Issue - Dedeman
Transkript
Issue - Dedeman
DEDEMAN QUARTERLY DQ SAYI-ISSUE 17 KIŞ-WINTER 2012 Yılbaşı Şehirleri New Year Cities Buzlar Şehri Erzurum Erzurum: The City of Ice Saklı lezzetler Hidden tastes Türk halısı modern zamanın geçmiş hikayesidir. Geçmişten günümüze geleneğe bağlı Türk el halılarını sizler için bir araya getirdik. History is the story a modern-day Turkish carpets. Tradition-bound Turkish handmade carpets from past to present have put together for you. Biz sizin için varız. We are there for you. +90 384 511 55 63 www.bizcarpet.com [email protected] Çevre yolu Avanos / Nevşehir DQ ÖNSÖZ-FOREWORD Değerli Dedeman Dostları, Sonbahar yerini kışa bırakırken sizlerle DQ’nun 17. sayısında tekrar buluşmaktan mutluluk duyuyorum. Bu sayıda sizlerle kış mevsimine en iç açıcı ve keyifli yönleriyle bakmak istedik. Öncelikle, yeni Park konseptimizin ilk oteli Dedeman Park Denizli’de yapılan moda çekimine dikkatinizi çekmek isterim. Bu konseptimiz İstanbul da dâhil olmak üzere genişleyecek ve iş dünyasına yönelik çok önemli bir boşluğu dolduracak. Kış tatili ve yılbaşı denince akla ilk gelen dünya şehirleri ve Avrupa’nın kış aylarında gerçekleşen karnaval ve festivallerini keyifle okuyacağınızdan eminim. Tabii buz şehrimiz Erzurum ve mükemmel kayak pistleriyle ön plana çıkan Palandöken’le ilgili sayfalarımızda da sizi kışın en güzel görüntüleriyle baş başa bırakmak istedik. Kış sporlarından hoşlanan ve yeni yıla güzel bir başlangıç yapmak isteyenler için Dedeman Palandöken Ski Lodge ve Dedeman Palandöken otellerimizin en keyifli alternatifler olduğunu belirtelim. Bu sayımızda yer verdiğimiz çok önemli bir söyleşi var. Bu yıl Dedeman Holding sponsorluğunda yapılan Kültepe Kaniş-Karum kazıları hakkında Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu ile söyleşi yaptık. 4-5 bin yıllık bir medeniyetin gün yüzüne çıkan birbirinden ilginç objelerini de göreceğiniz bu sayfalarımızda geçmişe bir yolculuk yapacaksınız. Tarihin gizemlerini keşfederken başka bir keşfin de ilginizi çekeceğinden eminim. Gurmeleri yakından ilgilendirecek bu keşif gezisi de İstanbul’un gizli kalmış lezzetleriyle ilgili. Yeni yılın hepimize sağlık ve mutluluk getirmesini dilerim... Dear Friends of Dedeman, While autumn turns to winter and the days get shorter, I am happy to welcome you to the 17th issue of DQ. In this issue we wanted to have a look at winter from an uplifting and fun perspective. First of all, I would like to draw your attention to our fashion shoot at Dedeman Park Denizli, our first hotel of Dedeman Park concept. This concept will widen with new additions including Istanbul and fill an important gap for the business world. As for winter holidays and New Year’s celebrations we felt that focusing on major cities of the world and winter carnival and festivals in Europe would make an entertaining read. Off course, we did not forget our very own ice city Erzurum and Palandöken’s perfect slopes that offer fascinating winter wonderland scenes. If you like winter sports and want to make a fun start to the New Year please be reminded that Dedeman Palandöken Ski Lodge and Dedeman Palandöken hotels offer great alternatives. In this issue we also included an interview of highest importance. This year Dedeman Holding is sponsoring the famous Kültepe Kaniş-Karum excavations, and we made an exclusive interview with the head of the team, Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu. As you read about this 4-5 thousand year old civilization being unearthed and witness the curious objects you will feel like a time traveller. While discovering these historic mysteries another discovery will also attract your attention. I am certain that our article on discovering hidden tastes of Istanbul will make a fun read four our gourmet readers. I wish you a merry Christmas and a happy New Year... Tamer Yürükoğlu CEO Dedeman Hotels & Resorts International 1 DQ ‹Ç‹NDEK‹LER-CONTENTS 12 ajanda-zoom 04 Türkiye’de ve dünyada olup bitenler The news from Turkey and the world trend Avrupa’da festival & karnaval kışı 12 Europe’s winter festivals and carnivals 18 seyahat-travel Yılbaşı Şehirleri 18 New Year Cities röportaj-interview Dünü, bugünü, yarınıyla Kültepe YAPIM - PRODUCTION AJANS MEDYA GENEL YAYIN YÖNETMEN‹ EDITOR-IN-CHIEF Arzu Karacadağ YAZI ‹ŞLER‹ MÜDÜRÜ (Sorumlu) MANAGING EDITOR Pınar Mamak ‹NG‹L‹ZCE BÖLÜM ED‹TÖRÜ ENGLISH SECTION EDITOR Gizem Ünsalan Reklam Grup Başkanı Advertisement Group Head Tolgay Gülten kent-city Buzlar Şehri Erzurum 44 Erzurum: The City of Ice hobi - hobby Buz Devri 50 The Ice Age moda-fashion Sağlam adımlar 56 Putting your best foot forward kültür&sanat “Oyunumuz başlamak üzere...” 66 “Our play’s about to start...” haberler-news Dedeman dünyas›ndan haberler 72 News from Dedeman Hotels öykü-story Begüm Ahu Ağlaç’dan keyifli bir hikâye 78 56 YÖNET‹M YER‹ - EXECUTIVE CONTACT Dedeman Hotel&Resorts International Y›ld›z Posta Caddesi No.48 34340 Esentepe- ‹stanbul Tel: 0212 337 39 00 www.dedeman.com yemek-food Saklı lezzetler 36 44 ‹MT‹YAZ SAHİBİ - CHAIRMAN Dedeman Hotel&Resorts International ad›na Tamer Yürükoğlu The past, present and future of Kültepe Hidden tastes 36 DEDEMAN QUARTERLY KATKIDA BULUNANLAR - CONTRIBUTORS Özge Ceylan Kunduz, Ayşegül Tuna, Serra Günçay, Barış Dede, Gökçe Algan, Begüm Ahu Ağlaç, Murat Tekin, Eda Yeşim 28 28 DQ A cosy tale from Begüm Ahu Ağlaç REKLAM KOORD‹NATÖRÜ ADVERTISING COORDINATOR Özgür Çokgezen, Gözde Çevik Çokgezen AJANS MEDYA Kuruçeşme Caddesi, No: 3 Kuruçeşme 34345 ‹stanbul Tel: 0212 287 19 90 BASKI VE C‹LT / PRINTING PRESS A4ofset Matbaacılık San. Ve Tic. Ltd. Şti. Otosanayi Sitesi, Yeşilce Mah., Donanma Sok. No:16 Kağıthane – İstanbul Tel: 0212 281 64 48 Sertifika No: 12168 Yay›n Türü 3 ayl›k, süreli, yerel Bas›m Yeri ve Tarihi ‹stanbul, Aralık 2012 Dedeman Hotel&Resorts International’›n ücretsiz yay›n›d›r. Complimentary copy of Dedeman Hotels&Resorts International. Dergide yay›mlanan yaz›, fotoğraf ve illüstrasyonlar›n her hakk› sakl›d›r. Kaynak gösterilmeden al›nt› yap›lamaz. Yaz›lar›n sorumluluğu yazarlara, yay›nlanan ilanlar›n sorumluluğu ise sahiplerine aittir. All rights are reserved that pertain to the written materials, photographs and illustrations published in the magazine. Nothing in this magazine may be borrowed or reproduced without full credit being given to the source. 3 AJANDA 4 PROSPECT – THE CHANGING FACE OF PORTRAIT PHOTOGRAPHY DQ BAKIŞ – PORTRE FOTOĞRAFININ DEĞİŞEN YÜZÜ Küratörlüğünü Sena Çakırkaya’nın yaptığı ‘Bakış – Portre Fotoğrafının Değişen Yüzü’ ile portre fotoğrafçılığındaki öznenin sosyolojik ve tarihsel değişimine özenli bir seçki üzerinden bakmak mümkün. Bank of America koleksiyonundan seçilmiş 54 fotoğrafçının çalışmaları aracılığıyla portre fotoğrafının 160 yıllık geçmişine ışık tutan sergi, yalnızca portre türünün değil, fotoğrafın ortaya çıkışından günümüze uzanan dönemdeki toplumsal ve sanatsal dönüşümün de izini sürüyor. Öznenin bakışı sadece objektife değil, gelecekteki izleyiciye de ulaşır. Portresi çekilen kişi bilinçli bir şekilde poz verirken, içinde bulunduğu zamandan geleceğe mesaj bırakır. Gelecekteki izleyicileriyle o fotoğraf aracılığıyla kuracağı ilişkiden doğacak iletişim ve anlam olanakları sınırsızdır. Bakışların kesiştiği noktada portre, farklı zaman ve mekânlar arasında kurulan bir ağın tam ortasında yer alır; her bakışta ayrı bir varoluşa kapı açar. Sergi, Bank of America Merrill Lynch’in sanat yapıtlarını ödünç vermesini sağlayan Art in our Communities™ programının bir parçası. Bu özgün girişim, tüm dünyadaki müzelerin ve kâr amacı gütmeyen galerilerin, hazır veya kendi ürettikleri sergiler için bedelsiz olarak yapıt ödünç almasına olanak verirken Shelby Lee Adams, Tina Barney, Mathew B. Brady, Chan Chao, Robert Frank, Alexander Gardner, Yousuf Karsh gibi farklı dönem ve coğrafyalardan önemli sanatçıların işlerini de bir arada sunması açısından önemli. 20 Ocak 2013’e kadar. İstanbul Modern, İstanbul It is possible to look at the sociological and historical evolution of the subject with more precision through the work of Sena Çakırkaya, ‘Prospect – The changing face of portrait photography’, which she is also curating. Through the works of 54 photographers chosen from the Bank of America collection, the exhibition casts a new light on the insights of portrait photography and its 160-year history. It also shows us the social and artistic evolution of photography as a whole. The prospect of the subject reaches not only to the objective but also to the spectators. The person having their portrait taken and posing consciously is also leaving a message for the future about the present day. Due to this taken photograph, infinite amounts of communicative and denotative opportunities rise from this exchange between the future spectators and this photograph from today. The photograph expresses the prospects of the person being portrayed and instantaneously becomes a tool of interaction between different places and times. It opens a door to different existences over each prospect.The exhibition is a part of the ‘Art in our Communities’ program formed by the Bank of America, which borrowed the collection from Merrill Lynch. This original attempt opens the path for other museums and galleries to borrow art from different artists from all around the world. With such an opportunity artists such as Shelby Lee Adams, Tina Barney, Mathew B. Brady, Chan Chao, Robert Frank, Alexander Garner, Yousuf Karsh have had the means to exhibit their art collectively. Exhibition to be displayed until the 20th of January 2013 at Istanbul Modern, Istanbul www.gencdegirmen.com.tr Anahtar Teslim Un & İrmik Üretim Tesisleri Turnkey-DeliveryFlour & Semolina Production Plants Мукомольные и крупомольные комплексы «под ключ» Download free QR Code Reader (http://reader.kaywa.com) Scan this QR Code with your mobile phone for more informations. AJANDA 6 DQ ISTANBUL Organised by Turkey’s most active NGO focused on education, The Educational Volunteers Foundation of Turkey (TEGV), as well as Shaman Dance Theatre and a number of World reowned choreographers, ‘İstanbul’ focuses on the city’s unique culturek heritage, historical backgrounds and diversity through the language of dance, and highlights the places and symbols that constitute the city. 18th of December 09.00 pm. Lütfi Kırdar Istanbul Convention & Exhibiton Centre, İstanbul İSTANBUL Shaman Dans Tiyatrosu’nun dünyaca ünlü birçok koreografla işbirliği yaparak hazırladığı ‘İstanbul’ eseri, İstanbul’un eşsiz kültürel mirası, tarihi birikimi ve çeşitliliğini dans diliyle sahneye taşırken, bu kenti var eden mekânların ve simgelerin altını çiziyor. ‘İstanbul’ temsilinin bilet satışlarından elde edilecek gelir ile TEGV bünyesindeki 20.000 ilköğretim çağındaki çocuğun eğitimine destek sağlanması hedefleniyor. 18 Aralık 21.00. Lütfi Kırdar Anadolu Auditorium, İstanbul FAZIL SAY Le Figaro “O, sadece dâhi bir piyanist değil; şüphesiz kendisi 21. yüzyılın en büyük sanatçılarından birisi olacak” demiş zamanında Fazıl Say için. 4 yaşından beri piyanoyla tutkulu bir ilişkisi olan Say, profesyonel sanat hayatına Ankara Devlet Konservatuarı’nda ‘Üstün Yetenekli Çocuklar İçin Özel Statü’ öğrenimiyle başladı; sadece 17 yaşındayken konservatuarın piyano ve kompozisyon bölümlerini bitirdi; çalışmalarını Alman bursuyla Düsseldorf Müzik Yüksek Okulu’nda sürdürdü. Konçerto solisti diplomasını aldıktan sonra Berlin Tasarım Sanatları ve Müzik Akademisi’nde piyano ve oda müziği öğretmenliğine getirilen; 1995’te New York’taki kıtalararası yarışmanın birincisi olarak parlak konser kariyerine başlayan Say, yorumcu olmanın ötesine geçerek oratoryolar, piyano konçertoları, çeşitli formlarda orkestra, oda müziği ve piyano eserleri, şan ve piyano için çok sayıda eser bestelemiş bir isim. Bu eserler arasında ‘Nazım’, ‘Metin Altıok Ağıtı’ oratoryoları, piyano konçertosu, Zürih Üniversitesi’nin siparişi üzerine Albert Einstein’ın anısına yazdığı orkestra eseri, Mozart’ın 250. doğum yılında Viyana’daki Kutlama Komitesi’nin siparişi dolayısıyla bestelediği ‘Patara’ adlı bale müzikleri en iyi bilinenleri. Beş kıtada sürdürdüğü konserleri ve yankı uyandıran CD’leriyle tüm dünyanın en saygın piyanist ve bestecilerinden biri olan Say, müzikal dehasıyla bu sefer Gaziantepli müzikseverlerle buluşuyor. 25 Aralık 20.30. Dedeman Gaziantep Babil Salonu, Gaziantep FAZIL SAY Le Figaro stated back then that ‘He is not only a genius as a pianist but shall become one of the greatest artists of the 21st Century’. Having had a passionate relationship with the piano since the age of 4, Say continued his professional art education at the Ankara State Conservatory under the ‘Special Status for Gifted Children’ program. At the age of 17 he graduated from the piano and composition departments of the conservatory and continued his education by obtaining a scholarship from the Düsseldorf Higher Music School. After obtaining his concerto soloist diploma he became a piano and chamber music teacher at the Berlin Design crafts and Music Academy. Having won the 1995 New York Intercontinental Competition he began his concert career. Not only a great interpreter of many masterpieces he also composed many oratorios, piano concertos, orchestras, chamber music and piano recitals. Among these compositions are ‘Nazım’, ‘Metin Oluk Ağıtı’ oratorios, piano concertos, the orchestra master piece in dedication of Albert Einstein composed upon Zurich University’s request, Mozart’s 250th birthday celebration piece, the ‘Patara’ balet music. Now Fazıl Say is meeting with his fans in Gaziantep on the 25th of December at 8:30 pm at the Dedeman Gaziantep, Babil Saloon. 7 AJANDA 8 DQ !F İSTANBUL !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, on iki yılı geride bırakırken, her yıl hazırladığı programlarla sağlam bir festival takipçisi yakalayarak 70 bin kişilik bir izleyici kitlesi edindi. Dünyanın her yanından farklı bakışları sinemaseverlerle buluşturan ve düzenlediği partiler, atölyeler ve çeşitli etkinliklerle programını zenginleştiren bir oluşum aynı zamanda !f İstanbul. Her yıl İstanbul’un yanı sıra, Ankara’da ve 2012 yılından itibaren İzmir’de AFM ve Cinebonus Sinemaları’nda izleyicisiyle buluşan festival, filmleri farklı ve güncel bölümler altında toplayarak izleyicisine ulaştırıyor. Türkiye’den Kısalar bölümüyle yüzlerce genci bir araya getiren !f İstanbul, dünyanın farklı ülkelerinden gelen filmler ve genç sinema profesyonellerini davet ettiği !f Inspired / Keş!f gibi bölümlerle zihin açmaya devam ediyor. 14-24 Şubat 2013. AFM ve Cinebonus Sinemaları, İstanbul 28 Şubat – 3 Mart 2013. AFM ve Cinebonus Sinemaları, Ankara 1-3 Mart 2013. AFM ve Cinebonus Sinemaları, İzmir !F İSTANBUL The !f Istanbul International Independent Films Festival has entered its 13th year of successful films and programs throughout its festival agenda and has obtained 70 thousand loyal spectators who have become fans of the festival. It is also a formation which brings together many art and cinema lovers who come together at parties, workshops and various activities conducted by !f Istanbul. Besides Istanbul, since 2012 the festival has met with its fans in Ankara and Izmir at the AFM and Cinebonus Cinema’s with films gathered under current and inspirational categories. The short films from Turkey category brings together the Turkish youth. Also the !f inspired category forces young cinema professionals to broaden their minds. 14-22 February 2013: AFM and Cinebonus Cinema’s, Istanbul 28 February – 3 March 2013: AFM ve Cinebonus Cinema’s , Ankara 1-3 March 2013: AFM ve Cinebonus Cinema’s, Izmir 10 SARAJEVO WINTER 2013 Balkanların en önemli disiplinlerarası ve uluslararası festivallerinden biri olarak 1984’den beri Saray Bosna’da gerçekleştirilen bir festival Sarajevo Winter 2013. Bosna Hersek başkentinde düzenlenen festival ile ülkenin geleneksel sanat yaklaşımının yanı sıra çağdaş sanat sahnesine, değer verilen isimlere, yakın coğrafyaya ve katılımcılara da göz atmak mümkün. Sergiler, konserler, görsel sanat performansları, film ve video gösterimleri, performans sanatları, atölye çalışmaları ve çocuklara özel etkinliklerle dolu bir programa sahip. Bu yılın özel porgramları arasında Kış Olimpiyatlarına Bakış, 200. Doğumgününde Charles Dickens, Körler Kütüphanesi, Film Arşiv Tiyatrosu gibi pek çok dikkat çekici başlık da bulunuyor. Şehrin ünlü sanat adresleri kadar alternatif mekânlarına da yayılan festivalle ilgili detayları sarajevskazima.ba adresinden takip etmek mümkün. 7 Şubat – 21 Mart 2013. Saray Bosna SARAJEVO WINTER 2013 Sarajevo Winter 2013 is one of the biggest and most important interdisciplinary and international festivals of the Balkans, executed in Sarajevo since 1984. This festival is setout in the Capital in Bosnia Herzegovina and apart from the traditional art approach many contemporary art forms are introduced and accredited names from the sector are also present at the festival for the audience to admire. The program is full of exhibitions, concerts, visual art performances, film and video releases, performance arts, workshops and special activities for children. Among the program of this year is a prospect to the Winter Olympics, Charles Dickens on his 200th birthday, the Blind People’s Library and Film Archives Theatre. For more detail: sarajevskazima.ba Starting February 7-March 21, Sarajevo DQ 12 TREND-TREND Avrupa’da festival & karnaval kışı Europe’s winter festivals & carnivals Önümüzdeki aylarda, baharın gelişine dek Avrupa’nın birçok ülkesi gelenekselleşmiş festivallere ve karnavallara bir kez daha ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Bazılarına sizin için göz attık. In the coming months, up until the arrival of spring, many European countries are preparing to host a number of now-traditional festivals and carnivals. Here we take a closer look at some of them for you. YAZI-BY CEYLAN ÖZGE KUNDUZ Ne: Burning The Clocks Nerede: Brighton, İngiltere Ne zaman: 21 Aralık Londra’dan bineceğiniz bir trenle kısa sürede ulaşabileceğiniz Brighton’da 21 Aralık günü ülkenin en ilginç ve sıra dışı festivallerinden biri yapılıyor. “Saatleri yakmak” anlamına gelen adıyla festival, artık ticarîleşmiş bir Noel anlayışından bunalanlara panzehir olarak tanımlanıyor. İnsanlar evde yaptıkları kağıt fenerleri de alarak bir araya geliyor ve sokakları dolaşıyor. En sonunda kağıt fenerler Brighton Plajı’nda yakılıyor. Bir turist olarak değil de halktan biri gibi hissetmek için fırsatınız olur ve yolunuz Londra civarına düşerse mutlaka uğrayın. What: Burning the Clocks Where: Brighton, England When: December 21 A city accessible via train from London, Brighton plays host to one of the country’s most interesting and unusual festivals on December 21. Burning the Clocks is considered an antidote for the excesses of the now-thoroughly-commercialized Christmas. People wander the streets carrying paper lanterns before coming together on Brighton Beach to burn them. It’s the perfect opportunity to feel part of the local population as opposed to a tourist, so if you find yourself around London at that time of year, be sure to stop by. 13 14 Ne: Patras Karnavalı Nerede: Patras, Yunanistan Ne zaman: 17 Ocak-27 Şubat What: Patras Carnival Where: Patras, Greece When: January 17-February 27 Yunanistan, tüm medeniyetle birlikte karnavalların da doğduğu yer olarak tarihe geçmiş durumda. Bir karnavalı andıran ilk eğlence ve gösterinin milattan önce 500’lerde, Yunanistan’da yapıldığına dair bilgiler dünyanın bilinen ilk karnavalının Diyonisos’un heykelinin bir tiyatro oyunun açılışı için tapınaktan sahneye taşınmasıyla başladığını iddia ediyor. Tarihsel öyküsü ne olursa olsun Patras Karnavalı renkli ve büyüleyici bir gösteri sunuyor. Balolar, yürüyüşler, gösteriler ve hazine avı oyunları altı haftalık bir döneme yayılıyor. Ancak karnavalın en can alıcı kısmı, son haftası. Pazar günü gerçekleştirilen yürüyüşte yaklaşık 300 bin kişi caddelerde dans ediyor ve kostümlü dansçıların gösterilerini izliyor. Şamandıra şeklinde yapılmış Karnaval Kralı’nın yakılış töreniyle karnaval sona eriyor. Bu karnavalı diğer Yunan karnavallarından ayıran en belirgin özellik ise 160 senedir devam eden Patras’ın yoğun bir Fransız ve İtalyan etkisi altında bugüne gelmiş olması. Greece holds the historic title as the birthplace of carnivals thanks to the first carnival-like event that took place there around 500 BCE, when a statue of Dionysus was carried from its temple to the stage to celebrate the opening of a play at the theater. Regardless of its history, Patras Carnival is a colorful and captivating spectacle. Balls, parades, performances and a treasure hunt are spread out over a period of six weeks. The most crucial part of the carnival, however, takes place during the last week. The parade organized on Sunday features 300 thousand people dancing in the streets and watching the costumed dancers perform. The carnival is brought to a close by the burning of the float of the Carnival King. The most obvious characteristic that separates this celebration from other Greek carnivals is that it has survived 160 years despite the heavy French and Italian influences imposed upon Patras. Ne: La Tamborrada Nerede: San Sebastiyan, İspanya Ne zaman: 20 Ocak İspanya’nın Bask Bölgesi’nde, San Sebastian’da her yıl düzenlenen ve sadece bir gün süren davul festivali La Tamborrada gece yarısından bir sonraki günün gece yarısına kadar süren, son derece gürültülü bir festival. Plaza de la Constitucion’dan başlayan ve kentin eski merkezine kadar devam eden davullu yürüyüşün yarattığı bu festivalin tohumları bir söylentiye göre 1700’lü yıllarda Fransız işgali sırasında atılıyor. Bir gün bir fırıncı Iglesia de San Vicente kilisesi yakınlarındaki çeşmeden fıçısına su doldururken şarkı söylemeye başlıyor ve önünden geçen bir grup genç kız da, Fransız askerlerinin çaldığı trampetlerden etkileniyor olsa gerek, fıçılara vurarak fırıncıya eşlik etmeye başlıyor. Kalabalık gittikçe büyüyor ve bir yandan yürürken bir yandan da şarkı söyleyip tempo tutuyorlar. Söylentiye göre bu şekilde başlayan bu gelenek 300 yıldır devam ediyor. Raimundo Sarriegui’nin bu özel kutlama için yarattığı “March of San Sebastian” (San Sebastian Yürüyüşü) festival sırasında her sene çalınıyor. What: La Tamborrada Where: San Sebastián, Spain When: January 20 Held annually in San Sebastián in Spain’s Basque region, the one-day drum festival La Tamborrada is a rather loud celebration that starts at midnight and ends at midnight the next day. Starting at Plaza de la Constitución and making its way to the old city center, this drum parade is said to date back to the French occupation in the 1700s. According to legend, one day, a baker started singing while filling his water barrels from a fountain near the Iglesia de San Vicente and a group of young girls walking by were motivated by the drumming of the French soldiers to accompany the baker by banging on the barrels. The crowd started to gather and move, singing and drumming along the way. They say that the tradition started that day has evolved over the last 300 years. The festival also sees the annual “March of San Sebastián,” which was originated to celebrate Raimundo Sarriegui. 15 Ne: Venedik Karnavalı Nerede: Venedik, İtalya Ne zaman: 11-21 Şubat 16 Ne: Carnaval de Dunkerque Nerede: Dunkerque, Fransa Ne zaman: 28 Ocak-10 Mart Tüm Avrupa’nın en eski karnavallarından biri olan Carnaval de Dunkerque, 17. yüzyıldan beri gerçekleştiriliyor. Kasabanın ana geçim kaynağının balıkçılık olduğu bu dönemde, İzlanda sularına açılmadan önce gemi sahiplerinin balıkçılar için düzenlediği bir çeşit şölen olarak başlayan gelenek, bugün tüm kent sokaklarına yayılan bir geçit törenine dönüşmüş. Bu karnavalın en ilginç özelliği erkeklerin kadın gibi kadınların da son derece gösterişli giysiler giymesi. Ringa balığı fırlatma gibi ilginç yarışmalar da yine festivalin dikkat çekici özelliklerinden. Geceleri ise kıyafet baloları yapılıyor. What: Carnaval de Dunkerque Where: Dunkerque, France When: January 28 -March 10 One of the oldest carnivals in Europe, Carnaval de Dunkerque has been taking place since the 17th century. Originally a celebration held by ship-owners for fishermen prior to setting out for Icelandic waters in a time when fishing was the town’s primary source of livelihood, the carnival is now a giant parade held throughout the entire city. Its most interesting aspect is that the men dresses like women and the women wear fancy dresses. Other notable events include the herring throwing competition and fancy dress balls. Venedik’te maskeli baloların geçmişi 13. yüzyıla kadar gidiyor. Venedik’in kültürünün ve tarihinin önemli bir parçası haline gelen maskeli balolar yüzyıllar öncesinde kente gelen yabancı tüccarların tanınmadan gezmek ve türlü “yaramazlıklar” yapmak için kullandıkları iyi bir fırsattı. Bugün amaç bu olmasa da karnaval yüzyıllardır olduğu gibi sıra dışı bir eğlence için harikulade bir fırsat sunuyor. Karnaval dışında maskelerin Venedik’te ayrı bir işlevi vardı. Her sınıftan insanın şehir merkezinde anonim şekilde dolaşmasına izin veriyordu. Her sınıftan insan tanınma endişesi duymadan kentin sokaklarında ve kanallarında gönlünce gezebiliyordu. Her sene karnavalda en iyi maskenin seçildiğini ve jürinin uluslararası maske tasarımcılarından oluştuğunu hatırlatalım. Belki şansınızı denemek istersiniz. What: Carnival of Venice Where: Venice, Italy When: February 11-21 Having claimed an important place in Venetian culture and history, masquerade balls date all the way back to the 13th century, originating when visiting foreign merchants wore masks in their quest for anonymity and freedom to cause mischief. Though the purpose has changed, the carnival still offers a wonderful opportunity for a wholly unique experience. The masks have yet another function in Venice beyond the carnival: they negate population divides, allowing people from all classes to wander the town anonymously. Every year at the carnival, a jury of mask designers from around the world chooses the best mask – why not give it a shot? facebook.com/nestlepurelifetr DQ 18 SEYAHAT-TRAVEL Yılbaşı Şehirleri New Year Cities Saatler 12’yi vurduğunda nerede olmak isterdiniz? Eyfel Kulesi’nin parlak ışıkları altında mı, Sydney Harbor Bridge’in havai fişeklerle aydınlanan suretinin karşısında mı, yoksa Rio de Janeiro’nun ünlü plajı Copacabana’nın beyaz kumlarında mı? Where would you like to be when the clock strikes midnight? Under the twinkling lights of the Eiffel Tower, opposite the Sydney Harbor Bridge as it’s lit up by fireworks, or on the white sands of Rio de Janeiro’s illustrious Copacabana beach? 19 20 SYDNEY SİDNEY Kendini ‘dünyanın yılbaşı başkenti’ diye adlandıran Sidney bu konuda pek de haksız sayılmaz. Doğu’daki konumundan dolayı dünyada yeni yıla en erken giren şehirlerden biri olan Sidney’de yılbaşı çok ciddiye alınıyor, baştan söyleyelim. Şehir genelinde akşamüstü başlayan yeni yıl kutlamaları aralıksız devam ediyor; gece yarısı da liman bölgesi efsanevi bir havai fişek gösterisine sahne oluyor. Sidney’in ikonik köprüsü Harbor Bridge etrafında yoğunlaşan havai fişek gösterisi her yıl 1,5 milyon izleyiciyi liman bölgesine çekiyor ve dünya genelinde yaklaşık bir milyar kişi tarafından izleniyor. Sydney probably has good reason for naming itself ‘the world’s New Year capital’. Let’s make one thing clear from the start: the city, which is among the first celebrants of the New Year due to its eastern location, takes this business very seriously. The festivities, which begin in the afternoon throughout the city, reach a point of climax at midnight with the legendary fireworks display in the harbor area. The show that centers around Sydney’s iconic Harbor Bridge draws 1.5 million spectators and is watched by approximately one billion people worldwide. BERLİN Şurası kesin ki Berlin, eğer sokak partilerine meraklıysanız, Avrupa’da yeni yılı (veya Almanlar’ın dediği gibi Sylsvester’i) kutlamak için en iyi şehir. Her yıl yüzbinlerce insan Berlin’in ünlü Brandenburg Kapısı önünde toplanıp kilometrelerce uzanan bir sokak partisinin parçası oluyor. Berlin yılın bu zamanında takdir edersiniz ki biraz soğuk oluyor, ancak şehrin sokaklarını dolduran Berlinliler ve dünyanın dört bir yanından şehre akın eden turistler bunu hiç dert etmiyor. Ayrıca yeni yıl için özel olarak ışıklandırılmış Brandenburg Kapısı’nın görüntüsü de zihninizden kolay kolay silinmeyecek. BERLIN If you are a fan of street parties, it is for certain that Berlin is the best city in Europe to celebrate New Year’s (or, as the Germans call it, Sylvester). Every year, hundreds of thousands of people congregate at Berlin’ famous Brandenburg Gate to take part in a street party that extends for miles on end. You can appreciate the fact that it gets mighty cold in Berlin around this time of year but this doesn’t deter the Berliners and tourists that flock from the four corners of the world from filling the city streets. Believe us when we tell you that you won’t be able to erase the vision of Brandenburg Gate bathed in light anytime soon. 21 RİO DE JANEİRO 22 Rio de Janeiro için Karnaval ne anlama geliyorsa yılbaşı - veya Reveillon- da o anlama geliyor. Her yıl iki milyon kişi Rio’nun dünyaca ünlü plajı Copacabana’ya akın ediyor ve bitmek tükenmek bilmeyen bir samba ve dans çılgınlığı bütün, evet, kelimenin gerçek anlamıyla bütün şehri sarıyor. Copacabana’yı baştan aşağı donatan 40 tane dev hoparlör, akşam 6’da başlayan müziği herkese ulaştırma görevini üstleniyor. Dev hoparlörler, DJ’ler ve dans etmeye hazır iki milyon kişi sayesinde, Rio’da yılbaşı 12 saatten daha fazla süren dev bir sokak partisi anlamına geliyor. Ayrıca Rio’da Brezilya’ya özel Afrika-Güney Amerika karışımı geleneklere de rastlayacaksınız: bembeyaz giyinmeye, okyanusa çiçek atmaya ve kumsalda çukurlar kazıp içine mum dikmeye (belki de bir şişe şampanya bırakmaya) hazır olun. Saatler gece yarısını vurduğunda koşarak okyanusa girmekten bahsetmiyoruz bile. RIO DE JANEIRO New Year’s – or Reveillon – is just as important to Rio de Janeiro as the Carnival is. Each year, two million people flood the world famous Copacabana Beach and thus begins a never-ending dance and samba craze that sweeps the entire city. Copacabana is decked out with 40 giant speakers with the sole purpose of spreading the music to the masses. With these giant speakers, countless DJs and two million people eager to dance, New Year at Rio means a huge street party lasting well over 12 hours. An added bonus is the African-South American traditions unique to Brazil: be prepared to wear all white, throw flowers into the ocean and dig holes on the beach to place a candle (or maybe even a bottle of champagne) in. We haven’t even begun talking about how you’ll run and jump into the ocean as the clocks strike midnight. NEW YORK New York ve yılbaşı denince akıllara gelen ilk nokta Times Square. Her yıl kendi şehirlerimizdeki ve Avrupa başkentlerindeki yılbaşı kutlamaları bittikten sonra televizyonlarda (tüm dünyada bir milyar kişi ile birlikte) izlediğimiz Times Square kutlamaları, ünlü şarkıcıların canlı konserlerine, konfeti yağmuruna, ışık ve havai fişek gösterilerine, bol bol sarılma ve büyük bir coşkuya sahne oluyor. Öğle saatlerinden itibaren yaklaşık bir milyon kişinin doldurduğu Times Square’deki kutlamaların zirvesi ise ‘gökten inen’, altı ton ağırlığındaki ışıklı kristal top. Eğer kalabalıklar size göre değilse de telaşa gerek yok - ‘Big Apple’ın her caddesi, her sokağı yılbaşı ruhunu size muhtemelen bir ömür yetecek kadar yansıtıyor. NEW YORK When you think of New York City and New Year celebrations, the first place that comes to mind is, undoubtedly, Times Square. Each year, as our own festivities and those in Europe draw to a close, we gather around the television (along with a billion viewers worldwide) to marvel at the Times Square celebrations with its live concerts, confetti rain, light and fireworks displays, lots of hugging and major excitement. The climax of the celebrations, which are watched by almost one million people who begin to fill the square as early as midday, is when the light filled crystal ball weighing six tons ‘descends from the sky’. But don’t fret if you’re not a fan of big crowds – every street and avenue in the ‘Big Apple’ exude a holiday spirit that will definitely make a lifelong impression. 24 MADRİD Barselona bütün ilgiyi üstünde toplasa da, tüm dünya nasıl eğlenileceğini Madrid’den öğrenebilir. Madrid’de yeni yıl geleneği büyük, istisnai bir akşam yemeği ile başlıyor, sonra litrelerce içki eşliğinde sokaklara taşıyor ve gece yarısından sonra da şehrin tüm bar ve kulüplerinde devam ediyor. Madrid’de ayrıca saat 12’yi vururken 12 tane üzüm yeme geleneğiyle tanışacaksınız (yılbaşı döneminde tüm marketlerde 12’lik üzüm paketlerinin satılmasının sebebi bu). Madridliler şehrin Calle Alcala, Gran Via, Chueca gibi sokak ve meydanlarını doldursa da kutlamalar en çok Puerta del Sol’de yoğunlaşıyor. MADRID Maybe Barcelona does attract all the attention, but it’ Madrid that can teach the world how to party. A traditional New Year celebration in Madrid kicks off with a special dinner, followed by crowds roaming the streets accompanied by liters of alcohol, and continues after midnight at each and every bar and club throughout the city. You will also discover the tradition of eating 12 grapes as the clock strikes midnight (which explains the grapes sold in packs of 12 in supermarkets). Although the crowds fill streets and squares such as Calle Alcala, Gran Via, and Chueca, the revelries mostly center on Puerta del Sol. PARİS Paris yılın her günü, günün her saati kendine has bir havaya ve ruha sahip, dünyanın en şahsına münhasır şehirlerinden biri. Ancak Paris de yılbaşında apayrı bir havaya sahip oluyor. Sokakları, kurşuni çatıları, köprüleri, Seine kıyısındaki parkları kar ve yılbaşı dekorları ile kaplanınca ‘Işıklar Şehri’ yeryüzünde yılbaşını geçirmek için en güzel noktalardan biri haline geliyor. Kalabalıklar Eyfel Kulesi önündeki Champs de Mars Parkı’nda toplanıyor. Elinizde ünlü Fransız şarapları ile Eyfel Kulesi’nden yayılan ışık şovunu izleyebilir, veya kalabalıklardan bir nebze de olsa kaçmak istiyorsanız Champs-Elysées’nin geniş kaldırımlarındaki yılbaşı kutlamalarına katılabilirsiniz. Gerçi Paris’te geçireceğiniz yılbaşını unutulmaz kılmak için ne sokak partilerine, ne kalabalıklara, ne de ışık şovlarına ihtiyacınız var: Şehrin yılbaşı için hazırlanmış sokaklarında sadece yürümek bile son derece büyülü bir deneyim. PARIS One can definitely say that Paris is a highly unique city, which flaunts a distinctive flavor every minute of every day. That being said, even Paris is immersed in a special New Year spirit on the last day of the year. And when the streets, the lead roofs, the bridges and the parks on the banks of the River Seine are covered in snow and decorations, the ‘City of Light’ is transformed into one of the most beautiful places in the world to enter the New Year. The crowds gather at the Champs de Mars Park in front of the Eiffel Tower. You could choose to watch the light show originating from the Eiffel Tower with a glass of renowned French wine, or join the celebrations on the spacious sidewalks of the Champs-Elysées. Come to think of it, you probably won’t need street parties, throngs of revelers, or light shows for your New Year’s night in Paris to be memorable: just strolling around the decorated streets is a magical experience. 25 PRAG 26 Yeni yıl ruhu nedense klasik Avrupa şehirlerine ayrı bir yakışıyor. Prag da bundan faydalanmasını iyi beceren şehirlerden. Çek Cumhuriyeti’nin başkentinde kutlamalar dev bir avluyu andıran, nefes kesici güzellikteki tarihi şehir meydanında yoğunlaşıyor. Praglılar, turistlerle birlikte koca meydanı doldururken kalabalığın etrafını çeviren gotik kiliseler, kuleler ve diğer yapılar sihirli bir atmosfer yaratıyor. Ayrıca Prag Kalesi tepeden size bakarken, havai fişeklerin şehrin siluetinden tığ gibi fırlayan kuleler, kiliseler, köprüler ve kalelerle birleşmesini ve Vltava Nehri üzerinden yansımasını izlemek de hayatınız boyunca unutamayacağınız bir deneyim olacak, garanti edebiliriz. Ayrıca Çek Filarmoni Orkestrası da şehrin klasikliğini tamamlamak istercesine Prag Devlet Operası’nda yeni yıla özel bir klasik müzik konseri veriyor; meraklılarına duyurulur. PRAGUE The spirit of New Year seems to really suit traditional European cities. And Prague knows exactly how to make the most of this phenomenon. The New Year festivities in the Czech capital are centered in the breathtaking historic main square. The gothic churches, towers and historic buildings that surround the revelers assembled in the square add a magical quality to the ambience. We guarantee that you will never forget the scene, under the watchful eye of Prague Castle, of fireworks becoming one with the towers, churches, bridges and castles that make up the silhouette of the city as it’s reflected on the Vltava River. And adding to the tradition, the Czech Philharmonic Orchestra gives a classical music concert at the Prague State Opera House. DQ 28 RÖPORTAJ-INTERVIEW Dünü, bugünü, yarınıyla The past, present and future of Kültepe Kültepe kazıları, 65. yılını geride bırakırken dönemin en büyük kenti olması, çok kültürlü ortamı, zengin ticaret hayatıyla arkeoloji dünyasını şaşırtan sonuçlar vermeye devam ediyor. Bu yıl Dedeman Holding sponsorluğunda yapılan kazılarla ilgili merak ettiklerimizi, Kültepe Kaniş-Karum Kazıları Başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu’na sorduk. The Kültepe excavations, dating back 4 thousand years is continuing to make history as artifacts continue to come out of the archeological excavations in the area. We spoke about the project with Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, the President of the Kültepe Kaniş – Karum excavation project sponsored by Dedeman Holding this year. RÖ PORTAJ-INTERVI E W A Y Ş E G Ü L T U N A Kültepe Kaniş – Karum kazılarının detaylarına girmeden önce öğrenmek isterim. Şu an 4 ve 5 bin yıllık kültürleri açığa çıkarıyorsunuz. Arkeoloji sürprizlere gebe; bir o kadar heyacan ve emek yoğun bir bilim dalı. Yıllardır sahadasınız. Bize sahanın ruhunu, sizi mesleğinize bağlayan kilit noktaları paylaşır mısınız? Belirttiğiniz gibi, arkeoloji ve arkeolojinin en temel aracı kazı, çok yoğun bir mesai gerektiren zor bir iş. Ama bu zorluğuna karşın bir o kadar da heyecanlı. Arkeolojiye ve kazıya ‘iş’ demek istemiyorum; çünkü, ona ‘iş’ diye bakarsanız o zaman heyecanınız yok demektir. Bir de, bu iş para karşılığı yapılabilecek bir iş değil. Zaten hiç bir zaman da arkeoloji ,‘para getiren’ bir iş olmamıştır. Bizim en önemli motivasyonumuz ‘merak’. Ama bu merak geçici bir heves gibi, sadece ‘o an’ yaşanan bir şey değil. Merak ettiğiniz şey; sizin akademik anlamda kafanızı kurcalayan, çözümü için yıllardır pek çok kişinin kafa yorduğu ve halen çözülemeyen sorunların cevaplarıdır. Hayalinizde hiçbir zaman altın, gümüş, hazine gibi parasal bir buluntu yoktur. Tam tersine, belki pahada para etmeyen, ama küçük, belki topraktan, kilden bir buluntu hayalinizi süsler. Onun içerdiği bilginin, çözümlenemeyen birçok sorunu çözdüğünü hayal edersiniz. Kültepe, Kaniş Krallığı’nın merkezi ve Asur Ticaret Kolonileri sisteminin Anadolu’daki başşehri olarak biliniyor. Bugüne kadar arkeoloji dünyası için özel önem taşıyan nelerle karşılaştınız; bulgular hangi müze ya da müzelerde izlenebilir? Sistemli bilimsel Kültepe Kazıları , 1948 yılında rahmetli hocamız Prof.Dr. Tahsin Özgüç tarafından başlatıldı. 2012 yılında 65. yılını tamamladık. Daha ilk mevsim kazılarından bu yana keşfedilen buluntularıyla Kültepe Kazıları, tüm bilim dünyası tarafından dikkatle takip edildi. Çünkü, ilk buluntular dahi, o zamana kadar bilinmeyenleri ve cevapları bulunamayan pek çok sorunu çözüyordu. İlk yıllardan itibaren Kültepe’den keyşfedilen en önemli buluntu grubunu, şimdilerde sayıları 23.500’ü geçen çivi yazılı tabletler oluşturmaktadır. Bunlar Anadolu’nun ilk yazılı belgeleri olup, Anadolu’nun ‘tarihi devirlere’ geçişini sağlıyordu. Bunların yanında ele geçen çok çok özel buluntular da Anadolu arkeolojisinin temel taşlarını oluşturmakta. Şöyle bir örnek vererek Kültepe’nin önemini sunmak isterim. Eski Çağ Anadolu’su üzerine yazılmış bütün Before going into the details of the Kültepe Kaniş-Karum excavations I would like to state that you are bringing to light a 4 to 5 thousand year old culture. Archeology is prune to many surprises and is an exciting and strenuous discipline. Could you share the spirit you feel on the field, the motivational factors contributing to scientists? One should not see archeology as a source of income since it is not an occupation to be done for money. It is not a routine 8 to 5 job either, thus those who have the aims to earn money and work on a routine basis should not consider going into archeology. Archeology and excavation is a hard and intense occupation. But it is also exciting and intriguing. But you should not look at it as ‘work’ because then all of it’s excitement would fade away. I enjoy my occupation and my most important motivational factor is ‘curiosity’. But this curiosity is not an instant on the spot thrill. What you wonder about academically is the answers to the problems for which for many years many people have been trying to solve. There is never the will to find gold, silver, treasure or material substance in mind. On the contrary maybe a small piece of clay or artifact found buried under the soil covers your dreams. You dream of solving the many questions on the minds of people who have dedicated their lives to this occupation. Kültepe is known as the center of the Kaniş Kingdom and the capital city of the Assyrian Commercial Colonies in Anatolia. Being a historical and commercial kingdom it has been the center of excavation for more than half a century. What have you encountered till today in your excavations that are of great importance for the world of archeology? Where can we see these findings? In which museums are they exhibited? The systematic scientific Kültepe excavations started in 1948 by our deceased Prof. Dr. Tahsin Özgüç. In 2012 it reached its 65th year. The findings and pieces obtained from these excavations have been followed by the scientific vicinity in great depth. Because even the first findings are able to answer some of the unsolvable questions. The 23.500 Cuneiform script tablets are the most important findings found at Kültepe. These are the first written documents of Anatolia dating from that period. In order to understand the pre-historic Anatolian civilization you should first analyze the findings from Kültepe. The same goes for understanding the Central Asian, new Mesopotamian and 29 bilimsel eserlerde, makalelerde veya kitaplarda Kültepe en önemli yeri tutar. Kültepe’yi zikretmeden, Kültepe’yi referans göstermeden böyle bir eser yazmanızın imkanı yoktur. Dahası, aynı durum, tüm Önasya arkeolojisi, yani Mezopotamya ve Suriye gibi önemli uygarlıkların yaşadığı yerler için de geçerlidir. Kültepe’siz Önasya arkeolojisi olmaz. 30 Kültepe’de şimdiye kadar keşfedilen onbinlerce çivi yazılı tablet ve arkeolojik buluntular Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Kayseri Müzesi ve kısmen de İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte. Ayrıca, az da olsa çeşitli dünya müzelerinde de, 19., 20. yüzyıllarda çıkarılmış eserler bulunuyor. Tabii ki, sergide olanlar, buluntuların çok çok az bir kısmıdır. Maalesef, eserlerimizin büyük bir kısmı müzelerin depolarında, tekrar gün ışığına çıkacakları günü beklemekte. Sadece Kültepe’de keşfedilmiş eserler ile en az 10 tane müze kurabilirsiniz. Dahası sadece bulunan tabletler ile bir o kadar müze kurabilirsiniz. Zaten en büyük hedeflerimden birisi bir tablet müzesi kurabilmek. Dünyada böyle bir müze yok. Yeryüzüne çıkardığınız eserlerin ortaya konduğu 4 bin yıl öncesinin kültür iklimini özetler misiniz? Kanişliler nasıl yaşardı? Nelere inanırdı? Kültepe’nin önemini vurgulayan en özel buluntular, bizim ‘Asur Ticaret Kolonileri Çağı’ dediğimiz ve kabaca günümüzden 4 bin yıl öncesine tarihlenen yerleşim tabakalarından gelmekte. Demin bahsettiğim gibi bu buluntuların en önemlileri çivi yazılı tabletlerdir. Bu çivi yazılı tabletlerin büyük bir çoğunluğu ekonomik içerikli; ancak parasal işlemlerin yazıldığı bu metinler, aynı zamanda günlük hayatla ilgili çok önemli bilgiler de vermekte. Örneğin bir boşanma ile ilgili bilgileri biz, bir parasal alacakverecek ile ilgili bir metinden öğrenebiliyoruz. Çünkü, boşanma sırasında verilecek nafaka parasal bir aktivite gerektirdiği için kayda geçirilmiş. Dolayısıyla, o zamanın Anadolu insanının günlük hayatına ilişkin çok çok özel bilgileri de bu tabletlerde görebiliyoruz. Syrian civilizations and their habitats. There cannot be a Central Asia without Kültepe. The findings and Cuneiform script tablets can be found at the Anatolian Civilizations Museum in Ankara, Kayseri Museum and some are at the Istanbul Archeological Museum. With the findings at Kültepe alone you can open 10 museums. And our most important goal is to open a tablet museum. There is no tablet museum anywhere in the world. And it is a waste to let these tablets rot in the storage of museums. Could you summarize the cultural climate of the period to which these artifacts belong to? How did the Kaniş’s live? What did they believe in? The special findings, which state the importance of Kültepe are from the ‘Assyrian Commercial Colonial Era’ and the inhabitants living there that date back 4 thousand years. The most important of the findings are the Cuneiform script tablets. We can find out about that époque in Anatolia from these tablets. Most of these tablets include financial data but this data gives us insight into the day-to-day lives of the people from that period. Divorce and alimony problems and such decisions were engraved on these tablets, thus giving us insight on the financial and social data of the Kaniş’s. There are lots of books, information and data on how the Kaniş’s lived. Kültepe was a metropolitan city of that period. There were at least 50 thousand people living there. If you come to think that the world population was only a couple of million people then its grandeur would be more apparent. Kültepe is one of the biggest cities in Anatolia and Central Asia. The inhabitants are also just as rich, developed and colorful. Not only did the local Kaniş people live there but also people from different parts of Anatolia lived there as well. We could compare it to the Istanbul of today. It is also a city where mixed marriages happened with tradesmen from Syria and Mesopotamia, who came for commerce, got married and settled. It is not only a civilization where local languages such as Anlayabildiğimiz kadarıyla yapının henüz çeyreğini kazmış durumdayız. Bu ölçülerde bir yapı şimdiye kadar Anadolu’da açığa çıkarılmadı. Aslında, o çağda benzer ölçülerde bir yapı Anadolu’nun dışında da yok. “Kanişliler nasıl yaşardı?” sorusu, aslında üzerinde ciltlerce kitaplar yazılmış pek çok bilgiyi içermekte. Ama şöyle kısaltmak lazım; Kültepe, o çağın bir metropolitan şehri. En kötü ihtimalle 50 bin kişinin yaşadığı bir büyük şehir. Dünya nüfusunun bir-kaç milyon olduğunu düşünürseniz, Kültepe’nin büyüklüğü o zaman ortaya çıkıyor. Kültepe, Anadolu’nun ve tüm Önasya’nın en büyük şehirlerinden birisi. İçinde yaşayan insanlar da, o derecede gelişmiş, zengin ve çok renkli. Çok renkli derken, şunu kastediyorum. Sadece yerli Kanişli değil, Anadolu’nun pek çok bölgesinden gelmiş insanları barındıran bir şehir. Aynı zamanda, Suriye ve Mezopotamya’dan da gelen tüccarların yaşadığı ve hatta evlenip burada oturduğu bir yer. Sadece Hattice, Hititçe gibi yerli dillerin değil aynı zamanda Asurca ve Samice gibi birçok yabancı dilin konuşulduğu bir yer. Tabii böyle çok renkli, farklı kökenden gelen insanların bir arada oturduğu, yaşadığı bir yer olan Kaniş’te, çok farklı inanış sistemine sahip olan insanların da olduğunu kabul etmek gerekir. Hem yazılı belgelerden, hem de arkeolojik buluntulardan bunun izlerini görmek mümkün. Yazılı belgelerde, onlarca yerli, Anadolulu tanrı isimleri geçmekte. Bir de, Mezopotamya ve Suriye’den gelen kişilerin getirdiği birçok yabancı tanrı ismi ve tanrılar topluluğu gittikçe kalabalıklaşmaktadır. Bunların yanında, kazılarda keşfedilen çok sayıdaki dini tapınım objesi, bu zenginliğin somut örneklerini oluşturmaktadır. Hemen hemen her evde bulunan bu objeler, yani heykelcikler, kutsal içki kapları ve mühür gibi tasvirli eserlerde rastlanan tanrısal semboller, Önasya’nın en zengin inanış sistemlerinden birine işaret etmekte. Biliyorsunuz; Hititler için ‘1000 Tanrılı Halk’ tabiri kullanılır. Hititlerin bu inanış sisteminin kurucusu ve öncüsü, işte Kültepe’de bu çağdaki oluşumdur. Peki bu dönemde beslenme ve alet çantalarından neler çıktı? Daha önce de bahsettiğimiz gibi çivi yazılı tabletler, o zaman insanının beslenme alışkanlıkları hakkında da bilgi veriyor. Aslında, Anadolu’nun pek çok yerinde olduğu gibi burada a tahıl ağırlıklı beslenme yaygın. Çivi yazılı belgelerde, tahıl üretimi ve bunların fiyatlarıyla ilgili bilgiler mevcut. Diğer taraftan yoğun bir et tüketimi de söz konusu. Yenilebilen her türlü hayvan, inek, koyun, keçi, kuş ve çeşitli av hayvanları tüketilmiş. Şehrin gelişmişliği hakkında şöyle bir örnek verilebilir. Bugün büyük şehirlerde veya kasabalarda besi hayvanları özel kesim yerlerinde kesilerek, hayvanlar profesyonel biçimde parçalanarak tüketime sunulmakta. Kültepe dışındaki kazı yerlerinde ele geçen hayvan kemikleri kalıntılarına baktığınız zaman, onların gelişigüzel kesilmiş, belli bir standart göstermeyen kemikler olduğunu görürsünüz. Kültepe’de ise, toplanan hayvan kemiklerinde belli bir kesim standartı vardır. Yani et, bir büyük şehirde olması gerektiği gibi, profesyonel bir kasap tarafından kesilmiş ve öyle satışa sunulmuştur. Bunun dışında, şarap, bira, süt gibi içecekler ve yağ, bal, incir, soğan gibi yiyeceklere ilişkin birçok bilgi mevcut. İlginç bir bilgi olarak şunu ekleyeyim; çivi yazılı tabletlerde de zikredilen fındığın 31 We obviously came across a monumental complex. And still we have only been able to excavate a very small part of this complex. Such a complex has not yet been found in Anatolia and maybe does not even exist outside of Anatolia. 32 Kaniş’te tüketildiğini biliyorduk. Son yıllarda fındığın arkeolojik bulgularına da kazılarda rastladık. Peki toplumda kadının konumu nasıldı? Son derece gelişmiş bu metropolitan şehirde kadının rolü muhakkak ki çok önemliydi. Kadın, çoğu zaman çok özel bir statüye sahipti. Çivi yazılı belgelerde bu durum çok bellidir. Tabii ki Asurlu tüccarların, memleketlerinden getirdiği pek çok alışkanlık ve gelenek, Anadolu kadınının statüsünü yükseltmiş. Ama diğer taraftan da kadının Anadolu geleneğindeki konumu, bu yüksek statüde çok etkili olmuştur. Kadınların ticaret yapabildiği, hatta devlet yönetiminde yer aldığını biliyoruz. Bazı yazılı antlaşmalarda kraliçenin de mührünün gerektiği ve öyle yapıldığı biliniyor. Kazılara 1948’de başlandığını belirttiniz; biraz da öncesinden bahseder misiniz? Bilimsel dünyada Kültepe’nin tanınması 19. yüzyılda Avrupa’da, antika pazarında ortaya çıkan ve geldikleri yer itibariyle ‘Kapadokya Tabletleri’ olarak adlandırılan çivi yazılı tabletler ve boyalı seramiklerle başladı. İlk bilimsel makalelerde ve kısa süreli kazılar ile bu eserlerin kökeni sorgulanmış, ama yeterli bilgi toplanamamıştır. 1925 yılında, Prusya Ordusu’nda görevli bir subay olan Bedrich Hrozny, araştırma ve kazı yapmak Kültepe’ye gelir. İlk denemelerinde yeteri kadar bilgi edinememiş olsa da sonraki çalışmalarında bu eserlerin Kültepe’den çıktığını ispatlar. Daha sonra sistemli kazılara başlayan hocamız Prof.Dr. Tahsin Özgüç ise bu eserlerin stratigrafik ve kronolojik özelliklerini ortaya koyar. Örenyerinin önemini “Sistemli kazılarda keşfedilen çivi yazılı tabletlerin Anadolu tarihini başlatttığı yer olan Kültepe’de sürdürülen kazılar, sadece Anadolu’nun değil, aynı zamanda tüm eski Önasya’nın tarihine ışık tutmaktadır” sözleriyle vurguluyorsunuz. Kazıların geneline baktığınızda dönemin sosyoloji ve antropolojisine dair sizi en çok heyecanlandıran çıkarımlar nelerdir? Kültepe’de keşfedilmiş çivi yazılı tabletler, sadece eski Anadolu tarihini değil, tüm eski Yakındoğu dediğimiz coğrafyanın da tarihini aydınlatmaktadır. Bu nasıl oluyor? Yani, Anadolu’daki bir şehirde ele geçen veriler, Irak’taki veya Suriye’deki bir şehrin tarihini nasıl aydınlatabiliyor? Hattusha and Hittite were spoken but also Assyrian and Sami languages were spoken. With such a multi-cultural background it is normal to state that there were many different beliefs and traditions where many cultures assimilated with each other and made Kaniş what it was. It is possible to see the traces of this civilization from the written documents and archeological findings. In the written documents many Anatolian, Syrian and Mesopotamian God’s names are mentioned. Also many religious worship objects that were found during these excavations shows the richness and cultural cohesion of this civilization. The many artifacts found in each home such as statutes, Holy Spirit cups and seals and the God symbols engraved on these objects show the many different belief systems of that era. These symbols and godlike symbols points to one of the most enriched belief systems of Central Asia. The Hittites were called ‘the people with 1000 Gods’. This is due to the development and happenings in Kültepe during that period. What came out of their tool boxes from that period and what were their eating habits? As mentioned before, the Cuneiform script tablets give us information about the eating habits of the people of that era. Just like in other parts of Anatolia, wheat plays an important role in the alimentation of these people. There is information on wheat production and its prices on these tablets. There is also a heavy consumption of meat. Cows, sheep, goats, birds and various game meat were eaten. Like today they had butcher shops and places where these animals were cut according to hygienic norms and categorized under minced, entrecote, chopped and steak meat. This show how developed this civilization was. Apart from this, beverages such as wine, beer, milk and oil, honey, figs, and onions were also consumed. And surprisingly nuts were also consumed back then. How was the status of women in society? Women had special privileges and had special statuses. In a metropolitan city such as Kaniş the role of women was very important. This is evident in the Cuneiform script tablets. The Assyrian tradesmen and their traditions and habits improved the status of women in Anatolia. Women were able to do commerce, work and even have a role in state affairs. And even 33 Daha önce de belirttiğim gibi günümüzden 4 bin yıl önce, bugünkü Irak’ta yer alan Asur şehrinden gelen tüccarlar sayesinde, Anadolu insanı ilk kez yazıyla tanışıyor. Tüccarların geldiği bu şehir, daha sonraki çağlarda üzerine yapılan başka büyük yapılar nedeniyle kazılamaz, araştırılamaz hale geliyor. Dolayısıyla, Kültepe ile çağdaş tabakaları bugünkü şartlar altında bilinmiyor. Asur şehrinin 4 bin yıl öncesine ait veriler, ancak Kültepe’de bulunan tabletlerden geliyor. Aynı şekilde, o coğrafyanın, o dönemdeki siyasi, politik, ekonomik ve sosyal hayatına ilişkin verilerini de, Kültepe sağlıyor. Bu coğrafya sadece Asur veya Kültepe’yi kapsamıyor. O dönemde ilişkili oldukları tüm Mezopotamya ve Suriye’yi de içeriyor. Kültepe kazılarına baktığınızda, buna benzer pek çok veriyle karşılaşırsınız. Anadolu tarihini başlatan bir yer olmasının dışında, tüm bölgenin sanat, din ve kültürüne ilişkin çok özel verileri de burada bulabilirsiniz. Kazılarımızı son yıllarda ören yerinin tepe kısmında yoğunlaştırdık. Tepe’de idareciler ve yüksek rütbeli kişiler oturmaktaydı. Sıradan vatandaşlar ise tepeyi çeviren aşağı şehirde oturmaktaydı. Bu aşağı şehir sadece Asur Ticaret Kolonileri Çağı’nda iskan edilmişti. Tepe ise, en azından 5 bin yıl öncesinden başlayarak oturulmuş bir alan. Kazılarımızı ‘Tepe’ kısmında yoğunlaştırmaktaki amacımız, bu çağın daha erken dönemlerine inmek, Asur Ticaret Kolonileri Çağı’nı hazırlayan evrelere ulaşmak, yani Eski Tunç Çağı denilen ve günümüzden önce 5 bin yıllık sürece anlamaktı. Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu in some international agreements between states the seal of the queen was needed. You stated that the excavations started in 1948, can you speak a little about the time prior to 1948? Kültepe’s discovery happened in the 19th century in Europe in an antiques market where these Cuneiform script tablets then known as ‘Cappadocia tablets’ were sold. In 1925 an army officer from Prussia named Bedrich Hrozny came to Kültepe to do some excavations and research. Even though he was not able to find the origins of these tablets he later proved that these cuneiform script tablets (Cappadocia tablets) came from Kültepe. Later on in this century our teacher Prof. Dr. Tahsin Özgüç revealed the chronological characteristics and statistics of these tablets. 34 Son yıllarda beni ve tüm heyetimizi heyecanlandıran en önemli gelişmeler, işte bu kazılarda gerçekleşiyor. Kazılarda muhakkak idari bir özelliği olan ve şimdilik ölçüleri 70 metreye ulaşan, çok kalın duvarlı, beyaz badanalı anıtsal bir yapı kompleksini ortaya çıkartıyoruz. Halen de bu kompleksin çok az bir kısmını kazabildik. Anlayabildiğimiz kadarıyla yapının henüz çeyreğini kazmış durumdayız. Bu ölçülerde bir yapı şimdiye kadar Anadolu’da açığa çıkarılmadı. Aslında, o çağda benzer ölçülerde bir yapı Anadolu’nun dışında da yok. Bu anıtsal yapının yanında bizi heyecanlandıran bir başka buluntu grubu da, çok sayıda mühür baskısı bulmamız. Bulunan mühür baskıları arasında yer alan ‘silindir mühür’ baskıları, bize o dönemde Anadolu’nun uluslararası ilişkilerini gösteriyor. Yani, Asurlu tüccarlardan yaklaşık 400-500 yıl kadar önce başka tüccarlar Kültepe’ye gelmiş ve ilk sistemli ticareti başlatmış olmalılar. Dahası 2012 yılında bulunan iki çivi yazıtlı silindir mühür, gelen bu tüccarların bu dönemde yazıyı bilen insanlar olduğunu göstermektedir. Bunun önemi şudur: Anadolu’da yazı ilk kez günümüzden 4 bin yıl önce kullanılmıştır. Son kazılarda elde edilen veriler, bize bu tarihin daha erkene çekilebileceğini gösteriyor. Eğer bu gerçekleşirse, yani bu anıtsal yapının yaşadığı dönemde çivi yazılı belgelere ulaşırsak, Anadolu tarihi değişecektir. Bu, kimi heyecanlandırmaz? 65 yıldır desteksiz bir şekilde devam eden kazının ilk sponsoru Dedeman oldu. Bu destekle sahada neler değişecek? Türkiye gibi tarih zengini bir ülkede, bu tür bilimsel çalışmalara destek olma bilincinin önemini belirtmek açısından bunları biraz anlatır mısınız? Kültepe kazıları, 1948 yılında Türk Tarih Kurumu ve Ankara These excavations and findings in Kültepe bring life to the history of Central Asia as well as Anatolia you say, what are the sociological and anthropological acquisitions from these excavations that excite you the most? The cuneiform script tablets acquired from Kültepe not only shed lights on the history of Anatolia but also its surrounding neighbors such as Iraq and Syria, which are on the same geographical location. How do these findings shed light on the history of our neighbors? Our Anatolian ancestors were introduced to scripts and writing with the merchandisers who came from the city of Assyria in Iraq. The information about Assyria is found on the cuneiform script tablets found in Kültepe. The economic, social, political, religious and artistic information about the Assyrian region and habitants comes from these tablets. It includes the whole Mesopotamia and Syria regions too. We have moved our excavations to the hill top in the past few years since the administrative and higher ranking population lived on hill tops. The common public lived in the skirts of the hills. The Assyrian Commercial Colonial era and the history of this era belong there in the hill tops. The information obtained from these findings date back 5 thousand years. We come against a thick stoned, white washed wall 70 meters under the ground. We obviously came across a monumental complex. And still we have been only able to excavate a very small part of this complex. Such a complex has not yet been found in Anatolia and maybe does not even exist outside of Anatolia. State seals were also found in these excavations. These seals points out that they were used for international transactions in Anatolia. Most probably other merchants from other regions must have come to Kültepe and started trading before the Assyrians did. The seals also prove that these merchants were literate. Reading and writing existed Üniversitesi’nin katkılarıyla başlatıldı. Daha sonraları, Kültür Bakanlık’ı tarafından desteklendi. 2007’den itibaren en önemli destekçimiz Kayseri Büyükşehir Belediyesi oldu. Bu vesileyle başta Başkanımız Sayın Mehmet Özhaseki olmak üzere tüm hemşehrilerimize teşekkür etmek isterim. 2012 yılında ise ilk kez özel bir firma tarafından, sayın Murat Dedeman şahsında Dedeman Holding, Kültepe kazılarını destekledi. Bu, tabii ki bizim için çok özel bir durumdu. Şöyle ki; ülkemizde yabancı arkeologlar tarafından yürütülen birçok kazı Türk firmalar tarafından desteklenmekteydi. Ama, iş Türk kazılarına gelince maalesef bu talebimiz karşılık bulamıyordu. Dahası, yaptığınız iş ne olursa olsun, önemsenmiyordunuz. Bu anlamda, bir Türk firmasının bir Türk kazısını desteklemeye başlaması bizim için çok önemliydi. Bir diğer husus ve aslında en önemlisi de, hemşehrimiz olan bir teşebbüsün bunu yapması. Doğup büyüdüğü toprakların kültürüne sahip çıkabilmek bambaşka bir duygu olmalı. Bu vesile ile bizim için manevi anlamı çok yüksek olan bu destek için, Dedeman Holding’in kurucusu sayın Kemal Dedeman’ı rahmetle anmak isterim. Son yıllarda muzdarip olduğumuz, restorasyon, güvenlik, koruma ve diğer projeler konusunda Bakanlıktan yeterli desteği alamıyorduk. Şimdi ise bu tür projeleri uygulama potansiyelimiz olacak. Özellikle Kültepe’nin, başta Kayserili hemşehrilerimiz olmak üzere, önce ülkemize ve daha sonra da yabancılara tanıtmak açısından önemli bir gücümüz olacak. Aslında, bu destek, bize daha çok yük getiriyor. Desteğin hakkını vermek, mahçup olmamak için tüm Kültepe bilim heyeti olarak çok daha fazla çalışmak, daha fazla üretmek durumundayız. Bu çok önemli destek için Sayın Murat Dedeman’a, sadece Kültepe Kazısı Heyeti olarak değil, bütün Türk arkeologlar adına da teşekkür etmek isterim. Umarım yakın gelecekte tüm özel teşebbüs sahipleri, şehirlerinde, doğdukları yerde, çok önemli kültürel faaliyet gösteren tüm Türk bilim adamlarına destek olurlar. 4000 years prior to today. So if we are able to reach documents with nail inscriptions that date back to the era of this monumental structure, this will change the course of history in Anatolia. Who wouldn’t be excited by that? Dedeman became the first sponsor of the excavation that’s been going on without support for the past 65 years. What changes will this support bring about in the field? Could you briefly talk us through the importance that awareness about supporting such scientific research holds in a country as historically rich as Turkey? The Kültepe excavations began in 1948 with the support of the Turkish Historical Society and Ankara University. Later, the project also drew support from the Ministry of Culture. Since 2007, our biggest supporter’s been the Kayseri Metropolitan Municipality. I’d like to take this opportunity to thank all of my fellow countrymen, especially our esteemed mayor, Mehmet Özhaseki. In 2012, Dedeman Holding became the first private firm to support the Kültepe excavations, thanks to Murat Dedeman. This was obviously a very special situation for us. Consider this: Turkish firms supported many excavations done by foreign archeologists in Turkey. Yet when it came to Turkish excavations, unfortunately our requests were met with no response. What’s more, no matter what you did, you weren’t taken seriously. In this sense, it was very important for us that a Turkish firm started to support a Turkish excavation. Another point, and perhaps the most important one, is that this was done by an enterprise that’s from the same city as us. It must be a wholly unique experience to be able to take ownership of the culture of the lands where one was born and grew up. That’s why this support is very important to us spiritually, and I’d like to pay my respects to the memory of Dedeman Holding’s founder, the esteemed Kemal Dedeman. In recent years, we weren’t able to draw sufficient support from the Ministry in areas where we were suffering, like restoration, security, protection and other projects. Now, we’ll have the potential to take on these projects. We’ll have a significant force to introduce Kültepe to our nation and later to foreigners, starting with our fellow Kayseri locals. Actually, this support puts more weight on our shoulders. In order to do it justice and to avoid embarrassment, we, as the whole scientific committee in Kültepe, have to work harder and produce more. I’d like to thank the esteemed Murat Dedeman for this very significant support, not only for the Kültepe Excavation Board but on behalf of all Turkish archeologists, as well. I hope that all private enterprise owners will soon begin supporting all Turkish scientists carrying out very important cultural activities in their own cities and the places where they were born. 35 DQ 36 YEMEK-FOOD Saklı lezzetler Şehrin arka sokaklarına saklanmış öyle mekanlar, o mekanlarda da öyle lezzetleri vardır ki bir kere tattınız mı bir daha vazgeçemezsiniz. Hatta mekandan içeri adım attığınız anda hissedersiniz o tılsımı. İşte bu mekanlardan birkaçı… Hidden tastes There are such hidden and unknown places and tastes in the back streets of the city that once you get a glimpse of them and their delights you simply can’t resist going back. You even feel the synergy the moment you step inside. Here are some of these delightful places… 37 BeBeQ Ballets BeBeQ Ballets BeBeQ Ballets, Bebek’in popülaritesinden uzak bir lokasyonda, ufacık bir restoran. Bu, BeBeQ Ballets’nin görünen yüzü. Bir de tanıştığınızda karşılaşacağınız yüzü var ki dillere destan. Henüz tanışmamış olanlara ise, BeBeQ Ballets’nin sahibi ve mutfak şefinin Chaine des Rotisseurs’den şövalye unvanlı uluslararası gurme Haldun Tüzel olduğunu söylersek bir fikir vermiş oluruz herhalde. Haldun Tüzel üç yıl önce açtı BeBeQ Ballets’yi. Dünya mutfaklarından yemekler yapıyor. Menü günlük olarak değişiyor. Bir gün Fas mutfağından zeytinli, erikli tajin buluyorsunuz menüde, bir başka gün Güneydoğu mutfağından Babagannuş… Hint mutfağından chicken tikka massala, Texas BBQ lezzetleri, Fransız mutfağından Beef Stragonof, Osmanlı saray mutfağından kavun dolması, vişneli yaprak dolması ve zeytinyağlılara kadar türlü mutfaklardan türlü lezzetler çıkıyor BeBeQ Ballets mutfağından. Menüde yemekler günlük olarak değişse de çorba, et, balık, tavuk ve sebze çeşitleri mutlaka bulunuyor. Her gün 12.00’de hazır yemekler. 15.00 civarında ise neredeyse tamamı tükenmiş oluyor. BeBeQ Ballets’nin pek çok müdavimi var. İşin sırrı Haldun Tüzel’in maharetinde ve hazırladığı menülerin renginde, hareketinde saklı. Yemeklerin makul fiyatlarla sunulması da müdavim kitlesini genişletiyor elbette. 12.00 ila 14.00 arasında uğrarsanız 10-15 dakika kadar kapıda beklemek ihtimal dahilinde. BeBeQ Ballets akşamları kapalı. Ancak önceden haber verdiğiniz takdirde (av etleri için dört gün, diğer mutfaklar için iki gün önceden) 10 kişiden 30 kişiye kadar gruplar için açıyorlar. Av eti, deniz mahsulleri, suşi, Fransız, Fas ya da Osmanlı saray mutfağından ne isterseniz... Eve sipariş için ise 24 saat önceden haber vermeniz gerekiyor. Ne yapın edin bir öğle vakti yolunuzu BeBeQ Ballets’ye düşürün! BeBeQ Ballets (0212) 257 70 29 Manolya Sokak 9, Bebek Pazar hariç her gün 10.00-20.00 arasında açık. Kredi kartları geçerli. BeBeQ Ballets is a small restaurant further away from Bebek and its popularity. This is the outside façade of BeBeQ Ballets, what we see from the exterior. Then there is its legendary interior façade which you meet as you enter. For those who haven’t visited it yet it might be sufficient to say that its chef is Haldun Tüzel, gourmet and certified chevalier from Chaine des Rotisseurs. Haldun Tüzel opened BeBeQ Ballets three years ago, which specializes on world cuisines. The menu changes Daily, one day there might be olive and plum tajin from Morocco, another day there might be babagannush from Turkey, chicken tikka massala from India, BBQ from Texas and beef straganof from France. To top it all, melon dolma, cherry stuffed leaves, and various types of olive oil hors d’oeuvre dishes from Ottoman recipes come out of the kitchen at BeBeQ Ballets. Even though the menu changes daily, soup, meat, fish, chicken and vegetables are always ready to be served at 12:00 pm but around 3:00 pm they all finish. It has a lot of frequent customers and the success behind this lays in the variety of dishes and colorful menus Haldun Tüzel prepares with great care. The reasonable prices add to the number of frequent customers. It is quite busy and crowded between 12 pm and 2 pm and you will probably have to wait in line. BeBeQ Ballets is closed at night. But if you give notice in advance you can make a group reservation for 10 to 30 people and open the restaurant. You should notify four days in advance if you wish to eat game meat, and two days in advance for the other cuisines. Game meat, seafood, sushi, French, Moroccan or Ottoman cuisine, whatever you wish exists. You should call 24 hours in advance for home take-away. Do make time to visit BeBeQ Ballets because it is worth it. BeBeQ Ballets (0212) 257 70 29 Manolya Street 9, Bebek Open every day except Sunday between 10 am and 8 pm Credit Cards are valid. 38 Klemantin Klemantin Bağdat Caddesi’nin çok da hareketli sayılamayacak tarafında, Çiftehavuzlar’da; üstüne üstlük cadde üzerinde değil, ara sokaklardan birinde konuşlanmış bir pasta evi Klemantin. Genç şef Deniz Orhun’un başarısı mekanın konumunu göz ardı etmeniz için yeterli. Bir pasta evinden çıkabilecek her şey ve çok daha fazlası var Klemantin’de. Poğaçalar, börekler, kişler, unsuz kekler, envai çeşit kurabiye, çikolata, macaron, pasta, cheesecake ve daha neler neler… Hele bir karamelli cheeseake’leri var ki müptelası olacağınızı garanti ediyoruz. Klemantin’de, hiçbir üründe katkı maddesi kullanılmıyor, dolayısıyla her şey günlük olarak hazırlanıyor. Mutfaklarına margarin girmiyor, sadece tereyağ ve sıvıyağ kullanıyorlar. Çocuklar, sağlıklı beslenme peşinde olanlar, katkı maddesine alerjisi olanlar buradaki her şeyi gönül rahatlığıyla tüketebilir. Sipariş üzerine nişan, düğün, doğum günü gibi özel günler için pasta başta olmak üzere istediğiniz her şeyi hazırlıyorlar sizin için. Pazartesi günü çalışmıyorlar. Pazar günleri ise erken kapatabiliyorlar, gitmeden aramakta yarar var. Klemantin (0216) 467 21 24 G-3 Sokak Hanem Apartmanı 4A, Çiftehavuzlar Pazartesi hariç her gün 08.00-19.00 arasında açık. Kredi kartları geçerli. Klemantin is a patisserie (bakery) located in one of the cross streets in Çiftehavuzlar, on the quieter part of Bağdat Boulevard. The success of its young chef Deniz Orhun suppresses this minute location disadvantage. Klemantin is a lot more than just a simple bakery. From tasty treats like flaky pastry (poğaça), flans (börek), quiches, floorless cakes, various cookies, chocolate, macaroons, wet cakes, to cheesecakes and more; the caramel cheesecake especially is to die for. No additives are used at Klemantin and thus everything is prepared on a daily basis. Only butter and vegetable oil are used. Children, healthy eaters, and those who are allergic to additives can eat at Klemantins with a clear mind. Fiancees, weddings, birthday and special day cakes and menus are prepared upon order. It is closed on Mondays and sometimes they leave early on Sunday. Klemantin (0216) 467 21 24 G-3 Street, Hanem apartment 4A, Çiftehavuzlar Open every day except Mondays between 8 am and 7 pm Credit Cards are valid. 39 Sihirli Spatula Sihirli Spatula Masal kitaplarından bir sayfa… Sihirli Spatula’dan içeri adım attığınız anda bu hisse kapılıyorsunuz. En güzel yanı ise gördüklerinizin hayal değil, gerçek olması. Acıbadem’in ara sokaklarından birinde ufak, sevimli mi sevimli bir dükkan burası. Mutfağından çıkan lezzetler ise mekanın adıyla birebir örtüşüyor; her biri adeta sihirli... Sadece gördükleriniz değil, etrafı saran koku da oldukça cezbedici. Cheesecake’ler, muffin’ler, tartlar, kişler, tatlı&tuzlu kurabiyeler, pastalar… Pastaları çok rağbet görüyor. Düğün pastaları, esprili pastalar, çocuklar için eğlenceli maketler de var. 15-20 kişilik çocuk doğum günleri için de son derece müsait bir yer burası. Mekânın sahipleri ikiz kardeşler Ayça ve Gökçe İlkel, diyetisyen Aysun-Murat Gökçen danışmanlığında sipariş üzerine diyet tuzlular ve tatlılar da yapıyorlar. Sihirli Spatula’nın sihirli lezzetleri mutlaka tadılmalı. Yolunuz düşmezse arayın onlar gelsin. Sihirli Spatula (0216) 428 38 28 Acıbadem Caddesi Palmiye Sokak 1, Acıbadem Pazar 09.00-20.00, diğer günler 09.0021.00 arasında açık. Kredi kartları geçerli. The moment you step foot into Sihirli Spatula (Magical Spatula) you feel as if you have opened a page from a fairy tale book. The best thing about it is that what you see is real and not imaginary. It is a small and cute shop in one of the cross streets of Acıbadem. And the dishes presented here definitely suit its name since they are all very magical, not to mention the enticing savour engulfing the entire shop. Cheesecakes, muffins, tarts, quiches, sweet & salty cookies, and cakes are baked fresh daily. Wedding cakes, humor cakes, model cakes for children are also sold at Sihirli Spatula. It is perfect for children birthday parties. Diet cakes and sweet & salty cookies are also available upon order. The twin sisters Ayça and Gökçe İlkel accomplish this with the consultancy of dietician Murat Gökçen. If it is not on your way, give them a call and they shall come to you. Sihirli Spatula (0216) 428 38 28 Acıbadem Boulevard, Palmiye Street 1, Acıbadem Open on Sundays between 9 am and 8 pm, and Monday through Saturday between 9 am and 9 pm Credit cards are valid. 40 Meşhur Köfteci Recep Usta Famous Meetball Shop Recep Usta Çengelköy’ün dar sokaklarından birinin hemen girişinde, sıkı müdavimleri olan ufak bir köfteci dükkanı burası. Şehrin en temiz, en iyi pişmiş leziz minik köftelerini burada yiyebilirsiniz. 1951’de Recep Güldiken’in açtığı dükkânı şimdi oğlu Yavuz Güldiken çalıştırıyor. Yavuz Bey sadece köfteleri hazırlamakla kalmıyor, ocağın başında kendisi pişiriyor. Misafirlerini tek tek selamlayıp hatırlarını sorarken gösterdiği nezaketten ve üslûbundan İstanbul beyefendilerinden olduğunu anlıyorsunuz. Köfteleri ızgaranın üzerine dizişindeki ustalığı profesyonelliğinin, bembeyaz önlüğü ise titizliğinin kanıtı. Köftenin yanında piyaz, çoban salata ve ev yapımı ayran iyi gidiyor. Tatlı faslına geçeceklere tel kadayıf tavsiye ediyoruz. Dilerseniz köftelerinizi paket olarak da alabilirsiniz. Meşhur Köfteci Recep Usta (0216) 321 49 77 Cakalı Sokak 4, Çengelköy Çarşamba hariç her gün 12.0020.00 arasında açık.Kredi kartları geçerli. It is a small meatball shop with frequent customers located in a narrow street in Çengelköy. You can eat the most delicious meatballs of the city here. Recep Güldiken opened this shop in 1951 and now his son Yavuz Güldiken is running it. Not only does he prepares the meatballs but he also cooks them. You understand from his poise and politeness that he is a true Istanbulite gentleman. His shop is clean and neat which is evident from his clean apron. Bean salad, greeneries and ayran (yogurt drink) go well with the meatball dish and one must have the tel kadayıf for desert. Famous Meetball Shop Recep Usta (0216) 321 49 77 Cakalı Street 4, Çengelköy Open every day between 12 pm and 8 pm Credit Cards are valid. m Kosinitza 42 Boğaz’ın tüm samimiyetini hissettiren Kuzguncuk’ta, ara sokaklardan birinde ufacık samimi bir mekan Kosinitza. Deniz ürünleriyle arası iyi olanların kaçırmaması gereken lezzetler var menüde. Kosinitza’ya gitmeye karar verdiğinizde değişikliklere hazır olun. Hiç tatmadığınız bir lezzetle karşılaşabilir ya da yakından tanıdığınız bir deniz ürününü yeniden keşfedebilirsiniz. Levrek, kılıç, dülger, sinarit, lagos, kefal, sardalya, dil, barbun ve ıstakoz… Thermidor usülü (konyak ile flambe edilerek ızgara) ıstakoz ya da ıstakozlu makarna da yapıyorlar. Bakla püresi yatağında St. Jacques, karides, langustin gibi kabuklu deniz mahsulleri, güveçte baharatlı akya balığı, milföy hamuru ile karides ve enginarlı börek, güveçte hiç yağsız sebzeli levrek yahni de Kosinitza lezzetleri arasında... Denizden gelen lezzetleri Akdeniz’li bir anlayışla yorumlayan Kosinitza’nın harika bir çorba menüsü de var. Marsilya’dan Bouillabaisse, İspanya Katalan Mutfağı’ndan Zarzuela, İtalya Linguria’dan Cioppino, bir başka İtalyan Cacciucco, Yunan Mutfağı’ndan Kakavia ve Fransızların meşhur Bourride’i… Henüz keşfetmeyenlere duyurulur! Kosinitza (0216) 334 04 00 www.kosinitzarest.com İcadiye Caddesi Bereketli Sokak 2/A, Kuzguncuk Pazartesi kapalı; pazar 14.30-22.00, diğer günler 12.00 – 23.00 arasında açık. Kredi kartları geçerli. Kosinitza Kosinitza is a cozy little restaurant in one of the little streets of Kuzguncuk, overlooking the Bosphorous. People who love seafood should pay a visit to Kosinitza and be prepared for a gourmet experience. The palate presented on the menu is simply mind blowing. Sea bass, sword fish, dory, grey mullet, sinarit, lagos, sole, red mullet and lobster; they also make pasta with lobster a la Thermidor (grilled lobster flambé with Cognac), St. Jacques on a mash of fava beans, shrimps, langoustines and other seafood products. Spicy akya fish casserole and shrimp, artichoke stuffed milföy pastry, oil free sea bass and vegetable stew are also among the many dishes at Kosinitza. It also has a great variety of soup dishes, like bouillabaisse from Marseille, zarzuela from the Spanish Catalan cuisine, caccacio and cioppino from Linguria-Italy, kakavia from Greece and bourride from France. Kosinitza (0216) 334 04 00 www.kosinitzarest.com İcadiye Boulevard, Bereketli Street 2/A, Kuzguncuk Closed on Monday; Open Sunday between 2:30 pm and 10 pm, other days between 12 pm and 11 pm Credit Cards are valid. 43 OMG OMG Batı Ataşehir’in Barbaros mevkiinde, aramadan bulunamayacak bir mekan OMG. Restoranın sahipleri Aykut Altın, Levend İşanlar ve Önder Moğol... Yıllardır ‘muhabbette’ olan bu üç ortak Anadolu’nun çeşitli yerlerinde yıllar içinde severek yedikleri yemekleri modernize ediyor ve OMG’de sunuyorlar. Temel konsept Akşehirli ustalar Samet ve Kenan’ın ellerinden Anadolu’nun fırın lezzetleri üzerine kurulu. Bu fırında pişen 120 cm uzunluğunda, incecik pideler çok özel bir hamurla yapılıyor. Beyaz unun yanı sıra sarı un ve kepekli unun da olduğu dört farklı un kullanıyorlar. Menüde klasik Konya pidelerinden kıymalı olan etli ekmek, kuşbaşılı olan bıçakarası ve Konya’da Mevlana adı verilen ancak burada Meram adıyla menüde yer alan kıymalı-peynirli var. Enfes iki icatları pastırmalı humuslu ve kokoreçli pide ise mutlaka denenmeli. Hatay işi tuzda tavuk favori yemeklerinden. Gitmeden iki saat önce haber vermenizde yarar var, zira yapılışı bir saat 45 dakika kadar sürüyor. Kuzu tandır ya da diğer adıyla Konya Fırın Kebabı kuzu yemeyenlerin bile pişman olmayacakları lezzette... Kuş üzümü, fıstık ve kuzu ciğerle yapılmış iç pilavla servis ediliyor. Firik pilavı ve Kayseri’den gelen çavdar ve arpa bulgurunun da içlerinde olduğu pilavları isterseniz ayrıca da sipariş edebiliyorsunuz. Tuzda tavuk ve kuzu tandırdan yaptıkları dürümlerinin lavaşlarını kendi fırınlarında hazırlıyorlar. Sebahat Ustanın mantısı ve Adana usulü haşlama içli köfteyi özellikle tavsiye ediyorlar. Tüm yemeklerden önce masaya gelen minik tabağın bir bölümünde ham haliyle Hatay’ın kırma zeytini Cunda zeytinyağı içinde geliyor; bir bölümünde ise acur turşusu ve zahter var. Kuru çiçek bamya çorbası, kabak borani çorbası, ayvalı portakallı kereviz, pırasa dolması ve soğan dolması, yoğurtlu pancar da et yemek istemeyenlere alternatif… Nev-i şahsına münhasır Niğde gazozunu şuruplarıyla denemeniz tavsiyemiz. Özellikle nane şurubuyla yapılan Niğde Menta ve kavun şurubuyla yapılan Niğde Melon… OMG (216) 470 12 12 omgyoresel.com Mimar Sinan Caddesi Timur Sokak 2, Barbaros/Batı Ataşehir Her gün 11.00-22.00 arasında açık. Kredi kartları geçerli. OMG is an easy to find place located in the Barbaros quarter in West Ataşehir. Aykut Altın, Levent İşanlar and Önder Moğol, are the three partners who wanted to modernize the dishes they love from various parts of Anatolia and present them at OMG. The main concept is based on dishes baked in firewood stoves. The 120 cm special pides (typical Turkish dish, thin and long pastry with garnish on top, baked in firewood stove) are made out of a special kind of flour. Consisting of white, wheat and yellow flour this combination makes the pides delicious. A variety of pides from Konya can be found in the menu. Some of them are meat bread made of minced meat, bıçakarası which is made of lamb and Meram which is made of minced meat and cheese. Their two original makings are the roasted sheep intestines and humus, pastrami pides. Chicken in salt is a favourite as well. Lamb tandoori served with stuffed rice full of currants, pistachios and lamb liver is a delight. Firik rice (green whole wheat rice) and rye and wheat rice from Kayseri can also be ordered here. The Turkish ravioli (mantı) and Adana style boiled stuffed meatball prepared by Sebahat Usta is also recommended. Before the main dish many side dishes are served. Olives from Hatay in olive oil from Cunda, acur pickles and Zahter are on the house. For vegetarians and vegetable lovers, dry flower okra soup, zucchini soup, quince and orange celery, stuffed leek and stuffed onion, and beets with yoghurt are among the many alternatives. The Niğde Menta is a mixture of soda pop and melon syrup and something everyone should try. OMG 0 (216) 470 12 12 omgyoresel.com Mimar Sinan Boulevard, Timur Street 2, Barbaros/Batı Ataşehir Open every day between 11 am and 10 pm Credit cards are valid. DQ 44 KENT-CITY Buzlar Şehri Erzurum Kayak destinasyonları arasında son senelerde iyice sivrilen Erzurum’a ayak basan Serra Gürçay, kabuk değiştiren bir şehir ve dünya liginde kayak pistleri ile karşılaşıyor. Ş ehir merkezine giden çift şeritli bulvarlar, süs havuzlu meydanlar, alttan aydınlatma ve üzeri buz tutmasın diye ısıtmalı kaldırımları ile Erzurum son senelerde ciddi bir makyajdan geçti. Tüm bu değişimin en önemli nedenlerinden biri 2011’de Erzurum’da yapılan Universiade (üniversiteler arası olimpiyatlar) organizasyonu. Aslında Erzurum eski çağlardan beri geniş toplulukların hep dikkatini çekmişti. Eskiden Selçuklu’ların başkentiyken onlardan miras kalan: ‘iki dünya arasında köprü ve şehirlerin koruyucusu’ anlamına gelen çift başlı kartal Erzurum’un sembolü olmaya devam ediyor. Bu toprakların büyüttüğü savaş kahramanı Nene Hatun ise bölge kadınının güçlü karakterine iyi bir örnek. Aziziye tabyasında türbesi bulunan zamanının devrimcisi Nene Hatun, 1877 senesinde Osmanlı ve Ruslar arasında çıkan savaşta yeni doğmuş bebeğini evde bırakıp cephede kahramanlık göstermiş ve Türk kadınının güç sembolü olmuştu. Bugün işte aynı Erzurum’da, ayağına kayaklarını takmış Palandöken’in tepelerinden aşağıya cesurca kayan genç kızlara rastlamak mümkün. Erzurum kültürel olarak uzun süre yerinde saymış olmanın sancılarını hala çekse de, genç neslin kayak sporuna artan ilgisi, uluslararası organizasyonlar, altyapı çalışmaları ve her sene artan turist sayısı Erzurum’un önemli bir kış destinasyonu haline geldiğinin kanıtları. Serra Gürçay visits Erzurum, which has recently been on the rise as a skiing destination, and is welcomed by a city in transformation and world standard ski slopes. Erzurum: The City of Ice W ith its four-lane boulevards leading in to the city center, town squares decked out with fountains, decorative lighting and in-ground heating to prevent ice on the sidewalks, it’s obvious that Erzurum has recently gone through a major facelift. One of the most important factors has been the intercollegiate olympics event Universiade, that was held in Erzurum in 2011. Erzurum has, in fact, been a center of attraction for large populations throughout history. The city was the capital of the Seljuks and still uses their two-headed eagle, representing ‘a bridge between two worlds and the protector of cities’ as its symbol. Erzurum’s own historical folk heroine Nene Hatun is a perfect example to the strong character of the region’s women. The revolutionary Nene Hatun legendarily left her new-born baby to join the war front during the Turco-Russian war of 1877 thus becoming a symbol of the strength that Turkish women possess. In today’s Erzurum, young girls courageously take on the slopes of Palandöken with their skis. Although Erzurum still suffers the consequences of having initially stagnated culturally, the young generation’s growing interest in skiing, international organizations, developing infrastructure, and the increasing rate of tourism are all proof that the city has become a prime winter destination. 45 Palandöken’de Kar Keyfi 46 Aslında Erzurum’un kış sporlarıyla turizme açılması 20 seneyi buldu. Palandöken Kar Sporları Merkezi 3271 metre rakımda 5 telesiyej, 1 teleski, 2 baby lift ve 1 gondola sahip. Snowboard’cular için Türkiye’nin ilk ‘half pipe’ ve ‘boarding cruise’ pistleri de burada. Sadece Palandöken Kar Sporları Merkezi’ne son senelerde 45 milyon TL’lik bir yatırım yapıldı. Şu an Palandöken’de beş otel bulunuyor. Bunlar arasında özellikle Dedeman Palandöken pistlerin tam içinde yer alıyor. Palandöken’in havaalanına çok yakın olması, uçaktan inip kayak pistlerine sadece 20 dakikada ulaşım imkanı sağlaması kış turizmi için büyük bir avantaj. Kayak ile Atlama Kuleleri 2011 yılında Kiremitliktepe’de inşa edilen Türkiye’nin ilk, Avrupa’nın ise en yüksek kayakla atlama kulelerinin ne Orta Doğu’da ne de Balkanlar’da bir eşi var. Gece ışıklandırılan iki kulesi ve iki atlama rampası, üç antrenman rampası bulunan Skiing at Palandöken It’s been 20 years since Erzurum welcomed its first tourists for winter sports. Palandöken Snow Sports Center, located at an altitude of 3271 meters boasts 5 chairlifts, one ski lift, two baby lifts and a gondola. Turkey’s first half pipe and boarding cruise slopes for snowboarding were also built here. Investment in Palandöken Snow Sports Center in the past few years has reached 45 million Turkish Lira. The resort currently has five hotels. Among those, the Dedeman Palandöken is located right on the slopes. Another great advantage of Palandöken in terms of winter tourism is its proximity to the airport; which means visitors can hit the slopes within a mere twenty minutes of leaving the airport. Ski Jumping Towers Turkey’s first jumping towers erected at Kiremitliktepe in 2011, are the highest ski jumping towers in Europe. They have no equivalent in the Middle East or the Balkans either. The structure, which is made up of two towers that light up at night, two jumping slopes and three training slopes, has yapı şehrin siluetine modern bir özellik kazandırmış. Yapının içinde restoran ve sporcular için düşünülmüş misafirhane de mevcut. Kulelerin en tepesine tırmanıp bakınca Atatürk Üniversitesi’nin büyük ve yeşil kampüsü görülüyor. Erzurum Merkez Dar sokaklarda oltu taşı atölyelerinin arasından geçerek kısaca Taşhan diye adlandırılan Rüstem Paşa bedestenine varılıyor. Erzurum’a özel siyah renkte yarı kıymetli oltu taşı fosilleşmiş reçinelerden elde ediliyor. Özellikle gümüşle birleştiğinde çok şık duruyor. Şehrin içi tarihi binalar ile dolu: 1179’dan kalan Ulu Cami ve 13 yüzyılda yapılmış yanındaki Çifte Minareli Medrese, Selçuklu taş işlemeleri ile bezenmiş iki büyüleyici yapı. Şehrin ana caddesi Cumhuriyet caddesinden (halk arasında mecburiyet caddesi deniyor) Saat Kulesi’nin de bulunduğu yöne doğru ilerleyin. Oltu taşı atölyeleri ve eski evlerin içine de added a modern look to the city’s silhouette. The structure also has a restaurant and a guesthouse for visiting athletes. You can even catch a glimpse of the lush campus at Atatürk University from the very top of the towers. Central Erzurum Winding through the narrow streets, pass the traditional black stone workshops, you reach the Rüstem Pasha covered bazaar, also known as Taşhan. Erzurum’s famous semi-precious black stone is made out of fossilized resin and looks absolutely beautiful when combined with silver. The city is full to the brim with historical buildings: the Ulu Cami Mosque constructed in 1179 and the adjoining Çifte Minareli Medrese (Madrasa With Two Minarets) from the 13th century, are just two fascinating examples of structures displaying Seljuk stonework. As you walk down the main boulevard, Cumhuriyet Street, towards the Clock Tower, drop by the stone workshops and historical houses before stopping at Ulu Cami. The mosque’s wooden ‘dovetail’ ceilings, shaped like sparrow nests, serve as natural air conditioning units and help 47 girdikten sonra Ulu Cami’ye mutlaka uğramak gerek. Caminin ahşap Kırlangıç tavanları çok ilgi çekici. Kırlangıç yuvası şeklinde yapılmış tavanlar, doğal klima görevi görüyor ve yapıların nefes almasını sağlıyor. Ulu Cami’nin içinin nasıl bu kadar temiz olduğunu ve mis gibi koktuğunu şimdi daha iyi anlamak mümkün. Binanın sadeliği, yakutlar ve Erzurum taşıyla bezenmiş ahşap minberi gerçekten de etkileyici. Erzurum Lezzetleri ‘Erzurum Evleri’ 11 adet yöresel evin birleştirilerek restorana dönüştürülmüş mekânın ismi. Yöresel lezzetlerin köy evi geleneğine uygun olarak yer sofralarında sunulduğu bu restoran üzeri tamamen kapatılmış bir sokakta yer alıyor. Duvarları antika hedikler (karda batmadan yürümek için ayağa takılan kafesli alet) süslüyor. Buranın çağ kebabı çok meşhur. Şehir içinde Lala Paşa Cami’nin hemen karşısında tarihi bir başka adres ise Güzelyurt Restoran. Klasik tarzdaki mekan 1928 yılında ilk kez kapılarını açmış. Yemekler lezzetli, servis çok iyi. Buranın bir diğer özelliği de şehirde alkol servisi yapan ailecek gidilebilecek tek yer olması. Kebap çeşitleri ve bölgeye mahsus kadayıf dolması denemeye değer. structures breathe. This is why the interior of Ulu Cami is so clean and smells so good. The simplicity of the building, together with the wooden pulpit encrusted with rubies and Erzurum’s own stone is absolutely breathtaking. Flavors of Erzurum A great place to try regional specialties on floor tables is the restaurant called ‘Erzurum Evleri’ which is actually made up of 11 traditional houses. The houses have been restored and joined together, while the street they lie on has been closed off to create little, cheerful spaces. The restaurant, whose walls are decorated with antique snowshoes, is most famous for its ‘çağ’ kebabs. Another historical place to try is Güzelyurt Restaurant, located downtown, straight across from the Lala Paşa mosque. This traditional restaurant opened its doors in 1928 and has both good food and good service. An advantage to dining here is that it’s the only family restaurant in the city that serves alcohol. Make sure you try the kebab varieties and the regional specialty, ‘kadayıf dolması’; angel hair pastry in syrup. 48 Nerede Kal›n›r? Dedeman Palandöken Ski Lodge ve Dedeman Palandöken (0442) 317 05 00 / (0442) 316 2414 Palandöken Kayak Merkezi, Erzurum Erzurum’da Dedeman’›n sizlere sundu¤u iki ayr› konaklama seçene¤i var. Havaalan›na 17, şehir merkezine 8 km uzakl›ktaki Dedeman Palandöken Ski Lodge, az alternatifli Palandöken konaklama seçenekleri içinde en ideali. Fitness salonu, bilardo ve kapal› yüzme havuzuyla, kayak d›ş›nda da sporun her çeşidine f›rsat veren otel, şömine baş› sohbetleri yapabilece¤iniz s›cac›k bir ortam sunuyor. 66 konforlu odas›, bar ve restoranlar›, güleryüzlü servisiyle Dedeman Palandöken Ski Lodge, kayakseverlere iyi bir tatili garantiliyor. Dedeman Palandöken ise, 183 odas›yla hizmet veriyor. Ayr›ca; kapal› yüzme havuzu, kayak pisti, farkl› uzunluklarda 9 lift, solaryum, sauna, masaj, bilardo salonu, spor ve sa¤l›k kulübü, kuru temizleme gibi hizmetler sunuyor. Where to stay... Dedeman Palandöken Ski Lodge and Dedeman Palandöken (0442) 317 05 00/ (0442) 316 2414 Palandöken Ski Center, Erzurum Dedeman offers two different accommodation selections in Erzurum. 17 km from the airport and 8 km from city center, Dedeman Palandöken Ski Lodge is the ideal choice among Palandöken’s limited accommodation options. It has a fitness area, billiards and indoor swimming pool. The hotel offers many alternatives to skiing and is the perfect place to sit and chat by the fireplace. With its 66 comfortable rooms, bar and restaurants, pleasant service, Dedeman Palandöken Ski Lodge guarantees a perfect holiday for snow and ski lovers. Dedeman Palandöken has 183 rooms as well as an indoor swimming pool, ski slope, 9 chair lifts of different lengths, solarium, sauna, massages, billiards lounge, sports and health clubs, and dry cleaning. DQ 50 HOBİ-HOBBY Buz Devri The Ice Age Önümüzdeki birkaç ay boyunca Whistler Blackcomb, Kitzbuhel, Zermatt gibi dünyaca ünlü kayak merkezleri depresif kış aylarından sıkılan pek çok tatilcinin akınına uğrayacak. For the next few months it is expected that popular ski destinations like Whistler Blackcomb, Kitzbühel and Zermatt will be flooded by tourists who are bored during the gloomy winter months. YAZI-BY BARIŞ DEDE P ek çoğumuzun coğrafya derslerinden hatırlayacağı üzere, Türkiye’nin özellikle doğusu, tatilini kayak ve snowboard gibi kış sporları ile geçirmek isteyenler için cennet niteliğinde. Erzurum Palandöken, Kayseri Erciyes gibi kayak merkezleri, kış aylarında Türkiye’yi tercih eden tüm tatilcilere hem eğlenme hem dinlenme fırsatı sunuyor. Dünyadaki ve Türkiye’deki belli başlı kayak merkezleri bu mevsimde olimpik sporculardan, elinde kiralık kayak malzemesiyle eğitmeninin koluna girmiş tatilcilere kadar her seviyede kayak meraklısını ağırlıyor. Peki birçok dünyaca ünlü, olimpik tescilli kayak merkezinden size hitap eden hangisi? s many of us will remember from our geography classes the eastern parts of Turkey offer a paradise for people who want to spend their holiday doing winter sports such as skiing or snowboarding. Ski centers like Erzurum Palandöken and Kayseri Erciyes welcome holidaymakers who preferred Turkey to rest and enjoy themselves throughout winter. Ski resorts in Turkey and around the world invite visitors of all levels of skill, from Olympic athletes to amateurs skiing behind an instructor with their rented equipment. Which of these world-renowned, Olympic-certified ski destinations appeal to you? A Kitzbühel Avusturya’nın Tirol eyaletinin merkezi Innsbruck’un 100 kilometre doğusunda yer alan, 700 yıllık geçmişe sahip küçük bir Ortaçağ kasabası olan Kitzbühel, Avusturya’nın en ünlü kayak merkezlerinden biri. 1892 yılından beri kayak etkinlikleri düzenleyen bu sevimli Avusturya kasabası, Almanya’nın Münih şehrine karayolu ile 2 saat uzaklıkta. Kitzbühel aynı zamanda uluslararası üne sahip bir kayak okulu barındırıyor. Kitzbühel küçük olsa da gece hayatına öncelik veren genç kayakçılara hitap etmesini iyi biliyor. Dünya Kupası’nın en önemli pistlerinden Hahenkamm burada yer alırken, Kitzbüheler Horn ve Bichlalm gibi yeni başlayanlar için uygun olan bölgeleri de mevcut. Kitzbühel Kitzbühel is a small village 100 km east of Innsbruch in the Tirol state of Austria whose 700-year history dates back to the Middle Ages. Since 1892, it’s also served as one of the most popular ski centers in Austria. Located 2 hours away from Munich, Germany by car, Kitzbühel is home to an internationally renowned ski school. Although this charming village is rather small, it knows how to appeal to young skiers who value nightlife. One of the most important courses of the World Cup, Hahenkamm, is located here, as are other areas more appropriate for beginners such as Kitzbüheler Horn and Bichlalm. 51 52 Whistler Blackcomb Kanada’nın Vancouver şehrinin 125 kilometre kuzeyinde, 2182 metre yüksekliğindeki Whistler ve 2240 metrelik Blackcomb dağları üzerinde yer alan Whistler Blackcomb kayak merkezi Kuzey Amerika’nın en büyüğü olarak ünlenmiş durumda. Dik yamaçlarıyla ünlü merkez, Whistler ve Blackcomb zirveleri arasındaki gondol sistemiyle dünyanın en büyük desteksiz kablolu araç düzeneğine sahip. Yılda 2 milyon ziyaretçiyi ağırlayan Whistler Blackcomb’da slalom, büyük slalom, super combined, super-G ve downhill yarışmaları için tescilli pistler bulunuyor. İlk olarak Whistler ve Blackcomb olarak ayrı ayrı, 1968 Kış Olimpiyatları için kurulan kayak merkezi, 1966’da faaliyete geçti. 1997 yılında iki tesisin birleştirilmesinin ardından, Whistler Blackcomb 1968 yılında ev sahipliği yapma fırsatını kaçırdığı Kış Olimpiyatlarını 2010’da alarak, kuruluşundan 50 yıl sonra amacını gerçekleştirdi. Whistler Blackcomb kayak merkezi, dik yamaçlarının yanı sıra, başta Japonya olmak üzere dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçilerine Çin, Fransız, Yunan, İtalyan, Meksika, Tayland ve Akdeniz mutfaklarından örnekler sunan yüzün üzerinde restoran, kafeler ve uluslararası mağazalar gibi pek çok hizmet sunuyor. Chamonix Güneydoğu Fransa’da yer alan ve 1924’deki ilk Kış Olimpiyatları’na ev sahipliği yapmış ve ülkenin en eski kış sporları merkezi olan Chamonix, Batı Avrupa’nın en yüksek zirvesi Mont Blanc’ta bulunuyor. Uzun mesafeler, Whistler Blackcomb 125 km north of Vancouver, Canada are Whistler and Blackcomb, the two mountains at an altitude of 2182 m and 2240 m, respectively. Here you’ll find Whistler Blackcomb, North America’s biggest ski resort that’s famous for its steep slopes. The PEAK 2 PEAK Gondola running between Whistler and Blackcomb is the world’s longest unsupported continuous lift system. Hosting 2 million guests annually, Whistler Blackcomb has ski runs certified for slalom, giant slalom, super combined, super-G and downhill races. The resort was first established in 1966 in preparation for the 1968 Winter Olympics as two separate resorts called Whistler and Blackcomb. Following the unification of the two facilities in 1997, Whistler Blackcomb was able to host the 2010 Winter Olympics after missing its chance in 1968, finally achieving its purpose 50 years after the fact. In addition to steep slopes, Whistler Blackcomb ski resort offers a variety of services, including over a hundred restaurants serving Japanese, Chinese, French, Greek, Italian, Mexican, Thai and Mediterranean cuisine, cafés and international stores. Chamonix Chamonix is located on Mount Blanc in southeastern France, also known as the highest point in Western Europe. This host of the 1924 Winter Olympic Games is also the country’s oldest winter sports destination, which draws in skiers with its extensive slopes, trustworthy snow peaks and steep ski runs. The town of Chamonix güvenilir kar tepeleri ve dik kayak parkurlarıyla kayak müdavimlerini toplayan Chamonix, Pierce Brosnan’ın canlandırdığı Bond filmi “The World is Not Enough”, Les Intouchables gibi pek çok film setine ev sahipliği yapması sayesinde oldukça popüler bir kasaba. Chamonix’de kayak merkezlerinin yanı sıra pek çok butik ve çarşılar, açık hava istiridye büfeleri var. Toplam yedi kayak pistinin merkeze en yakın olanı Le Brivent, orta seviyedeki kayakçılar için olanı Le Flighre, en iddialısı ise Grands Montets. Tam 3048 metreye kadar çıkan teleferikten sonra basamakları da çıkabilecek yüreğiniz varsa gözlem terasından Alpler’in en iyi manzaralarından birini izleyebiliyorsunuz. Zermatt İsviçre’nin en önemli kayak merkezlerinden biri olan Zermatt, kayak pistlerinin yanı sıra nefes kesen olağanüstü manzaralarıyla da Avrupa’nın en ünlü kayak merkezlerinden biri olmayı hak ediyor. Uzun bir vadinin sonunda yer alan bu ıssız kasabaya araç girişi olmadığı için ziyaretçiler buraya sadece atlı veya elektrikli kızaklarla ulaşabiliyor. Tarihi Gornergat treniyle yapılacak bir yolculuk sonrası Alpler’in simgesi haline gelmiş Matterhorn’u izleyebilmek de mümkün. Manzaranın dışında kolay, orta ve iyi zorluk derecelerinde birçok kayak pisti bulunuyor. Sunnega bölgesinde genelde başlangıç düzeyi kayakseverler çalışırken, ileri düzeyde kayakçılar 1430 metrelik Plateau Rosa’dan İtalya’daki Cervinia’ya doğru kayabiliyor. has gained popularity through its appearances in a number of films, including “The World is Not Enough,” the Bond film starring Pierce Brosnan, and “Les Intouchables”. In addition to ski centers, Chamonix is home to a large number of boutiques, shops and outdoor oyster kiosks. Of the seven ski runs, the one closest to the town center is Le Brivent, while Le Flighre is most appropriate for intermediate skiers and Grands Montets is the toughest. After taking the cable car up 3842 m to the summit (Aiguille du Midi), you’ll find yourself with a 360-degree view of the French, Swiss and Italian Alps. Zermatt One of the leading ski centers in Switzerland, Zermatt is known all around Europe for its ski courses as well as its breathtaking views. This isolated village at the end of a long valley is inaccessible by vehicle, so visitors can only enter Zermatt via horse-drawn or electric sleds. After taking a trip on the historic Gornergat train, you can take in the Alps’ symbolic Matterhorn or hit any of the many slopes for beginners, intermediates and advanced skiers. The beginners are generally found around the Sunnega region, while the advanced skiers go from the 1430-m-high Plateau Rosa to Cervinia in Italy. 53 54 Cortina Kuzey İtalya’daki popüler bir kış sporları merkezi olan Cortina d’Amprezzo kasabasını görenler, burada düzenlenen 1956 Kış Olimipyatları’nı hatırlamasalar da Roger Moore’un James Bond’u canlandırdığı ‘For Your Eyes Only’yi, 1963 yapımı ‘Pembe Panter’i, onlar da olmadı otobüs ve uçak yolculuklarının değişmez klasiği Sylvester Stallone’un oynadığı ‘Dağcı’ filmini hatırlayacaklardır. Avrupa aristokrasi ve jet setinin favori ‘kayak ve kayak sonrası eğlence ve aktivite’ merkezi olan Cortina, kayak kalitesi olarak Alpler’deki kayak merkezlerini aratmazken, kalabalıklardan azat, butik ve pazarlarla dolu canlı bir turistik belde olması, çok yüksek standartta tesislere ev sahipliği yapması ile dikkat çekiyor. Buraya gelen turistlerin bazıları yamaçlara bile yaklaşmadan alışveriş yaparken, bazılarıysa saatte 75 kilometre hızla Cortina’dan aşağı kızak kayabiliyor. Palandöken Türkiye’nin en yüksek ve soğuk illerinden Erzurum’un 13 kilometre güneyinde yer alan, doğu-batı doğrultusunda uzanan, 3185 metre zirveye sahip Palandöken dağlarında bululanan Palandöken Kayak Merkezi, Anadolu’nun en popüler kayak merkezlerinden. Yılın 150 günü karla örtülü olan Palandöken normal kış koşullarında 2-3 metre kadar kar yağışı alırken, Kasım’dan Mayıs’a kadar süren kayak mevsimi boyunca iklim koşulları sayesinde kar “toz kar”, yani üzerinde kayak yapılması için kaliteli olan kar, niteliğini koruyor. Cortina Today, those who visit the Cortina d’Amprezzo village, aka the most popular winter sports center in Northern Italy, might not remember the 1956 Winter Olympics held here – but they’ll certainly remember “For Your Eyes Only,” in which Roger Moore played James Bond, or the 1963made “Pink Panther,” or, failing that, Sylvester Stallone’s classic bus and plane ride flick, “Rambo.” A favorite skiing and post-skiing entertainment and activity center of the European aristocracy and jet-setters, Cortina’s ski quality is comparable to those in the Alps, and the area is known as a lively yet uncrowded touristic region full of boutiques and markets as well as facilities with the highest standards. Some of the tourists who come here don’t even see the slopes while they’re shopping, while others prefer to sled down from Cortina at 75 kilometers per hour. Palandöken Stretching from east to west and located 13 kilometers south of Erzurum, one of the coldest and highest provinces in Turkey, Palandöken Mountains have a summit at 3185 meters. Here you’ll find Palandöken Ski Center, one of the most popular facilities in Anatolia. Palandöken is covered by snow 150 days out of the year; in regular winter conditions it receives 2-3 meters of snow, while during the snow season that lasts from November until May, climate conditions cause snow to be “dust snow,” the best kind for skiing. From Palandöken, you can reach Istanbul via direct flight in 55 Palandöken’e İstanbul’dan doğrudan uçuşla 2 saat, Ankara aktarmalı uçuşla ise 3 saat 15 dakikada ulaşmak mümkün. Ankara’dan ise uçakla yolculuk 1 saat 35 dakika sürüyor. 1147 yatak kapasiteli Palandöken Kayak Merkezi’nin 3125 metrelik pisti Türkiye’nin en yüksek rakımlı pisti olma özelliğine sahip. Ayrıca 3125 metreden 2100 metreye hiç durmadan kayarak inmek mümkün. Palandöken’deki 12 kilometrelik pistler de kayakçılara kolay, orta ve zor seviyelerde kayma imkânı sunuyor. Otelde kayak eğitmenleri ve kayak malzemesi kiralanabilecek mağazalar bulmak da mümkün. Ayrıca, snowboard’çular için de teleski ve telesiyejlerle ulaşılabilen ezilmemiş doğal pistler de mevcut. 2011 Winter Universiade Oyunları’na ev sahipliği yapan Palandöken Kayak Merkezi’nin pistlerinin toplam uzunluğu 28 kilometreyi buluyor. İleri düzeyde kayak ile ilgilenenler, slalom ve büyük slalom yarışmaları için Uluslararası Kayak Federasyonu tarafından tescil edilmiş Ejder ve Kapıkaya pistlerini bir kenara not etse iyi olur. Ayrıca Erzurum’a gitmişken, hele bir de temiz dağ havasında kayak yapıp enerji yakıp acıkmışken şehre yapılacak 15 dakikalık bir yolculukla Erzurum’un meşhur Cağ kebabını yememek olmaz. Zamanınız varsa, Cağ kebabını Tortum’da yiyebilir, Ilıca Kaplıcaları, Yakutiye medresesi, Tabyalar, Kongre Binası ve Kale’yi de ziyaret edebilirsiniz. 2 hours or via layover in Ankara in 3 hours and 15 minutes. From Ankara, you can reach Palandöken by a 1-hour 35-minute flight. The Palandöken Ski Center has a capacity of 1147 beds as well as a 3125-meter course that’s also the one with the highest elevation in Turkey. You can also ski continuously from 3125 meters down to 2100 meters. The 12-kilometer slope at Palandöken also offers skiers the opportunity to ski in beginner, intermediate or advanced levels. There are rental shops for ski equipment as well as ski instructors available at the hotel. Snowboarders can also benefit from draglifts and chairlifts that take them up to natural snowboarding courses. Host of the 2011 Winter Universiade Games, the Palandöken Ski Center has a total course length of 28 kilometers. Those interested in advanced skiing can check out the Ejder and Kapıkaya courses certified by the International Skiing Federation for slalom and grand slalom competitions. While you’re in Erzurum and taking in the clear mountain air, expending energy skiing and working up an appetite, why not take a 15-minute trip down to the city and try Erzurum’s famous Cağ kebap. If you’ve got the time, you can also eat the Cağ kebap in Tortum and visit the Ilıca Thermal Springs, Yakutiye Medrese, bastion, Congress Building and the fortress. DQ 56 M O D A - F A S H I O N SAĞLAM ADIMLAR Gücünüzü ve kararlılığınızı keskin formlarla açığa çıkarın. PUTTING YOUR BEST FOOT FORWARD Through sharp silhouettes, reveal your inner strength and determination. FOTO⁄RAF-PHOTOGRAPHY: DAĞHAN GÜRKANLAR STYLING SEVİN SEVİMLİSOY SAÇ-HAIR/MAKYAJ-MAKE UP: SELMA ERGİN /K.U.M AGENCY (AVEDA ÜRÜNLERİYLE / WITH AVEDA PRODUCTS) MODEL: MAJA / JOY MODEL MANAGEMENT MEKAN-PLACE: DEDEMAN PARK DENİZLİ BLUZ BLOUSE STEFANEL 119 TL, PARKA PARKA LINE DOT V2K 495 TL, ETEK SKIRT MACHKA 295 TL, ÇANTA BAG STEFANEL 299 TL. ELBİSE DRESS İPEKYOL 399 TL, ÇİZME BOOT MATRAŞ 495 TL. 58 59 KAZAK SWEATER STEFANEL 349 TL, PANTOLON TROUSERS MACHKA 355 TL, ELDİVEN GLOVES BANANA REPUBLIC 165 TL, I-PAD KILIFI I-PAD COVER BANANA REPUBLIC 79 TL, BOOTIE MATRAŞ 695 TL. TRİKO TRIKO VAKKORAMA 195 TL, PALTO COAT VAKKO 1,695 TL, PANTOLON TROUSERS IPEKYOL 179 TL, KOLYE NECKLACE EDİTÖRE AİT BOOTIE MATRAŞ 495 TL. 60 61 GÖMLEK SHIRT İPEKYOL 159 TL, TUNİK TUNIC VAKKORAMA 350 TL, PALTO COAT TOMMY HILFIGER 979 TL, ÇİZME BOOT MATRAŞ 789 TL. 62 63 TİŞÖRT T-SHIRTS FRED PERRY 225 TL, HIRKA CARDIGAN STEFANEL 349 TL, PANTOLON TROUSERS STEFANEL 299 TL, ŞAPKA HAT STEFANEL 199 TL, ASKI HANGER EDİTÖRE AİT, ÇİZME BOOT MATRAŞ 789 TL. 64 Nerede Kal›n›r? Dedeman Park Denizli Karşıyaka Mahallesi, 2394 Sokak, No: 4, Denizli Tel: (258) 268 80 00 Dedeman Park konseptinin ilk oteli Dedeman Park Denizli, geleneksel Dedeman misafirperverliği, konforu ve iş dünyasının tüm ihtiyaçlarına cevap veren hizmet anlayışıyla misafirlerini Denizli’ye bekliyor. Bu yıl Nisan ayında hizmete açılan ve toplam 120 odaya sahip olan otel, iş için şehre gelen beklentisi yüksek misafirlerine hizmet odaklı üstün konaklama ve toplantı olanakları sunuyor. Antik şehir, modern iş ve sanayi bölgelerine elverişli bir konumda bulunan Dedeman Park Denizli; toplantı yapmak, çevredeki ormanın geniş manzarasının keyfine varmak ve bu bölgeyi keşfetmek için en ideal adres. Where to stay... Dedeman Park Denizli Karşıyaka Mahallesi, 2394 Sokak, No: 4, Denizli Tel: (258) 268 80 00 First hotel of Dedeman Park concept, Dedeman Park Denizli boasts Dedeman’s traditional hospitality, comfort and service understanding aimed at meeting every need of the corporate world. The hotel, which opened in April this year, is comprised of 120 rooms catering to the high expectations of its guests with convenient meeting and accommodation facilities. Located in close proximity to the Old City, modern business districts and industrial zones, Dedeman Park Denizli is the perfect address to organize meetings, enjoy the greenery surrounding the hotel and discover the region. DQ 66 KÜLTÜR&SANAT-CULTURE&ART “Oyunumuz Başlamak Üzere...” YAZI-BY GÖKÇE ALGAN “Our Play’s About To Start...” T iyatro sevdalıları ışıkların söndüğü ve perdenin açıldığı o sihirli andan az önce kulaklarına çalınan malum “Oyunumuz başlamak üzere” anonsuna bol güneşli bir yaz mevsimi boyunca hasret kaldı. Neyse ki her ayrılığın bir kavuşma anı var, sonbaharla birlikte gerek devlet ve şehir tiyatrolarının, gerekse özel tiyatroların iple çektiğimiz oyunları bir bir seyirci karşısına çıkmaya başladılar. Biz de sizler için sezonun öne çıkan 5 oyununu seçtik. İşte elinizi çabuk tutup ilk fırsatta biletinizi almanızı şiddetle tavsiye ettiğimiz 5 yepyeni oyun! SARI AY - DOT Sıradışı oyunları ile Türk tiyatro seyircisini uzun zamandır hasret kaldığı heyecanla buluşturan Dot, 8. yılında perdesini “Sarı Ay” ile açtı. Pınar Töre’nin ilk yönetmenlik denemesinde farklı bir biçim arayışının da etkisiyle, şahsına münhasır bir üslupla ve güçlü oyunculuklarla öne çıkan “Sarı Ay”, zaman ve mekan algısıyla oynayarak çok katmanlı, epik bir anlatım sunuyor. Geçtiğimiz sezon “Süpernova” ile bedensel anlatıma dayalı bir biçime yönelen Dot, bu üslubu “Sarı Ay” ile birkaç basamak yukarıya taşıyor. Tiyatro sanatı denildiğinde ilk akla gelen dekor, kostüm, saç, makyaj gibi öğelerden tamamen arındırılmış Sarı Ay hroughout the sunny summer season, theater buffs felt the absence of the inevitable “our play is about to start” announcement made right before the magical moment when the lights are dimmed and the curtains opened. Thankfully, every separation has a moment of coming together, with state- and cityrun theaters as well as private ones putting on their long-awaited shows one after the other with the arrival of fall. We’ve picked the season’s 5 leading plays for you. Here are the 5 brand new plays for which we urge you to hurry up and get your tickets as soon as you can! T YELLOW MOON – DOT A company whose unusual plays reintroduced Turkish theater viewers to the excitement they long needed, Dot opened its curtains on its eighth year with “Yellow Moon.” Under the influence of Pınar Töre’s search for a new style, her directorial debut sets itself apart with its authentic style and strong acting, offering a multi-layered, epic story that plays with the concepts of time and space. Dot takes this style based on physical storytelling, which it favored with last season’s “Supernova,” to a new level with “Yellow Moon.” The play is purified completely of elements that first come to mind in terms of the art of theater, like décor, costume, hair and makeup, to offer an acting experience 67 68 Çehov Makinesi oyun, oyuncuların en gündelik halleriyle sahnede belirdikleri andan itibaren daha önce tanık olmadığınız bir oyunculuk deneyimi yaşatıyor. 4 sandalye ve bir şapkadan daha fazlasına ihtiyaç duymadan hikayelerini ustaca anlatan, yer yer sahnede devleşen genç oyuncular Gizem Erdem, İbrahim Erdem, Kaan Turgut ve Su Olgaç ve Ayşecan Tatari’nin performansları ayakta alkışlanacak cinsten. Sistemde kaybolmuş ruhların varlıklarını yeniden betimlemeleri için ihtiyaç duydukları hikayelere dair bir oyun olan “Sarı Ay”, bu sezon kaçırılmaması gerekenler listesinde başı çekiyor. we haven’t witnessed before, one in which the actors appear onstage in their everyday disguises. Young actors Gizem Erdem, İbrahim Erdem, Kaan Turgut, Su Olgaç and Ayşecan Tatari don’t need anything more than 4 chairs and a hat to masterfully tell their stories and put on a performance that’s worthy of a standing ovation. A play about the stories that lost souls in the system need in order to redefine themselves, “Yellow Moon” is the top can’t-miss play of the season. ÇEHOV MAKİNESİ - DEVLET TİYATROLARI Anton Çehov oyunlarının sıkı takipçileri bu sezon İstanbul Şehir Tiyatroları’nın da “Vişne Bahçesi”ni sahnelediğini fark etmişlerdir, yaşadığı dönemin koşullarından ve toplumsal gerçekliğinden yola Avid fans of Anton Chekhov plays will have noticed that the Istanbul State Theaters are putting on “The Cherry Orchard” this season. A playwright whose timeless works were inspired by the conditions and social realities of the era in which he lived, Chekhov’s THE CHEKHOV MACHINE – STATE THEATERS 69 çıkarak yazdığı oyunlarıyla yüzyıllara hükmeden Çehov eserlerinin farklı yorumları, her sezon tiyatroseverlerin çekim alanında. İşte bu noktada Matei Visniec imzalı “Çehov Makinesi”, şiirsel gerçekçiliğin üstadı yazarı kendi yarattığı karakterlerle buluşturuyor ve Çehov’a yaraşır gerçeküstü bir serüven sunuyor. Oyunda Uğur Polat Çehov’a hayat verirken bu yolculukta kendisine Levent Öktem, Hakan Vanlı, Erkan Taşdöğen ve Dolunay Soysert gibi ünlü oyuncular eşlik ediyor. Etkileyici bir sahne tasarımıyla seyirciyi daha ilk andan içine alan oyun, Çehov karakterlerinin o kimi zaman abartılı, kimi zaman absürd halleri ve gündelik koşuşturmaları içinde hayatlarının farklı yönlere savrulmasını anlatıyor. Anton Çehov hasta yatağında can çekişirken Ivanov, Martı, Üç Kızkardeş, Vişne Bahçesi ve Vanya Dayı’nın kahramanlarıyla bir bir yüzleşiyor, her plays are staged with different interpretations each season. Now, Matei Visniec’s “The Chekhov Machine” introduces the master writer of poetic reality to the characters he created to offer an adventure that’s worthy of Chekhov. In the play, Uğur Polat plays the part of Chekhov, with famous actors like Levent Öktem, Hakan Vanlı, Erkan Taşdöğen and Dolunay Soysert accompanying him onstage. The impressive stage design draws the viewer in right at the get-go in this play that focuses on the occasionally exaggerated and sometimes-absurd states of Chekhov’s characters as well as the different paths their lives take amidst all the daily hustle and bustle. As Anton Chekhov fights for his life in his sickbed, he faces the characters in “Ivanov,” “The Seagull,” “Three Sisters,” “The Cherry Orchard” and “Uncle Vanya” one by one. The play blurs the line between the real and the surreal based on the characters’ hypothetical encounters with the writer. 70 Macbeth birinin yazar ile farazi karşılaşmaları özelinde oyun gerçek ile gerçeküstünün sınırlarını silikleştiriyor. MACBETH - PANGAR Geçtiğimiz yıl Demet Evgar öncülüğünde kurulan Pangar Tiyatro’nun ilk oyunu Macbeth, ilk kez geçtiğimiz İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında sergilenmişti. Yeni sezonda farklı mekanlarda izleyicilerle buluşacak olan Macbeth’te Lady Macbeth’i son dönemde özellikle 1 Kadın 1 Erkek dizisiyle ses getiren Demet Evgar, Macbeth’i ise Erkan Bektaş canlandırıyor. İktidar hırsı ve “muktedir olma hali”nin, insanın özünde bulunan kötülükten kaynaklandığı ön kabulünden yola çıkarak Macbeth’i yorumlayan yönetmen Mehmet Birkiye, eyleme geçme halinin verdiği keyfi kanlı bir iktidar tutkusu üzerinden ele alarak Shakespeare’in ölümsüz eserini farklı bir dramatürjiyle sergiliyor. “Tek adam” olma mücadelesini ve bu mücadelenin sonunda kişinin içine düştüğü bataklıkta çırpınışını, teknolojinin sağladığı olanakların da etkisiyle hayranlık verici bir sahne tasarımı içinde sunan Pangar Tiyatro, Türk tiyatrosuna yeni bir soluk getireceğe benziyor. Lady Macbeth’i eli kanlı bir zalimden ziyade, kendisini getirdiği noktayı ruhsal olarak taşıyamayan, kırılgan bir kadın olarak yorumlayan Demet Evgar’ın performansı dikkat çekici. MACBETH – PANGAR This first play by Tiyatro Pangar, established a year ago by Demet Evgar, saw its premiere at last year’s Istanbul Theatre Festival. Set to be performed in different venues in the new season, ‘Macbeth’ features Demet Evgar (whose popularity’s been on the rise thanks to her role in the TV series “1 Kadın 1 Erkek”) as Lady Macbeth and Erkan Bektaş as Macbeth. Director Mehmet Birkiye reinterprets ‘Macbeth’ based on the premise that the desire for power and the state of being in power are born out of the evil found in the essence of mankind. Birkiye stages Shakespeare’s timeless piece with a different dramaturgy, one that focuses on the joy of taking action via a bloody desire for power. Tiyatro Pangar stages the struggle to be “the only man” and the resulting state of floundering in a quagmire via an awe-inspiring stage design that makes use of technological advancements. Tiyatro Pangar looks as though it’ll bring a breath of fresh air to Turkish theater. Of particular note is Demet Evgar’s performance, which paints Lady Macbeth as a fragile woman who cannot psychologically fathom the state she’s in as opposed to a cold-blooded murderer. NOT IN OUR CUSTODY – TİYATRO ARTI While we’re surrounded by great reminders of the ’90s, we sometimes tend to forget the hard truths of our geography amidst the pink clouds of popular culture. BİZDE YOK - TİYATRO ARTI 90’lı yıllara dair güzellemeler dört bir yanımızı sarmışken popüler kültürün pembe bulutları arasında coğrafyamızın acı gerçeklerini kimi zaman unutabiliyoruz. Cumartesi Anneleri de toplumsal bilincimize kazınması gereken bu gerçeklerden biri. Son yıllarda algıyı farklılaştırmak adına farklı sahneleme biçimlerine kafa yoran ve bu arayışın sonucunda bizi özgün fikirlerle tanıştıran Tiyatro Artı, “gözaltında olmak” halet-i ruhiyesini, seyirciyi oyunun tam ortasına yerleştirerek hissettirmeyi amaçlamış. Bu doğrultuda, salona alınmadan önce gözleriniz siyah bir bantla bağlanıyor; hikayeyi görme harici duyularınızı zorlayarak ve gözaltında bulunma hissinin anbean artan tedirginlikle başa çıkarak takip ediyorsunuz. Esir alınma, otoriteye boyun eğme, isyan etme ve bastırılma hislerini seyirciye birebir yaşatarak oyuna dahil eden kurgunun yaratıcısı, “Bizde Yok”u yazan ve yöneten Ufuk Tan Altunkaya. Bayhan Ekici, Cihan Esen, Cihat Süvarioğlu, Demet Ergün ve Efe Can Erdal’ın oyunculuklarıyla zenginleşen oyun, seyircilerini hafızalarını zorlamaya ve bir dönemle yüzleşmeye davet ediyor. DAR AYAKKABIYLA YAŞAMAK İBB ŞEHİR TİYATROLARI Ülkemizde senelerdir kapalı gişe oynayan “Profesyonel”in ardından Duşan Kovaçeviç’in “Dar Ayakkabıyla Yaşamak” adlı oyunu yeni sezonda, İBB Şehir Tiyatroları’nda M. Nurullah Tuncer’in rejisiyle seyirci karşısına çıktı. “Profesyonel” ile ülkemizde hatırı sayılır başarı kazanan yazarın, 2011 yılında “en iyi metin” ödülü kazanmış oyunu “Dar Ayakkabıyla Yaşamak”ın Sırbistan’ın ardından ilk kez Türkiye’de sergileniyor olması da ülkemiz adına ayrıca gurur verici. Önce özelleştirilen, daha sonra da zarar ettiği gerekçesiyle kapanan bir ayakkabı fabrikasını terk etmeyi reddeden ve bu uğurda açlık grevine başlayan 5 işçinin hikayesi çerçevesinde bir kapitalist sistem eleştirisini merkezine oturtan oyun, “dar ayakkabıyla” yaşamak zorunda olanların durumunu bile kendi çıkarına çeviren sisteme oklarını yöneltiyor. Traji-komik bir üslupla, bir açlık grevini medya kuruluşlarının nasıl bir rating aracına çevirebildiğini konu alan oyun, günümüz gerçeklerine de ışık tutuyor. Bizde Yok 71 Dar Ayakkabıyla Yaşamak Saturday Mothers is one of these truths that must be a part of our awareness as a society. A collective that’s been working on different staging techniques in recent years to add variety to our perception and introducing us to new ideas, Tiyatro Altı now seeks to give the audience an experience of what it’s like to be “under surveillance” by placing them right in the middle of the play. So your eyes are covered with a black band before you’re taken into the theater; you follow the story by making use of all your senses but sight and by dealing with the ever-increasing anxiety of being under surveillance. Written and directed by Ufuk Tan Altunkaya, “Not in Our Custody” is a play that focuses on the notions of captivation, submission to authority, rebellion and being under pressure by having the audience experience them firsthand. Actors Bayhan Ekici, Cihan Esen, Cihat Süvarioğlu, Demet Ergün and Efe Can Erdal invite the audience to force their memory and face a difficult task. LIFE IN TIGHT SHOES – IMM CITY THEATRES Following the success of “The Professional,” the soldout play that’s been staged in Turkey for years, another Dušan Kovacevic play, “Life in Tight Shoes,” meets with viewers in the new season thanks to IMM City Theatres and M. Nurullah Tuncer’s stage direction. It’s a matter of national pride that Turkey is the second country (after Serbia) to stage this 2011 “best script” award-winner play by the author who achieved considerable fame hereabouts with “The Professional.” The play offers a critique of the capitalist system by focusing on the story of 5 workers who begin a hunger strike in their refusal to leave a shoe factory that first gets privatized and later shut down based on claims that it’s losing money. “Life in Tight Shoes” points its arrows to a system that uses to its advantage even the circumstances of those who have to live in “tight shoes.” Its tragicomic take on how media outlets can turn a hunger strike into a ratings tool sheds light on the reality of today. NEWS DQ HABERLER NEWS 72 DEDEMAN SILK ROAD TASHKENT’E WORLD TRAVEL AWARDS ÖDÜLÜ Dünya seyahat ve turizm endüstrisinin en prestijli, ilgi gören ve kapsamlı ödülü World Travel Awards işletmeler için adeta bir başarı nişanı niteliğini taşıyor. World Travel Awards’un bu itibarlı ödüle layık gördüğü Dedeman Silk Road Tashkent, ödülünü Singapur’da gerçekleşen galada aldı. Bu ödül ile birlikte Dedeman Silk Road Tashkent “Özbekistan’ın Lider Oteli” seçildi. Türkiye’nin ilk uluslararası otel zinciri Dedeman Hotels & Resorts International’ın Özbekistan’daki oteli Dedeman Silk Road Tashkent Genel Müdürü Gianluca Tozzo yaptığı açıklamada; ”Böylesine büyük bir ödüle layık görülmüş olmanın haklı gururunu yaşarken, bizi ödüle layık gören jüriye teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bu ödül, kendimizi geliştirirken bizim için motivasyon kaynağı olacaktır” dedi. WORLD TRAVEL AWARDS FOR DEDEMAN SILK ROAD TASHKENT World Travel Awards is the most prestigious, comprehensive and sought after awards programme in the global travel and tourism industry. To be voted a World Travel Awards winner is an accolade which many strive for but few achieve. Dedeman Silk Road Tashkent, which is a part of Turkey’s first international hotel chain Dedeman Hotels & Resorts International was the recent recipient of this prestigious award and obtained the “The Leading Hotel of Ozbekistan” title. During the award ceremony the hotel’s general manager Gianluca Tozzo said “We are very proud of receiving such an important award and recognition. We are very thankful to the jury who voted for us, and this recognition will serve us as an additional motivation for further improvement.” DEDEMAN’DAN 11.11.11 BEBEKLERİNE DOĞUMGÜNÜ PARTİSİ BIRTHDAY PARTY HOSTED BY DEDEMAN FOR BABIES BORN ON 11.11.11 Dedeman Hotels & Resorts International realized a very special corporate social responsibility project last year for babies born on 11.11.2011. As part of the project, babies who had opened their eyes to the world at 11:00 in the 11 cities where Dedeman Hotels & Resorts International operates, were treated to special gifts. Besides donating cash and gifts to the babies born on this special date, Dedeman Hotels had also pledged to celebrate the babies’ birthdays by hosting exclusive celebrations with their families every year until they turned 11. Dedeman Hotels kept its promise and hosted the first party this year. Dedeman Hotels & Resorts International, geçtiğimiz yıl 11.11.2011 tarihinde doğan bebekler için özel bir sosyal sorumluluk projesine imza atmıştı. Proje kapsamında, Dedeman Hotels & Resorts International’ın otellerinin bulunduğu 11 farklı ilde, saat 11:00’de dünyaya gözlerini açan bebekler özel imkanlara kavuşmuştu. Bu özel tarihte dünyaya gelen bebeklere nakit para yardımı ve özel hediyeler veren Dedeman Otelleri, ayrıca bebekleri 11 yaşına gelinceye kadar da yalnız bırakmayarak onları her yıl doğum günlerinde aileleriyle birlikte gerçekleştirecekleri özel kutlamalarla ağırlayacağına söz vermişti ve bu sene aynı tarihte sözünü yerine getirdi. YENİLENEN DEDEMAN.COM’DAN ÇİFTE FIRSAT! Dedeman Hotels & Resorts International’ın kurumsal web sitesi yenilendi. Yeni web sitesinin açılışını kutlamak amacıyla Dedeman misafirlerine, 31 Aralık 2012 tarihine kadar, 15 otelinden birine, her ikisi de yenilenen dedeman.com veya 444 43 36’dan rezervasyon yaptıranlara, hem “2 kat Miles & Smiles mili” hem de “2 kat Dedeman Loyal Club puanı” “ kazanma fırsatı sunuyor. Daha kullanıcı dostu bir deneyim sunmayı ve bilgi erişimini kolaylaştırmayı hedefleyen Dedeman.com, Dedeman Oteller zincirinde faaliyet gösteren 15 oteli ile ilgili bilgi almak isteyen ziyaretçilerin keyifle gezip, istedikleri bilgiye kolayca ulaşabilecekleri bir tasarımda hazırlandı. DOUBLE OFFER FROM RENEWED DEDEMAN.COM Dedeman Hotels & Resorts International has renewed its corporate website. Marking the launch of its new website, Dedeman Hotels & Resorts International has come up with two amazing offers that allow visitors to earn “Double Miles & Smiles miles” and “Double Dedeman Loyal Club points” for booking at one of the 15 hotels, via either renewed dedeman. com or 444 43 36 Dedeman Reservation Center. The new website offers a more user-friendly experience and aims to facilitate easy access to information about 15 hotels in the chain. 73 DQ HABERLERNEWS 74 YILBAŞI KUTLAMALARI İÇİN EN İYİ TERCİH: DEDEMAN PALANDÖKEN OTELLERİ BEST CHOICE FOR NEW YEAR CELEBRATIONS: DEDEMAN PALANDÖKEN HOTELS Dedeman Hotels & Resorts International’ın Palandöken’deki gözde iki oteli Dedeman Palandöken ve Dedeman Palandöken Ski Lodge, yılbaşı gecesine özel fırsatlarıyla yeni yıl planlarına nokta koyuyor. Yeni yıl coşkusunu, Türkiye’nin en iyi pistlerine sahip Palandöken’de yaşamak isteyenlere, Dedeman Palandöken ve Dedeman Palandöken Ski Lodge’da 1 Kasım 2012 - 31 Aralık 2012 tarihleri arasında yapacakları rezervasyonlarında 1 gece konaklama hediye ediliyor. ‘Geleneksel Dedeman Misafirperverliği’ ve özel yılbaşı kampanyası kapsamında, 1 Kasım 2012 - 31 Aralık 2012 tarihleri arası rezervasyonlardaki 4 gece konaklamanın 1 gecesi Dedeman Palandöken Otelleri’nden misafirlerine hediye ediliyor. 26 Aralık 2012 - 4 Ocak 2013 tarihlerinde gerçekleşecek konaklamalarda geçerli olan kampanya Gala Yemeği ve Yeni Yıl Balosu’nu da kapsıyor. Yeni yıl coşkusunu Dedeman Palandöken Otelleri’nde yaşamak isteyenler eğlencenin yanı sıra Türk hamamı, kapalı havuz, sauna ve fitness gibi dinlendirici aktivitelerden faydalanıyor. Bu arada kampanya kapsamında Dedeman Palandöken otellerinde ebeveynleriyle aynı odada konaklayan 6 yaş ve altı çocuklardan ücret alınmazken, 7 ve 12 yaş arası çocuklar için %50 indirim uygulanıyor. Dedeman Hotels & Resorts International’s two popular hotels in Palandöken, Dedeman Palandöken and Dedeman Palandöken Ski Lodge are running special New Year’s offers. For those who wish to celebrate the new year at Palandöken, on some of Turkey’s best ski slopes, the company will be awarding a complimentary one-night stay at the Dedeman Palandöken or Dedeman Palandöken Ski Lodge between November 1st 2012 and December 31st 2012. Say hello to 2013 with ‘Dedeman’s Traditional Hospitality’. As a special New Year’s promotion, Dedeman is giving the fourth-night free for each four-night reservation made between November 1st 2012 and December 31st 2012. The promotion applies to stays between December 26, 2012 and January 4, 2013 and includes the Gala Dinner and the New Year’s Ball. Guests who will be celebrating the new year at Dedeman Palandöken Hotels will also enjoy relaxing amenities such as a Turkish hammam, an indoor swimming pool, a sauna and fitness center. Also, as part of this special promotion, children under six accompanying their parents at the Dedeman Palandöken hotels stay free of charge while children between the ages of 7 and 12 enjoy a 50% discount. DEDEMAN PALANDÖKEN OTELLERİ’NDE ERKEN REZERVASYON FIRSATI VE SUNEXPRESS İŞBİRLİĞİ Ayrıcalıklı kampanyalarıyla misafirlerine benzersiz fırsatlar sunan Dedeman Palandöken ve Dedeman Palandöken Ski Lodge, Sunexpress işbirliğiyle en az 2 gece konaklamalarda uçak bileti dahil kişi başı 255 TL’den başlayan fiyatlar sunuyor. Türkiye’nin en yaygın ve köklü otel zinciri Dedeman Hotels & Resorts International’ın Palandöken’deki gözde iki oteli Dedeman Palandöken ve Dedeman Palandöken Ski Lodge, 1-31 Aralık tarihleri arasında 2013 yılı konaklamaları için rezervasyon yaptıran, misafirlerine %30 erken rezervasyon indirim fırsatı sunuyor. Sunexpress işbirliği ile gerçekleşen kampanya paketi sadece İstanbul Sabiha Gökçen ve İzmir hava alanlarından yapılan uçuşlarda geçerli olup kontenjanla sınırlı. EARLY RESERVATION OPPORTUNITY AND JOINT OFFERS WITH SUNEXPRESS AT DEDEMAN PALANDÖKEN HOTELS Always presenting guests with unique deals and exclusive offers, the Dedeman Palandöken and the Dedeman Palandöken Ski Lodge has partnered with Sunexpress for minimum 2 nights stay including flight tickets and accommodation for prices starting from 255 TL per night. Two of the most popular hotels belonging to Turkey’s largest and most well established hotel chain Dedeman Hotels & Resorts International, the Dedeman Palandöken and the Dedeman Palandöken Ski Lodge are offering guests 30% discount on 2013 accommodations for early bookings between December 1st and 31st. The special package offer in partnership with Sunexpress is valid only for flights form İstanbul Sabiha Gökçen Airport and İzmir Airport, and is subject to limited availability. 75 DQ HABERLERNEWS 76 DEDEMAN HOTELS & RESORTS INTERNATIONAL SIGNED AN AGREEMENT FOR HALK GYO’S FIRST HOTEL PROJECT Dedeman Hotels & Resorts International rented a hotel building at Levent for 10 years, which is still in construction. The hotel is scheduled for completion in 24 months. As Halk GYO’s first investment in tourism sector the project has a special importance. With its architecture and location, the building will be one of the finest examples of city hotels in Mecidiyeköy-Maslak line and aims to meet the need for the “business hotel”. Dedeman Park Levent will take place under the umbrella of Dedeman Park brand, which is the second brand developed with business hotel concept by Dedeman Hotels & Resorts International. The hotel is expected to host 670 thousand guests in 10 years. The 240 room Dedeman Park Levent is being built on 2791 square meters area on the main artery of Mecidiyeköy-Maslak line nearby the most important business districts and in the middle of the Buyukdere Street that connects Fatih Sultan Mehmet and Bosphorus bridges. The hotel will feature 24 m2 rooms, 700 m2 of floor space containing meeting rooms and Restaurant & Cafe ‘s serving with “Traditional Dedeman Hospitality”. Dedeman Park Levent building is planned to be an eco-friendly, LEED (Leadership in Energy and Environmental Design) certification candidate. DEDEMAN HOTELS & RESORTS INTERNATIONAL, HALK GYO’NUN İLK OTEL PROJESİ İÇİN ANLAŞMA İMZALADI Dedeman Hotels & Resorts International, iş dünyasının kalbindeki konumuyla Halk GYO’nun portföyündeki en önemli varlıklardan biri olan ve inşaatı devam eden Levent’teki oteli 10 yıllığına kiraladı. 240 oda olarak hedeflenerek inşasına başlanan ve 24 ayda tamamlanması planlanan proje Halk GYO’nun turizm sektöründeki ilk yatırımı olması bakımından önem taşıyor. Mimarisi ve konumuyla şehir otelciliğinin en güzel örneklerinden biri olacak binanın Mecidiyeköy-Maslak hattındaki ‘iş oteli’ ihtiyacını karşılaması hedefleniyor. Dedeman Hotels & Resorts International tarafından iş oteli konseptiyle geliştirilen Dedeman Park markasını alacak otelin, 10 Yılda 670 bin kişiyi ağırlaması hedefleniyor. Halk GYO tarafından anahtar teslim olarak Dedeman Hotels & Resorts International’a kiralanan bina, 2.791 metrekare alana inşa ediliyor. İstanbul’un en önemli iş merkezlerinin yer aldığı Maslak ve Mecidiyeköy hattının ana arterinde, Fatih Sultan Mehmet ve Boğaziçi köprülerinin bağlantı yolu olan Büyükdere Caddesi’nin ortasında yer alan konumuyla Dedeman Park Levent, iş otelciliğine önemli bir katkı sağlayacak. Otelin dekorasyonunda Selçuklu Çini ve Osmanlı Minyatür dokunuşları hâkim olacak. 24 m 2 odalar, 700 m2 alana yayılı farklı büyüklükte toplantı salonları ve 200 kişi kapasiteli Restaurant ve Cafe’nin yer alacağı Dedeman Park Levent, alışık olduğunuz ‘Geleneksel Dedeman Misafirperverliği’ ile hizmet verecek. Çevre dostu bir yapı olması hedeflenen Dedeman Park Levent, LEED (Enerji ve Çevre Dostu Tasarım’da Liderlik) sertifikası adayı. Hijyen, güvencemiz altında. Çamaşırhaneler Oteller Okullar Restoranlar Avm’ler Ofisler www.girisimendustriyel.com Markalarımız, gücünüz DQ 78 Ö Y K Ü - S T O R Y Uçan Adamlar The Flying Men YAZI-WORDS: BEGÜM AHU AĞLAÇ 79 Sarp sol elini havada salladı ve hızlı bir dönüşle beyazın içinde kayboldu. Onu renkli board’un üzerinde parıltılı kıyafetiyle, havada kar tanelerine karışmış gördüğümde her şey birden değişti. İşten izin alıp, kayak derslerine başlayacaktım! Ben de uçan adamlardan biri olacak, ayaklarımı yerden kesen beyaz afetin içine karışacak, doğaya teslim olacaktım! Bazıları hayallerini gerçekleştirmek için sadece rüyaya yatarlar, ama ben havayollarını tercih ettim. Kış aylarında alınan yıllık izinlere daha sıcak bakan patronum, beni neredeyse mutlulukla uğurladı. Sarp’ı kandırmak içinse bedava uçak bileti ve Dedeman Palandöken Ski Lodge’da bir oda yetti. Alışveriş kısmı tahminimden daha sıkıntılı geçti. Biraz daha uzun bacaklarım olsaydı belki ergen çocuk reyonuna bakmam gerekmezdi, ama neon renkli havalı montum ortamı yumuşatmaya yetti. Umut Hoca kapıyı açtı, beyaz kayak kıyafetinin üzerinde kırmızı bir mont vardı. Rahatlığı baş döndürücüydü. Bense bayramlıklarıyla yatmış çocuk gibi henüz hakkını veremiyordum kıyafetimin. 3,278 metrelik bir dağın Sarp waved his left hand in the air and with a quick turn, disappeared in a sea of white. When I saw him on his colorful snowboard with his sparkling outfit, lost among the snowflakes in the air, everything changed there and then. I was going to take time off work and start snowboarding lessons! I would be one of those flying men, I would mingle with this white sensation that swept me off my feet, I would surrender to nature! Some people only hope to realize their dreams, but I decided to hop on a flight to do this. My boss, who will gladly grant us time off during the winter months was almost happy to see me go. All it took to convince Sarp was a free plane ticket and a room at the Dedeman Palandöken Ski Lodge. However, shopping for my snowboarding gear didn’t turn out to be as fun as I had expected. If only my legs were slightly longer, then I wouldn’t have had to shop at the young boys’ section. Nevertheless, my cool neon jacket immediately improved my mood. My instructor Umut ‘Hoca’ opened the door in a white ski outfit and a red jacket. His easygoing style was amazing. 80 zirvesinden sadece bin metre aşağıda durmanın da bu tedirginlikte rol oynadığını düşünüyordum o sırada. “Umut Hoca, yaşım var biliyorum ama ben de uçan adamlardan biri olmak istiyorum” diye niyetimi belli eden bir cümle kurdum. Bana baştan aşağı teknik bir bakış atan hoca “Eminim cesur birisinizdir” dedi. “Uçmadan önce bazı tekniklere hakim olmanız gerekiyor; duruş, düşme-kalkma, düz kayma, kar sapanı, yamaç kayma, yan kayma…” Ne diyeceğimi bilemediğim için dudaklarımı ısırıp, dinlemeye devam ettim. Hocanın başarılı grafiğini etkilememek için ona spor geçmişimden ve düşük kas oranımdan bahsetmemeye karar verdim. Otele döndüğümde, Sarp lobi barda kahvesini yudumluyordu. Yüzünde evine zaferle dönmüş adamların dinç ifadesi vardı. “Nasıl geçti şampiyon?” diye kıkırdadı. “Ben hiç bir zaman karları savuşturan biri olamayacağım, biliyorsun değil mi? diye mızıldandım. “Saçmalama ilk günden beyaz bayrak mı çekiyorsun? Nerede senin savaşçı ruhun?”. “Bilmiyorum bugün kendisi ile karşılaşmadım” diyerek odama yöneldim. Sıcak bir duş aldıktan sonra, pes etmemeye karar verdim: Burayı sonuna kadar yaşamalıyım! Üzerime kazağımı geçirip, dışarıda ateş başında diğer konuklarla kaynaşmış, muhabbet eden Sarp’ın yanına yürüdüm. Ayaklarımın altında otelden süzülen loş ışıkla aydınlanan beyaz bir köpük vardı. “Masal kahramanı yapar adamı bu ortam” dedim derin bir nefes çekerek. İlerideki ateşin ısısı yüzümü yalamaya başlamıştı. Yaklaştıkça soğukla tazelenmiş havaya sıcak şarap içinden sızan nefis bir tarçın kokusu karışıyordu. Bugüne kadar nasıl ıskalamıştım bu ortamı? Tatil anlayışımı doğduğum ılıman iklim belirlemişti belki de. Deniz ve kumsaldan ibaret sanıyordum doğayı ben. Ne büyük kayıp... Ateşten kopan filizler, her düşüncenin üzerine konup, sönerken o an anladım uçan adamların neden buradan vaz geçemediklerini... I, on the other hand, looked like a birthday boy in his best outfit. Maybe the fact that we were only a thousand meters below the peak of a 3,278 meter-high mountain may also have sparked my uneasiness. I put together a sentence to express my goal “Umut Hoca, I know I’m not young, but I really want to be one of those flying men.” The instructor looked me over with a technical glance and replied “I’m sure you’re a courageous man.” “But before taking flight, you need to master several techniques; posture, falling and getting back up, straight skiing, the snowplough, the slalom, sideslipping …” I was lost for words so I just bit my lip and continued listening. I decided that I didn’t want to affect my instructor’s successful profile by mentioning my sporting history or my low muscle mass ratio. When I got back to the hotel, Sarp was at the lobby bar, sipping his coffee. He had the robust look of a victorious man who’s just returned home. “So, how did it go champ?” he giggled. “You know that I’ll never be someone who whisks the snow in the air, right?“ I mumbled. “That’s ridiculous, are you waving the white flag from day one? Where is your fighter spirit?” As I headed back to my room I muttered “I don’t know, I didn’t see him today.” After a nice warm shower, I changed my mind about quitting: I should experience this place to the end! I threw on my sweater and headed outside to find Sarp who had already bonded with the other guests around a campfire. The snow under my feet was like white foam, lit up by the low lights streaming from I took a deep breath and thought, “This place can turn a man into the hero of a story.” The heat from the fire ahead was already stroking my face. As I neared the campfire, I could smell the cinnamon from the mulled wine wafting into the cool night air. How had I not known about this place until now? Maybe it was because the mild climate of my hometown had shaped my perception of what a vacation should be. I always believed nature was only about sea and sand. What a loss… As the sparks from the fire sprinkled on these thoughts and burned out, I realized why these flying men couldn’t give up this place...
Benzer belgeler
Keşfedilmeyi bekleyen bir şehir: Erbil A city waiting to be
DQ
DEDEMAN QUARTERLY
‹MT‹YAZ SAHİBİ - CHAIRMAN
Dedeman Turizm Yönetimi A.Ş. ad›na
Banu Dedeman
YÖNET‹M YER‹ - EXECUTIVE CONTACT
Dedeman Hotel&Resorts International
Y›ld›z Posta Caddesi No.48 34340
...