Tales from Ellis Island Rus kızı
Transkript
Tales from Ellis Island Rus kızı
4 Tales from Ellis Island Dün Ellis Island`ı ziyaret ettim. Benim yararıma iyi bir gün`dü. Tarih`te ilk kez bu göҫmenliǧin insanlık boyutu ihtiyaҫ olan orana nazaran yetersiz kaldı. Erkekler, kadınlar, ҫocuklar, kir ve ҫantaların hepsi göz önünde bulundurarak göҫmenliǧin sınırı Arnavutluk, Finlandiya, Suriye, Italya, Polonya ve Irlanda`dan gelen yirmi bin göҫmen ile aşıldı. Bu durum Londra ve New York ҫevresinde yeni Boston`un nüfusunu oluşturabilecek birbirlerine yakın bir şekilde yürüyen insanlara sene`nin her haftasında bir bariyer zinciri koyabilecek üҫ mil`den uzun göҫmenler kuyruǧunun günlük prosedürü. Bir yüzyılda bu`nun sonu nereye varacak? Rus kızı Bir ҫiftҫinin kızı olan 20 yaşlarında güzel, iri-gözlü rus kızı iҫeriye giriyor ve bizden önce oturuyor. Temiz ve zeki görünüyor. Heyecanlı bir şekilde ellerini kavuşturuyor, ҫözüyor ve gözleri yaşarıyor. Bir görevli „bu kız ilginҫ bir yapboz durum.“ diyor. Babası mütevazi bir yaşamı olan bir insan. Yanında yetişmiş olduǧu genҫ komşu oǧlu buraya iki sene önce geldi ve geҫen sene babasına kızının yanına gelip kendisinin kızı ile evleneceǧini yazdı. Böylece kız yalnız geldi. Fakat muhtemel damat gelmedi. New Jersey`nin herhangi bir yerinde yaşayan bu bey`ye yazdım ve geҫen hafta gelip kendisini süzdü. En sonunda fikrini deǧiştirdiǧini söyledi. Kendisi ile evlenmek isteyip istemediǧinden emin deǧildi. Doǧal olarak kızın gururu kırılmıştı. Oraya geri dönüp ailesinin kendisi ile alay etmesini görmek istemediǧini söyledi. Bu durumda kendisinin gitmesine izin veremezdim. Böylece herşey durmuş durumda. Güҫlü kollarına baktıǧımda kendisinin ҫalışabileceǧini düşünüyorum. Aynı zamanda güzel bir kız. Ne yapacaǧımı gerҫekten bilmiyorum. Bir bayan hizmetҫi arayan bir bayan biliyormusunuz? Hayır mı? Kendisi ile ne yapacaǧımı bilmiyorum. Yeniden kızın yanına dönüyor. Eǧer Peter geri gelirse kendisi ile evlenmek istiyor musun?“ Kız kafasını sallıyor ve akan gözyaşları ile „istiyorum“ diyor. Genҫ adama yeniden yazacaǧım ve kendisinin bir ahmak olduǧunu söyleyeceǧim. Böyle bir şans`a bir daha hiҫ bir zaman sahip olamayacak.” Yazar: William Williams Papers, Ellis Island, Görevli memur, mart 1910 Alman erkek ҫocuǧu Onlar insanlara okuma ve yazma bilip bilmediklerini sordular. Amcam beni yanına ҫaǧırdı. Kendisi „Annen nasıl okunması gerektiǧini bilmiyor.“ dedi ben de „peki, olur.“ dedim. „Okuma ile görevli memur“ diye adlandırdıkları durumu kastediyorlar, aynı oturma bank`ın üzerinde oturan hakimler gibi. Annem tam ortada duruyordu ve ben yengem, amcam ve diǧer amca diye hitap ettiǧim 5 eczaneci tarafından ҫevriliydim. Onlar kendisinin bir okuma sınavı vermesi gerektiǧini söyledi. Böylece bir amca „kendisi ingilizce konuşamıyor.“ dedi. Bir başka görevli memur ise „bunu biliyoruz. Kendisine bir „siddur“ vereceǧiz. „Siddur`un „ne olduǧunu biliyor musunuz? Bir yahudi kitabı. Bunu söyledikleri gece`de kendisinin bunu yapamayacaǧını ve başımıza sorun alacaǧımızı biliyordum. Böylece bir yahudi kitabı aҫtılar. Size okumuş oldukları belli bir kısım vardı. Bu okunulan bölüme baktım ve hemen ne olduǧunu anlamıştım. Hızlı bir şekilde okudum ve bütün paragrafı öǧrenmiş oldum. Ben ҫok kısaboyluydum ve onlara kelimeleri yahudi dilinde yavaşҫa anlattım. Satırları ezbere öǧrenmiş ve bunları sessizce söylemiştim, kendisi de bu sözleri memurların duyabileceǧi şekilde sesli söyledi. Bu da onların amacına uygundu. Paragraf`a bakmıştı ve sanki okuyabiliyormuş gibi görünüyordu, fakat ben sohbet etmek ile meşguldum. Yazar: Arnold Weiss, 1921 Polonyalı bebek Bir sene önce her ikisi oturma izni alarak Pennsylvania`lı kömür maden ҫalışanın polonya`lı eşi hasta ve yakında hayatını yitirebilecek olan yaşlı babasını görmek iҫin aniden Polonya`ya gitti. Ziyaret sona erir ermez Amerika`ya geri döndü. Eşi kendisini Ellis Island`de bekliyordu. Kendisine herşeyin düzeleceǧini anlattık, fakat kendisi hala oldukҫa huzursuz görünüyordu. Ondan sonra gemi Antwerp`den Red Star Line`nın Lapland`ine geldi ve kendisinin neden bu kadar husursuz olduǧunu öǧrendik. Gemi`nin liman`dan kalkmadan önceki günde denizin ortasında dünya`ya bir bebek geldi. Ellis Island hastanesinde hem anne hem ҫocuk iyilerdi, polis görevlisi anne`yi kayıda geҫirerek kabul edene, fakat bebeǧi kayıt etmeyene kadar herkes durumdan hoşnuttu. Babası titreyerek „neden?“ diye sordu. Zavallı polis memuru „Polonyalı`ların göҫmenlik oranı aşıldı“ dedi. Mevzu`yu bana ilettiler. Bebeǧi sınır dışı mı edeceksiniz? Bunu yapamazdım. Fakat birileri hızlı davranmak zorundaydı, ҫünkü anne bebeǧinin kendisinden derhal alınabileceǧinden korkuyordu. „Bebek Polonya`da doǧmadı.“ diye emrettim. „Fakat ingiliz bir gemi`de doǧdu. Bu nedenden dolayı ingiliz oranına sayılabilir. Ingiliz geminin güvertesi ingiliz topraǧı. Polis memuru „Ingiliz oranı dün aşıldı.“ dedi. Bu kötü bir kader olsa gerek. Fakat benim başka bir silahım daha vardı. „Kararınızı isterseniz bir daha düşünün.“ diye yorum`da bulundum. “Antwerp`in Lapland daǧları Belҫika`da bulunuyor.“ Bebek belҫikalı. Belҫika oranını kullanınız. „Belҫika oranı bir hafta önce aşıldı.“dedi polis görevlisi. ҫaresizdim, ne söyleyeceǧimi bilmiyordum. „Oh, buraya bakınız.“ diye yeniden başladım. Şimdi anladım, annenin acele bir şekilde amerika`ya geri dönmekte olduǧu apaҫıktı, böylece bebek burada doǧduǧu iҫin bir amerikan vatandaşıydı. Bu bir göҫmenlik işletmesi deǧil. Bu bebeǧin maksadı amerika`da doǧmaktı, gemi sadece bir gün gecikmişti ve bu durum herşeyi alt üst etti. Yasaya göre 6 bebek amerika`da doǧdu. Bebek bir amerikan bebeǧi - ne polonya`lı, ne ingiliz, ne de belҫika`lı, sadece iyi bir amerikan bebeǧi. Buna ben karar verdim.“ Yazar: Henry Curran, Ellis Island görevli (memur), 1922-1926 5 Sterling`den 250.000.000 sterling`e kadar Güney afrika`dan ingiltere`ye kaҫan ve bir servet yapan iki asya`lı kardeşin heyecanlı hikayesi. 1967 yılında 16 yaşlarında Vijay Patel ve kardeşi Bhikhu Kenya`nın kasabası Eldoret`ten Ingiltere`ye kaҫtılar. 5 sterling ile Ingiltere`ye vardılar. Şu an 600 kişi`den fazla ҫalışanı ve 250 milyon sterling deǧerinde olan bir eczanecilik şirketine sahipler. Bu servetlerini nasıl oluşturduklarının hikayesi. Iris Murdoch`a bir ziyaret Gazeteci Joanna Coles Iris Murdoch`u Alzheimer hastalıǧı teşhisi konulmadan önce Oxfordshire`daki evinde ziyaret etti. Birinci bölüm Bir yıǧın kitaplar ve evraklar Profesör John Bayley`nin neşeli yüzü pişirilmiş fasulyeler yiyerek pencere`de görünüyor. Elinde toast ile giriş kapısını aҫarak “Iҫeriye buyrun.” diyor. ”Öǧle yemeǧi olarak fasulye yiyorum, siz de ister misiniz?” Bizi ҫok karmakarışık, ҫok sayıda kitaplardan oluşan teleme bir pyramid`in yanından büyük bir salon ve görmüş olduǧum en tuhaf ҫizim odasından geҫirdi. Her yerde tıka bası dolu olan alışveriş torbaları bulunuyor, koridor`da ise kaǧıtlar yayılmış ve bir yıǧın kitap ve kaǧıtlar daǧınık bir şekilde duruyor. Öǧle vakti olmasına raǧmen duvarlar yeşil, oda karanlık ve pencereler dışarıdaki incir yapraklarından dolayı ışık geҫirmiyor. Oturduǧumuzda Iris Murdoch saygılı bir şekilde oda`nın iҫinde dolanıyor ve sanki acil bir durumda bırakılmış gibi, her bir koltuǧun altına ortaya konulmuş bir bardak kırmızı şarabı aniden fark ediyorum. Ikinci bölüm Yazar`ın bloknotun`dan küҫük bir parҫa mı? Gözleri sevecen bir şekilde aҫılarak Iris “Merhaba” diye gülüyor ve yazmayı bıraktıǧına dair söylentilerden dolayı burada olduǧumu telefon`da aҫıklamama raǧmen yeniden söylüyorum. Böyle zeki ve verimli yazar`a sorulan bu soru en kolay soru deǧil ve bu soru`yu sormayı deneyerek benim saygısız biri olduǧumu düşünmesinden endişe duyuyorum. Fakat bu gerҫek olabilir mi? Benim 7 rahatlamamı saǧlayarak gülüyor! Bir şeyler yapmaya ҫalışıyorum, fakat şimdiye kadar olmadı.”, ondan sonra gülmeye başladı. “Sanırım, sadece biraz yazar`ın bloknotun`dan bir şeyler.” diye Bayley neşeli bir şekilde sözünü kesiyor. “Evet, öyle deǧil. Ben sadece biraz deniyorum.” diye geri cevap veriyor. Iris Murdoch 26 romanı ile şüphesiz kendi neslinin en mükemmel yazarlarından biri. Jackson`s Dilemma adlı son kitabı son bahar`da yayınlandı, fakat ondan sonra hiҫ bir şey gelmedi. Daha önceleri böyle bir durumdan dolayı sıkıntı ҫekti mi? Dalgın bir şekilde ”Sanırım bu ҫok kötü bir durum” diyor kendisi. Sakin bir şekilde “Sevdiǧimden önce gerҫekleşti.” diyor. ”Belki.” diyor kendisi. ”Hala mümkün olduǧu zaman yazmaktan zevk alıyor musun?” ”Evet, zevk alıyorum.“ diye özür dileyerek gülüyor! Aksi takdirde ҫok kötü, sakin bir yerdeyim.” Bayley kendisine bir şeyler söylemeden önce hepimiz bir an iҫin susuyoruz. “Geҫmişte belki filozofik düşünce yapısından dolayı en ince ayrıntısına kadar bir roman üzerinde bitiş zamanından önce ҫalışarak tamamladın, öyle deǧil mi hayatım?” Kahve yapmak iҫin mutfaǧın yolunu tutuyor. Iris “kendimi ҫok bezgin hissediyorum.” diyor. “Geҫmişte yazmış olduǧum kitapları oldukҫa ҫabuk yazdım. Fakat şu an performansımın düşeceǧinden korkuyorum. Daha iyi olabilirim. Bir şeyin olacaǧını bekliyorum. En azından öyle umuyorum.” Üҫüncü bölüm Birbiri ile tamamen mutlu olmak Bayley bir güǧüm kahve ile geri dönüyor. Koluna dokunarak “Kahve`yi dökmen lazım.” diyor Iris. “Kahve`yi dökmen lazım.” “Dökmek mi? Ben el dediǧini zannetmiştim.” Sanki kedisi varmış gibi hava`da bir şeyleri tutmaya ҫalışıyor ve hepimiz gülüyoruz. Onların ilişkisi sadece dokunmak deǧil, ilişkileri hala taze ve genҫ, bunun yanısıra evliliǧin amacının ne olduǧunu biliyorlar. Iris`in şu an ki sorunlarına raǧmen, ikisi birlikte tamamen mutlu gibi görünüyorlar. Hiҫ bir zaman ҫocuk eksikliǧini hissedip hissetmediklerini merak ediyorum. Eşi „Iris şimdiye kadar anne olmak yönünde en küҫük bir ilgi göstermedi.“ diyor. “ve emin deǧilim, fakat en iyi bayan roman yazarının ҫocukları olmadıǧını söyleyebilirsiniz. Jane Austen, George Eliot…En iyi on yazarları kastediyorum.“ Iris uysal bir şekilde poz verirken, kendisi bana her eşya`dan iki tane varmış gibi görünen mutfak masasına gelmem iҫin işaret ediyor. Iki bal, hardal ve reҫel kabı, yedi konserve cam`ı kahve. „Doktora gitmemiz gerektiǧini biliyorsun, onlar eski beynin oldukҫa zeki olduǧunu söylüyorlar.“ Oscar Wilde 1854-1900 Oscar Wilde irlanda doǧumlu ingiliz bir şair, roman ve tiyatro oyunu yazarı. En büyük başarıları Lady Windermere`s Fan (1892) ve An ideal husband (1895) gibi keskin zeka sonucunda ortaya ҫıkan parlak komedi oyunları ile elde etti. The Importance of Being Earnest (1895) en iyi eserlerinden biri olarak 8 görülüyor. Ernest isminin iki manasına dayalı olarak kendilerini ҫok önemli bulan insanlara karşı bir saldırı. Wilde 1884 yılında evlendi ve iki oǧlu var. 1895 yılında eşcinsel pratikler yüzünden iki sene hapis yattı. 1897 yılında serbest bırakıldıktan sonra yaşamak iҫin Fransa`ya gitti. 1900 yılında Paris`de vefat etti. Yemek yemek, uyumak, alış veriş yapmak ve ölmek Ekonomik büyüme küresel refah`ın şartı. Öyle deǧil mi? Jonathan Rowe bu büyüme iҫin ödediǧimiz bedeli araştırıyor. Ekonomi hakkında konuşmak istiyorum. Duymak istediǧim ne haberlerde her gün sonsuz kez dinlediǧimiz ekonomi haberleri ne de siyasetҫilerin konuşmalarında duyduǧumuz ekonomi. Konuşmak istediǧim her gün yaşadıǧımız ekonomi. Bazı insanlar ekonomi konusuna ilgi duymuyorlar. Hisse fiyatları ve faiz oranları gittikҫe yükseliyor. Dow Jones endeksi altmış üҫ puan ile 8472,35 kapanıyor. Bunu duyuyoruz ve bilinҫaltı bu veriyi algılamıyoruz. Ekonomi`nin aynı ekonomi olmadıǧını kaydediniz. Ekonomi başkalarının günlük bazda yaşadıklarıdır, yani geҫimimizi kazanmak, vergilerimizi ödemek ve hayatta gerekli olanları satın almak. Yanlış giden bir şey Refah düzeyi yüksek bir toplumun avantajlarından yararlandıǧımız zannediliyor. Öyleyse kendimizi neden stresli ve yorgun hissediyoruz? Iş saatlerini tassarruf eden cihazlar düşünüldüǧünde iş haricinde başka işlere zaman ayırmıyoruz. Ҫocuklar her zaman en son ҫıkan elektronik cihazların satın alınması yönünde baskı yapıyorlar. Şehirlerimizin nüfusu gittikҫe artıyor, hava`yı ve denizlerimizi kirletiyoruz ve yemeklerimiz kimyasal maddeler ile dolu. Bu durumda yanlış olan bir şey var. Eǧer zaman gerҫekten iyiyse, o zaman gelecek ile ilgili olumlu düşüneceǧimizi düşünebilirsiniz. Ҫoǧumuz bu durumdan endişe duyuyor. Iҫimizden 90%`nından fazlası kendimiz ile ilgili ҫok fazla endişeli ve gelecek nesiller ile daha az ilgili olduǧumuzu zannnedecek. Üretmek ve tüketmek “Ekonomik büyüme” kavramı arzu edilen ve olumlu bir durumu dile getiriyor, fakat büyüme daha fazla para harcamak demek. Daha fazla para harcamak ise yaşamın daha iyi olacaǧı anlamına gelmiyor. Hepimiz bunun daha ҫok tersi anlamına geldiǧini biliyoruz -hırs, hırsızlık, yasadışı işler, fakirlik ve ҫevre kirliliǧi. Daha fazla para harcamak üretim ve tüketime dayalı olan ekonomik sistemimizi ayakta tutuyor. Para`nın dönmesi durumu hariҫ ekonomi ҫökebiliyor. Havayolu şirket`leri uҫak üreticileri ve seyahat ajansları ile birlikte iflas ediyorlar. Eǧer tüketmeye devam etmezsek üreticiler ve perakendeciler bu 9 iş`in dışında kalacaklar. Insanlar evler, giysiler, ҫamaşır makinaları ve arabalar satın almayacaklar. Bütün sistem bir duraklama yaşayacak. Talep yaratmak Lider ekonomist`lerin söylemiş oldukları gibi tüketen topluluklar talep ihtiyacı duyuyorlar. Ekonominin ürettiǧi eşyaların satılabilmesi iҫin bizim talebimize ihtiyacı olduǧu kadar bizim ihtiyacımız yok. Süpermarket`lerimizde neden altmış farklı tuvalet kaǧıdından ve yüz farklı kahvaltı ürünlerinden seҫmek zorundayız? Talep yükselişinin etkenlerini azaltabilen bir mucize. Ekonomide daha fazlası iҫin bir konsept yok. Tatmin edilemeyecek bir aҫlık. Dünya`da ҫok fazla ҫılgınlıklar var. Yüksek yaǧ oranı gıdaları üreten bir amerikan şirketi var. Bu durum obezite ve yüksek kan basıncına neden oluyor. Tesadüf olarak şirketler insanların perhiz yapmalarında yardımcı olan ürünler üretiyorlar. Sadece bunu yapmak ile kalmıyorlar aynı zamanda yüksek kan basıncı olan insanlara hap üretiyorlar. Neredeyse bütün elektronik postam faturalar iҫeriyor, bankalar bana ödünҫ olarak para vermeye ҫalışıyorlar, kataloglar harcamalar yapmamı istiyorlar ve hayır kurumları “aşırı tüketim” döneminde evsizler, kaҫaklar, sömürülenler ve aҫlık ҫekenler gibi toplumun kaybedenlerine hitap ediyorlar. Ekvador`dan ҫilek ve Kenya`dan yeşil fasulye satın almak nasıl mümkün oluyor, eǧer bu ülkeler kendi insanlarını neredeyse doyuramıyorlarsa. Bunun nedeni kar daǧılımı ve ülkelerin borҫlarını geri ödemek iҫin paraya ihtiyaҫları olması. Bir borҫ hizmetinin borcu geri ödemek anlamına gelmediǧini kaydediniz. Bu sadece faiz`i ödemek anlamına geliyor. Batı bankaları üҫüncü dünya ülkelerinin borҫları ile yüksek kar`lar elde ediyorlar. Deǧişimler yapmak Bu dönemi nasıl sona erdireceǧiz? Eylemlerimizin sonuҫları ile ilgili daha fazla bilinҫli olmalıyız. Dünya`nın fakir kesimlerinde virtüel köleler tarafından üretilen giysileri „sweat shop“ larda satın alıyoruz. Yoǧun bir şekilde ısraf ediyoruz. Tatsız ve ülke`yi tehlikeye sokan kimyasallar ile üretilmiş olması ucuz ürün talebinde bulunmamıza mani olmuyor. Konu her nereye gitmek olursa olsun kendi arabamızı sürme hakkına sahip ҫıkıyoruz. Tüketim kültürünün olumsuz etkileri kendi davranışlarımızın etkisini algılayamamamıza neden oluyor. Asıl sorunumuz bununla ilgili ne yapmamız gerektiǧini bilmememiz. Bu durum sadece bunu yapma isteǧine kadar vardırmamız. Ün Her hareketlerinden büyüleniyoruz ve onlar hakkında herşeyi bilmek istiyoruz. Jack Delaney zenginler ve ünlülere neden bu kadar baǧlı olduǧumuzu sorguluyor. 10 Bazıları ünlü olarak doǧuyor, başkaları ise (televizyon yıldızları) gibi ün`e ulaşıyorlar. Ünleri bazen ҫok kısa vadeli oluyor. Wales prensesi Diana ve Marilyn Monroe`ın nadir görülen durumlarında olduǧu gibi ölüm vasıtası ile ikon statüsüne dönüşebiliyor. Fakat nedenleri veya koşulları ne olursa olsun ünlü olmak dünya ile ilişkinizi deǧiştiriyor. Özel şahıs`dan ünlü bir şahsa dönüşüyorsunuz. Hem kıskanılıyorsunuz hem de hayranlık ile izleniliyorsunuz, yani eleştiri, sorgu, alay ve kincilik sözkonusu oluyor. Onları biz yaratıyoruz ve biz yaralıyoruz Ünlülere hem derin saygı gösteriyoruz hem de şiddet uyguluyoruz. Onlara hayranlık duyuyoruz ve ödüllendiriyoruz, iyice inceliyor ve yok ediyoruz. Gerҫek kimliklerinin nerede sona erdiǧini ve “halk ile ilişkiler“ `in ürettikleri görüntüyü anlatamamalarına neden oluyoruz. Affetmiyoruz ve utanҫ duygusu göstermiyoruz. Ünlülerin yaşamlarının incelenmesi gereken bütün yönlerinin serbest olduǧunu tahmin etmek ҫok kolay, ҫünkü o kişi şov yapıyor, bu durum da bu şahsın diǧerleri gibi aynı gerҫekliǧe sahip olmadıkları anlamına geliyor. Onları biz yaratıyoruz ve biz yok ediyoruz. Böylece ünlüler kimler? Gazeteler deprem ve savaş haberleri ile dolu iken ve muhabirlerin ünlülerin özel hayatlarını araştırması hor görülürken ün`ün büyük başarıların veya korkunҫ suҫlar sonucunda verilmesi olaǧan bir durum haline geldi. Normal özel hayat yaşayan insanların oyun şovlarında veya televizyonlarda görünerek en azından kısa bir süre iҫin medya yardımı ile ünlü olmaları mümkün. Insanların özel hayatları ile ilgili soruları cevaplamak iҫin program yapımcılarını ev`e sokmaya hazır olmaları ve görüntülenmelerine izin vermeleri hiҫ bir zaman hayrete düşürmemeyi sonlandırmayacak. Özel hayat`a bu korkunҫ müdahale göz önünde bulundurulurken ünlülük neden bu kadar ҫok isteniliyor? Ortalama yaşları on olan insanlara ünlü olmak ister misiniz diye sorduǧunuzda, büyük bir bölümü özel bir olay`dan ҫok ünlü olmak iҫin ünlü olmak isteyeceklerini söyleyecektir. Yetişkinler dünyasında mükemmel olan normal insanlar günlük televizyon`da kişisel trajedileri ile ilgili hiҫ bir itiraf`da bulunmazlar. Ünlü olmak iҫin neden bu kadar meraklıyız? Amerikan yazarı Norman Mailer dinin olmadıǧı bir dönemde kutlamaların yeni „Allah`ımız“ olduǧunu söylüyor. Eǧer yaşamdan sonraki hayat`a inanmıyorsak, ölümsüz olma niteliǧi daha acil bir durum haline gelecek. John Lennon`u öldüren Mark Chapman gibi katiller bu tür faaliyet`lerde ünlü olmak iҫin bulunuyorlar. Modern topluluǧun bir başka özelliǧi ise kitle medya`sının gücü. Son on senelerdeki aşırı gelişmesi yeni materyaller iҫin giderilemez bir ihtiyaҫ yarattı. Sadece ünlü olma amacı olan tamamen yeteneksiz insanlar var. Andy 11 Warhol`un söylemiş olduǧu gibi „Gelecek`te herkes on beş dakika iҫin ünlü olacak.“ Sevmek mi yoksa nefret etmek mi? Amerikan yazarı Jay MCInerney „Kendi zamanımda ҫok az ünlülük yaşadım ve her manken`e hayranlık duydum. Fakat en azından sabah olduǧu zaman kendimden nefret ediyorum, ulus olarak bu anlamda utangaҫlık duygumuzu kaybedeceǧimizden korkuyorum. Öyleyse siz bir dedikodu dergisi okuduǧunuzda kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Bunu seviyor musunuz veya bundan nefret mi ediyorsunuz? Belki bu art niyetliliǧin daha fazla bilincinde olmamız gerekiyor. Uǧursuz hoşlanma „Kendisine bir mesaj gönderdim, o da cevap verdi.“ 28 yaşındaki Tina Baldwin 21 yaşındaki Andrew`a bir mesaj gönderdi. Bir sene sonra evlendiler. Tina: Herhangi yeni bir gün gibiydi. Mutfak`ta en iyi arkadaşım ile konuşuyordum. Ikimizin de canı sıkılıyordu böylece tesadüf eseri bulduǧum ve bilmediǧim bir numaraya ne olacaǧını görmek iҫin bir mesaj gönderdim. Bir kimse`nin geri yazmasını beklemeye başladım. Beni şaşırtarak adamın biri yazdı. Sadece „evet“ diye yazdı. O zamandan beri mesajlaşarak güzel bir-iki saat geҫirdik. Kendisini telefon ile arayabilip arayamayacaǧımı sorduǧunda terredüt etmedim. Ikimiz de aynı espiri anlayışına sahiptik ve ilk başta tuhaf olmasına raǧmen mesajlaşır gibi kolayca birbirimiz ile sohbet ettik. Daha yeni bir ilişkiden ҫıkmıştım, böylece yeni bir erkek arkadaş aramıyordum. Fakat önümüzdeki dört ay iҫerisinde Andrew ile her gün iletişim halindeydik. Göndermiş olduǧu resminden oldukҫa etkilenmeme raǧmen, telefonlaştıǧımızda kendisinden gittikҫe hoşlanmaya başladım. Kulaǧa biraz tuhaf geliyor, fakat kendisini görmeden önce kendisine aşık olacaǧımdan emindim. Bir ҫok ortak yönümüz var, örneǧin aynı müziǧi seviyoruz, aynı filmleri izliyoruz ve aynı fıkralara gülüyoruz. Ilk tanıştıǧımız yer Somerset` deki yerel birahane, kendisi Hertfordshire`dan geliyordu. Ben ҫok heyecanlıydım ve kendisi ile buluşmadan önce hızlıca bir şeyler iҫmiştim. Pazıları ile ҫok daha yakışıklı görünüyordu ve saatlerce birbirimize sarılmıştık. Kendisi ile ilk kucaklaştıǧım anı hiҫ bir zaman unutmayacaǧım. O zamandan beri randevu`lar ayarlayarak ve hafta sonları birlikte olarak birbirimizi daha sık görmeye başladık. On ay sonra evlendik. Ҫok güzel bir gün`dü, beyazlar iҫinde büyük bir düǧün töreniydi. Şu an Andrew`suz bir hayat düşünemiyorum ve tanıştıǧımıza hala inanamıyorum. Dışarıda beni beklediǧini tahmin ediyorum. 12 Andrew: Hiҫ bir zaman kader`e inanmadım, fakat böyle bir şey gerҫekleştiǧinde şansın milyar`a bir olduǧunu fark ediyorsun. Ilk başta Tina ile biraz güzel vakit geҫiriyorduk, fakat zaman geҫtikҫe ҫok fazla ortak yönlerimizin olduǧunu fark ettim- aynı zamanda aynı şeyleri söyleyebiliyorduk veya kendisini aradıǧımda hat doluydu, ҫünkü kendisi bana ulaşmaya ҫalışıyordu. Tina`nin en ҫok kişiliǧini seviyordum ve en sonunda kendisi ile tanıştıǧımda kendisinin ҫok muhteşem olduǧunu düşünüyordum. O akşam bu ilişkinin orada sona ermeyeceǧini bilerek motorbisikletim ile Hertfordshire`ya ya geri dönmüştüm. Önümüzdeki bir kaҫ ay iҫerisinde Somerset`e her hafta sonu dört-saat`lik bir yolculuk yaptım. Sürekli görüşmeler sürdürülemez hale gelmişti ve Tina`ya şöyle söylemiştim: “Yaptıǧımız şey ciddi bir anlaşma.“ Bir kaҫ hafta sonra geri dönmüştüm. Ailemi ve arkadaşlarımı Hertfordshire`da bıraktım, fakat hiҫ bir zaman bu taşınmadan pişmanlık duymadım. Düǧün günümüzde büyülenmiştim. Bu evlilikten hariҫ istediǧim başka bir şey yoktu. „Beni bisikletten düşürdü.“ 31- yaşındaki Emma Allen Londra`nın güney batısında gerҫekleşen bir bisiklet turu esnasında 39-yaşındaki Ross`a ҫarptı. Iki sene sonra evlendiler. Emma her kim bize nasıl tanıştıǧımızı soruyorsa, o kadar komik bir hikaye ki gülmekten patlıyoruz. Bir arkadaşım ile buluşmak üzere bisikletime binmiştim. Ben her zaman olduǧu gibi hızlı sürüyordum ve bu sefer köşe`yi döndüǧümde karşıma bir kol ҫıkmıştı. Bir sonraki dakika`da bir başka`sının bahҫesine uҫmuştum. Kafam sadece karışık deǧildi, bir an iҫin nerede olduǧumu bilmiyordum ve insanların „Ne yaptın, Ross? Kendisini iyi hissettiǧini düşünüyor musun?“ söylediǧini duyabiliyordum. Inanılmaz derecede utanıyordum. Sonunda bisiklet ҫiҫekli tarh`ın iҫinde kendimi yatarken buldum. Kırmızı saҫlı beyaz tenli bir kimse olarak hemen oradan uzaklaşmak istiyordum. Sıcaklıǧın yüzümde oluştuǧunu hissedebiliyordum. „Iyiyim, iyiyim“ diye söylendim, ondan sonra bu insanı bir daha görmemeyi umarak bisikletim ile uzaklaştım. Bu kötü kaderim ile yüz yüze kalarak geri dönüşte kendisi ile yeniden karşılaştım. Korkunҫ bir şekilde baseball şapkam kafamdan düşüp karşısına düştü. Cesaretimi toplayarak şapka`yı geri aldım. Ross`u daha önceleri görmüştüm, fakat kendisi ile hiҫ konuşmamıştım. Böylece ertesi gün kapıma bir buket ҫiҫek ile „Günün güzel olsun.“ Mesajını gönderdi. Yazısı geldiǧinde kendisinden geldiǧini biliyordum. Ҫiҫek satıcısı da kendisinin uzun boylu ve sarışın olduǧunu ve bahҫivan olarak ҫalıştıǧını onayladı. Gitmem ve kendisine teşekkür etmem gerektiǧini biliyordum. Dizlerim bayaǧı aǧrımasına raǧmen bunu yaptıǧıma ҫok sevinҫliydim. Rüzgar`dan yan`a sol`a savruluyordum. Uzun zamandan beri sohbet ediyorduk ve bir kaҫ hafta sonra beni yemeǧe davet etti. Olanlar bu kadardı. Şu an on bir sene`den beri evliyiz. Kader`e tamamen inanıyorum, fakat kendi kaderinizi kendiniz yaratmanız gerektiǧini de düşünüyorum. Eǧer ben Ross`a ҫiҫek göndermeseydim ve kendisine teşekkür etmeseydim, bunların hiҫ biri olmayacaktı. 13 Ross: Emma ile tanıştıǧımda, güney amerika gezisinden yeni gelmiştim. Panama`da silah zoru ile soygun`a uǧradıktan sonra kendimi ҫok kötü hissetmiştim.Tek hatırladıǧım şey ҫok güzel kırmızı saҫları olan göze ҫarpan bu kızdı. Hiҫ konuşmamıza raǧmen kendisini görmüştüm. Bir gün bir kaҫ arkadaşım ile bu dar sokaktan gezi hikayeleri anlatarak geҫtim. Yoǧun bir şekilde el kol hareketleri yapmıştım, ҫünkü bu kız benim iҫin bisiklet ile gelmişti ve aniden bahҫe`ye fırlamıştı. Bir yönden kendimi korkunҫ hissediyordum, diǧer yönden ne kadar muhteşem olduǧuna inanamıyordum. Bu bisikletin altında yatan muhteşem güzel kırmızı saҫlar hafızama kazınmıştı. Gözlerimi kendisinden alamıyordum. Benim iҫin bu buluşma tamamen romantik bir buluşmaydı. Yaptıǧım tek şey yerel ҫiҫekҫi`ye gitmekti, ҫünkü kimliǧi teşhis edilebilirdi ve herkes kendisinin kim olduǧunu biliyordu. Bunun sonrasında kendisine ertesi gün ҫiҫek gönderdim. Ҫiҫek vermek kolaydı, fakat teşekkür etmek iҫin yanıma geldiǧinde ne söyleyeceǧimi bilmiyordum. Şimdiye kadar daha önceleri kendimi hiҫ böyle hissetmemiştim- kendisinin tek olduǧunu biliyordum. Sonunda kendisine o önemli soru`yu sorabilmek iҫin cesaretimi topladım ve gerisi tarih`ti. Harry Eton koleji`nin uyuşturucu testinden geҫiyor (The Sun) Sorunlu prens Harry uyuşturucu kullandıǧını itiraf ettikten sonra Eton koleji`nin testinden geҫirildi. Okul müdürü John Lewis tarafından okul`da kalması izin verildi. Eǧer gelecekte tesadüf eseri yapılan idrar testinden geҫemezse genҫ delikanlı okul`dan atılma riski ile karşı karşıya kalacak. Güvenilir bir kaynak dün gece şöyle söyledi: “Harry`nin sarı kaǧıdı var. Eǧer test olumlu sonuҫlanırsa, okul`dan kaydı silinecek.” Genҫ (Harry) babası Prens Charles`a 16 yaşındayken yakınlarda bulunan bir birahane`de haşiş iҫtiǧini ve Highgrove Gloucs` da iҫme partilerine katıldıǧını söyledi. Şu an 17 yaşında olan Harry yeni yıl kutlamasında bir birahane`ye iҫmeye gitti. Eton kolejini iyi bilen kişiler prens Harry`nin “sinir bozucu bir kimse olabileceǧini” söylediler. Bir başka kaynak ise “Insanlar doǧal olarak kendisinin kötü yol`a düşeceǧinden endişeliler. Ayrıca sokaǧa tükürme huyu`da var, bu oldukҫa tiksindirici.” “Dünya`nın Haberi” gazetesi dün babası Charles`in Harry`nin haşiş itirafına ilişkin uyuşturucu`ya geri dönmesinden korkması iҫin – rehabilitasyon merkezine gitmesini emretti ve Eton koleji buna raǧmen kendisinin hiҫ bir zaman okul`da uyuşturucu iҫmediǧini ve bu uyuşturucu karşıt kural`ın sadece evinde geҫerli olduǧunu söyledi. Berkshire kolejinden bir üst düzey görevlisi : “Haşiş davası prens Charles tarafından okul`un müdürüne anlatıldı. “Prens Charles`ın oǧlu`nun üzerinde olumsuz etki bırakan kişilere karışmasından dolayı oldukҫa endişeli olduǧu apaҫık.” 14 Can sıkıntısından dolayı “Haşiş ve alkol kullanımı Eton kolejinde oldukҫa yaygın ve bu nedenden dolayı okul`un genel müdürü sıkı bir disiplin yürütmeliǧi hazırlamakta.” Sorun erkek ҫocukların ҫoǧunluǧunun haftalık haşlıklarının oldukҫa yüksek olması ve canları sıkıldıǧında kolayca uyuşturucuların kozu haline gelebilmeleri.” Kaynak Eton koleji`nin prens Charles`in Harry`nin uyuşturucu kullanımına ilişkin “oldukҫa memnun” olduklarını söylediler. Sonra şöyle konuşmaya devam etti: “Sorun`un başlamadan önce durdurulduǧu görülüyor.” “Okul`un müdürü Charles`ı oǧlu`nun gelecekte tesadüf eseri yapılan idrar testinden geҫebileceǧini söyledi. “Okul`un müdürü bir kimse`yi okul`dan ҫıkartmaktan nefret ediyor, ҫünkü uyuşturucu konusunda ҫok sert bir tutum`u var.” Eton kolejindeki bütün gözler Harry`nin yolunu şaşırmaması iҫin Harry`nin üzerinde olacak.” Uyuşturucu kullanımı Bir okul danışmanı tarafından Eton koleji öǧrencilerine uyuşturucu ile ilgili ders veriliyor. Uyuşturucunun bedenlerine ve zihinlerine nasıl zarar verdiǧi konusunda uyarılıyorlar. Bunun haricinde personel genҫlerde uyuşturucu kullanımını tespit etmek iҫin eǧitiliyor. Eton koleji`nin kuralı şöyle öngörüyor: “Okul broşürü`ne göre yasak olan uyuşturucu kullanımına karışan her gencin okul`dan kaydını sildirmeye okul müdürünün hakkı var. Bunun dışında okul müdürü bu durumu tatil döneminde okul`un namına zarar veren bir davranış olarak da algılama hakkına sahip.“ Bu dönemde okul`dan kaydı silinen bir öǧrenci uyuşturucu kullanımından Harry`nin aǧabesi William`a bir haşiş sigarası teklif ettiǧini söyledi ve bunları ekledi: “William bu durumdan hoşnut deǧildi. Hemen saygılı bir şekilde sigara`yı geri ҫevirdi.” Iҫki ve alkol kullanımından sonra prens Harry rehabilitasyon merkezine gönderildi (the Independent) Alkol ve uyuşturucu kullanımından sonra prens Harry rehabilitasyon merkezine gönderildi. Dün gece prens Harry`nin haşiş ve alkol kullandıǧı ortaya ҫıktıktan sonra uyuşturucu kullanmaktan dolayı rehabilitasyon merkezine gönderildiǧi ortaya ҫıktı. Wales`in prensi, babası oǧlu`nun Londra`nın güneyinde bulunan Featherstone Lodge Rehabilitasyon merkezine gönderdi. Anlatılanlara göre prens Charles oǧlu`nun Highgrove`da özel bir parti`de uyuşturucu ve yakınlarda bulunan Rattlebone Inn`de alkol kullandıǧını öǧrendikten sonra bu kararı verdi. Geҫen haziran ayında Harry 16 yaşındayken bu olaylar ile ilgili bu haber ortaya ҫıktı. Üst düzey görevlisi haşiş kokusunu fark ettiǧinde prens Charles bu sorunun bilincine vardı. Yaz`ın son aylarında “kısa ve zor şok “ olması beklenilen rehabilitasyon merkezini ziyaret etti. Phoenix House uyuşturucu baǧımlılıǧı bölümün genel müdürü, Bill Puddicombe prens Harry`nin merkez`e ziyaretini onayladı. “Bizim destekleyicimiz olan Wales prensinin ricası üzerine 15 bu ziyaret gerҫekleşti.” diye söyledi. Harry yaz`ın son aylarında iyileşmekte olan eroin ve kokain baǧımlıları ile görüştü. “Kendilerine oldukҫa acı veren yaşam hikayelerini anlattılar.” Prens Harry oldukҫa nazik ve rahattı, merkez`in personeli kendisini sevdi ve oldukҫa sıcak davrandı.” Prens ile kasım ayında konuştum ve Harry`nin bu ziyareti beǧendiǧini ve bir ҫok şey öǧrendiǧini duyduǧumda memnun oldum. “Bu durum prens Harry`ye işimizi ve uyuşturucu kullanımının etkilerini anlatması iҫin bir imkandı. Featherstone büyük sayıda insan`a yardımcı oldu ve bu ziyaret`in prens Harry`ye yaradıǧını görmek bizi memnun ediyor. Prens Harry`ye hastane`nin zehir`den arınma bölümü gösterildi ve haşiş`ten kokain ve eroin`e geҫen baǧımlıların hikayelerini dinledi. Dün gece St. James sarayının sözcüsü: Bu aile iҫerisinde ҫözülen ve şu an geҫmiş `te kalan ciddi bir mevzuydu.” Prens Wales`in bu tepkisine ilişkin övgülerin yaygınlaşacaǧı bekleniliyor. Şu an Eton özel okul`da okuyan prens Harry tarım kolejine gitmeyi planlıyor. Aristokrat ve siyaset`ҫilerin uyuşturucu kullanma hastalıǧına yenik düşen en son uyuşturucu maǧduru. Cammilla ParkerBowles`in oǧlu Tom ve Lord Frederick Windsor kokain kullandıklarını ayrıca itiraf ettiler. Tony Blair`in oǧlu Euan 2000 yıllarında 16 yaşındayken Leicester Square`de iҫkili bulundu. The Mail on Sunday gazetesi dün gece polis`in Rattlebone Inn`de gerҫekleştirdiǧi araştırma`da prensin odak noktası olduǧunu yazdı. Sözlü olarak fransız bir işҫi`yi rencide etti ve olay yerini terk edilmesi istendiǧi the Mail on Saturday yazıyor. Ev sahibi David Becker birahane`yi olay`dan sonra bir kaҫ hafta iҫerisinde terk etti. Wales in prensi on dört yaşındayken genҫ`lerin iҫme olayına karıştı. Okul`un yelkenlik gezisi esnasında Isle of Lewis`de bulunan Crown Hotel`e dört arkadaşının gitmesine izin verdi. Aklına gelen ilk iҫki cherry brandy iҫin rica`da bulundu. Aydın sözler “Bin senelik bir yolculuk bir tek adım ile başlıyor.” Confucius 551-479 BC “Saǧlık en büyük hediye, iҫ huzur en büyük varlık, sadakat en iyi ilişki.” Buddha 563-483 BC “Bugün gennҫlerimiz lüksü seviyor. Kötü huylara sahipler, otoriteleri hor görüyorlar, kendilerinden daha yaşlı olanlara karşı saygısızlık ediyorlar, annebabalarına karşı geliyorlar ve öǧretmenlerine zulmediyorlar. Socrates 469-399 BC “Ateşli silah`ların atmosferinde her yerde kötülüǧün etkisi kontrol edilebilirliǧin ve gururun olduǧu bir yeri hak ediyorlar.” George Washington 1732-1799 16 “Dünya`nın bir yarısı diǧer yarısının sevinҫ ve zevklerini anlayamaz.” Jane Austen 1775-1817 “On dört yaşındayken babamın ne kadar zekasız olduǧuna şaşırmıştım. 21 yaşıma girdiǧimde son yedi sene`de ne kadar ҫok şey öǧrendiǧine şaşırmıştım. Mark Twain 1835-1910 “Üҫüncü dünya savaşının hangi savaşlar ile verileceǧini bilmiyorum, fakat dördüncü dünya savaşı deynek ve taşlar ile verilecek.” Albert Einstein 1879-1955 “Sevgi elinizdeki cıva gibi parmaklarınızı aҫık bırakır.” Dorothy Parker 1893-1967 “Bir göz iҫin bir göz” ile ilgili eski yasa herkesi görmez yapıyor.” Martin Luther King 1929- 1968 ”Yaşam sefalet, yalnızlık ve acı ҫekme ile dolu.” Woody Allen b. 1935 Yeni doǧmuş olan bir oǧul iҫin bir mektup Sevgili oǧlum, Şu an Hong Kong`un adasında sabah saat altı. Sol kolumda uyuya kaldın ve ben bir el ile daktilo yazma sanatını öǧreniyorum. Yorgundan daha ҫok neşeli olan ve şu an`a dek hiҫ bu kadar mutlu görmediǧim annen yan oda`da uyuyor ve dairemiz sessizlik ile dolu. Sen geldiǧinden beri günler gece`ye, geceler de gün`e dönüştü ve biz yeni bir gramer yapısı öǧreniyoruz. Sen büyüdüǧünde biz sana senin ay senesinde Ingiltere`nin son asya kolonisinde doǧduǧunu ve seni ev`e götürdüǧümüzde bizim bölümün ҫalışanlarının sana en iyi dileklerini iletmek iҫin toplandıklarını anlatacaǧız. Bize „Bir oǧlan, bir oǧlan, ne kadar şanslıyız. Biz ҫin`ler erkek ҫocuklarını severiz.“ diye anlattılar. Bir kimse bize doǧduǧun senenin Feng Shui iҫin iyi olduǧunu söyledi, bir başka deyiş ile yapılan ve iҫinde yaşayan insanlar iҫin bu bir olumlu işaret. Doǧal olarak annen ve ben buna inanmak iҫin ҫok fazla mutluyduk. Biz seni istiyorduk ve seni bekledik, seni düşündük - düşledik ve şu an buradasın ve hiҫ bir rüya bunu yasallaştıramaz. Daniel bu hatıralar sana karşı hissettiǧim koruyuculuk ihtiyaҫlarımdan bazılarını anlatıyor. Sana olabilecekleri düşündüǧümde o narin, yumuşak ve zaman zaman terör ile dolu olan anlar aklıma geliyor. Fakat bunun haricinde uzun zaman önce yaşanan bir olay var ve bunu ileride sana sen büyüdüǧünde baba-oǧul sohbeti esnasında yüz yüze anlatacaǧım. Bu ҫok özel bir hikaye, fakat resmin bir parҫası. Kan, aile ve yaşamımız ile ilgili ve bunun iҫinde nasıl kaybolacaǧımız 17 ile baǧlantılı ve eǧer şanslıysak bu zorluklar iҫinde güneş ışıǧına yolumuzu nasıl bulabileceǧimiz konusunu işliyor. Olay 35 sene önce bir ocak sabahının büyük, karlı bir şehrinde bir bayanın ilk bebeǧini dünya`ya getirmek iҫin hastane`ye gitmesi ile başlıyor. Genҫ yirmili yaşlarında ki bayan iҫin şehir kendisi iҫin hala ҫok yabancı. Uzakta bulunan evine göre sokaklar daha büyük, sesli ve basit. Yürüyerek gidiyor, ҫünkü parası yok ve deǧerli olan her şey eşi`nin baǧımlı olduǧu alkol şiselerini ödeyebilmek iҫin rehne konuluyor. Yol`un üstünde bir taksi sürücüsü bir dükkan`ın giriş alanında kendisinin bitkin bir şekilde soǧuk hava`da oturduǧunu fark ediyor ve hastane`ye ücretsiz bir şekilde götürüyor. Aynı günün ilerleyen saatlerinde dünya`ya bir erkek ҫocuǧu getiriyor ve senin benim iҫin ne kadar önemli olman gibi bu erkek ҫocuǧu da kendisinin sahip olmuş olduǧu en önemli şey. O gece eşi geliyor ve oǧlunu gördüǧünde sevinҫten aǧlıyor. Gerҫekten ҫok mutlu. Her yeri tutulmuş ve parasız, fakat kendince mutlu, her ikisi de genҫler ve birbirlerini oǧulları ile birlikte seviyorlar. Fakat Daniel onlara zaman zaman bazı kötü sürprizler hazırladı. Ҫocuǧun babasının ailesi alkol`den dolayı kansere yakalandı ve ailesini kaybetti. Bu istediǧi bir durum deǧildi, kendiliǧinden oluşan bir durumdu. Sen büyüdüǧünde oǧlum hayatın ne kadar karmaşık olabileceǧini, nasıl yolumuzu saptırabileceǧimizi ve insanların iҫten ve dıştan nasıl yaralanabileceǧini öǧreneceksin. Bu zamana kadar oǧlu büyüdü, adam ailesinden uzak, yalnız bir şekilde bir odalık bir daire`de alkol şişelerine taparak yaşadı. Oǧlunun birinci yaş gününden bir gün önce bu bey ocak ayının beşinde bu karlı şehirde vefat etti. Fakat son sözlerini duymak ve son nefesini hissetmek iҫin oǧlu ҫok uzaklardaydı ve birbirlerine söylemek istedikleri sözler söylenemedi. Fakat şu an Daniel sana anlatmalıyım ki Adventist hastanesinde ilk güҫlü aǧlayışını yaptıǧında ve ben baba olduǧumda dedeni düşündüm ve kulaǧa ne kadar da gülünҫ`de gelse yaşam ve ölüm ҫizgisi arasındaki sonsuzluǧun iҫinde senin gelişinin gururlu haykırışını duymasını umuyordum. Eǧer sesini duyabilmiş olsaydı aile`nin sesini, umudun sesini ve senin saf, temiz ve suҫsuz kimliǧin ile dünya`ya getirmiş olduǧun yeni başlangıcı anlayabilirdi. Yazar: Fergal Keane, BBC yurtdışı muhabiri Joe Downing Menerbes Joe Dudley Downing Paris Louvre müzesinde eserlerini sergileyen üҫ amerikalı`dan biri olan ödüllü bir ressam ve heykeltraş sanatҫısı. Kendisi Kentucky`de doǧdu ve Horse Cave köyünün tütün tarlasında yetişti, fakat Paris ve Menerbes`in güneyinde bulunan köyü arasında zamanını bölerek 1950 yılından beri Fransa`da yaşıyor. Picasso kendisini 1968 yılında Paris`de gerҫekleşen ilk sergisinde tavsiyeler vererek ziyaret etti. Şu an eserleri Fransa, Belҫika, Lüksemburg, Israil, Kanada, Avustralya ve Amerika`daki uzun-vadeli kolleksiyonlarında ziyaret edilebilir. 18 Mecazi anlamlı sözler Beden ile ilgili olan mecazi sözler 1) 2) 3) 4) 5) Bu yenilgi iҫin hiҫ kimse`ye parmaǧım ile göstermek istemem, ҫünkü bu durum iҫin hepimiz suҫlanabiliriz. Işimizi kurduǧumuzda bir kaҫ engeller yaşıyoruz, fakat bu işi yapamamak iҫin hiҫ bir nedenimiz yok. Kendisini başka bir erkek iҫin terk ettiǧinde kalbini kırdı. Kar ile kaplı manzara nefesinizi kesecektir. Korkunҫ ҫocukluk tecrübeleri kendisinin yaşamdan korkmasına neden oldu. Işık ile ilgili mecazi sözler 1) 2) 3) 4) 5) Bu sorunu ҫözemiyordum, fakat sonra cevabı aklıma geldi. Kızım ödülünü aldıǧında, gurur ile parlıyordu. Yolu benim resim ҫekimine ilgimi uyandıran sergi`ye gidiyordu. James hayatını aǧabey`sinin gölgesinde geҫirdi. Neden bu kadar güzel olduǧunu bilmiyordum. Ondan sonra aniden aklıma geldi. Paramı istiyordu. Doǧa ile ilgili mecazi sözler 1) Joe ve Helen`in ilişkisi ҫok fırtınalı. 2) Aniden parlayan tartışmaları oluyor. 3) Oskar ödülüne layık görüldükten sonra kariyeri parlamaya başladı. 4) Işten ҫıkartıldıǧı kendisine söylendiǧinde gözlerinden sel gibi su akıyordu. 5) Sorunlarımın kaynaǧı para eksikliǧi. 6) Özür dilerim, konuştuǧunuz ile ilgili en ufak fikrim yok. Hareket ile ilgili mecazi sözler 1) Imdat! Hayatımda bir kavsaǧa ulaştım. Bundan sonra ne yapmam gerekiyor? 2) Babasının izinden yürüdü ve doktor oldu. 3) Para ekonomisi ile ilgili siyasetҫiler uzun-soluklu bir konuşma yaptı. 4) Sorunu ҫözmekte bir uzlaşmaya varamıyoruz. Sorunun etrafında dönüp dolanıyoruz. 5) Son elli sene`de tıp teknolojisinde büyük adımlar atıldı. Walt Disney Fare`nin arkasında duran adam 19 Saat sabah`ın 3:30`ydu ve 8- yaşındaki Walt Disney o an her sabah yapmış olduǧu işi yapıyordu. Kansas City Morning Times gazetesinin yüzlerce nüshalarını hazırlıyordu. Okula gitmesi gereken küҫük bir ҫocuk iҫin bu zor bir iş`ti. Bazen üҫ feet yükseklikteki kar`ın iҫerisinden yürümesi gerekiyordu. Diǧer günler o kadar yorgun düşüyordu ki dar sokaklara gizlice kısa bir uyku iҫin giriyordu. Fakat bu nüshalar sayesinde geҫimini saǧlıyordu. Bu iş ailesinin Missouri, Marceline`de başarısız olduǧu tarımcılıktan önce yaptıǧı işti. Sorun işvereninin- yani sert babası, Elias`ın hem Walt`ı hem de on altı yaşındaki aǧabey`si Roy`yu her gün dövmesi ile gösterdiǧi pis huyuydu. Sinirli Roy`un ev`i terk edişinden sonra iş`in en büyük yükü ve Elias`ın dayakları en genҫ oǧluna (Walt) `a denk geliyordu. 1901 yılında 5 aralıkta doǧan Walt Disney`in hiҫ bir zaman ҫocukluǧunu yaşaması iҫin zamanı yoktu. Sonuҫ olarak bütün yetişkinlik hayatını kendisine bir yaşam yaratmaya ҫalışarak kullandı. Bu süreҫ`te dünya`nın bütün ҫocukları iҫin bir den fazla nesli kapsayan neredeyse tesadüf eseri ҫok güzel ҫocukluk hatıraları yarattı. Genҫlik dönemi Daha sonraları Walt Missouri eyaletinin zor zamanlarını dikkatli bir şekilde airbrush tekniǧi ile yok ederek nostaljik bir resmini hazırladı. Ҫiftlik hayvanlarının taslaǧını hazırlamak ile ilgili konuştu ve kirli - fakir evlerinde kalem ve kaǧıt gibi nadir bulunan ürünleri bulabildǧinde Walt bu ҫizimleri hazırlardı. Bir kere bir ҫizgi film figürünü ev`in duvarına boyadıǧı iҫin cezalandırıldı. Her zaman iҫin genҫ yaşlarındaki aǧabey`si Roy kendisini teselli ediyordu ve uyutuyordu. Disney ailesi Chigago`ya taşındıǧında Walt Chigago Güzel Sanatlar Akademisinin ҫizgi film bölümünde kaydını yaptırdı ve bunun fiyatını ödeyebilmek iҫin üҫ-yarım gün iş`te ҫalıştı. Fakat anne – babasının sahte imzasını yaratarak Fransa`daki Red Cross kurumu iҫin ambülans sürücüsü olduktan sonra bütün bunların hepsini on altı yaşındayken birinci dünya savaşı esnasında yarıda bıraktı. Yeniden memleketine döndüǧünde Walt Kansas City`de bulunan aǧabey`si Roy`un yanında grafikҫi olarak iş buldu. Burada başka bir grafikҫi Ub Iwerks ile tanıştı ve birlikte bir sürü Alice in Cartoonland adlı kısa filmler hazırladılar. Walt Roy`un hastane`de tüberküloz hastalıǧı nedeni ile bulunduǧu Los Angeles`a taşındı. Ҫaresiz bir şekilde bir film kiralayıcısı arıyordu. Kendisine altı Alice kısa filmler iҫin telgraf yolu ile 1.500 $ teklif edildiǧi gece`de Walt Roy`un hasta olarak yattıǧı hastane`ye koşarak kendisini hastane`yi terk etmesine ve bir sonraki gün kendisi ile ҫalışmaya ikna etti. Roy Disney bebek kardeşine yardım etmek iҫin yaşamının geri kalan kısmını feda ederdi ve yetenekleri ile Disney imparatorluǧunu başarılı bir şekilde sonuna kadar yönetirdi. Bunun haricinde Roy Ub Iwerks`i ҫizgi film müdür grafikҫisi olarak iş`e aldı. 20 Fareler, evlilik ve erkekler 24 yaşındayken Lillian Bounds adlı ҫalışanlarından biri ile evlendi. Bu birliktelik- her zaman mutluluǧu getirmemesine raǧmen ölümüne kadar 41 sene sürdü. 24 yaşında Walt iş`i ile evlenmiş durumdaydı. Ҫok büyük başarı getiren Oswald the Lucky Rabbit adında bir ҫizgi film karakteri yarattı. Ondan sonra ilgisini farelere veya Mortimer adında bir fare`ye yöneltti. Lillian Mortimer ismini ҫok „yumuşak“ diye reddetti, böylece Mortimer Mickey oldu. Şaşırtıcı şekilde Mickey`yi ilk ҫizen Walt deǧildi, Ub Iwerks`di. Walt Mickey`nin sesini sundu. Streamboat Willie adında sesli film ҫevirdiler ve bu film 1928 yılının 18 kasımında gösterime girdi, ve Mickey Mouse bir gece`de sansasyon haline geldi. Ardı ardına başarılar geldi, fakat Walt kendisini daha zor işler iҫin zorluyordu. 1930 yılında fazla ҫalıştıǧı iҫin bir sinir krizi geҫirdi ve eşi Lillian hamile olduǧunu söylediǧinde tamamen morali bozuldu. Bütün yaşamını kendisine bir ҫocukluk vermeye adayan bir adam ebeveyn olma yükünü nasıl üstlenebilirdi? Snow White and the seven dwarfs adlı ilk ҫizgi filmini üretti ve bunun iҫin bir oskar kazandı. Ondan sonra bütün gece aǧlayan ikinci kızının doǧumu, Sharon, gerҫekleşti. Bir erkek ҫocuǧu isteyen Walt stüdyo`da uyumaya başladı. Bir ҫok yönde Walt iyimser bir işverendi, fakat babası gibi korkunҫ sinir krizlerine eǧilimliydi. Ҫizgi film grafikҫileri grev`e girdiǧinde kendisini dolandırılmış hissediyordu, ҫünkü ҫalışanları bir sendika kurmak istiyorlardı. Holywood`un komünistlerini araştıran ve grev liderleri hakkında bilgi veren “The House of UN-American Activities Committee iҫin ҫalışmaya başladı. En son ve en iyi dönemler Ikinci dünya savaşından sonra Walt verimli ҫalışmaya devam etti. 1950 yılında Treasure Island adlı ilk canlı macera – filmini üretti. Ondan sonra Disneyland geldi. Herkes Disneyland ҫok masraflı bir rüya olduǧu iҫin kurmaması yönünde kendisine tavsiyeler verdi, fakat bunlara kulak vermedi. Her yaratmış olduǧu figür cihazların vida somunu`nu görmemezlikten geldi. Muhteşem fantazi dünyası 1955 yılında, 17 temmuz`da aҫıldı. Bir sonraki yedi hafta`da bir milyon`dan fazla insan Disneyland`in ana caddesi USA`den geҫti, yaklaşık 1900 yılının Missouri eyaletinin Marceline ilinin idealize edilmiş bir versiyonuydu. Gerҫek-yaşam versiyonunda en işkenceli ҫocukluk yıllarını bu şehirde geҫiren Walt Disney şu an genҫlik yıllarının geҫtiǧi evin aynısı inşa edilmiş ve düzülmüş olan dairenin penceresinde gözyaşlarına hakim olamadan kendisinin yaratmış olduǧu bu mükemmel ҫocukluk dünyasınn keyfini ҫıkartan insanları izliyor. 1966 yılının kasım ayında akciǧer kanseri teşhisi konuldu. Yaşama süresi olarak altı ay`dan iki sene`ye kadar bir süre tahmin edildi, fakat bir akşam Roy ile birlikte yeni Florida tema parkı üzerinde ҫalıştıktan iki hafta sonra Walt Disney vefat etti. Sadece 65 sene yaşayabildi. Walt Disney şaka manalı şöyle söylerdi: „Umarım hiҫ bir zaman bir görüşü kaybetmeyiz, bunların tümü eǧer bir fare iҫin yapılmamış olsaydı bunların hiҫ biri gerҫekleşmeyecekti. 21 Fakat gerҫekte herşey eziyet ҫekmiş bir ҫocukluk ile başladı ve Walt Disney`in kontrol edilemeyen enerjisi, azmi, hayalgücü ve kendisini feda eden aǧabey`sinin tükenmeyen yardımı sayesinde gerҫek oldu. Vesuvius`un patlaması 24 Auǧustos, AD79 Pompeii ve Herculaneum gibi şehirleri yok eden patlama bu patlamaydı. Alışılmamış büyüklükte ve görüntü`de olan bulutlar 24 auǧustos`da bu erken öǧle vaktinde annem`in dikkatini ҫekti. Bu mesafe`den bu bulutların hangi daǧ`dan geldiǧi belli deǧildi (Sonradan bu yanardaǧın Vesuvius olduǧu ortaya ҫıktı.) Genel görüntü olarak büyük bir aǧaҫ kökünün üzerinde duran ve dallara ayrılan koruyucu bir fıstık ҫamı gibi görünüyordu. Her bir yere geniş ҫapta alevler yayıldı ve saҫıldı. Bu zamana kadar ҫevre miktarı yüksek bir şekilde küller ile doluydu. Binalar şiddetli bir şekilde bir ileriye, bir geriye sallanıyordu. Annem ile birlikte en sonunda şehri terk etmeye karar verdik. Panik bir şekilde korku yaratan insanlar tarafından takip ediliyorduk. Binaların arkasına vardıǧımızda durduk ve orada alışılmadık biҫimde tamamen endişe veren tecrübeler edindik. Deniz`in geri ҫekildiǧini gördük ve deprem`den dolayı burayı terk etmek zorunda kaldık. Su sahil`den doǧru emilmişti, böylece deniz varlıkları kuru kum`un üzerine taşınmıştı. Korku verici siyah bulutlar büyük ölҫüde alevler saҫmak iҫin büyütülmüş ışık ışınları gibi kara`ya doǧru yayılıyorlardı. Bundan kısa süre sonra bulutlar yer yüzüne doǧru alҫalıyorlardı, Capri yerini yok etmişti. Bayanların baǧırtıları, bebeklerin aǧlamaları ve erkeklerin haykırışları duyuluyordu. Bir ҫok insan Allah`a yardım iҫin yalvarıyordu, fakat başka Allah`larının olmadıǧı ve evren`in uzun bir süre karanlıǧa yüz tutacaǧı düşünülüyordu. En sonunda karanlık azalıyordu. Ondan sonra gün ışıǧı ortaya ҫıkmıştı ve güneş yanıyordu. Herşeyin deǧiştiǧini gördüǧümüzde korkmuştuk ve herşey kar`ın esmesi gibi küllerin iҫine gömülmüştü. Atlantik üzerinde ilk radyo signal`i 12 aralık 1901 Signal Newfoundland`de bir kaya`yı beklerken Cornwall`daki Poldhu`dan Guglielmo Marconi`ye gönderiliyordu. Öǧle vaktinden kısa süre önce tek kulaklıǧı kulaǧıma yerleştiriyordum ve dinlemeye başlıyordum. Masa`nın üzerinde bana ҫok kaba gelen ҫekici cihazıbir kaҫ makara ve radiator bulunuyordu- hiҫ bir vana, amplifikatör ve bir kristal 22 bile yoktu. Fakat inandıklarımın doǧruluǧunu sınamanın zamanı gelmişti. Hafif bir şekilde pip, pip, pip duyduǧumda cevap saat 12: 30`da geldi. Telefonun ahizesini Kemp`e verdim. ”Birşeyler duyabiliyor musun?” diye sordum. “Evet“ dedi kendisi „S mektubu“ – bunu duyabiliyordu. Bütün beklentilerimin geҫerli nedenlerinin olduǧunu biliyordum. Poldhu`dan uzaya`ya gönderilen elektronik dalgalar 1700 mil yol katederek Atlantiǧi geҫti. Bu sonuҫ benim iҫin deneyimin başarılı bir şekilde gerҫekleşmesinden ҫok daha fazla birşey ifade ediyor. Bu an tarih`te bir devir`di. Ilk defa insanların kablosuz bir şekilde sadece Atlantiǧin üzerinden deǧil, iki dünya uҫlarının arasından mesaj gönderebileceǧinden emindim. Kanal`ın üzerinden ilk uҫuş Bleriot tekli uҫaǧı kanal`ın üzerinden 46 mph ortalama hız ile 40 dakika`da geҫiyor. 1909 yılının 25 temmuz`u pazar sabah`ı Calais`deki otel`i terk ettim ve uҫaǧımı park ettiǧim alana doǧru yol`a ҫıktım.Yıkıcı Escopette`ye deniz`e ҫıkma emrini verdim. Uҫaǧımı inceledim. Motoru ҫalıştırdım ve ҫok iyi ҫalıştıǧını fark ettim. Saat dört buҫuk oldu. Dört otuz beş. Kısa bir süre iҫerisinde hava`dayım ve motorum neredeyse en yüksek hızı ile 1200 revolutions`lar yapıyor. Uҫuşumu sabit ve kendimden emin bir şekilde ingiltere`nin sahiline doǧru yapıyorum. Escoperte beni gördü. Kanal`ın üzerinden yüksek hız ile üzerimden uҫuyor. Belki saat`te 26 mil yol katediyor. Ben 40 mph`dan fazla hız yapıyorum. Hızlı bir şekilde kendisini 250 feet yükseklik ile geҫiyorum. Bu an ҫok önemli, fakat coşkuyu hissetmeyerek kendi kendimi şaşırttım. Aradan on dakika geҫiyor ve doǧru yol`da ilerleyip ilerlemediǧimi görmek iҫin kafamı ҫeviriyorum. Ҫok şaşkınım. Görülecek hiҫ bir şey yok, ne yıkıcı, ne ingiltere. Yalnızım, kayboldum. Ondan sonra Dover`in kayalarını gördüm. Rüzgar beni yolumdan etti. Geri döndüm ve şu an zorluklar iҫerisindeyim, buradaki rüzgar ҫok daha kuvvetliydi ve ben bu rüzgar`a karşı savaştıkҫa hızım gittikҫe azalıyordu. Güzel uҫaǧım tepki verdi ve kendimi kuru toprakların üzerinde buldum. Kara`ya inmeye ҫalışıyordum, fakat rüzgar beni tuttuǧu gibi hava`da iki üҫ kez savurdu. Motorumu hemen durdurdum ve uҫaǧım hemen yeryüzüne düştü. Sizin sahilinizde güvendeydim. Khaki renkli giysiler ile hem askerler hem de polis görevlileri koşuyorlardı. Iki hemşerim fark edilmişti. Yanaklarımı öptüler ve ben bundan ҫok etkilenmiştim. Yaşam kurtarıcı gemiden: the titanic 15 nisan, 1912 “Batmaz” titaniǧin gemi`de bulunan 2224 yolcuları iҫin sadece 1178 yaşamkurtarıcı gemi kapasitesi vardı. Toplam`da 1513 yaşam yitirilmişti. Titanik`ten belki bir mil veya daha fazla uzaklıkta olana kadar durumu anlamamıştık. Ondan sonra güverte`de yavaşҫa aşaǧı doǧru yönelen bir sürü 23 ışıklar gördük. Ҫok yavaş bir şekilde bu ışık izleri aşaǧı doǧru yöneliyorlardı. Her on beş dakika`da bu aşaǧı yönlenme gittikҫe artıyordu. Bir kaҫ saat iҫerisinde daha hızlı bir şekilde titanik aşaǧı doǧru iniyordu. Ondan sonra o korku dolu anlar başladı. Gemi`deki insanlar yavaş yavaş ne kadar büyük bir tehlike`de bulunduklarını anladılar. Gemi`nin ön tarafı aniden yere düşünce, yolcular aniden güverte`den pupa`ya doǧru koşmaya başladılar. Aynı bir dalga gibiydi. Ara güverte`den geminin pupa`sına koşan büyük insan yıǧınını görebiliyorduk. Insanların ileri, geri koştuklarını ve güverte`nin ışıklarının her ne zaman yanlarından geҫtikleri vakit yanıp, sönmesini gördükҫe gemi`deki artan heyecanı hissedebiliyorduk. Bu panik bir saat boyunca devam etti. Ondan sonra gemi aniden su`yun iҫerisinden yüksekliǧe ҫıktı ve orada dikey bir şekilde duruyordu.Tam dört dakika boyunca suyun üzerinde durdu, ondan sonra yavaşҫa aşaǧı doǧru kaymaya başladı. Güverte kısmı ilk başta su`ya indiǧinde hız`ı artmaya başladı, ondan sonra pupa kısmı hızlı bir şekilde aşaǧı düştü. Gemi batana kadar ışıklar yanmaya devam etti. Insanların pupa kısmında birbirlerine ҫok yakın bir şekilde durduklarını görebiliyorduk ve baǧırmalarını mil`ler uzaklıktan duyabiliyorduk. Sesleri gittikҫe azalıyordu ve sonunda duyulmaz olmuştu. Daha fazla insan iҫin yeri olan bazı kurtarıcı gemiler kurtarma ҫalışmalarında kullanılabilirdi, fakat suyun iҫinde bulunan insanlar iҫin bu durum suyun sellerine kapılıp ölmeleri anlamına geliyordu. Ay`daki ilk insan 21 temmuz, 1969 Apollo 11 Neil Armstrong, Edwin Aldrin ve Michael Colins ile birlikte 16 temmuz`da işbaşı yaptı. Neil Armstrong: Oraya giden yolumuzda bütün görmüş olduǧumuz o muhteşem görüntülerin iҫinden bana göre en etkileyicisi ay`ya giden yolumuzda ay`yın gölgesinde uҫtuǧumuz an`dı. Biz hala binlerce mil uzaklıktaydık, fakat o kadar yakın bir mesafe`de bulunuyorduk ki ay neredeyse yuvarlak şekilli penceremizi dolduruyordu. Sadece dünya ışınları tarafından ışıtılıyordu. Ay`yın mavi-gri renklerinde görünmesini saǧlıyordu ve bütün alan net bir şekilde üҫ boyutlu görünüyordu. Sanki bize yuvarlıǧını gösteriyormuş gibi görünüyordu, şeklinin dünya`ya benzerliǧi bizim iҫin kabul edilebilir bir durumdu. Bizim iҫin ҫok misafirperver bir evsahibi olacaǧı belliydi. Uzun zamandan beri ilk misafirlerini bekliyordu. Iniş`ten sonra bildiǧiniz üzere gökyüzü ҫok koyu siyah bir gökyüzüdür. Fakat pencere`den dışarıya baktıǧımızda karanlıktan daha ҫok gün ışıǧı gibi görünüyordu. Göze ҫarpan bir şeydi, fakat yüzeyi ҫok sıcak, yaşamaya müsait ve mürettebat yerinden gökyüzü aҫık kahverengi gibi görünüyordu. Fakat gökyüzünü bu renkte görmek zor, ҫünkü daha sonraları materyali elimde tuttuǧumda bana aҫık kahverengi gibi gelmiyordu. Rengi siyah, gri, …`di. 24 Buzz Aldrin Ay`ın üzerinde ҫizmelerimin mavi rengi tamamen görünmez oldu- hala grikakao rengine benzeyen bu diǧer rengi nasıl tanımlayacaǧımı bilmiyorum. Uҫaǧa dönüş`te: Ay ҫok doǧal ve iҫerisinde ҫalışması güzel bir ortam`dı. Ay`yın üzerinde bir yerlerde olduǧunuzu net bir şekilde hissediyorsunuz. Deneylerimizi uyguladıǧımızda, bir kaҫ şeyleri uҫaǧımızdan atmak zorundaydık ve bu eşyalar uzay`da yavaş bir şekilde hareket ediyorlardı. Kokusu ҫok sübjektifti. Fakat bana göre ay`ya ait olan materyallerin kokusu net ve keskin`di, aynı barut gibi. Ay tozunun bir kısmını aracımıza, giysilerimize ve ҫizmelerimize taşıyoruz ve kokusunu tam olarak fark etmiyoruz. Spor`un devri Bu sadece bir vakit geҫirme veya hobi deǧil. Spor dünyası genel olarak bir baǧımlılık haline geldi.“ yazıyor Simon Carter. Spor taze meyve ve sebze gibi bir ürün haline geldi. Futbol`un bir sezon`u var, başlıyor, bitiyor ve biraz daha futbol izleyebilmek iҫin bir müddet beklemek zorundasınız. Haziran`ın sonunda tenis Wimbledon`un bir patlamasıydı, eylül ayında Flushing Meadow ve ocak ayında Australian Open gerҫekleşti. Hepsi bu kadar. Bugün nasıl sene boyunca taze ҫilek satın alabiliyorsanız, dünya`nın her bir yerinde her zaman gerҫekleşen spor aktiviteleri iҫin önemli şampiyonalar düzenleniyor. Spor her yerde Spor her yerde geҫerli. Sky TV`nin en az on üҫ spor kanalı var. Dünya genelinde spor`a tamamen adanmış bir şekilde gazetelerin ve dergilerin yaygınlaşması var. Spor kişilikleri kültürel ikonlar haline geldiler ve televizyon yıldızları gibi ilgi görüyorlar ve sponsor ile reklam ajansları tarafından aranıyor ve soruluyorlar. Zamanında zevk uǧruna ve amatörce yapılan spor, bugün ciddi bir yatırımın aleti haline geldi. Tabii ki spor her zaman ilgi odaǧıydi. Fakat önemli husus şu ki spor`un geҫmiş`te yerini bilmesi. Bugün geҫmiş`te mevcut olmayan alanlara giriyor: moda, show dünyası, iş hayatı. Dünya genelinde bir baǧımlılık. Spor`a baǧımlılık neden? Bir ҫok kişi iҫin spor`u zevkli yapan unsur nedir? Ilk başta spor`un kötü veya iyi yapabileceǧimiz bir şey olduǧuna ciddi bir şekilde inanıyoruz. On binlerce insan Londra ve New York`ta düzenlenen maratonlara katılıyorlar. Her hafta sonu amatör futbol maҫları dünya`nın her bir yerinde gerҫekleşiyor. Spor demokratik bir aktivite. Ikincisi spor yıldızları spor`da kendileri bir yerlere gelmiş insanlar. Spor normal yaşam tarzları olan insanlar tarafından ҫoǧunluk ile oluşuyor. Bundan dolayı fakirlikten gelen insanların ün ve mal varlıǧı yapabilmeleri iҫin bu durum bir araҫ`tır. 25 Üҫüncüsü spor izlemesinden keyif alıyoruz, ҫünkü modern arena`da kılıҫ`lı savaşҫılar dibi davranan insanların üstün yeteneklerini izlemesini seviyoruz. Kimin kazanacaǧının bilinmemesinin bir heyecanı var. Hiҫ bir rock konseri, film veya maҫ böylesine ani belirsizliǧi teklif edemez. Bu yürek yakıcı tecrübe bir birahane`de büyük ekranlı televizyon`un etrafında elli kişilik bir topluluk veya 100.000 kişi`nin bir stadyum`u tıklım tıklım doldurduǧu bir stadyüm`de paylaşılabilinir. Televizyon`un rolü Spor`a artan baǧımlılık ile televizyon ҫok önemli bir rol oynuyor. Dünya`nın her bir yanında spor etkinliklerine sayısı artan insanlara erişimi saǧlıyor. Bu durum ile birlikte belli spor dalları reklam, sponsorluk ve ücretler sayesinde servet yarattılar. Televizyon sporu neredeyse olumsuz anlamda tamamen deǧiştiriyor. Hafta`nın yaklaşık her gecesinde en iyi futbol kulüplerinin birlikte oynadıkları tekrarlanan maҫları ile futbol ihtiyacımızı gideriyoruz. Televizyon şirketleri tenis oyuncularına zaman planları emrediyorlar. En önemli maҫlar insanların evlerinde bulundukları an`da oynanması lazım, bu zaman gece`nin yarısında olsa dahi. Sadece bu anlamda yüksek reklam ücretleri ödenecek. Spor bir büyük işletme olarak Spor`un artan önemi etrafında ҫevrilmiş olduǧu para ile yansıtılıyor. Sky Tv`nin spor kanalları 8 milyar sterling`ìn üzerinde bir deǧere sahip. Manchester United futbol kulübü yaklaşık bir milyar sterling deǧerinde bir anonim şirketi Baseball`ın New York yankee`leri ile bir süper kulüp kurdular. Spor`un yükselişi spor yıldızlarının artan ünleri ile gerҫekleşti. Televizyon reklam filmlerine büyük raǧbet gördükleri iҫin toplumun bilindik, önemli bireyleri haline geldiler. Reklam ajansları iҫin spor yıldızları göz alıcılık, başarı, güvenilirlik ve otantiklik (iҫtenlik) simgeliyorlar. Spor yıldızların yükselişi Nike ve Adidas gibi spor şirketlerin yükselişine yansıyor. Pop müzik, internet, uluslararası şirket`lerin yanısıra spor küreselleşmenin en önemli etkenlerinden bir tanesi. Spor küresel bir uzlaştırıcı “Büyük ihtimal ile spor ulusların uzlaşması konusunda her hangi bir siyaset`ҫinin katkı`da bulunabileceǧinden ҫok daha fazla katkı`da bulunuyor.” diyor Nelson Mandela. Dünya`nın milyonlarca insanı tarafından izlenen olimpik oyunları ve dünya kupası gerҫek küresel olaylar. Bu tür büyük spor etkinlikleri farklı ulusların oyuncularını ve atletlerini hiҫ bir başka etkinliǧin yapamayacaǧı şekilde biraraya getiriyor. Olay sadece bununla kalmıyor, spor aynı zamanda zenginlerin fakirlerin üzerinde etkinlik kurduǧu küresel demokrasinin bir örneǧi. Brezilya`lılar uzun zamandan beri futbol`un, kenya`lılar orta-mesafe koşularının ve amerikalılar boksun kralları. Son risk 26 Bu oldukҫa büyük küresel endüstri`de ҫaresizliǧin izleri var. Futbol`da Fifa`nın genel başkanı dünya kupasını her dört sene yerine her iki sene`de yapmayı ve tenis oyuncuları ile golf oyuncularına kişisel uҫakları ile bir anlamsız turnuva`dan bir diǧer anlamsız turnuva`ya uҫtukları iҫin fazla maaş ödemeyi önerdi. Spor hırs ve fazla risk üstlenmesi ile kendi kendini riske sokuyor. Tehlike hepimizin spor`a doyacaǧımız ve uyanacaǧımız an`da saklı. Grönland Dünya`nın en büyük adası Coǧrafya 2670 km`lik kuzey-güney mesafesi ile grönland 56.000 nüfusu ile dünya`nın en büyük adası ve dört`te biri başkent Nuuk`ta yaşıyor. Arktik circle`ın güneyinde bulunuyor ve yaz sıcaklıǧı 0 ° C-15 °C. 2.175.600 metrekarelik yüzölҫümünün 85% iҫinde dünya`nın en temiz sularını barındıran 9% büyük buz yıǧınları ile kaplı. Eǧer bütün bu buzlar erirse dünya`nın okyanusları 6-7 metre yükselecek. Ismine raǧmen grönland yeşil deǧil. Unutulmaz kırsal alanları gri granit kayalardan ve ҫok az yeşilliǧi olan yoǧun buz parҫalarından oluşuyor. Tarih Inuit insanı (daha ҫok eskimo olarak biliniyor) bu ada`nın ilk insanlarıydı. Ondan sonra 980 AD dönemlerinde cinayet düşkünü Eric the Red norveҫli viking olarak ada`ya kaҫtı ve koloni`yi kurdu. Bu yalnızlıǧı simgeleyen griliǧe raǧmen Eric zeki bir şekilde sömürgeci ҫekmek iҫin bu ada`nın adını grönland olarak koydu. Bu fikri işe yaradı ve kolini büyüdü, fakat ondan sonra aniden gizemli bir şekilde 14. yüzyıl`da yok oldu. 1721 yılında danimarka`lılar orada bir yerleşim bölgesi kurdular ve 1979 yılına kadar Danimarka kraliyeti iҫerisinde grönland baǧımsız ulus olarak aҫıklanana kadar bu yeri 200 sene yönettiler. Bugün`ün grönland`ı Yerel sınırlar ülke`yi üҫ bölge`ye böldü: Kuzey, doǧu ve batı grönland. Tunu olarak bilinen batı grönland en izole edilmiş ve on iki ay`ın dokuz ay`ı boyunca buzlar ile engellenmiş. Büyüklük olarak batı avrupa`nın yarısına eşit olmasına raǧmen orada sadece 4000 insan yaşıyordu. Doǧal buzdolabı görevi gören buz suların iҫine gömülü olan liman`da bir ҫok fok balıǧı vardı. Kutupsal ayılarının varoluşu her zaman bir imkandı. Bu tehlikeli insan yiyen varlıklar` dan korkuluyordu, fakat insan ruhunun bir biҫimi olarak da bir o kadar seviliyordu. Bu bölge ayrıca dondurucu soǧun bölgesiydi. Mezarlıklar düz alanlarda bulunuyor ve toprak yer altına konulabilene kadar ölüler aylarca sıcak aylarda gömülebilmek iҫin bekliyorlardı. Sezon depresyonlarının ve işsizliǧin bir sonucu olarak alkol tüketimi ve intiharlar gibi ciddi sosyal sorunlar mevcuttu. Kışın yarım sene`den fazla sürdüǧü ve her yerde ışıǧın olmadıǧı yerlerde sezonal depresyon yaygınlaşmış bir sendrom. Bugünlerde grönland`ın veya doǧu inuit`in 27 dili ilk dil ve danimarkaca ikinci dil haline geldi. Vatandaşlık hizmetleri ҫoǧunluk ile grönland`ın dilinde gerҫekleşiyor ve danimarka izlerinden ҫok inuit izleri mevcut. Bazı küҫük dış bölgelerde kalan ülkeler gibi ekonomik baǧımsızlık sözkonusu deǧil. Ulusal bütҫe`nin ҫoǧu Danimarka`da bulunuyor. Süpermarket`lerdeki bütün ürünler Danimarka`dan geliyor. Iş olanakları ҫok az ve hava naklili ile fok balıǧı avcılıǧı danimarkalı vergi ödeyicisi tarafından sübvanse ediliyor. Tristan Da Cunha Dünya`nın en sapa adası Coǧrafya Tristan da Cunha dünya`nın en sapa yeri. Yer`i güney atlantik`de, en yakın kara olan güney afrika`ya 2800 km uzaklıkta ve ada`nın güneyinde St. Helena`dan 2575 km uzaklıkta bulunuyor. Ada 10 km`lik ortalama ҫap ile yuvarlak şekli. Okyanus`un iҫerisinden yükseliyor, yanardaǧın zirvesi neredeyse sürekli esen beyaz bir bulut tarafından ҫevrili ve 40 km `lik rüzgarlı sahili muhteşem ve büyük görünümlü kayaları iҫeriyor. Ҫevre`de bulunan denizler balık türleri bakımından zenginler ve bu balıklar Tristan da Cunha`nın temel ihracat`ını oluşturuyor. Tarih Bu ada 1506 yılında Tristan da Cunha adlı portekiz araştırmacı tarafından keşfedildi. Kendisi bu ada`ya yerleşememesine raǧmen ada`ya kendi ismini verdi. 181 yılında ilk yerleşen kimse Captain Jonathan Lambert adında bir amerikalıydı. Maalesef bir sene sonra deniz`de boǧuldu. 1816 yılında Napoleon`u St. Helena adasında sürdürdüǧü sürgünlükten kurtarmayı planladıǧı düşünülen Fransa`ya karşı bir savunma taktiǧi olarak ingilizler ada`yı benimsediler. Şimdiki yerleşim bölgesinin kurucusu olan ve bu yer`e ailesi ve arkadaşları ile birlikte (toplamda altı yeni yerleşenler olarak) yerleşen iskoҫyalı Corporal William Glass`ı ingilizler terk etti. 1867 yılında Alfred Duke of Edinburgh ve kraliҫe Viktoria`nın ikinci oǧlu ada`yı ziyaret ettiǧinde ve başkent`e „Güney Deniz`lerin Edinburgh`sı adını verdiǧinde bu yerleşim bölgesi hala on bir`den fazla olmayan saman kaplı ev`lere sahip`ti. On dokuzuncu yüzyılda nüfus yavaşҫa artmaya başladı, fakat Tristan da Cunha bilinmedik bir yer olarak kaldı. Ondan sonra 1961 yılının ekim ayında dramatik bir yanardaǧ püskürmesi bütün ada`nın tahliye edilmesine neden oldu. Insanları güney afrika ve ingiltere`de „medenileşme“ diye geҫen dönemden geҫtiler. 1962 yılının auǧustos ayında yanardaǧ püskürmeleri durdu ve 1963 yılının kasım ayında ada sakinleri evlerine dönmeye karar verdiler. Bugün`ün Tristan`ı 28 Tristan da Cunha`yı ziyaret etmek başka bir dünya`yı, yaşamı veya başka bir zamanı ziyaret etmek gibi bir durum. Edinburgh yerleşim merkezi temiz bir hava`ya ve modern dünya`nın bütün hoşluklarına sahip. Küҫük bir müze`ye, büyük bir süpermarket`e, yüzme havuzuna ve bir radyo istasyonuna sahip, fakat televizyon kanalı yok. Nüfusu şu an 300`ün altında ve bu nüfus`u sadece yedi soyismi olan gururlu ve misafirperver insanlar oluşturuyor. Bu soyisimler şunlar: Hagan, Rogers, Glass, Lavarello, Swain, Green ve Repetto. Damarlarından Nelson`un filo`suna sahip ingiliz yelkencilerin, amerikalıların, italyanların, iki ingiliz kızının, bir hollandalı`nın ve güney afrikalının kanları akıyor. Hafif, eski-moda aksanına ve biraz amerikan ingilizce`sine raǧmen anadil olarak ingilizce geҫiyor. Ada gelişen bir ekonomi ile maddi kaynaklarını kendisi kazanıyor. Ithalat edilen ürünler ҫok pahalı olmasına raǧmen gelir vergisi oldukҫa düşük. Ciddi boyutta yasadışı işler gerҫekleşmiyor ve işsizlik mevcut deǧil. Hem balık sektörü hem dünyaca pul toplayan insanlar tarafından ödüllendirilen pulların satışı ada`nın önemli gelir kaynaklarından biri. Zanzibar Dünya`nın en egzotik adası Dünya nüfusunun büyük bölümü zanzibar`dan haberdar. Bu isim bir kimse`de bütün egzotik olayları ҫaǧrıştırıyor: sultanlar, köleler, baharatlar, abanoz, fildişi, altın ve araştırmacılar gibi zanzibar`ın hikayesini anlatmaya başlayan kelimeler. Dünya`nın sadee küҫük bir bölümü zanzibar`ın tam olarak nerede olduǧunu biliyor. Doǧu afrika tanzanian sahilinin yakınlarında hindistan`ın okyanusunda ve ekvador`un güneyinde bulunuyor. Zanzibar adası muhteşem, altın renkli, kumlu sahil kenarlarında bulunan hindistan ceviz palmiyeleri ve mercan kayalıkları ile 83 km uzunluǧunda ve 38 km genişliǧinde. Afrika kara`sında fazlaca bulunan bitkiler ve hayvanlar alemi zanzibar`da eksik. Bugün burada hiҫ bir zürafa, fil veya aslan yok, sadece bir kaҫ maymun ve küҫük antilope. 1295 yılında Marco Polo ada`yı ziyaret ettiǧinde zanzibar`ın fil`ler bakımından zengin olduǧunu kayıt etti. Tarih Baharatlar ile gelişen ve baǧımlı olduǧu elverişli rüzgar`ı sayesinde afrika, arap dünyası ve hindistan arası 5000 sene`den fazla ticari merkez görevini gören zanzibar yüzyıllar`dan beri afrika`nın en zengin yeri. Imparatorluǧun kurucuları tarafından bu ada`ya her zaman yüksek bir fiyat biҫildi: mısırlılar, araplar, portekizler, ҫin`ler, hollanda`lılar ve ingilizler bu ada`nın sahipleriydi. Deǧeri sadece stratejik ticari konumundan kaynaklanmıyordu, aynı zamanda verimli toprakları ve ılımlı iklimi tarafından belirleniyordu. On sekizinci yüzyıllın başlarında Said of Oman sultanı tarafından plantasyon`larda yetiştirilen karanfil`lerin dünya`daki en büyük üreticisi. 1964 yıllında zanzibar ada`sı doǧu 29 afrika`nın karasında Tanganyika ülkesi ile Tanzania Cumhuriyet`i olmak üzere birleşiyorlar. „Zanzibar“ Tanzania isminin yarısını oluşturuyor. Bugünün Zanzibar`ı Ҫeşitli etnik soylar`ın inanılmaz bir birleşimi olan zanzibar nüfusu 800.000 tahmin edilen renkli bir tarih`e sahip bir ada. Zanzibar`lılar ҫoǧunluk ile doǧu afrika`da konuşulan Swahili dilini konuşuyorlar. Bu dilin doǧum yeri zanzibar olduǧu iҫin insanların ҫoǧu orjinal şeklinin zanzibar`da konuşulduǧuna inanıyor. Balık tutmak ve tarım işleri yerlilerin en önemli ticari uǧraşları. Karanfil`ler, hindistan ceviz ürünleri ve baharatlar ile birlikte ihracat`ın en önemli ürünlerini oluştururken zanzibar`a her sene gelen daha fazla ziyaretҫiler ile turizm dış ticaretin en önemli sektörü olarak belirlendi. Bu ziyaret`ҫilerin bazıları 1946 yılının 5 eylül`ünde zanzibar şehrinde doǧan müzik grubu Queen`in lider şarkıcısı Freddie Mercury iҫin geliyorlar. Turistlerin sayısı hala düşük (sene`de 100.000 kişi`den daha az) ve turizm`in potansiyeli hala keşfedilmemiş. Ada zanzibar büyüsünü kaybetmeden hem ziyaretҫìlere hem de yerleşim bölgesine yarayan „hasas“ bir turizm geliştirmeye ҫalışıyor. Zaman konusuna bir yan bakış Tabii ki zaman`ın ne olduǧunu biliyorsunuz. Yesyeni dijital saatinize bakabilirsiniz, deǧil mi? Fakat zamanı böylece gerҫekten öǧrenmiş oluyor musunuz? Jay Griffiths sizi bu konu hakkında düşünmeye davet ediyor ve bu konu`ya bir yan bakış atıyor. Zamanı belirlemek Zaman her yerde belirleniyor. Londra`nın, Berlin`in, New York`un, Washington`un veya Paris`i terk ederken havalimanındaki her işlem, her bilet ve para bozdurmasının bir zamanı var. Her önemli havalimanında olduǧu gibi Heathrow havalimanında da tarih` ve zaman`ı (saniyelerin on da birine kadar) gösteren saatler var. Şehirlerin modernliǧi saatler ile yaşıyor. Alarm saat`leri uyuya kalmaktan korkanlar tarafından kullanılıyor: her uyandırılan gün`de bir ҫok insan`ın ilk düşüncesi: Sat kaҫ? Geҫ mi kaldım? Dijital saat`ler dijital saniyeler ile zamanı hızlılaştırıyor gibi görünüyorlar- en son terminleri yerine getirme konusunda- taviz vermeden. Insanlar modern toplumun yaşam hızını konuşuyorlar, her şey hızlılaştı: ayak-üstü yemek`lerden, hızlı giysiler ve hızlı bilgi`ye kadar. Gün`de 86.400 saniye var ve her biri radyo istasyonunda MSF hizmeti 60 kHz dalgaboyunda seslendiriliyor. Uluslararası anlaşmalarda “saniye” kavramı ilk 1 ocak 1972 yılında her yerde geҫerli olan (ingilizce kısaltması: UT) atomik saniye olarak tanımlandı. Neredeyse her sene zamanı dünya`nın zamanına uydurmak iҫin bir miktar saniye ilave ediliyor. Bu saniyeler zamanı “dünya`nın güvenilemeyen zamanına” uydurmak iҫin ilave ediliyor. Dünya`da bu yöntem ile modern zaman dosdoǧru ölҫülmüyor, ҫünkü saat`in 30 ҫevrilmesi zamanın bir kaҫ sene`de saniye`nin bin de biri kadar deǧişmesi anlamına geliyor. Saniye`nin bin de biri dünya`nın ne kadar geciktiǧini gösteriyor. Böylece bugünün zaman ölҫüm cihazları soyut ve her yerde geҫerli olan ve tek`li zamanı varsayarak dünya`nın dışından anlatmaları gerekiyor. Böyle bir durum yok. Sadece bir zaman deǧil „Karen“ kuzey tayland`ın tepesinde bulunan bir aşiret (kabile) ve her zaman „zaman`ı“ biliyorlar. Onlar ile altı ay yaşadıktan sonra saat`i olan tek insan`ın ve zaman`ı hiҫ bir zaman anlatamayacaǧınız kimse`nin kendim olduǧunu anladım. „Karen“`a göre bütün orman bir saat`ti. Akşamlar buhar ve duman ile hava`yı aǧırlaştırmasına nazaran, sabahları hava nemliydi. „Karen`lar“ her zaman hangi zaman nerede olduklarını, güneş`in batışını ve ev`den uzaklıklarını biliyorlar. Zaman ve mesafe „Karen“ dilinde şöyle birbirine baǧlı: diyi ba-soon- „ҫok fazla uzakta olmayan“ anlamına geliyor. Bundan dolayı güneş batımı „üҫ kilometre uzaklıkta“ olarak tanımlanabilir, ҫünkü seyahat etmenin tek yolu belli bir zaman gerektiren „gezmek-yürümek“`ten geҫiyor. Dünya`nın her yerinde ay-ayının geҫmişi tanımlanmış ve aylar iҫin belirlenen insanların adları ile yaşadıkları kırsal alanları görebilirsiniz. Mississippi nehrinin daha aşaǧısında bulunan „Natchez“ kabilesi karaca, ҫilek, hindi, vahşi dana ve kestane ayını iҫeren ay`lara sahip. Hindistan`ın Andaman ormanlarında yıllın zamanını ҫiҫeklerin ve aǧaҫların kokularının yardımı ile anlatabilmeleri iҫin insanların bir kokutakvimleri var. Diǧer insanlar zamanı „starscapes“`ler ile anlatıyor. Böylece kendince zamanı tanımlayan batı emperyalist zaman ideolojisinin ne kadar yanlış olduǧu ortaya ҫıkıyor. Binlerce zaman var, sadece bir tane deǧil. Ҫocuklar ve zaman Yetişkinler genelde „saat zamanını“ öǧrenmişlerdir. Yaşlı insanlar zamanın ne kadar hızlı geҫtiǧine yakınırlarken, ҫocuklar sabırlı olmayı başaramıyorlar. Bir ҫocuk iҫin bir saat ne kadar uzun? Bir yetişkin`e olduǧundan ҫok daha uzun bir ҫocuk`tan bir dondurma iҫin bir kaҫ saat beklemesini istemeniz, kendinizin bir whisky iҫin ҫarşamba günü`ne kadar beklemeniz anlamına geliyor. Ҫocuklar bir ömür boyu süren bir zaman okyanusunun merkezinde yaşıyorlar. Bir ҫocuǧun ömürlük hediyesi absorpsiyon, ani davranma ve esnekliktir. Ҫocukların bir şeyi zamanında yapma konusuna dikkafalı ve saygısızlık eǧilimleri var. Zamanın tanrısı Antik yunanlılar`ın zamanın farklı yönleri iҫin farklı tanrı`ları vardı. Bunların en önemlilerinden bir tanesi mutlak zamana, „düz“, „kronolojik“ ve „sayısı belirlenebilen“ şeklinde kendi ismini veren Chronos. Fakat yunanlıların belirsiz ve renkli Kairos adında bir başka zaman tanrı`ları daha vardı. Kairos farklı zaman yönlerinin zaman`ın olanakların, şans`ların ve imkansızlıkların tanrısıydı. Zaman`ın bir kalitesi vardır. Eǧer uyuyorsanız ve saat size yatma zamanını geҫirdiǧinizi söylüyorsa bu zaman kronolojik zaman`dır: Yorgun olduǧunuz iҫin 31 her nerede uyuyorsanız, bu zaman „kairo“ zamanıdır. Acıktıǧınızda eǧer bisküit yiyorsanız, bu zaman „kairo“ zamanıdır. Eǧer saat tutarak yemek yiyorsanız bu zaman kronolojiktir. Ҫocuklar gerҫeǧi öǧrenene kadar „kairosal“ yaşıyorlar. Kairosal zaman Kairosal zaman kronolojik zaman ile karşılaştırıldıǧnda zaman farklı bir hareket anlayışına sahip. Genel bir karşılaştırma iҫin bir şehir günü`nü kırsal alanda geҫen bir gün ile karşılaştırın. Zamanın ҫoǧunluk ile kronolojik olduǧu şehirlerde gün bulunduǧu yer`de dururken sizin gün iҫerisindeki gelişiminiz bir ok gibi. Zaman gün tarafından belirlenmiyor, insan tarafından yaratılıyor ve ҫalışma günü veya trafik`te yoǧun zaman`ı tarafından belirleniyor. Kırsal bir yerde zaman sizin lehinize ilerliyor ve güneş, yıldızlar veya yaǧmur fırtınaları vasıtası ile tanımlanan doǧa tarafından yaratılıyor. Kairolojik zamanda siz „şimdiki zamanda“ bir kimse`nin durduǧu gerҫek yerde duruyorsanız, gelecek zaman sizin lehinize ilerleyecek. Benjamin Ellis`in yaşamında bir gün Ben her zaman sabah tam saat altı`da kalkıyorum. Dünya`da nerede bulunduǧuma bakmaksızın, ben bir sabah insanıyım. Bu nedenden dolayı yaratıcılık zamanımı en iyi şekilde deǧerlendirmeye ҫalışıyorum. Duş aldıktan sonra, köpeǧi dışarıya ҫıkartıyorum ve en sonunda ҫayımı iҫip elektronik postama bakıyorum. Ev`den doǧru ҫalıştıǧımdan beri bir ҫok e-mail`ler alıyorum ve günlük mail`lerimi okumadıǧım zaman gittikҫe yıǧılıyorlar. Aile`nin diǧer fertlerini uyandırmamak iҫin aşaǧı doǧru iniyorum. Herkes uyanır uyanmaz, birlikte kahvaltı yapıyoruz, ondan sonra okul`a yetişmeye ҫalışıyoruz. Her akşam ҫocuklara bir sonraki okul günü iҫin bir şeylere ihtiyaҫ`ları olup olmadıklarını sormamıza raǧmen, her zaman söylemeyi unuttukları bir şeyler oluyor. Her ne zaman ҫocuklardan biri ev`in iҫerisinde bir şeyler kaybettikleri zaman, evimizde „Benim…nerede“ baǧırtıları oluşuyor. Bu baǧırtının üzerine „En son nerede kullandın?“ şeklinde ebeveyn`lerin birinden bir ҫocuksu soru geliyor ve bu soru genellikle benden oluyor. Eǧer ҫocuk bunu biliyorsa, o zaman sorun yok demektir. Herkes hazır olduǧu zaman, araba`ya sıkışıyoruz. Trafiǧin tıkanık olma ihtimaline karşı, ev`i erken terk etmeyi tercih ediyorum. Trafiǧin yoǧun olduǧu saat`lerden sakınmak iҫin, kırsal yol`dan ilerliyoruz, fakat buna raǧmen yolculuk yarım saat sürüyor. Ev`e gelir gelmez bilgisayar`ın başına oturuyorum. Ev`de ҫalıştıǧım iҫin insan`ın ne kadar kolay endişelenebileceǧini biliyorum. Gün`de sekiz saat boyunca ҫalıştıǧım müddetҫe performansımın zirvesinde olmayı başarıyorum. Akşamları hep birlikte yemek yiyoruz, böylece günün haberlerini birbirimizden öǧrenebiliyoruz. 32 Salvador Dali Babasının prestijli bir notar olduǧu ispanya`nın kuzey doǧusunda Salvador Dali Catalunya ilinin Figueres şehrinde 1904 yılında doǧdu. Dali sanat okumak istedi, bu nedenden dolayı Madrid’de iki kez kaydı silinen ve hiҫ bir zaman son sınavlara katılamayan Royal Academy of Art`a gitti. 1928 yılında ispanyol ressamı Pablo Picasso ve Joan Miro ile karşılaştıǧı Paris`e gitti. Ondan sonra Andre Breton liderliǧinde bir grup surrealist sanatҫıların önemli bir ҫalışanı konumunda görev aldı. 1929 yılında Dali kendisini ünlü yapan tarzını buldu. „Bizim rüyalarımız esnasında“ adlı bu tarzı bilinҫsizliǧin dünyasını iҫeriyordu. 1927 yılında rus göҫmen ve Dali`den on yaş büyük olan Gala ile tanıştı. Kendisi o zamanlar fransız bir şair ile evliydi ve Dali ile yaşamak istediǧi iҫin eşinden ayrılmaya karar verdi. 1940 yılında sekiz sene kaldıǧı amerika`ya yerleşti. 1849 yılında Dali Gala ile birlikte zamanlarının büyük kısmını ispanya veya paris`de geҫirdikleri avrupa`ya geri döndüler. 1982 yılında Gala`nın vefatı ile Dali depresyon`a girdi ve Pubol sarayına yerleşti. Dali bu sarayı Gala iҫin satın almıştı ve yaşamının geri kalan kısmını burada geҫirdi ve 1989 yılında kalp yetmezliǧinden dolayı vefat etti. Worldnet raporu Giriş Bu rapor`un amacı Londra`da 24-saat aҫık olan Internet kafe zincirleri Worldnet tarafından sunulan Internet hizmetlerini deǧerlendirmek. Son geҫen altı ay`da müşterilerin sayısında sabit bir düşüş yaşandı. Yapılan bir ҫok müşteri araştırmaların sonuҫlarına dayanarak bu rapor bu gelişimi analiz ve anlatmaya ҫalışacak. Müşteri ihtiyaҫlarına göre şu an sunulmakta olan hizmetleri deǧerlendirecek ve düzeltme tavsiyeleri ile sona erecek. Düzeltmeler iҫin önemli alanlar Worldnet farklı yaşlardaki deǧişik özgeҫmişleri olan bir dizi müşteriler iҫin hizmet veriyor. Neredeyse müşterilerin hepsi (65%) 2 sterling tutarındaki Internet hizmetleri masraflarının ҫok yüksek olduǧu yorumunda bulundular ve yarım-saatlik ücret tavsiyelerinde bulundular. Bunun haricinde Internet baǧlantısının hızı da eleştirildi. Müşterilerin ve işlemlerin yoǧun olduǧu saat`lerde hizmetlerin aşırı derecede yavaş ve dayanıksız olduǧu söylendi. Düzeltmeler iҫin başka alanlar Donanım bakımından bilgisayar merkez`lerinin devre dışı ve bakımların kötü yapıldıǧı söylendi. Ekranlar ҫok küҫük ve oturma koltuklarının konforlu olmadıǧı belirtildi. Olumlu eleştiri olarak Internet kafe`nin önemli bir deǧer teşkil ettiǧi eklendi. Fiyat`lar başka internet kafe`leri ile karşılaştırıldıǧında zaman uygun`du ve müşteriler sunulan yemeklerin lezzetinden memnun`du. 33 Internet kafe`si ünlü olmasına raǧmen, ҫeşitlilik eksikliǧi ile ilgili bazı şikayet`ler vardı. Tavsiyeler Rekabet`te daha başarılı olmak iҫin Worldnet hızlı bir şekilde yeni yarım saat ücret`lerini uygulamaya koyması gerekiyor. Internet kullanıcıların büyük bir kısmını oluşturan 16-25 yaş müşterilerin ilgisini ҫekmek iҫin özel öǧrenci ücretleri sunulabilir. Bunun haricinde daha hızlı ve güvenilir bir Internet servis saǧlayıcısını ciddi bir şekilde tavsiye ediyorum. Bilgisayar istasyonları ve sandalye`ler de bir düzeltme ihtiyacı duyuyorlar ve daha sık bir şekilde bakımları yapılması gerekiyor. Sonuҫta kafe daha geniş bir yiyecek ve iҫecek yelpazesi sunarak hizmet kalitesini yükseltebilir. Eǧer bu tavsiyeler gerҫeǧe dönüştürülürse, Worldnet müşterilerin sayısı önemli ölҫüde artmaya başlaması gerekir. Televizyon gerҫeklik şovları „Televizyon şovları üҫüncü sınıf eǧlence ve izlenmeye deǧmiyor. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? „Gerҫeklik“ televizyonu ile ilgili hiҫ birşey yeni deǧil. Normal insanların özel hayatlarını topluma anlattıkları „Confessional“ şovları uzun zamandan beri yayınlanıyor. Son beş sene`de Big Brother ve Survivor gibi TV reality şovları gittikҫe yaygınlaştı. Televizyon tarihinde bu programların bazıları gerҫek`te en başarılı şovlar oldu. Bunun sonucunda bu şovların üҫüncü sınıf eǧlence programları olduklarını söylemek pek adil deǧil, öyle deǧil mi? “Gerҫeklik” televizyonu`nu deǧerlendirmek iҫin bir televizyon gerҫeklik şov`un ne olduǧunu tam olarak tanımlamak gerekiyor. “Gerҫeklik” şovların pembe diziler ile bir ҫok ortak yönleri var. Genel anlamda ikiside farklı sorunlar ҫözerken birbirleri ile iyi geҫinen ve birlikte yaşamak zorunda olan bir grup insanları konu alıyor. Aralarındaki fark “gerҫeklik” şov`ların yazılı biҫimde üzerinde ҫalışılmamış olunması, böylece diyaloglar ҫoǧu kez sıkıcı. Bunun haricinde yarışmaya katılan kişilerin ilgilendikleri sorunlar “yapmacık” ve doǧal bir biҫimde bir “hikaye`den” oluşmuyorlar. Bu baǧlamda bu şovlar üҫüncü-sınıf eǧlencesi olarak görülebilirler. O zaman insanlar bu şovları neden izliyorlar? Bu şovların “gerҫekliǧi” ve “plansız kararları” seyircilerin dikkatini ҫekiyor. Bir sonra ki adım`da nelerin olabileceǧini bilmyorsunuz ve ün`ün aralıksız izinde olan ve engel tanımayan bu insanları izlediǧimizde büyüleniyoruz. Doǧal olarak yarışmacıların farklı durumlar ile nasıl başa ҫıktıklarını ve kendi verdikleri tepkilerini bizimkilere nazaran nasıl tarttıklarını izlemek bizim hayran kalmamızı saǧlıyor. Bunun sonucunda “gerҫeklik” şovları klasik filmler veya ödül kazanan belgesel`ler ile karşılaştırıldıǧı zaman bu şovların üҫüncü-sınıf belgeseli olduklarını söylemek büyük ihtimal doǧru. Seyirciler deliller sundukları müdettҫe olaǧanüstü durumlarda normal insanlar ile empati kurabileceǧiz. Bu durum televizyon gerҫeklik şovlarını izlemeye deǧer yapıyor. 34 Film deǧerlendirmesi Oskar ödülü kazanan film American Beauty`nin yönetmeni Sam Mendes`in son filmi road to perdition. Max Allan Collins ve Richard Piers Rayner`ın romanlarına uyarlanan road to perdition olaǧanüstü karanlık ve atmosferik bir film. Bir yunan trajedisi gibi bela yollarında (veya cehennem yolunda) bulunan ana karakterlerin önceden kararlaştırılmış kaderleri takip ediliyor. Film 1930 yıllarında Chicago`nun dondurucu soǧunda ҫekildi ve Mike Sullivan (Tom Hanks) adında bir katil ile mafia babası John Rooney (Paul Newman)`nın hikayelerini anlatıyor. Sullivan Rooney`ye bir “baba gözü” ile bakıyor. Sullivan`ın oǧlu bir cinayet`e şahit olduǧunda, Rooney kendisine karşı taraf alıyor ve böylece hem babası hem oǧlu kaҫıyor. Görsel aҫıdan film nefes kesici. Bazı etkileyici özel sahneleri var, fakat gözünüze en ҫok ҫarpan durum yaǧmur`un ve gölge`nin karanlık resimleri. Bu durumlar hüzünün ve korkunun aǧır bir atmosferini yaratıyor. Bir ҫok sahne`de film ҫok iyi hazırlanmış yaǧlı boya resmi izlenimi veren kahverengi ve siyah gibi bastırıcı renkler kullanılmış. Ayrıca oynanan roller başarılı, hem Hanks hem Newman tamamen inandırıcı performanslar sergiliyorlar. Mükemmel bir şekilde yönetilmiş ve oynanmış olmasına raǧmen road to perdition heyecanlı bir film deǧil. Olay oldukҫa yavaş ve sonu önceden tamamen tahmin edilebilir. Fakat film`de eksik olan insan sıcaklıǧı, oyuncular kesin olarak bizi duygulandıramıyor. Özetlemek gerekirse road to perdition ҫok güzel ҫekilmiş bir gangster filmi. Izlenmeye deǧer bir film, fakat bizim beklediǧimiz o muhteşem film deǧil. Robert Capa Fotoǧrafҫı Paris`teki ilk senelerinde Capa ҫoǧunluk ile yerel resim hikayeleri üzerinde ҫalıştı. 1936 yılına kadar büyük başarı`yı yakalayamamıştı. Ispanya`nın iҫ savaşına katılması iҫin gönderilmişti ve sonuҫ olarak ҫalışmaları düzenli bir şekilde en ҫok satılan dergilerde ve gazetelerde görünüyordu. Kendi yaratmış olduǧu sadık ve ölüme yenik düşen asker`in resmiydi. Bu durum kendisine uluslararası platform`da ün`ü getirdi ve savaş`ın güҫlü bir sembolü haline gelmesine neden oldu. 1939 yılında Ispanya`nın iҫ savaşından kısa bir süre sonra Capa New York`ta belli bir dönem ҫalıştı. Ikinci dünya savaşı başladıǧında hızlı bir şekilde avrupa`ya geri döndü ve orada altı sene kaldı. Normandy girişinin resimleri tarih resimlerinin en unutulmaz resimlerinden bazılarıydı ve ҫalışması iҫin “Freedom Citation” madalyasını aldı. Capa`nın fotoǧrafҫılık işi kendisini ҫoǧu kez büyük kişisel tehlikelere soktu, fakat bu risklere raǧmen söylemiş olduǧu şey her zaman şuydu: “Eǧer resimleriniz yeterince iyi deǧilse, o zaman olaya yeterince yakın olamamışsınız. 35 1954 yılının 25 mayı`ınnda Capa`nın şansı sona eriyor.Toprakta`ki mayına bastıǧında fransa`nın Indochina yerinde siparişi üzerinde ҫalışıyordu. Kısa süre sonra hemen ölmüştü. Bugün Robert Capa şimdiye kadar var olan bütün savaş fotoǧrafҫıların en önemlilerinden biri olarak görülüyor. Etrafında gerҫekleşen korkunҫ olayları anlatmak ve kayıt etmek iҫin kamerasını kullanan fevkalade resim muhabirlerinden biriydi. Capa`nın savaşları ve özellikle iҫinde bulunduǧu pasif rolünden nefret etmesi bir sürpriz deǧildi. Olay`ın dışında durmak ve etrafta olanları kaydetmek dışında hiҫ bir şey yapamamak her zaman kolay deǧil.” diye kendisi söylüyordu. Isabel Allende Birinci paragraph: Ilk yıllar 1942: Peru, Lima`da doǧdu. Üҫ yaşındayken Chile`ye taşındı. Sekreter olarak, ondan sonra muhabir olarak ҫalıştı. 1973: askeri darbe`de amcası Salvador Allende öldürülüyor. Eşi ve ҫocukları ile Venezuela`ya gidiyor. Ikinci paragraf: Ününü nasıl elde ettiǧi 1975-1984: muhabir olarak Venezuela`da ҫalıştı 1981: vefat etmiş olan babasına mektup yazdı- ilk romanı The house of the spirits, zor da olsa kabul edildi. Üҫüncü paragraph: devam eden başarısı 1984-1985: Of love and shadows ile Eva Luna`yı yazdı, en iyi roman oldu ve film haline getirildi. 1994: 28- yaşındaki hasta kızından etkilenerek Paula`yı yazdı. Birinci paragraph: Performanslarının deǧerlendirmeleri Şu an ikinci eşi ile San Francisco`da yaşıyor, roman yazmaya devam ediyor ve ayrıca edebiyat öǧretiyor Kendi nesli`nin en yetenekli yazarlarından bir tanesi.