İndir - Ayrıntı Dergisi
Transkript
İndir - Ayrıntı Dergisi
ÖZET: Göller Bölgesinin tarihe ışık tutan ilçelerinden olan Gölhisar, tarih ve kültür yapısıyla dikkat çekiyor. İlçe halkının kültür ve gelenekleri, eğitimde yakalanılan başarı, doğası, turizminin yanı sıra Gölhisar Kibyra Antik Kentiyle de anılıyor. Gölhisar Belediye Başkanı Veli Cantilav ile yaptığımız söyleşide hem ilçeyi daha iyi tanıdık ve hem de ilçenin vitrinindeki özellikleri öğrendik. Belediye Başkanı Veli Cantilav: “Gölhisar’ın çok canlı bir sosyal hayata sahip olmasında sulama barajının, gölünün, yaylalarının ve piknik yerlerinin önemi kuşkusuz çok büyüktür. Buralara dinlenme ve gezi amacıyla gelenler kısa sürede yöre insanıyla kaynaşır. Yaylalarımız yoğun iş ve günlük yaşam mücadelesinde yorulan beyinlerin, sahilin sıcaklarından kavrulan bedenlerin buluştuğu yerlerdir. Gölhisar adını göllerden almıştır. Önceden bu alan büyük ölçüde gölmüş. Bayram ve mezarlık ziyaretleri, yağmur duaları da kültürümüzün bir parçasıdır. Amacımız geçmişin mirasını koruyarak otantik kültürel yaşamını her alanda devam ettirmektedir. Burdur’un ikinci büyük ilçesidir. Gölhisar’ımız; Batı Torosların eteklerinde Dalaman Çayı’nın su toplama havzasında kurulmuş ve 1953 yılında ilçe olmuş, Fethiye-Pamukkale tur yolu üzerindedir.” dedi. Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 42 ABSTRACT: Gölhisar, as one of the casting towns on the Lakes Region, attracts with its historical and cultural structure. The town is famous for the public culture and traditions, the success in the education, nature, tourism and Kibyra ancient city. In the interview with Veli Cantilav the Mayor of Gölhisar; we have both familiarized with the town and learnt the features of the town on the display. Mayor Veli Cantilav reports “The dam, lake, uplands and picnic sites have been for sure effective on the dashing social life of Gölhisar. The people visiting here to tour or to rest soon join with the local people. Uplands are the place where the brains tired of heavy work and daily life and the bodies scorched on hot beaches meet. Gölhisar is named after the Lakes. In the past this area was mainly lake. Festival and graveyard visits and rain prayers are a part of our culture. Our goal is sustaining the cultural life with all its aspects by protecting the past heritage. It is the second biggest town of Burdur. Gölhisar is located on the basin of Dalaman River on the lower slopes of West Taurus; it has been a town in 1953, it is on the tour way between Fethiye and Pamukkale.” Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 21 GÖLHİSAR DEMEK TARİH DEMEKTİR Cemalettin BEKTAŞ Gölhisar ilçesi tarih ve kültür birikimiyle bölgenin parlayan yıldızı. Gölleri, Çörek Otu Kahvesi, et kavurması, Antik Kent olan Kbyra’sıyla adından sıkça söz ettiriyor. Gölhisar, eğitim konusundaki başarılarıyla son yıllarda da gündemde. Gölhisar Belediye Başkanı Veli Cantilav’ı ziyaret ettiğimde, bire bir Gölhisar’lıymışım gibi sohbet etme imkânı buldum. İlçenin esnafları, vatandaşları, yöneticileri hakkında önbilgi sahibi olduğum için keyifli bir sohbet ortamı oluştu. Buradaki dikkatimi çeken konuların başını vatandaşların hayırseverliği çekti. Eğitim kurumları, kurslar ve konferanstoplantı salonları için çok büyük paralar bağışlanmasa da; kum, inşaat malzemesi, küçük miktarda paralar, arsasındantarlasından gönüllü olarak yer bağışlayanlar Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 22 ve hatta keçisini koyununu veren kişiler bile var. Gölleri, barajları, göletleri, içme suyu rezerviyle ortalamaların çok üzerinde bulunan Gölhisar’ın ekonomisini, tarım ve hayvancılıkla uğraşanların paraları oluşturuyor. Belediye Başkanı Veli Cantilav, Türkiye’deki İkinci Efes antik kenti olma özelliğini taşıyan Kbyra hakkında ayrıntılar da verdi. Kbyra ziyaretimde karşılıklı değerlendirme de yaptığım Kbyra Kazı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Şükrü Özüdoğru, bizi tam anlamıyla zaman yolculuğuna çıkardı. Bu antik kentin, eski zamanlarda bölge adalet sarayı olduğu, İzmir’de dâhil Afyon, Muğla, Aydın gibi illerin mahkemelerinin Kbyra’da görüldüğü oldukça fazla dikkatimi çekti. Burada, yapılış özelliği açısından kapalı, tüm Dünyada tek olma özelliğine sahip Medusa’yı bir kez daha görürken, Geç Roma Dönemi Hamamı ve mozaik işlemeli yürüyüş yolları da oldukça çok merakımı uyandıran şaheserler oldu. Medusa’nın bir özelliği nereden bakarsanız bakın, her açıdan sizinle göz temasını kurması. Dev sütunlar ve o koca kolonları oluşturan devasa taşlara bakarak uzun süre düşündüm… Bu koca taş bloklar dağın yamacına o dönemde nasıl getirildi ve burası hangi teknolojiyle yapıldı? Başkan Veli Cantilav’a Gölhisar’ın özelliklerini, ilçenin geleceğini nerede gördüğünü, gölleri ve barajları sordum. Tarihte Gölhisar’ın nasıl bir yerleşim birimliği yaptığı, coğrafi olarak bulunduğu düzlemiçukuru, rakımını, el sanatlarını, ilçedeki tarım ve hayvancılık faaliyetlerini, eğitimde ve sınavlar sonucunda Gölhisar’ın durumunu Başkan Cantilav’a soru olarak yönelttim. -Sayın Başkan, ilçenizin ana özelliklerini kısaca sıralayabilir misiniz? Veli Cantilav: Burdur’un ikinci büyük ilçesidir. Gölhisar’ımız; Batı Torosların eteklerinde Dalaman Çayı’nın su toplama havzasında kurulmuş ve 1953 yılında ilçe olmuş, Fethiye-Pamukkale tur yolu üzerindedir. Antalya, Muğla, Denizli ve Burdur illerinin aritmetik ortasında yer alan ilçemiz, İç ve Orta Anadolu ile Ege’yi birbirine bağlayan konumuyla tarih boyunca canlı bir siyasi kimliği temsil etmiştir. Gölhisar 2 belde ve 11 köye sahiptir. Geçen yılki sayımlara göre İlçemizin nüfusu 22.057 dur. İlçe halkımız misafirperverliği ile anılmaktadır. Buranın meşhur çörek otu kahvesi var. Gelen misafirlerimize bu kahvemizden takdim ederiz. Ve misafirlerimiz de takdir ederler. Bu kahvemizin patentini almaya çalışıyoruz. Yemek kültürü olarak da et kavurmamız meşhurdur. Kbyra Antik Kentimiz ve bunun yanında o yolun yukarısında da Böğürdelik Yaylamız var ki Gölhisar’ımızın su ihtiyacının büyük bir kısmını bu yaylamız karşılamaktadır. Eski zamanlarda 100 bin- 150 bin kişinin içme suyu da yine bu Böğürdelik Yaylamız sağlanmış. Daha yukarısında da Kocayayla bulunmaktadır. Kocayayla, Mayıs ayına kadar göl olur. Geniş bir gölalanı var, Mayıstan sonra da o göl çekilir. Kocayayla’nın arka tarafında da Denizli’nin köyleri vardır. Gölhisar adını göllerden almıştır. Önceden bu alan büyük ölçüde gölmüş. Bunlara ek olarak Gölhisar’ımız kültür ve eğitim kentidir. İlçemiz eğitimde markadır. Farkımız burada 2 bin tane üniversite öğrencimizin olmasıdır. Bu 2.000 çocuk bizim kültür elçilerimizdir. Burdur’da eğitimin kalitesini artıran ve çıtasını yükselten Gölhisar’ımızdır. Hayırseverimiz de çoktur. Vatandaş ve hayırsever işbirliği, dayanışması vardır. Benim belediye başkanlığı yaptığım 4 senelik dönemimde vatandaşlarımız Sağlık Meslek Yüksek Okulu’nu yaptırdı, Sağlık Meslek Lisesi yaptı, Anadolu Lisesi yaptırdı, Mehmet Akif Ersoy Konferans Salonu yapıldı, İmam Hatip Lisesi’nin inşaatı sürüyor, yeni yurt da yapılıyor. Vatandaşlarımız, ilçemizdeki pek çok eğitim kurumunun yapılmasına destek verdi. İlçemizin özgün olan özelliği eğitime verdiği destektir. Burada büyük işadamımız yoktur ve vatandaşlar para verir, keçi verir, diğeri toprak- kum verir yani binalarımız böylelikle yapılmaktadır. Şu anda da Cami yaptırıyoruz, emekli Yazı İşleri Müdürümüz Mustafa Bey bu camiyi yaptırmaktadır. Gölhisar’ımız Tarihi Kentler Birliği üyesidir. Aynı zamanda da Turizme Dönük Belediyeler listesindeyiz. Gölhisar demek tarih demektir. Kbyra’daki Sayın Şükrü Özüdoğru da asgari şartlar altında Gölhisar’ımıza muazzam hizmetler veriyor. 2016 yılında Gölhisar’ın şekli başka olacak, 2020 yılında da bambaşka olacak. -Sayın Cantilav, eğitim dediniz, tarih dediniz, hayırsever dediniz. Ama biz sizden ilçeniz Gölhisar hakkında ayrıntılı olarak bilgi alabilir miyiz? Veli Cantilav: Az önce de kısaca bahsettiğim gibi ilçemizin pek çok kültürel özellikleri de vardır. Adının nereden geldiği, benim belediye başkanı olarak Gölhisar’ın geleceğini nerede gördüğümü kısaca anlatayım. Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 42 Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 23 Gölhisar, Akdeniz Bölgesi’nin Göller Yöresindedir. Burdur ilinin ikinci büyük ilçesidir. Batı Toroslar’ın eteklerinde Dalaman Çayı’nın su toplama havzasında kurulmuş; 1953 yılında ilçe olmuştur, Fethiye-Pamukkale tur yolu üzerindedir. Güre Dağları’nın Güney yamaçları halk arasında Gölhisar Çukuru olarak anılan bitek ovanın kenarındadır. Antalya, Muğla, Denizli ve Burdur illerinin aritmetik ortasında yer almaktadır. İç ve Orta Anadolu ile Ege’yi birbirine bağlayan konumuyla tarih boyunca canlı bir siyasi kimliği temsil etmiştir. Gölhisar 2 belde ve 11 köye sahiptir. 2012 Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre İlçe nüfusu 22.057 dur. Gölhisar İlçe merkezi nüfusu 14.523’tür. Nüfusun % 65,84’si ilçe merkezinde, % 34,16’si ise belde ve köylerde yaşamaktadır. Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 24 57.500 hektar yüzölçümüne sahip ilçenin % 63’ü ormanlarla kaplıdır. Rakımı 945 metredir. Konumu itibarı ile geçiş bölgesinde bulunan Gölhisar, Akdeniz iklimi ile karasal iklim arasında değişken bir yapıya sahiptir. Mevsimsel geçiş iklim tonları az olup rakımsal özelliğine bağlı olarak Gölhisar Çukuru’nun kışın rüzgârsız ve sıcak mikro klima özelliğe sahip olduğu, yazı ise karasal rüzgâr döngülerine bağlı olarak serin olması bölgenin ve ilçenin değerini arttırmaktadır. Korkuteli-Acıpayam arasındaki yoğun oksijenli bölgenin ortasında olması iklimsel değerini arttırmaktadır. Etrafını çepeçevre saran dağları; makiliklerden sonra karaçam, kızılçam, sedir, ardıç, akçaağaç ve meşeliklerle kaplıdır.Böğrüdelik, Kocayayla, Kozpınarı, Armutlu ve Yusufça Yaylaları önemli yaylalarıdır. Yaylalar diyarı olan Gölhisar, yaz aylarında sıcaktan ve şehir gürültüsünden bunalan insan- lara kucak açmaktadır. 2009 yılından itibaren özellikle Antalya, Denizli ve Muğla illerinden yaylalarımıza turlar düzenlenmektedir. Gelecekte yayla turizminin merkezi olacak konumdadır.İlçe merkezi ve köylerinde el sanatlarının en güzel otantik örnekleri var olmakla birlikte halen yapılmaktadır. Gölhisar, yemek kültürü bakımından et yemekleri başta olmak üzere önemli bir zenginliğe sahiptir. GÖLHİSAR’IN TARİHİ Selçuklu ve Osmanlı Dönemi: Moğol baskısından kaçıp Anadolu’ya gelen Türk Boyları boylar halinde yerleşmeye başlamışlardır. Gölhisar ve çevresine ise Türk Oymak ve Boyları, ikinci Türk göçünden sonra yerleşmeye başladılar. III. Kılıç Aslan Isparta’yı aldıktan sonra ve 1205’de Gölhisar’ı içine alan havaliyi ele geçirmesinin ardından Hamit Bey idaresindeki Türkmenleri buralara yerleştirmiştir. Seyyah İbn-i Batuta 1333’de, babasının sağlığında İshak Bey’in biraderi Mehmet Bey’in Gölhisar Bey’i bulunduğunu yazmaktadır. 1391’den sonra Osmanlı hâkimiyetine giren Gölhisar, Anadolu Beylerbeyliğinin merkezi olan Kütahya’ya bağlandı. Türkiye Selçukluları ve Hamitoğulları döneminde Anadolu’daki yerleşim birimleri içerisinde önemli ahi merkezlerinden birisi olan Gölhisar’ın bu önemini yitirmeye başladığına tanık oluruz. AHİLİK VE EL SANATLARI Gölhisar’ın ahilik merkezi olması gelişmiş bir şehir kültürüne sahip olduğunun kanıtıdır. Bugün bile çevre ilçeler arasında canlı bir soysa-kültürel yaşama sahiptir. Gölhisar’da dokunan halı ve kilimler, Hamitoğulları döneminde Halep’te aranan ve her zaman müşterisi bulunan ürünlerdi. Gölhisar kalesi ve etrafındaki yerleşim yerleri üç mahalleden oluşurdu. Gölhisar kazası, XVI. yüzyılda bu günkü Gölhisar, Altınyayla (Dirmil), Çavdır, Söğüt, Tefenni ve kısmen Karamanlı taraflarını kapsayan geniş bir alana sahiptir. Hatta XV. Asırda Karaağaç-ı Gölhisar ismiyle bir nahiye durumunda olan, günümüzdeki Acıpayam ilçesi de Gölhisar kazasına bağlıdır. XVI. yüzyıldan sonra Gölhisar’da oldukça sönük bir hayat geçer. Bu durum Gölhisar’ın merkezi özelliğini yitirmesine neden olur. Zamanla Gölhisar’ın idari ve ekonomik olarak bağladığı Karaağaç (Acıpayam), Tefenni ve Irla (Yeşilova) birer birer ayrılırlar. Gölhisar’ın önemini yitirmesinden dolayı yönetim merkezi Dengere’ye taşınmıştır. Gölhisar, merkezi Kütahya olan Anadolu Beylerbeyliğine bağlılığı 1839’a kadar sürer. 1850 yılına kadar Burdur ile birlikte Konya Vilayetinin Isparta Kaymakamlığına bağlanır. 1851’de Gölhisar (Armutlu) kaza merkezi olur. 1853 yılında Armutlu Nahiyesi ve Horzum Köyü birleştirilir.1867 idari ıslahatında Tefenni’ye bağlı nahiye durumuna getirilir. 86 yıl nahiye olarak kalan Gölhisar, Horzum ve Armutlu Köyleri birleştirilerek 1953 yılında ilçe yapıldı. Bölgenin Osmanlı’ya katılımı bütün Batı Akdeniz gibi iki defa olmuştur. Şöyle ki; Yıldırım Beyazıd’ın Anadolu Türk Birliğini sağlamasından sonra 1402 yılında meydana gelen Ankara Savaşı’ndan sonra beylikler tekrar kurulmuş ve arkasından bölgenin tekrar Osmanlı hakimiyetine geçmesinden sonra Gölhisar’ın 1391’de Kütahya’da bulunan Anadolu Beylerbeyliğine dahil olduğunu görmekteyiz. Gölhisar 1790 yılına kadar bağlı bulunduğu yerleşim merkezleri içerisinde en çok nüfusu barındıran ve devlete en çok vergi veren yerdir. 1590’lara kadar tapu tahrir defteri kayıtlarına göre nüfusun üçte bir yörüklerden oluşurdu. ‘Transhumans’ halindeki yörük grupları Tefenni, Irla ve Gölhisar arasında dolaşırlardı. En önemli yörük grubu Ali Fahrettin Cemaati, Tonbadin Cemaati, Tirkemiş Cemaatidir. Gölhisar’a yakın en yoğun yörük yerleşimi o dönemler Megri’ye (Fethiye) bağlı olan Pırnaz Nahiyesidir. Hamit Livası’nın; Eğridir’den sonra en fazla köyü olan yerleşim yeri “Mufassal Tahrir Defterlerine göre” Gölhisar’dır. Kbyra antik şehrinden sonra önemli tarihi eserler ise şunlardır; Yusufça Beldesi’nde 5 ve 6. yüzyıla ait Yusufça Erken Bizans Kilisesi, Gölhisar merkezde 1880 yılında yapılan Hacı Hasan Cami ve 1800’lü yılların sonunda yapılan Eski Gölhisar Evleri ayrı bir önem taşır. GEÇİM KAYNAĞI TARIM, HAYVANCILIK İlçe halkını % 85’i tarımla uğraşmaktadır. Hayvancılıkta, süt inekçiliği ön plandadır. Orman arazileri, çayır ve meralarında, sıkça koyun, keçi sürüleri mevcuttur. Çok verimli sulanabilir durumdaki arazilerinde çeşitli tarla bitkileri üretimi, sebzecilik ve meyvecilik yapılır. Son yıllarda seracılık gelişme göstermektedir. En çok yetiştirilen bitkiler arsında buğday, şekerpancarı, anason, haşhaş, havuçtur. Bunlar ekonomik değeri yüksek tarımsal ürünlerdir. Elma ve kiraz bahçeleri Gölhisar’ın güzelliğine güzellik katan tarımsal faaliyetlerdir. İlçede sanayi sektörü yeterince gelişmemiş olmakla birlikte ağaç işlemeciliğine dayalı kerestecilik, mutfak mobilya imalatı ve PVC plastik kapı pencere imalat montajcılığı yaygın durumdadır. Bu sektörlerde çevre il ve ilçelere de hizmet vermektedir. EĞİTİMDE BAŞARI Hem üç coğrafi bölgenin kesiştiği noktada olması hem de civar yerleşim yerleri içinde en merkezi yer olup, yoğun nüfusa sahip olması nedeni ile eğitim, sağlık, ticaret, alışveriş ve sosyal hayat gibi her türlü aktivite de cazibe merkezi durumundadır. İlçede son yıllarda iki yüksekokulun olması ilk ve orta öğretimde yurt genelinde gösterdiği başarılarla bölgede eğitim kenti haline gelmiştir. Çevre yerleşim birimlerinden eğitim göçü almaktadır. Gölhisar’ın çok canlı bir sosyal hayata sahip olmasında sulama barajının, gölünün, yaylalarının ve piknik yerlerinin önemi kuşkusuz çok büyüktür. Buralara dinlenme ve gezi amacıyla gelenler kısa sürede yöre insanıyla kaynaşır. Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 25 TURİZM FAALİYETLERİ Turizm açısından yerli ve yabancı turistler, yayla turizminde aradıkları her türlü doğal güzellikleri burada bulabilirler. Gölhisar, doğaya uygun motor sporları, doğa yürüyüşleri, konaklama, balık tutma, köylü ile iç içe yaşayarak köy yaşamını tanıma, alış veriş gibi her türlü sosyal ve kültürel etkinliklerin gerçekleştirilebileceği şirin bir ilçedir. DOĞAL GÜZELLİKLERİ- YAYLALARI Gölhisar’ın tarih boyunca sürekli bir yerleşim yeri olarak kalmasında, verimli arazileri ve doğal güzelliklerinin yanı sıra, yaylalarının önemi çok büyüktür. Yayla hayatı bölge halkının vazgeçilmez bir yaşam biçimidir. Batı Torosların en güzel yaylarına sahip ilçemizin başlıca yaylaları; Kocayayla, Böğrüdelik, Kozpınarı, Armutlu ve Yusufça Yaylalarıdır. Armutlu Yaylası’na mayıs ayından başlamak üzere altı ay yayla çadırı kurarak göçüp konaklayanlar var. Yaylalarımızda düzlük alanların etrafı tamamen ormanlarla kaplıdır. Toroslara özgü zengin ve sağlıklı ormanlar karaçam, kızılçam, meşe ve ardıçlardan oluşmuştur.Bölge halkı, haftanın yorgunluğunu ve stresini yaylalar da atmaktadır. Temiz hava, Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 26 serin sular, kirlenmemiş doğa, insanları yaylaya çeker. Hafta sonları şehir içlerinde çok az insan kalır. İlçemize yakın olan büyük şehir insanları da doğal yaşam özlemini bizim yaylalarımızda giderir. Özel araçlarla turlarla hafta sonu ilçemize yoğun akış olur. İlçe halkını misafirperverliği, doğal yöntemlerle yetiştirilen besinler, antik kent ve ulaşımın kolay olması insanları yaylalarımıza yönlendiren diğer etkendir. YAYLA SERİNLİĞİ Yaylalarımız yoğun iş ve günlük yaşam mücadelesinde yorulan beyinlerin, sahilin sıcaklarından kavrulan bedenlerin buluştuğu yerlerdir. Kekik ve ardıç kokularının arasında yaylaların serin sularına doğru bir yolculuk yapmak isteyenler için isabetli bir seçim olmaktadır. Ayrıca yaylalarımızdan ilkbaharda menekşe ve sümbül, yazın ise elduran çayı toplanabilmektedir. Yazın yaylarımızda Gölhisar Belediyesi tarafından yayla şenlikleri yapılmaktadır. Bahar ve yaz aylarında Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü’nün organize ettiği doğayı ve yaşamı destekleyen yürüyüşler düzenlenmektedir. Bölgemizde sedir, karaçam ve ardıç ağaçlar ile endemik bitki türlerinin bulunduğu doğal ortamlara yürüyüşler düzenlenmektedir. İlçemiz sınırları içinde Göcek ve bölgesinde yaşayan Gölhisar’ın Pırnaz köylüleri, Göcek’ten başlayıp Pırnaz’da sona eren 5 günlük yayla ve yörük göçü yürüyüşleri düzenlenmektedir. Atalarının 150 yıl önce at, katır ve develerle geldiği yolları günümüzde yaya olarak yürüyerek geleneği devam ettirmektedirler. GÖLHİSAR GÖLÜ Gölhisar Gölü, Dalaman Çayı su toplama havzasındaki tek doğal göldür. Göl, merkeze 10 kilometre uzaklıkta, Doğu istikametindedir. Koçaş Dağı’nın kuzeyindeki Uylupınar, Yamadı ve Hisarardı köyleriyle sınırdır. Rakımı 900 metredir. Tatlı su gölüdür. Gölün genişliği 7 Kilometre olup, en derin yeri 6 metredir. Gölün doğu kısmında 200 dönüm genişliğinde eski bir kale olan bir yarımada mevcuttur. En derin yeri 10 m civarındadır. Sığ yerlerinde ve kıyılarında bol miktarda kargı ve kamış yetişir. Bu nedenle balık ve göçmen su kuşlarının barınması için çok elverişlidir. Ördek, kaz, karameke ve bunlara benzer 37 tür su kuşuna ev sahipliği yapar. Bunların bir kısmı sürekli gölde yaşar bir kısmı göçmen kuşlarıdır. Yayın, sazan ve tatlı su levreği, başlıca balık çeşididir. 60-70 kilograma kadar ulaşan yayın balıklarına rastlanır. Amatör balık avcılarının sıkça uğradıkları yerdir. Olta ile balık avcılığına çok müsaittir. 4320 dekarlık bir alana sahip Gölhisar Gölü’nde her mevsim kayıkla gezi yapılabilir. Yaylalarla göl arasındaki mesafe yaklaşık 15 kilometredir. YAPRAKLI BARAJ GÖLÜ Yapraklı Barajı, Gölhisar İbecik yolu üzerinde Kısık Mevkii’nde inşa edilmiştir. İnşaatı 1985 yılında başlamış ve 1991 yılında bitirilmiştir. Barajın alanı 6,50 kilometrekaredir, sulamaya kısmen 1993 yılında başlamıştır. Barajın gayesi sulama amaçlı olup, Gölhisar ovasında 7.300 Hektar Acıpayam Ovasında 12.500 Hektar Olmak üzere toplam 19.800 Hektar Araziyi düzenli olarak sulamaktadır. Doğal yapı, görenleri büyüleyecek kadar güzeldir. Yeşil ile mavinin birleştiği yayla havasının hakim olduğu bu güzel barajın etrafı tamamen çam ağaçlarıyla kaplıdır. Gölünde, amatör av merakınızı giderip, soğuk Çatalpınar sularının aktığı mesire yerinde pikniğinizi yapabilirsiniz. Baraj Gölünde sazan ve alabalık üretimi yapılmaktadır. Derin sularında 20 kilogramlık aynalı sazanlara rastlamak mümkündür Yaz mevsimlerinde dinlenme, eğlenme, spor ve benzeri faaliyetler için gelen konakçı ve günübirlikçilerle dolup taşan Yapraklı Baraj Gölü, ülkemizde görülmeye değer nadide bir tabii güzellik diyarıdır. DALAMAN ÇAYI Yöremizin en önemli akarsuyu Dalaman Çayı’dır. Tarihi antik dönemdeki adı İndos’tur. Kaynağını Dirmil, İbecik-Yeşildere çevresinde bulunan dağlardan almaktadır. Gölhisar Ovası’nın içinden geçerek Gireniz içinden bir yay çizerek Dalaman İlçesi sınırlarında Akdeniz’e dökülmektedir. Ege suları ile Akdeniz’in sularını ayıran sınır olmuştur. Çay boyu doğal güzellikleri ve piknik alanlarıyla amatör balık avcılarının uğrak yeridir. KÜLTÜREL DEĞERLERİ Amacımız, yörede kaybolmaya yüz tutmuş olan; müzik aletlerini, yöresel oyunları ve otantik türküleri, gelecek nesillere, doğallığının bozulmadan aktarılması devamını sağlamakta ve arşivlemektedir. Ağır zeybek oynayan ihtiyarlarımız, boğaz havası ve uzun hava ile birlikte teke zorlatması söyleyen mahalli sanatçılarımız ve yaşlılarımız. Bunlar ilçemizin zenginlikleridir. Bayramlarda yapılan çokaşmalar, düğünlerde maşala ve orta oyunları, kına geceleri, gelin almalar, kız istemeler, düğünlerde giyilen yöresel giysiler, yöremiz kültürünün zenginlikleri. İbecik bezi (İbecik dastarı), ibecik üçeteği, Pırnaz (Elmalıyurt) kilimi, yün çorap, kara çul, çağşır, kolan dokuma önemli el sanatlarımızdır. Son zamanlarda İbecik Bezi el dokuma tezgâhlarında elde edilen otantik yöresel ürünler, yayla turizmi için gelen grupların dikkatini çekmekte dokuma atölyesi ziyaret edilmektedir. Ayrıca yöresel giysi olan İbecik Üçeteği, folklorik bebeklere giydirilerek yapılmakta gün geçtikçe önem kazanmaktadır. Geleneksel kültürümüzün kaybolmaya yüz tutmuş olan el sanatları Gölhisar’ın İbecik Beldesi’nde yoğun olmakla birlikte diğer köylerde de halen giyilip, gelecek nesillere aktarımı yapılmakta, kültürümüzün önemli parçalarıdır. Bakır levha üzerine çok güzel işlemeler yapılarak bakır rölyef çalışmaları yapılıp sergilenmekte. Ayrıca yörenin yörük çalgıları olan cura ve sipsi ustalıkla yapılıp sergilenmekte, yayla turizmi için gelenlere pazarlanmaktadır. Ahşap işçiliği yapan ustalarımız, mutfak malzemeleri ve minyatür tarım aletleri yaparak ustalıklarını göstermektedirler. İlçe merkezi ve köyler, misafirperverliğin yanında zengin yemek kültürüne sahiptir. Tarhana çorbası, Keşkek, alacaş, tirit,(dirit) yepinti, arabaşı, höşmerim, Gölhisar Kavurması, Kapama da Gölhisar yemekleri arasında yer alır. Meşhur saç kavurması, damak tadında yapılarak ikram edilmektedir. Bayram ve mezarlık ziyaretleri, yağmur duaları da kültürümüzün bir parçası. Geçmişin mirasını koruyarak otantik kültürel yaşamını her alanda devam ettirmektedir. Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 27 2008 yılında Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi FenEdebiyat Fakültesi bünyesinde Arkeoloji Bölümü kurulmasını takiben, Kibyra Kazıları 2010 yılından başlayarak Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izni ve Bakanlar Kurulu Kararı ile Kazı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Şükrü Özüdoğru tarafından sürdürülmektedir. Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 28 Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 42 Yrd.Doç.Dr. Şükrü ÖZÜDOĞRU KENTTE YAPILAN ARAŞTIRMALAR Ortaçağ sonrasında bölgeye gelen gezgin İbn–i Battuta’nın Kibyra kentine dair bilgi aktarmayıp sadece Gölhisar Gölü içindeki tahkimli ada kasabasından bahsetmesinden, 14. yüzyıla gelindiğinde bölgede yerleşim tercihinin tekrar Erken Demir Çağı yerleşimine kaymış olduğu anlaşılır. Güneybatı Anadolu’daki birçok kent hakkında oldukça yararlı ve kapsamlı bilgiler veren C. Fellows da Lykia gezisi sırasında Elmalı’dan başlayarak Frigya sınırına dek yaylaları gezmiş ve önemli coğrafi bilgiler vermiş olmasına rağmen Kibyra’dan bahsetmemiştir. Kenti lokalize eden T. E. Spratt ve beraberindeki E. Forbes olmuştur. Yüzeyde görülen kalıntıları tanımlayan ve ayrıntılı bir harita da hazırlayan ikili, bazı yazıtları da yayınlamışlardır. Kibyra’dan ilk kez Manlius Vulso’nun Galatlar üzerine yaptığı sefer sırasında T. Livius tarafından söz edildiğini ve kent kalıntılarını ilk keşfedenin T. E. Spratt olduğunu ekleyen Texier de, Tiyatro, yanındaki “dört köşeli yapı” (Odeion) ve Stadion’u tanımlayarak, Tetrapolis’in diğer kentleri hakkında da kısa bilgiler verir. Lykia gezileri sırasında kente gelen ve basit bir kent planı yaparak yapıları tanımlayan ve bazı yazıtları yayınlayan Bean’in ardından Anadolu tiyatroları ile ilgili araştırmasını yapan Ferrero kenti ziyaret etmiş ve yayınında Kibyra tiyatrosuna geniş yer vermiştir. Kibyra territoriumundaki ilk arkeolojik kazılar, Prof. Dr. Ümit Serdaroğlu’nun Ankara Üniversitesi adına gerçekleştirdiği; ancak sonuçları yayınlanmamış birkaç sezonluk topografik çalışma ardından, Uylupınar yerleşimi nekropolünde 1973–1974 yıllarında dönemin Burdur Müzesi Müdürü Kayhan Dörtlük yönetiminde gerçekleştirilmiştir. 19881989 yıllarındaki yol yapım çalışmaları sırasında, Kibyra kalıntıları üzerine lisans tezi vermiş olan dönemin Müze Müdürü Selçuk Başer yönetiminde kazılar yapılarak, yol kenarındaki bazı yer altı oda mezarları yanında, Odeion’da da bir sondaj yapılmış, bu önemli yapının oturma sıralarının bir bölümü açığa çıkarılmıştır. Kentle ilgili en kapsamlı yüzey araştırması, 1995 yılından itibaren T. Corsten başkanlığındaki ekiplerce sürdürülen epigrafik yüzey araştırmasıdır. Boubon ve Balboura kentlerini de içeren ve devam etmekte olan çalışmalar sonucunda kapsamlı yayınlar yapılmıştır. Kibyra’daki ilk bilimsel arkeolojik kazılar, 2006 yılında Burdur Müzesi Müdürü Hacı Ali Ekinci başkanlığında, Prof. Dr. Havva Işık ve Prof. Dr. Fahri Işık’ın bilimsel danışmanlıklarında, Yrd. Doç. Dr. Şükrü Özüdoğru ve Yrd. Doç. Dr. F. Eray Dökü’nün yürütücülüğünde başlayarak 20072009 yılları arasında da devam etmiştir. Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 29 2008 yılında Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Fen–Edebiyat Fakültesi bünyesinde Arkeoloji Bölümü kurulmasını takiben, Kibyra Kazıları 2010 yılından başlayarak Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izni ve Bakanlar Kurulu Kararı ile Kazı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Şükrü Özüdoğru tarafından sürdürülmektedir. KİBYRA SİYASİ TARİHİ Kibyra antik kenti, Burdur’un, Gölhisar İlçesinin batısındaki alçak tepeler üzerinde yer almaktadır. Kibyra, antik dönemde Likya, Karya, Pisidya ve Frigya kültür bölgelerinin kesişme noktasında, kuzeyi güneye ve doğuyu batıya bağlayan ticaret yollarının tam merkezinde konumlanır. Antik yazarların verdikleri bilgilere göre kent bugünkü yerine, olasılıkla “Erken Kibyra Yerleşmesi” olarak öngördüğümüz Uylupınar / Göl Adası’ndan, MÖ 3. yüzyılda taşınarak yeniden kurulmuştur. Bölge erken dönemlerde “Kabalia veya Kabalis”, Roma İmparatorluk Dönemi’nde ise “Kibyratis” olarak bilinmektedir. Anlamı henüz kesin olarak bilinemese de, Kibyra Hellence bir ad değildir. Bu durum Kibyra adının, Anadolu’daki diğer birçok antik kent (Örneğin Dirmil yakınlarındaki Balboura ve Boubon) adında olduğu gibi, yerli bir Eski Anadolu dilinden türediğini göstermektedir. Ortak kanı, Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 30 sözcüğün Geç Tunç Çağı’ndan itibaren Batı ve Güneybatı Anadolu’da yaygın olarak kullanılan Eski Anadolu budunlarından Luvi Halklarının konuştuğu dile ait olduğu ve bu bilmediğimiz ilk adlandırmanın Hellen ağzında “Kibyra” formuna dönüştürüldüğüdür. Herodotos, Kabalia’nın Pers egemenliği döneminde Sardes Satraplığı’na bağlı olduğunu, bölgede, Mysia olarak da anılan Masonia’da oturup, Lasonialı olarak çağrılan Kaballar bulunduğunu aktarmaktadır. Amasyalı gezgin Strabon’un kayıtlarına göre, Kibyralılar aslen Lidyalı olup buradan göç ederek Kabalis Bölgesi’ne gelirler. Strabon, bu göçmenlerin gelir gelmez yörede etkinlik kurup burada oturan Pisidyalıları ve diğer halkları boyundurukları altına aldıklarını ve çok geçmeden yerleşim alanlarını değiştirerek çevresi 100 Stadia’ya ulaşan bir kent kurduklarını bildirmektedir. Aynı kaynakta Kibyra’da Lidce, Solymce, Pisidce ve Hellence olmak üzere dört farklı dilin konuşulduğu da vurgulanmıştır. Strabon’un kentin taşınmasıyla ilgili bu anlatımı, Kibyra’ya yaklaşık 18 km. uzaklıktaki Uylupınar antik yerleşmesindeki arkeolojik bulgularla da desteklenir. Gölhisar’a bağlı Uylupınar Köyü çevresindeki ve Gölhisar Gölü kıyısındaki kayalık tepeliklere yayılmış görünen yerleşim, Erken Demir Çağ’dan başlayıp süreklilik gösteren buluntulara sahiptir. Yani bu yerleşim, Kibyralılar’ın, olasılıkla MÖ 4. - 3. yüzyıllarda, bugün görülebilen kentlerine taşınmadan önce yerleştikleri alandır. Kentin bugün görülebilen tüm mimari kalıntıları Roma ve Doğu Roma İmparatorluk Dönemlerine aittir. Kibyra ile ilgili tarihsel bilgilerimizin büyük çoğunluğunu Amasyalı antik coğrafyacı Strabon’un anlatımlarından öğrenmekteyiz. Strabon’un anlattıklarına göre; Kibyralılar ilk önce Lidya bölgesinde yaşıyordu. Daha sonra bu halk, buradan göç ederek Kabalya bölgesine gelmişlerdi. Geldikleri zaman burada Pisidyalı (Göller Yöresinde oturan halkın eski adı) bir halk yaşamaktaydı. Bir süre sonra Kibyralılar bu halkı hâkimiyetleri altına aldılar. Bundan sonra da buraya yerleşerek bölgedeki diğer halklarla birlikte Kibyra kentini kurup burada yaşadılar. Kibyra özellikle demir işçiliği, dericilik ve at yetiştiriciliğinde oldukça ünlüydü. Kibyra’yı MÖ 2. yüzyılda “Moagetes” isimli bir tiran (yerel hükümdar) yönetmekteydi. MÖ 189 baharında Scipio’nun veliahtı Asia’daki Roma Ordusu’nun komutanı, daha önceden müttefikleriyle Antiokhos’u bozguna ugratmış olan, Roma consulü Manlius Vulso, Galatlar’a karşı ceza seferine çıktı. İlk olarak karlı göründüğü için seferin ana hedefinden vazgeçip güneye Karia’ya doğru yöneldi. Thebae’den yirmibeş talent ve bin ölçek tahıl aldıktan sonra dağların arasından ilerleyerek Kibyra yakınına geldi. Burada kentin tiranı ile Manlius Vulso arasında, uzun süren pazarlıklardan sonra tiran tarlaların yağmalanmasını ve şehre saldırılmasını önlemek için 1000 talent para ve 10.000 ölçek tahıl ödedi. Moagetes devrinde Kibyra’nın Likya ile ilişkileri pek de dostane değildir. Moagetes Kabalis’teki Boubonlularla beraber Araksa’ya saldırır, bu olayın ardından Likya Birliği, Moagetes’e gönderdiği elçiyle olayı protesto etmiştir. Moagetes’in tiranlığı döneminde Kibyra’nın güçlü bir ordusu vardır. Araksa’ya saldırabildiğine göre, Bergama Krallığı’nın ya da Roma’nın etkisi fazla değildir. Likya’nın kuzeyinde böylesi bir güç ve Likya Birliği üyesi bir kente nasıl olup da saldırabildiği anlaşılamamaktadır. Büyük ihtimalle II. Attalos (MÖ 159-138) zamanında Boubon ve komşu kentlerin tiranı Moagetes olmalıydı. Anlaşıldığı kadarıyla, MÖ 167 yılında ortaya çıkan Roma’nın zayıflatma politikası ve Rhodos gücüne karşı Kibyra’nın ve Kaunos’un birkaç isyan girişimi olmuştur. Kibyra, II. Eumenes (MÖ 197-159) zamanında Bergama Krallığı etkisinde görünmektedir. Hemen sonrasında Kibyra ve yakın çevresinde konumlanmış antik kentlerden Boubon, Balboura ve Oinoanda’dan teşekkül dörtlü ortak meclisin (Kabalis Tetrapolisi / Kabalis Bölgesi Dört Kent Birliği) MÖ 2. - 1. yüzyıllarda, yörenin politik tarihinde önemli bir yere sahip olduğu bilinmektedir. Dörtlü Meclis, kentlerin temsilciler aracılığıyla katıldıkları oylama esasına göre düzenlenmiş bir karar alma mekanizması görünümündedir. Bu siyasi birlikte sadece Kibyra iki oy hakkına sahipken, diğer üç kent birer oy hakkına sahiptir. Strabon’a göre Kibyra, bu birliğin ordusuna 30 bin piyade ve 2 bin atlı süvari çıkarabildiği için iki oy hakkına sahiptir. Tarihsel kayıtlar söz konusu birliğin MÖ 82 yılında Roma generali Murena tarafından dağıtılarak ortadan kaldırıldığını gösteriyor. Nitekim bu tarihten sonra Kibyra, Asya Eyaleti’ne ve diğer kentler Likya Birliği’ne dahil edilmiştir. Roma İmparatorluk Dönemi’nde ise Asya Eyaleti Valisi’nin yargı merkezi olmuştur. MS 23 yılında meydana gelen büyük bir deprem sonucunda yerle bir olan kente; o zamanki Roma İmparatoru Tiberius vergi affı getirmiş, ayrıca para yardımında da bulunmuştur. Böylelikle kent yeniden inşa edilebilmiş ve Kibyralılar imparatora olan minnettarlıklarını, kentlerinin adını “Caesarea Kibyra” şeklinde değiştirerek göstermişlerdir. MS 43’de Roma Senatosu, İmparator Cladius’un emriyle, Likya’nın bir Roma Eyaleti olduğunu ilan etti. Bu tarihte Likya’nın sınırlarının Kibyra’ya kadar genişlediği anlaşılmaktadır. Çünkü daha önce Asya Eyaleti’ne dahil edilen bu bölgede Likya Eyaleti’nin ilk imparatorluk valisi olan, Quıntius Veranius’un Kibyra halkının Cladius tarafından atanmış Legatus Pro Praetore ünvanlı idarecisi olduğu ve Sidyma’da bulunmuş bir kitabede de Likya’nın valisi olarak zikredildiği tespit edilmiştir. İmparator Augustus döneminden itibaren de, Asya Eyaleti’ndeki kentler Conventus adı verilen 9 bölgeye ayrılmıştır. Merkezinde Kibyra bulunan, Laodikeia, Hierapolitae, Kolossai, Adada ve Sebastopolis gibi önemli kentlerin oluşturduğu 25 kentin bir araya getirilmesiyle oluşturulan conventusun en önemli özelliği, yetkisi en geniş yargı merkezi olarak belirlenmiş olmasıdır. Kibyra, İmparator Hadrianus zamanında (MS. 117-138 ) ve genel olarak MS 1. - 3. yüzyıllar arasında en parlak dönemini yaşamıştır. Kentte şu an görülen kamu yapılarının büyük çoğunluğu bu dönemde inşa edilmiştir. Stadiasmus Patarensis üzerinde, ticaret yolları üzerinde olmasından dolayı adı yazılı olan Kibyra, MS 23 yılındaki depremden sonra Tiberius’un yardımıyla yeniden imar edilebilmiş ve imparatora şükranlarını Caesarea Cibyra adını alarak göstermiş ise de, MS 417 yılındaki son büyük depremden sonra toparlanamamış ve deprem kuşağında olup, bozulan ekonomileri üzerine bir de Goth ve Arap akınlarına maruz kalan çoğu Anadolu kenti gibi gittikçe küçülerek 7. yüzyıldan sonra yerleşilmemiş görünmektedir. Bugünkü verilerle, MS 8. yüzyılda Kibyra’nın büyük ölçüde terkedildiği söylenebilir. Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 31 KİBYRA GENEL ÖZELLİKLERİ Kibyra, antik dönemde Likya, Karya, Pisidya ve Frigya kültür bölgelerinin kesişme noktasında, kuzeyi güneye ve doğuyu batıya bağlayan ticaret yollarının tam merkezinde konumlanır. Bölge erken dönemlerde “Kabalia”, Roma İmparatorluk Dönemi’nde ise “Kibyratis” olarak bilinmektedir. Anlamı henüz kesin olarak bilinemese de Kibyra adı, Hellence bir ad değildir. Ortak kanı, sözcüğün Geç Tunç Çağı’ndan itibaren Batı ve Güneybatı Anadolu’da yaygın olarak kullanılan Eski Anadolu budunlarından Luvi Halklarının konuştuğu dile ait olduğu ve bu bilmediğimiz ilk adlandırmanın Hellen ağzında “Kibyra” formuna dönüştürüldüğüdür. Amasyalı gezgin Strabon’un kayıtlarına göre, Kibyralılar aslen Lidyalı olup buradan göç ederek Kabalis bölgesine gelirler. Strabon, bu göçmenlerin gelir gelmez yörede etkinlik kurup burada oturan Pisidyalıları ve diğer halkları boyundurukları altına aldıklarını ve çok geçmeden yerleşim alanlarını değiştirerek çevresi 100 stadia’ya ulaşan bir kent kurduklarını bildirmektedir. Aynı kaynakta Kibyra’da Lidce, Solymce, Pisidce ve Hellence olmak üzere dört farklı dilin konuşulduğu da vurgulanmıştır. Strabon’un kentin taşınmasıyla ilgili bu anlatımı, Kibyra’ya yaklaşık 18 km. uzaklıktaki Uylupınar antik yerleşmesindeki arkeolojik bulgularla da desteklenir. Gölhisar’a bağlı Uylupınar Köyü çevresindeki ve Gölhisar Gölü kıyısındaki kayalık Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 32 tepeliklere yayılmış görünen yerleşim, Erken Demir Çağ’dan başlayıp süreklilik gösteren buluntulara sahiptir. Yani bu yerleşim, Kibyralılar’ın, olasılıkla MÖ 4. - 3. yüzyıllarda, bugün görülebilen kentlerine taşınmadan önce yerleştikleri alandır. Kentin bugün görülebilen tüm mimari kalıntıları Roma Dönemi’ne aittir. Kibyra, II. Eumenes (MÖ 197-159) zamanında Bergama Krallığı egemenliğinde görünmektedir. Hemen sonrasında Kibyra ve yakın çevresinde konumlanmış antik kentlerden Bubon, Balboura ve Oinoanda’dan teşekkül dörtlü ortak meclisin (Kabalis Tetrapolisi / Kabalis Bölgesi Dört Kent Birliği) MÖ 2. - 1. yüzyıllarda, yörenin politik tarihinde önemli bir yere sahip olduğu bilinmektedir. Dörtlü Meclis, kentlerin temsilciler aracılığıyla katıldıkları oylama esasına göre düzenlenmiş bir karar alma mekanizması görünümündedir. Bu siyasi birlikte sadece Kibyra iki oy hakkına sahipken, diğer üç kent birer oy hakkına sahiptir. Strabon’a göre Kibyra, bu birliğin ordusuna 30 bin piyade ve 2 bin atlı süvari çıkarabildiği için iki oy hakkına sahiptir. Tarihsel kayıtlar söz konusu birliğin MÖ 82 yılında Roma generali Murena tarafından dağıtılarak ortadan kaldırıldığını gösteriyor. Nitekim bu tarihten sonra Kibyra, Asia Eyaletine ve diğer kentler Likya Birliği’ne dahil edilmiştir. Roma İmparatorluk Dönemi’nde ise Asia eyalet valisinin yargı merkezi olmuştur. M.S. 23 yılında meydana gelen büyük bir deprem sonucunda yerle bir olan kente; o zamanki Roma İmparatoru Tiberius 5 yıl için vergi affı getirmiş, ayrıca para yardımında da bulunmuştur. Böylelikle kent yeniden inşa edilebilmiş ve Kibyralılar imparatora olan minnettarlıklarını kentlerinin adını “Caesarea Kibyra” olarak değiştirerek göstermişlerdir. Kibyra ana kenti birbirinden derin yarlarla ayrılan hakim üç tepelik üzerinde oturmaktadır. Bu tepelik alanlar üzerinde kamu, sivil ve dini yapıların belli bir bütünlük oluşturacak biçimde, simetrik düzenlendiği görülür. Yapılar, tepelik teraslanarak göl ve ova manzarasına hakim konumda ve hiçbir yapı bir diğerinin manzarasını kesmeyecek biçimde yerleştirilmişlerdir. Kentin çok ve çeşitli mimari tipleri barındıran Nekropolü (Mezarlık) üç yandan kamu yapılarının yoğun olarak görüldüğü ana tepeliği çevreler. Bu yapılar doğuda Stadion’dan batı uçtaki Tiyatro ve Meclis Binası’nın oturduğu sırt arasında yoğunlaşmıştır. Aynı aks üzerinde, ana cadde, ikincil yollar, yine idari ve yargı binası işlevli bazilika, tapınaklar, sosyal ve ticari çarşı – pazar yeri (Agora) yanı sıra; kentin ekonomik yaşamının canlılığını belgeleyen küçük işletmelerin bulunduğu görülür. Antik kaynaklar ve yazıtlardan okunan bilgilere göre; Kibyra özellikle demir işleme, dericilik ve at yetiştiriciliğinde ünlüdür. Yapılan araştırmalar sonucunda özellikle seramik üretiminin çok yoğun olduğu tespit edilmiştir. ANIT MEZAR Roma İmparatorluk Dönemi mezar yapısıdır. Cephe serbest mimari düzenlense de, İç kısımda ana kayaya oyulmuş iki adet mezar odası bulunmaktadır. Cephede tonozlu ön odaya girişi sağlayan kapı, kuzeydoğuya bakmaktadır. Düz damlı çatıya “U” biçiminde üç lahit mezar yerleştirilmiştir. Olasılıkla MS 2. – 3. yüzyıllara aittir. NEKROPOL YOLU VE YUVARLAK KULELİ TAK Kentin doğu girişinde yer alan Cadde’nin her iki kenarında anıt ve lahit mezarlar sıralanmıştır. Burdur Müzesinde sergilenen ünlü Gladyatör kabartmaları da bu alanda bulunmuştur. Ana Caddeden batı yönde devam edildiğinde kentin ana giriş kapısı olan anıtsal Tak’a ulaşılır. Bugün tamamen yıkılmış durumda görülebilen Tak, ortada dört ayaklı üç kemerli kapıdan ve her iki yanda birer yüksek yuvarlak kuleden oluşur. MS 2. yüzyılda inşa edilmiştir. MARTYRIUM? (TAPINAK PLANLI ANIT MEZAR) Moloz taş ve kireç harçla örülmüş, tek odalı, in antis planlı bir mezar yapısıdır. Girişte iki sütun altlığı korunmuştur. Asıl odanın tabanında bir mezar odası bulunmaktadır. Mezar odasının dört tarafındaki tonozlar, üst odanın tabanını taşımaktadırlar. Doğu tonozun altında, anakayaya oyulmuş dikdörtgen sanduka bulunmaktadır. Kazı çalışmaları sonucunda, 8.70 X 7.30 m. ebadındaki yapının, Erken Doğu Roma Dönemine ait (MS 6. yüzyıl) tapınak formlu bir anıt mezar olduğu anlaşılmıştır. STADION (Stadyum) Kentin doğu yamacında yer alan yapı, tek sphendoneli “U” formludur. Yaklaşık 10 bin kişilik kapasitesi ve 200 m.’ye varan pist uzunluğuyla Anadolu’nun en görkemli Stadion’ları arasında sayılmaktadır. Stadion’a kuzeyden anıtsal bir kapı (Propylaion) ile girilir. Batıda, yamacın yüksek olan ana kayasına yaslanan 21 oturma sırası yerleştirilmiştir. Doğuda ise, eğimden dolayı yapay bir dolgu üzerine oturtulan Cavea, bir istinat duvarı ile güçlendirilmiş ve 8 oturma sırası konulabilmiştir. Yapıda ele geçen yazıtlar ve mimari izler Stadion’un MS 2. yüzyılın sonları ve 3. yüzyıl başlarında inşa edilen yeni ekleriyle son halini aldığını ortaya koymuştur. Bu alanda atletizm yarışmaları yanında Gladyatör ve Venetiones (hayvanlarla Mücadele eden gladyatörler) mücadelelerinin yapıldığı da düşünülmektedir. Güney uçta Spendone kısmının altında yer alan tonozlu geçişten yarışmacıların piste çıktıkları anlaşılmaktadır. Batı oturma sıralarının tam ortasında yer alan özel loca (Tribunalia) yapının merkez aksını oluşturmaktadır. ANIT MEZAR NEKROPOL YOLU MARTYRIUM Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 33 Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 42 STADION BAZİLİKA (İDARİ BİNA) Üç nefli Bazilika Stadion’un batısında doğu-batı doğrultulu olarak inşa edilmiştir. Giriş kapısı batı cephededir. İç kısımda binayı üçe ayıran iki sıra sütun dizinin varlığı anlaşılmaktadır. Hemen giriş kapısı önünde, Bazilikanın batı ucunda, alt kısmı tonozlarla taşınan kare planlı bir sütunlu avlu yer almaktadır. Avlunun kuzeybatı ucunda küçük bir çeşme yapısının (Nymphaeum) varlığı dağınık mimari izlerden yola çıkarak öngörülmüştür. Avluyu taşıyan kemerli payeler arasında, güney taraftaki sivil yerleşim yerine giden bir yola başlangıç sağlayan merdivenler olmalıdır. ANA CADDE Kentin kamu yapılarının konumlandırıldığı ana tepede Stadion öncesinden başlayarak Tiyatroya kadar devam ettiği anlaşılan Ana Cadde doğu-batı aksında yerleştirilmiştir. Birçok bölümde izlenemese de Agora I. Teras Caddesi ile birleştiği noktada başlatılan kazılar sonucunda yaklaşık 40 metrelik kısmı Stadion yapısına doğru (Doğu) açığa çıkarılmıştır. Agora ile birleşme noktasında yükseklik farkından dolayı basamaklı merdiven şeklinde oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Ana Cadde’nin altında kentin ana kanalizasyon sisteminin varlığı tespit edilmiştir. Ayrıca cadde altında Geç Roma İmparatorluk Dönemi’ne değin kullanıldığı anlaşılan ve pişmiş toprak künklerden oluşturulmuş içme suyu şebekeleri yer almaktadır. AGORA (ÇARŞI - PAZAR YERİ) Stadion ile Tiyatro arasındaki düzlük alanda konumlanmış olup, üst üste üç teras halinde ve dikdörtgenimsi bir planda düzenlenmiştir. Antik Dönemde Agora’larda halkın alış veriş yaptığı dükkanlar, dinlendikleri veya sohbet ettikleri sütunlu yapılar bulunmaktaydı. Kibyra antik kentinin Agora’sında yapı boyunca uzanan bir sütunlu cadde ve bunun her iki kenarında da dükkânlar kazılar sonucunda ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca Agora Sütunlu Caddesi’nin Ana Cadde ile birleştiği noktada, orijinalinde bir tapınağın kutsal alanına girişi sağlayan görkemli bezemelere sahip Kapı, kazı çalışmaları sonrasında yeniden ayağa kaldırılmıştır. Doğu Roma İmparatorluk Dönemi içlerinde (olasılıkla MS 6. – 7. yüzyıllarda) Kent, Agora merkezli olarak küçülmüş ve Agora’nın teras duvarları devşirme mimari elemanlarla kuvvetlendirilerek bir Sur Duvarı işlevi kazandırılmıştır. Surdan içeri giriş ise sonradan eklenen kapılarla sağlanmıştır. Agoranın kuzeydoğu ve güneydoğu köşelerinde iki tapınağın varlığı Geç Sur Duvarı’nda kullanılan devşirme malzemelerden ve geriye kalan mimari izlerden anlaşılmaktadır. Ayrıca Agora en üst teras düzlüğünde işlevi henüz tanımlanamamış bir yapının ve yuvarlak planlı (Tholos) bir çeşme yapısının kalıntıları görülebilir. Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 34 BAZİLİKA ANA CADDE AGORA TİYATRO Meclis Binası’nın hemen kuzey kenarında, büyük oranda sağlam durumdaki Tiyatro; tepenin doğu yamacına yerleştirilmiştir. Yarı dairesel planlı üç katlı oturma sırası, beş kapılı sahne binası ve yaklaşık sekiz bin kişilik izleyici kapasitesiyle Anadolu’daki büyük tiyatrolar arasında yer almaktadır. Oturma sıralarını yatay bölen yürüme yolunun (Diazoma) parapet blokları üzerinde yer alan yazıtlarda, Kibyra’nın ileri gelen aile isimleri ve kent için yaptıklarıyla, aldıkları görevler hakkında bilgiler verilmiştir. Seyircileri güneşe ve yağmura karşı korunmak için ahşap direklerin taşıdığı örtü sisteminin (Velarium) izleri görülmektedir. Tiyatro oturma sıralarının hemen üzerinde, daha sonradan kiliseye çevrilmiş bir tapınak yer almaktadır. İki farklı evrede inşası tamamlanan Tiyatro’nun son evresinde (Yak. MS 2. yüzyıl sonları) en üst oturma bölümü eklenmiştir. ROMA İMPARATORLUK DÖNEMİ HAMAMI Hamam, kamu yapılarının oturduğu ana tepenin kuzeybatı eteğinde yer alır. Yıkanma alanları kuzey – güney doğrultusunda yan yana sıralanmıştır. Bu özelliğiyle Roma İmparatorluk Dönemi “Anadolu Sıralı Tip Hamamları”yla aynı plandadır. Güney önündeki düzlükte bir Gymnasium (spor eğitimi yeri) yer almaktadır. Her iki yapıda Roma İmparatorluk Döneminde, olasılıkla MS 2. yüzyılda inşa edilmiştir. DOĞU ROMA HAMAMI Odeion önündeki mozaik döşemli Stoa alanının güney doğu köşesine yerleştirilmiştir. Doğu Roma İmparatorluk Dönemine ait (yaklaşık MS 5. – 7. yüzyıllar arasında) bir hamam yapısıdır. İnşası sırasında Odeion’a ait birçok blok taş parçalanarak devşirme olarak Hamam’da kullanılmıştır. Roma İmparatorluk Dönemi “sıralı tip” anıtsal hamamların planı Geç Dönemde taklit edilmiştir. İlk bölüm olan soyunma odası yan duvarında giriş bulunmaktadır. Daha sonra sırasıyla Soğukluk (Frigidarium), Ilıklık (Tepidarium) ve iki Sıcaklık (Caldarium) bölümleri sıralanmaktadır. Sıcaklık bölümlerindeki taban ısıtma sistemini (Hypocaust) gösteren payeler sağlam şekilde bulunmuştur. Soğukluk ve Sıcaklık bölümündeki havuzlar iyi korunmuş durumdadırlar. Orijinalinde Hamam duvarlarının dış kısımda kireç harçla sıvandığı, iç kısımda ise mermer plakalarla kaplandığı anlaşılmıştır. TİYATRO ROMA İMPARATORLUK DÖNEMİ HAMAMI DOĞU ROMA HAMAMI Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 35 ODEION (MÜZİK EVİ) Odeion yapısı kentin kamu binalarının yer aldığı tepenin güneybatı köşesinde konumlanır. Yapının Antik Dönemde “Odeion” olarak tanımlandığı ön alanındaki mozaik döşem üzerinde yer alan yazıtlardan anlaşılmıştır. Bu yapı, aynı zamanda kent meclisi toplantıları için de kullanılmış olmalıdır (Bouleuterion). Ayrıca inşasından kısa bir süre sonra önüne eklenen bir sahne binası ile (Skene) Tiyatro olarak ve de Kentin Roma İmparatorluk Döneminde Küçük Asya Eyaletinin yargı merkezi olmasından dolayı büyük davaların görüldüğü bir mahkeme binası olarak da kullanıldığı kazı çalışmaları sonucunda öngörülmüştür. Yapı, iç kısımda 31 oturma sırası ile yaklaşık 3600 kişiliktir. Bu haliyle Ülkemizde, antik dönem içinde üzeri bir çatıyla kapatılmış, ısıtılabilen en büyük kamu yapısı olma özelliğini taşımaktadır. Yapı olasılıkla MS 4. yüzyıl sonlarında geçirdiği bir yangın felaketi sonrası, eski işlevleriyle kullanılamaz duruma gelmiştir. Yapının Orkestra bölümünün zemininde renkli mermer plakalardan (Opus Sectile) yapılmış bir Medusa (Antik Çağda gözlerine bakanı taşa çevirdiğine inanılan mitolojik figür) betimlemesi yer almaktadır. Yapının önünde duvar dilleriyle bölünmüş sahne binası yer almaktadır. Yapıya giriş sahne binasındaki üç kapıyla sağlanmaktadır. Yapının kullanıldığı dönemde iç sahne duvarının (skene frons) bezemeli mermer plakalarla kaplandığı anlaşılmaktadır. Sahne binasının önünde ise dokuz sütun ve dört kare altlığın yer aldığı tabanı mozaik döşemeli bir Stoa bulunmaktadır. Mozaik döşem geometrik desenlerden oluşan 15 farklı pano şeklinde tasarlanmıştır. Mozaik döşem üzerindeki yazıtlardan mozaiğin, MS 249-254 yılları arasında Kibyralı Epankrates’in oğulları Aurelius Sopatros ve Klaudius Theodoros kardeşler tarafından yaptırıldığı anlaşılmıştır. Kazı çalışmalarından elde edilen bulgulara göre Odeion yapısının ise MS 2. yüzyılın ikinci yarısında inşa edildiği tespit edilmiştir. FOTOĞRAFLAR KAYNAK: GÖLHİSAR BELEDİYESİ HALKLA İLİŞKİLER MÜDÜRLÜĞÜ Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 36
Benzer belgeler
Kibyra Türkçe - Burdur İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü
ve lahit mezarlar sıralanmıştır. Burdur Müzesinde sergilenen ünlü
Gladyatör kabartmaları da bu alanda bulunmuştur. Ana caddeden batı
yönde devam edildiğinde kentin ana giriş kapısı olan anıtsal Tak...
Burdur Kibyra Tanıtım Broşürü 1 - Burdur İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü
budunlarından Luvi Halklarının konuştuğu dile ait olduğu ve bu
bilmediğimiz ilk adlandırmanın Hellen ağzında “Kibyra” formuna
dönüştürüldüğüdür. Amasyalı gezgin Strabon’un kayıtlarına göre,
Kibyral...
ÖZET: Burdur Arkeoloji Müzesi Müdürü Hacı Ali
Kbyra Antik Kentimiz ve bunun yanında o yolun yukarısında da
Böğürdelik Yaylamız var ki Gölhisar’ımızın su ihtiyacının büyük bir
kısmını bu yaylamız karşılamaktadır. Eski zamanlarda 100 bin- 150
bi...