alaşeh r yöres nde bağ şletmeler nn yapısal özell kler ve bazı
Transkript
alaşeh r yöres nde bağ şletmeler nn yapısal özell kler ve bazı
C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 ALAŞEHİR YÖRESİNDE BAĞ İŞLETMELERİNİN YAPISAL ÖZELLİKLERİ VE BAZI KÜLTÜREL İŞLEMLERİN UYGULAMA DURUMLARI ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA Hüseyin YENER ¹, Şenay AYDIN ², Nuray CEBECݹ ÖZET Manisa ili ve çevresi özellikle Alaşehir ilçesinde çok geniş bağ alanlarında yuvarlak çekirdeksiz üzüm(Vitis vinifera L.)çeşidi yetiştirilmektedir. Bu nedenle bu çalışma, Alaşehir yöresini temsil eden 65 adet bağ işletmelerinde yürütülmüştür. Çalışmada, elde edilen verilerin ışığında; bağ işletmelerinin genel yapısal özellikleri(büyüklüğü, bağ tesisi) ile budama, hastalık ve Zararlılarla mücadele, sulama, gübreleme, hasat ve ürünlerin değerlendirme şekli gibi kültürel işlemlerin ne ölçüde uygulandığının belirlenmesi amaçlanmıştır. Veriler, bağ işletmelerinden anketleme yöntemi ile ve yöreyi temsil eden 7 mevkiden(Alaşehir merkez, Şahyar, Yeşilyurt, Piyadeler, Tepeköy, Killik ve Delemenler)toplanmıştır. Anket çalışmasının sonuçlarına göre; yörede bağcılıkla uğraşan üreticilerin eğitim düzeyinin düşük olduğu (%4.60 eğitimsiz, %70.77 ilkokul, %10.78 ortaokul, %13.85 lise mezunu), bağ alanlarının %52.31’nin 20 da’ın altında olduğu ve bağların %100’ünün yüksek sistem bağ olarak tesis edildiği saptanmıştır. Üreticinin gübrelemede toprak analizine gereken önemi vermediği ve tamamının her yıl mutlaka kimyasal gübre kullandığı belirlenmiştir. Organik gübre kullanım oranının (%33.85) düşük olmasına karşın yaprak gübresi kullanım oranı (%84.62) yüksektir. %55’i kompoze gübreleri, %45’i ise tek besin içeren kimyasal gübreleri kullanmayı tercih etmişlerdir. Yöre üreticilerinin %15.40’ı bir vejetasyon döneminde 0-5 kez, %75.40’ı 6-10 kez,%9.20’si 11 kez ve üzeri ilaçlama yaptıkları ve %95.39’nun da hormon kullandığı belirlenmiştir. Anahtar sözcükler: Alaşehir, bağcılık, kültürel uygulamalar, üzüm üreticisi ________________________ ¹Yrd. Doç. Dr. Celal Bayar Üniversitesi Alaşehir M.Y.O Alaşehir- MANİSA [email protected] ²Prof. Dr. Celal Bayar Üniversitesi Alaşehir M.Y.O Alaşehir- MANİSA A Research on the Structural Characteristics of Vineyard Enterprises and the Status of Application of Some Cultural Processes in Alaşehir District ABSTRACT C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 Round seedless grapes (Vitis vinifera L.) are grown in large vineyard areas in the province of Manisa and its surroundings, most specifically in Alaşehir district. Thus, this study was conducted in 65 vineyard enterprises representing Alaşehir district. In the light of the data gathered in the study, it was aimed to determine the general structural characteristics (size, vineyard works) of vineyard enterprises and to what extent cultural processes such as pruning, struggle with disease and pests, irrigation, fertilization, harvest and the way of evaluating the products were applied. The data were collected from vineyard enterprises in 7 regions (the center of Alaşehir, Şahyar, Yeşilyurt, Piyadeler, Tepeköy, Killik and Delemenler) by using the questionnaire method. According to the results of the questionnaire, it has been found that the education level of the producers dealing with viniculture in the regions is low ((%4.60 uneducated, %70.77 primary school graduate, %10.78 secondary school graduate, %13.85 high school graduate), and that 52.31% of the vineyard areas are below the 20 da and 100% of the vineyards have been established as high system vineyards. It has also been determined that the producers didn’t give the required importance to soil analysis and that they surely used chemical fertilizers every year. Whereas the proportion of organic fertilizer use is low (%33.85), that of leaf fertilizer use is high (%84.62). %55 of the producers have preferred to use compound fertilizers and %45 of them chemical fertilizers containing single nutrients. %15.40 of the producers have been found to apply pesticides 0 to 5 times, %75.40 of them 6 to 10 times, and ,%9.20 of them 11 times and more in a vegetation period; and %95.39 of the producers have been found to use hormones. Keywords: Alaşehir, viniculture, cultural processes, grape producer. 1. GİRİŞ Dünyanın bağcılık için en elverişli kuşağı üzerinde yer alan ülkemiz, asmanın gen merkezlerinin kesiştiği ve ilk kez kültüre alındığı coğrafyanın merkezindeki konumundan dolayı, çok eski ve köklü bir bağcılık kültürü ile zengin bir asma gen potansiyeline sahiptir(Çelik, 1998). Ülkemiz, 3.500.000 ton civarında gerçekleşen yaş üzüm üretimi ile dünya üretiminin %6.2’sini oluşturmaktadır. Üretimimizin %40’ı kurutmalık, %35 sofralık %23’ü pekmez, sucuk, pestil gibi diğer ürünlerin üretiminde ve %2’lik kısmı da şarap ve şıra sanayinde kullanılmaktadır (Çoban ve ark. , 2001). Çekirdeksiz kuru üzüm üretiminin büyük bir kısmı Ege bölgesinden karşılanmakta olup, yıllık 250 bin ton üretim ile ihracatın büyük bir bölümünü(%80) oluşturmaktadır.Ege bölgesinde Manisa iline bağlı önemli bir bağcılık merkezi olan Alaşehir ilçesi çekirdeksiz kuru üzüm üretiminin %25’ini karşılamaktadır (Anonim 2004). Ege Bölgesi(özellikle Manisa ve çevresi) diğer bölgelerle karşılaştırıldığında, toplam alanın %27.99’nu, üretimin %45.35’ini oluşturarak birinci sırada yer almaktadır. Ayrıca bölgede mevcut bağların %90’nını Yuvarlak Çekirdeksiz üzüm çeşidine(Vitis Vinifera L. ) ait bağlar oluşturmaktadır (Yağmur ve ark, 2005). Elde edilen istatiksel verilere göre; Alaşehir’de 20.900 hektarlık alanda bağcılık yapılmakta olup, buna karşılık 283.000 ton yaş üzüm üretilmektedir (Anonim, 2007). Bağcılık, yoğun işgücü girdisi ve tüm üretim mevsimi boyunca uğraş gerektiren bir üretim şeklidir. Bunun başlıca nedeni bağların tek yıllık tarımsal ürün olmayıp uzun yıllar üretim yapılabilmesidir. Günümüzde bağcılık yapılan birçok ülkelerde geliştirilen C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 mekanizasyon teknikleri(tarım alet, makineleri ve traktörlerin optimum kullanılması gibi) ve birçok kültürel işlemler hemen uygulamaya sokulmaktadır. Ancak ülkemizde kullanılan tekniklerden yeteri kadar yararlanılamamaktadır. Genellikle bağcılık eskiye dayalı olup mevcut bağların önemli bir kısmında geleneksel yetiştiricilik yöntemleri uygulanmaktadır. Birçok üretici halen insan gücünü kullanmaktadır. Sonuçta, bu da bağ alanlarında verim azalmasına neden olmaktadır. Bağda üretimin ve kalitenin artırılması ise; yüksek verimli çubuk çeşidinin bulunması, bağ tesis şekli, toprak işleme, budama, gübreleme, sulama, hastalıklarla, zararlılarla mücadele ve hasat gibi kültürel işlemlerin optimum bir şekilde yapılmasına bağlıdır. Bütün bunlar bağcılıkta kaliteli bir üretimde artış sağlayacak ve bağcılığın gelişmesine katkıda bulunacaktır. Oysa ki Alaşehir yöresi bağlarında üreticilerin bazı kültürel işlemleri ne kadar sıklıkla ve nasıl uyguladıkları hususunda bugüne kadar yapılmış pek fazla çalışmaya rastlanılmamıştır. Bu nedenle, gerek bağ alanlarının genişliği gerekse özellikle kuru üzüm üretimi göz önüne alındığında, sunulan çalışmada; Alaşehir yöresindeki bağ işletmelerinin genel yapısal özellikleri(büyüklükleri, bağ tesisi) budama, hastalık ve zararlılarla mücadele, sulama, gübreleme(kimyasal ve ahır gübr.), hasat ve ürünün değerlendirme şekli gibi kültürel uygulamaların ne ölçüde uygulandığının belirlenmesi amaçlanmıştır. 2. MATERYAL VE YÖNTEM Araştırma, Ege bölgesinde bağcılığın yoğun olarak gerçekleştirildiği Manisa’nın Alaşehir ilçesinde, diğer üzüm çeşitlerinin daha az Yuvarlak çekirdeksiz(Vitis Vinifera L.)üzüm çeşidinin üretiminin daha fazla yapıldığı bağlarda yürütülmüştür. Çalışmada, kullanılan verilerin önemli bir kısmı; yöreyi temsil eden Alaşehir Yöresinde bağ işletmelerinden anket yöntemi ile toplanmıştır. Araştırmalar; Alaşehir Merkez, Şahyar, Yeşilyurt, Piyadeler, Tepeköy, Killik ve Delemenler mevkilerinde yapılmıştır. Anket verileri 2006-2007 üretim dönemini kapsamaktadır. 65 adet anketin uygulandığı bağ işletmeleri tesadüfi örnekleme yöntemine göre seçilmiştir(Esin,1975). Anket verileri, bağ sahipleri ile yüz yüze görüşme yapılarak oluşturulmuştur. Anketlerden toplanan orijinal nitelikli verilerin değerlendirilmesinde aritmetik ortalamalar ve yüzde hesaplara yer verilmiştir(Çoban ve ark.2001;Durgut ve Arın;2005). Yapılan anket çalışması sonucunda elde edilen bilgiler ADA anket değerlendirme analiz programı ile analiz edilmiştir( Gül, 1993 ). 3. BULGULAR VE TARTIŞMA Tüm yöreyi temsil edecek şekilde yapılan anket çalışmasının sonuçlarına göre; yörede bağcılıkla uğraşan üreticilerin %4.60’ı eğitimsiz, %70.77’nin ilkokul, %10.78’nin ortaokul ve %13.85’nin de lise mezunu olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuçlar, bölge üreticisinin büyük bir kısmının eğitim düzeyinin düşük olduğunu göstermektedir. Bu koşulda, yenilikler ve gelişen tarım teknolojilerinin bölgeye adaptasyonunda güçlükler yaşanacağı ve uzun zaman alacağı söylenebilir. Bağ işletmelerinin büyüklükleri incelendiğinde, bağ işletmelerinin %26.16’nin 0-10 da, %26.15’nin 10-20 da ve %47.69’ununda 20 da.’ın üzerinde büyüklüğe sahip olduğu saptanmıştır. Alaşehir bölgesinde yapılan bir çalışmada işletme başına bağ alanının 21.40 da olduğu belirtilmiştir(Çoban ve ark., 2001). Bu sonuç elde edilen bulgularla uyum göstermektedir. Yörede çok büyük bağ işletmelerine rastlanmaması miras yoluyla bağ C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 alanlarının her geçen gün parçalandığını göstermektedir. Bölgede bağcılık genellikle küçük aile işletmeciliği şeklinde yapılmaktadır. Trakya bölgesi bağ alanlarında yapılan benzer bir çalışmada bağ işletmelerinin %93’ünün 20 da ve altında bağ alanına sahip olduğu saptanmıştır(Durgut ve Arın, 2005). Bu sonuç ülkenin her bölgesinde aynı sorunun olduğunu göstermektedir. Alaşehir bölgesi bağlarının %100’ünün yüksek sistem bağ olarak tesis edildiği saptanmıştır. 1986 yılında yapılan çalışmada bu rakam %90’ın üzerinde tespit edilmiştir(Özerin, 1986). Aynı bölgede yapılan diğer bir çalışmada da benzer sonuç elde edilmiştir (Çoban ve ark. 2001). Yüksek sistem bağ tesisinden daha fazla ürün elde edilmesi ve bu sistemin tarımsal mekanizasyona daha elverişli olması bu gelişmede en büyük paya sahip olduğunu düşündürmektedir. Bağcılıkta budama; yüksek ve kaliteli ürün elde etmede en önemli kültürel işlemlerden birisidir. Budamada bir asmada bırakılacak bayrak ve göz sayısı önemlidir. Araştırma yöresinde, bu konudaki üretici uygulamaları şu şekilde saptanmıştır. Budamada 4-8 bayrak bırakanların oranı %76.92 , 8’ in üzerinde bayrak bırakanların oranı ise %23.08 dir. Budamada bayrak üzerinde bırakılan göz sayısı incelendiğinde, üreticilerin %4.62’si 4-8 göz, %95.38’i ise 8’in üzerinde göz bıraktıkları görülmüştür. Aynı yörede yapılan diğer bir çalışmada, 4-6 bayrak bırakanların çoğunlukta olduğu ve bayrak üzerinde bırakılan göz sayısının genelde 9-11 arasında olduğu saptanmıştır(Çoban ve ark.,2001). Budama zamanı incelendiğinde, üreticilerin %18.46’sının kasım–aralık, %35.39’u aralık-ocak, %41.54’ünün ocak- şubat ve %4.61’inde mart aylarında budama yaptığı saptanmıştır. Başka bir çalışmada da üreticilerin %43.30’unun aralık-ocak ayında budama yaptığı belirtilmektedir(Çoban ve ark.,2001). Budama zamanı konusunda bu iki çalışma paralellik göstermektedir. Tarımsal üretimde en önemli kültürel işlemlerden birisi de gübrelemedir. Gübrelemenin yetersiz yapılması verimi ve kaliteyi olumsuz etkilemektedir. Gereğinden fazla ve dengesiz uygulama ise, verimi ve kaliteyi olumsuz etkilemekle birlikte ekonomik zarara neden olmakta ve çevre kirlenmesine de yol açmaktadır. Dengeli gübreleme yapılmasının birinci şartı gübrelemenin toprakta bulunan alınabilir bitki besin maddesi miktarına göre yapılmasıdır. Çalışmada bölge bağcısının %80’nin toprak analizi yaptırmadan, %20’sinin de toprak analizi sonuçlarına göre gübreleme yaptığı tespit edilmiştir. Toprak analizi yaptıranların %54’ü her yıl, %46’sı ise 3 yılda analiz yaptırmaktadır. Çoban ve ark., (2001 ) aynı yörede toprak analizi yaptırma oranını %60.4 olarak saptamışlardır. Ege bölgesinde bu oran %25 civarında belirlenmiştir(Işın ve Özerin, 1997). Sonuçlardaki farklılıklar ele alınan yöre farklılığından kaynaklanıyor olabilir ancak, yöre üreticisinin toprak analizine gereken önemi vermediği yadsınamaz bir gerçektir. Çalışmada yörede uygulanan gübrelerin çeşitleri, miktarları ve uygulama zamanları konusunda da inceleme yapılmıştır. Üreticilerin tamamı her yıl kimyasal gübre mutlaka kullanmaktadır. %33.85’i aynı zamanda ahır gübresi de kullanmaktadır. Yeşil gübreleme oranı ise %29.23 tür. Yaprak gübresi kullanımı oranı %84.62’dir. Kimyasal gübrelerin üreticilerce kullanım oranları ve ortalama kullanım miktarları Çizelge-1’de verilmiştir. Çizelgeden de görüldüğü gibi, amonyum sülfat en fazla oranda tercih edilip kullanılan gübredir. Amonyum sülfatı amonyum nitrat gübresi izlemektedir. Üre uygulama oranı da %29 olup, TSP(triple süper fosfat) kullanım oranına yakındır. Uygulama C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 miktarları incelendiğinde ise, TSP’ nin, üre ve amonyum nitratın toprak analizine göre istenilen miktarlardan daha fazla olduğu söylenebilir. Çizelge 1. Alaşehir Yöresinde Farklı Kimyasal Gübrelerin Üreticiler Tarafından Kullanılma Oranları ve Kullanma Miktarları . GÜBRE ÇEŞİDİ KULLANIM ORANI KULLANILAN % MİKTAR (kg/da) 15:15:15 45 50 20:20:0 10 40 Amonyum sülfat 52 35 TSP(triple süper fosfat) 31 44 DAP(diamonyum fosfat) 6 34 Potasyum sülfat 28 30 Üre 29 25 Amonyum nitrat 39 28 Kavaklıdere bağ alanlarında yapılan çalışmada yöredeki bağ alanlarının %48’inde azot, %24’ünde fosfor ve %52 potasyum yetersizliği olduğu belirtilmektedir(Yener ve ark., 2002). Alaşehir bölgesindeki bağların beslenme durumunun yaprak analizleriyle incelendiği diğer bir çalışmada ise, bağ alanlarının %24’ünde hafif azot ve fosfor, %71’inde ise potasyum eksikliği olduğu belirlenmiştir.(Kovancı ve Atalay, 1977). Başka bir çalışmada, Ege bölgesi bağlarının beslenme durumu toprak ve bitki analizleriyle incelenmiş ve bağların %57’nin azot, %73’nün fosfor ve %55’inin potasyuma ihtiyaç gösterdiği saptanmıştır(Kovancı ve ark., 1984). Çalışmada yörede kullanılan gübreler ve miktarları değerlendirildiğinde, dengeli gübreleme yapmak için mutlaka toprak analizi yaptırılması gerektiği ve gübrelemenin buna göre gerçekleştirilmesinin daha yararlı sonuçlar ortaya çıkarabileceği söylenebilir. Gübrelerin uygulama zamanı ise, üreticilerin %9.27’si şubat, %41.58’i mart, %6.15’i nisan ayında azotlu gübreleri serpme olarak uygulamaktadırlar. %43.0’ü de ocak şubat aylarında kompoze gübrelerle birlikte banda uygulama yapmaktadırlar. Azotlu gübre vejetasyon periyodu boyunca genelde iki seferde uygulanmaktadır. İkinci uygulama amonyum nitrat formunda ve haziran temmuz aylarında serpme olarak gerçekleştirilmektedir. Fosforlu gübrelerin uygulama zamanı ve şekli konusunda elde edilen verilere göre; üreticilerin %15,38’i ocak ayında, %37,93’ü şubat ayında ve %46,69’u da kompoze gübrelerle ocak şubat aylarında 25-35 cm toprak derinliğine banda uygulama yaptığı belirlenmiştir. Potasyumlu gübrelemede ise üreticilerin %15,38’i ocak ayında, %40’ı şubatta ve %44,62’side kompoze gübreleme ile birlikte ocak şubat aylarında yine 25-35 cm banda uygulama yaptıkları görülmüştür. Bağlarda azotlu gübrelerin erken ilkbaharda serpme, fosforlu ve potasyumlu gübrelerin geç sonbaharda omcaların 50 cm uzağında ve 20-40 cm derinlikte açılan çiziğe uygulanması önerilmektedir(Kacar ve Katkat, 2007). Çalışma sonuçlarına göre bölge üreticilerinin büyük bir kısmının gübreleri uygun zaman ve şekilde kullandıkları söylenebilir. Yalnız kompoze, fosforlu ve potasyumlu gübrelerin kullanımında biraz geç kaldıkları düşünülmektedir. C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 Ahır gübresi kullanan üreticilerin; %50’si bağla uyanmadan önce ilkbaharda ve %50’si de hasattan sonra sonbaharda uygulama yapmaktadırlar. Uygulama şekli ise tüm toprak yüzeyine homojen olarak dağıtmak ve pullukla toprak altına getirmek şeklindedir. Uygulama miktarı ise genelde dekara bir traktör römorku hesabı şeklindedir. Bağlarda toprağın organik madde durumuna göre 2-3 yılda bir kez, 10-20 ton/ha ahır gübresinin serilerek uygulanması ve zaman geçirilmeden toprakla karıştırılması önerilmektedir(Kacar ve Katkat, 2007). Sonuçta, Alaşehir yöresinde üreticilerin organik madde uygulamalarını tekniğe uygun olarak yaptığı görülmektedir. Bağcılıkta sulama yağışın meydana gelmediği aylarda mutlaka yapılması gereken önemli bir kültürel uygulamadır. Bölge üreticisinin tamamı sulama yapmaktadır. Üreticilerin %74.0’ü yılda 0-3 kez ve %36’sı ise 4-6 kez sulama yaptıklarını belirtmişlerdir. Üreticilerin %31’i baraj suyundan, %40’ı yeraltı suyundan, %29’u ise dere ve yeraltı suyundan yararlanılarak sulama yaptıklarını ifade etmişlerdir. Başka bir çalışmada, Alaşehir’de 3-5 kez sulama yapanların oranı %71.3 olarak bildirilmiştir(Çoban ve ark., 2001). Görüldüğü gibi iki çalışma sonuçları paralellik göstermektedir. Alaşehir bölgesindeki bağlarda hastalık ve zararlılarla mücadele, üreticilerin en fazla üzerinde durduğu kültürel uygulamalardan birisidir. Bu konuda kimyasal mücadele en fazla uygulanan yöntemdir. Hastalık ve zararlılarla kimyasal mücadelenin uygun zaman ve dozda yapılmaması, hastalık ve zararlıların önlenememesi sonucunu yarattığı gibi, aynı zamanda üzümün pestisitlerle kirlenmesi sorununu da yaratmaktadır. Yöre üreticilerinin zirai ilaçlama sayıları bu konuda yol gösterici olabilir. Yöre üreticilerinin %15.40’ı bir vejetasyon döneminde 0-5 kez , % 75.40’ı 6-10 kez, %9.20’si ise 11 ve üzeri ilaçlama yaptıklarını belirtmişlerdir. Hormon kullanım oranı ise %95.39’dur. Yöredeki diğer çalışmada da üreticilerin yarısının yılda 8-10 kez ilaçlama yaptığı tespit edilmiştir(Çoban ve ark., 2001). Her iki çalışma sonuçlarına göre yörede fazla ilaçlama yapıldığı ve fazla hormon kullanıldığı söylenebilir. Çalışmada hasat işlemi ile ilgili uygulamalar da incelenmiştir. Hasat zamanının belirlenmesinde üreticilerin %7.62’i renk, %18.49’u tad, %69.26’ı renk+tad ve %4.63’de ölçme yöntemi kullandıklarını bildirmişlerdir. Üreticilerin %12.80’i 15 ağustostan önce, %45.40’ı 15-30 ağustos arası, %40.00’ı 1-15 eylül arası ve %1.80’i 15 eylülden sonra hasat işlemini gerçekleştirdiklerini belirtmişlerdir. Üreticilerin %48.33’ü kurutmada beton sergi, %38.34’ü kanaviçe, %10.00’u beton sergi ve kanaviçe, %3.33’ü ise tel sergiyi kullanmaktadır. Bu sonuçlara göre; üreticilerin genelde hasat zamanı belirlemede üzümün renk ve tadına baktıkları, hasat işlemini 15 eylüle kadar bitirdikleri kurutma işlemini beton sergi ve kanaviçede gerçekleştirdikleri söylenebilir. Ürününün değerlendirme şekline gelince, üreticilerin %51.56’sı kurutmalık, %35.94’ü kurutmalık+sofralık ve %12.50’i ise sofralık olarak yetiştiricilik yapmaktadır. Aynı yöredeki başka bir çalışmada ise üreticilerin %51.50’sinin ürününü kurutmalık olarak değerlendirdiğini saptamışlardır (Çoban ve ark., 2001). Verim miktarları ise; 0-500 kg/da kuru üzüm elde edenlerin oranı %63.93, 500-750 kg/da ürün elde edilme oranı %29.51 ve 750 kg/da dan fazla ürün elde edenlerin oranı ise %6.56’dır. Bu oranlara göre yörede elde edilen ürün miktarların orta seviyede olduğu ve yükseltilmesi gerektiği düşünülmektedir. 4. SONUÇ VE ÖNERİLER C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 Yörede bağcılıkla uğraşan üreticilerin eğitim düzeyi düşüktür. Bağcılık genellikle küçük aile işletmeciği şeklinde yapılmaktadır. Budama işlemi genellikle, alışkanlıklar ve çevreden etkilenme ile şekillenmektedir. Oysa her üreticinin kendi bağının gücü, yaşı ve toprak yapına göre budama yapması tekniğe en uygun yöntemdir. Bu konuda üreticilere yönelik bilgilendirme çalışmalarının yapılması faydalı olacaktır. Bu çalışmalarda, budama zamanı ile don olaylarından zarar görme eğilimi arasındaki ilişki üzerinde durulmalıdır. Gübrelemede; toprak analizine gereken önem verilmemektedir. Toprak analizinin önemi ve gerekliliği konusunda yayım çalışması yapılarak analiz yaptırma oranı mutlaka arttırılmalıdır. Organik gübrelerin kullanılma oranı düşüktür. Buna karşılık yaprak gübre kullanım oranı yüksektir. Organik gübreler asmanın besin ihtiyacının karşılanması yanında, toprağın fiziksel ve kimyasal özelliklerini bağcılık için daha uygun hale getirmektedirler. Yapraktan gübreleme gereksinim duyulduğunda, besin eksikliğinin topraktan yapılacak olan gübreleme ile giderilmesinin zor olduğu koşulda yararlı olmaktadır. Yörede bilinçsiz bir yaprak gübrelemesi yapılmaktadır. Bu nedenlerden dolayı organik gübre kullanımının arttırılması yaprak gübresinin kullanımından daha bilinçli hale getirilmesi gerektiği düşünülmektedir. Azotlu gübreler en fazla oranda kullanılan gübrelerdir. Potasyumlu gübrelerin gübreleme programlarında yer almaya başlaması sevindirici bir gelişmedir. Gübrelerin kullanım zamanlarında da dengesizlikler söz konusudur. Gübrelemenin toprak analizlerine göre yapılması bu sorunun ortadan kalkmasına yardımcı olacaktır. Sulama, su kaynaklarının durumuna göre gerçekleştirilmektedir. Fazla su ve eksik su ile asmada meydana gelen stres, verim ve kaliteyi olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle yörede sulamanın tekniğine uygun olarak yapılması için damla sulama sisteminin yörede yaygınlaştırılması gerekli görülmektedir. Zirai ilaç ve hormon kullanımı üründe kalıntı sorunu yaratması nedeniyle büyük önem taşımaktadır. Bu konuda üretici mutlaka bilgilendirilmelidir. Hasat işlemi genelde üzümün renk ve tat durumuna göre yapılmaktadır ve 15 Eylüle kadar hasat tamamlanmaktadır. Kurutmada beton sergi+kanaviçe ve tel sergi kullanım oranları düşüktür. Bunun artırılması kuru üzüm kalitesi açısından faydalı olacaktır. Ayrıca hasat zamanını tespitinde ürünün şeker miktarını ölçerek hasat zamanının tespit edilmesi yönteminin daha yararlı olacağı üreticilere benimsetilmelidir. Üreticilerin %35.94’ü üzümü kurutmalık+sofralık yetiştirdiğini belirtmişlerdir. Oysa her iki amaçla üzüm yetiştirme teknikleri birbirinden farklıdır. Bu nedenle üreticinin başlangıçta amacını iyi belirleyip ona göre yetiştirme yapması hem kuru üzüm hem de sofralık üzümün kalitesini arttıracaktır. Bu konuda yayım çalışması yapılması gerekli görülmektedir. Bu çalışmada, dekardan elde edilen kuru üzüm veriminin orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Yukarıda belirlenen hatalı uygulamalar konusunda yapılacak çalışmalarla verim miktarının artırılması mümkün olabilecektir. C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 5. KAYNAKLAR 1. Anonim,2004. Ege İhracatçı Birlikleri Kayıtları, İzmir, Türkiye. 2. Anonim, 2007. Alaşehir İlçesi Tarım İstatistik Verileri, Alaşehir-Manisa. 3. Çelik,S.1998. Bağcılık (Ampeloji), Cilt:1, Anadolu Matbaa, 425, Tekirdağ. 4. Çoban., H., Kara, S. ve Kısmalı,İ., 2001. Alaşehir ve Buldan İlçelerinde Mevcut Bağ İşletmelerinin Yapısının Belirlenmesi Üzerinde Bir Araştırma E.Ü.Z.F dergi 38(1):1724- İzmir. 5. Durgut, M.R. ve Arın , S., 2005. Trakya Yöresi Bağcılığın Mekanizasyon Düzeyi ve Sorunları, Tekirdağ Ziraat Fak. Dergi 2 (3) – Tekirdağ. C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 6. Esin, A., 1975. Örnekleme Metotları ve Bin Uygulama A.Ü.I.T.I.A S.170. 7. Gül, A.1993. Anket Değerlendirme ve Analiz Programı (ADA). Ç.Ü.Z.F. Tarım Ekonomisi Bölümü Version 2-21. Adana. 8. Işın, F. ve Özerin, G., 1997. Ege Bölgesi Bağcılığın Sosyo - Ekonomik Yapısı, Pazara Arz ve Yayım, Ege Bölgesinde Çekirdeksiz Kuru Üzümün Geleceği Sorunları ve Çözüm Önerileri Paneli, Ege Tarımsal Arş. Ens. S 10 -13, Menemen. 9. Özerin, G.,1986. Çekirdeksiz Kuru üzümde Uygulanması Politikalarının Ege Bölgesinde Üretim ve Üretici Açısından Sonuçlarının Değerlendirilmesi, E.Ü Fak.(Basılmamış doktora tezi), - İzmir. Ziraat 10. Kaçar B. Ve Katkat A , 2007. Gübreler ve Gübreleme tekniği Nobel Yayın No:1129-Ankara. 11. Kovancı, İ. , Atalay, İ.Z. ve Anaç , D., 1984. Ege Bölgesi Bağlarının Beslenme Durumunun Toprak ve Bitki Analizleri ile İncelenmesi. Bilgehan Basımevi – İzmir 12. Kovancı,İ. Ve Atalay İ.Z., 1977. Alaşehir Bağlarının Beslenme Durumunun Yaprak Analizleri Yöntemiyle İncelenmesi. E.Ü. Z.F dergi Cilt :14 sayı : 1 – İzmir. 13. Yağmur, B., Aydın, Ş.ve Çoban, H. 2005. Yapraktan Potasyum Nitrat(KNO3) Uygulamalarının Yuvarlak Çekirdeksiz (Vitis Vinifera L.) Üzüm Çeşidinde Verim ve Bazı kalite Özelliklerine Etkisi. Selçuk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Dergisi 19(36):106-109. 14. Yener, H., Aydın , Ş. ve Güleç, I., 2002. Alaşehir Yöresi Kavaklıdere Bağlarının Beslenme Durumu Anadolu 12(2) , 110-138 – İzmir. C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 HİDROLİK TAHRİKLİ SAYISAL DENETİMLİ CİHAZ BÖLÜM 1: SİSTEMİN YAPILANDIRILMASI Ahmet Murat PİNAR1, Abdulkadir GÜLLÜ2, A. Faruk PİNAR3 ÖZET Otomasyon ve tezgah tasarımı alanlarına ışık tutacağı düşünülen çalışmada, CNC (Computer Numerical Control) ile denetlenen hidrolik tahrikli bir prototip tanıtılmıştır. İlk olarak cihazın mekanik yapısı sonrasında hidrolik ve CNC sistemi ayrıntılı olarak sunulmuştur. Son kısımda cihaza ait kalibrasyon deneyleri gerçekleştirilerek yorumlanmıştır. Anahtar sözcükler: CNC, Sayısal denetim, Oransal valf, Hidrolik pozisyonlama HYDRAULIC DRIVEN NUMERICAL CONTROLLED DEVICE PART 1: CONSTRUCTION OF THE SYSTEM ABSTRACT In this study, a hydraulic driven prototype controlled by the CNC (Computer Numerical Control)which is considered to enlighten the areas of automation and machine tool design is introduced. The mechanic structure of the device is first presented followed by a detailed examination of the hydraulic and CNC system. In the last section, the calibration experiments of the devise are realised and evaluated. Keywords: CNC, Numerical Control, Proportional valve, Hydraulic positioning 1. GİRİŞ Küçük hacimde büyük kuvvetlerin elde edilmesi, kademesiz hız/kuvvet geçişleri ve hassas konum kontrolü gibi birçok avantajı bünyesinde barındıran hidrolik sistemler endüstrinin birçok alanında geniş kullanıma sahiptirler. Buna karşın hidrolik sistemlerin en belirgin dezavantajı; modellenmesi zor olan sıcaklık, sıkıştırılabilirlik, sızıntılar, ağırlık, sürtünme vb. lineer olmayan parametrelerin, sistemin konum ve hız kontrolünü olumsuz etkilemesidir. Bu sebeple hala birçok kontrol stratejisi bu sistemler üzerinde denenmektedir. Hidrolik sistemlerin en çok kullanıldığı, yüksek güce ihtiyaç duyulan alanlardan biri de madenciliktir. Rath ve arkadaşları, Alp madeni için kullanılacak olan servo hidrolik pozisyonlama sistemi üzerine çalışmışlardır. Yapılan deneyler sonucunda ivme geri besleme çevrimi kullanarak sistemin veriminin arttığı görülmüştür [1]. Bonchis aynı sektöre yönelik yapmış olduğu çalışmada, hidrolik sistemlerin genelinde görülen önemli sürtünme lineersizliği halinde, pozisyon problemlerini incelemiştir. Değişken yapılı yaklaşım içeren birçok sürtünme araştırması, ivme geri beslemeli denetimle gerçekleştirilmiştir. Yapılan deney sonuçlarına göre, değişken yapılı kontrolün, modellenmeyen sürtünmeye rağmen en iyi sonuçları verdiği tespit edilmiştir [2]. Cho ve Lee, tarımda kullanılan püskürtücünün otomatik operasyonuna yönelik bulanık 1 Yrd. Doç. Dr., Celal Bayar Üniversitesi Turgutlu MYO, Turgutlu-MANİSA, [email protected] Yrd. Doç. Dr., Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi, Beşevler-ANKARA, [email protected] 3 Öğr. Gör., Celal Bayar Üniversitesi Turgutlu MYO, Turgutlı-MANİSA, [email protected] 2 C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 denetleyici geliştirmişlerdir. Bulanık denetimli otomatik operasyonun gerçek bahçe şartlarında grafiksel olarak simülasyonu yapılmıştır. Simülasyon sonuçları, geliştirilen “Diferansiyel Global Konumlama Sistemi” alıcısı ve ultrasonik sensörlerin kombinasyonundan oluşan bulanık denetimli püskürtücünün, otomatik olarak kullanılabileceğini göstermiştir. Alan testi sonuçlarına göre, püskürtücü 50 cm’lik sapma ile otomatik operasyonu gerçekleştirebilmiştir. Ultrasonik sensörler pozisyon sapmalarını çok fazla telafi edememişlerdir. Fakat bilgisayar simülasyonlarına göre, denetleyicinin performansı %68 oranında iyileştirilmiştir. Hidrolik tertibatın bu sisteme cevap hızı uygun olmadığından performans da çok etkili olmamıştır [3]. Kugi ve arkadaşları, modern lineer olmayan denetim tekniklerinin hadde tezgâhındaki kalınlık denetimine uygulanmasını incelemişlerdir. Kapalı çevrimlerin performanslarının, sistemin lineer olmayan özellikleri göz önüne alınarak büyük ölçüde geliştirilebileceği ortaya çıkmıştır. Uygulamada, bu lineer olmayan denetim kavramları, daha hızlı üretim oranlarına, daha ince final çubuk kalınlıklarına imkan vermektedir. Fakat iyi oluşturulmuş, lineer olmayan denetim teorilerinin direkt uygulanması pratikte her zaman aynı sonucu vermez. Parçanın tüm özelliklerinin gözden geçirilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada, bir haddenin pozisyonlama sistemi kullanılarak, aralık denetimi yapılmasıyla lineer olmayan denetim yaklaşımının avantajları görülmektedir [4]. Becker vd. hidrolik tahrikli robot mekanizmalar için, model tabanlı pozisyon denetim sistemini sunmuşlardır. Anahtarlama denetim kuralının global asimptotik kararlılığını manipülatör ve hareketlendiricideki belirsizliklere rağmen kanıtlamışlardır. Önerilen sistemin diğer bir avantajıda denetleyici parametrelerinin ayarını önemli ölçüde basitleştiren modüler yapısıdır [5]. Günümüzün önemli rekabet stratejilerinden bir tanesi de imalatta adaptif bilgisayar denetimli hassas kalıplama teknikleridir. Karl ve arkadaşları, gerçek bir uygulamaya dayanarak bilgisayar kontrollü bir pozisyonlama mekanizması geliştirmişlerdir. Sistemde, pahalı bir servo valf kullanmadan 0,001 inch’lik hassasiyetler elde edilmiştir [6,7]. Asansör sanayide yüksek rijitliğinden dolayı hidrolik sistemleri sıklıkla kullanmaktadır. Guojin vd., hız geri beslemesinin kullanıldığı hidrolik asansörü tanıtarak, sistem için akış geri besleme denetiminin problemlerini analiz etmişlerdir. Li ve arkadaşları, bir asansör kabinine ait hız ve konum analizinin iyileştirilmesini incelemişlerdir. Bu işlem, asansör kabininin iki yanına yerleştirilmiş iki simetrik silindirin denetimi ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma, 3 adet oransal valf içeren basit bir hidrolik sistemin tasarımını içermektedir. Amaç, kabinin iki tarafında yer alan silindirlerin senkronize olmamasından doğan konum hatalarının düzeltilmesi ve hızın istenilen sınırlarda tutulmasıdır. Deney sonuçları, konum kontrolünün ± 2 mm’lik tolerans sınırlarında tutulduğunu, istenilen hız ile gerçekleştirilen hız arasındaki farkın valflerin histerisiz özelliğinden kaynaklandığını belirtmektedir [8]. Talaşlı imalata yönelik bir konum denetimi uygulamasında, Park ve Eman, tahmini telafi denetimini (TTD), parmak frezelemede 3 boyutlu prizmatik iş parçalarının düzlüğünün doğruluğunu arttırmak için kullanmışlardır. Bu stratejinin temel mantığı, işlem esnasında hata ölçümü, ihtimale dayalı modelleme ve kesme hatalarının telafisine dayanmaktadır. Önerilen TTD sistemi, lazer temelli işlem sırasındaki düzlük hata ölçümü sistemi, hidrolik pozisyonlama servo düzeneği ve bilgisayardan oluşmuştur. Talaş kaldırma esnasında TTD sisteminin uygulanmasıyla, iş parçası düzlük hatası % 80 azaltılmıştır [9]. C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 İlgili literatür incelendiğinde, CNC’lerin Hidrolik sistemlerin denetiminde çok fazla kullanılmadığı görülmektedir. Hidrolik sistemler daha çok CNC takım tezgahlarının gezer punta, taret ve ayna mekanizmaları gibi yan operasyonlarında kullanılmaktadır. Buna karşın, Metal bükme presleri metallerin plastik deformasyonu esnasında yüksek tonaj ihtiyaçlarından dolayı hidrolik silindirlerle tahriklenmektedir. CNC teknolojisinin bu tezgâhlara adaptasyonu ile daha esnek ve firesiz üretim mümkün hale gelmiştir. Altıntaş ve Lane Apkan presin denetimini açık mimarili CNC ile gerçekleştirmişlerdir [10]. Bu çalışmada ise, CNC işleme merkezi temel hareketleri olan doğrusal interpolasyonların ve daha önce hidrolik tahrikle denenmemiş dairesel interpolasyon hareketlerinin incelenebileceği bir sistem yapılandırılmıştır. 2. CNC HİDROLİK SİSTEM Bu çalışmada 4 eksen kontrolü yapabilen bir CNC kontrolü hidrolik sistem geliştirilmiştir. Geliştirilen sistem, Siemens S7-300 PLC seti bünyesindeki 4 eksen CNC denetleyici ile (FM-357) kapalı çevrim olarak kontrol edilmektedir. Geri besleme elemanı olarak 5µm’lik doğrusal pozisyon kodlayıcı (lineer enkoder) kullanılmıştır. Şekil 1’de görüldüğü gibi, denetleyiciye ait yazılımla gerçekleştirilecek harekete göre ilgili komut MDI (Manuel Data Input) modunda kullanıcı tarafından girilmektedir. CNC komuta ait veriler USB/MPI arabirim kartı vasıtası ile PLC (Programable Logic Controller) setin işlemcisine (CPU-314) gönderilir. CNC denetleyici (FM 357-2) ±10 Volt’luk çalışma gerilimi aralığında uygun elektrik sinyalini oransal valfe uygular. Valfin yönlendirdiği silindirler, ekseni uygun hızda hareket ettirerek istenilen hareketin gerçekleştirilmesini sağlar. Şekil 1. Sistemin çalışma prensibi [11] Mekanik Aksam Düzenek CNC dik işleme merkezine benzer konfigürasyonda 90º konumlandırılmış X ve Y ekseninden oluşmaktadır. Mekanik yapı, CNC temel hareketleri olan doğrusal interpolasyon (G01), dairesel interpolasyon (G02, G03) ve hızlı hareketleri (G00) yapabilecek yetenekte tasarlanmıştır (Şekil 2). C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 Şekil 2. Mekanik aksam 1. Y ekseni silindiri 2. X ekseni silindiri 3. Y ekseni doğrusal pozisyon kodlayıcısı 4. X ekseni doğrusal pozisyon kodlayıcısı 5. Y ekseni oransal valfi 6. X ekseni oransal valfi 7. Y ekseni tablası 8. X ekseni tablası 9. Ağırlıklar Her iki eksende de hareket iletimleri bilyeli araba ve ray-kızak sistemi ile sağlanmıştır ( Şekil 2). Sistemde, Star firmasına ait, 1605-804-31/600 sipariş kodlu 4 adet 20’lik ray-kızak ve 1622-894-10 sipariş kodlu 8 adet bilyalı araba kullanılmıştır. Bu hareket iletim sistemi, maksimum 100 ºC sıcaklık, 3 m/s’lik hız, ve 250 m/s2’lik ivme değerlerinde kullanılabilmektedir. Sistemin montajındaki doğruluk gerçekleşen hareketin doğruluğunu doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle sistemin montajı yapılırken 0,01 mm ve 0,001 mm’lik komparatörler kullanılmıştır. İlk olarak X ve Y eksenlerine ait rayların montajı iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Birinci aşamada 0,01mm’lik komparatörle kaba, ikinci aşamada da 0,001 mm’lik komparatörle hassas paralellik ayarı yapılmıştır. Şekil 3’de X-eksenine ait rayın hassas paralellik ayarı görülmektedir. Silindirlere ait paralellik ayarı üç aşamada gerçekleştirilmiştir. Birinci aşamada silindir maksimum strokta açılarak, iki uçtan 0,01 mm’lik komparatörle yükseklik ayarı yapılmıştır (Şekil 4). C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 Şekil 3. Ray-kızağa ait paralellik ayarı [11] Şekil 4. Silindirlere ait yükseklik ayarı [11] İkinci aşamada yatay delik tezgâhının fener miline bağlanan 0,01 mm’lik komparatörle silindirlerin kaba, üçüncü aşamada da 0,001 mm’lik komparatörle hassas paralellik ayarı yapılmıştır (Şekil 5). Şekil 5. Silindirlerin paralellik ayarı [11] 2.2. Hidrolik Sistem Şekil 6’da Sistemin hidrolik devresi görülmektedir. Oransal valflerin montajı yapılmadan önce depo ve hortumlardaki kirliliğin, hava ve gaz kabarcıklarının alınması için sistem yaklaşık olarak 8 saat boşta çalıştırılmıştır (flashing işlemi). Ardından her bir eksene ait silindire aç/kapa valfi kullanılarak 300 defa maksimum strokta ileri geri hareket yaptırılmış ve silindirlerin içinde kalan hava boşaltılmıştır. Özellikle yüksek basınçlarda hidrolik sistemdeki sızıntıların artması ve denetleyicideki pozisyon denetim kazancının (Kv) düşmesi sebebiyle, deneyler 10 bar basınçta gerçekleştirilmiştir. C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 Şekil 6. Geliştirilen sistemin hidrolik devresi [11] Çizelge 1’de hidrolik sistemde kullanılan elemanlara ait malzeme kodları ve özellikler verilmiştir. Çizelge 1. Hidrolik malzemelere ait sipariş kodları ve özellikleri No 1 2 3 Malzemenin adı Depo Sıcaklı seviye göstergesi Kapak 4 Dıştan dişli pompa 5 6 Akuplaj Elektrik motoru 7 Basma hattı filtresi 8 Küresel vana 9 Hidrolik akü 10 Gliserinli manometre 11 Kontrol bloğu 11.1 Blok gövdesi Malzeme kodu ve özelliği Rexroth-120lt Rexroth-0510725031 22,5 cm3/devir Gamak, 8Kw 1450dev/dk 3Faz Asenkron elektrik motoru Hayboc-DFBN/HC110G10A1.1 110lt/dk geçirgenlik, 10µm elek boyutu Flutec KHB-G1/4-1212-03X Hayboc SB330-4A1/112U-330A 330 bar maksimum çalışma basıncı, 4Lt balonlu akümülatör Pakkens, pano tip Ø63x160 - Adet 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 11.2 Basınç emniyet valfi 11.3 Çek valf 11.4 Basınç düşürme valfi 12 Havalı soğutucu 13 Oransal yön denetim valfi 14 Hidrolik silindir Rexroth DBDH 10 K1X/100 Boyut 10, 100 bara kadar basınç ayarı Flutec CP100-1-B-0-005 207 Bar çalışma basıncı Rexroth DR 10 K4-3X/100YM Boyut 10, 100 bara kadar basıç ayarı Emmegi 2020 24V DC, 3000dev/dk, 0,1KW Rexroth WREE6E322X/G24K31/A1V Rexroth CDH1MS2 40/28/300B1X/B1CGUTWW+GAS25 Rexroth CDH1MS2 50/28/300B1X/B1CGUTWW+GAS30 Rexroth CDH1MS2 63/36/300B1X/B1CGUTWW+GAS35 1 1 1 1 2 2 2 2 2.3. CNC Denetleyici FM 357-2 analog fonksiyon modülüne ait kontrol şeması Şekil 7’de görülmektedir. FM 357-2 maksimum 4 eksenin pozisyon fonksiyonu olarak kontrol edilmesini sağlamaktadır. FM 357-2, bunu ayarlanmış hız için her bir eksene analog çıkış atayarak ve gerçek pozisyonun periyodik olarak okunması için her bir eksene pozisyon kodlayıcı giriş atayarak gerçekleştirir. Bizim sistemimizde Şekil 7’den farklı olarak servo motor yerine oransal yön denetim valfi kullanılmıştır. Şekil 7. CNC denetleyiciye (FM 357-2) ait kontrol şeması CNC denetleyici parametrelerinin ayarı Denetleyiciye ait ölçü birimi, eksen konfigürasyonları ve kanal konfigürasyonları gibi parametreler denetleyiciye ait yazılımın “Configuration” (Konfigürasyon) sekmesi kullanılarak ayarlanmaktadır. Bu formda “Axis Configuration” (Eksen konfigürasyonu) düğmesine basılarak eksen konfigürasyon ayarları yapılmaktadır. Sistemimizde X ve Y olmak üzere 2 adet eksen bulunduğu için bunlara ait ayarlamalar yapılmıştır. Burada eksenlerin isimlendirilmesi, lineer mi döner tabla şeklinde mi olduğu ve nasıl tahrik edileceği (Servo, Step ya da Profibus tahrikle) belirlenmektedir. Düzenekteki eksenler lineer tip olup, Servo olarak tahrik edilecektir (Şekil 8). C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 Şekil 8. Eksen konfigürasyon formu CNC denetleyicide her bir eksen için kullanılacak konum geri besleme elemanına ait özellikler “Encoder Adaptation” yani pozisyon kodlayıcı adaptasyonu sekmesi seçilerek ayarlanmaktadır. Burada “Encoder design” (pozisyon kodlayıcı tasarımı) parametresi ile pozisyon kodlayıcının lineer mi yoksa dönel mi olacağı, “Encoder type” (pozisyon kodlayıcı tipi) parametresi ile artışlı mı yoksa mutlak mı olacağı ve “Scale division” (Ölçek bölüntüsü) parametresi ile de pozisyon kodlayıcıya ait 1 palsın mm olarak değeri belirlenmektedir. Şekil 9’da gerçekleştirilen sistem için yapılan ayarlamalar görülmektedir. Şekil 9. Denetleyici yazılımındaki pozisyon kodlayıcı ayarlarının yapıldığı form Konum hassasiyetini etkileyen en önemli parametre Kv Controller Data (Denetleyici verileri) formundan ayarlanmaktadır (Şekil 10). C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 Şekil 10. Denetleyici parametrelerinin ayarlandığı Controller Data formu Pozisyon Denetim kazancı (Kv) Pozisyon doğruluğunu ve sistemin kararlılığını etkileyen en önemli denetleyici parametrelerinden biridir. Kv faktörünün miktarı eksenlerin aşağıdaki önemli referans değişkenlerini etkilemektedir: • Pozisyonlama doğruluğu • Hareketin bütünlüğü • Pozisyonlama zamanı Kv aşağıdaki gibi formülüze edilebilir. Kv=V/∆s (1) Burada V, hızı (m/dk), ∆s de takip hatasını (mm) ifade etmektedir. Aşırı büyük Kv faktörü sistemde titreşim, kararsızlık ve istenmeyen gerilimlere sebep olmaktadır. İzin verilen en büyük Kv faktörü tahriğin tasarımına, dinamik cevabına, ve sistemin mekanik kalitesine bağlıdır. Sistemde Kv fakörü deneysel olarak belirlenmiş olup basınçla ters orantılı olarak değişmektedir. Yapılan pilot çalışmalarda düşük Kv değerinde pozisyon hassasiyetinin düştüğü, yüksek değerlerde ise silindirlerde titreşim meydana geldiği görülmüştür. Kullanılacak her bir silindir için farklı Kv ayarı yapılmıştır. Bu doğrultuda silindirlere ait 63mm, 50mm ve 40mm piston çapları için sırasıyla 4, 0,7 ve 0,2 Kv değerleri deneysel olarak belirlenmiştir. 3. KALİBRASYON DENEYLERİ Kullanılan ölçüm sisteminin doğruluğunu kontrol etmek amacıyla kalibrasyon deneyleri gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla, 1 µm’lik komparatör ve Johnson mastarları kullanılarak her iki eksende, 2 farklı hareket mesafesinde ve 2 farklı ilerleme oranında deneyler yapılmıştır. Hareket süreler kronometre ile ölçülmüş olup, gerçekleşen ilerleme oranı değeri pozisyon C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 kodlayıcı ölçümünün süreye bölünmesi ile belirlenmiştir. Her bir deney 8 kez tekrar edilmiştir. Y Ekseni Kalibrasyon Deneyleri Yapılan deneyler neticesinde tüm durumlarda ölçü farkı 0 ila 0,004 arasında değişmekte olup, pozisyon kodlayıcı sinyallerinde herhangi bir pals (darbe) kaybı olmadığı görülmüştür. Buna göre pozisyonlama ölçüm sisteminin istenen sınırlar içerisinde ölçme yaptığı açıkça görülmektedir. 40 mm’lik hareket mesafesinde 100mm/min ve 50 mm/min’lık ilerleme oranı test edilmiş, sırasıyla ortalama 98,367mm/min ve 49,394mm/min ilerleme değerleri ölçülmüştür. Buna göre 100 ve 50 mm/min’lık deneylerde sırasıyla ortalama 1,633 ve 0,606 mm/min’lik hatalar tespit edilmiştir. 20 mm’lik hareket mesafesi deneylerinde 100’lük ilerlemede ortalama 94,620, 50’lik ilerlemede ise, ortalama 48,960 mm/min’lık ilerleme oranı değerleri ölçülmüştür. Bu ölçmeler ışığında 100 ve 50’likte nominale göre sırasıyla 5,38mm/min ve 1,04mm/min’lik hata oluşmuştur. X Ekseni Kalibrasyon Deneyleri Y ekseninde olduğu gibi ölçü farkı 0 ila 0,004 arasında değişmekte olup, Buna göre pozisyonlama ölçüm sisteminin istenen sınırlar içerisinde ölçüm yaptığı açıkça görülmektedir. 40 mm’lik hareket mesafesinde 100 ve 50 mm/min’lik ilerleme oranlarında sırasıyla ortalama 98,110 ve 49,164’lık ilerleme değerleri ölçülmüştür. Buna göre 100 ve 50 mm/min’lık deneylerde sırasıyla 1,89 ve 0,836’lık hatalar meydana gelmiştir. 20 mm’lik hareket mesafesinde ise 100’lük ilerlemede ortalama 94,297, 50’likte ise ortalama 48,636 mm/min’lık değerler ölçülmüştür. Bu sonuca göre; 100 ve 50’lik nominal ilerleme oranlarındaki ölçmelerde sırasıyla 5,703 ve 1,364mm/min’lik hatalar tespit edilmiştir. Tüm deneyler dikkate alındığında, düşük ilerleme oranında ve artan hareket mesafesinde, ilerleme oranındaki hatanın azaldığı açıkça görülmektedir. Tespit edilen hataların deneysel çalışmaları aksatacak veya engelleyecek nitelikte olmadığı görüldüğünden, belirlenen ilerleme değerleri yerine nominal ilerleme değerleri esas alınmıştır. 4. SONUÇ VE ÖNERİLER CNC denetleyicilerin hidrolikle tahriklenen sistemler üzerindeki pozisyonlama yeteneğinin incelenmesi için, CNC dik işleme merkezine benzer konfigürasyonda birbiri ile 90° konumlandırılmış iki eksenden oluşan prototip imal edilmiştir. Sistem 4 eksenli CNC takım tezgahların kontrolünde kullanılan Siemens S7-300 PLC set bünyesindeki FM-357 analog modülle denetlenmiştir. Yapılan çalışmayla aşağıdaki sonuçlar elde edilmiştir: C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 • Hidrolik tahrikli doğrusal ve dairesel interpolasyon hareketlerine ait pozisyonlama hassasiyetleri belirlenebilecek ve bunları etkileyen modellenmesi zor parametrelerin etkileri belirlenebilecektir. • Tezgah tasarımı ve otomasyon alanlarında çalışan kişilere özellikle CNC denetleyicinin parametre ayarları hakkında önemli bilgiler aktarılabilecektir. • Çalışmanın endüstriye adaptasyonu oldukça kolaydır. Diğer kontrol algoritmaları karmaşık ve piyasaya adaptasyonu oldukça zordur. Buna karşın, Siemens S7-300 PLC seti bünyesindeki FM 357-2 denetleyici piyasada yaygın olarak kullanılan bir CNC ürünü olduğundan ulaşılması oldukça kolaydır. İstenilen hareketlerin yapılması için karmaşık yazılımlara gerek yoktur. Denetleyiciye ait yazılımın MDI ve otomatik modlarında istenilen harekete ait kod kolayca girilebilir. Sistem prototip olarak geliştirilmesine karşın, firmaya ait operatör paneli vb. ekipmanlar ilave edilerek, basit endüstriyel bir tezgaha dönüştürülebilir. • Sisteme ait kalibrasyon deneyleri sonuçları incelendiğinde ölçüm sisteminin yeterli doğrulukta olduğu görülmektedir Teşekkür Bu çalışmanın gerçekleştirilmesinde, 07/2003-20 no’lu projedeki katkılarından dolayı Gazi Üniversitesi Rektörlüğü Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi’ne teşekkür ederiz. C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 5. KAYNAKLAR 1. Rath, G., Leary, O., Marek, P., Sieben, A. and Scfferliger, G., “Servo-hydraulic positioning system for the Alpine miner”, IEEE Conference on Control Applications Proceedings, 1: 594-597 (2000). 2. Bonchis, A., Corke, P. I., Rye, D. C. and Ha, O. P., “Variable structure methods in hydraulic servo system control”, Automatica, 37: 589- 595 (2001). 3. Cho, S. I., Lee, J. H., “Autonomous speedsprayer using differential global positioning system”, Genetic Algorithm and Fuzzy Control, 76: 111-119 (2000). 4. Kugi, A., Schacher, K. and Novak, R., “ Non-linear control in rolling mills: A new perspective”, IEEE Transactions on Industry Applications, 37 (5): 1394-1402 (2001). 5. Becker, O., Pietsch, I. and Hesselbach, J., “Robust task-space control of hydraulic robots”, Proceedings of the 2003 lEEE Inlernatiaoal Conference on Robotics &Automation, Taipei Taiwan, 4360-4365 (2003). 6. Kurz, K., Craig, K. and Barrystolfi, F., “Design and development of a flexible, automated, fixturing device for manufacturing”, A.S.M.E. Dynamic Systems and Control Division, 50: 99-104 (1993). 7. Kruz, K., Craig, K. and Barrystolfi, F., “Developing a flexible automated fixturing device “, Mechanical Engineering, 166 (7): 59-63 (1994). 8. Li, K., Mannan, M. A., Minggian, X. and Xiao, Z., “Electrohydraulic proportional control of twin cylinder hydraulic elevators”, Control Engineering Practice, 9: 367-373 (2001). 9. Park, C. W., Eman, K. F. and Wu, S., “Forecasting compensatory control (FCC) of machining flatness”, International Journal of Machine Tools and Manufacture, 28 (1): 59-67 (1988). 10. Altıntaş, Y., Lane, A. J., “Design of an electrohydraulic CNC press brake”, Int. J. Mach. Tools Manufact., 37 (1): 45-59 (1997). 11. Pinar, A. M., “Hidrolik Tahrikli Sayısal Denetimli Bir Sistemde Dairesel İnterpolasyon Hareketlerinin Analizi”, Doktora Tezi, Gazi Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Ankara, (2006). C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 MANİSA BÖLGESİNDEKİ BAZI İÇME SULARININ KİMYASAL ANALİZİ Yüksel ABALI1, Şerif TARGAN1, Ümmühan SÜNER1, Cengiz SÜNER1 ÖZET Yapılan bu çalışmada; Kula ve Gökçeören çevresindeki 16 ayrı noktadan alınan içme ve kaynak sularında pH, İletkenlik, Bulanıklık, Toplam Sertlik, Alkalite, Organik Madde, Klorür, Nitrit, Nitrat, SiO2, Sülfat ve Demir tayinleri yapılmıştır. Genel olarak sonuçlar TSE 266’ya uygun bulunmakla beraber bazı noktalardaki suların standartlara uymadığı tespit edilmiştir. Anahtar sözcükler: İçme suları, Kimyasal analiz. ABSTRACT In this study, several potable water quality parameters of waters samples taken from 16 different points in Kula and Gökçeören areas analyzed. The quality parameters considered include pH, Conductivity, Turbidity, Total Hardness, Alcality, Organic Material, Clorur, Nitrit, Nitrat, SiO2, Sulphate and Ferrum contents. The results obtained are generally found to be within the limits of Turkish standards (TS 226). However, there are a few locations where the results fall out of the limits of the standards. Keys words: Potable waters,Chemical analysis. 1.GİRİŞ İçme suyu; herhangi bir kurum ya da kişi tarafından insan tüketimi, yiyecek veya içecek hazırlanması, bu hazırlık ve tüketim aşamasında kullanılan her tür malzemenin temizliğinde kullanılması amacıyla tedarik edilen su olarak tanımlanabilir. İçme suları, genel olarak içme, yemek yapma, temizlik vb. amaçlar için kullanılan sulardır. Kaynak (memba) suları ise; jeolojik şartları uygun toprak derinliklerinde toplanan, bir çıkış noktasından sürekli olarak kendiliğinden akan sulardır (1). İçme suları berrak, tortusuz, renksiz olmalı, çürük yosun, küf, hidrojen sülfür, amonyak, bataklık vb. kokular bulunmamalıdır. İyi sular duru, renksiz, değişik koku ve tat veren maddelerden arıtılmış olmalıdır. Suyun içme sıcaklığı 8°-12°C arasında olmalı ve belli miktarda serinlik veren CO2 içermelidir. Toplam sertliği mümkün olduğu kadar 3-4 FSo sertliğini geçmemelidir. Çok yumuşak suların tadının olmamasına karşın, çok sert sular (2833 FSo sertliğinde) bağırsakların çalışma düzeninin bozulmasına neden olur (2). Genel olarak suda insanlara zarar vermeyen toprak ve su bakterilerinin yaşamasına karşın, bazen mikroorganizmalar da bulunmaktadır. Böyle durumlarda içme ve kullanma suları ile tifüs, kolera gibi tehlikeli hastalıkların bulaşması ve yayılması mümkündür..Suyu 1 Celal Bayar Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü 45040 MANİSA C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 filtre eden birkaç metre derinlikteki toprak tabakaları çok sayıda olmalı veya bakteri içermemeleri su hijyeni yönünden özellikle önemlidir (3). Sert sulardan kaynatma ve ısıtma sırasında Ca+2, Mg+2, Fe+2, Fe+3 ve Mn+2 tuzları kazan çamuru halinde ayrılır ki bu, önemli ısı kaybı ve sıcak su borularının tıkanmasına neden olur. Bu ve başka birçok nedenden dolayı endüstride sular yumuşatılır (4). Sulara organik maddeler insanlar, hayvanlar ve bitkilere ait olmak üzere çeşitli kaynaklardan gelebilirler ki bunların miktarı, bu maddeleri yükseltgemek için asitli ortamda harcanan potasyum permanganat miktarı veya bu potasyum permanganatın verdiği oksijen miktarı ile hesap edilir (5). Sularda bu organik maddelerin varlığının sağlık üzerine doğrudan doğruya bir zararı olmasa da özellikle kaynağı hayvansal olanlarının geldikleri yoldan mikropların da gelebilme olabilirliği ve mikropların organik maddeleri ortamda daha çabuk çoğalmaları endişesi bunların miktarlarına önem verdirmektedir. Az miktarda olmak üzere her suda organik madde bulunur. Yalnız bunun miktarının, permanganattan aldıkları oksijen hesabı ile kaynak sularında litrede 2mg dan içilebilen sularda 3,5 mg, şüpheli sularda 3-5mg dan fazla olmaması gerekir (6). İçme ve kullanma sularının analizi ile ilgili birçok çalışma yapılmıştır: Kumluca yöresindeki kuyu sularının nitrat içeriklerinin araştırılması amacıyla yapılan bir çalışmada, Kumluca yöresinden 20 kuyudan su örneği alınmıştır. Bu su örneklerinde EC, NO3- ve NH4+ analizi yapılmıs; [NO3–N] + [NH4–N] ile % NO3–N hesaplanmıştır (7). Karadeniz’e Samsun ilinden önemli miktarda deşarjı olan Mert Irmağı’ndan, deşarj ağzına yakın noktalarda, sediman ve su kalitesinin belirlenmesi amacıyla yapılan çalışmada, su örneklerinde BOİ5, KOİ, TAM, TÇM, T (°C), pH, toplam fosfor TKN, NH3-N, NO2-N, NO3-N ve Organik-N analizleri yapılmış ve suyun kirli olduğu saptanmıştır (8). Susurluk Havzası nehirlerinin yüzey suyu kalitesi verilerinde lineer trend tespit etmek için Rho, T, Mann-Kendall ve Mevsimsel Kendall testleri sonucunda, debi ve sediment konsantrasyonunda azalan; su sıcaklığı, elektriksel iletkenlik, sodyum, potasyum, kalsiyum+magnezyum, bikarbonat ve klorid konsantrasyonlarında ise artan bir eğilim bulunmuştur. Karbonat, pH, sülfat, organik madde ve bor konsantrasyonlarında herhangi bir değişiklik tespit edilememiştir (9). Sulama sularında bor tayini ile ilgili yapılan bir çalışmada (10), Salihli yöresinin 4 ayrı noktasından alınan numunelerde bağ bitkisi için üst sınır olan 0,3 mg./L. değerinin oldukça üzerinde (0,63,8) bor içeriğine rastlandığı görülmüştür. Manisa ili içme suyu kaynaklarının kimyasal analizinde sonuçların normal olduğu (11), ve gene Manisa ili içme sularında yapılan fluor analizi sonuçlarının standartlardan düşük olduğu tespit edilmiştir (12). Yapılan bu çalışmada Manisa ili Kula ilçesi, Kula – Gökçeören Beldesi, Celal Bayar Üniversitesi Muradiye kampüsündan alınan su numunelerinde pH, İletkenlik Bulanıklık, Toplam Sertlik, Alkalite, Organik Madde, Klor, Nitrit, Nitrat, SiO2, Sülfat ve Demir tayinleri yapılmıştır. 1. MATERYAL VE METOT Çalışmada kullanılan su numuneleri Kula, Gökçeören, ve Celal Bayar Üniversitesi Muradiye Kampüsü’nden temin edilmiştir. Bu su numunelerinin TS 266’ya göre (2) fiziksel ve kimyasal analizleri yapılmıştır. C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 2.1. Fiziksel ve Kimyasal Analizler İçin Numune Alma Fiziksel ve kimyasal deneyler için numuneler polietilenden yapılmış kaplara kondu ve aynı cins kapakla hava ile teması kesilecek şekilde kapatıldı. Numune kapları ve kapakları çok iyi temizlendi, numune suyuyla en az üç kez çalkalandı ve hava boşluğu kalmayacak şekilde dolduruldu. 2.2. Numune Alma ve Analiz Sıklığı Normal şartlarda bulanıklık, renk, tat ve koku tayinleri haftada en az bir, kimyasal madde tayinleri ise altı ayda bir defa yapılmalıdır. Numunelerde müsaade edilmeyen miktarlarda fiziksel özellik, kimyasal madde ve özellikle zehirli maddelerin tespiti halinde daha sık numune alınmalı ve analizler tekrarlanmalıdır. 2. SONUÇLAR VE TARTIŞMA Elde edilen analiz sonuçları Gökçeören Beldesi için Tablo 1 ve 2’de, Kula İlçesi için Tablo 3’de ve C.B.Ü. Kampüsü için Tablo 4’de verilmiştir. Tablo 1. Gökçeören İçme Suyu Kaynaklarının Analiz Sonuçları-1 ÖRNEKLERİN ALINDIĞI NOKTALAR DENEY ADI Pınar Çeşmesi Hatulc u Şehir Cami İçme önü HEDEF DEĞERLER İkioluklu Tavsiye ed. mik. (mg/L) Max. Değer (mg/L) Çeşmesi pH (25°°C) 7,36 7,5 7,7 7,4 7,3 7,0-8,5 6,5-5, 0 İletkenlik (µ-S) 566 396 630 539 699 - 350 Bulanıklık (NTU) 0,3 0,27 0,37 0,12 0,20 5 birim 25 Toplam Sertlik(mg/L 273 ) 172 263 263 212,58 - birim 500 C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 Ca Sertliği 242,9 161,9 194,3 170,06 283,4 - - Mg Sertliği (mg/L) 30,1 10,1 68,7 92,94 - - - Org. Madde (mg/L) 3,09 0,92 0,92 0,618 1,0815 - 8 P Alkalite (mg/L) 0 0 0 0 0 0 0 M Alkalite (mg/L) 227,8 171,3 271 252 233,8 40 90 Klor (Mohr Yönt.) (mg/L) 33,4 23,8 38,2 21,5 47,7 200 600 0 0 0 0 0 0 0 2 3 10 3 3 - - 0 0,01 0,01 0,01 0 0,1 0,5 Nitrit (mg/L) 0 0 0,003 0 0 - - Nitrat (mg/L) 8,21 3,05 3,24 4,04 9,32 45 SiO2 16,82 19,334 20,95 15,83 15,83 45 14,7 17,84 39 9,41 25,48 200 400 Toplam Demir(mg/l ) 0,0224 0,194 0,0436 0 0,019 0,3 1,0 Çözünmüş Fe (mg/L) 0 0,001 0,0122 0,0062 (mg/L) FMA (ppm) NH3 (Lovibond) (mg/L) Serb.Klor (Lov.) (mg/L) (mg/L) Sülfat (mg/L) 0 0,1 Tablo 2. Gökçeören İçme Suyu Kaynaklarının Analiz Sonuçları-2 DENEY ADI ÖRNEKLERİN ALINDIĞI NOKTALAR 1. 2. Yeni Kuyu Kuyu Çeşme HEDEF DEĞERLER Tavsiye edilen miktar (mg/L) Max. Değer (mg/L) C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 pH (25°°C) 7,65 7,70 7,2 7,0-8,5 6,5-5,0 İletkenlik (µ-S) 807 654 640 - 350 Bulanıklık (NTU) 2,45 0,568 0,25 5 birim 25 birim 14 11,4 234,85 - 500 Kalsiyum Sertliği (mg/L) 18,6 9,3 293,5 - - Mg Sertliği (mg/L) - 2,1 - - - 3,09 2,78 0,62 - 8 P Alkalite (mg/L) 0 0 0 0 0 M Alkalite (mg/L) 338,72 282,27 233,8 40 90 Klorür (Mohr Yönt.) (mg/L) 100,32 45,38 47,7 200 600 FMA (mg/L) 0 0 0 0 0 NH3(Lovibond) (mg/L) 4 4 3 - - Serbest Klor(Lo.) (mg/L) 0 0 0 0,1 0,5 Nitrit (mg/L) 0,011 0,015 0,0006 - - Nitrat (mg/L) 3,73 6,738 9,79 45 SiO2 (mg/L) 19,88 22,333 15,342 45 Sülfat (mg/L) 38,54 19,45 26,838 200 400 Toplam Demir (mg/L) 0,077 0,041 0,019 0,3 1,0 Çözünmüş Demir (mg/L) 0,08 0,0034 0 Toplam Sertlik (mg/L) Organik Madde (mg/L) 0,1 Tablo 3. Kula Çevresi İçme Suyu Kaynaklarının Analiz Sonuçları ÖRNEKLERİN ALINDIĞI NOKTALAR HEDEF DEĞERL ER C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 Max. Değer (mg/L) İç.Ş.K.S. Tavsiye edilen miktar (mg/L) 7,47 7,26 7,0-8,5 6,5-5,0 731 646 1179 - 350 0,16 0,20 0,10 2,80 5 birim 25 birim 101,23 489,9 364,4 283,4 566,8 - 500 Ca Sertliği (mg/L) 44,5 340 255 239 457,5 - - Mg Sertliği (mg/L) 56,69 149,8 2 109,32 181,77 109,32 - - Organik Madde (mg/L) 14,5 5,56 3,7 3,7 2,47 - 8 P Alkalite (mg/L) 0 0 0 0 0 0 0 M Alkalite (mg/L) 92,7 356,8 254 276 401,2 40 90 Klorür (Mohr) (mg/L) 16,7 28,6 52,5 26,27 124 200 600 FMA (mg/L) 0 0 0 0 0 0 0 NH3(Lovibon d) (mg/L) 0,02 0,2 0,04 0,02 Çok Fazla - - Serbest Klor (Lov.) (mg/L) 0 0 0 0 0,01 0,1 0,5 Nitrit (mg/L) 0,001 0,002 0 0,012 0,061 - - Nitrat (mg/L) 6,19 7,27 6,96 9,95 7,68 45 SiO2 (mg/L) 14,33 17,39 17,46 16,95 17,38 45 Sülfat (mg/L) 13,35 33,67 58,01 16,57 122,98 200 400 Toplam Demir (mg/L) 0,418 0,438 0,213 0,442 0,109 0,3 1,0 Narınc a Kuyu Akpın ar Suyu Kuyu Suyu pH (25°°C) 7,46 6,6 7,36 İletkenlik (µ-S) 261 1350 Bulanıklık (NTU) 1,21 DENEY ADI Toplam Sertlik (mg/L) Kula İçme H.Mahm Şeb.suyu ut Sondaj Kuyu S. Kula Havzası C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 Çözünmüş Demir (mg/L) 0 0 0 0 0,0007 0,1 Tablo 4. Celal Bayar Üniversitesi Kampüs Alanı Sularının Analiz Sonuçları Suyu Tavsiye Max. Değer edilen (mg/L) miktar (mg/L) pH (25°°C) 7,38 7,0-8,5 6,5-5,0 İletkenlik (µ-S) 993 - 350 Bulanıklık (NTU) 0,11 5 birim 25 birim Toplam Sertlik (mg/L) 429,2 - 500 Kalsiyum Sertliği (mg/L) 283,4 - - Mg Sertliği (mg/L) 145,8 - - Organik Madde (mg/L) 3,09 - 8 P Alkalite (mg/L) 0 0 0 M Alkalite (mg/L) 254 40 90 Klor (Mohr Yönt.) (mg/L) 107 200 600 0 0 0 0,06 - - Serbest Klor (Lo.)( mg/L) 0 0,1 0,5 Nitrit (mg/L) 0 - - Deney Adı C.B.Ü. Kampüs FMA(mg/L) NH3 (Lovibond) (mg/L) C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 Nitrat (mg/L) 26,50 45 SiO2 (mg/L) 18,27 45 Sülfat(mg/L) 52,26 200 400 Toplam Demir (mg/L) 0 0,3 1,0 Çözünmüş Demir (mg/L) 0 0,1 Türkiye İçme Suyu Standartlarına TS.266 göre içme suyunda tavsiye edilen ve müsaade edilebilecek max. değerler Tablo-1, Tablo-2, Tablo-3 ‘de belirtilmiştir. Kula ve Gökçeören çevresindeki 16 ayrı noktadan alınan içme suları analizi yapılıp, sonuçları genel olarak TSE ‘ye uygun bulunmuştur. Yalnızca suda kirlilik olarak kabul edilen Nitrit (NO2−); Şehir İçme, Yeni Çeşme, Narınca, Akpınar, H.Mahmut ve Kula Havzası numunelerinde, Amonyak (NH3) ise bütün numunelerde müsaade edilen değerlerden yüksek çıkmıştır. Bu organik maddelerin TSE standartlarına içilebilecek sularda hiç bulunmaması gerekir. Bu su örnekleri Şubat ayı içerisinde yağışlı bir havada alındığından, bir miktar kirli yağmur sularından karışma olması muhtemeldir. Sudaki Amonyak (NH3) ve Nitrit (NO2−) organik maddelerin minerilizasyon olayının tam olmadığına işaret ettiğinden sağlık açısından sakıncalıdır, çoğu hallerde dışkı ile kirlenmeye işarettir. Bunların az miktardaki varlığı bile suyun şüpheli olduğuna işaret olabilir. Bu bölgedeki suların bölge halkı tarafından tüketilmemesi gerekmektedir. İletkenlik, bütün numunelerde max değerden yüksek çıkmıştır. Sudaki iletkenlik su numunelerinde bulunan iyonların (anyon ve katyonların) elektrik akımını taşıma kabiliyetini gösterdiğinden bu suların fazla iletken olduğu tespit edilmiştir. Su sertliği, bütün numunelerde max. değerin altında bulunmuştur. Ancak sadece Kula Havzası numunesine yapılan analiz sonucunda suyun sertliği 566,7 ppm CaCO3 (56,67 FSo) olarak bulunmuştur. TSE ‘ye göre bu değerin max. 500 ppm olması istenir. Sert suların vücut yapısına zarar veren bir hususiyeti yoktur. Ancak hazmı biraz güç ve içim tadı hoş olmadığından tercih edilmez. Ayrıca sert suların boru cidarlarında ve buhar kazanlarında taşlaşma meydana getirdiği bilinir. Bunun yanında çok yumuşak sular da istenmez. Bunlarında bilhassa kalp hastalarına uygun olmadığı kabul edilir. Alkalinite, su numunelerinde istenilen max. değerlerin üstünde bulunmuştur. Su içinde alkaliliği HCO3-, CO3= ve OH- anyonları meydana getirirler. Bunlar da kalsiyum ve magnezyumla birleşerek Ca sertliğini meydana getirdiklerinden dolayı bunların yüksek olması istenmez. İçme sularında bulunan katyon ve anyonların zaman içerisinde değişebileceği dikkate alınarak, su numunelerindeki kimyasal analizlerin mevsimlere göre yapılmasında fayda vardır. C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 1. KAYNAKLAR 1. Süphandağ Ş, Uyguner C, Bekbölet M, İstanbul’da tüketilen ticari ve şebeke bazlı içme sularının kimyasal ve spektroskopik profilleri, itüdergisi, Cilt:17, Sayı:2, 23-35Temmuz 2007. 2. Türk Standartları Enstitüsü, İçme Suları, 1. Baskı, TS.266/Haziran 1984, UDK :543, ANKARA ; Nisan 1986. 663.6 3. Altıniğne N., Besin Analizi, E. Ü. Eczacılık Fakültesi Teorik Ders Notları, 1. Baskı, Bornova –İzmir, 1992. 4. Keskin H., Besin Kimyası, 4.Baskı Cilt-1, İ.Ü.Kimya Fakültesi yayınları, İstanbul – 1981. 5. Petkim A.Ş., Genel Kimya –1, Deney İş Talimatları, Kalite Kontrol ve Teknik Servis, Aliağa – İzmir, 1996. 6. Gölhan M., Aksoğan S., Suların Arıtılması, Cilt –1, Pimaş Plastik İnşaat Malzemeleri A. Ş. Yayınları, 1993. 7. Telefoncu A., Besin Kimyası, E.Ü. Fen Fakültesi Yayınları, No;149, İzmir 1993 8. Kaplan M., Sönmez S., Tokmak S., Antalya–Kumluca Yöresi Kuyu Sularının Nitrat Içerikleri, Tr. J. of Agriculture and Forestry, 23, 309–313, 1999. 9. Bakan G., Şenel B., Samsun Mert Irmağı-Karadeniz Deşarjında Yüzey Sediman (Dip Çamur) ve Su Kalitesi Araştırması, Turk J Engin Environ Sci 24,, 135-141, 2000. 10. Kalaycı S., Kahya E., Susurluk Havzası Nehirlerinde Su Kalitesi Trendlerinin Belirlenmesi, Tr. J. of Engineering and Environmental Science, 22, 503-514, 1998. 11. Sezer, H., Çelik, A., Abalı, Y. ve Kayar, N., Salihli Yöresi Sulama Sularında Bor Tayini, 15. Ulusal Kimya Kongresi, Boğaziçi Ün., Fen Edebiyat Fak, 4-7 Eylül 2001, Aks40, İstanbul. 12. Abalı, Y. ve Süner Ü., Manisa İli İçme Suyu Kaynaklarının Kimyasal Analizi, 1. Spil Fen Bilimleri Kongresi, Bildiri Kitapçığı, s. 135-140, CBÜ Fen Edebiyat Fakültesi, 0405 Eylül 1994, Manisa. 13. Kayar, N. ve Çelik, A. Manisa ili İçme Sularında Fluorür Düzeylerinin İyon Elektrot ile Saptanması, Ekoloji Çevre Dergisi, Cilt 10, Sayı 40, 2001. Seçici C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 YARI-SAYDAM GÜNEŞ PİLİ/TERMAL TOPLAYICI (PV/T) HİBRİD SİSTEMİN İZMİR KOŞULLARINDA ANALİZİ Dilşad Engin1, Metin Çolak2 ÖZET Bu çalışmada, güneş modülü ve termal toplayıcının bir arada kullanıldığı hibrid PV/T sistemin elektriksel ve ısıl verimi incelenmiştir. Bu amaçla düzlemsel toplayıcıya ulaşan güneş ışınımını artırmak için yarı saydam PV modül ve ısıl çıkışı artırmak için titanium dioksit kaplamalı düzlemsel toplayıcı beraber kullanılarak bir prototip kurulmuştur. Doğal dolaşımlı olarak çalıştırılan termal toplayıcının çıkış suyu sıcaklığındaki değişim incelenmiştir. Bu iyileştirmeler yapılarak sistemin toplam verimi artırılmıştır. Anahtar sözcükler: Güneş pili, termal toplayıcı, hibrid sistem ABSTRACT In this study, the hybrid PV/T system’s electrical and thermal efficiencies are examined. A prototype is constructed using a thermal collector placed beneath the photovoltaic panel. As the aim of this study is to increase the total efficiency of the hybrid PV/T system, a transparent solar cell is used in order to increase the radiant solar energy reaching the absorber plate of the collector. The absorber plate is coated with titanium dioxide in order to increase the thermal yield. The change in the output water temperature of the thermal collector is observed under natural circulation conditions. With these improvements, the efficiency of the overall system is increased. Keywords: Solar cell, solar collector, hybrid system 1. GİRİŞ Günümüzde güneş enerjisinden ısı enerjisi elde eden sistemler yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu sistemler sıcak su ihtiyacını karşılamak kadar iç mekân ısıtmasında da kullanılmaktadır. Güneş enerjisinden fotovoltaik dönüşüm ilkesinden yararlanılarak güneş pilleri aracılığıyla elektrik enerjisi de elde edilmektedir. Her iki enerji dönüşümü ile fosil yakıtların kullanımı, dolayısıyla bunların yakılmasından kaynaklanan CO2 emisyonu azalacaktır. Doğal gaz veya fuel oil kullanarak su ısıtmanın verimi %60, elektrik enerjisi ile %90 civarındadır, ancak fosil yakıtlardan elektrik enerjisi üretimi ise %30 - %40 verimlidir (NREL3 – EL Mayıs 1996). Bu nedenle su ısıtma ve elektrik enerjisi üretiminde fosil yakıtların kullanımının azaltılmasının gerek hava kirliliğini, gerekse iklim değişikliklerine yol açan özellikle CO2 emisyonunu azaltacağı açıktır. Isı ve elektrik enerjisine dönüştürülen her birim güneş enerjisi fosil yakıtların kullanımını azaltacaktır. Bu nedenle elektrik enerjisi üretiminde kullanılan güneş pilleri ve ısı enerjisi üretiminde kullanılan güneş kolektörlerinden en fazla faydanın elde edilmesi gerekmektedir. 1 [email protected], Öğr.Gör.Dr., Ege Üniversitesi, Ege Meslek Yüksekokulu, Endüstriyel Otomasyon Programı 35100 Bornova, İZMİR 2 [email protected], Prof.Dr., Ege Üniversitesi, Mühendislik Fak. Elektrik-Elektronik Müh., 35100 Bornova, İZMİR 3 National Renewable Energy Laboratory C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 Güneş pilleri tarafından soğurulan güneş ışınımının çoğu elektrik enerjisine dönüştürülmez ve hücre sıcaklığını artırarak elektriksel verimi düşürür. Dolayısıyla, PV sıcaklığı doğal ya da zorlanmış akışkan dolaşımı ile soğutma yapılarak düşürülebilir. Bu amaçla son yıllarda PV modüllerin tek başına kullanılmasına bir seçenek olarak aynı anda elektrik ve ısı enerjisi üretebilen, bir PV modülün soğutma donanımı ile birlikte kullanıldığı hibrid güneş pili/termal toplayıcı (PV/T) sistemleri üzerinde çalışmalar yoğunlaşmıştır ((Bergene ve Lovvik, 1995, Huang ve arkadaşları, 2001, Sandnes ve Rekstad, 2002, Triapanognostopoulos ve arkadaşları, 2002, Zondag ve arkadaşları, 2002, Engin,D., 2006) Günümüzde üretilen ticari güneş pilleri güneş enerjisini %20’den daha düşük bir verimle elektrik enerjisine dönüştürmektedir. Elektrik enerjisine dönüştükten sonra gelen güneş enerjisinin %80’inden fazlası çevreye atılır (Huang ve arkadaşları, 2001). Enerji verimini artırmak için termal toplayıcılar fotovoltaik hücrelerle birleştirilerek düşük sıcaklıkta ısı ve elektrik enerjisi elde etmek üzere hibrid enerji üreteçleri olarak kullanılmaktadır. Güneş ışınımı, toplayıcı yutucu yüzeyi ile ısıl temasta bulunan fotovoltaik hücreler ile kısmen elektrik enerjisine dönüştürülür ve fotovoltaik hücrelerde oluşan fazla ısı termal sistemin girişi olarak görev yapar. Çalışma sırasında bir ısı taşıyıcı akışkan bu ısıyı yutucu yüzey ve hücrelerden uzaklaştırır. Fotovoltaik dönüşüm verimi sıcaklığın doğrusal olarak azalan bir fonksiyonu olduğundan, ısı taşıyıcı akışkan tarafından soğutulan güneş pillerinin güç çıkışı artar. Dolayısıyla, güneş enerjisi gibi yenilenebilir bir “temiz enerji” kaynağından elektrik enerjisi elde edilirken aynı zamanda ısı enerjisi eldesi de sağlanmış olur. Hibrid PV/T sistemlerinin toplam enerji çıkışı (elektriksel artı ısıl), güneş enerjisi girişi, ortam sıcaklığı, rüzgâr hızı, sistem bileşenlerinin çalışma sıcaklığı ve soğutma moduna bağlıdır. Elektriksel verimin artırılması öncelikli hedef olsa da hibrid sistemden alınacak verimin artırılması için termal birimin de verimliliğinin yüksek olması sağlanmalıdır. 2. PV/T HIBRİD SİSTEM Bu deneysel çalışmada yarı-saydam a-Si güneş pilinin TiO2 kaplamalı yutucu yüzey ile birlikte kullanılmasıyla %10 oranında yutucu yüzeye güneş ışınımını geçirmesi sağlanmış ve diğer çalışmalardan farklı olarak PV/T sistemin ısıl kısmının enerji girişi artırılmıştır. Soğurma düzeyi %95’ten yüksek ve yayma düzeyi %5’ten düşük olan selektif TiNOX® titanium yutucu yüzey ile daha yüksek ısıl verim sağlanmıştır. Özel sistem tasarımları yerine ticari olarak kullanılan PV modül ve termal toplayıcının kullanılması da PV/T sistemlerin yaygınlaşması çalışmasında öncülük eden araştırmacılara destek olacak ve maliyetin özel tasarımlara oranla daha düşük olmasından dolayı da bu sistemlerin fabrika üretimlerini cazip hale getirecektir. Birleşik güneş pili ve termal toplayıcı kullanımı binaların çatısında daha az yer kaplayarak hem alan tasarrufu sağlayacak, hem de elektik enerjisinin yanı sıra sıcak su ihtiyacını da karşılayacaktır. PV/T hibrid sistemi oluşturan ana bileşenler güneş pili, termal toplayıcı, zorlanmış dolaşımı sağlamak için pompa, sıcaklık ve elektriksel parametreleri ölçmek için sensörler ve sistemin performansının belirlenmesinde kullanılan deneysel verileri saklamak için bir veri toplama birimidir (datalogger). 2.1. Güneş Modülleri C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 Güneş pilleri gelen güneş ışınımını doğru akım elektrik enerjisine dönüştüren yarıiletken aygıtlardır. Güneş hücreleri olarak adlandırılan bu en küçük birimler gerilim, akım veya hem gerilim hem de akımı artırmak için seri, paralel veya seri/paralel bağlanarak güneş modülleri adını alırlar. Güneş pilleri çeşitli teknolojiler ve malzemelerle üretilmektedirler. Silisyum en çok kullanılan yarıiletkendir. Monokristal, polikristal ve amorf-Si şeklinde üretilmektedirler. Bunların dışında ince film teknolojisiyle yapılan üretimlerde en çok a-Si kullanılmakta iken iki yarıiletken elementin bir birleşimi olan galyum arsenid (GaAs) yüksek performanslı güneş pillerinin üretiminde kullanılmaktadır. Güneş pilleri tek jonksiyonlu üretildiklerinde yutucu malzemenin enerji bandından daha düşük enerji fotonları kullanılmamaktadır. Güneş pili yutucu yüzeyine gelen güneş ışınımının daha fazlasının yararlı enerjiye dönüştürülebilmesi için iki veya daha fazla farklı enerji bandına sahip hücreler üst üste katmanlardan oluşacak şekilde üretilmektedirler. Bunlara çok jonksiyonlu tandem hücreler denmektedir. Tek kristal çok jonksiyonlu hücrelerin verimi %30’ları aşmakta iken ince-film çok jonksiyonlu hücreler %15 civarında bir verime sahiptirler (Lodhi, 1995). Yüksek veriminden dolayı GaAs tercih edilen bir hücre bileşenidir. Tipik bir üçlü jonksiyonda farklı enerji bantlarına sahip üç adet a-Si katman bulunmaktadır. Bu katmanların hepsi hidrojenle katkılandırılmış a-Si (a-Si:H) olabileceği gibi amorf silisyum ile germanyum (a-SiGe:H) bileşiminden de oluşmaktadır. Amorf silisyumda eğilim tek jonksiyon yerine çok jonksiyonlu üretime doğru kaymıştır. Günümüzde temiz enerji üretimine verilen önem kadar bina estetiğine de önem verilmektedir. Güneş modüllerinin bina çatılarında elektrik enerjisi üretiminin yanı sıra hem estetik görünmesi hem de işlevsel olması için yarı saydam güneş pilleri üretilmektedir. Bu modüller çatı malzemesi olarak kullanılabildiği gibi güneş ışınımını %10 ile %30 arasında geçirme özelliğinden dolayı bina duvarlarında da kullanılmaktadır. PV/T sistemlerde güneş pili bir düzlemsel toplayıcının üstüne yapıştırılarak birleşik güneş pili/termal toplayıcı (PV/T) hibrid sistemler oluşturulmaktadır. Bu sistemlerde termal toplayıcı güneş pilinin ısısını taşıyıcı akışkana aktarabilmekte ve güneş ışınımı üzerine düşmemektedir. Güneş ışınımının bir kısmının termal toplayıcı üzerine düşmesi amacıyla yarı saydam güneş pillerinin kullanılması önerilmektedir. RWE Schott Solar firmasının ürettiği yarı saydam ince-film amorf silisyum tandem hücrelerden oluşan güneş modülü Şekil 2-1’de görülmektedir. %10 geçirgenliğe sahip bu yarı saydam güneş modülünün elektriksel verisi Tablo 2-1’de verilmiştir. Şekil 2-1. RWE Schott Solar firmasının yarı saydam ince-film a-Si tandem güneş modülünün görünüşü. Tablo 2-1. Modülün Elektriksel Verisi C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 Nominal Güç Maksimum güç noktasındaki gerilim Maksimum güç noktasındaki akım Kısa devre akımı Açık devre gerilimi PMPP UMPP IMPP Isc Uoc 27Wp 36V 0.75A 1.02A 49V Üretici firma tarafından sağlanan yukarıdaki elektriksel veri, modülün birkaç ay güneş ışığına maruz kaldıktan sonraki kararlı durumu için standart test koşullarında (STC 1000W/m2, AM 1.5, hücre sıcaklığı 25°C) elde edilmiştir. Modül 30 adet seri bağlı hücreden oluşmaktadır. Nominal çalışma sıcaklığı NOCT = 49°C’tır. 2.2. Termal Kollektörler Yenilenebilir enerji teknolojisiyle üretilen güneş enerjili ısıtma sistemleri evlerin olduğu kadar okullar, işyerleri, kamu binaları ve havuzların da sıcak su ve mekân ısıtma gereksinimini karşılamaktadır. Termal kollektörler güneye bakan çatılara veya gölge almayan yerlere yerleştirilerek birçok binanın ucuz ve temiz sıcak su ihtiyacını karşılayabilir. Pek çok uygulama için değişik sistemler bulunmaktadır. Düşük sıcaklık uygulamaları için örtüsüz kollektörler kullanıldığı gibi, çok miktarda yüksek sıcaklıktaki suya gereksinim duyulan hastaneler, büyük siteler gibi yerlerde de parabolik toplayıcılı termal kollektörler kullanılabilir. Türkiye gibi sıcak iklimli bölgelerde doğal dolaşımlı, pasif sistemler ucuz bir çözümdür. Bu sistemlerde maliyeti artıran pompa ve elektronik kontrol aygıtı gibi pahalı ek donanıma gereksinim duyulmamaktadır. Güneşli su ısıtma sistemlerinde gelen güneş ışınımı termal kollektördeki bir yutucu yüzeyi ısıtmaktadır. Yutucu yüzeyle ısıl temastaki borular içinden geçen ve ısı iletimi için kullanılan bir akışkan ya da şebeke suyu da bu ısıyı absorbe eder. Ek sıcaklığa gereksinim duyulursa, elektrikli veya fosil yakıtlarla çalışan konvansiyonel su ısıtıcılarla ısıtma yapılır. Bu şekilde yenilenebilir enerji kaynağı olan güneş ile ısıtma yapılarak yaklaşık %80 oranında elektrik ve fosil yakıt kullanımı azaltılmaktadır (NREL, 1996). Dolayısıyla, su ısıtmada fosil yakıt kullanımının azaltılması yalnızca fosil yakıt rezervlerinin azalmasını engellemeyecek aynı zamanda da bu yakıtların kullanımından doğan hava kirliliği ve gaz emisyonundan kaynaklanan iklim değişimlerinin önüne geçilmesini de sağlayacaktır. 2.3. PV/T Hibrid Sistem Bu çalışmada, birçok PV/T hibrid sistemin aksine, güneş pilinin verimini azaltmasından ve “cam örtüdeki ek yansımalardan dolayı güneş modülünün elektriksel çıkışını etkilemesinden” (Zondag ve arkadaşları, 2002) dolayı kurulan sistemin termal kollektör kısmında cam örtü kullanılmamıştır. İnce-film a-Si PV modül iki cam arasında bulunduğundan dolayı düzlemsel plakalı kollektörün cam örtüsü yerine kullanılmıştır. Düzlemsel kollektör yutucu yüzeyi düz ve plaka ile iyi ısıl temas halinde silindirik borulardan oluşacak şekilde tasarlanmıştır. Özellikle kış aylarında ısıl verimi %16 ve yıllık ortalama enerji çıkışını %10 oranında artırdığı için yutucu yüzeye titanium dioksit (TiNOX®) kaplama yaptırılmıştır. Yeni yüzyılda üretilen güneş kollektörleri seçici yüzey kaplamalı yutucu yüzeyleri kullanmaktadır. Bunlar, güneş ışığını, siyah boyalı olanlardan daha iyi ısıya dönüştürürler. TiNOX® selektif kaplama infrared spektrumdaki infrared ışınımı azaltmasından ve yutucu yüzeyin güneş ışığından daha fazla ısı almasından dolayı yüksek verimlidir (TiNOX® veri yaprağı ve www.tinox.com). C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 Güneş modülü yüzey alanı ile aynı olacak şekilde TiO2 kaplamalı 60×100 cm2 boyutlarında, 0.20mm et kalınlığında özel olarak imal edilen bu yutucu yüzey kullanılarak kollektör üretimi yapılmış ve Ege Üniversitesi Güneş Enerjisi Enstitüsü binasının çatısına monte edilmiştir. 12mm iç çapına sahip 6 adet boru 10’ar santimetre aralıklarla özel dikiş olarak adlandırılan ultrasonik titreşim yöntemiyle yutucu yüzeye birleştirilmiştir. Bu kollektörün yutucu yüzeyinin yapım ayrıntıları Şekil 2-2’de, PV/T hibrid sistemin şematik çizimi Şekil 2-3’te görülmektedir. Şekil 2-2. Titanium dioksit kaplamalı yutucu yüzey yapım ayrıntıları. Şekil 2-3. PV/T hibrid sistemin şematik çizimi 2.4. Elektriksel Ölçümler Kollektör veriminin belirlenmesi için kollektör giriş ve çıkış suyu ile depo suyu sıcaklığının ölçümünde Pt-100 sıcaklık sensörü seçilmiştir. Kullanılan sıcaklık sensörleri Omega HH-21A dijital termometresi ile kalibre edilmiştir. -260 ile +650°C sıcaklık aralığında çalışan Pt-100 sıcaklık sensörünün sıcaklıkla direnç değişimi Wheatstone köprüsü ile ölçülmüştür. Köprünün d.c. çıkış gerilimi datalogger girişi için yeteri kadar yüksek olmadığından kazancı ayarlanabilen bir enstrümantasyon yükselteci olan MAX 4194 ile 0100°C sıcaklık aralığı için 0-5V değerine yükseltilmiş ve veri toplama ünitesine aktarılmıştır (Engin, 2006, s.77-89). Şekil 2-4’te bu sinyal uygunlaştırma devresi gösterilmektedir. C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 P2 1k +5 VCCC1 R2 100 100 1 100nF 7 R1 8 VCC 2 6 P1 RT R4 R5 500 PT100 10k 10k U1 4 3 5 MAX4194 Vout JP1 1 2 3 ÇIKIŞ Şekil 2-4. Pt-100 ile sıcaklık ölçümünde kullanılan Wheatstone köprüsü ve enstrümantasyon yükselteci devre şeması Hibrid sistemdeki güneş pili veriminde bir artış olup olmadığının belirlenebilmesi için hücre sıcaklığı National Semiconductor firmasının ürettiği bir sıcaklık sensörü olan LM35 ile ölçülmüştür (LM35 veri yaprağı, www.national.com). 10mV/°C duyarlığına sahip bu yarıiletken sıcaklık sensörünün çıkışı da veri toplama ünitesine bağlanarak kaydedilmiştir. Akım sensörü (CSA-1V) ile güneş modülünün akımı ve gerilimi Şekil 2-5’teki devre aracılığıyla ölçülerek veri toplama ünitesine aktarılmıştır (Engin, 2006, s.89-90). (a) (b) Şekil 2-5. (a) Akım ve gerilim ölçümünde kullanılan devre ve yük dirençleri, (b) devre şeması. 3. DENEYSEL YÖNTEM Yapılan çalışmada, PV modül ile yutucu yüzey arasında 2 cm’lik hava boşluğu bırakılarak sistem verimi incelenmiş, elektriksel verim hesabı alınan ölçümler için Eş.(3-1) kullanılarak yapılmıştır. C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 η0 = VMPP ⋅ I MPP G ⋅ APV (3-1) Sıcaklığın bir işlevi olarak Eş.(3-2)’deki gibi tanımlanan (Duffie ve Beckman, 1991, s.779) elektriksel verim eşitliğinde verilen güç sıcaklık katsayısı yerine amorf silisyum için üretici firma tarafından verilen -%0.2°C-1 değeri kullanılmıştır. Bu eşitlik ve ölçülen yüzey sıcaklıkları kullanılarak elektriksel verimin sıcaklıkla değişimi incelenmiştir. Burada η0 Eş.(3-1)’den elde edilen standart test koşullarındaki verimdir. η e =η 0 (1 − 0.002 [Thücre − 25°C ]) (3-2) PV/T sistemlerle ilgili yapılan diğer çalışmaların aksine, kullanılan güneş modülünün güç çıkışının sıcaklığa bağımlılığının düşük olmasından dolayı termal kollektör yutucu yüzeyine temas ettirilerek hücre sıcaklığının düşürülmesinin sistem verimine önemli bir katkı sağlamayacağı göz önünde bulundurularak PV modül ile yutucu yüzey yapıştırılmamıştır. Ayrıca, güneş modülünün yutucu yüzeyle temasında zorlanmış taşınımın etkisiyle toplayıcı yüzeyinin sıcaklığı ve dolayısıyla sistem verimi düşecektir. Bu yapıda cam örtü kullanılması zorlanmış taşınımın etkisini yutucu yüzeyden uzaklaştıracak, ancak ek yansımalardan dolayı toplayıcı yüzeyine gelen güneş ışınımı miktarını, dolayısıyla verimi azaltacaktır. Ölçülen değerlerin değerlendirilebilmesi için Güneş Enerjisi Enstitüsü Binasında ölçülmekte olan güneş ışınımı ve rüzgâr hızı değerleri alınmıştır. Yatay düzleme gelen bu güneş ışınımı verilerinin eğimi İzmir’in enlemine (β =Φ =38.46º) eşit güneye bakan PV/T sisteme uyarlanabilmesi için gerekli olan hesaplamalar saat açıları (ω) ve deklinasyon açıları (δ) belirli bir gün için cos θ = cos δ ⋅ cos ω (3-3) ve I β* = I s* cos θ (3-4) eşitlikleri kullanılarak hesaplanmıştır (Atagündüz, G., 1989, s.7-50). Termal sistemin veriminin hesaplanmasında kullanılan • η = m C (T − T ) p out in (3-5) G⋅ A eşitliğinde kollektör giriş ve çıkış suyu sıcaklığı ölçülmekte olup eğik düzleme gelen güneş ışınımı da hesaplanmıştır. Hesaplamalarda suyun değişik sıcaklıklardaki özgül ısısı kullanılmıştır. Kollektör alanı güneş modülü alanına eşit ve 0.6m2’dir. Burada bilinmeyen • m , kollektör borularından geçen suyun debisidir. Sistem doğal dolaşımlıdır ve düşük değerdeki bu debi sıcaklık farkına bağlı olarak değişmektedir. Debinin sıcaklık farklarından yararlanılarak hesaplanması amacıyla Eş.(3-6)’daki ortalama akış hızı eşitliği kullanılmıştır (Başaran, 2002,s.50). Vm = (gβQH/8µLπCp )1/2 (3-6) Burada Vm : kapalı döngüdeki ortalama akış hızı (m/s) β : ısıl genleşme katsayısı (/K) g : standart yerçekimi ivmesi (m/s2) Q : akışkana aktarılan ısı (W) H : akış yüksekliği (m) µ : dinamik viskozite (kg/ms) th PV C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 L : akış yolu uzunluğu (m) Cp : özgül ısı (kJ/kgK) Kollektör borularındaki suya aktarılan yararlı ısı • Qu = m C p (Tç − T g ) (3-7) eşitliğinden elde edilerek hız eşitliğinde yerine konulur. Ancak yararlı ısı eşitliğindeki kütlesel debi terimi • m = ρ ⋅ Vm ⋅ Aboru (3-8) bilinmeyen hız terimini içermektedir. Eşitliğin her iki tarafında bilinmeyen akış hızı değerini çözebilmek amacıyla ortalama akış hızı için bir değer tahminlenir. Bu değer eşitlikte yerine konularak bir sonraki değer hesaplanır. Ortalama akış hızı bir değere yakınsayana kadar iterasyon devam ettirilir. 4. BULGULAR PV/T hibrid sistemin ölçümlerinin alındığı 19.08.2005 – 23.08.2005 tarihleri arasındaki veriler ve parametrelerin zamana göre değişimleri incelenmiştir. Akım, maksimum güç noktası için hesaplanan 48Ω’a en yakın değerdeki taş dirençler üzerinden akmaktadır. Güneş modülünde elektrik üretimi vardır ve modülden güç çekilmektedir. Modülden güç çekilmediği durum için inceleme yapmak üzere 19.08.2005 günü yük çıkarılmış ve güneş pili modülü gerilimi açık devre gerilim değerine yükselmiş (Voc=49V@STC), akım sıfırlanmıştır. Şekil 4-1’deki grafikte güneş modülü akım ve geriliminin zamana karşı değişimi görülmektedir. 23.08.2005 günü yük takılmış ve gerilim gün içinde güneş ışınımının artmasıyla 36-37V’a kadar yükselmiştir. Yükün çıkarıldığı zaman diliminde açık devre gerilimindeki düşüş modülün hücre sıcaklığındaki artıştan kaynaklanmaktadır. Şekil 4-1. PV/T sistemde güneş modülünün yüklü ve yüksüz durumlarda akım ve geriliminin 50 750 Gerilim 45 700 Akım 650 40 600 550 450 400 25 350 20 300 250 15 200 10 Yük çıkarıldı 150 Yük takıldı 100 5 50 23.8.05 20:45 23.8.05 15:45 23.8.05 10:45 23.8.05 5:45 23.8.05 0:45 22.8.05 19:45 22.8.05 9:15 22.8.05 14:45 22.8.05 4:15 21.8.05 23:15 21.8.05 18:15 21.8.05 8:15 21.8.05 13:15 21.8.05 3:15 20.8.05 22:15 20.8.05 17:15 20.8.05 7:15 20.8.05 12:15 20.8.05 2:15 19.8.05 21:15 19.8.05 15:05 19.8.05 5:05 0 19.8.05 10:05 0 Akım (mA) 500 30 19.8.05 0:05 Gerilim (V) 35 C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 değişimi. Şekil 4-2’de kollektör giriş ve çıkış suyu ile depo suyu sıcaklıklarının zamana göre değişimleri, Şekil 4-3’te yatay düzleme gelen güneş ışınımı değerleri çizdirilmiştir. 60 Kollektör sıcaklıkları 50 40 30 20 10 Tdepo(°C) Tçıkış (°C) Tgiriş(°C) 24.8.05 0:00 23.8.05 12:00 23.8.05 0:00 22.8.05 12:00 22.8.05 0:00 21.8.05 12:00 21.8.05 0:00 20.8.05 12:00 20.8.05 0:00 0 Şekil 4-2. PV/T sistemde güneş modülünün yüklü ve yüksüz durumlarında kollektör sıcaklıkları değişimi 1000 900 Güneş Işınımı (W/m^2) 800 700 600 500 400 300 200 100 0 19.8.05 0:00 19.8.05 12:00 20.8.05 0:00 20.8.05 12:00 21.8.05 0:00 21.8.05 12:00 22.8.05 0:00 22.8.05 12:00 23.8.05 0:00 zaman Şekil 4-3. Yatay düzleme gelen güneş ışınımının zamana göre değişimi Saf termal sistemin çıkış suyu sıcaklığı değişimlerinin incelenmesi amacıyla güneş modülü kalınlığında (10mm) takılan kollektör cam örtüsü yerine, %10 geçirgenliği olan güneş modülünün 23.12.2005 saat 12:00’de takılmasıyla kollektör çıkış suyu sıcaklığında belirgin bir düşme gözlenmiştir. 23.12.2005’ten itibaren doğal dolaşımlı olarak çalıştırılan PV/T sisteme ait ölçülen kollektör suyu sıcaklıkları Şekil 4-4’te görülmektedir. (Şekil 4-4). C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 Tgiriş(°C) Tçıkış(°C) Tdepo(°C) 65 60 55 50 45 Sıcaklık 40 23.12.05'te cam örtü yerine güneş modülü takıldı. 35 30 25 20 15 10 5 0 31.12.05 0:00 30.12.05 12:00 30.12.05 0:00 29.12.05 12:00 29.12.05 0:00 28.12.05 12:00 28.12.05 0:00 27.12.05 12:00 27.12.05 0:00 26.12.05 12:00 26.12.05 0:00 25.12.05 12:00 25.12.05 0:00 24.12.05 12:00 24.12.05 0:00 23.12.05 12:00 23.12.05 0:00 -5 Şekil 4-4. Doğal dolaşımlı PV/T sisteme ait kolektör suyu sıcaklıkları Verimin Hesaplanması 26.08.2005 günü güneş modülü çıkarılarak 10mm’lik bir cam takılmış ve termal sistem ve güneş modülü ayrı çalıştırılarak incelenmiştir. 29.08.2005 gününde saat 14:00-15:00 arası yalnızca termal sistem için ölçülen değerler için akış hızı hesaplanmıştır. 16 iterasyon sonucu hızın değeri 0.0896 m/s’ye yakınsamıştır. Bu hız terimi Eş. 3-8’de yerine konulduğunda C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 • kütlesel debi m 0.01 kg/s olur. Alınan sıcaklık ölçümleri değerlendirildiğinde doğal dolaşımlı olarak çalışan termal sistemin anlık verimi %41 olarak bulunmuştur. İncelenen örnek günde tek başına çalışan güneş modülünün ölçülen gerilim, akım ve yüzey sıcaklıkları kullanılarak anlık verimi Eş.(3-1) ve (3-2)’den hesaplanır. Tarih 29.8.05 14:00 Gerilim (V) 35.68 Akım (mA) 519.71 Ty1(°C) 41.57 Ty2(°C) 42.19 Ta(°C) 33.29 G(β) 711.37 VMPP ⋅ I MPP 35.68V × 519.71mA = = 0.0435 G ⋅ APV 711.37W / m 2 × 0.6m 2 η e =η 0 (1 − 0.002 [Thücre − 25°C ]) η0 = = 0.0435(1 − 0.002 [41.88 − 25] = 0.042 Güneş modülünün termal sistemle yeniden birleştirilerek doğal dolaşımlı olarak çalıştırıldığı 25.12.2005 tarihinde sistemden alınan veriler ile meteorolojik veriler kullanılarak kütlesel debi yeniden hesaplanmış ve debi 0.000122kg/s’ye yakınsamıştır. Hesaplanan debi değeri ve sıcaklık farkları da kullanılarak PV/T hibrid sistemin anlık verimi %1.1 olarak hesaplanmıştır. 30.12.2005 saat 12:00-13:00 arası ölçülen değerler kullanılarak hesaplanan verim %9 olmuştur. Bu saatte alınan güneş modülü elektriksel verileri kullanılarak modül verimi %3.46 olarak hesaplanmıştır. PV/T sistem ısıl veriminin kış aylarında alınan ölçümler sonucu elde edilen verim değeriyle karşılaştırılabilmesi için 24.07.2004 günü incelenmiştir. Doğal dolaşımlı olarak çalışan sistemden alınan veriler ile meteorolojik veriler kullanılarak kütlesel debi yeniden hesaplanmıştır. Hesaplanan debi değeri ve sıcaklık farkları kullanılarak PV/T hibrid sistemin anlık verimi %71, günlük verimi %85.7 olarak hesaplanmıştır. Hesaplanan verim değerleri (Tg-Ta)/G ‘ye karşı çizdirilmiştir (Şekil 4-5). Isıl verim 0.8 0.7 eta_ısıl 0.6 0.5 0.4 0.3 0.2 0.1 0 0.011 0.0115 0.012 0.0125 0.013 0.0135 0.014 0.0145 (Tg-Ta)/G Şekil 4-5. Azaltılmış sıcaklığın işlevi olarak PV/T sistemin ısıl verim eğrisi 5. SONUÇ Bu çalışmada amorf silisyum güneş pilinin %10 oranındaki geçirgenliğinden termal C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 toplayıcıya güneş ışınımının belirli bir yüzdesinin aktarması amacıyla yararlanılmıştır. Sistem doğal dolaşımlı olarak çalıştırılarak verim incelenmiştir. PV/T panelin verimi termal toplayıcı ve güneş modülü verimleriyle karşılaştırılmıştır. Sıcaklık sensörleri ile ölçülen kollektör giriş, çıkış ve depo suyu sıcaklıkları ile Güneş Enerjisi Enstitüsü’nde ölçülmekte olan güneş ışınımı, rüzgâr hızı ve ortam sıcaklığı değerleri kullanılarak PV/T sistemin anlık ısıl verimi %71, günlük verimi %85.7 olarak belirlenmiştir. Hesaplanan verim değerleri (Tg-Ta)/G’ye karşı çizdirilmiştir. Doğal dolaşımlı olarak çalıştırılan termal sistemin verimi %41 olarak ölçülmüştür. Güneş modülü hücre sıcaklıkları sıcaklık sensörleri, akım ve gerilimi akım sensörü ve gerilim algılayıcı devre ile ölçülerek güneş modülünün verimi belirlenmiştir. Deneysel olarak elde edilen verim %4.35’tir. Tablo 2-1’deki standart test koşullarında verilen ve toleransı ±%10 olan maksimum güç noktası değerleri kullanıldığında 1000W/m2’deki verim %4.5’tur. Dolayısıyla, ölçülen verim bu toleranslar dahilinde üretici firmanın değerleri ile örtüşmektedir. Kullanılan yarı saydam a-Si güneş modülünün ölçülen hücre sıcaklıkları için sıcaklığın elektriksel verim üzerine etkileri incelenmiş ve verimde önemli bir düşüş gözlemlenmemiştir. Bunun nedeni kullanılan güneş modülünün güç sıcaklık katsayısının tek kristal güneş pilleri güç sıcaklık katsayısının yarısından da düşük olmasıdır. PV/T hibrid sistemi verimi ile güneş modülü ve termal sistemin verimleri karşılaştırılmıştır. Termal toplayıcının tek başına çalışması sonucu daha önce incelenen günlere göre çıkış suyu sıcaklığında 30ºC kadar artış olmuş, bu da daha önce güneş modülünün toplayıcı yutucu yüzeyini %90 oranında gölgelemesinden kaynaklanmıştır. C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 6. KAYNAKLAR 1. Atagündüz, G., 1989, Güneş Enerjisi Temelleri ve Uygulamaları, Ege Üniversitesi, İzmir, 372 s. 2. Başaran, T., 2002. Kapalı Termosifon Döngüsünde Akış ve Isı Transferinin Teorik ve Deneysel İncelenmesi, Doktora Tezi, D.E.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü, Makina Mühendisliği Bölümü, Enerji A.B.D., İzmir. 3. Bergene, T. and Lovvik, O.M., 1995. Model calculations on a flat plate solar heat collector with integrated solar cells, Solar Energy, Vol.55, No. 6, pp. 453-462. 4. Duffie, J.A. and Beckman, W.A., 1991. Solar Engineering of Thermal Processes, ISBN 0471510564. 5. Engin, Dilşad, 2006. Yapı ile Bütünleştirilebilir Güneş Pili/Termal Toplayıcı (PV/T) Hibrid Sistemin Performans Analizi ve Optimizasyonu, Doktora tezi, İzmir. 6. Huang, B.J.; Lin, T.H.; Hung, W.C.; Sun, F.S., 2001. Performance evaluation of solar photovoltaic/thermal systems, Solar Energy, Vol.70, No. 5, pp. 443-448. 7. Lodhi, M.A.K., 1995. A hybrid system of solar photovoltaic, thermal and hydrogen: a future trend, Int. J. Hydrogen Energy, Vol. 20, No. 6, pp. 471-484. 8. Sandnes, B. and Rekstad, J., 2002. A photovoltaic /thermal (PV/T) collector with a polymer absorber plate, experimental study and analytical model, Solar Energy, Vol.72, No. 1, pp. 63-73. 9. *Stutenbaeumer, U. and Mesfin, B., 1999. Equivalent model of monocrystalline, polycrystalline and amorphous silicon solar cells, Renewable Energy, Vol.18, pp. 501512. 10. Triapanognostopoulos, Y., Nousia, Th., Souliotis, M., Yianoulis, P., 2002, Hybrid photovoltaic/ thermal solar systems, Solar Energy, Vol.72, No. 3, pp. 217-234. 11. Zondag, H.A., de Vries, D.W., van Helden, W.G.J., van Zolingen, R.J.C., van Steenhowen, A.A., 2002. The thermal and electrical yield of a PV-thermal collector, Solar Energy, Vol.72, No. 2, pp.113-128. 12. http://www.nrel.gov/FEMP - Solar Water Heating.htm, U.S. Department of Energy by the National Renewable Energy Laboratory, NREL EL-May 1996. 13. LM35 veri yaprağı, http://www.national.com/ds/LM/LM35.pdf 14. RWE Schott Solar http://www.rwesolar.com web sayfası, 15. Tinox web sayfası, 2004. http://www.tinox.com 2004. http://www.rweschott.de, C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 1030 ÇELİĞİNDEN ÜRETİLEN YUVARLAK ÇUBUKLARDA OPTİMUM DEFORMASYON SICAKLIĞININ VE DEFORMASYON HIZININ SAPTANMASI Şevki Yılmaz GÜVEN1 ÖZET Metalik malzemelere, küçük taneli bir iç yapıya sahip olduklarında, uygun deformasyon sıcaklığında ve uygun deformasyon hızında, maksimum plastik şekil verilebildiği gözlenmektedir. Deneysel çalışmalar sonucunda saptanan uygun deformasyon şartlarında deforme edilirlerse; yırtılmaların, çatlamaların meydana gelmediği ve şekillenebilirliğin arttığı görülmektedir. Bu çalışmada, 1030 çeliğinde optimum deformasyon sıcaklığının ve deformasyon hızının saptanması amacı ile 700oC, 730oC ve 980oC deformasyon sıcaklıklarında ve 0.1 ile 2.0 cm/dak çekme hızı aralığında Instron çekme cihazında çekme deneyleri yapılmıştır. Deney sonuçlarının değerlendirilmesi ile, 1030 Çeliği için en uygun deformasyon şartları saptanmış ve 1030 çeliğinden üretilen yuvarlak çubuklarda küçük taneli bir iç yapı oluşturulduğu takdirde, bu çeliklerde de Süperplastik özelliğin elde edilebileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar sözcükler: Süperplastiklik, 1030 Çeliği, Deformasyon Hızı, Deformasyon Sıcaklığı. ABSTRACT Metallic materials, when they have a small grained internal structure at the proper deformation temperature and shaping at the proper strain rate, show the characteristic of having maximum deformation. When they are deformed at the proper deformation conditions which determined as the result of experimental studies, tearings and cracks have not occured and the increase of formability has been observed. In this study by determining the strain rate and optimum deformation temperature in 1030 steel at 700 0C, 730 0C and 980 0C deformation temperatures and 0,1 – 2,0 cm/min tensile speed intervals tensile tests have been done in Instron tensile instrument. By appreciating the test result for 1030 steel the most proper deformation conditions have been determined and in the round bars produced of 1030 steel in which they have a small grained internal structure , the superplastic characteristic could be obtained in these steels , too . Keywords: Superplasticity, 1030 Steel, Strain Rate, Deformation Temperature 1. 1 GİRİŞ Yrd.Doç.Dr., Süleyman Demirel Üniversitesi, Müh.-Mim.F., Makine Müh. B., Isparta, [email protected] C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 Metalik malzemelere, küçük taneli bir iç yapıya sahip olduklarında uygun deformasyon sıcaklığı ve uygun deformasyon hızı kullanıldığı zaman maksimum plastik şekil verilebildiği gözlenmektedir. Bu olay “süperplastik özellik” olarak tanımlanmaktadır. Süperplastikliği, deformasyon hızı hassasiyeti üssü (m) karakterize etmekte ve en yüksek değeri 1 olabilmektedir. m değeri 0,3 ten yüksek olan malzemelerde süperplastik özellik görülmektedir (Naib, 1970, 463-477, Dieter, 1976, 348-353). Çeliklerde en iyi süperplastik özellik ferrit-ostenit (α-γ) bölgesinde görülmektedir (Yoder, 1972, 675-681). İnce taneli (tane boyutu 3 - 5 µm) ultra yüksek karbonlu çelik (UHC steel), % 1.35 karbon, % 5.5 Alüminyum, %1 kalay ve % 1 krom içermekte ve 775 oC - 900 oC sıcaklıkları arasında, 10-2 s-1 deformasyon hızında, 0.5-0.6 arasında (m) değeri vermekte ve %900 den daha çok uzama göstermiştir (Frommeyer, 2005, 295). Çeliğin iç yapısının, deformasyona olan direncinin ve tane boyutunun deformasyon hızı hassasiyeti üzerine büyük etkisi vardır (Ivo, 2003, 25-32). Yapılan literatür araştırmalarında, bazı alaşımlarda yüksek kopma uzamaları elde edildiği görülmüştür. Süperplastik malzeme olarak tanımlanan bu alaşımlarda, belli bir sıcaklıkta ve deformasyon hızında yüksek süneklik gözlendiği ve %200, çoğunlukla da %400 ile %2000 aralığında kopma uzamalarının elde edildiği, ifade edilmektedir (Çayköylü, 2006, 289). Metalik malzemeler maksimum deformasyon alabilme özelliği gösterdikleri deformasyon şartlarında deforme edilirlerse yırtılmaların, çatlamaların meydana gelmediği ve şekillenebilirliğin arttığı görülmektedir. Böyle bir deformasyon şeklinin imalat açısından önemi büyüktür. Bugün için birçok süperplastik malzemede saptanacak en uygun deformasyon sıcaklığında ve deformasyon hızında özellikle karışık şekilli parçaların tek bir operasyon ile imal edilmeleri mümkün olmuştur. Süperplastik şekillendirmede, büyük oranlardaki deformasyonlar daha düşük gerilmeler ile sağlanabilmektedir. Metalik malzemelerin plastik deformasyon ile şekillendirilmelerinde malzeme özelliklerine ve imalat yöntemlerinin zor veya hiç uygulanamamasına bağlı olarak birçok problem ortaya çıkmaktadır. Bu problemlerin başlıcaları şöyledir. Malzemenin plastik deformasyonu için iç yapısının uygun olmayışı az veya büyük oranlarda plastik şekil verilememesi, deformasyon için yüksek sıcaklıklara ihtiyaç olması ve şekillendirilmesinde kullanılacak takım ve kalıpların özel çeliklerden imal edilme zorunluluğu, büyük şekillendirme kuvvetlerinden dolayı büyük iş kapasiteli tezgah ve makinelere ihtiyaç olması, şekillendirilmelerin daha fazla operasyonlar ile gerçekleştirilebilmesi veya birkaç imalat yöntemi kullanılarak son şeklinin verilebilmesi gibi. Saptanacak olan uygun sıcaklık ve deformasyon hızında metalik malzemeler daha düşük gerilmeler altında ve daha az enerji kullanılarak büyük oranlarda, hasarsız bir şekilde deforme edilebilmektedirler. Bu sayede daha yüksek deformasyon sıcaklıkları yerine daha düşük deformasyon sıcaklılarını kullanmak mümkün olmuştur. Tavlama için kullanılan enerjiden büyük oranlarda tasarruf sağlanmaktadır. Düşük gerilmelere ihtiyaç bulunmasından dolayı da şekillendirme takımlarında ve kalıplarda kullanım ömrü artmaktadır. Dolayısı ile de imalat maliyetleri azalmaktadır. 2. MATERYAL VE YÖNTEM Bu tür deneysel çalışmalarda; iki farklı yönteme dayanılarak çekme deneyleri gerçekleştirilmektedir. Birincisi, sabit çekme hızı deneyi, diğeri ise deformasyon esnasında çekme hızını değiştirme deneyidir. Deney numunesi malzemesi 1030 çeliğidir (%0.30 C, %0.82 Mn, %0.19 Si, %0.033 P, %0.005 S, diğerleri eser miktarda). Deney numunesi ölçüleri, instron çekme cihazına ait tav fırınının içerisine yerleştirilen çekme çenelerine uygun olarak ve cihazın kullanım kılavuzunda belirtilen ölçülere uygun olarak talaşlı şekil C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 verme ile şekillendirilmiştir. Çekme çubuğunun toplam uzunluğu (L) 49.19 mm, ölçü uzunluğu (lo) 23 mm, çapı (do) 3.8 mm dir. Bu çalışmada; her bir çekme deneyinde, sabit çekme hızı yöntemi uygulanmıştır. 1030 çeliğinden makina imalat sanayisi için yarı mamul çelikler üretilmektedir. 1030 çeliğinden üretilen yuvarlak çubuklar 850 0C ile 1100 0C sıcaklıkları arasında haddelenmek sureti ile üretilmektedir. Bu çeliklerin, yüksek sıcaklıklara tavlanması için büyük oranda elektrik enerjisi kullanılmaktadır. Bu çalışmadaki amaç, 1030 çeliğinde hasarsız bir şekilde maksimum deformasyon oranlarının uygulanabileceği deformasyon sıcaklığının ve deformasyon hızının saptanmasıdır. Metalurjik açıdan küçük taneli bir iç yapı elde edildiği zaman, yüksek sıcaklıklara tavlamaya gerek kalmayacak ve enerji tasarrufu sağlanacaktır. Böylece enerji tasarrufu sağlanmasının yanında 1030 çeliğinin makina imalat sanayinde kullanılabilirlik sahası genişlemiş olacaktır. Deneysel çalışmalarda, 1030 çeliğinde maksimum deformasyon elde etmek için çok küçük tane boyutlu bir mikroyapı oluşturulması amacıyla iki yöntem uygulanmıştır. Birinci yöntem olarak normalize tavı, ikinci yöntem olarak ısıl işlem çevrimi uygulanmıştır. Marder (1969) adlı araştırmacı, ötektoid sıcaklığın altında karbonlu çeliklerin süperplastik özelliği üzerine yaptığı çalışmalarda yeterince bu özelliği gözleyemediğini açıklamaktadır (Marder, 1969, 1337-1345). Ostenit bölgesinde (γ) ise, yüksek sıcaklıktan dolayı tane büyümesi meydana gelebileceği ve süperplastik özelliği olumsuz yönde etkileyeceği düşünülmektedir. O halde α+γ bölgesinde az karbonlu çeliklerin süperplastik özellik gösterebilecekleri görüşü ağırlık kazanmaktadır. Normalize tav sıcaklığı Fe-C denge diyagramından α-γ faz dönüşümü olacak şekilde 850 0C olarak saptanmıştır. Deney numunelerinin hazırlanacağı 50 mm çapındaki çubuklar, 25 dakika süre ile tav sıcaklığında tavlanmış sonra havada soğutulmuştur. Böylece, ısıtma ve soğutma ile iki defa α-γ dönüşümü yapılmak sureti ile küçük taneli bir iç yapı hedeflenmiştir. Elde edilen deney sonuçları, küçük taneli bir iç yapının oluştuğunu teyit etmektedir. İkinci yöntem olarak ısıl işlem çevrimi şu şekilde uygulanmıştır. Çubuklara, önce 850 0C sıcaklıkta 25 dakika tav uygulanmış, tav süresinden sonra yağın içinde su verme, daha sonra 630 0C sıcaklıkta 30 dakika süre ile temperleme tavı uygulanmıştır. Su verme ve temperlemeden sonra deney malzemesi 750 0C sıcaklıkta 25 dakika süre ile tavlanmış ve yağda soğutulmuştur. Bu ısıtma ve soğutma işlemi 4, 8 ve 14 defa tekrarlanmak sureti ile ısıl işlem çevrimi şeklinde uygulanmıştır. Bu ısıl işlemin amacı, faz değişiminden faydalanılarak ferrit yapılı ana faz içinde sementitleri inceleştirmek ve küreselleştirmek sureti ile sünek bir iç yapı elde edilmesini sağlamaktır. Çekme deneyleri Instron 1114 cihazında gerçekleştirilmiştir. Deneyler 0,1-0,2-0,3-0,51,0-2,0-5,0 (cm/dk) çekme hızlarında (V) yapılmıştır. Deformasyon sıcaklıkları olarak ötektoid sıcaklığın altında 700 0C, ferrit-ostenit bölgesinde 730 0C ve ostenit bölgesinde 980 0 C seçilmiştir. Bu sıcaklıkların hangisinin aranan sıcaklık olduğunu saptamak için, çekme deneyleri önce en küçük çekme hızında (0,1 cm/dk) sonra da en büyük çekme hızında (5,0 cm/dk), yapılmış ve logRg-logέ diyagramları çizilmiştir. Çizilen diyagramlardan, eğimi en fazla olan doğrunun 730 0C deformasyon sıcaklığında elde edildiği, dolayısı ile en uygun plastik şekil verme sıcaklığın, 730 0C olduğu saptanmıştır (Güven, 1993, 28-41). Daha sonra 730 0C deformasyon sıcaklığında, daha önce saptanan ara değerlerdeki çekme hızlarında, C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 normalize tavlı ve ısıl işlem çevrimi yapılmış deney numunelerinde çekme deneyleri gerçekleştirilmiştir. Deneylerden elde edilen verilere göre, gerçek deformasyon hızı (έ = v/l, v= çene hızı, l= çubuktaki plastik uzama ), gerçek gerilme değeri (Rg), kopma uzaması (A) ve kesit büzülmesi (Z) hesaplanmıştır. 3. BULGULAR Tablo 1’ de normalize tavlaması yapılan deney malzemesinin sabit çekme hızındaki deney sonuçları, Tablo 2’ de ise ısıl işlem çevrimi yapılan deney malzemesinin sabit çekme hızındaki deney sonuçları verilmiştir. Şekil 1’de normalize tavlaması yapılan deney malzemesinin logRg – log malzemesinin logR g -log έ eğrisi, Şekil 2’de ise ısıl işlem çevrimi yapılan deney έ eğrisi verilmiştir. Tablo 1. Normalize tavlaması yapılan deney malzemesinin sabit çekme hızındaki deney sonuçları. C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 Logaritmik Gerçek Gerilme (N/mm 2) 220 200 180 160 140 120 100 0,000 0,005 0,010 0,015 0,020 0,025 0,030 0,035 0,040 Logaritm ik Gerçek Deform asyon Hızı (s -1) Şekil 1. Normalize tavlaması yapılan deney malzemesinin logR g- log έ eğrisi. Tablo 2. Isıl işlem çevrimi yapılan deney malzemesinin sabit çekme hızındaki deney sonuçları. Rg Fmax Fkopma A Z V έ cm/dk s-1 N N N/mm2 % % 0,1 6,6·10-4 1216,4 156,9 111,6 59 82 0,2 1,37·10-3 1079 58,8 99 66,9 87 0,3 2·10-3 1520,5 206 139,5 50 87 0,5 3,4·10-3 1594 294,3 146,3 55 90 1 6,9·10-3 1520,5 147 139,5 49 90 2 1,37·10-2 1814,8 245,2 166,5 50 89 C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 Logaritmik Gerçek Gerilme (N/mm 2) 180 160 140 120 100 80 0,000 0,002 0,004 0,006 0,008 0,010 0,012 0,014 0,016 Logaritm ik Gerçek Deform asyon Hızı (s -1) Şekil 2. Isıl işlem çevrimi yapılan deney malzemesinin logR g - log έ eğrisi. 4. TARTIŞMA Metalografik incelemelerden ve elde edilen sonuçlardan, normalize tavlaması ile fazla bir tane küçülmesi elde edilemediği görülmüştür. Normalize tavlamasının defalarca tekrarlanması halinde tane boyutlarının daha da küçüleceği söylenebilir. Şurası da bir gerçektir ki, perlitin içindeki sementitin lameller şeklinde olması, plastik deformasyonu olumsuz yönde etkilemektedir. Normalize tavlaması yapılan deney malzemesinin sabit çekme hızındaki deney sonuçlarından anlaşılabileceği üzere ( Tablo 1 ve Şekil 1) ve Isıl işlem çevrimi yapılan deney malzemesinin sabit çekme hızındaki deney sonuçlarından da (Tablo 2 ve Şekil 2) sıcak deformasyonda çekme hızı yükseldikçe, çekme hızının mukavemet üzerine etkisi artmakta, kesit büzülmesi azalmakta ve kopma uzamasında fazla bir değişiklik olmadığı görülmektedir. Esas olarak, çeliklere süperplastik özelliğin kazandırılması amacıyla su verme + temperleme işlemlerinden sonra bir ısıl işlem çevrim yöntemi uygulanmaktadır. Birçok araştırmacı bu yöntem ile çeliklerde sementitlerin küreselleştirilmesi ve inceltilmesi ile süperplastik özelliğin elde edilebileceğini açıklamaktadır. Bu çalışmada ayrıca bu yöntem de kullanılmıştır. Yapılan metalografik incelemeler sonucunda, 8 defa ısıl işlem çevrim sayısında, ideal yapının elde edildiği görülmüştür. Zaten deney sonuçları da, bunu teyit etmektedir. Normalize tavlaması yapılan deney malzemesinde 730 0C deformasyon sıcaklığında, 6,6·10-4 (s-1) gerçek deformasyon hızında, m’nin maksimum değeri 0,36 ve kopma uzaması da %61 olarak ve ısıl işlem çevrimi yapılan deney malzemesinde aynı sıcaklıkta ve 1,37·10-3 (s-1) gerçek deformasyon hızında da m’nin maksimum değeri 0,4 ve kopma uzaması da % 66,9 olarak saptanmıştır. Bu sonuçlar da, 8 defa ısıl işlem çevrimi yapılan deney malzemesinin tane boyutlarının daha küçük olduğunu teyit etmektedir (Güven, 1993, 28-41). Çünkü tane boyutu küçüldükçe süperplastik özelliğin görüldüğü deformasyon hızı, daha büyük hızlara doğru kayma göstermektedir (Scheloskl, 1975, 545-547). C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 Deneysel çalışmaların sonucunda, ısıl işlem çevrimi yapılan deney malzemesinin; 730 C optimum deformasyon sıcaklığında, 0.2 cm/dk çekme hızında ve 1,37·10-3 (s-1) optimum gerçek deformasyon hızında süperplastik özelliğinden faydalanılarak herhangi bir hasar meydana gelmeksizin maksimum deformasyon oranı uygulanabileceği görülmüştür. Metalurjik açıdan 1030 çeliğinde küçük taneli bir iç yapı elde edildiği takdirde süperplastik özelliğin artacağı sonucuna varılmıştır. Dolayısı ile, 1030 çeliğine büyük deformasyon oranları için sıcak olarak plastik şekil vermede daha yüksek sıcaklıklara tavlamaya gerek kalmadan aynı deformasyon oranını, daha düşük sıcaklıklarda gerçekleştirme mümkün olmaktadır. Elde edilen bu sonuç ile de, elektrik enerjisinden büyük oranda tasarruf edileceği görülmektedir. 0 C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 5. KAYNAKLAR 1. AL-NAİB, T.Y.M. and Duncan, J.L., Superplastic metal forming, Int.J.Mec. Sci., Vol. 12, 1970,463-477 2. DIETER, G.E., 1976., Mechanical Metallurgy, 2nd Ed., Mc Graw Hill B. Tokyo, 348-353 Comp., 3. YODER, G.R., Weiss ,V., Superplasticity in eutectoid stell, Metallurgical Transactions, Vol. 3, March, 1972, 675-681 4. FROMMEYER, G.and. Jıménez, J.A., Structural Superplasticity at Higher Strain Rates of Hypereutectoid Fe-5.5Al-1Sn-1Cr-1.3C Steel, Metallurgıcal And Materıals Transactıons A Volume February 2005, 36a—295 5. IVO, S., Eugenıusz, H., Influence of structure on strain-rate sensitivity index at hot forming of steel, Archıves of cıvıl and mechanical engıneering, Vol:III, No:1, 2003, 25-32 6. ÇAYKÖYLÜ,M., Superplastic Forming, Engineering Materials, October, 2006 7. MARDER, A.R., The effect of carbon content , test temperature and starin rate on the strain-rate sensitivity of Fe-C alloy , Trans . of the Metal . Soch. of AIME , Vol., 245, 1969,1337-1345 8. GÜVEN,Ş.Y., Otmanbölük, A.N., Süperplastik özellik gösteren çelikler ve bir uygulama, A.Ü., Isparta Müh. Fakültesi, VII. Mühendislik Haftası Dergisi, 1993, 28-41, Isparta. 9. SCHELOSKL,H., Werkstoffluβ beim flieβpressen superplastischer werkstoffe, WtZ.ind.Fertig , 65, Nr.9, Springer-Verlag, 1975, 545-547 C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 BAZI İLAÇLARIN ETKEN MADDELERİNDEKİ YAPISAL DEĞİŞİKLİKLERİN KULLANIM SÜRESİNE BAĞLI OLARAK İNCELENMESİ Nagihan ÖZER1, Ümmühani Süner2, Seda Kaşlı3, Sinem Yavaş3, Sabih ÖZER4 ÖZET İlaçlar, bileşiminde genel olarak bir kimyasal yapıya sahip etken madde içermektedir. İlaçların etken maddelerinin fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerinin bilinmesi ve araştırılmasıyla elde edilecek sonuçların değerlendirilmesi, kaliteli ilaç üretimi ve ilaçların kullanım süreleri için son derece önemlidir. Yapılan bu çalışmada eczanelerde kullanım tarihi geçmiş bazı ilaçların etken maddelerinin normal kullanımdaki ilaçların etken maddeleri ile karşılaştırılarak bir sonuca ulaşmayı amaçlanmıştı. Konu ile ilgili literatür çalışmalarının sınırlı olmasından dolayı bu araştırma bir ön çalışma niteliğindedir. Buna göre ilaçların bileşiminde bulunan etken maddenin genellikle yapısında dikkate değer bir değişmenin olmadığı ancak yardımcı maddelerde zamanla yapının değişime uğradığı gözlenmiştir. Kullanım süresi dolmuş ilaçlardaki etken maddenin geri kazanım çalışmaları ekonomik sebeplerden dolayı çok önemli bir konudur. Tam bir değerlendirme yapmak için gelecekte konuyla ilgili daha detaylı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar sözcükler: ilaçların moleküler yapıları, kimyasal yapı, kimyasal kararlılık, etken madde. STUDY OF THE CHANGES OF ACTİVE SUBSTANCES OF THE DRUGS DURİNG THE USAGE TİME ASTRACT Drugs generally contain have an active substance having chemical structure in its composition..Evaluation of the results obtained from the determination and investigation of physical, chemical and biological properties of the chemical structure of the active substances is of great importance for the quality drug production and the usage time of the drugs. This study aims to reach a result an by comparing the active substance of some drugs obtained from the pharmacies, of which usage time has expired, to that of the same drug in use. As there are not sufficient studies conducted on this subject in the literature, the results obtained from this investigation are of preliminary nature. While no distinctive structural changes of the active substances of the drugs studied in time were observed, the structure of the auxililariy substances in the drug composition occured in time. Recovery studies of the active subtances of the drugs, of which usage time expired, are an important aspect for ecomonical reasons, therefore, more studies in the future are needed to reach a complete evalution associated with this matter. Key Words: Molecular Structure of Drugs, Chemical Structure, Chemical Stability, Active Substance, 1 Öğretim Görevlisi, CBÜ- Eğitim Fakültesi, Demirci-MANİSA. Öğretim Görevlisi, CBÜ-Fen-Edebiyat Fakültesi, Muradiye-MANİSA. Kimyager, CBÜ-Fen-Edebiyat Fakültesi, Muradiye-MANİSA. 4 Yrd. Doç. Dr., CBÜ-Fen-Edebiyat Fakültesi, Muradiye-MANİSA. 2 3 C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 1. GİRİŞ İlaç; fizyolojik sistemleri veya patolojik durumları, alanın yararına değiştirmek veya incelemek amacıyla kullanılan veya kullanılması öngörülen bir madde veya üründür [Güven,1987]. Yapılar; sentetik, yarı sentetik veya biyolojik kökenli ilaç hammaddelerinin elde edilmesiyle oluşmaktadırlar. Hastalığın iyileştirilmesinde ya da önlenmesinde verilen kimyasal bileşimdir [Bedri, 1993] . İlaç hazırlanan preparatın içinde değişmeden kalmalıdır. Bu durum ilaca Stabil özellik kazandırır. Ancak ilaç zamanla bir değişime uğrar. Buna dış ve iç etkenler sebep olur. Dış etkenler; ışık, ısı ve havadır. İç etkenler ise maddenin bizzat reaksiyon kabiliyeti veya ortamda bulunan yardımcı maddelerle (çözücü, tatlandırıcı, ek madde ) tepkime durumudur [Ceyhan, 1991]. İlacın stabilitesine ait bilgiler yalnız sanayide ilacı hazırlayan için değil, eczane veya depoda ilacı bekletirken gerekli koruma şartlarını sağlamak içinde gereklidir. 2. STABİLİTE ÇALIŞMALARININ AMACI Stabilite, ilaç geliştirilmesinde anahtar faktör olarak tanınmıştır ve farmasötik ürünlerin geliştirilmesinde ve üretiminde en önemli unsurlardan biridir. Uygun dayanıklılıkta ürün hazırlayabilmek için oluşturulacak etkin ve modern bir stabilite programı, ilacın bozulması üzerindeki temel farmasötik teknolojik çalışmaları, uygun önformülasyon ve formülasyan değerlendirilmelerini ve ürün-kap etkileşmesinin değerlendirilmesini içermelidir. Stabilite çalışmalarının amacı; ilacın farmasötik ve teknolojik gelişmesi sırasında en uygun formülasyonu bulmak ve ürünün raf ömrünün sonuna kadar tam olarak aktivitesini sağlamak üzere son kullanım tarihini doğru olarak tespit etmektir [İzgü, 1984]. 3. İLAÇLARIN STABİLİTESİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER İlaçların stabilitesinde; fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik etkenler rol oynar. Stabilite basit bir nedene bağlı olmayıp bir çok etkenlerin sonucudur. Bunlar arasında maddenin saflığı, fiziksel ve kimyasal dayanıklılığı ve sterilitesi rol oynar. Bu sebepten tedaviye sunulacak ilacın önceden değişik sıcaklığa, nem şartlarına, ışık ve pH’a karşı durumunu tayin etmek gerekir ve bunlar stabilite deneylerinin temelini oluşturur. Böylece ilaçların stabilitesi üç yönde incelenir [Lachman,1986-Aulton,1990]. Kimyasal Stabilite Kimyasal olarak stabil bir ilaç, hasta tarafından kullanıldığı süreye kadar etken maddesinin aktivitesini öngörülen süre içinde kaybetmemesi ile anlaşılır. İlaçların kimyasal stabilitesini etkileyen çeşitli faktörlerin arasında; diğer etken maddeler veya yardımcı maddeler arasındaki reaksiyonlar, pH, oksidasyon, iyonların etkisi, kaplarla olan etkileşmeler, solvoliz, fotoliz, polimerizasyon ve optik izomerizasyon sayılabilir. Solvoliz Solvoliz; çözelti içinde etken ya da yardımcı maddelerin çözücü veya aralarında reaksiyona girerek degredasyona uğramasıdır. Farmasötik preparatların çoğunda çözücü olarak su kullanılır. O zaman degredasyon hidroliz şeklinde ortaya çıkar. C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 Oksidasyon Etken ve yardımcı maddelerin degredasyonuna en çok oksidasyon olayları yol açmaktadır. Bu degredasyon türü suda ve yağda çözünen ilaçlarda meydana gelmektedir. Oksidasyon olayı, genelde oksijenin eklenmesi veya hidrojenin kaybetmesi şeklinde açıklanabilir. Burada oksidasyon kendini genelde renk değişimi şeklinde göstermektedir. Örneğin; adrenalin çözeltilerinin renksiz ve şeffaf çözeltileri kırmızı renkte çözeltilere dönüşebilmektedir. Fotoliz İlaç veya yardımcı maddelerin degredasyonuna ışık (güneş ışığı, oda ışığı ) da neden olabilir. Bu reaksiyonlar fotoliz olarak bilinir ve ışığa hassas olan ilaçlar ise fotolabil olarak tanımlanır. Fotolitik reaksiyonlar için ışık enerjisinin moleküller tarafından absorplanması gerekir. Eğer absorplanan enerji aktivasyon enerjisi için yeterli ise degredasyon olayı meydana gelebilir. Polimerizasyon Polimerizasyon olayı, iki veya daha fazla molekülün birleşmesi ve daha kompleks moleküllerin meydana gelmesi olayıdır. Bu olay ilaç bozulmasında pek yaygın değildir ve ilacın ilk degredasyonundan sonra meydana gelebilir. Optik İzomerizasyon İlacın optik aktivitesinde oluşan her değişiklik o ilacın biyolojik aktivitesini değiştirebilir. Optik izomerizasyonun başta gelen tipi, rasemizasyondur. Rasemizasyon ilaç moleküllerini etkiler ve bu, ilacın optik formu enantiyomerine dönüşene kadar devam eder. Çoğu durumlarda ilacın enantiyomer şekli daha az etki göstermektedir. Buna örnek olarak; () hiyosiyaminin, (-) ve (+) hiyosiyamin karışımından oluşan rasemik karışımıdır. pH Etkisi Her maddenin stabil olduğu bir optimum pH’ı vardır. Bu pH dışında ilaç değişme uğrar. Değişim molekülün bozunmaya uğraması ve hidroliz şeklinde olabilir. Bu ester ve amid grubu taşıyan maddelerde görülür. İlaçtaki hidroliz aktivitesinin kaybolmasına neden olur. Buna örnek; aspirin, penisilin, poli-peptid yapısına sahip maddeler (enzimler) gösterilebilir. Koruyucu Kaplarının Etkisi İlaçların korunmasında kullanılan kaplar değişik reaksiyonlara sebep olurlar. Muhafaza kabının rutubet ve hava geçirmesi, kabın pH’ı, kabın içine konan madde ile reaksiyona girmesi değişime etki eden maddeler arasında gösterilir. Neticede kaba konan maddede oksidasyon veya hidroliz olayı görülür. Fiziksel Stabilite C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 Son zamanlara kadar ilaç araştırmacıların, dozajların fiziksel stabilitesinden çok kimyasal stabilite konusuna önem vermişlerdir. Ancak pek çok örneklerde ilacın fiziksel şeklindeki değişmelerin ; ürünün kalitesi üzerinde, teknolojik ve biyofarmasötik özelliklerinin devamında ve formülasyon sürecinin tasarım ve gerçekleştirilmesinde bu konuların dikkatle ele alınmasının ne denli gerektiğini kanıtlamıştır ve bütün farmasötik ürünler için fiziksel stabilitenin, kimyasal stabilite kadar ve bazen daha fazla önem taşıdığını göstermiştir. Örneğin; steroidlerin süspansiyonlarında kristal değişikliklerinin aktif maddenin inaktivasyonuna yol açabilmesidir. İlaçların fiziksel stabilitesini ortaya koyan bazı hususlar olarak; polimorfizm, faz ayrışmaları, viskozite değişiklikleri, buharlaşma ile kayıp, nem oranı değişimi ve partiküllerin sedimentasyonu sayılabilir. Bu faktörleri yönlendiren başlıca etmenler ise sıcaklık, ışık ve nemdir. Işık İlaçların stabilitesini fiziksel olarak etkileyen en önemli etmenlerden birisi ışıktır. Işık etkisi ile meydana gelen bozunma olaylarında ışık, katalizör olarak değil, reaksiyonu sağlayan enerji olarak görev alır. Işık spektrumundaki UV ışınlar, radyasyon ve diğer ışınlardan daha fazla oranlarda kimyasal reaksiyonları başlatmaktadırlar. Bu preparatların imalatları sırasında ışığı önleyici olarak alınan özel önlemlerin yanı sıra imalattan sonrada mukavva kutular, etiketli şişeler, UV ışınlarını absorplayıcı maddeler ve ışığa dirençli kaplar kullanılmalıdır. Sıcaklık Soğuk ortam yağlarda, esanslarda ve bazı doymuş çözeltilerde çöktürme veya kristalizasyon yapılabilir. Genelde soğuk iyi bir saklama ortamı olarak da kabul edilebilir. Fakat kolloidal çözeltiler, aşı, serum ve insülin gibi protein yapısındaki preparatlarda çökme dolayısıyla yapı değişikliği görülebilir. Bir kayıt olmayan hallerde en uygun sıcaklık oda sıcaklığıdır. Nem Özellikle katı ilaç şekillerinde preparatın fiziksel stabilitesinde nem çok önemli rol oynar. Nemin etkisiyle tablet ve drajeler sertleşir veya yumuşar, kapsüllerin içeriği taşlaşır, böylece preparatların dağılması ve etken maddenin serbest hale geçişi gecikir. Nem; izomerizasyon, rasemizasyon ve mutarotasyona da neden olur. İlaçlar havanın nemine göre rutubet çeker veya içerdiği suyu (billur suyunu) verir ve buna çiçekleme denmektedir. Nem çekme, sonucu madde yumuşayabilir. Çiçeklenmede ise maddenin kristal şekli bozulur ve tozlaşır. Mikrobiyolojik Stabilite Burada başlıca etken ve yardımcı maddelerin işlenmeden önceki mikrobiyolojik saflıkları, imalat tekniklerinin kontaminasyon etkisi, imalat hijyeni, ilaç şekillerinde mikrobiyolojik saflığın sağlanması ile koruyucu maddeler ve etkileri önemli rol oynar. C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 İlaç üzerinde mikroorganizma üremesi, katı şekilde iken rutubet, çözelti halde iken şeker mevcudiyeti ile olur. Mikroorganizmalar ve mantarlar kimyasal maddeleri parçalayabilirler. Ayrıca ortam pH’ını değiştirerek renk değişimi meydana getirirler. 2. İLAÇLARDAKİ ETKEN MADDELERİN YAPISAL SINIFLANDIRILMASI İlaçlara tedavi özelliğini veren etken maddeler kimyasal yapılarına göre aşağıda verilen şekilde gruplandırılmaktadır [ Bleyer,1997- Sirota, 1999- Bostrom , 2007]. Glikozidler: Enzim ve seyreltik asitler etkisiyle şeker olmayan bir kısım ile bir veya daha fazla şeker molekülüne ayrılan bileşiklerdir. Organik asitler: Bitkilerde karbonhidratların oksidasyonu ile meydana gelen asit karakterli organik bileşiklerdir. Bitkilerde serbest yada tuz halinde bulunurlar. Ekşi tadında sıvı veya katı maddelerdir. Önemli tedavi edici etkileri bulunmaktadır. Tanenler: Fenol yapısında katı bileşiklerdir. Suda çözünürler. Bilhassa kabuk aksamında bulunurlar. Meşe mazısı ve meşe palamudu tanence çok zengindirler. Tedavi ve deri sanayisinde kullanılan tanen bu droglardan elde edilir. Tanenler antiseptik ve kabız etkilere sahiptir. Alkaloidler: Yapılarında azot bulunan bazik karakterli bileşiklerdir. Katı ve genelde renksiz maddelerdir.Asitler ile tuz meydana getirirler. Baz halde suda çözülmedikleri halde tuzları suda çözülür. Alkaloitler küçük dozlarda kuvvetli etki gösteren morfin, kodein, kafein, atropin, kokain gibi bileşiklerdir. Sabit yağlar: Gliserin ile yağ asitlerinin esterleşmesi sonucu meydana gelmiş bileşiklerdir. Sıvı veya katı halde olup suda çözünmezler. Organik çözücülerle kolaylıkla çözünürler.Bilhassa meyve ve tohumlarda bulunurlar. Sıkma veya organik çözücülerle elde edilirler. Uçucu yağlar: Esas olarak terpenlerden yapılmış karışımlardır. Genelde sıvı olup, kuvvetli kokulu ve uçucu maddelerdir. Su buharı ile sürüklenir. Suda çözünmezler organik çözücülerde kolaylıkla çözünürler. Bilhassa çiçek ve meyvelerde daha çoktur. Su buharı destilasyonu ile elde edilirler. Ülkemizde halen defne, acıelma, gül, kekik, lavanta, limon, mersin, nane ve portakal dan uçucu yağ elde edilip piyasada satılmaktadır. C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 Reçineli bileşikler: Karmaşık kimyasal yapılı katı veya sıvı maddelerdir. Suda çözünmezler, fakat organik çözücülerde kolaylıkla çözünürler. Vitaminler: Genellikle insan vücudunda yapılmayan fakat insanın sağlıklı yaşaması için gerekli olan bileşiklerdir. Bitkisel veya hayvansal kaynaklardan temin edilir. Suda çözünenler (B grubu,C,P vitaminleri) ve yağda eriyenler (A grubu,D grubu,E,F,K vitaminleri)olmak üzere iki gruba ayrılırlar. Antibiyotikler: Canlılar tarafından oluşturulan ve çok seyreltik çözeltilerde mikroorganizmaların üremelerini durduran veya onları öldüren bileşiklerdir. 3. bile bazı MATERYAL VE YÖNTEM Çalışmada incelenen ticari ilaç isimleri ve etken maddeleri aşağıdaki tabloda verilmiştir. Bu kullanım süresi geçmiş ilaçlar eczanelerden temin edilmiştir. İlaçlar uygun çözücülerde çözüldükten ve gerekli ön saflaştırma işlemi yapılarak, ince tabaka kromatografisi yardımı ile ayırma yapılmıştır. Elde edilen etken maddelerin FT-IR spektrumları alınarak gerçek yapılar ile karşılaştırma yapılmıştır. Yaklaşık 2-6 yıl süre aralığında tarihleri geçmiş olan Supradyn Pronatal, Marincap, Ketum, İbuprofen ve Tamol örneklerinden ilaçlarının etken maddelerinin ayrılarak incelendi. Bu deneysel çalışmada, ilaçlar kendilerine özgü çözgenler ile muamele edilerek etken maddeleri ayrılmaya çalışıldı. Çözücü seçimi; deneme-yanılma yöntemiyle yapılarak ilaca en uygunu yani ilacın en fazla çözündüğü çözücü bulunarak yapıldı. İlaç etken maddelerinin yapısında bir değişiklik olup olmadığını doğru görebilmek için saf olarak elde edilmesi gerekmektedir. Bunun kontrolü için de erime noktası tayini ve ince tabaka kromotografisi yöntemleri uygulandı. Daha sonra IR de elde edilen sonuçlar incelendi. Bu çalışmalardan sadece iki deneysel çalışmayı veriyoruz. Diğer sonuçlarda tekrarlanabilir değerlerinde görülen farklılık dolayı yeniden araştırma çalışması yapılacaktır. Tablo-5-I. Üzerinde Çalışılan İlaçlar Ve Etken Maddeleri Kullanılan Malzemeler İlaç Örnekleri : Supradyn Pronatal ( Ür.T.- 09/2004, S.K.T.- 09/2006) C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 Marincap (Ür.T.- 09/2004, S.K.T.- 03/2006) Ketum (Ür.T.- 09/1999, S.K.T.- 09/2004) Tamol (Ür.T.-09/2002, S.K.T.- 09/2005) Suprofen (Ür.T.- 08/2001, S.K.T.- 08/2006) Kısaltmalar; Ür.T.: ilacın üretim Tarihi, S.K.T. ilacın son kullanım tarihi Kimyasallar : Diklorometan (%98.8), Etil asetat (%99.76), Hekzan (%95), Hidroklorik asit (%37), Kloroform (%99) Cihazlar : 2. Perkin Elmer Spectrum BX FT-IR Spektrometresi UV Lamba (TLC incelemerinde) İŞLEM BASAMAKLARI Supradyn Pronatal Gebelik öncesi, sonrası, ve gebelikte Supradyn Pronatal anne ve bebeğin vitamin ve mineral gereksinimini karşılar ve doğumsal anomalilerin oluşma riskini azaltır; gebelik anemisine karşı artan demir ve folik asit ihtiyacını karşılamak. C vitamini, askorbik asit olarak da bilinir, su da eritilebilen ve birçok görevi olan vitamindir. Tablo-6-I. Supradyn Pronatal detaylı içeriği İLAÇ ADI ETKEN MADDESİ SUPRADYN PRONATAL( genel Askorbik asit ( C vit. ), : C6H8O6 MA: 176,13 g/mol içeriği) Bir lak table A vit. 4000 I.U., B1 1.6 mg, B2 1.8mg, B6 2.6 mg, B12 4 mcg, C 100 mg, D2 500 I.U., E 15 I.U., D-biotin 0.2 mg, Ca-pantotenat 10 mg, Folik asit 0.8 mg, Nikotinamid 19 mg , Nikotinamid, Vitamin B3 C6H5NO2, Kalsiyum 125 mg, Demir 60 mg, MA: 123,11 g/mol Magnezyum 100 mg, Fosfor 125 mg, Bakır 1 mg, Mangan 1 mg, Çinko 7.5 mg Omega-3 Yağ Asitleri Doymamış yağ asitlerinden olan omega-3 yağ asitleri, vücut için gerekli olup gıdalardan elde edilmek zorundadır. İnsan beslenmesinde yer alan önemli sayılabilir. Vücudun omega-3 yağ asidine ihtiyacı daha anne karnında başlar, çocukluk, ergenlik, yetişkinlik ve yaşlılık boyunca bu ihtiyaç devam eder. Ketoprofen, analjezik ve antipiretik özelliklere de sahip olan bir non-steroid anti-enflamatuvar ilaçtır . Ketoprofen, propiyonik asit türevi rasemik bir bileşiktir. C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 Tablo-6-II. Omega yağ asitlerinin ve Ketoprofen bileşiklerinin detaylı içeriği. İLAÇ ADI ETKEN MADDESİ OMEGA-3 YAĞ ASİTLERİ, omega-3 yağ asitleri olarak αlinolenik asit, eikosapentaenoik asit (EPA), ve dokosaheksaenoik asit (DHA) KETOPROFEN (KETUM) yarılma süresi 2-2.5 saattir. EN: 94-97 o Omega-3 Yağ Asiti, C18H30O MA: 262,44 g/mol [2-(3-benzoilfenil)propanoikasit MA: 254,81 g/mol C6H14O3 , 6.3. Tamol Parasetamol, analjezik ve antipiretik etkili bir ilaçtır. Tamol tabletleri hafif ve orta şiddetli ağrılar ile ağrının ateşe eşlik ettiği durumlarda kullanılır. Tablo-6-III. Parasetamol ilacın detaylı içeriği İLAÇ ADI PARASETAMOL, Her tablette; Parasetamol DC, 555.5 mg (500 mg Parasetamole eşdeğer) yarılma süresi : 1-4 saat EN: 169 oC 3. ETKEN MADDESİ N-(4hidroksifenil)etanamid,C8H9NO2 MA: 151,17 g/mol DENEYSEL SONUÇLAR Supradyn Pronatal' ın İncelenmesi Supradyn Pronatal ilacından 5 tablet alınarak toz haline getirildi. Bir cam balona alındı ve içine 50 mL saf su eklendi. 500C' ye ayarlanmış su banyosunda ısıtılarak katı maddenin çözünmesi sağlandı. Cam balon su banyosundan alındı ve çözeltiye 2 N HCl' den 10 mL eklendi. Tekrar 500C ' lik su banyosuna konuldu ve bir süre ısıtıldı. Isıtma işlemi sona erdikten sonra çözeltiye yine 2 N' lik HCl' den 10 mL eklendi. Çözelti iki ayrı cam balona eşit şekilde ayrıldı. Bunun sebebi; ilacın içeriğinde bulunan vitamin ve mineraller arasında en fazla miktarda olan Askorbik asit ( C vitamini ) ile Nikotinamid' i çözeltiden ayırmaktır. İkiye ayrılan çözeltiden biri asitlendirilip Askorbik asit, diğeri bazik yapılarak Nikotinamid'in ayrılabilmesi için ortam sağlandı. Bazik yapılacak olan 1. balondaki çözelti 30 mL ölçüldü. İçine 40 mL doymuş NaHCO3 ve 100 mL CH2Cl2 eklendi. Asidik yapılacak olan 2. balondaki çözelti ise 40 mL olarak ölçüldü. Bu çözeltiye ise 100 mL CH2Cl2 eklendi. Bazik yapılan çözelti ayırma hunisine alındı ve iki faz oluşumu C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 gözlendi. Alt kısımda yer alan organik faz bir cam balona alındı kurutmak amacıyla susuz Na2SO4 eklendi. Süzülerek döner buharlaştırıcı ile (rotari evaporatör) çözücü uçuruldu. Aynı uygulamalar asidik yapılmış olan çözeltiye de uygulandı. Sonrasında asidik ve bazik olarak elde edilen organik kısımlara bir miktar CH2Cl2 eklenerek seyreltildi ve ince tabaka kromatografisi uygulandı. * Asidik faz için ince tabaka kromatografisi : Asidik olan faz, silika jel ile kaplı olan tabakaya damlatıldı. CH2Cl2 - hekzan ( 9:1 ) bulunan çözücü tankı içine konuldu ve bekletildi. Tabaka çözücü tankından alındı ve UV ışık altında incelendi. * Bazik faz için ince tabaka kromatografisi : Bazik olan faz, silika jel ile kaplı olan tabakaya damlatıldı ve hekzan - etilasetat ( 1:1 ) bulunan çözücü tankına konulup bekletildi. Sonra tabaka UV ışık altında incelendi ve permanganata boyanarak tekrar incelendi. İnce tabaka kromotografisi incelenmesi ( a ) Supradyn Pronatal’ ın asidik fazına ait TLC sonucudur. CH2Cl2 - hekzan ( 9:1 ) çözücü sistemi kullanıldı. ( b ) : Supradyn Pronatal’ ın bazik fazına ait TLC sonucudur.hekzan - etilasetat ( 1:1 ) çözgen sistemi kullanıldı. ( c ) : Supradyn Pronatal’ ın bazik fazının TLC sonucunun permanganatla boyanmasından elde edilen sonuçtur. (a) (b) (c) Tamol' un İncelenmesi Tarihi geçmiş ilaçtan 10 adet tablet alınarak toz hale getirildi. Bir cam balona alındı ve üzerine 50 ml. etil asetat eklendi. Balon içine baromagnet atıldı ve 1 saat kadar karıştırıldı. Katı madde çözgen içerisinde çözündü ve 1 saat sonunda süzgeç kağından süzüldü. Süzüntü kısmında varolan çözgen operatörde uçurularak geriye kalan sıvı organik faz katılaşmaya bırakıldı. Kristallendirme yapabilmek için katılaşan madde bir miktar etil asetatta çözüldü ve aynı miktarda hekzan ilavesi yapılarak beklendi. Kristal oluşumları gözlendi ve bu kristallerden ince tabaka kromatografisi uygulandı. Tamol için ince tabaka kromatografisi : Maddeden az miktar damlalıkla alınarak silika jel kaplı tabakaya damlatıldı. Tabaka, hekzan - etil asetat ( 1:3 ) bulunan çözücü tankına konuldu ve beklendi. Tabaka çözücü tankından alınarak UV ışık altında incelendi ( a ) ve permanganat ile boyanarak tekrar inceleme yapıldı (b ). IR spektroskopisi ile yapısı incelendikten sonra erime noktası tayini yapıldı. ( a ) : Tamol’ un ekstraksiyon ve kristallendirme işlemleri sonucunda elde edilen kristallerin etilasetat ile çözüldükten sonraki TLC sonucudur. C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 ( b ) : Tamol’ un TLC sonucunun permanganatla boyanmasından elde edilen sonuçtur. Hekzan - Etil asetat ( 1:3 ) çözücü sistemi kullanılmıştır. (a) 4. (b) Parasetamol E.N. : 161-165 0C ( literatür E.N.: 169-172 0C ) Etken Madde örneklerinden elde edilen bileşiklerin İnfrared spektroskopisi spektrum örnekleri C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 5. DEĞERLENDİRME VE TARTIŞMA Yapılan çalışmalarda elde edilen sonuçlar incelenen her bir ilaç örneği için aşağıdaki gibi verilebilir: Supradyn Pronotal : Asidik ve bazik fazlara ait TLC sonuçları incelendiğinde; asidik fazda üç farklı maddenin bulunduğu tespit edilmiştir ve bunlardan birinin ilaç bileşiminde asidik bileşenler içinde diğerlerine göre daha yüksek oranda bulunan askorbik asit ( vit.C ) olacağı söylenebilir. Bazik fazda ise iki farklı madde bulunduğu ve bunlardan birinin permanganat aktif olduğu görülmüştür. Bu maddelerden birinde ilaç bileşiminde bulunan nikotinamid olabileceği düşünülmüştür. Ancak asidik ve bazik fazda bulunan bu maddeleri birbirinden tam olarak ayırmak mümkün olmamıştır. Vitaminlerin incelenmesi diğer ilaç etken maddelerine göre çok daha karışıktır. C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 Marincap : Kapsül içindeki bileşimin incelenmesi üzerine çalışmalar yapılmıştır. Bileşimde bulunan omega-3 yağ asidinin açık havaya maruz kaldığında yapısının tamamen bozulduğu anlaşılmıştır. Çok sayıda yeni madde görüldü, ayrılması çok zor olduğundan bu aşamada yapılmadı. Ketum : TLC sonuçlarına bakıldığında daha fazla sürüklenen ve daha geniş alanda gözlenen izin ketoprofene ait olduğu, diğer izlerin ise ilaç bileşiminde bulunan yardımcı maddelere ait olabileceği düşünülmüştür. IR spektrumu incelendiğinde ise ketoprofen yapısında bulunan bağlara ait piklerin gözlenmesi ketoprofen yapısında herhangi bir değişikliğin söz konusu olmadığını düşünmemize neden olmuştur. Ayrıca ayrılıp saflaştırılan etken maddenin erime noktası da literatüre uygun aralıkta bulunmuştur. Sonuç olarak son kullanma tarihi geçen bu ilaçta etken madde ketoprofenin stabilliğini koruduğu düşünülmüştür. Tamol : TLC sonuçları incelendiğinde bir tek iz gözlenmiştir ve bunun etken madde paracetamole ait olduğu sonucuna varılmıştır. IR spektrumuna bakıldığında ise paracetamol yapısındaki bağlara ait piklerin gözlenmesi bu etken maddenin yapısında herhangi bir değişikliğin söz konusu olmadığı görüşünü desteklemiştir. Paracetamolün erime noktası tayininde ise sonucun literatürdekinden düşük çıkmasına ortamda bulunan safsızlıkların neden olduğu düşünülmüştür. Yapılan bu incelemeler ve elde edilen sonuçlardan mümkün olabilecek bir genellemeye göre son kullanma tarihi geçen ilaçların etken maddelerinin yapılarında IR ve ince tabaka kromatografisi sonuçlarına göre kayda değer bir değişikliğin olmadığı ancak yardımcı maddelerin stabil olmadığı gözlenmiştir. Dolayısıyla son kullanım tarihlerine kesinlikle uyulması gerekmektedir. Tarihi geçmiş ilaçlar çöpe veya başka bir ortama atılmamalı, yakın bir sağlık kuruluşuna uzman kişilere teslim edilmelidir. Büyük bir ekonomik değere sahip olan bu ilaçlarda ki etken maddelerin geri kazanım çalışmalarına iyi ekipmana sahip laboratuarlarda hız verilmelidir. Teşekkür: Deneysel çalışmalarda yardımlarını ve bilgisini esirgemeyen Dr. Mustafa Eskici’ye şükranlarımızı sunuyoruz. Örneklerin teminini sağlayan Yavuz Genit’e (Yavuz Eczanesi) teşekkür ederiz. 6. KAYNAKLAR 1. Güven, K:C:, Eczacılık Teknolojisi-II, Fatih Yayınevi Matbaası, İstanbul, , s. 5131987. 552, 2. Bedri, S., Kapsül Formundaki İlaçların Fiziko-Farmasötik Stabiliteleri Üzerinde Araştırmalar, Yüksek Lisans, Ankara Üniversitesi, Ankara, Türkiye, 1993. C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 3. Ceyhan, T., Katı İlaç Formülasyonlarının Stabilite Yönünden İncelenmesi, Yüksek Lisans, GATA, Ankara, Türkiye, 1991. 4. İzgü, E., Genel Endüstriyel Farmasötik Teknoloji-I, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara, 1984. 5. Lachman, L., Lieberman, H. A., Kanig, J. L., The Theory And Practise Of Industrial Pharnacy, 3rd Ed., Lea And Febiger, Philadelphia, s.761-803, 1986. 6. Aulton, E., Collet, D. M., Pharmaceutial Practise, Churchill Living-Stone, Inc., Newyork, p. 30, 1990. 7. Monkhouse, D. C., Stability Aspects Of Preformulation And Freezing Of Solid Pharmaceuticals, Drug Dev. And Ind. Pharm., p. 1373-1413, 1984. 8. Cutie, M. R., Effects Of Cold And Freezing Tempratures, Drug And Cosm. Chem., p. 4043, 1980. 9. Bleyer W.A., Nelson J.A., Kamen B., J Pediatr Hematol Oncol, p. 19, 1997. 10. Bostrom B.C., Erdmann G.R., J Pediatr Hematol Oncol, p. 25, 2007 11. Loo M, Beguin Y., Blood, p. 93, 1999. 12. Sirota L., Strauussberg R., Gurary N., Alonl D., Besler H., Eur J Pediatr, p. 158, 1999. 13. www.sadillikoyu.com/Tibbi_bitkiler.htm-2006 14. www.ilacbak.com.tr/wikipedia.org/wiki/Omega-3-2007 15. www.ilacbak.com tr/wikipedia.org/wiki/paracetamol-2007 16. www.atabay.com/subrafen_400_mg_100_draje.html-2007 C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 HİDROLİK TAHRİKLİ SAYISAL DENETİMLİ CİHAZ BÖLÜM 2: DOĞRUSAL İNTERPOLASYON HAREKETLERİNİN İNCELENMESİ Ahmet Murat PİNAR1, Abdulkadir GÜLLÜ2 ÖZET Birinci bölümde tanıtılan sayısal denetimli hidrolik cihaz kullanılarak, doğrusal interpolasyon hareketlerine ait konum doğrulukları, üç farklı piston çapı, üç farklı ilerleme oranı, iki eksen ve iki ilerleme yönü için incelenmiştir. Yapılan istatistiki analizler sonucunda, faktör ve etkileşimlerinin hata üzerindeki etkisi, %93.6 korelasyon katsayısında tahminsel olarak modellenmiştir. Varyans analizi sonucuna göre, ilerleme oranı, piston çapı, ilerleme oranı-eksen ve piston çapı-eksen faktör ve etkileşimlerinin pozisyonlama hatası üzerinde anlamlı oldukları tespit edilmiştir. Anahtar sözcükler: Lineer interpolasyon, CNC, NC, Hidrolik pozisyonlama HYDRAULIC DRIVEN NUMERICAL CONTROLLED DEVICE PART 1: EXAMINATION OF THE LINEAR INTERPOLATION MOTIONS ABSTRACT By using the numerical controlled hydraulic device presented in the first section, the positioning accuracy of the linear interpolation motions are examined for three different piston diameters and feed rates, two axes and two feed directions. As the result of the statistical analysis, effect of the factors and their interactions on the error were modelled at the 93.6% correlation coefficient predictively. The result of the variance analysis shows that feed rate, piston diameter, feed rate-axis and piston diameter-axis factors and interactions are significant on the positioning error. Keywords: Linear interpolation, CNC, NC, Hydraulic positioning 1. GİRİŞ Hidrolik sistemlerin denetimi basit PID den karmaşık adaptif tekrarlı kontrol uygulamalarına geniş bir alanda yer almaktadır [1]. Hidrolik servo sistemlerin lineer olmayan davranışlarının telafisi için 2 en genel yaklaşım, adaptif kontrol ve değişken yapı denetimidir (DYD). Adaptif denetleyicilerin bir çoğu [2-6] sistem için lineerleştirilmiş modeli kullanmışlar ve bu nedenle lokal kararlılık sağlamışlardır. Bu sistemler akış sabitleri, sıvı bulk modülleri, değişen yük ve değişen sistem parametreleri ile başarılı olabilmektedir. Buna karşın, global kararlılık dayanıklılığının eksikliği sıklıkla bu lineerleştirilmiş denetleyicilerin dezavantajıdır [7 ]. Değişken yapı denetimi [8-11] ise parametre değişimlerine ve dış distürbanslara karşı sağlam olmasına karşın, bünyesinde hareketlendiricilerin tahribatı ve yüksek kontrol aktivitesine sebep olan kontrol titreşimini barındırmaktadır. Genel olarak DYD’deki kontrol titreşimleri, Kontrol girişi yani DYD çıkışında ve durum aralığındaki durum değişkenlerinde 1 2 Yrd. Doç. Dr., Celal Bayar Üniversitesi Turgutlu MYO, Turgutlu-MANİSA, [email protected] Yrd. Doç. Dr., Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi, Beşevler-ANKARA, [email protected] C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 olmak üzere ikiye ayrılmakta olup, farklı özellikli ve kaynaklıdırlar. Sınır katmanı ve Erişim kuralı yaklaşımları dediğimiz sürekli metot, VSC çıkışındaki titreşim üzerinde, siviçleme kazancı metodu da durum değişkenleri titreşimi üzerinde başarılı olmaktadır. Sınır katmanı metodu [12-20] yüksek frekanslı kontrol girişinin (DYD) çıkışının derecesini azaltmasına rağmen, buna ait kararlılık sadece sınır katmanının dışında garanti edilmektedir ve eğer sınır katmanı yeterli küçüklükte seçilmezse buna ait asimptotik pozisyonlama sıklıkla gerçekleştirilememektedir [21]. Buna ek olarak ince sınır katmanı kullanımı da yüksek frekanslı kontrol girişi riskini doğurmaktadır [22]. Bu probleme çözüm olarak zamanla değişen sınır katmanı [21-23] metodu önerilmiştir. Erişim kuralı yaklaşımında [24,25] amaç, dinamikleri, σ´ asimtotik durumda kararlı hale getiren kontrolü tasarlamaktır. Böylelikle durum yörüngeleri yüzeye asimptotik olarak sürülür [26]. Metot çok esnektir ve gerçekte özel bir durum olarak σ(x)=0 alışılmış, olağan erişim şartını içerir. Hem sürekli hem de süreksiz kontrol kanunları erişim dinamiklerini kararlı hale getirmek için kullanılabilir. Fakat titreşimsiz sonuçlar sadece sürekli kontrolle mümkündür [26]. Durum değişkenlerinin kontrol titreşimi, elektriksel zaman sabiti ve/veya hareketlendiricinin mekanik ataletinden, sinyal iletim gecikmesi, veri azaltılması ve veri hesaplama gecikmesi vb. gibi birkaç kaynak tarafından meydana gelebilmektedir [27]. Bu tip kontrol titreşimi, DYD sisteminin özellikle adaptif, bulanık mantık ve yapay sinir ağları yaklaşımları ile desteklenmesiyle, signum teriminin büyüklüğünün yani anahtarlama kazancının ayarlanması ile azaltılabilmektedir [21, 23, 27-34]. Önerilen prototip, hidrolik sistemlerde çok fazla kullanılmayan sayısal denetimle kontrol edilmiştir. Bu sistem kullanılarak, CNC takım tezgâhlarının temel hareketlerinden olan doğrusal interpolasyon hareketleri pozisyonlama doğruluğu piston çapı, ilerleme oranı eksen ve yön faktörleri dikkate alınarak incelenmiştir. 2. DENEYLERİN YAPILIŞI Deneylerdeki hareketler, denetleyiciye ait yazılımın MDI (Manuel Data Input) modunda kullanıcı tarafından G01, G00 ve G02/03 komutlarının verilmesi ile gerçekleştirilmiştir (Şekil 1). Programa ait formda görüldüğü gibi ilk olarak TEST düğmesinin aktif hale getirilmesi gerekmektedir. Operation Mode (Operasyon modu) başlığı altındaki açılır kutudan MDI modu seçilir. Kullanıcı istediği harekete ait komutu New MDI Block (yeni MDI satırı) başlığı altındaki metin kutusuna girmektedir. Bu komutun geçerli olması için Activate (Etkili hale getir) isimli düğmeye basmak gerekmektedir. Şayet komutta herhangi bir format hatası yoksa Active MDI Block (Aktif MDI satırı) başlığı altında program tarafından yazılacaktır. Movement (Hareket) başlığı altında 2 adet düğme bulunmaktadır. (Çevrim başlat) düğmesine basılarak ilgili hareket başlatılır. Eğer komuta Bunlardan ait hareket durdurulmak isteniyorsa çevrim durdur düğmesine basılır. Axis (Eksen) ana başlığı altında bulunan Actual position (Gerçekleşen harekete ait pozisyon) altındaki iki satırda X ve Y eksenlerine ait anlık koordinat değerleri görülmektedir. Distance-to-go başlığı altındaki satırlarda da her bir eksen hareketinin tamamlanması için kalan mesafeler anlık olarak görülmektedir. 3. DENEYSEL SONUÇLAR VE İSTATİSTİKSEL ANALİZ C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 Kontrol faktörleri ve onlara ait seviyeler Çizelge 1’de verilmektedir. Yön faktöründeki "+", silindirin rotsuz kısmından öne doğru olan hareket yönünü, "-" ise, rotlu kısımdan arkaya doğru olan hareket yönünü ifade etmektedir. Eksen faktöründeki Y, alttaki ekseni, X ise Y ekseninin taşıdığı ekseni ifade etmektedir. Pozisyonlama hatası, H (mm), nominal mesafeden gerçekleşen mesafenin çıkarılması ile hesaplanmıştır. Bu kısımdaki deneylerde nominal hareket mesafesi 10 mm alınmıştır. Şekil 1. Denetleyici yazılımındaki hareket komutu giriş formu. Çizelge 1. Kullanılan kontrol faktörleri ve onlara ait seviyeler. Kontrol Faktörleri Piston çapı, Dp İlerleme oranı, F Yön, D Eksen, A Seviyeler Birimler (mm) (mm/min) - -1 40 10 (+) X 0 50 100 - +1 63 1000 (-) Y Full faktöriyel tasarımdaki deney sayısı, her bir kontrol faktörüne ait seviyelerin çarpımı ile hesaplanmakta olup, 36 olarak bulunmuştur (3x3x2x2=36). Her bir deney üçer kez yapılmış olup toplam 108 adet deney gerçekleştirilmiştir. İstatistiksel analizlerde bu üç değere ait ortalamalar kullanılmıştır. İstatistiksel Analiz Deneylere ait tüm istatistiksel analiz işlemleri %95’lik güven aralığında yapılmıştır. Bu sebeple, regresyon eşitliğine ve varyans analizine ait tablolardaki P (anlamlılık) değerleri 0,05’e göre karşılaştırılmaktadır. 0,05’den küçük P değerine sahip kontrol faktörlerinin ve etkileşimlerinin anlamlı bir etkiye sahip olduğu kabul edilmiştir. Buna ek olarak, varyans analizi tablosundaki F değerinden faydalanılarak faktörlerin cevap (bağımlı değişken) C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 üzerindeki etkinlik derecesi belirlenmektedir. Regresyon Analizi H = 0,208 - 0,0308 DP + 0,154 F - 0,00556 D - 0,0122 A + 0,0786 Dp x Dp+ 0,0136 F x F - 0,0008 Dp x F – 0,0142 Dp x D + 0,00750 Dp x A + 0,00194 F x D + 0,0292 F x A - 0,0133 D x A (1) Eş 1’deki regresyon modeline ait katsayı ve anlamlılık değerleri Çizelge 2’de verilmektedir. Çizelge 2 incelendiğinde, regresyon denkleminde en etkili parametrelerin anlamlılık sırasına göre, ilerleme oranı (PF=0,000<0,05), piston çapının karelerinin etkisi (PDpxDp=0,000<0,05), piston çapı (PDP=0,003<0,05) ve ilerleme hızı-yön etkileşimidir (PFxA=0,004<0,05). İkinci dereceden eşitliğin korelasyon katsayısı (R2) 0,936 ve standart sapması (S) 0,04499 olarak bulunmuştur. Buradan, ikinci dereceden eşitliği oluşturan kontrol faktörleri ana etkilerinin, kontrol faktörlerinin kareleri ve birbirileriyle olan etkileşimlerinin pozisyon hatasını % 93,6 oranında açıkladığı söylenebilir. Çizelge 2. İkinci derece regresyon eşitliğine ait katsayı ve anlamlılık değerleri. Tahminci (Faktör) Sabit Dp F D A DpxDp FxF DpxF DpxD DpxA FxD FxA DxA S = 0,04499 Katsayı 0,20815 -0,030833 0,153611 -0,005556 -0,012222 0,07861 0,01361 -0,00083 -0,014167 0,007500 0,001944 0,029167 -0,013333 R2 = 0,936 Katsayı Standart hatası 0,01677 0,009183 0,009183 0,007498 0,007498 0,01591 0,01591 0,01125 0,009183 0,009183 0,009183 0,009183 0,007498 T P 12,41 -3,36 16,73 -0,74 -1,63 4,94 0,86 -0,07 -1,54 0,82 0,21 3,18 -1,78 0,000 0,003 0,000 0,466 0,117 0,000 0,401 0,942 0,137 0,422 0,834 0,004 0,089 Varyans analizi Faktörlerin ve birbirleriyle olan etkileşimlerinin yanıt üzerindeki etkileri Anova olarak adlandırılan varyans analizi ile elde edilebilmektedir. Çizelge 3’de bu analize ait sonuçlar verilmiştir. Çizelge 3. Kontrol faktörleri ve etkileşimlerine ait varyans analizi değerleri Faktörler Dp Serbestlik derecesi 2 Kareler ortalaması 0,036127 F P 23,46 0,000 C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 F D A Dp x F Dp x D Dp x A FxD FxA DxA Hata Toplam 2 1 1 4 2 2 2 2 1 16 35 0,283898 0,001111 0,005378 0,000242 0,002411 0,009700 0,000270 0,011433 0,006400 0,001540 - 184,37 0,72 3,49 0,16 1,57 6,30 0,18 7,43 4,16 - 0,000 0,408 0,080 0,957 0,239 0,010 0,841 0,005 0,058 - Çizelge 3’deki kontrol faktörlerine ve birbirleriyle olan etkileşimlerine ait P değerleri incelendiğinde, piston çapı (PDp=0,000<0,05), ilerleme oranı (PF=0,000<0,05), piston çapı ile eksen (PDpxA=0,01<0,05) ve ilerleme ile eksen faktörleri etkileşimlerinin (PFxA=0,005<0,05) pozisyonlama hatası üzerinde anlamlı oldukları görülmektedir. Anlamlılık değerine karşılık gelen F değerleri dikkate alındığında ilerleme oranının (FF=184,37) pozisyon hatası üzerindeki en önemli etkiye sahip olduğu açıkça görülmektedir. Bu parametreyi etkinlik sırasına göre, piston çapı (FDp=23,46), ilerleme-eksen (FFxA=7,43) ve piston çapı-eksen (FDpxA=6,30) faktör ve etkileşimleri izlemektedir. Kontrol faktörlerinin ana etkileri Şekil 2’de kontrol faktörlerinin hata üzerindeki ana etkileri görülmektedir. Yapılan deneyler sonucunda aşağıdaki sonuçlar elde edilmiştir: • 40 mm’lik piston çapındaki silindirde yapılan deneylerde en yüksek hata (ortalama 0.327 mm) elde edilmiştir. Buna karşın, 63’lük (ortalama 0,265 mm) ve 50’lik silindirde (ortalama 0,217 mm) sırasıyla % 18,96 ve % 33,64’lük hata azalması görülmüştür. • İlerleme oranı meydana gelen hatada en anlamlı etkiye sahiptir. 1000 mm/min’lık ilerleme oranında yapılan deneylerde en yüksek pozisyonlama hata değerleri belirlenmiştir (ortalama 0,428 mm). Buna karşın 100 (ortalama 0,261 mm)ve 10 mm/min’lık ilerleme oranlarında (ortalama 0,121) sırasıyla % 39,02 ve %71,73’ lük hata azalışı görülmüştür. • X ekseni, Y eksenine göre az da olsa hata oluşumunda daha etkilidir. X ve Yeksenlerinde sırasıyla ortalama 0,282 ve 0,257 mm’lik pozisyonlama hatası oluşmuştur. Buna göre Y ekseninde hatanın % 8,87 azaldığı gözlemlenmiştir. • Yön parametresinin ise oluşan hatada çok önemli bir etkiye sahip olmadığı görülmüştür. "+" yönde ortalama 0,275 mm’lik hata elde edilirken, "-" yönde ortalama 0,264 mm’lik hata elde edilmiştir. Buna göre "-" yönde hatanın % 4 azaldığı belirlenmiştir. C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 0,44 F (mm/min) Dp (mm) D A H (mm) 0,36 0,28 0,20 0,12 40 50 63 10 0 10 00 + 10 - X Y Şekil 2. Kontrol faktörlerinin pozisyonlama hatası (H) üzerindeki ana etkileri. Kontrol Faktörleri etkileşimlerinin pozisyon hatası üzerindeki etkileri Şekil 3’de ikili kontrol faktörlerinin pozisyon hatası üzerindeki etkileri görülmektedir. Buna göre: • Piston çapının tüm seviyelerinde ilerleme oranı hata ile doğru orantılı olarak oldukça keskin bir atış göstermektedir (Şekil 3a). • 63’lük piston çapında "-" yönde hatanın az da olsa azaldığı, 50’likte çok fazla değişmediği ve 40’lıkta ise arttığı görülmektedir (Şekil 3b) • Şekil 3c’de görüldüğü gibi X eksenindeki piston çapı-hata ilişkisi dalgalanması Y eksenine göre daha fazladır. Özellikle Y ekseni ile karşılaştırıldığında, X ekseninde 50 mm’lik piston çapında, hatada ani bir düşüş görülmektedir. Ayrıca Y ekseninde, 40 mm’lik piston çapında, hatada artma olurken, 50 ve 63’lüklerde fazla bir değişim görülmemektedir. • İlerleme oranı-yön etkileşimi grafiği oldukça doğrusal bir özellik göstermektedir (Şekil 3d). Yönün tüm seviyelerinde ilerleme oranı ile hata arasında doğru orantılı keskin bir artış görülmektedir. • Şekil 3e’de İlerleme oranı-eksen etkileşim grafiğine göre, 10 mm/min’lık ilerleme oranında Y ekseninde, X’e göre hatada önemli bir azalma meydana gelmektedir. Buna karşın, 100’de çok fazla bir değişim görülmezken, 1000mm/min’lık ilerleme oranlarında Y ekseninde hata artışı görülmektedir. • Şekil 3f’de görüldüğü gibi yön-eksen etkileşim grafiği eğimi çok düşük bir düzlem formundadır. Özellikle hem X hem de Y ekseninde, "+" yönde hatada hemen hemen hiçbir değişim görülmemektedir. Buna karşın, Y ekseninde "-" yönde hatada az bir düşüş görülmektedir. C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 0,5 0,4 0,3 H (mm) 0,2 0,1 1000 0,0 100 40 Dp (mm) 50 63 10 F (mm/min) a) 0,5 0,4 0,3 H (mm) 0,2 0,1 - 0,0 40 Dp (mm) D 50 63 + b) 0,5 0,4 0,3 H (mm) 0,2 0,1 Y 0,0 40 Dp (mm) A 50 63 X c) Şekil 3. İkili kontrol faktörleri etkileşimlerinin pozisyonlama hatası (H) üzerindeki etkileri a)Piston çapı-ilerleme oranı etkileşimi grafiği b) Piston çapı-yön etkileşimi grafiği c) Piston çapıeksen etkileşimi grafiği. C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 0,5 0,4 0,3 H (mm) 0,2 0,1 1000 0,0 100 + D 10 - F (mm/min) d) 0,5 0,4 0,3 H (mm) 0,2 0,1 1000 0,0 100 X A F (mm/min) 10 Y e) 0,5 0,4 0,3 H (mm) 0,2 0,1 Y 0,0 A + D - X f) Şekil 3. (Devam) İkili kontrol faktörleri etkileşimlerinin pozisyonlama hatası (H) üzerindeki etkileri d)İlerleme oranı-yön etkileşimi grafiği e) İlerleme oranı-eksen etkileşimi grafiği f) Yön-eksen etkileşimi grafiği. 4. SONUÇ VE ÖNERİLER Bu çalışmada daha önce CNC takım tezgahlarının kontrolünü gerçekleştiren Siemens S7-300 PLC seti bünyesindeki FM-357 denetleyici hidrolik sistem için kullanılmıştır. Yapılan deneyler ve istatistikî analizler neticesinde aşağıdaki sonuçlar elde edilmiştir: C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 • Piston çapı, ilerleme, eksen ve yön parametrelerinin tek eksendeki doğrusal interpolasyon hareketi konum hatası üzerindeki etkileri incelenmiş ve ortalama 0.267mm konum hatası elde edilmiştir. • Faktörlerin, karelerinin ve birbirleri ile etkileşimlerinin response (bağımlı değişken) üzerindeki etkileri tahminsel olarak %.93.6 korelasyon katsayısında modellenmiştir. • Varyans analizi sonuçlarına göre faktörlerin ve etkileşimlerinin etkileri incelendiğinde, ilerleme oranının pozisyon hatası üzerindeki en önemli etkiye sahip olduğu açıkça görülmektedir. Bu parametreyi etkinlik sırasına göre, piston çapı, ilerleme-eksen ve piston çapı-eksen faktör ve etkileşimleri izlemektedir. • Piston çapı parametresi incelendiğinde, hata farklarının en önemli sebebi olarak, her piston çapı için farklı Kv değerinin kullanılmış olması düşünülmektedir. Tek rodlu silindirlerin kullanılmış olmasının da “+” ve “-“ yöndeki hata farklarına sebep olduğu düşünülmektedir. Sistemin tasarımı gereği, “Y” ekseni “X” eksenini taşıdığından, eksenler arası ağırlık farkından dolayı Y ekseninde daha fazla hata beklenmekteydi, Buna karşın “Y” ekseninde az da olsa daha küçük hatalar elde edilmesi dikkat çekicidir. Sistemde 5µm’lik enkoder yerine 1 µm’lik kullanılması, oransal valf yerine servo valf kullanılması ve tek rodlu yerine çift rodlu silindirlerin kullanılması sistemi daha hassas ve karalı hale getireceği düşünülmektedir. Teşekkür Bu çalışmanın gerçekleştirilmesinde, 07/2003-20 no’lu projedeki katkılarından dolayı Gazi Üniversitesi Rektörlüğü Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi’ne teşekkür ederiz. C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 5. KAYNAKLAR 1. Huang, C. H. and Wang, Y. T., “Self-optimization adaptive velocity control of asymmetric hydraulic actuator”, Int. J. Adaptive Contr. Signal Processing, 9 (3): 271– 283, May–June (1995). Shih, M. C. and Sheu, Y. R., “The adaptive position control of an electrohydraulic servo cylinder”, JSME Int. J., 34 (3): 370–376 (1991). 2. 3. Bobrow, J. E. and Lum, K., “Adaptive, high bandwidth control of a hydraulic actuator”, Proc. 1995 Amer. Contr. Conf. Evanston, IL: Amer. Automat. Contr. Council, 71– 75, June (1995). 4. Hori N, Pannala A. S., Ukrainetz P. R., Nikiforuk P. N., “Design of an electrohydraulic positioning system using a novel model reference control scheme”, ASME Journal of Dynamic Systems, Measurement, and Control, 111: 292-298 (1989). 5. Plummer A. R., Vaughan, N. D., “Robust adaptive control for hydraulic servosystems”, ASME Journal of Dynamic Systems, Measurement, and Control, 118:237-244 (1996). 6. Lee S. R., Srinivasan K., “Self-tuning control application to closed-loop servohydraulic material testing”, ASME Journal of Dynamic Systems, Measurement, and Control, 112: 681-689 (1990). 7. Garett, A. Sohl and James, E. Bobrow, “Experiments and Simulations on the Nonlinear Control of a Hydraulic Servosystem”, IEEE Transactions on Control Systems Technology, 7 (2): 238-247, MARCH (1999) 8. Emelyanov, S. V., “Variable Structure Control Systems”, (in Russian), Moscow, U.S.S.R.: Nauka, (1967). 9. Chern, T. L. and Wu, Y. C., “Design of integral variable structure controller and application to electrohydraulic velocity servosystems”, Proc. Inst. Electr. Eng., pt. D (Control Theory and Applications), 138 (5) :439–444, Sept. (1991). 10. Lee, K. I. and Lee, D. K., “Tracking control of a single-rod hydraulic cylinder using sliding mode,” Proc. 29th SICE Annu. Conf., Tokyo,Japan, 865–868, July (1990) 11. Hwang, C. L. and Lan, C. H., “The position control of electrohydraulic servomechanism via a novel variable structure control”, Mechatronics, 4 (4): 369–391, June (1994). C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 12. Slotine, J. J. E., “Sliding controller design for non-linear systems”, Int J Control, 40:421–434 (1984). 13. Su, J.P., “Robust control of a class of nonlinear cascade systems:a novel sliding mode approach”, Proc IEE Control Theory Appl 149 (2):131–136 (2001) 14. Utkin, V.J., “Variable structure systems: a survey”, IEEE Trans Automat Contr 22: 212–222 (1997) 15. Chang, F. J., Twu, S. H., and Chang, S.,: “Adaptive chattering alleviation of variable structure systems control”; IEE Proc. D,. 137. (1): pp. 31-39 (1990) 16. Lee, J. H., Ko, J. S., Chang, S. K., Lee, D. S., Lee, J. J., and Young, M. J., “Continuous variable structure controller for BLDDSM position control with prescribed tracking performance”, IEEE Trans., 1994, IE-41, 5: 483-491 (1994) 17. Harashima, F. Hashimoto, H. and Kondo, S., “MOSFET converter-fed position servo system with sliding mode control”, IEEE Trans. Ind. Electron., 32 (3): 238–244 (1985). 18. Slotine, J. J. E. and Coetsee, J. A., “Adaptive sliding controller synthesis for nonlinear systems”, Int. J. Contr., 43 (6):1631–1651 (1986). 19. Kachroo, P. and Tomizuka, M., “Chattering reduction and error convergence in the sliding-mode control of a class of nonlinear systems”, IEEE Trans. Automat. Contr., 32 (7): 1063–1068 (1996). 20. Oucheriah, S., “Robust sliding mode control of uncertain dynamic delay systems in the presence of matched and unmatched uncertainties”, ASME J. Dynam. Syst., Measur., Contr., 119: 69–72, (1997). 21. Hwang C. L., (1996) “Sliding mode control using time-varying switching gain and boundary layer for electrohydraulic position and differential pressure control”, IEE Proc. Control Theory Appl., 143 (4): 325-332, July (1996). 22. Chen, H. M., Renn, J. C., Su, J. P., “Sliding mode control with varying boundary layers for an electro-hydraulic position servo system”, Int J Adv Manuf Technol 26: 117– 123, (2005) 23. Hwang C.L., “Neural-Network-Based Variable Structure Control of Electrohydraulic Servosystems Subject to Huge Uncertainties Without Persistent Excitation”, IEEE/ASME Transactions on Mechatronics, 4 (1), MARCH (1999) 24. Jerouane, M., Sepehri, N. and Lagarrigue, F. L., “Dynamic analysis of variable structure force control of hydraulic actuators via the reaching law approach”, INT. J. CONTROL, 77 (14): 1260–1268 (2004) 25. Gao, W. B. and Hung, J. C., “Variuable stricture control of nonlinear systems: A new approach“, IEEE Trans. Industrial Electronics.. 40 (1): 45-55. (1993). C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 26. Hung, J. Y., Hung, J. C., “Chatter Reduction in Variable Structure Control”, Industrial Electronics, Control and Instrumentation, 1994. IECON '9., 20th International Conference on, 3: 1914-1918, 5-9 Sep (1994). 27. Hung, J. C. “Chattering Handling for Variable Structure Control Systems”, Industrial Electronics, Control, and Instrumentation, 1993. Proceedings of the IECON '93., International Conference on, 3: 1968-1972, 15-19 Nov (1993) 28. Lu, Y. S. and Chen, J. S., “A self-organizing fuzzy sliding-mode controller design for a class of nonlinear servo systems”, IEEE Trans. Ind. Electron., 41: 492–502, Oct. (1994). 29. Wang, S. Y., Hong, C. M., Liu, C. C. and Yang, W. T., “Design of a static reactive power compensator using fuzzy sliding mode control”, Int. J. Control, 63 (2): 393–412, (1996). 30. Ha, Q. P., Rye, D. C. and Durrant-Whyte, H. F., “Fuzzy moving sliding mode control with application to robotic manipulators”, Automatica, 35 (4): 607–616, (1999). 31. Ha, Q. P., “Robust sliding mode controller with fuzzy tuning”, Electron. Lett., 32 (17): 1626–1628, (1996). 32. Hwan, G. C. and Lin, S. C., “A stability approach to fuzzy control design for nonlinear systems”, Fuzzy Sets Syst., 48: 279–287, (1992). 33. Ha, Q. P., Nguyen, Q. H., Rye, D. C., and Durrant-Whyte, H. F., “Fuzzy Sliding-Mode Controllers with Applications” IEEE Transactions on Industrial Electronics, 48 (1), February (2001) 34. Sadegh, N., “A perceptron network for functional identification and control of nonlinear systems”, IEEE Trans. Neural Networks, 12: 837–863, Sept. (1992). C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 SÜRTÜNME KAYNAĞI İLE BİRLEŞTİRİLMİŞ FARKLI ÇELİKLERDE KAYNAK BÖLGESİNİN İNCELENMESİ Cevdet MERİÇ1, N. Sinan KÖKSAL2, M Tunca ERDOĞAN3 ÖZET Sürtünme kaynağı silindirik parçaların ve boruların kaynağında başarılı bir şekilde uygulanmaktadır. Bu parçalar özellikle otomotiv, makine, havacılık ve uzay endüstrilerinde kullanılmaktadır. Sürtünme kaynağı bir katı hal kaynak yöntemi olup, farklı malzemelerin kaynağı bu yöntemle mümkündür. Bu çalışmada SAE 1025, SAE 1035, SAE 1043, 25CrMo4, S460N malzemelerinin sürtünme kaynağı ile birleştirilebilirliği araştırılmıştır. Bu malzemelerin kaynak bölgesinin metalürjik yapısı ve mekanik özellikleri ele alınmıştır. Kaynak bölgesinin mikrosertlik dağılımı ve içyapıları incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sürtünme kaynağı, çelik malzemeler, mikroyapı. THE INVESTIGATION OF WELDING ZONE IN DIFFERENT STEELS CONDUCTED BY FRICTION WELDING ABSTRACT Friction welding has been successfully applied in welding of cylindrical and tubular parts. These parts are used in automotive, machine, aviation and space industries. The friction welding method, one of the solid state bonding methods, can successfully be used to weld different materials. In this study, the weldability of SAE 1025, SAE 1035, SAE 1043, 25CrMo4 or S460N by friction welding was researched. The metallurgical and mechanical properties of friction welded materials were investigated. The changes in micro hardness values and microstructure were determined in welding zones. Key Words: Friction welding, steel materials, microstructure. 1 Prof. Dr. Celal Bayar Ü. Müh. Fak. Makine Böl. 45140 - MANİSA Öğr. Gör. Dr. Celal Bayar Ü. Müh. Fak. Makine Böl. 45140 – MANİSA 3 Celal Bayar Ü. Fen Bilimleri Ens. 45140 - MANİSA 2 C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 1. GİRİŞ Günümüzde endüstriyel uygulamalar için yapılan tasarımlarda kullanılan malzemelerin özellikle homojen, dayanıklı, uzun ömürlü ve ekonomik olması istenmektedir. Çalışma ortamına uygun parça, tek parça veya birkaç malzemenin birleşimi şeklinde üretilmektedir. Bu sırada aynı veya farklı malzemeleri bir araya getirerek yapılan birleştirmelerin mekanik ve metalürjik yönden yeterli düzeyde olması gerekmektedir. Kaynakla birleştirilerek üretilen bu malzemelerin kaynak bölgesi özellikleri yönünden en kritik bölge olmaktadır. Bu nedenle kaynak parametrelerinin çok hassas ve uygun seçilmesi gerekmektedir. Kaynak teknolojilerindeki ve yöntemlerindeki gelişmelere bağlı olarak yakın zamana kadar birleştirilmesi zor olan malzemelerin kaynakla birleştirilmesi mümkün olmuştur. Bu geliştirilen yöntemlerden biri de sürtünme kaynağıdır. Sürtünme kaynağı, parçaların ara yüzeylerinde mekanik olarak üretilen mekanik enerjinin termal enerjiye dönüştürülmesiyle oluşan ısıdan yararlanılarak yapılan bir katı hal kaynak tekniğidir. Kaynak süresi boyunca sürtünen yüzeyler basınç altındadır ve ısıtma fazı ya da sürtünme fazı olarak adlandırılan bu süreç yüzeylerde plastik şekil verme sıcaklığı oluşana kadar sürer. Çelikler için bağlantı bölgesinde oluşan sıcaklık 900–1300 °C arasındadır. Çoğu durumda ısıtma fazı sonrasında basınç arttırılarak ara yüzeydeki ısıtılmış metal yığılır. Endüstride piston kollarından motor supaplarına, türbinlerden araç aks köprülerine kadar uzanan otomotiv, makine, havacılık ve uzay endüstrileri gibi geniş bir kullanım alanı bulan sürtünme kaynağı vazgeçilmez bir üretim tekniği olmuştur. Diğer kaynak tekniklerinin yetersiz kaldığı özellikle silindirik parçaların alın kaynaklarında sürtünme kaynağının üstünlüğü hemen dikkat çekmektedir. Standart kaynak teknikleri ile birleştirilmesi mümkün olmayan alüminyum–çelik, alüminyum–bakır, çelik–seramik, alüminyum–seramik gibi farklı malzemelerin kaynağı, sürtünme kaynağı tekniği ile mümkün hale gelmiş ve farklı mekanik özelliklere sahip malzemelerin bir araya getirilebilmiştir [1–5]. Böylelikle kaynak bölgesi bir tür termomekanik işleme tabii tutulmuş olur ve dolayısı ile bu bölge iyi bir tane yapısı gösterir. Bu nedenle diğer yöntemlerle kaynaklanamayan metaller ve metal alaşımları bu yöntemle rahatlıkla kaynatılabilir. Bilindiği gibi parçalar arasında kaynak bağı oluşabilmesi için çıplak yüzeylerin temas haline gelmesi gerekir sürtünme kaynağında bütün temassızlıklar sürtünme yolu ile giderildiği için bu temas çok iyi gerçekleşir. Normal şartlar altında sürtünen yüzeylerde bir erime olayı oluşmaz, şayet çok küçük miktarlarda bir erime olmuşsa da kaynak sonu uygulanan yığma işleminden dolayı erimiş metale ait bir delil bulunmaz. Sürtünme kaynağı uygulamalarının büyük çoğunluğunu dairesel kesitli çubukların ya da boruların kaynağı oluşturmaktadır. Bu tür uygulamalarda sürtünmeyi oluşturan temel hareket dönme hareketidir ve prosese konvansiyonel sürtünme kaynağı olarak da adlandırılır. Sürtünme kaynağında, sürtünme için kullanılan dönme hareketi yanında, yörüngesel hareket, lineer titreşim hareketi ve açısal titreşim hareketi de uygulanabilir. Yörüngesel hareket silindirik olmayan parçaların kaynağı içindir. Günümüzde bu iki yöntemin bileşimi olan kombine kaynak yöntemleri de geliştirilmiştir. Dizayn olarak sürtünme kaynağı makineleri torna, matkap gibi metal işleme makinelerini andırmaktadır ve ilk sürtünme kaynağı makineleri bu tezgâhların modifiye edilmiş şekilleridir. Bilindiği gibi sürtünme kaynağının ana fonksiyonları parçaların bağlanması ve sıkıştırılması, basınç altında dönme ve sürtünme, frenleme, yığma ve gerekli sürelerin hassas C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 olarak ayarlanmasıdır. Numune bağlama aparatları gerekli rijitliğe sahip olmalı, üzerine gelebilecek momentleri karşılamalı, radyal kaçıklıklar ve titreşimler elimine edilebilmelidir. Özellikle kaynak süreci boyunca oluşacak titreşimler, gerekli incelemeler ve araştırmalar yapılarak sönümlenebilecek şekilde makina dizaynı yapılmalıdır. Titreşimler yanında oluşacak radyal ve eksenel kuvvetlerden dolayı parçaların sabitlemesi ve eksenel kaçıklıkların önlenmesi zordur. Bu nedenle bağlama tertibatı parçaları gereken miktarda sıkıştıracak dizayna sahip olmalıdır. Bu işlem için genellikle “V” şekilli iki çene veya özel çeneler kullanılır. Kaynak ekipmanlarını tutmak için kullanılan bütün durdurma tertibatları güvenilir olmalıdır. Bağlantısı yapılacak parçalarda oluşabilecek küçük bir kayma, hem kötü bir kaynak bağlantısına hem de frenleme sisteminin zarar görmesine neden olur. Uygulamaların çoğunda otomatik olarak merkezleyen frenleme tertibatları kullanılır [7]. Şekil 1. Tipik bir sürtünme kaynağı makinesi [7]. Sürtünme kaynağı kontrolü gereken oldukça fazla sayıda parametre içermektedir. Bu yöntemle ilgili değişkenler dönme hızı, sürtünme basıncı, yığma basıncı, sürtünme süresi, frenleme süresi, yığma geciktirmesi süresi ve yığma süresidir. Kaynak yapılacak malzeme ve geometrisi de önemlidir. Burada optimizasyon gereken değişkenler dönme hızı, sürtünme basıncı, sürtünme süresi, yığma basıncı ve yığma süresidir. Bu konuda daha çok malzemeye bağlı olarak çalışmalar yapılmaktadır [8, 9]. Sürtünme kaynağında dövülebilen iyi kuru sürtünme özellikleri olmayan bütün malzemeler kolaylıkla kaynak edilebilir. Kuru yağlama sağlayan alaşım elementleri bağlantı bölgesinin kaynak sıcaklığına erişmesini engeller. Demir esaslı malzemeler, yumuşak çelikten, yüksek alaşımlı çeliklere kadar kaynaklanabilmektedir. Yumuşak çelikler bağıl olarak daha kolay kaynaklanmakta ve geniş bir parametre aralığına sahiptirler. Yüksek hız çelikleri türü yüksek alaşımlı çelikler ise daha dar bir parametre aralığında ve daha yüksek eksenel kuvvetlerde kaynaklanabilir. Bunların tokluğu ve çatlak hassasiyeti önemlidir. Parçalarda oluşan çapaklar çatlak oluşumuna yer hazırladığı için alınmalıdır. Paslanmaz çelikler, sinterlenmiş çelikler ve maraging çelikleri verilen kaynak parametrelerinde kolaylıkla kaynaklanabilirler. Isıl işlemli paslanmaz çelikler diğer yüksek karbonlu çelikler gibi kaynak değişkenlerine çok hassastır ve ITAB arzu edilen özellikler için kaynak sonu prosesler gerektirir. Bunların dışında sinterlenmiş malzemeler, Al ve alaşımları, Cu ve alaşımları, Ti alaşımları, Zr alaşımları, Mg alaşımları, ısıl dirençli alaşımlar C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 olan Ni ve Co alaşımları, refrakter metaller olan T, Mo, Ni ve Ta alaşımları da sürtünme kaynağı ile kaynaklanabilir. Bazı metal ve alaşımlarında; dökme demirlerde serbest grafitin, % 0,3’ün üzerinde, kurşun içeren bronz ve pirinçlerde ve % 0,13 ün üzerinde S, Bp içeren otomat çelikleri sürtünme sıcaklığının sınırlanmasından dolayı, yüksek derecede anizotropik malzemeler (Be gibi), geçiş bölgesi kırılganlığından dolayı, yapısında hazır olan grafit, MnS, serbest Pb gibi zayıflatıcı faz içeren malzemeler metalürjik içeriklerinden dolayı başarılı bir kaynak yapılamaz [10]. Bu değişkenlerden özellikle kaynak bölgesinin genişliğini belirleyen dönme hızı etkilidir. Düşük hızlarda çok yüksek momentler oluşur, tek eksenli olmayan bir yığma üretilir. Yüksek hızlarda ise kaynak bölgesindeki aşırı ısınmayı önlemek için sürtünme basıncı ve sürtünme süresi dikkatli kontrol edilmelidir. Sürtünme basıncı ve yığma basıncı da malzemeye ve numune geometrisine bağlıdır. Geniş bir aralıkta değişir. Basınç değişkeni, kaynak bölgesindeki sıcaklık derecesi ve eksenel kısalma miktarı ile kontrol edilebilir. Sürtünme basıncı, temas eden yüzeylerden oksitleri uzaklaştırabilecek, yüzeylerin atmosfer ile ilişkisini kesebilecek ve ara yüzeylerde uniform bir ısıtma sağlayabilecek düzeyde olmalıdır. Sürtünme periyodu sonrasında, özellikle çelikler için bir yığma basıncının uygulanması bağlantı kalitesini arttırır. Yığma basıncı malzemenin sıcak akma sınırına bağlıdır. Farklı malzemelerin kaynağında daha düşük mukavemetli malzeme esas alınarak yığma basıncı tespit edilir. Genel anlamda az karbonlu çelikler için sürtünme basıncı 30–65 MPa, yığma basıncı 75–140 MPa iken orta karbonlu ve yüksek karbonlu çelikler için bu değerler 70–210 ve 100-420 MPa değerindedir [5, 12]. Sürtünme ve yığma süreleri malzemeye bağlı olarak değişmektedir. Yüzeylerin temizliği ve uygun bir kaynak sıcaklığına ulaşabilmesi açısından bu değişkenlerin ayarı önemlidir. Isıtma süresinin az olması yetersiz kaynaklanmaya veya çok olması ise aşırı malzeme kaybına neden olmaktadır. Parçalar en az eksen kaçıklığı verecek şekilde tasarlanmalıdır. Kaynak toleransları çalışma parçalarındaki kusurlar kadar kaynak makinesine da bağlıdır. 0,203 mm’lik uzunluk toleransı ve 0,203 mm’lik eksen kaçıklığı kabul edilebilir değerler olarak Ganovski tarafından önerilmiştir. Şekil 2. Sürtünme kaynağının supap üretiminde uygulanması [11] Sürtünme kaynağı yapılan kaynak bölgesinde ergitme ve difüzyon kaynakları yöntemlerinde olduğu gibi, parçaların malzemelerinin birbirine karıştığı bir bölge ile bunun etrafında her iki ana malzemenin ısıdan etkilenen bölgeleri bulunmaktadır. Malzemelerin birbirine karıştığı bölgede, her iki malzeme atomlarının karşılıklı olarak birbiri içine difüzyona uğradıkları görülmektedir [5, 13, 14]. Özellikle sürtünme kaynağı yapılırken bu bölgede aşırı derecede mekanik bir karışma ve girdap olayı olduğundan, difüzyon olayı daha zorunlu olarak meydana gelmektedir. Isıdan etkilenen bölgeler, genellikle kaynak yapma C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 sıcaklığının, yaklaşık olarak malzemelerin ergime sıcaklığının yarısına kadar yükseldiği ve bu sıcaklığın üzerine çıktığı yerlerdir [5–8]. Şekil 3. Sürtünme kaynağı prensipleri [7]. Birbirinden farklı cinsten malzemeler, sürtünme kaynağı ile birleştirilirken, intermetalik faz oluşumu, ergime sıcaklığı malzemelerin kendilerinden daha az olan ötektik alaşımların oluşumu, çeliklerin martenzitik içyapı dönüşümü, yüksek karbonlu alaşımsız çeliklerde karbon azalması, içyapıda rekristalizasyon ve tane irileşmesi olayları meydana gelebilir. Bu malzeme dönüşümlerinin hepsi de kaynak bağlantılarının mekanik özelliklerini olumsuz yönde etkilerler. Örneğin; intermetalik fazlar sert ve gevrek olduklarından, kalınlıkları belirli genişliği aşınca, bulundukları tabaka boyunca, aşırı bir gevrekleşme gösterirler. Ergime sıcaklığı düşük olan ötektikumlar ise, bazı hallerde kaynak yapma sırasında bile çatlamaların meydana gelmesine neden olurlar. martenzitik dönüşüm yapan bölgelerde ise, taneler belirli bir büyüklük ve sertliği aşınca, intermetalik fazlarda görüldüğü gibi gevrekleşme meydana gelir. Alaşımsız çeliklerde karbon azalması, lokal olarak mukavemet değerlerinin azalması demektir. Yumuşak bölgelerin oluşumu ise, kaynak bağlantılarının mukavemet değerlerini azaltmaktadır. İçyapıda rekristalizasyon veya tanelerin irileşmesi de yerel olarak yumuşak bölgelerin oluşumuna neden olur. C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 Sürtünme kaynağının oldukça kısa bir süre içinde yapılması ve bu hem sıcaklık yükselirken ve hem de daha sonraki şişirme olayı sırasında, aşırı derecede plastik deformasyonların meydana gelmesi, diğer kaynak yöntemlerine göre malzeme içyapısı dönüşümünü azaltıcı yönde etkileyerek üstünlük sağlar [7, 8]. Farklı cinsten metalik malzemelerin kaynak yapılamamasına neden, birçok malzeme çiftinden gevrek intermetalik fazın oluşumudur. Bu bağlantıların dayanım ve deformasyonu, oluşan intermetalik faz tabakasının kalınlığına ve bunun ince taneli oluşumuna bağlıdır. Bunun tipik bir örneği alüminyum ile bakırın kaynak bağlantılarıdır. Çeşitli malzeme kombinasyonları ile yapılan araştırmalarda bu tabaka kalınlığının 3–5 µm’nu aşması halinde, bağlantının gevrekleştiği görülmüştür [1, 5, 8]. Bu çalışmada, farklı bileşimdeki çeliklerin sürtünme kaynak yöntemi ile birleştirilmesi gerçekleştirilmiştir. Sürtünme kaynağı ile birleştirilen örneklerin kaynak bölgeleri ve içyapıları incelenmiş ayrıca kaynak bölgesinin mikrosertlik değişimi incelenmiştir. 2. DENEYSEL ÇALIŞMA Çalışmada Çizelge 1’de kimyasal bileşimi verilen malzemeler kullanılmıştır. Bu malzemelerden (25CrMo4 – S460N), (SAE 1025 – S460N), (SAE 1043 – SAE 1035) ve (SAE 1035 – SAE 1043) çiftleri sürtünme kaynağı ile birleştirilmiştir. Deneysel çalışmada kullanılan örneklerin sürtünme kaynağı yapıldıktan sonraki fotoğrafları Şekil 4’de verilmiştir. Çizelge 1. Deneylerde kullanılan malzemelerin kimyasal içerikleri (% ağırlık). C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 Şekil 4. Deneylerde kullanılan örneklerin kaynak sonrası görüntüsü [5]. Sürtünme kaynağında, sürtünme basıncı, yığma basıncı, sürtünme süresi, yığma süresi ve yüzey alanı değerleri literatüre uygun denemelerle Çizelge 2’deki gibi alınmıştır. Çizelge 2. Deneylerde kullanılan kaynak parametreleri. Yapılan deneylerde kaynak parametrelerinden motor devri sabit tutulduğunda sürtünme süresinin ve sürtünme basıncının; sürtünen yüzeyin alanı ile doğru orantılı olarak değişim gösterdiği tespit edilmiştir. Sürtünme kaynağı ile birleştirilen tüm örnekler kaynak bölgesinden boyuna kesilerek plastiğe alınmış ve SiC esaslı su zımparaları ile zımparalandıktan sonra alümina tozu ile parlatılmıştır ve daha sonra metal cinsine göre belirlenen %95 H2O +%5 HNO3 bileşime sahip dağlama sıvısı ile dağlanmıştır. Dağlama sonucu açığa çıkan tane sınırları metal mikroskobunun altında incelenmiştir ve mikroskoba bağlı kamera ile içyapı fotoğrafları çekilmiştir. Daha sonra örnekler tekrar parlatılarak aşağıdaki şekilde görüldüğü gibi kaynak bölgesi ve çevresinde 50 ila 60 noktadan mikrosertlik (HV) değerleri ölçülerek sertlik dağılımı belirlenmiştir. 25CrMo4 – S460N Malzeme Çifti: Şekil 5’de 25CrMo4 – S460N Malzeme çiftine ait tane sınırlarının da görülebildiği kaynak bölgesi görüntüleri verilmiştir. Yapılan mikrosertlik ölçümlerinde 25CrMo4 malzemede kaynak bölgesine doğru sertlik artarken maksimum 270 HV’ye çıkmış; S460N malzemede ise sertlik kaynak bölgesine doğru yine az miktarda artış göstermiş ve maksimum 278 HV olmuştur. Örneğe ait kaynak bölgesinin mikrosertlik dağılımı Şekil 6’da verilmiştir. Isı etkisi altında kalan bölgede sertleşme meydana gelirken her iki malzemede de birbirine yakın oranda plastik deformasyon gözlenmiştir. C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 Şekil 5. 25CrMo4–S460N kaynak bölgesinin içyapısı (x100). 25CrMo4 - S460N Mikrosertlik (HV) 300 250 200 150 100 50 0 5 Uzaklık (mm) 10 Şekil 6. 25CrMo4 – S460N kaynak bölgesinin mikrosertlik dağılımı. SAE 1025 – S460N Malzeme Çifti: Şekil 7’de SAE 1025 – S460N Malzeme Çiftine ait kaynak bölgesinin içyapı görüntüsü mikrosertlik ölçümü sırasında batan ucun görüntüsü ile beraber verilmiştir. Örneğin mikrosertlik dağılımı Şekil 8’de görülmektedir. Örneğin SAE 1025 tarafında kaynak bölgesine gelindiğinde mikrosertlikte artış meydana gelmiş ve maksimum 277 HV’ye çıkmıştır. Örneğin S460N tarafında ise mikrosertlik pek değişiklik göstermemiş ve ortalama 275 HV olmuştur. Örneğin S460N tarafı ısıdan fazla etkilenmezken plastik deformasyon oranlarının birbirine yakın olduğu gözlenmiştir. C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 Şekil 7. SAE 1025-S460N malzeme çiftine ait kaynak bölgesinin içyapı görüntüsü (x100). SAE 1025 - S460N Mikrosertlik (mm) 350 300 250 200 150 100 50 0 5 Uzaklık (mm) 10 Şekil 8. SAE 1025-S460N malzeme çiftine ait kaynak bölgesinin mikrosertlik dağılımı. SAE 1043 – SAE 1035 Malzeme Çifti: Şekil 9’da kaynak bölgesinin ve küçük resimde de görüldüğü gibi kaynak bölgesinin başlangıcının içyapısı görülmektedir. Ölçülen mikrosertlik değerleri Şekil 10’da grafik olarak verilmiştir. Örneğin SAE 1043 tarafında mikrosertlik değeri artarak 230 HV’den kaynak bölgesinde 300 HV’ye kadar çıkmıştır; örneğin SAE 1035 tarafında ise mikrosertlik değeri 190 HV’den, 317 HV’ye kadar çıkmıştır. Isı etkisi altında kalan bölgede sertleşme meydana gelirken, SAE 1035 ısıdan daha fazla etkilenen taraf olmuştur. Her iki malzemede de plastik deformasyonun birbirine yakın oranlarda oluştuğu gözlenmiştir. Şekil 9. SAE 1043-SAE 1035 kaynak bölgesi (x100). C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 SAE 1043 - SAE 1035 Mikrosertlik (HV) 350 300 250 200 150 100 50 0 5 Uzaklık (mm) 10 Şekil 10. SAE 1043 – SAE 1035 kaynak bölgesinin mikrosertlik dağılımı. SAE 1035 – SAE 1043 malzeme çifti: Bu örnekte kullanılan malzemeler ile bir önceki aynıdır. Sadece kaynak parametreleri farklıdır. Şekil 11’de örneğin mikrosertlik dağılımı gösterilmiştir. Örneğin SAE 1035 tarafında mikrosertlik değeri 190 HV’den 300 HV’ye kadar çıkmış; SAE 1043 tarafında ise 235 HV’den 290 HV’ye kadar çıkmıştır. Isı etkisi altında kalan bölgede sertlik artışı meydana gelirken, SAE 1035 ısıdan daha fazla etkilenmiştir. SAE 1035 - SAE 1043 Mikrosertlik (HV) 350 300 250 200 150 100 50 0 5 10 Uzaklık (mm) Şekil 11. SAE 1035 – SAE 1043 kaynak bölgesinin mikrosertlik dağılımı. 3. SONUÇ Kimyasal bileşimleri farklı malzemeler (25CrMo4–S460N; SAE 1025–S460N; SAE 1043–SAE 1035) şeklinde sürtünme kaynağı ile birleştirilmiştir. Bu başarılı birleştirme sonucu oluşan kaynak bölgesinin metalografik incelemesi yapılmış ve mikrosertlik dağılımı incelenmiştir. Kaynak işlemi devir sayısı sabit, sürtünme süresi ve sürtünme basıncı değiştirilerek uygulanmış ve oluşan kaynak bölgesinin sürtünen yüzeyin alanı ile doğru orantılı olarak değişim gösterdiği tespit edilmiştir. Ana malzeme ve kaynak bölgesinin mikrosertlik ölçümleri sonucunda, bütün örnekler için kaynak bölgesindeki mikrosertlik değerlerinin ana malzemeye oranla değişim gösterdiği gözlenmiştir. Bu bölgede sertlik değişimi oluşturan mekanizma, element geçişleri ve karbür oluşumu görülmesidir. Birbirine oranla biri diğerinden daha sert yapıya sahip malzeme çiftlerinin sürtünme kaynağında sert malzemede plastik deformasyonun daha az olduğu, yumuşak malzemede ise C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 daha fazla olduğu gözlenmiştir. Bu ise malzeme kaybının hangi malzemede oluşacağını önceden belirlemek ve ona göre kaynaktaki malzemelerin durumunu ve yerini belirlemek açısından önemlidir. C B Ü Soma Meslek Yüksekokulu Teknik Bilimler Dergisi Yıl:2008 Cilt:2 Sayı: 10 4. KAYNAKLAR 1. M. Yılmaz, M. Çöl, M. Acet; “Interface Properties of aluminium/steel Friction-Welded Components”; Kocaeli Üniversitesi Türkiye; Gerhard-Mercator Uni, Germany; 2003. 2. Donohue J.J., “The Friction Welding Advantage”, Welding Journal, Vol.80, No:5, pp. 30–34, 2001. 3. http://www.key-to-metals.com/Article51.htm 4. Kaluç E., Mert Ş.; Sürtünme Karıştırma Kaynak Yöntemindeki Gelişmeler; 2003. 5. Erdoğan M.T. “Sürtünme Kaynağı ile Farklı Metallerin Birleştirilmesi” Y. Lisans tezi, C.B.Ü. Fen Bilimleri Ens. 2004. 6. Sathiya P., Aravindan S., Noorul Haq A., “Mechanical and metallurgical properties of friction welded AISI 304 austenitic stainless steel”, Int J. Adv. Manuf. Technol, 26: pp. 505–511, 2005. 7. Yılmaz M., Çöl M.; Sürtünme Kaynaklı alüminyum Çelik Bağlantıları; Mühendis ve Makine; Eylül 2000. 8. Şahin M., “Joining with Friction Welding of High-Speed Steel and Medium-Carbon Steel”, Journal of Materials Processing Technology, Volume 168, Issue 2, pp: 202-210, 2005. 9. Taşkın, M., Çay, V., Özdemir, N., "Sürtünme Kaynağı ile Birleştirilmiş AISI430/Ç1010 Çelik Çiftinin Ara Yüzey Mikro Yapı Değerlendirmesi", Teknoloji, Cilt:8, S. 65, 2005. MBÜY 10. Won-Bae Lee, Kuek-Saeng Bang, Seung-Boo Jung; “Effects of Intermetallic Compound on The Electrical and Mechanical Properties of Friction Welded Cu/Al Bimetallic Joints During Annealing”; 2004. 11. http://www.supsan.com.tr 12. Uzkut, M., Ünlü, B. S., Akdağ, M., “Sürtünme Kaynağı İle Birleştirilmiş Yüksek Alaşımlı İki Farklı Çeliğin Mikroyapı ve Mekanik Özellikleri”, Makine Teknolojileri Elektronik Dergisi, Sayı: 1, s:11-17, 2006. 13. Song Y., Liu Y., Zhu X., Yu S., Zhang Y. “Strength distribution at interface of rotaryfriction-welded aluminum to nodular cast iron”, Transactions of Nonferrous Metals Society of China, Volume 18, Issue 1, Pages 14-1, 2008. 14. Dabak, S., “Sürtünme Kaynak Makinesi İmali SAE 8620-1040 Malzemelerin Kaynağı ile Mekanik ve Metalografik İncelenmesi”, Yüksek Lisans Tezi, Balıkesir Ü., 1995.
Benzer belgeler
geleneksel ve hızlı sinterleme yöntemleri
bağcılık eskiye dayalı olup mevcut bağların önemli bir kısmında geleneksel yetiştiricilik
yöntemleri uygulanmaktadır. Birçok üretici halen insan gücünü kullanmaktadır. Sonuçta, bu
da bağ alanlarınd...