ABDULLAH ÖCALAN`IN KAYINPEDERİ, ŞEYH SAİD HAREKETİ VE
Transkript
ABDULLAH ÖCALAN`IN KAYINPEDERİ, ŞEYH SAİD HAREKETİ VE
ABDULLAH ÖCALAN’IN KAYINPEDERİ, ŞEYH SAİD HAREKETİ VE HAİNLERİN AKIBETİ. - ŞUBAT 2011 - M Yazar Ufuk EFE 25 Ocak 2011 PKK eşkiyabaşı Abdullah Öcalan’ın resmi nikâhlı karısı Kesire Yıldırım Elazığ’ın Karakoçan kazasında 1951 yılında doğmuş, Alevi-Kürt kökenli bir kadındı. PKK’nın kurucu kadrosundan olduğu halde, sonradan ayrılıp Avrupa’ya kaçmıştı. Abdullah Öcalan’la 10 yıl kadar evli kaldıktan sonra, Bekaa Vadisinde iken, güya fikir ayrılığı yüzünden, gidip İskandinav ülkelerine sığınmıştı. O zamanki CHP’li ailesi Tunceli’nin Mazgirt ilçesinden gelip Karakoçan’a yerleşmiş bulunmaktaydı. Kesire’nin babası Ali Yıldırım, 1925 Şeyh Said isyanında ve 1938 Dersim harekatında devletin yanında yer almıştı. Ali Yıldırım Dersim isyanını bastıran Korgeneral Abdullah Alpdoğan’la da irtibatlıydı. MİT’in ilk kuruluşu olan MAH teşkilatında ajan olarak çalışmaya başlamıştı. Hatta 27 Mayıs 1960 ihtilali sonrasında CHP adına Yassıada mahkemelerini takip ederek İsmet İnönü’ye rapor sunan bir insandı. Kesire Yıldırım Elazığ Kız Öğretmen okulunu bitirmiş, 1974 yılında ise Ankara Basın Yayın Yüksek okuluna gitmişti. Bu yüzden varlıklı sayılan ailesi gidip Ankara’ya yerleşmişti. İşte o sıralarda Abdullah Öcalan Kesire’ye aşık olmuş ve onu solcu sevgilisi Arabanlı İsmet’ten koparıp 1978 yılında Ankara Gençlik Parkında evlenmişlerdi. Oysa Kesire, öğretmen okulunda iken koyu bir Kemalist ve Türk Milliyetçisiydi. Abdullah Öcalan’ın kayınpederi Ali Yıldırım 1970’lerin başında, 65 yaşlarında iken MİT’ten resmen ilişkisini kesmiş olsa da, fiili irtibatını sürdürmekteydi. Hatta Rahmetli Uğur Mumcu, Ali Yıldırım üzerinden Abdullah Öcalan’ın MİT’le ilişkisinin izini sürmekte iken bir suikasta kurban gitmişti. Şeyh Said ayaklanmasında, Alevi ŞADİ AŞİRETİ reisi Necip Ağa ile birlikte hükümetin yanında yer alan Ali Yıldırım, Elazığ’da kurulan İstiklal Mahkemeleri sırasında, sarık cübbe giyerek, Palu, Bingöl ve Diyarbakır’da halkın arasına karışıp, isyana katılanlarla ilgili bilgi toplayan, hatta bazı ileri gelenlerin ailelerinden, idamdan kurtarma vaadiyle yüksek meblağda rüşvetler alan kişiydi. Öyleki İstiklal Mahkemesinin pek çok kararlarını onun raporlarına göre verdiği söylenmişti. Dersim isyanında da benzer bir görev üstlenmişti. 1970’lerde Karakoçan’dan CHP Belediye Başkanı adayı gösterilmiş ise de, bu kirli ve şaibeli sicili yüzünden halk büyük bir tepki göstermiş ve adaylıktan vaz geçmeye mecbur edilmişti. 1 / 16 ABDULLAH ÖCALAN’IN KAYINPEDERİ, ŞEYH SAİD HAREKETİ VE HAİNLERİN AKIBETİ. - ŞUBAT 2011 - M Yazar Ufuk EFE 25 Ocak 2011 Ali Yıldırım Şeyh Said isyanında iki taraflı ajanlık yapmıştı: Palu Kıliban’lı Hacı Ramazan Yıldırım kardeşim anlatmıştı. Kendisi alim değil ama, arif ve akil bir insandı. Arabistan, Libya ve Avrupa’da uzun yıllar kalmış, şuurlu ve sadık bir dava adamıydı. Bilgili, bilinçli ve birikimli bir müslümandı. Güvenilir yaşlı bir tanıdığından naklettiğine göre, Şeyh Said isyanında şöyle bir olay yaşanmıştı. Bilindiği gibi; - a- Kurtuluş Savaşında ve Cumhuriyetin kuruluşu sırasında dolaylı desteklerini sağladığı Siyonist ve sabataist güçleri ümitlendirip oyalayan; b- Ama bir yandan da: 1- İsrail’in kurulmasına hazırlık amaçlı Yahudi göçünü organize eden İstanbul’daki FİLİSTİN YAHUDİ BÜROSU’nu kapatması ve Türkiye’deki Yahudilerin Filistin’e gitmesini yasaklaması [1] 2- Musul ve Kerkük’ü fiili bir operasyonla sınırlarımıza katmaya çalışması 3- Kur’ani Kerim’i ve Hadis kitabı Buhari’yi Türkçeye tercüme ettirip İslam’ın temel kaynaklarını halka okutması gibi milli adımlar atmaya başlayan Mustafa Kemal’i sıkıntı ve sarsıntıya uğratıp saf dışı bırakmak - Müslüman halkı birbirine kırdırmak ve Türk-Kürt ayrımını kışkırtmak - İrtica tehlikesi bahanesiyle, din aleyhtarı girişim ve gelişmelere zemin hazırlamak - Ve hepsinden önemlisi, Türkiye Cumhuriyetini bu gibi hadiselerle uğraştırıp, Musul ve Kerkük’ü bizden koparmak isteyen Siyonist dış güçlerin ve işbirlikçi çevrelerin tertip ve teşvikleri sonucu patlak veren - Ve Şeyh Said’in kontrolünden çıkarılarak; talan, yağma ve katliam fecaatine dönüştürülen malum ayaklanmalar sırasında yaşanan bir olayın canlı tanığı şunları aktarmıştı: 2 / 16 ABDULLAH ÖCALAN’IN KAYINPEDERİ, ŞEYH SAİD HAREKETİ VE HAİNLERİN AKIBETİ. - ŞUBAT 2011 - M Yazar Ufuk EFE 25 Ocak 2011 “Kuzey Almanya’nın Hamburg Şehri yakınlarında kalıyordum. Mevsim kış idi. İşimiz olmadığı zaman Hamburg’a gider, orada Müslümanların yaptırmış olduğu mescitlerde vazu nasihat dinler, dost ve hemşerilerimizle görüşürdük. İslam toplumu Milli Görüş cami ve cemaatleri daha da ağırlıklı idiler. Bazen de başka görüş camilerine giderdik, nihayetinde mü’minler hepimiz kardeştik Örneğin Diyanet ve Vahdet camileri gibi. Yıl 1999 yılbaşı çevresi idi. Yine bir gün Hamburg şehrine ve değişiklik olsun diye vahdet camisine gitmiştim. Orada cemaatle uzun bir sohbete dalmıştık. Akşam ve Yatsı namazları derken, cemaat yavaş yavaş dağılıyordu. O ara birileri sordular, “siz nerde kalıyorsunuz? Ben de cevaben “Merkez Mili Görüş camiinde kalmayı düşünüyorum” dedim. Bana “eğer istersen bizim burada yer var.” teklifi yapılınca olur dedim, sonra görevliyi sordum, gösterdiler. Herkes dağıldıktan sonra biz de istirahat yerimize geçtik. Görevli kişi, kendisi 50 yaşın üstünde olup, Bingöl’ün köylerindendi. Avusturya oturumlu idi, ama orada iş bulamadığı için gelmiş bu camide çalışıyordu. Bingöl Solhan kazasından Emin Hoca ve Elazığ Kovancılar Nasran köyünden A. Kadir Hoca camiyi yönlendiriyorlardı. Biz yeni tanıştığımız görevliyle sohbet ederken yıllardır kanayan bir yaramız olan Doğu ve Güneydoğu meselemize geldik. İnsanlarımızın cahil bırakıldığını, çabucak politik oyunlara kandığını, Avrupa’da da sancılı bir hayat yaşadıklarını konuşuyorduk. Soğuk ve uzun gecelerin ilerleyen saatlerinde Bingöl’lü hemşerimiz Şeyh Said meselesini gündeme getirdi ve şunları anlatmaya başladı. Şeyh Said hadisesinde vurulan Bingöl’lü bir şahsın hanımı hamile imiş. Bir müddet sonra bir çocuğu oluyor, çocuğu annesi büyütüyor ve askere gidiyor, kaldığı birlikte tanımadığı bir Bingöl’lü hemşerisiyle tanışıyor. Zamanla samimiyetleri artıyor ve bunlar geçmişteki hayatlarını birbirlerine anlatıyor. Yetim olan asker, babasının olmadığını ve Şeyh Said meselesinde vurulduğunu ve olayın nasıl olduğunu bile doğru dürüst bilmediğini söylüyor. Öbür asker bunun üzerine “bizim köyde o tarihten kalma yaşlı bir adam var, fakat kara kutu gibidir, o olayları pek anlatmıyor, onu konuşturabilirsek belki babanızla ilgili bilgi aktarabilir” diyor. Yetim asker ise; “İnşaallah askerliğimiz biterse ben sizin oralara gelirim, beni o adama götür, Şeyh Said isyanını ve babamın ölüm olayını yakından öğrenmek istiyorum” diyor. Derken askerlik bitiyor, arkadaşlar evlerine dönüyorlar. Babasız asker öbür arkadaşının köyüne gitmeye karar veriyor. Tek düşüncesi babasının hayat hikayesini; o günkü olayların nasıl başlayıp, nasıl bittiğini öğrenmektir. Neticede yola çıkıp arkadaşının köyüne varıyor ve misafir oluyor. Arkadaşı bunu ağırlıyor, yediriyor içiriyor, epey hasret giderdikten sonra, ev sahibi arkadaşına, “askerde iken anlattığı yaşlı adamla görüşmek için geldiğinden” bahsediyor. Ev sahibi de hemen ilerde bir saat kadar yürümeyle, o ihtiyarın köyüne gidebileceklerini belirtiyor. Ertesi gün iki arkadaş beraber o yaşlı ve esrarengiz adamın köyüne varıyorlar. Evi sorup misafir oluyorlar. O ihtiyarı evde bulup hoşbeşten sonra, gençler kendilerini, köylerini ve ailelerini tanıtıyorlar. Yetim olan asker arkadaşına diyor ki, “sen benimle buraya kadar geldin, sağ ol. Ancak köylülük halidir, iş güç vaktidir, sen artık dönüp evine git, ben de yarından itibaren buradan yoluma devam ederim.” Deyip vedalaşıyorlar. 3 / 16 ABDULLAH ÖCALAN’IN KAYINPEDERİ, ŞEYH SAİD HAREKETİ VE HAİNLERİN AKIBETİ. - ŞUBAT 2011 - M Yazar Ufuk EFE 25 Ocak 2011 Şeyh Said olayında babasını kaybeden genç orada misafir kalıyor ve ortalığın sakin olmasını bekliyor. Akşam yemeğinden ve çay kahve sohbetinden sonra, vakit geçiyor. Çoluk çocuk herkes istirahatına çekiliyor. Yatma saati gelince, genç misafir ev sahibi ihtiyara kendini tanıtıyor ve niçin geldiğini söylüyor. İhtiyar bir iki cümle ile meseleyi geçiştirmeye çalışsa da, misafir genç yıllarca bu anın hasretiyle tutuşup yandığını hatırlatıp ihtiyara ricayla yalvarıyor. İhtiyar adam sonunda dayanamayıp: “Evlat bu bir sırdır ve hiç kimseye açmadım. Ancak bir şartla sana anlatırım. O şartı yerine getireceğine yemin edersen olup bitenleri sana açıklarım.” Diyor. Genç misafir ise: “Amcacığım yemine ne gerek var, bana düşeni mutlaka yaparım” dese de, ihtiyar ısrar ediyor ve genç, olayın iç yüzünü bilmediği halde yemin edip, ihtiyarın istediğini yapacağına söz veriyor. İhtiyar yerinden kalkıp genç misafirin yakınına varıyor, ve “Haydi öyleyse tükür evlat, şu kara yüzüme tükür ki anlatayım” deyince misafir kızarıyor, bozarıyor yapmak istemiyor, ama ev sahibi; “Bak yemin edip söz verdin, şimdi yerine getirmezsen konuşmam” diye diretiyor. Genç tükürüyor gibi yapsa da ihtiyar “olmuyor evlat, ağzında ne kadar tükürük varsa hepsini boşaltmazsan konuşmayacağım. Tükür şu utanmaz yüzüme ki, ben hem dinime hem devletime hainlik yaptım. Bir yandan halkı Şeyh Said’e taraftar olması için kışkırttım, öte taraftan bu isyanı hazırlayan casuslarla işbirliğine kalkıştım. Bin yıldır iman ve vatan kardeşi olan Kürtleri ve Türkleri biri birine kırdırdım. Senin rahmetli baban gibi nice saf ve cahil insanları, aslını ve amacını bilmedikleri bir kavganın kurbanı olmaları için fesatlık yapıp ortalığı karıştırdım .” Bunları duyan misafir genç mecburen ağız dolusu tükürmeye başlıyor ve ev sahibinin sakalı, yüzü gözü tükürük içinde kalınca ihtiyar geri geri yerine çekilip oturuyor ve gözleri dolup boğuk ve kısık bir sesle anlatmaya başlıyor: Evlat sen bu sakalımıza ve sarığımıza bakma, biz insanlığın yüz karasıyız. Biz yeryüzünde en büyük zulme ve günaha alet olduk. Şimdi bu sarıkla ve bu sakalla insanları kandırıyoruz. Biz insanlığımızı ve imanımızı hep maddi menfaat karşılığı sattık, biz şeytanla işbirliği yaptık!” ihtiyarın bu itirafları Genç’e, Mehmet Akif’in: “Tükürün şu utanmaz çehre-i murdarımıza. Tükürün, belki duygu gelir arımıza” mısralarını hatırlatmıştı. Evet ihtiyar haklıydı. Çünkü; malını kaybeden birçok şeyini, aklını kaybeden pek çok şeyini, ama şeref ve vicdanını kaybeden her şeyini kaybetmiş sayılırdı. İhtiyarın İtirafları! Ev sahibi ihtiyar Şeyh Said meselesiyle ilgili şunları anlatmıştı: “köyümüzde ve çevre köylerde biraz Türkçe bilen, devlet kapısına gidip gelen ve çevresinde sözü dinlenen insanları, bu ajanlar gizlice toplayıp şu talimatı aktarmıştı: “Bu köylere girip çıkan ve şeyhin lehine propaganda 4 / 16 ABDULLAH ÖCALAN’IN KAYINPEDERİ, ŞEYH SAİD HAREKETİ VE HAİNLERİN AKIBETİ. - ŞUBAT 2011 - M Yazar Ufuk EFE 25 Ocak 2011 yapanları veya halk arasındaki kıpırdanmaları tespit edip bize gizlice haber ulaştırırsanız, bu çalışmalarınızın ücretini fazlasıyla alacaksınız ve ileride devletin bazı kademelerinde resmi görevlere atanacaksınız.” Vaat edilen bu makam ve menfaat hırsıyla bazılarımız bize ulaşan haberleri, gösterilen kişi ve merkezlere ulaştırmaya başladık. Biz hem asilerin, hem askerlerin ajanıydık. Çok büyük adam havalarına kapılmıştık. Hem Şeyh Said’in hem de Türk askerinin yanında itibarlıydık… İki tarafla ilgili haberleri biri birilerine ulaştırırdık. Böylece hem Zaza ve Kürtlerden, hem de Türklerden nice masumun boş yere kanının akmasına ve yuvalarının yıkılmasına katkı sağlamıştık. Sonunda. Şeyh Said taraftarlarından bazı fırsatçı takımı Elazığ ve Diyarbakır’da, düşman saydıkları Türklerin canına, malına ve namusuna tecavüze ve talana başlamıştı ve maalesef bütün bunların faturası Şeyh Said Efendiye çıkarılmıştı. Neticede şeyhin taraftarları yenilip tutuklandı. Bir kısmı zaten vurulmuşlardı, bir kısmı asıldı, bazıları sürgüne yollandı, bir kısmı da cezaevlerine tıkıldı. Benim gibiler ise vazifemizi başarıyla yaptığımız için, hak ettiğimiz mükafatı bekliyor ve zaman zaman da gidip istiyorduk. Karşı taraf bize sabretmemizi öğütlüyordu. Sonunda bir gün “filan merkezde gizlice toplanın” diye bir haber geldi. (MAH) grubu dediler ki: “Elazığ’a gideceksiniz, orada hakkınızı alacaksınız.” Biz yollara düştük ve Elazığ’a vardık. Tarif ettikleri Askeri kışlada ağırlandık. Orada bize dediler ki: “Sizin isimleriniz ve adresleriniz hepsi Ankara’ya gönderildi. Şimdi siz de Ankara’ya gideceksiniz, devlet tarafından çok büyük bir törenle taltif edileceksiniz!” İhtiyar devam ediyor ve genç misafir hayretle dinliyor. “nihayet Elazığ’dan trenle yola çıktık ve Ankara’ya varır varmaz bizi karşıladılar. Ancak orada bazı görevliler: Ankara’da ağırlanmamız göze çarpar, sizi de bizi de sıkıntıya sokarsınız, siz devletin özel ajanlarısınız, bu törenleri gizlilik içinde yapmalıyız. Şimdi sessizce Ankara’nın dışına, Bala kazasına yollanacaksınız. Orada gerekeni yapacaklar.” Dediler ve gönderdiler. Bunun üzerine bazılarımızda: “Herhalde bu işler devlet reisinin ve üst kademenin haberi ve izni dışında yürütülüyor. Şeyh Said’e gizli destek veren Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası paşaları bir şeyler çeviriyor!?” şeklinde endişe ve şüpheler baş göstermişti. Ama artık çok geçti. Trenle Bala’ya gittik. İndiğimizde vakit geceydi. Orada tekrar bize; “8-10 km ilerde resmi bir karargah var, bütün hazırlıklar orada yapılmıştır, bu mesafeyi de yaya yürüyeceksiniz.” denildi. Bizde kabullenip yola çıktık. Yaklaşık iki manga asker de bizimle beraber emniyetimizi sağlamaktaydı. Bir müddet yürüdükten sonra gece karanlığında ıssız bir vadiye saptırmışlardı. Oradan da epey yol aldıktan sonra, dağın dibindeki kuytu bir yere varılmıştı. Orada 3-5 manga silahlı askerle karşılaştık ve hemen hepsi çepe çevre etrafımızı sarmıştı. Biz hala kof bir umut ve kuşku arasında bekleşip dururken, bir görevli bize şunları açıkladı: “Şu askerleri görüyor musunuz, işte sizi bura da öldürmeye getirdik!” içimizde soranlar oldu: “peki neden bizi öldürüyorsunuz? Biz devletle beraber çalıştık, görevimizi fazlasıyla yaptık, mükâfat beklerken şimdi canımıza mı kıyacaksınız?” Görevli adam: “ Evet görevinizi yaptığınızı biliyoruz, ancak siz hainsiniz! Kendi halkınıza ve inancınıza hıyanet ettiniz. Siz gerekirse 5 / 16 ABDULLAH ÖCALAN’IN KAYINPEDERİ, ŞEYH SAİD HAREKETİ VE HAİNLERİN AKIBETİ. - ŞUBAT 2011 - M Yazar Ufuk EFE 25 Ocak 2011 ve şartlar değişirse, menfaat karşılığı devlete de aynı hıyanetleri yapacak tiyniyettesiniz. Bu yüzden gebereceksiniz!” deyince hepimizi şaşkınlık ve telaş kaplamıştı. Ardından askerlere verilen bir emirle ateş başlamıştı. Bir tek fert ayakta kalmayıncaya kadar üzerimize kurşun yağdırılmıştı. Aramızda gezinip tekme ile cesetleri sağa sola çevirerek herkesin öldüğü kanaatine varınca, askerler oradan ayrılmışlardı. Ben de vurulmuş ağır yaralı vaziyette iken, gece yarısı ay ışığında uyandığımda perişandım. Bütün yol arkadaşlarım ölmüş yatmaktaydı. Yakında büyük çukurlar açılmıştı. Anlaşılan birazdan gelip cesetleri gömerek kapatacaklardı. Ben mecalsiz ve çaresiz ayağa kalkıp yürümeye çalıştım. Epey gittikten sonra duman yükselen tek bir eve rastlamıştım. Zar zor oraya vardım. Bu bir küçükbaş hayvan barınağıydı. Çoban beni öyle kanlar içinde görünce şaşırmış ve acıyıp içeri almıştı. Ona “ misafirliğe geldiğim yerde ava çıktığımı ve tüfeğimin elimde patladığını” anlattım ve inandırmaya çalıştım. Bir iki gün iptidai usullerle yaralarım biraz iyileşince, oradan ayrılıp memlekete doğru yola çıktım. Gündüzleri saklanıp geceleri yol alarak haftalar süren çok zahmetli bir yolculuktan sonra Bingöl’e, kendi köyüme ulaştım. Evimiz bir mezraya bağlı, ayrı bir tepenin başındaydı. İki sene kadar, kendimi yakın akrabalarımdan bile sakladım. Ardından sakal bırakıp, cübbe kuşanıp böyle münzevi bir derviş rolüyle bugüne kadar yaşadım. İşte ey genç! Ben uzun yıllar bu kirli sırrı içimde taşıdım. Ve ilk defa sana açılıp anlattım. Bir ömür boyu vicdan azabı ve aşağılık duygusuyla kıvrandım. İşte bütün hainlere, boş hayal ve heves sahibi gafillere ibret olsun diye açıkladım. Benden size nasihat: “Dinimize ve devletimize sadık kalın. Unutmayın ki Devlet farklı, düzen ayrıdır. Rejimdeki haksızlık ve yanlışlıkları en meşru ve makul yöntemlerle düzeltmek lazımdır. Ama Türk-Kürt kardaştır, et kemik misali kaynaşmıştır, bizi ayırmaya ve biri birimize kırdırmaya çalışanlar şeytanlaşmıştır, onlara aldanmayın!” Evet, bütün bu kirli pazarlık ve fesatlıkların tezgahlanmasında MAH görevlisi olarak bulunanlardan birisi de, PKK eşkiyabaşı Abdullah Öcalan’ın kayınpederi ve Kürt Alevisi ALİ YILDIRIM’dı. O ihtiyarın itiraf ettiği bütün hıyanet ve hakaret planlarını uygulama aşamalarında O da vardı ve çok acı ve alçaltıcı sonuçları ortadaydı. Bu yakın geçmişini unutan ve başlarına gelenlerden hala ders almayan bazı gafil ve cahil Kürtler, şimdi Ali Yıldırım’ın damadı Marksist ve Leninist Dinsiz Abdullah Öcalan ajanının peşine takılıp; ayrı dil, ayrı yönetim, ayrı bütçe, ayrı savunma örgütü… Kısaca ayrı devlet hayaliyle, Siyonist ve emperyalist odakların figüranlığını yapmakta ve feci bir felakete ve çok kötü bir akıbete doğru kör kütük koşmaktaydı. 6 / 16 ABDULLAH ÖCALAN’IN KAYINPEDERİ, ŞEYH SAİD HAREKETİ VE HAİNLERİN AKIBETİ. - ŞUBAT 2011 - M Yazar Ufuk EFE 25 Ocak 2011 Fetullahcı Aksiyon’un, “AK-SİYON” lukları! Fetullahcı Aksiyon dergisinden İdris Gürsoy Erbakan Hocayla bir röportaj yapmış ve soruları ve yanıtlarını aynen aktarmak ve yorumu okuyucuya bırakmak dürüstlüğü yerine, Hoca’nın sözlerini kendine göre yorumlayıp çarpıtmak yoluna sapmıştı. Bu çarpıtmaların en sinsi ve sünepe olanı da; “Erbakan siyonizmi en büyük tehlike olarak görüyor. Sürekli, dünyada ve Türkiye’de gelişen bütün kötü olayların altında Yahudi parmağı bulunduğunu söylüyor.” Şeklindeki saptamasıydı. Sanki bunlar uçuk iddialardı ve Erbakan’ın kuruntularıydı. Sanki Siyonist Yahudi tehlikesi, sadece bir komplo teorisi olarak sunulmaktaydı. Oysa; “Yemin olsun ki, insanlar içinde, mü’minlere en şiddetli (ve tehlikeli) düşman olarak YAHUDİLERİ ve Müşrikleri bulacaksın.” [2] Buyuran ve bizim en sinsi ve şiddetli düşmanımızın Yahudiler olduğunu uyaran bizzat Kur’andır. Kur’anı Kerim “Beni İsrail-İsrail oğulları” ile “Yahudileri” leri ayırmıştır. Yahudilik; bir dine ve kavme mensubiyetten öte, dünyevileşmenin, şeytanileşmenin, milli ve manevi değerleri nefsi amaçları için istismar etmeyi anlatan bir kavramdır. Bu anlamda başka din ve kavimden insanların da fikren ve fiilen Yahudileşecekleri açıktır. Bu şeytani mantığa sahip Yahudilerin lanetlendiğini de yine Kur’ani Kerim anlatmaktadır. [3] Ahir zamanda çıkacak büyük Fitne odağı DECCAL’in en önemli kuvvetinin ve destekçilerinin Yahudilerden oluşacağını sahih hadislerle haber veren Resulüllah (SAV) dır. [4] Ebus- Suud tefsirine göre Yahudiler Hz. Peygamberimize gelip “bizim Tevrat’ta haber 7 / 16 ABDULLAH ÖCALAN’IN KAYINPEDERİ, ŞEYH SAİD HAREKETİ VE HAİNLERİN AKIBETİ. - ŞUBAT 2011 - M Yazar Ufuk EFE 25 Ocak 2011 verilen sahibimiz sen değilsin. Davud’un oğlu MESİH’dir. Yani sizin DECCAL dediğinizdir. O Ahirzamanda çıkacak ve Yahudileri İsrail’e toplayıp dünyanın hakimi yapacaktır.” Diyen insanlardır. İsa AS’mın adı ise “MİSİH” tir, Süryani dilinde “Mübarek” anlamına gelen “MEŞİH” in Arabcalaştırılmış şeklidir.” [5] Siyonist Kabala kafalı Yahudiler, insanlık ve İslam tarihi boyunca Müslümanların ve içine katıldıkları tüm toplumların başbelası ve fesat yuvası olmuşlardır. Efendimize karşı Müşriklerle sürekli işbirliği yapmış, münafıklara destek sağlamış, hatta bu yüzden Hz. Resulüllahın emri ve sahabeden Sad İbnü Muaz’ın hakemliği ile, Beni Kureyza Yahudilerinden 700 kişi katledilmiş, kadın ve çocukları esir alınmış ve bütün malları ganimet sayılmıştır. [6] 3-Ayrıca bütün tarihi gerçekler Siyonist Yahudilerin, İbni Seb’e den günümüze kadar hangi fitne ve fesatlıkları çıkardıklarına ve hele 2. Beyazıt’ın şefkat duygusuyla İspanya’daki katliamdan kurtarıp Osmanlı topraklarına yerleştirdiği Yahudilerin başımıza ne belalar açtıklarını, yani MERHAMETTEN MARAZ DOĞURDUKLARINI, açıkça ortaya koymaktadır. Yani ey AK-SİYON’un aklı kısaları! Siyonizm gerçeği ve tehlikesi, Erbakan’ın şahsi kuruntu ve iddiaları değil, Kur’anın Resulüllahın ve tarihi olayların ispatladığı bir hakikattır. Erbakan Hoca’nın size: “Siz Siyonizmi çocuk oyuncağı mı sanıyorsunuz?” yanıtı da aslında sizin gibi çoluk-çocukların siyonizmin kuklaları olduklarınızı hatırlatmaktadır. Herhalde Fetullah Hocanızın adını kullanarak Müslümanlara yutturduğu ılımlı İslam safsatasının ve cemaat yapılanmasının arkasındaki Siyonist Yahudileri inkara kalkışmayacaksınız… Evet, Asr-ı Saadet’ten bu güne; Hz. Ali taraftarlarını da, karşıtlarını da; solcuları da, sağcıları da; 8 / 16 ABDULLAH ÖCALAN’IN KAYINPEDERİ, ŞEYH SAİD HAREKETİ VE HAİNLERİN AKIBETİ. - ŞUBAT 2011 - M Yazar Ufuk EFE 25 Ocak 2011 ılımlı İslamcıları da, katı hizbullahcıları da hepsini aynı Siyonist odaklar kışkırtmaktaydı. Böyle olmasaydı, Allah onları mü’minlere en şiddetli düşman diye tanıtır mıydı? Abdullah Gül’e, CIA Görevlisinin nasihatleri!? Kürt Açılımı konusunda çalışmalar yapmak üzere ABD’den Türkiye’ye gönderilen CIA görevlisi Prof. Dr. Vamık Volkan , dördüncü kez görüştüğü Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ’e 71 önerinin yer aldığı raporunu teslim etmişti. Ekibiyle birlikte 27 Ocak 2009’dan beri çeşitli çalıştaylar yapan Prof. Dr. Vamık Volkan, son olarak 11 Aralık 2010 tarihinde, İstanbul Sheraton Otel’de ülkesel çekirdek ekip ile Hakkari, Mersin ve Malatya’dan gelen yerel çekirdek ekiplerin katılımıyla, “ Türkiye’nin Büyük Çatısı: Demokratikleşmeye Doğru Türkiye’nin Ağacı ” başlıklı bir çalıştay düzenlemişti. Siyonist simsarı Vamık Volkan’ın moderatörlüğünde yapılan çalıştaya katılan ve Cumhurbaşk anı Gül için hazırlanacak rapora katkı sunan isimlerden bazıları, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı Muammer Güler başta olmak üzere şunlardı: Tarık Çelenk, Murat Sofuoğlu, Avrupa Türk İslam Birliği Kurucu Başkanı ve eski ülkücü Musa Serdar Çelebi , Murat Belge , Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, Muhsin Kızılkaya , Yavuz Arslan Argun, Turan Sarıtemur, Eski Özel Harp Dairesi Subayı Mete Yarar , Ümit Fırat, Altan Tan, Türk Ocakları İstanbul Şubesi Başkanı Cezmi Bayram, Deniz Ülke Arıboğan , Bekir Berkay Türkay, İsris Ağacanoğlu, Halit Yalçın, Tahirhan Taş, Zeynep Besi, Mehmet Alaca, M. Duran Özkan, Metin Aktaş, Yasmina Lokmanoğlu, Yaşar Erjem ve Erdoğan Günal idi. 9 / 16 ABDULLAH ÖCALAN’IN KAYINPEDERİ, ŞEYH SAİD HAREKETİ VE HAİNLERİN AKIBETİ. - ŞUBAT 2011 - M Yazar Ufuk EFE 25 Ocak 2011 Prof. Vamık Volkan ve ekibinin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e “Reçeteler” diye sunduğu 7 1 önerinin belli başlıları ise şöyleydi: o Türklük kavramı yerine Türkiyeli kavramı kullanılmalıdır. o Dünyanın en iyi, en kaliteli Kürtçe eğitim veren üniversitesi Siirt ve Mardin’e kurulmalıdır. o Özerlik sistemi de artık tartışılmalıdır. o Ekopolitik Misak-ı Milli sınırları ile ilgili çalışma yaptığına göre bu tür toplantıları Erbil’de, Musul’da, Süleymaniye’de gerçekleştirmek için çaba harcamalıdır. o Devlet temel hak ve özgürlükler kapsamında imzaladığı uluslararası anlaşmalara uymalıdır. o Ana dilde eğitim yapılması için demokratik sınırlar içinde düzenlemeler yapılmalıdır. o Yerel yönetimlere sosyal problemlere çözüm bulacak yetkiler aktarılmalıdır. o Silahsızlanma konusunda devlet son derece önemli adımlar atarak PKK’yı dağdan indirme çalışmalarında realiteye uygun çözümler oluşturulmalıdır. o Hükümet, Kürt halkının siyasi partilerini, sivil toplum kuruluşları ve kanaat önderlerini muhatap alarak açılım konusunda cesaretli davranmalıdır. 10 / 16 ABDULLAH ÖCALAN’IN KAYINPEDERİ, ŞEYH SAİD HAREKETİ VE HAİNLERİN AKIBETİ. - ŞUBAT 2011 - M Yazar Ufuk EFE 25 Ocak 2011 o Anayasanın özellikle ilk üç maddesinin değişmesi lazımdır. o Barış ve çatışmasızlık sürecinin devam edebilmesi için hâlâ sürdürülen sınır ötesi operasyon ve bombalamalar durdurulmalıdır . Prof. Volkan nereye bulaşmışsa orası parçalanmıştı… “Körü Körüne İnanç” ve “Kimlik Adına Adam Öldürmek” isimli kitaplarında açıkça CIA adına görev yaptığını beyan eden Vamık Volkan , ABD’nin hedef ülkelerinde önemli işler yapmıştır. Filistin-İsrail çatışmasında Filistin’de, Yugoslavya parçalanmadan önce Yugoslavya’da, Kuveyt’te, Bosna Hersek’te, Arnavutluk’ta, Kafkaslarda, Ukrayna’da, Gürcistan’da ve Kıbrıs’ta görev yapan Prof. Dr. Vamık Volkan , Kürt Açılımı’nın Amerikalı mimarlarından David L. Philips ile birlikte “Türk-Ermeni Uzlaşma Komisyonu”nda da görev almıştır.” [7] Küresel sermaye hedef ülkelerde öncelikle medyaya el koymaktadır. Yugoslavya’nın çöküşü medya operasyonuyla başlamıştır.. Rusya ve Endonezya’da millete ilk darbeyi küresellerin elindeki medya atmıştır. Son birkaç yıldır televizyon ve gazetelerinizde beyin yıkama yayınları yoğunlaşmıştı! ABD merkezli PSİKOLOJİK OPERASYON medya aracılığıyla yürütülüyor. Ne zaman haber dinleseniz, AKP’li CHP’li, BDP’li memurların ‘kürtçülük’ söylemleriyle karşı karşıya 11 / 16 ABDULLAH ÖCALAN’IN KAYINPEDERİ, ŞEYH SAİD HAREKETİ VE HAİNLERİN AKIBETİ. - ŞUBAT 2011 - M Yazar Ufuk EFE 25 Ocak 2011 kalıyorsunuz… Son 5 aydır, APO siyasi muhatap konumuna yükseltildi.. Demeçleri tüm medyayı kapsıyor.. Avukatları ondan gelen beyanatları yayıyor… Türk Silahlı kuvvetleri sadece Balyoz operasyonu ile gündeme gelirken, AKP, CHP, BDP, DTK ve bir yığın Sivil toplumcu Amerika’nın ‘Kürtçülük’ propagandası ile ekran ve manşetlere çıkıyor. BDP’li siyasilere verilen süre her geçen gün artıyor.. Bunun tesadüfi olduğunu mu sanıyorsunuz? Muhabirlerin çoğu Kürtçe şivesiyle konuşmaya başladı… Tesadüf mü sanıyorsunuz? Haber tartışma programları neredeyse tümüyle Amerikan Kürtçü tezlere ayrıldı.. Hemen hepsinde Mustafa Kemal aşağılanıyor, Kürtçülük ‘demokratik özerklik’ parlatılıyor… Kulaklarınızı ovuşturuyorlar… Alıştırıyorlar! Evinize, sofranıza, misafir oluyorlar… Haberler bitiyor, diziler başlıyor… Aynı oyuna orada tanık oluyorsunuz… Komedi programları, ‘talk’ şovlar, benzer minvalde gidiyor… Tam olarak algılayamasanız da derin algı yaratılıyor… Alıştırılıyorsunuz! Medya operasyonu yeni değil. Türkiye’ye Batı’nın deli Gömleğinin giydirildiği ve İsmet İnönü’nün imza ettiği 12 Temmuz 1947’de yapılan anlaşmadan okuyalım: 12 / 16 ABDULLAH ÖCALAN’IN KAYINPEDERİ, ŞEYH SAİD HAREKETİ VE HAİNLERİN AKIBETİ. - ŞUBAT 2011 - M Yazar Ufuk EFE 25 Ocak 2011 ‘Türkiye hükümeti, Amerikan yardımının amacı, kaynağı, mahiyeti, genişliği miktarı ve işleyişi hakkında Türkiye’de tam ve devamlı yayın yapacaktır’. Amerikan Devleti, bir ekonomik anlaşmada bile 3. maddeye BASIN YAYIN’ı aldıysa bu, operasyonun önemli bir ayağını deşifre eder. 1947’den beri, Türkiye’de yaygın medya çeşitli psikolojik operasyonun aktif parçası olmuştur. Haberleri, tartışmaları, dizileri, yarışmaları bu gözle izleyin.. Alın size iki örnek: 13 aralık 2010 Hürriyet gazetesi: Manşet: ‘KÜRT STAR’ aranıyor. Alt başlık: ‘TRT ŞEŞ ‘Kürt Star’ı seçecek. 15 aralık 2010 Yeni şafak gazetesi: Manşet: Türkünü Kürtçe söyle Ödülünü TOKİ’den al! Alt başlık: TRT 6’nın Kürtçe şarkı yarışmasında Kürt sanatçılar jüri olacak Devamı var. ABD’nin Ortadoğudaki taşeronu rolü biçilen Türkiye, bu yarışmaya Suriye ve Iraklı Kürtleri de dahil ediyor. ABD’nin hedef bölgesi, petrol coğrafyası sadece asker çizmeleriyle değil, medya operasyonuyla da işgal ediliyor… Türkiye’ye BOP çerçevesinde verilen görev icabı, kukla Kürt devletinin hamiliğine kültürel soykırım taşeronluğu da ekleniyor… 2000 yıllık kültür bir süre daha bu baskıyla mayalanır, mayışır ama son durakta küresel 13 / 16 ABDULLAH ÖCALAN’IN KAYINPEDERİ, ŞEYH SAİD HAREKETİ VE HAİNLERİN AKIBETİ. - ŞUBAT 2011 - M Yazar Ufuk EFE 25 Ocak 2011 dışkıyı suratlarına geri fırlatır! [8] CIA Başkanı’nın gizli turları! Hatırlatırım: CIA Direktörü Leon Panetta, MİT Başkanı Hakan Fidan'ı ağırlamadan önce gizli olarak İsrail'e gitmişti. Başbakan Netanyahu, Savunma Bakanı Ehud Barak ve MOSSAD Başkanı Meir Dagan ile görüşmüşlerdi. Bundan önce eylül ayı başında Ulusal Güvenlik Danışmanı Jim Jones de yanına Amerikan yönetimi içinde bölgeye ilişkin en yoğun bilgilere sahip kişi olan Ulusal Güvenlik Konseyi'nden Dennis Ross'u alarak İsrail'i ziyaret etmişti. Şimdi bu görüşmelerde İsrail istihbarat çevrelerinin, İsrail İle Türkiye arasındaki ilişkilerin durumunu gündeme getirdiklerini tahmin etmek zor değildi; çünkü bu konu İsrail gazetelerine göre yönetimlerinin en önemli sorunu haline gelmişti. Dolayısıyla MİT Başkanı'nın PKK'yla mücadele konusunda bazı adımlar atacağı kesindi. (Bu konuda PKK'nın İsrail kartını öne sürerek attığı karşı adımı da unutmamak gerekirdi.) Ama Hakan Fidan, eğer bir şeyler yapılmazsa ileride Türkiye'ye hayli sorunlara yol açabilecek İsrail-Amerika ile Türkiye'nin arasının bozulması sürecine müdahale edecek adımları atmakla görevliydi. Bu arada Washington'dan istihbarat akışı hayli iyi düzeyde bulunan PKK terör örgütü de MİT Başkanı'nın yaptığı hamleye karşılık vererek İsrail kartını açıvermişti. Karayılan bir çağrı yaparak İsrail'e mesaj göndermiş ve Türkiye'yi İsrail ve PKK'nın ortak düşmanı olarak göstermişti. "Ortak düşmanımızla işbirliğinden tamamen vazgeç" çağrısında bulunan Karayılan, "Bize (Kürtlere) karşı kullanılan silahları da Türkiye'ye artık vermeyin" demişti. İsrail'in Kürtlere ilgisi malum zaten. Hem İran'a hem de Türkiye'ye karşı çıkarları gerektirdiğinde Kürtleri devreye sokmak üzerine kurulmuş bir alternatif stratejisi var İsrail'in. Bir aralar bu strateji gereği Barzani ile çok yakın ilişkiler geliştirmişlerdir. [9] PKK-Barzani-Fetullah cemaati yakınlaşması ve ortak Kürdistan hedefine yoğunlaşması talimatları da Siyonist ABD Yahudi lobilerinden gelmişti. ABD’nin Ankara (eski) Büyükelçilerinden Edelman bir süre önce yaptığı konuşma ile Türkiye’nin gündemine taşınmıştı... Şimdi anlaşılıyor ki, o konuşma WikiLeaks depreminin öncü sarsıntısıydı..! 14 / 16 ABDULLAH ÖCALAN’IN KAYINPEDERİ, ŞEYH SAİD HAREKETİ VE HAİNLERİN AKIBETİ. - ŞUBAT 2011 - M Yazar Ufuk EFE 25 Ocak 2011 Edelman, “ABD AKP iktidarını çok şımarttı” diye başlamış ve Kılıçdaroğlu ile ilişkilerin geliştirilmesini tavsiye buyurmuşlardı... Edelman, bu konuşmayı, memuru olduğu ABD-İsrail eksenli bir Yahudi lobisi içinde yapmıştı… Bu lobinin mensupları Türkiye odaklı faaliyetleriyle tanınmıştı... Yöneticilerinden birisi de, “balyoz sanığı” orgeneral damadı bir Yahudi olmaktaydı... Bir başkası da Soner Çağaptay isimli sabataist bundan önceki genelkurmay başkanları ile ilişkisinden dolayı öne çıkmıştı. Çağaptay “İslam, Secularism and Nationalism in Modern Turkey: Who is a Türk?” adlı tez hazırlamıştı. Atatürk’ten “diktatör” , “ırkçı”, “faşist” olarak bahseden Çağaptay, TSK hakkında: “Türkiye’nin en laik siyasi partisi” tanımlamasını yapmıştı. Soner Çağaptay bu tezinde, “Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğundan beri yapmayı becere geldiği tek şeyin, Kürtlere, Alevilere ve gayrimüslimlere kan kusturmak” olduğunu yazmıştı. Sabataist Soner Çağaptay, ABD’nin dış politikası üzerinde en etkili kuruluş olan Washington Enstitüsü’nün Türkiye Masası Şefi makamındaydı. Bu koltuğu Türkiye’ye yönelik çarpıcı raporlarıyla (İsrail çıkarları temelinde) tanınan Musevi asıllı Alan Makovsky’den devralan. Çağaptay’ın kendisi de İbraniceye olan hakimiyetiyle tanınmıştı. ABD Yahudi lobisi tarafından finanse edilen Washington Enstitü, Bush döneminde güçlenen Neocon’larla birlikte hareket eden Siyonist bir yapıydı. Soner Çağaptay ABD medyasına, özellikle de Newsweek Dergisi’ne Türkiye hakkında yazılar hazırlamaktaydı. Bu yazılarda: “AKP’nin İslamcı bir parti olduğu, Türkiye’yi Batı’dan kopartarak dini bir ülke yapacağı tezi ile birlikte Ergenekon Davası’nın laiklere karşı hazırlandığı ve arkasında dincilerin bulunduğu tezini savunan” Soner Çağaptay. [10] böylece dindar halk nazarında AKP’ye mazeret ve meşruiyet kazandırmaktaydı. 15 / 16 ABDULLAH ÖCALAN’IN KAYINPEDERİ, ŞEYH SAİD HAREKETİ VE HAİNLERİN AKIBETİ. - ŞUBAT 2011 - M Yazar Ufuk EFE 25 Ocak 2011 [1] Bak:Türkiye ve Balkan Yahudi Tarihi: 14.-20. yüzyıllar / İletişim Yay. / Esther Benbassa –Sh.293 [2] Maide:82 [3] Maide:78 [4] Bak: Sahihi Müslüm. C.8 2944 nolu hadis [5] Bak: Sahihi Müslim Tercümesi. Mehmet Sofuoğlu. İrfan yy. C.8 Sh. 476 [6] Bak: Hadis Ansiklopedisi (Kütübü Sitte. Prf. İbrahim Canan. Akçağ-Zaman yy. C.11 Sh.430-432 [7] Mehmet Ali Güller / Odatv.com / 22.12.2010 [8] 23 Aralık 2010 / Banu AVAR/[email protected] [9] 24 EYLÜL 2010 / Milli Gazete / Medya-Serdar Turgut HABERTÜRK [10] Yeniçağ / Behiç Kılıç / 08 12 2010 16 / 16
Benzer belgeler
PKK yi Kimler Kurdu? 6
bölge sekreteriyken Nisan 1980 da Diyarbakır’da tutuklandı. Diyarbakır zindanında direndi,
işkencelere maruz kaldı, mahkemelerde siyasi tavır takınarak Kürt halkının haklı davasını
savundu. 1984 Yı...