve çıkıştan sonra temizlenmelidirler. Hastalığın erken devrelerinde buzağılar durgun, ilgisiz ve vücut ısıları artar. Abdominal ağrı ve diyare E. coli enteriti viral hastalıklardan ayırmada, başlangıçta çok zorluk doğurmakta daha sonra feces gri/yeşil veya koyu kahverengi olabilmektedir. Genellikle taze kırmızı kan birikintileri ve büyük miktarda mukoz içermektedir. Antibakteriyel ürünlerin kullanılması tedavide birçok yaklaşım getirmektedir. Tedavide hassas olan test sıvı eksikliğinin yerine konmasıdır. Fakat sınırlı yem yeme özel bakım gerektirmektedir. Şok esnasında dehidrate olmuş hayvanlar kırmızı lamba altında veya halı üstünde, derin samanlı yataklık üzerinde rahat bir şekilde yatırılmalıdır. S-dublin ve S.typhimurium ‘e karşı az etkili veya çok etkili aşılar mevcuttur. Bu aşılar hayvana verildiği zaman hayvan sağlıklı olur ve yan etki göstermez. Bu aşılar yaklaşık (7 günde) yedigünde bağışıklık sağlarlar. Keza buzağılarda bazen birkaç yan etki gösterebilmektedirler. Normal durumda zararın olmaması için, durum çiftlikte çalışanlara anlatılmalı sonra selmonellaya yakalanmış bütün buzağılar izole edilmelidir. En ideal olanı ise yaklaşık 8 haftalık kadar olanların hepsi izole edilmelidir. Önceki bölümlerde tanımlandığı gibi bunlar istirahat ettirilmeli, temizlenmeden sonra ise, hastalığın orijin aldığı kaynağa yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Bu tür bulaşmalar her tür hayvanlarda kolaylıkla rastlanabilir. Fakat, genç hayvanlarda daha çok etkindirler. Hastalığın etmeni hasta ve sağlıklı hayvanlarda gübreyle yaygınlaşır. Böylece bulaşık yem su ve meralar hastalığın yayılmasında etkinbir rol oynarlar. Bulaşmayla her hayvanın 246 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri hastalanması şart değildir. Çünkü hastalığın meydana gelmesi için mikrop virulansının yüksek hayvanın direncinin zayıf, bağırsak ortamının salmonellalarının çoğalmalarına uygun olması gibi ön şartlara ihtiyaç duyulur. Nitekim kimi hayvanlarda patojen salmonellelar izole edildiği halde hayvanların sağlıklı bir görünüme sahip olduğu müşahade edilmiştir. Kimi etmenlerin hayvanın direnci üzerinde olumsuz bir etkiye sahiptirler. Bu durumda şartların uygul olmasıyla salmonellalar bağırsak lümeninde hızla üreyip, bağırsak mukozasını yangılayarak çok çabuk kana karışır ve septisemiye neden olur. Hasta hayvanlarda bir kaç günlük kuluçka süresinden sonra ateşin aniden artış göstermesinden, yem tüketiminde isteksizlik durgunluk, ilginç dış belirtilerdir. Olayın septisemik olarak devamı durumunda Gastrointestinal belirtiler ortaya çıkmadan hayvanın iki gün içinde ölmesi durumuna sık sık rastlanır. 9.7. Mide Sertliği Bu durum abomasum içine ilerleyen yemlerin rumene girerek bozulması ve fermentasyonundaki başarısızlıktan kaynaklanmaktadır. Bu rahatsızlık genç buzağılarda fazla miktarda kesilmiş sap ve saman yiyen hayvanlarda çok tipik olarak görülür. Hayvanlar göbekli bir görünüşe sahiptir. Sol böğür boyunca rumenin kuru, katı ve son derece doku olarak şişmiş şekilde hissedebilirsiniz. Rumen kıyılmış silajla ağzına kadar dolmuş bir çanta gibi hissedilebilir. Rumendeki peklik çoğunlukla kronik bir durumdur. Çoğunlukla peklikle iştah azalacak veya hayvan kötüye gidecektir. Aktif olmayan rumeni stimule etmek için hazırlanmış çeşitli ilaçlar vardır. Sütten kesimden sonra beslenmeye çok dikkat edilmesi gereklidir. Buzağılar gruplar halinde tutuldukları ve yoğun yemler kısıtlandığı zaman en güçlü veya daha baskın buzağılar daha zayıf buzağıların saman haricinde başka bir şey yemelerini önleyerek baskı altına alma eğilimindedirler. Rumen pekliğinden acı çeken başını ileriye doğru uzatmış çok hayvan vardır. Çare olarak, Buzağı Sağlığını Koruma - 247 a) Konsantre besinlerin miktarını artırmak, b) Grup büyüklüğünü azaltmak, c) Yaş ve büyüklüğü benzeyen hayvanları bir arada tutmaktır. Bundan başka hayvanların temiz su içmelerini sağlamak, onları güven altına almak için önemli bir noktadır. 9.8. Asidoz ve Laminitis Rumendeki fermentasyon karbonhidratları, organik asitlere çevirir. Normal durumlarda önce asetik, propiyonik ve butirik asitler üretilir. Bunların üretim oranları tükürükte bulunan sodyum bikarbonat gibi tuzlarla sulanmış veya tampon oluşturmuştur. Neticede, rumen mutevası sadece çok az asidik kalır (pH = 6). Bununla beraber, yüksek fermentasyonla asitlerin üretim oranı absorbe edilebilen asitlerin oranını geçerse rumenin asiditesi yükselecektir. Bu arpa veya diğer düşük lifli tahıllar gibi hızla fermente olabilen besinleri hayvanların fazla miktarda yemeleriyle oluşur. Lezzetli ot sağlanmalı, ve otun boyu 5 cm’yi geçmeyecek şekilde kesilmeli veya kesilmemiş ot verilmeli ve temiz suyun serbestçe bulunması sağlanmalıdır, aksi halde kötü sonuçlar olabilir. Otun uzunluğunun önemi ruminasyonu stimule etmesindendir ve böylece sodyum bikarbonat gibi tamponların ve suyun rumen içine alınmasını arttırması ve böylece tükrük salgısını artırmasındandır. Çok hızlı fermentasyon sonucu, rumendeki pH = 5.0’in altına düşer ve durum gittikçe kötüye gider. Yararlı protozoa ve bakteri toplulukları öldürülür ve laktobasiller ürer, bunlar daha fazla asit şartlarında çoğalırlar ve dominant olurlar. Şiddetli asidosis ile buzağı açıkça tehlike içindedir. Şişme ve abdominal ağrı olabilir. Rektal ısı çoğunlukla normaldir ama hayvan tipik olarak hem kandaki laktikasit absorbsiyonu hem de rumendeki asitlerin üretimindeki artış sonucu, solunum hızında ve oranında belirgin bir artış görülür. Asidosis ile birlikte fazla oburluk öldürücü olabilir. Daha sık olarak hayvanlar şiddetli bir rahatsızlığa yakalanırlar. Rumenin mikrobiyal populasyonu normale dönmeden önceki 248 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri birkaç gün veya hafta hazımsızlık ve iştahın azalması nedeniyle acı çekebilirler. Rumenin ciddi bir komplikasyonu da laminitisdir. Rumen muhtevası çok asidik olduğu zaman mikroplar tarafından laktik asit üretilir ve bozulmuş parçalanmış diğer ürünler küçük kan damarlarına ve kapiller damarlara zarar verirler ve iltihap oluşturarak sirkülasyona geçerler. Şiddetli laminitiste hayvan son derece ızdıraplı ve dokunulduğunda sıcaktır. Buzağılar hareket etmede isteksizdirler. Dimdik bir şekilde ayakta dururlar. Sık sık ön bacakları ile çapraz bir şekil alırlar. Genç sığırlarda sadece ruminal asidosis sonucunda laminitis oluştuğu için, rumen fermentasyonun kontrol edilmesiyle problem giderilebilir. 9.9. Adi İshal Buzağı yetiştirmede doğumdan sütten kesime kadar ve daha sonraki devrede sağlıkla ilgili sorunlar daha çok enfeksiyon olmayan kaynaklardandır. Dolayısıyla bakıcı dikkatli olmalı ve buzağılarda görülen semptomları erkenden anlayabilmelidir. Enfeksiyon hastalıkların semptomları ile diğerlerini birbirlerinden ayırt edebilmelidir. Erkenden durum anlaşılmadığı taktirde buzağılarda büyüme yavaşlamakta, işçilik masrafı yükselmekte, ilaçla tedaviden dolayı hayvanın büyüme masrafı artmakta ve ölüm oranı çoğalmaktadır. Adi ishale buzağılar hemen hemen her yaşta yakalanabilir. Ağız sütü almamış olanlar almış olanlara göre daha fazla yakalanırlar. Genç buzağılarda görülen adi ishalde birinci faktör fazla yemlemedir. Buzağıları istekli tutmak için günlük yemleme miktarı biraz azaltılmalıdır. Fazla yemlemeye ilaveten ishalin diğer sebebleri ise yemleme peryodunda yemlerdeki (süt veya süt ikame yemi) aşırı sıcaklık değişmeleridir. Ayrıca geç biçilmiş otlar, bozulmuş silaj, pis kovalar veya yemliklerde adi ishalin sebeblerindendir. Bunun yanısıra yataklık için kullanılan talaş veya samanın buzağılar tarafından yenilmesi kullanılan rasyonun aniden değiştirilmesi gibi nedenlerden de kaynaklanabilmektedir. İyi bakıcılar buzağılarda ishalin başlamasından önce iştah azalması, durgunluk gibi belirtileri gözlemek suretiyle günlük verilen süt miktarını yarıya indirmeli veya bir öğün süt vermeyerek atlamalıdır. Buzağı Sağlığını Koruma - 249 Ayrıca yukarda belirtilen hastalık sebebleri ortadan kaldırılmalıdır. Erken teşhis ve tedavi ile bu hastalığın etkinliği ve süresi azaltılır. Adi ishalde genellikle antibiyotik tedavisi yeterli olmaktadır. Eğer adi ishal görülen buzağılara zamanında müdahele yapılmazsa, buzağının diğer hastalıklarla mukavemeti azalır. Dolayısıyla buzağılarda ölümden ötürü kayıplar ortaya çıkabilmektedir (Resim 9.3). Adi İshalin Belirtileri Genel Olarak Şunlardır, 1. Buzağılarda genel bir isteksizlik, 2. Gözlerde donukluk, 3. Kulaklarda düşüklük ve tüylerde matlık, 4. Solunum artması ve bazen yüksek ateştir. İshalin Sebeplerini Şöyle Sıralayabiliriz 1. Gereğinden fazla süt verilmesi. Fazla süt verilmesi midede diğer içime kadar sindirilmeden kalan kesilmiş süt çökeleklerinin daha sonra putrikatif değişikliklere uğramakta ve neticede ishale sebep olmaktadır. 2. Yemleme peryodundaki yemlerin aşırı sıcak (süt veya süt ikame yemi) veya soğuk olması sıcaklık değişmeleri, 3. Çok geç biçilmiş otlar, bozulmuş silaj, 4. Ekipmanların pis (mikroplu) olması kontaminasyona neden olur, 5. Yataklık olarak kullanılan materyalin buzağılar tarafından yenmesi , 6. Kullanılan yiyeceklerde ani değişiklerde ishale neden olmaktadır. Adi ishal hernekadar bulaşıcı değilsede hasta hayvanlar sağlıklı olanlardan ayrılmalıdır. 250 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Resim 9.3. İshale Yakalanmış Bir Buzağı. Buzağı İshallerinin Tedavisi İshal olan bir gerçekleştirilmelidir. buzağının tedavisinde, aşağıdaki hususlar a) İshal amilinin ortadan kaldırılması Tedavide yapılacak ilk iş, hastalık amili colibasiline karşı tedbir alınması ve bunların etkisiz hale getirilmesidir. Sulfanamid ve antibiyotiklerin bulunmasından önce bunu başarmak olanaksızdı. Ancak, günümüzde bu mümkündür. Tedavide, sulfanamidlerden ayrı olarak kullanılan antibiyotikler arasında oksitetrasiklin ve klortetrasiklinler başta gelmektedir. Tedavide antibiyotik veya sulfanamidler genellikle 3-4 gün süreyle verilmektedir. Bundan daha kısa süreli tedavi, hastalığın yeniden görülmesi ile sonuçlanabilmektedir. Buzağı Sağlığını Koruma - 251 Tedavide dikkat edilecek hususlardan biri de, mevcut E. coli tipinin, kullanılan ilaca karşı direncinin olabilmesidir. Bu bakımdan, olanak bulunduğu taktirde “Antibiyotik duyarlık testi” denen testin uygulanması ve bunun sonucuna göre ilaç seçiminin yapılması, yerinde bir davranış olacaktır. b) Kaybedilen vücut sıvılarının telafisi İshalin tedavisinde yapılacak ikinci iş, sindirim sisteminin dinlendirilmesi ve vücudun ishal yoluyla kaybettiği sıvıların yeniden vücuda kazandırılmasıdır. Kaybolan vücut sıvısı iki yolla verilebilir : - Ağız yoluyla - Enjeksiyonla İkinci yol, genellikle verilen sıvıyı yutamıyacak kadar zayıf olan buzağılar için uygulanan bir yol olup, veteriner yardımını gerektirebilir. Bu yolla yapılacak bir tedavide “Glucose saline” adı verilen ve kanda bulunan oranlarda glikoz ve tuz (% 0.1 Dextroz ve % 0.9 NaCl) içeren bir sıvı verilmektedir. Bu sıvı da genellikle üç yolla verilmektedir. - Deri altına - Toplar damarlardan - Karın boşluğu içerisine (intra peritonel olarak) Çok ağır seyreden durumlarda genellikle son iki yol tercih edilmektedir. İshal, ister hafif ister çok şiddetli olsun, buzağı, sindirim sisteminin dinlendirilmesinden yarar görecektir. Bununla beraber, buzağının bakımlı olması ve bol miktarda gıda alması da esastır ve bu da “Glikoz saline” sıvısı ile sağlanmaktadır. Glikozlu sıvı, hayvanın enerji ihtiyacını karşılamakta ve herhangi bir sindirimi geciktirmeden ve vücutta bir değişikliğe uğramadan kullanılmaktadır. 252 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Ağız yoluyla verilmek üzere glikozlu su hazırlamak için, bir yemek kaşığı dolusu glikozu, yaklaşık 0.6 litrelik ılık suda eritip hazırlamak mümkündür. Hasta hayvana süt ve diğer tüm gıdaların verilmesi durdurulmalı, bunun yerine günde vücut ısısına kadar ısıtılmış en az 0.6 litrelik glikoz suyu 3-4 defa verilmelidir. Glikoz suyunu eğer buzağı kendisi içecekse, buzağının içmek istediği kadar içmesine müsaade edilmelidir. Ancak bu arada buzağının istediği kadar da su içmesine olanak sağlanmalıdır. Hastalığın şiddetine bağlı olarak bu şekilde bir-iki gün tedaviye devam edildikten sonra, glikozlu suya yavaş yavaş süt ilave edilmeli ve tedricen süte geçilmelidir. Bunu yaparken, örneğin ilk gün 1/4 oranında, ikinci gün 2/4 oranında, üçüncü gün 3/4 oranında süt katarak, dördüncü günde sade süte geçmek mümkündür. Buzağı glikozlu suyu kendi kendine içemeyecek durumda ise, bir biberon yardımı veya bir şişeye emzik takmak suretiyle verilebilir. Ancak bu durumda glikozlu suyun, buzağının ciğerlerine kaçmaması için çok dikkatli davranmalıdır. Aksi taktirde buzağıların “Pneumonia” denen solunum yolları hastalığına yakalanmaları kolaylaşacaktır. c) Buzağıların rahatlarının sağlanması Buzağıların oldukça sıcak bir ortamda bulundurulmaları ve rahatlarının sağlanması çok önemli bir husustur. Şurası unutulmamalıdır ki, havasız olsa da sıcak bir ortam, iyice havalandırılmış fakat hava cereyanı olan bir ortamdan çok daha iyidir. Soğuk hava ve nemli ortam, yeni doğmuş hayvanları özellikle hasta olanları kısa sürede ve muhakkak surette öldürecektir. Bu bakımdan buzağıların bulunduğu ortamın ısıtılması için gerekli çabalar gösterilmeli ve hayvanların altına bol altlık serilmelidir. Bu durum, bilhassa döşemenin beton olması halinde çok önemlidir. Buzağılara ısı temini hususunda, ucuz olması nedeniyle “İnfra red” lambalardan da yararlanma hususu düşünülebilir. Eğer buzağının bulunduğu ortam çok soğuksa, hayvanın üzeri mutlaka bir çuval veya battaniye ile örtülmelidir. Buzağı ishallerinin köy şartları altında tedavisinde üç pratik metod tavsiye edilmektedir. Ancak bu metodlar daha ziyade mikrobik olmayan ishaller için başarılı sonuç vermektedir. Buzağı Sağlığını Koruma - 253 1. Metot : İshalin ilk defa oluşumunda sadece ılık sudan veya % 0.9 tuz içeren (9 gr tuz, 1 lt suda eritilecek) ılık sudan günde üç defada, her defasında 1.1 kg olmak üzere buzağılara verilmelidir. Bu süre zarfında diğer hiçbir kuru veya sulu yem verilmemelidir. İkinci gün 1.7 kg süt, 2.6 kg su ile karıştırılarak buzağılara içirilmelidir. Müteakip gün 2.6 kg süt, 1.7 kg su ile karıştırılmalıdır. Bu karışımlar günde üç öğüne bölünerek verilmelidir. Üçüncü gün sonunda buzağı normale dönmüş ise, artık sulandırılmamış süt verilmelidir. 2. Metot : Bu metod öncekinden daha basittir. Bu metod, buzağının bir öğün aç bırakılmasını ve daha sonra da, normal şartlar altında buzağının sadece yaşama payı ihtiyacını karşılayacak ölçüde rasyonun azaltılmasıdır. Bu değer, 27 kg’lık bir buzağı için günde 2.3 kg, 36 kg’lık bir buzağı için yaklaşık 2.8 kg ve 45 kg’lık bir buzağı için ise 3.4 kg kadardır. Dışkı, katılaşma belirtileri gösterinceye kadar günde iki veya üç yemleme yapmak suretiyle buzağı bu rasyona devam etmelidir. Verilen sütün miktarı daha sonra tedricen arttırılabilir. 3. Metot : Bu uygulamada ise, verilen süt veya ikame yemi kesilmeli veyahutta önemli ölçüde azaltılmalıdır. Buzağılara sadece elektrolit ihtiva eden sudan 3-6 yemleme devresinde verilmelidir. Bunun süresi, dışkının katılaşma derecesine bağlı olarak değişmektedir. Ağız yoluyla verilecek elektrolit solusyonu, dışarıdan satın alınacağı gibi, mutfak malzemelerinden de hazırlanabilir. Karışım : 4 çay kaşığı tuz 3 çay kaşığı sodyum bikarbonat 1/2 bardak şeker 4 litre su Bu karışımın kısa aralıklarla ve azar azar yedirilmesi gerekir. 45 kg’lık bir buzağı bu karışımdan günlük 5 kg kadar içmelidir. 254 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri 9.10. Raşitizm Daha çok genç hayvanlarda rastlanır. Çoğu zaman vitamin D yetersizliği ile Ca-P-madde değişimi bozuklukları durumunda ortaya çıkar böylece kemik dokuda kalsifikasyon önemli ölçüde aksar. Hastalık sadece vitamin D eksikliğinde ortaya çıktığı gibi P yetersizliği veya Ca, fosfor dengesizliğinde de meydana gelebilir. Buna göre hayvanların sürekli güneşsiz barınaklarda bulundurulması, emme döneminde yeterli süt tüketilmemesi, fosfor bakımından yetersiz yemlere yer verilmesi yada Ca/P oranın Ca lehine artış göstermesi hastalığın çıkışını son derece kolaylaştırır. Nitekim gebelik esnasında Ca ve P ’ca yetersiz rasyonlarla beslenen anaların yavrularında raşitizm olduğu görülmüştür. Raşitizmli hasta yürümeye pek meyilli değildir. Genellikle yatmaya eğilimlidir, yatış ve kalkışlar oldukça ağırdır hayvan pek yürümek istemez. Eklemler ve kemikler ağrılıdır. Kaburga kemikleri genişlemiş ve kalınlaşmıştır, kaburga kemiklerinde tesbih danesi gibi küçük şişkinliklere rastlanır. İleri durumlarda kemiklerde yumuşama eğilme duruş bozuklukları meydana gelir. Dişler normal gelişimlerini tamamlayamaz üzerlerinde yer yer lekelere görülür. Çene kemiklerinin deforme olmasıyla yem ve çiğneme güçleşir. Kıllar mat ve karışıktır. Gelişme hızı yavaşlamış yemden yararlanma kötüleşmiştir. Vücut direnci azaldığında diğer hastalıklara karşı buzağı zayıf durumdadır. Kendi ırkının hedeflenen canlı ağırlığına ulaşması mümkün olamaz. Hastalıktan korunmak için gebelik döneminde özellikle son 1/3’lük dönemde hayvanın fizyolojik durumu düşünülerek gerekli besin madde ihtiyaçları temin edilmelidir. Ahırlar bol miktarda güneş alacak şekilde planlanmalıdır. Buzağı doğumdan sonra yeterli ana sütüyle veya içerisinde yeterli Ca ve P bulunan ikame yemleriyle beslenmelidir yine hayvanlara bol güneş alacak şartlar sağlanmalıdır. Tedavide hayvanın enerji ihtiyacı için glukoz enjekte edilmeli ve Ca, P bileşikler içeren hazır preparatlardan uygun dozlarda hayvana enjekte edilmeli Vitamin D’de verilmelidir. Buzağı Sağlığını Koruma - 255 9.11. Guatr Bazı bölgelerde sık görülen bu hastalığa yetiştiricilerin bir kısmı önem vermemektedir. Fakat bu hastalığa yakalanan hayvanlarda ölüm nisbeti yüksek olabilmektedir. Gebe hayvanlarda rasyonlarda yetersiz iyot hastalığın esas sebebidir. Bazı bölge toprakları iyotça fakir ve iyot ihtiva etmezler. Dolayısiyle bu toprakların bitkilerde iyotça noksan olurlar. Buzağılar bu otları yiyeceğinden ihtiyaç duyulan iyodu alamazlar ve guatr geliştirirler. Hastalığa yakalanan buzağıların sütlerine iyot ilave etmek lazımdır. Esasen gebe hayvanların rasyonlarında yeteri kadar iyot bulunursa buzağılarda guatr görülmez. Eğer piyasada tablet halinde iyot mevcutsa alınıp suya katılarak buzağılara içirilmelidir. 9.12. Siğil Buzağıların vücudunda hemen hemen her yerinde görülebilir fakat göz etrafında, boyun ve omuzda daha fazla görülür. Fakat göz etrafındakiler daha fazla problemlidir. Hayvanda bir tahribat olmamakla beraber manzara göze hoş görülmez. Sigilin iki tipi mevcuttur, biri karnıbahar manzarasında tümörler hasıl eder diğer tipi ise sık topuzlar halinde gelişir bu tipe ise daha fazla rastlanır. Bazı durumlarda bu topuzlar 500-600 gr kadar büyük olabilmektedir. Sebebi bir virüstür. En etkili tedavi ameliyattır. Eğer sigiller küçük iseler bükülerek koparılırlar, makasla kesilir veya lastik bir bantla alttan (dipten) sıkıca bağlanarak gelişmeleri engellenir. 9.13. Askaridiosis Buzağılarda askaridler yaşamlarını daha çok ince bağırsaklarda sürdürürler. Böylece gübre yoluyla dışarı atılan yumurtaları uygun sıcaklık ve nemli ortamda gelişim imkanı bulurlar. Daha sonraları bu yumurtalar yem, su ve bulaşık ekipmanlarla yeniden vücuda alınırlar. Alınan yumurtalar bağırsakta açılarak, bağırsak epitelini delip kan yoluyla karaciğer ve akciğere ulaşarak alveol çeperinden alveol boşluğuna düşerler. 256 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Burada gelişmeyi tamamladıktan sonra bronş trake yoluyla yutak ve bağırsaklara gelirler. Askaridosis; anemi ve büyümenin durması, sinirsel bozukluklar bağırsak nezlesi sancı ve ishal fazlalıkları durumunda bağırsak lümeninin delinmesi gibi zararlara sebep olurlar. Böyle hayvanlarda gelişmede gerileme kıllarda matlık, donukluk ve karmaşıklık, yem tüketimi olmasına rağmen zayıflama, ağızda hakim bir sarmısak kokusu epitel iltihabı en belirgin semptomlarıdır. Hastalık dışkıdaki yumurtalardan mikroskop altında rahatça teşhis edilebilir. Tedavisi için piyasada mevcut değişik tipteki anti askaritlerce mümkündür. 9.14. Difteri Süt emen buzağılarda görülen, ağız ve yutak mukozasında difteroid yangı ile seyreden bu hastalıkta da ölüm ihtimali yüksektir. Çoğu zaman enzotik olarak görülen ve beslenme bozuklukları ile kötü barınak şartlarında meydana gelir. Tabiatta son derece yaygın olan bu nekroz bakterileri, ağız, yutak mukozası yaralarından mukozaya girerek dokuda kovulsiyon nekrozlarının şekillenmesine neden olur. Nekroz odakları gri, sarımtırak renkte hafif kabarıktır. Mukozanın derinliklerine geçip orada ülserler yaparlar. Hastalık daha çok dil, dişeti, damak ve yanak içleriyle, larinkste 1-2 cm çaplı nekroz odakları şekillenmiş olmasıyla görünüm arzeder. Ayrıca vücut sıcaklığı yüksektir. Son derece bitkinlik, ağızda salya akıntısı, solunum güçlüğü ve hırıltılı bir solunum mevcuttur. Hayvanda zamanla yem tüketimi azalır ve hatta suyu bile güçlükle tüketebilir bir durumda 4-5 gün içerisinde olay ölümle son bulur. 9.15. Mantar Hastalığı Mantar hastalığı, özellikle serin ve nemli kışlarda, nispi rutubeti yüksek, direkt olarak güneş ışığı alamayan genç buzağılarda oldukça yaygın olarak görülen bir durumdur. Buzağı Sağlığını Koruma - 257 Mantar sporları yıllarca veya aylarca, yarık, çatlıklarda, duvarlarda, tahtalarda, sap, samanda yaşarlar ve bu enfeksiyonun ilk kaynağıdır. Halbuki, bu hastalık aşırı derecede bulaşıcıdır. Eğer buzağılar gruplar halinde yetiştiriliyorsa herhangi bir buzağının bu hastalıkla bulaşması enfeksiyonun gruptaki bütün hayvanlara direk kontaminasyonla yayılır. Hastalığın ilk belirtileri genellikle, göz etrafı, başın çeşitli bölgeleri ve boyunda görülür. Hayvanlar bu bölgelerini kasten veya istemeyerek birbirlerine ve barınaktaki strüktürlere sürterler. İlk olarak deride yuvarlak ve küçük nodüller (kitleler) oluşur ki bunlar hafifçe iltihaplı olabilirler. Bu bölgelerde kıllar hemen dökülür. Kılları dökülen bu alanlar, ilk önce pembe bir renk alırlar. Fakat bu alanlar üzerinde çok hızlı bir şekilde kuru, gri kabuklar bulunur. Dış halka aktif kalabilir ve kuruma kabuk tutma safhasına kadar genişleme devam eder. Bunun sonunda kıllar yeniden bitmeye (büyümeye) başlar. Halbuki çoğunlukla enfeksiyon diğer alanlarda devam etse bile nodüller belli bir alana ulaşıncaya kadar büyür, sonra durur. Nihayet buzağılarda mantar hastalığına etkili ve dayanıklı bir ümminite gelişir. Bu 4 veya 5. aya kadar zaman alabilir ve genellikle bu buzağıların meraya çıktığı zamana rastlar. Böylece kendi kendine iyileşme uygun çevre ile oluşur. Tedavi lokal fungusitlere başvurarak veya sistemik fungusitlerin karıştırılmış olduğu yemlere yapılabilir. İleri devrelerdeki tedavi daha pahalıdır. Mantar hastalığı çok şiddetli olmadıkça, buzağılarda önemli bir durum değildir. Bu kesinlikle kasık biti kadar rahatsız edici, sinirlendirici değildir. Eğer durum çok şiddetli değil ve buzağılara meraya çıkıyorlarsa bence özel bir tedavi zorunlu değildir. Halbuki bunun insanlara transfer olduğu durumlarda özellikle saçlarının döküldüğü bilinmektedir. İşte bu yüzden buzağıların mantar hastalığından korunması tavsiye edilebilir. 258 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri 9.16. Bit Bit istilası son derece yaygındır. Kış boyu kapalı bulundurulan buzağılarda gerçekten hemen hemen kaçınılmaz bir durumdur. Bit küçük, kan emen böceklerdir. Parazitler ve onların yumurtaları çıplak gözle, küçük beyaz noktacıklar halinde görülürler. Bitler genellikle bir hayvandan diğerine direkt temasla geçerler. Bitler boş binalarda uzun süre yaşayamazlar. Bit istilasının ilk belirtisi, kulak arkası, omuz başı ve boyunda zayıf kıl kaybıdır. Hayvanlar enfekteli bölgeyi sürter, yalar veya aşındırırlar. Eğer istila çok şiddetli olursa deri kurur ve acır. Kıllarını kaybetmiş bölgeler ayrılır ve açık deri kaba, pürüzlü ve pul pul olur soyulur. Bu devrede tahriş şiddetlenir ve buzağılar yalama, aşındırma ve sürtünmeye çok zaman harcarlar. Buzağı bütün olarak bu kan emen parazitlerin istilasına uğraması oldukça ciddi anemiye sebep olabilir. Kapalı ahır ve yüksek oranda rutubet bit istilasına eşlik eden çevresel şartlardır. Avluda yataktaki özellikle et buzağılarnda durum şiddetil olabilir. Bu buzağılar çok ateşlenir ve terlerler. Bit istilasının tedavisi ya lokal olarak uygulanan toz veya sıvı insektisit veya daha etkili ve esaslı bir yetiştirmede sistemik etkiye sahip insektisitlerin enjeksiyonuyla yapılır. Durum özellikle et üretmek amacıyla yetiştirilen buzağılarda ciddi olabilir ve bu buzağılar çok hareretli ve terli olurlar. Bunların 6 ve 8. haftalarda tüyleri dökülür. Bu terli ve karışık kıllar birlikte parazitlerin gelişmesi ve üremesi için çok uygun bir ortam oluştururlar. Bitler, enterisit ve zatürre gibi hastalıklara yakalanmış ve zayıflamış buzağıları severler. Çünkü bu hayvanların derileri ve deforme olmuş, karışmış kılları parazitleri için uygun bir ortam meydana getirirler. Buzağı Sağlığını Koruma - 259 9.17. Şişme Şişme, rumende gazın aşırı derecede birikmesi şeklinde tarif edilir. Normal durumlarda, rumenin kontraksiyonları ile oesophagusun üst tarafında 1-2 dakikalık sürede gaz fermentasyonu olur. Mer’adaki sığırlar köpüklü şişmeden ıstırab duyabilirler. Bu rumen muhtevasının üzerinde, çimlerde köpürmeye sebep olan etkili maddeler olduğu zaman meydana gelir. Bunun gibi gaz fermentasyonuna yakalanmış olanlar normal geğirme yoluyla bu durumdan kurtulamazlar. Bu şartlardaki genç buzağılarda yaygın değildir ve şişme çoğunlukla gaz şeklindedir. Örneğin, rumenin üst kısmı gaz ile şişmiş bir durumdadır. Ama buzağı bu üst kısımdaki gazı geğirmede başarısız olur. Bunun tam sebebi henüz belli değildir. Fakat çoğu şişme durumlarının yüksek derecede fermentasyona uğrayabilen yiyeceklerin yenmesinden sonra oluştuğu ve diğer bazı yiyeceklerin yenmesinden sonda oluştuğu ve diğer bazı uyarıcılarla çok hızlı fermantasyona uğradığı tespit edilmiştir. Bu uyarıcılarda gaz toplanmasının normal geğirme mekanizmasını çok hızlı bir şekilde bastırdığını kabul edilir. Önce rumen şişmeden dolayı hantal bir durum alır ve buzağıların geğirme yeteneği artmadan ziyade azalma gösterir. Şişmenin klinik işaretleri sol böğürün aşırı şişmesidir. Böğüre vurulduğunda davul gibi ses çıkar. Buzağı büyük bir acı içerisindedir ve çok çabuk tedavi edilmezse ölebilir. Beslenmeden sonra gazlı şişmenin hafif durumları kendiliğinden sakinleşme gösterir. Hayvanların emniyete almak için dikkatli bir gözlem yapılmalıdır. Şişme düzenli bir şekilde olursa beslenme rejiminin değiştirilmesi gereklidir. Bu çoğunlukla daha fazla kaba yem ve daha az konsantre yem demektir. Şişmenin çok şiddetli durumlarında çok hızlı tedaviye gerek vardır. Buda bir trokar veya kanula ile sol böğür boyunca rumenin üst kısmından bir delik açmaktır. Bu uygulama çoğunlukla buzağılar için gereksizdir. Buzağılarda gazlı şişme buzağının azı dişlerinin arasına odundan bir parça yerleştirilerek açık tutulmasının sağlanması ve mideye bir tüp (boru) indirilerek bu durumdan kurtulması sağlanabilir. Şayet böyle bir boru yoksa ve buzağı çok hastaysa sol böğürün üst kısmı boyunca 260 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri rumenin içine, bulabileceğimiz iğneyi bastırarak çok olan basıncı azaltılabilir. Resim 9.4. Buzağılarda Şişme Olguları. 9.18. Uyuz Uyuz parazitlerin sebep olduğu diğer bir deri hastalığıdır. Bu hastalık bit istilasından daha az yaygındır. Fakat çok şiddetli olabilir ve tedavisi daha zordur. Bu iki durumun ayrılması dolayısıyla çok önemlidir. Uyuzun yumurtaları bit yumurtalarından çok daha küçüktürler ve çıplak gözle görülmeleri mümkün değildir. Derinin üzerinde ve içinde yaşarlar ve deri kırıntıları ve vücut sıvısıyla beslenirler. Bunların yumurtaları çoğu insektisit ile müdahaleye karşı çok dayanıklıdırlar. Bu yüzden bunları öldürmek için yumurtalar kuluçkadan hemen sonra hayvanlar tekrar tekrar tedavi edilmek zorundadırlar. Yumurtaların gelişmesi 10-20 gün alırlar. Bu yüzden tedaviler 10 günlük aralıklarla yapılmalıdır. Uyuzun ilk klinik belirtileri, bitinkilere benzer, uyuzda önce kuyruk etrafı ve kıçta başlamasına rağmen uyuzda genelikle boyun ve omuzda başlar. Tabiki hayvanı her iki parazitte istila edilebilir. Buzağı Sağlığını Koruma - 261 Genellikle uyuz, bite göre deride daha fazla etkili olarak daha fazla miktarda deri tahrişlerine sebep olur. Eğer bakteriyel enfeksiyon bunu takip ederse deriden iltihaplı kabuklar ve akıntı olur. İkisi birlikte hiç uygun olmayan bir durum oluşturur. Buzağıların tedavisinde parazitli deri parçalarının mikroskopik muayenesi yapılarak sepisifik bir teşhis konulması temel oluşturmalıdır. Tedavi genellikle düzenli bir şekilde bir insektisitle yıkamayı ve fırçalayarak ovalamayı icap ettirir. Bu hastalık insanlara geçebilir. 9.19. Beyaz Kas Hastalığı E vitamini adı altında toplanan çeşitli tokoferoller, hücre membranında bulunan özellikle fosfolipitler ve vücudun doymamış yağ asiti bileşimini kontrol mekanizmasını sağlayan selenyum elementi ile bir bağlantı oluşturur. Bu vakada Vitamin E ve Selenyum oranı ve dengesi bozulur ve hücre membranı kontrolden çıkar. Yani hücre membranının kontrolu kaybolur. Bu olay iskelet kasları veya kıl kaslarında fazlaca görülür. Bunu kas zayıflaması ve kalp hastalığı gibi klinik belirtiler takip eder. Bu uygun olmayan beslenme ve erken sütten kesimlerde görülebilir. Fakat süt emen, selenyumca eksik meralarda otlayan buzağılarda da meydana gelebilir. Yine bu hastalık dana eti üretimi maksadıyla beslenen et hayvanlarının uzun süre depo edilmiş ve tokoferol miktarı düşmüş otlarla beslenen hayvanlarda da görülür. Yukarıda söylendiği gibi genel olarak klinik belirtiler kasların zayıflaması, hayvan yere uzanarak uzun zaman yatar. Ayağa kalkmakta güçlük çeker ve hareket etmekte isteksizdir. Tipik olarak en çok kaslardaki zayıflama omurlarda görülür. Hayvan ayakta iken ayaklarını ileriye atmış halsiz ve omuz kemikleri kürek kemikleri ileriye fırlamış olduğu göze çarpar. Kasların dejenerasyonundan dolayı oluşan pigmentlerden idrar genellikle koyudur. 262 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Hastalığın tedavisi erken dönemde Vitamin E ve Selenyum enfeksiyonuyla mükemmel bir şekilde yapılabilir. Enjeksiyon etkisini uzun vadede koruyabilmek için hastalık düzelene kadar kullanılmalıdır. Ancak aşırı selenyum verilmesinin toksik etki yapacağı dikkate alınmalıdır. Vitamin E ve Selenyum eksikliği çeken buzağılar sık sık mevcut bir klinik belirti göstermeden, kalp nöbetiyle ölürler. Bu kovadan beslenen buzağılarda beslenmeden hemen sonra veya beslenmenin ortasında olabilir. Bazı buzağıların ise henüz yem gelmeden düşüp öldükleri bilinmektedir. KAYNAKLAR Akbulut, Ö., Tüzemen, N., Aydın, R., 1993. Erzurum Şartlarında Siyah Alaca Sığırların Verimi. 2: Doğum Ağırlığı, Büyüme ve Yaşama Gücü Özellikleri DOĞA, Türk Vet. ve Hayvancılık dergisi, 17 (3) 193-200. Akbulut, Ö., Tüzemen, N., Yanar, M., 1992. Erzurum Şartlarında Siyah Alaca Sığırların Verimleri, 1: Döl ve Süt Verimi Özellikleri. DOĞA, Vet. ve Hayvancılık Dergisi, 16 : (3), 523-533. Anonim. 1983. The TV Vet Book For Stock Farmers No:2, Calving The Cow And Care Of The Calf. Farming Press, Suffolk, UK. Arda, M., Mimbay, A., Aydın, N. 1982. Özel Mikrobiyoloji, Bakteriyel İnfeksiyöz Hastalıklar. Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Yayınları No: 386, Ankara. Aydın, R., Emsen, H., Yanar, M., Tüzemen, N., 1994. The Effect of Levels of Milk Feeding on The Performance of Brown-Swiss Calves Raised in Turkey. Agriculture and Equipment International, 46: (3-4), 18-20. Bath, D.L., F.N. Dickinson, H.A. Tucker, R.D. Appleman, 1985. Dairy Cattle. Principles, Practices, Problems, Profits. Lea and Febiger. Philadelphia. USA. Bayındır, Ş., O.Yazgan. 1981. Et Sığırcılığı Ders Notları. Atatürk Üni. Zir.Fak. Zootekni Böl. Erzurum. Bıyıkoğlu, K. 1973. Genel Zootekni. Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları No:231, Erzurum. Çakır, A., S. Haşimoğlu, A.Aksoy. 1981. Çiftlik Hayvanlarının Uygulamalı Besleme ve Yemlenmesi. Atatürk Üni. Zir.Fak.Zootekni Böl. Erzurum. Dayıoğlu, H., Doğru, Ü., Erdoğan, N. 1994. Hayvan Sağlığı. Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Ders Notu No : 168, Erzurum. Ensminger, M.E. 1993. Dairy Cattle Science. İnterstate Publishers, İnc, Danville İllinois, USA. Erdoğan, N., Dayıoğlu, H., 1990. Yeni Doğan Buzağılarda Tabii Bağışıklık Enfeksiyon Riski ve Koruma Tedbirleri. Atatürk Üniv. Zir. Fak. Derg. 21 (2), 111-118, Erzurum. 264 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Hafez, E.S.E. 1987. Reproduction in Farm Animals. Lea & Febiger Philadelphia, USA. Haşimoğlu, S., A.Aksoy. 1976. Buzağıların Beslenmesi ve Bakımı. Atatürk Üni. Halkla İliş.Müd. Çiftçi Broşürü. No: 23, Erzurum. Kaymakçı, M. 1991. Üreme Biyolojisi. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları, No = 503, İzmir. Kılıç, A. 1986. Buzağı Yetiştirilmesi ve Beslenmesi. Ege Üniv. Ziraat Fak. Yay. No: 464, İzmir. Kılıçoğlu, Ç., Alaçam , E. 1985. Veteriner Doğum Bilgisi ve Üreme Organlarının Hastalıkları. Ankara Üni. Veteriner Fak. Yay No: 403. Ankara. Leibholz, J. 1977. The Nutrition and Management of the Preruminant and Ruminant Calf. İnternational Agri. Centre. Wageningen. The Netherlands. Özhan, M. 1969. Buzağı Yetiştirmede Bazı Esaslar. Atatürk Üni. Zir.Fak.Zirai Araş.Enst. Teknik Bül. No: 16, Erzurum. Özhan, M., Tüzemen, N., Yanar, M.2011. Büyükbaş Hayvan Yetiştirme. Atatürk Üni. Zir.Fak. Yay. No: 134, Erzurum. Özkan, K.A., Tüzemen, N., 1992. Farklı Seviyelerde Kesif Yemle Kışlatılan ve Mer’ada Tutulan Esmer Irkı Düvelerde Canlı Ağırlık Artışları. Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, 23 (1),85-93. Roy, J.H.B. 1980. The Calf. Fourth Edition. Butterworths, London. Schmidt, G.H., L.D.V.Vleck. 1974. Principles of Dairy Science. W.H.Freeman and Company. San francisco. Şekerden, Ö., Özkulak, K., 1990. Büyükbaş Hayvan Yetiştirme. Çukurova Üniv. Ziraat Fak. No: 122. Adana. Thickett, B., Mitchell, D., Hallows, B., 1986. Calf Rearing. Farming Press LTD. Soffolk. England. Turgut, L., Yanar, M., Tüzemen, N., 1997. Kaba Yem Formunun Esmer Buzağılarda Büyüme ve Yemden Yararlanma Özelliklerine Etkileri. Ondokuz Mayıs Üni. Zir.Fak. Derg. 12 (3), 11-22, Samsun. Kaynaklar - 265 Tüzemen, N., 1983. Sütten Erken Kesilen İsviçre Esmeri x Doğu Anadolu Kırmızısı ve Simmental x (İsviçre Esmeri x Doğu Anadolu Kırmızısı) Melezlerinin Farklı Koşullardaki Büyüme Özellikleri. Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Erzurum (Doktora Tezi). Tüzemen, N., 1984. Buzağıların Beslenmesinde Süt İkame Yemleri. Yem Sanayii Derg., 44: 32-36. Tüzemen, N., 1990. Büyükbaş Hayvan Yetiştirme. Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Ders Notu, No: 123. Tüzemen, N., 1991. Erken Sütten Kesilen Esmer Siyah Alaca ve Sarı Alaca Buzağıların Yemden Yararlanma ve Büyüme Özelliklerinin Karşılaştırılması. DOĞA, Türk Vet. ve Hayvancılık Dergisi, 16: (1), 6575. Tüzemen, N., Akbulut, Ö., Özhan, M., 1994. Esmer ve Siyah Alaca Sığırların Erzurum Koşullarında Büyüme ve Gelişme Özelliklerinin Karşılaştırılması. Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK), VHAG-876 nolu Proje Sonuç Raporu. Tüzemen, N., Yanar, M., Akbulut, Ö., Ockerman, H.W., 1993. Prediction of Body Weights From Body Measurementes in Brown-Siwiss Calves Reared in The Eastern Region on Turkey. World Review of Animal Production, 28: (4), 94-54. Tüzemen, N., Yanar, M., Akbulut, Ö., Uğur. F., Aydın R. 1995. Prediction of Body Weights From Body Measurements in Holstein-Friesian Calves. Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi 26 : (2), 245-252. Tüzemen, N., Metin, J., 2005. Hayvan Davranışları Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Erzurum. (Basılmamış Ders Notu). Uğur, F., Yanar, M., Tüzemen, N., Özhan, M., Aydın, R., 1997. Sıcak ve Soğuk Sütle Yetiştirme Sistemlerinin Siyah Alaca Buzağıların Büyüme Özellikleri Üzerine Etkisi. Trakya Bölgesi II. Hayvancılık Sempozyumu, 9-10 Ocak, 1997, Tekirdağ. Ulutaş, Z., Akbulut, Ö., Tüzemen, N., Özlütürk, A., 1996. Farklı Sürelerde Sütten Kesilen D.A.K. Buzağılarda Büyüme ve Gelişme. Lalahan Hay., Arş. Der., 36 (2), 54-67. 266 – Buzağı Yetiştirme Teknikleri Webster, J., 1984. Calf Husbandry health and welfare. Granada, London. Yanar, M., Tüzemen, N., 1997. Esmer Buzağılarda Sütle Besleme Sıklığının Büyüme ve Yemden Yararlanma Üzerine Etkileri. Trakya Bölgesi II. Hayvancılık Sempozyumu, 9-10 Ocak, 1997, Tekirdağ. Yanar, M., Tüzemen, N., Aydın, R., Uğur, F., 1995. Early Weaning of Brown Swiss Calves. Agriculture and Equipment International, 47: (1-2), 20-21. Yanar, M., Tüzemen, N., Ockerman, H.W., 1993. The Effect of Weaning Ages on The Growth Characteristics and Feed Efficiencies of Simmental Calves. Agriculture and Equipment International, 45 : (3-4), 38-39. Yanar, M., Tüzemen, N., Ockerman, H.W., 1994. Comparative Growth Characteristics and Feed Efficiencies in Brown-Swiss Calves Weaned At Five, Seven and Nine Weeks of Age. Indian Journal of Animal Science, 64: (9), 981-983. Yanar, M., Tüzemen, N., Özhan, M., Aydın, R., Uğur, F., 1994. Prediction of Body Weights From Body Measurements in Brown Swiss Cattle. DOĞA, Vet. ve Hayvancılık Derg., 19: (5), 357-360. Yanar, M., Tüzemen, N., Özhan, M., Uğur, F., Özlütürk, A., Aydın, R., Ulutaş, Z., 1995. Prediction of Body Weights From Body Measurements in Eastern Anatolian Red Cattle. Trakya Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi. Yanar, M., Uğur, F., Tüzemen, N., Aydın, R., 1996. İki Değişik Sütle Besleme Programının Esmer Buzağıların Büyüme Özellikleri Üzerine Etkileri. Hayvancılık 96 Ulusal Kongresi, 18-20 Eylül 1996, İzmir. Yanar, M., Uğur, F., Tüzemen, N., Aydın, R., 1997. Growth Performance of Brown Swiss Calves reared on two milk Feeding Schedules. Ondian J.Of Animal Sci., 667 (12), 1114-1116. Yanar, M. Tüzemen, N., Yüksel, S. 1999. Replacement of Whole Milk by Milk Substitute in Diet of Brown Swiss Calves. Ind. J. Animal Sciences, 69:8. Yüksel, A.N., Soysal M.İ., Kocaman İ., Soysal, S.İ. 2000. Süt Sığırcılığı Temel Kitabı. Hasad Yayıncılık, İstanbul.
Benzer belgeler
Buzağıdan Süt Sığırına Bölüm I: Buzağıların Beslenmesi
daha fazla süt veya süt ikame yemi
tüketmesi; büyük buzağıların ise daha
fazla başlangıç yemi tüketmesi
gereklidir. Buzağılar daha fazla süt
veya süt ikame yemi tüketimine daha
yüksek CAA (canlı ağ...
Buzağı Büyütme ve Barındırma - Amasya İli Damızlık Sığır
mümkün olmazsa, mide sondası kullanarak buzağının ağız
sütü alması sağlanmalıdır.
Doğum, doğum bölmesinde gerçekleştirilmelidir.
Buzağı anasının yanında en fazla 24 saat kalmalıdır.
Süt İçirme Döne...