kılavuzlar - Damar Erişimi Derneği
Transkript
kılavuzlar - Damar Erişimi Derneği
Damar Erişiminde Avrupa İyi Klinik Uygulamalar Kılavuzu “European Best Practice Guidelines on Vascular Access” 2007 Türkçe çevirisi. Kronik böbrek yetersizliği nedeniyle kronik diyaliz tedavisi gören hastaların sayısı her geçen gün artmaktadır. Bütün dünyada diyaliz tedavisi gören hastaların büyük bir çoğunluğunu hemodiyaliz hastaları oluşturmaktadır. Damar erişimi hemodiyaliz tedavisinin en önemli unsurlarından biridir. Damar girişi bir hemodiyaliz hastasını yaşama bağlayan yoldur. Kronik hemodiyaliz tedavisi görmekte olan her hastada tercih edilmesi gereken damar giriş yolu arteriyovenöz fistüldür. Fakat, çeşitli nedenlere bağlı olarak her hastada bu mümkün olamamakta, bazı hastalarda greft veya kateter ile diyaliz tedavisi gerekmektedir. Damar erişim yolu olarak kateterin kullanıldığı hastalarda fistül kullanılan hastalara göre morbidite ve mortalite belirgin derecede daha yüksektir. Bu nedenle “Fistula First”, yani “Öncelikle Fistül” sloganı ortaya atılmıştır. Damar erişiminde başarılı olabilmek için nefrolog, radyolog, damar cerrahı, diyaliz hekimi ve diyaliz hemşiresinden oluşan multidisipliner bir ekip çalışmasının büyük önemi vardır. Damar girişi konusunda hekimleri yönlendirmek amacıyla çeşitli kılavuzlar yazılmıştır. Damar erişimi konusundaki otoriteler tarafından bilimsel kanıtların doğrultusunda hazırlanmış olan bu kılavuzlarda hemodiyaliz hastalarında damar erişimi ile ilgili yapılması gerekenler yer almaktadır. Avrupa Diyaliz ve Transplantasyon Birliği tarafından hazırlanmış olan Avrupa En İyi Uygulama Kılavuzu, damar erişimi ile ilgili yapılması gerekli uygulamaları bilimsel gerekçeleri ile anlatmaktadır. Diyaliz hastalarının takibi ve tedavisi ile ilgilenen multidisipliner ekibin bu kılavuz hakkında bilgi sahibi olması ve bu kılavuzun önerilerine uyması hastalara daha başarılı tedavi imkânı sağlayacaktır. Prof. Dr. Tevfik Ecder Gerekçe Derneğimizin hedefi ülkemizde hemodiyalizde damar yolu konusunda doğru klinik uygulamaların yaygınlaşmasını sağlamaktır. Damar yolu konusunda ülkemizde atmamız gereken en önemli ilk adım kateter kullanımından kaçınmak olacaktır. Çünkü kateter kullanımı sonucu gelişen santral ven darlığı hastanın o taraf kolundaki tüm damar yolu seçeneklerini ortadan kaldırmakta ve hastanın hemodiyalizde sağlıklı geçirebileceği uzun yılları elinden almaktadır. Hemodiyalize başlamadan damar yolunun açılması, AV fistül şansı olmayanlarda kalıcı kateterden önce AV Greft kullanılması, kateterin önlenemediği durumlarda en kısa sürede çıkarılması, problemli damar yolunun tıkanmadan önce uzmanlarca değerlendirilmesi, tıkanan bir damar yolunun kateter takılmadan hemen çalıştırılması gibi konularda özenli davranmak hastaya damar yolu şansının kalmayacağı zor günlerin yaşatılmaması için büyük önem taşımaktadır. DYOB verilerine göre (OcakHaziran) ülkemizde hemodiyaliz hastalarının %4.86’sı geçici kateter, %12.74’ü kalıcı kateter, %1.88’i AV Greft ile hemodiyalizi sürdürmektedir. Ülkemizde geçici kateterin kalıcı bir damar yolu olarak kullanılmasını önlemek, fistül yapılamayan kateterli hastalarda AV greft şansını değerlendirmek, kateter oranlarını daha aşağıya çekecektir. Hemodiyalizde damar erişimi için bilimsel kanıtlara bağlı doğru klinik uygulamaları belirten birçok değerli klinik kılavuz vardır. Bu kılavuzların hepsi aynı önemli temel prensipleri belirtmektedir. “Damar yolunda öncelik AV Fistül olmalıdır”, “Santral ven darlığını önlemek için geçici ve kalıcı kateter kullanımını önlemek ve süresini en aza indirmek en önemli hedeftir” “ AV Fistül oluşturulamayan vakalarda kalıcı kateter kullanmadan önce AV greft şansı değerlendirilmelidir”. Çevirisini size sunduğumuz Avrupa damar yolu en iyi klinik uygulamalar kılavuzu yakın zamanda güncellenecek olsa bile bu esaslar değişmeyeceği için bu çeviriyi sizlerle paylaşmak istedik. Gerek söz konusu kılavuzun çıkacak güncelleştirilmiş metni, gerek diğer kılavuzlar ve damar yolu konusundaki önemli kanıta bağlı bilgileri sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz. Damar Erişimi Derneği Başkanı Doç Dr Barış Akin VAS Önsöz Son Dönem Böbrek Yetmezliği dünyada olduğu gibi ülkemizde de gittikçe artan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu hastalarda damar yoluna ait problemler en sık cerrahi girişim ve hastane yatışı nedenidir. Aynı zamanda ülke ekonomisine de önemli bir yük getirmektedir. Hemodiyalizde güvenilir ve sürekli bir vasküler yolun sağlanması sorunu, Nefroloji ekibinin hala en önemli sorunlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tedavinin etkin ve başarılı bir şekilde devam etmesinde ve sürdürülmesinde nefroloji ekibinin üyesi olan diyaliz hemşirelerinin önemi büyüktür ve vazgeçilemez bir yerdedir. Diyaliz hemşireleri kanülasyon ve diğer vasküler erişim yönetimi hakkında doktorlardan daha fazla pratik deneyime ve beceriye sahiptirler. Birçok Avrupa ülkelerinde vasküler erişim hakkında hemşirelere yönelik eğitim kursları başlatılmıştır. EDNA/ERCA ve European Vascular Access Society (Avrupa Vasküler Erişim Derneği) gibi topluluklar ve bu amaçla hizmet veren girişimler yapılmaktadır. Bizlerde Damar Erişimi Derneğinin Yönetim Kurulu Üyesi diyaliz hemşireleri olarak, bu kılavuzun sizlere ulaştırılmasını sağlamayı bir görev bildik. Biliyoruz ki vasküler erişim yollarının korunması, doğru kullanılması, açıklığının sürdürülmesi, komplikasyonlarının önlenmesi ve hasta eğitiminde rolumüz çok büyük. Bu kılavuz ile doğru hemşirelik uygulamalarının yapılmasına katkı sağlamayı, diyaliz hemşirelerinin kendi deneyim ve becerilerinin gelişmesine de rehberlik etmeyi amaçladık. Bu klavuzun hazırlanmasında ki amaç ülkemizde Türkçe yayınlanmış kaynak ve kitapların sayısının az olması ve vasküler erişim yönetimi ile ilgili klinik uygulamalarda eksiklikler olmasıdır. Bu nedenle yeni kurmuş olduğumuz derneğimizin bu ilk çalışmasıyla Damar Erişiminin Yönetimi ve Hemşirenin Rolü konulu kılavuzun lisanımıza çevirisi ile sizlere referans kaynak sağlamak istedik. Bizler bu derneğin kuruluş aşamasında görev alan ve diyaliz alanında uzun yıllardır çalışan diyaliz hemşireleri olarak diyalize gönül vermiş tüm diyaliz hemşirelerini, diyaliz teknikerlerini ve tüm gönüllüleri derneğimize üye olmaya davet ediyoruz ve katkılarınızı çok önemsiyoruz. Damar Erişim Derneği Yönetim Kurulu Üyeleri Yük. Hemş. Dürdane Yalçın Uzm. Hemş. Nermin Erdoğan Nephrol Dial Transplant (2007) 22 [Suppl 2]: ii88-ii117 doi:10.1093/ndt/gfm021 Damar Giriş Yoluyla ilgili EBPG (Avrupa En İyi Uygulama Kılavuzu) Jan Tordoir 1, Bernard Canaud 2, Patrick Haage 3, Klaus Konner 4, Ali Basci 5, Denis Fouque6, Jeroen Kooman 7, Alejandro Martin-Malo 8, Luciano Pedrini 9, Francesco Pizzarelli 10, James Tattersall 11, Marianne Vennegoor 12, Christoph Wanner 13, Pietter Wee 14 ve Raymond Vanholder 15 1 Cerrahi Anabilim Dalı, Maastricht Üniversitesi Hastanesi, Hollanda, 2 Nefroloji, Diyaliz ve Yoğun Bakım Ünitesi; Lapeyronie Üniversite Hastanesi, Montpellier, Fransa, 3 Tanısal ve Girişimsel Radyoloji Anabilim Dalı, Helios Klinikum Wuppertal, Witten/Herdecke Üniversite Hastanesi, Almanya, 4 Köln Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıp Kliniği I, Merheim Hastanesi, Almanya (emekli), 5 Ege Üniversitesi, Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Nefroloji Bölümü, İzmir, Türkiye, 6 Nefroloji Bölümü JE 2411-Dénutrition des Maladies Chroniques, Herriot Hastanesi, Fransa, 7 İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Nefroloji Bölümü, Maastricht Üniversitesi Hastanesi, Hollanda, 8 Nefroloji Anabilim Dalı, Reina Sofia Üniversitesi Hastanesi, Cordoba, İspanya, 9 Nefroloji ve Diyaliz Bölümü; Bolognini Hastanesi, Seriate, İtalya, 10 Nefroloji Birimi, SM Annunziata Hastanesi, Floransa, İtalya, 11 Böbrek Hastalıkları Anabilim Dalı, St James’s Üniversite Hastanesi, Leeds, BK, 12 Nefroloji Anabilim Dalı, Beslenme ve Diyet Uzmanlığı, Guy’s and St Thomas’ NHS Foundation Trust, London, BK (emekli), 13 İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Nefroloji Bölümü, Üniversite Hastanesi, Würzburg, Almanya, 14 Nefroloji Anabilim Dalı, Kardiyovasküler Araştırma Enstitüsü, VU Üniversitesi Tıp Merkezi, Amsterdam Hollanda ve 15 İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Nefroloji Bölümü, Üniversite Hastanesi, Ghent, Belçika 1. Hasta sevki Gerekçe Kılavuz 1.1. Damar korunması için erkenden plan yapmak, seçilen tedavi modalitesinden bağımsız olarak, tüm kronik böbrek hastalığı (KBH) olan hastalarda diyaliz öncesi bakımın ve eğitimin önemli bir kısmını oluşturur (Kanıt düzeyi IV). KBH hastalarının nefroloji uzmanına ve/veya damar cerrahına erkenden sevki özellikle önerilmektedir. Böylece giriş yerlerinin korunması ve damar giriş yolunun planlanması, oluşturulması ve olgunlaşması için yeterli zaman kazanılmış olur. Planlama evresi muayene ve ameliyat öncesi damar haritalamasını kapsar. Arteriovenöz fistüllerin kullanılabilmesi için öncesinde en az 6 hafta olgunlaşmaları gerekir. Olgunlaşmayı iyileştirmek amacıyla girişimsel veya cerrahi ek işlemler için de ayrıca zaman gerekebilir. Bu nedenlerle, olası en erken hemodiyalize başlama tarihinden en az 2-3 ay önce fistülün oluşturulması önerilmektedir. Prostetik greft AV fistülleri için olgunlaşma dönemine gerek yoktur, bunlar takıldıktan 2-3 hafta sonra kullanılabilirler. Ancak, prostetik greft AV fistülleri primer damar giriş yolu olarak önerilmez. Bu yaklaşım, kateter kullanımını en aza indirmek ve katetere bağlı morbiditeleri ve hastaneye yatırılma ihtiyacını azaltmak amacıyla önerilmektedir. Nefroloji uzmanına erkenden sevk ayrıca diyaliz için psikolojik hazırlık, diyaliz modalitesinin tüm seçeneklerinin görüşülmesi, damar hasarının ilerlemesini geciktirmek için yapılan girişimler ve hipertansiyon, anemi ve böbrek yetmezliğinin metabolik etkilerini düzeltmek için de gereklidir [1-5]. Kılavuz 1.2. Hemodiyalize karar veren her kronik böbrek yetmezliği hastası diyalize sağlam bir damar giriş yoluyla başlamalıdır (Kanıt düzeyi III). Kılavuz 1.3. Potansiyel kronik hemodiyaliz (HD) hastalarının esasen KBH 4. evresine (glomerüler filtrasyon hızı < 30 ml/dak/1.73 m2) geldiklerinde veya hızlı ilerleyen nefropati söz konusu olduğunda ya da diyabet veya şiddetli periferik vasküler hastalık gibi özel klinik durumlarda daha önce damar giriş yolu için hazırlık yapılmak üzere bir nefroloji uzmanına ve/veya cerraha sevk edilmesi gerekir (Kanıt düzeyi III). Damar Giriş Yoluyla ilgili EBPG Gelecekteki araştırmalar için öneriler Erken hasta sevkinin kolaylaştırılması ve diyaliz öncesi bakımın organizasyonu önemli araştırma konularıdır. Damarların korunması politikası konusunda eğitim verilmeli ve uygulanmalıdır. Referanslar ii89 ii90 2. Preoperatif değerlendirme Kılavuz 2.1. Damar giriş yolu oluşturmadan önce üst ekstremite arter ve venlerinin klinik değerlendirmesi ve noninvazif ultrasonografisi yapılmalıdır (Kanıt düzeyi II). Kılavuz 2.2. Daha önce santral ven kateter hikayesi olan hastalarda santral ven görüntülemesi endikedir (Kanıt düzeyi IV). Gerekçe Arteriovenöz fistüller (AVF) için tahmini 0.2 problem hasta/yıl başına önemli bir başarısızlık oranı söz konusudur. Greft AVF’de bu oran hasta/yıl başına 0.8-1.0 olaya çıkmaktadır. Yakın tarihli bir meta analizde bilekte otojen AVF için primer başarısızlık olarak %15.3 bulunmuştur. Primer(damaryolu oluşumu ameliyatı sonrası başarı) ve sekonder(damaryolu onarımı girişimi sonrası başarı) bir yıllık açıklık oranları %62.5 ve 66.0 olmuştur [1]. Günümüzde kronik diyaliz popülasyonu giderek daha yaşlı kişilerden oluşmaktadır ve diyabet, periferik arteriyel obstrüktif hastalık (PAOH) veya koroner arter hastalığı bulunma olasılığı da artmaktadır. Bu hastaların çoğunun kan damarları otojen fistül takmak için uygun değildir ve primer başarısızlığın fazla olmasının ve uzun süreli açıklıkta orta düzey başarının başlıca nedeni bu olabilir. Fiziksel muayene Sorunsuz bir AVF’nin başarılı bir şekilde oluşturulabilmesi için objektif değerlendirmeye dayanarak uygun damarların dikkatle seçilmesi gereklidir. Fiziksel muayene ameliyat öncesi değerlendirme ve damara giriş planlaması için kullanılır. Bu muayeneye periferik arter nabzının ve ön ve üst kol yüzeysel damarlarının varlığı, çapı ve yolunun değerlendirmesi dahil edilmelidir. Fiziksel muayene obez hastalarda zor olabilir ve başarısı da muayeneyi yapanın tecrübesine bağlıdır. Ultrasonografi Ameliyat öncesi ultrasonografiyle damarların değerlendirmesi otojen AVF oluşturma başarısını ve sonucunu iyileştirir. Randomize bir çalışmada, preoperatif değerlendirme sadece fiziksel muayeneye dayandırıldığında primer AVF başarısızlık oranı %25 olmuş, ultrasonografi de kullanıldığında bu oran %6 bulunmuştur (P = 0.002) [2]. Silva ve ark. [3] tarafından yapılan çalışmada damar giriş yolu oluşturma stratejilerinde preoperatif ikili tarama esas alınmıştır. Radiyal arter çapı ≥2 mm ve sefalik ven çapı ≥2.5 olan hastalara radiyosefalik AVF (RCAVF) uygulanmıştır. Radiyal arterleri veya sefalik venleri yetersiz olan hastalarda ve dirsekteki J. Tordoir et al. çıkış veni çapı ≥4 mm olan hastalarda greft kullanılmıştır. RCAVF oluşturma yüzdesi %14’ten %63’e çıkmış, erken başarısızlık oranı ise %36’dan %8’e düşmüştür [3]. Diğer çalışmalarda fistül ile başarı oranı %17-35’ten %58-85’e artmıştır [4-7]. Çalışmaların tümü geçmiş yıllarda otojen fistül oluşturma oranları düşük olan Amerikan diyaliz merkezlerinde yapılmıştır. Çalışmalardan birinde ameliyat öncesi ikili tarama uygulandıktan sonra otojen fistül oluşturma oranı %61’den %73’e yükseldiğinde AVF’lerin fonksiyonel olgunlaşma oranının %73’ten %57’ye düştüğü gösterilmiştir [8]. Bu sonuç, arteriyovenöz giriş yolu cerrahisini daha hassas ve iyi hale getirmek için preoperatif görüntülemede elde edilen bulgulara dayalı başka seçim kriterleri gerektiğini ortaya koymaktadır. Ameliyat öncesi ultrason taraması özellikle obez hastalarda çok faydalıdır. Ameliyat öncesi ven haritalaması kullanıldığında, AVF oranları vücut kitle indeksi (VKİ) >27 kg/m2 olan 50 hastada VKİ’si daha düşük olan 130 hastayla benzer bulunmuştur [9]. Arteriyel görüntüleme Radiyal arter çapı RCAVF’nin sonucunu öngörür (başarısızlık veya olgunlaşmama) ve damar giriş yolu oluşturma stratejisini etkiler. Wong ve ark. [10], radiyal arter çapı <1.6 mm olan hastalarda oluşturulan tüm RCAVF’lerde tromboz veya olgunlaşma başarısızlığı gözlemlemiştir. Başka bir çalışmada, başarıyla sonuçlanan RCAVF’lerin operasyon öncesi ölçümlerinde radiyal arter çapı 2.7 mm, başarısız RCAVF’lerin ölçümlerinde ise 1.9 mm’dir [11]. Malovrh, çapı >1.5 mm olan ve ≤1.5 mm olan radiyal arterlerde oluşturulan RCAVF’lerin farkını anlatmıştır. Hemen ölçülen açıklık oranı >1.5 mm grubunda %92, ≤1.5 mm grubunda ise %45 olmuş, 12 hafta sonraki açıklık oranları ise sırasıyla %83 ve %36 olmuştur [12]. Ameliyat öncesi ultrasonografik parametrelerden hesaplanan radiyal arterin pik sistolik hızı (PSV) ve direnç indeksinin (RI) prediktif değeri bilinmemektedir [10,13,04]. Ancak, Malovrh operasyon öncesi hiperemi testleri sırasında ölçülen radiyal arterin RI (0.50 ve 0.70), çap (0.294 ve 0.171 cm) ve akım (90 ve 33 ml/dak) değerleri ile AVF oluşturmanın sonucu arasında anlamlı bir ilişki olduğunu göstermiştir [15]. Venöz görüntüleme <1.6 mm ven çapları AVF başarısızlığı ile ilişkilendirilmiştir [10], ancak bilekteki sefalik ven çapı >2-2.6 mm veya üst kol venlerinde >3 mm olan RCAVF takılı hastalarda iyi açıklık oranları elde edilmiştir [16]. Proksimal turnike uygulandıktan sonra sefalik ven çapındaki artış başarının önemli bir öngörücüsüdür. Başarıyla AV fistül oluşturulmuş grupta ven çapı %48 artmış, başarısız olan AV fistül grubunda ile sadece %11.8 artmıştır [15]. Damar Giriş Yoluyla ilgili EBPG ii91 Tablo 1. Başarılı RCAVF oluşturmak için gereken damar çapları Yazar Radiyal arter (mm) Sefalik ven (mm) Wong ve ark. Malovrh [12] Silva ve ark. [3] Ascher ve ark. 1.6 1.5 2.0 -2 1.6 1.6 2.5 .5 Arteriyel ve venöz damar seçimi Mevcut literatüre göre (Tablo 1) başarılı RCAVF oluşturmak için anastomoz uygulanmış damarların (radiyal arter ve sefalik ven) minimum çapının 2.0 mm olması uygundur. Başarılı dirsek/üst kol fistülü oluşturmak için ön kol ve/veya üst kol damarlarının kritik minimum çapları belirlenmemiştir. Damar korunması için el açma-kapama egzersizi de yapılması fistül oluşturmaya ayrılan arterlerin ve venlerin kalitesini ve çapını artırabilir [17]. Venografi ve manyetik rezonans anjiyografi Geleneksel iyotlu venografi şiddetli böbrek hasarı olan hastalarda böbrek fonksiyonunda kalıcı bozulmaya yol açabilir. Bu nedenle, diyalize hazırlanan hastalar veya bir miktar böbrek fonksiyonu kalan diyaliz hastaları için uygun değildir. Görüntüleme kalitesi (k = 0.62) ve strateji planlama (k = 0.64) açısından kabul edilebilir gözlemciler arası ilişki sağlayan gadolinyum iyotlu venografiye güvenli bir alternatiftir [18]. Böbrek fonksiyonlarını bozma riski düşük olduğundan, CO2 anjiyo/venografi de kullanılabilir. Damarların girişi planlamada uçuş zamanlı (TOF) veya kontrastlı (Gadolinyum) teknikle (CE-MRA) manyetik rezonans anjiyografi (MRA) nadir kullanılmıştır. CE-MRA ile kol venlerinin iyi görüntüsü elde edilir. Geleneksel venografiye kıyasla, çap ölçümleri genel olarak (r = 0.91) ve venden vene esasına göre (r = 0.84-0.98) çok yakın bağıntılıdır [19]. Ancak, preoperatif MRA’nın tanısal doğruluğunu ikili taramayla karşılaştıran bir çalışma yapılmamıştır. Santral ven görüntüleme CE-MRA tekniğiyle doğru olarak yapılabilir [20]. Alternatif olarak MRA’nın da hem arteriyel hem de venöz damarları görüntüleme potansiyeli vardır. Gelecekteki araştırmalar için öneriler Fistülün başarıyla oluşturulması ve olgunlaşması için ameliyat öncesi parametrelerin saptanması daha fazla araştırılması gereken önemli bir konudur. Yüksek çözünürlük kalitesinde daha yeni görüntüleme teknikleri geliştirilmelidir. Referanslar ii92 J. Tordoir et al. 3. Damar giriş yolu oluşturma stratejileri Damar giriş yolu için primer seçim Kılavuz 3.1. Uygun hemodiyaliz yapılabilmesi için damar giriş yolunun yeterli kan akımı sağlaması gerekir (Kanıt düzeyi II). Otojen AVF oluşturma Kılavuz 3.2. Kateterler yerine AV greftler, AV greftler yerine de otojen arteriyovenöz fistüller tercih edilmelidir (Kanıt düzeyi III). Kılavuz 3.3. Üst ekstremitede arteriyovenöz fistül tercih edilen damar giriş yolu olmalı ve mümkün olduğu kadar distalde yerleştirilmelidir (Kanıt düzeyi III). Kılavuz 3.4. Gerektiğinde preemptif girişim uygulayabilmek için fistül olgunlaşması izlenmelidir (Kanıt düzeyi III). Gerekçe Onlarca yıldır Avrupa ile ABD arasında damar girişi oluşturma stratejisinde önemli farklar olmuştur. Avrupa’da yeni hastaların çoğuna otojen arteriyovenöz fistül (AVF) takılır, ABD’de ise birçok diyaliz merkezinde prostetik greft takılması tercih edilen seçenektir (AVF %80 ve 24; greft %16 ve 70). Bu belirgin farkın nedeni net değildir, ancak ABD’de hasta komorbiditesi daha öne çıkmaktadır ve bu durum damar girişi oluşturma stratejisini etkileyebilir. DOPPS (Diyaliz Sonucu ve Uygulama Modeli Çalışması) verileri diabetes mellitus (%46 ve 22), periferik arteriyel obstrüktif hastalık (PAOH) (%23 ve 19), koroner arter sklerozu (%37 ve 25) ve obezite oranlarının Amerikan diyaliz popülasyonunda anlamlı derecede yüksek olduğunu ortaya koymuştur [1,2]. Damar giriş yolunun kurtarılması amacıyla AVF için hasta/ yıl başına 0.2 girişim gerektiği, prostetik greft fistül takılı hastalarda bunun hasta/yıl başına 0.1 girişim olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca, uzun süreli primer damar giriş yolu sağkalımı (açıklık oranı) takibin birinci yılı ile ikinci yılı arasında önemli farklılık gösterir: AVF için %90 ile 85 ve greft için %60 ile 40 [3]. Yoğun damar giriş yolu izleme ve gözetim uygulanarak, greftlerin sekonder sağkalımı preemptif stenoz onarım politikası sayesinde artırılabilir. Greftlerde açıklık oranı takibin 1. ve 2. yılında sırasıyla %90 ile 70’lerde seyrederek AVF’lerle benzer düzeye gelebilir. Ifudu ve ark. [4], greftlerin hemodiyaliz verme açısından otojen arteriyovenöz fistüllere göre daha iyi bulunmadığını belirtmiştir. Üre azalma oranına bakarak 1 aylık bir sürede 214 hastayı analiz etmişler, diyalizin doğruluğunu ölçmek üzere sekonder sonuç olarak serum albümin konsantrasyonu kullanmışlardır [4]. Radiyosefalik AVF. Bilekten radiyosefalik (RC) AVF, damar giriş yolu oluşturmak için birinci seçenektir. RCAVF gerektiği gibi olgunlaştığında çok az komplikasyon, revizyon ve girişim gerektirerek yıllarca kullanılabilir. Bu giriş yolunun başlıca dezavantajı erken tromboz/olgunlaşmama yüzdesinin yüksek olmasıdır ve genellikle yaş, diabetes mellitus ve kardiyovasküler hastalık varlığı gibi hastadaki faktörlerden etkilenir. Erken başarısızlık oranları %5 ila 30 [5,6], takibin 1. ve 2. yılında uzun süreli açıklık sırasıyla %65-90 ila %6080 aralığındadır. Tromboz (hasta/yıl başına 0.2 olay) ve enfeksiyon (%2) insidansları düşüktür. Proksimal ön kolda AVF. Damarların yetersiz olması nedeniyle bilekte RCAVF mümkün olmadığında, orta ön koldan dirseğe doğru radiyal arter ile sefalik ven arasında daha proksimalde bir anastomoz uygulanabilir. Brakiokübital/brakiosefalik/brakiobazilik AVF. Periferik damarlar RCAVF oluşturulamayacak kadar ince ve hastalıklı olduğunda, dirsek ve üst kol bölgesinde daha proksimalde fistüller endikedir. Bu AVF’ler (brakiokübital ¼ Gracz fistülü; brakiosefalik ve brakiobazilik) yüksek verimli diyaliz için tercih edilecek yüksek kan akımı oluşturur. Trombotik ve enfeksiyöz komplikasyonların insidansı düşüktür ve uzun süreli sonuç genellikle olumludur [717]. Bu yüksek akım sağlayan AVF’lerin başlıca dezavantajları semptomatik el iskemisine yol açabilen distal hipoperfüzyon ve özellikle koroner arter hastalığı ve/veya kalp yetmezliği olan hastalarda yüksek debili kalp yetmezliği riskidir [18]. Erken damar giriş yolu başarısızlığı ve girişimler AVF’lerin başarı oranı preoperatif damar değerlendirmesi (bkz. Kılavuz 2), ameliyat öncesi vazodilatasyon [19] ve olgunlaşmanın ameliyat sonrası izlenmesiyle iyileştirilmelidir. Doppler ultrasonla operasyondan 1 ve 7 gün sonra damar giriş yolunda yapılan kan akım ölçümü başarılı olgunlaşmanın göstergesi olacaktır. İlk kan akım hızları <400 ml/dak olan AVF’lerin, olguların çoğunda olgunlaşmadığı görülmüştür [20,21]. AVF’den postoperatif kan akımının artması ve damar duvarında yüksek basınçtan kaynaklanan stres, damar adaptasyonu (yeniden modelleme) sürecini başlatacak ve damarın genişlemesi ve kan akımında ayrıca artışla sonuçlanacaktır. Damarın adapte olamamasının nedeni genellikle belirgin darlık veya arteriyel girişi küçük olan damarlardır. Olgunlaşma başarılı olmazsa tanısal anjiyografi veya ultrason değerlendirmesi yapılmalıdır. Herhangi bir darlık durumunda veya cerrahi onarımın başarılı olacağı düşünülmediğinde perkütan girişim (PTA) uygulanmalıdır [22-24]. Damar Giriş Yoluyla ilgili EBPG Arteriovenöz anastomoz için penetre olmayan damar klipsi kullanılması endotel hücre hasarının daha az olmasını sağlayabilir ve intimal hiperplaziye (IH) yol açan düz kas hücresi proliferasyonunu azaltabilir [25-27]. Hasta değişkenleri ve damar giriş yolunun sonucu Çeşitli çalışmalarda hasta değişkenlerinin damar giriş yolunun seçimi ve sonucunda önemli etkisi olabileceğini göstermiştir. İleri yaşın yeni oluşturulmuş otojen fistülde ameliyat sonrası kan akımı üzerinde etkisi olabilir ve genç hastalara kıyasla biraz daha yüksek başarısızlık oranlarına neden olabilir (18.9 ve 13.6) [28]. Ancak, yaş ile birlikte diyabetin de varlığı çok daha yüksek başarısızlık oranlarıyla (%28.6) fistül sonucu üzerinde etkisi vardır. Avrupalı, Avustralyalı ve Amerikalı popülasyona dayalı büyük çaplı çalışmalar yaşlı hastalarda greft yüzdesinin fazla olduğunu ortaya koymuştur. Avrupa’da, <45 yaşındaki hastalarda greft kullanımı %5 iken >75 yaşındaki hastalarda %8.8’dir [29,30]. Avustralya ve ABD’de yeni ve mevcut hastalarda greft kullanımında yaşın öngörücü bir faktör olduğunu gösterir düzeyde önemli risk oranları hesaplanmıştır. Ayrıca, fistüle kıyasla greftler primer başarısızlık bakımından kötü sonuçla ve daha yüksek revizyon insidansıyla ilişkilendirilmiştir [31-34]. Diğer yandan, greftler 70 yaş üzeri grubunda iyi sonuçlar verebilir. Staramos ve ark. [35] fistüllere kıyasla prostetik greftlerin 2. ve 3. yılda açıklık sonuçlarının daha iyi olduğunu göstermiştir. Bu fark fistüllerin erken başarısızlığı nedeniyle çalışmadan çıkanların sayısının yüksek olmasına bağlanabilir (%11 ve 24). Kadınların arterleri ve venleri genellikle daha incedir ve bu nedenle erkeklere göre daha olumsuz sonuçlar elde edebilirler. Damar giriş yolu olgunlaşmasında ve sağkalım oranlarında alınan yetersiz sonuçların nedeni bu olabilir. Ancak, literatürde çelişkiler vardır. Caplin ve ark. [36], erkekler ile kadınların arteriyel ve venöz çapları arasında önemli fark olmadığını ve kadın hastaların %72’sinde ve erkek hastaların %77’sinde başarılı fistül oluşturulabildiğini göstermiştir. RCAVF üzerine bir meta analizde, kadınların fistül olgunlaşması ve 1 yıllık açıklık oranları erkeklerle benzer bulunmuştur. Damar giriş yolu oluşturmanın sonucunu, cinsiyetten bağımsız olarak AV anaztomuz için preoperatif damar seçiminin etkilemiş olması olasıdır [5]. Başka çalışmalar da kadınların daha fazla greft kullanımı ve daha fazla sayıda damar giriş yolu revizyonu ile ilişkilendirildiğini göstermiştir [30,32,34,37-40]. HEMO çalışmasında Allon ve ark. [41] fistül kullanımı olasılığı için kadın, PAOH, siyah ırk, vücut kitle indeksi (VKİ) ve ileri yaş gibi özelliklerin önemli öngörücü değişkenler olduğunu bulmuştur. Ayrıca, farklı diyaliz merkezlerinde fistül kullanım yüzdesinde önemli farklar olduğunu da bulmuşlardır (%4 ila %77 aralığında). ii93 Damar giriş yolu oluşturmada ve sonucunda komorbiditelerin etkisi Geçtiğimiz on yıl içinde son evre böbrek yetmezliğinin etiyolojisinde bir değişiklik olmuştur. Artık diyaliz tedavisinin en önemli nedenleri diabetes mellitus ve arteriyosklerozdur. Diyabet ve eşzamanlı olarak arteriyoskleroz varlığının başarılı damar giriş yolu oluşturma olasılığı üzerinde ayrıca olumsuz etkisi olabilir [38]. Bu hastalarda genellikle zayıf, kalınlaşmış ve sertleşmiş damarlar ve proksimal ve/veya distal damar tıkanıklığı vardır [42]. Damar giriş yolu oluşturmak daha zordur ve giriş yolundan kaynaklanan çalma sendromu nedeniyle üst ve alt ekstremitelerde önemli semptomatik iskemi riski vardır (bkz. Kılavuz 9). Birçok çalışmada, kullandıkları popülasyonda prostetik greft AVF kullanımı ile diyabet prevalansı arasında bir olasıdır rapor edilmektedir. Greft trombozu olasılığı diyabetik hastalarda anlamlı oranda yüksektir, bunun sonucu olarak greft sağkalımı da düşüktür [43]. Buna karşın, otojen fistül oluşturulması diyabetli hastalarda kesinlikle başarılı olabilir. Diyabetik olan ve olmayan hastalarda benzer çapta damar kullanılarak benzer yüzdelerle primer fistül oluşturulduğu fakat diyabetiklerde daha fazla damar sertliği saptandığı rapor edilmiştir [44]. Konner ve ark. primer fistül oluşturmanın diyabetiklerde dahi çok iyi sonuç verdiğini açıklamıştır [17]. Üç tip fistül oluşturulmuş ve hastaların hiçbirinde greft gerekmemiştir. Hastaların %62 ve 23’ünde (diyabetik olmayanlar ve olanlar) RCAVF’ler oluşturulmuş, diyabetiklerde proksimal ön kol ve dirsek AVF’lerine daha çok ihtiyaç olmuştur (%77). Primer damar giriş yolu sağkalımı benzerdir, ancak takibin 2. yılında sekonder sağkalım diyabetik olmayanlarda daha iyi olmuştur. Diyabetik grupta iskemi çok daha sık oranda ortaya çıkmıştır (100 hasta/yıl başına 0.6 olaya karşı 7 olay). Homosistein düzeylerinin damar giriş yolu başarısızlığında herhangi bir etkisi yoktur [45], siyah ırktan diyaliz hastalarında yüksek lipoprotein ise damar giriş yolu komplikasyonları açısından bir risk faktörü olabilir [46]. Bir retrospektif analizde Chou ve ark. [47] CRP’yi AV fistül trombozu için bağımsız bir prediktör olarak tanımlamıştır. DOPPS çalışmasında belirli bir ilacın kullanımı ile damar giriş yolu başarısızlığı arasındaki ilişki araştırılmıştır. Kalsiyum kanal blokerleri, aspirin ve anjiyotensin dönüştürücü enzim inhibitörleri ile tedavi greft ve fistül açıklığında iyileşme sağlamıştır [48]. Hasta dışı değişkenler ve fistül oluşturmada başarı Geç sevk ve diyaliz tedavisine santral venöz kateterle başlanması başarılı otojen fistül oluşturma olasılığını azaltır [49-51]. Damar giriş yolu cerrahisini uygulayan hekimin deneyimi ve dikkatinin de sonuç üzerinde önemli etkisi vardır. Prischl ve ark. [52], operasyonu yapan cerrahın deneyiminin RC fistüllerinin açıklığını belirleyen en önemli faktör olduğunu göstermiştir. Bazı nefroloji ii94 uzmanları damar giriş yolunu kendileri oluşturur ve bu yaklaşımın başarılı fistül sayısını artırabileceği gösterilmiştir [53,54]. Damar giriş yoluyla ilgili morbidite, hastaneye yatırma ve mortalite Damar giriş yoluyla ilgili olarak hastaneye yatırılma olasılığı fistül açılan hastalara kıyasla greft yerleştirilenlerde daha yüksektir. Tromboz, enfeksiyon ve septisemi gibi nedenler bildirilmiştir [55,58]. Diyabetik hastalarda, otojen AVF açılan hastalara oranla greft veya santral venöz kateter takılı olanlarda mortalite oranı daha yüksektir. Özellikle, hem diyabetik hastalarda hem de diyabetik olmayan hastalarda AVF takılı olanlara kıyasla santral venöz kateter takılı olanlarda enfeksiyona bağlı ölüm daha çok görülmüştür. AV şant takılması kalp hastalığı ve ölüm riskini artırabilir; ancak, bu varsayım büyük bir hasta grubunda kanıtlanamamıştır [59]. Bunun yanında, damar giriş yolu oluşturulmuş hastalarda gerçekten de sol ventrikül hipertrofisi meydana gelir [60] ve böbrek nakli başarılı olan hastalarda damar giriş yolu kapatıldıktan sonra normale dönebilir [61]. Damar giriş yolu için sekonder seçim Üst ekstremitede nonotojen damar giriş yolu Otojen AVF oluşturmak mümkün olmadığında veya fistül başarısız olduğunda, damar giriş yolu olarak greft yerleştirilmesine karar verilebilir. Bir süre büyük safen veni translokasyonu veya homolog safen veni implantları kullanılmış ve orta derece sonuçlar alınmıştır [62]. Alternatif giriş yolu olarak bu günlerde kabul edilebilir açıklık ve düşük enfeksiyon oranlarıyla sığır mezenter veni (Procol®) veya üreteri (Synergraft®) popüler materyallerdir [63]. Poliüretan (Vectra®) [64], polyester (Dacron) ve politetrafloroetilen (Goretex®; Impra®) materyallerinden prostetik greftler piyasada mevcuttur. Kısa süreli sağlam açıklık oranları genellikle iyi sonuç alınır, fakat stenoz oluşumu (çoğunlukla greft-ven anastomozlarında) 12 ila 24 ay içinde trombozla tıkanmaya yol açacaktır. Prostetik greft AVF’lerin primer açıklık oranı takibin 1. ve 2. yıllarında %60 ile %80 ve %30 ila %40 aralığında değişir. Sekonder açıklık 1. ve 2. yılda sırasıyla %70 ila %90 ve %50 ila %70 aralığındadır. Düz kas proliferasyonu, migrasyonu ve matriks birikimi ile birlikte intimal hiperplazi (IH), stenoz oluşumu ve trombozun başlıca nedenidir. İntimal hiperplazinin etiyolojisi bilinmemektedir; ancak, yüksek basıncın neden olduğu stres endotel tabakasını ortadan kaldırarak, trombosit adezyonuna ve düz kas hücrelerinin proliferasyonu ve migrasyonunu uyaran protein kaskadının başlamasına yol açacaktır [7074]. Greftlerin özellikle yaşlı hastalarda fistüllerle benzer sonuçları olabilir. Staramos ve ark. [35] çok yaşlı J. Tordoir ve ark. hastalarda greft implantasyonunun iyi sonuçlar verdiğini göstermiştir. Bu hasta grubunun çok sınırlı bir yaşam beklentisi olduğunu ve santral venöz kateterden kaçınma avantajıyla erken kanülasyonun düşünülebileceğini savunmuşlardır. Ayrıca otojen fistüllere kıyasla olgunlaşmama riski de düşüktür. Greft açıklığını iyileştirme önlemleri Greft tipinin ve greft tasarımının greft açıklığı üzerindeki etkisini göstermek için çok sayıda deneysel ve klinik çalışma yapılmıştır. Greftin arteriyel giriş ve/veya venöz çıkış geometrisinin ayarlanmasının IH üzerinde faydalı bir etkisi olabilir. Konik ağızlı (greftin arteriyel tarafında) greftler kullanılarak yapılan klinik çalışmalar daha iyi açıklık oranları ortaya koymamıştır, venöz anastomozda kelepçe takılması da daha olumlu sonuç vermemiştir. Ancak, kelepçe şeklinde protez (Venaflo®) kullanımıyla primer açıklık oranları iyileşme elde edilmiştir [75-79]. Uyumlu greftler, anastomoz yerinde uyumlu venle sert proteze göre daha iyi uyuşarak intimal hiperplaziyi etkileyebilir. Ancak, bu özellik klinik çalışmalarda kanıtlanmamıştır [80]. Antikoagülanlar ve greft açıklığı Varfarin veya aspirin kullanımının greft sağkalımı üzerine etkisi araştırılmıştır [81-83]. Randomize, kontrollü bir çalışmada greft başarısızlığına kadar geçen zaman varfarin alan tedavi grubunda kontrol gurubundan önemli bir fark göstermemiştir. Bununla birlikte, varfarin grubundaki hastaların %10’unda önemli kanama görülmüş fakat kontrol grubunda hiçbir hastada görülmemiştir [84]. DOPPS çalışmasında varfarin gibi antikoagülanlar kullanan hastalarda greft sağkalımı daha kötü olmuştur [48]. Başka bir çalışmada, aspirin ve dipiridamol (Persantin ®) uygulaması plasebo grubuyla karşılaştırılmıştır. Sadece dipiridamol 0.35 bağıl risk ile tromboz üzerinde olumlu etki göstermiştir (P = 0.02) [85]. Kaufman ve ark. [86] greft trombozunda aspirin ve klopidogrelin (Plavix®) etkisi olmadığını göstermiş, randomize çalışmalarında kanama komplikasyonları riski yüksek bulunmuştur. Cochrane veritabanı çalışması toplam 312 hastada tiklopidinin AVF ve greft açıklığı üzerinde iyi sonuçları olduğunu göstermiştir [87]. Pentoksifilin uygulaması greft açıklığını iyileştirmemiştir [88]. Radyasyon ve greft açıklığı Düz kas hücrelerinin venöz anastomoz yerinde proliferasyonunu inhibe etmek için prostetik greft AVF’lere vücut dışından radyasyon ve intravasküler brakiterapi uygulanmıştır [89]. Hayvan çalışmalarında olumlu etkiler kanıtlanabilmiştir; ne var ki, hasta gruplarında greft açıklığında hiçbir iyileşme gösterilememiş ve enfeksiyon gibi advers etkilerin riski de artmıştır [90]. Randomize Damar Giriş Yoluyla ilgili EBPG çalışmalar vücut dışından radyasyonun greft açıklık oranları açısından herhangi bir avantajını ortaya koyamamıştır [91,92]. Alt ekstremitede otojen ve nonotojen damar giriş yolu Alt ekstremiteden damar giriş yolunun belki de tek endikasyonu, üst ekstremitedeki AVF’nin çıkışını tehlikeye atacak iki taraflı santral venöz veya supklavyan ven tıkanıklığıdır. Safen veya yüzeyel femoral ven transpozisyonu, görece yüksek iskemi riski olan femoral AVF için primer seçeneklerdir (bkz. kılavuz 9). İskemiyi önlemek için klinik takip ve anastomoz yerinde daraltmayla primer akım azaltımı endikedir [93,94]. Femoral bölgeye prostetik greft implantasyonunda enfeksiyon ve septisemi riski yüksektir [95-97]. Damar giriş yolu için üçüncü seçim Santral venöz kateter Damar giriş yolu için bir (primer) seçenek olarak kalıcı tünelli santral venöz kateterler için birkaç endikasyon olabilir. Damar giriş yolundan kaynaklanan şiddetli üst ekstremite iskemisi veya kalp yetmezliği olan hastalar kateter adayı olabilir. Bu hastalarda yaşam beklentisi zayıf olabilir ve damara giriş ihtiyacı birkaç ayla sınırlı olabilir. Aynı şey yaygın kanserleri olan hastalar için de geçerlidir. Gelecekteki araştırmalar için öneriler Damar giriş yolu için otojen fistül oluşturma gerekçesine karşın, yeni nontrombotik greftler geliştirme ve intimal hiperplazinin önlenmesi amaçlı araştırmalar önceliklidir. Referanslar ii95 ii98 J. Tordoir ve ark. 4. Damar giriş yolu yönetiminde hemşirelerin ve personelin rolü Derneği) gibi topluluklar ve bu amaçla hizmet veren diğer girişimler, vasküler erişim bakımında yeni yapısal yaklaşımlar uygulamalıdır. Kılavuz 4.1. Hemşireler ve tıbbi personel venlerin korunması ve vasküler giriş yolunun izlenmesinde yer almalıdır. Kronik böbrek hastalığı olan her hasta vasküler giriş yolu ve potansiyel giriş yolu bölgelerinin korunması ile ilgili beyan edilmiş bir plana sahip olmalıdır (Kanıt düzeyi IV). Kanülasyon Tekniği ve Zamanlaması Kılavuz 4.2. Böbrek hastalarında venlere kanül takılması ve vasküler erişimin hazırlanmasında yer alan tüm personel yeterli düzeyde eğitim almış ve damar giriş yolu yönetimi ile ilgili sürekli bir eğitim programına katılıyor olmalıdır (Kanıt düzeyi IV). Kılavuz 4.3. Otojen bir fistülde yeterli matürasyon meydana geldikten sonra kanül uygulanmalıdır (Kanıt düzeyi III). Kılavuz 4.4. Greftlerin kanülasyonu için ip merdiven tekniği kullanılmalıdır (Kanıt düzeyi III). Gerekçe Diyaliz öncesi bakımın önemli bir parçası da, kan örneği alma, infüzyonlar ve transfüzyonlar için elin sırtındaki venlerin kullanımı tercih edilerek her iki koldaki venlerin korunmasıdır. [1]. İlk vasküler giriş yolu (tercihen otojen AVF) oluşturulduktan sonra doğru iğne ile girme tekniğinin matürasyon ve fistül ömrü üzerinde olumlu bir etkisi vardır. Hemşireler vasküler giriş yolu bakımında önemli bir rol oynarlar: hastayı her diyaliz esnasında görürler, kanülasyon gerçekleştirirler ve vasküler giriş yolu fonksiyonunu değerlendirirler [2]. Vasküler giriş yolu her bir kanülasyon öncesinde görsel muayene ve palpasyon ile kontrol edilmelidir. Hemşireler hastaları ve onlara eşlik eden kişileri evde hemodiyaliz gerçekleştirmek içinde eğitir. Bu, vasküler damar giriş yolu ve (kendi başına) kanülasyon hakkında eğitimi de içerir [3]. Hemşirelerin genellikle kanülasyon ve vasküler damar giriş yolu yönetimi hakkında doktorlardan daha fazla pratik deneyimi ve becerisi vardır. Kanülasyon santral venöz kateterlerin kullanımı ve kanülasyon öncesi vasküler damar giriş yolu fiziksel muayenesi için yazılı protokoller olmalıdır. Nefrologlar vasküler damar giriş yolu bakımının verilmesi ile ilgili uygun standartları ve eğitimi sağlamak konusunda en yüksek sorumluluğa sahiptir. Bu bakım hemen hemen her zaman başkaları tarafından verilse de nefrologlar eğitime ve standartların izlenmesine dahil olmalıdır. Hollanda’da stajyer doktorlar, vasküler cerrahlar ve nefrologlar ve Fransa ile Türkiye’de hemşireler için vasküler erişim hakkında eğitim kursları başlatılmıştır [4]. Gelecekte incelemeler ve nitelikler zorunlu hale gelmelidir. EDNA/ERCA ve European Vascular Access Society (Avrupa Vasküler Erişim Damar giriş youlu uygulaması ve spesifik kanülasyon tekniklerinin sonucu ile ilgili az miktarda bilimsel veri bildirilmiş olmasına karşın greftin korunması ve psödoanevrizma oluşumunu önlemek için AV greftlerin [5] kanülasyonu için ip merdiven tekniği tavsiye edilmektedir. Otojen fistülde, özellikle iğne ile giriş için yalnızca kısa bir ven segmenti bulunanlarda düğme deliği yöntemi tercih edilir. Damar giriş yolunun kanülasyonunun zamanlaması DOPPS çalışmasından rapor edilmiştir [6]. Greftler için ABD’deki merkezlerin %62’sinde, Avrupa’dakilerin %61’inde ve Japonya’dakilerin %42’sinde ilk kanülasyon 2–4 hafta içerisinde meydana gelmiştir. Fistüller için ABD’deki tesislerin %36’sında, Avrupa’dakilerin %79’unda ve Japonya’dakilerin %98’inde ilk kanülasyon yerleştirme sonrası <2 ayda meydana gelmiştir. Yeni yerleştirilen bir fistülün erken kanülasyonu AVF ömrünün kısalmasının nedeni olabilir. Genellikle minimum matürasyon süresinin ideal olarak >4 hafta olması gerekir <2 hafta dan daha erken kanülasyondan kaçınılmalıdır. Olgunlaşmış fistül, Ultrasonografi ile ölçülen uygun fistül akışı (>600 cc/ dak) ve çapı (>5 mm) olan fistüldür. [7–9]. Gelecekteki araştırmalar için tavsiyeler Kanülasyon komplikasyonları ve teknikleri üzerine çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Referanslar Vasküler giriş yolunda EBPG 5. Vasküler damar giriş yolunun izlenmesi Kılavuz 5.1. Her kanülasyon öncesinde otojen arteriyovenöz fistüller ve greftler fiziksel muayene ile değerlendirilmelidir (Kanıt düzeyi IV). Kılavuz 5.2. damar giriş yolu akımı ölçülerek düzenli bir şekilde objektif erişim fonksiyonu izlemesi gerçekleştirilmelidir (Kanıt düzeyi II). Gerekçe Her kanülasyon öncesinde hem otojen AV fistüller hem de AV greftlerde vasküler damar giriş yolunun klinik olarak değerlendirilmesi gerekir. Muayenede şişme, enfeksiyon, hematom, anevrizma ya da stenozlar ortaya çıkabilir. Prestenotik ve poststenotik damar segmenti arasında farklılık bulunabileceğinden palpasyonda karakteristik gerilim ve intravasküler basınç değerlendirilir. Kol kalp hizasından yukarı kaldırıldıktan sonra poststenotik ven kollapsı, otojen AV fistüllerde stenoz, hemodinamik ilişkinin kanıtıdır. Bir stenozdan şüpheleniliyorsa ve bir stenoz varlığında çok tiz bir üfürüm duyuluyorsa oskültasyon endikedir. Prostetik greftlerin izlenmesinde rijitlikleri nedeniyle klinik değerlendirme zor olabilir ancak akış değişikliklerini göstermekte güvenilir olduğu bildirilmiştir [1]. Genellikle kanülasyonla ilgili psödoanevrizma oluşumu dışında, dilatasyon gözlenmemiştir. Klinik muayeneden doğan herhangi bir komplikasyon şüphesi objektif ölçümlerle doğrulanmalıdır. Erişim akış ölçümü, ultrasonografi ve anjiyografi gibi her biri kendi uygulanabilirlik ve doğruluk oranlarına sahip çeşitli fonksiyonel ve anatomik görüntüleme teknikleri mevcuttur. Bu ölçümlerin amacı AV fistül veya AV greft disfonksiyonunun erken tanısıdır ve girişimsel tekniklerle preemptif bir doğrulamayı amaçlar [2] (Bkz. Kılavuz 7). Bu ölçümler teknik ekipman gerektirir ve asla fiziksel muayenenin yerine geçemez. Modern diyaliz makineleri her zaman damar giriş yolu fonksiyonunun izlenmesinde kullanılabilecek venöz ve arteriyel basınçların izlenmesine olanak sağlar. Basınçlar kan akışı, iğne çapı ve kanülasyon yeri gibi faktörlerden etkilendiğinden standardizasyon ve karşılaştırılabilirlik olmasa da, birçok diyaliz araç gereci sadece bu tip izlemeye dayanmaktadır. Bugün artık damar giriş yolu akımı ölçümleri ile karşılaştırıldığında bu parametrelerin zayıf bir öngörü değeri olduğunu biliyoruz [3]. İyi bilinen yüksek komplikasyon oranlarına sahip prostetik greft materyallerinin hayatımıza girmesi ile birlikte dinamik ve statik venöz basınç ölçümleri gibi daha sofistike yöntemler kullanılmaya başlanmıştır [4,5]. Besarab [6] tarafından ortaya koyulan statik erişim içi basınç oranı (ortalama arteriyel basınca ilişkin statik venöz basınç) dinamik basınca göre bazı avantajlar sunmaktadır [7]. ii99 Smits ve ark. [8] venöz basınç, erişim akışı veya her ikisinin birden ,sonraki düzeltici müdahalelerle birlikte standartlaştırılmış bir izlemenin, greftlerdeki tromboz oranını düşürebileceğini rapor etmiştir. Yakın zaman önce, Spergel ve ark. [3] bir ön raporda tüm basınç ölçümü tiplerinin yerini damar giriş yolu akımı ölçümlerine bırakması gerektiği sonucuna varmıştır. Damar giriş yolu akımı ölçmek için çeşitli teknikler tanımlanmıştır: Dubleks ultrason, Ultrason akış dilüsyonu (Transonic®), Crit-Line III, Crit-Line III TQA, Değişken akışlı Doppler, Greft içi Velositimetri, Kan Hızı Ölçer ve Glikoz Pompa Testi. Bu tekniklerin hiçbiri diğerine açık bir şekilde tercih edilmemektedir [7]. Özetle, damar giriş yolu akımı ölçümü erişim trombozuna neden olabilecek fistül/greft disfonksiyonunun doğru bir göstergesidir. AV greftlerde 600 ml/dak’nın altındaki bir giriş yolu akımı [8–10], ön kol AV fistülünde sırasıyla ayda %20’nin üzerinde bir akım azalması [9] veya 300 ml/dak’nın altında bir akım preemptif bir müdahalenin göstergesidir [11]. Üst kol fistüllerinde bu akım verileri bulunmamaktadır. Greftler için aylık ve fistüller için üç aylık akım ölçümleri tavsiye edilir. Sonraki preemptif radyolojik veya cerrahi müdahalelerle birlikte izleme ve gözetim, AV greftlerde ve AV fistüllerde trombotik olayların oranını azaltmakta ve böylece aslında hasta morbiditesini, hastaneye yatma oranı ve sağlık hizmeti masraflarını düşürmektedir [12–14]. Damar giriş yolu izleme programları rutin diyaliz bakımının ayrılmaz bir parçası olarak dahil edilmelidir [13]. Daha fazla araştırma için tavsiyeler Vasküler giriş yolundaki aksaklığı doğru şekilde saptamak için izleme yöntemlerinin geliştirilmesi araştırma ile ilgili önemli bir neden olmaya devam etmektedir. Referanslar ii100 J. Tordoir ve ark. Vasküler giriş yolunda EBPG 6. AV fistüller ve AV greftlerde stenozların tanısı Kılavuz 6.1. Fiziksel muayene ve/veya akım ölçümü ile hemodinamik olarak belirgin bir stenozdan şüpheleniliyorsa mümkün olduğunca kısa sürede görüntüleme gerçekleştirilmelidir (Kanıt düzeyi III). Kılavuz 6.2. Daha fazla gecikme olmaksızın perkütan olarak ya da cerrahi olarak preemptif müdahale gerçekleştirilmelidir ve müdahalenin hemen öncesinde görüntüleme gerçekleştirilmelidir (Kanıt düzeyi II). Kılavuz 6.3. Arteriyel içeri akım ve venöz dışarı akım damarlarının tamamen görüntülenmesi gerekiyorsa manyetik rezonans anjiyografi (MRA) gerçekleştirilmelidir (Kanıt düzeyi III). Gerekçe Klinik muayene, otojen arteriyovenöz fistüller ve AV greftlerde stenozun tanısı için ana yöntem olmaya devam etmelidir [1]. Ancak tedavi öncesinde tek başına klinik muayenenin yeterli olduğuna ya da ek görüntüleme incelemesinin gerçekleştirilmesi gerektiğine karar vermek yerel gelenekler ve pratiğe bağlıdır. Stenozların perkütan tedavisi halinde preoperatif, intraoperatif ve postoperatif anjiyografi yürütülmelidir Eşzamanlı tedavi olmaksızın yalnızca tanı amacıyla anjiyografiden kaçınılmalıdır. Tromboz meydana geldiğinde, venöz kateter takılmadan hemodiyaliz tedavisinin sağlanması için cerrahi ve girişimsel radyolojik yöntemlerle trombektomi yapmak gereklidir. Altta yatan stenozun düzeltilmesi, trombektomi prosedürünün ayrılmaz bir parçasıdır. Stenozun tanısı Dubleks ultrasonografi Stenozdan şüphelenildiğinde, stenozdan kaynaklı çap azalmasının yerini bulmak ve derecesini belirlemek için dubleks ultrasonografi gerçekleştirilebilir [2–5]. Dubleks ultrasonografi, el arterleri ve santral venler [6] hariç olmak üzere deneyimli bir klinisyen veya vasküler teknisyenin elinde yeterli bir tanı aracıdır ve trombüsün boyutunu tanımlamakta yardımcı olabilir. Dubleks ultrasonografi ile ön kol fistüllerinde, yeniden anastomoz veya revizyon gerekliliğinin tespit edilmesi durumunda anjiografi gerekli değildir. Dubleks inceleme özellikle renal fonksiyonun bozulması riski nedeniyle iyot enjeksiyonundan kaçınılması gereken olgunlaşmamış AV fistüllerde stenozların saptanmasında ve akım ölçümlerinin gerçekleştirilmesinde faydalıdır. Dubleks yakın zaman önce disfonksiyonel fistüllerin başlangıç görüntüleme yöntemi olarak önerilmiştir ii101 ancak müdahale için uygun tüm stenozların saptanması için tam erişim DSA ve anjiyoplastide görüntülenmelidir. Manyetik rezonans anjiyografisi (MRA) yalnızca DSA’nın sonuçsuz kalması halinde düşünülmelidir [7]. Anjiyografi Takip eden dilatasyon veya cerrahi revizyon olmaksızın iyot içeren kontrast ajanlarla tanısal anjiyografi tavsiye edilmez. Ancak anjiyografi genellikle tedaviyi yönlendirmek ve içeri akım yanı sıra kalıntı stenozları ve/veya pıhtıları ya da santral venöz tıkanıklığı görüntülemek amacıyla dilatasyon veya perkütan trombolizis öncesinde, sırasında ve sonrasında ve cerrahi trombektomi sonrasında gerçekleştirilir [8]. Rezidüel renal fonksiyon bozukluğunu önlemek için gadolinyum destekli dijital subtraksiyon anjiyografisi bir alternatif olabilir. Le Blanche ve ark. [9] hasta topluluklarında gadolinyum kullanmış ve herhangi bir renal fonksiyon bozukluğu saptamamıştır. Gadolinyum destekli dijital subtraksiyon anjiyografisinin bozuk AVF’lerin nedenini değerlendirmek için etkili ve güvenilir bir yöntem olduğu sonucuna varmışlardır. Bu yöntem ayrıca perkütan transluminal anjiyoplastiyi planlamak ve gerçekleştirmek için de kullanılabilir. Alternatif olarak renal fonksiyon bozukluğunun artışı konusunda düşük bir riske sahip seyreltilmiş iyot da kullanılabilir. Arteriyel stenoz tanısal anjiyografi ile kaçırılabilir. Erişim boyunca arteriyel ağaca bir kateter takılması ile subklavyen ve brakiyal arterler de görüntülenebilir [10]. Manyetik rezonans anjiyografisi MRA’nın kompleks fistüllerde fistülografiye göre daha az komplikasyona ve yan etkiye neden olan kullanışlı, güvenilir ve pratik bir görüntüleme yöntemi olduğu bildirilmiştir [11]. Bir incelemede invazif olmayan arteriyel ve venöz sistem değerlendirmesine olanak tanıyan bir yöntem olarak belirtilmiştir [12]. MRA’nın alternatif olarak gerçekleştirilmesi halinde kontrast destekli (Gadolinyum) teknik (CE-MRA) kullanılmalıdır; çünkü bu teknik, konvansiyonel venografiyle benzer şekilde korele çap ölçümleriyle birlikte kol venlerinin iyi bir görsel görünümünü verir [9]. Bir çalışmada MRA 13 stenozun tümü ve iki hatalı pozitif bulguyu göstererek arteriyel ve venöz kapillerler için %100’lük bir duyarlılık ve %94’lük bir spesifiklik sonucunu vermiştir [13]. Froger ve ark. stenozlu damar segmentlerinin saptanmasında sırasıyla %97, 99, 96 ve 99’luk bir duyarlılık, spesifiklik ve pozitif ve negatif MRA öngörü değeri bulmuştur [14]. ii102 Santral venöz tıkanıklıktan şüphelenildiğinde sağ atriyuma kadar tam venöz dışarı akış sisteminin anjiyografisi zorunludur. Santral venlerin MRA’sı kesin ve hatta tüm patent torasik damarları göstermekte başarısız olabilecek kontrast venografiye göre üstün sonuçlar verir [15,16]. Ancak ayrıntılı bir prosedürdür bu nedenle her hastanede mümkün değildir. Ayrıca aynı anda ek müdahale mümkün değildir [17]. Daha fazla araştırma için tavsiyeler Damar giriş yolu stenozunun daha kesin bir tanısını elde etmek için yeni görüntüleme yöntemleri uygulanabilir. Referanslar J. Tordoir ve ark. Vasküler giriş yolunda EBPG 7. AV fistüller ve AV greftlerde stenoz ve trombozun tedavisi Otojen AV fistül stenozunun yönetimi İlgili stenoz Fistül çapı, %50’nin üzerinde düşerse ve damar giriş yolu akımında veya ölçülen diyaliz dozunda bir azalma ile birlikte olursa stenoz tedavi edilmelidir. Stenoz tedavisi için diğer endikasyonlar, kanülasyonda zorluklar, ağrılı kol ödemi, kanülasyon sonrası ya da kanül çıkarıldıktan sonra (yüksek venöz basınca bağlı olarak) uzayan kanama süresi ve arteriyel içeri akış ya da distal stenoza bağlı olarak el iskemisidir. İntimal hiperplaziye bağlı bir stenotik lezyon, en yaygın düşük erişim akım nedenidir. RCAV fistüllerde bu stenozların %55–75’i AV anastomoza yakın ve %25’i venöz dışarı akış kanalında bulunmaktadır [1,2]. Brakiyalsefalik ve/veya basilik AV fistüllerde tipik konum (%55), sırasıyla subklavyen ven ile sefalik venin ve aksiller ven ile basilik venin birleşme yerindedir [1]. Anastomozdan uzaklığı 2 cm’nin üzerinde olan bir arteriyel içeri akış stenozu yaygın değildir ancak AV fistüldeki akım tehlikeye sokabilir. Anastomotik alan stenozu Alt ön kolda bulunan anastomotik alan stenozlarında cerrahi tedavi endikedir. Alternatif olarak, sonuçları büyük ihtimalle daha az kalıcı olsa da PTA mümkündür. Üst ön kolda ve üst kolda bulunan anastomotik alan stenozlarında öncelikle, girişimsel tedavi endikedir. Lezyonların erken ya da tekrarlayan şekilde nüksetmesi durumunda cerrahi yol düşünülmelidir. Üst kol fistüllerinde anastomotik stenozların dilatasyonu ya da cerrahi revizyonu çalma sendromu ve giriş yoluyla tetiklenen el iskemisine neden olabilir. Başlangıç olarak 5 ya da 6 mm’ye kadar dikkatli dilatasyon tavsiye edilir. 6 mm’nin üzerinde dilatasyon nadiren endikedir. Venöz dışarı akış stenozu Dışarı akış venlerinde (sefalik/basilik) PTA ilk tedavi seçeneğidir [3]. Derin venöz sistem ile yüzeysel venlerin eklemsel stenozları da PTA ile tedavi edilebilir. Sefalik venin son kemerine bir stent yerleştirilirse, stenozu tetikleyebileceği ve distal (basilik, brakiyal ve aksiller) venlerin ileride kullanımını olanaksızlaştıracağı için subklavyen vene çıkıntı yapmamalıdır [4]. Balon anjiyoplasti Stenozları görüntülemek amacıyla, anastomotik sorunlar durumunda retrograd brakiyal arter ponksiyonu ile ya da bir dışarı akış sorunundan şüphelenilmesi halinde anastomoz üzerinden ii103 doğrudan antegrad ven ponksiyonu ile anjiyografi gerçekleştirilir [5]. Uzun segmentli stenozların radyolojik olarak mı yoksa cerrahi olarak mı tedavi edilmesi gerektiği hususu tartışmalıdır. Bazı yazarlar greft interpozisyonu [7] ya da ven transpozisyonu ile cerrahi müdahaleyi [6] önerirken bazıları ise radyolojik müdahaleyi [8] önermektedir. Uzun segmentli tıkanıklıkların tedavisinde iki tedavi seçeneğinden birinin üstünlüğünü ispatlayan çalışmalar mevcut değildir. Ancak kısa segmentli stenozların (<2 cm) PTA’sı uzun segmentli stenozlarla (>2 cm) karşılaştırıldığından daha iyi sonuçlar ortaya koymuştur [9]. Persistan stenoz Bazı stenozlar konvansiyonel balon anjiyografisi ile dilate edilemezler. Bu ‘sert’ stenozlar keskin balonlar ya da ultra yüksek basınçlı balonlarla (32 atm’ye kadar) tedavi edilebilir [10,11]. Tekrarlayan stenoz Tekrarlayan stenoz, stent yerleştirmeyle veya stent yerleştirme olmaksızın radyolojik olarak veya cerrahi olarak tedavi edilebilir [5]. Tedavi stratejisine cerrahi tedavinin invazifliğine göre her hastanın durumu dikkate alınarak karar verilmelidir. Yeterli çapa sahip PTA balonu tam açılmasına rağmen, dilate damar duvarı balon çıkarıldıktan sonra aniden çökebilir. Bu elastik geri çekilme özellikle santral venlerde stent implantasyonu ile önlenebilir [12]. Ölçekli balon şişirme ile kontrol edilemeyen PTA’dan kaynaklı yırtıklar hariç olmak üzere ön kol fistülünün iğne giriş alanlarına stent yerleştirilmesinden kaçınılmalıdır. Otojen AV fistül trombozunun yönetimi Fistül trombozu, mümkün olan en kısa sürede veya 48 saat içerisinde tedavi edilmelidir. AV fistül trombozunun süresi ve yerinin yanı sıra erişim tipi de tedavi sonucunun önemli belirleyici faktörleridir. Pıhtılaşmanın zamanında giderilmesi bir santral venöz kateter ihtiyacı olmaksızın hemen kullanıma izin verir. Trombi zaman ilerledikçe ven duvarına yapışır ve bu da cerrahi olarak alınmasını daha da güçleştirir. Tromboz, anastomotik stenozun sonucu olarak postanastomotik ven segmentini etkileyebilir ya da iğne yerinde başlayabilir. Pıhtı radyal sefalik ve brakiyal-sefalik fistüllerdeki anastomozda yerleştiğinde, venöz kan akışını taşımaya devam eden doğal yan dallardan dolayı dışarı akış veni belirginliğini koruyabilir. Bu damar giriş yolunda yeni bir proksimal anastomoz oluşturmak mümkündür [7,13]. Transpoze basilik ven fistüllerindeki tromboz genellikle pıhtının tüm vene yayılmasına yol açar. Karşılaştırmalı çalışmalar bulunmasa da mevcut literatür [4,5,14–22] trombozlu otojen AV fistüllerinin tercihen girişimsel radyoloji ile tedavi edilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Tek istisna anastomotik stenozdan dolayı trombozlu ön kol ii104 AV fistülleri olabilir. Bu gibi durumlarda proksimal yeniden anastomozun iyi sonuçlar verebileceği olası görünmektedir. Girişimsel trombolizis Trombolizis mekanik olarak ya da farmakomekanik olarak gerçekleştirilebilir [23–25]. Hemen başarı oranı greftlerde otojen AV fistüllere göre daha yüksekken (ön kol fistüllerinde %99’a 93), ön kol AV fistülünün 1 yıldaki primer açıklık oranı çok daha yüksektir (%49’a 14). Bir yıllık sekonder açıklık oranları sırasıyla ön kol AV fistüllerinde %80 ve üst kolda %50’dir [14]. AV fistüllerde balon anjiyoplasti ile trombolitik ajan (ürokinaz ya da doku plasminojen aktivatörü = tPA) kombinasyonu %94’lük bir hemen başarı oranı ile sonuçlanmıştır. Liang ve ark. [21], %93’lük bir başarı oranı ve %70’lik bir primer patensi oranı rapor etmiştir. Haage ve ark. [4] trombozlu AV fistüllerde 81 perkütan tedavi gerçekleştirmiştir. Akım onarımı AV fistüllerin %88.9’unda başarılı olmuştur. Primer 1 yıllık patensi oranı %26 ve sekonder 1 yıllık patensi oranı %51’dir. Cerrahi trombektomi Cerrahi trombektomi, bir trombektomi kateteri (Fogarthy) ile gerçekleştirilmektedir. Manüel retrograd trombus ekspresyonu yararlı olabilir. Ek stenozların veya kalıntı trombüsün bulunması/ çıkarılması mümkün olduğunda santral venlerin yanı sıra yeniden kanalize edilen venlerin , venöz dışarı akış anjiyografisi de gerçekleştirilmelidir. Trombozun altta yatan nedenlerinin belirlenmesi ve eş zamanlı olarak düzeltilmesi tüm cerrahi veya girişimsel pıhtı giderme işlemlerinin zorunlu parçasıdır. En iyi cerrahi sonuçlara büyük bir ihtimalle, bu tip damar giriş yolunda en sık görülen stenoz yeri olan ön kol AV fistüllerinin anastomotik stenozunda proksimale oluşturulacak yeniden anastomozdan sonra ulaşılacaktır. Yeni proksimal anastomozun primer açıklığının 1 yılda %80 ve 2 yılda %67 kadar yüksek olduğu bildirilmiştir [13]. Damar giriş yolu hatasının kısa bir sürede sık sık tekrarlaması halinde yeni bir fistülün oluşturulması gerekebilir. AV greft stenozunun yönetimi Belirgin bir akış azalması ile birlikte lümen çapında %50’nin üzerinde bir azalma bir tedavi endikasyonu olarak değerlendirilir [26]. Arteriyel anastomozda stenoz Otojen fistüllerde olduğu gibi greftlerdeki çoğu arteriyel içeri akış stenozu, PTA ile başarılı bir şekilde tedavi edilebilir [27]. Yalnızca afferent arter ve anastomozdaki greft etkilenmişse ve efferent arterde stenoz yoksa arteriyel anastomoz stenozunun kendisi dilate edilebilir. Efferent arterde J. Tordoir ve ark. ek bir stenoz varsa, tek başına anastomozun anjiyoplastisi azalan periferik arteriyel perfüzyona bağlı olarak periferik iskemi riski ile birlikte greft akışını artıracaktır. Bu hastalarda efferent arterin girişimsel radyoloji ya da anastomozun cerrahi revizyonu yoluyla dilatasyonu sorunu çözülebilir. Greft içi stenoz Greft içi (ya da greft ortası) stenozlar greftlerin kanülasyon segmentinde bulunurlar. Bunlar, fibröz dokunun ponksiyon deliklerinin içine doğru aşırı büyümesinden kaynaklanır. Bu stenozlar, PTA [28], greft küretajı [29] ya da segmental greft replasmanı ile tedavi edilebilir. Kanülasyon segmentinin yalnızca bir parçası değiştirildiğinde giriş yolu santral venöz kateter ihtiyacı olmaksızın, hemodiyaliz için kullanılabilir. Greftin değiştirilmeyen kısmında yeniden stenoz meydana geldiğinde bu, yeni segment iyileştikten sonra değiştirilebilir. Venöz anastomozda stenoz En yaygın greft disfonksiyonu ve trombozun nedeni venöz anastomotik stenozdur [28,30,31]. Greftlerin yalnızca periferik venleri tükenmiş olan hastalarda implante edilmesi gerektiğinden, PTA ya da yama anjiyoplasti gibi ven kurtarma prosedürleri, üstün açıklık oranlarına sahip olabilmesine rağmen, daha merkezi venöz segmentlerine greft uzantıları eklemeye tercih edilmelidir. PTA’nın tekrar tekrar başarısız olması halinde ek stent implantasyonu düşünülebilir [2,32,33]. Bir stent ya da yama başarısız olduğunda greft uzantısı hala mümkündür. Bu aşamalı tedavi, kümülatif greft fonksiyonunu artırır. Greftlerin %20 –30’unda PTA kan akımını 600 ml/dak’nın üzerinde artırmaz. Bu da normal boyutunun altında bir balon ile yetersiz dilatasyonu, aniden tekrarlayan stenozu veya daha merkezi olan ya da arteriyel içeri akımda bulunan tanımlanamamış ve düzeltilmemiş stenozun mevcudiyetini gösterir. AV greft trombozunun yönetimi Greftte oluşan tromboz gecikme olmaksızın ve en azından bir sonraki diyaliz seansı öncesinde 48 saat içerisinde tedavi edilmelidir. Pıhtılaşmanın erken giderilmesi bir santral venöz kateter ihtiyacı olmaksızın giriş yolunun hemen kullanılmasına izin verir [34–53]. Her zaman kompakt bir “arteriyel tıkaç” mevcuttur. Eski trombüsler (> 5 gün) çoğunlukla venöz anastomozun ötesindeki damar duvarına yapışır ve bu da cerrahi olarak alınmalarını güçleştirir. Bu, girişimsel radyolojik tedavi için daha az sorun yaratır. Cerrahi trombektomi Cerrahi trombektomi, bir trombektomi kateteri ile gerçekleştirilmektedir. Arteriyel ve venöz greft dalları Vasküler giriş yolunda EBPG tamamlandıktan sonra tablo üzerinde anjiyografi gerçekleştirilmelidir. Bu işlem yapıldığında greftin yanı sıra santral venöz dışarı akışı da görüntülenmelidir. Kalıntı trombiyi dışlamak ve trombozun nedenini tanımlamak gereklidir. Altta yatan stenozun belirlenmesi ve eş zamanlı olarak düzeltilmesi tüm cerrahi veya girişimsel pıhtı giderme prosedürlerinin ayrılmaz parçalarıdır [30,31]. Girişimsel trombolizis Prostetik greft trombozu, tromboaspirasyon kombinasyonları, doku plasminojen aktivatörü (tPA) gibi trombolitik ajanlar, mekanik trombektomi ve mekanik trombektomi cihazlarının kullanımı dahil olmak üzere çeşitli perkütan teknikler ve araçlarla tedavi edilebilir. %73’lük bir başlangıç başarı oranı ve sırasıyla 1 ve 3 ayda yalnızca %32 ve 26’lık primer patensi oranları rapor edilmiştir [36–54]. Smits ve ark. [55] farklı mekanik perkütan trombolizis cihazlarını karşılaştırmış ve altta yatan stenozların tedavisinin greft açıklığı için tek öngörü değeri olduğu sonucuna varmıştır. Bu nedenle her merkez kendi uzmanlık alanına göre tekniğini seçmelidir. Uygulanan teknikten bağımsız olarak bir santral venöz kateter ihtiyacı olmaksızın ve mümkün olduğunda masrafları azaltmak için bir ayaktan tedavi prosedürü olarak trombolizisin mümkün olduğunca kısa sürede gerçekleştirilmesi önemlidir. İçeri akımı, erişim içi ya da venöz dışarı akış stenozunu saptamak ve düzeltmek için postprosedürel anjiyografi zorunludur. Daha fazla araştırma için tavsiyeler Daha iyi kateter ve balon tasarımları ve (ilaç kaplı) stentlerin geliştirilmesi girişimsel erişim tedavisinin sonuçlarını iyileştirebilir. Referanslar ii105 ii106 J. Tordoir ve ark. Vasküler giriş yolunda EBPG 8. Santral venöz tıkanıklığın tanı ve tedavisi Kılavuz 8.1. Semptomatik santral venöz tıkanıklıktan şüphelenilmesi halinde erişim kanalının ve tam venöz dışarı akış kanalının anjiyografisi gerçekleştirilmelidir. (Kanıt düzeyi III). Kılavuz 8.2. Tedavi perkütan müdahale ile gerçekleştirilmelidir (Kanıt düzeyi III). Santral venöz tıkanıklığın tanısı Kronik damar giriş yolunun kolunun şişmesi, santral venöz tıkanıklığın en önemli klinik belirtisidir [1]. Yüzeysel venler belirgin hale gelebilir (kollateraller). Ağrı ve parestezi meydana gelebilir. Santral venöz lezyonlar, kol şişmesi, dayanılmaz ağrı veya yetersiz hemodiyalize neden olan lezyonlar gibi şiddetli ve engelleyici olduklarında tedavi edilmelidir [2]. Açık santral venöz tıkanıklıkta, santral venler ultrasonografi ile incelenemediğinden damar giriş yolu kanalının ve tam venöz dışarı akış kanalının anjiyografisi gerçekleştirilmelidir. Bu nedenle tüm mediastinal venleri tam olarak görüntülemek için dijital subtraksiyon tekniğini kullanan venografiye ihtiyaç duyulur [3]. Bu tercihen erişimin doğrudan antegrad punktürü ile yapılabilir [4]. Hastaların çoğunda santral ven tıkanıklığı daha önce takılan santral ven kateterlerine bağlıdır. Jugular ven kateterleri olan hastaların %10’u ile karşılaştırıldığında subklavyen ven kateterleri olan hastaların %40’ında santral venöz tıkanıklık gelişir. Santral venöz kateterizasyon geçmişi olmayan hastalarda mediastinal venlerde ekstrensek kompresyon (örn. lenfom, guatr, torasik aortik anevrizma, mediastinal fibroz, kalp pilleri), hiperkoagülopati, torasik çıkış sendromu ya da kalp pili telleri gibi diğer nedenler düşünülmelidir. Bu durumlarda normal röntgenler, bilgisayarlı tomografi ya da MR görüntüleme, ayırıcı tanı için yararlı olabilir. Altta yatan hastalığın tedavisi mümkün değilse ya da kol şişmesini çözmekte başarısız olursa stent yerleştirme ile PTA endikedir [5]. Santral venöz tıkanıklığın yönetimi Girişimsel tedavi Son on yılda, tek başına PTA ile tedavi edilen hastalarla yapılan çeşitli çalışmalar yayınlanmıştır. 1 yılda %10’a eşit ve %10’un altında primer açıklık oranları ve çok sayıda restenoz rapor edilmiştir [6–8]. Stent implantasyonunun açık bir şekilde 1 yıllık primer açıklık oranlarını %56’ya ve üzerine çıkardığı gösterilmiştir [1,4,6,9]. Açıklığı sağlamak ve uzun süreli klinik başarı elde etmek için düzenli takip ve yeniden müdahale gereklidir [10]. Bu sayılar cerrahi müdahaleye göre anlamlı düzeyde farklılık göstermemektedir [1,6,9]. Bununla birlikte, ii107 cerrahinin invazifliğine bağlı olarak santral venöz tıkanıklıklar ve daha az invazif tedavi için stent implantasyonu ile veya stent implantasyonu olmaksızın PTA primer tedavi seçeneği olarak önerilmektedir [4]. Raporlar diyaliz hastalarında semptomatik santral venöz tıkanıklığın radyolojik müdahale yardımıyla yüksek bir başarı oranı ile tedavi edilebileceğini göstermektedir [11,12]. Güvenilir ve yeterli bir sonuç elde etmek için yerleştirilen stentin patent bir internal jugular venin ostiyumu ile çakışmasından kaçınılmalıdır, çünkü bu ven ileride santral venöz kateter yerleştirilmesi için zorunludur. Benzer şekilde innominat vene yerleştirilen bir stent kontralateral venin ostiyumu ile çakışmamalıdır, aksi takdirde kontralateral stenoz meydana gelebilir ve ileride kontralateral ekstremitenin erişim oluşturma amacıyla kullanılmasını olanaksız hale getirebilir [4]. Santral venöz trombozda trombolitik ajanların kullanımına dair çok az veri mevcuttur. Bu nedenle primer tedavi rejimi olarak tavsiye edilmemektedir. Cerrahi tedavi Santral venöz tıkanıklığın girişimsel tedavisi mümkün olmadığında veya başarısız olduğunda, en etkili cerrahi yöntemi tanımlamak ve uzun süreli vasküler erişimi garanti etmek için hastanın değerlendirilmesi zorunludur. Cerrahi değerlendirme vasküler patolojinin yanı sıra genel risk (bkz. ASA Fiziksel Durum Sınıflandırması Sistemi [13]) ve yaşam süresi üzerine odaklanmaktadır. Cerrahi bir seçenek olarak kullanılabiliyorsa tüm anjiyogramlar yeniden değerlendirilmelidir. İnnominat ven tıkanıklığına bağlı olarak jugular vene ipsilateral cerrahi baypas mümkün değilse, kontralateral kolda yeni bir erişimin oluşturulup oluşturulamayacağını değerlendirmek için bu kolda ek venografi gerçekleştirilmelidir ya da subklavyensubklavyen veya subklavyen-jugular geçiş baypası gerçekleştirilmelidir [14–16]. Süperiyör vena kava kaval veni dahil olmak üzere mediastinal venlerde bilateral tıkanıklık durumunda arteriyovenöz femoral damar giriş yolunun planlanmasında ilio-kaval venlerinin ultrasonografisi endikedir. Zarar görmüş venöz dışarı akışın olduğu üst ekstremite vasküler erişimleri için alternatif cerrahi seçenekler aksillosafenöz/iliak ya da sağ atriyal baypaslardır [17,18]. En son tedavi olarak lokal semptomları hafifletecek damar giriş yolunun bağlanması düşünülebilir. Daha fazla araştırma için tavsiyeler Santral venöz kateter tasarımının geliştirilmesi damar duvarı hasarını ve santral venöz stenozların gelişmesini büyük olasılıkla önleyebilir. Stent yenilikleri ve yeni kılavuz teller santral venöz tıkanıklık müdahalesi ve sonuçlarını geliştirebilir. ii108 Referanslar J. Tordoir ve ark. Vasküler giriş yolunda EBPG 9. Damar Giriş Yolu kaynaklı iskeminin tanı ve tedavisi Kılavuz 9.1. Damar giriş yolu kaynaklı iskemi klinik inceleme ile saptanmalıdır.Nedeni hem non-invazif (invazif olmayan) görüntüleme yöntemleri hem de anjiyografi ile belirlenmelidir (Kanıt düzeyi III) Kılavuz 9.2. Arteriyel akımın artırılması, damar yolu akışının azaltılması ve/veya distal (uzak) revaskülarizasyon prosedürleri tedavi seçenekleridir. Yukarıdaki yöntemler başarısız olduğunda damar erişim yolunun bağlanması düşünülmelidir (Kanıt düzeyi II) Gerekçe Damar giriş yolu kaynaklı üst ekstremite iskemisi zamanında tedavi edilmezse majör ampütasyona neden olabilecek kadar ciddi bir komplikasyon olur [1]. Yayınlanmış çalışmalardan semptomatik iskemi insidansının hemodiyaliz popülasyonunun %2’si ila %8’i arasında değişiklik gösterdiği anlaşılabilir [2,3]. Yaşlı hastalar, diyabetikler, periferik ve/veya koroner arter tıkanıklığı olanlar damar erişim yolu kaynaklı iskemi gelişmesine daha yatkındırlar. Ayrıca bir önceki ipsilateral (aynı tarafa ait) damar erişim yolunun da aynı extremite de olması riski artırır. Damar giriş yolu kaynaklı iskemi, proksimal (yakın) olarak yerleştirilmiş fistüllerde daha sık meydana gelir [4]. Bu yüksek akımlı Arteriyo Venöz Fistüller (AVF) kollateral dolaşım yetersiz olduğunda, uzak perfüzyon basınçlarında düşme görülen bir çalma sendromuna neden olur ve semptomlar meydana gelir [5–8]. Hastalığın ciddiyetini ana hatlarıyla göstermek için damar erişim yolu kaynaklı iskeminin derececesinin (1–4 sınıflandırmasına bakıldığında (Evre 1: soluk/mavi ve/veya ağrısız soğuk el, Evre 2: egzersiz sırasında ağrı ve/veya HD, Derece 3: dinlenme sırasında iskemik ağrı ve Derece 4: ülserasyon, nekroz ve kangren) kullanılabileceği gibi bu minör semptomlardan olan parmak nekrozuna kadar da değişiklik göstermektedir. Bu hastaların bazılarında diyaliz tedavileri sırasında ağrıları artmaktadır. Derece 1 ve 2 iskemi için geleneksel bir tedavi endikasyonu varken derece 3 ve 4’te girişimsel tedavi endikedir [9]. Damar Giriş Yolu kaynaklı iskeminin tanısı Periferik damarların görsel incelenmesi ve palpasyonu dahil olmak üzere fiziksel muayene yetersiz olabilir ve semptomatik iskemi tanısında da yanıltıcı olabilir. Dijital basınçların ölçümü ve dijital-brakiyal indeks hesaplaması (DBI) ile birlikte ek olarak non invazif (invazif olmayan) testler, transkütanöz oksijenin belirlenmesi, ön kol arterlerinin ultrasonografisi ve damar erişim yolunun kan akışının ölçümü tanı ve karar verme sürecinde önemli testlerdir [10,11]. Son olarak ii109 distal akımı artırmak için AVF kompresyonu ile veya AVF kompresyonu olmaksızın proksimal subklavyen arterden distal palmar kemerlere kadar üst ekstremite arteriyel ağacının görüntülenmesi ile birlikte anjiyografi, tedavi stratejisinin ana hatlarını ortaya koymak ve girişimsel veya cerrahi tedavi seçeneklerinden hangisinin tercih edileceğine karar vermekte zorunludur [12]. Damar Giriş Yolu kaynaklı iskeminin yönetimi Tedavi seçenekleri iskeminin etiyolojisine bağlıdır. İçeri akım arteriyel tıkanıklığı ve/veya distal arteriyel lezyonlar küçük çaplı balonlar ve stent implantasyonu ile yeniden kanalize edilir [13–15], ağırlıklı olarak hastalarda başarılı renal transplantasyonu takiben gözlenen yüksek akımlı AVF’ler bantlama ve distal arteriyel uzatma gibi akımı azaltıcı prosedürler için uygundur [16–18]. Çalma sendromunun kendisi arteriyovenöz anastomozun arter distalinin bağlanması ile tedavi edilebilir [19]. Çoğu hastada ön kol arterlerine bir safenöz ven grefti bypassı eklemek zorunludur (DRIL ¼ distal revaskülarizasyon Þ interval bağlama). Bu prosedürlerin sonuçları genellikle iyidir ve hastaların semptomlarını hafifletir ve damar erişim yerinin korunmasını sağlar (Tablo 1) [20–27]. DRIL prosedürüne basit bir alternatif, dirsekteki A-V anastomozun bağlantısının kesildiği ve greft interpozisyonun (araya girmesiyle) yardımıyla aksillaya taşındığı PAVA (proksimal arteriovenöz anastomoz) tekniğidir [28,29]. Kabul edilebilir sonuçları olan yeterli bir cerrahi müdahaleyi elde etmek için intraoperatif dijital basınç ölçümü veya transkütanöz oksimetri (TcPO 2) zorunludur. 0.60’ın üzerinde bir dijital-brakiyal basınç indeksi veya 40 mm Hg’nin üzerinde TcPO 2 yeterli bir distal el perfüzyonuna işaret eder [30–32]. Aynı DBI eşiği de yeni vasküler erişim yolu tedavisi alan diyaliz öncesi hastalarda iskeminin gelişmesine işaret edebilir [33–35]. Bazı hastalarda AVF bağlanması ve renal replasman modalitesindeki değişiklik (sürekli ayaktan peritoneal diyalizi gibi (¼ SAPD’e) veya santral venöz katetere geçiş tek çözüm olabilir. Damar Giriş Yolu kaynaklı iskeminin önlenmesi Uygun bir preoperatif değerlendirme ve cerrahi teknik, iskeminin önlenmesinde temel taşlardır. Periferik nabızların ve üfürümlerin fiziksel muayenesi ve her iki ekstremitenin kan basınçlarının ölçümü, AVF oluşturulmasından önce zorunludur. Dubleks ultrasonografi yalnızca yüzeysel venlerin değil arterlerin de değerlendirilmesinde son derece yararlıdır. Dijital basınçların preoperatif ölçümü, iskemi riski bulunan hastaları belirlemek için yararlıdır. Preoperatif dijital-brakiyal indeksleri (DBI) <1.0 olan hastalarda çalma sendromu gerçekleşmesi daha olasıdır ancak çalma sendromunun kaçınılmaz olduğu eşiğin altında hiçbir DBI yoktur. Periferik dolaşımın durumu ile ii110 J. Tordoir ve ark. ilgili herhangi bir şüphe varsa anjiyografi veya MRA tavsiye edilir. Çalma sendromu prostetik greft tedavisi alanlardan daha çok brakiyal temelli arteriyovenöz fistül tedavisi gören hastalarda meydana gelebilir. Tablo 1. Damar Giriş Yolu kaynaklı iskeminin tedavisinde distal revaskülarizasyon ve interval lbağlama (DRIL) prosedürünün sonuçları Yazar Schanzer ve ark. [20] Haimov ve ark. [21] Katz ve ark. [22] Berman ve ark. [23] Lazarides ve ark. [3] Stierli ve ark. [24] Knox ve ark. [25] Diehl ve ark. [26] Sessa ve ark. [27] Hasta sayısı 14 23 6 21 7 6 52 12 18 Bu nedenle radyo-sefalik AVF lerde 10 mm’lik ve greft ve/veya brakiyo-sefalik/basilik AVF’lerde 5–7 mm’lik sınırlı bir arteriyovenöz anastomoz uzunluğu AVF’den büyük hacimli kan şantının önlenmesine katkıda bulunabilir. Ya da “düzgün olmayan” bir anastomoz (90° veya 180° açı) daha büyük bir anastomotik dirence ve böylece akışın sınırlanmasına yardımcı olur. Daha fazla araştırma için tavsiyeler Postoperatif iskemi riskini ana hatlarıyla ortaya koyan preoperatif göstergelerle ilgili daha fazla araştırma, iskeminin önlenmesinde yeterli önlemlerin alınmasına yardımcı olabilir. Referanslar % olarak başarı 93 96 83 100 94 100 90 100 73 AVF açıklığı (%) 82 73 100 94 – 100 83 100 94 Vasküler giriş yolunda EBPG ii111 ii112 10. Santral venöz damar giriş yolu Kılavuz 10.1. Santral venöz kateterler, kalıcı bir kateteri olmayan ve akut hemodiyaliz ihtiyacı bulunan hastalarda son başvuru yolu olarak takılmalıdır (Kanıt düzeyi III). Kılavuz 10.2. Hem akut hem de kronik kateter yerleştirmede perkütan yol kullanılmalıdır. Yerleştirme işlemi ultrason rehberliğinde yapılmalıdır. Kateterin doğru yere yerleştirildiğini tespit etmek ve herhangi bir komplikasyonu saptamak için kateteri kullanmadan önce basit bir röntgen (göğüs veya karın) çekilmelidir (Kanıt düzeyi II). Kılavuz 10.3. Sağ internal jugular ven, kateter yerleştirme için tercih edilen bölgedir (Kanıt düzeyi II). Kılavuz 10.4. Tünelli olmayan kateterler yalnızca acil durumlarda kullanılmalıdır ve mümkün olan en kısa sürede tünelli kateterlerle değiştirilmelidir (Kanıt düzeyi III). Kateter yerleştirme endikasyonları Santral venöz kateter yerleştirme, akut veya acil bir durumda diyaliz tedavisini başlatılması gereken ve kalıcı bir vasküler erişim yolu olmayan mevcut Kronik Böbrek Hastalığı olan (KBH) Evre 5 hastalarında gereklidir [1,2]. Kateter yerleştirme işlemi aynı zamanda vasküler erişim yolu hatası [3] görülen renal replasman tedavisi olan, girişimsel veya cerrahi damar erişim yolu kurtarma işlemi ya da yeni bir damar erişim yolu oluşturulması için bekleyen mevcut KBH Evre 5 hastalarında endikedir. Bazı hastalarda cerrahi olarak oluşturulan tüm arteriyovenöz damar erişim yolu seçenekleri tükenmiş olabilir. Bu durumda santral venöz kateter tek damar erişim yolu seçeneğini sunabilir. Bazı hastalar kalp yetmezliği riski nedeniyle arteriyovenöz fistül oluşturulması (şiddetli kalp yetmezliği, kronik solunum yetmezliği) [4] açısından bir kontraendikasyona sahip olabilir. Periferal iskemiye neden olan çalma sendromuna bağlı olarak elinde şiddetli ağrısı olan ya da iğne yerleştirme işlemi [5] sırasında majör güçlükler yaşayan hastalar kalıcı bir santral venöz kateterden fayda görebilirler. Kateterler hemodiyaliz için acil damar erişim yolu sunar ve birkaç ay ya da yılın üzerinde kullanılabilir. Uzun süreli kateterler de pozitif özelliklere sahiptirler: kullanımları kolaydır ve matürasyona ihtiyaç duymazlar. Kateter yerleştirme tekniği Kateter yerleştirme özel dikkat gerektiren yüksek riskli bir müdahale olarak kabul edilmekte olup mutlak aseptik koşullar altında ve ideal olarak eğitimli ve tecrübeli doktorlar tarafından J. Tordoir ve ark. gerçekleştirilmelidir. Perkütanöz kateter yerleştirme, tercih edilen kateter yerleştirme yöntemidir. Sağ internal jugular ven kateter yerleştirme için ilk seçenektir ve onu sol internal jugular ven takip eder. Santral ven stenozu için hiçbir risk bulunmadığından kısa süreli kateterler için (<1 hafta) femoral yol tercih edilir. Kazara karotid arter yırtılmasını önlemek ve başarılı kanülasyonu sağlamak için ultrason klavuzluğunda yerleştirme tekniği uygundur [6,7]. Ayrıca kılavuz telin konumunu izlemek ve bulmak için fluoroskopi tavsiye edilir. Yakın tarihli bir çalışmada 60 hasta, ultrason klavuzluğunda, diğer grupta ‘kör’ kateter yerleştirme tekniği yapılmış. Kör kateter yerleştirme tekniğinde ilk denemede venöz kanülasyon başarı oranı %56.7 olmasına karşın ultrason klavuzluğunda yerleştirme tekniğinde bu oran %86.7 olmuş. Advers etki riski kör prosedürde anlamlı düzeyde daha yüksektir (P = 0.020). Sıradan bir ultrason makinesinin kullanıldığı ultrason klavuzluğunda internal jugular ven kateter yerleştirme prosedürünün kör teknikle karşılaştırıldığında anlamlı düzeyde daha güvenli ve daha başarılı olduğu tespit edilmiş [8]. Acil diyaliz tedavisi gerektiren akut ve/veya yaşamı tehdit eden tıbbi sorunları görülen hastalar için (pulmoner ödem, hiperkalemi, solunum sıkıntısı) femoral ven en uygun yerleştirme bölgesidir. Santral venöz stenozla (bkz. Kılavuz 8) ilgili yüksek risk nedeniyle subklaviyen ven yolundan vazgeçilmiştir [9]. Kateter performansı ve bakımı Kateter performansı (maksimum akım hızı, kan direnci ve resirkülasyon), tedavi planı (sıklık, diyaliz süresi) değiştirilmeksizin verilen yeterli diyaliz sıklığına uygun olmalıdır [10,11]. Tünelli olmayan kateterlerle karşılaştırıldığında tünelli kateter morbiditesi (disfonksiyon, tromboz, enfeksiyon) anlamlı düzeyde azalmıştır, bu yüzden tünelli kateterler tüm hastalarda tercih edilmelidir [12]. Port-kateter cihazları (Dialock, LifeSite), hastaları estetik açıdan daha memnun ederken ve hastaların konforunu yükseltirken uzun süreli kateterlerle de benzer akım performansı sunarlar [13,14]. Ne yazık ki bu cihazlarda enfeksiyon riski yüksektir. Kateter ve venöz port cihazlarında enfeksiyonu önlemek için aseptik teknikle kateter bakımı ve kullanımı zorunludur. Daha fazla araştırma için tavsiyeler Kateter tasarımı ve kateter kapama solüsyonlarının iyileştirilmesi daha fazla araştırma için başlıca konulardır. Referanslar Vasküler giriş yolunda EBPG ii113
Benzer belgeler
Damar Erişim Yolu Disfonksiyonu
Ancak, Malovrh operasyon öncesi hiperemi testleri
sırasında ölçülen radiyal arterin RI (0.50 ve 0.70),
çap (0.294 ve 0.171 cm) ve akım (90 ve 33 ml/dak)
değerleri ile AVF oluşturmanın sonucu arasın...