Mart 2011 - Latin Amerika Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi
Transkript
BİZİM AMERİKAMIZ Ankara Üniversitesi Latin Amerika Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi Mart 2011 Sayı: 12 KOLOMBİYA DIŞİŞLERİ BAKAN YARDIMCISI ANKARA ÜNİVERSİTESİ’NDE LATİN AMERİKA’DA SEÇİM HEYECANI Dünyanın en renkli siyasi sahnelerinden biri olan Latin Amerika kıtası, başkanlık Kolombiya Dışişleri Bakan Yardımcısı Patti Londoño Jaramillo, temaslarda bulunmak üzere Türkiye’yi ziyareti çerçevesinde Ankara Üniversitesi 100. Yıl Salonu’nda “Kolombiya-Türkiye İlişkileri ve Beklentiler” başlıklı bir konferans verdi. Konferansa sekiz Latin Amerika ülkesinin Büyükelçileri, Türkiye’nin Kolombiya Büyükelçisi ve Dışişleri Bakanlığı mensupları ile birçok davetli katıldı. Sayfa 2-3. seçimleri ve referandumlarla hareketli günler yaşıyor. Peru’da Başkanlık seçimleri yaklaşırken Ekvador’da yapılacak Anayasa referandumu için seçim kampanyası başlıyor. Haiti’de ise tartışmalı cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turu tamamlandı. Sayfa 416-17-21-22. NÜKLEER KONUSUNDA JAPONYA ÖRNEĞİ LATİN AMERİKA ÜLKELERİNDE ŞÜPHE DOĞURDU ARJANTİN MAHKEMESİ: TÜRK DEVLETİ 'SOYKIRIM' SUÇLUSU Japonya’da … tarihinde meydana gelen deprem sonrası Fukuşima Nükleer Reaktörü’nde meydana gelen patlama ve yarattığı felaket nükleer enerji alanında yatırımlara hazırlanan Latin Amerika ülkelerinde tedirginliğe yol açtı. Meksika ve Şili hükümetleri bir süreliğine yeni santral yapımı çalışmalarını durdururken bu ülkelerin kamuoylarında nükleer enerjiye karşı tedirginlik artıyor. Sayfa 11-12. 24 Nisan yaklaşırken Ermeni iddialarını gündeme getirme çabaları artarken en çarpıcı gelişme Arjantin’de meydana geldi. Ermeni asıllı bir Arjantin vatandaşının Arjantin’de açtığı dava sonucu dünyada ilk kez Türkiye’nin 1915 olaylarında “insanlığa karşı suç işlediği” kararı verildi. Ancak, ulusal mahkemelerde alınan kararlar uluslararası alanda bağlayıcılık taşımıyor. Sayfa 7-8. 2 LAMER’İN KONUĞU KOLOMBİYA DIŞİŞLERİ BAKAN YARDIMCISI PATTİ LONDOÑO 100. YIL SALONU’NDA Latin Amerika Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi organizasyonu ile Kolombiya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sayın Patti Londoño Jaramillo tarafından “Kolombiya-Türkiye İlişkileri ve Beklentiler” konulu konferans, sekiz Latin Amerika ülkesinin Büyükelçileri, Türkiye’nin Kolombiya Büyükelçisi Sayın Cemil Karaman ve T.C. Dışişleri Bakanlığı Mensupları’nın katılımlarıyla 14 Mart Pazartesi günü Ankara Üniversitesi Rektörlüğü 100. Yıl Salonu’nda gerçekleştirildi. Konferansın öncesinde yaptığı konuşmada Merkez Müdürü Sayın Prof. Dr. Mehmet Necati Kutlu her ne kadar Türkiye’de Kolombiya Büyükelçiliği yeni açılacak olsa da iki ülke arasındaki ilişkilerin aslında XIX. yüzyıla dayandığını ifade etti. LAMER tarafından yürütülen “Bağımsızlıklarının 200. Yılında Latin Amerika-Osmanlı Devleti İlişkilerinin Başlangıcı” projesinin araştırmaları sırasında karşımıza çıkan en eski belgenin bundan tam 120 yıl öncesine dayandığını ve bunun o dönemdeki ünlü kolera salgını hakkında Kolombiya’daki Osmanlı Fahri Konsolosu tarafından Osmanlı Devleti’ne yazılmış bir belge olduğunu belirtti. Anılan kolera salgınının Kolombiyalı ünlü yazar Gabriel García Marquez’in “Kolera Günlerinde Aşk” romanına konu olan salgın olduğunu belirten Prof. Dr. Kutlu, buradan yola çıkarak Kolombiya ve Türkiye’nin, ilişkileri yeni başlamakta olan iki ülke değil sadece bir süre için ayrı kalmış iki eski dost olduğunu ifade ederken, Kolombiyalı yetkililerden kendilerini hem Üniversitemizde hem de Merkezimizde evlerinde gibi hissetmelerini rica etti. Yaptığı konuşmada Ankara Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Dr. Cemal Taluğ da Kolombiya’ya gerek Gabriel García Marquez gerek müzik ve dansı ile aşina olduğumuzu ve biyoçeşitlilik açısından dünya üzerinde son derece ayrıcalıklı bir yere sahip olan bu güzel ülkeden gelen seçkin heyeti ağırlamaktan dolayı onur duyduğunu 3 ifade etti. Verdiği konferansta hem Kolombiya’yı tanıtan hem de bu ülkenin Türkiye ile ortak yönlerinden bahseden Bakan Yardımcısı Londoño, Latin Amerika’nın üçüncü en kalabalık ülkesi olan Kolombiya’nın oldukça zengin yeraltı kaynaklarına, dünya üzerindeki biyoçeşitliliğin %10’una sahip olduğunu ve gayrisafi yurtiçi hasılasının son on yıl içinde iki katına çıktığını vurguladı. Ayrıca, Türkiye ve Kolombiya ilişkilerine de değinen Londoño, kurulması öngörülen CIVETS* birliğinden ve bu birliğin zamanla dünya pazarında BRIC** kadar önemli bir yere geleceğinden bahsetti. *Kolombiya, Endonezya, Vietnam, Mısır, Türkiye ve Güney Afrika ülkelerinden oluşan; önümüzdeki yirmi yıllık dönem boyunca ekonomilerinin kesintisiz olarak yıllık en az %4,5 büyümesi öngörülen, enflasyonları yüksek olmayan, kamu borçları katlanılabilir düzeyde seyreden, genç, eğitimli ve dinamik nüfuslarıyla dikkat çeken altı ülkenin küresel ekonomide bir araya geldiği grup. **Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’den oluşan, “Büyük Dörtlü” olarak da adlandırılan, 2050 yılında dünyanın en zengin ekonomileri arasında yer alacağı öngörülen, siyasi ya da ticari işbirliği amacıyla resmi olarak bir birlik kurmayan fakat güçlü bir ekonomik blok oluşturma potansiyeline sahip ülkeler topluluğu. İpek SÜER 4 PERU’DA SEÇİM HEYECANI Peru’da 10 Nisan’da yapılacak seçimlere çok az bir zaman kala Peru Milliyetçi Partisi, Peru Sosyalist Partisi, Peru Komünist Partisi ve Devrimci Sosyalist Parti’nin ortak Başkan adayı Ollanta Humala, yapılan kamuoyu yoklamalarında %4-7 arasında değişen bir farkla önde gidiyor. Eski bir subay olan Humala, eski başkanlardan Alejandro Toledo ve halen hapishanede bulunan eski Devlet Başkanı Alberto Fujimori’nin kızı Keiko Fujimori’nin önünde bulunuyor. Humala’nın kamuoyu yoklamalarında öne çıkması, diğer adayların, mali sermaye çevrelerinin ve bazı basın kuruluşlarının dikkatini çekti. Humala’nın Peru halkına vaat ettikleri arasında, son 10 yılda izlenen neo-liberal sistemin ve serbest ticaret anlaşmalarının gözden geçirilmesi ve bununla birlikte yeni bir anayasa düzenlemesi yapılması bulunuyor. Enerji, telekomünikasyon, limanların kullanımı gibi alanlarda yabancı işletmelere kısıtlamalar getirilmesini de savunan Humala, bir bakıma Peru’nun yabancı işletmelerden kurtularak ekonomik bağımsızlığını kazanmasını hedefliyor. Humala’nın vaatleri 2006 yılında savunduğu fikirlerle karşılaştırıldığında ılımlı gözüküyor, ancak mevcut talepleri, şu anda uygulanmakta olan neo-liberal sistemin sorgulanmasına yol açıyor. 2010′da Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Perulu yazar Mario Vargas Llosa, Humala ile Fujimori arasında yapılacak bir tercihi, ”kanser ile AIDS” arasında yapılacak bir tercihe benzeterek neo-liberal sistemi savunmuş ve konu hakkındaki görüşünü ortaya koymuştu. Seçimlerden önce 6000 kişinin katıldığı anketlerde, Ollanta Humala'nın ilk sırada yer aldığı görülüyor. Anketlere katılanların % 28,1'inin desteklediği Humala, Peru'nun maden zenginliklerinden elde edilen gelirin yeniden dağıtımında fakirlere öncelik verileceği vaadinde bulunuyor. Humala'nın seçimdeki en güçlü rakibiyse anketlerde % 21,1 destek alan, Peru'nun eski Cumhurbaşkanlarından şu an hapiste bulunan Alberto Fujimori’nin kızı Keiko Fujimori. Anketlere göre, seçime katılan diğer adaylardan eski Başbakan Pedro Pablo Kuczynski %19,9 ve eski Cumhurbaşkanı Alejandro Toledo % 16,8'lik bir oranla halkın desteğini kazanmış durumda. Kuczynksi ile Toledo'nun özellikle ülkedeki iş çevrelerince desteklenen adaylar olduğuna dikkat çekiliyor. Adaylardan hiçbiri 1. turda seçilmek için gerekli olan %50'nin üstünde oy alamazsa, Peru'daki cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turu 5 Haziran'da yapılacak. İpek SÜER 5 CHÁVEZ, BM’NİN LİBYA MÜDAHALESİNE KARŞI Venezuela Bolivar Cumhuriyeti Devlet Başkanı Hugo Chávez, Küba lideri Fidel Castro’dan sonra Birleşmiş Milletler’in (BM) Libya’ya müdahalesine karşı çıktığını açıklayan ikinci lider oldu. Amerika Birleşik Devletleri karşıtı kutupta yer alan Venezuelalı lider, BM müdahalesinin Libya’ya barış değil savaş getirdiğini, amacın ülkedeki anti-demokratik uygulamaları sonlandırmak değil Libya petrolleri üzerinde ABD ve Batılı müttefiklerinin denetimini sağlamak olduğunu belirtti. Chávez, Libya’nın iç sorunu olarak nitelediği çatışmalara bombalarıyla müdahil olan Koalisyon ortaklarının bir ülkenin iç işlerine karıştığını, uluslararası hukukun bu şekilde ihlalini derhal ateşkes ilan ederek sona erdirmeleri gerektiğini ve barışa giden yolun açılmasını istediğini dile getirdi. Chávez, ABD’nin Venezuela petrollerinde de gözü olduğunu ancak Venezuela’nın özgürlüğünü savunmayı bildiğini vurguladı. Chávez, Libya’daki operasyonun ilerleyen günlerinde atılan bombaların nereye düşeceğinin önemsenmediğini, vurulan yerin bir ev ya da hastane olmasına dikkat edilmediğini belirterek ölen sivillerle ilgili üzüntüsünü dile getirdi. 21 Mart’ta bir açıklama yapan Venezuela Dışişleri Bakanı Nicolas Maduro ise Libya’ya karşı silahlı saldırıya geçilmeden önce BM müdahalesinin hedefi olan Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi’ye karşı medya aracılığıyla uluslararası bir kampanya başlatıldığı ve kamuoyu oluşturulduğunu iddia etti. Maduro ayrıca, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin operasyonlara müsaade eden kararını ve uluslararası bankaların Libyalı siyasilerin hesaplarının dondurmasını da eleştirdi. Çağrı BAKAR Sayfa 6 GÜNEY AMERİKALI BAKANLAR UNASUR ANLAŞMASINI EKVATOR’DA YÜRÜRLÜĞE GEÇİRDİLER Güney Amerika Milletler Birliği (UNASUR) Kurucu Anlaşması, 11 Mart 2011 Cuma günü Ekvator Cumhurbaşkanı Rafael Correa’nın ev sahipliğinde, on iki ülke bakanları ve temsilcilerinin imzalarıyla başkent Quito’da düzenlenen bir törenle yürürlüğe girdi. 23 Mayıs 2008’de imzalanan anlaşmanın yürürlüğe girmesi için düzenlenen bakanlar toplantısının açılışında konuşma yapan Rafael Correa, Kurucu Anlaşma’nın kardeş ülkelerin çoğunluğu tarafından onaylandığını ve bu sayede birliğin yasal olarak hayat bulduğunu ifade etti. Anlaşmanın geçerli olabilmesi için Güney Amerika Milletler Birliği’nin on iki üyesinden dokuzunun yasal onayının olması gerekiyordu ve bu onay Uruguay’ın resmi katılımıyla sağlanmış oldu. Anlaşmayı onaylayan diğer ülkeler ise Arjantin, Peru, Şili, Venezuela, Ekvator, Guyana, Surinam, Bolivya ve Kolombiya oldu. Kasım ayından bu yana birliğin geçici başkanlığını yürüten Ekvator’un Devlet Başkanı Correa, anlaşmanın resmen yürürlüğe girmesiyle ülkelerinin ikinci ve kesin bir bağımsızlık ilan ettiğini, bu bütünleşmenin eşitlik, adalet, özgürlük ve barış esasına dayandığını vurguladı. Correa, birliğin merkez binasının Ekim ayında vefat eden ve UNASUR’un ilk genel sekreteri olan eski Arjantin Cumhurbaşkanı Néstor Kirchner’in adını taşıyacağını açıkladı. Correa, ayrıca birliğin eğitim, bilim, teknoloji, kültür alanında kararlar alan ve doğal afetlere karşı önlemler alınması gibi konularda ortak hareket eden bir mekanizma oluşturmasının gerekliliğini vurguladı. Rafael Correa konuşmasının ardından, Ekvator’un başkenti Quito’nun 12 kilometre kuzeyinde yer alan Mitad del Mundo’da yapımı 2012’de tamamlanacak olan UNASUR merkezinin temelini attı. Ekvator Dışişleri Bakanı Ricardo Patiño anlaşmaların yalnızca ticari alanda değil, küresel uyum alanında da her geçen gün daha ileriye gitmesini planladıklarını belirtti. Guyana Dışişleri Bakanı Carolyn Rodrigues-Birkett ise UNASUR’un merkezine ev sahipliği yapmayı kabul ettiği için Ekvator’a minnettarlığını bildirdi ve bu oluşumun uluslararası alanda tanındığını ifade etti. 2008’de kurulan UNASUR Arjantin, Brezilya, Bolivya, Kolombiya, Şili, Ekvator, Guyana, Paraguay, Peru, Surinam, Uruguay ve Venezuela’dan oluşmaktadır. Kaynak: www.eluniverso.com (11.03.2011) Esra KILIÇ 7 ARJANTİN MAHKEMESİ: TÜRK DEVLETİ 'SOYKIRIM' SUÇLUSU Sözde "Soykırım Anma Günü” olarak kabul edilen 24 Nisan tarihi yaklaşırken, Arjantin Türkiye'ye darbe indiren bir yargı kararı aldı. Diğer ülkelerden farklı olarak Arjantin'de alınan yargı kararı gereğince, ilk kez Türkiye'nin "insanlığa karşı suç işleyen bir ülke" olduğuna hükmedildi. 1 Nisan günü Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan'ın, ABD Başkanı Barack Obama’dan geleneksel başkanlık açıklamasında bu yıl “soykırım” sözcüğünü kullanmasını şahsen istediğini açıklamasının ardından, ertesi gün de Arjantin mahkemesinin 1915 olaylarına ilişkin tarihi Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan bir karar verdiği bildirildi. Arjantin'de hassas davaları üstlenmesiyle ünlü yargıç Norberto Oyarbide'nin açıkladığı mahkeme kararında, "Türk Devleti 1915-1923 yılları arasında vatandaşı olan bir buçuk milyon Ermeni’yi sistemli bir şekilde yok ederek soykırım suçu işlemiştir." ifadesi yer aldı. Ermeni asıllı Arjantin vatandaşı Gregorio Hayrabediyan'ın 2000 yılında yargıya başvurarak I. Dünya Savaşı sırasında Sivas ve Harput'ta yaşayan aile fertlerinin akıbetlerinin Türkiye'ye sorulması isteğiyle başlayan on bir yıllık yargı sürecinin sonunda dünya tarihinde ilk kez sözde Ermeni soykırımı sorumlularına karşı "evrensel yargı yetkisi" tanınmıştı. Mahkeme sonrası açıklama yapan Hayrabediyan'ın avukatı, kararın Şili diktatörü Augusto Pinochet hakkında İspanyol yargıç Baltazar Garzon'un verdiği "insanlığa karşı işlenen suçların evrensel yargılanması" hükmüne dayandığını söylemişti. Mahkeme kararı Türkiye aleyhine herhangi bir cezai müeyyideyi beraberinde getirmiyor ancak Ermeni örgütlerinin uluslararası forumlarda ve mahkemelerde Arjantin mahkemesinin verdiği bu yargı hükmünü örnek karar olarak kullanabilmesinin önünü açıyor. Evrensel yargı yetkisi, "belli bir ülkede işlenmiş olmasına karşın aslında bütün insanlığa karşı işlenmiş sayılan suçların cezasız kalmasını önlemek için, bütün ulusal mahkemelerin yetkisinde bulunan suçların faillerinin, suçun yerine, fail ya da mağdurun vatandaşlığına bakılmaksızın yargılanabilir olması" anlamına geliyor. Yani fiil ile ilgili devlet arasında herhangi bir bağlantı noktası olmasa bile yargı yetkisinin var olması durumundan bahsediliyor. 8 2002 yılında yargıç Oyarbide, Türkiye'ye resmi başvuruda bulunarak Hayrabediyan ailesinin "akıbeti" hakkında kendisinin bilgilendirilmesini ve kurbanlarla ilgili tüm arşivlerin Arjantin yargısına teslim edilmesini talep etti. Aynı zamanda İngiltere, Almanya, ABD ve Vatikan'dan 1915-1923 yılları arasında Türkiye'de yaşanan olaylarla ilgili ellerindeki bilgilerin gönderilmesi istendi. Toplanan belgeler ve sözlü tanıkların dinlenmesiyle geçen on bir senenin ardından, mahkeme kararını verdi. Mahkemenin karar metninde Almanya'dan gönderilen belgeler ile dönemin konsolos ve diplomatlarının yazdığı kriptolarda, sadece Ermeniler’e karşı işlenen suçlamalar değil aynı zamanda Türkiye'nin Ermeni halkını ortadan kaldırmak için sistematik bir plan yürüttüğü yönündeki yorumlar ile Almanya'nın Osmanlı Devleti'nin en büyük müttefiki olmasından dolayı belgelerin birinci derecede delil olarak kabul edildiği ibaresi yer alıyor. Aynı zamanda son 5 yılda Ermenistan, İngiltere, Fransa, Belçika, Almanya, Vatikan ve İsrail arşivlerinden gelen bazı gizli belgelerdeki, konuyla ilgili Türkiye aleyhtarı ibareler ile tanıkların da belgelerde yer alan iddiaları doğrulaması, mahkemenin Türkiye'nin "soykırım" suçu işlediği hükmünü kabul etmesinin sebepleri olarak gösteriliyor. 1915 olaylarını soykırım olarak ulusal düzeyde meclis kararıyla tanıyan ülkeler arasında bulunan Arjantin, 2007 yılında 24 Nisan'ı "Ermeni Soykırımı’nı Anma Günü" ilan etmişti. Bütün bu gelişmelerin ardından 4 Nisan günü Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Arjantin’de verilen hükmü kınadığını açıkladı. Bakanlıktan yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı: "Ermeni kökenli bir şahıs tarafından Arjantin’de 2001 yılında açılan ve geçtiğimiz hafta sonuçlanan bir davada 'Türk Devleti’nin 1915-1923 yılları arasında Ermeni halkına karşı soykırım suçu işlediğine hükmedildiği esefle öğrenilmiştir. Arjantin'de bir yerel mahkemenin hukukun evrensel ilkelerini görmezden gelerek, uluslararası sözleşmeleri yok sayarak veya hukuk dışı yorumlayarak aldığı bu gayrı ciddi kararı kınıyor ve reddediyoruz. Karar, Ermeni diasporasının aşırı milliyetçi unsurlarının güçlü olduğu ülkelerdeki hukuk sisteminin istismarının bir örneğini oluşturmaktadır. Kararın ve dayanaklarının ciddiyetsizliği, Arjantin hukuku adına üzüntü vericidir. Böyle bir kararın Birleşmiş Milletler'in 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi'ne aykırılığı ortadadır. Bazı çevreleri memnun etse de, bu tür gelişmelerin Türkiye'nin Ermenistan ile ilişkilerinin normalleştirilmesi, Türkler ve Ermenilerin geçmişi birlikte değerlendirmek ve geçmişle ilgili olarak adil bir hafızaya ulaşmak suretiyle aralarındaki dostluğu tekrar kurmaları yönündeki çabalara hizmet etmediği de açıktır." Kaynaklar: http://www.elmundo.es/america/argentina.html (01.04.2011) http://www.hurriyet.com/planet (04.04.2011) Zeynep ÇELİKEL 9 OSMAN ULUKAN’IN BAKIŞ AÇISIYLA “LATİN AMERİKA VE KARAYİPLER” Merkezimiz 24 Mart 2011 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Latin Amerika ve Karayipler Koordinatörü Büyükelçi Sayın Osman Ulukan’ı Latin Amerika Çalışmaları Yüksek Lisans Programı kapsamında konuşmacı olarak ağırladı. Açılış konuşmasını Merkez Müdürümüz Prof. Dr. Mehmet Necati Kutlu’nun yaptığı konferansa Yüksek Lisans programımız öğretim üyelerinden Prof. Dr. Hayriye Erbaş, yüksek lisans öğrencilerimiz ve çok sayıda dinleyici katıldı. Türkiye’nin Latin Amerika ve Karayipler’le olan ilişkilerinin günümüzdeki durumundan ve gelecekte nasıl şekillenebileceğinden bahseden Ulukan, ülkemizi Latin Amerika ülkelerinde büyükelçi olarak temsil ettiği dönemlerde edindiği tecrübeleri de aktardı. Son dönemdeki siyasi ve ekonomik gelişmelerden bahseden Büyükelçi, 1 Mart 2011’de yürürlüğe giren Şili-Türkiye Serbest Ticaret Antlaşması’nın önemini vurguladı ve bu anlaşma sayesinde karşılıklı olarak gümrük vergilerinin kaldırılmasıyla her iki ülkede de ticaret hacminin artacağını belirtti. Ülkemizin Venezuela ile geçtiğimiz aylarda yaptığı işbirliği anlaşması çerçevesinde de Türkiye’nin Venezuela’da inşaat sektöründe çalışmalar yapacağını, karşılığında da Venezuela’dan petrol alacağını ifade etti. Dışişleri Bakanlığı tarafından önümüzdeki süreçte gerçekleştirilmesi muhtemel planlara da değinen Ulukan, ayrıca ülkemizin ticari açıdan büyük bir öneme sahip olan Panama’da ve Karayip ülkelerinden Trinidad ve Tobago’da büyükelçilik açmasının öngörüldüğünü söyledi. Bunlarla beraber Brezilya ile ilişkilerin daha da geliştirilmesinin hedeflendiğini ve Rio de Janeiro’da başkonsolosluk açılacağını da sözlerine ekledi. Büyük ilgi ile karşılanan etkinlik, Büyükelçi Osman Ulukan’ın dinleyicilerin sorularını yanıtlaması ve ardından kendisine Ankara Üniversitesi tarafından verilen hatıranın Müdürümüz Prof. Dr. Kutlu tarafından takdim edilmesiyle sona erdi. Özcan KILIÇ 10 YAYINA HAZIRLAYANLAR Cansu Candemir Çağrı Bakar Esra Kılıç İpek Süer Zeynep Çelikel Özcan Kılıç GENEL YAYIN YÖNETMENİ Prof. Dr. Mehmet Necati Kutlu Alper Çetin Zeliha Kandemir EDİTÖR Tuğçe Çeliker Uzman Öznur Seçkin Bültenimize her ay latinamerika.ankara.edu.tr adresinden ulaşabilirsiniz. EDİTÖR YARDIMCISI Çağrı Bakar Latin Amerika’yla ilgili yayımlamak istediğiniz yazılarınızı aşağıdaki adrese yollayabilirsiniz: [email protected] 11 MEKSİKA, JAPONYA’DAKİ FELAKETİN ARDINDAN NÜKLEER PROGRAMINI YENİDEN GÖZDEN GEÇİRECEK Meksika Enerji Bakanlığı’nın bir yetkilisi tarafından 14 Mart 2011 Pazartesi günü yapılan açıklamada, Japonya’daki şiddetli depremin ardından en az üç nükleer santralde meydana gelen sızıntının sebepleri hakkında detaylı bilgi edinmeyi bekledikleri ve bu doğrultuda yeni bir nükleer santral kurup kurmamak konusunda karar verileceği belirtildi. Enerji Bakanlığı Teknolojik Gelişim ve Enerji Planlaması Müsteşarı Carlos Petersen y vom Bauer, şu ana kadar Japonya’daki nükleer santrallerde meydana gelen olaylara depremin mi yoksa tsunaminin mi neden olduğu konusunun kesinlik kazanmadığını, öncelikle sebebin açık bir biçimde belirlenmesi gerektiğini ifade etti. Birkaç gün önce Federal Elektrik Komisyonu Genel Müdürü tarafından yapılan açıklamada Meksika’nın yılın ilk yarısı sona ermeden elektrik üretimi için nükleer santral kurup kurmamak konusunda karar vermesi gerektiğini belirtildi. Meksika enerji üretiminde doğalgaza olan bağımlılığını nükleer santraller kurarak ortadan kaldırmaya çalışıyor. Günümüzde birçok ülkede elektrik enerjisi üretimi için nükleer santraller önemli bir kaynak teşkil ediyor. Örneğin, 2008 yılından bu yana Slovakya ve Belçika enerji ihtiyacının %50’sini, Fransa ise toplam enerji üretiminin %76’sını nükleer santraller yoluyla sağlıyor. Kaynak: www.eluniversal.com.mx (15.03.2011) Esra KILIÇ 12 ŞİLİ’NİN NÜKLEER SANTRAL GÖRÜŞMESİ Şili’deki ABD Büyükelçisi Alejandro Wolf ve Şili Nükleer Enerji Komisyonu Müdürü Jaime Salas’ın imzalamaları söz konusu olan nükleer santral anlaşması tepkilere yol açtı. 11 Mart 2011 tarihinde Japonya’da meydana gelen depremin yol açtığı tsunami binlerce kişinin hayatını kaybetmesine yol açmış, hemen ardından meydana gelen nükleer patlama ise yaydığı radyasyon sebebiyle ikinci bir Çernobil vakasına sebep olabileceği gerekçesiyle ülkede korku ve paniğe neden olmuştu. Tüm bu olumsuzlukların ardından Şili’nin ABD ile yapacağı nükleer enerji anlaşması da ciddi tepkilere yol açtı. Şili ve Japonya’nın deprem kuşağında bulunması, her an tsunami riski taşıması ve gerekli önlemlerin alınmamış olması tepkilerin bu denli fazla olmasını açıklar nitelikte. Şili Dışişleri Bakanı Alfredo Moreno Bütün bu tartışmaların ardından Şili Dışişleri Bakanı Alfredo Moreno, Japonya’da meydana gelen reaktör patlamasının herkese ders olması ve bu konuda dikkatli olunması gerektiğini belirtti. Yapılacak anlaşmanın amacının Şili’de bir nükleer santral kurmak olmadığını, sadece santraller hakkında bilgi edinmek olduğunu belirtti. Nükleer santral kurup kurmamak kararını bir sonraki hükümetin verebileceğini, karar verildiği takdirse ise ancak on beş yıl içerisinde uygulamaya konulabileceğini söyledi. Kaynaklar: http://latercera.com/ (14.03.2011) http://mercurio.com/ (17.03.2011) Zeliha KANDEMİR 13 ABD ESKİ BAŞKANI JIMMY CARTER, RAUL CASTRO İLE GÖRÜŞMEK ÜZERE KÜBA’YA GİTTİ ABD Eski Başkanı Jimmy Carter, Küba lideri Raúl Castro ile görüşmek üzere Küba’ya üç günlük bir ziyarette bulundu. Küba’nın özel davetiyle ülkeye gelen Jimmy Carter’ı José Martí havaalanında Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodríguez karşıladı. Karşılamanın ardından Carter’ı, Küba Devlet Başkanı Raúl Castro kabul etti. İki ülke arasındaki ilişkilerin ve güncel uluslararası gelişmelerin değerlendirildiği görüşmelerde Küba’da tutuklu bulunan Amerikalı Alan Gross'un durumu da görüşüldü. Ancak, Washington ve Havana arasında gerilime neden olan durumda somut bir gelişme kaydedilemedi. Yardım kuruluşlarına taşeronluk hizmeti verdiği belirtilen Alan Gross, mart ayında Havana'daki Yahudi gruplara uydu haberleşme olanakları sağladığı için tutuklanmış ve on beş yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Üç günlük Küba ziyareti kamuoyuna duyurulduğunda Carter'ın Gross'un serbest bırakılmasına çalışacağı düşünülmüştü. Carter ise ziyaretinin temel amacının bu olmadığını "Kendisini ülkeden çıkarmaya gelmedim" sözleriyle ifade etti ve "Burada bulunuşumuzun amacı hükümet liderleri ve Küba vatandaşlarından bazıları ile görüşmeler yapmaktır. Umarım iki ülke arasındaki ilişkilere katkıda bulunabiliriz." dedi. Alan Gross, ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından finanse edilen Development Alternatives (Gelişim Alternatifleri) adlı şirketin bir programı dahilinde çalışıyordu. Kübalı yetkililer, Gross'un sağladığı cihazların Küba'daki rejimi baltalamak için muhaliflere internet üzerinden haberleşme olanakları sağlayacağını öne sürüyordu. Beyaz Saray’dan gelen açıklama, Gross hapishanede kaldığı sürece ilişkilerin gelişimi için girişimde bulunulmayacağı yönündeydi. Küba lideri Raúl Castro ile Havana'daki Başkanlık 14 Sarayı’nda bir araya gelen Carter, 1959'daki devrimden bu yana ülkeye giden ilk ve tek eski ABD başkanı oldu. İki ülkenin diplomatik ilişkileri 1960'dan bu yana olumsuz yönde ilerlemiş, ancak Carter'ın 1977 -1981 yılları arasındaki başkanlığı döneminde ilişkiler biraz daha yumuşamıştı. Raúl Castro bu görüşmeyle ilgili olarak, Havana’nın ABD ile koşulsuz diyalog başlatma konusunda niyetini yineledi, ancak bunun karşılıklı bağımsızlık ve egemenliğe saygı temelinde olması gerektiğini de sözlerine ekledi. Raúl Castro ile görüşmesinin ardından Jimmy Carter, bazı dini liderlerle de biraraya geldi. Bunlar arasında ülkede büyük etkisi olan Katolik Kardinal Jaime Ortega da vardı. Carter daha önce Küba'yı 2002 yılında ziyaret etmiş, Amerikan yönetimine Küba'ya uygulanan ticaret ambargosunu kaldırma; Küba yetkililerine ise demokrasi ve insan haklarının gelişimini sağlama çağrılarında bulunmuştu. Carter bu seferki ziyaretini ise "özel ve sivil sıfatla" yaptığını belirtti. Kaynaklar: www.prensa-latina.cu (28.03.2011) www.bbc.co.uk/turkce/haberler (30.03.2011) www.plturkce.org (30.03.2011) Tuğçe ÇELİKER 15 PERU, KOLOMBİYA VE AVRUPA BİRLİĞİ ARASINDA TİCARET ANTLAŞMASI Avrupa Komisyonu Haber Alma Teşkilatı’nın yaptığı açıklamaya göre Avrupa Birliği arabulucuları, Peru ve Kolombiya’da döviz artışını sağlamak amacı ile bu iki ülkeyle bir ticaret antlaşması imzalamaya karar verdi. Bu düzenleme sayesinde Avrupa Birliği ve And Ülkeleri arasında ticaret ve yatırım alanında yeni bir sayfa açılacağı düşünülüyor. Yapılacak anlaşmanın mümkün olan en kısa sürede yürürlüğe girebilmeKolombiya Cumhurbaşkanı si için tercüme, imza ve onay süreci yakın bir zamanda başlayacak. Juan Manuel Santos Brüksel’deki Avrupa Parlamentosu, bu anlaşma ile Perulu, Kolombiyalı ve Avrupalı işletmeciler için yeni ticari imkanların oluşmasının beklendiğini belirtti. Anlaşma aynı zamanda, bu ülkeler arasındaki farklı gelişim düzeyleri de hesaba katılarak, rekabeti ve yenilikleri yaygınlaştırmayı ve teknoloji aktarımını kolaylaştırmayı da hedefliyor. Peru, Kolombiya ve Avrupa Birliği arasında imzalanan bu anlaşmanın tarım ile ilgili bölümünde ise Avrupa pazarına yapılacak muz ihracatı Peru Cumhurbaşkanı Alan García Pérez konusunda imkanların artacağı belirtiliyor. Anlaşmanın Kolombiya’yı kapsayan kısmında alkollü içecekler, süt ve domuz ürünleri ile şeker konularında da görüşüldü ve yapılan düzenlemelerle Avrupa Birliği’nin süt ve domuz ürünleri satabilmesi için kolaylıklar sağlandı. Peru’yu kapsayan kısmında ise Peru’nun pirinç ihracatına devam etmesi ve balıkçılık haklarını muhafaza etmesi kararı alındı. Kaynak: http://www.elmundo.es/elmundo (25.03.2011) İpek SÜER 16 EKVATOR REFERANDUM İÇİN SEÇİM KAMPANYASINI BAŞLATIYOR Ekvator Cumhurbaşkanı Rafael Correa ve ülkedeki çeşitli kuruluşlar 26 Mart 2011 Cumartesi günü, Anayasa’da ve ülkenin adalet sisteminde düzenlemeler yapılması amacıyla 7 Mayıs’ta gerçekleştirilecek olan referandum için seçim kampanyasını başlattı. 5 Mayıs’a kadar sürecek olan seçim kampanyasında Toplamda elli üç kuruluş yer alırken yirmi dört kuruluş “Evet” oylarını, on yedi kuruluş “Hayır” seçeneğini destekliyor. On iki kuruluş ise karma bir kampanya yürütecek. Politik ve sosyal kuruluşlar Ulusal Seçim Kurulu (Consejo Nacional Electoral- CNE) tarafından finanse edilen reklam kampanyaları ile kırk gün boyunca önerilerini halka sunabilecekler. Yetkililer seçim kampanyasının neşe ve hoşgörü eşliğinde demokratik bir bayram havası içinde geçeceğini dile getirdiler. Ulusal Seçim Kurulu Sözcüsü Marcia Caicedo kampanya süreci için 5 milyon dolarlık bütçe ayrıldığını ve bu bütçenin kampanyaya katılan kuruluşlar arasında adil ve eşit bir şekilde dağılımının sağlanacağını açıkladı. Ayrıca yapılacak tüm reklamların Seçim Kurulu tarafından onaylanması gerektiğini sözlerine ekledi ve olası düzensizlikleri rapor etmek üzere bir şirketin görevlendirildiğini de belirtti. Hükümetin anayasal ve adli sistemle ilgili yapmak istediği değişiklik önerilerini destekleyen kuruluş ve siyasi partiler arasında Ekvator İşçileri Konfederasyonu, Kırsal Halk Sağlığı Konfederasyonu, Yaşam İçin Kadınlar Derneği, Ülke İttifakı Partisi ve Sosyalist Parti yer alıyor. Referandumda karşı görüşü destekleyenler arasında ise Yurtsever Toplum Partisi ve Demokratik Sol Parti bulunuyor. Referandum geçtiğimiz Şubat ayında Anayasa Mahkemesi tarafından onaylanan, beşi anayasal değişiklikler ise beşi diğer yasal düzenlemeler ile ilgili on sorudan oluşuyor. Yapılması öngörülen yasal düzenlemeler arasında ülkedeki adli gücün yeniden yapılandırılmasının yanı sıra işçilerin sosyal güvenceleri olmaksızın çalıştırılması ve sebepsiz zenginleşmenin suç kabul edilmesi gibi maddeler yer alıyor. 17 Ayrıca bankacıların ve medyanın yatırımlarının sınırlandırılması ve basın içeriklerinin denetlenmesi için bir Düzenleme Kurulu oluşturulması da oylanacak konular arasında bulunuyor. 4 Mart 2011’de yayınlanan bir anket sonucuna göre Ekvator halkının %60’ı hükümete destek verirken %18’i ise değişiklik önerilerini onaylamıyor. Kaynak: www.telesurtv.net (26.03.2011) Esra KILIÇ —————————————————————————————————————————— BOLİVYA’NIN PASİFİK İSTEĞİ Bolivya, Pasifik Okyanusu’na yeniden erişebilmek için Şili’yi Uluslararası Adalet Divanı’na şikayet etmeyi planlıyor. XIX. yüzyılda Şili ile girdiği savaş sonucunda denize kıyısı olan tüm topraklarını kaybeden Bolivya, Adalet Divanı yoluyla, yıllardır uluslararası alanda sürdürdüğü mücadeleyi kazanmayı umuyor. Bolivya Cumhurbaşkanı Evo Morales Bolivya Cumhurbaşkanı Evo Morales, okyanusa erişim hakkını kaybetmelerinin 132. yılında çabalarının başarıya ulaşabilmesi için en kısa zamanda tüm uluslararası anlaşmaların yapılmasını talep etti. Pasifik Okyanusu’na erişim hakkının kaybedilmesinin ardından açılan yaranın hala kapanmadığını belirten Morales, Şili ile uzlaşmaya varana kadar ikili görüşmelerin devam edeceğinin altını çizdi. Şili Dışişleri Bakanı Alfredo Moreno ise bu konunun hükümeti rahatsız ettiğini, Bolivya Hükümeti’nin hangi yolu izlemek istediğini belirtmesi gerektiğini söyledi. Bütün bunların ardından bir açıklama yapan Şili Devlet Başkanı Sebastián Piñera, uluslararası bağlamda bir talep söz konusu olunca siyasi ilişkiler bozulmadan da çözüm bulunabileceğini, burada görevin Bolivya Hükümeti’ne düştüğünü ifade etti. Morales ise, 132 yıl daha bekleyemeyeceklerini, gerekirse başka alternatifler arayacaklarını fakat bütün bunları Şili ile siyasi ilişkilerini bozmadan yapacaklarını belirtti. Kaynak: http://www.latercera.com/noticia/ (23.03.2011) Zeliha KANDEMİR 18 İSRAİL İLE ARJANTİN ARASINDA İRAN GERGİNLİĞİ Mart ayının son haftasında Arjantin basınında yer alan haberlere göre, Arjantin İran’la olan ilişkilerini geliştirmek için, 1990’lı yılların başında gerçekleştirilen ve Yahudileri hedef alan bombalı saldırıları soruşturmaktan vazgeçti. Başkent Buenos Aires'te 1992 yılında İsrail Büyükelçiliği’ni ve 1994 yılında Arjantin-İsrail Derneği’ni (AMIA) hedef alan iki bombalı saldırıda yüzü aşkın kişi hayatını kaybetmişti. Arjantin'in yanı sıra İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri, saldırılardan İran'ı ve İran’ın desteklediği Hizbullah örgütünü sorumlu tutmuş, İran ise saldırılarla ilgisi olmadığı Buenos Aires’teki Arjantin-İsrail açıklamıştı. Geçtiğimiz günlerde Arjantin’in haftalık dergilerinden Derneği’nin bombalandıktan sonraki görüntüsü Perfil’de yer alan bir haberde, İran’dan sızdırıldığı iddia edi- len diplomatik bir belgeden söz ediliyor ve belgede, iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesinin önemli olduğu, bu sebeple 1990’lı yıllarda Yahudiler’e karşı düzenlenen bombalı saldırıların soruşturmalarının askıya alınabileceği belirtiliyordu. Belgede ayrıca “Arjantin artık bu saldırıların çözülmesiyle ilgilenmiyor. Onun yerine İran ile ekonomik ilişkilerini iyileştirmeyi tercih ediyor." deniyordu. Söz konusu belgenin Arjantin Dışişleri Bakanı Héctor Timerman tarafından geçtiğimiz Ocak ayında Suriye'ye yaptığı ziyaret sırasında Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad'a teslim edilen bir mektup olabileceği veya durumun İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salehi’nin, eline geçen mektubu İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejat’a teslim etmesiyle ortaya çıkmış olabileceği de iddialar arasında yer alıyor. İsrail adına açıklama yapan hükümet sözcüsü Yigal Palmor, eğer çıkan haberler doğruysa soruşturmayı sonlandırmanın patlamalarda ölenlere büyük bir saygısızlık olacağını, İsrail'in konuyla ilgili olarak Arjantin Dışişleri Bakanlığı'ndan resmi bir açıklama talep ettiğini belirtti. 4-5 Nisan tarihlerinde İsrail’i ziyaret etmesi planlanan Arjantin Dışişleri Bakanı Héctor Timerman’dan henüz konuya ilişkin bir açıklama gelmedi. Bombalama olaylarının ardından açılan dava kapsamında 1998 yılında altı İranlı diplomat sınırdışı edilmiş, yargılanan yirmi Arjantinli ise 2004 yılında beraat etmişti. Ayrıca, 2009 yılında Arjantin’de bir federal hakim eski Arjantin Cumhurbaşkanı Carlos Menem’i, kardeşi Munir Menem’i ve Arjantin polis ve istihbarat teşkilatlarının üst düzey yetkililerini, olaylarla ilgili delilleri yok etmek ve adaletin tecelli etmesine engel olmakla suçlamıştı. Dönemin İran Savunma Bakanı Ahmed Vahidi ile dört İran vatandaşı da olaydan sonra İnterpol’ün arananlar listesine alınmıştı. 19 Carlos Menem Arjantin Cumhurbaşkanı Kirchner 2009 yılının Eylül ayında New York’taki Birleşmiş Milletler toplantısında İran Hükümeti’ni eleştiren açıklamalarda bulunmuş, Buenos Aires’te gerçekleşen saldırıların soruşturmalarının sürdüğünü söylemiş, hatta İran’ı bu konuda işbirliği yapmamakla suçlamıştı. İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecat ise düzenlediği basın toplantısında “Arjantin hükümetine sadece Siyonist bir azınlığın çıkarlarını gözetmek yerine herkesin yararına çalışmalarını tavsiye ederiz.” şeklinde yanıt vermişti. Kaynaklar: http://www.itongadol.com.ar/ (27.03.2011) http://www.perfil.com/ (28.03.2011, 20.11.2009) http://www.prensaislamica.com/ (24.01.2011) Zeynep ÇELİKEL 20 BUENOS AIRES, ÜST DÜZEY İKİ ULUSLU KOMİSYON TOPLANTISINA EV SAHİPLİĞİ YAPIYOR Arjantin-Venezuela Üst Düzey İki Uluslu Komisyon (COBAN) Toplantısı, Buenos Aires’te 28 Mart günü başladı. Venezuela Cumhurbaşkanı Hugo Chávez’in ikinci gün katılacağı toplantı, Arjantin ve Venezuela Dışişleri Bakanları Héctor Timerman ve Nicolás Maduro tarafından yönetilecek ve iki alt komisyonla ilerleyecek. İkili Siyasi İlişkiler Komisyonu, insani ve kültürel ilişkiler ile göç konularını ele alırken, İkili Ekonomik İlişkiler Komisyonu’nda da ekonomik durumlar farklı açılardan değerlendirilecek. Amacı iki ülke arasındaki işbirliği anlaşmalarının gözden geçirilmesi ve güçlendirilmesi olan III. COBAN Toplantısı’nda, komisyonun 2009 yılında kurulmasından bu yana yaşanan gelişmeler de özetlenecek. 12-13 Nisan 2010’da Karakas’ta gerçekleştirilen II. COBAN Toplantısı’nda, yirmi bir ayrı çalışma grubundan oluşan teknik heyetin on beşi ekonomi, altısı siyasi alanda faaliyet göstermişti. Kaynaklar: http://www.prensalatina.cu/ (28.03.2011) Zeynep ÇELİKEL 21 HAİTİ’DE CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİNİN İKİNCİ TURU TAMAMLANDI İlk turu 28 Kasım 2010 tarihinde yapılan Haiti Cumhurbaşkanlığı ve yasama seçimlerinin ikinci turu 20 Mart 2011 tarihinde gerçekleştirildi. 17 Şubat 2011 tarihi itibarıyla Cumhurbaşkanlığı seçimi için seçim kampanyalarına başlayan İlerici Ulusal Demokrat Parti adayı Mirlande Manigat ile Repons Peyizan’ın adayı Michel Martelly de seçimler için sandık başına gitti. Mirlande Manigat Michel Martelly Haiti’deki Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin olarak Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban KiMoon seçimlerden önce, Haiti’deki Başkanlık seçimlerinin ikinci turunun güvenilir, nesnel ve demokratik bir biçimde yapılacağını umut ettiklerini açıklamıştı. Haiti’nin yeniden yapılanması ve kalkınması için gerekli her şeyi yapmaya hazır olduklarını da ifade eden Ban Ki-Moon, bunun için ülkenin gerçek bir hükümete ihtiyacı olduğunu da sözlerine eklemişti. 20 Mart’ta gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı ve yasama seçimlerinin ikinci turu için 4,7 milyon Haitili seçmen sandık başına gitti. Başkanlık seçimlerinin gözlem komisyonu yetkililerinden Colin Granderson oy kullanılması esnasında bazı usulsüzlüklerin gözlendiğini belirtse de Birleşmiş Milletler Haiti Misyonu, ulusal ve uluslararası gözlemcilerin seçim merkezlerinde bulunduğunu ve sayımların da olaysız bir şekilde yapıldığını ifade etmişti. Buna rağmen başkanlığa aday olan Michel Martelly ve Mirlande Manigat yandaşlarının çatışmasında en az iki kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Fransa Hükümeti adına açıklama yapan Fransa Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Bernard Valero, Haiti’de seçimlerin sorunsuz bir biçimde gerçekleştirilmesinden dolayı memnun olduklarını ve bundan sonraki sürecin seçim yasasına uygun olarak izlenmesi gerektiğini belirtti.Bu açıklamalara rağmen, Haiti Oy Sayım Merkezi, ikinci tur seçimlerinde tespit edilen usulsüzlüklerin, Kasım 2010'da yapılan ilk turda tespit edilenleri de aştığını açıkladı. Merkez Müdürü Widmarck Matador'un açıklamasına göre 15.000’i aşkın oy pusulası, gerçekliklerinin tespitine yönelik özel inceleme için ayrıldı. 22 Matador, seçmen listelerinin gözden geçirilmesi gerekeceğini, çünkü yüksek sayıda seçmenin birden fazla seçim sandığında isimlerinin bulunduğunu belirtti. Uluslararası gözlemciler, başkan adayları Michel Martelly ve Mirlande Manigat'ı seçim zaferlerini ilan etmekten imtina etmeye davet ederek bunun şiddet eylemleri doğurabileceğini ifade etti. Kasım 2010'da gerçekleşen ilk tur seçim sonuçları ise hile iddiaları ve uluslararası kurumların baskısı sonucu iptal edilmişti. 20 Mart'ta yapılan ikinci tur seçimlerinin sonuçlarına göre ise cumhurbaşkanı, 11 senatör ve 99 vekil seçilecek. Geçici Seçim Konseyi (CEP) Başkanı Gaillot Dorsinvil, 20 Mart 2011 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı ve yasama seçimleri ikinci turunun ilk sonuçlarının 4 Nisan 2011 tarihinde yayınlanacağını açıkladı. Şubat 2004’te askerlerin yaptığı darbeyle devrilmesini ardından eşi Mildred ve iki kızıyla birlikte yedi yıldır sürdürdüğü sürgün hayatından sonra 18 Mart 2011 tarihinde ülkesine dönen eski Cumhurbaşkanı Jean-Bertrand Aristide, Haiti Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği protokolü tarafından karşılanmıştı. Aristide, gelir gelmez havaalanında yaptığı ilk basın açıklamasında, öncelikle halka teşekkür etmiş ve 12 Ocak 2010 Haiti depremine ve ülkenin geçirdiği salgın hastalıklara değinmişti. Sözlerini “Bugün her yere barış tohumları ekmek için buradayız. Benim görevim, size hizmet etmektir. Sizin göreviniz de Haiti’yi ayakta tutmaktır. İyi bir vatanseverin görevi ülkesine hizmet etmektir.” diyerek sürdüren eski Cumhurbaşkanı, konuşmasına alkışlarla son vermişti. Amerika Birleşik Devletleri, yedi yıldır Güney Afrika’da sürgünde olan Haiti eski Cumhurbaşkanı Jean Bertrand Aristide’in ülkeye dönüşünü olumlu bulmadığını vurgularken, Güney Afrika Hükümeti Aristide’in dönüşüne karşı çıkmadığını belirtmişti. Repons Peyizan Partisi’nin Başkan adayı Michel Martelly ise, Aristide’in de eski Başkan Duvalier gibi ülkesine dönme hakkı olduğunu dile getirmişti. Kaynaklar: http://www.metropolehaiti.com/ (15.03.2011, 20.03.2011, 21.03.2011, 22.03.2011, 30.03.2011 ) http://www.haitilibre.com/ (11.03.2011, 14.03.2011, 17.03.2011, 18.03.2011) http://www.plturkce.org/ (31.03.2011) Cansu CANDEMİR 23 2011 HAİTİ KARNAVALI Haiti, 12 Ocak 2010 depreminin ardından ilk karnavalını 6 Mart 2011 tarihinde düzenledi. Yüz binlerce insanın hayatını kaybetmesi üzerine ertelenen bu kültürel etkinlik, 6 Mart 2011 tarihinde saat 14.00’te Port-au-Prince’te belediye binasının önünde yapılan yürüyüşle başladı. Haiti Ulusal Sarayı’nın önündeki cadde, üç günlük festival boyunca trafiğe kapatıldı ve vatandaşların töreni izlemesi için caddeye dev ekranlar kuruldu. İlk gününün konusu, “Hayatı kutlayalım”, ikinci gününün konusu “Karşı Koyma” olan festivalin üçüncü günü ise Dünya Kadınlar Günü nedeniyle kadınlara ithaf edildi. Binlerce göstericinin sokaklarda dans edip şarkı söylediği festival boyunca depremde hayatını kaybedenler için de çeşitli gösteriler sunuldu. Gösterilerden yer alan genç bir Haitili “Depremde hayatını kaybeden herkes için dans edeceğiz. Böyle bir felaketin tekrar yaşanmamasını temenni ediyoruz.” diye konuştu. Cumhurbaşkanlığına aday olan Michel Martelly ve Mirlande Manigat’nın fotoğraflarını taşıyan posterlerle festivale seçim havası da verildi. Birçok grup, çocuklarıyla beraber Haiti’nin tarihini simgeleyen çeşitli maskelerle gösteri alanında yer aldı. Biri siyah diğeri beyaz maskeli iki gençten siyah maske taşıyanı kolerayı, beyaz maske taşıyanı hayatı simgeliyordu. Kendilerine “Kaçak çalışan avukatlar” adını veren bir grup, avukatların davalarda yaptıkları savunmaları taklit etti. Grup, düşüncelerini “Yoksullar için adalet yoktur. Yoksulları koruduklarını söyleyenler onları sömürenlerdir.” şeklinde düşüncelerini ifade etti. Müziklere, renkli kıyafetlere ve tüm festival havasına rağmen, 2011 Haiti Karnavalı’na katılımın oldukça az olduğu gözlendi. Sefaletin halen var olduğunu düşünen bir kesim ise, festivalin kendileri için bir anlam ifade etmediğini dile getirdi. 24 Port-au-Prince’te gerçekleştirilen 2011 Haiti Karnavalı’nın Koordinatörü Hervé Saint-Preux, karnaval için bu yıl ayrılan bütçenin önceki yıllarda harcanan tutarın %20’si olduğunu ve karnaval için sağlanan bu yılki bütçenin önceki yıllara göre, harcanan tutarın %20’si olduğunu açıkladı ve karnavalı eleştirenler için ise halkın bu karnavalı istediğini, eğer yetkililer tarafından düzenlenmeseydi, bu etkinliğin halk tarafından düzenleneceğini belirtti. Kültür Bakanı Marie Laurence Jocelyn Lassègue, hükümetin bu kültürel etkinliğin gerçekleşmesi için 1.000.000 Dolar (40.000.000 Gourde) ayırdığını 90.000.000 Gourde olması planlanan bütçenin, 2010 depreminde karşılaşılan güçlükler nedeniyle bir önceki yıla oranla azaltıldığını (110.000.000 Gourde) ifade etti. Karnaval esnasında ya da sonrasında oluşabilecek kolera salgını endişesi konusunda ise Marie Laurence Jocelyn Lasèque, salgının oluşması veya ilerlemesi durumunda Sağlık Bakanlığı ile birlikte çalışacaklarını belirtti. Ayrıca, depremden zarar gören binalar sese son derece duyarlı olduğu için festivaldeki ses seviyesinin de sınırlandırıldığını sözlerine ekledi. Kaynaklar: http://www.haitilibre.com/ (10.02.2010, 07.03.2011) http://www.alterpresse.org/ (07.03.2011) Cansu CANDEMİR 25 HAİTİ VE DOMİNİK CUMHURİYETİ İÇİN BÜYÜK BİR İNTERNET PROJESİ Dünya Bankası ve Amerikalar Arası Kalkınma Bankası, Dominik Cumhuriyeti ve Haiti’de iletişimi kolaylaştırmak için deniz altında kablolu bir bilgi işlem merkezi oluşturmayı hedefliyor. Bilgi teknolojilerinin bölgesel gelişimi için altyapı oluşturmak amacıyla Dünya Bankası, Amerikalar Arası Kalkınma Bankası, Haiti Çalışma Bakanlığı ve Haiti Ulusal Telekomünikasyon Kurumu (CONATEL) işbirliğiyle Dominik Telekomünikasyon Enstitüsü’nün (INDOTEL) düzenlediği projenin sunumu, Amerikalar Arası Kalkınma Bankası’ndan Silvana Rubino-Hallman, telekomünikasyon uzmanı Juan Navas-Sabater ve Dünya Bankası (BM) uzmanları tarafından 1 Nisan 2011 Salı günü Dominik Cumhuriyeti’nin başkenti Santo Domingo kentinde yapıldı. Uluslararası uzmanlar, Dominik Cumhuriyeti ve Haiti arasında yüksek yoğunlukta fiber optik internet kablo ağı oluşturmayı ve bu yolla kamu kurumları, okullar, sağlık merkezleri ve belediyeler arasında iletişimi kolaylaştırmayı ve bu ağı Haiti’nin güneyinden kuzeyine ve Port-au-Prince’ten Santo Domingo’ya kadar uzatmayı hedefliyorlar. Amerikalar Arası Kalkınma Bankası ve Dünya Bankası her iki ülkedeki bilgi ve iletişim teknolojileri sanayilerinin rekabetini teşvik etmek ve ekonomik kalkınmayı desteklemek için iki ülkede de hukuki düzenlemelerin hazırlanmasını talep etti. Kurumlar, Dominik Cumhuriyeti ve Haiti’de kalkınma hızının eşit olmaması, uluslararası iletişim imkânlarının sınırlı oluşu ve alternatif yöntemlerin eksikliği konularını da ele alacaklar. Bu iki kurum ekonomik kalkınmanın zorunluluğu konusuna dikkat çekmek için Dominik Cumhuriyeti ve Haiti ile geleceğe yönelik ortak projeler gerçekleştirme kararı alırken bu iki ülkeye bu konuda katkıda bulunmak istediklerini dile getirdi. Kaynak: http://www.haitilibre.com/ (02.03.2011) Cansu CANDEMİR 26 PAULO COELHO, SAINT JOSEPH YORTUSU İÇİN TÜRKİYE’DE Her yıl 19 Mart’ta Saint Joseph (Aziz Yusuf) Yortusu’nu dünyanın farklı bir yerinde kutlayan Paulo Coelho, bu yıl Türkiye’yi tercih etti. Pera Palas Oteli’nde yapılan kutlamada dostlarıyla bir araya gelen Coelho, ilk tercümesi Türkçe’ye yapılan son romanı "Elif"i ve yazarlık yolculuğunu anlattı. Türkiye’ye üçüncü kez gelen ve her seferinde özel anlar yaşadığını belirten Coelho, düzenlediği basın toplantısında genç yaşta Geceyarısı Ekspresi filmini izlediğini ve çok etkilendiğini söyledi. Türkiye’nin olumsuz gösterilmesinden üzüntü duyan Coelho "Nasıl da insanın zihnini çelen bir film... Bu filmde Türkiye nasıl betimleniyordu, aman Allah’ım. O kadar güçlü bir film ki bu, aslında bir tablo yarattı Türkiye'ye ve Türkiye halkına yönelik olarak. Benim ülkeme karşı da önyargılar var. Brezilya müthiş bir ülke, Türkiye'nin olduğu gibi" dedi. Coelho, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da yaşanan halk ayaklanmalarına da işaret ederek, "Bir çatışma olmadan hiçbir şey elde edilemez ama sonuç olarak hepimiz ışığa doğru gidiyoruz. Bence öz yıkım sürecinden geçmiyoruz. Her şeyin iyileştiğine, düzeldiğine inanıyorum. Elbette çatışmalar var, bunlar bir şekilde gerekli. Zor zamanlardan geçsek bile son derece iyimserim." dedi. Hayatından da bahseden Brezilyalı yazar Paulo Coelho, birkaç kez akıl hastanesinde tedavi gördüğünü ve bir kez de hapishaneye girdiğini belirterek, "O kadar mutluyum ki bu bedeli ödediğim için. Çünkü bunlar sayesinde şu an buradayım." dedi. 27 Son romanı Elif ile ilgili, bir süredir bilgelik yolunda gelişiminin durduğunu hissettiğini belirterek, ustasının tavsiyesine uyup gönlünün onu çektiği yere gittiğini söyledi. Rastlantıların kendisini Sibirya'ya götürdüğünü ve Rusya'da yaşayan Türk kızı Hilal ile karşılaştığını anlatan Coelho, aralarında çok yoğun bir ilişki başladığını ve tren yolculuklarında zamana ve mekana temas ettiklerini anlattı. Paulo Coelho, yaşadığı bu deneyimi Rio de Janeiro'ya döndüğünde kaleme almaya karar verdiğini belirterek, kitabı bir hafta içinde yazdığını kaydetti. Kitabın anadilinden sonra ilk kez Türkçe yayınlandığını ve basıldıktan bir hafta sonra Türkiye'de kitap satışlarında ilk sıraya yerleştiğini ifade eden Coelho, okuyuculara teşekkür etti. Ülkesinde kitabın tanıtımı için hiçbir röportaj vermediğini dile getiren Coelho, kitabın tanıtımının sosyal paylaşım siteleri aracılığıyla yapıldığını söyledi. 1947'de Brezilya'nın Rio de Janeiro kentinde doğan Paulo Coelho, kendini tümüyle edebiyata vermeden önce tiyatro yönetmenliği, oyunculuk, şarkı sözü yazarlığı ve gazetecilik yaptı. 1986'da yayımlanan Hac adlı ilk romanının ardından gelen Simyacı ile dünya çapında üne erişti. Simyacı, 20. yüzyılın en önemli yayıncılık olaylarından biri oldu ve 18 ülkede 30 milyon sattı. Bugüne kadar pek çok ödül ve nişana değer görülen Coelho, Birleşmiş Milletler Barış Elçisi ve Brezilya Edebiyat Akademisi üyesidir. Kaynaklar: http://www.sabah.com.tr/kultur_sanat/edebiyat/ (14.03.2011) http://www.farklihaber8.com (20.03.2011) http://www.hurriyet.com.tr (21.03.2011) Tuğçe ÇELİKER 28 KOLOMBİYA BALESİ ANNESİNE AĞLIYOR Kolombiya Balesi’nin kurucusu seksen üç yaşındaki Sonia Osorio, Cartagena’da hayata gözlerini yumdu. Kolombiya tiyatrosunun öncülerinden Luis Enrique Osorio’nun kızı olan Sonia Osorio, Bogotá’da dünyaya gelmiş, bütün çocukluğu dans ve tiyatro ortamında geçmiştir. Dokuz yaşına geldiğinde babasından klasik müzik, sanat tarihi ve edebiyat dersleri almaya başlamıştır. İlerleyen yıllarda Amerika ve Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde bale ve modern dans dersleri ile eğitimine devam eden Osorio, Viyana Balesi’nin en önemli ismi olan Magda Brunner ile tanışmış ve Brunner’in hocalığında yolunu çizmiştir. 1960 yılında Kolombiya Balesi’ni kurduktan sonra otuzdan fazla ülkede sahnelediği, Kolombiya’nın yöresel ve geleneksel figürlerinden etkilenerek hazırladığı koreografiler birer bale sunumu haline getirilmiştir. Osorio’dan bale eğitimi alan balerinler onu bir öğretmen olarak değil bir anne olarak kabul etmişlerdir. O öğrettiği her figür ile öğrencilerine ilham ve enerji vermiş, müzik ve dans arasındaki büyüyü sahnede yansıtmayı aşılamıştır. Oğlu Rodrigo, cenaze töreninde “Sonia, Kolombiya folklörünü hakettiği yere ulaştırmış ve bu halkın muhteşemliğini dünyaya göstermiştir.” demiştir. 1998 yılında Time Dergisi tarafından “XX. Yüzyılın Balerini” ödülüne layık görülen Osorio aynı zamanda 2010 yılının Mayıs ayında dönemin Cumhurbaşkanı Álvaro Uribe tarafından Kolombiya’nın en büyük nişanı olan “la Cruz de Boyacá” ile onurlandırılmıştır. Kaynak: http://www.eltiempo.com/ (29.03.2011) Alper ÇETİN 29 CHE GUEVARA’NIN YOL ARKADAŞI ALBERTO GRANADO ÖLDÜ Küba Devrimi’ni gerçekleştiren Ernesto Che Guevara’nın arkadaşı Alberto Granado 88 yaşında Küba’da hayata gözlerini yumdu. 5 Mart sabahı vefat eden Granado’nun cesedi isteği üzerine yakılacak ve külleri Arjantin, Küba ve Venezuela boyunca dağıtılacak. 8 Ağustos 1922 Arjantin doğumlu olan Alberto Granado, Che Guevara ile çok genç yaşlarda tanıştı. O sırada Che tıp öğrencisi, Granado ise biyokimyacıydı. Yıllar boyunca uzun bir Güney Amerika turuna çıkmayı planlayan ikili bunu 1952 yılında gerçekleştirdi. Arjantin’den Venezuela’ya süren gezileri boyunca Latin Amerika'nın sömürülen köylülerini ve kitlelerin yoksulluğunu yakından gözlemlediler. Bu yolculuk sonrasında Granado, Arjantin’e dönüp biyokimyacı olarak çalışmaya devam etti. Küba Devrimi’nin ardından 1959 yılında Che Guevara onu Havana’ya çağırdı. Bir yıl sonra da Granado, eşi ve çocuklarıyla Küba’ya yerleşmeye karar verdi. 2008 yılında ise Che Guevara’nın sekseninci doğum günü kutlamaları için Arjantin’e gitti. En son seyahatini Ekvator’a yapan Alberto Granado, planladığı yeni Arjantin seyahatini gerçekleştiremeden hayatını kaybetti. 2004 yılında Che Guevara ve Alberto Granado’nun seyahati Brezilyalı yönetmen Walter Salles tarafından “Motosiklet Günlükleri” adıyla beyaz perdeye uyarlanmıştı. Che rolünü Meksikalı Gael García Bernal, Alberto Granado’yu ise Arjantinli Rodrigo de la Serna canlandırmıştı. Kaynaklar: www.cubadebate.cu (05.03.2011) www.bbc.co.uk/mundo (06.03.2011) www.yakindunya.com (07.03.2011) Tuğçe ÇELİKER 30 KOLOMBİYALI YAZAR JUAN GABRİEL VÁSQUEZ 2011 ALFAGUARA ROMAN ÖDÜLÜ’NÜ KAZANDI İspanyolca konuşulan ülkelerin en prestijli roman ödülü olarak kabul edilen Alfaguara Roman Ödülü’nü bu yıl Kolombiyalı yazar Juan Gabriel Vásquez “El ruido de las cosas al caer” isimli eseri ile aldı. Madrid’de birçok yazar ve gazetecinin hazır bulunduğu törende Vásquez’e ödülünü jüri başkanı İspanyol yazar Bernardo Atxaga verirken Vásquez bu başarısıyla 175.000 doların da sahibi oldu. Jüri “El ruido de las cosas al caer” için “sembollerle bezenmiş edebi bir toprak parçasına benzetilen Bogotá’da, şiddet ve terör dolu bir dönemi gözler önüne seren bir başyapıt” yorumunu yaptı. Jüri başkanı Atxaga yaptığı konuşmada “Şair Virgilius bundan 2000 yıl kadar önce bir gün korkunun yeryüzünden tamamen silineceğini söylemişti fakat bu gerçekleşmedi. Ödüle layık görülen eser de Kolombiyalıların korkularından, bu korkuların getirdiklerinden ve korkuların üstesinden gelme çabalarından bahsediyor.” dedi. Eser, Kolombiyalı uyuşturucu tüccarı Pablo Escobar’ın gücünü temsil eden devasa bir hipopotamın hayvanat bahçesinden kaçması ve daha sonra yakalanması ile başlar. Bu olay romanın baş kahramanı, Antonio Yammara’nın hafıza mekanizmasını ateşleyen kıvılcımdır. 1973 Bogotá doğumlu olan Vásquez kırk yaş altı en önemli Latin Amerikalı yazarlar arasında gösteriliyor. Başka bir eseri olan “Los Informantes” Kolombiya’da son yirmi beş yılın en önemli eseri seçilmiş ve İngiliz Bağımsız Yabancı Kurgu yarışmasında finalist olmuştu. Yazarın Qwerty ödülünü de kazanan “Historia secreta de Costaguana” adlı eseri ise “Costaguana’nın Gizli Tarihi” adıyla dilimize çevrilmiştir. Kaynak: http://www.elcolombiano.com/ (21.03.2011) Alper ÇETİN 31 OCTAVIO PAZ (31 MART 1914- 19 NİSAN 1998) 31 Mart 1914'te Meksika'nın başkenti Ciudad de México’da doğan Octavio Paz deneme yazarı, şair ve diplomattır. İspanyol bir annenin ve Emiliano Zapata'yı destekleyen yerli kökenli, Meksikalı avukat bir babanın oğludur. Ailesi iç savaş nedeniyle maddi sıkıntı çeken Paz, bir Katolik okulunda okur. Dedesi sayesinde küçüklüğünden beri edebiyatla iç içedir; 1920’li yıllarda İspanyol şairler Juan Ramón Jiménez ve Antonio Machado’yu keşfeder. Meksika Üniversitesi'nde hukuk ve edebiyat eğitimi görür; fakat mezun olmayı reddeder. Pablo Neruda’nın cesaretlendirmesiyle yazmaya başlar. İlk şiir kitabı "Ormandaki Ay"ı 19 yaşındayken yayımlar. 1930’ların sonu ve 1940’larda gazetecilik yapar. 1937'de İspanya İç Savaşı sırasında İspanya’ya gider ve Cumhuriyetçileri destekler. 1945 yılında diplomatik görevlerine başlar ve 1962 yılına kadar Fransa'da kalır. Burada ünlü şair Pablo Neruda ile çalışır. Kendisini derinden etkileyen Robert Desnos ve diğer gerçeküstücü şairlerle tanışır. 1963 yılında Meksika'nın Hindistan Büyükelçisi olur. Meksika Hükümeti’nin radikal üniversite öğrencilerine karşı sert tutumundan (Tlatelolco katliamından) sonra hükümeti protesto etmek için 1968'de ülkesindeki bütün görevlerinden istifa eder. Meksika'ya dönüşünde edebiyat dergileri kurar ve yönetir. 1970'lerde siyaset ve edebiyat dergisi Plural'ın yayın yönetmenliğini üstlenir. Fransa, İngiltere ve ABD'de yaşar. İngiltere'de Cambridge Üniversitesi'nde kısa bir süre ders verir. 1981’de Cervantes Ödülü, 1982’de the Neustadt Ödülü alan Octavio Paz, 1990'da edebiyata katkıları nedeniyle Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülür. Solcu görüşlere eleştiriler yöneltir ve solcular tarafından eleştirilir; bununla beraber kendini sosyalist olarak tanımlar. Şiir ve yazılarında Meksika halk edebiyatıyla gerçeküstücülüğü bağdaştıran bir üslup izler. Luna silvestre (Ormandaki Ay), Raiz del hombre (İnsa- 32 nın Kökü) , Águila o sol? (Kartal mı, Güneş mi?) Piedra de sol (Güneş Taşı) gibi birçok şiir ve El laberinto de la (Yalnızlık Dolambacı), El arco y la lira (Yay ve Lir) gibi denemeler yazan Octavio Paz, 19 Nisan 1998’de hayatını kaybeder. Tuğçe ÇELiKER
Benzer belgeler
Haziran
Arjantin’in adaların siyasi durumuyla ilgili yayınladığı deklarasyon; Arjantin Hükümeti’nin adalar
üzerindeki durumun barışçıl çözümü için mümkün olan tüm yolları deneyeceği yönünde oldu. Adalar
üz...
Şubat 2011 - Latin Amerika Çalışmaları Araştırma ve Uygulama
28 Şubat günü Bolivya‟nın başkenti La Paz‟da yoğun yağışların neden olduğu büyük bir toprak
kayması meydana geldi. ABI haber ajansının verdiği bilgiye göre toprak kayması kırk kişinin ölümüne, seki...
Ekim 2011 - Latin Amerika Çalışmaları Araştırma ve Uygulama
BİZİM AMERİKAMIZ
Ankara Üniversitesi Latin Amerika Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi
Ekim 2011 Sayı:14
Nisan 2011 - Latin Amerika Çalışmaları Araştırma ve Uygulama
Nisan ayında da her ay olduğu gibi yoğun bir tempoyla çalışmaya devam ettik. Gerek Merkezimizde devam eden yüksek lisans dersleri, gerek sonuna yaklaştıkça büyük bir heyecanla hız verdiğimiz araştı...
Aralık 2015 - Latin Amerika Çalışmaları Araştırma ve Uygulama
Mahkemenin karar metninde Almanya'dan gönderilen belgeler ile dönemin konsolos ve diplomatlarının yazdığı kriptolarda, sadece Ermeniler’e karşı işlenen suçlamalar değil aynı zamanda Türkiye'nin Erm...
Ocak 2015 - Latin Amerika Çalışmaları Araştırma ve Uygulama
bahseden Ulukan, ülkemizi Latin Amerika ülkelerinde büyükelçi
olarak temsil ettiği dönemlerde edindiği tecrübeleri de aktardı.
Son dönemdeki siyasi ve ekonomik gelişmelerden bahseden Büyükelçi, 1 M...