ıı. ulusal sulak alanlar kongresi - Sulak Alanlarımız / Suyumuz Sulak
Transkript
ıı. ulusal sulak alanlar kongresi - Sulak Alanlarımız / Suyumuz Sulak
© II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org i © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org II. TÜRKİYE SULAK ALANLAR KONGRESİ 22-24 Haziran 2011 Ahi Evran Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Konferans Salonları Kırşehir / TÜRKİYE ii © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org SUNUŞ Sulak alanlar, yeryüzünün en zengin ve en üretken ekosistemlerini oluşturmaktadır. Bu alanlar yöre insanlarına ve ülkenin geneline geniş yelpazede hizmet veren oldukça karmaşık doğal sistemlerdir ve yeryüzündeki başka hiçbir ekosistemle karşılaştırılmayacak ölçüde işlev ve değerlere sahiptir. 6000 yıl boyunca insan topluluklarının uygarlıklarını nehir vadileri ve taşkın düzlüklerinde kurmaları rastlantı değildir. Daha birçok sulak alan sistemi insan topluluklarını hayatta kalmaları ve gelişmeleri için kritik öneme sahip olmuşlardır. Sürekli gelişen teknoloji bize doğanın önemini unutturmuş gibi görünebilir. Ancak sürdürülebilir olmayan ve plansız bir şekilde yapılan alan kullanımlarından dolayı yaşanan çevre felaketleri (selleri, fırtınaları, toprak kaymaları) tersini göstermektedir. Asıl olan doğal ekosistemlerin desteğine hala ihtiyacımız olduğudur. Geçtiğimiz yıllarda sulak alan ekosistemlerinin değeri giderek anlaşılmaya başlanılmıştır. Dünya nüfusunun dörtte biri bugün suya çok güç koşullarda ulaşmaktadır. Bu alanda bilimsel verilere bakıldığında, 2025 yılında dünyada her üç kişiden ikisi kuraklıkla karşı karşıya kalacağı öngörülmektedir. İklim değişikliğinin insanlar ve yaban hayatı üzerinde etkileri artıkça sulak alanların hızla değişen koşullara uyum yeteneği vazgeçilmez bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla da dünya çapında sulak alanlara ve onların işlevlerine verilen değer üzerine araştırmaların artması doğaldır. Yapılan araştırmalar; sulak alanların mutlak surette gelecek için korunması gerektiğini ortaya koymuştur. Bugün kısaca Ramsar Sözleşmesi olarak bilinen “Sulak Alanların Korunmasına Dair Sözleşme” doğa koruma konusundaki diğer sözleşmeler gibi sürdürülebilir kullanım kavramını esas alan bir yaklaşıma sahiptir. Ramsar Sözleşmesi’nin oluşturduğu sulak alan koruma ve geliştirme politikalarında sıkça kullanılan ve temel prensip olarak kabul edilen “Akılcı Kullanım”, sulak alanların korunması ile bu alanların sürdürülebilir kullanımı arasındaki denge durumunu ifade etmektedir. Ülkemizde bu dengeyi sağlamak için Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği çerçevesinde sulak alan koruma ve yönetim çalışmaları Çevre ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’ne bağlı Sulak Alanlar Şubesi Müdürlüğü’nce yürütülmektedir. Ülkemiz, dünyadaki birçok ülkeye nazaran sulak alanların doğal yapısını koruyabilmiştir. Tabi bu durumun gelişmişlikle önemli ölçüde ilişkisi bulunmaktadır. Ülkemizde göller, akarsuların durgun akan kısımları, nehir deltaları, kıyı lagünleri, sazlıklar ve turbalıklar öne çıkan sulak alan tipleridir. Bunlara ek olarak ülkemizde pek çok yapay sulak alan da bulunmaktadır. Örnek olarak önemli biyolojik işlevlere sahip tuzlalar ve hidrolojik öneme sahip sulama-içme suyu veya taşkın kontrolü rezervuarları verilebilir. Türkiye sulak alanlar bakımından Bağımsız Devletler Topluluğu’ndan sonra Avrupa ve Ortadoğu’nun en zengin ülkeleri arasında yer almaktadır. Ülkemizin farklı topografik yapısı ve Batı Paleoarktik bölgedeki dört önemli kuş göç yolundan ikisinin Türkiye üzerinden geçmesi, ülkemiz sulak alanlarını diğer ülkelerin sulak alanlarından daha önemli kılmaktadır. Ülkemizdeki sulak alanlarla ilgili çalışmalar uluslararası çalışmalarla paralel bir şekilde yürütülmektedir. Bir sulak alanın uluslararası öneme sahip olması için 8 değişik kriter geliştirilmiştir. Bu iii © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org kriterler esas alınarak yapılmakta olan çalışmalarda ülkemizde 135 adet uluslararası öneme sahip sulak alan olduğu tespit edilmiş olup, çalışmalar tamamlanınca bu sayının 200’ü aşacağı tahmin edilmektedir. Bunlara ilave olarak ülkemizde ulusal ve yöresel düzeyde önem taşıyan 300 civarında sulak alan olduğu da dikkate alınırsa, toplam sulak alan sayımızın 500 civarında olduğu ortaya çıkmaktadır. Ülkemizdeki bu sulak alanlar 3 milyon hektar civarındadır. Bu alanlarla ilgili çalışmalar devam etmekte olup, tamamlandığında sulak alan listeleri ve kapladıkları alanlar ortaya konacaktır. Uluslararası öneme sahip birçok sulak alanımız Ramsar Sözleşme Listesi’ne girmiştir. 1994 yılında Sultan Sazlığı (Kayseri), Manyas (Kuş) Gölü (Balıkesir), Seyfe Gölü (Kırşehir), Göksu Deltası (Mersin) ve Burdur Gölü (Burdur); 1998 yılında Kızılırmak Deltası (Samsun), Gediz Deltası (İzmir), Uluabat Gölü (Bursa) ve Akyatan Lagünü (Adana); 2005 yılında ise Yumurtalık Lagünü (Adana), Meke Gölü ve Kızören Obruğu (Konya); son olarak 2009 yılında Kuyucuk Gölü (Kars) sözleşme listesine dahil edilmiştir. Ülkemizin sahip olduğu zenginliklere rağmen gerek sulak alanlarımızın yanlış yönetimi ve bilinçsizce kullanımı ve gerekse karşı karşıya kaldığımız iklim değişikliği sulak alanlarımızın zarar görmesine ve hatta kaybına yol açmaktadır. Bu durum Orta Anadolu’da yer alan sulak alanlarımızda daha da vahim şekilde görülmektedir. Bunlardan birisi de aynı zamanda bir Ramsar Alanı olan Seyfe Gölü’dür. Kırşehir’in kuzeydoğusunda, Mucur ilçesi sınırlarında, 39”12’ K ve 34”25’ D koordinatlarında yer alan Seyfe Gölü, tektonik kökenli bir çukurlukta yer alır. Kapalı bir havzada bulunduğu için dışarıya akıntısı yoktur ve suyu tuzludur. Bu nedenle de göl içinde balık bulunmaz, ticari balıkçılık yoktur. Seyfe Gölü’nün sahip olduğu sığ su alanları, bataklıklar, sulak çayırlar ve bozkır alanları ülkemiz için önemli sulak alanlardan biri olmasında önemli bir etkendir. Bu özelliklere ek olarak sahip olduğu adacıklarıyla göçmen kuşlara güvenli bir kuluçka ortamı sağlaması da önemlidir. Seyfe Gölü 1990’lı yıllara kadar toy, flamingo, kılıç gaga, Akdeniz martısı, gülen sumru, küçük sumru, ak pelikan, kaşıkçı, Macar ördeği, mahmuzlu kızkuşu, küçük akbalıkçıl, çeltikçi, uzun bacak gibi birçok kuş türünün üreme alanı olmuştur. Gözlemler ve araştırmalar sonucunda göl ve çevresinde 200’ün üzerinde kuş türünün varlığı tespit edilmiştir. Gölün suları donmadığı için bütün kış boyunca da sakarca kazı, suna, angıt, çamurcun ve sakarmeke gibi su kuşlarının çok kalabalık gruplar oluşturduğu gözlemlenmiştir. Bazı yıllar alandaki kuş sayısının yüzbini aştığı ifade edilirse de, son 10 yıl içerisinde bu rakam yirmibinin altına düşmüştür. Seyfe Gölü’ndeki kuraklığa dikkat çekmek ve gölün yeniden eski haline dönüştürülmesini sağlamak amacıyla bilinçlendirme faaliyetlerinden yönetim planına kadar birçok çalışma yürütülmektedir. Bu çalışmalardan birisi de ilki 2009’da Bursa’da, ikincisinin ise 2011’de Kırşehir’de gerçekleştirilmesi planlanan “Türkiye Sulak Alanlar Kongresi”dir. Bu kongrenin amacı, ülkemizdeki “Sulak Alanlar” ile ilgili bilgi birikiminin arttırılması, sorunlara çözüm önerilerinin sunulması ve tartışılmasıdır. “II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi”nde, Türkiye için her alanda çok önemli olan su kaynakları ve biyolojik çeşitliliğin artmasında en önemli habitatlardan birini oluşturan “Sulak Alanlar” ile ilgili gerek sürdürülebilirlik ve kullanım gerekse de mevcut sorunların aşılmasında nasıl bir yol izleneceği bilimsel düzeyde konuşulacak ve tartışılacaktır. Türkiye’deki sulak alanlarda bilimsel çalışma yapanları bir araya getirmek, sorunları tartışmak ve ortak paydada iv © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org buluşmak, sulak alanlarla ilgili yapılan çalışmaları daha da yaygınlaştırmak, kongrenin temel amaçlarıdır. ONURSAL BAŞKAN Mehmet Ufuk ERDEN (Kırşehir Valisi) KONGRE BAŞKANLARI Prof.Dr. S. Kudret SAYLAM (Ahi Evran Üniversitesi Rektörü) Yaşar DOSTBİL (Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürü) KONGRE DÜZENLEME KURULU Doç.Dr. Kerim Mesut ÇİMRİN Başkan (AEÜ, Ziraat Fakültesi) Yusuf CERAN (Sulak Alan.Şb.Müd.) Başkan Yardımcısı (DKMP Genel Müdürlüğü) Yrd.Doç.Dr. Ekrem AKTOKLU Sekreter (AEÜ, Fen-Edebiyat Fakültesi) Reşat KARACA (İl Müdürü) Sayman (İl Çevre ve Orman Müdürlüğü) Osman DEMİR (BYHİ Müdürü) Üye (Kırşehir Valiliği) Bektaş AYDOĞAN (Genel Sek.) Üye (İl Özel İdaresi) Hasan KARAKUŞ (Ziraat Müh.) Üye (Tarım İl Müdürlüğü) Halil ÇALIŞIR (BYHİ Müdürü) Üye (Kırşehir Belediyesi) Esengül TÜRKEŞ (Müdür) Üye (Kırşehir Bel. Çevre ve Koruma Müd.) Zir.Müh. Serhan ÇAĞIRANKAYA Üye (DKMP Genel Müdürlüğü) Orman Yük.Müh. Murat YILDIZ Üye (Ankara Üniversitesi) Biyolog Okan ÜRKER Üye (Bozkır Çevre Derneği) DESTEKLEYEN KURULUŞLAR Kırşehir Valiliği, Kırşehir Belediyesi, Coca-Cola Hayata Artı Vakfı, Bozkır Çevre Derneği KONGRE SEKRETERYASI Yrd.Doç.Dr. Ekrem AKTOKLU Ar.Gör. Tayfun KAYA Ar.Gör. Murat POYRAZ Tel : 0 386 280 45 60 / 0 386 280 45 19 / 0 386 280 45 34 E- posta : [email protected] [email protected] [email protected] [email protected] Web: http://sulakalanlarkongresi.org v © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org KONGRE BİLİM KURULU Prof.Dr. Okan KÜLKÖYLÜOĞLU Abant İzzet Baysal Üniversitesi Prof.Dr. Ali İhsan KARAYİĞİT Ahi Evran Üniversitesi Doç.Dr. Kerim Mesut ÇİMRİN Ahi Evran Üniversitesi Doç.Dr. Şakir Önder ÖZKURT Ahi Evran Üniversitesi Yrd.Doç. Dr. Belgin ERDEM Ahi Evran Üniversitesi Yrd.Doç.Dr. Ekrem AKTOKLU Ahi Evran Üniversitesi Yrd.Doç.Dr. Hatice ÖĞÜTÇÜ Ahi Evran Üniversitesi Yrd.Doç.Dr. Latif Onur UĞUR Ahi Evran Üniversitesi Yrd.Doç.Dr. Lütfi NAZİK Ahi Evran Üniversitesi Yrd.Doç.Dr. Mahmut YILMAZ Ahi Evran Üniversitesi Yrd.Doç.Dr. Sultan KIYMAZ Ahi Evran Üniversitesi Yrd.Doç.Dr. Tülay BAYKAL Ahi Evran Üniversitesi Prof.Dr. Ali ERDOĞAN Akdeniz Üniversitesi Prof.Dr. Nilgül KARADENİZ Ankara Üniversitesi Prof.Dr. Nilsun DEMİR Ankara Üniversitesi Prof.Dr. Oğuz YILMAZ Ankara Üniversitesi Prof.Dr. Serap PULATSÜ Ankara Üniversitesi Doç.Dr. Sibel YİĞİT Ankara Üniversitesi Doç.Dr. R. Tamay BAŞAĞAÇ GÜL Ankara Üniversitesi Prof. Dr. Hasan YILMAZ Atatürk Üniversitesi Doç.Dr. Sevgi YILMAZ Atatürk Üniversitesi Doç.Dr. Kemal ÇELİK Balıkesir Üniversitesi Prof.Dr. Mustafa KURU Başkent Üniversitesi Doç.Dr. Sabri KILINÇ Cumhuriyet Üniversitesi Doç.Dr. Tuluhan YILMAZ Çukurova Üniversitesi Prof.Dr. Adnan KAPLAN Ege Üniversitesi Prof.Dr. Atakan SUKATAR Ege Üniversitesi Prof.Dr. Mehmet SIKI Ege Üniversitesi Prof.Dr. Nusret AYYILDIZ Erciyes Üniversitesi Doç.Dr. Nesrin ÇOBANOĞLU Gazi Üniversitesi Prof.Dr. Ertunç GÜNDÜZ Hacettepe Üniversitesi Prof.Dr. Füsun ERK’AKAN Hacettepe Üniversitesi Prof.Dr. Füsun SİPAHİLER Hacettepe Üniversitesi Prof.Dr. İlhami KİZİROĞLU Hacettepe Üniversitesi Prof.Dr. Levent TURAN Hacettepe Üniversitesi Prof.Dr. Mehmet EKMEKÇİ Hacettepe Üniversitesi Prof.Dr. Sedat YERLİ Hacettepe Üniversitesi Prof.Dr. Selim Sualp ÇAĞLAR Hacettepe Üniversitesi vi © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Prof.Dr. Serdar BAYARI Hacettepe Üniversitesi Prof.Dr. Yıldız DEMİRKALP Hacettepe Üniversitesi Doç.Dr. Yasemin SAYGI Hacettepe Üniversitesi Doç.Dr. Zafer AYAŞ Hacettepe Üniversitesi Prof.Dr. Meriç ALBAY İstanbul Üniversitesi Doç.Dr. Süphan KARAYTUĞ Mersin Üniversitesi Prof.Dr. Murat BARLAS Muğla Üniversitesi Prof.Dr. Arif GÖNÜLOL Ondokuzmayıs Üniversitesi Prof.Dr. Meryem BEKLİOĞLU Ortadoğu Teknik Üniversitesi Doç.Dr. Can BİLGİN Ortadoğu Teknik Üniversitesi Doç.Dr. Çağan ŞEKERCİOĞLU Stanford Üniversitesi Yrd.Doç.Dr. Erol KESİCİ Süleyman Demirel Üniversitesi Yrd.Doç.Dr. Hüseyin GÜHER Trakya Üniversitesi Prof.Dr. Şükran DERE Uludağ Üniversitesi Doç.Dr. Ertuğrul AKSOY Uludağ Üniversitesi Yrd.Doç.Dr. Harun AYDIN Yüzüncü Yıl Üniversitesi Yrd.Doç.Dr. Özdemir ADIZEL Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dr. B. Teoman MERİÇ Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü BİLDİRİ KONULARI I. SULAK ALANLARIN EKOLOJİSİ VE HİDROLOJİSİ Sulak Alanların Biyolojik Çeşitliliği Sulak alanların Ekolojisi ve Hidrolojisi Sulak Alanları Su Kalitesi Sulak Alanlar Avifaunası ve Kuş Göç Yolları II. İKLİM VE SULAK ALANLAR Sulak Alanlar ve İklim Değişikliği İklim Adaleti III. BİYOETİK VE BİYOPOLİTİKALAR Çevre Mevzuatının Biyoetik Değerlendirilmesi Sulak Alanlarda Koruma ve Yönetim Sulak Alanlar Üzerindeki Baskılar Türkiye Sulak Alanlarının Durumu Orta Anadolu Sulak Alanlarının Geleceği Hayvan Hakları ve Sulak Alanlar IV. SULAK ALANLAR VE İNSAN Sulak Alanların Sosyo-Ekonomik Değerleri ve Yararları Sulak Alanların Kullanımı Sulak Alanların Rekreasyonel Değerleri ve Ekoturizm KONGRE TAKVİMİ Duyuru: 1 Eylül 2010 Bildiri Özeti Kabulü ve Kayıt İşlemleri: 18 Ekim 2010 Bildiri Özeti Son Gönderim Tarihi: 31 Ocak 2011 Kabul Yazılarının Gönderilmesi: 04 Mart 2011 Bildiri Tam Metni Gönderimi İçin Son Tarih: 11 Nisan 2011 Açılış ve Açılış Kokteyli: 22 Haziran 2011 Gala Yemeği: 22 Haziran 2011 Kapanış: 24 Haziran 2011 vii © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org KONGRE PROGRAMI Çarşamba, 22 Haziran 2011 08:00 09:00-09:30 09:30-10:00 KAYIT AÇILIŞ TÖRENİ, KONGRE TANITIMI ve AÇILIŞ KONUŞMALARI ÖDÜL TÖRENİ ÇAĞRILI BİLDİRİ (SALON A) 10:00-11:00 11:00-11:30 11:30-13:00 13:00-14:40 13:00-13:20 Prof.Dr. Nesrin ÇOBANOĞLU “Biyoetik Biyopolitikalar Açısından Sulak Alanlar” Mustafa BAĞ “Doğanın Renkleri” (Görsel Sunum) AÇILIŞ KOKTEYLİ ve ÖĞLE YEMEĞİ OTURUM-1 SALON A SALON B Oturum Başkanı Oturum Başkanı Yusuf CERAN Yrd.Doç.Dr. Zöhre POLAT Yrd.Doç.Dr. Zöhre POLAT, Yrd.Doç.Dr. Bülent Prof.Dr. Mehmet ÖZ, Yrd.Doç.Dr. Mustafa DENİZ, Yrd.Doç.Dr. Çiğdem KILIÇASLAN, YAVUZ, Doç.Dr. R. Süleyman GÖKTÜRK, Yrd.Doç.Dr. Barış KARA Prof.Dr. Ali ERDOĞAN, Ar.Gör. Hakan Aydın İlindeki Sulak Alanlara Rekreasyonel KARAARDIÇ Açıdan Bir Bakış Sulak Alan Olarak Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı ve Faunistik-Floristik Özellikleri 13:20-13:40 13:40-14:00 Yrd.Doç.Dr. Mustafa YAVUZ, Prof.Dr. Ali ERDOĞAN, Prof.Dr. Mehmet ÖZ, Ar.Gör. Hakan KARAARDIÇ, Doç.Dr. M. Cengiz DEVAL Titreyengöl (Antalya/Manavgat)’ün Ekolojik Yapısı ve Omurgalı Faunasına Genel Bir Bakış Prof.Dr. Ali ERDOĞAN, Yrd.Doç.Dr. Mustafa YAVUZ, Doç.Dr. R. Süleyman GÖKTÜRK Sulak Alanların Korunması, Geliştirilmesi ve İşletmecilik Konsepti Açısından Örnek Bir model “Karagöl ve Özellikleri” 14:00-14:20 Mustafa Özgür BERKE “Küresel İklim Değişikliği’nin Konya Kapalı Havzası’ndaki Su Bütçesine ve Sulak Alanlara Etkisi” Yrd.Doç.Dr. Havva Eylem POLAT, Dr. G. Duygu SEMİZ, Dr. A. Serdar ANLI Yoğun Hayvancılık Faaliyetlerinin Sulak Alanlar Üzerindeki Etkilerinin Önlenmesi: Manyas Gölü Örneği Mehmet KARTAL Uluabat Gölü Yönetim Planı, Deneyimler, Sonuçlar ve Olasılıklar 14:20-14:40 14:40-15:00 15:00-17:00 15:00-15:20 15:20-15:40 15:40-16:00 16:00-16:20 16:20-16:40 16:40-17:00 17:00-18:00 20:00-24:00 Yrd.Doç.Dr. Bülent YAĞMUR, Prof. Dr. Bülent OKUR, Özdemir EGEMEN Ege Bölgesi Küçük Menderes Nehri Ekosisteminin İrdelenmesi Çay - Kahve Molası OTURUM-2 SALON A SALON B Oturum Başkanı Oturum Başkanı Yrd.Doç.Dr. Erol KESİCİ Dr. Burhan Teoman MERİÇ Yrd.Doç.Dr. Erol KESİCİ, Yrd.Doç.Dr. Mehmet Emin SÖNMEZ, Cüneyt Biyo. Cevdan KESİCİ AYTUK Kovada Gölü (Milli Park)’nün Doğal Yapısına Akyatan Lagünü Çevresinde Arazi Kullanımında Yapılan Müdahalelerin Gölün Ekolojik Yapısına Meydana Gelen Değişimler ve Bu Değişimlerin Etkileri Ekosistem Üzerindeki Olumsuz Etkilerinin Belirlenmesi Dr. Sevda ALTUNBAŞ, Muhittin KARAMAN, Doç.Dr. Murat Prof.Dr. Mustafa SARI BUDAKOĞLU, Yrd.Doç.Dr. Suat TAŞDELEN, Elmalı Çanağındaki Sulak Alan Z. Damla UÇA AVCI Degradasyonunun Sulak Alan Toprakları ve Arazi Acıgöl’ün (Denizli) Uzaktan Algılama Yöntemleri Kullanımı Üzerine Etkisi ve CBS Kullanılarak Rezervinin Hesaplanması Yrd.Doç.Dr. Filiz DADAŞER ÇELİK Sultan Sazlığı’nda Su Seviyeleri ve İklimsel Faktörler Arasındaki İlişkilerin Yapay Sinir Ağları Yaklaşımı İle Modellenmesi Dr. Alper Serdar ANLI, Yrd.Doç.Dr. H.Eylem POLAT, Dr. G.Duygu SEMİZ Kırşehir İli Kuraklığının Analizi ve Sulak Alanlara Etkisi Prof.Dr. Murat TÜRKEŞ, Gökhan ALTAN Tödürge Gölü Sulak Alanı (Sivas) Yöresinin Hidroklimatoloji ve İklim Değişimleri Açısından İncelenmesi Prof Dr. Meryem BEKLİOĞU Çay - Kahve Molası → POSTERLER, POSTER ALANINDA GÜN BOYU ASILI KALACAK Yrd.Doç.Dr.Murat ATAOL Sulak Alanların Havza Bazında Korunması Dr. Özden FAKIOĞLU, Yrd.Doç.Dr. Akasya TOPÇU, Prof.Dr. Nilsun DEMİR Ankara Civarında Bulunan Kurusarı ve Kösrelik Göletlerine İlişkin Limnolojik Etütler Yrd.Doç.Dr. Aybike Ayfer KARADAĞ Türkiye’de Su Kaynakları Yönetimi Çerçevesinde Sulak Alanların Değerlendirilmesi: Kovada Gölü Örneği Yrd.Doç.Dr. Nalân DEMİRCİOĞLU YILDIZ Sulak Alanların Sürdürülebilirliği İçin Ekosisteme Bütüncül Yaklaşım: Erzurum Örneği Yrd.Doç.Dr. Deniz İNNAL Akarsu Sistemlerinin Acısu Zonu ve Kıyısal Lagün Göllerinde Yaşayan Balık Türlerinin Stok Yapısı ve Değişimleri Prof.Dr. Sibel MANSUROĞLU, Ar.Gör. Pınar GÜLYAVUZ, Ar.Gör. Bihter SAATÇI Doğal Sulak Alanların Kentleşmeden Etkilenmelerinin Değerlendirilmesi: Antalya / Yamansaz Örneği → → → GALA YEMEĞİ viii © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Perşembe, 23 Haziran 2011 05:30-08:00 SOSYAL ETKİNLİK (Seyfe Gölü’nde Kuş Gözlemi) 08:00- KAYIT MÜZİKLİ GÖRSEL SUNUMLAR (SALON A) Yrd.Doç.Dr. Özdemir ADIZEL Doğu Anadolu Kuşları 09:00-09:30 Ömer ÇETİNER Dünden Bugüne Seyfe Gölü Havzasındaki Değişim ve Değişime Etki Eden Faktörler 09:30-09:50 09:50-10:10 10:10-10:30 10:30-10:50 10:50-11:10 11:10-11:30 OTURUM-3 SALON A SALON B Oturum Başkanı Yrd.Doç.Dr. Özdemir ADIZEL Yrd.Doç.Dr. Özdemir ADIZEL, Yrd.Doç.Dr. Atilla DURMUŞ, Prof.Dr. İlhami KİZİROĞLU Van Gölü Havzası Sulak Alanlarının Su Kalitesi Bakımından Değerlendirilmesi Oturum Başkanı Yrd.Doç.Dr. Nalan DEMİRCİOĞLU YILDIZ Prof.Dr. Bülent OKUR, Doç.Dr. Sezai DELİBACAK, Yrd.Doç.Dr. Bülent YAĞMUR, Ar.Gör. Ali Rıza ONGUN, Prof.Dr. M. Ruşen USTAOĞLU Gediz Deltası Sulak Alan Topraklarının Bazı Fiziksel ve Kimyasal Özelliklerinin Belirlenmesi Prof.Dr. Levent TURAN, Bio. Kalender ARIKAN Hatay ve Risk Altındaki Göçmen Kuşlar Uzm.Bio. Ayşegül İLİKER, Mehmet Ali TABUR, Prof.Dr. İrfan ALBAYRAK Kırıkkale Kızılırmak Vadisi Kuş Türlerini Tehdit Eden Faktörler Muhittin KARAMAN, Z. Damla UÇA AVCI, Emre ÖZELKAN, İbrahim PAPİLA, Yrd.Doç.Dr. Suat TAŞDELEN, Doç.Dr. Murat BUDAKOĞLU Flamingoların Beslenim Alanlarındaki Tahribatın Uzaktan Algılama Yöntemleri ile Değerlendirilmesi: Acıgöl (Denizli) Örneği Çay - Kahve Molası 11:30-13:00 11:30-11:50 11:50-12:10 12:10-12:30 12:30-12:50 → Yrd.Doç.Dr. Nalân DEMİRCİOĞLU YILDIZ, Doç.Dr. Sevgi YILMAZ, Dr. Metin DEMİR, Yrd.Doç.Dr. Serkan ÖZER, Yrd.Doç.Dr. M. Akif IRMAK Havza Yönetimde Alan Kullanım Planlamasının Önemi: Tortum Çayı Havzası Örneği Uzm.Bio. Erdinç OĞUR, Uzm.Bio. Samim KAYIKÇI Eski Asi Yatağının Çevre Kirliği Açısından İncelenmesi Aysin Tektaş KESKİN, Levent KESKİN, Murat ÇEVİK, Emre GEDİK Doğu’nun İlk Sulakalan Yönetim Planı: Hazar Gölü Arş.Gör. Pınar TAŞKIRAN, Yrd.Doç.Dr. Murat SUNKAR Ekşisu (Erzincan) Sazlığı’nı Tehdit Eden Doğal ve Beşeri Olaylar Dr. Duygu SEMİZ, Yrd.Doç.Dr. H.Eylem POLAT, Dr. A. Serdar ANLI Kırsal Alan Faaliyetleri Etkisindeki Sulak Alanlar: Alınması Öngörülen Bilimsel ve Teknik Tedbirler → → → OTURUM-4 SALON A SALON B Oturum Başkanı Yrd.Doç.Dr. Atilla DURMUŞ Yrd.Doç.Dr. Atilla DURMUŞ, Yrd.Doç.Dr. Özdemir ADIZEL, Yrd.Doç.Dr. Yusuf UZUN, Yrd.Doç.Dr. Fevzi ÖZGÖKÇE, Yrd.Doç.Dr. Muhabbet KEMAL KOÇAK, Prof.Dr. Ahmet Ömer KOÇAK, Prof.Dr. Kenan DEMİREL, Prof.Dr. LÜTFİ BEHÇET, Yrd.Doç.Dr. Murat ÜNAL, Yrd.Doç.Dr. Ali KELEŞ Van İli Sulak Alan Biyoçeşitliliği Yrd.Doç.Dr. Volkan ALTAY, Uzm.Bio. Samim KAYIKÇI, Ali ATAHAN Milleyha (Samandağ-Hatay) Sulak Alanının Biyoçeşitlilik Açısından Önemi, Alandaki İnsan Kaynaklı Olumsuz Etkilerin Tespiti ve Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Oturum Başkanı Yrd.Doç.Dr. Harun AYDIN Yrd.Doç.Dr. Harun AYDIN, Dr. B. Teoman MERİÇ, Osman ERDEM, Mehmet GÖLGE Akyatan ve Tuzla (Adana) Sulak Alan Sistemlerinde Su Yönetimi Dr. Murat KİLİT Eber – Akşehir Sulak Alanların Hidrolojisi ve Bu Alanlar Üzerindeki Baskılar Orman Y. Müh. Murat YILDIZ, Prof.Dr. Nesrin ÇOBANOĞLU Doğal Göç Yolları Üzerindeki Sosyal Davranışların Çevresel Biyoetik ve Biyopolitik Değerlendirmesi POSTERLER, POSTER ALANINDA GÜN BOYU ASILI KALACAK 09:30-11:10 Yrd.Doç.Dr. Özdemir ADIZEL,Yrd.Doç.Dr. Atilla DURMUŞ, Prof.Dr. İlhami KİZİROĞLU, Feridun AVCI, Erkan AZİZOĞLU, Emrah ÇELİK, Aslı TANRIVERDİ, Hümeyra NERGİZ Ornitofestival ve Ornitoturizim Etkinliklerinin Sulak Alan Korumasına Katkısının “I. Doğunun Kanatları Erçek Gölü Flamingo Festivali – Van” Örneğinde İrdelenmesi Öğr.Gör. Gülay ÇAKIR, Öğr.Gör. Ali ÇAKIR Sulak Alanların Ekoturizm Açısından Değerlendirilmesi: İğneada Örneği Yrd.Doç.Dr. Bülent CENGİZ Filyos Deltası’ndaki Çevresel Baskılar ve Çözüm Önerileri ix © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Yrd.Doç.Dr. Deniz İNNAL Sulak Alanların Biyolojik Bütünlüğüne Yönelik Önemli Bir Tehdit; Balıklandırma Zeki GÖKALP Doğal Arıtma Sistemleri : Yapay Sulak Alanlar 13:10-14:00 ÖĞLE YEMEĞİ 14:00-16:00 OTURUM-5 SALON A SALON B Oturum Başkanı Yrd.Doç.Dr. Sultan KIYMAZ Yrd.Doç.Dr. Sultan KIYMAZ, Doç.Dr. Ahmet ERTEK Seyfe Gölü Yüzey Su Kalitesinin Farklı Gözlem Yıllarındaki Değişimleri Yrd.Doç.Dr. Murat ÖZYAVUZ, Yrd.Doç.Dr. Elif Ebru ŞİŞMAN İğneada Longoz Ormanları Milli Parkı Sulak Alan Ekosistemlerinin Biyolojik Çeşitliliği Oturum Başkanı Prof.Dr. Özden GÖRÜCÜ Prof.Dr. Özden GÖRÜCÜ Türkiye’de Orman ve Su Sektörü Arasındaki İlişkinin Sosyoekonomik Boyutları ve Su Havzalarında Suyun Maliyetlendirilmesi Prof.Dr. Meriç ALBAY, Latife KÖKER, Doç. Dr. Reyhan AKÇAALAN, Başak OĞUZ, Onur SAĞLAM Manyas Gölü’ne Akan Derelerin Kirlilik Yüklerinin Tespiti Recep EFE, Abdullah SOYKAN, İsa CÜREBAL, Süleyman SÖNMEZ Dalyan Sulak Alanı (Edremit-Balıkesir) ile Yakın Çevresinde Doğal Ortam-İnsan İlişkisinden Kaynaklanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri 15:00-15:20 Ar.Gör. S. Serkan GÜÇLÜ, Ömer ERDOĞAN, Fahrettin KÜÇÜK, Zekiye GÜÇLÜ Endemik Bir Tür Olan Aphanius anatoliae anatoliae Leidenfrost, 1912 (Cyprinodontidae: Teleostei)’nın Eğirdir Gölü Populasyonunun Bazı Büyüme Özellikleri Parisa AMINI İran’ın Sulak Alanları 15:20-15:40 Özgür DERELİ Acıgöl’ deki (Denizli-Çardak) Kuş Türlerinin Kuş Gözlem Etkinlikleri ile Tespiti ve Korunması 14:00-14:20 14:20-14:40 14:40-15:00 15:40-16:00 16:00-17:00 Yrd.Doç.Dr. Harun AYDIN, Dr. Burhan Teoman MERİÇ, Serhan ÇAĞIRANKAYA Işıklı Göl-Gökgöl (Çivril-Denizli) Sulak Alan Sisteminin Hidrodinamik Yapısı Çay - Kahve Molası 17:00-18:00 KAPANIŞ PANELİ 18:00-19:00 KAPANIŞ KONUŞMALARI Ar.Gör. Bekir DERİNÖZ, Doç.Dr. Yılmaz ARI Marmara Gölü’nde Tarımın Sulak Alan Ekosistemine Etkisi Uzm.Bio. Okan ÜRKER, Orm.Y.Müh. Murat YILDIZ, Prof.Dr. Nesrin ÇOBANOĞLU Biyopolitika Açısından Seyfe Gölü Havzası’na Yapılan Müdahaleler Sinan CEVİZCİ, Sinan DEMİR, Abdülbaki CAN Türkiye’deki Yapay Sulak Alanların Uygulamaları → → → POSTERLER, POSTER ALANINDA GÜN BOYU ASILI KALACAK 12:50-13:10 → Cuma, 24 Haziran 2011 09:00-18:00 SOSYAL ETKİNLİK (Kaman ve Seyfe Köyü Gezisi) 09:00-10:00 Kırşehir-Kaman seyahat 10:00-11:00 Prens Mikasa Japon Bahçesi ve Kalehöyük Arkeoloji Müzesi gezisi 11:00-12:30 Kaman-Seyfe Köyü seyahat 12:30-13:30 Öğle Yemeği 13:30-15:00 Su Şenliği kutlama 15:00-18:00 Seyfe Gölü ve çevresi gezisi 18:00-19:00 Kırşehir’e dönüş FOTOGRAF SERGİSİ Doç.Dr. Ali Kemal AYAN: “Kızılırmak Deltası Sakinleri Fotoğraf Sergisi” Yrd.Doç.Dr. Özdemir ADIZEL: “Van Havzası Kuşları Fotoğraf Sergisi” Ömer ÇETİNER: “Seyfe Gölü ve Yaban Hayatı Fotoğraf Sergisi” Mustafa BAĞ: “Kırşehir’de Doğanın Renkleri Fotoğraf Sergisi" x © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org İÇİNDEKİLER KONU I. SULAK ALANLARIN EKOLOJİSİ VE HİDROLOJİSİ KONU II. İKLİM VE SULAK ALANLAR Sulak Alan Olarak Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı ve Faunistik-Floristik Özellikleri Mehmet ÖZ, Mustafa YAVUZ, R. Süleyman GÖKTÜRK, Ali ERDOĞAN, Hakan KARAARDIÇ.....................................................2 Ankara Civarında Bulunan Kurusarı ve Kösrelik Göletlerine İlişkin Limnolojik Etütler Özden FAKIOĞLU, Akasya TOPÇU, Nilsun DEMİR......................................................................................................................21 Titreyengöl (Antalya/Manavgat)’ün Ekolojik Yapısı ve Omurgalı Faunasına Genel Bir Bakış Mustafa YAVUZ, Ali ERDOĞAN, Mehmet ÖZ, Hakan KARAARDIÇ, M. Cengiz DEVAL.............................................................30 Ege Bölgesi Küçük Menderes Nehri Ekosisteminin İrdelenmesi Bülent YAĞMUR , Hüseyin HAKERLERLER , Özdemir EGEMEN , Bülent OKUR.......................................................................44 Kovada Gölü (Milli Park)’ nün Doğal Yapısına Yapılan Müdahalelerin Gölün Ekolojik Yapısına Etkileri Erol KESİCİ , Cevdan KESİCİ.......................................................................................................................................................55 Acıgöl’ün (Denizli) Uzaktan Algılama Yöntemleri ve CBS Kullanılarak Rezervinin Hesaplanması Muhittin KARAMAN, Murat BUDAKOĞLU, Suat TAŞDELEN, Z. Damla UÇA AVCI, Ahmet DUMAN.........................................63 Sultan Sazlığı’nda Su Seviyeleri ve İklimsel Faktörler Arasındaki İlışkilerin Yapay Sinir Ağları Yaklaşımı İle Modellenmesi Filiz DADAŞER ÇELİK...................................................................................................................................................................72 Tödürge Gölü Sulak Alanı (Sivas) Yöresinin Hidroklimatoloji ve İklim Değişimleri Açısından İncelenmesi Murat TÜRKEŞ , Gökhan ALTAN...................................................................................................................................................86 Gediz Deltası Sulak Alan Topraklarının Bazı Fiziksel ve Kimyasal Özelliklerinin Belirlenmesi Bülent OKUR , Sezai DELİBACAK , Bülent YAĞMUR, Ali Rıza ONGUN, Ruşen USTAOĞLU.....................................................96 Hatay ve Risk Altındaki Göçmen Kuşlar Levent TURAN , Kalender ARIKAN..............................................................................................................................................106 Flamingoların Beslenim Alanlarındaki Tahribatın Uzaktan Algılama Yöntemleri ile Değerlendirilmesi: Acıgöl (Denizli) Örneği Muhittin KARAMAN, Z. Damla UÇA AVCI, Murat BUDAKOĞLU, Suat TAŞDELEN, Emre ÖZELKAN, İbrahim PAPİLA..........111 Van İli Sulak Alan Biyoçeşitliliği Atilla DURMUŞ, Özdemir ADIZEL, Yusuf UZUN, Fevzi ÖZGÖKÇE, M. KEMAL KOÇAK, Ahmet Ömer KOÇAK, Kenan DEMİREL, Lütfi BEHÇET, Murat ÜNAL, Ali KELEŞ.........................................................................................................121 Işıklı Göl-Gökgöl (Çivril-Denizli) Sulak Alan Sisteminin Hidrodinamik Yapısı Harun AYDIN , Burhan Teoman MERİÇ , Hüseyin KARAKUŞ , Serhan ÇAĞIRANKAYA...........................................................128 Seyfe Gölü Yüzey Su Kalitesinin Farklı Gözlem Yıllarındaki Değişimleri Sultan KIYMAZ , Ahmet ERTEK.....................................................................................................................................138 xi © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org KONU I. BİYOETİK VE BİYOPOLİTİKALAR KONU II. SULAK ALANLAR VE İNSAN Aydın İlindeki Sulak Alanlara Rekreasyonel Açıdan Bir Bakış Zöhre POLAT , Bülent DENİZ , Çiğdem KILIÇASLAN , Barış KARA...........................................................................................149 Sulak Alanların Havza Bazında Korunması Murat ATAOL................................................................................................................................................................................156 Sulak Alanların Korunması, Geliştirilmesi ve İşletmecilik Konsepti Açısından Örnek Bir model “Karagöl ve Özellikleri” Ali ERDOĞAN, Mustafa YAVUZ, R. Süleyman GÖKTÜRK.........................................................................................................160 Yoğun Hayvancılık Faaliyetlerinin Sulak Alanlar Üzerindeki Etkilerinin Önlenmesi: Manyas Gölü Örneği Havva Eylem POLAT , Gülüzar Duygu SEMİZ , Alper Serdar ANLI..........................................................................................180 Akyatan Lagünü Çevresinde Arazi Kullanımındaki Değişimlerin Zamansal İncelenmesi Ve Ekosistem Üzerindeki Olumsuz Etkilerinin Belirlenmesi Mehmet Emin SÖNMEZ, Cüneyt AYTUK.....................................................................................................................................189 Sulak AlanlarınSürdürülebilirliği İçin Ekosisteme Bütüncül Yaklaşım: Erzurum Örneği Metin DEMİR, Nalan DEMİRCİOĞLU YILDIZ, M. Akif IRMAK , Hasan YILMAZ, Sevgi YILMAZ, Serkan ÖZER....................198 Havza Yönetimde Alan Kullanım Planlamasının Önemi: Tortum Çayı Havzası Örneği Nalân DEMİRCİOĞLU YILDIZ , Metin DEMİR , Sevgi YILMAZ , Serkan ÖZER, Akif IRMAK.....................................................205 Doğu’nun İlk Sulakalan Yönetim Planı: Hazar Gölü Aysin Tektaş KESKİN, Levent KESKİN, Murat ÇEVİK, Emre GEDİK..........................................................................................215 Kırıkkale Kızılırmak Vadisi Kuşlarına Yönelik Tehditler Ayşegül İLİKER , İrfan ALBAYRAK , Mehmet Ali TABUR............................................................................................................222 Ekşisu Sazlığı (Erzincan) Oluşumu, Sorunlar ve Çözüm Önerileri Murat SUNKAR , Pınar TAŞKIRAN..............................................................................................................................................229 Kırsal Alan Faaliyetleri Etkisindeki Sulak Alanlar: Alınması Öngörülen Bilimsel ve Teknik Tedbirler Gülüzar Duygu SEMİZ , Havva Eylem POLAT , Alper Serdar ANLI..........................................................................................238 Akyatan ve Tuzla (Adana) Sulak Alan Sistemlerinde Su Yönetimi Harun AYDIN , Osman ERDEM ,Burhan Teoman MERİÇ , Hüseyin KARAKUŞ , Mehmet GÖLGE............................................247 Sulak Alanların Ekoturizm Açısından Değerlendirilmesi: İğneada Örneği Öğr. Gör. Gülay ÇAKIR , Öğr. Gör. Ali ÇAKIR............................................................................................................................261 Türkiye’de Orman ve Su Sektörü Arasındaki İlişkinin Sosyoekonomik Boyutları ve Su Havzalarında Suyun Maliyetlendirilmesi Özden GÖRÜCÜ..........................................................................................................................................................................269 Marmara Gölü’nde Tarımın Sulak Alan Ekosistemine Etkisi Arş. Gör. Bekir DERİNÖZ , Doç. Dr. Yılmaz ARI.........................................................................................................................277 Biyopolitika Açısından Seyfe Gölü Havzası’na Yapılan Müdahaleler Okan ÜRKER , Murat YILDIZ , Nesrin ÇOBANOĞLU..................................................................................................................287 Kuş Göç Yolları Üzerindeki Sosyal Hareketlerin Biyoetik ve Biyopolitik Değerlendirmesi Murat YILDIZ, Nesrin ÇOBANOĞLU............................................................................................................................................296 xii © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org xiii © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org I. SULAK ALANLARIN EKOLOJİSİ VE HİDROLOJİSİ • Sulak Alanların Biyolojik Çeşitliliği ‚ Sulak alanların Ekolojisi ve Hidrolojisi ƒ Sulak Alanları Su Kalitesi „ Sulak Alanlar Avifaunası ve Kuş Göç Yolları II. İKLİM VE SULAK ALANLAR • Sulak Alanlar ve İklim Değişikliği ‚ İklim Adaleti 1 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Sulak Alan Olarak Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı ve Faunistik-Floristik Özellikleri Mehmet ÖZ, Mustafa YAVUZ, R. Süleyman GÖKTÜRK, Ali ERDOĞAN, Hakan KARAARDIÇ Akdeniz Üniversitesi, Fen Fakültesi, Biyoloji Bölümü, 07058 Kampüs / ANTALYA ÖZET Akdeniz Bölgesi’nde, Antalya İli, Aksu Belediyesi ilçe sınırları içerisinde, toplam 610 hektarlık bir alanı kapsayan Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı, su kaynakları bakımından zengin bir sulak alan ekosistemi oluşturmaktadır. Alanda 67 familya’ya ait toplam 261 bitki türü bulunurken, bu bitkilerin 134 tanesi Akdeniz bitki coğrafyasına, 8 tanesi Avro-Sibirya bitki coğrafyasına, 2 tanesi İran-Turan bitki coğrafyasına ait ve 117 tanesi ise kozmopolittir. Diğer taraftan, parkın arazisinin genel topoğrafik ve fiziksel yapısı ile kommunitelerin genel yapısı ikiyaşamlı, sürüngen, kuş ve memelilerin yaşaması ve barınması için çok uygundur. Genel olarak ele alındığında; tabiat parkındaki fauna elemanları içinde en baskın türler olarak sürüngenlerden Toros kertenkelesi (Anatololacerta danfordi), böcekçil kuşlardan baştankaralar (Parus spp.) ve Anadolu Sıvacısı (Sitta krueperi) ile memelilerden Anadolu Sincabı (Sciurus anomalus) dır. Kurşunlu Şelalesi’ni besleyen Gerdemeli Deresi, Gelindüşen Pınarı ve Kayaklı Pınarı ile şelaleden sonra uzanan Kalabaklı Çayı’nın kenarları suyun oluşturduğu nem nedeniyle özel bir mikroklima oluşturmaktadır. Su içi, suyun kenarları ve yakın çevresi çeşitli bitkilerin yanı sıra, birçok ikiyaşamlı, sürüngen, kuş ve memeli türü için önemli birer biyotop niteliğindedir. Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı sınırları içerisinde toplam olarak 63 familyaya mensup 128 omurgalı türü belirlenmiş olup, bu sayı tüm Türkiye’deki (Balıklar hariç) omurgalı tür sayısı (yaklaşık 750 tür) ile karşılaştırıldığında, Türkiye’deki omurgalı türlerinin 1/6‘sını Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı’nın sınırları içinde bulmak mümkündür denilebilir. Anahtar kelimeler: Kurşunlu Şelalesi, Fauna, Flora, Tabiat Parkı, Antalya ABSTRACT Mediterranean Region, Antalya, within the boundaries the district of Aksu municipality, covering an area of 610 hectares Kurşunlu Falls Nature Park, a wetland ecosystem is rich in water resources. While a total of 261 plant species belonging to 67 families in the area, the geography of the Mediterranean vegetation of this plant are 134 of them, 8 of the Euro-Siberian plant geography, plant geography of Iran-Turan of 2 of them and 117 of them cosmopolitan. On the other hand, the general topography and physical structure of the park land with the general structure of populations, amphibians, reptiles, birds and mammals is very suitable for the survival and shelter. In general, the natural fauna in the park as the most dominant species are lizard Taurus (Anatololacerta Danford) in reptiles, tit birds (Parus spp.) and the Anatolian plasterer (Sitta krueperi) in insectivorous birds and Anatolian squirrel (Sciurus anomalus) in mammals. Gerdemeli Creek that feeds Kurşunlu waterfall, Kayaklı and Gelindüşen Spring, Kalabaklı Creek from the edges of the waterfall with the water formed due to moisture is a special microclimate. Water-house, and close to the edges of the water environment, as well as a variety of plants, many amphibians, reptile, bird and mammal species are also important for a biotope. Kurşunlu Falls Nature Park within the boundaries of a total of 128 vertebrate species have been identified as belonging to 63 families, this number, all in Turkey (excluding fish), the number of vertebrate species (about 750 species) compared to the vertebrate species in Turkey, could be called “1 / 6 of al of the vertabrate species of Turkey can be found at Kurşunlu Waterfall Natural Park”. Keywords: Kurşunlu Falls, Fauna, Flora, Natural Park, Antalya 1. GİRİŞ Sulak alan denilince akla; doğal veya yapay, sürekli veya mevsimsel derinliği altı metreden az, suları tatlı, tuzlu ve acı olabilen göller, lagünler, bataklıklar, akarsuların durgun kısımları, taşkın alanları ve haliçler gelir. Sulak alanlar, sahip oldukları biyolojik çeşitlilik nedeniyle yeryüzünün en önemli ekosistemleri arasında yer alırlar. Son yıllarda, Antalya ili de zengin tür ve habitat çeşitliliği ile ön plana çıkmaktadır. Antalya çeşitli habitat tiplerini bünyesinde barındıran zengin sulak alanlara da sahiptir. Bunlardan biri de Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı’dır. Ülkemizde yetişen 9200 civarındaki bitki 2 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org türünün yaklaşık 1/3’ü Antalya ilin’de yetişmektedir. Endemizm açısından incelendiğinde de durum benzer bir yapı göstermektedir. Zira Antalya, 500 civarında endemik tür ile, Türkiye’de ilk sıralarda yer almaktadır. Diğer taraftan, Türkiye’deki fauna türlerinin yaklaşık 1/4 ‘ünü de bölge sınırları içinde bulmak mümkündür. Ülkemiz, biyolojik çeşitlilik bakımından kıskanılacak bir zenginliğe sahiptir. Türkiye, sahip olduğu bitkileri açısından dünyada ılıman iklim kuşağındaki ülkelerin başında gelmektedir. Ülkemizin, flora açısından sahip olduğu bu zenginliği içerdiği endemik ve nadir türlerin sayılarının çokluğu ile açıklamak mümkündür. Zira ülkemizde yetişen toplam bitki türü sayısı, hemen hemen Avrupa kıtasındaki toplam tür sayısına yakındır. Bu zenginliğin başlıca sebepleri şu şekilde belirtilebilir: İklim farklılıkları, topografik çeşitlilikler, jeolojik ve jeomorfolojik çeşitlilikler, deniz, göl, akarsu gibi değişik su ortamı çeşitlilikleri, 0-5000 m’ler arasında değişen yükseklik farklılıkları, üç değişik bitki coğrafyası bölgesinin birleştiği bir yerde oluşu, birçok cinsin gen merkezinin Anadolu olması, Anadolu’da tür endemizminin yüksek olması ve birçok kültür bitkisinin anaç türlerinin Anadolu ve çevresinde bulunmasıdır. Antalya ilinin önemli sulak alanlarından olan, Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı sınırları içerisinde 67 familya’ya ait toplam 261 bitki adlandırılmıştır. Adlandırılan bitkilerden 14 tanesi endemiktir. Diğer taraftan; Kurşunlu’da toplam olarak 63 familyaya mensup 128 omurgalı türü de belirlenmiştir. Bu flora ve fauna çalışmalarına bakıldığında, Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı’nda tür sayısı az görünmektedir. Ancak alanın ne kadar dar olduğu düşünülüp (yaklaşık 610 hektar), benzeri diğer alanların büyüklüğü ile kıyaslandığında zengin bir floristik ve faunistik yapıya sahip olduğu görülmektedir. 2. MATERYAL VE YÖNTEM Akdeniz Bölgesi’nde, Antalya İli sınırları içerisinde bulunan Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı, ülke koordinat sistemi içerisinde; 37° 00' 48” – 37° 00' 63” kuzey enlemleri ile 30° 81' 00” – 30° 84' 05” doğu boylamları arasında ve 1/25 000 ölçekli memleket haritalarında ise N25-c4 ve O25-b1 numaralı paftalarda yer almaktadır. Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkının Antalya İli içindeki konumu Şekil 1’de, Antalya İli Merkez İlçe içindeki konumu ise Şekil 2’ de gösterilmiştir. 3 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Şekil 1. Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkının İl İçindeki Konumu Şekil 2. Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkının Antalya İli Merkez İlçe İçindeki Konumu Antalya kent merkezine 18 km uzaklıkta bulunan Kurşunlu Şelalesi ve kanyonu ve ayrıca Kalabaklı deresi ve Akçaköprü deresi de Tabiat Parkı sınırları içindedir. Kurşunlu Şelalesinin genel bir görünümü Şekil 3’te verilmiştir. Şekil 3. Kurşunlu Şelalesi Genel Görünümü Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı ve yakın çevresinin floristik özelliklerini incelemek amacıyla; toplanan bitki örnekleri, herbaryum kurallarına göre preslenerek kurutulmuştur. Kurutulan örneklerin teşhisinde, endemizm durumlarının belirlenmesinde ve fitocoğrafik bölgelerin tespitinde, başta “Türkiye Florası” (Davis 1965-1985, Davis et al. 1988, Güner et al. 2000) olmak üzere alana yakın 4 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org çalışmalardan (Alçıtepe, 1998, Çinbilgel 2005, Deniz ve Sümbül 2004, Göktürk ve Sümbül, 1997, Göktürk, 2009, Peşmen 1980, Sümbül ve Erik, 1988 a-b; Sümbül ve Erik 1990 a-b) ve TübitakTübives veritabanından faydalanılmıştır. Ayrıca flora tablosunda yer alan bitkilerin Türkçe isimleri için Türkçe Bitki Adları Sözlüğünden yararlanılmıştır (Baytop 1994). Yine vejetasyon tipleri baskın türler bazında ele alınmış ve özellikleri ayrı ayrı verilmiştir. Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı’ndan toplanarak teşhis edilen bitkilerin sırasıyla, familyası, tür adı, Türkçe adı, endemizm durumu, fitocoğrafik bölgesi, GPS koordinatları, tehlike kategorileri ve korunma statüleri Tablo 1’de verilmiştir. Diğer taraftan, faunanın araştırılması için dönemsel olarak yapılan arazi çalışmalarında saptanan omurgalıların tür tespitleri yapılmış; bu türlerin familya ve bilimsel isimleri, Türkçe adları, endemizm durumu, lokalite, tehlike kategorisi (IUCN), tehlike sınıfı açısından değerlendirmesi, populasyon durumu, korunma statüsü (Ulusal kanunlar ve uluslararası sözleşmelerle ilgili), ile ilgili veriler tablo halinde verilmiştir. Kuş türlerinin tespiti için, bölgenin tamamı gezilmiş, dürbün (Nikon 8x40 ve 8x36) ve zoom’lu fotoğraf makinesi (Nikon 8800) kullanılarak kuş türleri belirlenmeye çalışılmıştır. Gözlenen birey ve türlerin teşhisinde Kiziroğlu (2008 ve 2009) ve Mullarney ve ark. (2000)’den yararlanılmıştır. Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı’nın sınırları içinde yapılan çalışmada araştırılan fauna elemanları, alanın “Tabiat Parkı” statüsü nedeniyle koruma altında olan türler olduğundan öncelikle gözlem ve fotoğraflamaya dayalı fauna kayıtları ile habitat verileri toplanmış, örnek alınmamıştır. Ayrıca Akdeniz Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümünün yöredeki 14-15 yıllık arazi çalışmaları kapsamında bu bölgeden elde edilen verilerden de yararlanılmıştır. Böylece toplanan tüm veriler birlikte değerlendirilerek tabiat parkının mevcut omurgalı fauna elemanlarının tespiti yapılmıştır. İnceleme kolaylığı sağlaması açısından omurgalılarla ilgili bulgularımız verilirken kemikli balıklar, amfibiler, sürüngenler, kuşlar ve memeliler ayrı ayrı ele alınmıştır. Türlerin teşhislerinde; Aslan vd 2004, Başoğlu ve Baran 1977-1980, Baran 1981, Baran 1998, Erdoğan vd 2002a, Erdoğan vd 2002b, Geldiay ve Balık 1996, Wilson ve Reeder, 2005’ten de yararlanılmıştır. Kurşunlu ve yakın çevresindeki benzer ekolojik karakterli bölgelerde saptanan hayvan türleri ile ilgili olarak ulusal ve uluslararası koruma statüleri de değerlendirilmiştir. Bu amaçla IUCN tarafından hazırlanan ve 2008 yılı içerisinde güncellenen Avrupa Kırmızı Listesi (ERL); Bern Sözleşmesi kriterleri ve koruma listelerinin en son güncellenmiş halleri; Çevre ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü Merkez Av Komisyonu (MAK) tarafından 2009-2010 dönemi için hazırlanmış Koruma Listeleri ve kuşlar için RDB (Red Data Book) Kiziroğlu (2008 ve 2009) ölçütlerinden yararlanılmıştır. Ayrıca yörede kaydedilen türler arasında endemik türler bulunup bulunmadığı da değerlendirilmiştir. 3. BULGULAR Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı sınırları içerisinde yapılan arazi çalışmaları sonucunda toplanan türlerin teşhis edilmesiyle 67 familya’ya ait toplam 261 bitki adlandırılmış, ayrıca 63 familyaya mensup 128 omurgalı türü belirlenmiştir. 3.1. Flora Özellikleri Adlandırılan 261 bitkinin 14 tanesi endemiktir. Yine adlandırılan bu bitkilerin 134 tanesi Akdeniz bitki coğrafyasına, 8 tanesi Avro-Sibirya bitki coğrafyasına, 2 tanesi İran-Turan bitki coğrafyasına ve 5 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org 117 tanesinin ise geniş yayılışlı olduğu görülmüştür (Tablo 1). Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı’nda Akdeniz bitki coğrafyasına ait bitkilerin sayısının çok olmasını alanın tamamının Akdeniz bölgesi içinde kalması ile açıklıyabiliriz. Tablo 27 incelendiğinde en çok tür içeren familyalar arasında 30 tür ile Compositae familyası ilk sırayı almaktadır. İkinci sırayı 29 tür ile Leguminosae, üçüncü sırayı 25 tür ile Labiatae, dördüncü sırayı ise 15 tür ile Gramineae almaktadır. Alanda tespit edilen 14 endemik bitki türünün IUCN kategorilerine göre dağılımı incelendiğinde Labiatae familyasından dört, Campanulaceae familyasından iki, Compositae familyasından iki, Leguminosae familyasından iki, Caryophyllaceae familyasından bir, Crassulaceae familyasından bir, Scrophulariaceae familyasından bir ve Rubiaceae familyasından olduğu görülmektedir (Tablo 1). Tespit edilen endemik bitki türlerinin IUCN kategorilerine göre dağılımı incelendiğinde yedi tanesi LC, üç tanesi NT ve dört tanesi ise VU kategorisinde yer aldığı görülmektedir (Tablo 1). Bu dönemde, Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkında adlandırma yapılan türler arasında BERN ve CITES listelerinde yer alan herhangi bir bitkiye rastlanılmamıştır. Sonuç olarak Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkında yetişen bitki türlerinin %18’i endemiktir. Endemik bitkilerin ½’si (%50) daha az endişe verici ve tehdit altında olmayan LC (Least Concern), %28,5‘i zarar görebilir VU (Vulnarable) ve % 21,5’i ise NT kategorisinde olup (Near threatened) yani yakın zamanda tehlike altına girebilecek türlerden oluşmaktadır. Ayrıca, Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı florası içinde ülkemizde tıbbi amaçlı kullanılan 57 bitki taksonu tespit edilmiştir. Ayrıca Tabiat Parkı florası içinde 25 adet ekonomik önemi olan bitki türü de bulunmaktadır. Bu bitkilerin bir kısmı baharat olarak bir kısmı da sebze ve meyve olarak kullanılmaktadır. Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkında üst tabakada Kızılçam’dan ve lokal olarak Fıstıkçamı’ndan oluşan bir meşçere bulunmaktadır. Ancak kapalılığın kırık olduğu yerlerde alt tabakada; Mersin (Myrtus communis), Delice (Olea europaea), Tespih (Styrax oficinalis), Zakkum (Nerium oleander) ve Kermes meşesi (Quercus coccifera) gibi ağaçcık cinsleri, Sumak (Rhus coriaria), Karaçalı (Paliurus spina-christii), Geven (Astragalus) ve Funda (Erica manipuliflora) gibi çalı cinsleri yer almaktadır. Şelale çevresinde ve dere kenarlarında galeri biçiminde Doğu Çınarı (Platanus orientalis), Söğüt (Salix alba), Zakkum (Nerium oleander) Typha domingensis, Carex pendula, Veronica anagallis-aquatica, Pulicaria dysenterica, Lycopus eurapeus, Melissa officinalis ve Alisma plantagoaquatica. türleri yayılış göstermektedir. Kayalık ekosistemine özellikle Şelale çevresinde ve şelaleden sonraki dere boyunca rastlanılmaktadır. Bu ekosistem, özellikle orman ve nisbeten de maki elemanlarınca örtülmüştür. Kayalık ekosistemin türleri arasında yukarıdaki endemik türlere ilave olarak Ptilostemon chamaepeuce, Ceterach officinarum, Symphytum brachycalyx, Helichrysum stoechas, Umbilicus horizontalis subsp. intermedius, Stachys aleurites, Origanum onites, Cymbalaria longipes, Cheilanthes fragrans, Hyoscyamus aureus ve Parieteria cretica bitkileri de bulunmaktadır. 6 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Tablo 1. Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkın’da bulunan türlere ait flora listesi Familya 1.Adiantaceae 2.Alismataceae Tür/Takson Adı Adianthum capillus-veneris (L.) Medik Alisma lanceolatum Willd. Türkçe Adı Venüs Saçı Kurbağa kaşığı 3.Anacardiaceae Pistacia lentiscus L. 4.Anacardiaceae Pistacia terebinthus L. subsp. palaestina (Boiss.) Engler Menegiç 5.Anacardiaceae Rhus coriaria L. Sumak 6.Apocynaceae 7.Araceae 8.Araceae Nerium oleander L. Arisarum vulgare Targ.-Tozz. subsp. vulgare Arum dioscoridis Sm. var. dioscoridis Sakız ağacı Zakkum Yılanekmeği Yılan Yastığı Hedera helix L. Duvar Sarmaşığı 10.Aristolochiaceae Aristolochia parviflora Sm. Lohusaotu 12.Boraginaceae 13.Boraginaceae 14.Boraginaceae Ceterach officinarum DC. Anchusa azurea Miller var. azurea Anchusa undulata L. subsp. hybrida (Ten.) Coutinho 15.Boraginaceae Echium angustifolium Miller 16.Boraginaceae Heliotropium supinum 17.Boraginaceae 18.Boraginaceae Pul Eğrelti Buglossoides arvensis (L.) Johnston Symphytum brachycalyx Boiss. - 9.Araliaceae 11.Aspleniaceae Endemizm Durumu - ----Sığır Dili Sığır Dili Engerek Otu ----Karakafes Alkanna tictoria (L.) Tausch subsp. anatolica Hub.-Mor. Havacıva - Fitocografik Bölge Geniş Geniş Medit.El. E.Medit.El. Geniş Medit. El. Medit.El. E.Medit.El. Geniş E.Medit.El. Geniş Geniş Geniş Medit.El. E.Medit.El. Geniş Geniş Medit.El. 19.Cactaceae Opuntia ficus-indica (L.) Miller Kaynana Dili 20.Campanulaceae Campanula lyrata Lam. subsp. lyrata Çan Çiçeği Endemik E. Medit. El. 21.Campanulaceae Campanula podocarpa Boiss. Çan Çiçeği Endemik E. Medit. El. 22.Campanulaceae Legousia speculum-veneris (L.) Chaix Kadın aynası 23.Caryophyllaceae Petrorhagia hispidula (Boiss. & Heldr.) Balls & Heywood 24.Caryophyllaceae 25.Caryophyllaceae ----- Petrorhagia velutina (Guss.) Ball. & Heywood ----- Minuartia hybrida (Vill.) Schischk. subsp. hybrida ----- 26.Caryophyllaceae Silene aegyptiaca (L.) L. subsp. aegyptiaca Nakıl 27.Caryophyllaceae Silene gallica L. Nakıl 28.Caryophyllaceae 29.Caryophyllaceae 30.Caryophyllaceae 31.Cistaceae Silene papillosa Boiss. Stellaria media (L.) Vill. Cistus creticus L. 32.Cistaceae Cistus salviifolius L. 33.Cistaceae Fumana arabica (L.) Spach var. arabica 34.Compositae 35.Compositae 36.Compositae Anthemis chia L. Bellis annua L. Bellis perennis L. 37.Compositae Carduus pycnocephalus L. subsp. pycnocephalus 38.Compositae Calendula arvensis L. 39.Compositae Carthamus dentatus Vahl. 40.Compositae 41.Compositae 42.Compositae 43.Compositae Conyza bonariensis (L.) Cronquist Conyza canadensis (L.) Cronquist Echinops viscosus DC. subsp. viscosus Evax eriosphera Boiss. & Heldr. Endemik - - Yıldız Otu Vaccaria pyramidata Medik Medit. El. - Nakıl ----- - Laden - Laden ----Papatya Koyungözü Koyungözü Saka Dikeni Şamdan Çiçeği --------------------- Kültür - E.Medit.El. E.Medit.El. Geniş Geniş Geniş E.Medit.El. Geniş Geniş Medit.El. Geniş Geniş E.Medit.El. Medit.El. Av.-Sib. Medit. El. Geniş Geniş Geniş Geniş E.Medit.El. E.Medit.El. GPS Tehlike Korunma Koordinatları Kategorileri Statüsü N 37 00 04.7 E 30 49 18.0 N 37 00 04.7 E 30 49 18.0 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 20.5 E 30 49 24.9 N 37 00 08.4 E 30 49 11.9 N 37 00 08.4 E 30 49 11.9 N 37 00 08.4 E 30 49 11.9 N 37 00 06.6 E 30 49 35.3 N 37 00 04.7 E 30 49 18.0 N 37 00 06.6 E 30 49 35.3 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 06.6 E 30 49 35.3 N 37 00 06.6 E 30 49 35.3 N 37 00 04.7 E 30 49 18.0 N 37 00 54.9 E 30 49 38.7 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 04.7 LC E 30 49 18.0 N 37 00 16.5 NT E 30 49 17.9 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 16.5 VU E 30 49 17.9 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 54.9 E 30 49 38.7 N 37 00 08.3 E 30 49 23.3 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 06.6 E 30 49 35.3 N 37 00 06.6 E 30 49 35.3 N 37 00 06.6 E 30 49 35.3 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 06.6 E 30 49 35.3 N 37 00 54.9 E 30 49 38.7 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 7 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Familya 44.Compositae Tür/Takson Adı Helichrysum stoechas (L.) Moench 45.Compositae Inula viscosa (L.) Aiton 46.Compositae Lactuca serriola L. 47.Compositae 48.Compositae 49.Compositae Türkçe Adı Ölmez Otu Zimbit, Zinebit ----- Lamyropsis cynaroides (Lam.) Dittrich ----- Notobasis syriaca (L.) Cass. Pallenis spinosa (L.) Cass. ----Altungöz 50.Compositae Phagnalon graecum Boiss. 51.Compositae Sonchus asper (L.) Hill. Eşek Marulu 52.Compositae Sonchus oleraceus L. Eşek Marulu 53.Compositae 54.Compositae 55.Compositae ----- Eupatorium cannbinum L. ----- Ptilostemon chamaepeuce (L.) Less. ----- Carduus rechingeranus Kazmi ----- 56.Compositae Crepis sancta (L.) Babcock Tüylü Kanak 57.Compositae Cichorium intybus L. Karahindiba 58.Compositae 59.Compositae 60.Compositae 61.Compositae Hyoseris scabra L. Leontodon tuberosus L. Scolymus hispanicus L. Altın Diken, Şevketibostan Senecio vernalis Waldst.& Kit. Tragopogon longilostris Bisch. ex Schultz var. longilostris Convolvulus arvensis L. 65.Convolvulaceae Ipomea purpurea (L.) Roth. 66.Crassulaceae Rosularia globulariifolia (Fenzl) Berger 67.Crassulaceae Umbilicus horizontalis (Guss.) DC. var. intermedius (Boiss.) Chamberlain 68.Cruciferae Capsella bursa-pastoris (L.) Medik. 69.Cruciferae Fibigia clypeata (L.) Medik. 71.Cruciferae 72.Cucurbitaceae Kanarya Otu ----Tarla sarmaşığı Kahkaha Çiçeği --------Çoban Çantası ----- Sinapis arvensis L. ----Şeytanşalgamı 73.Cupressaceae Cupressus sempervirens Adi Servi 74.Cyperaceae Carex divisa Hudson Saparna 75.Cyperaceae 76.Cyperaceae 77.Dipsacaceae 78.Ephedraceae Carex flacca Screber subsp. serrulata (Biv.) Greuter Carex pendula Saparna Saparna Knautia integrifolia (L.) Bert. var. bidens (Sm.) Borbas Ephedra campylopoda C.A.Meyer. ----Deniz Üzümü 79.Ericaceae Arbutus andrachne L. Sandal 80.Ericaceae Erica manipuliflora Salisb. Funda 81.Euphorbiaceae Andrachne telephioides L. 82.Euphorbiaceae Euphorbia characias L. subsp. wulfenii (Hoppe ex W.Koch) A.R.Smith 83.Euphorbiaceae Euphorbia helioscopia L. - Endemik - Hirschfeldia incana (L.) Lag.-Forss. Bryonia cretica L. - Endemik ----- 63.Compositae 70.Cruciferae Arslan Dişi Picris campylocarpa Boiss. & Heldr. 62.Compositae 64.Convolvulaceae ----- Endemizm Durumu - - ----Sütleğen Sütleğen 84.Euphorbiaceae Mercurialis annua L. 85.Fagaceae Quercus coccifera L. Kermes Meşesi 86.Fagaceae Quercus suber L. Mantar Meşesi 87.Gentianaceae Centaurium pulchellum (Swartz) Druce Kırmızı Kantaron 88.Gentianaceae Blackstonia perfoliata (H.) Hudson Yaz Blakstonyası Yer Fesleğeni - Fitocografik Bölge Geniş Medit.El. Av.-Sib. E.Medit. El. Medit.El. Geniş E.Medit.El. Geniş Geniş Av.-Sib. E.Medit.El. Medit. El. Geniş Geniş Medit. El. Medit. El. Medit. El. Medit. El. Geniş Geniş Geniş Geniş E.Medit.El. E.Medit.El. Geniş Geniş Geniş E.Medit.El. E.Medit.El. Geniş Av.-Sib. Geniş Geniş E. Medit. El Geniş Geniş Medit.El. Geniş E.Medit.El. Geniş Geniş Medit.El. Medit.El. Geniş Geniş GPS Tehlike Korunma Koordinatları Kategorileri Statüsü N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 04.7 E 30 49 14.8 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 08.3 E 30 49 23.3 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 11.0 E 30 49 12.0 N 37 00 04.7 E 30 49 14.8 N 37 00 07.3 LC E 30 49 08.0 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 08.3 E 30 49 23.3 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 08.3 LC E 30 49 23.3 N 37 00 06.6 E 30 49 35.3 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 06.6 E 30 49 35.3 N 37 00 26.1 E 30 49 05.2 N 37 00 04.7 E 30 49 14.8 N 37 00 11.0 E 30 49 12.0 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 11.0 E 30 49 12.0 N 37 00 26.1 E 30 49 05.2 N 37 00 11.0 E 30 49 12.0 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 54.9 E 30 49 38.7 N 37 00 06.6 E 30 49 35.3 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 06.6 E 30 49 35.3 N 37 00 08.4 E 30 49 11.9 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 - - - - 8 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Familya 89.Geraniaceae Tür/Takson Adı Geranium lucidum L. Türkçe Adı Turna Gagası 90.Geraniaceae Geranium purpureum Vill. Turna Gagası 91.Geraniaceae Erodium cicutarium (L.) L'Hérit. subsp. bipinnatum (Cav.) Tourlet Dön Baba 92.Geraniaceae 93.Gramineae 94.Gramineae Erodium cicutarium (L.) L'Hérit. subsp. cicutarium Avena wiestii Steudel Dön Baba ----- 95.Gramineae Dactylis glomerata L. subsp. hispanica (Roth) Nyman 96.Gramineae Digitaria sanguinalis (L.) Scop. ----- 97.Gramineae Lolium subulatum Vis. ----- 98.Gramineae 99.Gramineae 100.Gramineae Phalaris paradoxa L. Stipa bromoides (L.) Dörfler Arundo donax L. ----- Parlak Ot Palak Kargı Lamarckia aurea (L.) Moench. ----- Bromus rubens L. ----- 103.Gramineae Aegilops kotschyi Boiss. 104.Gramineae Hordeum murinum L. subsp. leporinum (Link.) Arc. var. Yabani Arpa leporinum 106.Gramineae 107.Gramineae Poa annua L. 108.Guttiferae Hypericum triquetrifolium Turra 109.Guttiferae 110.Haloragidaceae 111.Iridaceae Hypericum perfoliatum L. Gladiolus illyricus W. Koch Romulea tempskyana Freyn 113.Labiatae Ajuga chamaepitys (L.) Screber subsp. mesogitana (Boiss.) Bornm. 114.Labiatae Calamintha incana (Sm.) Boiss. 116.Labiatae 117.Labiatae Salvia tomentosa Miller Salvia viridis L. Teucrium polium L. 119.Labiatae Calamintha sylvatica Bromf. subsp. ascendens (Jordan) P.W.Ball. 121.Labiatae 122.Labiatae 123.Labiatae ----Tavşan Bıyığı Binbirdelik otu Binbirdelik otu ----- Melissa officinalis L. subsp. altissima (Sm.) Arcangeli Mentha aquatica L. Mentha spicata L. subsp. spicata Micromeria myrtifolia Boiss.& Hohen. - - Glayöl ----Mayasılotu ----- Prasium majus L. 118.Labiatae 120.Labiatae Tavşan Kuyruğu Myriophyllum verticillatum L. 112.Iridaceae 115.Labiatae ----- Melica minuta L. - - 102.Gramineae Lagurus ovatus L. - - 101.Gramineae 105.Gramineae - - Yulaf Briza maxima L. Endemizm Durumu - ----Adaçayı Adaçayı Yer Meşesi - ----Oğul Otu Su Nanesi - Nane Güvercin otu - Fitocografik Bölge Geniş Geniş Geniş Geniş Geniş Geniş Geniş Geniş Geniş Medit.El. Medit.El. Geniş Medit.El. Geniş İr.-Tur. Geniş Medit.El. Medit.El. Geniş Geniş E.Medit.El. Geniş Medit.El. E.Medit.El. E.Medit.El. E.Medit.El. Medit.El. Medit.El. Medit.El. Geniş E.Medit.El. E.Medit.El. Geniş Geniş E.Medit.El. 124.Labiatae Origanum onites L. Mercanköşk 125.Labiatae Stachys aleurites Boiss. & Heldr. apud Bentham Karabaş Endemik E.Medit.El. 126.Labiatae Stachys pinardii Boiss. Karabaş Endemik E.Medit.El. 127.Labiatae Ajuga chamaepitys (L.) Schreber subsp. chia (Schreber) Arcangeli 128.Labiatae Lamium amplexicaule L. Kısamahmut Otu Ballıbaba 129.Labiatae Lycopus europaeus L. 130.Labiatae Satureja thymbra L. Kaya Kekiği 131.Labiatae Stachys cretica L. subsp. anatolica Rech. f. Karabaş 132.Labiatae Sideritis curdivens Stapf. ----- Dağ Çayı Endemik - E.Medit.El. Geniş Av.-Sib. Av.-Sib. E.Medit.El. İr.-Tur. E.Medit.El. GPS Tehlike Korunma Koordinatları Kategorileri Statüsü N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 08.3 E 30 49 23.3 N 37 00 54.9 E 30 49 38.7 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 54.9 E 30 49 38.7 N 37 00 20.5 E 30 49 24.9 N 37 00 20.5 E 30 49 24.9 N 37 00 20.5 E 30 49 24.9 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 54.9 E 30 49 38.7 N 37 00 54.9 E 30 49 38.7 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 04.7 E 30 49 18.0 N 37 00 00.7 E 30 49 18.7 N 37 00 54.9 E 30 49 38.7 N 37 00 20.5 E 30 49 24.9 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 20.5 E 30 49 24.9 N 37 00 20.5 E 30 49 24.9 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 06.6 E 30 49 35.3 N 37 00 04.7 E 30 49 18.0 N 37 00 04.7 E 30 49 18.0 N 37 00 20.5 E 30 49 24.9 N 37 00 20.5 E 30 49 24.9 N 37 00 08.3 E 30 49 23.3 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 04.7 NT E 30 49 14.8 N 37 00 0.4 VU E 30 49 11.9 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 08.3 E 30 49 23.3 N 37 00 04.7 E 30 49 18.0 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 16.5 LC E 30 49 17.9 N 37 00 08.3 E 30 49 23.3 9 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Familya Tür/Takson Adı Türkçe Adı Sideritis montana L. subsp. remota (d’Urv.) P.W . Ball ex Heywood Dağ Çayı 134.Labiatae Teucrium chamaedrys L. subsp. chamaedrys Yermeşesi Kısamahmut 135.Labiatae Thymus revolutus Celak Kekik 133.Labiatae 136.Labiatae 137.Labiatae 138.Lauraceae Thymbra spicata L. var. spicata Rosmarinus officinalis L. Laurus nobilis L. Biberiye 140. Leguminosae Astragalus hamosus L. Geven 141. Leguminosae Astragalus tmoleus Boiss. var. bounacanthus (Boiss.) Chamberlain Geven 142. Leguminosae 143. Leguminosae 144. Leguminosae Calicotome villosa (Poriet) Link Ceratonia siliqua L. Genista acanthoclada DC. 145. Leguminosae Hymenocarpus circinnatus (L.) Savi 146. Leguminosae Lathyrus aphaca L. var. affinis (Guss.) Arc. 147. Leguminosae 148. Leguminosae 149. Leguminosae 150. Leguminosae Medicago orbicularis (L.) Bart. Onobrychis caput-galli (L.) Lam. Psoralea bituminosa L. Endemik - Azgan Keçiboynuzu Katır Tırnağı ----Mürdümük Yonca Korunga ----Asfalt Otu Trifolium resupinatum L. Üçgül Ononis natrix L. subsp. natrix Öküz Çanı 154. Leguminosae Kum Tırfılı Biserrula pelenicus L. ----- 155. Leguminosae Astragalus hamosus L. Geven 156. Leguminosae Astragalus prusianus Boiss. Geven 157. Leguminosae Coronilla parviflora Willd. 158. Leguminosae Lotus corniculatus L. 159. Leguminosae 160. Leguminosae 161. Leguminosae Medicago disciformis DC. Trifolium angustifolium L. var. angustifolium Trifolium arvense L. var. arvense ----Lüfer Otu Yonca Tırfıl, Üçgül Tırfıl, Üçgül Tırfıl, Üçgül Trifolium globosum L. Tırfıl, Üçgül 166. Leguminosae 167. Leguminosae Trifolium stellatum L. var. stellatum Vicia cassia Boiss. Vicia hybrida L. 168. Liliaceae Asphodelus aestivus Brot. 169. Liliaceae Bellevalia trifoliata (Ten.) Kunth 170. Liliaceae 171. Liliaceae 172. Liliaceae Muscari armeniacum Leichtlin ex Baker Tırfıl, Üçgül Tırfıl, Üçgül Tırfıl, Üçgül ----Çiriş Otu ----Arapsümbülü Tavşan Memesi 173. Liliaceae Ornithogalum narbonense L. 174. Liliaceae Smilax aspera L. Saparna 175. Liliaceae Urgenia maritima Baker Ada Soğanı 176. Liliaceae Allium myrianthum Boiss. - - - - Romulea tempskyana Freyn Ruscus aculeatus L. - - Trifolium campestre Schreb. 165. Leguminosae - Endemik 163. Leguminosae Trifolium physodes Stev. ex Bieb. var. Physodes - - 162. Leguminosae 164. Leguminosae - - 152. Leguminosae Anthyllis tetraphylla L. - - 151. Leguminosae 153. Leguminosae - - Zivircik Ononis pubescens L. - - Defne Anagyris foetida L. Endemik Karabaş Kekik 139.Leguminosae Endemizm Durumu - Yıldız Otu Yabani Soğan - Fitocografik Bölge E.Medit.El. Av.-Sib. E.Medit.El. E.Medit.El. Kültür Bitkisi Medit.El. Medit.El. Geniş Geniş Medit.El. Medit.El. E.Medit.El. Medit.El. Geniş Medit.El. Medit.El. Geniş Medit.El. Geniş Medit.El. Medit.El. Medit.El. Geniş Medit.El. Medit.El. Geniş Medit.El. Geniş Geniş Medit.El. Medit.El. Medit.El. Medit.El. E.Medit.El. Medit.El. Medit.El. Medit.El. Geniş E.Medit.El. Geniş Medit.El. Geniş Medit.El. E.Medit.El. GPS Tehlike Korunma Koordinatları Kategorileri Statüsü N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 01 13.7 VU E 30 48 45.9 N 37 00 54.9 E 30 49 38.7 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 08.4 E 30 49 11.9 N 37 00 08.3 E 30 49 23.3 N 37 00 06.6 E 30 49 35.3 N 37 00 06.6 LC E 30 49 35.3 N 37 00 06.6 E 30 49 35.3 N 37 00 54.9 E 30 49 38.7 N 37 00 06.6 E 30 49 35.3 N 37 00 06.6 E 30 49 35.3 N 37 00 20.5 E 30 49 24.9 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 06.6 E 30 49 35.3 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 20.5 E 30 49 24.9 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 06.6 E 30 49 35.3 N 37 00 20.5 E 30 49 24.9 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 54.9 E 30 49 38.7 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 20.5 E 30 49 24.9 N 37 00 54.9 E 30 49 38.7 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 20.5 E 30 49 24.9 N 37 00 54.9 E 30 49 38.7 N 37 00 20.5 E 30 49 24.9 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 20.5 E 30 49 24.9 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 08.3 E 30 49 23.3 N 37 00 08.3 E 30 49 23.3 N 37 00 08.4 E 30 49 11.9 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 04.7 E 30 49 14.8 10 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Familya 177. Liliaceae Tür/Takson Adı Allium flavum L. subsp. tauricum (Besser ex Reichb.) Stearn var. tauricum Türkçe Adı Yabani Soğan 178. Liliaceae Asparagus acutifolius L. Kuşkonmaz 179. Liliaceae Gagea peduncularis (J. & C. Presl.) Pascher Altınyıldız 180. Liliaceae 181. Linaceae 182. Malvaceae Scilla autumnalis L. Linum bienne Miller ----- - Keten Alcea heldreichii (Boiss.) Boiss. Endemizm Durumu - ----- - 183. Malvaceae Malva neglecta Wallr. 184. Malvaceae Malva sylvestris L. Ebe Gömeci 185. Moraceae Ficus carica L. İncir - 186. Myrtaceae Eucalyptus camaldulensis Dehnh. Ökaliptus - Ebe Gömeci 187. Myrtaceae Myrtus communis L. Mersin 188. Nymphaeaceae Nymphaea alba L: Nilüfer - 189. Oleaceae Fontanesia philliraeoides Labill. Çılbırtı 190. Oleaceae Olea europaea L. var. sylvestris (Miller) Lehr. Zeytin 191. Oleaceae Phillyrea latifolia L. Akçakesme 192. Orchidaceae Limodorum abortivum (L.) Swartz Mor kuş yuvası 193. Orchidaceae Orchis anatolica Boiss. Anadolu orkidesi 194. Orchidaceae Orchis sancta 195. Orchidaceae Serapias vomeracea (Burm.f.) Briq. subsp. laxiflora (Soo) Gölz &Reinhard 196.Orobanchaceae Orobanche minör Canavarotu 197. Papaveraceae Papaver rhoeas L. Gelincik 198. Papaveraceae Fumaria officinalis L. Şahtere 199. Pinaceae Pinus brutia Ten. Kızılçam 200. Pinaceae Pinus pinea L. Fıstıkçamı - ----- Sinir Otu 202. Plantaginaceae Plantago afra L. Sinir Otu 203. Plantaginaceae Plantago cretica L. Sinir Otu 204. Platanaceae Platanus orientalis L. Doğu Çınarı 205. Polygonaceae Rumex pulcher L. Kuzukulağı 206. Polygonaceae Polygonum equisetiforme Sibth. & Sm. Çobandeğneği 207. Potamogetonaceae Potamogeton nodosus Poir. Su Sümbülü 208. Potamogetonaceae Potamogeton pectinatus L. Su Sümbülü 209. Primulaceae Anagallis arvensis L. Fare Kulağı 210.Ranunculaceae Ranunculus arvensis L. Düğün Çiçeği 211.Ranunculaceae Anemone coronaria L. Manisa Lalesi 212.Ranunculaceae Clematis cirrhosa L. Akasma 213. Rhamnaceae Paliurus spina-christi Miller Karaçalı 214. Rhamnaceae Rhamnus oleoides L. subsp. graecus (Boiss. & Reut) Holm. Cehri 215. Rosaceae Amygdalus graeca Lindley Badem 216. Rosaceae Crataegus monogyna Jacq. subsp. azarella (Gris.) Franco Alıç 217. Rosaceae Rosa canina L. Yaban Gülü 219. Rosaceae Sanguisorba minor Scop. subsp. magnolii (Spach) Briq. 220. Rosaceae Sarcopoterium spinosum (L.) Spach 221. Rubiaceae Crucianella latifolia L. - - Plantago major L. Rubus sanctus Schreber - - ----- 201. Plantaginaceae 218. Rosaceae - - Böğürtlen ----Abdestbozan Otu ----- - Fitocografik Bölge Medit.El. Medit.El. Medit.El. Medit.El. Medit.El. Geniş Geniş Geniş Geniş Kültür Bitkisi Geniş Geniş E. Medit. El. Medit. El. Medit. El. E.Medit.El. E.Medit.El. E.Medit.El. E.Medit.El. Geniş Geniş Geniş E.Medit.El. Medit. El. Geniş Geniş E.Medit.El. Geniş Geniş Geniş Geniş Geniş Geniş Geniş Medit.El. Medit.El. Geniş E.Medit.El. E.Medit.El. Geniş E.Medit.El. Geniş Geniş E.Medit.El. Medit.El. GPS Tehlike Korunma Koordinatları Kategorileri Statüsü N 37 00 08.3 E 30 49 23.3 N 37 00 08.3 E 30 49 23.3 N 37 01 13.7 E 30 48 45.9 N 37 01 13.7 E 30 48 45.9 N 37 01 13.7 E 30 48 45.9 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 08.3 E 30 49 23.3 N 37 01 13.7 E 30 48 45.9 N 37 00 08.4 E 30 49 11.9 N 37 00 06.6 E 30 49 35.3 N 37 01 18.3 E 30 48 46.6 N 37 00 08.3 E 30 49 23.3 N 37 00 08.3 E 30 49 23.3 N 37 00 08.3 E 30 49 23.3 N 37 00 08.3 E 30 49 23.3 N 37 00 08.3 E 30 49 23.3 N 37 00 08.3 E 30 49 23.3 N 37 01 54.9 E 30 49 38.7 N 37 00 08.4 E 30 49 11.9 N 37 01 13.7 E 30 48 45.9 N 37 01 54.9 E 30 49 38.7 N 37 00 08.3 E 30 49 23.3 N 37 00 08.3 E 30 49 23.3 N 37 01 54.9 E 30 49 38.7 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 54.9 E 30 49 38.7 N 37 00 04.7 E 30 49 18.0 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 04.7 E 30 49 18.0 N 37 00 04.7 E 30 49 18.0 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 08.3 E 30 49 23.3 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 06.6 E 30 49 35.3 N 37 00 06.6 E 30 49 35.3 N 37 01 13.7 E 30 48 45.9 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 06.6 E 30 49 35.3 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 08.3 E 30 49 23.3 - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - 11 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Familya Tür/Takson Adı Türkçe Adı 222. Rubiaceae Galium aparine 223. Rubiaceae Rubia tenuifolia d'Urv. subsp. brachypoda (Boiss.) Kökboya Ehrend. & Schönb.-Tem. 224. Rubiaceae Sherardia arvensis L. ----- 225. Rubiaceae Galium canum Req. ex DC. subsp. antalyense Ehrend. ----- 226. Rubiaceae 227. Salicaceae Crucianella latifolia L. Salix alba L. 228. Santalaceae Osyris alba L. 229. Scrophulariaceae Cymbalaria longipes (Boiss.& Heldr.) Cheval. 230. Scrophulariaceae Scrophularia canina L. subsp. bicolor (Sm.) Greuter 231. Scrophulariaceae 232. Scrophulariaceae 233. Scrophulariaceae Yoğurt Otu Veronica cymbalaria Bodard. Veronica persica Poiret Veronica anagallis-aquatica L. ----Aksöğüt Süpürge çalısı ----Sıraca Otu Mine Çiçeği Mine Çiçeği Mine Çiçeği 234. Scrophulariaceae Misopates orontium (L.) Rafin. ----- 235. Scrophulariaceae Kickxia elatine (L.) Dumort subsp. crinita (Mabille) Greuter ----- 236. Scrophulariaceae Linaria pelisseriana (L.) Miller 237. Scrophulariaceae Scrophularia pinardii Boiss. 238. Scrophulariaceae 239. Selaginellaceae ----Sıraca Otu Verbascum sinuatum L. subsp. adenosepalum Murb. Sığırkuyruğu Selaginella denticulata (L.) Link İnce Dişli Selaginella 240. Sinopteridaceae Cheilanthes fragrans (L.f.) Sw. Dudak Eğrelti 241. Solanaceae Hyoscyamus aureus L. Banotu 242. Solanaceae 243. Solanaceae 244. Styracaceae Styrax oficinalis L. İt üzümü Tespih Ağacı 246. Thymelaeaceae Daphne gnidioides Jaub.& Spach Yalancı Defne 247. Thymelaeaceae Daphne sericea Vahl. Kuşdili 249. Umbelliferae 250. Umbelliferae Ilgın Hasır Otu Daucus broteri Ten. ----- Lagoecia cuminoides L. ----- Daucus guttatus Sm. ----- 252. Umbelliferae Eryngium creticum Lam. ----- 254. Umbelliferae 255. Umbelliferae 256. Urticaceae Eryngium falcatum Delar Scandix pecten-veneris L. ----- ----Yapışkan Ot 257. Urticaceae Urtica dioica Isırganotu 258. Valerianaceae Valeriana dioscoridis Sm. Kedi Otu 259. Verbenaceae 260. Verbenaceae 261. Vitaceae Verbena officinalis L. Vitex-agnus-castus L. Vitis sylvestris Gmelin Endemik - Tıbbi Mine Çiçeği Hayıt Asma - - - Kişkiş Tordylium apulum L. Parietaria cretica L. - - 251. Umbelliferae 253. Umbelliferae Endemik - Tamarix parviflora DC. Typha domingensis Pers. - - 245. Tamaricaceae 248. Typhaceae - - Solanum alatum Moench Solanum nigrum L. subsp. nigrum Endemizm Durumu - - Fitocografik Bölge Geniş E.Medit.El. E.Medit.El. E.Medit.El. Medit.El. Av.-Sib. Geniş E.Medit.El. E.Medit.El. Geniş Geniş Geniş Geniş Medit.El. Medit.El. E.Medit.El. E.Medit.El. Medit.El. Geniş E.Medit.El. E.Medit.El. Geniş Geniş Geniş Medit.El. E.Medit.El. Geniş Medit.El. Medit.El. Geniş Geniş Geniş Geniş Medit.El. Medit.El. Geniş E.Medit.El. Geniş Medit.El. Geniş GPS Tehlike Korunma Koordinatları Kategorileri Statüsü N 37 00 06.6 E 30 49 35.3 N 37 00 20.5 E 30 49 24.9 N 37 00 20.5 E 30 49 24.9 N 37 00 11.0 NT E 30 49 12.0 N 37 00 08.3 E 30 49 23.3 N 37 00 20.5 E 30 49 24.9 N 37 00 06.6 E 30 49 35.3 N 37 00 04.7 E 30 49 18.0 N 37 00 06.6 E 30 49 35.3 N 37 00 54.9 E 30 49 38.7 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 20.5 E 30 49 24.9 N 37 01 13.7 E 30 48 45.9 N 37 00 20.5 E 30 49 24.9 N 37 00 20.5 E 30 49 24.9 N 37 00 11.0 LC E 30 49 12.0 N 37 01 13.7 E 30 48 45.9 N 37 00 04.7 E 30 49 18.0 N 37 00 04.7 E 30 49 18.0 N 37 00 04.7 E 30 49 18.0 N 37 01 13.7 E 30 48 45.9 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 20.5 E 30 49 24.9 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 54.9 E 30 49 38.7 N 37 01 13.7 E 30 48 45.9 N 37 00 04.7 E 30 49 18.0 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 01 13.7 E 30 48 45.9 N 37 01 13.7 E 30 48 45.9 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 16.5 E 30 49 17.9 N 37 00 08.4 E 30 49 11.9 N 37 00 11.0 E 30 49 12.0 N 37 00 04.7 E 30 49 18.0 N 37 00 07.3 E 30 49 08.0 N 37 00 20.5 E 30 49 24.9 N 37 00 08.4 E 30 49 11.9 12 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org 3.2. Faunistik Özellikleri Alt Şube: Vertebrata (Omurgalılar) Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı arazisinin genel topoğrafik ve fiziksel yapısı ile kommunitelerin genel yapısının ikiyaşamlı, sürüngen, kuş ve memelilerin yaşaması ve barınması için çok uygun olduğu görülmektedir. Kurşunlu Şelalesi’ni besleyen Gerdemeli Deresi, Gelindüşen Pınarı ve Kayaklı Pınarı ile şelaleden sonra uzanan Kalabaklı Çayı’nın kenarları suyun oluşturduğu nem nedeniyle özel bir mikroklima oluşturmaktadır. Su içi, suyun kenarları ve yakın çevresi çeşitli bitkilerin yanı sıra, birçok ikiyaşamlı, sürüngen, kuş ve memeli türü için önemli birer biyotop niteliğindedir. Tabiat parkının genel omurgalı fauna yapısı dikkate alındığında oldukça zengin bir tür topluluğuna sahip olduğu görülmektedir. Yapılan çalışmalar sonucu şu ana kadar planlama alanında ve yakın çevresinde 3 familyaya ait 3 balık, 3 familyaya ait 3 iki yaşamlı, 10 familyaya ait 12 sürüngen, 34 familyaya ait 88 kuş, 13 familyaya ait 22 memeli türünün yayılış gösterdiği belirlenmiştir. Sonuç olarak; Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı sınırları içerisinde toplam olarak 63 familyaya mensup 128 omurgalı türü belirlenmiş olup, bu sayı tüm Türkiye’deki (Balıklar hariç) omurgalı tür sayısı (yaklaşık 750 tür) ile karşılaştırıldığında, Türkiye’deki omurgalı türlerinin 1/6‘sını Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı’nın sınırları içinde bulmak mümkündür denilebilir. Sınıf: Osteichthyes (Kemikli Balıklar) Kurşunlu Şelalesi Gerdemeli Deresi, Gelindüşen Pınarı ve Kayaklı Pınarı’ndan beslenmekte olup şelaleden sonra Kalabaklı Çayı olarak uzanmaktadır. Kurşunlu Şelalesi yaz-kış aktif olmakla birlikte, kışın dere, çay ve pınarların su miktarı artmaktadır. Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı sınırları dâhilinde 3 familyaya ait 3 balık türü yayılış göstermektedir (Tablo 2). Buradaki balıkların tamamı ekonomik öneme sahiptir (Geldiay ve Balık 1996). Tablo 2. Kurşunlu Şelalesi’nde Kemikli Balık Türleri ve Koruma Statüleri Familya Tür Türkçe Adı Endemizm Durumu Tehlike Kategorileri Populasyon Durumu Anguilidae Salmonidae Cyprinidae Anguilla anguilla (Linnaeus,1758) Salmo trutta macrostigma Dumeril, 1858 Capeota antalyensis Battalgil, 1944 Yılan Balığı Alabalık Siraz Bıyıklıbalık Endemik CE A2bd+4bd C DD Yaygın Yaygın Yaygın Sınıf: Amfibia (İki yaşamlılar) Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı sınırları içindeki iki yaşamlılara, daha çok Gelindüşen Pınarı, Gerdemeli Deresi ve Kalabaklı Çayının durgunlaştığı veya bitkili taşlık su kenarlarında, su taşkını veya yağmur sularıyla oluşmuş geçici sularda ve nemli taşlık alanlarda, az da olsa kaynak suları veya yakınında rastlanabilir. İkiyaşamlıların hayat faaliyetleri genelde suya bağımlıdır. Genelde ovipar (yumurta ile çoğalan omurgalılar) olan ikiyaşamlılar genellikle yumurtalarını doğal alanlara, su taşkını veya yağmur suları nedeniyle göllenmiş sulara bırakır veya su bitkilerine yapıştırırlar (Baran 1981, Baran 1998). Çoğunlukla karada yaşayanlar bile üreme zamanında yumurtalarını suya bırakırlar. Su ve sulak alanlar bu nedenlerle iki yaşamlıların varlıklarını sürdürmeleri açısından hayati öneme sahiptir. Tabiat Parkı sınırları içerisinde; 3 familyaya ait 3 ikiyaşamlı türünün yayılış gösterdiği ve bu türlerin hepsinin kuyruksuz kurbağa (Ordo: Anura) olduğu görülmektedir. Bulgularımıza göre; alanda yaşayan ikiyaşamlıların tüm Türkiye’de yayılış gösteren ikiyaşamlıların (Yaklaşık 30 tür) 1/10’unu oluşturduğu söylenebilir (Tablo 3). Alanda doğal olarak bulunduğu tespit edilen ikiyaşamlı türleri arasında yer alan Gece Kurbağası (Bufo viridis) Bern Sözleşmesi Koruma Listelerinden Ek-II’de, yani 13 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org “Mutlak Koruma Altındaki Türler” listesinde yer almaktadır. Geriye kalan İkiyaşamlı türleri ise Ek-III’de, yani “Koruma Altındaki Türler” listesinde yer almaktadır. IUCN tarafından hazırlanmış olan Avrupa Kırmızı Listesi (ERL)’nin 2008 yılında güncellemiş listeleri temel alınarak gerçekleştirilen çalışmalara göre faaliyet alanında kaydedilmiş olan ikiyaşamlı türlerinin tamamının “LC” (=Least Concern) yani “En Düşük Seviyede Tehlike Altında” kategorisinde yer aldıkları belirlenmiştir. Tablo 3. Kurşunlu Şelalesi’nde Belirlenen İkiyaşamlı Türleri ve Koruma Statüleri Familya Tür Adı Türkçe Adı Endemizm Durumu Tehlike Kategorileri Bufonidae Bufo viridis (Laurenti,1768) Gece Kurbağası - LC Hylidae Hyla arborea (Audoin,1827) Ağaç Kurbağası - LC Ranidae Pelophylax bedriagae Pallas,1771 Yeşil Kurbağa (Ova kurbağası) - LC Populasyon Durumu Nadir Küçük Populasyon Nadir Küçük Populasyon Yaygın Büyük Populasyon Koruma Statüleri II III III Sınıf: Reptilia (Sürüngenler) Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı sınırları içerisinde sürüngenlere çoğunlukla orman içi taşlık, kayalık, orman içi açıklık ve çalılık alanlar, ormanın bitimindeki açık, çalılık ve taşlık alanlar ile nadiren akarsu ve su kaynağı yakınlarında rastlanmıştır. Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı sınırları içinde şimdiye kadarki bulgularımıza göre; 10 familyaya ait 12 Sürüngen (Reptilia) türünün yayılış gösterdiği, bu miktarın ise tüm Türkiye’de yayılış gösteren Sürüngenlerin (yaklaşık 160 tür) 1/15’ini oluşturduğu söylenebilir. Alandaki tüm sürüngen türleri Bern Sözleşmesi Koruma Listelerinde Ek-II’de, yani “Mutlak Koruma Altındaki Türler” ve Ek-III’de, yani “Koruma Altındaki Türler” listesinde yer almaktadır (Tablo 4). IUCN tarafından hazırlanmış olan Avrupa Kırmızı Listesi (ERL)’nin 2008 yılında güncellemiş listeleri baz alınarak gerçekleştirilen çalışmalara göre faaliyet alanında kaydedilmiş olan sürüngen türlerinin 10 tanesinin “LC” (=Least Concern) yani “En Düşük Seviyede Tehlike Altında” kategorisinde, bir tanesinin de “VU” kategorisinde yer aldıkları belirlenmiştir. Tablo 4. Kurşunlu Şelalesi’nde Belirlenen Sürüngen Türleri ve Koruma Statüleri Familya Testudinidae Batoguridae Amphisbaenidae Agamidae Gekkonidae Scincidae Lacertidae Chamaeleontidae Typhlopidae Colubridae Tür Adı Testudo graeca (Linnaeus, 1758) Mauremys rivulata (Valenciennes 1833) Blanus strauchi (Bedriaga, 1884) Laudakia stellio (Linnaeus, 1758) Hemidactylus turcicus (Linnaeus, 1758) Ablepharus budaki (Bibron-Bory, 1833) imageAnatololacerta danfordi (Günther, 1876) Ophisops elegans (Menetries, 1832) Chamaeleo chamaeleon (Linnaeus, 1758) Typhlops vermicularis Merrem,1820 Dolichophis jugularis Linneaus, 1758 Eirenis modestus (Martin,1838) Türkçe Adı Endemizm Durumu Tehlike Kategorileri Populasyon Durumu Koruma Statüleri Tosbağa - VU Yaygın Küçük Populasyon II Çizgili Kaplumbağa - DD Orta Populasyon II Kör Kertenkele - LC Dikenli Kertenkele - LC Yarım Parmaklı Keler - LC İnce Kertenkele - LC Toros Kertenkelesi - LC Tarla Kertenkelesi - LC Bukalemun - LC Kör Yılan - LC Kara Yılan - LC Uysal Yılan - LC Nadir Küçük Populasyon Küçük Populasyon Küçük Populasyon Küçük Populasyon Küçük Populasyon Küçük Populasyon Nadir Küçük Populasyon Nadir Küçük Populasyon Nadir Küçük Populasyon Nadir Küçük Populasyon III III III III III II II Ek-III Ek-III Ek-III Sınıf : Aves (Kuşlar) Batı Akdeniz’deki sulak alanlar, her iki göç yolunda da uzun mesafeler kat eden kuşlar için 14 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org dinlenme ve beslenme bakımından son derece önemli konaklama alanlarıdır. Göç döneminin haricinde, özellikle sert geçen kış koşullarında iç bölgelerde yeterince besin bulamayan kuş türleri de bu tip alanları yoğunlukla kullanmaktadır (Erdoğan vd 2002, Aslan vd 2004). Bu kuşların birçoğu kıyı bandındaki sulak alanlarda üremekte ve dolayısıyla üreme bakımından bu alanlara bağımlıdırlar (Erdoğan vd 2002). Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı sınırları içinde kuşlara ormanlık alanlar, ormanlık içerisindeki açıklık alanlar, yerleşim alanları yakınları, şelale ve ırmak boyunca rastlamak mümkündür. Alanın doğal koşullarından kaynaklanan ekosistem zenginliği, bu alanın biyolojik çeşitliliğine ve özellikle de kuş çeşitliğine yansımıştır. Bölgede birbiri ile düzenli bir etkileşim bütünlüğü içinde farklı yaşam alanları dikkat çekmektedir. Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı sınırları içinde kuş türlerine yönelik yaptığımız arazi çalışması neticesinde 34 familyaya ait 88 kuş türünün yayılış gösterdiği görülmektedir (Tablo 5). Bu tür sayısı, Türkiye’deki tüm kuş tür sayısının (502 tür) %17,5’idir. Bu türlerden 27’si yerli (Y), 30’u yaz ziyaretçisi (YZ), 11’i kış ziyaretçisi (KZ)’dir. Diğer 20 tür ise yerli (Y) -kış ziyaretçisi (KZ)transit (T)- yaz ziyaretçisi (YZ) kategorilerinin ikili kombinasyonu şeklinde Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı sınırları içindeki alanı kullanmaktadır. Tablo 5. Kurşunlu Şelalesi’nde Belirlenen Kuş Türleri ve Koruma Statüleri Latince Adı PODICIPEDIDAE Tachybaptus ruficollis ARDEIDAE Türkçe Adı IUCN Bern Red-List Statü Populasyon Durumu Küç. Batağan LC III A.3.1 Y Küçük populasyon Ixobrychus minutus Cüce Balaban LC II A.2 T Nycticorax nycticorax Egretta garzetta Gece Balıkçılı Küç. Akbalıkçıl Büyük Akbalıkçıl Gri Balıkçıl LC LC II II A.3.1 A.3.1 T YZ Nadir küçük populasyon Küçük populasyon Küçük populasyon LC III A.3 YZ Küçük populasyon LC III A.3 Y Küçük populasyon Akleylek LC II A.3.1 T Küçük populasyon Çeltikçi LC II A.3.1 T Küçük populasyon Yılan Kartalı Atmaca Şahin LC LC LC III III III A.4 A.3 A.3 T Y KZ Küçük populasyon Küçük populasyon Küçük populasyon Kerkenez LC II A.2 Y Küçük populasyon Kumru Üveyik LC LC III III A.5 A.3.1 Y YZ Büyük populasyon Küçük populasyon Guguk LC III A.1.2 YZ Küçük populasyon Kukumav Ishakkuşu LC LC II II A.3 A.3 Y YZ Küçük populasyon Küçük populasyon Çobanaldatan LC II A.1.2 YZ Küçük populasyon Ebabil Akkarınlı Ebabil LC LC III II A.3.1 A.3.1 YZ YZ Küçük populasyon Küçük populasyon Yalı Çapkını LC II A.2 Y Küçük populasyon Arıkuşu LC II A.3.1 YZ Küçük populasyon Gökkuzgun NT II A.2 YZ Küçük populasyon İbibik LC II A.2 YZ Küçük populasyon Ardea alba Ardea cinerea CICONIDAE Ciconia ciconia THRESKIORNITHIDAE Plegadis falcinellus ACCIPITRIDAE Circaetus gallicus Accipiter nisus Buteo buteo FALCONIDAE Falco tinnunculus COLUMBIDAE Streptopelia decaocto Streptopelia turtur CUCULIDAE Cuculus canorus STRIGIDAE Athene noctua Otus scops CAPRIMULGIDAE Caprimulgus europaeus APODIDAE Apus apus Tachymarptis (Apus) melba ALCEDINIDAE Alcedo atthis MEROPIDAE Merops apiaster CORACIIDAE Coracias garrulus UPUPIDAE Upupa epops JYNGIDAE 15 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Latince Adı Jynx torquilla PICIDAE Dendrocopos syriacus ALAUDIDAE Galerida cristata Lullula arborea Alauda arvensis HIRUNDINIDAE Riparia riparia Delichon urbica Hirundo rustica Hirundo daurica Hirundo rupestris MOTACILLIDAE Anthus trivialis Anthus pratensis Motacilla flava Motacilla cinerea Motacilla alba PYCNONOTIDAE Pycnonotus xanthopygos CINCLIDAE Cinclus cinclus TROGLODYTIDAE Troglodytes troglodytes PRUNELLIDAE Prunella modularis TURDIDAE Erytropygia (Cercotrihas) galactotes Erithacus rubecula Luscinia megarhynchos Phoenicurus ochruros Phoenicurus phoenicurus Saxicola rubetra Saxicola torquata Oenanthe isabellina Oenanthe oenanthe Oenanthe melanoleuca Turdus merula Turdus philomelos SYLVIIDAE Cettia cetti Acrocephalus schoenobaenus Acrocephalus scirpaceus Acrocephalus arundinaceus Hippolais pallida Hippolais olivetorum Sylvia cantillans Sylvia melanocephala Sylvia rueppelli Sylvia hortensis Sylvia curruca Sylvia communis Sylvia borin Sylvia atricapilla Phylloscopus collybita Phylloscopus trochilus Türkçe Adı Boyunçeviren IUCN LC Bern II Red-List A.1.2 Statü YZ Populasyon Durumu Küçük populasyon Alaca Ağaçkakan LC II A.2 Y küçük populasyon Tepeli Toygar Orman Toygarı Tarlakuşu LC LC LC III III III A.3 A.3 A.4 Y KZ Y Büyük populasyon Küçük populasyon Büyük populasyon Kum Kırlangıcı Ev Kırlangıcı Kır Kırlangıcı Kızıl Kırlangıç Kırlangıç LC LC LC LC LC II II II II II A.5 A.3 A.5 A.3 A.5 YZ YZ YZ YZ KZ Büyük populasyon Büyük populasyon Büyük populasyon Küçük populasyon Küçük populasyon Ağaç İncirkuşu Çayır İncirkuşu Sarı Kuyruksallayan Dağ Kuyruksallayan Akkuyruksallayan LC LC II II A.3 A.3 YZ KZ Küçük populasyon Küçük populasyon LC II A.3.1 YZ Küçük populasyon LC II A.2 KZ Küçük populasyon LC II A.3.1 Y,YZ Küçük populasyon Arap Bülbülü LC II A.2 Y Büyük populasyon Derekuşu LC II A.3 Y Küçük populasyon Çitkuşu LC II A.3 Y Küçük populasyon Dağ bülbülü LC II A.1.2 KZ Küçük populasyon Çalı Bülbülü Kızılgerdan Bülbül Ev Kızılkuyruğu Bahçe Kızılkuyruğu Çayır Taşkuşu Taş Kuşu Boz Kuyrukkakan Kuyrukkakan Karakulak Kuyrukkakan Karatavuk Öter Ardıç LC LC LC LC II II II II A.3 A.3 A.2 A.2 YZ KZ YZ KZ Küçük populasyon Büyük populasyon Küçük populasyon Küçük populasyon LC II A.3 YZ Küçük populasyon LC LC II II A.3 A3 YZ KZ LC II A.3 YZ LC II A3 T Küçük populasyon Küçük populasyon Nadir küçük populasyon Küçük populasyon LC II A.2 YZ Küçük populasyon LC LC III III A.3 A.2 Y KZ Büyük populasyon Büyük populasyon Kamış Bülbülü Kındıra Kamışçını Saz Kamışçını Büy. Kamışçını Gri Mukallit Zeytin Mukallidi Bıyıklı Ötleğen Mask. Ötleğen Karaboğazlı Ötleğen Akgözlü Ötleğen Küç. Akgerdan. Ötleğen Akgerdanlı Ötleğen Boz Ötleğen Karabaş Ötleğen Cıvgın Söğüt Bülbülü LC II A.2 Y Küçük populasyon LC II A.2 YZ Küçük populasyon LC LC LC LC LC LC II II II II II II A.2 A.3 A.3 A.2 A.2 A.3 YZ YZ T T T Y Küçük populasyon Küçük populasyon Küçük populasyon Küçük populasyon Küçük populasyon Küçük populasyon LC II A.2 T Küçük populasyon LC II A.2 T Küçük populasyon LC II A.2 YZ Küçük populasyon LC II A.3 T Küçük populasyon LC II B.3 T Küçük populasyon LC II A.2 Y, T Büyük populasyon LC LC II II A.3.1 A.3.1 KZ, T T Büyük populasyon Büyük populasyon 16 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Latince Adı MUSCICAPIDAE Muscicapa striata Ficedula albicollis Türkçe Adı IUCN Bern Red-List Statü Populasyon Durumu Gri Sinekkapan Halkalı Sinekkapan LC II A.3 YZ Küçük populasyon LC II A.2 T Küçük populasyon LC II A.2 KZ Küçük populasyon LC II A.3.1 Y Büyük populasyon LC II A.3 Y Küçük populasyon LC II A.2 Y Küçük populasyon NT II A.2 Y Büyük Populasyon LC II A.3 T Küçük populasyon LC II A.2 YZ Küçük populasyon LC II A.2 YZ Küçük populasyon AEGITHALIDAE Aegithalos caudatus Uzun Kuyruklu Baştankara PARIDAE Parus major Parus ater Parus caeruleus Büyük Baştankara Cam Baştankara Mavi Baştankara SITTIDAE Sitta krueperi Anadolu Sıvacısı LANIIDAE Lanius collurio Lanius senator Lanius nubicus Kızılsırtlı Örümcekkuşu Kızılbaşlı Örümcekkuşu Maskeli Örümcek kuşu CORVIDAE Garrulus glandarius Alakarga LC A.3.1 Y Büyük populasyon Corvus cornix Leş Kargası LC III A.5 Y Büyük populasyon PASSERIDAE Passer domesticus Ev Şerçesi LC A.5 Y Büyük populasyon FRINGILLIDAE Fringilla coelebs İspinoz LC III A.4 Y Büyük populasyon Carduelis chloris Florya LC II A.3 Y Büyük populasyon Carduelis carduelis Saka LC II A.3.1 Y Büyük populasyon Serinus serinus Kanarya LC III A.3.1 Y Büyük populasyon Tabloda verilen kısaltmalar ve konu ile ilgili açıklamalar: Kiziroğlu (2008)’na göre Türkiye Kuşları Red Data Book (RDB- Kırmızı Liste)- Uluslar arası Doğal Hayatı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN)- ve Birdlife International (BIE) Kriterleri aşağıda verilmiştir: * Türkiye Kuşları RDB kriterleri: “A grubu”na giren türler, ya tam yıllık kuş türü olup yerli ya da yaz göçmeni; yani kuluçkaladıktan sonra Türkiye’yi terk eden göçmen türlerden oluşur. A.1.2= Bölgede 13 tür yer almaktadır ve bu kriterde yer alan türlerin nüfusları Türkiye genelinde çok azalmıştır. İzlendikleri bölgelerde 1 birey-10 çift (=1-20 birey) ile temsil edilirler. Bu türlerin soyu büyük ölçüde tükenme tehdidi altında olduğu için, Türkiye genelinde mutlaka korunmaları gereken türlerdir. A.2= Bölgede 43 tür yer almaktadır ve bu kriterde yer alan türlerin sayıları, gözlendikleri bölgelerde 11-25 çift (22-50 birey) arasında değişir. Bunlar önemli ölçüde tükenme tehdidi altındadır. Tükenme baskısı günümüzdeki gibi sürerse, mutlak tükenmeyle karşı karşıya kalacak olan türlerdir. A.3= Bölgede 50 tür yer almaktadır ve bu kriterdeki türlerin Türkiye genelindeki nüfusları, gözlendikleri bölegelerde genel olarak 26-250 çift (52-500 birey) arasında değişir. Bunlar da tükenebilecek duyarlıkta olup, vahşi yaşamda soyu tükenme riski yüksek olan türlerdir. A.3.1= Bölgede 19 tür yer almaktadır ve bu kriterdeki türlerin populasyonlarında, gözlendikleri bölgelerde azalma vardır. Bu türlerin nüfusu da 251-500 çift (502-1000 birey) arasında değişir. Gözlendikleri bölgelerde eski kayıtlara göre, azalma olan türlerdir. A.4= Bölgede 8 tür yer almaktadır ve bu kriterdeki türlerin IUCN ve ATS ölçütlerine göre yoğunlukları, gözlendikleri bölgelerde henüz tükenme tehdidi altına girmemiş olmakla birlikte, populasyonlarında lokal bir azalma olup, zamanla tükenme tehdidi altına girmeye adaydırlar. Bu türlerin populasyonları gözlendikleri bölgelerde 501-5000 çift (=1002-10 000 birey), arasında değişir. A.5= Bölgede 19 tür yer almaktadır ve bu kriterdeki türlerin gözlenen populasyonlarında henüz azalma ve tükenme tehdidi gibi bir durum söz konusu değildir. “B grubu”na giren türler ya kış ziyaretçisi ya da transit göçerdir. B.3= Bölgede 6 tür tespit edilmiştir ve bu kriterdeki türlerin Türkiye genelindeki nüfusları gözlendikleri bölgelerde genel olarak 26-250 çift (52-500 birey) arasında değişir. Bu türler de tükenebilecek duyarlıkta olup vahşi yaşamda soyu tükenme tehlikesi büyük olan türlerdir. B.3.1= Bölgede 2 tür tespit edilmiştir ve bu kriterdeki türlerin populasyonlarında gözlendikleri bölgelerde azalma vardır. Türkiye genelindeki nüfusları 251-500 çift (502-1000 birey) arasında değişir. B.4= Bölgede 2 tür tespit edilmiştir ve bu kriterdeki türlerin populasyon yoğunlukları, gözlendikleri bölgelerde henüz tükenme tehdidi altına girmemiş olmakla birlikte, populasyonlarında bir azalma vardır. Bunlar zamanla tükenme tehditi altına girmeye aday türlerdir. B.5= Bölgede 2 tür tespit edilmiştir ve bu kriterdeki türlerin gözlenen populasyonlarında henüz bir azalma ve tükenme tehdidi gibi bir durum söz konusu değildir. ** Uluslar arası Doğal Hayatı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN) kriterleri: IUCN kırmızı listesi, biyolojik çeşitliliğin durumu ile ilgili en geçerli rehber olarak kabul edilmektedir. VU (vulnerable- Hassas, zarar görebilir): Bölgede bu kriterde yer alan 1 tür (Küçük kerkenez- Falco naumanni) tespit edilmiştir. Vahşi yaşamda soyu tükenme tehlikesi yüksek olan türdür. 17 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org NT (near threatened): Bölgede bu kriterde yer alan 5 tür tespit edilmiştir. Bu kriterdeki türler şu anda tehlikede olmayan fakat yakın gelecekte VU- vulnerable (Hassas, Zarar Görebilir, Vahşi yaşamda soyu tükenme tehlikesi büyük olan türler), ENendangered (Vahşi yaşamda soyu tükenme tehlikesi çok büyük olan türler) veya CR- critically endangered (Vahşi yaşamda soyu tükenme tehlikesi had safhada olan türler) kategorisine girmeye aday olan türlerdir. LC: (least concern): Çalışmada 157 tür bu kriterdedir. En düşük derecede tehdit altında olan bu türler yaygın bulunan türlerdir. *** Birdlife International (BIE) Kriterleri: SPEC I: Bölgede bu kriterde 4 tür (Pasbaş Pakta- Aythya nyroca, Bozkır delicesi- Circus macrourus, Küçük kerkenez- Falco naumanni, Bıldırcın kılavuzu- Crex crex) tespit edilmiştir. Bu kritere göre türler küresel ölçekte koruma önceliği olan Avrupa türleridir. SPEC II: Bölgede 21 tür tespit edilmiştir. Küresel populasyonu ya da dağılımı Avrupa’da yoğunlaşan türler olup “Kesin Koruma Altına” olan türlerdir. SPEC III: Bölgede 48 tür tespit edilmiştir. Küresel populasyonu ya da dağılımı Avrupa’da yoğunlaşmayan ama küresel durumunun kötü olmasından dolayı “Koruma Altında” olan türlerdir. SPEC IV: Bölgede 83 tür bu kriterdedir. Küresel populasyonu ya da dağılımı Avrupa’da yoğunlaşan türler olup populasyonları henüz kritik durumda değildir. SPEC V: Bölgede 5 tür bu kriterdedir. Küresel populasyonu ya da dağılımı Avrupa’da yoğunlaşan türler olup populasyonları henüz kritik durumda değildir. **** MAK: Merkez Av Komisyonu Koruma Statüleri Sınıf: Mammalia ( Memeliler) Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı sınırları içerisinde memelilere ağaçlık alanlar, çalılıklar, alt örtüsü zengin orman alanları, orman içi su kenarlarındaki bodur ağaçlar ve çalılıklar arasında, orman içi ve büyük kayalıklar, mağara, oyuk ve çürümekte olan vejatasyon içinde, sık ve alçak gramine vejetasyonu içinde ile orman sınırının dışındaki açık alanlarda rastlanmıştır. Gerek söz konusu araştırmalara ilişkin literatür çalışması, gerekse arazide yapılan gözlemlerde Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı sınırları içindeki bulgularımıza göre; 13 familyaya ait 22 memeli türünün yayılış gösterdiği saptanmıştır. Bu da tüm Türkiye’de yayılış gösteren memeli türlerinin (yaklaşık 160 tür) 1/14’ünü oluşturmaktadır. Bunlardan 2’si böcekçil (Ordo: Insectivora), 6’sı yarasa (Ordo: Chiroptera), 1’i tavşan (Ordo: Lagomorpha), 5’i kemirici (Ordo: Rodentia), 6’sı etçil (Ordo: Carnivora) ve 1’ı çifttoynaklı (Ordo: Artiodactyla) türüdür (Tablo 6) Tablo 6. Kurşunlu Şelalesi’nde Belirlenen Memeli Türleri ve Koruma Statüleri Familya Tür Adı Türkçe Adı Endemizm Durumu Tehlike Kategorileri Populasyon Durumu Koruma Statüleri (Bern/RDB) Erinaceidae Erinaceus concolor Martin, 1838 Kirpi - LC Küçük populasyon - /A1 - LC Küçük populasyon III/A1 - LC Büyük populasyon II/A1 - LC Küçük populasyon II/A1 - NT Büyük populasyon II/A2 - LC Büyük populasyon III/A1 - LC Büyük populasyon II/A1 - LC Küçük populasyon II/A1 Soricidae Rhinolophidae Crocidura suaveolens (Pallas,1811) Rhinolophus ferrumequinum (Schreber,1774) Rhinolophus hipposideros (Bechstein, 1800) Rhinolophus euryale Blassius,1853 Pipistrellus pipistrellus (Schreber, 1774) Bataklık Sivrifaresi Büyük Nalburunlu Yarasa Küçük Nalburunlu Yarasa Akdeniz Nalburunlu Yarasa Cüce Yarasa Myotis myotis (Borkhausen, 1797) Akdeniz geniş kanatlı yarasası Fare Kulaklı yarasa Leporidae Lepus europaeus Pallas,1778 Yabani Tarla Tavşanı - LC Büyük populasyon III/A1 Sciuridae Sciurus anomalus Güldenstaedt, 1785 Anadolu Sincabı - LC Büyük populasyon II/A1 Vespertilionidae Eptesicus bottae (Peters,1869) 18 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Arvicola terrestris (Linnaeus, 1758) Su Sıçanı - LC Küçük populasyon -/A1 Apodemus mystacinus (Danford and Alston,1877) Kayalık Faresi - LC Büyük populasyon -/A1 Ev Faresi - LC Büyük populasyon - Ev Sıçanı - LC Büyük populasyon - Oklu Kirpi - LC Nadir küçük populasyon -/A1 Kızıl Tilki - LC Büyük populasyon -/A1 Gelincik - LC Küçük populasyon III/A1 Ağaç Sansarı - LC Küçük populasyon III/A1 Martes foina (Erxleben, 1777) Kaya Sansarı - LC Küçük populasyon III/A1 Meles meles (Linnaeus, 1758) Porsuk - LC Küçük populasyon III/A1 Felidae Lynx caracal Karakulak=St ep Vaşağı - LC Nadir küçük populasyon -/A1 Suidae Sus scrofa Linnaeus, 1758 Yaban Domuzu - LC Büyük populasyon -/A1 Arvicolidae Muridae Hystricidae Canidae Mustelidae Mus macedonicus Petrov and Ruzıc, 1982 Rattus rattus (Linnaeus, 1758) Hystrix indica Kerr, 1792 Vulpes vulpes Linnaeus, 1758 Mustela nivalis Linnaeus, 1766 Martes martes (Linnaeus, 1758) 4. TARTIŞMA ve SONUÇ Akdeniz Bölgesi içerisinde yer alan Antalya ili zengin sulak alan potansiyeliyle dikkat çekmektedir. Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı ve alandaki su kaynakları Antalya’nın sulak alanlarının sadece bir bölümüdür. Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı çok zengin biyolojik çeşitliliği, eşsiz doğası ve topoğrafik yapısı nedeniyle ulusal ve uluslararası birçok ziyeretçinin ilgisini çeken önemli bir sulak alandır. Floral anlamda birçok ekonomik önemi olan ve endemik bitkiyi, faunal anlamda zengin bir tür çeşitliğini bünyesinde barındıran bu eşsiz sulak alanın dikkatli ve özenli planlama-uygulama-kontrol süreçleriyle yerli ve yabancı ziyaretçilere tanıtılmasıyla, Antalya’nın zengin sulak alan potansiyeli gün yüzüne çıkarılabilecektir. 5. KAYNAKLAR Alçıtepe, E., Sümbül, H. 2003. Contributions to the flora of Termessos National Park-Antalya (Türkiye). Bulletin of Pure and Applied Sciences. Vol. 22B (No.1): 29-46. Baytop, T. 1994. Türkçe Bitki Adları Sözlüğü. Türk Tarih Kurumu Basımevi. 508 sayfa. Ankara. Baran, İ. Kuzey Ege Denizi, Marmara Denizi ve Karadeniz'deki Adalarımızın Herpetofaunasının Taksonomik ve Ekolojik Araştırılması, Doğa Bilim Dergisi, Tübitak 5: 155-162, (1981). Baran, İ. Atatür, M., K. Türkiye Herpetofaunası. T.C. Çevre Bakanlığı Yayınları., Ankara 214 ss. (1998). (ISBN: 975-7347-38-8) Başoğlu, M. Baran, İ., Türkiye Sürüngenleri, Kısım l, Kaplumbağa ve Kertenkeleler, Ege Üniv. Fen Fak. Kitaplar serisi Bornova İzmir NO.76: 1-272, (1977). Başoğlu, M., Baran, İ. Türkiye Sürüngenleri, Kısım II, Yılanlar, Ege Üniv. Fen Fak. Kitaplar serisi Bornova İzmir No. 80: 1-218, (1980) Çevre Bakanlığı, 1991 . 2000'li Yıllara Doğru Çevre. T.B.M.M. Çevre Araştırma Komisyonu Raporu (10/15): 191-209. ANKARA Çinbilgel, İ. 2005. Altınbeşik Mağarası Milli Parkının (İbradı-Akseki/Antalya) Flora ve Vejetasyonu. Akdeniz Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi. 237 ss. Antalya. Davis, P.H. 1965-1985. Flora of Turkey and the East Aegean Islands. Vol :1-9, Edinburgh Univ. Press, Edinburgh. Davis, P.H. Mill R.R and Tan, K. 1988. Flora of Turkey and the East Aegean Islands. Vol:10, 19 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Edinburgh Univ. Press, Edinburgh. Deniz, İ.G., Sümbül, H. 2004. Flora of the Elmalı Cedar Research Forest (Antalya/Turkey) Turk. J. Bot., 28: 529-555. Erdoğan, A., Öz, M., Sert, H., Tunç, M.R. (2002a): Antalya Yamansaz Gölü ve Yakın Çevresinin Avifaunası ve Herpetofaunası. Ekoloji Çevre Dergisi, Cilt 10, sayı 43: 33-39. Erdoğan, A, Sert, H., Tunç, M.R.( 2002b): Finike ve Çevresinin Kuş Faunası. Tabiat ve İnsan 36: 1, 30-40. Geldiay, R., Balık,S.1996. Türkiye Tatlısu Balıkları, Ege Üniversitesi Yayınları No:46 İZMİR 532 s. Göktürk, R.S., Sümbül, H. 1997. Flora of Antalya City, Tr.J.of Botany, 21: 341-378. Göktürk, R.S. Manavgat-İbradı (Antalya) Arası Florası Üzerine Bir Araştırma” Akdeniz Üniversitesi Araştıma Projeleri No 2006.02.0121.011. Güner, A., Özhatay, N., Ekim, T., Başer, K.H.C. 2000. Flora of Turkey and the East Aegean Islands. Vol: 11. Edingburg Univ. Press, Edinburgh. Ölçer, S., 1989. Ülkemizdeki Doğal Çevre ve Ekosistemler T.O.K. Dergisi 42 : 26, ANKARA. Peşmen, H., 1980. Olympos-Beydağları Milli Parkı Florası, Ankara: TBAG-335. Sümbül, H., Erik, S. 1988-a. Taşeli Platosu I. Turk J Bot 12: 175-205. Sümbül, H., Erik, S. 1988-b. Taşeli Platosu II. Turk J Bot 12: 254-322. Sümbül, H., Erik, S. 1990-a.Taşeli Platosu III. Hacettepe Üniv. Fen ve Mühendislik Bilimleri Dergisi 11: 1-38. Sümbül, H., Erik, S. 1990-b.Taşeli Platosu IV. Hacettepe Üniv. Fen ve Mühendislik Bilimleri Dergisi 11: 61-120. Wilson, D. E., and D. M. Reeder (eds). 2005. Mammal Species of the World. Johns Hopkins University Press, 2,142 pp. (Available from Johns Hopkins University Press, 1-800-537-5487 or (410) 516-6900 http://www.press.jhu.edu/.) 20 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Ankara Civarında Bulunan Kurusarı ve Kösrelik Göletlerine İlişkin Limnolojik Etütler Özden FAKIOĞLU, Akasya TOPÇU, Nilsun DEMİR Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Su Ürünleri Mühendisliği Bölümü, 06110, Dışkapı / ANKARA ÖZET Göletler, doğal veya yapay setlerin ardında biriken suların oluşturduğu, alanı göl veya baraj göllerinden küçük durgun su kütleleridir ve biyoçeşitlilik açısından zengin habitatlar oluşturmaktadır. Ülkemizde yaklaşık 15 000 ha alan kaplayan çok sayıda gölet olmakla birlikte, göletlerin limnolojik durumuna ilişkin yeterli veri bulunmamaktadır. Göletler de göller gibi, ötrofikasyon ve sığlaşma gibi bazı tehditler altındadır. Göletlerin sürdürülebilir kullanımı için ilk adım, sucul sistemin limnolojik özelliklerinin ortaya konmasıdır. Bu çalışmada, Ankara İli sınırları içinde bulunan iki göletin (Kurusarı Göleti-Pursaklar İlçesi, Kösrelik Göleti-Keçiören İlçesi) bazı su kalite parametreleri, plankton kompozisyonu ve sucul bitki biyokütlesi gibi limnolojik özellikler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırmada sunulan veriler göletlere ilişkin ön çalışma sonuçlarıdır. Sulama amaçlı olarak inşa edilen Kurusarı Göleti’nin ortalama derinliği 1,25 m, yüzey alanı ise yaklaşık olarak 2,1 hektardır. Göletin çevresinde Typha angustifolia ve Phragmites australis türlerinin oluşturduğu bir alan bulunmaktadır ve bu alanla birlikte göletin toplam yüzey alanı 5,7 hektara ulaşmaktadır. Kösrelik Göleti’nin ise ortalama derinliği 5 m ve yüzey alanı 8 ha olarak ölçülmüştür. Kösrelik Göleti, Nisan ayında, Kurusarı Göleti ise Kasım ayında, incelenmiştir. Göletlerin çözünmüş oksijen, pH, amonyum-azotu ve nitrat-azotu açısından 1. sınıf (temiz sular) su kalitesinde tespit edilmiştir. Ancak göletlerde organik kirlenme indikatörü organizmaların bulunması göletlerin ötrofikasyon tehlikesi altında olduğunu göstermektedir. Bu araştırmada elde edilen sonuçlar göletlerin sürdürülebilir yönetimi için düzenli izleme programlarının kullanımının kaçınılmaz olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Kösrelik Göleti, Kurusarı Göleti, fitoplankton, zooplankton, azot fraksiyonları, fosfor fraksiyonları ABSTRACT Ponds are stagnant water bodies which are smaller than lakes or dams providing habitats rich in biodiversity are accumulated by artifical or natural barriers. Inspite of many ponds covering 15 000 ha surface area in our country, there were no sufficient limnological data available. Ponds are threatened by eutrophication and decreasing in water level as in lakes. The first step for sustainable use of aquatic systems should be determining limnological characteristics.of these systems. In this study, some water quality parameters, such as phytoplankton composition and limnological features in terms of aquatic plant biomass in the two ponds (Kurusarı Pond-Pursaklar Municipality, Kösrelik Pond-Kecioren Municipality) within the province of Ankara were investigated. The data presented in this study is preliminary results of ponds. The mean depth of Kurusarı Pond which was constructed for irrigation was measured as 1.25 m and the average surface area was as 2.1 ha. The pond was surrounded by Typha angustifolia and Phragmites australis and total area concerning these macrophytes of Kurusarı Pond is 5.7 ha. The mean depth and the surface area of Kösrelik Pond were measured as 5 m and 8 ha, respectively. Kösrelik Pond and Kurusarı Pond were investigated in April and November, respectively. Water quality of the ponds were categorized as 1. class by means of dissolved oxygen, pH, ammoniumnitrogen and nitrate-nitrogen. However, the occurrence of indicator organisms for organic pollution in these ponds pointed out the eutrophication threat. Results gathered from this study are suggesting that regular monitoring programs are mandatory in sustainable management of ponds. 1. GİRİŞ Göletler, baraj göllerinden küçük, havuzlardan büyük su toplanan alanlardır. Göletler doğal olabileceği gibi, suyun bir çukurda veya sedde arkasında biriktirilmesi ile yapay olarak da oluşturulabilir. Barajlar ve göletler, elektrik üretimi, içme suyu temini, sulama, balıkçılık, sel kontrolü ve rekreasyon amacı ile inşa edilirler (Mason 1991). Baraj gölleri ve göletler limnolojik olarak akarsu ile durgun su özellikleri arasında bulunurlar. Baraj göllerinin akarsu kaynağına yakın, besin maddeleri ve 21 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org bulanıklığın yüksek olduğu kısmı akarsu bölgesi, seddeye yakın ve bulanıklığın azaldığı kısım göl bölgesi ve her iki bölge arasındaki kısım geçiş bölgesi olarak isimlendirilir (Wetzel ve Likens 1991). Baraj gölleri, göletler ile sığ göller ekolojik ve rekreasyonel açıdan oldukça önemli olmakla beraber, çoğu ötrofikasyon veya kuruma tehlikesi altındadır. Bu nedenle ötrofikasyon ve kuruma tehlikesinin yanında kimyasal kontaminasyon, çeşitlilik kaybı gibi ortaya çıkan sorunlarla mücadele etmek için gerekli restorasyon tedbirleri uygulanmalıdır. Göletlerin ekolojik olarak iyileştirilmesinde atılacak ilk adım biyolojik topluluklarının yapısını analiz ederek, durumlarını ortaya koymaktır (Castro et al. 2005). Bu araştırma, rekreasyon amacıyla kullanılması planlanan Kurusarı ve Kösrelik Göletlerine ilişkin bir ön çalışma olarak planlanmış ve bazı su kalite parametreleri, plankton biyokütlesi ve sucul bitki kompozisyonu gibi limnolojik özelliklerin ortaya konması amaçlanmıştır. Bu bağlamda elde edilen veriler, ileride yapılması planlanan rekreasyonel düzenlemelerin gölet ekosistemleri üzerindeki olası etkilerinin değerlendirilmesi ve söz konusu sulak alanların sürdürülebilir yönetimi açısından katkı sağlayacaktır. 2. MATERYAL VE METOD 2.1. Araştırma Yeri Kurusarı Göleti Kurusarı Göleti, Ankara İli Pursaklar İlçesi’nde Saray’a 3 km mesafede Kurusarı Köyü yolu yakınında bulunmaktadır. Gölet homojen dolgu tipinde olup, 1967 yılında sulama amacıyla inşa edilmiştir. Göletin çevresinde sazlıkların oluşturduğu bir sulak alan bulunmaktadır ve bu alanla birlikte göletin toplam yüzey alanı 5,7 hektara ulaşmaktadır. Göletin depolama hacmi 0,45 hm 3, sulama alanı ise brüt 40 hektardır. Kurusarı Göleti ve örnek alınan noktaların lokasyonu Şekil 1’de verilmiştir. Kösrelik Göleti Kösrelik Göleti, Ankara İli’ne 80 km Çubuk İlçesi’ne 38 km mesafede bulunan Ulu Dere üzerindedir. Gölet homojen dolgu tipinde olup, 1968 yılında sulama amacıyla inşa edilmiştir. Depolama hacmi 0,25 hm 3’tür ve sulama alanı brüt 28 hektardır. Kösrelik Göleti ve örnek alınan istasyonlar Şekil 1’de verilmiştir. 2.2. Örneklerin Alınması Kurusarı Göleti’nde belirlenen göleti temsil edecek üç noktadan 12 Kasım-2010 tarihinde, Kösrelik Göleti’nde ise 4 noktadan 21 Nisan-2010 tarihinde örnekler alınmıştır. Su örnekleri Ruttner su örnek alıcısı ile, plankton örnekleri ise plankton kepçesi ile alınmıştır. Daha sığ olan Kurusarı Göleti, sualtı bitkilerce zengin olduğundan makrofitler 30 cm çapında bir burgu ile alınmıştır. Kösrelik Göleti’nden sualtı bitkisi alınmamıştır. Göletlerde belirlenen istasyonlarda su sıcaklığı ve çözünmüş oksijen (YSI oksijenmetre), pH (YSI pHmetre) ve elektrik iletkenliği (YSI-EC 300 model kondüktivitemetre) yerinde ölçülmüştür. 2.3. Su Kalite Parametreleri Su kalite parametrelerinden toplam sertlik, indikatör olarak eriochrom yanında EDTA ile kompleksimetrik titrasyon yöntemi ile belirlenmiştir (APHA 1995). Amonyak azotu, amonyum iyonunun bazik ortamda Nessler reaktifi ile vermiş olduğu sarı rengin derişimine bağlı renk şiddetinin spektrofotometrede (UV-1201V Shimadzu) 425 nm dalga boyunda ölçülmesiyle saptanmıştır (APHA 1995). Toplam amonyak-azotu ve amonyum değerlerinin 22 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org belirlenmesinde Lawson’in (1995) belirttiği dönüşüm faktörleri kullanılmıştır. Nitrit azotu, örnekteki nitrit iyonları ile sülfanilik asidin diazolanması sonucu oluşan diazo bileşiğinin alfa naftilamin ile verdiği kırmızı renk kolorimetrik olarak spektrofotometre yardımı ile 520 nm dalga boyunda ölçülmesiyle saptanmıştır (APHA 1995). Nitrat azotu, örnekteki nitrat iyonları ile brucine arasındaki reaksiyon sonucu oluşan sarı renk kolorimetrik olarak spektrofotometre yardımı ile 420 dalga boyunda ölçülmüştür (APHA 1995). Toplam fosfor ve toplam ortofosfat (TF, TO) derişimleri ise İlk kademede (sindirme işlemi) persülfatla parçalama tekniği kullanılarak parçalamayı takiben serbest hale geçen ortofosfatın, askorbik asit metodu ile tayin edilmiştir (APHA 1995). Klorofil a tayini, bir litrelik su örneklerinin süzüldüğü WHATMAN GF/C kağıtlarının 3-4 saat bekletildikten sonra parçalanması, bir gece 10 ml % 90’lık asetonda bekletilmesi, santrifüjlenmesi ve ekstraktın optik yoğunluğunun 630, 645 ve 665 nm dalga boylarında spektrofotometrede okunmasıyla yapılmıştır (Strickland ve Parsons 1972). N N 3 4 1 1 3 2 2 Şekil 1. Kurusarı Göleti ve Kösrelik Göleti’nde örnek alınan noktalar 2.4. Fitoplanktonun İncelenmesi Su örnekleri, fitoplankton yoğunluğuna göre, 5 ve 10 ml’lik ölçü silindirlerine konmuş, Lugol çözeltisi damlatılarak fitoplankton çöktürüldükten, sonra sayım hücrelerinde inverted mikroskop kullanılarak sayılmıştır (Lund et al. 1958). Su örnekleri, WHATMAN GF/C kağıtlarından süzülmüş ve hazırlanan preparatlar binoküler mikroskop yardımıyla incelenmiştir. Diatomlar, Lugol çözeltisi damlatılarak çöktürülen su örneklerinin, eşit hacimde nitrik ve sülfürik asitle kaynatılması ve asitin yıkamayla giderilmesinden sonra binoküler mikroskopta incelenmesiyle teşhis edilmişlerdir (Round 1953). Fitoplanktonun teşhisinde ilgili kaynaklardan yararlanılmıştır (Huber-Pestalozzi 1942, 1950; Lind ve Brook 1980; Komarek ve Fott 1983, Popovski ve Pfiester 1990, John et al. 2002). 2.5. Zooplanktonun İncelenmesi Plankton kepçesi ile süzülen zooplankton örnekleri, 250 ml’ lik örnek toplama kaplarında, % 4’lük formaldehitle fikse edilerek laboratuara getirilmiştir (Edmondson and Winberg 1971, Mc Cauley 1984, Tanyolaç 2006). Zooplankton teşhislerinde Edmondson (1959), Harding and Smith (1974), Kolisko (1974), Smirnov (1974), Koste (1978) ve Smith (2001)’e ait teşhis anahtarları kullanılmıştır. 23 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org 2.6. Sucul Makrofitlerin İncelenmesi Kurusarı Göleti’nde sucul makrofit örnekleri, bitkilere yapışan artıklar, algler ve dipten gelen çamur tabakasının temizlenmesi için yıkanmıştır. Bitkiler laboratuara getirildikten sonra lup, stereomikroskop ve binoküler mikroskop kullanılarak teşhisleri yapılmıştır (Prescott 1973, Casper ve Krausch 1980, 1981). Yaş ağırlığı ölçülen bitkilerden alınan alt örnekler darası alınmış kaplara konarak 105oC’da 24 saatte kurutulmuş ve desikatörde soğutulduktan sonra kuru ağırlıkları belirlenmiştir (Wetzel ve Likens 1991). 3. BULGULAR ve TARTIŞMA 3.1. Su Kalitesi Kurusarı Göleti’nde ölçüm yapılan noktalarda su derinliği 0,5 ile 2,0 m arasında değişmiş, ortalama derinlik 1,25 m olarak ölçülmüştür. Su sıcaklığı ve çözünmüş oksijen değerleri ise sırasıyla o 10,0-10,9 C ve 8,8 – 14,9 mg/l arasında ölçülmüştür (Çizelge 1). Secchi derinliği ortalama 55 cm olarak belirlenmiş, elektrik iletkenliği, 664-710 µmhos/cm arasında, pH ise 8,2 – 8,8 olarak saptanmıştır. Gölette tespit edilen toplam sertlik değerleri ise 28-39 mg/l CaCO 3 arasında bir değişim göstermiştir. Araştırma periyodunca Kurusarı Göleti’nde ortalama amonyak azotu derişimi 0,23 mg/l, nitrit azotu 0,11 mg/l, nitrat azotu 0,01 mg/l, toplam fosfor derişimi 0,26 µg/l ve ortofosfat derişimi ise 0,18 µg/l olarak saptanmıştır. Kösrelik Göleti’nde ölçüm yapılan noktalarda su derinliği 4 ile 6 m arasında değişmiş, ortalama derinlik 5 m olarak bulunmuştur. Su sıcaklığı ve çözünmüş oksijen değerleri ise sırasıyla 14,6-15,4 o C ve 12,16 – 13,82 mg/l arasında ölçülmüştür (Çizelge 1). Secchi derinliği en düşük 0,7 m, en yüksek 1 m olarak belirlenmiş, elektrik iletkenliği, 303-375 µmhos/cm arasında ölçülmüş, pH ise 8,28 – 8,37 olarak saptanmıştır. Toplam sertlik değerleri ise 17-18,6 mg/L CaCO 3 arasında bir değişim göstermiştir. Gölette ortalama amonyak derişimi 0,04 mg/l, nitrit azotu 0,002 mg/l, nitrat azotu 0,011 mg/l, toplam fosfor derişimi 0,54 µg/l ve ortofosfat derişimi ise 0,25 µg/l olarak bulunmuştur. Çizelge 1. Kurusarı ve Kösrelik Göletleri’nde bazı su kalite parametrelerinin istasyonlara bağlı değişimi İstasyonlar o Sıcaklık ( C) 1 14,9 Derinlik (m) 4 Secchi Derinliği (m) KÖSRELİK GÖLETİ 2 3 14,8 15,4 4,5 6 4 14,6 KURUSARI GÖLETİ 1 2 3 10,0 10,4 10,9 5,5 2 0,5 1,25 0,8 0,8 0,7 1 0,65 0,5 0,70 Çözünmüş Oksijen (mg/l) 13,82 12,87 12,16 12,18 8,8 14,9 9,0 pH 8,28 8,35 8,36 8,37 8,2 8,8 8,2 EC (µmhos/cm) 375 303 314 328 664 710 704 Toplam sertlik (mg/L CaCO3) 17 17,5 17,8 18,6 39 30 28 Amonyak azotu (mg/l) 0,04 0,04 0,04 0,035 0,21 0,27 0,21 Nitrat azotu (mg/l) 0,011 0,011 0,011 0,011 0,01 0,01 0,01 Nitrit azotu (mg/l) 0,001 0,004 0,001 0,001 0,08 0,16 0,09 Toplam Fosfor (µg/l) 0,60 0,56 0,38 0,61 0,26 0,27 0,24 Ortofosfat (µg/l) 0,22 0,30 0,19 0,27 0,18 0,18 0,17 0,13 0,06 2,54 2,41 4,3 4,8 6,9 3 Klorofil a (mg/m ) Kösrelik ve Kurusarı Göletlerinin su sıcaklığı, ılıman iklim koşullarında bulunan sular için beklenen mevsimsel değişimi göstermiştir. Kösrelik Göleti ve Kurusarı Göleti çözünmüş oksijen 24 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org açısından Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği’ne göre (Anonim 2004), 1. sınıf (temiz sular) su kalitesindedir. Kurusarı Göleti’nde aşırı bitki gelişimi göz önüne alındığında, gece solunum nedeniyle çözünmüş oksijenin yüksek oranda düşebileceği düşünülmektedir. Kösrelik Göleti, pH değeri açısından Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği’ne göre (Anonim 2004), 1-2. sınıf (temiz-az kirli) su kalitesinde iken, Kurusarı Göleti, 1. sınıf (temiz sular) su kalitesindedir. Kösrelik Göleti, amonyum azotu, nitrit azotu ve nitrat azotu açısından ise Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği’ne göre (Anonim 2004) 1. sınıf (temiz sular) su kalitesindedir. Kurusarı Göleti, amonyum azotu ve nitrat azotu açısından 1. sınıf (temiz sular), nitrit azotu açısından ise 3. sınıf (kirli sular) su kalitesindedir. Göletlerin lokalize olduğu alanların birbirine yakın olması ve jeomorfolojik özellikleri (kireç taşınca zengin) dikkate alındığında, her iki gölet de orta sert sular sınıfına girmektedir. Kösrelik Göleti, Nisan ayında ölçülen ortalama Secchi derinliğine göre ötrofik, ortalama klorofil a derişimi ve ortalama toplam fosfor değerlerine göre oligotrofik koşulları işaret etmektedir. Kurusarı Göleti’nde Kasım ayında ortalama Secchi derinliği ve toplam fosfor derişimine göre göletin besin seviyesi ötrofik, ortalama klorofil a derişimine göre ise mezotrofik koşulları göstermektedir. 3.2. Fitoplankton Kurusarı Göleti’nde, Bacillariophyta divizyonundan 9, Chlorophyta divizyonundan 8, Cryptophyta divizyonundan 3, Cyanobacteria divizyonundan 6 ve Euglenophyta divizyonundan 1 olmak üzere toplam 27 fitoplankton cins ve tür düzeyinde teşhis edilmiştir. Fitoplankton içinde Bacillariophyta ve Cyanobacteria tür çeşitliliğinin daha fazla olduğu belirlenmiştir (Çizelge 2). Kösrelik Göleti’nde, Bacillariophyta divizyonundan 12, Chlorophyta divizyonundan 4, Chrysophyta divizyonundan 1, Cryptophyta divizyonundan 2, Pyrrophyta divizyonundan 3 ve Euglenophyta divizyonundan 2 olmak üzere toplam 24 fitoplankton türü teşhis edilmiştir. Fitoplankton içinde Bacillariophyta türlerinin baskın olduğu belirlenmiştir (Çizelge 2). Kösrelik Göleti’nde diatom ve yeşil algler tür sayısı ve fitoplankton kompozisyonu açısından baskın durumdadır. Kurusarı Göleti’nde ise mavi yeşil ve yeşil alglerin tür sayısının fazla olmasına karşın fitoplankton kompozisyonundaki oranları düşük bulunmuştur. Cryptophyta divizyonu algler fitoplankton kompozisyonunda baskın durumdadır. karakteristik fitoplankton toplulukları olduğunu Reynolds (1998), oligotrofik ve ötrofik göllerin bildirmiştir. Oligotrofik göllerde, Staurastrum (Desmidler), Dinobryon (Chrysophyceae), Cyclotella ve Tabellaria (Diatomlar), Peridinium, Ceratium (Dinoflagellat), Oocystis (Chlorococcales) türleri bulunurken, ötrofik göllerde, Asterionella, Fragilaria, Stephanodiscus (Dinoflagellatlar), astrea, Aulacoseira Pediastrum, granulata Scenedesmus (Diatomlar), Peridinium (Chlorococcales), bipes, Microcystis, Glenodium Anabaena, Aphanizomenon (Cyanophyceae) bulunduğu bildirilmiştir (Mason 1991). Kösrelik Göleti’nde yeşil alglerden Monoraphidium cinsine ait türler en fazla bulunan türlerdir ve bu türlerde ötrofikasyon indikatörüdür. Ancak alınan örneklerde yoğun olarak Ceratium hirundinella türüne rastlanılmıştır. Bu tür ise oligotrofik suların bir indikatörüdür. Kurusarı Göleti’nde ise Cryptophyta divizyonundan Cryptomonas sp., yeşil alglerden Monoraphidium spp. en fazla bulunan türlerdir. Her iki gölette yürütülen araştırmada Euglena acus türüne rastlanılması göletlerin organik kirlenmeye maruz kaldığını göstermektedir. 25 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Çizelge 2. Kösrelik ve Kurusarı Göletleri’nde teşhis edilen fitoplankton türleri KÖSRELİK GÖLETİ BACILLARIOPHYTA Aulacoseria granulata (Ehr.) Ralfs. Cyclotella meneghiniana Kütz. Cymatopleura solea (Brebisson) W. Smith Cymbella aeqularis W. Smith C. affinis Kütz Fragilaria crotonensis Ralfs Gyrosigma acuminatum (Kützing) Rabenhorst Nitzschia sigmoidea (Nitzsch) W. Smith Rhopalodia gibba (Ehrenberg) O. F. Müller Surirella sp. Synedra capitata Ehrenberg Ulnaria ulna (Nitzsch) P. Compere CHLOROPHYTA Botryococcus brauni Kütz. Monoraphidium contortum (Thuret) KomarkovaLegnerova M. irregulare (G. M. Smith) Komarkova-Legnerova Scenedesmus ecornis (Ehrenberg) Chodat CHRYSOPHYTA Dinobryon divergens Imhof CRYPTOPHYTA Cryptomonas ovata Ehrenberg Rhodomonas lacustris Pascher & Ruttner KURUSARI GÖLETİ PYRROPHYTA Ceratium hirundinella (O.F.M.) Schrank Peridinium bipes F. Stein P. lomnickii Woloszynska EUGLENOPHYTA Euglena acus Ehrenberg Trachelomonas sp. BACILLARIOPHYTA Melosira varians C. Agardh Cocconeis placentula Ehrenberg Cymbella lanceolata (Ehrenberg) Kirchner Gomphonema abbreviatum C. Agardh G. truncatum Ehrenberg Navicula accomoda Hustedt Nitzschia angustata (W. Smith) Grunow in Cleve and Grunow Ulnaria ulna (Nitzsch) P. Compere CHLOROPHYTA Coelastrum astroideum De Notaris C. microporum Naegeli in A. Braun Cosmarium quinarium P. Lundell C. turpinii Brebisson Euastrum insulare (Wittrock) J. Roy Monoraphidium contortum (Thuret) Komarkova-Legnerova Scenedesmus dimorphus (Turpin) Kützing S. quadricauda (Turpin) Brebisson CRYPTOPHYTA Cryptomonas marssonii Skuja C. ovata Ehrenberg Rhodomonas lacustris Pascher and Ruttner CYANOBACTERIA Anabaena spp. Glaucospira sp. Lyngbya sp. Oscillatoria spp. Pseudoanabaena sp. Microcystis aeruginosa (Kützing) Kützing EUGLENOPHYTA Euglena acus Ehrenberg Kösrelik Göleti’nde fitoplankton sayısı, Nisan ayı için 1. istasyonda 569 hücre/ml, 2. istasyonda 749 hücre/ml, 3. istasyonda 622 hücre/ml ve 4. istasyonda 721 hücre/ml olarak hesaplanmıştır (Şekil 2). Nisan ayında Kösrelik Göleti’nde ortalama klorofil a derişimi 1,29 mg/m 3 olarak ölçülmüştür. Kurusarı Göleti’nde fitoplankton sayısı, Kasım ayı için 1. istasyonda 3203 hücre/ml, 2. istasyonda 513 hücre/ml ve 3. istasyonda 1175 hücre/ml olarak hesaplanmıştır. Ortalama klorofil a derişimi 5,33 mg/m 3 olarak ölçülmüştür (Şekil 2). 3500 ) L3250 m / 3000 e r c2750 ü2500 h ( 2250 ı ıs2000 y a1750 S1500 n 1250 to k1000 n a l 750 p o ti 500 F 250 0 8 Kurusarı Göleti 7 6 5 4 3 2 1 0 1. İstasyon Bacillariophyta Cryptophyta 2. İstasyon Cyanobacteria Euglenophyta 3.İstasyon Chlorop hyta Klorof il a ) m / g (m a li f ro lo K 3 ) 1800 L 1600 /m e r 1400 c ü 1200 (h ı ıs 1000 y a 800 S n 600 o tk n 400 a l p 200 o it 0 F Kösrelik Göleti 3 2,5 2 1,5 1 0,5 ) m / g m ( la if o r o l K 3 0 1. İstasyon Bacillariophyta Cryptophyta Klorof il a 2. İstasyon 3.İstasyon Chlorophyta Dinophyta 4.İstasyon Chrysophyta Euglenophyta Şekil 2. Kurusarı ve Kösrelik Göleti’nde sayı bazında fitoplankton kompozisyonu ve klorofil-a derişiminin istasyonlara göre değişimi 26 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Kurusarı Göleti’nde fitoplankton kompozisyonu incelendiğinde, Bacillariophyceae sınıfı yoğun (% 51) olarak bulmuştur. Chlorophyceae sınıfı üyeleri % 40 oranında tespit edilmiştir. Bacillariophyceae sınıfından Cyclotella meneghiniana ve Ulnaria ulna, Chlorophyceae sınıfından ise Monorophidium spp. yoğun olarak tespit edilmiştir. Pyrrophta sınıfından Ceratium hirundinella toplam fitoplankton içerisinde sayıca fazla bulunmuştur. Kösrelik Göleti’nde ise toplam fitoplankton sayısı bazında Cryptophyta divizyonunun oranı % 76 olarak hesaplanmıştır. Bacillariophyta divizyonunun oranı ise % 15’dir (Şekil 3). Tür çeşitliliği fazla olmasına karşın Cyanobacteria divizyonunun oranı % 2 tespit edilmiştir. Fitoplankton içinde sayıca en fazla bulunan tür Cryptophyta divizyonundan Cryptomonas marssonii türüdür. Bacillariophyta divizyonundan Cocconeis placentula, Chlorophyta’dan Monorophidium spp. ve Scenedesmus quadricauda, Cyanobacteria’dan Anabaena spp. toplam fitoplankton içerisinde sayıca fazla bulunmuştur. Bacillariophyta Cyanobacteria Bacillariophyta Chlorophyta Chrysophyta Chlorophyta Cryptophyta Cryptophyta Pyrrophyta Euglenophyta a b Şekil 3. (a) Kurusarı Göleti’nin Kasım ayında (b) Kösrelik Göleti’nin Nisan ayında fitoplankton kompozisyonu 3.3. Zooplankton Kurusarı Göleti’nde, Rotifera grubundan 7 tür, Cladocera grubundan 6 tür, Copepoda grubundan ise takım düzeyinde cyclopoid copepodlar teşhis edilmiştir. Kösrelik Göleti’nde ise, Rotifera grubundan toplam 4 cins, Cladocera grubundan 3 cins ve Copepoda grubundan takım düzeyinde 2 zooplankton bulunmuştur (Çizelge 3). Bu araştırmada teşhis edilen zooplankton grupları Wetzel (1983) ve Norlin et al. (2006)’nın rotiferler, cladocerler ve copepodların tatlı sulara ilişkin en önemli zooplankton grupları olduğuna dair bildirişlerini desteklemektedir. Çizelge 3. Kösrelik ve Kurusarı Göletleri’nde teşhis edilen zooplankton türleri KÖSRELİK GÖLETİ KURUSARI GÖLETİ ROTIFERA ROTIFERA Ascomorpha sp. Gastropus hyptopus (Ehrenberg) Asplanchna sp. Lepadella ovalis (O.F.M.) Keratella sp. Lecane hamata (Stokes) Polyarthra sp. Lecane bulla (Gosse) CLADOCERA Lecane quadridentata (Ehrenberg) Bosmina sp. Mytilina mucronata (O.F. Müller) Ceriodaphnia sp. Testudinella patina (Hermann) Daphnia sp. CLADOCERA COPEPODA Alona rectangula Sars Cyclopoid copepod Alonella exiqua (Lilljeborg) Calanoid copepod Ceriodaphnia cornuta Sars 27 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Chydorus sphaericus (O.F.M.) Daphnia pulex Leydig Daphnia magna (Straus) Simocephalus sp. COPEPODA Cyclopoid copepod 3.4. Sucul Makrofitler Kurusarı Göleti’nin kıyı bölümünde Typha angustifolia ve Phragmites australis türlerinden bitkiler geniş bir sulakalan oluşturmuşlardır. Ayrıca su yüzeyinde yoğun bir şekilde ipliksi alg oluşumu gözlenmiştir. Gölet, sualtı bitkilerce de çok zengindir. Göletin dibinin hemen hemen % 90’lık bir bölümünün sualtı bitkileri ile kaplı olduğu gözlenmiştir. Gölette baskın dağılım gösteren sualtı bitkisi, 2 Ceratophyllum submersum türünün biyokütlesi 1481 gr kuru ağırlık/m ve 1546 gr kuru ağırlık/m 2 arasında değişim göstermiştir. Göletteki yoğun bitki gelişimi göletin sığ ve besin maddelerince zengin olması ile açıklanabilir. Kösrelik Göleti’nde ise kıyı bölgelerde Phragmites australis türünün yayılım gösterdiği saptanmıştır. 4. SONUÇ Bu araştırma ile Kurusarı ve Kösrelik Göletlerine ilişkin bazı su kalite parametreleri ve plankton kompozisyonu verileri ortaya konarak göletlerin besin seviyelerine yönelik bir ön çalışma yapılmıştır. Bu çalışmanın ileride göletlerde planlanan rekreasyonel düzenlemeler sonucunda olası değişimlerin izlenmesine katkı sağlayacağı düşünülmekte, göletlerin sürdürülebilir kullanımı içinse düzenli örnekler alınarak su kalitesi ve plankton değişimlerinin izlenmesi gerekmektedir. 5. KAYNAKLAR Anonim, 2004. Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği. 25687 sayıl Resmi Gazete. Apha, 1995. Standard Methods for the Examination of Water and Wastewater. 19th ed., American Public Health Association, 1193 p., Washington. Casper, S. J. And Krausch, H. D., 1980. Pteridophyta und Anthophyta. 1. Teil. Lycopodiaceae bis Orchidaceae. Süsswasserflora Von Mitteleuropa. Band 23, Gustav Fisher Verlag, Stuttgart, Pp. 403. Casper, S. J. And Krausch, H. D., 1981. Pteridophyta und Anthophyta. 2. Teil. Saururaceae bis Asteraceae. Süsswasserflora Von Mitteleuropa. Band 24, Gustav Fisher Verlag, Stuttgart,Pp. 942. Castro, B.B., Antunes, S.C., Pereıra, R., M.V., Amadeu M. and Gonçalves S.F., 2005. Rotifer community structure in three shallow lakes: seasonal fluctations and explanatory factors.Hydrobiologia, 253:221-232. Edmondson, W. T., 1959. Freshwater Biology. 2nd ed. John Wiley and Sons Inc. New York, 1248 p. Edmondson, W.T. and Wınberg, G.G., 1971. A Manual on Methods for the Assesment of Secondary Productivity in Fresh Waters. Blackwell Scientific Publications, Oxford, 358 p. Hardıng, J.P. and Smıth, W.A., 1974. A Key to the British Freshwater Cyclopoid and Calanoid Copepods. 2nd Edition. Freshwater Biol. Assoc. Sci. Publ., 55 p., Cumbria. Huber-Pestalozzı, G., 1942. Das Phytoplankton des Süsswassers, 2 Teil. Diatomeen. In: A. Thienemann (Ed), Die Binnengewasser, E. Schweizerbart’sche Verlagsbuchhhandlung, Stuttgart, 549 p. Huber-Pestalozzı, G., 1950. Das Phytoplankton des Süsswassers, 3 Teil. Cryoptophyceen,, Chloromonadien, Peridineen. In: A. Thienemann (Ed), Die Binnengewasser, E. Schweizerbart’sche Verlagsbuchhhandlung, Stuttgart, 310 p. John, D. M., Whitton, B. A. and Brook, A.J., 2002. The Freshwater Algal Flora of The British Isles. Cambridge Univ. Press, Cambridge, 702 p. Kolısko A., 1974. Plankton Rotifers. Biology and Taxonomy Biological Station Lunz of the Austrian Academy of Sciences, Austria, 136 p. 28 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Komarek, J. and Fott, B., 1983. Chlorococcales, 7. Teil. 1Halfte. In: J. Elster and W. Ohle (Eds). Das Phytoplankton des Süsswassers, E. Schweizerbart’sche Verlagsbuchhhandlung, 1043 p Stuttgart. Koste, W., 1978. Rotatoria. 2 Auflage. Gebrüder Borntroeger, Berlin, 673 p. Lınd, M. E. and Brook, A.J., 1980: A key to the Commoner Desmids of the English Lake District. Freswater Biol. Assoc. Publ. , Cumbria, 123 p. Lund, J.W.G., Kıplıng, C., Le Cren, E.D., 1958 The inverted microscope method estimating algal numbers and statistical basis of estimations by counting. Hydrobiologia. 1958; 11: 143-170. nd Mason, C.F., 1991. Biology of Freshwater Pollution. 2 ed. Longman Great Britain, 351 s. Mc Cauley E., 1984. The Estimation of the Abundance and Biomass of Zooplankton in Samples. “Editors :J.A Downing and F.H Rigler, A Manual on Methods for the Assembling of Secondary Productivity in Fresh Waters” 2. Edition. Blackwell Scientific Publications, 228-265, Oxford. Norlın, J.I., Bayley, S.E. and Ross, L.C.M., 2006. Zooplankton composition and ecology in western boreal shallow-water wetlands. Hydrobiologia,560: 197-215. Prescott, G.W., 1973. Algae of the Western Great Lakes Area, 5th ed. WM. C. Brown Co. Publ, 977, Dubuque. Popovskı, J. and Pfıester, L.A., 1990. Dinophyceae (Dinoflagellida), Band 6. In: H. Ettl, J. Gerloff, H. Heynig, D. Mollenhauer (Eds). Süsswasserflora von Mitteleuropa, Gustav Fisher Verlag, Jena, 243 p. Reynolds, C.S., 1998. What factors influence the species composition of phytoplankton in lakes of different trophic status? Hydrobiologia, 369/370; 11-26. Round, F.E., 1953. An investigation of two benthic algal communities in Malham Tarn, Yorkshire. J.Ecol. 41: 174-197. Tanyolaç, J., 2006. Limnoloji. 4. Baskı. Hatipoğlu Yayınevi, Ankara. Smıth, D.G., 2001. Pennak’s Freshwater Invertebrates of the United States. Porifera to Crustacea, 4th Edition. John Wiley and Sons Inc., 1500 p., United States. Strıckland, J.D.H. and Parssons, T.R., 1972. A Practical Handbook of Seawater Analysis. 2nd ed. Bull. Fish. Res. Board. Can. 167, Canada, 311 p. Wetzel, R.G., 1983. Limnology. 2nd Edition, Saunders College, 767 p., Philadelphia. Wetzel, R.G. and Lıkens, G.E., 1991. Limnological Analysis. 2nd ed. Springer Verlag, New York, 391 p. 29 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Titreyengöl (Antalya/Manavgat)’ün Ekolojik Yapısı ve Omurgalı Faunasına Genel Bir Bakış Mustafa YAVUZ, Ali ERDOĞAN, Mehmet ÖZ, Hakan KARAARDIÇ, M. Cengiz DEVAL Akdeniz Üniversitesi, Fen Fakültesi, Biyoloji Bölümü, 07058 Kampüs / ANTALYA ÖZET Titreyengöl, Antalya ilinin 67 km güney doğusunda, Manavgat ilçe sınırları içerisinde ve ilçe merkezinin 2,5 km güneyinde bulunmaktadır. Göl ve civarı ekolojik ve biyolojik zenginliği yüksek bir sulak alandır. Göl, Manavgat Çayı’nın denize döküldüğü yerin batısında, 36°45’20.2” kuzey ve 31°27’´15.9" doğu enlemleri arasında yer almaktadır. Manavgat Çayı’nın yatak değiştirmesi sonucunda oluşmuş küçük bir sulak alan olan göl, daha önce denizle bağlantılı iken, zamanla bu bağlantı ortadan kalkmıştır. Manavgat Çayı’na küçük bir kanalla bağlantısı bulunan göl, denizden ortalama 2-4 m. yükseltide bulunmaktadır. Göl ve yakın çevresi zengin habitatların ve yaşam alanlarının bulunması nedeniyle çok sayıda fauna elemanına ev sahipliği yapmaktadır. Alanda, başta sazlık ve mevsimsel sulak alan habitatı amfibilerin, sürüngenlerin ve memelilerin olduğu kadar, özellikle kuşların konaklama, beslenme ve barınma ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Göldeki omurgalı fauna yapısı dikkate alındığında; balıklardan 8, amfibilerden 4, kaplumbağalardan 3, kertenkelelerden 11, kuşlardan 175 ve memelilerden 18 türün Titreyengöl ve yakın çevresinde yayılış gösterdiği tespit edilmiştir. Alanda toplam olarak 219 omurgalı türü olup, bu sayı tüm Türkiye’deki omurgalı türlerinin yaklaşık 1/5‘ini oluşturmaktadır. Ancak, bu denli zengin bir çeşitliliğe sahip Titreyengöl ve yakın çevresi “Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar” listesinde yer almamaktadır. Çok geç olmadan, göl ve yakın çevresi “Doğal Sit Alanı” sınırları içerisine alınarak, , sulak alanı korumak, geliştirmek ve doğal hayatın devamlılığını sağlamak adına çalışmalar yapılmalıdır. Anahtar kelimeler: Titreyengöl, Fauna, Sulak alan, Ekoloji, Antalya ABSTRACT Titreyengöl, 67 km south east of Antalya province is located in the district within the boundaries of Manavgat. Lake located 2.5 km south of the center of the Manavgat district. Around the lake and a wetland area of high ecological and biological richness. Lake located west of Manavgat River flows into the sea basin. It is among the, As coordinate, 36 ° 45'20 .2 "north and 31 ° 27''15 .9" east latitude. Changes occurred as a result of the Manavgat River bed, a small wetland of the lake, was previously linked to the sea, this connection has been eliminated over time. Lake, which is connects to the Manavgat River by a small canal, is located at an altitude of 2-4 m average from the sea level. The lake and its environs, a rich habitat due to the presence of habitats and is home to a large number of faunal element. Particularly in the area in the reeds and seasonal wetland habitat, as well as in mammals, amphibians and reptiles, especially birds, has been serving the needs of accommodation, food and shelter. Given the structure of the vertebrate fauna of the lake, 8 species from fishes, 4 amphibians, 3 turtles, 11 lizards, 175 birds and 18 mammals have been found to be distributed in and around Titreyengöl. Is a total of 219 vertebrate species in the area, the number of all vertebrate species in Turkey, approximately 1 / 5 'constitute. However, with such a rich diversity and the close vicinity of Titreyengöl "Wetlands of International Importance" is not included in the list. Without delay, the lake and its environs "Natural Protected Area" by taking in borders, wetland preserve, develop, and trials should be made to ensure the continuity of natural life. Keywords: Titreyengöl, Fauna, Wetlands, Natural Park, Ecology, Antalya 1. GİRİŞ Sulak alan tanım olarak; sürekli veya mevsimsel, doğal veya yapay olarak, derinliği altı metreden az olan, suları tatlı, tuzlu ve acı olabilen gölleri, lagünleri, akarsuların durgun kısımlarını, bataklıkları, taşkın alanlarını, alçak deniz kıyılarını ve haliçleri, nehir ağzının genişleyerek deniz ekosistemleri ile karıştığı alanları ifade eder. Toprak, su, bitki ve hayvan türleri gibi fiziksel, biyolojik veya kimyasal elemanlardan oluşan sulak alanların ekolojik ve ekonomik işlevleri çok önemlidir. Bu alanlarda canlı yoğunluğu çok yüksek olup biyolojik çeşitlilik ve doğal hayat son derece zengindir (Cirik 1993). Su kuşları, sayısız memeli, 30 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org sürüngen ve pek çok canlı türünün yaşadığı sulak alanlar, zengin besinlere ve korunaklı alanlara sahip olması nedeniyle de balıkların yumurta döktüğü, gelişip büyüdüğü son derece önemli olan yaşam ortamlarıdır. Bu alanlar balık üretimiyle insanlara büyük ekonomik yararlar sağlarlar. Dünyanın balık üretiminin üçte ikisinden fazlası sulak alanların sağlıklı olmasına bağlıdır (Çevre Bakanlığı, 1991). Ülkemiz zengin sulak alan potansiyeli nedeniyle ulusal ve uluslar arası komuoyunun ilgi alanı haline gelmiştir. Son yıllarda, Antalya ili de zengin tür ve habitat çeşitliliği ile ön plana çıkmaktadır. Antalya çeşitli habitat tiplerini bünyesinde barındıran zengin sulak alanlara da sahiptir. Bu zenginliğe bağlı olarak, Antalya ili floristik ve faunistik açıdan oldukça zengin bir yapıya sahiptir. Zira Türkiye’deki fauna türlerinin yaklaşık 1/4 ‘ünü de bölge sınırları içinde bulmak mümkündür. Titreyengöl, Antalya ilinde yer alan zengin ve önemli sulak alanlardan sadece biridir. Göl ve yakın çevresi zengin habitatların ve yaşam alanlarının bulunması nedeniyle çok sayıda fauna elemanına ev sahipliği yapmaktadır. Alanda, başta sazlık ve mevsimsel sulak alan habitatı amfibilerin, sürüngenlerin ve memelilerin olduğu kadar, özellikle kuşların konaklama, beslenme ve barınma ihtiyaçlarını karşılamaktadır. 1.1. Alanın Konumu, Tanımı ve Sınırları Titreyengöl, Antalya ilinin 78 km güney doğusunda, Manavgat ilçe sınırları içerisinde ve ilçe merkezinin 2.5 km güneyinde bulunmaktadır. Göl, Manavgat Çayı’nın denize döküldüğü yerin batısında, 36°45’20.2” kuzey ve 31°27’´15.9" doğu enlemleri arasında yer almaktadır (Şekil 1). Manavgat Çayı’nın yatak değiştirmesi sonucunda oluşmuş küçük bir sulak alan olan göl, daha önce denizle bağlantılı iken, zamanla bu bağlantı ortadan kalkmıştır. Deniz ile Manavgat Çayı arasında kalan Titreyengöl, denize 200 m., çaya ise kuzeyde 390 m. uzaklıktadır. Manavgat Çayı’na küçük bir kanalla bağlantısı bulunan göl, denizden ortalama 2-4 m. yükseltide bulunmaktadır. Gölün genelinde su derinliği 1-2 m olup, en derin noktası ≈ 6.0 m kadardır. Gölün derinliği, dipte oluşan balçık sebebiyle gün geçtikçe azalmaktadır. Titreyengöl’ün kuzey ve doğusu karayolu, güney ve batısı ise otel ve tatil köyleri ile çevrilidir. Gölün yüzölçümü 8,2 hektar genişliğindedir. Sulak alanın genel bir görünümü Şekil 2’de verilmiştir. 1.2. Mülkiyet Durumu ve Yönetim Yapısı Titreyengöl ve yakın çevresi, hazine adına kayıtlı olup kamu mülkiyetinde bulunmaktadır. Göl ve çevresi, Sorgun Ormanları ile birlikte, 06.12.1983 tarih ve 4849 Sayılı Olur ile Turizm Alanı ilan edilerek Turizm Bakanlığı’na devredilmiştir. Titreyengöl, 2872 Sayılı Çevre Kanunu 2. Madde kapsamınca, “Doğal veya yapay, devamlı veya geçici, suları durgun veya akıntılı, tatlı, acı veya tuzlu, denizlerin gelgit hareketlerinin çekilme devresinde altı metreyi geçmeyen derinlikleri kapsayan, başta su kuşları olmak üzere canlıların yaşama ortamı olarak önem taşıyan bütün sular, bataklık, sazlık ve turbiyeler ile bu alanların kıyı kenar çizgisinden itibaren kara tarafına doğru ekolojik açıdan sulak alan” tanımı içerisinde yer almaktadır. Ancak göl, “Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme (Ramsar Sözleşmesi) kapsamında ve Antalya il sınırları içinde bulunan 5 sulak alan arasında değildir. 31 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Şekil 1. Titreyengöl ve çevresinin uydu görüntüsü (Google 2009) Şekil 2. Titreyengöl’ün genel görünümü 32 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org 1.3. Bazı Ekolojik Özellikleri Göl çevresinin kuzeyinde ve doğusunda taban suyunun yüzeye çok yakın olduğu ve kum alınan yerlerde yağmur sularının biriktiği tespit edilmiştir. Göle, yağmur suları dışında otellerin bahçelerinden ve havuzlarından atık sular da verilmektedir. Göl sedimentindeki siyahlaşma ve kokuşma, oksijensiz ortamda ayrışmanın olduğunu göstermektedir. Aşağıda daha önceleri yapılan çalışmalara göre (Erdoğan vd 2010) gölün bazı ekolojik parametreleri özetlenmiştir; Sıcaklık: Göl suyu sıcaklığı 13-16 ºC arasında değişmektedir. Gölün yüzey alanı ve derinliği göz önünde bulundurulduğu yaz mevsiminde bu sıcaklık 30 ºC’ye çıkmaktadır. pH: Titreyen gölün pH değeri 8,5 civarındadır. Manavgat Bölgesi ve Manavgat Çayı ve bu tip göllerin pH değeri hafif bazik karakter taşımaktadır. Gölün pH değeri de söz konusu değerlere paralellik göstermektedir. Tuzluluk: Göldeki tuzluluk %02 olarak ölçülmüştür. Bu değer gölün tatlı su özelliği taşıdığını göstermektedir. Çözünmüş Oksijen: Titreyen göl suyunda oksijen değerleri 4,5-3.48 mg/lt arasında yer alamaktadır. Gölde dalga hareketleri olmaması, göldeki bitkisel organizmalarda fotosentez olayının düşük olması ve tabandaki çamurdan kaynaklanan organik çürümenin fazla olması nedeniyle sudaki oksijen oranı doygunluk konsantrasyonunun çok altında bulunmuştur. Bu düşük oksijen değeri gölün ötrofik bir göl özelliğine dönüşmekte olduğunun da bir göstergesidir. Elektriksel İletkenlik: Gölün elektriksel iletkenliğinin 370-395 µ/cm gibi yüksek değerdedir. Bunun göldeki Cl- iyonu konsantrasyonunun yüksek olmasından kaynaklandığı düşünülmektedir. Cl- (Klorür): Gölün klor değeri oldukça yüksek bulunmuştur. Bunun durum yaz aylarında göle deniz suyu verildiğinden ve çevredeki otellerin yüzme havuzu sularının göle deşarj edilmesinden ileri gelmektedir. Gölde herhangi bir su sirkülasyonunun olmaması nedeniyle gelen bu klor göldeki klor konsantrasyonunu da arttırmaktadır. Sertlik, Kalsiyum Ca++, Magnezyum Mg++: Gölün sertlik derecesi Fransız sertliği cinsinden (10 mg/lt CaCO3) ortalama 8-10 Fransız sertliğidir. Bu sonuca göre su yumuşak su (7,2-14,5 Fransız sertliği) sınıfındadır. Gölü besleyen Manavgat Çayı ve örnekleme yapıldığı mevsimdeki yağmur suları da göz önünde bulundurulduğunda bu sertlik derecesi normaldir. Sertliğin düşük olması nedeniyle Ca++ oranı da düşük bulunmuş ancak magnezyum oranı yüksektir. Bu da Magnezyum tuzlarının suda çözünürlüğünün fazla olmasından kaynaklanmaktadır. Katı Madde: Titreyen göldeki katı madde miktarı yüksektir (1,6-2 g/lt). Bu gölde nehirden ve yağmur suları ile çevreden gelen organik ve inorganik maddelerden kaynaklanmaktadır. Gölün kapalı olması herhangi bir yerden gideri olmaması, bu katı maddenin zaman içerisinde göl tabanında birikmesine, bir çamur tabakası oluşmasına neden olmuştur. Gölde herhangi bir deşarj olmaması halinde bu bentik tabakanın daha artacağı ve bir süre sonra gölün tabanını dolduracağı, gölün ötrofik bir hal alacağı ve daha ileriki yıllarda gölün tamamen karasallaşarak kaybedilebileceği düşünülmektedir. NH4-N ve NO2: Gölde amonyum ve nitrat azotu düşük bulunmuştur. Ancak bu değerlerin göl suyunun azalması ve yaz mevsiminde sıcaklığın artması ile daha fazla olması söz konusu olabilmektedir. Bu nedenle gölün yaz aylarında ötrofik bir özellik göstermesi mümkündür. 33 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org 2. MATERYAL VE YÖNTEM Akdeniz Bölgesi’nde, Antalya İli sınırları içerisinde bulunan Titreyengöl’ün omurgalı faunasını araştırmak amacıyla; dönemsel olarak yapılan arazi çalışmalarında saptanan omurgalıların tür tespitleri yapılmış; bu türlerin familya ve bilimsel isimleri, Türkçe adları, endemizm durumu, lokalite, tehlike kategorisi (IUCN), tehlike sınıfı açısından değerlendirmesi, populasyon durumu, korunma statüsü (Ulusal kanunlar ve uluslararası sözleşmelerle ilgili), ile ilgili veriler tablo halinde verilmiştir. Kuş türlerinin tespiti için, bölgenin tamamı gezilmiş, dürbün (Nikon 8x40 ve 8x36) ve zoom’lu fotoğraf makinesi (Nikon 8800) kullanılarak kuş türleri belirlenmeye çalışılmıştır. Gözlenen birey ve türlerin teşhisinde Kiziroğlu (2008 ve 2009) ve Mullarney ve ark. (2000)’den yararlanılmıştır. Göl ve çevresinde yapılan çalışmada Akdeniz Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümünün yöredeki 14-15 yıllık arazi çalışmaları kapsamında bu bölgeden elde edilen verilerden de yararlanılmıştır. Böylece toplanan tüm veriler birlikte değerlendirilerek alanın mevcut omurgalı fauna elemanlarının tespiti yapılmıştır. İnceleme kolaylığı sağlaması açısından omurgalılarla ilgili bulgularımız verilirken öncelikle balık faunası, amfibiler ve sürüngenler, kuşlar ve memeliler ayrı ayrı ele alınmıştır. Türlerin teşhislerinde; Başoğlu ve Baran 1977-1980, Baran 1981, Baran 1998, Erdoğan vd 2002a, Erdoğan vd. 2002b, Geldiay ve Balık 1996, Wilson ve Reeder, 2005’ten de yararlanılmıştır. Balık türlerinin tespitinde ise fanyalı uzatma ağları (göz açıklığı 24 mm) kullanılmıştır. Ağlar göle gün batımı bırakılmış sabah erken saatlerde toplanmıştır. Gambusia affinis gibi ağ gözünden geçen balıkların tespitinde ise göz açıklığı 5 mm olan kepçe kullanılmıştır. Araştırma esnasında voli yöntemi ile de örnekleme yapılmıştır. Ayrıca göl etrafında olta ile avlanan çok sayıdaki amatör balıkçı ile de görüşülmüş ve avlanan balık türleri hakkında bilgi alınmıştır. Titreyengöl ve çevresindeki benzer ekolojik karakterli bölgelerde saptanan hayvan türleri ile ilgili olarak ulusal ve uluslararası koruma statüleri de değerlendirilmiştir. Bu amaçla IUCN tarafından hazırlanan ve 2008 yılı içerisinde güncellenen Avrupa Kırmızı Listesi (ERL); Bern Sözleşmesi kriterleri ve koruma listelerinin en son güncellenmiş halleri; Çevre ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü Merkez Av Komisyonu (MAK) tarafından 2009-2010 dönemi için hazırlanmış Koruma Listeleri ve kuşlar için RDB (Red Data Book) Kiziroğlu (2008 ve 2009) ölçütlerinden yararlanılmıştır. Ayrıca yörede kaydedilen türler arasında endemik türler bulunup bulunmadığı da değerlendirilmiştir. 3. BULGULAR Titreyengöl ve yakın çevresinde orman, maki ve deniz kumsalı ekosistemleri ile tarım ve peyzaj alanlarının oluşturduğu zengin habitatlar yaban hayatı için uygun ortamlar sağlamakta ve tür zenginliğini artırmaktadır. Titreyengöl’de Orman, Maki, Otsu ve Mevsimsel Sulak Alan olmak üzere dört farklı habitat tipi bulunmaktadır. Otsu Habitatı: Titreyengöl’de orman altlarında ve açıklıklarında ot tabakası bulunmaktadır. Adı geçen bu habitatlarda tek yıllık otsu bitkiler yanında, çok yıllık otsu bitkiler ile soğanlı ve rizomlu birçok tür de bulunmaktadır. Maki Habitatı: Bu habitata orman altlarında, çalı ya da yarı çalımsı bitki kommüniteleri şeklinde rastlanılmaktadır. Orman Habitatı: Bu habitat içinde ormanı karakterize eden ağaçlar Kızılçam (Pinus brutia) ve 34 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Fıstıkçamı (Pinus pinea)’dır. Ayrıca göl çevresinde belli bir alana peyzaj ve ağaçlandırma amaçlı yoğun olarak dikilmiş Kıbrıs Akasyası (Acacia cyanophylla) toplulukları da bulunmaktadır. Kısa Mevsimsel Sulak Alan Habitatı: Özellikle sonbahar ve kış mevsimlerinde yağışın yoğun olduğu zamanlarda taban suyunun yükselmesi nedeniyle kısa süreli su altında kalan alandır. Bu alanda genelde nemi ve suyu seven bitkiler görülmektedir. Diğer taraftan, göldeki omurgalı fauna yapısı dikkate alındığında; balıklardan 8, amfibilerden 4, kaplumbağalardan 3, kertenkelelerden 11, kuşlardan 175 ve memelilerden 18 türün Titreyengöl ve yakın çevresinde yayılış gösterdiği tespit edilmiştir. Alanda toplam olarak 219 omurgalı türü olup, bu sayı tüm Türkiye’deki omurgalı türlerinin yaklaşık 1/5‘ini oluşturmaktadır. 3.1. Faunistik Özellikleri Alt Şube: Vertebrata (Omurgalılar) Titreyengöl ve çevresi genel topoğrafik ve fiziksel yapısı ile kommunitelerin genel yapısının ikiyaşamlı, sürüngen, kuş ve memelilerin yaşaması ve barınması için çok uygun olduğu görülmektedir. Su içi, suyun kenarları ve yakın çevresi çeşitli bitkilerin yanı sıra, birçok omurgalı türü için önemli birer biyotop niteliğindedir. Tabiat parkının genel omurgalı fauna yapısı dikkate alındığında oldukça zengin bir tür topluluğuna sahip olduğu görülmektedir. Sınıf: Osteichthyes (Kemikli Balıklar) Titreyengöl, zamanla denizel bağlantısı kesilmiş kapalı bir göl özelliğinde olup, 5 familyaya ait sekiz türe ev sahipliği yapmaktadır (Tablo 2). Bunlardan Gambusia affinis ülkemize sivrisinek mücadelesi amacıyla getirilmiş yabancı bir türdür. Tatlı ve acı su habitatlarında dağılım göstermektedirler. Sıcaklık (12°C - 29°C) ve salinite toleransı yüksek olan bataklık balıklarıdır. Bu türün alanda çok sayıda üremiş olması da gölün karasallaşma sürecinde olabileceğine önemli bir kanıttır. Tablo 2. Titreyengöl ve Yakın Çevresinde Belirlenen Balık Türleri ve Koruma Statüleri Türlerin Türkçe ve Bilimsel IUCN KURBAĞALAR Anguilla anguilla Avrupa Yılan Balığı Cyprinus carpio carpio Sazan Carassius gibelio Çin Sazanı Clarias gariepinus Kuzey Afrika Kedi Balığı Mugil cephalus Has Kefal-Mankafa Kefal Liza aurata Altınbaş Kefal -Şahituri Kefal Liza (Mugil) ramada İnce Dudaklı Kefal Gambusia affinis Sivrisinek balığı KISALTMALAR: O:Orman M:Maki, OM: Orman ve maki, S: Su ve suya Tehlike ve Habitat Durumu BERN CITES EK2 EK3 LC LC LC LC X X X X - HABİTAT OM M OM S yakın yerler Sınıf: Amfibia (İki yaşamlılar) İkiyaşamlıların hayat faaliyetleri genelde suya bağımlıdır. Genelde ovipar (yumurta ile çoğalan omurgalılar) olan ikiyaşamlılar genellikle yumurtalarını doğal alanlara, su taşkını veya yağmur suları nedeniyle göllenmiş sulara bırakır veya su bitkilerine yapıştırırlar (Baran 1981, Baran 1998). Çoğunlukla karada yaşayanlar bile üreme zamanında yumurtalarını suya bırakırlar. Su ve sulak alanlar bu nedenlerle iki yaşamlıların varlıklarını sürdürmeleri açısından hayati öneme sahiptir. Titreyengöl ve yakın çevresinde orman alanları, maki ve suya yakın habitatlar, türlerin sürekliliği için çok önemlidir. Titreyengöl ve yakın çevresinde tamamı kuyruksuz kurbağalardan (Ordo: Anura) 4 tür amfibinin yaşadığı saptanmıştır. Bulgularımıza göre; alanda yaşayan ikiyaşamlıların tüm Türkiye’de 35 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org yayılış gösteren ikiyaşamlıların (Yaklaşık 30 tür) 1/15’ini oluşturduğu söylenebilir (Tablo 3). Tablo 3. Titreyengöl ve Yakın Çevresinde Belirlenen İkiyaşamlı Türleri ve Koruma Statüleri Türlerin Türkçe ve Bilimsel IUCN KURBAĞALAR Pseudopidalea viridis Gece Kurbağası Bufo bufo Siğilli Kurbağa Hyla arborea Ağaç Kurbağası Pelophylax ridibundus Ova Kurbağası KISALTMALAR: O:Orman M:Maki, OM: Orman ve maki, S: Su ve suya Tehlike ve Habitat Durumu BERN CITES EK2 EK3 LC X LC LC LC yakın yerler X X X HABİTAT OM M OM S - Alanda doğal olarak bulunduğu tespit edilen ikiyaşamlı türleri arasında yer alan Gece Kurbağası (Pseudopidalea viridis) Bern Sözleşmesi Koruma Listelerinden Ek-II’de, yani “Mutlak Koruma Altındaki Türler” listesinde yer almaktadır. Geriye kalan üç tür ise Ek-III’de, yani “Koruma Altındaki Türler” listesinde yer almaktadır. IUCN tarafından hazırlanmış olan Avrupa Kırmızı Listesi (ERL)’nin 2008 yılında güncellemiş listeleri temel alınarak gerçekleştirilen çalışmalara göre alanda kaydedilmiş olan ikiyaşamlı türlerinin tamamının “LC” (=Least Concern) yani “En Düşük Seviyede Tehlike Altında” kategorisinde yer aldıkları belirlenmiştir. Sınıf: Reptilia (Sürüngenler) Titreyengöl ve yakın çevresinde sürüngenlere çoğunlukla orman içi, açıklık ve çalılık alanlar, ile göl yakınlarında mevsimsel sulak alanlarda rastlanmıştır. Titreyengöl ve yakın çevresinde bulgularımıza göre; 3’ü kaplumbağa, 11’i kertenkele ve 7’si yılanlara ait olmak üzere toplam 21 sürüngen (Reptilia) türünün yayılış gösterdiği saptanmıştır. Bu ise tüm Türkiye’de yayılış gösteren Sürüngenlerin (yaklaşık 160 tür) 1/8’ini oluşturmaktadır. Alandaki sürüngenlerden 7 tür Bern Sözleşmesi Koruma Listelerinde Ek-II’de, yani “Mutlak Koruma Altındaki Türler” ve 4 tür Ek-III’de, yani “Koruma Altındaki Türler” listesinde ve 2 tür de CITES kapsamında yer almaktadır (Tablo 4). IUCN tarafından hazırlanmış olan Avrupa Kırmızı Listesi (ERL)’nin 2008 yılında güncellemiş listeleri baz alınarak gerçekleştirilen çalışmalara göre faaliyet alanında kaydedilmiş olan sürüngen türlerinin 3 tanesinin “LC” (=Least Concern) yani “En Düşük Seviyede Tehlike Altında” kategorisinde, iki tanesinin de “VU” kategorisinde yer aldıkları belirlenmiştir. Tablo 4. Titreyengöl ve Yakın Çevresinde Belirlenen Sürüngen Türleri ve Koruma Statüleri Türlerin Türkçe ve Bilimsel SÜRÜNGENLER Çizgili Kaplumbağa Tosbağa İribaşlı Deniz Kaplumbağası Dikenli Keler Kör Kertenkele Oluklu Kertenkele Bukalemun Yarım Parmaklı Keler Toros Kertenkelesi Pamfilya Kertenkelesi Tarla Kertenkelesi İnce Parmaklı Keler Benekli Keler Şeritli Kertenkele Hazer Yılanı Kara Yılan İnce Yılan Uysal Yılan Mauremys rivulata Testudo graeca Caretta caretta Laudakia stellio Blanus strauchii Pseudopus apodus Chamaeleo chamaeleon Hemidactylus turcicus Anatololacerta danfordi Lacerta pamphylica Ophisops elegans Ablepharus kitaibeli Chalcides ocellatus Trachylepis vittata Dolichophis caspius Dolichophis jugularis Platyceps najadum Eirenis modestus IUCN NE VU VU NE NE NE NE NE LC LC NE NE NE NE NE NE NE Tehlike ve Habitat Durumu BERN CITES EK2 EK3 X X X - X X X X - X X X X HABİTAT S HY KU HY TM OMT OM TM OMT OM TM TM KU OM TM HY OMT OM 36 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Yarı Sucul Yılan Natrix natrix LC X S Kedi Gözlü Yılan Telescopus fallax NE OM Kör Yılan Typhlops vermicularis NE X OM KISALTMALAR: O:Orman M:Maki, OM: Orman ve maki, OMT: Orman, maki ve tarım arazileri, TM: Tarım arazileri ve maki, KU: Kumul, S: Su ve suya yakın yerler, HY: Her habitat tipinde Sınıf : Aves (Kuşlar) Batı Akdeniz’deki sulak alanlar, her iki göç yolunda da uzun mesafeler kat eden kuşlar için dinlenme ve beslenme bakımından son derece önemli konaklama alanlarıdır. Göç döneminin haricinde, özellikle sert geçen kış koşullarında iç bölgelerde yeterince besin bulamayan kuş türleri de bu tip alanları yoğunlukla kullanmaktadır (Erdoğan vd. 2002a ve b). Bu kuşların birçoğu kıyı bandındaki sulak alanlarda üremekte ve dolayısıyla üreme bakımından bu alanlara bağımlıdırlar (Erdoğan vd. 2002 a ve b). Akdeniz, göçmen türlerin göç yolculuklarında önemli bir bariyerdir. İlkbahar göç hareketinde bu engeli geçtikten sonra ve sonbahar göç hareketinde de Akdeniz öncesinde önemli dinlenme ve konaklama alanlarını oluşturmaktadır. Titreyengöl ve çevresinde başta sazlık alanlar olmak üzere zengin ve çeşitli yaşam alanlarının bulunması, çok sayıda kuş türünün bölgede gerek yıl boyu, gerek üreme dönemlerinde gerekse göç dönemlerinde yayılış göstermesini sağlamaktadır. Titreyengöl ve çevresinde farklı statülerde 175 kuş türü tespit edilmiştir. Tespit edilen kuşlardan 94’ü beslenme, barınma ve yuvalanma için yaşama alanı olarak ormanlık ve makilik alanları seçmektedir. Kırmızı Liste’ye göre 7 tür soyu tükenme tehlikesi altında, 31 tür büyük ölçüde tehlike altında, 32 tür tehlike altında, 13 türün populasyonlarında azalma, 2 tür soyu tükenme tehlikesi büyük olan türler, 5 tür potansiyel tehlike altında, 14 tür tüm Avrupa’da yüksek korumada, 56 tür de koruma altındadır (Tablo 5). Tablo 5. Titreyengöl ve Yakın Çevresinde Belirlenen Sürüngen Türleri ve Koruma Statüleri Küçük Batağan Tepeli Batağan Tachybaptus ruficollis Podiceps cristatus RDB * A.3.1 A.5 Y Y Bölge Statü Y KZ Karabatak Akpelikan Balaban Phalacrocorax carbo Pelecanus onocrotalus Botaurus stellaris A.3 A.3 A.2 LC LC LC V III III Y Y Y Y T T Cüce Balaban☻ Gece Balıkçılı Alaca Balıkçıl Ixobrychus minutus Nycticorax nycticorax Ardeola ralloides A.2 A.3.1 A.3 LC LC LC III III III Y Y Y T T T Sığır Balıkçılı Küçük Akbalıkçıl Bubulcus ibis Egretta garzetta A.2 A.3.1 LC LC V V Y Y KZ KZ Büyük Akbalıkçıl Gri Balıkçıl Erguvani Balıkçıl Ardea alba Ardea cinerea Ardea purpurea A.3 A.3.1 A.2 LC LC LC V V III Y Y Y KZ Y T Kara Leylek Ak Leylek Çeltikçi Ciconia nigra Ciconia ciconia Plegadis falcinellus A.3 A.3.1 A.3.1 LC LC LC II II III G, T G, T Y T T T Çamurcun Yeşilbaş Ördek Anas crecca Anas plathyrhynchos A.5 A.5 LC LC V IV Y Y KZ KZ Kılkuyruk Çıkrıkçın Kara Çaylak Anas acuta Anas querquedula Milvus migrans A.5 A.4 A.3 LC LC LC III III III Y Y Y KZ KZ T Yılan Kartalı Saz Delicesi Circaetus gallicus Circus aeroginosus A.4 A.3 LC LC III IV G Y T Y Bozkır Delicesi☻ Çayır Delicesi Atmaca Circus macrourus Circus pygargus Accipiter nisus A.1.2 A.1.2 A.3 NT LC LC I IV IV G G Y T KZ Y Şahin☻ Buteo buteo A.3 LC IV Y Y Türkçe Adı Bilimsel Adı IUCN ** LC LC BIE *** V V Statü 37 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Kızıl Şahin Buteo rufinus A.3 LC III Y Y Küçük Kerkenez Kerkenez Falco naumanni Falco tinnunculus A.2 A.2 VU LC I III Y Y T Y Ala Doğan Delice Doğan Gökdoğan Falco vespertinus Falco subbuteo Falco peregrinus B.3 A.3.1 A.1.2 NT LC LC III IV IV G Y Y T T T Bıldırcın☻ Su Kılavuzu☻ Coturnix coturnix Rallus aquaticus A.3 A.3 LC LC III IV G,Y Y G,Y Y Benekli Su Tavuğu☻ Bataklık Su Tavuğu☻ Küçük Su Tavuğu☻ Porzana porzana Porzana parva Porzana pusilla A.2 A.1.2 A.1.2 LC LC LC IV IV III G G G T T T Bıldırcın Kılavuzu☻ Saz Tavuğu☻ Sakarmeke Crex crex Gallinula chloropus Fulica atra A.1.2 A.3.1 A.5 NT LC LC I IV IV G Y Y T Y Y Uzunbacak Kocagöz Himantopus himantopus Burhinus oedicnemus A.3 A.2 LC LC IV III Y G YZ T Küçük Halkalı Cılıbıt☻ Akça Cılıbıt Akkumkuşu Charadrius dubius Charadrius alexandrinus Calidris alba A.3 A.4 B.3 LC LC LC III III IV Y Y KZ Y KZ T Küçük Kumkuşu☻ Sarı Bacaklı Kumkuşu Kızıl Kumkuşu☻ Calidris minuta Calidris temminckii Calidris ferruginea B.5 B.3 B.4 LC LC LC IV IV -- KZ KZ KZ KZ T T Kara Karınlı Kumkuşu Dövüşkenkuş☻ Calidris alpina Philomachus pugnax B.5 B.4 LC LC III II KZ T T T Su Çulluğu☻ Kızılbacak Bataklık Düdükçünü☻ Gallinago gallinago Tringa totanus Tringa stagnatilis B.3.1 A.4 B.3 LC LC LC III II IV KZ Y KZ KZ T KZ Yeşilbacak☻ Orman Düdükçünü☻ Dere Düdükçünü☻ Tringa nebularia Tringa glareola Actitis hypoleucos B.3.1 B.3 A.3 LC LC LC IV III III KZ T YZ KZ T YZ Karabaş Martı Akbaş Martı Larus ridibundus Larus cachinnans A.5 A.4 LC LC IV II Y Y Y Y Sumru Kara Sumru Kaya Güvercini Sterna hirundo Chlidonias niger Columba livia A.3 A.3 A.5 LC LC LC IV III IV Y Y Y T T Y Kumru Üveyik Guguk Streptopelia decaocto Streptopelia turtur Cuculus canorus A.5 A.3.1 A.2 LC LC LC IV III IV Y YZ YZ Y YZ YZ Peçeli Baykuş☻ İshakkuşu☻ Tyto alba Otus scops A.1.2 A.2 LC LC III II Y YZ Y YZ Kukumav☻ Çobanaldatan☻ Ebabil Athene noctua Caprimulgus europaeus Apus apus A.2 A.1.2 A.3.1 LC LC LC III II IV Y YZ YZ Y YZ YZ Akkarınlı Ebabil Yalıçapkını☻ Yeşil Arıkuşu Tachymarptis (Apus) melba Alcedo atthis Merops percicus A.3.1 A.2 A.1.2 LC LC LC IV III III YZ Y YZ YZ Y N Arıkuşu☻ Gökkuzgun Merops apiaster Coracias garrulus A.3.1 A.2 LC NT III II YZ YZ YZ YZ İbibik☻ Boyun Çeviren☻ Alaca Ağaçkakan Upupa epops Jynx torquilla Dendrocopus syriacus A.2 A.1.2 A.2 LC LC LC III III IV YZ YZ Y YZ YZ Y Küçük Ağaçkakan☻ Bozkır Toygarı☻ Tepeli Toygar☻ Dendrocopus minor Calandrella brachydactyla Galerida cristata A.1.2 A.3 A.3 LC LC LC IV III III Y Y Y Y Y Y Orman Toygarı☻ Tarlakuşu☻ Lullula arborea Alauda arvensis A.3 A.4 LC LC II III Y Y Y Y Kum Kırlangıcı☻ Kaya Kırlangıcı Kır Kırlangıcı☻ Riparia riparia Hirundo rupestris Hirundo rustica A.5 A.5 A.5 LC LC LC III IV III YZ YZ YZ YZ KZ YZ 38 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Kızıl Kırlangıç☻ Hirundo daurica A.3 LC IV YZ YZ Ev Kırlangıcı☻ Mahmuzlu İncirkuşu☻ Delichon urbicum Anthus richardi A.3 A.2 LC LC III -- YZ YZ YZ T Step İncirkuşu☻ Kır İncirkuşu☻ Ağaç İncirkuşu☻ Anthus godlewskii Anthus campestris Anthus trivialis A.7 A.2 A.3 LC LC LC -III IV N YZ YZ N T YZ Çayır İncirkuşu☻ Kızılgerdanlı İncirkuşu☻ Anthus pratensis Anthus cervinus A.3 A.2 LC LC IV IV YZ YZ KZ YZ Dağ İncirkuşu☻ Sarı Kuyruksallayan☻ Sarıbaşlı Kuyruksallayan☻ Anthus spinoletta Motacilla flava Motacilla citreola A.3 A.3.1 A.2 LC LC LC IV IV IV Y YZ Y,YZ T YZ T Dağ Kuyruksallayanı☻ Akkuyruksallayan☻ Arap Bülbülü☻ Motacilla cinerea Motacilla alba Pycnonotus xanthopygos A.2 A.3.1 A.2 LC LC LC IV IV IV Y Y Y KZ Y,T Y Dağ Bülbülü☻ Prunella modularis Erytropygia (Cercotrichas) galactotes A.1.2 LC IV Y KZ Erithacus rubecula Luscinia luscinia Luscinia megarhynchos A.3 A.3 A.2 A.2 LC LC LC LC III IV IV IV YZ Y YZ,T YZ YZ KZ T T Buğdaycıl (Mavi Gerdan) ☻ Bahçe Kızılkuyruğu☻ Kızılkuyruk☻ Luscinia svecica Phoenicurus ochruros Phoenicurus phoenicurus A.2 A.2 A.3 LC LC LC IV IV II Y,YZ Y Y KZ KZ YZ Çayır Taşkuşu☻ Taşkuşu☻ Saxicola rubetra Saxicola torquatus A.3 A.3 LC LC IV IV Y Y YZ KZ Boz Kuyrukkakan☻ Kuyrukkakan☻ Karakulaklı Kuyrukkakan☻ Oenanthe isabellina Oenanthe oenanthe Oenanthe melanoleuca A.3 A.3 A.2 LC LC LC IV III II Y YZ YZ YZ T YZ Karatavuk☻ Öter Ardıç☻ Kamış Bülbülü☻ Turdus merula Turdus philomelos Cettia cetti A.3 A.2 A.2 LC LC LC IV IV IV Y Y Y Y KZ Y Dikkuyruklu Ötleğen☻ Çekirge Kamışçını☻ Prinia gracilis Locustella naevia A.3 A.1.2 LC LC III IV Y YZ Y N Ağaç Kamışçını☻ Bataklık Kamışçını☻ Bıyıklı Kamışçın☻ Locustella fluviatilis Locustella luscinoides Acrocephalus melanopogon A.1.2 A.2 A.2 LC LC LC IV IV IV YZ YZ YZ T T Y Kındıra Kamışçını☻ Doğu Kamışçını☻ Kuzey Kamışçını☻ Acrocephalus schoenobaenus Acrocephalus agricola Acrocephalus dumetorum A.2 A.2 A.1.2 LC LC LC IV IV IV YZ YZ YZ YZ N N Çalı Kamışçını☻ Saz Kamışçını☻ Acrocephalus palustris Acrocephalus scirpaceus A.3 A.2 LC LC IV IV YZ YZ YZ YZ Büyük Kamışçın☻ Ak Mukallit☻ Zeytin Mukalliti☻ Acrocephalus arundinaceus Hippolais pallida Hippolais olivetorum A.3 A.3 A.2 LC LC LC IV III IV YZ YZ YZ YZ T YZ Sarı Mukallit☻ Bıyıklı Ötleğen☻ Maskeli Ötleğen☻ Hippolais icterina Sylvia cantillans Sylvia melanocephala A.3 A.2 A.3 LV LC LC IV IV IV YZ YZ Y YZ KZ Y Karaboğazlı Ötleğen☻ Ak Gözlü Ötleğen☻ Sylvia rueppelli Sylvia hortensis A.2 A.2 LC LC IV III YZ YZ KZ T Çizgili Ötleğen☻ Küçük Akgerdanlı Ötleğen☻ Akgerdanlı Ötleğen☻ Sylvia nisoria Sylvia curruca Sylvia communis A.2 A.2 A.3 LC LC LC IV IV IV YZ YZ YZ T YZ T Boz Ötleğen☻ Karabaşlı Ötleğen☻ Boz Söğütbülbülü☻ Sylvia borin Sylvia atricapilla Phylloscopus bonelli B.3 A.2 A.2 LC LC LC IV IV II T YZ Y T YZ,KZ T Orman Söğütbülbülü☻ Cıvgın☻ Phylloscopus sibilatrix Phylloscopus collybita A.2 A.3.1 LC LC II IV YZ Y T KZ Söğütbülbülü☻ Benekli Sinekkapan☻ Halkalı Sinekkapan☻ Phylloscopus trochilus Muscicapa striata Ficedula albicollis A.3.1 A.3 A.2 LC LC LC IV III IV T YZ YZ T YZ YZ Çalı Bülbülü☻ Kızılgerdan☻ Benekli Bülbül☻ Bülbül☻ 39 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Kara Sinekkapan☻ Ficedula hypoleuca Çam Baştankarası Mavi Baştankara Parus ater Parus caeruleus Büyük Baştankara☻ Çulhakuşu☻ Sarıasma☻ A.1.2 LC IV YZ YZ A.3 A.2 LC LC IV IV Y Y KZ KZ Parus major Remiz pendulinus Oriolus oriolus A.3.1 A.2 A.2 LC LC LC IV IV IV Y Y YZ Y KZ YZ Kızılkuyruklu Örümcekkuşu Kızıl sırtlı Örümcekkuşu☻ Lanius isabellinus Lanius collurio A.2 A.3 LC LC -III YZ YZ N YZ Kara Alınlı Örümcekkuşu☻ Büyük Örümcekkuşu☻ Kızılbaşlı Örümcekkuşu☻ Lanius minor Lanius excubitor Lanius senator A.3 A.1.2 A.2 LC LC LC II II II YZ Y Y T YZ Maskeli Örümcekkuşu☻ Alakarga Leş Kargası Lanius nubicus Garrulus glandarius Corvus cornix A.2 A.3.1 A.5 LC LC LC II IV -- YZ Y Y YZ Y Y Kuzgun Sığırcık Corvus corax Sturnus vulgaris A.5 A.5 LC LC IV III Y Y Y KZ Ev Serçesi☻ Söğüt Serçesi☻ Dağ Serçesi☻ Passer domesticus Passer hispaniolensis Passer montanus A.5 A.3 A.3 LC LC LC III IV III Y Y Y Y Y N İspinoz☻ Küçük İskete☻ Florya☻ Fringilla coelebs Serinus serinus Carduelis chloris A.4 A.3 A.3 LC LC LC IV IV IV Y Y Y KZ Y Y Saka☻ Karabaş İskete Carduelis carduelis Carduelis spinus A.3.1 A.3 LC LC IV IV Y Y Y KZ Ketenkuşu☻ Kirazkuşu☻ Kızıl Kirazkuşu☻ Carduelis cannabina Emberiza hortulana Emberiza caesia A.3 A.3 A.2 LC LC LC II II IV Y YZ YZ KZ T T Bataklık Kirazkuşu Karabaşlı Kirazkuşu☻ Tarla Kirazkuşu☻ Emberiza schoeniclus Emberiza melanocephala Miliaria calandra A.3 A.4 A.4 LC LC LC IV II II Y YZ Y KZ YZ Y Tabloda kullanılan kısaltmalar: Kiziroğlu (2008)’na göre Türkiye Kuşları Red Data Book (RDB- Kırmızı Liste)- Uluslar arası Doğal Hayatı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN)- ve Birdlife International (BIE) Kriterleri aşağıda verilmiştir: * Türkiye Kuşları RDB kriterleri: “A grubu”na giren türler, ya tam yıllık kuş türü olup yerli ya da yaz göçmeni; yani kuluçkaladıktan sonra Türkiye’yi terk eden göçmen türlerden oluşur. A.1.2= Bölgede 17 tür yer almaktadır ve bu kriterde yer alan türlerin nüfusları Türkiye genelinde çok azalmıştır. İzlendikleri bölgelerde 1 birey-10 çift (=1-20 birey) ile temsil edilirler. Bu türlerin soyu büyük ölçüde tükenme tehdidi altında olduğu için, Türkiye genelinde mutlaka korunmaları gereken türlerdir. A.2= Bölgede 50 tür yer almaktadır ve bu kriterde yer alan türlerin sayıları, gözlendikleri bölgelerde 11-25 çift (22-50 birey) arasında değişir. Bunlar önemli ölçüde tükenme tehdidi altındadır. Tükenme baskısı günümüzdeki gibi sürerse, mutlak tükenmeyle karşı karşıya kalacak olan türlerdir. A.3= Bölgede 52 tür yer almaktadır ve bu kriterdeki türlerin Türkiye genelindeki nüfusları, gözlendikleri bölegelerde genel olarak 26-250 çift (52-500 birey) arasında değişir. Bunlar da tükenebilecek duyarlıkta olup, vahşi yaşamda soyu tükenme riski yüksek olan türlerdir. A.3.1= Bölgede 19 tür yer almaktadır ve bu kriterdeki türlerin populasyonlarında, gözlendikleri bölgelerde azalma vardır. Bu türlerin nüfusu da 251-500 çift (502-1000 birey) arasında değişir. Gözlendikleri bölgelerde eski kayıtlara göre, azalma olan türlerdir. A.4= Bölgede 9 tür yer almaktadır ve bu kriterdeki türlerin IUCN ve ATS ölçütlerine göre yoğunlukları, gözlendikleri bölgelerde henüz tükenme tehdidi altına girmemiş olmakla birlikte, populasyonlarında lokal bir azalma olup, zamanla tükenme tehdidi altına girmeye adaydırlar. Bu türlerin populasyonları gözlendikleri bölgelerde 501-5000 çift (=1002-10 000 birey), arasında değişir. A.5= Bölgede 15 tür yer almaktadır ve bu kriterdeki türlerin gözlenen populasyonlarında henüz azalma ve tükenme tehdidi gibi bir durum söz konusu değildir. A.7= Bölgede 1 tür Step incirkuşu-Anthus godlewskii) yer almaktadır ve bu tür Titreyengöl Kuş Halkalama çalışmasında yakalanarak halkalanmıştır. Üreme alanı Orta Asya ve kışlama alanı Güney Asya’dır. Aynı zamanda Türkiye için ilk kayıt olan bu tür, rastlantısal olarak gözlenebilen türlerdendir. “B grubu”na giren türler ya kış ziyaretçisi ya da transit göçerdir. B.3= Bölgede 6 tür tespit edilmiştir ve bu kriterdeki türlerin Türkiye genelindeki nüfusları gözlendikleri bölgelerde genel olarak 26-250 çift (52-500 birey) arasında değişir. Bu türler de tükenebilecek duyarlıkta olup vahşi yaşamda soyu tükenme tehlikesi büyük olan türlerdir. B.3.1= Bölgede 2 tür tespit edilmiştir ve bu kriterdeki türlerin populasyonlarında gözlendikleri bölgelerde azalma vardır. Türkiye genelindeki nüfusları 251-500 çift (502-1000 birey) arasında değişir. B.4= Bölgede 2 tür tespit edilmiştir ve bu kriterdeki türlerin populasyon yoğunlukları, gözlendikleri bölgelerde henüz tükenme tehdidi altına girmemiş olmakla birlikte, populasyonlarında bir azalma vardır. Bunlar zamanla tükenme tehditi altına girmeye aday türlerdir. B.5= Bölgede 2 tür tespit edilmiştir ve bu kriterdeki türlerin gözlenen populasyonlarında henüz bir azalma ve tükenme tehdidi gibi bir durum söz konusu değildir. ** Uluslar arası Doğal Hayatı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN) kriterleri: 40 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org IUCN kırmızı listesi, biyolojik çeşitliliğin durumu ile ilgili en geçerli rehber olarak kabul edilmektedir. VU (vulnerable- Hassas, zarar görebilir): Bölgede bu kriterde yer alan 1 tür (Küçük kerkenez- Falco naumanni) tespit edilmiştir. Vahşi yaşamda soyu tükenme tehlikesi yüksek olan türdür. NT (near threatened): Bölgede bu kriterde yer alan 4 tür tespit edilmiştir. Bu kriterdeki türler şu anda tehlikede olmayan fakat yakın gelecekte VU- vulnerable (Hassas, Zarar Görebilir, Vahşi yaşamda soyu tükenme tehlikesi büyük olan türler), ENendangered (Vahşi yaşamda soyu tükenme tehlikesi çok büyük olan türler) veya CR- critically endangered (Vahşi yaşamda soyu tükenme tehlikesi had safhada olan türler) kategorisine girmeye aday olan türlerdir. LC: (least concern): Çalışmada 170 tür bu kriterdedir. En düşük derecede tehdit altında olan bu türler yaygın bulunan türlerdir. *** Birdlife International (BIE) Kriterleri: SPEC I: Bölgede bu kriterde 3 tür (Bozkır delicesi- Circus macrourus, Küçük kerkenez- Falco naumanni, Bıldırcın kılavuzu- Crex crex) tespit edilmiştir. Bu kritere göre türler küresel ölçekte koruma önceliği olan Avrupa türleridir. SPEC II: Bölgede 21 tür tespit edilmiştir. Küresel populasyonu ya da dağılımı Avrupa’da yoğunlaşan türler olup “Kesin Koruma Altına” olan türlerdir. SPEC III: Bölgede 49 tür tespit edilmiştir. Küresel populasyonu ya da dağılımı Avrupa’da yoğunlaşmayan ama küresel durumunun kötü olmasından dolayı “Koruma Altında” olan türlerdir. SPEC IV: Bölgede 89 tür bu kriterdedir. Küresel populasyonu ya da dağılımı Avrupa’da yoğunlaşan türler olup populasyonları henüz kritik durumda değildir. SPEC V: Bölgede 8 tür bu kriterdedir. Küresel populasyonu ya da dağılımı Avrupa’da yoğunlaşan türler olup populasyonları henüz kritik durumda değildir. Sınıf: Mammalia ( Memeliler) Titreyengöl ve çevresinde memelilere ağaçlık alanlar, çalılıklar, alt örtüsü zengin orman alanları, su kenarlarındaki bodur ağaçlar ve çalılıklar arasında, sık ve alçak gramine vejetasyonu ile orman sınırının dışındaki açık alanlarda rastlanmıştır. Gerek söz konusu araştırmalara ilişkin literatür çalışması, gerekse arazide yapılan gözlemlerde Titreyengöl ve çevresinde ki bulgularımıza göre; 18 memeli türünün yayılış gösterdiği saptanmıştır. Bu da tüm Türkiye’de yayılış gösteren memeli türlerinin (yaklaşık 160 tür) 1/8’ini oluşturmaktadır (Tablo 6). Yöredeki memeli türleri tehlike statüleri bakımından ele alındığında: "Uluslararası Doğal Hayatı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN)" tarafından her yıl yayınlanan "Nesli Tükenme Tehlikesi Altında Olan Türlerin Kırmızı Listesi (IUCN Redlist)"nin 2009.2 versiyonunda; 17 tür "LC" (Asgari Endişe) kategorisinde, 1 tür “NT” (Soyu yakın zamanda tükenme tehlikesine girebilir) kategorisinde yer almaktadır. Kirpi, sivri burunlu fareler, yarasalar ve karnivorların tamamı ile kemiricilerin ikisi hariç diğerleri Türkiye’nin yasa ile koruma altındaki türleridir. Bu durum Resmi Gazete’de yayınlanan “Çevre ve Orman Bakanlığı’nca Koruma Altına Alınan Yaban Hayvanları” (EK LİSTE 1) listesinde belirtilmiştir. Ayrıca bu türlerin doğal ortamından uzaklaştırılması, satılması, evlerde pet hayvanı olarak bakılması da yasaktır. Diğer taraftan, orman habitatı ve yakın çevresinde, sık makiliklerde nadirde olsa rastlanılan kızıl tilki “Nesli Tehlikede Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme (CITES)” kapsamında yer alan ve korunan bir türdür. Tablo 6. Titreyengöl ve Yakın Çevresinde Belirlenen Sürüngen Türleri ve Koruma Statüleri TÜR İSİMLERİ ( Türkçe ve Latince) MEMELİLER Kirpi Avrasya Sivri Burunlu Faresi Sivri Burunlu Bataklık Faresi Sivri Burunlu Bahçe Faresi Avrupa Köstebeği Büyük Nalburunlu Yarasa Küçük Nalburunlu Yarasa Akdeniz Nalburunlu Yarasası Fare Kulaklı Büyük Yarasa Akdeniz Geniş Kanatlı Yarasası Yabani Tavşan Anadolu Sincabı Ev Faresi Ev Sıçanı Erinaceus concolor Sorex minutus Neomys anomalus Crocidura suaveolens Talpa europaea Rhinolophus ferrumequinum Rhinolophus hipposideros Rhinolophus euryale Myotis myotis Eptesicus bottae Lepus europaeus Sciurus anomalus Mus musculus Rattus rattus IUCN LC LC LC LC LC LC LC NT LC LC LC LC LC LC Tehlike Durumu BERN CITES EK2 EK3 X X X X X X - X X X - X X - Habitat O, M O, M, T B, SZ O, M, T T, M O, M, SZ O, M, SZ O, M, SZ O, M O, M, SZ O, M O KH KH 41 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Vulpes vulpes Kızıl Tilki LC X X Mustela nivalis Gelincik LC X Martes martes Ağaç Sansarı LC X Meles meles Porsuk LC X KISALTMALAR: O:Orman, M:Maki, T: Tarım Arazileri, B: Bataklık, SZ: Sazlık, KH: Karasal Habitatların Tamamı O, M O, M O O, M 4. TARTIŞMA ve SONUÇ Akdeniz Bölgesi içerisinde yer alan Antalya ili zengin sulak alan potansiyeliyle dikkat çekmektedir. Titreyengöl ise Antalya’nın “sulak alanlar listesine dahi alınmamış olan” eşsiz bir alandır. Titreyengöl çok zengin biyolojik çeşitliliği ve eşsiz doğası nedeniyle ulusal ve uluslararası birçok ziyeretçinin ilgisini çeken önemli bir alandır. Özellikle kuş gçlerinde önemli dinlenme, beslenme ve barınma alanı olan göl ve yakın çevresinde Akdeniz Üniversitesi tarafından 2002-2007 yıllarında gerçekleştirilen “Titreyengöl/Manavgat Kuş Halkalama Çalışması”nda 121 kuş türünden 55.411 kuş “Turkey” kodlu halkalarla halkalanmıştır. Bu çalışma kapsamında halkalanan 36 kuş 18 farklı ülkede yakalanırken, 18 farklı ülkede ilk kez halkalanan 71 kuş ise Titreyengöl’de tekrar yakalanmıştır. Elde edilen geri bildirim sonuçlarına göre; özellikle Doğu ve Orta Avrupa kuş populasyonlarının Batı Anadolu ve Batı Akdeniz üzerinden göç ettikleri anlaşılmaktadır. Bu çalışmalarla; halkalanan bireylerin ne kadar sürede göç ettikleri, ne kadar mesafe kat ettikleri ve doğal yaşam süreleri hakkında bilgiler elde edilmektedir. Titreyengöl ve çevresi, kıyı ve deniz üzerinden göç eden çok sayıdaki kuş türünün beslenme, barınma ve sığınma alanı olması nedeniyle önemli bir istasyon konumundadır. Akdeniz bariyerini zorlukla aşıp gelen ve geçmek isteyen kuşlar için yakın çevrede bu özellikte herhangi bir istasyon bulunmamasından dolayı, Titreyengöl ve çevresi göçmen kuşlar açısından hayati önem taşımaktadır. Bu nedenle, burada kuş halkalama istasyonun kurulması, bilimsel verilerin elde edilmesinin yanı sıra çalışmalara katılan ya da ziyaret eden öğrenci ve halkın türleri yakından tanımalarıyla kuşlara karşı ilgi ve koruma bilincinin oluşmasına da katkı sağlayacaktır. Diğer taraftan, bölgenin turizm bölgesi olması nedeniyle tanıtımına, ornito-turizm kapsamında çok sayıda kuş gözlemcinin halkalama çalışmalarına gönüllü olarak katılmalarına fırsat sağlayacak ve böylece kuş gözlemcilerini bölgeye çekecektir. Gölün çevresindeki araziden kum ve toprak alınmasıyla yer yer çukurların oluşması ve bu yerlerde taban suyunun yükselmesi ile kısa mevsimsel sulak alanların meydana gelmesine neden olmaktadır. Bu alanlar özellikle kurbağa, sucul sürüngen, kuş ve bazı memeli türlerinin barındığı ve beslendiği önemli biyotoplardır. Dolayısıyla, yaban hayatının zenginlik gösterdiği bu biyotoplar doğal haliyle korunmalı ve devamlılığı sağlanmalıdır. Göl ve çevresindeki yaban hayatını zenginleştirmek amacıyla, kuşlara ve böceklere besin sağlayacak türlerle bitkilendirme çalışmaları yapılmalı, kuşların yuvalanması ve konaklaması için sahaya kuru ve kovuk ağaçlar yerleştirilmelidir. Bu uygulama, aynı zamanda kuşları daha yakından görmek, fotoğrafını çekmek vb. aktiviteleri içeren ornito-turizm açısından önemli katkı sağlayacaktır. Ancak, Titreyengölün suyu, fiziko-kimyasal parametreler bakımından tamamen tatlısu gölü haline gelmiştir. Gölde su gideri olmadığı için zaman zaman göle Manavgat Çayı’ndan verilen su (gölün su seviyesini korumak için) buharlaşma ve sızıntılarla azalmakta, böylece verilen su ile birlikte gelen süspansiyon halindeki katı maddeler gölde birikmekte ve tabanda büyük bir sediment (çamur+mil) oluşturmaktadır. Bu durumun devam ettirilmesi halinde tabandaki sediment her geçen yıl artacak, gölün bataklığa dönüşmesine ve yok olmasına sebep olacaktır. Göldeki bu değişim suda 42 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org çözünmüş oksijen oranını azaltacak, gölde yaşayan su canlılarını olumsuz yönde etkileyecektir. Gölde tespit edilen sekiz balık türü vardır. Bu türlerden 5’nin dar ekolojik toleranslı olmaları nedeniyle ekolojik değişime uymakta zorluk çekeceği düşünülmemektedir. Diğer üç tür olan Sazan (Cyprinus carpio carpio, Linnaeus, 1758), Çin sazanı (Carassius gibelio Bloch, 1782) ve kedi balığı (Clarias gariepinus, Burchell, 1822) ortamı terk edeceklerdir. Buna karşın bu üç tatlısu türünün gölün kuzey kısımlarına yani tatlısu besleme pompasının bulunduğu bölgede kısmı yığılmaları da beklenebilir. Gölde mevcut ve yukarda belirtilen türler, meydana gelen bu değişimden olumsuz olarak etkileneceklerdir. Ancak, şu anda tespit edilmeyen kefal türleri, deniz levreği ve çipura gibi acısularda yaşamlarını sürdüren yeni türlerin göle gelmesiyle balık polpulasyonlarının artması da muhtemeldir. Bu denli zengin ve çeşitli ekolojik-biyolojik özelliklere sahip olan Titreyengöl, Ramsar Sözleşmesi Hükümleri’nde tanımlanan “Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar” listesinde değildir. Ancak, Antalya’da su kuşlarının barındığı ve yuvalandığı, göç öncesi ve sonrasında konakladığı önemli alanlardan biridir. Saha, 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na dayanılarak I. Derece Doğal Sit Alanı ilan edilen Sorgun Ormanları ile içi içe geçmiş bir sulak alan ekosistemidir. Ne yazık ki; Göl ve çevresi; 2873 Sayılı Milli Parklar Kanunu’na göre ayrılmış olan milli park, tabiatı koruma alanı, tabiat parkı ve tabiat anıtı gibi koruma statüleri ile 4915 Sayılı Kara Avcılığı Kanunu’nca ayrılan yaban hayatı geliştirme sahaları kapsamında da değildir. Nihayet, 2009-2010 yılı Merkez Av Komisyonu Kararınca avlanmanın yasak olduğu sahalar listesinde yer almaktadır. Diğer yandan, Sorgun Ormanı, Titreyengöl ve Boğaz Ormanı ile Manavgat Çayı ekolojik bir bütünlük arzetmektedir. Bu nedenle de Titreyengöl ve çevresi, bölgedeki yaban hayatının potansiyel sürekliliğinin ve sürdürülebilirliğinin sağlanması açısından Doğal Sit Alanı sınırları içine alınmalıdır. 5. KAYNAKLAR Baran, İ. Kuzey Ege Denizi, Marmara Denizi ve Karadeniz'deki Adalarımızın Herpetofaunasının Taksonomik ve Ekolojik Araştırılması, Doğa Bilim Dergisi, Tübitak 5: 155-162, (1981). Baran, İ. Atatür, M., K. Türkiye Herpetofaunası. T.C. Çevre Bakanlığı Yayınları., Ankara 214 ss. (1998). (ISBN: 975-7347-38-8) Başoğlu, M. Baran, İ. (1977). Türkiye Sürüngenleri, Kısım l, Kaplumbağa ve Kertenkeleler, Ege Üniv. Fen Fak. Kitaplar serisi Bornova İzmir NO.76: 1-272. Başoğlu, M., Baran, İ. Türkiye Sürüngenleri, Kısım II, Yılanlar, Ege Üniv. Fen Fak. Kitaplar serisi Bornova İzmir No. 80: 1-218, (1980) Çevre Bakanlığı, (1991). 2000'li Yıllara Doğru Çevre. T.B.M.M. Çevre Araştırma Komisyonu Raporu (10/15): 191- 209. ANKARA Cirik, S. 1993. Sulak Alanlar. Ekoloji Dergisi, 7: 50-51. Erdoğan, A., Öz, M., Sert, H., Tunç, M.R. (2002a): Antalya Yamansaz Gölü ve Yakın Çevresinin Avifaunası ve Herpetofaunası. Ekoloji Çevre Dergisi, Cilt 10, sayı 43: 33-39. Erdoğan, A, Sert, H., Tunç, M.R.( 2002b): Finike ve Çevresinin Kuş Faunası. Tabiat ve İnsan 36: 1, 30-40. Erdoğan, A., Deval, C., Öz, M., Ünal, O., Yavuz, M., Gökoğlu, M., Özvarol, A., Gülyavuz, H, Karaardıç H. ve Kaçar, S. 2010. Titreyengöl ve Çevresinin Flora-Faunasının Tespiti ile Titreyengöl Su Kalitesinin belirlenmesi Projesi. TİSOYAB (Titereyengöl-Sorgun Turizm Yatırımcılar Birliği), 67 ss. Antalya. Geldiay, R., Balık,S.1996. Türkiye Tatlısu Balıkları, Ege Üniversitesi Yayınları No:46 İZMİR 532 s. Kiziroğlu, İ. 2008. Türkiye Kuşları Kırmızı Listesi, Desen Matb., Ankara, 151 s. Kiziroğlu, İ. 2009. Türkiye Kuşları Cep Kitabı. Ankamat Matbaası, Ankara, 564 s. Wilson, D. E., and D. M. Reeder (eds). 2005. Mammal Species of the World. Johns Hopkins University Press, 2,142 pp. (Available from Johns Hopkins University Press, 1-800-537-5487 or (410) 516-6900, http://www.press.jhu.edu/.) 43 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Ege Bölgesi Küçük Menderes Nehri Ekosisteminin İrdelenmesi 1 1 Bülent YAĞMUR , 1 Hüseyin HAKERLERLER , 2 Özdemir EGEMEN , 1 Bülent OKUR Ege Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü, Bornova / İZMİR 2 Ege Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi, Temel Bilimler Bölümü, Bornova / İZMİR ÖZET Bu çalışmada Küçük Menderes Nehri’nin Ege Denizine dökülme bölgesinde belirlenen istasyonlardan alınan su, sediment ve balık örneklerinde Fe,Cu,Zn,Mn,Cd,Co,Cr,Pb,Ni iz element ve ağır metallerinin konsantrasyonları belirlenmiş ve bunların aylara ve istasyonlara göre değişimleri incelenmiştir. Araştırma Mayıs-Nisan arasında, birbirinden farklı özelliklere sahip altı istasyondan her ay örnek alınarak gerçekleştirilmiştir. Yapılan analiz sonuçlarına göre, su örneklerinde Fe 0,98-42,36 ppm; Cu 0,008– 0,030 ppm; Zn 0,013-0,037 ppm; Mn 0,035–0,302 ppm; Cd 0,003–0,010 ppm; Co 0,026–0,068ppm; Cr 0,007–0,030 ppm; Pb 0,022–0,192 ppm ve Ni 0,015-0,072 ppm; sediment örneklerinde Fe %1,54-2,43; Cu 17,95– 25,38 ppm; Zn 49,80-72,50 ppm; Mn 237,00–376,50 ppm; Cd 0,64–1,22 ppm; Co 11,59–27,31ppm; Cr 16,92–35,14 ppm; Pb 13,13–19,25 ppm ve Ni 26,43-41,57 ppm; balık örneklerinde Fe 4,29-13,09 ppm; Cu 0,70-7,55 ppm; Zn 0,43-2,07 ppm; Mn 0,13-0,80 ppm; Cd 0,01-0,10 ppm; Co 0,07-0,85 ppm; Cr 0,08-0,31 ppm; Pb 0,29-2,57 ppm ve Ni 0,09-0,59 ppm arasında değiştiği saptanmıştır. Analiz sonuçlarına göre iz element ve ağır metal metal konsantrasyonlarının birikimleri sırasıyla, suda; Fe>Mn>Pb>Ni>Co>Zn>Cu>Cr>Cd, sedimentde; Fe>Mn>Zn>Ni>Cr>Cu>Co>Pb>Cd, balıklarda; Fe>Cu>Zn>Pb>Mn>Co>Ni>Cr>Cd seklinde, örnekler arasında iz element ve ağır metallerin konsantrasyonlarının bulunuşları ise; sediment>balık>su seklindedir. Tüm iz element ve ağır metal konsantrasyonlarının suya, sedimente, balığa, istasyonlara ve aylara göre miktarlarının değişim gösterdiği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: İz Element, Ağır Metal, Küçük Menderes Nehri, Su, Sediment, Balık ABSTRACT In this study, water, sediment and fish samples were collected from the stations where Small Meander River meets Aegean Sea. Cd, Co, Cr, Cu, Fe, Mn, Ni, Pb and Zn concentrations in them were determined by using instrument. Variations in trace element and heavy metal concentrations depending on stations were also investigated. The study was carried out in six different stations between May and April. Samples were taken monthly.The amounts of trace element and heavy metals from water, sediment and fish samples respectively were given as below; Fe 0,98-42,36 ppm; Cu 0,008– 0,030 ppm; Zn 0,013-0,037 ppm; Mn 0,035–0,302 ppm; Cd 0,003–0,010 ppm; Co 0,026– 0,068ppm; Cr 0,007–0,030 ppm; Pb 0,022–0,192 ppm and Ni 0,015-0,072 ppm; Fe %1,54-2,43; Cu 17,95– 25,38 ppm; Zn 49,80-72,50 ppm; Mn 237,00–376,50 ppm; Cd 0,64–1,22 ppm; Co 11,59– 27,31ppm; Cr 16,92–35,14 ppm; Pb 13,13–19,25 ppm and Ni 26,43-41,57 ppm; Fe 4,29-13,09 ppm; Cu 0,70-7,55 ppm; Zn 0,43-2,07 ppm; Mn 0,13-0,80 ppm; Cd 0,01-0,10 ppm; Co 0,07-0,85 ppm; Cr 0,08-0,31 ppm; Pb 0,29-2,57 ppm and Ni 0,09-0,59 ppm. The gradual order of trace element and heavy metal in water, sediment and fish were given as follow; Fe> Mn> Pb> Ni> Co> Zn> Cu> Cr> Cd water, Fe> Mn> Zn> Ni> Cr> Cu> Co> Pb> Cd in sediment, Fe> Cu> Zn> Pb> Mn> Co> Ni> Cr> Cd in fish. The levels of treace element and heavy metal concentrations in descending order was as follow: sediment>fish>water. It was determined that all trece element and heavy metal concentrations (in mg/lt) were fluctuated according to water, sediment, fish, station and months. Keywords : Trace Element, Heavy Metal, Small Meander River, Water, Sediment, Fish 1. GİRİŞ Küçük Menderes Havzası, Türkiye‘nin batısında Gediz ve Büyük Menderes Havzaları arasında sularını Küçük Menderes Nehri ve diğer akarsularla Ege Denizi‘ne boşaltan alanı kapsamaktadır. Havza alanı yaklaşık 702.931ha olup, su yüzeyleri çıkarıldığında 668.858 ha‘dır Türkiye‘nin yüzölçümünün %0.9’unu kapsamaktadır. Türkiye istatistik Kurumu (TÜİK) tarafından gerçekleştirilen 2009 yılı adrese dayalı nüfus sayımı sonuçlarına göre Küçük Menderes Havzası toplam nüfusu 2 3.322.468 kişidir. Toplam yağış alanı 3.225 km olan Küçük Menderes Havzasının uzunluğu 129 44 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org km‘dir. Yıllık ortalama yağış yüksekliği 622 mm; yıllık ortalama akışı ise 11.45 m 3/s’dir. Havza İzmir ilinin büyük bir kısmı ile Aydın ilinin Kuşadası ilçesini kapsar. Doğudan Karadağı, Çulha ve Ayrık (Oyuk) Dağlarıyla; güneyden batıya doğru Beydağ, Kümeli Dağı, kuzeyden batıya doğru ise Bozdağ, Çallıbadağı, Mahmut Dağı ve Kesme Dağları; batıda Ege Denizi ve İzmir Körfezi ile çevrilidir. Kuzey ve doğudan Gediz Havzası, güneyden Büyük Menderes Havzasıyla komşudur. Havzayı temsil eden akarsu, Küçük Menderes Nehri ve yan kolları olan Fetrek Çayı, Uluçay, Kocahavran, Çamlı, Ilıca Deresi, Değirmen Dere, Aktaş Deresi, Rahmanlar Deresi, Pirinçci Deresi, Yuvalı Dere, Ceriközkaya Deresi, Eğridere, Birgi Çayı, Çevlik Çayı ve Keles Çayı‘dır. Ortalama uzunluğu 175 km olan Küçük Menderes Nehri, kışın kabarır, özellikle delta alanı üzerinde yatağından taşarak geçici bataklıklar oluşturur. Yazın ise suları çok azalır ve kendisini besleyen küçük kolları tamamen kurur. Havzada irili ufaklı göller bulunmaktadır Bunlardan en önemlileri Küçük Menderes Nehri‘nin getirdiği alüvyonlardan oluşan Çakal Boğaz Gölü, Barutçu ve Gebekirse Gölleridir. Bozdağ’ların Karakoyun yaylasından doğup Kiraz Ödemiş ve Tire ilçelerinden geçerek Selçuk sınırlarında Ege Denizi’ne dökülen Küçük Menderes maalesef artık akarsu tanımını yitirmek üzeredir. Daha 10 yıl öncesine kadar; nehrin kenarında yükselen otların arasından balık tutanlar, piknik yapanlar, hayvanlarını ve tarlasını sulayanlar bile kaybettikleri yada kaybedeceklerinin farkında değillerdi. Katettiği 175 km boyunca geçtiği yerleşim alanlarının evsel ve sanayi atıkları, tarımsal mücadele ilaçları, bilinçsiz ve aşırı kullanılan kimyasal gübreler nedeniyle kirlenen Küçük Menderes Nehrinin su kalitesi bozulmakta, buna bağlı olarak da deltada yer alan sulak alanlar ve buranın faunası ve florası olumsuz bir şekilde etkilenmektedir. Bu nedenle araştırmada, Küçük Menderes Nehri’nin Selçuk ilçesi sınırları içinde kalan kısmında kirlilik düzeyini saptamak amacıyla su, sediment ve bazı balık türlerinde iz element ve ağır metal düzeylerinin belirlenmesi üzerinde çalışılmıştır. 2. MATERYAL VE YÖNTEM Materyal Araştırma materyalini Küçük Menderes nehrinin Selçuk ilçesi sınırları içerisinde, 12 ay (MayısNisan) süreyle 6 farklı istasyondan (Şekil 1;Çizelge 1) alınan su, sediment ve balık örnekleri oluşturmaktadır. Çizelge 1. Su örneklerinin alındığı istasyonlar İstasyon No İstasyon Adı 1 Selçuk-Özdere Köprü Altı 2 Gebekirse Gölü 3 Akgöl ve K.Menderes Bileşimi 4 Akgöl (Barutçu) 5 Zeytinköy Köprüsü 6 Belevi Otaoban Ayağı Altı Şekil 1. Su örneklerinin alındığı istasyonlar 45 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org 2.1. Küçük Menderes Havzası Sosyo-Ekonomik ve Coğrafik Yapısı Küçük Menderes Havzası, Ege Bölgesi ve ülkemizin en verimli doğal kaynaklarını barındıran bir havza olmakla beraber uluslararası öneme sahip (B) sınıfı sulak alanı ile nadir güzellikteki bitki ve hayvan türlerini içermekte olup; uluslararası sözleşmelerle koruma altına alınmıştır. Gerek tarımsal alanlardan gelen zirai tarım ilaçları, gerek nehrin geçtiği yerleşim birimlerinden kaynaklanan evsel atık sular, gerekse sanayi kuruluşlarının atık sularının yeterince arıtılmadan deşarj edilmesi nedeniyle söz konusu havzada su kirlenmesi sorunu son yıllarda önemli boyuta ulaşmıştır Küçük Menderes Havzası, Batı Anadolu‘da yer alan, uzun ekseni batı-doğu gidişli bir çöküntü havzası niteliğindedir. Gediz ve Büyük Menderes Ovalarından daha küçük olan Küçük Menderes taşkın ovası, havzanın kuzeydoğu ucunda bulunan Kiraz Ovası, havzanın kuzeybatısında Torbalı‘da bulunan Fetrek Ovası, Küçük Menderes Nehrinin Ege Denizi kenarındaki Selçuk Ovası havzada yer alan ovalardır. Küçük Menderes Havzasında, Akdeniz ikliminin tipik özellikleri görülür. Yıllık toplam yağışın yaklaşık yarısı kışın düşer. Kıyı kuşağında, kar yağışı ve don olayları nadir olarak görülür. Yüksek kesimlerde kışlar, karlı ve soğuk geçer. Havzada Akdeniz iklim özelliklerine bağlı olarak gelişen bitki örtüsü, yükseltinin düşük olduğu kısımlarda bodur bitkiler, yüksek kısımlara doğru karışık tipte ağaç toplulukları ve iğne yapraklı ormanlardan oluşur. Havzanın en az yağış aldığı ay Ağustos ayı, en çok yağış aldığı ay ise Aralık ayıdır. Soğuk devreyi karakterize eden sürede ortalama sıcaklıklar 8°C üzerindedir. Sıcak devreyi karakterize eden yaz aylarında ise, ortalama sıcaklık 25°C üzerindedir. Sıcak aylar Temmuz ve Ağustos‘tur. Küçük Menderes Havzası, Akdeniz yağış rejimi özelliklerine sahiptir. Havzada yağış özellikleri incelendiğinde ise, yıllık yağışların 50 mm civarında olduğu ve bu yağışın kış aylarında (kış aylarında 100 mm civarında) düştüğü görülür. Buna karşılık yaz aylarında ise yağış miktarı yok denecek kadar azdır. Aralık, Ocak, şubat, aylarında önemli miktarda yağış alan havzadaki yağış miktarı, Haziran, Temmuz, Ağustos aylarında düşer. Küçük Menderes Havzası, ülkemizin en verimli topraklarından bir bölümüne sahip olup, hem ürün kalitesi hem de ürün verimi açısından tarımsal potansiyeli yüksektir. Havzadaki arazilerin % 41‘ i tarımsal alan, % 52‘ si orman ve yarı doğal alan, %1‘ i su yüzeylerini ve % 6‘ si ise diğer alanları içermektedir. Havzada orman ve yarı doğal alanların, diğer bir ifadeyle orman, maki veya otsu bitki ve bitki örtüsü az ya da olmayan alanların arazi dağılımı oldukça çoktur. Havzada tarımsal alanlar dağılımı da neredeyse orman ve yarı doğal alanlar olmak üzere havzanın diğer yarısını kapsamaktadır. Havzada karasal bataklık ve denize yakın ıslak alan olarak tanımlanan ıslak alanlar havzada genelinde çok az bir alana sahip bulunmaktadır. Havzada yer alan I. Sınıf araziler toplam arazinin %10’nu, II. Sınıf araziler toplam arazilerin %8‘sini, III. Sınıf araziler toplam arazilerin %7‘sini, IV. Sınıf araziler toplam arazilerin %6‘sını oluşturmakta, havzada V.sınıf arazi bulunmamaktadır. Bunların dışında VI. Sınıf araziler toplam arazilerin %13’ünü, VII. Sınıf araziler toplam arazilerin %55’ini, VII. Sınıf araziler toplam arazilerin %1’ini oluşturmaktadır. Küçük Menderes Havzası 702.931 ha alana sahip olup, tarım yapılan topraklar 290.067 ha’lık alanla havzanın yaklaşık %41‘ni oluşturmaktadır. Tarım alanlarının %52‘si sulu, %48‘i kuru tarım alanıdır. Havzada yetiştirilen en önemli ürünler zeytin, pamuk, tütün, hububat, üzüm, domates ve 46 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org biberdir. Toplam tarım alanı havzaya giren ilçeler bazında karşılaştırıldığında, Ödemiş ilçesinin diğer ilçelere göre nispeten daha çok tarım alanına sahip olduğu; Tire, Torbalı ve Bayındır gibi Küçük Menderes Nehri etrafına toplanmış diğer ilçelerin ise tarım alanı büyüklüğü bakımından Ödemiş sonra geldikleri görülmektedir. Havzada Küçük Menderes Nehri etrafındaki Bayındır, Beydağ, Kiraz, Ödemiş, Selçuk, Tire ve Torbalı ilçelerinde yapılan tarım faaliyetlerinin, Türkiye ortalamasının üzerinde olduğu görülmektedir. Küçük Menderes Havzasında hayvancılık, tarımın yanında bir diğer ekonomik faaliyet olarak karşımıza çıkar. Ancak sadece hayvancılıkla geçinenlerin oranı oldukça düşüktür. Hayvancılık faaliyetlerini, küçükbaş hayvancılık, büyükbaş hayvancılık, kümes hayvancılığı, ipekböcekçiliği, arıcılık olarak sınıflandırmak mümkündür. Ayrıca, havzada su ürünleri yetiştiriliciliği de yapılmaktadır. Havzada Barutçu ve Gebekirse Gölleri çevresi sazlıklarla kaplı olup bu göllerde balıkçılık yapılmaktadır. Havzada yer alan Torbalı, Tire ve Ödemiş sanayileşmenin geliştiği başlıca ilçelerdir. Havza bazında Torbalı, Ödemiş, Tire, Bayındır ve Kiraz’da tamamlanmış ve faaliyette olan sanayi siteleri bulunmaktadır. Bu sanayi sitelerinde konserve, turşu, un ve yağ işletmeleri, süt ve süt ürünleri işletmeleri, çırçır fabrikaları, entegre tekstil fabrikaları, kağıt fabrikaları, tütün sanayi, tarım alet ve makineleri, otomotiv sanayi, madencilik işletmeleri, yapı elemanları sanayi ve deri işletmeleri önemli yer tutmaktadır. 2.2. Yöntem Su örneklerinde bazı iz element ve ağır metal (Fe,Cu,Zn,Mn,Co,Pb,Cr,Cd,Ni) belirlemeleri su örnekleri buharlaştırılıp 10 misli derişik hale getirildikten sonra Atomik absorbsiyon spektrofotometre (ASS) cihazında okunmak suretiyle ölçülmüştür (Parker, 1972, Slawin, 1968) Sediment örnekleri hava kurusu hale getirilip, 2 mm’lik elekten elenerek analize hazır hale getirildi (Jackson,1967) . Analize hazır hale getirilen sediment örneklerinde kimi iz element ve ağır metal içerikleri (Fe, Zn, Mn, Cu, Cd, Co, Cr, Ni, Pb) kral suyu ekstraksiyon yöntemine göre ekstrakte edilerek, Atomik Absorbsiyon cihazı (AAS) yardımıyla okunarak belirlendi (Kick ve ark., 1980; Slawin, 1968). Balık örneklerinde bazı iz element ve ağır metal içerikleri (Fe, Zn, Mn, Cu, Cd, Co, Cr, Ni, Pb) alınan balık örneklerinin (kas dokusu) 500-550 oC’de kül haline getirildikten sonra 2 N HCl ile ekstraksiyon sonrası elde edilen süzüğün Atomik Absorbsiyon cihazında okunması sonucu belirlendi (Isaac ve Kerber, 1969). 3. BULGULAR VE TARTIŞMA Küçük Menderes Nehrinin Selçuk ilçesi sınırları içerisinde, Ege Denizi’ne döküldüğü bölgeden seçilen, farklı özelliklere sahip altı istasyondan 12 ay (Mayıs-Nisan) süreyle her ay örnekleme yapılarak gerçekleştirilen çalışmada su, sediment ve balık örneklerinde bazı iz element ve ağır metallerin (Fe, Zn, Mn, Cu, B, Cd, Co, Cr, istasyonlara ve aylara göre değişimleri araştırılmıştır. 3.1. Su Örneklerinde Bulunan Kimi İz Element ve Ağır Metal Konsantrasyonları Bir yıl boyunca Mayıs-Nisan ayları arasında altı farklı istasyondan alınan su örneklerinde belirlenen kimi iz element ve ağır metal miktarlarının aylık ve istasyonlara göre değişimi Çizelge 2’de verilmiştir. 47 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Çizelge 2. Küçük Menderes Nehri su örneklerinde kimi iz element ve ağır metal düzeyleri ile istasyonların aylık ve yıllık ortalamalarının minimum ve maksimum değerleri Aylar Fe (ppm) Cu (ppm) İst1 İst2 İst3 İst4 İst5 İst6 ORT İst1 İst2 İst3 İst4 İst5 İst6 ORT Ocak 3,15 0,57 3,38 0,72 3,42 2,73 2,33 0,078 0,008 0,010 0,008 0,050 0,028 0,030 Şubat 0,90 0,30 0,45 0,51 3,54 1,14 1,14 0,006 0,008 0,005 0,005 0,019 0,005 0,008 Mart 1,63 0,22 0,95 1,14 1,05 0,91 0,98 0,010 0,010 0,004 0,007 0,025 0,004 0,010 Nisan 2,47 0,44 5,23 1,25 6,78 6,31 3,75 0,007 0,011 0,007 0,006 0,017 0,022 0,012 Mayıs 12,90 2,51 27,30 1,61 11,70 2,37 9,73 0,018 0,078 0,022 0,012 0,013 0,011 0,026 Haziran 2,40 1,34 7,35 22,80 3,33 5,67 7,15 0,010 0,042 0,011 0,017 0,022 0,013 0,019 Temmuz 1,56 1,04 7,01 14,85 7,32 19,65 8,57 0,016 0,017 0,013 0,013 0,014 0,013 0,014 Ağustos 8,25 21,00 1,98 0,90 1,31 6,17 6,60 0,019 0,022 0,007 0,008 0,006 0,011 0,012 Eylül 5,51 4,01 38,55 44,40 43,50 21,45 26,24 0,008 0,011 0,018 0,024 0,019 0,017 0,016 Ekim 2,72 2,12 3,15 12,90 12,30 10,65 7,31 0,010 0,011 0,008 0,013 0,011 0,017 0,012 Kasım 106,50 91,50 16,05 2,94 31,50 5,66 42,36 0,026 0,024 0,014 0,011 0,019 0,012 0,018 Aralık 1,26 0,32 1,13 0,42 1,41 12,75 2,88 0,006 0,010 0,005 0,006 0,005 0,020 0,009 ORT 12,44 10,45 9,38 8,70 10,60 7,96 0,018 0,021 0,010 0,011 0,018 0,014 İst1 İst2 İst3 Ocak 0,02 0,006 Şubat 0,08 Mart 0,02 Nisan Aylar Zn (ppm) Mn (ppm) İst5 İst6 ORT İst1 İst2 İst3 İst4 İst5 İst6 ORT 0,012 0,007 0,019 0,015 0,013 0,035 0,021 0,031 0,045 0,044 0,031 0,035 0,012 0,011 0,012 0,024 0,021 0,026 0,083 0,013 0,026 0,043 0,027 0,034 0,038 0,015 0,017 0,016 0,049 0,015 0,022 0,239 0,020 0,277 0,083 0,282 0,204 0,184 0,02 0,020 0,018 0,010 0,032 0,024 0,021 0,381 0,025 0,413 0,082 0,408 0,182 0,249 Mayıs 0,04 0,030 0,041 0,019 0,048 0,021 0,033 0,252 0,045 0,380 0,084 0,274 0,163 0,200 Haziran 0,03 0,026 0,027 0,024 0,020 0,026 0,025 0,204 0,041 0,307 0,182 0,264 0,225 0,204 Temmuz 0,02 0,021 0,017 0,012 0,016 0,031 0,020 0,102 0,053 0,253 0,150 0,562 0,311 0,239 Ağustos 0,02 0,033 0,010 0,013 0,012 0,017 0,018 0,048 0,098 0,095 0,030 0,117 0,122 0,085 Eylül 0,02 0,017 0,029 0,060 0,037 0,023 0,031 0,249 0,027 0,569 0,197 0,634 0,135 0,302 Ekim 0,03 0,048 0,024 0,020 0,025 0,027 0,029 0,310 0,031 0,348 0,149 0,340 0,089 0,211 Kasım 0,07 0,092 0,017 0,010 0,018 0,014 0,037 0,397 0,245 0,306 0,076 0,503 0,117 0,274 Aralık 0,01 0,010 0,008 0,096 0,012 0,040 0,030 0,135 0,016 0,183 0,014 0,145 0,150 0,107 ORT 0,031 0,028 0,019 0,025 0,026 0,023 0,203 0,053 0,266 0,095 0,300 0,147 Aylar İst4 Cd (ppm) Co (ppm) İst1 İst2 İst3 İst4 İst5 İst6 ORT İst1 İst2 İst3 İst4 İst5 İst6 ORT Ocak 0,002 0,011 0,001 0,006 0,001 0,001 0,004 0,028 0,064 0,018 0,051 0,023 0,032 0,036 Şubat 0,001 0,005 0,005 0,002 0,001 0,001 0,003 0,023 0,046 0,037 0,028 0,023 0,018 0,029 Mart 0,005 0,016 0,003 0,007 0,003 0,002 0,006 0,017 0,069 0,010 0,040 0,012 0,010 0,026 Nisan 0,004 0,016 0,002 0,009 0,002 0,002 0,006 0,020 0,088 0,013 0,044 0,010 0,010 0,031 Mayıs 0,005 0,018 0,005 0,005 0,003 0,003 0,007 0,046 0,084 0,041 0,046 0,028 0,028 0,045 Haziran 0,004 0,012 0,002 0,007 0,003 0,002 0,005 0,037 0,101 0,037 0,028 0,014 0,018 0,039 Temmuz 0,009 0,013 0,007 0,007 0,005 0,009 0,008 0,060 0,097 0,060 0,032 0,037 0,051 0,056 Ağustos 0,017 0,013 0,007 0,007 0,005 0,009 0,010 0,106 0,097 0,041 0,060 0,041 0,060 0,068 Eylül 0,008 0,013 0,007 0,011 0,007 0,009 0,009 0,069 0,092 0,023 0,087 0,041 0,046 0,060 Ekim 0,009 0,015 0,008 0,013 0,008 0,009 0,010 0,060 0,092 0,028 0,083 0,064 0,046 0,062 Kasım 0,004 0,012 0,005 0,010 0,004 0,005 0,007 0,037 0,092 0,032 0,055 0,055 0,046 0,053 Aralık 0,005 0,015 0,003 0,002 0,002 0,003 0,005 0,046 0,064 0,023 0,032 0,028 0,032 0,038 0,005 0,007 0,004 0,005 0,046 0,082 0,030 0,049 0,031 0,033 ORT 0,006 0,013 48 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Cr (ppm) Aylar Pb (ppm) İst1 İst2 İst3 İst4 İst5 İst6 ORT İst1 İst2 İst3 İst4 İst5 İst6 ORT Ocak 0,012 0,012 0,016 0,009 0,009 0,012 0,012 0,024 0,066 0,024 0,066 0,084 0,030 0,049 Şubat 0,009 0,012 0,012 0,009 0,012 0,012 0,011 0,030 0,054 0,066 0,024 0,108 0,036 0,053 Mart 0,012 0,009 0,006 0,016 0,006 0,009 0,010 0,022 0,046 0,016 0,024 0,011 0,011 0,022 Nisan 0,006 0,012 0,009 0,016 0,009 0,019 0,012 0,019 0,049 0,022 0,019 0,019 0,022 0,025 Mayıs 0,016 0,009 0,009 0,006 0,022 0,009 0,012 0,096 0,126 0,144 0,084 0,120 0,072 0,107 Haziran 0,003 0,006 0,006 0,006 0,006 0,012 0,007 0,042 0,114 0,090 0,114 0,078 0,120 0,093 Temmuz 0,022 0,016 0,012 0,016 0,012 0,019 0,016 0,114 0,126 0,108 0,126 0,150 0,162 0,131 Ağustos 0,019 0,025 0,012 0,012 0,009 0,019 0,016 0,162 0,204 0,090 0,096 0,090 0,108 0,125 Eylül 0,009 0,009 0,022 0,031 0,022 0,022 0,019 0,114 0,120 0,120 0,312 0,258 0,228 0,192 Ekim 0,006 0,006 0,009 0,012 0,012 0,019 0,011 0,120 0,126 0,084 0,150 0,162 0,126 0,128 Kasım 0,047 0,047 0,016 0,012 0,031 0,025 0,030 0,114 0,270 0,144 0,162 0,168 0,072 0,155 Aralık 0,012 0,016 0,006 0,056 0,006 0,019 0,019 0,054 0,090 0,030 0,036 0,036 0,030 0,046 ORT 0,014 0,015 0,011 0,017 0,013 0,016 0,076 0,116 0,078 0,101 0,107 0,085 İst1 İst2 İst3 İst4 İst5 İst6 ORT Ocak 0,011 0,042 0,008 0,036 0,011 0,006 0,019 Şubat 0,006 0,040 0,023 0,006 0,011 0,006 0,015 Fe 0,98(Mart) 42,36(Kas.) 7,96(ist6) 12,44(ist1) Mart 0,031 0,087 0,020 0,039 0,025 0,020 0,037 Cu 0,008(Şub.) 0,030(Oca) 0,010(ist3) 0,022(ist2) Nisan 0,020 0,085 0,023 0,048 0,022 0,026 0,037 Zn 0,013(Oca) 0,037(Kas) 0,019(ist3) 0,031(ist1) Mayıs 0,046 0,107 0,046 0,053 0,034 0,034 0,053 Mn 0,035(Oca) 0,302(Eyl.) 0,053(ist2) 0,300(ist5) Haziran 0,023 0,084 0,029 0,050 0,023 0,032 0,040 Temmuz Ağustos Eylül 0,084 0,132 0,055 0,109 0,111 0,076 0,048 0,050 0,044 0,063 0,059 0,099 0,059 0,027 0,067 0,067 0,055 0,076 0,072 0,072 0,070 Cd 0,003 (Şub.) 0,01 (Ağu-Ekim) 0,004 (ist5) 0,013 (ist2) Co 0,026(Mart) 0,068(Ağu) 0,030(ist3) 0,082(ist2) Ekim 0,044 0,080 0,036 0,082 0,046 0,042 0,055 Cr 0,007(Haz.) 0,03(Kas) 0,011(ist3) 0,017(ist4) Kasım 0,055 0,097 0,032 0,050 0,055 0,015 0,051 Pb 0,022(Mart) 0,192(Eyl) 0,076(ist1) 0,116(ist2) Aralık 0,019 0,048 0,017 0,017 0,011 0,025 0,023 ORT 0,044 0,081 0,031 0,050 0,033 0,034 0,031 (ist3) 0,081 (ist2) Ni (ppm) Aylar Ortalama Aylık Değişimler ppm Min Ni 0,015(Şub.) Mak 0,072 (Tem-Ağu) Ortalama Yıllık Değişimler Min Mak Su örneklerinde kimi iz element ve ağır metal değerlerinin aylık ortalama değerleri, demir 0,9842,36 ppm; bakır 0,008– 0,030 ppm; çinko 0,013-0,037 ppm; mangan 0,035–0,302 ppm; kadmiyum 0,003–0,010 ppm; kobalt 0,026–0,068ppm; krom 0,007–0,030 ppm; kurşun 0,022–0,192 ppm ve nikelin ise 0,015-0,072 ppm; arasında değişiği belirlenmiştir. Analizi yapılan kimi iz element ve ağır metaller için aylık ortalamalarda minimum değerler Ocak Şubat ve Mart, maksimum değerler ise Ağustos, Eylül ve Kasım aylarında ölçülmüştür (Çizelge 2). Çalışmada seçilen altı İstasyondan alınan su örneklerinin bazı iz element ve ağır metal analizleri sonucunda elde edilen değerler, istasyonlara bağlı olarak değişim göstermektedir. Su örneklerinin kimi iz element ve ağır metal değerlerinin istasyonlardaki ortalama sonuçlarına göre; demir 7,96-12,44 ppm; bakır 0,010– 0,021 ppm; çinko 0,019-0,031 ppm; mangan 0,053–0,300 ppm; kadmiyum 0,004– 0,013 ppm; kobalt 0,030–0,082ppm; krom 0,011–0,017 ppm; kurşun 0,076–0,116 ppm ve nikelin 0,031-0,081 ppm; arasında değişiği saptanmıştır. İstasyonlara göre yapılan değerlendirmede bakır, çinko kobalt, krom ve nikel 3. istasyonda; demir 6. istasyonda; mangan 2. istasyonda; kadmiyum 5. istasyonda; kurşun ise 1. istasyonda minimum düzeylerdedir. Yine istasyonlara göre yapılan değerlendirmede demir 1. istasyonda; bakır, kadmiyum, kobalt, kurşun ve nikel 2. istasyonda; mangan 5. istasyonda; krom ise 4. istasyonda maksimum düzeylerdedir. 49 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Değişik araştırıcılar (Uslu ve Türkman, 1987; Wegener, 1994; Anonim, 1991; Parker, 1972; Tuncay, 1987) tarafından tüm topraklarda sürekli kullanım koşullarında sularda Fe, Cu, Zn, Mn, Cd, Co, Cr, Pb ve Ni için izin verilen maksimum kriter değerler (5,0 ppm; 0,2 ppm; 2,0 ppm; 0,2 ppm; 0,01 ppm; 0,05 ppm; 0,1 ppm; 5,0 ppm; 0,2 ppm) dikkate alındığında demir yönünden tüm istasyonlarda, mangan yönünden 1. (Selçuk-Özdere köprü altı.), 3. (Akgöl ve K.Menderes bileşimi), ve 5.(Zeytinköy Köprüsü) istasyonlarda, kadmiyum ve kobalt yönünden ise 2. (Gebekirse Gölü) istasyonda sınır değerlerin aşıldığı bu istasyonlarda söz konusu iz element ve ağır metaller yönünden bir kirlilik potansiyelinin olduğu, su örneklerinde bakır, çinko, krom, kurşun ve nikel miktarlarının ise izin verilen kriter değerlerin altında olduğu bulunmuştur. 3.2. Sediment Örneklerinde Bulunan Kimi İz Element ve Ağır Metal Konsantrasyonları Altı farklı istasyondan bir yıl boyunca Mayıs-Nisan ayları arasında sediment örneklerinde belirlenen kimi iz element ve ağır metal miktarlarının aylık ve istasyonlara göre değişimi Çizelge 3’de verilmiştir. Sediment örneklerinde kimi iz element ve ağır metal değerlerinin aylık ortalama değerleri, demir %1,54-2,43; bakır 17,95– 25,38 ppm; çinko 49,80-72,50 ppm; mangan 237,00–376,50 ppm; kadmiyum 0,64–1,22 ppm; kobalt 11,59–27,31ppm; krom 16,92–35,14 ppm; kurşun 13,13–19,25 ppm ve nikelin 26,43-41,57 ppm; arasında değişiği belirlenmiştir. Analizi yapılan kimi iz element ve ağır metaller için aylık ortalamalarda minimum değerler genelde Nisan Mayıs ve Aralık aylarında, maksimum değerler ise genelde Ocak, Temmuz ve Eylül aylarında ölçülmüştür (Çizelge 3). Sediment örneklerinin kimi iz element ve ağır metal değerlerinin istasyonlardaki ortalama sonuçlarına göre; demir %1,11-2,16; bakır 12,17– 35,11ppm; çinko 31,11-124,24 ppm; mangan 246,72–364,37 ppm; kadmiyum 0,21–1,78 ppm; kobalt 15,39–27,62 ppm; krom 15,95–43,59 ppm; kurşun 6,86–26,99 ppm ve nikelin ise 21,14-47,53 ppm; arasında değişiği saptanmıştır. İstasyonlara göre yapılan değerlendirmede demir, çinko ve kromun 2. istasyonda; bakır, mangan kadmiyum, kobalt, kurşun ve nikel ise 5. istasyonda minimum düzeylerdedir. Yine istasyonlara göre yapılan değerlendirmede demir 1. istasyonda; kadmiyum 2. istasyonda; mangan, kobalt ve kurşun 4. istasyonda; bakır, çinko, krom ve nikel ise 6. istasyonda maksimum düzeylerdedir. Çalışmada seçilen altı İstasyondan alınan sediment örneklerinin bazı iz element ve ağır metal analizleri sonucunda elde edilen değerler, istasyonlara bağlı olarak değişim göstermektedir. Çizelge 3. Küçük Menderes Nehri sediment örneklerinde kimi iz element ve ağır metal düzeyleri ile istasyonların aylık ve yıllık ortalamalarının minimum ve maksimum değerleri Fe (%) Aylar Cu (ppm) İst1 İst2 İst3 İst4 İst5 İst6 ORT İst1 İst2 İst3 İst4 İst5 İst6 ORT Ocak 1,84 2,06 3,04 2,44 1,58 1,84 2,13 12,30 21,75 32,85 28,05 11,85 34,50 23,55 Şubat 1,59 0,56 2,51 1,22 1,93 2,33 1,69 17,55 7,65 21,75 22,35 11,55 34,50 19,23 Mart 2,64 0,40 1,43 2,87 1,66 1,92 1,82 37,45 8,40 15,58 36,40 16,28 26,08 23,37 Nisan 2,14 1,64 1,45 2,26 1,40 1,66 1,76 20,13 28,70 12,78 21,00 12,25 31,85 21,12 Mayıs 3,15 0,54 1,52 2,14 1,67 1,35 1,73 34,35 7,05 10,65 26,55 10,50 18,60 17,95 Haziran 3,08 1,71 2,72 2,48 2,03 2,57 2,43 27,75 7,20 25,50 27,00 16,35 26,10 21,65 Temmuz 2,74 0,60 1,37 1,63 1,59 2,18 1,69 24,00 7,95 11,10 22,20 11,55 58,35 22,53 Ağustos 2,34 0,79 1,63 1,78 1,61 1,88 1,67 15,75 11,25 15,00 24,30 12,00 38,65 19,49 Eylül 1,95 1,59 0,81 1,20 1,54 2,14 1,54 25,95 21,45 19,65 28,05 10,20 46,95 25,38 Ekim 1,22 1,05 2,08 1,88 1,93 2,49 1,78 20,40 15,45 21,15 24,30 10,35 38,25 21,65 Kasım 1,71 1,93 3,00 2,40 1,52 1,80 2,06 12,00 21,30 32,40 27,75 11,70 33,90 23,18 Aralık 1,56 0,49 2,40 1,13 1,88 2,25 1,62 17,25 6,90 21,45 21,60 11,40 33,60 18,70 ORT 2,16 1,11 2,00 1,95 1,70 2,03 22,07 13,75 19,99 25,80 12,17 35,11 50 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Aylar Zn (ppm) İst1 İst2 Ocak 40,20 51,00 Şubat 55,80 19,20 Mart 90,75 Nisan Mayıs İst4 Mn (ppm) İst5 İst6 81,00 66,00 42,60 132,00 68,80 197,10 222,30 412,20 377,10 157,50 313,20 279,90 63,00 39,00 50,40 145,20 62,10 242,10 247,50 305,10 253,80 157,50 234,00 240,00 19,80 49,50 69,30 46,20 59,40 55,83 284,00 316,00 240,00 410,00 278,00 291,00 303,17 58,99 57,75 40,43 57,75 45,38 62,29 53,77 192,00 212,00 180,00 249,00 204,00 390,00 237,83 93,00 16,80 39,60 57,00 37,20 55,20 49,80 430,20 311,40 219,60 439,20 261,90 167,40 304,95 Haziran 78,60 18,00 72,00 61,20 48,60 76,20 59,10 369,00 252,00 348,30 413,10 263,70 283,50 321,60 Temmuz 75,00 16,20 35,40 43,80 37,20 227,40 72,50 306,00 315,90 187,20 348,30 321,30 450,90 321,60 Ağustos 59,40 17,40 53,40 21,00 37,80 172,20 60,20 216,90 229,50 396,00 403,20 234,90 511,20 331,95 Eylül 72,60 47,40 58,80 58,20 31,80 152,40 70,20 371,70 244,80 366,30 441,90 383,40 450,90 376,50 Ekim 63,60 42,60 55,80 52,20 35,40 132,60 63,70 318,60 247,50 342,00 411,30 393,30 338,40 341,85 Kasım 37,20 49,20 81,60 63,00 42,00 135,60 68,10 198,00 220,50 416,70 369,00 152,10 305,10 276,90 Aralık 54,00 18,00 60,60 36,60 48,60 140,40 59,70 236,70 244,80 306,00 256,50 153,00 225,00 237,00 ORT 64,93 31,11 57,59 52,09 41,93 124,24 280,19 255,35 309,95 364,37 246,72 330,05 Aylar İst3 İst1 ORT İst2 İst3 Cd (ppm) İst4 İst5 İst6 ORT Co (ppm) İst1 İst2 İst3 İst4 İst5 İst6 ORT İst1 İst2 İst3 İst4 İst5 İst6 ORT Ocak 0,25 1,26 0,42 1,26 0,25 0,59 0,67 20,13 31,05 29,90 35,65 13,80 33,35 27,31 Şubat 0,25 1,84 0,34 0,92 0,34 0,25 0,66 20,13 18,98 23,58 22,43 16,10 25,88 21,18 Mart 0,47 2,79 0,31 1,94 0,27 0,43 1,04 15,76 14,30 10,08 20,15 9,59 11,38 13,54 Nisan 0,23 1,67 0,23 0,31 0,19 1,51 0,69 11,38 15,28 8,29 10,56 7,80 16,25 11,59 Mayıs 0,50 2,01 0,17 1,68 0,17 0,17 0,78 32,20 18,40 15,53 29,90 14,95 20,13 21,85 Haziran 0,42 1,51 0,25 1,68 0,25 0,25 0,73 29,90 16,68 25,30 33,35 17,83 26,45 24,92 Temmuz 0,34 2,35 2,17 1,42 0,17 0,84 1,22 25,30 22,43 14,38 29,90 14,95 35,08 23,67 Ağustos 0,17 1,26 0,17 1,68 0,17 0,84 0,72 20,13 18,40 17,25 32,20 33,35 30,48 25,30 Eylül 0,34 1,59 0,25 1,59 0,17 0,59 0,76 25,88 26,45 19,56 34,50 12,65 40,83 26,65 Ekim 0,25 1,59 0,25 1,34 0,17 0,42 0,67 23,00 23,00 20,70 28,75 14,38 29,90 23,29 Kasım 0,17 1,42 0,34 1,42 0,17 0,67 0,70 17,25 28,75 28,75 33,35 14,95 30,48 25,59 Aralık 0,17 2,09 0,25 0,84 0,25 0,25 0,64 18,40 20,13 23,00 20,70 14,38 24,15 20,13 ORT 0,30 1,78 0,43 1,34 0,21 0,57 21,62 21,15 19,69 27,62 15,39 27,03 İst1 İst2 İst3 İst4 İst5 İst6 ORT İst1 İst2 İst3 İst4 İst5 İst6 ORT Ocak 20,93 29,06 47,28 30,23 17,44 65,88 35,14 6,75 24,00 18,75 28,50 10,50 27,00 19,25 Şubat 25,58 9,69 33,71 8,53 20,93 37,20 22,61 14,25 26,25 9,00 21,75 7,50 18,75 16,25 Mart 26,35 13,56 14,73 25,58 13,95 15,11 18,21 14,85 30,04 7,09 31,05 6,08 11,48 16,77 Nisan 17,05 25,19 11,63 17,05 10,85 19,76 16,92 9,11 26,33 5,40 10,13 5,74 23,96 13,45 Mayıs 40,30 7,75 17,05 22,48 15,50 23,25 21,06 14,25 24,00 4,50 27,00 5,25 3,75 13,13 Haziran 37,20 5,04 32,94 27,90 20,93 32,55 26,09 12,00 24,00 11,25 30,75 7,50 15,00 16,75 Temmuz 34,88 6,98 15,89 20,93 17,05 69,75 27,58 10,50 24,75 4,50 30,00 5,25 22,50 16,25 Ağustos 23,64 12,79 20,93 24,80 17,83 54,25 25,71 7,50 25,50 7,50 33,75 6,75 23,25 17,38 Eylül 37,98 27,90 30,61 30,61 15,50 60,45 33,84 12,00 31,50 8,25 32,25 7,50 23,25 19,13 Ekim 39,14 17,05 33,71 30,23 16,66 43,01 29,97 12,75 25,50 9,00 24,00 6,00 15,00 15,38 Kasım 18,99 27,13 48,83 31,00 18,60 63,16 34,62 3,75 26,25 16,50 31,50 8,25 22,50 18,13 Aralık 27,51 9,30 32,16 10,46 18,99 38,75 22,86 11,25 29,25 12,00 23,25 6,00 15,75 16,25 ORT 29,13 15,95 28,29 23,32 17,02 43,59 10,75 26,45 9,48 26,99 6,86 18,52 Aylar Cr (ppm) Pb (ppm) 51 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Ni (ppm) Aylar Ocak İst1 İst2 İst3 İst4 İst5 İst6 ORT Ortalama Aylık Değişimler 24,41 38,59 45,41 47,78 22,05 66,15 40,73 Min ppm Ortalama Yıllık Değişimler Mak Min Mak Şubat 30,71 16,28 35,44 28,61 22,05 44,63 29,62 Fe 1,54(Ey) 2,13(Oc) 1,11(ist2) 2,16 (ist1) Mart 42,74 19,66 23,24 45,18 23,89 27,30 30,34 Cu 17,95(May) 25,38(Ey) 12,17(ist5) 35,11(ist6) Nisan 27,40 37,38 19,18 26,49 18,69 36,40 27,59 Zn 49,80 (May) 72,50(Te) 31,11(ist2) 124,24 (ist6) Mayıs 46,46 14,44 18,64 40,95 17,06 21,00 26,43 Mn 237,0(Ar) 376,5(Ey) 246,72(ist5) 364,37(ist4) Haziran 40,16 13,39 37,01 43,31 24,41 36,49 32,46 Temmuz 37,28 40,69 17,59 32,55 18,64 61,43 34,70 Cd 0,64(Ar) 1,22 (Te) 0,21(ist5) 1,78 (ist2) Ağustos 27,83 21,26 23,63 41,74 21,00 48,83 30,72 Eylül 39,11 37,54 31,50 44,63 21,53 66,15 40,41 Co 11,59(Ni) 27,31(Oc) 15,39 (ist5) 27,62 (ist4) Ekim 35,18 31,50 31,76 42,00 22,31 48,56 35,22 Cr 16,92(Ni) 35,14(Oc) 15,95 (ist2) 43,59 (ist6) Kasım 24,94 39,38 49,35 45,94 21,54 68,25 41,57 Pb 13,13(May) 19,25(Oc) 6,86 (ist5) 26,99 (ist4) Aralık 30,19 15,23 35,96 27,30 20,48 45,15 29,05 ORT 33,87 27,11 30,73 38,87 21,14 47,53 Ni 26,43(May) 41,57(Ka) 21,14(ist5) 47,53 (ist6) 3.3. Balık Örneklerinde Bulunan Kimi İz Element ve Ağır Metal Konsantrasyonları Küçük Menderes Nehrinden avlanan değişik balık türlerinde belirlenen iz element ve ağır metal miktarları Çizelge 4’de verilmiştir Çizelge 4. Küçük Menderes Nehrinden avlanan bazı balık türlerinin kimi iz element ve ağır metal düzeyleri İstasyon Aylar İstasyon1 İstasyon2 Balık Türü Haziran M. cephalus Haziran C. carpio A. esherichi Ekim İstasyon3 İstasyon4 İstasyon5 İstasyon6 Balık Adı Fe (ppm) Cu (ppm) Zn (ppm) Mn (ppm) Cd (ppm) Co (ppm) Cr (ppm) Pb (ppm) Ni (ppm) Kefal 7,84 0,91 1,82 0,80 0,06 0,85 0,16 0,95 0,59 Sazan 8,69 1,12 1,40 0,58 0,08 0,78 0,31 1,08 0,33 Sardalye 4,62 1,35 2,07 0,25 0,02 0,10 0,16 0,35 0,14 Haziran C. nasus Karaburun 10,02 0,70 1,67 0,78 0,05 0,33 0,31 0,68 0,39 Ağustos C.Carpio Sazan 9,14 7,55 1,25 0,41 0,05 0,19 0,23 0,59 0,28 Ekim C.Carpio Sazan 6,98 1,36 1,72 0,49 0,06 0,08 0,09 0,41 0,16 Ocak C.Carpio Sazan 4,29 1,40 0,43 0,13 0,10 0,14 0,17 0,45 0,14 Şubat C.Carpio Sazan 7,26 2,20 1,50 0,44 0,08 0,22 0,19 0,73 0,23 Mart C.Carpio Sazan 6,36 1,35 0,97 0,31 0,02 0,07 0,08 0,32 0,15 Nisan C.Carpio Sazan 7,18 1,11 0,90 0,67 0,03 0,19 0,09 0,49 0,15 Ekim M..cephalus Kefal 13,09 2,64 1,91 0,67 0,04 0,19 0,24 0,79 0,34 Ocak M..cephalus Kefal 6,62 2,01 0,43 0,13 0,10 0,14 0,17 0,29 0,09 Şubat M..cephalus Kefal 6,57 2,25 0,55 0,30 0,01 0,09 0,10 0,41 0,19 Mart M..cephalus Kefal 5,99 1,32 0,62 0,21 0,10 0,18 0,10 0,40 0,14 Nisan M..cephalus Kefal 8,44 2,34 0,98 0,71 0,04 0,18 0,16 0,50 0,27 Sazan Haziran C.carpio 11,45 1,05 1,91 0,60 0,08 0,78 0,31 2,57 0,39 Minimum 4,29 0,70 0,43 0,13 0,01 0,07 0,08 0,29 0,09 Maksimum 13,09 7,55 2,07 0,80 0,10 0,85 0,31 2,57 0,59 Ortalama 7,78 1,92 1,26 0,47 0,06 0,28 0,18 0,69 0,25 Küçük Menderes Nehrinden avlanan çeşitli balık türlerinde saptanan Fe miktarları 4,29-13,09 ppm ortalama 7,78ppm; Cu miktarları 0,70-7,55 ppm ortalama 1,92 ppm; Zn miktarları 0,43-2,07 ppm ortalama 1,26 ppm; Mn miktarları 0,13-0,80 ppm ortalama 0,47 ppm; Cd miktarları 0,01-0,10 ppm ortalama 0,06 ppm; Co miktarları 0,07-0,85 ppm ortalama 0,28 ppm; Cr miktarları 0,08-0,31 ppm ortalama 0,18 ppm; Pb miktarları 0,29-2,57 ppm ortalama 0,69 ppm; Ni miktarları 0,09-0,59 ppm ortalama 0,25 ppm olarak belirlenmiştir. Ülkemizde “4128 Sayılı Kanunla Değişik 560 Sayılı Gıdaların Üretimi-Tüketimi ve Denetlenmesi Kanunu Hakkındaki Kararname ile Türk Gıda Kodeksine ve 1380 Sayılı Su Ürünlerine Göre ve 28 52 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Mayıs 1991 Tarih ve 20884 Sayılı Resmi Gazete” ye göre balıklarda kabul edilebilir iz element ve ağır metal değerleri (mg/kg); Cu: 20,0;Zn: 50,0; Cd:0,1; Pb:1,0 olarak verilmektedir. Küçük Menderes Nehrinden avlanan değişik balık türlerinde saptanan iz element ve ağır metal düzeyleri incelendiğinde (Çizelge 4) kadmiyum miktarı Ocak ayında C. Carpio, Ocak ve Mart aylarında M..cephalus balık türlerinde sınır değerde bulunmuştur. Kurşun miktarı C. Carpio, balık türünde Haziran ayında sınır değerin üzerinde bulunmuştur. Bakır ve çinko için tüm balık örneklerindeki konsantrasyonlar izin verilen değerlerin altındadır. 4. SONUÇ Küçük Menderes Nehrinin Selçuk ilçesi sınırları içerisinde, Ege Denizi’ne döküldüğü bölgede ağır metal kirliliğini tespit etmek amacıyla su, sediment ve balık örnekleri alınmıştır. Yapılan analizler sonucunda elde edilen verilere göre ortalama değerler su örneklerinde kimi iz element ve ağır metal içeriklerinin aylık ortalama değerleri, demir 0,98-42,36 ppm; bakır 0,008– 0,030 ppm; çinko 0,0130,037 ppm; mangan 0,035–0,302 ppm; kadmiyum 0,003–0,010 ppm; kobalt 0,026–0,068ppm; krom 0,007–0,030 ppm; kurşun 0,022–0,192 ppm ve nikelin ise 0,015-0,072 ppm; arasında değişiği, sediment örneklerinde kimi iz element ve ağır metal değerlerinin aylık ortalama değerleri, demir %1,54-2,43; bakır 17,95– 25,38 ppm; çinko 49,80-72,50 ppm; mangan 237,00–376,50 ppm; kadmiyum 0,64–1,22 ppm; kobalt 11,59–27,31ppm; krom 16,92–35,14 ppm; kurşun 13,13–19,25 ppm ve nikelin 26,43-41,57 ppm; arasında değişiği, balık türlerinde saptanan Fe miktarları 4,29-13,09 ppm ortalama 7,78ppm; Cu miktarları 0,70-7,55 ppm ortalama 1,92 ppm; Zn miktarları 0,43-2,07 ppm ortalama 1,26 ppm; Mn miktarları 0,13-0,80 ppm ortalama 0,47 ppm; Cd miktarları 0,01-0,10 ppm ortalama 0,06 ppm; Co miktarları 0,07-0,85 ppm ortalama 0,28 ppm; Cr miktarları 0,08-0,31 ppm ortalama 0,18 ppm; Pb miktarları 0,29-2,57 ppm ortalama 0,69 ppm; Ni miktarları 0,09-0,59 ppm ortalama 0,25 ppm olarak belirlenmiştir. Analiz sonuçlarına Fe>Mn>Pb>Ni>Co> göre Zn>Cu>Cr>Cd; metal konsantrasyonlarının sedimentde sıralanısı sırasıyla Fe>Mn>Zn>Ni>Cr>Co>Cu>Pb>Cd; suda; balıklarda Fe>Cu>Zn>Pb>Mn> Co >Ni>Cr>Cd şeklinde tespit edilmiştir. İz element ve ağır metal miktarlarının örneklere, istasyonlara ve aylara göre değişim gösterdikleri belirlenmiştir. Araştırma sonucunda su örneklerinde belirlenen iz element ve ağır metal değerleri, değişik araştırıcılar tarafından verilen kriter değerler ile karşılaştırıldığında; demir yönünden tüm istasyonlarda, mangan yönünden 1., 3. ve 5. istasyonlarda, kadmiyum ve kobalt yönünden ise 2. istasyonda sınır değerlerin aşıldığı bu istasyonlarda söz konusu iz element ve ağır metaller yönünden bir kirlilik potansiyelinin olduğu, su örneklerinde bakır, çinko, krom, kurşun ve nikel miktarlarının ise izin verilen kriter değerlerin altında olduğu bulunmuştur. Araştırma sonucunda sediment örneklerinde belirlenen iz element ve ağır metal değerleri, değişik araştırıcılar tarafından verilen kriter değerler; toplam Fe (%) 0,5-5,0 (Scheffer- Schachtschabel,1989); toplam Cu 100 ppm (Kabata-Pendias,1979); toplam Mn 200-3000 ppm (Mengel ve Kırkby,1987); toplam Zn 300 ppm (Kloke,1979); toplam Pb 1-20 ppm (Bergmann,1993); toplam Cd 1 ppm, toplam Ni 30 ppm (Anonim, 2001); toplam Co 5-15 ppm (SchefferSchachtschabel,1989); toplam Cr 100 ppm (Kabata-Pendias,1979) ile karşılaştırıldığında; kobalt yönünden tüm istasyonlarda, kadmiyum ve kurşun yönünden 2. ve 4. istasyonlarda; nikel yönünden 53 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org 1., 3., 4. ve 6. istasyonlardan alınan sediment örneklerinde sınır değerlerin aşıldığı bu istasyonlarda söz konusu iz element ve ağır metaller yönünden bir kirlilik potansiyelinin olduğu, sediment örneklerinde belirlenen demir, bakır, çinko, mangan, ve krom içeriklerinin ise izin verilen kriter değerlerin altında olduğu bulunmuştur. Araştırma sonucunda Küçük Menderes Nehrinden avlanan değişik balık türlerinde saptanan iz element ve ağır metallerden kadmiyum miktarı C. Carpio balık türünde Ocak ayında, M..cephalus balık türünde, Ocak ve Mart aylarında sınır değerde, kurşun miktarı ise C. Carpio, balık türünde Haziran ayında sınır değerin üzerinde bulunmuştur. Bakır ve çinko için tüm balık örneklerindeki konsantrasyonlar izin verilen değerlerin altında olduğu belirlenmiştir. Tüm bu kirletici unsurların yanında, Küçük Menderes Nehrinde kirliliğe önemli ölçüde nehrin geçtiği ilçelerdeki sanayi atıkları, evsel atık sular, bilinçsiz kullanılan tarım ilaçları ve kimyasal gübreler neden olmaktadır. Sulama suyundaki ağır metal kirliliğine bağlı olarak kirli su ile sulanan tarım arazilerinde verim kaybı olabileceği göz ardı edilmemelidir. Küçük Menderes Nehrinde deşarj edilen atık suların, mevcut olan kuruluşlar ve belediyeler tarafından hem fiziksel, hem kimyasal hem de biyolojik arıtımı gerçekleştirdikten sonra, özellikle süt işleme, zeytinyağı işletmeleri ve diğer tesislerin atık sularının kurulacak ortak arıtma tesislerinde arıtıldıktan sonra Küçük Menderes Nehri’ne verilmesi, aynı zamanda tarımsal faaliyetlerde kullanılan yapay gübreler ve zararlı pestisitlerin kullanımlarına sınırlamalar getirilmesi, Küçük Menderes Nehri’nin kirlenmesini bir oranda engelleyeceği düşünülmektedir. 5. KAYNAKLAR Anonim, 1988. “Çevre Bakanlığı Çevre Mevzuatı, Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği" 19191sayılı Resmi Gazete Anonim, 2001. Toprak Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği,10 Aralık 2001 tarih ve 24609 sayılı Resmi Gazete Alt, D., Sacher, B. und Radie, K., 1981. Ergebnis Einer Erebungssuntresuchung und Schwermetallbelastung von Gemüsebaulich Genutzten Parzellen in Kleingärten, Landw. Forsch., Soderheft, 38: 682-692. Goncharuk, E.J. and Sidorenka, G.J., 1986. Hygienic Regulation for Chemic Substance in Soils, Medicina, Moscow, 320 p. Isaac, A.R., Kerber, J.D., 1969. Instrumental Methods for Analysis of Soil and Plant Tissue. Perkin Elmer Corp. Atomic Absoption Dept. Norwalk, Conn. Jackson, M. L., 1962. Soil Chemical Analysis. Prentice Hall Inc. Eng.Cliffs. N. I. USA Kıck, H., Bürger, H. und Sommer K., 1980. Gesamtgehalde an Pb, Zn ,Sn, As,Cd, Hg, Ni, Cr und Co in Landwirtschaftlich und Gaertnerisch Genutzen Böden Nordhein Westfallens, Land. Forsc. 33(1): 12-21 Kloke, A.., 1979. Content of Arsenic, Cadmium, Chromium, Fluorine, Lead, Mercury and Nickel in Plants Grown on Contamined Soil, Paper Presented at United Nations-ECE Symp. on Effect of Air-Borne, Pollution on Vegetation, Warsaw, August 20, 192 Lınzon, S.N., 1978. Phytotoxicology Excessive Levels for Contaminants in Soil and Vegetation, Report of Ministry of the Environment, Ontorio, Canada. Mengel, K., and Kırkby, E., 1987. A Principles of Plant Nutrition, Publ. Int. Potash Inst., Bearn, Switzerland. Parker, C.R., 1972. Water Analysis by Atomic Abs. Spect.. Var. Tech. Pty, Ltd. Springvale-Australia. Scheffer, F. und Schachtschabel, P., 1989. Lehrbuch der Bodenkunde, 12 Auf. Fer. Enke Ver. Stuttgart, 442 p. Slawin, W., 1968. Atomic Absorbtion Spectroscopy. Interscience Publisher, New York. Tuncay, H., 1987.Tarım Toprakları ve Sulama Sularında Çevre Kirliliği Problemi, Lisansüstü Ders Notları Uslu, O. ve Türkman, A., 1987. Su Kirliliği Kontrolü. Başbakanlık Çevre Genel Müdürlüğü Yayını No:1, Ankara. Wegener, M., 1994. Institut fr Wasser-, Boden- und Lufthygiene des Bundesgesundheitsamtes Postfach 330013, D 1000 Berlin 33. 54 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Kovada Gölü (Milli Park)’ nün Doğal Yapısına Yapılan Müdahalelerin Gölün Ekolojik Yapısına Etkileri 1 1 Erol KESİCİ , Cevdan KESİCİ Süleyman Demirel Üniversitesi, Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi, 32500 Eğirdir / ISPARTA ÖZET Kovada Gölü Milli Parkı, Akdeniz Bölgesindeki Toros sıradağlarının ortasındaki Eğirdir İlçesi sınırlarında yer almaktadır. Milli Park içerisinde konumlanan Kovada Gölü çok farklı yaşam ortamları içeren milli park ile ekolojik bir bütünlük arz etmektedir. 1970 yılında Milli Park, 1992 yılında ise I. Dereceden Doğal Sit Alanı olarak ilan edilen Kovada Gölü Milli Parkı, bünyesinde çok sayıda ve çeşitte canlıların yaşamasına olanak vermesi nedeniyle göller yöresinin en önemli doğal sulak alanlarındandır. Ekosistemlerin bir bütün halindeki var oluşu ve sürdürebilirliği kendilerine özgü korunan doğal dengeleriyle sağlanmaktadır. Bu tür ekosistemler binlerce yıllık doğal yapı ve dengeleriyle; üreten, havzadaki fazla suyu depolayan ve suyunun kalitesini koruyan biyolojik yapılardır. Bu nedenle, göldeki ekolojik zincirin halkaları eksiksiz olarak korunmalıdır. Kovada Gölü havzasında yapmış olduğumuz araştırmalarda; göle insan etkinlikleriyle yapılan en önemli müdahaleler; gölün hidrolojik yapısının insanların kontrolüne verilmesi (regülatörler) ve kurulan hidroelektrik santralleri (HESI-II),gölün doğal biyolojik çeşitliliğinin değiştirilmesi (yabancı türlerin bırakılması-balıklandırma), göl kıyı alan işgalleri (dolgu-yapı) ile göle ilgili koruma/ kullanma yasalarının uygulanamamasıdır. Kovada Gölü’ndeki yapmış olduğumuz araştırmalarda; dış kirletici yüklerle, gölün dip yapısındaki birikintinin oluşturduğu iç yükler; göldeki su kalitesinin, bitki ve hayvan dengesinin önemli oranda değişmesine eden olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmada; Kovada Gölü’nde insanların son elli yıldır çeşitli nedenlerle sürdürdükleri yanlış müdahalelerin, gölün ekolojik yapısında oluşturduğu olumsuzlukların nedenlerini, analiz sonuçlarını ve gölün mevcut yapısının korunması ve iyileştirilmesiyle ilgili çözüm önerileri amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Sulak alanlar, Kovada Gölü, ekoloji, doğal yapı, insan ABSTRACT Bucket Lake National Park, Taurus Mountains in the middle of the Mediterranean Region is located in the borders of Egirdir County. Lake National Park is situated in the bucket that contains many different habitats and ecological integrity are of the national park. In 1970, the National Park, in 1992, the first Order has been declared as a Natural Protected Area in the bucket Lake National Park, within the vast number and variety of living things to live in the lakes region's most important natural wetland areas that are due to give. A whole in the form of their own existence and sustainability of ecosystems protected natural balances are provided. This type of structure and balances the natural ecosystems of thousands of years, producing, storing excess water in the basin and the biological structures that protect water quality. Therefore, the lake should be protected as a complete ecological chain rings. Lake basin that we have done research in the bucket, the lake is the most important interventions in human activities, the lake, the hydrological structure of the given control of the people (regulators), and established hydro-electric power stations (HES I-II), replacement of the biological diversity of the natural lake (left- fish vaccination alien species), lakes, coastal area occupations (fillbuilding) and the protection of the lake / Using the law does not apply. Lake in the bucket that we have done research; external pollutant loads, internal loads of debris in the structure of the bottom of the lake, the lake water quality, plants and animals that were to change the balance significantly. In this study, the last fifty years, for various reasons, continue in the bucket of people the wrong interventions Lake, the lake formed by the ecological structure of the negative reasons, analysis results and lake protection and improvement of the existing structure of solutions aimed. Key Words: Wetlands, Lake in the bucket, ecology, natural building, human 1. GİRİŞ Göllerimiz; yapay tarımın, sanayileşmenin, insan nüfusunun artmasıyla birlikte, sosyo-ekonomik kalkınma için en çok müdahale edilen alanlara dönüşmüşlerdir. Bu müdahaleler daha çok; göllerin doğal topocoğrafik yapılarının farklılaştırması (kıyı ve göl aynası işgalleri), daha çok para kazanmak 55 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org için doğal olmayan balık türlerin gölle aşılanması ve sularının çok farklı amaçlarla (tarım-gölet-baraj) kullanılması için hidrolojilerine yapılan müdahale şeklindedir. Bilimsel yöntemler göz önüne alınarak yapılmayan bu planlamalar, ülkemizdeki doğal göllerin birçoğunun kurumasının, bir kısmının da su deposuna dönüşmesinin temel nedenini oluşturmaktadır. Doğal göllerimizin önceki yıllara özgü olan ekolojik özellikleri kaybolmuş, sadece adları kalmış ve göllerimiz başkalaştırılmıştır. Ekosistemde ne kadar çok bitki ve hayvan türü var ise, doğa o kadar zengin ve insanların yaşamları o kadar rahat ve güvencededir. Mevcut yasalarımız, yönetmeliklerimiz, doğa koruma ilkelerimiz göz önünde tutularak, Milli Parklar, Tabiatı Koruma Alanları ve tüm korunan alanlarda yapılacak uygulamalar da aşağıda belirtilen temel esaslara dikkat edilmesini ve gereğini belirtmektedir (Kaplan, 2001). *Doğal ekolojik denge ve doğal ekosistemin bozulmamasına, *Bu alanların niteliklerinin zarar görmesine neden olabilecek, her türlü müdahaleler ile, hava, su, toprak kirlenmesine ve benzeri çevre sorunlarına yol açabilecek uygulamalar yapılmamasına, *Doğal dengeyi bozacak orman ürünü üretimi ve otlatmanın yapılmamasına, *Yaban hayatının tahrip edilmemesine, *Kaynakların doğal karakterlerinin korunmasına, devamlılığının sağlanması ile doğal karakteri bozulmuş alanların restorasyonunun yapılmasına, *Mevcut dengeleri bozabilecek ve alanın manzara değerine zarar verecek uygulamaların yapılmamasına, *Tabiatı Koruma Alanı statüsü ile diğer koruma statülerde ve mutlak koruma zonun da ormanların doğal seyrine bırakılmasına, *Yapılacak tüm uygulamalarda, doğaya en az zarar verecek özel teknikler ve teknolojilerin sağlanmasına, *Bu özellikli alanlarda bilimsel ve teknik araştırmalar yürütülmesine. 1.1. Araştırma Alanının Özellikleri Kovada Gölü, tektonik kökenli deniz seviyesinden 917.17 m yükseklikteki çöküntü gölü olan Eğirdir Gölünün S ucunda 904.5 m kotunda yer alır. Göl, Miyosen sonlarına doğru bölgede gelişen Neo tektonik hareketlere bağlı olarak oluşmuştur. Eğirdir Boğazova Vadisi’nin günümüze kadar karstik olaylarla şekillenen güney ucunun sularla kaplanmasıyla oluşan Keltepe ve Eğirdir eşikleriyle, Eğirdir Gölü’nden ayrılan ve doğal bir kanalla Eğirdir Gölünden beslenen Kovada Gölü Polye Gölü’dür (Resim1). Zengin bitki topluluğu ve fauna çeşitliliğinin yanı sıra, açık hava spor, dinlenme ve rekreasyon alanı bakımından önemli bir potansiyele sahiptir. Bu özelliklerinden dolayı Kovada Gölü; 1970 yılında Milli Park, 1992 yılında ise I. Dereceden Doğal Sit Alanı olarak ilan edilmiştir. Kovada Gölü Milli Parkı, bünyesinde çok sayıda ve çeşitte canlıların yaşamasına olanak vermesi nedeniyle göller yöresinin en önemli doğal sulak alanlarındandır. Ekosistemlerin bir bütün halindeki var oluşu ve sürdürebilirliği kendilerine özgü korunan doğal dengeleriyle sağlanmaktadır. Göl’ün çevresinde geniş yapraklı ağaçlar çoğunluktadır ve iç kesimlere doğru gidildikçe iğne yapraklı vejetasyona ve endemik bitki türlerine sahip olmasından dolayı, bazı durumlarda canlı bitki müzesi (arboretum) olarak da göz önüne alınabilmektedir. 56 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Resim 1. Kovada Gölü 2. MATERYAL VE METOT Araştırma; Ulusal Park ve Doğal Sit Alanı olan Kovada Gölü; gölün en önemli su kaynağını oluşturan Eğirdir Gölü ile suyu ileten Kovada Kanalı ve çevresinde gerçekleştirilen etüt ve gözlemler ile Milli Parkla ilgili literatür çalışmalarıyla desteklenmiştir. Amaç; bu çalışmada; Ulusal Park’a adını veren, çok ciddi sorunlarla karşı karşıya gelen ve gittikçe sona yaklaşmakta olan Kovada Gölünün dünü ve bugünlere gelişindeki nedenlerin araştırılması amaçlanmıştır. 3. BULGULAR 3.1. Kovada Kanalının, Kovada Gölü’ne Etkisi Kovada ve Eğirdir Gölü’nün ortak en önemli özelliklerinin bir diğeri de, dolaylıda olsa denize çıkışlarının olmasıdır. Eğirdir ve Kovada Göllerinin denizle bağlantısı; Eğirdir Gölü’nü bağlayan bir kanalla olmaktadır. Bu kanalla Kovada Gölüne gelen sular Kovada Vadisinde Aksu Nehri ile birleşip Akdeniz’e boşalmaktadır. Kovada Gölünün çevresi 22 km, genişliği 2km, uzunluğu 9 km, su derinliği 2 6–7 m olup, yaklaşık 40 km yüzölçümüne sahiptir. Kovada Gölü’nün en önemli su kaynağı; Eğirdir ve Kovada Göllerini menderesler çizerek bağlayan vadiden sağlanmaktadır. Eğirdir Gölü ile Kovada Gölü arasındaki Kovada Kanalının temel amacı doğal yapısında da olduğu gibi Kovada Gölü’ne Eğirdir Gölü’nden taşkın sularını taşımaktır. Bu taşıma ile Kovada Gölü hidrolojik / ekolojik yapısını korumaktadır. Kovada Gölü’nü besleyen en önemli su kaynağı Eğirdir Gölü’dür. Kanal boyu yer alan meyve bahçelerinin sulanması, salma su ile (gölleme yöntemiyle) yapılması ve tarım arazilerinin eğimlerinin Kovada Kanalına doğru olması, gerek çok yoğun sulama, gerek yağmur suları ve gerekse hendeklerde dolan fazla suyun taşıdığı gübre ve ilaç fazlalıkları Kovada Kanalına akmaktadır. 57 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Ayrıca pestisit kapları imha edilme yerine Kovada Kanalına atılması ve tarımsal mücadele ile ilgili araçların kanalda yıkanması ve kanal boyunca yer alan meyve suyu, su ürünleri işleme tesisleriyle soğuk hava depolarının atıkları, sanayi ünitelerinin bakımı onarımları sonucu atıklarını kanala bırakmaları, kanalda kirliliğin temel nedenlerini oluşturmakta olup, kimyasal atıklardan kanal ve göl olumsuz şekilde etkilenmektedir (Resim 2). Bu oluşum; Kovada Kanalında ciddi sorunlar meydana getirmektedir. 1994-2010 yıllarında kanalda kitleler halinde balık ve diğer makrofauna türlerinin öldükleri, yine bitkilerin çürümesinin yoğun bir kokuşmaya neden olduğu belirlenmiştir. Resim 2. Kovada Kanalı Eğirdir yerleşim alanının kanalizasyonu, 1994 yılının sonunda gölün mansabındaki regülatörün altından (7 m çukurda ) Kovada Kanalına verilmiş ve 1997 yılında da arıtma tesisinin bağlantısı sağlanmıştır. Arıtma ünitesi yıllardır teknik olarak da randımanlı bir şekilde çalışmamakta olup, Kovada Kanalının kirletilmesinde etkili olmaktadır. Kanalın evsel sanayi, tarımsal atıklarının döküm yerine dönüşmesi Kovada Gölü’nün kirlilik yönünden en önemli dış yüklerini oluşturmaktadır. 3.2. Kovada Gölü’nde Çevresel Değişimler a) Kovada Gölü ve Eğirdir Gölü Arasında Yapılan Değişimler Eğirdir ve Kovada Gölleri arasındaki alüvyon al ve bataklık alan sıtma öne sürülerek DSİ tarafından direne edilerek, bölge halkının da ekonomik kalkınması için tarım alanlarına dönüştürülmüştür. Bunun için Eğirdir Gölünün Kovada çıkışına regülatör yerleştirilerek, Eğirdir ve Kovada Göllerini menderesler çizerek bağlanan vadideki doğal kanal, Eğirdir ve Kovada Gölü arasındaki topografik eğimden yararlanılarak, taşkın sularının kontrollü olarak Kovada Gölüne boşaltılması amacıyla 1952 yılında her iki göl arasında 24 km. lik su iletim kanalı (Kovada Kanalı) açılmıştır. 1968 yılında Eğirdir Gölü’nden alınan suyun akım düzenlemeleri insanların yönetimine verilmiştir. b) Kovada Gölünün Doğal Yapısında Yapılan Değişimler Kovada Gölünün batısını Akbelen adı verilen ince uzun alçak sırtlar çevirir. Kırıntı Köyünün 58 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org yanından bu sırt açılarak, Yukarı Gökdere den gelen kuru dereye; Kovada Gölünün suları akıtılarak yüksek düşü seviyesinde elektrik elde etmek için İller bankasınca yıllık 41 milyon kwsa.lik, 8.2 MV gücünde Kovada I Hidro Elektrik Santrali (HES) 1960 yılında kurulmuştur. 1971 yılında ise, I. Kovada çıkışından suyunu alan (7m3/sn debisinde su sağlayan) 220 milyon kwsa.lik, 53 MV gücünde II. HES yapılmıştır. Son 10 yıldır HES’ler aktif olarak çalışmamaktadır. Nedeni su yetersizliğidir. Önceden enerji için kullanılan göl suyu bugün tarım için kullanılmaktadır. Eğirdir ve Kovada Gölünün suları Kuru Dereden Isparta çayına (su çatı) karışmakta (su çatıdan bir firma 10 yıldır içme suyu üretmektedir) ve oradan Çandır Ovasında oluşturulan Karacaören I ve II Baraj gölüne ulaşmaktadır (Anonim, 2004). Bölgede; Kovada Kanalından Kovada Gölüne gelen Eğirdir Gölünün suları, Boğazovada salma sulama sistemiyle yapılan tarım için yoğun bir şekilde kullanılmaktadır ve yine aynı amaçlarla kullanılan Eğirdir Gölündeki su seviyesinin giderek azalma sonucu, son yıllarda Eğirdir regülatöründen Kovada Kanalına verilen su (sadece sulama döneminde) kontrollü ve çok az miktardadır. Bu durum; Kovada Gölünde çok önemli ekolojik sorunların yaşanmasına neden olmuştur. c) Göl Çevresindeki Yol Yapımı ve Tarım Alanları Kovada Gölünün yerleşim alanlarına ve önemli karayollarına uzaklığı ve göl kıyı alanlarına ulaşacak taşıt yollarının olmaması; Milli Parktaki vahşi tabiat doğallığını uzun yıllar muhafaza etmiştir. Eğirdir’den Antalya’ya daha kısa mesafeden gitmek için açılan Eğirdir-Çandır-Antalya yolu ve bu yola bağlantılı olarak yapılan Kovada Gölüne en kısa mesafeden ulaşılan 10 km.lik asfalt yol, göl ve çevresine her türlü aracın kolaylıkla ulaşmasına olanak sağlamıştır. d) Kovada Gölü’nün Hidrolojik Özellikleri Eğirdir Gölü’nün 24 km. güneyde bulunan Kovada Gölü, önceki yıllarda doğal bir kanalla en büyük su kaynağını Eğirdir Gölü sağlamaktaydı. Eğirdir ve Kovada Gölü arasındaki topografik eğimden yararlanılarak Eğirdir Gölünün Boğazova’da oluşturduğu taşkın sularının kontrollü olarak Kovada Gölüne boşaltılması amacıyla 1952 yılında Eğirdir Gölü ile Kovada Gölü bağlantılı 24 km’lik su iletim kanalı (Kovada Kanalı) açılmıştır: Göller Bölgesi HES’lerinin suyu Eğirdir Gölü’nden gelen kanalla sağlanmaktadır. Daha önceki dönemlerde kanalla gelen su Kovada Gölüne girmekte, çökeltisini bıraktıktan sonra Kovada Gölünün batısından açılan kanalla temiz su halinde HES’lerine verilmekteydi ancak sonradan kapatılan düden kaçakları öne sürülerek, HES’lerine su baypas kanalıyla doğruca HES kanalına alınmasıyla Kovada Gölünün su girdisi, hemen hemen yok denecek düzeye inmiştir. 1962 yılından itibaren Kovada HES kanalına yapay boşalımla her yıl Eğirdir Gölünden farklı miktarlarda su verilmiştir 1968 yılında Eğirdir Gölünden alınan suyun akım düzenlemesi yapılmıştır. Kovada Gölünün batısındaki düşük kot farkından yararlanılarak, bölgenin elektrik enerjisi gereksinimi ve tarımsal sulama amaçlı olarak, İller Bankasınca kurulan; (yıllık 41 milyon kWsa’lik 8,25 MW gücünde) Kovada I HES (1960 yılında), kovada I çıkışından suyunu alan (yıllık 220 milyon kWsa’lik 53 MW gücündeki) Kovada II HES’e (1971 yılında) 7 m3/sn debide su sağlayan HES kanalı hizmete sunularak, Kovada Gölünden enerji amaçlı su alınmaya başlanmıştır. Ana su girdisin devre dışı kalması sonucunda Kovada Gölünde önceki yıllarda (1960) 6-7 m olan göl su seviyesi ortalama 33,5 m’ye düşmüş olup, bu düşüş göldeki ekolojik yapıyı farklılaştırmasının yanı sıra, gölün eski manzarasının da kaybolmasına neden olmuştur Kovada gölünde, su kotu 904,76 m olup, bu değerle gölde su hacmi ve seviyesindeki düşüş 59 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org çok ciddi boyutlardadır. Gölün önceki yıllardaki su hacminin yarıya yakınında azalmalar söz konusudur. Göldeki su seviyesindeki bu ciddi azalmalarla suda bulanıklık artmış olup göl suyunun fiziksel ve kimyasal özellikleri önceki yıllara oranla olumsuz olarak farklılaşmış ve su seviyesinin azalmasıyla birlikte su sıcaklığında artış belirlenmiş dolayısıyla vejetasyon gelişimi hızlanmıştır. 3.3 Göl Ekosistemi ve Biyolojik Çeşitlilikde Farklılaşma Kovada milli parkı göl ekosisteminde yer alan makro su bitki türleri Phragmites australis (Kamış), Elocharis palustris, Butomus umbellatus, Ranunculus aquatilis, Alisma plantago-aquatica, Bolboschonefera maritumus, Polygonum lapathyfolium, Myrophyllum spicatum, Valisneria spiralis, Thypha laxmannii, Pothamogeton perfoliatus, P. crispus, P. panofminatus, Grolenda densa, Schoenoplectus lacustris, Nasturtium officinale, Fontinalis antıpyretica ve Chara sp.’dir. Bu yüksek su bitkileri Kovada Gölü’nün kuzey kısmında çok geniş bir alanda yer alan bataklık ortamda, doğu-batı alanlarda göl kıyısında kuşak halinde ve göl içerisinde bazı bölümlerde çok yoğun topluluklar halinde yer almaktadır (Seçmen ve Leblebici, 1984; Kesici, 1997) (Resim.3). Resim 3. Su bitkilerince istila edilen Kovada Gölü Kovada Gölündeki makrofaunayı; Podiceps aristatus (Tepeli), Fulica atra (Sakar Meke), Tadorna ferruginea (Angıt), Aythya ferina (Dalagan), Anas platyrhnchos (Yeşil Ördek), Cyprinus carpio (Sazan), Sander lucioperca (Sudak), Carrassius auratius (Ot, Çim Sazanı), Tinca tinca (Kadife Balığı), Vimba vimba tenella (Eğrez), Gambusia affinis (Sivrisinek Balığı), Aphanius anatoliae anatoliae 60 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org (Yosun Balığı), Orthlias angorae (Çöpçü Balığı), Knitowit schia caucasica (Kaya Balığı), Cobitis simplicispinna (Taş Yiyen Balığı), Gammarus pulex, Gyroeus albus, Dreissena polymorpha, Pisidium amnicum, Tübifex sp., Chrinomus pulumosus, Astacus leptodactulus (Kerevit), Pomaton fluviatilis (Tatlısu Yengeci), Natrix tessellata (Su Yılanı), Rana ridibunda (Yeşil Kurbağa) ve Emys orbicularıs (Benekli su Kaplumbağası) gibi türler oluşturmaktadır. Göl etobur balıkların ticari amaç öne sürülerek bırakılması, gölün doğal türleri olan Cyprindeae ait balık türlerinin yok olmasına neden olmuştur. 4. SONUÇ VE ÖNERİLER Kovada Gölüne ulaşmak için asfalt otoyolu yapılamadan önce, göl daha çok korunabilmekte idi. Kovada Gölünde doğal ortamın ve peyzajın bozulmaması için yol genişliği küçük tutulmalı, Kovada’nın arazi plastiğine uygun, minimum seviyede kazı ve doğaya uyumlu dolgu içeren malzeme ile yapılan yollar gerekmektedir. Gölün her tarafına kolaylıkla ulaşılması için her türlü aracın gidebileceği yolların yapılması göldeki rekreasyon etkinliklerinin ve yapılması gereken avcılığın artmasına neden olmuştur. Göl ekosistemine en büyük zararı yol yapımı, tarım, enerji üretimi, otlatma, avcılık ve göle yapılan müdahaleler vermiştir. Göle carnivor balıklar aşılanarak göldeki doğal otçul balıklar yok edilmiştir. Bu durumda göldeki plankton ve makro bitkilerin yoğunluğunun artmasına neden olmuştur. Kovada Gölünün su kaynağını büyük oranda sağlayan Eğirdir Gölü bağlantılı Kovada Kanalının çok farklı amaçlarla ve her türlü atıkların boşaltım yeri olarak bilinçsiz bir şekilde kullanılması, Kovada Gölünde kirliliğin artmasının temel unsurlarını oluşturmaktadır. Göldeki flora ve fauna çalışmaları göldeki trafik durumunun ötrofik düzeyde olduğunu göstermektedir. Göl oranının küçülmesi, su seviyesinin azalması gölde su bitkilerinin çok sayıda gelişmesine ve ulusal parkta bataklık alanların artmasına neden olmaktadır. Kovada Gölü ve Eğirdir Gölü’ndeki su seviyesinin çeşitli nedenlerle azalması sonucu, son 15 yıl içerisinde kanaldan göle yok denecek düzeyde su verilmektedir. Bunun yanında, Kovada Gölü’nü besleyen çayların (Kocapınar vb.) üzerine gölet ve baraj yapımı da gölün su seviyesinde ve verimliliğinde etkili olmaktadır. Kanal boyu yer alan meyve bahçelerinin sulanması, salma su ile yapılması ve tarım arazilerinin eğimlerinin Kovada Kanalına doğru olması, gerek çok yoğun sulama, gerek yağmur suları ve gerekse hendeklerde dolan fazla suyun taşıdığı gübre ve ilaç fazlalıkları Kovada Kanalına akmaktadır. Ayrıca pestisit kapları imha edilme yerine Kovada Kanalına atılması ve tarımsal mücadele ile ilgili araçların kanalda yıkanması ve sanayi ünitelerinin bakımı, onarımları sonucu atıklarını kanala bırakmaları, kanalda kirliliğin temel nedenlerini oluşturmakta olup, kimyasal atıklardan kanal ve göl olumsuz şekilde etkilenmektedir. Gölde aşırı orandaki kirlilik yükleri, makroflora vel alglerin yoğunluklarında artırmıştır. Kovada Kanalında ciddi sorunlar meydana getirmektedir. Kovada Kanalı ve Kovada Gölü çevresindeki tarım etkinliklerinin günümüzün teknolojik gelişmelerinin paralelinde yapılması ve ekolojik tarıma geçilmesi gerekmektedir. Kovada Gölü gibi doğal sulak alanların endüstri, ticaret, turizm gibi ekonomik etkinliklerle yoğun bir şekilde tüketilip paraya dönüştürülmesinden vazgeçilerek; politik koşullardan etkilenmeyecek halk destekli yetkilerin bir merkezde toplanacağı birimleri oluşturarak bilimsel ekolojik sistemlerle eğitim, iyileştirme, koruma ve kullanma dengesinin sağlanmasıyla ilgili etkinliklere başlanmalıdır. Ekoloji ve ekonomi uyum içerisinde olmak zorundadır, çünkü ekoloji olmaz ise ekonomi olmayacaktır. 61 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org 5. KAYNAKLAR Anonim, 2004, Eğirdir Gölü Su Potansiyeli ve Kullanımına Ait Hidrolojik raporu. DSİ Genel Müdürlüğü 18. Bölge Müd., Isparta. Anonim, 2001, Milli parklar ve Av Yaban Hayatı. TC Orman Bakanlığı 2000-2001 Merkez Av Koruma Kararı, Ankara. Anoymous, 2004. Eğirdir – Kovada Gölü Su Potansiyeli ve Kullanımına ait Hidrolojik Veriler. T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bak. D.S.İ. Gen. Müd. XVIII. Bölge Müd. Isparta.2004. Goldman, C. R., Horne, A. J.,“Limnology” McGraw-Hill İnt. Book Comp., 464 s, New York, 1983. Kantarcı, M.D., 1992, Akdeniz Bölgesinde Doğal Ağaç ve Çalı Arasındaki İlişkiler, İÜ Yayın No:3054, Orman Fak. Yayınları No:330, İstanbul. Kaplan, S., 2001, Kıyı Alanları Yönetimi ve Korunana Alanlar, Türkiye’nin Kıyı ve Deniz Alanları, III. Ulusal Konferansı, 26-29 Haziran 2001, İstanbul. Kesici, E., 1997,Eğirdir Gölü Makrofitik Vejetasyonu Üzerine Fitososyolojik ve Ekolojik Bir Araştırma, SDÜ Fen Bilimleri Enstitüsü Doktora tezi, 130s., Isparta. Kesici, E., 2001, Phragmites australis’in Akşehir Gölü Kıyılarına Olan Etkisi, Türkiye’nin Kıyı ve Deniz Alanları II Ulusal Konferansı, 26-29 Haziran , Ankara. Seçmen, Ö:, Leblebici, E., 1984, Aquatica Flora of Western Anatolia. Wildenolia. 14:165-178. ISSN: 0 511-9618 Yaltırık, F., 1997, Orman ve Park Ağaçlarımız, Geniş Yapraklılar, Atlas 1997. 62 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Acıgöl’ün (Denizli) Uzaktan Algılama Yöntemleri ve CBS Kullanılarak Rezervinin Hesaplanması 1 Muhittin KARAMAN, 2 Murat BUDAKOĞLU, 3 Suat TAŞDELEN, 1 Z. Damla UÇA AVCI, 3 1 Ahmet DUMAN İstanbul Teknik Üniversitesi, Uydu Haberleşmesi ve Uzaktan Algılama Merkezi, İSTANBUL 2 İstanbul Teknik Üniversitesi, Maden Fakültesi, Jeoloji Mühendisliği Bölümü, İSTANBUL 3 Pamukkale Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Jeoloji Mühendisliği Bölümü, DENİZLİ ÖZET Denizli ve Afyon illerinin kesişim noktasında yer alan Acıgöl, sığ ve tektonik bir göldür. Göl, havzanın güneyindeki fay yüzeyi boyunca yer alan sürekli kaynaklar, gölün doğusundaki Kocaçay ve yağışlı dönemdeki yüzey suları ile beslenmektedir ve gölün gideri yoktur. İçme ve kullanma amacının yanında, gölün etrafındaki tarım arazilerinin sulanması amacıyla da gölü besleyen kaynaklardan su pompalanmaktadır. Göl suyunun aşırı tuzlu olması ve yüksek miktarda Cl-Na-SO4 içeriği nedeni ile, gölden çözelti madenciliği yöntemi kullanılarak doğal sodyum sülfat üretimi yapılmaktadır. Bu işlem esnasında doğal ve teknolojik yöntemlerle sodyum sülfat üretiminin yapıldığı göl alanından üretim havuzlarına su çekilmektedir. Acıgöl, son yıllarda nüfus artışı ve sanayi faaliyetlerinin artmasına bağlı olarak sayısı azalan farklı kuş türleri için de yaşam alanı özelliğindedir. Gölde gerek doğal yaşamın korunabilmesi, gerekse sodyum sülfat üretiminden kaynaklanan ekonomik potansiyelinin değerlendirilebilmesi için yapılacak gölün sürdürülebilirliği amaçlı çalışmalara altlık olması amacıyla hacim ve alan belirleme çalışmaları yapılmıştır. Gölün hacmi, göldeki derinlik ölçüm verileri ile uydu görüntüsü verilerinin CBS ortamında analizi ile belirlenmiştir. Göl derinlik verilerinin elde edilmesi amacıyla, uydu geçişiyle eş zamanlı olarak göl üzerinde 84 noktada derinlik ölçümleri yapılmıştır. Ölçümlerin yapıldığı tarihte göl alanı ve kıyı çizgisini belirlemek için Landsat 5- TM görüntüsünde MNDWI (Düzenlenmiş Normalleştirilmiş Fark Su İndisi) kullanılmıştır. CBS ortamında gölün kıyı çizgisi ve ölçülen derinlik verileri kullanılarak Kriging mekansal interpolasyon yöntemi ile gölün derinlik haritası elde edilmiştir. Kıyı çizgisi ve derinlik ölçüm verilerinden üretilen derinlik haritasının üç boyutlu analizi ile gölün hacim ve alanı belirlenmiştir. Yağışlı dönem sonunda yerinde ölçülen derinlik verilerine göre maksimum derinliği gölün ortasında 2.1m’dir. Gölün güneyinde kıyı çizgisinden yaklaşık 1.3 km sonra, batısında ise yaklaşık 2 km sonra gölün derin kısımlarına ulaşılmaktadır. Göl kıyı çizgisi içinde Acıgöl’ün yaklaşık göl alanı 69.47 km 2 göl hacmi 101 milyon m 3’tür. Anahtar Kelimeler: Acıgöl, Rezerv, CBS, Uzaktan Algılama, Sulak Alan ABSTRACT Acıgöl, is a shallow and tectonic lake, located in junction border of Denizli and Afyon cities. There are continuous springs along the fault on south part, Kocaçay on east, and also surface sources carry water during the rainy season. The lake has no outgoing. Besides the use of the water for drinking, agricultural irrigation purposes also cause the pumping from the surrounding springs. Acıgöl Lake is also used for sodium sulfate production since the lake has saline water and high Cl-Na-SO4 content. During the sodium sulfate production process, water is pumped from the lake to the production ponds. Acıgöl, has been an important natural habitat for some bird species of which the coveys has been decreased in number for the recent years due to the effects of increase in human population and industrial activities around. In this study, the area and volume of lake was determined in order to prepare a base map for the projects on sustainability of the lake in both aspects of using the economic potential of sodium sulfate production and also protection of the natural environment. The volume of the lake was determined by GIS analysis of the depth data gathered from the ground surveying and the satellite data. The measurement of lake depth values were performed for 84 points, at the time simultaneous with the acquisition of satellite images. The lake area and the lake coastline were determined by producing MNDWI (Modified Normalized Difference Water Index) images of Landsat 5 - TM data. The Kriging interpolation method was applied to determine the depth map of the lake by using the lake coastline and the measured depth values in a GIS environment. By a 3-d analysis of the produced depth map of the lake, the area and the volume (batimetry) of the lake was obtained. The maximum depth of the lake for the end of the rainy season was measured as 2.1 m nearly on the center of the 63 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org lake by ground surveying. The deep parts of the lake were determined as 1.3 km inside from the south coastline of the lake and nearly 2 km inside on the west part of the lake. Inside the coastline, the areal 2 3 size of lake Acıgöl was found to be 69.47 km and the volume of it was found to be 101 million m . Keywords: Lake Acıgöl, Reserve, GIS, Remote Sensing, Wetland 1. GİRİŞ Çözelti madencilik faaliyetinin gerçekleştirildiği sulak alanlarda, doğal dengenin korunması ve üretimin bu dengeyi sürdürecek şekilde yürütülmesi gerekmektedir. Özellikle yüksek miktarda tuz ve sülfat içerikli suya sahip tuzlu sodalı göllerden yapılan üretimde, üretim potansiyeli belirlenirken gölün su dengesi göz önünde bulundurulmalıdır. Endüstriyel hammadde üretimi için sulak alandan çekilecek su miktarı, sulak alanın bulunduğu bölgenin mevsimsel özellikleri göz önüne alınarak, belirlenmelidir. Sulak alanda yaşayan birçok canlı için besin kaynağı olan suyun aşırı çekimi ile canlıların besin alanları küçültülmemelidir. Birçok canlı türünün yaşamını devam ettirdiği sulak alanlarda aşırı seviye değişiklikleri meydana getirecek şekilde, kısa dönem içinde yüksek miktarda su çekimi yapılmamalıdır. Doğal ve endüstriyel çözelti madenciliğinin yapıldığı göllerde, potansiyelin belirlenmesi ve sürdürülebilirliğin sağlanması amacıyla rezerv hesaplamaları yapılmalıdır. Sulak alanın hacmi ve endüstriyel üretim sonucu hammadde olarak elde edilen ürünün göl suyundaki derişiminin dağılımı belirlenerek gölün endüstriyel potansiyeli belirlenmelidir. Bu çalışmada, Acıgöl’de doğal yaşamın korunabilmesi ve aynı zamanda sodyum sülfat ve tuz üretiminden kaynaklanan gölün endüstriyel potansiyelinin değerlendirilebilmesi için yapılacak gölün sürdürülebilirliği amaçlı çalışmalara altlık olması amacıyla hacim ve alan belirleme çalışması yapılmıştır. 1.1. Çalışma Alanı Çalışma alanı olarak seçilen Acıgöl Denizli ve Afyon illerinin kesişme noktasında, 37°55'27.98"37°45'7.41" kuzey enlemleri ve 30° 0'17.24"-29°41'11.72" doğu boylamları arasında bulunmaktadır (Resim 1). 1952 yılından bu yana doğal yolla sodyum sülfat üretimin gerçekleştirildiği endüstriyel bir alan olmakla birlikte, başta flamingo olmak üzere bir çok kuş türünün yaşadığı (Kahraman, 2007) veya göç yolu üzerinde olduğu önemli bir sulak alandır. Jeokimyasal olarak aşırı tuzlu suya sahip olan göl, tuzcul alanlarda yaşamını sürdüren kuşlar için de önemli bir yaşam alanıdır. Bir çok kuş türüne yaşam alanı sağladığından ötürü Önemli Kuş Alanı (ÖKA) olan (Yarar ve Magnin, 1997; Kılıç ve Eken, 2004) Acıgöl’de doğal yolla ve solüsyon yöntemiyle sodyum sülfat ve tuz üretimi yapılmaktadır (Resim 2-3). Resim 1. Acıgöl'ün konumu Resim 2. Doğal yolla sodyum sülfat üretimi yapılan alanlar 64 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Resim 3. Acıgöl'ün güneydoğu yönünden görünümü 2. YÖNTEM Çalışmada izlenen yöntem Tablo 1’de verilmiştir. Tablo 1. Uygu görüntüsü ve CBS kullanarak göl alanını ve hacmini hesaplama Derinlik Ölçümleri • Yersel Derinlik Ölçümleri • Geometrik Düzeltme • Su İndisi ile su kaplı alanların belirlenmesi ve görüntü maskeleme ile Uydu su olmayan alanların çıkartımı Görüntüsü • Maskelenmiş su indisi görüntülerinde raster vektör dönüşümü • Vektör veriden su kaplı alanın hesaplanması Kıyı Çizgisi Çıkartımı • Batımetri için su adacıklarının su kaplı alanlardan atılması Derinlik Dağılımı Hacim Hesabı • Göl kıyısı poligonunun noktasal elemanlara dönüşümü • İnterpolasyon için veri birleştirme (noktasal poligon ve ölçümler) • Kriging interpolasyonu • Veri kırpma • 3D Analiz ile hacim ve alan hesabı 2.1 Derinlik Ölçümleri 29 Mayıs - 6 Haziran 2010 tarihleri arasında yapılan arazi çalışmasında göl yüzeyi örneklemeleri ile eş zamanlı yapılan derinlik ölçüm verileri kullanılarak göl derinlik haritası çıkarılmıştır. Derinlik ölçümlerinde göl yüzeyinde gölün tamamını temsil edecek şekilde dağınık örnekleme yöntemi uygulanmıştır (Resim 4). Arazi çalışmalarında göl yüzeyinde 84 noktada derinlik ölçülmüştür. Gölün derin ve sığ ortamlarında tekne ile ölçüm yapılırken, tekne ile ulaşılamayan göl kenarı gibi çok sığ ortamlarda göl içinde derinlik ölçümleri yapılmıştır. Derinlik ölçümlerinde Seki Diski ve WQC-24 Multi parameter derinlik sensörü kullanılmış, ölçümün yapıldığı noktalar GPS ile koordinatlandırılmış ve tüm noktalar GPS yazılımı ile CBS ortamına aktarılmıştır (Resim 5). Göl yüzeyinde ölçülen değerler ölçüm anında minibilgisayara Excel ortamında kaydedilmiştir. 65 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Resim 4. Derinlik ölçümü yapılan noktaların genel görünümü (Landsat5 TM, RGB:753) Resim 5. Göl yüzeyinde sSeki dDiski ve derinlik sensörü kullanılarak yapılan derinlik ölçümleri Göl yüzeyinde maksimum derinlik 2.1 m. olarak gölün ortasında ölçülmüştür. Göl kıyısında aniden derinleşme olmayıp sığdan derine dereceli geçiş söz konusudur. Gölün güneyinde kıyı çizgisinden yaklaşık 1.3 km. sonra, batısında ise yaklaşık 2 km. sonra gölün derin kısımlarına ulaşılmaktadır. Gölün kuzeyinde ise bu mesafe daha azdır. Gölün batısı çok geniş bölgede yağışlı dönemde sığ, çamur ve yer yer kuru alanlar içermektedir. 2.2. Uydu Verileri ile Analiz 2.2.1 Geometrik düzeltme Arazi çalışmaları döneminde, yersel ölçümlere eş zamanlı 28.05.2010 tarihli Landsat5-TM-L1B uydu görüntüsü kullanılmıştır. Kullanılan görüntünün Landsat grid sistemine göre konumu 179/34 olup görüntü bulutsuzdur. Verinin spektral özellikleri ve çözünürlüğü Tablo 2’de verilmiştir. Tablo 2. Landsat 5 - TM spektral özellikleri ve çözünürlük (URL-1, 2011) Band no Band 1 Band 2 Band 3 Band 4 Band 5 Band 6 Band 7 Elektromagnetik Spektrum Blue Green Red Near-Infrared Near-Infrared Thermal Mid-Infrared Spektral band (0.45 - 0.52 µm) (0.52 - 0.60 µm) (0.63 - 0.69 µm) (0.76 - 0.90 µm) (1.55 - 1.75 µm) (10.40 - 12.50 µm) (2.08 - 2.35 µm) Çözünürlük 30 m 30 m 30 m 30 m 30 m 120 m 30 m Alınan Landsat 5 - TM görüntüsüne ilk önce geometrik düzeltme işlemi uygulanmıştır. Arazi çalışması ile elde edilen 43 yer kontrol noktası kullanılarak UTM projeksiyon sistemine dönüşüm yapılmıştır (Resim 6). Birinci dereceden polinom dönüşümü ile yapılan geometrik düzeltmede maksimum karesel ortalama hata (RMS) 0.375726 piksel ve 11.3 m olarak belirlenmiştir. Resim 6. Geometrik düzeltmesi yapılmış görüntü üzerinde yer kontrol noktaları Ön işleme işlemi tamamlandıktan sonra uydu verisinden su indisi görüntüsü üretilmiştir. 66 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org 2.2.2. Su İndisi ile su kaplı alanların belirlenmesi ve görüntü maskeleme ile su olmayan alanların çıkartımı Su indisleri, uydu görüntülerinden sulu ortamların verimli olarak ayırt edilmesi ve su bileşenlerinin tanımlanması için kullanılmaktadır. Literatürde Landsat 5 – TM verisi için kullanılan diğer NDWI su indisleri Tablo 3’te verilmiştir. Tablo 3. Landsat 5 - TM görüntüleri için NDWI su indisleri Metod Adı Spektrum Aralığı Dalga Boyuna göre B1 B2 NDWI Gao, 1996 NIR-MIR / NIR + MIR NDW I = (P0.86 - P1.24) / (P0.86 + P1.24) B4 B5 (B4-B5)/(B4+B5) McFeeters,1996 GREEN-NIR / GREEN + NIR NDW I=(P0.56- P0.83)/(P0.56+P0.83) B2 B4 (B2-B4)/(B2+B4) B4 B5 (B4-B5)/(B4+B5) B4 B5 (B4-B5)/(B4+B5) B3 B5 (B3-B5)/(B3+B5) B3 B5 (B3-B5)/(B3+B5) B2 B5 (B2-B5)/(B2+B5) Xiao vd., 2002 NIR-SW IR / NIR + SW IR NSIDC, 2002Thomas ve Michael, 2003 NIR-SW IR / NIR + SW IR Hokkaido Inst. 2002 RED – SW IR / RED + SW IR Rogers ve Kearney, 2004 RED – SW IR / RED + SW IR Hanqiu Xu, 2006 GREEN - MIR / GREEN + MIR NDW I=(P(0.78-0.89)-P(1.58-1.75)) /(P(0.78-0.89)+P(1.58-1.75)) NDW I=(P(0.75-0.9)-P(1.55-1.75)) / (P(0.75-0.9)+P(1.55-1.75)) NDW I=(P(0.63-0.69)-P(1.55-1.75)) / (P(0.63-0.69)+P(1.55-1.75)) NDW I=(P(0.63-0.69)-P(1.55-1.75)) / (P(0.63-0.69)+P(1.55-1.75)) MNDW I=(P0.56- P1.65)/(P0.56+P1.65) Bu çalışmada, geometrik düzeltmesi yapılmış görüntülerden, kıyı çizgisi çıkartımında kullanmak üzere MNDWI Su İndisi (Xu, 2006) görüntüleri üretilmiştir. Su indisi (Normalized Difference Water Index) (NDWI), uydu görüntülerinden su bileşenlerinin tanımlanması için McFeeters (1996) ve Gao (1996) tarafından geliştirilmiştir. McFeeters (1996)’ın geliştirdiği NDWI su indisi ile yakın kızıl ötesi (NIR) ve görünür yeşil (Green) ışığı kullanarak toprak ve yerüstü bitkilerinin elimine edilmesiyle su bileşenleri belirlenir. NDWI aynı zamanda su yüzeyinin bulanıklığının belirlenmesi çalışmalarında da kullanılmaktadır. Gao (1996) tarafından geliştirilen modelde ise su indisi için radyometrik kalibrasyonu yapılmış görüntüsünün 0.86 μm yakın kızıl ötesi(NIR) ve 1.24 μm Orta kızıl ötesi (MIR) bölgelerinin reflektans birimindeki radyans değerleri kullanılır. Modelin geliştirilmesinde bitki örtüsünün yakın kızıl ötesi ve kısa dalga kızıl ötesi bölgelerinde yüksek yansıtıma sahip olmasından yararlanılmaktadır. Gao (1996) tarafından geliştirilen Su İndisi (NDWI), McFeeters (1996) tarafından geliştirilen Su İndisinden (NDWI) farklı olup, bitki su muhtevasını belirlemede kullanılmakta ve bitki örtüsü likit su içeriği değişimi de belirlenebilmektedir. Aynı zamanda 0.86-1.24 μm dalga boyu aralığında atmosferik saçılım etkisi oldukça düşük olduğundan atmosferik etki çok azdır. Su alanların belirlenmesi için geliştirilen bu modelde su altındaki toprak örtüsü etkisi tamamen kaldırılamamıştır. Xu (2006), McFeeters (1996) tarafından geliştirilen su indisi modelini temel alarak Düzenlenmiş Su İndisi (MNDWI) modelini geliştirmiştir. McFeeters (1996) su indisi ile elde edilen su bilgileri, su altındaki yerleşik zemin etkisinden etkilendiğinden buna bağlı olarak elde edilen bilginin gerçeğin çok üstünde olmasından hareketle geliştirilmiştir. Geliştirilen modelde McFeeters (1996)’dan farklı olarak yakın kızıl ötesi aralık (NIR) yerine, orta kızıl ötesi aralık (MIR) kullanılmıştır. Düzenlenmiş Su İndisi (MNDWI), yerleşik zemine sahip veya tabanı bitki ile kaplı, berrak ve bulanık okyanus, göl ve akarsu ortamlarında test edilmiş özellikle yerleşik zeminlerde çok iyi sonuçlar elde edilmiştir. Düzenlenmiş Su İndisi zeminden kaynaklanan gürültü etkisini elimine ederek su ve su yüzeyi bilgilerini ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca, su kirliliği gibi görünür bölge ve normal su indisinden çıkarımı daha zor bileşenlerin bulunmasında da kullanılmaktadır. Bu indis ile ancak sofistike yöntemler kullanılarak 67 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org giderilen gölge etkisi, su yüzeyinden etkin olarak giderilebilmektedir. Bu çalışmada su indisi görüntüsünün elde edilmesinde sistematik radyometrik düzeltmesi yapılmış görüntünün DN değerleri kullanılmıştır. Düzenlenmiş Su İndisi (MNDWI) görüntüsünde sulak alanların belirlenmesi için Tablo 4’te belirtilen tanımlama değerleri kullanılır. Tablo 4. Su indisi sınıflaması (Xu,2006) Değer MNDWI > 0 MNDWI <= 0 Tipi Su Toprak, Bitki Elde edilen MNDWI görüntüsü Resim 7’de verilmiştir. Uydu görüntüsünde sulu alanların belirlenmesi için denklem (1) eşitliği kullanılmıştır. MNDWI = (GREEN – MIR) / (GREEN + MIR) (1) MNDWI = (P0.56 - P1.65) / (P0.56 + P1.65) Tablo 5’te, belirlenen kontrol noktası için (Resim 8), kıyı çizgisinin MNDWI değerindeki değişim gösterilmektedir. Tablo 5. Göl kıyısında sulu alandan ıslak alana geçişte indis değişimi MNDWI= 0.424837 Su Kaplı Alan MNDWI= 0.010638 Su Kaplı Alan MNDWI= -0.027027 Toprak veya Bitki Örtüsü MNDWI > 0 ; Su MNDWI <= 0 ; Toprak veya Bitki Resim 8. MNDWI kontrol noktası Elde edilen indis görüntüsü Tablo 4’e göre sınıflandırılmış ve indis değeri sıfırdan büyük olan alanlar su ile kaplı olan bölgeler olarak belirlenmiştir. Bir sonraki aşama olarak MNDWI indisgörüntüsünden, su kaplı alanlara karşılık gelen (W MNDWI >0) indis değerine sahip noktaların belirlenmesi için görüntü maskeleme yapılmıştır. Su indisini çıkarmak için kullanılan Landsat çerçevesinde göl alanı dışında var olan su birikintilerinin ve üretim havuzlarının göl kıyı çizgisi içinde yer almaması için normal görüntü üzerinde göl çevresini kapsayan ilgili alan (Region of Interest) tanımlanmıştır. MNDWI su indisi görüntüsüne göl çevresi ilgili alanı içinde kalan ve su indisi 0 (sıfır)’dan büyük noktaları görüntüleyen maske uygulanmıştır (Resim 9). 68 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Acıgöl’ün kuzeyinde ve güney batısında yer alan üretim havuzlarının göl alanı içinde kalmaması için havuzlar ilgili alan içine alınmamıştır (Resim 10). Elde edilen maske görüntüde su ile kaplı alanlar (beyaz) 1 değerine sahip iken su olmayan alanlar (siyah) 0 değerine sahiptir. Resim 9. Acıgöl havzası su kaplı alanlar Resim 10. Maskeleme sonucu elde edilen göl alanı 2.3. Kıyı Çizgisi Çıkartımı Görüntü maskeleme ile belirlenen göl alanından kıyı çizgisinin çıkartımı için raster veriden vektör veriye dönüşüm yapılmıştır. Dönüşüm işleminde su bölgelerine ait vektör çıkartılacağından münhani değeri 1 alınmıştır (Resim 11). Su GÖL ALANI Kıyı Su kaplı alan Resim 11. Göl kıyı çizgisi, su kaplı alan, su adacıkları ve göl alanı (Landsat RGB: 321) Su ile kaplı alanlar; göl kıyı çizgisi içinde kalan göl alanı ile kıyı çizgisinin dışında kalan su adacıkları ile kaplı alanları temsil etmektedir. Acıgöl’ün su ile kaplı bölgelerinin alanı ENVI programında belirlenmiştir. Bu işlem için kıyı çizgisi vektör verilerinden yararlanılmıştır. Kıyı çizgisi vektör verisi tek bir kapalı poligon şeklinde ilgili alana dönüştürülerek (Region of Interest) alan hesabı yapılmış ve 82,92 km 2 olarak bulunmuştur. Göl batimetri çalışmalarında, göl alanı poligonundan kopuk farklı kapalı poligon oluşturan ve derinlik ölçümünün olmadığı çok sığ su adacıkları vektör düzenleme yöntemleri ile kesilerek atılmıştır. 2.4. Göl Derinliğinin Haritalanması Arazi çalışmalarında ölçülmüş derinlik verileri kullanılarak gölün tamamının derinliğinin tahmini, CBS ortamında mekansal analiz yöntemleri ile gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla derinlik haritalaması için öncelikli olarak göl kıyı çizgisi noktasal değerleri koordinatlı olarak ASCII formatında üretilmiş ve su kotu 0 (sıfır) m. baz alınmıştır. İnterpolasyon için gölün etrafı 0 (sıfır) m. derinlikte olacak şekilde göl 69 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org kıyı noktaları ile göl yüzey örnekleme verileri birleştirilerek derinlik veri seti elde edilmiştir (Resim 12). Resim 12. Göl derinlik veri setinin görünümü (Landsat5 TM, RGB:753) Göl derinlik veri seti noktasal olarak CBS ortamına ayrı bir katman olarak yerleştirilmiştir Tüm göl alanının derinliğini tahmin için mekansal analiz yöntemlerinden küresel istatistiki interpolasyon metodu olan Ordinary Kriging interpolasyon yöntemi ve Spherical semivariogram modeli kullanılmıştır. İnterpolasyon sonucunda Acıgöl’ün göl alanı derinlik haritası 15m çözünürlüklü olarak elde edilmiştir (Tablo 6). Tablo 6. CBS ortamında Kriging ile mekansal analiz parametreleri Kullanılan Veriler Kriging Metodu Semivariogram Modeli Hücre Boyutu Arama Yarıçapı Tipi Nokta Sayısı Derinlikler Ordinary Spherical 15m Variable 12 2.5 Hacim Hesabı Kriging ile interpolasyon veri seti içinde en büyük ve en küçük X,Y koordinatlarına sahip kapalı dikdörtgen alanı için gerçekleşir. Göl kıyı çizgisi dışında kalan kısım kırpma yöntemi ile raster interpolasyon verilerinden atılarak sadece göl alanı derinlik haritası üretilmiştir (Resim 13). Resim 13. Acıgöl göl derinlik haritası (Landsat5 TM, RGB:753) 70 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org CBS ortamında hacim hesabı yapmak için ArcGIS ortamında 3D Analiz –Yüzey Analiz araçları kullanılmıştır. Göl derinlik raster verisi kullanılarak göl hacmi 100.958.316,35 m 3 olarak bulunmuştur. 2 Göl kıyı çizgisi içinde kalan göl alanı 69,47 km ’ dir. 3. SONUÇLAR Tektonik graben havzasında yer alan Acıgöl’ün beslenimini yağışlar, gölün doğusundaki mevsimsel Kocaçay ve çok yüksek oranda gölün güneyindeki kaynaklar sağlamaktadır. Gölün güneyindeki fay yüzeyi boyunca sıralanan kaynaklar sürekli sulardır. Gölün gideri olmayıp, süzülme, buharlaşma ve gölden yapılan üretimin dışında her hangi bir boşalım söz konusu değildir. Mevsimsel değişikliklerden etkilenen gölde su seviyesi dinamiktir. Bu çalışma kapsamında elde edilen göl alanı ve hacim değerleri Mayıs 2010-Yağışlı dönem sonunu temsil etmektedir. Aynı çalışma kurak dönem için de yapılarak gölün mevsimsel döngüdeki hacim değişimi belirlenmeli ve hacim değişimine etki eden faktörler tanımlanmalıdır. Elde edilen sonuçlara göre göldeki su dengesi ve dinamikleri tanımlanmalı, göldeki üretim, tarımsal sulama gibi faaliyetler gölün su dengesi gözetilerek yürütülmelidir. 4. TEŞEKKÜR Yazarlar, çalışmada kullanılan Landsat5-TM görüntülerinden dolayı (USGS) Amerikan Jeolojik Araştırmalar Merkezi’ne, Çevre Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’ne, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Pamukkale Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri’ne desteklerinden ötürü teşekkür eder. 5. KAYNAKLAR Gao, B.C., 1996, NDWI - A normalized difference water index for remote sensing of vegetation liquid water from space. Remote Sensing of Environment, Vol. 58: 257-266. Hakkaido Inst., Buheaosier, Kaneko M., Takada M., Tsuchiya K., Fukuma H., 2002, The Classification Of Vegetation Of Wetland Based On Remote Sensing Methods, Over Kushiro Wetland Hokkaido Japan, Report Of Hokkaido Institute Of Environmental Science, Vol. 29:53-58. Kahraman, D., 2007, Acıgöl'deki kuş türlerinin tespiti, sayılarının belirlenmesi ve korunması, Yüksek Lisans Tezi, Pamukkale Üniversitesi,Denizli,104s. Kılıç,D.T., Eken, G., 2004, Türkiye’nin önemli kuş alanları- 2004 Güncellemesi, Doğa Derneği, Ankara, Turkey,Pp:232 McFeeters S.K., 1996, The use of the Normalized Difference Water Index (NDWI) in the delineation of open water features. International Journal of Remote Sensing, 17(7):1425-1432. Rogers and Kearney, 2004 A.S. Rogers and M.S. Kearney, Reducing signature variability in unmixing coastal marsh Thematic Mapper scenes using spectral indices, International Journal of Remote Sensing 20 (2004), pp. 2317–2335. Thomas J., and Michael C., 2003, SMEX02 Iowa Satellite Vegetation and Water Index (NDVI and NDWI) Data. Boulder, CO: National Snow and Ice Data Center. Digital media Xiao, X., Boles, S., Frolking, S., Salas, W., Moore, B. III, Li, C., He, L., and Zhao, R.,2002, LandscapeScale Characterization of Cropland in China Using Vegetation and Landsat TM Images. International Journal of Remote Sensing, 23(18): 3579-3594. Xu, H., 2006, Modification of normalized difference water index (NDWI) to enhance open water features in remote sensed imagery, International Journal of Remote Sensing, 27:14, 3025-3033. Yarar, M., Magnin, G., 1997, Türkiye’nin Önemli Kuş Alanları, Doğal Hayatı Koruma Derneği, İstanbul, Türkiye, 313 s, 89-91. NSIDC, 2002: http://nsidc.org/data/docs/daac/nsidc0184_smex_ndvi_ndwi.gd.html URL-1,2011: http://landsat.usgs.gov/about_landsat5.php 71 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Sultan Sazlığı’nda Su Seviyeleri ve İklimsel Faktörler Arasındaki İlışkilerin Yapay Sinir Ağları Yaklaşımı İle Modellenmesi Filiz DADAŞER ÇELİK Erciyes Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Çevre Mühendisliği Bölümü, 38039 Melikgazi / KAYSERİ ÖZET Sulak alanların hidrolojik yapısını ve hidrolojik yapısındaki değişimleri belirlemekte kullanılan en önemli parametrelerden biri su seviyeleridir. Su seviyeleri iklimsel faktörlere bağlı olarak uzun ve kısa dönemde değişim gösterirler. Sulak alanların dinamik ve karmaşık bir hidrolojik yapıya sahip olmaları iklimsel faktörler ve su seviyeleri arasındaki ilişkilerinin klasik yöntemlerle modellenmesini zorlaştırmaktadır. Bu durum gerek sulak alanların mevcut durumlarının tespit edilmesinde gerekse gelecekteki durumlarına yönelik tahminler yapılmasında engel oluşturulmaktadır. Bu çalışmada Kayseri’de bulunan Sultan Sazlığı sulak alanında iklimsel faktörler ve su seviyeleri arasındaki ilişkilerin yapay sinir ağları yaklaşımı ile modellenmesi amaçlanmaktadır. Yapay sinir ağları bir kara-kutu yaklaşımı olup, veriden öğrenebilme ve çok sayıda değişkeni modelleyebilme özelliklerine sahiptir. Bu çalışmada Sultan Sazlığı’nın en önemli alt sistemlerinden biri olan Örtülüakar Sazlığı’nda toplamış su seviye ölçümleri ve bu sazlığa en yakın meteoroloji istasyonundan alınmış iklim verileri kullanılmıştır. Geliştirilen yapay sinir ağları modelinin, biyoçeşitliliği ve yerel ekonomideki önemi ile Türkiye’nin önemli sulak alan ekosistemlerinden biri olan Sultan Sazlığı’nın su seviye değişimlerinin tahmin edilmesinde kullanılması mümkün olacaktır. Anahtar Kelimeler: Sulak alanlar, su seviyeleri, yağış, sıcaklık, yapay sinir ağları, modelleme ABSTRACT Water levels are among the most important parameters that are used to determine the hydrologic characteristics and changes in hydrologic characteristics of wetlands. Water levels in wetlands fluctuate in the short- and long-term due to climatic factors. Because of the dynamics and complexity of hydrologic processes in wetlands, it is difficult to model the relationships between climatic factors and water levels using classical techniques. This prevents the determination of current status of the wetlands and the prediction of future conditions. In this study, the aim is to model the relationships between climatic factors and water levels at the Sultan Marshes wetland in Kayseri using artificial neural networks approach. Artificial neural networks are among the black-box approaches that have the capability of learning from data and modeling several variables. In this study, water level data collected at the Örtülüakar Marshes, one of the most important subsystems of the Sultan Marshes, and climatic data obtained from the meteorology station located closest to the marshes were used. The model developed in this study can be used to predict water level changes at the Sultan Marshes, which is one of the most important wetlands of Turkey with its biodiversity and economic importance. 1. GİRİŞ Sulak alanların hidrolojik yapısını belirlemek ve hidrolojik yapısındaki değişimleri izlemek için genellikle su seviyelerinden faydalanır. Su seviyeleri bir sulak alan için su hacminde gerçekleşen değişimlerin bir göstergesi olup, aynı zamanda su bütçesini oluşturan elemanların değişimlerini de yansıtır. Bir sulak alanın su bütçesi su girişleri, su çıkışları ve hacimdeki/su seviyesindeki değişim olmak üzere üç kısımdan oluşur (Mitsch ve Gosselink 1993). Genel olarak su girişleri yağış (P), yüzey akışı (Si) ve yeraltı suyu akışı (Gi) ile gerçekleşir. Su çıkışları ise buharlaşma-terleme (evapotranspirasyon) (ET), yüzey akışı (So) ve yeraltı suyu akışı (Go) ile oluşur. Belirli bir süre (Δt) için girdiler ve çıktılar arasındaki fark hacimdeki/su seviyesindeki değişimi (ΔV/Δh) gösterir. Bir sulak alan için su bütçesinin elemanları Şekil 1’de gösterilmektedir. Hidrolojik denge ise, su giriş ve çıkışları yükseklik/zaman (örneğin, mm/yıl) olarak ifade edildiğinde, Denklem 1’deki gibi ifade edilebilir. 72 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Dh = P + S i + Gi - ET - S o - Go Dt (1) P ET Si So ΔV/Δt Gi Go Şekil 1. Bir sulak alan için su bütçesinin elemanları (Mitsch ve Gosselink 1993) Birçok sulak alan için su bütçesini oluşturan yağış dışındaki elemanlar hakkında düzenli veri mevcut değildir. Sulak alanların dinamik ve karmaşık bir hidrolojik yapıda olmaları, yüzey ve yer altı suyu giriş ve çıkışları gibi elemanların tahmin edilmesini zorlaştırmaktadır. Bu durum gerek sulak alanların mevcut durumlarının tespit edilmesinde gerekse gelecekteki durumlarına yönelik tahminler yapılmasında engel oluşturulmaktadır. Buna karşılık su bütçesinin bütün elemanları iklimsel faktörlerden etkilenmektedir. Örneğin su girdileri olan yüzey ve yeraltı suyu akışları yağışla ilişkilidir. Buharlaşma-terleme sıcaklık, bağıl nem, rüzgar hızı ile bağlantılıdır. Yağış ve sıcaklık gibi iklimsel parametrelere ait veriler bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaygın bir istasyon ağı ile toplanmaktadır. Bu çalışmada Sultan Sazlığı örneği üzerinde sulak alanların su seviye değişimlerinin belirlenmesinde iklimsel parametrelerin (yağış ve sıcaklık) kullandıldığı bir modelleme yaklaşımı sunulacaktır. 1.1. Uygulama Alanı Bu çalışmada uygulama alanı olarak Kayseri’de yer alan ve biyoçeşitliliği ve yerel ekonomideki önemi ile Türkiye’nin önemli sulak alanlarından biri olan Sultan Sazlığı seçilmiştir (Şekil 2). Sultan Sazlığı, Yay Gölü ve Çöl Gölü olarak adlandırılan iki tuzlu göl ve Örtülüakar Sazlıkları ve Kepir Sazlıkları olarak adlandırılan iki sazlıktan oluşmakta ve Develi Ovası’nın merkezinde yaklaşık 100.000 ha’lık alanı kaplamaktadır. Sultan Sazlığı 1987 yılında “Tabiatı Koruma Alanı”, 1993 yılında “1. Derece Doğal Sit Alanı”, 1994 yılında “Ramsar Alanı” ve 2006 yılında ise “Milli Park” ilan edilmiştir. Karasal iklimin hüküm sürdüğü Develi Ovası’nda ortalama yağış 363 mm/yıl ve ortalama tava buharlaşması 1530 mm/yıl’dır (DSI 1995). Yağışın büyük miktarı ilkbahar aylarında yağmur şeklinde düşerken, yazlar kurak geçmektedir. Buharlaşma ise yaz aylarında en yüksek seviyesine ulaşmakta, bu durum yağıştaki azalmayla birlikte Sultan Sazlığı’nın su seviyelerinin düşmesine neden olmaktadır. Göller ve sazlıklar, Develi Ovası’nda Develi Sulama Projesi’nin inşa edilmesinden önce, ovadaki akarsular (Yeşilhisar, Dündarlı, Yahyalı ve Develi), kaynak suları (Akçakoca, Karaboğa, Yerköy, Çayırözü ve Soysallı), yüzey ve yeraltı suyu akışı ve yağış ile beslenmekteydi. Projenin 1988 yılında tamamlanmasından sonra akarsulardan gelen akışlar neredeyse tamamen sulama amaçlı kullanılmaya başlamış ve sulamadan dönen drenaj suları da sazlığa yönlendirilmiştir. Şu anda Sultan 73 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Sazlığı yağış, yüzey ve yeraltı suyu akışları ve sulamadan dönen sular ile beslenmektedir (DadaserCelik v.d. 2006). Şekil 2. Develi Ovası’nın yeri ve coğrafi özellikleri (Paşaoğlu, 1994) 2. MATERYAL ve YÖNTEM 2.1. Kullanılan Veriler ve Özellikleri Çalışmada Sultan Sazlığı’nın bir alt sistemi olan Örtülüakar Sazlığı’nda toplanmış su seviye verileri ve Sultan Sazlığı’na yaklaşık 20 km mesafede bulunan ve Develi Ovası’nda bulunan Develi Meteoroloji İstasyonu’ndan elde edilmiş yağış ve sıcaklık verileri kullanılmaktadır. Veriler 1993-2003 dönemi için mevcuttur. Su seviye verileri aylık ortalama (m), yağış verileri aylık toplam (mm) ve sıcaklık verileri aylık ortalama (oC) şeklinde ifade edilmiştir. 2.2. Yapay Sinir Ağları Yaklaşımı Yapay sinir ağları yaklaşımı bir kara-kutu modeli yaklaşımı olup, yapının kendisiyle ilgilenmeyip çıktısıyla daha çok ilgilidir. Yapay sinir ağları ile biyolojik sinir sisteminin çalışma şekli bilgisayar ortamında oluşturulmaktadır. Her bir sinir hücresi nöronlardan meydana gelmekte ve bu nöronlar çeşitli şekillerde birbirlerine bağlanarak sinir ağını oluşturmaktadır. Biyolojik sinir ağları gibi yapay sinir 74 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org ağları da öğrenme kapasitesine sahiptirler. Yapay sinir ağları modellerinde yer alan her bir nöron (u) çıkış değerine (y) katkıda bulunan birçok giriş parametresinden (x) oluşur (Şekil 3). Bir yapay sinir ağları modelini Denklem 2’deki gibi yazmak mümkündür. Denklem 2’de görüleceği üzere, çıkış değeri olan y değeri u değerlerinin bir fonksiyonudur (f). f fonksiyonu transfer fonksiyonu olarak adlandırılır. y = f (u i ) (2) Denklem 2’de yer alan ui değeri ise Denklem 3’deki gibi tanımlanır. ui = å wi xi - q i (3) Denklem 3’de yer alan w i, xi’nin ağırlığını, θi ise hata değerini ifade etmektedir Yapay sinir ağları modelleri çeşitli sayıda nöronların bulunduğu girdi katmanı, gizli katman ve çıktı katmanı olarak adlandırılan katmanlardan oluşur (Şekil 3). Girdi katmanı girdilerin ağa verildiği katmandır. Gizli katman girdi ve çıktı katmanları arasında bağlantıyı oluşturan katmandır. Gizli katman sayısı birden fazla olabilir. Çıktı katmanı ise sonuçların alındığı katmanı ifade eder. x1 w1 x2 y x3 Giriş Katmanı Gizli Katman Çıkış Katmanı Şekil 3. Üç katmanlı bir yapay sinir ağları ağ yapısı Bu çalışmada yağış ve sıcaklık parametreleri kullanılarak su seviyeleri tahmin edilmektedir. Bu amaçla üç katmandan oluşan yani sadece bir gizli katmana sahip bir ağ yapısı seçilmiştir. Giriş katmanı giriş parametresi sayısı kadar nöron içermektedir. Çıkış tabakası tek nöron içermektedir. Gizli katmandaki nöron sayıları ise deneme-yanılma yöntemi ile belirlenmiştir. Nöronlar için en uygun ağırlıkları belirlemek için ağ yapısı ileri beslemeli geri yayılımlı ağ algoritmalarının gelişmiş bir türü olan Levenberg-Marquardt algoritmasından kullanılarak eğitilmiştir. Katmanlar arasında sırasıyla logsigmoid, log-sigmoid ve lineer tranfer fonksiyonları kullanılmıştır. Modelin hedefi yani çıktısı S(t+1) sembolü ile gösterilen gelecek aydaki su seviyesinin bulunmasıdır. Girdi olarak bu aydaki su seviyesi (S(t)), bir ay önceki su seviyesi (S(t-1)), iki ay birimi önceki su seviyesi (S(t-2)), bu aydaki yağış (Y(t)), bir ay önceki yağış (Y(t-1)), iki ay önceki yağış (Y(t2)) bu aydaki sıcaklık (T(t)), bir ay önceki sıcaklık (T(t-1)), iki ay önceki sıcaklık (T(t-2)) parametreleri seçilmiş ve bu girdi parametrelerinin değişik kombinasyonları ile deneyler yapılmıştır. Ağ yapısı en az hatayı veren ağ yapısını bulmak üzere verilerin %70’lik kısmını kullanarak eğitilmiştir. Hata oranları ortalama karesel hata (OKH) hesaplanarak bulunmuştur (Denklem 4). Denklem 4’de yk k. adımda hesaplanan y değerini, yok ise k. adımda ölçülen y değerini ifade 75 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org etmektedir. n zaman serisindeki eleman sayısıdır. n OKH = å(y k =i k - y ok ) 2 n (4) Verilerin kalan %30’luk kısmı sonuçların test edilmesi için kullanılmıştır. Test aşamasında modelin başarısı da OKH ile ölçülmüştür. Çalışmadaki bütün analizler MATLAB programda yapılmıştır. 3. BULGULAR ve TARTIŞMA 1993-2003 dönemi için mevcut veriler su seviyelerini dikkate alarak üç kısma ayrılmıştır. Birinci kısım (1993-1997) su seviyelerinin yüksek seyrettiği döneme ait verileri kapsamaktadır. İkinci kısım (1998-2001) yüksek ve düşük su seviyeleri arasında geçişin gerçekleştiği döneme ait verileri içermektedir. Üçüncü kısım (2002-2003) ise su seviyelerinin düşük seyrettiği döneme ait verilere sahiptir. Ağ yapısını eğitmek için tüm verilerin %70’ini oluşturan birinci ve üçüncü kısımda yer alan veriler, sonuçları test etmek için ise tüm verilerin %30’unu oluşturan ikinci kısımda yer alan veriler kullanılmıştır (Şekil 4). Çalışmada kullanılan yağış ve sıcaklık verileri de 1993-2003 dönemi için Şekil 5’de gösterilmektedir. Şekil 4. Örtülüakar Sazlığı’nda 1993-2003 dönemi için aylık ortalama su seviyeleri 76 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Şekil 5. Develi Meteoroloji İstasyonu’nda 1993-2003 dönemi için aylık ortalama yağış ve sıcaklık Eğitim ve test için kullanılan verilere ait istastistiksel özellikler Tablo 1’de gösterilmektedir. Tablo 1. Çalışmada kullanılan verilerin istatistiksel özellikleri Su Seviyesi (m) Yağış (mm) Veriler – Toplam Ortalama 0.86 30.34 Standart Sapma 0.52 28.07 Minimum 0.00 0.00 Maksimum 1.61 127.80 Veriler – Eğitim (1993-1997 ve 2001-2003) Ortalama 0.90 27.90 Standart Sapma 0.51 23.59 Minimum 0.00 0.00 Maksimum 1.61 93.90 Veriler – Test (1998-2000) Ortalama 0.77 36.02 Standart Sapma 0.53 36.20 Minimum 0.00 0.00 Maksimum 1.39 127.80 o Sıcaklık ( C) 11.53 8.63 -6.90 25.97 11.52 8.55 -6.90 25.57 11.57 8.94 -4.55 25.97 Çalışmada gelecek aydaki seviyesini (S(t+1)) tahmin etmek için yağış, sıcaklık ve su seviyelerinin 6 adet kombinasyonu denenmiştir. Kullanılan giriş parametreleri ve en az hatayı elde etmeyi sağlayan ağ yapıları Tablo 2’de gösterilmektedir. Ağ yapısının eğitilmesi sırasında en fazla RME olarak 0.01 oranında hata olması hedeflenmiştir. Bu nedenle Tablo 2’de yer alan eğitim verilerindeki hata oranları hemen hemen birbirine eşittir. Buna karşılık test verilerinde en düşük hata değerine S(t), S(t-1), Y(t), Y(t-1) girişleri ve 4-5-1 ağ yapısı ile ulaşılmıştır. Tablo 2. Farklı girdiler kullanılarak elde edilen sonuçlar Giriş Parametreleri S(t), Y(t) S(t), S(t-1), Y(t), Y(t-1) S(t), S(t-1), S(t-2), Y(t), Y(t-1), S(t-2) S(t), Y(t), T(t) S(t), S(t-1), Y(t), Y(t-1), T(t), T(t-1) S(t), S(t-1), S(t-2), Y(t), Y(t-1), S(t-2), T(t), T(t-1), T(t-2) Ağ Yapısı 2-7-1 4-5-1 6-4-1 3-9-1 6-4-1 9-2-1 Eğitim Hatası (RME) 0.011 0.012 0.010 0.004 0.007 0.008 Test Hatası (RME) 0.073 0.047 0.055 0.057 0.057 0.051 Şekil 3 farklı girişlerle elde edilen sonuçları grafiksel olarak göstermektedir. En az hata oranını sağlayan S(t), S(t-1), Y(t), Y(t-1) girişleri özellikle Mayıs 1999 ve Aralık 2000 ayları arasında en yüksek uyumu göstermiştir. Buna karşılık Ocak 1998 ve Nisan 1999 ayları arasında model hesaplamalarının ölçüm değerlerinden farklı olduğu aylar vardır (Mart 1999 gibi). Bu durum Sultan Sazlığı su seviyeleri üzerinde yağış ve sıcaklık dışında farklı parametrelerin de etkili olmasından kaynaklanabilir. Farklı giriş parametreleri ve farklı ağ yapıları kullanılarak daha iyi sonuçlar elde etmek mümkün olabilir. Bu çalışmada elde edilen sonuçlar Sultan Sazlığı su seviyelerinin yağış ve sıcaklık parametrelerine bağlı olarak düşük miktarda hata ile modellenebilmesinin mümkün olduğunu göstermektedir. 77 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Şekil 3. Su seviyesi ölçüm verileri ve farklı girdiler kullanılarak elde edilen model sonuçları 4. SONUÇ Bu çalışmada yapay sinir ağları yaklaşımı kullanılarak sulak alanlarda su seviyeleri ile iklimsel faktörler arasındaki ilişkileri kullanan bir modelleme yaklaşımı ortaya konulmuştur. Analizler sonucunda bir sonraki aya ait su seviyelerini en az hata ile tahmin etmek için, bu ayki su seviyeleri, bir ay önceki su seviyeleri, bu ayki yağış ve bir ay önceki yağış parametrelerinin kullanılabileceğini göstermiştir. Bu giriş ve çıkış parametrelerine en uygun ağ yapısı 4-5-1 yapısı olarak bulunmuştur. Bu çalışma sulak alanlarda su seviyelerinin iklimsel faktörlere bağlı olarak modellenmesinde yapay sinir ağları yönteminin kullanılabileceği göstermiştir. Elde edilen model özellikle iklimsel faktörlere bağlı olarak Sultan Sazlığı su seviyelerinde meydana gelen değişimlerin tahmin edilmesinde kullanılabilir. 5. KAYNAKLAR Dadaser-Celik, F., H. G. Stefan ve P. L. Brezonik (2006). Dynamic hydrologic model of the Örtülüakar Marsh in Turkey. Wetlands 26(4): 1089-1102. DSI (1995). Develi-Yeşilhisar Ovası Revize Hidrojeolojik Etüdü. Devlet Su İşleri, Ankara Mitsch, W. J. ve J. G. Gosselink (1993). Wetlands. Van Nostrand Reinhold, New York. 78 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Kırşehir İli Kuraklığının Analizi ve Sulak Alanlara Etkisi Alper Serdar ANLI , Havva Eylem POLAT , Gülüzar Duygu SEMİZ Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü, ANKARA ÖZET Bu çalışmada Kırşehir ilinin kuraklığını belirtmek için RDI (Reconnaissance (keşif) Kuraklık İndeksi) kullanılmıştır. Kırşehir merkez meteoroloji istasyonunda 1975–2010 yıllarında ölçülen aylık toplam yağış ve FAO Penman-Monteith ilişkisine göre saptanan ET0 (Kıyas bitki su tüketimi) değerleri materyal olarak kullanılmıştır. Yıl içindeki belirli dönemler için kuraklığın incelendiği çalışmada, dört farklı kıyas periyodu (r1, Ocak-Mart; r2, Ocak-Haziran; r3, Ocak-Eylül; r4, Ocak-Aralık) için birikimli “aylık yağmur-aylık ET0 oranı” serileri elde edilmiş ve bu seriler kullanılarak RDI değerleri her kıyas periyodu için saptanmıştır. Kırşehir ilinde farklı kıyas periyotlarına göre hesaplanan RDI değerleri incelendiğinde, 1975-2010 döneminde genelde hafif kuraklık ve orta derece kuraklık daha fazla görülmüş, şiddetli ve aşırı kuraklıklar da zaman zaman görülmüştür. Bu çalışma sonunda, yaklaşık son 40 yılda görülen kuraklık olaylarının ildeki önemli su kaynaklarının verimlerinin azaldığının göstergelerinden biri olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Kırşehir, Keşif Kuraklık İndisi (RDI), Sulak Alan, Yağış, Kıyas Bitki Su Tüketimi. ABSTRACT In this study RDI (Reconnaissance) method was used for determining drought analysis of Kirsehir province Monthly total rainfall amounts measured for 1975-2010 years in Kirsehir meteorological station and the ET0 (Reference Evapotranspiration) computed by FAO PenmanMonteith relationship for the same years were used as materials. The cumulative “monthly rainfallmonthly ET0 ratio” series for four difference reference periods (r1, January-March; r2, January-June; r3, January-September; r4, January-December) belonging to each year were constituted and the RDI values were calculated by using the series of r-reference periods. According to RDI index in Kirsehir province; mild and moderate droughts have been experienced much more in general, but sometimes severely and extremely droughts have been experienced in 1975-2010 period. At the end of this study, about the events of the last 40 years of drought said to be one of the indicators of reduction of efficiencies for important water resources in the province. Key Words: Kirsehir, Reconnaissance Drought Index (RDI), Wetland, Precipitation, Reference Evapotranspiration. 1. GİRİŞ Kuraklık, su kaynaklarını besleyen yağışlardaki önemli düşmelerin olduğu dönemler olarak tanımlanmaktadır. Kuraklık, ekosisteme müdahalenin bir sonucu olarak günümüzde kendini en ciddi hissettiren ve hissettirmeye de devam edecek gözüken problemlerin başında gelmektedir. Aynı zamanda diğer doğa olayları ile karşılaştırıldığında canlıları en fazla tehdit edendir. Kuraklığın ana nedeni, yağışın ortalamanın altında olmasıdır (Anlı ve ark., 2008). Le Houerou (1996), kuraklığın tarım alanlarında görüldüğünü ve en çok da çorak arazilerin bu olaydan etkilendiğini belirtmiştir. Kuraklık, tarımsal, hidrolojik ve meteorolojik kuraklık olarak sınıflandırılmaktadır. Tarımsal kuraklık; Agnew ve Warren (1996) tarafından topraktaki nem eksikliğinin sonucu olarak tarımsal üretimde önemli düşmelerin olduğu süreler olarak tarif edilmiştir. Hidrolojik kuraklık; yüzey ve yeraltı sularında meydana gelen seviye düşüşleri olarak belirtilmektedir (Palmer, 1965). Meteorolojik kuraklık; belirli bir zaman periyodunda ortalamanın altında gözlenen yağışlı süreler meteorolojik kurak olarak belirtilmektedir (Agnew, 1990). Her üç tanıma göre de kuraklığın ana nedeninin yağışın ortalamanın altında olması durumunda meydana geldiği anlaşılmaktadır. Ancak tarımsal kuraklıkta diğerlerinden farklı olarak, yağışın yetersiz olduğu dönemde bitki yetiştirilen alanda yeterli toprak neminin (sulama ile) sağlandığı durumda 79 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org kuraklıktan söz edilmemektedir. Ancak ülkemizde, yağışın ortalamanın üzerinde olması durumunda bile, bitkisel üretimin yapıldığı dönemde bitkinin ihtiyaç duyduğu suyu yağışlarla karşılamak hemen hemen imkânsızdır. Bu bakımdan ülkemizde talep edilen su ile yağışın zamana göre dağılımı genellikle uyum göstermediğinden, tarımsal kuraklık zararının önlenmesi için tarımsal üretimde sulama kaçınılmazdır. Tarım yapılan alanlarda kuraklığın şiddetinin derecelendirmesi, yılın farklı zamanlarında yağış etkisinin değişikliğinden dolayı zor olmaktadır. Bu yüzden kuraklığın şiddeti ve süresi, bitki yetiştirme periyodu ile yağmur arasında ilişkilendirilmelidir. Kuraklık şiddetinin değerlendirilmesi, sadece toplam yağmur miktarındaki eksiklikten ziyade, toprak nemi ve bitki koşullarını göz önünde bulundurarak etkili yağmur miktarının saptanmasını gerektirir (Wilhite and Glantz, 1985). Ayrıca tarımsal kurak süreler, toprak nem kapasitesi ve bitki su tüketimi durumuna göre belirtilmelidir (Okman, 1981). Kurak zamanlarda tarımsal üretim önemli derecede azalmakta ve çok kısa süreli yağışsız periyotlar bile çiftçiler için ciddi problemler doğurmaktadır. Kurak ve yarı-kurak bölgelerde bitkiler üzerinde kuraklığın etkisini azaltmak için, mevcut kaynaklardan yeterli suyun depolanması gereklidir. Bu bakımdan, sulama zamanı ile birlikte bitki yetiştirme periyodundaki kurak sürenin bilinmesi oldukça önem taşımaktadır. Diğer yandan kuraklık gölleri de oldukça önemli şekilde etkilemekte ve Türkiye bulunan göller giderek kurumaktadır. Yağış azlığı ve tarımsal olarak bilinçsizce açılan sondaj kuyuları yeraltı su seviyesinde ciddi kayıplara yol açmaktadır. İç sulardaki tehlike hızla ve sessizce büyümekte, acımasız ve hoyrat kullanım kuraklıkla birleşince göllerimiz, doğal yaşamda onarılması imkânsız yıkımlar bırakarak kurumaktadır. Türkiye'de toplam 2 milyon 206 bin 835 hektar sulak alan bulunurken, her yıl 32 bin 500 hektar (yaklaşık 3 adet Seyfe Gölü) sulak alan yok olmaktadır. Kuraklık nedeniyle son 40 yılda Türkiye'de Marmara Denizi kadar sulak alan yok olmuştur (Anonim, 2010). Kuraklığı belirtmek için pek çok indeks geliştirilmiştir. Bu indekslerin, kurak bir bölgeden kısa ve yeterli bilgilerin çıkarılmasında fayda sağlamaktadır. Aynı zamanda bu indeksler kuraklık etkisini en aza indirmede, su kaynaklarının yönetimi açısından karar vermede önemli bulunmaktadır. Atmosferin buharlaşma talebini gösteren kıyas bitki su tüketimi (ET0) değerleri, yılın farklı dönemlerinde karşılaştırmalar yapılabilmesine izin verdiği gibi başka bölgeler arasında da karşılaştırmalar yapılabilmesine imkân tanıyan bir standarttır. Ayrıca bitki katsayılarıyla (kc) kıyas bitki su tüketiminin düzeltilmesinden sonra bitkilerin su tüketimleri (ET) belirlenmektedir (Allen et al., 1998). Bu çalışmada, Kırşehir ilinde ölçülen aylık toplam yağışlar ve aylık kıyas bitki su tüketim değerleri (ET0) kullanılarak RDI (Reconnaissance (keşif) Kuraklık İndeksi) yöntemiyle Kırşehir ilinin kuraklığının analizi gerçekleştirilmiş ve sulak alanlara etkisi tartışılmıştır. 2. MATERYAL ve YÖNTEM Bu çalışmada Kırşehir ili merkez istasyonunda 1975 - 2010 yılları arasında ölçülmüş olan 36 yıllık aylık toplam yağmur miktarları ile kıyas bitki su tüketiminin tahmininde gerekli meteorolojik parametreler materyal olarak kullanılmıştır. Araştırmada Kırşehir ilinin kuraklık analizini yapmak amacıyla Tsakiris et al. (2007) da verilen RDI (Reconnaissance (keşif) indeksi uygulanmıştır. Bu amaçla öncelikle gözlem yıllarının ayları için kıyas bitki su tüketimleri (ET0) FAO Penman-Monteith 80 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org ilişkisinden (Allen et al., 1998) tahmin edilmiştir. Daha sonra 3, 6, 9 ve 12 aylık zaman periyotları için RDI değerinin tahmininde gerekli olan αr değerleri aşağıdaki ilişkiden saptanmıştır: 3r åP ij a = i r j =1 3r å ET j =1 i=1…N r=1, 2, 3, 4 (1) 0 ij Eşitlik 1’de Pij ve ET0ij sırasıyla i. yılın j. ayının toplam yağmur ve kıyas bitki su tüketimini (ETo) ifade etmektedir. r-kıyas periyotları, r=1, Ocak-Mart; r=2, Ocak-Haziran; r=3, Ocak-Eylül; r=4, OcakAralık için birikimli αr değerlerini göstermektedir. RDI, seçilmiş bir zaman dilimi (r-kıyas periyodu) için hesaplanan ( a r ) değerleri ile hesaplanan ( i a ri ) değerlerinin ortalama miktarının farkının, hesaplanan ( a r ) değerlerinin standart sapmasına i bölünmesi ile eşitlik 2’deki gibi elde edilir. RDI = a ir - ma sa (2) µα ve σα, sırasıyla αr’nın ortalama ve standart sapmasıdır. Bu ilişkiden RDI değerlerini elde etmek için αr değerlerinin normal dağılım göstermesi gerekir. Bu nedenle RDI indeksinin hesaplanması için öncelikle αr değerlerinin frekans dağılımının normalliği test edilmelidir. 2.1. Normallik Testi Kırşehir ilinin kuraklığını değerlendirmek amacıyla kullanılan RDI, Eşitlik 1’den elde edilen αr değerlerine ait zaman serisinin normal dağılım göstermesi durumunda kullanılacağından, hesaplanan verinin normalite koşulunu yerine getirmesi gerekmektedir. Bu amaçla r-kıyas periyodu için elde edilen αr değerlerine Kolmogorov-Smirnov (K-S) testi uygulanmıştır (Yevjevich, 1972). 2.1.1. Kolmogorov-Smirnov (K-S) Testi Bu testi gerçekleştirmek için önce αr değerlerinin olasılık seviyeleri ile bu değerlerin normal dağılım ilişkisinden hesaplanan olasılık seviyeleri elde edilmiştir. Bu amaçla, αr değerleri ilk önce azalan bir dizi (x n ≥ x n-1 ≥..... ≥ x 1) haline getirilmiş ve her bir αr değeri sıra sayısı (i) ile belirtilmiştir. Daha sonra her bir αr değerinin olasılık seviyesi (P(x)), eşitlik 3’de gösterildiği gibi hesaplanmıştır. P(x) = i n (3) Diğer yandan αr değerlerinin normal dağılım ilişkisinden olasılık seviyeleri (F(x)) hesaplanmıştır. Daha sonra eşitlik 4’deki gibi her bir αr değerinin olasılık seviyesi (P(x)) ile normal dağılım ilişkisinden hesaplanan olasılık seviyesi (F(x)) arasındaki farkın mutlak değeri elde edilmiş ve bu mutlak değerler arasından en büyüğü belirlenmiştir. Dmaks = P( x ) - F( x ) (4) Kolmogorov-Smirnov çizelgelerinden önem düzeyi (α: 0.05) ve toplam gözlenen değer sayısına (n) göre alınan değerler (Dtablo) ile hesaplanan (D maks) değerler karşılaştırılarak αr değerlerinin normal dağılıma uygunluğu saptanmıştır. 81 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Buna göre D maks < Dtablo ise αr değerlerinin olasılık seviyeleri ile hesaplanan değerlerin aynı populasyondan geldiği, birbirine uyduğu ve normal dağılımın αr değerlerine uygunluk gösterdiği belirtilmiştir (Anlı, 2006). Çizelge 1. RDI kuraklık kategorileri Kuraklık Kategorisi RDI Kuraklık yok RDI ≥ 0.0 Hafif kurak -1.0 ≤ RDI < 0.0 Orta derece kurak -1.5 ≤ RDI < -1.0 Şiddetli kurak -2.0 ≤ RDI < -1.5 Aşırı kurak RDI < -2.0 Eşitlik 1’den hesaplanan (αr) değerlerinin normalleştirilmesi sonucunda seçilen zaman dilimi içinde hem kurak hem de nemli dönemler aynı şekilde temsil edilmiş olunur. RDI değerleri dikkate alınarak yapılan kuraklık değerlendirmesinde indeksin sürekli olarak negatif olduğu zaman periyodu kurak dönem olarak tanımlanır (Çizelge 1). 2.2. Kıyas Bitki Su Tüketimi (ET0) Atmosferin buharlaşma talebini gösteren kıyas bitki su tüketimi (ET0) ise Allen et al. (1998) da belirtilen yöntemler takip edilerek aşağıdaki eşitlikle hesaplanmıştır: ET0 = 900 u 2 (es - ea ) T + 273 Δ + γ ( 1 + 0.34 u 2 ) 0.408 Δ (Rn - G) + γ (5) Eşitlikte; ET0 : Kıyas evapotranspirasyon (mm gün-1), Rn : Bitki yüzeyindeki net radyasyon (MJ m -2 gün-1), G : Toprak ısı akış yoğunluğu (MJ m-2 gün-1), T : 2 m yükseklikte ortalama günlük hava sıcaklığı (°C), U2 : 2 m yükseklikte rüzgar hızı (m s ), es : Doygun buhar basıncı (kPa), ea : Gerçek buhar basıncı (kPa), es-ea : Doygun buhar basıncı açığı (kPa), D : Buhar basıncı eğrisinin eğimi (kPa °C-1), g : Psikrometrik sabit (kPa °C-1). -1 Kıyas bitki su tüketimi hesaplanmasında Kırşehir ili 1975-2010 yılları arası kaydedilen meteorolojik parametrelerden uzun yıllar aylık ortalamalar olarak maksimum ve minimum sıcaklıklar, maksimum ve minimum bağıl nem, güneşlenme şiddeti ve rüzgâr hızı verileri kullanılmıştır. 3. BULGULAR ve TARTIŞMA Dört r-kıyas periyot için elde edilen birikimli yağmur serilerinin normal dağılıma uygunluğunu test etmek için yararlanılan Kolmogorov-Smirnov testi sonuçlarına göre; tüm kıyas periyotlarındaki αr değerleri normal dağılım göstermiştir. Böylece Kırşehir ilinin 1975-2010 yılları RDI değerleri, Eşitlik 2’de verilen ilişkinin doğrudan kullanılmasıyla hesaplanmıştır. 82 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Araştırmada göz önüne alınan r-kıyas periyotlarına göre elde edilen RDI değerleri Çizelge 2’de ve bunların değişiminin grafikleri sırası ile Şekil 1’de verilmiştir. Çizelge 2 ve Şekil 1 incelendiğinde en çok kuraklık 20 defa ile Ocak – Mart döneminde, en az kuraklık 17’şer defa ile Ocak – Haziran ve Ocak - Eylül dönemlerinde görülmüştür. Aşırı kuraklıklar Ocak – Haziran ve Ocak – Eylül dönemlerinde 1’er defa meydana gelmiştir. Şiddetli kuraklıklar Ocak – Mart döneminde 1, Ocak - Eylül ve Ocak - Aralık dönemlerinde 2’şer defa, Orta şiddetli kuraklıklar da Ocak – Mart ve Ocak - Aralık dönemlerinde 5’er, Ocak – Haziran ve Ocak - Eylül dönemlerinde 3’er defa izlenmiştir. Hafif kuraklıklar ise Ocak – Mart döneminde 14, Ocak – Haziran döneminde 13, Ocak – Eylül ve Ocak – Aralık dönemlerinde de 11’er defa görülmüştür. Bu periyotların gözlem süresince diğer yıllarında ise ıslak süreler izlenmiştir. Çizelge 2. r-kıyas periyotlarına göre elde edilen RDI değerleri Yıl 1975 1976 1977 1978 1979 1980 1981 1982 1983 1984 1985 1986 1987 1988 1989 1990 1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 2007 2008 2009 2010 Ocak-Mart -0,51708 0,06019 0,28181 1,41361 0,69861 1,96439 1,00293 -0,87327 -0,63831 -0,23765 1,21577 -0,54518 0,53171 0,54994 -1,20289 -1,27741 -0,79458 -0,86607 -0,86023 0,96081 0,33444 2,17121 -0,65636 -0,12589 0,41705 0,89991 -1,25969 -1,25143 -0,23919 -1,21258 0,73828 -0,20426 -0,44157 -1,63443 1,76187 -0,12985 Ocak- Haziran 2,01266 0,63750 0,14427 -0,12229 -0,46568 1,60457 0,46688 0,03486 -0,52024 -0,72791 0,34673 -0,70321 0,94341 -0,13365 -1,48239 -0,52062 0,79250 -0,70449 0,10739 -0,95144 1,42981 0,54223 0,04157 1,24039 0,21965 1,98796 -1,09859 -0,82253 -0,83258 -0,98951 0,24737 -0,14475 -1,32176 -2,53269 1,05867 0,21669 Ocak- Eylül 1,31260 0,47393 0,02828 -0,00862 -0,47147 1,62018 0,36781 -0,08853 -0,52716 -1,07874 0,41611 -0,74957 0,85435 -0,33862 -1,94225 -0,32400 0,22074 -0,45459 -0,25288 -1,40166 1,79553 0,95352 0,39555 0,66902 1,06860 1,67220 -0,97674 0,17890 -0,61870 -1,01962 0,31400 0,36982 -1,87813 -2,03589 1,21951 0,03269 Ocak - Aralık 0,43460 0,72598 -0,21165 -0,44010 -0,32402 0,95821 0,13599 -1,08171 0,21697 -1,29990 1,54675 -0,73795 1,83558 0,98611 -0,74173 -0,66646 0,43510 0,06466 -0,75930 -1,42063 1,35931 0,43323 1,28353 1,36993 -0,24016 0,73181 -0,69452 -0,61299 -1,07670 -1,31329 -0,17798 0,21915 -1,67295 -1,74041 1,01639 1,46984 83 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Diğer yandan 2008 yılında Ocak – Haziran ve Ocak – Eylül dönemlerinde aşırı, Ocak – Mart ve Ocak – Aralık dönemlerinde ise şiddetli kuraklıklar görülmüştür. Dolayısıyla ilde 2008 yılının son derece kurak geçtiği söylenebilir. 2007 yılında da Ocak – Eylül ve Ocak – Aralık dönemlerinde şiddetli, Ocak – Haziran döneminde orta şiddetli, Ocak – Mart döneminde de hafif şiddetli kuraklık izlenmiştir. Orta şiddetli kuraklığın izlendiği yıllardaki dönemler; 1982 ve 2003 yıllarında Ocak – Aralık, 1984 ve 1994 yıllarında Ocak – Eylül ve Ocak – Aralık, 1989 ve 2001 yıllarında Ocak – Mart ve Ocak – Haziran, 1990 ve 2002 yıllarında Ocak – Mart, 2004 yılında Ocak – Mart, Ocak – Eylül ve Ocak – Aralık şeklinde meydana gelmiştir. Hafif şiddetli kuraklıklar incelendiğinde, 1975, 1977, 1991, 1997, 1998, 1999, 2005 ve 2010 yıllarında 1’er defa, 1982, 1984, 1988, 2001, 2002 ve 2006 yıllarında 2’şer defa, 1978, 1979, 1983, 1990, 1992, 1993 ve 2003 yıllarında 3’er defa ve 1986 yılında ise 4 defa meydana gelmiştir. Hiç kuraklığın meydana gelmediği yıllar 1980, 1981, 1985, 1987, 1995, 1996, 2000 ve 2009 yıllarıdır. 2,5 2,0 1,5 RDI 6 RDI 3 1,0 0,5 0,0 -0,5 -1,0 -1,5 -2,0 1 4 7 10 13 16 19 22 25 28 31 34 2,5 2,0 1,5 1,0 0,5 0,0 -0,5 -1,0 -1,5 -2,0 -2,5 -3,0 37 1 4 7 10 13 Gözlem Sırası 19 22 25 28 31 34 37 Gözlem Sırası 2,0 3,0 1,5 2,0 1,0 0,5 1,0 RDI 12 RDI 9 16 0,0 -0,5 -1,0 0,0 -1,0 -1,5 -2,0 -2,0 -2,5 -3,0 1 4 7 10 13 16 19 22 Gözlem Sırası 25 28 31 34 37 1 4 7 10 13 16 19 22 25 28 31 34 Gözlem Sırası Şekil 1. r-kıyas periyotlarına göre elde edilen RDI değerlerinin değişiminin grafikleri 4.SONUÇ Bu araştırmada Kırşehir ilinde ölçülen aylık toplam yağışlar ve aylık kıyas bitki su tüketim değerleri (ET0) kullanılarak RDI (Reconnaissance) indeksine göre Kırşehir ilinin kuraklığının değerlendirilmesi gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Buna göre Kırşehir ilinde söz konusu kuraklık indeksine göre çoğunlukla hafif kuraklık meydana gelmiş, ancak orta şiddetli, şiddetli ve aşırı kuraklıklar az olmakla birlikte görülmüştür. Bu araştırma sonunda, yaklaşık son 40 yılda görülen 84 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org kuraklık olaylarının ildeki önemli su kaynaklarının verimlerinin azaldığının göstergelerinden biri olduğu söylenebilir. Kuraklığın insanlar ve çevre üzerindeki etkileri arttıkça, sulak alanların hızla değişen koşullara adaptasyonu oldukça önemli hale gelmektedir. Sulak alanlar, iklim değişikliklerine uyum sağlanabilmesi ve etkilerinin azaltılabilmesi için ihtiyaç duyulan doğal altyapıların önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Sulak alanların bozulması ya da yok olması; iklim değişikliğinin etkilerini sertleştirmekte, insanları sel, kuraklık ve açlık gibi etkilere daha duyarlı hale getirmektedir. Su ve sağlıklı sulak alanlar, iklim değişikliği ile mücadelede ve doğal iklim süreçlerinin kontrolünde temel rol oynamaktadır (hidrolojik döngü, biyolojik çeşitliliğin sürdürülmesi, sera gazı etkilerinin azaltılması ve etkilere karşı tampon görevi görmek suretiyle). Sulak alanların korunması ve akılcı kullanımı, ortaya çıkabilecek olumsuz ekonomik, sosyal ve ekolojik etkiler azaltmaya yardımcı olmaktadır (Anonim, 2010). Kırşehir ilinin su kaynakları açısından bugünkü ve gelecekteki durumu kuraklığa bağlı olarak olumsuz etkilenecektir. Meydana gelen yağış eksikliği ve bölgede yapılan yanlış tarım uygulamaları beraberinde su kaynaklarında önemli derecede azalma getirecek ve mevcut sulak alanlar da giderek daha da kurumaya ve yok olmaya devam edecektir. Dolayısıyla ildeki su kaynakları yönetiminin doğru tasarlanması ve sulak alan çevresindeki tarımın gerektiği şekilde yürütülmesi sağlanmalıdır. Sulama uygulamalarının da basınçlı sistemler şeklinde çiftçilere teşvik edilmesi de oldukça önemli işlerden biridir. 5. KAYNAKLAR Agnew, C. T. 1990. Spacial aspects of drought in the Sahel. Journal of Arid Environments, 18: 279293. Agnew, C. T., Warren, A. 1996. A framework for tackling drought and degradation: Journal of Arid Environments, 33: 309-320. Allen, R. G., Pereira L. S., Raes D., Smith M. 1998. Crop Evapotranspiration (guidelines for computing crop water requirements): FAO Irrigation and Drainage Paper No. 56. Anlı, A. S. 2006. Giresun Aksu Havzası Maksimum Akımlarının Frekans Analizi, Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, 19 (1), 99–106, Antalya. Anlı, A. S., Yürekli, K. ve Öztürk, F. 2008. Ankara İlinin Yıllık Toplam Yağmur Miktarlarına Göre Bölgesel Kuraklık Analizi. V. Su forumu, Kuraklık ve Su Yönetimi Toplantısı, 15–16 Mayıs, DSI, Ankara. Anonim, 2010. http://www.sulakalanlarveiklim.com. Le Houerou, H.N. 1996. Climate Change, Drought and Desertification; Journal of Arid Environments. 34, 133-185. Okman, C. 1981. The Recurrence Probability of Agricultural Drought Spells in Ankara Province: University of Ankara press, Publication Number 777, Ankara. Palmer, W C. 1965. Meteorological Drought. Research Paper No. 45, U.S. Weather Bureau, Washington, D.C. Tsakiris G., Pangalou D., Vangelis H. 2007. Regional drought assessment based on the Reconnaissance Drought Index (RDI): Water Resources Management, 21: 821-833. Wilhite, D. A., Glantz, M. H. 1985. Understanding the drought phenomenon: The role of definitions: Water International. 10: 111-120. Yevjevich, V. 1972. Probability and Statistics in Hydrology. Water Resources Publications, Fort Collins, 302p, Colorado. 85 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Tödürge Gölü Sulak Alanı (Sivas) Yöresinin Hidroklimatoloji ve İklim Değişimleri Açısından İncelenmesi 1 1 Murat TÜRKEŞ , 2 Gökhan ALTAN Çanakkale 18 Mart Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü, 17020 ÇANAKKALE 2 Altınyayla Lisesi, Coğrafya Öğretmeni, SİVAS ÖZET Tödürge Gölü Türkiye’nin İç Anadolu Bölgesi’nin doğusunda, Yukarı Kızılırmak Bölümü’nde bulunan birkaç önemli sulak alandan biridir. Sivas ili sınırları içerisinde yer alan Tödürge Gölü, Hafik ve Zara ilçeleri arasında, Sivas-Erzincan karayolunun kuzeyinde bulunur. Türkiye’nin en büyük jips karst gölü olan Tödürge Gölü, Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından “Su Kuşları Temelinde Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar” arasında değerlendirilir ve turna (Grus grus) populasyonu için önemli bir dinlenme alanıdır. Ayrıca balık populasyonu açısından da, başta sazan (Cyprinus carpio L., 1758) olmak üzere önemli bir yere sahiptir. Seyfe Gölü ve Sultan Sazlığı gibi birçok sulak alanda görülen insan etkinliklerinden ve çevresel baskılardan bugün için fazla etkilenmemekle birlikte, Tödürge Gölü de yakın bir gelecekte insan etkinliklerinden ve iklim değişikliğinden olumsuz etkilenebilecek sulak alanlar arasında yer alabilir. İç Anadolu Bölgesi’nin genel olarak yarıkurak ve kuru-yarınemli iklim türlerinin egemenliği altındaki bu tür sulak alanlar, temel olarak yağışlardan başka önemli bir su kaynağıyla beslenmez. Bu durum göz önünde tutulduğunda, yarıkurak iç bölgelerde yer alan bu sulak alanların, büyük olasılıkla gelecekte insan kaynaklı iklim değişikliğinden olumsuz etkilenebilecek ekosistemlerin arasında yer alabileceği öngörülebilir. Dünyada ve Türkiye’de iklim değişikliği konusunda yapılan çalışmalarda, yüzey ve alt atmosfer hava sıcaklıklarının ve buharlaşma-terlemenin artacağı, yağışların ve toprak neminin ise azalacağı öngörülmektedir. Beklenen iklim değişiklikleri, Yukarı Kızılırmak Havzası için de olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Bu kapsamda, çalışmanın amacı, yarıkurak kara içi sulak alanların çevrelerindeki iklim değişikliği ve değişkenliğini, Tödürge Gölü örneğini dikkate alarak, hidroklimatolojik ve zaman dizisi çözümleme yöntemleriyle ortaya koymak, gözlenen değişimlerin etkilerini belirlemek ve geleceğe ilişkin bazı öngörülerde bulunmaktır. Bu amaca ulaşabilmek için, çalışmada, Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Savaşım Sözleşmesi (UNCCD) Kuraklık İndisi, Erinç Kuraklık İndisi, Thornthwaite iklim sınıflandırması ile gözlenen iklimsel değişimleri ve eğilimleri belirlemeye yönelik çözümleme yöntemleri kullanılacaktır. Anahtar kelimeler: Kuraklık, Tödürge (Demiryurt) Gölü, UNCCD Kuraklık İndisi, Erinç Kuraklık İndisi, Thornthwaite İklim Sınıflandırması, Mann-Kendall sıra ilişki katsayısı ASTRACT The Tödürge Lake is one of the few important wetlands in the Upper Kızılırmak sub-region, east of the Central Anatolia Region of Turkey. The Tödürge Lake that is located in Sivas district is found between Hafik and Zara towns, north of the Sivas – Erzincan highway. The Tödürge Lake, which is the largest gypsum karst lake of Turkey, is considered as of among "Water Birds on the Basis of Wetlands of International Importance” by the Ministry of Environment and Forestry, and it is an important resting area for the crane (Grus grus) population. The Tödürge Lake has also an important place for fish population, particularly for carp (Cyprinus carpio L., 1758). Although it has not been influenced by the present human activities and environmental pressures as happened in the Seyfe Lake and Sultan Marshes, the Tödürge Lake may take place among the wetlands that will be able to be affected adversely by climate change and human activities in the near future. In general, these kinds of wetlands dominated by the semiarid and dry-semihumid climate types of the Central Anatolia Region are not maintained with any significant water resources mainly other than the precipitation. When considering this situation, it can be suggested that these wetlands located in the semiarid interior regions would be very likely among these ecosystems that may be adversely affected by the human-induced climate change in the future. The studies performed both in the world and Turkey have projected an increase in surface and lower atmospheric air temperatures and evapotranspiration, and a decrease in precipitation and soil moisture. Expected climate changes will cause adverse consequences for the Upper Kızılırmak Basin. In this context, the aim of this study is to reveal the climate change and variability around the semi-arid inland wetlands with hydroclimatological and time series analysis methods, and to determine 86 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org the impacts of observed variations and to make some suggestions related with the future by taking into the Tödürge Lake. In order to reach this aim, in this study, Aridity Index of the United Nations Convention to Combat Desertification (UNCCD), Erinç Aridity Index, Thornthwaite climate classification and methods aim to detect the observed climatic variations and trends will be used. Key words: Drought, Tödürge (Demiryurt) Lake, UNCCD Aridity Index, Erinç Aridity Index, Thornthwaite Climate Classification, Mann-Kendall rank correlation coefficient 1. GİRİŞ Sulak alanların biyolojik çeşitlilik açısından önemi ve farklı tanımları günümüze ulaşan pek çok çalışmada çok sayıda bilim adamı tarafından ele alındı. Bu çalışmalarda sulak alanların çeşitli ve pek çok özelliğine değinilerek biyolojik çeşitlilik üzerindeki önemine vurgu yapıldı (Cirik, 1993; Erdem, 2004; Gürer ve Yıldız, 2008; Çeşmeci ve ark., 2009). Literatürde yer alan sulak alan tanımlamalarından belki de en yaygın olarak kullanılanı RAMSAR Sözleşmesi’nde de bulunan “alçak gel-gitte 6 metreyi geçmeyen deniz suyu alanlarını da kapsayacak şekilde doğal ve/ya da yapay, sürekli ve/ya da geçici, durgun ve/ya da akar, tatlı, acı ve/ya da tuzlu suya sahip bütün sular ile bataklık, ıslak çayırlar, turbalık ya da bataklıklar” sulak alan olarak tanımlanmıştır (ramsar.org; WWF, 2008; Çeşmeci ve ark., 2009). Şekil 1: Tödürge Gölü sulak alanı sınırları ve coğrafi konumu (https://www.kultur.gov.tr/TR/belge/120265/todurge-golu.html). Türkiye biyolojik çeşitlilik açısından oldukça elverişli sulak alanlara sahiptir. Türkiye’de farklı iklim koşullarına sahip alanlarda yer alan sulak alanlar üzerinde iklimin önemli bir etkisi vardır. Bu etkinin yoğun şekilde hissedildiği sulak alanlardan birisi de İç Anadolu Bölgesi’nin Yukarı Kızılırmak Bölümü’nde yer alan Tödürge (Demiryurt) Gölü sulak alanıdır. Türkiye’de kıyı bölgelerde özellikle nemli-yarınemli iklim koşullarının hakim olduğu Akdeniz ve Karadeniz iklim bölgelerinde sulak alanların en büyük sorunları arasında kirlilik ve kuraklık yer alır. Kuraklık etkisi yağışla gelen sulardan 87 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org başka çok fazla kaynak tarafından beslenmeyen iç bölgelerdeki sulak alanlar için de son derece önemlidir. Tödürge Gölü de bulunduğu coğrafi konum açısından bu kuraklık etkisini yoğun şekilde hisseden sulak alanlardan biridir (Şekil 1). Türkiye’nin en büyük jips karst gölü konumundaki Tödürge Gölü, 330 hektarlık bir alana sahiptir. Tödürge Gölü, deniz seviyesinden yükseltisi 1295 metre civarında olup, Sivas il merkezine 55 km, Zara ilçe merkezine 16 km uzaklıktadır (Yazıcı ve Şahin, 1999). Tödürge Gölü ve yakın çevresini kapsayan alanların önemli doğa alanı haline gelmesini sağlayan en önemli özelliği çeşitli kuş türlerine evsahipliği yapmasıdır. Sulak alandaki bu türlerden bazıları kara çaylak (Milvus migrans), küçük akbaba (Neophron percnopterus), turna (Grus grus), dikkuyruk (Oxyura leucocephala), küçük kerkenez (Falco naumanni) ve sumru’dur (Sterna hirundo) (Eken ve ark., 2006). Çalışmanın amacı; Tödürge Gölü gibi kurak-yarıkurak iklim bölgelerinde ve kara içlerinde yer alan doğal yağışlar ile yer altı su kaynaklarından başka beslenme kaynağı bulunmayan sulak alanlara dikkat çekmek ve bu tür sulak alanlardaki insan kaynaklı iklim değişikliği süreçlerini ortaya koymaktır. Ayrıca Tödürge Gölü gibi herhangi bir koruma statüsüne sahip olmayan sulak alanların önemini belirtmektir. 2. VERİ VE YÖNTEM Çalışma için veri olarak Sivas il sınırı içerisinde yer alan ve Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü’ne bağlı Divriği, Gemerek, Kangal, Sivas, Suşehri ve Zara’dan oluşan 6 meteoroloji istasyonu seçildi. Bu meteoroloji istasyonlarının uzun süreli aylık ortalama bültenlerinden elde edilen veriler kullanılarak Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Savaşım Sözleşmesi (UNCCD) Kuraklık İndisi (UNEP, 1993; UNCCD, 1995; Türkeş, 1990, 1998b, 1999, 2010b, 2011; Ceylan ve ark., 2009; Türkeş ve Akgündüz, 2011), Erinç Kuraklık İndisi (Erinç, 1965; Koçman, 1993; Koç, 2000; Türkeş, 2010a; Şensoy ve Ulupınar, 2007; Türkeş ve Tatlı, 2010; Türkeş ve Akgündüz, 2011) ve Thornthwaite İklim Sınıflandırması (Thornthwaite, 1948; Türkeş, 2010a, 2011; Türkeş ve Akgündüz, 2011; Türkeş ve ark., 2002, 2005, 2009a, 2009b) hesaplamaları yapılarak iklim çeşitleri ve kuraklık durumları yorumlandı. Ayrıca, yöredeki iklim değişikliği süreçlerinin ortaya konulmasını sağlamak amacıyla seçilen istasyonlar arasından en uzun kayıt süresine sahip olan Sivas meteoroloji istasyonuna ait aylık ortalama sıcaklık (1930 – 2006) ve aylık toplam yağış (1930 – 2008) verilerinden elde edilen kuraklık indisi ile normalleştirilmiş yağış indisi dizilerine Mann-Kendall Sıra İlişki Katsayısı (Sneyers, 1990; Türkeş, 2009a, 2009b, 2011; Türkeş ve ark., 2002 vb.) yöntemleri uygulandı. Ayrıca Sivas meteoroloji istasyonu kuraklık indisi ile normalleştirilmiş yağış indisine 9 noktalı gauss süzgeci (Türkeş, 1995, 1998a, 1999) hesaplanarak grafiklerde yer verildi. Çalışmada kullanılan yöntemlerin hesaplama formüllerine ve yorumlamaların yapılabilmesi için gerekli çizelgelere sayfa sınırlaması olduğundan yer verilemedi. Bu yöntemlerin farklı uygulayıcılar tarafından kullanımı ve yorumlama için yukarıda verilen literatürden yararlanılabilir. 3. ANALİZ SONUÇLARI VE YORUMLAR Tödürge Gölü yakın çevresinde yer alan seçilmiş meteoroloji istasyonlarına uygulanan iklim tipi belirleme yöntemlerinin sonuçları Çizelge 1’de verildi. Çizelge 1 incelendiğinde Tödürge Gölü yakın çevresinden seçilen bu 6 istasyonun meteorolojik verilerinin benzer özelliklere sahip olması iklim 88 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org tiplerinin de benzer olması üzerinde etkili olmuştur. Genel olarak yarıkurak, kuru-yarınemli, yarınemli ve nemli iklim özelliklerinin hakim olduğu yörede su kaynaklarının kullanımına dikkat edilmesinin gerekliliği bir kez daha ortaya çıkmış oldu. Tödürge Gölü yakın çevresinden seçilen meteoroloji istasyonlarının UNCCD kuraklık indisi sonuçlarına göre nemli iklim koşullarına sahip Zara istasyonu dışında kalan kurak-yarınemli ve yarınemli özelliklere sahip meteoroloji istasyonları çölleşme süreçlerine açık başka bir ifadeyle çölleşmeye eğilimli alanlar arasında yer alır. Çizelge 1: Tödürge Gölü yakın çevresinden seçilmiş istasyonların iklim tipleri. İstasyonlar Divriği Gemerek Kangal Sivas Suşehri Zara UNCCD Kuraklık İndisi Kuru-yarınemli Yarınemli Yarınemli Yarınemli Yarınemli Nemli Erinç Kuraklık İndisi Yarıkurak Yarınemli Yarınemli Yarınemli Yarınemli Yarınemli Thornthwaite Nemlilik İndisi Yarıkurak Kuru-yarınemli Kuru-yarınemli Kuru-yarınemli Kuru-yarınemli Yarınemli Çalışma alanından seçilen meteoroloji istasyonlarının Erinç kuraklık ya da yağış etkinliği indisine göre, 6 istasyonun 5’i yarınemli iklim özellikleri gösterirken, Divriği istasyonu öteki istasyonlardan görece daha kurak özelliklere sahip olan yarıkurak iklim sınıfı içerisinde yer alır. Tödürge Gölü yakın çevresinden seçilen meteoroloji istasyonlarının Thornthwaite Nemlilik İndisi’ne göre Zara istasyonunun UNCCD kuraklık İndisi’nde olduğu gibi diğer istasyonlardan ayrıldığı görülür. Zara istasyonu Thornthwaite yöntemine göre yarınemli iklim özelliklerine sahipken Divriği istasyonu diğer indislerde de olduğu gibi Thornthwaite nemlilik indisinde de diğer istasyonlardan farklı bir iklim tipine sahiptir. Divriği istasyonu Thornthwaite nemlilik indisine göre yarıkurak iklim özelliklerine sahipken Gemerek, Kangal, Sivas ve Suşehri istasyonları kurak-yarınemli iklim özelliklerinin görüldüğü istasyonlardır (Çizelge 1). Şekil 2(a)’da Sivas meteoroloji istasyonuna ait kuraklık indisi dizisinde kurak ve nemli yıllar birbirini izlerken belirli dönemlerde birkaç yıl kurak koşulların üst üste egemen olduğu görülür. Sivas kuraklık indisi zaman dizisi hesaplamalarında kuraklık indisinin çok kurak ve kurak sınıflara ait değerler görülmemekle birlikte yarıkurak ve kuru-yarınemli iklim koşullarının özellikle 1955 – 1970 döneminde arttığı söylenebilir. 2000’li yıllar da kuru-yarınemli koşulların egemenliğinde geçerken, 1932 yılı kuraklık indis değerinin 0.39 ile en düşük olduğu yarıkurak iklim koşullarına karşılık gelir. 1934, 1945, 1955 – 1956, 1961 – 1962, 1964, 1966, 1970, 1973, 1982, 1984, 1994 ve 2001 kurak geçen öteki yıllara karşılık gelir. 89 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Şekil 2: Sivas’ın 9 noktalı Gauss süzgeci ile düzgünleştirilen uzun süreli (a) yıllık kuraklık indisi dizisindeki ve (b) normalleştirilmiş yıllık yağış anomalisi dizisindeki yıllararası değişimler. (a)’da, (▬) 9 noktalı Gauss süzgecini, (▬) kuraklık dizisinin ortancasını, (- - -) alt ve üst çeyrek değerlerini gösterir. (b)’de ise (▬) 9 noktalı Gauss süzgecini, (▬) normalleştirilmiş yağış dizisinin ortalamasını, (- - -) ± 0.5 standardize yağış düzeylerini gösterir. Şekil 2(b)’de verilen Sivas meteoroloji istasyonuna ait normalleştirilmiş yağış indisi dizisi grafiğinde Türkeş (2011)’de verildiği gibi, ± 0.5 standardize değerler arasında kalan yağışlar normal olarak kabul edilmiştir. 0 düzeyi normalleştirilmiş dizinin uzun süreli ortalamasını gösterirken +0.5 değerinin üzerindeki yağışlar genel olarak nemli –0.5 değerinin altındaki yağışlar ise genel olarak kurak koşullara karşılık gelir. 90 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Sivas istasyonunun normalleştirilmiş yağış dizisinde belirgin bir dalgalanmayla birlikte kurak ve nemli yılların birbirini izlediği görülür. 1932 yılı kuraklık indisinde olduğu gibi normalleştirilmiş yağış indisinde de belirgin bir farklılık gösterirken aynı zamanda en kurak yıl olarak da belirlenebilir. 1934, 1944 – 1945, 1947 – 1948, 1952, 1955 – 1956, 1959, 1961 – 1962, 1964, 1966, 1970, 1973, 1982, 1984, 1994, 2001, 2004 ve 2007 yılları ise diğer kurak geçen dönemlere karşılık gelir (Şekil 2b). Sonuç olarak, Sivas için hesaplanan kuraklık indisi ile normalleştirilmiş yağış indisindeki değişimlerin (kurak ve nemli yıl ve dönemlerin) benzer olduğu belirlendi. Türkeş (2007), Türkiye’deki kuraklık olaylarının en şiddetli ve geniş yayılışlı olanlarının 1971 – 1974, 1983, 1984, 1989, 1990, 1996 ve 2001 yıllarında gerçekleştiğini belirtmiştir. Sivas istasyonu için 1973, 1984 ve 2001 yılları kuraklık açısından benzer özelliklere sahiptir. Başka bir ifadeyle Sivas istasyonu için Türkiye genelinde kurak koşulların yaşandığı yıllar bazı dönemlerde aynı özellikleri gösterirken bazı dönemlerde ise farklılıklara sahiptir. Bu durum doğrudan iklimdeki değişiklikler ile ilgili olabileceği gibi, dönemsel olarak Türkiye üzerinde etkili olan çeşitli iklim sistemleri ile de ilgili olabilir. Çizelge 2’de verilen a1 kritik değerleri ifade ederken M-K sıra ilişki katsayısı değerine (t) göre artış eğilimine sahip olsa da bu eğilimler % 5 ya da % 1 düzeylerinde istatistik açıdan anlamlı değildir. Çizelge 2: Sivas meteoroloji istasyonunun kuraklık indisi (Kİ) ve normalleştirilmiş yağış indisi (NYİ) dizilerindeki uzun süreli eğilimi belirlemek için kullanılan Mann-Kendall sıra ilişki katsayısı sınama sonuçları. İstasyon Sivas t a1 Mann – Kendall Kİ 0.78 0.43 NYİ 1.52 0.12 Sivas meteoroloji istasyonunun aylık ortalama sıcaklık ve aylık toplam yağış verileri kullanılarak hesaplanan kuraklık indisi ile yıllık toplam yağış verilerinden hesaplanan normalleştirilmiş yağış indisinin Mann-Kendall sınaması ardışık analizinin sonuçları Şekil 3’te verildi. Zaman dizisi grafiği incelendiğinde, kuraklık indisi ile normalleştirilmiş yağış indisi M-K grafiklerinin Şekil 2’de de görüldüğü gibi benzer özelliklere sahip olduğu belirlendi. Sivas meteoroloji istasyonu verilerine göre 1939 – 1943 dönemi hem kuraklık indisi değerleri hem normalleştirilmiş yağış indisi değerleri Mann-Kendall sıra ilişki katsayısı hesaplamalarına göre istatistik açıdan anlamlı ve artış eğilimindedir. Kuraklık indisinde 1955 – 1980 döneminde istatistik açıdan anlamlı olmasa da azalma eğilimine girilmiş ve bu dönem arasındaki değerler sürekli 0 değerinin altında kalmıştır. 1987 yılından sonra ise istatistik açıdan anlamlı olmasa da bir artış eğiliminin varlığı görülür (Şekil 3). Sivas’ın normalleştirilmiş yağış değerlerine uygulanan M-K hesaplama sonucunda kuraklık indisindeki gibi 1939 – 1943 dönemi istatistik açıdan anlamlı bir artış eğiliminin görüldüğü dönemdir. Bu dönemden sonra 1944 yılından itibaren sürekli bir azalma eğilimine geçilse de bu eğilim hiçbir dönemde istatistik açıdan anlamlı bir hale gelmemiştir. 1956 – 1968 dönemi 0 değerinin altında değerlere sahiptir, 1979 yılından sonra ise sürekli bir artış eğilimine geçilse de bu artış eğilimi 1979 yılından sonraki hiçbir dönemde istatistik açıdan anlamlı değildir (Şekil 3). 91 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Şekil 3: Sivas meteoroloji istasyonu verilerinden hesaplanan (a) kuraklık indisi ve (b) normalleştirilmiş yağış indisinin Mann-Kendall sınamasının ardışık analizinden elde edilen u(t) (●▬●) ve u'(t) (▬) değerleri. (- - -) 0.05 anlamlılık düzeyinde ± 1.96 olan kritik değerleri gösterir. 4. SONUÇ VE ÖNERİLER Tödürge Gölü ve yakın çevresinden seçilen 6 meteoroloji istasyonunun iklim çeşitleri, yarıkurak, kuru-yarınemli, yarınemli ve nemli iklim özellikleri arasında değişiklik gösterir. Bu durum doğrudan çölleşme süreçlerine açık olan yarıkurak, kuru-yarınemli ve yarınemli iklim özelliklerinin görüldüğü yörelerde su kaynaklarının kullanımına dikkat edilmesi gerektiğinin önemli bir göstergesidir. Sivas meteoroloji istasyonunun verilerine göre, 1932 yılı kuraklık indisi ile normalleştirilmiş yağış indisinde en kurak yıl olarak belirlendi. 1973, 1984 ve 2001 yıllarındaki kurak değerler, Türkeş (2007, 2010)’in Türkiye için belirlediği kurak dönemlerle benzerlik gösterir. 2000 yılından sonraki dönemde, 92 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org kuraklık indisinde 2001, 2004 ve 2005 yılları kuru-yarınemli sınırlar içerisinde yer alırken, öteki yıllar yarınemli değerler içerisinde bulunur. Normalleştirilmiş yağış indisinde ise, 2001 yılı orta kurak, 2004 ve 2007 yılları hafif kurak özellikler gösterirken, bu yılların dışındakiler normal sınırlar arasındadır. Sivas istasyonu kuraklık indisi ve normalleştirilmiş yağış indisi değerlerinde bir artış eğilimi görülmekle birlikte, bu artış eğilimleri istatistik açıdan anlamlı değildir. Sivas için hesaplanan M-K sınama sonuçlarının ardışık analizinden elde edilen grafikte azalma ve artış eğilimleri bulunur. Türkiye’de iklim değişikliğinin olası etkilerini ortaya koyabilecek bölgesel iklim modellerine göre (örn. Demir ve ark., 2008; Önol ve Semazzi, 2009), Türkiye’nin büyük bir bölümünde 2071 – 2100 döneminde ortalama hava sıcaklıklarında 5-6 °C’lik artışlar olabilecektir. Buna bağlı olarak da, tüm Türkiye’de mevsimlik ortalama sıcaklıklarda bir artış oluşması beklenmektedir. Bu durum gelecekte Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde, hidrolojik sistemler ve su kaynakları, tarımsal üretim ve ormancılık, ekosistemler ve biyoçeşitlilik, enerji üretimi vb. açısından olumsuz sonuçlar doğurabilecektir. Günümüzde Türkiye’nin farklı bölge, bölüm ve yöreleri için gözlenen iklimsel değişimlere ve eğilimlere ilişkin yapılan pek çok bilimsel çalışmada, öngörülen bu ısınma ve kuraklaşma sürecinin ilk ve önemli etkilerinin görülmeye başladığı belirlenmiştir (örn. Türkeş, 2011; Türkeş ve Akgündüz, 2011; Türkeş ve ark., 2002, 2005, 2009a). Yukarıda kısaca özetlenen bu süreçler, Tödürge Gölü ve yakın çevresini kapsayan çalışma alanında da kuraklık sıkıntısı şeklinde, özellikle yaz aylarında yoğun bir şekilde etkisini hissettirmekte ve yörede biyoçeşitlilik üzerinde olumsuz etkiler meydana getirmektedir. Türkiye’yi olumsuz etkilediği gözlenen iklim değişiklikleri ve klimatolojik yaz kuraklıkları, günümüzde su kaynağı açısından sınırlı olan ve gelecekte daha olumsuz koşullarla karşı karşıya kalması olası iç bölgelerdeki sulak alanlar açısından da önemlidir. Bu yüzden, gözlenen ve beklenen olumsuz etkilerin şiddetini en aza indirebilmek için, şimdiden önlem alınması ve başta sulak alanlar olmak üzere diğer biyoçeşitlilik kaynağı olan ekolojik ortamların bu koşullardan en az derecede etkilenmesinin sağlanması gereklidir. Sivas ilinin bulunduğu İç Anadolu Bölgesi’nin Yukarı Kızılırmak Bölümü, İç Anadolu karasal ikliminin en çetin yaşandığı yöredir ve Türkeş (1998b, 1999) tarafından Karasal İç Anadolu (KİAN) olarak tanımlanmıştır. İklimin özelliğine bağlı olarak kış mevsiminde sıcaklıklar sürekli sıfırın altında değerler gösterir. Yaz döneminde ise kuvvetli bir su eksikliği ortaya çıkar. Yaz ve kış dönemleri arasındaki bahar mevsimleri beklenildiği kadar ılıman değildir. Kış ve yaz dönemleri arasındaki bu sıcaklık farklılıkları, yöredeki karasallığın şiddetini arttırmasında ve Tödürge Gölü gibi sulak alanların su kuşlarının ve/ya da diğer canlılar tarafından kullanımının engellenmesinde etkili olur. Kışın büyük bölümünde göl suları donmuş durumdadır, yazın ise kuraklık etkisi görülür. Tödürge Gölü ve yakın çevresinin su sıkıntısı ve kuraklık sorunu dışında, sulak alanın çevresinde bulunan çeşitli kuruluşların ve insan etkinliklerinin olumsuz etkilerinden de söz etmek olasıdır. Bu olumsuz etkiler her ne kadar Türkiye’nin pek çok yöresindeki gibi henüz geri dönülemez bir aşamaya ulaşmamış olsa da, sulak alanın kirliliğini arttırırken kuraklık nedeniyle su kaynakları açısından sınırlı özelliklere sahip olan sulak alanın geleceğini tehdit etmektedir. Sonuç olarak, Tödürge Gölü 330 hektarlık alanıyla çok büyük bir sulak alan olmamasına karşın, bulunduğu coğrafi konum ve iklim koşulları (örn. yöresel olarak yarıkurak, kuru-yarınemli ve nemli iklim koşulları, kuvvetli karasallık, vb.) değerlendirildiğinde, Türkiye’nin az sayıdaki önemli kara içi sulakalanları arasında yer aldığı gözönünde bulundurulmalıdır. Bu özelliği gölün ve yakın çevresindeki 93 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org öteki sulakalanların korunması ve yönetim planlarının hazırlanmasını zorunlu hale getirirken, bu alanların doğal özelliklere zarar verilmeksizin turizm etkinlikleri için de planlı bir şekilde kullanılmasına olanak sağlayacaktır. Zaten sulak alanın yerleşim merkezlerine yakınlığı da, turizm potansiyeli açısından önemli bir özelliktir. 5. TEŞEKKÜR Yazarlar, çalışmanın gerçekleşmesi için meteorolojik verilerin sağlanmasına yardımcı olan Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü yetkilileri ve çalışanları ile eğilim sınamalarının hesaplanmasındaki katkılarından dolayı Ziraat Yüksek Mühendisi Kemal UĞUR’a teşekkür eder. 6. KAYNAKLAR 6.1. Yazılı Kaynaklar Ceylan, A.; Akgündüz, S.; Demirörs, Z.; Erkan, A.; Çınar, S.; Özevren, E. 2009. Aridity Index Kullanılarak Türkiye’de Çölleşmeye Eğilimli Alanlardaki Değişimin Belirlenmesi. Konya Toprak ve Su Kaynakları Araştırma Enstitüsü, I. Ulusal Kuraklık ve Çölleşme Sempozyumu, 16-18 Haziran 2009. Konya. Cirik, S. 1993. Sulakalanlar. Ekoloji Dergisi 7, 50-51. Çeşmeci, H.; Öztürk, M. Z.; Altan, G.; Ürker, O.; Selvi, G. 2009. Geçmişten Günümüze Tarihsel Süreçte Seyfe Gölü ve Çevresel Baskılar, Seyfe Kurak Alanı Göl Oluyor Projesi. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi Bildiriler Kitabı, 22-23 Mayıs 2009. 193 – 200. Eskikaraağaç Köyü/Bursa. Demir, İ.; Kılıç, G.; Coşkun, M. 2008. Climate Predictions for Turkey Using PRECIS Regional Climate Model: Scenario HaDAMP3 SRES A2. In Proceedings of the International Fourth Symposium on Atmospheric Sciences, 25 – 28 Mart 2008. Istanbul, Turkey. Eken, G.; Bozdoğan, M.; İsfendiyaroğlu, S.; Kılıç, D. T.; Lise, Y. (Editörler). 2006. Türkiye’nin Önemli Doğa Alanları. Doğa Derneği Yayınları. ISBN: 978-975-98901-3-1. Ankara. 639 sayfa. Erdem, O. 2004. Sulak Alanlar, Önemi, Temel Sorunları, Türkiye’nin Uluslar arası Öneme Sahip Sulak Alanları. Haber Ekspres gazetesi, 28 Şubat 2004 tarihli İzmir Gediz Deltası ve Kuşları eki. Erinç, S. 1965. Yağış Müessiriyeti Üzerine Bir Deneme ve Yeni Bir İndis. İstanbul Üniversitesi Coğrafya Enstitüsü, No: 41, İstanbul. Gürer, İ.; Yıldız, F. E. 2008. Türkiye’nin Sulak Alan Politikalarına Genel Bir Bakış: Sultan Sazlığı Sulak Alanı Örneği. TMMOB 2. Su Politikaları Kongresi, 20 – 22 Mart 2008. 335 – 345. Ankara. Koç, T. 2000. Kuzeybatı Anadolu'da Yağış Etkinliği. Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt: 3, Sayı: 4, 1 – 21. Koçman, A. 1993. Türkiye’de Yağış Yetersizliğine Bağlı Kuraklık Sorunu. Ege Coğrafya Dergisi, 7. 7788. İzmir. Önol, B.; Semazzi, F. H. M. 2009. Regionalization of Climate Change Simulations Over the Eastern Mediterranean. Journal of Climate: 22, 1944 – 1960. Sneyers, R. 1990. On the Statistical Analysis of Series of Observations. WMO Technical Note 43, World Meteorological Organization, Geneva. 192 sayfa. Şensoy, S. ve Ulupınar, Y. 2007. İklim Sınıflandırmaları. http://www.dmi.gov.tr/ FILES/iklim/iklim_ siniflandirmalari.pdf, Erişim Tarihi: 20/10/2010. Thornthwaite, C. W. 1948. An Approach Toward a Rational Classification of Climate. Geography Review, 38, 55-94. Türkeş, M. 1990. Türkiye'de Kurak Bölgeler ve Önemli Kurak Yıllar. Yayımlanmamış Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Coğrafya Enstitüsü, İstanbul. Türkeş, M. 1995. Türkiye’de Yıllık Ortalama Hava Sıcaklıklarındaki Değişimlerin ve Eğilimlerin İklim Değişikliği Açısından Analizi. Çevre ve Mühendis Dergisi, 9: 9 – 15. Türkeş, M. 1998a. Influence of Geopotential Heights, Cyclone Frequency and Southern Ossilation on Rainfall Variations in Turkey. International Journal of Climatology 18: 649 – 680. Türkeş, M. 1998b. İklimsel Değişebilirlik Açısından Türkiye’de Çölleşmeye Eğilimli Alanlar. DMİ/İTÜ II. Hidrometeoroloji Sempozyumu Bildiri Kitabı, 45-57, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü, Ankara. Türkeş, M. 1999. Vulnerability of Turkey to Desertification With Respect to Precipitation and Aridity Conditions. Turkish Journal of Engineering and Environmental Sciences, 23, 363 – 380. Türkeş, M. 2007. Türkiye’nin Kuraklığa, Çölleşmeye Eğilimi ve İklim Değişikliği Açısından Değerlendirilmesi. Pankobirlik, 91, 38-47. Türkeş, M. 2009a. Klimatolojik ve Hidrolojik Verilerin Türdeslik Analizi. Çanakkale Onsekiz Mart 94 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Cografya Bölümü, Cog525 Yüksek Lisans Ders Notları (yayımlanmamış), Çanakkale. Türkeş, M. 2009b. Klimatolojik ve Hidrolojik Verilerin İklimsel Değişkenlik Analizi. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Cografya Bölümü, Cog526 Yüksek Lisans Ders Notları (yayımlanmamış), Çanakkale. Türkeş M. 2010a. Klimatoloji ve Meteoroloji (Climatology and Meteorology). Birinci Baskı, Kriter Yayınevi - Yayın No. 63, Fiziki Coğrafya Serisi No. 1, ISBN: 978-605-5863-39-6, 650 + XXII sayfa, İstanbul. Türkeş, M. 2010b. BM Çölleşme ile Savaşım Sözleşmesi’nin İklim, İklim Değişikliği ve Kuraklık Açısından Çözümlenmesi ve Türkiye’deki Uygulamalar. Çölleşme ile Mücadele Sempozyumu, 17-18 Haziran 2010. Çorum. 601-616. Türkeş, M. 2011. Akhisar ve Manisa Yörelerinin Yağış ve Kuraklık İndisi Dizilerindeki Değişimlerin Hidroklimatolojik ve Zaman Dizisi Çözümlemesi ve Sonuçların Çölleşme Açısından Coğrafi Bireşimi. Coğrafi Bilimler Dergisi (baskıda). Türkeş, M.; Tatlı, H. 2010. Kuraklık ve Yağış Etkinliği İndislerinin Çölleşmenin Belirlenmesi, Nitelenmesi ve İzlenmesindeki Rolü. Çölleşme ile Mücadele Sempozyumu, 17-18 Haziran 2010. Çorum. 245-263. Türkeş, M.; Akgündüz, A. S. 2011. Assessment of the Desertification Vulnerability of the Cappadocian District (Central Anatolia, Turkey) Based on Aridity and Climate-Process System. International Journal of Human Sciences 8: 1234 – 1268. Türkeş, M.; Sümer, U. M.; Demir, İ. 2002. Re-evaluation of Trends and Changes in Mean, Maximum and Minimum Temperatures of Turkey for the Period 1929-1999. International Journal of Climatology 22: 947 – 977. Türkeş, M.; Sümer, U. M.; Yıldırım, Y. E. 2005. GAP Bölgesi’nde Gözlenen Uzun Süreli İklimsel Değişimlerin ve Eğilimlerin Zaman Dizisi Çözümlemeleri. Ulusal Coğrafya Kongresi 2005 (Prof. Dr. İsmail Yalçınlar Anısına) Bildiriler Kitabı, 29 – 30 Eylül 2005. 373 – 384. İstanbul. Türkeş, M.; Koç, T.; Sarış, F. 2009a. Spatiotemporal Variability of Precipitation Total Series Over Turkey. International Journal of Climatology, 29, 1056-1074. Türkeş, M.; Akgündüz, A. S.; Demirörs, Z. 2009b. Palmer Kuraklık İndisi’ne Göre İç Anadolu Bölgesi’nin Konya Bölümü’ndeki Kurak Dönemler ve Kuraklık Şiddeti (Drought periods and severity over the Konya Sub-region of the Central Anatolia Region according to the Palmer Drought Index). Coğrafi Bilimler Dergisi 7: 129-144. UNCCD, 1995. The United Nations Convention to Combat Desertification in those Countries Experiencing Serious Drought and/or Desertification, Particularly in Africa, text with Annexes, UNEP, Geneva. UNEP, 1993. World Atlas of Desertification. United Nations Environment Programme (UNEP), London. WWF, 2008. Türkiye’deki Ramsar Alanları Değerlendirme Raporu. Doğal Hayatı Koruma Vakfı Türkiye. 129 sayfa. Yazıcı, H.; Şahin, İ. F. 1999. Demiryurt (Tödürge-Sivas) Sulak Alanı ve Yakın Çevresinde Coğrafi Gözlemler. Türk Coğrafya Dergisi, Sayı: 34, 19 – 30. İstanbul. 6.2. İnternet Kaynakları https://www.kultur.gov.tr/TR/belge/1-20265/todurge-golu.html, Erişim tarihi: 19.12.2010. https://www.ramsar.org/about/info2007-01-e.pdf, Erişim tarihi: 16.05.2008. 95 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Gediz Deltası Sulak Alan Topraklarının Bazı Fiziksel ve Kimyasal Özelliklerinin Belirlenmesi 1 Bülent OKUR , 1 Sezai DELİBACAK , 1 Bülent YAĞMUR , 1 Ali Rıza ONGUN, 2 Ruşen USTAOĞLU 1 Ege Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü, 35100 Bornova / İZMİR 2 Ege Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi, Su Ürünleri Temel Bilimler Bölümü, 35100 Bornova / İZMİR ÖZET Bu çalışmada Gediz Deltası sulak alanlarına yakın toprakların bazı fiziksel ve kimyasal özellikleri ile ağır metal ve iz element içerikleri araştırılmıştır. 20 noktadan toprak örneği alınarak yürütülen bu çalışmada,toprakların alkali reaksiyonlu, toplam çözünebilir tuz yönünden de problemli olduğu görülmektedir. Varyasyon katsayılarına göre alınan toprak örneklerinin ağır metal ve iz element (Fe, Cu, Zn, Mn, Cr, Pb, Co, Cd) içerikleri benzer değişkenlikler göstermiştir. Bununla birlikte en az değişkenliği Cd (VK=21,52) gösterirken en yüksek değişkenliği Mn (VK=32,61) göstermiştir. Analiz sonuçları delta topraklarının iz element ve ağır metal içeriklerinin araştırıcılar tarafından verilen ölçüt verilerin altında kaldığını göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Gediz, delta,toprak ABSTRACT In this study, it was determined some physical and chemical properties and contents of heavy metal and trace element of arable soils near to Gediz delta. Twenty soil samples were taken and analysed. Soils had alcaline reaction and high content of soluble total salt. Contents of heavy metal and trace element of soil showed similar variabilities. However, the least variability was determined for Cd (CV=21.52) and the highest variability for Mn (CV=32.61). According to the results, concentrations of heavy metal and trace element of delta soils were below the threshould concentrations. Keywords: Gediz, delta, soil 1. GİRİŞ Gediz Nehri, Ege Bölgesi’nin ikinci büyük akarsuyudur. Türkiye yüzölçümünün % 2,2 ‘sini kaplayan Gediz nehri (17000 km 2) kaynağını Murat ve Şaphane dağlarından alır. Doğudan batıya doğru akarken Selendi Çayı, Alaşehir Çayı ve Kum Çayı gibi önemli kolları da bünyesine alarak Menemen’den geçip İzmir Körfezi’nin kuzeyinde denize dökülür. Havzanın ortalama genişliği 48 km’dir. Gediz nehrinin denize döküldüğü yer olan Foça Bağarası ile Çiğli Tekel Çamaltı tuzlası ve civarındaki araziler Gediz deltası olarak adlandırılır. Deltanın oluşumu yaklaşık 2 milyon yıl sürmüş ve bu süre zarfında Gediz nehri 7 defa yatak değiştirerek ve taşkınlar yaparak 40.000 hektarlık yüzölçümüyle Türkiye’nin dördüncü büyük deltası olan Gediz deltasını oluşturmuştur. Deltanın 20.400 hektarlık kısmı sulak alan özelliğindedir ve tuzlu ve tatlı su bataklıkları (5000 ha), koylar ve tuzlalar (3300 ha) ile üç doğal lagünden (Homa 1824 ha; Çilazmak, 725 ha; Kırdeniz 450 ha) oluşan tipik bir Akdeniz delta ekosistemidir. Sulak alan kısmının dışında kalan bölgeler ise tarım alanları, meyve bahçeleri, çeşitli yükseltilerde tepeler, yerleşim alanları ve endüstri bölgelerinden oluşmaktadır. Gediz Deltası Türkiye’nin en fazla kuş çeşitliliğine sahip alanlarından birisidir. Gediz Deltası’nın sulak alan kısmının büyük bölümünü tuzcul habitatlar oluşturmaktadır. Tuzcul bölgeler kıyı bataklıkları, lagünler, adacıklar, çamur ve kum düzlükleri, geçici sulak çayırlar gibi, pek çok canlı türü için üreme ve beslenme açısından büyük önem taşıyan habitatları içerir. Önemli bir kısmı tuzla içerisinde kalan ve deltanın orta kesimlerini oluşturan bölgede ise tuzlaya ait tuz tavaları büyük bir alan kaplar. Her ne kadar yapay bir habitat olsa da, tuz tavaları özellikle su kuşları açısından önemli beslenme alanlarıdır. Tuzcul ekosistemlere bağımlı olan ve Türkiye’de sadece Tuz Gölü ve Gediz Deltası’nda üreyen 96 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Flamingo (Phoenicopterus roseus), tuz yoğunluğunun çok yüksek olduğu tuz tavalarının arasındaki birkaç küçük adacıkta koloni halinde yuvalanmaktadır. Ayrıca tuz tavaları Flamingo’ların en önemli besinlerinden biri olan Artemia salina adındaki omurgasız canlının da bolca bulunduğu alanlardır. Gediz Deltası’nın önemli bir kısmını da doğal bir lagün olan Homa Dalyanı oluşturur (Anonim, 2011). Gediz Havzasında yaşanan en önemli problemler; hızlı sosyo-ekonomik gelişmenin sonucu oluşan su kısıtlılığı, tarımsal sulama ve özellikle bölgedeki hızlı sanayileşmeden kaynaklı yoğun su talebi ve yine bu gelişmelerden doğan yüksek derecedeki kirliliktir. Havzadaki kirlilik kaynakları üç ana başlıkta toplanabilir. Bunlar; bölgenin jeolojik ve sosyo ekonomik durumu nedeniyle aldığı göçlerle hızlı nüfus artışı sonucunda oluşan evsel kirlilik, hızlı sanayileşmenin getirdiği endüstriyel kirlilik, verimli ve tarıma elverişli, sulanabilir nitelikte alanlara sahip olması nedeniyle yoğun tarımsal faaliyetler yürütülmesinden kaynaklı tarımsal kirlilik olarak sıralanabilir. Havzada özellikle İzmir, Manisa, Akhisar, Kemalpaşa, Kula, Menemen, Alaşehir ve Salihli gibi ilçelerde sanayileşme giderek artmaktadır. Ancak bu organize sanayi bölgeleri dışında da sanayi tesisleri bağımsız şekilde yerleşmiştir. Bölgenin bu yapısı, kirlilik kaynaklarının tespiti ve önlenmesini oldukça zorlaştırmaktadır. Gediz Nehri'ne yapılan endüstriyel atıksu deşarjları havza yeraltı su kaynaklarını olumsuz yönde etkilemeye devam etmektedir. Gediz Nehri, havza boyunca geçtiği tüm alanlardan evsel, endüstriyel ve tarımsal kirlilik yüklerini bünyesine alarak İzmir Körfezi'ne taşımakta ve körfezde yoğun kirliliğe ve ekosistemin bozulmasına neden olmaktadır. İzmir Körfezi'nin kirliliğinin önlenmesi amacıyla yapılan çalışmalar dikkate alındığında Gediz Nehri kirliliğinin önlenmesinin kaçınılmaz olduğu ortaya çıkmaktadır (Anonim, 2009). Bir bölümü 1.Derece Doğal Sit, bir bölümü ise Ramsar Sözleşmesi kapsamında olan alanda her türlü yapılaşma eğilimlerinin önlenmesi, alana atık ve moloz boşaltımlarının durdurulması, alanın su dengesini bozacak etkilerin önlenmesi mutlaka ilgili kuruluşlarca sağlanmalıdır. Bu çalışmanın amacı Gediz Deltası sulak alanlarının topraklarına ait temel özelliklerin ve ağır metal içeriklerinin belirlenmesidir. Çünkü ekolojik olarak son derece zengin olan deltadaki tür çeşitliliğinin devamı için alanda dağılım gösteren toprakların özellik ve içerikleri özellikle sulak alanların niteliği açısından bilinmek zorundadır. 2. MATERYAL VE YÖNTEM 2.1. Materyal Araştırma materyalini Gediz deltasını oluşturan tarım alanlarında dağılım gösteren Typic Xerofluvent ve Halaquept topraklar oluşturmuştur. Bu alanda 20 toprak örnekleme noktası belirlenmiştir (Şekil 1, Tablo 1). Bu noktalardan 6’sında profil açılmış diğer 14’ünde ise sadece yüzey örneklemesi yapılmıştır. Ayrıca profillerin yanlarında 2 tekrarlamalı infiltrasyon testleri de yapılmıştır. Delta topraklarının tamamına yakını düz ve düze yakın eğimlerde taşlılık ve erozyon sorunu bulunmayan topraklardır. Ancak delta topraklarının büyük bir kısmı tuzluluk ve alkalilik sorunu ile iç içedir. Tarım açısından olumsuz olarak değerlendirilen bu durumdaki topraklar doğal haline terkedilmiş ve böylece doğal yaşam için bir kullanım alanı oluşturmuştur. 97 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org İzmir K Şekil 1. Araştırma alanı ve örnekleme noktaları. Tablo 1. Örnekleme noktalarının koordinatları. 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Enlem Boylam 38°33'47,98"K 38°32'22,23"K 38°30'28,23"K 38°36'29,23"K 38°37'16,41"K 38°32'00,90"K 38°35'10,75"K 38°35'00,96"K 38°34'38,93"K 38°34'55,93"K 26°56'22,73"D 26°55'07,26"D 26°56'33,22"D 26°52'33,36"D 26°53'46,29"D 26°54'14,57"D 26°56'38,39"D 26°57'06,12"D 26°58'49,33"D 26°57'41,65"D 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 Enlem Boylam 38°36'39,87"K 38°35'46,10"K 38°37'14,69"K 38°29'42,71"K 38°30'43,19"K 38°31'36,81"K 38°29'34,57"K 38°29'42,79"K 38°29'25,38"K 38°30'03,15"K 26°54'12,10"D 26°56'15,32"D 26°57'55,07"D 26°58'19,51"D 26°57'28,05"D 26°57'36,95"D 26°57'32,03"D 26°57'28,19"D 26°57'20,89"D 26°59'18,92"D 2.2. Yöntem İkibin yılında yürütülen bu çalışmada, delta topraklarının infiltrasyon testleri çift silindir infiltrometre kullanılarak yapılmıştır (Bouwer, 1986). Verilerin kullanımı ile bilgisayar ortamında grafikler çizilerek eklemeli su derinliği (D) ve infiltrasyon hızı (I) denklemi bulunmuştur. Hava kurusu hale getirilen toprak örnekleri 2 mm’lik eleklerden elenerek analize hazır hale getirilmiştir. Toprağın mekanik analizi hidrometre yöntemi ile (Bouyoucus, 1962), suda çözünebilir toplam tuz içeriği (Soil Survey Staff, 1951), toprak reaksiyonu (pH) pH metre ile (Jackson, 1967), kireç analizi kalsimetre yardımıyla (Schlichting ve Blume, 1966), organik madde yaş yakma yöntemi ile (Rauterberg ve Kremkus, 1951), toplam azot kjeldalh yöntemiyle (Bremner, 1965) yapılmıştır. Toprak örneklerinde bazı ağır metaller ve iz elementlerin analizleri kral suyu ekstraksiyon yöntemine göre ve atomik absorbsiyon spektrofotometresinde okunarak gerçekleştirilmiştir (Kick ve ark.1980, Slavin,1968). Toprak örneklerinin ağır metal ve iz element içeriklerine ait çarpıklık, basıklık, ortalama gibi tanımlayıcı istatistikleri SPSS 11.0 programı yardımı ile yapılmıştır. Uzaysal değişkenliğinin saptanmasında GS+ 7.0 programı kullanılmıştır. Uzaysal bağımlılık semivariogram yardımıyla ortaya konulmaktadır. Semivariogram kullanılarak uzaysal bağımlılık sayılaştırılabilmektedir Semivaryans aşağıda verilen eşitlikle belirlenmektedir. γ=1/2 N(h) Σ[Zx - Zx+h] 2 98 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Bu eşitlikte; h: x ve x+h arasındaki ayırma mesafesini Zx ve Zx+h: x ve x+h bölgelerindeki değişkenlerin ölçülmüş değerleri N(h): h ayırma mesafesindeki çift sayısını (pair) belirtmektedir. Belirli bir yöndeki semivaryans değerleri h mesafe değerlerine karşı grafiği çizilerek gösterilir. Bu şekilde oluşturulan grafiğe semivariogram veya deneysel variogram denir. Semivariogramlar belli bir h mesafesi ile birbirlerinden ayrılan örnek çiftler arasındaki varyansın mesafe ile olan ilişkisini gösterir. Deneysel variogram, kullanılan örnekleme ve ayırma mesafesi ile kullanılan verilere göre çok farklı şekillerde ortaya çıkmaktadır. Genel olarak bir semivariogramda örnekleme çiftleri arasındaki mesafe (h) arttıkça semivaryans değeri de artar ve belli bir noktadan sonra az yada çok sabit bir değere ulaşır. Bu noktadan sonra semivaryans değerleri örnek çiftleri arasındaki mesafe artışından etkilenmez. İşte semivariogramın apsise paralel konuma geldiği bu noktadaki semivaryans değeri sill varyansı (Co+C) ve semivariogramın sill varyansını yakaladığı noktadaki mesafe değeri ise etki (range, Ao) aralığı olarak adlandırılır. Etki aralığı, incelenen toprak özelliğinin örnekleme değerlerinin uzaysal olarak bağımlı olabileceği maksimum mesafeyi ifade eder. Bu noktadan sonra, araştırılan toprak özelliğinin uzaysal bağımlılık göstermediği veya tamamen tesadüfi bir değişim gösterdiği kabul edilir (Aşkın, 2002). Toprak özellikleri ile ilgili çalışmalarda küresel (spherical), üssel (exponential), linear ve gaussian semivariogram modelleri yaygın olarak kullanılmaktadır. Kriging, bir özelliğin ölçüm yapılan noktaları arasındaki uzaysal bağımlılığından yararlanılarak ölçüm yapılmayan noktaların değerini tahmininde kullanılan bir kestirim (enterpolasyon) yöntemidir. Genel olarak kestirim işlemi, bilinen değerlerin ağırlıklı ortalaması alınarak yapılır. Bu işlem şu şekilde formülize edilir. n z*(x o)= å l z(x ) i i i =1 Eşitlikte z*(x o); x o noktasında bilinmeyen ancak kestirilen değeri, z(x i); x o noktasının kestiriminde kullanılacak verileri ve λi; bu verilere atanacak ağırlıkları göstermektedir. x i, i=1,….,n noktalarındaki değişkenin değerleridir ancak bunlara verilecek ağırlıkları hesaplamak gerekir. Jeoistatistikte bu ağırlıklar, kestirim hatalarının ortalaması sıfır ve varyansı en küçük olacak şekilde belirlenir. Ağırlıkların bu koşullar altında belirlenmesi işlemine kriging adı verilir (Tercan ve Saraç, 1998). Semivariogramlar oluşturulurken modelin uygunluğu r2 ve RSS (residual sum of squares) değerleri ile belirlenmiştir. r2’nin en yüksek, RSS’nin en düşük olduğu modeli bulmak için her bir toprak değişkeni için farklı ayırma mesafeleri denenmiştir. Seçilen modelin çapraz değerlendirmesi yapıldıktan sonra nokta kriging yapılmıştır. Toprak değişkenlerinin uzaysal bağımlılığını sınıflandırılmasında nugget semivaryansın toplam semivaryansa oranının yüzdesi kullanılmıştır. Bu oran ≤ % 25 ise değişken kuvvetli uzaysal bağımlı olarak sınıflandırılmakta, 25 ile % 75 arasında ise orta derecede uzaysal bağımlı olarak sınıflandırılmaktadır. Bu oran % 75 den büyük ise değişken zayıf uzaysal bağımlı olarak değerlendirilmektedir (Camberdella vd., 1994). 3. BULGULAR VE TARTIŞMA Delta topraklarının laboratuvar analiz sonuçları irdelendiğinde kum içeriklerinin %10,40-%90,40 arasında, mil içeriklerinin %1,28-%65,28 arasında kil içeriklerinin ise %7,60-61,60 arasında değiştiği analiz edilmiştir. Gediz deltası topraklarının yaklaşık % 70 civarında hafif bünyeli topraklardan % 30 civarında da milli killi tın, killi tın ve kil bünyeli olarak tanımlanan nispeten daha ağır bünye sınıfına 99 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org giren topraklardan oluştuğu söylenilebilir. Toprak reaksiyonları (pH) 7,11-8,67 sınırları arasında ve nötr ile kuvvetli alkali düzeylerde, kireç içeriği bakımından ise delta topraklarının az kireçliden çok kireçliye kadar geniş bir aralıkta değişim gösterdikleri analiz edilmiştir (Kartieranleitung, 1971). Toprakların suda çözünebilir toplam tuz içerikleri ise <0,030-1,800 arasında ve tuzsuz ile çok tuzlu topraklar sınıfında değerlendirilmektedirler (U.S.Salinity Lab. Staff.1954).Toprakların organik madde içerikleri ise %0,10-2,84 arasında ve organik madde içeriği bakımından fakir ile orta derecede humuslu topraklar sınıfında yer almaktadırlar (Schlichting ve Blume, 1966). Delta topraklarına ait bu veriler daha çok toprakların tarımsal üretime uygunluğu yönüyle değerlendirilmektedir. Ancak bunun yanı sıra toprakların bünye durumları, organik madde içerikleri, toprak reaksiyonu, toprağın profil derinliği ve toprağın tuz içeriği yeticek bitki türleri, yer altı ve yer üstü sularına çeşitli kirletici unsurların ulaşabilmesi gibi ekolojik yaşamı doğrudan etkileyecek faktörleri dolaylı yoldan etkilemektedirler. Delta topraklarında yapılan bir diğer parametre ise toprakların infiltrasyon testleridir. Yağışlar, sulama suları veya başka yollardan toprak yüzeyine ulaşan suların, yerçekimi kuvvetinin etkisi altında toprak yüzeyinden toprak içerisine yukarıdan aşağıya ve düşey doğrultuda sızması olayına “infiltrasyon” adı verilir (Bahtiyar, 1996). Toprakların infiltrasyon değerlerinin bilinmesi arazide oluşacak yüzey akış suları ve su erozyonun kontrolü bakımından büyük önem taşımaktadır.Bu değer toprakların bünyesi,toprağın eğim derecesi, bitki örtüsü, toprak işleme, organik madde içeriği, stürüktür durumu, porozite, agregat stabilitesi, toprak katmanlarının derinlik ve hidrolik iletkenlik değerlerine, toprağın nem içeriğine göre önemli düzeylerde değişebilmektedir. Toprak bünyesinin kab olduğu, organik maddece zengin, derin profilli, bitki örtüsü bol olan ve gevşetilmiş topraklarda infiltrasyon hızı artacaktır. Delta topraklarına ait infiltrasyon hız değerleri ‘orta yavaş’ (%50) ile ‘orta’ (%33) arasında değişmektedir (U.S.Soil Survey Staff, 1951). Gediz deltasında yayılım gösteren toprakların iz element ve ağır metal içerikleri de bu çalışma kapsamında incelenmiştir. Toprakların ağır metal içerikleri yüzey akış sularıyla çevredeki su toplama alanlarına taşınabileceği gibi üzerinde yetişecek bitkilerin de bünyesine geçebilecek veya yeraltı sularına karışabilecektir. Bu durum da karadaki doğal yaşamı etkileyeceği gibi sulak alanlardaki su kalitesi ve dolayısıyla canlı yaşamı üzerine de dolaylı yoldan olumsuz etkilerde bulunabilecektir. Gediz deltası topraklarının iz element ve ağır metal içeriklerine ait istatistikler Tablo 3’de verilmektedir. Tablo 3 incelendiğinde delta topraklarının iz element ve ağır metal içeriklerinin araştırıcılar tarafından verilen ölçüt verilerin altında kaldığı ve bu durumun da delta toprakları ve deltadaki doğal yaşam için büyük bir şans olduğu söylenilebilir (Kloke, 1980; 1976; Mengel, 1991; Hasselbach, 1992; Aubert ve Pinte, 1977; Alloway, 1990; Kabata ve Pendias, 1992; Scheffer ve Schachtschabel, 1984). Tablo 2. Toprak örneklerinin bazı özellikleri. 1 2 Derinlik (cm) Ap(0-12) C1(12-35) C2(35-49) C3(49-77) C4(77-90) C5(90-108) C6(108+) Ap(0-13) C1(13-27) Kireç (%) 13,26 12,82 12,50 13,22 11,57 9,16 12,05 11,05 11,09 Kum (%) 21,12 17,12 19,12 15,12 17,12 22,76 22,76 31,12 31,12 Mil (%) 39,28 33,28 37,28 23,28 21,28 29,64 31,64 51,28 49,28 Kil (%) 39,60 49,60 43,60 61,60 61,60 47,60 45,60 17,60 19,60 Bünye pH Killi tın Kil Kil Kil Kil Kil Kil Milli tın Tın 7,50 8,16 8,01 7,81 7,94 7,49 7,40 7,83 7,78 Tuz (%) 0,130 0,130 0,104 0,290 0,290 0,405 0,415 0,940 1,150 Org.Md. (%) 2,84 1,21 1,11 1,08 1,03 0,95 0,41 0,98 0,93 İnfiltrasyon Hızı (cm/h) 3,95 1,55 100 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 C2(27-47) C3(47-61) C4(61-85) C5(85-110) Ap(0-10) C1(10-33) C2(33-45) C3(45-53) C4(74-108) C5(74-108) Ap(0-15) C1(15-36) C2(36-50) C3(50-67) C4(67-83) C5(83-107) Ap(0-16) C1(16-35) C2(35-49) C3(49-62) C4(62-78) C5(78-110) Ap(0-12) C1(12-43) C2(43-60) C3(60-85) C4(85-110) 0-15 0-15 0-15 0-15 0-15 0-15 0-15 0-15 0-15 0-15 0-15 0-15 0-15 0-15 15,87 12,13 12,57 14,06 11,28 9,20 13,16 12,60 9,68 8,44 7,98 7,78 7,62 10,71 9,11 1,94 4,25 5,24 6,04 6,08 6,36 7,36 10,97 12,62 7,31 5,50 5,26 10,69 9,97 2,92 7,13 14,02 13,26 6,89 8,33 9,17 6,17 9,41 9,57 6,37 8,45 23,12 23,12 23,12 17,12 18,76 20,76 14,76 18,76 22,76 36,76 48,76 52,76 52,76 34,76 44,76 86,76 89,68 83,68 63,68 65,68 59,68 47,68 17,68 17,68 55,68 75,68 90,40 18,40 22,40 60,40 48,40 10,40 16,40 74,40 40,40 36,40 44,40 36,40 30,40 78,40 36,40 53,28 63,28 65,28 29,28 51,64 53,64 57,64 61,64 61,64 53,64 37,64 35,64 37,64 49,64 45,64 5,64 1,28 7,28 27,28 25,28 31,28 41,28 57,28 55,28 33,28 15,28 1,28 50,00 44,00 24,00 34,00 38,00 36,00 16,00 46,00 42,00 44,00 38,00 48,00 14,00 48,00 23,60 13,60 11,60 53,60 29,60 25,60 27,60 19,60 15,60 9,60 13,60 11,60 9,60 15,60 9,60 7,60 9,04 9,04 9,04 9,04 9,04 11,04 25,04 27,04 11,04 9,04 8,32 31,60 33,60 15,60 17,60 51,60 47,60 9,60 13,60 13,60 11,60 25,60 21,60 7,60 15,60 Milli tın Milli tın Milli tın Kil Milli killi tın Milli tın Milli killi tın Milli tın Milli tın Milli tın Tın Kumlu tın Kumlu tın Tın Tın Tınlı kum Kum Tınlı kum Kumlu tın Kumlu tın Kumlu tın Tın Milli tın Milli killi tın Kumu tın Kumlu tın Kum Milli killi tın Killi tın Kumlu tın Tın Kil Kil Kumlu tın Tın Tın Tın Tın Tın Tınlı kum Tın 7,76 7,62 7,77 7,80 7,72 7,56 7,81 7,82 7,80 7,81 7,57 7,80 8,08 8,62 8,42 8,21 7,75 7,90 7,81 7,88 7,88 8,07 7,68 8,29 8,13 8,05 8,15 7,31 7,40 7,14 7,53 7,70 7,60 7,36 8,67 7,43 7,11 7,47 7,40 7,96 7,42 1,800 1,550 1,550 1,200 0,880 1,150 1,250 1,060 1,020 1,020 0,065 0,036 <0,030 <0,030 0,037 0,051 <0,030 <0,030 0,031 <0,030 0,032 0,036 0,123 0,200 0,054 0,078 0,040 0,175 0,163 0,094 0,075 0,480 0,157 0,071 0,143 0,355 0,084 0,120 0,363 <0,030 0,200 0,90 0,70 0,67 0,46 0,43 1,73 0,98 0,98 0,88 0,88 1,08 0,67 0,55 0,55 0,36 0,10 0,80 0,31 0,28 0,28 0,26 0,15 2,43 1,24 0,62 0,41 0,10 1,50 1,60 1,34 0,75 0,14 1,60 0,67 0,80 2,35 1,75 1,21 1,70 0,15 0,70 1,33 3,84 24,71 1,96 Tablo 3. Toprak örneklerinde analiz edilen toplam ağır metal ve iz elementlere ait tanımlayıcı istatistikler. n VK Çarpıklık Basıklık 23,10 29,78 25,01 32,61 24,93 22,72 22,01 21,52 -0,02 -0,21 0,03 0,24 0,10 0,02 -0,10 -0,63 -0,74 -0,83 -0,91 -0,46 -0,45 -1,10 -0,54 -0,29 mg/kg SS Fe % 20 1,37 3,49 2,47 0,57 Cu 20 7,70 28,23 19,53 5,82 Zn 20 32,50 86,25 62,25 15,57 Mn 20 231,52 837,87 497,76 162,31 Cr 20 20,78 57,40 40,28 10,04 Pb 20 12,82 28,59 20,55 4,67 Co 20 8,40 20,73 14,56 3,20 Cd 20 0,50 1,25 0,97 0,21 n: örnek sayısı, SS: Standart Sapma, VK: Varyasyon Katsayısı Min. Mak. Ort. Kriter değerler 0,5-5,0 2-40 300 1500 100 100 0,2-31 3 Varyasyon katsayılarına göre çalışma alanından alınan toprak örneklerinin ağır metal ve iz element içerikleri benzer değişkenlikler göstermektedir (Tablo 3). Bununla birlikte en az değişkenliği Cd (VK=21,52) gösterirken en yüksek değişkenliği Mn (VK=32,61) göstermiştir. İncelenen özelliklere ait oluşturulan semivariogramlar üssel, gaussian ve küresel olarak bulunmuştur (Tablo 4). Toprakta belirlenen toplam Zn elementine ait etki aralığı diğer elementlere göre daha dardır. Etki aralığının dar olması bir toprak özelliğinin kısa aralıklarla arazide değişkenlik göstermesi veya uzaysal bağımlılığının kısa mesafelerde kaybolması demektir. Co ve Mn ise çok geniş etki aralığı göstermektedir. Co ve 101 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Mn’ın geniş etki aralığı göstermesi, çalışma alanında daha homojen bir dağılım olduğuna işaret etmektedir. Tablo 4. Toprak örneklerinde analiz edilen toplam ağır metal ve iz elementlere ait semivariogramlara ait karakteristik parametreler. model Co Fe Üssel Cu Üssel Zn Üssel Mn Gaussian Cr Üssel Pb Üssel Co Üssel Cd Küresel Uzaysal bağımlılık: * kuvvetli Co+C Co/(Co+C) 0,0241 0,3152 0,045 0,465 0,0091 0,0712 19800 80700 24,90 112 2,73 22,18 7,28 22,40 0,0001 0,0423 **orta *** zayıf 0,076 0,097 0,128 0,245 0,222 0,123 0,325 0,002 Etki aralığı (m) * * * * * * ** * 1680 1680 90 33376 5160 2040 93300 3140 Çalışmada örnekleme yapılmayan noktalardaki ağır metal ve iz element miktarlarını tahmin etmek için kriging yöntemi kullanılmıştır. Laboratuvarda analizle bulunan ve Kriging ile çalışma alanına ait 8475 noktada tahmin edilen değerlerin aritmetik ortalaması ve standart sapmaları Tablo 5’de sunulmuştur. Kriging ile tahmin edilen değerlerin standart sapmasının, ölçülen ile bulunandan daha düşük olması seçilen modelin uygunluğunu göstermektedir (Trangmar vd., 1985). Tablo 5. Ölçülen ve tahmin edilen değerlere ait ortalama ve standart sapma değerleri. Ölçülen değerler n ortalama Fe 20 2,47 Cu 20 Zn 20 Mn Cr Kriging ile tahmin edilen değerler Standart sapma N ortalama Standart sapma 0,57 8475 2,52 0,14 19,53 5,82 8475 19,60 1,33 62,25 15,57 8475 61,39 2,11 20 497,76 162,31 8475 509,08 27,89 20 40,28 10,04 8475 41,97 3,61 Pb 20 20,55 4,67 8475 20,99 1,15 Co 20 14,56 3,20 8475 14,84 0,70 Cd 20 0,97 0,35 8475 0,99 0,10 n: örnek sayısı Kriging ile tahmin edilen toplam ağır metal ve iz element değerlerinin yüzey dağılım haritaları incelendiğinde, genellikle denize yaklaşıldıkça ve çalışma alanının merkezinde en yüksek değerlere rastlanılmaktadır (Şekil 2). 102 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Fe (%) Kuzey (m) 9657 4829 0 0 3256 6512 Dogu (m) 9768 3.32 3.20 3.09 2.97 2.85 2.73 2.62 2.50 2.38 2.26 2.15 2.03 1.91 1.79 1.68 1.56 9657 4829 0 0 Zn (mg/kg) Kuzey (m) 9657 4829 0 0 3256 6512 dogu (m) 9768 69.3 68.3 67.2 66.2 65.2 64.1 63.1 62.0 61.0 59.9 58.9 57.9 56.8 55.8 54.7 53.7 4829 0 0 3256 6512 Dogu (m) 9768 9657 4829 0 0 4829 0 0 3256 6512 Dogu (m) 9768 9768 598 588 578 568 558 548 539 529 519 509 499 489 479 470 460 450 Pb (mg/kg) 9657 4829 0 0 3256 6512 Dogu (m) 9768 27.3 26.4 25.6 24.7 23.9 23.0 22.2 21.3 20.5 19.6 18.8 17.9 17.1 16.2 15.3 14.5 Cd (mg/kg) 14486 9657 Kuzey (m) Kuzey (m) 9657 16.4 16.2 16.0 15.7 15.5 15.3 15.0 14.8 14.6 14.3 14.1 13.8 13.6 13.4 13.1 12.9 3256 6512 Dogu (m) 14486 Co (mg/kg) 14486 26.4 25.2 24.1 23.0 21.9 20.7 19.6 18.5 17.4 16.2 15.1 14.0 12.9 11.7 10.6 9.5 Mn (mg/kg) Kuzey (m) Kuzey (m) 9657 53.6 51.9 50.1 48.4 46.7 44.9 43.2 41.5 39.7 38.0 36.3 34.5 32.8 31.1 29.3 27.6 9768 14486 Cr (mg/kg) 14486 3256 6512 Dogu (m) Kuzey (m) 14486 Cu (mg/kg) 14486 Kuzey (m) 14486 4829 0 0 3256 6512 Dogu (m) 9768 1.24 1.19 1.14 1.09 1.05 1.00 0.95 0.90 0.85 0.80 0.75 0.70 0.66 0.61 0.56 0.51 Şekil 2. Kriging ile tahmin edilen toplam ağır metal ve iz element değerlerinin yüzey dağılım haritaları. 103 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org 4. SONUÇ VE ÖNERİLER Gediz deltasında yapılan bu araştırmada deltada dağılım gösteren toprakların bazı fiziksel, kimyasal özellikleri yanında iz element ve ağır metal içerikleri de belirlenmiştir. Topraklar genelde alkali reaksiyonlu, suda çözünebilir toplam tuz bakımından oldukça yüksek düzeylerde tuz içeren ve bu özellikleri nedeniyle de tarım için her türlü bitkisel üretime uygun olmayan topraklar konumundadır. Topraklarının infiltrasyon hızları % 50 oranında ‘orta yavaş’ ve % 33 oranında ise ‘orta’ sınıfta yer almaktadır. Toprakların infiltrasyon özelliği, suyu ve içerisinde erimiş halde bulunan maddeleri farklı ortamlara iletmek için tek başına yeterli bir parametre olmasa da delta topraklarındaki tarımsal işlevler sonucu toprağa ulaşacak bitki besin maddeleri, iz element ve ağır metallerin topraklardan kolaylıkla yıkanıp, hareket ederek daha alt toprak tabakalarına ve yer altı sularına ulaşabileceğinin bir göstergesidir. Toprak bünyesinin genelde hafif olması ve organik madde içeriklerini de düşük olması bu süreci hızlandıracaktır. Bu değerlendirmeler karşılık delta topraklarında analiz edilen iz element ve ağır metal verileri dikkate alındığında, bu verilerin kirlilik için verilen referens değerlerin altında bulunmuş olması deltadaki doğal yaşamın sürekliliği için hayati bir öneme sahiptir. Ancak günümüzde henüz ölçüt verileri aşacak şekilde kirlenmemiş olan delta topraklarının bu konumunun mutlaka korunması gereklidir. Bu nedenle özellikle Gediz deltasına hayat veren Gediz nehri ve nehri oluşturan yan dere ve çayların her türlü evsel ve endüstriyel kirlilikten mutlaka korunması zorunludur. Delta çevresindeki tarım arazilerinde kullanılan sulama sularının analiz edilmesi ve uygun olmayan suların tarımsal üretimde kullandırılmaması ve kontrollü sulama programlarının uygulanması, toprak analizlerine göre yeteri kadar gübrenin toprağa atılması, yörede tarım yapan üreticilerin daha az kimyasal kullanımı ile gerçekleştirilecek tarımsal faaliyetlere yönlendirilmesi, tarım ilaçları kullanımın mutlaka minimum düzeye çekilmesi, yöredeki endüstri tesisleri ile yerel yönetimlerin hızla arıtma tesislerini tamamlaması gerekmektedir. Bu önlemlerin alınması halinde Gediz deltasında yaşayan canlıların gerek karasal alanları kullanmaları ve oralardan beslenmeleri ve gerekse deltadaki sulak alanlar olan dalyan ve lagünlerde yaşamaları ve oralardan beslenmeleri şu an için kirlenmemiş olan yaşam alanlarının daha uzun süre bu biyolojik ve doğal çeşitliliğe ev sahipliği yapabilmesi için bir zorunluluktur. 5. KAYNAKLAR Alloway, B.J., 1990. Heavy Metals in Soils. John Wiley and Sons. Inc., New York, USA. Anonim, 2009. İzmir Çevre Durum Raporu 2009. Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi. Anonim, 2011. Gediz Deltası Hakkında (www.izmirkuscenneti.gov.tr/default.asp?mid=246&L=TR). Aşkın, T., 2002. Toprak Aşınabilirliğinin Topoğrafik Pozisyonla İlişkili Olarak Jeoistatistiksel Tekniklerle Değerlendirilmesi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Doktora Tezi, Samsun. Aubert, H., Pinte, M., 1977. Trace Elements in Soils. Elsevier North Holland, Inc., New York Bahtiyar, M., 1996. Toprak Fiziği. Trakya Üniversitesi, Tekirdağ Ziraat Fak. Yay. No: 260, Tekirdağ. Bouwer, H., 1986. Intake rate: Cylinder infiltrometer. In: A.Klute (Ed.): Methods of Soil Analysis, Part I. Agronomy Monograph Series No. 9 (2nd edition), Wisconsin, p. 825-844. Bouyoucus, G.J., 1962. Hydrometer Method Improved for Making Particle Size Analysis of Soil, Agronomy J., Vol. 54, No. 5 Bremner, J.M., 1965. ‘Total Nitrojen’, in C.A. Black (Ed.) Methods of Soil Analysis, Part 2, American Society of Agronomy Inc., Wisconsin-USA. pp. 1149-1178. Camberdella, A., Moormann, B., Novak, M., Parkin, B., Karlen, L., Turco, F., Konopka, A.E., 1994. Field-Scale Variability Soil Properties in Central Iowa Soils. Soil Sci. Soc. Am. J. 58:1501-1511 Hasselbach, G., 1992. Ergebnisse zum Schwermetall transfer Boden/Pflanzen aufgrund von Gefaesversuchen und chemischen Extraktionsverfahren mit Boden aus Langjähringen Klärschlamm-Feldversuchen. Inaugural-Dissertation Zur Erlangung des Jackson, M.L., 1967. Soil Chemical Analysis, Prentice Hall of India Private Limited, New delhi. Kartieranleitung, 1971. Herg. Arbeitsgemeinschaft Bodenkunde, Hannover. 104 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Kick, H., Bürger, H., Jommer, K., 1980. Gesamtgehalte an Pb, Zn, Sn, As, Cd, Hg, Cu, Ni, Cr und Co in Londwirtschafflich und gartnerisch genutzen Boden N-Westfalen Landwirtsch. Forsch. 33,1 Kloke, A., 1980. Orientierungsdaten für Tolenierbare. Gesamtgehalteeiniger Elemente Kulturboden Mengel K., 1991. Ernährung und Stoffwechsel der Pflanze.G.F.V.Jena Pendias, K. A, Pendias, H., 1984.Trace Elements in Soil and Plants. CRS Press Rauterberg, E., Kremkus, F., 1951, Bestimmung von Gesamthumus und Alkalilöslichen Humusstoffen im Boden. Z.F. Planzenernaehrung, Düngung und Bodenkunde, Verlag, Chemice Scheffer, F., Schachtschabel, P., 1984. lehrbuch der Bodenkunde. Ferdinand Enke Verlag, Schlichting, E., Blume, H.P., 1966, Bodenkundliches Praktikum. Verlag Paul Paney, 121-125. Slawin, W., 1968, Atomic Absorbtion Spectroscopy, Interscience Publisher, New York. Soil Survey Staff, 1951. Soil Survey Manual U.S. Department Agriculture Hand book, U.S. Goverment Printing Office Washington, No:18. Tercan, A.E., Saraç, C., 1998. Maden Yataklarının Değerlendirilmesinde Jeoistatistiksel Yöntemler. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yayınları: 48, Ankara. Trangmar, B.B., Yost, R.S., Uehara, G., 1985. Application of Geostatistics to Spatial Studies of Soil Properties. Advances in Agronomy, vol. 38, 45-93. U.S. Salinity Laboratory Staff., 1954. Diagnosis and Improvement of Saline and Alkali Soils. Agri. Handbook No: 60, USDA. 105 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Hatay ve Risk Altındaki Göçmen Kuşlar 1 1 2 Levent TURAN , 2 Kalender ARIKAN Hacettepe Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Biyoloji Eğitimi Anabilim Dalı Beytepe - ANKARA Hacettepe Üniversitesi Çevre Eğitimi, Kuş Araştırma ve Halkalama Merkezi Beytepe - ANKARA ÖZET Batı Palearktik bölgedeki en önemli kuş göç güzergahlarından biri Hatay ili üzerinden geçmektedir. Kuzey - güney yönlü göç uçuşları açısından büyük öneme sahip olan Hatay üzerinden çeşitli güzergahları kullanarak göç eden kuş türleri ilk olarak Amik Gölü’nün kurutulmasıyla olumsuz etkilenmişlerdir. Daha sonra başka tehditler de bunun üzerine eklenmiştir. Bu tehditlerden ilki bölgedeki belirli dar geçitlerde, özellikle bahar ve sonbahar göç dönemlerinde yoğunlaşan illegal avcılık, diğeri de göç güzergahları üzerine tesis edilen ve edilmek üzere olan rüzgar türbinleridir. Anahtar Kelimeler: Göçmen Kuşlar, Riskler, Hatay, Türkiye 1. GİRİŞ Türkiye, Avifaunistik açıdan hemen hemen Avrupa kıtası ile eşdeğer bir zenginliğe sahiptir. Ülkemizde şu ana kadar 500’den fazla kuş türü kaydedilmiştir. Dünya üzerindeki 10.000 civarında bilinen kuş türünde olduğu gibi (Birdlife Int.,2010) ülkemizde kaydedilmiş kuş türlerinin yaklaşık olarak % 20’si göçmendir (Kiziroğlu,2008). Avrupa kıtasında benzer bir durum söz konusudur. Türkiye avifaunasının bu kadar zengin olmasının başlıca sebepleri; farklı ekosistemler, değişik iklimsel koşullar, geniş bir coğrafya ve önemli kuş göç yollarının üzerinde bulunmasıdır. Ülkemiz BatıPalearktik bölgesinde bulunur. Bu bölgede göçmen kuşların kuzey-güney yönlü göçleri esnasında kullandıkları, İspanya, İtalya, kısmen Yunanistan ve Türkiye üzerinden geçen ana göç yolları söz konusudur (Schüz,1971). Türkiye üzerinden geçen göç yolları Orta ve Güney Afrika da kışlayan türlerin Nil Nehri boyunca kuzeye ilerlemesi, Nil nehri üzerindeki Luksor ve Quina bölgesinden Akabe körfezine geçerek Sina Dağlarının oluşturduğu vadiyi takip edipHatay üzerinden ülkemize giriş yapmasıyla şekillenir (Koch et al.,1966). Bu güzergah hem tür sayısı hem de birey sayısı olarak BatıPalearktikdeki en büyük kuş göç yolunu oluşturmaktadır. 1.1. Hatay’daki Kuş Göç Hareketliliği Hatay, göçmen kuşların bahar döneminde ülkemize giriş yaptığı, sonbahar döneminde ise ülkemizden çıkış yaptığı kilit bir bölgedir. Bölgedeki göç hareketliliği ile ilgili bilimsel kayıtlar 1906 yılında Amiral Lynes tarafından yayınlanmış, 1972 yılında ise Amiral Lynes’in kayıtları Erst Schüz tarafından haritaya dönüştürülmüştür. Bu bilgiler 2001 yılında Peter Berthold tarafından değiştirilmeden yayınlanmıştır. Tarafımızdan 2008 yılından beri Hatay Belen, Samandağ ve Amik Ovasında izleme çalışmaları yürütülmektedir. Bölgedeki kuş göç çalışmalarında Nonpasseres grubundan 30, Passeres grubundan 20 olmak üzere toplam ise 50 kuş türünün bölge üzerinden düzenli olarak ve büyük gruplar halinde göç ettikleri belirlenmiştir. 106 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Tablo-1. Hatay’da Farklı Lokalitelerde Kaydedilen Başlıca Göçmen Formlar Nonpasseres Passeres Ak Pelikan Pelecanus onocrotalus Kum Kırlangıcı Riparia riparia Kara Leylek Ciconia nigra* Kır Krılangıcı Hirundo rustica Ak Leylek Ciconia ciconia Kızıl kırlangıç Hirundo daurica Flamingo Phoenicopterus roseus Ev Kırlangıcı Delichon urbicum Yaban Kazı Anser fabalis* Mavigerdan Luscinia svecica Akalınlı Büyük Sakarca Kazı Anser albifrons* Kuyrukkakan Oenanthe oenenthe Boz Kaz Anser anser* Alaca Kuyrukakan Oenanthepleschenka Arı Şahini Pernis apiyorus* Karakulak Kuyrukkakan Oenanthe hispanica Karaçaylak Milvus migrans* Kaya Kuyrukkakanı Oenanthe finchii Kızılçaylak Milvus milvus* Kaya Ardıcı Monticola saxatilis* Beyaz Akbaba Neophron percnopterus* Mavi Kaya Ardıcı Monticola solitarius* Kızıl Akbaba Gypus fulvus Çalı Ötleğeni Sylvia communis Kara Akbaba Aegypius monachus Boz Ötleğen Sylvia borin Yılan Kartalı Circaetus gallicus* Karabaş Ötleğen Sylvia atricapilla Saz Delicesi Circus aeruginosus* Yarımband Sinekkapan Ficedula semiturquata Şahin Buteo buteo* Bandlı Sinekkapan Ficedula albicollis Kızıl Şahin Buteorufinus* Kara Sinekkapan Ficedula hypoleuca Küçük Orman Kartalı Aquilapomarina* Kızılsırtlıörümcekkuşu Lanius collurio* Büyük Orman Kartalı Aquilaclanga* Karaalın örümcekkuşu Lanius minor Bozkır Kartalı Aquila nipalensis* Büyük örümcekkuşu Lanius excubitor Kaya Kartalı Aquila chrysaetos* Küçük Kartal Hieraaetus pennatus* Turna Grus grus* Telli Turna Grus virgo* Kara Sağan Apus apus Akkarın Ebabil Tachymarptis (Apus) melba Akkuyruk Sokumlu Sağan Apus affinis Arıkuşu Merops apiaster* Yeşil Arıkuşu Merops percicus* Maviyanak Arıkuşu Merops supercilliosus* 1.2. Risk Altındaki Göçmen Türler Risk altındaki türler bölgede yoğun olarak avlanan ve göç esnasında rüzgar türbinleri ile karşı karşıya kalan türlerdir. Bölgedeki birinci derece tehlike altındaki türler, listede yıldız (*) ile işaretlenmiştir. Nonpasseres grubunun ise neredeyse tamamı risk altındadır. Göçmen kuşlar Hatay üzerinde üç farklı göç güzergah kullanmaktadırlar. Bu güzergahları, üzerinden göç eden tür ve birey sayısına göre yüksek, orta ve düşük yoğunluklu olarak üçe ayırabiliriz. a) Yüksek Yoğunluklu Güzergah: Sina vadisi, Samandağ, Amik ovası ve Belen Geçidi hattından oluşur. Bu hattı, bölge üzerinden göç eden 50 kuş türü de kullanmaktadır. Tarafımızdan yapılan sayım çalışmaları sonuçlarına göre bu türlere bağlı yaklaşık 400.000 – 600.000 bireyin bu hat üzerinden göç ettiği tahmin edilmektedir. Bu sayılar İspanya üzerinden Avrupa’ya geçen birey 107 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org sayısının iki katı, İtalya üzerinden geçiş yapan birey sayısının ise üç katıdır (Reed and Lovejoi, 1969). b) Orta Yoğunluklu Güzergah: Sina vadisi, Samandağ kıyısı boyunca, İskenderun - Adana hattından oluşur. Bu hat özellikle Su kuşları tarafından tercih edilmekle birlikte Leylek ve yırtıcı kuş türleri tarafından da yoğun olarak kullanılmaktadır. Bu kesimden geçen göçmen birey sayıları bir önceki güzergah kadar olmasa da oldukça yüksektir. c) Düşük Yoğunluklu Güzergah: Sina vadisi, Samandağ, Amik ovası, Kırıkhan-Hassa üzerinden doğrudan kuzeye yönelen hattır. Bu güzergah sonbahar döneminde özellikle Yırtıcı kuşlar (Accipitridae ve Falconidae) ve Leylekler tarafından kullanılmaktadır. Söz konusu güzergahı kullanan tür ve birey sayıları dalgalanmalar göstermekle birlikte bölge içinde bir sıralama yapılacak olursa 3. sırada gelmektedir. Tarafımızdan bölgede gerçekleştirilmiş olan göç izleme çalışmaları esnasında ana gözlem istasyonları olarak Belen Vadisini gören kesimler seçilmiştir. Bu kesimden gözlenen göçmen formlar güneyden Antakya yönünden, Amik Ovası üzerinden gelerek kuzeye doğru olan uçuşlarına devam etmektedirler. Bu esnada, Samandağ ve Belen geçidi bölgelerinde yere oldukça yakın uçmaktadırlar. Belen geçidi coğrafi özellikleri ve hava akımları sebebi göçmen kuşlar için geçilmesi zor bir eşiktir. Buradaki en yüksek nokta 1.100m. en alçak nokta ise 75m’dir. Bu kesimdeki oldukça güçlü hava akımları sıkça yön değişiklikleri yapmakta ve gün içinde dalgalanmalar gösterebilmektedir. Bölgede güneyden gelen göçmen formlar için önemli bir diğer alan ise eski Amik Gölü yatağıdır. Göçmen kuşlar burada dinlenmek, beslenmek ve geceyi geçirmek için konaklamaktadır. Özellikle yağışlı dönemlerde Amik Gölü’nün eskiden bulunduğu kesimlerde yer yer meydana gelen gölcükler günümüzde bile göçmen kuşlar tarafından kullanılmaya devam edilmektedir. Yani her türlü olumsuzluğa rağmen göçmen kuş türleri inatla bu güzergahı kullanmaya devam etmektedirler. 1.3. Göçmen Kuşları Tehdit Eden Faktörler Hatay üzerinden geçiş yapan göçmen kuşlar için en fazla risk faktörünü barındıran hat Yüksek Yoğunluklu Güzergahtır. Nonpasseres grubuna ait türler, özellikle de iri vücutlu türlere bağlı bireyler göç hareketleri esnasında termal hava akımlarından büyük ölçüde yararlanırlar. Bölgede meydana gelen termal hava akımları sayesinde bu kuşların 1300m yüksekliğe kadar çıkabildikleri tarafımızdan belirlenmiştir. Ancak bu durum bütün göçmen türler için geçerli değildir. Göçmen kuşlar bu bölgede baharda sıkça yaşanan güçlü hava hareketleri yüzünden genelde yere yakın uçmak zorunda kalmaktadırlar. Kuşların bu bölgedeki ortalama uçuş yüksekliği 750 – 850 m civarındadır. Bu yükseklik değeri Amanos Dağları’nın Kırıkhan ilçesinin güneyinde kalan bölgesindeki ortalama yükselti civarındadır. Göçmen kuşların uçuşları esnasında yere en çok yaklaştıkları iki kesim bulunmaktadır; Şenbük ve Belen Geçidi. Bu kesimlerdeki illegal avcılık ve rüzgar türbinleri göçmen formları tehdit eden unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır. a) Avcılık Faaliyetleri: Hatay üzerinden yıllık 800.000 – 1.200.000 kuş bireyi göç etmektedir. Göç esnasında en büyük sürüler Nonpasseres grubundan Ak Leylek (Ciconia ciconia), Ebabil (Apu sapus), Şahin (Buteo buteo), Arı Şahini (Pernis apivorus), Küçük Orman Kartalı (Aquila pomarina), Büyük Orman Kartalı (Aquila clanga), Turna (Grus grus) türlerine aittir. Sürüler Şenbük ve Belen geçitlerinde yere çok yaklaşırlar. Bu durum avcılar için bulunmaz bir fırsattır. Buradaki dar geçitlerde, 108 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org hakim tepelerde, ormanlık alan içlerinde göçmen kuşların gelmesine bekleyen avcılar, türüne bakmadan avlanmaktadır. Hava akımlarına kapılıp uçan göçmen kuşlar ise çoğunlukla avcı ateşinden kaçamamaktadır. Göçmen kuşlar sürüler halinde uçtukları için oldukça fazla sayıda kuş bireyi avcılar tarafından avlanmaktadır. Ak Leylek bölgede Hacı Leylek olarak da adlandırıldığı için en az avlanan türdür. Bölgede avlanan birey sayısı ile ilgili kesin bir veri bulunmamaktadır. Ancak yılda en az 2.000 göçmen kuş bireyinin avlandığı tahmin edilmektedir. Bölgedeki çalışmalarımız esnasında bu kesimlerden geçiş yapan her göçmen kuş sürüsüne, türüne bakılmaksızın ateş edildiğine tanık olunmuştur. İllegal avcılık hiçbir yönüyle kabul edilmeyecek bir davranış şekli olması yanında bazı nadir türlere yönelik olarak sürdürülen koruma çalışmalarına da büyük darbe vurmaktadır. Örneğin Almanya’da farklı bölgelerde radyo vericisi takılarak izlenen üç Büyük Orman Kartalı’ndan (Aquila clanga) ikisinin Hatay üzerinden sinyallerinin kesildiği bilinmektedir. Bu bölge üzerinden geçiş yaptığı tahmin edilen Orman Kartalı sayısı 5.000 ile 10.000 arasındadır. Bu kadar birey içersinden iki radyo vericisi takılmış bireyin avlanmış olması illegal avcılık faaliyetinin bölgedeki yoğunluğunun en açık göstergesidir. Bu durumu belgeleyen birçok yazışma elimizde bulunmaktadır. Farklı türlerden bireyler aynı akibete uğramışlardır. Bölgedeki illegal avcıların bir diğer hedef türü ise Turna (Grus grus)’dır. Bölgede bir göç döneminde ortalama 30 civarında turna bireyinin avlandığı tahmin edilmektedir. İllegal avcılığın kabul edilemeyecek bir diğer yanı da bu kesimde bu vahşice davranışı gerçekleştirenlerin avladıkları hayvanları yemek için bu işi yaptıklarını öne sürmeleri, bazı avukatların da bu kişilere cezadan kurtulabilmeleri için yardımcı oldukları gerçeğidir. Merkez Av Komisyonu’nun Hatay İli Ava Açık ve Kapalı alanlar haritasında bölgedeki bütün göç güzergahları yıl boyunca ava açık alan içerisinde kalmaktadır. Bu durum göçmen kuşların avlanmasının yasal olarak önüne geçilmesini zorlaştırmaktadır. Hatay üzerinde bulunan bütün göç güzergahlarının avcılık faaliyetlerine kapatılması, avcılığın yoğun olarak yapıldığı geçit bölgelerinde düzenli olarak kontrollerin yapılması, özellikle göç döneminde bu kesimde sabit ekiplerin bulunması, yöre halkının bu konuda bilgilendirilmesi sorunun çözümü için alınabilecek önlemler arasındadır. b) Rüzgar Türbinleri: Göçmen kuşlar, özellikle de iri vücutlu formlar göç sürecinde hava akımlarını kullanmaktadırlar. Hatay’daki en yüksek hava akımları ise Yüksek Yoğunluklu Göç Güzergahları üzerinde bulunmaktadır. Son dönemlerde bölgedeki rüzgar türbinlerinin sayısı giderek artmaktadır. Doğal olarak yer seçimi sürecinde rüzgarın en yüksek olduğu kesimler tercih edilmektedir. Bu durumda türbin ve göçmen kuş etkileşiminin olup olmadığı akla ilk gelen sorudur. Tarafımızdan 3 yıldan beri bölgede yürütülen çalışmaların son 2 yılı bu konular üzerine yoğunlaşmıştır. 2010 yılında herhangi bir olumsuz etkileşime rastlanamamıştır. Bu yıl içerisinde en önemli dönem ilkbahar göç dönemi olup halen gözlemlerimiz sürmektedir. Gözlemlerimiz sırasında tehlikeli yakınlaşmalar izlenmiş olsa da henüz üzücü bir durumla da karşılaşılmamıştır. Göç güzergahı üzerine yeni tesislerin kurulması planlanmaktadır. Yeni tesislerle birlikte artacak olan türbin sayısı nedeniyle tehlikeli yakınlaşmaların sıklığı da artacaktır. Hatta çarpışma olasılıkları da giderek artacaktır. Rüzgar türbinlerinin bölgede göçmen kuşlar için tehdit faktörü haline gelmesine izin 109 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org verilmemelidir. Daha önce izin verilmiş olanlarla ilgili olarak da inşaat öncesinde veya işletme sürecinde yapılacak ve en az 2 yılı kapsayan izleme çalışmalarının sonuçlarına göre izinlerin gözden geçirilmesi gerekebilecektir. Ayrıca türbin dizilimleri ve sayıları konusunda da oldukça özenli ve dikkatli olunmasında yarar görülmektedir. c) Amik Gölünün Kurutulması: Hatay’da göçmen kuşları etkileyen diğer bir unsur ise Amik Gölü’nün kurutulmuş olmasıdır. Amik gölü kurutulmadan önce Yüksek Yoğunluklu Göç Güzergahı su kuşları tarafından da kullanılmaktaydı. Su kuşları göçleri esnasında Amik gölünde dinlenmek ve beslenmek için konaklardı ve ardından Belen Geçidini kullanarak Anadolu’ya geçerlerdi (Heckenroth, 1968). Gölün 1950-60 yılları arasında kurutulması ile birlikte su kuşları güzergahlarını değiştirmiştir. Su kuşlarının bir bölümü Hatay’ın Akdeniz kıyıları boyunca Orta Yoğunluklu Göç Güzergahını kullanırken önemli bir kısmı da Akdeniz üzerinden Türkiye’ye geçiş yapmaya başlamıştır. Kış mevsiminin karlı, ilkbaharın da yağışlı geçtiği dönemlerde Amik gölünün yatağı tekrar su ile dolmaktadır. Hatta ovanın ortasına yapılmış olan Havaalanında, pistler ve apron civarında geçici sulak alanlar bile meydana gelmekte, su kuşları bu kesimlere rahatça gelip konaklayabilmektedir. Amik Gölü geçmişte bu kesimden geçiş yapan göçmen kuşların büyük bir kısmı tarafından beslenme ve dinlenme alanı olmuştur. Göçmen kuşlar Belen Geçidini aşmadan önce burada konaklamışlardır. Göl kurutulduktan sonra ise bölgede konaklamadan geçiş yapmaktadırlar. Gölün kurutulması göçmen tür ve birey sayısındaki azalmanın en önemli nedenleri arasındadır. Ancak görülmektedir ki, eski göl yatağı çok az miktarda su ile dolsa bile su kuşları derhal bölgeye gelebilmektedirler. KAYNAKLAR Arıkan, K. (2009); Hatay’ın Kuş Göçlerindeki Önemi, XV. Ulusal Biyoloji Öğrencileri Kongresi, Gaziantep BirdLife International (2004); Birds in Europaen Union, BirdLife International Berthold, P. (2001); Bird Migration, Oxford University Press, New York Kiziroğlu, İ. (2008); Türkiye Kuşları Kırmızı Listesi, Desen Matb., Ankara Kiziroğlu, İ. (2008); Türkiye Kuşları Cep Kitabı, Ankamat Matb., Ankara Mayr, E. and Meise, W. (1930); Theoritisches zur Geschichte des Vogelzuges. Vogelzug-1 Schüz, E. (1972); Grundriss der Vögezugskunde, Paul Parey Verlag, Berlin Schüz, E. and Weigold, H. (1931); Atlas des Vogelzugs nach den Beringungsergebnissen bei palaearktischen Vögeln. Friedlaender and Sohn, Berlin Turan, L. (2010); Rüzgar Türbinlerinin Kuşlar ve Yarasalar Üzerine Etkileri, http://www.beykus.com Turan, L.(2008); Rüzgar Santralleri ve Yaban Hayata Etkileri, Tabiat ve İnsan, Eylül,2008 110 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Flamingoların Beslenim Alanlarındaki Tahribatın Uzaktan Algılama Yöntemleri ile Değerlendirilmesi: Acıgöl (Denizli) Örneği 1 Muhittin KARAMAN, 1 Z. Damla UÇA AVCI, 2 Murat BUDAKOĞLU, 3 Suat TAŞDELEN, 1 1 Emre ÖZELKAN, 1 İbrahim PAPİLA İstanbul Teknik Üniversitesi, Uydu Haberleşmesi ve Uzaktan Algılama Merkezi, İSTANBUL 2 İstanbul Teknik Üniversitesi, Maden Fakültesi, Jeoloji Mühendisliği Bölümü, İSTANBUL 3 Pamukkale Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Jeoloji Mühendisliği Bölümü, DENİZLİ ÖZET İnsan hayatını kolaylaştıran sanayileşmenin, doğal yaşam alanlarındaki gelişimi, burada yaşamakta olan birçok canlının beslenim ve yaşam alanlarının yok olmasına neden olabilir. Beslenim alanları, buna bağlı olarak yaşam alanları küçülen canlıların popülasyonları azalmakta hatta değişikliğe uyum sağlayamayan farklı türler yok olmaktadır. Özellikle yaşam alanlarında meydana gelen değişikliğin kısa bir süre içinde meydana gelmesi canlıların yaşam şansını tamamen ortadan kaldırmaktadır. Yaşamlarını genellikle ekstrem ortamlarda sürdürebilen endemik canlılar bu durumdan daha fazla etkilenmektedir. Sulak alanlar birçok endemik canlı için doğal yaşam alanlarıdır. Sığ tuzlu bir göl olması nedeniyle flamingolar için uygun yaşam ve beslenim alanı olan Acıgöl flamingoların göç yolu üzerinde yer alır. Acıgöl’de gözlemlenen flamingo türü “phoenicopterus ruber”dir. Flamingolar için doğal yaşam alanı olan Acıgöl, aynı zamanda suyunun kimyasal özelliği nedeniyle Türkiye’nin en önemli sodyum sülfat üretim alanıdır. 1950’li yıllardan itibaren sodyum sülfat üretimine başlanan gölde, çözelti madenciliği faaliyeti göl içinde alansal olarak büyüyerek devam etmektedir. Göl havzasının güneyindeki kaynaklar, yüzey akışı ve gölün doğusundaki Kocaçay ile beslenen gölün gideri yoktur. İklim koşullarının yanı sıra nüfus artışına bağlı olarak gölü besleyen kaynakların içme ve tarımsal sulama amacıyla kullanılması, ayrıca göldeki çözelti madenciliği faaliyetleri gölde su seviyesinin düşmesine neden olmaktadır. Göl seviyesindeki ani değişimler buna bağlı göl alanının küçülmesi buraya uyum sağlamış canlıların doğal yaşam alanlarının tahrip olmasına neden olabilir. Bu çalışmada sığ sularda yengeç, karides ve artemia gibi eklem bacaklı hayvanlar ve yosunla beslenen flamingoların beslenim alanlarının zamansal değişimi incelenmiştir. Landsat5-TM uydu görüntüleri kullanılarak Düzenlenmiş Normalleştirilmiş Fark Su İndisi (MNDWI) ile göl alanında kuru ve yaş bölgelerin ayrımı yapılmış göl içinde sulu alanlar belirlenmiştir. Ayak uzunlukları 80-120 cm arasında değişen ve genelde sığ ortamlarda yürüyerek beslenen flamingolar için Acıgöl derinlik haritası kullanılarak göl içinde yürüyebildikleri alanlar çıkartılmıştır. Göl içinde flamingoların beslenim ve yaşam alanlarının zamansal ve alansal değişim analizi yapılmıştır. Beslenim alanındaki değişimin incelendiği dönemlerde, uydu görüntüleri üzerinden MNDWI indisi ile göl içindeki çözelti madenciliği faaliyetlerinin belirlenmesi amacıyla her dönem havuzların su durumu ve zamansal değişimi incelenmiş, üretimin yapıldığı havuzlar belirlenmiştir. Göl alanının buna bağlı olarak flamingoların beslenim alanının azaldığı dönemde gölden üretim havuzlarına su pompalandığı tespit edilmiştir. Bu çalışma, sığ ortamlarda beslenen flamingoların Acıgöl’de beslenim alanların küçülmesinde bölgedeki çözelti madenciliğinin de etkisinin olabileceğini göstermiştir. Sanayi faaliyetlerinin etkisinin miktarının tanımlanabilmesi için bölgede mutlaka detaylı hidrolojik su bütçesi çalışmaları yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Flamingo, Acıgöl, Sulak Alanlar, Sodyum Sülfat, Tuz Gölleri, Batimetri, Uzaktan Algılama ABSTRACT Industrial developments improve human life whereas it can destroy, pollute and decrease the available feeding and breeding area for animals. The decrease in existence and size of available living areas cause a fall in the affected species’ populations. Especially, the environmental changes occurring fast may disturb the adaptation process. Even it can cause extinction. The endemic species are much more affected by these kinds of environmental disruptions. Wetlands are habitats of many endemic species. Acıgöl Lake, being a saline shallow wetland, offers a suitable feeding and breeding area on the migration way of flamingos. The dominant flamingo species in Acıgöl basin is the “phoenicopterus ruber”. In addition to being an important environment for flamingos, Acıgöl Lake is also the main sodium sulfate production area in Turkey. In this region, water mining activities have been continuing since 1950s, with areal extension inside the lake. 111 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Beside the climate change conditions and the increase in use of the water for drinking and agricultural irrigation purposes, the water mining activity causes significant decrease in water level. This sudden lowering in water level and the related decrease in lake area may destroy the living things of regional ecology. Flamingos are fed in shallow waters of the lake by arthropodas such as crab, shrimp and artemia. In this study, Landsat 5-TM satellite images were used and the multi-temporal and areal change in feeding areas of the flamingos was examined. Dry and water covered areas were determined by using modified normalized difference water index (MNDWI). The length of flamingos’ legs change between 80 - 120 cm. As they usually feed by walking in shallow lake parts, the ‘feeding by wading’ and ‘feeding by swimming’ areas were examined by using lake depth map. Then, the analysis of spatial and temporal variation in flamingos’ feeding sites was performed. The water existence and status of salt ponds were analyzed for the same time period by using MNDW images in order to determine the production activity. It was observed that the decrease in flamingo feeding areas were relational with the water pumping activity from the lake to the ponds. It was concluded that, the decrease in the lake water level during salt production period may direct effects on flamingos’ feeding areas. To define the amount of industries’ effects, a detailed hydrological water budget has to be analyzed. Keywords: Flamingo, Lake Acogöl, Wetlands, Sodium Sulfate, Salt Lake, Bathymetry, Remote Sensing 1. GİRİŞ Sulak alanlarda iklim değişikliği nedeniyle meydana gelen değişimlerin yanı sıra sanayileşme ve tarımsal faaliyetlerden kaynaklanan etkiler, burada yaşayan canlıların yaşam alanlarını azaltmakta hatta yok etmektedir. Sığ tuzlu bir göl olması nedeniyle flamingolar için uygun yaşam ve beslenim alanı olan Acıgöl flamingoların göç yolu üzerinde yer alır. Yarar ve Magnin (1997) tarafından flamingoların Türkiye’deki üreme alanlarından biri olarak kabul edilen Acıgöl’de 1993 yılında 150 yuvadan oluşan koloni ile ürediği belirlenmiştir (Kahraman, 2007). Acıgöl’de 2001-2007 yılları arasında gözlemlenen kuş türü 178 olup, baskın tür flamingo “Greater Flamingo”, “phoenicopterus ruber”dir (Urhan vd., 2010) (Resim 1). Nesli tehlike altında olan Phoenicopterus Ruber, Türkiye’de düzenli olarak kışlayan canlı türlerindendir (Özesmi vd., 2008). Acıgöl’de 2003’te 105, 2004’te 356, 2005’te 200 birey, 2007’de 22 birey belirlenmiştir (Özesmi vd., 2008; Balkız, 2005). Acıgöl, 25 nolu Önemli Kuş Alanı (ÖKA), AKD021 nolu Önemli Doğa Alanı (ÖDA), 61 nolu Önemli Bitki Alanı (ÖBA)’dır (Kahraman, 2007). Resim 1. Acıgöl'de “Greater Flamingo” türü (URL-4,2011) Resim 2. Acıgöl’de sığ ortamda beslenen flamingolar (URL-5,2011) Flamingolar, kalabalık guruplar halinde yaşamakta ve yeryüzünde oldukça az sayıdaki ekstrem ortamlarda üreyebilmektedir. Flamingoların yaşam alanları olan tuzcul suların su seviyesi değişimleri, flamingoların düzenli üremelerinin önündeki en önemli sorundur (Birdlife International, 2004; Özesmi vd. 2008; Nager vd., 1996). 112 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org İnsanlar tarafından doğal yaşam alanlarında meydana gelen değişiklikler üreme ve beslenim alanlarını olumsuz etkiler. Özellikle yaşam alanlarında, uçakların alçak uçuşları, su seviyesi değişimlerine bağlı olarak kıyı ortamların çölleşmesi ve madencilik faaliyetleri önemli etmenlerdendir (URL-2, 2011). Acıgöl’de göl ortamının yanı sıra, tuz üretim havuzları flamingolar için gerekli besin ortamlarını sağlamaktadır. Kılıç ve Eken (2004) tarafından bölgede yapılan çalışmalarda, yaşam alanlarında meydana gelen azalmalar nedeniyle popülasyonun tehlike altında olduğu belirtilmiştir. Urhan vd. (2004), flamingoların yaşam alanları ile ilgili olarak Acıgöl’de en belirgin problemlerin kontrolsüz tuz üretimi, tuz işletmelerinin ve çevredeki yerleşimlerin atıkları, tarımsal sulama faaliyetleri ve göle yakın hava alanının olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmada Ege bölgesinde flamingoların uğrak yeri olan Acıgöl’de flamingoların yaşam ve beslenim alanlarında meydana gelen değişimlerin uzaktan algılama yöntemi ile değerlendirmesi yapılmıştır. Bölge ile ilgili olarak araştırmacılar tarafından olumsuz etkiler içinde belirtilen tuz üretim faaliyetlerinin, flamingoların yaşam alanlarına etkisi incelenmiştir. Flamingoların beslenim özellikleri göz önüne alınarak göl havzasında sulu bölgelerin alansal ve zamansal analizi yapılmıştır. Ayrıca sulu alanlar içinde flamingoların beslenim şekillerine bağlı olarak göl içinde yürüyebilecekleri ve yüzebilecekleri alanlar belirlenmiş ve bu alanlar zamansal değişimi incelenmiştir. Göl alanındaki değişimlere paralel olarak tuz üretim havuzlarındaki faaliyetler karşılaştırılmış ve etkileri değerlendirilmiştir. 1.1. Çalışma Alanı Acıgöl 37°55'27.98"-37°45'7.41" kuzey enlemleri ve 30° 0'17.24"-29°41'11.72" boylamları arasında yer alır. Acıgöl Ege bölgesinde Denizli ile Afyon illerinin kesişimini oluşturmaktadır (Resim 3). Resim 3. Çalışma alanı (Acıgöl-Denizli) Sürekli bir göl olan Acıgöl Na-Cl-SO4 içeriğine sahip tuzlu bir göldür (Mutlu vd., 1999). Türkiye’deki en önemli sodium sülfat üretim alanı olup, ülke ihtiyacının %85’ini karşılamaktadır (Gündoğan vd., 1995). 1953 yılından itibaren sodyum sülfat üretimine başlanan gölde (URL-1, 2011), çözelti madenciliği faaliyeti göl içinde alansal olarak büyüyerek devam etmektedir (Karaman vd., 2011A). Acıgöl havzasında tuz üretimi, göl içinde yapay olarak açılmış olan üretim havuzlarında doğal yollarla ve havzadaki fabrikada teknolojik yöntemlerle üretilmektedir (Gündoğan vd., 1995; Karaman 113 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org vd., 2011-A). 2010 yılı itibariyle göl alanı içinde tuz üretimi için açılan yapay havuzlar 33,4 km 2’lik bir alana sahiptir. Gölde sodyum sülfat üretiminin yanında 2004 yılından itibaren sanayi ve gıda tuzu üretimi de yapılmaktadır (Karaman vd., 2011-A). Tüm firmaların üretim miktarları toplandığında gölden yılda yaklaşık 600.000 ton mamul üretilmektedir (Karaman vd., 2011-A). 1.2. Kullanılan Veriler 1.2.1 Uydu Görüntüleri Yağışlı ve kurak dönemde göl alanındaki değişimin belirlenmesi amacıyla, (Biri İTÜ-BAP) USGS’ten sağlanan üç adet 30 m çözünürlüklü Landsat5-TM verisi kullanılmıştır. 28.05.2010, 16.08.2010 ve 01.09.2010 tarihinde alınan görüntülerin Landsat grid sistemine göre konumu 179/34’tür. 1 Eylül 2010 görüntüsü %19.98 bulutlu, diğer görüntüler bulutsuzdur.Göl alanının zamansal ve alansal değişimin değerlendirilmesi için Ağustos ve Eylül görüntüleri, temel alınan Mayıs görüntüsüne göre yeniden konumlandırılmıştır (image-to-image coregistration). Birinci dereceden polinom dönüşümüyle yapılan geometrik düzeltmede maksimum karesel ortalama hata (RMS) 0.375726 piksel ve 11.3 m olarak belirlenmiştir. Ağustos ve Eylül görüntüleri en yakın komşuluk yöntemi ile yeniden örneklendirilmiştir. 1.2.2 Batimetri Haritası Acıgöl’de flamingoların yürüyerek ve yüzerek beslendiği alanların belirlenmesi için altlık olarak Tasdelen vd. (2010) tarafından hazırlanan batimetri haritası kullanılmıştır (Resim 4). 2. YÖNTEM 2.1 Su Kaplı Alanların Belirlenmesi ve Hesaplanması Acıgöl'de Landsat görüntülerinin görünür yeşil (Green) ve orta kızıl ötesi bölgesi kullanılarak (MIR) Denklem 1’de verilen Düzenlenmiş Normalleştirilmiş Fark Su İndisi (MNDWI) (Xu, 2006) ile üç farklı dönem için göl alanı su indisi görüntüsü elde edilmiştir. MNDWI = (GREEN - MIR / GREEN + MIR) (1) MNDWI = (p0.56- p1.65) / (p0.56+p1.65) (p:Dalga Boyu) Su indisi görüntüsü su, su olmayan (toprak bitki) olarak sınıflandırılmış, sulu alanlarının maskelenmesiyle gölün alansal dağılımı belirlenmiştir (Tablo A). Tablo A. Su indisi sınıflaması (Xu,2006) Değer MNDWI > 0 MNDWI <= 0 Tipi Su Toprak, Bitki Düzenlenmiş Normalleştirilmiş Fark Su İndisi (MNDWI) ile elde edilen indis görüntüsünden, sulu alanlara karşılık gelen (W MNDWI >0) indis değerine sahip noktaların belirlenmesi için görüntü üzerinde maskeleme işlemi yapılmıştır. Göl alanı dışında var olan su birikintilerinin göl kıyı çizgisi içinde yer almaması için göl çevresini kapsayan ilgili alan (Region of Interest) tanımlanmıştır. Düzenlenmiş Normalleştirilmiş Fark Su İndisi (MNDWI) görüntüsüne göl çevresi ilgili alanı içinde kalan ve su indisi 0 (sıfır)’dan büyük noktaları görüntüleyen maske uygulanmıştır. 114 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org 28.05.2010, 16.08.2010 ve 01.09.2010 tarihli Landsat5-TM görüntülerinde MNDWI su indisi kullanılarak her bir dönemde su kaplı alanlar belirlenmiştir (Resim 5-6). Görüntü maskeleme ile belirlenen göl alanının kıyı çizgisi çıkartımı için raster veriden vektör veriye dönüşüm yapılmıştır (Resim 7). Resim 4. Batimetri haritası (Tasdelen vd., 2010) Resim 5. Su kaplı alanlar ve üretim havuzlarının durumu (Landsat5-TM RGB:532, 28.05.2010) Resim 6. Su kaplı alanların alansal ve zamansal değişimi Resim 7. Kıyı çizgisinin zamansal değişimi Su ile kaplı göl alanının belirlenmesi için kıyı çizgisi vektör verilerinden yararlanılmıştır. Her bir dönem için kıyı çizgisi vektör verisi kullanılarak, göl alanı hesaplanmıştır (Tablo B). 2.2. Flamingoların Beslenim Alanlarının Belirlenmesi Flamingoların beslenim alanlarının belirlenmesi ArcGIS 9.3 CBS yazılımı ile yapılmıştır. Acıgöl batimetri haritası münhani verileri kullanılarak her bir dönemde gölün seviyesine göre flamingoların yürüyerek ve yüzerek beslenebilecekleri alanlar belirlenmiştir. Resim 8. Flamingoların derinliğe bağlı beslenme şekilleri 115 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Flamingoların göl içinde yürüyebilecekleri maksimum derinliği belirlemek için ayak uzunluk değerleri kullanılmıştır. Genel olarak flamingoların ayak uzunlukları 80-120cm olduğundan göl içinde yürüyerek ulaşabilecekleri maksimum derinlik 80cm alınmıştır (Resim 8). Göl alanı içinde her bir dönem için 80cm derinlik münhani filtreleme ile belirlenmiş ve kapalı poligon olarak tanımlanmıştır. İlgili kıyı çizgisi vektör verisi, bu veriye göre kesilerek, her bir dönemde su kaplı alan, flamingoların su içinde yürüyebilecekleri ve yüzdükleri alanlar olarak haritalandırılmıştır (Resim 9). Göl içinde her bir dönemdeki su seviyesinden 80 cm daha derin yerler flamingoların yüzdüğü yerler olarak nitelendirilmiştir (Resim 10). Resim 4. Yürüyerek beslenme alanının zamansal değişimi (Derinlik < 80 cm) Resim 5. Yüzerek beslenme alanının cm) zamansal değişimi (Derinlik >= 80) 2.3. Beslenim Alanlarının Zamansal ve Alansal Analizi 28 Mayıs 2010 tarihindeki Landsat5-TM görüntüsünden üretilen kıyı çizgisi, su alanı ve flamingoların beslenim alanlarındaki değişimin incelenmesinde referans veri olarak alınmıştır. Her bir dönemdeki değişim 28 Mayıs verisi ile karşılaştırılmıştır. Mayıs-Eylül döneminde (kurak hidrolojik dönem) gölün derin bölgesi gölün ortasında ve alanı ortalama 21.16 km2’dir. Kurak dönemde gölün su kaplı alanı yaklaşık 51km 2, derin kısmı 5.8 km 2 azalmaktadır. Kurak dönem sonunda sadece gölün ortasında su kalmakta ve göl %61.4 oranında küçülmektedir (Tablo B). Flamingoların yürüyerek beslendikleri alan 59,158 km 2’den 14,005 km 2’ye, yüzerek beslendikleri alan 23.762 km 2’den 17.995 km 2’ye küçülmüştür. Tablo B. Mayıs-Eylül dönemine ait alansal veriler Su Kaplı Alan Yürüyerek Beslenme Alanı Tarih (km 2) (km 2) 28.05.2010 82,920 59,158 16.08.2010 38,956 18,183 01.09.2010 32,000 14,005 Yüzerek Beslenme Alanı (km 2) 23,762 20,773 17,995 2.4. Tuz Üretim Havuzlarındaki Faaliyetlerin Beslenim Alanına Etkisi Acıgöl içinde tuz üretiminin (Sodyum Sülfat-Sodyum Klorür) gerçekleştirildiği üretim havuzlarının Landsat5-TM görüntülerinden yaklaşık belirlenen alanı 33.4 km² ’dir (Karaman vd., 2011-A). İncelenen dönemler süresince göldeki küçülmede üretim havuzlarının etkisinin belirlenmesi için Düzenlenmiş Normalleştirilmiş Fark Su İndisi (MNDWI) görüntülerinin zamansal analizi yapılmıştır. Bu amaçla farklı dönem indis görüntüleri kullanılarak renkli (RGB) görüntü elde edilmiştir. Çalışmada Kırmızı: 28 Mayıs 2010, Yeşil: 16 Ağustos 2010 ve Mavi: 01 Eylül 2010 kombinasyonu kullanılmıştır (Resim 11). 116 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Elde edilen renkli su indisi görüntüsü uydu verilerinin alındığı tarihlerdeki su mevcudiyeti konusunda bilgi etmek üzere kullanılmıştır. Kırmızı bölgeler 28 Mayıs’ta su olup diğer dönemlerde su olmayan, sarı renkli bölgeler 28 Mayıs ve 16 Ağustos’ta sulu olan kısımlar, beyaz renkli bölgeler her dönemde su olan alanlardır. Koyu renkli bölgeler susuz alanlardır. Göl alanı su indisi renkli görüntüsünde her bir bölgenin karşılığı Tablo C’de belirtilmiştir. Göl ortasında görülen sarı renkli alanlar Eylül ayı görüntüsündeki bulutlu alanlardan kaynaklanmaktadır. Havuzlarda meydana gelen alansal su değişiminin belirlenmesi sonucunda incelenen dönem içinde havuzların 6.358 km 2’lik kısmında değişimin meydana geldiği belirlenmiştir (Resim 12) (Yeşil Bölgeler). Ancak 16 Ağustos’tan itibaren (3.83 km 2 cyan ve 0.681 km 2 pembe) 4.513 km 2’lik bir alana gölden su pompalanması söz konusudur (Resim 11). Üretim havuzlarının derinlikleri değişmekle 3 birlikte ortalama 1.5 m alındığında gölden pompalanan su miktarı 6.77 milyon m ’tür. Havuzlara pompalanan su miktarı ile doğru orantılı olarak göl alanı küçülmektedir (Grafik 1). Resim 6. RGB MNDWI görüntüsü (RGB: 28.05.2010, 16.08.2010, 01.09.2010) Resim 7. İnceleme döneminde değişimin belirlendiği havuzlar Tablo C. RGB görüntüsünde renkler ve su mevcudiyeti karşılıkları Kırmızı Yeşil Mavi Beyaz Sarı Pembe Cyan Siyah R 28 Mayıs ü ü ü ü - G 16 Ağustos ü ü ü ü - B 1 Eylül ü ü ü ü - 40 Gölde Alansal Küçülme km2 Kanal Renk 35 y = 17,884x - 1E+07 R² = 0,7057 30 25 20 15 10 5 - 1 2 3 Havuzlara pompalanan su Milyon m3 Milyonlar Grafik 1. Havuzlara pompalanan suyun göl alanı üzerindeki etkisi 2.5. Meteorolojik Parametrelerin Göl Alanına Etkisi Acıgöl’ün uzun yıllar yağış, sıcaklık verileri (1965-2010) DMİ Çardak istasyonu verilerine göre değerlendirilmiştir. Uzun yıllar verilerine göre yıllık toplam yağış 384.64mm, ortalama sıcaklık 13.390C’dir. Thornthwait yöntemine göre yıllık gerçek buharlaşma 372.01 mm, potansiyel buharlaşma 831.37mm olarak hesaplanmıştır (Grafik 2). 117 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org mm200 30 0C Yağış ETP 20 Sıcaklık Ort. Buharlaşma Potansiyel Buharlaşma 25 150 Sıcaklık mm 150 Yağış Ort. Buharlaşma Gerçek2 km 100 80 100 15 100 60 10 50 50 0 0 40 5 20 0 0 2 4 6 8 10 12 Grafik 2. Uzun yıllar aylık toplam yağış, buharlaşma ve ortalama sıcaklık (19652010) 0 4 5 6 7 8 9 10 Grafik 3. Su alanı ile sıcaklık, potansiyel buharlaşma, ortalama sıcaklık, toplam yağış ve gerçek buharlaşma arasındaki ilişki Göl alanının küçülmesi yağışlar ve gerçek buharlaşma ile doğrudan ilişkilidir. Bölgede yağışların azalmasıyla birlikte göl alanı küçülmektedir. Sıcaklığın artması yağışlara nazaran daha az oranda göl seviyesine olumsuz etki etmekte ve gölün yüzeyindeki potansiyel buharlaşmayı arttırmaktadır. Gölde su yüzeyi arttıkça gerçek buharlaşma artmaktadır (Grafik 3,4,5,6). Grafik 4. Gerçek buharlaşma ile toplam su alanı ara-sındaki korelasyon Grafik 5. Aylık toplam yağış ile toplam su alanı arasındaki korelasyon Grafik 6. Aylık ortalama sıcaklık ile su alanı arasındaki ilişki 3. SONUÇLAR Göl içinde flamingoların beslenim ve yaşam alanlarının zamansal ve alansal değişim analizi yapılmıştır. Çalışmanın yapıldığı dönemlerde, göl içindeki çözelti madenciliği faaliyetlerinin sürdürüldüğü ve üretimin yapıldığı havuzlar belirlenmiştir. Göl alanının buna bağlı olarak flamingoların beslenim alanının azaldığı dönemde gölden üretim havuzlarına su pompalandığı tespit edilmiştir. Gölden su çekilmesi göl alanını küçültmekle birlikte, Acıgöl’de flamingolar içinde besin alanları sağlayan havuzlarda üretim nedeniyle artemia salina ölümleri gözlenmekte, besin kaynaklarında azalmalar görülmektedir. Acıgöl Mayıs-Eylül 2010 döneminde gölde su kaplı alan %61,4 küçülmüştür. Flamingoların yürüyerek beslendikleri alan 59,158 km 2’den 14,005 km 2’ye, yüzerek beslendikleri alan 23.762 2 2 2 km ’den 17.995 km ’ye küçülmüştür. Aynı dönemde üretim havuzlarının 6.358 km ’lik kısmında üretim nedeniyle değişiklik gözlenmiş, 4.513 km2’lik kısmına gölden su pompalanmıştır. Yaklaşık 2 pompalanan su miktarı 6.77 milyon m3’tür. Toplam alanı 33,4 km olan havuzların derinlikleri ortalama 1.5m olarak alındığında üretim amacıyla havuzları doldurmak için gölden 50,1 milyon m 3 su pompalanması söz konusudur. Sığ ortamlarda beslenen flamingoların Acıgöl’de beslenim alanlarının değişiminin incelendiği bu 118 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org çalışmada, gölün küçülmesinde bölgedeki çözelti madenciliğinin de etkisinin olduğu belirlenmiştir. Çözelti madenciliği faaliyetlerinin etki miktarının tanımlanabilmesi, göl bütçesine göre dengesiz su çekiminin yapılıp yapılmadığının belirlenmesi için bölgede mutlaka detaylı hidrolojik su bütçesi çalışmaları yapılmalıdır. 4. TEŞEKKÜR Yazarlar, Landsat5-TM görüntülerinden dolayı (USGS) Amerikan Jeolojik Araştırmalar Merkezi’ne, Çevre Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’ne, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Pamukkale Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri’ne desteklerinden ötürü teşekkür eder. 5. KAYNAKLAR Balkız, Ö., 2005, Türkiye Flamingo (Phoenicopterus roseus) Kış Gözlem Raporu, Doğa Derneği Yayınları, Ankara, Türkiye. Balkız, Ö., Özesmi, U., Pradel, R., Germain, C.,Sıkı, M., Amat, J.A., Rendon- Martos, M., Baccetti, N., Bechet, A., 2009, An update of the status of the Greater Flamingo Phoenicopterus roseus in Turkey, Flamingo, Special Publication-1 Birdlife International, 2004, Birds in Europa: population estimates, trends and conservation status, BirdLife conservation series, no:12, BirdLife International, Cambridge,Pp:374 Gündoğan, İ. , Mordoğan, C. , Helvacı, C.,1995, Türkiye’deki Acı Göllerden Sodyum Sülfat Üretimi, Endüstriyel Hammadeler Sempozyumu, Köse ve Kızıl (eds),21-22 Nisan 1995, İzmir Karaman M., Uça Avcı, Z.D., Özelkan, E., Budakoğlu, M., 2011,A, Çözelti Madenciliği Faaliyet Alanlarının Zamansal Değişiminin Uzaktan Algılama Yöntemleri ile Değerlendirilmesi: Acıgöl(Denizli) Örneği,4.Madencilik ve Çevre Sempozyumu, 2-3 Haziran 2011, İzmir Karaman, M., 2011,B, Acıgöl (denizli) kıyısındaki güncel mikrobial matris oluşumunun moleküler organik jeokimyasının incelenmesi ve acıgöl havzasının hidrojeokimyasal özelliklerinin uzaktan algılama yöntemleri ile değerlendirilmesi, Doktora Tezi Raporu, Pamukkale Üniversitesi, Denizli Karaman, M., Uça Avcı, Z.D., Budakoğlu, M., Taşdelen,S., 2010, Sodyum sülfat üretimi yapılan Acıgöl (Denizli)’de sülfat iyon dağılımının nesne tabanlı sınıflandırma yöntemi ile belirlenmesi, 2. Jeolojik Uzaktan Algılama Sempozyumu, MTA, Ankara Kahraman, D., 2007, Acıgöl'deki kuş türlerinin tespiti, sayılarının belirlenmesi ve korunması, Yüksek Lisans Tezi, Pamukkale Üniversitesi,Denizli,104s. Kılıç,D.T., Eken, G., 2004, Türkiye’nin önemli kuş alanları-2004 Güncellemesi, Doğa Derneği, Ank., Turkey ,Pp:232 Mutlu, H. , Kadir, S. ve Akbulut, A., 1999, Mineralogy and water chemistry af the Lake Acıgöl (Denizli), Turkey: Carbonates and Evaporates, vol. 14, no. 2, 91-99. Nager, R.G., Johnson A.R.,Boy V., Rendon- Martos, M., Calderon, J., Cezilly, F., 1996, Temporal and spatial variation in dispersal of Greater Flamingo (phoenicopterus ruber roseus), Oecologia, 107,204,211 Ogilve, M. A. O. C. ,1986, Flamingos. Great Britain, Alan Sutton Publishing Limited. Özesmi, U., Sıkı, M., Balkız, Ö., 2008, Flamingoların (Phoenicopterus Ruber) Akdeniz Metapopülasyonlarının Medellenmesi, Tubitak 103Y182 Proje Raporu,Ankara Tasdelen, S., Budakoglu, M., Kumral, M., Karaman, M., Karabel, B., 2010, Dissolved Sulfate Budget of a Hypersaline Lake; Acıgöl, SW Anatolia Turkey, SEG 2010 Conference Proceeding Book, October 2-5 2010, Keystone, Colorado, USA. Urhan, R., Kahraman, D., Aslan, A., 2010, Bir Tuz Gölü örneği olarak Acıgöl(Denizli)’ün kuş varlığı, problemleri ve koruma öncelikleri, 20.Ulusal Biyoloji Kongresi,21-25 Haziran, Denizli,Türkiye Xu, H., 2006, Modification of normalized difference water index (NDWI) to enhance open water features in remote sensed imagery, International Journal of Remote Sensing, 27:14, 3025-3033. Yarar, M., Magnin, G., 1997, Türkiye’nin Önemli Kuş Alanları, Doğal Hayatı Koruma Derneği, İstanbul, Türkiye, 313 s, 89-91. URL-1, 2011, Animals, Flamingos, Seaworld: http://www.seaworld.org/infobooks/Flamingos/fadapt. html URL-2, 2011, Animals, Flamingos, SeaWorld: http://www.seaworld.org/infobooks/Flamingos/fdeath. html URL-3, 2011, Animals, Flamingos, SeaWorld: http://www.seaworld.org/animal-info/info-books/flamingo/ physical-characteristics.htm URL-4,2011, Yakader: http://www.yakader.org/mynet_resimlerim/flamingo_1.jpg URL-5, 2011, Dazkırı İlçe Kaymakamlığı: http://www.dazkiri.gov.tr/kustur23.jpg URL-ALKİM-1,2011: http://www.alkim.com/tr/kurumsal/tarihce.aspx URL-ALKİM-2,2011: http://www.alkim.com/tr/uretim/koralkim.aspx URL-SODAŞ,2011: http://www.sodas.com.tr/content3.asp?m1=1&m2=1&m3=1 119 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org URL-31KİMYA, 2011: http://www.otuzbirkimya.com/profil.htm 120 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Van İli Sulak Alan Biyoçeşitliliği 1 Atilla DURMUŞ, 1 Özdemir ADIZEL, 1 Yusuf UZUN, 1 Fevzi ÖZGÖKÇE, 1 M. KEMAL KOÇAK, 1 Ahmet Ömer KOÇAK, 1 Kenan DEMİREL, 1 Lütfi BEHÇET, 2 Murat ÜNAL, 2 Ali KELEŞ 1 2 Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Fen Fakültesi, Biyoloji Bölümü 65080 Kampüs - VAN Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Biyoloji Eğitimi Anabilim Dalı 65080 Kampüs - VAN ÖZET Van Gölü Havzasında uzun yıllardır floristik ve faunistik çalışmalar devam etmektedir. Yapılan bu çalışmada Van ili sulak alanlarından; Erçek Gölü,Akgöl, Hasantimur gölü, Ceğen gölü, Sarımehmet Gölü, Karasu ve Bendimahi Deltaları ile Akköprü ve Özalp çayları ve civarında bulunan Ornitolojik (kuş), Botanik (bitki), Entomolojik (böcek) ve Mikolojik ( makro mantar), tür çeşitliliği araştırılmıştır. Van ili Sulak alanlarında 25 familyaya ait 110 kuş türü tespit edilmiştir. Sulak alanlardan direkt veya dolaylı olarak yararlanan böceklerden Hemiptera takımına ait 6 tür, Odonata takımına ait 24 tür, Orthoptera takımına ait 2 tür, Diptera takımına ait 43 tür ve Coleoptera takımına ait 25 tür tespit edilmiştir, Sucul vejetasyon sulak alanlarda ve sulak alanlara katkı sağlayan derelerin içi ve kenarlarındaki gelişmiştir. Sulak alanların su içi vejetasyonunda 85 takson, hidrofit ve higrofit olarak 17 takson tespit edilmiştir. Sulak alan kenarlarındaki çayırlık alanlarda ise 10 familyaya ait 32 mantar türü tespit edilmiştir. Van ili Sulak alan biyoçeşitliliğinin tespiti çalışması devam etmektedir. Alandaki tüm sulak alanlar ve etrafının envanteri çıkarıldığında yukarıda verilen tür sayılarının artacağı muhakkaktır. Anahtar kelimeler: Biyolojik çeşitlilik, sulak alan, kuş, Böcek, makromantar, botanik, Van, Türkiye ABSTRACT The Floristic and faunistic studies in Van Lake Basin have been carried out for a long time. In the present study, Ornithological, Botanical, Entomologicaland Mycological (macrofungi) biodiversity in wetlands of van province;Erçek Lake and surrounding, Akgöl, Hasantimur Lake, Ceğen Lake, Sarımehmet Lake, Karasu,and Bendimahi Deltas and Akköprü and Özalp streams were investigated. In the Study field 110 birds species belonging to 25 families were determined. At same time 6 species in Hemiptera, 24 species in Odonata 2 species in Orthoptera, 43 species in Diptera and 25 species in Coleoptera ordos which are directly or indirectly benefited were determined. Aquatic vegetation are developed in wetlands and inside and border of streams supporting the wetlands. 85 taxa were determined aquatic area in wetland of study area and 17 taxa were determined as hydrophyte and hygrophyte. 32 macrofungi belonging to 10 families were determined in meadow on the border of aquatic area. The biodiversity investigations in aquatic area of Lake Van Basin have been stil continued. We hope that the number of the taxa indicated above will be increased when all the wetlands Lake Van Basin and Surrounding are investigated. Key words: Biodiversity, Wetland, birds, insect, macrofungi, Botany,Van Turkey 1. GİRİŞ Dünyanın oluşumundan günümüze kadar ki olan süreçte, canlılarla içinde yaşadıkları fiziksel ortamlar arasında çok yönlü ilişki ve etkileşim ağı kurulmuş bunun sonucunda yaşamlarını devam ettirilebilmişlerdir. Bu yaşam ortamları "ekosistem" olarak nitelenmektedir. Bir karınca yuvası ve çevresi, orman, çayır, göl, deniz gibi yaşam alanları, tipik ekosistem örnekleridir. Dünya üzerindeki ekosistemler, ekonomik, ekolojik ve sosyolojik bakımdan son derece önemli işlevlere ve yararlara sahiptirler. Ekosistemin kendinden beklenen yararları sağlayabilmesi, işlevlerini devam ettirebilmesi için, bunlardaki canlı türlerin, içinde bulundukları ortamla birlikte korunmaları gerekir. Bir alanı korumak için çok ciddi bilimsel, etik, kültürel ve estetik nedenler vardır (Çepel 2003). Türkiye biyolojik çeşitlilik açısından küçük bir kıta özelliği göstermektedir. Anadolu, kendi başına 121 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org ayrı bir kıta olmamakla birlikte, bir kıtanın sahip olabileceği tüm ekosistem ve habitat özelliklerine tek başına sahiptir. Bunun nedenlerini şöyle sıralayabiliriz; üç farklı biyoiklim tipinin görülmesi, bünyesinde Avrupa-Sibirya, Akdeniz ve İran-Turan olmak üzere üç Biyocoğrafik Bölge (BCB) bulundurması, Batı Palearktikteki önemli göç yollarının üzerinden geçmesi (Kuzeydoğu-Güney Göç Rotası) ayrıca sahip olduğu topoğrafik, jeolojik, jeomorfolojik ve toprak çeşitlilikleri, deniz, göl, akarsu, tatlı, tuzlu ve sodalı göller gibi değişik sulak alan tiplerinin varlığı, 0-5.000 metreler arasında değişen yükselti farklılıkları, derin kanyonlara ve çok farklı ekosistem tiplerine sahip olması, Avrupa ülkelerine göre buzul döneminden daha az etkilenmesi, kuzey Anadolu’yu güney Anadolu’ya bağlayan Anadolu Diyagonalinin varlığı ve buna bağlı olarak oluşan ekolojik ve floristik farklılıklar ile üç kıtanın birleşme noktasında yer alması sayılabilir. Özetle, Türkiye tarım, orman, dağ, step, sulak alan, kıyı ve deniz ekosistemlerine ve bu ekosistemlerin farklı formlarına ve farklı kombinasyonlarına sahiptir. Biyolojik çeşitlilik bakımından Avrupa ve Ortadoğu’nun en zengin ülkelerinden olan Türkiye, biyolojik çeşitliliğinin zenginliği bakımından tüm kıta ülkeleri arasında 9. sıradadır (Çepel, 2003). Türkiye’nin 7 coğrafi bölgesinin her biri ayrı iklim, flora ve fauna özellikleri gösterir. Doğu Anadolu Bölgesi’nde ormanların az olması sulak alanlara çok önemli görevler yüklemektedir. Bu alanlar, canlılar açısından hem orman hem de sulak alan fonksiyonlarının çoğunu yerine getirirler. Bu havzadaki sulak alanlar canlılara gerek beslenme gerekse üreme yönlerinden en büyük desteği sağlarlar (Adızel ve ark., 2004; Durmuş ve Adızel, 2010). Sulak alanlar başta kuşlar olmak üzere bitki, balık, böcek ve diğer birçok canlı türünün yaşama alanlarını oluşturmaktadır. Ayrıca bu tip alanlar yöredeki su akışını da düzenlemektedir. Sulak alanların kurutulması ve yaşama alanlarının değiştirilmesi bu alanlara uyum sağlamış türlerin yok olmasına neden olmaktadır. Bu tip alanlara örnek olarak Amik gölünün kurutulması ve gölde yaşayan Yılanboyun (Anhinga rufa) kuş türünün neslinin doğada tükenmesine Samsun’da Kızılırmak Deltası ve Ladik Gölü çevresi verilebilir. Bu yörelerimiz kuş türleri bakımından son derece zengin bir çeşitliliğe sahiptir. Ingiltere’de Lycaena dispar (Lycaenidae) kelebeğinin bu tip sulak alanların kurutulması sonucu yok olduğu bilinmektedir. Bu çalışma ile Van il sınırları içindeki sulak alanlarda bulunan vejetasyon yapısı, sucul böcek faunası, kuş faunası ve alan sulak alanların bulunduğu çayırlık bölgeler de doğal olarak yetişen yenen, yenmeyen ve zehirli makrofunguslar tespit edilerek, Doğu Anadolu Bölgesi ve ülkemiz fauna ve flara bioçeşitliliğinin tespiti ve zenginleştirilmesine katkı sağlanması amaçlanmıştır. 2. MATERYAL VE YÖNTEM Bu araştırmanın materyali Van il sınırları içerisinde bulunan sulak alanlardaki biyolojik varlıklardır. Van il toprakları 19.069 km'dir. Bu Türkiye topraklarının % 2,5'ni oluşturur. Van kuzeyde Ağrı ili'nin Doğubeyazıt, Diyadin, Hamur ilçeleri; batıdan Van Gölü ile Ağrı ili'nin Patnos; Bitlis ili'nin Adilcevaz, Tatvan ve Hizan ilçeleri, Güneyden Siirt ili'nin Pervari ilçesi, Şırnak ili'nin Beytüşşebap ilçesi ile, Hakkari ili'nin Yüksekova ilçesi ile sınırlıdır. İlin doğusunda ise İran yer alır (Şekil 1). 122 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Şekil 1. Van ili fiziki haritası ve akarsular haritası Floristik araştırmalar genelde vejetasyon döneminin başından itibaren sonuna kadar, belirli periyotlar ile inceleme alanına gidilerek ve bitki örnekleri toplanıp fotoğraflanarak yapılmaktadır. Toplanan bu bitki örnekleri lokaliteleriyle birlikte gerekli diğer arazi kayıtları yazılarak numaralandıktan sonra herbaryum tekniğine uygun olarak preslenip kurutulmaktadır. Bu örneklerin teşhisinde temel kaynak olarak “Flora of Turkey and the East Aegean Islands” (Davis, 1965-1985; Davis ve ark., 1988; Güner ve ark., 2000) adlı eserden yararlanılmaktadır. Türkiye Florası’nın yetersiz kaldığı durumlarda Flora Iranica (Rechinger, 1965- 1977), Flora of Iran (Ghahreman, 1985- 2005), Flora Europaea (Tutin ve Heywood, 1964-1981), Flora of Iraq (Towsend ve Guest 1966-1985), Flora Palaestina (Zohary, 1966-1986), Flora of USSR (Komarov ve Shishkin, 1933-1964) gibi flora kitaplarından da yararlanılmaktadır. Van ili ve çevresi için başta VANF herbaryumu olmak üzere, GAZİ, ANK, HUB, İSTE herbaryumlarından, I. C. Hedge ve A.A. Maassoumi gibi uluslar arası çapta belli bitki grupları hakkında uzman çeşitli araştırmacılardan da faydalanılmaktadır. Böcek faunasının tespiti çalışmaları, gece ve gündüz olmak üzere iki ayrı programı gerektirir. Zira Lepidoptera (Pulkanatlılar) takımına ait türler, nadir ve az bulunan bazı böcekler ve mikro böcek grupların büyük bir kısmı gece aktiftir. Türlerin uçuş dönemlerinin bir birinden farklı olması, gece aktif türlerinin toplanması, çalışılması ve bu bilgilerin değerlendirilmesi için ışık tuzakları başta olmak üzere atrap ve germe tahtaları kullanılmaktadır. Doğal habitatlarında fotoğrafları çekilen makrofungus örnekleriyle ilgili morfolojik, ekolojik ve etnomikolojik bilgiler arazi defterine kaydedilmiştir. Araziden laboratuara taşınan mantar örneklerine gerekli mikolojik teknikler uygulanarak spor baskıları ve mikroskobik verileri elde edilmiştir. Mantar örnekleri oda sıcaklığında hava sirkülâsyonu yardımıyla kurutularak etiketli polietilen poşetlere konulduktan sonra iç ve dış parazitlerden korunmak amacıyla derin dondurucuda – 20 ºC’ de 48 saat bekletilerek fungaryum materyali haline getirilmiştir. Kendi doğal ortamlarında fotoğrafları alınamayan örnekler fungaryumda karton üzerinde konularak renkli fotoğrafları çekilmiştir. Makroskobik incelemelerde NaOH, KOH, anilin mavisi ve nitrik asit; mikroskobik incelemelerde ise melzer ayıracı, anilin mavisi, NH4, OH, KOH ve sülfürik asit kullanılmıştır. 123 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Kuşların tespiti çalışmasında sulak alanlarda düz bir hat boyunca belirlenen noktalarda bulunan, kuşların sayımı metodu kullanılmıştır (Dobinson 1976). Gözlem yapmaya kuşların ilk beslenme vakti olan gün ışıması ile başlanıp öğlen molasından sonra gün batımına kadar sürdürülmüştür. Bu çalışmanın gözlemlerinde dürbün (Nikon 10x25) ve teleskop (Carton D=80mm FL=42mm), resim çekmede fotoğraf makinesi(Zenit 12ca ve 10/1000 lik objektif), görüntülerin alınmasında da video kamera (sony 25X220) kullanılmıştır. 3. BULGULAR Sucul vejetasyon ildeki Van Gölü ve Erçek Gölü başta olmak üzere Akgöl, Hasantimur gölü, Ceğen gölü, Sarımehmet baraj gölü ve bazı sulama göletleri, Karasu, Bendimahi, Bızınok (Morali) deresi, Akköprü ve Özalp çayı ile bunlara katılan derelerin içi ve kenarlarındaki alanlarda gelişmiştir. Sulak alanların su içi vejetasyonunda; Ranunculus trichophyllus, Myriophyllum verticillatum, Polygonum amphibium, Potamogeton pectinatus, P. natans, P. gramineus, Lemna minor, L. trisulca, L. gibba gibi taksonlar yaygındır. Bataklık-sazlık kesiminlerinde; Phragmites australis, Typha latifolia, Butomus umbellatus, Sparganium erectum subsp. erectum, Schoenoplectus lacustris subsp. tabernaemontani, Hippuris vulgaris, Bolboschoenus maritimus var. maritimus taksonları bazen saf bazen çeşitli türlerin iştirak ettiği topluluklar oluşturur. Bu alanlarda tespit edilen bitki birlikleri; Phragmitetum australi, Butometum umbellati, Typhaetum latifoliae, Carici diandrae - Juncetum articulati ve Junco gerardii -Caricetum dilutae, Scorzoneretum parviflorae, Taraxaco scaturiginosi Iridetum musulmanica ve Hordeetum violacii’dir. Sulak alanlarda rastlanan diğer önemli hidrofit ve higrofitler taksonlar şunlardır; Lytrum salicaria, Polygonum amphibium, Carex diluta, C. ovalis, C. diandra, C. divisa, Eleocharis palustris, E. uniglumis, Alisma plantago-aquatica, Bidens tripartita, Veronica anagallis-aquatica, Mentha longifolia subsp. longifolia, Plantago major subsp. major, Equisetum ramosissimum, Nasturtium officinale, Juncus inflexus, J. articulatus, J. bufonius, J. alpigenus, Catobrosa aquatica’dır. Dere kenarları ve çayırlık alanlarda en sık rastlanan taksonlar; Xanthogalum purpurascens, Alchemilla crinita, Caltha polypetala, Pedicularis commosa, P. caucasica, Ranunculus repens, Trifolium campestre, T. repens var. repens, T. pratense, Primula auriculata, Tripleurospermum disciforme, Triglochin maritima, T. palustris, Epilobium hirsutum, E. roseum subsp. subsesile, Euphrasia pectinata, Barbarea plantaginea, Melilotus alba, M. officinalis, Poa trivialis, Deschampsia caespitosa, Phleum montanum subsp. montanum, Alopecurus arundinaceus, Pulicaria vulgaris, Festuca anatolica, Agrostis planifolia, Lotus corniculatus var. corniculatus, Rhinanthus angugtifolia subsp. grandiflorus, Barbarea minor var. robusta, Rumex ponticus, Dactylorhiza umbrosa, D. osmanica var. osmanica, Orchis tridentata, O. collina, Muscari commosum, Bellavalia fomminii, B. pycnanatha gibi türleri sıralayabiliriz. Sulak alanlarda hidrofit ve higrofit olarak 17 takson tespit edilmiştir. Dere kenarları ve çayırlık alanlarda en sık olarak 58 taksona rastlanmıştır. Böcekler üzerinde yaptığımız çalışmalar bölgenin çeşitlilik açısından önemli bölgelerden biri olduğunu ortaya koymuştur. Bu hususlar Lepidoptera, Hymenoptera, Diptera, Hemiptera, Homoptera, Orthoptera ve Coleoptera gibi takımlara ait hala bilinmeyen türlerin çok olması, sürekli yeni türlerin 124 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org tanımlanması, yeni kayıtların bulunmasıyla kendini belli etmektedir. Kelebekler mineral ihtiyacını suda eriyen topraktan almaktadır. Bu toprak kelebeklerin fizyolojik ihtiyaçlarını göre, mineral açısından zengin, belli ölçülerde tuz oranı içermiş olmalıdır. Bu koşullar ile birlikte suda eridiği takdirde kelebekler bu minerallerden yararlanabilir. Hem mineral yönünden zengin, hem de suda erimesi için bulunduğu yaşama alanına yakın bölgelerde toprakları ıslatan doğal kaynak suları, çeşme, dere veya çayların olması gerekmektedir. Böyle alanlarda kelebek tür çeşitliliği de zengin olur. Sadece kelebekler değil birçok yabani arının da suda eriyen toprak ve minerale ihtiyacı vardır. Sulak alanlarda yapılan entomolojik çalışmalarda 5 takım 14 familyaya ait 100 tür tespit edilmiştir (Tablo 1) Tablo 1. Van ili sulak alanlarında tespit edilen böcek faunası. TAKIM ODONATA FAMİLYA Aeshnidae Calopterygidae Coenagrionidae Cordulegasteridae Lestidae Libellulidae ORTHOPTERA HEMIPTERA Tetrigidae Corixidae DIPTERA Notonectidae Chironomidae Tipulidae COLEOPTERA Dytiscidae Helophoridae TÜR Aeshna affinis Van Der Linden,1820, Aeshna serrata (Hagen,1856)-Anax imperator Leach,1815 Calopteryx intermedia Selys,1887, Epallage fatime (Charpentier,1840) Coenagrion ornatum (Selys,1850), Coenagrion syriacum (Morton,1924), Enallagma cyathigerum (Charpentier,1840), Ischnura elegans (Van Der Linden,1820), Ischnura pumilio (Charpentier,1825) Cordulegaster insignis Schneider,1845. Lestes barbarus (Fabricius,1798), Lestes dryas Kirby,1890 Crocothemis erythraea (Brullé, 1832), Libellula depressa Linnaeus,1758, Libellula quadrimaculata Linnaeus, 1758), Orthetrum albistylum (Selys,1848), Orthetrum brunneum, (Fonscolombe,1837), Orthetrum anceps (Schneider,1845), Sympetrum flaveolum (Linnaeus,1758), Sympetrum fonscolombii (Selys,1840), Sympetrum meridionale (Selys,1841), Sympetrum pedemontanum (Allioni,1766), Sympetrum striolatum (Charpentier,1840) Depressotetrix depressa (Brisout,1848), Tetrix bolivari (Saulcy,1901) Cymatia rogenhoferi (Fieber,1864),Paracorixa concinna (Fieber,1848),Sigara assimilis (Fieber,1848),Sigara lateralis Leach,1818,Sigara nigrolineata (Fieber,1848) Notonecta viridis Delcourt,1909 Ablabemyia monilis (Linnaeus,1758), Ablabemyia phatta (Egger,1896), Apsectrotamypus trifascipennis (Zetterstedt,1850), Conchapelopia sp. Paramerina cingulata (W alker,1856), Procladius sp. Tanypus punctipennis Meigen,1818, Thienemannimyia lentiginosa (Fries,1830), Potthastia sp.Cricotopus annulator Goetghebuer,1927, Cricotopus bicinctus (Meigen,1818), Cricotopus flavocinctus (Kieffer,1924), Cricotopus sylvestris (Fabricius,1794), Cricotopus vieriensis Goetghebuer,1935, Parametriocnemus stylatus (Kieffer,1924), Diplocladius cultriger Kieffer,1908, Eukiefferiella alpestris Goetghebuer,1935 Eukiefferiella brevicalcar Kieffer,1929, Eukiefferiella calvescens Edw.,1929,Eukiefferiella discoloripes Kieffer,1929, Limnophyes transcaucasicus Tchern.1949, Orthocladius oblidens (W alker,1856), Orthocladius thienemanni (Kieffer,1918), Orthocladius luteipes Goetghebuer,1921, Paracladius conversus (W alker,1856), Psectrocladius serpentrionalis Tchern.,1949, Psectrocladius psilopterus Kieffer,1906, Psectrocladius stratiotis Kieffer,1911 Psectrocladius ventricosus Kieffer,1911, Chironomus plumosus (Linnaeus,1758), Cryptochironomus defectus Kieffer,1921,Einfeldia sp.Paratendipes intermedius Tchern.,1949 Polypedilum breviantennatum Tchern.,1949, Polypedilum convictum (W alker,1856), Stictochironomus sp.1, Stictochironomus sp. 2,Micropsectra curvicornis (Tchernovskii,1949) Paratanytarsus lauterborni Kieffer,1918, Rheotanytarsus exiguus Joh.,1937,Tanytarsus gregarius Kieffer,1911 Nephrotoma croceiventris (Strobl,1909), Nephrotoma scalaris (Meigen,1818), Tipula (Acutipula) latifurca Vermoolen,1983, Tipula (Tipula) orientalis Lackschewitz,1930, Tipula (Yamatotipula) guentheri Oosterbroek,1994, Tipula (Yamatotipula) lateralis Meigen,1804 Agabus (Gaurodytes) bipustulatus (Linnaeus,1767), Agabus (Gaurodytes) dilatatus (Brullé,1832), Platambus lunulatus (Fischer von W aldheim,1829), Cybister (Scaphinectes) lateralimarginalis (De Geer,1774),Deronectes parvicollis (Schaum,1864) Nebrioporus airumlus (Kolenati,1845),Scarodytes halensis (Fabricius,1787),Stictotarsus griseostriatus (De Geer,1774), Hygrotus (Coelambus) lernaeus (Schaum,1857) Helophorus aquaticus (Linnaeus,1758), Helophorus micans Falderman,1835, 125 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Hydrophilidae Helophorus brevipalipis Bedel,1881, Helophorus abeillei Guillebeau,1896 Helophorus brevipalpis Bedel,1881, Helophorus maculatus Motschoulsky,1860, Helophorus discrepans Rey,1885, Helophorus frater Orchymont,1926 Laccobius (Microlaccobius) gracilis Motschoulsky,1855, Laccobius (Dimorpholaccobius) obscuratus Rottenberg,1874, Laccobius (Dimorpholaccobius) simulatrix Orchymont,1932, Laccobius (Dimorpholaccobius) striatulus (Fabricius,1801), Laccobius (Dimorpholaccobius) sulcatulus Reitter,1909, Laccobius (Dimorpholaccobius) syriacus Guillebeau,1896, Berosus (Enoplurus) spinosus (Steven,1808), Enochrus (Lumetus) bicolor (Fabricius,1792) Son sayımlara göre Van Gölü Havzası 213 kuş türü barındırmaktadır. Bunların 77’si Yerli, 18’i Kış Ziyaretçisi, 89’u Göçmen ve 29’u da Transit Göçer türlerdir. Havzada tespit edilen 213 türden 110 tanesi Van ili sınırları içinde bulunan sulak alanlarda gözlenmiştir. Bu sulak alanları tür zenginliği bakımından sıralayacak olursak; Erçek Gölü ve çevresi, Bendimahi Deltası, Dönemeç Deltası, Göründü Sazlıkları, Yaylıyaka Sazlıkları, Çelebibağ Deltası ve Van sazlığıdır. Havzada ilkbahar göçleri genellikle şubat sonu-mart başı gibi başlamakta, nisan Ortalarına kadar sürmektedir. Sonbahar göçleri ise daha çok ekim başlarında başlayıp, ay sonuna doğru bitmektedir. Transit göçer türler de aynı dönemlerde havzadan geçmektedirler. Makrofunguslar açısından yapılan çalışmalarda sulak alanlarda 10 familyaya ait 32 tür tespit edilmiştir. (Tablo 2) Tespit edilen mantarlardan 4 türün zehirli, 14 türün yenmeyen ve 14 türünde yenen mantar türü olduğu tespit edilmiştir. Tablo 2. Van ili sulak alanlarındaki makrofunguslar ve özellikleri. Familya Tür Agaricaceae Agaricus arvensis, A. Campestris Bovista plumbea, Chlorophyllum Leucoagaricus leucothites, Özellik Yenir agaricoides, Lycoperdon utriforme, Macrolepiota excoriata Agaricus moelleri Zehirli Bolbitiaceae Lepiota ignivolvata, Lepiota oreadiformis Bolbitius titubans, Conocybe apala, C. rickeniana, Panaeolus semiovatus Yenmez Yenmez Entolomataceae Hygrophoraceae Panaeolus reticulatus Entoloma elodes Hygrocybe nitrata Zehirli Zehirli Yenmez Inocybaceae Inocybe pseudoreducta Zehirli Ossicaulis lignatilis Volvariella gloiocephala Yenmez Yenir Volvariella media, Volvariella volvacea Yenmez Parasola plicatilis Agrocybe dura, A.pediades, A. sphaleromorpha, Stropharia coronilla, Gamundia striatula, Melanoleuca exscissa Lepista irina, Melanoleuca subalpina Polyporus rhizophilus Yenmez Yenir Pluteaceae Psathyrellaceae Strophariaceae Tricholomataceae Polyporaceae Yenmez Yenir Yenmez 4. SONUÇ Aşırı otlatma, hatalı saz kesimi, avlanma, drenaj, yumurta toplanması, pollusyon, sulak alan kesimlerinin kurutularak tarım arazisi açmak, ormansızlaştırma, akarsu yataklarından inşaat kumu çekmek, eksik çevre bilinci ve yoğun insan faaliyetleri havza sulak alanlarını tehdit eden en önemli sorunlardır. 126 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Yörede en önemli geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Ancak uygun yem bitkilerinin üretilmemesi sulak alanlara önemli yük bindirmektedir. Kurutulmuş saz bitkilerinin yörede çatı yapımında kullanılması, ayrıca hayvan yemi olması ve ticaretinin yapılması nedenlerinden dolayı aşırı kesime maruz kalmaktadır. Kurumlar arası yetki kargaşası nedeniyle açılan drenaj kanalları sonucu yüzeye yayılması gereken sular hızlı bir şekilde akıtılarak tahribata neden olunmaktadır. Ayrıca kurutulan alanlarda açılan yeni tarım alanlarında tuz birikiminden dolayı verim oldukça düşük olmaktadır. Aşırı otlatma, insan faaliyetleri ve yumurta toplanması özellikle kuluçka döneminde en sık yaşanan sorunlardır. Bütün çabalara rağmen yörede kaçak avlanma hala önemli bir sorundur. Adı geçen her bir sulak alan için ayrı ayrı yönetim planlarının oluşturulması, biyoturizmin geliştirilmesi, ekonomik girdi sağlanması ve yöre halkının bu konuda eğitilmesi sorunların çözüm noktası olacaktır. Ayrıca koruma planlamalarında, ülkemizin toplam sulak alanlarının 1/5 kadarını içeren bu havzanın ön plana alınması doğa koruma açısından önemli katkı sağlayacaktır. Van il sınırları içerisindeki sulak alanlarda yapılan arazi çalışmaları sonucunda alanların Botanik, Mikolojik, Entomolojik ve Ornitolojik envanteri çıkarılmıştır. Alanlardaki çalışmalar devam etmektedir. Çalışma sonucunda tüm sulak alanlar ve etrafının envanteri çıkarıldığında yukarıda verilen tür sayılarının artacağı muhakkaktır. 5. TEŞEKKÜR Bu çalışma Yüzüncü Yıl Üniversitesi Bilimsel Araştırmalar Projeleri Başkanlığı tarafından desteklenen 2009-YNL-MRK.02 no’lu ve ‘Van İli Biyoçeşitliliğinin Tespiti’ adlı proje çalışmasının bir kısmıdır. Katkılarından dolayı BAPB’lığına teşekkür ederiz. 6. KAYNAKLAR Adızel, O., Durmuş,A., Akyıldız, A. 2004. The Effects of Pollutants on Birds and Other Organism Living in Lake Van Basin. 1. International Eurasian Ornithology congress, 8-11 April 2004, Antalya / TURKEY Durmuş, A., Adızel, Ö. 2010. Breeding Ecology of the Night Heron (Nycticorax nycticorax Linne,1758) in the Lake Van Basin. T h e J o u r n a l o f A n i m a l a n d P l a n t s S c i e n c e s 20(2), 73-78. Dobinson, H. M., 1976. Bird Count, Keztrel Books, Published by Penguin Books Ltd. Hormondsworth, Middlesex, England. 192. Davis, P.H., (ed.) 1965-1985. Flora of Turkey and the East Aegean lslands. Vol..1-9, Edinburgh Univ. Press., Edinburgh. Davis, P.H., Mill, R.R., Tan, K., (eds.) 1988. Flora of Turkey and the East Aegean Islands, Vol.10 (supplement I), Edinburgh Univ. Press., Edinburgh. Güner, A. Özhatay, N. Ekim, T. and Başer, K. (eds) (2000). Flora of Turkey and the East Aegean Islands. Vol. 11. (Suplement II), Edinburgh: Edinb. Univ. Press. Ghahremani-nejad, F., Behçet, L. 2003. Astragalus subhanesis (Fabaceae), a new species from Turkey. Ann. Bot. Fennici. Vol. 40: 209-211, Helsinki. Komarov, V.L., (ed.) 1933-1964. Flora of the USSR. vol. 1-30, Moskva. Rechinger, K. H., (ed.) 1965-1977. Flora Iranica. Graz. Akademisch Drucku Verlangsanstalt. Graz Austria. Tutin, TG., Heywood, VH., Burges, NA., Moore, DM., Valentine, DH., Walters, SM., Webb, DB.,(eds.) 1964-1981. Flora Europaea. Univ. Press, Cambridge, Vol. 1-5. Towsend, C.C., Guest, E., (eds.) 1966-1985. Flora of Iraq. Vol. 1-9, Ministry of Agriculture Republic of Iraq, Baghdad. Zohary, M., 1966-1986. Flora Palaestina. Vol. 1-4, Jerusalem Academic Pres., Israel. 127 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Işıklı Göl-Gökgöl (Çivril-Denizli) Sulak Alan Sisteminin Hidrodinamik Yapısı 1 Harun AYDIN , 2 Burhan Teoman MERİÇ , 3 Hüseyin KARAKUŞ , 2 Serhan ÇAĞIRANKAYA 1 2 Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Müh.-Mim. Fak., Çevre Müh., Böl., 65080, VAN, Çevre ve Orman Bak., DKMP Gen. Müd., DKD Bşk., Sulak Alanlar Şb. Müd., Söğütözü, ANKARA 3 Hacettepe Üniversitesi, Müh. Fak., Hidrojeoloji Müh. Böl., 06800, Beytepe, ANKARA ÖZET Son yüzyılda gözlenen plansız ve hızlı kentleşme, endüstriyel ve tarımsal faaliyetler ve bu faaliyetlerden kaynaklanan özellikle sera gazlarının artışına bağlı olarak değişen iklimsel koşullar, yerel ve bölgesel ölçekte yeraltı ve yüzey suyu kaynaklarının miktar ve kalite açısından kullanılabilirliğini ve sulak alanların varlığını önemli derecede tehdit etmektedir. Bundan dolayı, yaşamın temel kaynağı olan su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilirliği için yüzey veya yeraltısuyu akım sistemlerinde meydana gelen fiziksel ve kimyasal süreçlerin ve bu süreçleri etkileyen parametrelerin “hidrojeolojik kavramsal model” çerçevesinde tanınması ve tanımlanması gerekmektedir. Özellikle yüzey ve yeraltısuyu akım sistemlerinde, su kalitesini ve miktarını kontrol eden fiziksel ve kimyasal süreçlerin tanımlanması en önemli aşamalardan birini oluşturmaktadır. Bununla beraber sistemdeki su miktarı ile sistemin dinamik (yağış rejimi, süzülme, beslenme, dolaşım, depolama) özellikleri arasındaki ilişkilerin sağlıklı bir şekilde tanımlanması gerekmektedir. Sunulan çalışma; Büyük Menderes Havzası’nın beslenme alanında yaklaşık 3832 km 2’lik yüzeysel drenaj alanına sahip olan Işıklı Göl-Gökgöl sulak alan sistemlerinin hidrolojik yapısının “hidrojeolojik kavramsal model” çerçevesinde değerlendirilmesini kapsamaktadır. Işıklı Göl-Gökgöl sulak alan sisteminin su bütçesi hesaplamaları için kütlenin korunumu yasası temel alınmıştır. Sulak alan sisteminin beslenimini yağışlarla birlikte Dinar Çayı, Kufi Çayı, Işıklı Pınar ve Gökgöl kaynakları noktasal olarak gerçekleştirirken, Işıklı Göl çıkışında yer alan regülatör ile sulama kanallarına alınan sular ise sistemin buharlaşma-terleme ile birlikte çıktısını oluşturmaktadır. Yapılan bütçe hesaplamalar sonucunda; sulak alan sisteminin su bütçesi bütçe negatif çıkmıştır. Işıklı Göl-Gökgöl sulak alan sistemi için yapılan hesaplamalar, yıllık yaklaşık 140.105 ´ 106 m 3/yıl oranında su eksiğinin söz konusu olduğunu göstermektedir. Bu durum Işıklı Göl-Gökgöl sulak alan sistemine, yeraltısuyundan katkı olduğu anlamına gelmektedir. Katkı oranı yaklaşık 4 m 3/s olarak hesaplanmıştır. Değerlendirmeler söz konusu katkının, inceleme alanının KB-K-KD’da yer alan ve karstik kaynakların drene olduğu karbonatlı kayaçları işaret etmektedir. Elde edilen verilerin birlikte değerlendirilmesi sonucunda, Işıklı Göl-Gökgöl sulak alan sisteminin kavramsal modeli ortaya konmuştur. Anahtar kelimeler: sulak alan su bütçesi, hidrojeoloji, Işıklı Göl, Gökgöl, Çivril-Denizli ABSTRACT Last century, rapid increase of industrial and agricultural facilities and climatic changes due to increasing of greenhouse gas emissions which are consequences of these facilities threat quality and quantity of ground and surface water resources in local and regional scale and also the vitality of wetlands. Because of these reasons; for the protection and sustainability of water resources which are vital for life, physical, chemical periods and the parameters that effect these periods occurred in surface and ground water flow system should identify in hydrogeological conceptual model framework. Especially, the identification of physical, chemical periods and the parameters that effect these periods occurred in surface and groundwater flow system is one of the important stages. Therefore, the relationship between water in system and the dynamic characteristic of system (rain flow regime, infiltration, recharge, circulation, storage) should be identified. This article covers evaluation of hydrological structure Işıklı Lake and Gök Lake wetland ecosystems which have 3832 square kilometer drainage area in Büyükmenderes basin. The Law of conservation of mass is used basically for the calculation of Işıklı Lake and Gök Lake wetland ecosystem’s water budget. The recharge components of the wetland system are precipitation and surface flow inputs of Dinar Stream, Kufi Stream, Işıklı and Gök Lake Springs. On the other hand major outputs are the Işıklı Regulator, the water which is taking for irrigation facilities, and evapotranspiration. In the result of calculations, the water budget of wetland ecosystem is arised as negatively. The incurred calculations for Işıklı Lake and Gökgöl Lake wetland ecosystems mark that there is deficit of water which value is in the ratio of approximately 140.105 x 106 m3/y. This means that Işıklı Lake and Gökgöl Lake systems are recharged by groundwater. The recharge rate is 3 calculated as 4 m /s. This manner marks additional input via subsurface flow probably from carbonate 128 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org rocks which are at the northwest and northeast of the research area. As the result of evaluation, the conceptual model of Işıklı Lake and Gökgöl Lake wetland ecosystems are constructed. Key Words: water budget of wetland, hydrogeology, Işıklı Lake, Gökgöl Lake, Çivril-Denizli 1. GİRİŞ Yapılan araştırmalar, insanlık tarihinin su kaynakları ve sulak alanlar çevresinde başladığını vurgulamaktadır. Eski çağlardan beri, akarsu vadileri ve onlarla birlikte oluşan taşkın ovaları insanlar için yerleşim merkezleri oluşturmuşlardır. Bugün bile, geçmişin büyük uygarlıklarına ev sahipliği yapmış olan Mezopotamya, Mısır, Nijer, İndus ve Mekong vadilerindeki sulak alanlar, üzerinde veya yakınında yaşayan insanlar için sağlık, refah ve güvenlik sağlamaktadır. Dünyamızda, canlıların yaşamını devam ettirmek için suyu kullanma ve kontrol altına alma isteği, yukarıda belirtilen hayati nedenlerden dolayı insanlık tarihinin başlangıcından beri var olmuştur. Sulak alanların temel yapı taşını, su oluşturmaktadır. Sulak alanlar, küresel ölçekte denizel ve karasal ekosistemler arsındaki geçişi (köprüyü) oluşturmaktadır. Dolayısı ile sulak alanların hidrolojik yapısında, kısa ve/veya uzun vadede meydana gelebilecek her hangi bir değişiklik, doğrudan ve/veya dolaylı olarak bu alanlara bağımlı diğer ekosistemlerin hidrolojik yapısını da değiştirecektir. Hidrolojik yapıdaki değişiklikler, öncelikle bu alanlarda bulunan suların miktar, kalite, seviye, vb... fiziksel ve kimyasal özelliklerini değiştirmekle birlikte sulak alanların varlığını tehdit edecektir. Son yüzyılda gözlenen plansız ve hızlı kentleşme, endüstriyel ve tarımsal faaliyetler ve bu faaliyetlerden kaynaklanan özellikle sera gazlarının artışına bağlı olarak değişen iklimsel koşullar, yerel ve bölgesel ölçekte yeraltı ve yüzey suyu kaynaklarının miktar ve kalite açısından kullanılabilirliğini ve sulak alanların varlığını önemli derecede tehdit etmektedir. Ayrıca yüzey ve yeraltısuyu kaynaklarında değişik boyutlarda gözlenmeye başlayan değişimler (miktar ve kalite), ekosistemdeki dengelerin korunması ve insan sağlığı için şimdi ve gelecek açısından büyük tehlike oluşturmaya başlamıştır. Bu durum yüzyılın en önemli sorunlarından bir olan temiz su kaynaklarının kontrolsüz bir şekilde azalması ve su yoksulluğunun giderek artması anlamına gelmektedir. Bundan dolayı, yaşamın temel kaynağı olan su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilirliği için yüzey veya yeraltısuyu akım sistemlerinde meydana gelen fiziksel ve kimyasal süreçlerin ve bu süreçleri etkileyen parametrelerin tanınması ve tanımlanması gerekmektedir. Bu noktada, su kaynaklarından optimum düzeyde yararlanmak ve bu kaynakların oluşturduğu sulak alanların sürdürülebilirliği için kaynakların yer aldığı yüzey veya yeraltısuyu akım sistemlerine ait etkin bir koruma ve yönetim modelinin “hidrojeolojik kavramsal model” çerçevesinde oluşturulması gerekmektedir. “Hidrojeolojik kavramsal model” ilgilenilen sistemin, fiziksel (jeoloji, tektonizma ve morfoloji) ve dinamik (yağış rejimi, süzülme, beslenme, dolaşım ve depolama) özellikleri arasındaki ilişkilerin aydınlatılması olarak tanımlanabilir. Bu noktada, özellikle yüzey ve yeraltısuyu akım sistemlerinde, su kalitesini ve miktarını kontrol eden fiziksel ve kimyasal süreçlerin tanımlanması en önemli aşamalardan birini oluşturmaktadır. Bu süreçlerin ortam koşullarına bağlı olarak tanımlanabilmesi için yüzey ve yeraltısuyu akım hareketinin meydana geldiği sistemde akım hareketini kontrol eden sınır koşullarının tanımlanması ve bunun için de sistemi oluşturan jeolojik birimlerin ve bu birimlerde etken olan tektonizma, morfoloji gibi yapısal unsurların belirlenmesi gerekmektedir. Bununla beraber sistemdeki su miktarı ile sistemin dinamik (yağış rejimi, süzülme, beslenme, dolaşım, 129 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org depolama) özellikleri arasındaki ilişkilerin sağlıklı bir şekilde tanımlanması ve bu ilişkilerin “hidrojeolojik kavramsal model” çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Sunulan çalışma; Büyük Menderes 2 Havzası’nın beslenme alanında yaklaşık 3832 km ’lik yüzeysel drenaj alanına sahip olan Işıklı GölGökgöl sulak alan sistemlerinin hidrolojik yapısının “hidrojeolojik kavramsal model” çerçevesinde değerlendirilmesini kapsamaktadır. 2. MATERYAL ve YÖNTEM 2.1. Çalışma Alanı İnceleme alanını, Ülkemizin batısında yer alan Büyük Menderes Havzası’nın beslenme alanında yer almaktadır (Şekil 1). İnceleme alanı, 3832.1 km 2’lik drenaj alanına sahip olup hidrolojik olarak üç alt havzadan oluşmaktadır. Işıklı Göl-Gökgöl sulak alan sisteminin drenaj alanı, Büyük Menderes 2 Nehir Havzası’nın (26137.8 km ) yaklaşık % 14.5’lik kısmını oluşturmaktadır. Işıklı Göl-Gökgöl sulak alan hidrolojik sisteminin alt havzaları, bu sistemlere yüzeysel akımla beslenim gerçekleştiren akarsu kolları dikkate alınarak Işıklı Gölün boşalım noktasından itibaren oluşturulmuştur. Bu alt havzalar, Işıklı Göl-Gökgöl (691.5 km 2), Kufi Çayı (1168.5 km 2) ve Karakuyu (1972.1 km 2) alt havzaları olarak adlandırılmıştır. Karakuyu alt havzasında drene olan yüzeysuları Büyük Menderes Nehri, Kufi Çayı alt havzasında drene olan sular ise tahliye kanalı aracılığı ile Işıklı Göl-Gökgöl sulak alan sistemini beslemektedir. Işıklı Göl-Gökgöl’ün toplam yüzey alanları 62.89 km 2 olup çevresi ise 56.4 km’dir. Işıklı GölGökgöl, Denizli ve Afyonkarahisar illeri arasında, Çivril ovası üzerinde yer alan bir tatlısu gölüdür. Göl su kuşları için önemli bir yaşam, yumurtlama, kuluçka ve göç ortamı oluşturmaktadır. Günümüzde göl; sulama, balıkçılık ve balık çiftlikleri amaçları doğrultusunda değerlendirilmektedir. Şekil 1. Işıklı Göl-Gökgöl sulak alan sisteminin lokasyon ve hidroloji haritası. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) XXI. Bölge Müdürlüğü, Işıklı Göl-Gökgöl sulak alan sisteminin G kenarı kuşaklama kanalı ve mansabına ise bir adet regülatör inşa etmiştir. Söz konusu regülatörede, DSİ XXI. Bölge Müdürlüğü tarafından göl sisteminin su seviyesi, 1981-2008 yılları arasında aylık aralıkta kaydedilmektedir. Sulak alan sisteminin G’de yer alan mühendislik yapılarından 130 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org dolayı, ölçülen seviye değerleri gölün doğal seviye değerlerini ifade etmemektedir. Buna ek olarak yapılacak olan değerlendirmelerde, söz konusu mühendislik yapılarından dolayı, Işıklı Göl-Gökgöl tek bir göl olarak kabul edilmiştir. Buna karşın 1981-2008 yılları arasında, Işıklı Göl-Gökgöl sulak alan sisteminde gözlenen en düşük ve en yüksek su seviyesi sırası ile 816.43 m ile 821.13 m arasında değişmekte olup gölün ortalama su seviyesi ise 818.85 m olarak gözlenmiştir (DSİ, 2010). İnceleme alanı ve yakın dolayındaki yıllık ortalama sıcaklık, yıllık toplam yağış ve serbest su yüzeyinde buharlaşma miktarları sırası ile 12.76 °C, 441.85 mm/yıl ve 1397.39 mm/yıl’dır. Şensoy vd. (2008) tarafından gerçekleştirilen çalışmada; Aydeniz ve Thorntwaite methodları ile Ülkemizin iklim sınıflaması gerçekleştirilmiş ve inceleme alanının yer aldığı bölge söz konusu çalışmada “yarı kurak – az nemli (C1)” iklim sınıfı içinde yer almaktadır. 2.2. Jeoloji, Hidroloji ve Hidrojeoloji İnceleme alanı ve yakın dolayında; Paleozoyik-Mesozoyik yaşlı Burgaz Grubu’na ait Sivaslı Formasyonu, Işıklı-Belence Metasedimentleri ve Burgazdağ Formasyonu, Akdağ Grubu’na ait Jura yaşlı Ergenlik Resifal Kireçtaşı, Filiş ve Karmaşık Seri’ye ait Üst Kretase yaşlı Ofiyolitik Kayaçlar ve Eosen’den günümüze kadar değişik yaşlara sahip Neo-Tektonik Örtü Birimler yüzeylenmektedir (Çakmakoğlu vd., 1986; Konak vd., 1986; Göktaş vd., 1989). İnceleme alanında en önemli akarsuyu, Büyük Menderes Nehri oluşturmaktadır. Dinar dolaylarında yüzey sularını toplayan Büyük Menderes Nehri, Işıklı Göl-Gökgöl sulak alan sisteminin GD’da Kabaklı dolaylarında Çivril Grabeni’ne ulaşmaktadır. Çivril Grabeni içinde yer alan inceleme alanında, Büyük Menderes Nehri geniş düzlükler boyunca menderesler yaparak Işıklı Göl-Gökgöl sulak alan sistemine kadar akışına devam etmektedir. Büyük Menderes Nehri’ne ek olarak; Işıklı GölGökgöl sulak alan sisteminin, KD ve KB’da yer alan sırasıyla Gökgöl ve Işıklı karst kaynaklarından boşalan yeraltısuları ile Gümüşsu dolaylarından Akdağ ve yakın dolayında meydana gelen yüzeysel akımları drene eden dere suları, göl sistemini beslemektedir. Buna ek olarak Kufi Çayı tarafından drene edilen yüzeysuları ise, inceleme alanının B’da yer alan kanal ile sulak alan sistemine ulaşmaktadır (Şekil 1). Işıklı Göl-Gökgöl sulak alan sistemi ve yakın dolayında gözlem yapan akım gözlem İstasyonlarında (AGİ) gözlenen akım değerlerine ait istatistiki bilgi Çizelge 1’de verilmektedir. 3 Yapılan değerlendirmeler sulak alan sistemine, Işıklı kaynaklarından ortalama 5.204 m /s, Kufi Çayından ortalama 2.668 m 3/s ve Dinar Çayından ise ortalama 3.120 m 3/s oranında bir yüzey suyu katkısı geldiğini göstermektedir. Işıklı Gölün çıkışında yer alan regülatörde gözlenen ortalama debi değeri ise 12.627 m 3/s’dir. İnceleme alanının K’de KB-GD doğrultusu boyunca yüzeylenen Triyas-Kratese yaşlı Burgazdağ Formasyonu ve Jura yaşlı Ergenlik Resifal Kireçtaşı, inceleme alanında ana akiferleri oluşturmaktadır. İnceleme alanında sürekli boşalım sağlayan Işıklı Pınar, Gökgöl, Yuvaköy ve Yapağı kaynakları yer almaktadır. Işıklı karst (Akgöz) kaynağının akiferini Triyas-Kretase yaşlı Burgazdağ Formasyonu’na ait dolimitler, Gökgöl karst kaynaklarının akiferini ise Akdağ Grubuna ait Jura yaşlı Ergenlik Resifal Kireçtaşları oluşturmaktadır. Söz konusu kaynaklar boşalımlarını bu birimler ile Pliyosen-Kuvaterner yaşlı geçirimsiz gölsel çökellerin dokanağında gerçekleştirmektedir. Bununla birlikte inceleme alanının genelinde yüzeylenen Kuvaterner yaşlı alüvyonlar ile dağ eteklerinde yüzeylenen Kuvaterner yaşlı Yamaç molozları da yerel ölçekte akifer özelliği göstermektedir. Üstün (2008) tarafından 131 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org gerçekleştirilen çalışmada; Işıklı Pınar, Gökgöl, Yuvaköy ve Yapağı kaynaklarının ortalama debi değerlerinin sırası ile 3.371, 2.301, 1.028 ve 0.259 m 3/s olduğu belirtilmektedir. Bu kaynaklara ek olarak mevsimsel boşalım sağlayan kaynaklar da yer almakla birlikte bu kaynakların debileri 1-2 l/s’yi geçmemektedir. Çizelge 1. Çalışma alanındaki AGİ’da gözlenen uzun yıllar aylık ortalama akım değ. (DSİ, 2010) Şub Mar Nis May Haz DSİ 7-3 744738 4246511 5.000 7.280 8.150 5.960 2.200 0.650 KOD Koordinat X Y Oca Tem (m 3/s) Ağu 0.020 0.020 Eyl Eki Kas Ara Ort Toplam (10 6 m 3/yıl) ACIKLAMA 0.020 0.070 0.370 2.280 2.668 84.149 Kufi Çayı - Işıklı Köprüsü DSİ 7-4 745131 4233562 9.060 11.430 11.920 12.660 12.450 11.740 22.110 22.970 13.500 7.990 6.920 8.770 12.627 398.195 Işıklı Göl - Regülatör Çıkışı DSİ 7-10 245766 4222733 2.980 3.140 3.300 3.320 2.570 1.540 0.760 0.650 1.020 2.020 2.730 2.960 2.249 70.930 Dinar Çayı - Irgıllı Regülatör Çıkışı DSİ 7-26 245766 4222733 0.080 0.230 0.230 0.290 0.790 1.730 2.100 2.090 2.040 0.820 0.030 0.020 0.871 27.463 Dinar çayı - Irgıllı Sulama Kanalı DSİ 7-53 749167 4244795 3.220 3.490 4.290 5.660 6.310 5.090 3.810 3.440 3.580 5.140 4.220 3.560 4.318 136.157 Işıklı Kaynağı - Tahliye Kanalı DSİ 7-54 749167 4244795 0.020 0.020 0.020 0.070 0.770 1.980 2.720 2.430 2.020 0.450 0.100 0.040 0.887 27.962 Işıklı Kaynağı - Sulama Kanalı DSİ 7-60 251442 4217003 3.740 3.810 4.060 4.320 4.110 3.830 3.320 3.080 3.020 3.650 3.630 3.640 3.684 116.184 Dinar Çayı İnceleme alanında, büyük bir çoğunluğu, içme ve kullanma suyu temin etmek veya ekili arazileri yeraltısuyu ile sulamak amacıyla açılmış çok sayıda keson kuyu bulunmaktadır. Bu keson kuyular, özellikle, inceleme alanının B ve G kesiminde açılmış olup derinlikleri 5-10 m arasında değişmektedir. Işıklı Göl-Gökgöl sulak alan sistemi yakın dolayında sulama birliklerine su sağlamak ve araştırma amacı ile DSİ tarafından farklı amaç ve derinlikte sondaj kuyuları açılmış ve bu kuyuların sayısı toplam 121 tanedir (ODOPEM, 2010). Buna ek olarak inceleme alanı içinde yer alan 10 adet derin sondaj kuyusundan DSİ tarafından farklı zaman aralıklarında aylık aralıkta su seviye gözlemleri yapılmıştır. Sürekli yeraltısuyu seviye gözlemi yapılan kuyular Işıklı Göl’ün KB-K-KD sınırında yer almaktadır. Gümüşsu’da (37229) yer alan bir kuyu dışında diğer kuyularda gözlenen en düşük su seviye değerleri Işıklı Göl’ün taban kotunun (814 m) üstünde yer aldığını göstermektedir. Bu durum, Işıklı Göl’ün KB-KKD sınırındaki alansal yeraltısuyu, Akdağ’dan itibaren Işıklı Göle doğru gerçekleştiğini ifade etmektedir. Ayrıca 37229 nolu kuyudaki yeraltısuyu seviyesinin Işıklı Gölün taban kotunun altında yer alması ise bu kuyunun bulunduğu bölgede aşırı yeraltısuyu kullanımı olduğunu işaret etmektedir. 2.3. Veri ve Yöntem Işıklı Göl-Gökgöl sulak alan ekosistemi, son 30 yıl içerisinde gerek doğal gerekse insan etkisi sebebiyle bazı değişimlere uğramıştır. Bu değişimlerin doğru olarak analiz edilmeleri sulak alan ve çevresinde özellikle yağış, sıcaklık ve buharlaşma ile akım analizlerini içeren hidrolojik bileşenlere ait değerlendirmelerin önemini bir kat daha arttırmaktadır. Bu amaçla, inceleme alanı ve yakın dolayında uzun yıllar (1975–2008) meteorolojik rasat değerine sahip Meteoroloji Gözlem İstasyonları (MGİ) seçilmiştir (Şekil 2). Şekilde yer alan meteoroloji gözlem istasyonlarında gözlenen yağış, sıcaklık ve buharlaşma parametrelerine ait değerlendirmeler çalışmanın amacı dikkate alınarak gerçekleştirilmiştir. İnceleme alanı ve yakın dolayında gözlenen yağış, sıcaklık ve buharlaşma parametrelerine ilişkin değerlendirmeler, farklı interpolasyon yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilmiş ve Işıklı GölGökgöl sulak alan ekosistemi özeline indirgenmiştir. Bununla birlikte inceleme alanı ve yakın dolayında meydana gelen yüzeysel akım miktarı ise Çizelge 1’de sunulan verilerden sağlanmıştır. 132 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Şekil 2. İnceleme alanı ve yakın dolayı meteoroloji gözlem ağı haritası. Işıklı Göl-Gökgöl sulak alan ekosisteminin su bütçesi hesaplamaları için kütlenin korunumu yasası temel alınmıştır. Söz konusu yaklaşım kullanılarak inceleme alanı için su bütçesi; Işıklı GölGökgöl sulak alan ekosistemi ve çevresindeki sazlık-bataklık alanlar için ortaya konacaktır. Sulak alan sisteminin beslenimini yağışlarla birlikte Dinar Çayı, Kufi Çayı, Işıklı Pınar ve Gökgöl kaynakları noktasal olarak gerçekleştirirken, Işıklı Göl çıkışından yer alan regülatör ile sulama kanallarına alınan sular ise sistemin buharlaşma-terleme ile birlikte çıktısını oluşturmaktadır. Bu yaklaşım ile oluşturulan bütçe denklemleri; ± ∆ = ± ∆ = ( + ş + + + + + + + + + )− ( + + + ) şeklinde ifade edilmiştir. Burada; ± DQ: Işıklı Göl-Gökgöl sulak alan sistemlerinde depolamada meydana gelen değişim (L3/T), Qbes: sistemdeki toplam beslenim (L3/T), Qboş: sistemde toplam boşalım 3 3 (L /T), Pg: göl ve sazlık-bataklık alan üzerindeki alansal yağış girdisi (L /T), Rd: Dinar Çayı (Büyük 3 3 Menderes) ile sisteme giren su (L /T), Rk: Kufi Çayı ile sisteme giren su (L /T), Ra: Akçay ile sisteme giren su (L3/T), Ri: Işıklı Pınar akımları ile sisteme giren su (L3/T), Rg: Gökgöl kaynağı akımları ile sisteme giren su (L3/T), Ry: Yuvaköy kaynağı akımları ile sisteme giren su (L3/T), Rp: Yapağı kaynağı akımları ile sisteme giren su (L3/T), Qs: Süngüllü Pompa İstasyonu ile sisteme giren su (L3/T), Qi: Irgıllı Pompa İstasyonu ile sisteme giren su (L3/T), ETa: göl ve sazlık-bataklık alanda buharlaşma – terleme 3 3 ile çıkan su (L /T), Rm : Büyük Menderes Nehri ile sistemden çıkan su (L /T), Qb: Baklan Ovası sulama projesi kapsamından sistemden çıkan su (L3/T) ve Qg: Gümüşsu sulama projesi kapsamından sistemden çıkan su (L3/T). Bu eşitlikte: 133 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org DS = 0 sistemde, girdi ile çıktılar bir birine eşittir ve bütçe denktir, DS < 0 sisteminde girdi, çıktılardan küçüktür yani sisteme bütçe bileşenleri dışında katkı gelmektedir, DS > 0 sisteminde girdi, çıktılardan büyüktür yani sistemden yeraltısuyuna katkı vardır, anlamına gelmektedir. 3. SONUÇLAR ve TARTIŞMA 3.1. Yağış Verilerinin Değerlendirilmesi Işıklı Göl-Gökgöl sulak alan ekosistemi ve yakın dolayında yer alan MGİ’da gözlenen uzun yıllar toplam yağış miktarları dikkate alınarak, inceleme alanı için yıllık toplam yağış miktarı, Eş Yağış Eğrisi ve Thiseen Poligon Yöntemleri kullanılarak belirlenmiştir (Şekil 3). Eş Yağış Eğrisi ve Thiseen Poligon Yöntemleri kullanılarak Işıklı Göl-Gökgöl sulak alan sistemi için hesaplanan yıllık toplam yağış miktarı sırası ile 440.99 ve 442.71 mm/yıl olarak hesaplanmıştır. Her iki yöntemle yapılan değerlendirmelerde, özellikle G-GD’dan gelen yağış cephesinin inceleme alanındaki yağış rejimini denetlediği görülmektedir. İnceleme alanı ve yakın dolayında yer alan MGİ’da gözlenen yağış değerlerine göre; Kış yağışları yıllık toplam yağışın yaklaşık % 34.53’nü oluşturmaktadır. Bunu sırası ile % 31.20 ile İlkbahar, % 22.71 ile Sonbahar ve % 11.56 ile de Yaz yağışları izlemektedir. Eş Yağış Eğrisi Yöntemi Thiseen poligon Yöntemi Şekil 3. İnceleme alanı ve yakın dolayı yıllık toplam yağış haritaları. 3.2. Sıcaklık Verilerinin Değerlendirilmesi Işıklı Göl-Gökgöl sulakalan ekosistemi ve yakın dolayında yer alan MGİ’da gözlenen, yıllık ortalama sıcaklık değerleri dikkate alınarak, Eş Sıcaklık Eğrisi Yöntemi ile inceleme alanı için sıcaklık dağılım haritası oluşturulmuştur. Yapılan değerlendirmeler sonucunda, inceleme alanı ve yakın dolayında gözlenen en düşük ve en yüksek yıllık ortalama sıcaklık değerleri 10.66 °C ile 13.55 °C arasında değişmekte olup, yıllık ortalama ise 12.76 °C olarak hesaplanmıştır. 134 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org 3.3. Buharlaşma Verilerinin Değerlendirilmesi İnceleme alanı ve yakın dolayında buharlaşma gözlemi yapan Afyon, Denizli, Dinar ve Uşak MGİ’da gözlenen yıllık toplam serbest su yüzeyi buharlaşma değerleri sırası ile 1213.3, 1150.8, 1397.39 ve 1221.6 mm/yıl’dır. Bütçe hesaplamaları kapsamında alansal buharlaşma çıktı miktarının belirlenmesi amacı ile Dinar MGİ’da gözlenen yıllık toplam buharlaşma miktarı kullanılacaktır. Buna ek olarak inceleme alanı ve yakın dolayında yer alan MGİ için Turc Yöntemi (Turc, 1954) ile gerçek buharlaşma-terleme değerleri hesaplanmıştır. Turc Yöntemi ile elde edilen gerçek buharlaşma-terleme değerleri kullanılarak inceleme alanı ve yakın dolayı için gerçek buharlaşma-terleme miktarı 377.97 mm/yıl olarak hesaplanmıştır. Buharlaşma verilerinin değerlendirilmesi sonucunda, mevcut MGİ’da gözlenen buharlaşma değeri serbest su yüzeyinden buharlaşma değerleri olup havza içerisindeki tüm alanlardan olan gerçek buharlaşma değerlerini karakterize etmemekle birlikte serbest su yüzeyi hesaplamalarında aktif olarak kullanılabilecektir. Işıklı Göl-Gökgöl sulak alan ekosistemi çevresinde kalan ve serbest su yüzeyleri dışında ki bölgeler için yapılacak hidrolojik bütçe hesaplamalarında ise Turc yöntemleri ile elde edilen buharlaşma-terleme bileşeni dikkate alınacaktır. 3.4. Akım Verilerinin Değerlendirilmesi Işıklı Göl-Gökgöl sulak alan ekosistemi hidrolojik bütçe hesaplamaları kapsamında kullanılacak akım verileri Çizelge 1’de verilmektedir. Su bütçesi bileşenlerinde yüzeysel akım ile Işıklı Göl-Gökgöl sulak alan ekosistemine giren yüzeysuları Dinar Çayı, Kufi Çayı ve bunlara bağlı olan yan kollar ile gerçekleşirken, aynı zamanda göllerin KB-K-KD’da yer alan Işıklı Pınar ve Gökgöl kaynaklarından boşalan yeraltısuları da bu ekosistemi yüzeysel akım ile beslemektedir. 3.5. Işıklı Göl-Gökgöl Sulak Alan Ekosisteminin Su Bütçesi 3.5.1. Alansal yağış (P) Işıklı Göl-Gökgöl sulak alan ekosistemi için Eş Yağış Eğrisi ve Thiessen Yöntemleri ile hesaplanan yıllık toplam yağış miktarları sırası ile 440.99 mm/yıl ve 442.71 mm/yıl’dır. Alansal yağış girdisi her iki yöntemi ile hesaplanan yağış değerlerinin ortalaması kullanılacak olup, alansal yıllık toplam yağış miktarı 441.85 mm/yıl kabul edilmiştir. Bu durumda gölalanı ve sazlık-bataklık alan üzerine düşen yıllık toplam yağış miktarı; Pg : 43.043 ´ 106 m3/yıl olarak hesaplanmıştır. 3.5.2. Yüzeysel akım ile sistemine giren su (R ve Q) Işıklı Göl-Gökgöl sulak alan sistemini yüzeysel akımlar ile besleyen akarsu, kaynaklar ve tahliye kanallarının uzun yıllar ortalama akım miktarları ve yıllık toplam su miktarı aşağıda özetlenmiştir. Rd Rk Ra Ri Rg Ry Rp Qs Qi Toplam olarak hesaplanmıştır. 3.120 m 3/s 3 2.668 m /s 0.199 m 3/s 3 5.204 m /s 2.301 m 3/s 3 1.028 m /s 0.259 m 3/s 3 0.106 m /s 3 0.032 m /s 3 14.917 m /s 98.392 ´ 10 m /yıl 84.138 ´ 106 m 3/yıl 6 3 6.276 ´ 10 m /yıl 164.113 ´ 106 m 3/yıl 6 3 72.564 ´ 10 m /yıl 32.419 ´ 106 m 3/yıl 6 3 8.168 ´ 10 m /yıl 6 3 3.343 ´ 10 m /yıl 6 3 1.009 ´ 10 m /yıl 6 3 470.423 ´ 10 m /yıl 6 3 135 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org 3.5.3. Buharlaşma (ETg) Işıklı Göl-Gökgöl sulak alan sistemini serbest su yüzeyi olduğundan dolayı, bu göller üzerinde meydana gelen buharlaşma miktar MGİ’da ölçülen ve alan için ortalaması hesaplanan serbest su yüzeyi buharlaşma miktarı (1397.39 mm/yıl) kullanılacaktır. Bu durumda; : 136.128 ´ 106 m3/yıl ETg olarak hesaplanmıştır. 3.5.4. Yüzeysel akım ile sistemden çıkan su (R ve Q) Işıklı Göl-Gökgöl sulak alan sisteminden yüzeysel akımlar ile çıkan su (Büyük Menderes Nehri ile Baklan Ovası ve Gumüşsu sulama projeleri) miktarlarına ait uzun yıllar ortalama akım ve yıllık toplam su miktarına ait bilgi aşağıda özetlenmiştir. 12.627 m 3/s 3 3.621 m /s 0.160 m 3/s 16.408 m 3/s Rm Qb Qg Toplam 398.205 ´ 10 m /yıl 114.192 ´ 106 m 3/yıl 5.046 ´ 106 m 3/yıl 517.443 ´ 106 m 3/yıl 6 3 3.6. Bütçe Hesaplama Sonuçlarının Değerlendirilmesi Hesaplamalar sonucu elde edilen verilerin yorumlanmasında kolaylık sağlaması amacı ile kütlenin korunumu dikkate alınarak oluşturulan bütçe eşitliği; ± ∆ = ( + + + + + + + + + )− ( + + + ) 3 aşağıdaki şeklinde ifade edilmektedir (birimler m /yıl). ± ∆ = + ş ± ∆ = 513.466 ´ 10 − 653.571 ´ 10 ± ∆ = − 140.105 ´ 10 m ⁄yıl Yapılan hesaplamalar sonucu elde edilen bütçe bileşenlerinin yukarıda belirtilen eşitlikte yerine konması sonucunda, bütçe negatif çıkmıştır. Başka bir ifade ile Işıklı Göl-Gökgöl sulak alan sisteminde girdiyi oluşturan bileşenlerin toplamı, bu sistemde çıktıyı oluşturan bileşenlerin toplamından azdır. Işıklı Göl-Gökgöl sulak alan sistemi için yapılan hesaplamalar sonucunda yıllık yaklaşık 140.105 ´ 106 3 m /yıl oranında su eksiği söz konusudur. Bu durum Işıklı Göl-Gökgöl sulak alan sistemine 3 yeraltısuyundan katkı olduğu anlamına gelmektedir. Katkı oranı ise yaklaşık 4 m /s olarak hesaplanmıştır. Söz konusu katkı özellikle inceleme alanının KB-K-KD’da yer alan ve karstik kaynakların drene olduğu karbonatlı kayaçlardan geldiği düşünülmektedir. Benzer durum söz konusu bölgede yer alan sondaj kuyularına ait su seviye değerlerinde de gözlenmektedir. Bu bölgedeki yeraltısuları KB-GD, K-G ve KD-GB doğrultuları boyunca akımlarını gerçekleştirmekte olup Işıklı GölGökgöl sulak alan sistemlerini beslemektedir. 3.7. Tartışma ve Öneriler 136 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Yapılan değerlendirmeler, Işıklı Göl-Gökgöl sulak alan sistemine, yaklaşık 4 m 3/s oranında bir yer yeraltısuyu katkısı olduğunu göstermektedir. Söz konusu katkı inceleme alanının K’de KB-GD doğrultusu boyunca yüzeylenen Triyas-Kratese yaşlı Burgazdağ Formasyonu ve Jura yaşlı Ergenlik Resifal Kireçtaşılarından kaynaklanmaktadır. Bu çalışma kapsamında yapılan hidroloji ve hidrojeolojik değerlendirmeler sonucunda Işıklı Göl-Gökgöl sulak alan sisteminin kavramsal modeli ortaya konmuştur (Şekil 4). Şekil 4. Işıklı Göl ve Gökgöl sulak alan sisteminin kavramsal modeli. Bununla birlikte su bütçesi hesaplamalarında kullanılan bileşenlerin uzun yıllar ortalama değerler olduğu ve gözlem hataları da dikkate alındığında bütçede ortaya çıkan eksik su miktarı hesaplanandan daha az olabilecektir. Dolayısı ile Işıklı Göl-Gökgöl sulak alan sisteminin su bütçesi hesaplamalarının daha sağlıklı yapılabilmesi amacı ile sistemin girdi ve çıktı bileşenlerinin bu amaç doğrultusunda gözlenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. 4. KATKI BELİRTME Bu çalışma; Çevre ve Orman Bakanlığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından desteklenen “Gökgöl ve Işıklı Gölleri Yönetim Planı, Alt Projesi” kapsamında gerçekleştirilmiştir. 5. KAYNAKLAR Çakmakoğlu, A., Özyardımcı N., Dedeler, S., Buldak, A., 1986, Çivril-Banaz-Sandıklı-Dinar Arasındaki Bölgenin Jeolojisi, MTA Jeoloji Etütler Dairesi, Derleme No: 8062, 51 s. DSİ, 2010, Akım Gözlem İstasyonları Genel Bilgileri, http://www.dsi.gov.tr/agibilgi/agibilgi.aspx Göktaş, F., Çakmakoğlu, A., Tarı, E., Sütçü, Y. Y., Sarıkaya, H., 1989, Çivril-Çardak Arasının Jeolojisi, MTA Jeoloji Etütler Dairesi, Derleme No: 8701. Konak, N., Akdeniz, N., Çakır, M.H., 1986, Çal-Çivril-Karahallı Dolayının Jeolojisi, MTA Jeoloji Etütler Dairesi, Derleme No: 8945. ODOPEM, 2010. Gökgöl ve Işıklı Gölleri Yönetim Planı, Alt Projesi, Sulak Alanların Yönetim Planlarının Hazırlanması Projesi, Çevre ve Orman Bakanlığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Ankara (Yayınlanmamış). Şensoy, S., Demircan, M., Ulupunar, U., Balta, I., 2008. Climate of Turkey, State Meteorological Organization of Turkey (DMI). http://www.dmi.gov.tr/files/en-US/climateofturkey.pdf (son erişim: 15/01/2011). Turc, L., 1954. Le bilan d’eau des sols: relations entre les precipitations, l’ecoulement. Ann.agronomiques, 1954, p.491-595 et 1955, p.5-131, Paris. Üstün, H. G., 2008, İklim Değişiminin Su Kaynakları Üzerine Etkisi, Süleyman Demirel Üniversitesi, Fen bilimleri Enstitüsü, Doktora Tezi, 132 s., Isparta (Yayınlanmamış). 137 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Seyfe Gölü Yüzey Su Kalitesinin Farklı Gözlem Yıllarındaki Değişimleri 1 1 2 Sultan KIYMAZ , 2 Ahmet ERTEK Ahi Evran Üniversitesi, Kırşehir Meslek Yüksek Okulu, KIRŞEHİR Süleyman Demirel Üniversitesi- Ziraat Fakültesi, Tarımsal Yapılar ve Sulama Böl., ISPARTA ÖZET Su kaynaklarının geliştirilmesi ve sürdürülebilir yönetimi suyun miktarı kadar kalitesinin de belirlenmesi gerekliliğini ortaya koymuştur. Bu çalışmada; Seyfe Gölü’ndeki kirlilik düzeyinin araştırılması amacıyla Seyfe gölü ve yakın çevresinde yer alan 4 adet gözlem istasyonundaki 14 adet su kalitesi parametrelerinin (pH, EC, TDS, COD, NH4-N, NO 2-N, NO 3-N, o-PO4-2, Na, K, Ca, Mg, Cl, SO42 ) farklı gözlem yıllarına ait aylardaki değişimleri irdelenmiştir. Bu amaçla, su kalitesi değişimleri MannKendall Tau korelasyon katsayıları hesaplanarak %5 önem düzeyinde t testi yapılarak analiz edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, 4 istasyona ait (4*15) 56 parametrenin 14 tanesinde %5 önem düzeyinde azalma yönünde istatistiksel açıdan anlamlı trendler bulunmuştur. Geriye kalan 42 tanesinde ise istatistiksel bir değişim gözlenmemiştir. Ancak grafiksel olarak değerlendirme sonucunda, bazı aylarda incelenen bu parametrelerde polinomsal olarak %5 ve %1 düzeyinde önemli artışların olduğu da belirlenmiştir. Bu durumun evsel ve tarım-hayvancılık faaliyetlerinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Ayrıca, sulama suyu kalitesi yönünden Seyfe gölü ve Malya drenaj kanalının C4S4 sınıfına girdiği ve sulama, içme ve kullanma suyu yönünden çok elverişsiz olduğu, Seyfe ve Horla kaynaklarının C2S1 sınıfına girdiği ve orta derecede sulamaya uygun olduğu belirlenmiştir. Öte yandan Seyfe gölünün su çıkışı için boşaltım olanağı olmadığı, göldeki azalmanın önemli bir kısmının derine sızma ve buharlaşmayla meydana geldiği, bu nedenle de bazı parametrelerin kimi aylarda giderek arttığı gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kırşehir, Seyfe gölü, su, su kirliliği, su kalitesi, Mann-Kendall, eğilim analizi ABSTRACT Sustainable management and development of water resources are important in order to improve the quality and the quantity of the yield intended. This solely depends upon the quality of water in addition to agricultural practices. For this purpose, Seyfe Lake and four observatory water stations in the vicinity of Seyfe Lake water quality analysis was undertook over the years on monthly basis. Water quality changes were determined using the paremeters (pH, EC, TDS, COD, NH4-N, NO 2-N, NO 3-N, o-PO4-2, Na, K, Ca, Mg, Cl, SO4-2) that affect the quality of irrigation water. The results that were obtained were analyzed statistically by Mann-Kendall tau correlation coefficients at 5% significance level using by t test. The results imply that over the years there were statistically significant decrease (p<0.05) in 14 parameters among the tested 56 parameters. And the remaining 42 parameters were unchanged. When these values were compared on the basis of monthly analysis, there were some increased values coincided with either drought or rainfall of the years examined in addition to pollution arised from wastewater discharge and agricultural-live stock activities. This is supported further by the quality of Seyfe lake and Malya drainage canal discharge which has C4S 4 class quality of water that is unsafe to be used for drinking and irrigation purposes. On the other hand, Seyfe and Horla spring water quality is classified as C2S1 and represents medium class irrigation water. Because of the closed basin nature of the Seyfe Lake monthly changes of the level can be resulted due to infiltration and evaporation of water. Key Words: Kırsehir, Seyfe Lake, water, water pollution, water quality, the Mann-Kendall, trend analysis 1. GİRİŞ Su, yaşamın ve bireyin en temel ve vazgeçilmez gereksinimidir. Hemen hemen tüm yaşamsal faaliyetlerin sürdürülmesi suya bağlıdır. Yeryüzünde bulunan su kaynaklarının sınırlı olmasına rağmen bu kaynakların kullanım alanları oldukça geniştir. Nüfüsun hızla artmasıyla beraber suya karşı olan talebin de her geçen gün artıyor olması su kaynaklarının yönetimi konusunda daha özenli çalışılmasını gerektirmektedir. Tatlı su kaynaklarının kıtlığı, hızlı nüfus artışı, kirlenme ve yıllık yağış ortalamasının dünya ortalamasından giderek azalması Türkiye’de mevcut kaynakların daha dikkatli kullanılmasını ve 138 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org kirlenmeye karşı acil önlemlerin alınmasını gerektirmektedir (Cebe, 2007). Hızlı nüfus artışı, kentleşme ve sanayileşmenin beraberinde getirdiği çevre kirliliği, su kaynaklarının da niteliğini bozmuş ve atıkların boşaltıldığı alıcı ortamlar haline getirmiştir. İçme ve kullanma suyunun sağlanması, arıtılması ve dağıtılması oldukça pahalı ve güç olduğundan su kaynaklarının korunması, planlanması ve yönetimi de kaçınılmaz olmuştur (Gündoğdu ve ark., 2008). Ayrıca, yüzey sularının içme ve kullanma suyu olarak en son kullanılması gereken kaynak grubuna girdiği göz önüne alınırsa, konunun önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Göllerin su miktarındaki trend değişiminin, diğer bir deyişle su miktarındaki artma ve azalmanın belirlenmesi su kaynaklarının planlanması ve işletilmesi açısından son derece önemlidir. Bu değişimin belirlenmesi amacıyla göllerin, akarsuların su kalitesindeki trendleri, akarsu havzalarında akım trendleri, iklim parametreleri (yağış, sıcaklık, buharlaşma vb.) gibi çeşitli konularda trend analizi ile ilgili çalışmalar yapılmıştır. Seyfe Gölü, sulama ve içme suyu amaçlı kullanılmakta olup, aynı zamanda su kuşları için barınma, beslenme ve yaşama ortamıdır. Gölün yakın çevresinde tarım ve hayvancılık faaliyleri yapılmaktadır. Gölü besleyen kaynaklar ise yerleşim alanlarıyla iç içedir. Seyfe gölü ve kıyı çevresinde bulunan 9 yerleşim alanında yürütülen bir çalışmada, üreticilerin büyük bir çoğunluğunun (%70,15) tecrübelerine dayanarak gübreleme yaptıkları ve benzer şekilde bilinçli bir gübreleme yapmadıkları belirtilmiştir (Kıymaz ve Seçer, 2011). Ayrıca, havza genelinde sulama şekli ağırlıklı olarak yüzey sulama yöntemlerinden salma sulama olup, aşırı su tüketimine yol açmaktadır. Havzada bulunan yerleşim yerlerinin tamamında kanalizasyon sistemi bulunmamaktadır. Değinilen bu nedenler gölün her geçen gün giderek artan kirlilikle karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Seyfe gölünde su kirliliğini oluşturan etmenlerin başında tarımsal ve hayvansal faaliyetler ile evsel atık suları gelmektedir. Su kaynaklarının geliştirilmesi ve sürdürülebilir yönetimi suyun miktarı kadar kalitesinin de belirlenmesi gerekliliğini ortaya koymuştur. Bu çalışmada; Seyfe gölü’ndeki kirlilik düzeyinin araştırılması ve Seyfe gölü ve yakın çevresinde yer alan 4 adet gözlem istasyonundaki 14 adet su kalitesi parametrelerinin (pH, EC, TDS, COD, NH4-N, NO 2-N, NO 3-N, o-PO4-2, Na, K, Ca, Mg, Cl, SO4-2) farklı gözlem yıllarına ait aylardaki değişimlerinin irdelenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca, ölçüm yapılan yıllarda Şubat, Nisan, Haziran, Ağustos, Ekim ve Aralık aylarına ait değerler grafiksel olarak analiz edilerek, incelenen parametrelerin bu aylardaki değişimleri de irdelenmiştir. Ayrıca, bu çalışma kapsamında elde edilen bulgular Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği’ne göre değerlendirilerek çözüm önerileri de sunulmuştur. 2. MATERYAL VE YÖNTEM Çalışma Alanının Tanıtımı Seyfe Kapalı havzasının güney ucunda yer alan Seyfe Gölü, İçanadolu Bölgesinin tam ortasında, Kırşehir İli Mucur ilçesi sınırları içerisinde yer alan, ortalama 1110 m rakıma sahip bir sulak alandır (Şekil 1). Göl ve çevresindeki alan 10.700 hektardır. Gölün kapladığı alan iklimsel öğelere bağlı olarak 34 ha ile 7000 ha arasında değişmektedir. Ülkemizin önemli 13 Ramsar sulak alanlarından biridir. Etrafının yüksek dağ ve tepelerle çevrili olması nedeniyle bir çanak görünümündedir. Tamamen kapalı bir havza olması nedeniyle boşalımı buharlaşma ve sızma ile gerçekleşmektedir. Göl yağış, yüzeysel akış ve kaynak boşalımlarından beslenmektedir. Gölü 139 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org besleyen en önemli su kaynağı Seyfe pınarı ve horla kaynağıdır. Seyfe Gölü, yakın çevresindeki sulak alanlar, alanın kuzey kesimlerini kaplayan geniş bozkırlar ile tarımsal alanlardan meydana gelmektedir. Göldeki su derinliği nispeten sığ ve suları tuzludur. Şekil 1. Seyfe gölü ve çevresi sulak alanlarının topografik görünümü Araştırma materyali olarak Devlet Su İşleri (DSİ) Kayseri XII. Bölge Müdürlüğü tarafından ölçümü yapılan Seyfe Gölü ve yakın çevresinde bulunan Seyfe, Horla ve Malya Drenaj Kanalı kaynakları gözlem istasyonlarına ait su kalitesi verileri kullanılmıştır. Söz konusu istasyonlar Şekil 2’de gösterilmiştir. Bu çalışmada Seyfe gölü ve yakın çevresinde yer alan 4 adet gözlem istasyonundaki 14 adet su kalitesi parametrelerinin (pH, EC, TDS, COD, NH4-N, NO 2-N, NO 3-N, o-PO4-2, Na, K, Ca, Mg, Cl, SO4-2) farklı gözlem yıllarına ait aylardaki değişimleri irdelenmiştir. Bu amaçla, su kalitesi değişimleri Mann-Kendall Tau korelasyon katsayıları hesaplanarak %5 anlamlılık seviyesinde t testi yapılarak analiz edilmiştir. Mann-Kendall Tau istatistiği olarak da bilinen bu testin çalışmamızda kullanılmasının nedenleri arasında temin edilen su kalitesi verilerinin düzenli zaman aralıklarında ölçülmemesi, verilerin eksik ve kısıtlı olması, bazı değerlerin tam olarak değerinin bilinmemesi, alt ve üst sınır değerinden küçük veya büyük olarak ifade edilmesi gelmektedir. Değinilen bu güçlükler nedeniyle son yıllarda, su kalitesi değişkenlerinin trend analizlerinde araştırmacılar parametrik olmayan yöntemleri kullanmışlardır/tercih etmişlerdir (Hirsch ve Slack, 1984; Sarıyıldız ve ark., 2008; Yu ve ark., 1993; Kalaycı ve ark., 2007; Lins ve Slack, 1999). Ayrıca, ölçüm yapılan yıllarda Şubat, Nisan, Haziran, Ağustos, Ekim ve Aralık aylarına ait değerler grafiksel olarak analiz edilerek, incelenen parametrelerin bu aylardaki değişimleri de irdelenmiştir. Sodyum Adsorbsiyon oranı (SAR) hesaplama yoluyla bulunmuştur (Eşitlik 1). Elde edilen analiz sonuçları Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği’nin Tablo 2 ve 5’teki verilen sınır değerlerle karşılaştırılarak incelenen gözlem istasyonlarındaki yüzey suyunun sulama suyu sınıfları belirlenmiştir. Na SAR = -----------------(Ca + Mg) ( ---------------)1/2 2 (1) 140 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Çalışmada gözlem istasyonlarına ait su kalitesi parametreleri DSİ XII. Bölge Müdürlüğü’nden temin edilmiştir. Şekil 2. Seyfe gölü ve yakın çevresindeki gözlem istasyonlarının konumu 3. BULGULAR VE TARTIŞMA Farklı gözlem yılları dikkate alınarak incelenen 4 adet gözlem istasyonundaki 14 adet su kalitesi parametresinin aylık ortalama verilerinin Mann-Kendall Tau testine ilişkin trend (eğilim) analiz sonuçları Tablo 1’de verilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, %5 önem seviyesinde istatistiksel olarak 4 istasyona ait (4*14) 56 parametrenin 14 tanesinde 0.05 önem seviyesinde azalma yönünde istatistiksel açıdan anlamlı trendler bulunmuştur. Geriye kalan 42 tanesinde ise istatistiksel bir değişim gözlenmemiştir. Ancak incelenen yıllar içinde aynı aya denk gelen verilerin grafiksel olarak değerlendirilmesi sonucunda, bazı aylarda söz konusu parametrelerde polinomsal olarak %5 ve %1 önem düzeyinde artış ve azalışların olduğu belirlenmiştir (Tablo 2a, b ve c). Tablo 2a, b ve c birlikte değerlendirildiğinde, nitrat (NO 3-), orto fosfat (o-PO4-2), sülfat (SO4-2), sodyum (Na), magnezyum (Mg), kalsiyum (Ca), klor (Cl), toplam çözünmüş madde (TDS) ve elektriksel iletkenlik (EC) değerlerinin nisan ve haziran aylarında arttığı gözlenmiştir. Bu durumun tarım-hayvancılık faaliyetleri ile evsel atıklardan kaynaklandığı düşünülmektedir. Malya kaynağında ölçüm değerlerinin yetersizliği nedeniyle grafiksel analiz yapılamamış, ancak ölçülen değerler dikkate alınarak gerekli yorumlar yapılmıştır. 141 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Tablo 1. Seyfe gölü ve kaynaklarına ilişkin kendal testi analiz sonuçları Su Kalite parametreleri Ph 6 EC25X10 TDS COD + NH4 NO3 NO2 -2 o-PO4 + Na ++ Ca + K ++ Mg Cl -2 SO4 Seyfe gölü Kendal t trend * * * (-) (-) (-) * (-) * * * (-) (-) (-) * (-) Seyfe kaynağı Kendal t trend * (-) * (-) * (-) Horla kaynağı Kendal t trend * * (-) (-) * (-) * (-) Malya kaynağı Kendal t trend * % 5 düzeyinde önemli, (-) azalma Tablo 2a. Yıllar itibariyle Seyfe gölü aylık verilerinin grafiksel analiz sonuçları (1998-2008) Su kalite parametreleri pH EC TDS (mg/l) KOİ NH4-N NO2-N NO3-N -2 o-PO4 Na K Ca Mg Cl -2 SO4 Şubat Trend Nisan + + + + + - R = 0,21 2 R = 0,53* 2 R = 0,17 2 R = 0,50* 2 R = 0,04 2 R = 0,16 2 R = 0,07 2 R = 0,06 2 R = 0,13 2 R = 0,44* 2 R = 0,53* 2 R = 0,04 2 R = 0,16 2 R = 0,21 2 R = 0,52* 2 R = 0,51* 2 R = 0,24 2 R = 0,28 2 R = 0,49* 2 R = 0,15 2 R = 0,41* 2 R = 0,40* 2 R = 0,04 2 R = 0,70** 2 R = 0,72** 2 R = 0,22 2 R = 0,36* Trend Haziran + - R = 0,03 2 R = 0,67** 2 R = 0,54* 2 R = 0,24 2 R = 0,45* 2 R = 0,41* 2 R = 0,23 2 R = 0,24 2 R = 0,56* 2 R = 0,34* 2 R = 0,54* 2 R = 0,57* 2 R = 0,56* 2 2 Trend + + - Tablo 2b. Yıllar itibariyle Seyfe Kaynağı aylık verilerinin grafiksel analiz sonuçları (1998-2006) Su kalite parametreleri pH EC TDS (mg/l) NH4-N NO2-N NO3-N -2 o-PO4 Na K Ca Mg Cl -2 SO4 Şubat Trend Nisan Trend Haziran Trend R² = 0,84** R² = 0,63** R² = 0,29 R² = 0,06 R² = 0,12 R² = 0,30* R² = 0,19 R² = 0,04 R² = 0,19 R² = 0,02 R² = 0,17 R² = 0,25 R² = 0,51* + + + + + + - R² = 0,83** R² = 0,93** R² = 0,85** R² = 0,81** R² = 0,67** R² = 0,98** R² = 0,83** R² = 0,83** R² = 0,89** R² = 0,00 R² = 0,20 R² = 0,07 R² = 0,28 + + + + + + + - R² = 0,31* R² = 0,39* R² = 0,28 R² = 0,98** R² = 0,22 R² = 0,66** R² = 0,96** R² = 0,94** R² = 0,78** R² = 0,14 R² = 0,21 R² = 0,16 R² = 0,78** + + + + + + 142 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Tablo 2c. Yıllar itibariyle Horla Kaynağı aylık verilerinin grafiksel analiz sonuçları (1998-2008) Su kalite parametreleri Şubat Trend Nisan Trend Haziran Trend pH R² = 0,21 - R² = 0,21 - R² = 0,03 + EC R² = 0,52 * + R² = 0,53* + R² = 0,67 ** + TDS (mg/l) R² = 0,50* - R² = 0,17 - R² = 0,53 * + NH4-N R² = 0,27 + R² = 0,50* + R² = 0,24 + NO2-N R² = 0,49* + R² = 0,04 - R² = 0,45* - NO3-N R² = 0,15 + R² = 0,16 - R² = 0,41 * - R² = 0,40* + R² = 0,07 + R² = 0,22 - Na R² = 0,40* + R² = 0,06 + R² = 0,24 - K R² = 0,04 + R² = 0,13 + R² = 0,56 * - Ca R² = 0,70** - R² = 0,44* - R² = 0,34* - Mg R² = 0,72** + R² = 0,53* + R² = 0,53 * + R² = 0,22 - R² = 0,04 + R² = 0,57* + R² = 0,36* + R² = 0,21 + R² = 0,56 * + o-PO4 -2 Cl SO4 -2 Not: (+) : artışı, (-) : azalışı göstermektedir. * %5 ve ** %1 düzeyinde önemli Ayrıca, çalışmada analiz sonuçları Su Kalitesi Kontrol Yönetmeliğinde (SKKY) belirtilen kıta içi su kaynaklarına göre su kalitesi sınıfları esas alınarak, Seyfe gölü ve yakın çevresinde yer alan 4 adet gözlem istasyonundaki farklı gözlem yıllarında ölçülen aylık ortalama değerleri Tablo 4 ve Tablo 6 olarak hazırlanarak birlikte değerlendirilmiştir. SKKY’ inde belirtilen Tablo 3’deki kıta içi su kaynakları kriterlerine göre, sülfat, klorür, sodyum, toplam çözünmüş madde ve amonyum azot değerleri açısından Seyfe gölü ve malya drenaj kanalı istasyonu 4. sınıfa sahiptir Diğer Seyfe ve horla kaynakları istasyonu ise I. kalite su sınıfı değerlerine sahiptir. Kimyasal Oksijen İhtiyacı(KOİ) değerleri açısından Seyfe gölü istasyonu 4. kalite su değerine sahiptir (Tablo 4). Sularda doğal olarak en sık rastlanan tuzlar olan kalsiyum, magnezyum ve bikarbonat sülfat ve klorür’ün yüksek çıkmasının temel nedeni ise evsel ve tarımsal kaynaklı kirleticilerin yüzeysel sulara deşarjı sonucunda bu sulardaki klorür (Cl-), sülfat (SO4-2), nitrat (NO 3-) ve fosfat (PO4-2) derişimlerinin yükselmesidir. Seyfe gölü ve kıyı çevresinde bulunan 9 yerleşim alanında yürütülen bir çalışmada, üreticilerin tamamının kimyasal gübre uygulamasında bulunduğu ve ağırlıklı olarak (%67,16) DAP (diamonyum fosfat) kompoze gübresi kullandığı, geri kalan %32,84’ü %26-33 N içeren amonyum nitrat + %21 N içeren amonyum sülfat + %46 N içeren üre + triple süper fosfat gübresi kullandıklarını belirtmişlerdir. Üreticilerin büyük bir çoğunluğunun (%70,15) kendi tecrübelerine dayanarak gübreleme yaptıklarını ve benzer şekilde bilinçli bir gübreleme yapmadıklarını belirtmişlerdir (Kıymaz ve Seçer, 2011). Bölgede gübre ve zirai ilaçların tarımda bilinçsiz kullanımı sonucu yukarıda değinilen su kalitesi değerlerinde artışlara neden olmaktadır. pH değerleri açısından incelenen gözlem yılları boyunca SKKY ’de belirtilen Göller, Göletler, Bataklıklar ve Baraj Haznelerinin Ötrafikasyon Kontrolü sınır değerleri ile uyum içerisinde olduğu tespit edilmiştir. Su sıcaklığı açısından incelenen gözlem yılları boyunca tüm istasyonlarda kıta içi su kaynakları sınıflandırma kriterlerine göre 1. sınıf su kalitesi özelliği göstermiştir (Tablo 4). SKKY’inde belirtilen sulama sularının sınıflandırılmasında esas alınan sulama suyu kalite kriterlerine göre, Elektiriksel iletkenlik (EC) değerleri Seyfe gölü ve Malya Drenaj kanalı istasyonlarında VI. Sınıf su değerine sahiptir. Seyfe ve Horla kaynakları istasyonlarında ise EC değerleri II. Sınıf su kalitesi özelliği 143 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org göstermiştir (Tablo 6) Sodyum Adsorbsiyon Oranı (SAR) değerleri açısından incelen gözlem yıllarında, Seyfe Gölü istasyonu SAR değeri 1466,8 olup, 4.sınıf (C4 S4) sulama suyu olup sulamada kullanılmaz. Ancak tuzlu alanların iyileştirilmesinde başlangıç yıkamalarında yararlanılabilir. Malya Kaynağı istasyonu SAR değeri 188.8 olup, 4.sınıf (C4 S4) sulama suyu niteliği taşımaktadır. Seyfe gölüne göre sodyum zararı daha azdır. Seyfe Kaynağı istasyonu SAR değeri 2.5 olup, 2.sınıf (C2S1) sulama suyu niteliği taşımaktadır (Tablo 6). Sodyum zararı düşüktür. Sulama yönünden sorun olmayan hafif bünyeli topraklarda ve tuza orta veya yüksek oranda dayanıklı bitkiler için kullanılır. Tuzluluğun olduğu yerlerde ise yıkama gereksinimi (LR) hesaplanarak sulama suyu miktarı belirlenmelidir. Ayrıca drenaj sistemleri yapılmalıdır. Horla Kaynağı istasyonu SAR değeri 4.2 olup, 2.sınıf (C2S1) sulama suyu niteliği taşımaktadır (USSL, 1954). Sulama suyu kalitesi yönünden Seyfe gölü ve Malya drenaj kanalının C4S4 sınıfında olduğu ve sulama, içme ve kullanma suyu yönünden çok elverişsiz olduğu, Seyfe ve Horla kaynaklarının C2S1 sınıfına girdiği ve orta derecede sulamaya uygun olduğu belirlenmiştir. Gölün kuzeyinde oldukça büyük bir alana sahip Malya Devlet Üretim Çiftliğinin tarım arazileri bulunmaktadır. Malya Devlet Üretme Çiftliğinin atık suları ile tarımdan dönen sular gölün kuzeyinde yer alan drenaj kanalı ile göle taşınmaktadır. Seyfe pınarlarının göle ulaştığı yerde oluşan delta tarım alanı kazanmak amacıyla kurutulmuş ve tarıma açılmıştır. İçme ve sulama amacıyla Seyfe pınarlarının suyu kullanılmakta bu durum gölün su rejimini ve kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir (Kıymaz, 2010). Öte yandan Seyfe gölünün su çıkışı için boşaltım olanağı olmadığı, kayıpların önemli bir kısmının buharlaşmayla meydana geldiği bu nedenle de bazı parametrelerin kimi aylarda giderek arttığı gözlenmiştir. Çünkü buharlaşlaşmayla sadece su buharlaşır, söz konusu elementler geride kalarak birikir ve suyun konsantrasyonunun artmasına neden olur. Tablo 3. Kıta içi su kaynaklarının sınıflarına göre kalite kriterleri Su kalite parametreleri Sıcaklık (oC) pH Çözünmüs oksijen (mg O2/l) Klorür iyonu (mg Cl /l Sülfat iyonu (mgS04/l) Amonyum azotu (mg NH4 + -N/l) Nitrit azotu (mg NO2-N/l) Nitrat azotu (mg NO3-N/l) Toplam çözünmüs madde (mg/l) Sodyum (mg Na+/l) Kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ) (mg/l) Su kalite sınıfları I 25 6.5-8.5 8 25 200 0.2 II 25 6.5-8.5 6 200 200 1 III 30 6.0-9.0 3 400 400 2 0.002 5 500 125 25 0.01 10 1500 125 50 0.05 20 5000 250 70 IV >30 6.0-9.0 dışında <3 >400 >400 >2 >0.05 >20 >5000 >250 >70 144 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Tablo 4. Kıta içi su kaynaklarının sınıflarına göre Seyfe gölü kalite kriterleri İstasyonların adı Su kalite parametreleri Seyfe kaynağı Sıcaklık (oC) 14.1 pH 8.2 Çözünmüs oksijen (mg O2/l) Klorür iyonu (mg Cl /l 19 Sülfat iyonu (mgS04/l) 31 Amonyum azotu (mg NH4+-N/l) 0.3 Nitrit azotu (mg NO2-N/l) 0.02 Nitrat azotu (mg NO3-N/l) 2.6 Toplam çözünmüs madde (mg/l) 319 Sodyum (mg Na+/l) 14 Kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ) (mg/l) Gözlem yılları (1998-2006) Seyfe gölü 14.6 8.1 7.4 84316 20583 15.3 0.02 0.3 170779 44777 8855 (1998-2008) Horla kaynağı 13.3 8.1 6.1 43 41 0.4 0.03 4.3 401 34 - Malya drenaj kanalı 16.4 8.8 5646 3563 4.6 1.4 4.2 13731 3561 - (1998-2008) (1998-2004) Tablo 5. Sulama sularının sınıflandırılmasında esas alınan sulama suyu kalite parametreleri (Anonim, 2004) Sulama suyu kalite parametreleri Sulama suyu sınıfları I.sınıf (çok iyi) EC25X106 (Micromhos/cm) SAR Sulama suyu sınıfı 0-250 250-750 <10 * 10-18 C1 S 1 * Düşük Na (Alkalilik) zararı (S)* Tuzluluk zararı (C)* II. sınıf (iyi) 1 III. sınıf (kullanılır) IV. sınıf (ihtiyatla kullanılmalı) 750-2000 18-26 2000-3000 >3000 >26 C1S2, C2S2 C2 S 1 C1 S 3 , C2 S 3 C3S3, C3S2, C3 S 1 C1S4, C2S4 C3S4, C4S4 C4S3, C4S2 C4 S 1 Orta Yüksek Çok yüksek 3 4 2 V. sınıf (zararlı, uyg. değil) - Tablo 6. Sulama sularının sınıflandırılmasında esas alınan sulama suyu kalite parametrelerine göre Seyfe Gölü su kalite sınıfları Sulama suyu kalite parametreleri İstasyonların adı Sembol Seyfe kaynağı Elektriksel İletkenlik (Micromhos/cm) Sodyum Adsopsiyon oranı Horla kaynağı EC 483 375890 611 SAR 2.5 1466,8 4.2 Sulama suyu Sınıfı Gözlem Yılları Seyfe gölü C2 S 1 - (1998-2006) Malya drenaj kanalı 22208 188,5 C4S4 C2 S 1 C4 S 4 (1998-2008) (1998-2008) (1998-2004) 145 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org 4. SONUÇLAR Analiz sonuçlarına göre, %5 önem seviyesinde istatistiksel olarak 4 istasyona ait (4*14) 56 parametrenin 14 tanesinde 0.05 önem seviyesinde azalma yönünde istatistiksel açıdan anlamlı trendler bulunmuştur. Geriye kalan 42 tanesinde ise istatistiksel bir değişim gözlenmemiştir. Ancak grafiksel olarak değerlendirme sonucunda, bazı aylarda incelenen bu parametrelerde polinomsal olarak önemli artışların olduğu da belirlenmiştir. Bu durumun evsel ve tarım-hayvancılık faaliyetlerinden kaynaklandığı düşünülmektedir. SKKY’ inde belirtilen kıta içi su kaynakları ölçütlerine göre, sülfat, klorür, sodyum, toplam çözünmüş madde ve amonyum azot değerleri açısından Seyfe gölü ve malya drenaj kanalı istasyonu 4. sınıfa sahiptir. Diğer Seyfe ve horla kaynakları istasyonu I. kalite su sınıfı değerlerine sahiptir. Kimyasal Oksijen İhtiyacı(KOİ) değerleri açısından Seyfe gölü istasyonu 4. kalite su değerine sahiptir. pH değerleri açısından incelenen gözlem yılları boyunca SKKY ’de belirtilen Göller, Göletler, Bataklıklar ve Baraj Haznelerinin Ötrafikasyon Kontrolü sınır değerleri ile uyum içerisinde olduğu tespit edilmiştir. Su sıcaklığı açısından incelenen gözlem yılları boyunca tüm istasyonlarda kıta içi su kaynakları sınıflandırma ölçütlerine göre 1. sınıf su kalitesi özelliği göstermiştir. SKKY’ inde belirtilen sulama sularının sınıflandırılmasında esas alınan sulama suyu kalite ölçütlerine göre, Elektiriksel iletkenlik (EC) değerleri Seyfe gölü ve Malya Drenaj kanalı istasyonlarında VI. Sınıf su değerine sahiptir. Seyfe ve Horla kaynakları istasyonlarında ise EC değerleri II. Sınıf su kalitesi özelliği göstermiştir. SAR değerleri açısından incelen gözlem yıllarında, Seyfe Gölü istasyonu SAR değeri 1466,8 olup, 5.sınıf (C4 S4) sulama suyu olup sulamada kullanılmaz. Malya Kaynağı istasyonu SAR değeri 188.8 olup, 5.sınıf (C4 S4) sulama suyu niteliği taşımaktadır. Seyfe gölüne göre sodyum zararı daha azdır. Seyfe Kaynağı istasyonu SAR değeri 2.5 olup, 2.sınıf (C2S1) sulama suyu niteliği taşımaktadır. Ayrıca, sulama suyu kalitesi yönünden Seyfe gölü ve Malya drenaj kanalının C4S4 sınıfında olduğu ve sulama, içme ve kullanma suyu yönünden çok elverişsiz olduğu, Seyfe ve Horla kaynaklarının C2S1 sınıfına girdiği ve orta derecede sulamaya uygun olduğu belirlenmiştir. Öte yandan Seyfe gölünün su çıkışı için boşaltım olanağı olmadığı, bu nedenle de bazı parametrelerin kimi aylarda giderek arttığı gözlenmiştir. Göl ve yakın çevresindeki tarım ve hayvancılık faaliyetleri ve yerleşim alanlarından kaynaklanan kirlilik yüklerinin azaltılması yönünde, ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından çiftçilere sulama, gübreleme ve bitki koruma gibi alanlarda çiftçilere eğitimler verilerek bilinçli tarım uygulamaları sağlanabilir. Seyfe gölü havzasında bulunan yerleşim yerlerinin tamamında kanalizasyon sistemi bulunmamaktadır. Bu nedenle evsel altyapı eksiklikleri giderilmelidir. Bir su kaynağının amaçlarına uygun olarak kullanılabilmesi için, Gölde bugüne kadar çeşitli kurum ve kuruluşlar tarafından yapılan su kalitesi çalışmalarının tek elden yürütülmesi, mevcut problemler çerçevesinde yeniden değerlendirilerek gözden geçirilmesi ve kritik kirlilik parametreleri mutlaka düzenli olarak ölçülüp izlenmesi gerekir. Bu çalışmadan elde edilen sonuçların Seyfe gölü yönetim planı uygulama faaliyetlerine katkı sağlayabileceği düşünülmektedir. 5. KAYNAKLAR Anonim, 2004. Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği. Sayı:25687. Bayazıt, M., 1996. İnşaat Mühendisliğinde Olasılık Yöntemleri, 1996, İstanbul Teknik Üniversitesi Matbaası. Cebe, E.N., 2007. Türkiye Akarsularında Mevsimsel Trend Analizi. İstanbul Üniversitesi Fen Bilimleri 146 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi. DSİ, 2009. DSİ Kayseri XII. Bmlge Müdürlüğü Sulama Suyu Kalite Verileri. Kayseri. Gündoğdu, V., Alpaslan, A., Elele, M., Akgün, G., 2008. Havzasının İzmir Büyükşehir Belediyesi Sınırları Dahilinde Sürdürülebilir Yönetim Planlaması. Havza Kirliliği Konferansı, s 31. İzmir. Hirsch, R.M., Slack, J.R., 1984. A nonparametric Trend Test For Seasonal Data with Serial Dependence, Water Resources Research, 2(6), 1984, pp. 727-732. Kalaycı, S., Büyükyıldız, M., Kahya, E., Alp, M., 2007. Marmara Havzası Nehirlerinde Yüzey Su Kalitesi Verilerinin Farklı Gözlem Yıllarındaki Değişimleri. Uluslar arası Küresel İklim Değişikliği ve Çevresel Etkileri Konferansı, 18-20 Ekim 2007, Konya, Türkiye. Kıymaz, 2010. Seyfe Gölü Sulak Alanı ve Su Kaynakları Yönetimine İlişkin Sorunlar ve Çözüm Önerileri. Journal of New World Sciences Academy Ecological Life Sciences, 5 (2), 174-185. Kıymaz, S. Seçer, A., 2010. Seyfe Gölü’nün Sosyo-Ekonomik ve Çevresel Yönden Değerlendirilmesi. Mustafa Kemal Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Dergisi, Antakya. Lins, H., ve Slack, J.R., 1999. Streamflow Trends in United States. Geopy Res. Letters, 26, 237-230. Sarıyıldız, A., Harmancıoğlu N., Sılay, A., Çetin, H.C., 2008. Gediz Nehri Su Kalitesi Parametreleri- nin Eğilim Analizi. Havza Kirliliği Konferansı, s 23. İzmir. USSL., 1954. Diagnosis and Improvement of Salina and Alkali Soils. Agriculture Handbook. No: 60, USA, 160s. Yu, Y.S., Zou, S., Whittemore, D., 1993. Non-parametric Trend Analysis of Water Quality Data of Rivers in Kansas, Journal of Hydrology, Vol 150, pp.61-80. 147 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org III. BİYOETİK VE BİYOPOLİTİKALAR • Çevre Mevzuatının Biyoetik Değerlendirilmesi ‚ Sulak Alanlarda Koruma ve Yönetim ƒ Sulak Alanlar Üzerindeki Baskılar „ Türkiye Sulak Alanlarının Geleceği … Orta Anadolu Sulak Alanlarının Geleceği † Hayvan Hakları ve Sulak Alanlar IV. SULAK ALANLAR VE İNSAN • Sulak Alanların Sosyo-Ekonomik Değerleri ve Yararları ‚ Sulak Alanların Kullanımı ƒ Sulak Alanların Rekreasyonel Değerleri ve Ekoturizm 148 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Aydın İlindeki Sulak Alanlara Rekreasyonel Açıdan Bir Bakış Zöhre POLAT , Bülent DENİZ , Çiğdem KILIÇASLAN , Barış KARA Adnan Menderes Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü, Güney Yerleşke, AYDIN ÖZET Sulak alanlar ekolojik, ekonomik ve sosyal değerleri ile önemli kaynak değeri olan doğa parçalarıdır. Sulak alanların kırsal ve kentsel peyzajdaki faydaları, bu alanların insanlar tarafından önemle ele alınmasını ve korunarak gelecek kuşaklara taşınması ekolojik felsefesini doğurmuştur. Türkiye peyzajında zengin biyolojik desenler oluşturan sulak alanlar, Ege Bölgesi’nde Aydın İlini de ekolojik, ekonomik ve sosyal yönden zenginleştiren bir desen oluşturmaktadır. Aydın ilinde yer alan Büyük Menderes Deltası ve Bafa Gölü’nün (Muğla ili sınırlarına da girmektedir) taşıdığı bu değerleri, Aydın peyzajına ve Aydın’da yaşayan insanlara yansıtmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Aydın’ın bu önemli iki sulak alanının sosyal değerlerinden biri olan rekreasyonel kaynak değerlerini sunmaktır. Çalışmada Büyük Menderes Deltası ve Bafa Gölü’nün rekreasyonel kaynak değerleri ortaya konularak, sulak alanların korunarak geliştirilmesinin gerekliliği üzerine öneriler sunulmuştur. Anahtar kelimeler: Sulak alanlar, rekreasyon, Büyük Menderes Deltası, Bafa Gölü, Aydın ABSTRACT Wetlands are important natural areas with their ecologic, economic and social values. The benefits of wetlands to the rural and urban areas have brought forth the philosophy that importance must be given to these areas and have to be passed to the coming generations. Wetlands which present biological richness are not important only for Turkey but also create ecologic, economic and social patterns for Aydın Province. Great Meander Delta and Bafa Lake (which is part of Aydın and Muğla) reflect the values of their own to the landscape of Aydın and its residents. The aim of this study is to reveal the recreational source values of Great Meander Delta and Bafa Lake and to give proposals to improve by preserving these wetlands. Keywords: Wetlands, recreation, Great Meander Delta, Bafa Lake, Aydın 1. GİRİŞ Yeryüzü birbirleri ile destek ilişkisi içindeki ekosistemlerden (çöl ekosistemi, dağ ekosistemi, orman ekosistemi, sulak alan ekosistemi, kent ekosistemi vb.) oluşmuş bir bütündür. Sulak alanlar, yeryüzündeki ekosistem dengeleri içerisinde çok önemli işlevleri olan ve ürettikleri enerji ile diğer ekosistemlerdeki enerji akışına katkı sağlayan sistemlerdir. Ekosistemlere aktardıkları enerjinin, ekolojik, sosyal ve ekonomik anlamda doğaya ve kültürel ortamlara önemli yansımaları bulunmaktadır. Sulak alanlar, bulundukları yöredeki insanların yaşamlarına ve daha geniş bir perspektifle ülkelerin geneline önemli katkılar sunan doğal ekosistemlerdir ve yeryüzündeki başka hiçbir ekosistemle karşılaştırılmayacak ölçüde işlev ve değerlere sahiptir. Örneğin; bulundukları alanın su rejimini düzenlemektedir, iklim elemanları üzerine olumlu etkileri vardır, atık sulardaki organik ve inorganik maddelerin arıtılmasında önemli rol oynarlar. Ormanlarla birlikte yeryüzünün en fazla biyolojik üretim yapan ekosistemleridir. Zengin bitki ve hayvan türleri ile yoğun organizma koleksiyonuna sahip yeryüzünün en önemli genetik rezervuarlardır (Anonim, 2011a). Sulak alanlar sosyal açıdan da bulunduğu yöre halkını ve diğer kullanıcıları etkileyen ekosistemlerdir. Sosyal açıdan en önemli fonksiyonları; insanlar için yeniden yenilenme (rekreasyon) mekanları olmaları (Tırıl, 2006; Wantzen and Junk, 2008), araştırmalar için açık hava laboratuarı olmaları, eğitim-öğretimi desteklemeleri, görsel kaynak değerleri taşımaları, ekolojik ve ekonomik etkilerinin sonucu ortaya çıkan bütüncül sosyal fonksiyonları ile bulundukları ülkelere ve dünya 149 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org ekosistemine destek oluşturmalarıdır. Sulak alanların ekonomik, kültürel, bilimsel ve rekreasyonel olarak büyük bir kaynak teşkil ettiğine ve ekosistem dengelerinin bozulması halinde bir daha geri getirilemeyeceğine inanarak 1971 yılında İran’ın Ramsar Kentinde Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkındaki Sözleşme (Ramsar Sözleşmesi), ülkemiz tarafından da imzalanmıştır (Anonim, 2011a). Bu sözleşmede sulak alanların rekreasyonel kaynak değeri taşıdığı da vurgulanmıştır. Türkiye’de kayıt altına alınmış 135 adet sulak alan bulunmaktadır. Bu sulak alanların toplam alanı 2.206.835 ha.’dır Aydın ilinde de iki adet (Büyük Menderes Deltası ve Bafa Gölü) sulak alan bulunmaktadır. Bunların toplam alanı ise 22.081 ha.’dır (Anonim, 2011a) Yapılan çalışmada ülke genelinde geniş yer tutan bu üretken ekosistemlerin rekreasyonel yönüne odaklanılmıştır. Çalışmanın amacı; Büyük Menderes Deltası ve Bafa Gölü sulak alanlarının sosyal değerlerinden biri olan rekreasyonel kaynak değerlerini sunarak, rekreasyona bakışı ‘koruma ve geliştirme ile birlikte yeniden yenilenme’ ilkesi ile bütünleştirmektir. 1.1. Sulak Alanlara Rekreasyonel Açıdan Bir Bakış Dünyanın bütün ülkelerinde sulak alanlarda rekreasyonel faaliyetler de yürütülmektedir. Rekreasyon, insanların yeniden yenilenmeleri için yaptıkları eylemdir. Günümüzde insanlar fiziksel ve ruhsal anlamda üretken bir hale gelmek için doğaya, doğal kaynak değerlerine yönelmektedir. Kent içinde ya da kırsal mekanda insanlara alternatif yenilenme alanları planlanması günümüzde üzerinde en çok araştırma yapılan konulardan biridir. İnsanlar için rekreasyon olanağı sağlayan alanlardan biri de sulak alanlardır. Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğinin “Sulak Alan Bölgesinde Uygulama Esasları kapsamındaki 19. Maddesinde”, sulak alanlarda; kuş gözlem kuleleri ve gözlemevleri, eğitim, sportif, bilimsel ve koruma amaçlı binalar ile madensel tuzların çıkarılması, su ürünleri istihsali, içme, kullanma ve sulama suyu projelerine ait zorunlu tesisler, seyir amaçlı yaya yollarının yapılabileceği belirtilmektedir (Anonim, 2011a). Yine yönetmeliğin “Ekolojik Etkilenme Bölgesinde Uygulama Esasları kapsamındaki 20. Maddesinde”, sulak alanların ekolojik karakterinin korunmasının gerektiği ve 19. maddede belirtilen faaliyetlere ilave olarak, günübirlik kullanım amacıyla lokanta, büfe, çay bahçesi, plaj kabini, gezi parkurları gibi yapı, tesis ve yollar inşa edilebileceği vurgulanmaktadır. Sulak alanlarda yapılan başlıca rekreasyonel aktiviteler, kuş ve su kuşu gözlemciliği, yaban hayatı gözlemciliği, spor amaçlı olta balıkçılığı, kıyılarda dalma, bot ve su kayağı sporu (Smardon, 2006), doğa yürüyüşleri, doğayı gözlemleme, bitki, hayvan ve su birlikteliğini izleme gibi insanları yenileyen aktivitelerdir. Sulak alanlarla ilgili yapılan çalışmalarda, sosyal açıdan yaşam alanlarına kattıkları değerler vurgulanmıştır: * Sulak alanlarda, rekreasyona dayalı olarak önemli oranlarda ekonomik gelir elde edilebilmektedir (Bergstrom et al., 1990). * Avusturalya’nın Pert kentinde rekreasyonel amaçlarla ziyaret edilen alanlardan biri de sulak alanlardır (Syme et al., 2001). * Yucatan Yarımadası (güney Meksika) Maya dönemi kültürel mirasının korunduğu ve rekreas150 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org yon amacıyla kullanılan örnek alanlardan biridir (Smardon, 2006). * Amerika Birleşik Devletlerinde, Mississippi vadisinde, sulak alanda su kuşlarına yönelik rekreasyon ile maddi kazanç sağlandığı vurgulanmaktadır (Jenkins et al., 2010). * Sulak alanlar kentsel peyzajda da kuşların yaşama mekânları olan önemli ekosistemlerdir. Bitki örtüsünün yoğunluğu ile orantılı olarak kuş varlığı, insanlar için çekim alanı oluşturmaktadır (Mc Kinney et al., 2010). 1.2. Büyük Menderes Deltası ve Bafa Gölü Sulak Alanları Aydın İlinde yer alan Büyük Menderes Deltası ve Bafa Gölü sulak alanları çeşitli statülerde korunan ve biyoçeşitliliği ile farklı alan özellikleri sergileyen önemli kaynak değerleridir (Şekil 1 ve Şekil 2). K Şekil 1. Büyük Menderes Deltası ve Bafa Gölü’nün konumu 151 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Şekil 2. Sulak alanlardaki doğal su varlığı (Eşbah Tunçay ve ark., 2009) Büyük Menderes Deltası Sulak Alanı; Aydın ilinde Dilek Yarımadasının güneyinde Büyük Menderes nehrinin Denize döküldüğü alanda oluşmuş bir sulak alan ekosistemidir (Şekil 3). Türkiye’nin Önemli Kuş Alanları listesinde yer alan alanda, dalyanlar, kumullar, tuzcul düzlükler ve hafif tuzlu bataklıklar bulunmaktadır. Ekosistem tipleri; delta ekosistemi, maki ekosistemi (Quercus ilex) ve deniz ekosistemidir. Su rejimine yanlış müdahaleler, tarımsal yoğunlaşma ve kirlikle yüz yüzedir (Kılıç ve Eken, 2004). Şekil 3. Büyük Menderes Deltası görünümleri Bafa Gölü Sulak Alanı; Büyük Menderes Deltasının güneydoğusunda yer alır (Şekil 4). Orman ve maki alanları ile ve dağlarla çevrili bir göldür. Sığ kıyılar ve bataklıklarla kaplı batı tarafı Büyük Menderes Deltasına açılır. Ekosistem tipleri; göl, maki bitkileri (maki topluluklarının baskın bireyleri Arbutus andrachne, Arbutus unedo, Olea europaea, Phillaria latifolia, Pistacia lentiscus, Pistacia terebinthus, Quercus coccifera, Erica monipuliflora, Spartium junceum.dan oluşmaktadır) ve kızılçam ormanlarıdır (Pinus brutia) (Eşbah Tunçay ve ark., 2009). Su rejimine yanlış müdahaleler ve kirlikle yüz yüzedir (Kılıç ve Eken, 2004). Sulak alanlardaki doğal ve kültürel kaynak değerleri rekreasyon için kaynak oluşturmaktadır (Tablo 1). Bafa Gölü ve çevresi yüzyıllar boyunca eski uygarlıkların beşiği olmuştur. Karyalılar burada yaşayan kavimlerden biridir. Antik Milet şehri ve Apollon Tapınağı da (Didim) buradan çıkarılan mermerler ile inşa edilmiştir. Helen dönemine kadar Lidyalılar, Persler buralarda hüküm sürmüşlerdir. Büyük İskender’in gelişi ile M.Ö. 3. Yüzyılda, Pleistarch adlı bir yönetici Herakliya şehrini kurmuştur. 152 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Bu arada eski şehir Latmos harabeye dönmüş ve Nekropol (mezarlık) olarak kullanılmıştır. Latmos Dağı eteklerinde saklı 7 Kardeşler Manastırı’na ilginç bir patika yoldan geçerek ulaşılabilir. Manastır M.S. 7. yüzyılda Arap ülkelerinden gelen Rahipler tarafından kurulmuştur. 7 ve 8. yüzyıllarda Yemen ve Suriye’deki Hıristiyanlar, bölgeye yerleşerek birçok irili ufaklı Manastır ve çilehaneler yapmışlardır. Hz. İsa ve havarilerine ait motiflerle kaplı bir mağara Bafa’nın kültürel mirasları arasındadır. M.S. 7. ve 8. yüzyıllarda bu bölge önemli bir dini merkezdir. Hıristiyanlar 13. yüzyıla kadar buralarda yaşayıp daha sonra Patmos Adası’na göç etmişlerdir (Durmuş, 2007). Şekil 4. Bafa Gölü görünümleri Tablo 1. Aydın İlindeki sulak alanlar ve rekreasyon potansiyelleri (Anonim, 2011a; (Kılıç ve Eken, 2004) verileri ile geliştirilmiştir) Sulak Alanlar Alanı (Ha) Koruma Statüleri Rekreasyona Kaynak Oluşturan Değerler Doğal Değerler Doğal bitki varlığı Büyük Menderes Deltası Sulak 9.800 Alanı Aydın Bafa Gölü Sulak Alanı 12.281 Aydın – Muğla Milli Park 1.Derece Doğal Sit Önemli Kuş Alanı (ÖKA) Tabiat Parkı Doğal Sit Önemli Kuş Alanı (ÖKA) Doğal hayvan varlığı Kültürel Değerler Potansiyel Rekreasyon Aktiviteleri Geleneksel Kuş gözlemciliği yerleşimler/yaşam Yaban hayatı gözlemciliği şekilleri Su kaynakları Yerel ürünler Doğa yürüyüşleri Jeolojik ve jeomorfolojik yapı Folklor Fotoğrafçılık Olta balıkçılığı Kültür turizmi Doğal bitki varlığı Doğal hayvan varlığı Su kaynakları Jeolojik ve jeomorfolojik yapı Geleneksel yerleşimler/yaşam Kuş gözlemciliği şekilleri Yerel ürünler Yaban hayatı gözlemciliği Folklor Olta balıkçılığı Eski uygarlıklara ait Fotoğrafçılık eserler Kültür turizmi 153 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org 2. SONUÇ Dünya genelinde sulak alan fonksiyonlarına (ekolojik, ekonomik, sosyal) odaklanan bütün araştırmaların ortak önerisi bu üretken ekosistemlerin sürdürülebilirliğini sağlamak yönündedir. Sulak alanlar taşıdıkları ekosistem değerleriyle mutlak korunmayı gerektirirken sahip oldukları rekreasyonel kaynakların da koruma kullanma dengesi içerisinde değerlendirilmesi gerekir. Sulak alanlar peyzaj mimarlığı açısından da önemle ele alınan kaynaklardır. Bu alanlar insanların kırsal ve kentsel mekânda bunaldığı, birçok sosyal sorun yaşadığı günümüzde onlara doğanın kapılarını açan alanlardandır. Sulak alan yönetim planlarında, bu alanların sosyo-ekonomik unsurlarının değerlendirilmesi için sulak alan değer ve işlevlerini gösteren gösterge listesinde (Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi Ek-3) birçok işlevinin yanında sulak alanların; rekreasyon ve turizm aktivitelerini de içerdiği vurgulanmıştır. Yine Sulak Alan Yönetim Planının değerlendirilmesi için kültürel unsurlar (Sulak Alanlarda Kültürel Etkiler Rehberi - Ramsar COP8 DOC. 15), Paleontolojik ve arkeolojik kayıtlar, tarihi yapılar ve sanat eserleri, kültürel peyzajlar, geleneksel üretim ve tarımsal ekosistemler, örneğin çeltik, tuz üretimi, işletilen haliçler, ortak su ve arazi yönetimi uygulamaları, tüketici haklarını ve mülkiyeti içeren oto yönetim uygulamaları, sulak alan kaynaklarından geleneksel biçimde yararlanma, sözel gelenek, geleneksel bilgi (atasözü),dini konular, inanışlar ve mitoloji, sanatsal faaliyetler (müzik, şarkı, dans, resim, edebiyat ve sinema) olarak listelenmiştir (Anonim, 2011b). Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de sulak alan yönetimi ile ilgili çalışmalar başlatılmıştır. Sulak alan yönetim planı örnekleri oluşturulmuştur. Sulak alanlarda yeni bir ‘insan eli’ olan rekreasyonu önerirken dikkat edilecek önemli nokta, bu alanlarda rekreasyon yönetim planlarının da yapılmasıdır. Sulak alanların ekolojik taşıma kapasiteleri olduğu gibi rekreasyonel taşıma kapasiteleri de vardır. Yapılan araştırmalarda, örneğin Karayip Adaları’ndaki örnekte sulak alanların turizm ve rekreasyon faaliyetlerinin alanın taşıma kapasitesi düşünülmeden yapıldığı ve sistemdeki dengelerin bozulduğu vurgulanmıştır (Bacon, P.W., 1987). İnsanlar için bu kadar önemli olan sulak alanların kaynak değerleri geliştirilip geleceğe taşınması insanlık için en önemli görevdir. Doğadan ‘yeniden yenilenme’ ilacı istemek için ona mutlaka saygı duyarak yaklaşmamız gerekir. Bu da ancak sulak alanlarda rekreasyonel planlamada sulak alan yönetimine entegre olarak sağlanabilir. Ekolojik, ekonomik ve sosyal açılardan yönetilebilen bir sulak alan sitemine ‘rekreasyonel açıdan‘ bakabiliriz. Gerek Bafa Gölü gerekse Büyük Menderes Deltası birçok canlı türüne ev sahipliği yapması ve üstlendikleri ekolojik işlevlerle bulundukları bölge için korunarak kullanması gereken önemli kaynak değerleridir. Günümüzde turizm anlayışını yön değiştirmesiyle bu tür alanlar her geçen gün daha ciddi kullanım baskısı ile karşı karşıya kalmaktadır. Hassas ekosistem ler olarak tanımlanan bu alanların doğal döngü ve yapısı ile kullanımı arasındaki dengeyi gözetecek birçok meslek disiplininin de katkısıyla ortaya konulacak bir yönetim ve kullanım planının oluşturulması gerekmektedir. Sulak alanların kısıtlı coğrafi sınırlarının çok ötesinde ekolojik sınırlara sahip olduğu ve işlevleri ile çok geniş alanlardaki ekolojik döngülere hizmet ettikleri düşünülürse konunun önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Bu alanlarda oluşacak tahribat birçok canlı türünü etkilemekte ve ekosistem bütünlüğünü sekteye uğratmaktadır. Bafa Gölü ve Büyük Menderes Deltası bu bağlamda ele alınarak rekreasyonel kullanım 154 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org alternatiflerinin ortaya konulması, geliştirilmesi ve taşıma kapasitelerinin belirlenerek yönetim planının oluşturulması gerekmektedir. 3. KAYNAKLAR Anonim, 2005. Çevre ve Orman Bakanlığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Doğa Koruma Dairesi Başkanlığı, Sulak Alanlar Şube Müdürlüğü, Sulak Alanlarda Yönetim Planlaması Rehberi. Sulak Alan Yönetim Planları (www.milliparklar.gov.tr). Anonim, 2011a. Sulak Alanlarımız. Sulak alanlarda Yönetim Planı.Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (www.milliparklar.gov.tr). Anonim, 2011 b. Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği (www.bursacevreorman.gov.tr). Bacon, P. R., Use of wetlands for tourism in the insular Caribbean. Annals of tourism research, 14 (1), 104-117. Bergstrom, J. C., Stoll, J. R., Titre, J. P., Wright, V. L., 1990. Economic value of wetlands -based recreation. Ecological Economics, 2 (2), 129-147). Durmuş, H., 2007. Ege’nin Açık Hava Müzesi Bafa Gölü. Ekoloji Magazin Dergisi, Sayı 16, EkimAralık. Eşbah Tunçay, H., Kelkit, A., Deniz, B., Kara, B., Bolca, M., 2009. Peyzaj Sütrüktür İndeksleri ile Koruma Alanları ve Çevresindeki Peyzajın Geçirdiği Değişimin Tespiti ve Alan Kullanım Planlaması Önerilerinin Geliştirilmesi: Dilek Yarımadası-Menderes Deltası Milli Parkı ve Bafa Gölü Koruma Alanı Örneği. TÜBİTAK Projesi, Proje No: 106Y015. Jenkins, W. A., Murray, B. C., Kramer, R. A., Faulkner, S. P., 2010. Valuing ecosystem services from wetlands restoration in the Mississippi Alluvial Valley . Ecological Economics, 69 (5), 10511061. Kılıç ve Eken, 2004. Türkiye’nin önemli Kuş Alanları, 2004 Güncellemesi. Doğa Derneği, 232s, Ankara. Smardon, R. C., 2006. Heritage values and functions of wetlands in Southern Mexico. Landscape and Urban Planning, 74 (3-4), 296-312. Syme, G. J., Fenton, D. M., Coakes, S., 2001. Lot size, garden satisfaction and local park and wetland visitation. Landscape and Uraban planning, 56 (3-4), 161-170. Tırıl, A., 2006. Sulak Alanlar. Oran Yayınları, 167 s, İzmir. Wantzen, K. M., Junk, W. J., 2008. Riparian Wetlands. Encyclopedia of Ecology, 3035-3044. 155 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Sulak Alanların Havza Bazında Korunması Murat ATAOL Çankırı Karatekin Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü, ÇANKIRI ÖZET Ülkemizde sulak alanlar Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği hükümlerince korunmakta, yine de su miktar ve kalitesinde düşüşler görülmektedir. Bu yönetmelikle sulak alanlardaki koruma bölgeleri, mutlak koruma bölgesi, sulak alan bölgesi, ekolojik etkilenme bölgesi ve tampon bölge olarak sınıflanmaktadır. Yönetmelikte değişiklik yapılarak sulak alanların su toplama alanlarının belirlenmesi ve belirlenen alanın mevcut faaliyetlere herhangi bir kısıtlama getirilmeksizin 2. tampon bölge olarak tanımlanması, planlama yapılacak alana doğru şekilde bakmamızı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Sulak alan, ramsar alanı, Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği, havza yönetimi, havza komisyonu ABSTRACT Wetlands in Turkey are protected by Regulation for Protection of the Wetlands. The decrease in water quantity and quality is stil continuing. By the regulation, the protection areas of wetlands have classified as strict protection zone, wetland zone, ecological impact zone and buffer zone. To make a proper planning, it is necessary to define the basin areas of wetlands and describe them as second buffer zones without any restriction. 1. GİRİŞ Ülkemizde sulak alanlar Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği hükümlerince korunmakta, yine de su miktarında ve kalitesinde düşüşler görülmektedir. Mevcut yerel sulak alan komisyonları daha çok sulak alanların su kalitesinin korunması için çaba göstermekte olup bunun için sulak alanların yakın çevresinde koruma alanları belirlemektedirler. Ancak bu çalışmalar sulak alanların su miktarının korunması konusunda yetersiz kalmaktadır. Sulak alanların su miktarının azalması su kalitesindeki bozulmanın da bir başka nedenidir. Buharlaşma ile su kaybeden sulak alanlarda kirlilik kaynağı elementlerin oranı da giderek yükselmektedir. Sulak alandaki su miktarının ve kalitesinin korunması, sulak alanı sadece yakın çevresi ile değil tüm havza alanı ile birlikte değerlendirmekle mümkündür. 2. YÖNTEM Ülkemizde sulak alanların korunması amacıyla hazırlanan Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği’nin mevcut yapısı incelenmiş, Ramsar Sözleşmesi kapsamında hazırlanan Ramsar Alanları ve Diğer Sulak Alanlar İçin Yönetim Planlaması Rehberi ile karşılaştırması yapılmış, sulak alanların havza bazında korunabilmesi için yönetmelikte yapılabilecek değişiklikler ele alınmıştır. 3. BULGULAR 3.1. Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği Ülkemizde sulak alanların korunmasına yönelik başlıca yasal dayanak, Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği’dir. İlk olarak 2002 yılında yürürlüğe girmiş olup Ramsar Sözleşmesi’nin Türkiye’de uygulanmasına yönelik olarak tüm sulak alanların korunması ve geliştirilmesi için kullanılacak esasları belirlemektedir. Bu yönetmelikle sulak alanlardaki koruma bölgeleri, mutlak koruma bölgesi, sulak alan bölgesi, ekolojik etkilenme bölgesi ve tampon bölge olarak sınıflanmaktadır. Bu koruma bölgeleri Çevre ve Orman Bakanlığı koordinasyonunda, yönetmelikte üyeleri belirtilmiş olan Ulusal Sulak Alan Komisyonu tarafından belirlenen kurum ve kuruluşların uzmanlarınca arazide yapılan inceleme ve değerlendirmelerle tespit edilmektedir. 156 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Mutlak koruma bölgesinde kuşların üreme dönemi haricinde yapılacak su ürünü yetiştiriciliği ve hayvan otlatma haricinde hiçbir faaliyete izin verilmemektedir. Sulak alan bölgesinde yeni tarım alanı açılması yasak olup su çekimi ile ilgili tesisler izne tabidir. Ekolojik etkilenme bölgesinde de yeni tarım alanı açılması yasak olup rekreasyonal faaliyetlere yönelik yapılacak tesisler izne tabidir. Tampon bölgede endüstriyel faaliyetlerin bir kısmı yasak, bir kısmı izne tabidir. İl merkezi sınırları içinde kalan yerleşim ve tesisler özel hüküm bölgesi olarak varlığını korur (Çevre ve Orman Bakanlığı, 2005a). Ramsar Sözleşmesi 8. Taraflar Konferansında kabul edilen Ramsar Alanları ve Diğer Sulak Alanlar İçin Yönetim Planlaması Rehberi’nde sulak alan yönetim planlarında havza bazında çalışmanın önemi vurgulanırken (Çevre ve Orman Bakanlığı, 2005b) ülkemizde bu konuda yapılan çalışmalar koruma bölgeleri ile sınırlı kalmaktadır. Ülkemizde sulak alanların yönetim planlarında su toplama (aynı zamanda kirlilik toplama) havzası dikkate alınmadığı için ne su miktarı açısından ne de su kalitesi açısından arzu edilen sonuçlara erişmek mümkün olmaktadır. Oysa Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği’nin su alımı ve atık su deşarjı ile ilgili maddelerinin (7. ve 14. madde) uygulanması halinde sulak alanları, havzaları ile birlikte değerlendirmek gerekecektir. Bu maddelerde sulak alanı besleyen akarsuların yönlerinin değiştirilemeyeceği, su rejimini etkileyecek her türlü faaliyet için Bakanlık görüşü alınması gerektiği, sulak alanı besleyen akarsulara arıtılmamış evsel ve endüstriyel atık suların verilemeyeceği belirtilmiştir (Çevre ve Orman Bakanlığı, 2005a). Ülkemizde hazırlanan sulak alan yönetim planlarında havza sınırlarının belirtilmemesi, ilgili yönetmelik maddelerin doğru şekilde uygulanmasına engel olmaktadır. Yönetmelikte değişikliğe gidilerek sulak alanların su toplama alanlarının belirlenmesi ve belirlenen alanın mevcut faaliyetlere en azından ilk aşamada- herhangi bir kısıtlama getirmeksizin 2. tampon bölge olarak tanımlanması, planlama yapılacak alana doğru şekilde bakmamızı sağlayacaktır. 3.2. Sulak Alan Komisyonları Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği’nce ulusal ve yerel sulak alan komisyonları ve görevleri de belirlenmiş olup 2010 yılında yönetmelikte yapılan değişikliklerle komisyon üye sayısı arttırılmıştır. 3.3. Ulusal Sulak Alan Komisyonu Başlıca görevleri ulusal sulak alan politika ve stratejilerini belirlemek ile sulak alanlarla ilgili sorunların çözümüne yönelik kararlar alıp bu kararların uygulanmasını sağlamak olan komisyon Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşarı veya Müsteşar Yardımcısının başkanlığında, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürü, Çevre Yönetimi Genel Müdürü, Devlet Su İşleri Genel Müdürü, Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel Müdürü, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü, 2 üniversite temsilcisi, 2 STK temsilcisinden oluşmaktadır (Çevre ve Orman Bakanlığı, 2010). Çevre Yönetimi Genel Müdürü, yönetmelikte 2010 yılında yapılan değişiklik ile komisyon üyeliğine eklenmiştir. Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü’nün komisyon üyeliği çok yerinde bir karar olup bu kurum zaten 4856 sayılı kanun ile su kaynakları ve toprak kaynaklarının havza bazında bütüncül yönetimini sağlamak için gerekli çalışmaları yapmakla görevlendirilmiştir. Son yıllarda su kaynaklarının havza bazında planlanmasına yönelik çalışmalara ağırlık vermiş olan kurum, pilot alan olarak seçilen Büyük Menderes Havzası için entegre havza yönetimi çalışmaları yürütmüştür (ÇYGM, 2010). Ayrıca ÇYGM ve TÜBİTAK işbirliği ile Türkiye’nin 26 ana havzasının 11’i için havza koruma eylem planı 157 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org hazırlanmıştır. Sulak alanların havza sınırlarının belirlenmesi ve ileri safhalarda bu alanların yönetim planlarında havza bazında planlama ile ilgili çalışmalar bu kurumun sorumluluğunda olmalıdır. Havza içerisindeki sulak alan ekosistemi için gerekli su miktarının belirlenmesi ve sulak alandaki değişimlerin izlenmesi ise Sulak Alanlar Şube Müdürlüğü’nün yetki ve sorumluluğunda olmalıdır. Havza bazında sulak alan planlaması normal şartlarda detaylı hidrolojik etüd çalışması gerektirmekle birlikte bu çalışmalar için üniversitelerden yardım alınabilir, TÜBİTAK destekli çalışmalar yapılabilir. Hiç bir desteğin alınamayacağı durumlarda doğal su döngüsünü en az derecede etkileyecek şekilde planlama yapılması sulak alanların yararına olacaktır. 3.4. Yerel Sulak Alan Komisyonu Başlıca görevleri Ulusal Sulak Alan Komisyonu tarafından alınan kararların, ulusal sulak alan politika ve stratejilerinin uygulanmasını sağlamak, Sulak Alan Koruma Bölgeleri esaslarının ve varsa sulak alan yönetim planlarının uygulanmasını sağlamak olan komisyon, il valisi veya valinin görevlendireceği vali yardımcısı başkanlığında, Ulusal Sulak Alan Komisyonunun üyesi kurumların üst düzey idarecileri, İl Özel İdaresi Genel Sekreteri, sulak alanın bulunduğu ilçenin kaymakamı, belediye mücavir alanı içerisinde ise ilgili belediye başkanı, il ziraat odası başkanı, varsa su ürünleri kooperatiflerinden bir, avcılık ve atıcılık derneklerinden bir, mahalli üniversitelerin ilgili bilim dallarından iki, sulak alanlar konusunda faaliyet gösteren mahalli sivil toplum kuruluşlarından bir temsilcinin katılımı ile oluşmaktadır (Çevre ve Orman Bakanlığı, 2010). İl Özel İdaresi Genel Sekreteri ve belediye başkanı, yönetmelikte 2010 yılında yapılan değişiklik ile komisyon üyeliğine eklenmiştir. İl Özel İdaresi’nin komisyon üyeliği yerinde bir karar olup görev yaptığı alanda köylerin sulu tarım alanlarının topluca basınçlı sulama sistemine geçişi için gerekli çalışmaları yapabilen kurum, komisyon üyesi olarak bu tür çalışmalar için önceliği sulak alanın su toplama alanına verebilir, sulak alanların başlıca su kaybı nedenlerinden biri olan tarımda aşırı su tüketiminin azaltılması konusunda kilit rol oynayabilir. Belediyeler de kentsel su kullanımı ve atıksu arıtımı konusunda kilit kurumlar durumundadır. Yerel Sulak Alan Komisyonu’na sanayi sektöründen temsilcilerin de katılması halinde suyun hem tarımsal hem kentsel hem de endüstriyel kullanımı ile ilgili tüm taraflar temsil edilir ve Yerel Sulak Alan Komisyonu bir havza komisyonu haline gelebilir. 3.5. Bilinçlendirme çalışmaları Ülkemizde kapalı havzalarda bulunan sulak alanlarının tamamına yakınının suları tuzludur. Bu durum çoğu sulak alanın sulamada kullanılmasını ve balıkçılık faaliyetlerini engellemektedir. Yöre halkının sulak alandan doğrudan ekonomik fayda görmemesi, bu alanlara önem vermemesi sonucunu doğurmaktadır. Oysa sulak alanların bölge iklimini yumuşatıcı etkileri göz ardı edilmektedir. Bu konuda Avlan Gölü iyi bir örnek teşkil etmektedir. Avlan Gölü 1980 yılında DSİ tarafından kurutulmuş ve elde edilen arazi çiftçilere kiralanmıştır. Alanda artan don olaylarıyla elma verimi büyük ölçüde düşmüş, 5 yılda 320 bin elma fidanı kesilip yakacak olarak kullanılmış, su kuşlarının alanı terk etmesiyle çoğalan bir bit türü sedir ağaçlarına büyük zarar vermiş, tarım ürünlerinin veriminde de büyük düşüş yaşanmıştır. Yöre halkının isteğiyle 2003 yılından itibaren göl çanağında yeniden su tutulmaya başlanmıştır (Ozaner, 2003). Ülkemizde sulak alanların ihtiyaç duyduğu suların büyük kısmı tarım alanlarına yönlendirilmektedir. Ancak sulak alanın ortadan kalkması halinde artacak olan karasal iklim koşulları 158 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org nedeniyle en çok zarar görecek sektör, yine tarım sektörü olacaktır. 4. SONUÇ Sulak alanların su miktar ve kalitesinin korunması için havza bazında planlama yapılmalıdır. Bunun için yerel sulak alan komisyonlarının havza komisyonu olarak çalışması, planlamalarını sulak alanın yakın çevresi için değil, havzasının tamamı için oluşturması gerekmektedir. Ülkemizde hazırlanan sulak alan yönetim planlarında havza sınırlarının belirtilmemesi, ilgili yönetmelik maddelerin doğru şekilde uygulanmasına engel olmaktadır. Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği’nde değişikliğe gidilerek sulak alanların su toplama alanlarının belirlenmesi ve belirlenen alanın mevcut faaliyetlere -en azından ilk aşamada- herhangi bir kısıtlama getirmeksizin 2. tampon bölge olarak tanımlanması, planlama yapılacak alana doğru şekilde bakmamızı sağlayacaktır 5. KAYNAKLAR Çevre ve Orman Bakanlığı, (2010) “Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”, 27684 sayılı ve 26.08.2010 tarihli Resmi Gazete, Ankara. Çevre ve Orman Bakanlığı, (2005a) “Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği”, 25818 sayılı ve 17.05.2005 tarihli Resmi Gazete, Ankara. Çevre ve Orman Bakanlığı, (2005b) “Sulak Alanlarda Yönetim Planlaması Rehberi”, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Ankara. Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü,(2010) “Büyük Menderes Nehir Havzası Yönetim Planı Nihai Taslak”, T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı, Ankara. Ozaner, F.S., (2003) “Elmalı (Antalya) Polyesinde Karagöl ve Avlan Göllerinin Kurutulmasından Önceki ve Sonraki Şartların Karşılaştırılması”, Sırrı Erinç Sempozyumu, Genişletilmiş Bildiri Özetleri, İstanbul. 159 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Sulak Alanların Korunması, Geliştirilmesi ve İşletmecilik Konsepti Açısından Örnek Bir model “Karagöl ve Özellikleri” Ali ERDOĞAN, Mustafa YAVUZ, R. Süleyman GÖKTÜRK Akdeniz Üniversitesi, Fen Fakültesi, Biyoloji Bölümü, 07058 Kampüs / ANTALYA ÖZET Karagöl; Antalya İli, Elmalı İlçesi, Kışla Köyü sınırları içerisinde yer alan, kışın yüz ölçümü 1001200 hektarı bulabilen, yazın kısmen kuruyup gölcükler haline dönüşen benzersiz bir sulak alandır. Bu alanda 33 familya’ya ait toplam 107 bitki türü bulunurken, bu bitkilerin 7 tanesi kültür, geri kalan 100 tanesi ise doğal bitki olup, doğal bitkilerin 2 tanesi ise endemiktir. Diğer taraftan, alan içindeki genel omurgalı fauna yapısı dikkate alındığında; 3 familyaya ait 3 balık, 3 familyaya ait 3 iki yaşamlı, 8 familyaya ait 12 sürüngen, 38 familyaya ait 164 kuş türü, 8 familyaya ait 11 memeli türü bulunmaktadır. Alanda toplam olarak 193 omurgalı türü olup, bu sayı tüm Türkiye’deki karasal omurgalı türlerinin yaklaşık 1/4 ‘ünü oluşturmaktadır. Bu kadar dar bir alanda, bu kadar zengin bir biyolojik çeşitliliğe sahip Karagöl aynı zamanda, zengin ve kaliteli torf yataklarına sahiptir. Ülkemiz madenciliğinin önemli kaynaklarından olan torf özellikle çiçekçilik sektöründe ve tarımda kullanılmaktadır. Çevreci ve sürdürülebilir işletmecilik anlayışıyla bölgede yapılan torf alımı uygulamalarıyla oluşmuş suni göletler, bölgenin geri kalan kısmında da zaten var olan kuş ve amfibi faunası için önemli üreme, barınma ve zengin beslenme alanlarını oluşturmuştur. Alandaki sucul vejetasyon ve dolayısıyla oluşmuş sazlık ve sık bitki örtüsü faunanın beslenmesi ve barınması için büyük önem arz etmektedir. Zira bu bölgelerin torf alımından önce verimsiz tarlalar ve yarı sazlık olduğu bilinmektedir. Torf madeninin doğasından kaynaklanan oksijen ile teması (sığ taprak yüzeylerde tarlaların sürülmesi vb.) veya doğrudan ateş görmesiyle (anız yakma vb.) için için yandığı bilinmektedir. Böyle bir durumda milyonlarca liralık potansiyel bir milli servet heba olmaktadır. Zira bölgede yanmış torf artıklarına da sıklıkla rastlanmaktadır. Alanda “Sulak Alanların Korunması, Geliştirilmesi ve Madencilik İşletmeciliği açısından örnek bir uygulama yapılmış ve uygulamanın sürdürülmesi düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Karagöl, Torf, Fauna, Flora, Milli Servet, Antalya ABSTRACT Karagöl, Antalya Province, Apple County, located within the boundaries of the Kışla Village, 100-1200 hectares of surface area in the winter, found in the summer is a unique wetland area which has become partially dry ponds. Belonging to 33 families in this area, found a total of 107 plant species, 7 of them the culture of these plants and the remaining 100 of them are natural plants, natural plants, two of them are endemic. On the other hand, considering the project area, within the overall structure of the vertebrate fauna, 3 families 4 fish, 3 families 3 amphibians, 8 families 12 reptiles, 38 families 164 bird, 11 mammal species from eight families there. Is a total of 193 vertebrate species in the area, the number of all terrestrial vertebrate species in Turkey, approximately 1 / 4 'constitutes. This is so narrow and so a rich biodiversity in an area with a Karagol also has a rich and high-quality peat deposits. The major sources of peat mining in our country, especially used in agriculture and floriculture sector. Green and sustainable business concept, man-made ponds in the region has occurred as a result of peat digging. This situation, formed the important breeding, housing and the rich feeding areas for the bird and amphibian fauna,already exists in the rest of the region. Aquatic vegetation in the field, and thus formed the reeds and dense flora, for feeding and shelter of fauna, is great importance. Because these regions before the work of excavating peat, are known to be in the form of unproductive farms and semi-reed fields. Peat mine because of the natural feature, in contact with oxygen (the expulsion of the fields in shallow soil surfaces, etc.). or direct fire disrupted (stubble burning, etc.) silently burning is known. In such a case, the potential of millions of pounds of national wealth, is wasted. Because, in the region, is also frequently found in the burnt peat residue. In the field, made a sample application for "Wetlands Protection, Development and Management in Mining and is thought to maintain the application. Key words: Karagol, Peat, Fauna, Flora, National Wealth, Antalya 1. GİRİŞ Sulak alan; doğal veya yapay, sürekli veya mevsimsel derinliği altı metreden az, bazı ortak 160 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org özellikleri bulunan; suları tatlı, tuzlu ve acı olabilen gölleri, lagünleri, bataklıkları, akarsuların durgun kısımlarını, taşkın alanlarını ve haliçleri, alçak deniz kıyılarını, nehir ağzının genişleyerek deniz ekosistemleri ile karıştığı alanları kapsamına alır. Sahip oldukları biyolojik çeşitlilik nedeniyle sulak alanlar; doğal işlevleri ve ekonomik değerleriyle yeryüzünün en önemli ekosistemleri arasında yer alırlar. Sulak alanlar, yeraltı sularını besleyerek veya boşaltarak, taban suyunu dengeleyerek, sel sularını depolayarak, taşkınları kontrol ederek, kıyılarda deniz suyunun girişini önleyerek bölgenin su dengesini de düzenlerler. Organik madde üretimin de çok fazla olduğu sulak alanların zenginliği bir buğday tarlasından 8 kat daha fazla biyolojik kütle üretebilmelerinden de anlaşılabilmektedir (Çevre Bakanlığı 1991). Akarsu deltalarında sığ göllerde, sazlıklarda ve lagünlerde organik madde üretimi m 2'de 20 gr'dır. Bu üretim miktarı ormanlardaki organik madde üretimine eş bir değerdir (ÖLÇER 1989). Ülkemiz zengin sulak alan potansiyeli nedeniyle ulusal ve uluslar arası komuoyunun dikkatini çekmektedir. Son yıllarda, Antalya ili de zengin tür ve habitat çeşitliliği ile ön plana çıkmaktadır. Antalya çeşitli habitat tiplerini bünyesinde barındıran zengin sulak alanlara da sahiptir. Bu zenginliğin doğal bir getirisi olarak Antalya ili floristik ve faunistik açıdan oldukça zengin bir yapıya sahiptir. Ülkemizde yetişen 9200 civarındaki bitki türünün yaklaşık 1/3’ü Antalya ilin’de yetişmektedir. Endemizm açısından incelendiğinde de durum benzer bir yapı göstermektedir. Zira Antalya, 500 civarında endemik tür ile, Türkiye’de ilk sıralarda yer almaktadır. Diğer taraftan, Türkiye’deki fauna türlerinin yaklaşık 1/4 ‘ünü de bölge sınırları içinde bulmak mümkündür. Karagöl Antalya ilinde yer alan sulak alanlardan sadece biridir. Antalya İli, Elmalı İlçesi, Kışla Köyü sınırları içerisinde yer alan Karagöl; kışın yüz ölçümü 100-1200 hektarı bulabilen, yazın kısmen kuruyup gölcükler haline dönüşen benzersiz bir sulak alandır. Göl genel itibariyle yağmursuları ve küçük derelerle beslenen yarı kapalı bir sisteme sahiptir. Mevsimsel değişimler nedeniyle zaman zaman kuruyan, taze akarsu su gelişine kapalı göl ve göletler gibi sulak alanlar, sahip oldukları zengin biyokütle nedeniyle zaman içerisinde karasallaşma eğilimi gösterebilirler. Bu genellikle durgun göl suyu içerisindeki biyokütlenin zamanla çöküp sedimentleşmesiyle ve buna çürüyen organik maddenin katılmasıyla gerçekleşir. Bazı göllerdeki su seviyesinin düşmesiyle, bitki faaliyetlerinin ön plana çıkması, kışın su seviyesindeki artış ile bitkinin ölümü ve bunun sürekli tekrarlanması ile bitki kök ve gövdelerinin yıllarca süren ardışık birikimleri sonucunda bir çeşit organik maden olan torf oluşur. Alanda “Sulak Alanların Korunması, Geliştirilmesi ve Madencilik İşletmeciliği açısından örnek bir uygulama yapılarak çevreci bir yaklaşımla madencilik uygulaması yapılmaktadır. Ülkemiz madenciliğinin önemli kaynaklarından olan torf özellikle çiçekçilik sektöründe ve tarımda kullanılmaktadır. 2. MATERYAL VE YÖNTEM Karagöl’ün ve yakın çevresinin karakteristik özelliklerini incelemek amacıyla; floranın tespiti için toplanan bitki örnekleri, herbaryum kurallarına göre preslenerek kurutulmuştur. Kurutulan örneklerin teşhisinde, endemizm durumları ve fitocoğrafik bölgelerin tespitinde, başta “Türkiye Florası” (Davis 1965-1985; Davis et al. 1988; Güner et al. 2000) olmak üzere alana yakın çalışmalardan (Deniz ve Sümbül 2004) ve Tübitak-Tübives veritabanından faydalanılmıştır. Ayrıca flora tablosunda yer alan bitkilerin Türkçe isimleri için Türkçe Bitki Adları Sözlüğünden yararlanılmıştır (Baytop 1994). Yine vejetasyon tipleri baskın türler bazında ele alınmış ve özellikleri ayrı ayrı verilmiştir. 161 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Diğer taraftan faunanın araştırılması için, arazi çalışmaları yapılmış, saptanan omurgalıların tür tespitleri yapılmış; bu türlerin familya ve bilimsel isimleri, Türkçe adları, biyotop (habitat), varsa tehlike kategorisi (IUCN), Merkez Av Komisyonu Kararları (MAK) durumları, tehlike sınıfı açısından değerlendirmesi, populasyon durumu, statüleri ve kayıt alma şekli (gözlem veya örnek alma) ile ilgili veriler değerlendirilmiştir. Kuş türlerinin tespiti için, bölgenin tamamı gezilmiş, dürbün (Nikon 8x40 ve 8x36) ve zoom’lu fotoğraf makinesi (Nikon 8800) kullanılarak kuş türleri belirlenmeye çalışılmıştır. Gözlenen birey ve türlerin teşhisinde Kiziroğlu (2008 ve 2009) ve Mullarney ve ark. (2000)’den yararlanılmıştır. Çalışmalarda Karagöl’e yakın yerlerde 2009-2010 yılları gözlemlerimiz ile geçmiş dönemlerde farklı nedenlerle tarafımızdan yürütülen gözlem ve araştırmalarda elde edilen bilimsel verilerden de yararlanılmıştır. Saha gözlemlerini kontrol için proje alanı içerisinde yaşayan yöre sakinleri ile yüz yüze görüşmeler yapılmış, kapsamlı literatür taramaları da gerçekleştirilmiştir. Böylece toplanan tüm veriler birlikte değerlendirilerek alanının omurgalı fauna elemanlarının tespiti yapılmıştır. İnceleme kolaylığı sağlaması açısından omurgalılarla ilgili bulgularımız verilirken kemikli balıklar, amfibiler, sürüngenler, kuşlar ve memeliler ayrı ayrı ele alınmıştır. Karagöl ve yakın çevresindeki benzer ekolojik karakterli bölgelerde saptanan hayvan türleri ile ilgili olarak ulusal ve uluslararası koruma statüleri de değerlendirilmiştir. Bu amaçla IUCN tarafından hazırlanan ve 2008 yılı içerisinde güncellenen Avrupa Kırmızı Listesi (ERL); Bern Sözleşmesi kriterleri ve koruma listelerinin en son güncellenmiş halleri; Çevre ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü Merkez Av Komisyonu (MAK) tarafından 2009-2010 dönemi için hazırlanmış Koruma Listeleri ve kuşlar için RDB (Red Data Book) Kiziroğlu (2008 ve 2009) ölçütlerinden yararlanılmıştır. Ayrıca yörede kaydedilen türler arasında endemik türler bulunup bulunmadığı da değerlendirilmiştir. 3. BULGULAR Karagölün sulak alan olarak floristik ve faunistik (omurgalılar bakımından) genel karakterlerini ortaya çıkarabilmek için yapılan çalışmalarda; Karagölde 33 familya’ya ait toplam 107 bitki türü bulunurken, genel omurgalı fauna yapısı dikkate alındığında; 3 familyaya ait 3 balık, 3 familyaya ait 3 iki yaşamlı, 8 familyaya ait 12 sürüngen, 38 familyaya ait 164 kuş türü, 8 familyaya ait 11 memeli türü bulunmaktadır. Alanda toplam olarak 193 omurgalı türü tespit edilmiştir. 3.1. Flora Özellikleri Yapılan arazi çalışmaları sonucunda toplam 107 bitki türü adlandırılmıştır. Adlandırılan bitkilerden 7 tanesi kültür, geri kalan 100 tanesi ise doğal bitkidir. Bu 100 doğal bitkiden 2 tanesi ise endemiktir. Bu endemik bitkilerin ilki Asteraceae (Papatyagiller) familyasında yer alan Onopordum boissieri türü’dür. Bu tür, IUCN’e (International Union for Conservation of Nature and Natural Resources: Doğa ve Doğal Kaynakların Korunması için Uluslararası Birlik) göre NT (Near Threatened = Yakın Zamanda Tehlike Sınırına Girebilir) kategorisinde yer almaktadır. Diğer endemik bitki ise Lamiaceae (Ballıbabagiller) familyasında yer alan Marrubium globosum Montbret & Aucher ex Benth subsp. globosum alttürüdür. Bu alttür IUCN’e göre LC (Least Concern = En Az Endişe Verici) kategorisinde yer almaktadır. Her iki endemik bitki Bern ve Cites sözleşmesi listesinde yer almamaktadır. Alanda bulunan türlerin familyalara göre dağılımı incelendiğinde Asteraceae familyası 20 tür ile birinci sırada, Brassicaceae ve Fabaceae familyaları 10’ar tür ile ikinci sırada, Lamiaceae ve 162 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Poaceae familyaları 6’şar tür ile üçüncü sırada, Cyperaceae familyası ise 5 tür ile dördüncü sırada yer almaktadır. Adlandırılan doğal bitkilerin 9 tanesi Akdeniz bitki coğrafyasına, 7 tanesi Avro-Sibirya bitki coğrafyasına, 3 tanesi İran-Turan bitki coğrafyasına ait olduğu ve 81 tanesinin ise geniş yayılışlı olduğu görülmüştür (Çizelge 1). Çizelge 1. Karagöl’de bulunan türlere ait flora listesi Familya Tür/Takson Adı 1. Alismataceae Alisma plantago-aquatica L. 2. Amaranthaceae Amaranthus retroflexus L. 3. Apiaceae 4. Asteraceae Echionophora tenuifolia L. subsp. sibthorpiana (Guss.) Tutin Anthemis cretica L. subsp. anatolica (Boiss.) Grierson 5. Asteraceae Anthemis tinctoria L. var. tinctoria 6. Asteraceae Asteriscus aquaticus (L.) Less. 7. Asteraceae Carthamus dentatus Vahl. Türkçe Adı Endemizm Durumu Fitocografik Bölge Habitat Tehlike Kategorileri --- --- Geniş Su içi ve suyun çekildiği yerler - Tilki kuruğu --- Geniş Tarla içi - --- --- Ir.-Tur. El. Tarla içi - Papatya --- Geniş Tarla kenarı - Papatya --- Geniş Tarla kenarı - --- --- Akd. El. Su kenarı - --- --- Geniş Tarla kenarı - --- Geniş Tarla içi - --- Geniş Tarla kenarı - --- Geniş Tarla içi - 8. Asteraceae Centaurea depressa M. Bieb. 9. Asteraceae Centaurea iberica Trev. ex Sprengel 10. Asteraceae Centaurea solstitialis L. subsp. solstitialis Peygamber çiçeği Peygamber çiçeği Peygamber çiçeği 11. Asteraceae Cichorium intybus L. Kara hindiba --- Geniş Tarla içi - 12. Asteraceae Cirsium arvense (L.) Scop. subsp. vestitum (W immer & Grab.) Petrak Köy göçüren --- Geniş Su kenarı - 13. Asteraceae Cirsium vulgare (Savi) Ten. --- --- Geniş Su kenarı - 14. Asteraceae Conyza canadensis (L.) Cronquist --- --- Geniş Su kenarı - 15. Asteraceae Lactuca serriola L. --- --- Avro-Sib. El. Su kenarı 16. Asteraceae Onopordum boissieri W illk. Eşek Dikeni Endemik 17. Asteraceae Pallenis spinosa (L.) Cass. Altungöz --- Geniş Su kenarı - 18. Asteraceae Picnomon acarna (L.) Cass. 19. Asteraceae 20. Asteraceae 21. Asteraceae Scolymus hispanicus L. Sonchus asper (L.) Hill. subsp. glaucescens (Jord.) Ball Taragopogon longilostris Bisch. ex Sch. Bip. var. longilostris Doğu Akd. El. Tarla kenarı NT --- --- Akd. El. Yol kenarı - Şevketi bostan --- Akd. El. Yol kenarı - --- --- Geniş Tarla içi - --- --- Geniş Tarla içi - 22. Asteraceae Xanthium spinosum L. Pıtrak --- Geniş Tarla içi - 23. Asteraceae Xanthium strumarium L. var. strumarium Pıtrak --- Geniş Tarla içi - 24. Boraginaceae Anchusa officinalis L. Sığırdili --- Geniş Yol kenarı - 25. Boraginaceae Anchusa undulata L. subsp. hybrida (Ten.) Coutinho Sığırdili --- Akd. El. Tarla içi - 26. Boraginaceae Heliotropium hirsutissimum Grauer --- --- Doğu Akd. El. Tarla içi - --- --- Geniş Yol kenarı - --- --- Geniş Yol kenarı - Çoban çantası --- Geniş Tarla içi - 27. Brassicaceae 28. Brassicaceae Alyssum murale W aldts. & Kit. var. murale Cardaria draba (L.) Desv. subsp. draba 29. Brassicaceae Capsella bursa-pastoris (L.) Medik. 30. Brassicaceae Descurainia sophia (L.) W ebb ex Prantl --- --- Geniş Yol kenarı - 31. Brassicaceae Erysimum goniocaulon Boiss. --- --- Geniş Yol kenarı - 32. Brassicaceae Isatis tinctoria L. subsp. corymbosa (Boiss.) P.H.Davis Çivitotu --- Geniş Yol kenarı - 33. Brassicaceae Myagrum perfoliatum L. --- --- Geniş Tarla içi - 163 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Familya Tür/Takson Adı Türkçe Adı Endemizm Durumu Fitocografik Bölge Habitat Tehlike Kategorileri Su içi - 34. Brassicaceae Nasturtium officinale R. Br. Su nanesi --- Geniş 35. Brassicaceae Raphanus raphanistrum L. Yabani turp --- Geniş Tarla içi - 36. Brassicaceae Sinapis arvensis L. --- --- Geniş Yol kenarı - 37. Butomaceae Butomus umbellatus L. 38. Caryophyllaceae Gypsophila pilosa Hudson 39. Caryophyllaceae Silene vulgaris (Moench) Garcke. var. vulgaris 40. Caryophyllaceae Spergularia rubra (L.) J. & C. Presl 41. Caryophyllaceae Velezia rigida L. --- --- Geniş Su içi ve suyun çekildiği yerler Çöven --- Ir.-Tur. El. Yol kenarı - Nakıl --- Geniş Tarla kenarı - --- --- Geniş Suyun çekildiği yerler - --- --- Geniş Tarla kenarı - Beta vulgaris L. provar. Altissima (Doll) Helm Chenopodium album L. subsp. album var. album Calystegia sepium (L.) R. Br. subsp. sepium Şeker pancarı --- Kültür Tarla içi - Kazayağı --- Geniş Tarla kenarı - --- --- Geniş Su kenarı - 45. Convolvulaceae Convolvulus arvensis L. Tarla sarmaşığı --- Geniş Tarla içi - 46. Cuscutaceae Cuscuta campestris Yunck Cinsaçı --- Geniş Yol kenarı - 42. Chenopodiaceae 43. Chenopodiaceae 44. Convolvulaceae 47. Cyperaceae Carex divisa Hudson --- --- Geniş 48. Cyperaceae Carex hordeistischos Vill. --- --- Geniş 49. Cyperaceae Cyperus fuscus L. --- --- Geniş 50. Cyperaceae Eleocharis mitracarpa Steudel --- --- Geniş 51. Cyperaceae Schoenoplectus lacustris (L.) Palla subsp. lacustris --- --- Geniş 52. Cucurbitaceae Citrullus lanatus (Thunb.) Matsum & Nakai Karpuz --- Kültür 53. Cucurbitaceae Cucumis melo L. Kavun --- Su kenarı ve suyun çekildiği yerler Su kenarı ve suyun çekildiği yerler Su kenarı ve suyun çekildiği yerler Su kenarı ve suyun çekildiği yerler Su kenarı ve suyun çekildiği yerler - - - - - Tarla içi - Kültür Tarla içi - Keçisakalı --- Avro-Sib. El. Tarla içi ve Su kenarı Meyan --- Geniş Tarla kenarı - --- --- Geniş Tarla kenarı - Medicago orbicularis (L.) Bartram Yonca --- Geniş Tarla kenarı - Medicago sativa L. subsp. sativa Yonca --- Geniş Tarla kenarı - Kokulu yonca --- Geniş Tarla kenarı - Fasülye --- Kültür Tarla içi - Akd. El. Tarla kenarı - Doğu Akd. El. Tarla kenarı - 54. Fabaceae Galega officinalis L. 55. Fabaceae Glycyhrrhiza echinata L. 56. Fabaceae Lotus palustris W illd. 57. Fabaceae 58. Fabaceae 59. Fabaceae Melilotus officinalis (L.) Desr. 60. Fabaceae Phaseolus vulgaris L. 61. Fabaceae Trifolium physodes Stev. Ex M. Bieb. Üçgül, yonca Var. physodes 62. Fabaceae Trigonella aurantica Boiss. --- --- 63. Fabaceae Vicia cracca L. subsp. stenophylla Vell. --- --- Geniş 64. Juglandaceae Juglans regia L. Ceviz --- Geniş 65. Juncaceae Juncus bufonius L. Hasırotu --- Geniş 66. Juncaceae Juncus compressus Jacq. Hasırotu --- Geniş 67. Lamiaceae Lycopus europaeus L. --- --- Avro-Sib. El. Tarla kenarı - Su kenarı - Tarla içi ve suyun çekildiği yerler Tarla içi ve suyun çekildiği yerler Su kenarı - - 164 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Familya Tür/Takson Adı Türkçe Adı Endemizm Durumu Fitocografik Bölge Habitat Tehlike Kategorileri --- Endemik Ir.-Tur. El. Tarla içi LC 68. Lamiaceae Marrubium globosum Montbret & Aucher ex Benth subsp. globosum 69. Lamiaceae Mentha aquatica L. Nane --- Geniş Su kenarı - 70. Lamiaceae Mentha longifolia (L.) Hudson subsp. typhoides (Briq.) Harley var. typhoides Nane --- Geniş Su kenarı - 71. Lamiaceae Salvia frigida Boiss. Adaçayı --- Ir.-Tur. El. Tarla içi - 72. Lamiaceae Teucrium scorduim L. subsp. sordioides --- --- Avro-Sib. El. Su kenarı - 73. Lythraceae Lythrum salicaria L. Kırmızı hevhulma --- Avro-Sib. El. Su kenarı - 74. Malvaceae Gossypium herbaceum L. Pamuk --- Kültür Tarla içi - 75. Malvaceae Malva neglecta W allr. Ebegümeci --- Geniş Tarla içi - 76. Malvaceae Malva sylvestris L. Ebegümeci --- Geniş Tarla içi - 77. Onagraceae Epilobium hirsutum L. --- --- Geniş Su kenarı - 78. Onagraceae Ludwigia stolonifera (Guill. & Perr.) P.H. Raven --- --- Geniş Su içi - 79. Papaveraceae Glaucium leiocarpum Boiss. --- --- Geniş Tarla içi - 80. Papaveraceae Papaver rhoeas L. Gelincik --- Geniş Tarla içi - 81. Plantaginaceae Plantago lagopus L. Sinirotu --- Akd. El. Tarla içi - 82. Plantaginaceae Plantago major L. var. major Büyük sinirotu --- Geniş Su kenarı - 83. Poaceae Avena wiestii Steud. Yabani yulaf --- Geniş Tarla içi - --- Geniş Tarla içi - --- Geniş Su kenarı - --- Geniş Tarla içi - --- Geniş Su kenarı, Su içi - --- Kültür Tarla içi - --- Geniş Tarla içi - --- Geniş Su kenarı - --- --- Geniş Su kenarı - Semizotu --- Geniş Tarla içi - --- --- Geniş Tarla içi - --- Geniş Tarla kenarı - --- Geniş Su içi - --- --- Geniş Tarla içi - Erik --- Geniş Tarla içi - 84. Poaceae 85. Poaceae 86.Poaceae 87. Poaceae 88. Poaceae 89. Polygonaceae 90. Polygonaceae 91. Polygonaceae Cynodon dactylon (L.) Pers. var. Domuz ayrığı dactylon Elymus repens (L.) Gould subsp. Ayrık repens Hordeum murinum L. subsp. glaucum Yabani arpa (Steudel) Tzevelev Phragmites australis (Cav.) Trin. ex Adi kamış Steudel Zea mays L. Polygonum equisetiforme Sibth. & Sm. Polygonum salicifolium Brouss. ex Willd. Rumex angustifolius Campd. subsp. angustifolius 92. Portulaceae Portulaca oleracea L. 93. Ranunculaceae Ceratocephalus falcatus (L.) pers. 94. Ranunculaceae 95. Ranunculaceae Mısır Çoban değneği Çoban değneği Consolida regalis Gray. Subsp. --paniculata (Host) Soo var. paniculata Ranunculus sphaerospermus Boss. & Su Blanche düğünçiçeği 96. Rosaceae Potentilla recta L. 97. Rosaceae Prunus x domestica L. 98. Rosaceae Pyrus communis L. subsp. communis Armut --- Geniş Tarla içi - 99. Salicaceae Populus nigra L. subsp. subsp. nigra Kavak --- Geniş Su kenarı - 100. Salicaceae Salix alba L. Söğüt --- Geniş Su kenarı - 101. Scrophulariaceae Veronica anagallis-aquatica L. Yavşanotu --- Geniş Su kenarı - 102. Solanaceae Datura stramonium L. Barut çiçeği --- Geniş Tarla içi - 103. Solanaceae Lycopersicon esculentum Miller Domates --- Kültür Tarla içi - 104. Solanaceae Solanum dulcamara L. İtüzümü --- Avro-Sib. El. Tarla kenarı - 105. Typhaceae Typha angustifolia L. Kamış --- Geniş Su kenarı - 106. Urticaceae Urtica dioica L. Isırganotu --- Avro-Sib. El. Su kenarı - 107. Zygophyllaceae Tribulus terrestris L. Demirotu --- Geniş Tarla içi - 165 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org 3.2. Vejetasyon Özellikleri Alanın tamamı kışın ve bahar aylarında sular altında kalmaktadır. Havaların ısınmasıyla birlikte sular çekilmekte ve toprak yüzeyi ortaya çıkmakla birlikte, yağışa bağlı olarak sulak alan belirgin şekilde kendini göstermektedir. Alan ve çevresinde en baskın tür Phragmites australis’tir. Alanda ikinci sırada baskın tür ise Lythrum salicaria’ dır. Sulak alan olan Karagöl’de mevsime bağlı olarak değişik habitat tiplerine raslanılmıştır. Bunların başında su içi habitatı gelmektedir (Şekil 1). Su içi habitatında Phragmites australis (Şekil 2) türünün yanı sıra Butomus umbellatus, Ludwigia stolonifera, Ranunculus sphaerospermus ve Alisma plantago-aquatica türleri de yaşamlarını sürdürmektedirler. Diğer bir habitat türü, su kenarı habitatıdır (Şekil 3). Bu habitat tipinde bulunan başlıca bitkiler ise, Lythrum salicaria (Şekil 4), Lycopus europaeus, Mentha aquatica, Mentha longifolia subsp. typhoides var. typhoides, Cyperus fuscus, Eleocharis mitracarpa, Typha latifolia ve Schoenoplectus lacustris subsp. lacustris’ dir. Üçüncü habitat türü ise suyun çekildiği alanlardır (Şekil 5). Bu alanlarda yetişen bitkiler ise Alisma plantago-aquatica (Şekil 6) (Her ne kadar su içi bitkisi olmasına rağmen suların çekildiği alanda çok yoğun olarak bulunmakta), Spergularia rubra, Teucrium scorduim subsp. scordioides ve Carex divisa’dır. Tarla kenarı habitatında bulunan bitkilerden bazıları şunlardır; Velezia rigida, Centaurea iberica, Carthamus dentatus, Glycyhrrhiza echinata ve Medicago orbicularis’tir. Tarla içi habitatında bulunan bitkilerden bazıları şunlardır; Convolvulus arvensis, Centaurea depressa, Salvia frigida ve Avena wiestii. Yol kenarı habitatında bulunan bitkilerden bazıları ise şunlardır; Erysimum goniocaulon, Descurainia sophia, Cardaria draba subsp. draba ve Alyssum murale var. murale. Son olarak alanda tarım yapılan araziler bulunmaktadır. Bu alanlarda, domates, fasülye, şeker pancarı, kavun ve karpuz yetiştirilmektedir. Şekil 1. Su içi habitatı 166 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Şekil 2. Su içi habitatının en baskın türlerinden Phragmites australis Şekil 3. Su kenarı habitatı Şekil 4. Su kenarı habitatının en baskın türlerinden Lythrum salicaria 167 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Şekil 5. Suyun çekildiği açık alanlar Şekil 6. Suyun çekildiği açık alanların en baskın türlerinden Alisma plantago-aquatica 3.3. Faunistik Özellikleri Alt Şube: Vertebrata (Omurgalılar) Yapılan arazi çalışmalarında, alanın genel topoğrafik ve fiziksel yapısı ile kommunitelerin genel yapısının özellikle ikiyaşamlılar ve kuşların yaşaması, barınması için çok uygun olduğu görülmüştür. Sulak alan içindeki genel omurgalı fauna yapısı dikkate alındığında; 3 familyaya ait 4 balık, 3 familyaya ait 3 iki yaşamlı, 8 familyaya ait 12 sürüngen, 164 kuş türü, 8 familyaya ait 11 memeli türünün yayılış gösterdiği belirlenmiştir. Sonuç olarak; alan içerisinde toplam olarak 193 omurgalı türü belirlenmiş olup, bu sayı tüm Türkiye’deki (Balıklar hariç) omurgalı tür sayısı (yaklaşık 750 tür) ile karşılaştırıldığında, Türkiye’deki omurgalı türlerinin yaklaşık 1/4 ‘ünü Karagöl ve yakın çevresinde bulmak mümkündür denilebilir. Sınıf: Osteichthyes (Kemikli Balıklar) Karagöl’de gerek kurutma kanallarında, gerekse daha önce çalışma yapılmış alanlarda, 168 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org dolayısıyla kazılmış toprak nedeniyle oluşmuş suni göletlerde yükselen sularda, yağışlı mevsimler boyunca tazelenen sularda balıklara rastlamak mümkündür. Buradaki balıkların tamamı ekonomik öneme sahiptir. Ekonomik öneme sahip bir tür olan Cyprinus carpio (Sazan) IUCN (ERL) kriterlerine göre VU kategorisindedir (Geldiay ve Balık 1996). Ancak ülkemizde sonradan tanıtılmış bir tür olup nesli tehlike altında degildir. Alanda 3 familyaya ait 3 balık türü yayılış göstermektedir (Çizelge 2). Çizelge 2. Karagöl’de Osteichthyes (Kemikli Balıklar) Türleri ve Koruma Statüleri Endemizm Familya Tür Türkçe Adı IUCN MAK Durumu Yılan Balığı LC Anguilidae Anguilla anguilla Cyprinus carpio Cyprinidae Capoeta capoeta angorae Sazan Siraz, Bıyıklıbalık Populasyon Durumu Yaygın - Vu - Yaygın - DD - Yaygın Sınıf: Amfibia (İki yaşamlılar) Alanda iki yaşamlılara suyun bol olduğu sazlık alanlar ve göletler ile kanalların içinde ve yakın çevresinde rastlanabilir. İkiyaşamlıların hayat faaliyetleri genelde suya bağımlıdır (Başoğlu ve Baran 1977-1980). Genelde ovipar (yumurta ile çoğalan omurgalılar) olan ikiyaşamlılar genellikle yumurtalarını doğal alanlara, su taşkını veya yağmur suları nedeniyle göllenmiş sulara bırakır veya su bitkilerine yapıştırırlar (Baran 1981, Baran 1998). Çoğunlukla karada yaşayanlar bile üreme zamanında yumurtalarını suya bırakırlar. Su ve sulak alanlar bu nedenlerle iki yaşamlıların varlıklarını sürdürmeleri açısından hayati öneme sahiptir. Karagöl’de; 3 familyaya ait 3 ikiyaşamlı (Classis: Amphibia) türünün yayılış gösterdiği, bu türlerin hepsinin kuyruksuz kurbağa (Ordo: Anura) olduğu görülmektedir (Çizelge 3). Alanda özellikle, yoğun bir populasyona sahip Pelophylax bedriagae (ova kurbağası) türüne suyun olduğu her yerde rastlanmıştır. Proje alanında yaşayan ikiyaşamlıların tüm Türkiye’de yayılış gösteren ikiyaşamlıların (Yaklaşık 30 tür) 1/10’ unu oluşturduğu söylenebilir. Karagöl’de doğal olarak bulunduğu tespit edilen ikiyaşamlı türleri arasında yer alan Gece Kurbağası (Bufo viridis) Bern Sözleşmesi Koruma Listelerinden Ek-II’de, yani “Mutlak Koruma Altındaki Türler” listesinde yer almaktadır. Geriye kalan İkiyaşamlı türleri ise Ek-III’de, yani “Koruma Altındaki Türler” listesinde yer almaktadır. IUCN tarafından hazırlanmış olan Avrupa Kırmızı Listesi (ERL)’nin 2008 yılında güncellemiş listeleri temel alınarak gerçekleştirilen çalışmalara göre faaliyet alanında kaydedilmiş olan ikiyaşamlı türlerinin tamamının “LC” (=Least Concern) yani “En Düşük Seviyede Tehlike Altında” kategorisinde yer aldıkları belirlenmiştir. Çizelge 3. Karagöl ve Yakın Çevresinde Belirlenen İkiyaşamlı (Amphibia) Türleri ve Koruma Statüleri Türkçe Endemizm ERL Populasyon Familya Tür Adı MAK Bern Adı Durumu (IUCN) Durumu Bufonidae Bufo viridis Hylidae Hyla arborea Ranidae Pelophylax bedriagae Gece Kurbağası Ağaç Kurbağası Ova Kurbağası - LC - - LC - - LC - Küçük Populasyon Küçük Populasyon Yaygın Büyük Populasyon II III III Sınıf: Reptilia (Sürüngenler) 169 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Karagöl’de sürüngenlere çoğunlukla sazlık, kargılık ve göletler ile yakın çevrelerinde rastlanmıştır. Alandaki yoğun sulak alanlar özellikle yaz aylarında sucul sürüngenler için önemli biyotoplar oluşturmaktadır. Ancak yılın kalan zamanlarında neredeyse tamamen sular altında kalan biyotoplardaki karasal sürüngenlerin alanda yaşamaları ve barınmaları mümkün değildir. Karagöl’de; 8 familyaya ait 12 Sürüngen (Reptilia) türünün yayılış gösterdiği, tüm Türkiye’de yayılış gösteren Sürüngenlerin (yaklaşık 160 tür) 1/13’ ini oluşturduğu söylenebilir. Alandaki tüm sürüngen türleri Bern Sözleşmesi Koruma Listelerinde Ek-II’de, yani “Mutlak Koruma Altındaki Türler” ve Ek-III’de, yani “Koruma Altındaki Türler” listesinde yer almaktadır (Çizelge 4). IUCN tarafından hazırlanmış olan Avrupa Kırmızı Listesi (ERL)’nin 2008 yılında güncellemiş listeleri baz alınarak gerçekleştirilen çalışmalara göre faaliyet alanında kaydedilmiş olan sürüngen türlerinin 10 tanesinin “LC” (=Least Concern) yani “En Düşük Seviyede Tehlike Altında” kategorisinde yer aldıkları belirlenmiştir. Diğer taraftan, alandaki sürüngen türlerinin tamamı MAK kapsamında Ek-1’de yer almaktadır. Çizelge 4. Karagöl ve Yakın Çevresindeki ’deki Sürüngen (Reptilia) Türleri ve Koruma Statüleri Familya Tür Adı Testudinidae Testudo graeca Batoguridae Mauremys rivulata Türkçe Adı Endemizm Durumu IUCN MAK Populasyon Durumu BERN Tosbağa - LC Ek-1 Yaygın, Küçük Populasyon I Çizgili Kaplumbağa - LC Ek-1 Orta Populasyon II Amphisbaenidae Blanus strauchi Kör Kertenkele - LC Ek-1 Küçük Populasyon III Agamidae Laudakia stellio Dikenli Kertenkele - LC Ek-1 Küçük Populasyon III Yarım Parmaklı Keler - LC Ek-1 Küçük Populasyon III Lacerta danfordi Toros Kertenkelesi - LC Ek-1 Küçük Populasyon III Ophisops elegans Tarla Kertenkelesi - LC Ek-1 Küçük Populasyon II Typhlops vermicularis Merrem,1820 Kör Yılan - NT Ek-1 Küçük Populasyon Ek-III Dolichophis jugularis Linneaus, 1758 Kara Yılan - LC Ek-1 Küçük Populasyon Ek-III Eirenis modestus (Martin,1838) Uysal Yılan - NT Ek-1 Küçük Populasyon Ek-III Natrix natrix Küpeli Yılan - LC Ek-1 Küçük Populasyon Ek-III Su Yılanı - LC Ek-1 Küçük Populasyon Ek-II Gekkonidae Hemidactylus turcicus Lacertidae Typhlopidae Colubridae Natrix tessellata Sınıf: Aves (Kuşlar) Türkiye sahip olduğu 502 tür ile kuş türü sayısı bakımından diğer birçok ülkeye oranla oldukça iyi bir konumdadır (Kiziroğlu 2009). Batı Akdeniz’deki sulak alanlar, her iki göç yolunda da uzun mesafeler kat eden kuşlar için dinlenme ve beslenme bakımından son derece önemli konaklama alanlarıdır. Göç döneminin haricinde, özellikle sert geçen kış koşullarında iç bölgelerde yeterince besin bulamayan kuş türleri de bu tip alanları yoğunlukla kullanmaktadır (Erdoğan vd 2002a, Aslan vd 2004). 170 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Bu kuşların birçoğu kıyı bandındaki sulak alanlarda üremekte ve dolayısıyla üreme bakımından bu alanlara bağımlıdırlar (Erdoğan vd 2002b). Karagöl ve yakın çevresinde kuşlara, sulak alan ve kenarları, sazlık ve bataklık alanlar, tarım alanları, ormanlık alanlar, yerleşim alanları yakınları, ve su kanalları boyunca rastlamak mümkündür. Alanın doğal koşullarından kaynaklanan ekosistem zenginliği, biyolojik çeşitliliğine, özellikle de kuş çeşitliğine yansımıştır. Bölgede birbiri ile düzenli bir etkileşim bütünlüğü içinde farklı yaşam alanları dikkat çekmektedir. Gözlem, inceleme ve değerlendirme çalışmaları sonuçlarına göre, faaliyet alanı ve yakın çevresinde yaşadığı belirlenen kuş türü sayısı 164 olduğu saptanmıştır. Bu tür sayısı, Türkiye’deki tüm kuş tür sayısının (502 tür) %32,5’i dir. Bu türlerden 42’si yerli (Y), 46’sı yaz ziyaretçisi (YZ), 32’si kış ziyaretçisi (KZ) ve 45’i transit göçer (T)’dir. Bu türlerin tamamı tarafımızdan gözlemlenmiş olup bunlardan 118’i son bir yılda da gözlenmiştir. Proje alanı ve yakın çevresindeki kuş türlerinin, bilimsel ve Türkçe isimleri, Ulusal ve uluslar arası Koruma statüleri ile Proje sahasındaki biyolojik statüleri (Yerli, göçmen vb) değerlendirmiş ve sonuçları Çizelge 5’te verilmiştir. Çizelgedende görüleceği üzere: kuş türlerinin önemli bir bölümü sulak alan (göl, gölet, sazlık ve bataklık) habitatlarında bulunan ördekler, balıkçıllar, saz ardıçları gibi su kuşlarından oluşmaktadır (Şekil 7). Bu türler alanı özellikle üreme, beslenme ve barınma amacıyla yoğun olarak kullanmaktadırlar. Diğer taraftan, proje alanı ve yakın çevresi göçmen kuşlar açısından (yaklaşık % 70’i göçmen tür)) da önemli bir istasyon görevi görmektedir. Şekil 7. Karagöl’de torf alımı sonucu oluşmuş bir gölette yoğun olarak bulunan su kuşları (Temmuz 2010) Türkiye Kuşları için tarafımızdan hazırlanan Kırmızı Liste (Red Data Book for Turkish Bird Species) (Kiziroğlu, 2008 ve 2009) çalışmalarındaki ölçütler esas alınarak proje bölgesi ve yakın 171 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org çevresinde yapılan değerlendirme yapılmıştır: Buna göre 13 kuş türü kuş türü A.3; 19 kuş türü A.3.1; 8 kuş türü A.4 ve 19 kuş türü A.1.2 ; 43 kuş türü A.2; 50 A.5 ; 6 kuş türü de B.3; 2 kuş türü B.3.1; 2 kuş türü B.4; 2 Kuş türü B.5 kategorisinde değerlendirilmiştir. Yani Proje sahası ve yakın çevresinde saptanan kuş türlerinden tamamının soyları tehdit altındadır. Bu nedenle bölgedeki kuş türlerinin yaşamlarını negatif etkileyebilecek her türlü olumsuz eylemlerden kaçınılması ve projenin gerçekleştirildiği dönemde yaşam alanlarının korunması, usulsüz avlanma ve benzeri tüketici etmenlerden şiddetle kaçınılması gerekmektedir. Bern Sözleşmesi çerçesinde koruma statü değerlendirilmesi yapılmıştır. Buna göre bölgede havza temelli bir değerlendirilme sonucunda, 121 kuş türünün Bern Listesi Ek-II’de, yani “Mutlak Koruma Altındaki Türler Listesi’nde; 39 kuş türünün Bern Listesi Ek-III’te, yani “Koruma Altındaki Türler Listesi’nde yer aldığı belirlenirken, 4 kuş türünün ise Sözleşme’nin eklerinde yer almadığı belirlenmiştir. Çizelgede kuş koruma ile ilgili diğer statüler de ele alınmıştır. Bu bağlamda Uluslararası Doğayı Koruma Birliği (IUCN) tarafından hazırlanıp güncellenen listesine uygun olarak 5 türün ( Coracias garrulus, Crex crex, Falco vespertinus, Circus macrourus, Aythya nyroca) “NT” (Near Threatend); yani “Tehlikeye Yakın” türler kategorisinde yer aldığı görülmüştür. 1 tür de, kızıl kerkenez (Falco naumanni) “VU” kategorilerine girdiği, yani tehlike altında olduğu ortaya çıkmıştır. Bu değerlendirmede, 157 kuş türünün “LC” kategorisinde, yani “en alt düzeyde kaygı verici” kategorisinde yer aldığı belirlenmiştir (Çizelge 5). Avrupa Kırmızı Kuş Listesi “BIE” ’ ne göre yapılan değerlendirme sonucuna göre ise proje alanı ve yakın çevresinde belirlenen kuş türlerinin statü kategorileri ve içerdikleri kuş türü sayısı aşağıya çıkarılmıştır: Kategori(K)- I, 4 tür; K.-II 21 tür; K.-III 48 tür; K.-IV 83 tür; K.-V 5 tür ve 2 statüsü belli olmayan tür saptanmıştır (Ölçütler için bkz. Çizelge ile ilgili açıklamalar). Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Merkez Av Komisyonu (MAK) 2008-2009 dönemi koruma listelerine göre yapılan değerlendirme sonuçlarına göre proje alanı ve yakın çevresinde yaşadığı belirlenmiş olan 164 kuş türü arasında yer alan 125 kuş türünün EK-I’ e, yani “Çevre ve Orman Bakanlığı Tarafından Koruma Altına Alınan Yaban Hayvanları” listesine girdiği; 21 kuş türünün Ek-II’ ye, yani “Merkez Av Komisyonu Tarafından Koruma Altına Alınan Av Hayvanları Listesi’ne girdiği; 17 kuş türünün ise Ek-III’ e, yani “Belli Edilen Sürelerde Avlanmasına İzin Verilen Av Hayvanları Listesi’ne girdiği belirlenmiştir (Çizelge 5). Endemizm: Proje alanı ve yakın çevresindeki habitatlarda kaydedilmiş olan kuş türlerinden hiçbirisi endemik değildir. Çizelge 5. Karagöl ve Yakın Çevresinde Belirlenen Kuş Türleri ve Koruma Statüleri Küçük Batağan☻ Tachybaptus ruficollis RDB * A.3.1 EK.2 IUCN ** LC Tepeli Batağan Podiceps cristatus A.5 EK.2 LC V EK.1 KZ Karabatak Phalacrocorax carbo A.3 EK.3 LC V EK.1 Y Akpelikan Pelecanus onocrotalus A.3 EK.2 LC III EK.1 T Balaban Botaurus stellaris A.2 EK.2 LC III EK.1 T Cüce Balaban☻ Ixobrychus minutus A.2 EK.2 LC III EK.1 YZ Gece Balıkçılı☻ Nycticorax nycticorax A.3.1 EK.2 LC III EK.1 YZ Alaca Balıkçıl Ardeola ralloides A.3 EK.2 LC III EK.1 T Sığır Balıkçılı Bubulcus ibis A.2 EK.2 LC V EK.1 KZ Küçük Akbalıkçıl Egretta garzetta A.3.1 EK.2 LC V EK.1 KZ Büyük Akbalıkçıl Ardea alba A.3 EK.2 LC V EK.1 KZ Türkçe Adı Bilimsel Adı Bern BIE *** V MAK **** EK.1 Bölge Statü Y 172 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Gri Balıkçıl☻ Ardea cinerea A.3.1 EK.3 LC V EK.2 Y Erguvani Balıkçıl☻ Ardea purpurea A.2 EK.2 LC III EK.1 YZ Kara Leylek Ciconia nigra A.3 EK.2 LC II EK.1 T Ak Leylek☻ Ciconia ciconia A.3.1 EK.2 LC II EK.1 YZ Çeltikçi Plegadis falcinellus A.3.1 EK.2 LC III EK.1 T Angıt☻ Tadorna ferruginea A.2 EK.2 LC III EK.1 Y Pasbaş patka☻ Aythya nyroca A.3 EK.3 NT I EK.1 y,KZ Çamurcun☻ Anas crecca A.5 EK.3 LC V EK.3 y,KZ Elmabaş Pakta Aythya ferina A.5 EK.3 LC II EK.3 KZ Fiyu Anas penelope A.5 EK.3 LC V EK.3 KZ Macar Ördeği Netta rufina A.5 EK.3 LC IV EK.3 KZ Yeşilbaş Ördek Anas plathyrhynchos A.5 EK.3 LC IV EK.3 KZ Kılkuyruk Anas acuta A.5 EK.3 LC III EK.3 KZ Çıkrıkçın Anas querquedula A.4 EK.3 LC III EK.3 YZ Boz Ördek Anas strepera A.3 EK.3 LC III EK.3 KZ Kara Çaylak Milvus migrans A.3 EK.2 LC III EK.1 T Yılan Kartalı☻ Circaetus gallicus A.4 EK.2 LC III EK.1 T Saz Delicesi☻ Circus aeroginosus A.3 EK.2 LC IV EK.1 Y Bozkır Delicesi Circus macrourus A.1.2 EK.2 NT I EK.1 T Çayır Delicesi Circus pygargus A.1.2 EK.2 LC IV EK.1 KZ Atmaca☻ Accipiter nisus A.3 EK.2 LC IV EK.1 Y Şahin☻ Buteo buteo A.3 EK.2 LC IV EK.1 Y Kızıl Şahin☻ Buteo rufinus A.3 EK.2 LC III EK.1 Y Küçük Kerkenez☻ Falco naumanni A.2 EK.2 VU I EK.1 T Kerkenez☻ Falco tinnunculus A.2 EK.2 LC III EK.1 Y Ala Doğan Falco vespertinus B.3 EK.2 NT III EK.1 T Delice Doğan Falco subbuteo A.3.1 EK.2 LC IV EK.1 T Gökdoğan Falco peregrinus A.1.2 EK.2 LC IV EK.1 T Bıldırcın☻ Coturnix coturnix A.3 EK.3 LC III EK.3 YZ Su Kılavuzu☻ Rallus aquaticus A.3 EK.3 LC IV EK.2 Y Benekli Su Tavuğu Porzana porzana A.2 EK.2 LC IV EK.1 T Bataklık Su Tavuğu☻ Porzana parva A.1.2 EK.2 LC IV EK.1 T Küçük Su Tavuğu☻ Porzana pusilla A.1.2 EK.2 LC III EK.1 T Bıldırcın Kılavuzu☻ Crex crex A.1.2 EK.2 NT I EK.1 T Saz Tavuğu☻ Gallinula chloropus A.3.1 EK.3 LC IV EK.2 Y Sakarmeke☻ Fulica atra A.5 EK.3 LC IV EK.3 Y Uzunbacak Himantopus himantopus A.3 EK.2 LC IV EK.1 YZ Kocagöz Burhinus oedicnemus A.2 EK.2 LC III EK.1 T Küçük Halkalı Cılıbıt☻ Charadrius dubius A.3 EK.2 LC III EK.1 T Akça Cılıbıt Charadrius alexandrinus A.4 EK.2 LC III EK.1 KZ Akkumkuşu Calidris alba B.3 EK.2 LC IV EK.1 T Küçük Kumkuşu☻ Calidris minuta B.5 EK.2 LC IV EK.1 KZ Sarı Bacaklı Kumkuşu Calidris temminckii B.3 EK.2 LC IV EK.1 T Kızıl Kumkuşu☻ Calidris ferruginea B.4 EK.2 LC -- EK.1 T Kara Karınlı Kumkuşu Calidris alpina B.5 EK.2 LC III EK.1 T Dövüşkenkuş☻ Philomachus pugnax B.4 EK.3 LC II EK.2 T Su Çulluğu☻ Gallinago gallinago B.3.1 EK.3 LC III EK.3 KZ Kızılbacak Tringa totanus A.4 EK.3 LC II EK.2 T Bataklık Düdükçünü☻ Tringa stagnatilis B.3 EK.2 LC IV EK.1 KZ Yeşilbacak☻ Tringa nebularia B.3.1 EK.3 LC IV EK.2 KZ Orman Düdükçünü☻ Tringa glareola B.3 EK.2 LC III EK.1 T 173 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Dere Düdükçünü☻ Actitis hypoleucos A.3 EK.3 LC III EK.1 YZ Karabaş Martı☻ Larus ridibundus A.5 EK.3 LC IV EK.2 Y Akbaş Martı Larus cachinnans A.4 EK.3 LC II EK.2 Y Sumru Sterna hirundo A.3 EK.2 LC IV EK.1 T Kara Sumru Chlidonias niger A.3 EK.2 LC III EK.1 T Kaya Güvercini☻ Columba livia A.5 EK.3 LC IV EK.3 Y Kumru☻ Streptopelia decaocto A.5 EK.3 LC IV EK.2 Y Üveyik Streptopelia turtur A.3.1 EK.3 LC III EK.3 YZ Guguk Cuculus canorus A.2 EK.3 LC IV EK.1 YZ Peçeli Baykuş☻ Tyto alba A.1.2 EK.2 LC III EK.1 Y İshakkuşu☻ Otus scops A.2 EK.2 LC II EK.1 YZ Kukumav☻ Athene noctua A.2 EK.2 LC III EK.1 Y Çobanaldatan☻ Caprimulgus europaeus A.1.2 EK.2 LC II EK.1 YZ Ebabil☻ Apus apus A.3.1 EK.3 LC IV EK.1 YZ Akkarınlı Ebabil☻ Tachymarptis (Apus) melba A.3.1 EK.2 LC IV EK.1 YZ Yalıçapkını☻ Alcedo atthis A.2 EK.2 LC III EK.1 Y Arıkuşu☻ Merops apiaster A.3.1 EK.2 LC III EK.1 YZ Gökkuzgun Coracias garrulus A.2 EK.2 NT II EK.1 YZ İbibik☻ Upupa epops A.2 EK.2 LC III EK.1 YZ Alaca Ağaçkakan Dendrocopus syriacus A.2 EK.2 LC IV EK.1 Y Küçük Ağaçkakan☻ Dendrocopus minor A.1.2 EK.2 LC IV EK.1 Y Bozkır Toygarı☻ Calandrella brachydactyla A.3 EK.2 LC III EK.1 Y Tepeli Toygar☻ Galerida cristata A.3 EK.3 LC III EK.2 Y Orman Toygarı☻ Lullula arborea A.3 EK.3 LC II EK.2 Y Tarlakuşu☻ Alauda arvensis A.4 EK.3 LC III EK.2 Y Kum Kırlangıcı☻ Riparia riparia A.5 EK.2 LC III EK.1 YZ Kaya Kırlangıcı Hirundo rupestris A.5 EK.2 LC IV EK.1 KZ Kır Kırlangıcı☻ Hirundo rustica A.5 EK.2 LC III EK.1 YZ Kızıl Kırlangıç☻ Hirundo daurica A.3 EK.2 LC IV EK.1 YZ Ev Kırlangıcı☻ Delichon urbica A.3 EK.2 LC III EK.1 YZ Kır İncirkuşu☻ Anthus campestris A.2 EK.2 LC III EK.1 T Ağaç İncirkuşu☻ Anthus trivialis A.3 EK.2 LC IV EK.1 YZ Çayır İncirkuşu☻ Anthus pratensis A.3 EK.2 LC IV EK.1 KZ Kızılgerdanlı İncirkuşu☻ Anthus cervinus A.2 EK.2 LC IV EK.1 YZ Dağ İncirkuşu☻ Anthus spinoletta A.3 EK.2 LC IV EK.1 T Sarı Kuyruksallayan☻ Motacilla flava A.3.1 EK.2 LC IV EK.1 YZ Sarıbaşlı Kuyruksallayan☻ Motacilla citreola A.2 EK.2 LC IV EK.1 T Dağ Kuyruksallayanı☻ Motacilla cinerea A.2 EK.2 LC IV EK.1 KZ Akkuyruksallayan☻ Motacilla alba A.3.1 EK.2 LC IV EK.1 Y Çalı Bülbülü☻ Erytropygia (Cercotrichas) galactotes A.3 EK.2 LC III EK.1 YZ Kızılgerdan☻ Erithacus rubecula A.3 EK.2 LC IV EK.1 KZ Benekli Bülbül☻ Luscinia luscinia A.2 EK.2 LC IV EK.1 T Bülbül☻ Luscinia megarhynchos A.2 EK.2 LC IV EK.1 T Buğdaycıl (Mavi Gerdan) ☻ Luscinia svecica A.2 EK.2 LC IV EK.1 KZ Bahçe Kızılkuyruğu☻ Phoenicurus ochruros A.2 EK.2 LC IV EK.1 KZ Kızılkuyruk☻ Phoenicurus phoenicurus A.3 EK.2 LC II EK.1 YZ Çayır Taşkuşu☻ Saxicola rubetra A.3 EK.2 LC IV EK.1 YZ Taşkuşu☻ Saxicola torquata A.3 EK.2 LC IV EK.1 KZ Boz Kuyrukkakan☻ Oenanthe isabellina A.3 EK.2 LC IV EK.1 YZ Kuyrukkakan☻ Oenanthe oenanthe A.3 EK.2 LC III EK.1 T Karakulaklı Kuyrukkakan☻ Oenanthe melanoleuca A.2 EK.2 LC II EK.1 YZ 174 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Karatavuk☻ Turdus merula A.3 EK.3 LC IV EK.3 Y Öter Ardıç☻ Turdus philomelos A.2 EK.3 LC IV EK.2 KZ Kamış Bülbülü☻ Cettia cetti A.2 EK.2 LC IV EK.1 Y Ağaç Kamışçını☻ Locustella fluviatilis A.1.2 EK.2 LC IV EK.1 T Bataklık Kamışçını☻ Locustella luscinoides A.2 EK.2 LC IV EK.1 T Bıyıklı Kamışçın☻ Acrocephalus melanopogon A.2 EK.2 LC IV EK.1 Y Kındıra Kamışçını☻ Acrocephalus schoenobaenus A.2 EK.2 LC IV EK.1 YZ Çalı Kamışçını☻ Acrocephalus palustris A.3 EK.2 LC IV EK.1 YZ Saz Kamışçını☻ Acrocephalus scirpaceus A.2 EK.2 LC IV EK.1 YZ Büyük Kamışçın☻ Acrocephalus arundinaceus A.3 EK.2 LC IV EK.1 YZ Bıyıklı Ötleğen☻ Sylvia cantillans A.2 EK.2 LC IV EK.1 KZ Maskeli Ötleğen☻ Sylvia melanocephala A.3 EK.2 LC IV EK.1 Y Ak Gözlü Ötleğen☻ Sylvia hortensis A.2 EK.2 LC III EK.1 T Çizgili Ötleğen☻ Sylvia nisoria A.2 EK.2 LC IV EK.1 T Küçük Akgerdanlı Ötleğen☻ Sylvia curruca A.2 EK.2 LC IV EK.1 YZ Akgerdanlı Ötleğen☻ Sylvia communis A.3 EK.2 LC IV EK.1 T Boz Ötleğen☻ Sylvia borin B.3 EK.2 LC IV EK.1 T Karabaşlı Ötleğen☻ Sylvia atricapilla A.2 EK.2 LC IV EK.1 YZ Boz Söğütbülbülü☻ Phylloscopus bonelli A.2 EK.2 LC II EK.1 T Orman Söğütbülbülü☻ Phylloscopus sibilatrix A.2 EK.2 LC II EK.1 T Cıvgın☻ Phylloscopus collybita A.3.1 EK.2 LC IV EK.1 KZ Söğütbülbülü☻ Phylloscopus trochilus A.3.1 EK.2 LC IV EK.1 T Benekli Sinekkapan☻ Muscicapa striata A.3 EK.2 LC III EK.1 YZ Halkalı Sinekkapan☻ Ficedula albicollis A.2 EK.2 LC IV EK.1 YZ Kara Sinekkapan☻ Ficedula hypoleuca A.1.2 EK.2 LC IV EK.1 YZ Çam Baştankarası Parus ater A.3 EK.2 LC IV EK.1 KZ Uzunkuyruklu Baştankara☻ Aegithalos caudatus A.2 EK.3 LC IV EK.2 Y Çulhakuşu☻ Remiz pendulinus A.2 EK.3 LC IV EK.1 KZ Sarıasma☻ Oriolus oriolus A.2 EK.2 LC IV EK.1 YZ Kızıl sırtlı Örümcekkuşu☻ Lanius collurio A.3 EK.2 LC III EK.1 YZ Kara Alınlı Örümcekkuşu☻ Lanius minor A.3 EK.2 LC II EK.1 T Kızılbaşlı Örümcekkuşu☻ Lanius senator A.2 EK.2 LC II EK.1 YZ Maskeli Örümcekkuşu☻ Lanius nubicus A.2 EK.2 LC II EK.1 YZ Alakarga☻ Garrulus glandarius A.3.1 - LC IV EK.3 Y Leş Kargası☻ Corvus cornix A.5 - LC -- EK.3 Y Saksağan☻ Pica pica A.5 - LC IV EK.3 Y Sığırcık Sturnus vulgaris A.5 EK.2 LC III EK.2 KZ Ev Serçesi☻ Passer domesticus A.5 - LC III EK.3 Y Söğüt Serçesi☻ Passer hispaniolensis A.3 EK.3 LC IV EK.2 Y Dağ Serçesi☻ Passer montanus A.3 EK.3 LC III EK.2 Y İspinoz☻ Fringilla coelebs A.4 EK.3 LC IV EK.2 KZ Küçük İskete☻ Serinus serinus A.3 EK.2 LC IV EK.1 Y Florya☻ Carduelis chloris A.3 EK.2 LC IV EK.1 Y Saka☻ Carduelis carduelis A.3.1 EK.2 LC IV EK.1 Y Karabaş İskete Carduelis spinus A.3 EK.2 LC IV EK.1 KZ Ketenkuşu☻ Carduelis cannabina A.3 EK.2 LC II EK.1 KZ Kirazkuşu☻ Emberiza hortulana A.3 EK.3 LC II EK.2 T Kızıl Kirazkuşu☻ Emberiza caesia A.2 EK.2 LC IV EK.1 T Bataklık Kirazkuşu Emberiza schoeniclus A.3 EK.2 LC IV EK.1 KZ Karabaşlı Kirazkuşu☻ Emberiza melanocephala A.4 EK.2 LC II EK.1 YZ Tarla Kirazkuşu☻ Miliaria calandra A.4 EK.3 LC II EK.2 Y 175 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org ☻ Proje sahası ve yakın çevresinde 2009-2010 yıllarında gözlemlenen kuş türleri. Tabloda verilen kısaltmalar ve konu ile ilgili açıklamalar: Kiziroğlu (2008)’na göre Türkiye Kuşları Red Data Book (RDB- Kırmızı Liste)- Uluslar arası Doğal Hayatı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN)- ve Birdlife International (BIE) Kriterleri aşağıda verilmiştir: * Türkiye Kuşları RDB kriterleri: “A grubu”na giren türler, ya tam yıllık kuş türü olup yerli ya da yaz göçmeni; yani kuluçkaladıktan sonra Türkiye’yi terk eden göçmen türlerden oluşur. A.1.2= Bölgede 13 tür yer almaktadır ve bu kriterde yer alan türlerin nüfusları Türkiye genelinde çok azalmıştır. İzlendikleri bölgelerde 1 birey-10 çift (=1-20 birey) ile temsil edilirler. Bu türlerin soyu büyük ölçüde tükenme tehdidi altında olduğu için, Türkiye genelinde mutlaka korunmaları gereken türlerdir. A.2= Bölgede 43 tür yer almaktadır ve bu kriterde yer alan türlerin sayıları, gözlendikleri bölgelerde 11-25 çift (22-50 birey) arasında değişir. Bunlar önemli ölçüde tükenme tehdidi altındadır. Tükenme baskısı günümüzdeki gibi sürerse, mutlak tükenmeyle karşı karşıya kalacak olan türlerdir. A.3= Bölgede 50 tür yer almaktadır ve bu kriterdeki türlerin Türkiye genelindeki nüfusları, gözlendikleri bölegelerde genel olarak 26-250 çift (52-500 birey) arasında değişir. Bunlar da tükenebilecek duyarlıkta olup, vahşi yaşamda soyu tükenme riski yüksek olan türlerdir. A.3.1= Bölgede 19 tür yer almaktadır ve bu kriterdeki türlerin populasyonlarında, gözlendikleri bölgelerde azalma vardır. Bu türlerin nüfusu da 251-500 çift (502-1000 birey) arasında değişir. Gözlendikleri bölgelerde eski kayıtlara göre, azalma olan türlerdir. A.4= Bölgede 8 tür yer almaktadır ve bu kriterdeki türlerin IUCN ve ATS ölçütlerine göre yoğunlukları, gözlendikleri bölgelerde henüz tükenme tehdidi altına girmemiş olmakla birlikte, populasyonlarında lokal bir azalma olup, zamanla tükenme tehdidi altına girmeye adaydırlar. Bu türlerin populasyonları gözlendikleri bölgelerde 501-5000 çift (=1002-10 000 birey), arasında değişir. A.5= Bölgede 19 tür yer almaktadır ve bu kriterdeki türlerin gözlenen populasyonlarında henüz azalma ve tükenme tehdidi gibi bir durum söz konusu değildir. “B grubu”na giren türler ya kış ziyaretçisi ya da transit göçerdir. B.3= Bölgede 6 tür tespit edilmiştir ve bu kriterdeki türlerin Türkiye genelindeki nüfusları gözlendikleri bölgelerde genel olarak 26-250 çift (52-500 birey) arasında değişir. Bu türler de tükenebilecek duyarlıkta olup vahşi yaşamda soyu tükenme tehlikesi büyük olan türlerdir. B.3.1= Bölgede 2 tür tespit edilmiştir ve bu kriterdeki türlerin populasyonlarında gözlendikleri bölgelerde azalma vardır. Türkiye genelindeki nüfusları 251-500 çift (502-1000 birey) arasında değişir. B.4= Bölgede 2 tür tespit edilmiştir ve bu kriterdeki türlerin populasyon yoğunlukları, gözlendikleri bölgelerde henüz tükenme tehdidi altına girmemiş olmakla birlikte, populasyonlarında bir azalma vardır. Bunlar zamanla tükenme tehditi altına girmeye aday türlerdir. B.5= Bölgede 2 tür tespit edilmiştir ve bu kriterdeki türlerin gözlenen populasyonlarında henüz bir azalma ve tükenme tehdidi gibi bir durum söz konusu değildir. ** Uluslar arası Doğal Hayatı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN) kriterleri: IUCN kırmızı listesi, biyolojik çeşitliliğin durumu ile ilgili en geçerli rehber olarak kabul edilmektedir. VU (vulnerable- Hassas, zarar görebilir): Bölgede bu kriterde yer alan 1 tür (Küçük kerkenez- Falco naumanni) tespit edilmiştir. Vahşi yaşamda soyu tükenme tehlikesi yüksek olan türdür. NT (near threatened): Bölgede bu kriterde yer alan 5 tür tespit edilmiştir. Bu kriterdeki türler şu anda tehlikede olmayan fakat yakın gelecekte VU- vulnerable (Hassas, Zarar Görebilir, Vahşi yaşamda soyu tükenme tehlikesi büyük olan türler), ENendangered (Vahşi yaşamda soyu tükenme tehlikesi çok büyük olan türler) veya CR- critically endangered (Vahşi yaşamda soyu tükenme tehlikesi had safhada olan türler) kategorisine girmeye aday olan türlerdir. LC: (least concern): Çalışmada 157 tür bu kriterdedir. En düşük derecede tehdit altında olan bu türler yaygın bulunan türlerdir. *** Birdlife International (BIE) Kriterleri: SPEC I: Bölgede bu kriterde 4 tür (Pasbaş Pakta- Aythya nyroca, Bozkır delicesi- Circus macrourus, Küçük kerkenez- Falco naumanni, Bıldırcın kılavuzu- Crex crex) tespit edilmiştir. Bu kritere göre türler küresel ölçekte koruma önceliği olan Avrupa türleridir. SPEC II: Bölgede 21 tür tespit edilmiştir. Küresel populasyonu ya da dağılımı Avrupa’da yoğunlaşan türler olup “Kesin Koruma Altına” olan türlerdir. SPEC III: Bölgede 48 tür tespit edilmiştir. Küresel populasyonu ya da dağılımı Avrupa’da yoğunlaşmayan ama küresel durumunun kötü olmasından dolayı “Koruma Altında” olan türlerdir. SPEC IV: Bölgede 83 tür bu kriterdedir. Küresel populasyonu ya da dağılımı Avrupa’da yoğunlaşan türler olup populasyonları henüz kritik durumda değildir. SPEC V: Bölgede 5 tür bu kriterdedir. Küresel populasyonu ya da dağılımı Avrupa’da yoğunlaşan türler olup populasyonları henüz kritik durumda değildir. **** MAK: Merkez Av Komisyonu Koruma Statüleri Classis: Mammalia ( Memeliler) Memelilerden özellikle küçük kemiriciler (dünya memelilerinin yaklaşık % 40 kadarı) ekosistem içinde en önemli protein kaynağını oluştururlar (Wilson ve Reeder, 2005). Yırtıcı kuşlardan yırtıcı memelilere kadar birçok hayvanın besin listelerinde en başta yer alan çok sayıda kemirici türü de tarım zararlısıdır. Karagöl ve yakın çevresinde tarım zararlısı olarak tanımlanmış bir kemirici olan Microtus guentheri (tarla faresi) yoğun olmamakla birlikte, mevcuttur. 176 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Karagöl’de memelilere; ağaçlık alanlar, su kenarlarındaki kargılık ve sazlık vejetasyon arasında, çürümekte olan vejatasyon içinde, sık ve alçak gramine vejetasyonu içinde rastlanmıştır. Alandaki bulgularımıza göre; 8 familyaya ait 11 memeli türünün yayılış gösterdiği saptanmıştır (Çizelge 6). Bu da tüm Türkiye’de yayılış gösteren memeli türlerinin (yaklaşık 160 tür) 1/16’ sını oluşturmaktadır. Bunlardan 2’si böcekçil (Ordo: Insectivora), 1’i tavşan (Ordo: Lagomorpha), 6’sı kemirici (Ordo: Rodentia) ve 2’si etçil (Ordo: Carnivora) türüdür. Proje alanı sınırları içerisindeki memeli türlerinin üçü Bern Sözleşmesi Koruma Listelerinde Ek-III’de, yani “Mutlak Koruma Altındaki Türler” ve biri Ek-II’de, yani “Koruma Altındaki Türler” listesinde yer almaktadır (Çizelge 6). IUCN tarafından hazırlanmış olan Avrupa Kırmızı Listesi (ERL)’nin 2008 yılında güncellemiş listeleri baz alınarak gerçekleştirilen çalışmalara göre faaliyet alanında kaydedilmiş olan memeli türlerinin 9 tanesinin “NT” (=Near Treatment) yani “Yakın zamanda tehlike altına girebilir)” kategorisinde yer aldıkları belirlenmiştir. Diğer taraftan, alandaki memeli türlerinin ikisi MAK kapsamında Ek-1’de, yine iki tür Ek-2’de ve biri Ek-3’te yer almaktadır (Çizelge 6). Çizelge 6. Karagöl ve Yakın Çevresindeki Memeli (Mammalia) Türleri Familya Erinaceidae Türkçe Adı Endemizm Durumu IUCN MAK Kirpi - NT Ek-1 - NT - - NT Ek-1 Su Sıçanı - NT - Kayalık Faresi - NT - Mus macedonicus Ev Faresi - NT - Rattus rattus Ev Sıçanı - LC - Tarla Faresi - NT - Tür Adı Erinaceus concolar Soricidae Crocidura suaveolens Sciuridae Sciurus anomalus Arvicolidae Arvicola terrestris Apodemus mystacinus Muridae Microtus guentheri Bataklık Sivrifaresi Anadolu Sincabı Mustellidae Mustela nivalis Gelincik - LC Ek-2 Canidae Vulpes vulpes Kızıl Tilki - NT Ek-2 Lepus europeus Yaban Tavşanı - NT Ek-3 Leporidae Populasyon Durumu Küçük populasyon Küçük populasyon Büyük populasyon Küçük populasyon Büyük populasyon Büyük populasyon Büyük populasyon Küçük populasyon Küçük populasyon Küçük populasyon Küçük populasyon BERN EK III EK II EK III EK III 4. TARTIŞMA ve SONUÇ Karagöl omurgalı (özellikle ikiyaşamlılar ve kuşlar) faunası açısından zengindir (194 omurgalı türü). Alandaki sucul vejetasyon ve dolayısıyla oluşmuş sazlık ve sık bitki ortüsü faunanın beslenmesi ve barınması için büyük önem arz etmektedir. Bölgede çevreci bir anlayışla daha önce yapılan torf alımı uygulamalarıyla oluşmuş suni göletler, bölgenin geri kalan kısmında da zaten var olan kuş ve amfibi faunası için önemli üreme, barınma ve zengin beslenme alanlarını oluşturmuştur (Şekil 8). Zira bu bölgelerin torf kazılması ve çıkarılmasından önce verimsiz tarlalar ve yarı sazlık olduğu rahatlıkla gözlemlenebilir (Şekil 9). Torf madeninin doğasından kaynaklanan oksijen ile teması (sığ taprak yüzeylerde tarlaların sürülmesi vb.) veya doğrudan ateş görmesiyle (anız yakma vb.) için için yandığı bilinmektedir. Böyle bir durumda milyonlarca liralık bir potansiyel milli servet heba olmaktadır. Zira bölgede yanmış torf artıklarına da sıklıkla rastlanmaktadır (Şekil 10). 177 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Şekil 8. Karagöl’de torf alımı sonrasında oluşmuş bir gölet Şekil 9. Karagöl’de torf alımı yapılmamış yarı örtülü açık alanlar Şekil 10. Alanda bulunan yanmış torf madeni 178 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Ulusal madencilik yasalarına ve yönetmeliklerine uygun olarak yapılan bir torf madeni işletmeciliği alanda yeni göletlerin oluşmasına ve sulak alanların gelişimine olumlu katkı yapmaktadır. Nitekim pek verimli olmayan tarım arazisi veya atıl araziler durumunda olan topraklar (Şekil 9), altlarında sakladıkları potansiyel zenginliklerin ortaya çıkarılması sonucu oluşan küçük göletlere yerlerini bırakmaktadırlar (Şekil 8). Bu göletler çok sayıda sucul fauna elemanına ve kuşlara ev sahipliği yaparak, alanın fauna açısından önemini de artırmaktadır. Bu durum ülkemizin de taraf olduğu RAMSAR SÖZLEŞMESİ çerçevesinde sulak alanların korunması, geliştirilmesi ve desteklenmesi sürecinde önemli katkılar sağlamaktadır. Diğer taraftan, rezervin % 25-30’unun geride bırakılmasıyla sürdürülebilir madencilik adına aynı yerde yeniden torf oluşumunun mümkün olabileceğide bir gerçektir. Yapılacak dikkatli ve özenli planlama-uygulama-kontrol süreçleriyle hem ülkemizin sürdürülebilir kalkınma hamlesinin önemli bir parçası olan madencilik ürünlerinin halka, kaliteli, güvenilir, ve temiz olarak sunulması, hem de flora ve fauna elemanlarının varlıklarını sürdürmelerini kolaylaştıracak yeni beslenme ve barınma alanlarının oluşturulması mümkün olabilmektedir. Bu özellikleriyle Karagöl ve Torf İşletmeciliği çevreci-sürdürülebilir bir model olarak göze çarpmaktadır. Diğer taraftan, genel olarak düşünülenin aksine Karagöl’de yeni yapılacak torf alımı uygulamaları sonucu kazılacak alanların önemli sulak alan niteliğini kazanabilmesi için kesinlikle doldurulmaması gerekmektedir. 5. KAYNAKLAR Baytop, T.,1994. Türkçe Bitki Adları Sözlüğü. Türk Tarih Kurumu Basımevi. 508 sayfa. Ankara. Davis, P.H., 1965-1985. Flora of Turkey and the East Aegean Islands. Vol :1-9, Edinburgh Univ. Press, Edinburgh. Davis, P.H., Mill R.R and Tan, K., 1988. Flora of Turkey and the East Aegean Islands. Vol:10, Edinburgh Univ. Press, Edinburgh. Deniz, İ.G., Sümbül, H., 2004. Flora of the Elmalı Cedar Research Forest (Antalya/Turkey) Turk. J. Bot., 28: 529-555. Baran, İ., 1981. Kuzey Ege Denizi, Marmara Denizi ve Karadeniz'deki Adalarımızın Herpetofaunasının Taksonomik ve Ekolojik Araştırılması, Doğa Bilim Dergisi, Tübitak 5: 155-162. Baran, İ. Atatür, M., K., 1988. Türkiye Herpetofaunası. T.C. Çevre Bakanlığı Yayınları., Ankara 214 ss. (ISBN: 975-7347-38-8) Başoğlu, M., Baran, İ., 1977. Türkiye Sürüngenleri, Kısım l, Kaplumbağa ve Kertenkeleler, Ege Üniv. Fen Fak. Kitaplar serisi Bornova İzmir No. 76: 1-272. Başoğlu, M., Baran, İ., 1980. Türkiye Sürüngenleri, Kısım II, Yılanlar, Ege Üniv. Fen Fak. Kitaplar serisi Bornova İzmir No. 80: 1-218. Çevre Bakanlığı, 1991 . 2000'li Yıllara Doğru Çevre. T.B.M.M. Çevre Araştırma Komisyonu Raporu (10/15): 191-209, Ankara. Erdoğan, A., Öz, M., Sert, H., Tunç, M.R., 2002a. Antalya Yamansaz Gölü ve Yakın Çevresinin Avifaunası ve Herpetofaunası. Ekoloji Çevre Dergisi, Cilt 10, sayı 43: 33-39. Erdoğan, A, Sert, H., Tunç, M.R., 2002b. Finike ve Çevresinin Kuş Faunası. Tabiat ve İnsan 36: 1, 30-40. Geldiay, R., Balık, S., 1996. Türkiye Tatlısu Balıkları, Ege Üniversitesi Yayınları No:46 İZMİR 532 s. Güner, A., Özhatay, N., Ekim, T., Başer, K.H.C., 2000. Flora of Turkey and the East Aegean Islands. Vol: 11. Edingburg Univ. Press, Edinburgh. Ölçer, S., 1989. Ülkemizdeki Doğal Çevre ve Ekosistemler T.O.K. Dergisi 42 : 26, Ankara. Wilson, D.E., and D.M. Reeder (eds.), 2005. Mammal Species of the World. Johns Hopkins University Press, 2,142 pp. (Available from Johns Hopkins University Press, 1-800-537-5487 or (410) 516690 (http://www.press.jhu.edu). 179 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Yoğun Hayvancılık Faaliyetlerinin Sulak Alanlar Üzerindeki Etkilerinin Önlenmesi: Manyas Gölü Örneği Havva Eylem POLAT , Gülüzar Duygu SEMİZ , Alper Serdar ANLI Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü, Dışkapı, 06110, ANKARA ÖZET Kuraklık, iklim değişikliği ve özellikle de kırsal kesimdeki kontrolsüz faaliyetler nedeniyle ülkemizdeki sulak alanların yarısından fazlası zarar görmüş veya yok olmuş durumdadır. Kuraklık ve iklim değişikliğinin sulak alanlar üzerindeki olumsuz etkileri, kontrolsüz ve denetimsiz yapılan tarım ve sanayi faaliyetlerinin etkilerinin yanında nispeten daha azdır. Yerleşim, tarım ve sanayi alanlarından gelen atık suların kontrol altına alınması sulak alanların korunmasında önemli bir konudur. Kırsal alanlardaki denetimsiz hayvancılık faaliyetleri sonucu oluşan atıklar, sulak alanlarımızın kalitesini ve sürdürülebilirliğini her geçen gün daha da fazla tehdit etmektedir. Özellikle hayvancılığın yoğun olarak yapıldığı sulak alan havzalarındaki hayvancılık tesislerinde doğru bir atık yönetimi planının uygulanması, çevre kirliliğinin kontrolünde ve bu alanların korunmasında önemli bir anahtar olmaktadır. Bu çalışmada, çevresinde yoğun tavukçuluk faaliyetlerinin yapıldığı, Ramsar Sözleşmesi kapsamındaki Manyas Gölü örneğinden yola çıkılarak, bölgedeki tavukçuluk işletmelerine ve elde edilen atıkların özelliklerine göre atık yönetimi sistem modeli oluşturulmuştur. Uygun depolama ve değerlendirme koşulları için öneriler getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Atık yönetimi, tarımsal kirlilik, gübre depolama, Manyas, sulak alan, tavukçuluk ABSTRACT Drought, climate change and, in particular, uncontrolled agricultural activities the rural areas have caused more than half of Turkey's wetlands are damaged or destroyed. Drought and the negative effects of climate change on wetlands relatively less than the uncontrolled and unchecked on the agricultural and industrial activities effects. Controlling the wastewater from residential, agricultural and industrial areas is a major issue in protecting wetlands. Manure and other wastes from the activities of the livestock in the rural areas threaten the quality and sustainability of our wetlands the more and more. Especially implementation of an appropriate waste management plan is a major key for controlling the environmental pollution and protecting wetland basins in which the livestock activities are intensive. In this study, it has been developed the waste management system according to poultry activities in the region and the characterization of produced poultry manure and other wastes, taking on Lake Manyas where the intensive poultry operations was made around covered by the Ramsar. Suggestions made for appropriate storage and handling operations. Key Words: Waste management, agricultural pollution, manure storage, Manyas, wetlands, poultry 1. GİRİŞ Sulak alanlar, insanoğlunun, var oluşundan günümüze kadar faydalandığı yeryüzündeki doğal kaynaklardandır. Sulak alanların yararlarını; çevresel, biyolojik, sosyal ve ekonomik olarak gruplandırmak mümkündür. Nüfusun ve beslenme gereksiniminin artması, teknolojinin hızla gelişmesi ve kentsel yerleşmelerin kırsal alanlara doğru ilerlemesi; sulak alanların kontrolsüz bir biçimde kullanılmasına neden olmuştur. Sonuçta da, dünyada ve ülkemizde çevresel sorunlarla karşı karşıya kalınmıştır. Asya’daki sulak alanların %35’i, Güney Amerika’daki sulak alanların ise %30’u sayılan bu nedenlerle tehlike altındadır. Ayrıca Asya’da yalnızca insan yerleşmelerinin, sulak alanların %27’sine zarar verdiği bilinmektedir. Avrupa Birliği ülkelerinden özellikle Fransa, Almanya, Hollanda, İtalya ve İspanya’daki sulak alanların çoğunluğunun zarar görmenin ötesinde, yok olduğu; madencilik, yeraltı suyuna müdahaleler ve su kirliliğinin bu kayıplarda etkili olduğu belirtilmektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nde ise sulak alanların yaklaşık %62’si tarımsal alanlara dönüştürülmüştür (Gürlük 2006). 180 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Kırsal yerleşmelerin sulak alanlar üzerindeki olumsuz etkileri kontrolsüz tarımsal aktivitelerden kaynaklanmaktadır. Bitkisel üretim için kullanılan sulama suyunun su kaynaklarından gereğinden fazla çekilmesi, sulak alanları besleyen yüzey ve yeraltı sularının akım miktarlarını azaltmaktadır. Bununla birlikte sulamadan dönen drenaj suları ise topraktan ve geçtikleri yerlerden ağır metaller, organik materyaller, hastalık yapıcı mikroorganizmalar gibi sulak alanların çevresel dengesini bozabilecek maddeleri de taşıyarak, yeniden su kaynaklarına karışmaktadır. Bu olay balık yaşamını ve yer altı sularının su kalitesini olumsuz etkilemektedir. Hayvancılıkta ise en büyük sorun, ortaya çıkan gübre ve benzeri atıkların çevreye zararını en az düzeye indirgeyecek biçimde denetim altında tutulmasının sağlanmasıdır. Gübrenin barınaklardan toplandıktan sonra açıkta ve doğrudan toprağın üzerinde biriktirilmesi ülkemizde de yaygın görülen yanlış bir uygulamadır. Hastalık yapıcı virüs, parazit ve bakteriler, azot, fosfor, potasyum gibi bitki besin elementleri, organik katı madde, ağır metaller, tuz ve diğer sedimentler, biriktirilen bu gübre yığınlardan yağış etkisiyle toprağa, yeraltı ve yüzey su kaynaklarına ulaşırlar. Özellikle biyolojik oksijen gereksinimi yüksek olan organik maddeler su kaynaklarına karıştıklarında kimyasal reaksiyonlara girerek sudaki oksijen miktarını azaltırlar. Bu olay özellikle suda yaşayan canlıların hayatını tehlikeye sokar. Gübrenin değerlendirilmesi de depolanması kadar önemli bir sorundur. Tarım arazilerine gereğinden fazla uygulanan gübreler toprak yapısını ve topraktaki bitki besin dengesini bozmaktadır. Bu tip topraklarda yetiştirilen bitkilerden de, yeterli gelişme olmadığından, istenen verim alınamamaktadır. Özetle, katı veya sıvı formdaki gübrenin doğrudan doğruya bir akarsuya boşaltılması, gübre depolama alanlarından oluşan sızıntılar ve tarım arazilerindeki aşırı gübre kullanımı yer altı ve yer üstü su kaynaklarında kirlenmeye yol açabilmektedir. Aynı zamanda gübrenin tarım arazilerine kontrolsüz miktarda uygulanması topraktaki boşlukların sıkışmasına ve toprak yüzeyinin kabuk bağlamasına yol açarak, toprağın fiziksel özellikleri üzerinde de olumsuz etkiler yaratmaktadır. Su ve toprak gibi doğal kaynakların yanlış gübre yönetimi sonucunda yetersiz ve yararsız duruma gelmesi, özellikle sulak alanların bu şekilde yok olması, önümüzdeki yıllarda etkisini daha da artırarak kendini gösterecektir. Hayvancılık işletmelerinde atık yönetimi, ortaya çıkan gübre ve diğer atıkların toplanmasını, uzaklaştırılmasını, depolanmasını ve gerekli işlemlerden geçirildikten sonra tarım arazilerine iletilerek çiftlik gübresi olarak kullanılmasını içeren geniş kapsamlı bir faaliyettir. Yanlış atık yönetimi uygulamaları ile su kirliliği, toprak ve bitkiler üzerinde oluşan olumsuz etkiler, hastalık riski, zararlı gazların etkisi ve koku problemi şeklinde çeşitli sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Barınak içerisinde ve barınak dışındaki depolama alanlarında bulunan gübre, yem, yataklık malzeme gibi materyallerin fermantasyonu sonucu ortaya çıkan karbondioksit, amonyak, metan, hidrojen sülfür, kükürt dioksit gibi zararlı gazlar, yeterli önlemlerin alınmaması durumunda koku yoluyla da çevreyi olumsuz etkilemektedir. Atık yönetiminin çevre kirliliğine yol açmayacak ve gübrenin besin değerinde herhangi bir kayba neden olmayacak biçimde planlanması büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada, Manyas Gölü çevresindeki tavukçuluk işletmelerinin yoğunluğu ve bu işletmelerdeki faaliyetlerin çevreye olumsuz etkileri göz önüne alınmıştır. Gübre ve diğer hayvansal atıkların, Manyas gölü örneğinden yola çıkarak, tüm sulak alanlar üzerindeki etkilerinin en aza indirgenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, hayvancılık kapasitesi, çeşidi, gübre özellikleri ve barınak planlama sistemlerine uygun atık yönetimi sistemleri önerilmiştir. 181 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org 2. MANYAS GÖLÜ VE RAMSAR SÖZLEŞMESİ Çalışmada, Manyas Gölü çevresindeki tavukçuluk işletmeleri materyal olarak seçilmiştir. Bu işletmeler için literatür verilerine uygun, çevre dostu atık yönetim sistemleri ve uygulamaları belirlenmiştir. Manyas Gölü, biyolojik yaşam bakımından Türkiye’nin en zengin göllerinden biridir. Başta su kuşları olmak üzere çok zengin bir yaban hayatı varlığına sahiptir. Manyas Gölü’ndeki çevresel sorunlar; çevre yerleşmelerden, sanayi tesislerinden ve özellikle de yakın çevresindeki tavuk kümeslerinden kaynaklanmaktadır. Bereketli, Külefli, Gölyaka, Yenisığırcı, Kuş cenneti, Ergili, Çepni ve Kocagöl yerleşme alanlarındaki sulama ve hayvancılık faaliyetleri Manyas üzerinde büyük etki yapmaktadırlar (Gürlük 2006). Özellikle gölü besleyen yüzey su kaynakları üzerinde sulama için yapılan su alma ve toplama yapıları (Karadere bağlaması) ile yeraltı sularının fazla ya da kaçak olarak kullanılması nedenleri ile göl suyu zaman zaman yükselip alçalmaktadır. Bu da doğal yaşamı olumsuz yönde etkilemektedir. Su düzeyinin ve su kalitesinin, kara ve su canlılarını olumsuz etkilememesi için uygun bir yönetim planının uygulanması kaçınılmaz olmaktadır. Şekil 1. Manyas Gölü ve çevresi Ramsar Sözleşmesi, sulak alanların değer ve işlevlerinin tam olarak anlaşılamaması sonucu yok olmak üzere olduğuna dünya kamuoyunun dikkatini çekmek amacıyla hazırlanmış en önemli sözleşmedir. İran’ın Ramsar kentinde 1971 tarihinde imzalanan sözleşmenin amacı; bulunduğu bölgenin su rejimini düzenleyen karakteristik bitki ve hayvan topluluklarının (özellikle su kuşlarının) barınmasına olanak sağlayan, ekonomik, kültürel, bilimsel ve rekreasyonel olarak büyük bir kaynak oluşturan ve kaybedilmeleri halinde yeniden geri kazanılmaları mümkün olmayan sulak alanların yok olmasını önlemektir. Su kuşlarının dönemsel göçleri sırasında sınır aşması nedeniyle uluslararası bir kaynak olduğunu tanıyarak, sulak alanların ve onlara bağımlı bitki ve hayvan topluluklarının korunmasının ulusal politikalarla uyumlu uluslararası faaliyetlerle birleştirilmesini sağlamak amacıyla su havzalarının korunmasına yönelik olarak hazırlanmıştır. Ramsar Sözleşmesi, dünya üzerindeki doğal 182 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org kaynakların korunması ve akılcı kullanımı adına yapılan en önemli sözleşmedir. Günümüzde bu tür çok uluslu anlaşmalarla karşılaştırıldığında daha açık ve daha geneldir. Ramsar sözleşmesine günümüzde 133 ülke toplam 103 milyon hektar olan 1180 adet sulak alanla taraf olmuştur. Türkiye 1993 tarihinde bu sözleşmeye taraf olmuştur. Her ortağın kendi ülke toprakları içinde uluslararası öneme sahip sulak alanlar listesine dâhil edilmek üzere belirlediği elverişli sulak alanları ifade eden “Ramsar Alanı” kapsamında, Türkiye’deki sulak alanlardan ilk aşamada “Manyas Gölü, Burdur Gölü’nün bir kısmı, Seyfe Gölü, Sultan Sazlığı ve Göksu Deltası” Ramsar Alanı ilan edilmiştir. Günümüzde ise bu alanlar, Manyas Gölü-Balıkesir, Burdur Gölü-Burdur, Seyfe Gölü-Kırşehir, Sultan Sazlığı-Kayseri, Göksu Deltası-Mersin, Akyatan Lagünü-Adana, Gediz Deltası-İzmir, Uluabat Gölü-Bursa, Kızılırmak Deltası-Samsun olarak belirlenmiş ve koruması ve geliştirilmesi, sulak alanların kaybına neden olabilecek faaliyetlerin önlenmesi uluslararası düzeyde taahhüt edilmiştir. Ramsar Sözleşmesinde, bir sulak alanın uluslararası öneme sahip olabilmesi için kriterler belirlenmiştir. Bu kriterler Ramsar Sözleşmesi’ne üye ülkelerin ortaklaşa düzenlediği 1999 yılındaki toplantısında yeniden belirlenmiştir: · Eğer bir sulak alan, uygun biyo-coğrafya içinde bulunan doğal veya yarıdoğal, tipik, az bulunan veya yegâne bitki ve hayvan türlerine ev sahipliği yapıyorsa uluslararası öneme sahip bir sulak alandır. · Eğer bir sulak alan zayıf, korumasız, nesli tükenmekte olan bir türe veya sınıfa ev sahipliği yapıyorsa uluslararası öneme sahip bir sulak alandır. · Eğer bir sulak alan belirli bir biyo-coğrafyanın biyolojik çeşitliliği için bitki ve hayvan türlerine ait populasyona destek sağlıyorsa uluslararası öneme sahip bir sulak alandır. · Eğer bir sulak alan, belirli türlere yaşamlarının kritik aşamalarında veya olumsuz hava koşullarında barınma imkânı sağlıyorsa uluslararası öneme sahip bir sulak alandır. · Eğer bir sulak alan düzenli olarak 20.000’in üzerinde su kuşuna destek sağlıyorsa uluslararası öneme sahip bir sulak alandır. · Eğer bir sulak alan nesli tükenmekte olan dünyadaki bir su kuşu türünün veya alt türlerinin %1’ine uygun yaşama ortamı sağlıyorsa o sulak alan uluslararası öneme sahiptir. · Eğer bir sulak alan belirli bir oranda yöreye özgü balık türlerine, alt türlere ve familyalara ve global biyolojik çeşitlilikle ilişkili olabilecek türlere destek sağlıyorsa uluslararası öneme sahip bir sulak alandır. · Eğer bir sulak alan balıklar için önemli besin sağlayıcı, göç yollarında destek sağlayıcı, yavru balıklar için uygun ortamlar yaratıcı özelliklere sahipse uluslararası öneme sahip bir sulak alandır. Ramsar Sözleşmesi’ne göre bir sulak alan “A” ve “B” sınıfı olmak üzere iki sınıfta değerlendirilmektedir. Derecelendirme kurulu yukarıdaki sekiz kritere de sahip sulak alanları “A” sınıfı; birinci kritere sahip olamayan sulak alanları da “B” sınıfı olarak değerlendirmektedir. Ramsar anlaşması A sınıfı sulak alanı şu şekilde tanımlamaktadır: A sınıfı sulak alanlar; uluslararası öneme sahip, az bulunan veya eşsiz bitki ve hayvan türlerine ev sahipliği yapan sulak alanlardır. Ramsar anlaşması B sınıfı sulak alanları ise “biyolojik çeşitliliğin korunması için uluslararası öneme sahip sulak alanlar” olarak tanımlamaktadır(Anonymous 2004.) Bu tanımlamalar Manyas Kuş Gölü’nün ne derece önemli olduğunu doğrulamaktadır. Özellikle hayvancılık faaliyetlerinin kontrol altına alınması bu alanda bir zorunluluk olmaktadır. 183 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org 3. TAVUK KÜMESLERİNDE ATIK YÖNETİMİ SİSTEMLERİ VE ÖNERİLER Kümes hayvancılığında kafes ve yer sistemleri olmak üzere iki tipte planlama sistemi uygulanmaktadır. Kafes sistemli kümeslerde gübre, kafeslerin altında yapılan derin çukurlarda biriktirilmekte ve buradan da mekanik sistemlerle barınak dışına iletilmektedir. Bu koşulda, gübrenin bekletildiği süre içerisinde ortama zararlı gaz ve kötü koku yayılması da kaçınılmaz olmaktadır. Mevcut durumdaki kümesler üzerinde yapılan çalışmalar sonucunda aşağıdaki bulgu ve değerlendirmelere ulaşılmıştır: · Özellikle kapasitenin az olduğu küçük aile işletmelerinde, kümeslerin konutun çok yakınında olması ve işletmenin düşük gelir düzeyi neden gösterilerek atık yönetimi sistemleri konusunda hiçbir önlemin alınmamış olması, bu işletmelerin insan sağlığı ile toprak ve su kaynaklarına olan olumsuz etkisini önemli derecede artırmaktadır. · Tavukçuluk tesislerinde genellikle atık yönetimi sistemi yönünden yeterli düzeyde hiçbir yapı ve tesis bulunmamaktadır. En büyük sorun da depolama aşamasında ortaya çıkmaktadır. · Özellikle, çevre etkisi yönünden sıvı gübre yönetimi yetersizliğinin daha da önemli olduğu görülmektedir. Zaman zaman su kaynaklarına doğrudan boşaltımın yapıldığı gözlemlenmiştir. · Ortaya çıkan tavuk gübrelerinin büyük bir bölümü tarım arazilerinde kayba uğramaktadır. · Tarım arazilerine fazla miktarda ve kontrolsüz olarak gübre uygulanması da toprağın yapısının bozulmasına ve derine sızmanın fazlalaşmasına neden olmaktadır. Kümes hayvanlarından elde edilen gübrede, fosfor, azot, katı madde, tuz vb. mineraller büyükbaş hayvan gübresine oranla daha fazladır. Bu nedenle kümeslerde gübrenin temizlenmesinde fazla su kullanımından kaçınılarak, gübrenin sıvı hale gelmesi ve zararlı gazların yayılımının artması engellenmelidir. Kümes içerisinde periyodik olarak temizlik yapılmalı ve yakında bulunan içme suyu kaynakları sıklıkla kontrol edilmelidir. İçme suyunda herhangi bir zararlı maddenin olmadığından emin olunmalıdır. Yine, barınak içerisinde, zararlı gaz ve kötü kokunun uzaklaştırılması için iyi tasarlanmış bir havalandırma sistemine gereksinim vardır. Yer sistemlerin uygulandığı kümeslerde ise, hayvan gübresi barınak tabanında biriktiğinden ve yataklık malzeme ile karışmaktadır. Bu durumda ortama yayılan gazların miktarı da artmaktadır. İyi bir havalandırma ve nem kontrolü ile bu sorun giderilmelidir. Bu sistemlerin uygulandığı barınaklarda gübre barınak içerisine girebilen kepçelerle toplanarak barınak dışına iletilmelidir. Hayvancılık işletmelerinde gübre, barınak planlama sistemine ve kullanılan yataklık miktarına bağlı olarak katı gübre veya sıvı gübre olmak üzere iki şekilde elde edilebilmektedir. Katı gübre hayvanlardan elde edilen katı dışkı ile az miktardaki idrarın yataklık malzeme ile birleşmesinden oluşur. Sıvı gübre ise dışkı, idrar ve atık sudan oluşmakta olup, %8-10’dan daha az kuru madde kapsamına sahiptir. Tavuk yetiştiriciliğinde genellikle tamamen kapalı tipte kümesler yapılmaktadır. Özellikle yumurta tavukçuluğunda kafesli sistemler ve et (broiler) tavukçuluğunda ise yer sistemleri kullanılmaktadır. Kümeslerde gübrenin toplanması ve kümes dışına çıkartılmasında genellikle mekanik sıyırıcı araçlardan yararlanılmaktadır (Anonymous 1996). Gübrenin tarlaya dağıtılmasına kadar belirli bir süre bekletilmesi durumunda depolama yapılarına gereksinim duyulmaktadır. Depolama yapılarının tasarımında, toplanacak gübre miktarı ve 184 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org gübre özellikleri (katı, sıvı veya yıkama suyu miktarı vb.) göz önüne alınmalıdır. Bunun yanında, ortamda oluşacak kötü koku ve CH4, N2O ve diğer zararlı gazların en aza indirgenmesi konusu da göz önüne alınmalıdır. Pahalı olmasına rağmen, kapalı depolama yapıları, istenilen koşulların gerçekleştirilmesinde uygun bir seçim olmaktadır (Fullhage et al. 2001). Yapılan çalışmalar ülkemizdeki hayvancılık işletmelerinin büyük bir çoğunluğunda yeterli özelliklere sahip gübre depolama yapılarının bulunmadığını göstermektedir. Barınaklardan dışarı alınan gübre çoğu işletmede barınağın hemen yanında ve hiçbir önlem alınmadan açıkta ve yığın halinde biriktirilmektedir. Bazı işletmelerde ise gübre, toprak ya da betondan yapılmış havuzlarda depolanmaktadır. Böylece gübre depolarından sızan ve yağışlarla yüzey akışı haline geçen gübre, çevredeki yüzey sularına karışarak toprak ve su kirliliğine neden olabilmektedir. Ayrıca açıkta depolama nedeniyle önemli düzeyde koku sorunu da ortaya çıkmaktadır. Katı gübre, açık veya kapalı yapılarda yığınlar halinde veya koruyucu duvarlarla çevrilmiş yapılarda depolanmalıdır. Gübre deposunun tabanında drenaj hendekleri ya da boruları tesis edilerek sıvı atıkların uzaklaştırılması sağlanmalıdır. Gübre deposunun tabanı mutlaka beton gibi dayanıklı ve geçirimsiz bir malzeme ile kaplanmalı ve gerekirse sızmalara karşı dayanıklı yalıtım malzemeleri kullanılmalıdır (Anonymous 1996). Deponun üzerine gelen yağış suları mutlaka toplanmalı ve uzaklaştırılmalıdır. Eğer gübre yığını koruyucu duvarlarla çevrilmiş ise üzerine bir sundurma çatı yapılarak yağıştan korunma sağlanabilir. Katı gübre depolama yapılarının kapasitesi belirlenirken en az 3 ay depolama yapılacağı kabul edilmelidir. Depolama kapasitesinin doğru bir şekilde hesaplanması için hayvanların günlük katı gübre üretim miktarları bilinmelidir. Tüm önlemler alınmış olsa bile, gübre yığınları içme suyu kaynaklarına 300 m ‘den, yüzey sularına ve sulak alanlara 90 m’den daha yakın olmamalıdır. Yüzey akış veya su altında kalma tehlikesi olan yerlerde gübre depolamasından kaçınılmalıdır (Anonymous 2005a). Sıvı gübre; yeraltı depolama yapılarında, yerüstü depolama tanklarında, toprak havuzlarda veya barınak içerisinde, barınak tabanının altında oluşturulan depolarda depolanmalıdır. Yerüstü depolama tankları çevre kirliliği açısından bakıldığında en güvenilir depolama yapısı olmasına karşın ilk yatırım masrafları diğer depolama yapılarına göre daha fazla olmaktadır. Sıvı gübre deposunun kapasitesinin belirlenmesinde ortalama olarak hayvanların günlük sıvı gübre üretimleri; tavuk için 0.1 m 3/ kg olarak alınabilir (Anonymous, 2002). Yer altı depolama yapılarında, betonarme malzemeden yapılmış bir ana depo bulunmalıdır. Sıvı gübre iletim kanalı çıkışından doğrudan depolama yapısına akmalıdır. Bu tip depolama yapısı, yeraltı suyu seviyesinin yakında olduğu alanlarda sınırlı bir kullanıma sahiptir. Depo derinliği kapasiteye bağlı olarak 2.5 – 4.0 m arasında olmalıdır. Depoda 0.8 m x 0.8 m boyutlarında bir pompa çukuru bulunmalıdır. Depo kesiti ekonomik olması açısından daire ya da dikdörtgen seçilmelidir. Yüzeyleri açık ya da kapalı şekilde yapılmaktadır. Açık depoların kenarları, kazaları önlemek amacıyla, en az 1.50 m yüksekliğinde çitle çevrilmelidir. En uygunu, açık yüzeylerin ızgara, kapaklar ya da her ikisi de kullanılarak kapatılmasıdır. Topraktan yapılan havuzlar, daha az maliyetle, uzun süre depolama olanağı vermektedirler. Havuzun iç tarafındaki yanal eğimi 1 / 2 - 1 / 3 olmalıdır. Havuzun dış tarafındaki eğim ise, bakım işlerini kolaylaştırmak için, 1/3 ‘ten fazla olmamalıdır. Havuzun kenarları 6 m genişliğinde duvarla çevrilmelidir. Bu şekilde yükleme, taşıma işleri kolaylaşacaktır. Yer altı depolama yapılarında olduğu gibi bu havuzların da kenarları en az 1.50 m çitle 185 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org çevrilmelidir. Çit ile toprak havuz arasında ekipmanların kullanılması için en az 12 m kadar bir genişlik bırakılmalıdır ve havuzun tabanı sızdırmaz malzemelerle kaplanmalıdır. Yer üstü depolama tanklarında, kapasiteden tam olarak yararlanılmaktadır. Bu tip depolama yapısında sıvı gübre önce, küçük bir depoya yaklaşık iki hafta süreyle depolanır. Bundan sonra ana depoya pompalanır. Yüksek sıvı gübre depolama yapıları 3 – 6 m yükseklikte, kapasiteye göre 9 – 30 m genişlikte yapılabilmektedir. Çelik veya betonarme olarak inşa edilmektedirler (Anonymous 1996, Day 1988). Sıvı haldeki gübre, depolama süresince fiziksel olarak ayrışarak, hafif parçaları üstte kabuk biçiminde birleşirken, daha ağır parçaları depo dibine çökelir. Yüzeyde toplanan kısım daha çok lifli yapıdadır. Deponun dibinde ise inorganik artıklar birikmektedir. Sıvı gübrenin tarlaya verilmeden önce bu durumundan kurtarılıp, homojenize bir hale getirilmesi gerekmektedir. Bu olay karıştırma ile sağlanmaktadır. Genel olarak bir sıvı gübre deposunun tasarımında göz önünde bulundurulması gereken ilkeler aşağıda sıralanmıştır: · En az altı ay depolama sağlanmalıdır. · Gelecekteki genişlemeye uygun olmalı ve sistemde esneklik sağlayabilmelidir. · Depolama yapısının yer seçimi, komşu işletmelere, yüzey ve yer altı su kaynaklarına uygun mesafelerde olmalıdır. · Depolama yapılarının malzeme seçiminde toprak tipi ve yer altı suyu seviyesi belirlenmelidir. Depo tabanı katı gübre depolarında olduğu gibi sızdırmaz malzemelerden yapılmalıdır. · İstenmeyen kokuların yayılmasını engelleyici önlemler alınmalıdır. · Killi zeminler su tutma kapasitesi yüksek olduğundan tercih edilmelidir. Taban suyu seviyesinin altında, kumlu, geçirimsiz tabakanın sığda ve çatlakların olduğu zeminlerde depolama yapısı inşa edilmemelidir (Anonymous 2000). Gübrenin ham olarak besin değerini kaybetmeden doğrudan tarlaya uygulanması çiftçiler için değerlendirmede tercih edilen bir yöntemdir. Ülkemizde özellikle aile işletmesi niteliğindeki küçük işletmelerde elde edilen katı gübrenin az bir bölümü işletmenin kendi bitkisel üretiminde geri kalan büyük bir bölümü ise yakacak amacıyla tezek haline dönüştürülerek kullanılmaktadır. Büyük kapasiteli ticari işletmelerde ise elde edilen gübrenin belli bir bölümü bitkisel üretimde kullanılırken, büyük bölümü gübre ticareti yapan kişilere ücretsiz olarak verilmektedir. Bu kişiler işletmelerden topladıkları gübreleri belirli merkezlerde açıkta yığın halinde depolayarak kuruttuktan sonra eleklerden geçirerek genellikle çevredeki seralara ya da yerleşim alanlarına peyzaj düzenlenmesinde kullanılmak üzere satmaktadırlar. Genel anlamıyla hayvancılıktan elde edilen gübre üzerinde kurutma dışında herhangi bir fiziksel, kimyasal veya biyolojik işlem yapılmamaktadır. Kötü koku, zararlı gazlar ve su kirliliği gibi olumsuz koşulların oluşmaması için gübre bazı işlemlerden geçirildikten sonra tarlaya uygulanmalıdır. Tarım arazilerine uygulanmadan önce, gübre ve diğer hayvansal atıkların üzerinde, içerisindeki zararlı patojenlerin yok edilmesi amacıyla bir takım kimyasal ya da biyolojik işlemler uygulanmalıdır. Atıkların arıtılması özellikle sulak alanlarda çevre koruma yönünden oldukça önemlidir. Gübrenin tarım arazilerinde değerlendirilmesinde uyulması gereken önemli ilkeler vardır. Toprak, içeriğindeki bitki besin maddeleri, su tutma kapasitesi vb. özellikleri açısından test edilmelidir. Yüzey akıştan kaçınmak için, donmuş ve suya doygun topraklara gübre uygulanmamalıdır. Bitki besin gereksinimini aşmayacak, toprak kirliliği yaratmayacak, bitkide zarara yol açmayacak, kirlilik riski taşıyan yüzey 186 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org akışa izin vermeyecek şekilde bir gübre uygulama oranı seçilmelidir. Uygulamada kullanılacak gübre ve diğer atık sular, besin içeriği açısından test edilmelidir. Gübre uygulaması yapılan alan ile özellikle içme suyu olarak kullanılan kaynaklar arasındaki mesafe en az 250 m olmalıdır. Gübre uygulaması yapılan alan ile en yakın yerleşim alanları arasındaki mesafe 1000 m olmalıdır. Gübre uygulamaları eğimin %5’ten daha fazla olduğu alanlarda su kaynaklarına 60 m’den daha yakında yapılmamalıdır (Anonymous 2002). 4. SONUÇ Yukarıda açıklanmaya çalışılan sorunlar doğrultusunda tavukçuluk işletmelerinde atık yönetim sistemleri ve çevre etkileri yönünden alınması gerekli önlemler aşağıda özetlenmiştir; · Kümesler için yeterli kapasite ve özellikte katı ve sıvı gübre depoları inşa edilmelidir. Gübre depolarının duvar ve tabanı sızdırmaz malzemeden yapılmalıdır. · Hava kirliliğinin ve kokunun engellenebilmesi için gübre depolarının kapalı yapılması uygun olacaktır. Koku ve gaz çıkışı sorununun azaltılabilmesi için de depolama yapıları, depo yüzey alanını en aza indirecek şekilde yapılmalıdır. İşletme çevresi sık aralıklarla ağaçlandırılmalıdır. İşletmelerden komşu işletmelere ve çevreye yayılabilecek kokuların azaltılmasında rüzgâr yönü göz önüne alınarak yeni kümeslerin kurulması gerçekleştirilmelidir. · Depolama yapılarında sıvı gübrenin yüzey akışını engelleyecek biçimde toplama ve uzaklaştırma kanalları yapılmalıdır. · Gübreleri, hiçbir önlem almaksızın açıkta büyük yığınlar halinde bekleten işletmelerin mutlaka atık yönetimi konusunda bilgilendirilmeleri gerekir. Ayrıca bu işletmelerin yeterli kapasite ve özellikte depolama yapılarını yapmaları zorunlu kılınmalıdır. Aksi durumlarda caydırıcı para cezaları verilecek bir yasal düzenlemeye gidilmelidir. · Özellikle büyük kapasiteli işletmelerde ya da birkaç işletmenin ortaklığında biyogaz tesislerinin kurulması, hem doğal yolla işletmelerin enerji gereksinimlerinin karşılanmasına ve hem de biyogaz eldesinden sonra açığa çıkan çevreye zararsız ve besin değeri yüksek atık çamurlarının bitkisel üretimde yeniden kullanılmasına olanak verecektir. · Hayvancılık işletmelerine ve gübre depolarına ilişkin olarak, topoğrafya, jeolojik yapı, toprak ve arazi kullanım özellikleri ile su kaynakları ve yerleşim yerlerine olan uzaklıklar konusunda gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır. · Su kaynaklarının kirlenmeye karşı korunması için gübre depoları ile bir yüzey su kaynağı ya da bir drenaj sistemi arasında en az 10 m, kuyularla ise en az 50 m mesafe bulunmalıdır (Anonymous 2000, Anonymous 2005a). · Gübre uygulaması yapılan alan ile özellikle içme suyu olarak kullanılan kaynaklar arasındaki mesafe en az 250 m olmalıdır (Anonymous 2002, Anonymous 2005b). · Hayvansal atıkların çevre kirliliği yönünden önemli riskler oluşturduğu alanlar belirlenmeli, toprak ve su kaynakları düzenli olarak izlenmelidir. Özellikle Manyas Kuş Gölü çevresinde et tavukçuluğu yaygın olarak yapılmaktadır. Yer sistemlerin kullanıldığı broiler (et) tavukçuluğunda barınaklardan toplanan gübre katı haldedir. Gübre, kompostlama yapılarak ticari olarak değerlendirilebilmekte ya da gübre depolama yapılarına iletilerek daha sonra tarım arazilerinde kullanılmalıdır. Kafesli sistemin kullanıldığı yumurta tavukçuluğunda 187 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org elde edilen katı gübre yine depolama yapılarına, barınaklardan meydana gelen sıvı atıklar ise depolama tanklarına ya da gübre depolama havuzlarına iletilmelidir. Gübre özelliğine göre katı ve sıvı gübre dağıtıcıları ile arazilere uygulanmalıdır. Önerilen atık yönetimi sistemi şematik olarak şekil 2’de verilmiştir. Derin yataklıklı sistem Kafesli sistem Yakm Ölü hayvanlar Beton yakma tankı Kapalı katı gübre Katı Kompos t Ticari Sıv Atık depolama Yerüstü depola Arazi Sulama Katı-sıvı gübre dağıtıcıları Şekil 2. Kümes hayvancılığı tesislerinde gübre yönetimi sistemi Sulak alanların yok olmasının veya çevresel kalitelerinin bozulmalarının temel nedeni, sulak alanların çevreye sunduğu yararların teknik ve ekonomik olarak değerlendirilememesidir. Sürdürülebilir sulak alanlar için, yalnızca hayvancılık için değil; üzerinde uygulanacak olan her türlü aktivitenin olumlu ve olumsuz yönlerinin ve fizibilite çalışmalarının ortaya konulması ve gereken çevresel önlemlerin mutlaka alınması gereklidir. 5. KAYNAKLAR Anonymous, 1996. Ohio Livestock Manure And Wastewater Management Guide. Bulletin 604-92. Ohio State University of Extension Service. Anonymous, 2000. Handbook on the Implementation of EC Environmental Legislation 2000. The Forthcoming Water Framework Directive. 2000/60/EC. (www.eu.int). Anonymous, 2002. Handbook on the Implementation of EC Environmental Legislation 2002. The Directives on WEEE and ROHS. 2002/96/EC.(www.eu.int). Anonymous, 2004. The Ramsar Convention Manual: A Guide to the Convention on Wetlands. Ramsar Convention Secreteriat, Gland, Switzerland, p. 1-75. Anonymous, 2005a. Code of Good Agricultural Practice for the Prevention of Pollution of Water 2005. Department of Agriculture and Rural Development. ISBN: 1 85527 577 5, North Ireland. (www.scotland.gov.uk). Anonymous, 2005b.Nitrates Directive 2005. A Summary of the Action Programme Measures in the Consultation Paper. Department of The Environment and Department of Agriculture and rural development, North Ireland. ISBN: 1 85527 727 (www.scotland.gov.tr). Day, D. L., 1988. Livestock Manure Management Text And Reference Book. Agricultural Engineering Department University Of Illınois Of Urbana – Champaign. Fulhage, C, J. Hoehne, D. Jones, and R. Koelsch., 2001. Manure Storages. MWPS-18, Section 2. Midwest Plan Service. Ames, IA. 117 pages. Gürlük, S., 2006. Manyas gölü ve Kuş Cenneti’nin çevresel değerlemesi üzerine bir araştırma. Uludağ Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Tarım Ekonomisi Anabilim Dalı Doktora Tezi, 2006, Bursa. 188 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Akyatan Lagünü Çevresinde Arazi Kullanımındaki Değişimlerin Zamansal İncelenmesi Ve Ekosistem Üzerindeki Olumsuz Etkilerinin Belirlenmesi Mehmet Emin SÖNMEZ, Cüneyt AYTUK Kilis 7 Aralık Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü, Doğan Güreş Paşa Bul., KİLİS ÖZET Yeryüzünün en zengin ekosistemleri olan sulak alanlar, küresel iklim değişikliği, tarımsal politikalar ve arazi kullanımındaki yanlışlıklar/plansızlıklar nedeniyle sürekli alan kaybetmekte veya önemli ölçüde tahribata uğramaktadır. Türkiye’de kentlerin verimli tarım arazilerine doğru gelişimi ile artan gıda talebi arasındaki çelişki, tarıma uygun olmayan toprakların işletilmesiyle giderilmeye çalışılırken, bu durum birçok mera, orman ve taşlık arazinin amacına uygun olmayan kullanımı yanında birçok sulak alanın kurutulması ve tahribini de beraberinde getirmiştir. Çalışmaya konu olan Akyatan lagünü de bu yanlış politikalardan gün geçtikçe daha fazla nasibini almaktadır. Kış soğukları ve kuzeydeki sulak alanların donması nedeniyle kuşlar için Doğu Akdeniz’deki en önemli kışlama alanlarından bir olan Akyatan Lagünü ve çevresi, aynı zamanda flora ve fauna bakımından da son derece zengindir. Yaptığımız arazi çalışmalarında ve uydu bantlarının kullanılmasıyla farklı yıllara ait elde edilen görüntülerde, Akyatan Lagünü’ndeki sulak alanların tarımsal alanlar lehine azaldığı tespit edilmiştir. Böylece kuşların konaklama alanları gün geçtikçe daralırken, doğal bitki örtüsü tahrip edilmekte ve tarım arazilerinde kullanılan gübreler ve ilaçlar nedeniyle de göl, özellikle yaz aylarında önemli ölçüde kirletilmektedir. ABSTRACT The wetlands which are the richest ecosystems of the Earth are losing lands and undergoing damage because of global climate change, agricultural policies and misuses of lands or planless in use. The contradiction in the development of urbanization towards to productive agricultural land with the increasing food demand are tried to resolve with tillage of non-arable land and consequently, in addition to the mis-tillage of the forest, pasture and rocky lands, it brougt about the drying and destruction of wetland. Akyatan lagoon, which is the subject of this study, has being affected in many ways day by day due to the wrong policies. Akyatan lagoon in the Eastern Mediterranean, which is of the most important wintering areas for bird because of winter cold and freezing wetlands in the north, is significantly rich in terms of fauna and flora. In our field study, according to the satellite images obtained during the years in different, it was determined that wetlands around Akyatan lagoon was decreased in favor of agricultural areas. Hence, the restriction accommodation of birds, destruction of natural vegetation and significant pollution and contamination via fertilizers and chemcials used in agricultural lands, especially during the summer, are consequences on the Akyatan Lagoon. 1. GİRİŞ Kara ve deniz arasında yer alan Akyatan lagünü hem karasal hem de denizel faktörlerin etkisinde olmasından dolayı Türkiye’nin özel ekosistemlerinden biridir. Gölün oluşumu büyük oranda Seyhan ve kısmen de Ceyhan ırmağının taşıdığı malzemeler sayesinde olmuştur. Özellikle Ceyhan ırmağının doğuya doğru yatak değiştirmesinden önceki dönemde (günümüzden yaklaşık 2500 yıl önce) hızla dolan ve büyük oranda bu dönemde şekillenen lagün (Erol, 2003, s. 64), Hititler zamanında bile (M.Ö. 10-12 yy. da ) batısındaki Tuz gölü ile beraber büyük bir lagünün parçasını oluşturmaktaydı (Göney, 1976, s. 19). Neticede, gerek Seyhan nehrinin batıda taşıdığı malzemeler ve gerek Ceyhan nehrinin Karataş tepelerinin kuzeyinden geçen eski yatağının getirdiği unsurlar bu büyük göl alanını doldurmuştur. Böylece büyük bir bataklığa dönen bu büyük lagün alanı zamanla kıyı çizgisinin güneye doğru ilerlemesi ve kıyıdaki kumların bir kordon oluşturmasıyla denizden ayrılarak bugünkü görünümünü almıştır. Adana ili, Karataş ilçesi sınırları dâhilinde yer alan Akyatan Lagünü, Seyhan ve Ceyhan 189 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org nehirlerinin Kuzeybatı güneydoğu doğrultusunda uzanan bir eksen üzerinde üçgen bir şekle sahiptir (Dural & Göksu, s. 569). Gölü’nün Ramsar listesindeki bilgilerine göre yüzölçümü 14.000 ha olup, Türkiye’nin en büyük lagün gölüdür. Demir’in 2008 yılında yaptığı çalışmaya göre ise Akyatan lagün alanı; 2018 ha. ı orman, 5000 ha. ı göl, 2502 ha.ı kumul, bataklık ve sazlık olmak üzere 9520 ha.dır (Demir, Akyatan Lagününde Tuzluluk ve Bazı Kirlilik Düzeylerinin Saptanarak Coğrafi Bilgi Sistemi Destekli Dağılımlarının Belirlenmesi, 2008, s. 42-43). En derin yeri 4 metre olan gölün uzunluğu 17 km en geniş bölümü yaklaşık 4 km’dir. Göl kabaca kuzey-güney doğrultulu 2 km’lik dar bir kanalla denize bağlanmaktadır. Göl ile deniz arasında yer yer genişliği birkaç km.yi, yüksekliği ise 20 metreyi bulan kumullar yer almaktadır (Sönmez & Balaban, 2009, s. 45). Çalışma sahası flora ve fauna bakımından Türkiye’nin önemli ekosistemlerindendir. Alanın en önemli elemanlarını su kuşları oluşturmaktadır. Çalışma sahası, biri Balkanlardan diğeri Kafkaslardan gelen ve Türkiye üzerinden güneye geçen iki önemli kuş göç yolu üzerinde bulunmaktadır. Bu nedenle her yıl göç sırasında binlerce su kuşu lagünlerde konaklamaktadır. Ayrıca iklim koşulları ve gölün yaşam ortamının çeşitliliği de buna önemli ölçüde katkı sağlamaktadır. 1990 yılı Mart, Nisan ve Mayıs aylarında yapılan bir araştırmada, alanda 250 kuş türü tespit edilmiştir. Lagün çevresindeki çamur düzlükleri, kıyı kuşları için ideal ortamlardır. Göç sırasında binlerce kıyı kuşu lagünde konaklamaktadır ve kalabalık gruplar oluşturan kıyı kuşları; kılıçgaga, küçük cılıbıt, küçük kum kuşu, dövüşken kuş ve batak çulluğudur. Ayrıca önemli kuş türleri olarak üreyen; yaz ördeği, turaç, saz horozu, kocagöz, akça cılıbıt, mahmuzlu kızkuşu ve küçük sumru popülasyonlarıyla “Önemli Kuş Alanı” statüsü kazanır. En önemlileri suna, fiyu, elmabaş patka, dikkuyruk, sakarmeke ve her yıl önemli bir kısmı İran’ın Urumiye gölünden gelen flamingo olmak üzere büyük sayıda su kuşu lagünde kışlar. Alan göç sırasında, küçük karabatak ile en önemlileri kılıçgaga, akça cılıbıt ve küçük kumkuşu olmak üzere, kıyı kuşları için büyük önem taşır (Çevreorman, 2009, s. 79); (Demir, Akyatan Lagününde Tuzluluk ve Bazı Kirlilik Düzeylerinin Saptanarak Coğrafi Bilgi Sistemi Destekli Dağılımlarının Belirlenmesi, 2008, s. 50). Lagünde yukarıda adı geçen kuşların sayısı yılda 200 bine ulaşmaktadır. Akyatan lagününün güneyinde yer alan kıyı kumulları ise günümüzde bilinen 8 kaplumbağa türünden Caretta caretta ve Chelonia mydas türlerinin (Harmancı, 2005, s. 57) yuvalama ve yumurtlama alanıdır. Akyatan Lagünü aynı zamanda uluslararası kriterlere göre Türkiye’nin 112 önemli bitki alanlarından biridir. Kısmen korunmuş alanlarda stabil kumul tepelerine özgü Echium angustifolium, Cionura erecta, Helianthemum stipulatum ve Bromus sp. türleri varlığını sürdürmektedir. Daha önceki yıllarda tarımsal kullanıma konu olan ancak araştırmanın sürdürüldüğü 2005 yılı baharında işlenmeyen kumul alanlarda 1-2 yıllık süksesyonu gösteren Salsola kali gibi öncü bitki türlerine rastlanmıştır (Harmancı, 2005, s. 50). Göl kıyılarında, genişliği tatlı su sızıntılarına bağlı olarak farklılıklar gösteren dar bir bataklık ve sazlık şeridi bulunur. Göl ve kumsal arasında geniş kumullar yer alır. Ancak, bunların doğal yapısı, kumul stabilizasyonu amacıyla dikilen akasya (Acacia), okaliptüs (Eucalyptus) ve çam (Pinus) ağaçları nedeniyle büyük ölçüde değişime uğramıştır (Çevreorman, 2009, s. 79). Adana ili sınırları içinde kalan Akyatan lagünü, bölgede yazların kurak geçmesi nedeniyle yaz mevsimlerinde yeterli düzeyde beslenememekte, yüksek buharlaşma nedeniyle de önemli ölçüde su kaybetmekte ve böylece göl alanı küçülmektedir. Suyun çekildiği alanlarda geniş çamur düzlükleri oluşmakta ve yaz sonuna doğru göl alanını iyice daralmaktadır. Göl, güneybatıdan çıkan 2 km.lik dar 190 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org bir kanalla denize bağlanmaktadır. Göl sularının yüksek olduğu dönemlerde kanal vasıtasıyla gölden denize, düşük olduğu dönemlerde ise denizden göle doğru su akışı olmaktadır. Bu nedenle göl suyundaki tuzluluk mevsimlere göre değişiklik göstermektedir. Nitekim Demir ve Selek’in (2009) göl yüzeyindeki farklı 15 istasyondan aldığı su örnekleri de bu durumu doğrulamaktadır. Bu çalışmaya göre istasyonların 10 tanesinde tuzluluk, su seviyesinin düştüğü yaz ve sonbahar mevsimlerine denk düşmektedir (Demir & Selek, 2009, s. 174). Şekil 1. Akyatan Lagünü ve yakın çevresinin lokasyon haritası. Gölün kuzeyi geniş tarım alanları ile çevrilidir. Akyatan Lagünü, yaşama ortamlarının çeşitliliği, barındırdığı hayvan ve bitki türleri ile çok sayıda uluslararası öneme sahip sulak alan kriterine sahip bir sulak alan ekosistemidir (Çevreorman, 2009, s. 33). Bu özelliklerinden dolayı Akyatan lagünü 1989 yılında Yaban Hayatı Koruma Alanı, 1997 yılında ise 1. ve 2. derece sit alanı ilan edilmiştir. Alan 2005 yılında Sulak alanların Korunması (Ramsar) sözleşmesi listesine dâhil edilmiştir. 2. MATERYAL VE YÖNTEM Bu çalışmada Akyatan lagünü ve yakın çevresinin Landsat TM (Tematic Mapper) uydusuna ait 1987 ve 2010 tarihlerinde alınmış uydu fotoğrafları, 1984 yılına ait arazi kullanım ve arazi kullanım kabiliyet haritaları kullanılmıştır. Uydu görüntülerinin işlenmesinde ve değerlendirilmesinde ERDAS Imagine, arazi kullanım ve kullanım kabiliyeti haritalarının çiziminde ise Arc Wiev Desktop CBS yazılımları kullanılmıştır. 191 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Çalışma sahasının 1987 ve 2010 yıllarına ait uydu görüntüleri kullanılarak, Akyatan lagünü ve yakın çevresinde arazi kullanımında meydana gelen değişimler ortaya konulmuştur. Bu değişimi daha da detaylandırmak için sahanın 1984 yılına ait arazi kullanım haritası da kullanılmıştır. Bunun yanında sahanın mevcut arazilerinin kullanım kabiliyet sınıfları da belirlenerek, çalışma sahası ve yakın çevresinin arazi kullanımının uygunluğu ortaya konulmuştur. Ayrıca bu uygulamalar yapılan arazi çalışmasıyla da desteklenmiştir. Yapılan değerlendirmeler ve arazi çalışması dikkate alınarak, Akyatan lagünü ekosistemindeki muhtemel değişimler ve sorunlar irdelenmiştir. 3. BULGULAR VE TARTIŞMA Akyatan lagünü ve yakın çevresinde 1987 ve 2010 yıllarına ait arazi kullanımının belirlenmesi amacıyla LANDSAT TM uydu görüntüleri kullanılmıştır. Çalışmanın amacına yönelik olarak uydu görüntüleri 7 farklı sınıfı (derin su, sığ su, orman, sazlık, nemli çıplak yüzey, çıplak yüzey ve yerleşme) temsil edecek şekilde oluşturulmuştur. Çalışma sahasının, 1987 yılında toplam arazilerinin yaklaşık % 47’si Derin ve sığ su alanlarından, % 2,5’i sazlık, % 4,5’i orman (Koruluk), % 18’i mera (bu dönemde mera alanlarının çok az kısmı tarla), % 28’i ise çıplak yüzey ve yerleşme alanlarından meydana gelmektedir (Şekil 2-3). Günümüzde ise arazi kullanım değerlerinde önemli değişikliklerin meydana geldiği belirlenmiştir. buna göre Akyatan lagünü ve çevresinde yeni arazi kullanım değerleri; % 49 civarında Derin ve sığ su alanı, % 4,5 civarında sazlık, % 4,5 civarında orman, % 8,5 civarında mera (bunun büyük bir kısmı tarım alanı), % 17,5 civarında hasadı toplanmış tarım alanı (bunun küçük bir kısmı yerleşme) ve % 16 civarında ise büyük oranda hasadı yapılmış tarla ve büyük kısmı kumul olan çıplak yüzeydir (Şekil 4-5). Şekil 2. Akyatan Lagünü ve çevresinde arazi kullanımı LANDSAT TM (1987) 192 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Şekil 3. Akyatan lagünü ve çevresinin 1987 yılına ait arazi kullanım histogramı. Şekil 4. Akyatan lagünü ve çevresinde arazi kullanımı LANDSAT TM (2010). Çalışma sahası ve yakın çevresinin Tarım ve Köyişleri tarafından çizilmiş 1984 yılındaki arazi kullanım haritasında ise sahadaki toprakların yaklaşık % 50’si kuru tarım sahası, % 32’si terk edilmiş arazi, % 15’i mera ve ancak % 3’ü sulu tarım arazisi olarak belirtilmiştir. 193 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Şekil 5. Akyatan lagünü ve çevresinin 2010 yılına ait arazi kullanım histogramı. Şekil 6. Akyatan lagünü ve çevresinde arazi kullanımı (1984). Köyişleri tarafından 1984 yılında çizilmiş olan arazi kullanım haritası, 1987 yılındaki uydu görüntülerinden elde edilmiş arazi kullanımını büyük oranda desteklemektedir. Nitekim 1987 uydu görüntüsünde Akyatan lagününün güney ve güney batısı boyunca kuzeybatı-güneydoğu doğrultuda uzanan alanın büyük kısmı çıplak yüzey (kumul) ve mera sahaları olarak göze çarpmaktadır. Aynı saha 1984 arazi kullanım haritasında da kullanılmayan terk edilmiş arazi olarak belirtilmiştir. Benzer durum lagünün ve çevresinin genel arazi kullanım değerleri toplamında da görülmektedir. 1984 yılında 194 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org çizilmiş arazi kullanım haritasında toplam alanların % 47’si mera ve terk edilmiş arazi iken; 1987 yılına ait sınıflandırılmış uydu görüntüsünde toplam alanın yaklaşık % 46’sı mera ve çıplak arazi sınıfında bulunmaktadır. Akyatan lagünü ve yakın çevresinde arazi kullanımının 2010 yılında önemli ölçüde değiştiği belirlenmiştir (Şekil 2-4). 1987 ve 2010 yıllarına ait sınıflandırılmış uydu görüntülerindeki değişim rahatlıkla görülmektedir. Çalışma sahsında 1987 yılında geniş alan kaplayan mera ve çıplak alan miktarı gün geçtikçe azalmıştır. Özellikle kırmızı tonlarla mera ve tarım arazi olarak ifade edilen alanlar 1987 yılındaki uydu görüntülerinde tarla sınırlarını belirleyen çizgilerden yoksundur. Bu durum 1987 yılındaki kırmızı tonların büyük oranda mera sahası olduğunu göstermektedir. buna karşılık 2010 yılına ait sınıflandırılmış uydu görüntüsünde kırmızı tonlarla ifade edilen sahaların parsel sınırlarını belirleyen hatlara sahip olduğu açıkça görülmektedir. Lagün sahasının güneyindeki yarım ada üzerinde bunu rahatlıkla görmek mümkündür. Nitekim geçmişte tamamen boş ve kumlu olan bu sahalar, günümüzde büyük oranda tarlaya çevrilmiş ve karpuz ekilmektedir. Benzer durum sahanın diğer kesimleri için de geçerlidir. Özellikle mera sahalarının azaldığı, buna karşılık tarım sahlarının genişlediği yapılan arazi çalışmalarıyla da desteklenmiştir. 2010 yılı haziran ayında yapılan arazi çalışmasında, lagünün kıyı kesimleri boyunca gölün taşkın sahasında bulunan nemli araziler ve yakın çevredeki mera sahalarının da tarımsal faaliyetlere açıldığı belirlenmiştir (Şekil 7-8). Kaldı ki, tarıma açılan yeni arazilerin tamamına yakını ekip-biçmeye uygun olmayan VI ve VII. sınıf arazilerden meydana gelmektedir (Şekil 7). Gerçekten de Akyatan lagünü ve yakın çevresinin arazi kullanım kabiliyeti haritası, hatalı arazi kullanımına yönelik önemli ip uçları vermektedir. Bu harita dikkate alındığında, 2010 yılına ait sınıflandırılmış arazi kullanımının büyük oranda hatalı olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim günümüzde tarım sahası olan alanların tamamına yakınının tarıma uygun olmayan VI ve VII. sınıf arazilerde yapıldığı, buna karşılık ekip biçmeye en uygun olan I ve II. sınıf arazilerin ise yerleşme amaçlı kullanıldığı görülmektedir (Şekil 7). Şekil 7. Akyatan lagünü ve çevresinde arazi kullanım kabiliyet sınıfları. 195 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Dolayısıyla Türkiye genelinde olduğu gibi, hızlı nüfuslanma ve şehirleşmenin verimli tarım sahaları üzerinde yarattığı baskılar, tarıma uygun olmayan marjinal toprakların ekilip-biçilmesine neden olmaktadır. Akyatan lagünü ekosistemi de Adana şehrinin hızla nüfuslanması ve tarım sahalarına doğru gelişimi nedeniyle meydana gelen baskılardan büyük oranda etkilenmektedir. Çalışma sahası ve yakın çevresinin tarıma açılması ile küçük ve geçici yerleşmeler giderek artmaktadır. Bu durum sahasının doğallığını büyük oranda bozmaktadır. Avlanma hızla artarken, doğal ortamdaki canlılar (kuşlar ve deniz kaplumbağaları başta olmak üzere) büyük oranda bu durumdan rahatsız olmaktadır. Şekil 8. Akyatan lagününün taşkın yatağında (soldaki fotoğraf) ve mera arazisi (sağdaki fotoğraf) tarım arazileri. Şekil 9. Lagün ve yakın çevresi önemli ölçüde insan tehdidi altındadır. Lagünün gideğeni üzerinde inşa edilen balık havuzları (sol fotoğraf) ve kuşları avlamada kullanılan fişekler. Şekil 10. Kumul alanında terk edilmiş tarla alanında karpuz fidelerini soğuk zararına karşı korumak için kullanılan plastik örtü (Harmancı, 2005: 52’den alınmıştır). 196 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org 4. SONUÇ Adana şehrinin hızla gelişimi ve çevredeki tarım alanlarını işgal etmesi, küçük ölçekli tarımsal işletmelerinin, yerleşmelerin ve tarım alanlarının, Akyatan lagünü ve yakın çevresine doğru kaymasına neden olmuştur. Böylece lagün ile kıyı arasındaki tarıma uygun olmayan alanlarda da nüfus hızla artmaktadır. Bu alanlardaki kumullar başta olmak üzere, mera alanları da çilek, kavun ve karpuz ekimi için tarımsal amaçlı olarak plansız bir şekilde kullanıma açılmıştır. Kıyı kesimine yakın ve deniz seviyesiyle aynı yükseltide olan bu sahalarda yer altı suyunun kullanılması deniz suyunun karasal ortamlara sızmasına neden olacaktır. Bu durum tarım topraklarının tuzlanması başta olmak üzere kara ve su ekosistemini de ciddi etkileyecektir. Akyatan lagünü, 1987 yılında “Yaban Hayatı Koruma Sahası” ilan edilmiştir. Buna rağmen, doğayı korumaya yönelik kontroller çok zayıf ve göl halen aşırı bir av baskısı altındadır. Özellikle kuşların büyük tehdit altında olduğu yapılan arazi çalışmalarında elde edilen tüfek fişekleriyle de belirlenmiştir. Kaldı ki, avlanmanın sürekli yapılıyor olması başta kuşlar olmak üzere diğer canlıları da olumsuz etkilemektedir. Araştırma alanında yapılan incelemeler sonucunda, tarla olarak kullanılan kumul alanlarında doğal bitki örtüsünün tamamen ortadan kalktığı ve bu sahaların tarıma açılmasıyla Caretta caretta ve Chelonia mydas türlerinin de yuvalama imkânlarının tehdit altında olduğunu göstermektedir. Yanlış sulama nedeniyle toprakta tuzlanmalara ve çoraklaşmalara rastlanmaktadır. Özellikle yapılan arazi çalışmasında, Akyatan lagünü etrafında tuzlanmanın büyük oranda arttığı tespit edilmiştir. Lagünün gideğeni üzerine yapımına devam edilen balık havuzlarının, göl ekosistemine ne derece etki yapacağı araştırılmamıştır. Yörede iklim şartlarının yıl boyunca ekip-biçme faaliyetlerine uygun olması nadas olayını tamamen ortadan kaldırmıştır. Böylece toprak sürekli işletilmekte ve kullanılan ilaç ve kimyevi gübre miktarı yüksek düzeylere çıkmaktadır. Bu durum yer altı ve yerüstü sularının önemli ölçüde kirlenmesine neden olmaktadır. Sonuç olarak, yörede tarımsal faaliyetlere yönelik uygulanan ya da hayata geçirilmeye çalışılan projelerin, doğal çevre üzerindeki olumsuz etkileri büyük oranda göz ardı edilmiştir. Yöredeki arazilerin büyük kısmı amaç dışı ve ya amaca uygun olmayacak şekilde kullanılmaktadır. Akyatan lagünü ve yakın çevresi de tarım sahalarının baskısı altında doğal özelliklerini gün geçtikçe kaybetmekte ve yörenin doğal ortamı, tuzlanma, kirlilik, avlanma ve amaç dışı arazi kullanımı nedeniyle büyük oranda değişmekte ve ya yok olmaktadır. 5. KAYNAKLAR Çevreorman. (2009). Adana İl Çevre Durum Raporu (2009). Adana: Çevre ve Orman Bakanlığı. Demir, A., 2008. Akyatan Lagününde Tuzluluk ve Bazı Kirlilik Düzeylerinin Saptanarak Coğrafi Bilgi Sistemi Destekli Dağılımlarının Belirlenmesi. Adana: Çukurova Üniversitesi Fen Bilimleri Enst. Demir, A., & Selek, Z. (2009). Akyatan Lagününde Tuzluluk Değişiminin Mevsimsel İncelenmesi. Çukurova Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi Dergisi , 24 (1-2), 165-178. Dural, M., Göksu, M. Çukurova Bölgesi'ndeki Akyatan Lagününde (Adana/Türkiye) Sediment, Seston ve Bentoz'da Mevsimsel Ağır Metal Değişimi. II. Ulusal Limnoloji Çalıştayı, s. 568-576. Sinop. Erol, O., 2003. Ceyhan Deltasının jeomorfolojik Gelişimi. Ege Coğrafya Dergisi (12), 59-81. Göney, S., 1976. Adana Ovaları I.Edebiyat Fakültesi Matbaası, İstanbul. Harmancı, D.S., 2005. Kıyı Kumullarında Sürdürülen Tarımsal Etkinliklerin Kaynak Kullanım Planlanması Yönünden İncelenmesi: Kapıköy Örneği. Adana: Çukurova Üniversitesi Fen Bilimleri Enst. Sönmez, M. R., & Balaban, O. (2009). İskenderun Körfezi Kıyı Alanları Bütünsel Planlama ve Yönetim Projesi. Planlama (1), 25-51. 197 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Sulak AlanlarınSürdürülebilirliği İçin Ekosisteme Bütüncül Yaklaşım: Erzurum Örneği Metin DEMİR1 , Nalan DEMİRCİOĞLU YILDIZ2 , M. Akif IRMAK2 , Hasan YILMAZ2 Sevgi YILMAZ2 , Serkan ÖZER2 1 2 Erzurum İl Çevre ve Orman Müdürlüğü, 25240, ERZURUM Atatürk Üniversitesi, Mimarlık ve Tasarım Fakültesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü, 25240, ERZURUM ÖZET Doğal kaynaklar ve içerisinde bulunduğu ekosistem arasında hassas bir denge söz konusudur. Artan nüfusun tetiklemesi ile insanoğlunun doğal kaynakları aşırı ve bilinçsiz kullanımı sonucunda bu hassas denge bozulmaktadır. Bu süreç bizi hergün ortaya çıkan yeni bir çevre felaketi ile karşı karşıya bırakmaktadır. Yaşanabilir bir çevre için ortaya çıkan bu sorunlara çözümler bulmak, yeni sorunların oluşumunu biraz olsun engellemek için kaynaklarımızı bilinçli kullanmak zorundayız. Sürdürülebilir kullanım için doğru planlama ve yönetim stratejilerinin geliştirilmesi son derece önemlidir. Sulak alanların korunması ve sürdürülebilir kullanılmasının sağlanması için yapılan çalışmalar son derece yetersizdir. Doğu Anadolu Bölgesinden geçen yırtıcı kuşların yol güzergahı üzerinde bulunan Erzurum Bataklıkları, çevresinden geçirilen şehirler arası çevre yolu ile ciddi bir tehdit altındadır. Çalışmada Erzurum’daki mevcut sulak alanda yaşanan baskılar irdelenmeye çalışılmış, sulak alanların korunması ve sürdürülebilir yönetimi için önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Sulak alan, Erzurum Bataklıkları, Sürdürülebilirlik, Önemli Doğa Alanı, Önemli Kuş Alanı ABSTRACT There is a sensitive balance between natural reserves and ecosystem. This balance has disappeared due to rapid increase in human poulation which causes disasters. Natural reserves must be used consciously in order to solve these problems and prevent new ones. It is vitally important to develop sustainable use plans and management startegies for sustaiable use. Studies towards conservation and sustaianable use of wetlands in East Anatolia are very few. These areas, such as Erzurum plain on the route of wild birds, are under threats due to settlements and state highways. In the present study, stresses on the present wetlands in Erzurum are evaluated and some suggestions are proposed. Keywords: Wet land, Erzurum marshes, sustainabilty, important natural areas, important bird areas 1. GİRİŞ Hızlı nüfus artışı, yanlış alan kullanımları, sanayileşme, kentsel büyümeler gibi daha birçok unsurun sonucu olarak pek çok sulak alan doğal olarak yok olma ya da doğal özelliğini ve işlevini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Sulak alan ekosistemlerinin ekolojik dengenin sağlanmasında, barındırdığı biyolojik çeşitliliğin korunmasında ve ekonomik gelir kapısı olmaları bakımından büyük önem taşıdıkları ancak çoğu ülkelerde olduğu gibi yurdumuzda da birçok tehlikelerle karşı karşıya bulundukları bilinmektedir. Sulak alanların korunması ve geliştirilmesi ile ilgili gerekli önlemler ve tedbirler alınmadığı sürece telafisi mümkün olmayan bozulmalara ve dolayısıyla yok olmaya doğru gidecektir. Tanım olarak "Sulak alan" terimi derinliği 6 metreden az, bazı ortak özelliklere sahip; sulan tatlı, tuzlu ve acı olabilen gölleri, bataklıkları, akarsuların durgun kısımlarını, taşkın alanlarını ve ayrıca alçak deniz kıyılarını, haliçleri, nehir ağzının genişleyerek deniz ekosistemlerine dönüştüğü sahaları, lagünleri kapsamına alır (Cirik, 1993). Sulak alanlar yeryüzündeki başka hiçbir ekosistemle kıyaslanamayacak işlev ve değerlere sahiptir. Başta su kuşları olmak üzere zengin yaban hayatını barındırmalarının yanı sıra, bölgenin su rejimini düzenleme, iklimini yumuşatma, tortu ve zehirli maddeleri tutarak suyun kalitesini arttırma gibi 198 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org işlevleri vardır. Ayrıca balıkçılık, avcılık, sazcılık ve turizm faaliyetleriyle bölge ve ülke ekonomisine katkı sağlamaktadırlar (Gündoğdu vd. 2005). Canlıların yaşaması ve neslini devam ettirebilmesi birinci derecede suya bağımlıdır. Bu nedenle ülkemizdeki sulak alanların korunması ve bu alanlardaki biyolojik zenginliğe sahip çıkılması gerekmektedir. İnsanlara birçok faydalar sağlayan sulak alanlar, tropikal ormanlardan sonra birim alanda en yüksek organik madde üreten ekosistemlerdir. Suları tatlı, tuzlu ve acı olabilen sulak alanları, haliçler, açık kıyılar, taşkın ovalan, tatlı su bataklıkları, göller, turba alanları ve bataklık ormanları vb. gibi ekosistemler teşkil etmektedir. Sulak alanların büyük ekonomik öneme sahip olmaları ve su kuşlarına yaşama ortamı olmalarının yanında, su taşkınlarını önleme, kıyı şeridi stabilizasyonu, tarım için gerekli su seviyesini koruma, suyun depolanmasını sağlama, suyu temizleme ve rekreasyon imkanları sağlama vb. gibi birçok işlevi de yerine getiren doğal bir zenginliktir (Dugan, 1990). Ayrıca nadir görülen veya endemik olan çok sayıda bitki ve hayvan türlerinin barınmasına imkan sağlayan yeryüzünü önemli genetik rezervuarlarıdırlar. Özellikle kıtalar arası göç yollan üzerinde bulunan sulak alanlar, kuşların uğrak yerleri olup su kuşları açısından hayatî önem taşırlar (Kaya 1998). Toprak, su, bitki ve hayvan türleri gibi fiziksel, biyolojik veya kimyasal elemanlardan oluşan sulak alanların ekolojik ve ekonomik işlevleri çok önemlidir. Bu alanlarda canlı yoğunluğu çok yüksek olup biyolojik çeşitlilik ve doğal hayat son derece zengindir. Organik madde üretimin de çok fazla olduğu sulak alanların zenginliği bir buğday tarlasından 8 kat daha fazla biyolojik kütle üretebilmelerinden de anlaşılabilmektedir (Anonim, 1991). Akarsu deltalarında, sığ göllerde, sazlıklarda ve lagünlerde organik madde üretimi m 2'de 20 gr'dır. Bu üretim miktarı ormanlardaki organik madde üretimine eş bir değerdir (Ölçer, 1989). Tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de sulak alanları tehdit eden sorunların başında tarım ya da yerleşim amaçlı kurutmalar, yerel kanalizasyon, endüstriyel atıklar, tarım ilaçları ve gübrelerin meydana getirdiği kirlilik, turizm ve ikinci konut amaçlı yapılaşmalar, yasa dışı avlanma ve kontrolsüz saz kesimi gelmektedir (Erdem, 1994). Biyoçeşitlilik bakımından, toplumsal ve ekonomik açıdan büyük değere sahip olan sulak alanların %85’i insanlar tarafından tehdit edilmektedir. Sulak alanların % 75’i tarımsal alanlar (sulama ve drenaj gibi), %35’i endüstriyel genişleme, kentsel genişleme ve atıklar, %75’i kanunsuz avcılık, %40’ı aşırı balıkçılık, %30’u aşırı otlatma ve yakma tehdidi altındadır (Eken vd., 2006). Türkiye’deki sulak alanların %77’sinde avcılık, %65’inde balıkçılık, %40’ında otlatma, %25’inde saz kesimi ve %35’inde rekreasyon ve spor yapılırken, %20’sinden ise tarımsal sulama için yararlanılır. Ekonomik alanda yararlanılamayan tek bir tane bile sulak alan bulunmamaktadır (Eken vd., 2006). 1.1.Sulak Alan Ekosistemlerinin Özellikleri ve Diğer Ekosistemlerle İlişkileri 1994 yılında Türkiye’nin de dahil olduğu Ramsar Sözleşmesi’ne göre sulak alan; doğal ya da yapay, sürekli ya da mevsimsel, tatlı acı ya da tuzlu, durgun ya da akan su kütleleri, bataklıklar, turbalıklar ve gelgitin çekilmiş anında derinliği 6 m’yi aşmayan sulardır (Williams et al. 2004; Marble, 1984, Haktanır ve Arıcak, 1998, Eppinka ve ark, 2004). 199 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Biyoçeşitliliğin en zengin görüldüğü ekosistemlerdir. Mikroskobik canlılar, çeşitli böcek, kuş, balık ve kurbağaların yanında birçok bitkinin de yaşama alanlarıdırlar(Heimlich 1994). Sulak alanlar, neredeyse tropik ormanlara eş biyokütle üretimleri ile dünyadaki en üretken ekosistemlerden biridirler (Eken vd., 2006). Sulak alanlar, yer altı suyunun depo alanlarıdırlar, bu özellikleri ile taşkın kontrolü sağlarlar, kıyı akiferlerine tuzlu suyun girişini önlerler, yöre iklimini dengelerler, suyu arıtırlar, asılı maddeleri temizlerler ve zehirli atıkları arıtırlar (Adger ve Luttrell, 2000; Anon, 2011). Yöre halkı için geçim kaynağı olarak hizmet verirler. Sulak alanlar, balıkçılık, avcılık, taşımacılık, saz üretimi, ekonomik önemi olan bazı su bitkilerinin üretimi, hayvancılık, tuz üretimi ve sulak alan sularının tarımsal amaçlı kullanımı gibi faaliyetlere olanak sağlarlar (Anon, 2011a; Anon, 2011b) Sulak alanlar insanların en fazla tercih ettikleri rekreasyon alanlarıdırlar. Eğlenmek ve dinlenmek amacıyla bu alanlar fazlaca tercih edilen alanlardır (Grayson et al. 1999; Ün,1995. Bergstrom et al 1990 ) Sulak alanlar, kuş gözlemciliği, flora turizmi, doğa fotoğrafçılığı, doğa yürüyüşü gibi ekolojik temelli turizm aktiviteleri için uygun alanlardır. Son yıllarda doğa temelli turizm, ekoturizm ve alternatif turizm gibi içerikleri benzer olan turizm türlerinin yapılabildiği önemli alanlardır (Emerton, 1998; Kerstetter et al, 2003). Bu çalışma kapsamında Erzurum kent merkezi ile bitişik durumda bulunan, Geçici Sulak Alan, Önemli Doğa Alanı (ÖDA) ve Önemli Kuş Alanı (ÖKA) olarak kayıtlarda yer alan Erzurum Bataklıkları’nın mevcut durumu, kaynak değerleri, kentsel ekosistemlerin bu alan üzerindeki baskılarına ve geleceğe yönelik önerilere yer verilmiştir. 2. MATERYAL VE YÖNTEM Erzurum Bataklıkları, Erzurum kentinin hemen bitişiğinde, kent merkezine göre 3 km kuzeyde yer almakta olup, ortasından Fırat Nehrinin iki kolundan birisi olan Karasu nehri geçmektedir. Geçici ve sürekli bataklıklar, ıslak çayırlık alanlar ve tarım yapılan alanlardan oluşmaktadır. 1950’li yıllarda açılan ve Karasu’ya bağlanan iki adet su toplama kanalının ardından alanın su toplanan kısmı küçülerek bugünkü durumuna gerilemiştir. Özellikle Nisan ayı ortalarında en büyük halini alan göl, tarla kenarlarında açılan ve tarım alanlarını koruma amaçlı yapılan çok sayıdaki küçük kanallarla Karasuya aktarılmaktadır. Erzurum Ovasının orta kısmında, etrafı dağlarla çevrili, ovanın en düşük rakımlı alanında yer alan sulak alan, Önemli Kuş Alanı (ÖKA) olarak da kayıtlarda yer almaktadır. En düşük noktası 1720 m rakıma sahip olan sulak alan, 10.000 ha’lık bir alanı kaplamaktadır. Etrafında 10 köy bulunan sulak alan, aynı zamanda Erzurum Havalimanı ve Erzurum Kuzey Çevre Yolu ile bitişik sayılabilecek bir konumdadır (Şekil 1). Eken vd. (2006) tarafından hazırlanan ve ülkemizin kaynak değerleri yüksek olan 305 alanını belirleyip inceledikleri“Türkiye’nin Önemli Doğa Alanları” isimli çalışmada Erzurum Bataklıkları’nı “DOG-014” numaralı Önemli Doğa Alanı (ÖDA) olarak, korumaya bağımlı ve gerileme görülen bir sulak alan olarak ifade etmişlerdir. Çalışma kapsamında sulak alanın özellikleri yerinde gözlenerek, mevsimsel değişimler belirlenmiştir. Sulak alan çevresinde bulunan ve eskiden köy olarak ifade edilmesine rağmen şimdilerde merkeze bağlı mahalle olarak ifade edilen alanlara gidilerek, yaşları 70’in üzerinde olan ve 200 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org sulak alanın geçmişini bilen kişilerle birebir görüşmeler yapılarak alanın geçmiş 50 yıldaki durumu belirlenmiştir. Ayrıca sulak alanla iç içe yaşayan köylülerin sulak hakkındaki olumlu ve olumsuz görüşleri alınmıştır. Sonuç olarak sulak alan üzerindeki baskılar ve çözüm önerileri sunulmuştur. Şekil 1. Erzurum Sulak Alanı coğrafi konumu ve sulak alanların mevcut durumu. Alanın bitkisel çeşitliliğine ilişkin veriler Irmak (2008)’den yararlanılarak, nadir ve tehdit altında olan türlerine ilişkin veriler ise Eken vd. (2006)’dan yararlanılarak oluşturulmuştur. 3. BULGULAR Erzurum Bataklıkları ile ilgili olarak sulak alan çevresinde bulunan köy yerleşimlerinde yaşayan ve yaşları 70’in üzerinde olan kişilerin aktardıkları kadarıyla geçmişte sulak alanın sınırlarının ve suların kalma süresinin çok daha fazla olduğu anlaşılmaktadır. Devlet Su İşleri tarafından 1950-1960 yılları arasında açılan 2 adet tahliye ve kurutma kanalının ardından suların bugünkü konumuna ulaştığı aktarılmaktadır. Geçmişte konaklayan ve geçiş yapan kuş türlerinin sayısının bugünkü durumuyla kıyaslanamayacak kadar fazla olduğu, hatta çocukluk yıllarında sazlıklar arasında buldukları yumurtaları pişirerek yediklerini ve alanın tamamında yumurta bulunabildiğini ifade etmişlerdir. Yörede yaşayan yaşlı halkla görüşmeler sonucunda geçmiş yıllarda yöre halkının geçim kaynaklarından birinin de sazlıklar olduğu anlaşılmaktadır. Kestikleri sazları Erzurum kent merkezindeki fırınlara yakacak olarak sattıklarını veya bu sazlardan hasır halılar ve duvar yastıkları yaptıklarını anlatmaktadırlar. Geçmişte sulak alan çevresinde yaptıkları tarımsal faaliyetlerde su problemi çekmezken, günümüzde bu faaliyetler için su gerekli olduğu aktarılmaktadır. Yine geçmiş 201 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org yıllarda balıkçılık ve avcılığın çok yaygın geçim kaynakları olduğu belirtilmiştir. Önceki yıllarda sulak alan çevresinde köy yerleşimleri dışında herhangi bir oluşum bulunmazken, bugün, su tahliye kanalları, yoğun trafiğin bulunduğu Erzurum Kuzey Çevre Yolu, Erzurum Hava Limanı, çok sayıda ticari kuruluş binası, köprülü kavşaklar, benzin istasyonları, otlatma yaptırılan binlerce hayvan ve yoğun tarımsal alanlar dikkat çekmektedir (Şekil 2). Bunlara ilaveten kentin o yöne doğru gelişiminde herhangi bir engelin bulunmaması nedeniyle sulak alanlar etrafında bulunan birçok köy kent merkeziyle birleşmiş ve merkeze bağlı mahalleler olmuşlardır. Şekil 2. Erzurum Bataklıkları’ndan görünümler Bu olumsuz faktörlerin etkisi ile sulak alanın kapladığı alan küçülmüş, suların çekilme süresi kısalmış, konaklayan veya burada üreyen kuşların sayısı azalmış, sazlık alanlar yok olmuş, balıkçılık ve avcılık geçim kaynağı olmaktan çıkmıştır. Ancak günümüzde ciddi tedbirler alınmadığı takdirde sulak alanın tamamen yok olması kaçınılmazdır. Irmak (2008) tarafından yapılan çalışmada alanın oldukça zengin bitkisel çeşitlilik barındırdığı belirtilerek, alanda endemik olan Lepidium caespitosum ve Dactylorhiza osmanica bitkilerinin yanısıra Avrupa ölçeğinde tehdit altında olan Typha shuttleworthii bitkisinin bulunduğuda ifade edilmiştir. Aynı çalışmada alanı içerisinde tespiti yapılan geofit bitkiler ise; Allium atroviolaceum Boiss., Allium vineale L., Orchis sp., Gladiolus atroviolaceus Boiss., Iris spuria L. subsp. musulmanica, Crocus kotschyanus K. Koch ve Dactylorhiza osmanica (Kl.) Soo., olarak belirtilmiştir. Mayıs ayında çekilmeye başlayan sular yerini şekil 3’ de görüldüğü gibi kırsal peyza bırakmaktadır. 202 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Şekil 3. Erzurum Bataklıkları çevresinde, sular çekilmeye başladığı zaman sulak alan çevresinden alınmış bir görünüm Türkiye’deki iki önemli kuş göç yolundan birisinin güzergahı durumundaki Erzurum Bataklıkları, küresel ölçekte tehlike altındaki sürmeli kız kuşunun (Vanellus gregarius) duraklama noktalarından biridir. Ayrıca angıt (Tadoma ferrugginea) ve üreyen turnaların (Grus grus) görülebildiği alanda geçmişte göç dönemlerinde sayıları on binlere ulaşan akkanatlı sumru (Chlidonias leucopterus) sayısı günümüzde binlere düşmüştür. Bunlara ilaveten bölgesel ölçekte nesli tehlike altında bulunan büyük korubeni (Glaucopsyche arion) kelebeği de bu bölgede yaşamaktadır (Eken vd. 2006). Ayrıca alanda Kuş Araştırmaları Derneği tarafından yapılan sayımlarda 52 farklı kuş türünün tespitinin yapıldığı ve bu kuş türlerinden 34 tanesinin bu alanda ürediği çeşitli basın organları tarafından ifade edilmektedir. Günümüzde bu konuda çeşitli kuruluşlarca desteklenen projeler yürütülmeye başlamıştır. 4. SONUÇ Erzurum kent merkezine 3 km mesafede, en düşük noktası 1720 m rakımda, 10 000 ha’lık bir alanda, Önemli Doğa Alanı, Önemli Kuş Alanı ve Ulusal Sulak Alan statülerine sahip olan Erzurum Bataklıkları, bu özelliklerinin yanında kuş gözlemciliği, flora turizmi ve çeşitli rekreasyonel faaliyetlerin de yapıldığı, Erzurum kentin ve ülkemizin önemli doğa alanlarından biridir. Dağlardan gelen kar sularının birikerek filtre edildiği, depolandığı alan aynı zamanda kentin yer altı sularının kaynağını oluşturmaktadır. Geçmişte çok daha büyük alanlara yayıldığı ve çok daha uzun süre varlığını muhafaza eden sulak alan günümüzde çeşitli baskılarla karşı karşıya kalmıştır. Sulak alan merkezine doğru kentleşmenin ilerlemesi, yoğun tarımsal faaliyetler ve açılan tahliye kanalları, yoğun hayvancılık faaliyetleri, son 10 yıl içerisinde geçirilen yollar ve yapılan köprülü kavşaklar, çeşitli ticari kuruluşlara ait binalar, hava limanı, benzin istasyonları ve yoğun trafik, alanın karşılaştığı baskılardır. 203 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Alanın kaynak değerlerinin gelecek nesillere aktarılması için, sulak alan koruma bölgesinin, ekolojik etkilenme koruma bölgesinin ve tampon bölgenin oldukça geniş tutulması, çevre yolunun yükünü ve kullanımını azaltacak ve alandan uzak bir bölgeden geçirilecek alternatif bir yolun planlanması, hava limanına yapılan yolun güzergahının değiştirilmesi, alandaki tahliye kanallarının bir kısmının kapatılması ve ekoturizm faaliyetleri ile alanın tanıtılması gerekmektedir. 5. KAYNAKLAR Adger, W. N. ve C. LuttrelL. 2000. Property rights and the utilisation of wetlands. Ecological Economics, 35 (2000):75-89. Anonim, 1991. 2000'li Yıllara Doğru Çevre. T.B.M.M. Çevre Araştırma Komisyonu Raporu (10/15): 191- 209, Ankara. Bergstrom J. C, John R. S, John P. T, Vernon L. W., 1990. Economic value of wetlands-based recreation, Ecological Economics, Volume 2, Issue 2, June 1990, Pages 129-147 Cirik, S., 1993. Sulak Alanlar. Ekoloji Dergisi, Sayı 7, 49-52. Dugan, P.J., 1990. Sulak Alanların Korunması- Güncel Konular ve Gerekli Çalışmalar Üzerine Bir İnceleme. Türkçe Çevirisi: DHKD. İstanbul. Eken, G., Bozdoğan, M., İsfendiyaroğlu, S., Kılıç, D.T., Lise, Y., (editörler) 2006. Türkiye’nin Önemli Doğa Alanları. Doğa Derneği, Ankara. Emerton, l.,1998 Economic Tools For Valuing Wetlands İn Africa (http://cmsdata.iucn.org/downloads/ 02e_economic_tools_for_valuing_wetlands.pdf). Eppinka F.V. J. Bergha, P. Rietveldb, 2004. Modelling biodiversity and land use: urban growth, agriculture and nature in a wetland area. Ecological Economics 51 (2004) 201– 216 Erdem, O., 1994. Sulak Alanların Önemleri ve Türkiye'nin Sulak Alanları. Enez Çevre Sempozyumu, Edirne Çevre Vakfı Yayınları. 14-26, Edirne. Grayson, JE., Chapman, MG., Underwood, AJ., 1999. The assessment of restoration of habitat in urban wetlands. Landscape and Urban Planning 43: 227–236. Gündoğdu, V., Torusdağ, E., Sarıkaya, D., 2005. İzmir Kuş Cenneti Sulak Alanının Ekolojik Yapısı ve Su Kirliliği İzleme Çalışması. Ekoloji Dergisi, 14, 54, 31-36. Haktanır, K., S. Arcak, 1998. Çevre Kirliliği, Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Yayın No: 1503, Ders Kitabı: 457, Ankara. Heımlıch, R. E. 1994. Costs of an Agricultural Wetlands Reserve. Land Economics, 70 (2): 234-246. Irmak, M.A., 2008. Erzurum İli ve Yakın Çevresinin Flora Turizmi Potansiyeli Açısından Değerlendirilmesi, Doktora Tezi, Atatürk Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Erzurum. Kaya, M., 1998. Mert ve Erikli Göllerinin (Kırklareli/İğneada) Kuş Faunası Açısından Önemi ve Ekolojik Sorunları. Ekoloji Dergisi, 7, 27, 15-18. Kerstetter, D. L, J.S. Hou ve C.H.C.H. Lin, 2004. Profiling Taiwanese ecotourists using a behavioral approach. Tourism Management, 25(4):491-498 Marble, A. D., 1984. A method for assessing wetland characteristics and values . Landscape and Urban Planning. 11 (1); 1–17. Ölçer, S., 1989. Ülkemizdeki Doğal Çevre ve Ekosistemler Türk Tarım ve Ormancılık Dergisi 42: 26, Ankara. Williams P., M. Whitfield, J. Biggs, S. Bray, G. Fox, P. Nicolet and David Sear, 2004. Comparative biodiversity of rivers, streams, ditches and ponds in an agricultural landscape in Southern England. Biological Conservation, 115(2): 329–341 Anonim, 2011, Yer altı suyunun doldurulması: http://www.wwf.org.tr/pdf/Ramsar_2.pdf Anonim, 2011a, Sulak alan ürünleri: http://www.wwf.org.tr/pdf/Ramsar_7.pdf Anonim, 2011b (Erişim tarihi 20.02.2011): http://www.unepscs.org/Wetlands_Training/Wetland%20 Values%20and%20Threats/09-Wetland Valuation South China Sea Presentation.pdf 204 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Havza Yönetimde Alan Kullanım Planlamasının Önemi: Tortum Çayı Havzası Örneği 1 Nalân DEMİRCİOĞLU YILDIZ , 2 Metin DEMİR , 1 1 1 Sevgi YILMAZ , 1 Serkan ÖZER1 Akif IRMAK Atatürk Üniversitesi, Mimarlık ve Tasarım Fakültesi, Peyzaj Mimarlığı Bölümü, ERZURUM 2 Erzurum Valiliği, İl Çevre ve Orman Müdürlüğü, ERZURUM ÖZET Su kıyısı ve yakın çevresindeki alanlar yöre insanlarına ve ülkenin geneline geniş yelpazede hizmet veren oldukça karmaşık doğal sistemlerdir ve yeryüzünde önemli işlev ve değerlere sahiptir. 21. yüzyılın en büyük tehdidi olan küresel iklim değişikliği; insan yaşamı için büyük öneme sahip suyun giderek azalmasına neden olmaktadır. Su kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı için havza yönetim planlarının hazırlanması gerekmektedir. Tortum çayı havzası, pek çok tür ve çeşitteki canlılar için uygun beslenme, üreme ve barınma ortamını oluşturmaktadır. Yaşanan erozyon sonucu göl dolma tehlikesi altındadır. Çevresindeki köyler atık sularını göle boşaltmaktadır. Alanın sahip olduğu doğal yapı, jeolojik oluşumlar ve bitki örtüsü bakımından endemik türleri barındırması, havzanın kullanılırken korunması gerekliğini ön plana çıkarmıştır. Tortum Çayı Havzası’nın korunması ve geliştirilmesine yönelik sorunların aşılması için öncelikli olarak problemlerin bir sistem içinde incelenmesi gerekmektedir. Ayrıntılı olarak envanter çalışmasının yapılması, doğal kaynak değerlerinin tespiti, şimdi ve ilerde sahip olduğu sorunların sebepleri ve çözüm önerileri belirlenmesi açısından önemlidir. Bu çalışma kapsamında, Tortum Çayı Havzası yönetim planları çerçevesinde, sürdürülebilir optimal alan kullanımlarına ilişkin veriler değerlendirilerek bu doğrultuda önerilere yer verilmiştir. Anahtar kelimeler: Havza, Havza yönetimi, Alan kullanımı, Sulak alan, Tortum, Erzurum ABSTRACT Waterside and its surrounding areas are complicated systems serving local people and across the country in wide range and they have crucial functions and values incomparable to any acosystems in the world. Global climate change being the biggest threat of 21. century caused gradually a decrease in the water having the great importance for human life. It is necessary to prepare the basin management plans for sustainable use of water resources. Tortum River basin provides housing for many species and proper nutrition, reproduction. As a result of erosion, lake face to filling problem. Surrounding villages discharges waste water into the lake. Its natural structure of the field, geological formations and endemic species of flora has highlighted the necessity of protecting the basin. Problems related to protection and development of Tortum River Basin should be assessed systematically. Detailed inventory studies are important approach to identification of natural resource values and development of solutions to related problems. In this study, within the framework of Tortum River Basin management plans, suggestions were given based on the data related to sustainable optimal land use. 1. GİRİŞ Hızla artarak devam eden sanayileşme ve kentleşme süreci nedeniyle çok ciddi ekolojik sorunlar, çevre sorunlarının hızla artmasına neden olmuştur. Çevre sorunlarını sadece bir yönü ile ele almak, problemlerin çözümü açısından yeterli olmamaktadır. Yapılması gereken doğal ortamda meydana gelen sorunlara multi disipliner bir bakış açısıyla yaklaşılmasıdır. (Anonim 1991). Doğal kaynaklar ve ekosistemler, kendi denge sınırları içinde kullanılabilir ve korunabilirse sürdürülebilirlik güvence altına alınmış olur. Planlama çalışmalarını, sınırları sosyo-ekonomik ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak değişen bölgeler yerine doğal sınırları değişmeyen havza ölçeğinde yapmak, doğal dengeleri sürdürülebilmek açısından daha anlamlı yaklaşım olarak gösterilmektedir. Havza teriminden anlaşılan, her şeyden önce kendi içerisinde biyofizik ve sosyoekonomik karakteristikleri itibariyle benzerlik ve bütünlük gösteren, dolayısıyla diğer arazi parçalarından olan farklılıkları kendi içerisindeki benzerlikten daha büyük olan bir arazi parçası olduğudur. 205 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Dağ köylerinden yaylalara, ormanlardan kırsal yerleşimlere kadar geniş bir çeşitlilik gösteren bu alan tipleri havza yönetim ilkeleri ile karşılaştırıldığında tarımsal üretimin arttırılması, erozyonun önlenmesi, yöre halkının sosyo-ekonomik kalkınmasının sağlanması gibi kırsal gelişme hedefleri ile tam bir bütünlük göstermektedir. Bir havzada bulunabilecek alan tipleri çok faklı olmakla birlikte UNESCO (1998)’ya göre örnek bir havzada bulunabilecek alan tipleri tanımlanmıştır (Altan ve Atik 2000). Sorunların çözümüne yönelik önerileri geliştirirken gerek sorunun yaşandığı ve yaşanacağı muhtemel bölgenin ve alanın gerçekleri dikkate alınarak, sorunlarla ilgili tüm tarafların katılımıyla yönetim modelleri oluşturulmalı, senteze yönelik bir metotla sonuca gidilmelidir. Tüm dünyada uygulanmaya çalışılan bu yönetim modeline “Entegre Havza Yönetimi” denilmektedir (Anonim 2005;Geray ve Küçükkaya 2003; Fisunoğlu 1993). Havzada alan kullanım süreci belirlenirken kullanılacak veriler önemlidir. Havza yönetimi amaçlarına, havza sorunlarına ve mevcut duruma göre değişim gösteren veriler genelde şu kategorileri içermelidir (Yılmaz, 2000). · Fiziksel veri: Topoğrafik yükseklik, alt havzalar, toprak, jeoloji, eğim, drenaj, · Alan kullanımı: Orman, otlak, ekili alan, meyve bahçesi, kentsel alan, vs. · İklim ve hidroloji: Yağış, rüzgar, buharlaşma, sıcaklık, taşkın, erozyon, vs. · Sosyo-ekonomik veri: Nüfus bilgisi, arazi tasarrufu, tarım sistemleri, eğitim, altyapı, insan kaynakları, kırsal istihdam, üretim, gelir, pazarlama, vs. · Kurumsal ve kültürel veri: Yasa ve yönetim, yayım servisleri, çiftçi örgütlenmeleri, toplum ve özel gruplar, gelenek, kültürel pratikler, yeniliği kabullenme, vs. · Yönetimin yönlendirilmesi: Çevresel etkiler, arazi yönetim teknikleri, altyapı gereksinimleri, vs. (Yılmaz vd 2000). · Yılmaz vd (2000)’ e göre, Havza sorunları ise şu şekilde kategorize edilebilir: · Fiziksel sorunlar (fazla eğimler, taşkınlar, toprak sorunları, vs.), · Kaynak kullanım sorunları (ormansızlaşma, aşırı otlatma, kontrolsüz madencilik, vs.), · Sonuç sorunlar (erozyon, sedimantasyon, su kirliliği, su kıtlığı, vs.), · Sosyo-ekonomik ve diğer problemler (okur-yazar düşüklüğü, işgücü azlığı, yetersiz altyapı, vs.) (Yılmaz vd 2000). Bunun yanı sıra farklı kullanımların etkisine ve ani değişimlere açık olan havza alan benzeri duyarlı ekosistemlerde, arazi örtüsü haritalarının, değişim izleme çalışmalarında kullanılması, hızlı ve doğru plan kararlarının alınmasında önemli rol oynamaktadır. Alan kullanım haritaları, bir bölgede mevcut durumu gösteren önemli veri kaynaklarından biridir. Gelecekteki peyzaj öğeleri, insan aktiviteleri tarafından bilerek yada bilmeden tahrip edilmektedir. Bu olumsuzluk ancak uygun alan kullanım planları hazırlanarak ve üretim ve canlı çeşitliliği korunarak giderilebilir (Hobbs,1999). Attwell (2001), Denmark kasabasında yeşil alanları artırmak için, Espejel vd. (1999), Mexico’daki endüstri alanlarını zirai alanlara verdiği zararı önlemek için, Black vd. (1998), Palouse’da (Washington), doğal çevrenin dönüşümünü göstermek için, Oduwaye (1998), Nijerya’da şehir planlama çalışmalarının doğruluğunu belirlemek için, Vlist (1998), Hollanda’da uygulana alan kullanım planlarının kırsal ve koruma alanlarını nasıl etkilediğini bulmak için alan kullanım planları hazırlamışlardır. 206 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Havza ölçeğinde planlama, insani gelişim fırsatlarını, yeryüzünde yaşamını sürdüren canlılarla, biyolojik çeşitliliği ilişkilendirmek ve etkili sonuçlar elde etmek için gerekli bir strateji olarak da hızla önem kazanmaktadır. Havzada alan kullanım süreci belirlenirken kullanılacak veriler önemlidir. Uygun alan kullanım planlarının hazırlanmasında, mevcut kaynakların analizinin iyi yapılması ve gelişim karakterlerinin de belirlenmesi Uygun alan kullanım planlarının hazırlanması tüm ülkeler için önemlidir. Bu konuyla ilgili olarak uygun metot, yaklaşım ve politikaların belirlenmesi gerekir (Van Lier, 1998). Havza yönetimi ve sulak alanlarda Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS)ve uzaktan algılama (UA)’in kullanımı son yıllarda güncel olarak kullanılmaya başlanılmıştır. Özellikle uydu görüntülerini kullanarak, alan kullanım durumlarının belirlenmesi ve değişimlerinin izlenmesi yoğun olarak kullanılmaktadır. Çin’de, Sangavongse (1995), Chiang Mai kentinde (Kuzey Tayland), Demirbüken (1996), Ankara(Türkiye), Cushman and Wallin (2000), Sikhote-Alin(Rusya), Eryılmaz (2000), Çanakkale, Rao and Pant (2001), Himalayalarda, Yılmaz (2003), Mogan Gölü(Ankara) ve Alphan (2003), Adana’da(Turkiye), Doygun vd (2003), Burgaz(), Alphan ve Yılmaz (2005), Çukurova(Türkiye), Doygun ve Alphan (2005), İskenderun(Türkiye), Rogers and Defee (2005 Oak Bayou - Buffolo-San Tachinio (İngiltere ve Hindistan)’da uzun yıllarda alan kullanımında oluşan değişimleri belirlemişlerdir. Araştırma alanı olarak seçilen Tortum çayı havzası, pek çok tür ve çeşitteki canlılar için uygun beslenme, üreme ve barınma ortamı olmanın yanı sıra, yalnız Erzurum’un değil, tüm Türkiye’nin doğal zenginlik müzesi olarak kabul edilmektedir. Çalışma için bu alanın seçilmesinde başlıca etken, Tortum Gölü’nün, gerek sahip olduğu doğal kaynak değerlerinin önemi ve gerekse Erzurum’a yakın bir sulak alan ekosistemi içermesidir. Alan Erzurum Kent’i için rekreasyonel bir potansiyel değer taşıması nedeniyle de büyük önem kazanmaktadır. Ayrıca araştırma alanında yapılan ön çalışmalarda alanın Türkiye’nin en büyük çağlayanı Tortum Şelalesine sahip olma, Tortum Gölü ve çevresindeki nehir ve dereler, barındırdığı manzara seyir noktaları, açık ve yeşil alanlar, doğal (bozulmamış) güzellikler, farklı çağlarda yapılmış tarihi eserler, göl ve derelerde balıkçılık imkanı, yöreye özgü endemik flora, temiz hava, dört mevsim boyunca farklı rekreatif ve turistik aktivitelere olanak vermesi, Erzurum – Artvin gibi büyük illere yakınlık, çevreye göre sahip olduğu ılıman iklim, pek çok farklı rekreasyon ve turizm tipine olanak sağlayan topoğrafik yapı, yöresel el ve yemek sanatları, bozulmamış doğal ortam ve yaban yaşam alanları gibi güçlü yönleri bulunduğu tespit edilmiştir. Ancak havzada yaşanan erozyon sonucu göl dolma tehlikesi altındadır. Çevresindeki köyler atık sularını göle boşaltmaktadır. Sorunların çözümüne yönelik öneriler geliştirilirken, gerek sorunun yaşandığı ve yaşanacağı muhtemel bölgenin ve alanın gerçekleri dikkate alınmalıdır. Sorunlarla ilgili tüm tarafların katılımıyla yönetim modelleri oluşturulması, senteze yönelik bir entegre havza yönetimi metoduyla sonuca gidilmeye çalışılmıştır. Tortum Çayı havza yönetimi ile havzada yer alan doğal kaynakların toplumun sosyo-kültürel ve ekonomik kalkınmalarını sağlayacak şekilde, sürdürülebilir bir bakış açısıyla, halkın katılımını ön plana alarak gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Örnek olarak havzada meydana gelen yanlış arazi kullanımı, ormansızlaşma, su kirliliği, düzensiz yapılaşma ve erozyon gibi çeşitli sorunlar bir kalkınma planı dâhilinde çözülmeye çalışılmıştır. Bu konuda önerilerde bulunulmuş ve optimal alan kullanım haritası hazırlanmıştır. 207 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org 2. MATERYAL ve YÖNTEM Çalışmanın materyalini Erzurum iline bağlı Tortum Çayı Havzası oluşturmaktadır. Erzurum kent merkezine yaklaşık 70 km mesafede olan araştırma alanı 1900 km2 alan kaplamaktadır. Karadeniz Bölgesi’nin Doğu Karadeniz Bölümü sınırları içerisinde yer alan çalışma alanı, yönetim bakımından Erzurum iline bağlı olup; batıdan İspir, kuzeyden Yusufeli, kuzeydoğudan Oltu, doğudan Narman, güneydoğudan Pasinler ve güneyden Erzurum Merkez ilçesi yönetim birimleri ile çevrilidir (Şekil 1). Şekil 1. Çalışma alanının konumu Araştırmanın materyalini oluşturan Tortum havzasında erozyonun bütün şiddeti ile devam etmesi, akarsular ve seller tarafından taşınma ve biriktirme olaylarının artmasına neden olmaktadır. Bölgede yapılan bir çalışmaya (Atalay,1978) göre, 1 km2 lik bir alandan, bir yıllık taşınan malzeme miktarı ortalama 2500 ton, Tortum Gölü’nde bir yılda biriken malzeme miktarı yaklaşık 2.5 milyon ton kadardır. Bu nedenle Tortum Gölü’nün güney kesiminde görülen delta oluşumu, her yıl göle doğru ilerlemekte ve taşınan malzemeler sonucu göl dolmaktadır. Havzadaki arazinin %48’i dik arazi gurubunda yer alırken, yalnızca %11’i düz arazi grubunda yer almaktadır. Tortum Çayı havzasında yeryüzü şekilleri, jeolojik yapı ve akarsu erozyonu tarafından şekillendirilmiştir. Mesozoik formasyonları Tortum Çayı tarafından derin bir şekilde yarılmıştır. Vadi tabanları ile dağların en yüksek bölümleri arasında önemli ölçüde yükselti farkları bulunmaktadır Araştırma bölgesinde iyi gelişmiş bir akarsu yapısı mevcut olup, başlıca akarsu ağını Tortum Çayı ve kolları oluşturur. Kaynağını Dumlu Dağı’nın kuzey yamaçlarından alan Tortum Çayı, derin bir vadi içerisinde kuzeye doğru akışına devam eder. Tortum İlçesi’nin içerisinden geçerek, Kaledibi Mahallesi’nin kuzeyinde batıdan Konak Deresi ile doğudan Çamlıca, Ekrek ve Aksu çaylarının sularını alan Tortum Çayı, ileri kesimlerde en büyük kollarından biri olan Tortumkale deresi ile birleşir. Kuzey yönde akışına devam eden Tortum Çayı, batıdan gelen Doruklu Deresi’nin sularıyla debisini artırmakta ve Derekapı Köyünde, önemli kollarından birini oluşturan Bağlar Deresi’nin sularını almaktadır. Tortum Çayı, Pehlivanlı Köyünde Pehlivanlı Deresi ile birleşmektedir. Diğer küçük derelerle birleşen Tortum Çayı kuzey yönlü akarak Tortum Gölüne ulaşmakta, Tortum Gölü’nden sonra ise Tortum Şelalesi’nden akışına devam 208 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org etmektedir. İleri kesimlerinde Oltu Çayı ile birleşen Tortum Çayı, güneybatı yönünden gelen Çoruh ırmağına karışarak Karadeniz’e dökülmektedir (Atalay 1978). Tortum Gölü vadisi ile buna batı ve doğudan birleşen vadi tabanları özellikle 5°-10° eğim değerleri gösteren birikinti konileri üzerinde kolivyal toprak örtüleri görülür. Araştırma alanında bulunan arazi kullanım yetenek sınıfları III. sınıf araziden başlamaktadır (Şekil 3, 4). Araştırma alanı içerisinde toprak işleme ve bitki gelişmesine zarar verecek derecede taşlılık içeren topraklar % 68’lik bir paya sahiptir (Tablo1). İklim, toprak ve vejetasyon arasında kurulmuş olan doğal dengenin insan uğraşları ile bozulması sonucu toprak erozyonu meydana gelmektedir. Araştırma alanında erozyon etkili ve yaygındır. Tablo 1 incelendiğinde toprakların % 67’sinde çok şiddetli erozyon olduğu görülmektedir. 2.1. Yöntem Araştırma alanının doğal ve kültürel özelliklerini topoğrafik, eğim, bakı, jeolojik, jeomorfolojik, hidrolojik, toprak, erozyon, iklim, doğal bitki örtüsü ve mevcut alan kullanımları (Şekil 2;3) oluşturmaktadır. Araştırma alanında Toprak ve Su Kaynakları Koruma Enstitüsü ve Yılmaz (1991)’den temin edilen haritalar, Geomedya 5.2, Image Analysis ve Erdas 8.6 programları kullanılarak sayısallaştırılmıştır. Her bir özellik için kaplama alanı ve oranları belirlenmiştir (Tablo 1). Kaplama alanı (ha) Kaplama oranı (%) Kaplama alanı (ha) Kaplama oranı (%) 23999,9 12 Aşınım yüzeyi 1753,8 1 61534,6 31 Dağlık alanlar 63804,4 33 2001-2500 66896,3 34 Heyelanlar 674,2 1 2501-3000 43453,3 22 Jeomorfoloji Grupları 1500-> 1501-2000 Plato 40736 21 Tepelik alanlar 42185,3 21 1193,1 1 Düz alan 21729,7 11 Vadi 47314,1 24 37656,6 19 B gurubu 23672,8 12 43304,5 22 C gurubu 46560,5 24 94386,6 48 Çıplak Araziler 14407 7 Güney 59742,8 31 M gurubu 37750,1 19 Doğu-Batı 97629,9 49 X gurubu 74686,9 38 Kuzey 38398,5 20 3. Sınıf Arazi 4208,7 2 Yamaç Depoları 1045,8 1 4. Sınıf Arazi 30294,3 15 6. Sınıf Arazi 30945,7 16 7. Sınıf Arazi 126288,6 64 8. Sınıf Arazi 5340,0 3 Heyalan Alanı 205,3 1 Heyalan Enkazı 439,1 1 Gre-Marn-TufJips 8548,2 4 Aglomera 7889,1 4 Andezit-Bazalt 58512,2 30 Alüvyon 2822,3 1 Arazi kullan ım yetenek gruplar ı 1-8 (hafif eğimli alanlar) 8-16 (orta eğimli alanlar) 16< (dik eğimli alanlar) Toprak grupları 3001-< Toprak derinlik Grupları Taşlılık gruplar 0-20 cm 10463,8 10 20-50 cm 92438,9 90 Taşlı Alan 134958,8 68 Flis 56574,0 29 Taşsız Alan 62118,7 32 Konglomera 1687,5 1 Çok yüksek 131142,7 67 Ofiyolit 4908,7 3 Yüksek 55740,4 28 Killi Kireçtaşı 30784,5 16 Orta 8423,4 4 Trakit 2405,4 1 Düşük 1770,8 1 Volkanik Seri 20428,2 10 Erozyon grupları Jeoloji gruplar ı Bakı grupları Eğim grupları Yükseklik gruplar ı Tablo 1. Yılmaz (1991)’in sınıflandırmasına göre, Tortum havzasına ait bulgular 209 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Şekil 2. Araştırma alanına ait 1. Yükseklik, 2. Eğim, 3. Bakı, 4. Hidroloji, 5. Jeoloji, 6. Toprak, 7. Jeomorfoloji, 8. Arazi kullanım yetenek gurubu haritaları 210 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Şekil 3. Araştırma alanına ait 1. Toprak derinliği, 2. Yağış, 3. Toprak özelliği, 4. Sıcaklık, 5. Erozyon, 6. Alan kullanımı haritaları 3. BULGULAR Araştırma alanını içeren uydu görüntüleri ve hava fotoğrafları Geomedya 5.2, Image Analysis ve Erdas 8.6 programları kullanılarak çeşitli sayısal haritalar elde edilmiştir (Şekil 2, 3). Toprak ve Su Kaynakları Koruma Enstitüsü ve Yılmaz (1991) den elde edilen haritaların sayısallaştırılması ile yükseklik, eğim, bakı, hidroloji, jeoloji, toprak, jeomorfoloji, arazi kullanım yetenek grupları haritaları oluşturulmuştur. Yapılan araştırmada mevcut ve öneri kullanım alanları (Şekil 4) ve kapladıkları alanlar Tablo 2’de verilmiştir. 211 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Tablo 2. Optimal Alan Kullanım Durumu. Optimal Alan Kullanım Durumu Tarım alanları Çayır-mera alanları Orman alanları Koruma alanları Yerleşim alanları Rekreasyon alanları Boş alanlar Kaplama alanı (ha) (Yılmaz, 1991’e göre) Kaplama Alanı (ha) 18570 75300 22870 72960 Kaplama Oranları (%) 22527,8 10794,8 44315,1 19626,6 62359,7 15089,0 41991,1 10 5 20 9 30 7 19 Şekil 4. Optimum alan kullanım haritası 4. SONUÇ VE TARTIŞMA Alan kullanım haritaları, bir bölgede mevcut durumu gösteren önemli veri kaynaklarından biridir. Özellikle yanlış kullanımların belirlenmesinde, arazi kullanımında meydana gelen değişikliklerin izlenmesinde ve arazi kullanım planlaması çalışmalarının ilk aşamalarında alan kullanım haritalarına ihtiyaç duyulmaktadır. Alan kullanım haritaları, toprak üzerindeki nesnelerin fiziksel özelliklerini tanımlayan alan örtüsü haritaları için kaynak veri oluşturmaktadır. Sürdürülebilir kırsal kalkınmanın sağlanabilmesi için doğal ve kültürel potansiyelin saptanıp, ekolojik yapıya uygun alan kullanımlarının belirlenmesi gerekir. Alan planlaması kırsal yaşamın sosyal, kültürel, ekonomik, siyasi ve örgütsel boyutlarını kapsayan geniş bir bakış açısıyla ele alınmalıdır. 212 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Alan kullanım planlarının, havza alt yapısının iyileştirilmesinin yanı sıra, üretim kaynaklarını en iyi şekilde değerlendirmesi, bitkisel ve hayvansal ürünlerin üretimini artırması ve diğer gelir getirici faaliyetlerin gelişmesini teşvik edici yönde olmalıdır. Bölgesel öncelikleri saptanarak, ekonomik aktivitelerin çeşitlendirilip, geliştirilmesi ve iş olanaklarının artırılmasıyla, alternatif gelir kaynaklarının bulunması, insan kaynaklarının geliştirilmesi, rekreasyon, turizm gibi aktivitelerin geliştirilmesiyle alan kullanım planlarının doğru ve etkin kullanımıyla, sürdürülebilir kırsal kalkınma sağlanabilir. Havzada tarım alanları optimal olarak değerlendirilmemektedir. Havzada tarım alanlarının büyük oranda aktif olarak kullanılamamasının temel nedenleri arasında iklimden kaynaklanan ürün çeşitliliğinin azlığı, üretilen ürünlerin ekonomik anlamda gelir getirmemesi ve aktif iş gücü eksikliğidir. Tortum Çayı havzasında yer alan ve tarım için elverişli olan arazilerin öncelikli olarak tarıma ayrılması ve başka bir amaçla kullanılmaması önem taşımaktadır. Bunun için öncelikle planlamaya yön vermek üzere oluşturulacak politikalarda çevresel değerlendirmenin iyi yapılması gerekmektedir. Tarım alanlarından daha fazla ürün alınabilmesi için, toprak analizi yapılarak, alanda ekonomiye dönük, yöre koşullarına uygun, verimliliği yüksek çeşitler belirlenmelidir. Optimal alan kullanımında çayır-mera alanları 10794,8 ha olarak tespit edilmiştir. Çayır-meralar, hayvancılığı çayır-mera hayvancılığına bağlı olan bölge için önemlidir. Optimal alan kullanımında ise orman alanları 44315,1 ha olarak belirlenmiştir. Yılmaz (1991) yapmış olduğu çalışma verileri ile (22870 ha) karşılaştırıldığında orman alanlarında oldukça büyük bir azalış söz konusudur. Atalay (1982), Oltu Çayı Havzasında, Eryılmaz (2000), Çanakkale kentinde, Cushman and Wallin (2000), Sikhote-Alin bölgesindeki (Rusya) havzalarda, orman alanlarının gittikçe azaldığı sonucuna ulaşmıştır. Araştırma sahasında yaklaşık 35.000 ha alanın ağaçlandırılması ayrıca havzada bulunan mevcut orman alanlarının korunması ve verimli hale getirilmesi sağlanmalıdır. Optimal alan kullanımında yerleşim alanları için uygun alanlar 62359,7 ha olarak bulunmuştur. Optimal alan kullanımında rekreasyon alanları için uygun alanlar 15089 ha olarak bulunmuştur. Rekreasyon alanlar için en uygun alanlar Tortum Çayı vadisi, Tortum Gölü çevresi ve dağlık alanlardır. Turizm ve rekreasyon faaliyetlerinin, çalışma alanının bölgesel kalkınmasını destekleyecek önemli bir unsur olacağı düşünülmektedir. Araştırma bulgularından da anlaşılacağı gibi, bölgede çok çeşitli turizm ve rekreasyon kaynakları bulunmaktadır. Önemli tarihi ve kültür varlıklarına, rekreatif olanaklarına rağmen, çalışma alanının turizm kaynakları yeterince tanıtılmamıştır. Tanıtım faaliyetlerinin artırılmasıyla birlikte, alternatif turizm imkânları da geliştirilmelidir. Yayla turizmi gibi kırsal turizm faaliyetleri, yerel kültürün ve geleneksel yapı alışkanlıklarının da tanınmasını sağlayacaktır. Tortum’un kendine özel mimariye sahip olan evlerinden esinlenerek ve engebeli bir yapıya sahip arazinin özellikleri kullanılarak, yapılacak konaklama tesisleri yöre turizmine olumlu katkıda bulunacaktır. Bölgede yapılacak turistik tesisler başta olmak üzere tüm yatırım alanlarının doğayı bozmayacak şekilde planlanması gerekmektedir. Yörede bulunan yaylalarda bol su kaynakları bulunmaktadır. Çevresi dağlarla kuşatılmış yemyeşil düzlük oluşturan bu yaylalar, yeterli tanıtım faaliyeti ve tesisleşmeyle doğa sporları ve piknik alanı olarak değerlendirilebilir. 5. KAYNAKLAR Alphan, H. ve Yılmaz, K.T., 2005. Monitoring Environmental Changes in The Mediterranean Coastal Lanscape: The Case of Cukurova, Turkey. Environmental Management, Vol. 35, No 5pp. 605619. 213 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Alphan, H., 2003. Land-Use Change and Urbanization of Adana, Turkey Land Degradation & Development Land Degrad. Develop. 14: 575–586. Altan, A., Atik, A., 2000. Havza Yönetimi ve Kırsal Kalkınmadaki Önemi, Kırsal Çevre Yıllığı, 2000, Ankara. Anonymous, 1991. Ortak Geleceğimiz. Dünya Ve Çevre Kalkınma Komisyonu, Türkiye Çevre Sorunları Vakfı Yayınları, S. 31, Ankara. Anonymous, 2005. Neden Havza Ölçeği ve Entegre Havza Yönetimi (http://www.wwf.org.tr/tr/ su_konya_nhoehy.asp). Anonymous, 2005c. Toprak ve Su Kaynakları Araştırma Enstitüsü Verileri, Erzurum. Atalay, İ., 1978. Erzurum Ovası ve Çevresinin Jeolojisi ve Jeomorfolojisi. Atatürk Üniversitesi Yayınları No: 343, s: 96 Erzurum. Atalay, İ., 1982. Oltu Çayı Havzasının Fiziki Coğrafyası ve Amenajmanı. Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Fakültesi Yayınları, No: 11, İzmir. Attwell, K., 2000. Urban land resources and urban planting — case studies from Denmark, Landscape and Urban Planning, Volume 52, Issues 2-3, 25 December 2000, Pages 145-163. Black, A. E., Strand, E, Wright, R.G., Scott, J.M., Morgan, P. and Watson, C., 1988. Land use history at multiple scales: implications for conservation planning, Landscape and Urban Planning, Volume 43, Issues 1-3, 28 December 1998, Pages 49-63. Cushman, S.A.and Wallin, D.O., 2000. Rates and Patterns of Landscape Change in The Central Sikhote-Alin Mountains, Russian Far East. Landscape Ecology, Volume 15, Issue 7, 2000, Pages 643-659. Demirbüken, H., 1996. Ankara İli Yerleşim Alanı Arazi Örtüsünün ve 1986-1995 Yılları Arasındaki Değişimin Uzaktan Algılama Teknikleri İle Belirlenmesi, Hacettepe Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Çevre Bilimleri Anabilim Dalı Bilim Uzmanlığı Tezi, Ankara. Doygun, H., ve Alphan, H., 2005. Monıtorıng Urbanızatıon of Iskenderun, Turkey and Its Negatıve Implıcations- Environmental Monitoring And Assessment (2005) xxx: 1–11 C_ Springer 2005. Eliasson, I., 2000. The Use of Climate Knowledge in Urban Planning, Landscape and Urban Planning, Volume 48, Issue 1-2, pp: 31-44. Ericson, D.L., 1994. Rural Land Use and Land Cover Change İmplications for Local Planning in the River Basin Watershed, Forestry Abstracts, October 1995, 10:ISSN 0015-7538. Eryılmaz, Y., 2000. Uzaktan Algılama Metoduyla Arazi Kullanımının Sınıflaması ve Arazi Kullanımında Değişikliklerin Tespiti (Çanakkale Örneği), Gebze Yüksek Teknolojileri Enstitüsü, Mühendislik ve Fen Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Gebze. Espejel, I.D.W., Fischer, Al. Hinojosa, García, C. and Leyva, C., 1999. Land-use planning for the Guadalupe Valley, Baja California, Mexico, Landscape and Urban Planning, Volume 45, Issue 4, 1 December 1999, Pages 219-232. Fisunoğlu, M., 1993. Havza Amenajmanı Önemi ve İlkeleri, T.C. Orman Bakanlığı, 1.Ormancılık Şurası, Tebliğler ve Ön Çalışma Grubu Raporları, 1-5 Kasım1993 Ankara. Geray, U. ve Küçükkaya, İ., 2003. Havza Yönetim Modeli Üzerine Düşünceler, İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi, Orman Ekonomisi Anabilim Dalı Ders Notları (yayınlanmamıştır). Hobbs, R., 1999. Future Landscapes And The Future Of Landscape Ecology, Landscape And Urban Planning Volume 37, Issue 2-4, Pp: 181-200. Kim, D.S., Mizuno, K. and Kobayashi, S., 2002. Analysis of land-use change system using the species competition concept. Landscape and Urban Planning, Volume 58, Issues 2-4, 15 February 2002, Pages 181-200. Lyle, T.J., 1985. Design for Ecosystems. Van Nostrand Reinhold, 115 Fifth Avenue, New York, 100003, pp:265. Mertens, E., 1999. Bioclimate and city planning - open space planning. Atmospheric Environment, Volume 33, Issues 24-25, October 1999, Pages 4115-4123. Oduwaye, A.O., 1998. Urban landscape planning experience in Nigeria, Landscape and Urban Planning, Volume 43, Issues 1-3, 28 December 1998, Pages 133-142. Rao, K.S. and Pant, R., 2001. Land Use Dynamics and Landscape Change Pattern in A Typical Micro Watershed in The Mid Elevation Zone Of Cenral Himalaya, İndia. Journal Of Agriculture, Ecosystems, Enviroment, Volume 86(2), pp:113-124. Rogers, G.O. and Defee, B.B., 2005. Long-Term İmpact of Development on A Watershed: Early İndicators Of Future Problems, Landscape And Urban Planning 73 (2005) 215–233. Sangavongse, S., 1995. Land Use/Land Cover Change Detection İn The Chiang Mai Area Using Landsat TM. (http://www.gisdevelopment.net/aars/acrs/1995/ps4/ps4009a.shtml). Senes G. and Taccolini A., 1998. Sustainable Land Use Planning in Protected Rural Areas in İtaly, Landscape and Urban Planning, Volume 41 Issue 2, pp:107-117. Van Lier, H.N,, 1998. The Role of Land Use Planning in Sustainable Rural Systems the Journal of Landscape and Urban Planning, volume 41, pp: 83-91. Vlist, M.J.V., 1998 Land use planning in the Netherlands; finding a balance between rural development and protection of the environment, Landscape and Urban Planning, Volume 41, Issue 2, 15 June 1998, Pages 135-144. Yılmaz, O., 1991. Tortum Çayı Havzası’nın Beşeri ve Ekonomik Coğrafyası. Atatürk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, Erzurum. Yılmaz, T., 2003. Islak Alanlarda Arazi Örtüsü Değişiminin Uzaktan Algılama Yardımı İle Saptanması, Mogan Gölü Örneği, Ankara Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Ankara. Yılmaz, V., H. Özbek ve T. Altan, 2000. Havza Yönetimi ve İlkeleri, Kırsal Çevre Yıllığı 2000, Ankara. 214 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Doğu’nun İlk Sulakalan Yönetim Planı: Hazar Gölü Aysin Tektaş KESKİN, Levent KESKİN, Murat ÇEVİK, Emre GEDİK Anadolu Doğa ve Kültür Koruma Kooperatifi, Meşrutiyet Caddesi, 36/25 Kızılay – ANKARA ÖZET Doğu Anadolu Bölgesinin en önemli kentlerinden Elazığ’da yer alan Hazar Havzası zengin flora ve fauna özellikleri ile ön plana çıkmaktadır. Güneydoğu Toros Dağları arasındaki bir çöküntü üzerinde yeralan Göl, Türkiye’nin en derin göllerinden biridir. Göl, 274,9 km 2 lik göl havzası ve 78,8 km 2 lik su yüzeyine sahiptir. Güneybatı-kuzeydoğu istikametinde ortalama 20 km uzunluğunda, güneydoğukuzeybatı istikametinde ortalama 4,5 km genişliğindedir. Hazar Gölü Önemli Doğa, Bitki, Kuş Alanı ve B sınıfı Ramsar Alanıdır. Göl, endemik ve nesli tehlike altında olan dört bitki ve Göl’e has üç balık türü barındırmaktadır. Hollanda Büyükelçiliği Küçük Hibeler Programı (Marta/KAP) tarafından finanse edilen “Hazar Gölü Yönetim Planı Projesi” Çevre ve Orman Bakanlığı koordinasyonunda Anadolu Doğa ve Kültür Koruma Kooperatifi (AnaDOKU) tarafından 2009 yılında başlatılmıştır. Yönetim Planı çalışmaları sırasında katılımcı bir süreç izlenmiş, 25 farklı kurum ve kuruluşu temsilen 60 temsilci çalışmalara dahil olmuştur. Hazar Gölü Yönetim Planı 2010 yılı sonu itibarıyla tamamlanmış ve 5 farklı Sulak Alan Yönetim Planı ile birlikte Aralık 2010 tarihinde Ulusal Sulak Alan Komisyonunca onaylanmıştır. Böylece, Hazar Gölü Yönetim Planı Doğu Anadolu’da yönetim Planı olan iki sulak alandan birisi olma özelliğini kazanmıştır. Çalışmalar sırasında Hazar Gölü için tespit edilen ana sorunların başında gölün kirlenmesi, turizmden kaynaklanan plansız kullanım ve yapılaşma gelmektedir. Bu sorunların çözümü için Yönetim Planı çalışmalarına katılan temsilciler tarafından Hazar Gölü Yönetim Planı’nın ideal hedefi “Hazar Gölü’nün Doğal ve Kültürel Kaynak Değerlerinin Korunması Ve Geliştirilmesi” olarak belirlenmiştir. Bu ideal hedefe ulaşabilmek için 6 uygulama hedefi ve 35 faaliyet tespit edilmiştir. Projenin en önemli çıktılarından birisi Elazığ Valiliğinin 24.05.2010 tarih ve 504 sayılı olurları ile oluşturulan Yerel Sulak Alan Komisyonudur. Anahtar Kelimeler: Yönetim Planı, Hazar, Göl 1. GİRİŞ 1.1. Alanın Sınırları ve Konumu Doğu Anadolu Bölgesinin en önemli kentlerinden Elazığ’da yer alan Hazar Havzası zengin flora ve fauna özellikleri ile ön plana çıkmaktadır. Güneydoğu Toros Dağları arasındaki bir çöküntü üzerinde yeralan Göl, Türkiye’nin en derin göllerinden biridir. Göl, 274,9 km 2 lik göl havzası ve 78,8 km 2 lik su yüzeyine sahiptir. Güneybatı-kuzeydoğu istikametinde ortalama 20 km uzunluğunda, güneydoğukuzeybatı istikametinde ortalama 4,5 km genişliğindedir. Hazar Gölü Önemli Doğa, Bitki, Kuş Alanı ve B sınıfı Ramsar Alanıdır. Göl, endemik ve nesli tehlike altında olan dört bitki ve Göl’e has üç balık türü barındırmaktadır. 1.2. Yasal Durum Hazar Gölü Havzası Elazığ İl’i Merkez ilçesi, Sivrice ilçesi ve Maden ilçelerinin sınırları içerisinde kalmaktadır. Havza sınırları içerisinde Sivrice ilçesi, Düzbahçe, Kavakköy, Kürkköy, Soğukpınar, Sürek köyü, Yedikardeş köyü, Güneyköy, Gezin belediyesi, Hatunköy, Küçükova, Plajköy, Yeşilova ve Yoncapınar olmak üzere 14 yerleşim merkezi bulunmaktadır. Havzanın kadın nüfusu 6.236 kişi, erkek nüfusu 5.842 ve toplam nüfusu da 12.078 kişidir Hazar Gölü barındırdığı doğal ve kültürel zenginlikleri nedeniyle çeşitli koruma statülerine sahiptir. Diyarbakır Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 11.07.1991 tarih ve 856 sayılı kararıyla; 215 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org • Yılanlı Ada 1. Derece Doğal Sit Alanı, Kilise Adası ve çevresi (Batık Kent) ile Göl’ün doğu yakasındaki Yarım Ada 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı, • Göl’ün çevresini dolaşan mevcut karayolu ile Göl arasındaki bölge 2. Derece Doğal Sit Alanı ve • Karayolunun üst kısmında kalan alanlar ise 3. Derece Sit Alanı olarak kabul edilmiştir. Ayrıca, Hazar Gölü, sağladığı uluslar arası kriterler nedeniyle Ülkemizin Ramsar Alanı adayı 122 alanından birisidir. Hazar Gölü Sulak Alan Koruma Bölgeleri (Sulak Alan Bölgesi, Ekolojik Etkilenme Bölgesi, Mutlak Koruma Bölgesi ve Tampon Bölge) Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği kapsamında belirlenmiş olup, uygulamaya devam edilmektedir. Hazar Gölü için Çevre Düzeni Planı, Yönetim Planı ve imar planları hazırlanmıştır. İlk Hazar Gölü Çevre Düzeni Planı 25.08.1989 tarihinde onaylanarak yürürlüğe girmiştir. 2010 yılında bu planın revizyonuna başlanmıştır. 2009 yılında başlatılan Hazar Gölü Sulak Alan Yönetim Planı 2010 yılında tamamlanmıştır. Ayrıca, Göl kenarındaki belediyeler tarafından çeşitli imar planları yapılmıştır. 1.3. Yönetim Altyapısı Göl civarındaki arazilerden sorumlu kurumların listesi aşağıda verilmiştir: • Elazığ Valiliği, • Elazığ İl Özel İdaresi, • Diyarbakır Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü, • Elazığ İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, • Elazığ Tarım İl Müdürlüğü, • Elazığ İl Çevre ve Orman Müdürlüğü, • Elazığ Defterdarlığı, • Elazığ Orman Bölge Müdürlüğü, • Elazığ Bayındırlık ve İskân Müdürlüğü, • Elazığ Karayolları Bölge Müdürlüğü, • DSİ IX. Bölge Müdürlüğü, • Sivrice Kaymakamlığı, • Sivrice Belediye Başkanlığı, • Maden Kaymakamlığı ve • Gezin Belediye Başkanlığıdır. 1.4. Su Kalitesi Hazar Gölü evsel ve endüstriyel kaynaklı atıklar nedeniyle kirletilmektedir. Göl çevresindeki kıyı şeridi kamu kuruluşlarının eğitim kampları ve özel tatil siteleri ile hemen hemen kapanmış durumdadır. Yaz aylarında sahilde kurulan çadır kamplarının atıkları Göl’e bırakılmaktadır. Ayrıca, Göl kıyısında bulunan ve önemli bir yerleşim merkezi olan Sivrice İlçesinin ve Gezin Belediyesinin evsel atıkları da Göl’e verilmektedir. Yerleşimlerden kaynaklanan kirliliğin önlenmesi için 2010 yılında olumlu gelişmeler kaydedilmiştir. İki yerleşim yerinin kanalizasyon projeleri ihaleye çıkmıştır. 1.5. Biyolojik Özellikler 1.5.1. Flora Hazar Gölü Havzasında endemik ve/veya tehdit altında olan toplam 5 tür bulunmaktadır. Hazar 216 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Gölü açık bölgesinde üç bölgede Bacillariophyta üyesi 54 takson, Chlorophyta üyesi 7 takson, Cyanophyta üyesi 7 takson ve Pyrrohyta üyesi 1 takson gözlenmiştir. Hazar Gölü’nde suiçi ve su üstü bitkilerininin gelişimine ilişkin herhangi bir kayıt bulunmamaktadır. Havzada, meşe toplulukları dışında doğal orman örtüsü bulunmamaktadır. 1.5.2. Fauna Hazar Gölü havzası kelebekler açısından oldukça zengin bir bölgedir. Alanda bulunan Polyommatus poseidon Herrich-Schäffer (Çokgözlü Poseydon) Türkiye için endemik aynı zamanda yaygın bir türdür. Ayrıca, Spialia osthelderi Pfeiffer (Osthelder’in Zıpzıpı) da nesli tehdit altında olan bir türdür (Doğa Derneği, 2011). Bunun yanı sıra, Hazar Gölü Havzasında Brachythemis fuscopalliata Selys adlı hassas bir tür bulunmaktadır. Hazar Gölü’ne has 4 endemik balık türü bulunmaktadır. Bu türler içerisinde Capoeta capoeta umbla ve Cyprinus carpio ekonomik açıdan önemi olan türlerdir (Anonim, 2010). Yöresel olarak şiraz veya sarıbalık olarak adlandırılan Capoeta capoeta umbla Fırat-Dicle Nehir sisteminde yaygın olarak bulunup (Köprücü & Özdemir, 2003) Hazar Gölü’nün de en fazla avlanan türüdür (Anonim, 2010). Hazar Gölü’nde 2001-2002 yılları arasında yürütülmüş bir araştırmada Rana ridibunda (Ova kurbağası) türünün bulunduğu belirtilmiştir (SAĞLAM & ARIKAN, 2006). Hazar Gölü çevresinde 48 cinse ait 64 kuş türü tespit edilmiştir (TÜBİTAK, 2002; Yiğit, 1994). 1.6. Önemli Habitatlar Hazar Gölü Havzasının büyük bir bölümü dağlık alan içerisinde yer almaktadır. Dağlık alanların büyük bölümü meradır. Havza içerisinde ağaçlandırma çalışmaları sonrasında orman formu kazanmış sahalar ve doğal meşelik alanlar bulunmaktadır. Ayrıca, bodur çalılık alanlar da mevcuttur. Drenaj durumunun iyi olduğu Göl’ün batısında ve doğusundaki deltalar üzerinde tarım alanları mevcuttur. Tarım alanlarında kuru tarım, sulu tarım, bağ-bahçe tarımı gibi alt sınıflar bulunmaktadır. 1.7. Tarihi ve Kültürel Zenginlikler Hazar Gölü önemli biyolojik çeşitlilik değerlerinin yanısıra içinde barındırdığı Kilise adası ile de tarihi değerlere sahip bir sulak alanımızdır. Göl sahip olduğu doğal, tarihi ve kültürel değerlerden dolayı insanların ilgisini çeken bir turizm merkezi niteliğindedir. 1.8. Sosyo-Ekonomik Özellikler Hazar Gölü Havzasının ekonomik faaliyetlerinde tarım ve turizm sektörleri öne çıkmaktadır. Bölgede tarımsal faaliyetler azalarak, turizm faaliyetleri ise artarak devam etmektedir. Çevre iller tarafından alan turizm bölgesi olarak kullanılmaktadır. Avrupa ülkelerine, Elazığ merkeze, yakın illere ve metropollere göç edenlerin yaz aylarında, tatillerini geçirmek amacıyla bölgeye geldikleri belirtilmektedir. Havzaya gelen yazlık nüfus Göl çevresinde çevresel kirliliğe yol açmaktadır. 1.9. Hazar Gölü Yönetim Planı Projesi Hollanda Büyükelçiliği Küçük Hibeler Programı (Matra/KAP) tarafından finanse edilen “Hazar Gölü Yönetim Planı Projesi” Çevre ve Orman Bakanlığı koordinasyonunda Anadolu Doğa ve Kültür Koruma Kooperatifi (AnaDOKU) tarafından 2009 yılında başlatılmıştır. Bu kapsamda gerçekleştirilen ana faaliyetler: • Literatür taraması, • İkili yerel paydaş görüşmeleri, 217 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org • Sosyo-ekonomik ve ekolojik analizler, • İlgi grupları analizi, • “Sorun ve Hedef Analizi Çalıştayı” ve “Yönetim Planının Değerlendirilmesi Çalıştayı”, • Yönetim Planı Eğitimi, • Yönetim Planı kitapçığının hazırlanması, • Kamuoyu yaratma etkinlikleri ve • Görsel malzemelerin hazırlanmasıdır. Proje uygulamasını sonucu elde edilen bilgi ve veriler değerlendirilerek Yönetim Planına son şekli verilmiş ve Aralık 2010 tarihinde Ulusal Sulak Alan Komisyonu tarafından onaylanmıştır. Yönetim Planı çalışmaları sırasında katılımcı bir süreç izlenmiş, 25 farklı kurum ve kuruluşu temsilen 60 temsilci çalışmalara dahil olmuştur. Hazar Gölü Yönetim Planı 2010 yılı sonu itibarıyla tamamlanmış ve 5 farklı Sulak Alan Yönetim Planı ile birlikte Aralık 2010 tarihinde Ulusal Sulak Alan Komisyonunca onaylanmıştır. Böylece, Hazar Gölü Yönetim Planı Doğu Anadolu’da yönetim Planı olan iki sulak alandan birisi olma özelliğini kazanmıştır. Çalışmalar sırasında Hazar Gölü için tespit edilen ana sorunların başında gölün kirlenmesi, turizmden kaynaklanan plansız kullanım ve yapılaşma gelmektedir. Bu sorunların çözümü için Yönetim Planı çalışmalarına katılan temsilciler tarafından Hazar Gölü Yönetim Planı’nın ideal hedefi “Hazar Gölü’nün Doğal ve Kültürel Kaynak Değerlerinin Korunması Ve Geliştirilmesi” olarak belirlenmiştir. Bu ideal hedefe ulaşabilmek için 6 uygulama hedefi ve 35 faaliyet tespit edilmiştir. Projenin en önemli çıktılarından birisi Elazığ Valiliğinin 24.05.2010 tarih ve 504 sayılı olurları ile oluşturulan Yerel Sulak Alan Komisyonudur. Yönetim Planı çalışmaları kapsamında gerçekleştirilen Sorun Analizi Çalıştayında tespit edilen konular aşağıdaki tabloda verilmektedir. Tablo 1: Hazar Gölü Sorun Analizi Ana Sorunlar Nedenler Göl suyunun kirlenmesi Kirlilik ve Atıklar Evsel katı atıkların yarattığı kirlilik ve kıyı bandının temizlik sorunu Yapılaşma / Yerleşim / Altyapı Havzada yapılaşmadan kaynaklanan görüntü kirliliği ve olası baskılar Kıyı düzenlemesi eksikliği ve Kök Nedenler • Göl’ü kirleten kimyasal maddelerin (pestisitler vb) yağmur sularıyla ve kanaletlerle Göl’e taşınması • Evsel atık suların (deterjan, kimyasal vb) arıtılmadan Göl’e karışması • Yazlık sitelerdeki arıtma sistemlerinin etkin çalıştırılamaması • Havza içindeki yerleşimlerin kanalizasyon ve arıtma sorunu (Sivrice Belediyesindeki ödenek yetersizliği, hazırlanan altyapı tesisi projesinin hayata geçirilememiş olması, sorunun bölgesel boyutlu olması) • Göl çevresindeki turizm işletmeleri ve yazlıkların evsel katı atıklarının düzenli toplanarak bertaraf edilmemesi • Terk edilmiş/kullanılmayan yapılar • Kamu kuruluşlarının kuralsız davranışları sonucu Göl çevresinin tamamen kamu kamplarıyla kuşatılması • Göl çevresinde mevsimlik insan yoğunluğunun yaşanması (bilinçsiz kullanım vb) • Göl çevresindeki karayolu inşaatı ve hafriyat atıkları • Taş ve kum ocakları • Yerel Yönetimlerin insan ve mali kaynaklarının 218 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org kontrolsüz kıyı kullanımı (kamping, karavan, vb.) Erozyon Doğal bitki örtüsünün bozulması Sosyoekonomik Yapı Doğal-kültürel zenginliklerin yerel ekonomiye katkı sağlayacak düzeyde değerlendirilememesi Yönetsel Yapı Hazar Gölü çevresindeki (özellikle turizmde) hizmetlerin yönetim ve denetim yetersizliği Tarımsal Faaliyetler ve Balıkçılık Tarımsal üretimde uygun olmayan girdi kullanımı Göl’e özgü balık türü Sirazın neslinin tehdit altında olması Ekolojik Yapı ve Su Kaynakları Göl su seviyesinde azalma Ekolojik dengenin bozulması yetersizliği nedeniyle etkin uygulama ve izleme yapılamaması • Göl çevresinde mevsimlik insan yoğunluğunun yaşanması (bilinçsiz kullanım vb) • Kıyı Düzeni Planının bulunmaması • Göl havzasında doğal olarak taşınan alüvyonlar • Havzada yürütülen tarımsal faaliyetler, yapılaşma vb. insan etkinlikleri. • Yöre halkının Göl’ün doğal/biyolojik zenginliğinin farkında olmaması (yöre halkı ve yetkililerinin çevre/doğa koruma konusundaki bilinç eksikliğini giderici yeterli düzeyde faaliyet yürütülmemesi) • Yerel Yönetimlerin teknik personel ve mali kapasite yetersizliği • Çeşitli kapsam ve ölçekte planların bulunmaması • Hazar Gölü Mahalli İdareler Birliğinin etkin çalışma yürütememesi • Mevcut zirai ilaçlama yöntem ve malzemelerinin ve kullanılan tohumların daha kolay ve ucuz temin edilebilmesi • Alternatif tarımsal üretim yöntemleri hakkında yeterli düzeyde bilgi ve bilinç düzeyinin bulunmaması • Balık üreme alanlarının korunmaması • Balıkçılıkta kullanılan avlanma malzemelerinin uygun olmaması • İzinsiz su ürünleri avcılığı • Buharlaşma, Göl’ü besleyen dere ve çaylardan sulama vb amaçlarla su alınması • Enerji santrali için Göl’den su çekimi • Çevredeki yazlıkların her birinin kullanma suyu için açtıkları kuyuların etkisi • Avlanan türler üzerindeki av baskısı • Diğer etkenler 1.10. Destekleyiciler ve Sınırlayıcılar Hazar Gölü’nün doğal ve kültürel kaynak değerlerinin korunması ve geliştirilmesi için Çalıştay katılımcıları tarafından belirlenen destekleyici ve sınırlayıcı faktörler aşağıdaki gibidir: 1.10.1. Destekleyiciler · Mevcut durumunun diğer sulak alanlara göre daha iyi durumda olması · Yerel düzeyde kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve üniversitelerin ilgi ve çalışmaları · Yerel düzeyde Göl’ün sürekli gündemde olması · Yerel kamuoyunun Göl’e ilişkin etkinlik ve çalışmalara ilgi duyması ve destek vermesi · Bölgedeki üniversitelerde Çevre Mühendisliği, Su Ürünleri, Biyoloji, Ziraat vb. bölümlerin bulunması · Doğal sit alanı olması · Sanayi baskısının bulunmaması · Doğu Anadolu fay hattı nedeniyle yapılaşmanın sınırlandırılmış olması · Alanın uluslararası öneme sahip sulak alan olması · Ulaşılabilirliğin kolay olması · İnsan kaynaklı, ekonomik temelli baskıların az olması 219 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org · Havzada zirai atık/kirleticilerin, gübre ve pestisitlerin yüksek düzeyde kullanılmaması · Turizm çeşitliliğinin bulunması · Göl suyunun tarımsal ve içme amaçlı kullanılmıyor olması · Göl havzasında kültürel ve arkeolojik varlıkların (Batık şehir) bulunması · Sorunların tespit edilmiş olması ve Yönetim planı çalışmasının başlamış olması · Ulusal ve uluslararası tanıtıma yönelik proje ve girişimlerin bulunması (AB, EDEN gibi) · Mahalli idareler birliğinin bulunması 1.10.2. Sınırlayıcılar · Göl’ü besleyen kaynakların yaz aylarında kuruması ve su kaynaklarının yetersizliği · Küresel iklim değişikliğinin olası etkileri · Göl çevresindeki arıtma tesislerinin yetersizliği ve/veya faal olmaması · Yerel yönetimlerin insan ve mali kaynak kısıtlayıcılarının bulunması · Enerji santralinin bulunması · Düzenli depolama sisteminin bulunmaması · Balıkçılık ve dönemsel ağırlıklı insan baskısının olması · Mahalli idareler birliğinin etkin olamaması 1.11. Uygulama Hedefleri ve Faaliyetler Hazar Gölü Yönetim Planı Kapsamında belirlenen 6 uygulama hedefi ve bu uygulama hedeflerine ulaşabilmak için belirlenen 35 faaliyet aşağıda sıralanmıştır. Uygulama Hedefleri 1. Hazar Gölü Havzasında kirletici kaynakların dönemsel/mevsimsel tespitlerinin yapılarak 2015 yılı sonuna kadar kirliliğin önlenmesine yönelik çalışmaların tamamlanması 2. 2013 yılı sonuna kadar Hazar Gölü Havzasında biyolojik çeşitliliğin (endemik, nadir ve nesli tehlike altında olan türlerin) ve doğal kaynak değerlerinin bilimsel olarak tespit edilmesi, korunması ve geliştirilmesi 3. 2015 yılına kadar Hazar Gölü Havzasında organik/iyi tarım ve hayvancılık uygulamalarının geliştirilmesi ve desteklenmesi 4. 2014 yılına kadar Hazar Gölü Havzasının tüm değerleri ile ulusal ve uluslararası ortamda tanınmasını Faaliyetler 1.1.Kirlilik İzleme Komitesini kurmak (YSAK alt komitesi olarak kurulması) 1.2. Göl’ü etkileyen kirletici kaynakların su ve toprak üzerindeki etkilerini incelemek 1.3. Kirlilik izleme ve değerlendirme sistemini kurmak 1.4. Katı Atık Yönetim Planını hazırlamak 1.5. Sivrice İlçesinde uygun atık su bertaraf yöntem/sistemlerini tespit etmek ve uygulama projelerini hazırlamak 1.6. Gezin Beldesinde mevcut atık su arıtma tesisi projesini desteklemek 1.7. Havzanın Göl’e etki eden diğer yerleşimleri için en uygun atık su bertaraf yöntem/sistemlerini tespit etmek 1.8. Göl’ü besleyen ve rusubat kirliliği yarattığı düşünülen dereler üzerinde rusubat araştırması yaparak, gerekli görülen dereler üzerinde belirlenecek yerlerde rusubat önlemeye yönelik tedbirleri almak 1.9. Havzada yaşayan halkın kirlilik ve atıklarla ilgili duyarlılıklarının arttırılması ve bilinçlendirilmesi amaçlı eğitimler ve etkinlikler gerçekleştirmek 2.1. Hazar Gölü Havzası biyolojik çeşitliliğini tespit etmek 2.2. Hazar Gölü Havzasında toprak erozyonunu önlemek için uygun bölgelerde doğaya uygun bitkilendirme /ağaçlandırma yapmak 2.3. Hazar Gölü su kotunun aylık ölçümlerini yapmak ve değerlendirmek 2.4. Hazar Gölü’ndeki su kullanımı ve su kotu ile ilgili projeleri bilimsel olarak değerlendirmek ve bu projelerin Gölün doğal su rejimini olumsuz yönde etkilememelerini sağlamak 2.5. Hazar Gölü’nü besleyen su kaynaklarının (akarsu ve yeraltı suyu) doğal yapısını koruyacak şekilde sürdürülebilirliğini sağlamak 3.1. Havzanın organik, iyi tarım uygulamaları ve hayvancılık (arıcılık, su ürünleri, yerel türler/ürünlerin geliştirilmesi, destekleyici ürünler, vb.) potansiyellerini tespit etmek ve uygulamalarını teşvik etmek 3.2. Çiftçilere iyi tarım uygulamaları ve organik tarım eğitimleri vermek 3.3. Hazar Gölü Havzasında yerel ürünlerin üretim ve pazarlama olanaklarını araştırmak ve geliştirmek 4.1. Hazar Gölü ve çevresinin doğa ve kültür turizmi odaklı tanıtım stratejisini hazırlamak ve uygulama faaliyetlerini gerçekleştirmek 220 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org sağlayarak, sürdürülebilir turizm olanaklarının geliştirilmesi 4.2. Hazar Gölü Havzası tanıtım merkezini kurmak 4.3. Hazar Gölü kıyısındaki ekolojik koruma bölgelerine zarar veren çadır turizminin düzenli hale getirilerek Göl ve çevresindeki kirlilik baskısını azaltmak ve bölgedeki ekosistemi korumak 4.4. Hazar Gölü çevresindeki yol güzergahında Elazığ Merkez olmak üzere, yerleşim yerlerine Hazar Gölü’nün doğal ve turistik özelliklerini anlatan tabela ve bilgilendirme levhaları yerleştirmek 4.5. Hazar Göl’ü ile ilgili tanıtım materyalleri ve web sitesi hazırlamak 4.6. Ulusal ve uluslararası turizm fuarlarında Hazar Gölü’nün tanıtılmasını sağlamak 4.7. TURSAB temsilcilerine Hazar Gölü’nü tanıtarak, tur güzergahına dahil edilmesini sağlamak 4.8. Hazar Şiir Akşamları ve Su Sporları Etkinliklerini desteklemek 4.9. Hazar Gölü Havzasının jeolojik-jeomorfolojik nitelik ve değerlerinin tanıtımına yönelik çalışmalar yürütmek 5.1. Bölgesel Gelişme Planına Yönetim Planı Plan Kararlarını yansıtmak 5. 2015 Yılına kadar Hazar Gölü Havzasında çeşitli kapsam ve ölçeklerdeki bölgesel ve fiziksel planlama çalışmalarının hazırlanarak uygulamaya geçirilmesi 6. 2016 yılına kadar Hazar Gölü Yönetim Planının katılımcı ve etkin biçimde uygulanmasının sağlanması 5.2. Elazığ İl Strateji Planına Yönetim Planı Plan Kararlarını yansıtmak 5.3. Halihazırda çalışmaları devam eden Çevre Düzeni Planına Yönetim Planı Plan Kararlarını yansıtmak 5.4. Hazar Gölü Koruma Amaçlı İmar Planını yapmak veya yaptırmak ve uygulamak 5.5. İlçe ve Belde ölçeğindeki imar planlarına Yönetim Planı Plan Kararlarını yansıtmak 5.6. YSAK’ın gerekli gördüğü hallerde, teknik ve bilimsel alt komisyonlar kurmak, çalışma usul ve esaslarını belirlemek 6.1. YSAK yıllık güncelleme, izleme ve değerlendirme toplantılarını gerçekleştirmek ve gelişmeleri yerel kamuoyuna duyurmak 6.2. YSAK’ın, sulak alanların yönetim planlarının hazırlanması, uygulanması, güncellenmesi vb. konularda kapasitesini geliştirmek (başarılı örneklere alan ziyareti düzenlemek, işbirlikleri kurmak vb.) 6.3. Yönetim Planı kitapçığının basımını yaparak dağıtmak Sonuç olarak, geniş bir paydaş katılımı ile bir dizi toplantı ve çalıştay sonucu hazırlanan Hazar Gölü Yönetim Planı’nın etkin bir şekilde uygulanması büyük önem arz etmektedir. Yönetim Planının uygulaması için ilk adım “Daha Güzel Hazar İçin” projesi atılmıştır. Proje, AnaDOKU koordinasyonunda Elazığ İl Çevre ve Orman Müdürlüğü, Elazığ İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Gezin Belediyesi ve Hazar Gölü Koruma Derneği (HAGÖKDER) katkılarıyla hazırlanmış ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Coca-Cola Hayata Artı Vakfı ve Yaşama Dair Vakıf (YADA) işbirliğiyle yürütülen "Hayata Artı" Gençlik Programı tarafından desteklenmiştir. Proje, Hazar Gölü kıyısındaki ekolojik koruma bölgelerine zarar veren düzensiz çadır turizmi faaliyetlerini düzenli hale getirerek, Hazar Gölü ve çevresindeki kirlilik baskısının azaltılmasını hedefliyor. Aralık 2010 tarihinde başlayan proje Temmuz 2011 tarihinde tamamlanacaktır. 2. KAYNAKLAR Anonım, (2010) Hazar Gölü’ndeki Siraz-Göl Balığı (Capoeta Capoeta Umbla, Heckel,1843)’Nın, Stok Tahmini, Elazığ Su Ürünleri Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Elazığ. Çevre ve Orman Bakanlığı, Anadoku, 2011, Hazar Gölü Yönetim Planı, Ankara. Doğa Derneği, (2006) Önemli Doğa Alanları, Ankara. Sağlam, N., Arıkan, H., (2006) Endohelminth Fauna Of The Marsh Frog Rana Ridibunda From Lake Hazar, Turkey. Disease Of Aquatic Organisms, 73 (3): 253-260. Tübitak, (2002) Hazar Gölü Yönetim Planı Alt Projesi 1. Aşama Final Raporu, Proje No: 5022408, Ankara. Yiğit, A., (1994) Sivrice-Maden Yöresinin Mevzii Coğrafyası, Fırat Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, Elazığ. 221 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Kırıkkale Kızılırmak Vadisi Kuşlarına Yönelik Tehditler 1 1 Ayşegül İLİKER , 1 İrfan ALBAYRAK , 2 Mehmet Ali TABUR Kırıkkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi, Biyoloji Bölümü, 71450, Yahşihan, KIRIKKALE 2 Süleyman Demirel Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Biyoloji Bölümü, 32260, ISPARTA ÖZET Bugüne kadar Kırıkkale Kızılırmak vadisi ornitofaunası yeterince çalışılmamıştır. Bu araştırma 15 Ekim ve 28 Aralık 2010 tarihleri arasında Kızılırmak vadisinde tespit edilen 5 istasyonda yapılan arazi gözlemlerine dayanmaktadır. Araştırma alanında üç aylık sürede 30 familya mensubu toplam 116 tür tespit edilmiştir. Kızılırmak vadisi Türkiye’de kuşlar için önemli barınaklardan biri olmuştur. Ancak araştırma alanında tarım ilaçlarının kullanılması, avcılığın devam etmesi ve riperyan bitki örtüsünün tahrip edilmesi sonucu kuş türleri tehdit altında kalmaktadır. Sonuç olarak türlerin korunmasına yönelik Kızılırmak’ın ve havzasının bir yönetim planına kavuşturulmasının ihtiyaç olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kızılırmak Vadisi, Ornitofauna, Antropolojik Faktörler, Kırıkkale, Türkiye 1. GİRİŞ Türkiye kuşları ile ilgili yerli ve yabancı araştırıcılar tarafından 502 kuş türünün kaydı verilmiştir. Son zamanlarda kuş faunası tespit çalışmaları ile birlikte biyoekolojik çalışmalara da yer verilmektedir. Franklin (1993), türlerin, habitatı ile birlikte korunmasının mümkün olabileceğini, biyolojik çeşitliliğin sürdürülmesinde rol oynayan kaynakların yeterli sayıda ve büyüklükte olması gerektiğini ifade etmiştir. Owens ve Bennett (2000), türlerin yok olmasında ekolojik faktörlerin rol oynadığını belirterek, yok olma riskinin habitata özelleşmiş olanların vücut hacmiyle doğrudan ilişkili ancak genetik yapısıyla sınırlı olduğunu belirtmiştir. Araştırıcılar antropolojik sebepler ve yabancı türlerin istilasından kaynaklanan yok olmanın, vücut yapısıyla ilişkili ve ekolojik özelleşmeyle sınırlı olduğunu beyan etmişlerdir. Araştırıcılar ayrıca, ekolojik dengenin korunmasında önemli rolleri olan kuşların habitat tahribi, antropolojik baskı ve predatörler sebebiyle ciddi oranda olumsuz olarak etkilendiklerini ifade etmişlerdir. Mikusiński ve Angelstam (2004), kuşlardaki tür kayıplarının biyoçeşitlilik açısından önemli olduğuna işaret ederek tür kayıplarının birden fazla sebebi olduğunu ve bunların habitat-tür ilişkisinin incelenerek ortaya konabileceğini kaydetmişlerdir. Şekercioğlu ve ark., (2004), Uluslararası Doğal Hayatı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN) kriterlerine göre 9916 kuş türünün % 21’inin yok olmayla karşı karşıya kaldığını ve bu oranın normalde beklenenden daha hızlı bir azalmanın yaşanacağının göstergesi olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca kuş türlerinin sayıca azalması veya ortadan kalkmasına ekosistem bozulmalarının sebep olduğuna işaret etmiştir. Bu araştırmanın amacı kuşların önemli barınak alanlarından biri olan Kızılırmak vadisinin kuş faunasını ve bazı türlerin biyoekolojik özelliklerini tespit etmektir. 2. MATERYAL ve METOT Bu araştırma 15 Ekim ve 28 Aralık 2010 tarihlerinde Kızılırmak’ta belirlenen 5 istasyonda (Şekil 1) gerçekleştirilmiştir. Araziye 15 günlük aralıklarla gidilerek saat 08:00’den 16:00’ya kadar bir günlük gözlem yapılmıştır. Arazide video kamera, dürbün ve doğrudan gözlem yoluyla kuş türlerinin ve habitatlarının kayıtları alınmıştır. 222 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Şekil 1. Kızılırmak vadisinde tespit edilen istasyonları (I-V) gösteren harita I. İstasyon: Bu istasyonda Kızılırmak yatağı oldukça genişlemiş olup üzerinde yapay göletler ve küçük adacıklar oluşmuştur (Şekil 2). Bu bölgede meyve ağaçları ve tarım arazileri bulunmaktadır. Genel bitki örtüsü söğüt (Salix alba), iğde (Eleagnus angustifolia), kavak (Populus alba), ılgın (Tamarix sp.), sazlık ve çalılıklardan ibarettir. Bazı yerlerde meşe (Querqus sp.), ardıç (Juniperus communis) ve geven (Teucrium polium) bulunmaktadır. Şekil 2. Kızılırmak’ta yer yer oluşan gölcük ve adacıklar 223 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org II. İstasyon: Bu istasyonda araştırma alanı 5 km’lik bir mesafeyi kapsamaktadır. Kızılırmak nispeten genişlemiş bir yatağa sahiptir. Buradaki bitki örtüsü söğüt (Salix alba), iğde (Eleagnus angustifolia), kavak (Populus alba), ılgın (Tamarix sp.), böğürtlen (Rubus caesius) ve sazlıkdan (Phragmites sp.) oluşmaktadır. Alanda meşe (Querqus sp.), ardıç ((Juniperus communis) ve çalı formu seyrektir. III. İstasyon: Kırıkkale-Kırşehir güzergahına yakın, sebze ve meyve bahçelerinin bulunduğu bu alanda park, fabrika, rafineri yer almaktadır. Bu istasyonda Kızılırmak üzerinde gölet ve adacıklar oluşmuş ve söğüt, iğde ağaçları ile sazlık alanlar da bulunmaktadır. IV. İstasyon: Bu istasyon Keskin’in Ceritkale Köyü’nde kaynak suyu bulunan bir tarım arazisi ile çevresindeki söğütlük bir alanı kapsamaktadır. Kayalık bir vadinin yamaçlarında seyrek meşe, kavak, bazı meyve ağaçları ve çalılar yer almaktadır. V. İstasyon: Irmak kıvrılarak genişçe bir sulak alan oluşturmuş ve bu alanın etrafı tarım arazisi olarak kullanılmaktadır. Burada Kızılırmak sazlık bir alanla kayalık bir alanın arasından geçmektedir. 3. BULGULAR Kuşlar için sulak alanlar en güzel habitatları oluşturmaktadır. Kızılırmak 1180 km uzunluğu ile Türkiye’nin en uzun nehridir. Bu nehir Kırıkkale’ye ekonomik, ekolojik ve sosyal bazı değerler sunmaktadır. Bu anlamda Kırıkkale’de bir Kırıkkale Rafinerisi (TÜPRAŞ), elektrik ve içme suyu temin eden Kapulukaya barajı ve bazı fabrikalar yer almaktadır. İç Anadolu bölgesi’nin tipik iklim ve bitki örtüsüne sahip Kırıkkale Kızılırmak ile çok farklı bir ekosistem kazanmıştır. Kızılırmak’ın Kırıkkale’ye kazandırdığı kuş faunasını belirlemek için tespit edilen beş istasyonda araştırma yapılmıştır. Bu istasyonlarda kuşlara yönelik bazı tehditler ele alınmıştır. I. İstasyon: Irmak yatağının genişlemesi sonucu yer yer göletler oluşmuştur. Bu alandaki sazların kesilmesi veya yakılması sonucu kuşların habitatları yok edilmektedir. Türlerin biyolojik aktiviteleri açısından alanın korunması oldukça önemli olup kuşlar üreme faaliyetleri için tahrip olan habitatlarını terk etmek zorunda kalmaktadır. Irmak içinde ikisi faaliyet halinde beş kum ocağı bulunmaktadır. Bu bölgede avcılılığın da devam ettiği ve kuş barınaklarının her zaman ayak altında kalma riski ile karşı karşıya kaldığı saptanmıştır. Tarım arazilerinin ırmak yatağına çok yakın olması Kızılırmak kuşları için tehdit oluşturmaktadır. Arazide verimi arttırmak için kullanılan gübre ve tarım zararlılarından korunmak için kullanılan kimyasallar zamanla ırmak suyuna karışmakta ve Kızılırmak’ın kirlenmesine sebep olmaktadır. Irmağın kenar bitkileri yakılmak veya kesilmek suretiyle riperyan bitki örtüsü yok edilmektedir. Bu alandan 56 kuş türü tespit edilmiştir. II. İstasyon: Irmak kıyısı boyunca uzanan arazilerde kavun, karpuz, kabak, ayçiçeği ve şeker pancarı yetiştirilmektedir. Bu bölgede de yoğun olarak kullanılan tarım ilacı ve gübre zamanla ırmak suyuna karışmaktadır. Kum ocaklarından kaynaklanan bozulmanın yanı sıra nehire endüstriyel atık, evsel artık ve çöp bırakılmakta ve bunlar su ile birlikte taşınmaktadır. Kuşların yuvalandığı ağaçlık alanda yakacak temin etmek için sık sık kesim yapılmaktadır. Bu bağlamda bölgede antropolojik etkiler oldukça yaygındır. Burada ölü bir küçük batağan (Tachybaptus ruficollis)’a rastlanmıştır. Bu alandan 64 kuş türü tespit edilmiştir. III. İstasyon: Makine ve Kimya Endüstrisi (MKE) tesislerinin baca gazları ve atıkları çevrede hava, toprak ve su kirliliğine sebep olmaktadır. Alanda evsel atıklara, çöp ve moloz yığınlarına da 224 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org rastlanmaktadır. Kızılırmak yatağına kenar şeridi boyunca hafriyat boşaltılmaktadır. Bu malzeme kuşlar için önemli olan vejetasyon örtüsünü yok etmekte ve nehir suyunu kirletmektedir. Baraj suyunun kesilmesi sonucu ırmak yatağı tamamen kurumakta ve birçok sucul canlı ölmektedir. Alanda ölü bir balaban (Botaurus stellaris) bulunmuştur (Şekil 3). Bu alandaki yaban ördekleri çok sayıda avcıyı buraya cezbetmektedir. Bu alandan 45 kuş türü tespit edilmiştir. Şekil 3. Ölü bir balaban (Botaurus stellaris) IV. İstasyon: Bu alanın çevresindeki yerleşim alanlarında yoğun olarak hayvan besiciliği yapılmaktadır. Anız yakılması, çalılık alanların kesilmesi veya yakılması kuşların habitatlarını daraltmaktadır. Avcılığın yasaklandığı mevsimlerde de kaçak avcılık yapıldığı saptanmıştır. Bu alandan 52 kuş türü tespit edilmiştir. V. İstasyon: Köprüköy mevkii su kuşları için önemli bir alan olduğundan avcılar bu bölgeyi daha çok tercih etmektedir. Irmak suyunun durgun kısımlarında çöpler yığınla birikerek suda sürekli kirletici unsurlar kalmaktadır. Bu alandaki sazlar yakılarak kuşların yuvaları yok edilmektedir. Bu alandan 68 kuş türü tespit edilmiştir. Üç aylık sürede yapılan 23 arazi çalışması sonucunda istasyonlarda kuşlara yönelik bazı tehditler tespit edilmiştir (Tablo 1). Tablo 1. Kızılırmak’taki kuşlara yönelik tespit edilen doğrudan veya dolaylı tehdit faktörleri (Tehdit bilgisi tablosu Onmuş (2008)’dan uyarlanmıştır) Tehdit Bilgisi Aşırı otlatma Tarımsal genişleme Kaçak avcılık Kirli su deşarjı Çöp ve moloz dökme Sanayileşme Kentleşme Sazlık yakma Ağaç kesme ve yakma Yaban hayvanlarını rahatsız etme Kum alımı I. İstasyon II. İstasyon III. İstasyon X X X X X X X X X X X X X X X X X X IV. İstasyon X X X X X V. İstasyon X X X X X X X X X 225 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Kırıkkale Kızılırmak vadisinde yapılan gözlemler ve araştırmalar neticesinde 5 istasyonda 30 familyadan toplam 116 tür tespit edilmiştir (Tablo 2). Tablo 2. Kırıkkale Kızılırmak vadisinde tespit edilen türler 10 22 34 23 1 25 23 28 28 44 V. İstasyon 36 54 8 43 IV. İstasyon 2. .1 0. .1 1. .1 1. .1 2. .1 10 2. .1 20 0. .1 1. 18 10 .1 2. 10 2. .1 2. .1 0. .1 1. .1 1. .1 2. .1 2. .1 1. .1 1. .1 26 III. İstasyon 1. .1 2. .1 15 II. İstasyon 0. .1 1. .1 Tachybaptus ruficollis Podiceps cristatus Podiceps grisegana Podiceps nigricollis Phalacrocorax carbo Botaurus stellaris Ixobrychus minutus Nycticorax nycticorax Egretta garzetta Egretta alba Ardea cirenea Cygnus columbianus Tadorna ferruginea Tadorna tadorna Anas crecca Anas plathyrnchos Anas querquedula Anas clypeata Netta rufina Aythya ferina Aythya nyroca Aythya marila Melanitta fusca Mergus merganser Circus aeruginosus Circus pygargus Accipiter gentilis Accipiter nisus Buteo buteo Buteo rufinus Buteo lagopus Aquila chrysaetos Hieraaetus fasciatus Falco naumanni Falco tinnuculus Alectoris chukar Alectoris graeca Rallus aquaticus Gallinula chloropus Porphyrio porphyrio Fulica atra Calidris minuta Gallinago gallinago Tringa ochropus Xenus cinereus Actitis hypoleucos Larus cachinnans Larus ridibundus Columba livia Streptopelia decaocta Athene noctua Alcedo atthis Upupa epops Picus viridis I. İstasyon .1 0. .1 İstasyonlar Türler / Gözlem tarihleri 27 30 5 6 6 28 11 4 11 1 1 3 1 4 4 7 2 1 2 4 6 8 8 10 10 7 24 11 15 10 8 2 1 4 13 21 5 1 23 16 3 10 6 6 7 3 2 2 3 1 1 3 1 1 3 1 106 2 3 13 51 2 2 26 140 509 302 151 2 3 6 3 5 8 21 57 101 2 2 28 3 4 2 1 1 1 9 4 6 7 3 2 1 1 5 1 1 1 1 12 3 1 1 6 2 1 1 4 5 4 4 1 1 1 2 2 2 1 3 2 4 2 1 2 1 3 4 7 2 2 1 1 1 1 1 8 22 15 1 2 1 1 1 1 3 1 1 18 1 2 4 18 16 12 29 21 29 55 48 34 15 40 21 19 37 1 1 15 155 211 393 330 177 840 540 557 419 39 231 160 231 15 126 1116 1425 2442 3023 2 2 48 2 1 1 3 2 6 5 6 5 4 5 7 1 10 1 4 2 7 1 3 3 2 7 7 11 1 14 7 12 1 1 3 2 5 3 52 134 368 241 363 630 2530 2130 2367 1626 75 69 55 120 304 5 37 184 161 174 107 116 40 3004 51 7 30 35 23 9 16 579 64 22 17 34 2 1 4 1 3 1 8 2 4 27 3 33 1 69 7 290 212 3 11 21 1 1 4 5 2 11 18 7 18 9 5 1 2 1 1 1 226 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Dendrocopos major Dendrocopos syriacus Melanocorypha calandra Galerida cristata Lullula arborea Alauda arvensis Anthus campestris Anthus cervinus Anthus spinoletta Motacilla flava Motacilla cinerea Motacilla alba Trglodytes troglodytes Erithacus rubecula Luscinia megarhynchos Luscinia svecica Phoenicurus ochruros Phoenicurus phoenicurus Saxicola torquata Oenanthe isabellina Oenanthe oenanthe Monticola saxatilis Turdus merula Turdus viscivorus Turdus pilaris Turdus philomelos Cettia cetti Acrocephalus melanopagon Phylloscopus collybita Phylloscopus trochilus Regulus ignicapillus Ficedula parva Ficedula hypoleuca Aegithalos caudatus Parus ater Parus caeruleus Parus major Sitta neumayer Remiz pendulinus Garrulus glandarius Pica pica Corvus monedula Corvus frugilegus Corvus corone Corvus corax Sturnus vulgaris Passer domesticus Passer hispaniolensis Passer montanus Petronia petronia Serinus serinus Fringilla coelebs Carduelis chloris Carduelis carduelis Carduelis spinus Carduelis cannabina Coccothraustes coccothraustes Emberiza citrinella Emberiza cia Emberiza cirlus Emberiza schoeniclus Miliara calandra 1 4 3 8 11 2 1 6 5 3 5 20 4 42 26 12 334 28 5 30 30 6 3 1 49 24 15 12 3 18 1 1 4 3 12 16 11 12 13 13 2 1 3 1 1 1 1 4 9 4 3 8 15 1 1 4 1 4 12 2 3 37 2 34 1 2 3 18 3 4 1 1 1 1 1 1 1 1 3 1 19 1 1 1 1 6 2 2 8 1 10 1 1 1 2 1 6 6 1 1 5 9 2 16 9 2 1 12 3 7 5 6 5 5 1 14 27 2 7 20 13 11 10 3 15 1 3 1 6 2 2 2 24 2 10 1 1 5 5 40 18 2 3 3 7 7 2 2 2 4 12 7 2 2 1 1 1 22 55 25 7 2 2 6 3 9 4 8 4 4 1 4 1 16 5 4 4 3 3 19 29 14 27 64 48 125 2000 1 37 5 7 2 2 72 97 68 83 98 1 1 100 15 55 83 64 54 88 13 12 14 14 1 42 90 89 57 36 8 13 30 110 610 12 48 31 47 2 60 60 200 2000 2000 3 11 5 66 15 50 65 40 160 260 150 150 165 20 5 15 50 33 62 31 8 70 35 135 200 10008 500 88 66 22 112 598 16 233 350 210 83 255 8 3 2 15 20 300 50 25 125 217 10 25 5 27 11 70 18 4 11 42 56 63 16 12 104 223 33 11 23 237 8 90 2 8 137 4 85 14 277 70 213 11 5 100 20 200 1 2 5 4 3 6 18 58 65 97 63 19 116 255 1 70 15 40 77 6 33 30 56 1 20 1 20 25 7 2 11 5 10 3 15 1 227 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org 4. TARTIŞMA ve SONUÇ Kırıkkale Kızılırmak vadisinde yapılan gözlemler ve araştırmalar neticesinde 5 istasyonda 30 familyadan toplam 116 tür tespit edilmiştir. Yapılan gözlemlerde kuş türlerini olumsuz etkileyen bazı faktörler belirlenmiştir. Gregory ve ark., (2004), habitatların korunması ve düzenlenmesinde mevcut indikatörlerin esas alındığını ve belli bir alandaki ötücü kuşların varlığının biyoçeşitliliğin bir göstergesi sayıldığını ifade etmişlerdir. Franklin (1993), doğal kaynakların korunmasında kuş türlerinin biyolojik ve ekolojik özelliklerinden faydalanıldığını kaydetmiştir. Gözlemleriniz araştırma alanındaki kum ocaklarının, evsel ve kimyasal atıkların tehditi ile habitat kayıplarının olması halinde kuşların zarar görebileceği ihtimalinin çok yüksek olduğuna işaret etmektedir. Şekerçioğlu ark., (2004) habitat, bölge, coğrafi durum, vücut büyüklüğü, kuluçka büyüklüğü ve evrimsel gelişim gibi faktörlerin türlerin dağılımını etkilediğini rapor etmektedir. Kızılırmak biyolojik ve ekolojik özellikler açısından türlerin temel ihtiyaçları olan barınma, beslenme ve üremenin gerçekleşmesine imkan vermektedir. Ancak alanda belirlenen tarımsal aktivite, avlanma, ırmak kenarının hafriyatla doldurulması, saz kesimi ve yakılması gibi olumsuzlukların ortadan kaldırılması veya azaltılması halinde türlerin fazla zarar görmesi engelenebilecektir. Sulak alanlarda su rejimine yapılan müdahalelerin türleri olumsuz etkilediği bilinmektedir. Kirli su deşarjı birçok istasyonda tespit edilmiştir. Yaşam kaynağı olan su rezervuarlarının kirletilmesi habitat kayıplarına neden olmaktadır. Ayrıca barajla kesilen su Kızılırmak mecrasında beslenen kuşlara ve onlara av olan canlılara ciddi oranda zarar vermektedir. Yapılan birçok çalışmada sulak alanların estetik, dinlenme, eğlenme, avlanma ve spor gibi aktivitelerin gerçekleştirilmesine imkan verdiği vurgulanmıştır. Bu özelliklere sahip alanları gelecek kuşaklara aktarmanın tek yolunun, ekosistemlerin korunması olduğu vurgulanmıştır. Sonuç olarak çalışmada tespit edilen tür ve habitat kaybını önlemek için belirlenen tehditlerin ortadan kaldırılması veya azaltılması gerekmektedir. Bunun için ulusal ve uluslararası düzeyde işbirliğine ihtiyaç olacaktır. Yerel halkın da devreye sokulması durumunda Kızılırmak’ın sürdürülebilir habitat gereksinimleri kuşlarıyla birlikte korunmuş olacaktır. 5. KAYNAKLAR Franklin, J.F., 1993. Preserving Biodiversity: Species, Ecosystems or Landscapes. Ecological Applications, 3(2): 202-205. Gregory, R.D., Noble, D.G., Custance, J., 2004. The state of play of farmland birds population trends and conservation status of lowland farmland birds in the United Kingdom. İbis, 146 (Suppl. 2), 1–13. Mikusiński, G., Angelstam, P., 2004. Occurrence of mammals and birds with different ecological characteristics in relation to forest cover in Europe-do macroecological data make sense. Ecological Bulletins, 51: 265–275. Onmuş, O., 2008. Gediz Deltası’nda üreyen su kuşu türlerinin yuvalama alanlarının izlenmesi ve bu kolonilerin yönetilmesi [Monitoring and management of colonially breeding waterbirds at the Gediz Delta]. Ege Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü Doktora Tezi, 1-207, İzmir. Owens, I.P.F., Bennett, P.M., 2000. Ecological basis of extinction risk in birds: Habitat loss versus human persecution and introduced predators (www.pnas.org/cgi/doi/10.1073/pnas.200223397). Şekercioğlu, Ç.H., Daily, G.C., Ehrlich, P.R., 2004. Ecosystem consequences of bird declines (www. pnas.org/cgi/doi/10.1073/pnas.0408049101). 228 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Ekşisu Sazlığı (Erzincan) Oluşumu, Sorunlar ve Çözüm Önerileri 1 1 Murat SUNKAR , 2 Pınar TAŞKIRAN Fırat Üniversitesi, İnsani ve Sosyal Bilimler Fakültesi, Coğrafya Bölümü, ELAZIĞ 2 Erzincan Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü, ERZİNCAN ÖZET Bu çalışmada; Erzincan’ın doğusunda yer alan Ekşisu Sazlığı’nı tehdit eden doğal ve beşeri olaylar değerlendirilmiştir. Bu sulak alan, Kuzey Anadolu Fayı (KAF) üzerinde yer almakta olup oluşumunda bu fayın hareketi önemlidir. KAF aynı zamanda Ekşisu Sazlığı’nı besleyen sıcak ve soğuk su kaynaklarının oluşmasında etkilidir. Erzincan Ekşisu Sazlığı, şifalı suları, kuşları ve Dünya’da başka yerde yetişmeyen Erzincan Sütotu Bitkisi (Sonchus erzincanicus) ve çevresindeki tarihi yerleşme alanları ile önemli bir sulak alandır. Bu sulak alan Erzincan il merkezine yakın olması nedeniyle günümüzde önemli bir mesire alanı olarak kullanılmaktadır. Son yıllarda yapılan bazı bilinçsiz çalışmalar sonucunda sazlığın büyük bölümü yok olmuştur. Kalan bölümü de yok olma tehlikesi altındadır. Sazlığı besleyen havzalarda sürdürülmekte olan ekonomik faaliyetler ve yapılaşma bu tehlikelerin başında gelmektedir. Beşeri olaylar dışında akarsu aşındırma ve biriktirme faaliyetleri de Ekşisu Sazlığı’nın bozulmasında etkili olmaktadır. Sazlığa dökülen Allahmedet ve Acım dereleri, sazlığı geri kazanılmamak üzere hızlı bir şekilde doldurmaktadır. Sulak alanda yaşanan bozulmaları havza ölçeğinde yapılacak planlama çalışmaları ile durdurmak mümkün görünmektedir. Bu konuda yapılacak işlerin başında Allahmedet Dere’nin ıslahı gelmektedir. Anahtar kelimeler: Erzincan Ovası, Ekşisu Sazlığı, Erzincan Sütotu, Doğal Koruma Alanı ABSTRACT In this study evaluated natural and man made happenings that threat Ekşisu Marshes in easternpart of Erzincan city. This marshyland is placed on North Anatolian Fault (NAF), and movement of fault resulted in its occurance. NAF is also important for hot and cold waterspring to appear, which feeds Ekşisu Marshes. It is also important for it is medicinal water, birds, endemic plant Sonchus Erzincanicus and the historical places near Ekşisu. Ekşisu Marshes has been used for a picnic area as it is near city. A large part of the marshy area has been destroyed as a result of uncoscious works and activities. The remaining area is under the threat of extinction. Economical activities and construction works stil go on in the basins that supports this marshy area are the main threats. Apart from human activities deposits and erosion in streams are effective on damaging the rushy. The streams of Allahmedet and Acım flowing in Ekşisu Marshes have been filling this area in unreversable way. The devastation in this area seem to be prevented through plans as to the basin scale. The amelioration of Allahmedet stream is the primary activity for this area. Keywords: Erzincan Plain, Ekşisu Marshes, Sonchus Erzincanicus, Natural Conservation Land. 1. GİRİŞ Ekşisu Sazlığı, Erzincan’ın 11 km doğusunda ve Erzincan Ovası’nın kuzeydoğusunda yer almaktadır (Şekil 1). Türkiye’nin önemli sulak alanlarından birini oluşturan Ekşisu, sıcak ve soğuk su kaynakları ile beslenmektedir. Şifalı suları, kuşları, endemik Erzincan Sütotu (Sonchus erzincanicus) bitkisi, yüzen adaları ve çevresindeki tarihi yerleşme alanları ile önemli bir sulak alandır. Esence (Keşiş) Dağları güneyinde Kuzey Anadolu Fay Zonu (KAFZ) üzerinde yer alan bu sulak alan yaklaşık 2 15 km ’lik alan kaplamaktadır. 229 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Şekil 1: Ekşisu Sazlığı’nın lokasyon haritası Sulak alan kavramı geniş bir sahayı kapsamakla beraber, Türkiye’nin de taraf olduğu Ramsar Sözleşmesi’nde; doğal veya yapay, devamlı veya geçici, suları durgun veya akıntılı, acı veya tuzlu, denizlerin gel-git hareketlerinin çekilme devresinde 6 m’yi geçmeyen derinliğe sahip kesimlerini kapsayan, bataklık, turba veya suyla kaplı alanların tümüdür (Ramsar Convention Bureau, 1992). Sulak alan kısaca, suyun birinci derecede bir faktör olarak çevreyi ve buna eşlik eden doğal bitki ve hayvan hayatını kontrol ettiği alanlardır (Çevre Bakanlığı, 2010). Genel olarak sulak alan; Sucul bitkilerin yani su isteği fazla olan higrofillerin yetiştiği, dolayısıyla sürekli veya yılın büyük bir bölümü su altında kalan alanlar olarak ifade edilebilir (Atalay, 2008). Sulak alanlar, bulundukları bölgedeki su rejimini dengeleyen ve çok zengin biyolojik değerlere sahip olan ekosistemlerdir. Türkiye iklim ve jeomorfolojik özellikleri nedeniyle sulak alan açısından önemli bir potansiyele sahiptir. Ancak mevcut alanlar yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Bu nedenle farklı bilim dallarının ilgi odağını oluşturmakta olup konu ile ilgili çok sayıda çalışma yapılmıştır (Güney, 1995; Tuzlu, 2002; Gürer ve Yıldız, 2003; Yazıcı ve diğ., 2003; Korkanç, 2004; Gündoğdu ve diğ., 2005; Gürbüz ve diğ., 2008; Sütgibi, 2008; Özdemir ve Bahadır, 2009; Deniz ve diğ., 2010; Kara ve Deniz, 2010;) Erzincan Ovası, kuzeyde Esence (Keşiş) Dağları, güneyde Munzur Dağları ile sınırlandırılmış ortalama 1200 m yükseltilerinde kabaca elips şeklinde bir ovadır. Ovanın günümüzdeki görünümünü alması Pliyosen sonu Kuvaterner başlarına rastlamaktadır. Ova tabanı ile dağlık alanlar arasında nispi yükseltinin fazla olması, kuzeyde volkan konileri, sıcak ve soğuk su kaynaklarının varlığı, Erzinvan Ovası ile kuzeyindeki Esence Dağları arasındaki 200-250 m’lik atım ovanın oluşumunda fayların önemli olduğunu göstermektedir (Akkan, 1961; 1964). 230 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Erzincan Ovası’nın kuzeyinde yer alan Ekşisu Sazlığı’nın oluşumunda da faylar birinci derecede etkilidir. Sazlığın bulunduğu alan alüvyal örtü altında kalan fayın hareketine bağlı olarak kısmen çökmüştür. Yine bu fayların hareketi sonucunda sazlığı güneyden sınırlandıran Saz Tepe (1201 m) volkan konisi oluşmuştur. Böylece ovanın kuzeyinde KB-GD doğrultusunda az çukur bir alan belirmiştir. Kaynağını dağlık alanlardan alan akarsuların getirmiş olduğu killi malzeme bu çukur alanda birikerek geçirimsiz bir zemin oluşturmuştur. Taban suyunun da yüksek olması bu zemin üzerinde yağışlı dönemlerde geniş alanlı bataklıkların oluşmasına ortam sağlamıştır. Fakat Akkan’ın (1964) da belirttiği gibi fay kaynakları (Ekşisu, Horhor, Acısu) sazlığın beslenmesinde önemlidir. DSİ tarafından farklı tarihlerde tarımsal arazi ve mera alanı kazanmak için Ekşisu Sazlığı’nın önemli bir bölümünde kurutma çalışmaları yapılmıştır. Bu amaçla yapılan kurutma kanalları ovada önemli bir yer tutmaktadır. Bataklık alanların kuruması doğal olayların, kurutulması ise beşeri müdahalelerin bir sonucudur. Gerekli hassasiyet gösterilmeden bataklıkların kurutulması ile flora ve faunanın yok edilmesi bir ölçüde ekolojik dengenin bozulması demektir. Gerekli etütler yapılmadan bataklık alanlarının kurutulması sonrasında önemli sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle kurutma işleminden önce bataklık alan ve çevresinin coğrafi açıdan analiz edilmesi gereklidir. Bu kapsamda jeolojik, jeomorfolojik, hidrolojik ve biyolojik özelliklerin değerlendirilmesi gereklidir. (Biricik, 2009). Ekşisu sazlık alanında yapılan kurutma çalışmalarında gerekli etütler yapılmadığı için çok ciddi sorunlar ortaya çıkmıştır. Bu sorunların bir bölümü kısa sürede alınacak tedbirlerle çözülecek boyuttadır. Bu çalışmada; Ekşisu Sazlığı’nın kurutulması sonrasında yaşanan sorunlar ve bunlara çözüm önerilerinde bulunulmuştur. 2. EKŞİSU SAZLIĞI’NIN OLUŞUMU VE EKOLOJİK ÖZELLİKLERİ Ekşisu Sazlığı’nın oluşumu, içerisinde yer aldığı Erzincan Ovası’nın oluşumu ile paralellik göstermektedir. Erzincan Ovası, KB-GD doğrultusunda kuzey ve güneyden yüksek dağlık alanlarla sınırlandırılmış elips şeklindedir (Şekil 1). Kuzey ve güneyden faylarla sınırlandırılmış olması ovanın oluşumunda tektonik hareketlerin etkili olduğunu göstermektedir. Erzincan Ovası, Munzur Dağları ile Esence Dağları arasında senklinal karakteri zayıf bir grabene karşılık gelmektedir (Akkan, 1964). Ovada yaşanan çökme ve depremler oluşumunun devam ettiğini gösteren önemli olaylardır. Ekşisu Sazlığı’nın bulunduğu saha Erzincan Ovası’nın en alçak alanını oluşturmaktadır (Akkan, 1964; Hayli, 2002). Ovayı kuzeyden sınırlandıran KAF, ovanın oluşumunda önemli rol üstlendiği gibi Ekşisu Sazlığı’nın oluşumunu da sağlamıştır. Bu fayın hareketi sonucunda Ekşisu Sazlığı’nın bulunduğu alanda bir dizi çökmeler yaşanmıştır. Fay hattı üzerinde yaşanan bu çökmelerle birlikte sazlığın güneyinde volkanik malzeme, kuzeyinde ise sıcak su ve maden suyu kaynakları çıkmıştır (Şekil 2; Foto 1). Kaynağını kuzeyde bitki örtüsünden yoksun ve kolay ayrışabilen serpantinlerin yüzeylediği Esence Dağları’ndan alan Allahmedet Dere gibi akarsular çöken alanları doldurmaktadır (Şekil 2). Kaba malzemenin eteklerde, killi yapıdaki ince malzemenin çöken alanlarda biriktirilmesiyle adeta geçirimsiz bir yüzey oluşturulmuştur. Bu alanın kaynak ve dere suları ile doldurulmasıyla Ekşisu Sazlığı oluşmuştur. Sazlığın KB-GD doğrultusunda uzaması ve Büyük Çakırman-Buğdaylı arasında kalan bölümünün doldurulmuş olması sazlığın oluşumunda alüvyonlar altında kalan fayın etkili olduğunu göstermektedir. 231 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Şekil 2: Ekşisu Sazlığı (Erzincan) ve çevresinin jeoloji haritası (Tarhan, 2007) Ekşisu Sazlığı KAF üzerinde yer alan Ekşisu, Horhor, Acısı, Söğüt Pınarı, Tekiteli Pınarı, Kaynarca Pınarı, Kıvranbuk Pınarı, Hıdırellez Pınarı ve Yedigözeler gibi önemli fay kaynaklarından beslenmektedir. Fay kaynakları dışında kaynağını Esence Dağları’ndan alan ve bir bölümü mevsimlik olan Koca Dere, Başgöze Dere, Allahmedet Dere, Bağırsağın Dere ve Sudere ile beslenmektedir. Kar ve yağmur suları ile beslenen bu akarsular sazlığa büyük miktarda sediment ve özellikle kil taşımaktadır. Böylece sulak alan bir yandan beslenirken diğer taraftan dolarak bozulmaktadır. Ekşisu Sazlığı’nın içerisinde yer aldığı Erzincan Ovası’nın Doğu Anadolu Bölgesi’nde yer almasına rağmen etrafı yüksek dağlarla çevrili olduğu için yıllık ortalama sıcaklığı 10°C’dir. Yine bu özelliği nedeniyle çevresine göre yıllık 365 mm’lik yağış almakta olup Doğu Anadolu Bölgesi’nde karasallığın en şiddetli hissedildiği alanlardandır (Akkan, 1963). 232 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Foto 1: Ekşisu Sazlığı ve güneyinde yer alan volkanik oluşumlu Saz Tepe Erzincan Ovası genelinde derinliği fazla olan kumlu ve milli alüvyal topraklar yer almaktadır. Ekşisu Sazlığı ise geniş ölçüde hidromorfik topraklardan oluşmaktadır. Sazlık büyük ölçüde sıcak su ve maden suyu kaynaklarınca beslendiği için tuzlu ve sodalı bir özellik kazanmıştır. Bu özelliği nedeniyle bataklık alanlarda yetişen türler dışında bitki yetişmesi sınırlanmıştır. Kurutma çalışmaları ile birlikte sazlığın batı bölümünde tuzlanmanın olduğu alanlarda halomorfik topraklar oluşmuştur (Atalay, 2006). Son yıllarda korunmasına karar verilen Ekşisu, önemli bir kuş barınağı ve biyoçeşitliliği fazla olan bir sulak alandır. Sazlıkta bataklık bitkilerinin yanında tuzcul ortama adapte olmuş çok sayıda bitki türü yetişmektedir. 1979 yılında Avrupa yaban hayatının korunmasına yönelik hazırlanan Bern Sözleşmesi’ne Türkiye 1984 yılında dahil olmuştur. Bu sözleşmeye göre Ekşisu Sazlığı korunması gerekli tuzcul bataklıklar konumuna girmektedir. Bunun yanında Dünya’da sadece Ekşisu Sazlığı’nda yetişen ve Bern Sözleşmesi’nin de ekinde yer alan Erzincan Sütotu’nun (Sonchus erzincanicus) tek yetişme alanıdır (Özhatay, 2006). 3. EKŞİSU SAZLIĞI’NDA GÖRÜLEN SORUNLAR Ekşisu Sazlığı, sahip olduğu relik ve endemik bitki türleri ile önemli bir kuş barınağıdır. Bu özellikleri nedeniyle ekolojik açıdan önemli ve korunması gereken sulak alanlardan biridir. Ekolojik açıdan önemli olan bu alan günümüzde kaderine terk edilmiş görülmektedir. Hatta yanlış planlamalar nedeniyle yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Çok yönlü tahribatın olduğu bu alandaki en önemli sorun DSİ tarafından farklı tarihlerde yapılan kurutma çalışmalarıdır (Yazıcı ve diğ., 2003). Sazlık çevresinde şimdiye kadar herhangi bir salgın hastalık (sıtma vb.) görülmeyip, kurutma çalışmaları tamamen ekonomik kaynaklıdır. Mera ve tarım alanı kazanmak için yapılan kurutma çalışmaları sonucunda sulak alanın batı bölümü tuzların birikmesiyle tamamen çoraklaşmıştır (Şekil 3). Biriken tuzlar kurak mevsimlerde görülen fırtınalarla çevreye yayılmakta ve bazı dönemlerde Erzincan’ı etkilemektedir (Yazıcı ve diğ., 2003; Özhatay, 2006). Kurutma çalışmaları dışında erozyon, mera hayvancılığı, yapılaşma, rekreasyon faaliyetleri, avcılık, hafriyat ve atık madde dökülmesi sazlık alanı tehdit eden diğer olaylardır. 233 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Şekil 3: Uydu görüntüsüne göre Ekşisu Sazlığı’nın genel durumu. Kurutma çalışmaları sonucunda sazlığın batı bölümü çoraklaşmıştır. Allahmedet Deresi’nin getirmiş olduğu malzeme sazlığı kuzeybatıdan hızla doldurmaktadır. Foto 2: Ekşisu Sazlığı’nı besleyen Horhor sıcak su kaynağının kaplıcada kullanılmasıyla ortaya çıkan kirlenme. A) Horhor Kaplıcası, b) Buhar basıncını düşürmek için yapılan tahliye, c-d) Kaplıcada kullanılan sıcak suların tahliyesi sonrasında kaplıca çevresinde yaşanan kirlilik. 234 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Ekşisu Sazlığı önce de belirtildiği gibi önemli ölçüde fay kaynağı ve mevsimlik akarsularla beslenmektedir. Sazlığı besleyen akarsuların bir bölümünün kanallara alınması bir bölümünün de yukarıdaki köyler tarafından sulamada kullanılması sazlığın beslenmesini etkilemektedir. Sazlığı besleyen sıcak su ve maden suyu kaynaklarının kullanımı beslenmeyi azaltarak sazlığın kurumasına yol açmaktadır. Horhor sıcak su kaynağının (33°C) Horhor Kaplıcası’nda kullanılması da sazlığın beslenmesini etkilemektedir. Kaplıca suları farklı şekilde tahliye edildiği için kaplıca çevresinde olumsuz çevre şartları yaşanmaktadır (Foto 2). Yukarıda sayılan özelliklerin dışında sazlığın kuzeyinde Esence Dağları’nın güney yamaçlarında yaşanan şiddetli erozyon doğrudan sazlığı tehdit etmektedir. Kaynağını bu alandan alan akarsular litolojinin de etkisiyle fazla malzeme taşımaktadır. Erozyon olayının taban arazilerde ortaya koyduğu en önemli olay taşkın ve birikmedir. Ekşisu Sazlığı çevresine göre alçakta yer aldığından, dağlık alanlardan taşınan malzeme hızlı bir şekilde sazlığı doldurmaktadır. Böylelikle Ekşisu Sazlığı, sahayı kaplayan kum ve çakıllardan ibaret bir birikim alanı haline gelmektedir (Mortan, 1991). Özellikle sağanak yağışların olduğu dönemlerde bu şekilde taşınan malzeme sazlık alanı doldurmaktadır. Sözkonusu bu aşınma ve birikme olayları sonucunda sazlığın Büyük Çakırman güneyinde kalan bölümü doldurulmuştır. Günümüzde ise Allahmedet Dere aşındırmış olduğu malzemeyi sazlığın göl olduğu alana kadar taşımaktadır (Şekil 3; Foto 3). Aşınma ve birikme faaliyetleri sonucu yaşanan tahribat en az kurutma faaliyetleri kadar önemlidir. Bu akarsuların havzalarında yapılan ağaçlandırma çalışmaları bu olayı önleyecek boyutta değildir. Foto 3: Kaynağını Esence Dağı’nın güney yamalarından alan Allahmedet Dere fazla sediment taşıyarak Ekşisu Sazlığını hızla doldurmaktadır. Ekşisu Sazlığı çevresinde yer alan kırsal nüfusun temel geçim kaynağını mera hayvancılığı oluşturmaktadır. Bataklık çevresindeki köylüler daha fazla mera alanı kazanmak için bataklıkların kurutulmasını arzu etmektedir. Esence Dağları üzerindeki mera alanlarının ot verimi litolojik yapı, yüksek eğim ve erozyon nedeniyle düşüktür. Dağlık alanlarda meraların sınırlı olması ova tabanındaki çayır, mera ve sulak alanların aşırı otlatılmasına neden olmuştur (Hayli, 1995). Erzincan Ovası’nı çevreleyen dağlık alanların bu genel durumu nedeniyle sürü sahipleri için en uygun otlatma alanı Ekşisu Sazlığı olarak görülmektedir (Foto 4). Mera hayvancılığının baskısıyla Ekşisu Sazlığı’nda yetişen relik ve endemik türler zarar görmektedir. 235 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Foto 4: Ekşisu Sazlığı ve çevresinde yayılan koyun sürüleri. Hayvan otlatmanın yanında çobanların zaman zaman ısınmak için sazları yakması, avcıların kuşların uçurmak için aynı şekilde sazları ateşe vermesi ve çeşitli amaçlar için kamış kesilmesi sazlığa zarar veren diğer faaliyetlerdir. Ekşisu Sazlığı, Erzincan’a yakın olduğundan son yıllarda sazlık alan çevresindeki yerleşmeler hızla büyümüştür. Bu büyüme, yapılaşma ve nüfus artşını da beraberinde getirmiştir. Yapılaşma ile birlikte dere yataklarına önemli ölçüde moloz dökülmektedir. Dökülen molozlar da yaşanan taşkınlarla sazlık alana taşınmaktadır. Sazlığın etkilenme bölgesinde son yıllarda tavuk çiftlikleri ve kum ocaklarında da artış görülmüştür. Ekşisu’nun Erzincan şehri için çok rağbet edilen bir mesire alanı olarak kullanılması da sazlığı etkilemektedir. Mesire alanında çevreye rast gele atılan çöpler kanallarla sazlığa taşınmaktadır. Kısaca sazlık alan çevresinde yaşanan gelişmeler sazlık alan üzerinde büyük bir baskı oluşturmaktadır. Öyle ki Üzümlü ilçesine giden yolun kurutulmuş alanda yapılması bile sazlığın bütünlüğünü bozmuştur. 4. SONUÇ VE ÖNERİLER Erzincan’ın doğusunda yer alan Ekşisu Sazlığı, Türkiye’deki önemli sulak alanlardan birini oluşturmaktadır. Ekşisu, sıcak, soğuk ve maden suyu kaynaklarınca beslendiği için şifalı suları, endemik Erzincan Sütotu (Sonchus erzincanicus) bitkisi ve çevresindeki tarihi yerleşme alanları ile önemli bir sulak alandır. KAF üzerinde faylanma sonucu oluşan bu sulak alan, bitki ve hayvan türleri yanında yüzen adaların oluşumu ile de ilginçtir. Erzincan Ovası’nda DSİ tarafından farklı tarihlerde bataklık alanların kurutulması kapsamında Ekşisu Sazlığı’nın önemli bir bölümü kurutulmuştur. Kurutma çalışmaları tamamen ekonomik olup yaşanmış olan herhangi bir salgın hastalığa bağlı değildir. Mera ve tarım alanı için yapılan bu çalışmada sazlığın batı bölümü tuzlanmıştır. Bozulan bu alanlardan faydalanılamadığı gibi kurak mevsimlerde de Erzincan şehrini etkileyen toz fırtınalarına kaynaklık etmektedir. Kurutma çalışmaları dışında sazlığın yok olmasında önemli olan diğer faktör erozyondur. Kaynağını Esence Dağları’ndan alan Allahmedet gibi dereler taşkın dönemlerinde getirdiği malzeme ile sazlığı doldurmaktadır. Bu olayların dışında sazlık çevresinde sürdürülmekte olan mera hayvancığı, avcılık ve bilinçsiz saz kesimi diğer önemli sorunlardır. Sazlık alan Erzincan’a yakın olduğu için son yıllarda hızlı yapılaşmaya maruz kalmıştır. Bu yapılaşma sonucunda sazlık alan çevresinde tavuk çiftlikleri, kum ocakları ve diğer inşaat 236 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org şantiyelerinde artış gözlenmiştir. Bunların faaliyetleri de sazlığı etkilemektedir. Ekşisu kaynak alanında kurulan mesire alanı ve kaplıcanın kullanımı çevrenin bozulması ve kirlenmesine yol açmaktadır. Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından koruma alanı ilan edilmiş olmasına rağmen yukarıda sayılan sorunlara yönelik ciddi tedbirler alınmamıştır. Son yıllarda DSİ tarafından sazlığın kurtarılmasına yönelik yapılan bazı çalışmalar ise yetersiz kalmaktadır. Sulak alan açısından önemli bir yeri olan bu alanın tamamen koruma altına alınarak turizme kazandırılması başta Erzincan olmak üzere ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacaktır. Ekşisu Sazlığı’nın korunması ve kurtarılması için açılan tahliye kanallarının bir bölümü kapatılarak kurutulmuş olanlar yeniden kazanılmalıdır. Sazlığa bağlanan akarsuların getirdiği malzemeler sazlık alana ulaşmadan yukarı havzada tutulmalıdır. Aşırı otlatma baskısından korumak için mera hayvancılığına kontrollü izin verilmelidir. 5. KAYNAKLAR Akkan, E., 1961, Erzincan Ovası’nda Son Tektonik Hareketler ve Bunların Morfolojideki Tesiri, Türk Coğrafya Dergisi, Sayı:21, Sayfa:125-135. Akkan, E., 1963, Erzincan Ovası’nın İklim Özellikleri, Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Yayınları Cilt: 21, Sayı: 3-4, sayfa: 79-103, Ankara. Akkan, E., 1964, Erzincan Ovası ve Çevresinin Jeomorfolojisi, Ankara Üniversitesi Dil ve TarihCoğrafya Fakültesi Yayınları Sayı:153, Ankara. Atalay, İ, 2006, Toprak Oluşumu, Sınıflandırılması ve Coğrafyası, Meta Basım Matbaacılık Hizmetleri, İzmir. Atalay, İ., 2008, Ekosistem Ekolojisi ve Coğrafyası, Meta Basım ve Yayın, Cilt: 2, İzmir. Biricik, A.S., 2009, Fiziki Coğrafya-Jeomorfoloji ile Hidrolojinin Temel Prensipleri ve Araştırma Yöntemleri, Gonca Yayınevi, Cilt:1. Çevre Bakanlığı, 2010, Ramsar Sözleşmesi El Kitabı, Çevre Bakanlığı Çevre Koruma Genel Müdürlüğü, 2. Baskı, Ankara. Deniz B., Kara B., Esbah H., Kutsal E., 2010, Bafa Gölü Tabiat Parkı Sulak Alan Ekosisteminin Sorunları ve Çözüm Önerileri, Türkiye’nin Kıyı ve Deniz Alanları VIII.Ulusal Konferansı, Sayfa: 451-460, Trabzon. Güney, E., 1995, Türkiye’de Sulak Alanların Çevre Sorunları, Türk Coğrafya Dergisi, Sayı: 30, Sayfa: 41-52 İstanbul. Gürer, İ., Yıldız, E., 2003, Türkiye’nin Sulak Alan Politikalarına Genel Bir Bakış: Sultan Sazlığı Sulak Alan Örneği, TMMOB 2. Su Politikaları Kongresi, Sayfa: 335-344. Gürbüz, M., Karabulut,M., Korkmaz, H., 2008, Gavur Gölü Bataklığı’nın Kurutulmadan Önceki Kültürel Ekolojisi, Sulak Alanlar Konferansı, 10-11 Temmuz, Kayseri. Hayli, S., 1995, Erzincan Ovası’nın Beşeri ve İktisadi Coğrafyası, Fırat Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, (Yayımlanmamış), Elazığ. Hayli, S., 2002, Erzincan Ovası’nda Genel Arazi Kullanımı, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 12, Sayı:1, Sayfa:1-24, Elazığ. Kara, B., Deniz, B., 2010, Büyük Menderes Deltası’nda Yaşanan Sorunların Delta Sulak Alan Sistemine Etkileri, Türkiye’nin Kıyı ve Deniz Alanları VIII. Ulusal Kongresi, Sayfa: 451-460 Trabzon. Korkanç, S.Y., 2004, Sulak Alanların Havza Sistemi İçindeki Yeri, ZKÜ Bartın Orman Fakültesi Dergisi, Cilt: 6, Sayı:6, Sayfa:117-126, Bartın. Mortan, K., 1991, Erzincan İli Stratejik Planı, Erzincan Valiliği, Cilt: 2, Erzincan. Özdemir, M.A., Bahadır, M., 2009, Çölleşme Sürecinde Acıgöl, İstanbul Üniversitesi Coğrafya Dergisi, Sayı:18, Sayfa:1-20 İstanbul. Özhatay, N., 2006, Türkiye’nin BTC Boru Hattı Boyunca Önemli Bitki Alanları, BTC Şirketi. Sütgibi, S., 2008, Doğal Ekosistemler Üzerinde İnsan Faaliyetlerinin Doğrudan ve Dolaylı Etkileri: Büyük Menderes Deltası, Marmara Coğrafya Dergisi, Sayı:18, Sayfa: 222-237 İstanbul. Tarhan, N., 2007, 1:100 000 Ölçekli Açınsama Nitelikli Türkiye Jeoloji Haritaları Serisi Erzincan-İ 43 Paftası, No: 48, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü Jeoloji Etütler Dairesi, Ankara. Yazıcı, H., Şahin, İ. F., Özdemir, Ü. Ve Başıbüyük, A., 2003, Erzincan Ovası Sulak Alanları, Sırrı Erinç Sempozyumu 2003, Coğrafya Genişletilmiş Bildiri Özetleri, 11-13 Eylül İstanbul. 237 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Kırsal Alan Faaliyetleri Etkisindeki Sulak Alanlar: Alınması Öngörülen Bilimsel ve Teknik Tedbirler Gülüzar Duygu SEMİZ , Havva Eylem POLAT , Alper Serdar ANLI Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü, 06110, Dışkapı / ANKARA ÖZET Mevcut su ve toprak kaynaklarını sürdürülebilir biçimde kullanmak, günümüz sulama ve tarım uygulamalarının vazgeçilmez unsurudur. Sulak alanların korunabilmesi ancak, su toplama havzasında yaşayan ve faaliyet gösterenlerin iştiraki ve suyun entegre yönetimi ile mümkündür. Bu kapsamda, AB-Ortak Tarım Politikaları son dönemde çevreyi de içine alarak tarım ve çevre entegrasyonunu sağlamıştır. Diğer taraftan tarım ve çevre uyumunun sağlanabilmesi için Çapraz Uyum Kriterleri geliştirilerek, tarımsal faaliyetlerin çevreye zarar vermesini önleyecek unsurlar geliştirilmektedir. Bu çalışmada, sulak alanların korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması çerçevesinde, suyun paydaşlarından olan kırsal çevrenin su yönetiminde görev ve sorumlulukları ile kırsal kalkınmayı da kapsayan bilimsel ve teknik yaklaşımlarla, karşılaşılabilecek sorunlar ve çözüm önerilerinin üzerinde durulacaktır. Anahtar sözcükler: sulak alan, kırsal alan, sulama, su kalitesi, yapay sulak alan, iyi tarım uygulamaları, tarım ve çevre ABSTRACT Providing the sustainability of soil and water recourses is vital for irrigation and other agricultural practices. Protection of wetlands is possible nothing but with full participating of the community who is sharing the recourses and with the integration of management practices. From this scope, EUCommon Agricultural Policy (CAP) currently aims to provide the integration of agriculture and environment. In order to built the compliance between agriculture and environment, cross compliance criteria is developed thus agricultural activities would not disturb the environment to some extent. The aim of the study is to reveal the challenges in water management in rural areas where is sharing the wetlands and responsibility of rural community in scope of rural development, besides technical and scientific recommendations are made. Key words: wetland, rural, irrigation, water quality, constructed wetland, good agricultural practices, agriculture and environment 1. GİRİŞ Türkiye'nin de taraf olduğu Ramsar Sözleşmesinde sulak alanlar "Doğal ya da yapay, sürekli ya da mevsimsel, tatlı, acı ya da tuzlu, durgun ya da akan su kütleleri, bataklıklar, turbalıklar ve gelgitin çekilmiş anında derinliği altı metreyi aşmayan deniz suları." olarak tanımlanmıştır. Sulak Alan Yönetim Planları, sulak alanların akılcı kullanımını sağlamak üzere koruma, kullanma, araştırma, izleme ve denetim gibi etkinliklerin ve tedbirlerin tümünü bütüncül bir yaklaşımla tanımlayan planlardır. Sürdürülebilir nitelikli olması istenen bu yönetim planları, ekosistem kapsamında tüm elemanların (su kaynakları, flora, fauna vb.) bağlı bulundukları ortamlarda, sistemin işleyişini etkileyecek değişiklikler yaratmadan ama günümüzün ve geleceğin gereksinimlerini de karşılayacak bir prensip ile yönetilmesi esasını içermektedir (Altunbaş 2008). Sulak alanları tehdit eden başlıca etmen, sulak alanı besleyen suyun miktar ve kalite olarak azalmasıdır. Sulak alanı besleyen suların miktarındaki azalmanın başlıca iki nedeni ise, a) sulak alanları besleyen yeraltı suyu, akarsu, dere ve pınarların kontrollü yada kontrolsüz biçimde farklı faaliyetler için kullanılarak, sulak alan minimum beslenme isteğinin karşılanamamasıdır, b) iklimsel nedenlerle, yetersiz yağış ve aşırı evapotranspirasyon sonucu sulak alan suyunun azalmasıdır. Sulak alanı besleyen suların kalitesini etkileyen unsurlar ise evsel, endüstriyel ve tarımsal faaliyetler sonucu suyun kalitesinin tamamen yada kısmen bozulmasıdır. 238 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Bu çalışmanın amacı, suyun paydaşlarından olan kırsal çevrenin su yönetiminde görev ve sorumlulukları, bu bağlamda karşılaşılabilecek sorunlar ve çözüm önerilerinin bilimsel ve teknik anlamda irdelenmesidir. Bu çalışmada, kırsal alandaki yaşamın ve tarımsal faaliyetlerin sulak alanlara etkileri, alınması gereken tedbirler ve çözüm önerileri bilimsel ve teknik çerçevede değerlendirilmiştir. 2. TÜRKİYE SU KAYNAKLARI VE SULAK ALANLARI Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2008 yılı verilerine göre, Türkiye’de 28 x 106 ha olan toplam tarım alanlarının 25.75 x 106 ha’ı sulanabilir özelliktedir. Diğer yandan, tüketici amaçlarla yararlanılabilecek su kaynakları potansiyeli yıllık toplam 112.9 x 109 m 3’tür ve bunun ancak 72 x 109 m 3’ü tarımsal sulamada kullanılabilecektir. Bu miktar ile 8.5 x 106 ha alanın sulanması hedeflenmektedir. Ayrıca, Türkiye’de sulama sistemi kurulmuş alan 5.28 x 106 ha’dır (Anonim 2008a). 6 Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2001 yılı genel tarım sayımlarına göre, Türkiye’de yaklaşık 3.5 x 10 ha alan sulanmaktadır ve sulanan alanın %81.7’sinde yüzey, %16.6’sında yağmurlama, %1.7’sinde ise damla sulama yöntemi uygulanmaktadır (Anonim 2001). Sulamaya ayrılabilir su kaynakları potansiyeli ve mevcut durumdaki sulama yöntemlerinin uygulama oranları göz önüne alındığında, diğer bir anlatımla, Türkiye’de halen uygulanan sulama teknolojileri iyileştirilmediğinde, hedeflenen 8.5 x 106 ha alanın sulanması olası değildir. Bu alan değerine ulaşabilmek için, sulama randımanı yüksek olan ve suyun daha etkin biçimde kullanıldığı, yağmurlama ve damla gibi basınçlı sulama yöntemlerinin yaygınlaştırılması, tekniğine uygun biçimde kullanılması ve basınçlı sulama yöntemlerinin kullanım oranlarının %70’in üzerine çıkartılması zorunluluğu vardır (Yıldırım 2008). Sulak alanlar, ekolojik anlamda farklı oluşumları ve değişik amaçlara hizmet eden işlevlerine göre çeşitli şekillerde sınıflandırılmıştır. Sulak alanların sınıflandırılmasıyla ilgili ilk çalışmalar, ABD’de başlamış ve pek çok sınıflandırma yapılmıştır (Yaşar-Korkanç 2004). Marsh (1991) sulak alanları hidrolojik koşullara ve coğrafi konuma bağlı olarak dört gruba ayırmıştır. Bunlar; ü Yüzeysel sulak alanlar, ü Yeraltı suyu sulak alanları, ü Nehir ve göl kıyısı sulak alanları, ü Yukarıdakilerin en az ikisini kapsayan kombine sulak alanlardır. Avrupa Birliği (Anonymous 1993) tarafından yapılan bir başka sınıflandırmada sulak alanlar 7 ana grupta toplanmıştır. Bunlar; ü Haliç ve deltalar, ü Tatlı su bataklıkları, ü Göller, ü Nehir ve taşkın ovaları, ü Turbalıklar, ü Kıyısal sulak alanlar, ü Yapay sulak alanlardır. Ramsar sınıflandırma sistemi ise sulak alanların hızlı bir şekilde belirlenmesini sağlayan ve kesin çerçevesi olan bir tanımlamayı içeren bir yapıdadır (Kabii, 2005). Temelde bunlar; ü Deniz ve kıyı sulak alanları, 239 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org ü Kara sulak alanları ü Suni sulak alanlar. İç sular, Türkiye alanının % 1,6’sını kapsamaktadır. 200 adet doğal gölün alanı yaklaşık 906.000 hektar olup, buna ilave olarak baraj göllerinin yüzey alanı 380.000 hektardır. Bu alanlardan 12’si (toplam 179.482 hektar alan) Uluslararası Ramsar Sözlesmesi gereğince koruma altına alınmıştır ve Çizelge 1’de gösterilmiştir (Anonim 2007). Burdur gölü küçük bir kapalı havzada yer alan ve göle güneybatıdan giriş yapan Bozçay’la birlikte birkaç küçük dereyle beslenen, tektonik bir göldür. Su kalitesi açısından incelendiğinde EİE verilerine göre 2005-2008 yılları arasında göl suyunun elektriksel iletkenlik değerlerinde önemli bir değişkenlik gözlenememiştir. Gözlenen en yüksek elektriksel iletkenlik değeri 33.5 dS/m iken en düşük değer 20.9 dS/m olarak saptanmıştır. Değerlerden de anlaşılacağı gibi göl suyu oldukça tuzludur. Ayrıca göl suyu bor konsantrasyonu açısından da oldukça yüksektir, bor seviyesi ortalama 15.97 mg/l düzeyindedir. Şekil 1’de Burdur gölünü besleyen en önemli akarsu olan Bozçay’ın 2005-2008 yılları arasında ölçülen elektriksel iletkenlik ve bor düzeyleri verilmiştir. Bozçay’ın elektriksel iletkenlik değeri 1.092 ile 0.642 dS/m arasında değişmekle beraber bor içeriği 0.1 mg/l ile son derece düşüktür. Çizelge 1. Türkiye Ramsar alanları. Ramsar alanı Bulunduğu il Kus (Manyas) Gölü BALIKESİR Burdur Gölü BURDUR Sultansazlığı KAYSERİ Seyfe Gölü KIRŞEHİR Göksu Deltası MERSİN Kızılırmak Deltası SAMSUN Uluabat Gölü BURSA Akyatan Lagünü ADANA Gediz Deltası İZMİR Yumurtalık Lagünü ADANA Meke Gölü KONYA Kızören Obruğu KONYA Yüz Ölçümü (ha) 16.800 24.800 17.200 10.700 15.000 21.700 19.900 14.700 14.900 19.853 202 127 179.482 TOPLAM EC, mS/m B, mg/L EC, mS/m 02.09.2008 06.05.2008 07.01.2008 05.11.2007 04.09.2007 03.07.2007 01.05.2007 05.03.2007 08.01.2007 14.11.2006 05.09.2006 07.07.2006 02.05.2006 07.03.2006 02.01.2006 08.11.2005 13.09.2005 1200 1000 800 600 400 200 0 04.07.2005 0,3 0,25 0,2 0,15 0,1 0,05 0 02.05.2005 Bor, mg/L Bozçay Bor ve EC değerleri Örnekleme Tarihi Şekil 1. Bozçay 2005-2008 yılları arasındaki, toplam elektriksel iletkenlik ve bor içerikleri (EİE verilerinden derlenmiştir). 240 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Dünyanın önemli sulak alanlarından olan ve Ramsar Sözleşmesi kapsamında değerlendirilen Gediz Deltası, sayısız kuş, balık ve pek çok hayvan türünün üreme alanı olarak doğal denge için son derece önemlidir. Ayrıca pek çok endemik bitkiye de ev sahipliği yapan delta doğal çeşitlilik bakımından önemli bir merkez durumundadır (Yılmaz vd 2008). Gediz Nehri, geçtiği havzanın ve İzmir Metropolü’nün su gereksinimini karşılamakta ve bu durum Gediz akiferinin aşırı kullanımına sebep olmaktadır. İzmir’in Menemen ve Foça ilçeleri arasından dış körfeze dökülen nehir, geçtiği alanlardan deşarj edilen evsel, endüstriyel ve tarımsal kirlilikleri toplayarak İzmir Körfezi’ne ulaşmakta ve körfezi kirleterek ekosistemin bozulmasına sebep olurken nehrin oluşturduğu sulak alan da (Gediz Deltası) yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır. Havzada gerçekleştirilen tarımsal faaliyetlere bakıldığında; bilinçsizce ve aşırı miktarlarda pestisit ve gübre kullanımı göze çarpmaktadır. Ayrıca, havza genelinde salma, tava, karık gibi yüksek su tüketimine yol açan yanlış sulama teknikleri kullanılmaktadır (Gündoğdu vd 2008). Gediz Nehrinin suyu ise bölgedeki tarımsal etkinliklerin can damarıdır.1940 yılında bölgede ilk sulama çalışmaları başlamış, daha sonra akarsuyun ve kollarının üzerine üç adet baraj (sulama ve enerji amaçlı) kurulmuştur (Anonim 2008b). Deltanın doğu ve kuzeydoğu istikametinde uzanan Menemen Ovasının sulanması amacıyla Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce, Aşağı Gediz Sulama Projesi başlatılmıştır. Proje ile, 23000 hektarlık alanda gerçekleştirilmekte olan toprak ıslahı ve sulama şebekeleri nedeni ile doğal sistem özellikle su rejimi açısından sekteye uğramış durumdadır. Ayrıca, deltada sulu tarıma geçilmesi ile birlikte alana yönelik olarak tarımsal kaynaklı kirlilik problemi gündeme gelmiştir. Son yıllardaki aşırı kuraklık ve Gediz Nehri’nin sularının önemli bir kısmının barajlarda tutulması ve sulamada kullanılması sonucu yeterli miktarda su deltaya ulaşamamaktadır. Bu nedenle, nehrin döküldüğü yerle dalyanlar arasında kalan geniş sazlık ve bataklıklar kuruma tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır (Yılmaz vd 2008). Uluabat Gölü 2001 yılında Ramsar Statüsü kazanmıştır. Gölü besleyen en önemli su kaynağı Mustafakemalpasa Çayı'dır. Çayın 1970-2008 yılları arasındaki ortalama debisi 45,6 m3/s olmakla beraber mevsimsel değişimi oldukça yüksektir. 38 yıllık değerler karşılaştırıldığında da çayın en düşük debisi Eylül 1994’de 4,867 m 3/s iken, en yüksek debi Şubat 1999’da 524,526 m 3/s olarak kaydedilmiştir (EİE verileri). Mustafakemalpaşa çayına ait sodyum, bor ve toplam elektriksel iletkenlik değerleri 1970-2008 yılları için Şekil 1’de gösterilmiştir. Su içeriğindeki Na ve EC değerleri yıllar itibariyle önemli değişiklik göstermezken sudaki bor içeriği 2002 yılından itibaren büyük artış göstermiştir. Göl dibindeki ve çevresindeki karst kaynakları ile yağışlı dönemlerde göle ulasan küçük dereler gölün beslenmesine katkı sağlamaktadır. Ayrıca, gölün güneybatısındaki tarım alanlarının drenaj suları da göle verilmektedir. Göle giren su miktarı mevsimlere ve yıllara göre büyük değişiklik göstermektedir. Gölün fazla suları gölün batısındaki Uluabat Deresiyle Susurluk Çayı'na ve bu çay vasıtasıyla da Marmara Denizi'ne boşalmaktadır. Ancak, göl su seviyesi Uluabat Deresinin altına düştüğünde dere göle doğru akışa geçerek gölü beslemektedir. 241 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Bor, mg/L Na me/L 23.05.2008 13.11.2006 28.06.2005 20.02.2004 11.10.2002 27.06.2001 22.02.2000 26.10.1998 19.06.1997 08.02.1996 17.10.1994 28.06.1993 16.04.1992 10.12.1990 22.08.1989 06.03.1988 17.11.1986 16.04.1985 12.12.1983 15.08.1972 9 8 7 6 5 4 3 2 1 0 27.10.1970 EC, mS/m Mustafakemalpaşa Çayı Su Kalitesi değerleri 900 800 700 600 500 400 300 200 100 0 EC, mS/m Na, me/L Bor, mg/L Örnekleme tarihi Şekil 2. Mustafakemalpaşa çayında 1970-2008 yılları arasındaki, toplam elektriksel iletkenlik, sodyum ve bor içerikleri (EİE verilerinden derlenmiştir). 3. SULANAN ALANLAR ETKİSİNDEKİ SULAK ALANLAR Sultansazlığı sulak alanında yıl boyunca 1071 m kotunda su depolanabilmesi için sazlığın yıllık ortalama 85 milyon m 3 suya ihtiyacı vardır, Sultansazlığı’nın da bulunduğu Develi Kapalı Havzası’nda sulama suyu ihtiyacı ise 400 milyon m 3’dür. Buna göre Sultansazlığı’nda yıl boyunca su depolanabilmesi için sulama suyu ihtiyacının %21’inin (85 milyon m3) sulak alana verilmesi gerekmektedir. Ancak tüm bu yasal önlemlere rağmen sulak alanların arıtılmamış atık sular ve drenaj sularıyla kirletilmesi devam etmekte ve sulak alanlardaki kirlilik, sucul canlıların yaşamı için tehlike oluşturmaktadır (Gürer ve Yıldız 2008). Örneğin Gediz Nehri kenarında bulunan birçok sanayi tesisinin arıtılmamış suyu Gediz Nehrine boşaltılmakta, arıtılmamış atık sular Gediz Nehri’nin denizle birleştiği yerde oluşan Gediz Deltası’nda (İzmir Kuş Cenneti) kirliliğe sebep olmaktadır (Gündoğdu vd. 2005). 1997 yılında Ramsar Sözleşmesi’ne dahil edilen Kızılırmak Deltası (Cemek Gölü ve çevresi) da uzun yıllar kirlilik sorunu ile karşı karşıya kalmıştır. Bafra İlçesinin arıtılmamış atık suları uzun yıllar Cemek Gölü’ne deşarj edilmiş ve arıtılmamış sular ötrofikasyona sebep olarak göl yüzeyinde yoğun miktarda yosunun oluşmasına neden olmuştur. Cemek Gölü’ndeki kirliliğin önlenmesi için 1999 yılında Bafra ilçesinin kanalizasyon şebekesi ve atık su arıtma tesisi inşaatı bitirilerek işletmeye alınmıştır. Ayrıca Kızılırmak Deltası Çevre Düzeni Planı hazırlanmıştır (Ceran 2006) ancak Cemek Gölü çevresinde sayıları hızla artan yazlık ev inşaatları, göl kanarından kum-çakıl alınması ve kaçak avlanma Kızılırmak Deltası’nın karşı karşıya kaldığı diğer sorunları oluşturmaktadır (Balkaya ve Çelikoba, 2005). Kurak bölgelerdeki sığ ve küçük sulak alanlar, beslendikleri suların tarımsal sulamada kullanılmasından dolayı ciddi tehlike altındadırlar (Gopal, 2000). Her ne kadar, sulak alan ekosisteminin sürdürülebilirliği tarımsal ekosistemin sürdürülebilirliği ile girift olsa da, sulak alan üzerine tarımsal faaliyetlerin belirli etkileri söz konusudur. Bunlar şu şekilde özetlenebilir (Galbraith et al., 2005; Wiseman, 2001): ü Tarımsal alana dönüştürmek için kurutularak doğrudan yok edilmesi, ü Sulak alanları besleyen yüzey yada yeraltı sularının çekilerek sulak alanların dolaylı olarak yok edilmesi, ü Balık ölümlerine, zararlı alglerin patlamasına, flora ve faunanın bozulmasına yol açacak düzeyde ötröfikasyona neden olan gübrelerin sulak alanlara ulaşması, 242 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org ü Su depolama amacıyla yapılan barajlar nedeni ile sulak alanların ve işlevlerinin yok olması, ü Pestisit ve diğer kimyasallar nedeni ile kirlilik. Evapotrasnpirasyon Yağış Sulama ve kullanma amaçlı tüketim Sulama ve kullanma amaçlı tüketim Atıksu girişi Atıksu girişi Sulak alan su toplama havzası Yer altı suları Akarsu, dere ve pınarlar Şekil 3. Sulak alan ve sulanan alan arasındaki su kaynağı kullanım ilişkisi. Toprak ve su kaynakları tarımsal faaliyetlerin yürütülmesi için ne kadar önemli ise sulak alanların sürdürülebilirliği açısından da o kadar önemlidir. Tarım ve çevrenin ortak noktası su ve topraktır. Ancak tarımsal faaliyetler kapsamında insan eli ile yapılan bir takım aktiviteler, çevreyi etkilediği kadar tarımsal sürdürülebilirliği de olumsuz etkilemektedir. Su ve toprak kaynaklarının ortak kullanımındaki rekabet dışında, tarımsal faaliyetler sonucu oluşan çevre kirliliği de sulak alanları ve yine sulanan alanların kendisini tehdit etmektedir. Tarım ve çevre kaynak kullanımı konusunda rekabet içindeyken, kaynakların korunması konusunda ortak olmak zorundadır. 4. TARIMSAL ÇEVRE POLİTİKALARI Tarımsal üretim faaliyetlerinin çevreye duyarlı insan ve hayvan sağlığına zarar vermeyen doğal kaynakları korumayı hedefleyen bir sistemde sürdürülmesini sağlamak üzere Türkiye Çapraz Uyum Kriterlerinin Belirlenmesine (Proje No:G2G7/TR/7/1) yönelik proje 2008 yılında TÜGEM-Türkiye EVDHollanda Hollanda Tarım, Doğa ve Gıda Kalitesi Bakanlığı ortaklığında başlatılmıştır. Projenin amacı “Tarımsal üretim faaliyetlerinin çevreye duyarlı insan ve hayvan sağlığına zarar vermeyen doğal kaynakları korumayı hedefleyen bir sistemde sürdürülmesini sağlamak üzere Türkiye Çapraz Uyum Kriterlerinin Belirlenmesidir.” Avrupa Topluluklarını kuran Paris ve Roma Antlaşmasının imzalandığı tarihlerde çevre kirliliği ciddi boyutlarda olmadığı için bu antlaşmalarda çevre olgusu yer almamıştır. Ortak çevre politikası, 1972 yılında düzenlenen Paris Zirvesi ile belirlenmiş ve çevre eylem programlarının hazırlanmasına karar verilmiştir. Bu amaçla günümüze kadar 6 adet eylem programı yürürlüğe konmuştur. Bu eylem programlarından ilk üçü sanayinin neden olduğu çevre sorunları olmasına rağmen tarım politikalarında çevre içerikli yönü ağır basan çeşitli Topluluk Tüzükleri çıkartılmıştır (Olhan, 2006). 1987 yılında Tek Senedin yürürlüğe girmesiyle başlayan tarımsal çevre politikasının ikinci döneminden itibaren su kalitesini daha geniş bir çerçeveye oturtan birçok Tüzüğün yürürlüğe girmesi yanında 1992 Mac 243 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Sharry, Gündem 2000 ve 2003 Fischler Reformlarıyla önemli ölçüde etkilenen bir tarımsal çevre politikası karşımıza çıkmaktadır (İçel 2007). Sularda nitrat kirliliği, sadece içme sularını uygunsuz hale getirebilmesi ve bu amaçla kullanılan suları ek bir ön işleme tabi tutma gereksinimini ortaya çıkarabilmesi açısından değil aynı zamanda fosforla birlikte neden olduğu ötrofikasyon-fosfat kirlenmesi problemi ile sucul çevreye zarar verebileceği için de endişe uyandırıcıdır. İçme suyu ve gıdalarla alınan yüksek düzeylerde nitrat, insan ve hayvan sağlığı için büyük risk yaratabilmektedir. 1991 yılında Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi tarımsal kaynaklı nitrata neden olunan kirliliğe karşı suların korunmasına dair bir direktif kabul etmiştir. 91/676/AET sayılı Nitrat Direktifi, tarımsal kaynaklı nitrat kirliliğini azaltmayı ve ileride ortaya çıkması muhtemel kirliliği önlemeyi amaçlamaktadır. Çoğu eylem programı önlemlerinin iyi tarım uygulamalarına dayandığı aşikârdır (Anonim 2005). AB, Ortak Tarım Politikasında (OTP) son dönemde yaptığı reformlar ile OTP'ye çevresel entegrasyonu sağlama yönünde önemli ilerlemeler kaydetmiştir. OTP'nin amacı son dönemde çevre koruma ve kırsal kalkınma yönüne kaymıştır. Bu yönüyle, Türkiye'nin tarım politikalarında da çevre boyutunun ele alınması önemlidir (Şahin vd 2008). 4.1. İyi Tarım Uygulamaları Avrupa Birliği ülkelerindeki büyük perakendeci kuruluşlar (süper ve hipermarketler) kendi toplumlarının sağlıklı tarımsal ürünler tüketimini temin etmek için bu ülkelerde yetiştirilen ve dışarıdan ithal edilen tarımsal ürünlerde aranan minimum standartları yeni bir düzenleme yaparak belirlemişlerdir. EUREPGAP adı verilen bu protokol Avrupa Gıda Perakendecileri (The Euro Retailer Producer Group) tarafından 1999 yılında hazırlanmıştır. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Eylül 2004 de bir tüzük yayınlayarak İyi Tarım Uygulamalarına yasal bir zemin oluşturmuştur (İçel 2007). İyi tarım uygulamaları yönetmeliğinin 1. maddesinde, 07.12.2010 Tarih 27778 sayılı Resmi Gazetede yayınlandığı şekilde; “Çevre, insan ve hayvan sağlığına zarar vermeyen bir tarımsal üretimin yapılması, doğal kaynakların korunması, tarımda izlenebilirlik ve sürdürülebilirlik ile güvenilir ürün arzının sağlanması için gerçekleştirilecek iyi tarım uygulamalarının usul ve esaslarını düzenlemektir.” ifadesi yer almaktadır. İyi tarım uygulamalarının temel amaçları şu şekilde sıralanabilir (TKGM, 2010). ü Çevre, insan ve hayvan sağlığına zarar vermeyen bir tarımsal üretimin yapılması ü Doğal kaynakların korunması ü Tarımda izlenebilirlik ve sürdürülebilirlik ü Gıda güvenliğinin sağlanmasıdır İyi tarım uygulamalarının kriterlerine göre üretim yapan üreticilerin görev ve sorumlulukları; ü Üretim alanlarında yaptıkları gübre, bitki koruma uygulamalarını ve gerekli olan diğer zorunlu uygulamaları kayıt altına almak, ü Bitki koruma ve hayvan sağlığı ürünlerini tavsiyesine uygun olarak kullanmak, ü Üretimde hastalıklar, zararlılar ve yabancı otlar ile mücadele yapmak, ü Toprak, su, çevre ve insan sağlığını koruyucu tedbirler almak, ü Toprak ve yaprak analizlerini yapmak/ yaptırmak, gübrelemeyi analiz sonuçlarına göre uygulamak ve analiz sonuçlarını kayıt altında tutmak, 244 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org ü Sulama suyunu analiz ettirmek, önerilen miktar ve metotlarda uygulamak ve kayıt altına almaktır. 5. SONUÇ VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ Hassas bölge olarak belirtilen sulak alanın bulunduğu havza içerisinde yürütülen tarımsal faaliyetlerin ivedi bir şekilde iyi tarım uygulamalarına geçilmesi sulak alanların korunması için en önemli hususlardan biridir. Bu kapsamda, yetiştiricilere yönelik eğitim faaliyetlerinin başlatılması ve suyu kullanan paydaşlara, suyun etkin kullanımı konusunda gerek yasal gerekse çevresel zorunlulukların benimsetilmesi gerekmektedir. Suyu en çok kullanan paydaşlardan olan tarımsal üreticilere, etkin su kullanımı kapsamında basınçlı sulama sistemlerine geçiş, tarımsal gübrelerden kaynaklanan sorunları minimize etmek için ise damla sulama yönteminin benimsetilmesi ve gerekli desteklerin sağlanması gerekmektedir. Basınçlı sulama yöntemini benimseyen üreticilere sistemin kurulması ve sulama programının uygulanması konusunda teknik desteğin verilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda üreticiye sağlanacak maddi desteğin (kredi vs.) belirlenmesinde, sulama sistem projelerinin, ziraat fakültelerinin, tarımsal yapılar ve sulama bölümü mezunu mühendisler tarafından yapılması gerekmektedir. Diğer taraftan, sistem kurulduktan sonra, hassas bölgelerdeki tarımsal faaliyetlerin sıkı bir biçimde denetlenmesi gerekmektedir. Sulak alan havzası içerisinde yer alan kırsal yerleşim bölgelerinde evsel atıkların arıtımı için yöre ekolojisine uygun yapay sulak alanların oluşturulması suretiyle arıtımının sağlanması, söz konusu atıkların yer altı suyuna karışmasını engelleyebilecektir. Doğal arıtma sistemi olarak da ifade edilen, yapay sulak alanlar ile havzada bulunan evsel atıkların yer altı suyuna yada akarsulara doğrudan deşarjı önlenmiş olacaktır. Yapay sulak alanlar, evsel atıkların arıtılmasının yanında sulamadan dönen içeriğinde azot, fosfor ve pestisit yükleri bulunan drenaj sularının arıtılmasında da kullanılabilmektedir. Wen et al. (1996) yaptığı çalışmada, 35 ha büyüklüğündeki tarım arazisinden kaynaklanan fosforu, 1 ha büyüklüğündeki bir sulak alanının giderebildiğini ortaya koymuştur. Kovacic et al. (2000), su toplama havzası:sulak alan oranının 17 ila 32 olduğu koşulda, toplam azotun %37’si ve çözülmüş fosforun %22’sinin giderilebileceğini bildirmiştir. ABD Tarım Bakanlığı-Doğal Kaynakları Koruma Servisi (USDA-NRCS) 2000 yılında yapay sulak alanları tarımsal atık suların arıtımında geçerli bir strateji olarak kabul etmiştir. 6. KAYNAKLAR Altunbaş, S., 2008. Sulak Alan Yönetim Planlarında Katılımcı Yaklasımın Sağlanması (Eğirdir Gölü Yönetim Planlamsı Örneği) VIII. Ulusal Ekoloji ve Çevre Kongresi. Anonim, 2007. Türkiye Çevre ve Orman Bakanlığı, Türkiye Çevre Durum Raporu: 2007, Ankara. Anonim, 2005. İyi tarım uygulamaları Bilgi notu TKB, DĠABK. Anonymous, 1993. Wetland Conservation, Actions Commited by the European Community, Directorate-General XI Environment, Nuclear Safety and Civil Protection. Balkaya, N, ve Çelikoba, İ., 2005. “Sulak Alanlar ve Kızılırmak Deltası”, II. Mühendislik Bilimleri ve Genç Araştırmacılar Kongresi, , pp 568-577. Ceran, Y., 2006. “Sulak Alanların Akılcı Kullanımı”, Çevre ve İnsan Dergisi, Sayı:66, Çevre ve Orman Bakanlığı Yayını, pp 16-20, Ankara. Galbraith H, Amerasinghe P, Huber-Lee A., 2005. The effects of agricultural irrigation on wetland ecosystems in developing countries: A literature review. CA Discussion Paper 1 Colombo, Sri Lanka: Comprehensive Assessment Secretariat. Gopal B., 2000. Wetlands and agriculture: Are we heading for confrontation or conservation. In: 245 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Proceedings of a Conference on Sustainability of Wetlands and Water Resources, May 23-25, Oxford, Mississippi, eds. Holland, Marjorie M.; Warren, Melvin L.; Stanturf, John A., pp. 88-93. Gündoğdu V., Alpaslan A., Elele M., ve Akgün G., 2008. Gediz Havzasının İzmir Büyükşehir Belediyesi Sınırları Dahilinde Sürdürülebilir Yönetim Planlaması. 5. Dünya Su Forumu Bölgesel Hazırlık Süreci Türkiye Bölgesel Su Toplantıları. DSİ II. Bölge Müdürlüğü, İzmir. Gündoğdu, V., Torusdağ, E., Sarıkaya, D., 2005. “İzmir Kuş Cenneti Sulak Alanı’nın Ekolojik Yapısı ve Su Kirliliği İzleme Çalışması”, Ekoloji, 14(54) pp 31-36. Gürer İ., ve Yıldız E.F., 2008. Türkiye’nin Sulak Alan Politikalarına Genel Bir Bakış: Sultansazlığı Sulak Alanı Örneği. TMMOB 2. Su Politikaları Kongresi. Ankara. pp 335-345. İçel, C.D, 2007. Avrupa Birliği Ülkelerinde İyi Tarım Uygulamaları ve Türkiye ile Karşılaştırılması. Avrupa Birliği Uzmanlık Tezi. T.C. TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANLIĞI Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Koordinasyon Dairesi Başkanlığı. Kabii, T., 2005. Ramsar Wetland Classification: Implications on the Conservation and Wise Use of Wetlands in Africa, http://www.fao.org/docrep/003/x6611e03b.htm Kovacic, D.A., David, M.B., Gentry, L.E., Starks, K.M., Cooke, R.A., 2000. Effectiveness of constructed wetlands in reducing nitrogen and phosphorus export from agricultural tile drainage. J. Environ. Qual. 29, 1262–1274. Marsh, W., 1991. Wetlands, Habitat and land Use Planning, Environmental Applications, 2nd Editions, John Wiley and Sons Inc. New York, USA. Olhan, E., 2006. The Impact Of The Reforms: Impoverished Turkish Agriculture. 96TH EAAE Seminar “Causes and Impacts of Agricultural Structures” 10-11 January2006atTaenikon, Switzerland.http://www.fat.admin.ch/eaae96/abstracts/s92.pdf. Şahin, A., Atış, E., ve Miran B., 2008. Daha Etkin Tarım-Çevre Politikaları için Homojen Alanların Belirlenmesi: Ege Bölgesi Örneği Ekoloji 17, 67, 15-23 TKGM, 2010. T.C. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü. http://iyi.tarim.gov.tr/ Wen , L., and Recknagel, F., 2002. In situ removal of dissolved phosphorus in irrigation drainage water by planted floats: preliminary results from growth chamber experiment Agriculture, Ecosystems and Environment 90 (2002) 9–15 Wiseman R., 2001. Agriculture, water and wetlands. Workshop 6 “Cultural aspects of wetlands” (http://www.ramsar.org/mtg/mtg_reg_europe2001_6wiseman_e.doc). Yaşar Korkanç, S., 2004. Sulak Alanların Havza Sistemi İçindeki Yeri ZKÜ Bartın Orman Fakültesi Dergisi. 6(6); 117-126. Yıldırım O., 2008. Sulama sitemlerinin tasarımı, Ankara Üniversitesi ziraat Fak. Yayınları 1536, s. 348. Yılmaz O., Erdem Ü., Selim S., Şengür Ş., Tomar A., 2008. Gediz Havzası Örneğinde Alan Kullanım Kararlarının Deltaya Olan Etkileri Üzerine Bir Araştırma. 5. Dünya Su Forumu Bölgesel Hazırlık Süreci Türkiye Bölgesel Su Toplantıları. DSİ II. Bölge Müdürlüğü, İzmir. Anonim 2008 (Erişim tarihi, 2009): http://www.cevreorman.gov.tr/sulak/sulakalan/gediz.htm Anonim 2008a (Erişim tarihi, 2009): http://www.dsi.gov.tr/topraksu.htm Anonim 2001 (Erişim tarihi, 2009): www.tuik.gov.tr 246 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Akyatan ve Tuzla (Adana) Sulak Alan Sistemlerinde Su Yönetimi 1 Harun AYDIN , 2 Osman ERDEM , 3 Burhan Teoman MERİÇ , 4 Hüseyin KARAKUŞ , 3 1 Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Mühendislik-Mimarlı Fakültesi, Çevre Mühendisliği, Bölümü, 65080, VAN 2 3 Mehmet GÖLGE Kuş Araştırmaları Derneği (KAD), Dr. Mediha Eldem Sok., No:64 / 3, 06443, Kocatepe / ANKARA Çevre ve Orman Bakanlığı, DKMP Gen. Müd., DKD Bşk., Sulak Alanlar Şb. Müd., 06560, ANKARA 4 Hacettepe Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Hidrojeoloji Müh. Böl., 06800, Beytepe, ANKARA ÖZET Dünyamızda, canlıların yaşamını devam ettirmek için suyu kullanma ve kontrol altına alma isteği, insanlık tarihinin başlangıcından beri var olmuştur. Bunun yanı sıra, şehirlerin hızlı nüfus artışıyla orantılı olarak su ihtiyacı artmakta, bununla beraber gelişen sanayi ve tarımsal faaliyetlere paralel olarak aşırı kullanımı ve çeşitli kirlilik parametreleride ortaya çıkmaktadır. Nüfus, tarım ve sanayi faaliyetlerinin sürekli artışı, her dönemde geçmiş dönemlerden daha fazla su kullanılması gerekliliğini doğurmakta ve su kaynakları yönetiminin sürdürülebilir olması koşulunu gerektirmektedir. Su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi, kaynakların bağlı olduğu hidrojeolojik sistemlerin doğru bir şekilde kavramsallaştırılmasını gerektirmektedir. Bir hidrojeolojik sistemin kavramsal modelinin oluşturulması, sistemin anlaşılmasının yanı sıra, doğal veya yapay etkilere karşı tepkilerinin alansal ve zamansal boyutlarda kestirilmesine olanak sağlamaktadır. Sunulan çalışma; Seyhan Havzası’nın mansabında yer alan Akyatan ve Tuzla (Adana) sulak alan sistemlerinin hidrolojik ve hidrojeolojik özellikleri dikkate alınarak sürdürülebilir su yönetimi ile ilgili değerlendirmeleri kapsamaktadır. Akyatan ve Tuzla sulak alan sistemlerinde gerçekleştirilen hidrolojik ve hidrojeolojik çalışmalar, bu sistemlerde, Ocak–Nisan ve Ekim–Aralık ayları arasında kalan 7 aylık sürede su fazlalığı ve yıl içinde geri kalan 5 ayda (Mayıs–Eylül) ise eksiği olduğunu göstermektedir. Akyatan ve Tuzla sulak alan sistemlerinde yapılan tuzluluk gözlemlerinin sırası ile 5.5-37.0 ppt ve 2.9– 47.3 ppt arasında değişmektedir. Bu sulak alan sistemlerinin Akdeniz kıyısından bulunması ve Akdeniz ile bağlantılı olmalarından dolayı lagün göllerinin tuzluluk değerlerinin, Akdeniz’in tuzluluk değerine (38.6–39.4 ppt) eşit ve/veya yakın olmasını gerektirmektedir. Buna karşın yapılan değerlendirmeler, Akyatan ve Tuzla sulak alan sisteminde ki suların tuzluluk miktarı Akdeniz’in tuzluluk miktarına oranla drastik olarak değiştiği ve söz konusu değişimin kaynağının ise sisteme yüzeysel akım ile gire sular oluşturmaktadır. Çalışma sonuçları, lagünleri besleyen yüzey sularının kontrol altına alınmasını ve lagünlerdeki sularının tuzluluk değerinin 20–40 ppt arasında olması gerektiğini işaret etmektedir. Yapılan değerlendirmeler sonucunda, Akyatan ve Tuzla sulak alan sistemlerinin aylık sürdürülebilir su yönetimi elde edilmiştir. Anahtar kelimeler: sulak alan, sürdürülebilir su yönetimi, su bütçesi, tuzluluk, Akyatan-Tuzla Lagünü, Adana ABSTRACT In our world, desire for use of water to sustain life of living and control water has been existed since the beginning of human history. In addition, water demand of cities is increasing in proportion to the rapid population growth, at the same time, in parallel with growing industrial and agricultural activities, excessive use of water and various pollution parameters are emerging. Continuous increase in agricultural and industrial activities and population in each period raises the need to use more water than previous periods, and call for sustainable management of water resources. Sustainable management of water resources requires accurate conceptualization of hydrogeological systems which resources are connected. Construction of conceptual model of a hydrogeological system enables understanding of the system, as well as estimation of responses to natural or artificial effects in spatial and temporal dimensions. This study includes reviews about sustainable water management of Akyatan and Tuzla (Adana) wetland systems which are located at downstream of the Seyhan Basin by taking of their hydrological and hydrogeological features. Hydrological and hydrogeological studies carried out Akyatan and Tuzla wetland systems show that water excess between the months of January to April and from October to December period of 7 months, and water deficit in the remaining 5 months (MaySeptember) of the year in these systems. Salinity of the waters of in the Akyatan and the Tuzla wetland systems are ranged between 5.5-37.0 ppt, and 2.9-47.3 ppt., respectively. The salinity values 247 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org of these wetland systems need to be equal to and/or close to the salinity value of the Mediterranean Sea water (38.6-39.4 ppt) since these wetland systems are linked to the Mediterranean coast. However, evaluations made showed that salinity in the waters of the Akyatan and Tuzla wetland systems are changed drastically in comparison with salinity of Mediterranean. The reason of this difference is the water which is entering to the system as surface flow. Results of the study indicate that it is required to control the surface water that recharging the lagoons and the salinity of water in the lagoons is between 20-40 ppt. As a result of the evaluations, monthly sustainable water management of Akyatan and Tuzla wetland systems were obtained. Key Words: wetland, sustainable water management, water budget, salinity, Akyatan-Tuzla Lagoon 1. GİRİŞ Asırlar boyunca insan toplulukları, uygarlıklarını nehir vadileri ve taşkın düzlüklerinde kurmuşlardır. Tarihsel sürece bakıldığında; ilk insan yerleşimleri deltalar, taşkın ovaları, göl ve akarsu kıyıları gibi sulak alan olarak tanımlanan yerlerde yoğunlaşmışlardır. Birçok uygarlık uzun yıllar sulak alanlarla iç içe yaşamış olup her yıl yenilenen verimli taşkın ovalarında tarım ve hayvancılık yapmışlar, sazından balığına ve kuşuna kadar sulak alanların sağladığı olanaklardan faydalanmışlardır (Dugan, 1991; Balkaya ve Çelikoba, 2005; Erdem, 2004; Demir, 2008; KAD, 2010). Daha birçok sulak alan sistemi, insan topluluklarının hayatta kalmaları ve gelişmeleri için büyük öneme sahiptir. Sulak alanlar, ayrıca birçok kara ve su canlısına barınma ve üreme için doğal ortam sunma, insanların su ihtiyaçlarını karşılama, taşkın ve erozyonu önleme, yerel iklimin düzenlenmesini sağlama, kirliliği alıkoyma gibi sayısız faydalara sahiptirler (Yaşar-Korkanç, 2004). Ancak, sürekli gelişen teknoloji nedeniyle doğa, çoğu zaman ikincil konuma itilmekte veya göz ardı edilmektedir. Bununla birlikte, sürdürülebilir olmayan ve plansız alan kullanımlarının neden olduğu çevre felaketleri (seller, fırtınalar, toprak kaymaları, erozyon, vb.) zamanla artmaktadır. Bu çevre felaketleri de insanoğlunun doğal ekosistemlere ne derecede ihtiyacı olduğunu göstermektedir. Bunun sonucu olarak sulak alan ekosistemlerinin değeri giderek anlaşılmaya başlanmıştır. Bu yüzden sulak alanlara zarar vermeden, en iyi şekilde kullanımını sağlamak için yönetim planları çalışmaları yapılmaya başlanmıştır (Demir, 2008, KAD, 2010). Özellikle sulak alanların temel yapı taşını oluşturan su kaynaklarının anlaşılması ve su yönetiminin alandaki optimum faydayı gözetecek şekilde ortaya konması, sulak alan yönetim planlarının ana çatısını oluşturmaktadır. Bu noktada, su kaynaklarından optimum düzeyde yararlanmak ve bu kaynakların oluşturduğu sulak alanların sürdürülebilirliği için kaynakların yer aldığı yüzey veya yeraltısuyu akım sistemlerine ait etkin bir koruma ve yönetim modelinin “hidrojeolojik kavramsal model” çerçevesinde oluşturulması gerekmektedir. Bununla beraber sistemdeki su miktarı ile sistemin dinamik (yağış rejimi, süzülme, beslenme, dolaşım, depolama) özellikleri arasındaki ilişkilerin sağlıklı bir şekilde tanımlanması ve bu ilişkilerin “hidrojeolojik kavramsal model” çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu çalışma; Seyhan Havzası’nın mansabında yer alan Akyatan ve Tuzla (Adana) sulak alan sistemlerinin hidrolojik ve hidrojeolojik özellikleri “hidrojeolojik kavramsal model” çerçevesinde dikkate alınarak sürdürülebilir su yönetimi ile ilgili değerlendirmeleri kapsamaktadır. 2. MATERYAL ve YÖNTEM 2.1. Çalışma Alanı Çalışma alanı, Seyhan Nehri’nin Akdeniz’e döküldüğü Seyhan Deltası ve yakın dolayını kapsamaktadır (Şekil 1). Seyhan Nehir Havzası’nın yükseltisi 0 m ile 3687 m arasında değişmekte 248 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org olup ortalama yükseltisi 1296.2 m’dir. Seyhan Nehir Havzası drenaj alanı ve nehir uzunluğu sırası ile yaklaşık 22139 km 2 ve 485 km’dir. Ülkemizin en büyük lagün gölü özelliği taşıyan Akyatan Lagünü ve Tuzla Gölü inceleme alanı içinde yer almaktadır. İnceleme alanının yüzeysel drenaj alanı Akyatan ve Tuzla Gölleri’nin su toplama alanları dikkate alınarak oluşturulan yüzeysel drenaj alanı yaklaşık 657.75 km 2’dir (Şekil1). İnceleme alanı, Seyhan Havzası yüzeysel drenaj alanının yaklaşık % 2.97’ni oluşturmaktadır. Düz bir topoğrafyaya sahip olan inceleme alanının ortalama yükseltisi ise 3.4 m’dir. Pliyosen sonlarında Adana bölgesinde meydana gelen çöküntü alanlarının, daha sonra oluşan akarsu ve kolları tarafından getirilen malzemelerle Kuvaterner’de dolması sonucu Seyhan Deltası oluşmuştur (Şenol, 1989). Bu süreçte ise Seyhan Deltasında çok sayıda sulak alan özelliği taşıyan göl, lagün, menderes, sazlık ve bataklık alan oluşmuştur. Bu sistemler, Çukurova Deltası Lagün sistemi olarak adlandırılmaktadır. Akyatan sulak alan sistemi, 1987 yılında Yaban Hayatı Koruma Alanı, 1998 yılında ise RAMSAR sözleşmesi kapsamında Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar listesine dahil edilmiştir. Şekil 1. Akyatan ve Tuzla sulak alan sisteminin lokasyon ve hidroloji haritaları. 2 Akyatan ve Tuzla Gölleri’nin yüzey alanları sırasıyla 50.27 ve 11.05 km ve çevresi ise 66.38 ve 38.83 km’dir. Söz konusu göller, su kuşları için önemli bir yaşam, yumurtlama, kuluçka ve göç ortamı oluşturmaktadır. Seyhan Nehri’nin eski yataklarından biri olan Akyatan Lagün Gölü, drenaj kanalları, yüzeysel akım ve yağış suları ile beslenmektedir. Dalyan balıkçılığı için önemli bir alan olan Tuzla Gölü’nün beslenimi ise göl çevresindeki drenaj kanalları ve yağış suları ile gerçekleşmektedir. KAD (2010) tarafından gerçekleştirilen, Akyatan ve Tuzla gölleri batimetri haritalarının değerlendirilmesi sonucunda gölleri en derin yerinin sırası ile 1.85 ve 1.49 m olduğu belirlenmiştir. Akyatan Lagün Gölü’nün ortalama derinliğinin 0.48 m ile 0.54 m, Tuzla Gölü’nün ise 0.69 m ile 0.77 m arasında değiştiği gözlenmiştir (Şekil 2). İnceleme alanı içinde Akyatan ve Tuzla lagün göllerinin yanı sıra irili 2 ufaklı 61 tane göl yer almakta olup bu göllerin toplam alanı ise yaklaşık 2.34 km ’dir. İnceleme alanı ve yakın dolayındaki yıllık ortalama sıcaklık, yıllık toplam yağış ve serbest su yüzeyinde buharlaşma miktarları sırası ile 18.5 °C, 744.5 mm/yıl ve 1598.7 mm/yıl’dır. Şensoy vd. (2008) tarafından gerçekleştirilen çalışmada; Aydeniz ve Thorntwaite methodları ile Ülkemizin iklim sınıflaması 249 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org gerçekleştirilmiş ve inceleme alanının yer aldığı bölge söz konusu çalışmada “yarı kurak – az nemli (C1)” iklim sınıfı içinde yer almaktadır. Şekil 2. Akyatan ve Tuzla Lagün Gölleri batimetri haritaları (KAD, 2010). 2.2. Jeoloji, Hidroloji ve Hidrojeoloji İnceleme alanı ve yakın dolayında yüzeylenen birimler, tektonik ve stratigrafik açıdan iki gruba ayrılmaktadır. Bunlar, Alt-Orta Miyosen yaşlı Karataş Formasyonu ve Kuvaterner yaşlı birimlerdir. Karataş Formasyonu; kumtaşı, kumlu kireçtaşı ve kireçtaşı ardalanmasından oluşmaktadır. Kuvaterner yaşlı birimler ise kaliş, alüvyon ve kumullardan oluşmaktadır (Schmidt, 1961; Schiettecatte, 1971; Bilgin vd., 1981, Şenol, 1989; Şenol vd., 1993). İnceleme alanı içinde sürekli akarsu bulunmamaktadır. Karataş ilçesinin B’da mevsimsel akarsu özelliğine sahip dere yatakları yer almaktadır. İnceleme alanının B ve D sınırında ise sırası ile Seyhan ve Ceyhan Nehirleri bulunmakta olup G sınırını ise Akdeniz oluşturmaktadır (Şekil 1). İnceleme alanı olan, Akyatan ve Tuzla gölleri yüzeysel drenaj alanı içinde çok sayıda drenaj, sulama ve kurutma kanalları bulunmaktadır (Şekil 1). Bu kanallar içinde en önemlileri YD2, YD3 ve YD4’dür. YD2 nolu kanal inceleme alanının KD sınırı boyunca yüzey ve yeraltısularını drene ederek Akyatan Gölü’nün KD sınırında Akyatan gölüne dökülmektedir. YD3 nolu kanal ise Adana’dan itibaren Aşağı Seyhan Ovası’nı (ASO) kat ederek Topraklı köyü yakınlarında Akyatan Gölü’ne ulaşmaktadır. YD4 nolu drenaj kanalı ise inceleme alanının KB sınırı boyunca yüzey ve yeraltısularını drene ederek, Tuzla ve Akyatan gölleri arasından geçerek, Sarımsaklı ve Tabur köy yakınlarında Akdeniz’e ulaşmaktadır. İnceleme alanı içinde bu kanallara ek olarak çok sayıda yardımcı drenaj kanalı yer almakta olup, farklı noktalarda bu kanallar ile birleşmektedirler. Özellikle Akyatan Gölü’nün ana beslenim kaynağını, ASO boyunca yüzey ve yeraltısularını drene eden YD3 nolu drenaj kanalı oluşturmaktadır. YD3 drenaj kanalına ek olarak, Akyatan Gölü’nün diğer beslenim kaynağını, çalışma alanının KD’da yer alan Çukurkamış, Çimenli ve Kesik köyleri arasında kalan bölgede sulamadan dönen ve yağışlardan itibaren drene olan yüzeysularını drene eden P2 drenaj kanlı oluşturmaktadır. Akyatan Gölü’ne P2 drenaj kanalı ile deşarj olan yıllık ortalama su miktarı 1.016 m 3/s (DSİ, 2010) iken bu değer YD3 drenaj 3 kanalında ise 4.287 m /s’dir (KAD, 2010). ASO’nın hidrojeolojik yapısı ile ilgili Ekmekçi vd. (2007), Gürkan (2005) ve Yalçınkaya (2005) tarafından gerçekleştirilen çalışmalarda ovada yer alan sondaj kuyularına ait kuyu logları incelenmiş 250 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org ve litoloji tanımlamasının gerçekleştirilmiştir. Adı geçen çalışmalarda; ASO’daki litolojik birimlerin; imler kil, kum ve çakıl olarak gruplandırılmıştır (Şekil 3). Şenol ve diğ. (1998) tarafından yapılan çalışmada, Adana bölgesinde meydana gelen çöküntü alanlarının, daha sonra oluşan akarsu ve kolları tarafından getirilen malzemelerle Kuvaterner’de dolduğu ve Ceyhan ile Seyhan Deltalarının oluştuğu belirtilmektedir. Akyatan ve Tuzla sulak alan sisteminin Ceyhan ve Seyhan Nehirlerinin mansabında yer alması ve bu sistemlerin taşkın ovalarında bulunmasından dolayı, bu alanlardaki litolojik yapının (kil, silt, kum, çakıl, vb.) heterojen bir yapı kazanmasına neden olmuştur. İnceleme alanında killi birimler daha kalın ve yaygın olarak görülmekte, kum ve çakıl katmanları ince ara tabakalar şeklinde izlenmektedir. İnceleme alanındaki yeraltısuyu içeren kum ve çakıl seviyeleri, killi tabakalar tarafından sıkıştırılmış olup bazı bölgelerde basınçlı akifer konumunda bulunmaktadır. İnceleme alanında kuyu loglarına ulaşılan sondaj kuyuların derinliği 30 m ile 313 m arasında değiştiği belirlenmiştir. DSİ (1992), tarafından gerçekleştirilen çalışmada, Aşağı Seyhan havzasındaki yıllık yeraltısuyu rezervinin 500 hm 3 civarında olduğu ve bu rezervin yılda yaklaşık 139.5 hm 3’lük kısmı kullanıldığı belirtilmektedir. Ayrıca inceleme alanı ve yakın dolayındaki yerleşim birimlerinin içme ve kullanma suyu ihtiyacı ise yeraltısuyundan karşılanmaktadır (ASO, 1992). İnceleme alanı ve yakın dolayı için en düşük, en yüksek ve ortalama yeraltısuyu seviye değerleri sırası ile -2.935, 19.925 ve 2.874 m olarak hesaplanmıştır (Şekil 4, KAD, 2010). Ayrıca Şekil 4’de görüldüğü üzere, bölgesel yeraltısuyu akım yönü kuzey-kuzeydoğudan güney-güneybatıya doğru gerçekleşmektedir. Bununla birlikte inceleme alanının kuzeyinde yer alan Hacıhasan, Kadıköy, Yenice ve Beyköy arasında kalan bölgede yeraltısuyu seviyesinde düşüş olduğu, başka bir ifade ile aşırı yeraltısuyu kullanımı olduğu düşünülmektedir. Tuzla, Tuzkuyusu, Karagöçer ve Sarımsaklı yerleşim birimleri arasında kalan bölgede ise yeraltısuyu seviyesinin nispeten yüksek olduğu, Tuzla ve Akyatan göllerine doğru yeraltısuyu akımı olduğu görülmektedir. Şekil 3. Adana Ovas 3D litoloji dağılımı (Ekmekçi vd. Şekil 4. İnceleme alanı ve yakın dolayı yeraltı2007; Gürkan, 2005;Yalçınkaya, 2005). suyu seviye haritası (KAD, 2010). 2.3. Veri ve Yöntem Akyatan ve Tuzla lagün gölleri sulak alan ekosisteminde su yönetimine temel olacak verilerin sağlanması amacı ile öncelikle inceleme alanı ve yakın dolayında yer alan ve Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü tarafından işletilen Meteoroloji Gözlem İstasyonları (MGİ, Adana, Ceyhan, Tarsus, Karataş, Tuzla, Yumurtalık ve Karaisalı) belirlemiştir. Çalışmanın amacı dikkate alınarak, söz konusu istasyonlarda uzun yıllar (1975–2008) gözlenen yağış, sıcaklık ve buharlaşma ile akım analizlerini içeren hidrolojik bileşenlere ait değerlendirmelerin gerçekleştirilmiştir. İnceleme alanı ve yakın 251 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org dolayında gözlenen yağış, sıcaklık ve buharlaşma parametrelerine ilişkin değerlendirmeler, farklı interpolasyon yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilmiş olup Akyatan ve Tuzla sulak alan ekosistemi özeline indirgenmiştir. İkinci aşamada Akyatan ve Tuzla sulak alan ekosisteminin su bütçesi hesaplamaları kütlenin korunumu yasası temel alınarak gerçekleştirilmiştir. Söz konusu yaklaşım kullanılarak inceleme alanı için su bütçesi; Akyatan ve Tuzla sulak alan ekosistemi ve çevresindeki sazlık-bataklık alanlar için ortaya konacaktır. Akyatan ve Tuzla sulak alan sisteminin su bütçesi hesaplamaları için kütlenin korunumu yasası temel alınmıştır. Ayrıca Akyatan ve Tuzla sulak alan sistemlerinde Mart, Mayıs ve Eylül 2009 tarihlerinde yapılan batimetri çalışmalarının değerlendirilmesi sonucunda, göllerin toplam su hacmi sırası ile 71.140 ´ 106 m 3, 73.714 ´ 106 m 3 ve 70.968 ´ 106 m 3 elde edilmiştir (KAD, 2010). Göllerin ortalama su hacmi ise 71.941 ´ 106 m 3 olarak hesaplanmıştır. Bu durum Akayatan ve Tuzla göllerinde depolan su miktarının zamanla fazla değişim göstermemesi nedeniyle kararlı olması kararlı olduğu anlamına gelmektedir. Bu ilişkilere dayanarak ve sistemin kararlı olduğu varsayımıyla inceleme alanı için oluşturulan bütçe denklemleri; ∆ = + = + + = + + ş + − + + şeklinde ifade edilmiştir. Burada; Qbes: sistemdeki toplam beslenim (L3/T), Qboş: sistemde toplam boşalım (L3/T), DQ: depolamadaki değişim (L3/T), PG: gölalanı üzerindeki alansal yağış girdisi (L3/T), PB: sazlık-bataklık alan üzerindeki alansal yağış girdisi (L3/T), R: yüzeysel akım ile sulak alan sistemine giren su (L3/T), ETG: göl yüzeyinden buharlaşma – terleme ile çıkan su (L3/T), ETB: sazlıkbataklık alandaki buharlaşma – terleme ile çıkan su (L3/T) ve QD: göl alanından denize boşalan su miktarı’dır. (L3/T). Bu eşitlikte: sistemde, girdi ile çıktılar bir birine eşittir ve bütçe denktir (DS=0), sisteminde girdi, çıktılardan küçüktür yani sisteme bütçe bileşenleri dışında katkı gelmektedir (DS<0) ve sisteminde girdi, çıktılardan büyüktür yani sistemden yeraltısuyuna katkı vardır (DS>0) anlamına gelmektedir. Üçüncü aşamada ise Akyatan ve Tuzla sulak alan ekosistemlerinde KAD (2010) tarafından gerçekleştirilen tuzluluk gözlemleri ile sistemin su bütçeleri dikkate alınarak, söz konusu sulak alan sisteminde su yönetimi ile ilgili değerlendirmeler gerçekleştirilmiştir. 3. SONUÇLAR ve TARTIŞMA 3.1. Hidrolojik Verilerinin Değerlendirilmesi İnceleme alanı yıllık ortalama toplam yağış miktarı, Aritmetik Ortalama ve Eş Yağış Eğrisi Yöntemleri kullanılarak belirlenmiştir. Aritmetik ortalama yöntemine göre (Karataş ve Tuzla MGİ) inceleme alanı yıllık toplam yağış miktarı 753.31 mm olarak hesaplanmıştır. Eş Yağış Eğrisi Yöntemi kullanılarak inceleme alanı için hesaplanan yıllık toplam yağış miktarı 744.51 mm/yıl olarak elde edilmiştir (Şekil 5a). Eş Yağış Eğrisi Yöntemi ile hesaplanan yıllık toplam yağış miktarı bir sonraki bölümde gerçekleştirilen hidrolojik bütçe hesaplamalarında kullanılacaktır. Şekil 5a’da verilen bölgesel yağış dağılımı ve söz konusu alanın topografyası dikkate alındığında; bölgedeki yağışların cephesel yağış kökenli olduğu anlaşılmaktadır. 252 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Şekil 5. İnceleme alanı ve yakın dolayı yıllık toplam yağış ve buharlaşma haritaları. İnceleme alanı ve yakın dolayında yer alan 3 MGİ’da yapılan gözlemler dikkate alındığında, yıllık toplam buharlaşma miktarının 1464.6 mm ile 1790.5 mm arasında değiştiği; aritmetik ortalama yöntemine göre serbest su yüzeyinden gerçekleşen yıllık toplam buharlaşma miktarının ise 1598.7 mm olduğu hesaplanmıştır. MGİ’da yapılan gözlemlere ek olarak inceleme alanında yer alan her bir MGİ için Turc Yöntemleri (Turc, 1954) ile gerçek buharlaşma miktarı hesaplanmış ve Eş Buharlaşma Eğrisi yöntemi ile değerlendirilmiştir (Şekil 5b). İnceleme alanı ve yakın dolayı için yıllık toplam gerçek buharlaşma miktar 631.14 mm/yıl olarak hesaplanmıştır. Akyatan lagün gölünün KD’da yer alan P2 drenaj kanalı (Acıkulak) dışında, inceleme alanında Akyatan ve Tuzla sulak alan sistemlerinin beslenimini sağlayan drenaj ve sulama kanallarından sürekli debi gözlemi yapılmamaktadır. Dolayısı ile Akyatan ve Tuzla sulak alan sistemlerine yüzeysel akım ile gelen su miktarının belirlenmesi amacı ile akış katsayısı ilişkisinden faydalanılmıştır. Kulak Düzü Mevkiinde bulunan P2 Pompa İstasyonu, Çukurkamış, Çimenli ve Kesik köyleri arasında kalan 82.90 km 2’lik alanda sulamadan dönen sular ile yağışlardan itibaren buharlaşma sonrası drene olan yüzeysuları, P2 drenaj kanalı ile Acıkulak’tan Akyatan Gölü’ne ulaşmaktadır. 2009 yılında P2 drenaj kanlından Akyatan Gölüne Acıkulak’tan verilen su miktarı ile hesaplanan akış katsayısı ortalama 2 12.248 lt/s/km olarak elde edilmiştir (Çizelge 1). Akyatan ve Tuzla sulak alan sistemlerinin drenaj alanları ile P2 Pompa İstasyonunun drenaj alanları benzer jeolojik ve hidrolojik özellik sergilemekle birlikte, bu alanlarda yapılan tarımsal faaliyetlerde benzer özellik göstermektedir. Bu kabullerden itibaren, P2 Pompa İstasyonu için hesaplanan akış katsayısının, Akyatan ve Tuzla sulak alan sistemlerinin drenaj alanı içinde geçerli olduğu kabul edilmektedir. Akyatan ve Tuzla sulak alan sisteminin toplam drenaj alanı 657.75 km 2 olup bu alanının sırası ile 60.78 km 2’si göl alanı ve 42.09 km 2’si ise sazlık-bataklık alandan oluşmaktadır. Akış katsayısı hesaplamaları için toplam drenaj alanından göl ve sazlık-batklık alanlar çıkarılmış olup, akış katsayısı 554.88 km 2’lik bir alan için hesaplanmıştır. Yapılan hesaplamalar sonucunda Akyatan ve Tuzla sulak alan sistemlerine yüzeysel akım ile ortalama 6.798 m 3/s oranında su girdisi olduğu sonucu elde edilmiştir. 253 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Çizelge 1. P2 drenaj kanalından Akyatan Gölü’ne verilen su miktarı (DSİ, 2010, KAD, 2010). P2 Pompa İstasyonu Ocak Şubat Mart Nisan Mayıs Haziran Temmuz Ağustos Eylül Ekim Kasım Aralık Ortalama Pompalanan Su Miktarı 3 (m /ay) 3919680 5806080 4500444 4789440 7575 72000 1209600 0 835200 1523520 5008320 3991680 2638628 3 (m /gün) 126441 207360 145176 159648 244 2400 39019 0 27840 49146 166944 128764 87749 3 (m /s) 1.463 2.400 1.680 1.848 0.003 0.028 0.452 0 0.322 0.569 1.932 1.490 1.016 Akış Katsayısı (lt/s) 1463 2400 1680 1848 3 28 452 0 322 569 1932 1490 1016 2 (lt/s/km ) 17.649 28.944 20.264 22.284 0.034 0.335 5.446 0 3.886 6.860 23.302 17.973 12.248 3.2. Akyatan ve Tuzla Sulak Alan Ekosisteminde Su Bütçesi Akyatan ve Tuzla sulak alan sisteminin su bütçesi hesaplamaları için kütlenin korunumu yasası temel alınmıştır. İnceleme alanı yıllık toplam yağış miktarı 744.51 mm/yıl kabul edilmiştir. Bu durumda gölalanı ve sazlık-bataklık alan üzerine düşen yıllık toplam yağış miktarı sırası ile: 31.336 ´ 106 m 3/yıl (PG) ve 45.251 ´ 106 m 3/yıl (PB) olarak hesaplanmıştır. Akyatan ve Tuzla sulak alan sistemine yüzeysel akım ile giren su miktarı 6.798 m 3/s olarak hesaplanmış olup yüzeysel akım ile sisteme giren yıllık toplam su miktarı 214.382 ´ 106 m 3/yıl (R) olarak hesaplanmıştır. Akyatan ve Tuzla gölleri göl alanları serbest su yüzeyi olduğundan dolayı, bu göller üzerinde meydana gelen buharlaşama miktar MGİ’da ölçülen ve alan için ortalaması hesaplanan serbest su yüzeyi buharlaşma miktarı (1598.7 mm/yıl) kullanılmıştır. Sazlık-bataklık alanda meydana gelen buharlaşma-terleme kayıpları ise Turc Yöntemi ile elde edilen gerçek buharlaşma-terleme miktarının (631.14 mm/yıl) kullanılması ile hesaplanacaktır. Bu durumda serbest su yüzeyinde ve sazlık-bataklık alanlarda gerçekleşen yıllık toplam buharlaşma miktarı sırası ile 97.169 ´ 106 m 3/yıl (ETG) ve 26.565 ´ 106 m 3/yıl (ETB) olarak hesaplanmıştır. Yapılan hesaplamalar sonucunda, Akyatan ve Tuzla sulak alan ekosistemlerinin su bütçesi pozitif çıkmıştır. Başka bir ifade ile sistem dışarıdan katkı vardır. Bu durum Akyatan ve Tuzla sulak alan sistemine, yıllık yaklaşık 167.236´ 106 m 3 oranında su katkısı olduğunu göstermektedir. Söz konusu katkı YD3 ve P2 drenaj kanlarlı aracılığı ile gerçekleşmekte olup yaklaşık 5.3 m 3/s’dir. 3.3. Akyatan ve Tuzla Sulak Alan Sistemi Su Yönetimi Akyatan ve Tuzla sulak alan sistemlerinde su yönetiminin optimum şekilde gerçekleştirilmesi amacı ile yıllık su bütçesi hesaplamalarına ek olarak, bu sistemin aylık su bütçesi hesaplamaları yapılmıştır. (Çizelge 2). Hesaplamalar sonucunda, Akyatan ve Tuzla sulak alan sistemlerinde Ocak – Nisan ve Ekim – Aralık ayları arasında kalan 7 aylık sürede su fazlalığı söz konusu iken yıl içinde geri kalan 5 ayda (Mayıs – Eylül) ise su azlığı söz konusudur (Çizelge 2). Başka bir ifade ile sulak alan sisteminde su dengesinin sağlanması gerekiyor ise Ocak ayında sulak alan sisteminde çıktı miktarı % 254 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org 3.5 ise aynı oranda sisteme girdi olması gerekmektedir (Şekil 6). Aksi durumdu sistemin su döngüsü bozulacaktır. Bu durum Akyatan ve Tuzla sulak alan sistemlerinde gözlenmemektedir. Diğer bir deyişle bugün sulama ve drenaj kanallarından, Akyatan ve Tuzla sulak alan sistemlerine gelen su miktarı, bu sistemlerdeki doğal su döngüsünü etkilemektedir. Çizelge 2. Akyatan ve Tuzla sulak alan sisteminin aylık su bütçesi sonuçları. Dönem Oca Şub Mar Nis May Haz Tem Ağu Eyl Eki Kas Ara Girdi 3 Çıktı (%) 13.0 16.9 13.0 13.0 1.8 1.0 3.1 0.2 2.5 5.7 15.4 14.4 (m /ay) 37558008 48862203 37579933 37434954 5186683 2792850 9025257 549356 7354124 16389008 44324089 41502037 Denge 3 (%) (m /ay) 4241075 3.5 4866513 4.0 8184634 6.7 12645364 10.3 13309565 10.8 14545861 11.9 14688707 12.0 13195067 10.8 11813452 9.6 12875055 10.5 7627272 6.2 4718316 3.8 *: Ölçüm Yapılmadı 3 (m /ay) 33316933 43995690 29395299 24789591 -8122883 -11753010 -5663450 -12645711 -4459328 3513953 36696817 36783721 Tuzluluk (ppt) 18.46 * * 10.53 * * 23.85 * * 22.28 * * 0.0 30.0 1.8 0.2 1.0 2.5 3.1 5.0 25.0 5.7 20.0 Girdi 15.0 13.0 13.0 16.9 Çıktı 13.0 10.3 10.8 11.9 15.4 12.0 10.8 20.0 9.6 3.5 15.0 10.5 10.0 6.7 25.0 14.4 Çıktı (%) Girdi (%) 10.0 6.2 4.0 3.8 30.0 5.0 0.0 Oca Şub Mar Nis May Haz Tem Ağu Eyl Eki Kas Ara Şekil 6. Akyatan ve Tuzla göllerinde meydana gelen girdi ve çıktı miktarları grafiği. Benzer durum; özellikle KAD (2010) tarafından gerçekleştirilen çalışması kapsamında Akyatan 255 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Gölü’nde mevsimsel olarak ölçülen tuzluluk değerinde de gözlenmektedir. KAD (2010) tarafından mevsimsel olarak Akyatan ve Tuzla sulak alan sistemlerinde yapılan tuzluluk gözlemlerinin sırası ile 5.52 – 37.00 ppt ve 2.92 – 47.30 ppt arasında değiştiği belirtilmektedir. Akyatan Lagün Gölünde en yüksek tuzluluk değeri, lagün gölünün B-KB yer alan 1 ve 2 nolu istasyonlarda, en düşük tuzluluk değerleri ise YD3 ve P2 kanallarının (Acıkulak) lagün gölü ile bağlantılı olduğu alanlarda (K-KD) gözlenmiştir. Bu durum özellikle sulama ve drenaj kanalları ile göllerin beslenimini sağlayan yüzeysularının, lagün suları ile karışımını ve lagün sularının seyrelmesine neden olduğu anlamına gelmektedir. Benzer durum Demir (2008) ve Mingazova et. all. (2008) tarafından yapılan çalışmalarda da belirtilmektedir. Bununla birlikte çalışma kapsamında lagünlerde gözlenen tuzluluk değerlerinin ortalamaları ile lagün göllerine girdi ve çıktılar arasındaki ilişki incelenmiştir (Şekil 7). Şekil 7’de da görüldüğü üzere lagün sularının tuzluluk oranını, sistemin girdisi (yağış suları, yüzeysel akım) ile ters orantılı bir ilişki göstermektedir. Akyatan Lagün Gölü, sığ bir göl olmasına karşın, sistemin çıktısı (buharlaşmaterleme) ile lagün göl sularının tuzluluk oranı arasında anlamlı bir ilişki elde edilmemiştir. Başka bir ifade ile Akyatan Lagün Gölüne yüzeysel akım ve yağışlar ile giren su miktarı arttığı zaman lagün sularının tuzluluk oranı azalmaktadır. Dolayısı ile bu durum lagün sularının tuzluluk oranını, yağış ile yüzeysel akım sularının kontrol ettiği anlamına gelmektedir. Diğer taraftan Akyatan Lagün Gölü’nün Akdeniz ile bağlantısını, gölün güneydoğusunda yer alan boğaz gerçekleşmektedir. Sistemi besleyen ana kanalların (YD3 ve P2), söz konusu boğaza yakın ve beslenme miktarının yüksek olması, gel-git etkisinin Akyatan Lagün Gölü’ndü az düzeyde olmasına neden olmaktadır. Çünkü söz konusu drenaj kanallarından gelen yüzey suları, gölün kuzeykuzeydoğu kesimindeki hidrolik yük miktarını önemli oranda arttırmakta ve gel-git etkisinin, boğazın göl ile bağlantılı olduğu küçük alanda oluşmasına neden olduğu düşünülmektedir. Başka bir ifade ile meteorolojik parametrelere bağlı olarak tuzluluk oranının mevsimsel olarak değişmesi, lagün gölündeki suların gel-git etkisinden çok fazla etkilenmediklerini göstermektedir. Su döngüsüne müdahale edilmemiş doğal lagünlerde tuzluluk değerinin, deniz sularının sahip olduğu tuzluluk değerine eşit ve/veya yakın olmasını gerektirmektedir. Pinardi ve diğ. (2003) tarafından yapılan çalışmada; Akdenizin 40, 65, 250 ve 500 m derinliğinde, Ocak 2000 ve Mart 2001 tarihleri arasında sürekli tuzluluk gözlemleri yapıldığı ve Akdeniz’in 40 m derinliğindeki tuzluluk değerinin 38.6 ppt ile 39.4 ppt arasında değiştiği belirtilmektedir. Akyatan ve Tuzla sulak alan sistemlerinin Akdeniz ile bağlantılı olmalarından dolayı bu lagün göllerinin tuzluluk değerlerinin Akdeniz’in tuzluluk değerine eşit ve/veya yakın olmasını gerektirmektedir. Buna karşın bu bölüm kapsamında yapılan değerlendirmeler, Akyatan ve Tuzla sulak alan sisteminde ki suların tuzluluk miktarı Akdeniz’in tuzluluk miktarına oranla drastik olarak değiştiği ve söz konusu değişimin kaynağının ise sisteme yüzeysel akım ile gire sular oluşturduğu düşünülmektedir. 256 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org 30.0 Tuzluluk (ppt) 25.0 20.0 Tuzluluk = -0.3394 x Girdi + 27.3 R = 0.835 15.0 10.0 5.0 0.0 0.0 10.0 20.0 30.0 40.0 50.0 Girdi (106 x m3 /ay) 30.0 Tuzluluk (ppt) 25.0 20.0 Tuzluluk = 0.212 x Çıktı + 16.4 R = 0.166 15.0 10.0 5.0 0.0 0.0 5.0 10.0 15.0 20.0 Çıktı (106 x m3 /ay) Şekil 7. Akyatan ve Tuzla göllerinde gözlenen tuzluluk değerleri ile girdi ve çıktı arasında ilişki. Akyatan ve Tuzla sulak alan sistemlerinin sürdürülebilir yönetimi için lagünlerdeki su döngüsünün doğal/olması gereken duruma ulaştırılması sağlanmalıdır. Söz konusu süreç lagünleri besleyen yüzey sularının kontrol altına alınmasını gerektirmekle birlikte bölgedeki hidrolojik rejimde meydana gelen mevsimsel değişimler dikkate alınarak lagün sularının tuzluluk değerinin 20 ppt ile 40 ppt arasında olmasının sağlanması gerekmektedir. Aksi takdirde, Akyatan ve Tuzla gölleri, lagün özelliklerini kaybederek, kısmen tatlı su gölü özelliği sergileyeceği düşünülmektedir. Dolayısı ile Akyatan ve Tuzla sulak alan sitemlerinin doğal hidrolojik döngüsünü dikkate alan bir yönetim modelinin ortaya konması gerekmektedir. Bu amaçla söz konusu sulak alan sisteminden çıkan su miktarına denk, bu sisteme bir su girdisinin sağlanması gerekmektedir. Akyatan ve Tuzla sulak alan sisteminde kütlenin korunumu ve göl su hacminin kararlı olması dikkate alınarak hesaplanan aylık su bütçesine ilişkin bilgiler Çizelge 3 ve Şekil 8’de verilmektedir. Çizelge 3. Akyatan ve Tuzla sulak alan sisteminin eksik ve fazla su miktarları. 257 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Dönem Yağış (lt/s) (m3) Girdi Yüzeysel Akım (lt/s) (m3) Çıktı Fazla Su Eksik Su Oca 4227 11.32 9795 26.24 1583 (m3) 4.24 Şub 4134 11.07 16064 43.03 2012 5.39 16060 43.02 0 0 Mar 2784 7.46 11247 30.12 3056 8.18 10975 29.40 0 0 Nis 2075 5.38 12368 32.06 4879 12.65 9564 24.79 0 0 May 1918 5.14 19 0.05 4969 13.31 0 0 3033 8.12 Haz 892 2.31 186 0.48 5612 14.55 0 0 4534 11.75 Tem 347 0.93 3023 8.10 5484 14.69 0 0 2114 5.66 Ağu 205 0.55 0 0.00 4926 13.20 0 0 4721 12.64 Eyl 680 1.76 2157 5.59 4558 11.81 0 0 1720 4.46 Eki 2312 6.19 3807 10.20 4807 12.88 1312 3.51 0 0 Kas 4167 10.80 12933 33.52 2943 7.63 12933 33.52 0 0 Ara 5520 14.78 9975 26.72 1762 4.72 9975 26.72 0 0 (lt/s) (lt/s) 9800 (m3) 26.25 0 (m3) 0 (lt/s) 60.0 Girdi Çıktı Su Miktarı ( 106 m3/ay) 50.0 40.0 30.0 Fazla Su Fazla Su 20.0 Eksik Su 10.0 0.0 Oca Şub Mar Nis May Haz Tem Ağu Eyl Eki Kas Ara Şekil 8. Akyatan ve Tuzla sulak alan sistemlerinde eksik ve fazla su grafiği. Çizelge 3 ve Şekil 8’de da görüleceği üzere Ocak-Nisan ve Ekim-Aralık aylarında, Akyatan ve Tuzla sulak alan sistemlerinde fazla su bulunmaktadır. Söz konusu fazla suyu, yağışların yüzeysel akıma geçen kısmı, sulamadan döne sular ile sulama ve drenaj kanallarından sulak alan sistemine gelen sular oluşturmaktadır. Sulak alan sistemindeki eksik suyun olduğu aylar ise Mayıs- Eylül ayları arasında kalan aylardır. Hesaplamalar sonucunda sulak alan sisteminde, yağışlı dönemde fazla su, kurak dönemde ise eksik olduğu görülmektedir. 258 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org 3.4. Tartışma ve Öneriler Bu çalışma; Akyatan ve Tuzla (Adana) sulak alan sistemlerinin hidrolojik ve hidrojeolojik özellikleri “hidrojeolojik kavramsal model” çerçevesinde dikkate alınarak sürdürülebilir su yönetimi ile ilgili değerlendirmeleri kapsamaktadır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda Akyatan ve Tuzla sulak alan ekosistemlerinin su bütçesi yaklaşık 167.236´ 106 m 3 oranında pozitif çıkmıştır. Söz konusu 3 katkı (5.3 m /s), YD3 ve P2 drenaj kanlarlı aracılığı ile gerçekleşmekte olduğu düşünülmektedir. Bununla birlikte su bütçesi hesaplamalarında kullanılan bileşenlerin uzun yıllar ortalama değerler olduğu ve gözlem hataları da dikkate alındığında bütçede ortaya çıkan fazla su miktarı hesaplanandan daha az olabilecektir. Dolayısı ile Akyatan ve Tuzla sulak alan sisteminin su bütçesi hesaplamalarının daha sağlıklı yapılabilmesi amacı ile sistemin girdi ve çıktı bileşenlerinin bu amaç doğrultusunda gözlenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Özellikle Akyatan sulak alan ekosisteminin aylık su bütçesi hesaplamaları sonucunda, yağışlı dönemde bu sulak alan sistemlerini besleyen sulama ve drenaj kanallarından gelen ve Çizelge 3’de belirtilen orandaki fazla suyun sulak alan sistemine verilmemesi gerekmektedir. Yağışlı dönemde bu kanallardan sisteme gelen fazla sular, YD3 kanalından YD4 kanalına aktarılması (Şekil 9a) ve P2 kanalının ise doğrudan Akdeniz’e bağlanması (Şekil 9b) ile sistemden uzaklaştırılabilir. Diğer taraftan Akyatan sulak alan ekosisteminin ihtiyaç duyduğu eksik su ise YD3 ve P2 drenaj kanalları ile MayısEylül ayları arasında sisteme kontrollü bir şekilde verilebilir. Tuzla sulak alan ekosisteminde ise hidrolojik açıdan kayda değer bir etkilenme söz konusu olmadığı gözlenmiştir. Bu çalışma kapsamında yapılan değerlendirmeler, Akyatan ve Tuzla sulak alan ekosisteminin sürdürülebilir su yönetimine ve sulak alan yönetim planlarına temel oluşturmakla birlikte çalışma kapsamında elde edilen sonuçların uygulanması durumunda sulak alan sistemlerinin doğal işleyişine kavuşacağı düşünülmektedir. Şekil 9. Akyatan ve Tuzla sulak alan sistemlerinde eksik ve fazla su ile ilgili öneriler. 4. KATKI BELİRTME Bu çalışma; Çevre ve Orman Bakanlığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından desteklenen “Akyatan ve Tuzla Lagünleri Sulak Alan Yönetim Planı Projesi” kapsamında gerçekleştirilmiştir. 5. KAYNAKLAR ASO, 1992. Aşağı Seyhan Ovası IV. Merhale Sulama ve Drenaj Projesi Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu, İçme ve Kanalizasyon Dairesi Başkanlığı, Çevre Sorunları ve Suların Kirlenmesini Kontrol Şube Müdürlüğü, Adana (Yayınlanmamış). 259 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Balkaya, N., Çelikoba, İ., 2005. Sulak alanlar ve Kızılırmak Deltası. II. Mühendislik Bilimleri Genç Araştırmacılar Kongresi, MBGAK, 17-19 Kasım, İstanbul Bilgin, A. Z., Elibol, E., Bilgin, Z. R., Beğenilmiş, S., 1981. Ceyhan, Karataş, Yumurtalık, Osmaniye, Haruniye ve Kadirli Dolayının Jeoloji Raporu, Maden Tetkik ve Arama Kurumu, Derleme No: 7215, 136 s., Ankara (Yayınlanmamış). Demir, A., 2008. Akyatan Lagününde Tuzluluk ve Bazı Kirlilik Düzeylerinin Saptanarak Coğrafi Bilgi Sistemi Destekli Dağılımlarının Belirlenmesi, Çukurova Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 207 s., Adana, (Yayınlanmamış). DSİ, 1992. Sakarya-Seyhan Havzalarında Kirlenme Durumlarının İncelenmesi ve Bu Havzalarda Kalite Sınıflarının Tespiti Projesi Raporu, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, İçmesuyu ve Kanalizasyon Dairesi Başkanlığı, Ankara (Yayınlanmamış). DSİ, 2010. P2 Drenaj Pompa İstasyonu 2009 Yılı Aylık Çalışma Raporu, DSİ VI. Bölge Müdürlüğü, 3 s., Adana, (Yayınlanmamış). Dugan, P. J., 1991. Sulak Alanların Korunması, Güncel Konular ve Gerekli Çalışmalar Üzerine Bir İnceleme, DHKD, IUCN-The World Conservation Union, PK 1, 80810 Bebek- İstanbul. Ekmekçi, M., Tezcan, L., Atilla, Ö., Gürkan, D., Yalçınkaya, S. O., Namkhai, O., Soylu, M. E., Donma, S., Yılmazer, S., Akyatan, A., Pelen, N., Topaloğlu, F., İrvem, A., 2007. Seyhan Nehri Havzasında Tarım Güvenligi için Su Kaynakları Sistemlerinin İklim Değişikliklerine Karşı Duyarlılıklarının Araştırılması, TÜBİTAK Proje No: TOGTAG-JPN09, 105 s., Ankara. Erdem, O., 2004. Sulak Alanlar: Önemi, Temel Sorunları, Türkiye’nin Uluslar arası Öneme sahip sulak alanları. Haber Ekspress: İzmir Gediz Deltası ve Kuşları, (28 Şubat 2004), 7 s. Gürkan, D., 2005. Seyhan Havzasında İklim Değişimlerinin Yüzeysel Su Kaynaklarına Olan Etkilerinin Araştırılması, Hacettepe Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 85 s., Ankara, (Yayınlanmamış). KAD, 2010. Akyatan ve Tuzla Lagünleri Sulak Alan Yönetim Planı Projesi, Çevre ve Orman Bakanlığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Ankara (Yayınlanmamış). Mingazova, N. M., Nabeyeva, E. G., Türker, A., Çetinkaya, G., Bariyeva, F. F., 2008. Assessing the State of the Akyatan and Tuzla Lagoons of the Mediterranean Coast of Turkey, Geography and Natural Resources, 29, 387 – 391 pp. Pinardi, N., Allen, I., Demirov, E., De Mey, P., Korres, G., Lascaratos, A., Le Traon, P.-Y., Maillard, C., Manzella, G., Tziavos, C., 2003, The Mediterranean Ocean Forecasting System: First Phase of Implementation (1998–2001), Annales Geophysicae, 21, 3 – 20 pp. Schiettecatte, J. P., 1971. Geology of the Misis Mountains, The Petroleum Exploration Society of Libya, Tripolis-Libya, 305-312 pp. Schmidt, C. C., 1961. Stratigraphy of the Adana Region, Petroleum District VII, Petr. Adm. Publ. Bull., 6, 49-62 pp., Ankara. Şenol, M., 1989. Adana, Ballıca ve Çatalan Bölgesi Geç Tersiyer-Kuvaterner İstifinin Lio-Pedolojik ve Sedimantolojik İncelemesi, Çukurova Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Doktora Tezi, Adana (Yayınlanmamış). Şenol, M., Kapur, S., Şahin, Ş., 1993. Adana Havzası Kuvaterneri, İstanbul Teknik Üniversitesi, Türkiye Kuvaterneri Sempozyumu, Bildiri Özleri, 24-27 s., İstanbul. Şenol, M., Şahin, Ş., Duman, T. Y., Albayrak, Ş., Akça, İ., Taşkın Ş., 1998. Adana-Mersin Dolayının Jeoloji Etüd Raporu (1/100.000 Ölçekli Mersin O33 Paftası), Maden Tetkik ve Arama Kurumu, Derleme No: 10098, 60 s., Ankara (Yayınlanmamış). Şensoy, S., Demircan, M., Ulupunar, U., Balta, I., 2008. Climate of Turkey, State Meteorological Organization of Turkey (DMI). http://www.dmi.gov.tr/files/en-US/climateofturkey.pdf (son erişim: 15/01/2011). Turc, L., 1954. Le bilan d’eau des sols: relations entre les precipitations, l’ecoulement. Ann. agronomiques, 1954, p.491-595 et 1955, p.5-131, Paris. Yalçınkaya, S. O., 2005. İklim Değişimlerinin Adana Ovasında Yeraltısuyu Seviyesi ve Deniz Suyu Girişimi Üzerine Etkisi, Hacettepe Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 59 s., Ankara, (Yayınlanmamış). Yaşar-Korkanç, S., 2004. Sulak Alanların Havza Sistemi içindeki yeri. ZKÜ Bartın Orman Fakültesi Dergisi. 6: 117-126. 260 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Sulak Alanların Ekoturizm Açısından Değerlendirilmesi: İğneada Örneği Öğr. Gör. Gülay ÇAKIR , Öğr. Gör. Ali ÇAKIR Kırklareli Üniversitesi, Pınarhisar Meslek Yüksekokulu, 39300, Pınarhisar / KIRKLARELİ ÖZET Sulak alanlar; doğal veya yapay, sürekli veya mevsimsel, suları durgun veya akıntılı, tatlı, acı veya tuzlu tüm su kütleleri olarak tanımlanmaktadır. Bataklıklar, sazlıklar, turbalıklar, sulak çayırlar ile denizlerin altı metre derinliğe kadar olan kesimleri de sulak alan kapsamı içerisinde yer almaktadır. Sulak alanların bulunduğu bölgeye birçok yararı vardır. Bölgenin su rejimini düzenlemesi, iklimini yumuşatması, küresel ısınmayı engellemesi bunlardan sadece birkaçıdır. Bunların haricinde birçok balık türünün yaşam alanı olması sebebiyle balık üretimi ile av turizmi potansiyeli, sahip olduğu biyolojik çeşitlilik sayesinde botanik turizmi, kuş gözlemciliği, doğa fotoğrafçılığı ve su sporları gibi aktiviteleri ile ekoturizm potansiyeli yüksek alanlardır. Bu çalışmada Türkiye’nin sulak alanlarından biri olan Kırklareli İli İğneada sulak alanı incelenmiştir. Bu doğrultuda, İğneada Sulak Alanı’nın ekolojik yapısı, biyolojik çeşitliliğe olan etkisi, bölgeye olan faydaları, şuan ki mevcut durumu ve koruma-kullanma dengesi içinde bölgede yapılabilecek ekoturizm faaliyetleri üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Sulak Alan, İğneada, Ekoturizm ABSTRACT Wetlands are natural or artificial, permanent or seasonal, stagnant or flowing water, sweet, bitter or salty water masses are defined as all. Swamps, marshes, turbalıklar, wetlands, meadows and seas up to six meters deep in sections of the wetland are within the scope. There are many benefits for the region of wetlands. Regulation of water regime in the region, the climate of softening, prevention of global warming are just a few of them. Except from these due to the many species of fish habitat and fish production potential of hunting tourism, thanks to its biological diversity botanical tourism, bird watching, nature photography and water sports activities are such areas with high potential for ecotourism. In this study, one of Turkey's wetlands, wetland Kırklareli İğneada investigated. In this regard, İğneada Wetlands Area, the ecological structure, the effect of biological diversity, the benefits of the region, and ecotourism activities that can be done by keeping the current situation are focused on. Key Words: Wetland, İğneada, Ecotourism 1. GİRİŞ Sulak Alan, doğal veya yapay, devamlı veya geçici, suları durgun veya akıntılı, tatlı, acı veya tuzlu, denizlerin gelgit hareketlerinin çekilme devresinde altı metreyi geçmeyen derinlikleri kapsayan, başta su kuşları olmak üzere canlıların yaşama ortamı olarak önem taşıyan bütün sular, bataklık, sazlık ve turbiyeler ile bu alanların kıyı kenar çizgisinden itibaren kara tarafına doğru ekolojik açıdan sulak alan kalan yerleri kapsamına alır ( Anonim, 2010c) Sulak alanlar, pek çok kuş türünün yanı sıra, çok sayıda tatlı ve tuzlu su balığının da yaşam döngüsünde önemli bir yer tutmaktadır. Birçok kuş türü, hem göçleri sırasında dinlenme ve barınma yeri olarak hem de yırtıcılardan korunmak için sulak alanlardan faydalanmaktadır. Çoğu sulak alan balıklar için yumurtlama, barınma ve avlanmadan korunma ortamı olarak hizmet etmektedir. Hem karada hem suda yaşayabilen hayvan türleri için üreme ortamı olarak kullandıkları sulak alanlar, birçok memeli ve nesli azalmış ve tehlikede olan canlı türlerini barındıran ekosistemlerdir (Korkanç, 2004). Sahip olduğu biyolojik çeşitlilik nedeniyle dünyanın doğal zenginlik müzeleri olarak kabul edilen sulak alanlar; doğal işlevleri ve ekonomik değerleriyle yeryüzünün en önemli ekosistemleridir (Erdem, 2004). Belirtilen tüm bu önemlerine karşın Türkiye’deki sulak alanlar hala büyük tehlikelerle karşı karşıyadır. Bunun başlıca nedeni, kamuoyunda 261 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org sulak alanların öneminin yeterince bilinmemesi, sulak alanların önemsenmemesi, su ve arazi kullanım plan ve programlarını geliştirenler arasında sulak alanların korunması fikrinin yeterince benimsenmemesi ve kabul görmemesi, bunlar arasında kurutulan sulak alanlarda yaşanan olumsuzlukların farkında olmayan ve sulak alanların kurutulmasından toplum yararı bulunduğuna inanan önemli bir kitle bulunması (Erdem, 2004) ve bu kitlenin sulak alanların birçok ekonomik getirisini görmemesidir. Sulak alanların ekonomik getirilerinden biri de ekoturizm faaliyetleridir. Sulak alanlar olmadan ve korunmadan ekoturizmin canlanması ve gelişmesi beklenemez. Sulak alanların ekolojik yapısının korunması ile bölgede ekoturizm gelişecek ve bu sayede ekonomik anlamda bölge halkının refah seviyesi de yükselecektir. Ekoturizm etkinlikleri için doğal ve kültürel olmak üzere iki çekim kaynağı bulunmaktadır. Doğal çekim kaynakları olarak; biyolojik çeşitlilik (bitki ve yaban hayvanı tür ve genetik çeşitliliği, ekosistem çeşitliliği) ilginç jeomorfolojik oluşumlar (mağara, kanyon, fosil alanlar, şelale, v.b), hidroloji (göller, nehir, termal kaynaklar vb.), ilginç iklim özellikleri (nem, sıcaklık, gün ışığı v.b) ve manzara noktaları vb. sayılabilir. Ekoturizm kapsamı içinde özellikle biyolojik çeşitlilik ile ilgili değerler her zaman kültürel kaynaklara göre daha yüksek çekiciliğe ve önceliğe sahiptir (Gül ve Özaltın, 2007). Bu nedenle birçok doğal çekim kaynağını bünyesinde barındıran sulak alanlar ve çevresi, ekoturizm faaliyetleri açısından önemli ekosistemlerdir. Sportif olta balıkçılığı, kuş gözlemciliği, botanik turizmi, doğa fotoğrafçılığı, trekking, fauna turizmi, avcılık, kampçılık vb. faaliyetler sulak alanlar ve çevresinde yapılabilen ekoturizm türleridir. Ekoturizmin tanımına baktığımızda ise; Ekoturizmin, biyolojik çeşitliliğin korunması ve doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımını sağlamak için yöre halkına esas uğraşları dışında bazı ek gelirler elde etmeyi hedefleyen bir turizm şekli olduğunu görüyoruz (Dilek ve Kubaş, 2009). Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere ekoturizm yapılabilmesi için bölgenin biyolojik çeşitliliğinin korunması ve doğal kaynaklarının sürdürülebilir olarak kullanılması gerekmektedir. Bu nedenle İğneada sulak alanında var olan ekoturizm potansiyeli göz önüne alındığında öncelikli olarak ekoturizm altyapısı oluşturulmalıdır. Buna bağlı olarak da ekoturizm etkinliklerinin faaliyete geçirilmesiyle birlikte hem bölge halkına alternatif gelir kaynakları oluşturulacak hem de İğneada sulak alanındaki ekosistemin koruma-kullanma dengesi içerisinde sürdürülebilirliği sağlanmış olacaktır. 1.1. İğneada Sulak Alanlarında Ekoturizm Potansiyeli Kırklareli ilinin Karadeniz kıyısında yer alan İğneada sahip olduğu ekosistem çeşitliliğiyle önemli doğal çekim kaynaklarımızdandır. (Şekil 1) Alan lagünler, tatlı ve tuzlu su gölleri, alüvyal subasar ormanları, mevsimsel bataklıkları, çayırları, kıyı kumulları ve sığ deniz kıyılarından oluşan farklı habitatları içermesiyle (Anonim, 2010a) ekoturizm açısından önemli bir potansiyele sahiptir. Çalışmanın bundan sonraki kısmında İğneada sulak alanında yapılması öngörülen ekoturizm olanakları sıralanmıştır. 262 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Şekil 1. İğneada Sulak Alanı ve Çevresi (Kaynak erişim tarihi, 02.02.2011: http://www. neredennereye.com/tatil-cennetleri/igneada/nasil-gidilir/) 1.2. Kuş Gözlemciliği (Ornitoloji Turizmi) Kuş gözlemciliği doğayı kuşların dünyasından tanımayı sağlayan bir gözlem sporudur. Sağlıklı bir çevrenin en iyi göstergesi olan kuşlar her türlü yaşam ortamında bulunurlar. Kent içerisinde parkta, sulak alanda, bozkır, orman, çöl gibi hemen her yerde kuş gözlemciliği yapılabilir. Kuş gözlemciliğinin mevsimi, zamanı da sınırlı değildir; 365 gün 24 saat yapılabilir (Selimoğlu, 2004). Kuşların saklanmasına, yuvalanmasına ve barınmasına uygun olan sulak alanlar ornitolojik açıdan büyük öneme sahiptir (Şilliler Tapan, 2008). Önemli göç yollarının geçtiği Türkiye’de sulak alanlar kuş türleri için yaşam kaynağı ve geçiş noktasıdır. Bir kısmı için ise üreme yeridir. Bu önemli noktalardan biri de İğneada sulak alanıdır. İğneada ornitolojik olarak Batı Palearktiğin önemli kuş göç yolları üzerindedir. (Özyavuz ve Şişman, 2009). Bu nedenle İğneada sulak alanı önemli bir kuş gözlemciliği potansiyeline sahiptir. Türkiye kuş varlığını oluşturan 454 kuş türünden yarıya yakını (194 tür) yıl içerisinde İğneada’da görülebilmektedir. Alan çok sayıda su kuşu ve yırtıcı kuşun, özellikle de leyleklerin (ak ve karaleylek) sonbahar göçünde geçiş yoludur. Bazı su kuşları (balıkçıllar, kazlar, ördekler, su tavukları, yağmurcunlar vb.) ve yırtıcılar (kartallar, şahinler, doğanlar, deliceler vb.) ise alanda üremektedir. İğneada ekosisteminin sağlıklı işleyip işlemediğini gösteren gösterge tür olarak kabul edilen dokuz kuş türü bölgeyi ziyaret eden turistler tarafından gözlemlenebilir. (Çevre ve Orman Bakanlığı, 2009a). 263 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Tablo 1. İğneada Gösterge Kuş Türleri * Akkuyruklu kartal (Haliaetus albicilla) Turna (Grus grus) Kuğu (Cygnus olor) Küçük karabatak (Phalacrocorax pygmeus) Puhu (Bubo bubo) Ötücü kuğu (Cygnus cygnus) Alaca baykuş (Strix aluco) Yalıçapkını (Aldeco atthis) Küçük kerkenez (Falco naumanni) *Kaynak: Çevre ve Orman Bakanlığı, 2009b. İğneada’da özellikle Mert ve Erikli gölleri su kuşları için beslenme, barınma, konaklama ve yuvalanmaları açısından önemli bir sulak alandır. İki tarafının ormanla çevrili olması ve geniş bir sazlık alanın bulunması burada bulunan kuşlar için çok büyük avantajlar sağlamaktadır (Kaya, 1998). Kuş gözlemciliği yapmak isteyenler tarafından İğneada sulak alanları ve çevresi sahip olduğu bütün bu potansiyel ile 4 mevsimde de ziyaret edilebilir. 1.3. Doğa Fotoğrafçılığı İğneada ve çevresi bulundurduğu farklı ekosistem ile Türkiye’nin önemli doğal alanlarından biridir. Bölgeye gelen ornito-fotoğrafçıları 194 farklı kuş türünü fotoğraflayabilirler. Ayrıca longoz ormanlarında ve göllerindeki biyolojik çeşitlilik içerisinde 159 tohumcul bitkiyi, 3 eğrelti bitkiyi fotoğraflayabilirler (Güler, 2007). Öte yandan yaban hayatını fotoğraflamak isteyenler dağ keçisi, tavşan, sincap, kurt, çakal, saz kedisi, yaban kedisi, vaşak, kızıl geyik, isteyenler geyik, karaca, yaban domuzu, kurt, tilki, çakal, yaban kedisi, sansar, orman faresi, porsuk, yarasa ve su samuru gibi memelileri, iki yaşamlı hayvanlardan pürtüklü semender ve gece kurbağasını, sürüngenlerden ise oluklu kertenkele, yeşilkertenkele ve ince kertenkeleyi bölgede görebilirler (Çevre ve Orman Bakanlığı, 2009a). Bölge sahip olduğu tüm bu özelliklerinden dolayı “Doğa Fotoğrafçılığı” ile uğraşanlar için önemli bir fotoğraflama alanıdır. 1.4. Trekking ( Doğa Yürüyüşü ) Trekking, bir bölgenin dağlık kesimlerinde, dağcılık tekniği gerektirmeden, zor ve sarp yerlere girmeden, küçük patikaların takip edildiği, belirli zorluklar ve özellikler gösteren doğa koşullarında, yaş gruplarına uygun ve zamanla sınırlı olarak düzenlenen uzun yürüyüşlerin genel adıdır (Erdoğan, 2003). Trekking, genellikle kentin stresinden kurtulmak isteyenlerin, haftasonunda ya da günübirlik, şehre yakın parkurlarda profesyonel bir rehber eşliğinde gerçekleştirilen bir spordur (Açıksöz ve ark, 2006). Bu açıdan bakıldığında İğneada İstanbul’a olan yakınlığı ile haftasonları kent stresinden kurtulmak isteyenlerin en kolay ulaşabilecekleri, trekking etkinliği açısından yüksek bir potansiyele sahiptir. Alanın sahip olduğu uygun iklim koşulları ve topoğrafyası, zengin flora ve faunası, yöre halkının sosyo-kültürel yapısı da trekking parkurlarının geliştirilmesi ve kullanımında olumlu katkılar sağlamaktadır. İğneada’da her mevsim trekking yapmaya müsait olan ve gelen ziyaretçilerin kullandığı parkur, kumsalı ve orman içini kapsar. Yürüyüş esnasında koruma altındaki doğa harikası yedi gölü de keşfedebilirsiniz. Yürüyüş süresi grubun hızına bağlı olarak ortalama bir buçuk saat sürmektedir. Yürüyüş mesafesi ise 3 km’dir. 264 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org 1.5. Sportif Olta Balıkçılığı Sulak alanlar, zengin besinlere ve korunaklı alanlara sahip olması nedeniyle balıkların yumurta döktüğü, gelişip büyüdüğü son derece önemli olan yaşam ortamlarıdır (Cirik, 1993: 50). İğneada'nın lagün, göl ve dere gibi farklı sulak alanlarında bilinen 30 balık türü yaşamaktadır. Bu balık türlerinden 8'i Bern Sözleşmesinde "korunması gereken tür" ilan edilmiştir. Bunlar; Dere Hamsisi (Chalcalburnus chalcoides). Deniz İğnesi (Syngnathus abaster), Tatlısu Kaya Balığı (Neogobius fluviatilis), Kurt Balığı (Aspius aspius), Noktalı İnci Balığı (Alburnoides bipunctatus), Acı Balık (Rhodeus amarus), Taş Yiyen Balık (Cobitis taenia) ve Kababurun Balığı’dır (Chondrostoma nasus). Balık çeşitliliğinin en fazla olduğu Mert, Erikli ve Saka lagün gölleri, üreme, beslenme ve korunma amacıyla denizden tatlı suya veya tatlı sudan denize göç eden kefal (Mugil cephalus) ve gümüş balığı (Atherina boyeri) gibi balık türlerine de ev sahipliği yapmaktadır. Bir tatlı su gölü olan Hamam Gölü’nde kerevit, alanı besleyen derelerin Istranca Dağları'ndan çıkan kaynaklarında ise kırmızı benekli alabalık (Salmo trutta) yaşamaktadır (İğneada Belediyesi). İğneada sulak alanı sürdürülebilir turizm kapsamında üreme zamanları dışında, korunması gereken balık türleri de korunarak, doğal yapıyı ve dengeyi bozmamak üzere önemli bir sportif olta balıkçılığı potansiyeline sahiptir. 1.6. Botanik ( Flora ) Turizmi Botanik turizmi, doğa turizminin içerisinde yer alan ama turist açısından özel ilgi gerektiren, bitki türlerinin görülmesini ve incelenmesini amaçlayan turizm türüdür. Bu turizm çeşidi, günübirlik geziler, doğa yürüyüşleri ve piknikler ile başlayıp, doğayı tanımak, gördüğü bitkileri incelemek, yeşilin içerisine karışarak doğadan alacağı bir numune bitkiyi kendi yaşam mekânlarına katmayı kapsamaktadır (Saydan ve Küçükaslan, 2007). İğneada ve çevresi hem sahip olduğu subasar (longoz) ormanları hem de nadir ve endemik bitki türleri sayesinde botanik turizmine ilgi duyan ekoturistlerin ilgisini çekecek potansiyele sahiptir. Longoz Bitkileri Kış ve ilkbahar aylarında tamamen sularla kaplı olan, yaz ve sonbahar aylarında ise suyu çekilen ve kısmen kuruyan İğneada Longoz Ormanlarının tabanı çiçekler ve su bitkileri ile kaplanmaktadır (Anonim, 2010b). İğneada Longozları oldukça boylu (8-15 metre) karışık orman ağaçlarından oluşan bir floristik kompozisyona sahiptir. Bu karışık ormanları; dişbudak, kayın, saplı meşe, sapsız meşe, ova akçaağacı, çınar yapraklı akçaağaç, üvez, ıhlamur, kızılağaç, mürver, kızılcık, karaağaç ve gürgen gibi ağaçlar oluşturur. (Çevre ve Orman Bakanlığı, 2009b). Soğanlı Bitkiler Alanda çok sayıda bulunan soğanlı bitkiler, ilkbahar ve sonbahar olmak üzere iki farklı mevsimde çiçek açarlar. Bu bitkiler arasında alanda en çok rastlanan; sıklemen ve iki yapraklı ada soğanıdır. Mavi bataklık süseni ve kardelen daha çok orman içi açıklıklarda bulunurken, orkide türleri ve ters lale ise orman altında sıkça görülür. Longoz ormanlarında suyun bol olduğu kesimlerde ise göl soğanlarını öbekler halinde görebilmek mümkündür (Çevre ve Orman Bakanlığı, 2009b). Kumul Bitkileri Longoz ormanlarını çevreleyen göl ve bataklık alanlarıyla deniz arasında bir şerit oluşturan kıyı kumulları, önemli bir bitki alanıdır. Uzunluğu 18 km’yi bulan bu sahil şeridi en fazla genişliğe, Mert Gölü’nün doğusundan Panayır İskelesi’ne kadar olan bölümde ulaşır. Bugüne kadar yapılan 265 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org araştırmalarda İğneada kumullarında 46 bitki türü tespit edilmiştir. Bu bitkilerden Karadeniz Salkımı, Peygamber Çiçeği ve Crepis Macropus Avrupa’da yalnızca Trakya’nın Karadeniz sahillerinde görülen endemik bitkilerdir. Alanda yayılış gösteren Kum İncisi, Peygamber Çiçeği, Akyumak ve Kum Zambağı ise Bern Sözleşmesi ile koruma altına alınan nadir bitkilerdir. Kıyı kumullarının gerisinde, kıyı kumulubataklık geçiş zonunda ise Alıç, Adi Kızılcık, Dağ Karaağacı, Akçakesme, Saplı Meşe, Karaçlı, Kuşkonmaz gibi bitkiler yayılış gösterir ve denizden karaya doğru esen rüzgarların kumu içeri taşımasına izin vermeyen bir yükselti oluştururlar (Çevre ve Orman Bakanlığı, 2009b). Sulak Alan Bitkileri İğneada’da yer alan göller ve çevresindeki diğer sulak alanlar birçok su bitkisi türünün yaşam alanıdır. Göl içlerinde su derinliğinin 50-100 cm olduğu alanlarda yayılış gösteren ve yer yer örtüşü %100’ü bulan bitki topluluğunun baskın türleri Schoenoplectus lacustris. Phragmites australis, Thypha domingensis ve T. Angustifolia’dır. Floristik kompozisyonu daha zengin olan taban suyu yüksek yarı tuzlu bataklık alanlarda Bolboschoenus maritimus, Cladium mariscus, Juncus heldreichanus, Sparganium erectum, Atriplex patula, Chenopodium chenopodioides, Spergularia bocconii, Leucojum aestivum (göl zambağı), Limonium gmelinli, Cirsium creticum, Polypogon viridis gibi bitkiler yayılış gösterir. Hamam ve Pedina gölleri etrafındaki tatlısu bataklıkları ise, Türkiye’de örneğine çok az rastlanan Avrupa-Sibirya tatlısu florasını içermesi açısından oldukça önemlidir. Bu bataklıklarda görülen tehdit altındaki göl kestanesi ve nilüfer toplulukları yüksek su kalitesinin göstergesi olarak kabul edilir. Dere kenarlarındaki doğal setler boyunca yayılış gösteren kumlu mera toplulukları arasında, Türkiye için yeni bir tür olan Logfia minima ve nadir görülen bazı Trifolium türlerine rastlanır (Çevre ve Orman Bakanlığı, 2009b). 1.7. Yaban Hayatı Gözlemleme ( Fauna) Turizmi Yaban hayatı gözlemciliğinin tüm dünyada ve turizm endüstrisinde popülaritesi her geçen gün artmaktadır. Ekoturizm etkinliği açsından bakıldığında sadece yaban hayatını gözlem ve inceleme değil aynı zamanda yaban hayvanı türlerinin korunması, üretilmesi, envanterinin çıkarılması, bakımı, geliştirilmesi yanında türlerin yaşam alanlarının korunması, onarılması, iyileştirilmesi ve geliştirilmesi gibi etkinlikler degerçekleştirilmelidir. Yaban hayatının ekoturizm kapsamında değerlendirilmesinde en çok kuş gözlem ve inceleme önemli bir yer tutmaktadır. Bunun dışında diğer yaban hayatını da (Dağ keçisi, tavşan, sincap, kurt, çakal, saz kedisi, yaban kedisi, vaşak, kızıl geyik vb.) gözlem, inceleme, koruma ve iyileştirilmesi kapsamında ekoturizmle ilişkilendirmek mümkündür (Gül ve Özaltın, 2008a). İğneada ve çevresi sahip olduğu farklı ekosistemler nedeniyle birçok yaban hayvanına barınma imkanı vermektedir. Alan ile ilgili yapılan çalışmalar ve GEF-II projesi kapsamında yapılan araştırmalar kapsamında alanda 49 memeli türünün varlığı saptanmıştır (Özyavuz ve Şişman, 2009). Memeliler Memeli tür çeşitliliği oldukça yüksek olan İğneada ve çevresi, tüm Türkiye’deki memelilerin %34’ü ve Trakya’daki memelilerin % 57’sini barındırmaktadır. Sahada; geyik, karaca, yaban domuzu, kurt, tilki, çakal, yaban kedisi, sansar, orman faresi, porsuk, yarasa ve su samuru gibi memeliler yaşamaktadır (Çevre ve Orman Bakanlığı, 2009a). Alanın her yerinde varlığı tespit edilen Orman Faresi, et-oburlar ve gece-gündüz yırtıcılarının besinini oluşturduğu için gösterge tür olarak tespit edilmiştir (Çevre ve Orman Bakanlığı, 2009a). 266 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org İki Yaşamlılar ve Sürüngenler İğneada ve çevresi, 6 iki yaşamlı ve 11 sürüngen türüyle Trakya genelindeki ikiyaşamlı ve sürüngen sayısının yarıdan fazlasını barındırmaktadır. Bunun nedeni sulak alanların özellikle de tatlı su ortamlarının, zengin bitki örtüsü ve böcekleriyle, iki yaşamlı ve sürüngen türleri açısından besin değeri yüksek, çekici bir yaşam ortamı oluşturmasıdır (Çevre ve Orman Bakanlığı, 2009a). Omurgasızlar 310 tür böcek bulunan İğneada ve çevresinde, yapılan çalışmalar sonucunda 123 türle Pedina ve Hamam Gölü arasındaki bölge en zengin bölge olarak tespit edilmiştir. Bölgede bulunan orman içi açıklıklar, böcek türleri için uygun yaşam alanları oluşturmaktadır. IUCN koruma kategosinde yer alan Büyük Teke Böceği ve Benekli Bakır Kelebeği alanda kendine uygun yaşam ortamı bulmuştur. Bu türlerden Büyük Teke Böceği, orman içindeki ağaçlarda yaşamaktadır. Böcek türlerinden besin zincirinin en üstünde yer alan Helikopter böceği İğneada ve çevresi için gösterge böcek türü kabul edilmiştir. Sulak alanların civarında yaşayan ve kolayca gözlenebilen bu yaygın tür, diğer böcek türleri ile beslenerek böcek nüfusunun kontrolünde önemli rol oynamaktadır (Çevre ve Orman Bakanlığı, 2009a). 2. SONUÇ VE ÖNERİLER Ekoturizmin temelini oluşturan doğal çekim kaynaklarından biri de sulak alanlardır. Sulak alanlar olmadan ve korunmadan bu alanlarda ekoturizmin canlanması ve gelişmesi beklenemez. Bu nedenle İğneada ve çevresinde sulak alanların ekolojik yapısının korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanarak koruma-kullanma ilkesi gözetilerek kullanılması gerekmektedir. Bu doğrultuda İğneada sulak alanı ve çevresinde yapılabilecek ekoturizm faaliyetleri olarak belirtilmiş olan kuş gözlemciliği, trekking, sportif olta balıkçılığı, doğa fotoğrafçılığı, yaban hayatı gözlemleme, botanik turizmi bölgede büyük yatırımlar gerektirmeden kısa vadede uygulanacak düzenlemelerle hayata geçirilebilir. İğneada sulak alanı ve çevresi trekking için uygun şartları bünyesinde barındırmaktadır. Fakat bugüne kadar alanda trekking rotaları belirlenmemiş, zorluk derecelerine göre işaretlemeler yapılmamış ve yön levhaları konulmamıştır. Bölgede trekking faaliyetleri gönüllü doğaseverlerin rehberliğinde gerçekleşmektedir. Alanda en kısa zamanda trekking rotaları belirlenmelidir. İğneada sulak alanı kuş türleri için önemli bir beslenme, üreme ve barınma yeridir. Kuş türleri için en büyük tehlike bilinçsiz yapılan avcılıktır. Bilinçsiz yapılan avcılığın önüne geçmek için cezalar arttırılmalı ve denetimler sıklaştırılmalıdır. Ayrıca av tezkeresi almak için kursa giden avcı adaylarına bu konuda daha yoğun eğitimler verilebilir. Av tezkeresi yenilenirken avcılara doğal çekim kaynaklarını koruma ile ilgili eğitimler de verilebilir. Kuş gözlemciliği turizmini faaliyete geçirebilmek için Mert ve Erikli göllerinde doğaseverlerin kullanımına sunulmak üzere kuş gözlem merkezleri ve kuş gözlem kuleleri inşa edilebilir. Özellikle Mert gölü ve çevresi, hem ziyaretçiler hem de çevresindeki yerleşim alanlarında oturanlar tarafından kirletilmektedir. Bu kirlenmenin önüne geçebilmek için İğneada Belediyesi’nin çevre temizliğini özellikle yaz ve bahar aylarında sıklaştırması gerekmektedir. Sulak alanlardaki yapılaşma doğal kaynakların bozulmasına neden olmaktadır. Bu yapılaşmanın durdurulması gerekmektedir. Eskiden alınan imar izni ile yapılmış olan yapılar ise kamulaştırılarak yıkılmalı ve bu alanlar doğal hallerine dönüştürülmelidir. 267 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Sulak alanlar ve çevresinde yapılacak olan ekoturizm faaliyetleri için bölgesel rehberler yetiştirilmelidir. Bu rehberler ekoturizm konusunda uzmanlaşmış olmalıdır. İğneada sulak alanı ve çevresi daha çok Türkiye’nin çeşitli yerlerindeki doğa sporları ile ilgilenen kulüpler ve fotoğraf dernekleri tarafından ziyaret edilmektedir. Bu dernek ve kulüpler ile iletişime geçilerek alanda yapılabilecek ekoturizm faaliyetleri hakkında bilgilendirici, tanıtıcı ve eğitici broşürler verilebilir. 3. KAYNAKLAR Açıksöz, S., Topay, M. ve Aydın, H., 2006. Bartın-Arıt Beldesi Trekking Potansiyelinin Belirlenmesi. Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Bartın Orman Fakültesi Dergisi, C: 8, Sayı:10, s.80-89, Zonguldak. Anonim, 2010a. Yok Olmadan Önce Görülmesi Gereken Son Cennetler Atlası. Atlas Keşif Kitaplığı, Özel Koleksiyon, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş., İstanbul. Anonim, 2010b. Türkiye Tatil Atlası I, Ege, Marmara ve Karedeniz Kıyıları. Atlas Keşif Kitaplığı, Özel Koleksiyon, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş., İstanbul. Anonim, 2010c. Sulak Alanları Korunması Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik. Resmi Gazete, 26 Ağustos 2010. Cirik, S., 1993. Sulak Alanlar. Ekoloji Çevre Dergisi. Sayı:7, s: 50-51. Çevre ve Orman Bakanlığı, 2009a. İğneada Longoz Ormanları Fauna. Biyolojik Çeşitlilik ve Doğal Kaynak Yönetimi Projesi. Çevre ve Orman Bakanlığı, DKMP Genel Müdürlüğü, Kırklareli. Çevre ve Orman Bakanlığı, 2009b. İğneada Longoz Ormanları Flora. Biyolojik Çeşitlilik ve Doğal Kaynak Yönetimi Projesi. Çevre ve Orman Bakanlığı, DKMP Genel Müdürlüğü, Kırklareli. Dilek, E.F., Kubaş, A., 2009. Ekoturizm Girişimciliğinde Doğal Kaynakların Koruma-Kullanma Dengesi. I. Trakya Bölgesi Kalkınma ve Girişimcilik Stratejileri Sempozyumu, 16-18 Ekim 2009, s.247254, Edirne. Erdem, O., 2004. Sulak Alanlar - Önemi, Temel Sorunları, Türkiye’nin Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanları.Kuş Araştırmaları Derneği. (Erişim tarihi, 20.03.2011: www.kad.org.tr/files/makale/sulakalanlar.pdf) Erdoğan, N., 2003. Çevre ve (Eko) Turizm. Erk Yayınları, Ankara. Gül, A., Özaltın, O., 2008. Ekoturizm ve Isparta II. Gülçevrem Dergisi, Isparta Il Çevre ve Orman Müdürlüğü. 2008/1, Sayı:3, s. 18-21, Isparta. (Erişim tarihi, 23.03.2011: http://isparta.cevreorman.gov.tr/isparta/Files/Yay%C4%B1nlar/ gulcevrem_sayi3.pdf) Gül, A., Özaltın, O., 2007. Ekoturizm ve Isparta. Gülçevrem Dergisi, Isparta İl Çevre ve Orman Müdürlüğü, Sayı:2, s.20-23, Isparta. (Erişim Tarihi, 23.09.2010: http://isparta.cevreorman.gov.tr/isparta/Files/Yay%C4%B1nlar/ gulcevrem_sayi2.pdf) Güler, N., 2007. İğneada Longoz Ormanları Bitkileri Resimli Tanıma Kılavuzu. Çevre ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma Ve Milli Parlar Genel Müd., s. 242, İstanbul. Kaya, M., 1998. Mert ve Erikli Göllerinin (Kırklareli / İğneada) Kuş Faunası Açısından Önemi ve Ekolojik Sorunları. Ekoloji Dergisi. Cilt:7, Sayı:27, s.15-18. (Erişim tarihi, 20.03.2011: www.ekolojidergisi.com.tr/resimler/27-4.pdf). Korkanç, S.Y., 2004. Sulak Alanların Havza Sistemi İçindeki Yeri. Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Bartın Orman Fakültesi Dergisi, Cilt:6, Sayı:6, s: 117-126, Zonguldak. Özyavuz, M., Şişman, E.E., 2009. İğneada’nın Ekoturizm Potansiyeli ve Bölge Halkının Yararlanma Olanakları. I. Trakya Bölgesi Kalkınma ve Girişimcilik Stratejileri Sempozyumu, 16-18 Ekim 2009, s.123-129, Edirne. Saydan, R., Küçükaslan, N., 2007. Doğa Turizmi. Rekabet Avantajı Elde Etmede Turizm Sektörü Sektörel Stratejiler ve Uygulamalar, URAK Derneği Yayınları, s.107-122, İstanbul. Selimoğlu, Ö., 2004. Dünya’da ve Türkiye’de Ekoturizm. İstanbul Ticaret Odası Etüt ve Araştırma Şubesi, s:1-31, İstanbul. (Erişim tarihi, 10.03.2011: http://www.ito.org.tr/Dokuman/Sektor/1-31.pdf). Şilliler, Tapan, D., 2008. Türkiye’deki Ramsar Alanları Değerlendirme Raporu. Doğal Hayatı Koruma Vakfı, İstanbul. (Erişim tarihi, 28.03.2011: http://www.wwf.org.tr/pdf/WWF_Turkiye_Ramsar_Alanlari_ Degerlendirme_Raporu.pdf). İğneada Belediyesi. http://www.igneada.bel.tr/i4.html. (Erişim tarihi, 08.03.2011). 268 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Türkiye’de Orman ve Su Sektörü Arasındaki İlişkinin Sosyoekonomik Boyutları ve Su Havzalarında Suyun Maliyetlendirilmesi Özden GÖRÜCÜ Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi, Orman Fakültesi, 46100 Avşar Kampüsü,/ Kahramanmaraş ÖZET Türkiye’de orman ve su sektörü arasındaki etkileşim ve fiziki ileri/geri besleme mekanizmaları oldukça güçlü olmasına karşılık bu iki sektör arasındaki ekonomik etkileşim ve girdi/çıktı düzeyindeki işbirliği muhasebeleştirme anlamında oldukça zayıftır. Zira her iki sektörün de farkındalık yaratma ve bütünleşik parametrelerinin ortak kullanımı yönlerini benimsemesi ve sektörel pazar paylarının ağırlığını kabullenmesi rasyonel bir yaklaşım olarak görülmektedir. Söz konusu ekonomik işbirliğinin oldukça zayıf olması nedeniyle su havzalarında suyu üreten orman ekosistemlerinin birim su miktarındaki maliyet payı önemsiz gözükmekte veya hesaplanamaz bir dışsallık olarak algılanmaktadır. Üst havzalarda veya su havzalarında büyük yatırımlarla(ağaçlandırma, toprak ıslahı, mera ıslahı, odun üretimi, orman bakım tedbirleri, yönetim, koruma vb.) suyu üreten devlet ormancılık teşkilatları iken, üretilen suyun dağıtımı ve enerjiye dönüşümü DSİ, yerel yönetimler(belediyeler) veya şirketler tarafından gerçekleştirilmektedir. Oysaki bu kuruluşlar üst havzalardaki üretim maliyetine katkıda bulunmadan suyu hazır bulmaktadırlar. Yani suyun bu anlamdaki maliyetine katlanmamaktadırlar. Bu maliyetin yatırım/üretim oranı esas alınmak suretiyle analizlerin sonucu ve karar vericilerin inisiyatifi çerçevesinde belirli oranlarda paydaşlarca üstlenilmesinin finansmanın paylaşımı ve su havzalarındaki yatırımların güçlenmesi bakımlarından gerekli olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle orman ve su sektörü arasındaki çok zayıf işbirliğinin ülkemizde süratle güçlendirilmesi, bu amaçla kurumların yasal çerçevede yakınlaşmasının ve ortak su maliyetlendirmesinin önünün açılması amacıyla bu bildiride havza bazında dünyadaki su üretim maliyet metotları açıklanmış, su üretim ve tüketim sektörleri arasındaki yasal,teknik ve ekonomik görüşler ortaya konularak,ülkemiz su havzalarındaki çevresel maliyetlerin içselleştirilmesi konusunda çözümlemeler ve metotsal öneriler yapılmıştır. Ayrıca bu bildiride,ülkemizde su havzalarındaki maliyetlendirme çalışmaları kapsamında yürütülen bilimsel çalışmalardan da bahisle ekosistem hizmetlerinin ödenmesi noktasında ülkemiz için geliştirilebilecek fırsat maliyeti(opportunity cost) metodunun avantaj ve dezavantajları da irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Fırsat Maliyeti,Su Maliyeti,Orman Ekosistemi,Paydaş,İleri ve Geri Besleme,Su Havzası,Muhasebeleştirme. ABSTRACT In Turkey, the interaction and physical feedfront/feedback mechanisms between forest and water sectors have been quite powerful, but also economical interaction and cooperation between forest and water at the input/output level in the concept of the national accounting have been quite weak. Although, adoption of awareness creating and common use of integrated parameters by both sectors together which are forest and water and also accepting of sectoral market shares’ weight are all considered as a rational approach. Because of weak economical relationship between forest and water, the cost share within a unit of water of the forest ecosystems those are mainly producing the water in the watersheds is seen nonsignificant or perceived as a immeasurable externality. While the governmental forest institutions have been producing the water in upperlands by large investments as (afforestation, soil improvement, pasture improvement, wood production, silvicultural measures, management and protection), but the distributing and transforming to energy of water in lowlands are being carried out by State Water Affairs (DSİ), municipalities or other associations. Whereas,latter parts of these organizations are presently finding the water without any their financial contribution to water production cost.Namely,such organizations don’t compensate the water production cost in this context.But it is thought that undertaking of the water production cost by the stakeholders in the framework of analysis results and initiatives of decision makers in the context of the investment/production ratio are certainly necessary for sharing finance and forcing the investments in the watersheds of rural areas. That’s why,in this article,costing methods of the water production all over the world were explained and some points of technical,lawful and economical views between forest and water sectors were enlightened,so some analyses and suggestions about the methods available which to make internalize the environmental costs in Turkey were explanied. 269 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Lastly, in this study, for the advantages and disadvantages of the opportunity cost method that could be used in Turkey were elaborated by aiming at Payment for Ecosystem Services and by mentioning the scientific researches those carried out on the water costing approach in the watersheds. Key Words: Opportunity Cost, Water Cost, Forest Ecosystem, Stakeholder, Feedfront/Feedback, Waterhed, Accounting 1.GİRİŞ Tüm dünyada su kaynakları sınırsız değildir. Sınırlı bir doğal kaynak olan suyun üretildiği yer su havzalarıdır. Su üretimi fonksiyonuyla seçilen ve yönetilen havzalarda nitel ve nicel açıdan en iyi suyu üretmek asli amaçtır. Su üretimini gerçekleştiren su havzalarında suyun miktar ve niteliğinin korunarak geliştirilmesi “su amenajmanı” yaklaşımının bir sonucudur. Zira suyun nicel ve nitel sürdürülebilirliği su havzalarındaki teknik, biyolojik, ekonomik ve sosyal ormancılık müdahaleleriyle ancak mümkün görülmektedir. Su havzalarının büyük bir bölümü ise orman ekosistemlerinin içerisinde veya yakınında yer alırlar. Dolayısıyla orman ekosistemlerinin sürdürülebilir su üretimi üzerindeki etkisi mutlaktır ve önemli düzeydedir. Orman ekosistemlerinin içerisinde veya yakınında yer alan su havzalarında üretilen su çeşitli sektörlerce kullanılmaktadır. Ülkemizde kişi başına su tüketimi 560 m 3 ile OECD ortalamasının altında kalmaktadır. Türkiye’de sektörel su tüketimi Tablo 1’de gösterilmektedir. Tablo 1.Türkiye’de Sektörel Su Tüketimi* Miktar(milyar m 3) Oran (%) Sulama 29,5 74 İçme+Kullanma 6,2 15 Endüstri 4,3 11 Toplam 40 100 Sektör *Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü,2008 Türkiye’de 1950 yılından beri su havzalarında yürütülen master plan ve planlama çalışmalarında; yerüstü ve yer altı su potansiyeli, sektörel su talepleri, su arz-talep dengesi ve havza projelendirmelerine yer verilmektedir. Bu çalışmalardan bilindiği kadarıyla, yıllık yüzeysel akış miktarı potansiyeli ortalama 186 milyar m 3, yer altı suyu akış miktarı potansiyeli ise 69 milyar m3 düzeyindedir. Türkiye’de ayrıca su kaynaklarının nitelik ve nicelik yönünden durumunun tespiti ile ulusal düzeyde kullanılan su için ihtiyaç duyulan önlemlerin ve tavsiyelerin geliştirilmesine ilişkin bazı önemli izleme ve değerlendirme çalışmaları da yürütülmektedir. Dünya’daki su havzalarında olduğu gibi Türkiye’deki su havzalarında da üretilen suyun doğduğu noktadan itibaren maliyetinin ne olabileceği konusundaki hesaplama yöntemleri önemli görülmektedir.Bu değerin orman ekosistemi sayesinde oluştuğu da önemli bir bilimsel gerçektir ve su üretimi orman kaynaklarının en önemli fonksiyonlarından biridir. 2. MATERYAL VE YÖNTEM 2.1. Türkiye’de Orman ve Su Sektörü Arasındaki İlişkiler ve Fırsatlar Türkiye’de suyun maliyetlendirilmesi konusunda henüz uygulamaya aktarılamayan Ekosistem Hizmetlerinin Ödenmesi (Payment for Ecosystem Services (PES)) yaklaşımı Avrupa Birliği üyesi on 270 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org ülkede devlet desteği şeklinde uygulanmaktadır. Bu yaklaşımın parametreleri olan;su havzalarında kamulaştırma,tesis,ağaçlandırma,yönetim-bakım-koruma maliyetlerinin kurumsal bazda hesaba katılması esastır. Ekosistem Hizmetlerinin Ödenmesi (PES) yaklaşımı, çevresel ve ekonomik açıdan etkin,sosyal açıdan ise eşitlikçi bir yaklaşımdır.Bu yaklaşımın uluslar arası su konvansiyonu ile yakın ilişkisi bulunmaktadır. Ekosistem Hizmetlerinin Ödenmesi (PES) yaklaşımının materyal ve yöntem olarak ele alınması durumunda ortaya çıkan bazı avantajlar olarak; a) Çevresel maliyetlerin içselleştirilmesi, b) Farklı arazi kullanıcıları ve su yöneticileri arasındaki işbirliğinin kolaylaşması, c) Orman ve su kaynaklarının ortak yönetim amaçlarına ulaşmanın kolaylaşması, d) Mali kaynakların yaratılması veya bu kaynakların güçlenmesinin önünün açılması, e) Çevre ile dost yatırımlar için teşvik yaratılması, söylenebilmektedir. Uluslararası su konvansiyonu 17 Mart 1992’de imzalanmış ve 6 Ekim 1996’da yürürlüğe girmiştir. Avrupa Birliği üyesi ülkeler ile diğer 35 ülke konvansiyonu onaylamışlardır. Ancak Türkiye bu konvansiyonun üyesi değildir. Söz konusu konvansiyon, sınır aşan suların korunması ve kontrolünü, farklı sektörler (su, orman, sulak alan ve tarım alanı) arasındaki işbirliğini ve su ekosistemleri ile su yönetim şekillerinin geliştirilerek insan sağlığı ve yaşamının iyileştirilmesini amaçlamaktadır. Ülkemizin, iklim değişikliğinin orman ve su konusu ile ilişkisine dair yaklaşımı son derece açıktır ve berraktır. Zira özellikle bölgesel barışa katkısı açısından sınır aşan sulardan Fırat, Dicle ve Tuna nehirleri nedeniyle uluslar arası su yönetim politikalarının geliştirilmesi ve paylaşım/yararlanma düzeninin benimsenmesinde çok önemli mesafeler alınmıştır. Ülkemizde nüfus artışının giderek ivme kazanması, suyun temini ve ekonomik kullanımı konusunu önemli bir sosyal mesele haline getirmiştir. Ülkemiz yer altı ve yerüstü su kaynakları bakımından zengin sayılabilir ve fakat bu kaynaklar coğrafik açıdan yeknasak dağılmamıştır. Küresel iklim simülasyon modelleri ile yapılan projeksiyonlara göre 2030 yılında Türkiye’nin büyük bir kısmının oldukça kuru ve sıcak bir iklimin etkisine gireceği tahmin edilmektedir. Bölgesel ölçekte gerçekleşmesi öngörülen değişiklikler ışığında IPCC (International Panel on Climate Change) raporlarından yararlanarak, küresel iklim değişiminin ülkemizdeki olası hidrolojik etkilerinin şunlar olabileceği ifade edilebilir; a) Yağışların mevsimsel dağılımı ve şiddeti değişecektir, b) Su kaynaklarının ihtiyaç olan su miktarını karşılayamaması nedeniyle ortaya çıkacak olan su kıtlığı ve krizi çözümlemelerine talep artacaktır. c) Su talebinin kısılması amacıyla, suyun gerçek maliyetlemesi yoluna gidilecektir. d) Sulak alanların yönetim ve planlanması yaklaşımlarında değişimler öngörülecektir. Bu kapsamda orman ve su sektörünün rolü, koordineli politikalar üretmek suretiyle su ve orman kaynakları üzerindeki etkileşimlerin sürdürülebilirlik kriter ve göstergeleri çerçevesinde yönetilmesini sağlamaya çalışmak olacaktır.Bu rolün etkin gerçekleşebilmesi için ise; a) Farklı bitki türlerinden oluşan orman kaynaklarının su verimi üzerindeki etkilerinin araştırılması, b) Farklı çağ, yaş, bonitet, eğim, idare süresi ve ağaç türlerine göre su üretim maliyetinin 271 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org hesaplanması, c) Farklı hesaplama yöntemleri denenerek, her iki sektörün mutabakat sağlayabileceği ortak bir metota karar verilmesi, d) Suyun maliyetlendirilerek muhasebeleştirilmesi ve orman sektörü payının hesaplara işlenmesi(payment for ecosystem services), e) Orman sektörünün su üretim ve sunumundan dolayı yeni finans/gelir araçları keşfederek GSMH’daki payının artmasının fırsatının yaratılması, f) Koruma/Kullanma Dengesi içerisinde su politikalarının geliştirilmesi imkanı, g) Su koruyucu ormanların plantasyonu ve yönetiminin sürdürülebilirlik çerçevesinde gelişmesi, gibi çalışmaların yürütülmesi gerekli görülmektedir. Türkiye’de hidroelektrik enerji üretimine dönük havzalarda erozyon kontrolü amaçlı ağaçlandırmalar için DSİ Genel Müdürlüğü, Orman Genel Müdürlüğü ve Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrol Genel Müdürlüğü 2003 yılında üçlü bir anlaşma protokolü imzalamışlardır. Bu anlaşmaya göre, 2008 yılı sonuna kadar DSİ tarafından su havzalarında 20.500 hektar sahanın ağaçlandırılarak yaklaşık 30 milyon fidanın dikilmesi hedeflenmiştir. 3. BULGULAR ve TARTIŞMA 3.1. Türkiye’de Su Havzalarında Üretilen Suyun Maliyetlendirilmesinde Kullanılabilecek Metotlar ve Yaklaşımlar Su havzalarında üretilen suyun, ekosistem hizmetlerinin ödenmesi yaklaşımı kapsamında değerinin ölçülmesinde iki çözümlemeden bahsetmek mümkündür. Bunlardan birincisi, su havzalarından elde edilen içme, kullanma veya sulama suyu için halkın ödeme gönüllülüğünün ölçülmesi, bir diğeri ise kantitatif analiz yöntemleri ile maliyetleme ölçümlemesi yoludur.Kantitatif analiz yöntemlerine başvurulmasının nedenleri olarak; a) Ekonomik değer belirleme metotlarının su üretiminde yeterince kullanılmaması veya bilinememesi, b) Ekonomik değer belirleme metotlarının su üretim işlevinin ekonomik analizinde kullanılabilme imkanlarının kestirilememesi. Bu metotlar: gider metodu (Costing), verimlilik (Productivity) metodu, zarar maliyeti (Deficit costing) metodu, fırsat maliyeti metodu (Opportunity cost), Hedonic fiyatlama metodu (Hedonic pricing), koşullu değerleme metodu (Contingent valuation)’dur, c) Orman ve su sektörleri arasında su üretim süreçleri ve üretim alanı yatırımlarına ilişkin parametrik bilgilerin paylaşılması, d) Su çerçeve direktifinin taraflarca tutundurulması ve uygulamada benimsenmesi, gibi gerekçeler sıralanabilmektedir. 3.2. Fırsat Maliyeti(Opportunity Cost) Yaklaşımı Fırsat maliyeti konusunda pek çok tanım yada tanımlama bulunmakla birlikte aslında tümünün özünde; bir kararı uygulamak nedeniyle vazgeçmek zorunda kalınan diğer kararın neden olduğu gider, uygulanan kararın fırsat maliyetini oluşturmaktadır. Fırsat maliyeti, belirli bir tercih yada davranış nedeniyle vazgeçmek zorunda kaldığımız alternatifin değeridir. Bu nedenle fırsat maliyeti alternatif maliyet olarak da adlandırılmaktadır. Fırsat maliyeti, ihtiyaçları karşılamak üzere insanların kullandıkları kıt kaynakların tercihlerinin değeridir. 272 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Örneğin bir mal ya da hizmetin fırsat maliyeti artıyorsa, tüketiciler yada kullanıcılar bu mal yada hizmetin talebini azaltarak, fiyatı düşük olan mal yada hizmetleri talep etme durumunda kalabilmektedirler. Doğal kaynakların yönetimi ve maliyetlemesinde kullanılan en önemli yaklaşımlardan biri fırsat maliyeti metotudur. Zira bu yöntemle, ölçülmesi ya da değerlemesi zor olan mal ya da hizmetlerin, diğer mal ya da hizmet gruplarının değerinden yararlanmak suretiyle tahmini ve kestirilmesi mümkündür. Teknik, ekonomik, sosyal ve biyolojik uygulamalar sayesinde su havzalarında üretilen suyun maliyetinin hesaplanması oldukça zordur. Bununla birlikte içme, kullanma veya sulama suyu olarak değerlendirilen ve üst havzalarda üretilen suyun maliyetinin bilinmesi ya da bilinmeye çalışılması, suyun kullanım kıymetinin anlaşılmasına yardımcı olmak üzere, değersel büyüklüklerle ifade edilebilmesi çok önemlidir. Dolayısıyla suyun fiyatlandırılması ile suyun üretim maliyetinin ortaya konulması birbirinden farklı şeylerdir. Suyun fiyatlandırılması bu çalışmanın konusu değildir. Bu çalışmanın konusu; Türkiye’de orman ve su sektörü arasındaki ilişkinin sosyoekonomik boyutlarını ortaya koymak suretiyle su havzalarında maliyetleme metotları üzerinde sosyal yatırımlar ve ekonomi tabanlı görüş geliştirmektir. Suyun maliyetlendirilmesinde yararlanılabilecek en önemli kantitatif yöntemlerden biri fırsat maliyeti yöntemidir. Bu yönteme göre, suyun gerçek maliyeti, su üretimi nedeniyle vazgeçilen ve kitlesel olarak üretilemeyen diğer ürün ve hizmetlerin (endüstriyel odun, ikincil ürünler, rekreasyon vb.) değeridir. Fırsat maliyeti, su üretimi için ekonominin katlandığı genel fedakarlık olarak da düşünülebilir. Bununla birlikte fırsat maliyeti ile parasal maliyetin aynı şey olduğu da düşünülmemelidir. Parasal maliyet fırsat maliyetini yansıtmaz. Bu nedenle fırsat maliyetini gösterebilmenin yollarından biri olarak, aşağıdaki formül ile ifade etmenin yararlı olabileceği düşünülmektedir; Fırsat Maliyeti = Marjinal Dönüşüm Oranı = ∆O / ∆S ∆O: Odun üretimindeki değişim miktarı ∆S: Su üretimindeki değişim miktarı Yukarıdaki ifadede yer alan Marjinal Dönüşüm Oranı, bir maldan bir birim daha fazla üretmek için öteki malın üretiminden ne kadar fedakarlık etmek gerektiğini göstermektedir. Örneğin 1 ton su üretiminin fırsat maliyetinin 1 m 3 odunun ya da diğer ürün yada hizmetlerin vazgeçilen değeri olduğunu söylemek mümkündür. Fırsat maliyetini başka bir ifade ile belirtmek gerekirse; feda edilen alternatif gelir miktarıdır yada bir malı üretmek için bir başka malın üretiminden vazgeçilen miktardır. Bir mal veya hizmetin maliyetinin fırsat maliyeti yöntemi ile hesaplanmasının avantajları ile birlikte dezavantajları da bulunmaktadır. Fırsat maliyeti yönteminin avantajları: -Maliyet hesaplaması zor olan mal veya hizmetlerin, hesaplanması kolay olan mal veya hizmetler yoluyla maliyet analizinin yapılması, - Mal veya hizmetler arasında üretim imkanları sınırı ve eğrisinin çizilmesindeki kolaylık, 273 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org -Artan fırsat maliyeti teorisi nedeniyle bir malın daha fazla üretilebilmesi için diğer malın üretiminden vazgeçilmesi gereken miktarın her aşamada artmasıdır. Fırsat maliyeti yönteminin dezavantajları: -Mal veya hizmetlerin üretiminde kullanılan üretim faktörlerinin maliyet değerlerinin ölçülmesindeki darboğazlar, -Üretim faktörlerinin tedarikinde karşılaşılan arz-talep dengesizlikleri, -Yatırım ve tüketim mal yada hizmetleri arasındaki tercih ve ekonomik büyüme argümanlarının kararlaştırılmasındaki güçlüklerdir. 3.3.Türkiye’de Orman ve Su Gündemi Hakkında Bilimsel ve Uygulamalı Gelişmeler Gündemin ülkemizde uygulama örneklerinin geliştirilebilmesi amacıyla küçük ölçekli su havzaları ve orman etkileşimlerinin ekonomik analizlerinin yapılmaya başlanması en önemli aşamalardan biridir. Ancak bu tip havzalar seçilirken biyolojik, teknik, ekonomik, sosyal, jeolojik ve meteorolojik verileri eksiksiz olan su havzalarından başlanması son derece önemlidir. Kritik eşik olan bu ilk çalışmalar aşıldıktan sonra geniş saha projeleri ve kaynak aktarım paternleri ortaya konulabilecektir. Zira bu konuda Eker, 2005 yılında tamamladığı “Ormanların Su Üretim İşlevinin Ekonomik Analizi” adlı doktora çalışmasında Darlık Havzası özelinde suyun maliyetini etkileyen faktörler olarak, havza ilk tesis ve geliştirme parametreleri üzerinde çalışmıştır. Araştırmada maliyet metodu kullanılmak suretiyle ağaçlandırma giderleri, yönetim giderleri, kamulaştırma giderleri ve ARGE giderlerinden oluşan maliyet unsurları zaman görüngesi çerçevesinde faiz oranı çarpanı kullanılarak maliyetlendirilmiş ve paranın gelecekteki değeri hesaplanmıştır. Sonuç itibariyle havzada su üretimini ve maliyetini etkileyen faktörlerin ekonomik analizi yapılarak maliyet içerisindeki payları ortaya konulmuştur. Su üretimi ve yönetimi konusunda Görücü’nün 2010 yılında yaptığı “Ormanlar ve Su Yönetimi” isimli çalışmada ise, orman ekosistemlerinin su havzalarındaki su üretim işlevi üzerindeki payları, su ekonomisinin temel bileşenleri, su maliyetinin hesaplanmasında kullanılabilecek yöntemler ve suyun muhasebeleştirilmesi konuları üzerinde durulmuştur. Su havzalarında suyun maliyetlendirilmesi konusunun, Orman Genel Müdürlüğü, Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrol Genel Müdürlüğü ve Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü gibi kurumlar tarafından benimsenmesi ve paylaşılması kurumsal gelişim endekslerine pozitif yönde yansıyarak öğrenen kurum kimliğini de destekleyecektir. Burada karşılaşılabilecek en büyük sorun, yıllardan beri alışıla gelen klasik muhasebeleştirme yaklaşımının yerine kapsamı çok daha geniş ve karmaşık bir su ekonomisi muhasebeleştirme yaklaşımının geliştirilmesi zorunluluğudur. Kurumlar arasında su maliyetinin yüklenilmesi ve su maliyetine ortak katlanılması gerektiği noktasından hareketle, su havzalarında suyu üreten devlet ormancılık teşkilatları (Orman Genel Müdürlüğü, Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrol Genel Müdürlüğü vb.) ile alt havzalarda suyu kullanan veya dağıtan kurumlar (DSİ, Belediyeler, Sulama Birlikleri vb.) arasında su maliyetlerinin oransal yüklenimi ve transferi söz konusu olabilecektir. Ancak, maliyet yüklenimi ve bütçesel kaydi transferin kaydi muhasebe düzeyinde gerçekleşebilmesi için üst havzalardaki su üretim maliyetinin fırsat maliyeti yöntemi ile bilimsel olarak kestirilmesi ve hesaplanması mümkün görülmekte ve büyük önem taşımaktadır. 274 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org 4. SONUÇ Dünya’da su ekonomisi ve yönetimi konusunda yapılan çalışmalar da göz önüne alınarak önümüzdeki beş yıla dair Orman ve Su gündemi konusunda Türkiye’de yapılması gereken çalışmalar olarak şunları belirtmekte büyük yarar görülmektedir; a) Suyun maliyetlendirilmesi çalışmalarına ağırlık verilmesi, b) Orman ve Su sektörlerinin birbirini tanıması ve işbirliği portföyünü genişletmesi, c) Su çerçeve direktifinin ulusal ve uluslar arası boyutlarının toplumsal uzlaşıya açılması d) Orman ve Su sektörlerinin mikro ve makro ölçekli uygulama örneklerinin tematik olarak çözümlenmesi, e) Orman ve Su sektörleri arasındaki interaksiyonların ortaya konularak ulusal boyutlu tecrübelerin oluşturulması, f) Orman ve Su sektörlerinin birlikte yönetilebileceği ortak politikaların ve entegre kaynak yönetim sistemlerinin geliştirilmesi. Avrupa’da suyun yasal statüsüne ilişkin olarak yapılan çalışmalarda ana prensipler; havza ölçeğinde yönetim, kirleten öder-kullanan öder yaklaşımı ve katılımcı yönetim anlayışının benimsenmesi olarak ifade edilebilir. Avrupa Birliği Su Çerçeve Direktifi kapsamında Türkiye’de 20082010 yıllarında su sektörünün yapılanmasına destek amacıyla önemli çalışmalar yürütülmüştür. Bu kapsamda, su çerçeve direktifi ve tehlikeli atık direktifinin uygulandığı projeler geliştirilmiş ve ayrıca Büyük Menderes Nehri Havzası için taslak plan yapılmıştır. Türkiye’de su kaynakları yönetiminin arz-talep odaklı işleyişindeki sosyoekonomik boyutlara ilişkin nihai görüşler aşağıya çıkarılmıştır; a) Su kaynakları yönetimi su kaynakları sistemi ve su kullanıcıları arasındaki arz-talep etkileşimleri ile çevresel ve sosyoekonomik koşullar arasındaki ilişkilerden oluşmaktadır, b) Çevresel koşullar, sosyoekonomik yapı, ekonomik ve kültürel yapı ile siyasi ve idari yapı tarafından yürütülen doğal çevre ve altyapıyı tanımlamaktadır. c) Çevresel koşullar ve sosyoekonomik gelişme su yönetiminde önemli roller üstlenmektedir. Yukarıda ifade edilen sosyoekonomik boyutlar ışığında, Türkiye’de su kaynaklarının yönetimi konusunda orman ve su sektörü tarafından yapılması gerekenlere ilişkin olarak aşağıdaki çözümlemeler geliştirilmiştir; a) Mevcut olan uluslar arası farkındalığın ulusal farkındalıklara dönüştürülmesi maksadıyla yerel panel, çalıştay ve yuvarlak masa toplantılarına ağırlık verilmelidir, b) Ekosistem hizmetlerinin ödenmesi(Payment for Ecosystem Services) kapsamındaki ekonomik analiz yaklaşımlarının kamuoyunda tutundurulmasına rehberlik edilmelidir, c) Muhasebeleştirme sistemleri için yasal düzenlemeler yapılmasında öncülük yapılmalıdır, d) Bütünleşik Havza Yönetim sistemleri konusunda eğitimleri özendirilmelidir, e) Su değerinin tahmini ve dışsallıkların içselleştirilmesi konusunda periyodik vaka toplantıları düzenlenmesine aracılık edilmelidir. Ayrıca orman ekosistemleri ve su kaynakları arasındaki sürdürülebilir kaynak yönetimini temin ederek ekosistem hizmetlerinin ödenmesinin (PES) sağlayacağı uygun kaynak yönetimi birçok avantajlara sahip olacaktır. Bu avantajlar; 275 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org a) Mali enstrümanları oluşturmak veya güçlendirmek, b) Su üretimi ve yönetimi ile ilgili kurumlar arasında işbirliği imkanlarını geliştirmek, c) Dışsal çevresel maliyetleri içselleştirmek, d) Doğa ile dost yatırımlar konusunda fikir birliği oluşturulabileceğinin farkındalığını yaratmak, e) Bütçe kaynaklarının çeşitlenerek gelirler ve giderlerin mali anlamda garanti altına alınmasını sağlamak. Sonuç olarak, havza ölçeğinde ve makro düzeyde ortaya çıkarılacak maliyetlerin tamamının veya bir bölümünün ormancılık sektörüne geri ödenmesi, yani dışsallıkların içselleştirilmesi yolunda yasal ve kurumsal yapının belirlenmesi su üretim maliyetleri ile yakından ilgilidir. Böylece, Türkiye’de orman ve su sektörü arasındaki ilişkinin sosyoekonomik boyutları güçlenerek kırsal kalkınma, kırsal istihdam ve kırsal yatırım (büyüme) argümanları gelişecek ve makro ve mikroekonomik göstergelerde daha olumlu iyileşmeler sağlanabilecektir. Ancak suyun birim maliyetinin su fiyatı olarak algılanmaması gereklidir. Zira suyun ticarileştirilmesinin, su havzalarının ve su işlevinin kamusal niteliğini ortadan kaldırabileceği gibi bir olumsuz olasılığı yaratabileceği nedeniyle, kurumlar arası su muhasebesini gerçekleştirmek üzere suyun üretim maliyetlendirmesine yoğunlaşılması gereği çok önemli ve etkin görülmektedir. 5.KAYNAKLAR Anonim, 2002. Kahramanmaraş Orman İşletme Müdürlüğü,Elmalar Orman İşletme Şefliği,Orman Amenajman Planı. Anonim, 2004. Social Cost of Carbon. (erişim tarihi 16/10/2008: http://socialcostofcarbon.aeat.com/index.htm). Anonymous, 2007. State of Europe’s Forests 2007 The MCPFE Report on Sustainable Forest Management in Europe, United Nations Economic Commission for Europe and Food and Agriculture Organization, ISBN 10:83-922396-8-7,138 p.,Warsaw. Anonymous, 2007. Fifth Ministerial Conference on Protection of Forests in Europe, Conference Proceedings, 5-7 November, ISBN 83-922396-9-5,271 p.,Warsaw. Cairns, M.A. and Meganck, R.A., 1994. Carbons Sequestration,Biological Diversity ans Sustainable Development: Integrated Forest Management, Environmental Management, 18(1): 91-110. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, 2008, Faaliyet Raporu, 391 s., Ankara. Eker, Ö., 2005. Ormanların Su Üretim İşlevinin Ekonomik Analizi, İstanbul Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü Doktora Tezi, 99 s., İstanbul. Görücü, Ö., Eker, Ö., 2009. Kahramanmaraş Ayvalı Baraj Havzasında Karbon Emisyonu ve Ekonomisi Üzerine Araştırmalar, II.Ormancılıkta Sosyo-Ekonomik Sorunlar Kongresi, Bildiriler Kitabı, s.3-12, ISBN 978-9944-452-28-1, 19-21 Şubat, Isparta. Görücü, Ö., 2010. Ormanlar ve Su Yönetimi, Çevre ve Orman Bakanlığı, Orman Genel Müdürlüğü, Kahramanmaraş Orman Bölge Müdürlüğü Konferanslar, 10 s.,15 Haziran, Kahramanmaraş. Price, C., 1989. The Theory and Application of Forest Economics, British Library Cataloguing, ISBN 0631-15365-9, 398 p., Oxford. Trexler, M.C., 1991. Minding the Carbon Storage: Weighing U.S. Forestry Strategies to Slow Global Warming, 81 p., World Resources Institute (WRI), Washington D.C. 276 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Marmara Gölü’nde Tarımın Sulak Alan Ekosistemine Etkisi Arş. Gör. Bekir DERİNÖZ , Doç. Dr. Yılmaz ARI Balıkesir Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü, 10140 Çağış Kampüsü / BALIKESİR OZET: Bu çalışmanın amacı, Marmara Gölü Sulak Alanı’nda yapılan tarımsal faaliyetlerin sulak alan ekosistemine olan etkisini ortaya koymaktır. Sulak alandaki tarımsal alan kullanımlarının değişimi, sürdürülebilirliği ve bu kullanımların alanın ekolojik işlevlerini nasıl etkilediği araştırılmıştır. Araştırma kültürel ekolojik perspektifle 3 yılı aşan bir sürede yapılan saha çalışmalarına dayanmaktadır. Çalışmada yöredeki tarımsal faaliyetler ve bunların sulak alan üzerindeki olası etkileri hakkında veriler toplanmıştır. Ayrıca sulak alan çevresinde sürdürülebilir olan ve olmayan tarımsal faaliyet türleri ve bu faaliyetlerin gölün su kalitesi üzerindeki etkileri tespit edilmeye çalışılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, Marmara Gölü Sulak Alanı geçmişten beri tarımsal amaçlı olarak yöre halkı tarafından yoğun şekilde kullanılmaktadır. Bu kullanımlardan bazılarının sulak alanın ekolojik fonksiyonları ve alanda yaşayan yaban hayatı üzerinde olumsuz önemli sonuçları vardır. Alan Ramsar kriterlerini sağlamasına rağmen, sulak alanı tehdit eden tarımsal faaliyetler ve insan kaynaklı diğer bazı problemler konusunda alınmış önemli tedbirler yoktur. Sulak alan etrafındaki tarımsal faaliyetlerin sebep olabileceği olası olumsuz sonuçların önüne geçebilmek için önemli tedbirler alınmalıdır. Su kaynaklarının giderek önem kazandığı günümüzde sulak alanların iyi planlanmış bir yönetim planı çerçevesinde ve sürdürülebilirlik ilkelerini de dikkate alarak yönetilmesi ve kullanılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Sulak Alanlarda Tarım, Sulak Alanlar, Kültürel Ekoloji, Sürdürülebilir Kullanım, Marmara Gölü. ABSTRACT: This study deals with the impacts of agricultural activities on the ecological functions of Lake Marmara in Manisa. We looked into the agricultural land-use pattern in the area over time and tried to determine to what extent these usages affected the quality of the area as habitats of wildlife and as resource base for humans. We aimed to determine those agricultural practices which have not been sustainable and likely to negatively affect the water quality of the lake. We employed a cultural ecological perspective and did field work in the area extending a period over three years. The area has been used by local people for hundreds of years and there are a number of threads coming from agricultural usages. Although some of these have been harmful for the environment, almost nothing has been done to reverse the effects of agricultural usages. An immediate management plan which will ensure the sustainable usage of area should be in place if the sustainability of the area is desired. Key Words: Agriculture in Wetlands, Wetlands, Cultural Ecology, Sustainable Use, Lake Marmara. 1. GİRİŞ VE AMAÇ Sulak alanlar yeryüzünün en fazla biyolojik üretim yapan ekosistemleri olmaları (Williams, 1990) ve başta su kuşları olmak üzere, son derece zengin yaban yaşamını barındırmaları sebebiyle, doğa için önemli işlevleri yanında insanlar için de ekonomik değerleri ve yararları olan alanlardır (Arı, 2006). Tarihte sıtma kaynağı olarak görülen bu alanlar, uzunca bir süre genelde insanların uzak durduğu alanlar olmuştur. Daha sonraki süreçte yapılan araştırmalar göstermiştir ki insanlarla sulak alanlar arasında sıkı bir ilişki vardır (Tiril, 2006). Bu durum ortaya konulduktan sonra sulak alanlara olan bakış açısı da yavaş yavaş değişmeye başlamış ve bu durum söz konusu alanlarla ilgili olan çalışma konularına da yansımıştır. İnsanların sulak alanları nasıl kullandığı, bu kullanımların sürdürülebilirliği, insan faaliyetlerinin sulak alanların işlev ve değerlerini nasıl ve ne yönde etkilediği gibi önemli ve farklı çalışma konuları ortaya çıkmıştır (Arı, 2006; Dugan, 1991). Sulak alanlarda çoğu zaman yapılan proje, düzenleme ya da koruma faaliyetlerinin başarısız olmasında bu alanların bütüncül bir yaklaşımla ele alınmamaları en önemli sebeptir. Nitekim sulak alanların geleneksel kullanımları, yerel yaşam biçimleri ve alanın yerel coğrafi koşullarının yeterince 277 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org bilinmemesi yapılan çalışmalarda istenilen sonucun alınamamasına yol açmıştır. Bu anlamda sulak alanların bütüncül bir yaklaşımla çalışılması ve gerek ekolojik işlevlerinin gerekse de insanlarla olan ilişkilerinin derinlemesine araştırılması ve anlaşılması gerekmektedir. Kültürel ekoloji bu araştırma ve anlayış noktasında gerekli olan derinliği sağlayabilecek bir yaklaşım olarak kabul görmüştür (Arı, 2006). Marmara Gölü sulak alanı coğrafi anlamda ilk kez Girgin (2000) tarafından çalışılmış ve bu çalışmada gölün çevresindeki tarım alanlarından kaynaklanan besin tuzları girişi sebebiyle ötrofikasyon; kanalizasyon atıkları nedeniyle kirlilik ve düzenleme çalışmaları nedeniyle de su rejimi ile ilgili sorunlar olduğu tespit edilmiştir. Yine bu çalışmada alandaki koruma faaliyetlerinin yetersizliği ve alanın korunması yönündeki çalışmalara ağırlık verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Nitekim Türkiye’deki sulak alanların birçoğunda koruma statüsüne karşın doğal ortamları ciddi anlamda tehdit eden çok çeşitli unsurlar vardır. Bu tür tehditler özellikle son dönemde Türkiye’de de akademik çevrelerin dikkatini çekmiş ve çok sayıda akademik çalışmaya konu olmuştur (Yazıcı ve Şahin 1999; Özesmi, 1999; Girgin, 2000; Karadeniz, 2000; Arı, 2003a, b; Yiğitbaşıoğlu, 2003; Gündoğdu vd., 2005; Çalışkan 2008; Gürbüz vd., 2008; Güney, 1992 ve 1995). Çalışmada cevap aranan başlıca araştırma soruları şunlardır: · İlk çağlardan beri süregelen insan kullanımları Marmara Gölü’nün ekolojik fonksiyonlarını nasıl etkilemiştir ya da değiştirmiştir? · Alandaki yaşam biçimleri dikkate alındığında, sürdürülebilir olan ve olmayan uygulamalar nelerdir? · Marmara Gölü’nün sağlıklı bir ekosistemin özelliklerini kaybetmesine neden olabilecek tehditler nelerdir? · Bu tehditlerin ortadan kaldırılabilmesi için alınması gereken önlemler nelerdir? 2. MATERYAL VE YÖNTEM Çalışmanın dayandığı araştırma sorularını cevaplamak için kültürel ekolojik perspektifle Marmara Gölü ve civarında aralıklarla 3 yıl süren saha çalışmaları yapılmıştır. Araştırma yöntemi olarak nicel ve nitel araştırma yöntemlerinin bir arada kullanıldığı çoklu yöntem (triangulation) tercih edilmiştir (Kuş, 2009). Katılımcı gözlem yolu ile alanın yerel halk tarafından kullanımı ve bu kullanımın sulak alan üzerine olan etkileri tespit edilmeye çalışılmıştır. Açık uçlu sorular kullanılarak yerel halkın sulak alanı nasıl algıladığı ve olası tehditler hakkındaki görüşleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Saha çalışmaları yılın farklı dönemlerindeki durumu daha net gözlemleyebilmek için, alanın yoğun kullanımlarına sahne olan yaz döneminde ve yaban yaşamının gözlemlenebildiği ilkbahar ile sonbahar dönemlerinde yapılmıştır. 3. BULGULAR 3.1. Marmara Gölü’nün Konumu ve Genel Coğrafi Özellikleri Marmara Gölü Sulak Alanı Manisa il sınırları içerisinde yer almakta; Manisa’nın Salihli, Gölmarmara ve Ahmetli ilçeleri tarafından çevrelenmektedir. Rakımı 79 m. olan sulak alanın yüzölçümü yıl içindeki seviye değişimlerine bağlı olarak değişmekle birlikte, yaklaşık 3200 - 6800 ha. civarındadır (Harita 1). 278 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Harita 1: Marmara Gölü Sulak Alanı’nın coğrafi konumu Marmara Gölü Sulak Alanı yapısı itibariyle bir alüvyal set gölüdür. Ancak özellikle DSİ’ni yapmış olduğu çalışmalarla sulak alana yapay kanallar ve setler kullanılarak baraj gölü fonksiyonu kazandırılmıştır. Bu kanal ve setler kış aylarında önemli miktarda suyu toplayıp, sıcak ve kurak yaz aylarında tarım alanlarına sulama suyu sağlamaktadır. Bunun bir neticesi olarak sulak açısından oldukça önemli olan mevsimlik salınım da önemli oranda azaltılmış olmaktadır. Marmara Gölü Sulak Alanı civarındaki en büyük yerleşme Gölmarmara’dır. Evliya Çelebi’nin Mermere (Mermerecik) diyerek bahsetttiği yerleşme, adını bir zamanlar sulak alanın kuzeybatısındaki tepelerde işletilen ancak günümüzde terk edilmiş olan mermer ocaklarından almıştır. Gölmarmara 2010 yılı TÜİK verilerine göre yaklaşık 20 bin civarında nüfusu barındırmaktadır. Bu nüfusun yaklaşık % 70’i Gölmarmara ilçe merkezinde yaşarken, geri kalan kısmı da civardaki köylerde toplanmıştır. Sahadaki köylerin hemen hemen tamamının geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. İlçe nüfusunun çoğunluğunu 1930–1950 yılları arasında Türkiye’ye gelen Balkan göçmenleri oluşturmaktadır. 1950’li yıllarda Doğu Anadolu’dan göç eden nüfusun bir kısmı da yöreye yerleştirilmiştir. Ayrıca yöreye zaman zaman çalışmak amacıyla gelen tarım işçileri vardır. Bunlar mevsimlik olarak çalışmakta ve daha sonra da memleketlerine dönmektedir. Marmara Gölü Sulak Alanı, gittikçe artan kuraklık nedeniyle yok olma tehlikesiyle 2 ‘ karşı karşıyadır. Sulak alanın drenaj sahası 1780 km lik geniş bir alan olmasına rağmen, alan genel olarak kurak iklim sahasında bulunmaktadır v e alanda kurak iklim şartları 279 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org hakimdir. Nitekim sulak alanın seviyesinde 1990’lı yıllarda başlayan azalma, son yıllarda daha da belirgin hale gelmiştir. Yaklaşık 85 bin dönüm alana sahip gölün, 20 bin dönüme gerilemesi sonucunda çevrede bulunan köylülerin yaşam şekli de değişmiştir. Bir zamanlar gölde balıkçılık yapan aileler, yaşamlarını tarım yaparak sürdürmek zorunda kalmıştır. 3.2. Alandaki Geleneksel Yaşam Biçimleri 3.2.1. Tarım Ekonomik olarak yöredeki en önemli uğraş tarımdır. Gölmarmara ilçesi arazi dağılımında tarım alanları ilk sırayı almaktadır (Tablo 1). Bunun neticesinde yörenin ekonomisi de büyük ölçüde tarıma dayanmaktadır. Toprakları oldukça verimli olan alanda daha ziyade sulu tarım yapılmaktadır. Sulama imkânlarının kısıtlı olduğu sulak alandan uzak yerlerde ise daha ziyade tahıl türlerinin yetiştirildiği kuru tarım yaygındır (Foto 1). Tablo 1. Gölmarmara ilçesi arazi dağılımı Cinsi Miktarı (Da.) Tarım alanı 112.056 Çayır-Mera 1.187 Orman-Fundalık 125.460 Yerleşme Yeri ve Tarıma Elverişsiz Arazi 52.570 Toplam 291.273 Kaynak: Gölmarmara Tarım-Kredi Koop., 2009 Foto 1. Marmara Gölü civarında kuru tarım yapılan bir alandan görünüş Sulak alan etrafında yaklaşık 300 bin da. tarım alanı bulunmaktadır (Tablo 2). Su seviyesinin düştüğü yerler de eskiden çiftçiler tarafından tarım alanı olarak kullanılmaktaydı. Genelde mil ve kum içeriği bulunan bu alanlarda daha ziyade yetişme dönemi kısa olan pamuk, sebze, meyve ve özellikle kavun karpuz yetiştirilmekteydi. Bu tarımsal faaliyetler su seviyesinin yükselmesine kadar devam etmekteydi. Daha sonra başta DSİ tarafından bu alanların kamulaştırılması neticesinde çiftçiler bu verimli alanları kullanamaz hale gelmişlerdir. Örneğin, eskiden daha ziyade sulak alan kenarındaki kumluk alanlarda 280 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org tarımı yapılan kavun-karpuz, günümüzde daha iç kesimlerde yetiştirilmektedir. Sebze ve meyve yetiştirilen bu iç kesimlerin sulanmasında sulak alandan çıkan kanallar kullanılmaktadır. Özellikle yaz döneminde sulamayı sağlayan bu kanallar aynı zamanda ürün çeşitliliğini de beraberinde getirmektedir (Tablo 2). Tablo 2. Yöredeki tarımsal arazi kullanım çizelgesi Tarım Alanı Miktarı (Da.) İlçenin Toplam Tarım Alanı 114.598 Sulanabilir Alan 56.136 Tarla Alanı 61.405 Sebze Alanı 32.441 Meyve Alanı 27.309 Toplam 291.889 Kaynak: Gölmarmara Tarım-Kredi Koop., 2009 Son yıllarda Gölmarmara denilince akla bostan tarımı gelmektedir. İlçe ekonomisine olan önemli katkıları ve bostan tarımında marka olma çabası sonucunda yörede her yıl artan oranda bostan tarımı yapılmaktadır. Kamu kuruluşları ve özel kuruluşlar bostan tarımını desteklemekte hatta alandaki hazine arazileri üzerinde bostan tarımına izin verilmektedir. Yetiştirilen ürünler daha ziyade başta Almanya ve Hollanda olmak üzere birçok Avrupa ülkesine ihraç edilmektedir. Ayrıca her yıl Ağustos ayının ilk haftası Geleneksel Gölmarmara Kavun - Karpuz Festivali düzenlenmektedir (Foto 2 ve 3). Foto 2 ve 3. Geleneksel Gölmarmara kavun - karpuz festivali Marmara Gölü’nün güneyinde yer alan Tekelioğlu Köyü’nde son yıllarda önemli ölçüde ekolojik tarım yapılmaktadır. Alanda ekolojik tarım bünyesinde bağcılık, meyvecilik, pamuk üretimi ve hayvancılığın yanı sıra susam, bakliyat ve çeşitli tahılların dönüşümlü olarak ekildiği; kapari gibi doğadan toplanan bazı bitkileri de içeren çeşitli tarımsal faaliyetler yapılmaktadır (Foto 4). Bir Alman firması olan Rapunzel’in, 1976-85 yılları arasında Türkiye ile bu konuda işbirliği yapma isteğinin sonucu olarak yörede ortaya çıkan ekolojik tarım, Rapunzel firması tarafından Tekelioğlu Köyü’nde teşvik edilmekte ve üretilen ürünler doğrudan Almanya ve Fransa’ya ihraç edilmektedir. Tekelioğlu 281 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org çiftçileri Rapunzel tarafından eğitilmekte ve zaman zaman Almanya’ya çeşitli uygulamaları görmek üzere götürülmektedir. Foto 4. Sulak alan etrafında yapılan organik sebze tarımından bir görünüş (Tekelioğlu) Marmara Gölü’nün ötrofik bir göl haline gelmesinin en önemli nedeni bütün bu tarımsal etkinliklerde kullanılan fosfat ve potasyum gibi bitki besin tuzlarıdır. Göl çevresinde geleneksel tarım yöntemlerinden ticari tarım etkinliklerine geçildiğinde, bitki besin maddelerinin kullanımı denetimsiz bir şekilde artmıştır. Göl çevresindeki tarımsal arazilerde kullanılan bu gübreler ilaçlarla birlikte toprakta birikmekte ve özellikle yağışın bol olduğu kış aylarında yağmur sularıyla göle taşınmaktadır. Bu tuzlarla beslenen su bitkileri çabucak büyüyerek oksijen tüketmekte ve su içindeki çözünmüş oksijen ihtiyacı artmaktadır. Bu durum gölün ekolojik fonksiyonlarını önemli ölçüde etkilemektedir. İnsan kullanımları da bu sebeple ya kesintiye uğramakta, ya da değişmektedir. Bir dönem göl suları altında kalan yaklaşık 15 bin dönümlük arazi, artık Kemerdamları, Pazarköy, Tekelioğlu, Yeniköy, Kılcanlar, Sazköy ve Hacıveliler köyleri tarafından tarım alanı olarak kullanılmaktadır. Bu kuruma sonucunda köylü vatandaşlardan bir zamanlar gölün çevresinde balıkçılık yaparak geçimlerini sağlayanlar, artık gölün kuruyan bölümlerinde pamuk, mısır, domates, patlıcan, biber gibi sebzeler yetiştirerek geçimlerini tarımdan sağlamak zorunda kalmışlardır. Gölün kuruyan arazisi DSİ tarafından köylüye icara verilmekte veya köy merası olarak kullanılmaktadır. DSİ tarafından inşa edilen ve kısa süre sonra su toplamaya başlayacak olan Gördes Barajı’ndaki suyun % 60’ının İzmir’e içme suyu olarak pompalanması, kalan suyun da Gölmarmara ve Akhisar ovalarının sulanmasında kullanılması planlanmaktadır. Demirköprü Barajı’ndan ise Haziran ve Temmuz aylarında sulama için yalnızca 28 gün su pompalanabilmektedir. Dolayısıyla her iki baraj da 282 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Marmara Gölü’ne su verememektedir. Bu yüzden günden güne kuruyan Marmara Gölü’ndeki 102 kuş türü ve milyonlarca balık yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Kemerdamları Köyü’nde arazisi bulunan Salihli Ziraat Odası eski başkanlarından Necati Erdağ; “çiftçilerin giderek kuraklıkla karşı karşıya kaldığını; daha önceden yılda 2 ürün ekilebilen arazilerin son zamanlarda boş olduğunu; 1992 yılında Ankara’da başbakan yardımcısı Erdal İnönü ile yapılan görüşmede Ahmetli regülâtöründe toplanan suyun 16 kilometrelik iletim kanalıyla Marmara Gölü’ne aktarılmasını talep ettiklerini; bunun üzerine Salihli’ye gelen heyetin girişimleri sonucunda 1994 yılında regülâtörden göle su pompalanmaya başlandığını; fakat bir yıl sonra DSİ yetkililerinin su pompalamak için çiftçilerden elektrik ücreti talep etmesi üzerine çiftçilerin buna ekonomik gücünün yetmediğini ve bu yüzden pompaların çalıştırılmaması sonucunda kuraklığın her geçen gün daha da belirginleştiğini; bugün ise bölgedeki 3 bin dönüme yakın arazinin susuzluk nedeniyle çoraklaşmaya başladığını ve arazinin büyük bir bölümünde yetişen ürünlerin de susuzluk nedeniyle kurumaya başladığını” ifade etmektedir. 3.2.2. Hayvancılık Yörede hayvancılık, tarımdan sonra ikinci sırada gelmektedir. Özellikle sulak alan çevresindeki köylerde hayvancılık daha yaygın olup, göl etrafındaki yaklaşık 1100 dekar mera alanı bu amaçla kullanılmaktadır. Göl çevresinde su seviye değişimlerinin sık ve belirgin biçimde etkili olduğu sulak arazilerde eskiden yöre halkı hayvanlarını otlatmaktaydı. Ancak, daha sonra bu araziler istimlâk edilince hayvan otlatılması yasaklanmıştır. Sulak alanın hızla sazlarla kaplanmasında ve açık su yüzeyi alanlarının daralmasında otlatmanın etkisi vardı. Çünkü gölde otlayan hayvanlar sazlarla beslenirken, dolaştıkları sahalarda balık ve kuşların hareket edebileceği açık su yüzeylerinin açılmasına neden oluyorlardı. Günümüzde gölün batı ve kuzeyinde bulunan çayırlık alanlarda genellikle büyükbaş hayvan otlatılmaktadır. Daha ziyade melez sığır türünün yetiştirildiği alanda yerli türler ikinci planda kalmıştır. Gölden uzaklaştıkça yapılan faaliyetlerde de değişmeler gözlenmektedir. Nitekim iç kesimlerdeki fundalık alanlarda genellikle küçükbaş hayvan otlatılmakta; bunların başında da koyun ve az sayıda kıl keçisi gelmektedir. 3.2.3. Avcılık Sulak alan etrafında 50–100 metre genişliğindeki sazlıklarda bol miktarda bulunan Karatavuk (Turdus merula), Sakarmeke (Fulica atra), Kaz (Anser brachyrhynchus) ve Yaban Ördeği (Anas clypeata) en çok avlanan hayvanlar arasındadır (Kambur, 2008). Bu hayvanlar göl etrafındaki yerleşmelerde yaşamını avcılıkla devam ettirmeye çalışan birkaç aile için önemli geçim kaynağıdır. Avlanan bu hayvanların ticari değerinin yanı sıra, yerel halkın günlük yaşamlarında yiyecek olarak da önemli bir rolü vardır. Ancak, çoğu zaman bu hayvanlarla birlikte nesli tehlikede olan bazı kuş türleri de avlanmaktadır. Bu olumsuz durum sulak alan ekosistemini tehdit etmektedir. Sulak alanda yapılan balık avcılığı da göl kenarında yaşayan ve geçimini balıkçılıktan sağlayan aileler için önemli bir faaliyettir. Balık türlerinden daha ziyade sazan, kefal, sudak ve havuz balığı avlanmaktadır (Foto 5). 283 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Foto 5. Marmara Gölü Sulak Alanı’nda yapılan balık avcılığından bir görünüş Sahada aşırı avlanma sonucunda kuş neslinin yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalınması üzerine, her yıl Gölmarmara İlçesi Av Komisyon Kararları ilgililerce kabul edilmekte ve yürürlüğe konulmaktadır. 3.2.4. Sazcılık Sazcılık yörede geçmişte önemli geçim kaynaklarından biriydi. Gölden kesilen sazlar çevredeki il ve ilçe merkezlerinde semer, yastık üreticileri ile ahır yapanlara (nemi çektiği için örtü malzemesi olarak) satılmaktaydı. Bundan yaklaşık 10–20 yıl öncesine kadar gölden daha fazla saz kesilmekte ve bu faaliyet yaklaşık 20–30 kişi tarafından yapılmaktaydı. Günümüzde ise yasal olarak sadece birkaç kişi tarafından yapılmakta ve bu kişiler de saz kesimi için gerekli izinleri alarak faaliyetlerini devam ettirmektedir. Bunun yanı sıra her yıl artan miktarda kaçak saz kesimi yapılmaktadır. Günümüzde hemen hemen her yıl genellikle Ekim, Kasım ve Aralık aylarında toplam saz alanının yaklaşık % 25'i kesilmektedir. Saz kesimi döneminde sık aralıklarla Gölmarmara, Salihli ve Ahmetli İlçe Çevre ve Orman Mühendislikleri ve Jandarma ekipleri tarafından Sulak Alanların 284 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Korunması Yönetmeliği çerçevesinde gerekli denetimler yapılmaktadır. Kesilen sazlar ve kamışlar hasır, sepet, sele vb. yapımında, binaların (özellikle de hayvan barınaklarının) çatılarını örtmede ve ahırlarda zemine sermek için kullanılmaktadır. Yazın ise sınırlı ölçüde kesilen sazların bağı pazarlık usulü satılmakta ve bir kısmı da hayvan yemi (yapıldak) olarak değerlendirilmektedir (Foto 6). Foto 6. Marmara Gölü’nden kesilip kurutulan sazlardan bir görünüş 4. SONUÇ Marmara Gölü Sulak Alanı başta tarım olmak üzere sağladığı balıkçılık, hayvancılık, avcılık ve sazcılık gibi imkânlarla önemli sayılabilecek bir nüfusu ekonomik anlamda desteklemektedir. Sulak alan bu yönüyle insanların günlük yaşamlarına devam etmeleri noktasında yöre halkı için hayati derecede öneme sahiptir. Geçmişten günümüze sulak alan etrafında yoğun şekilde yapılan başta tarım ve diğer insan faaliyetleri sulak alanın işlev ve değerlerini değiştirmiştir. Tarımsal alanlardan kaynaklanan kirlilik ve ötrofikasyonun yanı sıra özellikle sürdürülebilir olmayan tarım yöntemleri sulak alanı önemli ölçüde tehdit etmektedir. Bu tehditleri ortadan kaldıracak ve alanı sulak alanların akılcı kullanım prensipleri çerçevesinde yönetecek sistemli bir planlamaya ihtiyaç vardır. Marmara Gölü Sulak Alanı barındırdığı biyolojik ve kültürel değerleri ile nadir bulunan sulak alanlardan biridir. Sulak alan her şeyden önce günlük yaşamlarında ekonomik anlamda göle bağımlı olan ve çeşitli şekillerde onu kullanan yerel halk için; aynı zamanda yaşamı buradaki habitata bağlı olan yaban yaşamı için korunmalıdır. Gölün barındırdığı canlı yaşamının devamı, gölden faydalanan insanların yaşamlarını sürdürebilmeleri ve geleneksel yaşam biçimlerini devam ettirebilmeleri için gölün sürdürülebilir kullanımı esastır. Bu anlamda göl etrafında yapılan tarımsal faaliyetlerin bütüncül olarak yeniden gözden geçirilmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Bunun için gerekli olan siyasi, idari, teknik ve yasal önlemler acilen alınmalıdır. 285 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org 5. KAYNAKLAR Arı, Y., 2003a. “Kuş Cenneti Milli Parkı’nda park yönetimi-yöre halkı ilişkisi”, Doğu Coğrafya Dergisi, Sayı: 9 (7 - 37). Arı, Y., 2003b. “Manyas Gölü’nün Kültürel Ekolojisi: Tarihi süreçte adaptasyon ve değişim”, Türk Coğrafya Dergisi, Sayı 40. Arı, Y., 2006. “Ramsar Sözleşmesi’nin Doğa Koruma Yaklaşımına Eleştirel Bir Bakış, Doğu Coğrafya Dergisi, 11 (15): 275 - 302. Çalışkan, V., 2008. “Human-induced wetland degradation: A case study of Lake Amik (Southern Turkey)”, Third İnternational Conference on Water Observation and Information System for Decision Support, Ohrid, Macedonia. Dugan, P. J., 1991. Sulak Alanların Korunması, IUCN (Dünya Koruma Birliği), İstanbul. Girgin, M., 2000. "Marmara Gölü", Doğu Coğrafya Dergisi, (3): 77-103. Gölmarmara Tarım Kredi Kooperatifi. (2009) Yıllık. Gündoğdu, V., Torusdağ, E., Sarıkaya, D., 2005. “Izmir kuş cenneti sulak alanının ekolojik yapısı ve su kirliliği izleme çalışması”, Ekoloji, 14, 54, 31-36. Güney, E., 1992. "İnsanın Neden Olduğu Ekosistem Değişiklikleri", İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri Coğrafya Enstitüsü Dergisi, Sayı: 9, 329-335, İstanbul. Güney, E., 1995. "Türkiye'de Sulak Alanların Çevre Sorunları", Türk Coğrafya Dergisi, (30): 41-52. Gürbüz, M., Karabulut, M., Korkmaz, H., 2008. “Gavurgölü Bataklığının Kurutulmadan Önceki Kültürel Ekolojisi”, Sulak Alan Konferansı Bildiri Kitabı, s. 57-72. Kambur, B., 2008. Marmara Gölü Sulak Alanı’nın Kültürel Ekolojisi, Yüksek Lisans Tezi, Balıkesir Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Coğrafya Anabilim Dalı, Balıkesir. Karadeniz, N., 2000. “Sultan sazlığı ramsar site in Turkey”, SEHUMED, Humedales Mediterráneos,1: 107 – 114. Kuş, E., 2009. Nicel-Nitel Araştırma Teknikleri, Anı Yayıncılık, 3. Baskı, Ankara. Özesmi, U., 1999. Conservation Strategies for Sustainable Resource Use in the Kizilirmak Delta, Turkey, Ph. D. Dissertation, University of Minnesota, USA. Tiril, A., 2006. Sulak Alanlar, Peyzaj Mimarları Odası Yayınları: 2006/2, ISBN 9944-89-141-X, 193 s., Ankara. TÜİK, 2010. Nüfus Verileri (www.tuik.gov.tr) Williams, M., 1990. Wetlands: A Threatened Landscape, Cambridge and Oxford: Blackwell. Yazıcı, H., Şahin, İ.F.,1999. “Demiryurt (Tödürge-Sivas) sulak alanı ve yakın çevresinde coğrafi gözlemler”, Türk Coğrafya Dergisi (34): 19-30. Yiğitbaşıoğlu, H., 2003. “Burdur Gölü’nün Çevre Sorunları”, Sırrı Erinç Sempozyumu Genişletilmiş Bildiriler Kitabı, İstanbul, s. 182-185. 286 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Biyopolitika Açısından Seyfe Gölü Havzası’na Yapılan Müdahaleler ¹ Okan ÜRKER , 1 Murat YILDIZ , 2 Nesrin ÇOBANOĞLU ¹ Bozkır Çevre Drneği, Ahi Evran Mah., Zübeyde Hanım Cad. Rıza Yağmur Apt. 23/2 KIRŞEHİR 2 Gazi Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Tıp Etiği ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı, 06500 Beşevler - ANKARA ÖZET Seyfe Gölü; Türkiye’nin Ramsar Statüsü’ne sahip 13 sulakalanından biridir. Son yıllarda gölü tehdit eden en büyük unsur kuraklık sorunudur. Özellikle son 10 yıldır devam eden kuraklık göstergeleri ve gün geçtikçe artmaya başlayan farklı insan kullanımları (drenaj kanallarının açılması, yerel belediyelerin göle giden tatlı su kaynaklarını içme suyu amaçlı tutmaları, özellikle şeker pancarı gibi sulu tarımın yoğunlaşmasını takiben artan verimsiz sulama yöntemleri ve kaçak kuyu açılması vb.) gölün şuan ki kurak görünümünün oluşmasına yol açan en büyük etkenlerdir. Seyfe Gölü ve çevresinde bugüne kadar yaşanan süreçlere baktığımız zaman devletin bugüne kadar direkt olarak herhangi bir çevre politikası aracını bu bölgede aktif olarak harekete geçirmediğini açıkça söyleyebiliriz. Alanın çeşitli koruma statüleri içermesi (doğal sit alanı, Ramsar Statüsü, Tabiatı Koruma Alanı vb.) ve avcılık gibi konularda bazı düzenlemelerin yapılması bakımından düzenleyici politika araçlarına sahip olduğu görülmesine rağmen pratikte yapılan birçok uygulama sonucu bu düzenlemelerin ihlal edildiği açıkça görülmektedir. Bölgede yapılan uygulamalar; daha çok kalkınma öncelikleri dikkate alınarak doğaya ve doğal kaynaklara tarım, enerji ve su politikaları tarafından tüketimi sınırsız ve kullanımı keyfi olarak bakılan politika araçlarını içermektedir. Alanın bugünkü olumsuz koşullarının oluşmasında da büyük ölçüde bu yanlış politikalar ve günübirlik tüketim istekleri rol oynamıştır. Bu çalışmada gölün kurumasına yönelik etkenler, çeşitli politikaların göl üzerinde oluşturduğu etkiler bakımından kronolojik olarak incelenerek zaman içerisinde toplumsal faydanın ve göle karşı yöre halkının bakış açısındaki değişim incelenecektir. Bu değişime politikaların ne derece katkıda bulunduğu da araştırmanın konularından olup sonuç bölümünde çözüme katkıları üzerinde değerlendirmeye katılacaktır. 1. GİRİŞ Seyfe Gölü İç Anadolu’nun Orta Kızılırmak Bölümü’nde, 39°13'N - 34°23'E koordinatlarında, tektonik kökenli bir havza da yer alır (Şekil 1). Göl adını batısındaki Seyfe Köyü’nden alır. Kapalı bir havza özelliği gösteren Seyfe Gölü havzası 149,300 ha, sürekli göl yüzeyi ise maksimum seviyede 8,809 ha’dır. Havzanın 120,900 ha’lık alanı Kırşehir il sınırları içerisinde, 28,400 ha’lık alanı ise, Nevşehir il sınırları içersinde kalır. Kalıcı gölün derinliği yağışlı dönemlerde ortalama 100-130 cm arasında değişir. Havza’nın en çukur yeri 1110 m Seyfe Gölü’nün bulunduğu alan iken, en yüksek yeri havzanın kuzeybatısında yer alan Buzluk Tepe’dir (1706 m). 17.08.1989’da 23,585 ha’lık alan “I. Derece Doğal Sit Alanı”, 26.08.1990’da yine Göl ve çevresini kaplayan 10,700 ha’lık alan “Tabiatı Koruma Alanı, 17.05.1994 tarihinde sürekli ve geçici göl alanını da kapsayan 10,700 ha’lık alan Ramsar Alanı ilan edilmiştir. Göl bu özelliği ile Türkiye’nin Ramsar Statüsü’ne sahip 13 sulak alanından biridir. Son yıllarda gölü tehdit eden en büyük unsur kuraklık sorunudur. Özellikle son 10 yıldır devam eden kuraklık göstergeleri ve gün geçtikçe artmaya başlayan farklı insan kullanımları (drenaj kanallarının açılması, yerel belediyelerin göle giden tatlı su kaynaklarını içme suyu amaçlı tutmaları, özellikle şeker pancarı gibi sulu tarımın yoğunlaşmasını takiben artan verimsiz sulama yöntemleri ve kaçak kuyu açılması vb.) gölün şu anki kurak görünümünün oluşmasına yol açan en büyük etkenlerdir. Bu etkenleri çeşitli politikaların göl üzerinde oluşturduğu etkiler bakımından incelemek istediğimizde kronolojik açıdan göl üzerinde neler yaşandığına bakmamız faydalı olacaktır; 287 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org 1960 yılında zeminin jeolojik özelliğinden dolayı derine sızmanın olmadığı gerekçesiyle, DSİ tarafından çok yağışlı yıllarda oluşan göllenmelerin ve taşkın önlenmesi amacıyla, bu gölleri ana göllere bağlayan taşkın kanalları oluşturulmuştur. Bu yıllarda birçok çiftçi tarafından tarım yapmak amacıyla taşkın kanallarına bağlanan drenaj kanalları oluşturulmuştur (Erdem,2005). Bu dönemde 1960'lı yıllarda MALYA Devlet Üretme Çiftliği drenaj hendekleri açmak sureti ile çoraklaşan arazilerindeki yüksek taban suyunu düşürmeye çalışmıştır. 1970’li yıllarda tarım alanlarının ıslah edilmesi çalışmaları sürdürülmüş, gübre, ilaç kullanımı ve drenaj çalışmaları sonucunda göle tarımdan dönen sular verilmeye başlanmıştır ve bu dönemde göl alanı genişlemiş, göl derinleşmiştir (1975 yılından sonra da Topraksu köylüye yardımcı olmak üzere arazi taşkınlarını önlemek amacıyla drenaj kanalları açmıştır) (Erdem,2005). 1970 yılların sonunda toplumda çevre bilincinin oluşmaya başlamasıyla birlikte, Seyfe Gölü’ne kuruluşların bakış açısı değişmiştir. Bu dönemde Seyfe Gölünün tarımda kullanılan gübre ve ilaçlardan kaynaklanan kirlenmenin drenaj kanalları aracılığı ile gölü kirlettiği ve göl sınırlarının değiştiği konusunu gündeme gelmeye başlamıştır. 1980’li yılların başında ovanın yamaçlarında birçok drenaj kanalının açılması ve oldukça yüksek seviyede olduğu söylenen taban suyunun düşürülme çalışmaları hız kazanmış ve bu çalışmalar devam etmiştir 1987 yılında DSİ tarafından 23.226 ha alanı kapsayan Seyfe Mucur Havzası Islah Planlama raporu hazırlamıştır. Proje kapsamında Seyfe Gölü’nün geçici göl alanının (göldeki biyoloijk çeşitliliği destekleyen alan burasıdır, bu alanın kurutulması durumunda göldeki doğal yaşam olumsuz etkilenecektir) tamamen kurutulması için önerilen AB, B8, B–5-1 kanalları vasıtasıyla 23168 ha alanın tarıma açılması planlanmıştır. Ancak duruma Çevre Müsteşarlığı müdahale etmiş bunun sonucunda önerilen kanallardan AB, B5 ve B-5-1 kanallarının ekolojik dengeyi bozacağı belirtilerek sadece yağışın fazla olduğu dönemlerde fazla suyu tahliye edecek B8 ve AB kanalının devamı niteliğindeki kısma onay verilmiştir. Revize projede AB kanalının devamı niteliğindeki daha kuzeydeki CD kanalının yapılması sağlanmıştır. Bunun sonucunda DSİ Seyfe Projesi’ni “Mucur- Seyfe Havzası Ekoloji Koruma Projesi” haline getirmiş ve AB kanalını daha kuzeye çekerek uygulamaya başlamıştır (Şekil 1). Şekil 1: AB Ana boşalım kanalı başlangıcı 1 ve 2 no’lu kapak (Devlet Su İşleri,2005). 288 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Şekil 2: AB Ana boşalım kanalı sonu 3 no’lu kapak (Devlet Su İşleri,2005). 1997 yılında Çevre Koruma Genel Müdürlüğü’nün koordinasyonunda yapılan toplantıda B kanalının yeniden değerlendirilmesine, CD kanalının alandaki suyu tahliye edemeyecek şekilde kuzeye çekilmesine ve kanal üzerinde iki kapak yapılarak kurak dönemlerde gölde su tutulmasını sağlayacak bir hidrolojik yapının oluşturulmasına karar verilmiştir. Proje de son olarak kontrolü sağlamak için 3 adet kapak inşa edilmiştir (Şekil 1, 2); (Devlet Su İşleri,2005). Şekil 3: Seyfe Gölü havzası drenaj kanalları. 289 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Şekil 4: Seyfe Kaynağı üzerindeki Mucur Belediye’sine ait pompa binası (orijinal). Seyfe Kaynağından İller Bankası tarafından Mucur ilçesine 1988 yılından beri 1,261 hm³/yıl içme suyu olarak halen alınmaktadır (Devlet Su İşleri,2005). Horla Kaynağı’nın suyu ise Karacaören Belde Belediyesi tarafından alınmaya devam etmektedir. Havzada 1990’lı yılların başından günümüze tarımsal sulama amacıyla 1650 kaçak kuyu açılmıştır (Reis, 2007), (Şekil 5, 6, 7). Şekil 5: Seyfe Gölü Havzası adi sulama kuyuları (Devlet Su İşleri,2005). 290 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Şekil 6: Seyfe Gölü Havzası adi sulama kuyuları (Devlet Su İşleri,2005). Şekil 7: Seyfe Gölü Havzası’nda kaçak kuyu açılması (orijinal). 291 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Son olarak Seyfe Gölü’ne yapılan müdahaleleri aşağıdaki şekilde (Şekil 8) olduğu gibi şematize etmemiz de mümkündür. Şekil 8. Seyfe Gölü’ne Yapılan Müdahalelerin Özeti Seyfe Gölü Havzası’nda Yaşayanlar Ne Diyor? Eylül, 2008’den itibaren yöre halkı ile yapılan görüşmelerden elde edilen sonuçlar şu şekildedir; • Öncelikle yöre halkının Seyfe Gölü’nün durumu hakkında oldukça bilinçli olduğu görülmektedir. • Görüşme yapılan kişiler sorunların çözümüne ilişkin somut düşüncelere sahiptir. • Gölün kurumasıyla (taban kısmı dışında) yer altı su seviyesi düşmüştür. Kuyuların derinliği yer yer 300 m.’yi bulmaktadır. • Kuraklık nedeniyle tarımda verimlilik düşmüştür. Pancar için dönüm başı verim 9–10 tondan 4 tona kadar gerilemiştir. • Gölün kurumasıyla alanda daha fazla don olayı görülmeye başlaması tarımsal üretimi olumsuz etkilemiştir. • Gölün kurumasını takiben göl yüzeyinden rüzgarla birlikte kalkan tuz bulutları hem tarım alanlarının üzerine çökerek hem de insanların bu tuzu solumaları sonucu çeşitli zararlar oluşturmaktadır. • Gölün çevresindeki kavaklık ve söğütlükler kuruyarak yok olmuştur. • Gölün kurumasına bağlı olarak tarımsal verimlilikteki düşüş, geçim sıkıntısına yol açmış, bu durum dışa göçü arttırmıştır. • Ayrıca yöre halkı kuraklıktan dolayı; meralarda nemin azalmasından ve nem olmamasına 292 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org bağlı olarak bazı ürünlerin (çavdar, ayçiçeği, elma ve ceviz gibi) ekiminin azalmasından olumsuz etkilenmektedir. 2. SONUÇ VE ÖNERİLER • Ramsar Alanı gibi özel statülere sahip sulakalanlar özel bir birim tarafından denetlenmeli ve korunmalıdır. Bu kapsamda oluşturulması düşünülen bir kurumun DSİ’nin yanı sıra yörede söz sahibi tüm kuruluşlarla sürekli iletişim içinde olması gerekir. Bu özel yönetim biriminin çeşitli yetkileri olmalıdır ve yalnız kamu güvenliği ile değil, çevre ile ilgili durumlara da karışabilmeli ve denetleme yetkisini kullanabilmelidir. • Kaçak kuyuların belirlenmesi ve bunların kapatılması için de özel bir kolluk birimi oluşturulmalıdır; kaçak kuyulardan su alan çiftçilere bunun için belirlenmiş olan ceza uygulanmalıdır. Bu ceza, öteki kaçak kuyular için caydırıcı olmalıdır. Sulamada kullanılan kuyulara sayaç takılmalıdır. • Seyfe Gölü’nde etkin bir su yönetimi planı oluşturulmalı; eşit ve adaletli bir su dağıtımının nasıl yapılması gerektiği konusunda bir sistem geliştirilmelidir. Ayrıca, yörede söz sahibi kurum ve kuruluşlar arasında iletişim ve eşgüdüm sağlanmalıdır. • Göle zaman zaman, özellikle kurak dönemlerde can suyu verilmelidir. DSİ tarafından açılan drenaj kanallarından göle gelebilecek şekilde su taşınmasını sağlayacak bazı kanallar açılabilir; DSİ’nin AB drenaj kanalında fazla su olduğunda bu fazla suların Seyfe Gölü’ne boşaltılması gerçekleştirilebilir. • Kuş potansiyeli özellikle kuş turizmi, doğa güzellikleri de yürüyüş turları ile alternatif gelir kaynağına dönüştürülmelidir. Seyfe Gölü’ne gelen su kuşlarının avcı tehdidi ile karşılaşmaması için avcıların izlenmesi ve/ya da denetlenmesi gerekir. Avcıların yoğun olarak avlandığı av dönemlerinde denetimlerin daha da sıklaştırılması gerekir. • Havza içerisinde yağışların ve suyun bol olmaması, suyun değerini arttırmaktadır. Bu durum, yöredeki su kaynaklarının iyi yönetilerek akılcı (yeterli ve verimli) kullanılması ile damla sulama, gece sulaması, Çevre Amaçlı Tarım Arazilerinin Korunması Projesinin (ÇATAK) geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması, yeniden ağaçlandırma ve ormanlaştırmanın yaygınlaştırılması gibi çalışmalar yapılmasını gerekli kılmaktadır. • Ürün odaklı destek verilmemeli, yöresel destekler toprağın ürün deseni korunacak şekilde verilmelidir. Eski, verimsiz ve çok su kullanan sulama yöntemlerinden vazgeçilip en iyi sulama yöntemleri belirlenmelidir. Damla sulama ile meyve ve sebze üretimi de desteklenmelidir. Genel olarak bir üretim planı ve planlı ürün deseni olmadığı gibi, suyun kullanımı ile ilgili denetimler de yetersizdir. • Seyfe Gölü Sulakalanı ve çevresinde damla sulama özendirilmelidir. Bu amaçla çiftçinin bilinçlendirilmesi ve eğitilmesi konusundaki eksiklik giderilmelidir. • ÇATAK, çiftçiler tarafından tam olarak anlaşılamamıştır. ÇATAK Projesi’nin çiftçilere iyi bir şekilde anlatılması ve çiftçilerin ÇATAK ve tarım konularında eğitilmesi bir zorunluluktur. Seyfe Gölü çevresindeki köylerde ÇATAK Projesi’nin 2. aşamasına geçilmeli ve damla sulama ile desteklenmelidir. Korunga ve aspir gibi daha az su gereksinimi olan ve kurak koşullara uyum göstermiş olan türlerin özendirilmesine devam edilmelidir. Bunun yanı sıra Permakültür gibi doğayla barışık, toprak işlemesiz tarım tekniklerinin havzada kullanımının yaygınlaştırılması ile su ve enerjide tasarruf edilmesi, toprak sağlığının korunmasına paralel olarak ürün veriminde artış yaşanması söz 293 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org konusudur. Bu tarz tekniklerin uygulama projeleri ile alanda tanıtımı ve teşviki kısa süre içerisinde yapılmalıdır. • Yörede tarımsal etkinlikler ve gölün varlığı birlikte sürdürülmek zorundadır. Alanda uygulanacak alternatif tarım seçenekleri ile bu birliktelik sürdürülebilir bir şekilde devam ettirilebilir. Alternatif ürünlerin pazar olanakları araştırıldıktan sonra köylüyü mağdur etmeden bölgede uygulamaya geçilmelidir. • Kırşehir yöresi için önemli doğa turizm alanı olan Seyfe Gölü’nün tanıtımı yapılırken, çevresinde ekoturizmin özendirilmesi için ilgili kurumlarla birlikte alt yapı planlamaları yapılmalı ve bunlar acilen uygulamaya geçirilmelidir. • DSİ drenaj kanalları henüz yaygın kuraklıkların yaşanmadığı 1960’lı yılların nemli koşulları dikkate alınarak yapılmıştır. Bugünkü koşullarda ise, yörede su kıt ve toprak-su dengesi hassas durumdadır. Bu nedenle tarım, alternatif tarım, sulama teknikleri ve ürün çeşitleriyle yapılmalıdır. Ayrıca, yöre insanı, hem yaşam ve üretim tarzında gerekli değişiklikleri yapmalı hem de turizm, arıcılık ve meyvecilik vb. konularına önem vermelidir. • İklim giderek daha fazla karasallaşma eğilimindedir. Bugüne değin, gölün yöre iklimi üzerindeki yumuşatıcı etkisinden yararlanılıyordu. Göl tümüyle kuruduğu zaman, bir daha kolaylıkla eski durumuna dönemeyecek, bu durum gölden kalkan tuz ve kirecin toz bulutları olarak yayılmasına yol açarak solunum yolu rahatsızlıklarına neden olabilecektir. • Yağışın bol olduğu zaman beslenimin hızlı ve fazla olması, kuraklık zamanı ise yüzeysuyu ve yeraltısuyu seviye düşümlerinin de hızlı olduğunu göstermektedir. Gölü besleyen yapıların (kaynak, akarsu) düzenli akışının sağlanması, akış yollarının revize edilmesi, kaynak çıkışlarının korunması, göl yapısının geliştirilmesi için yapılacak ilk çalışmalar olmalıdır. Göle gelen akarsuların, göle gelmeden sulama ve kullanma amaçlı tüketimleri gölü etkilemektedir. Aynı şekilde debisi yüksek olan kaynakların, göl güzergahı boyunca farklı amaçlar için kullanılması da engellenmelidir. • Şu günlerde çalışmaları devam eden Seyfe Gölü Yönetim Planı çalışmalarının 2011 yılında tamamlanması ön görülmektedir. Bu planın tamamlanmasını takiben, vakit kaybetmeksizin uygulanmasına geçilmelidir. Özellikle su döngüsü üzerine ortaya çıkacak plan faaliyetlerinin çok iyi hesaplanması ve uygulanması gerekmektedir. 2.1. Biyopolitika Açısından Sonuçlar Seyfe Gölü ve çevresinde bugüne kadar yaşanan süreçlere baktığımız zaman devletin bugüne kadar direkt olarak herhangi bir çevre politikası aracını bu bölgede aktif olarak harekete geçirmediğini açıkça söyleyebiliriz. Alanın çeşitli koruma statüleri içermesi (doğal sit alanı, Ramsar Statüsü, Tabiatı Koruma Alanı vb.) ve avcılık gibi konularda bazı düzenlemelerin yapılması bakımından düzenleyici politika araçlarına sahip olduğu görülmesine rağmen pratikte yapılan birçok uygulama sonucu bu düzenlemelerin ihlal edildiği açıkça görülmektedir. Bölgede yapılan uygulamalar; daha çok kalkınma öncelikleri dikkate alınarak doğaya ve doğal kaynaklara tarım, enerji ve su politikaları tarafından tüketimi sınırsız ve kullanımı keyfi olarak bakılan politika araçlarını içermektedir. Alanın bugünkü olumsuz koşullarının oluşmasında da büyük ölçüde bu yanlış politikalar ve günübirlik tüketim istekleri rol oynamıştır. Seyfe Gölü Havzası ve çevresinde 1960’lı yıllardan beri yaşanan bu yanlış politikaların ve 294 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org uygulamaların sona erdirilmesi için öncelikle alandaki doğal değerlere, salt tüketim amacıyla bakan politikalar terk edilmelidir. Bunun yerine katılımcı çevre politikası araçları tercih edilerek, bölgede sorundan etkilenen, sorunu oluşturan ve sorunu yöneten bütün paydaşlar bir araya gelerek çözüm için birlikte harekete geçmelidir. Özellikle şu günlerde çalışmaları devam eden yönetim planı sürecinin tamamlanmasını takiben katılımcı bir şekilde uygulamaya geçirilmesi alanın kaderini belirleyecektir. 3. KATKI BELİRTME: Bu çalışmada kullanılan veriler, Seyfe Kurak Alanı Göl Oluyor Projesi (Bozkır Çevre Derneği) Sonuç Raporu’ndan faydalanılarak hazırlanılmıştır. 4. KAYNAKLAR Devlet Su İşleri 12. Bölge Müdürlüğü, Kırşehir-Mucur Seyfe Ekoloji Koruma Projesi Sunumu, Kayseri, Kasım-2005. Devlet Su İşleri 12.Bölge Müdürlüğü Seyfe Ovası Hidrojeolojik Revize Etüd Raporu. Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bak. DSİ Gen. Md. 12.Bölge Müd. Kayseri, 2004. Erdem, O., 2005. “Onlar Ne Dedi? Seyfe Gölü, Gavur Gölü, Ereğli Sazlıkları, Eşmekaya Sazlıkları ve Avlan Gölü nasıl kurutuldu?” Kuş Araştırmaları Derneği, Ankara. Reis, S., Yılmaz, H.M., 2007. Seyfe Gölü’nün Zamansal Değişiminin Uzaktan Algılama Tekniği İle İzlenmesi, Türkiye Ulusal Fotogrametri ve Uzaktan Algılama Birliği IV. Sempozyumu, 5-7 Haziran, İTÜ, İstanbul. “Seyfe Kurak Alanı Göl Oluyor Projesi” 2009. “Seyfe Sulakalanında Yaşanan Değişiklerin Nedenleri, Sonuçları ve Çözüm Önerileri” Çalıştayı Sonuç Bildirimi (17 Haziran 2009) ve Seyfe Gölü Acil Eylem Planı (Kasım 2009). 295 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org 296 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org YAZARLAR LİSTESİ Ahmet DUMAN Ahmet ERTEK Ahmet Ömer KOÇAK Akasya TOPÇU Ali ATAHAN Ali ERDOĞAN Ali KELEŞ Ali Rıza ONGUN Alper Serdar ANLI Atilla DURMUŞ Aysin Tektaş KESKİN Ayşegül İLİKER Burhan Teoman MERİÇ Bülent OKUR Bülent YAĞMUR Cevdan KESİCİ Cüneyt AYTUK Deniz İNNAL Emre GEDİK Emre ÖZELKAN Erdinç OĞUR Erol KESİCİ Fahrettin KÜÇÜK Fevzi ÖZGÖKÇE Filiz DADAŞER ÇELİK Gökhan ALTAN Gülüzar Duygu SEMİZ Hakan KARAARDIÇ Harun AYDIN Hasan YILMAZ Havva Eylem POLAT Hüseyin HAKERLERLER Hüseyin KARAKUŞ İbrahim PAPİLA İlhami KİZİROĞLU İrfan ALBAYRAK Kalender ARIKAN Kenan DEMİREL Levent KESKİN Levent TURAN Lütfi BEHÇET M. Akif IRMAK Mehmet Ali TABUR M. Cengiz DEVAL Mehmet Emin SÖNMEZ Mehmet GÖLGE Mehmet ÖZ Metin DEMİR M. Kemal KOÇAK Muhittin KARAMAN Murat ATAOL Murat BUDAKOĞLU Murat ÇEVİK Murat SUNKAR Murat TÜRKEŞ Murat ÜNAL 297 © II. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi, 22-24 Haziran 2011, Kırşehir / TÜRKİYE http://sulakalanlarkongresi.org Murat YILDIZ Mustafa YAVUZ Nalan DEMİRCİOĞLU YILDIZ Nesrin ÇOBANOĞLU Nilsun DEMİR Okan ÜRKER Osman ERDEM Ömer ERDOĞAN Özdemir ADIZEL Özdemir EGEMEN Özden FAKIOĞLU Pınar TAŞKIRAN R. Süleyman GÖKTÜRK Ruşen USTAOĞLU S. Serkan GÜÇLÜ Samim KAYIKÇI Serhan ÇAĞIRANKAYA Serkan ÖZER Sevgi YILMAZ Sezai DELİBACAK Suat TAŞDELEN Sultan KIYMAZ Volkan ALTAY Yusuf UZUN Z. Damla UÇA AVCI Zekiye GÜÇLÜ 298
Benzer belgeler
Uzaktan Algılama ve Coğrafi Bilgi Sistemleri Kullanarak
edilmektedir. Bunlara ilave olarak ülkemizde ulusal ve yöresel düzeyde önem taşıyan 300 civarında
sulak alan olduğu da dikkate alınırsa, toplam sulak alan sayımızın 500 civarında olduğu ortaya
çıkm...
Sunum İçin Tıklayaınız... - Su Yönetimi Genel Müdürlüğü
doğa koruma konusundaki diğer sözleşmeler gibi sürdürülebilir kullanım kavramını esas alan bir
yaklaşıma sahiptir. Ramsar Sözleşmesi’nin oluşturduğu sulak alan koruma ve geliştirme politikalarında
...
RAMSAR SITES - Sulak Alanlarımız / Suyumuz Sulak Alanlarda
1994 yılında Ramsar Sözleşmesine taraf olmamız ve buna bağlı olarak 2002 yılında ilk olarak yayımlanan Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği kapsamında sulak alanları
mız etkin bir şekilde koruma a...