İnovasyonun Ekonomik Kalkınmaya Etkileri
Transkript
İnovasyonun Ekonomik Kalkınmaya Etkileri
ĠNOVASYONUN EKONOMĠK KALKINMAYA ETKĠLERĠ OĞUZ BAL* ÖZET İnovasyon, yeni bir kavram olmamakla birlikte kimi ülkeler için yeni bir kavrammış gibi sunulmaktadır. Oysa Ekonomi biliminde inovasyon terimi, Adam SMITH’ den beri kullanılsa da terime en büyük katkıyı Joseph A.SCHUMPETER sağlamıştır. Teknolojik gelişmenin, inovasyon ve icadın ekonomik kalkınmaya etkilerini en sağlam ve detaylı kanıtlarla ekonomi teorisine sunmuştur. Teknolojinin kalkınmada dışsal olduğunu iddia eden iktisatçı SOLOW, daha sonra teknolojinin sağladığı tasarrufun doğrudan büyümeye etkili olabildiğini görmüş ve iddiasından dönmüştür. Gelişmenin motoru rekabettir. Hem iç hem de küresel rakiplerine üstünlük sağlayan firma hayatta kalır. İnovasyon; firmanın yeni bir malı üretip pazara sürülmesi ve onun pazarda tutulmasıdır. Bu tanımlamadaki yeni ile kastedilen, ürünün her aşamasındaki yeniliğidir. İnovasyon çoğunlukla teknolojik gelişme ve icat ile eş anlamlıdır. Teknoloji’yi geliştirmeden herhangi bir alanda rekabet edebilme şansı yoktur. Özel ya da kamu mülkiyetindeki firma inovasyon yapamamışsa fazla zaman kaybetmeden örgütsel entropiye varmış olacaktır. Firma varlığının, ülke ekonomisine katma değer üretmesinin ve gelişmesinin nedeni olan inovasyonu göz ardı edemez. Bunun şartı; dışa açık, çağının bilgisiyle donanmış girişimci ruha sahip bireyler olmaktır. Günümüz toplumları bazı ihtiyaçların varlığından ancak yeni icatlarla farkında oluyor. Bilgi ve teknolojik yeniliklerle pazarlanan üründen elde edilen fayda kaybedilen, zamanın değerini ve fırsat maliyetini oluşturmaktadır. İnovasyon, fırsat maliyetini minimumlaştıran bir olgudur. Bu makale, beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde İnovasyon, kavram, kapsam ve amaç bakımından ele alındı. İkinci bölümde, ekonomik kalkınmanın tanımlanması konusu incelendi, Üçüncü bölümde inovasyon ve ekonomik kalkınma arasında teorik ilişkiler üzerinde duruldu. Türkiye ekonomisinin inovasyona olan ihtiyacı, bölge ve dünya ölçeğindeki konumu dördüncü bölümde ele alındı. Beşinci bölümde de sonuç ve öneriler yer almıştır. Anahtar Kelimeler: İnovasyon, rekabet, bilgi ABSTRACT EFFECTS OF THE ECONOMIC DEVELOPMENT OF INNOVATION Innovation, it is not a new concept for some countries, although like a new concept had presented. In the science of economy this concept was used by Adam Smith, but largest contribution was made by Joseph A. Schumpeter. He presented the most robust and most detailed evidences the technological development, innovation, invention, and impacts theirs in order to the economic development of economic theory. Ekonomist Solow, who technology's on development, claimed to be exogenous. After that, the savings provided by technology, might be effective to grow directly understood, and returned to the allegations. Competition is the engine of development. Company can survive if it provide the advantage against both domestic and global competitors . Innovation includes supplied and new goods and services by the manufacturers for markets . That goods , also has to must be acceptable on the market. In this definition , innovation is meant new product at every stage. Innovation is often synonymous with invention and technological development. There is no chance to compete in any field without development the technologic. If the innovation has not been in a private or public companies, without losing much time will take the organizational entropy. Company, for their continued presence and value added provided by the country's economy due to innovation can not give up. His sake, to be open to the outside world, entrepreneurial individuals to be equipped with knowledge of his own era. Today's societies, from the presence of some needs is aware of with the new inventions. The benefit derived from the knowledge and technological innovations, and the opportunity cost is the value of the lost time. Innovation, a fact which makes the opportunity cost to a minimum. The first section innovation, concept, scope, objective terms were discussed. The second section, it was examined the definition of economic development. * Yard.Doç.Dr. Kocaeli Üniversitesi, [email protected] 1 This article consists of five sections. In the third charter, focused on the theoretical relationships between innovation and economic development. The need of innovation for Turkey's economy at regional and worldwide position, the fourth chapter were discussed. In the fifth section the conclusions and recommendations were included. Keywords: Innovation, competition, information. GĠRĠġ Ekonomi yerel ya da bölgesel olmaktan çıkmış küreselleşmiştir. Dünya ekonomisi birbirinden bağımsız ulus ekonomisinin ötesine geçmiştir. Bu gün dünyanın herhangi bir köşesinde meydana gelecek bir ekonomik kriz, bir domino etkisiyle tüm dünyayı sarsmakta önce kurumların ve sonra da giderek en küçük bir firmanın dahi kararlarını etkilemektedir. Bu etkileşim sadece ekonomik alana değil siyasal, ekolojik, teknolojik, alanlarda da böyledir. Bilişim sektöründe akıl almaz hızlı gelişme bilgiye sınır tanımamaktadır. Teknolojide de durum aynıdır. Bu günün ekonomileri sadece mal ve hizmet üretmiyor beraberinde bilgi de üretiyor. Bu nedenledir ki günümüz toplumlarına “bilgi toplumu” tamlaması kullanılmaktadır. Acaba bilginin ve bilişimin bu denli yaygın olduğu dünyamızda bilgiye sahip olmada ya da biliyi kullanmada hiç mi kıskançlık yoktur? Öyle görünüyor ki; bu konuda küresel bakış açısına biraz eleştirel bir tavır takınmak pek de yadırganacak bir tavır olmasa gerek. Çünkü gerçekten dünyada bir çelişkiler yumağı yaşanmaktadır. İki kutuplu dünyadan tek kutupluluğa sonra da çok kutupluluğa dönüşmüş olan bir dünyanın olmadığını da söyleyemeyiz.. Ekonomileri bir anda çökerten finansal krizler, gelişmiş ülkeler kendi çözümlerini bonkörce ve anında üretirken diğerlerine acı reçetelerin dikte ettirilmesi elbette eleştirel bakış açısını dile getirmektedir. Gelişmiş ülkeler dedik, yani gelişmemiş ülkeler başkalarının ürettiği reçeteleri uygulamak durumundadır. O halde gelişmiş ülke olmak gerekir. Gelişmiş ülkeler aynı zamanda bilgi toplumu olan ülkelerdir. Bilgiyi ekonomiye aktarmanın ve yeni bilgi üretmenin ve rekabetin var olduğu dünyada varlık göstermenin adı inovasyondur. 1.Ġnovasyon sözcüğünün etimolojisi, terimsel, kavramsal kapsamı ve amacı İnovasyon, "yeni ve değişik bir şey yapmak" anlamındaki Latince "innovatus" kökünden türetilmiştir. Türk Dil Kurumu’na göre Türkçe karşılığı; «yenileşim» dir. Terim olarak ; “Değişen koşullara uyabilmek için toplumsal, kültürel ve yönetimsel ortamlarda yeni yöntemlerin kullanılmaya başlanması” şeklinde ifade edilmektedir. Var olan pek çok ürün ve hizmeti daha güzel, daha kullanışlı, daha çok insanın işine yarayacak hale getirmeyi amaçlar. İnovasyon kelimesi bazen yaratıcılık ile karıştırılmaktadır. Türkçeye yenilikçilik veya yenilik olarak aktarılmaya çalışıldıysa da bu kelimeler inovasyonu ifade edememektedir. 1.1. Ġnovasyon, buluĢ ve yaratıcılık ayırımı İnovasyon, geleceği oluşturacak şartlarla ve sürdürülebilir kârlı büyüme sağlamakla ilgilidir. Buluş ise doğada var olan fakat insanoğlu tarafında anlaşılmayan göz önünde olmasına rağmen fayda ve zararları görülmeyen materyallerin bulunmasıdır. Buluş mutlaka yaratıcılığı kullanmayı gerektirir. Yaratıcılık burada mutlak anlamda anlaşılmamalıdır. Yani; olmayan bir şeyi hayal edebilme, herkesten farklı yollarla yapabilme ve yeni fikirler geliştirebilme 2 yeteneğidir. Yaratıcılık günlük olaylara ve nesnelere herkesten farklı bakabilmek ve farklı yaklaşım tarzı geliştirebilmektir. Teknik yeterlilikteki değişiklikler, buluş ve teknolojik gelişmelerden kaynaklanan bir sonuçtur. Schumpeter onların arasında temel bir ayrım yapmıştır. Ona göre; “Yenilik(=inovasyon) pazar için üretim yapma amacıyla bir buluşun eylemsel olarak uygulanmasını ifade eder, diğeri ise yeni bir buluşu ifade eder.” Sözcüklerin birisi kelimenin öz anlamını ifade ederken diğeri uygulamayı ifade eder. Schumpeter’e göre “buluş” ve “buluşu yapan kimse” iki farklı anlam ifade eden terimlerin ayırımını yapmak girişimci diye tanınan kişilerin görevidir. Değişimin sınırlılığı, bugünkü bilim adamlarının buluş yapması, fiziksel miktar, beşeri sermaye ve kârlılık iledir. Buluş yapma ve teknolojik ilerleme arasındaki ayırım oldukça keskin olabilir. Teknolojik değişim ve uygulamalı fizik bilimi alanını sınırlamaya kalkışmak boş yere bir çalışmadır. Ne bilim adamı ne de bir girişimci yaratıcı eylemler ve yönetsel başarı konusunda tekel oluşturabilirler. Bununla birlikte buluş yapma ve teknolojik ilerleme arasındaki hat değişmeden kalır. Yeni buluşların tümü ticari olarak kullanmayabilir. Bazılarının rafine edilmesi yıllar alabilir. 1.2. Ġnovasyona duyulan ihtiyacın kaynağı İnovasyon, ekonomik büyümenin, artan istihdamın ve yaşam kalitesinin anahtarıdır. Tüm sektörlerde faaliyet gösteren her türlü firmanın tüm iş alanlarında inovasyona ihtiyacı vardır. İnovasyonun, inovasyon olarak adlandırılabilmesi için "firma için yeni" olması yeterlidir. Firmalar, varlıklarını sürdürmek ve rekabet güçlerini artırmak için inovasyon yapmalıdır. Ancak bu bir takım zorunlulukları da beraberinde getirmektedir. Bu zorunluluklar, inovasyona duyulan ihtiyacı ortaya çıkaran unsurlardır. Bu ihtiyaçlar; Yeni pazarlara girmek, pazar payını artırmak, ürünün teslim süresini kısaltmak, bir hizmetin sunuş kalitesini artırmak, kalite standartlarını uygulamak, tam zamanında üretim yapmak, rakip firmalara göre rekabet avantajı kazanmak, daha hızlı büyümek, daha çok insana iş imkânı sağlamak gibi ekonomi ve ekonomi dışı unsurları içermektedir. 2. Ġnovasyonun ekonomiyle iliĢkisi Sanayi devrimi sırasında ne iş bölümü, ne de bürokrasi yeni bir şeydi: yeni olan yalnızca ekonomik verimlilik ilkeleri doğrultusundaki kararlı uygulama ile birlikte rasyonelleşme çabasıdır.(FUKUYAMA, F; 1999) Sanayileşmenin gelişmesiyle birlikte işletme içinde iş bölümü ve uzmanlaşmanın artması sonucu finansman, üretim, pazarlama, ar-ge v.s gibi yeni görevler doğmuştur. İş bölümünü esasta yenilenmeden ayırmak mümkün değildir. Bunlar, ekonominin rasyonelleşmesinin iki yüzüdür; biri sosyal örgütlenmeyle, diğeri makineli üretimle ilgilidir.(FUKUYAMA, F;1999) Yeni uzmanlık alanları yeni yönetim biçimlerine ve birimlerine ilaveten yeni bilgi kaynaklarını geliştirmiştir. Modern şirketler bilgiyi, yatırımı rasyonelce ve profesyonelce elde etmek isterler. Rasyonel düşüncede bilgi, gelecek için bir yatırımdır. Bu nedenle ayrı bir departman olarak bünyelerindeki AR-GE’ nin finanse edilmesini faydasız bir harcama kalemi olarak algılamazlar. Firmanın kendine has kültürünü de geliştireceği için gelişen sanayileşmeye eşlik eden toplumsal dönüşüm için en temel unsur olarak kabul edilmektedir. Ekonomik büyüme arzusu günümüzde yaklaşık bütün toplumların evrensel bir özelliğidir.(FUKUYAMA,F.1999) Ekonomik büyüme ve teknolojik değişme son derce içi içe geçmiştir ki birinin diğeri üzerindeki etkilerini ayırt etmek neredeyse mümkün değil.(DICKSON,D.;1992) Solow’a göre ABD’deki büyümenin (7/8)i geniş anlamda teknolojik 3 ilerlemeden, (1/8) lik kısmı ise sermaye yoğunluğundaki artıştan kaynaklanıyordu. (SOLOW,1956; s:39,312-320) İnovasyonun en çok etkili olduğu alanlar teknolojik sahadır. Bu bağlamda teknolojinin en ince etkileri çoğunlukla sosyolojiktir. Çünkü onların ince etkileri dikkatli bir şekilde incelenip araştırılmazsa anlaşılmayabilir. Bunlar aşamalı olarak bireylerin, grupların, kurumların ve hatta girdiği toplumların davranışlarında değişiklikler meydana getirir. Örneğin: buhar motorunun devreye girmesinden sonra su çarkında geçen yüzyıldakinden daha da fazla gelişme gerçekleşmiştir, yünlü yelkenli gemide, demir gövdeli buharlı geminin devreye girmesinden sonra daha uzun dönemli ve daha düşünsel gelişmeler sağlamıştır. 1920 ler boyunca içten yanmalı motorun rekabetinin buhar motorlarında daha çok teknolojik gelişiminden sorumlu olduğu söylenebilir, benzer şekilde, aynı dönemde radyodaki rekabet daha yeni ve ileri deneyimlerin yaşanmasına yol açmıştır. Endüstriyel gelişme otomatik olarak genel sosyal büyümeyi biçimlendirir ki; bu, tek başına ekonomik güç oluşturmada oldukça önemli bir olgudur. Nüfus büyümesi ve tasarrufların artması ekonomik değişim ve dönüşümün temelini oluşturur. Olabilecek meydan okumalara sanayinin gelişmesiyle cevap verilir. Bu, gelişme uzmanlaşmanın artmasını, çevresel özellikleri uyararak sürekli ve organik bir şekilde yeni gelişmeleri artırır. Rekabetçi kapitalizmin baskın olduğu dönemde tekil firmalar ve tüm sanayi artan talep dolayısıyla bir düzeyden daha üst düzeye otomatik olarak yükselecektir-tekstilden ve demirden buhara, elektrikten kimya sanayine- ard arda olmasa bile mutlaka genişleme yaratacaktır. Talep pratik olarak her zaman öndedir. Başlangıçta her genişlemenin kendi üretimi, kendi talebini yaratır. Bunun sonucu olarak genel bir çevresel genişleme gözlemlenir; örneğin demiryolu taşımacılının genişlemesi gibi. Bu genişlemelerin her biri kendi kredisini oluşturarak kolayca genel bir ifadeye oluşturabilir: var olan üretim faktörlerinin yeni bileşimi aracılığıyla yeni alanlar, yeni firmalar, yeni mallar veya henüz denenmemiş metotlar, yeni pazarlar oluşturulur. Bilimdışı ve ekonomik olarak verimliliği olmayan geri çekilir. Biz buna “innovation” diyoruz. Schumpeter; “yenilikler” tanımına sadece teknik yenilikleri değil, pazarlama ve örgütleme konusundaki yenilikleri de katmıştır. Teknolojik gelişme, inovasyon, icatlar, buluşlar kapitalizmi nasıl geliştirir ve bugün için kapitalizmin temsilcisi ve membaı olan ABD nin Kapitalist sisteminin muazzam gelişimine nasıl katkıda bulunur? ABD Kapitalizmini açıklaması ve bu soruya yanıtı açısından J. Schumpeter’in mükemmel açıklamalarıyla cevap verilebilir. Kapitalist Ekonomi, özel mülkiyetle karakterize edilen bir sistemdir. Üretim kredi olgusuyla birlikte Pazar içindir. Bu olgu diğer sistemlerden ayrılan kapitalizm için özel bir konuma sahiptir. Tarihin ilk dönemlerinden bu yana var olmuş olsa da ondokuzuncu yüzyılın ortalarından itibaren yayılan kapitalistik bir metottur. Ondokuzuncu yüzyıl rekabet çağı idi. Bu çağ, artan bir şekilde tröstleşmeyi getirmiştir. Günümüz ekonomilerinde de aynı yapı gelişerek yer yer evrimleşerek devam etmektedir. 2.1. Ġnovasyonun ekonomiye yansıması Ekonomi teorisinde, bir ürünün veya faaliyetin görünür (içsel) maliyet ve fiyatına yansımayan, dolayısıyla arz-talep koşullarıyla fiyatlandırılamayan, ancak üçüncü kişiler ve/veya faaliyetler üzerinde olumlu veya olumsuz etkilere yol açan olgulara “Dışsal Ekonomiler «external economies» olarak adlandırılmaktadır. Sanayinin ya da teknolojinin üretimin «dışsal maliyeti» olağan hesaplamalara girmeyen belirli bir üretim tekniği ya da teknolojik gelişmelerin topluma dayattığı maliyetlerdir. Bir malın hem üretimi hem de tüketimi üçüncü kişilere bir maliyet yükleyebildiği gibi aynı zamanda da bir yarar 4 sağlayabilir. İşaret edilen maliyetler, tüketicilere vergilendirme yoluyla ödettirilirler. Ayrıca üretimdeki ve tüketimdeki dışsallıklar, olumsuz – yararlı dışsallık biçiminde de olabilir. Dışsal ekonomiler, mal ve hizmetlerin sosyal optimuma göre daha az veya daha fazla arzına neden olan özel bir piyasa başarısızlığıdır. Negatif ve Pozitif dışsallıklar olmak üzere iki başlık altında ele alınırsa:«negatif dışsallık»; söz konusu mal ve hizmetin sosyal optimumdan daha fazla, «pozitif dışsallık» ise mal ve hizmetin sosyal açıdan optimum olan miktardan daha az arzına neden olur. Negatif dışsal ekonomi; bir ürünün veya faaliyetin içsel maliyetinde hesaba katılmayan dolayısıyla fiyatına yansımayan, ancak ekonomi ve/veya toplum açısından ek maliyetlere yol açan olgu olarak tanımlanabilir. Negatif dışsallığa örnek olarak, çimento üretirken hava kirliliğine yol açan ve dolayısıyla da çevredeki tüketicilere sağlık riski biçiminde bir maliyet yükleyen bir çimento üreticisinin durumu veya nehir kıyısında kurulu bir fabrikada boya üreticisinin durumu gösterilebilir. Pozitif dışsallık ise; bir malın üretimi üçüncü kişilerce bir maliyet yerine bir yarar da sağlayabilmesidir. Olumlu dışsallığın örnekleri arasında, bahçesinde elma yetiştiren bir çiftçinin bal üreticilerine sağladığı veya yüklü bir ar-ge karşılığında yeni bir mal üreten bir üreticinin, bu icadı daha sonra kullanacak olan üreticilere sağladığı yarardan söz edilebilir. Diğer bir deyişle, üretilen tüm mallar zihinsel emeğin ürünü olan teknolojileri kendi fiziksel yapılarını da içerirler. Mesela; uydu tarafından fakir ülkelerdeki birçok bölgenin çekilen fotoğrafları bu maliyetlerin ne ölçüde olduğunu gözler önüne sermektedir. Mineral ve gaz bulunduran tabakaların hava yoluyla taşınması da aynı şekildedir. Fotoğrafların kullanılmasından izlenen ürün numuneleri, kereste kaynakları, toprak erozyonu ve çölleşme gibi daha pek çok görünmeyen zararların oluştuğuna şahit oluruz. Nitekim üretimde geniş bir alanda kullanılan makineler, elektrik motorları ve buhar makinelerinde denenerek zaman harcayan değişimlerin çoğaltılması son kullanıcıların değişen ihtiyaç dizisine uyarlanmış olur.† Teknolojik gelişme ve bilişimdeki gelişmeler yararlanacak kaynakları çeşitlendirebilir. İnovasyon ekonomiye doğrudan etki edecek bir metot ve teknik olarak bilinç kazandırarak her iki dışsallığın sağlayacağı faydayı da artıracaktır. Yeni teknoloji bilgi toplumunu oluşturmuştur. Bilgi toplumunda hız yeni çalışma tarzını da beraberinde getirmiştir. Bu yeni çalışma tarzı, oyun, seyahat ve düşünce biçimini değiştirmektedir. Fiziksel güç yerine beyin gücü söz konusudur. Toplum bilgisayar, enformasyon, bilimsel bilgi, ileri teknolojideki hızlı ilerlemeler sayesinde hızlı bir değişim yaşamaktadır. Bilgi, artık sınır tanımayan, düşük maliyetli insanları doğrudan ve anında etkileyen bir meta haline dönüşmüştür. Bilginin kaynağına ulaşmak herkesçe kolaylaşmıştır. † Bilindiği gibi Fordist üretim, hareketli montaj hattı sayesinde belirli ürünler için özel olarak hazırlanmış makinelerle, kitle, standart ve fiyat rekabetine dayalı üretimi ifade etmektedir. Hareketli montaj hattı Fordist üretimde endüstriyel organizasyonla, işletme organizasyonunu belirgin biçimde etkilemiştir. Fordist üretimde işler Taylorist ilkelerle gelişen bilimsel yönetim yaklaşımına göre biçimlenmiştir. 1950-60’lı yıllarda hakim olan Fordist tekno-ekonomik paradigma; üretim sürecinin mekanizasyonu ile emeğin itaati ve bölünmesini artırma yolunda bir sistem öngörmekteydi. Kitlesel üretimde Fordist üretim yöntemleri kullanılıyordu. Fordist üretim yöntemi fazla nitelik ve eğitim gerektirmeyen, işin basit parçalara bölündüğü ve işçilerin aynı işlemleri tekrarına dayalı bir çalışma biçimiydi. Bu organizasyon makineleşme, standartlaşma ve uzmanlaşma temelinde biçimlendi. Makineye bağımlı işçinin ve işin ön plana çıktığı, yapılan işin makinenin ritmine göre belirlendiği böylesi bir organizasyonda her ne kadar işin parçalanıp vasıfsızlaştırılması yönündeki gelişmeler daha da derinleştiyse de, işçilerin sık sık greve gidip, sisteme karşı tepki koyabilme olanakları fazlaydı.[ H. Ansal, “Kapitalist Üretim Esneklik Kazanıyor: Post-Fordizm”, Ġktisat Dergisi, Yıl.30, Sayı. 346, 1994,] Sanayileşmiş ülkelerde yeni teknolojilerin üretim ve organizasyon modellerini etkilediği Fordist ve Taylorist yaklaşımların önemini yitirdiği ileri sürülmektedir. 5 Bilgiye bencil olma duygusu ortadan kalkmış ve daha çok bilgiyi paylaşma söz konusu olmuştur. Yeni uluslar arası ortamda artık “teknik insan” tipi ortaya çıkmıştır. Bilişim devriminin yarattığı bilgi toplumunda ekonomik sistemler de değişime uğramaktadır. Ekonominin temel faktörlerinden olan girişimciyi bilgi üretmeye yönelten temel motif kendini ispatlamada ve rekabettir. Bilgiyi kullanarak bilişim teknolojisinde başarılı olmak bir dizi inovasyona bağlıdır. Şimdiye kadar bilgi teknolojisindeki gelişmeler sonucunda, üretim ve tüketim mallarının kalite ve niteliği artarken, bunların üretim sürecinin en başından nihai olarak tüketimine kadar geçen her aşamada daha yoğun bilgi ve danışmanlığa ihtiyaç duyulmaktadır. Ayrıca girdi ve satış süreçlerinin küreselleşmesi de bu ihtiyacı artırmıştır.(ERKAN,H.;1994) Günümüz ekonomilerinde üretim pazar içindir, dolayısıyla inovasyon da pazar için olmalıdır. İnovasyondan beklenen, bilim ve teknoloji etkinliğinde bir fikrin kuram, eylem ve sonuç bakımından faydaya dönüşmesi ve belki de anlam bakımından çok önemli olmak üzere bu faydanın pazarlanabilir ve somut bir çıktı ile birlikte olmasıdır. Başarılı üretimin pazarda tutulan üretim olması gerekmektedir. Dolayısıyla; inovasyon, piyasada tutunmanın şartıdır. Tarihte çok şiddetli iktisadi dalgalanmalar ve istikrarsızlıklar yaşanmıştır. Bu dalgalarda veya felaketler kapitalist sistemin özünde var olan bir özelliktir. Bunun sadece dönemsel olabileceğini de söyleyebiliriz. Kurumsal olarak kapitalizm ayakta kalmıştır. Dolayısıyla buna kapitalist sistem değil kapitalist düzen diyebiliriz. O halde meydana gelen ve gelecek olan olgulara kapitalist düzen içinde istikrarlı veya istikrarsız iş koşulları demek daha doğru olacaktır. İstikrarı yakalamak firma bazında inovasyonu sağlamakla mümkün olmuştur. Eldeki teknolojiden sağlanan toplam faydanın maksimum olduğu yerde, marjinal fayda sıfır olmuştur. İnovasyona önem veren girişimci o aşamadayken yenilik yapmalıdır. Büyümenin de şartı gerçekleşmiş olacaktır. Yeniliğe karar veremeyen firma ise tarih olur. Schumpeter’e göre: « istikrarsızlığın pek çoğu savaş ve savaş sonrası değişiklikler»ce yaratıldı. Teşhis ve tedavi edici politikaya tüm ülkelerdeki ekonomistlerin dikkatini çekmiştir. Ekonomi, özel mülkiyetle karakterize edilen bir sistemdir. Üretim kredi olgusuyla birlikte Pazar içindir. Bu olgu diğer sistemlerden ayrılan kapitalizm için özel bir konuma sahiptir. Tarihin ilk dönemlerinden bu yana var olmuş olsa da Ondokuzuncu yüzyılın ortalarından itibaren yayılan kapitalistik bir metottur. Ondokuzuncu yüzyıl rekabet çağıdır ki bu çağ, artan bir şekilde tröstleşmeyi getirmiştir. Ziraî meseleyi halleden ileri sanayi ülkeleri sanayi devrimiyle beraber, dev bir üretim gücüne erişmişlerdir. Schumpeter’in deyimi ile “sosyal maliyeti” bir toplumsal sefalet olan ve çocukların günde 16 saat çalışması ile gerçekleştirilen kapitalist gelişme olmuştur. Schumpeter, üretim fazlalarının yabancı pazarlar aramaya sermaye hareketlerine ve emperyalizme yol açtığını söylemekle beraber bunun kapitalist bünyeye ait bir hal olduğu fikrinde değildir. Ona göre Ricardo; kıymeti emekle izah ederek, gerçek hayatta karşılaştığımız fiili nispi fiyatları veya uzun vadeli nispi fiyat normallerini açıklamaya çalışıyordu. Ricardo’ nun rant teorisi, üretim faktörlerinden birini saf dışı etmek için atılmış esaslı bir adımdır. Schumpeter’e göre gelişme; iktisadî akımın yörüngesini terk edip daha yüksek seviyede ikinci bir denge noktasına sıçraması demektir. Bu sıçramanın arkasındaki kuvvet ise, iktisadi hayata getirdiği yenilikler (innovations) ile piyasanın alışılmış düzenini temelinden sarsan ve kımıldatan müteşebbistir. Bütün bu gelişmeler peş peşe olmayıp belirli zaman noktalarına biriktikleri için, iktisadi gelişme düz ve çizgisel yürüyecek yerde, yığıntılı ve ve dalgalı bir manzara gösterir. Gelişme, bu görünümüyle ileri kapitalist ekonomilerdeki konjonktür dalgalanmalarından başka bir şey değildir. Büyüme ise, iktisadi gelişmenin dalgalı ve arızalı seyrine karşın yavaş sindirici ilerlemelerdir. İktisadi büyüme; nüfus, toprak, teknik seviye ve teknolojik bilgi gibi temel unsurların devamlı değişmelerinden ibarettir. 6 Schumpeter’e göre; cidden kapitalist olan bir dünya emperyalist eğilimler için iyi bir zemin olamaz. Fakat buna rağmen o yine emperyalist yayılma eğilimine sahip olabilir. Kapitalist ekonomiye ve ekonomi vasıtasıyla halkların ruhuna işlemiş olduğu her yerde emperyalizm aleyhtarlığı pek bellidir. 3. Kalkınmakta olan bir ekonomiye inovasyonun katkıları Ekonomik kalkınma; tüm ekonomik göstergelerde hem nicelik hem de niteliksel olarak iyileşme anlamına gelen bir süreçtir. Bu süreç; sanayi ve tarımdaki verimlik artışını, giderek dışa bağımlılığın azaltılmasını, hizmetler sektöründeki fırsat eşitliğini, kentleşmeyi içermektedir. Kalkınma yolunda alt yapı ile ilgili yatırımların tamamlanması devam ederken milli gelirde de artış gözlenmektedir. Hayat standartları arttıkça, tasarruf ve yatırım imkânları da artar. Girişimcilerin bu süreç içerisinde görevi dönen çark içerisinde tasarrufları yatırımlara aktararak üretim hacimlerini arttırmaktır. Girişimci inovasyon türlerini kullanarak, birbirleriyle rekabet edebilecek düzeyde firmaların oluşmasını sağlar. Firma Kapitalist sistemde karar verme mekanizmalarındandır. Firmanın faaliyet alanıysa tamamen girişimci ruha sahip kişi ya da ortaklıkların ataklarıyla belirlenir. Firmaların kurumsallaşması için işbölümü zorunlu bir şarttır. Kurumsallaşmış bir firmanın hayatta kalması inovasyon tekniklerinin pratik olarak uygulanmasına bağlıdır. Dolayısıyla onun sağlayacağı istihdam ve üretimle toplumun kalkınmasında etkin bir yere sahip olur. Firmanın teorisinde ve verimlik artışının anlaşılmasında yeni ve gelişmiş teknolojilerin kabul edilmesi ve uygulanması konusu en önemli konulardan birisidir. İleri sürmekte olduğumuz şey teknolojik gelişmenin rotasıdır. Bu konular müteşebbisin kararlarını belirleyen en önemli unsurlardan biri olup ilerlemelerin uyumu için şarttır. Ekonomik aracıların davranışlarını etkilemekte, gelecek değişim beklentileri çok önemeli rol oynamaktadır. Gelecek değişim beklentisi farklı davranış kombinezonları geliştirilmesine neden olacaktır. Böylesi beklentilerin temelinde yatan akıl dışı ve anormal davranışlardır ve gelecek hakkındaki farklı beklenti setlerinin oluşmasına izin verilir. Bazı kuşkucu ekonomistler, hedeflenen verimlik artışına ve kalkışa geçişe, araç gereç donanımın imalatına teknolojinin katkısının olup olmadığını sormaktadırlar. Bunun için verimlilik–büyüme oranı geniş bir alanı kapsamaktadır. Onlar, teknolojinin geliri belirleyeceğini ve yarı mamul ile daha hızlı geliştirileceğini belirtirler. Günümüzde bireyleri grupları ve giderek tüm toplumu etkileyen, bilginin kaynağı haline gelmiş olan internet olgusu bilgi ve iletişimde yeniden dağılımı sağlayan etken bir konuma ulaşmıştır. O kadar ki; var olan sosyal hiyerarşiyi yeniden(güçlendirme ya da zayıflatma yönünde)yapılandırmaktadır. Sosyal değişimi oluşturan projeleri ve uygulamalarını denetleme yolu artık internet aracılığıyla gerçekleşmekte ve internet tabanlı dönüşüm eylemlerini belgeleme çalışmalarına ağırlık verilmektedir. Mevcut sosyal yapı eleştirilerini ve ona ilişkin eylemleri internet aracılığıyla yapmamız olanaklı hale gelmiştir. Var olan hiyerarşilere sosyal bilimlerden taşınan kavramları yerleştirme ve o kavramların reel ve potansiyel etkilerine internetin etkisini görmek hiçbir şekilde inkâr edilemez. İnternet ve siyaset bilimi, internet ve demokrasi, iktidar-bilgi-medya, bilim politikası ve bilgi difüzyonu, ekonomi politik gibi kavramları içerdiği anlamlar yeni teknolojinin etki alanı içerisindedir. Özellikle ekonomi politikte olan etkisini en dar anlamıyla şöyle söyleyebiliriz: emek değere dayalı ekonomik görüş temelinden bilgi değer temeline kayma… İnternet ağlarının gelişmesi sosyal, kültürel, ekonomik ve dilbilim alanlarındaki değişim giderek de yayılmaktadır. Vurgulanmak istenen; ekonomik alanda iş ve ticaret alanlarında önemli bir dönüşüm platformunu oluşturmakta, yeni hizmet alanlarını geliştirmektedir. 7 Batı toplumları geçtiğimiz dört yüzyıl boyunca teknolojik değişmeyi teşvik etme amacıyla ekonomik güdüler geliştirdiler. Patentlerin teknolojik yaratıcılığı teşvik ettiğine, ülke ekonomisini zenginleştirdiğine, toplumun teknolojik ve ekonomik konusu açısından eksiksiz bir ölçüt oluşturduğuna ve çok çalışmalarından ötürü yaratıcı insanları hak ettikleri ödüllere kavuşturduğuna yaygın biçimde inanılır.(BASALLA,G.;2004) Günümüzde uygulanan NeoLiberal politikalar sayesinde, devletin ekonomik yaşamda etkinliğinin en aza indirgenmesiyle girişimci daha da avantajlı durumdadır. Devlet; sadece yol gösterici-denetici durumunda olup rekabet şartlarını gözetmekle yükümlüdür. 3.1. Ġnovasyonun kaynakları ve dıĢsallık sorunu Schumpeter “yenilikler” tanımına sadece teknik yenilikleri değil, pazarlama ve örgütleme konusundaki yenilikleri de katmıştır. Schumpeter bile icatların kaynağını, ekonomi için dışsal saymıştır. Bir icat, yeni geliştirilmiş ürünler, üretim süreçleri, sistemlerle ilgili fikir, çizim veya modeldir. Bu tür icatlar sıklıkla patent koruması altına alınırlar, ama mutlaka teknolojik yenilikler neden olmazlar. İktisadi anlamda yenilik, söz konusu olan ürün, üretim yöntemi ya da cihaz ilgili ilk başarı gerçekleştiğinde ortaya çıkar. Schumpeter’in “Ardışık Sanayi Devrimleri Teorisi” kitabında bu değişim dalgaları içinde yer alan araştırma, icat ve yenilikler tarihsel ve tanımsal biçimde ele alınmaktadır. İktisadi döngüler üzerine yazdığı büyük eserinde yarım yüzyıl gibi dalganın varlığını kabul eder. Her döngünün farklılığı o dönemdeki kıtlıklar, savaşlar, altın madenlerinin keşfi gibi tarihi olayların farklılığından dolayı değişiktir. Ona göre; bu özelliklerin en önemlisi, kapitalist büyümenin ana motoru ve girişimci kârına kaynağı, çok büyük ölçüde değişiklik gösteren teknolojik yeniliklerdir. İngiliz sanayi devrimini birinci dalga olarak göstermiştir. Bu dönem makineleşmede büyük ölçüde su gücüne dayalı ve başlıca tekstil sanayileri ile sınırlıdır. İkinci dalga; Sanayi makinelerinin ve demir yollarının buhar gücüyle kullanıma sürülmesi gibi.. Bu dalgada mühendis, usta işçi gerektirmiş okuryazarlığın yayılmasını gerektirmiştir. Schumpeter’e göre; icatların kaynağını, ekonomi için dışsal saymıştır. Bir icat, yeni geliştirilmiş ürünler, üretim süreçleri, sistemlerle ilgili fikir, çizim veya modeldir. Bu tür icatlar sıklıkla patent koruması altına alınırlar, ama mutlaka teknolojik yeniliklere neden olmazlar. İktisadi anlamda yenilik, söz konusu olan ürün, üretim yöntemi ya da cihaz ilgili ilk başarı gerçekleştiğinde ortaya çıkar. Schumpeter’in “Ardışık Sanayi Devrimleri Teorisi” kitabında bu değişim dalgaları içinde yer alan araştırma, icat ve yenilikler tarihsel ve tanımsal biçimde ele alınmaktadır. İktisadi döngüler üzerine yazdığı büyük eserinde yarım yüzyıl gibi dalganın varlığını kabul eder. Her döngünün farklılığı o dönemdeki kıtlıklar, savaşlar, altın madenlerinin keşfi gibi tarihi olayların farklılığından dolayı değişiktir. Ona göre; bu özelliklerin en önemlisi, kapitalist büyümenin ana motoru ve girişimci kârına kaynağı, çok büyük ölçüde değişiklik gösteren teknolojik yeniliklerdir. İngiliz sanayi devrimini birinci dalga olarak göstermiştir. Ġkinci dalga; Sanayi makinelerinin ve demir yollarının buhar gücüyle kullanıma sürülmesi gibi… Bu dalgada mühendis, usta işçi ve okuryazarlığın yayılmasını gerektirmiştir. Bu dönem makineleşmede büyük ölçüde su gücüne dayalı ve başlıca tekstil sanayileri ile sınırlıdır. Emperyalizm ve sömürge fetihleri teknolojinin yayılmasına yol açan özel kültürel temas biçimleri arasında büyük bir öneme sahiptir. Hindistan’ı yönettikleri iki yüz yıl boyunca (1740-1947) İngilizler, maddi kültürlerinin hemen hemen bütün özelliklerini Hindistan’a taşıdılar. Ürünlerin çoğu, Hindistan’da yaşayan İngiliz askeri ve sivil personel ve bunların aileleri için getirtilmişti; ama bu ürünler arasında bulunan üç önemli icat, Hindistan halkının hayatında kalıcı ve geniş bir etkiye sahip olmuştu. Bu icatlar şunlardı: Buharlı gemi, demiryolu ve elektrikli telgraf.( BASALLA,G.;2004) Bu durum onları Batı teknolojisiyle 8 tanışmalarına ve yenilik, değişme ve ilerleme algılamalarının anlamını kavramalarına neden oldu. Sanayileşme daha sonraki yıllarda (1947 den sonra) gerçekleşti. Teknolojinin yayılma tarzından bir ikincisi, hünerlerin ve ürünlerin göç eden insan kümeleriyle birlikte aktarılmasına bağlıdır(BASALLA,G.;2004). Üçüncü dalga; Sanayide profesyonelleşmiş Ar-Ge birimleri, yeni ürün ve üretim teknolojilerinin kurumsallaşması ile elektrik enerjisinin kullanılması ve kimya sanayinin değişiklileriyle gerçekleşmiştir. Ar-Ge birimlerinin öneminin artması otomobil ve Petro kimya sanayi ürünlerinin dünya çapında yayılması Dördüncü dalgayı oluşturmuş. Bilim ve teknolojinin gelişmesinde odak kavramlar olan Ar-Ge faaliyetleri ve inovasyon sürecinin gelişimi öncelikle bir sistemi gerektirir. Bu açıdan bakıldığında ülkelerin bilim ve teknolojik ilerlemeler sağlaması açısından, öncelikle, bu gelişmenin sistemini kurması ve ülke kaynaklarının dağılımında - özellikle kamu kaynakları – yeni düzenlemeleri geliştirmesi gerekecektir. Böylesine bir gelişmenin ortaya çıkarılması ise, daha çok, ulusal uzlaşma sorunu ile ilişkilidir. Bu nedenle, bilim ve teknolojinin hedef ve uygulama politikalarının belirlenmesi bir uzlaşmanın ürünüdür. Bu uzlaşma ülke içinde olduğu kadar, bölgesel ve uluslararası düzeyde sağlanması gerekir; çünkü ülkeler bazındaki ulusal çıkarlar, o ülkelerin içinde bulunduğu bölgesel ittifak platformlarında, üye ülkelerin ortak çıkarlarını gözeten bir süzgeçten geçirilerek yeni bir bireşime ulaştırılmakta ve bu bireşim uluslararası düzeye dönüşmektedir. Ucuz mikro elektronik ve ekonominin bilgisayarlaşması da BeĢinci dalgayı oluşturmuştur. Bu dalgalanmalar teknolojinin uzantısı olan niceliksel boyutunun dönüşümünün yanı sıra sosyal ve niteliksel dönüşümün boyutuyla da ilgilidir. 3.2.Ġnovasyonun baĢarılı olabilme Ģartları Ekonomik bir birimin büyümesinin ölçütü bireysel olarak firmanın veya kurumun kendi kendini dile getirmesidir. Bunu nasıl dile getireceği konusundaki yapacağı analizde büyüme süreçlerini de analiz etmiş olur. Büyüme ve gelişme süreçlerinde bir firmanın, firmaya ait olan ya da içinde bulunduğu sektöre ait olduğu bireyler yoluyla kendini dile getirdiği doğrudur. Önceki paragraflarda da işaret ettiğimiz gibi sektörün kendisi bir girişimciler toplamı değil, bir ilişkiler ağıdır; iki veya daha fazla sayıda gücün etkileşme alanıdır. Günümüz ekonomisinde firmaların kendisi sektörsel faaliyetlerin kaynağı değildir, çünkü bir kaynak, tanımı gereği bir faaliyet alanından başka bir şeydir. Sektör, girişimcilerin ve hatta tüm çalışanların birbirleriyle karşılıklı eyleme giriştikleri iletişim aracıdır ve firmayı büyüten de top yekin sektör değil, girişimcilerdir. Ekonomik faaliyette bilinç dışı eylemin etken olduğu görülmemiş bir şeydir. Sektörün ya da firmanın bir alanda faaliyet göstermesi öncü sektörün diğerlerini peşine katmasıyla tarihi akışını sürdürür. Firmanın doğuşundan itibaren başlayan büyüme süreci eğer hayatta kalmak istiyorsa yapacağı atılımların yavaş yavaş ve kendiliğinden gerçekleşecek olmasını beklemesi saçma bir şeydir. İlerleme esnasında eğer bir sektör özel olarak da firma belirli bir alanda bir inovasyon yapmaya karar verdiği zaman gerçekleşen, ileriye doğru bir sıçramadır. Sıçramayı gerçekleştirmekte ki kararlılığını girişimci kendi çalışanını ikna etmiş ya da en azından inovasyonun çarpıcılığını kabul etmiş olur. Yapılacak olan atılımın gerçekleştiği anda firma için büyük bir değişim ve gelişim olacağını kavraması gereken de her zaman girişimci insandır. Toplumda bu atılımı yapacak olan ve böylece içinde yaşadığı toplumun büyümesini sağlayan insan gerçekten ender özelliklere sahip kişiliklerdir. Böyle kişilikler, öncelikle önündeki olayları sezebilecek bilinçli insanlardır. Sürekli olarak kendinde bulunan iş fikrini yaratıcı bir çabaya çevirmek, duraklama halindeki bir şeyi harekete dönüştürmek yeteneğinde olan özel kişiliklerdir. Girişimcinin görüşü firmanın görüşü haline gelebilirse, firmadaki canlık tüm faaliyet alanına da yansıyabilir. İş fikrinin uygulamaya dönüşmesiyle sürekli bir değişimler 9 dizisinden geçerek ilerler, farklıklaşmaya yol açarsa büyüme gerçek bir büyüme olur. Bunu başaramayan bir firma kendi gücünü kaybeder ve çöküşe geçer. Günümüzde firma sanayi toplumun anlayışından farklıdır. Bireysel yarar yerini sosyal fayda ve katılımcılıkla değiştirmiştir. Global düşünme tarzı sonunda paylaşımcılığı öne çıkarmıştır. Bilgiye ve bilişime önem verilemektedir. Toplumlar, bilişim teknikleri sayesinde sınırsızlılığı ve hızı yaşamaktadır. Zaman ve mekân boyutunu da aşmış adeta küresel bir köy haline dönüşmüştür. Dünyanın her neresinde olunursa olunsun ortaya konulan bir yenilik herhangi bir engeli tanımadan en uzak bireye kadar ulaşıyor. Bu, bilginin paylaşımını ve bilgiye eleştiri imkânı da sağlıyor. Artık insanoğluna bir yasayı dikte ettirmek ya da kayıtızşartsız boyun eğdirmenin imkânı kalmamıştır. Gönüllü katılım olmazsa olmaz.. Bireylerin kendini ifade etme yeteneklerini geliştirme ve bunu üretime sunmanın bir hak olduğunu kabul etmek hatta önündeki engelleri kaldırmak girişimcilere düşmektedir. Kurumsal bir firma bunu kendisine politika olarak benimsediği takdirde değerlendireceği ilk şey, insanların yetenek ve beyin yapısıdır. İnovasyon; girişimciliğin önündeki siyasal, sosyal ve ekonomik, yönetimle ilgili engellerin kaldırılması ya da mümkün olmasa bile en aza indirilmesiyle başarılabilecek bir olgudur. Girişimciliğin elde edilmesiyle motoru rekabet ise rekabette inovasyonun nedenidir. Girişimcilik ve rekabet hürriyetçi bir ortamda gelişir. İnovasyonun gerçekleşebilmesi için gerekli sosyal ve ekonomik şartlar olarak düşünecek olursak, birinci grup şartlar:1-Yaşam hakkı, 2-Mülkiyet hakkı,3-İfade etme hakkı,4-Seçme ve seçilme hakkı, 5-Öz yönetim hakkı gibi sayabileceğimiz hakların tanınmasıyla gerçekleşir. İkinci grup şartları da 6-Hızlı karar vermede başarı,7- Piyasaya yakınlık,8- Teknolojiye yatkınlık,9-Uygun çevreye yakın olma,10-Bilgiye yakınlıktır. 3.3.GeliĢmiĢ ve GeliĢmekte olan ülkelerde Ġnovasyon Güney Kore gibi gelişmiş ülkeleri yakalama yolunda önemli mesafeler katetmiş ve katetmekte olan ülkelerin ortak özelliği, ekonomik ve sosyal politikalarının odağına innovasyonu yerleştirmişlerdir. Güney Kore, Finlandiya, Malezya, İrlanda, Tayvan ve Singapur gibi örnekler, refah toplumu oluşturmanın innovasyonla mümkün olduğunu kanıtlıyorlar. Çin ve Hindistan da aynı yolda emin adımlarla ilerliyor. Güney Kore, OECD ülkeleri arasında GSMH bazında Ar-Ge için en çok pay ayıran ülkelerden biridir. Fakat hükümetin Ar-Ge paylaşımındaki rolü düşüktür. Bu doğrultuda finans ve performans sağlama özel sektörün elindedir. Tayvan, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki ekonomik yapılanma sürecinden başlayarak, KOBİ odaklı büyüme stratejisi uygulayarak, bu yolda ilk adımlarını attığı 1950'lerdeki 900 Dolar'lık kişi başına düşen milli gelirini bugün 25 bin Dolar'ın üzerine çıkardı. Tayvan ekonomisinin belkemiğini innovasyona dayalı KOBİ'ler oluşturur. 1998'deki Asya krizinde bile rekabet güçlerini kaybetmeyen bu KOBİ'ler, innovasyon odaklı büyüme stratejisinin sağlamlığının bir göstergesidir. Çin, oyuncak, ayakkabı, hırdavat, daha sonra tekstil ve hazır giyim, günümüzde de otomotiv yan sanayi ve elektronik sektörleri üretimin hızla Çin'e kaydığı sektörler oldu. Hindistan da özellikle hizmet sektörlerinde çok önemli mesafeler kat etmekte. Dünya nüfusunun yarısını bünyesinde barındıran Asya kıtasının geleceğe damgasını vuracağını gösteriyor. Dünya Ekonomik Forumu'nun yaptığı araştırmalara göre son yılların rekabet gücü en yüksek ülkesi Finlandiya. Bu ülke, innovasyona yaptığı yatırımla, güçlü bir ekonomi ve hayat standartları yüksek bir toplum oluşturmayı başardı. Fin hükümeti, yaklaşık çeyrek asır önce innovasyona büyük kaynaklar ayırmaya ve innovasyonu teşvik eden bir ortam oluşturmaya başladı. Bu yatırımlar, ekonomik durgunluk dönemlerinde bile hız kesmedi. 1990'ların başında yaşanan ve işsizliği yüzde 20'lere tırmandıran krizin etkileri de bu sayede atlatıldı. Krizden hemen sonra kapsamlı bir eğitim ve araştırma programı başlatıldı. Böylelikle tarım 10 ve ormancılığa dayalı ekonomi, yerini sanayiye dayalı ekonomiye, ardından da innovasyon ekonomisine bıraktı. 2000'li yıllarda, bilişim teknolojileri Fin ekonomisinin öncü sektörü haline geldi. 1985'lerde 10.000 Dolarlar civarında olan kişi başına düşen milli gelir, üç mislinden fazla artış gösterdi.138 yıl önce araç lastiği ve bot üretmek üzere kurulan Nokia, innovasyon açısından büyük başarılara imza atarak, mobil iletişim devi haline geldi. İsveç'i 100 yıldan kısa bir süre içinde, bir buz çölünden ''endüstri ötesi ülke'' haline getiren faktörün belli başlı 50 adet innovatif icat olduğu, bir Yunanlı doktora öğrencisinin teziyle kanıtlanmıştır. 2000-2002 yılları arasında OECD ülkeleri çapında Ar-Ge alanındaki devlet harcamaları gayri safi millî harcamalar içindeki payı % 0,63’ten % 0,68’e yükselmiştir. 2001 yılından beri teröre karşı savunma yatırımlarının desteklenmesi nedeniyle ABD’deki özel sektör Ar-Ge harcamaları geriledi. Buna karşın Japonya’da 2000-2003 yılları arasında Ar-Ge yatırımlarında büyük bir artış gözlendi. Japonya’nın Ar-Ge yatırımlarının gayri safi millî harcamalar içindeki payı bu yıllar arasında % 2,12’den % 2,32’ye yükseldi. Avrupa Birliği ülkelerinde ise küçük ölçekte artışlar gözlendi. 2002-2004 arasında Belçika, İrlanda ve Norveç’in yeni vergi teşvik programları uygulamasıyla Ar-Ge için vergi teşvikleri kullanan OECD ülkelerinin sayısı 18’e çıktı. İngiltere’de de küçük firmalara uygulanan programlar tamamlanarak büyük firmalar için vergi teşviki getirildi. 2004 yılından itibaren gittikçe artan bir trendle önem kazanan pazarlardan birisi de teknoloji lisanslama olmuştur. Lisanslama, icatları en iyi şekilde ticarileştirebilecek olanların eline vererek onların yaratıcı yenilik süreçlerinin verimliliğini arttırmıştır. Toplam patent izin ve ruhsatlarının önemli ve artan bir oranını uluslararası lisanslama oluşturmakta olup dünya çapındaki alımlar 2004 yılında 100 Milyar $’ı aşmıştır. Lisanslama, icatların yaygınlaşması ve bunları izleyen yeniliklerin OECD bölgesinde 1996 yılında 468 Miyar $ olan Ar-Ge harcamaları 2006 yılına gelindiğinde 818 Milyar $’a tırmanmıştır. Artış 2001-2006 yılları arasında yavaşlasa da 1996’dan 2006 yılına kadar hükümetlerin Ar-Ge harcamaları yıllık % 4,6 artış göstermiştir. Yine 2006 yılında dünyadaki Ar-Ge ve innovasyon piyasası incelendiğinde Ar-Ge ve inovasyonun küresel dağılımında değişiklik olduğu görülmüştür. Özellikle Çin’in Ar-Ge ve innovasyon harcamaları 2001 yılından 2006 yılına % 19 artış göstererek 86,8 Milyar $’a ulaşmıştır. Çin’le beraber Güney Afrika, Rusya, Hindistan gibi ülkelerde de 2005-2006 yıllarında Ar-Ge yatırımlarında artış olmuştur. Japonya ve ABD yine Ar-Ge harcamalarında küresel ölçekte başı çekmektedir. 2005 verilerine göre OECD’nin üç ana bölgesi ele alındığında; Ar-Ge harcamalarının % 35’inin ABD’ye, % 14’ünün Japonya’ya, % 24’ünün AB’ye ait olduğu görülmektedir. 2005 yılından itibaren hükümetlerin innovasyon konusunda dolaylı yardımlara yöneldiği görülmektedir. Buna göre 21 OECD ülkesi Ar-Ge yapan şirketlere vergi indirimine gitmiştir. Türkiye de bu indirimleri uygulayan ülkeler arasında bulunmaktadır. Özellikle KOBİ’ler ArGe sübvansiyonlarından yararlanmıştır. 2010 yılına gelindiğinde ekonomik krizin etkilerinin sürdüğü görülmektedir. Bu krizden hızlı, sürdürülebilir ve kalıcı bir çıkış arayışında olan ülkeler için bilim, teknoloji ve innovasyonun harekete geçirici ve ivme kazandırıcı bir etki yaratması beklenmektedir. Fakat bu aşamada krizin bilim, teknoloji ve innovasyon politikaları üzerindeki etkileri de önem kazanmaktadır. Brezilya, Çin, Hindistan, Rusya ve Güney Afrika gibi yükselen ekonomilerin bu alanlardaki eğilimleri küresel etkiler yaratmaktadır. 2007-2008 yıllarında OECD bölgesinde Ar-Ge harcamalarındaki reel büyüme yavaşlayıp % 4’ün üzerindeki bir seviyeden % 3’e düşmüştür. Aynı düşüş patent sayılarında da yaşanmıştır. Buna karşın tüm OECD ülkelerinde bilimsel makale sayılarında 1998 ile 2008 yılları arasında artış olmuştur. 11 4. Türkiye’de Ġnovasyon çalıĢmaları Ar-Ge inovasyonun olmazsa olmaz aşamasıdır. Ülkemizde inovasyona yönelik ilk çalışmalardan bahsetmek gerekirse; Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (1996-2000) ilk sırada yer alacaktır. 1997 yılında Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu İnovasyonu odak alan bir politika izlemeye başladı. 2006 yılında İnovasyon Stratejisi ve Eylem Planını hazırlaması, İnovasyon Gücümüzün artırılması açısından güzel bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Tübitak’ın araştırmayı destekleyen programlar yürütmeye başlaması, patent teşvikleri önemli adımlar arasında yer alabilir. Ancak Ar-Ge sonuçlarının da inovasyona dönüştürülmesi için bazı şartların sağlanmış olması gerekir; ilgili firmanın “çevresiyle ilgili” olması gerekir, teknolojik gelişmenin önemini anlamış olması gerekir, girişimci olması gerekir. Yeni teknolojileri kullanarak kendi içinde yenilikler yaratmak da inovasyondur, yeni teknolojiler üreterek ekonomik ve toplumsal faydaya dönüştürmek de. Bu kavramları birbirinden ayrı düşünmek mümkün değildir. 2009 yılı itibariyle gayri safi yurtiçi hâsılasının (GSYH) yüzde 0,85'ini AR-GE harcamalarına ayırırken bu oranın AB ortalaması yüzde 2 düzeyinde bulunuyor. Gerek kurumlar olarak gerekse üniversiteler ve işletmeler olarak, Ar-Ge, inovasyon, patent, marka ve özgün tasarımlar üzerine daha fazla yoğunlaşmak gereklidir. Ülkemizde 2008 yılında Cumhuriyet tarihimizde ilk defa patent ve faydalı model başvurusunda 10 binin üzerine çıkılmıştır. 2009 yılında küresel ekonomik krizin etkilerine rağmen yine 10 binin üzerinde başvuru vardır. Ülkemiz de marka ve endüstriyel tasarım başvurularında çok daha olumlu bir tablo söz konusudur karşı karşıyayız. Son birkaç yıldır ülkemiz, Avrupa’da en çok marka ve tasarım başvurusunun yapıldığı ilk üç ülke arasında yer almaktadır. 2009 yılında 70 binin üzerinde marka başvurusu ve 27 bin dolayında endüstriyel tasarım için TSE’ye başvuru yapılmıştır. 4.1.Yasal desteklemeler 4.1.1 4691 Sayılı kanun kapsamında teknoloji Geliştirme Bölgeleri Bu Kanun ile üniversiteler, araştırma kurum ve kuruluşları ile üretim sektörleri arasında işbirliği sağlanarak. Bu kanun kapsamında Temmuz 2009 tarihi itibariyle 34 adet Teknoloji Geliştirme Bölgesi (Ankara 6 adet, İstanbul 4 adet, Kocaeli 3 adet, İzmir, Konya, Antalya, Kayseri, Trabzon, Adana, Erzurum, Mersin, Isparta, Gaziantep, Eskişehir, Bursa, Denizli, Edirne, Elazığ, Sivas, Diyarbakır, Tokat, Sakarya, Bolu ve Kütahya illeri) kurulmuştur. Söz konusu bölgelerde; firma sayısı 1.176’ya, istihdam edilen personel sayısı 11.779’a, tamamlanan proje sayısı 5.065’e, üzerinde çalışılan proje sayısı3.653’e, ihracat 540 Milyon ABD dolarına, yabancı firma sayısı 32’ye, bu firmalarca yapılan yatırım tutarı 450 milyon ABD. Dolarına ve alınan patent sayısı ise 237’ye ulaşmış bulunmaktadır. 4691 Sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu ile Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde yer alarak faaliyette bulunan gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin, münhasıran bu bölgelerdeki yazılım ve Ar-Ge faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları gelir ve kurumlar vergisinden müstesna edilmiştir. 4.1.2 5746 Sayılı kanun kapsamında; Ar-Ge merkezi, Teknogirişim sermaye desteği Bu Kanunun temel amacı ülkemizin, uluslar arası rekabet gücünün artırılmasını, yenilikçilik kapasitesinin geliştirilmesini ve dünyadaki gelişmelere uygun bir sanayi altyapısının oluşturulmasını teşvik etmektir. 12 Rekabet Öncesi İşbirliği Projeleri 5746 Sayılı “Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun” kapsamında yer alan; Ar-Ge Merkezlerinin kurulması, Rekabet Öncesi İşbirliği Projelerinin değerlendirilmesi, Teknogirişim Sermaye Desteğinin verilmesi ile ilgili faaliyetler de Bakanlıkça desteklenmektedir. Ar-Ge Merkezleri 5746 Sayılı Kanunun Ar-Ge Merkezi Belgesi kapsamında sağlanan teşvik ve muafiyetler, ülkemizde Ar-Ge payının artırılmasında büyük katkısı bulunan bu işletmeler için büyük önem arz etmektedir. Zira ülkemizin Avrupa Birliği sürecinde yaptığı anlaşmalar çerçevesinde Gayrı Safi Yurt İçi Hâsılasından Ar-Ge’ye ayırdığı payın 2012 yılına kadar yüzde 2’ye çıkarılması ve bu payın en az yüzde 1’inin özel sektör tarafından karşılanması gerekmektedir. Bunun yanında, bu teşvik yabancı yatırımcıların da Ar-Ge Merkezlerini ülkemize yönlendirmeleri ve ülkemizin bölgede Ar-Ge üssü haline gelmesinde büyük rol oynayacak bir mekanizmadır. Söz konusu kanun kapsamında Ar-Ge Merkezlerinin kurulmasına yönelik olarak toplam 67 başvuru alınmıştır. Başvurulardan 53’ü kabul, 4’ü ret ve 2’si değerlendirmeye alınmamış olup, 8’i ile ilgili de değerlendirme çalışmaları sürdürülmektedir. 5. Sonuç ve öneriler Makaleden de anlaşılacağı gibi; firma açısından rekabet etme yeteneğinin inovasyon ile sağlanabileceği kesin olarak belirlenmiştir. Firma, istihdam kapısı demektir. İstihdam ise ülke kalkınmasının en önemli sorunudur. Firmayı canlı tutmak, faaliyetinde devamlılığını sağlamak istihdamı sürdürebilme başarısını göstermektir. Firmaların; dış nedenlerden dolayı faaliyetinin kötüleşmesi, ekonomi yönetimindeki karar birimlerini denetim mekanizmalarının çalışmamasından kaynaklanmaktadır. Eğer firma, standartlar doğrultusunda devam edebilseydi sorun olmayacaktı. Standartlar ise önceden belirlenmiş kriterlerden ibarettir. Bu kriterler, firmanın yaşama kalitesini de ortaya koyan kriterlerdir. Firmanın yaşama kalitesi de o firmadaki inovasyon faaliyetlerinin varlığıyla ilgilidir. İnnovasyonun gerçekleştirilmesi konusunda çağın teknolojik imkânlarına ulaşmak şarttır. Bilişim ve iletişim teknolojilerinin toplum hayatına etkileri asla göz ardı edilmemelidir. Bilimsel araştırmalar ve pazarlamada yeni teknikler, yeni makineler, donanımlar, üretim ve dağıtım sistemleri işletme, iletişim ve kamu yönetimi bahsedilen teknolojilerle yeni bir dalga oluşturmuştur. Firmalar bunlardan geri kaldığında hızlı bir çöküş sürecine girerler. Tekelci rekabet artık günümüzde geçerliliğini yitirmiştir. Rekabet anlayışını değiştirmek kaçınılmaz hale gelmiştir. Yeni pazarlar yeni istihdam alanlarını da beraberinde getirmiştir. Üretim hızla uluslararasılaşma, liberal bir dış ticaret ve küresel haberleşme yeni iş alanları, kalifiye beyin gücünün istihdamını gerektiriyor. Bu açıdan eğitim sisteminin baştan sona yeniden yapılandırmaya ihtiyacı vardır. Sonuç olarak; innovasyon ve içeriğindeki teknolojik yenilikler toplumu statik halden dinamik bir yapıya dönüştürüyor. Ekonomi- teknoloji ilişkisinin yeniden incelenmesi ve «Solow Paradoksu» denen verimliliğin yavaş artışı; üretim, tüketim, çalışma saatleri, sağlıklı yaşam süresi gibi önemli yapısal değişikliklerle dışsal değil ekonomide içsel bir dinamik unsur olduğunu ortaya koymuştur. 13 KAYNAKLAR 1BASALLA, George, Teknolojinin Evrimi, TÜBİTAK. Semih Ofset, Ankara,12. Basım, 2004,s:164 2- DICKSON, David; “Alternatif Teknoloji” Ayrıntı Yay. İst.;1992,s:42 3ERKAN, Hüsnü; Bilgi Toplumu ve Ekonomik Gelişme, Türkiye İş Bankası yay. Yayın No:326;1994,s:117 4FREEMAN, Chris- SOETE Luc,; “The Economics of Industrial Innovation” TUBİTAK Yay.;3. Bsk., Ank. 2003. 5- FUKUYAMA, Francis ; “Tarihin Sonu ve Son İnsan” Gün Yay. İst. 1999.,s; 90 6- ROSENBERG, Nathan, “On Techonological Expectations” Economic Journal Valume 86, İssue 343 Set.1976,523-535, SCHUMPETER, Joseph,”The Instability of Capitalism” The Economic Jurnal. Vol. 38, No.151(Sep.,1928),pp-361-386,httb://www.jstor.org/stable/222415. 7- SOLOW, R.M. (1957) “Technical Change and the Aggregate Production Function” Review of Economics and Statistics, 39, 312-320. 8- Solow, R.M. (1956) “A Contribution to the Theory of Economic Growth” Quarterly Journal of Economics, 70, 65-94. 9- 10- www.musiad.org.tr/img/yayinlarraporlar/cerceve 52.01 1112- TÜİK, Ar-Ge Faaliyetleri Araştırması, 2009 www.oecd.org/ff/?404;http://www.oecd.org:80/edu/eag20 14
Benzer belgeler
PDF ( 8 ) - DergiPark
değiştirmektedir. Fiziksel güç yerine beyin gücü söz konusudur. Toplum bilgisayar,
enformasyon, bilimsel bilgi, ileri teknolojideki hızlı ilerlemeler sayesinde hızlı bir değişim
yaşamaktadır. Bilgi...