Elazığ Yöresel Ürünler
Transkript
Elazığ Yöresel Ürünler
TARIM VE KIRSAL KALKINMAYI DESTEKLEME KURUMU ELAZIĞ İL KOORDİNATÖRLÜĞÜ ELAZIĞ YEREL ÜRÜNLERİ Hazırlayan: Ahmet Umar AYRAN ÇORBASI Ayran çorbası endüstriyel anlamda üretimi olmayan evlerde ilimize özgün tarifiyle yapılan bir çorbadır. Kullanılan malzemeler dövme buğday, süzme yoğurt, yumurta, zeytinyağı, nane, kekik kullanılmaktadır damak tadına göre pul biber ile sarımsakta katılabilir. Özellikle yaz aylarında soğuk olarak bölgemizde sıkça tüketilmektedir. Ekipman olarak çorba kazanı ve karıştırıcı mikser kullanılabilir. Özellikle yöresel yemeklere mutfağında yer veren turistik tesislerin vazgeçilmezleri arasında olan ayran çorbasının hangi aşamalarla yapıldığına kısaca değinmek istiyorum. kapatıp kısık ateşte 2 saat kadar pişirin. n. edip yoğurdu hafif sıvı bir kıvama getirin (ayran kıvamında olmasın). eredeki buğdaya ilave edip, ocağı orta ısıda açın ve tel çırpıcıyla çırparak (çorbanın, yoğurt çorbasındaki gibi bir kıvam almaması için sürekli çırpmak gerekir) bir arada pişirin (10 dakika kadar) ve ocağı söndürün. Daha sonra tuzunu ilave edip bir kere daha çırpın. reyhanı koyun, hafif cızlayınca çorbaya ilave edin. aldırın. yapılır. Çedene Kahvesi Güneydoğu Anadolu ve Elazığ çevresininde yetişen menengiç ağacından toplanan Çedene’den özel yöntemlerle yapılır. Birçok hastalığa iyi gelen Çedene kahvesi nefis kokusuyla misafirlere ikram edilen önemli bir içecektir.İlimize özgü olan bu kahve gerek kokusu gerek tadıyla farkındalık yaratmakta ilimiz ziyaretçileri tarafından büyük popülerliği olan bir üründür . Menengiç, yabani aşılanmamış Antep fıstığına verilen isimdir'' ''Menengiç, çedene, bıttım gibi farklı isimlerle anılıyor. menengiç kahvesine Antep fıstığı kahvesi demek çok doğru olur. Çünkü, menengiç diye bilinen meyvenin dalını Antep fıstığı aşıladığınız zaman Antep fıstığı olur Lezzetinin yanında sağlığa olan kanıtlanmış katkıları vardır bunlardan bazılarını sıralarsak ; Menengiç kahvesi kafein içermez. Vücudu kansere ve yaşlanmaya karşı koruyucu etkiye sahiptir. Menengiç kahvesi öksürüğü keser, balgam söktürür. Nefes açıcıdır, nefes darlığına iyi gelir. Antiseptik özelliği vardır, göğsü yumuşatır, solunum yollarına faydası vardır. Yaraların daha hızlı iyileşmesine yardımcı olur Böbrek kumlarının dökülmesine yardımcı olur. Menengiç kahvesi Ses tellerine iyi gelir. Ses kısılmasında doğal tedavi edici özelliği vardır. Mide ağrılarını dindirmeye yardımcı olur. Bağırsak gazlarını giderir. Menengiç Kahvesinin içinde koruyucu hiç bir kimyasal madde yoktur % 100 doğaldır Yapılışı : Çalı türü bir bitki olup, boyları 6 – 9 m. ye kadar yükselebilen menengiç Mart-Nisan aylarında mor renge yakın kırmızı çiçekler açar. Meyvesi küçük küre şeklindedir ve olgunlaştıkça yeşil ve mavi renge dönüşür. Meyveleri çerez olarak yenildiği gibi börek ve benzeri hamur yemeklerinde iç malzemesi olarakda kullanılır Dağlık ve Kırsal alanlarında ekimi yapılmadan yabani olarak yetişen Menengiç ağacından toplanan menengiç meyveleri, yıkandıktan sonra bir kaç gün güneş altında kurumaya bırakılır. Kurutulan yabani bitki geniş bir tavada rengi koyu kahverengiye dönene kadar kavrulur. Menengiç tohumları kavurma işleminden sonra macun kıvamına gelene kadar ezilmesiyle menengiç kahvesi meydana gelir. Kahvenin üretimi iki şekilde yapılır, bunlardan birincisi tam olgunlaşıp kurumuş meyvelerin kavrularak kahve makinesinde çekilmesi, ikincisi ise meyvelerden yağ çıkarılarak bu yağdan kahve yapılması. Makine ekipman olarak öğütme makinesi ile kavurma makinesi ve kahve çekme makinası kullanılır . Çedene kahvesinin pişirilmesi Türk kahvesinin aynısıdır . Ancak kahvenin su yerine süt ile yapılması lezzeti artıracaktır. Menengiç bitkisi Çedene kahvesi Hazırlayan: Ali ÖZBEK 1. HARPUT KÖFTE 1.1.Genel Bilgiler Elazığ mutfağı oldukça zengin yemek çeşitlerine sahiptir. 150'ye yakın yemek çeşidi olan Elazığ'da, üç öğün yemeğin dışında kuşluk yemeği ve özellikle yatsılık denilen pestil, ceviz, orcik, meyve gibi yiyeceklerin bulunduğu sofralar açılır. Yemekler çoğunlukla yer sofralarında yenilir. Büyük başlamadan ve besmele çekilmeden yemeğe kaşık vurulmaz. Eskiden aile içinde bile kadın erkek ayrı ayrı sofraya otururdu. Günümüzde yabancı biri olmadıkça sofraya kadın ve erkekler birlikte otururlar. Eskiden bütün yemeklerde tereyağı kullanılırdı. Günümüzde ise hem köylüler hem de şehirliler çoğunlukla nebati yağ kullanmaktadırlar. Bazı özel yemeklerde mutlaka tereyağı kullanılır. Yemeklerde salça ve soğaraç çoğunlukla kullanılır ve bu karışım sos vazifesi yapar. Yer sofraları, sofra bezleri eskiden Harput'ta yerli beyaz bezden yapılırdı. Çitçilerin (baskıcılar) açık pembe zemin üzerine siyah motiflerle süsleyerek bastıkları sofra bezleri çok yaygındı. Bu sofra bezleri (dest-i hunlar) odanın ortasına serilir üzerine bir sini ve sininin içerisinde yemek takımları ve malzemeleri konulur ve sofra bezinin etrafında küçük yer minderleri bulunurdu. Bazen de sofra bezi üzerine 50-50 cm yükseklikte özel yapılmış küçük bir masa konulur ve bunun üzerine sini konularak sofra oluşturulurdu. Bu sofralarda yemek daha kolay yenilirdi. Günümüzde de Elazığ ve çevresinde çoğunlukla yer sofrası tercih edilir. Ancak özellikle kentte hemen her evde yemek masası bulunmakla birlikte ekseriyetle bu masalar misafir olduğunda kullanılır. Elazığ-Harput mutfağı yörenin özelliklerine bağlı olarak çok büyük çeşitlilik ve zenginlik gösterir. İlin kendine has ve kendi ismiyle anılan pek çok yemeği vardır. Bu yemekler Türkiye'nin birçok yöresinde Elazığ yemeği olarak yapılmaktadır. Bu yöreye özgü yemeklerin başında Harput köfte gelmektedir. 1.2.2 Nasıl Yapılır? 1 kg yağsız kıyma 1 orta boy ince kıyılmış kuru soğan, et ölçüsünde ince bulgur, bir avuç yarma, 1 yumurta, salça, tuz, baharat, isteğe bağlı maydanoz ve reyhan. Bütün malzemeler büyük bir leğene konulur. Et, soğan ve salça çiğköfte gibi yoğrulur. Daha sonra yavaş yavaş bulgur yoğrularak ete dahil edilir. Yoğrulurken bulgurun yumuşaması için ara sıra su serpilir. Bulgur ve et dağılıncaya kadar yoğrulur Fındıktan biraz büyük parçalar bölünür Başparmakla işaret parmağı arasında sıkıştırılarak tek tek tencereye dökülür. Ayrıca bir tencerede kaynayan yağlı ve salçalı suya katılarak pişirilir 1.2.3 Nerde Yapılır? Yoğunluklu olarak Eski Harput’ta yapılmasına rağmen Elazığ’ın tamamında yapılmaktadır. Ayrıca Türkiye genelinde yine Harput Köfte ismiyle bir çok yerde yapılmaktadır. 2. SIRIN (SİRA PARİ) 2.1 Genel Bilgiler Bükmeli sırın yörede daha çok sira pari olarak da bilinir. Türkiye’nin bir çok yöresinde farklı isimlerle ve farklı şekillerde yapılmaktadır. Sırını Elazığ’a has kılan ise ince açılıp yağlanan yufkanın bükülüp yuvarlanması ve Elazığ köylerinde doğal olarak yapılan tereyağıdır. 2.2 Nasıl Yapılır? 4 su bardağı un 1.5 su bardağı su Yarım kg yoğurt 3 diş sarımsak 2 çorba kaşığı Tereyağı Tuz, kırmızı pul biber 1. Unu hamur yoğurma kabına alın. Ortasını havuz gibi açıp tuz ve su ilave ederek yoğurun. 2. Hamurdan bezeler koparıp orta kalınlıkta yufkalar açın. Yufkaları sac üzerinde pişirin. Rulo şeklinde sarıp ikişer santim arayla kesin. Ruloları dik olarak geniş ve derin kenarlı bir kaba yan yana sıkıca dizerek yerleştirin. 3. Sarımsakları ezip yoğurtla çırpın. Yufka rulolarının üzerine dökün. Tereyağını bir tavada kızdırıp pul biber ekleyin. Biberli yağı yoğurdun üzerine gezdirip servis yapın 2.3 Nerde Yapılır? Genellikle Elazığ’ın kırsal kesiminde kadınlar bağda bahçede çalışan eşleri için yapılışı rahat ve pratik olmasından dolayı yaparlar. İş zamanlarında kolay ve lezzetli bir yemek olduğundan çoğunlukla köylerde yapılan bir yemektir. Not: Erkanlar Yöresel Ev yemeklerine ziyaret düzenlendi. Elazığ’ın yöresel tatları hakkında işletme sahibi Hatice Hanım’dan bilgi alındı. Hazırlayan: Caner ŞALDIRDAK HEDİK YAPIMI Yenebilecek kıvama gelmiş, haşlanmış buğday 'HEDİK' adını alır. Anadolunun birçok yöresinde hala uygulanan bir gelenek de ”Diş Hediği” geleneğidir. Diş Hediği eski bir Türk geleneğidir. İlk dişin çıkışını kutlamak için yapılan diş hediği, çocuğun dişlerinin daha sağlam olması, çabuk büyümesi ve rızkının artması niyeti vedileğiyle bu kutlama aile arasında yapılır. Bebek ilk dişini çıkardığında yakın akrabalar davet edilerek diş hediği hazırlanır. Dişhediği, kaynatılmış buğdayın şekerle harmanlanıp üzerine nar, ceviz, meyve şekeri gibi süsler konulmasıyla hazırlanır. İçine boncuk veya yüzük gibi bir şey saklanır. Saklanan eşya kime çıkarsa çocuğa çeşitli armağanlar alır. Diş hediği töreni ritm tutup şarkı söylenerek düzenlenen bir eğlenceyle kutlanır. Hedik kaynatma, hasat-harman mevsiminden sonra genelde ağustos-eylül aylarında yapılır. Bu amaçla en çok iri ve sert taneli, protein oranı yüksek buğday taneleri tercih edilir. Buğday taneleri önce iyice yıkanır. Yıkanan buğdaylar, daha sonra içi kalaylı büyük bakır kazanlarda kaynatılır. Kazan sağlam ve düzgün taşlardan yapılmış ocağın üzerine konur içine bakraçlarla taşınan su yarıya kadar doldurulur. Ocak yakılır su kaynamaya başlayınca buğday kazana salınır ve büyük kepçelerle sık sık karıştırılarak haşlanır. Sonra saplı denen büyük bakır veya alüminyum süzgeç kaplarla önceden altı otlarla doldurularak hazırlanmış dastar tezgâha boşaltılır ve soğuduktan sonra torbalara çuvallara konarak toprak dam veya harmana serili çul ve dastarlara serilir ve kuruması beklenir ve değirmene götürür ya da soku taşında dövülmeden önce tekrardan ıslatılır. Islatılmasının sebebi bulgurun dövülürken ezilmesini önlemek ve sokudan dışarıya sıçramasını engellemektir. Dövülen bulgurun kabuğu tamamen ayrılır. Sokudan çıkarılan veya değirmende elde edilen bulgur serilerek kurutulur. Kuruyan bulgurun rüzgarlı bir havada kadınlar tarafından savrularak kepeğinden ayrılması sağlanır. Elenen bu bulgur daha sonra değirmene götürülerek tamamen yenecek şekilde bulgur yapılır. Çıkan bu bulgur üç şekilde olmaktadır. Bunun en ufağına unsu şekilde olanına 'pıtpıtı' denir. Pıtpıtının bir boy büyüğüne 'düğür', düğürün de bir boy büyüğüne 'bulgur' denir. Hammade Yıkama Kaynatma Karıştırma Süzme Kurutma Hedik Değirmen Bulgur KESMECE ÜRETİMİ Avrupa ülkeleri ve ABD’de uzum en çok şarap yapımında kullanıldığı halde, ülkemizde % 37’nin pekmeze islendiği belirtilmektedir. 1990’nın baslarında ise pekmeze islenen oranın % 18 civarında olduğu belirtilmiştir. Ancak günümüzde bu oranın belirli miktar daha artmıs olabileceği düşünülmektedir. Uzum çerezleri çoğunlukla yöresel olarak az miktarlarda üretilmekte ve özellikle kısın tüketilmektedir . Kesmece Türkiye’de üretilen, genellikle kışlık yenmek için hazırlanan, enerji, vitamin ve mineral değeri yüksek olan beslenmede oldukça önemli geleneksel gıdalarımızdan birisidir. Kesmece uzum sırası ve pekmez bilesimde bulunan mineraller ve vitaminlerden dolayı besleyici değeri yüksek enerji veren bir gıda olduğundan enerji gereksinimi fazla olan bireylere önerilebilmektedir. KESMECE ÜRETİMİNİN YAPIM AŞAMALARI Sıra, kesmece, sucuk, pekmez gibi ürünlerin elde edilmesinde temel olan kaynatılmış uzum suyudur. Özellikle uzumun yöre ve iklim koşullarına bağlı olarak hasat mevsimi olan Eylül ve Ekim aylarında yapılır. Sıra yapılacak üzüm bağdan kesilip eve getirilmeden önce evde sıra yapmak için gerekli olan bütün hazırlıklar tamamlanır . Başlangıçta çürüklerinden ayrılan üzümler iyice yıkanarak sıra elde edilmektedir. Yıkama ve ayıklama işlemleri meyve üzerindeki, toz, toprak ve sap parçacıkları ile tarımsal ilaç artıklarını uzaklaştırmak için yapılır. Bu on işlemlerle yabancı maddeler uzaklaştırıldığı gibi mikroorganizmalarda önemli ölçüde azaltılır. Kıyılmış olan kuru üzümlerin içerisinde yoğun bir şekilde bulunan şeker ve diğer maddelerin dışarı alınabilmesi için; kuru uzumun 3 katı ağırlığında su ile katı sıvı ekstraksiyonu uygulanarak sıra elde edilir. Pekmez veya koyulaştırılmış meyve sıraları, kesmecenin hazırlanmasında hammadde olarak kullanılır. Sıvı pekmezler bunun için en uygun olanıdır. Kesmece üretiminde ayrıca nişasta bulamacında kullanılır. Bulamaç, soğuk sıraya % 10-12 oranında nişastanın ilavesi ile hazırlanır. Bu bulamaç kaynamış olan pekmez sırasına aktarılır ve 15 dakika daha kaynamaya devam edilerek nişastanın cirislenmesi sağlanır. Koyulaşan sıra, sonra sekil vermek için tahta kerevet veya masa üzerindeki kaput bezine yayılır. Yaymadan önce istenirse çeşitli iriliklerdeki ceviz, fındık, badem içi, yerfıstığı koyulaşan sıraya ilave edilebilir. Bu meyvelerin ilave oranları % 1-2 civarında olabilir. Kesmecenin yayma kalınlığı 0.5-2.0 mm arasında olmalıdır. Yayma işleminden sonra güneşte tutmak suretiyle Kesmecenin kuruması sağlanmaktadır. Daha sonra istenirse Kesmece çeşitli boyutlarda kesilmekte ve şekillenmesi sağlanmaktadır. Son olarak da Kesmece dilimleri arasına nişasta serpilerek paketlenir. Hammade Sap Ayırma ve Cekirdek Cıkarma On Isıtma Presleme ve Seperasyon Durultma Nişasta/Şeker Koyulaştırma Yayma Kurutma Katlama ve Kesme Ambalajlama Depolama Şekil 1. Kesmece üretim akım şeması KESMECE YAPIMINDA KULLANILAN ALET EKİPMANLAR Ezme makinası Krom tekneler Pres makinası Separatör Evaporatör Pastörizatör Hazırlayan : Emrah Polat LOR PEYNİRİ LOR PEYNİRİ: Yumuşak kıvamlı peynir altı suyunun pıhtılaştırılması ile elde edilen bir süt ürünüdür. Kısa ömürlüdür. Tuzlu veya tuzsuz olarak üretilebilir. En makbülu kaşar yapımı sırasında ortaya çıkan peynir altı suyundan elde edilenidir. Çünkü kaşar yapımı sırasında haşlama sırasında peynir altı suyuna bir miktar süt yağı da geçer. Çeşitli yemeklerde, kahvaltıda ve tatlılarda kullanılır. Giriş PAS peynir üretiminden artakalan bir atıktır. Peynire işlenen sütün %80’i PAS’na dönüşmektedir (Bakırcı ve diğ., 1998). PAS sütün toplam kuru madde içeriğinin yaklaşık %50’sini içermektedir (Fox ve diğ, 2001). PAS besleyici değeri yüksek olan sütte bulunan serum proteinlerini içermektedir. Türkiye’de yılda yaklaşık olarak 1,6 milyon ton PAS elde edilmektedir (DPT, 2001). PAS farklı ürünlerde ingrediyen olarak kullanılan tozların üretiminde veya peynir yapımında kullanılmaktadır. Diğer ülkelerde PAS’ndan çeşitli peynirler üretilirken ülkemizde sadece Lor peyniri üretimi yapılmaktadır. Lor peyniri PAS proteinlerinin ısı etkisiyle çöktürülmesi ile üretilmekte ve fermantasyon ve olgunlaştırma işlemleri uygulanmadan tüketime sunulmaktadır (Demirci ve diğ, 1994; Metin, 2001). Üretim Lor peyniri ve benzeri peynirlerin üretim yöntemi, ısı etkisiyle serum proteinlerinin özellikle α- laktalbumin ve β-laktoglobulin proteinlerinin denatüre edilerek çökeltilmesi ilkesine dayanmaktadır. Isıl işlem 80ºC’den daha yüksek sıcaklıklarda uygulanmaktadır. Ayrıca peyniri zenginleştirmek için farklı oranlarda süt veya krema ısıl işlem öncesi PAS’na eklenmektedir (Bakırcı ve diğ., 1994). Ülkemizde Lor peyniri genellikle aile işletmelerinde geleneksel yönteme göre üretilmektedir. Peynir üretimi sonrası kalan PAS büyük bir kaynatma kazanında kaynatılmakta ve pıhtı oluşuncaya kadar kaynatma devam etmektedir. Kaynatma sonrası 24 saat bekletilen ürün ince gözenekli bezler kullanılarak suyu süzülmektedir. Süzme 1 ile 4 gün arasında değişen sürelerde yapılmaktadır. Suyun iyice uzaklaştırılması için bezler üzerine ağırlıklar konulmaktadır. İstenilen nem elde edildiğinde ürüne %2-8 oranında tuz eklenerek tüketime sunulmaktadır (Şekil 1) Şekil 1. Peynir altı suyundan Lor Peyniri üretimi PEYNİR ALTI SUYU KAYNATMA ÇÖKELME SUYU AYIRMA TUZLAMA DEPOLAMA Diğer ülkelerde üretilen PAS peyniri ile Lor peyniri üretimi arasında bazı farklılıklar bulunmaktadır. Geleneksel Lor peyniri üretiminde ön ısıl işlem uygulanmazken, diğer ülkelerde üretilen PAS peynirlerinin üretiminde süt ve yağ ilavesinden önce veya sonra ön ısıl işlem (76- 80ºC) uygulanmaktadır. Ayrıca Manouri, Anthotyros ve Myzithra gibi PAS peynirlerinin üretiminde 82-92ºC/15-30 dak ısıl işlem uygulanmaktadır. (Kalantzopoulos, 1999). Ayrıca nem miktarını düşürmek için uygulanan süreler arasında da fark görülmektedir. Lor peyniri üretiminde bu süre 4 güne kadar çıkmakta iken diğer PAS peynirlerinin üretiminde 3-5 saat olarak değişmektedir (Tsiotsias ve diğ., 2002) PAS’ndan elde edilen peynirler genellikle benzer yöntemler ile üretilirken, kullanılan hammaddeler değişiklik gösterebilmektedir. Üretimde kullanılan süt türü ve eklenen maddeler (yağ, yağsız süt, süt vb.) farklılık gösterebilmektedir (Scott ve diğ., 1998). Diğer dünya ülkelerinde üretilen PAS peynirleri, İtalya-Ricotta, Fransa-Serac, Yunanistan-Myzitra ve Manouri’dir (Kalantzopoulos, 1999). PAS peynirinde üretimdeki hatalardan kaynaklanan başlıca kusurlar (Scott ve diğ., 1998) şunlardır: - Nem miktarının düşük olmasından dolayı sert ürün elde edilmektedir. - Yüksek nem ve yağ içermesi sonucu yumuşak bir ürün elde edilmektedir. -Hızlı soğutma sonucu oluşan büyük laktoz molekülleri ürüne kumumsu bir yapı kazandırmaktadır. - Aşırı ısıtma sonucu üründe esmerleşme görülmektedir. - Yüksek sıcaklıklarda ısıtma sonucu ise lezzet kaybı (yanık tat) oluşmaktadır. Bileşim PAS yüksek oranda laktoz, mineral, suda çözünen protein ve yağ içermektedir (Çizelge 1). PAS’nda bulunan proteinler metionin ve sistin gibi esansiyel amino asitleri içermektedir (Kalantzopoulos, 1999). PAS’ndan üretilen peynirin bileşimi PAS’nun kaynağına göre değişmektedir. Yumuşak peynirlerin üretimi sonucu elde edilen PAS % 0,18-0,25 oranında laktik asit içerirken, sert peynir üretimi sonucu açığa çıkan PAS % 0,22-0,4 oranında laktik asit içermekte ve daha asidik özellik göstermektedir (Scott ve diğ., 1998). Çizelge 1. PAS bileşimi (pH= 5,9-6,3) (Law, 1999) Miktar Bileşen (%) Su Kuru madde Protein Yağ Laktoz Mineral Laktik asit Peynir kalıntısı 93,2 6,8 0,8 0,5 4,6 0,5 <0,1 0,1-0,3 Üretim yöntemleri göz önüne alındığında Lor peynirinin taze ve fermente olmayan bir ürün olduğu görülmektedir. Fermantasyon işlemi uygulanmadığı için pH değeri 6 ve üzeri değerlere sahiptir. Lor peynirinin ve diğer ülkelerde üretilen PAS peynirlerinin kimyasal bileşimi Çizelge 2’de verilmektedir Çizelge incelendiğinde Lor Peyniri ile Manouri, Myzithra peynirlerinin yağ miktarları arasında büyük bir farklılık dikkati çekmektedir. Peynir komposizyonlarındaki değişikliğin nedeni üretimde kullanılan hammaddelerden kaynaklanmaktadır. Kalantzopoulos (1999), Manouri peynirinin PAS, süt ve kremadan veya yağ bakımından zengin PAS’ndan, Myzithra peynirinin ise PAS ve süt ilavesiyle elde edildiğini bildirmektedir. Çizelge 2. Kuru Farklı PAS madde peynirlerin (%) in bileşimi Peynir Türü 1 25,99 Lor 2 Manouri 2 Myzithra 2 Ricotta 2 Serac Yağ (%) Protein (%) 5,34 Laktoz (%) 13,50 Kül (%) 5,91 Tuz (%) 1,24 pH - 51,93 36,67 10,86 2,49 1,68 0,83 5,90 33,59 15,95 13,09 3,33 1,72 0,82 6,00 20,23 2,50 12,6 3,5 1 - 5,6-6,0 20-25 3-9 14-20 - 2,00 - - Mikrobiyal Özellikler Düşük asitlik ve yüksek nem içeriğinden dolayı PAS peynirleri mikrobiyal gelişim için uygun bir ortam oluşturmaktadırlar. Üretimde uygulanan ısıl işlem ile doğal mikrobiyal flora yok edilmekte ancak ısıl işlem sonrası olan kontaminasyonlar risk oluşturmaktadır. Üründe bozulma etmeni mikroorganizmaların gelişmesini önlemek için depolama koşulları önem taşımaktadır (Samelisa ve diğ., 2003). Lioliou ve diğ. (2001), peynir altı suyundan geleneksel yöntem ile elde edilen peynirin mikroflorasını incelemişlerdir. Özellikle peynir yüzeyinde depolama süresinde mikrobiyal yükün arttığı tespit edilmiş ve ürünün raf ömrünü kısalttığı bildirilmiştir. Mikrofloranın Enterobacteriacea, maya ve Staphylococci türlerinden oluştuğunu bulmuşlardır. Bu mikroorganizmaların sayılarının düşük sıcaklıkta depolama sırasında da arttığını saptamışlardır. PAS peyniri, bozulma etkeni mikroorganizmaların yanı sıra patojen mikroorganizmaların gelişmesi için de uygun bir üründür. Özellikle laktik asit bakterileri bu peynirin üretiminde kullanılmadığı için süt ürünlerinde büyük risk oluşturan Listeria monocytogenes kontaminasyon sonrası gelişebilmektedir (Samelisa ve diğ., 2003). L. monocytogenes peynir altı suyundan elde edilen yüksek pH (≥6) ve yüksek nem içeriğine (%50-70) sahip peynirlerde kolayca üreyebilmektedir (Tsiotsias ve diğ., 2002). Yumuşak peynirlerin tüketimi sonucu bir çok listeriosis hastalığı görülmektedir. L. monocytogenes dışında PAS peynirinde tehlike oluşturan diğer bir patojen mikroorganizma ise Escherichia coli O157:H7’dir. Govaris ve diğ. (2001), peynir altı suyundan elde edilen ve 12ºC’de depolanan peynirlerde insan sağlığı açısından önemli bir tehlike oluşturan E. coli O157:H7 suşunun gelişebildiğini bulmuşlardır. Hijyenik olmayan ortam koşullarında üretilen peynirlere bu mikroorganizmanın kolayca kontamine olduğu ve 2ºC’de de canlılığını koruduğu bildirilmiştir. Raf ömrü PAS’ndan elde edilen peynirler yüksek nem içeriği ve yüksek pH değerinden dolayı düşük sıcaklıklarda bile mikrobiyal bozulmaya maruz kalmakta ve patojen mikroorganizmaların gelişebilmesi sonucu tüketici sağlığı açısından risk oluşturabilmektedirler. PAS peynirinin raf ömrünü uzatmak ve ürün güvenilirliğini sağlamak amacıyla hijyenik koşullarda üretim önem kazanmaktadır. Samelisa ve diğ. (2003), yüksek sıcaklıklarda aerobik koşullarda depolanan PAS Peynirinin raf ömrünün 7 günden az olduğunu ve vakum paketleme yöntemi ile raf ömrünün 20-30 güne uzatılabileceğini bildirmişlerdir. PAS’ndan üretilen peynirde nisin kullanımının L. monocytogenes gelişimini önlediğini bildirmiştir. Işınlamanın (4 kGy) ısıl işlem sonrası kontamine olmuş L. monocytogenes’i inaktive ettiği bulunmuştur (Tsiotsias ve diğ. (2002). Ancak ışınlama işleminden sonraki 4 gün içinde ürün lezzetinde ve kokusunda değişiklikler saptanmış daha sonra ise bu koku ve lezzet değişiklikleri ortadan kalkmıştır. Ülkemizde üretilen Lor peynirlerinde ise geleneksel bir koruma yöntemi olan peynirlere ot katılması mikrobiyal gelişimi azaltmaktadır. Bakırcı ve diğ. (1994), Lor peynirine %2-10 oranında farklı otlar eklemiş ve 2-3 ay peynirleri olgunlaşmaya bırakmışlardır. Bu yöntem ile üretilen otlu Lor peynirlerinde toplam canlı bakteri sayısının daha önce lor peyniri ile yapılan çalışmalarda elde edilen değerlerden düşük olduğu bildirilmiştir. Sonuç Ülkemizde geleneksel olarak üretilen Lor peyniri, protein, yağ bakımından zengin, düşük asitli ve yüksek su aktivitesine sahip bir üründür. Bu özellikleri ile bozulma etmeni ve patojen mikroorganizmaların üremesi için uygun bir ortam oluşturmaktadır. Üretimi basit ve ekonomik olan bu ürünün üretim sırasında ve sonrasında hijyenik koşulların sağlanması ve düşük sıcaklıklarda depolanması, raf ömrünü uzatmak ve güvenilirliğini sağlamak açısından yararlı olacaktır. Ayrıca bu geleneksel ürünümüzün üretim teknolojisi geliştirilerek büyük ölçekli işletmelerde üretilmesi ile PAS’nun Lor peyniri olarak değerlendirilmesi artırılabilir. ÇÖKELEK Çökelek, yağı alınmış ayranın ısıtılması sonucu ortaya çıkan yoğurt parçalarına denir. Buna Silifke yöresinde hamçökelek, Anamur yöresinde keş, Rize yöresinde minci ya da minzi, Hatay yöresinde sürk, Trakya'da ekşimik denir. Hamçökeleğin işleniş biçimine ve eklenen malzeme veya baharatına göre ceşitli çökelek türleri vardır. Peynir altı suyundan kestirilerek yapılan lor ile sıkça karıştırılır; ancak ondan farklıdır. Çökelek Süt, yoğurt ve ayran olmak üzere farklı hammaddelerden üretilen çökelek peyniri sık tüketilmesinin yanı sıra sağlık açısından da çok önemli bir gıda maddesi olarak görülmektedir. Lor peynirinin aksine bu peynirde albümin ve kazein proteinlerinin ikisi de bulunmaktadır. Yüksek kolesterol, damar sertliği, hipertansiyon, damar tıkanıklığı neticesinde sonuçlanan felç, kangren, kalp gibi rahatsızlıklar, hayvansal yağlı gıdaların vücutta birikmesi ile oluşmaktadır. Çökelek peyniri özellikle de az yağlı olması ve kalori değeri düşük, iyi bir protein ve kalsiyum kaynağı olması sebebiyle Türk Kalp Vakfı tarafından diyet listelerinin başında yer aldığı belirtilmiştir. Sütten çökelek üretimi Normal sağılmış süt bir gün öncesinden ekşimeye bırakılır. Ekşiyen süt ocak üzerinde hafif sıcaklıkta (40-45°C) çöktürmeye başlanır. Bunu hızlandırmak amacıyla içersine limon sıkılır yada limon tuzu atılır. İçindeki su yavaş yavaş buharlaşır ve tortu dibe çöker. Oluşan tortu süzme bezlerine alınır ve yüksekçe bir yerden asılarak kalan suların süzülmesi sağlanır. Suyu iyice süzülen çökelek, bezlerden çıkarılıp tuzlanır ve genellikle taze olarak tüketilir. Bazen, daha sonra tüketilmek üzere tuzlanarak hava kalmayacak şekilde küp yada tulumlara basılır ve olgunlaşması için serin bir yerde 3-4 ay bekletildikten sonra tüketilir (KAMBER, 2005). 3.2. Yoğurttan çökelek üretimi Süt kaynatıldıktan sonra yoğurt kullanılarak kendi halinde fermente edilir. Sulandırıldıktan sonra yayıklanır, yağı alındıktan sonra geriye kalan ayran kaynatılır ve tuzlanır. Bez kesede süzüldükten sonra arta kalan kısım çökelek olarak tüketilmektedir (KIRDAR, 2009). 3.3. Yoğurt ve peyniraltı suyu karışımından çökelek üretimi Yoğurt yayıklanır ve yağı alınır. Geriye kalan yayık suyu, peynir altı suyu ile karıştırılarak kaynatılır ve tuzlanır. Bez keselerde süzüldükten sonra kesede kalan kısım tüketilmektedir (KIRDAR, 2009). ÜRETİM PROSESİNDE KULLANILMASI MUHTEMEL MAKİNE VE EKİPMANLAR; PROSES TANKI, SÜZME İÇİN CENDERE BEZLERİ, BASKI AĞIRLIKLARI, AMBALAJ EKİPMANLARI. SONUÇ: İlimizde hem lor peyniri hem çökelek genelde ev tüketimine yönelik düşük miktarlarda üretilmektedir. Satış için üretim yapan çiftiçi ve aileler de genelde ahbap ve dostlarına yönelik düşük kapasitede üretim yapmaktadır. Programımız dahilinde vereceğimiz destekle kurulucak işletmeler sektörde rol model olacaktır. Dolayısıyla sektöre ilgi artacak ve yatırımcılar yaırım yapma konusunda özendirilmiş olacaktır. Hazırlayan: Emre Değirmenci KİRAZ MEYVESİ Kiraz (Prunus avium), gülgiller (Rosaceae) familyasından Giresun, Güney Kafkasya, Hazar Denizi ve Kuzeydoğu Anadolu'da doğal olarak bulunan meyve ağacı. Kiraz dünyada geniş bir yayılım göstermektedir. Ancak ticari anlamda üretimi Türkiye, ABD, İran ve İtalya gibi ülkelerde yapılmaktadır. Yıllara ve iklim şartlarına göre değişmekle beraber dünya kiraz üretiminde ilk sıralarda yer alan Türkiye, kiraz ihracatında da söz sahibi ülkelerden biridir. Kiraz üretimi ülkemizde başlıca Kemalpaşa (İzmir), Manisa, Akşehir (Konya), Sultandağı (Afyon), Uluborlu (Isparta), Honaz (Denizli) ve son zamanlarda Hadim ve Taşkent (Konya) bölgelerinde gerçekleşmektedir. Yıllara ve iklim şartlarına göre değişmekle beraber dünya kiraz üretiminde ilk sıralarda yer alan Türkiye, kiraz ihracatında da söz sahibi ülkelerden biridir. • Kiraz üretimimizin hemen hemen tamamı dünyanın en önemli kirazları arasına girmiş olan ve Avrupa’da ‘Türk Kirazı’ olarak bilinen 0900 Ziraat çeşidinden oluşmaktadır. Kiraz Çeşitleri Ülkemizde temel çeşit; iri, sert ve tatlı meyve eti, çatlamaya dayanıklı meyvesi, uzun-yeşil sapı, yola ve muhafazaya dayanıklılığı ile dünyanın en önemli kirazları arasına girmiş olan ve Avrupa’da ‘Türk Kirazı’ olarak bilinen 0900 Ziraat çeşididir. Buna ek olarak; Bunların haricinde erkenci bölgelerde Early Burlat ve Turfanda; işlemeye yönelik olarak da Starks Gold çeşitleri öne çıkmaktadırBing, Lambert, Van, Stella, Starks Gold, Biggareau Gaucher, Gılli ve Merton Late yetiştirilen diğer çeşitler arasındadır. Bunlarla birlikte Sweet Heart, Celeste, Kordia, Regina, Sunburst, Summit gibi yeni bazı kiraz çeşitleri de kiraz tarımına konu olmaktadır. Türkiye'nin çok farklı fiziki koşulları nedeniyle, bölgeler arasında kirazın olgunlaşması bakımından 1.5 aya varan farklılıklar görülebilmektedir. Modern tarım yöntemlerinin kullanılmaya başlanmasıyla birlikte kirazda verim ve kalite de artmaktadır. Türkiyede en kaliteli kirazlar Torosların kuzey yamaçlarında,Göksu Nehrinin kaynağında yer alan Korualan Kasabasında, Mernek Köyüne bağlı Çile dağının eteklerinde İbrim Sarıoluk Mevkiinde Mernek Yaylasında ve Afyon'un Çay ilçesinin Eber Kasabasında yetişir. Kiraz yetiştiriciliği ve üretimi olarak Afyonkarahisar ili Sultandağı ve Çay ilçeleri Konya Ereğli yöreside çok meşhurdur. Bu kaliteli kirazın yetişme sebebi ise Sultandağları ve Akşehir ve Eber göllerin Özel iklim koşulları oluşturmasıdır. Tescilli ve marka değerli bir üretim yapısı oluşturulmakta ve Dış ticarette önemli bir pay olan İhracat yapılmaktadır. Kiraz ağacının meyvesi, bulunduğu bölgeye göre nisan sonu ile temmuz ayı arasında olgunlaştığında, siyaha yakın kırmızı ya da sarı renkte olur. 1-3 cm. çapında yuvarlak biçimli, etli, sulu, az lifli, aromalı ve lezzetli olan meyveyi, dallara ince uzun bir sap bağlar. Fosfor, B3 ve C vitamini ile meyve şekeri yönünden zengin olan kiraz sevilerek yenen bir meyvedir. Ayrıca pastacılık, şekerlemecilik ve içki yapımında kullanıldığı gibi reçeli de yapılır. Olgun kiraz ağacının kerestesi marangozlukta kullanılır. Aşağıdaki tabloda Dünya kiraz üretiminin yıllara göre dağılımını gösteren tablo yer almaktadır. 2007 yılı verilerine göre Türkiye Dünya kiraz üretimini büyük çoğunluğunu sağlayarak 1. Sırada yer almaktadır. En Çok Kiraz Üreten Ülkeler - 2007 Türkiye 398.1 ABD 310.7 İran 225.0 İtalya 145.1 Rusya 100.0 Suriye 75.0 İspanya 72.6 Ukrayna 68.2 Romanya 65.2 Yunanistan 62.8 DÜNYA TOPLAMI 2,083.1 Kaynak:Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü Elazığ’da Kiraz Üretimi Elazığ ilinde kıraç, taşlık, meyilli arazilerde doğal olarak yetişen mahlep (Prunus mahaleb L.) anaç olarak kullanılarak kiraz yetiştiriciliği yapılmaktadır. ilin meyve veren ağaç sayısı Türkiye'nin % 1,8'ini, üretimin ise % 5.2'sini oluşturmaktadır. Üretimin büyük bir kısmı Merkeze bağlı köyler; Sivrice ve Harput bölgelerinde yapılmaktadır. Kurumumuzun yaptığı sektör analizine göre bu yıl 4.768,64 ton kiraz yetiştirilmiştir. (Kaynak: Tarımsal Yapı ve Üretim. T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü Yayınları No: 2457, Ankara, 7, 103, 199 s.) Kirazdan; meyve suyu, marmelat, reçel, dondurulmuş meyve ve içki üretimi yapılmaktadır. VİŞNE MEYVESİ Vişne (Prunus cerasus), gülgiller (Rosaceae) familyasından kiraza benzeyen ve tadı kiraz tadından daha ekşi olan bir meyve türü. Resim 2 : Vişne Ağacı Birçok kaynakta vişnenin muhtemel anavatanı olarak Hazar Denizi ile Kuzey Anadolu dağları arasında kalan bölge kabul edilmektedir. Vişnenin botanikteki latince adı olan P. cerasus bugünkü Giresun'un eski adı olan Kerasus'tan gelmektedir. Türkiye’de 2 farklı vişne cinsi bulunmaktadır -Kütahya cinsi (yerel vişne cinsi) -Macar cinsi •Ülkemizde yetiştirilen vişneler yüksek kalitede vişne suyu üretimine elverişli olmaları ile tanınmışlardır. •Üretilen vişne meyvesinin önemli bir kısmı (≈ % 85) çeşitli ürünlere işlendikten sonra tüketilmektedir. -konserve -marmelat -dondurulmuş meyve -meyve suyu Türkiye vişne üretimi ve ihracatında dünya sıralamasında ilk üç sırada yer almaktadır. (FAO, 2009) 1. RUSYA 2.UKRAYNA 3. TÜRKİYE 4.POLONYA 5. SIRBİSTAN 235.000 ton 178.000 ton 140.000 ton 138.000 ton 116.000 ton Kirazla, meyvesinin dışında farklılıkları vardır. Yaprakları kiraz yapraklarından daha küçüktür. Dalları kiraz ağacının dallarına göre daha yaygındır. Vişnenin İran'ın kuzeyiyle Türkmenistan arasındaki bölgede ortaya çıktığı ve oradan Avrupa'ya kadar yayıldığı sanılmaktadır. Anayurdu Anadolu ve Balkanlar olan vişne, 5-7 m kadar boylanabilir; 4 yaşındayken meyve vermeye başlar ve 40-50 yıl yaşar. Vişne, yuvarlak taçlı ve kiraza göre daha çalımsı görünüşlüdür. Gövdesi kırmızımtırak gri benekli, donuk ya da parlak renklidir. Dalları kirazınkinden ince ve yay gibi olup sarkıktır. Yaprakları da kirazınkinden daha küçük, ayası düz, parlak yeşil renkli ve tüysüzdür. İlkbaharda erken açan çiçekleri beyaz renklidir. Bir salkımında birden fazla ve altıya kadar değişen sayıda çiçek açar. Temmuz ayı ortalarında olgunlaşmaya başlayan meyveleri, kirazdan biraz basıkçadır. Olgun vişneler, bol sulu ve siyaha yakın kırmızı renklidir. Türkiye'de iki önemli vişne ağacı çeşidi yetiştirilmektedir. Bunlardan meyvesi her tür kullanıma elverişli olan Kütahya vişnesi, uzun saplı, iri boyda, ucu hafif sivrice, koyu kırmızı ince kabuklu, çok sulu, ekşi ve kırmızı etli meyveler verir. Macar vişnesi ise, kısa saplı, ince, koyu kırmızı renkli kalınca kabuklu, ekşi ve kırmızı etli meyve vermektedir. Her iki çeşidin ağaçları da, temmuz ayından başlayarak bol ürün verir. Vişne meyvesi, sofralıktan çok meyve suyu, şurubu, reçeli, marmeladı, kompostosu, likörü ile diğer bazı içkileri, pasta ve tatlıları yapılarak tüketilir. Ayrıca kurutularak da yenir. Elazığ’da Vişne Üretimi Yukarıdaki tabloda Elazığ ilinin 2000-2008 yılları arasında yıllar itibariyle meyve suyuna işlenen meyve miktarını göstermekte, tabloya göre 2008 yılında Elazığ’da vişne suyu üretimi 5. Sırada yer almaktadır. Elazığ İli Meşhur Vişne Helvası Elazığ ilinin yöresel lezzetlerinden biri olan Vişne Helvası tarifi Vişne helvası malzemeleri 3 su bardağı un 500 gr vişne püresi 3 su bardağı tozşeker 1 su bardağı süt, 1 su bardağı su ve 250 gr tereyağı Süslemek için Vişne taneleri Vişne helvası hazırlanışı Tereyağını tencerede eritip elenmiş unu ekleyin. Rengi değişene kadar sürekli karıştırarak kavurun. Vişne püresini ekleyip 10 dakika pişirin. Şekeri ilave edin. Kaşıkla birkaç kez karıştırıp su ve sütü ekleyin. Ateşi iyice kısıp tencerenin kapağını kapatın. 15 dakika bu şekilde pişirin. Tencereyi ocaktan alıp ılınmaya bırakın. Helva harcından cevizden biraz daha büyükçe parçalar koparıp silindir şekli verin. Elazığ Vişne Dondurması Elazığ ili merkezinde bulunan pastanelerde üretimi yapılan vişne dondurması Elazığlı vatandaşlardan ve çevre illerden talep görmektedir. Elazığ’da bulunan eski pastanelerden uğrak pastanesi bu dondurmanın öncülüğünü yapanlardandır öyle ki pastane sahibi Erol Tozkoparan yaklaşık 20 yıldır vişne dondurmasını yaptıklarını Yaptığı vişne dondurmasına talep artınca ürünü koruma adına "23 Meşhur Vişne Dondurması" adı altında marka tescili yaptırdığını ifade ediyor. Vişne meyvesinden ayrıca şarap üretimi de yapılmaktadır. Hazırlayan: Hasan Basri MERCANDAĞI ERİŞTE Erişte,Kesme veya kespe (Kazakça: кеспе,Azerice: Əriştə, Farsça: ر ش ته, Türkçe: erişte); un, yumurta, yağ ve tuz karışımı olan hamurun, kibrit çöpü ebatlarında kesilmesi sonucu elde edilen bir tür makarnadır. Hamurunun en büyük özelliği yumurtasının çok fazla katılarak tutuculuğunun sağlanmasıdır. Dünyanın bir çok ülkesinde farklı çeşitlerde yapılmaktadır.Orta asya ülkelerinde kesme adı ile bilinir. Aynı zamanda Çin ve Orta Asya'da tüketilen lagman aşına benzerlik gösterir. Anadolu'da kışlık yiyecek olarak tüketilir. Çorbasından makarnasına kadar bir çok şekilde tüketilir. Tüm dünyada Çin yemeği denilince akla ilk gelen "la mien" (uzayan hamur), dünyanın büyük metropollerindeki Çin mahallerinden Çin’in ara sokaklarına kadar en gözde yemeklerden. Yüzlerce çeşit ve usulle pişirilen "la mien"in ilk bulgularına Çin’in kuzeybatısında bugünkü Çinghay eyaletinin Lacia bölgesinde rastlandı. 4 bin yaşındaki "la mien" kalıntılarına ulaşılmasının ardından "uzayan hamurun" tarihini araştıran uzmanlar, bu ünlü yemeğin ilk örneklerinin tilki kuyruğu darısı ve süpürge tohumundan yapıldığını savunuyor. Makarnanın atası olan erişte Arapça'da "Rişte" kelimesinden gelme "bağ" anlamına gelmektedir. Osmanlıca'ya erişte olarak geçmiştir. Anadolu'nun önemli yiyeceklerinden birisi olan erişte, Osmanlı Saray Mutfağına "makaronya" ismiyle girmiştir. Saray mutfağında özellikle şehriyenin çorbalarda kullanıldığı dikkat çekmektedir. Her ne kadar Osmanlı yemek kitaplarında erişteye pek yer verilmediyse de, bolonez veya napoliten ismi verilen tariflere de rastlanılmaktadır. Bu kitaplarda hamur işi, börek, mantı tariflerine daha sık rastlanmaktadır. Osmanlı mutfaklarında bugünkü haliyle makarna kullanılmamış, çorba yapımı için şehriye, Anadolu'da ise peynir ve cevizle yapılan erişte kullanılmıştır. Şu anda Türk halkının makarnaya olan eğilimi İtalyanlar kadar olmasa da oldukça gelişmiş bir durumda. Ancak yine de eskiden elde açılan erişte veya mantı olarak tüketilen hamur işi yerine, Cumhuriyet Dönemi'nde hazır makarnanın üretimine başlanmasıyla makarna tüketimi yoğunlaşmıştır. ERİŞTENİN TARİHİ İtalyanların "pasta - spaghetti", Amerikalıların "spaghetti - noodles - macaroni", İngilizlerin "pasta -macaroni", Almanların Teigwaren - Spaetzli, Çinlilerin "mein", Japonların "udon" adının verdikleri makarnanın kökenleri konusunda farklı fikirler üretilmiş olsa da, makarnanın tek bir kişi tarafından bulunmadığı ve atasının da el yapımı erişte olduğu ortak görüştür. Gıda tarihçileri makarnanın anavatanı hakkında sürekli bir tartışma içerisindeler. Örneğin, Marco Polo'nun 1292 yılında, makarnaya Çin'de rastladığı ve İtalya'ya getirdiği söylenir. Ancak İtalyan tarihçiler, makarnanın Marco Polo'dan çok önce bilindiğini iddia eder. Sicilyalılar ise edebiyatlarından "Macarruni"yi referans gösterip, makarnayı kendilerinin bulduğunu söylerler. Bazı araştırmalara göre, İtalyanlar binlerce yıl önce makarnayı Araplardan almışlar. Ortadoğu ile ticaret yapan İtalyanlar, o dönemde "el -rişta" diye adlandırılan, günümüz mutfağında "erişte" diye bilinen yemeği, hem lezzetli hem pratik bularak ülkelerine taşımışlar. Sonuç olarak bugünkü adıyla makarnanın birçok medeniyette kullanıldığı ve farklı şekillerde üretildiğini görüyoruz. Eriştenin zaman içerisinde gelişerek teknolojinin de kullanımıyla modern makarna çeşitlerinin ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Ancak bir zamanlar Çin mutfağının baş tacı olan el yapımı eriştenin, şimdi fabrikalarda üretilmesi sebebiyle eskisi kadar sağlıklı olduğu da söylenemez. ERİŞTE YAPIMI Ana malzemeleri hazırlayın. Unu bir kabın içine eleyin, ortasında havuz biçiminde bir boşluk açın. Yumurta, yumurta sarısı, zeytinyağı ve 1/2 tatlı kaşığı tuz ilave edin, tüm malzemeyi ellerinizle düzgün bir hamur elde edene kadar yoğurun (hamur elastik bir kıvam kazanmış olmalı). Hamurun üzerine zeytinyağı akıtın, alüminyum folyoya sarıp 1 saat kadar dinlendirin. Hamuru bir kez daha yoğurup rulo haline getirin. 4 parçaya bölün. 3 parçayı tekrar sarın, dördüncü parçayı merdaneyle kare biçiminde açın. Her seferinde hamuru katlayarak 5 kez makarna makinesinde incelticiden geçirin. Hamuru irmik serpiştirilmiş bir tepsiye koyun ve kenarlarını bıçakla alarak düzeltin. Hamuru 30 cm. boyunda parçalara ayırın. Erişte hazırlamak için hamuru makarna makinesinin kesicisinden geçirin. Pappardelle (geniş erişte) hazırlamak için hamuru bir kesiciyle 2 cm. eninde şeritlere ayırın. Makarnaları makarna kurutucusuna yerleştirerek kurumaya bırakın veya üzerine irmik serpilmiş temiz bir mutfak bezi üstüne yerleştirin. Kalan hamuru da aynı şekilde işleyin. Makarnayı kaynar tuzlu suda 2-4 dakika pişmeye bırakın ve süzüp sıcakken sosunun içine karıştırın. Tadını çekmesi için 3 dakika dinlendirin. Ev yapımı makarnalar çeşitli şekillerde tatlandırılabilirler. Örneğin, hamura domates salçası katarak kırmızı renkli, ıspanak katarak yeşil renkli makarna hazırlayabilirsiniz. Zeytinyağı yerine susam yağı veya fındık yağı kullanarak da değişiklik yapmanız mümkün. Evde Makarna Yapımı Ev yapımı makarna ve erişte içerdiği bol yumurta ve protein ile üstün beslenme değeri içerir. Erişte makinesi ile hem erişte hem de düz spagetti yapabilirsiniz. İnce olan spagetti bıçakları 1,5 mm dir. Kalın olan erişte kesicisi 5 mm dir. Merdane ve bıçaklar üzerinde sabittir. Merdane ile inceltilen hamuru spagetti bıçağına gönderdiğinizde 1,5 mm ve erişte bıçağına gönderdiğinizde ise 5 mm olarak kesecektir. Düz merdane, Spagetti ve Erişte olmak üzere üç taraflı kullanımı vardır.Hamuru doğru hazırladığınız taktirde yapışma yapmaz.Kullanımı ve temizlemesi kolaydır. MAKİNENİN KULLANIMA HAZIRLANIŞI Makineyi masaya özel mengeneyi kullanarak sabitleyin ve silindirlerin deliğine manivelayı yerleştirin. HAMURUN HAZIRLANIŞI Malzemeler: - 5 yumurta - 5 bardak sinangil un - Tuz Unu bir kaba koyup, yumurtaları ortasına kırın. Yumurtaları çatal yardımı ile dağıtarak, un ile karışmasını sağlayın. Tuzu ilave edin. Elde edilen hamuru homojen karışım olana kadar eliniz ile yoğurun. Hamuru kaptan alıp, unlanmış tezgahın üzerine koyup, kıvama gelene kadar yoğurmaya devam edin. (Kıvama gelen hamur, elinize yapışmayan hamurdur.) Hamurun üzerine ıslak bez ıslatıp, yarım saat dinlendirin. MAKARNANIN HAZIRLANIŞI Makinenin regülatörünü dışa doğru çekerek ve iki düz silindir tamamen açık olacak şekilde 1 sayısı üzerine getiriniz. Manivelayı çevirerek silindirler arasında bir parça hamur geçiriniz. Hamuru ikiye katlayarak ve gerekli görüldüğü takdirde ortasına un ekleyerek bu operasyonu 5-6 kez tekrarlayınız. Hamur muntazam bir kalıp aldığı zaman, regülatör 2 sayısına getirerek, sadece 1 defa silindirler arasından geçirinizDaha sonra 8 sayısına kadar hamuru silindirden 1 kez geçiriniz. İstenilen inceliğe gelen hamurun üzerine hafif un serperek, kesim için hazırlayın.Manivelayı kesim silindirlerinin deliğine yerleştiriniz ve tercih edilen makarna tipini elde etmek için hamuru geçiriniz.Kesilen hamurları hafif unlayarak (yapışmalarını engellemek için) düz zemine serpiştirin ve kurumaya bırakın. (en az 1 saat kurutulmalıdır) Taze makarna kısa sürede, kalınlığına göre 2 dakikadan 5 dakikaya kadar pişer. Dikkatlice karıştırınız ve piştikten sonra süzgeçten geçiriniz. MAKİNENİN BAKIMI Makineyi kesinlikle suyla veya bulaşık makinesinde yıkamayınız! Kullanım sonrasında, düz silindirler altındaki kazıyıcıları bir parça mutfak kağıdı ile ara sıra temizleyiniz. BULGUR VE ERİŞTE, MAKARNANIN YERİNİ TUTUYOR Dünyada makarna ürünlerine genel talep istikrarlı şekilde artmasına rağmen Türkiye'de makarna tüketimi beklenen düzeye ulaşmazken, tüketimde önemli bölgesel farklılıklar da görülüyor. Kentlerde makarna tüketimi kişi başına 6,3 kilograma ulaşırken, kırsal kesimde ev yapımı erişte, bulgur ve ekmek tüketiminin yoğunluğu ve gelir dağılımındaki dengesizlikler dolayısıyla alım gücünün zayıflığı nedeniyle kişi başına tüketim sadece 2,6 kilogramda kalıyor. Türkiye'deki kişi başına makarna tüketiminin bölgesel dağılımı incelendiğinde ise ilk sırayı 6,4 ile Marmara Bölgesi'nin aldığı, burayı da Ege ve İç Anadolu bölgelerinin izlediği görülüyor. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde ise bu tür ürünlerin daha çok evlerde hazırlanması, yemek alışkanlıklarında makarnayı ikame eden bulgur ve eriştenin büyük yer tutması nedeniyle, makarna tüketimi kişi başına yaklaşık 3,6 kilogram olarak gerçekleşiyor. Hazırlayan: i. Sertaç Yılmaz AĞIN LEBLEBİSİ Elazığ ve civar illerde çok iyi bilinen bu leblebinin adı “Ağın Leblebisidir. Elazığ’ın Ağın ilçesinde yıllar önce üretilmeye başlanmış ve giderek Elazığ il merkezi ve diğer bazı ilçelerinde de üretimi yaygınlaşmış olan “Ağın Leblebisi” beyaz leblebi ve sarı leblebinin ortası bir sert tekstüre ve ayrıca kendine has tad, koku ve gevrekliğe sahiptir. Ağın leblebisi klasik olarak genellikle Sonbahar aylarında yapılır. Evin dışında müsait bir yerde iki ocak kurulur. Leblebi yapımı için gerekli olan; Leblebi sacı, tencere, elek, kürek, telis, odun, çırpı, nohut, küllü su ve tuz hazırlanır. Külün meşe külü olması tercih edilir. Ocaklar yakıldıktan sonra ocağın birinde sacın üzerine konan kum kızdırılır. Kumun ince olması gerekir. Bunun için Bademli Köyü yakınlarındaki mağaradan çıkan kum temin edilir. Diğer ocakta ise tencerede kaynayan küllü suya nohut dökülür, üzerine tuz ilave edildikten sonra nohudun suyunu çekene kadar kaynaması beklenir. Nohut tencereyle ocaktan alınarak, o anda birinci ocakta sac üzerinde kızdırılmış olan kumun üzerine dökülür ve kum sürekli olarak kürekle nohut kızarıncaya kadar karıştırılır, bundan sonra sac ocaktan alınarak eleğin üzerine dökülür. Böylece kum nohuttan ayrılmış olur. Eleğin altında kalan kum tekrar sacın üzerine alınır. Leblebi ise telis çuvallara konularak ovulur ve kabukları ayrılır. Yukarıda sıralamış olduğumuz işlemler, nohut bitinceye kadar defalarca tekrarlanır. Geleneksel yönteme göre saç üzerinde kızgın kum içinde ağın leblebisi pişirme. Bu üretim yöntemi tamamen geleneksel olup bu yöntemde oluşan kalite kayıplarını, yetersiz hijyenik koşulları, düşük üretim kapasitesini, işçilikten kaynaklı hataları ve bundan dolayı oluşan verim kaybını modern teknikler kullanarak iyileştirmek mümkündür. Modern tekniklerle “Ağın Leblebisi” üretimi proses akış şeması aşağıda verilmiştir. Hammadde Temini ↓ Eleme-Sınıflandırma ↓ Haşlama ↓ Dinlendirme ↓ Pişirme ↓ Soğutma ↓ Kabuk Soyma ↓ Eleme ↓ Paketleme ↓ AĞIN LEBLEBİSİ ( Ağın Leblebisi Üretim Akım Şeması) Yukarıda ki şekilde de verildiği gibi hammadde sağlanmasında nohut seçimi son ürünün kalitesini en çok etkileyen unsurdur. “Ağın Leblebisi” için seçilen nohutlar “tüylü nohut” adıyla bilinen kalın kabuklu nohutlardır. Kalın kabuklu nohut seçilmesinin sebebi ise prosesin kabuk soyma aşamasında kalın kabuklu nohutlarda kabuğun daha kolay soyulabilmesidir. Nohutlar üretime girmeden önce sınıflandırılır. Bu sınıflandırma, nohutların büyüklüğüne ve kırık olup olmamasına göre yapılır. Bu da leblebi elde edildikten sonra ve paketlenmeden önce kalite sınıflandırma işlemine yardımcı olmaktadır. Sınıflandırılan nohutlar kaynamakta olan karbonatlı suya daldırma suretiyle haşlanır. Geleneksel yöntemde küllü su, modern yöntemde ise karbonatlı su kullanımının amacı ise leblebi elde edilmesinde istenilen gevrekliği kazanabilmenin ve kaynamanın daha hızlı olmasının sağlanmasıdır. Burada önem verilen nokta nohudun merkezinin haşlanmamasını sağlamaktır. Aksi takdirde istenilen sertlik sağlanamaz ve leblebi oluşumu mümkün olmaz. Bunun için de yaklaşık 15 dakika haşlama yapılmaktadır. Haşlamadan sonra nohutlar dinlendirme tanklarına alınarak dinlendirme yapılır. Haşlanmış nohudun gevrekliğinin kazanılması ve pişirmede dağılmaması için dinlendirme yapılmaktadır. Ağın leblebisi pişirme tankı Dinlendirme süresi ise nohudun kalitesine göre ve verilen reçeteye göre değişmekle birlikte 30 dakika süre ideal olarak saptanmıştır. Dinlendirilen nohutlar karıştırmalı döner kazanlarda kızdırılan kumda pişirme işlemine tabi tutulmaktadır. Ağın leblebisinin karakteristik tadını aldığı proses aşaması bu aşamadır. Burada kullanılan kum özel bir kum olup Ağın ilçesinin Bademli Köyü yakınlarından temin edilmektedir. Bu kum beyaz ve çok ince tanelidir. Pişirme sırasında kumun sıcaklığı 200 ile 400ºC arasında değişmektedir ve bundan dolayı nohutların dış çeperinin yanmaması için 10 ile 15 dakika süre ile pişirme yapılmaktadır. Bu işlemin ardından yaklaşık olarak bir gün süre ile oda sıcaklığında soğutma işlemi yapılmaktadır. Soğuyup karakteristik tadını alan nohutlar çarpma sureti ile kabuk soyma işlemine tabi tutulur. Kabuklar soyulduktan sonra artık leblebiler selektörde temizlenip eleklerde boyutlarına göre sınıflandırılır. Burada en iri leblebi en yüksek kalite olarak sınıflandırılır ve “Duble” olarak adlandırılır. Son olarak paketleme işleminde sonra iyi bir depolama yapılmalıdır. Böylece geleneksel yöntem modernize edilmiş olur. Ayrıca paketlemede kullanılacak olan ambalaj malzemelerinin özellikleri çok önemli olup nem geçirmez ve yırtılmaz özelliklere sahip olmalıdır. ORCİK İşletmeye gelen iç ceviz elevatör yardımı ile seçme bandına aktarılır. Elevatör Seçme bandı Üzerinde çeşitli ürünlerin seçilebileceği bu bant, ihtiyaca göre farklı boyutlarda ve farklı şekillerde imal edilebilir. İşçiler tarafından ayıklanan cevizler iplere dizilir. Üzüm şırası veya üzüm pekmezi, nişasta ile kaynatılıp pelte hazırlanır. İplere dizilen ceviz, pelte içinde bekletilerek dışı kaplanır. Dışı kaplanan cevizlerin kurutulması için fırınlama yapılır. Kurutulan sucuklar paketleme makinesine aktarılır. Paketlenen cevizli sucuklar etiketlenir, tartılır ve satışa hazır hale gelir. Hazırlayan: İRFAN GÜRBÜZ ELAZIĞ HOŞKOY ÜZÜ MÜ Hoşköy Elazığ Merkeze bağlı olup, 23 km uzaklıktadır. Elazığ’ın kuzey doğu tarafında olup yol güzergahı Yurtbaşı, Sedeftepe ve Hoşköyü gelir, daha ilerisinde Kıraç ve Güzelyalı bulunur. Hoş köyü ismini bulunduğu çevreden doğal güzelliğinden etrafın yeşilliğinden, bağlık bahçelik olmasından almaktadır. Karasal iklim olup Keban baraj gölüne yakınlığından dolayı nemli ve serin bir iklime sahiptir. Don olayı nadir olmakla beraber az rastlanır. Bu nedenle üzüm ve meyve, sebzeciliğine uygun bir iklim yapısına sahiptir. Elazığ yöresinin en güzel üzümü Hoşköy’ünde yetişmektedir. Son yıllarda yapılan üzüm ve bal festivalleri hoş üzümünün bölge ve tüm Türkiye tarafından tanınmasını sağlamıştır. Hoş üzüm çeşitleri; Ternebi, Şilfonu, Hoş ağını, Köhnü, Öküzgözü, Keşbir, Hasanı, Zehni, Kıtkıtı, Kırmızı, en çok bilinen ve tanınan üzümleridir. Yirmiden fazla üzüm çeşidi bilinip ve yetiştirilmektedir. Elazığ Tarım İl Müdürlüğünden alınan resmi verilere göre, Elazığ’da 2011 yılında üretilen şaraplık üzüm miktarı 33 bin 245 ton, sofralık üzüm üretim miktarı 21 bin 712 tondur. 20 bin 600 dekar sofralık üzüm ekim alanı ve 37 bin 100 dekar şaraplık üzüm ekim alanı bulunmaktadır. Hoş Köyünde resmi kayıtlara göre 11,1 dekar şaraplık üzüm ekim alanı, 304.029 dekar sofralık üzüm üretim alanı bulunmaktadır. KÜTE TÜRŞÜSÜ Türkiye’nin çeşitli yörelerinde Acur veya Hıta(Xıta) olarak bilinmektedir. Elazığ’da küte olarak bilinmekte ve evlerde yaygın olarak turşu yapımında kullanılmaktadır. 1. TURŞU Turşu denildiğinde; basit olarak tuzlu suda ya da sirke ile karıştırılmış tuzlu suda değişik sebze veya meyve türlerinin ekşitilmesi anlaşılmaktadır. Türk Gıda Kodeksi ve Türk Standartları Enstitüsü’nün ilgili yayınlarında ise turşu; “sirke ve/veya salamura (tuzlu su) içindeki laktik asit fermantasyonu ile veya sulandırılmış asetik asit içinde oluşan ürünlerdir” şeklinde tanımlanmaktadır. Turşu yapımı, insanların gıda maddelerini uzun süre saklayabilmek ve az ya da hiç bulunmadıkları yer ve dönemlerde, bu ürünlerden yararlanabilmek için geliştirdikleri dayandırma yöntemleri içinde en eskilerinden biridir. Turşu yapımı ile sebze ve meyveler bol ve ucuz olduğu dönemlerde alınıp işlenmekte ve dolayısıyla ekonomik bir kazanç sağlanmaktadır. Ayrıca diğer yöntemlere göre bu yöntemin mekanik ve ısı enerjisi gereksinimi oldukça azdır. 1.1. Hammadde ve Yardımcı Maddelerin Hazırlanması Turşu üretiminde kullanılan hammaddeler çeşitli sebze ve meyvelerdir. Aroma verici çeşitli bitki tohum ve drogları ile koruyucu kimyasallar ise turşu üretiminde yardımcı maddelerdir. 1.1.1. Turşu Üretiminde Kullanılan Sebze ve Meyveler Turşu yapımında çok değişik sebze ve meyveler kullanılabilmektedir. Bunların başında hıyar çeşitleri, domates, KÜTE, taze biber çeşitleri ve lahana gelir. Ayrıca kelek, taze fasulye, patlıcan, pancar, mısır, karnabahar, havuç, ham erik, mantar, pancar, sarımsaktan da turşu yapılabildiği gibi bu ürünlerin karışımından da turşu üretilebilmektedir. Turşusu yapılacak sebzeler, olgunlaşma devrelerinin hemen başında, yani tam olgunlaşmadan toplanırlar. Turşuluk sebzeler taze, sert ve gevrek dokulu, ayrıca mümkün olduğu kadar aynı boy ve çapta olmalıdır. Çürük, lekeli, içi boş, pörsümüş, yumuşamış, haşere yeniği olan ve hastalıklı olmamalıdır. 1.1.2. Turşu Üretiminde Kullanılan Yardımcı Maddeler 1.1.2.1. Aromatik Bitki Drog ve Tohumları Turşu üretiminde aroma verici bitkilerin tohum, yaprak ve kökleri sıklıkla kullanılmaktadır. Bunları kullanmanın amacı aromatik hoş koku sağlamak, turşudaki asit ve ham meyve tatlarını örtmektir. Sarımsak ve soğan başta olmak üzere, Kişniş, beyaz ve kahverengi hardal, haşhaş, karabiber, esteregon (tarhun), merzengüç gibi bitkilerin tohumları kullanılmaktadır. Resim 1.15: Kişniş ve hardal tohumu Resim 1.17: Beyaz hardal tohumu Resim 1.19: Karabiber ve beyaz biber Resim 1.16: Kişniş ve hardal Resim 1.18: Haşhaş tohumu Resim 1.20: Esteregon (tarhun) Hemen hemen her turşu türüne giren defneyaprağı, dereotu, maydanoz, kereviz, esteregon gibi bitkilerin yaprak ve dalları bu amaçla kullanılır. Resim 1.21: Defneyaprağı Resim 1.22: Dereotu Resim 1.23: Maydanoz Resim 1.24: Kereviz sapı ve yaprağı Resim 1.25: Esteregon yaprağı Bunlar arasında defne yaprağı, dereotu, esteregon (tarhun), sarımsak ve hardal tohumu turşu üretiminde en yaygın şekilde kullanılan aromatik bitkilerdir. 1.1.2.2Koruyucu Maddeler Asetik asit ve tuzları (koruyucu, E 260) Asetik asit ve tuzları; koruyucu madde katılmamış ve pastörize edilmemiş turşularda kullanıldığında tek başına koruyucu özelliği kazandırır. Pastörize turşularda ise koruyucu özellik bu maddelerin yanında ısıl işlemlerle de sağlanır. Asetik asit ambalaj açıldıktan sonra da turşuyu koruyucu özelliğe sahiptir. Sitrik asit (Antioksidan, E 330) Bu madde gıda sanayinde geniş bir kullanım alanına sahiptir. Turşuculukta % 0.1-0.5 oranında tatların iyileştirilmesi ve rengin stabilize edilmesinde kullanılır. Benzoik asit ve tuzları (koruyucu, E 210) Benzoik asit ve tuzları, bakteri ve mayaların gelişimini olumsuz yönde etkileyerek ürünü bozulmaya karşı korur. Tüm mikroorganizmalara karşı tam olarak etkili bir koruyucu madde yoktur. Ancak benzoik asitin, sorbik asit ve kükürt dioksitle çeşitli kombinasyonları daha fazla mikroorganizmanın gelişimini engeller. Maliyetinin düşük oluşu, ürünlerle kolay birleşmesi, renksiz oluşu ve nispeten düşük toksik özelliğe sahip olması gibi özellikleri nedeniyle benzoik asit tüm dünyada en çok kullanılan katkılardan birisidir. Sorbik asit ve tuzları (koruyucu, E 200) Sorbik asit ve tuzları mikroorganizmaların enzim sistemlerini inaktif (aktifliğin yok edilmesi) eder. pH değeri düşük olan gıdalarda daha etkindir. Sorbatlar, bakterilerden çok maya ve küfler üzerinde daha etkilidir. Kükürt dioksit (koruyucu, E 220) Turşuyu bozan mikroorganizmaların enzim aktivitelerini etkileyerek koruyucu bir mekanizma geliştirir. Kalsiyum klorür (yapı koruyucu 509) Turşu sanayinde sertlik, tüketici tarafından istenen bir özelliktir. Özellikle hıyar turşusunun sert olması tüketici beğenisi açısından önemlidir. Hıyarlar fermantasyon ve salamurada, depolama esnasında yumuşama eğilimi gösterirler. Aslında yüksek tuz oranlı salamuralar (% 14 NaCl) turşu hammaddesinin yumuşamasını geciktirir. Ancak atık suları elden çıkarma güçlüğü, azaltılmış tuz seviyesini önemli kılmaktadır. Bu nedenle turşuculukta kalsiyum klorür doku sertliğini koruyucu olarak kullanılır. Riboflavin (renklendirici E 101) Turşulara portakal sarısı renk vermek ve sınırlı miktarda da vitamin açısından zenginleştirmek amacıyla eklenen bir koruyucudur. Hıyar turşusunda daha sık kullanılır. Fabrika Üretimi Turşu Yapımında Kullanılan Makineler Turşu yapımı için kullanılacak hammaddelere bir takım ön işlemler uygulanması zorunludur. Kalibrasyon, turşu yapımı için fabrikaya alınan sebze ve meyvelere uygulanan ilk işlemdir. Sebze ve meyveleri kalibre etmek, turşuların aynı boyutta olmasını sağlar. Kalibrasyon çeşitli makinelerle yapılmaktadır. Resim 1.26: Kalibre makinesi Bu makine sayesinde özellikle kornişon tipi hıyarlar ve küteler hem toz, toprak gibi kaba kirlerinden temizlenir hem de boyutlarına göre sınıflandırılırlar. Aşağıdaki resimde bu makinenin kısımları ve işlevleri ayrıntılı olarak verilmiştir. Makinenin giriş bölümünde hammaddeler fırçalar aracılığı ile kaba kirlerinden, toz ve toprak kalıntılarından arındırılır. Fırçalar arasından geçen hammaddelerden en küçük olanlar aşağıdaki bantlara düşer. Hammaddeler hareketli bantta ilerlerken orta irilikte olanlar genişleyen aralardan bantlara düşer. Hareketli bantın sonuna doğru aralıklar iyice genişler ve daha iri olan hammaddeler seçilerek banta düşer. Kalibre makinesinin altındaki hareketli bantlar üzerinde farklı ebatlarda hammaddeler birbirinden ayrılmış olur. Bantlardaki hammaddeler taşıyıcı küvetlere aktarılarak işleme hattına gönderilir. 1.2.1. Yıkama Yıkama, toz-toprak ve diğer yabancı maddeleri gidermek, ilaç kalıntılarını uzaklaştırmak ve hammadde yüzeyinde bulunan mikroorganizma yükünü azaltmak amacıyla uygulanır. Yıkama işleminde daima soğuk ve temiz su kullanılır. Yıkama suyu, maksimum 0,5 ppm aktif klor içerecek miktarda klorlanabilir. Hammaddenin uygun yöntemle yeterli düzeyde yıkanması, turşunun kalitesini etkileyen hususların en başında gelir. Hammaddenin, sadece su içine daldırılması yeterli bir yıkama sağlamamaktadır. Bu nedenle yıkama işlemi, ön yıkama, yıkama ve durulama olmak üzere üç aşamada gerçekleştirilir. Ön yıkama olarak daldırma tekniği kullanılabilir. Resim 1.28: Ön yıkama makinesi Hammadde farklı sistemlerle yıkanabilmektedir. Bu sistemler arasında; meyve ve sebzeleri tank içindeki suda paletler yardımıyla hareket ettirmek, tank içindeki suya basınçlı su verilerek çalkalamak ve hammaddenin silindir içinde bulunan sonsuz bir vida yardımıyla ilerlemesini sağlayarak üstten duşlama ile yıkanması sayılabilir. İşletmeler bu amaçla tamburlu yıkama makinesini kullanmaktadırlar. Resim 1.29: Tamburlu yıkama makinesi Resim Duş altında basınçlı suyla yıkamanın başarılı olması kullanılan suyun basıncı ve miktarıyla doğru orantılıdır. Resim 1.31: Duşlama sistemi Kornişon tipi turşuluk hıyarların ve kütelerin yüzeyi pürüzlü ve çok ince tüylü olduğu için üzerlerinde fazla miktarda toz, toprak bulunur. Bunların çok iyi yıkanması gerekir. Bunlar en iyi fırçalı yıkama makinesinde yıkanırlar. Resim 1.32: Fırçalı yıkama düzenekleri Son olarak yıkanmış hammadde bir bant veya elavatör üzerinde taşınırken üzerine su püskürtülerek durulanır. Bu sayede yıkama suyu artıkları da uzaklaştırılır. 1.2.2. Ayıklama Ayıklama işlemi yıkamadan sonra yapılır. Böylece yıkanan hammaddenin kusurları daha iyi tespit edilebilmektedir. Turşu yapımı için uygun olmayan, ezik, çürük, şekli ve rengi bozuk, aşırı iri/olgun lekeli ve hastalıklı hammadde sağlam olanlardan ayrılmalıdır. Ayıklama işleme konveyör bant üzerinden geçen hammaddelerin ayrılması şeklinde yapılır. Resim 1.34: Ayıklama işlemi 1.2.3. Doğrama Turşu yapımında kullanılacak sebze ve meyveler değişik biçimlerde doğranabilir: Düz uzun kesim Düz yuvarlak kesim Krankıl kesim 1/4 kesim (domates turşusu için) 10×10 veya 20×20 kesim (karışık turşu için) Resim 1.35: Krankıl Resim 1.36: Düz uzun Resim 1.37: Düz yuvarlak kesim Turşusu yapılacak küteler, halka şeklinde kesilmekle beraber 37–47 mm çapındaki küteler enine ve özel dilimleme makinelerinde 1 inç (2.54 cm) kalınlığında 8 adet olacak şekilde dilimlenir. Lahana sauer-kraut tarzında turşu yapılacaksa ince, değilse iri parçalara ayrılarak kıyılır. Patlıcan turşusunun içine konulacak malzeme küp şeklinde doğranır. Doğrama işlemi çeşitli doğrama makineleri kullanılarak veya manuel olarak yapılmaktadır. Resim 1.38: Krankıl doğrama makinesi Ayrıca iri hammaddeler iğneleme aracı veya bant sonuna yerleştirilen iğneleme aparatı ile delinerek salamuranın sebze içine iyi işlemesi sağlanmaktadır. Doğrama işlemi lahana dışındaki sebzelere fermantasyon sonunda uygulanır. Ön işlemleri tamamlanan sebzeler kavanozlara konulup salamura ilave edilir. Kapak kapama ve etiketleme işlemlerinden sonra satışa hazır hale getirilir. 2. SALAMURA HAZIRLAMA Salamura; peynir, asma yaprağı, turşu gibi gıdaların bozulmaması için içine kondukları tuzlu sudur. Turşu üretiminde elde edilecek ürünün niteliği, hammadde ve yardımcı maddelerin kalitesi kadar fermantasyonda kullanılacak salamuranın doğru hazırlanışıyla da yakından ilgilidir. 2.1. Salamura Hazırlama Tankları Salamura hazırlama tankları paslanmaz çelikten veya plastik materyalden (PVC) yapılmış olmalıdır. Aksi takdirde salamura içeriğindeki tuzun korozif etkisi ile materyal aşınır ve paslanır. Salamura plastik materyalden yapılmış tankta hazırlanır. Buradan fermantasyon kaplarına ve paslanmaz çelikten yapılmış tanklara kapalı sistemle gönderilir. Paslanmaz çelikten yapılmış tanklarda salamura istenen dolum sıcaklığına getirilir ve ambalajlara salamura dolumu yapılır. Resim 2.1: PVC materyalden yapılmış salamura hazırlama tankları Salamura hazırlama tankları her işletmenin kendi belirlediği sıklıkta temizlenerek mikrobiyal kontrollerden geçirilir. 2.2. Salamura Malzemeleri 2.2.1. Tuz Tuz, gıda sanayinde oldukça geniş bir kullanım alanına sahiptir. Tuzun gıdaları koruyucu özelliği nedeniyle kullanımı çok eski yıllara dayanmaktadır. Ortamın pH’ı ve sıcaklığı, gıdanın protein oranı ve niteliği, karbonhidrat miktarı, metal iyonlarının varlığı ve çeşitliliği gibi özellikler tuzun etkisini artırır. Tuzun başlıca kaynakları; denizler, göller ve toprak altı kaynaklardır. Türkiye tuz kaynakları açısından oldukça zengindir. Turşu kurmada kullanılacak tuzun saf ve temiz olması gereklidir. Turşu sanayinde en çok deniz tuzu kullanılmaktadır. Kaya ve göl tuzları da kullanılabilmektedir. 2.2.1.1 Tuzun Özellikleri Tuz, renksiz, kokusuz ve kristal formda bulunur. Tuzun % 39.34 Na ve % 60.66 Cl’den oluşur. Molekül ağırlığı 58.44’tür. Yoğunluğu 2.10–2.35 g/mL’dir. Tuzun çözünürlüğü suyun sıcaklığına göre değişir. 2.2.1.2. Tuzun Etkisi Tuzun turşu teknolojisindeki en önemli etkisi NaCl’ün suda çözünerek iyonlara ayrılması ve ayrılan her iyonun ortamdan bir molekül su çekerek iyon hidrotasyonunu gerçekleştirmesi esasına dayanır. Böylece salamuradaki tuz ortamdaki serbest suyu çekerek, ortamın nem düzeyini mikroorganizmaların gelişmesi için elverişsiz hale getirmektedir. Na iyonunun salamuradaki konsantrasyonunun yüksek oluşu mikroorganizmaların hücre yapısını olumsuz etkiler. Turşunun dayanıklılığı salamuranın tuz oranı ile yakından ilgilidir. Salamuradaki tuz miktarı arttıkça turşunun dayanıklılığı artar ve daha sıkı bir yapı kazanır. Ancak tuz miktarının fazla arttırılması fermantasyonun geç başlamasına, uzun sürmesine ve dokusu sıkı olmayan hıyarlarda buruşmaya ve iç boşluk oluşumuna neden olacaktır. Ayrıca tuza dayanıklı bazı mikroorganizmaların ortamda gelişmesini sağlayacaktır. Salamuradaki tuz miktarının gereğinden az olması ise turşu üretiminde istenmeyen diğer zararlı mikroorganizmaların gelişmesine ve böylece sebze ve meyvelerin yumuşamasına neden olacaktır. Turşu fermantasyonu en hızlı % 5–8 tuz oranına sahip salamurada gerçekleşmektedir 2.2.2. Su Su, doğada önemli bir role sahiptir. Tabiatta memba, nehir, göl, deniz ve maden sularından elde edilir. Buz, kar ve su buharı halinde bulunur. Tabiatta bulunan sular hiçbir zaman saf değildir. Suyun Özelikleri Su, normal sıcaklıkta renksiz, kokusuz ve tatsız bir sıvıdır. Donma sıcaklığı 0 ºC, kaynama sıcaklığı 100 ºC’dir. Su nötr bir sıvıdır. Ortamda çok az miktarda iyon halinde bulunur. Su, bir oksijen ve iki hidrojen arasındaki bağların birbiriyle açı oluşturacak şekilde bağlanmasıyla oluşan bir dipolar moleküldür. Su, turşu üretiminde öncelikle salamura hazırlamak için kullanılır. Bu görevi nedeniyle su, bir hammaddedir. Bu amaçla kullanılacak su öncelikle Türk Gıda Kodeksi’ne uygun olmalıdır. Turşu fermantasyonunda kullanılacak suyun sert olması istenir. Sertlik oranının 20–30 ºf civarında olması turşuda istenen gevrekliğin sağlanmasına olumlu katkı sağlar. Pastörizasyon salamurasında kullanılacak suyun yumuşatılması, berrak görünüm sağlar. Ayrıca su; ağır metal iyonları, fermantasyon önleyici maddeler, yabancı tat ve koku içermemelidir. Ağır metal iyonlarının salamuradaki varlığı istenmeyen renk oluşumlarına, bazı tat bozukluklarına ve fermantasyon sürecinde aksamalara yol açar. Suların sert yani kireç oranının yüksek oluşu fermantasyonda asit oluşumu sonucu çökelmelere ve bu çökelti maddelerinin turşu yüzeyini kaplayarak hoş olmayan görünüşe neden olur. Bu maddeler ortam pH’sını yükseltir ve fermantasyon sırasında laktik asit bakterilerinin çalışmasını engeller ya da bu bakteriler tarafından oluşturulan asidi bağlayarak ortam asitliğini düşürür. Bu durum laktik asit bakterilerinin koruyucu etkisinin azalmasına yol açar. Su, turşu üretimi yapan işletmelerde salamura hazırlamanın dışında temizlik amacıyla kullanılır. Temizlik amacıyla kullanılan suyun dezenfeksiyonu için kullanılan klor ve benzeri maddelerin 0,5 ppm’den fazla olmaması gerekir. Bu miktardan daha fazla klor kullanımı yüzeylerde kalıntıya sebebiyet vereceğinden turşunun klor kokmasına ve renginin bozulmasına yol açar. Bu nedenle temizlik amacıyla kullanılacak suyun dezenfeksiyonu sırasında klor seviyesini iyi ayarlamak gerekir. 2.2.3. Sirke Sirke oluşumunun ilk aşamasında Saccharomyces cinsi mayalar; başta üzüm ve elma olmak üzere çeşitli yaş ve kuru meyvelerde ve maltta bulunan şekerleri anaerobik ortamda etil alkole (etanole) dönüştürürler. İkinci aşamada ise çeşitli Acetobacter spp türleri, kendileri için en uygun sıcaklık derecesinde (28 – 30 °C civarlarında) ve oksijen varlığında etil alkolü, asetik aside parçalarlar. Başlangıçta kullanılan meyve ve kullanılan bakteriye göre değişik aroma ve lezzetlerde sirke oluşur. Sirkenin "sirke" olarak nitelendirilebilmesi için içerdiği asetik asit miktarının en az % 4 olması gerekmektedir. Geleneksel sirke üretiminde, meyve suyunda önce alkol fermantasyonu gerçekleştirilir ve ortamdaki alkol oranı % 11-13 düzeylerine çıkar. Bunu takiben oluşan etil alkol, asetik asit bakterileri tarafından asetik aside parçalanırlar. Bu yöntemle sirke üretimi oldukça yavaş gerçekleştiğinden ve oluşumun ilerleyen seviyelerinde yüzeyde bazı maya ve küflerin gelişmesine yol açacağından ve sirkenin lezzetini bozacağından pek tavsiye edilmez. Bir diğer metot, etil alkole dönüşmüş meyve suyunu içeren sıvının kazana konup, üzerine aktif sirke bakterisi içeren sirke ilavesinin kullanılmasıdır ki bu metot yavaş metot olarak bilinir. İlave edilecek sirke toplam hacmin üçte biri kadar olmalıdır. Sirkenin Etkisi Turşuda kullanılacak sirkenin saf, berrak, üzüm sirkesi ya da melastan elde edilen alkol sirkesi olması gerekir. Turşu yapımında sirke, asitliği sağlayıcı, lezzet verici ve koruyucu olarak kullanılır. Turşuları hazırlarken, salamuraya % 10 oranında sirke ilave edilebilir. Bu oran, turşuyu tüketecek kişilerin isteğine göre, % 50’ye kadar çıkabilir. Sirke, doğrudan fermantasyonda kullanılacak salamuraya konulabileceği gibi, fermantasyon sırasında turşunun rengi üzerinde olumsuz etki yapması nedeniyle sadece dolum salamurasına da eklenebilir. 2.3. Salamura Hazırlama Turşu salamurası şu şekilde hazırlanır: Gerektiği kadar su salamura hazırlama tankına alınır. İstenen konsantrasyona uygun oranda tuz su dolu tanka eklenir. Örneğin: 1 tonluk tank için % 5 oranında tuz kullanarak salamura hazırlamak için; 1 ton =1000 kg = 1000 L (suyun yoğunluğu 1 olduğu için) 100 L su için 5 kg tuz kullanılıyorsa 1000 L su için x kg tuz kullanılır. x = 1000 ·5/100 x = 5000/100 x = 50 kg tuz kullanılır. Salamura tankı içindeki karıştırıcılar yardımıyla tuzun su içinde tamamen erimesi sağlanır. Gerektiği zaman kapalı düzen içinde fermantasyon kaplarına ya da dolum ünitesine aktarılır. 2.4. Salamura Kontrolü Salamuranın tuz, asit ve pH kontrolleri yapılmalıdır. Tuz tayini: Mohr Yöntemi ile yapılır. Bu yöntem; salamuranın normalitesi belli AgNO3 çözeltisi ile titre edilerek tuz miktarının saptanması ilkesine dayanır. Asitlik tayini: Fenolftalein damlatılmış salamuranın, NaOH çözeltisi ile ilk pembe renk gözlenene kadar titre edilmesi esasına dayanır. Pembe renk 30 saniye kalıcı olmalıdır. pH Tayini: Kolorimetrik ve elektrometrik olarak ölçülebilir. Kolorimetrik yöntem renk değiştiren indikatörlerin kullanıldığı materyallerdir. Elektro metrik yöntem de ise pH metre aleti kullanılır. Hazırlayan: Işıl Aydın TANDIR EKMEĞİ Elazığ ilinde tandır ekmeği yapan iki firma bulunmaktadır. Birinin günlük üretimi 360 adet diğerinin üretimi ise 800 adettir. Bunlar 4 ‘erli olacak şekilde poşetlere bırakılıp o şekilde piyasaya sunulmaktadır. Un, tuz ve su ile yoğurulup hamur haline gelen karışım 190 gr’ lık parçalar halinde kesilmektedir. Oklava ve merdaneler yardımı ile yuvarlak olacak şekilde bu hamurlar açılmaktadır. Daha sonra yuvarlak şekilde olan tandırlar üzerinde pişirilmektedir. Pişirilerek ekmek haline gelen bu ürünler kurutulup daha sonra 4’erli şekilde poşetlenerek Elazığ’ın farklı yerlerindeki marketlerde satışa sunulmak üzere piyasaya sürülmektedir. Tandır ekmeği yapımında kullanılan makine-ekipmanlar; hamur yoğurma kazanı, 3 merdaneli makine ve tandır. Öz Ensar Gıda Elaziz Tandır Firmasının yapmakta olduğu tandır ekmeği tarifi Elazığ ilinde hemen hemen her evde sevilerek tüketilen bir yiyecektir. Tuzsuz taze peynir ve şeker ile yapılmaktadır. Fırına tuzsuz taze peynir ve şeker götürülerek fırında bu malzemeler karışım haline getirilip ekmek hamuru pide şekline getirilerek üzerine sürülüp yapılmaktadır. Herhangi bir markette satışı yoktur. Günlük üretim miktarı bilinmemekle beraber Elazığ’ da hemen hemen her fırında yapılıp her evde tüketilen bir yiyecektir. Peynirli ekmek üretiminde kullanılan makine-ekipmanlar; Fırıncılık malzemeleridir (fırın küreği, hamur yoğurma kazanı). Kapalı çarşı esnafı tarafından Kapalıçarşı.com adresinde yayınlanan tarif; Şeker ile şavak peynirinin harika uyumu; peynirin ince açılmış hamur üzerine ufalanıp bolca serilerek, üzerine toz şeker gezdirildikten sonra fırında pişirilerek hazırlanan yöremize has bir yiyecek çeşidimizdir. Genel olarak peynirlerin daha yağlı olduğu, dolayısıyla da incecik açılmış ekmeğin üzerinde güzelce erimesi için Nisan-Ekim arası dönemde yapılması daha tercih edilirse de yılın 12 ayında sunum imkânı vardır. Elazığ dışından istenmesi halinde soğuk olarak ulaşacağından, 200 derece önceden ısıtılmış fırında kontrollü ısıtılarak fırından yeni çıkmışçasına lezzet elde edebilir veya doğrudan soğuk olarak tüketebilirsiniz. Hazırlayan: Kürşat Aynekin ÜZÜMLÜ BULAMAÇ Bulamaç Hafif, güzel bir tatlıdır. Yapılışı çok kolaydır. Elazığ yöresine ait bir tatlıdır. YAPILIŞI: 1 KG beyaz taze üzüm yıkanır ayıklanır. Mayhoş bir tatlı olmasını isterseniz, üzümün yarısını tatlı, yarısını da mayhoş olarak koyabilirsiniz. Yıkanan üzümler blenderden geçirilir, bir süzgeç yardımı ile süzülür ve tencereye alınır. İçine 3 kaşık un konularak önce harlı ateşte, sonra kısık ateşte karıştırılmaya başlanır. İçine yarım su bardağı süt konulur ve devamlı karıştırılır. Sulu bir muhallebi kıvamına gelince ocağın altı kapatılır. Sulu bir bulamaç görüntüsü vardır ama sonradan koyulaşır. Yavaş, yavaş kaselere boşaltılır. Hafif soğuyunca, üstüne ufalanmış bol ceviz konularak servis yapılır. Hazırlayan: M.Said Dedeoğlu GENEL DURUM Doğu Anadolu bölgesinde mermercilik dendiğinde akla ilk gelen Elazığ’ın Alacakaya ilçesindeki Elazığ Vişnesi olarak adlandırılan mermerdır. Elazığ’da 40 civarında mermer yatağı mevcut olup, bu yataklardan 20 çesit mermer çıkarılmaktadır. İl genelinde yaklaşık 100 mermer ocağı bulunmaktadır. Bu çeşitlerden menşei Elazığ olan Elazığ Vişnesi, tüm dünya ülkelerine buradan pazarlanmaktadır. Elazığ’da üretilen mermerin %90’ı blok olarak başta Irak ve Çin olmak üzere ABD ve Avrupa ülkelerine ihraç edilmektedir. Bu açıdan mermerin işlenmesi konusu yatırımcılar için potansiyeli yüksek bir alandır. Mermer firmalarının makine-teçhizat durumları ve teknolojileri yüksektir. MERMER İŞLETMESİ Mermerlerin ana kayadan koparılarak, piyasada istenen büyüklükteki bloklara indirilmesine mermer ocak işletmeciliği, bu sonuca ulaşmak için kullanılan makine, ekipman ve çalışma biçimine ise üretim yöntemi adı verilmektedir. Mermerin ocaktan çıkarılmasından işleme fabrikalarına getirilmesine kadar olan çalışma aşamaları aşağıda belirtilmiştir: -Mermer üretimini güçleştiren örtü kütlesinin kaldırılması (dekapaj) ve çalışma süresince meydana gelen artık malzemenin (pasa) çalışma ortamından uzaklaştırılması, -Ham blokların kazanılması (mermer üretim yöntemleri), -Ham blokların aynadan alınması ve tasışınması, -Ham blokların düzeltilmesi ve ticari boyutlara kesilmesi. Yerüstü Ocakları Yerüstü ocaklarının ayrımında esas olan morfolojik noktalar ovalar ve tepelerdir. Buna göre yerüstü ocakları “Ova Ocakları” ve “Tepe Ocakları” olmak üzere iki gruba ayrılır. Ova Ocakları -Ova ocaklarında belirgin özellik, tüm çalışmanın topografik seviyenin altında olmasıdır. -Ocağın dört yanının dik ve dike yakın ocak aynasınca çevrelendiği ova ocakları “Çukur Ocaklar” olarak da adlandırılır. -Yöntem, granit gibi sert taşlar, bazı mermer formasyonları gibi masif yataklar ve dik dalımlı tabakaların işletilmesine uyum sağlar. -Ocağın genişliği etki alanı ile sınırlıdır. Ocağın daha geniş bir alana yayılması durumunda birkaç vinç çaliştırılır. -İsçilerin ocak içi ulaşımı katlar arasına kurulan dik merdivenlerle sağlanır. Bu ocaklar 40-60 m derinliğine ekonomik olarak uygulanabilir. Açık Çukur Ocaklar -Bu ocaklar yatık veya düşük eğimli her türlü yatağın işletilmesinde tercih edilir. -Kazı işlemi, mostradan başlar ve yatağın dalım yününde devam eder. -Ocak içi nakliyat, katlar arası kurulan rampalar ve derricks vinçler yardımıyla gerçekleştirilir. -Bu ocaklarda en önemli maliyet faktörlerinden biri de meteorolojik ve yeraltı su geliridir. Ocak çalışmalarının yeraltı su seviyesinin altında yapılması durumunda pompa ve drenaj sistemleriyle aşırı suyun atılması gerekmektedir. Tepe ve Dağ Ocakları -Tepelik ve dağlık morfolojik yapılar üzerine kurulmuş ocaklardır. -Tepe ocakları “Yamaç Ocakları”, “Zirve Ocakları” ve “Tepe Açık Çukur Ocakları” olmak üzere üç grupta toplanabilir. -Bu ocak işletmeciliğinde ocağa ulaşmak için uzun giriş yollarının olumsuz morfolojik şartlarda yapılması büyük mali yüklere sebep olmaktadır. -Doğal olarak tepe ve dağ ocaklarında formasyonun kırılma sonucu ikincil geçirgenliğe sahip olması nedeniyle su problemi yoktur. -Kar ve soğuk çalışma şartlarını sınırlandırmakla beraber modern teknoloji sayesinde kış şartlarının olumsuzlukları azaltılabilmektedir. -Tepe ve dağ ocaklarında farklı çeşitler arasında en genel olanı bütün kazı yüzeyinin ocak zemin seviyesinin üzerinde bulunmasıyla belirlenen tepe ve dağ yamaçlarında yapılan işletme şeklidir. -Bu ocakları tipik şekilleri anfi tiyatroya benzer ve üretim bir veya birden fazla katlar oluşturularak yapılır. -Bu ocaklarda artık madde ve pasalarla rampalar oluşturularak stok yerine yol bağlantısı yapılır. MERMER BLOK ÜRETİM YÖNTEMLERİ -El ile üretim yöntemi - Pnömatik makinalar ile üretim yöntemi (Elazığ’da kullanılan yöntem) - Patlayici maddeler ile üretim yöntemi - Kanal açma yöntemi ile üretim - Helezoni çelik tel ile üretim yönemi - Zincirli ve döner diskli kaya kesiciler ile üretim yöntemi - Elmas tel ile üretim yöntemi - Diger yöntemler: a) Termal ok (Rock Jet) üretim yöntemi b) Basinçli su (water jet) üretim yöntemi c) Ultrason ve lazer isinlari ile üretim yöntemi. Pnömatik Makineler ile Üretim Yöntemi - Bu yöntem, elle üretim yönteminin kompresör ve martoperfaratör yardımıyla yarı mekanize edilmiş halidir. - Genellikle; büyük ve çatlak sistemi gelişmemiş yataklarda başarı ile uygulanmaktadır. - Patlayıcı kullanımı ile oluşan kayıplar azaldığı için ekonomik bir yöntem olduğu söylenebilmektedir. - Pnömatik makinelerde üretim yönteminin esasını dizel veya elektrik enerjisi ile çalışan kompresör ünitesinden elde edilen basınçlı havanın, basınçlı hava tabancaları vasıtasıyla mermer üretiminde kullanılması oluşturmaktadır. Martoperfaratörler basınçlı hava vasıtasıyla çalışmakta olup, darbe ve döndürme hareketi sağlarlar. Uçlarına takılan tijlerin boyları 20 cm ile 6 cm arasında, çapları ise 9-25 mm arasındadır. - Bu tijlerin uçlarında tungsten karbürden imal edilmiş kesici uçlar bulunmaktadır. - Bu yöntemde ilk iş, koparılacak bloğun tespit edilmesi ve uygun yüzeylerden belirli aralıklarla martoperfaratörlerle delik delinmesidir. - Burada delik uzunlukları ve delikler arasındaki mesafe, mermerin fiziksel yapısına ve çatlak sistemlerinin gelişimine göre değişmektedir. Delik uzunlukları, ya çatlak sistemine ulaşacak boyda veya bloğun koparılmak istenen boyutuna yakın olmalıdır. Delikler arasındaki uzaklık tamamen bir maliyet unsurudur. Kanal Açma Yöntemi ile Üretim - Yöntem, kompresör ve martoperferatör yardımıyla aynı doğrultuda açılan deliklerin birbirlerinin etki alanlarını kesecek sıklıkta açılması sonucu bloğun kesilerek ana kayadan koparılmasından ibarettir. - Delikler, deliklerin aynı doğrultuda ve belli aralıkla açılmasını sağlayan şablonlar veya raylar üzerinde hareketli bir veya birden fazla sayıda martoperferatörün bulunduğu kanal açma makinaları ile yapılır. - Delme arabaları basınçlı hava ile çalışırlar ve ayrıca 18 mm-37 mm matkap uçları kullanılarak, 0-90 derece eğimle, 6m derinliğe kadar delme yapabilirler. Yöntemin en önemli avantaji üretim kayıplarının az oluşudur. Blok Mermerin İşlenmesi Blok halinde alınan mermerin katrakt ve ST tipi makinelerle kesilerek, iyi bir parlatma ve cilalama işlemi sonucunda, plaka ve fayans şeklinde müşteriye sunulmasıdır. Mermer İşlemesinde Kullanılan Makina-Ekipman Trafo Katrakt ST (Yatay ve Dikey Kesebilen) Köprü Kesme Makinası Kafa Kesme Makinası Yarma Makinası Kenar İşleme Makinası Geniş Silme Makinası Mermer Eskitme Fayans Hattı Blok İçin Köprü Vinç Forklift Blok Mermerin İşlenmesi Elazığ’da Alacakaya Mermeri Elazığ için mermer sektörünün ana unsuru Elazığ Vişne taşıdır. Elazığ’ın Alacakaya İlçesi civarında yataklara sahip olan bu mermer türü,Türkiye’de üretilen ilk renkli mermer türlerinden birisi olması ve dünyada da su an itibari ile sadece Elazığ’da üretiliyor olması hasebiyle, Elazığ’ın kalkınmasında önemli bir potansiyele sahiptir. Yıllar önce tüm dünyada İtalyan taşı olarak tanınan ve dünya mermer literatüründe Rosso Levanto olarak adlandırılan bu doğaltaş türü, Elazığ’daki rezervlerin tespiti ve İtalya’daki rezervlerin tükenmesiyle beraber tüm dünyada Elazığ taşı olarak tanınmaya ve bilinmeye başlamıştır. Elazığ, sektör içerisinde bu taş ile ilgilenen üreticilerin büyük ilgi gösterdikleri bir merkez olmuştur. Elazığ’ın Türkiye çapında mermer sektöründe önemli bir yere sahip olması büyük oranda Elazığ Vişne mermeri sebebiyledir. Zaten diğer doğal taş çeşitlerine göre daha az olan renkli taşlardan olan Elazığ Vişnenin, dünya pazarındaki yeri ve önemi de dikkate alındığı zaman, Elazığ için ne kadar önemli bir doğal kaynak olduğu anlaşılmaktadır Blok Mermer Çıkarılması TERS LALE Ters Lale belli bölgelere has bir çiçek olup, dünyada doğal olarak Anadolu, İran, Afganistan ve Himaleya'larda yetişir. Ülkemizde ise doğal olarak; Elazığ (Arıcak), Van, Hakkâri ve Adıyaman'da yetişmektedir. Ters Lalenin, Dünyada birkaç türü ve cinsi vardır. Bunlardan birkaçı ülkemize ait (endemik) olup, ilimizin Arıcak ilçesinde yetişmektedir. Arıcak ilçesi, ülkemizin gizli kalmış hazinelerden birdir. İlçe, bitki çeşitliliği ve çokluğu bakımından bir botanik bahçe görünümündedir. Ulaşım ve yörenin coğrafik yapısından dolayı bölgedeki bitki örtüsü bugüne kadar gizli kalmıştır. Yıllardan beri bu bölgede gizli kalmış bitkilerden bir tanesi de Arıcak Lalesi, yani Ters Laledir. Son zamanlarda ilçede meydana gelen iklim değişikliği, ilçenin bitki örtüsünü bazı bölgelerde azalmasına, bazı bölgelerde çoğalmasına sebep olmuştur. İlçenin sınırları içinde yer alan Akdağ’ın yüksekliği 2517 metredir. Ters Laleler Akdağ, Görese ve İnce Dağların 1500–1800 metre yüksekliğinde doğal olarak yetişir. Bu dağlarda yetişen, Ters Lalelerin birkaç farklı cins ve türleri vardır. Bunlardan birkaçı da endemiktir. Çünkü bunlar Arıcak ilçesin den başka hiçbir yerde yetişmez. Örneğin; mor ve sarı renkte olanlardan bir kaçı, Arıcak ilçesine aittir. Karşılaştırma yapıldığında, bu fark açıkça ortaya çıkacaktır. Arıcak Lalesi, Dünyada ve Türkiye’de yetişen Ters Lalelerden farklı özellikler de taşımaktadır. Ters Lale, Arıcak ilçesinde ilkbaharda kar daha yerden kalkmadan erken çiçek açan narin, gösterişli çiçeklerden biridir. Özellikle kış aylarının sonlarında, kar topraktan kalkar kalkmaz veya karla birlikte çiçek açar. Bu yörede, Arıcak Lalesi bahar müjdeleyicisi olarak bilinir. Mart ayının üçüncü haftasında Akdağ, Görese ve İnce Dağların belli yüksekliklerin de çiçek açmaya başlar. Doğada kendiliğinden yetişen bu çiçekler, doğaya harika bir güzellik verir. Arıcak ilçesinde, Ters Lale yılda bir kez çiçek açmaktadır. Arıcak çevresinde yetişen Ters Lalelerin 6 ayrı renk tonunda çeşitleri bulunur. Çiçeklerin, ömürleri çok kısadır. Yaklaşık 3–4 hafta canlı kalabilir. Havaların soğuk geçmesi ile yani sıcaklığın eksiye düşmesiyle açan çiçeklerin boyları bükülür. Kurumuş gibi görünse de, güneşi görür görmez tekrar canlanır. Tek zayıf yönleri çiçekleri dallarından kesildiğin de, ömürlerin oldukça kısa olmasıdır. Yani Ters Lale güller kadar dayanaklı çiçek değildir. Kısa sürede, çiçekleri solmaktadır. Ters Lale Konusunda Önemsenmesi Gereken Hususlar: 1-Bölgemiz florasındaki genetik çeşitlilik tespit edilmeli, 2-Kaçak sökümler engellenerek doğada biyolojik çeşitlilik korunmalı. 3-Doğal Çiçek Soğanları Yönetmeliği çerçevesinde üretimi yasal bir çerçeveye oturtulmalı, 4-Yerli üreticilere üretim izni verilerek yöre halkına yeni iş imkânları sunulmalı, 5-Doğa tahribatının engellenmesi ve biyolojik çeşitliliğin korunması amacıyla üretimi doku kültürü ile yapılmalı, 6-Üretimde kalite ve kantite sağlanmalı, 7-Programlı üretim yapılmalı, 8-Pazar ağı kurulmalı Ters Lale Üretimi Ters laleler genellikle sarı ve turuncu renklidir. Imperialis cinsleri 1 metrenin üzerine çıkabilirler ve senede sadece mart-nisan ayları arasında bir kere açarlar. Üretimi daha çok tohumla yapılır. Soğanlı bitki oldukları için soğanın belli bir olgunluğa ulaşmasıyla bitkide çiçeklenme görülür. Ters laleler günümüzde tıp alanında ve bahçe dekorasyonlarında kullanılmaktadır. Son yıllarda ticari önemi artmıştır. Ters Lalenin Tarihçesi Ters lale’nin mazisi çok uzun yıllara dayanır. Ters Lale inanç ve yöreye göre çeşitli isimlerle bilinir. Örneğin; Dünyanın 26 medeniyetine ev sahipliği yapan, medeniyetlerin beşiği olan Anadolu’muzun, Hakkâri ilinde geçmişte yaşayan Asuri’lerin her sabah göbeğinden su yayılan, Ters Laleye “Ağlayan Lale” demişlerdi. Hıristiyan aleminde, Ters Lale kutsal çiçek olarak kabul edilir. Bu isim temelde dinsel bir temaya dayanır. Ters Lale Hz. İsa’nın çarmıha gerildiğinde, Meryem Ananın göz yaşların yere akan damlaları ile yetiştiğine inandıkları için Ters Laleye Ağlayan Lale ve Ağlayan Gelin adlarını vermişler. Hıristiyan alemindeki diğer bir inanışa göre ise; Hz. İsa çarmıha gerilmeye giderken geçtiği yoldaki tüm çiçekler saygı ile eğilmişler. Bir tek Ters Lale dik durmuş, Hz. İsa’nın ona bakışları ve onun çarmıha gerilişi bu çiçeği o kadar utandırmış ki başını eğip, o gündür bu gündür ağlarmış. Bu her iki nedenden, Ters Lale Hıristiyanlar tarafından kutsal kabul edilmiştir. Hıristiyan alemi, bu çiçeği bahçelerde yetiştirmeyi kutsal ve şans getirdiğine inanırlar. Aynı zamanda Ters Laleye büyük ilgi gösterirler. Hıristiyan dininde kutsal kabul edilen Ters Laleye, İslam dininde de önem verilmiştir. Ters Lale, İslam dininin en büyük muhabbet mekanı olan camilere 1500 yıllarında girdiği ve motifleriyle camileri süslediği görülür. Selimiye Camii sınır kentimiz, Edirne’nin simgesidir. Selimiye Camisinin simgesi de, içindeki bir mermere kazınmış Ters Lale motifidir. Yani İslam dininde, ilk Ters Lale motifi Osmanlı İmparatorluğu zamanında Mimar Sinan tarafından, süs deseni olarak Selimiye camiinde kullanılmıştır. Bu Ters Lalenin, Selimiye camiinde işleyişinin birde hikayesi vardır. Bu hikaye, birçok kaynaklarda şöyle anlatılmıştır. “Selimiye Camii’nin bulunduğu yer geçmişte lale bahçesiymiş. Mimar Sinan camiyi buraya yapmayı kararlaştırmış, bu kararını padişaha bildirmiş. Camiinin yapılmasına karar verilince, bahçenin sahibi bu karara karşı çıkmış. Bahçesini satmak istememiş. Ancak sonunda camiinin bir yerine bahçesinin veya kendisinin hatırlanması için bir motifin işlenmesi karşılığında, bu işe razı olmuş. Sinan cami bittiğinde, bahçe sahibinin bu dileğini yerine getirip söz konusu lale motifini yapmış. Ancak inadıyla caminin yapımını gerçekleştiren, tarla sahibinin tersliğini anlatmak için lale motifini değil de, Ters lale motifini çizmiştir.” Bahçe sahibinin inatlığı Koca Sinan’ı çok üzmüş olmalı ki, mütevazı insan Sinan, bu caminin muhteşem mimarisinde bir inatlık da kendisi yapmıştır. Bilindiği gibi, bu caminin 999 penceresi vardır. Koca Sinan’a sorarlar, neden 1.000 değil de 999 pencere? Sinan’ın cevabı oldukça anlamlıdır. ”1000 diyerek geçi vermek kolay, 999 demeli ki işin büyüklüğü anlaşılabilsin” der. Bu ifade, Koca Sinan’ın sinirlilik ve kızgınlık ifadesinin belirtisidir. Ters Lale'nin Bitki Özelikleri Soğan : 7- 8 cm çağında basık; yaprakları kiremit dizilişli. Gövde boyu : 50- 100 cm . Yapraklar: 4-8 adet; parlak yeşil; gövdenin üst yarısında dairesel dizilişli; mızrak şeklinde. Çiçekler: 5-12 adet çan şeklinde Tepaller: 4- 4.5 cm ; kırmızı veya turuncu, bazen sarı, bal özü salgılayan bezler tepallerin tabanında, beyaz yuvarlak şekilli. Kapsül: 1.5- 2 cm ; kanatlı. Çiçek açma dönemi : Mart-Mayıs ayları arası Hazırlayan: Mehmet Alper AYDIN DOMATES VE DOMATES SALÇASI Türkiye, domates salçası ve işlenmiş domates ürünleri bakımından ABD, Çin, İtalya ve İspanya’dan sonra 5. büyük üreticidir. Türkiye’de yılda yaklaşık 10 milyon ton domates yetiştiriliyor. Bu miktarın %20’sini endüstriyel domates çeşitleri oluşturuyor. Yaklaşık 2 milyon ton domates, endüstride salça, ketçap ya da sos olarak işlenir. Türkiye’de 2012 yılında 11.495.292 ton domates üretimi gerçekleşmiştir. Bunun 3.279.366 tonu işlenmiş, 6.449.322 tonu ise sofralıktır. Türkiye’de bugün domates işleme sanayinde kurulu 70 tesis bulunuyor. Domates işleme sanayi Marmara ve Ege Bölgelerinde yoğunlaşmıştır. Akdeniz Bölgesi ise, daha çok taze tüketime yönelik sera tipi üretimde yoğunlaşmıştır. DOMATES SALÇASI ÜRETİMİ Domates salçası, domates bitkisinin olgun, sağlam, kırmızı renkli ve taze meyvelerin iyice yıkanıp ezildikten sonra ısıtılarak ve ısıtılmaksızın tekniğine göre kabuk, çekirdek ve lif gibi parçalardan ayrılarak elde edilen domates pulpunun belli bir kuru maddeye kadar vakumda koyulaştırılarak kaplarda ısıl işlem ile dayanıklı hale getirilerek gerektiğinde yemeklik tuz ilave edilerek hazırlanmış bir mamuldür. Domates salçası üretiminde kullanılan domatesler sofralık olarak üretilen domateslerden farklı yapıya ve özelliklere sahiptir. Ülkemizde tamamı dış kökenli olmak üzere 20-25 çeşit domates yetiştirilmektedir. Bunlar erkenci, orta mevsim ve geçici çeşitler olarak ayrılmakta olup, dekara 3-10 ton arasında ürün vermektedir. Sanayi tipi domateste aranan özellikler aşağıdaki gibi sıralanabilir: 1- Toplam kuru madde ve şeker miktarı yüksek 2- Kabuğu ve eti kırmızı renkte 3- Asit miktarı yüksek 4- Hastalıklara dayanıklı 5- Meyvelerin büyük bir çoğunluğu aynı anda olgunlaşabilen 6- Tadı ve aroması hoş olan Domateslerin Fabrikaya Alınması Tam olgun domatesler ayrılmalı yeşil olanlar güneşte bekletilerek olgunlaştırılmalı veya seçilmelidir. Hasat edilen domateslerin 3-4 saat içinde işlenmesi en ideal olanıdır. Domatesler, fabrikaya traktör veya kamyonların kasalarında dökme olarak getirilip, basınçlı su yardımıyla havuzlara boşaltıldığı gibi sandık veya kasalar içerisinde de getirilebilirler. Bu şekilde gelen domatesler işçiler tarafından elle yine havuzlara boşaltılırlar. Bu işlemde domateslerin kaba bir temizliği de yapılmış olur. Domatesler fabrikaya havuzlardan akış kanalları yardımıyla su ile taşınırlar. Akış kanalları sayısı fabrika kapasitesine ve işleme hattı sayısına göre değişiklik gösterir. Kanallar alüminyum veya boyalı saçtan U şeklinde yapılmıştır. Taşıyıcı görevi yapan su, ayrılarak domateslerin taşıma işinde yine kullanılır. Bu su oldukça kirli olduğundan temizleme işinde kullanılmaz. Eğer fabrikada su sorunu varsa, yıkama makinesinde kullanılan su, akış kanalına verilirse bu sorun önemli ölçüde giderilir. Domateslerin Yıkanması Akış kanalıyla taşınan domatesler yıkama makinesi haznesine düşerken taşıma suyu çok kirli olduğundan ayrılır. Akış kanalında kaba pisliği temizlenen domatesler 1. yıkıma tankında karıştırma ve çalkalamayı sağlayan düzenlerle yıkamaya tabi tutulurlar. Karıştırma ve çalkalama görevi, tankın dibine yerleştirilmiş memelerden su veya hava püskürtülerek yapılır. Çalkalama ile domateslerin yüzeyindeki çamur ve diğer pislikler önemli ölçüde temizlenmiş olur. Domatesler, buradan delikli ve raflı bir çarkla 2. yıkama tankına alınırlar. Böylece 1. tankın kirli suyu 2. tanka karışmamış olur. Burada da 1. tanktaki gibi yıkanan domatesler, paslanmaz malzemeden yapılan, tel örgü şeklindeki bir konveyörle, alüminyumdan yapılmış kendi etrafında dönebilen merdaneli taşıyıcılara gönderilirler. Bu merdaneler üzerinde ilerleyen domatesler son bir durulama işlemi yapan duşlama sisteminin altından geçerken merdaneler sayesindedönerek her tarafı temizlenmiş olur Ayıklama Duşlamadan geçen domatesler ayıklama bandına taşınırlar. Bant, 6-7 metre uzunluğunda ve 1 metre genişliğinde yapılmıştır.. Bandın her iki tarafına işçiler sıralanarak ezik, çürük, yeşil renkli, böcek yeniği ve güneş yanığı olan domatesleri ayıklar veya hasarlı kısımları bıçakla çıkarıp ayırırlar. Parçalama Ayıklanmış domatesler, parçalama, ısıtma ve mayşenin inceltilmesi olarak 3 aşama sonunda pulp(domates suyu, şıra) haline getirilir. Her 3 aşama birbirine bağlı olarak çalışan bir sistemde gerçekleşir. Parçalanmış domatesler, domates suyu, kabuklar, çekirdekler ve domatesin yapısındaki tüm parçaların karışmış haline pulp(mayşe) denir. Pulp elekten geçirilerek domates suyu veya domates şırası elde edilir. Pulpun içinden domates suyu yani şıra alındıktan sonra kalan posalara domates küsbesi denir. Süt besiciliği yapan işletmelere bu küsbeler yem olarak satılır. Üretimde, pulpun elde edilmesi amacıyla kullanılan palper grubundaki elek delik çapları kritik faktörlerden birisidir. Genellikle peş peşe 2 palperden yararlanılır. Birinci palperde elek delik çapı iridir, diğerleri gittikçe küçülmektedir; delik çaplarında 1. kademede 1-1,5 mm ikinci kademede ise 0,5-0,8 mm arasındadır. Delik çapı en küçük olan üniteye finişer denir. Palperden geçen mayşe sadece çekirdek, kabuk ve iri liflerden arındırılmış olmakla kalmaz aynı zamanda dokuyu oluşturan lifler ve hücreler parçalanıp pütürsüz ince yapılı bir pulp haline getirilir. Palperden alınan pulp bir tankta toplanıp buradan evaporatöre verilir. Evaporatör ihtiyacı oldukça yani seviyesi düştükçe buradan şırayı çeker. Domatesler bir parçalama makinasında mayşe haline getirilip, derhal ısıtıldıktan sonra, palperlerde aşamalı olarak inceltilir. Pulp üretiminde eğer parçalanan domatesler palpere gitmeden önce ısıtılırsa bu yönteme, “sıcak işleme” (hot break) denir. Eğer, domatesler parçalandıktan sonra ısıtılmaksızın kaba palperden geçirilip, daha sonra derhal ısıtılma şeklinde bir işlem sırası izlenirse, buna “soğuk işleme” (cold break) denir. Pulp’un Salçaya İşlenmesi Pulp, bullü ve çok kademeli evaparatörlerde olmak üzere iki sistemle salçaya işlenmektedir. Her iki sistemin temel işleyişi aynı olmakla beraber teknolojik bazı farklılıklar bulunmaktadır. Palperden alınan pulp, tanklara konur. Buradan bullere veya evaparatörlere çekilir. Bir evaparatör olan bullerde kesikli çalışma yapılmasına karşın, çok kademeli evaparatörlerde devamlı çalışma mümkündür. Buller, yerden 1,5 m. yükseklikte, buhar ceketli, vakum sağlayan düzeneği, karıştırıcısı, numune alma vanaları, gözetleme camı, termometre ve vakummetresi olan aletlerdir. Genellikle 5-6 tanesi yanyana batarya şeklinde kullanılmaktadır. Bunlardan birinci aşama evaparatör, ön konsantrasyon amacıyla görev yapar ve domates suyunun 5-6 olan briksini 11-12 brikse kadar yükseltir.( Briks: Domatesin içerisinde bulunan katı madde miktarını gösteren değerdir. Tüketici açısından briks salçanın yaklaşık kaç kg domates kullanılarak yapıldığının ifadesidir. Domates Salçası briksi genelde 28-30’dur. (yaklaşık 6 kg domatesten 1 kg salça eldesi demektir.) Ön evaparatörde 11-12 brikse ulaşan yarı konsantre domates pulpu, buhar ceketli bulle verilir. Bul içinde etkili mekanik karıştırıcılar bulunup ürünün evaporasyonu sırasında devamlı çalıştırılır. Ön evaparatörler yüksek kapasiteli, buhar ceketli evaparatörler ise küçük kapasitelidir. Bunun yararları, ön evaparatörde belli brikse ulaşan konsantre farkı ve birbirinden bağımsız çalışan bullere verilerek aynı anda değişik brikste salça üretmek mümkündür. Bu sistemde farklı kalitedeki domatesler ayrı ayrı işlenerek salçaları elde edilebilir. Buller, kesikli bir sistem olduğu için fazla yer, zaman ve iş gücü gerektirir. Çok kademeli salça evaparatörleri sürekli çalışırlar. 2, 3, 4 ve daha fazla kademeli olabilirler. Üç kademeli evaparatörün çalışması kısaca şöyledir; 42 ºC deki birinci kademeye domates pulpu (5-6 briks) yaklaşık 60 ºC de gelir. 70 mm/Hg basıncında salça kaynamaya başlar ve su buharı emilerek ortamdan uzaklaştırılır. Pulp devamlı karıştırılarak karamelize olması önlenir ve briks 11-12 oluncaya kadar burada tutulur. Sonra üçüncü kademeye alınan yarı konsantre pulp, 85 ºC’de vakum altında konsantre edilerek briksi 18-20’ye ulaştırılır. Son olarak 65 ºC’deki 2. kademeye alınır. Yukarıdaki işlemler aynen uygulanarak istenilen brikse ulaşıncaya kadar bu kademede tutulur. Sonra sirkülasyon pompaları vasıtasıyla tanklara basılır. Pulp, 28-30 veya 28-32 brikse kadar koyulaştırılırsa bu salçaya çift konsantrat, 36 brikse kadar koyulaştırılırsa buna üçlü konsantrat adı verilir. 3 kademeli evaparatörlerde buhar ters akım prensibine göre 3. kademeye, sonra 2. kademeye ve 1. kademeye verilir. Ancak salça önce 1. kademede, sonra 3. ve sonuçta 2. kademede koyulaştırılır. Salçanın Pastörizasyonu ve Kutulara Dolum Salça isteğe göre; teneke kutu, cam kavanoz veya aseptik teknikle büyük hacimli özel plastik torbalara doldurulabilir. Salça, evaporatörden çıkınca en çok 60°C dolaylarında bulunur. Salçada ısı aktarımı son derece kötüdür. Bu yüzden bulunduğu sıcaklıkta kutulara doldurulup, kutuların kapatılmasından sonra konservelerde olduğu gibi pastörize edilme olanağı çok sınırlıdır. Nitekim bu yolla pastörizasyon uygulanması büyük kutularda olanaksız bulunduğu halde, çok küçük ambalajlarda olanaklıdır ve hatta zorunludur. İşte bu yüzden, evaporatörden alınan salça, doldurma ünitesine verilerek en az 90°C’de ve fakat tercihen 93°C’de kutulara “sıcak dolum” tekniğine göre doldurulabilir. Bu durumda ayrıca bir pastörizasyona gereksinim kalmaz. Salça sıcak halde kutulara doldurulduktan sonra, kutular derhal kapatılır. Kapanmış kutular bantta taşınırken bir düzenle ters döndürülerek 2-3 dakika bu halde yoluna devam eder ve sonra kutu soğutucusuna ulaşır. Ters dönme ile kutu kapağının da sıcak salça ile teması gerçekleşir ve böylece bu kısımdaki mikroorganizmaların öldürülmesi sağlanır. Bazı kutu soğutma sistemlerinde kutuların ters döndürülmesine gerek bulunmaz. Şunu da belirtmek gerekir ki, 92°-93°C’de dolum yapmakla, kesin bir sterilizasyona ulaşır. Ancak boş kutunun yeterince temiz ve sıcak olması zorunludur. Diğer konserve gıdalarda olduğu gibi, salça doldurulmuş kutuların soğutulmasında da klorlu su kullanılması zorunludur. Bu yüzden soğutma tünellerinde, kutulara atomize edilerek püskürtülen su, 3-5 ppm düzeyinde klorlanmış olmalıdır. Bu yolla sızıntı nedeniyle belirecek bozulmalar, önemli ölçüde azaltılabilmektedir. Kullanılan Makine-Ekipman Mahsulün fabrikaya alınmasını sağlayan sistem. Yıkama Ünitesi Ayıklama Hattı Parçalama Makinası Palper Evaparatör Bull Salça Dolum Makinası TARHANA Tarhana da bulgur yapımı gibi Türklere özgü bir gıda maddesidir. Yaz aylarında üretilen tarhana kışın tüketilmek üzere stok edilir. Yüksek besin değerinin yanı sıra tat ve kokusuyla beğenilen ve ülkemizde tüketimi fazla olan bir çorba çeşididir. TARHANA YAPIMI Kullanılan Malzemeler Domates Kuru soğan Kırmızı salçalık biber Çarliston biber Kırmızı acı biber (isteğe bağlı) Yoğurt Haşlanmış nohut Maydanoz Dere Otu Tuz Un Nane, Kekik, Çörek otu, Pul biber, Karabiber, Kimyon Tarhana yöresel olarak farklılık göstermesine rağmen, genellikle kabuğu soyulmuş buğday kırması veya un ile yoğurt, süt, soğan, domates, kırmızı biber, tuz ve çeşitli baharatların karıştırılıp yoğrulmasıyla elde edilen hamur mayalanmaya bırakılır. Hazırlanışı Domates, biber ve soğanları iri doğrayın, kısık ateşte tencerenin ağzı kapalı yumuşayıncaya kadar pişirin. Sonra robotta çekip, ilistirden (kevgirden) geçirin Haşlanmış nohutu robottan çekin. Büyük bir kapta yoğurdun içine tüm baharatları koyup, karıştırın. Maydanoz ve dereotu nu ister incecik doğrayıp hazırlandığınız karışıma ekleyin, isterseniz domatesli karışımı pişirirken saplarıyla ekleyerek beraber pişirebilirsiniz. Piştikten sonra maydanoz ve dere otunun posasını atabilirsiniz. Domatesli karışım, nohut ve yoğurtlu karışımın hepsini büyük bir kapta tuzunu ekleyerek karıştırın. İlk başta çok, sonradan hamurun kıvamına göre un ekleyerek, ele yapışmayacak bir hamur elde edin. Hamurun mayalanması için üstünü örtüp, sıcak bir ortama koyun. İlerleyen zamanlarda hamurun taşma ihtimaline karşı kabın altına tepsi koyun. Hamuru sabah akşam elinizi ıslatıp biraz yoğurun. 7 ile 14 gün arası hamurun ekşiyip mayalanması için hamuru sabah akşam yoğurarak bekletebilirsiniz. Hamurun kabarması durunca elinizle yumurta büyüklüğünde parçalar alıp, temiz bir banyo havlusuna ya da beze bezeleri elinizle bastırarak serin. Serdiğiniz oda aydınlık ve havadar olsun. Serilen hamurları üstü kuruyunca ters çevirin. Biraz kuruyunca elinizle hafif hafif ufalayın. Kuruma devam ettikçe kuruyan hamur parçalarını didikleyerek küçültmeye devam edin. Hamurları didiklemeden çok kurutursanız sonradan ufalanması zor olabilir, robottan çekmek gerekebilir. İyice kuruyan tarhanayı rondodan geçirin. Bir iki gün daha havadar yerde kurutup, arasıra elinizle karıştırarak iyice kurumasını sağlayın. Kavanoz veya bez torbalara koyarak saklayın. Hazırlayan: Mehtap Gürbüzol YUMURTA TOPUK AYAKKABI Yumurta topuk sivri burun ayakkabılar Elazığ‘ lının vazgeçilmezleri arasındadır. Köylüsü kentlisi büyük bir gururla giyerler. El yapımı bu yumurta topuk ayakkabılar genellikle sipariş üzerine hazırlanılır. Elazığ'a dışardan gelen bir misafir için hediye edilecek en güzel el yapımı üründür. Kullanımı oldukça rahat olan ayakkabılar siyah takım altında bir başka havaya girmektedir Yumurta topuk ayakkabı Elazığla özdeşleşmiş yerel ürünlerden bir tanesidir. Eskiden çok yaygın olarak kullanılmasına ve el işçiliğiyle yapılmasına rağmen günümüzde fabrikasyon ürünlerin kullanılmasıyla eski popülaritesini kaybetmiştir. Yumurta topuk ayakkabı kişiye özel üretilen genellikle ökçesine basılarak kullanılan bir ayakkabıdır. BİNDALLI Üç etek ve şalvar, Harput kadınının en eski giysi tipidir. Bu tip giysi bazı dağ köylerinde giyilmekte olup, üç parçadan meydana gelmiştir (Şalvar, İçlik ve Üç etek). Şalvar: İpekli veya pamuklu kumaştan yapılmaktadır. Dökümlü olarak ayak bileklerine kadar inmekte, bel kısmı uçkurla büzülmektedir. İçlik: İpekli veya pamuklu kumaştan yapılmaktadır. Yakası yuvarlak önü açıktır. Üç Etek: Sim işlemeli, kalın ipekli kumaştan veya kadifeden yapılmaktadır. Uzun kolları bilezikli ve çok az yırtmaçlıdır. Yakası bele kadar açık V şeklindedir. Belde iki kopça ile iliklenmektedir. Belden aşağıya doğru genişleyen eteğin önü tamamen açıktır. Yanları ise kalça altından yırtmaçlıdır. Böylece etek üç parça görünümünü almaktadır. Bele bel bağı bağlanmaktadır. Bu da 3-4 cm. eninde tığ işi veya kumaş üzerine yapılmış (işlenmiş) kuşaktır. Ayakkabı ve Çorap: Ayağa postal denilen poçikli yemeni (Ayakkabı), yaz aylarında iplik, kış aylarında ise yün çorap giyilir. Baş Süslemesi: Saç uçlarına (Hampul) takılır. Başa fes , fesin üzerine gümüş tepelik konulur. Bunların üzerine oyalı yazma, tülbent bağlanır Hazırlayan: Muharrem Kayıkçı BASKİL KAYISISI Elazığ’ın Malatya sınırında yer alan ilçesi Baskil 15.978 kişilik nüfusa sahiptir. Bu nüfusun büyük bir çoğunluğu kayısı üreticiliği yapmaktadır. Bulunduğu coğrafi konum nedeniyle kayısı üretimine son derece elverişli topraklara sahip olan Baskil’de 61 köy ve 6 mahalle olmak üzere toplamda 65 bin dekar alanda kayısı üretimi yapılmaktadır. Elazığ Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü’nden alınan verilere göre 2011 yılı sonunda Baskil’de 25.382 ton kayısı yetiştirildiği tespit edilmiştir. Ancak Elazığ ve Baskil’de kayısı işleme ve paketleme tesisinin olmayışı üretilen bu çok değerli kayısının Malatya Kayısısı adı altında pazarlanması ve satılmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla Baskil Kayısısı olarak değil Malatya Kayısısı olarak giriyor ülke ve dünya pazarına. Dünya kuru kayısı ihtiyacının %80’nin Türkiye’den karşılandığını ve bu %80’lik üretimin yaklaşık %20’sinin Baskil’den karşılandığı belirtilmektedir. Ağacından evimize nasıl geliyor? Hasat zamanı gelen kayısı toplandıktan sonra kasalanarak kükürtleme işlemi yapılması için hiç hava almayacak şekilde tasarlanmış olan depolara koyulur. Kükürtleme işleminden sonra depolardan alınan kayısılar geniş brandalara serilerek güneş altında kurumaya bırakılır. Kuruma esnasında kayısıların çekirdekleri de çıkartılır. Aynı zamanda kayısı da kalitesine göre tasniflenir. Bu işlemlerin ardından kayısılar komisyoncular (toptancılar) vasıtasıyla ülke ve dünya pazarına sunulur. Hazırlayan: Murat Çalışkan Elazığ’daki Elma Üretim Miktarı 2011 yılı itibariyle Elazığ’daki elma üretimi 14.482,67 ton’dur. (kaynak: Elazığ Valiliği) Hangi Bölgelerde Üretilir? Soğuk iklime dayanıklı olmasından ötürü yurdumuzun her bölgesinde yetiştirilmekle beraber en çok Karadeniz ve İç Anadolu Bölgesi’nde yetiştirilmektedir. Bugün dünyadaki elma çeşitlerinin sayısı 6 500’ü aşmakta olup, Türkiye’de ise bu sayı 460’ı bulmaktadır. Bunlar arasında kalite, verim yönünden yüksek ve ticari anlamda yetiştiriciliği yapılanların sayısı çok azdır. Elma Sirkesi Nasıl Yapılır? ELMA SİRKESİ yapımı için en uygun elma türü şeker oranı yüksek kış elmalarıdır. Değişik çeşitlerin bir araya getirilerek kullanılması da sirkeye ayrı bir lezzet katar. Sirke yapımında kaçınılması gereken elma türleriyse ham ve ekşi olanlardır. Sirke yapımında dikkat edilecek en önemli konuysa hijyendir. Elmalar yıkandıktan sonra, kullanılacak malzeme ve kavanozlar sıcak suyla iyice yıkanmalıdır. Elmalar küçük parçalara ayrıldıktan sonra preslenerek veya katı meyve sıkacağından geçirilerek suları çıkarılır. Meyve suyundaki şeker fermantasyona uğrayarak önce alkole, sonra ise asetik bakterilerinin yaptığı fermantasyonla asetik asite, yani sirkeye dönüşür. Sirke yapımında iki faktör çok önemlidir; bakterilerin verimli çalışmasını sağlayacak sıcaklık ve oksijen (havalanma). Havayla teması arttırmak için mümkün olduğunca geniş ağızlı ve sığ bir kavanoz seçilir. Meyve suyu, üstte boşluk kalacak şekilde kavanoza doldurulduktan sonra, meyve sineğinin geçemeyeceği, fakat havalanmanın sağlanabileceği temiz bir bez/tülbentle kavanozun ağzı kapatılır. Günde bir kez karıştırarak havalanmayı sağlamak sirkeleşmeyi hızlandırır. Sirkeleşme için ılık ( 15-25 C ) bir ortam tercih edilir ve kavanozlar güneş ışığından uzak, loş bir yerde saklanır. Kullanılacak kaplar cam veya ahşap olmalıdır, metal kap tavsiye edilmez. Yapım sırasında sirkeleşmeyi hızlandırmak için daha önce yapılan doğal elma sirkesi katılabilir. Sirke, seçilen elma türü ve koşullara göre üç- altı hafta içinde oluşur. Sirke kokusu alınmaya başlandığından itibaren, her gün tadarak istenilen tat ve asit derecesi (yüzde 4-8 asit oranı) elde edilene kadar işleme devam edilir. Elde edilen sirke fermantasyonun devamını engellemek için birkaç kat tülbentten, kahve filtresi vb. filtrelerden veya süzme yoğurt kesesinden geçirilerek iyice süzülür. Böylece meyve kalıntılarından arındırılır. Hava almasına olanak vermeyen ince uzun şişelere, tam dolacak şekilde aktarıldıktan sonra serin, loş, güneş ışığı almayan bir yerde saklanır. Ne kadar süzersek süzelim, ev koşullarında doğal elma sirkelerinde fermantasyon tam olarak durdurulamaz; şişede, “anne” ismi verilen yumuşak kaygan yapısıyla deniz anasını andıran düz bir tabaka oluşur. Bu tabaka bakterilerin atıklarından oluşur ve sirke kullanılacağı zaman atılır. Doğal sirkeler rafine olanlara göre daha bulanıktır. Fakat pastörize veya damıtılarak üretilen rafine elma sirkeleri, yüksek sıcaklıklardan ötürü, enzimler, mineral maddeler, iz elementler, vitaminler, pektin, malik ve tartarik asitler açısından fakirleşir, bir kısmını tamamen yitirir. Ballı Elma Kompostosu Nasıl Yapılır: Kullanılan malzemeler: Elma Çay kaşığı bal Yemek kaşığı su Yapılışı: 1- Elmaları soyun ve içini çıkarıp doğrayın. 2- Bir tavada elmalar yumuşayıncaya kadar su ve balla birlikte 10 dakika boyunca kısık ateşte veya mikrodalga fırında pişirin. 3- Karışımı mikser kabına boşaltın ve 20 saniye karıştırın. 4- Sıcak veya soğuk servis edin Elma Pekmezi Nasıl Yapılır? Elma toplanır. Güzelce yıkanır. Elma ezilir. Kazana koyulur. Kazanda iyice haşlanınca temiz bir çuvalın içine kazan aktarılır ve suyun tamamen çıkması için üzerine taş konulur. Kaynatılmış elmadan elde edilen Elma suyu Elma suyu geniş b ir tava içerisine konulup iyice kaynatılır iyice kıvamını bulana kadar kaynatılmalıdır aksi takdirde uzun süre dayanmaz kısa sürede bozulur. Hazırlayan: Nermin Develi KURU DUT VE DUT UNU Harput Çerez firmasından Süleyman Dabakoğlu ile yaptığım görüşme sonucunda kuru dut yapımında geleneksel soku denen makinaları kullandıklarını belirttiler. Bazı firmalar ise, kuru dutu genellikle köylülerden kurutulmuş olarak alarak eleme-seçmepaketleme işlemlerinden sonra tezgâhlardaki yerini aldığını belirttiler. Dut unu için ise Süleyman Dabakoğlu bir fabrikaya 10-15 bin TL’ye mal ederek özel yaptırdığı bir makine kullandığını söyledi. Nasıl bir makine olduğunu sorduğumda bu işi Elazığ’da tek yapan kişinin kendisi olduğunu ve bu konuda bilgi veremeyeceğini söyledi. Elazığ için yıllık üretim miktarının dut unu için 10-15 ton, kuru dut için ise 150 ton kadar olduğunu belirttiler. Hazırlayan: Nihal KOÇAK AĞIN CEVİZİ Elazığ ilinde kurumumuzun yapmış olduğu sektör analizine göre 3.111,57 ton ceviz üretilmektedir. Bunun önemli bir kısmı Ağın ilçemizde yer almaktadır. Ceviz, çok eski zamanlardan beri bilinen ve üretimi yapılan bir meyve türüdür. Cevizin meyvesi sert kabuklu meyveler içinde yer almaktadır. Meyve, ağaç üzerinde yeşil kabuk, sert kabuk ve iç cevizden oluşur. Kabuk kalınlığı yönünden çok değişik özellikler sunar. Çok ince kabuklu cevizlerin yanı sıra kalın ve sert kabuklu ceviz tip ve çeşitleri de bulunmaktadır. Bileşim ve Besin Değeri Ceviz hayvansal protein kaynağı yerine geçebilen ve yüksek oranda doymamış yağ asit içerikleri ile değerli bir besin kaynağıdır. Thiamin,vitamin B6 , folacin içeren birçok vitamin ile demir,çinko,bakır,magnezyum,fosfor ve potasyum açısından oldukça zengindir.Ceviz kolesterol içermez, doymamış yağ oranı da yüksektir. Sağlıklı bir yaşam için gerekli olan linoleic asit ve linolenic asit yönünden de oldukça zengindir. Tüketim ve Kullanım Alanları Ceviz üretiminin büyük bölümü kuru, diğer kısmı taze olarak tüketilmektedir. Geleneksel olarak ceviz daha çok kabuklu tercih edilmekte olup hazır besinlerin yaygınlaşması ile birlikte talep iç cevize doğru kaymaya başlamıştır. İlimizde özellikle orcik ve orcik şekeri yapımında olmazsa olmaz olan bir üründür. Yurt içinde iç ceviz, daha çok yarım halde aile tüketiminde kullanılmaktadır. Ayrıca küçük parçalar halinde pasta ve şekerleme endüstrisinde kullanılmaktadır. Ceviz ağacı yaprağından meyvesine ve kütüğüne kadar bir çok sektörle ilişkilidir. Yeşil meyveler kabuk sertleşmeden önce gıda ve ilaç sanayinde, yaprakları, kabukları ve kökleri tanin ve boya sanayinde kullanılmaktadır. Ceviz yağı hem teknolojide hem de resimde aranan kıymetli bir yağdır Ceviz ağacı da mobilyacılıkta önemli bir hammadde konumundadır. AĞIN BADEMİ İlimizde badem üretimi 2.205,25 tondur. Badem ağacını Ağın'ın her yerinde ve Köyün de görmek mümkündür. Eski zamanlardan beri kullanılmayan yerlere ,tarla ve çeper kenarlarına dikilen badem ağaçları hemen hemen hiç emek çekilmeden hayatlarını idame ettirmişler ve yaklaşık her yıl meyve vermişlerdir. Suya fazla ihtiyaç duymayan badem ağaçları kıraç arazilerin değerlendirilmesinde önemli rol almaktadır. Yetiştiriciliğinin kolay olması ve üretim tekniklerinin halk tarafından biliniyor olması bademi Ağın için çok avantajlı bir konuma getiriyor. Keban Baraj Sahilinden uzak olan bölgelerde sulu tarım ve diğer meyve ağaçlarının yetiştirilme şansı olmadığından bademi bu bölgeler için alternatif bir ürün haline getiriyor. Özellikle çekirdekten yetiştirilen badem ağaçları sulanmadan en geç 6-7 yılda ürün verir hale gelmektedir. Son yıllarda kapama badem bahçeleri kuran üreticilerimiz bademden ciddi kazançlar elde etmektedirler. Pazarlaması ve muhafazası kolay olan bu ürün özellikle Ağın İlçesi Modanlı Köyün de kapama bahçeler şeklinde göze çarpmaktadır.2009 yılında Ağın Merkezide yaklaşık 400-450 da kapama badem bahçesi tesis edilmiştir. (kaynak: p://www.agin.gov.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=75&Itemid=46 BADEM TÜKETİMİ: Badem çerez olarak tüketileceği gibi, badem şekeri, tatlı ve çikolata endüstrisinde, badem yağı sanayiinde Hammade olarak kullanılmaktadır. CEVİZ VE BADEMDE HASATTAN SONRAKİ İŞLEMLERE AİT MAKİNELER ŞU ŞEKİLDEDİR: FINDIK, CEVİZ KIRMA ALETİ VE BADEM CEVİZ, BADEM AYIKLAMA MAKİNESİ Hazırlayan: Oktay Uğur ELAZIĞ ÖKÜZGÖZÜ ÜZÜMÜ Özellikle şarap yapımı için tercih edilen Öküzgözü üzümü, Elazığ İli Merkez İlçesi, Arıcak, Alacakaya, Ağın, Baskil, Karakoçan, Keban, Kovancılar, Palu, Sivrice ve Maden ilçelerinde yetişmektedir. Bölge ekonomisi açısından vazgeçilmez olan Elazığ öküzgözü üzümünü diğer bölgelerde yetişen üzümlerden ayıran en önemli özelliği, çeşide özgü tadı, orta kalın kabuklu ve bol şıralı oluşudur. Adını büyüklüğünden alan öküzgözü üzümü, etli, sulu ve iri taneli bir meyvedir. Pahalı ve kaliteli şarapların yapıldığı üzümdür. Şarap yapımına son derece uygun olduğu ifade edilen öküzgözü üzümü, ekolojik istekleri bakımından yöreye adapte olmuş, bu özellikleri itibariyle başka bölgelerde yetiştiriciliği yapılamayan (başka bölgelerde yetiştirilmek istenmesine rağmen ürünü aynı tat, aroma ve kalitede çıkmamaktadır) bir ürün durumunda bulunuyor. Sofralık olarak da bölge halkı tarafından değerlendirilen bu ürün, kurutulmuş olarak da piyasada satılmaktadır. Elazığ’da üretilen meyvelerin yüzde 60’nı üzüm oluşturmaktadır. Gıda,Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü Resmi verilerine göre Elazığ yöresinde yıllık 35-37 bin ton şaraplık öküzgözü üzümü üretimi yapılmaktadır. İlimizde özel sektör tarafından işletilen şarap fabrikası Kayra Şarap Üretim tesisidir. Kayra, bugün yılda 4.794.000 litre üretim yapmaktadır. Tesiste Elazığ ve Diyarbakır bölgesinde yetişen Öküzgözü ve Boğazkere üzümleri işlenmektedir. Sadece kırmızı şarap üretilmektedir. Özel şarapların olgunlaştırılması için 500 fıçılık mahzeni mevcuttur. Bu tesisin dışında Elazığ üzüm üreticileri birliği tarafından birliğe ait bir tesis kurulumu da planlanmaktadır. Bunun yanısıra evsel (butik) şarap üretimini de yaygınlaştırmayı da hedeflemektedir. Bu kapsamda birlik tarafından 5 ay süreli bir eğitim faaliyeti düzenlenmiş, olup 50 kişiye uzman sertifikası verilmiştir. ÜZÜM ÜRETİCİLERİ BİRLİĞİ Yaklaşık 120-130 bin ton üzüm üretiminin Elazığ ilinde gerçekleşmesi ancak bu üretime karşılık üretici köylünün istediği geliri elde edememesi örgütlenmeyi Elazığ’da zorunlu kılmıştı. 2007 yılında birkaç arkadaş ve köylü öncülüğünde kurulan Elazığ Üzüm Üreticileri Birliği Türk Patent Enstitüsünden aldığı "Elazığ Öküzgözü Üzümü Coğrafi İşaret Tescil Belgesi'ne " dayanarak Elazığ Valiliği adına 81 ilin Valiliklerine kullanılma ile uyarı yazısı yazıp Elazığlı üzüm üreticilerinin emeklerini koruma altına almıştır. Doğal olarak tüm bu gelişmelerde İç ve dış tüketimi arttırmak için fındıkta olduğu gibi, üzümde de tanıtım fonunun kurulmasını zorunlu kılmıştır. Ayrıca ildeki meyve üretiminin yaklaşık yüzde 60'lık kısmını üzüm üretimi oluşturmaktadır. Üzüm üreticileri birliğinin hedefi 5 milyon litre/yıl kapasiteli üzüm suyu üretimi ile 3.5 milyon litre/yıl üretim kapasiteli şarap fabrikası kurmak. Ayrıca sirke, taze sofralık üzüm paketleme, 3 bin tonluk soğuk hava deposu, kurutmalık üzüm tesisi, pekmez, pestil ve orcik üretim tesisiyle üzüm çekirdeği değerlendirme tesisi kurmayı hedeflemektedir. Birliğin amacı, Elazığ iline rekabeti getirmek ve rekabet de fiyatların artmasını sağlamaktır. Şu an Elazığ ilinde mevcut olan özel sektöre ait Şarap Fabrikasının (Kayra) yanında Butik Şarap üretimini il geneline yaygınlaştırmak ve Yerli kaynakları yerinde değerlendirerek yerel kalkınmayı sağlamaktır. Bu amaçla hazırlanan “Butik Şarapçılık Projesi” başarıyla tamamlanmış olup 50 genç işsiz genç bayana iş alanı da oluşturmayı sağlamıştır. MENŞEİ DENETİMİ Öküzgözü üretiminin teknik ve coğrafi özelliklere uygunluğunun denetimi, Elazığ gıda, tarım ve hayvancılık il müdürlüğü koordinatörlüğünde, Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası Temsilcisi, Elazığ Gıda, tarım ve hayvancılık il müdürlüğünden uzman 3 ziraat mühendisi, Elazığ merkez ilçe üzüm üreticileri Birliğinden bir yetkili ve bir ürün yetiştiricisi olmak üzere en az 3 kişiden oluşacak komisyon tarafından yapılmaktadır. Komisyon yılda en az 3 kez denetim yapmaktadır. Coğrafi işareti, üreticiler, üretici kuruluşlar, pazarlamacı ve ihracatçı firmalar tarafından kullanılmaktadır. ŞARAP ÜRETİM PROSESİ Üzümler hasat edilip üretim tesislerine geldiğinde (ideal olanı, üzümlerin bağlara mümkün olan en yakın mesafedeki tesislerde işlenmesidir) ilk yapılan işlem üzümlerin ayıklanmasıdır. Hasarlı, çürük veya varsa hastalıklı üzümler ayıklanır. Önce üzümlerin sapları ayrılır (bu özel sepetli makinelerde yapılır) sonra üzüm preslere alınarak sıkılır ve suyu (şıra) alınır. Kimi üreticiler üzümleri salkımlar halinde prese sokarken, daha çok tercih edilen yöntem, presten önce sapların özel tasarlanmış cihazlarla üzümlerden ayrıştırılması ve aynı zamanda tanelerin çatlatılmasıdır. Farklı pres yöntemleri olmakla birlikte, günümüzün gelişen teknolojileri sayesinde, en çok tercih edilen hava yastıklı preslerdir. Bu uygulamada, büyük bir kauçuk balon bulunan bir silindir şeklindeki hazne içine üzümler alınır ve basınç giderek artacak şekilde balon şişirilir ve üzümlerin ezilerek suyu çıkarılır. Bu yöntemin en önemli avantajı, sıkma işlemi sırasında çekirdeklerin kırılmasını engelleyerek şaraba acılık verecek maddelerin üzüm suyuna karışmasına mani olmasıdır. Beyaz şaraplarda, üzüm suyundaki partiküllerin sebep olduğu bulanıklığı önlemek için dinlendirme ve filtrasyon uygulanır. Bu aşamada oksidasyonun önüne geçmek ve çeşitli zararlı mikro-organizmaları yok etmek için kükürt dioksit eklenir. Daha sonra maya eklenerek şıranın mayalanması sağlanır. Kırmızı şarap üretiminde yukarıda anlatılan, sap ayırma işleminden sonra, hafif çatlatılmış üzüm taneleri ve şıra bir tanka alınır (preslenip şırası bu aşamda alınmaz) Beyaz şarapların mayalanma aşamasında şıra içinde kabuk bulunmazken, kırmızı şaraplar kabuklarla birlikte mayalanır. Kırmızı şarapların rengi ve buruk tadı, kabuklardan şıraya geçen renk maddeleri ve tanen sayesinde oluşur. Bu sürece “kabuk maserasyonu” denir ve beyaz şaraplara uygulanmaz (bazı beyaz üzümler dışında) Kabuk mesarasyonu kırmızı şarapların renk, aroma ve tanen miktarını doğrudan etkilediği ve çok uzun tutulması halinde şarabı içilemeyecek ölçüde sertleştirdiği için çok özenli bir kontrolü gerektirir. Mayalanma, paslanmaz çelik tanklarda ya da meşe fıçılarda gerçekleşebilir. Mayalama aşamasında ısı kontrolü son derece önemlidir. Üzüm suyundaki şekerin maya tarafından tüketilerek yeterli alkol miktarına ulaşması ve şarabın gövde ve aroma özellikleri fermantasyon ısısıyla yakından ilgilidir. Beyaz şaraplar çoğunlukla daha düşük ısılarda mayalanmaya bırakılır. Bu amaç için özel soğutucu sitemleri kullanılabildiği gibi kendiliğinden serin olan mahzenler de yeterli olabilir. Mayalanma sırasında ortaya karbon dioksit gazı ve etanol oluşur ve oluşan kimyasal reaksiyondan ötürü ısı artar (soğutma sistemli tankların kullanılmasının başlıca sebebi bu ısı yükselmesidir). Fermentasyon tamamlandıktan, üzüm şırasındaki şeker, etanol’e (etil alkol) dönüştükten sonra kırmızı şarap üretiminde malolaktik fermentasyon uygulanır. Şaraba ilave edilen (veya doğal olarak kendi bünyesinde bulunan) bakteriler tarafından, üzümün bileşeninden şaraba geçmiş olan mallik asitin laktik aside dönüştüğü ve şarabın asiditesinin yumuşadığı ve yuvarlaklaştığı bir aşamadır. Genel olarak beyaz şarap üretiminde istenmeyen, bazı özel üzüm çeşitlerinde ve özel üretim metodlarında uygulanan bir işlemdir. Malolaktik fermentasyondan sonra şarap dinlendirmeye alınır. Şarap üretiminde son aşama dinlendirmedir. Özellikle gövdeli kırmızı şaraplar meşe fıçılarda bekletilerek belli oranda yumuşaması, adeta “yuvarlaklaşması” sağlanır. Aynı zamanda fıçıdan gelen aromalar sayesinde ve meşe ağacından yapılan fıçının gözle görülemeyecek kadar küçük gözenekleri sayesinde solumasıyla şarap daha dengeli ve olgun bir yapıya ulaşır. Beyaz şarapların fıçıda dinlendirilmesi ise ancak gövdeli, yıllanmaya müsait şaraplar için uygulanır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken nokta ise, şarabın aromalarının fıçının etkisiyle geri planda kalmamasıdır. ÜRETİM İŞ AKIŞI AYIKLAMA (Çürük ve hastalıklı üzümler ayıklanır) SAP AYIRMA (CRUSHER) PRESLEME (Hava Yastıklı Presler kullanılır) MASERASYON (MAYŞE FERMANTASYONU) (Kabuklarla birlikte mayalanır) MELOLAKTİK FERMANTASYON (Malik asit, Laktik aside dönüştürülür) FIÇIDA/TANKTA DİNLENDİRME KOLAJ FİLTRASYON STABİLİZASYON ŞİŞELEME… KOLAJ: Fermantasyon sonucunda şarabın kendi halinde durulmasını ve berraklaşmasını beklemeyip yapay olarak dışarıdan uygun maddeler katılarak yapılan durultma işlemidir. KULLANILAN MAKİNE VE EKİPMANLAR SAP AYIRMA MAKİNESİ Genellikle CrNi (Krom-Nikel 304) malzemeden argon gaz altı kaynağıyla imal edilir. Döner tamburludur ve tambur delikleri dışarı bakar. Tambur ile tambur mili ters yönde dönerler. Bu aksi yönde dönüş belli miktarda ton üzümün sapının meyveden ayrışmasını sağlayan harekettir. Ayıklanan saplar önden dışarı atılır. PRESLEME PASLANMAZ MEKANİK PRES Paslanmaz ızgaralı ve paslanmaz şaselidir. Sertleştirilmiş çelik vida mili ile mekanik kol vasıtasıyla sıkıştırma yapar. Sıkıştırma takozları ahşaptır. 5 lt-130 lt arası (3 kg100 kg ) sapları ayrıştırılmış üzümü sıkma kapasitesine sahip olabilir. HİDROLİK MOTORLU PRES Ürünün temas ettiği bölgeler paslanmaz malzemedendir. Mekanik kolludur.(Mekanik kumanda ve kontrol) Manometreyle basınç ayarlanır.(300-450 bar) Mobil tekerlekli. MİNİ PRESLER Paslanmaz veya ahşap ızgaralı/Paslanmaz alt hazneli/Boya şaseli/yatan üst hazneli Mekanik kollu sıkıştırma 6 lt-20 lt arası (sıvı 4 kğ-15 kğ sapları ayrıştırılmış üzüm) kapasiteli farklı modeller Ayaklı AHŞAP GÖVDELİ MEKANİK PRESLER Ahşap ızgaralı Mekanik kollu sıkıştırma(Çelik vida mili) Ahşap sıkıştırma takozları 30-550 lt (sıvı 20-450 kğ sapları ayrılmış üzüm)kapasiteli farklı modeller Ayaklı MASERASYON TANKI MASERASYON (MAYŞE FERMANTASYONU) : Kırmızı şarap üretiminde, üzümlerin kabuk ve çekirdekleriyle birlikte bekletilerek renk , tanen ve diğer organik maddelerin kazandırıldığı işlemdir. Maserasyon süresinin uzatılması kabuk ve çekirdeklerin şarabın tadını bozmasına neden olur. MELOLAKTİK FERMANTASYON TANKLARI Genç şaraplarda alkol fermantasyonunun ardından ikinci bir karbondioksit çıkışı gözlemlenir.Bu malolaktik fermantasyondan kaynaklanır.Malik asit.laktik asit ve karbondioksite parçalanır.Bu fermantasyon, bazı laktik bakterilerinin ürettiği bir tür enzim tarafından yapılır.Melolaktik fermantasyon,yeni şaraplarda yüksek miktarda malik asit bulunuyorsa veya tat ve lezzet farkları yaratmak için( Fransız Burgundy ve Bordeaux kırmızı şaraplarındaki gibi) istenilen bir fermantasyondur.Fazla malolaktik fermantasyonu şarapların asitliğini çok fazla düşürür ya da istenmeyen kokuların fazlalaşmasına yol açar.Bu gibi problemler erken arıtma,filtrasyon ve sülfürdioksit eklenmesiyle engellenebilir. ŞARAP FİLTRESİ (FİLTRASYON) Gövdede kullanılan sac metal malzeme paslanmaz çelik İstenilen mikronajda filtreleme sağlar. Belirli ebatlarda filtre plakası mevcuttur. Vanalarda paslanmaz çelik AISI 304 tür. Kağıt sarfiyatını azaltmak,filtreleme verimini artırmak için bazı modellerde filtre giriş ve çıkışına by pass devresi monte edilir. FİLTRASYON; Şarapları berraklaştırmak amacıyla süzücü tabakalardan geçirme işlemine denir.Bu sayede şaraplar süzücü özelliğe sahip tabakalardan geçer ve bünyesinde bulunan tortular ayrılır. STABİLİZASYON; Şarabın stabil ve tortu vermeyen bir şarap durumuna gelebilmesi için çelik tanklarda, sıfır ve sıfırın altında bir derecede soğutulması işlemidir. ŞİŞELEME MAKİNASI REYHAN BİTKİSİ Taksonomideki ismi ocimum basilicum olup ballıbabagiller (lamiaceae) familyasından bir bitki türüdür. Aslen arapça bir kelime olup rayiha ile aynı köke sahiptir.Ehlileştirilmişi, fesleğen olarak ta bilinir. Fesleğen sadece yeşil renkte olurken reyhan, daha çok derin bir mor renktedir. Yemeklerde kullanılmak üzere tarımı yapılan fesleğenin kökeni; Asya’nın dönenceler arasında kalan bölgelerine dayansa da günümüzde yeryüzünün öteki ılıman bölgelerine de yayılmıştır. Akdeniz ülkelerinde çok iyi bilinen ve yaygın olarak kullanılan bir bitkidir reyhan. Soğuğa karşı çok duyarlı olan reyhan, en çok sıcak ve kuru ortamları sever. Ülkemizin birçok yerinde doğal yaşam alanı olan reyhan ilimiz Elazığ’ dada hemen hemen her yerde ve toprak yapısında yetişmektedir. Çok arsız bir bitkidir. Tohumu ekilen bölümü yıllarca kaplayabilir. Elazığ ilinde de genel amacına uygun olarak yemeklere baharat ve çeşni olarak kullanılan reyhan’ın ekimi ve hasadı, bahçe ve bostanlarda yan ürün olarak hatta ağaçların ve sebzelerin su yollarında (harıklarda) yapılmaktadır. Bunda ekonomik değeri düşük olan bir bitki olmasının da payı vardır. Bu sebeple satışı ve kaydı tarım sektöründe ,profesyonel usullere göre yapılmayan bir kalemdir.Net üretim miktarı ve satış verilerine ulaşmak çok zordur. Kullanım Alanları Yerel ürünlerden ziyade tıbbi ve aromatik bitki olarak düşünülmesi ve değerlendirilmesi daha uygundur. Fesleğen genellikle ılıman bölgelerde yetişen ve mutfağımızda sıkça baharat olarak kullandığımız bir bitkidir. Diğer kullanım alanları şunlardır: -Çiçekli bitkinin toprak üstü kısımları ve bunlardan su buharı damıtılmasıyla elde edilen fesleğen esansı elde edilir. -Asabiyetten ileri gelen genel güçsüzlüğe, sindirim bozukluğuna, uykusuzluğa ve migrene karşı etkilidir. - Özellikle sindirimi kolaylaştırıcı özelliği sayesinde hazımsızlık çekenlerin baş ilâcıdır. Aynı zamanda sinir hastalarına, iyi uyuyamayan çocuklara, baş dönmesi çeken yetişkinlere, bağırsak sorunlarından yakınanlara, öksürüğe, anjin ya da boğmacalılara verilir. -Fesleğenin kaynatılmasıyla elde edilen su süzüldükten sonra, arı sokmasında enfekte olan yere sürülerek ağrıyı hafifletir. -Ağızda oluşan yaralar ve pamukçuk ağız banyosu yoluyla tedavi edilir. -Sütü gelmeyen ya da az gelen kadınların süt verimini çoğaltmak için de kullanılır. -Sivrisinek ve tahtakurusu gibi haşaratları kokusu sayesinde kaçırır. -Mutfakta tazesi veya kurusu kullanılır. -Çorbalara, domates, patlıcan, kabak, mantar yemeklerine, salatalara, hamur işlerine katılır. Tıbbi Faydaları Reyhan, koku alma organımızı yani burnumuzu temizler. Sinirlere ve ruha neşe ve canlılık verir. İshali keser, koklandığı zaman yaş ve rutubetli buharı defeder. Kalbi ferahlatır. Koklaması vebaya engel olur. Saçlardaki kepekleri, rutubetli yaraları kabarcıkları arındırır, temizler, dökülen saçları tutar ve siyahlatır. Akşamları açıkta yenilen yemeklerde masaların fesleğen (reyhan) ile süslenmesi, bebeklerin yanına konulması, yaz aylarında evlerin açık camlarının önünde reyhan/fesleğen saksılarının olmasının sebebi reyhanın yaydığı güzel kokunun yanında sinekleri kovucu özelliği olmasıdır. Zararları Fesleğen Estragol adı verilen bir madde içerir ve bu madde kanser tetikleyici bir maddedir. O yüzden fazla miktarda tüketilmesi zararlıdır. Reyhan İşleme Aşamaları Reyhan, diğer bitki, meyve ve sebzelerle benzer işleme aşamalarından geçer. İşleme prosesi aşağıda gösterildiği gibidir. Ham Maddenin İşletmeye Alınması Toprak Alma Ön Yıkama Durulama-Son Yıkama Kurutma İşleme Prosesi ve Makine ve Ekipmanlar Hammaddenin İşletmeye alınması Daldırma Yöntemiyle Ön Yıkama Durulama-Son Yıkama Toprak Alma Duş Yöntemiyle Ön Yıkama Kurutma Bantlı Kurutma Makinesi Tepsili Kurutma Makinesi Pnömatik Kurutma Sistemi Hareketli Tepsili Kurutma Sistemi Boru Tipi Kurutma Sistemi Oda Tipi Kurutucu Hazırlayan: Rasim TUNA KIŞ KAVUNU Giriş Türkiye, 182.134.388 m²’lik ekilebilir arazi büyüklüğü ile dünyada ilk 10 ülke arasında yerini almaktadır. Böylesine büyük tarıma elverişli alana sahip olunmasına rağmen, Türkiye uluslararası piyasalarda tarımsal ürünleriyle varlığını sınırlı oranda hissettirebilmektedir. Gerçekleştirilen üretimin önemli bölümünün iç pazara yöneltildiği gerçeği bir tarafa bırakıldığında, Türkiye farklı klimatolojik ve toprak özelliklerini kullanarak geniş ürün yelpazesi ile gerçek potansiyelini dış pazarlarda açığa çıkarmalıdır.(1) 2011 yılı verilerinden hareketle, 134.906.869.000 $’lık ihracatın içerisinde tarım ve hayvancılığın payı, 5.148.007.000 $’lık ihracat hacmi ile %3,82 ile sınırlı kalmaktadır. Oysa Türkiye FAO verilerine göre, 2010 yılında gerçekleştirilen üretim miktarları itibariyle; incir, kayısı, ayva, vişne, kiraz, kabuklu fındık gibi ürünlerde birinci sırada, kavun, karpuz, çilek ve pırasada ikinci sırada yer almaktadır. Kavunu, üretim ve ihracat açısından karşılaştırdığımızda ortaya aşağıdaki gibi bir tablo çıkmaktadır.(1) Tablo 1: Elazığ da Üretilen Kavunun Türkiye ve Dünyadaki Payı 2010 yılı Elazığ Türkiye Dünya Üretim miktarı (ton) 25.445 1.611.700 26.396.537 Türkiye üretimi içindeki payı (%) 1,58 - Dünya üretimi içindeki payı (%) 0,0964 6,1 - Kaynak: FAOSTAT 2012’den yararlanılarak hazırlanmıştır. Tablo2: Kavun Üretimi Yapılan Elazığ İl ve İlçelerindeki Üretim Miktarları Elazığ Merkez Ağın Baskil Karakoçan Keban Kovancılar Maden Palu Sivrice Toplam Ekili alan (Dekar) 3.200 2.000 500 100 2.000 2.500 70 125 110 10.605 Üretim miktarı (ton) 8.000 4.400 1250 200 6.000 5.000 211 188 196 25.445 Elazığ üretimi içindeki payı (%) 31,4 4 17,3 4,9 0,8 23,6 19,7 0,83 0,74 0,78 100 İl içindeki sıralaması 1. 4. 5. 7. 2. 3. 6. 9. 8. - Kaynak: Gıda Tarım ve Hayvancılık Elazığ İl Müdürlüğü 2011 verilerinden yararlanılarak hazırlanmıştır. Tablo 3: Türkiye’nin İhraç Ettiği Başlıca Tarımsal Ürünler.(1) 2009 yılı Kayısı Kuru Kayısı İncir Kuru incir Üzüm Kuru Üzüm İç fındık Fındık Zeytinyağı Zeytin Kavun İhracat değeri (1000$) 20.595 278.866 25.989 150.826 155.594 407.512 710.844 1.171 96.202 62 5.304 Dünya ihracatındaki payı 5,76% 79,26% 31,40% 63,71% 2,74% 31,20% 70,95% 0,87% 2,00% 0,09% 0,40% Kaynak: FAOSTAT 2012’den yararlanılarak hazırlanmıştır. Yüksek üretim hacmi ile kavun; incir, kayısı ve fındık gibi stratejik bir ürün olarak ele alınmayı hak etmektedir.(1) Dünya Kavun Piyasası, Aktörleri ve Türkiye’nin Konumu Meyvesi yenilebilir sebzeler arasında sayılmakta olan kavun, farklı iklim ve coğrafyalarda yetişebilme özelliği ile dünyada geniş bir tarımsal üretim alanına sahiptir. Genellikle taze olarak tüketilmekte ve ticareti de yine taze olarak yapılmaktadır. Dünyadaki kavun üretimini, kavun pazarının büyüklüğünü ve bu pazarın arz yanında yer alan başlıca ülkeleri, bir diğer deyişle piyasanın aktörlerini tanıtmak üzere aşağıdaki tablolar oluşturulmuştur.(1) Tablo 4: Yıllara Göre Dünya Kavun Üretimi (2000-2010) (1) Yıllar 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 2007 2008 2009 2010 Kavun üretimi (ton) 19.497.511 24.042.757 25.175.876 24.715.631 25.059.480 26.689.248 27.580.540 28.526.662 29.999.427 26.165.994 26.396.537 Kaynak: FAOSTAT 2012’den yararlanılarak hazırlanmıştır. Tablo 5’te görülen Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) istatistiklerine göre, 2000 yılından bu yana kavun üretim hacminde zaman zaman düşüşler yaşansa da genel eğilim üretim hacminin artması yönündedir. 2010 yılı verilerine göre başlıca üretici ülkeler ise Tablo 5’da sıralanmaktadır.(1 Tablo 5: Başlıca Kavun Üreticileri ve Üretim Miktarları (2010) (1) Ülke 1 Çin 2 Türkiye 3 İran 4 Mısır 5 ABD 6 İspanya 7 Hindistan 8 İtalya 9 Fas 10 Meksika Toplam Üretim Hacmi Üretim Miktarı (ton) 12.573.147 1.611.700 1.317.600 1.076.770 1.036.040 926.700 894.000 666.383 567.301 561.681 26.396.537 Toplam Üretim İçindeki Büyüklüğü (%) 47,63% 6,11% 4,99% 4,08% 3,92% 3,51% 3,39% 2,52% 2,15% 2,13% 100,00% Kaynak: FAOSTAT 2012’den yararlanılarak hazırlanmıştır.(1) Tablodan da rahatça görüldüğü gibi, dünya kavun üretiminde toplam kavun üretimine %47,63’lük katkısı ile birinci sırayı Çin almaktadır. Çin’i sırasıyla Türkiye, İran, Mısır ve ABD 1 milyon tonun üzerindeki üretim hacimleriyle takip etmektedir. Üretilen bu kavunların ne kadarının uluslararası ticarete konu olduğu ise ülkelerin ihracat rakamlarına bakılarak görülebilecektir.(1) 2009 verilerine göre dünyanın en fazla kavununu üreten ülkesi Çin’in dünya kavun ticaretindeki payının miktar bazında %8,97, değer bazında ise 1.299.232.000 $’lık pazardan 122.095.000 $’lık satış hacmi ile %9,4’lük pay aldığı görülmektedir. Bunun anlamı Çin’de üretilen kavunun yalnızca %1,46’lık kısmı ihracata yönlendirilmiş, kalan kısmın tamamı iç talebi doyurmak üzere kullanılmıştır. Benzer bir tablo Türkiye için de söz konusudur. 2011 yılı TÜİK verilerine göre toplam kavun üretim miktarımız 1.647.988 ton olup, bu üretimin yalnızca 6348 tonluk kısmı, yüzdesel olarak ifade edilecek olursa %0,4’ü ihracata konu olmaktadır.(1) Yukarıda yer alan on büyük kavun üreticisi için, üretim hacimlerinin ne kadarını dış pazarlara yönlendirdiklerini Tablo 6’de görmek mümkün olacaktır. (1) Tablo 6: Başlıca Kavun Üreticilerinin Yerel ve Uluslararası Pazarlardaki Kavun Satışları (2010) (1) Toplam Arz İç Pazardaki Satış Toplam Arzdan İç Dış Pazar Uluslararası Kavun (ton) Miktarı (ton) Pazara Ayrılan Satış Miktarı Pazarından Aldığı Pay (ton) Pay Çin 12.224.801 12.180.788 99,64% 44.013 2,15% Türkiye 1.679.190 1.669.578 99,43% 9.612 0,47% İran 1.278.540 1.268.023 99,18% 10.517 0,51% ABD 1.037.180 834.547 80,46% 202.633 9,88% İspanya 1.007.000 643.820 63,93% 363.180 17,71% Mısır 918.360 914.756 99,61% 3.604 0,18% Fas 887.005 831.080 93,70% 55.925 2,73% Hindistan 830.244 828.534 99,79% 1.710 0,08% İtalya 621.267 602.833 97,03% 18.434 0,90% Meksika 552.371 410.524 74,32% 141.847 6,92% Dünya 26.165.994 2.050.479 100,0% Kaynak: FAOSTAT 2012’den yararlanılarak hazırlanmıştır. Görüldüğü üzere, Çin, Türkiye, İran, Hindistan, İtalya ve Fas üretimlerinin büyük kısmını iç talebi karşılamaya yönlendirmişlerdir. Öte tarafta dünya kavun üretiminde beşinci sırada yer alan İspanya, 363.180 tonluk satış hacmiyle uluslararası pazarlarda %17,71’lik bir payı elde etmiş ve böylece dünya kavun pazarının lideri konumuna erişmiştir.(1) Pazara ilişkin değerlendirmeler yaparken, pazar büyüklüğü sadece tonaj açısından değerlendirmek yetersizdir, bunun yanında ekonomik büyüklük göstergesi olan pazarın parasal büyüklüğünün de bilinmesi gereklidir. Böylece uluslararası kavun piyasasının aktörlerini ve bu aktörlerin piyasadaki güçlerini görebilmek mümkün olacaktır.(1) Tablo 7: Başlıca Kavun İhracatçısı Ülkeler ve Pazar Payları (2005-2009) (1) 2005 2006 İhracat Dünya İhracat Hacmi İhr. Hacmi (1000 $) Payı (1000 $) (%) İspanya Guatemala Brezilya ABD Meksika Kosta Rica Fransa Fas İtalya Çin Türkiye Güney Kore Mısır İran Suudi Arab. Dünya 260.603 63.781 91.479 101.502 68.379 74.328 64.215 27.826 15.449 8.911 3.947 4.599 2.575 7.740 278 1.064.232 24,5% 6,0% 8,6% 9,5% 6,4% 7,0% 6,0% 2,6% 1,5% 0,8% 0,4% 0,4% 0,2% 0,7% 0,0% 100% 293.830 91.085 88.239 59.276 78.106 84.746 72.346 32.243 15.691 11.076 3.060 3.083 2.562 7.272 549 1.097.683 2007 2008 2009 Dünya İhr. Payı (%) İhracat Hacmi (1000 $) Dünya İhr. Payı (%) İhracat Hacmi (1000 $) Dünya İhr. Payı (%) İhracat Hacmi (1000 $) Dünya İhr. Payı (%) 26,8% 8,3% 8,0% 5,4% 7,1% 7,7% 6,6% 2,9% 1,4% 1,0% 0,3% 0,3% 0,2% 0,7% 0,1% 100,0% 284.915 124.015 128.214 122.394 98.994 83.824 73.316 50.889 18.946 6.586 3.396 2.176 3.117 1.143 1.046 1.288.947 22,1% 9,6% 9,9% 9,5% 7,7% 6,5% 5,7% 3,9% 1,5% 0,5% 0,3% 0,2% 0,2% 0,1% 0,1% 100,0% 352.547 84.848 152.132 124.709 96.713 68.670 75.117 61.444 22.903 12.213 5.179 2.384 6.229 1.906 1.674 1.401.055 25,2% 6,1% 10,9% 8,9% 6,9% 4,9% 5,4% 4,4% 1,6% 0,9% 0,4% 0,2% 0,4% 0,1% 0,1% 100,0% 292.236 123.971 122.095 121.253 111.654 75.659 72.428 65.634 19.461 18.301 5.304 5.299 3.296 1.906 1.674 1.299.232 22,5% 9,5% 9,4% 9,3% 8,6% 5,8% 5,6% 5,1% 1,5% 1,4% 0,5% 0,4% 0,3% 0,2% 0,1% 100,00% Kaynak: FAOSTAT 2012’den yararlanılarak hazırlanmıştır. Uluslararası kavun ticaretinde pazardaki talebin %22,5’ini tek başına karşılayan İspanya’yı, Amerika kıtasındaki kavun ihracatçıları toplam talebin %42,6’sını karşılayarak takip etmektedirler. Türkiye ise bu sıralamada düşük ihracat hacmi ile ancak %0,5’lik bir pazar payını elde edebilmiştir. Yıllık ortalama birim fiyatlar açısından değerlendirildiğinde ise, 2009 yılında sırasıyla en yüksekten düşük fiyata doğru satış yapan ülkeler şöyle: Fas 1,17$, İtalya 1,05$, İspanya 0,80$, Meksika 0,78$, ABD 0,59$, Türkiye 0,55$, Çin 0,41$. Bu fiyatlar yıllık rekolte ve arz ve talep dengesine göre değişiklik gösterse de Türkiye’nin ihracat fiyatlarının çok yüksek bir seyir izlemediği görülmektedir. (1) Dünya kavun piyasasında arz cephesindeki genel görünüm böyleyken talep cephesinde yer alan başlıca alıcıların hangi ülkeler olduğu ve alım miktarları için yine FAO istatistikleri aydınlatıcı olacaktır. (1) Tablo 8: Başlıca Kavun İthalatçısı Ülkeler ve İthalat Hacimleri (ton) (1) ABD 2005 608.835 32,4 % 161.318 8,6% 128.506 6,8% Kanada Holland a Fransa 138.080 Rusya 98.613 İngiltere 157.096 Almany 97.874 a Ara Toplam Dünya Toplam ı 1.878.891 7,3% 5,2% 8,4% 5,2% 74,0 % 100% 2006 631.630 31,2 % 165.248 8,2% 139.541 6,9% 2007 652.064 31,7% 8,3% 8,3% 2008 606.692 30,7 % 157.752 8,0% 138.764 7,0% 2009 651.155 32,5 % 156.331 7,8% 150.595 7,5% 170.712 170.060 137.136 139.527 166.221 102.993 6,8% 6,9% 8,2% 5,1% 136.195 129.494 174.106 110.466 6,6% 6,3% 8,5% 5,4% 142.030 143.213 158.495 112.581 7,2% 7,2% 8,0% 5,7% 141.331 139.221 137.049 106.956 7,1% 7,0% 6,8% 5,3% 2.025.288 73,2 % 100% 1.975.525 73,9 % 100% 2.001.630 74,1 % 100% 75,1% 2.055.796 100% Kaynak: FAOSTAT 2012’den yararlanılarak hazırlanmıştır. Tablo 9’da bahsi geçen 7 ülke uluslararası pazarlarda arz edilen kavunların yaklaşık %75’ini almaktadırlar. Sadece 2009 yılı verilerinden hareketle söz konusu ülkelerin ton başına ödedikleri meblağları kıyaslayacak olursak, pazarları kendi aralarında kıymetlerine göre derecelendirme fırsatına erişilecektir. (1) Tablo 9: Başlıca Kavun İthalatçısı Ülkelerin İthalat Miktarları ve Ton başına Ödedikleri Meblağlar (2009) (1) Fransa Hollanda Almanya İngiltere Rusya Kanada ABD İthalat miktarı (ton) Ödenen Bedel ($) 141.331 150.595 106.956 137.049 139.221 156.331 651.155 157130 165809 113178 141605 97088 88716 295526 Yıllık Ortalama Birim Fiyat ($/ton) 1112 1101 1058 1033 697 567 454 Kaynak: FAOSTAT 2012’den yararlanılarak hazırlanmıştır. Dünyanın en büyük iki kavun ithalatçısı olan ABD ve Kanada, gerek kavuna ödedikleri yıllık ortalama birim fiyatın göreli düşüklüğü, gerekse coğrafi uzaklık dezavantajından ötürü, Türkiye’nin hedef pazarları arasında yer almasının istenilen kârları veya pazar payını sağlayamayacağı izlenimini vermektedir. Dolayısıyla Türkiye kavun ihracatındaki payını artırmak üzere öncelikle coğrafi olarak yakın olduğu pazar/pazarları hedef almalı ve o pazarlara uygun pazarlama stratejileri geliştirmelidir. (1) Araştırma Sonuçları Elazığ ili genelinde ortalama kavun verimi dekardan 2,4 ton olarak gerçekleşmektedir. Keban gibi sulak bölgelerde verim 3 ton/dekarın üzerine çıkmaktadır. Pazar bağlantıları kurulup ihracat miktarları arttırılabilirse bu talebi karşılayabilmek için bölgemizde seracılık hızla artacaktır. Fakat Türkiye’deki yüksek elektrik ve enerji fiyatları düşünüldüğünde seracılık bölgemizde sürdürülebilirlik açısından uygun değildir. Çiftçilerimizin seraları için ucuz ısı kaynaklarına ihtiyacı vardır. Bunun için en ekonomik ve uygulanabilir çözüm çiftçilerimizin çevrelerindeki hayvanların atıklarından elde edebilecekleri biyogaz olabilir. Biyogaz sistemi gibi sistemlerle kışın seraların ihtiyaç duyduğu ısı karşılanabilecektir. Özellikle hayvan sayısı az olan işletmeler kışın ihtiyaç duyacakları gazı yazdan depolayabilirler. Ayrıca biyogaz üretimiyle çiftçilerimiz bitkiler için çok daha uygun kaliteli ve çevreye zararı minimuma inmiş gübreye de kavuşmuş olacaklardır. TKDK’nin sunduğu hibe programlarından Et Üreten Tarımsal İşletmelerin Desteklenmesi (101-2) alt tedbirinden TKDK ya başvuruda bulunmayı düşünen girişimcilerin bu tedbirin kapsamında desteklenen biyogaz tesisi kurulumunun olduğunu unutmamaları avantajlarına olacaktır. Bu biyogazı ihtiyaca göre gerektiğinde elektriğe çevirerek veya direkt yakıt olarak kullanarak seraların, bireysel konutların ve işletmelerinin ısıtılmasında ve elektrik ihtiyacının karşılanmasında kullanabileceği gibi piyasaya da satabilirler. Elinde imkân bulunan çiftçilerimiz sonraki hibe başvurularında Çiftlik Faaliyetlerinin Çeşitlendirilmesi ve Geliştirilmesi tedbirindeki Tıbbi ve Aromatik Bitkilerin Desteklenmesi kapsamında sera da kurabilirler. Beş yıllık izleme döneminden sonra isterlerse %50 oranında hibe ile edindikleri bu seralarda kavun dahil istedikleri ürünü yetiştirebilirler. Hazırlayan: Şengül ÇAKIR ELAZIĞ SALAMURA VE TULUM PEYNİRİ SALAMURA PEYNİR Ürünün Tanımı: Kış mevsimini Elazığ köyleri ağıllarında geçiren Karaman cinsi beyaz koyunlar, baharla birlikte Munzur Yaylaları: Pülümür’den başlayıp Kemaliye’de biten, yüksek rakımlı, 12 ay kar bulunan, 150 bin koyun barındırabilen, Elazığ, Erzincan ve Munzur yöresinde 30 civarındaki yaylalarda, yapımına beşinci-altıncı aylarda başlanıp, dokuzuncu aylarda biten, 90–100 çeşit bitki zenginliğine sahip, temiz ve serin yaylalarındaki buz gibi soğuk sulardan beslenen koyunlardan alınan sütten yapılan peynirdir. Şavak Peyniri diğer peynirlere göre daha parlak görünümlü, daha güzel kokulu, tam yağlı ve daha lezzetlidir. Peynirin tuzlanması ve yaylaların temiz havasında bekletilmesi hijyenik olmasını ve oluşabilecek mikroplardan arınmasını temin etmekte, ürün; katkısız olup % 100 organiktir. Ürünün Üretim Tekniği: Elazığ yöresindeki temiz ve serin havalı yaylalarında otlayan Beyaz Karaman koyundan alınan süt, önce temiz süzeklerde birkaç kez süzülür. Süzülen sütler kazanların içerisinde bir-iki saat dinlendirilir. Hazır olan sütler ŞİRDEN denilen üreticilerin kendi elleriyle yaptıkları maya ile mayalanır. Şirden: Süt kuzusunun midesine denmektedir. Peynir suyu, şeker, tuz ve bunun içerisine Şirden atılarak bir tür peynir mayası yapılmaktadır. Mayalanan süt yaklaşık bir saat sonra ince, ufak, iki kilogramlık temiz bezden yapılmış süzeklere alınıp peynir haline getirilir. Dilimlenerek muhtelif gramajlardaki bidonlara veya tenekelere istif edilen peynir, satışa sunulana kadar soğuk hava depolarında muhafaza edilir. TULUM PEYNİRİ Ürünün Tanımı : Kış mevsimini Elazığ köyleri ağıllarında geçiren Karaman cinsi beyaz koyunlar, baharla birlikte Munzur Yaylaları: Pülümür’den başlayıp Kemaliye’de biten , yüksek rakımlı, 12 ay kar bulunan, 150 bin koyun barındırabilen, Elazığ, Erzincan ve Munzur yöresinde 30 civarındaki yaylalarda, yapımına beşinci-altıncı aylarda başlanıp, dokuzuncu aylarda biten, 90-100 çeşit bitki zenginliğine sahip , temiz ve serin yaylalarındaki buz gibi soğuk sulardan beslenen koyunlardan alınan sütlerden yapılır Tulum Peyniri. Elazığ Tulum Peyniri diğer peynirlere göre daha beyaz ve parlak görünümlü, daha güzel kokulu, tam yağlı ve daha lezzetlidir. Peynirin tuzlanması ve yaylaların temiz havasında bekletilmesi hijyenik olmasını ve oluşabilecek mikroplardan arınmasını temin etmekte olup tamamen organiktir. Ürünün Üretim Tekniği: Elazığ yöresindeki temiz ve serin havalı yaylalarında otlayan Beyaz Karaman koyundan alınan süt, önce temiz süzeklerde birkaç kez süzülür. Süzülen sütler kazanların içerisinde bir-iki saat dinlendirilir. Hazır olan sütler ŞİRDEN denilen üreticilerin kendi elleriyle yaptıkları maya ile mayalanır. Şirden : Süt kuzusunun midesine denmektedir. Peynir suyu, şeker, tuz ve bunun içerisine Şirden atılarak bir tür peynir mayası yapılmaktadır. Mayalanan süt yaklaşık bir saat sonra ince, ufak, iki kilogramlık temiz bezden yapılmış süzeklere alınıp peynir haline getirilir. Üzerinden bir gece geçtikten sonra sabah kuşluk vakti peynir üretim yerlerine getirilir. Burada 50 Kg.lık şeker torbaları büyüklüğündeki bez torbalara konur, bir hafta-on gün üzerine bez örtüp hava ve toz almaması sağlanarak, suyunu tamamen çekmesi için bekletilir. On günden sonra bakır veya krom teknelerde ufalanır,%2,2.5 oranında daha çok Kaya tuzu ile tuzlandıktan sonra tekrar yeni torbalara sıkı bir şekilde basılır ve torbaların ağzı dikilir. On günlük beklemeden sonra tamamen suyu süzülen peynir bidonlara basılmak üzere soğuk hava depolarına nakledilir. Muhtelif gramajlardaki bidonlara veya 20,60 kilogramlık derilere makinelerle veya elle basılır.(Elle basılan peynir daha tercihlidir çünkü daha uzun süre (iki yıl) dayanıklı hale gelir ve peynirin acıma riski olmaz. Soğuk havada üç ay bekletilip kıvama gelen peynir, pazara sunulur. Diğerlerinden Ayırıcı Özellik: Tuzlanmış peynir bir gün kendi halinde dinlendirildikten sonra “tecan” denilen muvakkat (geçici) tulumlara basılarak 20 gün normal oda sıcaklığında bırakılmakta, bu sırada zaman zaman derinin alt kısmı açılarak toplanan peynir suyu boşaltılmakta, daha sonra asıl tuluma sıkıca basılarak olgunlaşma mahzenlerine konulmaktadır. Elazığ ilinde üretilen salamura ve tulum peynirleri ilde bulunan küçük ölçekli süt ürünleri üretim tesislerinde üretilmektedir. Bu tesislerin içinde merdiven altı olarak tabir edilen işletmeler de bulunmaktadır. Ayrıca bu peynirler sadece böyle işletmelerde değil evlerde de fazlaca üretilmektedir. Hem evlerde üretilen hem de işletmelerde üretilen peynirlerin üretiminde kullanılan makine ekipmanlar büyük oranda benzerlik göstermektedir. Çünkü ilde bulunan tesislerde üretim henüz modern teknikler kullanılarak yapılmamaktadır. Yukarıda üretim tekniği anlatılan peynirlerde peynir mayası olarak kullanılan şirden derken hayvanın midesinden elde edilen enzimler kastedilmektedir. Bu enzimler uygun yöntemlerle elde edilip ticari olarak peynir mayası adıyla satılmaktadır. Evlerde ve küçük çaplı işletmelerde bu peynirler halen çiğ sütle yapılmaktadır. Ancak bazı işletmeler pastörize olmuş süt kullanarak da üretim yapmaktadırlar. Elazığ’a has bu iki peynir çeşidi üzerinde yapılmış olan bilimsel çalışmalara bakıldığında çiğ sütten üretim yapılan veya uygun olmayan koşullarda merdiven altı firmalarda üretilen peynirlerde fazla miktarda koliform grubu bakterilere rastlanmıştır. Bu nedenle Gıda Güvenliği Yönetim sistemlerine uygun modern tesislerde yapılacak olan üretimler tüketici sağlığı açısından daha güvenilir olacaktır. Çünkü süt ve süt ürünleri oldukça hassas gıdalardır ve üretimleri dikkat ve özen ister. Hazırlayan: Talip Aslan GEZİN ÇİLEĞİ Dünya çilek üretiminin %31'i ABD'den Dünya'da çilek üretimi 52 ülke tarafından yapılmaktadır. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre 2009 yılında dünyada 253 bin 900 hektar alanda 4 milyon 132 bin 352 ton çilek üretilmiştir. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) 1 milyon 270 bin 694 ton üretimle lider durumdadır. ABD'yi sırasıyla; Türkiye (291.996 ton), İspanya (263.700 ton), Mısır (200.000 ton), Polonya (198.907 ton) ve Rusya (158.000 ton) izlemektedir. Bu 6 ülke dünya çilek üretiminin %50'sinden fazlasını karşılamaktadır. Dünya çilek üretiminde ikinci sırada yer alan Türkiye, Avrupa Birliği ülkeleri arasında ise ilk sıradadır. Dünya çilek verimi hektara ortalama 16,2 tondur. Ülkemiz verimi ise 24 ton ile dünya ortalamasının üzerindedir. Ülkemiz dünya çilek üretiminin %7'sini gerçekleştirmektedir. Dünya çilek ekim alanı ve üretim. Ülkeler Ekim Alanı Üretim (hektar) (ton) ABD 23.504 1.270.694 Türkiye 12.150 291.996 Mısır 12.000 200.000 Polonya 53.551 198.907 Japonya 6.000 185.000 Rusya 23.000 158.000 Almanya 12.800 150.100 Fas 3.000 130.000 Dünya 253.900 4.132.352 Ülkelere göre dünya çilek ihracatı (2009). Türkiye çilek üretiminde dünya ikincisi Türkiye'nin değişik iklim ve toprak karakterleri yönünden çilek yetiştiriciliğinde önemli bir potansiyele sahip olduğu belirtilmektedir. Yakın bir geçmişe kadar sadece İstanbul, Bursa, Karadeniz Ereğlisi yörelerinde yetiştirilen çilek, günümüzde birçok bölgede yaygınlaşmıştır. Türkiye istatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2009 yılında ülkemizde 121 bin 500 dekar alanda 291 bin 996 ton çilek üretilmiştir. Üretimin büyük bir kısmını; Marmara, Ege ve Akdeniz bölgeleri karşılamaktadır. En fazla çilek üretimi yapan illerin başında 142 bin 053 ton ile Mersin gelmektedir. Türkiye'nin toplam çilek üretiminin yaklaşık %49'unu bu il karşılamaktadır. Diğer çilek üreten önemli iller ise sırasıyla; Bursa (34.854 ton), Antalya (27.439 ton), Aydın (26.600 ton), Konya (10.929) ve Elazığ (5.442)'dır. Gezin ’den bahsedecek olursak yaklaşık 1200 dönüm alanda yıllık ortalama 2.100 ton civarında çilek üretilmektedir. Yani Elazığ ilindeki çilek üretiminin yaklaşık % 40’ı Gezin ’de yapılmaktadır. Üretilen çilek başta Elazığ olmak üzere, Bingöl, Diyarbakır ve Tunceli illerine gönderilmektedir. Aracılar çileği üreticilerden alarak pazara sunmaktadır. Halihazırda soğuk hava depoları bulunmamaktadır. Ayrıca çileğin bir kısmı da ana yol üzerindeki tezgahlarda satılmaktadır. Profesyonel anlamda çilek üretimi için müşteri bulunmamaktadır. Kayseri’den bir firma reçel üretimi için buradan çilek almak istemiş ama üreticilerin sevkiyat araçları bulunmaması nedeniyle bundan vazgeçmiş. Zira çilek günübirlik işlenmesi veya tüketilmesi gereken bir meyvedir. Sonuç olarak hem 103-3 tedbiri kapsamında çilek işleme ve paketleme tesisi kurulumuna hem de 302-2 tedbiri kapsamında çilek reçeli yapımına öncülük edebiliriz. Çilek paketlenirken gerçekleşen aşamalar: 1) Meyve - sebze kabul 2) Hammadde ön yıkama işlemi 3) Ayıklama süreci 4) Durulama işlemi 5) Kurutma işlemi 6) Sap ve baş/uç alma işlemi 7) Boylama- sınıflandırma 8) Paketleme işlemi 9) Etiketleme işlemi 10) Ön soğutma işlemi 11) Soğuk hava deposu- depolama 12) Ürün nakil işlemi Çilek paketlenmesinde kullanılan alet-ekipmanlar: 1) 2) 3) 4) 5) 6) 7) 8) Boşaltma Ünitesi Taşıma konveyörleri Yıkama/temizlene aletleri Eleme makinesi Sap alma makinesi Kurutma makinesi Seçme /Kontrol Bandı Paketleme/Ambalajlama makinesi Çilek reçeli yapımında kullanılan alet-ekipmanlar: 1) Yıkama makineleri 2) Çekirdek çıkarma ve sap alma makineleri 3) Soğutucular/ dondurucular 4) Kesme, doğrama, parçalama, öğütme makine, alet ve ekipmanı 5) Kazanlar 6) Isıtıcılar/ısıl işlem makine ve ekipmanı (ocak) 7) Dolum makineleri ASMA YAPRAĞI Elazığ ilinde yaklaşık 91.000 dönüm alanda yıllık ortalama 255.000 ton asma yaprağı üretilmektedir. Ağırlıklı üretim Elazığ merkez ve Alacakaya ilçesinde yapılmaktadır. Bunula beraber tüm ilçelerde üretim yapılmaktadır. Asma yaprağı paketlenmesinde kullanılan alet-ekipmanlar 1) Tasnifleme tezgâhı 2) Haşlama kazanı 3) Fermantasyon tankları 4) Dolum makineleri 5) Terazi 6) Vakumlama makinesi 7) Ambalajlama makinesi Elazığ ilinde profesyonel anlamda asma yaprağı işleme tesisi bulunmamaktadır. Genel olarak halk 5 litrelik plastik kaplarda salamura yaprak hazırlamaktadır. Bu anlamda yerel ürünler kapsamında bu tür işletmelerin kurulmasına öncülük edebiliriz. Hazırlayan: Ülkü Altındış PATİLE Elazığ’a özgü bir gözleme çeşididir. Üretim miktarı: belirli bir üretim miktarı söz konusu değildir. Malzemeler: Elazığ salamura peynir Oklava Merdane Ekmek tahtası Tüplü Sac Maydanoz Elazığ tereyağı Yapılış süreci: Tuz ,su, un karıştırıldıktan sonra iyice yoğurulur. Hamur Önce merdane sonra oklava ile açılarak çok fazla ince olmayacak şekilde lavaş haline getirilir. İç malzemesi: Esas olarak iç malzeme olarak kullanılan salamura peyniri suya doğranır ve biraz beklenerek süzülür (amaç tuzunu almaktır). Sonra, peynir maydanoz ile karıştırılarak iç harcı hazırlanır. İç harç açılan yufkanın yarısına koyulur ve yufkanın diğer yarısı da üzerine kapatılır kenarları bastırılarak kapatılır. Patilenin asıl lezzeti odun ateşinde pişirilmesi ile gerçekleşir. Ancak günümüzde tüple ısınan sac ile pişirilmektedir. Pişirilmesindeki püf nokta: Patileyi pişirirken ateşin harlı(alevli)olmaması gerekir. Ilgıt bir ateşte yufkanın iki yüzü pembeleşinceye kadar dikkatli bir şekilde pişirilir. Tepsiye alındıktan sonra hemen Elazığ tereyağı ile yağlanır ve servis edilir. Afiyet olsun Hazırlayan: YAKUP DEMİR GÖMME: Ürünün Tanımı: Elazığ ilinin yöresel yemeği olan gömme, genellikle kış mevsiminde sofraları süsleyen hamur işi bir yemeğimizdir. Elazığ köylerinde kışın zorlu geçtiği yerlerde eskiden beri köylülerin sonbahar döneminde kavurma ihtiyacını temin edip bu kavurmayı kış mevsiminde bastıkları kaptan yemeklere katmak için çıkarmalarıyla paralel olarak gömme yemeği de sofraların en asil yemeği olarak yerini alır. Genellikle dana kavurması tercihen damak tadına daha uygun olur. Kışın zorlu geçtiği yerlerde şehirle ulaşım zor olduğundan erzaklar önceden depolanır. Kasaptan kıyma alma imkanı bulunmadığından dolayı kış için hazırlanan kavurma bıçakla inceltilip ufak parçalara ayrılır. Bu yemeğimiz yüksek rakımlı serin yerlerde yaz mevsiminde de tüketilir ama günümüzde insanlarımız tükettiği yemekleri beden gücünü kullanacak işlerde çalışarak yakmadıkları için bu yemeğimiz yaz mevsiminde pek tüketilmez. Yemeğin hazırlanışında kullanılan bütün gıda malzemesi tamamen organiktir. Ürünün Üretim Tekniği: Buğday unundan yapılmış ekmek hamuru, Elazığ yöresindeki temiz ve serin havalı yaylalarında otlayan büyükbaş ve küçükbaş hayvanın etinden yapılan donmuş kavurma ya da kıyma, bulgur, domates salçası, tuz, soğan, yağ ve maydanoz kullanılarak elde edilir. Hazırlanan yemek fırın tepsisinde veya fırınlı soba tepsisinde pişirilir. Meşe odunun ateşinde pişen gömme yemeği ayrı bir damak tadıyla sofralarda tercih edilir. Pişirildikten sonra on-on beş dakika dinlendirilir ve ayranla beraber servis yapılır. Kullanılan Makine Ekipman: - Hamur yoğurma kabı - Kaynar su elde etmek için su kaynatılacak kap veya kettle - Malzemelerin yoğurulacağı harç kabı - Fırın veya fırınlı soba - Tepsi - Bıçak - Kaşık - Fırça - 2-3 adet tabak veya tas - Oklava - Yufka açmak için tahta - Mutfak robotu - Fırın eldiveni - Maşa - Ateş karıştırma küreği - Soğan doğrama tahtası Kullanılan Malzemeler: - Un - Hamur mayası - Tuz - Salça - Yağ - Maydanoz - Soğan - Bulgur - Donmuş kavurma veya kıyma - Sıcak su - Ayran Hazırlanışı: Hamuru yumurta büyüklüğünde toplara böldükten sonra oklava yardımıyla hamur toplarını yufka haline ( tepsiden taşmayacak şekilde ) getiriyoruz. Bu yufkalar tepsiye serilmeden önce tepsinin altına fırça yardımıyla yağ sürülür. Ve ilk yufka tepsiye serilir. Bu yufkanın üstüne yağ gezdirilir. Üstüne bir yufka daha serilip yağladıktan sonra hazırlanan karışımdan le ayarı ve göz ayarıyla bir miktar serpilir ve bu şekilde 6 kat yapılır. Tekrar en üst katı yine en altta ki gibi iki kat yufkayla kapatıp bıçak yardımıyla tepsinin içinde iz bırakacak şekilde dilim çizgileri çizeriz. Daha sonra sıvıyağ ve ayran bir kapta karıştırılır ve en üstte gezdirilir.( bu son işlem yemeğin iyice kızarmasına yardımcı olur ve farklı bir tad verir). Fırında 200 derece sobada ise çok kızgın olmayan ateşte pişirilir. Pişirildikten 15 dakika sonra servis yapılır. İÇLİ KÖFTE: Ürünün Tanımı : Elazığ ilinin yöresel yemeği olan içli köfte, genellikle kış mevsiminde sofraları süsleyen hamur işi bir yemeğimizdir. Elazığ köylerinde kışın zorlu geçtiği yerlerde eskiden beri köylülerin sonbahar döneminde kavurma ihtiyacını temin edip bu kavurmayı kış mevsiminde bastıkları kaptan yemeklere katmak için çıkarmalarıyla paralel olarak içli köfte de sofraların en leziz yemeklerinden biri olarak yerini alır. Genellikle dana kavurması tercihen damak tadına daha uygun olur. Kışın zorlu geçtiği yerlerde şehirle ulaşım zor olduğundan erzaklar önceden depolanır. Kasaptan kıyma alma imkanı bulunmadığından dolayı kış için hazırlanan kavurma bıçakla ufak parçalara ayrılır. Bu yemeğimiz de yüksek rakımlı serin yerlerde yaz mevsiminde de ayranla beraber tüketilir ama günümüzde insanlarımız tükettiği yemekleri beden gücünü kullanacak işlerde çalışarak yakmadıkları için bu yemeğimiz de yaz mevsiminde pek tüketilmez. Ürünün Üretim Tekniği: Köftelik bulgur, yumurta, un ve tuz karışımından elde edilen hamur, Elazığ yöresindeki temiz ve serin havalı yaylalarında otlayan büyükbaş ve küçükbaş hayvanın etinden yapılan donmuş kavurma ya da kıyma, tuz, soğan, yağ, nane, reyhan, karabiber pul biber, yedi türlü ve ceviz içi kullanılarak elde edilir. Hazırlanan yemek fırında veya odun sobasının üstünde suda kaynatılarak pişirilir. Meşe odunun ateşinde pişen içli köfte yemeği ayrı bir damak tadıyla sofralarda tercih edilir. Kaynamış suda pişirildikten sonra kepçe yardımıyla sudan alınıp servis tabaklarında biraz dinlendirilip ayranla beraber servis yapılır. Kullanılan Makine Ekipman: - Hamur yoğurma kabı - Kaynar su elde etmek için su kaynatılacak kap veya kettle - Malzemelerin yoğurulacağı harç kabı - Fırın veya odun sobası - Tencere - Bıçak - Kaşık - Kepçe - Harç hazırlama tavası - 2-3 adet tabak veya tas - Mutfak Robotu - Fırın eldiveni - Maşa - Ateş karıştırma küreği - Soğan doğrama tahtası - Kullanılan Malzemeler: - Un - Tuz - Yağ - Soğan - Köftelik bulgur - Donmuş kavurma veya kıyma - Sıcak su - Ceviz içi - Nane - Reyhan - Karabiber - Pul biber - Yedi türlü baharat - Yumurta Hazırlanışı ( Haşlama ve ya Kızartma) Bulguru ıslatıp 10-15 dakika dinlendirdikten sonra bulgur kadar un katılır, tuz ve yumurtada eklenerek ılık su dökerek yoğurulur. Bu malzemeyi iyice karıştırdıktan sonra bu harç biraz dinlendirilir. Daha sonra soğanlar küp küp doğranır ve yağ katılarak pişirilir. Soğanlar pembeleşmeye başladığında kavurma ya da kıyma eklenilir ve biraz kavurduktan sonra baharatları tuzu cevizi ekleyip karıştırılıp soğumaya bırakılır. Hazırlanmış hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp içi oya oya çukurlaştırılır. Bu çukurun içine dinlendirilmeye bırakılan köfte harcından ayarından fazla olmaya şekilde harç bırakılır ve tekrardan bu köftenin ağzı yavaş yavaş içe doğru büzülerek kapatılır ve kaynamış suyun için biraz tuz katıldıktan sonra köfteleri bu kaynamış suda haşlamaya bırak ve 15 dakika o suda pişsin. Suyun üstüne çıkan köfte pişmiş olup servis yapılmaya hazır durumdadır. Köfteler kızartılacaksa haşlanılan köfteler kızgın yağa atılıp kızartılır ve kızardıktan sonra servis yapılır. Hazırlayan: Yeliz Çağlayan ÜZÜM PEKMEZİ ÜRETİMİ Bağcılık dünyada en yaygın tarımsal üretim faaliyetlerinden birisidir. 2004 yılı istatistiklerine göre ülkemiz 565.000 ha bağ alanı ile dünya da 4.sırada , 3.650.000 ton yaş üzüm üretimiyle de 5. sırada yer almaktadır. Ülkemizde yetiştirilen üzümlerin %18 kadarının (657.000 ton) pekmeze işlendiği tahmin edilmektedir. Üzümden yapılan pekmez tatlı olmasına karşılık, dut pekmezi biraz acımsı olur. Üzümden yapılan; Kahramanmaraş'ın Bertiz yaylalarında yetişen Kabarcık üzümünden elde edilen, Niğde Bahçeli Adana'nın (Pozantı ilçesi-Kamışlı köyü nün tamamen organik olarak üretilen Pekmezi), Elazığ, Nevşehir ve Zile pekmezleri meşhurdur. ÜZÜM PEKMEZİNİN YAPIM AŞAMALARI TS 3792’ye göre üzüm pekmezi, tat durumuna göre; - Tatlı pekmez - Ekşi pekmez olmak üzere iki gruba ayrılır. Üzüm pekmezi içerdiği Hidroksimetil furfural (HMF) miktarına göre; - 1. sınıf, - 2. sınıf olmak üzere iki sınıfa ayrılır. Üzüm pekmezi katılaştırılmış olup olmadığına göre; - Sıvı pekmez, - Katı pekmez olmak üzere iki tipe ayrılır. Modern yöntemle tatlı sıvı pekmez üretimi şekil 1’de gösterilmektedir. Kuru üzümden pekmez yapılacaksa kuru üzümler öncelikle nemlendirilir ve kıyma makinesinden geçirilir. Kıyılmış olan kuru üzümlere ters akım prensibine göre (1:3, katı: sıvı ekstraksiyonu) özütleme işlemi uygulanır. Taze üzümlerden üretim yapılacaksa öncelikle üzümler yıkanarak temizlenirler. Temizlenen üzümler, sap ayırma makinasından geçirilerek saplarından ayrılır. Danelenen üzümler, üzüm ezme değirmeninden geçirilerek ezilirler. Böylece üzümler, preslenmeye hazır hale gelirler. Şıranın elde edilmesi için üzümler presten (Pnömatik, horizantal, paketli) geçirilirler. Presleme sonucu elde edilen şıraya renk kararmalarını önlemek amacıyla 50 pmm düzeyinde Kükürt dioksit (SO2) ilave edilebilir . Presleme sonucu elde edilen şıra bulanık ve asit karakterlidir. Bulanıklığın derecesi ve niteliği üzümün çeşidine, taze veya bekletilmiş oluşuna göre değişmektedir. Genel olarak taze üzümlerden elde edilen şıra kuru üzümlerden elde edilenlere göre daha az bulanık olur. Modern işletmelerde üzüm şırası kaba maddelerinden ayırmak amacıyla separatörden geçirilir. Separasyon işleminden sonra şıraya asitliğini gidermek amacıyla pekmez toprağı ilave edilir. Bu amaçla 100 kg taze üzüm şırasına 0.1-1.0 kg arası pekmez toprağı veya 100 litre şıranın asitliğini %0.1 düzeyinde azaltmak için 66g teknik kalsiyum karbonat (CaCO3) ilave edilir. Toprağın şıraya etkisini kolay ve çabuk sağlamak, mayaların faaliyetini önlemek ve durultmayı hızlandırmak için üzüm şırası 70 oC’ye kadar ısıtılır. Şıra soğutulur ve dinlenmeye bırakılır. 5-6 saat sonra tortunun kabın dibine çöktüğü görülür. Bu bekleme sonunda berrak kısım tortudan ayrılır. Üzüm şırasının tamamen berraklaştırılabilmesi ve buruk tatların ortadan kaldırılabilmesi için şıraya şıraya durultma işlemi uygulanır. Durultma işlemi ısı uygulamak suretiyle, tanen-jelatin uygulaması veya enzimatik yolla sağlanabilir. Yeterli bir durultma için, %41 kuru maddeli şıraya 10g/hL, %17 kuru maddeli şıraya ise 5g/hL tanen ve jelatin ilave edilmesi yeterli olmaktadır. Durultma sonunda şıra filtre edilerek berrak şıra elde edilir. Berrak şıra açık kazan ya da vakum yöntemine göre suyu buharlaştırılarak koyulaştırılmaktadır. Açık kazanda yüksek sıcaklıklarda konsantrasyon işleminde pekmezdeki şekerin %5-10 kadarının yanarak karamelize olup esmer renkli, tat ve kokusu bozuk olan bir ürün oluşmaktadır. Pekmezin böyle esmer renk alması şıranın bileşiminde bulunan indirgen şekerlerin ısıl işlem sonucunda asitlerin ve diğer kimi maddelerin etkisiyle tepkimeye girmesi sonucu oluşmaktadır. Isıl işlem uygulaması ile koyulaştırılan gıda maddelerinde önemli bir kalite faktörü de Hidroksimetilfurfural (HMF)’ dır. Açık kazan yönteminde asitlik değerinin yükselmesi durumunda konsantrasyon işlemi süresince ortamda bulunan indirgen şekerlerin ortamın pH derecesi düştükçe HMF üzerinden formik asit ve levulin aside kadar parçalandığı belirtilmektedir. Vakumda konsantrasyon işlemiyle uygun renk, tat ve kokuda, karamelize olmamış pekmez üretilebilmektedir. Vakum yöntemiyle üretilen pekmezin HMF içeriği 35,25 mg/kg gibi düşük düzeyde olup, açık kazan yöntemiyle üretilen pekmezde bu değer yasal sınır olan 150mg/kg‘ın çok üzerinde 681.4 mg/kg olmaktadır. İstenilen kuru madde düzeyine ulaşılınca konsantrasyon işlemine son verilir ve pekmez soğumaya bırakılır. Pekmez, insan sağlığına zarar vermeyecek ve pekmezin özelliklerini bozmayacak nitelikteki laklı teneke kutu, cam kavanoz, plastik veya diğer ambalajlara doldurularak piyasaya arz edilir. Kuru Üzüm Taze Üzüm Nemlendirme Yıkama Üzümlerin Kıyılması Sap Ayırma Özütleme (Ekstraksiyon) Üzümlerin Ezilmesi Presleme Bulanık Üzüm Şırası Seperasyon Isıtma ve Asit Giderme (Pekmez Toprağı ya da Teknik CaCO3 İlavesi) Soğutma ve Bekletme Tortudan Ayırma Durultma (Tanen-Jelatin İlavesi) Filtrasyon Berrak ve Tatlı Üzüm Şırası Koyulaştırma İşlemi (Vakum Evaporasyon Yöntemi) Soğutma ve Dinlendirme Tatlı Sıvı Pekmez (Açık renkli) Ambalajlama Depolama Şekil 1. Modern yöntemle tatlı sıvı pekmez üretim aşamaları Pekmez yapımında kullanılan alet – ekipmanlar : Ezme makinası Krom tekneler Pres makinası Separatör Evaporatör Pastörizatör Dolum makinası PESTİL ÜRETİMİ Avrupa ülkeleri ve ABD’de uzum en çok şarap yapımında kullanıldığı halde, ülkemizde % 37’nin pekmeze islendiği belirtilmektedir. 1990’nın baslarında ise pekmeze islenen oranın % 18 civarında olduğu belirtilmiştir. Ancak günümüzde bu oranın belirli miktar daha artmıs olabileceği düşünülmektedir. Uzum çerezleri çoğunlukla yöresel olarak az miktarlarda üretilmekte ve özellikle kısın tüketilmektedir . Pestil Türkiye’de üretilen, genellikle kışlık yenmek için hazırlanan, enerji, vitamin ve mineral değeri yüksek olan beslenmede oldukça önemli geleneksel gıdalarımızdan birisidir. Pestil uzum sırası ve pekmez bilesimde bulunan mineraller ve vitaminlerden dolayı besleyici değeri yüksek enerji veren bir gıda olduğundan enerji gereksinimi fazla olan bireylere önerilebilmektedir. PESTİL ÜRETİMİNİN YAPIM AŞAMALARI Sıra, pestil, sucuk, pekmez gibi ürünlerin elde edilmesinde temel olan kaynatılmış uzum suyudur. Özellikle uzumun yöre ve iklim koşullarına bağlı olarak hasat mevsimi olan Eylül ve Ekim aylarında yapılır. Başlangıçta çürüklerinden ayrılan üzümler iyice yıkanarak sıra elde edilmektedir. Yıkama ve ayıklama işlemleri meyve üzerindeki, toz, toprak ve sap parçacıkları ile tarımsal ilaç artıklarını uzaklaştırmak için yapılır. Bu on işlemlerle yabancı maddeler uzaklaştırıldığı gibi mikroorganizmalarda önemli ölçüde azaltılır. Kıyılmış olan kuru üzümlerin içerisinde yoğun bir şekilde bulunan şeker ve diğer maddelerin dışarı alınabilmesi için; kuru uzumun 3 katı ağırlığında su ile katı sıvı ekstraksiyonu uygulanarak sıra elde edilir. Pekmez veya koyulaştırılmış meyve sıraları, pestilin hazırlanmasında hammadde olarak kullanılır. Sıvı pekmezler bunun için en uygun olanıdır. Pestil üretiminde ayrıca nişasta bulamacında kullanılır. Bulamaç, soğuk sıraya % 10-12 oranında nişastanın ilavesi ile hazırlanır. Bu bulamaç kaynamış olan pekmez sırasına aktarılır ve 15 dakika daha kaynamaya devam edilerek nişastanın cirislenmesi sağlanır. Koyulaşan sıra, sonra sekil vermek için tahta kerevet veya masa üzerindeki kaput bezine yayılır. Yaymadan önce istenirse çeşitli iriliklerdeki ceviz, fındık, badem içi, yerfıstığı koyulaşan sıraya ilave edilebilir. Bu meyvelerin ilave oranları % 1-2 civarında olabilir. Pestilin yayma kalınlığı 0.5-2.0 mm arasında olmalıdır. Yayma işleminden sonra güneşte tutmak suretiyle pestilin kuruması sağlanmaktadır. Daha sonra istenirse pestil çeşitli boyutlarda kesilmekte ve şekillenmesi sağlanmaktadır. Son olarak da pestil dilimleri arasına nişasta serpilerek paketlenir. Pestil ülkemizin bağ olan her yörede üretilmektedir. Ayrıca iplerde kurutulan pestil arasına badem, ceviz ve fıstık gibi yağlı tohumlar ilave edildikten sonra üçgen seklinde durulur ve buna da pestil veya dürme denir. Ayrıca ceviz, fındık veya badem içi ile yerfıstığı vb. katılabilmektedir. Katılma oranı ise % 1-2 kadardır. Pestil için diğer bir katkı ise sekerdir. Bu ancak bazı yörelerde uygulanmaktadır ve katkı oranı% 2-4 arasındadır. Hammade Sap Ayırma ve Cekirdek Cıkarma On Isıtma Presleme ve Seperasyon Durultma Nişasta/Şeker Koyulaştırma Yayma Kurutma Katlama ve Kesme Ambalajlama Depolama Şekil 1. Pestil üretim akım şeması Hazırlayan: Yeşim çavuş AYYILDIZ TATLISI: Elazığ’a ait olan dolanger tatlısının ay-yıldız şeklinin verilmiş halidir. Şehir merkezindeki eski Elazığ tatlıcılarından aldığım bilgiye göre ay-yıldız tatlısı denilince bilinmemektedir. Koordinatörlüğümüz uzmanlarından Nihal Koçak ‘tan aldığım bilgi sonucunda ise Ay-yıldız tatlısının sadece dolanger tatlısına verilen şekilden dolayı Ayyıldız tatlısı denildiğini yani tatlının dolanger tatlısı olduğunu öğrenmiş bulunmaktayım. Koordinatörlüğümüz uzmanlarından Zeynep Arslanoğlunun yöresel ürün olarak dolanger tatlısını incelemiş olduğundan dolayı ben ayrıntılarına girmiyorum. ELAZIĞ LAHANASI: Elazığda ; Elazığ valiliğinin 2012 verilerinden bulduğum bilgiye göre ilimizdeki lahananın yıllık üretim miktarının 651 tondur. Lahana bölgenin yüksek kesimlerinde yetiştirilir. -10 C sıcaklıklara kadar dayanan lahana, yüksek sıcaklığı sevmediği için ilimizin bol yetiştirilen bir sebzesidir. Lahana her çeşit toprakta yetiştirilebilir. Lahanalar fide olarak dikilir aralıklarla sulama ve çapalama yapılır. Hasatla ise lahanaların baş kısmı keskin bıçak ile kesilir açık dış yaprakları temizlenir,ambalajlanır ve pazarlanır. Hazırlayan :Zeynep Arslanoğlu DOLANGER TATLISI Malzemeler 1 çay bardağı yoğurt 1 buçuk su bardağı su 1 yumurta 50 gr margarin 1 çay kaşığı kabartma tozu Bir miktar tuz Dövülmüş ceviz 1 fincan zeytinyağı Açmak için nişasta ve un Şerbet için: 6 su bardağı şeker 5 su bardağı su 5-6 damla limon Yapılışı Elazığ mutfağından bir hamur tatlısı olan dolanger oldukça zahmetli bir tatlı. Malzemelere göre yumuşak bir hamur yoğrulur. Hamurdan ceviz büyüklüğünde yumaklar yapılır. Her yumak oklava yardımıyla yufkaya dönüştürülür. Yufka ortadan ikiye kesilip üzerine dövülmüş ceviz serpilir. Yufka yuvarlak kenarından oklavaya sarılıp yuvarlanır. Oklava üzerinde el yordamıyla iki taraftan hafif sıkıştırılır ve yağlanmış tepsiye dizilir. Her yumak için aynı işlem uygulanır. Tepsi dolduktan sonra sıvı yağ dökülüp fırında kızartılır. Fırından çıktıktan sonra şerbeti verilir. Afiyet olsun… TAŞ EKMEĞİ (TATLI) Un, süt veya suyla karıştırılarak maya hale getirilir. Elde edilen sıvı haldeki hamurun içerisine yeterli miktarda yumurta kırılarak iyice çırpılır. Bu hamur ateş üzerindeki sacın (tava) üzerine yayılır. Pişen ekmeğin üzerine yağ ve şeker sürülür. Artık taş ekmeği servise hasırdır. Yöresel tatlı üretimi yapan tatlıcılardan alınan bilgiye göre dolanger (ay yıldız) ve taş ekmeği tatlısı Elazığ halkının severek tükettiği ve evlerinde de kolaylıkla yapılabilecek tatlılardır. Bunları yapmak için gerekli malzeme ve materyaller yukarıda belirtilmiştir. Ayrıca büyük lokantalarda dolarger tatlısı lahmacun fırınlarında pişirilmektedir. Taş ekmeği tatlısının krepleri tatlıcılarda saclarda yapılabilmektedir. Bu tatlıların ortalama satış fiyatları 20 tl’dir. Hazırlayan: Meltem TİLKİCİ İĞNE OYASI İğne oyası; iğne ile değişik biçimli veya düğümlü ilmekler oluşturularak ve bunlar birleştirilerek tülbent, havlu, namaz örtüsü kenarlarına yapılan şekillerdir. El emeği, göz nuru olan iğne oyacılığı ilimizde de yaygın olarak yapılmaktadır. İğne ile yapılan bu eserler gerçekten son derece zarif olup Anadolu’da hakim olan en canlı, göz alıcı renk ve motiflerle süslenmiştir. İğne oyası sanatçıları iğne oyası yaparken ümit, sevgi, acı, pişmanlık, Öfke, düş kırıklığı, mutluluk gibi duygularını hatta toplumsal olayları ve ulusal kahramanlarla ilgili duygu ve düşüncelerini renkler ve şekillerle anlatmaktadırlar. İğne oyası yapan bireylerin araç olarak; iğne, tığ, makas Gereç olarak ise daha çok sentetik ip kullanılmaktadır. İğne oyalarının uygulama alanları çeşitlilik göstermekle beraber daha çok tülbent, namaz örtüsü, oda takımlarında yaygın olarak kullanılmaktadır. İlimizde bu el sanatının daha da yaygınlaştırılması, geliştirilmesi, genç kuşaklara aktarılması ve ekonomik açıdan değerlendirilip, pazarlanması amacıyla zaman zaman “Elazığ İğne Oyaları ve Oyalı Yazmaları” adı altında ödüllü yarışmalar ve sergiler düzenlenmektedir. İlimizde oyalı yazmalara verilen isimlerden bazıları şunlardır: Harput Gülü, Hercai Menekşe, Aluç Yaprağı, Çarkı Felek, Leylak Oya, İğde Çiçeği, Berber Aynası, Limon Çiçeği, Pamuk Çiçeği, Nikah Sepeti, Elazığ Yıldızı, İki Gelin Bir Kaynana, Padişah Oya, Nergis Oya. KASKET Elazığ (Harput) yöresinin en eski giysilerinden biri olan 8 köşe şapka Elazığ’ı ve Elazığlığı temsil etmektedir. 1936 yılında kullanıma başlanan 8 köşe şapkaları, benimseyen yöre halkı bu tarihten itibaren şapkayı benimsemiş ve bu alanda özel şapka ustaları ortaya çıkmıştır. Elazığ'da 20 den fazla şapkacı varken bugün bu rakam 4 usta ile sınırlıdır 8 köşesi farklı anlam taşıyan 8 köşe şapkası yöre halkının en çok kullandığı şapkalardan biridir. 8 köşe şapkanın her köşesinde bir anlam vardır; • 1-Mert • 2- Cömert • 3- Doğru Sözlü • 4- Yardım Sever • 5- Sözünde Duran • 6-Cesur • 7- Çalışkan • 8- Alçak Gönüllü Yeni nesil gençlerin şapkaya merak sarmamaları, gakkoşlara ait bu özel şapkanın geleceğini karamsarlaştırıyor. Yetiştirecek çırak bulamayan ustalar Elazığlı hemşerilerinin kendi kültürlerine sahip çıkmaları ve çocuklarını bu alanda ustaların yanın yetiştirmeleri için büyük çaba sarf etmektedirler. 8 Köşe şapka Elazığ'daki ustalar tarafından işlenerek başta Türkiye olmak üzere tüm dünyaya ihraç edilmektedir. Her desen ve renkten müşteriye özel üretilen şapkalar için 2 gün beklemek gerekmekte. Sizlerde sevdiklerinize farklı bir ürün hediye etmek istiyorsanız 8 köşe şapkaları tercih edebilirsiniz. Hazırlayan: Mehmet Eroğlu MANTAR YETİŞTİRİCİLİĞİ 1970 yılından itibaren ülkemizde yapılmaya başlanan mantarcılığın ortalama 34 yıllık bir mazisi vardır. Fakat yapılan araştırmalarda ülkemizdeki mantar işletmelerinin %80’i 1-5 yıllık tecrübeye sahiptir. Görüldüğü gibi mantarcılık işine soyunan yatırımcılar kısa süre içinde ya işletmeyi bırakıyorlar yada devrediyorlar. Özellikle mantarcılığa niyetlenen yatırımcılar işin en zor kısmı olan kompost yapımından başlayarak mantarcılık yapmaya niyetlenmektedirler. Mantar yetiştiriciliği teknik bilgi isteyen bir iş olduğundan yeterli bilgi ve tecrübe olmadan kompost yapmaya niyetlenmek başarıyı olumsuz yönde etkilemektedir. Birçok yatırımcı iyi niyetle başlanan çalışmalarında merdiven basamağını çıkar gibi değil de en son basamaktan işe başlamaları yanında aceleci ve mantar yetiştiriciliğini basit görme alışkanlığından dolayı bu teşebbüs hüsranla bitmektedir. Bu yanlış, ülke ekonomisine zarar verdiği gibi yeni başlayanlar içinde kötü örnek olmaktadır. Mantarcılık işine yeni başlayan müteşebbisler, öncelikle torbalanmış ve içinde miselleri konulmuş hazır kompost ile işe başlamalıdırlar. Hazır kompost ile mantar üretimi en az 3-6 ay devam edilmelidir. Bu husus önemlidir. 2. Mantarın Özellikleri ve Besin Değeri Kültür mantarcılığında şapkalı mantar (Agaricus bisporus) en çok yetiştirilen mantar türüdür. Toprak üstünde bulunan beyaz renkli sap ve şapka yenen kısımdır. Mantar insan beslenmesinde önemli bir yere sahiptir. Mantar %90’a yakın su içerir. İçinde çok az miktarda karbonhidrat ve yağ bulunması nedeniyle 100 g taze mantar yendiği zaman 30-40 kalori vermektedir. Ayrıca kalp ve damar hastalarına tavsiye edilen yiyeceklerin başında gelmektedir. Mantarda bulunan protein miktarı türe göre değişmekle beraber 100 g mantarda 3-8 g’dır. Mantar proteinin %70’i hazmolabilir niteliktedir. Ayrıca vücutta bu protein depolanmaz günlük olarak kullanılır. Hayvansal proteinin %30-40 sindirilebilir. Özellikle etle alınan protein fazlası vücutta depolanmaya başlayarak birikir. Protein birikmesi özellikle kalp ve damar hastalıkları olan kişiler için sakıncalıdır. 3. Mantar Yetiştirme Yerleri Mantar yetiştirilecek odaların nemi, ısısı, ışık ve havalandırması kontrol altına alınabilecek şekilde olmalıdır. Mağaralar, yılın belli mevsimlerinde boş kalan soğuk hava depoları, seralar veya evin kullanılmayan bodrum katlarında mantar mantar yetiştiriciliği yapılabilir. Ancak evin kullanılmayan kısımlarında yapılacak mantar yetiştiriciliği amatörce olup ekonomik anlamda değeri yetiştiriciliği yapılabilir. Ancak evin kullanılmayan kısımlarında yapılacak mantar yetiştiriciliği amatörce olup ekonomik anlamda değeri yoktur. En az üç oda ile işe başlanmalıdır. 1 adet Kuluçka odası + 2 adet üretim odası olmalıdır. 4. Modern Mantar Yetiştirme Yerinin Özellikleri Ekonomik anlamda yetiştiricilik yapmak için dikkat edilmesi gereken hususlar: Mantar yetiştirme tekniğinin iyi bilinmesi gerekir. Yeni işletme yapılırken ve işletme esnasında uzman teknik elemanların görüş ve düşünceleri alınmalıdır. İşletme; ısı izolasyonuna, havalandırma, ısıtma, soğutma ve nem durumunu ayarlama tekniğine sahip olmalıdır. Bunun için bazı özel alet ve ekipmanlara ihtiyaç vardır. Havalandırma (aspiratör), klima, higrometre, termometre, pülverizatör (su atan pompa) ve zaman saati (havalandırma sistemini otomatik olarak çalıştırmak) İşletme Büyüklüğü 2 Kompost Tüketimi (ton/işletme) Mantar Üretimi (ton/işletme) Ortalama Verim (kg/ton kompost) 19 33 45 66 152 4 7 10 15 34 201 216 221 226 235 (m /işletme) 1-100 101-250 251-500 501-1000 1001< İşletmenin kurulacağı yerin yol, su, elektrik ve pazara yakınlığı önemlidir. Mantarcılık yapılacak işletmeye 2 km’den yakın tavukçuluk işletmesi olmamalıdır. İşletme ne bir dere içi ne de bir tepe üzerinde olmamalıdır. İşletmenin yakın çevresinde fazla ağaç olmamalı, kompost dışarıda yapılacaksa bu ağaçların yapraklarının kompost üzerine düşmesi engellenmelidir. Yerleşim alanın yoğun olduğu yerlerde kompost yapımı sağlık açısından sakıncalı olduğu için gerek mahalle sakinleri ve gerekse denetleme görevi olan kurumlarla bir takım sorunlar yaşanmaması için mutlaka kompost yapımı şehir dışında olmalıdır. İşletme; tarıma elverişli olmayan araziler üzerinde kurulmalıdır. Arsa yada arazi büyüklüğü kurulacak işletmenin kapasitesi ile ilgilidir. 100kg/gün kapasiteli bir işletme için 2-2.5 dekar alan yeterlidir 6. İşletmelerde Karşılaşılan Sorunlar İşletmeler mevcut imkanları içinde üretim yaparken bir takım sorunlarla karşılaşmaktadır. Mantar üreticilerinin karşılaştıkları genel sorunlar, üreticilerin %’si olarak aşağıdaki gibi belirlenmiştir. Sorun Kaynağı Toplam Üretici (%) a) Hastalık ve Zararlılar 100.0 b) Üretim Yerlerinin Teknik Özellikleri 80.0 c) Üretim Tekniği ile İlgili Bilgi Yetersizliği 75.0 d) Girdi Sağlama 65.0 e) Pazarlama-Değerlendirme 20.0 7. Mantar Yetiştirme Yerlerinde Dikkat Edilecekler 7.1. Isı 0 0 Mantar miselinin kompostta yayılım devresinde 20-25 C ısı olmalıdır. 25 C ısının 0 üzerinde miselin gelişimi yavaşlar. 30 C’de misel ölür. Örtü toprağı örtüldükten sonra ısının 0 0 düşürülmesi gerekir. Bu devrede ısı 15-18 C arasında olmalıdır. 15 C’nin altında baş bağlama 0 ve gelişmesi yavaş ve verim az olmaktadır. 18 C’nin üzerindeki ısıda ise mantar verim ve kalitesinde düşüklük görülmektedir. Isı; küçük işletmelerde soba ve diğer ısı kaynaklarıyla, orta ve büyük işletmelerde özel ısıtma sistemleriyle sağlanabilir. Küçük işletmelerde ısı kaybı için önlemler alınmalı, büyük işletmelerin yapısı ise ısı kaybını önleyecek nitelikte dış etkilere karşı yalıtılmış olmalıdır. 7.2. Nem Mantar tüm devreler boyunca %70-90 arasında neme ihtiyaç duyar. Ekimden sonra, misel ön gelişme odasında (kuluçka odası) nem oranı fazla olmakta bu devreden sonra nem oranı azaltılmaktadır. 7.3. Işık Mantar güneş ışığına ihtiyaç duymamaktadır. Eğer ışık alırsa şapkada lekeler oluşur ve kaliteyi bozar. 7.4. Havalandırma Miselin gelişme devresinde havalandırma; sadece yükselen ısı ve nem oranını azaltmak için yapılır. Fakat örtü toprağı örtüldükten sonra baş bağlama ve hasat döneminde havalandırma çok önemlidir. Mantarın gelişme devresinde CO miktarının 2 yükselmesi verimin hızla düşmesine neden olur. Ğelişen mantarın mutlaka temiz havaya ihtiyacı vardır. 8. Mantar Üretim Devreleri Kompost Hazırlama : 18-20 gün Kompost Pastörizasyonu : 7-8 gün Misel Ekimi : 1-2 gün Misel Gelişim Dönemi : 15-18 gün Örtü Toprağı ile Örtülü Dönem : 18-20 gün Hasat : 35-40 gün Odaların Boşaltılması : 1-2 gün TOPLAM : 95-110 gün 9. Modern Mantar İşletmesinin Bölümlerinin Özellikleri 9.1. Depo Özellikle girdi maliyetlerini düşürmek için buğday sapı hasat zamanında alınarak balyalar halinde depoya konmalıdır. Depo büyüklüğü işletme kapasitesine göre yapılmalıdır. 9.2. Kompost Platformu Bu platform depo yanında olmalı ve mutlaka yerleşim alanı dışında olmalıdır. Genel kural 2 2 ton sap işlenecek ise 150 m lik platform yapılmalıdır. Üretim kapasitesine göre ve zamanla üretimi artırmak istendiğinde platform genişletilmeye uygun olmalıdır. Kompost platformunun zemini toprak seviyesinden 20 cm yüksek olmalı ve zemin betonlanmalıdır. Zemine az meyil vererek kompost yığınından sızan şerbet kanal ve ızgaralar yardımıyla drene edilerek bir çukurda toplanmalıdır. Bu şerbet daha sonra tekrar sap üzerine atılmalıdır. Bu işlemle sapın ıslatılması ve fermantasyonu sırasında meydana gelebilecek besin maddesi kayıpları önlenmiş olur. Platformun yan tarafları en az 50 cm yüksekliğinde duvar örülmelidir. Duvar yüksekliğinin çatıya kadar olmamasının sebebi fermantasyon sırasında oluşacak amonyak gazının biran önce çıkması sağlanmış olacaktır. Kompost platformunda sapların aktarılmaları traktöre kepçe takılarak veya özel olarak yapılmış mantar komposttu karıştırma makinesi kullanılır (Şekil 2). Şekil 2. Kompost karıştırma işleminin yapılması. 9.3. Pastörize (Buhar ) Odası Pastörizasyonun amacı, kompost içerisinde var olan tüm zararlı organizmaları öldürmektir. Bu oda, eğer buharla steril işlemi yapılacaksa ihtiyaç vardır. Odanın yapılmasında mutlak suretle izolasyon malzemesi kullanılmalı ve uzman kişilerin görüşü alınmalıdır. Kompost pastörize odasına 16-20 gün süre için alınır. Oda büyüklüğü günlük üretim kapasiteye göre yapılmalıdır. Oda içindeki kompostta buhar verilir ve oda sıcaklığı 12 saat o içerisinde 60 C ye çıkartılmalıdır. Bu sıcaklıkta 12 saat tutulur. Daha sonra oda sıcaklığı her o o gün 1 C düşürülerek 6. gün de 54 C ye getirilir. Bunu sağlamak için buharı kontrol altında tutacak termostatlı bir sistem yapılmalıdır. 6. günden sonra buhar verme işlemi kesilir. Odada o Kompost 20-24 C ye düşünceye kadar bekletilir. Pastörize işlemi 7-8 günde tamamlanır. 9.4. Kuluçka Odası Misel ekilmiş kompost, odalara yerleştirilmeden önce odalar; %1’lik formaldehit ve % 0.5’lik DDVP ile ilaçlanır ve 24 saat oda kapalı tutulur. Sonra oda havalandırılmalıdır. Gerek kuluçka odası gerekse üretim odasının iç kısmına üstü formaldehit ve DDVP ile ilaçlanmış 3 paspas yerleştirilir.Üretim esnasında oda da sinek görülürse 100 m yetiştirme hacmi için 100 cc’lik DDVP ile ilaçlama yapılmalıdır. Üretim ranza sistemiyle yapılacaksa kuluçka odasına ihtiyaç yoktur. Fakat bu sistemin sakıncası herhangi bir hastalığın veya zararlının yapmış olduğu zarar hızla yayılma göstereceğinden ekonomik zarar oldukça büyük olacaktır. Ancak torba sistemi ile üretim yapılacaksa kuluçka odasına ihtiyaç vardır. Tüm çalışmalar insan gücüyle olacaktır. Torbada meydana gelecek hastalık veya zararlı etkileri o torbanın ortamdan uzaklaştırılmasıyla sorunu çözmek mümkündür. Kuluçka odasının gayesi naylon torbalara ekilmiş miselin gelişmesi için yapılmış bir odadır. Torbalar yaklaşık 17-20 gün bu odada kalır. Bu süre zarfında misel tüm torbayı sarar. Kuluçka odasının genelde havalandırmaya ihtiyacı yoktur. Oda nem oranı %70-90 arasında olmalıdır. Bu nem oranını duvar ve zemini sık sık sulayarak sağlanabilir. Fakat misel ekiminde kompost nemi %60-70 in üzerinde ise zaman zaman havalandırmaya ihtiyaç vardır. Kompost nem oranı %100’e çıkar ise kuluçka odasında hoşa gitmeyen bir koku meydana gelir. Bu odada da havalandırma tertibatı olmasında fayda vardır. o Oda ısısı 20-24 C civarında tutulursa misel gelişimi 15-18 günde tamamlanır. Torba içi ısısı o oda ısısından 2-3 C daha yüksek olacağından oda ısısı verilen aralıklarda tutulmalıdır. Kuluçka o odasındaki torbaların gelişmesi homojen olmaz. Çünkü üst katlardaki raflarda 2-3 C daha yüksek ısı olacağından bu katlarda misel gelişimi daha hızlı olur. 9.5. Yetiştirme (Üretim) Odaları Kuluçka odasından çıkartılan torbalar yetiştirme odalarına alınır. Torbalar üretim odasına konulduktan sonra dikkat edilmesi geren en önemli husus; nem, ısı ve havalandırmadır. Oda girişinde ilaçlı paspas bulundurulması gerekir. o Örtü toprağı örtüldükten sonra oda sıcaklığı 15-18 C arasında bulundurulmalı ve nem oranı %80-85 olmalıdır (Şekil 3). Oda havalandırmasını zaman saatine bağlanarak yapılması uygun olur. Mantar çıkışı (hasat) başlamadan önce 15-20 dk/saat temiz hava verilmesi yeterlidir. Hasat başladıktan sonra temiz hava süresi artırılmalıdır. Sulama işlemi mantar çıkışı başlayıncaya kadar 2-3 günde bir pülverize olarak yapılmalıdır. Üretim odasının 8. gününde % 1’lik formalin ve % 0.1’lik DDVP ile ilaçlanması yapılır. İlaçlanan oda 24 saat kapalı tutulup daha sonra havalandırmalar açılarak odanın havalanması sağlanır. 15. günden itibaren kompost üzerinde nohut büyüklüğünde başçıklar ve 20. günde hasat başlar. Şekil 3. Üretim odasındaki kompost 9.6. Paketleme Odası İşletme odasına yakın yapılmalıdır. Bu odada rahat çalışılabilecek masalar ve gerektiğinde mantarların yıkanabileceği bir yer yapılmalıdır. Ürün muhafazası içinde bu o odada sanayi tipi buzdolabın olması zaruridir. 0 C’de 5-7 gün muhafaza edilebilir. Seri üretime geçildiğinde satış sonunda elde kalan mantar konserve fabrikalarıyla anlaşarak değerlendirilme imkanı vardır. 10. Kompost Yapımı 10.1. Kompost Yapımında Dikkat Edilecek Hususlar Platforma getirilen sap kuru olmalı ve tartılmalı platform üzerinde sap yığın kalınlığı her yerde aynı olacak şekilde yayılmalıdır. Mantarcılığa ilk başlayanlar için buğday saplı sentetik kompostla üretime başlamaları uygundur. Mantarcılığa ilk başlayanlar için 1 ton sap ile başlanması tavsiye edilir. Sentetik kompost hazırlığı 26 gün, at gübreli kompost hazırlığı 20 gün sürmektedir. 10.2. Hazırlanan Kompostta Aranan Özellikler Yapılanan işlemler sonucunda kompost koyu kahve renkli olup saplar kolay parçalanır. Kompost yumuşak ve esnektir. Ele alındığında yapışmaz ve kirletmez. Komposttun nem oranı %65-70, pH 7-7.5 civarındadır. Kompost tatlımsı bir kokuya sahiptir. 10.3. Sentetik Kompost Hazırlama Tekniği Buğday saplı sentetik kompost hazırlanması için gerekli maddeler; Maddeler Miktar (kg) Buğday Sapı Buğday Kepeği Melas Amonyum Nitrat Üre Alçı 1000 150 40-60 25 10 60 İyi bir fermantasyonun (yanma) temelini ıslatma oluşturur. Islatma hortumun ucuna süzgeç takılarak yapılır. 1. gün: Sabah ve akşam; 2. 3. ve 4. günlerde sabah, öğlen ve akşam olmak üzere üç defa sap ve saman karışımı ıslatılır. Her ıslatmanın sonunda saplar aktarılmalı böylece sapın her tarafı homojen bir şekilde ıslatılmış olur. Fazla sulamadan kaçınılmalıdır. Ortalama nem %70 olmalıdır (Materyal el ile sıkıştırıldığında parmak arasından su şeklinde akma olmamalıdır). 10.3.1. Fermantasyon Safhaları 0. gün: 5.günde katkı maddelerinin % 50’si karıştırılıp ve su eksiğinin tamamlanıp büyük yığın haline getirildiği gün sıfırıncı gün olarak tayin edilir. Şekilde görüldüğü gibi bu safhada yoğun bir amonyak gazı çıkışı meydana gelmektedir. Yığın altından sızan su yeniden yığın üzerine boşaltılır. Şerbet denilen bu suda aktivatör maddeler çözünmüş halde bulunur. Bu nedenle şerbetin yığına geri verilmesi kompostun besin maddesi kaybı engellenmiş olur. 5. gün: 1. aktarma; Kompost havalandırılıp geri kalan % 50 katkı madde karıştırılarak eksik suyu varsa tamamlanır. Bu safhada kompostu kalıba alma işlemi yapılır (I.Kalıba alma). Kalıp: 110-130 cm eninde, yükseklik: 100-120 cm, boy: en az 180 cm olmalıdır Kalıp işi yaparken kompostun iyice çiğnenerek sıkıştırılmasına dikkat edilir. Eğer daha fazla elimizde kompost var ise kalıbı kaydırarak tekrar kalıplama işlemine devam edilir. İşlem tamamlandıktan sonra üzerine naylon örtülerek her tarafı hava almayacak şekilde kapatılır. Hazırlanan kalıp çevre ve iklim şartlarına göre 5-6 gün kalır. Kalıp içi mikroorganizma 0 faaliyetleri sonucu sıcaklık 60-70 C’ye kadar çıkar. Kalıp içinde ısınma başlayınca naylon açılarak 2-3 saat havalandırılması sağlanmalıdır. Sıcaklık artışının durduğu gün (takriben 4-5 gün) kompost aktarma yapılır. 9. gün: 2. aktarma; Dağıtılan kompost kalınlığı 25-30 cm olmalı ve aktarma yapılırken kompostun iç tarafı dışa dış tarafı içe gelecek şekilde dikkat edilmelidir. Dağıtılan materyal 612 saat havalanması için bırakılır. Kompost havalandırılarak aktarılması ve eksik suyun tamamlanması. Daha sonra tekrar kalıba alınma işlemi yapılır ve üzeri naylonla örtülür 0 (II.Kalıba alma). Kalıp içinde sıcaklık 2. günden sonra sıcaklık 60-70 C’ye kadar çıkar. Bu arada naylon ara sıra açılarak havalandırma yapılır. 5-6 gün sonra sıcaklık artışı durur. Kompost tekrar 25-30 cm kalınlığında dağıtılır. Dağıtma işleminde özellikle dış tarafın içe iç tarafın dışa gelmesinde dikkat edilmelidir. 12. gün: 3. aktarma; Yığınlar havalandırılarak alçı ilave edilir. pH kontrolü yapılır. III. Kalıpta kompost fazla sıkıştırılmamalıdır. III. Kalıbın yapıldığı ilk gün naylon örtülür diğer günler naylon örtümü yapılmaz. Bu aşama komposttun 1. safha sonudur. Dağıtılıp havalandırılan kompost kontrol edilir. Olgunlaşma işlemine hazır hale gelen bir kompostta sapların rengi siyahımsı yeşile döner. Saplar genelde uzun olmakla beraber ele alınıp zorlandığında kırılır. Bu parçalar ele yapışmaz. Komposttun nem oranı % 70-75 civarındadır. Kompost istenen özellikte değilse kalıplamaya devam edilir. 1. safhanın sonunda ya buharla pastörizasyon yada buhar sistemi yoksa yığın yapma işlemine devam edilir. 15. gün: 4. aktarma; (1.Yığın) Hiçbir madde katılmadan kompost bu aşamada yığın haline getirilerek fermantasyona devam edilir. Yığınlarda genişlik ve yükseklik 1m uzunluk ise komposttun tamamını içine alabilecek şekilde uzatılır. Yığın yapma işleminde sıkıştırma yapılmaz. Yığın bu şekilde 3 gün bırakılır. 3. gün sonunda kompost 30 cm yüksekliğinde dağıtılarak 6-12 saat havalandırılması yapılır. Yığın yapma işlemi; bu şekilde komposttun o olgunlaşma ve yanması bitinceye kadar 5-6-7-8 defa devam edilir. En son yığında sıcaklık 20 C’ ye kadar düşmüş olması gerekir. 18. gün- 25 gün arası; Pastörizasyon işlemi veya kimyasal yolla dezenfeksiyon yapılmalıdır. 26. gün; Kompostta misel ekimine başlanması 10.4. At Gübreli Mantar Komposttu Hazırlama Tekniği Kültür mantarı üretiminde kullanılan en elverişli kompost at gübresi ile yapılan komposttur. 0. gün - 3. gün (1. aktarma) - 6. gün (2. aktarma)-8. gün (3. aktarma)-10. gün (4. aktarma)- 12-19. gün pastörizasyon-20. gün (Misel ekimi) Maddeler Miktar (Kg) 1. Aktarma 3. Aktarma (3. gün) (8. gün) Buğday Sapı 1000 Buğday Kepeği 100 100 At gübresi 600 ( Altlık ile beraber ) Tavuk gübresi 300 100 Amonyum nitrat 20 4 Üre 10 6 Pamuk tohumu küspesi 20 20 Alçı 60 60 Şekil 4. Kompost kalıp planı 11. Kompostun Kimyasal Yolla Dezenfeksiyonu Buharla pastörizasyon yapılamayan küçük işletmelerde kimyasal yolla yapılır. Bunun için kompost; bakır sülfat, metil bromit, deksonal gibi ilaçlarla dezenfekte edilerek zararlı mikroorganizmalar yok edilir. Bu işlem için metil bromit, bakır sülfat veya deksonal ilaçları kullanılır. Öncelikle kompost beton zemin üzerine 25 cm yüksekliğinde yayılır: 3 1 m kompost için 50 gr metil bromit uygulanır. Metil bromit 24 saat yığın içinde kalır, bu süre sonunda naylon açılarak havalandırılır. 1 ton kompostta 500 gr bakır sülfat karıştırılır. Naylonla üzeri kapatılır ve 3 gün sonunda naylon açılır. 3 gün boyunca yığın havalandırma yapılır ve herhangi bir gaz kokusu kalmadığı iyice anlaşılınca misel ekimi yapılır. 1 ton komposta 300 gr Deksonal uygulanır. İşlemler bakır sülfatta olduğu gibi uygulanır. Not: Kullanılan kimyasal ilaçlar çok zehirli olduğundan ilaç uygulamalarında teknik elemanın bulunması sağlık açısından önemlidir. Komposttun Ekimi Misel ekiminde kullanılacak tüm alet ve ekipmanlar %1 lik formalin’li su ile ilaçlanmalıdır. 1 ton kompost da 5-8 kg misel olmalıdır. Torba sisteminde genelde 10-30 kg’lık torbalar kullanılmaktadır. Torbalar kompost konulmadan yanlardan havalandırma delikleri açılmalıdır. Klima sistemi olmayan işletmelerde soğuk dönemlerde bir torba içine 20-30 kg, sıcak dönemlerde 10-15 kg kompost konur. 10-12 kg kompost için 50-60 gr misel yeterlidir. Kış aylarında yapılan üretimde üretim yerlerimiz yeterince ısıtılamıyorsa misel miktarını bir miktar arttırmak faydalı olabilir. Ancak yaz aylarında misel miktarı yüksek tutulmamalıdır. Üretim sistemi ne olursa olsun kompost derinliği 30-35 cm, çapı 45-50 cm olmalıdır (Şekil 6). Ekim, komposttun derinliğine göre 2-3 kat şeklinde yapılabilir. İyi şartlarda ilk flaşta 1 ton komposttan yaklaşık 50-70 kg ürün temin edilebilir. 1 torba kompost 2-6 kg verim verir. 1 ton kompost dan hasat süresince ortalama 200 kg hasat yapılır. Hazır alınan torbalanmış kompostun ömrü 70 gündür. 1 ton mantar ortalama %30 kar bırakır. 13. Örtü Toprağı Mantarın elde edilebilmesi için, misel gelişimini tamamlamış kompostta örtü toprağı serilmelidir. Örtü toprağı mantar için besleyici özelliğinden ziyade kökün tutunabileceği misellerin yumaklaştığı yerdir ve suyu iyi tutar. Su tutma kapasitesi az olan örtü toprağı mantar veriminin de düşmesine neden olur. Ayrıca örtü toprağı kaymak tabakası oluşturmamalı ve kompost ile yetiştirme odası arasındaki gaz difüzyonuna imkan verecek şekilde gözenekli olması arzu edilir. Örtü toprağının pH’ı 7-7.5 sınırına getirilmelidir. pH ayarı için kireç kullanılır. Çünkü gelişen miseller tarafından salgılanan oksalik asit kireç tarafından absorbe edilerek pH istenilen seviyede kalması sağlanır. Örtü toprağı steril edilmiş ve %80-90 oranında nemlendirilmiş olmalıdır. Dezenfeksiyon buharla veya kimyasal yolla yapılmalıdır. Kimyasal dezenfeksiyonda ticari adı formalin olan (formaldehit) % 40’lık solusyon kullanılır. Bunun için 100 lt suya 2 lt konulur. Toprak 20-30 cm yüksekliğinde beton zemin üzerine yayılır (Şekil 7). İlaç iki kademede pülverize şeklinde verilir ve karıştırılır. Daha sonra ilaçlanmış toprağın üzeri naylonla örtülür ve 48 saat kapalı tutulur. Sonra 4-5 defa aktarma yapılarak toprağın havalandırılması sağlanmış olur. İlaçlamada dikkat edilmesi gereken husus; formalin ilacının o 15-16 C oda sıcaklığında uygulanması gerekir. Örtü toprağı kompost üzerine serilmeden bir tahta parçacıyla hafifçe sıkıştırılır (Şekil 8). Daha sonra örtü toprağı 3-4 cm kalınlığında komposttun üstüne düzgün bir şekilde serilir. Örtü toprağı serildiği günlerde 9. günde mantar miselleri örtü toprağını 2/3 oranında sardığı zaman, mantar misellerinin yüzeye çıkmasına yaklaşık 1 cm mesafe varken tırmıklama yapılır. Tırmıklama, toprağın kompost tabakasına kadar karıştırılmasıdır. Tırmıklama, bir tahta üzerine tırmık şeklinde çakılmış olan çivilerle yapılabileceği gibi, elle parmakları tırmık şeklinde kullanarak da yapılabilir. Amaç mantarın toplu ve yapışık olarak çıkmasını önlemektir. Tırmıklamadan sonra örtü toprağı fazla bastırılmadan düzeltilmelidir. Tırmıklama geç yapılması ilk flaşı geciktirir. Mantar taslakları şekillendikten sonra yapıldığı için verim kaybına neden olur ve hasattaki birlikteliği bozar. Erken tırmıklama ise mantarın derinde oluşmasına ve kirlenmesine neden olur. Örtü toprağı örtüldükten 15-17 gün sonra mantar hasat edilecek büyüklüğe erişir Şekil 7. Örtü toprağının steril edilmesi ve nemlendirme safhası Şekil 8. Komposttun tahta parçası ile sıkıştırılması 14. Hasat Zamanı o Hasat döneminde oda ısısı 15-17 C arasında tutulmalıdır. Bu devrede süresi 40-45 2 gündür. 1 m den 10-15 kg mantar almak mümkündür. 25-30 kg ağırlığındaki bir torbadan takriben 2-6 kg ürün alınır. Hasatta dikkat edilmesi gereken hususlardan biri mantar şapkası altında bulunan lamellerin görülmemesi gerekir. Aksi takdirde açılan lameller bünyelerinde bulunan sporları diğer mantarların üzerine veya ortama boşaltarak ortamın kararmasına neden olacaktır. Hasat bitmesinden sonra kullanılan kompost ve örtü toprağı ortamdan uzaklaştırılır. Kullanılmış olan kompost ve örtü toprağı tesisten uzakta olmak şartıyla kullanılmayan açık bir arazide yığın halinde biriktirilir. Yaklaşık 2 sene bulunduğu yerde yanmış gübre haline gelmesi beklenir. Bu artıklar daha sonra tekrar steril edilerek örtü toprağı olarak kullanılır. Boşalan oda temizlenir ve % 1’lik formaldehit ve % 0.5 DDVP ile ilaçlanır. İlaçlanan oda 24 saat kapalı tutulup daha sonra oda havalandırılmalıdır. üretim odası sık sık havalandırılmalıdır. Hasada flaş denir. Her flaş 2-3 gün sürer ve 46 flaş yapılır (Şekil 12). Bilhassa flaş devrelerinde üretim odasının saatte 4 defa havasının değiştirilmesi gerekir. Özellikle her hasattan sonra sulama daha sonra kuvvetli bir havalandırma gerekir. Örtü toprağının yüzeyinin neminin kurumamasına dikkat edilmelidir. Hasat devri; mantar şapkasının 3-5 cm çapına ulaştığında yapılmalıdır. Her flaştan sonra ki flaş azalarak devam eder. Hasat Şekil 12. Hasat zamanı 15. Kültür Mantarlarında Görülen Hastalıklar Yapılan araştırmalarda mantar üretimini kısıtlayan başlıca faktörler içerisinde hastalıklarla ilgili sorunların geldiği belirtilmektedir. İşletmelerin %90.8’i hasat döneminde , %6.0’sı kuluçka döneminde ve %3.2’si topraklı dönemde hastalıklarla karşılaştıklarını belirtmişlerdir. Torba sistemi ile yapılacak mantar yetiştiriciliğinde; torbalarda meydana gelebilecek hastalık veya zararlanmalarda hastalığı tedavi yoluna gitmek yerine o torbayı hemen oda dışına çıkartmak gerekir. Hastalıklarla mücadelede ilaçlı mücadele yoktur. Paraziter olmayan veya parazit tarafından meydana gelen birçok hastalık vardır. Mantari hastalıkların oluşmasında primer(ilk) enfeksiyon her ne sebepten olursa olsun asıl tahribatı daha sonraki aşamada (sekonder) meydana gelir. 15.1. Mantari Hastalıkların Sebepleri 1-Kompost iyi fermantasyona uğramamış, iyi olgunlaştırılamamış veya aktarmalar belirtilen takvimden önce yapılmıştır. 2-Pastorize yetersiz yapılmış veya pastorize ile ekim arasında uzun bir süre geçmiştir. 3-Ekim sırasında hastalıklı misel kullanılmıştır. 4-Kompostun pH 7-7.5’in üzerindedir. 5-Havalandırma yetersiz veya düzensizdir. 6-Kompostun ekim nemi % 65-70’in çok üzerindedir. 7-Sulama yetersiz veya çok fazladır. 8-Yetiştirme odasının tabanı toprak zemindir. 9-Yetiştirme odasının önüne içeri girişlerde ayak silecek ilaçlı madde taşıyan paspas yoktur. 10-Havalandırma deliklerinin önünde tel yoktur. 11-Soba ile ısıtma yapılıyorsa içeri tozlu ve dumanlıdır. 12-Pülverize suyun tazyiki düşük olmalı ve üstten verilmelidir. Kışın soğuk havalarda soğuk su verilmemelidir. 13-Aspiratör önündeki torbalarda kuruma gözükür. Bunun için oda içindeki havalandırma bir boru tertibatı ve hava delikleri tavana bakacak şekilde olmalıdır. 14-Hasat sonrası verilen su ile küçük mantarların üzerinde su kalmaması gerekir. 15-Hastalıkların oluşmasında; sineklerin, örümceklerin, akarların, nematodların, salyangozların veya sıçanların önemli etkisi vardır. Not: Temizlik ve odaların ilaçlanmasına dikkat edildiğinde herhangi bir ekonomik zarar meydana gelmesi olasılığı azdır. 16. Sonuç ve Öneriler Mantar üreticilerin üretim esnasında dikkat etmeleri gereken noktaları bir kez daha tekrar etmede fayda vardır. 1-Kompost hazırlama yerinin tabanı ile üretim odaları ve civarı kolay temizlenebilecek şekilde inşa edilmiş olmalıdır. 2-Kompost hazırlamada çalışanların üretim odalarına girmeleri çok sakıncalıdır. Hastalıkların çoğu bu yolla bulaşmaktadır. Ancak yıkanıp elbise ve ayakkabı değiştirerek üretim odalarına girilmelidir. 3-Kompost hazırlama sırasında katkı ve aktivatör maddeler her tarafa aynı nispette dağılmalı ve kompost çok iyi havalandırılmalıdır. 4-Pastörize ve üretim odaları ısı ve nem durumları çok iyi ayarlanmalıdır. 5-Tesisin kuruluşunda ısı ve nem yalıtımına dikkat edilmelidir. 6-Üretim odaları ve servis koridorları temiz olmalı ve yerler dezenfekte edilmelidir. 7-Üretim odalarına yerleştirilen kompost ne kadar temiz ve hastalıksız ise o kadar çok verim alınacaktır. 8-Pastörize, ön gelişme ve üretim devrelerinde, istenen en iyi ısı ve nem miktarı çok iyi ayarlanmalıdır. 9-Kompost hazırlığı safhasında kompostun fiziki ve kimyevi tahlilleri yapılmalı ve eksik maddeler için zamanında müdahale edilmelidir. 10-Sağlıklı ve taze misel kullanılmalıdır. 11. Mantar üretimini öğrenmeden tesis kurmak çok sakıncalıdır. Bu konuda yetişmiş uzman kişiler veya resmi kuruluşların bilgisinden yararlanılmalıdır.
Benzer belgeler
mantar yetiştiriciliği - Samsun İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü
şeklinde akma olmamalıdır).
10.3.1. Fermantasyon Safhaları
0. gün: 5.günde katkı maddelerinin % 50’si karıştırılıp ve su eksiğinin
tamamlanıp büyük yığın haline getirildiği gün sıfırıncı gün olarak...