Çalış ey genç arkadaşım çalış. Namerde muhtaç olmak ölmekten
Transkript
Çalış ey genç arkadaşım çalış. Namerde muhtaç olmak ölmekten
Her sabah hesabınıza 86.400 saniye yatırılır. Her akşam iyi bir amaca yöneltemediğiniz harcamalarınız kayıp hanenize yazılır... Kalanı hesabınıza eklenmez. Fazlası olmaz. Her gün yeni bir hesap açılır... Her gece, kullanılmayan yakılır. Kayıp sadece size aittir. Geriye dönüşü yoktur. Sizin için kullanabileceğiniz sonsuz “şimdi” vardır ve yalnızca bu hesabı kullanabilirsiniz. Yatırımınızı sağlık, başarı ve mutluluk gibi alanlarda azami kârı sağlayacak şekilde planlayın. Saat hiç taviz vermez. “Günü kullanın”. Bir dakikanın önemini, o dakika yüzünden treni kaçırana sorun. Bir saniyenin değerini, an farkıyla bir kazadan kurtulana sorun. Bir saniyenin binde birini, Olimpiyat Oyunları’ndan gümüş madalyayla dönen atlete sorun. Sahip olduğunuz her anı değerlendirin. Ve hiç aklınızdan çıkarmayın… Zaman beklemez kimseyi. Dün gömüldü tarihe. Yarın? Bilemezsin ki! Bu gün “armağan” size! Çalış ey genç arkadaşım çalış. Namerde muhtaç olmak ölmekten beterdir. Kim ki gençliğini eğlenerek geçirirse; Yaşlılığını ağlayarak geçirir… Muhakkak rastlamışsındır: Bakkala küçük bir çocuk girer, bakkal amca ona ne istediğini sorar. Çocuk utanır, sıkılır, raflarda çikolatalara, gofretlere bakar ama bir türlü bilemez ne istediğini. Bakkal amca saymaya başlar neler verebileceğini. Çünkü çocuk kararsızdır… Bir bakkal amcadır HAYAT. Biz ondan ne istiyorsak onu verir bize. Aslında bu zamana kadar yaşadıklarımız, bakkal amcadan istediklerimizdir. Siz ne istiyorsunuz? Bu bakkal amcada aklınıza gelebilecek her şey var. İyi de var, kötü de, mutluluk da var acı da, başarı da var başarısızlık da, sevgi de var nefret de; hadi seçin bakalım. Hayat zaten çoktan seçmeli bir imtihan değil mi? Neyi seçerseniz “o” olursunuz… Ne versin size bakkal amcanız? “Kim kazanmazsa bu dünyada bir ekmek parası Dostun yüz karası, düşmanın maskarası…” Der, milli şairimiz Mehmet Akif ERSOY. Mutlaka “Alman mucizesi” tabirini duymuşsunuzdur...Aslında bu Almanların “disiplinli çalışma”larının bir neticesidir. Made in Germany ise bir ürün akla hemen kalite gelir. Avrupa’da: “Türk gibi başla, Alman gibi bitir” derler. Biz Türkler, bir işe başlarken gaza gelir çok güzel bir şekilde başlarız. Bir müddet sonra enerjimiz tükenir, işin sonunu getirmeden pes ederiz. Kendi hayatınızı bir düşünün: kaç kitaba başlayıp bitiremediniz, kaç kez program yaptınız da ona uyamadınız, kendinize daha iyi olmak adına kaç kez söz verdiniz de sözünüzde duramadınız, her seferinde büyük bir enerjiyle başlayıp sonunu getiremediğiniz oldu mu hiç? Aşağıda yaşanmış bir hadise anlatılmıştır. İyice okuyun ve düşünün. Bir ayakkabıdan öğreneceğimiz çok şey var! İkinci dünya savaşının hemen öncesinde Almanya’da küçücük bir kasaba olan Herzagenarouch’ta iki kardeş ayakkabı imal etmek üzere ufak bir atölye açarlar. Bu iki kardeşin isimleri Adolf ve Rudolf Dassler’dir. Savaş sonunda Adolf, Rudolf’a beraber çalışmak istemediğini, kendine ayrı bir ayakkabı imalathanesi açmak istediğini söyler. Rudolf bu duruma şaşırır. Çünkü bu ufacık bir kasabada iki kardeş ayrı imalathanelerde rekabet edeceklerdir.Kardeşine: “Bunun mantıklı olmadığını, bu ufacık kasabada zaten insanların sayılı ayakkabı satın aldıklarını, ikisinin birden batacağını söyler. Gerçekten de aralarında bir rekabet başlar. Ancak onlar her şeye rağmen disiplinli, ilkeli ve dürüst çalışmaktan geri kalmazlar. Rekabetleri doğdukları bu küçük kasabayı aşar, bütün dünyaya yayılır. Bu iki firmanın da genel merkezi hala bu ufak kasabadadır. Adolf Dassler’in ayakkabı şirketinin adı ADİDAS, Rudof’un ki ise PUMA’dır. EFKÂR der ki: Zorluklardan korkmayın. Yeter ki disiplinli, ilkeli ve kararlı bir şekilde çalışın. Zorluklar ayaklarınızın altında eriyip gidecektir… BÜYÜK DÜŞÜNÜR CEMİL MERİÇ’TEN MUHTEŞEM SÖZLER Ben, Reyhaniye kahvelerinde ömür çürüten basit ve adi bir genç olmak yerine gözlerini ve hayatını hakikat uğruna feda eden ve nesl-i ati destanlarına bir zafer ve fedakarlık numunesi olacak bir fikir işçisi… Türkiye ruhunu kaybetti. Toprak mı belki en değersiz şeyimizdir. Belki de en değersiz şeyimizi kaybedince her şeyimizi kaybettiğimizi anladık: “RUHUMUZU” İnsanı sümüklüböcekten ayıran YİĞİTLİK. Yalnız karnını doyurmak, yalnız soyunu devam ettirmek için değil, gerçek insan daha güzel bir dünya yaratmak için, kendini aşmak için, gözyaşlarını dindirmek için yiğittir. Avrupa materyalizmine rağmen Hıristiyan’dır. Biz; Müslüman olduğundan, doğulu olduğundan, Türk olduğundan, tarihinden, dilinden utanan şuursuz bir yığın haline geldik.
Benzer belgeler
anbei der aktualisierte Trainingsplan fürs Frühjahr
Platz 1
U9A
Platz 1
U10
Platz 1
U11B
Platz 2
U11A
Platz 2
U12
Platz 2
U17
Platz 2
AH
Platz 2
Donnerstag
U7
Platz 1
U8
Platz 1
U13
Platz 2
U15
Platz 2
1b
Platz 2
Rekabet ortamı iyimidir?
acaba hasta bu tedavinin ayrıntılarından ve risklerinden ne kadar haberdardı. Yok bu bir araştırma ise (bence kesinlikle bir
araştırma, hatta bir deney), Dünyada ilk defa yapılan bu 4 uzuv nakline ...