“Baba, bana olan sevgin onlarda olsun”
Transkript
“Baba, bana olan sevgin onlarda olsun”
Anadolu Katolik Cemaati Kültür ve Haber Dergisi Sayı 7 – Aralık 2006 “Baba, bana olan sevgin onlarda olsun” Sevgili Anadolu Katolik Cemaati Kültür ve Haber Dergisi Sayı 7 – sevgili Aralık 2006 Papa Benedictus, Patrik Bartolomeos Mesih adına bize verdiğiniz örnek için Teşekkürler! ..…………………. Dün ve Bugün Anadolu ………………….. Biz Türkiyedeki Hıristiyanlar Seni seviyoruz! Bu sayıda: * Papa’nın Efes’teki vaazı * Sevildiğini Keşfetmenin Sevinci * Anadolu’nun Hazineleri * Evlilik * Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri * Caritas Anadolu * Fotoğraflar S. 3 S. 7 S. 10 S. 12 S. 14 S. 16 S. 18 Papa’nın Vaazı Sevgili kardeşlerim, Bu Efkaristiya ayininde, burada Efes’te, 431 yılındaki Ekümenik Konsil’de, görkemli bir şekilde kabul edilen ve ilan edilen Meryem’in tanrısal anne oluşu için Allah’a şükretmek istiyoruz. Hıristiyanların en çok sevdiği yerlerden biri olan buraya, Tanrı’nın Hizmetkârı mertebesine ulaşan, muhterem seleflerim VI. Pavlus ve II. Jean Paul gelmişlerdi. II. Jean Paul, Papa olduktan kısa bir süre sonra, 30 Kasım 1979 tarihinde bu kutsal mekânı ziyaret etmişti. Bu memlekette başka bir selefim daha, kendisi Papa olarak değil, Ocak 1935 ile Aralık 1944 yılları arası, Papalık Temsilcisi görevinde burada bulundu. Mutlu XXIII. Yuhanna, Angelo Roncalli. Hatırası halen saygı ve sempati uyandırmaya devam ediyor. Kendisi Türk halkına büyük değer veriyor ve hayranlık duyuyordu. Bununla ilgili olarak Ruhumun Günlüğü adlı günlüğünde not ettiği bir cümleyi burada memnuniyetle anımsıyorum: "Ben Türkleri seviyorum, doğal niteliklerini takdir ediyorum. Bu toplum uygarlıkların katettiği yollarda bir yere sahiptir" (n° 741). Ayrıca kendisi, derin bir imana ve sürekli Allah ile birliğe dayanan, ruhsal bir tutum olan Hıristiyan iyimserliğini, Kilise’ye ve dünyaya armağan olarak bıraktı Onun bana verdiği güçle, bu ülkeye hitap ediyorum, özellikle burada yaşayan Mesih’in "küçük sürüsüne" cesaret vermek ve tüm Kilise’nin sevgisini ifade etmek istiyorum. İzmir, Mersin, İskenderun, Antakya ve dünyanın farklı yerlerinden gelen müminleri, aynı zamanda da burada olmayıp ruhsal olarak aramızda bulunanları, büyük bir sevgiyle selamlıyorum. İzmir Başepiskoposu Mons. Ruggero Franceschini’yi, İzmir emekli Başepiskoposu Mons. Giuseppe Bernardini’yi, Monsenyör Luigi Padovese’yi, rahip ve rahibeleri özel bir şekilde selamlıyorum. Türkiye’ye gelen sayısız hacıların kanıtladığı gibi, başlangıçta Hıristiyan cemaatinin büyük gelişmelere tanık olduğu bu kutsal topraklardaki mevcudiyetiniz, tanıklığınız ve Kilise’ye hizmetiniz için sizlere teşekkür ediyorum. 3 Allah’ın Annesi – Kilise’nin Annesi Aziz Yuhanna İncil’indeki Mesih İsa’nın Kurtuluş eserinden söz eden bölümü dinledik. Meryem, Oğlunun kendisini Kurban olarak sunduğu o anda, O’nunla birlik içinde, anneliğini tüm insanlara özellikle de İsa’nın öğrencilerine mümkün kıldı. Bu çok önemli olayın ayrıcalıklı tanığı, Golgota’da İsa’nın Annesi ve diğer kadınlarla birlikte bulunabilen tek Öğrenci, dördüncü İncil’in yazarı Yuhanna’dır. Meryem’in anneliği Nasıra’daki evet ile başlar ve Çarmıhın altında tamamlanır. Aziz Anselmus’un gözlemlediği gibi, eğer Meryem "evetiyle bizleri bağrında taşımaya başladıysa", Bâkire Meryem’in Mesih’e inananlar için annelik çağrısı ve misyonu gerçekten de İsa’nın "Kadın, işte oğlun!" (Yuhanna 19, 26) sözleriyle başladı. Ölmek üzere olan Mesih, Çarmıhtan Annesine ve yanında çok sevdiği öğrencisine baktığında, onlarda, bu dünyada kurmaya geldiği yeni Ailenin ilk çekirdeğini, Kilise’nin ve yeni insanlığın tohumunu gördü. Bundan dolayı sözlerini Meryem’e yönelttiğinde, ona "anne" demeyip "kadın" kelimesiyle hitap ediyor. Meryem’i öğrencisine emanet ettiğinde ise, anne kelimesini kullanıyor: "İşte annen" (Yuhanna 19, 27). Tanrı’nın Oğlu, misyonunu bu şekilde tamamladı: Günah hariç, insanların tüm durum ve şartlarını paylaşmak üzere, Bâkireden doğdu, Babasına geri dönmek üzere olduğunda da dünyaya, insanlar için birliğin kutsal sırrını bıraktı Lum. Gent.,1). Başlangıç çekirdeği Anne ile öğrenci arasındaki bağda hayat bulan Aile "Peder, Oğul ve Kutsal Ruh’un birliğinde bir araya geliyor" (Aziz Siprianus, De Orat. Dom. 23: PL 4, 536), Bu şekilde, Tanrısal annelik ile Kilise’nin anneliği, birbirlerinden çözülmeyecek bir bağla, bağlı kalıyorlar. Allah’ın Annesi – Birliğin Annesi İlk Okuma, tüm ulusların Havarisi olarak bilinen Pavlus’un idi. Evet tüm halklar, putperestler de Mesih’in kurtuluş sırrına tam anlamıyla katılmaya çağrıldılar. Bu metin tüm halklar, putperestler de Mesih’in kurtuluş sırrına 4 tam anlamıyla katılmaya çağrıldılar. Bu metin havarisel seyahatimin parolası olan cümleyi içeriyor: "Mesih, bizim barışımızdır" (Ef. 2,14). Kutsal Ruh’tan esin alan Pavlus, Mesih’in barışı sağlamakla kalmayıp, kendisinin barış olduğunu beyan ediyor. Bunu da Çarmıhın sırrıyla bağlantılı olarak doğruluyor: "Kanını akıtan" ve "bedenini" kurban olarak sunan İsa, "kendi bedeninde" düşmanlığı yıktı ve "kendinde, bu ikisinden yeni bir insan yarattı" (Ef.2,14-16). Havari, Mesih’in barışının, Mesih’in kendisinde ve kurtuluş sırrında, hiç beklenmedik bir şekilde nasıl gerçekleştiğini açıklıyor. Hapiste iken, burada, Efes’te yaşayan Hıristiyan cemaatine yolladığı mektubunda şöyle açıklıyor: "Efes’te bulunan azizlere, Mesih İsa’ya ait olan sadıklar" (Ef.1, 1). Havari Efeslilere "Babamız Tanrı’dan ve Rab İsa Mesih’ten sizlere lütuf ve esenlik" sözleriyle temennide bulunuyor" (Ef.1, 2). "Lütuf" insanı yenileyen güçtür; "esenlik" böyle bir yenilenmenin olgun meyvesidir. Mesih lütuftur; Mesih esenliktir. Pavlus, sadece zaman tamamlandığında, Mesih’in kendisinde gerçekleşecek ve ifşa olacak bir "sır", tanrısal bir plan müjdelemek üzere, gönderildiğini biliyor: "Şöyle ki, öteki uluslar da mirasa ortaktır, aynı bedenin üyeleridir ve Mesih İsa’da İncil aracılığıyla bu vaade ortaktır" (Ef.3, 6). Bu "sır" tarihsel-kurtuluş planı çerçevesinde, ikiye bölen eski duvarı yıkıp, Kilise’de Yahudi ve putperestler birlik içinde, yeni bir Halka hayat veriyor. Mesih gibi, Kilise sadece birlik aracısı değil, aynı zamanda da etkili bir simgedir. Mesih ile Kilise’nin birbirlerinden hiç ayrılmadan dünyada ve tarih boyunca temsil ettikleri o birlik sırrının Annesi, Bâkire Meryem, Mesih’in ve Kilise’nin Annesidir. Kudüs ve tüm dünya için esenlik dileyelim Ulusların Havarisi Pavlus, Mesih hakkında şöyle yazıyor: "Yahudiler’le ulusları O bir kılmıştır" (Ef.2,14). Bu cümle, Yahudiler’le ulusların birbirleriyle olan ilişkisini, ebedî kurtuluş sırrı doğrultusunda açıklıyor. Bu aynı cümle, dünyada varolan toplumlar ve uygarlıklar için de geçerlidir. Mesih sadece Yahudi veya Yahudi olmayanlara değil, tek Yaratıcı ve evrenin Rab’bi aynı Allah’tan hayat bulan herkese "barışı müjdelemeye" (Ef.2,17) geldi. Allah’ın Sözüyle teselli bularak, Müslümanların da sevdiği ve yücelttiği Aziz Meryem’in varlığıyla kutsallık kazanan Efes’ten, toplumlar arası barış için Rab’be özel bir dua yükseltelim. Kıtalar arası doğal bir köprü oluşturan Anadolu’nun bu 5 noktasından, Hıristiyanların, Yahudilerin ve Müslümanların "kutsal" saydıkları İbrahim’in, İshak’ın ve Yakub’un Topraklarında esenlik ve barış için birlikte yalvarıyoruz. Kutsal sayılan bu Toprağın kaderi tüm uluslar için hayırlı olacak bir topluma beşik olmaktı (Yarat.12, 1-3). En kısa zamanda Yeşaya’nın kehânetinin gerçekleşmesi dileğiyle: "İnsanlar kılıçlarını çekiçle dövüp saban demiri, mızraklarını bağcı bıçağı yapacaklar. Ulus ulusa kılıç kaldırmayacak, savaş eğitimi yapmayacaklar artık" (Yeş.2, 4). Böyle evrensel bir barışa hepimizin ihtiyacı var; Kilise bu barış için sadece kâhinsel müjdeleyici olmaya çağrılmıyor, "simge ve araç" olması isteniyor. Evrensel esenlik perspektifi karşısında, tüm Hıristiyanlar arasında birlik ve anlaşma arzusu yoğun bir şekilde hissediliyor. Bununla ilgili, bugünkü ayinde farklı Mezheplerden Katolik müminlerin hazır bulunması Allah’ı mutlu ediyor. Bu mezhepler, Mesih’in Gelin’ini güzelleştiren zengin çeşitliliğin bir ifadesidirler. Onların birlik içinde ve ortak tanıklıkta buluşmaları büyük bir önem taşıyor. Episkoposlar Konferansındaki Ruhanî Reisler, pastoral gayretlerinde gösterecekleri birlik ve paylaşımla, bu amaca örnek teşkil ederler. Yüceltme Mezmurun nakarat cümlesinde, Nasıra’lı Bâkire, yaşlı akrabası Elizabet ile buluştuğunda, kalbinden yükselen yüceltme ezgisini bizler günün litürjisinde tekrarladık (Lk.1, 39). Yüreklerimizde yankılanan Mezmur yazarının şu sözleri de çok teselli verici: "Sadakat yerden bitecek, doğruluk gökten bakacak" (Mez.85, 11). Sevgili kardeşlerim ve kız kardeşlerim, bu ziyaretimle Türkiye’de bulunan, küçük bir azınlık olan ve her gün zorluk ve meydan okumalarla karşı karşıya gelen, Hıristiyan cemaatine, sadece benim değil, evrensel Kilise’nin sevgisini ve ruhsal yakınlığını hissettirmek istiyorum. Kulunun alçakgönüllülüğünü gören Allah’a, bizler de Meryem ile birlikte, sarsılmaz bir güvenle, "yüceltme" ezgimizi ve şükranımızı yükseltelim. Zorluklar ve tehlikeler bizleri sınadığında, sevinçle ezgilerimizi sunalım. Bu ayinde Roma’lı papaz Don Andrea Santoro’yu ve onun güzel tanıklığını anımsamamak mümkün değil. Sevinç kaynağımız Meryem ve tek sağlam dayanağımız Mesih, bizlere şu sözleri tekrarlıyor: "Korkmayın" (Mk.6, 50), "Sizinle birlikteyim" (Mt.28, 20). Ve Kilise’nin Annesi Meryem, kat etmiş olduğumuz yolda bizlere Sen eşlik et! Aziz Meryem Allah’ın’ Annesi bizim için Dua et". Amin 6 Sevildiğini Keşfetmenin Sevinci BENİ SEVENE KENDİMİ GÖSTERECEĞİM Allah beni seviyor! Bizleri sevinçle dolduran büyük bir keşif. Evet, Allah’ın beni şahsen sevdiğinden ve beni kendisini izlemeye çağırdığından kuşku duymuyorum, çünkü bu bizlere birçok kez söylendi. O halde şöyle bir soruyla karşılaşıyoruz: Allah’ın benden ne istediğini nasıl bilebilirim? Herkesin O’nu izlemeye çağırıldığını ancak O’nu izleme yollarının çok farklı ve çeşitli olduğunu gördük. O’nun sevgisine cevap vermek için benim yolum hangisi, hangisi benim tarzım? Benim çağrım ne? Bunlar, özellikle Hıristiyan bir yaşam sürmeye başlamanın sorumluluğuyla tanışan birçok gencin sordukları sorulardır. Eğer senin de bu tip soruların varsa, sana bir cevap bulmanda yardım edebilecek, izleyebileceğin bir patika sunmak istiyorum. Ama ilk önce kulağa saçma gelmesine rağmen karşılaştığım birçok gence yapılan bir teklif getirmek istiyorum: Allah’ın senden ne istediğini anlamaya çalışmak için çok endişelenme. Allah’ın senin için düşünüp hazırladığı planı keşfetmek, çağrını keşfetmek tabii ki önemlidir. Bir yanının da normal olarak sabırsızlandığı ortadadır. Ancak ben yine sana şunu tekrarlamak istiyorum: Sevgi’ye hangi yolla cevap verebileceğini bilmek için hemen endişelenme. Şundan emin olmalısın ki, eğer O sana bir şey söylemek istiyorsa, senin anlamanı sağlayacak yolu da bir şekilde bulacaktır. O, kendisini anlamanı nasıl sağlayacağını bilir! Allah, seni sevdiği için senin hayatında kendisini gösterecektir. Birçok kez O’nun zamanları ve yolları bizim beklentilerimiz gibi olmasa bile, O kendisini ne zaman ve nerede sana göstereceğini bilir. Bu arada tabii ki boş duracak değilsin, sen de bir şeyler yapabilirsin, aksine yapmalısın da: dinlemek ve daima hazır olmak durumuna geçebilirsin. Daha sonra bu hazır olmak konusunda ayrıntılı konuşacağız. Şimdi ise birlikte dinlemek üzerine 7 yoğunlaşalım: dinlemek, pasif bir şekilde oturup nereden geleceği belli olmayan bir vahiyi beklemek değil, aksine hayatının en derinindeki içsel olarak ilgilendiren şeylerle bağlantılı aktif bir harekettir. Derin bir Dinleyiş Allah’ın sana söyleyecek bir şeyleri olduğunu, seninle konuşması gerektiğini biliyorsun. Böyle olunca da dinlemeye başlamak çok normaldir. Allah bizimle zaten önceden konuşmuştur! O’nun Söz’ü, seslerin bir araya gelmesi veya bir ses değildir. O’nun Söz’ü bir insandır: İsa, Kelam, Beden alan Söz. İsa kendisini tamamen açmış ve bağışlamıştır. O, İncil’de hareketleriyle, davranış ve hayat sözleriyle bugün de konuşmaya devam eder. O aramıza gelerek Allah’ın insanlarla kurmak istediği diyalogu, tamamlamıştır. Konsil’in de bizlere hatırlattığı gibi: “Allah, yüce sevgisinde insanlarla arkadaşlarıymış gibi konuşur ve onları kendisiyle bir olmaya davet eder” (DV 2). Ne zaman bir mektup alsam – ki sayıları çok değil – üzerime her zaman bir bayram havası gelir. Sana yazacak birilerinin olması, seni düşünen birilerinin olması, sana kendilerinden bahsetmeleri gerçekten güzeldir. Her mektup karşılıklı diyaloga bir davettir. İncil, Allah tarafından bizlere gönderilmiş muhteşem bir mektuptur; okumakla ve tekrar tekrar okumakla asla bitmeyecek, her seferinde yeni şeyler keşfettiğimiz bir mektup. Orada Allah bizlerle konuşur, kendisinden bahseder, gerçek konular hakkında bizlerle iletişim kurar ve hayata yeni bir bakış açısıyla bakmamızı sağlayarak hayatımızı doluluğuna ulaştırmayı sunar. Ne için ve nasıl yaşamamız gerektiğini açıklar. Birçok kez de kendi bakış açımızı ve tepkilerimizi yeniden gözden geçirmemizi ve tövbe etmemizi ister... Ancak ne olursa olsun, O bizleri derinden ve şahsen etkilemesini bilir. İncil’i okumak karşı konulmaz bir şekilde Allah’la diyalogun kapılarını açar: O, İncil’in sayfaları aracılığıyla benimle konuşur ve ben de O’nun sözlerinden etkilenmiş olarak kendisiyle konuşmaya başlarım. İsa’ya neden bu şekilde davrandığını sorar, bazen bana gizemli görünen bir sözünün ne anlama geldiğini açıklamasını ister, kendimi ilk elden O’nun tarafından sorgulanmayı hissetmenin 8 verdiği sevincini paylaşır, O’nun teklif ettiği gibi yaşamaya başlamak için kendimi bırakmanın korkusunu da O’na teslim ederim... Böylece bir anda kendimi dua ederken bulurum! Bu neden duadır: Allah’ın Sözü’nü dinlemek, O’nun içimize nüfuz etmesine kendimizi bırakmak, kalbimizi örten sözlerle cevap vermek... Avila’lı Azize Teresa’ya göre dua etmek bizleri sevdiğini bildiğimizle karşılıklı yüz yüze yaşanan bir arkadaşlıktan çok daha fazlasıdır. Dua etmek, yalnızca bir konuşma değil, her şeyden çok birlikte kalmaktır. Sen de kuşkusuz Allah’la birlikte kalmanın bu derin tecrübesinin güzelliğini tatmışsındır. Belki bir gece vakti yıldızlarla dolu gökyüzüne bakmak ve onunla sevincini paylaşmak üzere durup konuşmuşsundur. Ya da günün sonunda, uyumaya gittiğinde gün boyunca yaşadıklarını düşünüp, O’na şükretmek, O’nu sevdiğini söylemek ihtiyacını hissetmişsindir. Başka zamanlarda ise endişelerini, ümitlerini ve gizli arzularını O’ nunla paylaşmışsındır. Bazen bir kilisede tek başına Efkaristiya’nın karşısında oturup İsa’yla konuşmak da güzeldir, yüz yüze oturup bazen sözlere ihtiyaç duymadan konuşmak... Oturmak yeterlidir, bu söylenecek olan her sözden çok daha anlamlı bir birliktelik ve dostluk yakınlığıdır. Söylediklerimizden yola çıkarak şu sonuca varabiliriz: Dua, çok düşünmekten değil, çok sevmekten oluşur. Veyahut Allah’ın eserlerini kutlamak üzere bir araya gelinen bayramlarda sesinin diğer Hıristiyanlara bağlı bir şekilde çıkmasıyla, kendini litürjik duanın korosunda Allah ile konuşurken bulmuşsundur. Diğer gençlerle bilgi alışverişinde bulunmak üzere bir araya gelindiğinde, okul sahalarında, “meditasyon” ile geçen bir günde de Kelamı dinleyip, duayı hep birlikte yaşayabiliriz. Bu anların hepsi, Allah’ı dinleyip, Onunla diyalog kurmanın yarattığı ayrıcalıklı anlardır. Sık sıkta özellikle Kelamın bu dinlenişinden ve duadan özel bir yaşam şekli için bilgi doğar ve ortaya çıkar. Sende Onun kendisini sunduğu gibi kendini sunabilir, O’nun sevdiği gibi sevebilirsin. Kalpten yola çıkan bu diyalog ta yavaş yavaş Allah’ın seni çağırdığını, senden bir şey istediğini sezinlersin. İşte “çağrı” tomurcuklanmaya başladı. 9 Anadolu’nun Hazineleri 10 11 Evlilik Sevmek Yetmez: Hazırlanmak Gerekir Kaç çift iyi ekonomik şartlarla, sevgi dolu bir bekleyişin ardından yola çıkmış fakat yine de yıkılmıştır. Akıllı ve aptal bakirelerden bahsederken, İsa: `Güveyi (damadı) yanan bir lambayla karşılamak yetmez, zamanın geçmesine rağmen lambalar geceleri ışık versin diye yedekte yağ bulundurmak da gerekir' demiştir. Başka bir örnekle İsa; Tohumun her zaman aynı olduğunu ama ancak uygun ve hazır bir toprak bulduğunda kök salıp meyve verdiğini söylemiştir. Sevginin gerçek olması yetmez, aynı zamanda kendini besleyecek ve ona meyve verdirecek bir toprak bulmalıdır. Toprak eksikliği yüzünden tomurcuklanan ama meyve vermeyen veya yanan ama yağ olmadığından hemen sönen bir lamba gibi, hayatta sevgi de bir alev demeti gibi parlayıp sönebilir. Demirci "Aile Gazetesi"nde evlilik hayatından bir sahne almıştır. Akşam yemeğinden sonra koca, gazete okumakta, karısı da kazak örmektedir. Ve aniden Kristin "Hanna neden benimle evlendin?" diye sorar. Hanna eşini sever ama hazırlıksız yakalanmıştır, ne cevap vereceğini bilemez. Karısını rahatlatmak isteyen birkaç söz söyler ama Kristin katı mantığıyla "Benimle rastgele evlendin, bu 12 akşam yanındaki başka biri de olabilirdi ve bu seni aynı şekilde memnun ederdi" der ve konuyu kapatır. Bu örnek güldürmek amacıyla anlatılmıştır. Ama bir insanın duygusal hayat üzerine sorulan bir soruyu cevaplarken karşılaştığı zorlukları ortaya koymaktadır. Soru ortadadır ve bir cevap beklemektedir: “Neden evleniyorum?” ve "Neden bu kadınla evleniyorum?" Temel Sorular Bir kız ve bir erkek evlenmeden önce şu üç soruyu cevaplandırabilmelidirler: - Hayatımızda evliliğin anlamı ne? - Evlenmekteki amacımız ne? - Bu amaçlara ulaşmak için nelere sahip olmalıyız? Halbuki birçok genç herşeyi bildiklerini sanıp bu sorularla kesinlikle ilgilenmezler. Amaçları, "normal" nitelendirilen, hayatın anlamını bilen, hayallerde ve rüyalarda kaybolmayan gerçekçi insanlarınkiyle aynıdır. İşte bu gençler, insanların, en basit ve en doğal olayları bu tip sorularla zora soktuklarını düşünmektedirler. * "Neden evlendiğimizi mi soruyorsunuz? Nedeni çok basit: çünkü birlikte yaşamanın güzelliğini gördük". * "Evlilikten ne mi bekliyoruz? Sadece beraberce hazırladığımız rahat, neşeli, korkulardan ve sıkıntılardan uzak bir hayat". * "Bu amaçlara ulaşmak için sahip olduğumuz araçlarımız neler mi? Herkesinkiler: bir ev, emin bir iş, ailelerimizle ve birbirimizle uyum ve birkaç şey daha". Gerisini doğa düşünecek diye de ekliyorlar. Doğa, en iyi yönlendiricidir. Gereksiz tartışmalarda kendimizi kaybetmeden, bizi onun yönlendirmesine izin verelim. Zamanı geldiğinde doğru soruları soracak ve cevaplandıracak olan yine doğadır. Çocukların durumuyla ilgili konular buna tipik bir örnektir. Flört süresince bu konudan ya çok az konuşulur ya da geleceğin ufkunda kaybolan konulardan biri olarak düşünülür. Bu konu zamanla gündeme gelir ve o zaman sorun ve çözümü tartışılır. Bu kısmen doğrudur. Ama insan, gerek şimdiyi, gerek geleceği ve bir ölçüde geçmişi, yani hayatın tamamını sorumluluğuna aldığı ve irdelediği zaman olgunlaşır. Kendi doğasından gelen sesleri dinler ama kendini bununla sınırlamaz. Mantığıyla bu sesleri somutlaştırır ve İsa aracılığıyla hayata ve evlilik de dahil hayatın tüm olaylarına yeni bir bakış açısı getiren vahiyi dinlemeye başlar. 13 Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri Kutsal Yazılar 18- Neden Kutsal Yazılar gerçeği öğretir? Çünkü Allah’ın kendisi Kutsal Yazıların yazarıdır: çünkü onlar esinlenilmiştirler ve kurtuluşumuz için gerekli olan öğretiyi hatasız bir şekilde öğretirler. Gerçekten Kutsal Ruh insan olan yazarları esinlemiştir; yani onlar O’nun bize öğretmek istediklerini yazmışlardır. Buna rağmen Hıristiyan imanı bir “Kitap Dini” değildir, ama Allah Sözü’dür ki buda yazılı dilsiz bir Söz değildir, beden alan ve yaşayan Sözdür (Chiaravalleli Aziz Bernardo). 19- Kutsal Kitap nasıl okunur? Kutsal Kitap, Kutsal Ruh’un yardımıyla ve Kilise Öğreti Uzmanının gösterdiği yolda üç kritere göre okunmalıdır: 1) Bütün Kutsal Kitap’ın birliğine ve kapsamına dikkat edilmelidir; 2) Kilisede yaşayan Gelenek doğrultusunda Kutsal Kitap okunmalıdır; 3) İmanla olan analojiye; yani iman gerçeklerinin aralarındaki bağlantıya saygı duyulmalıdır. 20- Kutsal Kitap’ın Kanon’u nedir? Kutsal Kitap Kanon’u Kutsal Yazılar arasında yapılan seçimdir. Bu seçim Havariler Geleneği uyarınca Kilise tarafından yapılmıştır. Bu Kanon 46 Eski Ahit ve 27 Yeni Ahit yazısını içermektedir. 21- Eski Ahit Hıristiyanlar için hangi önemi taşımaktadır? Hıristiyanlar Eski Ahit’e Allah’ın Sözü gibi hürmet ederler; Bütün Kutsal yazılar göksel esinlemedir ve hălă geçerli değere sahiptirler. Bunlar Allah’ın göksel pedagoji ve kurtarıcı sevgisinin tanıklarıdırlar. Özellikle Evrenin Kurtarıcısının, Mesih’in gelişini hazırlamak için yazılmışlardır. 14 MATTA MARKOS YUHANNA LUKA 22Yeni Ahit’in Hiristiyanlar için hangi önemi vardır? Merkez noktası Mesih İsa olan Yeni Ahit bize göksel vahiy aracılığıyla kesin gerçeği öğretmektedir. Matta, Markos, Luka ve Yuhanna, Mesih’in yaşamı ve doktrinleriyle ilgili ilk tanıklık olmalarıyla birlikte bu dört İncil, bütün Kutsal Kitap’ın kalbini oluşturan ve Kilisede eşsiz bir yere sahiptirler. 23- Eski ve Yeni Ahit arasında hangi bağ vardır? Kutsal Yazı birdir, Allah’ın Sözü’nün bir olması gibi, Allah’ın kurtuluş planıda birdir, iki Ahit’in göksel esinide birdir. Eski Ahit, Yeni Ahit’i hazırlamaktadır, Yeniside Eskisini tamamlamaktadır: İkiside karşılıklı olarak birbirlerini aydınlatırlar. 24- Kutsal Kitap’ın Kilisenin yaşamında hangi fonksiyonu vardır? Kutsal Yazılar Kilise yaşamında destek ve güç verirler. O’nun çocukları için imanda sağlamlık, ruhsal yaşamda besin ve artış kaynağıdır. Teoloji ve pastoral vaaz’ın ruhudur. Mezmurcu şöyle diyor: “Sözün adımlarıma çıra, yolum için ışıktır” (Mezmur 119,105). Kilise Kutsal Kitap’ın okunmasın teşvik etmektedir, çünkü “Kutsal Kitap’ı tanımamak, Mesih’i tanımamaktır” (Aziz Hiyeronimus). 15 Caritas Anadolu Bu dönemde 125 öğrencimize okul yardımı, 32 ailemize gıda yardımı ve 11 hastamıza ilaç ve muayene yardımı yapmaktan hariç iki değişik bölgede de Selzede kardeşlerimize elimizi uzattık. BATMAN SELİ Geçtiğimiz günlerde (31.10.2006) Batman, Diyarbakır ve Urfa kentlerimiz başta olmak üzere birçok kentimiz hepimizi derinden üzen “sel felaketine” maruz kalmıştır. Doğal olayların bir felaket halini almasını çok acı bir şekilde bu “sel felaketi” ile bir kez daha yaşadık, yaşıyoruz. Urfa, Batman ve Diyarbakır başta olmak üzere çeşitli bölgelerimizde yaşanan kırk dolayında insanımızın ölümüne, onlarcasının yaralanmasına ve büyük maddi kayıplara yol açan sel felaketi bizleri ve tüm insanlarımızı derinden üzmüştür. 08.11.2006 tarihinde Batman Belediyesinin Caritas’a yaptığı yardım başvurusuna cevaben 9.11.2006 tarihinde yola çıkan yardım kamyonumuz bölgeye 650 adet battaniye, 10 koli kıyafet ve 35 adet ayakkabı, 110 adet çocuk bezi, 312 adet kadın bağı Batman Belediye Başkan yardımcısına teslim edilmiştir. 17.11.2006 tarihinde Carrefour Hipermarketin bağışladığı 400 adet battaniye, 204 adet kadın bağı, 100 adet çocuk bezi aynı merciye tarafımızdan teslim edilmiştir. İstanbul ve Anadolu Caritas’ları olarak bu felaketten zarar gören halkımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor, yaşamını yitirenlerin yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz. 16 İSKENDERUN'UN ÜÇTE BİRİ SULAR ALTINDA Son 35 yılın altı saat süren en şiddetli yağmurunda Hatay'ın İskenderun ilçesindeki evlerin üçte birinin zemini su altında kaldı. İlçede okullar üç gün tatil edildi. 14.11.2006 gecesi özellikle kenar mahallelerde etkili olan seli, Fransız işgali döneminde yapılan Feyezan Kanalı da taşıyamadı. Sahildeki Atatürk Bulvarı, yarım metreyi aşan suyla göle döndü. Yedi mahallede yüzlerce ev ve işyerini su bastı. Kriz Merkezi de selden etkilendi. TEDAŞ'ın ana trafo merkezi de su altında kalınca, ilçe karanlığa gömüldü. Kızılay gece 5 bin kişilik kumanya, battaniye ve 300 çadır dağıttı. Vali Ahmet Kayhan, "Altı saatte metrekareye 143 kilo yağmur düştü" dedi. Bunun yanında Katolik kilisesi ve Caritas Anadolu olarak bizlerde 15 Hıristiyan (12 Ortodoks, 3 Ermeni) ve 5 Müslüman aileye yardım ettik. Tüm ailelere gıda yardımı yapıldı ve ihtiyaçları doğrultusunda ev eşyası dağıtıldı. Yardımların detaylı listesini vermeden önce toplamış olduğumuz bağışların kimler tarafından yapıldığını belirtmek isterim: Papa Hazretleri (6,216 YTL) Kilisemiz ve Cemaatimizin Bağışlar(5,784 YTL) YAPILAN YARDIMLARIN DETAYI 25 paket Gıda, 50 Battaniye, 30 yastık, 20 yorgan, 40 havlu,10 çarşaf, 5 Otomatik Çamaşır makinesi, 5 Fırınlı ocak, 5 odun sobası,10 çekyat, 8 Elbise dolabı, 5 hazır çift kişilik yatak Bu konuda duyarlılık gösteren, maddi manevi yardımını bizden esirgemeyen duyarlı insanlara Anadolu Caritas koordinatörü olarak ve Katolik Kilisesi adına teşekkürlerimi sunuyorum. Meral Sadreddin 17 Fotoğraflar Gençlerin Kampı – Tarsus’lu Aziz Pavlus Anadolu Kilisesi Efes’te 18 Meryem Ana, bizi koru! Episkoposumuz, Pamuk Prenses ve yedi Cücelerle birlikte 19 “Başlangıçta Söz vardı. Söz, Tanrı’yla birlikteydi ve Söz Tanrı’ydı. Söz insan olup aramızda yaşadı. Bizde O’nun yüceliğini, Baba’dan gelen, Lütuf ve gerçekle dolu olan Biricik Oğlun’un yüceliğini gördük.” (Yuhanna 1,1 .14) İyi Noeller – Mutlu Yıllar
Benzer belgeler
The Holy See
Kilise’nin sevgisini ifade etmek
istiyorum.
İzmir,
Mersin,
İskenderun, Antakya ve dünyanın
farklı
yerlerinden
gelen
müminleri, aynı zamanda da
burada olmayıp ruhsal olarak
aramızda bulunanları, büy...
The Holy See
burada Efes’te, 431 yılındaki
Ekümenik Konsil’de, görkemli bir
şekilde kabul edilen ve ilan edilen
Meryem’in tanrısal anne oluşu için
Allah’a
şükretmek
istiyoruz.
Hıristiyanların en çok sevdiği
yer...