Edirne - Türkiye Finans
Transkript
Edirne - Türkiye Finans
1 PAYLAŞIMDAN Mehmet Ali Gökçe Medeniyet Simgeleri M imar Sinan’ın 80 yaşında yaptığı ve “ustalık eserim” dediği Selimiye, Türk – İslam tarihinin en ihtişamlı yapısıdır. Sinan’ın Selimiye ile ulaştığı mimari başarının, Beyazıt Külliyesi’nde akıl hastalığını su ve müzikle tedavi eden atalarımızın tıp alanında ulaştığı noktanın, köprüler, camiler, külliyeler ve tarihi evleriyle Osmanlı medeniyetinin açık hava müzesidir Edirne... Yavuz Bülent Bakiler, Namık Kemal’in, vatanın yıkılış nedenlerinden birisi olarak dili gösterdiğini söyler. Namık Kemal’in “Bir insanın zekâsı, bildiği kelime sayısı ile orantılıdır” dediğini anlatır. Haksız da değildir. Çünkü dil ulusların birleştiricisidir. Zaten dinimiz de ayrılığı değil, birliği tavsiye etmiştir. İşte bu nedenle Sultan Abdülhamit Han, çok büyük çabalarla Hicaz demiryolu projesini başlatmış ve bitirmiştir. Anadolu’ya ilk tren yolunu yapan İngilizler, sadece Ege’nin zenginliklerini ülkelerine taşımak için, İzmir-Aydın arasına tren yolu yapmışlar. Oysa Abdülhamit Han, İslam dünyasını birleştirsin diye, İstanbul’dan Medine’ye uzanan bir demiryolu projesi düşlemiş. Medine’ye tren raylarını döşeyen Türk işçiler, Sultan Abdülhamit’le aynı hassasiyeti göstermişler ve Peygamber Efendimizi rahatsız etmesin diye rayların altına keçe döşemişler. Dergimizin bu sayısı, bütün bunları bir araya getirerek, tesadüfi bir farkındalık çemberi çizdi. Edirne’yi anlattık, ecdadımızın bize bıraktığı o mirası gözlerinizin önüne serdik. Trenlerin peşinden zaman tüneline girdik ve Anadolu’daki tren yollarının izini sürdük. Yavuz Bülent Bakiler’in dilimiz üzerine anlattıklarıyla da çemberi tamamladık. Ayrıca, bir önceki sayımızda tanıttığımız, bankamızın ‘Atılım Projesi’nin getirdiği yenilikleri bu sayıda da anlatmayı sürdürdük. Bankamızın üç yeni genel müdür yardımcısıyla söyleşi yaptık. Bu sayımızda, Tugay Kerimoğlu ve Zihni Göktay’ın başarı hikayelerine de yer verdik. Spor ve sanat alanında kariyer yapmış bu iki isim, istikrarları ve başarıları ile birçok kişiye örnek olacaklardır. Malum, iki bayram arasındayız… Ramazan Bayramı’nda eller açıldı, bütün İslam alemi, aynı duygularla, aynı duayı etti. Allah nasip ederse, Kurban Bayramı’nda da aynı ruhla, aynı dualarla açacağız ellerimizi. Biz geçmiş bayramınızı en içten dileklerimizle kutlarken, gelecek bayramın da hayırlarıyla birlikte gelmesini niyaz ediyoruz. 2 3 3 Herkese Uygun Konut Finansmanı Seçenekleri Türkiye Finans’ta Müşterilerinden gelen talepleri değerlendiren Türkiye Finans konut finansmanı alanında sunduğu hizmetleri çeşitlendirdi. Ruh Verdiği “Her ay taksit ödemek bana göre değil, taksit ödeme sıklığımı kendim belirleyebilsem” diyenlere… Yılın belirli aylarında daha fazla gelir elde ediyorsanız ve mortgage taksitlerinizi sadece bu aylara denk gelecek şekilde ayarlayıp diğer aylarda rahat etmek istiyorsanız Kişiye Özel Konut Finansmanı tam size göre! Taksitlerinizi 3 ayda bir, yılda bir, ya da dilediğiniz başka bir sıklıkta ödeyin, diğer aylarda rahat edin. Kaç kente nasip olur, dünyaya hükmetmiş, cihan imparatorluğuna başkentlik yapmak? Fatih’in doğduğu, Beyazıt’ın hüküm sürdüğü, Mimar Sinan’ın imza attığı bir kent Edirne… Osmanlı mimarisinin en nadide örneklerini barındıran bu şehrin en tepesinde, bir şemsiye gibi durur Sinan’ın ustalık eseri Selimiye Camii, Edirne’nin en değerli eseri Selimiye Camii… Şehrin en yüksek tepesinde, bir şemsiyenin en tepe noktası gibi, kente kimlik kazandırırken Selimiye, bir hami gibi, kolluyor ve koruyor gibi Edirne’yi… ve geri ödemeleri devam eden evinizi satmak istediğinizde, evinizi alacak kişinin finansmanını da biz karşılayalım. Böylece hem siz erken kapattığınız konut finansmanı için bedel ödemeyin hem de evinizi alacak kişi kâr oranlarında indirim kazansın. Gurbetçi Konut Finansmanı 4 “Kredi kâr payımın bir kısmını baştan ödesem, daha düşük kâr oranı üzerinden kredi kullansam, taksit ödemelerinde rahat etsem“ diyenlere... İndirimli Konut Finansmanı ile kredi tutarınızın %1’i ile %10’u arasında bir tutarı en başta ödeyerek, kredinizin kâr oranını istediğiniz seviyeye indirebilir ve bu sayede aylık taksit ödemelerinizi önemli ölçüde azaltabilirsiniz. Artan Taksitli Konut Finansmanı “Kredi taksit ödemelerime düşük tutarlardan başlayıp, her yıl belirleyeceğim oranlarda artırsam” diyenlere... Taksitlerinizi başlangıçta daha düşük tutarlarda ödemek sonra kademeli olarak artırmak istiyorsanız, Artan Taksitli Konut Finansmanı tam size göre! Azalan Taksitli Konut Finansmanı “Başlarda daha fazla aylık taksit ödesem, sonraki dönemde taksitlerim azalsa” diyenlere... Başlangıçta daha yüksek taksit ödeyerek, sonraki dönemdeki taksit tutarlarınızı düşürmek istiyorsa- nız Azalan Taksitli Mortgage tam size göre! Azalan Taksitli Konut Finansmanı ile kredinizin toplam geri dönüş yükünü azaltabilirsiniz. Esnek Ödemeli Konut Finansmanı “Belirli aylarda daha fazla taksit ödeyerek toplam taksit tutarımı azaltsam” diyenlere... Eğer belli dönemlerde prim, ikramiye alıyorsanız ya da ek gelir elde ediyorsanız Esnek Ödemeli Konut Finansmanı tam size göre! Esnek Ödemeli Konut Finansmanı ile tercihinize göre her 3, 6 ya da 12 ayda bir düzenli periyotlar halinde ek ödeme yapabilir veya dilediğiniz aya ara ödeme koyarak aylık taksit ödemelerinizi düşürebilirsiniz. Ertelenebilen Konut Finansmanı “Yurt dışında yaşıyorum ama Türkiye’de ev almak istiyorum“ diyenlere... Yurt dışında ça- Kent Edirne lışırken Türkiye’ye döneceği zamanı düşünerek kendi evini almak isteyen gurbetçilere özel olarak kullandırılan konut finansmanı tam size göre! “Kazan Kazan” Konut Finansmanı “Türkiye Finans’tan finansman sağlayarak aldığım evimi satmak istiyorum” diyenlere... Daha önce bankamızdan finansman sağlayarak aldığınız Ramazan Coşkusunu Yine Feshane’de Yaşadık... ir gezginseniz, bir fotoğrafçıysanız, bir kente geldiğinizde, o kenti anlatacak karenin peşine düşersiniz. Öyle bir fotoğraf çekmelisinizdir ki, o fotoğrafa bakan herkes, burası şurasıdır demeli. Bütün kentler birbirine benzedikten, bütün insanlar birbirine benzedikten, bütün kültürler birbirine benzedikten sonra gezmenin de, görmenin de, fotoğrafın da anlamı kalmaz. O yüzden bir kente girince biz, kentin kimliğinin peşine düşeriz. Bugün modern mimari anlayışının en büyük cinayeti, kentleri birbirine benzetmesidir. Kimliği yok olmuş kentler, kültürel ve dini inancının kaybetmiş insanlar gibidir. Anlamlarını yitirmiş, inançsız ve biçaredirler. Maalesef ki, Türkiye’de birçok kent, modernizm zannettiği bir hastalığına yakalandı ve kimliğini yakın tarihe kadar kaybetti. Eski binalar yıkılıp yerlerine hızlı bir şekilde kibrit kutusu gibi evler yapıldı. Ama ne mutlu ki, belli bir noktadan sonra, belediyeler ve kentliler, (belki de modern kentlerin kendi kimliklerini koruduklarını görerek) kent kimliğinin önemini fark ettiler. Artık yeni yeni, insanlar kendi kentlerinin kimliklerini korumanın yollarını aramaya başladılar. Edirne’de de bu gerçeği her yönüyle görmek mümkün. Sanki, bir zaman sonra insanlar, burasının Osmanlı’ya başkentlik yapmış bir şehir olduğunu, Edirne’yi Edirne yapan değerin, Edirneliyi önemli yapan değerlerden bir tanesinin bu olduğunu kavramış. Edirne’yi gezerken, tam düşmek üzereyken elinden tutulmuş bir kentin fotoğrafını görüyorsunuz. Kaleiçi denen bölgede çok sayıda Osmanlı mimarisini yansıtan, cumbalı evler varmış… Varmış diyoruz, çünkü Kırkpınar Yağlı Güreşleri… Türkiye Finans, geçen yıl olduğu gibi, bu yıl da Feshane’deki yerini aldı. Ramazan ayında Türkiye’nin dört bir yanından binlerce misafiri ağırlayan Feshane’de, Türkiye Finans yeni ürün ve hizmetlerini tanıttı. Ramazan ayında sadece İstanbul’un değil Türkiye’nin önemli bir eğlence ve kültür merkezi olan Feshane bu yıl da Türkiye’nin dört bir yanından gelen misafirlerini ağırladı. Her gün binlerce kişinin ziyaret ettiği Feshane fuar alanında birçok önemli firma ürün ve hizmetlerinin tanıtımını yaptı. Biz de Türkiye Finans olarak Feshane’de açılan şık tasarımlı standımızda tıpkı geçen yıl olduğu gibi bu yıl da müşterilerimizle “Taşınma giderleri, yeni evin giderleri derken çok masraf çıktı. Taksitlerimi bir süre erteleme imkanım olsa” diyenlere... Yeni ev alırken veya taşınırken masraflarınız arttıysa Ertelenebilen Konut Finansmanı ile kredi taksitlerinizi 4 aya kadar ertelemek artık mümkün! Ertelenebilen Konut Finansmanı ile kredinizi vade başından itibaren 4 aya kadar erteleyerek ödemelerinize sonraki dönemde başlayabilirsiniz. Böylece bu süre içinde B Kırkpınar Yağlı Güreşleri, en az Edirne kadar meşhur. Koca Yusuf, Aliço, Kurtdereli Mehmet, İbrahim Karabacak, Ahmet Taşçı gibi efsane güreşçilerin doğduğu er meydanı Kırkpınar… Rumeli fethinde güreşe tutuşan 40 akıncının anısına her yıl Temmuz başında düzenlenen güreşlere dünyanın her yerinden izleyici geliyor. MEK A N içindekiler İndirimli Konut Finansmanı B İ Z D EN H A B ER L ER paylaşımdan bugün sayıları bir hayli az. Mahalle aralarında, onları bulmak için dolaşıyorsunuz. Tam ümidinizi kaybetmeye başlamışken, aniden sıra sıra bir noktada karşınıza çıkıyorlar. Bu durum insanda şu izlenimi uyandırıyor: Belirli bir zamana kadar, kale içindeki eski Osmanlı evleri yıkılarak, yerlerine, kibrit kutusu gibi, betonarme evler yapılmış. Evlerini yıkıp yeniden yapacak gücü olmayanlar bu eski ahşap evlerde oturmaya devam etmişler. Ama bir müddet sonra, yerel yöneticiler, bu evlerin kent kimliği üzerindeki etkisini fark etmiş olmalı ki, yıkımlar yerini koruma alışkanlığına terk etmiş. Şimdi sokak aralarında restore edilen evleri görüyorsunuz. Artık sit alanı olan bu bölgede, tarihi evleri ev sahiplerinin yıkması mümkün değil. Cumbalı, Osmanlı mimarisinin izlerini taşıyan ahşap evler, Edirne’nin mistik havasını koruyor. Bu evlerden bir tanesi bugün hemen Selimiye Camii’nin yanında bulunuyor. Fatih Sultan Mehmet’in doğduğu ev olduğu rivayet ediliyor. Bugün butik otel olarak kullanılan bu ahşap yapıt, Osmanlı mimarisinin bütün özelliklerini taşıyor. Çeşitli tarihçiler, bu evin Fatih’in doğduğu ev olduğunu söylüyorlar. Ama cihan imparatorunun hangi odada doğduğu tam olarak bilinmiyor. İşletme, bugün Fatih için temsili bir oda yapmış. Oda, o dönem göz önüne alınarak dizayn edilmiş. imtiyaz sahibi türkiye finans katılım bankası adına yunus nacar Edirne’nin simgesi Selimiye 200 yıl Osmanlı İmparator-luğu’na başkentlik yapan Edirne, bugün belki de Osmanlı Mimarisi’nin en güzel eserlerini barındırıyor. Taşa, ruh veren, tarihin en ünlü mimarı, Mimar Sinan’ın en nadide eserleri Edirne’de… Büyük Usta’nın, ustalık eserim dediği Selimiye Camii, bugün Edirne’nin simgesi durumunda. Sinan da ‘Selimiye kentin silueti 26 buluşmanın mutluluğunu yaşadık. şube 3 genel yayın yönetmeni mehmet ali gökçe sorumlu yazı işleri müdürü kemal kaptaner Yavuz Bülent Bakiler: Bilgi Sistemleri’nden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı İkram Göktaş: Dilimiz İnternet Şubesini Güvenle Kullanabilirsiniz Yeni yapılanma ile biraz daha hızlı hareket edebiliyoruz. Yeni durumun yansımalarını da şimdiden görmeye başladık. Bilgi Sistemleri’nde çalışan arkadaşlar geçmişte çok zor bir araya gelip toplantı yapabiliyorlardı, bugün biz çok hızlı bir toplantı yapabiliyoruz. Basit bir telefon trafiği ile ya da e-mail üzerinden herhangi bir toplantı talebiyle yarım saat içinde bir araya gelebiliyoruz. Artık bu birimin yönetilmesi daha kolay. İkram Bey, öncelikle yeni göreviniz nedeniyle tebrik ederiz. Bilgi Sistemleri’nden sorumlusunuz. Siz bilişimle ilgili miydiniz? Türkiye Finans “Atılım Programı”yla Büyüyor Üç Yeni Genel Müdür Yardımcılığı Kuruldu 8 [email protected] kültürümüz B A N K A M I Z DA N kişisel gelişim Türkiye Finans’ın değişim ve gelişim projesi olan “Atılım Projesi”, iki yeni is ailesi doğurdu.Bu birimlerden ilki olan Bilgi Sistemleri Is Ailesi’nin basına Genel Müdür Yardımcısı olarak İkram Göktaş atandı. Günümüzde bankalar için olmazsa olmaz bir birim olan IT, diğer bir ifadeyle Bilgi Sistemleri, Türkiye Finans’ta daha önceden bir Genel Müdür Yardımcısına bağlı bir iş ailesinin bir parçası iken, yeni dönemle birlikte Bilgi Sistemleri adıyla bağımsız bir iş ailesi haline geldi ve Genel Müdür Yardımcılığı seviyesinde temsil edilmeye başlandığından artık Türkiye Finans’ta, gelişen teknolojiye uygun bankacılık çözümleri ve yenilikçi teknolojiler daha iyi takip edilebilecek. Bir önceki sayıda Türkiye Finans Genel Müdürü Yunus Nacar’ın söyleşisini okuyanlar hatırlayacaktır. Artık Türkiye Finans müşterileri Hazine enstrümanlarından yararlanabiliyor. Bu ürünler GES, yani Gelire Endeksli Senet olarak satışa sunuldu. İşte hem Hazine, hem de Uluslararası Finansal Kurumlar Müdürlüğü ayrı bir is ailesi olarak tanımlandı ve basına da Ali Güney getirildi. Biz de bu sayımızda iki yeni birimi daha yakından tanıyalım istedik ve Bilgi Sistemleri’nden sorumlu Genel Müdür Yardımcısı İkram Göktaş ile Hazine ve Uluslararası Finansal Kurumlar Müdürlüğü’nden sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Ali Güney’le, yeni yapılanmayı ve yeni görevlerini konuştuk. Yüzünden Yeni yapılanma ile işlem hızımız arttı Kullanıcı olarak ilgiliyim. Bunun dışında bir Neden bilgi işlem ayrı bir iş ailesi oldu? ilgim olmadı. Lisans eğitimim, siyasal bilgiler, işletme üzerine. Ama bankacılık hayatım boBilgi teknolojileri bugün birçok banka için çok yunca bilgi sistemleri ile yakından ilgilendim ve önemli ve Türkiye’de bilgi sistemlerinin ayrı mü birçok projede görev almıştım. Şuan da ekibimle hiçbir sorun yaşamıyorum ve birlikte sağlıklı bir şekilde çalışmaya devam ediyoruz. Zaten daha önce de, kendi aramızdaki toplantılarda bilgi işlemden hep şikayet edilirdi. Hatta “Bilgi işlem sadece ikram beyin işini yapıyor” diye espri konusu bile olurdu. Çünkü ben bir iş talep ettiğimde sadece yazılı olarak iş talep etmiyordum. Talep ettiğim işi ayrıntılandırdığım için bizim işleri yapmak daha kolaydı. O yüzden arkadaşlar önİkram Göktaş kimdir? celikle onu çözmeyi Aslen Trabzon Of’lu olan İkram Göktaş… 1969 yılında Bitlis, Mutki’de doğdu. tercih ediyorlardı. O Ankara Üniversitesi Sisayal Bilgiler Fakültesi İşletme Bölümü’nden mezun olan espri buraya kadar Göktaş, 1992 yılında Garanti Bankası’nda çalışmaya başladı ve Teftiş Kurulu geldi ve Yunus bey Başkanlığı’nda Müfettiş olarak görev yaptı. Yaklaşık 10 yıl Garanti Bankası’nda de tercihini o yönde görev yapan Göktaş, 2001 yılından itibaren Anadolu Finans Kurumu’nda Bankakullanmış oldu. Bancılık Hizmetleri Müdürü olarak çalıştı. Birleşmeden sonra da Türkiye Finans’ta ka içerisinde bilgi aynı görevini devam ettirdi. 2009 yılından itibaren de Genel Müdür Yardımcılığı işlemle en çok haşır görevini üstlenen Göktaş’ın sorumluluk alanında Bilgi Sistemleri Koordinasyon neşir olan kişi olarak, Müdürlüğü, Bilgi Sistemleri Operasyon Müdürlüğü Bilgi Sistemleri Analiz ve bilgi işlemden soKalite Güvence Müdürlüğü, Yazılım Müdürlüğü ve Süreç Geliştirme ve İş Sürumlu genel müdür rekliliği Müdürlüğü bulunuyor. yardımcısı olduk. Geri Kaldık “Namık Kemal diyor ki “Bir insanın zekası, bildiği kelime sayısı ile orantılıdır.” Bir insan ne kadar çok kelime bilirse, aklını o nispette iyi kullanır. Bir insan ne kadar az kelime bilirse, aklını kullanmakta zorlanır. Kendisini ifade edemez ve kendisine anlatılanları kavramakta zorlanır. O bakımdan diyor Namık Kemal, ülkenin kalkınması ve yükselmesi bizim dilimizin zenginliğine bağlıdır.” G Ü N C EL sağlık Y avuz Bülent Bakiler, şair, edebiyatçı, yazar ve bürokrat olarak bu topluma hizmet etmiş birisi. Türk dilini en iyi kullanan isimlerden birisi olan Yavuz Bülent Bakiler’in “Yalnızlık, Duvak, Seninle ve Harman” isimlerini taşıyan yayınlanmış dört şiir kitabı var. Şiir kitaplarının neredeyse hiç satılmadığı bir toplumda, Bakiler’in kitapları 100 bin baskı yapmayı başarmış. Bakiler, 1976-77 yıllarında Kültür Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı’nın ortak aldığı kararla Yugoslavya’ya Struga şiir festivaline gitti. Döndükten sonra Üsküp’te Türk eserleri isimli bir TV programı hazırladı ve sundu. Burada gördüklerini Üsküp’ten Kosova’ya isimli bir kitapta yayınlandı. Böylelikle ilk nesir kitabına imza atan Bakiler, daha sonra “Türkistan Türkistan” isimli kitabı yazdı. Bu kitabı, Gidenlerin Ardından” , “Aşık Veysel” “Arif Nihat Asya İhtişamı” kitapları takip etti. Yavuz Bülent Bakiler, Azerbaycan edebiyatından Bahtiyar Vahapzade’nin ve Azerbaycan’ın eski başbakanlarından Hasan Hasonov’un tiyatro eserlerini Türkiye Türkçesine uyarladı Türkiye’de çok şiir yazarı vardır ama şiir okuyan yoktur denir. O yüzden de iyi şair sayısı da azdır. İnsan, şiir yazmaktan şairliğe nasıl terfi eder? Ben Sivaslıyım, Sivas’ta doğdum büyüdüm. Sivas halk şiiri bakımından, Türkiye’deki illerin en başında bulunuyor, ortasında değil. Cumhuriyet Üniversitesi’ndeki arkadaşlarımın bana verdiği bilgilere göre, Sivas’ta 700 civarında halk şairi yetişmiştir. Bu şehirde yetişmenin insanın üzerinde bir tesiri oluyor. Benim bütün çocukluğum, sokaklarda çalıp söyleyen halk ozonlarını dinleyerek geçmiştir. Onları dinledim, onların vezinli, kafiyeli sözleri beni dikkate davet etti. Akşam annemden masallar dinledim. Annemin güzel bir sesi vardı. İçinde türküler geçen masallar anlatırdı. O Türküleri halk şairlerimizin şiirlerindeki havaya benzettim. Onlarda vezinli ve kafiyeli sözlerdi. Ben de onlar gibi yazmak için heveslendim. İçimdeki heves, galiba ilkokulun 4. sınıfında ortaya çıktı. Sınıf öğretmenimiz Makbule Yurteri bir gün sınıfa geldi ve şöyle dedi: “Çocuklar okulda bir duvar gazetesi çıkacak. Bu gazeteye şiir yazanlar şiirlerini getirsinler, hikaye yazanlar, hikayelerini getirsinler. Ben de o duvar gazetesinde yayınlanmak üzere Sivas üzerine yazdığım bir şiir gönderdim. Bunu öğretmenimiz beğendi ve duvar gazetesine koydu. 1950 yılından çok önce şiire adım atmış oldum. İlkokul sıralarında sonra ortaokulda ve lisenin birinci sınıfında hep halk tarzında şiirler yazdım. Lisenin ikinci sınıfında okurken, kız kardeşim bir elektrik kazası sonucu vefat etti. Onun mezarı başında serbest vezinli şiirler yazmaya başladım. İçime öyle geldi. Onları 1953 yılında İstanbul’da çıkmakta olan Türk Sanatı dergisine gönderdim. Derginin sahiplerinden Abidin Mümtaz Kısakürek bana çok içten bir mektup gönderdi. “Seni dergimizin şairlerinden kabul ediyoruz. Her sayı için şiir gönder” diye yazmıştı. Lise 2. sınıf talebesi birisine, İstanbul’dan böyle bir mektup gelmesi, siz de takdir buyurursunuz ki, önemli bir teşvik unsurudur. Ben ondan sonra, şiirlerimi Türk sanatı dergisine gönderdim. 1953 yılından itibaren de şiirlerim çeşitli sanat ve fikir dergilerinde yer aldı. Ondan sonra, yukarıda bahsettiğim gibi, nesir dünyasına geçtim. Cehlimden ve kabiliyetsizliğimden utandım Türk dilinin kullanımında çok hassas olduğunuzu biliyoruz. Bu konuda makaleler yazıyor, programlar yapıyorsunuz. Bu hassasiyetin kaynağı nedir? 1955 yılında Ankara Hukuk Fakültesi’ne kaydoldum. İlk defa profesörlerle karşı karşıya geldim ve onların ders veriş şekillerine dikkatle baktım. İki türlü hocamız vardı üniversitede. Amfide, uzun bir sahnemiz vardı ve birinci gruptaki hocalarımız sahnenin bir başından, öbür başına kadar yürüyerek, çok rahat bir şekilde konuşarak ders anlatıyorlardı. İkinci grup hocalarımız ise 20 yıldan beri okuttukları ders kitabını önlerine açıyorlar ve satır satır okuyorlardı. Başlarını kaldırdıkları zaman, yerini kaybediyorlardı, orayı bulmak için zaman harcıyorlardı. Ben ikinci türdeki hocalara içimden derdim ki: “Hocam, siz 20 yıldan beri bu konuda çalışıyorsunuz. Bu kitabı da siz yazdınız. Hiç olmazsa başınızı kaldırın, yüzümüze bakıp birkaç cümle söyleyin. Biz de dersi rahatça anlayalım. Şayet bu şekilde okuyacaksanız, hiç zahmet buyurup buraya gelmeyin. Bize deyin ki ‘çocuklar, yarın ki derste 20. sayfadan 40. sayfaya kadar okuyup gelin.’ Biz de okuyup gelelim, burada kendi aramızda tartışalım.” Sonra kendime hitap ediyorum, diyorum ki “Yavuz Bülent, sen de aynen bu ikinci grup hocalar gibisin, sen de başını kaldırıp topluluk önünde konuşamıyorsun. Sen de doğru dürüst üç cümleyi arka arkaya getirip konuşamıyorsun. Yarın sen bu fakülteden mezun olacaksın. Utanmıyor musun, bu büyük cehlinden ve kabiliyetsizliğinden?” “Utanıyorum” O zaman bu kabiliyetsizliğin ne zaman bitecek. Kendi kendime söz verdim, ben bu cehlimi yenmek istiyorum diye. Nasıl yenebilirim o zavallılığı? Kelime dünyamı zenginleştirerek. O zaman anladım ki, topluluk önünde rahat konuşmanın birinci şartı, zengin bir kelime dünyasını sahip olmaktan başlar. İnsanların hafızalarında yeterince kelime olmazsa, rahat konuşamazlar, “şey, ııı, aaa, yani, falan, filan, tamam mı, anlatabildim mi” derler. O zaman oturup okumaya başladım. Okudukça da çok cahil bir insan olduğumu gördüm. Utandım cehaletimden. Dünyada neler varmış da, ben farkına varmamışım. Cehaletimden sıyrılmak için daha çok, daha çok okudum. Muayyen bir zaman sonra, hafızamda bir takım kelimelerin papatyalar, karanfiller gibi boy verdiklerine şahit oldum. Yeterli miktarda kelime dünyasına sahip olduktan sonra, ben bir zamanlar bir topluluk önünde beş dakika konuşma kabiliyetine sahip değilken, bazen bir saat bazen iki saat, bazen de dört saat, hiç “ııı” demeden, “yani” demeden, “şey” demeden konuşma kabiliyetine sahip oldum. Halit Refiğ ile Moskova’ya gittik, orada basın toplantısı yaptık ve ben konuştum. Bana uzun sorular soruldu hepsinin üstünden geldim. Toplantı sonunda Halit Refiğ, “Çok güzel konuştunuz, başımızı dik tuttunuz. Sizi tebrik ederim” dedi. O da güzel konuşmuştu, ben de onu tebrik ettim. Şimdi inanıyorum ki, devletimizi içerde ve dışarıda çok iyi Türkiye’yi çağdaş medeniyet seviyesine çıkarmanın tek yolu, dilimizi zenginleştirmektir. Dil zenginliği olmadan Türkiye’de hiçbir gelişmeyi sağlamak mümkün değildir. yayın kurulu mehmet ali akben süleyman çelik ahmet ikizoğlu selçuk aydemir halkla ilişkiler şinasi akhan 34 aile En Büyük Hayalimdi, Başardım… bilim-teknoloji T ugay Kerimoğlu Galatasaray’ın ardından futbol kariyerini önce İskoçya ardından da İngiltere’de devam ettirdi. 8 yıldan bu yana İngiltere Premier Lig takımlarından Blackburn Rovers’ın, formasını giyen usta futbolcu, West Bromwich Albion ile oynadığı sezonun son karşılaşmasında profesyonel futbol hayatına nokta koydu. 32 bin kişilik Ewood Park Stadyumu’nu dolduran binlerce futbolseverlerin olağanüstü sevgi gösterisiyle uğurlanan Kerimoğlu belki de meslek hayatının en unutulmaz gününü yaşadı. İngiliz taraftarlarının bu coşkusunu, ‘tek kelime ile olağanüstüydü’ şeklinde yorumlayan Tugay Kerimoğlu, “O atmosferi hayatımın sonuna kadar unutmama olanak yok. Benim için bu bir vefa örneğiydi. Beni böylesi mutlu ettikleri için İngiliz taraftarlara minnettarım. Özellikle Türk bayrağı ile tribünleri dolduran binlerin aynı ağızdan ismimi haykırmaları beni çok duygulandırdı. Hayal bile edemeyeceğim kadar muhteşem bir atmosferdi. Öte yandan yurtdışında futbol kariyerimin başladığı andan itibaren bana destek olan aileme, eşime ve çocuklarıma da onları çok sevdiğimi söylemek istiyorum” dedi. Doğru bir karardı kültür-sanat yurtdışında Otuz yaşından sonra yapmak kimifutbol oynamak ve kariyer algılansa da leri için riskli bir karar olarak cesur karar Kerimoğlu bu konuda verdiği seçim yaptığını ile ne denli isabetli bir oldu. “En büyük da gözler önüne sermiş oynamak. futbol hayalimdi Avrupa’da olması beni rengin bir böyle de Kariyerim bir teklif gelince, çok mutlu edecekti. Böyle Ancak buna sadece ‘neden olmasın’ dedim. Eşim elbette. benim onay vermem yetmiyor onun da desteğini ile oturduk konuştuk, İyi ki de etmişim. alarak teklifi kabul ettim. En büyük hayalimdi, [email protected] 18 SPOR economy-news 30 yaşından sonra yurtdışında futbol oynamak ve kariyer yapmak kimileri için riskli bir karar olarak algılanır. Siz yaşınızı düşünmeden Avrupa’ya gittiniz. Bu kararı nasıl verebildiniz? En büyük hayalimdi Avrupa’da futbol oynamak. Kariyerimde böyle bir rengin olması beni çok mutlu edecekti. Yeşil sahalara Avrupa’da veda etmek, kariyerimi yurtdışında noktalamak önceleri sadece hayaldi. Ancak böyle bir teklif gelince, ‘neden olmasın’ dedim. Yapabileceğime inandığım için konuyu eşime açtım. Ancak buna sadece benim onay vermem yetmiyor elbette. Eşim ile oturduk konuştuk, onun da desteğini alarak teklifi kabul ettim. İyi ki de etmişim. Geriye dönüp baktığımda yaptığım bu tercihin beni getirdiği noktayı mutlulukla izliyorum” şeklinde konuşuyor. 2000 yılında transfer olduğunuz İskoç kulüp Glasgow Rangers’daki il dönemler nasıl geçti? Elbette zor bir dönemdi benim için. Bir takım sorunlar yaşadık, elbetteki sıkıntılarım, açmazlarım, umutsuzluklarımız oldu ama şükürler olsun hepsi geride kaldı ve üstesinden gelebildik. Çok şey öğrendim bu süreçte, aile desteğiniz ve huzurunuz varsa üstesinden gelemeyeceğiniz hiçbir engel olamaz. Ben bunu yaşayarak öğrendim. genç kuşaklara oynuyoruz oyunumuzu. Mekânlar ve sosyal çevreler de değişiyor. Ben 15 gün Adana’daysam, 15 gün de Ankara’dayım. Her yerde seyirci ve aldığımız reaksiyon değişiyor. yapım hayat yayıncılık, iletişim, yapım, eğitim hizmetleri ve tic. ltd. şti. Ben de öyle bir veri yok ama biri “Ben sigara ihtiyacı gibi her ay ‘Lüküs Hayat ihtiyacım geldi’ deyip, oyuna geliyorum. Bıkmadan izliyorum” demişti. Bu arkadaş galiba 15-20 kez izlemişti oyunumuzu. Bir diğeri de gelip elimi öpmüş, ağlamaklı bir ses tonuyla “Zihni Amca, buraya sekiz yaşındayken annem ve babamla geldiğimde beni içeri almadılar. Evlendim, 10 yaşında oğlum var. Sizin elinizi öpecek, onu oyuna alacaksınız değil mi” diye sormuştu. Biz de genelde çocuklar alınmaz salona ama uslu duracağına söz verince çocuğu almıştık. Bu örnekler insanı mutlu ediyor ve oyuna daha İngilizlere maske taktıran Türk Futbolcu 24 Ağustos 1970 tarihinde Trabzon’da dünyaya gelen Tugay Kerimoğlu, bordo mavili ekibin alt yapısından yetişen isimlerden. Seksenli yılların sonlarına doğru, Galatasaray’ın efsanevi teknik direktörlerinden Derwall tarafından keşfedilerek sarı kırmızılı takıma kazandırıldı. Tanju, Uğur ve Prekazi’li takımda forma şansı buldu. Bir rivayete göre Tugay’ın hayatı Galatasaray’a gelen İskoç hoca Graeme Souness’la değişti. Tugay, 2000 yılında, İskoç kulübü Glasgow Rangers’a transfer oldu. Bu transferin Souness’ın tavsiyesi ile gerçekleştiği konuşulurken, ikili, bir yıl sonra İngiltere’nin Blackburn Rovers F.C. takımında buluştu. Tugay Blackburn’den önce oynadığı Rangers’da takımında 25 maç oynadı ve üç gol attı ve burada da İskoçya Ligi şampiyonluğunu ve İskoçya Kupasını kazandı. Blackburn’e transfer olduğu ilk yıl da İngiltere Lig Kupası’nı kaldırdı. 2003-04 sezonunda Blackburn’ün en iyi futbolcusu seçilen Tugay, Blackburn Rovers taraftarlarının en beğendiği futbolcular arasında yer aldı. Genelde orta saha’da ya defansif ya da oyun kurucu olarak oynayan Tugay, İngiltere’de uzaktan attığı gollerle hafızalarda yer edindi. İki ayağını da çok iyi kullanabilen Tugay’ın, 2006/07 UEFA Kupası’nda FC Basel karşısındaki 3-0’lık galibiyette ceza sahası dışından attığı gol hala unutulmazlar arasında. 2007 yılında Blackburn’ün birinci kaptanlığını da yürüten Tugay, genelde medya’nın ilgisine karşılık vermez ve çok çok sarılmasını sağlıyor. Bir Oyunda 25 Yıl “Lüküs Hayat, Lüküs Hayat Bak Keyfine Yan Gel de Yat”, nakaratı bir tekerleme gibi yıllarca dolandı dilimize. Lüküs Hayat denince de akla Zihni Göktay geldi. Bu oyunda tam 25 yıl oynayarak bir rekora imza attı Göktay. Elbette, sadece Lüküs Hayat’tan ibaret değil onun tiyatroya verdikleri. Kanlı Nigar, Resimli Osmanlı Tarihi, Kuşların yanı sıra, 63 yıllık yaşamına bir o kadar da film ve dizi sığdırdı Zihni Göktay… T ürk Tiyatrosu’nun usta ismi Zihni Göktay ile önce 25 yıldır hiç aksatmadan rol aldığı “Lüküs Hayat”ı konuştuk sonra da geçmişe, anılara daldık. Birbirinden ilginç açıklamalar yapan usta oyuncu, gelenek ve göreneklerin gücünü etkisini kaybetmesinden ve ahlaki çöküntüden şikâyetçi: “Örneğin eskiden kadın-erkek ilişkilerinde bazı ahlaki, manevi değerler vardı. Yani “Bugün sünnet yarın deniz” diye bir şey olmazdı kadın-erkek ilişkilerinde. Şimdi bu söylediklerimden yola çıkarak benim hakkımda aşırı muhafazakâr biri imaj oluşmasın okuyucuların kafasında. Aslına bakarsanız ben inançlı biriyim, hacı torunuyum aynı zamanda. Ancak dinin bütün vecibelerini harfiyen yerine getiren biri de değilim. Dini vecibeleri getire- bildiğim kadar yerine getiriyorum. Ama şu anki toplumdaki büyük yozlaşmayı da eleştiririm. Ve bu yozlaşmanın en büyük sebeplerinin de gelenek ve göreneklerden uzaklaşmanın, ahlaki bozulmanın olduğunu söyleyebilirim. Büyük bir yozlaşma var. Şimdi nikâhsız evlilikler yaşanıyor. Hem sosyal hem de İslami olarak bir illegal ilişki furyası var” diyor. Kaç yaşındasınız desem ayıp olmaz değil mi? 63 yaşındayım. oyunda rol aldım. Sir Lawrence Olivier 76 yaşında vefat ettiği zaman, yüzde 80’i Shakespeare eseri olmak üzere 64 oyunda rol almıştı. Ben 63 yaşındayım ve 82 oyunda rol aldım. Aslında daha fazla oyunda da rol alabilirdim. Benim oynadığım oyunların çoğu beş-altı sene sahnelendi. Örneğin “Resimli Osmanlı Tarihi”nde altı yıl, “Kuşlar” ve “Kanlı Nigar”da beşer yıl oynadım. “Lüküs Hayat”ta da biliyorsunuz 25 yıldır başrol oynuyorum. Guinness Rekorlar Kitabı’na gireceğinizden bahsediliyor, doğru mu? Evet, beni Guinness Rekorlar Kitabı’na sokmak istiyorlar. Önceden bu işle Prof. Orhan Kural uğraşıyordu, o bıraktı, şimdi birkaç genç arkadaş hesaplamaya çalışıyor. “25 yıl aynı oyunda, aynı rolü hiç bırakmadan oynayan tek aktör sensin” diyorlar. “Lüküs Hayat” gibi, hatta ondan daha uzun soluklu oyunlar var ama onlarda başrol oyuncuları iki-üç yılda bir değişiyor. Bense 25 yıldır oynuyorum, üstelik performansımdan ödün vermeden. Bunu “Lüküs Hayat”ı 10-15 kere seyredenler söylüyor. Zaten ben de kimseye “Zihni Bey yaşlanıyor, eski iyi performansı artık yok” dedirtmem. Kaç oyunda rol aldığınızı hatırlıyor musunuz? Bıkamadınız mı hep aynı rolü oynamaktan? İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği Gençlik Tiyatrosu’nda sahne aldığım günden itibaren 82 Rıza karakterini oynamaktan hiç bıkmadım. Karşımdaki seyirci devamlı değişiyor. Yeni Turnelerde 60 bin km yol kat etmişiz editör ali ihsan bayrak Şimdi sanatçılar skandallarla meşhur oluyor Sizin kuşak şimdiki oyunculara göre çok az kazandı... Yani benim harcadığım emek ve beyin gücünün 10’da birini bile ortaya koyamayan bir genç türkücü ya da şarkıcı, bizden çok kazanıyor. Emin olun, onların kazandığının 20’de birini bile alamıyoruz! Bir laf vardır; Osmanlılar üst tarafa mostralıkları koydu, Türk milleti altta ezik kaldı diye. Şimdi bu televizyon ve şov dünyası da üst tarafı mankenler, şarkıcılar ve türkücülerle süsledi, tiyatro sanatçıları onların altında ezildi. Şov ve medya dünyasında çok çarpık bir düzen var. Skandalları olan insanlar sürekli ön plana çıkarılıyor. Tamam, bu skandalların bir haber değeri var ama bunları yapan insanlar daha sonra bu durum sayesinde reklamlarını yapmış oluyorlar. 38 şube bilgileri “Türkiye Yapısal Reformları Yürürlüğe Koymalı” bulmaca R adikal Gazetesi’ndeki yazıları ve NTV’deki programlarından tanıdığımız Hazine Eski Müsteşarı Dr. Mahfi Eğilmez, ekonomiyi hepimizin anlayacağı ölçüde basitleştirerek anlatmayı başarabilmesinin yanı sıra, iyi bir tahminci de… Türkiye ekonomisinin toparlanmanın başlangıcında olduğunu belirten Mahfi Eğilmez, 2009 yılının son çeyreğinden başlayarak toparlanmanın hız kazanacağını ancak tersine dönüş tehlikesine karşı dikkatli olmak gerektiği söylüyor. Türkiye’nin yapısal reformları ertelemeksizin bir an önce yürürlüğe koyması gerektiğini belirten Eğilmez, aksi takdirde bu vergi sistemiyle her krizden daha fazla etkilenmekten kurtulamayacağımızı söylüyor. Türk ekonomisi krizi sizce hangi boyutta en ağır ve en hafif hissetti? Her sabah NTV ekranlarından Türk ekonomisini değerlendiren, yazar Dr. Mahfi Eğilmez, Türk ekonomisinin krizden çıkma sinyalleri verdiğini söylüyor. Eğilmez, ülke ekonomisinin bir daha krize girmemesi için de bir uyarıyı ihmal etmiyor: “Türkiye’nin yapısal reformları ertelemeksizin bir an önce yürürlüğe koyması gerekiyor. Aksi takdirde bu vergi sistemiyle her krizden daha fazla etkilenmekten kurtulamayız.” 22 Türk ekonomisi krizi her anlamda ciddi biçimde hissetti. Buna karşılık 2001 yılında bankacılık krizi yaşamış olması ilginç biçimde Türkiye’nin lehine bir gelişme oldu. Çünkü bankacılık kesimi bu krizden sonra önemli ölçüde restorasyondan geçti ve bu krizde ayakta kaldığı için de reel sektörün krizden nispeten az etkilenmesine yardımcı oldu. Bu açıdan bakınca Türkiye, bankacılık sektörü ağır hasar gören gelişmiş ülkelere göre çok daha az etkilendi. Son krizde reel ekonomiyi fonlamanın önemi göze çarptı. Faaliyetlerini reel ekonomi bazında yürüten finans kurumlarının, krizden diğerleri kadar etkilenmediğini gördük. Bu durum finansal yaklaşımı değiştirebilir mi? Aslında son krizde göze çarpan en önemli husus finans sektörünün güçlü kalması halinde ekonomideki türbulansın daha hafif geçtiği olgusudur. Gelişmiş ekonomilerin çoğunda ve gelişme yolundaki ekonomilerin önemli bir bölümünde finans sektörü güçlü bir durumda değildi. Pek çok kuruluş fonlarını sanal bir takım düzenlemelere bağlamış ve yüksek getiri elde eder hale gelmişlerdi. Ekonomide yükseliş trendi devam ettiği sürece ve kimse nedenleri sorgulamadığı sürece bu yatırımlar önemli sıkıntılar doğurmuyor. Buna karşılık en küçük bir tökezleme ortaya çıktığında ise peş peşe çöküşler başlıyor ve sistem tepe taklak aşağı gidiyor. Bugün dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bile bankaların ortalama sermaye yeterlilik rasyoları yüzde 8 dolayında iken Türkiye’de bu oran yüzde 18 dolayında bulunuyor. Mahfi Eğilmez kimdir? İstanbul’da doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden İktisat ve Maliye Lisansı aldı (1972.) Gazi Üniversitesi’nde Kamu Maliyesi doktorası yaptı (1990.) Maliye Müfettiş Muavini olarak başladığı kamu hizmetini, Hazine’de, Daire Başkanlığı, Genel Müdür Yardımcılığı, Genel Müdürlük, Müsteşar Yardımcılığı, Washington Ekonomi Başmüşavirliği gibi bütün kademelerde görev yaptıktan sonra, 1997 sonunda Hazine Müsteşarı olarak tamamladı. Halen, Doğuş Grubu finansal kuruluşlarında üst düzey yöneticilik yapıyor, Radikal Gazetesinde köşe yazıları yazıyor ve İstanbul Bilgi Üniversitesinde Ekonomi Politikası dersi veriyor. Yayınlanmış 8 kitabı ve çok sayıda makalesi var. 2008 krizinden Türk bankacılık sisteminin az etkilenmesinin temel nedeni bu yeniden yapılanmada yatıyor. Bununla birlikte Türkiye’de gelişmiş ekonomilerde olduğu gibi bir sanal dünya yatırımı da söz konusu değil. Dolayısıyla böyle bir batış da olmadı. Kriz sonrasında temel değişimler neler olacak? Yani en ağır etkilenen sektörler ile en hafif hisseden sektörler neler oldu? Krizden en ağır etkilenen sektör tekstil sektörü, en hafif etkilenen sektör ise bankacılık sektörü oldu. Bu kriz başta tekstil sektörü olmak üzere bazı sektörler için yeniden yapılanma gereğinin en üst düzeye çıktığı bir değişimin başlangıcı olacak gibi görünüyor. Türkiye ekonomisi toparlanma sürecinde hangi noktada? Türkiye ekonomisi toparlanmanın henüz başlangıcında bulunuyor. 2009 yılının son çeyreğinden başlayarak toparlanmanın hız kazanmasını bekliyoruz. Bununla birlikte tersine dönüş tehli Sirkeciden Şimendifer* Gider Türkiye, krizde aldığı darbeye karşın bugün benzeri birçok ekonomiden daha iyi durumda olduğu halde kredi notu onların gerisinde bulunuyor. Burada iki durum olabilir: (1) Kredi kuruluşlarının değerlendirmeleri yanlı olabilir. (2) Biz durumumuzu iyi anlatamıyor olabiliriz. Sultan Abdülhamid Han, Peygamberimiz rahatsız olmasın diye, Hicaz Demiryolu hattının Mekke bölümü yapılırken, rayların altına keçe döşettirmiş. Anadolu’da demiryolları tamamen Avrupa ülkelerinin menfaatlerine göre yapılmış. Azınlıklar ve yabancılar demiryollarının yöneticiliğini yaparken, Anadolu’nun fakir insanının payına raylarda işçilik düşmüş. O raylar, savaş olmuş, şehit olmaya götürmüş Mehmet’i, barış olmuş, ekmek parasına… Giden dönmeyince, sitem edilmiş trene, türküler yakılmış kara trene… G ün olmuş, ekmek parası için ayrılmış memleketinden Türk insanı. Gurbete trenle gitmiş, son kez kompartıman penceresinden bakmış vatanına… Düşman askerleri ayak basmış yurduna, asker taşımış trenler. Katar katar, anaların kınalı kuzularını vatan savunmasına götürmüş. Çanakkale de özellikle, trene ilk ve son defa binmiş Mehmetçik. Götürdüğünü getirmemiş kara tren, o yüzden tren sesi, hep acının sesi ola gelmiş. Barış olmuş, İstanbul’un taşı toprağı altın demiş Anadolu insanı, yorganını yastığını doldurmuş trene, Haydarpaşa’da indirmiş yükünü… Bayram olmuş, seyran olmuş da, vuslata da tren götürmüş… Kısacası Türk insanının hafızasında trenlerin hep ayrı bir yeri olmuş. Yokluk yılları, kıtlık yılları, ayrılıklar, göçler, savaşlar varken Anadolu’da trenle seyahat edilir, trenin yolu bek- lenirmiş. O yüzden şiirler yazılmış tren üstüne, türküler söylenmiş, vuslata daha vakit varmış, “Kara tren gecikir hiç gelmez” denmiş. Trenler politik hayatımızın da önemli figürlerinden birisi olmuş hep… Ülkenin kalkınması “demir ağlarla öreceğiz vatanı” veciziyle dile getirilmiş. Muhalefet partileri iktidarları “Dünya hızlı trene geçti, bizim trenler raydan çıkıyor” diye eleştirmiş… Kısacası tren, hem geri kalmışlığın, hem de atılımın simgesi olmuş. Ankara – İstanbul arası hızlı tren seferlere başlayınca trenler yeniden gündeme geldi. “Artık bizim de hızlı trenimiz var, ne güzel” diye bazılarımız sevinirken, daha muhalif olanlarımız “Fransa’da, Almanya’da trenler 500 km hız yapıyor, 250 km.’nin neresi hızlı?” diye eleştirdiler. Trenin Anadolu’daki serüvenini bilmeyenler için bu eleştiriler çok doğru… Ama bu ülkenin şimendiferlerinin (trenin eski adı), tarihi ülkenin tarihi gibi. Gelin hep birlikte tren düdüğünün peşinden, bir zaman yolculuğuna çıkalım. Osmanlı’da ilk demiryolu, İzmir-Aydın arasına, bir İngiliz şirketine verilen imtiyazla inşa edilir. 130 km. uzunluğundaki hattın yapımı 1866’da bitirilir. İzmir Basmane’de Garı olan bu tren yolu, bugün Denizli’ye kadar uzanıyor. Hattın Turgutlu, Afyon istikameti ile ManisaBandırma hattının 98 km’lik, kısmı da yine bir İngiliz şirketi tarafından yapılır ve 1865 yılında tamamlanır. Peki neden ilk raylar İmparatorluğun başkenti İstanbul’a değil de, Ege Bölgesi’ne döşenmiş? Gazeteci Nedim Atilla’nın yazdığı İzmir Demiryolları kitabına göre, Ege Bölgesi’nin verimli ovalarından yetişen, tütün, üzüm, incir, ham ipek, tiftik, afyon, meşe palamudu, fındık, pamuk ve zeytinyağı Avrupa’ya İzmir Limanı’ndan ihraç ediliyordur. Bu liman 19. Yüzyılda Osmanlı’nın neredeyse tek geçim kaynağıdır. Ege toprakları ise 16. Yüzyıldan itibaren İngilizlerin ilgi alanı içerisindedir. Akdeniz’de ticari tekeli uzun yıllar elinde tutan İngiliz Şirketi Levant Company, 1581 yılında kurulur. Bugün İzmir’de halen Levantenler olarak bilinen, (Sonradan Osmanlı’ya yerleşen yabancılara Levanten denirdi), ailelerin köşklerini görmek mümkündür. Özellikle Osmanlı’nın son döneminde İzmir’de yerleşik olan İngilizlerin sayısı hızlıca artar ve 1840 yılında İzmir’deki tüccar İngiliz aile sayısı 35’e yükselir. Ancak bunların içinde Whitthall ve ortakları adlı şirket Osmanlı İmparatorluğu içinde başlı başına bir devlet haline gelir. Ege’deki ticari hayat son dönemlerde tamamen İngilizlerin hakimiyeti altına girer. Demiryolunda gelişmiş olan İngilizler, ticari hayatta kolaylık sağlamak için Batı Anadolu demir yolu hattını inşa ederler. (Bu hatta hizmet veren ilk tren, bugün halen Alsancak Garı’nın önünde sergileniyor.) Trenin İmparatorluğun başkentine gelmesinin tarihi Oysa Osmanlı’nın da acil olarak demir yoluna ihtiyacı vardır. Çünkü İmparatorluk son dönemde sürekli savaş halindedir ve hızlı asker sevki- muhabirlik hizmetleri gafa ajans sanat yönetmeni kenan özcan grafik ve tasarım hasan dede İlk demir yolu İstanbul’da değil, İzmir’de… ZAMAN Dr. Mahfi Eğilmez: yönetim yeri yakacık mevkii, adnan kahveci cad. no: 139 34876 kartal / istanbul tel : 0216 452 54 54 (pbx) faks : 0216 452 54 00 turkiyefinans.com.tr [email protected] “Lüküs Hayat”ı izleme rekoru kimdedir acaba? Hiç birisi size gelip de “Ben bu oyunu şu kadar izledim” dedi mi? YA Ş A M Tugay Kerimoğlu; EKO N O M İ 1 2 32 46 48 50 54 56 58 60 62 64 Selimiye’nin evinizin diğer masraflarını daha rahat karşılama imkanı bulabilirsiniz. Kişiye Özel Konut Finansmanı yatına ihtiyaç duymaktadır. Karayolunda atlarla veya yaya olarak yapılan sevkiyat stratejik açıdan İmparatorluğu zor durumda bırakmaktadır. Osmanlı’da demir yollarının yaygınlaşmasında ise Sultan Abdülaziz’in meşhur batı seyahatinin önemli bir payı vardır. Abdülaziz 1876 yılında iki ay kadar süren Avrupa Seyahati’nde treni görür ve İmparatorlukta yaygınlaştırılmasını ister. 1869 yılında Baron Hirsch’e verilen imtiyazla, 2000 km’lik Şark Demiryolunun inşasına başlanır. İlk etapta 336 km’lik İstanbul – Edirne ve KırklareliAlpullu kesimi yapılarak, Osmanlı’nın Avrupa ile bağlantısı sağlanır. Bu hat bittikten sonra Anadolu’nun İstanbul ile bağlantısı düşünülerek 1871 tarihinde Haydarpaşa-İzmit hattının yapımına başlanılır. Lakin İmparatorluk ekonomisi bir hayli kötü durumdadır ve hat bölümler halinde güç bela bitirilebilir. Osmanlı İmparatorluğu’nun Almanya ile yakınlaşması ile birlikte demir yolu yapımında Alman sermayesi dönemi başlar. İngilizler’in Ege bölgesinin tarım zenginliğinin yerini Almanların İngiliz çıkarlarının önünü kesme isteği alır. Ama Osmanlı tarihinin en önemli demir yolu projesi ise Anadolu-Bağdat hattıdır ki, başlı başına bir kitap konusudur. Bu proje küresel bir sorun haline gelmiş, neredeyse Birinci Dünya Savaşı’na katılan bütün ülkeler bu rayların akıbetiyle ilgilenmiştir. İngilizler, sömürgelerini etkileyeceği için hattın yapımını Almanlara bırakmak istememişler, Fransızlar, Anadolu’daki imtiyazlarını kaybetmemek için müdahil olmak istemişler, Ruslar da batı etkisi ni perçinleyeceği ve Osmanlı’nın askeri kabiliyetini artıracağı için demiryolu projesine karşı çıkmışlar. Almanlar ise hem Anadolu üzerinde söz sahibi olacakları, hem de İngilizlerin bölge üzerindeki etkinliğini kırmak için projeye sahip çıkmışlar. Osmanlı ise hem imparatorluk içerisindeki aidiyeti güçlendirmek, hem de hızlı asker sevkiyatı için bu demiryolu projesine varını yoğunu koymuş. Deutsche Bank’tan alınan kredi ve Osmanlı’nın gelir taahhüdüyle demir yolunun yapımına baş baskı ve cilt şan ofset cendere yolu no: 23 ayazağa - istanbul / turkey tel: 0212 289 24 24 fax: 0212 289 07 87 42 4 5 Herkese Uygun Konut Finansmanı Seçenekleri Türkiye Finans’da Müşterilerinden gelen talepleri değerlendiren Türkiye Finans, konut finansmanı alanında sunduğu hizmetleri çeşitlendirdi. Kişiye Özel Konut Finansmanı “Her ay taksit ödemek bana göre değil, taksit ödeme sıklığımı kendim belirleyebilsem” diyenlere… Yılın belirli aylarında daha fazla gelir elde ediyorsanız ve mortgage taksitlerinizi sadece bu aylara denk gelecek şekilde ayarlayıp diğer aylarda rahat etmek istiyorsanız Kişiye Özel Konut Finansmanı tam size göre! Taksitlerinizi 3 ayda bir, yılda bir ya da dilediğiniz başka bir sıklıkta ödeyin, diğer aylarda rahat edin. Gurbetçi Konut Finansmanı “Kredi kâr payımın bir kısmını baştan ödesem, daha düşük kâr oranı üzerinden kredi kullansam, taksit ödemelerinde rahat etsem” diyenlere... İndirimli Konut Finansmanı ile kredi tutarınızın %1’i ile %10’u arasında bir tutarı en başta ödeyerek, kredinizin kâr oranını istediğiniz seviyeye indirebilir ve bu sayede aylık taksit ödemelerinizi önemli ölçüde azaltabilirsiniz. Artan Taksitli Konut Finansmanı [email protected] BİZDEN HABERLER İndirimli Konut Finansmanı “Kredi taksit ödemelerime düşük tutarlardan başlayıp, her yıl belirleyeceğim oranlarda artırsam” diyenlere... Taksitlerinizi başlangıçta daha düşük tutarlarda ödemek sonra kademeli olarak artırmak istiyorsanız, Artan Taksitli Konut Finansmanı tam size göre! Azalan Taksitli Konut Finansmanı “Başlarda daha fazla aylık taksit ödesem, sonraki dönemde taksitlerim azalsa” diyenlere... Başlangıçta daha yüksek taksit ödeyerek, sonraki dönemdeki taksit tutarlarınızı düşürmek istiyorsanız Azalan Taksitli Mortgaye tam size göre! Azalan Taksitli Konut Finansmanı ile kredinizin toplam geri dönüş yükünü azaltabilirsiniz. Esnek Ödemeli Konut Finansmanı “Belirli aylarda daha fazla taksit ödeyerek toplam taksit tutarımı azaltsam” diyenlere... Eğer belli dönemlerde prim, ikramiye alıyorsanız ya da ek gelir elde ediyorsanız Esnek Ödemeli Konut Finansmanı tam size göre! Esnek Ödemeli Konut Finansmanı ile tercihinize göre her 3, 6 ya da 12 ayda bir düzenli periyotlar halinde ek ödeme yapabilir veya dilediğiniz aya ara ödeme koyarak aylık taksit ödemelerinizi düşürebilirsiniz. Ertelenebilen Konut Finansmanı “Taşınma giderleri, yeni evin giderleri derken çok masraf çıktı. Taksitlerimi bir süre erteleme imkanım olsa” diyenlere... Yeni ev alırken veya taşınırken masraflarınız arttıysa Ertelenebilen Konut Finansmanı ile kredi taksitlerinizi 4 aya kadar ertelemek artık mümkün! Ertelenebilen Konut Finansmanı ile kredinizi vade başından itibaren 4 aya kadar erteleyerek ödemelerinize sonraki dönemde başlayabilirsiniz. Böylece bu süre içinde evinizin diğer masraflarını daha rahat karşılama imkanı bulabilirsiniz. yarak aldığınız ve geri ödemeleri devam eden evinizi satmak istediğinizde, evinizi alacak kişinin finansmanını da biz karşılayalım. Böylece hem siz erken kapattığınız konut finansmanı için bedel ödemeyin, hem de evinizi alacak kişi kâr oranlarında indirim kazansın. “Yurt dışında yaşıyorum ama Türkiye’de ev almak istiyorum” diyenlere... Yurt dışında çalışırken Türkiye’ye döneceği zamanı düşünerek kendi evini almak isteyen gurbetçilere özel olarak kullandırılan konut finansmanı tam size göre! “Kazan Kazan” Konut Finansmanı “Türkiye Finans’tan finansman sağlayarak aldığım evimi satmak istiyorum” diyenlere... Daha önce bankamızdan finansman sağla- Ramazan Coşkusunu Yine Feshane’de Yaşadık Türkiye Finans, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Feshane’deki yerini aldı. Ramazan ayında Türkiye’nin dört bir yanından binlerce misafiri ağırlayan Feshane’de, Türkiye Finans yeni ürün ve hizmetlerini tanıttı. Ramazan ayında sadece İstanbul’un değil Türkiye’nin önemli bir eğlence ve kültür merkezi olan Feshane, bu yıl da Türkiye’nin dört bir yanından gelen misafirlerini ağırladı. Her gün binlerce kişinin ziyaret ettiği Feshane fuar alanında birçok önemli firma ürün ve hizmetlerinin tanıtımını yaptı. Biz de Türkiye Finans olarak Feshane’de açılan şık tasarımlı standımızda tıpkı geçen yıl olduğu gibi bu yıl da müşterilerimizle buluşmanın mutluluğunu yaşadık. 6 7 MBA Programı İkinci Dönem Mezunlarını Verdi Fatih Üniversitesi ve Türkiye Finans’ın ortaklaşa yürüttügü MBA programı ikinci dönem mezunlarını verdi. 1 Eylül 2009 Salı günü Fatih Üniversitesi’nin Büyükçekmece Kampüsü’nde verilen iftar yemeğinin ardından, MBA programı ikinci döneminde mezun olan öğrencilere başarı belgeleri ailelerinin de katıldığı bir törenle verildi. Dereceye giren öğrencilere plaketlerini veren Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Talip Alp, yaptığı konuşmada eğitimin bir süreç olduğunu vur- gulayarak hayat boyu öğrenmenin önemine değindi. Türkiye Finans Eğitim Müdürü Dr. M. İrfan Kurt ise MBA programlarının üniversite ile iş dünyası iş birliğine verilecek en iyi örneklerden biri olduğunu belirtti. Dr. Kurt, “Türkiye Finans olarak çalışanlarımızın eğitim ve kariyerlerini yükseltmelerine elimizden gelen desteği veriyoruz. Bu dönem verdiğimiz mezunlarla bu programdan mezun olan çalışan sayımız 28’e ulaştı. Önümüzdeki dönemlerde bu sayının artarak devam edecegini düşünüyorum” dedi. Program, öğrencilerin keplerini havaya atmaları ile sona erdi. [email protected] Türkiye Finans Rus Rublesi İşlemleri Başlattı Türkiye Finans, Rus Rublesi üzerinden bankacılık hizmeti vermeye başladı. Bu hizmet kapsamında müşteriler dilerlerse Rus Rublesi cinsinden hesap açtırarak ithalat ve ihracat işlemlerini yaptırabilecek, döviz alım, satım ve arbitraj işlemlerini gerçekleştirebilecek. Türkiye Finans, Rusya ile ticaret yapan kişi ve kurumların beklentileri doğrultusunda yeni bir bankacılık uygulamasını hayata geçirdi. Rusya ile ticaret yapan Türkiye Finans müşterileri artık Ruble hesabı açtırıp, ithalat ve ihracat işlemlerini Ruble üzerinden kolaylıkla gerçekleştirebilecek. Türkiye Finans şubelerinde Rus Rublesi hesabı açtıran müşteriler, Rusya ile ticaret işlemlerinde Türkiye Finans’ın aracılık hizmetle- rinden de faydalanma imkânı bulacak. Rusya ile ticari ilişkilerin geliştirilmesi amacı ile oluşturulan yeni bankacılık uygulaması ile Türkiye Finans müşterileri Ruble döviz alış / satış ve arbitraj işlemlerini de kolaylıkla gerçekleştirebilecek. Türkiye Finans’ın Rus Rublesi işlemleri ile ilgili ayrıntılı bilgi için 444 2 444 numaralı müşteri hizmetleri hattını arayabilirsiniz. Türkiye Finans Mobil Şube İle Tüm Bankacılık İşlemleri Elinizin Altında Türkiye Finans müşterilerinin en fazla ihtiyaç duyduğu bankacılık işlemleri dikkate alınarak Mobil Şube tasarımı yenilendi. Türkiye Finans, Mobil Şube uygulaması ile tüm bankacılık hizmetlerini avuç içine sığdırdı. Bankacılık işlemlerini her ortamda aksatmadan yürütmek isteyenler için avantajlı bir uygulama olan Mobil Şube ile wap uyumlu cep telefonları veya el bilgisayarları aracılığıyla her yerden işlem yapılabiliyor. Türkiye Finans Mobil Şube ile 7 gün 24 saat hiçbir ücret ödemeden bankacılık hizmetleri güvenli bir şekilde gerçekleştirilebiliyor. Mobil Şube aracılığı ile hesap hareketleri ve detayları, yatırım işlemleri, kredi kartı işlemleri, para transferleri, fatura işlemleri gibi tüm bankacılık hizmetleri kısa sürede kolaylıkla yapılabiliyor. Türkiye Finans Mobil Şube kullanıcıları için sunduğu pratik uygulamalarla da öne çıkıyor. Mobil Şube’den hızlı havale yapılırken, son üç ay içerisinde en çok havale yapılan alıcılar otomatik olarak en üstte yer alarak müşterilere kullanım kolaylığı sunuluyor. Türkiye Finans Mobil Şube’de işlemlerin güvenli bir şekilde gerçekleştirilebilmesi için çeşitli güvenlik önlemleri kullanılıyor. 128 bit şifreleme, Mobil İmza ve para transferlerinde sadece tanımlı alıcılara gönderim yapılabilmesi Mobil Şube’de kullanılan güvenlik önlemleri arasında yer alıyor. İnternet şubesi şifre ve parolasına sahip olan tüm Türkiye Finans müşterileri tarafından kullanılabilen Türkiye Finans Mobil Şube’ye, wap teknolojisi içeren tüm cep telefonları ve el bilgisayarlarından URL (adres) bölümüne mobil. turkiyefinans.com.tr yazarak giriş yapılabiliyor. Her Eve Lazım Finansman Türkiye Finans’dan Türkiye Finans, ürün yelpazesini geliştirerek büyümeye devam ediyor. Yeni finansman ürünlerimizden olan Yurt İçi Eğitim Finansmanı, Yurt Dışı Eğitim Finansmanı, Konut Tamamlama Finansmanı, Konut Geliştirme Finansmanı, Bina Yalıtım Finansmanı, Kombi ve Tesisat Finansmanı, TOKİ Peşinat Finansmanı’nı müşterilerimizin hizmetine sunduk. Bina Yalıtım Finansmanı: Eviniz ısınmıyor, duvarlarınız rutubet yapıyor, çatınız akıyor veya yazın aşırı sıcaktan bunalıyorsanız; “Bina Yalıtım Finansmanı”mızdan yararlanın, evinizi tüm olumsuzluklara karşı yalıtın. Kombi ve Tesisat Finansmanı: Kombi ihtiyaçlarınız ve/veya doğalgaz tesisatı döşenmesine yönelik harcamalarınızı finanse ederek, uzun vadelerle ödeme kolaylığı sağlıyoruz. Konut Tamamlama Finansmanı: Yeni evinizin oturulabilir duruma gelmesi için “Konut Tamamlama Finansmanı”ndan yararlanın. Önce para biriktirip sonra inşaatı bitirmek yerine, inşaatı hemen bitirin, taksit taksit ödeyin. Konut Geliştirme Finansmanı Evinizin pencere, kapı, mutfak dolabı, boya/ badana, tesisat, parke vb. eksikliklerini tamamlamak ya da yenilemek için “Konut Geliştirme Finansmanı”ndan yararlanın, evinizi yenileyin, yavaş yavaş ödeyin. TOKİ Peşinat Finansmanı TOKİ peşinatınızı sizin yerinize biz ödeyelim, siz bütçenizi sarsmadan 24 ay sonra ödemeye başlayın. 8 9 Bilgi Sistemleri’nden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı İkram Göktaş: İkram Göktaş Ali Güney V. Derya Gürerk İnternet Şubesini Güvenle Kullanabilirsiniz Yeni yapılanma ile daha hızlı hareket edebiliyoruz. Yeni durumun yansımalarını da şimdiden görmeye başladık. Bilgi Sistemleri İş Ailesi olarak geçmişte üst yönetimle çok zor bir araya gelip toplantı yapılabiliyordu, bugün çok daha hızlı hareket edip, toplanabilme imkanına sahibiz. Basit bir telefon trafiği ile ya da e-mail üzerinden herhangi bir toplantı talebiyle yarım saat içinde bir araya gelebiliyoruz. Böylece iş ailesinin karar süreçleri hızlandı ve yönetilmesi daha kolay hale geldi. İkram Bey, öncelikle yeni göreviniz nedeniyle tebrik ederiz. Bilgi Sistemleri’nden sorumlusunuz. Peki siz daha önceden bilişimle ilgili miydiniz? Üç Yeni Genel Müdür Yardımcılığı Kuruldu [email protected] BANK AMIZDAN Türkiye Finans “Atılım Programı”yla Büyüyor Türkiye Finans’ın değişim ve gelişim projesi olan “Atılım Programı”, üç yeni iş ailesi doğurdu. Bu birimlerden ilki olan Bilgi Sistemleri İş Ailesi’nin başına Genel Müdür Yardımcısı olarak İkram Göktaş atandı. Günümüzde bankalar için olmazsa olmaz bir birim olan IT, diğer bir ifadeyle bilgi sistemleri, Türkiye Finans’ta daha önceden bir Genel Müdür Yardımcısına bağlı bir iş ailesinin parçası iken, yeni dönemle birlikte Bilgi Sistemleri adıyla bağımsız bir iş ailesi haline geldi ve Genel Müdür Yardımcılığı seviyesinde temsil edilmeye başlandı. Bir önceki sayıda Türkiye Finans Genel Müdürü Yunus Nacar’ın söyleşisini okuyanlar hatırlayacaktır, artık Türkiye Finans müşterileri hazine enstrümanlarından yararlanabiliyor. Bu ürünler GES, yani Gelire Endeksli Senet olarak satışa sunuldu. İşte hem Hazine, hem de Uluslararası Finansal Kurumlar Müdürlüğü ayrı bir iş ailesi olarak tanımlandı ve başına da Ali Güney getirildi. Oluşturulan üçüncü Genel Müdür Yardımcılığı ise Atılım Programı’nın ne kadar önemsendiğini ortaya koyuyor. Yaklaşık iki ay önce Türkiye Finans ailesine katılan V. Derya Gürek’in asli görevi Atılım Programı’nı takip etmek ve başarısı için çalışmak. Yeni yapılanma ile işlem hızımız arttı Neden Bilgi İşlem ayrı bir iş ailesi oldu? Kullanıcı olarak ilgiliyim. Bunun dışında bir Bilgi teknolojileri bugün birçok banka için çok ilgim olmadı. Lisans eğitimim, siyasal bilgiler, önemli ve Türkiye’de bilgi sistemlerinin bağımisletme üzerine. Ama bankacılık hayatım boyunca bilgi sistemleri ile yakından ilgilendim ve birçok projede görev aldım ve o zamanki adıyla IT İş Ailesi ile yakın temas halinde çalışma imkanı buldum. Bu nedenle şu anki ekibimle hiçbir sorun yasamıyorum ve birlikte sağlıklı bir şekilde çalışıyoruz. Bu yakınlık nedeniyle daha önce de, kendi aramızdaki toplantılarda bilgi işlemden hep önceki birimim olan Bankacılık Hizmetleri Müdürlüğü’nün taleplerinin öncelikli olarak yapıldığı şeklinde şikayetler söz konusu olmaktaydı. Hatta “Bilgi işlem sadece İkram Bey’in işini yapıyor” diye espri konusu bile olurdu. İşin aslı biz birim olarak bir iş talep ettiğimizde sadece yazılı olarak iş talep etmiyorduk. Talep ettiğimiz işin analizine yardımcı olacak ayrıntıları da belirttiğimiz için, bizim işlerimizi yapmak az zahmetli ve hızlı oluyordu. O yüzden IT öncelikAslen Trabzon Of’lu olan İkram Göktaş, 1969 yılında Bitlis, Mutki’de doğdu. le bu talepleri yerine getirmeyi terAnkara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İşletme Bölümü’nden mezun olan cih ediyordu. Benim bu esprilerle Göktaş, 1992 yılında Garanti Bankası’nda çalışmaya başladı ve Teftiş Kurulu başlayan bilişim serüvenim başta Başkanlığı’nda Müfettiş olarak görev yaptı. Yaklaşık 10 yıl Garanti Bankası’nda Yunus Bey olmak üzere yönetigörev yapan Göktaş, 2001 yılından itibaren Anadolu Finans Kurumu’nda Banmimizin bu yöndeki tasarrufu ile kacılık Hizmetleri Müdürü olarak çalıştı. Birleşmeden sonra da Türkiye Finans’ta sonuçlanmış oldu. Diğer bir ifade aynı görevini devam ettirdi. 2009 yılından itibaren de Genel Müdür Yardımcılığı ile banka içerisinde bilgi işlemle en görevini üstlenen Göktaş’ın sorumluluk alanında Bilgi Sistemleri Koordinasyon çok haşır neşir olan Birim Müdürü Müdürlüğü, Bilgi Sistemleri Operasyon Müdürlüğü, Bilgi Sistemleri Analiz ve olarak, bilgi işlemden sorumlu geKalite Güvence Müdürlüğü, Yazılım Müdürlüğü ve Süreç Geliştirme ve İş Sünel müdür yardımlığı görevi şahsırekliliği Müdürlüğü bulunuyor. ma tevdi edildi. İkram Göktaş kimdir? 10 11 şan görev dağılımı ile birlikte Bilgi Sistemleri’ni yönetmek çok daha kolay hale geldi. Geçmiş yapılanmamızda Yazılım ve Sistem Geliştirme ve Donanım ve İşletim Müdürlükleri olmak üzere sadece iki birimimiz vardı. Yeni yapıda, birim sayısı beşe çıktı. Bu durumda Birim Müdürü arkadaşlarımız daha küçük birimleri yönetir hale geldiler. Bu gelişme sadece genel müdür yardımcılığı seviyesinde olmadı, birim müdürlüğü seviyesinde de daha dar kapsamlı adanmış roller oluşturulmuş oldu. Böylece herkes daha konsantre bir şekilde kendi işini yönetilebilir hale geldi. Ekibiniz şu an kaç kişi? sız bir iş ailesi olarak ve genel müdür yardımcılığı seviyesinde temsil edilmediği bir banka yok. Türkiye Finans’ta ise son yıllarda yaşanan birleşme satın alma faaliyetleri nedeniyle ertelenmiş ve bugüne kadar ayrışmamıştı. Bugüne kadar çok ağır sorumluluğu olan bir iş ailesine bağlı olarak faaliyetlerini Sayın Mehmet Ali Akben beyin liderliğinde yürütmekte idiler. Mehmet Ali Akben beyin sorumluluğunda Mali İşler Grup Müdürlüğü, İnsan Kaynakları ve Eğitim Müdürlüğü, İdari İşler ve Satın Alma Müdürlüğü ve IT birimleri olan Yazılım ve Sistem Geliştirme Müdürlüğü ile Donanım ve İşletim Müdürlüğü bulunmakta idi. Bu yoğunluğun sonucu olarak bilgi işleme kısıtlı bir zaman ayırabiliyordu. Benim tek sorumluluk alanım bilgi sistemleri. Başka bir isim yok. Böylelikle daha hızlı hareket edebiliyoruz. Yeni durumun yansımalarını da şimdiden görmeye başladık. Bilgi Sistemleri İş Ailesi olarak geçmişte üst yönetimle çok zor bir araya gelip toplantı yapabiliyorduk, bugün çok daha hızlı hareket edip, toplanabilme imkanına sahibiz. Basit bir telefon trafiği ile ya da e-mail üzerinden herhangi bir toplantı talebiyle yarım saat içinde bir araya gelebiliyoruz. Böylece iş ailesinin karar süreçleri hızlandı ve yönetilmesi daha kolay hale geldi. Yeniden yapılanmayla birlikte yeni görev dağılımı da oluştu ve yeni olu- Bilgi Sistemleri olarak yaklaşık 140 kişilik bir aileyiz. Bu yıl en fazla eleman istihdam eden ve edecek birimlerden birisi Bilgi Sistemleri… Bankacılıkta birçok operasyon bugün merkeze alınıyor. Operasyonları merkeze almak demek, teknolojiyi daha etkin ve yoğun kullanmak anlamına geliyor. Teknolojiden daha fazla faydalanmak için de teknolojiyi bilen işinin ehli elemanlara ihtiyacınız var. Yapabileceğiniz bir yazılım sonucu, operasyon birimlerinde çok ciddi miktarlarda eleman tasarrufu elde etmek mümkün olmakta. Bu yüzden Türkiye Finans olarak bu dönem, teknoloji agırlıklı projelere daha fazla yöneldik. “Atılım Programı”nda da bu durum çok net bir şekilde görülebilmekte. Atılım Programının temelinde önemli bir teknoloji yer almakta. Programın başarısı önemli ölçüde teknoloji desteğine bağlı olduğu için içinde bulunduğumuz yılda kriz nedeniyle bazı birimlerde eleman tasarufuna gidildiği halde, Bilgi Sistemleri İş Ailesi’nde eleman tasarrufuna gidilmedi. Daha stratejik hareket ediyoruz Bilgi Sistemleri’ndeki bu yeni yapılanma bankaya neler getirecek? İlk olarak hız getirecek. Geçmişe oranla su an daha hızlıyız. Yeni yapıda bilgi sistemleri koordinasyon birimi oluşturduk. Koordinasyon birimi, Bilgi Sistemleri İş Ailesi ile diğer birimlerin entegrasyonunu ve koordinasyonunu sağlıyor. Eski yapıda bir yazılım talebiniz doğrudan yazılım ve sistem geliştirme birime gidiyordu. Sahibi, planlayıcısı net değildi. Talepleri herkes toplayabiliyordu. Çünkü farklı bir portföy yapılanması vardı. Sizin biriminiz hangi portföy bakıyorsa, siz talebi o portföye geçiyordunuz. Onlar talebi önceliklendiriyordu veya önceliklendirmiyordu. Yani net olmayan bir önceliklendirme yapısı söz konusuydu. Bu nedenle projeler yeterince sağlıklı yürümüyordu. Şimdiki yapıda ise tüm projeler koordinasyon biriminde tek bir elde toplanıyor ve burada “Banka BS Önceliklendirme Komitesi” tarafından banka stratejileri dikkate alınarak önceliklendiriliyor. Bu durum bizim daha etkin ve verimli hareket etmemizi sağladı. Önceliklendirirken bütün portföyü görebildiğimiz için daha stratejik hareket edebiliyoruz. Bir örnek vereyim: Reklam departmanının bir işi olduğunu düşünün. Bu departman için bu öncelikli bir iş. Önceki yapıda olsa hemen yapılırdı. Ama yeni yapıda, diğer birimlerin işleri ile birlikte bir sıraya sokulacak. Bütün bankanın işleri arasında önceliklendirileceği için, daha alt sıralarda yer alabilecek ve daha sonra yapılacak. Portföyün tamamını görebildiğiniz için banka menfaatlerini daha iyi görebiliyor ve sınırlı kaynakların verimsiz bir şekilde yönetilmesinin önüne geçebiliyorsunuz. Bankamız telefonun olduğu her yerde Şu an Türkiye’de herkes 3G’ye geçişten bahsediyor. Hayattaki her şey online ve mobil hale geliyor. Gelişen bu teknoloji, bankaclığa ne tür yenilikler getiriyor? 3G Bankacılığa ne getireceğini zamanla daha net görebileceğiz. Bu konuda geçenlerde bir toplantı yaptık ve arkadaşlarla konuyu enine boyuna tartıştık. Çağrı merkezinde kullanılması mümkün ve örnekleri mevcut. Bunun da bir takım artıları ve eksileri var. Görüntülü arama, güvenlik sorgulaması aşamasında kullanılabilir. Banka olarak güvenliğin önemine binaen çok soru soruyoruz. Müşterinin görüntülü arama yapması bu açıdan işimizi kolaylaştıracaktır. Ama görüntülü görüşmenin de bir takım dezavantajları olabilir. Çağrı merkezlerini arayan müşterilerin önemli bir bölümünü memnuniyetsiz müşteriler oluşturuyor. Bu tür memnuniyetsiz müşterilerin kullanabileceği olumsuz ifadeler personel üzerinde negatif etki yapabilir ve onların da jest ve mimikleri ile müşterilere negatif bir görüntü sergilemelerine sebebiyet verebilir. Bu durum da olası müşteri kayıplarına sebebiyet verebilir. Zira müşteri kaybına tahammülümüz yok. Alt yapımız şu an bu teknolojinin kullanılmasına müsait, çok kısa bir sürede geçebiliriz. Bunun yanı sıra banka içinde de güvenlik kameraları aracılığıyla yine güvenlikle ilgili kullanılabilir. Tabidir ki 3G ile WAP bankacılığı artık çok hızlanacak.Telefonların kendisi birer bilgisayar haline geldi. Artık bankacılık daha online ve mobil kullanılabilinecek. Önceden ofisten veya evden bilgisayar vasıtasıyla bankacılık işlemlerini yapabiliyorduk. Simdi ise, 3G ile telefonun olduğu her yerde bankacılık işlemlerini daha hızlı yapmak mümkün hale geldi. 3 G sayesinde “Mekan Bağımsız Bankacılık” dönemi başladı diyebiliriz. Türkiye Finans ise Wap tarafında var, 3G ile ilgili çalışmaları da devam ediyor. Geçenlerde bir haber vardı. Rıza Çalımbay’ın hesaplarından yüklü miktarda para çekmişler. Sanal bankacılılığın güvenlikle ilgili ciddi sorunları var mı? Aslında bizim Internet bankacılığı uygulamamızda hatırı sayılır derecede güvenlik önlemi var. Zaten BDDK sizi güvenlik konusunda gerekli önlemleri almaya zorluyor. Ancak burada önemli olan sizin güvenlik önlemlerinizin ne kadar iyi olduğundan ziyade, müşterilerinizin bu güvenlik önlemlerini ne ölçüde kullandıklarıdır. Bu çok daha önemli. Örneğin Türkiye Finans’ta Anadolu Hisarı dediğimiz bir güvenlik yazılımımız var. Bunun dışında sisteme girişte, sadece sizin bilebileceğiniz bir takım bilgilerden, rastsal bir şekilde gelen sorular soruyoruz. Ya da “Ben sadece Cuma günleri öğleden sonra işlem yaparım” gibi özel zaman tanımlamaları yapabiliyorsunuz. Bu saatler dışında hesabınızdan işlem yapılmaya çalışıldığında sistem bu durumu bir saldırı olarak algılıyor ve girişi engelliyor. Ya da “Sadece tek bir bilgisayardan işlem yaparım” diyorsunuz, onun dışında bir bilgisayardan giriş olursa sistem yine girişi engelliyor. Bu ve benzeri bir çok güvenlik önlemi daha var. Bu tür güvenlik önlemlerinin ikisini üçünü kullanan müşterilerde bugüne kadar bir sorun yaşamadık. Ancak güvenlik konusunda müşterilerimizin yeterince hassas olduklarını söylemek mümkün değil. Tabii şunu da unutmamak lazım, kanunsuzlar bizden hep bir adım önde. Ancak onlar, yeni bir yol bulduklarında, bizler de ona göre tedbir alabiliyoruz. Türkiye Finans İnternet Şubesi için, iç rahatlığıyla “güvenle kullanabilirsiniz” der misiniz? Kesinlikle… “Burada önemli olan sizin güvenlik önlemlerinizin ne kadar iyi olduğundan ziyade, müşterilerinizin bu güvenlik önlemlerini ne ölçüde kullandıklarıdır” 12 13 BANK A MIZDAN Hazine ve Finansal Kurumlar’dan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Ali Güney: Hazine Üç Kâr Merkezinden Biri Gelire Endeksli Senet (GES)’ler faizli borçlanma enstümanlarından farklı olarak gelire endeksli olarak ihraç edilmiş hazine kâğıtlarıdır. Hazine Müsteşarlığı, bu enstrümanı çıkarmadan önce katılım bankaları ile toplantılar yaptı, fikir alışverişinde bulundu ve bizim hassasiyetlerimizi dikkate aldı. Ali Bey, öncelikle sizi yeni göreviniz nedeniyle tebrik ederiz. Türkiye Finans’ta Hazine ve Uluslarası Finansal Kurumlar’ın ayrı bir genel müdür yardımcılığı olarak tanımlanmasının nedeni nedir? Atılım Programı adını verdiğimiz yeniden yapılanma sürecinde Hazine Müdürlüğü, bankamızın üç kâr merkezinden biri olarak konumlandırıldı. Hazine Müdürlüğü bu beklentileri karşılamak için öncelikle çalışma prensiplerimize uygun yeni hazine ürünleri geliştirerek müşterilerimize sunmayı ve işlem hacimlerini artırarak kârlılığını maksimize etmeyi hedeflemektedir. Ayrıca daha etkin bir Aktif-Pasif yönetimi yapabilmek için kendi içinde bir yapılanma çalışması başlatmıştır. Bizim için çok önemli bir diğer husus da bankamızın fon kaynaklarını çeşitlendirmektir. Uluslararası Finansal Kurumlar Hazine, tahvil ve bono gibi faizli enstrümanlar üretiyordu. Bu yeni ürünlerin faizle ilişkisi var mı? Ali Güney kimdir? 1964 yılında Rize’de doğan Ali Güney, Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi mezunu. 1999 yılı Ekim ayından itibaren Anadolu Finans Kurumu’nda görev yapmaya başlayan Güney, birleşmeden sonra Türkiye Finans’ta Hazine ve Fon Yönetiminden Sorumlu Müdür olarak görevini sürdürdü. 2009 yılından itibaren Türkiye Finans Katılım Bankası’nda Genel Müdür Yardımcılığı görevini üstlenen Güney’in sorumluluk alanında Hazine Müdürlüğü ve Uluslararası Finansal Kurumlar Müdürlüğü bulunuyor. Müdürlüğümüz bankamıza uygun maliyetle mevduat dışı kaynakların sağlanması konusunda etkinliğini önümüzdeki dönemde artırma gayreti içinde olacaktır. İşte bu nedenlerle önümüzdeki dönemde bankamız için stratejik önemi olan bu fonksiyonların planlandığı gibi yürütülmesi amacıyla ayrı bir genel müdür yardımcılığı oluşturuldu ve bu görev bana verildi. Hazinenin ihraç ettiği kâğıtların % 45’ini Türkiye Finans aldı Yeni Hazine Ürünleri’nden bahsederken Gelire Endeksli Senetler konusunu biraz açabilir miyiz? Ürünün özellikleri nelerdir ve müşteriler bunlardan nasıl faydalanmış olacaklar? Türkiye Cumhuriyeti Hazinesi, bu yılın başlarında ilk defa Katılım Bankaları’nın çalışma prensiplerine uygun ürünler çıkardı. Banka olarak biz de iyi bir karar vererek bu ihraç edilmiş kâğıtların yaklaşık % 45’ ini aldık. Bu tür ürünler Katılım Bankacılığı’nda yeni finansal ürünlerin ve fonların oluşturulması için açılımlar sağlayabilecektir. Bu açıdan baktığımızda GES’ler, Hazine Müdürlüğü’nün yeni ürün geliştirme konusunda elini oldukça rahatlatacaktır. GES’ler kupon ödemeli ve getirisi devlet gelirleri ile ilişkilendirilen bir yatırım aracı olarak oluşturulmuştur. Hazırlıklarımızı tamamladığımızda GES’in getirisinden faydalanmak isteyen müşterilerilerimiz bankamız aracılığı ile bu ürünü alarak paralarını hazine enstürümanlarında değerlendirme imkanına sahip olacaklar. Gelire Endeksli Senet (GES)’ler faizli borçlanma enstümanlarından farklı olarak gelire endeksli olarak ihraç edilmiş hazine kağıtlarıdır. GES’lerde devlet ödünç para almıyor, belli ve İslama göre geliri meşru olan bazı gelir kaynaklarındaki hasılat payını, geçici olarak özel şahıslara bedeli ile devrediyor. Bu gelir kaynaklarındaki devlet payını, belli zaman dilimlerinde hisseleri nisbetinde senet alanlara paylaştırıyor. Hazine Müsteşarlığı, bu enstrümanı çıkarmadan önce katılım bankaları ile toplantılar yaptı, fikir alışverişinde bulundu ve bizim hassasiyetlerimizi dikkate aldı. Yani Türkiye Finans müşterileri gönül rahatlığıyla alabilirler? Elbette. Yukarıda bahsetmiş olduğum gibi bizim hassasiyetlerimiz dikkate alınarak geliştirilmiş bir yatırım aracı olan GES’lerden banka olarak biz kendi aktifimiz için almadan önce danışmanımızın olurunu aldık. Zaten danışmanımız da günlük yayın yapan bir gazetede, kendi köşesinde GES’lerle ilgili görüşünü kamuoyuyla paylaştı. Müşteri banka şubelerinden bunu nasıl alacak? Gelire endeksli senet ama alt ürünler veya farklı paketler olacak mı? Repo ve benzeri uygulamaların olup olmayacağı üzerinde çalışmalarımız devam ediyor. İlk önce talep eden müşterilerimize GES’lerin alım-satımını yapmayı hedefliyoruz. Daha sonra alt ürün olarak GES’lere dayalı yatırım fonu ve emeklilik fonu kurularak müşterilere sunulabilir. Bu arada Hazine Müsteşarlığı’nın sukuk ihraç etme konusunda da çalışmaları devam ediyor. Bu gerçekleştiği zaman, bu ürünü de alıp satabileceğiz. GES’lerde oluşan hasılata göre minimum ve maksimum getiri oranları belirlendi Sıradan bir hazine bonosu vb. ürün aldığınızda, banka şubesine gidersiniz ve banka size, vadelere bağlı olarak bir faiz oranı söyler. Ne kadar kazanacağınızı bilirsiniz. Gelire endeksli senette çalışma prensibi nasıldır? Müşterinin kazancı neye göre hesaplanacak? İkinci elin oluşması önemli. Likite ihtiyacımız olduğu zaman, bizim de kendi bankamız portföylerinden satış yapma imkanımız olabilecek. 14 15 Atılım Programı’ndan sorumlu Genel Müdür Yardımcısı V. Derya Gürerk: Atılım Programı’nın Başarısı İçin Buradayız Öncelikle yeni göreviniz hayırlı olsun. Yeni görevinizin kapsamı nedir? GES’ler İMKB tahvil ve bono piyasasında işlem görüyor. Müşteri burada oluşan fiyata göre GES alım-satımı yapabilir. Ancak şu anda daha çok bankaların pörtföyünde olduğu için yeterli işlem hacmi oluşmamaktadır. Bu yıl TL cinsinden iki farklı GES ihraç edildi. İlkinin vadesi 3 yıl ve üç ayda bir kupon ödemeli. Diğerinin vadesi 367 gün ve altı ayda bir kupon ödemeli. GES’lerde oluşan hasılata göre minimum ve maksimum getiri oranları belirlenmiştir. Hasılat gerçekleşmesine göre yatırımcı bu bant içinde bir orandan kupon getirisi elde edebilir. Müşteri, vadesinde kupon getirilerini alıp itfa tarihinde de anapara artı son kupon getirisini alabileceği gibi, ihtiyacı olduğunda vadesi dolmadan ikinci elde de satabilecektir. Bu durumda ikinci elde oluşacak bir dalgalanma nedeniyle zarar etme riski mevcuttur. Yeni dönemde uluslarası bankacılıkla ilgili ne gibi açılımlar planlıyorsunuz? Uluslararası Finansal Kurumlar Müdürlüğü olarak Türkiye’nin en yoğun dış ticaret partneri olan ülkelerin en iyi hizmet veren bankalarıyla tesis edilmiş olan ilişkileri geliştirmeyi, ilişkimiz olmayan bölgelerde yeni ilişkiler geliştirmeyi ve bu ilişkieri çeşitlendirmeyi planlıyoruz. Bunun sonucunda dış ticaret işlemlerinde müşterilerimize yüksek kalitede kambiyo hizmeti sunulmasını sağlamayı, ülke kredileriyle ilgili artan işlem hacimlerimize paralel olarak limitlerimizi daha da geliştirerek müşterilerimizin bu ucuz fonlama kaynaklarına kolaylıkla ulaşabilmesine aracılık etmeyi hedefliyoruz. Bu gelişmeler sonucunda dış ticaret işlemlerinden bankamızın aldığı payı arttırarak Türkiye Finans’ı dış ticaret alanında uzman bir banka haline getirmek için çaba sarf ediyoruz. [email protected] Bu ürünün ikinci el piyasası da oluşacak mı? Zaten bizim de amacımız ikinci el piyasasında yeterli derinliği oluşturmak. Yatırım yapmış olduğumuz fonlarımız aslında likit olarak değerlendirmek istediğimiz fonlarımızdır. İkinci elin oluşması önemli, gerekli likite ihtiyacımız olduğu zaman, bizim de kendi bankamız portföylerinden satış yapma imkanımız olabilecek. Şu anda yeterli işlem hacmi olmadığı için derinlik oluşmadı. Çok yeni bir ürün ve katılım bankaları müşterileri de henüz bu konuda çok bilgi sahibi değiller. Gerekli lisans çalışmaları yapıldıktan sonra biz de bu ürünün tanıtımını yapacağız. Türkiye Finans müşterilerine vereceğiniz mesaj nedir? Bankamızdaki bu yeniden yapılanmanın temel hedefi bankamızı hem yerel piyasada hem de uluslararası piyasada önemli bir oyuncu haline getirmek ve müşterilerimize finansal ürünleri en hızlı ve en kaliteli şekilde sunmaktadır. Ümit ediyorum ki, müşterilerimiz Türkiye Finans’taki bu değişikliğin yakın zamanda farkına varacak ve kaliteli finansal hizmetler aldıkları güçlü ve güvenilir bir bankayla çalışmanın memnuniyetini hissedeceklerdir. Grubumuz faaliyet alanında yer alan unsurları şu şekilde özetleyebiliriz. Atılım Programı kapsamına giren projelerin yürütülmesi ve takibi; bu projeler hayata geçirildikçe takip eden projelerin tanımlanması ve önerilmesi; gerçekleştirilen projeler sonunda Bankamız açısından hedeflenen katkının sağlanıldığının tespit edilebilmesi maksadıyla ölçüm yöntemlerinin geliştirilerek hayata geçirilmesi. Grubunuzun nelerdir? fonksiyonları Türkiye Finans’ın yeni genel müdür yardımcılarından birisi V. Derya Gürerk... Atılım Programı kapsamında 2009 Ağustos ayında göreve getirilen Gürerk, Atılım Programı’nın istenen başarıya ulaşması için çalışacak. Gürerk yaptığı işi uçakların kokpitindeki göstergelere benzetiyor ve şöyle diyor: “Uçakta gündüz de uçsanız, gece de uçsanız, önünüzü görmeden uçarsınız, bütün bilgi önünüzdeki kadrandan gelir. Biz Bankamız için o kadrandaki göstergelerin sağlıklı biçimde oluşturulmasına yönelik çalışacağız.” Fonksiyonlar dört başlık altında toplanmaktadır; 1- Atılım Programı projelerinin yürütülmesi, 2- Yönetim Bilgi Sistemleri ve Performans Yönetimi, 3- Organizasyon ve Kapasite Yönetimi, ve 4- Strateji Geliştirme. Bu fonksiyonlar esas itibarıyla Bankamız açısından yeni olmamakla birlikte, burada yeni olarak bahsedilebilecek unsur bu fonksiyonların aynı grup altında faaliyetlerine devam edecek olmalarıdır. Grubumuzun yeni kuruluyor olması nedeni ile organizasyonel manadaki yapılanmamız da devam etmektedir. Bankamızın içerisinde bulunduğu Atılım Programı faaliyetleri ile eş zamanlı olarak grubumuzun da yeniden yapılanma çalışmaları devam etmektedir. Ekibinizi oluştururken nelere dikkat ediyorsunuz? Özellikle ve öncelikle Bankamız içinden çalışanlarımızın katılımını amaçlıyoruz. Çünkü bu tür programların başarıya ulaşmasında kurum kültürü ve kurum hafızası en değerli ve kritik unsurları oluşturmaktadır. Tabii ki yenilikleri ve modern uygulamaları almak, onları adapte etmek çok önemli, ama bunu yaparken, kurumun başarılı geçmişinde payı olan kültür ve bilgi birikiminden de mutlaka yararlanılması gerekir. Hedeflerimizden birisi de Bankamızın Atılım Programı kapsamında yürüttüğü çalışmaların sektördeki en iyi uygulamalar arasında yer almasını sağlamak olmalıdır. Bu açıdan da değerlendirildiğinde uygulanması hedeflenen yeniliklerden kurum kültürümüz katkısı ile en fazla faydayı sağlamayı amaçlıyoruz. 16 17 V. Derya Gürerk Kimdir? 25 yıllık bankacı olan Derya Gürerk, 1963 yılında Ankara’da doğdu. Gazi Üniversitesi mezunu olan Gürerk, yüksek lisansını, Manchester Business School and University of Wales’te yaptı. Etibank’ta çalışma hayatına başlayan Gürerk, iş hayatını sırasıyla Citibank Türkiye’de ve Citibank New York’ta devam ettirdi. Derya Gürerk, 1998 yılında Türkiye’ye dönerek Kentbank’ta Genel Müdür Yardımcısı olarak görev aldı. 2000 yılında Türkiye İş Bankası’na geçen Gürerk, ağırlıklı olarak iş geliştirme ve kurumsal dönüşüm projelerinin yönetiminde sorumluluk aldı. Aynı dönemde, 2003 – 2005 yıllarında bankanın iştiraki olan AVEA’da Genel Müdür Yardımcılığı ve ardından Yönetim Kurulu Başkanı’na bağlı Direktörlük görevlerini sürdürdü. 2008 – 2009 döneminde Dedeman Holding’te İcra Kurulu Başkan Yardımcısı / CFO unvanıyla görev yaptı. Derya Gürerk, 2009 yılının Ağustos ayından beri, Türkiye Finans’ta Genel Müdür Yardımcılığı görevini yürütüyor. [email protected] Atılım Programı’nın verimliliğini ölçmeye yönelik bir ölçme sistematiği oluşturuyor musunuz? Grubumuzun sorumluluğu içerisinde yer alan “Yönetim Bilgi Sistemi ve Performans Yönetimi” fonksiyonları çerçevesinde, Bankamız faaliyetleri açısından verilen hedefler doğrultusunda gerçekleştirilen sonuç ve gelişmelerin izlenmesine yönelik performans göstergeleri oluşturulmakta ve raporlanmaktadır. Performans göstergelerinin tespit ve seçimi süreci son derece hassas bir süreçtir. Bu göstergeleri belirlerken esasında çalışma esaslarınızı da düzenlemiş olursunuz. Tabii bu çalışmalar sorunlardan arındırılmış olarak karşınıza gelmemektedir. Bazen arzu edilen bir gösterge beklenmedik bazı kısıtlardan dolayı kurgulanamayabilir, böyle bir durumda da farklı çözümler üretilmesi gerekebilir. Bu konudaki en güzel örneği uçak kokpitleri oluşturmaktadır. Uçakta gündüz de uçsanız, gece de uçsanız, önünüzü görmeden uçarsınız, bütün bilgi önünüzdeki kadrandan gelir. Tamamen oraya bakarak uçarsınız. Bu tür ölçüm ve raporlama mekanizmala- rının tasarlanması ve amaca yönelik biçimde uygulamaya alınması, tüm çalışanlarımız açısından son derece büyük önem arz etmektedir. Çalışanlarımız, faaliyetleri neticesinde gerçekleştirdikleri ve/veya gerçekleştirmeleri gereken hedeflerin neler olduğuna dair ihtiyaç duydukları geribildirimleri doğru zamanda, doğru veri akışı ile takip edebileceklerdir. Değişim projesine ilişkin gelişmeler nelerdir? Atılım Programı kapsamı içerisinde planlanan yeni iş modeline uygun şube yapılanması, pazarlama satış ekibimizin yapılanması, şubelerimizdeki operasyonların bazılarının merkeze alınması ve geçici yönetim bilgi sisteminin oluşturulması gibi aktivitelerin tasarım çalışmaları tamamlanmış olup test safhasına geçilmiştir. Test çalışmalarımız tamamlandıktan sonra elde edilen bulgular neticesinde yaygınlaştırma safhası planlanarak devreye sokulacaktır. Bu safha ile birlikte iletişim ve eğitim faaliyetlerine de ağırlık verilecektir. Son olarak, Türkiye Finans ailesine söylemek istediğiniz bir şey var mı? İki ay gibi kısa bir süre geçmiş olmasına rağmen, uzun yıllardır burada çalışıyormuş gibi hissediyorum. Genel Müdürümüzden başlayarak Bankamız üst düzey yönetim heyetimizin oluşumuna önderlik ettiği ve tüm çalışanlarımızın katkılarıyla yaşattıkları bu ortam her türlü takdirin ötesinde övgüyü hak etmektedir. Beni de bu ortama dahil eden ve iki ay içerisinde senelerdir burada çalışıyormuşum gibi hissettiren tüm çalışanlarımıza teşekkür ederim. 18 19 Tugay Kerimoğlu; En Büyük Hayalimdi, Başardım… T ugay Kerimoğlu Galatasaray’dan sonra futbol kariyerini önce İskoçya, ardından da İngiltere’de devam ettirdi. 8 yıldan bu yana İngiltere Premier Lig takımlarından Blackburn Rovers’ın, formasını giyen usta futbolcu, West Bromwich Albion ile oynadığı sezonun son karşılaşmasında profesyonel futbol hayatına nokta koydu. 32 bin kişilik Ewood Park Stadyumu’nu dolduran binlerce futbolseverin olağanüstü sevgi gösterisiyle uğurlanan Kerimoğlu, belki de meslek hayatının en unutulmaz gününü yaşadı. İngiliz taraftarlarının bu coşkusunu, “tek kelime ile olağanüstüydü” şeklinde yorumlayan Tugay Kerimoğlu, “O atmosferi hayatımın sonuna kadar unutmama olanak yok. Benim için bu bir vefa örneğiydi. Beni böylesi mutlu ettikleri için İngiliz taraftarlara minnettarım. Özellikle Türk bayrağı ile tribünleri dolduran binlerin aynı ağızdan ismimi haykırmaları beni çok duygulandırdı. Hayal bile edemeyeceğim kadar muhteşem bir atmosferdi. Öte yandan yurt dışında futbol kariyerimin başladığı andan itibaren bana destek olan aileme, eşime ve çocuklarıma da onları çok sevdiğimi söylemek istiyorum” dedi. Doğru bir karardı [email protected] SPOR 30 yaşından sonra yurt dışında futbol oynamak ve kariyer yapmak kimileri için riskli bir karar olarak algılanır. Siz yaşınızı düşünmeden Avrupa’ya gittiniz. Bu kararı nasıl verebildiniz? dışında futbol oyOtuz yaşından sonra yurt kimileri için riskli bir namak ve kariyer yapmak Tugay Kerimoğlu, bu karar olarak algılansa da ile ne denli isabetli konuda verdiği cesur karar r önüne sermiş oldu. bir seçim yaptığını gözle hayalimdi Avrupa’da Kerimoğlu; “En büyük de böyle bir rengin futbol oynamak. Kariyerim ecekti. Böyle bir teklif olması beni çok mutlu ed dedim. Ancak buna gelince, ‘neden olmasın’ em yetmiyor elbette. sadece benim onay verm k, onun da desteğini Eşim ile oturduk, konuştu İyi ki de etmişim. En alarak teklifi kabul ettim. ım.” büyük hayalimdi, başard 2000 yılında transfer olduğunuz İskoç kulüp Glasgow Rangers’daki ilk döneminiz nasıl geçti? Elbette zor bir dönemdi benim için. Bazı sorunlar yaşadık, elbetteki sıkıntılarım, açmazlarım ve umutsuzluklarım oldu ama şükürler olsun hepsi geride kaldı ve üstesinden gelebildik. Çok şey öğrendim bu süreçte, aile desteğiniz ve huzurunuz varsa üstesinden gelemeyeceğiniz hiçbir engel olamaz. Ben bunu yaşayarak öğrendim. Başarısız olma korkum yoktu! Yeni bir başlangıç, yeni bir ortam, hepsinin ötesinde vatanınızdan uzakta başka bir ülkede yepyeni bir adım... bunların her biri doğal olarak insanı korkutur. Beraberinde başarısızlık korkusu da getirebilir? Böyle bir endişesiniz oldu mu? Eğer süreç farklı gelişseydi ve başarısız olsaydınız ne olurdu? Başarısızlık endişesi olmadı, bunu aklıma bile getirmedim. Eğer bu konuda inancım olmasaydı, üstesinden geleceğimi düşünmeseydim zaten gelen bu teklifi kabul etmezdim ki. Tamam çeşitli sorunlar yaşadığımı kabul ediyorum ama bunların hiçbiri başarısızlık fikrini yaratmadı bende. Ayrıca çok önemli şeyler öğrendim. İngiltere’nin Blackburn Rovers F.C. takımında geçirdiğim süreçte meslek yaşamıma ilişkin çok önemli bir realitenin de farkına vardım. Futbolcuya verilen değeri öğrendim, maçların bir eğlence olduğunu öğrendim ve hâlâ da öğreniyorum. Bu da doğal olarak mesleki anlamda bana pek çok artı kazandırdı. En büyük hayalimdi Avrupa’da futbol oynamak. Kariyerimde böyle bir rengin olması beni çok mutlu edecekti. Yeşil sahalara Avrupa’da veda etmek, kariyerimi yurt dışında noktalamak, önceleri sadece hayaldi. Ancak böyle bir teklif gelince, ‘neden olmasın’ dedim. Yapabileceğime inandığım için konuyu eşime açtım. Buna sadece benim onay vermem yetmiyor elbette. Eşim ile oturduk, konuştuk, onun da desteğini alarak teklifi kabul ettim. İyi ki de etmişim. Geriye dönüp baktığımda yaptığım bu tercihin beni getirdiği noktayı mutlulukla izliyorum” Tugay ve Eşi Etkin Kerimoğlu 20 21 SPOR İngilizlere maske taktıran Türk futbolcu 24 Ağustos 1970 tarihinde Trabzon’da dünyaya gelen Tugay Kerimoğlu, bordo mavili ekibin alt yapısından yetişen isimlerden. Seksenli yılların sonlarına doğru, Galatasaray’ın efsanevi teknik direktörlerinden Derwall tarafından keşfedilerek sarı kırmızılı takıma kazandırıldı. Tanju, Uğur ve Prekazi’li takımda forma giyme şansı buldu. Tugay’ın hayatı Galatasaray’a gelen İskoç hoca Graeme Souness’la değişti. Tugay, 2000 yılında İskoç kulübü Glasgow Rangers’a transfer oldu. Bu transferin Souness’ın tavsiyesi ile gerçekleştiği konuşulurken, ikili, bir yıl sonra İngiltere’nin Blackburn Rovers F.C. takımında buluştu. Tugay Blackburn’den önce oynadığı Rangers takımında 25 maç oynadı ve üç gol attı. Burada İskoçya Ligi şampiyonluğunu ve İskoçya Kupası’nı kazandı. Blackburn’e transfer olduğu ilk yıl da İngiltere Lig Kupası’nı kaldırdı. 2003-04 sezonunda Blackburn’ün en iyi futbolcusu seçilen Tugay, Blackburn Rovers taraftarlarının en beğendiği futbolcular arasında yer aldı. Genelde orta sahada ya defansif ya da oyun kurucu olarak oynayan Tugay, İngiltere’de uzaktan attığı gollerle hafızalarda yer edindi. İki ayağını da çok iyi kullanabilen Tugay’ın, 2006-07 UEFA Kupası’nda FC Basel karşısındaki 3-0’lık galibiyette ceza sahası dışından attığı gol hâlâ unutulmazlar arasında. 2007 yılında Blackburn’ün birinci kaptanlığını da yürüten Tugay, genelde medyanın ilgisine karşılık vermeyen ve çok nadir söyleşi yapan birisi. Milli futbolcu, 24 Mayıs 2009’da oynanan Blackburn Rovers’ın, West Bromwich Albion ile oynadığı sezonun son karşılaşmasında profesyonel futbol hayatına nokta koydu. Oynadığı son maçta, 32 bin kişilik Ewood Park Stadyumu’nu İngiliz futbolseverler tıka basa doldurdu. Rovers kulübü 10 yılını doldurmayan oyuncularına jübile yapmama prensibi nedeniyle, jübilesini yapamadı. Lakin, maçın seyircileri kağıt Tugay maskeleri takarak ve Türk bayrakları dalgalandırarak, Tugay’a sevgilerini gösterdiler. Tugay Kerimoğlu, kendi isteğiyle Milli takımı bırakan belki de ilk Türk futbolcu… Euro 2000 ve 2002 Dünya Kupası’nda da milli takımda oynayan Tugay; 2003 yılında; Türkiye Euro 2004’e katılamaması ile milli takımdan kendi isteğiyle emekli oldu. Başarılı futbolcu bu Milli takımı bırakma nedenini, genç futbolculara yer açmak olarak açıkladı. [email protected] Galatasaray taraftarı kalbimde Milli takımdan gençlerin önünü açmak için emekliliğini istemeniz kimi çevrelerce alkışlanırken, kimi çevreler tarafından da eleştirildi. Oysa sizin yaşınızda olup hâlâ Milli Takım’da görev yapan futbolcular vardı. Bu konu ile ilgili değerlendirmeleriniz neler? Bu konuda olumsuz tepki almadım. Aslına bakarsanız samimiyetsiz kimi açıklamaları ve art niyetli değerlendirmeleri önemsemiyorum bile. Ben genç futbolcuların neler hissettiğini bilen biriyim. Bence olumsuz yorumda bulunan kesimler biraz empati yaparak verdiğim kararın ne kadar yerinde olduğunu anlayacaklar. Zamanı gelmişti, artık bizden sonra gelen genç isimlere yer açmalıydık. Aslında herkes bunun farkında ama yüksek sesle telaffuz etmek işine gelmiyor kimsenin. Siz Galatasaray’da oynadığınız futbolla tüm dikkatleri üzerinize çektiniz. Tanınmanızda sarı kırmızılı takımın büyük katkısı var. Eski takımınızın taraftarları ile ilgili düşünceleriniz nelerdir. Galatasaraylı taraftarların beni can-ı gönülden sevdiğini biliyorum. Ben de onları çok seviyorum. Onlarla sevinci de paylaştık, hüznü de. Taraftarın desteğini her zaman arkamda hissettim. Bu da ayrı bir şanstı benim için. Biliyorum, Galatasaray’dan ayrıldığım için bana kırılanlar, hatta kızanlar oldu. O zaman bir karar vermem gerekiyordu. Seçim yapmak zorundaydım. Belki o kararı vermeseydim bu durumda olmayacaktım. Açık konuşmak gerekirse geriye dönüp hiç keşke demedim. Ancak Galatasaraylı taraftarlar şunu bilmeli ki, onlarla aramızdaki bağ sadece yeşil sahayla sınırlı değil, onlar her şekilde kalbimdeler. Biz seni hep iyi bir aile babası olarak da bildik. Bu süreçte eşinin desteğini arkanda hissettin mi? Etkin Avrupa serüvenimin her anında yanımda, yakınımdaydı. Çok samimi söylüyorum, eğer onun desteği ve bana verdiği güç olmasaydı bu kadar başarılı olur muydum bilmiyorum? Belki de onsuz başaramazdım. Yeni bir başlangıç yapıyorsunuz ve doğal olarak desteğe ve motivasyona ihtiyaç duyuyorsunuz. Eşim bu desteği sağlamanın yanı sıra bana huzurlu bir ev ortamı, mutlu bir aile de sundu. Bunlar oldukça önemli ayrıntılar. Artık aktif futbolu bıraktınız. Türkiye’ye kesin dönüş yapmak gibi bir niyetiniz var mı, yoksa hayatınıza İngiltere’de mi devam edeceksiniz? Çocuklarımın (Berke ve Melisa) geleceği için eğitimlerini İngiltere’de devam ettirmelerini istiyorum. Bu nedenle hayatımıza İngiltere’de devam edeceğiz. Onların geleceği için en doğru kararı verip, en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Bilinçli ve topluma yararlı bireyler yetiştirme sorumluluğu- nun farkındayız. Şimdilik seçimleri onlar adına biz yapıyoruz ama gelecekte, onlar kendi kararlarını kendileri vererek kendi yollarını çizecekler. Ancak şu aşamada onlar adına en doğru olan, İngiltere’de yaşamlarına ve eğitimlerine devam etmek. Yarının bize ne getireceğini kim bilebilir? Kariyerinize de İngiltere’de devam edeceksiniz o zaman? Blackburn Rovers takımında sezonun son maçında binlerce taraftarın büyük sevgi gösterileriyle uğurlandım. İngiltere’de kalıp antrenörlük yapmayı planlıyorum. Şu an tek istediğim altyapıda antrenör olarak hizmet vermek ve bilgilerimi paylaşmak. Pratik yapmak ve buna ek olarak tecrübe kazanmak için bu gerekli. Futbolcusu olarak veda ettiğim Blackburn Rovers kulübünde mümkün olur mu bilmiyorum. Henüz bir şey söylemek için çok erken ama her şey olabilir. Yarının bize ne getireceğini kim bilebilir ki? Fotoğraflar: Nurdan Usta 22 Dr. Mahfi Eğilmez: “Türkiye Yapısal Reformları Yürürlüğe Koymalı” [email protected] Her sabah NTV ekranlarından Türk ekonomisini değerlendiren yazar Dr. Mahfi Eğilmez, Türk ekonomisinin krizden çıkma sinyalleri verdiğini söylüyor. Eğilmez, ülke ekonomisinin bir daha krize girmemesi için de bir uyarıyı ihmal etmiyor: “Türkiye’nin yapısal reformları ertelemeksizin bir an önce yürürlüğe koyması gerekiyor. Aksi takdirde bu vergi sistemiyle her krizden daha fazla etkilenmekten kurtulamayız.” EKONOMİ 23 R adikal Gazetesi’ndeki yazıları ve NTV’deki programlarından tanıdığımız Hazine Eski Müsteşarı Dr. Mahfi Eğilmez, ekonomiyi hepimizin anlayacağı ölçüde basitleştirerek anlatmayı başarabilmesinin yanı sıra, iyi bir tahminci de… Türkiye ekonomisinin toparlanmanın başlangıcında olduğunu belirten Mahfi Eğilmez, 2009 yılının son çeyreğinden başlayarak toparlanmanın hız kazanacağını ancak tersine dönüş tehlikesine karşı dikkatli olmak gerektiğini söylüyor. Türkiye’nin yapısal reformları ertelemeksizin bir an önce yürürlüğe koyması gerektiğini belirten Eğilmez, aksi takdirde bu vergi sistemiyle her krizden daha fazla etkilenmekten kurtulamayacağımızın altını çiziyor. Türk ekonomisi, sizce krizi hangi boyutta en ağır ve en hafif şekilde hissetti? Türk ekonomisi krizi her anlamda ciddi biçimde hissetti. Buna karşılık 2001 yılında bankacılık krizi yaşamış olması ilginç biçimde Türkiye’nin lehine bir gelişme oldu. Çünkü bankacılık kesimi bu krizden sonra önemli ölçüde restorasyondan geçti ve bu krizde ayakta kaldığı için de reel sektörün krizden nispeten az etkilenmesine yardımcı oldu. Bu açıdan bakınca Türkiye, bankacılık sektörü ağır hasar gören gelişmiş ülkelere göre çok daha az etkilendi. Son krizde reel ekonomiyi fonlamanın önemi göze çarptı. Faaliyetlerini reel ekonomi bazında yürüten finans kurumlarının, krizden diğerleri kadar etkilenmediğini gördük. Bu durum finansal yaklaşımı değiştirebilir mi? Aslında son krizde göze çarpan en önemli husus finans sektörünün güçlü kalması halinde ekonomideki türbülansın daha hafif geçtiği olgusudur. Gelişmiş ekonomilerin çoğunda ve gelişme yolundaki ekonomilerin önemli bir bölümünde finans sektörü güçlü bir durumda değildi. Pek çok kuruluş, fonlarını sanal birtakım düzenlemelere bağlamış ve yüksek getiri elde eder hale gelmişlerdi. Ekonomide yükseliş trendi devam ettiği sürece ve kimse nedenleri sorgulamadığı sürece bu yatırımlar önemli sıkıntılar doğurmuyor. Buna karşılık en küçük bir tökezleme ortaya çıktığında ise peş peşe çöküşler başlıyor ve sistem tepetaklak aşağı gidiyor. Bugün dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bile bankaların ortalama sermaye yeterlilik rasyoları yüzde 8 dolayında iken Türkiye’de bu oran yüzde 18 dolayında bulunuyor. 2008 krizinden Türk Mahfi Eğilmez kimdir? İstanbul’da doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden İktisat ve Maliye Lisansı aldı (1972). Gazi Ü n i v ersitesi’nde Kamu Maliyesi doktorası yaptı (1990). Maliye Müfettiş Muavini olarak başladığı kamu hizmetini, Hazine’de Daire Başkanlığı, Genel Müdür Yardımcılığı, Genel Müdürlük, Müsteşar Yardımcılığı, Washington Ekonomi Başmüşavirliği gibi bütün kademelerde görev yaptıktan sonra, 1997 sonunda Hazine Müsteşarı olarak tamamladı. Halen, Doğuş Grubu finansal kuruluşlarında üst düzey yöneticilik yapıyor, Radikal Gazetesi’nde köşe yazıları yazıyor ve İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Ekonomi Politikası dersi veriyor. Yayınlanmış 8 kitabı ve çok sayıda makalesi var. bankacılık sisteminin az etkilenmesinin temel nedeni bu yeniden yapılanmada yatıyor. Bununla birlikte Türkiye’de gelişmiş ekonomilerde olduğu gibi bir sanal dünya yatırımı da söz konusu değil. Dolayısıyla böyle bir batış da olmadı. Kriz sonrasında temel değişimler neler olacak? Yani krizden en ağır etkilenen sektörler ile bunu en hafif hisseden sektörler neler oldu? Krizden en ağır etkilenen sektör tekstil sektörü, en hafif etkilenen sektör ise bankacılık sektörü oldu. Bu kriz başta tekstil sektörü olmak üzere bazı sektörler için yeniden yapılanma gereğinin en üst düzeye çıktığı bir değişimin başlangıcı olacak gibi görünüyor. Türkiye ekonomisi toparlanma sürecinde hangi noktada? Türkiye ekonomisi toparlanmanın henüz başlangıcında bulunuyor. 2009 yılının son çeyreğinden başlayarak toparlanmanın hız kazanmasını bekliyoruz. Bununla birlikte tersine dönüş tehlikesine karşı dikkatli olmak gerekli görünüyor. Türkiye, krizde aldığı darbeye karşın bugün benzeri birçok ekonomiden daha iyi durumda olduğu halde kredi notu onların gerisinde bulunuyor. Burada iki durum olabilir: (1) Kredi kuruluşlarının değerlendirmeleri yanlı olabilir. (2) Biz durumumuzu iyi anlatamıyor olabiliriz. 24 25 İyileşme gerçek anlamda ne kadar sürer? Bu kez iyileşme biraz daha zaman alıcı olacak. Benim beklentim, pozitif büyümeye geçiş erken olsa bile yeniden yüzde 7 dolayında bir büyümeye dönüşün zaman alacağı yönünde. Çünkü bizim çıkışımız büyük ölçüde küresel sistemin çıkışına bağlı. Krizden ilk hangi sektörler çıkar? Bankacılık, gıda ve sağlık sektörleri krizden zaten çok fazla etkilenmediği için bu sektörlerin öncelikli olarak krizden çıkacağını tahmin ediyorum. Toparlanmanın yol almasıyla birlikte beyaz eşya, otomotiv sektörlerinde çıkış başlayabilir. Çünkü insanlar kriz dönemlerinde en çok bu tür eşyalara yönelik alımlarını ertelediler. Finans kesimi acımasız davranmadı Bir sonraki krizlerde Türkiye’nin daha az hasar alması için hangi önlemlerin şimdiden alınması gerekiyor? Türkiye’nin yapısal reformları ertelemeksizin bir an önce yürürlüğe koyması gerekiyor. Aksi takdirde bu vergi sistemiyle her krizden daha fazla etkilenmekten kurtulamayız. [email protected] Faiz yüksekliği, yabancı kaynak (kredi) kullanan üretici açısından maliyet yüksekliği olduğuna göre faizin inmesi enflasyonu düşürmez mi? İhracat-ithalat ilişkisi bir ekonomi için her zaman önemlidir. İhracat arttığı için ithalatın arttığı yönündeki bir değerlendirmeye katılıyor musunuz? Bunlar son derecede tartışmalı konular. Her iki yönde de kabul edilebilir argümanlar ileri sürmek mümkün. Buna karşılık kriz dönemlerinde bu tür kabullerin önemli bölümü geçerliliğini kaybediyor. İhracatımızın önemli bir oranda ithalat bileşenlerine dayandığı bilinen bir gerçektir. İthalat ağırlığımız sermaye malları, ara mallar ve ham maddelerden oluştuğu için ve bu maddelerle imal edilen malların çoğu da ihraç edildiği için ithalatsız ihracat yapılamadığı iddiası ortaya atılmaktadır ve bu kısmen de doğrudur. Türk Lirası-dolar paritesi yıl sonunda ne olur? Ne yazık ki böyle bir ortamda bunun yanıtını iktisatçılar değil ancak falcılar verebilir. Çünkü konu bizim ekonomik durumumuza bakarak tahmin yapmaktan çıkmış, bütün küresel sistemi değerlendirerek tahmin yapmaya gelmiştir. Söylenebilecek tek şey eğer IMF ile bir düzenleme içine girilir ve dünyada yeniden bir çöküş ortaya çıkmazsa TL’nin değerlenmeye devam etmesinin beklenebileceği tahminidir. Cebimizde biraz paramız varsa önümüzdeki dönemdeki 6 aylık süreçte ekonominin bu gidişatına bakarak paramızı nerede değerlendirmeliyiz? Benim bu konudaki önerim her zaman bir sepet yapmaktan yana olmuştur. Yatırım araçlarından mevduat, döviz, yatırım fonu, hisse senedi, DBS ve altından oluşan bir sepet yapılabilir. Bu sepette ağırlık şimdilerde biraz altından yana tutulabilir. Katılım bankaları başarılı Türkiye’de katılım bankaları, çalışma prensipleri gereği, sadece reel sektörü fonlamak mecburiyetindeler. Bir iktisatçı olarak katılım bankalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Finans kesimi çeşitli uzmanlaşma alanlarına göre örgütleniyor. Eskiden her kurum her işi yaparken şimdi artık uzmanlaşma yaygınlaşıyor. Dolayısıyla katılım bankalarının yalnızca reel kesime yönelik uzmanlaşmasını da bu çerçevede olumlu buluyorum. Günümüz ekonomik yapısı, özellikle kaynak kullandıran açısından uzmanlaşmayı gerekli kılıyor. Bu tür uzmanlaşmayı aynı kurumun farklı departmanları içinde yapmak mümkün olduğu gibi farklı kurumlar kurarak yapmak da mümkün. Katılım bankaları bu işi farklı bir yapı oluşturarak yapıyorlar. Bugüne kadarki uygulamaya baktığımızda bu bankaların Türkiye’de başarılı olduklarını söylemek mümkündür. Türkiye krizden önce düşük kur – yüksek faiz politikası izliyordu. Merkez Bankası politikasını değiştirmiş gözüküyor ve faizler hızla aşağıya düşüyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’nin kriz öncesinde yüksek faiz-düşük kur politikası izlediği iddiası oldukça yaygın bir iddia. Buna karşılık Merkez Bankası yetkilileri böyle bir politika izlemediklerini ileri sürüyorlar. Onlara göre izledikleri politika TCMB yasasında yazılı olan fiyat istikrarını sağlamak amacına yö- nelik bir para politikası. Bununla birlikte sonuç, yüksek faiz-düşük kur politikası izlendiğini öne sürenleri haklı çıkaracak noktalara gelmiş görünüyor. Yani Merkez Bankası hangi amaca yönelik politika izlediğini söylese de sonuç yüksek faiz-düşük kur olarak ortaya çıkmış bulunuyor. Bunun en önemli kanıtı reel faizin yüksekliğidir. Türkiye, hiçbir dönemde reel faiz yüksekliği açısından dünyada ilk üç ekonominin dışına çıkamamıştır. Bugün, TCMB’nin art arda yaptığı indirimlerle yarı yarıya düşmüş olmasına karşın reel faiz hâlâ dünyadaki en yüksek faiz oranları arasındadır. Ben Merkez Bankası’nın faiz indirimine devam etmesi gerektiğini düşünüyorum. ABD’de, AB’de ve Japonya’da nominal faizlerin sıfır dolayına yaklaştığı ve reel faizin negatife dönüştüğü bir ortamda bizim faizlerin de indirilmesi yerinde olacaktır. Kriz sırasında, bazı baskı grupları Türkiye ekonomisini olduğundan daha kötü göstermeye çalıştı. Hatta Deutsche Bank, Türkiye’nin 90 milyar dolara ihtiyacı olduğunu ve iflas edeceğini açıklamıştı. Gelinen nokta bütün bunların doğru olmadığını gösterdi. Sizce bu gruplar neden böyle bir politika izledi? Kredi derecelendirme kuruluşları, Türk ekonomisine olumsuz not vermeye devam ediyor. Hatta İflas etmiş İzlanda’dan, bile notlarımız düşük. Türkiye BB- notunu hak ediyor mu? Bu tür yorumların kasıtlı ya da planlı olduğunu düşünmüyorum. Burada bazı analiz hataları ve geçmişle kurulan ilişkilerin yanlış yorumlarının etkili olduğunu sanıyorum. Çünkü sonuçta bu tür yorumlar ve analizler bir veya iki kişinin değerlendirmesine dayanıyor. Aslında küresel kriz bence Türkiye’nin imdadına yetişti. Türkiye zaten bir krize doğru sürükleniyordu. Cumhurbaşkanlığı seçimi, genel seçim ve ardından yerel seçimlerin yapıldığı iki yıllık süre içinde Türkiye yapısal reformlarını sürekli erteleyerek 2007 ile 2009 arasında geçmiş 5 yıllık performansının çok uzağında kalmıştı. 2002 ile 2007 arasındaki parlak performansının tersine 2007’den başlayarak sanayi büyümesinde ivmenin düştüğü bir döneme girmişti. Bu dönemin sonunda ister istemez bir krizle karşılaşacaktı. (Burada sözünü ettiğimiz krizi 2001 krizi kadar büyük bir kriz olarak değerlendirmemek gerekir.) İşte tam o sıralarda küresel krizin gelmiş olması bizim bahaneyi başka yere devretmemizi sağladı. Deutsche Bank ve diğer bazı kurumların yorumcuları bu iki krizin yani hem iç ekonomik krizin hem de küresel krizin üst üste gelmesiyle siyasal sorunlar yaşayacağını ve bunun da Türkiye’den kaynak çıkışına yol açacağını tahmin etmiş olmalı. Oysa tam tersi oldu. Yukarıda söylediğim gibi küresel krizin iç ekonomik krizi bastırmasıyla çıkması beklenen siyasal sıkıntılar ortadan kalkmış oldu. Türkiye ilk kredi notunu 1990 yılında aldı. Bu not Standard and Poor’s dan BBB, Moodys’den Baa ve Japanese Credit Agency’den BBB idi. Bu notun açıklanması piyasaya tahvil ihracı sırasında yapıldığı için açıklanmamıştı. Körfez Krizi nedeniyle o yıl piyasaya çıkılamadı. Daha sonra da 1991’de Körfez Savaşı çıkınca Türkiye’nin Yankee Piyasasına tahvil ihracı 1992 yılına kaldı ve bu kredi notları ilk kez o zaman açıklandı. Bana sorarsanız Türkiye, eğer bugünkü BB reyting notu doğruysa o gün BBB notunu hak etmiyordu. Çünkü o günkü enflasyonu, faizi, bütçe açığı, borç yükü, KİT’lerin sıkıntıları bugünkünden çok daha yüksekti. Dolayısıyla ben her şeyden önce Türkiye’nin bugünkü durumuyla geçmiş durumunu karşılaştırdığımda bugünkü kredi notunun doğru olmadığını düşünüyorum. Öte yandan Türkiye’nin bugünkü kredi notunu diğer yeni yükselen ekonomilerin kredi notlarıyla karşılaştırdığımızda Türkiye’nin notunun düşük olduğunu daha da açık seçik görebiliyoruz. Türkiye, krizde aldığı darbeye karşın bugün benzeri birçok ekonomiden daha iyi durumda olduğu halde kredi notu onların gerisinde bulunuyor. Burada iki durum olabilir: (1) Kredi kuruluşlarının değerlendirmeleri yanlı olabilir. (2) Biz durumumuzu iyi anlatamıyor olabiliriz. Bu çerçevede bu kuruluşlar nezdinde girişimlerde bulunarak kredi notumuzu ekonominin hak ettiği yere getirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Eskiden her kurum her işi yaparken şimdi artık uzmanlaşma yaygınlaşıyor. 26 27 Selimiye’nin Ruh Verdiği Kaç kente nasip olur, dünyaya hükmetmiş bir cihan imparatorluğuna başkentlik yapmak? Fatih’in doğduğu, Beyazıt’ın hüküm sürdüğü, Mimar Sinan’ın imza attığı bir kent Edirne… Osmanlı mimarisinin en nadide örneklerini barındıran bu şehrin en tepesinde, bir şemsiye gibi durur Sinan’ın ustalık eseri Selimiye Camii ... Kent Edirne B ir gezginseniz, bir fotoğrafçıysanız, bir kente geldiğinizde o kenti anlatacak karenin peşine düşersiniz. Öyle bir fotoğraf çekmelisinizdir ki, o fotoğrafa bakan herkes “Burası şurasıdır” demeli. Bütün kentler birbirine benzedikten, bütün insanlar birbirine benzedikten, bütün kültürler birbirine benzedikten sonra gezmenin de, görmenin de, fotoğrafın da anlamı kalmaz. O yüzden bir kente girince biz, kentin kimliğinin peşine düşeriz. Bugün modern mimari anlayışının en büyük cinayeti, kentleri birbirine benzetmesidir. Kimliği yok olmuş kentler, kültürel ve dini inancını kaybetmiş insanlar gibidir. Anlamlarını yitirmiş, inançsız ve biçaredirler. Maalesef ki, Türkiye’de birçok kent, modernizm zannettiği bir hastalığa yakalandı ve kimliğini yakın tarihe kadar kaybetti. Eski binalar yıkılıp yerlerine hızlı bir şekilde kibrit kutusu gibi binalar yapıldı. Ama ne mutlu ki, belli bir noktadan sonra, belediyeler ve kentliler, (belki de modern kentlerin kendi kimliklerini koruduklarını görerek) kent kimliğinin önemini fark ettiler. İnsanlar artık yeni yeni kendi kentlerinin kimliklerini korumanın yollarını aramaya başladılar. Edirne’de bu gerçeği her yönüyle görmek mümkün. Sanki, bir zaman sonra insanlar, burasının Osmanlı’ya başkentlik yapmış bir şehir olduğunu, Edirne’yi Edirne yapan değerin, Edirneliyi önemli yapan değerlerden bir tanesinin bu olduğunu kavramış. Edirne’yi gezerken, tam düşmek üzereyken elinden tutulmuş bir kentin fotoğrafını görüyorsunuz. Kaleiçi denen bölgede Osmanlı mimarisini yansıtan çok sayıda cumbalı ev varmış… Varmış diyoruz, çünkü bugün sayıları bir hayli az. Mahalle aralarında, onları bulmak için dolaşıyorsunuz. Tam ümidi- MEK AN Kırkpınar Yağlı Güreşleri Kırkpınar Yağlı Güreşleri, en az Edirne kadar meşhur. Koca Yusuf, Aliço, Kurtdereli Mehmet, İbrahim Karabacak, Ahmet Taşçı gibi efsane güreşçilerin doğduğu er meydanı Kırkpınar… Rumeli fethinde güreşe tutuşan 40 akıncının anısına her yıl Temmuz başında düzenlenen güreşlere dünyanın her yerinden izleyici geliyor. nizi kaybetmeye başlamışken, aniden sıra sıra bir noktada karşınıza çıkıyorlar. Bu durum insanda şu izlenimi uyandırıyor: Belirli bir zamana kadar, kale içindeki eski Osmanlı evleri yıkılarak yerlerine betonarme evler yapılmış. Evlerini yıkıp yeniden yapacak gücü olmayanlar bu eski ahşap evlerde oturmaya devam etmişler. Ama bir müddet sonra yerel yöneticiler, bu evlerin kent kimliği üzerindeki etkisini fark etmiş olmalı ki yıkımlar, yerini koruma alışkanlığına terk etmiş. Şimdi sokak aralarında restore edilen evleri görüyorsunuz. Artık sit alanı olan bu bölgede, tarihi evleri ev sahiplerinin yıkması mümkün değil. Cumbalı, Osmanlı mimarisinin izlerini taşıyan ahşap evler, Edirne’nin mistik havasını koruyor. Bu evlerden bir tanesi bugün hemen Selimiye Camii’nin yanında bulunuyor. Buranın Fatih Sultan Mehmet’in doğduğu ev olduğu rivayet ediliyor. Bugün butik otel olarak kullanılan bu ahşap yapıt, Osmanlı mimarisinin bütün özelliklerini taşıyor. Çeşitli tarihçiler, bu evin Fatih’in doğduğu ev olduğunu söylüyorlar. Ama cihan imparatorunun hangi odada doğduğu tam olarak bilinmiyor. İşletme, bugün Fatih için temsili bir oda yapmış. Oda, o dönem göz önüne alınarak dizayn edilmiş. Edirne’nin simgesi Selimiye 200 yıl Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapan Edirne, bugün belki de Osmanlı mimarisinin en güzel eserlerini barındırıyor. Taşa ruh veren tarihin en ünlü mimarı, Mimar Sinan’ın en nadide eserleri Edirne’de… Büyük Usta’nın, ustalık eserim dediği Selimiye Camii, bugün Edirne’nin simgesi durumunda. Sinan da ‘Selimiye kentin siluetini oluştursun’ diye düşünmüş olacak ki, 28 29 Meriç Köprüsü camiyi her taraftan görülebilecek bir tepeye inşa etmiş. İstanbul tarafından Edirne’ye giriş yaptığınızda, kenti tek bir hane, Selimiye Camii’ni de o hanenin çatısı gibi görüyorsunuz. Bir şemsiyenin en tepesi gibi kenti kolluyor ve örtüyor… Kavak Meydanı denilen şehir merkezinde bulunan Selimiye, Sultan II. Selim zamanında 1569-1575 yıllarında yapılmış. Kubbesinin Ayasofya’dan büyük olduğu ve 8 payeye oturduğu anlatılıyor. Taş, mermer, çini, ahşap, sedef gibi süsleme sanatlarının en nadide örneklerinin görüldüğü Selimiye’deki çini örneklerinin dünyada bir eşinin daha olmadığı söyleniyor. Mimar Sinan, cami yapıldığında 80’li yaşlarındaymış. Tabii, bu tepeye bu camiyi yapmak kolay olmamış. Caminin bulunduğu tepede, bir lale bah- çesi varmış. Bahçenin sahibi olan kadın, cami yapımı için arazisini vermek istememiş. Kadının inadı ancak dönemin padişahının devreye girmesi ile kırılabilmiş. Kadının bu inatçılığı camide de simgeleştirilmiş ve caminin orta yerindeki kümbetin mermerine ters lale figürü işlenmiş. Edirne ve Selimiye Camii denilince anlatılacak çok şey var. Ara Güler’in Arapça Allah yazısı atında dua eden çarşaflı kadın fotoğrafı çok kişi tarafından anımsanacaktır. Duvarlarındaki büyük yazılarla tanınan ve 1403’te yapıldığı tahmin edilen bu cami, Anadolu’nun en eski camilerinden bir tanesi… Adı da Eski (Ulu) Cami. Anadolu İslam mimarisinde camiler genelde iki şerefelidir. Üç şerefeli camiye pek rastlanmaz. Edirne’nin üç şerefeli camisi Türkiye Finans Edirne Şubesi’nin hemen karşısında yer alıyor. Adı da tahmin edilebileceği gibi “Üç Şerefeli Cami.” Yapım yılı ise 1430. Eskiler Edirne’yi şöyle anlatırlarmış; “Eski caminin yazısı, Selimiye’nin eşsiz yapısı, Üç Şerefelinin de muhteşem kapısı” derlermiş. Sultan II. Beyazıt Külliyesi Hep anlatılır, “Avrupa’da akıl hastaları şeytanla işbirliği yaptığı için yakıldığı zamanlar, Osmanlı, hastaları müzikle tedavi ediyordu” diye. Bununla övünürüz, lakin kaçımız övündüğümüz tedavinin yapıldığı şifahanelerin nerelerde olduklarını biliriz? Edirne’de bulunan Sultan Beyazıt Külliyesi, bu yönüyle Osmanlı tıbbına ışık tutuyor. Bugün bir tıp müzesi gibi duran bu Külliye, şifahane, cami, medrese ve tedavi bölümlerinden oluşuyor. 1900’lü yıllarda yıkılmanın eşiğine gelen şifahane, günümüzde güzel bir şekilde korunuyor. İçinde, hastaların tedavi edildiği odalar, fıskiyeler ve eczaneler var. Hastalar için müzik yapanlar, hekimler ve şifa otlarının yapımları cansız mankenlerle canlandırılmış. Bu imarethanede tedavi edilen akıl hastaları, odalarda döşeklere yatarArasta Çarşısı mış. Ortadaki fıskiyeden gelen su sesine, kenardaki müzisyenlerin enstrümanları eşlik edermiş. Osmanlı hekimleri, müziğin insan ruhuna iyi geldiğine inanırlarmış. Ağır hastalara ise otlardan yapılan ilaçlar verilirmiş. Medrese bölümünde ise, o dönem eğitim gören hekimlerin odaları, derslikleri bulunuyor. Bu bölümlerde Osmanlı’da bazı hastalıkların tedavi yöntemleri anlatılıyor. Tıp öğrencilerinin odaları ise gayet mütevazi: özel eşyaların saklandığı, duvar içi sandık, bir yer yatağı ve kitaplar için bir rahle… Külliye içinde 1488’den beri yer alan darüşşifa (hastane), 1886-1887 Osmanlı Rus Savaşı’na kadar aralıksız 400 yıl hastalara hizmet vermiş. Yapıt, 2004 yılında Avrupa Konseyi Avrupa Müze Ödülü’nü kazanmış. eserler bir hayli fazla. Bunlardan bir tanesi de, Edirnelilerin daha çok Kapalı Çarşı adıyla andıkları Ali Paşa Çarşısı. Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamlarından Hersekli Semiz Ali Paşa tarafından yaptırılan çarşı, bugün, tekstil, ayakkabı, altın gibi eşyaların alım ve satımının yapıldığı bir ticaret merkezi. 1992’de elektrik kontağından çıkan yangın nedeniyle bu çarşı harap hale gelmiş, 5 yıl süren onarımdan sonra 1997’de yeniden hizmete açılmış. Ama Edirne’ye özgü bir şeyler almak istiyorsanız, uğrak yeriniz Selimiye Camii’nin hemen altındaki Arasta Çarşısı olmalı. Sultan III. Murat zamanında Selimiye Camii’ne gelir getirmek amacıyla yaptırılmış, 225 metre boyunda, 73 kemerli bir çarşı burası. İçinde genelde turistik Ağahan ödüllü, 500 yıllık otel Edirne’deki Mimar Sinan imzası taşıyan başka bir yapıt ise kent merkezinde Eski Camii’nin hemen arkasında yer alan Rüstempaşa Kervansarayı Kanuni Sultan Süleyman’ın Sadrazamı Rüstem Paşa tarafından,1561’de yaptırılan Kervansaray, dikdörtgen avlulu bir han. Avlunun çevresinde iki kat halinde 102 oda yer alıyor ve katların avluya bakan yüzleri revaklı. Kervansaray’a gelir getirsin diye, ön cephelerde 21 adet dükkan yapılmış. 1877-78’deki Osmanlı-Rus harbine kadar, Kervansaray ortasındaki alanda yine Mimar Sinan tarafından yapılan Şadırvan ve Mescit bulunmaktaymış. Edirne’yi işgal eden Ruslar, mescidi yıkmışlar. Bugün otel olarak kullanılan Kervansaray, bu restorasyonda gösterilen başarı nedeniyle de Ağa Han Mimarlık Ödülü’nün kazanılmasına vesile olmuş. Mimar Sinan’ın çarşıları Fark edildiği gibi Edirne’de Mimar Sinan’a ait Eski Cami 30 31 Beyazıt Külliyesi eşyalar satan dükkanlar mevcut… Aynalı süpürge, badem ezmesi, Edirne helvası, meyve sabunları gibi Edirne’ye özgü ürünleri burada bulabilirsiniz. Evliya Çelebi, Arasta’nın ucuz, özensiz ayakkabı yapan ve satan esnaf anlamına gelen kavaflara ayrıldığını yazar. Binanın ortasında Dua Kubbesi olarak bilinen bir kubbe bulunur. Çarşı esnafı her sabah burada toplanıp dürüst iş yapacaklarına dair yemin ederler ve güne dua ile başlarlar. Diğer bir çarşı olan Bedesten ise, Eski Cami’ye gelir temin etmek için Çelebi Sultan Mehmet tarafından 1417-1418 tarihlerinde yaptırılmış. Bu çarşı, Erken Osmanlı Dönemi mimari yapıtları açısından ilginç bir örnektir. 14 kubbeli yapıtın çatısı kurşunla kaplıdır ve iç mekan her kubbede bulunan pencerelerle aydınlatılır. Bugün mermer ustalarının da çalıştığı Bedesten için Evliya Çelebi Seyahatname’sinde şöyle yazmış: “Burada Mısır Hazinesi değerinde olan elmas ve mücevherler zengin tacirlerin dolapçıklarında gözleri kamaştırır; çarşıyı 60 gece bekçisi beklerdi.” Dünyanın 2. büyük sinagoğu Edirne dinsel imarethaneler açısından zengin bir kentimizdir. İslam tarihinin en ünlü camisi Edirne’deyken, dünyanın en büyük ikinci Sinagoğu da Edirne’de… 1492’de İspanya’dan sürülen ve daha sonra Portekiz’den gelen Yahudiler, Edirne’ye yerleşmişler ve kendi cemaatleri için ibadethaneler kurmuşlar. Zamanla bu ibadethanelerin sayısı 13’ü bulmuş. 1903 yılında Kaleiçi’nde çıkan büyük yangınla, bu 13 Sinagog yanmış. Bu 13 sinagog yerine, 1907 yılında Büyük Havra inşa edilmiş. 1970 yılına kadar ibadet için faal olarak kullanılan yapıt, Edirne’deki Musevilerin göç etmesiyle birlikte bakımsız kalmış ve duvarları 1997 yılında yıkılmış. Aldığımız bilgiye göre kentteki Osmanlı eserleri onarıldıktan sonra sıra sinagoğ’a da gelecekmiş. Edirne’de ayrıca çok sayıda kilise de bulunmaktaymış. Bu kiliselerden iki tanesi bugün halen ibadete açık. 1903’teki büyük yangında yanan Bulgar ve İtalyan Kilisesi yakın zamanda restore edilmiş. Kıyık Semti’nde yer alan Bulgar Kilisesi, restore edilerek 2004 yılında yeniden ibadete açılmış. Müslüman bir bekçinin koruduğu kiliseye özellikle Pazar günleri Bulgaristan’dan ibadet için geliniyor. Diğer kilise ise Kaleiçi’ndeki Katolik Kilisesi… Osmanlı hoşgörüsünün en önemli göstergeleri olan bu yapıtlar, medeniyetler çatışmasının konuşulduğu bugünlerde, yaşatılması gereken yapıtlar. Edirne’deki en ilginç yerlerden bir tanesi ise, Bahai Mezarlığı… (Bahailik, bütün dinlerden bir şeyler alarak yeni bir din ortaya koyan inanç sistemi.) Belki de Türkiye’deki tek Bahai Mezarlığı Edirne’de. Camileri, hanları, kiliseleri, çarşıları, mezarlıkları ile Edirne, ‘Medeniyetler Buluşması’na ev sahipliği yapıyor. Edirne’de ne yenir? Elbette Edirne’ye gidince ciğer yememek olmaz. Edirne ciğeri olarak, Türk mutfak kültüründe yer alan bu yemek közlenmiş biber, domates, soğan ve yoğurtla birlikte ikram ediliyor. Ciğer ise unda kızartılmış şekilde geliyor. Bunun dışında Edirne köftesi ve kasap köfte de iyi bir öğle yemeği tercihi olabilir. Bademli kurabiye, Edirne helvası, badem ezmesi ve beyaz peynir de Edirne’ye özgü yiyecekler arasında yer alıyor. [email protected] Dünyanın en güzel köprüleri Edirne’de Edirne, fotoğrafçılar için de bulunmaz kentlerden bir tanesi… Dünyanın en güzel gün batımı fotoğraflarını Edirne’de çekebilirsiniz. Meriç Köprüsü, etrafında uçuşan kuşlar ve kızıl tonlarla batan gün, köprünün üzerinden geçen at arabaları ile fotoğrafcılar için mistik ve romantik bir kompozisyon yaratıyor Köprü, 1842 yılında yapılmış. Meriç Köprüsü’nün iki yanına yapılan kafeler ve restoranlar bugün Edirnelilerin zamanlarını geçirdikleri sosyal mekanlar haline gelmişler. Ayrıca yine Edirne sınırları içerisinde yer alan Uzun Köprü, maalesef bugün kirlilikle anılıyor. Yanından geçenlerin burunlarını kapattıkları bu köprünün güzelliği artık fotoğraflarda kaldı. 32 B ri e33 t ş ü ir M Erçin Tanınmış Renault Mais Edirne Bayii Türkiye Finans Edirne Şube Müdürü İlker Huslu: Krizi Avantaja Çevirdik Son ekonomik kriz bizim için avantaj oldu. Diğer bankaların, kredileri geri çağırdıkları dönemde biz çağırmadık. Edirne’deki birçok banka, 2008 yılının Kasım - Aralık aylarında, desteklerini reel sektörden çektiler ve kredileri geri çağırdılar. Bu dönemde biz hem reel sektöre destek olmayı devam ettik, hem de firmalarla birlikte “yeni neler yapabiliriz?”i sorguladık. Bu da bizim krizden güçlü çıkmamızı sağladı. İlker Huslu kimdir? [email protected] ŞUBE 1972 Edirne Doğumlu olan İlker Huslu, bankacılığa Koç Bank Çorlu kurumsal ticari departmanında başladı. Yaklaşık beş yıllık Koç Bank kariyerinden sonra, Bank Asya’ya transfer oldu. Son olarak Kuveyt Türk Merkez şubesinde müdür yardımcılığı görevini yürüten İlker Huslu, 2007 Kasım ayından itiraben de Türkiye Finans Edirne Şubesi’nin müdürlüğünü yapıyor. Edirne, tarihsel birikimi nedeniyle Türkiye’nin gözbebeği… Türkiye Finans ise Edirne’de henüz çok yeni ve yaklaşık iki yıldır faaliyet gösteriyor. Üç Şerefeli Cami’nin karşısında yer alan Türkiye Finans Edirne Şubesi’nin müdürlüğünü İlker Huslu yapıyor. Genç müdür İlker Bey, kendisi gibi genç ve dinamik bir ekibe sahip. İlker Huslu ile Edirne ekonomisini ve Türkiye Finans’ın Edirne’deki durumunu konuştuk. Türkiye Finans Edirne Şubesi ne zaman açıldı? Türkiye Finans Edirne Şubesi, 11 Aralık 2007’de faaliyete başladı. Ama ondan önce de şube kısa bir süre de olsa çalışmış. Şube personelimiz şu an 11 kişi… Bu rakam bizim norm kadromuzdur. Kadromuz konusunda bir sıkıntımız yok. Hepsi de iyi derecede eğitimli, genç ve dinamik arkadaşlardan oluşuyor. İki arkadaşımız, kurumsal ve ticari pazarlama biriminde görev yapıyor. İki arkadaşımız bireysel pazarlamada görev yapıyor. Yeni yapılanmada bu birim küçük işletme ve kitle bankacılığı olarak ifade ediliyor. Vezne dediğimiz nakit işlemlerde görev yapan 3 arkadaşımız var. İki arkadaşımız da operasyon departmanında, işin mutfağında görev yapıyor. Bir müdür yardımcısı arkadaşımız var, operasyon yönetmeni Sevgül hanım son derece deneyimli ve konusunda uzman bir bankacıdır. Biz dışarıda olduğumuz zaman, gönül rahatlığıyla şubeyi emanet ederiz. Bize Edirne ekonomisinden bahsedebilir misiniz? Kentin ekonomik yaşamında hangi sektörler etkin? Edirne tarıma dayalı bir ekonomiye sahip. Edirne’deki kredilerin yüzde 70’i zirai kredilerdir. Bu krediler çiftçi kesiminin kullanmış olduğu, zirai mal ve hammadde temininde değerlendirmek üzere kullanılan, küçük ve parçalı kredilerden oluşuyor. Kalan yüzde 30’da ise göreceli olarak otomotiv, tekstil ve gıda sektörleri yer almaktadır. Bizim ağırlıklı olarak çalıştığımız müşterilerin yüzde 60’ı tarım sektöründendir. Yüzde 40’ını da otomotiv, gıda ve tekstil oluşturmaktadır. İnşaat da finanse ettiğimiz önemli sektörlerdendi. Ama son mali krizden sonra, kriz Edirne’ye inşaat alanında da yansıdı. İnsanlar konut veya işyeri için gayrimenkul alımlarını azalttılar. Bu da doğal olarak konut kredilerine ve diğer inşaata bağlı kredilere yansıdı. Diğer bankalarla karşılaştırdığınızda Türkiye Finans’ın Edirne’deki durumu nedir? “Faiz düştü, faiz çıktı” derdimiz yok Biz Edirne’nin en yeni bankasıyız. Açılalı iki sene bile olmadı. Bizden önce açılan banka 3-4 yıldır Edirne’de faaliyet gösteriyor… Ama biz o banka dahil, bizden önce Edirne’de şube açmış birçok bankayı geride bıraktık ve orta sıralara yükseldik. Bunu istatistikler söylüyor. Biz Edirne’deki tek katılım bankasıyız. Bu dezavantaj gibi görünen durumu avantaja çevirme gayreti içerisindeyiz. İnsanlar Edirne’de ticari anlamda katılım bankacılığının avantajlarını algıladılar. Bundan önce bilmiyorlardı. Biz insanlara gittiğimizde “İşte paramız var, yüzde kaç faiz veriyorsunuz?” diye soruyorlardı. Artık bu tür söylemler bitti, insanlar faizsiz kazancın da yollarını öğrendiler. Özellikle ticari alanda, esnaf dediğimiz kişiler sabit maliyetle iş yapmanın avantajını yaşadılar. Bizim gittiğimiz her yerde vurguladığımız iki temel prensibimiz var: Sizlere en avantajlı geri ödeme planını, en uygun maliyetle ve sabit maliyetle sunuyoruz. Krizlerden etkilenmemeniz için de mal ve hizmetin fiyatını sabitliyoruz. Genelde ticaret erbabının önemsediği şeyler bunlardır. Bunları teoriden pratiğe geçirirken de insanlara uygulamalı örnekler veriyoruz. Özellikle tarımsal bir sektöre girmek istediğimizde şunları anlatıyoruz: “Senin için buğday, satın alacağın bir hammadde midir?” “Evet…” “Şu an ne kadar?” “450 bin lira.” “Bunu bizim üzerimizden finanse edersen, sana üç ay vadede bu 460 liraya gelir. Hiçbir şekilde krizden etkilenmemen için, geri ödemeyi ve kârı sabitliyoruz. Sen de sabit maliyetle mal kullanmanın avantajını yaşarsın.” İnsanlar bunu diğer bankalarla karşılaştırıyorlar ve bize geri dönüyorlar. Son ekonomik kriz bizim için avantaj oldu. Diğer bankaların, kredileri geri çağırdıkları dönemde biz çağırmadık. Edirne’deki birçok banka, 2008 yılının Kasım - Aralık aylarında desteklerini reel sektörden çektiler ve kredileri geri çağırdılar. Bu dönemde biz hem destek olmayı devam ettik, hem de firmalarla birlikte “yeni neler yapabiliriz?”i sorguladık. Bu da bizim krizden güçlü çıkmamızı sağladı. Daha önce bizim fırsatlarımızdan haberdar olmayan kurumlar bile artık bizimle çalışmak istiyorlar. Ama bu defa da biz seçici davranıyoruz. Şu an Edirne’de orta sıralarda bir bankasınız? Peki, hedeflerinizi tutturabiliyor musunuz? Edirne’de 40 senelik, 50 senelik bankalar var. Edirne’de toplam 16 banka şubesi var. Biz bir sene önce açılmamıza rağmen şimdi orta sıralardayız. Banka içindeki durumumuza baktığımızda da şöyle bir tablo ortaya çıkıyor: Hedef gerçekleşme oranlarımız gayet iyi. Ayrıca üç ayda bir yapılan bütün şubeler arası sıralamada Trakya’da birinci sıradayız. Bize 14 tane kriter verilir hedeflerle ilgili… Biz burada da çok şükür iyi durumdayız. Katılım bankacılığı için Edirne gibi yeni bir coğrafyada iş yapıyoruz. Bundan yaklaşık bir buçuk sene önce, Sayın Genel Müdürümüz Yunus Nacar Bey başta olmak üzere, bütün üst yönetimimizin risk alarak ve güvenerek açmış oldukları bir şubedir burası. O ilk açılış günümüzde söylemiş olduğumuz bir şey vardı: İnşallah Allah utandırmaz da, bize layık görülen bu görevin üstesinden geliriz, demiştik. Çok şükür, geldik. 1951 İstanbul Doğumlu Erçin Tanınmış, 1968 yılından beri ticaretle uğraşıyor ve 14 yıldır da Edirne’de Renault Bayiliği yapıyor. Neden Türkiye Finans’la çalışıyorsunuz? Çeşitli bankalarla daha önce çalışıyorduk. İlker Bey de daha önce çalıştığımız bir şubenin müdür yardımcısıydı. Oradan tanışıyorduk. Edirne’ye müdür olarak dönünce, ziyaretimize geldi ve bankasının şartlarını söyledi. Hoşumuza gitti. Kendisi de sevdiğimiz bir kardeşimizdi, şube açıldığı günden beridir çalışıyoruz. Peki verilen hizmetlerden memnun musunuz? Memnunuz, birçok konuda da rahatız. Neden rahatız? Finans kullanırken faiz düştü, faiz arttı gibi kaygılarımız yok. Ödeyeceğimiz rakamı biliyoruz. Biz bunu aldık, 18 ay boyunca ödeyeceğimiz rakam belli. Geri çağırma yok. Kredide prosedür az ve seri çalışıyorlar. O yüzden memnunuz… Banka personelinin yaklaşımını nasıl buluyorsunuz? Çok iyi. Beni tanıyan veya tanımayan bütün personel iyi davranıyor. Gayet sıcakkanlılar. Çalıştığınız diğer bankalarla karşılaştırdığınızda Türkiye Finans’ın konumu nedir? Aşağı yukarı ilk üçtedir. 34 35 Yavuz Bülent Bakiler: Dilimiz Yüzünden Geri Kaldık [email protected] GÜNCEL “Namık Kemal diyor ki; ‘Bir insanın zekâsı, bildiği kelime sayısı ile orantılıdır.’ Bir insan ne kadar çok kelime bilirse, aklını o nispette iyi kullanır. Bir insan ne kadar az kelime bilirse, aklını kullanmakta zorlanır. Kendisini ifade edemez ve kendisine anlatılanları kavrayamaz. ‘O bakımdan’ diyor Namık Kemal, ‘ülkenin kalkınması ve yükselmesi bizim dilimizin zenginliğine bağlıdır.’ ” Y avuz Bülent Bakiler, şair, edebiyatçı, yazar ve bürokrat olarak bu topluma hizmet etmiş birisi. Türk dilini en iyi kullanan isimlerden biri olan Yavuz Bülent Bakiler’in “Yalnızlık, Duvak, Seninle ve Harman” isimlerini taşıyan yayınlanmış dört şiir kitabı var. Şiir kitaplarının neredeyse hiç satılmadığı bir toplumda, Bakiler’in kitapları 100 bin baskı yapmayı başarmış. Bakiler, 1976-77 yıllarında Kültür Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı’nın ortak aldığı kararla Yugoslavya’ya Struga Şiir Festivali’ne gitti. Döndükten sonra Üsküp’te Türk eserleri isimli bir TV programı hazırladı ve sundu. Burada gördüklerini Üsküp’ten Kosova’ya isimli bir kitapta yayınladı. Böyle- likle ilk nesir kitabına imza atan Bakiler, daha sonra Türkistan Türkistan isimli kitabı yazdı. Bu kitabı, Gidenlerin Ardından, Aşık Veysel, Arif Nihat Asya İhtişamı adlı kitapları takip etti. Yavuz Bülent Bakiler, Azerbaycan edebiyatından Bahtiyar Vahapzade’nin ve Azerbaycan’ın eski başbakanlarından Hasan Hasonov’un tiyatro eserlerini Türkiye Türkçesine uyarladı Türkiye’de çok şiir yazan vardır ama şiir okuyan yoktur denir. O yüzden de iyi şair sayısı azdır. Siz, şiir yazmaktan şairliğe nasıl terfi ettiniz? Ben Sivaslıyım, Sivas’ta doğdum, büyüdüm. Sivas halk şiiri bakımından, Türkiye’deki illerin en başında bulunuyor, ortasında değil. Cumhuriyet Üniversitesi’ndeki arkadaşlarımın bana verdiği bilgilere göre, Sivas’ta 700 civarında halk şairi yetişmiştir. Bu şehirde yetişmenin insanın üzerinde bir tesiri oluyor. Benim bütün çocukluğum, sokaklarda çalıp söyleyen halk ozanlarını dinleyerek geçmiştir. Onları dinledim, onların vezinli, kafiyeli sözleri beni dikkate davet etti. Akşam annemden masallar dinledim. Annemin güzel bir sesi vardı içinde türküler geçen masallar anlatırdı. O Türküleri halk şairlerimizin şiirlerindeki havaya benzettim. Onlar da vezinli ve kafiyeli sözlerdi. Ben de onlar gibi yazmak için heveslendim. İçimdeki heves, galiba ilkokul 4. sınıfta ortaya çıktı. Sınıf öğretmenimiz Makbule Yurteri bir gün sınıfa geldi ve şöyle dedi: “Çocuklar, okulda bir duvar gazetesi çıkacak. Bu gazeteye şiir yazanlar şiirlerini getirsinler, hikâye yazanlar, hikâyelerini getirsinler. Ben de o duvar gazetesinde yayınlanmak üzere Sivas üzerine yazdığım bir şiirimi gönderdim. Bunu öğretmenimiz beğendi ve duvar gazetesine koydu. 1950 yılından çok önce şiire adım atmış oldum. İlkokul sıralarında, sonra ortaokulda ve lisenin birinci sınıfında hep halk şiiri tarzında şiirler yazdım. Lisenin ikinci sınıfında okurken, kız kardeşim bir elektrik kazası sonucu vefat etti. Onun mezarı başında serbest vezinli şiirler yazmaya başladım. İçime öyle geldi. Onları 1953 yılında İstanbul’da çıkmakta olan Türk Sanatı dergisine gönderdim. Derginin sahiplerinden Abidin Mümtaz Kısakürek bana çok içten bir mektup gönderdi. “Seni dergimizin şairlerinden kabul ediyoruz. Her sayı için şiir gönder” diye yazmıştı. Lise 2. sınıf talebesi birisine İstanbul’dan böyle bir mektup gelmesi, siz de takdir buyurursunuz ki, önemli bir teşvik unsurudur. Ben ondan sonra, şiirlerimi Türk Sanatı dergisine gönderdim. 1953 yılından itibaren de şiirlerim çeşitli sanat ve fikir dergilerinde yer aldı. Ondan sonra, nesir dünyasına geçtim. Cehlimden ve kabiliyetsizliğimden utandım Türk dilinin kullanımında çok hassas olduğunuzu biliyoruz. Bu konuda makaleler yazıyor, programlar yapıyorsunuz. Bu hassasiyetin kaynağı nedir? 1955 yılında Ankara Hukuk Fakültesi’ne kaydoldum. İlk defa profesörlerle karşı karşıya geldim ve onların ders veriş şekillerine dikkatle baktım. İki türlü hocamız vardı üniversitede. Amfide uzun bir sahnemiz vardı ve birinci gruptaki hocalarımız sahnenin bir başından, öbür başına kadar yürüyerek, çok rahat bir şekilde konuşarak ders anlatıyorlardı. İkinci grup hocalarımız ise 20 yıldan beri okuttukları ders kitabını önlerine açıyorlar ve satır satır okuyorlardı. Başlarını kaldırdıkları zaman, yerini kaybediyorlardı, orayı bulmak için zaman harcıyorlardı. Ben ikinci türdeki hocalara içimden derdim ki: “Hocam, siz 20 yıldan beri bu konuda çalışıyorsunuz. Bu kitabı da siz yazdınız. Hiç olmazsa başınızı kaldırın, yüzümüze bakıp birkaç cümle söyleyin. Biz de dersi rahatça anlayalım. Şayet bu şekilde okuyacaksanız, hiç zahmet buyurup buraya gelmeyin. Bize deyin ki ‘çocuklar, yarınki derste 20. sayfadan 40. sayfaya kadar okuyup gelin.’ Biz de okuyup gelelim, burada kendi aramızda tartışalım.” Sonra kendime hitap ediyorum, diyorum ki “Yavuz Bülent, sen de aynen bu ikinci grup hocalar gibisin, sen de başını kaldırıp topluluk önünde konuşamıyorsun. Sen de doğru dürüst üç cümleyi arka arkaya getirip konuşamıyorsun. Yarın sen bu fakülteden mezun olacaksın. Utanmıyor musun bu büyük cehlinden ve kabiliyetsizliğinden?” “Utanıyorum.” “O zaman bu kabiliyetsizliğin ne zaman bitecek?” Kendi kendime söz verdim, ben bu cehlimi yenmek istiyorum diye. Nasıl yenebilirim o zavallılığı? Kelime dünyamı zenginleştirerek. O zaman anladım ki, topluluk önünde rahat konuşmanın birinci şartı, zengin bir kelime dünyasına sahip olmaktan geçer. İnsanların hafızalarında yeterince kelime olmazsa rahat konuşamazlar, “şey, ııı, aaa, yani, falan, filan, tamam mı, anlatabildim mi” derler. O zaman oturup okumaya başladım. Okudukça da çok cahil bir insan olduğumu gördüm. Utandım cehaletimden. Dünyada neler varmış da, ben farkına varmamışım. Cehaletimden sıyrılmak için daha çok, daha çok okudum. Muayyen bir zaman sonra, hafızamda birtakım kelimelerin papatyalar, karanfiller gibi boy verdiklerine şahit oldum. Yeterli miktarda kelime dünyasına sahip olduktan sonra, ben bir zamanlar bir topluluk önünde beş dakika konuşma kabiliyetine sahip değilken, bazen bir saat, bazen iki saat, bazen de dört saat, hiç “ııı” demeden, “yani” demeden, “şey” demeden konuşma kabiliyetine sahip oldum. Halit Refiğ ile Moskova’ya gittik, orada basın toplantısı yaptık ve ben konuştum. Bana uzun sorular soruldu, hepsinin üstünden geldim. Toplantı sonunda Halit Refiğ, “Çok güzel konuştunuz, başımızı dik tuttunuz. Sizi tebrik ederim” dedi. O da güzel konuşmuştu, ben de onu tebrik ettim. Şimdi inanıyorum ki, devletimizi içerde ve dışarıda çok iyi temsil edebilmenin ve Türkiye’yi çağdaş medeniyet seviyesine çıkarmanın tek yolu, dilimizi zenginleştirmektir. Dil zenginliği olmadan Türkiye’de hiçbir gelişmeyi sağlamak mümkün değildir. Ben Türkiye’yi çağdaş medeniyet seviyesine çıkarmanın tek yolu, dilimizi zenginleştirmektir. Dil zenginliği olmadan Türkiye’de hiçbir gelişmeyi sağlamak mümkün değildir. 36 37 topluluk önünde konuşurken, ikide bir “şey” diyen, “aaa” diyen, “ıııı” diyen insanları dinlemekten müthiş bir rahatsızlık duyuyorum. Kendimi nadasa bırakılmış bir tarlada yürür gibi yorgun hissediyorum. O adamın dilini ağzından çekip almak istiyorum. “Söyle be adam neden deminden beri ııı, aaa diyorsun” diyorum. Ben nasıl o insanların konuşmasından rahatsız oluyorsam, ben de onlar gibi konuştuğum takdirde, bazı insanlar da benden rahatsız olacaklar. Başkalarını rahatsız etmeye hakkım yok. Üstelik kendimi kabul ettirebilmek için de Türkçe’yi bütün incelikleriyle bilmek mecburiyetindeydim. Bu kararımdan dolayı da müteessir değilim. Geçenlerde, Amerikan Başkanı Obama Türkiye’ye geldiğinde bir televizyon programı oldu. Orada üniversite öğrencilerimiz sorular sordular. Bir genç kız ayağa kalktı, elindeki kâğıttan okuyarak soru sordu: “Siz Başbakan’ın Davos’ta sergilediği tavırla ilgili ne diyorsunuz, siz bunu nasıl karşılıyorsunuz?” Ayıp be, insan utanır bu cümleyi söylerken. Kâğıda bakmadan söylesene. Söyleyemiyor çocuk, çünkü o da biliyor ki, yarı yolda tıkanıp kalacak. Diğer çocuklara da baktım, hepsi kâğıtlara bakıyor. Onları dinlediğim zaman gerçekten gençlik adına büyük utanç duydum. Cahil adam düşünemez, çeker vurur [email protected] Türk toplumunun kendi dilini doğru ve düzgün kullanamadığını mı iddia ediyorsunuz? Bir nesil düşünün batıda, 71 bin kelimeyle okuyor ve yazıyor. Bir de bunların karşısında bizim çocuklarımız var. 6-7 bin kelimelik ders kitaplarının yüzde 10’uyla konuşuyorlar. Yani “gittim, geldim, kalktım, yattım” gibi kelimeleri kullanıyorlar. Bu Türkçe değil ki!.. Sokaktaki kanalizasyon hizmetlerinde çalışanlar da o kelimelerle konuşuyorlar. Ama siz çocukların önüne mesela Peyami Safa’nın bir eserini koyduğunuz zaman, Atatürk’ün Nutkunu koyduğunuz zaman, Cemil Meriç’in kitabını koyduğunuz zaman, çocuklar bu kitapları rahatça okuyabiliyorlar mı, anlayabiliyorlar mı, anlatabiliyorlar mı? Şayet rahatça okuyup anlayabiliyorsa, ben Türkçe’ye vakıf diyebilirim. Hayır, okuyamıyor, anlayamıyor, anlatamıyorlar… Anlatamadıkları için de üniversitelerde çocuklarımıza yeniden dil dersi veriliyor. Maalesef çocuklarımız çok az kelimeyle konuşuyorlar. Türkiye’nin geri kalış sebeplerinin başında da, çocuklarımızın yeterli miktarda dil zenginliğine sahip olmaması geliyor. Bilimi ve teknolojiyi batıdan alıyorsanız, doğal olarak dillerini de almaya başlamaz mısınız? İstenir ki, batıdan bilim ve teknik geldiğinde, bizim dilcilerimiz ona Türkçe bir kelime bulsunlar. Mesela bilgisayar… Ne kadar güzel bir kelime. Ben de bilgisayarı memnuniyetle kullanıyorum. Bununla birlikte, bir takım kelimeler ister istemez gelecektir. Ama önemli olan bizim edebiyat dilimizin çok zengin bir seviyeye yükseltilmesidir. Bu da ilim adamlarımızın çalışmalarıyla yükseltilebilir. Bunu neden söylüyorum? Şimdi, batıdaki ilim adamlarının tespitlerini, Namık Kemal merhum, bir ilim adamı olmadığı halde, onlardan önce tespit etmiş ve ortaya koymuş. Namık Kemal diyor ki “Bir insanın zekâsı, bildiği kelime sayısı ile orantılıdır.” Bir insan ne kadar çok kelime bilirse, aklını o nispette iyi kullanır. Bir insan ne kadar az kelime bilirse, aklını kullanmakta zorlanır. Kendisini ifade edemez ve kendisine anlatılanları kavramakta zorlanır. “O bakımdan” diyor Namık Kemal, “ülkenin kalkınması ve yükselmesi bizim dilimizin zenginliğine bağlıdır.” Yine Namık Kemal, imparatorluğun geri kalması ve yıkılması hususunda diyor ki: “Bir zamanlar bizim Balkanlarda öyle medreselerimiz vardı ki, o medreselerde müderrisler (profesörler), dil ilmini Arapça okuyorlardı ama çocuklara Rumca anlatıyorlardı.” Bir Türk ülkesi düşünün ki, çocuklarına Arapça okuyor, talebelere Rumca anlatıyor. Diyor ki Namık Kemal: “Dildeki gerilik, bizim batı dünyasından geri kalmamıza dolayısıyla İmparatorluğumuzun yıkılmasına sebebiyet verdi.” Bu tespit doğru mu? Bana sorarsanız, bu tespit yüzde milyar doğru… Biz neden geri kaldık? Gazeteleri okuyorsunuz. Türkiye’de çok fazla cinayet, gasp ve hırsızlık var. Ben hemen hemen bütün Avrupa’yı dolaştım. Gitmiş olduğum AB ülkelerinde de araştırmalarda bulunuyordum. Bütün Avrupa’da bir yılda trafik kazalarında ölen insanların toplam sayısı bin civarındadır. Ama biz bir yılda, trafik kazalarında yedi bin kişiyi kaybediyoruz. Neden? İnsanımız çok cahil… Ben 1960 yılında Hukuk Fakültesi’nden mezun oldum ve bir süre kerhen avukatlık yaptım. Bazı davalara baktım. Ali isimli birisi adam öldürmüş. Konuşuyorum cezaevinde: “Ali niye komşunu öldürdün?” Yeminlen söylüyorum, aynen yaşadım bunu. Anlatıyor şimdi: “Ağabey işte, ben kahvede oturuyordum. Karşımda o da oturuyordu. Bana bakıyordu. “Neden bakıyon?” dedim, o da ‘bakarım göze yasak mı var?’ dedi. Ben ‘bakaman’ dedim, o ‘bakarım’ dedi. Münakaşa böyle başlayınca tabancayı çektim, vurdum alnının ortasından.” Bakınız, ancak cahil bir adam böyle bir cinayet işler. Münevver bir adam böyle bir meselede elini kana bulamaz. Ben diyorum ki “Bak Ali, aranızda bakma yüzünden münakaşa çıkmış ve adamı öldürmüşsün. Sana en az 18 seneye mal olacak bu. Yahu değer mi? Annen, baban, kardeşlerine çile çektireceksin. Çoluğuna çocuğuna çile çektireceksin 18 yıl… Sonra karşındaki, öldürdüğün kişinin aile fertlerine çile çektireceksin. Neymiş, sana bakıyormuş. Yahu başını çevir. Ya da kalk, adam gibi de ki; ‘Birader deminden beri bakıyorsun, acaba yüzümde bir acayiplik mi var? Yoksa birisine mi benzettin? Konuşsana adam gibi ya…’ Vallahi bana verdiği cevap şu: “Cahillik efendim, düşünemedik” Cahil adam düşünemez. Çat diye çeker vurur adamı. O bakımdan biz Türkiye’yi çağdaş medeniyet seviyesine yükseltmek istiyorsak, evvel emirde insanlarımızı cehaletten kurtarmalıyız. Yoksa mümkün değildir. Münevver adam kolay kolay cinayet işlemez. O emniyeti suistimal eder. Münevver adam tutar sahte evrak tanzim eder. Bir cahil adam bin yıl yaşasa sahte evrak tanzim edemez. Bilmez çünkü. O bakımdan insanları hem manevi bakımdan geliştirmeli, hem de onlara yeni ufuklar açmalıyız. Bazıları sizi, öz Türkçe diye Arapça kelimeleri dile kazandırmakla suçluyor. Yoktur böyle bir saçmalık. Benim kitaplarım üzerinde düşüncelerini yazan kitapçılar, evvel emirde, benim Türkçemin çok temiz, çok duru olduğunu ifade ediyorlar. Ben bu noktaya nereden geliyorum: Ben diyorum ki, Türkçeleşen Türkçe’dir. Şayet o kelime, benim halkım tarafından benimsenmişse, şiirimizde, masalımızda, hikâyemizde varsa, artık o kelimenin köküne bakmam ben. Mesela ‘ordu’ kelimesi, ‘abla’ kelimesi, ‘yurt’ kelimesi Moğolca’dan gelebilir. Bu kelimeler artık benim dilime geçtiyse ben kullanırım, kökenine bakmam. Mesela ‘yılan’ kelimesi, ‘çay’ kelimesi Çince’den gelebilir. ‘Ulus’ kelimesine ise şu bakımdan karşı çıkıyorum. Ben Turan düşüncesine inanan insa- nım. Dünyada 200 milyon Türk yaşıyor. Kırım Türkleri’nden Gaspıralı İsmail’in söylediği gibi “Dilde birlik, fikirde birlik, işte birlik” esasından hareket etmeliyiz. Bir tek kelime çok mühim. Bizim maksadımız, Türk dünyasını birleştirmektir, ayırmak değil. Biz şimdi, bütün Türk dünyasının kullandığı ‘millet’ kelimesini Arapça diye atacağız da, Moğolca’dan aldığımız ‘ulus’ kelimesini mi koyacağız? O da Türkçe değil ki… ‘Mesela’ kelimesi bizim dağdaki çobandan, şehirdeki insana kadar herkesin bildiği bir kelime. Attılar, yerine ‘örneğin’ koydular. Ben diyorum ki, arkadaş neden örneğin? Bakın Azerbaycan’da, Özbekistan’da, Kırgızistan’da, Kazakistan’da, Türkmenistan’da, Tataristan’da, ‘mesela’ derler. Neden atıyorsunuz? Efendim ‘mesela’ Arapça bir kelime. Haaa, o bakımdan mı atıyorsunuz? Peki, ‘örneğin’ kelimesi, o da Ermenice… Ermenice’den ‘oynagin’ kelimesinden alıp ‘örneğin’i kullanıyorsunuz, bütün Türk dünyasının kullandığı ‘mesela’ kelimesini atıyorsunuz. Bu yanlış diyorum. Beni bu yüzden suçluyorlar. Atilla İlhan komünistti… Ben hayatımın hiçbir döneminde komünist olmadım. Ama onun söylediği şu sözün altına ben de gözlerimi yumarak imzamı atarım: “Biz öyle nesiller yetiştirmeliyiz ki, Atatürk’ün büyük nutkunu sözlüklere bakmadan okuyup anlayabilsinler.” Yüzde yüz doğru… Üniversitelere gidiyorum, soruyorum, neden düşmansınız Arapça ve Farsça kelimelere? İşte “Düşmanız, çünkü Arapça ve Farsça bizim dilimizde yer almaz.” Peki diyorum, “Atatürk nasıl bir adamdı? Dahi miydi?” “Dahiydi.” “Vatanı Atatürk mü kurtardı?” “Evet!” “İyi bir hatip miydi?” “Evet!” “Nutku okudunuz mu?” Nutku kimse okumamış. Ben de diyorum ki: Okuyun Atatürk’ün Nutku’nu, göreceksiniz Arapça ve Farsça kelimeleri. Şayet o kelimeler bizi felakete götürseydi, geriletseydi, Atatürk’ün deha seviyesinde bir zekâya sahip olmaması icap ederdi. Ama Atatürk o büyük Nutuk’taki kelimelerle düşündü, okudu, yazdı ve bizi bu noktaya getirdi. Herkes haddini bilsin. Ben böyle söylediğim için beni suçluyorlar. Peki Atatürk? Atatürk diyor ki: “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.” Ama Atatürkçüler diyor ki: “Gereksinim duyduğun güç damarlarındaki soysul kanda vardır.” Yok ya… Ne olur, Atatürk gibi söylesek… Atatürk’ün Türkçesine söz söylemeye cesaretleri yok. O yüzden Yavuz Bülent’e bindirmeye çalışıyorlar. 38 39 kanlar ve sosyal çevreler de değişiyor. Ben 15 gün Adana’daysam, 15 gün de Ankara’dayım. Her yerde seyirci ve aldığımız reaksiyon değişiyor. “Lüküs Hayat”ı izleme rekoru kimdedir acaba? Hiç birisi size gelip de “Ben bu oyunu şu kadar izledim” dedi mi? Bende öyle bir veri yok ama biri “Ben sigara ihtiyacı gibi her ay ‘Lüküs Hayat ihtiyacım geldi’ deyip, oyuna geliyorum. Bıkmadan izliyorum” demişti. Bu arkadaş galiba 15-20 kez izlemişti oyunumuzu. Bir diğeri de gelip elimi öpmüş, ağlamaklı bir ses tonuyla “Zihni Amca, buraya sekiz yaşındayken annem ve babamla geldiğimde beni içeri almadılar. Evlendim, 10 yaşında oğlum var. Sizin elinizi öpecek, onu oyuna alacaksınız değil mi?” diye sormuştu. Bizde genelde çocuklar alınmaz salona ama uslu duracağına söz verince çocuğu almıştık. Bu örnekler insanı mutlu ediyor ve oyuna daha çok sarılmasını sağlıyor. Bir Oyunda 25 Yıl [email protected] YA ŞAM “Lüküs hayat, lüküs hayat, bak keyfine yan gel de yat...” nakaratı bir tekerleme gibi yıllarca dolandı dilimize. Lüküs Hayat denince de akla Zihni Göktay geldi. Bu oyunda tam 25 yıl oynayarak bir rekora imza attı Göktay. Elbette, sadece “Lüküs Hayat”tan ibaret değil onun tiyatroya verdikleri. “Kanlı Nigâr”, “Resimli Osmanlı Tarihi” ve “Kuşlar”ın yanı sıra, 63 yıllık yaşamına bir o kadar da film ve dizi sığdırdı Zihni Göktay… T ürk Tiyatrosu’nun usta ismi Zihni Göktay ile önce 25 yıldır hiç aksatmadan rol aldığı “Lüküs Hayat”ı konuştuk sonra da geçmişe, anılara daldık. Birbirinden ilginç açıklamalar yapan usta oyuncu, gelenek ve göreneklerin gücünü, etkisini kaybetmesinden ve ahlâki çöküntüden şikâyetçi: “Örneğin eskiden kadın-erkek ilişkilerinde bazı ahlaki, manevi değerler vardı. Yani ‘Bugün sünnet, yarın deniz’ diye bir şey olmazdı kadın-erkek ilişkilerinde. Şimdi bu söylediklerimden yola çıkarak benim hakkımda aşırı muhafazakâr biri imajı oluşmasın okuyucuların kafasında. Aslına bakarsanız ben inançlı biriyim, hacı torunuyum aynı zamanda. Ancak dinin bütün vecibelerini harfiyen yerine getiren biri de değilim. Dini vecibeleri getirebildiğim kadar yerine getiriyorum. Ama şu anki toplumda yaşanan büyük yozlaşmayı da eleştiririm. Ve bu yozlaşmanın en büyük sebeplerinin de gelenek ve göreneklerden uzaklaşmanın, ahlâki bozulmanın olduğunu söyleyebilirim. Büyük bir yozlaşma var. Şimdi nikâhsız evlilikler yaşanıyor. Hem sosyal hem de İslami olarak bir illegal ilişki furyası var.” Kaç yaşındasınız desem ayıp olmaz değil mi? 63 yaşındayım. Kaç oyunda rol aldığınızı hatırlıyor musunuz? İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği Gençlik Tiyatrosu’nda sahne aldığım günden itibaren 82 oyunda rol aldım. Sir Lawrence Olivier 76 yaşında vefat ettiği zaman, yüzde 80’i Shakespeare eseri olmak üzere 64 oyunda rol almıştı. Ben 63 yaşındayım ve 82 oyunda rol aldım. Aslında daha fazla oyunda da rol alabilirdim. Benim oynadığım oyunların çoğu beş-altı sene sahnelendi. Örneğin “Resimli Osmanlı Tarihi”nde altı yıl, “Kuşlar” ve “Kanlı Nigâr”da beşer yıl oynadım. “Lüküs Hayat”ta da biliyorsunuz 25 yıldır başrol oynuyorum. Guinness Rekorlar Kitabı’na gireceğinizden bahsediliyor, doğru mu? Evet, beni Guinness Rekorlar Kitabı’na sokmak istiyorlar. Önceden bu işle Prof. Orhan Kural uğraşıyordu, o bıraktı, şimdi birkaç genç arkadaş hesaplamaya çalışıyor. “25 yıl aynı oyunda, aynı rolü hiç bırakmadan oynayan tek aktör sensin” diyorlar. “Lüküs Hayat” gibi, hatta ondan daha uzun soluklu oyunlar var ama onlarda başrol oyuncuları iki-üç yılda bir değişiyor. Bense 25 yıldır oynuyorum, üstelik performansımdan ödün vermeden. Bunu “Lüküs Hayat”ı 10-15 kere seyredenler söylüyor. Zaten ben de kimseye “Zihni Bey yaşlanıyor, eski iyi performansı artık yok,” dedirtmem. Bıkmadınız mı hep aynı rolü oynamaktan? Rıza karakterini oynamaktan hiç bıkmadım. Karşımdaki seyirci devamlı değişiyor. Yeni genç kuşaklara oynuyoruz oyunumuzu. Me- Turnelerde 60 bin km yol kat etmişiz Turneleriniz de dolu dolu geçiyordur... Evet, turnelerde salon hep doluyor. Anadolu’da bazı sahneler çok ufak olduğundan, bizim Şimdi sanatçılar skandallarla meşhur oluyor Sizin kuşak şimdiki oyunculara göre çok az kazandı... Yani benim harcadığım emek ve beyin gücünün onda birini bile ortaya koyamayan bir genç türkücü ya da şarkıcı, bizden çok kazanıyor. Emin olun, onların kazandığının yirmide birini bile alamıyoruz! Bir laf vardır; Osmanlılar üst tarafa mostralıkları koydu, Türk milleti altta ezik kaldı diye. Şimdi bu televizyon ve şov dünyası da üst tarafı mankenler, şarkıcılar ve türkücülerle süsledi, tiyatro sanatçıları onların altında ezildi. Şov ve medya dünyasında çok çarpık bir düzen var. Skandalları olan insanlar sürekli ön plana çıkarılıyor. Tamam, bu skandalların bir haber değeri var ama bunları yapan insanlar daha sonra bu durum sayesinde reklamlarını yapmış oluyorlar. 40 41 tıyor. Okumayan insana tiyatro izletmek de zor. Çok acayip bir nesil gelişti. Bu nesli düzeltmek bence çok zor. Ben bu yeni nesle ‘fast-food’ kuşağı diyorum. Bu fast-food kuşağına tencere yemeği yediremezsin. 15 sene sonra Türkiye’de bağırsak kanserinde büyük bir patlama yaşanacak. Çünkü ezilmiş gıda yiyorlar. Hamburger, tost ve sosisle besleniyorlar. Şimdiki gençliğe kapuska, mercimek yediremezsin. Okumak da öyle oldu, herkes çabuk tüketilecek metinleri okuyor, dizileri tiyatroya tercih ediyor. Alelacele, hızlı bir yaşam var. Vallahi ben bu kuşağı kurtaracak bir çözüm yolu bulamıyorum. Önce şunu sormak isterim. Artık eski gelenek ve görenekler kalmadı. Bu durum toplumumuzu sizce nasıl etkiliyor? oyunumuzu sahnelemeye müsait olmuyor. Bu yüzden her ile gidemiyoruz. Bu durumda da komşu vilayetlerden otobüs tutup bizi izlemeye geliyorlar. Bir de biz çok turneye çıkıyoruz. Benim tuttuğum kabataslak hesaba göre 60 bin kilometre yol kat etmişiz turnelerde. Dünyanın çevresi 40 bin kilometre! Kıbrıs’a dört kez gittik, Azerbaycan’da bir ay kaldık, bütün Almanya’yı dolaştık, Avrupa’da birçok ülkeye gittik... Türkiye’deki bütün festivallere katıldık galiba. Güneydoğu’da da iki kez turneye çıktık. Türkiye’de hâlâ yeterli sayıda tiyatro salonu yok, değil mi? Maalesef öyle... Rahmetli Muhsin Ertuğrul’un rüyası, 67 vilayette her gece bir tiyatro perdesinin açılmasıydı. O bunu göremeden gitti. Şimdi ben de 81 vilayette her gece bir tiyatro perdesinin açılmasını hayal ediyorum, inşallah ben görürüm. Bölge Tiyatroları Kanun Tasarısı benim tiyatroya profesyonel olarak başladığım yıllarda proje olarak sunulmuştu. Onun bir örneği hâlâ bendedir, atmadım. O kurulda Metin Ant, Özdemir Rıfkı, Cüneyt Gökçer ve Engin Cezzar’ın imzaları vardı. Her ilde bir tiyatronun olması isteniyordu. Konservatuvardan yetişen gençler, o illerdeki tiyatro sevdalısı gençlerle birlik olup kendi tiyatrolarını yaşatacaklardı. Ama maalesef bu proje hayata geçemedi. Turne ile değirmen dönmez. Senede bir-iki kere turneye çıkarak insanların tiyatro açlığını gideremezsiniz. Zaten bizim çıktığımız turnelerde de salonu hep o ilin askerleri, hocaları, yüksek tabakadan eğitimli insanlar doldurur. Sokaktaki insanın haberi bile olmaz “Lüküs Hayat”ın şehrinde sahnelendiğinden. Her ilde hâlâ bir tiyatro salonunun olmaması gerçekten vahim bir durum. Hayat değişti, insanlar o kadar hızlı yaşıyorlar ki birbirlerini bile dinleyecek vakitleri yok. Artık internet, televizyon ve sinema daha popüler. Galiba bu hızlı yaşam tarzı da tiyatroya ilgiyi azaltıyor. Katılıyor musunuz bu görüşüme? Aslında bu durum her yerde aynı. İnsanlar tembelleşti. Benim annem tereyağı da, kuzu eti de yiyordu ama hiç kolesterolü yoktu ve 87’sinde yaşlılıktan öldü. Şimdiyse insanlar 40 yaşında kalpten ölüyor. Artık herkesin kolesterolü, tansiyonu var. Neden? Çünkü hareket etmiyorlar. Herkes otomobil kullanıyor, internet her şeyi önünüze getiriyor. Herkesin evinde interneti, televizyonu, CD çaları var. Artık insanların evden dışarı çıkmak gibi bir derdi yok. Tiyatroya gitmek yerine evinde oturup dizisini izliyor. Şimdi “Ne gerek var trafiğe takılmaya, bilet için sırada beklemeye?” diyorlar. Peki, bir çözüm öneriniz var mı? Bu yaşam standardını değiştiremeyiz artık... Gazete okumak, uygar bir insanın sabah duasıdır. Türkiye’de gazetelerin tirajları, kitap satışları belli. Bizde ne kitap, ne de gazete çok sa- Önce fırından aldığımız ekmekler bozuldu sonra da her şey... Örneğin eskiden kadın-erkek ilişkileri belli bir saygı, sevgi çerçevesi içindeydi, sınırlı bir şekilde ilerlerdi. Gelenek, görenekler vardı. Muhallebicide buluşulurdu. İlişkilerde bazı ahlâki, manevi değerler vardı. Yani “Bugün sünnet, yarın deniz” diye bir şey olmazdı. Şimdi bu söylediklerimden yola çıkarak benim hakkımda aşırı muhafazakâr bir imaj oluşmasın. Aslına bakarsanız ben inançlı biriyim, hacı torunuyum aynı zamanda. Ancak dinin bütün vecibelerini harfiyen yerine getiren biri de değilim. Dini vecibeleri getirebildiğim kadar yerine getiriyorum. Ama şu anki toplumdaki büyük yozlaşmayı da eleştiririm. Ve bu yozlaşmanın en büyük sebeplerinin de gelenek ve göreneklerden uzaklaşmanın, ahlâki bozulmanın olduğunu söyleyebilirim. Büyük bir yozlaşma var. Şimdi nikâhsız evlilikler yaşanıyor. Hem sosyal, hem de İslami olarak bir illegal ilişki furyası var. Oyunculuğa Hollywood’da başlasaydınız şu anda belki de çok farklı bir yerde olurdunuz. Bunu hiç düşündünüz mü? Ben bunu hep söylüyorum. Kimse gücenmesin, bu vatanı çok seviyorum ama sanatçı olarak en büyük şansızlığım Misak-i Milli sınırları içerisinde doğmuş olmam. Batıda sanatçıların hem maddi hem de manevi anlamda kıymeti daha fazla. Benim seyircimden bir sıkıntım yok. Onlar bana devletten daha çok sevgi ve saygı gösteriyor. Halkımdan hiç şikayetçi değilim. Araba kullanmam cebimde bir akbil var. Vapurda, trende, otobüste devamlı halkın içindeyim. Onların bana olan sevgisini hep hissettim. Ama demin de söylediğim gibi Türkiye’de sanatçıya yurt dışındaki gibi değer verilmiyor. Gazanfer Abi (Özcan), borç içinde hayata veda etti. Suna Abla’nın (Pekuysal) borcu yoktu ama ölene kadar hep çalıştı, hep zorluk çekti. Şimdi böylesine usta, önemli isimler bile zor şartlarda yaşıyorsa Türkiye’de demek ki büyük bir çarpıklık var. “Mankenle, türkücüyle oynamam” da demiyorsunuz ama... Bu soruya yanıt vermek için size bir anımı anlatacağım. “Bizimkiler” dizisi bittikten sonra beni bir türlü arayan, soran olmadı. İstanbul’daydım, bir yere taşınmamıştım, emekli olmamıştım, Kanada’da da değilim. Birisi bir cenaze ilanı vermediyse şaka olsun diye yaşıyorum yani. Herkes her yerde oynuyor ama beni arayan yok. Bir gün kafamda bu düşüncelerle sokağa çıktım, markete gidiyorum. Yaşlı bir beyefendi beni durdurup “Zihni Bey sizi epeydir göremiyoruz. Belki ben rastlamıyorum. Hangi kanaldasınız?” dedi. Benim de zaten asabım bozulmuş “Beyefendi ben Süveyş Kanalı’ndayım. Şu anda kanal olarak işlevini en iyi şekilde yerine getiren bir tek Süveyş Kanalı var. Ben ordayım,” dedim. O da güldü bu lafıma. Sonra yine aynı beyefendiye şu yalanı uydurdum: “Açık konuşmak gerekirse bana çok teklif geliyor ama ben mankenlerle, türkücülerle oynamak istemiyorum. Ben kendi kulvarımda ilerliyorum, müzikalde şarkı söylüyorum ama kaset çıkarmıyorum. Hayret etmemek lazım eczaneden de terlik alıyorsunuz, manavdan da yoğurt istiyorsunuz. Manken de tiyatroda oynuyor pekâlâ ama ben prensip olarak manken ve türkücülerle oynamıyorum.” Bunu dedi mi Zihni Göktay. Allah’ın sopası yok, aradan iki-üç ay geçmeden bana bir telefon. Türker İnanoğlu’nun genel koordinatörü Yılmaz Ekmekçi aradı! “Abi Cennet Mahalesi’nde Çingene Ekrem diye bir karakter senaryoya giriyor. Oynar mısın? dedi. Ben de “Oynarım ya, niye oynamayayım” dedim. Bir de baktım kim var o dizide, Alişan ile Çağla Şıkel oynuyor. Hayda... Kendi kendime “Bak Zihni Göktay sen profesyonelsin. Tükürdüğünü yala ve git Çağla ile Alişan’a o beyefendiye anlattıklarını anlat, belki kulaklarına gitmiştir,” dedim. Alişan çok beyefendi çocuk, aile terbiyesi almış belli. Çağla desen o da 11 sene bale yapmış, hanımefendi bir insan. Ben onları çağırdım yanlarıma “Ben dedim vaktiyle böyle bir laf etmiştim, Allah bana tükürdüğümü yalattı. Bir daha kimsenin mesleği ile ilgili konuşmayacağım, ben herkesle oynamaya hazırım. Yeter ki iş ahlâki olsun,” dedim. Sokaktaki insanın haberi bile olmaz “Lüküs Hayat”ın şehrinde sahnelendiğinden. Her ilde hâlâ bir tiyatro salonunun olmaması gerçekten vahim bir durum. 42 43 İlk demiryolu İstanbul’da değil, İzmir’de Sirkeci’den Tren Gider Sultan Abdülhamid Han, Peygamberimiz rahatsız olmasın diye, Hicaz Demiryolu hattının Mekke bölümü yapılırken, rayların altına keçe döşettirmiş. Anadolu’da demiryolları tamamen Avrupa ülkelerinin menfaatlerine göre yapılmış. Azınlıklar ve yabancılar demiryollarının yöneticiliğini yaparken, Anadolu’nun fakir insanının payına raylarda işçilik düşmüş. O raylar, savaş olmuş, şehit olmaya götürmüş Mehmet’i, barış olmuş, ekmek parasına… Giden dönmeyince sitem edilmiş trene, türküler yakılmış kara trene… [email protected] Z AMAN G ün olmuş, ekmek parası için ayrılmış memleketinden Türk insanı. Gurbete trenle gitmiş, son kez kompartıman penceresinden bakmış vatanına… Düşman askerleri ayak basmış yurduna, asker taşımış trenler. Katar katar, anaların kınalı kuzularını vatan savunmasına götürmüş. Çanakkale’de özellikle, trene ilk ve son defa binmiş Mehmetçik. Götürdüğünü geri getirmemiş kara tren, o yüzden tren sesi, hep acının sesi olagelmiş. Barış olmuş, İstanbul’un taşı toprağı altın demiş Anadolu insanı, yorganını yastığını doldurmuş trene, Haydarpaşa’da indirmiş yükünü… Bayram olmuş, seyran olmuş da, vuslata da tren götürmüş… Kısacası Türk insanının hafızasında trenlerin hep ayrı bir yeri olmuş. Yokluk yılları, kıtlık yılları, ayrılıklar, göçler, savaşlar varken Anadolu’da trenle seyahat edilir, trenin yolu beklenirmiş. O yüzden şiirler yazılmış tren üstüne, türküler söylenmiş, vuslata daha vakit varmış, “Kara tren gecikir belki hiç gelmez” denmiş. Trenler politik hayatımızın da önemli figürlerinden birisi olmuş hep… Ülkenin kalkınması “demir ağlarla öreceğiz vatanı” veciziyle dile getirilmiş. Muhalefet partileri iktidarları “Dünya hızlı trene geçti, bizim trenler raydan çıkıyor” diye eleştirmiş… Ankara – İstanbul arası hızlı tren seferlere başlayınca trenler yeniden gündeme geldi. “Artık bizim de hızlı trenimiz var, ne güzel” diye bazılarımız sevinirken, daha muhalif olanlarımız “Fransa’da, Almanya’da trenler 500 km hız yapıyor, 250 km’nin neresi hızlı?” diye eleştirdiler. Trenin Anadolu’daki serüvenini bilmeyenler için bu eleştiriler çok doğru… Ama bu ülkenin şimendiferlerinin (trenin eski adı) tarihi ülkenin tarihi gibi. Gelin hep birlikte tren düdüğünün peşinden bir zaman yolculuğuna çıkalım. Osmanlı’da ilk demiryolu, İzmirAydın arasına, bir İngiliz şirketine verilen imtiyazla inşa edilir. 130 km. uzunluğundaki hattın yapımı 1866’da bitirilir. İzmir Basmane’de garı olan bu tren yolu, bugün Denizli’ye kadar uzanıyor. Hattın Turgutlu, Afyon istikameti ile Manisa-Bandırma hattının 98 km’lik kısmı da yine bir İngiliz şirketi tarafından yapılır ve 1865 yılında tamamlanır. Peki neden ilk raylar İmparatorluğun başkenti İstanbul’a değil de, Ege Bölgesi’ne döşenmiş? Gazeteci Nedim Atilla’nın yazdığı İzmir Demiryolları kitabına göre, Ege Bölgesi’nin verimli ovalarından yetişen tütün, üzüm, incir, ham ipek, tiftik, afyon, meşe palamudu, fındık, pamuk ve zeytinyağı Avrupa’ya İzmir Limanı’ndan ihraç ediliyordu. Bu liman 19. Yüzyılda Osmanlı’nın neredeyse tek geçim kaynağıydı. Ege toprakları ise 16. yüzyıldan itibaren İngilizlerin ilgi alanı içerisindeydi. Akdeniz’de ticari tekeli uzun yıllar elinde tutan İngiliz şirketi Levant Company, 1581 yılında kuruldu. Bugün İzmir’de halen Levantenler olarak bilinen, (sonradan Osmanlı’ya yerleşen yabancılara Levanten denirdi), ailelerin köşklerini görmek mümkündür. Özellikle Osmanlı’nın son döneminde İzmir’de yerleşik olan İngilizlerin sayısı hızla artar ve 1840 yılında İzmir’deki tüccar İngiliz aile sayısı 35’e yükselir. Ancak bunların içinde Whitthall ve Ortakları adlı şirket Osmanlı İmparatorluğu içinde başlı başına bir devlet haline gelir. Ege’deki ticari hayat son dönemlerde tamamen İngilizlerin hakimiyeti altına girer. Demiryolunda gelişmiş olan İngilizler, ticari hayatta kolaylık sağlamak için Batı Anadolu demir yolu hattını inşa ederler. (Bu hatta hizmet veren ilk tren, bugün halen Alsancak Garı’nın önünde sergileniyor.) Trenin imparatorluğun başkentine gelmesinin tarihi Oysa Osmanlı’nın da acil olarak demiryoluna ihtiyacı vardı. Çünkü İmparatorluk son dönemde sürekli savaş halindeydi ve hızlı asker sevki- Basmane Garı yatına ihtiyaç duymaktaydı. Karayolunda atlarla veya yaya olarak yapılan sevkiyat stratejik açıdan İmparatorluğu zor durumda bırakmaktaydı. Osmanlı’da demiryollarının yaygınlaşmasında ise Sultan Abdülaziz’in meşhur Batı seyahatinin önemli bir payı vardır. Abdülaziz 1876 yılında iki ay kadar süren Avrupa Seyahati’nde treni görür ve İmparatorluk’ta yaygınlaştırılmasını ister. 1869 yılında Baron Hirsch’e verilen imtiyazla, 2000 km’lik Şark Demiryolu’nun inşasına başlanır. İlk etapta 336 km’lik İstanbul – Edirne ve Kırklareli-Alpullu kesimi yapılarak, Osmanlı’nın Avrupa ile bağlantısı sağlanır. Bu hat bittikten sonra Anadolu’nun İstanbul ile bağlantısı düşünülerek 1871 tarihinde Haydarpaşa-İzmit hattının yapımına başlanılır. Lakin İmparatorluk ekonomisi bir hayli kötü durumdadır ve hat bölümler halinde güç bela bitirilebilir. Osmanlı İmparatorluğu’nun Almanya ile yakınlaşması ile birlikte demiryolu yapımında Alman sermayesi dönemi başlar. İngilizler’in Ege bölgesinin tarım zenginliğinin yerini Almanların İngiliz çıkarlarının önünü kesme isteği alır. Ama Osmanlı tarihinin en önemli demiryolu projesi ise Anadolu-Bağdat hattıdır ki, başlı başına bir kitap konusudur. Bu proje küresel bir sorun haline gelmiş, neredeyse Birinci Dünya Savaşı’na katılan bütün ülkeler bu rayların akıbetiyle ilgilenmiştir. İngilizler sömürgelerini etkileyeceği için hattın yapımını Almanlara bırakmak istememişler, Fransızlar Anadolu’daki imtiyazlarını kaybetmemek için müdahil olmak istemişler, Ruslar da Batı etkisini perçinleyeceği ve Osmanlı’nın askeri kabiliyetini artıracağı için demiryolu projesine karşı çıkmışlardır. Almanlar ise hem Anadolu üzerinde söz sahibi olacakları, için hem de İngilizlerin bölge üzerindeki etkinliğini kırmak için projeye sahiplenmişlerdir. Osmanlı ise hem imparatorluk içerisindeki aidiyeti güçlendirmek, hem de hızlı asker sevkiyatı için bu demiryolu projesine varını yoğunu koymuş. Deutsche Bank’tan alınan kredi ve Osmanlı’nın gelir taahhüdüyle demiryolunun yapımına başla- 44 45 nır. Hattın anlaşmasının 1903 yılında yapılmasına rağmen, yapım çok önceden başlar. Bugün hızlı trenin işlediği Ankara-İstanbul hattı, 1892 yılında yine Alman sermayesi ile tamamlanır. 1895-96 yıllarında Konya’ya ulaşan hat, ekonomik darboğaz nedeniyle durur. Toroslar’dan aşan bu demiryolu hattının yapılması bir hayli maliyetli bir iştir ve Osmanlı parasal taahhütlerini yerine getirebilecek durumda değildir. Bütün bunlarla birlikte, bölgedeki etkinlik alanını artırmak isteyen Almanlar yeniden harekete geçer ve 1903 yılında kesin anlaşma yapılır. (1902 yılı büyük ekonomik buhranla geçtiği için anlaşma bir yıl sonra imzalanabildi.) Osmanlı, tren yolunun yapılmasına maddi katkı sözü verir. Ayrıca, güzergah üzerindeki madenlerin ve ormanların kullanımı konusunda Almanlara kolaylık sağlanır. Hem ekonomik koşullar, hem de dünya siyasetindeki çalkantılar, hattın doğru düzgün yapılmasına izin vermez. Zaman zaman, bir yılı bulan duraksamalar yaşanır ve hat Halep’e ulaştığında, İngilizler burayı çoktan işgal etmiştir. Ama tamamlanan bölümler bile Osmanlı’nın güneydeki askeri etkinliğini artırmasını sağlar. İngilizlerle yapılan savaşlarda, bu hat üzerinden birçok asker sevk edilir. Uzun bir dönemi kapsayan bu hattın yapımı sırasında ilginç olaylar da yaşanır. Anadolu’nun içinden doğuya doğru uzanan hatta, bölge insanı tepki gösteir, o yüzden tren yolu, şehir ve kasabaların içinden değil, kenarından geçer. Savaşlarla yorulmuş olan Anadolu halkı, trenle düşman askerlerinin kasaba ve köylerinin içine kadar geleceğini düşünerek, Sultan’a mektup yazar ve demiryollarının kasabaların uzağına yapılmasını sağlarlar. [email protected] Almanlar’ın farkı Tabii, rayları inşa eden Almanların kullandığı trenle Türklerin seyahat ettikleri trenler arasında farklar vardı. O dönemi yaşayan gazeteci Selçuk Es’in anılarından okuyoruz: “Sene 1917, Birinci Cihan Harbi’nin meşum günleri. Ailece İstanbul’dan Konya’ya geliyoruz. Trenlerde odun yanıyor. İki üç saat gittikten sonra islim toplamak için bazen kırda, bazen dağ başında bekliyoruz. Vagonlar karanlık pis kalabalık. Velhasıl binbir mahrumiyet ve sıkıntı ile Eskişehir İstasyonu’na geldik. Bir de ne göreyim, yanımızda bir katar durdu. İçerisinde şapkalı yolcular dolu, vagonda da elektrik yanıyor. Erkekli, kadınlı karşılıklı oturmuşlar yemek yiyorlar. Bunların kim olduklarını sorduk. Meğer müttefikimiz Alman subayları olup, Mısır’da ordumuz bozulunca aileleriyle birlikte yurtlarına dönüyorlarmış. Lokomotifleri kömür yakıyormuş ve şayet kazara bizim lokomotiflerden biri onlardan biraz kömür alıp da makinesinde kullansa derhal o makinisti kurşuna dizerlermiş. Sözde müttefikimiz. Biz de bir subay ailesiyiz. Fakat aramızdaki fark çok az. Birimiz, üzerinde seyahat ettiğimiz bu toprakların sahibi; bir Türk subayının ailesi; karşıdaki ise, isterse bu toprakların hepsi işgal edilsin, hiç umurunda olmayan müttefiki olan bir milletin subayı…” Hicaz Demiryolu Projesi Önemli bir demiryolu inşaatı ise yine II. Abdülhamid dönemine denk gelen Hicaz Demiryolu hattıdır. Sultan Abdülhamid, hem Türk Müslümanların hacca kolayca ulaşması, hem de İslam birliğinin güçlenmesi ve halifelik makamının etkisinin artması için İstanbul’dan Mekke’ye uzanan demiryolu hayal eder. Hicaz Demiryolu Projesi 1892 yılında Sultan’a sunulur ve çok masraflı olmasına rağmen Sultan Abdülhamit milli kaynaklarla demiryolunun inşasına onay verir. Bu proje, bütün İslam aleminde takdirle karşılanır. Lakin İmparatorluğun ekonomisi bu ağır bütçeyi kaldırmakta zorlanır. Bunun için İslam dünyasından katkı istenir ve ilk katkıyı da Sultan, 50 bin lira ile kendisi yapar. Sultan’dan sonra, devletin üst düzey yöneticileri, tarikat şeyhleri ve toplum demiryolu için yardımda bulunmaya başlar. Yardım faaliyeti o kadar yaygınlaşır ki, Afganistan, Hindistan, Fas, Tunus, Cezayir, İran gibi ülkelerden bağış yağmaya başlar. Hatta Amerika’daki az sayıdaki Müslüman bile bu demiryoluna maddi bağışta bulunurlar. Ama demiryolu tamamlanmadan II. Abdülhamit tahttan indirilir ve bu nedenle bağışlar aniden durur. Öte yandan Ortadoğu’da Osmanlı etkisini kırmak isteyen İngilizler de, “Osmanlı paraları israf ediyor” diye propagandaya başlarlar. 1464 kilometrelik hat güç bela bitirilebilmiştir. Sultan Abdülhamit hattın Mekke bölümü inşa edilirken, Hz. Muhammet’i rahatsız etmemesi için rayların altına keçe döşenmesi emrini vermiştir. Bu hat üzerindeki her şey tamamen Müslüman halka göre ayarlanır, trenin içerisinde abdest ve namaz için gerekli yerler yapılır ve tren seferleri de namaz vakitlerine göre ayarlanır. Ama İngilizler boş durmazlar, 1. Dünya Savaşı’nda yaptıkları propaganda ile Arap milliyetçiliğini körüklerler. Büyük Arabistan kurma hayalindeki ayrılıkçı Arapların isyanları sırasında Hicaz demiryolu çok sayıda sabotaja maruz kalır, lokomotif ve raylar tahrip edilir. Son sefer, 26 Mart 1918’de yapıldıktan sonra Türkleri ve Arapları birbirine bağlayan Hicaz Demiryolu, tarihin sayfaları arasına gömülür. (İngilizler’in demiryoluna ait parça getirene para verdikleri rivayet edilir.) Cumhuriyet Dönemi’nde trenler Birinci Dünya Savaşı bitmiş, Kurtuluş Savaşı’ndan Türkiye alnının akıyla çıkmıştır. Dünyada kara taşımacılığı için arabalar yollara çıkmaya başlar. Bütün bunlarla birlikte yeni T.C. Hükümeti trenleri halen gelişmişlik çıtası olarak görür. Hedef, memleketi demir ağlarla örmek ve muasır medeniyetler seviyesine çıkarmaktı. Osmanlı’da demir yolları genellikle yabancı devletlerin menfaatleri doğrultusunda inşa edilmişti. Türkiye Cumhuriyeti ise milli ekonomiyi ayağa kaldırmak için demiryolu stratejisini geliştirdi. Bu nedenle, 1. ve 2. Beş Yıllık Sanayileşme Planları demiryolu taşımacılığına göre hazırlandı. Cumhuriyet’in kurucuları, Osmanlı’dan ders çıkarmış ve milli kaynaklarla demiryolunu geliştirmeye karar vermişlerdi. Yeni bir savaştan çıkıldığı için ülke ekonomisi harap durumdaydı. Buna rağmen ikinci dünya savaşına kadar, 3.208 km’lik demiryolu yapılır. Pamuk, demir-çelik gibi sanayi ürünleri taşıyacak hatlar bu dönemde inşa edilir. Örneğin, Ergani hattı bakır, Adana ve Çetinkaya hatları pamuk, Kalın-Samsun, Irmak ve Zonguldak hatları kömür hattı olarak adlandırılır. Trenle Anadolu’nun az gelişmiş bölgelerinin de gelişmesi amaçlanır ve Kayseri, Sivas, Malatya, Niğde, Elazığ, Diyarbakır ve Erzurum raylarla birbirine bağlanır. Ayrıca Cumhuriyet döneminde Fransız, Alman ve İngiliz şirketler tarafından işletilen demir yolları da millileştirilir. Yabancı devletler menfaatleri gereği demiryollarının yüzde 70’ini Konya’nın batısında inşa etmişlerdi. Cumhuriyet döneminde ise yüzde % 78.6’si Konya’nın doğusuna döşendi. Lakin, 1950 sonrası ise karayolu taşımacılığının dünyada çok hızlı gelişmesi ve bu yöntemin daha pratik oluşu nedeniyle Türkiye’de demiryolları ihmal edilir. Türkiye’de demiryolları bu dönemden sonra öyle bir unutulur ki, şu an halen 50, hatta 100 yıl önce inşa edilen demir yolları kullanılmaktadır. Demiryollarının ihmal edildiği gerçeği son zamanlara kadar Türkiye’deki yöneticilerin, hatta medyanın bile farkında olmadığı bir olguydu. Ünlü araba firmaları, lastik markaları, otobanlar derken, toplum karayoluna odaklanmıştı. Ta ki, dünyadan hızlı tren haberleri gelene kadar… 571 km’lik hıza çıkan trenlerin haberleri medyaya düş- meye başladığında, dönüp kendi demir yolumuza baktık ve ihmali fark ettik. Şimdi demiryolları yeniden çağdaşlığın ve gelişmişliğin bir simgesi haline geldi. 100 yıllık bir ihmali, birkaç yılda aşıp bizim trenlerimiz de 500 km yol yapsın istiyoruz. Şimdilik 250 km. Buna şükretmeli ve daha hızlısı için çalışmalıyız. 20. yüzyılın raylarının üzerinde 21. yüzyılın trenlerini yürütmeye kalkmamalı… Hadi kalktık, bu defa raydan çıkınca şaşmamalı. Aslında trenin hikayesi Anodulu insanın makus talihinin hikayesi gibidir. Osmanlı toprağı işgale uğramadan önce, İngilizler, Fransızlar, Almanlar topraklarımıza gelmiş ve tren yollarını yapmışlar. Azınlıklar ve yabancılar demiryolu işletmelerinde yöneticilik yaparken, gariban Anadolu halkı kendi toprağında demiryollarının işçiliğini yapmış. Savaş olmuş, fakir analar, biricik çocuklarını trenlere doldurmuş, savaşa göndermiş. Trenler, Çanakkale savaşında 16 yaşındaki çocukları şehit olmaya götürmüş. Savaş bitmiş, açlık başlamış, bu kez ekmek parası niyetine trene doluşmuş insanımız. Diyarbakır’dan, Samsun’dan, Erzurum’dan trene atlamış, Haydarpaşa’ya inmiş. Sirkeci’den Alamanya’ya gitmiş, para kazanıp aynı trenle yurduna dönmek için. Lakin, giden gitmiş, geriye sadece türküler kalmış: Gözüm yolda gönlüm darda Ya kendin gel ya da haber yolla Duyarım yazmışsın iki satır mektup Vermişin trene halini unutup Kara tren gecikir belki hiç gelmez Dağlarda salınır da derdimi bilmez Dumanın savurur halimi görmez Gam Dolar Yüreğim Gözyaşım Dinmez 46 Depresyon Modern Çağın Çözmekte Zorlandığı Hastalık kederli, bakışları boş ve donuk, omuzları düşüktür. Bazı durumlarda ise kişi depresyonda olduğunu kabul etmez ve depresyonun varlığı başkalarının gözlemlerine dayaDepresif ruh halini narak tanımlanır. İştah bozulmaları yaşamakta olan kişi, yaoldukça sıktır ve genellikle iştah şadıklarını genellikle çöküntü azalması, ender olarak iştah artmaduygusu, hüzün, umutsuzluk ve kası görülür. Bu durumlara kilo kaybı ya da artışı eşlik eder. Uykuya dalramsarlık olarak tanımlar. Yüzü kederli, mada güçlük, uyanıp tekrar uyuyabakışları boş ve donuk, omuzları düşüktür. Bazı durumlarda mama veya alışılmıştan daha uzun ise kişi depresyonda olduğunu kabul etmez ve depresyosüre uyuma, gün boyunca uyuklanun varlığı başkalarının gözlemlerine dayanarak tanımlanır. ma, gün ortasında uzun uykular biçiminde uyku güçlükleri görülebilir. Bazı durumlarda kişi huzursuzluk, yerinde epresyon: Kelime anlamı kısaca duramama, sürekli dolaşma, el ovuşturma, çöküntü olarak tanımlayabilecesaçlarını, derisini, giysilerini ya da diğer objeğimiz bu hastalığı bilinen ve bileri ovma ya da çekiştirme biçiminde davranış linmeyen yönleri ile toparlamaya değişiklikleri gösterebilir… Konuşmanın ağırçalışacağım. İnsanoğlunun mizaç laşması, cevaplardan önceki sürelerin uzaması, diye tanımlayabileceğimiz duygu, düşünce ve davranışlarını ilgilendiren yapısının yumuşak ve tek düze ses tonu, hareketlerde yaetkilenmesi sonucu hastalık bulguları başlıyor… vaşlama, konuşma içeriğinin fakirleşmesi ya da Bu etkilenme çöküntü, karamsarlık, umutsuzluk konuşamama gibi bulgular görülmeye başladıyönünde artıyorsa işte buna biz depresif durum ğında hastalık iyice yerleşmiş olarak kabul edidiyoruz... Dünyaya bakan gözlüklerimizin kasvet- lir. Zaman içinde yakınmalara ek olarak enerji düzeyinin düşmesi ve hareketsizlik, yorgunluk li ve karanlık olması ile hastalık bulguları da başgibi yaşamı çekilmez kılan bulgular görülebilir. lıyor. Hastalığı başlatan çeşitli sebepler sonucu Değersizlik duyguları kendini yetersiz hissethastalık belirtileri ortaya çıkıyor. mekten, kişinin kendi değerine ilişkin gerçeğe hiç uymayan olumsuz inançlara kadar değişen tonlarda ortaya çıkabilir. Depresif kişi bundan ötürü önemsiz hatalarını bile abartır ve değerDepresif ruh halini yaşamakta olan kişi ya- sizliğini kanıtlayacak ipuçları arar. Geçmişte yaşadıklarını genellikle çöküntü duygusu, hüzün, şanmış ya da yaşanmakta olan olaylara ilişkin umutsuzluk ve karamsarlık olarak tanımlar. Yüzü abartılı suçluluk duygusu ve kendini sorumlu [email protected] D SAĞLIK 47 Yazı: Dr. Ali Akben Depresif kişinin yüzü kederlidir görme eğilimi yaşanır. Dikkati toplayamama, düşüncede yavaşlık ve karar vermede güçlük sık görülen belirtiler arasındadır. Problemi kabul ederseniz çözümü bulursunuz Ölümle ilgili düşünceler, kendisinin ve diğerlerinin ölümle huzura kavuşacakları inancı, intihar düşünceleri ya da girişimleri görülebilir. Sebepsiz yere ağlamalar, sıkıntı ve panik nöbetleri, hırçınlık, beden sağlığına ilişkin aşırı kaygılar ve takıntılar, düşüncede durağanlaşma, donuklaşma ve unutkanlık gibi bulgular değişik derecelerde görülebilir… Hastalığın sebepleri konusunda çok sayıda tez hâlâ tartışıladursun kısaca beynimizin berraklaşmasını da sağlayan seratonin hormonunun azalması birinci derecede kabul gören bir teoridir. Bunun dışında ailevi yatkınlık, yaşanan ruhsal ve psikolojik travmalar, stres, gerilim, aile içi çatışmalar, ölümler, hastalıklar, maddi ve manevi sorunlar, çalışma koşullarındaki olumsuzluklar gibi bir dizi sebep sonuç ilişkisini gözden geçirmek gerekebilir… Depresyona girmiş bir hastayı biz hekimler kısa bir sorgulama ve muayeneden sonra teşhis etmekte zorlanmayız. Sanılanın aksine hastalığın tedavisi genellikle yüz güldürücü ve olumlu sonuçları ile hekimler ve hastalar için umut vaat ediyor... Tedavide son yıllarda yan etkiden arındırılmış ilaçlar işimizi oldukça kolaylaştırmış olmakla birlikte terapötik destekler muhakkak önemsenmeli ve yapılmalıdır... Tedavide hareket, eksersiz ve yürüme işimizi oldukça kolaylaştıracaktır. Ortada bir problem olduğunu ne kadar çabuk kabul ederseniz, çözüm bulmanız o kadar kolay olur. Geceleri uykunuzun bölünmesi depresyonun belirtilerinden biridir. -Olabildiğince normal bir uyku düzeni yerleştirmeye çalışın. -Fazla kahve, çay ve alkolden uzak durun. -İşlerinizi önceliklerine göre sıralayın ve mümkünse bir kısmını başkalarına havale edin. Kendinize bir günde ne kadar iş yapabileceğinizi sorun ve sadece o işler üzerinde yoğunlaşın. -Sevdiğiniz insanlarla daha çok vakit geçirin. -Başarabileceğinize inandığınız hedefler belirleyin. -Sorunlarınızı, yaşadıklarınızı dostlarınızla paylaşın. -Beslenmenize özen gösterin ve sebze mey- ve ağırlıklı, ağır olmayan, sindirim sistemini rahatlatıcı gıdaları tercih edin. -Sizi sıkacağını bildiğiniz ortamlara girmekten sakının. Örneğin sizi duygulandıracağından emin olduğunuz her ne durum olursa olsun ondan kaçmak gerekir. Dünya Sağlık Teşkilatı’nın önümüzdeki 10–20 yıl içinde depresyon hastalığının en önemli sağlık problemi olduğunu öngörmesi hastalığı tanıma ve korunma hususunda dikkatli olmamızı gerektiriyor. Her türlü hastalığın tedavisinde önemli olan hasta – hekim diyaloğu bu tür hastalıklarda çok daha fazla önem arz ediyor. Tükenip bitmiş bir insana ufuk olabilen ışık olabilen, hekimler olmamız tedaviye önemli artıları ile birlikte destek olmaktadır. Bu anketi yapın, kendinizi test edin Tedavilere direnen ve bir türlü iyileşmeyen hastalara psikoterapi ve çeşitli uğraşılar yanında transkranyal manyetik stimülasyon gibi tedavi desDr. Ali Akben tekleri de verilmelidir. Her insan zaman içerisinde aşağıda maddeler halinde özetlemeye çalıştığım mini depresyon anketini kendisi için yapsın diyorum... Aşağıdaki 10 sorudan beş tanesine evet diyorsanız bir nörolog ya da psikiatriste başvurmanız yılanı küçükken öldürmenizi sağlayarak sizi depresyonun pençesine düşmeden korunmanızı sağlayabilir… Kısa maddeler halinde: • Eskiden sizin için önemli olan şeyler artık sizi mutlu etmiyorsa, • Yerinizde oturamayacak kadar huzursuzsanız, • Kendinizi mutsuz, yorgun ve umutsuz hissediyorsanız, •Cinsel istek azalması yaşıyorsanız, • Konsantre olmakta ve birtakım kararlar almakta zorluk çekiyorsanız, • Artık kendinize güvenmiyorsanız, • Kendinizi suçluyor ve değersiz hissediyorsanız, •Her şeyi ama her şeyi unutur olduysanız, • Uykusuzluk çekiyorsanız, • İştahınız yoksa ve gün geçtikçe kilo kaybediyor ya da aşırı kilo alıyorsanız, • Ölümü sık sık hatırlıyor ve yaşama isteğiniz azalıyorsa sizde depresyona giriyor veya depresyonda olabilirsiniz… 48 49 Çocuklar İçin Hızlı Okuma… Gelişen dünyamızda arttık bilgiler çok çabuk eskimektedir. Bizler de geri kalmak istemiyorsak, çok okumalı ve okuma hızımızı artırmalıyız. Normal bir okuma alışkanlığıyla bu hızı yakalayamayız. Bunun için hızlı okumanı tekniklerini öğrenerek geleceğin dünyasına adım atmaya hazır mısınız? kelimeyi beyne gönderir. Fotoğrafı çekilen kelime dizileri de beynin görme merkezinde anlam kazanır. Ç [email protected] KİŞİSEL GELİŞİM Nereden çıktı bu hızlı okuma? ocuk yaşlarda hızlı okumayı öğrenmek, ilerleyen yaşlarda insanlara çok büyük avantajlar getiriyor. Eğitim sistemimizin kıyasıya bir yarış üzerine kurulu olduğunu düşünürsek, hızlı okuma, onları bu yarışta bir adım öne geçiriyor. Hızlı okuma nedir? Gözümüzü tembellikten kurtarıp çabuk görmeye alıştıran, gözün görme alanını genişleten, okurken göze belli bir ritim kazandıran teknikler sonucunda, bir dakikada okuduğumuz kelime sayısının artmasına biz “hızlı okuma” diyoruz. Hızlı okuma, kelimelerin tek tek değil de ikişer ikişer ya da üçer üçer görülmesidir. Hatta zamanla cümlenin tamamının ya da paragraf paragraf görülmesi de mümkün olur. Göz bu sırada sanki kelimelerin, cümlelerin fotoğrafını çekmektedir. Bu sırada gözümüz daha kısa sürede daha fazla Dünyada pek çok ülke birbiriyle savaşıyordu. Uçaklar gökyüzüne havalanıyor, insanların üzerine bomba atıyordu. Bombalanan yerde çok sayıda insan hayatını kaybediyordu. Gökyüzündeki uçaklar düşman uçaklarıysa, askerler hemen alarm düğmesine basıyorlardı. Alarm sesini duyan halk ise yer altında bulunan sığınaklara koşuyordu. Tehlike geçince sığınaktan çıkarak günlük hayatlarına devam ediyorlardı. Ama askerler gökyüzündeki uçakların dost uçaklar mı yoksa düşman uçaklar mı olduğunu hemen anlamıyorlardı. Bazen düşman uçaklarını vaktinde göremiyorlardı. Düşman uçakları da insanların üzerine bomba yağdırıyordu. İnsanların hayatta kalması için bu önemliydi. Bunun için bilim adamları araştırma yapıyordu. En sonunda Amerika’da Ohio Üniversitesi’nde görevli olan Dr. Renshaw “takistoskop” adı verilen bir alet geliştirdi. Takistoskop, büyük bir ekranda kısa aralıklarla değişen görüntülerin yanıp söndüğü bir aletti. Bu alet ile yapılan çalışmalar sonucunda uçakları gözleyen askerler daha kısa sürede uçakların dost mu düşman mı olduğunu anlamaya başladılar. Daha sonra eğitimciler “Bu alet görme alanındaki uçakları daha çabuk görmemizi sağlıyor, acaba okuduklarımızı da daha çabuk görmemizi sağlar mı? Okuma hızımı da artırır mı?” diye düşünmüşler. Takistoskopu kullanarak tembel gözlerin daha hızlı hareket etmesini sağlamışlar. Bu sayede gözün görme alanı genişlemiş. Aynı zamanda insanlar kelimeleri daha çabuk tanıyarak kavramış. Tembelliği üzerinden atan, artık çalışkan olan gözler de okumada hız yapmaya başlamış. Böylece hızlı okuma ortaya çıkmış. Hızlı okumanın önemi Hızlı okumanın önemini şöyle açıklayabiliriz: Hızlı okuma ile hem ödevlerinizi daha çabuk okuyup anlarsınız hem de ders dışında roman, hikaye kitabı okuyacak ve oyun oynayacak zamanınız kalır. Sınavlarda sorulan soruları daha kısa sürede okuduğunuz için soruya vereceğiniz cevabın süresi artar. Böylece sınavlardaki başarılarınız artar. Ders çalışma sürenizi azaltacağı için tekrar etme süreniz artar. Gözleriniz bir defada daha fazla kelime gördüğü için daha az yorulur. Okuma hızınız arttıkça bilginiz artar böylece kendinize duyduğunuz güven artar. Bizler aynı sürede ne kadar fazla kelime okursak o kadar hızlı okumaya başlar ve o kadar fazla bilgi ediniriz. lar. Kitap okumak bizleri daha iyimser yapar. Daha çok okumak daha iyimser yapar. Daha bilgili olduğunuz için, arkadaşlarınızla daha iyi ilişkiler kurabilirsiniz. Ders çalışırken daha kısa sürede daha iyi anlayacaksınız. Böylece daha verimli çalışacaksınız. Eğlenmeye ve dinlenmeye daha çok zamanınız kalacak. Hızlı okumayı etkileyen faktörler Kitap ya da dergi okurken okuma hızınızı yavaşlatan ve okuduğunuzu anlamanızı zorlaştıran bazı etkenler vardır. Bunları şöyle açıklayabiliriz: Okuduğunuz cümlenin anlamından çok kelimelerin anlamına takılıp kalmanız. Hece hece ya da kelime kelime okuma alışOkuma hızınızı nasıl ölçeceksiniz? kanlığının yerleşmiş olması. Sesli okuma alışkanlığının olması. (KelimeleBir metni okumaya başlamadan önce krono- rin gözümüz tarafından fotoğraflarının çekilerek metre tutun ya da saatinizdeki saniyelere bakın. okumaması ışık hızıyla olurken, sesli okuma ses Metni okuyup bitirdiğinizde okuduğunuz kelimele- hızıyla gerçekleştirilir. Ses hızı ışık hızından yavaş ri sayın. Örneğin, 600 kelimelik bir okuma metnini olduğu için de daha yavaş okunur.) 300 saniyede bitirmiş olun. Dakikada kaç kelime Okunan parçada bilinmeyen kelimelerin fazla okuduğunuzu şöyle hesaplayabilirsiniz: olması. (Bilmediğiniz kelimeleri okumanız bittikten Metindeki toplam kelime sayısı sonra öğrenmeli ve anlamını kelimenin üzerine X60 Okuma hızı = yazmalısınız. Her gün Türkçe sözlükten bilinmeOkuma süresi (saniye) yen kelime öğrenirseniz kısa sürede bunları kalkıcı 600 kelime Okuma hızı = = 2 x 60 = 120 kelime hafızamıza alırsınız). = 2 x 60 = 120 kelime okuyorsunuz. okuyorsunuz. 300 saniye Okunan cümlenin anlaşılmaması durumunda Hızlı okuma çocuklara ne kazandırır? sık sık geriye dönerek tekrar edilmesi. Okumanın uygun bir ortamda yapılmaması. Arkadaşlarınız bilmedikleri pek çok konuyu Okuma amacının olmaması. (Neden okudusize sorarak öğrenmeye çalışacak. Böylece sınıf- ğunuzu bilmezseniz okuduklarınızı anlamanız taki popülerliğiniz artacak. güçleşir. Okuma ile ne kazanmak istiyorsunuz, Daha çok kitap okuyacağınız için hem bilgile- hangi konuda bilgi sahibi olmak istiyorsunuz, rinizi artıracaksınız hem de ilgilendiğiniz alanları bunları iyi bilmelisiniz.) Gelişen dünyamızda artdaha iyi anlayacaksınız. Kendinizi tanıyacaksınız. tık bilgiler çok çabuk eskimektedir. Bizler de geri Hızlı okuma layları anlama ve anlatabilme ye- kalmak istemiyorsak, çok okumalı ve okuma hızıteneğinizi artıracak. Bu da sizi diğer insanlardan mızı artırmalıyız. Normal bir okuma alışkanlığıyla ayırarak daha bilgili olmanızı sağlayacak. bu hızı yakalayamayız. Bunun için hızlı okumanı Kitap okuyan kişiler boş boş oturmadıkları için tekniklerini öğrenerek geleceğin dünyasına adım karamsar ve kötü düşüncelerden de uzak durur- atmaya hazır mısınız? Bu yazı Çocuklar İçin Hızlı Okuma Kitabı’ndan alınmıştır. Okuma hızınız arttıkça bilginiz artar, böylece kendinize duyduğunuz güven artar. 51 50 Para Kültürü KÜLTÜRÜMÜZ Para ekonomik hayatın işleyişinde büyük bir öneme sahip. Mübadelenin yapılmasında sağladığı kolaylık sebebiyle paranın kullanımı yaygınlaşmış ve günümüzün ekonomik yaşayışında vazgeçilmez bir unsur olmuştur. Paranın kullanılmadığı dönemlerde bir malın doğrudan doğruya diğer bir malla mübadelesi söz konusu idi. P arayı bu kadar irdelemişken Türk Nümismatik Derneği Başkanı Cem Mahruki ile para ve hikayesine dair bir söyleşi gerçekleştirdik. Ülkemizde eski paraları muhafaza etme noktasında ciddi bir duyarsızlık olduğuna değinen Türk Nümismatik Derneği Başkanı Cem Mahruki, “Üzülerek söylüyorum, çuval çuval paralar eritilip kolye bilezik oldu yazık ki! İngiltere’de eski paraları eritmemek için kanun var çünkü gümüş, bakırın bir maden değeri var. Ancak para olarak değeri illaki bu maden değerinin üstündedir ama bunlar eriyince maden olup gidiyor,” dedi. Cem Mahruki’nin biriktirme tutkusu bu gün sahip olduğu eşsiz koleksiyonun da temellerini atar. “İlkokul defterleri ve kitaplarını saklayan kaç kişi vardır bilmiyorum fakat ben kendiminkileri muhafaza ediyorum. Çocukluk yıllarımızda çizgi roman mecmuaları vardı. Okumaktan epey keyif aldığım bu dergileri sayı sayı ciltlettirdim matbaada. İşte o zamanlar farkında olmadan koleksiyoner olma yolunda küçük adımlar atmaya başlamışım. Belki de genlerde olan bir şey bu. Büyükbabam Cafer Bey de iyi bir koleksiyoncuydu. Cafer Bey halı, kitap, pul koleksiyonları yapmış. Ancak ne yazık ki bunların bir kısmı talihsiz bir yangında kül olmuş. İstanbul işgal edilince büyükbabam sahip olduğu koleksiyonu koruyabilmek ve zarar görmesini önlemek için Bilecik tarafına taşımış. Ancak Yunan askerlerinin yakıp yıktığı Bilecik’te zarar gören sadece şehir değilmiş tabi. Büyükbabamın İstanbul’dan getirdiği koleksiyonunun da büyük bir bölümü yanmış. Koleksiyondan geriye kalan paraları ise babam, Ankara’daki Etnografya Müzesi’ne ve buradaki Arkeoloji Müzesi’ne vermiş. Bu noktadan hareketle, koleksiyonculuk benim genlerimde var demek doğru bir ifade sanırım. Ancak ailede de bir tek bende var bu. 5 çocuk, bir sürü torun arasında koleksiyon yapmaya ilgi duyan da yalnızca benim.” Ağırlık Cumhuriyet Dönemi paralarında Koleksiyonunun büyük bir bölümünün Cumhuriyet Dönemi paralarından oluştuğunu kaydeden Cem Mahruki, “Kâğıt paraya önem verdim. Cumhuriyet kâğıt paralarını serileriyle a-b-c veya 1-2-3 şeklinde toplayarak, bu koleksiyonu 80’li yılların başında tamamladım. Sonra Cumhuriyet’in madeni paralarını toplamaya başladım. Bunlara ek olarak kâğıt, madeni para, jetonlar, jeton derken köprü jetonu, tramvay jetonu gibi materyalleri de koleksiyonuma kattım. Hatıra paralar var tabi ki. Hatıra paraların ilk çıkışı 1970 yılıdır. Darphane basar bunları. Bir de hatıra madalyonlar var, bir olayın anısına basılmış olan. Mesela Sivas, Erzurum İstasyonu’nun açılışı anısına basılan madalyonlar” şeklinde konuştu. Para koleksiyonu yapmanın belli bir birikim gerektirdiğinin altını çizen Mahruki, şöyle devam etti: “Para koleksiyonculuğun sonucu olarak ifadelendirilebilir. Bunu yapmak için elbette ki kültürel ve maddi bir birikime sahip olmanız gerekir. Bunlar da takdir edersiniz ki 20’li yaşlarda edinilmiyor. Ancak kültürel ve maddi birikim kazandıktan sonra yapılıyor. Dünya üzerinde milyonlarca insan para koleksiyonu yaparken bizde talep az, gerekçe de ne yazık ki kanun.” Sultan Abdülmecit’ten sonra basılan paralar Cem Mahruki, ülkemizde Sultan Abdülmecit’ten sonra basılan paraların koleksiyonunu yapmanın serbest olduğuna değindi: “O tarihten evvelki paraların koleksiyonunu yapmak içinse kayıtlı koleksiyoncu belgesi almanız gerekiyor. O belgeyi aldıktan sonra müzenin size sattığı 100 yapraklı defteri almanız, sözü edilen bu 100 yapraklı defterin 1 yaprağına 2 adet paranın ön ve arka yüzlerinin büyükçe resmini yapıştırmanız gerekiyor. Ardından bu fotoğrafın yanına da bu paranın hangi yıla ait olduğu ve cinsinin ne olduğu, gümüş mü, bakır mı, vs. gibi bilgileri yazmanız gerekiyor. Bu işlemi iki ayrı defterde tekrar etmeniz şart. Biri sizin evinizde duran defterde diğeri de sizin adınıza müzede duran defteriniz için. İşte bu tür ayrıntılar ve bitip tükenmek bilmeyen prosedürler, para koleksiyonu yapmak isteyenleri korkutuyor ve bıktırıyor.” Para koleksiyonerlerinin önünde ciddi bir sorun olarak duran bu yasanın değişmesi için gerekli çabayı gösterdiklerini belirten Mahruki, bu konu ile ilgili sayısız sempozyum yapmalarına ve gerekli bir takım girişimlerde bulunmalarına rağmen sonuç alamamaktan şikayet ediyor. Belki bir müze açılabilir Sahip olduğu binlerce materyalin bir kısmını evde, bir kısmını da kasalarda muhafaza ettiğini belirten Cem Mahruki, “Bunca yıl büyük bir sabır ve özveriyle biriktirdiğim bu materyallere ne olacağını düşünüyorum bazen. Elbette her koleksiyonerin taşıdığı bu endişe zaman zaman beni de düşündürüyor. Gözünüz gibi baktığınız ve her birinden ayrı bir haz aldığınız bu materyallere sizin kadar özen gösterecek biri olmaması üzücü. Bir müze açılabilir ve orada sergilenebilir bunlar. Bu tarz birkaç projem var tabi ki ancak hayata geçirme noktasında atılmış somut adımlarım yok” dedi. Koleksiyonunu emanet etme noktasında da ciddi bir güven sorunu yaşadığının altını çizen Mahruki, “İnsan kime güveneceğini ve bu materyalleri kime nasıl emanet edeceğini bilmiyor. Bakın ilginç bir ayrıntı paylaşmak istiyorum sizinle; Kültür Bakanı’nın mecliste bir milletvekilinin soru önergesine verdiği cevaptır bu, diyor ki sayın Bakan, ‘1993 yılı ile 2003 yılı arasındaki zaman diliminde Türkiye Müzeleri içinde 357 bin küsur eser yangın, deprem, sel ve başka gerekçeler neticesinde komisyon marifetiyle envanter kaydından düşülmüştür. Buna 3 bin de ben ekliyorum, 360 bin oluyor bu rakam. 10 yıllık periyot olduğu için 10’a bölüyorum bu rakamı. 53 52 Bakır para ve pırlantalarla süslü nişan Koleksiyonunu oluşturan her bir materyalin kendisi için değerli olduğunu söyleyen Mahruki, “Sadece maddi anlamda değil elbette manevi değeri de oldukça yüksek parçalar var. Çok önemli ya da manen değeri diğerlerinden daha büyük bir materyal var mı derseniz, yanıt vermesi güç bir soru bu. Şöyle izah etmeye çalışayım: Pırlantalarla süslü bir nişan vardır elinizde, öte yanda bakır bir para. Ancak düşünülenin aksine bu bakır para pırlantalarla süslü nişandan daha değerlidir, sahip olduğu kimi nitelikler yüzünden,” diye açıkladı. Keyifli bir süreç ‘Cumhuriyet Hatıra Madalyaları’ kitabını hazırlıyoruz [email protected] KÜLTÜRÜMÜZ Senede 36 bin eser Türkiye müzelerinden uçuyor. Bu tablo elbette bizleri endişelendiriyor ve aşmakta zorlandığımız bir güven sorunu yaratıyor,” şeklinde konuştu. Koleksiyonunu yurt içinde çeşitli yerlerde sergilediğini ifade eden ve gördüğü ilginin kendisini son derece mutlu ettiğini belirten Cem Mahruki, geleceğe ilişkin hedeflerini şöyle özetliyor, “Hatıra paralarla ilgili yazdığım kitabı darphane bastı. Buna ek olarak Darphane Müzesi’nde danışmanlık yaptım. Şu an ‘Cumhuriyet Hatıra Madalyaları’ kitabını hazırlıyorum. Yüzde 80-90’ı bitti. ‘Osmanlı Madalya ve Nişanları’ kitabını hazırlamaya çalışıyoruz. Birkaç yıl oldu başlayalı. Garo Kürkman isimli bir arkadaşla ortak götürüyoruz bu projeyi. Varlığını bildiğimiz ama dünyanın hiçbir yerinde henüz fotoğrafını çekmek için örneğini bulamadığımız 200 yıllık materyaller var. Dünya müzelerini ve özel koleksiyonları taradık, bununla ilgili çalışmalarımız var.” Koleksiyonundaki materyaller ile ilgilenmekten inanılmaz bir keyif aldığını ifade eden Cem Mahruki, “Hepimiz günlük yaşamın stresinden ve karmaşasından sıkıldığımızda ve yorulduğumuzda kendimizi meşgul edecek ve gerilimimizi azaltacak bir uğraşa kanalize oluruz. Böyle durumlarda ben de koleksiyonuma yoğunlaşıyorum. Bu materyalleri elinize alıp, onlarla ilgilenmeye başladığınızda tüm olumsuzlukları geride bırakıyorsunuz. Ertesi güne daha güçlü ve dinamik başlıyorsunuz. Bunları toplamak çok keyif veriyor bana. Bunu örneklemek gerekirse şöyle ifade edeyim. Bir hatıra madalyası almıştık. Üzerinde MİTC yazıyor. Ne olduğu hakkında bir fikrimiz yok. Günlerce araştırdık, bu süreç bile keyif vericiydi. Sonradan öğrendik ki açılımı; Milli İktisat Tasarruf Cemiyeti. 1930’lu yılların madalyasıydı” diye konuştu. Darphaneyi takip etsinler Koleksiyonculuğa, para koleksiyonculuğuna ilgi çekmek için sergiler yaptıklarını kaydeden Cem Mahruki , “Bu konu ile ilgili yayınlarımız var. Para koleksiyonu yapmak isteyenlere önerim; Koleksiyonlarına koydukları kağıt paranın ya da madeni paranın matbaadan çıktığı gibi olmasına dikkat etsinler. Madeni para içinse, onun hiç kullanılmamışını bulmak lazım. Darphanenin koleksiyon servisine üye oluyorsunuz, size mektup gönderiyorlar; ‘bünyemizde şu hatıra paralar çıktı, onu alın’ diye. Ayrıca geçmiş yılın tedavül paralarını set olarak, almak mümkün. Bu günden başlayarak geriye doğru gidilir. Darphane bu çalışmaları yapıyor, takip etmek lazım.”diyerek koleksiyon yapmak isteyenlere önerilerde bulundu. ‘Para’nın Hikâyesi K aynaklar en eski paranın M.Ö. 2900 yıllarında kullanılan altın ve gümüş sikkeler olduğunu göstermektedir. Yapılan kazılarda altın ve gümüşün doğal alaşımı olan elektromdan basılan paralara rastlanmıştır. Bu paralar doğal mübadele aracı olarak dolaşıma girmiştir. İç piyasada ise en çok gümüşün ödeme aracı olarak kullanıldığı bilinir. Osmanlı’da 18. yy.’a kadar para sisteminin temelini teşkil eden gümüş sikkelerin ağırlığı ve ayarı devlet tarafından tespit edilmiştir. Osmanlı, gümüş sikkeleri kendi darphanelerinde ve imtiyaz verdiği bazı özel darphanelerde basılmasına izin vermiştir. Ayrıca, özel kişilere de tuğra resmi karşılığında ellerindeki külçelerden sikke kestirmek hakkı tanınmıştır. Osmanlı”da gümüş ve altın paralar bulunuyordu. Zamanla altın ve gümüş üretimi arasında dengesizlik ortaya çıktı ve parite bozuldu. Gümüşteki üretim artışı, değerini düşürdü ve bu sikkeler zamanla kaybolmaya başladı. Çift metal sistemini ayakta tutmak için 19.yy.’ın ikinci yarısından itibaren, serbestçe bastırılmasının durdurulması gibi önlemler alındı. Osmanlı’da para birimi AKÇE idi Osmanlılar’da para sistemi Darphane Emini üzerine kuruluydu. Bu mevkii, kubbe vezirlerinden ve defterdarlardan tayin edilmekteydi. Konuyla ilgili bir tamimde: “Sikke denilen şey, her devlet tebeasının alışverişte birbiri aldatmamak ve gerek ağırlığında ve gerek değerinde bir fesat olmamak için padişah adına damgalanmış altın ve gümüş parçaları demektir. Memlekette geçen sikkenin ağırlığı ve değeri bilinmek için sahip-i mülk olan padişahın sikkesi olması lazım gelir” denmektedir. Bilindiği gibi Osmanlı’da para birimi günüş olan Akçe idi. Fatih Sultan Mehmet’e kadar bu paraların ayar ve ağırlığı hiç değişmezdi. Fatih, zamanında 6 kırat olan ağırlığı 5 kırata indirildi. Bu değişimden sonra, bazı sultanların devirlerinde de ağırlık ve kıratta değişiklikler yapıldı. 1898 senesinde bileşimi yalnız gümüş ve bakır karışımından meydana gelen 148,000 lira tutarında 10-5 paralıklar bastırıldı. Bu paraların halk arasındaki adı Metelik’ti. 1840 senesinde Sultan VI. Mehmet Han devrinde 40 ve 10 paralıklar ve Kaime adı verilen 500 kuruşluk kıymetinde kağıt paralar bastırıldı. 1851’de 10 ve 20 kuruşluk kaimeler piyasaya çıkartıldı. 1863 yılında alınan bir kararla, kaime basılmasına ve tedavülüne son verildi. Bu tarihten sonra alı-veri işlemleri yalnız madeni paralarla yapıldı. Kaime basımı 1800’lü yıllarda çalkantılı bir konuydu. 76 senesinde tekrar bastırılması ve tedavüle sokulması kararlaştırıldı ise de 79’da tekrar tedavülden kaldırıldı. Altının kıymet ölçüsü olarak kabul edilmesi ise Sultan V. Mehmet Reşad zamanında 1 Nisan 1916 tarihli Tevhid-i Meskukad hakkında Kanuni Muvakkat ile oldu. Para işinin bir kanuna bağlanması ise Sultan İkinci Abdülhamit Han devrinde yürürlüğe konan Kavaim-i Naktiye Nizamnamesi sayesindedir. Cumhuriyet Dönemi’nde para Cumhuriyet Dönemi’nde ise paranın değeri kıymetli madenlere endekslenmedi. 1924 tarihli 411 sayılı kanun ile 100 paralıklar çıkartıldı. Para global sistemle uyumlu hale getirildi ve banknotların karşılığı Lira’nın mal alım satım gücüne endekslendi. Yani, para birim miktarının değiri itabiri ile özellik kazandı. Paranın satım alma gücüne göre değer kazanması, diğer ülke paralarıyla ilişkisini de belirler oldu. Para basımı bir kanunla T.C. Merkez Bankası’na imtiyaz olarak verilmiştir. İmtiyaz süresi, bitimine 5 yıl kalıncaya kadar uzatılabilir. Günümüzde paranın istikrarı, parite değerini koruması da Merkez Bankası’nın görevleri arasındadır. Ayrıca, 1983’ten sonra çıkartılan kanun hükmündeki kararnamelerle Türk parasını koruma hakkındaki kanun hükümlerinde uluslararası liberal sistemin uygulanması yönünde, bazı düzenlemeler yapılmıştır. IMF ile teknik düzeyde bazı görüşmeler yapılmış 22.03.1990 tarihinden itibaren Türkiye’nin 14. madde (IMF anlaşması) statüsünden 8. madde statüsüne geçtiği ve bu maddenin yükümlülüklerini kabul etmekte olduğu IMF’ye resmen bildirilmiştir. Böylece Türkiye’nin kambiyo rejimi büyük bir serbestliğe kavuşturulmuştur. 54 55 Okula Dönüş Çocuklarımız başarıyı da, çaresizliği de eğitimle öğreniyor. Okul hayatı, çocukların yetişmesinde en az aile kadar önemli. Tatil rehavetinin bitip, büyük bir yarışın başladığı bu dönemde, aileler çocuklarına doğru mesajlar vermeli ve ne olursa olsun “yapamazsın” duygusundan onları uzak tutmalı. [email protected] AİLE Ç ocuk gelişiminde ve dolayısıyla eğitiminde en önemli kurum ailedir. Aileden sonra da okul gelir. Bugünlerde birçok çocuk hayatlarında ilk defa okul deneyimi yaşıyor. Okulla olan ilişkileri, okula bakışları onların geleceğini belirleyecek. İlk günden itibaren okula karşı soğuyan çocuklar, eğitime doğru bir şekilde adapte olamayacaklar. Birçok çocuk ilk defa eğitim öğretime başlarken, bazıları da büyük bir sınav maratonuna hazırlanıyor. Milyonlarca öğrenci, orta öğretim seçme sınavları ve yüksek öğretim seçme sınavları için büyük bir yarışın içerisine girecekler. Rehavetle geçen yaz günlerinin ardından çocukları zorlu bir yarış sürecine hazırlamak zor. İlk defa okula başlayacak olanların da ailelerinden ayrılacak olması ise hem çocuklar hem de aileler için daha da zor. Peki aileler okullar açılırken nelere dikkat etmeliler? Öncelikle okula yeni başlayacak çocukların, aileden sonra ilk temel toplumsallaşma eğitimini alacakları yerin okul olduğunu unutmayalım. Okul dönemi, çocuk için ailesinden ilk ayrılış dönemidir. Çünkü çocuk okula başladığında evden farklı bir ortamda kendini bulacaktır. Okul çevresinde uyulması gereken birçok kural vardır. Çocuk ilk günlerde hem aileden ayrılmak hem de bu kurallara uymakta zorluk çekebilir. Bu bir uyum sürecidir. Bu süreç çocuğun aile yapısı, kişiliği ve yetiştiği çevreye göre değiştiğinden her çocuk için farklıdır. Okulu sevmeme, okula bir daha gitmek istememe ve sabahları aileden ayrılırken ya da servisten inerken ağlama durumları görülebilir. Bu gibi durumlarda aileler şunları yapmalıdır: 1) Onu zorlayan psikolojik nedenleri anlamaya çalışmak, 2) Daha sonra çocuğun okula gitmeme isteğinin yanlış olduğunu belirtmek, 3) Aile olarak çocuğa onu belli saatlerde alınacağı konusunda güven vermek, 4) Çocuğun ağlamalarının boş olduğunu belirtmek, Eğer çocuğun ağlama ve direnmelerine aile olarak boyun eğilirse çocuk, okulu istediği zaman gelip gidilebilecek bir yer olarak görecek, okulu sevmeyecek ve ilerleyen akademik hayatında mutsuz ve başarısız olacaktır. Unutmamak gerekir ki, çocuğun okul ortamına alışması için aile üyelerinin tümünün kararlı, tutarlı olması ve ödün vermemesi gerekir. Tutarsızlık ve “Bugün okula gitmese olur” düşüncesi çocuğun davranışlarını tamamen etkiler ve düzenli olarak mazeret aramaya iter. Uyum sürecinin aşılamaması durumunda ailenin profesyonel yardım alması tavsiye edilir. Sonuçta ne olursa olsun, eğitim bütün bireyler için sıkıcı bir iştir. Bu nedenle, çocuğunuz okulu sevmediği vakit hemen psikoloğa koşmayın. Çocuğunuz ilk defa ailesinden ayrılmış ve hiç tanımadığı insanların arasına gitmiştir. Bazı çocuklarda ise okul korkusu, diğerlerine göre biraz fazladır. Araştırmalar bu tarz çocukların bulunduğu ailelerde genellikle aile bireylerinin birbirine çok bağlı ya da bağımlı olduğunu gösteriyor. Bu tarz ailelerin çocuklarına gösterdiği ilgi dozunu iyi ayarlaması ve okuldaki arkadaşlıklar için çocuklarını teşvik etmesi tavsiye ediliyor. “Başarısızlık” vurgusundan uzak durun İster okula yeni başlasın, isterse devam etsin, bütün çocukların ortak kabusu “başarı” baskısıdır. İlk günden itibaren çocuklar diğer arkadaşlarıyla kıyaslanır ve kendisini başarısız hissedenler arkadaşlarıyla farklı alanlarda rekabete girerler. Araştırmalar çocukların suça itilmesinde eğitim sistemindeki başarı faktörünün de çok önemli olduğunu gösteriyor. Bazı derslere çok iyi motive olamayan çocuklar ilk günden itibaren arkadaşlarından daha geri olduklarını düşünmeye başlarlar ve onlarda Sınav maratonundaki öğrenciler nelerden vazgeçmeli? • Başkalarıyla kendilerini kıyaslamamalı. • Önyargılardan vazgeçmeli. • Sınavların zor olacağına dair düşüncelerden vazgeçmeli. • Yanlış çalışma alışkanlıklarından vazgeçmeli. • Başkasını memnun etme düşüncesinden vazgeçmeli. bu bir aşağılık kompleksinin doğmasına neden olur. Dikkat çekme isteği ise çocuğu, yaramazlıklardan suç işlemeye kadar götürür. (Elbette aile faktörü de önemlidir.) Bu nedenle hem eğitimcilerin hem de ailelerin, çocuklarına “yapamazsın” duygusunu vermemeleri gerekir. Çocukları ne olursa olsun diğerleriyle karşılaştırmayın, arkadaşlarının yanında onları küçük düşürücü sözler söylemeyin. Şayet bazı alanlarda başarısız ise, onları başarılı olabilecekleri alanlara yönlendirin. Unutmayın ki, her çocuğun zekâsı ve ilgi alanları farklıdır. Hepsinin aynı olmasını beklemek, örneğin matematikte hepsinin başarılı olmasını beklemek ve başarı için zorlamak, çocuklara yapılmış bir işkencedir. Çocukların başarılı olması için öncelikle ilgi alanlarını belirleyin. Daha yolun başındayken onlarla ortaklaşa küçük küçük hedefler koyun. Geleceği ve yapması gereken meslekle ilgili baskıcı bir tutum içerisinde olmayın. Çalışma alışkanlıklarını, onun psikolojisine uygun olarak belirleyin. Çalıştığı zamanın uzunluğundan çok kalitesine önem verin. Yapılan araştırmalar, ailelerin ve eğitim sisteminin yanlış tutumlarının çocukların başarıya ulaşamamasında ve psikolojik sorunlar edin- mesinde önemli olduğunu Nelere zaman ayırmalılar? gösteriyor. Peki öğrenciler • Okumaya daha fazla zaman ayıristedikleri başarıya neden malılar. ulaşamazlar? Çocukların ba• Stres azaltıcı aktivitelere zaman şarıya ulaşmasına etki eden ayırmalılar. faktörleri şöyle sıralayabiliriz: • Kişisel gelişime zaman ayırmalılar. Alışkanlıklar, (Bu yönde kitaplar okumalı ve filmÖnyargılar, ler izlemeliler.) Çevresel beklentiler, • Hayal kurmaya zaman ayırmalılar. Yanlış belirlenen hedefler, (Geleceklerini hayal etmeliler.) Kendini ispatlama çabası, Özgüven eksikliği, Mükemmeliyetçilik, Ölçüsüz davranışlar. (Kötü arkadaşlar ve bağımlılık yaratan alışkanlıklar.) Yeni bir öğretim yılına başlarken hem anne ve babalar hem de çocuklar şunu unutmamalı: Öğrenilmiş çaresizlikten uzak durun. Ne olursa olsun “yapamam” veya “yapamazsın” duygusunu verecek bütün fiillerden uzak durun. Bugün ülkemizde birçok birey, yapabileceklerinin çok daha azını yapmakta, sınırlarını zorlamaktan korkmaktadır. Bu durumun ilk suçlusu aile, daha sonra ise eğitim sürecidir. Bu nedenle, ne kadar önemli bir süreçten geçtiğinizi fark edin ve davranışlarınızı ona göre ayarlayın. 56 57 Akıllı Evler “Tasarruf” Edecek Kışın evleri ısıtmak, aydınlatmak ve havalandırmak başlı başına bir problemdir. Kullanmadığınız odaları da ısıtır ve boşuna doğalgaz faturanızı kabartırsınız. Tüm bu sorunlara karşı İngiltere’de Hertfordshire Üniversitesi’nde kendi kendine tasarruf edebilen akıllı evler tasarlanıyor. Küçük bir oyuncak ev üzerinde geleceğin evlerinin daha tutumlu ve güvenli olması için çalışılıyor. ‘İntelHome’ adı verilen projede oyuncak bir eve kızılötesi sensörler yerleştirildi ve sensörler bir network üzerinden tek bir merkezi bilgisayara bağlandı. Böylelikle evin odalarının hangi saatler arasında kullanıldığı bilgisayarlara aktarıldı ve evin ısınma, aydınlanma ve havalandırmaları otomatik olarak sağlandı. Bu teknolojinin evlere uygulanmasıyla birlikte, bir evin yıllık tasarrufu 450 doları geçebilecek. Yeni proje sadece tasarrufu değil, güvenliği de sağlıyor. ‘İntelHome’ kapı veya pencerenizi açık unutursanız, otomatik olarak kilitleniyor ve ev sahiplerini bilgi mesajıyla uyarıyor. Adana merkezli bir Türk şirketi, yurt dışındaki benzerlerine göre maliyeti çok düşük bir ‘sanal gerçeklik’ cihazı geliştirdi. Türk mühendislerin geliştirdiği sanal gerçeklik cihazı, kullanıcının taktığı ekranlı gözlük ve bir hareket algılayıcıyla çalışıyor, kafanın çevrildiği yöne göre ekrana 3 boyutlu bir sanal görüntü yansıtıyor. Cihaz, kullanıcının hareketlerini algılayan sensörler ve elektronik devreler içeren bir kart, küçük iki ekrana sahip gözlük ve 3 boyutlu görüntüler oluşturan bir bilgisayarla birlikte çalışıyor. Firmanın ortağı, bilgisayar yüksek mühendisi Osman Tekin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bu cihaz için yaklaşık bir yıl çalıştıklarını söyledi. Tekin: “Gözlük takıldığında önceden oluşturduğumuz bir 3 boyutlu görüntü ekranlarına yansıyor. Kullanıcı başını ya da vücudunu bir yöne hareket ettirdiğinde, 3 boyutlu görüntüde, baktığı yönü görüyor. Yani, görüntüde bir oda varsa, sağa doğru döndüğünüzde odanın sağını görüyorsunuz. Böylece sanki gerçekten oradaymış hissi yaşıyorsunuz. Bu uygulamaya da ‘sanal gerçeklik’ deniyor” dedi. Benzer bir ürün ABD ve Japonya’da üretiliyor ve binlerce dolara mal oluyor. Türk şirketin ürettiği cihaz ise sadece 500 dolara mal olmuş. Yeni cihaz askeri eğitimlerde ve bilgisayar oyunlarında kullanılabilecek. Japonya’da Otomobiller Çevreci Oluyor [email protected] BİLİM - TEKNOLOJİ Türk Mühendislerinin Sanal Gerçeklik Başarısı Otomobiller dünyanın kirlenmesinde önemli role sahipler. Buna karşın yeni nesil elektrikli otomobiller daha çevreci. Japonlar, 2020 yılında ülkelerinde satılan otomobillerin en az yarısının daha çevreci olan tümüyle elektrik veya yakıt piliyle çalışan yeni nesil modeller olması için çalışıyorlar. Bu alandaki öncülüğü ise Mitsubishi ve Subaru firmaları yapıyor. İki şirketin piyasaya sürdüğü elektrikli modeller, henüz çok az kişi tarafından kullanılıyor. Nissan Leaf adını verdiği model de gelecek yıl piyasaya da olacak. Öte yandan yakıt piliyle çalışan otomobillerin de 2015’te yollara çıkması bekleniyor. “Temiz” yakıtla çalışan bu araçların imalatı, şimdiye kadar ihtiyaç duyulmayan fonksiyonları içeren altyapı çalışmalarını gerektiriyor. Japonya’da otomobiller günde ortalama 30 km yol yapıyorlar. Elektrikli otomobiller bir dolumla 160 km gidebilecek. Ayrıca Japonya’da hükümet ve üreticiler, servis noktaları ve yol kenarlarında enerji dolum merkezleri için harekete geçti. Google’dan ‘Caffeine’ İnternet aramalarının bir numaralı adresi Google, kendisine rakip oluyor. Şirket, yeni bir arama motoru üzerinde çalıştığını kendi bloğunda duyurdu. Sitaram Iyer ve Matt Cutts adlı mühendislerin imzasıyla yayımlanan mesajda, firma mühendislerinin aylardır yeni nesil bir arama motoru geliştirmek için çabaladığı belirtildi. Caffeine takma adıyla anılan yeni arama motoru hakkında kısıtlı bilgi veren iki mühendis, görsel açıdan Google’un arayüzden farklı olmayacağını açıkladılar. Yeni motor, daha hızlı, daha doğru, daha kapsamlı ve taze sonuçlar verecek. Google’un bu pazardaki rakipleri ise, Yahoo ile işbirliği yapan Microsoft’un Bing’i, Ask Jeeves ve Facebook tarafından satın alınan FriendFeed. Mars’ın Kimyası Yaşama İzin Vermiyor Kızıl gezegen Mars’ta yaşam olasılığının düşük olduğu açıklandı. Bunun nedeni, Mars’taki metan gazının hızla yok olmasına neden olan kimyasal reaksiyonlar. Dünya’da bir takım biyolojik süreçler sonucu ortaya çıkan metan gazına Mars’ta da rastlanması, yaşam umudunu doğurmuştu. Lâkin son veriler, metan gazının çok hızlı bir şekilde paçalandığını ortaya koydu. Bu reaksiyon, kızıl gezegende canlı organizmaların oluşmasını da engelliyor. Konu Nature dergisinde Pierre et Marie Üniversitesi’nde çalışan uzmanlar Francois Forget ve Franck Lefevre’in makalelerinde işlendi. İki uzman, metan miktarındaki hızlı düşüşe neden olan kimyasal reaksiyonların mikroorganizma oluşumunu da engelleyebileceğini savundu. Bilim adamları, normal şartlarda yüzyıllarca dayanması gereken metan gazının Mars’ta 200 günden az sürede yok olduğunu belirttiler. Bilim adamları metanın neden hızla yok olduğuna yanıt arıyor. Ters Dönen Gezegen Bulundu Gezegenlerin yıldızlarının yörüngesinde döndüğü genel kabul görür. İngiliz gökbilimciler ilk defa tersine dönen bir gezegen keşfettiler. Keele Üniversiesi’nin astronomları, bu gezegenin başka bir gezegen veya geçmekte olan bir yıldızla yakın bir karşılaşma sonucu, tersine dönen yörüngesinden fırlatıldığını düşünüyorlar. Bilim adamları gezegene adını, WASP-17b adını verdiler. Bu isim, Wide Area Search for Planets’in kısaltılmışhali. WASP, Britanya’nın Staffordshire kentinde, ülkedeki üniversitelerin oluşturduğu Wide Area Search for Planets konsorsiyumu. Bulunan gezegen, WASP tarafından keşfedilen 17. dış gezegen (Güneş Sistemi’nin dışındaki gezegenler). Gezegenler, bir yıldızı da oluşturan aynı gaz bulutu girdabından oluştuklarından, yörüngelerinin de yıldızın döndüğü yönde olması bekleniyor. 59 DVD ARŞİV Ice Age 3 (Buz Devri) Yönetmen: Carlos Saldanha, Mike Thurmeier Tür: Animasyon, Komedi Buz Devri Üçlemesinin sevimli Scrat’ı yine asla ele geçiremediği meşe palamudunun peşindedir. Ancak bu sefer derdi sadece meşe palamudu olmayacaktır. Bir önceki seride tanışan mamutlar Manny ve Ellie ise türlerini devam ettirecek yavrularının doğmasını heyecanla beklemektedirler. Miskin, bir o kadar da dalgın Sid ise yine kendini farklı olayların içinde bulur, daha doğrusu Sid olayları bulur. Bulduğu dinazor yumurtalarından çıkan dinazor yavrularla kendine geçici de olsa bir aile kurar. Ve bir anda kendini annelik rolüne kaptırır. Fakat bu, Sid için pek de iyi olmayacaktır. Kaplan Diego da Manny ve Ellie’nin doğacak mamutlarıyla tam bir aile olacaklarını düşünerek arkadaşlarına biraz tavırlı davranarak artık onlara fazlalık olmak istemediğini söyler ve gitmeye karar verir. Tabi Sid’in başına gelen maceralarla tüm ekip tekrar birleşir. Ve kendilerini garip ve bir o kadar da cesaret gerektiren heyecan dolu macera serüveninin içinde buluverirler... Film özetle bu şekilde, devamı da sizden. Her yaşa hitap eden ICE Age 3, neşeli bir hafta sonu geçirmek isteyenler için iyi bir tercih. Yes Man (Bay Evet) ‘Jım CAREY’ deyince akla ilk gelen güldürücü sahneler ve komedi tarzında bir film oluyor. Evet bu filmde de geleneksel Jim Carrey filmlerinde olduğu gibi komedi yüklü sahneler fazlaca var. Filmin konusuna gelince aslında öyle çok ayrıntılı, uzun uzun anlatılacak bir konusuda yok. J. Carrey filmde ‘Carl Allen’ karakterinde karşımıza çıkıyor. Eşinden ayrılmış, bankada çalışan, monoton bir hayat süren, kendi halinde bir adam düşünün. Eşinden sonra dış dünyayla bağını koparmış demek de mümkün. İşte tam bu noktada filme adını veren kısım da başlayıveriyor. Carl’ın artık bu monotonluktan kurtulup kendine gelmesini isteyen bir arkadaşı Carl‘ı zorla da olsa her şeye ‘EVET’ ilkesini benimseyen insanların olduğu bir geceye götürüyor. Ve işte Carl’ında o gece her şeye ‘EVET’ ilkesine bağlı kalacağına söz vermesiyle komedi başlıyor. Ve her şeye hayır diyen bu adam aldığı kararla hayata bir de her şeye ‘evet’ diyerek bakmanın trajikomik taraflarıyla karşılaşıyor... [email protected] KÜLTÜR-SANAT Yönetmen: Peyton Reed Oyuncular: Jim Carrey, Zooey Deschanel, Bradley Cooper, Molly Sims Tür: Komedi Zeytin’in Hayâli Yönetmen: Omar Kawan Alanî Tür: Animasyon / Tarihsel Drama “Zeytin’in Hayali” de Türk yapımı bir animasyon filmi… Film, Filistin’deki İsrail mezalimininde yaşanan gerçek olaylardan derlenmiş. Meryem Nine, oğlu Doktor İbrahim, gelini ve torunlarıyla birlikte yaşamını sürdürmektedir. Meryem Nine’nin geçmişi acılarla doludur, bu acılar oğlu İbrahim’in ve torunu Faris’in yaşamlarıyla da bir noktada kesişir. Gaddar İsrailli komutan “Timsah”, hepsinin ortak noktasıdır. İyi bir müslüman ve savaşçı birisi olarak yetiştirilmek istenen torun Faris ise, hem okulunda çok başarılıdır, hem de karete kursuna gitmektedir. Film, Faris’in karate müsabaları, Meryem ninenin geçmişi ve bütün ailenin yaşamakta olduğu acılar üstüne odaklanıyor. “Zeytin’in Hayali”nin elbette Japon animeleri kadar başarılı olmasını beklemiyoruz. Ama gerek çizimleri, gerekse çekimleri açısından, Türk animeleri için gelecek vaat ediyor. Dost İstersen Allah Yeter Sol Ayağım Yazar Adı Türü Yayınevi Yazar Türü Yayınevi : Lütfullah Müftüoğlu : Felsefe : Bilge Yayınevi Bir insanın Müslüman olmasının temel şartı Allah’ın varlığına ve birliğine iman etmesidir. Allah’a iman etmeyenin diğer iman esaslarını kabul etmesi mümkün değildir. Zaten bütün iman esasları da Allah’a iman rüknünden hareket edilerek manasını bulur. Bir Müslüman’ın en önce öğrenmesi gereken ilimlerin başında nasıl bir Allah’a inandığını bilmesi gelir. Allah’a imanda kusur olursa (ki bu bir şirktir) diğer iman esaslarına tam olarak inanmak mümkün değildir. “Peki, Müslümanlar olarak Allah’a imanımız ne durumda?” “Nasıl bir Allah’a iman ediyoruz?” “Allah’ımızı ne kadar tanıyoruz?” Günlük hayat içerisinde değişik seviyedeki Müslümanlara bu tür sorular sorup, cevaplarına başvurulduğunda, bir hayal kırıklığı yaşandığı gerçektir. Lütfullah Müftüoğlu, bu gerçekten hareket ederek Ehl-i Sünnet inanışı içinde nasıl bir Allah’a iman etmemiz gerektiğini akıcı bir üslupla ele almış. Müslüman kardeşlerimizin nasıl bir Allah’a iman ettiklerini bilmelerine katkıda bulunmak maksadıyla kaleme alınan bu kitabın hayırlı olmasını diliyoruz. : Christy Brown : Roman : Nokta Yayınlar Christy Brown’un kendi hayatını anlattığı ‘Sol Ayağım’ adlı kitap, büyük veya küçük herkesin mutlaka okuması gereken büyük bir azim öyküsü… Yirmi üç çocuklu büyük bir ailenin ferdi olan Christy’nin kardeşlerinin yalnız on ikisi hayattadır. Babası inşaat işiyle ilgilenen Christy, fakir bir ailenin çocuğu olarak beyin felçli doğmuştur. Elleri sıkı sıkıya bağlı gibi duran Christy, çenesi kilitli, konuşamayan ve sol ayağındaki parmakları hariç vücudunda hiçbir yeri işlev görmeyen bir çocuktur... İşte Christy’nin annesi de oğlunun bu dalı tutmasına yardım etmiş, hiçbir zaman bu hastalığa teslim olmamış ve hayatını diğer çocukları ile Christy arasındaki duvarları yıkmaya adamıştır. Tebeşire meraklı olan Christy bir gün kardeşleri ders çalışırken sol ayağındaki parmaklarıyla tebeşiri kavramış ve tahtaya bir sürü karalama yapmıştır. Daha sonra kendini çok geliştiren Christy, daktilo kullanmak, resim yapmak gibi yetenekler de edinmiştir. Artık sol ayağı onun her şeyidir. Oto biyografisini de sol ayağıyla yazar Christy ve ortaya “imkansız yoktur” diye haykıran bu kitap çıkar. Taj Mahal - Kudsi Erguner Taj Mahal, Ney’in dünyaca ünlü üstadı Kudsi Ergüner’in, 1999 yılında İstanbul Müzik Festivali kapsamında Aya İrini Kilisesi’nde verdiği konser kayıtlarından oluşuyor. Dinlendirici, huzur verici müzik arayanlar için Kudsi Ergüner gerçekten iyi gelecektir. Taj Mahal albümü ise Ergüner’in son dönem çıkan albümleri arasında en iyilerinden birisi olarak gösteriliyor. Bu albümde Ergüner’e Sarangi’de Bulmacanın Çözümü Sultan Khan, Kemençe’de Derya Türkan, Kontrabas’da Renaud Garcia, Kanun’da Hakan Güngör, Sarod’Da Ken Zukerman, Tabla’da Fazal Qureshi, Zarb’da Bruno Caillat eşlik etmiş. Bu albümdeki Ya Rasaul isimli parça dikkatlice ve mümkünse gürültüsüz, sakin bir ortamda dinlenmeli. Peki kimdir Kudsi Ergüner? 1952 Diyarbakır doğumlu olan Ergüner, atadan neyzendir. Dedesi Süleyman Ergüner, babası Ulvi Ergüner ve kardeşi Süleyman Ergüner birer neyzendir. Tekke usulü ney üfledikleri söylenir. 1970’li yıllarda Paris’e yerleşen Kudsi Ergüner, burada Mevlana Enstitüsü’nü kurdu. ‘Vengo’, ‘Hideous Kinky’ filmlerinde müzik yapan Ergüner, dünyaca ünlü müzik organizasyonlarında da neyiyle yerini almıştır. Bjork’e İstanbul Konseri’nde eşlik eden Ergüner’in ortak çalıştığı diğer müzisyenler ise şunlardır: Peter Gabriel, Jean Michel Jarre, Maurice Béjart, Peter Brook, William Orbit, George Aperghis, Didier Lockwood, İtalyan şarkıcı ve besteci Alice ve Michel Portal. MÜZİK Hazırlayan İrem Elkaldır Kİ TAP 58 60 61 “Turkey Must Put Structural Reforms Into Practice” Evaluating the Turkish economy on the channel NTV every morning, Author, Dr. Mahfi Eğilmez says the Turkish economy is emitting signals of getting out of the crisis. Eğilmez takes care to give a warning to prevent the economy of the country being struck by another crisis: “Turkey must put structural reforms into practice as soon as possible. Otherwise, with this tax system we can do nothing but be more affected by every crisis.” T In what respects has, you think, the Turkish economy felt the crisis to severest and lightest extent? [email protected] ECONOMY he Former Treasury Undersecretariat Dr. Mahfi Eğilmez, known to us by his writings in the newspaper Radikal and his programs on NTV, is a good estimator besides his success in discussing about the economy in a manner as simplified as it is understandable to all of us… Claiming that the economy of Turkey is at the start of recovery, Mahfi Eğilmez says the recovery will gain speed with the last quarter of 2009 but care must be taken about the risk of a turnaround. He adds, “Turkey must put structural reforms into practice as soon as possible. Otherwise, with this tax system we can do nothing but be more affected by every crisis”. The Turkish Economy has felt the crisis seriously in all respects. However, its banking crisis experienced in 2001 has been an event strangely in favor of Turkey, as the banking sector had great restorations after this crisis, and as it stood up in this crisis it helped the real sector suffer relatively less impact. From this point of view, Turkey suffered much less impact versus the developed countries where the banking sector was badly damaged. What will the basic changes be after the crisis? I mean what sectors were most affected and what sectors were least affected? The sector most affected by the crisis is tex- tiles and least affected thereby is the banking sector. This crisis seems to be the start of a change where restructuring requirements peak for some sectors, mainly textiles. Where is the economy of Turkey in the recovery process? The economy of Turkey is still at the start of recovery. We expect recovery will gain speed with the last quarter of 2009, but care must be taken about the risk of a turnaround. How long will the improvement last really? This time improvement will take longer. I think, even if transition to positive growth comes early, return to a growth of about 7% will take time, as our exit from the crisis is greatly dependent upon that of the global system. How did the financial sector’s attitude impact the real sector in the crisis? What were the errors in this respect? The financial sector was in an easier position in this crisis versus the 2001 crisis. However, the traces and fears of the unfavorable effects from that crisis were still vivid in minds. Thus they acted to some extent up to a self-protection instinct. Notwithstanding this, I think the financial sector did not make big errors and did not have a too cruel attitude to the real sector. When will recovery start in the global economy? If we mean “rising slowly” by recovery, then, I think recovery has started. I think the rise will speed up a bit more in early 2010. All Banking Transactions Are Within Easy Reach With Türkiye Finans Mobile Branch Mobile Branch design has been revised in view of banking transactions most needed by Türkiye Finans customers With the Mobile Branch application, Türkiye Finans has fitted all banking services into the palm. With the Mobile Branch, an advantageous application for those desiring to make Banking transactions smoothly in any media, transactions can be made at any place by Wap-enabled cell phones or hand computers. Via Türkiye Finans Mobile Branch banking services can be used securely without any charge on a 7 days x 24 hours basis. Through the Mobile Branch, all banking services such as account movements and details, investment transactions, credit card transactions, money transfers, invoice transactions can be made easily, in a short time. Türkiye Finans also stands out by practical applications it offers to Mobile Branch users. When making a fast remittance at the Mobile Branch, top remittance recipients in the last quarter are automatically placed at the top, providing customers ease of use. At Türkiye Finans Mobile Branch, various security measures are used for transactions to be executed securely. 128 bit encoding, Mobile Signature, and money transfers to only defined recipients are among security measures provided by the Mobile Branch. Türkiye Finans Mobile Branch usable by all Türkiye Finans customers having an Internet Branch password and passcode may be logged in by entering mobile.turkiyefinans.com.tr in the URL (address) section on any cell phone and hand computers supporting Wap technology. Türkiye Finans Starts Russian Ruble Transactions Türkiye Finans starts offering banking services over Russian Ruble. Under such service clients may open accounts to make their import and export transactions, and all foreign currency trading transactions in the Russian Ruble. Türkiye Finans has launched a new banking application to respond the expectations of real and legal entities trading with Russia. Türkiye Finans clients trading with Russia can now open Ruble accounts, and make their import and export transactions easily in Ruble. Clients opening Ruble accounts at a Türkiye Finans branch will also have the opportunity of utilizing Türkiye Finans’s intermediary services in trade transactions with Russia. Owing to the new banking application designed to develop trade relations with Russia, Türkiye Finans clients may also make foreign currency trading and arbitrage transactions in Ruble easily. For detailed information on Russian Ruble transactions of Türkiye Finans, you may call the customer services line at 444 2 444. NE WS Dr. Mahfi Eğilmez: ŞUBE BİLGİLERİ 1 ADANA (0 322) 359 55 35 46 EDİRNE (0 284) 214 92 40 91 İSTANBUL KADIKÖY (0 216) 414 56 76 136 KARAMAN (0 338) 214 70 70 2 ADANA CEYHAN (0 322) 611 52 64 47 ELAZIĞ (0 424) 236 43 74 92 İSTANBUL KARAKÖY (0 212) 297 09 09 137 KAYSERİ (0 352) 222 34 88 3 ADANA KURTTEPE (0 322) 247 24 04 48 ERZİNCAN (0 446) 223 39 39 93 İSTANBUL KARTAL (0 216) 387 21 51 138 KAYSERİ OSB (0 352) 322 16 70 4 ADANA SEYHAN (0 322) 363 07 11 49 ERZURUM (0 442) 213 50 10 94 İSTANBUL KAVACIK (0 216) 680 38 60 139 KAYSERİ SANAYİ (0 352) 336 45 28 5 ADIYAMAN (0 416) 213 34 34 50 ESKİŞEHİR (0 222) 230 02 98 95 İSTANBUL KÜÇÜKBAKKALKÖY (0 216) 469 74 80 140 KIRIKKALE (0 318) 218 89 89 6 AFYON (0 272) 213 06 07 51 GAZİANTEP (0 342) 215 35 31 96 İSTANBUL KÜÇÜKYALI (0 216) 518 50 30 141 KIRŞEHİR (0 386) 212 32 62 7 ANKARA (0 312) 430 50 50 52 GAZİANTEP SUBURCU (0 342) 231 20 10 97 İSTANBUL KOZYATAĞI (0 216) 463 56 01 142 KONYA (0 332) 238 06 66 8 ANKARA BALGAT (0 312) 284 87 07 53 GAZİANTEP GATEM (0 342) 238 42 07 98 İSTANBUL LEVENT SANAYİ (0 212) 278 58 34 143 KONYA ALAADDİN (0 332) 350 72 15 9 ANKARA BAŞKENT KURUMSAL (0 312) 417 98 98 54 GİRESUN (0 454) 212 04 90 99 İSTANBUL MALTEPE (0 216) 442 80 05 144 KONYA EREĞLİ (0 332) 710 10 15 10 ANKARA DEMETEVLER (0 312) 335 04 76 55 HATAY (0 326) 225 36 12 100 İSTANBUL MALTEPE ECZACIBAŞI (0 216) 441 74 75 145 KONYA BÜSAN (0 332) 345 31 00 11 ANKARA ETLİK (0 312) 322 04 06 56 İSKENDERUN (0 326) 613 16 15 101 İSTANBUL MECİDİYEKÖY (0 212) 356 03 15 146 KONYA MEVLANA (0 332) 353 61 03 12 ANKARA GİMAT (0 312) 397 22 77 57 ISPARTA (0 246) 233 00 21 102 İSTANBUL MEGA CENTER (0 212) 640 06 75 147 KASTAMONU (0 366) 212 97 90 13 ANKARA GÖLBAŞI (0 312) 484 45 41 58 İSTANBUL AHL SERBEST BÖLGE (0 212) 465 04 47 103 İSTANBUL MERKEZ (0 216) 452 86 43 148 KÜTAHYA (0 274) 216 40 81 14 ANKARA KEÇİÖREN (0 312) 356 00 70 59 İSTANBUL AKSARAY (0 212) 518 83 84 104 İSTANBUL MERTER (0 212) 637 26 09 149 LÜLEBURGAZ (0 288) 412 05 55 15 ANKARA KIZILAY (0 312) 417 44 40 60 İSTANBUL ALTUNİZADE (0 216) 651 87 90 105 İSTANBUL OSMANAĞA (0 216) 348 28 19 150 MALATYA (0 422) 325 03 25 16 ANKARA OSTİM (0 312) 385 68 23 61 İSTANBUL AVCILAR (0 212) 593 34 44 106 İSTANBUL OSMANBEY (0 212)231 18 12 151 MANİSA (0 236) 239 84 84 17 ANKARA POLATLI (0 312) 621 11 33 62 İSTANBUL BAĞCILAR (0 212) 462 92 28 107 İSTANBUL PENDİK (0 216) 483 64 05 152 MANİSA TURGUTLU (0 236) 314 70 60 18 ANKARA SİNCAN (0 312) 276 77 47 63 İSTANBUL BAHÇELİEVLER (0 212) 555 28 20 108 İSTANBUL PERPA (0 212) 222 66 16 153 MANİSA SALİHLİ (0 236) 715 20 89 19 ANKARA SİTELER (0 312) 348 10 90 64 İSTANBUL BAKIRKÖY (0 212) 583 02 70 109 İSTANBUL RAMİ (0 212) 417 38 40 154 MARDİN (0 482) 212 32 87 20 ANKARA ULUS (0 312) 309 27 41 65 İSTANBUL BAYRAMPAŞA (0 212) 612 24 20 110 İSTANBUL SAHRAYICEDİT (0 216) 411 14 94 155 MERSİN (0 324) 238 20 24 21 ANKARA YILDIZ (0 312) 441 36 11 66 İSTANBUL BEŞİKTAŞ (0 212) 236 69 59 111 İSTANBUL SULTANÇİFTLİĞİ (0 212) 475 36 00 156 MERSİN TARSUS (0 324) 613 95 01 22 AMASYA (0 358) 212 15 20 67 İSTANBUL BEŞYÜZEVLER (0 212) 479 71 66 112 İSTANBUL TUZLA SERBEST BÖLGE (0 216) 394 09 42 157 MUĞLA FETHİYE (0 252) 612 01 30 23 ANTALYA (0 242) 244 53 57 68 İSTANBUL BEYLİKDÜZÜ (0 212) 876 68 00 113 İSTANBUL SULTANBEYLİ (0 216) 496 12 22 158 NEVŞEHİR (0 384) 214 36 00 24 ANTALYA ALANYA (0 242) 512 90 06 69 İSTANBUL CADDEBOSTAN (0 216) 355 70 07 114 İSTANBUL SULTANHAMAM (0 212) 514 02 98 159 ORDU (0 452) 223 27 47 25 ANTALYA AKDENİZ (0 242) 345 00 55 70 İSTANBUL ÇAĞLAYAN (0 212) 291 55 25 115 İSTANBUL SİLİVRİ (0 212) 728 96 01 160 ORDU FATSA (0 452) 424 24 06 26 ANTALYA MANAVGAT (0 242) 743 23 94 71 İSTANBUL ÇAMLICA (0 216) 461 00 06 116 İSTANBUL ŞİRİNEVLER (0 212) 551 73 13 161 OSMANİYE (0 328) 813 56 26 27 AYDIN (0 256) 213 70 02 72 İSTANBUL ÇARŞI (0 216) 316 85 85 117 İSTANBUL TELSİZ (0 212) 416 26 09 162 RİZE (0 464) 213 21 08 28 BALIKESİR (0 266) 244 12 55 73 İSTANBUL ÇEKMEKÖY (0 216) 640 01 05 118 İSTANBUL TOPÇULAR (0 212) 612 13 00 163 SAKARYA (0 264) 274 01 91 29 BATMAN (0 488) 214 15 06 74 İSTANBUL DES (0 216) 420 38 00 119 İSTANBUL TOPHANE (0 212) 251 65 20 164 SAKARYA/ADAPAZARI ERENLER (0 264) 276 99 81 30 BOLU (0 374) 217 61 31 75 İSTANBUL DUDULLU (0 216) 540 70 70 120 İSTANBUL TOPKAPI (0 212) 674 33 36 165 SAMSUN (0 362) 435 86 04 31 BURDUR (0 248) 234 62 42 76 İSTANBUL EMİNÖNÜ (0 212) 514 01 54 121 İSTANBUL TUZLA (0 216) 493 13 82 166 SAMSUN BAFRA (0 362) 542 54 74 32 BURSA (0 224) 221 33 00 77 İSTANBUL ERENKÖY (0 216) 478 54 02 122 İSTANBUL TÜMSAN (0 212) 486 12 39 167 SİVAS (0 346) 225 72 00 33 BURSA İNEGÖL (0 224) 711 90 80 78 İSTANBUL ESENLER (0 212) 568 10 80 123 İSTANBUL ÜMRANİYE (0 216) 523 13 63 168 SİİRT (0 484) 224 69 30 34 BURSA NİLÜFER (0 224) 443 43 00 79 İSTANBUL ESENYURT (0 212) 596 00 76 124 İSTANBUL ÜSKÜDAR (0 216) 391 00 70 169 ŞANLIURFA (0 414) 215 54 21 35 BURSA ULUCAMİ (0 224) 223 48 40 80 İSTANBUL FATİH (0 212) 631 04 90 125 İSTANBUL YAVUZ SELİM (0 212) 631 93 53 170 TEKİRDAĞ (0 282) 260 40 04 36 BURSA YILDIRIM (0 224) 361 52 22 81 İSTANBUL FINDIKZADE (0 212) 491 20 40 126 İSTANBUL ZEYTİNBURNU (0 212) 665 07 27 171 TEKİRDAĞ ÇORLU (0 282) 673 57 26 37 BURSA YALOVA YOLU (0 224) 211 33 97 82 İSTANBUL GAZİOSMANPAŞA (0 212) 614 40 46 127 İZMİR (0 232) 445 51 75 172 TEKİRDAĞ ÇERKEZKÖY (0 282) 726 48 58 38 BİNGÖL (0 426) 214 15 23 83 İSTANBUL GİYİMKENT KOOP. (0 212) 438 35 61 128 İZMİR BORNOVA (0 232) 339 57 07 173 TRABZON (0 462) 326 01 36 39 ÇANAKKALE (0 286) 214 33 01 84 İSTANBUL GÜLTEPE (0 212) 280 20 42 129 İZMİR ÇİĞLİ (0 232) 329 54 60 174 UŞAK (0 276) 227 11 10 40 ÇORUM (0 364) 225 31 82 85 İSTANBUL GÜNEŞLİ (0 212) 602 03 30 130 İZMİR KARABAĞLAR (0 232) 253 66 86 175 VAN (0 432) 215 62 62 41 DENİZLİ (0 258) 241 67 00 86 İSTANBUL GÜNGÖREN 131 İZMİR PINARBAŞI (0 232) 479 90 82 176 YALOVA (0 226) 811 21 50 42 DENİZLİ BAYRAMYERİ (0 258) 265 06 03 87 İSTANBUL HADIMKÖY (0 212) 886 22 82 132 İZMİT (0 262) 325 25 20 177 YOZGAT (0 354) 212 45 62 43 DİYARBAKIR (0 412) 229 00 03 88 İSTANBUL HALKALI (0 212) 697 43 12 133 İZMİT GEBZE (0 262) 644 71 36 178 ZONGULDAK KARADENİZ EREĞLİ (0 372) 323 53 23 44 DİYARBAKIR KAYAPINAR (0 412) 252 24 54 89 İSTANBUL İKİTELLİ (0 212) 671 21 00 134 İZMİT SANAYİ (0 262) 335 60 35 45 DÜZCE (0 380) 514 78 37 90 İSTANBUL İSTOÇ (0 212) 659 58 00 135 KAHRAMANMARAŞ (0 344) 224 00 32 (0 212) 539 91 11
Benzer belgeler
Paylaşım Dergisi Sayı - 8
yeni dönemle birlikte Bilgi Sistemleri adıyla bağımsız bir iş ailesi haline geldi ve Genel Müdür