PDF - Kuram ve Uygulamada Egitim Yönetimi Dergisi
Transkript
PDF - Kuram ve Uygulamada Egitim Yönetimi Dergisi
CİLT / VOLUME: 21 S A Y I / I S S U E : 4 Y I L / Y E A R : 2 0 1 5 I S S N 1 3 0 0 - 4 8 3 2 E - I S S N 2 1 4 8 - 2 4 0 3 Öğretmen Adaylarının Okul Yaşam Kalitesi ve Okula Yabancılaşma Algıları Arasındaki İlişki The Relationship between Pre-service Teachers’ Perceptions Related to Quality of School Life and School Alienation E-Öğrenme Sistemlerinin Kullanımı Sürecinde Karşılaşılan Sınıf Yönetimi ile İlişkili Sorunlar ve Çözüm Önerileri The Problems Related to Classroom Management Encountered in The Process of Using E-Learning Systems and Solution Suggestions İlk Defa ve Yeniden Okul Müdürü Görevlendirilmesi: Sözlü Sınav Üzerine Bir Değerlendirme Principle Assignments for the First Time and Over Again: An Assessment on Oral Exam Kadın Öğretmenlerin Ailevi Sorumluluklarının Kendilerini Gerçekleştirmeleri Üzerindeki Etkisi The Influence of Women Teachers’ Familial Responsibilities on their Self-Actualization Politik Beceri Envanterinin Eğitim Örgütlerinde Geçerlik ve Güvenirlik Çalışmaları The Study of Reliability and Validity of the Political Skill Inventory in Educational Organizations CİLT / VOLUME: 21 SAYI / ISSUE: 4 YIL/YEAR: 2015 ISSN 1300-4832 E-ISSN 2148-2403 Öğretmen Adaylarının Okul Yaşam Kalitesi ve Okula Yabancılaşma Algıları Arasındaki İlişki The Relationship between Pre-service Teachers’ Perceptions Related to Quality of School Life and School Alienation E-Öğrenme Sistemlerinin Kullanımı Sürecinde Karşılaşılan Sınıf Yönetimi ile İlişkili Sorunlar ve Çözüm Önerileri The Problems Related to Classroom Management Encountered in The Process of Using E-Learning Systems and Solution Suggestions İlk Defa ve Yeniden Okul Müdürü Görevlendirilmesi: Sözlü Sınav Üzerine Bir Değerlendirme Principle Assignments for the First Time and Over Again: An Assessment on Oral Exam Kadın Öğretmenlerin Ailevi Sorumluluklarının Kendilerini Gerçekleştirmeleri Üzerindeki Etkisi The Influence of Women Teachers’ Familial Responsibilities on their Self-Actualization Politik Beceri Envanterinin Eğitim Örgütlerinde Geçerlik ve Güvenirlik Çalışmaları The Study of Reliability and Validity of the Political Skill Inventory in Educational Organizations Yönetim Yeri (Address) ÜÇ AYDA BİR YAYIMLANAN Karanfil 2 Sokak No: 45 - Ankara Tel (Phone): +90 0312 430 6750 Belgegeçer (Fax): +90 312 431 3738 e-ortam (Web Page): http://www.kuey.net e-ileti (E-mail): [email protected] HAKEMLİ DERGİDİR. [Educational Administration: Theory and Practice (ISSN 1300-4832) is published four times annually-in Winter, Spring, Summer, and Fall] HER HAKKI SAKLIDIR. DERGİDE YAYIMLANAN YAZILARIN TÜM SORUMLULUĞU YAZARLARINA AİTTİR. Cilt (Volume): 21, Sayı (Issue): 4, Yıl (Year): 2015 Derginin Akçalı Sponsoru [Sponsor] Pegem Akademi Eğitim Danışmanlık Hizmetleri Tic. Ltd. Şti. Yayın Türü: Yaygın süreli, 3 ayda bir; Mart, Haziran, Eylül ve Aralık aylarında yayımlanır. Dergi dili Türkçe ve İngilizcedir. Publication type: Serial, quarterly; published on March, June, September, & December. The journal language is Turkish and English. Sahibi [Owner] Servet Sarıkaya Sorumlu Yazı İşleri Müdürü [Publication Editor] Servet Sarıkaya İngilizce Düzeltme [English Redaction] Doç. Dr. Paşa Tevfik Cephe Türkçe Düzeltme [Turkish Redaction] Yrd. Doç. Dr. Yusuf Doğan Editör [Editor] Doç. Dr. Ferudun Sezgin, Gazi Ü. Kapak Düzenleme [Cover Art] Gürsel Avcı Editör Yardımcısı [Assistant Editor] Dr. Serkan Koşar, Gazi Ü. Dizgi [Designer] Gürsel Avcı Kitap Eleştiri Editörü Baskı [Publication] [Book Review Editor] Tarcan Matbaası Prof. Dr. Selahattin Turan, Eskişehir Osmangazi Ü. Kazım Karabekir Cad. Ali Kabakçı İşhanı 85/2 İskitler-ANKARA ISSN/1300-4832 Yayın Kurulu [Editorial Board] E-ISSN/2148-2403 Prof. Dr. Ali Balcı, Ankara Ü. Prof. Dr. Ayhan Aydın, Eskişehir Osmangazi Ü. Prof. Dr. Aytaç Açıkalın, Hacettepe Ü. (E) Prof. Dr. Mehmet Şişman, Eskişehir Osmangazi Ü. Prof. Dr. Servet Özdemir, Başkent Ü. Prof. Dr. Yüksel Kavak, Hacettepe Ü. Prof. Dr. Ziya Bursalıoğlu, Ankara Ü. (E) İndekslenme [Indexing] 7 Arastirmax Bilimsel Yayın İndeksi Akademia Sosyal Bilimler İndeksi (ASOS Index) EBSCO Information Services PEGEM Eğitim Bilimleri İndeksi Türk Eğitim İndeksi TÜBİTAK ULAKBİM Sosyal ve Beşeri Bilimler Veri Tabanı Ulusal Danışma Kurulu [National Advisory Board] Prof. Dr. Abdurrahman Tanrıöğen, Pamukkale Ü. Prof. Dr. Temel Çalık, Gazi Ü. Prof. Dr. Ahmet Aypay, Eskişehir Osmangazi Ü. Prof. Dr. Vehbi Çelik, Mevlana Ü. Prof. Dr. Ali İlker Gümüşeli, Okan Ü. Doç. Dr. Ali Rıza Terzi, Balıkesir Ü. Prof. Dr. Ayşen Bakioğlu, Marmara Ü. Doç. Dr. Bekir Buluç, Gazi Ü. Prof. Dr. Burhaneddin Dönmez, İnönü Ü. Doç. Dr. Cemalettin İpek, Recep Tayyip Erdoğan Ü. Prof. Dr. Cemil Yücel, Eskişehir Osmangazi Ü. Doç. Dr. Engin Arslanargun, Düzce Ü. Prof. Dr. Cengiz Akçay, Hasan Kalyoncu Ü. Doç. Dr. Feyyat Gökçe, Uludağ Ü. Prof. Dr. Cevat Celep, Kocaeli Ü. Doç. Dr. İ. Bakır Arabacı, Fırat Ü. Prof. Dr. Esmahan Ağaoğlu, Anadolu Ü. Doç. Dr. Kadir Beycioğlu, Dokuz Eylül Ü. Prof. Dr. Feyzi Uluğ, TODAİE Doç. Dr. Kürşad Yılmaz, Dumlupınar Ü. Prof. Dr. Hasan Şimşek, İstanbul Kültür Ü. Doç. Dr. Mehmet Karakuş, Zirve Ü. Prof. Dr. İlhan Günbayı, Akdeniz Ü. Doç. Dr. Mesut Sağnak, Niğde Ü. Prof. Dr. İnayet Aydın, Ankara Ü. Doç. Dr. Nurhayat Çelebi, Karabük Ü. Prof. Dr. Mustafa Çelikten, Erciyes Ü. Doç. Dr. Osman Titrek, Sakarya Ü. Prof. Dr. Münevver Çetin, Marmara Ü. Doç. Dr. Semiha Şahin, Dokuz Eylül Ü. Prof. Dr. Münevver Yalçınkaya, Ege Ü. Doç. Dr. Soner Polat, Kocaeli Ü. Prof. Dr. Naciye Aksoy, Gazi Ü. Doç. Dr. Türkay N. Tok, Pamukkale Ü. Prof. Dr. Necati Cemaloğlu, Gazi Ü. Yrd. Doç. Dr. Didem Koşar, Hacettepe Ü. Prof. Dr. Niyazi Can, Kahramanmaraş Sütçü İmam Ü. Yrd. Doç. Dr. Erkan Tabancalı, Yıldız Teknik Ü. Prof. Dr. Ruhi Sarpkaya, Adnan Menderes Ü. Yrd. Doç. Dr. Kemal Köksal, Gazi Ü. Prof. Dr. Sadegül Akbaba Altun, Başkent Ü. Yrd. Doç. Dr. Muammer Ergün, Kastamonu Ü. Prof. Dr. Songül Altınışık, TODAİE Yrd. Doç. Dr. Sevim Öztürk, İnönü Ü. Uluslararası Danışma Kurulu [International Advisory Board] Prof. Dr. Aimee Howley, Ohio U. Prof. Dr. Izhar Oplatka, Tel Aviv U. Prof. Dr. A. Ross Thomas, University of Wollongong Prof. Dr. İbrahim Duyar, University of Arkansas Prof. Dr. Charles L. Slater, California State U. Prof. Dr. Joseph Murphy, Vanderbilt U. Prof. Dr. Craig Howley, Ohio U. Prof. Dr. Justina Erčulj, University of Primorska Prof. Dr. Daniel Muijs, University of Southampton Prof. Dr. Lejf Moos, University of Aarhus Prof. Dr. Dean Fink, Dean Fink Consulting Associates Prof. Dr. Mustafa Özcan, Rhode Island College Prof. Dr. Donna Breault, West Virginia U. Prof. Dr. Richard Bates, Deakin U. Prof. Dr. Duncan Waite, Texas State U. Prof. Dr. Suzanne Grant Lewis, Harvard U. İÇİNDEKİLER / CONTENTS Öğretmen Adaylarının Okul Yaşam Kalitesi ve Okula Yabancılaşma Algıları Arasındaki İlişki ............................................................................. 429-452 The Relationship between Pre-service Teachers’ Perceptions Related to Quality of School Life and School Alienation Ahmet Ayık, Öznur Ataş-Akdemir E-Öğrenme Sistemlerinin Kullanımı Sürecinde Karşılaşılan Sınıf Yönetimi ile İlişkili Sorunlar ve Çözüm Önerileri ............................ 453-470 The Problems Related to Classroom Management Encountered in The Process of Using E-Learning Systems and Solution Suggestions Serkan Dinçer, Melis Yeşilpınar-Uyar İlk Defa ve Yeniden Okul Müdürü Görevlendirilmesi: Sözlü Sınav Üzerine Bir Değerlendirme .......................................................................... 471-498 Principle Assignments for the First Time and Over Again: An Assessment on Oral Exam Kemal Kayıkçı, İzzet Özdemir, Gülnar Özyıldırım Kadın Öğretmenlerin Ailevi Sorumluluklarının Kendilerini Gerçekleştirmeleri Üzerindeki Etkisi ......................................................... 499-520 The Influence of Women Teachers’ Familial Responsibilities on their Self-Actualization Gökhan Özaslan, Aslı Özaslan Politik Beceri Envanterinin Eğitim Örgütlerinde Geçerlik ve Güvenirlik Çalışmaları ................................................................................ 521-536 The Study of Reliability and Validity of the Political Skill Inventory in Educational Organizations Murat Özdemir, Safiye Çiğdem Gören Kuram ve Uygulamada Eğitim Yönetimi 2015, Cilt 21, Sayı 4, ss: 429-452 www.kuey.net Öğretmen Adaylarının Okul Yaşam Yabancılaşma Algıları Arasındaki İlişki* Kalitesi ve Okula The Relationship between Pre-service Teachers’ Perceptions Related to Quality of School Life and School Alienation Ahmet Ayık1, Öznur Ataş-Akdemir2 Öz Bu araştırmanın amacı öğretmen adaylarının okul yaşam kalitesine ilişkin algıları ile okula yabancılaşma algıları arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Çalışma, ilişkisel tarama modelinde kurgulanmıştır. Araştırma, 2013-2014 eğitim öğretim yılında Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim Fakültesinde öğrenim gören öğrenciler üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemi, basit tesadüfi örnekleme yöntemi ile belirlenen 397 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırma verileri, Fakülte Yaşamının Niteliği Ölçeği ve Öğrenci Yabancılaşma Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin çözümlenmesinde, aritmetik ortalama, standart sapma, Pearson Momentler Çarpım korelasyon analizi ve çoklu doğrusal regresyon analizi yöntemleri uygulanmıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre, öğretmen adaylarının okul yaşam kalitesine ilişkin algıları ile okula yabancılaşma algıları arasında negatif yönde, orta düzeyde ve anlamlı bir ilişki vardır. Diğer taraftan, öğretmen adaylarının okul yaşam kalitesine ilişkin algıları okula yabancılaşmalarının anlamlı bir yordayıcısıdır. Araştırma sonunda, okul yaşam kalitesinin arttırılması ve okula yabancılaşma düzeyinin azaltılmasına ilişkin öneriler sunulmuştur. Anahtar sözcükler: Öğretmen adayları, okul yaşam kalitesi, okula yabancılaşma Abstract The purpose of the study was to determine the relationship between pre-service teachers’ perceptions of quality of school life and school alienation. The study was conducted correlational survey method. This study was carried out on students studying at Kazım Karabekir Education Faculty of Ataturk University in 2013-2014 academic years. The sample of this study consisted of 397 university students chosen by simple random sampling method. The data of the research were collected by the Scale of Quality of Faculty Life and Student Alienation Scale. In the analysis of the data, arithmetic mean, standard deviation, Pearson product moment correlation analysis and multiple regression analysis were administered. Results revealed that there was a negative, moderate and significant relationship between pre-service teachers’ perceptions of quality of school life and their perceptions of school alienation. On the other hand, preservice teachers' perceptions related to quality of school life was a significant predictor of alienation from school. Several suggestions are presented to enhance quality of school life and decrease the level of school alienation. Keywords: Pre-service teachers, quality of school life, school alienation Received: 18.12.2014 / Revision received: 02.11.2015 / Second revision received: 18.12.2015 / Approved: 21.12.2015 Yrd. Doç. Dr., Atatürk Üniversitesi, Erzurum, [email protected], 2Dr., Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi, Ağrı, [email protected] 1 Atıf için/Please cite as: Ayık, A. ve Ataş-Akdemir, Ö. (2015). Öğretmen adaylarının okul yaşam kalitesi ve okula yabancılaşma algıları arasındaki ilişki. Kuram ve Uygulamada Eğitim Yönetimi, 21(4), 429452. doi: 10.14527/kuey.2015.016 Ahmet Ayık & Öznur Ataş-Akdemir Giriş İçinde yaşadığımız dünyanın küreselleşme hızı göz önüne alınacak olursa, eğitim her geçen gün farklı bir açıdan ele alınmalı, her geçen gün eğitim kalitesinin arttırılmasına önem verilmelidir. Eğitimin en önemli işlevlerinden biri, öğrencileri çağın koşullarına ve toplumun ihtiyaçlarına göre yetiştirmek olarak görülmektedir. Bilgi aktarımı yapma görevini geçmişte bırakan okullar, öğrencileri hayata hazırlamak ve sosyalleşmelerine öncülük etme görevini üstlenmektedirler. Bu görevi yerine getirebilmek, çağın koşullarına ayak uydurabilmek, öğrencilerin akademik, sosyal ve kişisel gelişimlerini etkili bir şekilde sağlayabilmek için yüksek bir okul yaşam kalitesine sahip olmak etkili ve önemli bir faktör olarak görülmektedir (Alaca, 2011; Alpkaya, 2010; İnal, 2009). Öğrencilerin akademik başarılarını ve motivasyonlarını etkileyen faktörlerden oluşan ve okuldaki öğrencilerin her açıdan mutlu olabilecekleri ortamı anlatan okul yaşam kalitesi (Argon ve Kösterelioğlu, 2009), son zamanlarda pek çok araştırmacının dikkatini çekmiş ve bu konuda geniş kapsamlı çalışmalar yapılmıştır. Bu konuda yapılan çalışmalar, okul yaşam kalitesinin akademik başarı üzerinde çok büyük etkilere sahip olduğunu ortaya çıkarmıştır (Bulcock, Whitt ve Beebe, 1991; Mok ve Flynn, 1997; Samdal, Wold ve Bronis, 1999; Stacey, Fortnum, Barton ve Summerfield, 2006; Wolf, Chandler ve Spies, 1981). Öğrenciler, okuldaki zamanlarının büyük bir kısmını sınıf içerisinde öğretmenleri ve diğer öğrencilerle geçirmektedirler. Bu zaman dilimleri doyurucu ve eğlenceli yaşantılardan oluşuyorsa sınıf atmosferi öğrencilerin sınıf işlerine ve okula karşı daha olumlu tutum geliştirmesine katkıda bulunmaktadır (Bilgiç, 2009). Başka bir deyişle, kaliteli bir okul yaşamı, öğrencilerin okula ve akademik çalışmalara karşı olumlu tutumlara sahip olmalarına neden olmaktadır. Ancak aksi bir durumda, olumlu tutumlar, okula devamsızlık, okula bağlılık hissetmeme ve okula yabancılaşma gibi olumsuz sonuçlara da sebep olmaktadır. Okul yaşam kalitesi ile ilgili yapılan çalışmalar (Durmaz, 2008; Gedik, 2014; Huebner, Valois, Paxton ve Drane, 2005; İnal, 2009; Karatzias, PapadiotiAthanasiou, Power ve Swanson, 2001; Malin ve Linnakyla, 2001; Mok ve Flynn, 2002; Özdemir, 2012; Özdemir, Kılınç, Öğdem ve Er, 2013; Sarı, 2007; Sarı, Ötünç ve Erceylan, 2007; Thien ve Razak, 2013; Türkoğlu, 2012; Weston, 1998; Yılmaz, 2007) incelendiğinde bu çalışmaların bütün eğitim kademelerinde yapıldığı ve tükenmişlik (Ahmadi ve Mohamadi, 2013), okula aidiyet duygusu (Alaca, 2011), okul müdürlerinin feminen maskülen özellikleri (Alpkaya, 2010), okul kültürü (Argon ve Kösterelioğlu, 2009; Demir, Kaya ve Metin, 2012), arkadaşlara bağlılık ve empatik sınıf atmosferi (Bilgiç, 2009; Sarı, 2012), öznel iyi oluş (Cenkseven-Önder ve Sarı, 2009), okul grubu (İlmen, 2010), örgütsel 430 Okul Yaşam Kalitesi ve Okula Yabancılaşma vatandaşlık davranışları ve mesleki yeterlik (Jimmieson, Hannam ve Yeo, 2010), öğrenme deneyimleri (Kong, 2008), mesleki tutum (Korkmaz, 2009) ve okula devamsızlık (Leonard, Bourke ve Schofield, 2000) gibi değişkenlerle ilişkisinin olduğu görülmektedir. Ayrıca, yapılan araştırmalarda okul yaşam kalitesi ile okula yabancılaşma arasında bir ilişki olduğu ifade edilmiş ancak yükseköğretim kademesinde bu konuda herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu nedenle, mevcut araştırma öncelikle okul yaşam kalitesi ve okula yabancılaşma kavramları üzerinde durarak, bu iki kavram arasındaki ilişkiyi açıklamaya çalışacaktır. Okul Yaşam Kalitesi Her öğrencinin okul hakkındaki düşünceleri farklılık göstermektedir. Bazı öğrenciler için okul eğlenceli bir ortam olarak görülürken, bazıları için ise sıkıcı olabilmektedir. Bir öğrencinin ilköğretim birinci sınıftan sekizinci sınıfın sonuna kadar yaklaşık 8.460, ortaöğretimin sonuna kadar 11.880 ve yükseköğretim kademesinin sonuna kadar yaklaşık 16.200 saatini okulda geçirdiği göz önüne alındığında, öğrenci tecrübesinin ne kadar önemli olduğu anlaşılmaktadır. Öğrencilerin okul hakkındaki tecrübeleri, onların okul terkinde veya bir üst eğitim kurumuna devam edip etmeme kararları üzerinde etkili olabilmektedir (Durmaz, 2008; Malin ve Linnakyla, 2001; Sarı, 2007; Türkoğlu, 2012). Bu bağlamda, öğrencilerin okulu sevmeleri, okuldaki tecrübelerinden doyum sağlamaları, okulun sosyal, psikolojik ve akademik çıktıları üzerinde önemli etkilere sahip olması (Sarı, 2007) okul yaşam kalitesi kavramını gündeme getirmiştir. Okul yaşam kalitesinin kavramlaştırılması ilk olarak Epstein ve McPartland (1976) tarafından gerçekleştirilmiştir ve çeşitli tanımları yapılmıştır. Epstein ve McPartland (1976) okul yaşam kalitesini, öğrencilerin okuldan genel memnuniyetleri, okula bağlılıkları ve öğretmenlerine olan tutumlarını ifade eden öğrenci tepkileri olarak tanımlamaktadırlar. Mok ve Flynn (2002) okul yaşam kalitesini, öğrencinin okulda kişisel ve deneyimsel iyi oluşunu ifade ettiğini ve öğrencilerin okuldaki günlük hayattan memnuniyet düzeylerini yansıttığını belirtmişlerdir. İnal’a (2009) göre okul yaşam kalitesi, okul-öğrenci etkileşimini ve bu etkileşim sonucunda ortaya çıkacak bulguları tüm boyutlarıyla ayrıntılı olarak kapsayan ve ortaya çıkabilecek sorunların çözümünde etkili çözüm yolları bulunmasına yardımcı olabilecek eğitsel bir boyuttur. Alaca (2011) okul yaşam kalitesinin, okulun ne ölçüde mutlu ve huzurlu bir ortam olarak görüldüğüyle ilgili olduğunu belirtmiştir. Thien ve Razak’a (2013) göre okul yaşam kalitesi, okul yaşamının etkileri ve çıktılarına ilişkin duygular ve olumlu ve olumsuz deneyimlerin sentezi olarak tanımlanmaktadır. Öğrencilerin, kendilerine ve öğrenim gördükleri okullara ne kadar değer verdiklerine, kendilerine ait kişisel bir kimlik duygusuna hangi düzeyde sahip olduklarına, öğretmenleri ve sınıf arkadaşlarıyla oluşturdukları iletişimin 431 Ahmet Ayık & Öznur Ataş-Akdemir niteliğine, okulun gelecekle ilgili önemli fırsatlar sunduğuna ilişkin algıları ve inançları okul yaşam kalitesi algılarını oluşturmaktadır (Sarı, 2007). Okul yaşam kalitesi, başta öğrencinin özellikleri akademik başarı, yaş, cinsiyet, kültürel ve ailevi geçmiş, arkadaş ilişkileri, özel öğrenme ihtiyacı, sosyoekonomik durum ve öğrenim gördüğü okul türü gibi genel özellikleri olmak üzere sınıf ortamı, öğrenci beklentileri, okul müfredatının (açık ve örtük program) niteliği ve öğrencinin akademik motivasyonu gibi çeşitli faktörlerden etkilenmektedir (Leonard, 2002; Mok ve Flynn, 2002). Ayrıca okul yaşam kalitesi, okul tatmini, öğrencilerin okulu ve eğitsel değerleri kabul etmelerini ve akademik başarı motivasyonlarını olumlu yönde etkilerken, okula yabancılaşma, tükenmişlik ve okul terki gibi olumsuz sonuçlara da yol açmaktadır (Baker, 1999; Bilgiç, 2009; Durmaz, 2008; Fine, 1986; Goodenow ve Grady, 1992; Leonard, 2002; Wehlage, Rutter, Smith, Lesko ve Fernandez, 1989). Okul yaşam kalitesi farklı araştırmacılar tarafından çeşitli boyutlara ayrılmıştır. Epstein ve McPartland (1976) okul yaşam kalitesini, genel okul memnuniyeti, öğrencilerin sınıf içi çalışmaları ve öğrencilerin öğretmenlere karşı tepkileri olmak üzere üç boyutta incelerken; Williams ve Batten (1981) olumlu duygu, olumsuz duygu, statü, kimlik, öğretmenler, fırsatlar ve başarı şeklinde boyutlara ayırmışlardır. Karatzias, Power ve Swanson (2001) okul yaşam kalitesinin göstergelerini müfredat, okula devam, öğretim yöntemleri, öğretim stilleri, öğrenme, bireysel ihtiyaçlar, değerlendirme, okulun değerler sistemi, bireylerin değerler sistemi, destek, kariyer, ilişkiler, öznel çevresel faktörler ve nesnel çevresel faktörler olarak belirlerken; Malin ve Linnakyla (2001), okul yaşam kalitesini okulda genel memnuniyet ve öğrenci-öğretmen ilişkileri olmak üzere iki boyutta ele almışlardır. Çokluk-Bökeoğlu ve Yılmaz (2007) ise yükseköğretim kademesi öğrencileri için okul yaşam kalitesini, sınıf ortamı ve öğrenci ilişkilerinden memnuniyet, öğretim elemanlarından memnuniyet ve fakülteden memnuniyet olmak üzere üç boyutta incelemişlerdir. Bu çalışmada, yükseköğretim kademesindeki öğrencilerin görüşleri değerlendirildiğinden dolayı bu boyutlar aşağıda detaylı bir şekilde açıklanmıştır: Sınıf Ortamı ve Öğrenci İlişkilerinden Memnuniyet: Okul yaşam kalitesinin bu boyutu, öğrencilerin eğitim-öğretim ile ilgili etkinliklere karşı gösterdikleri ilgiyi ifade etmektedir. Okulda yapılan etkinliklere ilgi duyan ve katılım gösteren öğrenciler, gerçekleri ve kavramları daha net bir şekilde öğrenebilmekte ve öğrenmeye karşı olumlu tutumlar geliştirebilmektedir. Bu boyut, öğrenciler arası ilişki, arkadaşlık, yardımlaşma, sınıfın fiziksel ortamı ve dersler için uygunluğu gibi görüşleri değerlendirmektedir. Öğretim Elemanlarından Memnuniyet: Bu boyut öğrencilerin öğretim elemanları ile olan iletişimlerini ve eğitimle ilgili öğrenci değerlendirmelerini kapsamaktadır. Öğrenci-öğretim elemanı ilişkileri, eğitim hedeflerinin öğrenciler tarafından kabul edilmesi ve okul uygulamalarının öğrenciler 432 Okul Yaşam Kalitesi ve Okula Yabancılaşma tarafından benimsenmesi gibi konularda önemli bir unsurdur. Bu boyut, öğretim elemanlarının öğrencilerle ilişkileri, öğrencilerle ilgilenmeleri, derslerdeki durumları, öğrencilerin gelişimi için yaptıkları çalışmaları, öğrencileri yönlendirmeleri, farklı öğretim yöntem ve teknikleri uygulamaları ile sınıf ortamında teknoloji kullanımı ve eğitim-öğretim etkinliklerindeki durumları ile ilgili görüşlere yer vermektedir. Fakülteden Memnuniyet: Bu boyut öğrencilerin öğrenim gördükleri fakülteye karşı tepkilerini incelemektedir. Üniversite öğrencilerinin günlük yaşamının önemli bir kısmı fakültede geçmektedir. Bu boyut, öğrencilerin fakültenin bir üyesi, bir parçası olmaktan memnun olmaları, okulda gerçekleşen her türlü uygulamanın eşit ve adil bir şekilde uygulanması, düzenlenen sosyal, kültürel ve sportif etkinliklerin durumu, öğrenciler arasındaki ilişkiler, etkinliklere katılım, araç-gereçlerin ve kaynakların özenli kullanımı ile fiziki mekânların durumuyla ilgili görüşlerden oluşmaktadır. Okula Yabancılaşma İnsanı, kendi etkinliğinin ürünlerine, üretken etkinliğin kendisine, içinde yaşadığı tabiata, kendine, içsel doğasına ve diğer insanlara yabancılaştıran eylem (Marx, 2000) olarak tanımlanan yabancılaşma kavramı eğitim alanında önemli bir yer işgal etmektedir. Eğitimin önemli unsurlarından biri olan öğretmenleri etkileyen yabancılaşma kavramı, daha çok öğrencileri etkileyen bir problem olarak ifade edilmektedir (Gedik, 2014). Yabancılaşma kavramının her disiplinde yansımaları farklılık gösterdiği gibi tanımlamaları da farklılıklar göstermektedir. Yabancılaşma kavramı, Hajda (1961) tarafından bireyin huzursuzluk duygusu, topluma katılımdan uzaklaşması ve çevreye rahatsızlık vermesi şeklinde ifade edilmiştir. Levin (1994) bireyin toplum içindeki rollerinin anlamsız hale gelmesi nedeniyle ortaya çıkan toplumsal bir karmaşa durumunun yabancılaşmayı ifade ettiğini belirtmiştir. Mann (2001) yabancılaşmayı, kişinin topluma veya sosyal etkinliklere katılımda isteksiz olması durumu olarak tanımlamıştır. Case ise (2008) yabancılaşmayı, istenen veya beklenen ilişki bağlamında uyumsuzluk olarak tanımlamaktadır. Genel olarak yabancılaşma kavramı, bireyin yaşadığı olumsuz deneyimler sonucu çevresinden uzaklaşıp kendi iç dünyasına kapanmasını ifade etmektedir. Okula yabancılaşma, öğrencilerin okulun değerinin farkına varamamaları, okulda öğrendiklerinin anlamsız gelmesi, düşük veya başarısız bir şekilde okulla özdeşleşme yaşamaları ve gitgide akademik hedeflerden duygusal olarak uzaklaşmasını ifade etmektedir (Finn, 1989; Hascher ve Hagenauer, 2010). Okula yabancılaşma ile ilgili yapılan çalışmalarda, okulların bürokratik yapısının, kalabalık sınıfların, yoğun ders programının, yönetim yapısının demokratik olmayışının, gerçek hayatla ilişkisi olmayan gereksiz bilgilerin öğretilmeye çalışılmasının, öğretim süreçlerinin dışarıdan belirlenmesinin 433 Ahmet Ayık & Öznur Ataş-Akdemir öğrencilerin okula yabancılaşmalarına sebep olduğu belirtilmektedir (Erjem, 2005). Yabancılaşma çok boyutlu bir kavram olarak literatürde yer almaktadır. İlk olarak Seeman (1959) tarafından yabancılaşma, güçsüzlük, anlamsızlık, kuralsızlık (normsuzluk), soyutlanmışlık (sosyal uzaklık) ve kendine yabancılaşma olmak üzere beş boyuta ayrılmıştır. Bu araştırmada ise, aşağıda açıklamaları verilen okula yabancılaşmanın güçsüzlük, anlamsızlık, kuralsızlık ve soyutlanmışlık boyutları üzerinde durulmuştur. Anlamsızlık: Bireyin neye inanacağına karar verme aşamasında yaşadığı belirsizlik durumudur (Seeman, 1959; Mackey, 1970). Öğrencilerin okul yaşantılarını anlamlı bulmamaları, öğrencilik rolü ile benliği arasında ilişki kuramamaları ve okulun gelecek yaşantılarına herhangi bir katkıda bulunamayacağına inanmaları anlamsızlık duygusunu yaşamalarında oldukça etkilidir (Bayındır, 2002; Gedik, 2014). Güçsüzlük: Bireyin, olayların sonuçları üzerinde kendisi dışındaki başka bireylerin etkili olacağı ve amaçlarına ulaşamayacağı yönünde yaşadığı duyguları ifade etmektedir (Dean, 1961; Seeman, 1959; Yeniçeri, 1987). Öğrenciler, eğitim sisteminin kendilerini değiştireceğine ve alınan kararlar üzerinde hiçbir etkilerinin olmayacağına inanıp okuldan ve eğitimle ilgili süreçlerden uzaklaşarak güçsüzlük duygusu yaşamaktadırlar (Keating, 1987, Brown, Higgins ve Paulsen, 2003). Ayrıca, öğretmenlerin öğrenciler arasında kıyaslamalar yapmasının ve öğrencinin öğretimsel süreçle ilgili isteklerini göz önünde bulundurmamasının güçsüzlüğe sebep olduğu ileri sürülmektedir (Mau, 1992). Kuralsızlık: Durkheim tarafından anomi olarak adlandırılan kuralsızlık, bireyin toplumsal normlara uymaması ve normlardan uzaklaşması olarak tanımlanmaktadır (Seeman, 1959). Öğrencilerin akademik ortamda yaşadıkları kuralsızlık, okul başarısı için oluşturulan kurallara uymama, okul içinde belirlenmiş davranış kalıplarını reddetme eğilimini göstermektedir (Erimez, 2012). Öğrenciler okul kurallarının gereksiz olduğunu düşünerek akran zorbalığı, okula maddi olarak zarar verme ve şiddet gibi uygunsuz davranışlarda bulunmaktalar ve yakalanmadıkları sürece bu davranışların sorun olmadığını düşünmektedirler (Gedik, 2014). Soyutlanmışlık: Bireyin arkadaşlarıyla bütünleşmeden uzak durması (Mahmutyazıcıoğlu, 2015) ve toplumdan kendini soyutlaması durumudur. Eğitim ortamında soyutlanmışlık, öğrencinin sosyal, fiziksel ve zihinsel gelişimini olumsuz yönde etkileyen ve öğrencilerin arkadaşlarından uzak kalmasına sebep olan duygusal bir durumu ifade etmektedir (Bickford ve Neal, 1969; Krause-Parello, 2008). Soyutlanmışlık duygusu yaşayan öğrencilerin okulda arkadaşlık ilişkileri zayıftır ve bu sebeple, okuldaki sosyal etkinliklere katılımda isteksiz davranmaktadırlar. Ayrıca, okulda mutsuz olan bu öğrenciler, 434 Okul Yaşam Kalitesi ve Okula Yabancılaşma bulundukları eğitim kademesini tamamlama veya okulda başarılı olmayı pek önemsememekte ve okulla ilgili tüm değerleri reddetmektedirler (Brown, Higgins ve Paulsen, 2003). Okula yabancılaşmanın olumsuz sonuçları eğitim sistemini de derinden etkilemektedir. Bu sebeple, eğitim yöneticisine büyük görevler düşmektedir. Eğitim örgütünü yabancılaşmanın olumsuz etkilerinden arındırması, daha etkili ve verimli bir örgüt için yabancılaşmaya karşı erken uyarı sistemini oluşturması, yabancılaşma ile ilgili stratejik planlar geliştirmesi, yabancılaşmayı ortaya çıkaracak etmenlerin analizini yapması ve müdahalede bulunması gerektiği düşünülmektedir. Ayrıca yabancılaşmayı doğrudan ve dolaylı olarak etkileyebilecek çatışmaları yönetmesi, yönetime katılımı sağlaması, motivasyonu yükseltmesi ve okulun yaşam kalitesini yüksek tutması gerekmektedir (Şimşek, Çelik, Akgemci ve Fettahlıoğlu, 2006). Araştırmanın Amacı Bu araştırma, öğretmen adaylarının okul yaşam kalitesi ile okula yabancılaşma algıları arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda aşağıdaki sorulara yanıt aranmıştır: 1. Öğretmen adaylarının okul yaşam kalitesi ve okula yabancılaşmaya ilişkin algıları ne düzeydedir? 2. Öğretmen adaylarının algılarına göre okul yaşam kalitesi ile okula yabancılaşma arasında anlamlı ilişkiler var mıdır? 3. Öğretmen adaylarının okul yaşam kalitesine ilişkin algıları okula yabancılaşma algılarını anlamlı düzeyde yordamakta mıdır? Yöntem Araştırma Modeli Araştırmanın modelini tarama modellerinden biri olan ilişkisel tarama modeli oluşturmaktadır. İlişkisel tarama modelleri, değişkenler arasındaki ilişkileri belirlemek (Sönmez ve Alacapınar, 2013) veya iki ve daha çok sayıdaki değişken arasında birlikte oluşan değişimin varlığını ve/veya derecesini belirlemeyi amaçlayan araştırma modelleridir. İlişkisel tarama modeli gerçek bir neden-sonuç ilişkisi vermemekle birlikte bir değişkendeki durumun bilinmesi halinde ötekinin kestirilmesine olanak sağlamaktadır (Karasar, 2014). İlişkisel tarama modelinde tasarlanan bu çalışmada, öğretmen adaylarının okul yaşam kalitesine ilişkin algıları ile okula yabancılaşma algıları arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Araştırmanın bağımlı değişkenlerini, okula yabancılaşmanın güçsüzlük, kuralsızlık, soyutlanmışlık ve anlamsızlık boyutları oluşturmaktadır. Bağımsız değişkenler ise fakülte yaşamı niteliğinin sınıf ortamı ve öğrenci ilişkilerinden memnuniyet, öğretim elemanlarından memnuniyet ve fakülteden memnuniyet boyutlarıdır. Bununla birlikte, mevcut araştırma bulguları bağımlı ve bağımsız değişkenler arasında neden-sonuç ilişkisi kurmak 435 Ahmet Ayık & Öznur Ataş-Akdemir için yeterli görülmediğinden, araştırmada değişkenler arasındaki ilişkiler ve bağımsız değişkenlerin yordayıcılık düzeyleri incelenmiştir. Evren ve Örneklem Araştırma, 2013-2014 eğitim öğretim yılı bahar yarıyılında, Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi öğrencileri üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemi, basit tesadüfi örnekleme yöntemi ile belirlenen 397 öğretmen adayından oluşmaktadır. Araştırmaya katılanların, 266’sı (%67) kız ve 131’i (%33) erkektir. Araştırmaya katılan öğrencilerin sınıf değişkenine göre dağılımı incelendiğinde, 79’u (%19.9) 1.sınıf, 113’ü (%28.5) 2.sınıf, 170’i (%42.8) 3.sınıf ve 35’inin de (%8.8) 4.sınıf öğrencisi olduğu görülmüştür. Araştırmaya katılan öğrencilerin not ortalamalarına göre dağılımlarına bakıldığında ise, 51’i (%12.8) 1.00-2.00, 248’i (%62.5) 2.00-3.00, 98’inin de (%24.7) 3.00-4.00 aralığında ortalamaya sahip oldukları görülmüştür. Veri Toplama Araçları Araştırmanın veri toplama aracı üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, araştırmaya katılan öğretmen adaylarının cinsiyet, sınıf ve akademik başarıları gibi demografik bilgiler yer almıştır. İkinci bölümde, öğretmen adaylarının okul yaşam kalitesine ilişkin algılarının ölçülmesi amacıyla Fakülte Yaşamının Niteliği Ölçeği ve üçüncü bölümde ise, okula yabancılaşma algılarının ölçülmesi amacıyla Öğrenci Yabancılaşma Ölçeği kullanılmıştır. Fakülte Yaşamının Niteliği Ölçeği: Ölçek, Yılmaz ve Çokluk-Bökeoğlu (2006) tarafından üniversite öğrencilerinin fakülte yaşamının niteliğine ilişkin algılarını ölçmek amacıyla geliştirilen, 37 madde ve üç alt boyuttan oluşan bir veri toplama aracıdır. Ölçeğin güvenirliğinin belirlenmesi için hesaplanan Cronbach’s Alpha güvenirlik katsayılarının alt boyutları için .67 ile .83 arasında değiştiği ve ölçeğin tümü için bu katsayının 0.87 olduğu saptanmıştır. Ölçeğin açıklanan varyans yüzdeleri her bir boyut için ayrı ayrı hesaplanmıştır. Sınıf ortamı ve öğrenci ilişkilerinden memnuniyet boyutu için açıklanan varyans oranı %34, öğretim elemanlarından memnuniyet boyutu için %31 ve fakülteden memnuniyet boyutu için %23 olarak hesaplanmıştır. Araştırmacılar tarafından yapılan güvenirlik analizi sonucunda sınıf ortamı ve öğrenci ilişkilerinden memnuniyet boyutu için Cronbach’s Alpha güvenirlik katsayısı .74, öğretim elemanlarından memnuniyet boyutu için .85, fakülteden memnuniyet boyutu için .71 ölçeğin tamamı için .89 olarak bulunmuştur. Öğrenci Yabancılaşma Ölçeği: Çağlar (2012) tarafından geliştirilen bu ölçek, 20 madde ve dört alt boyuttan oluşan Likert tipi bir ölçme aracıdır. Maddelerin yanıtlama biçimi (1) Kesinlikle katılmıyorum, (2) Katılmıyorum, (3) Kararsızım, (4) Katılıyorum, (5) Kesinlikle katılıyorum şeklinde düzenlenmiştir. Yabancılaşma ölçeğinden alınabilecek en yüksek puan 160, en düşük puan ise 32’dir. Puanın yüksek olması yabancılaşmanın yoğun bir şekilde yaşandığını, düşük olması ise yabancılaşmanın daha az yaşandığını belirtmektedir. Yapılan 436 Okul Yaşam Kalitesi ve Okula Yabancılaşma güvenirlik analizi sonucu, ölçeğin tümüne ait Cronbach’s Alpha güvenirlik katsayısı 0.86, güçsüzlük boyutu için .79, kuralsızlık boyutu için .75, soyutlanmışlık boyutu için .76, anlamsızlık boyutu için .76 olarak hesaplanmıştır. Ölçeğin açıklanan varyans yüzdeleri her bir boyut için ayrı ayrı hesaplanmıştır. Güçsüzlük boyutu için açıklanan varyans oranı %12, kuralsızlık boyutu için %11, anlamsızlık boyutu için %10, soyutlanmışlık boyutu için %9 olarak hesaplanmıştır. Araştırmacılar tarafından yapılan güvenirlik analizi sonucunda güçsüzlük boyutu için Cronbach’s Alpha güvenirlik katsayısı .76, kuralsızlık boyutu için .71, soyutlanmışlık boyutu için .72, anlamsızlık boyutu için .76 ve ölçeğin tamamı için .85 olarak bulunmuştur. Verilerin Analizi Veri analizi temel olarak iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Birinci aşamada, bilgisayar ortamına aktarılan veriler normallik, çoklu normallik, doğrusallık, hata varyanslarının dağılımı, otokorelasyon ve çoklu bağlantılılık durumları açısından incelenmiş, ikinci aşamada ise araştırmanın alt problemleri çözümlenmiştir. İlk aşamada öncelikle veri setinin skewness çarpıklık değerlerinin standart çarpıklık hata değerlerine oranlarının (z değerleri) 0.48 ile -0.15 arasında değiştiği saptanmıştır. Bu sebeple veri setinden herhangi bir verinin çıkartılmasına ihtiyaç duyulmamış ve veri setinin normal dağılım gösterdiği tespit edilmiştir. Daha sonra veri setinin çoklu normallik özelliğini incelemek amacıyla, Mahalanobis uzaklık değeri katsayısı ve saçılım diyagramı kullanılmıştır. Üç yordayan değişken için Mahalanobis uzaklık değeri katsayısının 16.27’nin üzerinde bir değer olmadığı tespit edilerek çoklu normallik özelliğinin sağlandığı görülmüştür. Bağımsız değişkenler arasında çoklu bağlantı probleminin olup olmadığına yönelik yapılan analiz sonucunda, VIF değerlerinin 1.86 ile 1.78 aralığında değiştiğini ve 10’dan küçük olduğu ve CI (tolerans) değerlerinin .54 ile .56 arasında değiştiği ve bu değerlerin de .10’dan düşük olmadığı görülmüş ve elde edilen bu sonuçlardan hareketle çoklu bağlantı probleminin olmadığına karar verilmiştir (Tabachnick ve Fidell, 2007). Değişkenler arasındaki otokorelasyon durumunu incelemek amacıyla Durbin Watson katsayısına bakılmıştır. Durbin Watson katsayısının 1.89 olduğu tespit edilmiş ve bu değerin Field (2005) tarafından eşik değer olarak belirtilen 1.5-2.5 değerleri arasında olduğu belirlenmiştir. Araştırmada alt problemlerin çözümlenebilmesi için öncelikle her bir alt ölçekte yer alan maddelerin aritmetik ortalama değerleri belirlenerek o faktör için bir puan hesaplanmıştır. Analizler bu faktör puanları üzerinden yapılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkilerin hesaplanmasında Pearson Momentler Çarpım Korelasyon Katsayısı (r) kullanılmıştır. Bununla birlikte, bağımsız değişkenlerin bağımlı değişkenleri yordama düzeylerini belirlemek amacıyla Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi yapılmıştır. Regresyon analizlerinin yorumlanmasında, standartlaştırılmış Beta (β) katsayıları ve bunların anlamlılığına ilişin t-testi sonuçları dikkate alınmıştır. Verilerin analizinde .05 anlamlılık düzeyi esas alınmıştır. 437 Ahmet Ayık & Öznur Ataş-Akdemir Bulgular Araştırmaya katılanların okul kültürü ve öğrenen örgüte yönelik algılarına ilişkin bulgular Tablo 1’de yer almaktadır. Tablo 1 Fakülte Yaşamının Niteliği Ölçeği ve Öğrenci Yabancılaşma Ölçeği’nin Boyutlarına İlişkin Aritmetik Ortalama ve Standart Sapma Değerleri Alt Boyutlar 1. Sınıf Ortamı ve Öğrenci İlişkilerinden Memnuniyet 2. Öğretim Elemanlarından Memnuniyet 3. Fakülteden Memnuniyet 4. Güçsüzlük 5. Kuralsızlık 6. Soyutlanmışlık 7. Anlamsızlık 8. Fakülte Yaşamının Niteliği Ölçeği Toplam 9. Öğrenci Yabancılaşma Ölçeği Toplam S 4.64 9.95 8.34 4.77 3.47 4.27 4.84 19.79 12.74 21.27 47.25 43.16 15.84 11.92 14.35 16.55 111.7 58.68 Çalışma grubundaki öğrencilerin algılarına göre, fakülte yaşamının niteliği ve öğrenci yabancılaşma düzeylerine ilişkin dağılımlar incelendiğinde, fakülte yaşamının niteliği boyutları açısından en yüksek ortalama öğretim elemanlarından memnuniyet boyutunda ( = 47.25) olurken, en düşük ortalamanın sınıf ortamı ve öğrenci ilişkilerinden memnuniyet boyutunda ( = 21.27) olduğu görülmektedir. Yabancılaşma düzeylerine ilişkin dağılımlara bakıldığında ise, en yüksek ortalamanın anlamsızlık boyutunda ( = 16.55), en düşük ortalamanın ise kuralsızlık boyutunda ( = 11.92) olduğu görülmektedir. Araştırmada sonraki aşamada çalışma grubundaki öğrencilerin fakülte yaşamının niteliği ve öğrenci yabancılaşma düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla, çift yönlü korelasyon analizi yapılarak, sonuçlar Tablo 2’de sunulmuştur. Tablo 2 Fakülte Yaşamının Niteliği ve Öğrenci Yabancılaşma Arasındaki Korelasyonlar Alt boyutlar 1. Sınıf Ort. ve Öğr. İliş. Mem. 2. Öğretim Eleman. Mem. 3. Fakülteden Memnuniyet 4. Güçsüzlük 5. Kuralsızlık 6. Soyutlanmışlık 7. Anlamsızlık 8. Fak. Yaş. Nite. Ölç. Toplam 9. Öğrenci Yab. Ölç. Toplam n = 397; *p < .05 1 .60* .61* -.45* -.29* -.47* -.40* .79* -.56* 2 3 4 5 6 7 8 9 .59* -.53* -.36* -.31* -.49* .89* -.59* -.51* -.33* -.34* -.34* .86* -.53* .36* .20* .43* -.59* .70* .35* .61* -.39* .76* .34* -.41* .64* -.48* .82* -.65* - Tablo 2 incelendiğinde araştırmaya katılan öğrencilerin fakülte yaşamının niteliği ve öğrenci yabancılaşma düzeylerine ilişkin algıları arasında anlamlı ilişkilerin olduğu görülmektedir. 438 Okul Yaşam Kalitesi ve Okula Yabancılaşma Fakülte yaşamının niteliği ölçeğinin sınıf ortamı ve öğrenci ilişkilerinden memnuniyet boyutu ile öğrenci yabancılaşma ölçeği boyutlarından güçsüzlük (r = -.45, p < .05), kuralsızlık (r =-.29, p < .05), soyutlanmışlık (r =-.47, p < .05), anlamsızlık (r = -.40, p < .05), boyutları arasında negatif yönde, orta düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu görülmektedir. Bunun yanında, fakülte yaşamının niteliği ölçeğinin öğretim elemanlarından memnuniyet boyutu ile öğrenci yabancılaşma ölçeği boyutlarından güçsüzlük (r =-.53, p < .05), kuralsızlık (r =.36, p < .05), soyutlanmışlık (r =-.31, p < .05), anlamsızlık (r =-.49, p < .05), boyutları arasında negatif yönde, orta düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu bulgulanmıştır. Ayrıca, fakülte yaşamının niteliği ölçeğinin fakülteden memnuniyet boyutu ile yabancılaşma ölçeği boyutlarından güçsüzlük (r = -.51, p < .05), kuralsızlık (r =-.33, p < .05), soyutlanmışlık (r =-.34, p < .05), anlamsızlık (r = -.34, p < .05), boyutları arasında negatif yönde, orta düzeyde anlamlı bir ilişkilerin olduğu görülmektedir. Son olarak Fakülte yaşamının niteliği ile öğrenci yabancılaşma ölçeğinin toplam puanları arasında (r =-.65, p < .05) negatif yönde, orta düzeyde anlamlı bir ilişkinin olduğu bulgulanmıştır. Araştırmada, öğrencilerin yabancılaşma düzeylerinin yordanması amacıyla fakülte yaşamının niteliği ölçeğinin boyutları ile ve öğrenci yabancılaşma ölçeği arasında çoklu regresyon analizi yapılarak, sonuçlar aşağıda sunulmuştur. Güçsüzlüğün Yordanması Okula yabancılaşma ölçeğinin güçsüzlük boyutunun yordanmasına ilişkin çoklu doğrusal regresyon analizi sonuçları Tablo 3’te verilmiştir. Tablo 3 Okula Yabancılaşma Ölçeğinin Güçsüzlük Boyutunun Yordanmasına İlişkin Regresyon Analizi Sonuçları Değişken Sabit 1.Sınıf Ortamı ve Öğr. İliş. Memnuniyet 2.Öğretim Elemanlarından Memnuniyet 3.Fakülteden Memnuniyet B 31.77 -.15 -.15 -.12 Sh 1.12 .03 .03 .06 β -.26 -.31 -.11 t 28.35 -4.75 -5.68 -2.04 p .00 .00* .00* .04* F = 70.49; p < .05; R = .59; R2 = .35 Tablo 3’te görüldüğü gibi, fakülte yaşamının niteliği ölçeğinin sınıf ortamı ve öğrenci ilişkilerinden memnuniyet, öğretim elemanlarından memnuniyet ve fakülteden memnuniyet boyutlarının birlikte, okula yabancılaşma ölçeğinin güçsüzlük boyutunu yordama gücü istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (F = 70.49, p < .05). Fakülte yaşamının niteliği ölçeğinin tüm boyutları birlikte, araştırmaya katılan öğrencilerin okula yabancılaşma ölçeğinin güçsüzlük boyutuna yönelik algılarındaki toplam varyansın yaklaşık %35’ini açıklamaktadır. Fakülte yaşamının niteliği ölçeğinin sınıf ortamı ve öğrenci ilişkilerinden memnuniyet (β=-.26, p < .05), öğretim elemanlarından memnuniyet (β=-.31, p < .05) ve fakülteden memnuniyet (β=-.11, p < .05) boyutları, öğrencilerin güçsüzlük algılarını negatif yönde ve anlamlı düzeyde yordamaktadır. 439 Ahmet Ayık & Öznur Ataş-Akdemir Kuralsızlığın Yordanması Okula yabancılaşma ölçeğinin kuralsızlık boyutunun yordanmasına ilişkin çoklu doğrusal regresyon analizi sonuçları Tablo 4’te verilmiştir. Tablo 4 Okula Yabancılaşma Ölçeğinin Kuralsızlık Boyutunun Yordanmasına İlişkin Regresyon Analizi Sonuçları Değişken Sabit 1.Sınıf Ortamı. ve Öğr. İliş. Mem. 2.Öğretim Elemanlarından Memnuniyet 3.Fakülteden Memnuniyet B 19.60 -.07 -.08 -.03 Sh .93 .03 .02 .05 β -.17 -.23 -.04 t 21.09 -2.77 -3.78 -.69 p .00 .01* .00* .49 F = 24.24; p < .05; R = .39; R2 = .16 Tablo 4’te görüldüğü gibi, fakülte yaşamının niteliği ölçeğinin sınıf ortamı ve öğrenci ilişkilerinden memnuniyet, öğretim elemanlarından memnuniyet ve fakülteden memnuniyet boyutlarının birlikte, okula yabancılaşma ölçeğinin kuralsızlık boyutunu yordama gücü istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (F = 24.24, p < .05). Fakülte yaşamının niteliği ölçeğinin tüm boyutları birlikte, araştırmaya katılan öğrencilerin okula yabancılaşma ölçeğinin güçsüzlük boyutuna yönelik algılarındaki toplam varyansın yaklaşık %16’sını açıklamaktadır. Fakülte yaşamının niteliği ölçeğinin sınıf ortamı ve öğrenci ilişkilerinden memnuniyet (β=-.17, p < .05) ve öğretim elemanlarından memnuniyet (β=-.23, p < .05) boyutları, öğrencilerin kuralsızlık algılarını negatif yönde ve anlamlı düzeyde yordamaktadır. Fakülte yaşamının niteliği ölçeğinin, fakülteden memnuniyet (β=-.11, p > .05) boyutu kuralsızlığın tek başına anlamlı yordayıcısı değildir. Soyutlanmışlığın Yordanması Okula yabancılaşma ölçeğinin soyutlanmışlık boyutunun yordanmasına ilişkin çoklu doğrusal regresyon analizi sonuçları Tablo 5’te verilmiştir. Tablo 5 Okula Yabancılaşma Ölçeğinin Soyutlanmışlık Boyutunun Yordanmasına İlişkin Regresyon Analizi Sonuçları Değişken Sabit 1.Sınıf Ortamı. ve Öğr. İliş. Mem. 2.Öğretim Elemanlarından Memnuniyet 3.Fakülteden Memnuniyet B 24.66 -.04 -.01 -.38 Sh 1.09 .03 .02 .06 β -.08 -.02 -.41 t 22.57 -1.34 -.40 -6.80 p .00 .18 .69 .00* F = 39.17; p < .05; R = .48; R2 = .23 Tablo 5’te görüldüğü gibi, fakülte yaşamının niteliği ölçeğinin sınıf ortamı ve öğrenci ilişkilerinden memnuniyet, öğretim elemanlarından memnuniyet ve fakülteden memnuniyet boyutlarının birlikte, okula yabancılaşma ölçeğinin soyutlanmışlık boyutunu yordama gücü istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (F=39.17, p < .05). Fakülte yaşamının niteliği ölçeğinin tüm boyutları birlikte, 440 Okul Yaşam Kalitesi ve Okula Yabancılaşma araştırmaya katılan öğrencilerin okula yabancılaşma ölçeğinin soyutlanmışlık boyutuna yönelik algılarındaki toplam varyansın yaklaşık %23’ünü açıklamaktadır. Fakülte yaşamının niteliği ölçeğinin fakülteden memnuniyet (β=-.41, p < .05) boyutu, öğrencilerin soyutlanmışlık algılarını negatif yönde ve anlamlı düzeyde yordamaktadır. Fakülte yaşamının niteliği ölçeğinin, sınıf ortamı ve öğrenci ilişkilerinden memnuniyet (β=-.08, p > .05) öğretim elemanlarından memnuniyet (β=-.24, p > .05) boyutları, kuralsızlığın tek başına anlamlı yordayıcısı değildir. Anlamsızlığın Yordanması Okula yabancılaşma ölçeğinin anlamsızlık boyutunun yordanmasına ilişkin çoklu doğrusal regresyon analizi sonuçları Tablo 6’da verilmiştir. Tablo 6 Okula Yabancılaşma Ölçeğinin Anlamsızlık Boyutunun Yordanmasına İlişkin Regresyon Analizi Sonuçları Değişken Sabit 1.Sınıf Ortamı. ve Öğr. İliş. Mem. 2.Öğretim Elemanlarından Memnuniyet 3.Fakülteden Memnuniyet B 29.41 -.01 -.19 -.17 Sh 1.21 .03 .03 .06 β -.02 -.38 -.16 t 24.26 -.32 -6.61 -2.73 p .00 .75 .00* .01* F = 46.00; p < .05; R = .51; R2 = .26 Tablo 6’da görüldüğü gibi, fakülte yaşamının niteliği ölçeğinin sınıf ortamı ve öğrenci ilişkilerinden memnuniyet, öğretim elemanlarından memnuniyet ve fakülteden memnuniyet boyutlarının birlikte, okula yabancılaşma ölçeğinin anlamsızlık boyutunu yordama gücü istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (F=46.00, p < .05). Fakülte yaşamının niteliği ölçeğinin tüm boyutları birlikte, araştırmaya katılan öğrencilerin okula yabancılaşma ölçeğinin anlamsızlık boyutuna yönelik algılarındaki toplam varyansın yaklaşık %26’sını açıklamaktadır. Fakülte yaşamının niteliği ölçeğinin, öğretim elemanlarından memnuniyet (β=-.38, p < .05) ve fakülteden memnuniyet (β=-.16, p <.05) boyutları, öğrencilerin anlamsızlık algılarını negatif yönde ve anlamlı düzeyde yordamaktadır. Fakülte yaşamının niteliği ölçeğinin, sınıf ortamı ve öğrenci ilişkilerinden memnuniyet (β=-.02, p > .05) boyutu, anlamsızlığın tek başına anlamlı yordayıcısı değildir. Tartışma, Sonuç ve Öneriler Bu araştırmada, öğretmen adaylarının okul yaşam kalitesi algıları ile okula yabancılaşma algıları arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Araştırmanın bulguları, öğretmen adaylarının okul yaşam kalitesi algılarının okula yabancılaşmayı yordayan bir değişken olduğunu göstermiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre, öğretmen adaylarının fakülte yaşamının niteliğine ilişkin algıları olumlu bulunmuştur. Ayrıca fakülte yaşamının niteliğinin boyutlarından öğretim elemanlarından memnuniyet boyutu en 441 Ahmet Ayık & Öznur Ataş-Akdemir yüksek düzeyde algılanan boyut olurken, sınıf ortamı ve öğrenci ilişkilerinden memnuniyet boyutu en düşük düzeyde algılanan boyut olmuştur. Elde edilen bu sonuç, öğretmen adaylarının öğretim elemanlarıyla olumlu ilişkilere sahip oldukları ve öğretim elemanlarının kişisel ve akademik yaklaşımlarından memnun olduklarını göstermektedir. Öğrencilerin okula ilişkin olumlu ve olumsuz tutumlarını etkileyen en önemli faktörlerden biri öğretmendir (İlmen, 2010). Öğretmenlerin öğrencileriyle iyi ilişkilere sahip olması, öğrencinin okula karşı olumlu tutum geliştirmesine ve okul yaşam kalitesine ilişkinin görüşlerinin olumlu hale gelmesini sağlayabilir. Ayrıca, okulda stres ve tatminsizlik yaratan faktörlerin azaltılması ve okulun öğrencilerin bulunmak istediği bir ortam haline getirilmesi, hem öğretmen hem de öğrenciler için okul yaşam kalitesi düzeyinin yükselmesinde etkili olabilir (Bilgiç, 2009). Araştırmanın bu bulgusu, Huebner, Valois, Paxton ve Drane (2005), Doğanay ve Sarı (2006), Terzi (2007), Durmaz (2008), Argon ve Kösterelioğlu (2009), Bilgiç (2009), Türkoğlu (2012), Kalaycı ve Özdemir (2013) ve Gedik’in (2014) araştırma sonuçlarıyla örtüşmektedir. Huebner, Valois, Paxton ve Drane (2005), South Carolina’da 2278 ortaokul öğrencisi üzerinde yaptıkları çalışmada, öğrencilerin okul yaşam kalitesine ilişkin algılarının olumlu düzeyde olduğunu ve okul yaşam kalitesinin demografik değişkenlerden sınırlı bir şekilde etkilendiği sonucuna ulaşmışlardır. Doğanay ve Sarı’nın (2006) Çukurova Üniversitesi öğrencilerinin okul yaşam kalitesini belirlemek amacıyla yaptıkları çalışmada, en yüksek ortalamaya sahip boyutun kimlik boyutu, en düşük ortalamaya sahip boyutun ise sınıf ortamı boyutu alması araştırmanın sonuçlarını destekler niteliktedir. Terzi’nin (2007) araştırmasında ise öğrenciler öğretim elemanlarının öğrencilere yaklaşımını çoğunlukla yeterli olduğunu belirtmişlerdir. Durmaz (2008) lise öğrencilerinin okul yaşam kalitesi alglarını belirlemek amacıyla yaptığı çalışmada, en düşük ortalamanın öğrenci-öğrenci iletişimi alt boyutunda gerçekleştiğini saptamıştır. Argon ve Kösterelioğlu (2009), üniversite öğrencileri üzerinde yaptıkları çalışmada, öğrencilerin üniversite yaşamını olumlu yönde değerlendirdiklerini ve öğrencilerin kaliteyi en yüksek düzeyde algıladıkları boyutun kararlara katılım boyutu, en düşük algıladıkları boyutun ise gelecek boyutu olduğunu ifade etmişlerdir. Bilgiç (2009), ilköğretim öğrencilerinin okul yaşam kalitesi algısının arkadaşlara bağlılık ve empatik sınıf atmosferiyle ilişkisini incelediği çalışmasında, okul yaşam kalitesi düzeyinin hem toplam puanlar hem de alt boyutlar bazında ortalamanın üzerinde olduğunu ve öğrencilerin, okullarındaki yaşam kalitesini olumlu algıladıklarını ifade etmiştir. Türkoğlu (2012) ilköğretim öğrencileriyle yaptığı çalışmasında, okul yaşam kalitesinin öğretmen-öğrenci iletişimi boyutunun daha yüksek ortalamalara sahip olduğunu, öğrenci-öğrenci iletişimi boyutunun ise daha düşük ortalamaya sahip olduğu sonucuna ulaşmıştır. Kalaycı ve Özdemir’in (2013) lise öğrencilerinin okul yaşamının niteliğine ilişkin algılarının okul bağlılıkları üzerine etkisini inceledikleri çalışmalarında, katılımcıların okul yaşamının niteliğine ilişkin algılarının orta düzeyde gerçekleştiği saptanmıştır. 442 Okul Yaşam Kalitesi ve Okula Yabancılaşma Gedik ‘in (2014) lise öğrencilerinin okul yaşam kalitesine ilişkin algılarını belirlemek amacıyla yaptığı çalışmada, öğrencilerin okul yaşam kalitesine ilişkin algılarının orta düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmen adaylarının okula yabancılaşmaya ilişkin algıları incelendiğinde, en yüksek ortalamanın anlamsızlık boyutunda, en düşük ortalamanın ise kuralsızlık boyutunda olduğu saptanmıştır. Mackey’e (1970) göre anlamsızlık, bir anlayış eksikliği ve bireyin yaşamında hedeflerinin amaçlarının net bir şekilde ortaya konmaması durumunu ifade etmektedir. Öğrencilerin eğitimsel aktivitelerindeki kazanımlarının, yaşam içinde somutlaşmayarak düşünce boyutunda kalması ve zamanla unutulması, öğrenilen bilgilerin öğrenci gözünde değersizleşerek anlamını yitirmesi onların anlamsızlık yaşamasına sebep olmaktadır (Sidorkin, 2004). Okul yaşamı açısından bakıldığında anlamsızlık duygusu, öğrencinin okul yaşamını anlamlandıramaması, okulda öğretilen bilgilerin yaşamına hiçbir katkısı olmayacağını düşünmesini durumuna göndermede bulunmaktadır. Kuralsızlık boyutuna yönelik algının düşük düzeyde olması, öğrencilerin okul kurallarını gerekli gördüklerini ve kurallara uymada sorun yaşamadıklarını göstermektedir. Erimez’in (2012) öğretmen adaylarıyla yaptığı çalışmada, öğretmen adaylarının anlamsızlık duygusunu yüksek düzeyde yaşarken, sosyal uzaklaşma duygusunu ise düşük düzeyde yaşadıkları saptanmıştır. Çağlar’ın (2013) eğitim fakültesi öğrencilerinin yabancılaşma düzeyleri ile öğretmenlik mesleğine yönelik tutumları arasındaki ilişkiyi incelediği araştırmasında, öğretmen adaylarının okula yabancılaşmalarının orta düzeyde olduğu, en yüksek düzeyde güçsüzlük, en düşük düzeyde ise kuralsızlık yaşadıkları sonucuna ulaşılması araştırmanın bulgularını desteklemektedir. Ataş ve Ayık (2013) tarafından yapılan benzer bir çalışmada ise, öğretmen adaylarının okula yabancılaşmanın boyutlarından anlamsızlık duygusunu daha fazla yaşadıkları ifade edilmiştir. Gedik’in (2014) ortaöğretim öğrencilerinin okula yabancılaşma düzeylerini belirlemeye çalıştığı araştırmasının bulguları, anlamsızlık boyutunun en yüksek ortalamaya sahip olduğunu, sosyal uzaklık boyutunun ise en düşük ortalamaya sahip olduğunu göstermektedir. Genel olarak değerlendirildiğinde, bu konuda yapılan araştırmalar, öğretmen adaylarının anlamsızlık duygusunu daha güçlü hissettiklerini açıkça ortaya koymaktadır. Araştırmaya katılan öğretmen adaylarının okul yaşam kalitesi ile okula yabancılaşma algıları arasında orta düzeyde, negatif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bu sonuca göre, öğretmen adaylarının okul yaşam kalitesine ilişkin algıları olumlu olunca okula yabancılaşma duyguları da azalmaktadır. Ayrıca yapılan regresyon analizi sonuçlarına göre, öğrencilerin güçsüzlük algıları, fakülte yaşamının niteliği ölçeğinin sınıf ortamı ve öğrenci ilişkilerinden memnuniyet, öğretim elemanlarından memnuniyet ve fakülteden memnuniyet boyutları tarafından; kuralsızlık algıları, sınıf ortamı ve öğrenci ilişkilerinden memnuniyet ve öğretim elemanlarından memnuniyet boyutları tarafından; 443 Ahmet Ayık & Öznur Ataş-Akdemir soyutlanmışlık algıları, fakülteden memnuniyet boyutu tarafından; anlamsızlık algıları ise öğretim elemanlarından memnuniyet ve fakülteden memnuniyet boyutları tarafından negatif yönde ve anlamlı düzeyde yordanmaktadır. Öğrencilerin okul yaşam kalitesine ilişkin algılarının düşük düzeyde olması, öğrencilerin devamsızlık yapmalarına, okula yabancılaşmalarına ve bunun sonucunda ise okulu bırakmaya yönelmelerine sebep olmaktadır (Leonard vd., 2000; Leonard, 2002). Bickford ve Neal (1969), Fine (1986), Uzun-Yüksek (2006), Ataş ve Ayık (2013) ve Gedik (2014) tarafından yapılan çalışmalarda ulaşılan sonuçlar bu bulguyla benzerlik göstermektedir. Bickford ve Neal (1969) yaptıkları araştırmada yüksek düzeyde gerçekleşen yabancılaşmanın düşük düzeyde okul tatminine sebep olduğu bulgusuna ulaşmışlardır. Fine (1986) düşük okul tatmini ve okula yabancılaşma arasında pozitif bir ilişki olduğunu belirtmiştir. Uzun-Yüksek’in (2006) ilköğretim 5. sınıf öğrencilerinin okula yabancılaşmalarına etki eden sosyo-demografik değişkenleri belirlemeyi amaçlayan çalışmasında, okula yabancılaşma ve okul yaşam kalitesi arasında yüksek düzeyde ve negatif yönde anlamlı bir ilişkinin olduğunu saptamıştır. Ataş ve Ayık’ın (2013) yaptığı çalışmada, öğretmen adaylarının öğretim elemanlarıyla ve sınıf arkadaşlarıyla olan ilişkilerinden memnuniyet düzeyleri okula yabancılaşma duyguları üzerinde etkili olduğu sonucuna ulaşmışlardır. Gedik (2014) ortaöğretim öğrencilerinde okul yaşam kalitesi ile okula yabancılaşma arasındaki ilişkiyi incelediği çalışmasında, okul yaşam kalitesi ile okula yabancılaşma arasında orta düzeyde, negatif yönde ve anlamlı bir ilişki saptamıştır. Sonuç olarak, geleceğin öğretmenlerini yetiştiren eğitim fakültesi yönetici ve öğretim elemanlarının, öğretmen adaylarının okul yaşam kalitesine ilişkin algılarını daha olumlu ve yüksek düzeye ulaştırabilmeleri için, daha az yabancılaşma duygusunun yaşanabileceği eğitim ortamları düzenlemeleri gerektiği söylenebilir. Araştırmanın sonuçlarına dayalı olarak, öğrencilerin sınıf arkadaşlarıyla olan ilişkisinin ve iletişiminin geliştirilmesi için sınıf içi ve sınıf dışında öğrenciler arasında işbirliğini ve iletişimi sağlayacak çeşitli sosyal etkinliklerin düzenlenmesi önerilebilir. Geleceğin öğretmenlerini yetiştiren eğitim fakültesi yönetici ve öğretim elemanlarının, öğretmen adaylarının okul yaşam kalitesine ilişkin algılarını daha olumlu ve yüksek düzeye ulaştırabilmeleri için, daha az yabancılaşma duygusunun yaşanabileceği eğitim ortamları düzenlemeleri önerilebilir. Okul yaşamının öğrenciler için daha anlamlı hale getirilmesi ve gelecekleri açısından bir anlam ifade etmesi için eğitim sisteminin bütün paydaşları tarafından gerekli planlamalar ve çalışmalar yapılabilir. Bu çalışma sadece yükseköğretim öğrencilerini kapsadığından dolayı, ilköğretim ve ortaöğretim düzeyinde de böyle bir çalışmanın yapılması ve sonuçlarının karşılaştırılması, araştırma konusunun bulguları ve sonuçları açısından genellenebilir olmasına katkı sağlayacaktır. 444 Okul Yaşam Kalitesi ve Okula Yabancılaşma Yapılandırılmış Öz/Structured Abstract The Relationship between Pre-service Teachers’ Perceptions Related to Quality of School Life and School Alienation Ahmet Ayık1, Öznur Ataş-Akdemir2 Introduction. Regarding the speed of globalization in our contemporary world, education should be approached from various perspectives consistently and more attention should be paid to increase the quality of education. One of the most important functions of education is seen as educating students according to conditions of time and needs of the society. The schools leaving the task of transferring the information in the past undertake the leadership task of preparing students for life and their socialization. In order to fulfil this task, adapt to conditions of time and provide students’ academic, social and personal developments effectively, having a high quality of school life is seen as an effective and important factor (Alaca, 2011; Alpkaya, 2010; İnal, 2009). Students' perceptions and beliefs of the value they appreciate to their schools, of having a personal identity sense for themselves, of the quality of their communication with their teachers and classmates, of school's potential of giving opportunities for their future impact their perceptions of the quality of school life (Sarı, 2007). Quality of school life is affected by various factors such as personal characteristics of students, academic achievement, age, gender, cultural and family background, peer relations, special learning needs, socioeconomic status, school type, classroom environment, the quality of school curriculum (explicit and implicit program) and academic motivation (Leonard, 2002; Mok & Flynn, 2002). Furthermore, while the quality of school life influences school satisfaction, students’ acceptance of school, educational values, and the academic achievement motivation positively, it also leads to negative consequences such as burnout and school dropout (Baker, 1999; Bilgiç, 2009; Durmaz, 2008; Fine, 1986; Goodenow & Grady, 1992; Leonard, 2002; Wehlage, Rutter, Smith, Lesko & Fernandez, 1989). School alienation is defined as students seeing the educational activities as meaningless, feeling inadequate and powerless about many issues, withdrawing from school activities, their teachers, their friends and having a negative attitude towards education (Kılıç, 2009). It is expressed in studies that Assist. Prof. Dr., Atatürk University, Erzurum-Turkey, [email protected], 2Dr., Ağrı İbrahim Çeçen University, Ağrı-Turkey, [email protected] 1 445 Ahmet Ayık & Öznur Ataş-Akdemir bureaucratic structure of the schools, overcrowded classes, intensive course work, undemocratic management structure, attempting to teach unnecessary information unrelated to real life and identifying the teaching process by different systems lead to school alienation (Erjem, 2005). Purpose. The purpose of this study is to determine the relationship between pre-service teachers’ perceptions related to quality of school life and school alienation. In line with this aim, answers of the questions stated below have been sought: 1. What is the level of teachers’ perceptions related to quality of school life and school alienation? 2. Is there a meaningful relationship between quality of school life perceived by pre-service teachers and dimensions of school alienation? 3. At what level do the teachers’ perceptions about the dimensions of quality of school life predict their perceptions of meaningfulness, powerlessness, isolation and normlessness? Method. The model of this study is correlational survey method. In this study, relationships between pre-service teachers’ perceptions related to quality of school life and school alienation. The dependent variables of the study consist of powerlessness, normlessness, isolation and meaninglessness dimensions of school alienation. The satisfaction from classroom environment and student relations, satisfaction from instructors, satisfaction from faculty dimensions of faculty life quality are the independent variables of the study. This research was conducted on students studying at Kazım Karabekir Education Faculty of Ataturk University of Turkey in the academic years of 2013-2014. The research sample consist of 397 students determined by simple random sampling. The Scales of Quality of Faculty Life and Student Alienation have been used as data collection tools. The Quality of Faculty Life Scale has been developed by Yılmaz and Çokluk-Bökeoğlu (2006). This scale is a measuring tool consisting of 37 items and three dimensions in its original form. The Scale of Student Alienation has been developed by Çağlar (2012). The scale is a Likert-type scale consisting of 20 items and four subscales. In the data analysis, arithmetic mean, standard deviation, Pearson Product Moment Correlation Coefficient, and multiple regression analysis were conducted. Data analysis was based on the .05 significant level. Findings. According to the perceptions of teacher candidates, the level of satisfaction from instructors ( = 47.25) is higher than satisfaction from faculty ( = 43.16) and satisfaction from classroom environment and student relations ( = 21.27). In terms of the dimensions of student alienation, the highest point average is found at meaninglessness ( = 16.55) while the lowest average is 446 Okul Yaşam Kalitesi ve Okula Yabancılaşma found at normlessness ( = 11.92). A significant relationship between preservice teachers’ perceptions related to quality of faculty life and student alienation was found (r = -.65, p < .05). Conclusions and Discussion. The research results show that pre-service teachers have positive perceptions about quality of faculty life. It can be said that teachers who have good relations with their students will contribute to students to develop positive attitudes to education and to have positive ideas about quality of school life. In terms of school alienation, while pre-service teachers have a higher perception in the dimension of meaninglessness, they have lower perceptions in the dimension of normlessness. The sense of meaninglessness in terms of school life refers to the fact that student finds school life meaningless and student thinks that the subjects taught at school will not contribute daily life in anyway. Low level of normlessness dimension shows that students find school rules necessary and they have no difficulty in obeying the rules. It was found to be a moderate, negative and significant relationship between preservice teachers’ perceptions related to quality of school life and school alienation. In addition, pre-service teachers’ perceptions about quality of school life predict their perceptions of school alienation significantly. Studies carried out by Bickford and Neal (1969), Fine (1986), Uzun-Yüksek (2006), Ataş and Ayık (2013) and Gedik (2014) show that there is a significant relationship between quality of school life and school alienation. 447 Ahmet Ayık & Öznur Ataş-Akdemir Kaynaklar/References Ahmadi, F., & Mohamadi, S. (2013). Examination relationship between the quality of school life and burnout. Interdisciplinary Journal of Contemporary Research in Business, 5(2), 73-79. Alaca, F. (2011). İki dilli olan ve olmayan öğrencilerde okul yaşam kalitesi algısı ve okula aidiyet duygusu ilişkisi (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Çukurova Üniversitesi, Adana. Alpkaya, G. (2010). Okul müdürlerinin sahip olduğu feminen-maskulen özelliklerin okul yaşam kalitesine etkisi (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Uşak Üniversitesi, Uşak. Argon, T. ve Kösterelioğlu, M. A. (2009). Üniversite öğrencilerinin üniversite yaşam kalitesi ve fakülte kültürüne ilişkin algıları. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 8(30), 43-61. Ataş, Ö. ve Ayık, A. (2013). Öğretmen adaylarında okula yabancılaşma. Turkish Studies, 8(8), 103-122. Baker, J. A. (1999). Teacher-student interaction in urban at-risk classrooms: Differential behavior, relationship quality, and student satisfaction with school. The Elementary School Journal, 100(1), 57-70. Bayındır, B. (2002). Ortaöğretim dal öğretmenlerinin mesleğe yabancılaşmaları ile öğretme-öğrenme sürecindeki davranışları arasındaki ilişki (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Anadolu Üniversitesi, Eskişehir. Bickford, H. L., & Neal, A. G. (1969). Alienation and social learning: a study of students in a vocational training center. Sociology of Education, 42(2), 141-153. Bilgiç, S. (2009). İlköğretim öğrencilerinde okul yaşam kalitesi algısının arkadaşlara bağlılık ve empatik sınıf atmosferi değişkenleriyle ilişkisinin incelenmesi (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Çukurova Üniversitesi, Adana. Brown, M. R., Higgins, K., & Paulsen, K. (2003). Adolescent alienation: What is it and what can educators do about it? Intervention in School and Clinic, 39(1), 3-9. Bulcock, J. W., Whitt, M. E., & Beebe, M. J. (1991). Gender differences, student well-being and high school achievement. Alberta Journal of Educational Research, 37(3), 209-224. Case, J. M. (2008). Alienation and engagement: Development of an alternative theoretical framework for understanding student learning. Higher Education, 55, 321-332. Cenkseven-Önder, F. ve Sarı, M. (2009). Öğretmenlerde öznel iyi olmanın yordayıcıları olarak okul yaşam kalitesi ve tükenmişlik. Educational Sciences: Theory & Practice, 9(3), 1223-1236. Çağlar, Ç. (2012). Öğrenci yabancılaşma ölçeğinin (ÖYÖ) geliştirilmesi. Eğitim ve Bilim, 37(166), 195-205. 448 Okul Yaşam Kalitesi ve Okula Yabancılaşma Çağlar, Ç. (2013). Eğitim Fakültesi öğrencilerinin yabancılaşma düzeyleri ile öğretmenlik mesleğine yönelik tutumları arasındaki ilişki. Kuram ve Uygulamada Eğitim Bilimleri, 13(3), 1497-1513. Çokluk-Bökeoğlu, Ö. ve Yılmaz, K. (2007). Üniversite öğrencilerinin fakülte yaşamının niteliğine ilişkin görüşlerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi. Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 40(2), 179-204. Dean, D. G. (1961). Alienation: Its meaning and measurement. American Sociological Review, 26(5), 753-758. Demir, Ö., Kaya, H. İ. ve Metin, M. (2012). Lise öğrencilerinde okul kültürünün bir öğesi olarak okul yaşam kalitesi algısının incelenmesi. Pegem Eğitim ve Öğretim Dergisi, 2(4), 9-28. Doğanay, A. ve Sarı, M. (2006). Öğrencilerin üniversitedeki yaşam kalitesine ilişkin algılarının demokratik yaşam kültürü çerçevesinde değerlendirilmesi: Çukurova Üniversitesi örneği. Türk Eğitim Bilimleri Dergisi, 4(2), 107-128. Durmaz, A. (2008). Liselerde okul yaşam kalitesi (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Trakya Üniversitesi, Edirne. Epstein, J. L., & McPartland, J. M. (1976). The concept and measurement of the quality of school life. American Educational Research Journal, 13(1), 15-30. Erimez, C. (2012). Eğitim fakültesi öğrencilerinin öğretmenlik mesleğine yönelik tutumlarında fakültelerine yabancılaşmalarının rolü (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Mersin Üniversitesi, Mersin. Erjem, Y. (2005). Eğitimde yabancılaşma olgusu ve öğretmen: Lise öğretmenleri üzerine sosyolojik bir araştırma. Türk Eğitim Bilimleri Dergisi, 3(4), 395-415. Field, A. (2005). Discovering statistics using SPSS. London: Sage. Fine, M. (1986). Why urban adolescents drop into and out of public high school. The Teachers College Record, 87(3), 393-409. Finn, J. D. (1989). Withdrawing from school. Review of Educational Research, 59, 117-142. Gedik, A. (2014). Ortaöğretim öğrencilerinde okul yaşam kalitesi bağlamında okula yabancılaşma (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). İnönü Üniversitesi, Malatya. Goodenow, C., & Grady, K. E. (1992) The relationship of school belonging and friend's values to academic motivation among urban adolescent students. Journal of Experimental Education, 62, 60-70. Hajda, J. (1961). Alienation and integration of student intellectuals. American Sociological Review, 758-777. Hascher, T., & Hagenauer, G. (2010). Alienation from school. International Journal of Educational Research, 49(6), 220-232. 449 Ahmet Ayık & Öznur Ataş-Akdemir Huebner, E. S., Valois, R. F., Paxton, R. J., & Drane, J. W. (2005). Middle school students’ perceptions of quality of life. Journal of Happiness Studies, 6, 15-24. İlmen, E. (2010). Okul grubunun okul yaşam kalitesi ve akademik başarı üzerindeki etkisi (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Van. İnal, U. (2009). Adana il sınırları içerisindeki yatılı ilköğretim bölge okullarında bulunan öğretmen ve öğrencilerin okul yaşam kalitesi algılarının incelenmesi (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Çukurova Üniversitesi, Adana. Jimmieson, N. L., Hannam, R. L., & Yeo, G. B. (2010). Teacher organizational citizenship behaviours and job efficacy: Implications for student quality of school life. British Journal of Psychology, 101, 453-479. Kalaycı, H. ve Özdemir, M. (2013). Lise öğrencilerinin okul yaşamının niteliğine ilişkin algılarının okul bağlılıkları üzerine etkisi. Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, 33(2), 293-315. Karasar, N. (2014). Bilimsel araştırma yöntemi (26. Basım). Ankara: Nobel. Karatzias, A., Papadioti-Athanasiou, V., Power, K. G., & Swanson, V. (2001). Quality of school life. A cross-cultural study of Greek and Scottish secondary school pupils. European Journal of Education, 36(1), 91-105. Karatzias, A., Power, K. G., & Swanson, V. (2001). Quality of school life: Development and preliminary standardisation of an instrument based on performance indicators in Scottish secondary schools. School Effectiveness and School Improvement, 12(3), 265-284. Keating, B. R. (1987). Reducing classroom alienation: Applications from theory. Teaching Sociology, 15, 407-409 Kılıç, H. (2009). Sosyo-ekonomik değişkenler açısından eğitimde yabancılaşma olgusu ve öğretmen (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi). Mersin Üniversitesi, Mersin. Kong, C. K. (2008). Classroom learning experiences and students’ perceptions of quality of school life. Learning Environments Research, 11(2), 111-129. Korkmaz, G. (2009). İlköğretim okullarında görev yapan öğretmenlerin okul yaşam kalitesini algılama düzeyleri ve mesleki tutumlarının incelenmesi (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Çukurova Üniversitesi, Adana. Krause-Parello, C. A. (2008). Loneliness in the school setting. The Journal of School Nursing, 24(2), 66-70. Leonard, C. A. R. (2002). Quality of school life and attendance in primary schools (Unpublished doctoral dissertation). University of Newcastle, Australia. Leonard, C., Bourke, S., & Schofield, N. (2000). Quality of school life and absenteeism in primary schools. Paper presented at the AARE Annual Conference, 4 - 7 December 2000, The University of New Castle, Sydney. Levin, W. L. (1994). Sociological ideas: Concepts and applications. California: Wadsworth Publishing Company. 450 Okul Yaşam Kalitesi ve Okula Yabancılaşma Mackey, J. A. (1970). The dimensions of adolescent alienation. High School Journal, 54(2), 84-95. Mahmutyazıcıoğlu, L. (2015). Okul öncesi yöneticilerinin algılanan liderlik stilleri ile mesleğe yabancılaşma düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesi (İstanbul ili Anadolu yakası örneği) (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Yeditepe Üniversitesi, İstanbul. Malin, A., & Linnakyla, P. (2001). Multilevel modelling in repeated measures of the quality of Finnish school life. Scandinavian Journal of Educational Research, 45(2), 145-166. Mann, S. J. (2001). Alternative perspectives on the student experience: Alienation and engagement. Studies in Higher Education, 26(1), 7-19. Marx, K. (2000). Yabancılaşma (Çev. K. Somer, A. Kardam, S. Belli, A. Gelen, Y. Fincancı, A. Bilgi). Ankara: Sol. Mau, R. Y. (1992). The validity and devolution of a concept: Student alienation. Journal of Adolescence, 27, 721-741. Mok, M., & Flynn, M. (1997). Quality of school life and students' achievement in the HSC: A multilevel analysis. Australian Journal of Education, 41(2), 169-188. Mok, M. M. C., & Flynn, M. (2002).Determinants of students' quality of school life: A path model. Learning Environments Research, 5(3), 275-300. Özdemir, M. (2012). Üniversite öğrencilerinin okul yaşamının niteliğine ilişkin algılarının cinsiyet ve fakülte değişkenlerine göre incelenmesi. Kuram ve Uygulamada Eğitim Yönetimi, 18(2), 225-242. Özdemir, S., Kılınç, A. Ç., Öğdem, Z. ve Er, E. (2013). Eğitim fakültesi öğrencilerinin fakülte yaşamının niteliğine ilişkin memnuniyet düzeylerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi. Yükseköğretim ve Bilim Dergisi, 3(3), 228-235. Samdal, O., Wold, B. & Bronis, M. (1999). Relationship between students' perceptions of school environment, their satisfaction with school and perceived academic achievement: An international study. School Effectiveness and School Improvement, 10(3), 296-320. Sarı, M. (2007). Demokratik değerlerin kazananımı sürecinde örtük program: Düşük ve yüksek “Okul Yaşam Kalitesine” sahip iki ilköğretim okulunda nitel bir çalışma (Yayımlanmamış doktora tezi). Çukurova Üniversitesi, Adana. Sarı, M. (2012). Empatik sınıf atmosferi ve arkadaşlara bağlılık düzeyinin lise öğrencilerinin okul yaşam kalitesine etkisi. Kuram ve Uygulamada Eğitim Yönetimi, 18(1), 95-119. Sarı, M., Ötünç, E. ve Erceylan, H. (2007). Liselerde okul yaşam kalitesi: Adana İli Örneği. Kuram ve Uygulamada Eğitim Yönetimi, 50, 297-320. Seeman, M. (1959). On the meaning of alienation. American Sociological Review, 24, 783-791. Seeman, M. (1983). Alienation motifs in contemporary theorizing: The hidden continuity of the classic themes. Social Psychology Quarterly, 46(3), 171-184. 451 Ahmet Ayık & Öznur Ataş-Akdemir Sidorkin, A. M. (2004). In the event of learning: Alienation and participative thinking in education. Educational Theory, 54(3), 251-262. Sönmez, V. ve Alacapınar, F. (2013). Örneklendirilmiş bilimsel araştırma yöntemleri (2. Baskı). Ankara: Anı. Stacey, P. C., Fortnum, H. M., Barton, G. R. & Summerfield, A. Q. (2006). Hearing-impaired children in the United Kingdom, I: Auditory performance, communication skills, educational achievements, quality of life, and cochlear implantation. Ear and Hearing, 27(2), 161-186. Şimşek, M. Ş., Çelik, A., Akgemci, T. ve Fettahlıoğlu, T. (2006). Örgütlerde yabancılaşmanın yönetimi araştırması. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 15, 569-587. Tabachnick, B. G. & Fidell, L. S. (2007). Using multivariate statistics. Boston: Pearson. Terzi, A. R. (2007). Üniversite öğrencilerinin fakülte kültürüne yönelik algıları (Giresun Eğitim Fakültesi örneği). Milli Eğitim Dergisi, 176, 98-108. Thien, L. M., & Razak, N. A. (2013). Academic coping, friendship quality, and student engagement associated with student quality of school life: A Partial Least Square Analysis. Social Indicators Research, 112, 679-708. Türkoğlu, G. (2012). İlköğretim okulu öğrencilerinin okul yaşam kalitesine ilişkin algıları (Bursa ili Yıldırım ilçesi örneği) (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Akdeniz Üniversitesi, Antalya. Uzun-Yüksek, Ö. (2006). İlköğretim 5. sınıf öğrencilerinin okula yabancılaşma düzeylerine etki eden sosyo-demografik değişkenlerin belirlenmesi (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Çukurova Üniversitesi, Adana. Wehlage, G. G., Rutter, R. A., Smith, G. A., Lesko, N. & Fernandez, R. R. (1989). Reducing the Risk: Schools as Communities of Support. New York: The Falmer. Weston, R. (1998). Quality of school life in government, catholic and other private secondary schools: Views of students and their parents. Family Matters, 50, 56-61. Williams, T., & Batten, M. (1981). The quality of school life. Melbourne, Australia: Australian Council for Educational Research. Wolf, F. M., Chandler, T. A., & Spies, C. J. (1981). A cross-lagged panel analysis of quality of school life and achievement responsibility. The Journal of Educational Research, 363-368. Yeniçeri, Ö. (1987). Örgütlerde yabancılaşma sorunları ve yabancılaşmanın önlenmesinde yönetime katılmanın rolü (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Uludağ Üniversitesi, Bursa. Yılmaz, K. (2007). İlköğretim okulu 6., 7. ve 8. sınıf öğrencilerinin okul yaşamının niteliğine ilişkin görüşleri. Kastamonu Eğitim Dergisi, 15(2), 485-490. Bu makale, 08-10 Mayıs tarihleri arasında Siirt Üniversitesi Eğitim Fakültesinde düzenlenen “9. Ulusal Eğitim Yönetimi Kongresi”nde sunulan sözlü bildirinin genişletilmiş halidir. * 452 Kuram ve Uygulamada Eğitim Yönetimi 2015, Cilt 21, Sayı 4, ss: 453-470 www.kuey.net E-Öğrenme Sistemlerinin Kullanımı Sürecinde Karşılaşılan Sınıf Yönetimi ile İlişkili Sorunlar ve Çözüm Önerileri The Problems Related to Classroom Management Encountered in The Process of Using E-Learning Systems and Solution Suggestions Serkan Dinçer1, Melis Yeşilpınar-Uyar2 Öz Araştırmada eğitim fakültelerinde görev yapan öğretim elamanlarının e-öğrenme sistemlerinin kullanımı sürecinde karşılaştıkları sorunların sınıf yönetimi bağlamında incelenmesi ve bu sorunların çözümüne yönelik önerilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada nitel araştırma desenlerinden olgubilim deseni kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcılarını ölçüt örnekleme yöntemine göre belirlenmiş 11 öğretim elemanı oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Verilerin analizde içerik analizi yönteminden yararlanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre eğitim fakültelerinde görev yapan katılımcıların hem alana özgü derslerde hem de ortak derslerde e-öğrenme sistemlerini kullandıkları belirlenmiştir. Bu süreçte karşılaştıkları sorunların ise sınıf yönetiminin boyutlarını oluşturan etkili iletişimi sağlama, zaman yönetimi ve öğretimin yönetimi ile ilişkili olduğu, bu sorunların çözümü adına öğrenci katılımını arttıracak tasarımları, öğretim elemanlarının e-öğrenme sistemlerine ilişkin bilgi ve deneyimlerinin arttırılmasını ve öğretimin etkili bir şekilde planlanmasını önerdikleri ortaya konmuştur. Anahtar sözcükler: E-öğrenme, sınıf yönetimi, yükseköğretim Abstract In the research, the examination of the problems that the instructors who work at the education faculty encounter in the process of the use of e-learning system in the context of classroom management and deciding the suggestions for the solution of these problems were aimed. Phenomenology design which is a kind of qualitative research design was used in the research. The participants of the research consisted of six instructors who were chosen according to the criterion sampling. The interview form that constitutes open-ended questions was used to collect the data. For analyzing the data, content analysis method was utilized. According to the result of the analysis, the participants working at the educational faculties use e-learning systems both in the classes specific to the field and shared classes. It was revealed that the problems they encounter are related to providing effective communication that constitutes the dimensions of classroom management, time management, and teaching method and they suggest that in order to solve these problems, the designs that increase the participation of the students, and the instructors’ information and experiences about elearning systems should be enhanced and the teaching should be planned effectively. Keywords: E-learning, classroom management, higher education Received: 06.03.2015 / Revision received: 24.08.2015 / Second revision received: 27.11.2015 / Approved: 04.12.2015 Arş. Gör. Dr., Çukurova Üniversitesi, Adana, [email protected], 2Arş. Gör., Çukurova Üniversitesi, Adana, [email protected] 1 Atıf için/Please cite as: Dinçer, S. ve Yeşilpınar-Uyar, M. (2015). E-öğrenme sistemlerinin kullanımı sürecinde karşılaşılan sınıf yönetimi ile ilişkili sorunlar ve çözüm önerileri. Kuram ve Uygulamada Eğitim Yönetimi, 21(4), 453-470. doi: 10.14527/kuey.2015.017 Serkan Dinçer & Melis Yeşilpınar-Uyar Giriş Bilginin günümüzde artarak çoğalması, bu bilgilerin iletişim teknolojileriyle bütünleştirilmiş eğitim ortamlarında kullanımını beraberinde getirmekte, bu durum öğrencilerin farklı bilgi ve becerileri kazanmalarında etkili olan alternatif öğrenme yollarının incelenmesini gerektirmektedir. Çağın gereklerine uygun hale gelmeyi hedefleyen kurumların bu değişime uyumunun ise ülkemizde hızlı bir şekilde benimsenmeye başlayan e-öğrenme ile sağlandığı belirtilmektedir (Duran, Önal ve Kurtuluş, 2006). E-öğrenme bilgisayar üzerinden CD-ROM, internet ya da intranet gibi teknolojilerin kullanıldığı bir öğretim süreci olarak ele alınmaktadır (Clark ve Mayer, 2008). E-öğrenme durumunda öğreten ile öğrenenin sanal gerçeklikle ayrıldığı belirtilmektedir. Bu durum ise içeriği çok önemli bir blok durumuna getirmektedir. Bu anlamda içeriğin etkili bir e-öğrenmeyi belirleyici tek unsur olduğu belirtilmektedir (Hamid, 2001). Bu nedenle de E-öğrenme sürecinin öğrenme amaçlarıyla bağlantılı olan içeriği içermesi gerektiği ifade edilmekte ve bu süreçte öğrenmeye yardım eden örnekler ve uygulamalar gibi öğretim yöntemleri ile ve medya araçlarının kullanımına vurgu yapıldığı görülmektedir (Clark ve Mayer, 2008). Gökdaş ve Kayri’ye (2005) göre E-öğrenme, geniş iletişim ağları ya da yerel iletişim ağları desteği ile web tabanlı olarak uzaktaki bütün bireylere ulaşabilen bir eğitim sistemi olarak ele alınmaktadır. Bu bağlamda geleneksel öğrenme ortamlarında dersler sınıf ve laboratuvarlarda farklı öğretim teknolojilerinden yararlanarak işlenirken, e-öğrenme yaklaşımlarında öğrencilerin bilgisayar başında olması gerektiği vurgulanmaktadır (Gülbahar, 2012). Bununla birlikte e-öğrenmenin sadece bilgisayar ve internetle sınırlandırılmaması gerektiği belirtilmekte, bu öğretim sürecinin hem web hem de internet tabanlı uygulamaları içerdiği, bunun yanı sıra video ve konferans gibi diğer elektronik teknolojileri ve onların sahip oldukları özellikleri de beraberinde getirdiği ifade edilmektedir (Yılmaz ve Horzum, 2005). Eöğrenme sürecini cazip hale getiren faktörlerin başında ise zamansal ve mekânsal esneklikle, küresel öğrenme olanağı sunması geldiği belirtilmekte (Gökdaş ve Kayri, 2005), bu süreçte öğrencinin bireysel öğrenme hızına uygun aşamaları göz önünde bulundurarak bireyselleştirilmiş öğretim sürecini de tamamlayabildiği ifade edilmektedir (Altıparmak, Kurt ve Kapıdere, 2011). Diğer bir boyutta öğrenciler derslere zaman sınırlaması olmaksızın istedikleri zaman diliminde ulaşabilmekte, akademik danışmanlık alarak sorunlarına hızlı çözümler bulabilmekte ve farklı internet teknolojileri sayesinde öğretmen öğrenci arasında bağ kurulduğu belirtilmektedir (Mutlu, Dinçer, Okur ve Şişman, 2004). E-öğrenmenin bu avantajlarının tüm eğitim düzeyleri ile birlikte özellikle yükseköğretim düzeyinde e-öğrenme sürecine içeren öğretim uygulamalarını ön plana çıkardığı görülmektedir. Çünkü 21. yüzyılın üniversitelerinin rekabete dayalı bir ortamda bilgiyi geniş kitlelere hızlı bir biçimde ulaştırmayı 454 E-Öğrenme Sistemleri ve Sınıf Yönetimi hedefledikleri belirtilmekte ve bu durumun bilgisayar ağlarından yararlanılan teknoloji temelli bir eğitim sisteminin geliştirilmesiyle sağlanabileceği ifade edilmektedir (Karasar, 2004). Ancak Türkiye’de yükseköğretimde bu yeni teknolojilerin istenilen düzeyde kullanılmadığı belirtilmektedir. Bunun temel nedenleri arasında ise ekonomik ve teknik alt yapıya dayalı yetersizlikler, öğretim elemanlarının bilgi ve deneyime dayalı olarak eğitim ve öğretim faaliyetlerindeki eksiklikleri, yöneticilerin bilgi teknolojilerinin önemini tam olarak kavrayamamış olması, akademisyenlerin ve öğrencilerin yeniliklere açık olmaması gösterilmektedir (Turan ve Çolakoğlu, 2008). Bununla birlikte eöğrenmenin sınıf tabanlı öğrenmeye alternatif olarak düşünülmemesi gerektiği belirtilmekte, bu yaklaşımın sınıf tabanlı öğrenmeyle bütünleştirilen bir yapıda kullanılmasıyla daha etkili sonuçlara ulaşılacağı vurgulanmaktadır (Aslan, 2006). E-öğrenme sistemlerinin kullanımına ilişkin bu sorunların genel anlamda eöğrenme sistemlerine yönelik hazırbulunuşluk düzeyiyle ilişkili olduğu görülmektedir. Teknik beceriler ve altyapı yetersizliklerinin yanı sıra, zaman yönetimi, bireysel öğrenme farklılıkları ve öğrenmeye ilişkin özyönetim de bu düzeyi oluşturan boyutlar arasında yer alabilmektedir (Smith, 2005). Öğrencilerin bireysel farklılıklarına uygun öğrenme yaşantıları düzenleme sorumluluğunun ise liderlik becerileriyle ilişkili olduğu belirtilmekte (Apaydın, Vilkinas ve Cartan, 2011), bu nedenle de eğitim yönetimi başta olmak üzere, sınıf yönetimine ilişkin faktörlerin de e-öğrenme sistemlerinin uygulanması sürecinde dikkate alınması gerektiği görülmektedir. Ülkemizde gerçekleştirilen eğitim teknolojilerini konu alan araştırmalarda ise en az çalışılan konuların eğitim iletişimi ve eğitim yönetimi konuları olduğu belirlenmiştir (Şimşek vd., 2009). Konuyla ilişkili yükseköğretim düzeyinde gerçekleştirilen yurt içi ve yurt dışı araştırmalar incelendiğinde de e-öğrenme sürecinde medya araçlarının ve internet tabanlı öğrenme kaynaklarının kullanımının incelendiği, geliştirildiği ve değerlendirildiği, farklı e-öğrenme modellerinin tanıtıldığı ve bu modellerin uygulama sürecinde değerlendirildiği, e-öğrenme ve yüz yüze öğrenme uygulamalarının avantaj ve sınırlılıkları açısından karşılaştırıldığı belirlenmiştir (Aydın ve Biroğul, 2008; Bañados, 2006; Çakmak ve Yılmaz, 2014; Karasar, 2004; Kassens-Noor, 2012; Lahti, Kontio, Pitkänen ve Välimäki, 2014; Murphy, Worswick, Pulman, Ford ve Jeffery, 2015; Reily, Vandenhouten, GallagherLepak ve Ralston-Berg, 2012). Bu araştırmalarda e-öğrenme uygulamalarında yaşanan sorunlara yer verildiği belirlenmiş ancak doğrudan sınıf yönetimi bağlamında ele alınan bir inceleme çalışmasına rastlanmamıştır. Belirtilen noktaların ışığında sınıf tabanlı uygulamaları tamamlayıcı eöğrenme sistemlerinin kullanımının sınıf yönetimi bağlamında incelenmesine gereksinim duyulmuştur. Bu gereksinimden hareketle gerçekleştirilen araştırmada eğitim fakültelerinde görev yapan öğretim elamanlarının e455 Serkan Dinçer & Melis Yeşilpınar-Uyar öğrenme sistemlerinin kullanımı sürecinde karşılaştıkları sorunların sınıf yönetimi bağlamında incelenmesi ve bu sorunların çözümüne yönelik önerilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda aşağıda belirtilen araştırma sorularına yanıt aranmıştır: 1. Öğretim elemanlarının verdikleri dersler nelerdir? e-öğrenme sistemlerinin kullanımına yer 2. Öğretim elemanlarının e-öğrenme sistemlerinin kullanımı sürecinde sınıf yönetimiyle ilgili karşılaştıkları sorunlar nelerdir? 3. Öğretim elemanlarının e-öğrenme sistemlerinin kullanımı sürecinde karşılaştıkları sınıf yönetimiyle ilişkili sorunların çözümüne yönelik önerileri nelerdir? Yöntem Araştırma Modeli Araştırmada nitel araştırma desenlerinden olgubilim deseni kullanılmıştır. Creswell (1998, s.51) olgubilim çalışmasını, “bireylerin yaşantılarındaki bir kavram ya da olguya ilişkin algıları” şeklinde tanımlamaktadır. Olguların yaşadığımız dünyadaki olaylar, deneyimler, algılar, yönelimler, kavramlar ve durumlar gibi çeşitli biçimlerde karşımıza çıkabildiği belirtilmektedir (Yıldırım ve Şimşek, 2008). Bu çalışmada merkeze alınan olgu ise öğretim elemanlarının e-öğrenme sistemlerinin kullanımına ilişkin deneyimleridir. Bu kapsamda katılımcıların deneyimleri, sınıf yönetimi bağlamında ele alınarak derinlemesine incelenmiştir. Katılımcılar Araştırmanın katılımcılarını amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Amaçlı örnekleme yöntemi zengin bilgiye sahip olduğu düşünülen seçilmesine ve bu durumlar üzerinde derinlemesine çalışılmasına olanak tanımaktadır. Ölçüt örnekleme yönteminin temel mantığı ise önceden belirlenmiş önemli ölçütleri karşılayan tüm durumların çalışılmasıdır (Patton, 2002). Öğretim elemanlarının seçiminde belirlenen ölçütler, katılımcıların farklı üniversitelerin bilgisayar ve öğretim teknolojileri bölümünde görev yapıyor olmaları ve derslerinde e-öğrenme sistemlerini etkin olarak kullanmalarıdır. Bu ölçütleri sağlayan ve sürece gönüllü katılım gösteren 11 öğretim elemanı araştırmanın katılımcılarını oluşturmuştur. Katılımcılar, Ege, Marmara, İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde bulunan yükseköğretim kurumlarında görev yapmaktadır. Katılımcılardan beşi 4-9 yıl arasında değişen, altısı ise 10-15 yıl arasında değişmekte olan mesleki kıdeme sahiptir. 456 E-Öğrenme Sistemleri ve Sınıf Yönetimi Veri Toplama Aracı Verilerin toplanmasında yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Bu formun hazırlanmasında araştırmanın amacı doğrultusunda hazırlanan sorular uzman incelemesine sunulmuş ve gerekli düzenlemelerin ardından bir öğretim elemanıyla pilot uygulama gerçekleştirilerek soruların kapsamı ve anlaşılırlığı tekrar gözden geçirilmiştir. Bu çalışmanın tamamlanmasının ardından forma son şekli verilmiştir. Form, e-öğrenme sistemlerinin kullanıldığı derslere, bu derslerde sınıf yönetimi alanında karşılaşılan sorunlara, bu sorunların düzeyine ve çözüme ilişkin görüşleri ortaya koymaya yönelik beş açık uçlu sorudan oluşmuştur. Verilerin Toplanması ve Analizi Verilerin toplanması sürecinde, öğretim elemanlarının Türkiye’nin farklı üniversitelerinde görev yapmaları nedeniyle, mail aracılığıyla görüş alınmış, gerekli görülen durumlarda katılımcılara ikinci kez dönüş sağlanmıştır. Verilerin analizinde ise içerik analizi yönteminden yararlanılmıştır. Bu analiz türü bir veriye ait modelleri, temaları ve kategorileri keşfetmeyi içermektedir (Patton, 2002). Bu doğrultuda kavramsallaştırılan katılımcı görüşleri analiz edilerek ve bu görüşleri açıklayan kategoriler oluşturulmuştur. Bu analizler gerçekleştirilirken NVIVO 10 programı kullanılmıştır. Araştırmanın güvenilirliğini arttırmak adına önerilen stratejiler doğrultusunda (LeCompte ve Goetz, 1982; Miles ve Huberman, 1994; Yıldırım ve Şimşek, 2008) kodlayıcı güvenilirliğini sağlamak amacıyla elde edilen veriler araştırmacılar tarafından ayrı ayrı analiz edilerek, kategorilere yerleştirilen ham veri metinlerinin tutarlılığı incelenmiştir. Miles ve Huberman (1994) tarafından önerilen uyuşum yüzdesi formülünün kullanıldığı çalışmada iki kodlayıcı arasındaki uyuşma oranı .83 olarak hesaplanmıştır. Bulgular Elde edilen bulgular araştırmanın amaçlarına paralel olarak üç alt başlıkta sunularak açıklanmıştır. Öğretim Elemanlarının E-Öğrenme Sistemlerini Kullandıkları Dersler Öğretim elemanlarının e-öğrenme sistemlerini kullandıkları dersler Tablo 1’de gösterilmiştir. Tablo 1 incelendiğinde farklı bölümlere yönelik alana özgü derslerle birlikte, öğretmenlik uygulaması, öğretim teknolojileri ve materyal tasarımı, okul deneyimi, bilimsel araştırma yöntemleri, program geliştirme ve öğretim ve İngilizce gibi eğitim fakültesine bağlı bölümlerde yürütülen ortak derslerde de e-öğrenme sistemlerinin kullanıldığı görülmektedir. 457 Serkan Dinçer & Melis Yeşilpınar-Uyar Tablo 1 Öğretim Elemanlarının E-Öğrenme Sistemlerini Kullandıkları Dersler Derslerin Türleri Alana Özgü Dersler Ortak Dersler Dersler Çoklu Ortam Tasarımı ve Üretimi Bilgisayar I ve II Eğitimde Grafik ve Canlandırma Matematik Uzaktan Eğitim Medya Okuryazarlığı Eğitimde Teknoloji Kullanımı Eğitimde Bilişim Teknolojileri Sosyal Medya Web 2.0 Araçları Donanım Genel Kimya Öğretmenlik Uygulaması Öğretim Teknolojileri ve Materyal Tasarımı Okul Deneyimi Bilimsel Araştırma Yöntemleri İngilizce Program Geliştirme ve Öğretim Katılımcılar Ö1,Ö8 Ö3, Ö6 Ö2,Ö11 Ö3, Ö10 Ö1 Ö7 Ö7 Ö8 Ö9 Ö9 Ö9 Ö10 Ö1, Ö3, Ö5 Ö2, Ö5,Ö6 Ö1 Ö1 Ö3 Ö11 E-Öğrenme Sistemlerinin Kullanımı Sürecinde Karşılaşılan Sınıf Yönetimi Sorunları Öğretim elemanlarının e-öğrenme sistemlerinin kullanımı sürecinde yaşadıkları sorunlara ilişkin görüşlerini sınıf yönetiminin boyutları arasında yer alan etkili iletişim, zaman yönetimi ve öğretimin yönetimi boyutları altında açıkladıkları belirlenmiş, bu görüşlere ortaya koyan kategori ve alt kategoriler Şekil 1’de gösterilmiştir. Şekil 1. E-öğrenme sistemlerinin kullanımında yaşanan sınıf yönetimine ilişkin sorunlar 458 E-Öğrenme Sistemleri ve Sınıf Yönetimi Şekil 1 de görüldüğü üzere, öğretim elemanların e-öğrenme sistemlerinin kullanımı sürecinde daha çok öğretimin yönetimi konusunda sorun yaşadıkları belirlenmiştir. Bu kategori altında görüş belirten katılımcıların, öğrencilerin ilgisizliğinden ve hazırbulunuşluk düzeyinin yetersizliğinden, etkileşim araçları ve yöntemlerinin kullanımından ve kullanıcı dostu olmayan arayüz ve çalışma mekanizmalarından kaynaklanan sorunlar yaşadıkları görülmektedir. Bu kategori altında yer alan diğer sorunların ise materyal hazırlama, düzenli ve uygun geribildirim sağlama, ölçme-değerlendirme, öğretim elemanları arasında ortak amaç oluşturma ve öğrenciler arasındaki işbirliği ile ilgili olduğu saptanmıştır. Sınıf yönetiminin boyutlarına ilişkin diğer sorunların etkili iletişimi sağlama ve zaman yönetimi konularında olduğu görülmektedir. Öğrenci ilgisizliğinden dolayı sorun yaşadığını belirten katılımcılardan biri bu görüşünü şu şekilde dile getirmiştir: En çok öğrencileri… güdülerken sorun yaşıyorum. Dersi etkileşimli hale getirmek için birçok uygulama ve yöntem işe koşuyorsunuz ancak öğrencilerin çoğunluğunun ilgisini çekmede sorunlar yaşıyorsunuz (Ö3). Etkileşim araçları ve yöntemlerinin kullanımıyla ilişkili sorunlardan biri ise şu şekilde ifade edilmiştir: Teknik sorunlar. Özellikle öğrencilerin sisteme girişi ile ilgili sorunlar. Çoğunlukla şifrelerini kaybediyorlar ve yeni şifre alamıyorlar. Bu yüzden, bir birlerinin şifreleri ile giriş yapma eğilimindeler. Ancak, bu durum benim her bir öğrenci hakkında kişisel raporlarını incelememin önüne geçiyor. Bazen quiz hazırlıyorum ama bahsettiğim sorun sebebiyle, öğrenciler hakkında güvenilir bir sonuca ulaşamıyorum (Ö7). Diğer bir katılımcının ise kullanıcı dostu olmayan arayüz ve çalışma mekanizmalarına da vurgu yaparak etkili iletişimi sağlamada yaşadığı sorunu ise şöyle ifade ettiği görülmektedir: ….Çoğu e-öğrenme sisteminin kullanıcı arayüzü ve çalışma mekanizmalarını kullanıcı dostu bulmuyorum… Öğrenciler sistemdeki duyuruları, ödevleri takip etmekte zorlanıyorlar. Bu nedenle iletişim amaçlı olarak e-öğrenme sistemini bir sosyal ağ ile (genellikle Facebook grubu) desteklemek zorunda kalıyoruz (Ö2). Etkili iletişimi sağlamada sorun yaşadığını belirten bir başka katılımcının görüşü şöyledir: Genel olarak transaksiyonel uzaklık sorununu yaşıyorum. Öğrencilerle yüzyüze eğitimde var olmayan iletişimsel sorunlar, e-öğrenme ortamlarında karşıma çıkmaktadır (Ö11). Zaman yönetimine dayalı sorunlar yaşadığına değinen katılımcılar ise görüşlerini şöyle dile getirmiştir: Ders planı önceden yapıldığından tatil vs sebeplerinden dolayı bazen ders planına uygun şekilde zamanlama problemleri olmaktadır (Ö6). Az sayıda öğreneni olan derslerde yüz yüze yapılan işleyişlere göre çok daha fazla zaman harcamam gerekebiliyor (Ö5). 459 Serkan Dinçer & Melis Yeşilpınar-Uyar Sınıf Yönetimiyle İlişkili Sorunların Çözümüne Yönelik Öneriler Öğretim elemanlarının sınıf yönetimiyle ilişkili sorunların çözümüne yönelik görüşlerinde öğrenci katılımını arttıracak tasarımların kullanımına, öğretimin etkili bir şekilde planlamasına, öğretim elemanlarının bilgi ve deneyimlerinin arttırılmasına vurgu yaptıkları belirlenmiş, bu görüşleri açıklayan kategori ve alt kategoriler Şekil 2’de belirtilmiştir. Şekil 2. Sınıf yönetimiyle ilişkili sorunların çözümüne yönelik öneriler Şekil 2 incelendiğinde katılımcıların sınıf yönetimi ile ilişkili sorunların çözümünde öğrenci katılımını arttıracak tasarımların geliştirilmesine değindiği ve bu kapsamda sosyal ağ özelliklerinin gelişimini, anlık bilgilendirme mekanizmalarını, güdüleyici çevrim içi etkinliklerin ve sosyal medya araçlarının kullanımını, kullanıcı dostu sistemlerin üretilmesini ve bu sistemlerin oyunlaştırma öğeleriyle zenginleştirilmesini önerdikleri görülmektedir. Bu kategori altında görüş belirten Ö2 oyunlaştırma öğeleriyle zenginleştirilmiş, kullanıcı dostu sistemlerin üretilmesi gerektiğini şöyle ifade etmiştir: E-öğrenme sistemlerinde kullanılabilirlik çalışmalarının gerçekleştirilmesi ve daha kullanıcı dostu sistemler üretilmesi güzel bir katkı olabilir… Bunun yanında e-öğrenme sistemlerine öğrenci katılımını arttıracak yenilikler tasarlanabilir oyunlaştırma elementleri gibi, kullanıcı profili, okunan duyuru başına puan toplama (Ö2). 460 E-Öğrenme Sistemleri ve Sınıf Yönetimi Diğer bir katılımcının ise güdüleyici çevrim içi etkinlikler ve sosyal medya araçlarına gereksinim duyduğu görülmektedir: Çevrim içi etkinlikler düzenlenebilir, ayrıca sosyal medya araçları da derse destek olacak biçimde kullanılabilir (Ö3). Önerileri içeren diğer bir kategoride ise öğretimin etkili bir şekilde planlanmasına ve öğretim elemanlarının e-öğrenme sistemlerine ilişkin bilgi ve deneyimlerinin arttırılmasına değindikleri belirlenmiştir. Bu kategori altında görüş belirten katılımcılar bu görüşlerini şu şekilde ifade etmişlerdir: Sanal sınıflarda yaşanan sınıf yönetimi sorunlarının çözümü için dönemin başında öğrenci ve öğretim elemanlarının sanal sınıflar konusunda bir eğitim alması gerektiğini düşünüyorum (Ö1) Öğretim elemanın konu hakkındaki tecrübesi ve öğrencilere verecek cevabının olması öğrencilerin bu sistemi kullanırken kendilerini daha rahat adaptasyonlarını daha kolaya hale getirmektedir (Ö4). Öğretimin etkili bir şekilde planlanması altında uygulama ve yöntemlerin ayrıntılı planlanmasını, bu süreçte öğrenci görüşlerinin dikkate alınmasını, öğrenen yeterliklerinin belirlenmesi ve geliştirilmesini, pilot uygulama çalışmalarını ve teknik destek uzmanı ile iletişim sağlanmasını önerdikleri görülmektedir. Öğrenen yeterliklerinin belirlenmesi ve geliştirilmesi gerektiğine değinen Ö11’in görüşü şöyledir: Sistem arayüzü ve kullanımı ile ilgili öğrencilere daha fazla eğitim verilerek çözülebilir. Öğrencilere kendi kendine öğrenme becerileri kazandırmak amacıyla oryantasyon verilebilir (Ö11). Uygulama ve yöntemlerin ayrıntılı bir şekilde planlanmasına değinen Ö3 bu görüşünü “Çevrim içi derslerin hem kullanacağınız uygulamalar Wiki, blog, forum vs. hem de çevrim içi öğretim yöntemleri açısından çok iyi planlanması gerekiyor ”şeklinde dile getirirken bir başka katılımcı planlama sürecinde öğrenci görüşlerinin dikkate alınması gerektiğine değinmiş ve bu görüşünü şöyle ifade etmiştir: Eşgüdümleme sorunları için iletişimi arttırmak ve örgütün amaçlarının net açık ve anlaşılır şekilde aktarılması…..örgütleme sorunları karşısında sınıf içi bilgilendirmelerin yapılması ve örgüt paydaşlarının sürece aktif katılımın sağlanması (Ö9). Teknik destek uzmanı ile sağlanan iletişimin önemine değinen Ö8 in görüşü ise şöyledir: Teknik destek için hali hazırda gerek çevrimiçi gerekse telefonla iletişim kurulacak teknik destek uzmanın bulunması çözüm niteliğinde olabilir. Etkinlik için etkinliği geliştiren ekibin her an hazır durumda bulunması yaşanacak herhangi bir durumda e-posta veya farklı iletişim araçlarıyla kurulacak iletişimle sorunların giderilmesi çözüm niteliğinde olabilir (Ö8). 461 Serkan Dinçer & Melis Yeşilpınar-Uyar Tartışma, Sonuç ve Öneriler Araştırmada öğretim elamanlarının e-öğrenme sistemlerinin kullanımı sürecinde karşılaştıkları sorunların sınıf yönetimi bağlamında incelenmesi ve bu sorunların çözümüne yönelik önerilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Elde edilen bulgular eğitim fakültelerinde görev yapan katılımcıların hem alana özgü derslerde hem de ortak derslerde e-öğrenme sistemlerini kullandıklarını göstermektedir. Öğretim elemanların e-öğrenme sistemlerinin kullanımı sürecinde daha çok öğretimin yönetimi konusunda sorun yaşadıkları belirlenmiştir. Bu kategori altında görüş belirten katılımcıların, öğrencilerin ilgisizliğinden ve hazırbulunuşluk düzeyinin yetersizliğinden, etkileşim araçları ve yöntemlerinin kullanımından ve kullanıcı dostu olmayan arayüz ve çalışma mekanizmalarından kaynaklanan sorunlar yaşadıkları bulunmuştur. Bu sonuç öğrencilerin bilgisayarlarla yeterince etkileşime girememeleri ile ilişkilendirilmiştir. Bilgisayarlarla etkileşime girememenin derse ilgiyi azaltacağını ve öğrencilerin konu dışı eylemlere yönelmelerine neden olacağı düşünülmektedir. Bu düşünce alan yazındaki birçok çalışmayla da desteklenmektedir (Al ve Madran, 2004; Liu, 2013; Pirnary-Dummer, Ifenthaler ve Spector, 2010). Bu sınırlılıkların ortadan kaldırılması ya da azaltılması için e-öğrenme de sınıf yönetimini artırabilecek modüllerin geliştirilmesi önerilmektedir. Bu önermede ki ilk faktörün öğrencilerin ilgilerini çekmeye yönelik modüllerin geliştirilmesi olduğu düşünülmektedir. Öğrencilerin kişiselleştirebilecekleri, sürekli yenilenen e-öğrenme modülleri ile motivasyonlarının ve ilgilerinin artacağı düşünülmektedir. İlgili alanyazındaki birçok çalışma da belirtilen noktalara değinilmesi bu görüşü destekler niteliktedir (Atıcı, 2004; Chan, Wong ve Lo, 2012; Gillet, Vallerand ve Lafreniere, 2012; Wolters ve Rosenthal, 2000). Bu kategori altında yer alan diğer sorunların ise materyal hazırlama, düzenli ve uygun geribildirim sağlama, ölçme-değerlendirme, öğretim elemanları arasında ortak amaç oluşturma ve öğrenciler arasındaki işbirliği ile ilgili olduğu saptanmıştır. Sınıf yönetiminin boyutlarına ilişkin diğer sorunların etkili iletişimi sağlama ve zaman yönetimi konularında olduğu belirlenmiştir. İlgili alanyazın incelendiğinde daha önceden yapılan araştırmalarda da benzer sorunların belirlendiği tespit edilmiştir. Örneğin Şenkal ve Dinçer (2015) tarafından e-değerlendirme ile ilgili yapılan meta-sentez çalışmasında eöğrenme platformlarında sürecin değerlendirilememesinin, bu tür öğretimlerde yaşanılan en büyük problem olduğu vurgulanmıştır. Buna ek olarak sınav güvenliğinin alınmasında ciddi problemler yaşanabileceği farklı araştırmacılar tarafından belirtilmiştir (Winerth, Koenig, Brunner ve Martin, 2014). Bu noktada e-öğrenme platformlarının öğretimin sürdürülmesi yerine öğretimi destekleyici materyallerin sunumu şeklinde kullanılması önerilmektedir. Her ne kadar bazı araştırmacılar (Daugherty ve Funke, 1998; Özmen, 2005; Suanpang, Petocz ve Kalceff; 2004) e-öğrenmenin oldukça başarılı sonuçlar verdiği ileri sürse de bu çalışmaların uzun süreli bir çalışma olmaması, uygulamanın kısa 462 E-Öğrenme Sistemleri ve Sınıf Yönetimi süreli olmasından dolayı öğrenenlerin motivasyonlarının yüksek tutularak başarının bu nedenle yüksek çıktığı düşünülmektedir. Bu düşünceye paralel olarak uzun süreli yapılan çalışmalarda (Lynch, 2002; Tucker, 2001) diğer yöntemlere karşı anlamlı bir farklılığın olmadığı sonucunu elde edilmesinin belirtilmesiyle desteklenmektedir. Katılımcıların sınıf yönetimi ile ilişkili sorunların çözümünde öğrenci katılımını arttıracak tasarımların geliştirilmesine değindiği ve bu kapsamda sosyal ağ özelliklerinin gelişimini, anlık bilgilendirme mekanizmalarını, güdüleyici çevrim içi etkinliklerin ve sosyal medya araçlarının kullanımını, kullanıcı dostu sistemlerin üretilmesini ve bu sistemlerin oyunlaştırma öğeleriyle zenginleştirilmesini önerdikleri belirlenmiştir. Önerileri içeren diğer bir kategoride ise öğretimin etkili bir şekilde planlanmasına ve öğretim elemanlarının e-öğrenme sistemlerine ilişkin bilgi ve deneyimlerinin arttırılmasına değindikleri ortaya konmuştur. Uzmanların bu önerileri eöğrenme standartlarının yeterli düzeye gelmediğinin ya da var olan standartların genellenebilir şekilde kullanılmadığı şeklinde yorumlanmıştır. Al ve Madran (2004) ve Gülnar (2008) tarafından yapılan araştırmalarda bu standartların önemi vurgulanmış; birçok çalışmada da (Dinçer, 2006; French, 1999; French ve Hale, 1999; Khan ve Vega, 1997; İpek, 2001; Pahl, 2003; Şahin ve Yıldırım, 1999; Uşun, 2000; Venezky ve Osin, 1991) bu standartlara ilişkin eöğrenme sistemlerinde özellikle sınıf yönetimi ile ilgili olması gereken maddeler ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır. Öğretimin etkili bir şekilde planlanması altında uygulama ve yöntemlerin ayrıntılı planlanmasını, bu süreçte öğrenci görüşlerinin dikkate alınmasını, öğrenen yeterliliklerinin belirlenmesi ve geliştirilmesini, pilot uygulama çalışmalarını ve teknik uzman desteğini önermişlerdir. Bu öneri yukarıda belirtilen kaynaklarda benzer olarak önerilmiş ve e-öğrenme standartları ile ilişkilendirilmiştir. Bu noktada bir önceki paragrafta vurgulanan standartların oldukça önemli olduğu ve biran önce bu standartların geliştirilerek yayınlaştırılmasının gerektiği düşünülmektedir. Sonuç olarak araştırmada eğitim fakültelerinde görev yapan katılımcıların hem alana özgü derslerde hem de ortak derslerde e-öğrenme sistemlerini kullandıkları belirlenmiştir. Bu süreçte karşılaştıkları sorunların ise sınıf yönetiminin boyutlarını oluşturan etkili iletişimi sağlama, zaman yönetimi ve öğretimin yönetimi ile ilişkili olduğu, bu sorunların çözümü adına öğrenci katılımını arttıracak tasarımları, öğretim elemanlarının e-öğrenme sistemlerine ilişkin bilgi ve deneyimlerinin arttırılmasını ve öğretimin etkili bir şekilde planlanmasını önerdikleri ortaya konmuştur. Elde edilen bu sonuç e-öğrenme sistemlerinin uygulandığı yükseköğretim kurumlarında sınıf yönetimi alanında yaşanan sorunların çözümü için öğretim elemanlarının e-öğrenme uygulamalarını planlamaya ilişkin bilgi, beceri ve deneyim kazanmaları gerektiğini göstermektedir. Bununla birlikte e-öğrenme sistemlerine yönelik araçlarda öğrenci katılımını arttırıcı yapısal düzenlemelere gereksinim duyulduğu görülmektedir. 463 Serkan Dinçer & Melis Yeşilpınar-Uyar Yapılandırılmış Öz/Structured Abstract The Problems Related to Classroom Management Encountered in The Process of Using E-Learning Systems and Solution Suggestions Serkan Dinçer1, Melis Yeşilpınar-Uyar2 Introduction. The increasing proliferation of information today bring along the use of this information in integrated educational environments with the technology and this situation requires an examination of alternative learning ways which are effective for students to acquire different skills and knowledge. It is stated that the adaptation to this change of the institutions that aim to be consistent to the necessities of the time is ensured by e-learning that has started to be adopted quickly (Duran, Önal & Kurtuluş, 2006). E-learning is regarded as a teaching process that uses technology on the computer as CD-ROM, the Internet, or intranet (Clark & Mayer, 2008). It is stated that the instructor and learner are separated by virtual reality in case of e-learning. This situation makes the content a significant block. In this context, it is indicated that the content is the only decisive factor for effective learning (Hamid, 2001). Because of this, it is stated that the e-learning process requires the content connected to the aims of learning and in this process, it is seen that the use of teaching methods like the examples and practices that help learning and media tools were emphasized (Clark & Mayer, 2008). In this context, while the lessons are taught via using teaching technologies like printed materials, blackboard, projectors in the classrooms and laboratory at the traditional learning environments, it is emphasized that the students must be on the computer necessarily (Gülbahar, 2012). However, it is stated that elearning should not only be limited to computers and the internet, this education process includes both web and web-based applications, and it brings about other electronic technologies (such as video conferencing) and the properties they have (Yilmaz & Horzum, 2005). It is stated that the leading one of the factors that make the learning process attractive are place and time flexibility, and providing global learning opportunity (Gökdaş & Kayri, 2005), it is expressed that within this process, the students can complete the individualized education process considering individual learning pace at an appropriate stage (Altıparmak, Kurt & Kapıdere, 2011). Res. Assist. Dr., Çukurova University, Adana-Turkey, [email protected], University, Adana-Turkey [email protected] 1 464 2 Res. Assist., Çukurova E-Öğrenme Sistemleri ve Sınıf Yönetimi In another dimension, it is noted that students can access the courses without time limit in the timeframe they want, can find quick solutions to the problems by academic advising and a link is established between teachers and students thanks to the diversified different web technologies (Mutlu, Dinçer, Okur & Şişman, 2004). It is seen that the advantages of e-learning put forward education applications including e-learning process at all education levels with higher levels. Because, it is stated that the universities of the 21st century aim to deliver knowledge in a competitive environment to a wide audience rapidly and it is expressed that this situation can be achieved through the development of an education system based on technology benefiting from computer networks (Karasar, 2004). Still, the use of new technologies in higher education in Turkey is reported not to be at the desired level. The basic reasons of these are financial difficulties, not having the desirable education and training level at higher education, the inadequacy of the knowledge and application infrastructure of the academics working at universities, that the value of the information technologies has not been grasped by the managers yet, that the academicians and the students are not open to the new ideas, and the lack of technical infrastructure (Turan & Çolakoğlu, 2008). However, it is stated that e-learning is considered as an alternative to the class based learning by many people and when e-learning benefiting from the opportunities of technology is used in a complementary way to class-based learning it is more fruitful (Aslan, 2006). It is seen that the problems regarding the use of e-learning systems are related generally to the level of preparedness for e-learning systems. In addition to the lack of technical skills and infrastructure; time management, individual learning differences, self-management about learning can also be the dimensions that form this level. (Smith, 2005). It is expressed that the arrangement responsibility of learning experiences according to the students’ individual differences is related to leadership skills (Apaydın, Vilkinas & Cartan, 2011). Therefore, the e-learning system factors, especially education management, which are related to classroom management should be taken into account in the implementation process. It was determined that the least studied subjects in the researches about educational technologies in our country are communication in education and educational administration (Şimşek et al., 2009). When the domestic and international studies are examined it is seen that the use of media tools and internet based learning resources have been studied, developed and evaluated, different e-learning models have been introduced and these models have been evaluated in the implementation process, e-learning and face to face learning implementations have been compared in terms of their advantages and limitations (Aydın & Biroğul, 2008; Bañados, 2006; 465 Serkan Dinçer & Melis Yeşilpınar-Uyar Çakmak & Yılmaz, 2014; Karasar, 2004; Kassens-Noor, 2012; Lahti, Kontio, Pitkänen & Välimäki, 2014; Murphy, Worswick, Pulman, Ford & Jeffery, 2015; Reily, Vandenhouten, Gallagher-Lepak & Ralston-Berg, 2012). In these researches, the problems in e-learning implementations were featured but there was no investigation study in the context of direct classroom management. In the light of the specified points, the use of e-learning system that complements the class-based applications needs to be examined in the context of classroom management. Purpose. In this study, the investigation of the problems the instructors encounter in the process of using e-learning systems in the context of classroom management was aimed. In accordance with this purpose, the answers of the research questions below were sought: 1. Which courses that the instructors give a place the use of e-learning systems are? 2. What are the problems related to classroom management the instructors encounter in the process of using e-learning systems? 3. What are the instructors’ suggestions for the solution of the problems related to classroom management they encounter while using e-learning systems. Method. In the study, phenomenology pattern which is a qualitative research pattern was used. The phenomenology taken to the center at this study is the instructors’ experiences about the use of e-learning systems. Within this scope, the experiences of the participants were examined profoundly in the context of classroom management. Criterion sampling method which is a kind of purposeful sampling method was used in order to choose the research participants. The criteria for choosing the instructors are that the participants work at the department of computer and technology at different universities and they use the e-learning systems in their classes effectively. The eleven instructors that fit the criteria constitute the participants of the research. The interview form consisting of open-ended questions were used to collect the data. In order to prepare the form, the questions prepared for the purpose of the research were submitted to expert analysis and after the necessary arrangements, the scope and clarity of the questions have been revised by performing pilot scheme with an instructor. After completing this, the form was finalized. The form comprised of the classes using e-learning systems, the problems about classroom management field encountered in the lessons, five open-ended questions to reveal the opinions for the levels and solutions. In the process of collecting the data, as the instructors work in different universities in Turkey their opinions were taken via e-mail, and if it was necessary, their opinions were taken again. For the analysis of the data, content analysis method 466 E-Öğrenme Sistemleri ve Sınıf Yönetimi which is a kind of content analysis was utilized and NVIVO 10 program was used. In line with recommended strategies in order to increase the reliability of the study, correspondence percentage formula was used and the correspondence rate between the two encoders was calculated as .83 Findings. From the findings regarding to the classes using e-learning systems,, it was determined that the instructors in the departments of computer and teaching technologies use e-learning systems in the specific courses for the field to the different departments, as well as the shared classes in the education faculties like teaching practice, school experience, scientific research methods, Instructional technology and material development, curriculum development and instruction and English. It was determined that the instructors have problems mostly about the method of teaching in the process of using elearning systems. It was found that, the participants in this category have problems arising from students’ indifference and their inadequacy of the level of preparedness, the use of interaction tools and methods and the interface and working mechanism which are not user-friendly. The other problems in this category were about preparing material, providing regular and proper feedback and assessment and evaluation. It was determined that the other problems about the dimension of classroom management are about providing effective communication and time management. It was determined that the participants referred to the developing the designs that increase the participation of the students for solving the problems related to the classroom management and in this context, they suggested improving social network features, using instant informing mechanisms, motivative online activities and social media tools, and these systems would be enriched by dramatization components. Conclusions, Discussions and Implication. As a result, it was determined that the participants working at the educational faculties use e-learning systems both in the classes specific to the field and shared classes. It was revealed that the problems they encounter are related to providing effective communication that constitutes the dimensions of classroom management, time management, and teaching method and they suggest that in order to solve these problems, the designs that increase the participation of the students, and the instructors’ information and experiences about e-learning systems should be enhanced and the teaching should be planned effectively The result obtained indicates that the instructors need to gain information, skill and experience about planning teaching and e-learning practices for the solution of the problems encountered in the classroom management field in higher education institutions that implement e-learning systems. In addition to this, it is seen that structural arrangements that increase student participation are needed for the tools of e-learning systems. 467 Serkan Dinçer & Melis Yeşilpınar-Uyar Kaynaklar/References Al, U. ve Madran, O. (2004). Web tabanlı uzaktan eğitim sistemleri: sahip olması gereken özellikler ve standartlar. Bilgi Dünyası, 5(2), 259-271. Altıparmak, M., Kurt, İ. D. ve Kapıdere, M. (2011). E-öğrenme ve uzaktan eğitimde açık kaynak kodlu öğrenme yönetim sistemleri. XI. Akademik Bilişim Kongresi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Çanakkale Apaydın, Ç., Vilkinas, T., & Cartan, G. (2011). Predictors of leadership effectiveness for Turkish secondary school teachers. University Journal of Faculty of Educational Sciences, 44, 107-129. Aslan, Ö. (2006). Öğrenmenin yeni yolu: E-öğrenme. Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 16(2), 121-131. Atıcı, B. (2004). Sosyal bilgi inşasına dayalı sanal öğrenme çevrelerinin öğrenci başarısı ve tutumlarına etkisi (Yayımlanmamış doktora tezi). Fırat Üniversitesi, Elazığ. Aydın, C. Ç., & Biroğul, S. (2008). E-öğrenmede açık kaynak kodlu öğretim yönetim sistemleri ve Moodle. International Journal of Informatics Technologies, 1(2), 31-36 Bañados, E. (2006). A blended-learning pedagogical model for teaching and learning EFL successfully through an online interactive multimedia environment. Calico Journal, 23(3), 533-550. Çakmak, E., & Yilmaz, S. M. (2014). E-learning from the perspective of right to education. Procedia-Social and Behavioral Sciences, 116, 426-430. Chan, K. W., Wong, K. Y. A., & Lo, S. C. E. (2012). Relational analysis of intrinsic motivation, achievement goals, learning strategies and academic achievement for Hong Kong secondary students. The Asia-Pacific Education Researcher, 21(2), 230-243. Clark, R. C., & Mayer, R. E. (2008). E-learning and the science of instruction: Proven guidelines for consumers and designers of multimedia learning. New York: John Wiley & Sons. Creswell, J. W. (1998). Qualitative inquiry and research design: Choosing among five traditions. Thousand Oaks, CA: Sage. Daugherty, M., & Funke, B.L. (1998). University faculty and student perceptions of Web-based instruction. Journal of Distance Education, 13(1), 21-39. Dinçer, S. (2006). Bilgisayar destekli eğitim ve uzaktan eğitime genel bir bakış. Akademik Bilişim 2006, 9-11 Şubat, Pamukkale Üniversitesi, Denizli. Duran, N., Önal, A. ve Kurtuluş, C. (2006). E-öğrenme ve kurumsal eğitimde yeni yaklaşım öğrenim yönetim sistemleri. Bilgi Teknolojileri Kongresi IV, Akademik Bilişim, Bildiriler Kitabı (ss. 97-101), Pamukkale Üniversitesi, Denizli. French, D. (1999). Preparing for internet based learning. In D. French, C. Hate, C. Johnson, G. Farr (Eds.), Internet-based learning: An introduction and framework for higher education and business. Stylus, Virginia. 468 E-Öğrenme Sistemleri ve Sınıf Yönetimi French, D. & Hale, C. (1999). Web-Related Assessment and Evaluation. In D. French, C. Hate, C. Johnson, G. Farr (Eds.), Internet-based learning: An introduction and framework for higher education and business. Stylus, Virginia. Gillet, N., Vallerand, R. J., & Lafrenière, M. A. K. (2012). Intrinsic and extrinsic school motivation as a function of age: The mediating role of autonomy support. Social Psychology of Education, 15(1), 77-95. Gökdaş, İ. ve Kayri, M. (2005). E-öğrenme ve Türkiye açısından sorunlar, çözüm önerileri. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 2(2), 1-20. Gülbahar, Y. (2012). E-öğrenme (2. Baskı). Ankara: Pegem Akademi. Gülnar, B. (2008). Bilgisayar ve internet destekli uzaktan eğitim programlarının tasarım, geliştirme ve değerlendirme aşamaları (SUZEP Örneği). Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 19, 259-271. Hamid, A. A. (2001). E-Learning: Is it the “E” or the learning that matters?. The Internet and Higher Education, 4(3), 311-316. İpek, İ. (2001). Bilgisayarla öğretim tasarım, geliştirme ve yöntemler. Ankara: Tıp Teknik. Karasar, Ş. (2004). Eğitimde yeni iletişim teknolojileri-internet ve sanal yüksek eğitim. The Turkish Online Journal of Educational Technology, 3(4), 117-125. Kassens-Noor, E. (2012). Twitter as a teaching practice to enhance active and informal learning in higher education: The case of sustainable tweets. Active Learning in Higher Education, 13(1), 9-21. Khan, B. & Vega, R. (1997). Factors to consider when evaluating a web based instruction course: A Survey. In Khan, B. (Ed.), Web based training. New Jersey: Educational Technologies Publications Englewood Cliffs. Lahti, M., Kontio, R., Pitkänen, A., & Välimäki, M. (2014). Knowledge transfer from an e-learning course to clinical practice. Nurse Education Today, 34(5), 842-847. LeCompte, M. D., & Goetz, J. P. (1982). Problems of reliability and validity in ethnographic research. Review of Educational Research, 52(1), 31-60. Liu, J. (2013). The assessment agent system: Design, development, and evaluation. Educational Technology Research and Development, 60(2), 197-215. Lynch, T. (2002). LSU expands distance learning program through online learning solution (Applications). THE Journal (Technological Horizons in Education), 29(6), 47-49. Miles, M. B., & Huberman, A. M. (1994). Qualitative data analysis (2nd ed.). Thousand Oaks, CA: Sage. Murphy, J., Worswick, L., Pulman, A., Ford, G., & Jeffery, J. (2015). Translating research into practice: Evaluation of an e-learning resource for health care professionals to provide nutrition advice and support for cancer survivors. Nurse Education Today, 35(1), 271-276. Mutlu, M. E., Dinçer, G. D., Okur, M. R. ve Şişman, S. (2004). E-öğrenme sistemlerinin tasariminda kavram haritalari, öğrenme nesneleri ve eğitim yönetim sistemlerinin rolü. Akademik Bilişim 04 (ss. 11-13), Mersin Üniversitesi, Mersin. 469 Serkan Dinçer & Melis Yeşilpınar-Uyar Özmen, Ş. (2001). Eğitimde sanal sınıf uygulamaları ve sonuçları. VII. Türkiye'de Internet Konferansı, İstanbul. Pahl, C. (2003). Managing evolution and change in web-based teaching and learning environments. Computers & Education, 40(2), 99-114. Patton, M. Q. (2002). Qualitative evaluation and research methods (3rd ed.). London: Sage. Pirnary-Dummer, P., Ifenthaler, D., & Spector, J. M. (2010). Highly integrated model assessment technology and tools. Educational Technology Research and Development, 58(1), 3-18. Reilly, J. R., Vandenhouten, C., Gallagher-Lepak, S., & Ralston-Berg, P. (2012). Faculty development for e-learning: A multi-campus community of practice (COP) approach. Journal of Asynchronous Learning Networks, 16(2), 99-110. Smith, P. J. (2005). Learning preferences and readiness for online learning. Educational Psychology, 25(1), 3-12. Suanpang, P., Petocz, P., & Kalceff, W. (2004). Student attitudes to learning business statistics: Comparison of online and traditional methods. Journal of Educational Technology & Society, 7(3), 9-20. Şahin T. Y. ve Yıldırım, S. (1999). Öğretim teknolojileri ve materyal geliştirme. Ankara: Anı. Şenkal O., & Dinçer S. (2015). A discussion on e-examination system. Pedagogia, 1(10), 1-9. Şimşek, A., Özdamar, N., Uysal, Ö., Kobak, K., Berk, C., Kılıçer, T. ve Çiğdem, H. (2009). İkibinli yıllarda Türkiye’deki eğitim teknolojisi araştırmalarında gözlenen eğilimler. Kuram ve Uygulamada Eğitim Bilimleri Dergisi, 9(2), 115-120. Tucker, S. (2001). Distance education: Better, worse, or as good as traditional education?. Online Journal of Distance Learning Administration, 4(4). Turan, A. H., & Çolakoğlu, B. E. (2008). Facultys acceptance and use of technology in higher education: An empirical assessment at Adnan Menderes University. Doğuş Üniversitesi Dergisi, 9(1), 106-121. Uşun, S. (2000). Dünya’da ve Türkiye’de bilgisayar destekli öğretim. Ankara: Pegem A. Venezky, R., & Osin, L. (1991). The intelligent design of computer assisted instruction. New York & London: Longman. Weinerth, K., Koenig, V., Brunner, M., & Martin, R. (2014). Concept maps: A useful and usable tool for computer-based knowledge assessment? A literature review with a focus on usability. Computers & Education, 78, 201-209. Wolters, C. A., & Rosenthal, H. (2000). The relation between students’ motivational beliefs and their use of motivational regulation strategies.International Journal of Educational Research, 33(7), 801-820. Yıldırım, A. ve Şimşek, H. (2008). Sosyal bilimlerde nitel araştırma yöntemleri (7. Baskı). Ankara: Seçkin. Yılmaz, K. ve Horzum, M. B. (2005). Küreselleşme, bilgi teknolojileri ve üniversite. İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 6(10), 103-121. 470 Kuram ve Uygulamada Eğitim Yönetimi 2015, Cilt 21, Sayı 4, ss: 471-498 www.kuey.net İlk Defa ve Yeniden Okul Müdürü Görevlendirilmesi: Sözlü Sınav Üzerine Bir Değerlendirme Principle Assignments for the First Time and Over Again: An Assessment on Oral Exam Kemal Kayıkçı1, İzzet Özdemir2, Gülnar Özyıldırım3 Öz Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Görevlendirilmelerine İlişkin Yönetmelik, 10/06/2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu çalışmanın amacı, söz konusu yönetmelik ile uygulamaya konulan ‘ilk defa ve yeniden müdür görevlendirme’ işlemleri hakkında, okul müdürü adayların görüşlerini belirlemektir. Bu çalışma nitel bir araştırmadır. Yöntem olarak durum çalışması desenindedir. Çalışma grubunun belirlenmesinde amaçlı örneklem yöntemlerinden maksimum çeşitlilik örneklemesi kullanılmıştır. Antalya ilinde görevli 12 katılımcı çalışma grubunu oluşturmuştur. Araştırmada; bireysel görüşme tekniği kullanılmıştır. Veriler, yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla toplanmış ve içerik analizi tekniği ile incelenmiştir. Katılımcılar, sözlü sınav değerlendirme konularını uygun bulmakla birlikte; sözlü sınav süresinin kısa olması ve kısa cevaplı üç soru ile sözlü sınav konularının ölçülemeyeceği, objektif bir değerlendirme yapılmadığı ve sözlü sınav ile müdür seçmenin isabetli olmayacağı görüşündedirler. Ayrıca müdürlükten önce müdür yardımcılığı yapılması, hizmet öncesi yöneticilik eğitimi alınması, yazılı sınav yapılması, sürece yayılan bir değerlendirme yapılması ve okul müdürlüğünün diğer yöneticiliklerle ilişkilendirilmesini önermişlerdir. Anahtar sözcükler: Okul müdürü, yönetici, seçme, atama, görevlendirme Abstract The regulation, regarding to assignment of administrators of educational institutions which are depended on Ministry of National Education, came into force on 10/06/2014. The aim of this study is to determine the view of school administrator candidates on the first time and re-assignment of school administrators’ process which was applied with the regulation in question. This study is a qualitative research and a case study as the design method. Maximum variation sampling method which is a type of purposive sampling techniques was used for the determination of the samples. The study group consists of 12 participants, working in Antalya Province. In the research, individual interview technique was used. Data were collected through semi-structured interview form and examined by being used content analysis technique. Although participants found the topics of the oral exam evaluation appropriate, they thought that the duration of the oral test was short and the oral exam issues could not be measured with three short-answer questions. Moreover; they were in opinion that there wasn’t an objective evaluation and it was not accurate to selection of school administrators with oral test. Also, they suggested that they should be an assistant administrator before being a school administrator; they should take pre-service management training; there should be done a written exam and an evaluation that spreads to process as well as being a school administrator should be associated with other administrations. Keywords: School principals, directors, selection, appointment, assignment Received: 17.03.2015 / Revision received: 07.10.2015 / Second revision received: 28.10.2015 / Approved: 30.10.2015 Doç. Dr., Akdeniz Üniversitesi, Antalya, [email protected], 2Müfettiş (Doktora Öğrencisi), Akdeniz 3 Üniversitesi, Antalya, ozdemirizzethotmail.com, Arş. Gör., Akdeniz Üniversitesi, Antalya, [email protected] 1 Atıf için/Please cite as: Kayıkçı, K., Özdemir, İ. ve Özyıldırım, G. (2015). İlk defa ve yeniden okul müdürü görevlendirmesi: Sözlü sınav üzerine bir değerlendirme. Kuram ve Uygulamada Eğitim Yönetimi, 21(4), 471498. doi: 10.14527/kuey.2015.018 Kemal Kayıkçı, İzzet Özdemir & Gülnar Özyıldırım Giriş Yirmibirinci yüzyılın eğitim ihtiyaçlarını karşılamak için okullardan değişime ayak uydurması, değişimi nasıl gerçekleştireceğini öğrenmesi ve bu sayede gelişim sürecini devam ettirmesi beklenmektedir (Weston ve Brooks, 2008). Okul müdürleri de, daha dinamik rol oynamak zorundadırlar ve yukarıdan aşağıya yönergelerle okulu yönetmekten daha fazla işler yapmak durumundadırlar (The Organization for Economic Cooperation and Development [OECD], 2009). Okul müdürlerinin okul geliştirme çabalarının merkezinde olduğu kabul edilmektedir (Su, Gamage ve Mininberg, 2003). Etkili okul liderliğinin öğretmenlerin çalışma kapasitelerini ve motivasyonlarını artırmak suretiyle okulların eğitimsel sonuçlarını geliştirdiği (Hugonnier, 2009) ve öğrencilerin başarılarını doğrudan etkilediği kabul edilmektedir (Pont, Nusche ve Moorman, 2008). Okulun ve eğitimin niteliğinin geliştirilmesinde kilit önemi olan ve liderlik özelliklerine sahip olması beklenen okul müdürünün (Rivkin, Hanushek ve Kain, 2005),“belirlenen rolleri başarı ile oynayabilmesi, kuşkusuz yönetim alanında yetişmiş ve aranılan nitelikleri kazanmış olmasını gerektirir” (Taymaz, 1997, s. 2). Bu nedenle doğru adayın doğru göreve getirilmesi, eğitim sistemleri açısından kaçınılmaz bir zorunluluktur (Nusche, 2009). Okul yöneticilerinin seçilmesi ve atanması, ülkenin kamu yönetimi sistemiyle yakından ilişkilidir (Balcı, Memduhoğlu, İlgan, Erdem ve Taşdan, 2007). En iyi adayları seçmek için sistem geliştirme çabaları sürmektedir (Blackmore, Thomson ve Barty, 2006). Aralarında Birleşik Krallık, İrlanda, İzlanda, İsveç, Norveç, Finlandiya, Portekiz, Danimarka, Hollanda, Avusturya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Slovenya ve Hırvatistan’ın da bulunduğu yaklaşık olarak Avrupa ülkelerinin üçte ikisinde, okul yöneticileri, boş pozisyonların ilan edilmesi, başvuruların alınması yoluyla adayları seçmenin merkezi olmadığı “açık işe alım yöntemiyle” seçilmektedir. İşe alım bazen yerel yetkiliyle işbirliğinde genelde okulun yükümlülüğüdür. Açık işe alımın ne derece düzenlendiği büyük ölçüde değişmektedir. Bazı ülkelerde, belli düzenlemeler yoktur, ancak genel istihdam yasaları geçerlidir. Diğer bazı ülkeler detaylı prosedürler oluşturmuştur. Örneğin, İrlanda’da okul yetkilisi üzerinde anlaşmaya varılan prosedürleri takip ederek okul yöneticisini işe alır ve atamasını yapar: boş pozisyonlar okulda ve yönetim kurullarınca belirlenen bir web sitesinde (ilköğretim için) ya da en az bir ulusal gazetede ilan edilir (Eurydice, 2013, s.115-116). Aynı şekilde Birleşik Krallık’ta (İngiltere ve Galler), okul idari kurulundaki yerel yetkililerce yönetilen okullar yerel yetkilileri boş pozisyonlardan haberdar etmeli, iş ilanını İngiltere ve Galler çapında yayınlamalı, seçim kurulu atayıp seçilen adaylarla görüşerek, gerekli olduğunda görüşülen adaylardan birinin atanmasını tavsiye edip atamasını yapmalıdır (Eurydice, 2013; Thody, 2007). 472 Okul Müdürü ve Sözlü Sınav Aralarında İspanya, İtalya, Malta, Bulgaristan, Romanya, Polonya ve Litvanya’nın da bulunduğu on bir Avrupa ülkesinde okul yöneticileri “rekabetçi bir sınavla” seçilir. Bu sınavlar kamuya açıktır ve merkezi olarak düzenlenir. Örneğin Litvanya’da, en az iki aşama vardır. İlkinde, adayın liderlik ve yöneticilik yeterlilikleri ile diğer temel yeterlilikleri bağımsız bir yetkili tarafından değerlendirilir. Sonra ise, aday bu değerlendirmeyi geçerse okul sahibi (belediye ya da devlet yetkilisi) tarafından düzenlenen sınavda yer alabilir. İspanya’da, rekabetçi prosedürde bazı aşamalar vardır. İlk olarak, eğitim yetkilisi yıllık olarak kariyerli memur öğretmenler için ‘yeterlilik-bazlı seçim’ çağrısını yayınlar. Adaylar okul yöneticisi olmak istedikleri okula başvuru formlarını yollar. Ardından, bir ‘seçim komisyonu’ (comisiÛn de selecciÛn) başvuruları iş koşulları, adayın akademik ve mesleki yeterlilikleri ve ‘yönetim projelerini’ (proyecto de direciÛn) göz önüne alarak değerlendirir. Son olarak da, aday başlangıç eğitim programını geçtikten sonra, dört yıllık yenilebilir bir süre için Eğitim Yetkilisi tarafından atanır (Eurydice, 2013, s.115-116). Bazı ülkelerde okul yöneticileri “aday listelerinden” seçilir, Aday listelerinin kullanımı okul yöneticiliği için başvuran adayların isim ve yeterliliklerinin üst düzey yetkilisine ya da orta düzeyde yetkiliye iletilmesi ile başvuruların alındığı bir sistemdir (Eurydice, 2013, s.115-116). Fransa’da okul yöneticiliğine geçiş bir eğitim programına katılmakla başlar. Bu programı bitirdikten ve adayın tercihi alındıktan sonra ilgili okuldan sorumlu eğitim otoritesi ve yerel unsurların görüşleri doğrultusunda aday, Eğitim Bakanlığı tarafından atanmaktadır (Şimşek, 2014). Sadece dört ülkede: Almanya, Yunanistan, Kıbrıs ve Lüksemburg’da, aday listeleri tek işe alım kanalıdır (Eurydice, 2013, s.115-116). Almanya’da okulun yer aldığı ilin eğitim otoritesi, okul bölgesine ve temsilcilerine danışarak ve adaylardan örnek bir ders vermelerini de isteyerek atama hakkında bakanlığa bir öneri yapar ve eyalet eğitim bakanlığı tarafından atama gerçekleştirilir (Şimşek, 2014).Yunanistan’da, okul yöneticilerinin seçimi ve atanması için her dört yılda bir değerlendirme tablosu oluşturulabilir. Kariyerleri boyunca adayların topladıkları puanlara (örn. yeterliliklere ilişkin, hizmet yılı, sürekli mesleki gelişim, yayınlar vb.) göre okul yöneticisi olmasını belirleyecek bir prosedür olan görüşmeye çağrılabilir (Eurydice, 2013, s.115116). ABD’de 19. yüzyılda ilk üniversite programlarının oluşturulmasıyla birlikte okul müdürlerinin formal olarak yetiştirilmesine başlanmıştır (Brundrett, 2001). ABD’de birçok eyalette okul müdürü olarak atanabilmek için tamamlanması zorunlu programlar bulunmaktadır (Bush ve Jackson, 2002; Su vd., 2003). 1993’lere gelindiğinde okul müdürü olabilmek için yüksek lisans eğitimi almayı zorunlu kılan eyalet sayısı 45’e çıkmıştır (Şişman ve Turan, 2002). 32 eyalette okul yöneticilerinin mentorlük yoluyla desteklenmesini öngören yasal düzenlemeler çıkarılmıştır (Daresh, 2004). ABD, Kanada, Avustralya gibi 473 Kemal Kayıkçı, İzzet Özdemir & Gülnar Özyıldırım ülkelerde; okul yöneticileri genellikle okulun yönetiminden sorumlu bir kurul, komite veya heyet tarafından seçilmektedir (Normore, 2004; Su vd., 2003). Japonya’da yöneticilerin belirlenmesi il eğitim kurulları ve yerel eğitim kurullarının yetki alanındadır. Okul yöneticisi olmak için bir dizi sınav vardır (Uçar ve Uçar, 2004).Çin-Şangay’da okul yöneticileri doğrudan yerel Komünist Parti yetkilileri tarafından atanmaktadır. Güney Kore’de yerel eğitim bölgesi yöneticisi, okul yöneticisi olarak kimin atanması gerektiği konusunda bir öneri yapar ve ancak devlet başkanının onayıyla kişiler okul müdürlüğüne atanır (Şimşek, 2014). Hong Kong’da müdürlerin seçiminde ana seçim mekanizması görüşmedir (Kwan ve Walker, 2009). Güney Afrika’da, yöneticileri atamak Güney Afrika Eğitimciler Konseyi’nin sorumluluğudur (Joubert, 2008). Okul yöneticilerinin yetiştirilmesine yönelik “Advanced Certificate in Education: School Leadership (ACE)” programı uygulanmaya başlanmıştır (Bush, Kinggundu ve Moorosi, 2011). İran’da okul müdürü adaylarının, eğitim yönetimi kursları veya yeterlilik sınavlarında başarılı olmaları gerekir (MortezaGhasemy, 2011). Okul yöneticilerin yetiştirilmesi ve görevlendirilmesi, ülkemizde de sürekli üzerinde tartışılan bir konu olmuştur. 1962 yılında Merkezi Hükümet Teşkilâtı Araştırma Projesi (MEHTAP) raporu hazırlanmıştır. Bu raporda Bakanlığın ihtiyaç duyduğu eğitim yöneticilerini yetiştirmek amacıyla üniversitelerde eğitim fakülteleri veya eğitim bölümleri açılması öngörülmüştür (Altın ve Vatanartıran, 2014). Okul yöneticilerinin yetiştirilmesi konusu; 7, 14, 15, 16, 17, 18 ve 19. Millî Eğitim Şuralarında gündeme gelen önemli bir konu olmuştur (Millî Eğitim Bakanlığı, 2014). Yöneticilerin seçilmesi, yetiştirilmesi ve atanması işlemlerini düzenleyen mevzuatın göreli olarak daha yeni olduğu ve çok sık değiştiği söylenebilir. 1998, 2004, 2007, 2008, 2009, 2013 yılı Şubat ayı, 2013 yılı Ağustos ayı ve 2014 yılında olmak üzere kısa sürede sekiz farklı yönetmelik yayımlanmıştır. 1998 yönetmeliği ile yönetici adaylarının yönetici olmadan önce yöneticilik eğitimi almalarının yasal dayanağı sağlanmıştır (Karip ve Köksal, 1999). 2004, 2007, 2008 yıllarında yürürlükte olan yönetmeliklerde yazılı sınav kaldırılmış, 2009 yönetmeliğinde tekrar yazılı sınav getirilmiştir (Akçadağ, 2014). Ülkemizde okul müdürlerinin atamasını düzenleyen yönetmeliğin çok sık değişmesi, Türkiye’de okul yöneticisi yetiştirme ve atamaya dönük standartların henüz geliştirilemediğini (Şişman ve Turan, 2002), bilimsel temelli politikalar üretilemediğini (Çelik, 2002) ve sistem arayışının devam ettiğini gösterebilir. Okul müdürlerinin yetiştirilmesi ve atanması konusunda yönetmeliklerin değişmesiyle birlikte yeni getirilen uygulamalarla ilgili çok sayıda araştırma yapılmıştır. Konuyla ilgili yapılan bir araştırmada; bazı okul müdürlerinin, kendileri sınavla atanmadığı ve müdür yardımcılığından geçmediği halde bu ölçütlerin olması gerektiğini ısrarla savundukları sonucuna ulaşılmıştır (Aslanargun, 2012).Başka bir araştırmada okul müdürleri; müdür adaylarının 474 Okul Müdürü ve Sözlü Sınav başarılı ve tercihen lisansüstü eğitim almış öğretmenler arasından seçilmesi, müdür atamalarında kariyer basamakları sisteminin oluşturulması, seçilen müdür adaylarının, hizmet öncesi bir eğitimden geçtikten sonra, deneyimli bir yönetici yanında iş başında yetiştirilmeleri yönünde görüşler ifade etmişlerdir (Demirtaş ve Özer, 2014). Diğer bazı araştırmalarda da; eğitim yöneticiliğine atanacakların kıdem, yüksek lisans, hizmet içi eğitim, sınav ve mülakat gibi kriterler ile seçilmelerinin yanı sıra, göreve atanmadan önce stajyer yönetici olarak çalışmaları (Altın ve Vatanartıran, 2014); okul yöneticilerinin yüksek lisans yoluyla yetiştirilip atanması uygulamasının, mevcut yüksek lisans programlarının dışında bir yıl teorik, bir yıl da üniversitenin bulunduğu ilde, bir okul yöneticisinin yanında çalışma yoluyla olması (Cemaloğlu, 2005); okul müdürlerinin seçimi ve istihdamında portfolyo, süreç değerlendirme vb. alternatif seçme yöntemleri esas alınarak geliştirilecek mesleki yeterliliklerin dikkate alınması (Akbaşlı ve Balıkçı, 2013);yöneticilerin hizmet öncesinde yetiştirilmesi ve bu amaçla eğitim yöneticisi yetiştirme programının oluşturulması ve üniversitelerin birikiminden yararlanılması (Akın, 2012; Akçadağ, 2014); yönetim kademelerinde hiyerarşik biçimde geçişlere açık, esnek bir yapı oluşturulması, kurum içinde uygulamalı eğitim yönetimi stajı verilmesi(Özmen ve Kömürlü, 2010); okul yöneticiliği için üniversiteler ve Milli Eğitim Bakanlığı işbirliği ile teorik ve uygulamalı yetiştirme programlarının açılması (Recepoğlu ve Kılınç, 2014); okul müdürü adaylarının, en az altı ay başarılı okul müdürlerinin yanında stajyer olarak çalışmaları, yetiştirme merkezleri yoluyla yetiştirme programlarından geçirilmesi ve merkezlerde teorik ve uygulamalı eğitim verilmesi önerilmiştir (Morteza-Ghasemy, 2011). Son olarak “Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Görevlendirilmelerine İlişkin Yönetmelik” 10 Haziran 2014 tarih ve 29026 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Söz konusu yönetmeliğe göre yönetici görevlendirme işlemleri genel olarak iki gruba ayrılmıştır. Birinci grupta halen müdür olarak görev yapan ancak yönetmelik gereği dört yıllık müdürlük görev süresi sona eren müdürlerin, görev sürelerinin uzatılması işlemleri düzenlenmiştir. İkinci grupta ise ilk defa ve yeniden müdür görevlendirme işlemleri yer almaktadır. Bu araştırma kapsamında ilk defa ve yeniden müdür görevlendirme süreci incelenmektedir. Yönetmelik hükümlerine göre, müdürlük görev süresinin uzatılması işlemlerinin tamamlanmasından sonra ilk defa müdür olarak görevlendirilmek isteyenlerin başvuruları alınır. Ek:2 değerlendirme formundan (adayın aldığı eğitimlerinin, ödül ve cezalarının, geçmiş hizmetlerinin değerlendirildiği form) alınan puan üstünlüğüne göre boş eğitim kurumu müdürlüğü sayısının üç katı aday sözlü sınava alınır. Sözlü sınavda 70 ve üzerinde puan alan adaylar başarılı sayılır. Sözlü sınavda başarılı olan adayların görevlendirmeye esas puanları, Ek:2 formdan alınan puanın yüzde ellisi ile sözlü sınavdan alınan puanın yüzde 475 Kemal Kayıkçı, İzzet Özdemir & Gülnar Özyıldırım ellisinin toplamı üzerinden belirlenir. Adaylar, hesaplanan görevlendirmeye esas puan üstünlüğü ve tercihleri de dikkate alınarak müdür olarak görevlendirilir (Resmî Gazete, 2014). Yönetmelik hükümlerinden anlaşılabileceği gibi ilk defa okul müdürü olmak için özel bir yöneticilik eğitimi ve yazılı sınavda başarılı olma şartı bulunmamaktadır. Şimşek’in (2009) belirttiği gibi Türkiye’de okul yöneticiliğinin ek bir yöneticilik eğitimine ihtiyaç duyulmaksızın yürütülebilecek bir görev olarak görüldüğü, “meslekte aslolan öğretmenliktir” prensibinin yöneticiliği bir usta-çırak ilişkisi olarak şekillendirdiği söylenebilir. Nitekim 17 Nisan 2015 tarih ve 29329 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nin 4-(1) i) maddesinde eğitim kurumu yöneticiliği, ikinci görev kapsamında yürütülen bir görev olarak tanımlanmıştır. Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Görevlendirilmelerine İlişkin Yönetmelik, yayınlanmasından itibaren kamuoyu gündeminde ciddi şekilde yer bulmuş ve önemli tartışmalara neden olmuştur. Okul müdürlerinin okul gelişimi ve öğrenci başarısı üzerinde doğrudan etkili olduğunun kabul edilmesi (Su, Gamage ve Mininberg, 2003; Hugonnier, 2009; Pont, Nusche ve Moorman, 2008; Rivkin, Hanushek ve Kain, 2005; Kwan ve Walker, 2009), müdürlerin seçilmesi ve görevlendirilmesini öncelikli bir konu haline getirmektedir. Bu nedenle söz konusu yönetmelik hükümlerine göre ilk defa ve yeniden okul müdürü olmak için sözlü sınava katılan müdür adaylarının konu hakkındaki düşüncelerinin öğrenilmesi ve uygulamadaki sorunların tespit edilerek, uygulayıcılara öneriler sunulması oldukça önemlidir. Ayrıca araştırma sonuçları, yönetici seçme ve atama standartlarının oluşturulmasına katkıda bulunabilir. Araştırmanın Amacı Bu çalışmanın amacı,10/06/2014 tarihinde yürürlüğe giren Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Görevlendirilmelerine İlişkin Yönetmelik ile uygulamaya konulan ‘ilk defa ve yeniden müdür görevlendirme’ işlemleri hakkında, okul müdürü adayların görüşlerini belirlemektir. Bu amaca ulaşmak için aşağıdaki sorulara yanıt aranmıştır: Okul müdürü adaylarının; 1. Sözlü sınava katılma esasları hakkındaki görüşleri nelerdir? 2. Sözlü sınav komisyonu hakkındaki görüşleri nelerdir? 3. Sözlü sınav süreci hakkındaki görüşleri nelerdir? 4. İlk defa ve yeniden müdür görevlendirme konusundaki önerileri nelerdir? 476 Okul Müdürü ve Sözlü Sınav Yöntem Araştırmanın Modeli Bu çalışma, nitel bir araştırmadır. Yönetici olabilmek için sözlü sınava katılan adayların yaşadıkları deneyimleri, duygu ve düşüncelerini ve sınav sürecini nasıl anlamlandırdıklarını derinlemesine incelemek ve konunun özünü kavramak amacıyla araştırmanın nitel karakterli yürütülmesine karar verilmiştir. Çalışma yöntem olarak durum çalışması desenindedir. “Durum çalışması, sınırlı bir sistemin derinlemesine tanımlanması ve analiz edilmesidir” (Merriam, 2013, s. 43). Duruma ilişkin etkenler bütüncül bir yaklaşımla araştırılır ve ilgili durumu nasıl etkiledikleri ve ilgili durumdan nasıl etkilendikleri üzerinde odaklanılır (Yıldırım ve Şimşek, 2013, s. 83). Yönetici adaylarının yaşadıkları sözlü sınav sürecine ilişkin ne, nerede, ne zaman, nasıl, niçin, kim (kim ile) sorularını sorarak; konuyu derinlemesine incelemek, ayrıntılı çözümlemek ve değerlendirmek amacıyla bu araştırmada durum çalışması deseni tercih edilmiştir. Çalışma Grubu Çalışma grubunu oluşturan 12 katılımcının özellikleri Tablo 1’de verilmiştir. Tablo 1 Çalışma Grubunu Oluşturan Katılımcı Verileri Araştırmada kullanılan kısaltma 1 Öğretmen* E Lise Evet Başarılı M-Ö.1a+ 2 Öğretmen* K Lise Evet Başarılı M-Ö.1b+ 3 Öğretmen* E Ortaokul Evet Başarısız M-Ö.2a4 Öğretmen* E İlkokul Evet Başarısız M-Ö.2b5 Müd.Yard. E İlkokul Evet Başarısız MYrd.3a6 Müd.Yard. K Ortaokul Evet Başarısız MYrd.3b7 Müd.Yard. E Lise Hayır Başarılı MYrd.4a+ 8 Müd.Yard. E İlkokul Hayır Başarılı MYrd.4b+ 9 Öğretmen E Ortaokul Evet Başarılı Ö.5a+ 10 Öğretmen E İlkokul Evet Başarılı Ö.5b+ 11 Öğretmen E Lise Hayır Başarısız Ö.6a12 Öğretmen E Ortaokul Hayır Başarısız Ö.6b*Sözlü sınavdan önce müdürlük görev süresinin uzatılması için müracaat etmiş, Ek:1 forma göre değerlendirilmiş ve başarısız oldukları için görev süreleri uzatılmamıştır. Sıra No Sözlü sınav sürecindeki görevi Cinsiyet Görev yaptığı okul türü Daha önce Sözlü sınav müdürlük başarı durumu yaptı mı? Çalışma grubunun belirlenmesinde amaçlı örneklem yöntemlerinden maksimum çeşitlilik örneklemesi kullanılmıştır. Maksimum çeşitlilik örneklemesi, probleme taraf olabilecek bireylerin çeşitliliğini maksimum derecede yansıtmayı amaçlar. Yönetmelik hükümlerine göre ilk defa ve yeniden müdür olmak için sözlü sınava katılan adaylar, maksimum çeşitliliği 477 Kemal Kayıkçı, İzzet Özdemir & Gülnar Özyıldırım sağlayabilmek açısından altı gruba ayrılmış ve her gruptan iki aday gönüllülük esasına göre çalışma grubuna dâhil edilmiştir. Buna göre Antalya ilinde görevli 12 katılımcı çalışma grubunu oluşturmuştur. Veri Toplama Aracı Bu araştırmada; bireysel görüşme tekniği kullanılarak, yarı yapılandırılmış görüşme formu ile veriler toplanmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme tekniğinin araştırmacıya sunduğu en önemli kolaylık, görüşmenin önceden hazırlanmış görüşme protokolüne bağlı olarak sürdürülmesi nedeniyle daha sistematik ve karşılaştırılabilir bilgi sunmasıdır (Yıldırım ve Şimşek, 2013, s.180). Öncelikle, araştırma konusu ile ilgili ulusal ve uluslararası alanyazın taraması yapılmış, Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Görevlendirilmelerine İlişkin Yönetmeliğinin ilgili maddeleri analiz edilerek konuya ait içerik belirlenmiştir. Yapılan doküman incelemesinden sonra yönetmeliğin ilgili maddeleri ve sözlü sınav süreciyle ilgili sekiz açık uçlu soru belirlenmiştir. Üç yönetici adayı ile yapılan ön görüşme sırasında, katılımcıların bir soruya cevap verirken diğer bazı sorulara da cevap verdiği, araştırmacılar tarafından asıl soru sorulduğunda ise bu konudan bir önceki soruda bahsetmiştik vb. açıklamalarda bulundukları görülmüştür. Bu nedenle araştırmacılar tarafından soru sayısı dörde indirilmiştir. Araştırmacılar tarafından hazırlanan ilk sekiz soru ve ön görüşmelerden sonra oluşturulan dört soru, ilgili yönetmelik hükümleri ve araştırmanın kavramsal çerçevesi ile ön görüşmelerdeki katılımcı tepkileri, eğitim yönetimi ve denetimi alanından bir doçent, bir yardımcı doçent, iki doktora öğrencisi ile paylaşılmıştır. Uzmanlar, yarı yapılandırılmış görüşme tekniğinde katılımcıları sınırlandırmamak ve yönlendirmemek için araştırmanın amacıyla uyumlu dört soru sorulmasının daha uygun olacağı, sorular sorulduğunda yönetmeliğin ilgili maddesinin hatırlatılmasının gerektiği ve katılımcıların unuttuğu konular olursa sonda sorular ile araştırmacıların hatırlatabileceği yönünde görüş belirtmişlerdir. Uzman görüşü doğrultusunda son şekli verilen, aşağıdaki dört açık uçlu soru hazırlanmıştır. 1. Sözlü sınava katılma esasları hakkındaki görüşleriniz nelerdir? 2. Sözlü sınav komisyonu hakkındaki görüşleriniz nelerdir? 3. Sözlü sınav süreci hakkındaki görüşleriniz nelerdir? 4. İlk defa ve yeniden müdür görevlendirme konusundaki önerileriniz nelerdir? Verilerin Toplanması ve Analizi Görüşmelerin gerçekleştirilebilmesi için araştırma kapsamındaki her müdür adayı ile önceden ön görüşme yapılarak isteklilerden görüşme için randevu alınmıştır. Veri toplama esnasında katılımcılara demografik bilgilerin yanı sıra, 478 Okul Müdürü ve Sözlü Sınav Veri Toplama Aracı bölümünde belirtilen dört ayrı açık uçlu soru sorulmuştur. Her görüşme 15-25 dakika sürmüştür. Her soru sorulurken ilgili konu hakkındaki yönetmelik maddesi katılımcılara gösterilerek tekrar okunmuş ve hatırlamaları sağlandıktan sonra cevapları alınmıştır. Gerektiğinde katılımcılara alternatif sorular ve sondalar yöneltilerek, katılımcıların daha bilinçli cevap vermelerine yardımcı olunmuştur. Verilerin analizi aşamasında nitel veri analizi tekniklerinden “içerik analizi” kullanılmıştır. “İçerik analizinin amacı verileri ifade etmek ve verilerin içinde doğrudan görülemeyen gerçekleri ortaya çıkarmaktır”(Bilgin, 2006, s.18). Araştırmada verilerin çözümlenmesinde NVivo 10 programı kullanılmıştır. “Veri analizinin amacı, araştırma sorularına cevap bulmaktır. Bu cevaplar ayrıca kategoriler ya da temalar veya bulgular olarak da adlandırılır” (Merriam, 2013, s.168). Araştırma sorularına verilen her yanıta bir kod verilerek kodlanmıştır. Kodlama çalışması önce araştırmacılar tarafından bağımsız yapılmış, sonra bir araya gelinerek, kodların son şekline karar verilmiştir. Daha sonra bu kodlar bir araya getirilerek temaların oluşturulması aşamasına geçilmiştir. Başlangıçta araştırmanın her sorusuna ilişkin bir ya da daha fazla alt tema oluşturulmuştur. Ancak, her soruya ilişkin birden fazla alt temanın tek tema altında toplanabileceğine ve bu şekilde verilerin daha anlamlı bir bütün oluşturabileceğine karar verilerek, her bir soruya ilişkin alt temalar, tek tema altında birleştirilmiştir. Ayrıca elde edilen verilerin karşılaştırılması yoluyla görüşme yapılan katılımcıların fikir birliğine veya fikir ayrılığına düştükleri noktaları belirlemek için verilen cevaplar, frekanslarına göre gruplanmış ve katılımcıların bazı cümleleri doğrudan yansıtılmıştır. Son aşamada oluşturulan frekans analizi tabloları ve katılımcıların görüşlerinin doğrudan verildiği betimsel analiz verileri, araştırmacılar tarafından yorumlanmıştır. Geçerlik ve Güvenirlik “Nicel araştırmalarda verilerin iç geçerliliğine karşılık olarak nitel araştırmalarda inandırıcılık kavramı kullanılmaktadır” (Aktaş, 2014, s.365). Çalışmada, inandırıcılığı arttırabilmek için, ayrıntılı bir alanyazın taraması yapılmış, ilgili yönetmelik ve ekleri ile konuyla ilgili Bakanlık tarafından yapılan açıklama ve duyurular,19. Milli Eğitim Şurası kararları, basında çıkan haberler, yargı karaları ve ilgili diğer dokümanlar incelenmiştir. Yönetmelik gereği yapılan sözlü sınav süreci yakından izlenmiş, adaylardan sürekli bilgi alınmıştır. Görüşmede kullanılmak üzere hazırlanan açık uçlu sorular, alan uzmanı akademisyenlerle paylaşılarak uzman görüşü alınmıştır. Toplanan veriler sürekli eleştirel bir gözle birbiri ile karşılaştırılmış ulaşılan sonuçların gerçeğe uygun olup olmadığı sorgulanmıştır. “Diğer taraftan nicel araştırmalarda dış geçerlilik sonuçların genellenebilirliğine işaret etmekteyken nitel araştırmalarda bu kavramın yerini verilerin aktarılabilirliği almaktadır” (Aktaş, 2014, s.365). Elde edilen verilerin aktarılabilirliğini sağlamak için araştırmada 479 Kemal Kayıkçı, İzzet Özdemir & Gülnar Özyıldırım görüşülen müdür adayı katılımcıların, yönetmelik gereği yapılan sözlü sınav sürecinde hangi grupta oldukları ve hangi süreçten geçtikleri ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Ayrıca katılımcıların görüşme esnasında söyledikleri bazı cümleleri doğrudan alıntı yapılarak betimlenmiştir. Güvenirlik açısından bakıldığında ise verilerin tutarlılığını arttırmak için, asıl görüşmelerden önce pilot çalışma yapılarak hem görüşmede kullanılacak sorular, hem de görüşme sürecinde yaşananlar gözden geçirilmiş ve gerekli önlemler alınmıştır. Araştırmacılar, görüşmeleri birlikte yapmaya azami düzeyde özen göstermiş, en azından araştırmacının biri tüm görüşmelerde bulunmuştur. Ses kaydına alınan veriler, hiç değiştirilmeden yazıya aktarılmıştır. Kodlama çalışması, önce araştırmacılar tarafından bağımsız yapılmış, sonra bir araya gelinerek, kodların son şekline karar verilmiştir. Daha sonra araştırmacılar dışında iki uzmandan yardım alınarak, ‘kappa analizi’ yapılmış ve kapa değeri.77 bulunmuştur. Bulunan değer .60’dan büyük olduğu için kodlayıcılar arasında yüksek düzeyde uyum olduğu anlaşılmıştır. Araştırmanın teyit edilebilirliğini sağlamak için görüşme kayıtları ve ilgili diğer dokümanlar, NVivo programına aktarılmış ve kaydedilmiştir. Ayrıca tüm veri toplama araçları, ham veriler, analiz aşamasında yapılan kodlamalar ve rapora temel oluşturan algılar, notlar, yazılar ve çıkarımlar, araştırmacılar dışında bir uzmana sunarak teyit incelemesi yaptırılmıştır. Bulgular Okul Müdürü Adaylarının ‘Sözlü Sınava katılma Esasları’ Hakkında Görüşleri Yönetmeliğin “18. Maddesinde;(1) Müdürlük görev süresinin uzatılması işlemlerinin tamamlanmasından sonra müdürlük norm kadrosu boş kalan eğitim kurumları, il millî eğitim müdürlüklerinin internet sitesinde duyurulur. (2) Müdürlük görev süresi uzatılmayanlar ve daha önce müdürlük görevinde bulunmuş olanlar ile duyurunun yapıldığı tarihten önce müdürlük görevinde bulunmamış olup duyurunun son günü itibarıyla 5 ve 6.maddelerde belirtilen şartları taşıyanlardan müdür olarak görevlendirilmek isteyenlerin başvuruları elektronik ortamda alınır. 19. Maddesinde; (1) İlk defa ve yeniden müdür olarak görevlendirilmek üzere başvuruda bulunanlar, Ek:2’de yer alan Form üzerinden (adayın aldığı eğitimlerinin, ödül ve cezalarının, geçmiş hizmetlerinin değerlendirildiği form) değerlendirilir. Değerlendirme sonucunda oluşan puan sıralamasına göre en yüksek puan alandan başlamak üzere, boş eğitim kurumu müdürlüğü sayısının üç katı aday sözlü sınava alınır.” denilmektedir. Bu konuya ilişkin müdür adaylarının görüşleri Tablo 2’de belirtilmiştir. 480 Okul Müdürü ve Sözlü Sınav Müdürlük görev süresi uzatılmayanlar sözlü sınava katılmamalıdır Müdürlük görev süresi uzatılmayanlar da sözlü sınava katılmalıdır Boş kurum sayısının üç katı adayın sözlü sınava alınması uygundur Sözlü sınava girecek adayları belirleme yöntemi değiştirilmelidir √ √ Ö.6b - Ö.6a - Ö.5b+ Ö.5a+ MYrd.4b+ MYrd.3b - MYrd.4a+ M-Ö.2b - √ √ √ √ MYrd.3a - M-Ö.2a - (Kodlar) M-Ö.1b+ Görüşler M-Ö.1a+ Tablo 2 Katılımcıların ‘Sözlü Sınava Katılma Esasları’ Hakkında Görüşleri √ √ √ √ % √ √ √ √ 10 83.30 √ √ f 1 8.30 √ √ 5 41.60 √ √ 4 33.30 Tablo 2’deki veriler incelendiğinde, müdür adaylarının büyük çoğunluğunun (%83.30) müdürlük görev süresi uzatılmayanların sözlü sınava katılmaması gerektiğini savundukları görülmektedir. Bu konuya ilişkin katılımcıların görüşleri aşağıdadır: “Bence 75 altı alan müdürlerin sözlü sınava dahil edilmesi çok mantıklı bir şey değildi. Ama bende müracaat ettim geçmeyeceğimi bile bile. Bu yanlış bir uygulama çünkü insanları rencide ediyor” (M-Ö.2b-).“Öncelikle daha önce değerlendirilip görev süresi uzatılmayan müdürler, en az bir yıl dinlendirilmeli, zira her değerlendirme sonunda kişilerde bir rahatsızlık oluşur. Kendini sistemi sorgular. Bu arada hizmet içi kurslara katılıp hangi alanda ihtiyacı varsa becerilerini arttırabilir” (Ö.5b+).“Yetersiz gördüm, tekrar mülakata aldım, bu aslında çelişen bir durum. O zaman beni niye başarısız gördün, tekrar mülakata alıyorsun. Ben 15 gün bir ay içerisinde müdürlüğümü öğreneceğim. O kadar kısa bir sürede öğrenilebiliniyor mu ki. O zaman herkes bu işi yapabilir. Burada bir tezatlık var” (Ö.6a-). Müdür adaylarının genel olarak, sözlü sınavdan önce dört yıllık görev süresi dolan müdürlerin görev sürelerinin uzatılması sürecinde yapılan değerlendirmeye göre başarısız görülerek görev süreleri uzatılmayan müdürlerinin, sözlü sınava alınmasının çelişkili olduğunu, yapılan değerlendirmenin güvenirliğini düşürdüğünü ve sınavla ilgili kuşkuları arttırabileceğine vurgu yaptıkları görülmektedir. Bu durumda olan müdür adaylarının belli bir süre ara vermelerinin ve isteyenlerin hizmet içi eğitime alınmalarının daha doğru olacağını düşünmektedirler. Bir müdür adayı da daha önce yapılan değerlendirmenin objektif olmadığını bu nedenle sözlü sınava girmenin bir hak olduğunu belirtmiştir. Bu konuda bir müdür dışında sözlü sınavda başarılı ve başarısız olan müdürlerin hemfikir olduğu görülmektedir. 481 Kemal Kayıkçı, İzzet Özdemir & Gülnar Özyıldırım Tablo 2’deki verilerden anlaşılacağı üzere, müdür adaylarından beşi(% 41.60), boş kurum sayısının üç katı adayın Ek:2 formdan alınan puan üstünlüğüne göre sözlü sınava alınmasının uygun olduğunu düşünmektedirler. Bu konuya ilişkin katılımcıların görüşleri aşağıdadır: “Boş okul müdürlüğünün üç katının sözlü sınava alınması doğru bir seçenek” (M-Ö.2b-).“Şimdi bütün öğretmen, müdür yardımcısı arkadaşlara imkan tanındı. Münhal bulunan okulların üç katında başvuru alındı. İşte Antalya’da da 1200-1300 kişi başvuru alındığı söylendi. Bu uygundur”(MYrd.4a+).“Bu konuda hemfikirim daha fazla insan çağırılmış olsa daha fazla kişi ile görüşülecek. Boş kurum sayısının üç katı adayın sözlüye çağrılması bence mantıklı. Ek:2 deki ölçütler arasında takdir, teşekkür, yıl gibi ölçütlere yer verilmiş. Buradaki ölçütler uygundur” (Ö.5a+). Müdür adaylarından dördü ise (% 33.30), sözlü sınava katılacak adayların belirleme yönteminin değiştirilmesi gerektiğini düşünmektedirler. Bu konuya ilişkin katılımcıların görüşleri şöyledir: “Her aday her kuruma başvuramayacağı için aday sayılarının atanabilir kurumlarına göre sınıflandırılması gerekir” (MYrd.3a-).“Sözlü sınava girecek aday sayısı belirlenirken kurum türlerine göre belirli bir oranda adayın çağırılması gerekir. Bir lise branş öğretmenin ilkokulda müdür olmasının anlamsız olacağı gibi tama tersi durumda geçerlidir” (Ö.6b-). Müdür adaylarının sözlü sınava katılacak aday sayısını belirlemek için bir sınırlama olması gerektiğini ancak bu sınırlamanın kurum türüne göre yapılmasının daha uygun olacağını düşündükleri söylenebilir. Okul Müdürü Adaylarının ‘Sözlü Sınav Komisyonu’ Hakkında Görüşleri Yönetmeliğin 13. Maddesine göre; Sözlü sınav komisyonu; il millî eğitim müdürünün görevlendireceği bir il millî eğitim müdür yardımcısı veya bir ilçe millî eğitim müdürünün başkanlığında, il millî eğitim müdürünce il millî eğitim müdürlüğünden belirlenen bir şube müdürü ile farklı ilçe millî eğitim müdürlüklerinden belirlenen üç şube müdüründen oluşmaktadır. Bu maddeye ilişkin müdür adaylarının görüşleri Tablo 3’te gösterilmiştir. Sözlü sınav komisyonu uygundur √ Sözlü sınav komisyon üyeleri arttırılmalıdır Sözlü sınav komisyonunda kimin olduğunun önemi yok 482 Ö.6b - Ö.6a - Ö.5b+ Ö.5a+ MYrd.4b+ MYrd.3b - MYrd.4a+ MYrd.3a - M-Ö.2b - M-Ö.2a - M-Ö.1a+ Görüşler (Kodlar) M-Ö.1b+ Tablo 3 Müdür Adaylarının ‘Sözlü Sınav Komisyonu’ Hakkında Görüşleri √ f % 2 16.60 √ √ √ √ √ √ √ √ √ √ 8 66.60 2 16.60 Okul Müdürü ve Sözlü Sınav Tablo 3’te verildiği üzere, müdür adaylarının sekizi (%66.6), sözlü sınav komisyonun üyelerinin arttırılmasını ve komisyonda başka üyelerin de olması gerektiğini belirtmektedirler. Bu konuya ilişkin katılımcıların görüşleri şöyledir: “Muhakkak ki il milli eğitimin sorumlularının, şube müdürlerini orada bulunması doğrudur. Çünkü eğitim adına bir atama var. Yalnız eksik olanlar var. Onlar giderilebilirdi. İşte başta sendika temsilcileri gibi kişileri oraya alabilirlerdi. Sınavın objektifliğini sağlamak adına. Karşıdaki kişinin heyecanını yatıştıracak, sorulara motive edecek, bir psikolog olabilirdi” (MYrd.4a+). “Komisyonda demokratik yollarla seçilmiş öğretmen, veli, öğrenci temsilcileri olmalı, bir şaibeye mahal vermemek için en az üç sendikacının da yer alması gerekiyor. Zira tüm itirazlar sendikalardan gelmekte. En son yapılan işlerde saboteler gerçekleşti. Bazen iyi yöneticilerin de zarar görmesine neden oldu. Komisyonun sayıca çok olması objektifliğini gölgelemez” (Ö.5b+). “Komisyon üyeleri seçilirken saygınlığı ve uzmanlığı herkes tarafında kabul edilen bir okul müdürü, bir denetmen, halkla ilişkiler uzmanı veya üniversitelerden konu ile alakalı uzman öğretim görevlileri de eklenebilirdi” (Ö.6b-). Sekiz müdür adayı, sözlü sınav komisyonuna akademisyenlerin, müfettişlerin, sendika temsilcilerinin, öğretmen, veli, öğrenci temsilcilerinin dâhil edilerek daha geniş bir katılımın sağlanmasını, böylece sınavın daha objektif yapılabileceğini düşünmektedirler. Katılımcı müdür adaylarının sözlü sınav komisyonuna katılmasını istedikleri yeni üyeler, çeşitli baskı gruplarından etkilenme olasılığı daha az olan üyelerdir. Ayrıca katılımcılar, sözlü sınav sürecinde gerginliğin azaltılması ve şeffaflığın sağlanması için sendika temsilcilerinin de komisyona katılmasını önermiş olabilirler. Bununla birlikte sözlü sınavda başarılı olan iki müdür adayı, mevcut sözlü sınav komisyonunun uygun olduğunu; başarısız olan iki müdür adayı da liyakat ve bilimsellik ilkesine uyulmadığı için sözlü sınav komisyonunda kimlerin olduğunun önemi olmadığını düşünmektedirler. Okul Müdürü Adaylarının ‘Sözlü Sınav süreci’ Hakkında Görüşleri Yönetmeliğin 19 - (2) maddesinde göre Adaylar, Ek:3’te yer alan Sözlü Sınav Değerlendirme Formuna göre 100 tam puan üzerinden değerlendirilmektedir. Sözlü sınav değerlendirme formu (Ek:3), her bir yönetici adayı için ayrı ayrı hazırlanmaktadır. Puanlamanın komisyon başkanı ve dört üye tarafından ayrı ayrı yapılması öngörülmüştür. Komisyon üyelerince verilen puanlar toplamının aritmetik ortalaması alınarak, adayın sözlü sınav puanı belirlenmektedir. Yönetmeliğin 20. Maddesine göre;“(1) Sözlü sınavda adaylar; a) Mevzuat, b) Analitik düşünme ve analiz yapabilme kabiliyeti, c) Temsil kabiliyeti ve liyakat düzeyi, ç) Muhakeme gücü ve kavrayış düzeyi, d) İletişim becerileri, özgüveni ve ikna kabiliyeti, e) Genel kültür, yönlerinden değerlendirilmektedir. (2) Birinci fıkraya göre yapılacak değerlendirmede (a) bendinin ağırlığı yüzde elli, (b) ila (e) bentlerinin her birinin ağırlığı ise yüzde ondur.(3) Sözlü sınavda 483 Kemal Kayıkçı, İzzet Özdemir & Gülnar Özyıldırım 70 ve üzerinde puan alanlar başarılı sayılmaktadır. Yönetmeliğin 22. Maddesine göre, sözlü sınavda başarılı olan adayların görevlendirmeye esas puanları, Ek:2 formdan (adayın aldığı eğitimlerinin, ödül ve cezalarının, geçmiş hizmetlerinin değerlendirildiği form) alınan puanın yüzde ellisi ile sözlü sınavdan alınan puanın yüzde ellisinin toplamı üzerinden belirlenmektedir. Adaylar, hesaplanan görevlendirmeye esas puan üstünlüğü ve tercihleri de dikkate alınarak müdür olarak görevlendirilmektedir. Bu konuya ilişkin müdür adaylarının görüşleri Tablo 4’te belirtilmiştir. Sözlü sınav süresi yetersizdir Sözlü sınav konuları uygundur Sözlü sınavda konular yeterince ölçülüp değerlendirilememiştir Sözlü sınavda objektif değerlendirme yapılmamıştır √ √ √ √ √ √ √ √ √ √ √ √ √ √ √ √ √ √ √ Görevlendirmeye esas puanın √ belirlenme yöntemi uygundur Görevlendirmeye esas puanın belirlenmesinde Ek:2 formdan alınan puanın ağırlığı arttırılmalı √ √ √ √ √ √ √ f % 4 33.30 √ √ √ 6 50.00 √ √ 6 50.00 √ √ √ √ Ö.6a Ö.6b - √ Ö.5b+ MYrd.4b+ √ Ö.5a+ MYrd.4a+ MYrd.3b - MYrd.3a - M-Ö.2a - √ M-Ö.2b - Sözlü sınav süresi yeterlidir M-Ö.1b+ Görüşler (Kodlar) M-Ö.1a+ Tablo 4 Müdür Adaylarının ‘Sözlü Sınav Süreci’ Hakkında Görüşleri √ √ 12 100.00 √ √ 10 83.30 √ √ 6 50.00 √ 2 16.60 Tablo 4’te sözlü sınav süreciyle ilgili katılımcıların görüşleri yer almaktadır. Müdür adaylarının dördü (%33.30), sözlü sınav süresinin yeterli olduğunu belirtmektedirler. Bu konuya ilişkin katılımcıların görüşleri şöyledir: “Komisyonun zaman sınırlandırması olmadı. Üç soru soruluyor. Soruların cevabı kısa, yorum yapacak bir durum yok. Söyleyeceklerin fazla zaman almadığından beş on dakikada bitiyor” (M-Ö.1a+).“Süreyle ilgili yanlış bir söylem var. Hani beş dakika verildi gibi. Beş dakika diye bir kısıtlama yoktu. Uzun süre kalanlarda oldu içeride. Hatta benden önce giren bir arkadaş,çok uzun süre kaldı, kapıda onu bekledim. Kimse sizi engellemedi, konuşmanıza mani olmadı” (MYrd.4a+). 484 Okul Müdürü ve Sözlü Sınav Altı müdür adayı (%50.00), sözlü sınav süresinin yetersiz olduğunu belirtmektedirler. Bu konuya ilişkin katılımcıların görüşleri şöyledir: “Bize herkese şu kadar süre ayrılacak diye bir açıklama yapılmadı. İçeri girdiğimizde soruları çektik, cevap veren verdi, veremeyen çıktık dışarı. Süre bu kadardı. İyi bir zaman ayrılması gerekiyor” (M-Ö.1b+).“Bana aşağı yukarı beş dakika verdiler, akşam saatine denk geldi, en fazla 7-8 dakika olmuştur. Hatta ben girince ellerini sıkmak istedim. Komisyondakiler hadi hadi dediler, izin vermediler. Hızlı bir şekilde sordular. Bu süre uygun değil.Beş dakikada müdür olup olmayacağına karar veremezler. Bunun için önceden bir çalışma yapılması lazım kişi hakkında, o beş dakikada kılık kıyafetine, nezaketine, konuşmasına bakarlar. Onun için bile yeterli değil. Ben beş dakikada pazardan sebze bile seçemiyorum” (Ö.6a-). Sözlü sınav süresinin yeterli olduğunu düşünen dört katılımcının tamamı sözlü sınavda başarılı olmuştur. Soruların cevapları kısa olduğu için sürenin yeterli olduğunu vurgulamışlardır. Süresinin yetersiz olduğunu düşünen altı katılımcıdan dördü başarısız ikisi ise başarılı olmuştur. Bu katılımcılar, beş on dakikada müdür seçmenin isabetli olmayacağına dikkat çekmişlerdir. Müdür adaylarının altısı (%50.00), sözlü sınav konularının ve puan ağırlıklarının uygun olduğunu düşünmektedirler. Bu konuya ilişkin katılımcıların görüşleri şöyledir: “Sözlü sınav konuları uygun. Her ne kadar mevzuata hakimse de yönetici arkadaş, onun analitik düşünmesi, kavraması, duruşu bir okulu temsil edecek olması gerekiyor” (M-Ö.1b+).“Bu temsil kabiliyeti, liyakat, iletişim becerileri, ikna kabiliyeti gibi konu başlıkları iyi ama sorular pek bir şeyi kapsamıyordu” (M-Ö.2b-).“Bir insan vardır gerçekten mevzuatı yalayıp yutar, ezberi kuvvetlidir. Ne sorulsa bilebilir ama insani beşeri ilişkileri zayıftır. Gittiği kurumda başarılı olamaz, herkesle atışır, tartışır veya işte çalışanlarını motive edemez, öğretmenlerini, öğrencilerini motive edemez. Ben gerçekten oradaki kriterlerin doğru olduğunu düşünüyorum” (MYrd.4a+).“Mevzuat kısmı değerlendirme açısında kabul edilebilir. İletişim becerisi, analitik düşünme, yorumlama yeteneği, temsil kabiliyeti de bir yöneticide olması gereken özelliklerdir. Bu açıdan değerlendirme kriterleri uygun ancak sorular uygun değildir” (Ö.6b-). Müdür adaylarının tamamı (%100.00), sözlü sınavda sınav konularının yeterince ölçülüp değerlendirilemediğini belirtmişlerdir. Bu konuya ilişkin katılımcıların görüşleri şöyledir: “Sözlü sınavda sorulan üç soru ile kişiyi değerlendirmek şansa kalmış. Diyelim ki mevzuat 50 puan iki soru ile ölçülüyor. Tesadüfen ikisini de bilebilirsin ya da ikisini de bilemezsin bu durum kişinin mevzuat bilgisini ölçmez. Genel kültür soruları da çok saçmaydı. Futbol topunun ağırlığını nereden bileyim. Hadi bildim bana ne faydası var. Okul müdürlüğünde ne işime yarar. Ayrıca muhakeme gücü, ikna kabiliyeti, temsil yeteneği, iletişim vb. özellikleri ölçmeye yönelik bir şey yoktu. Sorular dışında konuştuğumuz tek şey benim kendimi tanıtmamdı. Bana göre beş on dakikada bir kişinin müdür olup olamayacağına karar veremezsiniz” (M-Ö.1a+).“Bu şekilde 485 Kemal Kayıkçı, İzzet Özdemir & Gülnar Özyıldırım sözlü sınav konuları kesinlikle değerlendirilemez. Zaten okuduğumuz soru dışında bir sohbet olmadı ya da benim analitik düşünmemi, konuşma becerimi ölçecek bir şey yapılmadı. Bu konuda hiçbir ölçüm yapabileceklerini düşünmüyorum, hiçbirimiz bunu yapamayız. Bunun puan ağırlığı da gayet ciddi, neredeyse yarısı. İyi bir zaman ayrılması gerekiyor ya da farklı ölçme teknikleri” (M-Ö.1b+).“Örneğin orada analitik düşünme diyor, bunu nasıl ölçersiniz, Amerika’ya Kristof Kolomb kaç askerle çıktı diye sorarsınız ölçemezsiniz. Mesela okulla ilgili soru sorarsınız. Bir öğrenci üç gün okula gelmedi ya da sınava da gelmedi. Bunun hakkında ne yaparsınız. Yani olayları analitik düşünüp, seri çözümler üretecek şeyler sorulmalı bence. Temsil kabiliyeti ve liyakati nasıl ölçersiniz. Sizi oturtuyorlar sandalyeye beş kişi anayasa mahkemesinde yargılanıyormuş gibi soru soruyorlar. Mesela sorsun mülki amiri nerede karşılayıp, nerede uğurlamanız lazım. Çok verimli ve doğru değildi” (M-Ö.2b-). On müdür adayı (%83.30), sözlü sınavda yeterince objektiflik sağlanamadığını belirtmişlerdir. Bu konuya ilişkin katılımcıların görüşleri şöyledir: “Sözlü denince, herkesin aklına gelen bir şey var, torpil. Bunun artık yıkılması gerekiyor. Hak edenin hak ettiği şekilde değerlendirilmesi gerekiyor. Hiç kimsenin itiraz edemeyeceği gibi, kameralar koyulması gerekiyor. Sözlü sınavın bir geçerliliği yok. Objektif değil” (M-Ö.1b+).“Sözlü sınavda üç soru soruldu. Ben sorulara cevap verdim. Sınavdan çıkarken de sen iki soruya cevap verdin, bir cevap veremedin denmesi, daha objektif ve bilimsel olması lazımdı. Sınava girmeden önce kimin hangi okula atanacağına dair görüşler vardı. Zaten orada konuşulanların hepsi de sözlüde başarılı oldular” (MÖ.2a-). “Sözlü sınavda verdiğim cevabın doğru olup olmadığı tarafıma bildirilmedi, ölçüt yok ortada. En azından doğru cevabın okunması gerekirdi. Bu mülakatta kimin hangi puanı alacağı belli, açık seçik belli. Bence komisyonun dizlerinde bir liste vardı” (Ö.5a+).“Objektif değerlendirme olmadı. Aynı okulda çalıştığım A şahsına soruyorum ne çıktı sorulardan, şahıs kolaydı ben hepsini cevapladım diyor. Hangi sorular vardı diye tekrar soruyorum. Unuttun diyor sınav heyecanı. Hatta ben bunu komisyondan biri ile de paylaştım. Yüksek puan alanların bir sağlık kontrolünden geçirilmesi lazım diye. Ben birini cevaplayamadım ama üç soruda aklımda. Diğer kişi hepsini cevapladım diyor, ama bir soruyu bile söylemiyor. Burada bir haksızlık olduğunu düşünüyorum” (Ö.6a-).“Süreç öncesi ve sonrası resmiyette olmasa da belirli bir sendika, zümre ya da kendini tanıtma, tanınıyor olmak gibi yazılı olmayan özellikler arandığı kanısındayım. Örneğin benim başarısız olarak değerlendirmemin yukarıda belirttiğim özelliklerin bende olmamasıdır” (Ö.6b-). Müdür adayları, genel olarak sözlü sınav konularının uygun olduğunu düşünmektedirler. Bununla birlikte katılımcıların tamamının, sözlü sınav süresinin kısa olması ve kısa cevaplı üç soru ile özellikle analitik düşünme ve analiz yapabilme kabiliyeti, temsil kabiliyeti gibi özelliklerin ölçülemeyeceği görüşünde oldukları ve alternatif yöntemler önerdikleri görülmektedir. Ayrıca on katılımcı, sınavda kimlerin başarılı olacağı yönünde söylentiler olduğunu, 486 Okul Müdürü ve Sözlü Sınav sınav sonucunda da bu kişilerin başarılı olduğunu, dolayısıyla objektif bir değerlendirme yapılmadığını vurgulamışlardır. Altı müdür adayı (%50), Ek:2 form puanı ve sözlü sınav puanının ortalaması alınarak görevlendirmeye esas puanın belirlenmesinin uygun olduğunu belirtmişlerdir. “Sözlü sınavla beraber Ek:2 formdan alınan puanın birlikte kullanılması iyi. Çünkü sözlü sınav çok gerçekçi değil. Ama Ek:2 form daha gerçekçi. Öğretmenlikte ve yöneticilikte geçen süreler, aldığı ödüller cezalar, aldığı eğitimler değerlendiriliyor. Bu sınavın güvenirliliğini biraz arttırıyor” (MÖ.1a+). “Burada bilgi ve belgeye dayanmayan sözlü sınavın ispatlanabilirliği tartışılır ama Ek:2 nin geçerliliği tartışılmaz. Bunlar bilgi ve belgeye dayanır. O yüzden Ek:2’nin %50’sinin alınması iyi” (M-Ö.2b-). Ayrıca iki katılımcı (%16.60), görevlendirmeye esas puanın belirlenmesinde Ek:2 formdan alınan puan ağırlığının arttırılması gerektiğini belirtmişlerdir. Okul Müdürü Adaylarının İlk Defa ve Yeniden Müdür Görevlendirme Konusunda Önerileri Son görüşme maddesinde yönetici adaylarından ilk defa ve yeniden müdür görevlendirme konusunda önerilerinin neler olduğu sorulmuştur. Görüşler Tablo 5’te ana başlıklar halinde toplanmıştır. √ √ √ √ √ √ √ √ √ √ √ √ √ √ √ √ √ √ √ √ √ √ √ √ √ Ö.6b - √ Ö.6a - √ Ö.5b+ √ Ö.5a+ √ MYrd.4b+ √ MYrd.4a+ M-Ö.2b - MYrd.3a - M-Ö.2a - Müdür olmak için müdür yardımcılığı yapılmalı Müdürler hizmet öncesi yöneticilik eğitimi almalı Yazılı sınav yapılmalı Sürece yayılan bir değerlendirme yapılmalı Yöneticilik kademeleri ilişkilendirilmeli M-Ö.1b+ (Kodlar) M-Ö.1a+ Görüşler MYrd.3b - Tablo 5 Adayların İlk Defa ve Yeniden Müdür Görevlendirme Konusunda Önerileri √ % 9 75.00 √ √ 11 91.60 8 66.60 √ √ f 3 25.00 4 33.30 Tablo 5’te görüldüğü gibi dokuz müdür adayı (%75), müdür olmak için daha önce müdür yardımcılığı yapılmasını önermişlerdir. Bu konu hakkında müdür adaylarının önerilerinden bazıları şöyledir: “Öğretmen arkadaşların adım adım idareciliğe yönelmesi, onlar için daha sağlıklı olacaktır. Ben de o şekilde yetiştim. Müdürlüğe geçtiğimde bırakın öğretmenlikten, müdür yardımcılığından bile çok farklı olduğunu gördüm. 487 Kemal Kayıkçı, İzzet Özdemir & Gülnar Özyıldırım Müdürlük temsil kabiliyetinin çok yüksek olmasını gerektiriyor”(MÖ.1b+).“Bazı öğretmen arkadaşlar sınavda yüksek puan aldılar, müdür olarak atandılar. O okullarda sorunlar çoğaldı” (MYrd.4a+).“Ben hiç müdür yardımcılığı yapmadım, müdürlük de yapmadım. Bence müdürler en az üç yıl müdür yardımcılığı yapmış kişilerin arasından seçilmeli” (Ö.6a-). On bir katılımcı (%91.60), müdürlerin hizmet öncesi yöneticilik eğitimi almasını önermişlerdir. Bu konu hakkında müdür adaylarının önerilerinden bazıları şöyledir: “Milli Eğitim Bakanlığının müdür yetiştirme gibi bir idealinin olması lazım, projesi olması lazım. Polis akademileri var. Bunları bitirenler yönetici oluyorlar. Milli Eğitim Bakanlığının yönetici yetiştirme diye bir bölümü yok .Görevlendirilmeyle o gitsin, bu gelsinle olmaz” (M-Ö.2b-).“Yöneticiliği usta çırak gibi yüzyıllar öncesine dayanan bir makam olarak görmeyip çağımızın normlarını yakalamak lazım. Yüksek lisans ve doktora şartı gibi. Yöneticiliğe bu süre içerisinde staj olarak devam etmesi lazım” (MYrd.3a-).“Nihayetinde biz öğretmenliğin eğitimini aldık, yöneticiliğin eğitimini almadık. Yöneticiliği yaparak yaşayarak öğrendik. Gerçekten idaricilik öğretmenlikten farklı. Bununla ilgili bir eğitim alınması gerekli. En azından müdür yardımcısı olduktan sonra. Aday öğretmenlik gibi” (MYrd.4a+).“Kesinlikle eğitim şart. Çünkü liderlik, iletişim şart. İdareciliğin %80’inde bir iletişim eksikliği var. Öğretmenlerle, velilerle, öğrencilerle iletişim eksikliğimiz var. Aslında yöneticilik okulları olmalı ama bu şartlarda bir kurs şart” (MYrd.4b+). Sekiz müdür adayı (%66.60), müdürlerin seçilmesinde yazılı sınav yapılmasını önermişlerdir. Bu konu hakkında müdür adaylarının önerilerinden bazıları şöyledir: “Müdür yardımcısı olmak için önce yazılı sınav yapılabilir. Yazılı sınavda başarılı olan adaylar, müdür yardımcısı olarak görevlendirilebilir”(MÖ.1a+). “Yönetici seçilirken somut, herkesin kabul edebileceği bir adım atmak lazım artık, bu da yazılı sınav”(M-Ö.1b+).“Ben yetkili olsam herkesin kabul edebileceği hatta uluslar arası olan kriterler koyarım. Bunların ilki yazılı sınav yapılması” (M-Ö.2b-).“Ben daha önce müdürlük sınavına girmiştim, üniversitede hizmetiçi eğitime gittik, sonunda bir sınav yaptılar. Böyle yazılı sınav şeklinde olabilir” (Ö.5a+). Üç müdür adayı (%25.00), sözlü sınav yerine sürece yayılan bir değerlendirme yapılmasını önermişlerdir. Müdür adaylarının görüşlerinden bazıları şöyledir: “Mülakat kesin olması gereken bir kriter, ancak okul müdürlüğünden önce müdür yardımcılığı sırasında ilgili kişi hakkında okuldaki öğretmenlerin, velilerin görüşünü alarak uzun dönemli bir çalışma yapılması gerekir. O bölgede çalışan okul müdürleri de puan verebilir, ilçe milli eğitim müdürü ve müfettişler de puan verebilir” (MYrd.4b+).“Adayların kısa süreli bir mülakatla değil de uzun bir sürede uzman kişilerin yapacağı örnek olay çözümü, teknoloji kullanımı, analitik düşünme yeteneği ölçülmesi gerekir. Stratejik plan, kaos yönetimi gibi konularda bilgi ve kabiliyetini ölçecek uzun dönemli ve kapsamlı değerlendirmeler yapılabilir” (Ö.6b-). 488 Okul Müdürü ve Sözlü Sınav Dört müdür adayı (%33.30), yöneticilik kademelerinin ilişkilendirilmesi konusunda öneride bulunmuştur. Müdür adaylarının görüşlerinden bazıları şöyledir: “Yöneticilik bir kariyer mesleği olmalı. Bir hiyerarşi olmalı, adım adım olmalı, birden tepeye çıkılmamalı” (MYrd.4a+).“Türk milli eğitiminde yöneticiliğin ölçütleri ve kariyer basamakları farklı olması lazım. Maliyede, askeriyede olduğu gibi belli dönemlerden geçmek gerekiyor. Emniyetteki gibi, önce müdür yardımcısı, okul müdürü, daha sonra şube müdürlüğüne, ilçe milli eğitim, il milli eğitim müdürlüğü olarak işlemesi gerekir” (Ö.5a+).“En alttan başlayarak A,B,C kurum tiplerinde çalışabilmeli, A tipine gelen müdürlerin de ilçe yönetimine girmeleri sağlanmalı” (Ö.5b+). Müdür adayları, müdürlükten önce müdür yardımcılığı yapılması, hizmet öncesi yöneticilik eğitimi alınması, yöneticiliğe girişte yazılı sınav yapılması, süreç değerlendirme yapılması ve okul müdürlüğünün diğer yöneticiliklerle ilişkilendirilmesi konularında önerilerde bulunmuşlardır. Katılımcıların, mevcut sorunların aşılabilmesi için okul müdürlerinin bilimsel olarak seçilmesini istedikleri söylenebilir. Tartışma, Sonuç ve Öneriler Araştırmada katılımcıların çoğunluğu genel olarak, sözlü sınavdan önce dört yıllık yöneticilik süresi dolduğu için görev süresi sonlandırılan ve yapılan değerlendirmeye göre başarısız olduğu için görev süresi uzatılmayan müdürlerin sözlü sınava alınmasının uygun olmadığını, bu kişilerin sözlü sınavda başarılı olması durumunda çelişki oluşturacağını ve sınavın güvenirliliğinin sorgulanacağını düşünmektedirler. Ayral’ın (2015) bu konudaki tespitleri şöyledir: “Müdür değerlendirmesinde yeterli puan alamadığı için görevine son verilen yöneticilerin, hemen bir ay sonra tekrar müdürlük için başvuruda bulunabiliyor olması da, ilginç bir durum diye görülebilir. Müdürlük ehliyeti olmadığı tescillenen (!) bir yöneticiye, başka bir okulu teslim edebiliyor olmak, ne kadar açıklanabilir bir durumdur? Bu durumu açıklamada kullanılabilecek senaryolardan bazıları, görevine son verilen müdürlerin hukuki sürece başvurmalarını azaltmak; gönül alma meselesi ya da böylesi mantıksal bir çelişkinin farkına varamamış olmak olabilir.” Müdür adayları, sözlü sınava katılacak aday sayısını belirlemek için bir sınırlama olması gerektiğini ancak bu sınırlamanın kurum türüne göre yapılmasının daha uygun olacağını düşünmektedirler. Katılımcıların bu tespitinin yerinde olduğu söylenebilir. Çünkü, bir okula müdür olarak görevlendirilebilmek için öncelikle o okula branşı itibari ile öğretmen olarak atanma şartına sahip olmak gerekmektedir. Örneğin branşı sınıf öğretmeni olan bir aday, bir liseye müdür olarak görevlendirilememektedir. Bu nedenle okul türlerine göre müdürlüğü boş eğitim kurumları belirlenerek, her kurum türü için boş kurum sayısının üç katı adayın sözlü sınava davet edilmesi daha uygun olabilir. 489 Kemal Kayıkçı, İzzet Özdemir & Gülnar Özyıldırım Müdür adayları, sözlü sınav komisyonuna akademisyenlerin, müfettişlerin, öğretmen, veli, öğrenci ve sendika temsilcilerinin dahil edilerek, katılımın arttırılmasını ve bu sayede sınavın daha objektif yapılabileceğini düşünmektedirler. Katılımcı müdür adaylarının sözlü sınav komisyonuna katılmasını istedikleri yeni üyeler, çeşitli baskı gruplarından etkilenme olasılığı daha az olan üyelerdir. Altın ve Vatanartıran (2014) tarafından yapılan araştırma da katılımcılar, mülakatın bağımsız kişiler tarafından yapılması gerektiğini belirtmişlerdir. “Yönetici konumundaki iş gücü ihtiyacının terfi yoluyla iç kaynaklardan sağlanmasının, önemli yararları olmasına rağmen, yükselme kararını veren kişilerin duygusal davranması ve ‘adama göre iş’ gibi yanlış bir uygulamaya gitme olasılığı davardır” (Sabuncuoğlu, 2000, s.76). Bu nedenle seçme görevlerini yapabilmeleri için insan kaynakları birimleri, üst yönetim tarafından iç ve dış etkilere karşı yeterince korunmalı ve desteklenmelidir (Açıkalın,1996). Dört katılımcı, soruların cevapları kısa olduğu için sözlü sınav süresinin yeterli olduğunu belirtmiştir. Süresinin yetersiz olduğunu düşünen altı katılımcıdan dördü başarısız ikisi ise başarılı olmuştur. Bu katılımcılar, mevcut uygulamada üç soruyu cevaplamak için sözlü sınav süresinin uygun olduğu ama gerçek anlamda yapılacak bir değerlendirme için sürenin yetersiz olduğu, beş on dakikada müdür seçmenin isabetli olmayacağını vurgulamışlardır. Ayrıca katılımcılar, sözlü sınav yerine sürece yayılan bir değerlendirme sistemi kurulmasını önermişlerdir. Hong Kong’da yapılan bir araştırmada; yönetici seçiminde kullanılan görüşme yönteminin zorluklar barındırdığı, adayları değerlendirmede kullanılan çeşitli faktörler içinden sadece iletişim ve sunum becerilerinin kısmen tespit edilebileceği ve bu nedenle tek seçim mekanizması olarak görüşmenin kullanılmasına itirazlar olduğu belirtilmiştir (Kwan ve Waker, 2009). Görüşmenin bu sınırlılıklarından dolayı görüşme (sözlü sınav) öncesinde adayla ilgili farklı kaynaklardan bilgi toplanması ve değerlendirmenin sürece yayılması, seçme işlemlerinin güvenirliğini ve başarısını arttırabilir. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Avusturalya, İngiltere, İspanya, Litvanya, Yunanistan gibi diğer bazı ülkelerde, yönetici seçme sürecinde yetkili okul ya da bölge kurulları veya seçim komisyonları, adayla görüşme yapmanın yanı sıra adayların hizmet öncesinde aldığı yöneticilik ya da liderlik eğitimlerini, katıldığı projeleri, yöneticilik deneyimlerini ve ürün dosyalarını da değerlendirerek kararını vermektedir (Su, Gamage ve Mininberg, 2003; Normore, 2004; Eurydice, 2013, s.115-116; Thody, 2007; Brundreet, 2001; Bush ve Jackson, 2002). Müdür adayları, sözlü sınav değerlendirme konularını uygun bulmakla birlikte; katılımcıların tamamı, sözlü sınav süresinin kısa olması ve mevzuat ve genel kültür içerikli, kısa cevaplı üç soru ile adayların özellikle analitik düşünme, iletişim, temsil kabiliyeti gibi özelliklerinin ölçülemeyeceğini düşünmektedirler. Rammer’in (2007) yaptığı çalışmada da, genel kültür, sorun 490 Okul Müdürü ve Sözlü Sınav çözme, iletişim ve temsil gibi özelliklerin müdürlerde olması gerektiği ancak bu ideal özelliklere sahip adayları belirlemenin zor olduğu belirtilmiştir. Kwan ve Walker (2009) tarafından yapılan araştırma da; yönetici adaylarının seçiminde genel yönetsel beceriler, iletişim ve sunum becerileri, deneyim ve güven, dini eğilimler ve dış bağlantılar olmak üzere dört faktörün önemli görüldüğü ancak tek seçim mekanizması olarak mülakat yapılmasına itirazlar olduğu belirtilmiştir. “İnsana ilişkin ölçütleri bütünüyle belirlemek, başarılması zor bir iştir. Bu ölçütleri ölçüp bireylerde var oluş düzeyini belirleyecek araçların geliştirilmesi de o denli zor bir iştir. Bu nedenle bireyi tanıma, bilgi, yetenek ve becerilerini ölçecek araçları hazırlama, geliştirme ve uygulama konularında uzman kişi ve kuruluşlarca işbirliği yapılmalıdır” (Açıkalın, 1996, s.104). Katılımcıların büyük çoğunluğu, sözlü sınavda verilen cevapların doğru olup olmadığının adaylara bildirilmediğini, yazılı, sözlü ya da görüntülü kayıt yapılmadığını, sınavdan önce kimlerin başarılı olacağına yönelik söylentilerin olduğunu, sınavdan sonra başarılı olanlar ile daha önceki söylentilerin büyük ölçüde örtüştüğünü dolayısıyla sözlü sınavda objektif bir değerlendirme yapılmadığını belirtmişlerdir. Bu konuda sözlü sınavda hem başarılı ve hem de başarısız olan katılımcıların benzer düşünmesi önemli bir bulgudur. Katılımcıların, sözlü sınavda baskı gruplarının etkili olmasını olumsuz olarak değerlendirdikleri söylenebilir. Demirtaş ve Özer (2014) tarafından yapılan araştırmada da bazı müdürler, ödül ve belgelerin hazırlanması ve dağıtılması konusunda objektif davranılmadığını, atamadan kısa süre önce bazı adaylar için yapılan şahsi uygulamaların seçme ve atama sürecinin adilliğine gölge düşürdüğünü, sendika, siyasi parti gibi baskı gruplarının seçme sürecini olumsuz etkilediğini belirtmişlerdir. Akın (2012), Türkiye’de okul yöneticisi seçme ve yetiştirme konusunda en belirgin sorunlardan birinin uygulamaların nesnellikten uzak olması olduğunu belirtmektedir. Ayral (2015), son sınavlarda yeterli puanı alamayanların neden alamadıklarının yanında, yeterli puanı alanların da bunu nasıl aldıklarının, oldukça tartışılır durumda olduğunu; Şimşek (2014) ise, atamaların genellikle ve şaşmaz şekilde belirli bir siyasal duruşa sahip bireyler lehine sonuçlandığı konusunda yaygın bir kanı olduğunu belirtmektedir. Konuyla ilgili bir idare mahkemesinin kararında da, belirli bir sendikaya üye olan adayların sınavda çok yüksek bir oranda başarılı olmasının, sınavın subjektif değerlendirmelerle yapıldığı yönündeki iddiaları destekler mahiyette göründüğünden mülakat sınavına ilişkin işlemlerde hukuka ve hakkaniyete uyarlık bulunmadığı belirtilmiştir (Yargı Kararı, 2015). Bir katılımcının da söylendiği gibi “daha donanımlı, dünya görüşü, vizyonu geniş, yenilikçi, çalışkan, işini seven yöneticilerle yola devam etmek lazım.” Bunun için yönetici seçme süreci olabildiğince objektif hale getirilmelidir. Müdür adayları, sözlü sınav puanının %50’sinin ve adayın geçmiş hizmetlerinin değerlendirildiği Ek:2 formdan alınan puanın %50’sinin alınarak atamaya esas puanın belirlenmesinin uygun olduğu ama Ek:2 formdan alınan 491 Kemal Kayıkçı, İzzet Özdemir & Gülnar Özyıldırım puan ağırlığının arttırılması gerektiği görüşündedirler. Çünkü, Ek:2 formda adayların aldığı eğitimler, ödüller, cezalar ve geçmiş hizmetleri değerlendirilmektedir ve sözlü sınava göre daha kanıtlanabilir, ölçülebilir veriler içermektedir. Dolayısıyla Ek:2 formdan alınan puan daha objektif görülmektedir. Yapılan bir araştırmada da katılımcılar, sınavın yanında, alınan ödüller, takdir ve teşekkür belgeleri ile mesleki deneyimin de önemsenmesi gerektiğini düşünmektedirler (Demirtaş ve Özer, 2014). Katılımcılar, müdürlükten önce müdür yardımcılığı yapılması, hizmet öncesi yöneticilik eğitimi alınması, yöneticiliğe girişte yazılı sınav yapılması, sözlü sınav yerine sürece yayılan bir değerlendirme yapılması ve okul müdürlüğünün diğer yöneticiliklerle ilişkilendirilmesini önermişlerdir. Konuyla ilgili daha önce yapılan araştırmalarda da benzer önerilerde bulunulmuştur (Altın ve Vatanartıran, 2014; Aslanargun, 2012; Cemaloğlu, 2005; Demirtaş ve Özer, 2014; Akbaşlı ve Balıkçı, 2013; Akçadağ, 2014; Akın, 2012; Özmen ve Kömürlü, 2010; Recepoğlu ve Kılıç, 2014; Morteza-Ghasemy, 2011). Katılımcı müdür adaylarının önerileriyle benzer içerikli öneriler, 02-06 Aralık 2014 tarihinde Antalya’da gerçekleştirilen 19. Millî Eğitim Şurası kararları arasında da yer almaktadır. Katılımcı müdür adaylarının önerileri ile 19. Milli Eğitim Şurası Kararları ve daha önce yapılan araştırmalarda sunulan önerilerin örtüştüğü görülmektedir. Yönetici seçme ve görevlendirme konusunda düşünsel altyapının, bilimsel birikimin ve geniş bir uzlaşının oluştuğu ama gerekli adımları atmak için tek eksiğin siyasi irade olduğu söylenebilir. Gelecek nesillerimizin Türk Milli Eğitiminin genel amaç ve ilkelerine uygun olarak yetiştirilmesinde en önemli değişkenlerden biri olan okul müdürlerinin yukarıda bahsedilen öneriler doğrultusunda yetiştirilmesi ve atanması için gerekli yapı ve işleyişin kurulması önerilebilir. Okul müdürü adaylarını değerlendiren sözlü sınav komisyonu üyelerinin konuyla ilgili düşünceleri ve yapılan sözlü sınava göre başarılı olan müdür adaylarının, müdürlük görevindeki başarı düzeyleri araştırılabilir. 492 Okul Müdürü ve Sözlü Sınav Yapılandırılmış Öz/Structured Abstract Principle Assignments for the First Time and Over Again: An Assessment on Oral Exam Kemal Kayıkçı1, İzzet Özdemir2, Gülnar Özyıldırım3 Introduction. It is accepted that by increasing working capacity and motivation of teachers via effective school leadership directly affect students' success. The successful performance of identified role of school administrators requires to be trained in the area of course management and have gained the necessary qualifications. Therefore, assignment of the right candidate to the right job is an inevitable obligation for the education system. The selection and appointment of school administrators is closely related to the public administration system. The first regulation regarding to the selection, the training and appointment process of school administrators in Turkey was published in 1998. It was followed by regulations issued in 2004, 2007, 2008, 2009, February 2013, and August 2013. Finally, the regulation, regarding to assignment of administrators of educational institutions which are depended on Ministry of National Education, was published on 10.06.2014. School administrators’ appointment process is generally divided into two groups according to the regulations. The first group is on extension of the tenure process of the administrators that are currently serving as an administrator. The second group is on the first time administrators’ appointment or reappointments of the ex-administrators. In this study, the processes for the first time administrators’ appointment or re-appointment of the administrators are evaluated. Since the publication of the regulation, it has had an important place in public and caused considerable debate. Therefore, identifying the problems in the oral examination process that is done for the first time and re-appointed administrators according to these regulations and recommending suggestions to the operators are reasonably important. Purpose. The aim of this study is to determine the view of school administrator candidates on the first time and re-assignment of school administrators’ process which was applied in accordance with the regulation, regarding to assignment of administrators of educational institutions which are depended on Ministry of National Education and was published on 10.06.2014. Assoc. Prof. Dr., Akdeniz University, Antalya-Turkey, [email protected], 2Inspector (PhD Student), Akdeniz University, Antalya-Turkey, ozdemirizzethotmail.com, 3Res. Assist., Akdeniz University, AntalyaTurkey, [email protected] 1 493 Kemal Kayıkçı, İzzet Özdemir & Gülnar Özyıldırım Method. This study is a qualitative research. It has a case study design as a method. When working group was determined, maximum variation sampling which is a type of purposive sampling was used. 12 participants, working in Antalya Province, formed the working group. The study was conducted via the individual interview technique. Semi-structured interview forms were used in the interviews. Besides the questions regarding demographic information of participants, four different open-ended questions were asked during data collection. Findings. The opinion of the school administrator candidates on ‘Principles for Participating in the Oral Examination’: The majority of administrator candidates (83.30%) argued that it was not appropriate that the administrators, whose tenures weren’t extended, did not to participate in the oral exam. Five candidates out of twelve (41.60%) thought that it would be suitable to make them take the oral exam for the vacant posts by multiplying the number of the candidates three times according to their point superiority using the Annex:2; four out of twelve (33.30%) thought that candidate numbers should be determined separately according to the types of institutions. The Opinion of Administrator Candidates on ‘Oral Exam Committee’: Eight candidates out of twelve (66.60) pointed out that there should be more members in the committee and included the academics, inspectors, teachers, custodies, students and members of unions. The Opinion of Administrator Candidates on ‘Oral Exam Process’: Four participants (33.30%) thought that the duration of oral exam was sufficient; six participants (50%) were in opinion that the duration was insufficient. Administrator candidates generally stated that the topics of the oral exam were appropriate. However, all of the participants (100%) pointed out that some features especially analytical thinking and the analysis ability could not be measured with short answer type questions and through short oral exam duration. Furthermore, ten participants (83.30%) remarked that there was not an objective evaluation. Six candidates remarked that it was appropriate to determine the main point for appointment by averaging the points of taken annex: 2 and oral exam. The suggestions of administrator candidates on the first time assigned administrator or re-assigned administrator issue: Nine participants (75%) suggested that they should be an assistant director before being an administrator; eleven participants (91.60%) suggested that they should take pre-service management training; eight participants (66.60%) proposed that there was a written exam in the entry of the directorate; three participants (25%) proposed an evaluation that spreads to process and four participants (33.30%) suggested that being an administrator should be associated with other administrations. Conclusion, Discussion and Implication. Although participants generally found the topics of the oral exam evaluation appropriate, they thought that it was not accurate to selection of administrators within five or ten minutes, especially 494 Okul Müdürü ve Sözlü Sınav their skills such as analytical thinking, analysis capacity and ability to represent could not be measured with a short period of oral exam and with three shortanswer questions. Participants claimed that the right answers of the questions were not given to the candidates, that there was not any oral or video recording, that there were rumours about which it was determined that which candidates would be successful before the exam started, and the candidates that were successful mostly overlapped with candidates who were mentioned in the rumours. The similar thought of both successful and unsuccessful participants in this exam was an important finding on this issue. It can be said that participants appraised a negative comment on the effectiveness of the pressure groups in the oral exam. In other studies done on the subject in Turkey, pointed out the lack of objectivity in the applications as one of the most significant problems on selecting and training of school administrators; those who could not get enough points did not know why they were not able to get enough point and those who could get enough points did not know how they were able to get the sufficient point was fairly questionable. The studies also emphasised that there was a widespread belief that the appointments, generally and in a fool proof way, results in favour of individuals with a particular political stance. The decision of an administrative court on the issue made a remark about the examination of candidates who were members of a particular union had a very high success rate supported the claim that the examination was made with subjective assessment. However, participants suggested that they should be an assistant director before being an administrator; they should take pre-service management training; there should be a written exam in the entry of the directorate; an evaluation that spreads to process and being a school administrator should be associated with other administrations. It is observed that the suggestion of administrator candidates overlaps with the 19 th Education Council Resolutions and with the recommendations presented in the previous researches. It can be concluded that there has been intellectual infrastructure in selection and assignment of administrators, scientific knowledge and a broad consensus but for necessary step, only political will is deficient. With the recommendations mentioned above, it can be suggested to establish the necessary structure and functioning for training and appointment of school administrators. 495 Kemal Kayıkçı, İzzet Özdemir & Gülnar Özyıldırım Kaynaklar/References Açıkalın, A. (1996). İnsan kaynağının yönetimi, Ankara: Pegem A. Akçadağ, T. (2014). Okul yöneticilerinin bakış açılarıyla yöneticilerin yetiştirilme, atama ve yer değiştirmeleri; sorunlar ve çözümler. Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 29, 135-150. Akbaşlı, S. ve Balıkçı, A. (2013). Okul yöneticisi ve öğretmen görüşlerine göre okul yöneticiliğinin meslekleşmesinin değerlendirilmesi. Mersin Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 9(2), 366-367. Akın, U. (2012). Okul yöneticilerinin seçimi ve yetiştirilmesi: Türkiye ve seçilmiş ülkelerden farklı uygulamalar, karşılaştırmalar. AİBÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 12(2), 1-30. Aktaş, M.C. (2014). Nitel veri toplama araçları. İçinde M. Metin (Ed.), Eğitimde bilimsel araştırma yöntemleri (ss. 337-371), Ankara: Pegem A. Altın, F. ve Vatanartıran, S. (2014). Türkiye’de okul yöneticisi yetiştirme, atama ve sürekli geliştirme model önerisi. Ahi Evran Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi Dergisi,15(2), 17-35. Ayral, M. (2015). Müdür değerlendirmeleri üzerine. Türkiye Kamu Haber Portalından alınmıştır. Retrieved from http://www.turkiyekamu.com/ mudur-degerlendirmeleri-uzerine-makale%2c95.html Aslanargun, E. (2012). Okul müdürlerinin sahip olması gereken değerler. Kuram ve Uygulamada Eğitim Bilimleri Dergisi, 12(2), 1327-1344. Balcı, A.,Memduhoğlu, H. B., İlgan, A., Erdem, M. ve Taşdan, M. (2007). Bazı Avrupa Birliği ülkeleri ilköğretim okul yöneticilerinin seçilmesi ve yetiştirilmesi. II. Ulusal Eğitim Yönetimi Kongresi’nde sunulan bildiri. 21-22 Haziran 2007, Ankara. Bilgin, N. (2006). Sosyal bilimlerde içerik analizi, Ankara: Siyasal. Blackmore, J., Thomson, P., & Barty, K.(2006). Principal selection: Homosociability, the search for security and the production of normalized principal identities .Educational Management Administration & Leadership, 34(3), 297–317. Brundrett, M. (2001). The development of school leadership preparation programmes in England and the USA: A comparative analysis. Educational Management Administration & Leadership, 29, 229-245. Bush, T., & Jackson, D. (2002). A preparation for school leadership: International perspectives. Educational Management, Administration & leadership, 30, 417-429. Bush, T., Kinggundu, E., & Moorosi, P. (2011). Preparing new principals in South Africa: the ACE: School Leadership Programme. South African Journal of Education, 31(1), 31-43. 496 Okul Müdürü ve Sözlü Sınav Cemaloğlu, N. (2005). Türkiye’de okul yöneticisi yetiştirme ve istihdamı: Var olan durum, gelecekteki olası gelişmeler ve sorunlar. Gazi Üniversitesi. Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, 25(2), 249-274. Çelik, V. (2002). Eğitim yöneticisi yetiştirme politikasına yön veren temel eğilimler. 21. Yüzyıl Eğitim Yöneticilerinin Yetiştirilmesi Sempozyumu’nda sunulan bildiri. 16–17 Mayıs 2002, Ankara. Daresh, J. (2004). Mentoring school leaders: Professional promise or predictable problems? Educational Administration Quarterly, 40(4), 495-517. Demirtaş, H. ve Özer, N. (2014). Okul müdürlerinin bakış açısıyla okul müdürlüğü. Kastamonu Eğitim Dergisi, 22(1), 1-24. Eurydice (2013). Key data on teachers and school leaders in Europe, 2013 Edition, Eurydice Report. Luxembourg: European Union. Retrieved from http://eacea.ec.europa.eu/education/eurydice/documents/key_data_series/1 51EN.pdf Hugonnier, B. (2009). Okul liderliği. Okul Liderliği Anlayışında Değişim Zamanı: Yenilikçi, Gelişen ve Paylaşılan Liderlik Konferansı’nda sunulan bildiri. 09-10 Nisan 2009, Ankara. Joubert, R. (2008). School governance in South Africa: Linking policy and praxis. Retrieved from http: //www.topkinisis.com/conference/ CCEAM/ wib/index/ outline/ PDF/JOUBERT%20Rika.pdf. Karip, E. ve Köksal, K. (1999). Okul yöneticilerinin yetiştirilmesi. Kuram ve Uygulamada Eğitim Yönetimi Dergisi, 18, 193-207. Kwan, P. & Walker, A. (2009). Arewelookingthroughthesame lens? Principal recruitment and selection. International Journal of Educational Research, 48, 51-61. MEB (2014). Milli Eğitim Şuraları. Milli Eğitim Bakanlığı, Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı. Retrieved from http://ttkb.meb.gov.tr/www/suralar/ dosya/12 Merriam, S.B. (2013). Nitel araştırma (Çev. Ed. S. Turan), Ankara: Nobel. Morteza-Ghasemy, A. (2011). The comparison of primary school principals between Iran and Turkey. Contemporary Education Researches Journal, 1, 11-15. Normore, A. H. (2004). Recruitment and selection: Meeting the leadership shortage in onelarge canadian school district. Canadian Journal of Educational Administration and Policy, 30, Retrieved from http://www.umanitoba.ca/publications/cjeap/articles/normore.html Nusche, D. (2009).Etkili okul liderliği için özendirme, seçme, atama ve destekleme. Okul Liderliği Anlayışında Değişim Zamanı: Yenilikçi, Gelişen ve Paylaşılan Liderlik Konferansı’nda sunulan bildiri. 09-10 Nisan 2009, Ankara. OECD (2009). Creating effective teaching and learning enviroments: First results from TALIS, Paris: OECD. Özmen, F. ve Kömürlü, F. (2010). Eğitim örgütlerine yönetici seçme ve atamada yaşanan sorunlar ve yönetici görüşleri temelinde çözüm önerileri. Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi, 2(1), 25-33. 497 Kemal Kayıkçı, İzzet Özdemir & Gülnar Özyıldırım Pont, B., Nusche, D., & Moorman, H. (2008). Improving school leadership, Volume 1: Policy and practice, Paris: OECD. Recepoğlu, E. ve Kılınç, A. Ç. (2014). Türkiye’de okul yöneticilerinin seçilmesi ve yetiştirilmesi, mevcut sorunlar ve çözüm önerileri. Turkish Studies, 9(2), 1817-1845. Rammer, R. A. (2007). Call to action for superintendents: Change the way you hire principals. The Journal of Educational Research, 101(2), 67–76. Rivkin, S. G., Hanushek, E. A., & Kain, J. F. (2005). Teachers, schools and academic achievement. Econometrica, 73 (2), 417–458. Su, Z., Gamage, D., & Mininberg, E. (2003). Professional preparation and development of school leaders in Australia and USA. Internetional Education Journal, 4(1), 42-59. Resmî Gazete (2014). Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Görevlendirilmelerine İlişkin Yönetmelik. (Tarih: 10/06/2014, Sayı: 29026). Sabuncuoğlu, Z. (2000). İnsan kaynakları yönetimi, Bursa: Ezgi. Şimşek, H. (2009). Türkiye’de okul liderliği. Okul Liderliği Anlayışında Değişim Zamanı: Yenilikçi, Gelişen ve Paylaşılan Liderlik Konferansı’nda sunulan bildiri. 9-10 Nisan 2009, Ankara, Şimşek, H. (2014). Mehter yürüyüşü: Okul müdürlerinin atanması, Türkiye Kamu. Retrieved from http://www.turkiyekamu.com/m/?id=244054 Şişman, M. ve Turan, S. (2002). Dünyada eğitim yöneticilerinin yetiştirilmesine yönelik başlıca yönelimler ve Türkiye için çıkarılabilecek bazı sonuçlar. Türk Eğitim Bilimleri Dergisi, 2(1), 13-26. Taymaz, H. (1997). Uygulamalı okul yönetimi, Ankara: Ankara Üniversitesi. Thody, A. (2007). School principal preparation in Europe. International Journal of Education Management, 21(1), 37-53. Uçar, R. ve Uçar, H. İ. (2004). Japon eğitim sistemi üzerine bir inceleme: Çeşitli açılardan Türk eğitim sistemi ile karşılaştırma. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 1(1), 1-18. Weston, M. E., & Brooks, D. M. (2008). Critical constructs as indicators of a shifting paradigm in education: Acasestudy of four technology-richschools. Journal of Ethnographicand Qualitative Research, 2, 281-291. Yargı Kararı (2015). Gaziantep 1. İdare Mahkemesinin 05/05/2015 tarihli Kararı (Esas No: 2014/1214), Türk Eğitim Sen. Retrieved from http://www.turkegitimsen.org.tr/konsol/upload_doc/00_2012_y/00_4/gazian tep_1idare_esas_2014_1224.pdf, Erişim tarihi:28/02/2015. Yıldırım, A. ve Şimşek, H. (2013). Sosyal bilimlerde nitel araştırma yöntemleri. Ankara: Seçkin. 498 Kuram ve Uygulamada Eğitim Yönetimi 2015, Cilt 21, Sayı 4, ss: 499-520 www.kuey.net Kadın Öğretmenlerin Ailevi Sorumluluklarının Kendilerini Gerçekleştirmeleri Üzerindeki Etkisi* The Influence of Women Teachers’ Familial Responsibilities on their Self-Actualization Gökhan Özaslan1, Aslı Özaslan2 Öz Bu araştırmanın amacı, kadın öğretmenlerin ailevi sorumluluklarının kendilerini gerçekleştirmeleri üzerindeki etkilerini ortaya çıkarmak ve eğer cinsiyete özgü engeller var ise çözüm önerileri geliştirmektir. Nitel araştırma metodolojisi kapsamında çoklu durum çalışması olarak desenlenen araştırma, Konya il merkezinde bir ilkokul ve iki ortaokulda görev yapmakta olan, altısı 35 yaşının altında ve çocukları en fazla ilkokul çağında, diğer altısı ise 40 yaşının üzerinde ve çocukları en az lise çağında olan toplam on iki kadın öğretmenin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın bulguları şu başlıklardan oluşmaktadır: (a) Katılımcıların kendini gerçekleştirme düzeyi, (b) Katılımcıların içinde bulundukları koşullar karşısında duygusal tepkileri, (c) Katılımcıların kendini gerçekleştirme engelleri, (d) Engelleri aşmayı zorlaştıran dış koşullar (e) Engelleri aşmayı kolaylaştıran dış koşullar, (f) Engelleri aşmayı kolaylaştıran kişisel özellikler, (g) Çocuk sahibi olmanın kendini gerçekleştirme sürecinde sağladığı avantaj. Araştırma sonucunda araştırma ve uygulamaya yönelik öneriler de geliştirilmiştir. Sonuç olarak denilebilir ki, bir deneyim olarak annelik, kadın öğretmenlere kendilerini gerçekleştirmeleri bakımından uzun vadede avantaj sağlarken, eğer çocuk bakım olanakları yetersiz ise, geçici bir süre için dezavantaj da teşkil edebilmektedir. Anahtar sözcükler: Kadın öğretmenler, kendini gerçekleştirme, ihtiyaçlar hiyerarşisi kuramı, ailevi sorumluluklar Abstract The aim of this study is to reveal the influence of women teachers’ familial responsibilities on their self-actualization and to offer solutions for their gender-specific barriers, if any. As being a multiplecase qualitative inquiry, the study involved 12 women teachers from one primary and two secondary schools in the province of Konya. In order to add variety to study findings, the participants were selected according to two categories as (a) six subject teachers who are aged below 35 and their children are at primary school age or younger, and (b) two subject and four primary school teachers who are aged above 40 and their children are at high school age or older. Findings were presented under headings of (a) The level of participants’ self-actualization, (b) Participants’ emotional reactions in the face of their conditions, (c) Barriers stemming from familial responsibilities, (d) External conditions which make it difficult to overcome the barriers, (e) External conditions which make it easier to overcome the barriers, (f) Personal characteristics which make it easier to overcome the barriers, (g) The advantage of having a child in the process of self-actualization. Implications for research and application were also discussed at the end of the study. To put it briefly, motherhood as an experience provides an advantage in terms of self-actualization in the long-run, but if the childcare options are inadequate, then it is a temporary impediment on the way towards self-actualization as well. Keywords: Women teachers, self-actualization, theory of hierarchy of needs, familial responsibilities Received: 19.02.2015 / Revision received: 07.10.2015 / Second revision received: 28.12.2015 / Approved: 04.01.2016 Yrd. Doç. Dr., Necmettin Erbakan Üniversitesi, Konya, [email protected], 2Öğretmen, Mehmet Beğen Ortaokulu, Konya, [email protected] 1 Atıf için/Please cite as: Özaslan, G. ve Özaslan, A. (2015). Kadın öğretmenlerin ailevi sorumluluklarının kendilerini gerçekleştirmeleri üzerindeki etkisi. Kuram ve Uygulamada Eğitim Yönetimi, 21(4), 499-520. doi: 10.14527/kuey.2015.019 Gökhan Özaslan & Aslı Özaslan Giriş İhtiyaçlar hiyerarşisi teorisi, yetmiş yılı aşkın geçmişiyle, eğitimden yönetime, sanattan spora kadar psikolojinin etkisini hissettirdiği hemen her alanda insan motivasyonunu anlamak için başvurulan kuramlardan biridir. Abraham Maslow, geliştirmiş olduğu ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisinin son basamağı olarak kabul edilen “kendini gerçekleştirme” kavramına, “sevdiği, tapındığı ve gıpta ettiği” (Maslow, 1965, s.108) iki hocasının, Ruth Benedict ve Max Wertheimer’ın neden diğer insanlardan farklı olduklarını anlamaya yönelik çabası sonucunda kafa yormaya başlamıştır. Bu teori bize ne anlatmaktadır? Bu soruya, teorinin ders kitaplarında anlatıldığı şekliyle cevap verebilmek için (daha sonraları, ders kitaplarına girmeyen bazı ekleme ve değişiklikler yapılmıştır çünkü), Maslow’un teorisinin temellerini ortaya koyduğu 1943 tarihli metnine bakılabilir (Maslow, 1943). Buna göre, insanı motive eden gereksinimler en alttan yukarıya doğru, fizyolojik, güvenlik, sevilme, sayılma ve en sonunda da kendini gerçekleştirme gereksinimi olacak şekilde hiyerarşik bir yapıda sıralanır. Henüz karşılanmamış gereksinimler insan davranışını motive eder ve karşılandıktan sonra motive etme işlevini kaybederek yerini daha üst düzey bir gereksinime bırakırlar. Aynı metinden bir örnekle açıklayacak olursak, şiir yazmak, otomobil satın almak ya da Amerikan tarihiyle ilgilenmek açlık çeken bir insanın umurunda olmayacaktır. İşte bu nedenle gereksinimler arasında hiyerarşik bir sıralama vardır. Bu araştırmada üzerinde durulan kendini gerçekleştirme (self-actualization) ise, daha önceki gereksinimlerini büyük ölçüde karşılamış olan bireyin, ne yapmak için doğduysa onu yapması; diğer bir deyişle potansiyelini ortaya koyması gereksinimidir. Bireyin ideal annelik, sporculuk, ressamlık ya da mucitlik gibi farklı yaratıcılık hallerinden kendisi için uygun olanına yönelerek olması gereken kişi olmasıdır (Maslow, 1943). Maslow’un 1958 tarihli “Kendini Gerçekleştiren İnsanın Yaratıcılığı” adlı sempozyum konuşmasında “kendini gerçekleştirmiş insan”ın özelliklerini görebiliriz. Bu insan mutlaka bir şair ya da ressam olmaya da bilir. Evini çok az bir bütçeyle çekip çevirmek zorunda olan eğitimsiz bir ev hanımı da muhteşem bir aşçı, eş ve anne olarak kendini gerçekleştirebilir. Böylesi bir kadının elinden çıkan birinci sınıf bir çorba, bir ressamın elinden çıkan ikinci sınıf bir resimden çok daha yaratıcı bir üründür. Maslow bunu “kendini gerçekleştirme yaratıcılığı” olarak adlandırır. Kendini olduğu gibi kabul eden böylesi bireylerin durumu öylesine sağlıklı bir haldir ki bu kişiler karşımıza mizah anlayışına sahip, yeni deneyimlere açık, spontan, ellili-altmışlı yaşlarına bile tıpkı bir çocuğun masumiyetiyle var olanı olduğu gibi algılayabilen ve içinden geldiği gibi yaratıcılığını ortaya koyabilen bireyler olarak çıkarlar (Maslow, 1974a). 500 Kadın Öğretmenlerin Ailevi Sorumlulukları Uzunca bir süredir sosyal bilimler içerisinde varlığını hissettiren bu teoriye ilişkin pek çok değerlendirme yapılmış ve eleştiriler de yöneltilmiştir. Öncelikle kimi araştırmacılar Maslow’un teorisinin beş düzeyden değil, daha fazla sayıda düzeyden oluştuğunu iddia etmişlerdir. Örneğin Eckerman (1968), söz konusu teorinin pek açık bir şekilde sözünü etmediği ama bireyin davranışlarını değiştirmede önemli bir engel olarak kendini gösteren “tutarlılık” gereksiniminin son bir basamak olarak hiyerarşiye eklenmesini önerirken, çok daha detaylı bir okumadan yola çıktığı anlaşılan Koltko-Rivera (2006) ise Maslow’un kendi teorisi üzerinde 1969 yılında önemli bir değişiklik yaptığını ve “kendini gerçekleştirme” (self-actualization) basamağının üzerine bir de “kendini aşma” (self-transcendence) basamağı eklediğini savunur. Buna göre, kendini gerçekleştirmenin bir basamak üzerinde, çoğunlukla başkalarına yardımcı olmak şeklinde kendini gösteren, kişisel çıkarların düşünülmediği bir kendini/kendi gereksinimlerini aşma hali bulunmaktadır. Koltko-Rivera (2006) Maslow’un kendi teorisine yaptığı böyle bir eklemeyi neden açıkça ortaya koymadığı sorusunu ise, ölümünden kısa bir süre önce geliştirdiği düşüncelerini yoğun çalışma temposunun da ektisiyle yazıya dökecek yeterli zamanı bulamaması ve söz konusu eklemenin o günün bilim çevrelerince kabul görmesinin pek de mümkün görünmemesiyle açıklar. Greene ve Burke (2007) de yine Maslow’un ölümünden bir yıl sonra yayımlanan “İnsan Doğasının Ulaştığı Daha İleri Noktalar” (Maslow, 1971) adlı yazısından yola çıkarak yukarıda sözü edilen böylesi bir son düzeyin var olduğu düşüncesine katılır ve bu boyutu da “özverili gerçekleştirme” (selfless-actualization) (s.119) olarak adlandırırlar. Teoriyi daha doğru anlamak için ona yöneltilen eleştirilerden de yararlanılabilir. Neher (1991)’in teoriye yönelttiği çok sayıda eleştiri arasından bazıları oldukça dikkat çekicidir. Örneğin, teorinin temellerinden bir olan, giderilen gereksinimlerin yok olacağı düşüncesi tartışmalıdır; tam tersine kimi zaman daha da şiddetlenebilirler. Ayrıca, kendini gerçekleştirme için hiyerarşik olarak sıralanmış daha önceki gereksinimlerin karşılanması şart olmayabileceği gibi, önceki bütün gereksinimlerin karşılanması olumsuz sonuçlara bile neden olabilir. Buna karşılık, gelişim sürecinde kimi gereksinimlerin karşılanmaması yaratıcılığı ya da dayanıklılığı arttırmak gibi sağlıklı bir gelişim için gerekli koşulları da beraberinde getirebilir. Yine de Neher (1991), Maslow’un tanımladığı kendini gerçekleştirmeyi “insana has ve ulaşmaya değer” (s.110) bulmakta ve onu motivasyon kavramının alternatif değerlendirmelerine ve psikolojik açıdan sağlıklı insanları anlamaya yönelik çabaları teşvik etmesi bakımından takdire değer bulmaktadır. Nitekim bu teori, ileri sürülmesinden onlarca yıl sonra bile bazı alanlarda yeni uygulamalar geliştirilmesinde, örneğin ölmekte olan hastalara yönelik yatıştırıcı/hafifletici uygulamalar için (Zalenski ve Raspa, 2006) referans çerçevesi olarak kullanılabilmektedir. Benzer şekilde kendini gerçekleştirme kavramı ülkemizde de araştırmalara konu edilerek envanteri geliştirilmiş (Çetinkanat, 2005), kavramın demokratik tutum düzeyi 501 Gökhan Özaslan & Aslı Özaslan (Sardoğan, Özkamalı ve Dicle, 2006) ve benlik tasarımı (Sungur ve Yüksek, 2009) ile ilişkisi ortaya konmuştur. Konuya eğitim yönetimi açısından bakıldığında ise, pek çok araştırmaya konu olan kendini gerçekleştirmenin öğretmenler tarafından, özellikle de mesleki sorumluluklarının yanında ağır ailevi sorumluluklar da yüklendiğini hisseden kadın öğretmenler tarafından nasıl deneyimlendiklerine ışık tutan herhangi bir araştırma olmadığı görülmektedir. Bu konu araştırılmaya değer görünmektedir, çünkü kimi araştırmaların sonuçları arasında, kadınların ailevi sorumluluklarının ve sahip oldukları olanakların, iş yaşamlarında potansiyellerini ortaya koyabilmeleri üzerinde etkili olabileceği olasılığını akla getiren bulgular göze çarpmaktadır. Örnek vermek gerekirse, farklı araştırmaların sonuçlarına göre, mesleki ve ailevi sorumlulukların çatışması kadınların kariyerlerinde yükselmelerinin önündeki engellerden biridir (Morphitou ve Theophylatou, 2012) ve çocuk sahibi öğretmenlerde iş ve aile çatışması çocuk sahibi olmayan öğretmenlerden daha yüksek düzeydedir (Bragger, Rodriguez-Srednicki, Kutcher, Indovino ve Rosner, 2005). Kadın çalışanlarda, erkeklere oranla daha fazla iş yükü, iş stresi ve çatışması görülmekte ve bu durum evdeki çocuk sayısına paralel olarak artmaktadır (Lundberg, Mårdberg ve Frankenhaeuser, 1994). Sonuç olarak, özellikle kadın çalışanlar için iş ve aile sorumluluklarını uzlaştırabilmek en önemli gereksinimlerden biridir (Başlevent ve Kirmanlıoğlu, 2013). Bu gereksinim kadın çalışanların yaşam tercihleri üzerinde öylesine etkilidir ki Coleman’ın (2001) da ortaya koyduğu gibi, erkek okul müdürleri için evli ve çocuklu olmak doğal bir durumken, kadın okul müdürlerinde evli ve çocuklu olma oranı erkek mevkidaşlarına göre net bir şekilde düşüktür. Ayrıca, ailevi sorumluluklar kadınların çalışmaya ayırabilecekleri süreyi ve enerjiyi de azaltmaktadır (Mayrhofer, Meyer, Schiffinger ve Schmidt, 2008). Tüm bu olumsuzluklara karşın aile ile zaman geçirmek deneyimli öğretmenler tarafından öğretmenlik stresi ile başa çıkmanın bir yolu olarak da görülebilmektedir (Anthony, 2014). Bütün bu araştırma sonuçları evli ve çocuklu olmanın bir kadın öğretmen için önemli sonuçları beraberinde getireceğine işaret etmektedir. Buradan hareketle bu araştırmanın amacı, kadın öğretmenlerin ailevi sorumlulukların kendilerini gerçekleştirmeleri üzerindeki etkisini anlamak; böylelikle kadın öğretmenlerin -varsa- cinsiyete özgü mesleki performans engellerini ortaya koyarak etkili çözümler üretilmesi sürecine katkı sağlamaktır. Yöntem Araştırmanın Modeli Bu araştırma üç farklı okulda görev yapmakta olan toplam 12 kadın öğretmenin katılımı ile gerçekleştirilen bir çoklu durum çalışması şeklinde desenlenmiştir. Durum çalışması, araştırmacının bir ya da birden fazla sınırlandırılmış sistemi (durumu) zamana yayılmış olarak, (gözlemler, 502 Kadın Öğretmenlerin Ailevi Sorumlulukları görüşmeler, görsel-işitsel materyaller, dokümanlar ve raporlar gibi) çoklu veri kaynaklarından yararlanarak topladığı detaylı, derinlemesine verilerle araştırdığı ve duruma ilişkin betimleme ve temalarla raporlaştırdığı bir nitel araştırma yaklaşımıdır (Creswell, 2007, s.73). Çalışma Grubu Bu araştırmanın gerekçesini ortaya koyan satırlarda değinilen diğer araştırmaların bulguları, çocuk sahibi olmanın ve yaşın öğretmenlerin kendini gerçekleştirmeleri üzerinde etkili olabileceğine işaret etmektedir. Bu nedenle araştırmanın katılımcıları ikinci araştırmacı tarafından, çocuk sahibi kadın öğretmenler arasından, “35 yaşının altında ve küçük çocuklu” ve “40 yaşının üzerinde ve çocuklarını büyütmüş” olmak üzere iki ayrı kategori gözetilerek seçilmiştir. Burada 35 yaşın bir sınır olarak alınmasının nedeni, psikoloji alanında söz konusu noktanın genç yetişkinlik dönemi ile orta yaş dönemi arasında bir sınır olarak kabul edilmesi (Durmuş, 2010) ve ihtiyaçlar hiyerarşisi kuramını çerçeve olarak alan iki farklı araştırmanın (Ivtzan, Gardner, Bernard, Sekhon ve Hart, 2013; Reiss ve Havercamp, 2005;) 36 yaşın üzerindeki bireylerin üst düzey ihtiyaçlarla motive olma eğiliminde olduklarını göstermesidir. Buna ek olarak okul türü ve branşın etkisini görebilmek için katılımcılar bu fark alanlarında çeşitlendirilmiştir. Katılımcıların kategorilere dağılımı Tablo 1’de görülmektedir. Tablo 1 Katılımcıların Okul Türü, Branş, Yaş ve Çocuk Sayısı Değişkenlerine Göre Dağılımı 35 Altı ve Küçük Çocuklu Katılımcı Okul Branş Yaş Çocuk Katılımcı 40 Üstü ve Okul Çocuklarını Branş Büyütmüş Yaş Çocuk 1. Ortaokul 2. Ortaokul Matematik Matematik 34 2 7. Ortaokul İngilizce 43 3 30 1 8. Ortaokul Türkçe 48 3 3. Ortaokul Sosyal Bilg. 34 1 9. İlkokul Sınıf 50 2 4. Ortaokul Din Kültürü 33 2 10. İlkokul Sınıf 41 2 5. Ortaokul 6. Ortaokul İngilizce İngilizce 31 1 11. İlkokul Sınıf 49 2 31 1 12. İlkokul Sınıf 43 2 Küçük çocuklu olarak nitelendirilen katılımcıların çocukları en fazla ilkokulda öğrenim görecek yaşta, çocuklarını büyütmüş olarak nitelendirilen katılımcıların çocukları ise en az lise çağlarındadır. Katılımcıların tamamı mezun olduktan kısa bir süre sonra evlenerek çocuk sahibi olmuşlardır. Kariyerleri boyunca Konya İl merkezi dışındaki yerleşim yerlerinde de öğretmenlik yapmış olan katılımcılar, görüşme verilerinin toplandığı 2014 yılı Haziran ayında Konya il merkezinde yer alan bir ilkokul ve iki ortaokulda görev yapmaktadırlar. 503 Gökhan Özaslan & Aslı Özaslan Veri Toplama Araçlarının Geliştirilmesi İkinci araştırmacı, aday katılımcılarla Konya İl Milli Eğitim Müdürlüğünden araştırma izni alındıktan sonra iletişime geçmiş ve araştırmaya katılmayı kabul eden ilk on iki katılımcıyla görüşme ve gözlemlerine başlamıştır. Görüşmeler öncesinde katılımcılara Creswell (2007, s.124) tarafından bir örneği verilen ve araştırmanın içeriği ile katılımcının çekilme/gizlilik haklarını açıklayan imzalı taahhüt formu verilmiştir. Görüşme verilerinin toplanmasında araştırma öncesinde gerçekleştirilen alanyazın okuması sonucunda oluşturulan yedi soruluk yarı yapılandırılmış bir görüşme formu kullanılmıştır. Söz konusu forma açılış konuşması ve gerekli olacağı öngörülen sondalar da eklenmiştir. Yüz yüze gerçekleştirilen görüşmeler dijital ses kayıt cihazı ile kaydedilmiştir. Görüşmeler 2014 yılı Haziran ayı içerisinde tamamlanmış ve ortalama 40 dakika kadar sürmüştür. Araştırma verilerini toplamakla görevli ikinci araştırmacı, on iki katılımcıdan onu ile daha önce aynı okulda görev yapmıştır, bunun sonucunda da söz konusu katılımcılara ilişkin bazen ev ortamına kadar giren gözlemlere sahiptir. İkinci araştırmacı katılımcılara yönelik okul ve ev ortamlarındaki gözlemlerini yine Creswell (2007, s.137) tarafından bir örneği verilen gözlem formu çerçevesinde yazıya dökerek birinci araştırmacı ile paylaşmıştır. Söz konusu gözlem formu iki bölümden oluşmuştur: “Betimsel Notlar” başlıklı bölümü araştırmacının gördüklerini yorum katmadan yazmasına ayrılırken, “Değerlendirme Notları” başlıklı bölümü ise gördüklerinden yola çıkarak edindiği izlenimlerini yazmasına ayırılmıştır. Böylece birinci araştırmacının da ikinci araştırmacının katılımcılara yönelik gözlemlerini anlayabilmesi için çaba sarf edilmiştir. Görüşme sırasında katılımcılara yöneltilen sorular şunlardır: 1. İş yaşamınızda potansiyelinizi ortaya koyabildiğiniz düşünüyor musunuz? 2. Bu durum size nasıl hissettiriyor? 3. Potansiyelinizi ortaya koyabilmenizin önündeki engeller nelerdir? 4. Geçmişte potansiyelinizi ortaya koyamadığınız dönemler oldu mu? 5. O günlerde bu durum size nasıl hissettiriyordu? 6. O günlerde potansiyelinizi ortaya koyabilmenizin önündeki engeller nelerdi? 7. Bir öğretmen olarak potansiyelinizi ortaya koyabilmeniz için ne gibi olanaklara/düzenlemelere ihtiyaç duyuyorsunuz? Görüşme soruları içerisinde, katılımcıları potansiyellerini gerçekleştirme durumları üzerine konuşturacak sorulara yer verilmiş, fakat ailevi sorumluluklar bu sorular içerisinde öne çıkarılmamıştır. Bunun sebebi katılımcıyı yönlendirmeksizin kendini gerçekleştirmeleri üzerinde ailevi sorumlulukların etkisini, görebilme düşüncesidir. Ayrıca kendini gerçekleştirme önündeki engellere ilişkin daha detaylı bir görüş yakalayabilmek için katılımcılara çözüm önerilerine ilişkin görüşleri de sorulmuştur. 504 Kadın Öğretmenlerin Ailevi Sorumlulukları Verilerin Analizi İkinci araştırmacının verileri toplamasının ardından transkripsiyon sürecine geçilmiş, görüşme verileri birinci araştırmacı tarafından sesi yazıya dönüştüren bir yazılım (Dikte 2.70) kullanılarak kelimesi kelimesine yazıya geçirilmiştir. Bu işlemin ardından birinci araştırmacı içerik analizini gerçekleştirmiştir. Bu aşamada, veriler kodlanmış, kodlanmış veriler üzerinden temalar oluşturulmuş ve bu temalar hangi katılımcı grubu tarafından dile getirildiğine göre kategorilere ayrılarak, doğrudan alıntılarla anlaşılır hale getirilmiştir. Ayrıca her doğrudan alıntı sonunda da katılımcının branş ya da sınıf öğretmeni olma durumu (BÖ/SÖ) ve yaşı belirtilmiştir. Araştırmanın geçerlik ve güvenirliğine yönelik uygulamalar ise şöyledir: 1) Dış geçerlik için katılımcılar, derinlik-genişlik dengesini mümkün olduğunca bozmayacak şekilde, yaş, okul ve branş alanlarında çeşitlendirilmiş, (b) her iki katılımcı kategorisi açık bir şekilde (çocuk yaş aralığı, katılımcıların yaş aralığı ve branş) bakımından betimlenmiş ve (c) sınırlılıklar başlığı altında katılımcı grubunun oluşturulmasındaki eksiklikler konusunda okuyucu bilgilendirilmiştir. 2) İç geçerlik için (a) analiz sonucunda ortaya çıkan taslak metin “Bu metinde doğru bulmadığınız bir ifade var mıdır?” sorusu ile katılımcıların elektronik posta adresine gönderilmiş ve böylelikle katılımcılara düzeltme talep etme olanağı sunulmuş ve (b) görüşmenin yanı sıra gözlem verilerine de yer verilerek veri kaynakları çeşitlendirilmiştir. 3) Dış güvenirlik için, (a) araştırma soruları ve veri toplama/analiz süreçleri detaylı olarak betimlenmiş, (b) ikinci araştırmacının katılımcılarla tanışıklık düzeyi açıklanarak okuyucular bilgilendirilmiş ve (c) analize yön veren teorik çerçeve detaylı olarak tanımlanmıştır. İç güvenirlik için ise gözlem verilerini doğrudan kendisi toplamış ve katılımcılardan on tanesi ile iş arkadaşlığı ilişkisi olan ikinci araştırmacının birinci araştırmacı tarafından gerçekleştirilen analizin sonuçlarını kontrol etmesi sağlanmıştır. Bulgular Araştırmanın bu bölümünde öncelikle katılımcıların kendini gerçekleştirme düzeyi ve bu bağlamda içinde bulundukları koşullar karşısında duygusal tepkileri üzerinde durulacak, ardından ailevi sorumlulukların kadın öğretmenlerin kendilerini gerçekleştirmeleri üzerindeki etkileri üzerine odaklanılacaktır. Bu kapsamda, kendini gerçekleştirme önündeki engeller, engelleri aşmayı zorlaştıran ve kolaylaştıran dış koşullar, engelleri aşmayı kolaylaştıran kişisel özellikler ve son olarak da çocuk sahibi olmanın kendini gerçekleştirme sürecinde sağladığı avantaja ilişkin bulgular ortaya konacaktır. 505 Gökhan Özaslan & Aslı Özaslan Katılımcıların Kendini Gerçekleştirme Düzeyi Katılımcılara yöneltilen görüşme soruları içerisinde “kendini gerçekleştirme” ifadesi kullanılmamıştır. Bunun sebebi ilgili alanyazına vakıf olmayan katılımcıların bu ifadeyi hatalı anlamlandırma olasılığıdır. Bu nedenle araştırmacılar tarafından ilk iki sorunun cevaplarının ve gözlem verilerinin bir arada, detaylı bir şekilde incelenmesi ile katılımcının kendini gerçekleştirme doyumu alıp almadığı değerlendirilmiştir. Nitekim ilk soruya (İş yaşamınızda potansiyelinizi ortaya koyabildiğinizi düşünüyor musunuz?) “hayır” ya da “pek az” gibi cevaplar veren katılımcılardan bazılarının, ilgili alanyazında kendini gerçekleştirme doyumu alan bireyin iş ve iş dışı davranışlarını sergiledikleri, kişiliklerinin mesleklerine ne denli uygun olduğunu, mesleklerinden aldıkları doyumu ve sınıf ortamındaki yaratıcılıklarını tıpkı Maslow’un (1974b) tanımladığı şekilde dile getirdikleri, sonuç olarak gözlem verileriyle de doğrulanan böylesi belirtilerden yola çıkarak bir dereceye kadar “kendini gerçekleştirmiş insan” olarak kabul edilebilecekleri sonucuna ulaşılmıştır. Burada “bir dereceye kadar” ifadesi amaçlı olarak kullanılmıştır, çünkü kendini gerçekleştirmiş insan kavramı Maslow (1974a,1974b) tarafından bir dizi apriori kriter bağlamında tanımlanmıştır. Bu noktada araştırmacılar ancak kendini gerçekleştirmiş birey özelliklerinden çoğunu taşıyan/taşımayan şeklinde bir değerlendirme yapabilirler. Meslek yaşamında başarının, potansiyelini ortaya koyabilmenin ve bundan kaynağını alan kendini gerçekleştirme doyumunun farklı düzeyleri vardır. Bu araştırmanın her katılımcısının kendini başarılı olarak gördüğünü ya da potansiyelini ortaya koyabilmekten kaynağını alan bir kendini gerçekleştirme doyumu alabildiğini söylemek mümkün değildir. Küçük çocuklarının bakımına eşinin yardımcı olmamasının da etkisiyle bunalmış bir katılımcı, öğretmenlik mesleğini yapısına uygun bulmamasının da etkisiyle mesleğinde başarı gösteremediğini ifade etmiştir. Aşağıdaki alıntıda da görülebileceği üzere, bir katılımcının -görece- yüksek mesleki performans göstermesinin kendini gerçekleştirmenin dışında başka sebepleri de olabilir, örneğin aldığı ücreti hak etmeye çalışmak gibi bir nedenle: Ben bu maaşı alıyorsam hak edeyim gözüyle bakıyorum. Boş geçirmemeye, konularımı yetiştireyim edeyim, öğrenciler anlasın tamam. Ama ders dışında da öğrenciyle iletişim kursan, bağı daha çok kuvvetlendirirsin ama kuramıyorsun … ben kuramıyorum. Bu öğrencide samimiyet de göremiyorum ben (BÖ, 34). Görüşme ve gözlem verilerinin içerik analizi sonucunda ortaya çıkan temalara bakıldığında, iyi bir öğretmenden herkesçe beklenecek “çalışkanlık”, “öğrencilere dersini sevdirme”, “öğrencileri okul dışında da tanımaya çalışma” gibi temaların yanı sıra, yüzeysel bir değerlendirmede akla gelmeyecek “velileri de sorumluluk almaya motive edebilme” ve “görev sınırlarını genişletme” gibi temalar da göze çarpmaktadır. Katılımcıların kendini gerçekleştirme doyumu 506 Kadın Öğretmenlerin Ailevi Sorumlulukları almalarını sağlayan başarılarına işaret eden temalardan ikisine daha yakından bakacak olursak, “çalışkanlık” temasını şu alıntı ile örneklendirebiliriz: “Burada evde de mesela saatlerce çalıştığım oluyor. Slaytları hazırlıyorum, şunları hazırlıyorum bunları hazırlıyorum. Bir bakıyorum saat ikiye üçe gelmiş.” (SÖ, 41). Buna karşılık “görev sınırlarını genişletme” temasını ise aşağıdaki alıntı somutlaştırmaktadır: Çocuk psikolojisi konusunda mesela. … Ben bu konuyu araştırırım ve velilere bu konuda bilgi veririm, konuşurum; çocuklara nasıl davranacağız. … Öncelikle bu konuyla ilgili kendimi yetiştiriyorum … Bir öğretmenin de aslında gerçek görevi yetenekleri fark edip, yetenekleri ortaya çıkarmak. Herkese matematik öğretebilirsin, hayat bilgisi öğretebilirsin ama yetenekler içte kalmamalı. Güzel resim yapan çocuğu fark edebilmelisin, beden eğitiminde başarılı olan çocuğu fark edebilmelisin, mesela iletişim kurmayı becerebilen çocuğu fark etmelisin. Bizim işimiz bu. İletişim yoluyla o çocukların yeteneklerini keşfedebilmek (SÖ, 43). Söz konusu davranışlar sadece çocuk bakımı dönemini geride bırakmış katılımcılar tarafından değil, araştırmanın gerçekleştirildiği dönemde çocuk bakımı sorunu olan katılımcılar tarafından da -sıklıkla çocuğu doğmadan önceki dönemden bahsederken- dile getirilmektedir. Katılımcıların İçinde Bulundukları Koşullar Karşısında Duygusal Tepkileri Yukarıda örneklendirilen davranışları sergileyen katılımcılar kişiliklerine uygun mesleği seçtiklerini dile getirmekte ve mesleklerini ne kadar sevdiklerini ya da aldıkları doyumu coşkulu bir dille ifade etmektedirler: O müdür beni görüp teşekkür yazıp bana vermesi o kadar gururlandırdı ki! İlk defa o müdürümden gördüm ben bunu. … Çok mutlu oldum. Ondan sonra tabi çok teşekkür takdir aldık da … (BÖ, 34). Geri dönütleri görüyorum çünkü. Bunun için de yaptığım işten daha çok zevk alıyorum. Daha mutlu oluyorum. Mesela okula gelirken ayaklarım hiç geri geri gitmiyor. Hep mutlu bir şekilde geliyorum ve o mutluluk da yansıyor çocuklara. Kendime olan saygımın da arttığını, onu da hissediyorsun zamanla (SÖ, 43). Diğer taraftan kimi katılımcılar da öğretmenliği isteyerek seçmelerine rağmen, 40 yaş üstü grupta çevresel, 35 yaş altı grupta ise ailevi engeller nedeniyle mesleklerine ilişkin içsel standartlarına ulaşamamakta ve bundan kaynağını alan bir doyumsuzluk hissini de açıkça dile getirmektedirler: Beni üzüyor … yani çocuklar ısrarla öğrenmeyeceğiz diye uğraştılar. Yemin ederim. Onlardaki bu isteksizlik de bizim şevkimizi kırıyor işte. Yani tamamen şevkimizi kırıyor ve bizi çok üzüyor. Eve yorgun gidiyoruz bu yüzden … Bir merhaba diyecek, bunu bile öğretemiyoruz. Ben çok üzülüyorum, gerçekten. Sadece başıyla selamlayıp şöyle bir merhaba diyecek (BÖ, 48). 507 Gökhan Özaslan & Aslı Özaslan Ben bu mesleği aslında gerçekten çok isteyerek seçtim ama gerçekleştiremeyince kendi istediğin gibi, mutsuz oluyorsun, çok da mutlu olmuyorsun … aa ben başardım ettim diyemiyorsun yani (BÖ, 34). Katılımcıların Ailevi Sorumluluklarından Kaynaklanan Engeller Gözlem verilerini de dâhil edecek şekilde araştırma verilerinin analiz edildiğinde görülmektedir ki katılımcılar çocuklarının öz bakım becerisi kazanmalarından önceki dönemde aşırı yorgunluk ve kendine zaman ayıramama sonucunda geçici bir süre zorlanma yaşamaktadır. Söz konusu zorlanma döneminde katılımcının kişisel gelişimine zaman ayıramaması, yıllar geçtikten sonra bile söz konusu öğretmen tarafından önemli bir kayıp olarak algılanabilmektedir. Bu kategori içerisinde ortaya çıkan temalar ve bunları örnekleyen alıntılar şöyledir: Çocuk Bakımı-İş Yaşamı Çatışması 35 yaş altı küçük çocuklu katılımcılar birbirine çok benzer ifadelerle yaşadıkları güçlükleri dile getirmektedirler. Bu kategorideki katılımcıların tamamına yakını “yarım” kelimesini konuşmalarının akışı içerisinde kullanmışlardır: Yarım yamalak bir öğretmenlik, yarım yamalak bir annelik belki. Yarım yamalak bir ev hanımlığı. Yarım yarım yani. Hiçbiri tam değil. … Okulda yorulup gittiğim için çocuklarıma olması gerektiği gibi davranamıyorum, gereksiz yere parlıyorum. Evden yorgun geldiğim için burada bir şey yapasım gelmiyor; sadece vermem gerekeni veriyorum (BÖ, 33). Eş ve Akrabaların Aşırı Beklentileri Katılımcıların ailevi sorumlulukları, içinde yaşanılan kültür nedeniyle eşlerinin anne ve babasına karşı yerine getirmeleri gerektiği varsayılan kimi yükümlülükleri de kapsamaktadır ve çocuğun da küçük olduğu bu dönemde söz konusu yükümlülükler durumu daha da zorlaştırmaktadır. Burada böyle kayınpederler, babalar, şeyler. Çayının şekerini bile uzanıp kendi almıyorlar. O kadar garibime gidiyor ki … Burada hizmet bekleyen çok insan var, o yorucu. Bir de çocuklar var zaten. Artık çok bıktım. Yeter diye bağırmak istediğim çok an oluyor ama bağıramıyoruz, kalıyoruz öyle (BÖ, 33). Çocuklar Nedeniyle Kendine Zaman Ayıramamak 40 yaş üstü ve çocuklarını büyütmüş katılımcılar, küçük çocuklu katılımcıların aksine ailevi sorumluluklara ilişkin hiçbir zorlanma belirtisi göstermemektedir. Özellikle sınıf öğretmeni olan katılımcıların, ailevi sorumluluklar yerine mesleki yaratıcılıkları önündeki içsel ve dışsal engellerden bahsetme eğiliminde oldukları görülmüştür. Ne var ki “Çocuklar nedeniyle kendine zaman ayıramamak” teması ilginç bir fenomene ışık tutmaktadır. Şöyle ki küçük çocuklu genç katılımcılar günlük koşturmacaları içerisinde uyku ihtiyacını karşılamak için bile kendilerine zaman ayıramamaktan yakınırken, çocuklarını büyütmüş ve gün içerisinde kendisine zaman ayırabilen kimi 508 Kadın Öğretmenlerin Ailevi Sorumlulukları katılımcılar ise geçmiş yıllarda çocuk bakımı nedeniyle kendilerine zaman ayıramamış olmanın (ve böylelikle kendilerini daha fazla geliştirememenin sonucunda, günümüzde potansiyellerini gerçekleştirme olanaklarının kısıtlı olmasının) üzüntüsünü yaşayabilmektedirler. Her iki katılımcı kategorisinden bu durumu örnekleyen alıntılar şöyledir: Eve iş götürüyorum tabi ki ama dokuz buçuktan sonra hepsi yattıktan sonra hallediyorum. … Bir hafta kendimi dinlemek istiyorum, yalnız kalıp kendime bakmak istiyorum ama … Yüzüme bakmak istiyorum. Bazen çocuğu uyutmaya çalışırken uyuya kalıyorsun, makyajla uyuyorsun, kötü oluyor bu sefer de (BÖ, 34). … o yüzden de bazı hayallerinin duvar örüyorsun önüne; şunlar bitince yapacağım diyorsun ama ertelediğin her şey senin zararına oluyor. Zaman kaybettikçe de zaten gerçekleştiremiyorsun bazı şeyleri. … Önce ailem dediğim için kendime kızıyorum. … Çok yönlü olmayı isterdim meslek hayatımda (SÖ, 49). Engelleri Aşmayı Zorlaştıran Dış Koşullar Katılımcıların ailevi sorumlulukları iş yaşamlarında potansiyellerini ortaya koyabilmelerinin önüne çeşitli engeller koyarken, bazı olumsuz koşullar da bu engelleri aşmalarını zorlaştırmaktadır. Çocuk bakım olanaklarının yetersizliği ve yasal düzenlemelerin annelik sorumluluklarını göz ardı etmesi, 35 yaş altındaki katılımcılar tarafından dile getirilmiştir. Çocuk Bakımı Olanaklarının Yetersizliği Henüz anaokuluna başlayamayacak yaştaki çocuklara evde bakılması, 35 yaş altı katılımcıların sıkça değindikleri bir sorundur. Aşağıdaki alıntıda da görülebileceği gibi yakınlarda yardım edebilecek yakın akrabaların da olmaması katılımcılar açısından önemli bir sorun olabilmektedir: Bakıcımdan ekstra vakit talep edemedim. Akraba bir bakıcı, ondan dolayı şu kadar para vereyim şu kadar daha bak gibi bir şey talep edemedim. Zaten ricayla, çalışmayı düşünmeyip benim çocuklarımı sevdiği için gelen biri. Memleketim de burası olmayınca, ha deyince bırakabileceğim bir annem, ablam, birileri yok. Kayınvalidem burada ama onların da kendilerine göre bir hayatları meşgaleleri var (BÖ, 33). Yasal Düzenlemelerin Annelik Sorumluluklarını Göz Ardı Etmesi Yasal düzenlemelerin kadın öğretmenlerin ağır ailevi sorumluluklarını göz ardı etmesi de 35 yaş altı küçük çocuklu katılımcıların değindikleri bir zorlaştırıcı koşuldur. Aşağıdaki alıntılarda da görülebileceği gibi katılımcılar evde kalıp çocuk büyütmek değil, iş yaşamına geri dönmek istemektedirler. Ne var ki işe geri dönme sürecini kolaylaştıracak yasal düzenlemelerden mahrum kaldıklarını da açıkça ifade etmektedirler: Çalışmak iyi geliyor ama çalışma sürelerinin ona göre ayarlanması lazım belki. Bu doğum sonrası izin çok yeterli değil ülkemiz şartlarında. En azından çocuklarımı nasıl baktıracağım diye kaygılarının olmaması lazım. 509 Gökhan Özaslan & Aslı Özaslan Yakında bir kreş olabilir, kurum içerisinde bir kreş olabilir, en azından görebileceği bir yerde. Anneler daha iyi işe odaklanıp daha verimli olabilirler (BÖ, 30). Okulların saatleri ne bileyim bayanların yaşam koşullarına biraz daha uygun olsa. Mesela dokuz-üç, yani daha ortada saatlerde. Sabah çok erken başlıyor, mesela kışın. Ben sabah evden çıktığım saatte çocuklar uyuyor oluyor. Onları o saatte kaldırmak gerçekten çok zor (BÖ, 33). Engelleri Aşmayı Kolaylaştıran Dış Koşullar Katılımcıların potansiyellerini ortaya koyabilmeleri önünde büyük bir engel oluşturan yorucu ailevi sorumluluklar karşısında sahip oldukları kimi olanaklar, onların kendilerine daha fazla zaman ayırabilmelerini ve okula daha dinlenmiş olarak giderek potansiyellerini ortaya koyabilmelerini mümkün kılmaktadır. Bu kategori içerisinde ortaya çıkan temalar ve bunları örnekleyen alıntılar şöyledir: Okulun Rahatlatıcı Etkisi “Okulun rahatlatıcı etkisi” teması, iş yaşamının çocuk bakımından bunalmış durumdaki katılımcıların rahatlayabilmesi için önemli bir olanak olarak kendini göstermektedir: Rahatlama biraz; kaçış yeri. … Okula giderken bile kendime bakmam, makyaj yapmam, ne bileyim, giyinmem kuşanmam beni rahatlatıyor. Arkadaşlarımla sohbet etmem beni rahatlatıyor. … Kendim için vakit ayırdığımı hissediyorum okula geldiğim zaman. Evde kızım mesela şeydir, bakıcısına eziyet etmez ama ben geldiğim vakit kapıdan girer girmez iki saat eziyet eder mesela, mızmızlanır, sürekli ilgi ister (BÖ, 31). Yakın Akrabalarının Aynı Şehirde İkamet Etmesi Kendisinin ya da eşinin anne-babasının aynı şehirde ikamet etmesi, küçük çocuklu katılımcılara önemli bir avantaj sağlamaktadır: [Kayınvalidesi ile aynı apartmanda oturması sayesinde çocuk bakımında rahat etmesine ilişkin]… O kadar da olsun, aynı apartmanda oturuyoruz, o kadar da lüksümüz olsun … Tabi biz Konyalı olunca annem de var. En ufak bir şeyde gelip yardımcı olabilirler. O avantajım oldu (BÖ, 31). Profesyonel Çocuk Bakım Olanaklarına Sahip Olmak Bulgular içerisinde her iki katılımcı kategorisinden ifadeler, bakıcı ve kreş gibi ücretli çocuk bakım hizmetlerine ulaşabilmenin katılımcılara büyük bir kolaylık sağladığını açıkça göstermektedir: Mesela çocuk bakımında olsun, ev işlerinde olsun kendinize zaman ayırın. Yardımcınız olsun ki okula daha güçlü gelin. Kafanız da dingin olsun, vücudunuz da. … Çok şükür onlarda hiç sıkıntı çekmedim. Hâlâ kızım bakıcısına anneanne der. Hâlâ görüşürüz. … Eşim çok yardımcı olur o konuda sağ olsun. Hiçbir sıkıntı çekmedim (BÖ, 48). Ben birde evde oluyorum. [Çocuğunun adı] dört buçukta geliyor. Benim o arada çok vaktim oluyor. İster gezmeye giderim, ister havuza giderim; dinlerinim, yatar uyurum, temizlik yaparım, yemek yaparım. O arada çok vaktim olduğu için ben dinleniyorum. Ama [Çocuğunun adı] de sabahçı olsaydı, ikimiz aynı anda gelseydik, ben çok yorulurdum o zaman. Daha çok sinirlenirdim belki (BÖ, 31). 510 Kadın Öğretmenlerin Ailevi Sorumlulukları Eşin Destek Olması Yaşça küçük ya da engelli çocuk sahibi olmanın zorlukları karşısında eşin yardımcı olması, katılımcıların zorlukların üstesinden gelmesini kolaylaştırmaktadır: … her şey ortak dedim. Kocam da çok güzel bakıyor. Zaten bana yıksa sürekli, ben çok mutsuz olurum. O yüzden beni çok mutlu ediyor (BÖ, 34). Burada eş de devreye giriyor. … Eşim bana büyük destek oldu. Eğer böyle destek olmasaydı ikimiz de ayakta kalamazdık. Mutlaka parçalanırdı aile. Çünkü engelli çocuğa bakmak çok zordur. Benim ayakta kalmamda eşimin rolü var. Bir de birlikte karar alırdık her şeyde, bizim ev de demokratiktir. … Eşler birbirini çok sevmeli (SÖ, 50). Engelleri Aşmayı Kolaylaştıran Kişisel Özellikler Bu kategori kendi içerisinde, “Kişiliği mesleğine uygun olmak” ve “Dayanıklılık” şeklinde iki alt kategoriye ayrılmaktadır: Kişiliği Mesleğine Uygun Olmak Mesleğini, isteyerek seçmiş, iş doyumu yüksek görünen katılımcıların ailevi sorumlulukların beraberinde getirdiği engeller karşısında daha dayanıklı olabildikleri anlaşılmaktadır. İki farklı katılımcı kategorisinden iki alıntı bu durumu açıkça ortaya koymaktadır: Ben mesleğimi seviyorum. Yani çok seviyorum. Bir daha dünyaya gelsem yine İngilizce öğretmeni olurdum … Çocukken zaten hep öğretmencilik oynardım ben. Mahallenin bütün çocuklarını toplarmışım, annem öyle anlatır, boya kalemlerini alırmışım, duvarlara yazarmışım (BÖ, 31). … çünkü onlara bir şeyler vermek bana o kadar huzur veriyor ki gerçekten ben bu iş için yaratılmışım, Allah beni bu iş için yaratmış diye düşünüyorum (SÖ, 50). Dayanıklılık Kimi katılımcıların anneliği de kapsayan ailevi sorumluluklar karşısında kendi kişisel dayanıklılıklarını vurgulamaları, dayanıklılığın söz konusu engelleri aşmadaki önemine işaret etmektedir: [Birinci sınıf öğretmeni olan eşi askere gitmiş] Ben köyde tek başıma kaldım. Ben hamileyken. Yanımıza bir vekil kız verdiler. Ben o sene hem birinci sınıfları hem dört ve beşleri okuttum. …Yanıma verdikleri vekil öğretmene birinci sınıf da vermek yasak, beşinci sınıf da vermek yasak. Ben o zaman hem okul müdürlüğü, hem birinci sınıf öğretmenliği, hem dördüncü-beşinci sınıf öğretmenliği yaptım. Hem de hamileydim. Bu benim için inanılmaz bir tecrübe oldu. … Ben mesela sarsılan köy otobüsünde ilçeye kaç kere gittim hamileyken. Kolay mıydı, tabi ki çok zordu (SÖ, 43). Bak çalışma döneminde hiç kimseyi takmam ben. …Her şeyi takarsan hayattan zevk alamazsın, üç günlük dünya zaten (BÖ, 34). [Engelli çocuğu olan bir katılımcı] Ben çocuğumla ilgilenirken bir de yatalak annem vardı, beş sene de anneme baktım ben. Onlara baktıktan sonra gece ikiye kadar proje performans hazırlardım ben. …Ev evde kaldı. Okula gelince evi tamamen siliyordum ben. Eve gittiğimde de okulu yaşamıyordum. Asla evin 511 Gökhan Özaslan & Aslı Özaslan problemini okula taşımadım. Eğer taşısaydım benim şimdi hiçbir öğrencim bir yerlere varamazdı. Asla taşımayacaksın. Bu çok önemli bir karar (SÖ, 50). Çocuk Sahibi Olmanın Kendini Gerçekleştirme Sürecinde Sağladığı Avantaj Çocuk sahibi olmanın katılımcılarda geçici bir süre zorlanmaya yol açtığı daha önce de belirtilmişti. 40 yaş üzerindeki katılımcıların ifadeleri göstermektedir ki çocuk büyüdükten sonra bu engel ortadan kalkmakta, hatta katılımcının potansiyelini daha etkili bir şekilde ortaya koymasını sağlayacak şekilde önemli bir deneyim de teşkil etmektedir. Bu avantajı örnekleyen alıntılar şöyledir: Yıllardır çocuklarımın sınava, SBS’ye giriyor olması ilgimizi arttırıyor haliyle. Neyin nereden çıkacağını biliyorsun artık. Çocuklara tüyolar veriyorsun. Not ederim, benim defterim vardır; nereden geliyor sorular filan. Onda benim çocuklarımın çok etkisi oldu. Hani kendi çocukların olunca … (BÖ, 43). Çocuklarımdan önceki öğretmenliğimle sonraki öğretmenliğim arasında ben fark görüyorum biliyor musun. … Kitaplarda yazanlarla gündelik yaşamda farklılıklar var; onun davranışa dönüşmesinde farklılıklar var. … Kendi çocuklarım okula başladıktan sonra anladım ki onu anlamayabilirlermiş, daha ayrıntılı anlatılabilirmiş. Ondan sonrasında daha farklı bir yol izlemeye başladım (SÖ, 43). Tartışma, Sonuç ve Öneriler Bu araştırmanın verilerinden katılımcıların tamamına yakınının İhtiyaçlar Hiyerarşisi Kuramında ifadesini bulan kendini gerçekleştirme doyumunu farklı düzeylerde aldıkları anlaşılmaktadır. Özellikle kendini başarılı bir öğretmen olarak gördüğü anlaşılan kimi katılımcıların coşkulu ifadelerinde, Maslow’un (1974b) sözünü ettiği, işin ve insanın birbirlerine “kilit ve anahtar gibi” uyması, bunun sonucunda ortaya çıkan işe yönelik sevgi ve iş-özel yaşam dikotomisinin yok olması (s.47-48) gibi belirtiler net bir şekilde görülmektedir. Hatta bunun da ötesinde önceki sayfalarda sözü edilen, teoriye daha sonradan dâhil edildiği ileri sürülen “kendini aşma” düzeyinin belirtilerini de görmek mümkündür. Şöyle ki fizyolojik gereksinimler de dahil olacak şekilde (bu araştırmada söz konusu gereksinim kendini daha çok “uykusunu alabilmek” şeklinde göstermektedir) ön koşul gereksinimlerin tamamını ve ardından kendini gerçekleştirme gereksinimini de giderebildiği anlaşılan katılımcıların, öğrencilerinin iyiliği için “inisiyatif kullanma cesareti gösterme”, “velileri de sorumluluk almaya motive edebilme” ve “görev sınırlarını genişletme” gibi sadece işi yapmanın verdiği keyifle açıklanamayacak davranışlar gösterdikleri de anlaşılmaktadır. Maslow (1964) çağımızda yaygın bir şekilde varlığını hissettiren değerlerden yoksunluk karşısında insanların hayran olacakları, kendilerini adayacakları, uğrunda ölecekleri davalardan mahrum olduklarını ve bu boşluğun doldurulması gerektiğini savunur. Söz konusu katılımcıların böylesi bir boşluk yaşamadıkları ve “kişisel gelişimini tamamlamış, en iyi koşullar altında çalışmakta olan çok şanslı insanlar olmaları sonucunda kendi 512 Kadın Öğretmenlerin Ailevi Sorumlulukları varlıklarının ötesine uzanan değerlerle motive olma eğilimine girdikleri” (Maslow, 1971, s.4) değerlendirmesini yapmak mümkündür. Ailevi sorumluluklar kavramı, içerisine pek çok alt başlığı alabilecek, kapsamlı bir kavramdır. Buna karşılık katılımcılar, ailevi sorumluluklardan kaynaklanan engellere değinirken, “Eş ve akrabaların aşırı beklentileri” teması sayılmazsa, sadece annelik sorumluluklarından kaynaklanan engellerden bahsetmişlerdir. Bu durum da annelik sorumluluklarının onların yaşamlarındaki öneme işaret etmektedir. Diğer taraftan yine araştırma bulgularında da görülebileceği üzere, hem çalışma yaşamına girmek hem de çocuk sahibi olmak, kadınlara kendini gerçekleştirme sürecinde bazı avantajlar da sunmaktadır; şöyle ki, katılımcıların çoğu meslekleri sayesinde potansiyellerini ortaya koyabilmekte, çocuk sahibi olmanın da ileriki yıllarda kendilerine mesleki bakımdan derinlik katan bir deneyim olduğunu belirtmektedir. Araştırmanın bu bulgusu kadınların ailevi rollerinin öğretmenlik kariyerlerinde gelişimlerine katkı sağlayabileceği (Mulawarman, 2015) ve öğretmenlik stresi ile başa çıkmalarını kolaylaştırabileceği (Anthony, 2014) yönündeki diğer araştırma sonuçlarıyla bir arada değerlendirildiğinde aile yaşamının katılımcılar için engellerin yanı sıra avantajlar da sağlayabileceğine işaret etmektedir. Bu araştırmanın kimi katılımcıları, eşlerinden aldıkları desteğin kendileri için taşıdığı öneme de değinmişlerdir. Eşlerin verebilecekleri desteğin kolaylaştırıcı etkisi alanyazında daha önce de vurgulanmıştır (Jansen, Kant, Kristensen ve Nijhuis, 2003). Ayrıca, eşlerinin de desteğiyle, hem iş hem de aile yaşamı alanlarında gelişmenin kadınlara kendilerini ortaya koymaktan kaynağını alan bir doyum verebileceği de belirtilmiştir (Shalom-Tuchin, 2013). Bu araştırmanın bulguları da eklendiğinde, kadın öğretmenlerin eşlerinden alacakları yardımın önemi daha belirgin bir şekilde görülebilmektedir. Araştırmanın katılımcılarından hiç biri, İhtiyaçlar Hiyerarşisi Kuramında kendini gerçekleştirme basamağından önce sıralanan diğer gereksinimlerden güvenlik, sevilme ve sayılma boyutlarında sorun yaşadıklarına işaret edebilecek herhangi bir belirti göstermemektedir. Diğer taraftan 35 yaş altı grubun çocuk bakımı nedeniyle uykusuz kalma sonucunda, en temel gereksinimleri kapsayan “fizyolojik ihtiyaçlar” boyutunda sorun yaşayabildikleri görülmektedir. Araştırma bulguları açıkça göstermektedir ki katılımcıların kendini gerçekleştirmeleri için sadece yapılarına uygun mesleği seçmeleri ve onu sevmeleri yetmemekte, o meslekte potansiyellerini ortaya koyabilmek için dinlenerek (yani bedenen uykusunu almak ve ruhen dinlendirici aktivitelere zaman ayırmak yoluyla) enerjilerini korumaları da gerekmektedir. Bu araştırmanın önceki sayfalarında kadınların aile ve iş yaşamı boyutları arasındaki çatışmaya ilişkin araştırma bulgularına değinilmişti. Greenhaus ve Beutell (1985), iş ve aile rolleri arasındaki çatışmanın nedenlerinden biri olarak zamanın rollerden ikisine birden yetmemesini de saymaktadır. Chang’in (2002) evli kadın öğretmenlerin iş yüklerinin azaltılması önerisi bu araştırmanın 513 Gökhan Özaslan & Aslı Özaslan verileriyle birlikte değerlendirildiğinde anlamlı görünmektedir. Buradan yola çıkarak, mevzuatın, küçük çocuk sahibi kadın öğretmenlere kolaylık sağlamak amacıyla öğretmenin özel koşullarına uygun ve daha az ders yükü içerecek şekilde haftalık ders programları oluşturulması konusunda net hükümler içermesinin küçük çocuklu kadın öğretmenlerin potansiyellerini ortaya koyabilmeleri bakımından olumlu sonuçlar vereceği düşünülmektedir. Çocuk bakım olanaklarının kalitesi, doğum yapan kadınların işe geri dönme istekleri üzerinde etkili olacak kadar önemli bir faktör olmasına karşın (Boyd, Thorpe ve Tayler, 2010) böylesi olanakların bu araştırmanın her katılımcısı için eşit derecede ulaşılabilir olmadığı görülmektedir. Katılımcıların görev yaptıkları okullarda anasınıfları mevcuttur ancak 37 aydan küçük çocuklarını anaokullarına ya da anasınıflarına kaydedilebilmesi mümkün değildir ve katılımcılar eğer yakın akrabalarından da yardım alamıyorlarsa kendi maddi olanaklarıyla çocuk bakım hizmeti almak zorundadırlar. İlgili alanyazında iş yerinde çocuk bakımı olanaklarına yer verilmesinin bu sorunun giderilmesinde faydalı olabileceği (Michailidis, Morphitou ve Theophylatou, 2012), hatta öğretmenlerin çocuk bakım hizmeti alabilmeleri için maddi açıdan desteklenmeleri gereği (Bragger vd., 2005) dile getirilmektedir. Bu araştırmanın bulguları çerçevesinde denilebilir ki çocuğunu gözü arkada kalmadan bakıcısına ya da kreşe bırakabilen katılımcılar, eğer çocuğundan birkaç saat önce eve dönebilir ve bunun sonucunda kendilerine bir süre (eksik kalan uykusunu tamamlamak ve keyif aldığı aktiviteler için) zaman ayırabilirlerse, küçük çocuk bakımından kaynaklanan kendini gerçekleştirme engelini rahatlıkla aşabilirler. Yine bu araştırmanın bir katılımcının kendini gerçekleştirebilmesinin öğrencilerine de büyük avantajlar sağlayabileceğine işaret eden bulguları göz önüne alındığında, öğretmenlere böylesi olanaklar sağlamanın eğitim sisteminin niteliğini de yükseltebileceği düşünülmektedir. Sınırlılıklar ve Araştırma Önerileri: Daha önce de belirtildiği üzere, araştırma verilerini toplayan ikinci araştırmacının katılımcılardan on tanesi ile iş arkadaşlığı ilişkisi vardır. Bu durum elbette araştırmanın nesnelliği noktasında soru işareti doğuracaktır. Creswell (2003, 2007) de “Arka bahçe araştırması” (Backyard study) olarak bilinen ve araştırmacının kendi iş ortamında, iş arkadaşlarıyla gerçekleştirdiği araştırmaların olası risklerine karşı uyarılarda bulunur ve böylesi araştırmalarda geçerlik için önlemler alınmasını tavsiye eder. Bu doğrultuda belirtilmelidir ki verilerin analizi gerçekleştiren birinci araştırmacının katılımcıların hiçbiriyle iş arkadaşlığı ilişkisi, hatta ikisi dışında geriye kalan katılımcılarla tanışıklığı yoktur. İkinci araştırmacı ise, birinci araştırmacının analizini detaylı gözlemleri doğrultusunda kontrol etmiştir. Gelecekte bu konuya odaklanacak araştırmaların böylesi bir sınırlılığı içermeyecek şekilde tasarlanması yerinde olacaktır. 514 Kadın Öğretmenlerin Ailevi Sorumlulukları Yapılandırılmış Öz/Structured Abstract The Influence of Women Teachers’ Familial Responsibilities on their Self-Actualization Gökhan Özaslan1, Aslı Özaslan2 Introduction. In order to understand what self-actualization means for Maslow, “A Theory of Human Motivation” (Maslow, 1943) could be a first step because of its lucidness. In this text, human behavior is said to be motivated by certain needs that are placed in ascending order beginning from physiological needs, then safety, love, esteem and the need for self-actualization at the top of the hierarchy. An unmet need motivates human behavior until it is met. Humans move on to the next need level by satisfying the former one and if the previous ones are satisfied reasonably, one can reach the last level of self-actualization which can be described as to actualize one’s potential. According to Maslow (1943), this level requires an individual to become what he or she is capable of becoming. People show variety in terms of capacity; therefore some people need to be ideal mothers, while some others need to be athletes or inventors to actualize their potential. Maslow (1974a) describes the lucky people who reach self-actualizing creativeness as spontaneous and expressive, open to experience, naive but sophisticated at the same time. These are the qualities that render people original and prolific in life. Purpose. When viewed from the perspective of Educational Administration, there is an apparent dearth of research focusing on the self-actualization of teachers, especially women teachers who feel themselves burdened with extra obligations such as familial responsibilities. Therefore, the aim of this study is to reveal the influence of women teachers’ familial responsibilities on their selfactualization and to offer solutions for their gender-specific barriers, if any. Method. This study was designed as a multiple case study involving 12 women teachers from one primary and two secondary schools of Konya Provincial Directorate of National Education. In order to add variety to study findings, the participants were selected according to two categories: a) Teachers with dependent children: Six subject teachers who are aged below 35 and their children are at primary school age or younger. Assist. Prof. Dr., Necmettin Erbakan University, Konya-Turkey, [email protected], 2Teacher, Mehmet Beğen Secondary School, Konya-Turkey, [email protected] 1 515 Gökhan Özaslan & Aslı Özaslan b) Teachers with non-dependent children: Two subject and four primary school teachers who are aged above 40 and their children are at high school age or older. The second researcher conducted interviews and filled observation forms in June, 2014. The content analysis was conducted by the first researcher after the completion of transcription of interview records. The second researcher, who previously worked in the same school with ten participants, controlled the results of the content analysis. Findings and Conclusions. Findings of the study were presented under seven headings as follow: The level of participants’ self-actualization: Findings suggest that it is not possible to claim that every participant deems themselves successful and achieve satisfaction through realizing their potential in full. Self-actualization has levels and these levels reveal themselves through some indications. Participants’ emotional reactions in the face of their conditions: While some participants express their fondness for their profession enthusiastically, some other participants who encounter barriers on the way towards self-actualization, verbalize their dissatisfaction explicitly. Barriers stemming from familial responsibilities: These barriers can be categorized into three themes: (a) Conflict between childcare responsibilities and work life responsibilities, (b) Excessive expectations of spouses and relatives, and (c) Being unable to spare time for herself. If these themes are looked into more closely, in the theme of “Conflict between childcare responsibilities and work life responsibilities” participants with dependent children expressed the difficulties they have using pretty similar expressions. All participants from this participant category, used the word “half” (meaning inadequate) in passing. Within the scope of the theme of “Excessive expectations of spouses and relatives” it can be said that because of the culture they live in, participants’ familial responsibilities include the obligations they have to fulfill towards their spouses’ parents and especially when the child is dependent, these obligations worsen the conditions for participants. In contrast to participants with dependent children, participants with non-dependent children did not show any indication of having difficulties in coping with familial responsibilities. Particularly primary school teachers tended to talk about internal and external barriers on their professional creativity instead of talking about their familial responsibilities. However, the theme of “Being unable to spare time for herself” sheds light on an interesting phenomenon: While participants with dependent children complained of being unable to spare time for themselves even for getting enough sleep, participants with nondependent children regretted having limited opportunities for their self- 516 Kadın Öğretmenlerin Ailevi Sorumlulukları actualization due to the fact that they were unable to spare time for themselves in order to improve themselves when they had dependent children. External conditions which make it difficult to overcome the barriers: These conditions can be categorized into two themes: (a) Inadequacy of childcare options, and (b) Lack of legal regulations sufficiently covering maternity responsibilities. In the theme of “Inadequacy of childcare options” it is apparent that looking after children at home when they are below the schooling age for pre-schools, is a problem frequently mentioned by participants with dependent children. And, within the scope of the theme of “Lack of legal regulations sufficiently covering maternity responsibilities” it can be said that participants with dependent children do not want to stay at home, instead they want to return to their work life. However they complain about the lack of legal regulations facilitating their process of returning to teaching profession. External conditions which make it easier to overcome the barriers: These conditions can be categorized into four themes: (a) Relaxing effect of school, (b) Having relatives in the same city, (c) Having access to professional childcare services, and (d) Support coming from her spouse. In a few words, the theme of “Relaxing effect of school” suggests that work life can be a great opportunity of getting relaxed especially for participants with dependent children. The theme of “Having relatives in the same city” points at the advantage participants with dependent children have if they live in the same city with their parents. The theme of “Having access to professional childcare services” reveals that being able to utilize paid services such as baby-minders or day care centers is a great convenience for participants with dependent children. And lastly, the theme of “Support coming from her spouse” shows that spouses can be a great source of help especially in the face of difficulties of looking after handicapped children. Personal characteristics which make it easier to overcome the barriers: These characteristics can be categorized into two themes: (a) Having a personality appropriate for teaching profession, and (b) Endurance. In brief, the theme of “Having a personality appropriate for teaching profession” suggests that participants who have chosen teaching profession by their own will and achieve job satisfaction are more invulnerable in the face of difficulties stemming from their familial responsibilities. And the theme of “Endurance” points at the importance of personal endurance in overcoming barriers to selfactualization. The advantage of having a child in the process of self-actualization: It is apparent from the data of this study that almost all participants of this study achieve self-actualization at various levels. And, although having a dependent child poses a temporary obstacle on the way towards self-actualization, participants aged above 40 stated that having a child constituted a valuable experience for them after the child has grown up. 517 Gökhan Özaslan & Aslı Özaslan “Familial responsibilities” is a far-reaching concept which includes a number of sub-headings. On the other hand, when participants touched upon the barriers stemming from their familial responsibilities, they only mentioned the difficulties related to their maternity responsibilities. This situation reveals the importance that maternity responsibilities have in their lives. On the other hand, both participating in work life and having children offer some advantages in the process of self-actualization. Most participants actualized their potential thanks to their profession, and also they expressed that having children is an experience which enables them to gain a professional depth in the following years. To conclude, none of the participants of the present study showed any indication that they have problems in the dimensions of safety, belonging and esteem that come before the dimension of self-actualization. However, because of being unable to get enough sleep out of their childcare responsibilities, the group with dependent children had problems in the physiological needs dimension. Findings clearly suggest that it is not enough for the participants to simply choose the profession appropriate for their personality and to love it, but they have to maintain their energy and motivation by taking rest which requires getting enough sleep and allocating time for relaxing activities in the situation they are in. If their children are taken care of at childcare centers a little longer than the participants’ working hours to give them the opportunity to complete their deficient sleep and allocate time to relaxing activities, then the participants can overcome a huge barrier in front of their self-actualization. Therefore, the mission falls to the Ministry of National Education to create written regulations for such childcare facilities. Limitations and Future Research. An important limitation of the study is the fact that the second researcher who conducted the interviews and filled the observation forms had friendship relations with ten participants. In order to take measures against potential problems of a backyard study, the first researcher conducted the content analysis by himself and the second researcher only controlled the results using her field observations. Future research should take this as a limitation and avoid it during their design phases. 518 Kadın Öğretmenlerin Ailevi Sorumlulukları Kaynaklar/References Anthony, C. A., (2014). The lived experiences of veteran elementary urban school teachers: Why and how they stay (Unpublished doctoral dissertation).Western Michigan University, Michigan. Başlevent, C., & Kirmanoğlu, H. (2013). Do preferences for job attributes provide evidence of ‘hierarchy of needs’?. Social Indicators Research, 111(2), 549-560. Boyd, W. A., Thorpe, K. J., & Tayler, C. P. (2010). Preferences of first-time expectant mothers for care of their child: I wouldn’t leave them somewhere that made me feel insecure. Australasian Journal of Early Childhood, 35(2), 4-12. Bragger, J. D., Rodriguez-Srednicki, O., Kutcher, E. J., Indovino, L., & Rosner, E. (2005). Work-family conflict, work-family culture, and organizational citizenship behavior among teachers. Journal of Business and psychology, 20(2), 303-324. Chang, K. M. (2002). The influences of work-family conflict and sex-role identity on married female teacher's job involvement. International Journal of Human Ecology, 3(1), 95-109. Coleman, M. (2001). Achievement against the odds: The female secondary head teachers in England and Wales. School Leadership & Management, 21(1), 75-100. Creswell J. W. (2007). Qualitative inquiry and research design: Choosing among five approaches. Thousand Oaks, CA: Sage. Creswell, J. W. (2003). Research design: Qualitative, quantitative, and mixed methods approaches. Thousand Oaks, CA: Sage. Çetinkanat, A. C. (2005). Kendini gerçekleştirme envanteri. Eurasian Journal of Educational Research, 20, 99-112. Durmuş, E. (2010). “Eğitimde rehberlik hizmetleri.” İçinde Deniz, E. ve Erözkan, A. (Ed.), Psikolojik danişma ve rehberlik (ss. 85-113). Ankara: Maya Akademi. Eckerman, A., C. (1968). A new look at need theory. Training & Development Journal, 22 (11), 18-22. Retrieved from http://plaza.ufl.edu/ phallman/hierarchy%20of%20human%20needs/7454553.pdf Greenhaus, J. H., & Beutell, N. J. (1985). Sources of conflict between work and family roles. Academy of Management Review, 10(1), 76-88. Greene, L., & Burke, G. (2007). Beyond self-actualization. Journal of Health and Human Services Administration, 30(2), 116-128. Retrieved from https://digital.library.txstate.edu /bitstream/handle/10877/4089/fulltext.pdf Ivtzan, I., Gardner, H. E., Bernard, I., Sekhon, M., & Hart, R. (2013). Wellbeing through self-fulfilment: Examining developmental aspects of self-actualization. The Humanistic Psychologist, 41(2), 119-132. Jansen, N. W., Kant, I., Kristensen, T. S., & Nijhuis, F. J. (2003). Antecedents and consequences of work–family conflict: A prospective cohort study. Journal of Occupational and Environmental Medicine, 45(5), 479-491. Koltko-Rivera, M. E. (2006). Rediscovering the later version of Maslow's hierarchy of needs: Self-transcendence and opportunities for theory, research, and unification. Review of General Psychology, 10(4), 302-317. 519 Gökhan Özaslan & Aslı Özaslan Lundberg, U., Mårdberg, B., & Frankenhaeuser, M. (1994). The total workload of male and female white collar workers as related to age, occupational level, and number of children. Scandinavian Journal of Psychology, 35(4), 315-327. Maslow, A. H. (1943). A theory of human motivation. Psychological Review, 50 (4), 370-396. Retrieved from http://psychclassics.yorku.ca/ Maslow/motivation.htm Maslow, A. H. (1964). Religions, values, and peak-experiences. Columbus: The Ohio State University Press. Retrieved from http://www.druglibrary.org/schaffer/lsd/maslow6.htm Maslow, A. (1965). Self-actualization and beyond. Retrieved from http://files.eric.ed.gov /fulltext/ED012056.pdf Maslow, A. H. (1971). The farther reaches of human nature. New York: Viking Press. Retrieved from http://www.humanpotentialcenter.org/Articles/FartherReaches.pdf Maslow, A. H. (1974a). Creativity in self-actualizing people. In Covin, T.M. (Ed.), Readings in human development: A humanistic approach (pp.107-117). New York: MSS Information Corporation. Maslow, A. H. (1974b). The good life of the self-actualizing person. In Covin, T.M. (Ed.), Readings in human development: A humanistic approach (pp.46-53). New York: MSS Information Corporation. Mayrhofer, W., Meyer, M., Schiffinger, M., & Schmidt, A. (2008). The influence of family responsibilities, career fields and gender on career success: An empirical study. Journal of Managerial Psychology, 23(3), 292-323. Mulawarman, W. G. (2015). Female teachers holding the position of principal (case study of females in pursuing career in school). American Journal of Educational Research, 3(3), 282-287. Michailidis, M. P., Morphitou, R. N., & Theophylatou, I. (2012). Women at work equality versus inequality: Barriers for advancing in the workplace. The International Journal of Human Resource Management, 23(20), 4231-4245. Neher, A. (1991). Maslow's theory of motivation: A critique. Journal of Humanistic Psychology, 31(3), 89-112. Reiss, S., & Havercamp, S. M. (2005). Motivation in a developmental context: A new method for studying self-actualization. Journal of Humanistic Psychology, 45, 41-53. Sardoğan, E. M., Özkamalı, E., ve Dicle, N. A. (2006). Öğretmen adaylarında demokratik tutum, nevrotik eğilimler ve kendini gerçekleştirme. Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 30(30), 149-158. Shalom-Tuchin, B. (2013). Combining multiple roles among high position women in Israel, as seen by the woman, her husband and a child. Journal of International Women's Studies, 14(1), 69-93. Sungur, P., ve Yüksek, S. (2009). Beden eğitimi ve spor öğretmenliği son sınıf öğrencilerinin benlik tasarımı ve kendini gerçekleştirme düzeylerinin incelenerek cinsiyetler arasındaki farkların betimlenmesi. Beden Eğitimi ve Spor Bilimleri Dergisi, 3(3), 190-195. Zalenski, R. J., & Raspa, R. (2006). Maslow's hierarchy of needs: A framework for achieving human potential in hospice. Journal of Palliative Medicine, 9(5), 1120-1127. * Bu makale “23. Eğitim Bilimleri Kurultayı”nda sunulan sözlü bildirinin genişletilmiş halidir. 520 Kuram ve Uygulamada Eğitim Yönetimi 2015, Cilt 21, Sayı 4, ss: 521-536 www.kuey.net Politik Beceri Envanterinin Eğitim Örgütlerinde Geçerlik ve Güvenirlik Çalışmaları The Study of Reliability and Validity of the Political Skill Inventory in Educational Organizations Murat Özdemir1, Safiye Çiğdem Gören2 Öz Bu araştırmada Ferris ve diğerleri (2005) tarafından geliştirilmiş ‘Politik Beceri Envanterinin-(PBE)’ eğitim örgütlerinde Türkçeye uyarlaması ile Türkçe formunun geçerlik ve güvenirlik çalışmaları yürütülmüştür. Araştırma, Ankara ili merkezinde yer alan 15 ilkokul ve ortaokulda görev yapan 325 öğretmenin katılımı ile gerçekleşmiştir. Bu kapsamda katılımcılara 18 madde ve dört boyuttan oluşan PBE’i uygulanmıştır. Katılımcıların ölçek maddelerine vermiş oldukları cevaplar, açımlayıcı faktör analizi (AFA), doğrulayıcı faktör analizi (DFA) ve Cronbach’s Alpha katsayısı ile çözümlenmiştir. Yapılan analizler sonrasında PBE’nin Türkçe formunun eğitim örgütlerinde kullanılmaya elverişli, geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar sözcükler: Politik davranışlar, politik beceri, politik beceri envanteri, öğretmen Abstract In the present research, the validity and reliability studies of ‘Political Skill Inventory–PSI’ developed by Ferris et al (2005) were conducted in educational organizations. The study was conducted with 325 teachers working in 15 primary and secondary schools in the center of Ankara. Within this scope, PSI consisting of 18 items and four dimensions was applied to participants. The scales gathered from participants analyzed via confirmatory factor analysis (CFA) and Cronbach’s Alpha coefficient. After the analysis, it was found that Turkish version of PSI was valid and reliable instrument and it was convenient to be utilized in educational organizations. Keywords: Political behaviors, political skill, political skill inventory, teacher Received: 31.08.2014 / Revision received: 14.07.2015 / Second revision received: 08.10.2015 / Approved: 12.10.2015 Doç. Dr., Hacettepe Üniversitesi, Ankara, [email protected], 2Doktora Öğrencisi, Hacettepe Üniversitesi, Ankara, [email protected] 1 Atıf için/Please cite as: Özdemir, M. ve Gören, S. Ç. (2015). Politik beceri envanterinin eğitim örgütlerinde geçerlik ve güvenirlik çalışmaları. Kuram ve Uygulamada Eğitim Yönetimi, 21(4), 521-536. doi: 10.14527/kuey.2015.020 Murat Özdemir & Safiye Çiğdem Gören Giriş Okul, eğitsel amaçların planlı etkinlikler yoluyla başarılmaya çalışıldığı bir örgüttür. Okulun, önceden belirlenmiş eğitsel hedefleri etkili şekilde başarması birçok etmene bağlıdır. Bu etmenlerden biri okulun insan kaynağının, eğitsel amacın başarılması yönünde harekete geçirilmesidir (Özdemir, 2014). Okulun insan kaynağını, eğitsel amaç yönünde harekete geçirmede ise pek çok etmen rol oynamaktadır. Bu etmenler arasında liderlik, örgütsel bağlılık, örgütsel vatandaşlık, iş doyumu ve benzeri örgütsel davranış önemli bir yer tutmaktadır. Nitekim sıralanan bu etmenlerin, öğrencilerin akademik başarıları ile ilişkili olduğu çeşitli çalışmada rapor edilmiştir (Caprara, Barbaranelli, Steca ve Malone, 2006; DiPaola ve Hoy, 2005; Hallinger, 2010; Park, 2005). Örgüt yazınında son yıllarda, örgütsel etkililik ile ilişkili olabilecek yeni birtakım davranış örüntüleri tartışmaya açılmıştır. Bu davranış örüntülerinden biri politik davranışlardır (Farrell ve Petersen, 1982). Politik davranışın kavramsallaştırılması sürecinde Mayes ve Allen (1977), Pfeffer (1981) ve Mintzberg (1985) gibi bilim insanlarının önemli katkıları olmuştur. Bu yazarlar politik davranışın, örgütsel yaşamın önemli bir parametresi olduğu görüşünü savunmuşlardır. Bu çerçevede “örgütlerde politik davranış, çalışanın resmi rolünün bir parçası olarak görülmeyen ancak onu etkileyen veya etkilemeye çalışan, örgüt içinde avantajların ve dezavantajların dağıtımına dair faaliyetlerden oluşan bir süreç” olarak ele alınıp incelenmektedir (Robbins ve Judge, 2013, s. 431). Bu kapsamda, eğitim-öğretim sürecinin planlanarak uygulandığı ve değerlendirildiği eğitim örgütlerinde de çalışanların politik davranışlar sergiliyor oldukları düşünülebilir. Alan yazında okullarda politik davranışların, mikro-politika (micropolitics)kavramsallaştırmasına dayalı olarak incelendiği görülmektedir (Innaconne, 1975). Bu bağlamda mikro-politikayı konu edinen kuramsal çalışmalarda okul örgütünün, güç ilişkileri üzerinde yükselen politik bir mekân olduğu öne sürülmektedir (Blase, 1991). Örneğin, yönetici ve öğretmenlerin örgütsel muhalefet, ıslık çalma (whistleblowing), örgütsel sessizlik ve sinizm gibi davranışları, politik davranışların okullardaki yansımaları olarak düşünülebilir (Nartgün ve Kartal, 2013; Özdemir, 2011, 2013a, 2013b). Benzer biçimde, yönetici ve öğretmenlerin farklı güç kaynaklarına sahip oldukları ve bu güç kaynaklarını örgütsel ya da kişisel amaçlar için kullanmaları da, okullarda mikro-politikanın varlığının diğer bir göstergesi olarak düşünülebilir (Altınkurt ve Yılmaz, 2012). Örgütsel yaşamın ve dolayısıyla örgütsel davranışın bir türü olan politik davranışların genel bir amacı, örgüt üyesinin örgüt ortamındaki kişisel kontrolünü görece koruması ve güçlendirmesi biçiminde düşünülebilir. Böylece örgüt üyesi, örgütsel yaşama özgü çeşitli stres kaynaklarının olumsuz etkilerini daha az hissetmektedir (Harrell-Cook, Ferris ve Dulebohn, 1999). Bununla 522 Politik Beceri Envanteri birlikte, iş yerlerinde çalışanların politik davranışlar sergilemesinin bir diğer önemli nedeni kişisel faktörler olabilir. Özellikle bazı kişilik tiplerine sahip çalışanların bu tür davranışları sıkça sergiledikleri ifade edilmektedir. Örneğin, politik davranışları çoğunlukla içsel kontrole sahip ve yüksek düzeyde güç isteyen çalışanların sergilediği belirtilmektedir. Diğer yandan, çalışanların örgüte yapmış oldukları yatırım, örgüte özgü kimi alternatiflerin farkında olmaları ve başarı beklentileri gibi etmenler de politik davranışların sergilenmesinin temel nedenleri arasında sıralanmaktadır (Robbins ve Judge, 2013). Okullarda örgütsel yaşamın bir parçasını oluşturan politik davranışların, amaçladığı sonuca ulaşması ise büyük oranda yönetici ve öğretmenlerin politik becerilere sahip olmasına bağlıdır. Politik beceri “bir çalışanın diğer çalışanlar hakkındaki bilgisini kullanarak onları, kendisinin ya da örgütün amaçları doğrultusunda davranmaları yönünde etkileme yeteneği” olarak tanımlanmaktadır (Ahearn, Ferris, Hochwarter, Douglas ve Ammeter, 2004, s. 311). Dolayısıyla politik beceri ikna, manipülasyon ve müzakere gibi bir takım sosyal beceriyi de içine alan politik bir davranış olarak ele alınmakta ve incelenmektedir (Mintzberg, 1983’ten akt. Ferris vd., 2005). Politik beceri düzeyi yüksek çalışanlar, iş yerindeki değişimlere çabuk uyum sağlayabilmekte, diğerlerine samimi ve içten davranarak onların desteğini ve güvenini kazanmakta ve böylece onları etkileyerek kontrol altına alabilmektedir. Politik beceriye sahip çalışanlar söz konusu etkiyi ve kontrolü, iş yerinde açık ve aleni davranışlar sergilemekten daha çok, bunu diğerlerine hissettirmeden sağlayabilmektedirler (Ferris vd., 2005). Politik becerinin dört temel boyutundan söz edilmektedir. Bunlardan biri sosyal zekâdır. Buna göre politik becerisi yüksek çalışanlar başkalarını dikkatli bir şekilde gözlemlemekte ve çeşitli sosyal ortamlara kendilerini çabuk uyarlayabilmektedirler. Bu kişiler ayrıca çok yüksek düzeyde bir sezgi gücüne de sahiptirler. Sosyal zekâsı yüksek kişiler aynı zamanda sosyal ortamları ve kişilerarası ilişkileri çok iyi okuma becerisine de sahiptirler. Politik becerinin bir diğer boyutu ise kişilerarası etkidir. Kişilerarası etki gücü yüksek çalışanlar çevrelerindeki kişiler üzerinde etki gösterme konusunda ustadırlar. Bu kişiler, başkalarının davranışlarını belli bir yönde etkileyebilme kapasitesi taşımaktadırlar. Politik becerinin bir başka boyutunu ise ilişki ağı kurma becerisi oluşturmaktadır. Buna göre bu kişiler çok kolay bir şekilde yeni arkadaşlar edinebilmekte ve bu arkadaşlıklara dayalı olarak çeşitli amaçlara dönük örgüt içi koalisyonlar kurabilmektedirler. Politik becerinin dördüncü boyutu ise samimi görünmedir. Politik becerisi yüksek kişiler başkaları tarafından erdemli, dürüst, samimi ve içi dışı bir olarak algılanmaktadırlar. Samimi görünme, diğerlerini belli yönde harekete geçirme bakımından büyük önem taşımaktadır. Çünkü art niyet taşıdığına ilişkin bir izlenim doğuran kişiler, başkalarını 523 Murat Özdemir & Safiye Çiğdem Gören etkileme gücünü kaybedecektir (Atay, 2010; Blass ve Ferris, 2007; Ferris vd., 2005). İlgili yazın taramalarında, politik davranışlar ve bu kapsamda politik becerilerin örgütsel yaşamdaki görünümlerine odaklanan ampirik çalışmaların son yıllarda artış eğilimine girdiği görülmektedir. Bu çalışmalardan birinde liderlerin politik becerilerinin takım performansı üzerindeki etkisi incelenmiştir. Söz konusu çalışmada politik beceriye sahip liderlerin takımın performansını arttırdığı belirlenmiştir (Ahearn vd., 2004). Benzer bir çalışma yürüten Treadway, Ferris, Duke, Adams ve Thatcher (2007) politik beceriye sahip liderlerle çalışan astların, örgütsel destek algılarının yüksek olduğunu bildirmişlerdir. Ayrıca liderlerinin politik becerisinin yüksek olduğunu düşünen astların, liderlerini aynı zamanda daha etkili algılama eğilimine sahip oldukları belirlenmiştir (Douglas ve Ammeter, 2004). Bir başka çalışmada ise kişinin ‘kendini topluma uygun hale getirmek amacıyla kendi öz-sunumunu (selfpresentation) denetleme ve değiştirme’ olarak tanımlanan öz-yönlendirme ile politik becerilerin, kariyer başarısı üzerindeki etkisi incelenmiştir. Sözü edilen bu çalışmada öz-yönlendirme, politik beceriler ve kariyer başarısı arasında anlamlı ilişkiler olduğu saptanmıştır (Cingöz, 2013). Yukarıda bahsi geçen çalışmaların ortak yönü, bu çalışmaların özel ve kamu sektör örgütlerinde gerçekleştirilmiş olmalarıdır. Ancak eğitim örgütleri özelinde ise politik davranışlar ve politik becerilere odaklanan ampirik çalışmaların sınırlı olduğu görülmektedir. Eğitim örgütlerinde gerçekleştirilen bir çalışmada okul liderlerinin duygusal zekâlarının ve politik becerilerinin öğretmenlerin iş doyumları üzerindeki etkisi sorgulanmıştır. Sözü edilen çalışmada, duygusal zekâ ve politik becerilerin öğretmenlerin iş doyumlarının anlamlı bir yordayıcısı olduğu belirlenmiştir (Taliadorou ve Pashiardis, 2012). Alan yazın taramalarında politik becerilerin eğitim örgütlerindeki görünümlerini konusunda Türkiye’de herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Oysa öğretmen ve yöneticilerin politik becerilerinin incelenmesi, mikropolitiğin ve dolayısıyla politik davranışların Türk okullarındaki görünümlerinin keşfedilmesine katkı sunabilir. Bu kapsamda bu çalışmada, Ferris ve diğerleri (2005) tarafından geliştirilmiş olan Politik Beceri Envanterinin (PBE), Türk okullarında uygulamaya elverişli bir ölçek olup olmadığı sorgulanmıştır. Alan yazın incelemelerinde politik davranışlar ve politik becerilerin Türk kültüründe incelenebilmesi amacıyla daha önce iki farklı ölçek geliştirme ve uyarlama çalışmasının yürütülmüş olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmalardan birinde İslamoğlu ve Börü (2007) ‘politik davranışların boyutlarına’ yönelik bir ölçek geliştirme çalışması yürütmüşlerdir. Atay (2009) ise PBE’nin Türk kültürüne uyarlama çalışmasını gerçekleştirmiştir. Mevcut çalışmanın amacı ise bu iki çalışmadan farklı olarak PBE’nin Türkiye’deki eğitim örgütlerinde geçerliği ve güvenirliğini sınamaktır. Böylece mevcut araştırmanın, Türk okullarında ileride 524 Politik Beceri Envanteri yapılması muhtemel politik beceri çalışmalarına katkı sunması umulmaktadır. Bu genel çerçeveye dayalı olarak araştırmada aşağıdaki soruya yanıt aranmıştır; 1. PBE, eğitim örgütlerinde kullanılmaya elverişli ve geçerli bir ölçek midir? 2. PBE, güvenilir bir ölçek midir? Yöntem PBE’nin Türkçe uyarlaması kapsamında geçerlik ve güvenirlik çalışmaları yürütülmüş olan bu çalışma nicel araştırma yöntemlerinden biri olan tarama modelinde desenlenmiştir. Çalışma Grubu Bu araştırma, 2013-2014 eğitim öğretim yılının ikinci döneminde Ankara ili merkez ilçelerindeki 15 ilkokul ve ortaokulda görev yapmakta olan 325 öğretmenin gönüllü katılımı ile gerçekleşmiştir. Katılımcı öğretmenler 21-60 yaş aralığında olup yaş ortalamaları 35.68’dir. Katılımcıların 226’sı kadın (% 69.5), 99’u erkektir (%30.5). Katılımcıların 282’si lisans (%86.8), 43’ü lisansüstü (% 13.2) mezunudur. Bununla birlikte katılımcıların 242’si evli (%74.5), 83’ü bekârdır (%25.5). Katılımcı öğretmenlerin 77’si 1-5 yıl (%23.7), 69’u 6-10 yıl (%21.2), 73’ü 11-15 yıl (%22.5), 57’si 16-20 yıl (%17.5) ve 49’u 21 yıl ve üzeri (%15.1) mesleki kıdeme sahiptir. Veri Toplama Aracı Bu araştırmada veri toplama aracı olarak Ferris ve diğerleri (2005) tarafından geliştirilmiş olan Politik Beceri Envanteri (PBE) kullanılmıştır. PBE toplam on sekiz madde ve İlişki Ağı Kurma Becerisi, Kişilerarası Etki, Sosyal Zeka ve Samimi Görünme başlıkları altında dört boyuttan oluşmaktadır. PBE ‘hiç katılmıyorum’ ile ‘tamamen katılıyorum’ arasında değer alan yedi dereceli Likert tipi bir ölçektir. Katılımcıların ölçekten yüksek puan alması, politik becerilerinin fazla olduğu şeklinde yorumlanırken, düşük puanlar, katılımcıların politik becerilerinin az olduğu şeklinde yorumlanmaktadır. PBE’de “İlişki Ağı Kurma Becerisi” alt boyutunda ‘İş yerinde, başkalarıyla iletişime geçmek için çaba ve zaman harcarım’ ve ‘İş yerinde sözü geçen insanlarla bağlantı kurmakta iyiyim’, “Kişilerarası Etki” alt boyutunda ‘Çoğu insanın benim yanımdayken rahat ve huzurlu olmalarını sağlayabilirim’ ve ‘Başkalarıyla kolayca ve etkili bir şekilde iletişim kurabilirim’, “Sosyal Zekâ” alt boyutunda ‘Kendimi başkalarına nasıl sunacağıma dair iyi bir önsezim ya da bilgim var’ ve ‘Ben, özellikle başkalarının gizli gündemlerini ve motivasyonlarını sezmekte iyiyim’, “Samimi Görünme” alt boyutunda ise ‘Diğer insanlara içten bir ilgi göstermeye çalışırım’ ve ‘İnsanların benim söylediklerimde ve yaptıklarımda samimi olduğuma inanmaları önemlidir’ gibi maddeler yer almaktadır. PBE’nin geliştirilmesi sürecinde Ferris ve diğerleri (2005) daha önce oluşturdukları Politik Beceri Ölçeği’ndeki 6 maddeyi de (Ferris vd., 1999) dâhil ederek 40 maddelik bir havuz oluşturmuşlardır. 525 Murat Özdemir & Safiye Çiğdem Gören Yapılan madde analizi sonucunda bazı maddeler elenmiş ve 18 maddelik bir ölçek oluşturulmuştur. Bu amaçla madde toplam korelasyon katsayılarına bakılmış ve .40’ın altında yer alan maddeler ölçekten çıkartılmıştır. Bu süreçte 350 katılımcının görüşüne başvurulmuştur. Katılımcılardan toplanan veriler üzerinde yapılan faktör analizi sonucu, PBE’nin dört faktörlü bir yapıyı temsil ettiği belirlenmiştir. Orjinal çalışmada dört faktörlü ölçeğin açıkladığı toplam varyans % 63 olarak rapor edilmiştir. Boyutlar bazında bakıldığında ise birinci boyutun açıkladığı varyans %39; ikinci boyutun açıkladığı varyans % 10; üçüncü boyutun açıkladığı varyans %7 ve son boyutun açıkladığı varyans ise % 6.6 olarak rapor edilmiştir. PBE’nin orijinal çalışmasında Cronbach’s Alpha değerleri Politik Beceri için .90, İlişki Ağı Kurma Becerisi için .87, Kişilerarası Etki için .78, Sosyal Zeka için .79 ve Samimi Görünme için .81 olarak rapor edilmiştir (Ferris vd., 2005). Verilerin Analizi ve İşlemler Veri toplama araçları katılımcılara okul müdürlerinin izni alınmak sureti ile ders bitimlerinde araştırmacılar tarafından bizzat uygulanmıştır. Öğretmenler çalışmaya gönüllü olarak katılmışlardır. Araştırmada katılımcılardan toplanan veriler aritmetik ortalama, standart sapma ve yüzdelik değer gibi betimsel istatistiklerin yanı sıra açımlayıcı (AFA) ve doğrulayıcı faktör analizi (DFA) ile incelenmiştir. Bu kapsamda başta DFA olmak üzere verilerin çok değişkenli analizlere uygunluğu incelenmiştir. Verilerin normallik, doğrusallık, artık varyanslarının homojenliği ve aykırı değer olmama varsayımları kontrol edilmiştir. Kayıp verilerin olmadığının tespitinin ardından verilerin çarpıklık ve basıklık değerleri .05 anlamlılık düzeyinde incelenmiştir. Maddeler ait çarpıklık değerleri - .43 ile - .92 arasında değer alırken basıklık değerlerinin ise -1.03 ile – 1. 01 arasında değer aldığı belirlenmiştir. Maddelerin uç değer gösterip göstermedikleri standardize edilmiş hatalar hesaplanarak incelenmiştir. Maddelerin hata değerlerinin artı-eksi 3 arasında olduğu görülmüştür. Hesaplamalar SPSS 20.0 ve LISREL 8.8 programları gerçekleştirilmiş olup, anlamlılık testleri .05 düzeyinde yapılmıştır. Bulgular Politik Beceri Envanterinin Geçerlik ve Güvenirliğine Yönelik Bulgular Çeviri Çalışmaları PBE’nin Türkçe uyarlaması kapsamında ölçek geliştiricilerinden izin alınmıştır. Ardından ölçek maddeleri bir İngiliz dili uzmanı tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Türkçeye çevirisi yapılan on sekiz madde daha sonra bir başka İngiliz dili uzmanı tarafından tekrar İngilizceye çevrilmiştir. Son olarak orijinal ölçek ile Türkçeden İngilizceye geri çevirisi yapılan formda yer alan maddeler her iki dile hakim bir uzman tarafından anlam yönünden karşılaştırılmış ve maddeler arasında anlam yönünden bir fark olmadığı 526 Politik Beceri Envanteri görülmüştür. Bununla birlikte iki konu alanı uzmanından maddelere ilişkin uygunluk görüşü alınmıştır. Türkçe form dil ve anlatım yönünden bir Türk dili uzmanı tarafından da incelenmiş ve böylece on sekiz maddelik taslağa son hali verilmiştir. Geçerlik ve Güvenirlik Çalışmaları PBE’nin Türkçeye uyarlanmış olan formu 325 öğretmene uygulanmış ve toplanan veriler üzerinde öncelikle açımlayıcı (AFA) ardından doğrulayıcı faktör analizi (DFA) gerçekleştirilmiştir. AFA sürecinde KMO değeri .92 olarak hesaplanmıştır. Bartlett testi ise anlamı çıkmıştır (.000). Açıklanan varyans tablosu, özdeğeri 1 ve daha üzeri olan 4 bileşen ortaya çıkartmıştır. Dört faktörün açıkladığı toplam varyans % 74’dür. PBE’nin birinci faktörünün açıkladığı varyans % 24; ikinci faktörün açıkladığı varyans %17; üçüncü faktörünün açıkladığı varyans % 16 ve dördüncü faktörün açıkladığı varyans ise %15 olarak belirlenmiştir. Çizgi grafiğinin dört faktörlü yapı ile uyumlu olduğu gözlenmiştir. Çizgi grafiğinda dik iniş çizgi sayısının dört olduğu ve beşinci çizgi ile birlikte çizgi eğiliminin plato yaptığı belirlenmiştir. PBE’ye ait dört faktör altında toplanan maddelerin tamamının .40’ın üzerinde faktör yük değeri ürettiği gözlenmiştir. Birinci faktör altında toplanan maddelerin faktör yük değerleri .79 ile .59 arasında; ikinci faktör altında toplanan maddeler .81 ile .67; üçüncü faktör altında toplanan maddeler .87 ile .75 ve son olarak dördüncü faktör altında toplanan maddeler .70 ile .79 arasında faktör yük değerine sahiptir. AFA ile birlikte dört faktör altında toplanan maddelerin, PBE’nin orjinali ile uyumlu olduğu gözlenmiştir. DFA’da ise ölçeğin orijinali ile uyumlu olarak dört boyutlu yapı test edilmiştir. Bu çalışma kapsamında yapılan hesaplamalar sonrasında PBE’nin Türkçe versiyonunun dört boyutlu yapısının doğrulandığı görülmüştür. Ancak, ilk DFA sonucunda elde edilen uyum indeksleri modelin uyumunun yeterli olmadığını göstermiştir [2 = 621,06; Sd = 129; 2/Sd= 4,8; AGFI = .77; GFI = .82; NFI = .95; CFI = .96; IFI = .96; RMR = .17; RMSEA = .109]. Modelde yer alan bazı maddelerin hataları arasındaki ilişki düzeyleri dikkate alınarak modifikasyon yapılmasına karar verilmiştir. Madde 14-Madde 13, Madde 5Madde 1 ve Madde 17-Madde 10 arasında üç ayrı modifikasyon işlemi yapıldıktan sonra hesaplanan uyum iyiliği değerleri şu şekilde belirlenmiştir; [2=447.97; Sd = 126; 2/Sd = 3.5; AGFI = .82; GFI = .87; NFI = .96; CFI = .97; IFI = .97; RMR = .18; RMSEA = .08]. Modifikasyon sonucunda elde edilen uyum indeksleri görece yeterli sayılabilecek uyuma işaret etmişlerdir. PBE’nin dört faktör yapısına ilişkin oluşturulan modelin uygunluğu öncelikle ki-kare değerinin serbestlik derecesine oranıyla değerlendirilmiştir. Buna göre ki-kare değerinin serbestlik derecesine oranının 5’ten küçük olması gerekmektedir (Kline, 2005). Uyum iyiliği indekslerinde AGFI, GFI, NFI, CFI, IFI için kabul edilebilir uyum değerlerinin. 90 ve üzeri olduğu, RMR ve RMSEA için ise 0.08 ve daha aşağısı olduğu belirtilmektedir (Byrne ve 527 Murat Özdemir & Safiye Çiğdem Gören Campbell, 1999). Mevcut araştırmada elde edilen uyum iyiliği sonuçları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, PBE’nin dört boyutlu Türkçe formunun geçerli olduğu görülmüştür. PBE’nin dört faktör yapısına ilişkin DFA modeli (path diagramı) ekte yer almaktadır. Modifikasyon sonrası t değerleri ile regresyon katsayıları ise Tablo 1’de sunulmuştur. Tablo 1 Boyutlara Göre Maddelerin t Değerleri ile Regresyon Katsayı Değerleri Boyutlar İlişki Ağı Kurma Kişilerarası Etki Sosyal Zekâ Samimi Görünme Maddeler 1 2 3 4 5 6 15 16 17 18 10 11 12 13 14 7 8 9 t 8.14 17.27 19.02 17.79 7.71 18.73 17.89 20.11 21.11 18.56 18.23 19.57 15.85 11.58 13.55 19.54 20.32 15.93 Regresyon Katsayısı 0.72 1.22 1.34 1.26 0.72 1.39 1.27 1.28 1.29 1.23 1.26 1.34 1.33 0.91 1.03 1.26 1.17 1.05 Tablo 1’de görüldüğü gibi yapılan DFA sonucunda boyutlara ait maddelerin t değerleri İlişki Ağı Kurma boyutunda 7.71 ile 19.02, Kişilerarası Etki boyutunda 17.89 ile 21.11, Sosyal Zekâ boyutunda 11.58 ile 19.57 ve Samimi Görünme boyutunda 15.93 ile 20.32 arasında değişmektedir. Bunun yanında, maddelere ilişkin regresyon değerlerinin İlişki Ağı Kurma boyutunda 0.72 ile 1.39, Kişilerarası Etki boyutunda 1.23 ile 1.29, Sosyal Zekâ boyutunda 0.91 ile 1.34 ve Samimi Görünme boyutunda 1.05 ile 1.26 arasında değiştiği görülmektedir. PBE’nin güvenirlik çalışması ise Cronbach’s Alpha katsayısı hesaplanarak gerçekleştirilmiştir. Yapılan hesaplamalar sonrasında PBE’nin Cronbach’s Alpha değerinin .94 olduğu görülmüştür. Alt boyutlara ilişkin Cronbach’s Alpha iç tutarlılık katsayıları ise; İlişki Ağı Kurma Becerisi boyutu için .86, Kişilerarası Etki boyutu için .92, Sosyal Zeka boyutu için .87 ve Samimi Görünme boyutu için .88 olarak hesaplanmıştır. Bu bulguya göre PBE’nin dört boyutlu Türkçe versiyonunun güvenilir olduğu anlaşılmıştır. 528 Politik Beceri Envanteri Tartışma, Sonuç ve Öneriler Bu çalışmada orijinali Ferris ve diğerleri (2005) tarafından geliştirilmiş olan PBE’nin, Türkçeye geçerli güvenilir bir şekilde uyarlanması amaçlanmıştır. Bu kapsamda Ankara ili merkez ilçelerinde yer alan 15 ilkokul ve ortaokulda görev yapan 325 öğretmenin görüşüne başvurulmuştur. Öncelikle PBE’nin çeviri çalışmaları, ardından geçerlik ve güvenirlik analizleri yapılmıştır. Orijinali dört boyutlu olan PBE’nin geçerlik çalışmaları, doğrulayıcı faktör analizi (DFA) ile gerçekleştirilmiştir. Yapılan ilk incelemelerde PBE’nin uyum değerlerinin görece düşük olduğu belirlenmiştir. Bu nedenle modifikasyon önerilerine dayalı olarak ardışık üç modifikasyon gerçekleştirilmiştir. Modifikasyon sonrasında dört boyutlu PBE’nin uyum değerlerinin görece iyileştiği belirlenmiştir. Analizler sonrasında elde edilen uyum değerlerinin yorumlanmasında alan yazında farklı görüşler olmakla birlikte, genel olarak ki-kare değerinin serbestlik derecesine oranının beş ve daha küçük olmasının gerektiğine vurgu yapıldığı görülmektedir (Kline, 2005). Bu kapsamda mevcut çalışmada ki-kare değerinin serbestlik derecesine oranının, yapılan modifikasyon sonrasında 3.5 olduğu görülmüştür. Bu bulgu kikare değerinin serbestlik derecesine oranının beş ve daha düşük olmasının iyi uyuma işaret ettiğini savunan yazarların görüşleri ile uyumludur. Bununla birlikte Byrne ve Campbell (1999) AGFI, GFI, NFI, CFI ve IFI gibi değerleri .90 ve üzeri olmasının; buna karşın RMSEA ve RMR gibi değerlerin ise .08 ve daha altında olmasının model-veri uyumunun bir diğer göstergesi olduğunu belirtmektedir. Bu çalışmada da, modifikasyon sonrası NFI ve IFI değerlinin .90’ın üzerinde, AGFI ve GFI’nın .90’ın biraz altında değer aldığı gözlenmiştir. Bununla birlikte RMSEA değerinin eşik değer kabul edilen .08 düzeyinde, RMR’nin ise kabul sınırının görece üzerinde bir değer aldığı belirlenmiştir. Bir bütün olarak değerlendirildiğinde, uyum değerlerinin büyük oranda kabul edilebilir düzeyde olduğu görülmektedir. Bu kapsamda Tabachnick ve Fidell (2007, s. 720) de farklı uyum değerleri elde edilmesi durumunda, tüm değerlerinin bir bütün olarak değerlendirilmesinin uygun olabileceği görüşünü savunmaktadır. Bu kapsamda PBE’nin Türk okullarında uygulanabilir geçerli bir veri toplama aracı olduğu genel sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada ayrıca PBE’nin güvenirlik çalışmaları da yürütülmüştür. Bu amaçla, Cronbach’s Alpha katsayı değeri hesaplanmıştır. Yapılan hesaplamalar sonrasında PBE’nin gerek bütünü ve gerekse alt-boyutlarının Cronbach’s Alpha katsayısının .87 ile .94 arasında değer aldığı görülmüştür. Alan yazında Cronbach’s Alpha katsayısının .70 üzerinde gerçekleşmesinin, ölçeğin güvenirliğinin bir göstergesi olduğu belirtilmektedir (Büyüköztürk, 2007, s. 171). Bu çalışmada PBE’nin gerek bütünü ve gerekse alt-boyutlarına ilişkin elde edilen Cronbach’s Alpha katsayısının .70’in üzerinde değer aldığı 529 Murat Özdemir & Safiye Çiğdem Gören görülmektedir. Dolayısıyla PBE’nin okullarda kullanılabilecek güvenilir bir veri toplama aracı olduğu genel sonucuna ulaşılmıştır. Bu çalışmada okullarda görev yapan öğretmenlerin politik becerilerini incelemekte kullanılabilecek PBE’nin Türkçe uyarlaması gerçekleştirilmiştir. Türkçe yazında daha önce İslamoğlu ve Börü (2007) ile Atay (2009) benzer çalışmalar yürütülmüştür. Mevcut çalışmanın anılan çalışmalardan farkı, PBE’nin eğitim örgütleri bağlamında geçerliği ve güvenirliğini sorgulamaktır. Böylece bir taraftan Atay’ın (2009) yapmış olduğu uyarlama çalışması eğitim örgütlerinde bir kez daha sınanırken, diğer yandan PBE’nin Türk okulları için elverişliliği sorgulanmıştır. Elde edilen bulgular Ferrris ve diğerleri (2005) tarafından geliştirilmiş olan PBE’nin Türk kültürü bağlamında ve okul örgütlerinde veri toplamaya elverişli olduğuna işaret etmektedir. Bu araştırma bir ölçek uyarlama çalışmasıdır. Çalışma, gönüllülük esasına göre araştırmaya katılmak isteyen 325 öğretmenin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Bu nedenle bu çalışma spesifik olarak belirli bir evrene genelleme yapmaya olanak sağlamamaktadır. Öğretmenlerin politik becerilerini değerlendirecek ileri araştırmaların il ya da ülke çapındaki evreni temsil edecek örneklemler üzerinde yürütülmesi önerilebilir. Bu kapsamda yine benzer çalışmaların farklı öğretim kademelerinde görev yapan yönetici ve öğretmenler üzerinde yürütülmesinin alan yazına katkı sunabileceği düşünülmektedir. Öğretmenlerin politik becerilerinin aynı zamanda öz-yeterlik inancı, örgütsel muhalefet, ıslık çalma davranışı, örgütsel bağlılık, denetim odağı, örgüt kültürü, örgütsel çatışma ve benzeri değişkenlerle birlikte incelenmesi de uygun olabilir. Ayrıca politik beceriye yönelik araştırmaların nicel desenlerin yanı sıra nitel desenlerle de desteklenerek incelenmesinin, konunun bütünsel olarak betimlenmesine ve derinliğine kavranmasına katkı sunabileceği düşünülmektedir. 530 Politik Beceri Envanteri Yapılandırılmış Öz/Structured Abstract The Study of Reliability and Validity of the Political Skill Inventory in Educational Organizations Murat Özdemir1, Safiye Çiğdem Gören2 Introduction. School is an organization where educational objectives are aimed to be accomplished via planed activities. It is related to several factors for a school to achieve the predetermined educational objectives effectively. Motivating human resource to achieve those objectives is one of the most important factors for the school effectiveness. Some issues about motivating human resource such as leadership, organizational commitment, job satisfaction, organizational citizenship has been reported to be effective on academic achievement (Caprara, Barbaranelli, Steca & Malone, 2006; DiPaola & Hoy, 2005; Hallinger, 2010; Park, 2005). Another factor that related to organizational effectiveness is “political behavior” that has been studied commonly in recent years (Farrell & Petersen, 1982). Political behaviors in organizations are not individuals’ formal roles, however they consist of the activities about distribution of advantages and disadvantages that influence workers in organizations (Robbins & Judge, 2013, p. 431). It can be seen in the related literature that political behaviors in educational organizations have been investigated based on the conceptualization of micro politics (Innaconne, 1975). In this context, educational organizations are claimed to be political areas where power relations are significant (Blase, 1991). In educational organizations, achieving the goals of political behaviors depends on teachers’ and managers’ political skill level. Political skill is defined as the ability to effectively understand others at work, and to use such knowledge to influence others to act in ways that enhance one’s personal and/or organizational objectives (Ahearn, Ferris, Hochwarter, Douglas & Ammeter, 2004, p.311). Politically skilled individuals have the capacity to accommodate to the changes at work quickly, gain others’ trust and support by appearing sincere and friendly to them. In this way, they influence and control them (Ferris et al., 2005). Political skill consists of four dimensions; “social astuteness”, “interpersonal influence”, “networking ability”, “apparent sincerity”. “Social astuteness” indicates an individual’s ability to monitor others carefully and adapt themselves to various social environments quickly. Those individuals have high Assoc. Prof. Dr., Hacettepe University, Ankara-Turkey, [email protected], 2PhD Student, Hacettepe University, Ankara-Turkey, [email protected] 1 531 Murat Özdemir & Safiye Çiğdem Gören level of perception. Moreover, they have the ability to read and understand social environments and interpersonal relations. Individuals, who have “interpersonal influence” skill, are good at influencing others. They influence others’ behaviors in an intended way. Another dimension of political skill is “networking ability”. That skill indicates the ability to have new friends and build coalitions with those friends to achieve certain goals. “Apparent sincerity” is another political skill which is the ability to be perceived as sincere, honest and moral. It is significant for individuals to influence others, because being insincere is less successful in political interactions (Atay, 2010; Blass & Ferris, 2007; Ferris et al., 2005). In recent years, the number of empirical studies on political skill has been increased (Ahearn et al., 2004; Cingöz, 2013; Douglas & Ammeter, 2004; Treadway, Ferris, Duke, Adams & Thatcher, 2007). On the other hand, it is realized that the number of studies on political skill in educational organizations is limited (Taliadorou & Pashiardis, 2012). Moreover, in Turkey, only two studies on political skill have been found in the literature (Atay, 2009; İslamoğlu & Börü, 2007). In the present study, Turkish adaptation of political skill scale has been carried out. Purpose. In the present research, the validity and reliability studies of ‘Political Skill Inventory–PSI’ developed by Ferris et al (2005) were aimed to be conducted in educational organizations. Method. The Turkish adaptation of PSI study, of which reliability and validity studies were conducted, was designed as a survey method. The collected data of the study was analyzed with quantitative method. The study was conducted with voluntary participation of 325 teachers working in 15 primary and secondary schools in the center of Ankara. Out of these, 226 (69.5%) were female and 99 (30.5%) were male. 282 (86.8%) of the participants had bachelor’s degree and 43 (13,2) of them had master degree. The sample included 242 (74.5%) married and 83 (25.5%) single teachers. 77 (23.7%) of the participants had 1-5 years, 69 (21.2%) of them had 6-10 years, 73 (22.5%) of them had 11-15 years, 57 (17.5%) of them had 16-20 years and 49 (15.1%) of them had 21 and more years of professional experience. The participants’ mean of age was 35.68. In the present study, ‘Political Skill Inventory-PSI’, originally developed by Ferris et al (2005), was used to collect data. PSI is an instrument that covers 18 items and four dimensions called social astuteness, interpersonal influence, networking ability and apparent sincerity. That was a 7-point Likert-type scale that ranged between 1 (strongly disagree) and 7 (strongly agree). Cronbach’s Alpha coefficient values for the original PSI scale had been found .90 (Ferris et al., 2005). The collected data was analyzed via confirmatory factor analysis (CFA), Cronbach’s Alpha coefficient. Analyses were carried out via SPSS 20.0 and LISREL 8.8 programmes. 532 Politik Beceri Envanteri Findings. In the current study, firstly the validity of PSI was analyzed. For this purpose, the four factor structure of PSI was investigated via confirmatory factor analysis on the data gathered from participants. The goodness of fit index achieved after the analysis provided evidence for a four factor structure. The goodness of fit index is; [2 = 447.97; df = 126; 2/df = 3.5; AGFI = .82; GFI = .87; NFI = .96; CFI = .97; IFI = .97; RMR = .18; RMSEA = .08]. Therefore, it is confirmed that PSI is valid. The reliability of PSI was investigated via Cronbach’s Alpha coefficient. It was found that the coefficient values of PSI were between .86 and .94. As a result, it is determined that PSI is reliable. Discussion, Conclusion and Implication. The results of the study indicate that the Political Skill Inventory is convenient to be applied in Turkish schools and it is a valid and reliable instrument to collect data. In this context, it is found that statistical findings of validity and reliability are consistent with the literature. The present research is a scale adaptation study. It is suggested that this study to be repeated in different levels of education. Moreover, repeating studies on political skill not only in quantitative but also in qualitative designs can contribute to the literature. 533 Murat Özdemir & Safiye Çiğdem Gören Kaynaklar/References Ahearn, K. K., Ferris, G. R., Hochwarter, W. A., Douglas, C., & Ammeter, A. P. (2004). Leader political skill and team performance. Journal of Management, 30, 309-327. Altınkurt, Y. ve Yılmaz, K. (2012). Okul yöneticilerinin kullandığı güç kaynakları ile öğretmenlerin örgütsel vatandaşlık davranışları arasındaki ilişki. Kuram ve Uygulamada Eğitim Bilimleri, 12(3), 1833-1852. Atay, S. (2009). Politik yeti envanterinin Türkiye’de test edilmesi. 17. Ulusal Yönetim ve Organizasyon Kongresi. 21-23 Mayıs, Eskişehir, 891-896. Atay, S. (2010). Geliştirilebilir yönetim becerisi: Teorik ve ampirik yönleriyle “politik yeti”. Amme İdaresi Dergisi, 43(2), 65-80. Blase, J. (1991). The micropolitical orientation of teachers toward closed school principals. Education and Urban Society, 23, 356-378. Blass, F. R., & Ferris, G. R. (2007). Leader reputation: The role of mentoring, political skill, contextual learning, and adaptation. Human Resource Management, 46(1), 5-19. Büyüköztürk, Ş. (2007). Sosyal bilimler için veri analizi el kitabı. (7. Baskı). Ankara: Pegem A. Byrne, B. M., & Campbell T. L. (1999). Cross-cultural comparisons and the presumption of equivalent measurement and theoretical structure: a look beneath the surface. Journal of Cross Cultural Psychology, 30, 555-574. Caprara, G. V., Barbaranelli, C., Steca, P., & Malone, P. S. (2006). Teachers’ selfefficacy beliefs as determinants of job satisfaction and students’ academic achievement: A study at the school level. Journal of School Psychology, 44, 473-490. Cingöz, A. (2013). Politik yetenekler ve öz-yönlendirmenin (kendini kurgulamanın) algılanan kariyer başarısı üzerindeki etkisini belirlemeye yönelik bir araştırma. Selçuk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, 13(26), 153-179. DiPaola, M. F., & Hoy, W. K. (2005). Organizational citizenship of faculty and achievement of high school students. The High School Journal, 88(3), 35-44. Douglas, C., & Ammeter,A. P. (2004). An examination of leader political skill and its effect on ratings of leader effectiveness. The Leadership Quarterly, 15, 537-550. Farrell, D., & Petersen, J. C. (1982). Paterns of political behavior in organization. Academy of Management Review, 7(3), 403-412. Ferris, G. R., Berkson, H. M. Kaplan, D. M., Gilmore, D. C., Buckley, M. R., Hochwarter, W. A., & Witt, L. A. (1999). Development and initial validation of the political skill inventory. Paper presented at the Academy of Management, 59th Annual National Meeting, Chicago. Ferris, G. R., Treadway, D. C., Kolodinsky, R. W., Hochwarter, W. A., Kacmar, C, J., Douglas, C., & Frink, D. D. (2005). Development and validation of the political skill inventory. Journal of Management, 31(1), 126-152. Hallinger, P. (2010). Leadership for learning: Lessons from 40 years of empirical research. Journal of Educational Administration, 49(2), 125-142. 534 Politik Beceri Envanteri Harrell-Cook, G., Ferris, G. R., & Dulebohn, J. H. (1999). Political behaviors as a moderator of the perceptions of organizational politics-work outcomes relationships. Journal of Organizational Behavior, 20(7), 1093-1105. Innaconne, L. (1975). Education policy systems: A study guide for educational administrators. Fort Lauderdale: Nova University Press. İslamoğlu, G., ve Börü, D. (2007). Politik davranış boyutları: Bir ölçek geliştirme çalışması. Akdeniz Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimleri Fakültesi Dergisi, 7(14), 135-153. Kline, R. B. (2005). Principles and practice of structural equation modeling (2nd ed.). New York: Guilford Press. Murphy, K. R., & Davidshofer, C. O. (1991). Psychological testing: Principals and applications. New Jersey: Prentice Hall. Nartgün, Ş, S. ve Kartal, V. (2013). Öğretmenlerin örgütsel sinizm ve örgütsel sessizlik hakkındaki görüşleri. Bartın Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 2(2), 47-67. Mayes, B. T., & Allen, R. W. (1977). Toward a definition of organizational politics. Academy of Management Review, 2(4), 672-678. Mintzberg, H. (1985). The organization as political arena. Journal of Management Studies, 22, 133-154. Park, I. (2005). Teacher commitment and its effect on student achievement in American high schools. Educational Research and Evaluation, 11(5), 461-485. Pfeffer, J. (1981). Power in organizations. Boston: Pitman. Robbins, S. P. ve Judge, T. A. (2013). Örgütsel davranış (Çev. Ed. İ. Erdem). Ankara: Nobel. Özdemir, M. (2011). Lise yöneticilerinin öğretmenlerin örgütsel muhalefet davranışlarına ilişkin görüşleri. Kuram ve Uygulamada Eğitim Bilimleri, 11(4), 1895-1908. Özdemir, M. (2013a). Genel liselerde görev yapan öğretmenlerin örgütsel muhalefete ilişkin görüşleri (Ankara ili örneği). Eğitim ve Bilim, 38(168), 113-128. Özdemir, M. (2013b). The relationship of organizational corruption with organizational dissent and whistleblowing in Turkish schools. Çukurova University Faculty of Education Journal, 42(1), 74-84. Özdemir, M. (2014). Eğitim örgütlerinde insan kaynakları yönetimi: Kuram uygulama teknik. Ankara: Anı. Tabachnic, B. G., & Fidell, L. S. (2007). Using multivariate statistics. (5th ed.) Boston: Pearson Education, Inc. Taliadorou, N., & Pashiardis, P. (2012). Examing the relationship of emotional intelligence and political skill with effective educational leadership styles. Retrieved from http://www.icsei.net/icsei2011/Full%20Papers/0030.pdf Treadway, D.C., Ferris, G.R., Duke, A.B., Adams, G.L., & Thatcher, J.B. (2007). The moderating role of subordinate political skill on supervisors' impressions of subordinate ingratiation and ratings of subordinate interpersonal facilitation. Journal of Applied Psychology, 92, 848-855. 535 Murat Özdemir & Safiye Çiğdem Gören Ek 1: Politik Beceri Envanterine Ait Path Diagramı 536
Benzer belgeler
Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü İlköğretim
memnuniyetleri, okula bağlılıkları ve öğretmenlerine olan tutumlarını ifade
eden öğrenci tepkileri olarak tanımlamaktadırlar. Mok ve Flynn (2002) okul
yaşam kalitesini, öğrencinin okulda kişisel ve...