Ortadoğu - Ekovitrin
Transkript
Ortadoğu - Ekovitrin
ARAŞTIRMA / ORTADOĞU’YU ANLATAN HARİTALAR BİR ASIRDIR KANAYAN YARA ORTADOĞU Ortadoğu; jeopolitik/jeostratejik önemi ve enerji kaynaklarının merkezi konumunda olması sebebiyle dünyaya egemen olmak isteyen güçlerin asırlardır üzerine planlar yaptığı, Müslüman ülkelerin kümelendiği bir coğrafya. Gerilimin hiçbir zaman dinmediği Ortadoğu coğrafyası, son 10 yıldır Müslüman halkların ya katliamlara maruz kaldığı ya da birbirine kırdırıldığı bir coğrafya olarak dünya gündeminde ilk sıralarda yer alıyor. 126 EKOV‹TR‹N EKİM 2014 EKOV‹TR‹N EKİM 2014 127 ARAŞTIRMA / ORTADOĞU’YU ANLATAN HARİTALAR Dünyanın gözü bu coğrafyada Ortadoğu’ya dair farklı kaynaklardan derlenen 40 harita üzerinden özel bir çalışma yapan Max Fisher’ın “40 Haritada Ortadoğu” başlıklı çalışması bu coğrafyanın geçmişten günümüze nasıl bir evreden geçtiğini açık bir şekilde ortaya koyuyor. Mayıs ayında yayımlanan çalışmada, Ortadoğu’nun tarihini, bugünkü durumunu ve bölgede öne çıkan başlıca olayları anlamamıza imkân sağlayacak önemli haritalar paylaşılıyor. B atı merkezli sübjektif bir kavramlaştırma olan Ortadoğu kavramının kullanımı kısa zamanda tüm dillere yerleşti. Ortadoğu sadece belirli bir coğrafi bölgeyi değil aynı zamanda farklı bir kültürü, medeniyeti, sosyal yapıyı ve ilişkileri de ifade ediyor. Dar anlamda Türkiye, İran, Mezopotamya, Arap Yarımadası, Doğu Akdeniz ve Mısır'ı kapsamına alan Ortadoğu bölgesi tarihsel bakımdan medeni- Philip Dünya Tarihi Atlası yetlerin geliştiği, semavi dinlerin doğup dünyaya yayıldığı, kıtalararası ticaret yollarının geçtiği, farklı kültürlerin buluştuğu ve başka yerlere intikal ettiği bir kavşak noktasını oluşturuyor. Bölge tarihte son derece önemli roller oynadığı gibi modern dönemde de etkinliği sürüyor. Özellikle semavi dinlerin burada doğmuş olması bu din mensuplarının gönüllerinin ve bakışlarının bu bölgeye yönelik olmasında etken oluyor. Modern ekonomilerin en önemli enerji kaynağı olan petrol ve doğal gaz rezervlerinin çoğunun burada olması bölgenin stratejik önemini artırıyor. Ortadoğu geleneksel yapılarla modern yapıların, kaos ile düzenin, sosyal ve ekonomik alandaki zıtlıkların, en zenginlerle fakirlerin, geleneksel monarşilerle demokrasi sürecinde belli merhaleler kat eden sistemlerin buluştuğu bir bölge. Coğrafi ve fiziki çeşitliliği; sosyal, ekonomik, kültürel, demografik ve siyasal çeşitlilik ve çoğulculuk izliyor. Bölgedeki ülkelerde modern siyasal temsil kurumlarının yerleşmesi yönünde bir gelişme olduğu gözleniyor. BEREKETLİ HİLAL, MEDENİYETİN BEŞİĞİ Dünya Tarihi: Etkileşim Modelleri 128 EKOV‹TR‹N EKİM 2014 Ortadoğu medeniyetin doğduğu yerlerden biri olarak kabul ediliyor. Verimli topraklara sahip olduğu için “bereketli hilal” olarak adlandırılıyor. “Hilal”, genel olarak bugünün Irak, Suriye, Ürdün ve İsrail-Filistin topraklarını kapsıyor. (Bazı tanımlamalar Mısır’daki Nil Nehri vadisini de içerir). İnsanlar M.Ö 9000 yıllarında burada çiftçilik yapmaya başladılar ve Sümerler M.Ö 2500 dolaylarında bugünün “ülke”sini andıran kendi siyasi sistemi ve yazılı hukuk kurallarıyla ilk kompleks toplumu inşa ettiler. Diğer bir deyişle Sümerliler ve Antik Romalılar arasında, bizimle Antik Romalılar arasındakinden daha geniş bir zaman dilimi var. Ortadoğu Avrupa’ya üç kez nasıl din armağan etti? Ortadoğu, Avrupa’ya aslında İslam dâhil olmak üzere, dört kez din aktardı ama bu harita bunların ilk üçünü gösteriyor. Bunların birincisi doğal göçle ve Romalıların asi İsraillileri zorla birbirinden ayırıp dağıtmasıyla milattan sonra birinci ve ikinci yüzyıllarda yayılan Musevilikti. Milattan sonra birinci yüzyıldan üçüncü yüzyıla doğru, Mitraizm olarak anılan, bazen de gizli ritüeller ve gizli yapılan ibadetler üzerine vurgusu sebebiyle “gizemli din” olarak adlandırılan, bir din bugünün Türkiye’si veya Ermenistan’ından Roma İmparatorluğu boyunca yayıldı ( o zamanlar bu dine inanan taraftarların çoğu, bu dinin Fars kökenli olduğuna inanıyorlardı, ama bu muhtemelen yanlıştır). Mitraizm, birkaç yüz yıl sonra Roma İmparatorluğu’nun resmi dini olan Hıristiyanlıkla tamamıyla yer değiştirdi. Sonrasında Avrupalıların dini kimliğini oluşturan Hıristiyanlığın yüz yıllar boyunca ağırlıklı olarak Ortadoğuluların bir dini olduğunu unutmak kolay. Eski Fenikeliler Lübnan’dan Akdeniz’e nasıl yayıldılar? Bugünün Lübnan ve Suriye kıyılarında yaşamış olan Fenikeliler oldukça etkileyiciydi. Milattan önce yaklaşık 1500’lerden milattan önce 300’lere kadar, (haritada) kırmızıyla gösterilen, Akdeniz’in ilk büyük ticaret ağını oluşturdular ve Yunan’lılarla beraber (kahverengiyle gösterilen) havza üzerinde egemenlik kurdular. Bazıları Britanya Adaları’na kadar denizcilik faaliyetleri yürüttü ve pek çoğu Kuzey Afrika, İspanya, Sicilya ve Sardunya’da koloniler kurdu. Bu, Ortadoğu ve Kuzey Afrika arasındaki ilk yakın kültürel bağlardan birisiydi ve Libya’nın başkenti Tripoli’nin (Trablus) hala Fenikeliler tarafından kurulmuş bir Fenike kolonisinin ismini taşımasının sebebi burada yatıyor. Hz. Muhammed’in halifeliği döneminde Ortadoğu’nun fethedilmesi Hz. Muhammed, milattan sonra yedinci yüzyılın başlarında bugünün Suudi Arabistan’ında, takipçileri bir din kadar bir cemaat de sayılabilecek İslam’ı kurdu. Komşuları Pers ve Bizans imparatorluklarının yıkılmaya yüz tuttuğu bir zamanda, Müslümanlar Arap Yarımadası boyunca yayıldıkça bir imparatorluk haline geldiler. Hayret verici kısa bir zaman içinde, Hz. Muhammed’in 632’deki ölümünden 652’ye kadar, Ortadoğu’yu, Kuzey Afrika’yı, İran’ın tamamını ve Güney Avrupa’nın bazı parçalarını fethettiler. Bugün hala bölgeyi tanımlamada geçerli olan “İslam, Arap dili ve ortak Ortadoğu kimliği” fikrini yaydılar. (Eğer bu yayılma gerçekleşmeseydi) Avrupa’daki herkes hala Roma Latincesi konuşuyor ve kendilerini etnik olarak Romalı görüyor olabilirdi. EKOV‹TR‹N EKİM 2014 129 ARAŞTIRMA / ORTADOĞU’YU ANLATAN HARİTALAR Ortadoğu’nun parçalanmasına neden olan Sykes-Picot Antlaşması Osmanlı İmparatorluğu’nun 600 yıl süren yükselişi ve çöküşü Osmanlı İmparatorluğu, adını ilk kurucusu olan Osman Bey’den alıyordu. 1300’lü yıllarda Türkiye’nin kuzeybatısında kurulan İmparatorluk, yaklaşık 600 yıl boyunca Roma İmparatorluğu’nun tarihinden daha uzun bir süre- topraklarını genişletmeye devam etti. Ortadoğu’nun çoğuna, Kuzey Afrika’ya ve güneydoğu Avrupa’ya asırlarca hükmetti. Resmi olarak bir İslam devleti olan Osmanlı İmparatorluğu, İslam’ı güneydoğu Avrupa’da yayarken genellikle diğer dinlere karşı da hoşgörülü oldu. Osmanlı, 1800’lerin ortalarında gerileme devrine girinceye kadar Avrupalı olmayan son büyük imparatorluktu. I. Dünya Savaşı’nın ardından Ortadoğu’daki eski toprakları Batı Avrupa güçleri tarafından paylaşılıncaya kadar da bu konumu devam etti. 130 EKOV‹TR‹N EKİM 2014 5 Halifeliğin doruk noktasında olduğu dünya haritası Harita, milattan sonra 750’de, Emevi Halifeliği gücünün doruğundayken dünyanın kabataslak siyasi durumunu ortaya koyuyor. (Halife, küresel İslam cemaatinin hükümdarı anlamına gelir). Bu harita, yayılmayı teşvik eden bu dinin kurulmasından ancak bir yüzyıl sonra nasıl büyük ve güçlü bir Müslüman İmparatorluğu haline geldiğine dair bir fikir vermek adına veriliyor. Yalnızca Çin’in çok zengin ve güçlü olduğu bu zamanda Müslüman coğrafyalar servet, sanat ve öğrenimin merkeziydi. Bu Arap gücünün yükselişiydi. Ortadoğu’nun 1914 yılındaki görüntüsü 1914, Ortadoğu’nun 500 yıl süren Osmanlı egemenliğinin ardından kademeli olarak 50 ila 100 yıllık Avrupa egemenliğine geçişi sırasında çok önem taşıyan bir yıldı. Avrupa, Kuzey Afrika’daki Arap devletleri de dâhil olmak üzere, Afrika’yı sömürge varlıklarına bölerken güçleniyor ve zenginleşiyordu. İran’ın ve Arap Yarımadası’nın, Avrupa’nın “nüfuz alanları”na bölünmüş olan bazı kısımları dışında bütün bölge kelimenin tam anlamıyla doğrudan Avrupalılar veya Osmanlılar tarafından yönetiliyordu. Birkaç yıl sonra Birinci Dünya Savaşı sona erdiğinde, yenilgiye uğramış olan Osmanlı İmparatorluğu’nun geri kalan kısmı Avrupalılar arasında taksim edilecekti. Fransız, İtalyan, İspanyol ve İngiliz hâkimiyetleri arasındaki hudut hatları yalnızca bu ülkeler farklı şekilde yönetildikleri ve farklı politikaları dayattıkları için değil, mantıklı olsa da olmasa da Avrupa imparatorluklarının aralarındaki sınırların daha sonra resmî bağımsız sınırlarına dönüşmeleri nedeniyle bölgenin bugününü anlama açısından çok önemli. İngiltere ve Fransa’nın (ve Rusya’nın), Osmanlı İmparatorluğu’nun Ortadoğu’daki son topraklarını kendi aralarında paylaşmak için gizlice yapmış oldukları bu anlaşma hakkında çok şey duyarsınız. Bunların en dikkate değer olanı, Fransa’nın ve İngiltere’nin “bölge”leri arasındaki sınırların daha sonra Irak, Suriye ve Ürdün arasındaki sınırlar olması. Sonradan bağımsız olmuş bu devletlerin genellikle farklı etnik ve dini grupları bir arada bulunmaya zorlayan keyfi olarak çizilmiş sınırlara sahip olması ve bu grupların bugün bile birbirleriyle şiddetli çatışma içerisinde olmaları sebebiyle; Sykes-Picot çoğu kez Ortadoğu’da savaşın, şiddetin ve aşırılığın sebebi olarak anılıyor. Michael Izady Columbia University İslam devletlerinin tam tarihi Kolombiya Üniversite’sinin önde gelen tarihçi ve harita uzmanlarından Michael Izady’nin hazırladığı haritada 1450’den günümüze kadar büyük Ortadoğu’nun siyasi sınırları gösteriliyor. Son 500 yılın büyük bir kısmında bölgenin çoğunun ya da tamamının Türk, Fars ve Avrupa güçlerinin zaman içinde değişiklik gösteren kombinasyonlarının kontrolü altında olduğu anlaşılıyor. Ortadoğu’daki Arap topraklarının çoğunun Arap yönetiminde olması ise nispeten yeni bir durum. Haritada da görüldüğü üzere diğer Arap ülkelerine nazaran iki istisna ülke bulunuyor: Mısır ve Fas. Bu iki ülke son 500 yılın büyük çoğunluğunda Araplar tarafından yönetildi. Bu iki ülkenin kendilerini diğer Arap ülkelerinden farklı bir konumda görmelerinin bir nedeni de bu durumdan kaynaklanıyor. 2011 Arap Baharı 2011 yılının başından ortalarına doğru olan sürece şöyle bir baktığımızda Arap Baharı ayaklanmalarının Ortadoğu’daki kemikleşmiş diktatör rejimleri ne denli hızlı ve büyük ölçüde değiştirdiğini ve hatta bazı ülkelerde tamamen devirdiğini görmek gerçekten inanılması güç bir durum. Ancak bu hareketlerin etkilerinin ilk birkaç aydan sonra hızla azalması oldukça üzücü. Suriye’deki iç savaş hala devam ediyor. Mısır’ın demokrasi savaşı ise 2013 yılının ortalarında gerçekleşen bir askeri darbe ile sonuçlandı. Yemen’de ise hala devam eden bir şiddet ortamı ve siyasi dengesizlikler söz konusu. Libya’daki savaş ABD ve Avrupa’nın da destekleriyle Muammer Kaddafi’nin devrilmesi ile sonuçlandı ancak gerisinde temel bir güvenlik sorunu ve düzenli işleyen bir hükümet yoksunluğu bıraktı. Şimdilik sadece Tunus demokrasiye doğru -belli belirsiz- bir yol almış gibi görünüyor. Wikimedia Günümüzde Arap lehçeleri Yukarıdaki harita Arapça dilinin konuşulduğu ülkelerin ne denli geniş bir coğrafyaya yayıldığını ve içerisindeki dilbilimsel çeşitliliği gösteriyor. Her ikisinin de tarihi altıncı ve yedinci yüzyıldaki halifeliklere kadar uzanıyor ve Arapçanın ana vatanı olan Arap yarımadasından başlayarak Afrika ve Ortadoğu’ya yayılışını gösteriyor. 1300 sene içerisinde bu dili konuşan birçokları farklı ve bazen de birbirlerinden oldukça uzak birçok lehçe edindiler. Dikkate alınması gereken bir şey ise, bu lehçelerin günümüz siyasi devletlerinin sınırları ile tam bir uyum içinde olup olmadığı. Bu sınırların lehçeler ile tam bir uyum içinde olmadığı alanlarda, içerisinde yaşayan asıl toplumlar ile daha az uyum içerisinde olan ve daha çok problem yaratmaya müsait olan ulusal sınırlar görülüyor. EKOV‹TR‹N EKİM 2014 131 ARAŞTIRMA / ORTADOĞU’YU ANLATAN HARİTALAR Ortadoğu’daki etnik gruplar Ortadoğu’da etnik grup kimliği lisana (örneğin Türkmenler), dine (örneğin Aleviler, Levanten Hıristiyanlar, Iraklı veya Lübnanlı Şiiler, Ermeniler), yaşam tarzına (örneğin Kürtler), eziyet ve zulmün ortak olduğu geçmişe (örneğin Yahudiler, Çerkezler), birleşik ekonomiye ya da bu etkenlerden iki veya daha fazlasının birleşimine (örneğin Araplar) ya da tek bir ölçüte (örneğin Dürzîler) dayandırılabilir. Ortadoğu’daki etnik grupları gösteren bu haritadaki en önemli renk sarı. Burada gösterilmeyen Kuzey Afrika ülkeleri de dâhil olmak üzere neredeyse bütün Ortadoğu ülkelerindeki çoğunluğu oluşturan Araplar. Haritadaki istisnalar ise, pembe ile gösterilen ve çoğunluğu Yahudi olan İsrail, yeşil ile gösterilip çoğunluğu Türk olan Türkiye, turuncu ile gösterilen ve çoğu Farisi olan İran ve oldukça büyük çeşitlili- ğe sahip olan Afganistan. Orta kısımdaki kırmızı yoğunluk oldukça önemli: kendilerine ait bir ülkeleri olmayan ancak İran, Irak, Suriye ve Türkiye’de büyük topluluklar halinde bulunan etnik Kürtler. Ancak bu haritadan çıkarılacak en büyük ders, Türkiye’den Afganistan’a doğru ciddi bir etnik çeşitlilik kuşağının var olduğu, ancak bölgenin geri kalan büyük kısmına etnik Araplar hâkim. Arapça konuşan herkes Arap değil Ortadoğu’daki çeşitli etnik grupları belirleme konusunda Batılı kaynaklarda göze batan bir uyuşmazlık bulunuyor. Bu, kendi vatandaşlarının etnik kökenlerini saptayan yerel devletlerin sıklıkla politik etkenler yüzünden yanıltmaları nedeniyle daha da körüklendi ve çıkarlara uygun düştü. Bu nedenle, Batılı kaynaklar ülküsel basitleştirmeyi destekledi ve aynı etnik grup arasında, örneğin Basra’dan Baniyas’a, Manama’dan Fas’a kadar Araplar arasında bu kadar çok iç savaş ve ihtilaf yaşanmasını, şaşırtıcı buldular. Ortadoğu’da etnik grup kimliği lisana (örneğin Türkmenler), dine (örneğin Aleviler, Levanten Hıristiyanlar, Iraklı veya Lübnanlı Şiiler, Ermeniler), yaşam tarzına (örneğin Kürtler), eziyet ve zulmün ortak olduğu geçmişe (örneğin Yahudiler, Çerkezler), birleşik ekonomiye ya da bu etkenlerden iki veya daha fazlasının birleşimine (ör- Sünni - Şii bölünmesi Şii dirilişi, Vali Nasr İslam toplumları içerisindeki Sünni ve Şii ayrımının hikâyesi Hz. Muhammed’in 632 yılında vefatı ile başladı. Vefatından sonra İslam devletinin yönetimini kimin devralacağı hususunda bir güç yarışı ortaya çıktı, birçok 132 EKOV‹TR‹N EKİM 2014 Müslüman grup sonraki liderin seçimle belirlenmesi gerektiğini düşünürken bazı gruplar ise bu yetkinin Hz. Muhammed ile kutsal bir kan bağına sahip olan damadı Hz. Ali’ye geçmesi gerektiğini iddia ettiler. Hz. Ali’yi destekleyen bu hizip tarihte Hz. Ali taraftarları ya da Hz. Ali Şia’sı, böylece de Şia olarak bilinegeldi. Neticede Hz. Ali’nin yönetimi devralması bir iç savaşa neden olmuş ve bu savaşı Hz. Ali ile taraftarları kaybetti. Şia’nın temel dayanağı Hz. Ali’nin tek ve meşru halef olduğudur ve bu şekilde İslam’ın tamamen ayrı bir hizbi ortaya çıktı. Bugün dünya Müslümanlarının yüzde 10 ila 15’i Şii iken geri kalan büyük çoğunluk Sünni’lerden oluşuyor, ve Şiiler yalnızca İran ve Irak’ta çoğunluğu oluşturuyor. Sünni kelimesi kabaca gelenek anlamına geliyor. Bugün var olan dini ayrım ise yine büyük oranda siyasi bir anlaşmazlıktan ileri geliyor: İran tarafından başı çekilen Şii siyasi güçleri ile Suudi Arabistan’ın önderlik ettiği Sünni siyasi güçler arasındaki bölgesel bir nüfuz savaşı. Bu mücadele oldukça ciddi bir bölgesel soğuk savaş ile Suriye ve birçok farklı bölgede vekâlet savaşlarına neden oluyor. neğin Araplar) ya da tek bir ölçüte (örneğin Dürzîler) dayandırılabilir. Lisanın etnik kökenin yegâne veya birincil kaynağı olduğunu varsaymak Fransız Devrimi’nde yaygınlaştırılmış bir yöntem. Arapça konuşan birini etnik köken bakımından Arap olarak tanımlamak, İngiliz dilini konuşan herkesi köken bakımından İngiliz yahut İspanyolca, Hintçe veya Portekizce konuşanları etnik köken bakımından İspanyol, Hintli veya Portekizli olarak tanımlamak kadar anlamsız. Hâl böyle olunca da, etnik grup kimlikleri içinde Farsça konuşan herkes Acem olmadığı gibi, Arapça konuşan herkes de Arap değildir. Ortadoğu’daki çeşitli etnik grupların yalnızca dil unsuruna göre tanımlanmaları yanlış ve yönlendiricidir. Diğerlerinin yanı sıra, Irak, Lübnan, Bahreyn ve Suudi Arabistan’daki iç kargaşa, bu devletlerdeki çok sayıda etnik grubun tamamının Arap olduğunu ve ortak etnik köken/grup kimliğini taşıdıklarını varsayan biri için çok şaşırtıcıdır. Ortadoğu’da çok sayıda etnik kimlik bulunuyor Bu arada Afganistan’da Araplar en az son bin yıldır Arapça konuşmamış (sadece Farsça konuşurlar) ve asırlar boyunca dillerini (Farsça) ve dinlerini (Sünni İslam) paylaşan kişilerin arasında yaşamış olmalarına karşın, Michael Izady / Columbia Üniversitesi Arap (kabilesel) kimliklerini şiddetle övmektedirler. Arapça konuşan Mısır’daki Kıptiler veya Irak’taki Şiiler Arap etnik kimliklerini kabul etmeye zorlanırlarken, dil unsuruna göre bunlar asla Arap değildirler. Farsça konuşan herkesin etnik köken olarak Acem olmadıkları (aksine, bunlar Tacikler, Hazarlılar, Buharalılar, Aymaklar, Parsiwanlar, Bahtiyariler, Lurlar ve saireyi oluşturmaktadırlar) gerçeğinden ötürü, bütün Arapça konuşanlar da etnik köken açısından Arap değildirler. Geçtiğimiz yüz yılda her yere yayılan “Arabist” akım sayesinde, Ortadoğu’daki çok sayıda oturmuş etnik kimlik yeni ve büyük ölçüde ütopyacı olan “Arap” etnik damgasıyla örtbas edilmeye çalışılmıştır. Yalnızca Mısır’daki Kıptiler bu kimliği şiddetle reddetmişlerdir; diğerleri sadece sessiz kalmışlardır. Arabistlerin çoğu aslında, bölgedeki etnik ve dinsel çatışmaları, herkesin tek bir kapsamlı kimlik, yani Arap kimliği altında birleştirmeleriyle bastırmaya çalışmaktadırlar. Amaca yönelik olarak geliştirilmiş, daha çok Arap Rönesansı (“Ba’ath”) Hareketi adıyla bilinen ideolojinin destekçileri bir Alevi (Zaki Arsuzi), bir Hıristiyan Levanten (Michele Aflaq) ve bir Sünni Arap’tır (Salah al-Baitar). Bu yeni kimlik bazıları tarafından tutulurken, diğerleri tarafından reddedilmiştir. Levanten kimliklerinin büyük ölçüde geçerliliklerini korudukları İsrail’de yaşamadıkça, Filistinli Hıristiyanlar kendilerini önemli ölçüde Arap (Müslüman) Filistinlilerle bağdaştırırlar. Aslında, Filistin topraklarındaki Levantenler 1948’den ve İsrail’in doğmasından beri Pan-Arabizm’in en önde gelen savucularının bazılarını yetiştirmişlerdir. EKOV‹TR‹N EKİM 2014 133 ARAŞTIRMA / ORTADOĞU’YU ANLATAN HARİTALAR Pew Forumu Filistinlilere ait Batı Şeria’daki İsrail yerleşim alanları Dünyadaki ağırlıklı Müslüman nüfusu Dünyadaki ağırlıklı Müslüman nüfusu haritası aslında Ortadoğu’nun ne olmadığını gösteriyor: Ortadoğu aslında İslam dünyası değildir. Bu ağırlıklı nüfus haritası dünyadaki her ülkeyi ve sahip oldukları Müslüman yoğunluğu gösteriyor. Müslüman nüfusun fazla olduğu ülkeler daha büyük, az olduğu ülkeler ise daha küçük. Haritada Ortadoğu’nun dünyanın toplam Müslüman nüfus yoğunluğunda ne kadar az bir yer tuttuğu anlaşılıyor. Hindistan, Pakistan ve Bangladeş gibi Güney Asya ülkelerinde aslında çok daha fazla Müslüman nüfus var. En yüksek Müslüman nüfus oranı ise Güneydoğu Asya’da bulunan Endonezya’da. Sahra altı Afrika’da ise milyonlarca Müslüman var. İslam dünyası Ortadoğu’da başlamış olabilir, ancak bugün bundan çok daha geniş bir coğrafyada varlık gösteriyor. Dünyanın nüfusu: 6.8 milyar / Müslüman nüfus: 1.57 milyar 1947 yılında İsrail’in kurulması ve 1948 İsrail-Arap Savaşı Buradaki üç harita İsrail’in dünya üzerinde hiç bir varlığı yokken nasıl olup da 1947 ve 1948’de kendi ulusal sınırlarını oluşturduğunu gösteriyor. İsrail-Filistin arasındaki çatışmanın açık bir başlangıç noktasını teşhis etmek zor fakat soldaki harita bu hususta bize yardımcı olabilir. Haritadaki sınırlar Birleşmiş Milletlerin 1947’de İngiliz kontrolü altındaki bölgede bir Yahudi ve bir Arap devleti için çizmiş olduğu sınırlardır. Filistinliler BM'nin çizdiği sınırları kabul etmediler ve Mısır, Ürdün, Irak ve Suriye devletleri 1948'de Filistin'i ele geçirdiler. Ortadaki haritada yeşil renkle Filistinlilerin Yahudi askerlerini nereye kadar geri püskürttüğü gösteriliyor. Sağdaki harita ise İsrail’in turuncu bölgeye doğru gerçekleştirmiş olduğu karşı atağıyla ve İsrail’in bu topraklarda kendi yeni ulusal sınırları olarak hak iddia etmesiyle savaşın nasıl sonlandığını gösteriyor. Yeşil alan Filistinlilere kalan bölgeyi gösteriyor. 134 EKOV‹TR‹N EKİM 2014 2006 Lübnan Savaşı’nda İsrail ve Hizbullah saldırıları Bu harita 2006’da meydana gelen Hizbullah ve İsrail arasındaki savaştan bir kesiti gösteriyor. Aynı zamanda İsrail ve düşmanları arasındaki savaş yönteminin de değiştiğini gösteriyor: İsrail şu an kuvvetli bir orduya sahip fakat savaşlar asimetrik yaşanıyor. İsrail bir devletle değil, Lübnanlı militan bir grup olan Hizbullah ile savaşıyordu. İsrail, Hizbullah’ı zayıflatmak için Lübnan’a ülkenin altyapısını büyük oranda tahrip eden çok sayıda havadan ve ağır silahlı saldırı (maviyle gösteriliyor) başlattı ve Lübnan sularını da abluka altına aldı. Hizbullah, işgalci İsrail kuvvetlerine karşı bir gerilla savaşı başlattı ve İsrail yerleşimlerine çok sayıda füze fırlattı. En fazla zarar gören insanlar, savaş sonucu yerlerinden olan yüz binlerce sivil Lübnan ve İsrail vatandaşıydı. Hangi ülkeler İsrail’i Filistin’i ya da her ikisini de tanıtıyor? Arap-Filistin çatışması küresel bir meseledir ve bu haritada da görüldüğü gibi, küresel bir bölünmeyi beraberinde getirdi. Soldaki harita: Passia; ortadaki ve sağdaki haritalar: Philippe Rekacewicz / Le Monde Diplomatique 1967’den beri İsrailliler Batı Şeria’da yerleşimlere devam ediyor. Kimisi dini gerekçelerle, kimisi Filistin topraklarının İsrail’in kendi hakkı olduğunu iddia ettiği için kimisi de devlet desteğiyle ucuz ev alabilmek için Batı Şeria’ya yerleşiyor. Bu haritada gördüğünüz 130 bölgesel toplulukta yaklaşık 500 bin yerleşimci var. Yerleşimciler barışı daha da zorlaştırıyor. Zorluk noktası şundan kaynaklanıyor: Filistinlilerin bir devlete sahip olması için ya bu yerleşimciler topluca bulundukları bölgeden çıkartılacaklar ya da Filistinliler topraklarının bir kısmından vazgeçmek zorunda kalacaklar. Buna ek olarak yerleşimciler bugün toplumları bölerek ve kendi ağır güvenlik şartları- Yeşille gösterilen ülkeler İsrail’i hala meşru bir devlet olarak tanımayan ülkeler. Bunlar (Güneydoğu Asya’daki Malezya ve Endonezya dâhil) Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkeler. Batı’nın mavi ülkeleri (ve birkaç diğer devlet daha) ise Filistin’i bir ülke olarak tanıma- Jan De Jong / Ortadoğu Barış Vakfı nı dayatarak Filistinliler için hayatı da zorlaştırıyorlar. İsrail, dünyadan yükselen tüm itirazlara rağmen yerleşim birimlerinin sayısını arttırmaya devam ediyor. yanlar. Bunların Filistin ile diplomatik ilişkileri var fakat onlara göre çatışma resmi olarak çözüme kavuşuncaya kadar Filistin ülke statüsüne ulaşamayacak. Mavi ülkeler ile yeşil ülkeler arasında bazı tarihi çatışmaların olması da bir tesadüf değil. EKOV‹TR‹N EKİM 2014 135 ARAŞTIRMA / ORTADOĞU’YU ANLATAN HARİTALAR Suriye’nin dinsel ve etnik çeşitliliği Suriye’de nüfusun büyük çoğunluğunu Sünniler teşkil ediyor. Ülkede; Hristiyan, Dürzî, Şii ve bir Şii fırkası olan Beşşar Esed ve hükümetinin çoğunluğunu Alevilerin oluşturduğu bir etnik çeşitlilik var. B u haritadaki her renk Biladü’şŞam olarak adlandırılan Doğu Akdeniz bölgesindeki farklı dini grupları gösteriyor. Yahudilik ve 136 EKOV‹TR‹N EKİM 2014 Hristiyanlığın doğduğu yer olması hasebiyle bölgenin dinsel açıdan çeşitlilik arz etmesi sürpriz olmasa gerek fakat bu harita tam anlamıyla ülkedeki farklılıkların nasıl dağıldığını gösteriyor. İsrail, Yahudi çoğunluğuyla göze çarpıyor. Fakat bu, hem ülkedeki Müslümanların ve diğer azınlıkların, hem de İsrail ve Batı Şeria’daki Hristiyan toplulukların bir hatırlatıcısı. Lübnan; geniş Sünni, Şii, Hristiyan ve Dürzî toplulukları arasında bölünen ve şimdilerde ise barış içinde olan bir ülke. Fakat 1975-1990 yılları arasında yaşanan korkunç iç savaş ülkeyi bölmüştü. Belki de aynı etki; nüfusunun büyük çoğunluğunu Sünnilerin teşkil ettiği ve geniş Hristiyan, Dürzî, Şii ve bir Şii fırkası olan Beşşar Esed ve hükümetinin çoğunluğunu oluşturduğu Aleviler toplumlarını barındıran Suriye’de gerçekleşiyor. Suriye iç savaşında güncel denetim bölgeleri Bu harita Suriye iç savaşındaki üç yıllık mücadele sonundaki; hükümet güçleri ile ‘demokrasi yanlısı’ hükümet karşıtı isyancılar ve iki yıldan fazla bir zamandır bölgede aktif hareket eden radikal İslamcı savaşçılar ara- sındaki durumu gösteriyor. Bu harita ile bir önceki harita arasında bir örtüşme göze çarpabilir. Hükümet güçlerinin kontrolü altındaki (kırmızıyla gösterilen) bölgeler azınlıkların yaşadığı yerlerle örtüşme temayülünde. Azınlıklar rejime bağlı kalma eğilimindeler. Oysa isyancıların çoğunu Sünni Müslümanlar teşkil ediyor. Hükümet karşıtı Suriyeli isyancıların kontrolü altındaki bölgeler (yeşil) ile gösteriliyor. Ayrıca Suriye’nin etnik Kürt azınlığı sahip olduğu milis kuvvetleriyle Kürtlerin yaşadığı toprakları kontrolü altına aldı. Geçtiğimiz yıldan bu yana yükselişiyle gündemde olan bir diğer grup (maviyle gösteriliyor) Irak-Şam İslam Devleti oldu. IŞİD; El-Kaide’ye bağlı, Irak merkezli aşırılık yanlısı bir grup. Hem isyancılarla hem de hükümetle savaşıyorlar. Sanki yeterince zorlu bir durum yokmuşçasına, şimdi de üç yönlü bir savaş sürüyor. 1990’lı yılların başlarında İran’ın sınırları nasıl değişti? İran, bir Avrupalı güç tarafından hiçbir suretle ele geçirilememiş tek Ortadoğu ülkesi. Fakat 1900’lerde işgalin oldukça yakınından geçti. Çok fazla toprağını Rusya’ya kaptırdı (kırmızı şeritli bölge). Daha sonra Rus ve İngiliz İmparatorlukları (ki Hindistan’daki İngiliz Kolonyal Yönetimi kapı komşusuydu) İran’ın kuzey ve güneyini kendi “nüfuz alanları”na dâhil ettiler. Bu bölgeler doğrudan kontrol altında değildi. Fakat İran hükümeti zorbaca sindirildi ve ülkenin ekonomisi ve kaynakları sömürüldü. Bu, İran’da bugün bile büyük bir ulusal kinle hatırlanıyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) Suriyeli mülteciler krizi Suriye’deki iç savaş Suriye için ulusal bir felaket olmasının ötesinde komşu ülkeleri de ciddi anlamda olumsuz etkiliyor. Savaş, milyonlarca Suriyelinin Ortadoğu’nun geri kalan bölgelerine ve Avrupa’nın bazı bölgelerine iltica etmesine neden oldu. Geniş mülteci kampları, sınırlı ulusal kaynaklara sahip ülkelere büyük maddi yük oluşturuyor. Bu harita sadece Suriyeli mültecileri gösteriyor (Suriye içerisinde yer değiştiren 6,5 milyon Suriyeliyi göstermiyor). En fazla etkiyi Filistinli mülteci nüfusun yoğun olduğu, nüfusunun beşte birini sığınmacıların oluşturduğu Ürdün ve Lübnan gibi ülkeler hissediyor. Birleşik Devletler ve diğer ülkeler mülteciler için bir nebze olsun yardım etse de, Birleşmiş Milletler mültecilerin temel ihtiyaçlarının karşılanması noktasında yeterli yardımın sağlanmadığını belirtiyor. İran'ın dinsel ve etnik çeşitliliği İran daha çok, en geniş etnik grup ve kadim Pers İmparatorluğu’nun ataları olan Perslilerle ilişkilendirilir. Fakat İran’daki çeşitlilik bundan çok daha fazladır. Bu harita güneydeki Arap, batıdaki Kürt ve kuzeydeki Azeri geniş azınlık topluluklarını gösteriyor (İran önceden bütün Azeri topraklarını kontrol ediyordu; fakat şimdi Azeri çoğunluğun büyük bir bölümü Azerbaycan’a aittir). Güneydoğu’daki Beluciler ayrıca Pakistan’da da geniş bir azınlık grup. Burada önemli bir huzursuzluk söz konusu ve Belucistan bölgesi üzerinde Pakistan ve İran hükümetlerinin baskıları mevcut. EKOV‹TR‹N EKİM 2014 137 ARAŞTIRMA / ORTADOĞU’YU ANLATAN HARİTALAR Reuters İran'ın nükleer mevzileri ve İsrail’in olası vurma planları Bu noktada İran’ı ilgilendiren iki büyük jeopolitik meseleye göz atacağız. Birincisi İran’ın nükleer programı: İranlı liderler, nükleer faaliyetlerin barışçıl amaçlı olduğunu söylüyorlar fakat buna hiç kimse inanmıyor. Dolayısıyla dünya ağır ekonomik yaptırımlarla İran’ı, illegal bir nükleer silah üretme kapasitesine doğru ilerliyor gözüken nükleer programını durdurmaya ikna etmeye çalışıyorlar. Bu haritada İran’ın nükleer üretim tesislerini görebilirsiniz: Bazıları yerin derinliklerinde kurulmuş vaziyetteyken; diğer bazıları yıllarca gizli tutuldu. Bu harita esasında İsrail’in İran’ın nükleer programına yönelik olası saldırı planlarının resmedilmesi için hazırlanmış bir harita. Özellikle son yıllarda savaşın eşiğine gelmiş olan İsrail-İran gerilimi, hali hazırda dünya genelindeki çok çeşitli riskli durumlar arasında en somut olanı. İsrail, İran’ın nükleer üretim noktasındaki gelişmişliğinin doğrudan İsrail’i hedef aldığı konusunda ciddi endişeler taşıyor. İran ise nükleer konusunda geri adım atmadığı müddetçe İsrail saldırısına maruz kalma endişesi taşıyor olabilir. Sarmal güvenlik krizi olarak adlandırılan bu durum daha da kötü bir hal alabilir. 138 EKOV‹TR‹N EKİM 2014 Sömürgeci “Durand Hattı” Afganistan savaşını nasıl başlattı? Bu haritada ilk olarak fark edilmesi gereken bölge, Peştunların yaşadığı bölge olan (sarı ve yeşil rengin üzerindeki) açık turuncu rengin hâkim olduğu bölge. Farz edin ki 1800’lü yıllardayız ve siz de o dönem İngiliz hâkimiyetinde olan Hindistan ile yarı bağımsız olan Afganistan arasına çekilecek sınır için müzakereci konumunda olan İngiliz sömürgeciliğinin bölgedeki lideri Mortimer Durand adındaki o kişisiniz. Sınır çizgisini tam olarak Peştun bölgelerinin ortasından geçecek şekilde çizerek; Peştunları her iki ülke içinde azınlık olmaya mecbur etmek suretiyle on yıllar sürecek çatışmaları teminat altına mı alırdınız? Eğer cevabınız “evet” ise; başarılı bir İngiliz sömürgecisi oldunuz demektir; çünkü Durand’ın yaptığı tam olarak bu idi. Kalın kırmızı çizgi ile çizilmiş olan “Durand Hattı”, bugün Afganistan-Pakistan sınırının büyük bölümünü oluşturuyor. Şu anda Peştunların birçoğu, her iki ülkede de faaliyet gösteren ve özellikle sınırın Pakistan tarafında (koyu turuncu bölgede) büyük operasyon üsleri olan Taliban’a ya destek veriyor ya da zaten Taliban savaşçısı olarak görev yapıyor. Cecile Marin Taliban etnik kökenle nasıl örtüşüyor? Afganistan’ın güneyinde ve doğusunda Taliban üyelerinin tamamı olmasa da çoğunluğu Peştunlar’dan oluşuyor. Taliban’ın büyük operasyon odalarının bulunduğu Pakistan sınırı boyunca yaşayan Peştunların sayısının çoğunlukta olmasından ötürü bu nokta özellikle önemli. Taliban’ın dışında da isyancı gruplar var fakat onların çoğunluğunu Taliban gibi Peştunlar oluşturmuyor. Ülkenin kuzeyinde, güneyine ve doğusuna nazaran genel olarak daha sakin ve şiddetten uzak bir hava hâkim. Suudi Arabistan ve komşularının 100 sene önceki görünümleri Arap Yarımadası çok çok uzun bir tarihe sahip ve Suud ailesi yarımadanın büyük bölümünü 1700’lerden beri kontrol ediyor. Ancak yarımadanın bugünkü haline nasıl geldiğini anlamak için, yaklaşık 100 yıl öncesine, 1905’e gidelim. Suudiler o sıralarda oldukça ufak bir bölgeyi kontrol altında tutuyorlardı; topraklarını bir dizi savaş neticesinde kaybetmişlerdi. Yarımada birçok krallık ve emirliklere bö- Afganistan’ı paramparça eden 1989 Savaşı Sovyetler Birliği, 1979’da Moskova yanlısı komünist hükümeti, giderek tehlikeli hale gelen isyancı muhalif harekete karşı korumak için Afganistan’ı işgal etti. O dönemde isyancıları destekleyenler arasında (Suudi Arabistan ve Pakistan ile birlikte) ABD de vardı. CIA, daha iyi savaşçı oldukları gerekçesiyle açık bir şekilde radikalleri desteklemeyi tercih etti. 1989 yılında Sovyetler geri çekildiği zaman ise, bütün bu isyancı gruplar silahlarını birbirlerine çevirdiler ve korkunç bir iç savaş başladı. Haritada kırmızı renklerle belirtilen bölgeler 1989 itibariyle hükümetin kontrolünde olan bölgeler olarak kaldı. Diğer renklerin her biri ise farklı bir muhalif grubun hâkimiyetinde olan bölgeleri temsil ediyor. Bu grupların bir kısmı halen daha varlığını sürdürüyor. Bazı gruplar, mesela Taliban’ın yükselişiyle birlikte 1990’lı yıllarda ülkeyi tamamen ele geçirdiği süreçte çok kere mağlubiyet yaşayıp ortadan kaybolmasına rağmen Hizb-i İslami Gülbeddin, halen savaşmaya devam ediyor. lünmüştü. Osmanlı İmparatorluğu en güneyinin hemen hemen üçte birini kontrol eden İngiliz İmparatorluğu’nun varlığına rağmen yarımadanın büyük bölümünü kontrol etti. (Haritada orta kısım boyunca uzanan çizgi, yarımadanın nasıl bölündüğünü gösteriyor) Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlı İmparatorluğu çöktü; Suudiler, İngilizler bir yandan kendilerine Osmanlılara karşı savaşta yardım sözü verirken; haritada mor alan ile gösterilen bölgeye doğru genişlediler. 1920’lerin başlarında, İngilizler birçok müstemleke, kral vekillikleri ve mandalara bölünen yarımadanın hemen hemen tamamını etkin biçimde kontrol ettiler. Ancak Suudiler vazgeçmedi. EKOV‹TR‹N EKİM 2014 139 Ortadoğu’da petrol ve gaz he aldı; 1990’larda Irak Kuveyt’i işgal ettiğinde Irak’a karşı cephe aldı ve Suudi Arabistan’ı tehdit etti; tekrar 2003 işgaliyle Irak’a karşı savaş açtı ve şimdi de İran’a karşı hızlı bir şekilde kötüleşen vekâlet savaşında Suudi Arabistan’ı destekliyor. Financial Times Ortadoğu, dünya petrolünün yaklaşık üçte birini ve doğalgazının onda birini üretiyor. (Toplam doğal gaz rezervlerinin üçte birine sahip; fakat nakliyesi işi zorlaştırıyor.) Bölgede üretilen fosil yakıtın büyük bölümü ihraç edilmekte. Bu, bütün dünya ekonomisini söz konusu doğalgaz ve petrol akışına oldukça bağımlı hale getirmiştir. On yıllardır bölgede birçok savaş ve çekişmenin meydana gelmesinin altında yatan başlıca sebeplerden biri de budur. Bu harita rezervlerin nerede olduğunu ve nakliyatın karayolu ile nasıl yapıldığını gösteriyor; fosil yakıtın çoğu, aynı zamanda bölge ve dünyanın en geniş bazı rezervlerinin de evi konumundaki Basra Körfezi’nden deniz yoluyla gitmekte. Enerji kaynakları, birbirinden tarihsel olarak nefret eden 3 komşu ülke arasında aşırı derecede kümelenmiştir: İran, Irak ve Suudi Arabistan. Bu üç ülke arasındaki gerilim, çok büyük bir enerji ithalatçısı olarak ABD’nin yıllarca derinden ilgilendiği bir şeydir: Bilindiği gibi ABD 1980’lerdeki İran-Irak savaşında İran’a karşı cep- Hürmüz Boğazı’nda petrol, ticaret ve askeri üstünlük Küresel ekonomi, İran ve Arap yarımadası arasındaki bu dar su yolu kanalına bağlı. Başkan Jimmy Karter’ın ABD’nin Basra Körfezi petrolüne erişimini savunmak için askeri güç kullanabileceğini ilan ettiği “Carter Doktrini”ni (1980) yayınladığından beri, körfezin çıkışındaki küçük Hürmüz Boğazı dünyada en çok militarize olan su parçalarından biri oldu. ABD; ilk olarak petrol ihracatlarını 1980’lerin vahşi Iran-Irak savaşından korumak için, daha sonra 1990’lardaki Körfez savaşlarında Saddam Hüseyin’den korumak için ve şimdi de tekrar petrolü kapatmaya işaret eden, İsrail ya da ABD’ye karşı savaşın patlak verebileceği İran’dan korumak için bölgeye geniş bir askeri deniz gücü yerleştirdi. Dünya fosil yakıtlarına bağlı kalmaya devam ettiği ve Ortadoğu’da gerilim olduğu müddetçe, Hürmüz Boğaz’ında askeri güçler olacak. 140 EKOV‹TR‹N EKİM 2014 Mısır’ın Süveyş Kanalı dünya ekonomisi için neden bu kadar önemli? Süveyş Kanalı her şeyi değiştirdi. Mısır, 10 senelik bir çalışmanın ardından 1868’de Süveyş Kanalı’nı açtığı zaman 100 millik insan yapımı suyolu kanalı Avrupa ve Asya’yı önemli ölçüde ve kalıcı olarak yakınlaştırdı. Kanal’ın küresel düzen açısından önemi o kadar aşikârdı ki, 1880’lerde İngiltere’nin Mısır’ı işgalinden kısa süre sonra, başlıca dünya güçleri hala yürürlükte olan ve Kanal’ın her ne olursa olsun her milletin ticaret ve savaş gemilerine daima açık olacağını ilan eden bir antlaşma imzaladılar. Bugün, bütün küresel ticaretin yaklaşık yüzde 8’i ve küresel enerji tedarikinin yüzde 3’ü Süveyş Kanalı aracılığıyla gerçekleştiriliyor. Irak Savaşı sırasında Bağdat’ta etnik temizlik Irak Savaşı’yla ortaya çıkan yıkımın en acımasız sembollerinden biri, Bağdat’ın bir zamanlar Şii ve Sünnilerin beraber yaşadığı mahallelerinin bugün ne hale geldiğidir. Soldaki harita şehrin 2005’teki dini/mezhebi dağılımını gösteriyor. Şii ve Sünnilerin beraber yaşadığı bölgeler, sarı renkle gösterilmiştir. Sağdaki harita ise; şehrin, “Şii-Sünni çatışmaları, bombalamalar(kırmızı noktalarla gösterilen), ölüm mangaları ve milisler” neticesinde yaşadığı 2 berbat yıl sonrasında 2007 itibariyle neye benzediğini gösteriyor. Zorunlu tahliyeler ve binlerce ölüm, mahalleleri çoğunlukla Şii (Mavi) ya da çoğunlukla Sünni (Kırmızı) olacak şekilde etnik bir temizliğe tabi tuttu. 2012’nin son aylarından itibaren, Bağdat’ta ve yurt çapında mezhep savaşı tekrar hızlandı. Kürtler neredeler ve Kürdistan nasıl görünebilir? Uzun bir süredir birbirinden farklı Ortadoğu ülkelerinde azınlık unsuru olarak yaşayan Kürtler yine uzun bir süredir kendi ulusları için mücadele etmeyi sürdürüyor. Bu haritada Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları bölgeler yeşil alanlarla gösterilirken, üç farklı tarihsel durumda imzalanan birbirinden farklı üç an- Philippe Rekacewicz / Le Monde Diplomatique Amerika Birleşik Devletleri Enerji Bilgi İdaresi ARAŞTIRMA / ORTADOĞU’YU ANLATAN HARİTALAR laşmada Kürtlerin kendi ulusal sınırları konusunda hepsi sonradan akim kalan iddialarına da işaret ediliyor. Soykırım girişimlerinden ana dil ve kültürlerinin resmi olarak yasaklanmasına kadar pek çok hak ihlali ve asimilasyonist politikayla karşı karşıya kalan Kürtler tarih boyunca -Suriye ve Türkiye’de şuanda da devam eden- çok sayıda silahlı isyan örgütledi. Kürtlerin geçen yüzyıldaki en önemli başarılarından biri Irak’ta yaşanmıştı: Irak Kürdistanı’nda on yıllar süren mücadelenin ardından Saddam Hüseyin’i deviren Amerikan işgaliyle beraber Kürtler Irak’ın kuzeyinde özerk bir devlet kurabilmişti. EKOV‹TR‹N EKİM 2014 141 ARAŞTIRMA / ORTADOĞU’YU ANLATAN HARİTALAR B u fikir Sünni ve Şiiler arasında mezhebi şiddet egemen oldukça birkaç yılda bir tekrar akla gelen eski bir fikir: Acaba 20. yüzyılın başında Avrupalılar tarafından çizilen mevcut zalimane sınırlar bölgedeki dini ve mezhebi ayrıma göre tekrar şekillendirilebilir mi? Aslında Irak ve Suriye’den yeni devletlerin çıkmasını öngören bu proje sonuçsuz bir proje ve sadece yeni problemler ortaya çıkartmaya yarar. Fakat öte yandan şu anki fiili durum da bundan çok farklı değil. Irak hükümeti ülkenin Şii ağırlıklı doğu ve güneydoğu kısmında tam anlamıyla egemenken, Irak’ın batısı ve Suriye’nin doğusu Sünni kimliğini sahiplenen silahlı gruplar tarafından domine ediliyor. Suriye’de de Nusayri ağırlıklı hükümet ise daha ziyade ülkenin batısında yer alan Hristiyan ve Şii/Alevi ağırlıklı bölgeyi kontrolü altında tutuyor. Öte yandan Kürtler Irak’ta Anayasal bir özerkliğe sahipken Suriye’de de ‘de facto’ bir özerkliğe kavuşmayı başardı. Bu sebeple bu harita artık anlamsız bir spekülasyondan çok fiili durumu temsil ediyor. 142 EKOV‹TR‹N EKİM 2014 Libya'nın 2011 Savaşı Afrika’yı nasıl değiştirdi? Beklenmedik bir ayaklanma ve ardından gelen Batı müdahalesiyle Muammer Kaddafi diktatörlüğünün yıkılması Afrika’nın kuzeyinde yaşayan halklar için intikamlarının alınması anlamına geliyordu. Bu harita Kaddafi’nin devrilmesinin ardından yaşanan bütün belli başlı gelişmeleri yansıtmaya çalışıyor; bundan dolayı da oldukça karışık bir yapıya sahip. Libya, Cezayir, Mali ve Nijerya etrafında yer alan turuncu desenli bölge yarı bedevi bir etnik azınlık grup olan Tuareglerin yaşamlarını sürdürdüğü bölge. Kaddafi Libya’nın petrol zenginliğini 2011’deki savaşta kendi yanında savaşan çok sayıda Tuaregi eğitmek ve silahlandırmak için kullandı. Kaddafi’nin devrilmesinin ardından Tuaregler ele geçirdikleri silahlarla Cezayir ve Mali’de kimi bölgeleri kontrolleri altına aldı. Mali’de kapsamlı bir isyana önderlik etmeyi başardılar ve ülkenin kuzey yarısını ele geçirdiler. Onların bıraktığı boşluğa el-Kaide yerleşti ve Mali’de bazı kasabaları ve Cezayir’de kimi fosil yakıt tesislerini ele geçirdi. ‘Sahel’ olarak bilinen bu yarı çöl bölgede adli suç vakalarında ciddi bir artış görüldü. Bununla birlikte Avrupa’da iş ve daha iyi bir yaşam arayan Afrikalılar geniş göç güzergahlarını doldurmaya başladı. Öte yandan ikisi de petrol üreticisi olan Nijerya ve Sudan’da silahlı çatışmalar daha da kötüye gitmeye başladı. Kaddafi’nin düşüşü bütün bu problemleri çözmezken düzensizliği, meydanda dolaşan silahları ve kargaşayı daha da arttırdı. Radio Free Europe / Radio Liberty Suriye ve Irak’ın varsayımsal olarak yeniden çizimi
Benzer belgeler
ortadoğu coğrafyası
Ortadoğu’nun siyasi sınırları gösteriliyor. Son 500 yılın büyük bir kısmında
bölgenin çoğunun ya da tamamının Türk, Fars ve Avrupa güçlerinin zaman
içinde değişiklik gösteren kombinasyonlarının kon...