Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011-2
Transkript
Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011-2
GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ ZİRAAT FAKÜLTESİ DERGİSİ Journal of the Agricultural Faculty of Gaziosmanpasa University ISSN: 1300 – 2910 CİLT: 28 SAYI: 2 YIL: 2011 Sahibi Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Adına Prof. Dr. Güngör YILMAZ Dekan YAYIN KURULU Prof. Dr. Gazanfer ERGÜNEŞ Prof. Dr. Mehmet Ali SAKİN Prof. Dr. Rüstem CANGİ Doç. Dr. Hikmet GÜNAL Doç. Dr. Nuray KIZILASLAN YAYIN KOMİSYONU Prof. Dr. Mehmet Ali SAKİN Prof. Dr. Kenan YILDIZ (Editör) Tarla Bitkileri Bölümü Bahçe Bitkileri Bölümü Prof. Dr. Ebubekir ALTUNTAŞ Biyosistem Mühendisliği Bölümü Doç. Dr. Murat SAYILI Tarım Ekonomisi Bölümü Yrd. Doç. Dr. Ekrem BUHAN Su Ürünleri Mühendisliği Bölümü Doç. Dr. Rasim KOÇYİĞİT Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü Yrd. Doç. Dr. Dürdane YANAR Bitki Koruma Bölümü Yrd. Doç. Dr. Arda YILDIRIM Zootekni Bölümü Yayına Hazırlayan Arş. Gör. Mahir ÖZKURT Editör Adresi : Prof. Dr. Mehmet Ali SAKİN Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi 60250 Taşlıçiftlik Yerleşkesi – TOKAT Telefon : (356) 252 1616 / 2123 Faks : (356) 252 1488 E-Posta : [email protected] http://ziraat.gop.edu.tr/fkdergi.asp Dizgi ve Baskı: GOÜ Matbaası, 60250, Taşlıçiftlik Yerleşkesi – TOKAT HAKEM LİSTESİ Prof. Dr. Aydın ADİLOĞLU Namık Kemal Üniversitesi Prof. Dr. Ebubekir ALTUNTAŞ Gaziosmanpaşa Üniversitesi Prof. Dr. Ömer ANAPALI Atatürk Üniversitesi Prof. Dr. Cevat AYDIN Selçuk Üniversitesi Prof. Dr. İ. Zafer ARIK Akdeniz Üniversitesi Prof. Dr. Saim BOZTEPE Selçuk Üniversitesi Prof. Dr. Hüseyin ÇELİK Ondokuz Mayıs Üniversitesi Prof. Dr. Leyla DEMİRSOY Ondokuz Mayıs Üniversitesi Prof. Dr. Günay ERPUL Ankara Üniversitesi Prof. Dr. Hüseyin GÖÇMEN Akdeniz Üniversitesi Prof. Dr. Mehmet GÜNEŞ Gaziosmanpaşa Üniversitesi Prof. Dr. Bilal GÜRBÜZ Ankara Üniversitesi Prof. Dr. Selçuk HAZIR Adnan Menderes Üniversitesi Prof. Dr. İbrahim ÖRÜNĞ Atatürk Üniversitesi Prof. Dr. Nuray ÖZER Namık Kemal Üniversitesi Prof. Dr. A. Yıldız PAKYÜREK Harran Üniversitesi Prof. Dr. Mustafa SARI Akdeniz Üniversitesi Prof. Dr. Sedat SERÇE Mustafa Kemal Üniversitesi Prof. Dr. İsa TELCİ Gaziosmanpaşa Üniversitesi Prof. Dr. Cihat TÜRKBEN Uludağ Üniversitesi Prof. Dr. Figen YILDIZ Ege Üniversitesi Prof. Dr. Hüdai YILMAZ Ahi Evran Üniversitesi Prof. Dr. İbrahim YILMAZ Akdeniz Üniversitesi Prof. Dr. Kadri YÜREKLİ Gaziosmanpaşa Üniversitesi Doç. Dr. Zümrüt AÇIKGÖZ Ege Üniversitesi Doç. Dr. Yıldız AKA KAÇAR Çukurova Üniversitesi Doç. Dr. Hasan AKÇA Çankırı Karatekin Üniversitesi Doç. Dr. Handan AKÇAÖZ Akdeniz Üniversitesi Doç. Dr. Ümit ARSLAN Uludağ Üniversitesi Doç. Dr. Mehmet Ali BAL Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Doç. Dr. Hatice BASMACIOĞLU MALAYOĞLU Ege Üniversitesi Doç. Dr. Zeki BAYRAMOĞLU Selçuk Üniversitesi Doç. Dr. Levent BAŞYİĞİT Süleyman Demirel Üniversitesi Doç. Dr. Avni BİRİNCİ Atatürk Üniversitesi Doç. Dr. Canan CAN Gaziantep Üniversitesi Doç. Dr. Orhan DENGİZ Ondokuzmayıs Üniversitesi Doç. Dr. Şule IŞIN Ege Üniversitesi Doç. Dr. Selim EKER Çukurova Üniversitesi Doç. Dr. Sedat KARAMAN Gaziosmanpaşa Üniversitesi Doç. Dr. Rezzan KASIM Kocaeli Üniversitesi Doç. Dr. Tekin ÖZTEKİN Gaziosmanpaşa Üniversitesi Doç. Dr. Ercüment Osman SARIHAN Mustafa Kemal Üniversitesi Doç. Dr. Soner SOYLU Mustafa Kemal Üniversitesi Doç. Dr. H. Ersin ŞAMLI Namık Kemal Üniversitesi Doç. Dr. Nazım ŞEKEROĞLU Kilis 7 Aralık Üniversitesi Doç. Dr. Ece TURHAN Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Doç. Dr. Ali ÜNLÜKARA Erciyes Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. M. Göksel AKPINAR Akdeniz Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Faruk AKYAZI Ordu Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Yalçın COŞKUNER Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Çetin ÇEKİÇ Gaziosmanpaşa Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Yakup ÇIKILI Düzce Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Bekir DEMİRTAŞ Mustafa Kemal Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Metin DEVECİ Ordu Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Figen ERSOY Uludağ Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Aşkın GALİÇ Akdeniz Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Fatma Handan GİRAY Süleyman Demirel Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Zeki GÖKALP Erciyes Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Önder KAMİLOĞLU Mustafa Kemal Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Osman KILIÇ Ondokuz Mayıs Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. İsrafil KOCAMAN Namık Kemal Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. M. Nisa MENCET Akdeniz Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. İrfan OĞUZ Gaziosmanpaşa Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Serpil ÖZTÜRK Sakarya Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Kasım ŞAHİN Iğdır Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Sibel TAN Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Süleyman TEMEL Iğdır Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Ferhat UZUN Ondokuz Mayıs Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Ümit YAVUZER Harran Üniversitesi GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ ZİRAAT FAKÜLTESİ DERGİSİ YAYIN VE YAZIM KURALLARI A. YAYIN KURALLARI 1. Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisinde, tarım bilimleri alanında öncelikle orijinal araştırmalar ile özgün derlemeler yayınlanır. 2. Dergide yayınlanacak makaleler Türkçe ve İngilizce yazılabilir. 3. İlk başvuruda eser, biri orijinal ve üçü yazar isimsiz olmak üzere toplam dört kopya halinde, “Telif Hakkı Devri Formu’’ ile birlikte Ziraat Fakültesi Dergisi Editörlüğüne gönderilmelidir. 4. Dergiye gönderilen makaleler, değerlendirilmek üzere üç danışmana gönderilir. Danışman görüşleri doğrultusunda makalenin yayını konusunda karar verilir. 5. Basımına karar verilen ve düzeltme için yazarına gönderilen eserde, ekleme veya çıkartma yapılamaz. 6. Yayına kabul edilen makalelerin son şekli Ziraat Fakültesi Yayın Kurulu Başkanlığınca değerlendirilir. Yayın süreci tamamlanan eserler geliş tarihi esas alınarak yayınlanır. Yayınlanmayan makaleler yazarlarına iade edilmez. 7. Bir yazarın derginin aynı sayısında ilk isim olarak bir, ikinci ve diğer isim sırasında iki olmak üzere en fazla üç eseri basılabilir. 8. Yayınlanan makalelerdeki her türlü sorumluluk yazar(lar)ına aittir. 9. Yukarıda belirtilen kurallara uymayan eserler değerlendirmeye alınmaz. 10. Yayınlatılmak istenen makaleler aşağıdaki posta ve/veya e-mail adresine gönderilmelidir. Posta Adresi: Prof. Dr. Mehmet Ali SAKİN Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi Editörlüğü 60250 TOKAT E-posta adresi: [email protected] B. YAZIM KURALLARI 1. Dergiye gönderilecek eser, A4 boyutundaki kağıdın tek yüzüne 11 punto Times New Roman tipi harflerle ve 1,5 satır aralıklı yazılmalıdır. Sayfa boşlukları 3’er cm olmalıdır. Makalenin her sayfası ve satırları numaralandırılmalıdır. Makale toplam 15 sayfayı geçmemelidir. 2. Yapılan çalışma bir kurum/kuruluş tarafından desteklenmiş ya da doktora/yüksek lisans tezinden hazırlanmış ise, bu durum ilk sayfanın altında dipnot olarak verilmelidir. 3. Yazar ad(lar)ı açık olarak yazılmalı ve herhangi bir akademik unvan belirtilmemelidir. Adresler kelimelerin ilk harfi büyük olacak şekilde adların hemen altında yazılmalıdır. 4. Dergiye gönderilecek eser özet, abstract, giriş, materyal ve metot, bulgular ve tartışma, sonuç, teşekkür (gerekirse) ve kaynaklar bölümlerinden oluşmalıdır. Makalelerin metin bölümlerindeki ana başlıklar ile alt başlıklar numaralandırılmalıdır. 5. Özet ve abstract 200 kelimeyi geçmeyecek şekilde 10 punto ve 1,5 aralık ile yazılmalıdır. Türkçe yazılan makalelerde İngilizce, İngilizce yazılan makalelerde de Türkçe özetin başına eserin başlığı aynı dilden yazılmalıdır. Beş kelimeyi geçmeyecek şekilde Türkçe özetin altına anahtar kelimeler, İngilizce özetin altına da keywords yazılmalıdır. 6. Eserde yararlanılan kaynaklar metin içinde yazar ve yıl esasına göre verilmelidir. Üç veya daha fazla yazarlı kaynaklara yapılacak atıflarda, ve ark. kısaltması kullanılmalıdır. Aynı yerde birden fazla kaynağa atıf yapılacaksa, kaynaklar tarih sırasına göre verilmelidir. Aynı yazarın aynı tarihli birden fazla eserine atıfta bulunulacaksa, yıla bitişik biçimde ‘a, b’ şeklinde harflendirme yapılmalıdır. Yararlanılan eserlerin tümü ‘Kaynaklar’ başlığı altında alfabetik sıraya göre numarasız ve 9 punto olarak verilmelidir. Yararlanılan kaynak makale ise; Avcı, M., 1999. Arazi Toplulaştırmasında Blok Öncelik Metodunu Esas Alan Yeni Dağıtım Modeline Yönelik Bir Yaklaşım.Türk Tarım ve Ormancılık Dergisi, 23, 451-457. Yararlanılan kaynak kitap ise; Düzgüneş, O., T. Kesici, O. Kavuncu ve F. Gürbüz, 1987. Araştırma ve Deneme Metotları (İstatistik Metotları II). Ankara Üniv. Zir. Fak. Yay. No. 1021, 381 s., Ankara. Yararlanılan kaynak kitaptan bir bölüm ise; Ziegler, K.E. and B. Ashman, 1994. Popcorn. in: Specialty Corns. Edited Arnel R. Hallauer. Publ. By the CRS Press, 189-223. Yararlanılan kaynak bildiri ise; Uzun, G., 1992. Türkiye’de Süs Bitkileri Fidanlığı Üzerinde Bir Araştırma. Türkiye I. Ulusal Bahçe Bitkileri Kongresi, 13-16 Ekim 1992, İzmir, Cilt 2:623-628. Anonim ise; Anonim, 1993. Tarım istatistikleri Özeti. T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü,Yayın No:1579, Ankara. İnternet ortamından alınmışsa; http://www.newscientist.com/ns/980228/features.html olarak verilmelidir. 7. Çizelge halinde olmayan tüm görüntüler (fotoğraf, çizim, diyagram, grafik, harita vb.) şekil olarak adlandırılmalı ve ardışık biçimde numaralandırılmalıdır. Her bir çizelge ve şekil metin içinde uygun yerlere yerleştirilmeli, açıklama yazılarıyla bir bütün sayılıp üst ve altlarında bir satır boşluk bırakılmalıdır. Şekil ve çizelgeler tek sütun kullanılması halinde 15 cm’den, iki sütun olması durumunda ise 7.5 cm’den fazla olmamalıdır. Şekil isimleri şekillerin altına, çizelge isimleri ise çizelgelerin üstüne, ilk kelimenin baş harfi büyük olacak şekilde küçük harf ve 9 punto ile yazılmalıdır. Çizelge ve şekil içerikleri en fazla 9 punto, varsa altlarındaki açıklamalar 8 punto olmalıdır. Araştırma sonuçlarını destekleyici nitelikteki resimler 600 dpi çözünürlüğünde ”jpg” formatında olmalıdır. Renkli resimler yerine gri tonlu resimler tercih edilmelidir. İÇİNDEKİLER Sayfa No Orta Karadeniz Bölgesi İçin Geliştirilen Rezene (Foeniculum vulgare Mill. var. dulce) Hatlarının Bazı Tarımsal Özellikleri Bakımından İncelenmesi……......................................................................... A.UZUN, K. KEVSEROĞLU, S.YILMAZ 1 Sofralık Amaçlı Sultani Çekirdeksiz Üzüm Yetiştiriciliğinde Gölgeleme ve Örtü Materyali Uygulamalarının Ekonomik Analizi…………………………………...................................................... R.CANGİ, M.KESGİN, A.YAĞCI 9 Türkiye’de ve Batı Karadeniz Bölgesi’nde Çayır-Mera Alanları, Hayvan Varlığı ve Yem Bitkileri Tarımının Bugünkü Durumu.…………………………………………………………………………… A.KUŞVURAN, R.İ.NAZLI, V.TANSI 21 Effect Of The Storage Period On The Physico-Mechanical And Some Quality Properties Of Sunflower Seeds (Helianthus annuus L.)...……………………………………………………………... T.ÖZTÜRK, M.MENGÜLOĞLU 33 Heterorhabdit Nematodların (Rhabditida: Heterorhabditidae) Biyolojik Etkinliklerinin Galleria mellonella L. (Lepidoptera: Pyralidae) Üzerinde Karşılaştırılması………………………....................... R. CANHİLAL 43 Topraksız Kültürle Çilek Yetiştiriciliğinde Fide Tipleri ile Yetiştirme Ortamlarının Bazı Fiziksel Özellikler Üzerine Etkileri………………………………………………………………………………. N.ADAK, M.PEKMEZCİ 53 Bafra Ovasındaki Drenaj Kanallarının Su Kalitelerinin Çok Değişkenli İstatistiksel Analizler ile Değerlendirilmesi..…………………………….………………………...……………………………… H.ARSLAN, D.YILDIRIM 61 Fındık Yetiştiriciliği Yapan İşletmelerin Ekonomik Analizi (Samsun ili Çarşamba ve Terme Ovası Örneği)…..…………..……..……………………………………………………………………………. D.ÖZTÜRK, Y.AKÇAY 73 Tarımsal Ürün Silolarında Yapısal Sorunlar……………………………………………………………. H.KİBAR, T.ÖZTÜRK 85 Nar Suyu Yan Ürünlerinin Hayvan Beslemede Kullanım Olanakları…………………………………... Ş.SARICA 97 Türkiye’deki Tarımsal Mücadele Üretim Tüketim ve Dış Ticaretinin Avrupa Birliği Uyum Sürecinde Gelişim Seyri……………………………………………………………………………………………. N.KIZILASLAN, Ö.YAŞA 103 Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi Doğal Popuslasyonundan Örneklenen Böğürtlen Genotiplerinin UPOV Kriterleri ile Morfolojik Olarak Tanımlanması…………………………………………………. Ç.ÇEKİÇ, S.SARI, S.ÖZTÜRK ERDEM 117 Küçükelmalı Gölet Havzasının Toprak Koruma Önlemlerine Göre Arazi Kullanım Planlaması……… E.KARAŞ, F.ÖZTÜRK 127 Organik ve Konvansiyonel Örtü Altı Sebze Yetiştiriciliğinde Üreticilerin Teknik ve Ekonomik Sorunları ( Sivas İli Ulaş İlçesi Örneği)………………………………………………………………… H.KIZILASLAN, L.TANER 135 Atlarda Don (Vücut Rengi)……………………………………………………………………………... O.YILMAZ, M. ERTUĞRUL 145 Mahlep ve Mahlep Ürünleri…………………………………………………………………………….. A.ÖZBEY, N.ÖNCÜL, Z.YILDIRIM, M.YILDIRIM 153 Türkiye Hayvancılığı……………………………………………………………………………………. A.ŞAHİN, Z.ULUTAŞ, A.YILDIRIM, E.ŞİRİN, Y.AKSOY 159 Tokat Kazova Koşullarında Farklı Arazi Kullanım Türlerinin Bazı Toprak Özellikleri Üzerine Etkisinin Araştırılması…………………………………………………………………………………... İ.OĞUZ, M.ACAR 171 Fare Kulağı Teresi, Arabidopsis thaliana’da Konukçu Dışı Dayanıklılığın Erken Yanıklık Hastalık Etmeni Alternaria solani'nin Kontrolü İçin Araştırılması………………………………………………. Ö.ÇALIŞ, Ç. YAZAR 179 Havuçlarda Görülen Depo Hastalıkları ve Yönetimi…………………………………………………… S.TÜLEK, F.S. DOLAR 187 Silajlık Mısır Çeşitlerinin Verim ve Kalitesine Çinko Gübrelemesinin Etkilerinin Belirlenmesi……… H.ERDEM 199 Bitki Biyoteknolojisinde Moleküler Markörler…………………………………………………………. E.FİLİZ, İ.KOÇ 207 Tokat İli Merkez İlçede Çiftçilerin Tarımsal Girdi Temininde Kredi Kartı Kullanımlarının İncelenmesi……………………………………………………………………………………………… M.SAYILI, F.ADIGÜZEL 215 Tokat İli Merkez İlçede Toptancı Halindeki Komisyoncuların Yeni Hal Yasası Hakkındaki Görüşleri.. B.GÖZENER, M.SAYILI 227 GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 1-8 Orta Karadeniz Bölgesi İçin Geliştirilen Rezene (Foeniculum vulgare Mill. var. dulce) Hatlarının Bazı Tarımsal Özellikleri Bakımından İncelenmesi Arslan UZUN1 Kudret KEVSEROĞLU2 Serkan YILMAZ1 Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü, Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi. Ziraat Fakültesi, Samsun Özet: Rezene (Foeniculum vulgare Mill. var. dulce) , anavatanı Batı Asya ve Akdeniz olan Apiaceae familyasına ait önemli bir baharat bitkisidir. Ülkemiz birçok yöresinde sınırlı tarımı yapılmaktadır. Çalışmada, kontrollü şartlarda seleksiyonla belirlenen 9 hat ve 1 kontrol (Afyon populasyonu) olmak üzere 10 genotip üç farklı çevrede (Kutuköy, Gökhöyük ve Gelemen) yetiştirilerek bazı tarımsal özellikleri belirlenmiştir. Elde edilen bulgulara göre hatların % 50 çiçeklenme dönemi 72-75 gün arasında değişmiştir. En yüksek tane verimi 55a69 (143.70 kg/da), en fazla uçucu yağ oranı 55a45 (% 3.09) nolu hatlardan elde edilmiştir. Değişen çevrelerin hatların verim ve kalite değerlerine etkisi önemli bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Rezene, Foeniculum vulgare var. dulce, Hat, Tohum verimi, Uçucu yağ oranı, Agronomik özellikler Determination of Some Agricultural Traits of Fennel (Foeniculum vulgare Mill. var. dulce) Lines Developed for the Middle Black-Sea Region of Turkey Abstract: Fennel (Foeniculum vulgare Mill. var. dulce) is an important spices plant of which homeland is west Asia and Mediterranean. Cultivation has been done in different parts of Turkey restrictedly. Total 10 genotypes comprising 9 lines determined by selection under controlled conditions and 1 control treatment (Afyon population) were grown in different location (Kutuköy, Gökhöyük and Gelemen) and were determined their tome agricultural traits. According to results 50 % flowering time of the lines varied between 72-75 days. Maximum seed yield (1437.0 ton/ha), maximum essential oil rate (3.09%) were obtained from the lines numbered 55a69 and 55a45, respectively. It was found that effect of varying environments on the yield and quality traits was important. Key words: Fennel, Foeniculum vulgare var. dulce, Line, Seed Yield, Volatile Oil Rate and Agronomic traits. 1.Giriş Aromatizan ve tedavi edici özelliklerinden dolayı başta gıda, ecza, ve baharat olmak üzere birçok alanda geniş çapta kullanılan rezene (Foeniculum vulgare Mill. var. dulce), ülkemizin kuzey, güney ve batı bölgelerinde (Davis,1982) doğal olarak bulunan; Bursa, Denizli, Gaziantep, Manisa, Antalya gibi illerde sınırlı alanlarda tarımı yapılan bir baharat bitkisidir. Ülkemizde üretilen rezenenin tohumunun büyük bir kısmı iç piyasada tüketilirken, geriye kalan kısmı ihraç edilmektedir (Anonim, 1999). Rezene bitkisinin taze yaprakları sebze olarak tüketilebildiği gibi tohumundan elde edilen uçucu yağ ve bileşenleri gıda ve ecza ürünlerinde, parfümeri ve kozmetikte kullanılmaktadır. Ayrıca gıda sanayinde meyve ve türevleri anizet tipi alkollü içecekler, şekerleme ve fırın ürünleri ile alkolsüz içeceklerin yapımında kullanılır (Baytop, 1984). Bugün dünyanın birçok yerinde kültürü yapılan rezene, ülkemizde kuzey, güney ve batı bölgelerinde doğal olarak bulunmakta olup, ülkemizde sınırlı alanlarda tarımı yapılmaktadır (Anonim, 1999). Türkiye’nin 2008 yılı Tıbbi Bitkiler ihracatının % 4.2’sini rezene oluşturmakta olup, 3.793.000 dolar karşılığında 1.945 ton ihracat ve 386.000 dolar karşılığında 266 ton ithalatı yapılmıştır. Türkiye’de işlenen rezene miktarı 10 ton olup, bunun karşılığında 200 kg uçucu yağ elde edilmiştir (Anonim, 2009). Ayrıca ticareti yapılan rezenenin uçucu yağ miktarı % 1.5’un altında olmaması gerekmektedir (Anonim, 1989). Ülkemizdeki rezene talebinin karşılanması için hem yapılan üretimin ekonomik olması, hem de verim ve kalite özellikleri bakımından üstün tohumluğun sağlanması gerekmektedir. Böylece çiftçimizin mevcut bitki deseni içerisinde ki ürünlere kısmen alternatif olan bu tür de verim ve kalite özellikleri yüksek tohumluk sağlanmış olacaktır. Buda, bu alanda yapılan çalışmalarla birlikte doğal florada 1 Orta Karadeniz Bölgesi İçin Geliştirilen Rezene (Foeniculum vulgare Mill. var. dulce) Hatlarının Bazı Tarımsal Özellikleri Bakımından İncelenmesi bulunan doğal zenginliklerimiz üzerindeki baskıyı azaltmış olacaktır (Arslan, 1990). Daha çok tatlı rezene (Foeniculum vulgare Mill. var. dulce) tarımının yapıldığı ülkemizde rezene bitki boyu 66.49 - 94.10 cm, dal sayısı 6.20 – 8.87 adet, şemsiye sayısı 16.5 – 39.3, şemsiyecik sayısı 15.53 – 18.21, bitki başına tane veriminin 2.87 – 4.67 g, 1000 tohum ağırlığının 6.9 – 9.13 g, dekara tohum veriminin 47.40 – 86.0 kg/da, uçucu yağ oranının % 1.93 – 2.43, uçucu yağ veriminin 1,523 – 4,533 L/da olduğu (Karaca ve ark. 1999, Özkan ve ark. 2000 ve Arabacı ve ark. 2005) bildirilmiştir. Bu çalışma, farklı bölgelerden gelen rezene popülasyonlarından seçilen rezene hatlarının Orta Karadeniz Bölgesini temsilen Amasya ve Samsun ekolojik şartlarındaki performanslarını belirlemek üzere yapılmıştır. 2.Materyal ve Yöntem Araştırmada materyal olarak 3 farklı populasyondan 5 yılda kontrollü şartlarda yapılan saf hat seleksiyonuyla seçilmiş 9 hat kullanılmıştır. Bunlar Afyon populasyonundan seçilmiş 4 (55a69, 55a54, 55a45, 55a50), Denizli populasyonundan seçilmiş 2 (55d370 ve 55d415) ve Burdur populasyonundan seçilmiş 3 (55b197, 55b127, 55b202) hattan oluşmaktadır. Standart olarak daha önce bölgemizde yapılan çalışmalarda (Anonim, 2004) en yüksek verim değerlerini gösteren Afyon populasyonu kullanılmıştır. Denemeler Amasya’da 2 (Gökhöyük, Kutuköy) ve Samsun’da 1 (Gelemen) olmak üzere seçilen 3 lokasyonda 3 tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Seçilen bölgelerin, rezenenin bölgede yetiştirilebileceği yerleri temsil edebileceği düşünülmektedir. Her bir parsel, sıra arası 50 cm ve 5m sıra uzunluğu olacak şekilde 4 sıradan oluşmakta olup, toplam 10 m2 alana sahiptir. Gökhöyük lokasyonunda deneme 22 Mart 2008’de kurulmuş ve bu lokasyonda sulama yapılamamıştır. Kutuköy lokasyonu 28 Mart 2008, Gelemen lokasyonu ise 12 Mayıs 2008’de ekilmiş olup, bitkiler ihtiyaç duydukça sulama yapılmıştır. Dekara 6 kg saf azot ve fosfor dozu hesaplanarak ekimle birlikte verilmiştir. Deneme süresince iki ilde de sıcaklık değerlerinin değişim seyirleri birbirlerine 2 paralellik göstermiş, ancak yağış düzeni bakımından büyük bir farklılığın olduğu görülmüştür. Buna göre vejetasyon süresi boyunca Amasya ilinde Mayıs ayından sonra toplam yağış miktarı azalmış (19-17 mm) ve Temmuz-Ağustos aylarında ise hiç yağış alınamamıştır (Anonim, 2008). Çalışmada parsel verimi uçucu yağ oranı ve uçucu yağ verimi dışındaki tüm gözlem ve ölçümler her parselde 5 bitki üzerinden alınmıştır. Uçucu yağ analizi Klevenger aparatında distilasyon yöntemi ile analiz edilmiştir. Alınan değerler tesadüf blokları deneme desenine göre lokasyonlar üzerinden birleştirilerek varyans analizi (Düzgüneş ve ark.,1987) MSTATC istatistik paket programı ile yapılmıştır. 3. Bulgular ve Tartışma 3.1. Hasat Olgunluk Süresi (gün) Yapılan gözlemlere göre hasat olgunluk süresi bakımından bütün hatlar birbirlerine benzerlik göstermektedirler. Ancak lokasyonlara göre incelendiğinde farklılıklar gözlenmiştir. 22 Martta ekilen Gökhöyük lokasyonu 126, 28 Martta ekilen Kutuköy lokasyonu 132 ve 12 Mayısta ekilen Gelemen lokasyonu 120 günde hasat olgunluğuna geldiği tespit edilmiştir. Gelemen lokasyonu diğerlerinden yaklaşık 2 ay sonra ekilmesi nedeniyle olgunluk periyodu en kısa olmuştur. Diğer 2 lokasyonda ise sıcaklık ve yağış rejimlerinin birbirine benzer olmasına rağmen ekim zamanlarının farklı olmasından dolayı hasat olgunluk sürelerinin farklı olmasına neden olmuştur. 3.2. Bitki Boyu (cm) Birleştirilmiş analize göre ortalaması bitki boyu 74.08 cm olup, hatlar arasında bitki boyu bakımından farklılık önemli (P<0.05) bulunmuştur (Çizelge1). Hatlardan 55a69 nolu hat en yüksek (80.40 cm), 55a54 ve 55a45 nolu hatlar (70.61 cm ve 70.61 cm) en düşük bitki boylarını vermişlerdir. Bitki boyu bakımından lokasyonlar arasında farklılık önemli (P<0,01) bulunmuş olup, en yüksek Kutuköy’de (94.27 cm), en düşük Gökhöyük (62.32 cm) tespit edilmiştir (Çizelge 1). Bu farklılığın nedeni Gökhöyük A.UZUN, K.KEVSEROĞLU, S.YILMAZ lokasyonunda sulama şartlarının kısıtlı olması ve bitkilerin tane doldurma döneminde (Temmuz – Ağustos) sıcaklık değerlerinin üst sınırlarda olmasından kaynaklanmıştır. Yani sulama şartlarının daha uygun olduğu şartlarda daha fazla bitki boyu elde edilirken, daha kurak şartlara doğru gidildikçe bitki boyu azalmaktadır. Ayrıca Gelemen lokasyonunda (66.19 cm) olduğu gibi farklı ekim zamanları bu farklılığı arttırmaktadır (Arabacı ve ark.2005). Elde edilen bu değerler Özyılmaz (2007)’ın Tokat şartlarında elde ettiği değerlere (73,1 cm – 79,2 cm) paralellik gösterdiği anlaşılmıştır. 3.3. Sap Kalınlığı Çalışmada ortalama sap kalınlığı 4.88 mm olarak belirlenmiş, ancak hatlar arasında herhangi bir farklılık tespit edilememiştir. Lokasyonlara göre incelendiğinde ise lokasyon ortalamaları arasında önemli (P<0,01) farklılık görülmüş olup, en fazla sap kalınlığı Kutuköy lokasyonunda (5.83 mm), en düşük sap kalınlığını ise Gelemen lokasyonunda (4.16 mm) olarak elde edilmiştir (Çizelge 1). Ayrıca Gelemen lokasyonunda sap kalınlığı bakımından hatlar arasında farklılık (P<0,05) belirlenmiş, 55d415 nolu hat dışında ki tüm hatlar aynı grupta en üst değerleri vermiştir. Çizelge 1’e göre sap kalınlığı bakımından çevre x genotip interaksiyonu önemli (P<0,01) görülmüştür. Bunun nedeni ele alınan hatların farklı çevre şartlarına birbirlerine göre farklı tepki vermelerinden kaynaklanmıştır. Yani sap kalınlığı bakımından değişen çevre şartlarına karşı genetik yapının etkisi hatlara göre farklı düzeyde olduğu anlaşılmıştır. 3.4. Dal Sayısı Lokasyonların birleştirilmiş analizine göre ortalama dal sayısı 6.55 adet olup, 5.33 – 7.32 adet/bitki arasında değiştiği belirlenmiştir. Dal sayısı bakımından hatlar ve lokasyonlar arasında herhangi bir istatistiki farklılığa rastlanmamıştır (Çizelge 1). Belirtilen bu değerler Özkan ve ark. 2000’nın belirtmiş olduğu değerlere paralellik gösterirken, Arabacı ve ark. (2005)’nın belirlediği değerlerden (8.0 – 9.3) düşük, Özel ve ark. (2000)’nın belirlediği (1.93 – 2.03) ile Özyılmaz (2007)’ın belirlediği (3.9 – 4.3) değerlerden yüksek olduğu görülmüştür. Ancak Gelemen lokasyonunda hatlar arasında P<0,05 düzeyinde farklılık belirlenmiştir. Hatlardan 55b202 ve 55d415 en yüksek değerleri (7.32 ve 7.27 mm) verirken, 55b197 ise en düşük değeri (6.40 mm) verdiği tespit edilmiştir. Ayrıca Gökhöyük lokasyonunda rezene bitkisinin bütün yan dallarının meyve vermediği görülmüştür. Bunun nedeni yüksek sıcaklıkla birlikte kurak şartlardan dolayı ana dalın dışındaki dallarda oluşan meyve sayısının çok az olmasından kaynaklanmıştır. 3.5. Şemsiye Sayısı Rezenede ışınsal çiçek ve meyve topluluğu şemsiye adıyla ifade edilmekte olup; bitki başına şemsiye sayısı bakımından lokasyonların birleştirilmiş analiz sonucuna göre hatlar arasında önemli bir farklılık (P<0.05) görülmüştür (Çizelge 1). Hatlardan 55b202 hattı en fazla (9.59 adet/bitki) şemsiye oluştururken, 55b197 hattı en az (4.61 adet/bitki) şemsiye oluşturmuştur. Elde edilen bu değerler Arabacı ve ark. (2005)’nın (22.7 – 27.9), Oğuz (2000)’un tabanda (31.63 – 64.90 adet/bitki) ve kıraçta (29.3 – 30.03 adet/bitki) ve Kapoor et al.(2004)’nın (10-14 adet/bitki) belirlediği değerlerin altında kaldığı ancak Özyılmaz (2007)’ın Tokat şartlarında (6.6 – 7.7 adet/bitki) ile Kızıl ve ark. (2001)’nın Diyarbakır şartlarında (6.7 – 10.9 adet/bitki) belirlediği değerlerlerle paralellik, Özkan (1999)’nın belirlediği değerden (3.78) yüksek olduğu anlaşılmıştır. Şemsiye sayısında bulunan değerlerin bazı literatür değerlerine göre farklılık göstermesinin nedeni parseldeki bitki sayısının birbirlerine göre farklılık göstermesi (Özyılmaz, 2007) ile genotip farklılığından kaynaklanmıştır. Lokasyonlara göre incelendiğinde lokasyon ortalamaları arasında P<0.01 düzeyinde farklılık belirlenmiştir. Lokasyonlardan en fazla şemsiye sayısı Kutuköy (6.95 adet/bitki) lokasyonunda görülürken, en az şemsiye sayısı Gökhöyük 3 Orta Karadeniz Bölgesi İçin Geliştirilen Rezene (Foeniculum vulgare Mill. var. dulce) Hatlarının Bazı Tarımsal Özellikleri Bakımından İncelenmesi Çizelge 1. Rezene çalışmalarında tespit edilen morfolojik ve kalite ölçüm değerleri GÖKHÖYÜK Lok. Sap.Kal. (mm) 5,32 D.Say. (Adet) 6,66 Şem.Say. (Adet) 4,07 Say.Say. (Adet) 13,27 Biy.Ağr. (g) 5,78 ab T.B.V. (g) 0,95 bc B.T.A. (g) 7,72 a Verim (Kg/da) 57,14 a U.Y.O (%) 2,90 U.Y.Vr (L/da) 55d370 Bt.By. (cm) 65,15 ab 55b197 60,40 bc 4,78 6,07 2,03 13,20 3,98 cd 0,85 bc 6,92 ab 38,58 d 2,97 1.146 d 55b127 61,33 bc 4,47 6,4 2,53 11,87 4,14 bd 0,74 c 5,5 de 42,42 bd 3,14 1.332 ad 55a69 70,81 a 5,35 6,47 2,75 14,57 4,49 bd 1,09 ab 5,67 ce 35,67 d 3,26 1.163 cd 55a54 58,60 c 4,15 6,27 2,53 14,53 4,55 bc 0,89 bc 6,5 cd 51,58 cd 2,61 1.346 ac 55a45 58,40 c 4,21 6,82 2,16 14,35 6,90 ab 0,96 bc 6,27 e 39,00 cd 3, 57 1.392 ad 55d415 65,15 bc 4,98 6,33 2,33 13,80 3,31 cd 0,8 bc 6,33 be 49,08 ac 3,17 1.556 ab 55a50 61,33 bc 5,03 5,93 2,50 12,60 3,74 cd 0,48 c 5,33 bc 40,75 ab 3,22 1.312 ad 55b202 66,00 ab 4,91 6,76 4,05 13,27 7,63 a 1,6 a 6,33 b 40,83 cd 2,99 1.221 bd Afyon(st) 61,53 bc 4,58 5,33 1,73 12,27 3,07 cd 0,72 bc 5,28 ce 51,88 a 2,79 Ortalama 62,32 C 4,77 B 6,27 2,69 B 13,3 B 4,71 C 0,94 B 6,11 B 44,30 C 3,07 A 1.447 ab 1.360 C **/10,33 **/8,46 ÖD./11,19 */11,74 Hatlar ÖD./11.41 ÖD./9,23 ÖD./19,81 ÖD./10,72 55d370 91,43 5,76 6,65 6,05 16,02 ac 13,47 5,29 ab 8,08 a 207,90 ab 1,44 2.994 c 55b197 95,52 5,63 6,57 6,39 13,82 d 17,81 2,61 c 7,83 ab 198,60 ac 1,97 3.912 ac 55b127 88,92 5,39 6,67 7,04 18,89 a 14,15 4,25 ac 8,33 a 177,67 bc 1,97 3.500 bc 55a69 93,33 5,85 7,22 7,70 17,82 ab 15,15 5,40 ab 8,46 a 215,00 ab 2,13 4.580 ab 55a54 93,13 5,64 7,04 4,74 15,08 cd 14,56 3,00 bc 6,33 b 156,00 c 2,28 3.557 bc 55a45 92,09 5,84 6,20 7,59 14,49 cd 15,73 3,98 ac 6,67 ab 185,7 ac 2,26 4.197 ab 55d415 100,3 5,66 6,77 6,89 15,55 cd 19,76 4,25 ac 7,83 a 231,57 ab 1,92 4.446 ab 55a50 90,29 6,67 7,04 6,12 17,53 ac 13,10 4,75 ac 8,00 a 209,43 ac 1,71 3.581 bc 55b202 97,47 5,77 6,6 7,20 13,00 d 13,10 5,90 a 8,00 a 246,00 a 2,09 5.141 a Afyon(st) 95,57 5,41 6,58 7,42 16,38 ad 15,11 3,76 bc 8,46 a 221,7 ab 1,79 3.968 ac GELEMEN KUTUKÖY Prob./%CV Hatlar Ortalaması 1.657 a */4.93 */21,34 */12,86 Ortalama 94,27 A 5.83 A 6,82 6,95 A 15,39 A 13,22 B Prob./%CV ÖD/5,91 ÖD./7,25 ÖD./10,06 ÖD./21,75 *./8,73 ÖD./20,86 55d370 67,37 5,47 a 6,88 ac 7,67 b 11,36 11,82 b 3,91 bc 5,60 d 130,53 b 2,57 bc 3.355 55b197 69,50 4,74 a 6,4 c 5,13 cd 11,68 11,53 b 2,81 bc 6,33 cd 139,03 b 2,87 ab 3.990 ab 55b127 64,82 3,84 a 6,66 bc 7,86 ab 11,52 10,22 b 4,83 bc 8,40 a 123,80 b 2,93 ab 3.627 ab 55a69 73,37 5,46 a 6,76 ac 6,96 bc 11,82 15,27 ab 3,24 bc 6,29 cd 198,53 a 2,66 bc 5.281 a 55a54 59,30 3,72 a 7,09 ab 7,5 ab 10,92 15,27 ab 4,60 bc 6,01 cd 82,53 c 2,91 ab 2.402 c 55a45 63,10 3,94 a 6,82 ac 6,37 bd 12,79 14,42 ab 2,94 bc 7,00 bc 81,07 c 2,87 ab 2.327 c 55d415 66,32 2,7 b 7,27 a 7,01 bc 13,89 14,42 ab 5,26 b 7,53 ab 121,60 b 2,6 bc 3.162 bc 3.921 ab 4,54 A *./10,83 7,72 A */8,08 207,34 A *./15,18 2,78 B ÖD./13,95 5.764 A * /19,75 55a50 70,22 3,89 a 6,28 c 5,47 cd 11,76 8,57 b 4,50 bc 5,78 d 121,40 b 3,23 a 55b202 63,15 4,17 a 7,32 a 8,87 a 12,49 22,98 a 9,16 a 7,49 ab 111,74 bc 2,27 c 2.537 bc Afyon(st) 67,25 4,48 a 6,48 bc 4,87 d 13,76 6,31 b 2,30 c 6,03 cd 123,97 b 2,79 bc 3.459 bc 3.372 B Ortalama 66,19 B Prob./%CV ÖD./11,28 55d370 74,09 bc 5,51 6,77 6,17 ab 12,99 bc 55b197 73,64 bc 4,96 6,39 4,61 c 55b127 72,33 bc 4,62 6,58 55a69 80,40 a 5,35 6,81 55a54 70,61 c 4,52 55a45 70,18 c 55d415 75,36 ac 55a50 55b202 Afyon(st) Lokasyonlar Ortalaması F / LSD Lokasyonlar F / LSD Hatlar F / LSD Lokasyon X Hat CV (%): 4,4 A 6,45 B 121,74 b 2,77 B **/18,08 */9,57 */17.46 */10,32 11,99 ac 3,47 bc 7,14 ab 127,73 ad 2,67 c 3.410 b 13,05 bc 11,06 ac 2,20 c 7,06 ab 122,07 ad 2,84 ac 3.467 ab 5,57 ac 12,43 c 9,40 bc 3,14 bc 7,41 a 114,63 bd 2,90 ac 3.324 b 5,51 ac 14,87 a 9,88 bc 3,41 bc 5,08 c 143,70 a 2,94 ac 4.225 a 6,83 4,97 bc 13,85 ac 11,36 ac 2,91 bc 6,33 ac 104,08 cd 2,72 bc 2.831 b 4,69 6,63 4,65 ac 13,75 ac 12,71 ab 2,81 bc 5,94 bc 100,90 d 3,09 a 3.118 b 5,18 6,89 5,67 ac 14,41 ab 12,47 ab 3,65 b 7,23 ab 134,08 ab 2,68 bc 3.593 ab 74,26 bc 5,18 6,51 5,28 ac 13,80 ac 11,01 ac 3,42 bc 6,56 ab 128,24 ad 3,01 ab 3.860 ab 76,51 ab 4,95 6,73 9,59 a 12.54 c 13,55 a 5,46 a 7,20 ab 136,23 ab 2,64 bc 3.596 ab 75,23 ac 4,76 6,08 4,86 bc 13,74 ac 9,00 c 2,46 bc 6,38 ab 132,94 ac 2,72 bc 3.616 ab 74,08 4,88 6,55 5,45 13,48 10,94 3,16 6,69 123,92 2,823 3.163 ÖD ÖD ** / 1,31 */1,25 ** / 1,43 */1,37 ** / 2,03 **/1,95 **/1,18 **/1,14 **/1,56 */1,50 **/28,12 **/26,99 */0,43 */0,41 **/1,51 *0,767 ** / 2,58 * / 5,38 4,16 C */12,89 **/ 9,70 ÖD 6,78 */4,26 6,83 A */14,83 11,94 C ÖD./8,58 15,8 A */15,59 ÖD * / 0,70 ÖD ÖD **/1,43 **/2,04 **/1,18 ÖD */28,12 */0,43 **/1,33 06,7 13,3 9,68 12,66 5,72 14,1 19,75 19,21 10,79 11,86 12,10 * : P<0,05 düzeyinde farklı, **: P<0,01 düzeyinde farklı. Bt.By.: Bitki Boyu, Sap.Kal: Sap Kalınlığı, Say.Say. : Şemsiyecik sayısı, Biy.Ağr.: Biyolojik Ağırlık, D.Say.: Dal Sayısı, T. B.V.: Tek Bitki Verimi, U.Y.O: Uçucu Yağ Oranı, Şem.Say.: Şemsiye Sayısı, B.T.A.: Bin Tane Ağırlığı, Uç.Y.Vr: Uçucu Yağ verimi. 4 */19.41 A.UZUN, K.KEVSEROĞLU, S.YILMAZ lokasyonunda 2,69 adet/bitki olarak tespit edilmiştir. Ele alınan lokasyonlardan Gelemen’de hatlar arasında farklılık (P>0,05) görülmüş ve hatlardan 55b202 nolu hat en yüksek (8.87 adet/bitki), Afyon populasyonu ise en düşük (4.87 adet/bitki) değerleri vermiştir. Ayrıca yapılan varyans analizine göre şemsiye sayısı bakımından genotip x lokasyon interaksiyonu önemli bulunmamıştır. Bu özellik bakımından genotiplerin değişen çevre şartlarına karşı tepkileri birbirleri ile paralel düzeyde olmuştur. 3.6. Şemsiyecik Sayısı Ele alınan her bir şemsiyedeki şemsiyecik sayısı bakımından lokasyonların birleştirilmiş analizine göre hatlar arasında farklılıklar önemli (P<0.05) bulunmuş, hatlardan 55a69 en fazla (14.87 adet) şemsiyecik, 55b127 ile 55b202 en az (12.43 ve 12.54 adet) şemsiyecik oluşturmuşlardır (Çizelge1). Bu değerler Özkan ve ark. (2000)’nın belirlediği değerlerin altında bulunmuştur. Şemsiyecik sayısı bakımından lokasyonlar arasında önemli farklılıklar (P<0.01 düzeyinde) bulunmuş olup, en fazla Kutuköy (15,39 adet), en az Gelemen lokasyonlarından (11,94 adet) elde edilmiştir. Çalışmada Hat x lokasyon interaksiyonu önemli (P<0.01 düzeyinde) bulunmuş olup, hatların şemsiyecik sayısı bakımından lokasyonlara göre değişimi birbirlerinden farklı olduğu anlaşılmıştır. 3.7. Biyolojik Ağırlık (g) Lokasyonların birleştirilmiş analizine göre rezenede biyolojik ağırlık bakımından hatlar ve lokasyonlar arasında farklılık(P<0.01) belirlenmiştir. Buna göre hatlardan 55b202 (13.55 g/bitki) en fazla, Afyon (st) populasyonu ise en az biyolojik ağırlığına (9.00 g/bitki) sahip olduğu görülmüştür (Çizelge 1). Lokasyonlara göre; Kutuköy’de en fazla (15.8 g/bitki), Gökhöyük’de en az (4.71 g/bitki) biyolojik ağırlık tespit edilmiştir. Her bir lokasyonu kendi içerisinde incelediğimizde ise Gökhöyük ve Gelemen lokasyonunda hatlar arasında farklılık (P<0,05) görülmüş olup, her iki lokasyonda da 55b202 nolu hat en değerleri vermiştir. Biyolojik ağırlık bakımından hat x çevre interaksiyonu P<0.01 düzeyinde önemli bulunmuş olup, biyolojik ağırlık bakımından hatlar farklı çevrelerde birbirlerinden farklı düzeyde etkilendikleri görülmüştür. 3.8. Tek Bitki Verimi (g/bitki) Çizelge 1’de görüldüğü gibi, lokasyonların birleştirilmiş analiz sonucuna göre tek bitki verimi bakımından hatlar ve lokasyonlar arasında farklılıklar (P<0.01) belirlenmiştir. Lokasyonların ortalama tek bitki verimi 3,16 g olup, tek bitki verimi bakımından 5.46 g ile 55b202 nolu hat en fazla, 2.20 g ile 55b197 nolu hat ise en az verimi vermiştir. Lokasyonlara göre incelendiğinde Kutuköy lokasyonu ile Gelemen lokasyonunda en fazla tek bitki verimi (4.54 g ve 4.40 g) tespit edilirken, Gökhöyük lokasyonunda 0.94 g olarak belirlenmiştir. Elde edilen bu değerler Özkan (2000)’nın belirlediği (2.87 g - 4.67g) olduğu değerlerle uyumlu görülürken, Özyılmaz (2007)’ın belirlediği ortalama 2.1 g/bitki ve Kızıl ve ark.(2001)’ın belirlediği (0.78 g – 3.68) değerlerinin üzerinde, Arabacı ve ark. (2005)’ın belirlemiş olduğu (15.00 – 22.00) değerlerin çok altında kalmıştır. Tek bitki veriminin hat x çevre interaksiyonunun önemli (P<0.01) bulunduğu, ele alınan hatların her lokasyonda aynı tepkiyi vermediği görülmüştür. Buna göre tek bitki verimi bakımından lokasyonlara göre genotiplerin tepkileri birbirlerine göre farklı oldukları anlaşılmıştır. Ancak elde edilen sonuçlara göre tüm lokasyonlarda tek bitki verimi bakımından 55b202 nolu hat en yüksek değerleri vermiştir. 3.9. Bin Tohum Ağırlığı (g) Çalışmada lokasyonların birleştirilmiş analizine göre ele alınan hatların ortalama bin tohum ağırlığı 6.69 g olarak belirlenmiştir. Çizelge 1’de görüldüğü gibi yapılan analize göre hatlar arasında farklılığın (P<0.05) önemli olduğu, hatlardan 55b127’nin en yüksek (7.41 g), 55a69’un ise en düşük değerleri verdiği saptanmıştır. Ayrıca bin tohum ağırlığına çevrenin etkisinin önemli (P<0.01) olduğu görülmüştür. Bin tohum ağırlığı bakımından lokasyonlar incelendiğinde ortalamalar Kutuköy’de 7.72g, Gökhöyük’de 6.11g olarak belirlenmiştir. Farklı 5 Orta Karadeniz Bölgesi İçin Geliştirilen Rezene (Foeniculum vulgare Mill. var. dulce) Hatlarının Bazı Tarımsal Özellikleri Bakımından İncelenmesi çevre şartlarında hatların bin meyve ağırlığı değişebilmektedir. Ancak hat x çevre interaksiyonunun önemsiz çıkmasından anlaşılacağı gibi hatlar, değişen çevre şartlarına birbirlerinden farklı düzeyde tepki göstermediği anlaşılmıştır. Elde edilen bu ortalama değerler Özyılmaz (2007)’ın elde ettiği değerlerin (4.1 g – 5.3 g) üzerinde bulunurken, Karaca ve ark.(1999)’nun elde ettiği değerler (6.9 g – 7.3 g ) ile uyumlu, Özkan ve ark. (2000)’ün (7.98 g –8.40 g), ve Arabacı ve ark. (2005)’ın tespit ettiği (8.14 g -817 g) değerlerden bulunmuştur. Hatlara ve lokasyonlara göre rezenede bin tane ağırlığı bakımından oluşan farklılığın temel nedeni çevre farklılığına göre oluşan su kullanımına bağlı olduğu anlaşılmaktadır (Kumar et al., 2002). 3.10.Tohum Verimi (kg/da) Lokasyonların birleştirilmiş varyans analizi sonucuna göre verim bakımından hatlar arasında önemli farklılık (P<0.01) olduğu, en fazla verimi 143,70 kg/da ile 55a69, en az verimi 100,60 kg/da ile 55a45 nolu hatlar sağlamıştır (Çizelge 1). Ayrıca rezene hatlarının verimi üzerine çevrenin etkisi, önemli (P<0.01 düzeyinde) bulunmuş olup, en fazla verim 207,34 kg/da ile Kutuköy, en az verim 44.30 kg/da ile Gökhöyük lokasyonlarından elde edilmiştir. Belirtilen bu değer Karaca ve ark.(1999)’nın Samsun şartlarında ve Özkan ve ark.(2000)’nın Ankara şartlarında elde etmiş olduğu değerlerden yüksek olurken, lokasyon verilerini dikkate aldığımızda Arabacı ve ark.(2005)’nın tespit ettiği değerlerle uyumlu olduğu görülmüştür. Ancak Gökhöyük lokasyonundan ekimin çok erken zamanlarda yapılmasına rağmen elde edilen ortalama veriminin 44.30 kg/da olması rezenenin kurak şartlarda sulanmadan tarımının yapılamayacağını göstermektedir (Kumar et al.(2002), Mohammed and Abdu (2004)). Bunun yanında sahil (Gelemen Lokasyonu) kesiminde yapılan çalışmada elde edilen ürünün bölgenin yüksek nispi neminden etkilendiği ve verim ve tane iriliğinde düşmelere neden olduğu belirlenmiştir. Hasat zamanının gecikmesi çeşitli mantari hastalıklara 6 maruz kalmasına neden olmaktadır. Bu da rezene danelerinin erkenden kuruma ve kararmasına neden olmaktadır. 3.11. Uçucu Yağ Oranı (%) Uçucu yağ oranı rezenede önemli bir kalite kriteri olup, distilasyon metoduna göre tespit edilmektedir. Yapılan çalışmalarda, lokasyonların birleştirilmiş analizine göre uçucu yağ oranı bakımından hatlar arasında önemli farklılık (P<0.05) bulunduğu görülmüş, hatlardan 55a45 en fazla (% 3.09), 55d370 en az (% 2,67) uçucu yağ oranına sahip oldukları belirlenmiştir (Çizelge 1). Bu değerler Özyılmaz (2007)’ın (% 1.6 – 2.8), Oğuz (2000)’un (% 1.54 – 2.6), Karaca ve ark. (1999)’nun (% 2.32 – 2.43) Coşge ve ark.(2007)’nın (%1.75 – 2.51), Kızıl ve ark.(2001)’nın (% 1.87 – 2.17) belirledikleri değerlerin üzerinde olduğu görülmüştür. Yapılan analize göre uçucu yağ oranı bakımından lokasyonlar arasında da önemli farklılık (P<0.05 düzeyinde) tespit edilmiş olup, uçucu yağ oranı üzerinde çevresel faktörlerin etkisinin bulunduğu ve çok kurak şartlarda hatların uçucu yağ oranlarının yükseldiği anlaşılmaktadır. Baytop 1972 ve Baydar 2009’a göre bitkiler kurak şartlarda su kaybını önlemek için uçucu yağları salgılar. Aynı araştırıcıya göre kurak ve sıcak bölgelerde yaşayan bitkilerin çoğu uçucu yağ taşımakta olması bu fikri kuvvetlendirmektedir. Ayrıca stres şartlarında bitkide etken madde miktarı çoğalıp azalabilir. Ayrıca bunlara ilaveten gelişim periyodunda da etken madenin değişimi doğaldır (Baydar, 2009; Şanlı ve ark., 2008). Buna göre üzerinde çalışılan hatların uçucu yağ oranları incelendiğinde çevresel faktörlerin etkileri yanında genetik faktörlerinde etkili olduğu anlaşılmaktadır (Piccaglia and Marotti, 2001). 3.12. Uçucu Yağ Verimi (L/da) Lokasyonlara göre birleştirilmiş varyans analizinde uçucu yağ veriminin hatlar ve lokasyonlar arasında farklılık (P<0.05) gösterdiği çizelge 1’de görüldüğü gibi tespit edilmiştir. Hatlar arasında en yüksek uçucu yağ A.UZUN, K.KEVSEROĞLU, S.YILMAZ verimi 4.225 L/da ile 55a69 nolu hattan elde edilirken, onu 3.86 L/da ile 55a50 nolu hat takip ettiği belirlenmiştir. En yüksek uçucu yağ oranına sahip 55a45 nolu hat ise 3.118 L/da uçucu yağ verimi ile alt sıralarda yer almıştır. Bu değerler Karaca ve ark.(1999) ile Özkan ve ark.(2000)’nın belirlemiş olduğu verim değerlerinden fazla olurken Arabacı ve ark.(2005)’nın belirlemiş olduğu değerlerle uyumlu olduğu görülmüştür. Lokasyonlara göre incelendiğinde Kutuköylokasyonu 5,764 L/da ile en fazla uçucu yağ elde edilirken, en az uçucu yağ 1,360 L/da Gökhöyük lokasyonundan elde edilmiştir. Buna göre geçiş bölgelerinde sulu tarım koşullarında uçucu yağ verimi yüksek rezene yetiştiriciliği yapılabilir. 4. Sonuç ve Öneriler 1. Pazarı bulunduğu takdirde Rezene Orta Karadeniz’in iç kesiminde baharat bitkisi olarak bölge tarımında özellikle geçiş bölgesi (Amasya, Çorum ve Tokat) ürün deseni içerisinde alternatif olarak yetiştirilebilir. Bunun yanında sahil bölgelerinde yapılan çalışmalarda gerek verim gerekse kalite bakımından taneler olumsuz etkilendikleri gözlenmiştir. Bu nedenle Karadeniz Bölgesi sahil kuşağında rezene tarımı yapılması önerilmemektedir. 2. Yazlık ekimlerde ele alınan hatlardan en fazla verimi 55a69 nolu hat verirken, uçucu yağ oranı bakımından ise 55a45 ve 55a50 nolu hatların önde geldiği belirlenmiştir. Bu hatlardan 55a50 nolu hat verim yönünden kontrolün gerisinde kalmış olsa da gerek verim, gerekse uçucu yağ oranı bakımından hatlar arasında en sitabil hat olarak öne çıkmaktadır. 3. Çalışmada ele alınan hatların iç bölgelerdeki yazlık ekimlerinde sulu tarım koşullarında yüksek verim ve kaliteli ürün elde edilirken kurak şartlarda yapılan yetiştiricilikte verim düşmektedir. Bu nedenle bu şartlarda yapılacak rezene tarımında sulama koşullarının iyileştirilmesi verime o nispette olumlu etkide bulunacağı anlaşılmıştır. Kaynaklar Anonim. 1989. TSE Standartları TS-7418 Rezene 1989. Anonim. 1999. İhracatı Geliştirme Merkezi (İGEME) Kayıtları, Ankara Anonim 2004. Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi Bazı Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Entegre Ürün Yönetimi Araştırmaları Ara Sonuç Raporu. Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü. 2004 Anonim 2008. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Kayıtları, Samsun Anonim 2009. Türkiye İstatistik Enstitüsü Kayıtları Ankara Arabacı, O., E. Bayram 2005. Rezenede (Foeniculum vulgare Mill.) Farklı Ekim Zamanı ve Tohumluk Miktarının Verim Bazı Önemli Özellikler Üzerine Etkisi. Türkiye VI. Tarla Bitkileri Kongresi 5-9 Eylül 2005, Antalya Arslan, N., 1990 Ülkemizde Tıbbi Bitkiler ve Önemi. Tarımda Kaynak. 1: 11-13 Baytop, T., 1972. Türkiye’de Bitkilerle Tedavi. İstanbul Üniversitesi Yayınları. Yayın No.: 3225. Baytop, T.,1994. Türkçe Bitki Adları Sözlüğü. Türk Dil Kurumu Yayınları. No. 578, Ankara. 508. 1994. Baydar, H., 2009. Tıbbi, Aromatik ve Keyf Bitkileri Bilimi ve Teknolojisi. Süleyman Demirel Üniversitesi. SDÜ Yayın No.: 51 151s. Isparta. Coşge, B., Gürbüz, B., Day, S., 2007. Ankara Ekolojik Koşullarına Adapte Olabilen Yüksek Drog Verimi ve Uçucu Yağ Oranına Sahip Tatlı Rezene (Foeniculum vulgare Mill. var. Dulce) Hatlarının Seleksiyonu. Türkiye VII. Tarla Bitkileri Kongresi. 25 – 27 Haziran 2007, Erzurum. Davis, P.H. 1982. Flora of Turkey and The East Agean Islands. Labiatae, University Press, Edinburg Volume 7, p 462-463. Düzgüneş, O., Kesici, T., Kavuncu, O., Gürbüz, F., 1987. Araştırma ve Deneme Metodları (İstatistik Metodları – II) s.298 Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları No.:1021 Ders Kitabı: 295-298 s. Ankara Kapoor, R., Giri, B., Mukeriji, K., 2004. Improved Growth and Essential Oil Yield and Quality in Foeniculum vulgare Mill. on Mycorrhizal Inoculation Supplemented with P-Fertilizer. Bio Resource Technology, 93, 307 – 311. Karaca, A., Kevseroğlu, K., 1999 Farklı Orjinli Kişniş (Coriandrum sativum L.) ve Rezene (Feoniculum vulgare Mill.) Bitkilerinin Önemli Tarımsal Özellikleri Üzerine Bir Araştırma. J. Agric., Fac. O.M.U., 14,(2): 65-77. Kızıl, S., Arslan, N., İpek, A., 2001 Rezene (Foeniculum vulgare Mill. var. Dulce)’de Farklı Ekim Zamanlarının Verim ve Verim Unsurlarına Etkisi. Türkiye 4. Tarla Bitkileri Kongresi, 17 – 21 Eylül 2001. Cilt II, 331 – 334, Tekirdağ. Kumar, A., Singh, R., Chhillar, R.K., 2002. Influence of Irrigation and Fertilizer Levels on Growth, Seed Yield and Water – Use Efficiency by Fennel (Foeniculum vulgare). Indian Journal of Agronomy 47 (2): 289-293. Mohamed, M.A.H., Abdu, M., 2004. Growth and Oil Production of Fennel (Foeniculum vulgare Miller): Effect of Irrigation and Organic Fertilization. 7 Orta Karadeniz Bölgesi İçin Geliştirilen Rezene (Foeniculum vulgare Mill. var. dulce) Hatlarının Bazı Tarımsal Özellikleri Bakımından İncelenmesi Biological Agriculture and Horticulture 22(1): 31 – 39. Oğuz, A., 2000 Rezenede (Foeniculum vulgare Mill. var. dulce) Farklı Üretim Yöntemlerinin Verim ve Uçucu Yağ Üzerine Etkileri. Çukurova Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, Adana. Özel, A., Demirbilek, T., 2000 Harran Ovası Koşullarında Bazı Teknik Tek Yıllık Baharat Bitkilerinin Verim ve Bazı Agronomik Özelliklerinin Belirlenmesi. Harran Üniv. Ziraat Fakültesi, 4(3-4):21-32. Özkan, F., 1999. Tatlı Rezenede Bitki Sıklığının Verim ve Verim Öğeleri Üzerine Etkileri. Yüksek Lisans Tezi, A.Ü. Tarla Bitkileri Anabilim Dalı, Ankara. Özkan, F., B. Gürbüz, 2000. Tatlı Rezene (Foeniculum vulgare Mill. var. dulce)’de Bitki Sıklığının Verim ve Verim Özellikleri Üzerine Etkileri. Tarla Bitkileri Merkez Araştırma Enstitüsü Dergisi (9) 1-2. 8 Özyılmaz B. 2007. Farklı Sıra Aralığı ve Ekim Normlarının Rezene (Foeniculum vulgare Mill. var. dulce)’de Verim, Verim Unsurları ve Bazı Kalite Özelliklerine Etkileri. Yüksek Lisans Tezi. Gaziosmanpaşa Üniv. Fen Bilimleri Enstitüsü Tarla Bitkileri Anabilim Dalı, Tokat. Piccaglia, R.,Marotti, M., 2001. Characterization of Some Italian Types of Wild Fennel (Foeniculum vulgare Mill.) J. Agric. Food Chem. 2001, 49, 239-244. Şanlı, A.,Karadoğan, T., Baydar, H., 2008. Doğal Olarak Yetişen Tatlı Rezene (Foeniculum vulgare Mill. var. dulce)’nin Farklı Büyüme Dönemlerinde Uçucu Yağ Miktarı ile Bileşenlerinin Belirlenmesi. Süleyman Demirel Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi 3(2): 17-22 2008 ISSN 1304-9984. GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 9-19 Sofralık Amaçlı Sultani Çekirdeksiz Üzüm Yetiştiriciliğinde Gölgeleme ve Örtü Materyali Uygulamalarının Ekonomik Analizi Rüstem CANGİ 1 Metin KESGİN2 Adem YAĞCI1 1 Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü, Tokat 2 Manisa Bağcılık Araştırma Enstitüsü, Manisa Özet: 2009 ve 2010 yıllarında Manisa koşullarında gerçekleştirilen bu çalışmada, sofralık üzüm yetiştiriciliğinde gölgeleme ve örtü materyallerinin etkisi araştırılmıştır. Sultani Çekirdeksiz üzüm çeşidine ait asmalar, ben düşme döneminden 20 Ağustos’a kadar üç farklı yoğunlukta (%35, %55, %75) filelerle gölgeleme yapılmıştır. Daha sonra asmalar, Eylül ayından hasada kadar dört farklı örtü materyali (şeffaf polietilen, mogul, kanaviçe, Lifepack) ile örtülmüştür. Örtü uygulamalarında hasat, açıkta yetiştiriciliğe göre 38 ile 64 gün arasında gecikmiştir. İki yıllık ortalama değerlere göre toplam verim, 1535 kg/da ile 2290kg/da; satılabilir verim ise 1029 kg/da ile 1842 kg/da arasında değişmiştir. Satılabilir verim kontrol ve %35 gölgeleme+PK (kanaviçe) uygulamasında en düşük olarak belirlenmiştir. Bir dekar bağ alanında değişken masraf üretim modellerine göre 788,1 TL/da ile 1729,10 TL/da arasında değişmiştir. En düşük maliyet açıkta yetiştiricilikte, en masraflı üretim %75 gölge+Lifepack örtü uygulamasında saptanmıştır. %55 gölgeleme+Lifepack ve kanaviçe uygulamaları, net kar açısından ilk sıralarda yer almıştır. Kontrol, %35+PK ve %75+ŞPÖ (şeffaf polietilen) üretim modelleri, net karlılık hesabında zararın yüksek olduğu üretim modelleri olmuştur. Özellikle %75’lik gölgeleme gerek masraf gerekse sürdürülebilir verimlilik açısından (düşük göz verimliliği) önerilmemiştir. Üretim masrafları toplamı açısından en yüksek (2144 TL/da) ikinci model olan %55+Lifepack uygulaması, satılabilir üzüm miktarının fazla olması, üzümün en geç dönemde hasat edilmesi ve fiyatların en yüksek olduğu dönemde satılması nedeniyle en ideal üretim modeli olmuştur. Anahtar kelimeler: Sultani Çekirdeksiz, örtü materyalleri, geç hasat, kalite, ekonomik analiz. An Economic Analysis of Shading and Covering Material Applications on Table Grape Growing of Sultani Çekirdeksiz Cultivar Abstract: In this study performed in Manisa condition during 2009 and 2010, we investigated the effect of shading and cover material applications on the table grape growth. The vines of Sultani Çekirdeksiz grape cultivar were covered with three different levels (35%, 55%, 75%) shading nets from the veraison period to the beginning of August twenty. Vines were covered with four different cover material (transparent polyethylene, mogul, polypropen cross-stitch, Lifepack) from September to harvesting time.The harvesting was delayed in covering applications from 38 to 64 days in the open field. Shading applications adversely affected the bud efficiency of the next year. Accord ing to the values of the two-year average, total yield ranged between kg/da 1536 and kg/da 2290; marketable yield was kg/da 1029 and kg/da 1842. The lowest marketable yields were obtained from control and 35% shading+ polypropen cross-stitch applications. The costs to establish one decare vineyard in the field according to the variable of production models ranged from TL/da 788.1 to TL/da 1729.1. While the lowest cost in the open field growing, the most expensive production was in 75% shade + Lifepack cover. 55% shading + Lifepack and polypropen cross-stitch applications have taken first place in terms of net profit. Control, 35% shading+ polypropen cross-stitch and 75% shading+ transparent polyethylene production models, models of the net profit calculation is the damage has been high. 75% shading, especially in terms of both cost efficiency and sustainable (bud efficiency) productive is not recommended. Despite its highest production costs of 55% + Lifepack application (second model), it can be recommended as an ideal production model for marketable grapes, delayed harvesting period and higher price in market. Key words: Sultani Çekirdeksiz, covering material, delay harvest, quality, economic analysis 1.Giriş Türkiye’nin iklim özellikleri başta Ege bölgesi olmak üzere bağ yetiştiriciliğine çok uygundur. Türkiye, dünya sofralık üzüm üretiminin % 6’sını ve kuru üzüm üretiminin ise % 33’ünü karşılamaktadır. Çekirdeksiz kuru üzüm satımında ise, ABD’den sonra ikinci sırada yer alan Türkiye, sofralık üzüm dış satımında da son yıllarda önemli bir gelişme göstermektedir (Altındişli ve ark., 1997; Çelik ve ark., 2010). Ege Bölgesinde, başta Manisa olmak üzere Denizli ve İzmir illerinde, yaygın olarak yetiştirilen Sultani Çekirdeksiz üzüm çeşidi 9 Sofralık Amaçlı Sultani Çekirdeksiz Üzüm Yetiştiriciliğinde Gölgeleme ve Örtü Materyali Uygulamalarının Ekonomik Analizi sofralık ve kurutmalık olarak değerlendirilmekte olup, bu illerde yaklaşık 1.5 milyon ton yaş üzüm üretilmektedir. Sofralık üzüm ihracatında da ilk sırada yer almaktadır (Çelik ve ark., 2010). 2004 yılında yurdumuzda 159 310 ton sofralık üzüm dış satımı gerçekleşmiş olup, bunun %98’i Sultani Çekirdeksiz çeşididir (Uysal, 2007). Sofralık üzüm yetiştiriciliğinde en karlı üretim modelleri erken dönemde veya geç dönemde üzümü piyasaya sunarak sağlanmaktadır. Bu üretim şekilleri üretimin uygun bölgelerde yapılması, çeşit seçimi, örtü ve gölge materyallerinin kullanılması ile gerçekleştirilmektedir. Bağcılıkta plastik örtülerle omcaların tamamen kapatılması, erkenci çeşitlerde olgunlaşmayı daha da erkene almak, orta ve geç olgunlaşan çeşitlerin derimini geciktirmek, bunun yanında asmaların yağmur, dolu, kar ve fırtına gibi iklimsel etkenler ile hastalık ve zararlıların olumsuz etkilerinden korunmasını sağlamak amacıyla yapılmaktadır (Ağaoğlu, 1977; Uzun, 1993; Ergenoğlu ve ark., 1999; Yüksel, 2001). Özellikle Akdeniz bölgesinde üreticiler örtü altında bağcılık yaparak piyasaya turfanda erkenci üzüm sunmaktadır. İznik yöresinde ve Ege bölgesinde üzümler olgunlaştıktan sonra, asmaların üzerleri değişik örtü materyalleri ile örtülerek üzümler asma üzerinde 1-2 ay bekletilmekte ve daha sonra piyasaya sunulmaktadır (Kara ve Çoban, 2001; Özkan ve ark., 2005; Çelik ve ark., 2010). Son yıllarda, ürünleri güneşin yakıcı etkisinden ve dolu zararından korumak için gölgeleme materyallerinden yararlanılmaktadır. Değişik yoğunlukta gölgeleme oranına sahip olan file veya ağ denilen örtüler asma fidanı yetiştiriciliğinde ve bağlarda kullanım alanı bulmuştur. Bağlarda gölgeleme uygulamaları, dünyanın değişik bölgelerinde pratik olarak uygulanmaya başlamış olup, konu üzerinde araştırmalar yapılmaya devam etmektedir (Kliewer ve ark., 1967; Smart ve ark., 1988; Keller ve ark., 1998). Ülkemizin en önemli üzüm üretim bölgesi Manisa’da son yıllarda üreticiler sofralık olarak değerlendirdikleri üzümden daha fazla gelir elde etmek için örtü materyalleri kullanmaktadır. Yağışlardan üzümleri korumak ve hasadı geciktirmek amacıyla, asmalar şeffaf 10 plastik plastik, kanaviçe vb. materyallerle örtülmektedir. Üreticiler farklı örtü materyali arayışlarını sürdürmektedirler. Kara ve Çoban (2001)’ın Manisa Alaşehir’de yaptıkları bir çalışmada, polipropilen kanaviçe örtü kullanımının hasadı, açıkta yetiştirilenlerle (kontrol) karşılaştırıldığında 20 gün daha geciktirdiğini bildirmişlerdir. Bazı kalite kriterleri bakımından polipropilen kanaviçe örtü ile örtülenler açıktakilerden daima daha yüksek olduğunu saptamışlardır. Sultani Çekirdeksiz üzüm çeşidinin yoğun olarak üretildiği bölgede, kuru üzümün getirisinin düşük olması, üzümün büyük bir kısmının kısa dönem aralığında piyasaya arz edilmesi bu karlı üretim dalını darboğaza sokmaktadır. Zira, Ege bölgesinde (Manisa) ürünün bol olduğu Ağustos-Eylül aylarında üzüm fiyatları çok düşük seyretmektedir. Üzümün depolanması ve daha sonra piyasaya sürülmesi maliyeti artırmaktadır. Üzümün kalitesini bozmadan olabildiğince geç dönemde hasat edilerek üreticilerin gelir düzeyini artırmak, piyasaya üzümü daha uzun dönemde ve kaliteli bir şekilde sunmak önem arz etmektedir. Yani Sultani Çekirdeksiz üzümü olabildiğince geç döneme kadar asma üzerinde tutarak hasadı geciktirmek en karlı model olarak önerilmektedir (Çelik ve ark., 2010). Bu araştırmada, üzümü daha geç dönemde piyasaya arz ederek, sofralık üzüm yetiştiriciliğinde elde edilen gelir miktarının artırılması hedeflenmiştir. Farklı Gölgeleme x Örtü uygulama modellerinde yapılan masraf, elde edilen satılabilir üzüm miktarlarından elde edilen gelir ekonomik analize tabi tutularak, en karlı üretim modeli belirlenmiştir. 2.Materyal ve Yöntem 2.1.Materyal Araştırma 2009 ve 2010 yıllarında Manisa Bağcılık Araştırma Enstitüsü’ne ait araştırma bağında gerçekleştirilmiştir. 41B anacı üzerine aşılı Sultani Çekirdeksiz çeşidine ait asmalar 10 yaşında olup, 2.0X3.0 m sıra üzeri ve arası mesafe ile dikilmiştir. Bağın destek sistemi “çift T” dir. Araştırmada asmalar ben düşme döneminde (Temmuz başı) polietilenden üretilmiş olan yeşil renkli ve 3 farklı gölgeleme oranına (%35, %55, %75) sahip file örtülerle R.CANGİ, M.KESGİN, A.YAĞCI örtülmüştür. Hasada yakın dönemde yağmurun olumsuz etkisini azaltmak ve salkımları asmalar üzerinde daha uzun süre bekletmek amacıyla 20 Ağustos tarihinde omcaların üzerine dört farklı özellikte örtü (şeffaf polietilen, mogul, kanaviçe, Lifepack) materyali çekilmiştir. Gölgeleme fileleri örtü materyalleri (şeffaf polietilen örtü hariç)çekilmeden önce kaldırılmıştır. 2.2. Yöntem Manisa Bağcılık Araştırma Enstitüsü tarafından Sultani Çekirdeksiz üzüm çeşidinde sofralık yetiştiriciliğe yönelik geliştirilen uygulanan model, denemenin tüm parsellerinde standart olarak yapılmıştır (Çalışkan ve İlhan, 1975). Araştırmada, güneşin etkisini azaltmak ve olgunlaşma periyodunu yavaşlatarak hasadı geciktirmek için üç farklı oranda gölgeleme oranına sahip gölgeleme filesi (GF) kullanılmıştır. Asma üzerinde bırakılan üzümleri sonbahar yağmurlarının olumsuz etkisinden korumak ve üzümleri ticari özelliğini yitirmeden asma üzerinde en uzun süre kalmasını sağlamak için dört farklı (şeffaf polietilen örtü materyali (ŞPÖ), mogul (M), Lifepack (L) ve polipropilen kanaviçe (PK) örtü kullanılmıştır (Çizelge 1). Deneme bölünmüş parseller deneme desenine göre üç tekerrürlü, parsel büyüklüğü altı omca olacak şekilde (17x3x6=306 omca) gerçekleştirilmiştir. Elde edilen verilerin varyans analizi jump7 programında yapılmıştır. Açıkta yetişen kontrol asmalarının bir kısmı, gölgeleme sonrası yağmurdan korumak amacıyla sadece örtü materyalleri ile örtülmüştür. Gölgeleme materyalleri üzümlerde ben düşme döneminde çekilirken, yağmurun etkisini önlemek amacıyla kullanılan örtüler ise Eylül ayına yakın Ağustos ayının son 10 günü içinde asmaların üzerine çekilmiştir. Açıkta yetiştirilen kontrol asmalarında hasat; ilk hasat ve son hasat (omca üzerinde açıkta bekletilenler) olarak gerçekleştirilmiştir. Hasatta toplam ve satılabilir üzüm miktarları her uygulama için ayrıca saptanmıştır. Gölgeleme ve örtü materyalleri Çizelge 1. Araştırmada denenen gölgeleme ve örtü uygulamaları Uygulamalar (üretim modeli) Gölgeleme oranı 1 Kontrol (Hiçbir örtü yok) 2 %35 +ŞPÖ % 35 3 %55 + ŞPÖ % 55 4 %75 + ŞPÖ % 75 5 0+ ŞPÖ (yağmura önlem amaçlı) 6 %35 +M % 35 7 %55 +M % 55 8 %75 + M % 75 9 0+M (yağmura önlem amaçlı) 10 %35 +PK % 35 11 %55 + PK % 55 12 %75 + PK % 75 13 0+PK (yağmura önlem amaçlı) 14 %35 + L % 35 15 %55 + L % 55 16 %75 + L % 75 17 0+L (Yağmura önlem amaçlı) - uygulamaları ile üzümleri geç hasat ederek elde edilen gelir artışının, kontrola göre yapılan masraflar hesaplanarak, maliyet analizi yapılmıştır. Her üretim modelline ait masraf ve gelirler hesaplanarak, en karlı modeller ortaya konulmuştur. Değişen masraflar olarak; işgücü ve masrafları, materyal masrafları ve döner Örtü Materyali Şeffaf poletilen Şeffaf poletilen Şeffaf poletilen Şeffaf poletilen Mogul Mogul Mogul Mogul Polipropilen kanaviçe Polipropilen kanaviçe Polipropilen kanaviçe Polipropilen kanaviçe Lifepack Lifepack Lifepack Lifepack sermaye faizi alınmıştır. Değişen masraf grubunu oluşturan masraf unsurlarının belirlenmesinde dışarıdan temin edilen hammadde ve yardımcı maddelerde maliyet bedeli, işletmeden temin edilenlerde ise çiftlik avlusu fiyatı esas alınmıştır (Birinci ve Er, 2006). 11 Sofralık Amaçlı Sultani Çekirdeksiz Üzüm Yetiştiriciliğinde Gölgeleme ve Örtü Materyali Uygulamalarının Ekonomik Analizi Sabit giderlerden; Değişen masraflar toplamının % 3’ü genel idare giderleri olarak hesaplanmıştır. Döner sermaye faizi, değişen masraflara T.C. Ziraat Bankasının bitkisel üretim kredilerine 2010 yılında uyguladığı faiz oranının (%13) yarısı (% 6,5) uygulanarak hesaplanmıştır. Çıplak arazi değerinin faizi, araştırma bölgesindeki çıplak arazinin cari alım satım değerinin % 5’i alınarak tespit edilmiştir (Demircan ve ark., 2005). Deneme yapılan bölge dikkate alınarak, 1 dekar çıplak arazi bedeli 7 000 TL olarak hesaplanmıştır. Tesis masrafları yıllık amortisman payı, tesis dönemi boyunca yapılan toplam tesis masraflarının bağın ekonomik ömrüne bölünerek elde edilmiştir(2100/40= 42,50 TL/yıl). Tesis sermayesi faizi ise toplam tesis masrafları yarı değerine % 5 faiz uygulanarak (2100/2 * 0,05=52,5 TL) hesaplanmıştır. Bir dekar bağın maliyeti: = (170 fidan*3 TL=510 TL)+(60 direk*7 TL= 420TL)+(340 m uzunluk*5 sıra tel=1700 m tel/ 17m(17m 3 lük tel 1 kg)=100kg* 1.750 TL =175 TL)+(işçilik: 4 işçi 2 gün dikim+2 gün direkler+1gün tel çekimi=1000 TL)= 2100 TL Birim alana brüt üretim değeri, üretim masrafı, brüt, net, oransal kar ve birim ürün maliyetinin hesaplanmasında şu formüller kullanılmıştır (Demircan ve ark., 2005). Brüt Üretim Değeri (TL/da) = Verim (kg/da) x Satış Fiyatı (TL/kg) Üretim Masrafları (TL/da) = Değişen Masraflar (TL/da) + Sabit Masraflar (TL/da) Üretim Masrafları (TL/kg) = Üretim Masrafları (TL/da) / Verim (kg/da) Brüt Kar (TL/da) = Brüt Üretim Değeri (TL/da) – Değişen Masraflar (TL/da) Net Kar (TL/da) = Brüt Üretim Değeri (TL/da) – Üretim Masrafları (TL/da) Oransal Kar = Brüt Üretim Değeri (TL/da) / Üretim Masrafları (TL/da) Çalışmada masraf hesaplamaları yaparken, üretim modellerine göre dikkate alınan erkek işgücü (EİG) ihtiyacı ve bedeli Çizelge 2’de sunulmuştur. Modellere göre işgücü ihtiyacı Manisa bölgesinde sofralık üzüm yetiştiriciliğinde yapılan uygulamalar ve bu çalışmada not alınan veriler dikkate alınarak hesaplanmıştır. Bir günlük EİG bedeli, Manisa 12 piyasasında sigorta dahil 40 TL/gün olarak dikkate alınmıştır. Uygulamalarda değişken masraf olarak en önemli yeri gölgeleme fileleri, örtü materyalleri, gübre ve zirai ilaç bedelleri oluşturmaktadır. Araştırmada kullanılan gölgeleme fileleri ve örtü materyallerinin 2009 fiyatları Çizelge 3’de sunulmuş olup, bu materyallerin ekonomik ömrü üç yıldır. Gölgelik file ve örtü materyallerinde girdi maliyeti hesaplanırken dekara yıllık olarak 1/3 oranında hesaplama yapılmıştır. Dekara gübre maliyeti: (Amonyum nitrat 1 torba=60 TL) + (potasyum nitrat 1 torba=60 TL)+ (yaprak gübresi 2 adet =2* 25 = 50 TL) +( 2 adet deniz yosunu 25*2 = 50 TL) + (1 adet kalsiyum 30 TL) = Toplam: 250 TL/da. Zirai mücadele ilaç maliyeti: : Toplam 1 da için: Külleme 7*45/4=75 TL, mildiyö 3*20/4=15 TL, kurşuni küf 3*35/4=25 TL, salkım güvesi 3*15/4=10 TL Toplam: 125 TL/da Ekonomik analiz iki yıllık verim değerlerinin ortalaması alınarak yapılmıştır Denemede tüm modellerde, hasatta elde edilen üzüm verim toplam ve satılabilir verim olarak ayrıca saptanmıştır. Modellere göre dekardan elde edilen verimler ürün bedelleri o dönemdeki piyasa fiyatı ile çarpılarak gelirler hesaplanmıştır. Ağustos 15-Ekim 15 arasında Manisa bölgesindeki haftalık üzüm fiyatları Çizelge 4’de sunulmuştur. 3. Araştırma Bulguları ve Tartışma Gölgeleme sonrası örtü altına alınan asmalarda yetiştirilen üzümler her iki yılda da açıkta yetiştirilen üzümlere göre daha geç dönemde hasat edilmişlerdir. İlk hasada göre hasadın gecikme süresinin uygulamalara göre ilk yıl 38-64 gün, ikinci yıl ise 28-44 gün arasında geciktiği saptanmıştır. İlk yıl açıkta yetiştiricilikte ilk hasat 14 Ağustos 2009, açıkta son hasat ise 17 Eylül 2009 tarihinde gerçekleştirilmiştir. 2010 yılında ise en geç hasat 3 Ekim tarihinde yapılmıştır. Örtü materyallerinin genel olarak hasadı geciktirmede etkili olduğu görülmüş olup, Lifepack ve Mogul (agrimol) örtüleri ön plana çıkmıştır. Mogul ve Lifepack örtüleri hasadı ortalama olarak ilk yıl 53-55 g ün, ikinci yıl ise 35-38 günlük geciktirmiştir (Çizelge 5). R.CANGİ, M.KESGİN, A.YAĞCI Çizelge 2. Gölgeleme filesi ve örtü materyali altında yetiştirilen sofralık üzüm üretiminde masraflar ve erkek işgücü giderleri Bakım ve İşgücü Giderleri Erkek İşgücü İhtiyacı (Adet/da/Yıl) Arazi belleme+çapalama (Traktör pulluk +diskaro + duyargalı 1 pullukla işleme) Kış budama ve çubuk toplama işçiliği 2 İlaçlama işgücü 1 Gölgelik çekme işçiliği 1 Örtü materyali çekme işçiliği 1 Üzüm hasadı işçiliği 2 Gübreleme işçiliği (sulama ile birlikte) Üzüm tasnif ve ambalajlama işçiliği 2 Çit tamiri ve koruma işçiliği Yaz budaması+sürgün bağlama 1 Açıkta yetiştiricilik için toplam EİG. ve masrafı 9,0 (360TL) Sadece örtü uygulaması tipi yetiştiricilik için toplam EİG. ve 10,0 (400 TL) masrafı Gölgeleme+örtü uygulaması tipi yetiştiricilik için toplam EİG. ve 11,0 (440 TL) masrafı Diğer Girdiler (TL/da) Gübre (tüm uygulamalar) 250,0 Zirai ilaç (açıkta yetiştiricilik) 105 Zirai ilaç (gölgeleme+örtü) 125,0 Nakliye 25,0 Açıkta (kontrol) yetiştiricilik için toplam girdi (TL/da) 380,0 Gölgeleme+örtü uygulamaları için diğer girdiler (TL/da) Gölgelik x örtü Maliyetleri (TL/da) Gölgelik file %35 Gölgelik file %55 Gölgelik file %75 Kaneviçe örtü Lifepack örtü Mogul örtü Şeffaf polietilen örtü %35 +PK için file gölgelik file + örtü materyali %35 +L için file gölgelik file + örtü materyali L %35 +M için file gölgelik file + örtü materyali %35 + ŞPÖ için file gölgelik file + örtü materyali %55 + PK için file gölgelik file + örtü materyali %55 + L için file gölgelik file + örtü materyali %55 +M için file gölgelik file + örtü materyali %55 + ŞPÖ için file gölgelik file + örtü materyali %75 + PK için file gölgelik file + örtü materyali %75 + L için file gölgelik file + örtü materyali %75 + M için file gölgelik file + örtü materyali %75 + ŞPÖ için file gölgelik file + örtü materyali 400,0 146,9 220,3 293,7 146,9 489,3 128,5 152,1 293,8 636,2 275,4 299,0 367,2 709,6 348,8 372,8 440,6 783,0 422,2 445,8 Çizelge 3. Gölgeleme fileleri ile örtü materyallerinin maliyetleri Materyal Maliyet (TL/da/3yıl) Gölgelik Net %35 440,64 Gölgelik Net %55 660,96 Gölgelik Net %75 881,28 Kaneviçe 440,64 Agrimol (Mogul) 284,75 Lifepack 1468,80 Şeffaf Polietilen Örtü 456,37 13 Sofralık Amaçlı Sultani Çekirdeksiz Üzüm Yetiştiriciliğinde Gölgeleme ve Örtü Materyali Uygulamalarının Ekonomik Analizi Çizelge 4. Deneme döneminde yaş üzüm fiyatları (TL/da) Dönem 20009 Ağustos 15 0,80 Eylül 1 0,80 Eylül 15 1,10 Eylül 30 1,20 Ekim 15 1,45 Bağlarda örtü uygulamalarının üzümlerin hasadını geciktirdiğine yönelik çok sayıda çalışma yapılmıştır (Smart ve ark., 1988; Keller ve ark., 1998; Kara ve Çoban, 2001; Liberman, 2009). Sofralık üzümleri minimum masrafla daha geç dönemde piyasaya arz ederek daha yüksek gelir elde etmeyi hedefleyen bu çalışmada, en önemli parametrelerden birisi de üzümün verim ve kalitesidir. Hasat döneminde elde edilen toplam verim ve satılabilir verim bulguları Çizelge 6’da sunulmuştur. Uygulamaların toplam verim üzerinde etkili olmadığı, toplam verimin 2009 yılında 9,8 kg -14,4 kg/omca arasında, 2010 yılında ise 6,0 kg -14,8 kg/omca arasında değiştiği saptanmıştır. İlk yıl ortalama olarak verimin %79,30, ikinci yıl ise % 61,21’lik kısmı satılabilir verim kalitesine sahip olmuştur. Ürünlerde önemli olan, ticari olarak değeri yüksek miktarda verim elde etmektir. Bu açıdan satılabilir üzüm miktarı önem arz etmektedir. Her iki yılda da uygulamaların satılabilir üzüm verimi üzerinde istatistiki açıdan etkisi önemsiz çıkmıştır(Çizelge 6). Satılabilir verim açısından ilk yıl Lifepack ve mogul örtüleri yaklaşık %90 ile yine ilk sıralarda yer alırken, ikinci yıl yine aynı örtüler % 60-65 satılabilir verimle ilk sırada yer alan örtü uygulamaları olmuştur. Kontrol asmaları ise bu açıdan en düşük (~%60) değeri vermiştir. Açıkta yetiştiricilikte (Kontrol) üzümler Ağustos ayının üçüncü ve dördüncü haftası içerisinde optimum olgunluğa (hasat) ulaşmıştır. Burada, Kontrol, örtü, gölgeleme x örtü uygulamalarına ait verilerin ekonomik analizi yapılmıştır. 2009 ve 2010 yılında elde edilen ortalama masraf ve satılabilir üzüm verimine ait ortalama değerler analizde kullanılmıştır. 14 2010 0,70 0,90 1,25 1,40 1,50 Ortalama 0,75 0,85 1,18 1,30 1,48 Değerlendirme yaparken, değişken masraflar, sabit masraflar her uygulama için ayrıca hesaplanmıştır. Her uygulamada hasatta elde edilen satılabilir üzüm miktarı, hasat edildiği dönemdeki fiyatlar dikkate alınarak hesaplanmıştır. Kontrol, örtü ve gölgeleme x örtü uygulama modellerinde, sofralık üzüm yetiştiriciliğine yönelik yapılan ekonomik analiz Çizelge 4.7’de sunulmuştur. Bir dekar bağ alanında değişken masrafın üretim modellerine göre 788,1 TL (kontrol) ile 1729,10 TL/da (0,75+L) arasında değişmiştir. Bakım, işçilik, gübre, zirai ilaç ve nakliye masrafları açısından uygulamalar arasında fazla farklılık olmadığı, gölge ve örtü materyalleri uygulamalara göre 128,5 TL ile 783,6 TL arasında değişen önemli maliyet artışına neden olmuştur. Bakım ve işçilik giderleri toplam maliyetin % 30-50’ni kapsamıştır. En düşük maliyet açıkta (kontrol) yetiştiricilikte, en masraflı üretim %75 gölge+Lifepack örtü uygulamasından elde edilmiştir (Çizelge 7) Üretimde en önemli giderlerden birisi de sabit masrafladır. Manisa bölgesinde yapılan bu çalışmada üretim modellerine göre sabit masraflar 468,6 TL/da ile 496,9 TL/da arasında değişmiştir. Arazi kıymet faizi sabit pay içerisinde en yüksek payı kapsamıştır (Çizelge 7). Üretim modellerinde üretim masrafları toplamı 1256,7 TL/da (Kontrol) ile 2226 TL/da (%75+L) arasında değişmiştir. Açıkta yetiştiriciliğe göre, gölgeleme ve örtü uygulamalarının tamamında masraflar artmıştır Üretim maliyeti incelendiğinde, 0,95 (Kontrol) ile 1,64 TL/kg (%35+PK) arasında değişmiştir. İki yıllık satılabilir üzüm verim değerlerine göre, brüt üretim en düşük 846,8 TL/da ile Kontrol uygulamasından elde edilirken, en yüksek 2579 TL ile %55+Lifepack üretim modelinden elde edilmiştir. R.CANGİ, M.KESGİN, A.YAĞCI Çizelge 5. Gölgeleme ve örtü uygulamalarının hasat tarihi üzerine etkisi Açıkta ilk Hasat ile Son Hasatlar Hasat Tarihleri Arasındaki süre (Gün) Uygulamalar Kontrol ilk hasat Kontrol son hasat 0+ŞPÖ 35+ŞPÖ 55+ŞPÖ 75+ŞPÖ 0+PK 35+PK 55+PK 75+PK 0+M 35+M 55+M 75+M 0+L 35+L 55+L 75+L 2009 14.08.2009 17 09 2009 24.09.2009 01.10.2009 01.10.2009 13.10.2009 24.09.2009 30.09.2009 01.10.2009 13.10.2009 02.10.2009 01.10.2009 14.10.2009 20.10.2009 24.09.2009 14.10.2009 14.10.2009 20.10.2009 2010 20.08.2010 15.09.2010 18.09.2010 18.09 2010 27.09.2010 18.09.2010 18.09. 2010 17.09. 2010 24.09.2010 17.09.2010 22.09.2010 24.09.2010 28.09.2010 20.09.2010 24.09.2010 26.09.2010 03.10.2010 24 09.2010 2009 38 45 45 57 38 44 45 57 46 45 58 64 38 58 58 64 2010 29 29 38 29 29 28 35 28 33 35 39 31 35 37 44 35 Örtü uygulamalarına Göre Açıkta İlk Hasat İle Son Hasat Arasında Ortalama Geçen Süre 2010 2009 46 31 46 30 53 35 55 38 Çizelge 6. Gölgeleme ve örtü uygulamalarına göre dekara toplam ve satılabilir verim Toplam Verim Satılabilir Verim Ort. Toplam (kg/da) (kg/da) Uygulamalar Verim (kg/da) 2009 2010 2009 2010 2241,0 2108,2 1925,6 1145,4 2174,6 0+PK 2340,6 1842,6 2041,8 996,0 2091,6 0+L 2041,8 1892,4 1377,8 1045,8 1967,1 0+M 2091,6 1610,2 1328,0 763,6 1850,9 0+ŞPÖ 1975,4 2058,4 1062,4 996,0 2016,9 35+PK 2124,8 2407,0 1909,0 1610,2 2265,9 35+L 2390,4 1826,0 1577,0 1095,6 2108,2 35+M 2290,8 1958,8 1643,4 1128,8 2124,8 35+ŞPÖ 2639,4 996,0 1975,4 581,0 1817,7 55+PK 2124,8 2456,8 2075,0 1610,2 2290,8 55+L 1626,8 1444,2 1494,0 946,2 1535,5 55+M 2257,6 2307,4 1743,0 1411,0 2282,5 55+ŞPÖ 2041,8 1394,4 1643,4 796,8 1718,1 75+PK 2141,4 2025,2 1925,6 1477,4 2083,3 75+L 2124,8 1510,6 2108,2 1029,2 1817,7 75+M 1826,0 1776,2 1344,6 1162,0 1801,1 75+ŞPÖ 2046,7 1605,2 1311,4 946,2 1826,0 Kontrol ÖD ÖD ÖD ÖD LSD 0,05 Brüt kar 58,9 TL/da ile 928,7 TL/da arasında değişmiştir. En karlı brüt üretim %55+L den elde edilmiştir. Net kar ise masraflar arttıkça düşmüş, bazı modellerde üretim karlı iken bazılarında zarar edildiği saptanmıştır. Net kar açısından sırasıyle %55+L, PK ilk sıralarda yer alırken, Kontrol, %35+PK ve %75+ŞPÖ zararın yüksek olduğu Ort. Satılabilir Verim (kg/da) 1535,5 1518,9 1211,8 1045,8 1029,2 1759,6 1336,3 1386,1 1278,2 1842,6 1220,1 1577,0 1220,1 1701,5 1568,7 1253,3 1128,8 - üretim modelleri olmuştur. Bir TL lik masrafa karşılık oransal kar PK modelinde 1,29 elde edilirken, %55+L’de 1,20 TL, açıkta yetiştiricilikte ise (Kontrol) 0,48 TL elde edilmiştir (Çizelge 7). Üretim masrafları toplamı açısından %75+Lifepack, 2226 TL ile en masraflı model olmuştur ve net karlılıkta ancak üçüncü sırada yer almıştır. Üretim masrafı açısından en yüksek ikinci maliyete sahip (2144 TL/da) 15 Sofralık Amaçlı Sultani Çekirdeksiz Üzüm Yetiştiriciliğinde Gölgeleme ve Örtü Materyali Uygulamalarının Ekonomik Analizi model olan %55+Lifepack uygulamasın ise, satılabilir üzüm miktarının fazla olması, üzümlerin en geç dönemde hasat edilmesi ve fiyatların en yüksek olduğu dönemde satılması nedeniyle net kar açısından en ideal üretim modeli olmuştur. Ülkemizde sofralık üzümlerin hasat dönemi ancak Ekim ayı sonuna kadar geciktirilebilmektedir. Ancak Ege Bölgesi’nin yayla kesimlerinde yetiştirilen Kozak Beyazı, Kozak Siyahı ve Pembe Gemre çeşitleri (Kozak, Bayındır) ve Bursa’nın İznik ilçesinde yetiştirilen Müşküle bağlarında omca üzerindeki üzüm plastik örtü altına alınarak hasat 1-2 ay uzatılabilmektedir. Aynı amaca yönelik olarak, değişik yöntemlerle muhafaza edilerek daha sonraki dönemlerde pazara sunulan sofralık üzümler daha yüksek fiyatlarla alıcı bulmaktadır (Çelik ve ark., 2010). Avustralya’da sofralık üzüm endüstrisinde son yıllarda hasat öncesi yağmur zararını önlemek için plastik örtülerden yararlanılmaktadır. Örtüler Thompson Seedless üzüm çeşidi yetiştiriciliğinde kullanılmakta, örtüler ben düşme sonrasında, hasattan yaklaşık 4-6 hafta önce örtülmektedir (Anonim, 2009). ABD Kaliforniya bölgesinde Red Globe üzüm çeşidinin hasadının Ağustos ortası ile Ekim ayı ortası arasında gerçekleştiği, bazı üreticilerin üzümü pazara daha geç dönemde sunmak için o dönemde yağmurlarda üzümleri korumak amacıyla plastik örtülerden faydalanmışlardır (Liberman, 2009). Kara ve Çoban (2001)’ın Manisa Alaşehir’de yaptıkları bir çalışmada; polypropylen kanaviçe örtü kullanımı hasadı, açıkta yetiştirilenlerle karşılaştırıldığında 20 gün daha geciktirmiştir. Yapılan değerlendirmeler sonucunda örtü altında üzüm yetiştiriciliğinin açıktakinden daha ekonomik olduğunu saptamışlardır. Antalya’da örtü altı ve açıkta üzüm yetiştiriciliğinin ekonomik yönden analiz yapıldığı bir araştırmada; ekonomik analiz kapsamında her iki üretim sistemine ait sabit ve değişken masraflar, üretim maliyeti, brüt ve net kâr değerleri ortaya konulmuştur. Araştırmada dekara üretim masrafı sera üzümünde 959.74 TL ve açıkta üzümde 488.68 TL bulunmuştur. Araştırma sonuçlarına göre serada üzüm üretimi 16 açıkta yapılan üretimden daha kârlı olarak bulunmuştur (Özkan ve ark., 2005). Örtü uygulamalarında hasat, açıkta yetiştiriciliğe göre 38 ile 64 gün arasında gecikmiştir. Her iki yılın gölgeleme ve örtü materyali uygulamalarının, açıkta yetiştiriciliğe (Kontrol) göre hasadı 1,5-2 ay geciktirdiği belirlenmiştir. Gölgeleme uygulaması yapmadan üzümler örtüaltında bekletilmeleri durumunda, hasat ilk yıl yaklaşık 40 gün, ikinci yıl ise 32 gün gecikmiştir. Örtüler açısından mogul ve Lifepack ön plana çıkmıştır. Uygun önerinin, hem hasadın gecikme süresi hem de verim ile satılabilir verim değerlerinin birlikte ele alınması ile yapılması daha doğru yaklaşım olacaktır. Bizim çalışmamızda da, gölgeleme materyallerinin açıkta yetiştiriciliğe göre, hasat tarihini geciktirici etkisi saptanmış olup, %5575 lik gölgeleme ve Lifepack örtü materyali bu açıdan ön plana çıkan uygulamalar olmuştur. İki yıllık ortalama değerlere göre toplam verim, 1826 kg/da ile 2290kg/da; satılabilir verim ise 1129 kg/da ile 1842 kg/da arasında değişmiştir. Satılabilir verim en düşük kontrol ve %35 gölgeleme+PK uygulamasında belirlenmiştir. Her iki yılda da uygulamaların satılabilir üzüm verimi üzerinde istatistiki açıdan etkisi önemsiz çıkmıştır. Ancak, uygulamalar arasında % 50’ye varan farklar görülmüştür. Satılabilir verim açısından ilk yıl Lifepack ve mogul örtüleri yaklaşık ilk sıralarda yer alan üretim modelleri olmuştur. Bir dekar bağ alanında değişken masrafın üretim modellerine göre 788,1 TL (Kontrol) ile 1729,10 TL/da (0,75+L) arasında değişmiştir. Bakım, işçilik, gübre, zirai ilaç ve nakliye masrafları açısından uygulamalar arasında fazla farklılık olmadığı, gölge ve örtü materyalleri uygulamalara göre 128,5 TL ile 783,6 TL arasında değişen önemli maliyet artışına neden olmuştur. Bakım ve işçilik giderleri toplam maliyetin % 30-50’ni kapsamıştır. En düşük maliyet açıkta yetiştiricilikte, en masraflı üretim %75 gölge+Lifepack örtü uygulamasından elde edilmiştir. Brüt üretim değeri en düşük 846,8 TL/da ile açıkta yetiştiricilikten edilirken, en yüksek gelir 2579 TL ile %35+L üretim modelinden 1. BAKIM VE İŞÇİLİK GİDERLERİ TOPLAMI (TL) 2. GİRDİLER TOPLAMI Gübre+zirai ilaç+ Nakliye Gölge + Örtü materyali (TL) Toplam 3-MASRAFLAR TOPLAMI (1+2) 4-Döner sermaye faizi ((%6,5) 5-DEĞİŞKEN MASRAFLAR TOPLAMI (A) 1. Genel İdare Gideri (% 3) 2.Çıplak Arazi KıymetFaizi(% 5) 3. Tesis Sermaye Faizi (%5) 4. Tesis Masraf. Amorts. Payı SABİT MASR.TOP. (1+2+3+4) (B) Masrafları Top. Üretim (C=A+B) Satılabilir verim (kg/da) (D) Satış Fiyatı (TL/kg) Üretim Maliyeti (TL/kg) (E=C/D) Brüt üretim değeri ( TL/da) (F) Brüt kar (G= F-A) Net Kar (Fark) (TL/DA) (H= F-C) Oransal Kar (F/C) Gölgeleme ve Örtü Uygulamaları Kombinasyonlarına Göre Üretim Modelleri %35+PK %35+L %35+M %35+ŞPÖ %55+PK %55+L %55+M %55+ŞPÖ AÇ.YT PK L M ŞPÖ 360 400 400 400 400 440 440 440 440 440 440 440 %75+PK %75+L %75+M %75+ŞPÖ 440 440 440 440 440 380 400 400 400 400 400 400 400 400 400 400 400 400 400 400 400 400 ---- 146,9 489,3 128,5 152,1 293,6 636,2 275,4 299,0 367,2 709,6 348,8 372,8 440,6 783,6 422,2 445,8 380 740 546,9 946,9 886,3 1286,3 528,5 928,5 552,1 952,1 693,6 1133,6 1036,2 1566,2 675,4 1075,4 699,0 1139,0 767,2 832,2 1109,6 1549,6 748,8 1188,8 772,8 1212,8 840,6 905,6 1183,6 1623,6 822,2 1262,2 845,8 1285,8 48,1 61,5 83,6 60,4 61,9 73,7 101,8 69,9 74,0 54,1 100,7 77,3 78,8 58,9 105,5 82,0 83,6 788,1 1008,4 1369,9 988,9 1014 1207,3 1668 1145,3 1213 886,3 1650,3 1266,1 1291,6 964,5 1729,1 1344,2 1369,4 23,6 350 30,3 350 41,1 350 29,7 350 30,4 350 36,2 350 50,0 350 34,4 350 36,4 350 26,6 350 49,5 350 38,0 350 38,7 350 28,9 350 51,9 350 40,3 350 41,1 350 52,5 52,5 52,5 52,5 52,5 52,5 52,5 52,5 52,5 52,5 52,5 52,5 52,5 52,5 52,5 52,5 52,5 42,5 42,5 42,5 42,5 42,5 42,5 42,5 42,5 42,5 42,5 42,5 42,5 42,5 42,5 42,5 42,5 42,5 468,6 475,3 486,1 474,7 475,4 481,2 495 479,4 481,4 471,6 494,5 483 483,7 473,9 496,9 485,3 486,1 1256,7 1483,7 1535 1,25 1856 1518 1,25 1463,6 1489,4 1129 0,75 1211 1,25 1045 1,25 1688,5 1029 1,15 2163 1759 1,40 1624,7 1336 1,25 1694,4 1386 1,25 1357,9 1278 1,25 2144,8 1842 1,40 1749,1 1220 1,25 1775,3 1577 1,25 1438,4 1220 1,25 2226 1701 1.40 1829,5 1568 1,25 1855,5 1253 1,25 0,95 846,8 0,97 1919 1,22 1898 1,21 1514 1,43 1307 1,64 1287 1,23 2463 1,22 1670 1,22 1733 1,06 1598 1,16 2579 1,43 1525 1,13 1972 1,18 1525 1,31 2381 1,17 1960 1,48 1566 58,9 910,6 528,1 525,1 293 79,7 795 524,7 520 711,7 928,7 258,9 680,4 560,5 651,9 615,8 196,6 -410 0,48 435,3 1,29 42 1,02 50,4 1,03 -182,4 0,88 -401,5 0,76 300 1,14 45,3 1,03 38,6 1,02 240,1 1,18 434,2 1,20 -224,1 0,87 196,7 1,11 86,6 1,06 155 1,07 130,5 1,07 -289,5 0,84 R.CANGİ, M.KESGİN, A.YAĞCI SABİT MASRAFLAR DEĞİŞKEN MASRAFLAR Çizelge 7. Gölgeleme ve örtü uygulaması yapılan farklı üretim modellerinde masraf, gelir ve maliyetleri 17 Sofralık Amaçlı Sultani Çekirdeksiz Üzüm Yetiştiriciliğinde Gölgeleme ve Örtü Materyali Uygulamalarının Ekonomik Analizi elde edilmiştir. Brüt kar 58,9 TL/da ile 928,7 TL/da arasında değişmiştir. En karlı brüt üretim %55+L den elde edilmiştir. Net kar ise masraflar arttıkça düşmüş, bazı modellerde üretim karlı iken bazılarında zarar edildiği saptanmıştır. Net kar açısından sırasıyle %55+L, PK ve %35+L modelleri ilk sıralarda yer alırken, Kontrol, %35+PK ve %75+ŞPÖ zararın yüksek olduğu modeller olmuştur. Bir TL’lik masrafa karşılık PK modelinde 1,29 gelir elde edilirken, Kontrol uygulamasında 52 kuruş zarar edildiği saptanmıştır. Üretim masrafları toplamı açısından en yüksek (2144 TL/da) ikinci model olan %55+Lifepack uygulaması, satılabilir üzüm miktarının fazla olması, üzümlerin en geç dönemde hasat edilmesi ve fiyatların en yüksek olduğu dönemde satılması nedeniyle en karlı üretim modeli olmuştur. 4. Sonuç ve Öneriler Ekonomik analiz ışığında, mevcut piyasa koşullarında Sultani Çekirdeksiz üzüm çeşidinde açıkta yetiştiricilikte masrafın az olması nedeniyle hatırı sayılır bir getirisi olmuştur. Ancak, gölgeleme ve örtü uygulamaları ile hasadı geciktirerek daha uygun fiyata sofralık üzüm satılması ile karlılık sağlanabilmiştir. Gölgeleme olmaksızın PK örtü uygulaması ile %55 gölge+Lifepack örtü uygulaması en karlı üretim modelleri olmuştur. Özellikle %75 lik gölgelik gerek masraf gerekse sürdürülebilir verimlilik açısından (düşük göz verimliliği) açısından önerilmemiştir. Dolunun risk olduğu bölgelerde, hem hasadı geciktirmek hem de ürün kalitesini artırmak için güneşlenme durumuna göre %35 veya %55’lik gölgeleme filesi kullanılması uygun görülmüştür. Mogul örtüsü maliyet açısından uygun olması ve yağışı geçirmemesi nedeniyle şeffaf polietilen örtü ve kanaviçe yerine uygulanması önerilmiştir. Lifepack örtüsünün maliyetinin yüksek olması şu an için pratikte yer bulması olası görülmemektedir. Bu örtünün piyasada daha uygun fiyata arzedilmesi ile kullanım oranı artacaktır. Gölgeleme ve örtü uygulamaları ile hasadın iki ay kadar geciktirilebileceği göz önüne aldığında, daha uygun ekoloji ve çeşit 18 seçimi ile bu modellerde daha fazla net kar etmenin mümkün olabileceği kanaatindeyiz. Teşekkür Bu projeye destek olan TAGEM’e ve projenin yürütüldüğü Manisa Bağcılık Araştırma Enstitüsü Müdürlüğüne teşekkür ederiz. Kaynaklar Ağaoğlu, Y.S., 1977. Sofralık Üzüm Yetiştiriciliğinde Plastik Örtülerden Yararlanma İmkanları, Ankara Üniv. Ziraat Fak. Yayınları:660. Derlemeler,15. Altındişli, A., S., Kara, H., Çoban, E., İlter, 1997. Erkenci Sofralık olarak Hasat edilen Yuvarlak Çekirdeksiz Üzümlerde Bazı Olgunluk Durumlarının Belirlenmesi Üzerinde Bir Araştırma. Bahçe Ürünleri Muhafaza ve Pazarlama Sempozyumu, 2124 Ekim 1997 Yalova, s: 61-66. Anonim, 2009. Grape Production in Australia http://www.fao.org/docrep/003/ x6897e/x6897e04.htm Birinci, A. ve K., Er, 2006. Bursa İli Karacabey İlçesinde Organik ve Konvansiyonel Şeftali Üretiminin Ekonomik Açıdan Mukayesesi ve Pazarlaması Üzerine Bir Araştırma. Tarım Ekonomisi Derneği (TAREKODER), http://www.tarekoder. org/webfolders/files/2006_1_03.pdf; (14.05.2008). Çalışkan, A. ve İ., İlha, 1975. Gibberellik Asidin Çekirdeksiz Üzüm Asmalarında 1974 Yılı Uygulama Raporu, Bağcılık Araştırma Enstitüsü, Manisa. Çelik, H., B., Kunter, G., Söylemezoğlu, A., Ergül, H., Çelik, H., Karataş, G., Özdemir, A., Atak, 2010. Bağcılığın Geliştirilmesi Yöntemleri ve Üretim hedefleri, TZM VII. Teknik kongresi 11-15 Ocak, 2010. Ankara 493-513.s Demircan, V., H., Yılmaz, T., Binici, 2005. Isparta İlinde Elma Üretim Maliyeti ve Gelirinin Belirlenmesi. Tarım Ekonomisi Derneği (TAREKODER), http://www.tarekoder.org/webfolders/files/2005_2_0 2.pdf; (14.05.2008). Ergeneoğlu, F., S., Tangolar, S., Gök, N., Büyüktaş, E., Orhan, 1999. Bazı Sofralık Üzüm Çeşitlerinin Farklı Zamanlarda Plastik Örtü Altına Alınmasının Verim ve Kalite Üzerine Etkisi. Tr.J.Agriculture and Forestry 23, Ek sayı 4, 899-908 Kara.S. ve H., Çoban, 2001. Örtü Altına Alınmış Asmada Üzümün Omca Üzerinde Muhafazası Üzerine Bir Araş. Ege Üniv. Zir Fak. Derg., 2002, 39 (3): 25-32. Keller, M., K.J., Arnink, G.,, Hrazdina, 1998. Interaction of Nitrogen Availability During Bloom and Light Intensity During Veraison. I. Effects on Grapevine Growth, Fruit Development, and Ripening Am. J. Enol. Vitic. 49:3:341-349 (1998). Kliewer, M.,L.A.B., Lider, H.B., Schultz, 1967. Influence of Artificial Shading of Vineyards on the Concentration of Sugar and Organic Acid in Grapes. Am. J. Enol. Vitic. 18:2:78-86 (1967) Liberman, L., 2009. More Red Globe Seeded Grapes Go Domestic Market R.CANGİ, M.KESGİN, A.YAĞCI http://www.fruitgrowersnews.com/pages/2002/issue 02_03/02_03_grapes.html Özkan, B., H.İ., Uzun, A.Y., Elidemir, A., Bayır,F., Karadeniz, 2005. Örtüaltı ve Açıkta Üzüm Üretiminin Ekonomik analizi. Akd. Üniv. Zir. Fak. Dergisi, 18(1), 77-85 Smart, R.E., S.M., Smith,R.V., Winchester, 1988. Light Quality and Quantity Effects on Fruit Ripening for Cabernet Sauvignon.Am. J. Enol. Vitic. 39:3:250258. Uysal.H., 2007. İhracata Yönelik Sofralık Üzüm Üretim ve Pazarlama Olanaklarının Geliştirilmesi. M.B.A.E Yayın No: 120 Manisa Uzun, H.İ., 1993. Effects of Plastic Covering on Early Ripening of Some Table Grapes, Doğa:17:111-118 Yüksel, İ., 2001. Örtüaltı Bağcılığı, Ege Tarımsal Araştırma Ens. Müd. Yayın No:102, s 53-58, Menemen-İzmir. 19 GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 21-32 Türkiye’de ve Batı Karadeniz Bölgesi’nde Çayır-Mera Alanları, Hayvan Varlığı ve Yem Bitkileri Tarımının Bugünkü Durumu Alpaslan KUŞVURAN1 1 R. İrfan NAZLI2 Veyis TANSI3 Çankırı Karatekin Üniversitesi Kızılırmak MYO Park ve Bahçe Bitkileri Bölümü, Kızılırmak, Çankırı 2 Çukurova Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Tarla Bitkileri Anabilim Dalı, Balcalı, Adana 3 Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarla Bitkileri Bölümü, Balcalı, Adana Özet: Türkiye çayır-mera alanları toplam 14.6 milyon ha’dır. Batı Karadeniz Bölgesi’nde ise bu miktar 782 bin ha olup, ülkemiz çayır-mera alanlarının %5.35’ini oluşturmaktadır. Türkiye’de toplam ekilen tarım arazisi içerisinde yem bitkileri ekim alanı %9.5 payla 1.6 milyon ha olup, Batı Karadeniz Bölgesi için ise yem bitkileri ekim alanı içinde bu oran %12.1’lik payla yaklaşık 200 bin ha’dır. Bununla birlikte ülkemizde yaklaşık 11 milyon, Batı Karadeniz Bölgesi’nde ise 1.1 milyon (%9.8) BBHB’ye eşdeğer hayvan sayısı vardır. Bu hayvanların beslenmesi için gerekli kuru kaba yem miktarı yıllık 50 milyon ton, Batı Karadeniz Bölgesi içinse yıllık 5 milyon tondur. Oysa çayır-mera alanları ve yem bitkileri yetiştiriciliklerinden elde edilen yem miktarı ihtiyacın yarısından daha azdır. Bu nedenle, uygun amenajman teknikleri ve ıslah çalışmaları ile mevcut mera alanlarında üretim ve devamlılık sağlanmalıdır. Ayrıca yem bitkileri ekim alanları artırılmalı, özellikle nadasa bırakılan alanlarda ekim nöbeti uygulamasına gidilerek yem bitkileri tarımına öncelik verilmelidir. Ülke genelinde ve Batı Karadeniz Bölgesi’nde her yöreye uygun yem bitkileri tür ve çeşitleri üzerine çalışmalar yapılmalı, elde edilen sonuçlar üreticiler ile paylaşılmalıdır. Yem bitkilerinde uygulanan desteklemeler artırılarak devam edilmeli ve tohumluk sorunu mutlaka çözülmelidir. Anahtar kelimeler: Batı Karadeniz Bölgesi, Çayır-mera alanları, Hayvan besleme, Kaba yem, Yem bitkileri Current Situation of Meadow-Rangelands, Animal Existence and Cultivation for Forage Crops in Turkey and East Black Sea Region Abstract: West Black Sea Region (WBSR) has meadow- range area of 782.000 ha and consists of 5.35% total meadow-range area in Turkey which corresponds 14.6 million ha. However, total cultivation of forage crops is 1.6 million ha in Turkey and corresponds to 9.5% of total cultivated agricultural area, 12.1% of total cultivated area of forage crops in Turkey exist in WBSR. At the same time, there is 11 million of animal existence equivalent to livestock unit in Turkey and 1.1 million (9.8%) in WBSR. In order to feed these animal existences, while 50 million ton of fodder crops are required yearly, 5 million ton is adequate for WBSR. Whereas, present forage production derived from forage crop cultivation and meadow-range areas could not meet even half of the need. Therefore, productivity and sustainability must be increased via the proper management techniques and the breeding studies in existing meadow area. Besides, cultivation area of forage crops should be increased and crop rotation must be generalized and priority should be given to forage crops within the crop rotation system particularly in fallow areas. In throughout the country and WBSR, adaptation and breeding studies related to forage crops should be conducted to determine the suitable species and cultivars for every region and the results should be shared with farmers. Present economic support for cultivation of forage crops should be continued and increased and above all, seed problem of forage crops should be solved surely as soon as possible. Key words: East Black Sea Region, Meadow-rangelands, Animal feeding, Fodder, Forage crops 1. Giriş Bugün için dünya genelinde yaşanan en büyük sorunlardan birisi, doğal olan sınırlı kaynakların kirliliğe maruz kalmadan en uygun şekilde değerlendirilmesi ve artan dünya nüfusuna paralel olarak ortaya çıkan yeterli ve dengeli beslenme koşullarının oluşturulamamasıdır. Ülkemizde hayvan beslenmesi büyük ölçüde doğal çayır- meralara, bitki artıkları ve anızlar ile saman gibi düşük kaliteli yemlere bağlı olarak yapılmaktadır. Oysa yem bitkileri tarımı, yem temin etmenin en etkin ve ekonomik yoludur. Yem bitkileri, hayvansal üretimin en önemli girdilerinden birini oluşturan yemi sağlamasının yanı sıra, toprakların fiziksel ve kimyasal özelliklerine, kendisini takip eden kültür bitkilerinin verim ve kalitesine olumlu 21 Türkiye’de ve Batı Karadeniz Bölgesi’nde Çayır-Mera Alanları, Hayvan Varlığı ve Yem Bitkileri Tarımının Bugünkü Durumu etkilerde bulunmaktadır (Sağlamtimur ve ark., 1998; Açıkgöz ve ark., 2002). Bununla birlikte ucuz bir kaynak olması, hayvanların mide mikro florası için gerekli besin maddelerini içermesi, mineral ve vitaminlerce zengin olması, hayvanların üreme gücünü artırması ve yüksek kalitede hayvansal ürün sağlaması bakımından hayvan beslemede önemlidir (Serin ve Tan, 2001). Bugün hayvansal üretimde maliyetlerin %70’ini tek başına yem girdisi oluşturmaktadır (Sağlamtimur ve ark., 1998). Ekonomik bir hayvancılık yapılabilmesi içinse mera alanlarının iyileştirilmesi ve yem bitkileri ekim alanlarının artırılması gerekliliği vardır. Zira verimsiz meralara, ağırlıklı olarak saman ve anız ile hayvan beslemesine ve yüksek girdili kesif yem kullanılmasına dayalı hayvancılığın karlılık getirmesi mümkün değildir. Bununla birlikte son yıllarda kültür ve melez ırkı hayvanlarımızın sayılarında yerli ırka oranla gözle görülür bir artış görülmektedir. Dolayısıyla kalite düzeyi artış gösteren hayvan varlığımızın yeterli ve dengeli beslenebilmesinde gerekli olan kaba yem ihtiyacının karşılanması için yem bitkileri ekim alanlarımızın ve verimliliklerinin artırılması daha da elzem olmuştur. Hayvansal üretim; ıslah, bakım, idare, besleme, sağlık, araştırma, eğitim, yayım, pazarlama ve en nihayetinde yem üretimi gibi çeşitli faktörlerin etkisi altındadır ve hayvansal üretimin artırılması için bütün bu faktörlerin yerine getirilmesi gerekmektedir (Sağlamtimur ve ark., 1998). Son yıllarda desteklemelere bağlı olarak yem bitkileri ekim alanlarında bir artış söz konusudur ve bu artış halen mevcut hayvan varlığımızın kaba yem ihtiyacını karşılamaktan oldukça uzaktır. İBBS (İstatistikî Bölge Birimleri Sınıflandırması)’ye göre yapılan gruplandırmada 12 bölgeden birisi Batı Karadeniz Bölgesi’dir. Zonguldak, Karabük, Bartın, Kastamonu, Çankırı, Sinop, Samsun, Tokat, Çorum ve Amasya illerini kapsayan Batı Karadeniz Bölgesi 74.178 km2 yüzölçümü ile Türkiye yüzölçümünün %9.5’ini oluşturmaktadır. Bölge rakımı deniz seviyesi ile 2565 m (Kastamonu ilinde yer alan Çatalılgaz Tepesi) arasında değişmektedir. Sıcaklık değerleri 7-20 °C arasında olup, yıllık ortalama sıcaklık 12.5 °C, ortalama nispi nem %70 ve yıllık yağış ortalaması 633.4 mm’dir. Bu çalışmada, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine dayanarak, Türkiye geneli ve küçük ölçekte Batı Karadeniz Bölgesi çayır-mera alanları, yem bitkileri ekim alanları ve hayvan sayıları değerlendirmeye alınarak ortaya bir projeksiyon konması amaçlanmıştır. 2. Türkiye Geneli Çayır ve Mera Alanları’nın Genel Durumu Türkiye İstatistik Kurumu (o zamanki adıyla Devlet İstatistik Enstitüsü) verilerine göre ülkemizde 1.449.343 ha çayır ve 13.162.577 ha mera olmak üzere toplam çayır-mera alanı 14.611.920 ha’dır (Çizelge 1.). Çayır-mera alanlarında D.Anadolu Bölgesi en büyük paya sahiptir. Çayır alanları bakımından %56.80’lik pay ile toplam çayır alanlarının yarıdan fazlasına sahip olup, %35.42’lik mera oranı ile toplam mera alanlarının da 1/3’ünden daha fazlasında pay sahibidir. Toplam çayır-mera alanları incelendiğinde D.Anadolu Bölgesi%37.54’lük pay ile ilk sırayı alırken, Çizelge 1. Türkiye geneli bölgeler bazında çayır ve mera alanları (ha) ve oranları (%) Mera Toplam Çayır Bölgeler Çayır Çayır Oranı Mera Oranı -Mera Alanı Marmara 51.131 3.53 518.501 3.94 569.633 Ege 52.827 3.64 750.055 5.70 802.881 İç Anadolu 176.962 12.21 4.160.531 31.61 4.337.493 Akdeniz 44.888 3.10 614.446 4.67 659.334 Karadeniz 252.402 17.41 1.496.921 11.37 1.749.322 D. Anadolu 823.160 56.80 4.662.290 35.42 5.485.449 G.D. Anadolu 47.974 3.31 959.834 7.29 1.007.808 Toplam 1.449.343 13.162.577 14.611.920 B. Karadeniz 42.232 740.024 782.256 % 2.91 5.62 5.35 Kaynak: DİE Genel Tarım Sayımı, 2001. 22 Çayır Mera Oranı 3.90 5.49 29.68 4.51 11.97 37.54 6.90 A.KUŞVURAN, R.İ.NAZLI, V.TANSI bunu %29.58 ile İç Anadolu ve %11.97 ile Karadeniz Bölgeleri takip etmektedir. B.Karadeniz Bölgesi 782.256 ha ile toplam çayır-mera alanları içinde %5.35’lik bir paya sahiptir. Bölgede çayır ve mera alanlarının düşük olması, iklim, toprak ve arazi faktörlerinden ileri gelmektedir. Bilindiği üzere Türkiye mera alanları 1940’lı yıllarda 46.5 milyon ha, 1950’li yıllarda 37.9 milyon ha iken 2009’da 3 kat azalarak 14.6 milyon ha’a gerilemiştir. Türkiye’de hayvan başına düşen mera alanı ve birim mera alanına düşen hayvan sayılarına bakıldığında, 1940 yılında bir hayvan birimi (HB) için 3.38 ha mera alanı düşerken, 2000 yılında 1.18 ha’a gerilemiştir. 2009 yılında bir miktar artışla bu oran 1.24 ha’a çıkmıştır. Bir diğer deyişle bir hektarda 0.3 HB otlarken, 2009’da bu oran 0.80’e çıkmıştır. Yani bu süreçte birim alanda otlayan hayvan sayısında yaklaşık 3 katlık bir artış olmuştur (İptaş ve Karadağ, 2010). Özgün bitki örtülerini yitiren çayır-meraların önceki verimli ve kaliteli yem üretim kapasitelerine yeniden ulaşabilmeleri için bu alanların ıslah edilmeleri (Altın ve ark., 2005), bunun yanı sıra yıllardır mera alanlarında uygulanan ağır ve erken otlatma baskısının ise kaldırılması gerekmektedir. 1998 yılında yürürlüğe giren 4342 sayılı Mera Kanunu ve kanun kapsamında çıkarılan ilgili yönetmelik bu alanların ıslah edilmesi amacıyla kiralanmasına izin vermektedir. Her ilimizde Mera Kanunu kapsamında oluşturulan mera komisyonları başkanlığında ülkemiz mera alanlarının tespit, tahdit, tahsis ve ıslah çalışmaları devam etmektedir. 2.1. Batı Karadeniz Bölgesi Çayır ve Mera Alanları’nın Genel Durumu Bölgede 42.232 ha çayır ve 740.024 ha mera alanı olmak üzere toplam çayır-mera alanı 782.256 ha’dır (Çizelge 2.). Çizelge 2. Batı Karadeniz bölgesi çayır ve mera alanları (ha) ve oranları (%) Bölgeler Amasya Çankırı Çorum Kastamonu Samsun Sinop Tokat Zonguldak Bartın Karabük Toplam Çayır Çayır Oranı 2.476 4.944 5.419 7.860 4.439 4.754 7.388 1.507 665 2.781 42.232 5.86 11.71 12.83 18.61 10.51 11.26 17.49 3.57 1.57 6.59 Mera 49.464 227.745 175.247 82.105 42.334 16.691 118.632 6.350 4.760 16.696 740.024 Mera Oranı 6.68 30.78 23.68 11.09 5.72 2.26 16.03 0.86 0.64 2.26 Toplam Çayır Mera Alanı 51.940 232.689 180.666 89.965 46.773 21.445 126.020 7.856 5.425 19.478 782.256 Çayır-Mera Oranı 6.64 29.75 23.10 11.50 5.98 2.74 16.11 1.00 0.69 2.49 Kaynak: DİE Genel Tarım Sayımı, 2001. Çayır alanları bakımından Kastamonu %18.61 ile ilk sırada yer alırken, bunu %17.49 ile Tokat ve %12.83 ile Çorum izlemektedir. Mera alanları bakımından ise Çankırı %30.78 ile ilk sırada yer alıp, bunu Çorum (%23.68) ve Tokat (% 16.03) takip etmektedir. Toplam çayır-mera alanları bakımından ise sırasıyla Çankırı (%29.75), Çorum (%23.10) ve Tokat (%16.11) ilk üç sırayı izlemektedir. Bu üç il B.Karadeniz Bölgesi toplam çayır-mera alanının %68.96’sına sahiptir. Bölge meralarının büyük bir kısmına sahip olan bu illerdeki mera alanlarının uygun amenajman yöntemleri kullanılarak ıslah edilmesi ve verimliliklerinin sürdürülmesi ile kaba yem açığı rahatlıkla kapatılabilir. 3. Türkiye Geneli Yem Bitkilerinin Mevcut Durumu Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre düzenlenen Çizelge 3. incelendiğinde, Türkiye’de toplam 1.615.124 ha alanda yem bitkileri ekimi yapıldığı görülmektedir. Bunlar içerisinde 569.296 ha ile yonca ilk sırayı alırken, bunu 577.470 ha ile fiğ, 260.885 ha ile silajlık mısır izlemektedir. Yem bitkileri ekim alanları bölgeler bazında incelendiği zaman hayvancılığın yoğun olarak yapıldığı D.Anadolu Bölgesi %35.53’lük pay ile ilk sırayı alırken, bunu %16.58 ile İç Anadolu Bölgesi, %13.46 ile Karadeniz bölgesi izlemektedir. B.Karadeniz Bölgesi yem bitkileri ekim alanı içerisinde toplam 195.546 23 Türkiye’de ve Batı Karadeniz Bölgesi’nde Çayır-Mera Alanları, Hayvan Varlığı ve Yem Bitkileri Tarımının Bugünkü Durumu Çizelge 3. Türkiye geneli bölgeler bazında yem bitkileri ekim alanları (ha) ve oranları (%) Bölgeler Marmara Ege İç Anadolu Akdeniz Karadeniz D. Anadolu G.D. Anadolu Toplam B. Karadeniz % Marmara Ege İç Anadolu Akdeniz Karadeniz D. Anadolu G.D. Anadolu Toplam B. Karadeniz % Hasıl Mısır Silajlık Mısır 2.778 3.457 221 1.110 5.433 12 98 13.108 1.512 11.53 82.029 82.420 28.051 16.593 33.713 6.628 11.451 260.885 32.142 12.32 Üçgül Bakla 127 70 1675 1872 0 0.00 Fiğ* Yonca Korunga 61.830 74.564 85.188 48.138 138.389 132.831 36.531 577.470 130.248 22.55 34.639 38.290 102.824 11.051 28.841 349.186 4.465 569.296 22.112 3.88 Toplam Yem Bitkileri 186.044 208.290 267.738 85.434 217.428 573.789 76.402 1.615.124 195.546 12.11 2.419 3.655 46.942 3.450 10.981 81.428 2.504 151.379 9.467 6.25 Toplam Alan İçn. Oran 11.52 12.90 16.58 5.29 13.46 35.53 4.73 100 Mürdümük 1.693 2.521 3 303 4.520 0 0.00 115 256 2 4.500 30 560 1.203 6.665 30 0.45 Burçak ** 540 3.001 4.438 289 42 1.469 20.151 29.930 35 0.12 Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu Bitkisel Üretim İstatistikleri, 2010. * Yeşil ve kuru ot üretimine dane üretimi de eklenmiştir. ** Dane üretimi ha ekim alanı ve %12.11’lik bir orana sahiptir. Tür bazında incelendiğinde ise B. Karadeniz Bölgesi’nde 130.248 ha ekim alanı ve %22.55’lik oran ile en fazla ekilen yem bitkisi fiğ olup, bunu 32.142 ha ekim alanı ve %12.32’lik oran ile silajlık mısır izlemiştir. Ekonomik olması ve hayvanlar için gerekli olmaları nedeniyle yem bitkileri rotasyonda mutlaka yer almalıdır. Fakat Türkiye’de yüksek sayıdaki hayvan varlığına karşılık üretilen kaba yem miktarı oldukça azdır (Serin ve Tan, 2010). Bunun en büyük nedeni; çayır ve meralar üzerinde yasal, idari, ekonomik ve teknik sorunların olması ve yem bitkileri ekim alanlarımızın yeterli miktarda olmaması olarak açıklanabilir. Tarımı ileri düzeyde olan dünya ülkelerinde yem bitkileri tarımı yaygın olarak yapılmaktadır. Örneğin, yem bitkileri ekim alanları ABD’de %23, Almanya’da %37, İtalya’da %30, Hollanda’da %31 ve Fransa ile İngiltere’de %25’tir (Serin ve Tan, 2009). Bu değerlere bakıldığı zaman son yıllarda Tarım Bakanlığı tarafından yapılan desteklemelere bağlı olarak ülkemizdeki yem bitkileri ekim alanları artış göstererek, %9.5 düzeylerine çıksa da halen gelişmiş ülkeler seviyesinde olmadığını söylemek mümkündür. Yem bitkileri ekim alanının istenilen düzeyde 24 olmamasının yanı sıra verim potansiyellerinin düşük olması ve tohum üretimi ile tohum temininde de bazı zorluklar yaşanmaktadır. Bununla birlikte Tarım Bakanlığı’nın 2009 yılı yem bitkisi desteklemeleri kapsamında 573 bin hektar alanda desteklemeye tabi yem bitkisi ekiminde bulunması olumlu bir gelişmedir (Anonim, 2009). 3.1. Batı Karadeniz Bölgesi’nde Yem Bitkilerinin Mevcut Durumu Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre B.Karadeniz Bölgesi’nde yetiştirilen silajlık mısır, fiğ (ot ve dane), korunga ve yonca en çok ekimi yapılan yem bitkileridir. Bu bitkilere ait ekim alanı, yeşil ot üretimi, yeşil ot verimi, kuru ot üretimi, toplam kuru ot üretimi, kuru ot verimi, dane üretimi, dane verimi ve ekim oranları Çizelge 4., 5., 6., 7. ve 8.’de verilmiştir. 3.1.1. Silajlık Mısır: Çizelge 4. incelendiğinde, B.Karadeniz Bölgesi’nde 321.424 ha alanda 1.160.160 ton silajlık mısır üretimi olduğu görülmektedir. Bölgede ekim alanı itibariyle %12.32’lik, yeşil ot üretimi olarak %10.45’lik bir paya sahip olup, yeşil ot verimi bakımından Türkiye ortalamasının altında bir değere sahiptir. Ekim oranı A.KUŞVURAN, R.İ.NAZLI, V.TANSI Çizelge 4. Batı Karadeniz bölgesi silajlık mısır ekim alanı (da), yeşil ot üretimi (ton), yeşil ot verimi (kg/da) ve ekim oranları (%) Ekim Yeşil Ot Yeşil Ot Toplam Alan İçinde İller Ekim Oranı Alanı Üretimi Verimi Ekim Oranı Amasya 16.997 70.311 4.137 5.29 0.65 Çankırı 985 3.779 3.837 0.31 0.04 Çorum 8.161 35.785 4.385 2.54 0.31 Kastamonu 27.464 124.773 4.543 8.54 1.05 Samsun 119.077 403.024 3.385 37.05 4.56 Sinop 6.101 8.474 1.389 1.90 0.23 Tokat 41.011 181.108 4.416 12.76 1.57 Zonguldak 8.970 21.836 2.434 2.79 0.34 Bartın 92.450 310.460 3.358 28.76 3.54 Karabük 208 610 2.933 0.06 0.01 Toplam 321.424 1.160.160 3.609 100 12.32 Türkiye 2.608.852 11.099.653 4.255 B. Karadeniz (%) 12.32 10.45 Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu Bitkisel Üretim İstatistikleri, 2010. incelendiğinde Samsun (%37.05) ilk sırada yer alırken, bunu Bartın (%28.76) ve Tokat (%12.76) izlemektedir. Bir sıcak iklim tahılı olan mısır, değerlendirme amaçları yönünden önemli bir yem bitkisi olarak nitelendirilmektedir (Sağlamtimur ve ark., 1998). Mısır dünyada tahıl üretiminde ekim alanı (143.354.935 ha) bakımından buğday ve çeltikten sonra üçüncü sırada, üretim miktarı bakımından da (654.907.048 ton) ilk sırada yer almaktadır. Gelişmiş ülkelerde, mısırın birincil kullanım alanı, yeşil, silaj ve tane olarak hayvan beslemedir. Mısırın dünyada en büyük üreticisi ve satıcısı olan ABD’de, üretimin %56’sı hayvan yemi, %13’ü gıda-tohum ve etanol üretiminde, %7’si tatlandırıcı olarak gıda sanayinde kullanılmakta ve %18’i ihraç edilmektedir (Tansı ve ark., 2009). Hayvan beslemedeki önemi dikkate alındığı zaman, bölgede birkaç il ile sınırlı kalan ve ekim alanı itibariyle düşük düzeylerde seyreden mısırın yaygınlaştırılma olanakları üzerinde durulması tavsiye edilmektedir. Özellikle sonbahar döneminde meralarda son otlatma ile ilkbaharda ilk otlatmanın yapıldığı yaklaşık 6-7 aylık kış döneminde (EkimMayıs) hayvanlar ağırlıklı olarak sap, saman, bitki artıkları gibi besleme değeri düşük yemlerle veya yüksek girdili kesif yem ile beslenmektedir. Bu bölgede yaz aylarında iklim silajlık mısır yetiştiriciliğine müsaade etmektedir. Bu itibarla hayvanların ihtiyacı olan yemin besleme, hazmolabilirlik ve sindirilebilirlik değerleri yüksek olan ve hayvanlar tarafından istekle yenen silaj ile karşılanması önemle üzerinde durulması gereken bir konudur. Çizelge 5. Batı karadeniz bölgesi fiğ (ot) ekim alanı (da), yeşil ve kuru ot üretimi (ton), yeşil ve kuru ot verimi (kg/da) ve ekim oranları (%) Toplam Toplam Toplam Ekim Yeşil Ot Yeşil Ot Kuru Ot Kuru Ekim Alan İçinde İller Kuru Ot Alanı Üretimi Verimi Üretimi Ot Oranı Ekim Üretimi* Verimi Oranı Amasya 62.200 0 0.00 16.870 32.420 52.12 6.77 1.32 Çankırı 29.180 2.509 85.98 8.034 15.329 52.53 3.18 0.62 Çorum 41.970 0 0.00 16.106 26.599 63.38 4.57 0.89 Kastamonu 238.582 54.956 230.34 98.791 158.437 66.41 25.97 5.08 Samsun 32.4157 0 0.00 112.855 193.894 59.81 35.28 6.90 Sinop 79.190 10.796 136.33 14.009 33.807 42.69 8.62 1.69 Tokat 74.956 28.288 377.39 10.354 29.093 38.81 8.16 1.60 Zonguldak 9.780 0 0.00 3.226 5.671 57.99 1.06 0.21 Bartın 9.520 0 0.00 3.535 5.915 62.13 1.04 0.20 Karabük 49.325 0 0.00 12.685 25.016 50.72 5.37 1.05 Toplam 918.860 96.549 105.07 296.465 526.180 57.26 100 19.57 Türkiye 4.695.529 1.028.610 219.06 1.314.928 2.488.810 53.00 B.Kdz.(%) 19.57 9.39 22.55 21.14 Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu Bitkisel Üretim İstatistikleri, 2010. * Kuru ot üretimi ile yeşil ot üretiminin %25’inin toplanması esası ile elde edilmiştir. 25 Türkiye’de ve Batı Karadeniz Bölgesi’nde Çayır-Mera Alanları, Hayvan Varlığı ve Yem Bitkileri Tarımının Bugünkü Durumu 3.1.2. Fiğ (Ot): Ot amacıyla fiğ yetiştiriciliği değerlerinin verildiği Çizelge 5. incelendiğinde, B.Karadeniz Bölgesi’nde 918.860 ha alanda 95.549 ton yeşil ot, 296.465 ton toplam kuru ot amacıyla fiğ üretimi olduğu görülmektedir. Bölgede ekim alanı itibariyle %19.57’lik, yeşil ot üretimi olarak %9.39’luk, toplam kuru ot üretimi olarak ise %21.14’lük bir paya sahiptir. Yeşil ot verimi bakımından Türkiye ortalamasının oldukça altında bir değere sahipken kuru ot veriminde ülke ortalamasının üstünde bir değere sahip olması da dikkate değerdir. Ekim oranı incelendiğinde Samsun (%35.28) ilk sırada yer alırken, bunu Kastamonu (%25.97) izlemektedir. İki ilin toplam oranı bölgede ekilen fiğ miktarının %60’ından daha fazlasına karşılık gelmektedir. Fiğ türleri daha çok yeşil ot, kuru ot ve silaj yemi amacıyla yetiştirilmektedir. Otları lezzetli ve besleyici olduğundan, büyükbaş ve küçükbaş çiftlik hayvanları tarafından istekle yenmektedir. Otlatmaya oldukça hassas olduklarından mera bitkisi olarak kullanımları sınırlıdır (Sağlamtimur ve ark., 1998). Günümüzde fiğ türlerinin tarımı hem yarı kurak alanlarda hem de serin bölgelerde olmak üzere, dünyanın her yerinde özellikle Avrupa, Akdeniz ve Ortadoğu ülkelerinde yaygın olarak yapılmaktadır (Açıkgöz, 2001; Elçi, 2005). Protein, mineral maddeler ve vitaminler bakımından oldukça zengin olan fiğ, yoğun hayvancılığın kaba yem gereksiniminin karşılanmasında önemli bir yere sahiptir. Fiğin tahıllarla olan karışımları yeşil ot, kuru ot ve silaj yemi olarak hayvan beslenmesinde kullanılır. Fiğ kuru otu %1318, tanesi %29 oranında ortalama ham protein içermektedir. Fiğ türlerinden macar fiği soğuğa ve kurağa çok dayanıklı, birçok yem bitkisinin yaşayamadığı ağır killi topraklara uyum sağlayan, kıraç koşullarda tohum ve ot üretimi için kolaylıkla yetiştirilebilen değerli bir yem bitkisidir (Balabanlı, 2009). Bu özellikleri ile fiğ türlerinin ekimi de (özellikle macar fiği) bölgede yaygınlaştırılmalıdır. Bunun yanı sıra fiğin bir baklagil olduğu ve toprağa azot bağladığı için de ekim nöbeti sistemlerinde yer alması da önemle tavsiye edilmektedir. Yalın ekimlerde fiğ türlerinde görülen yatmanın önüne geçilmesi için de arpa ve tritikale gibi tahıllarla karışım halinde yetiştirilmesi yerinde bir uygulama olur. Böylece birim alandan daha fazla miktarda ot elde edilebileceği gibi, hayvanlar için protein ve karbonhidratça zengin dengeli bir yem elde edilmiş de olacaktır. 3.1.3. Fiğ (Dane): Dane amacıyla fiğ yetiştiriciliği değerlerinin verildiği Çizelge 6. incelendiğinde, B.Karadeniz Bölgesi’nde 383.613 ha alanda 44.044 ton dane amacıyla fiğ üretimi olduğu görülmektedir. Bölgede ekim alanı itibariyle %35.55’lik, dane üretimi olarak ise %32.41’lik bir paya sahiptir. Dane verimi bakımından ise Türkiye ortalamasının bir miktar altında bir değere sahiptir. Ekim oranı incelendiğinde Tokat %47.18’lik oranla yarıya yakın kısmını tek başına üstlenmektedir. Çizelge 6. Batı Karadeniz bölgesi fiğ (dane) ekim alanı (da), dane üretimi (ton), dane verimi (kg/da) ve ekim oranları (%) Toplam Alan İçinde İller Ekim Alanı Dane Üretimi Dane Verimi Ekim Oranı Ekim Oranı Amasya 23.800 2.952 124 6.20 2.21 Çankırı 69.092 7.580 110 18.01 6.40 Çorum 50.980 6.119 120 13.29 4.72 Kastamonu 11.275 1.449 129 2.94 1.04 Samsun 22.410 3.678 164 5.84 2.08 Sinop 22.200 2.105 95 5.79 2.06 Tokat 181.006 19.826 110 47.18 16.77 Zonguldak 0 0 0 0.00 0.00 Bartın 0 0 0 0.00 0.00 Karabük 2.850 335 118 0.74 0.26 Toplam 383.613 44.044 115 100 35.55 Türkiye 1.079.165 135.892 126 B. Karadeniz (%) 35.55 32.41 Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu Bitkisel Üretim İstatistikleri, 2010. 26 A.KUŞVURAN, R.İ.NAZLI, V.TANSI Çankırı bölge içerisinde %18.01, ülke genelinde ise%6.40’lık bir ekim oranına sahiptir. Bu İlleri %13.29 ile Çorum izlemektedir. Fiğ tanesi baklagil tohumları içerisinde selüloz oranı en düşük ve sindirilme oranı en yüksek olanlar arasında bulunmaktadır. Fiğ kırması özellikle besi sığırları için kuvvetli bir kesif yem oluşturur. Sığır besisinde ve tanesi kanatlı beslenmesinde kullanılabilir. Sığırlar fiğdeki acı maddeden fazla etkilenmez ve fazla miktarda tüketebilirler. Bölgede özellikle kıraç alanlarda değerlendirilebilir. 3.1.4. Korunga: Çizelge 7. incelendiğinde, B.Karadeniz Bölgesi’nde 89.806 ha alanda 10.737 ton yeşil ot, 60.220 ton toplam kuru ot amacıyla korunga üretimi olduğu görülmektedir. Bölgede ekim alanı itibariyle %5.93’lük, yeşil ot üretimi olarak %6.79’luk, toplam kuru ot üretimi olarak ise %7.30’luk bir paya sahiptir. Yeşil ve kuru ot verimi bakımından ise Türkiye ortalamasının bir miktar üzerinde bir değere sahiptir. Ekim oranı incelendiğinde Çankırı (%30.53) ilk sırada yer alırken, bunu Tokat (%19.22) ve Samsun (%12.90) izlemektedir. Çizelge 7. Batı karadeniz bölgesi korunga ekim alanı (da), yeşil ve kuru ot üretimi (ton), yeşil ve kuru ot verimi (kg/da) ve ekim oranları (%) Yeşil Yeşil Kuru Toplam Toplam Toplam Alan Ekim Ekim İller Ot Ot Ot Kuru Ot Kuru Ot İçinde Ekim Alanı Oranı Üretimi Verimi Üretimi Üretimi* Verimi Oranı Amasya 860 126 1467 140 355 41.28 0.91 0.06 Çankırı 28.900 3.315 1145 8.172 15.397 53.28 30.53 1.91 Çorum 12.214 0 0 5.069 8.123 66.50 12.90 0.81 Kastamonu 6.535 992 152 4.128 5.762 88.17 6.90 0.43 Samsun 14.061 0 0 5.967 9.482 67.44 14.85 0.93 Sinop 1.995 260 130 587 1.086 54.42 2.11 0.13 Tokat 18.191 4.940 272 11.269 15.817 86.95 19.22 1.20 Zonguldak 235 0 0 96 155 65.85 0.26 0.02 Bartın 1.720 1.104 642 530 960 55.81 1.92 0.11 Karabük 5.095 0 0 1.810 3.084 60.53 5.67 0.34 Toplam 89.806 10.737 120 37.768 60.220 67.06 100 5.93 Türkiye 1.513.787 158.029 104 785.283 824.790 54.49 B.Kdz.(%) 5.93 6.79 4.81 7.30 Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu Bitkisel Üretim İstatistikleri, 2010. * Kuru ot üretimi ile yeşil ot üretiminin %25’inin toplanması esası ile elde edilmiştir. Korunga aslında bir serin iklim bitkisi olmakla birlikte ılıman iklime sahip alanlarda iyi bir gelişim göstermektedir. Soğuğa ve kurağa dayanıklılığı ile ön plana çıkmaktadır (Sağlamtimur ve ark., 1998). Kıraç ve kireçli sıra dışı alanlarda yetiştirilebilecek en uygun yem bitkilerinden birisidir. Sulanmayan ve kıraç alanlarda yoncadan daha verimlidir. Kuru tarım alanlarında ekim nöbetine alınacak çok yıllık baklagil yem bitkilerinin başında gelir. Korunga aynı zamanda iyi bir mera bitkisidir. Otunun besleme değeri ve sindirilme oranı yüksektir (Tan ve Sancak, 2009). Kurak bölgelerde kökleri 8-10 metre derinliğe kadar inebilir. Kuvvetli ve dallanmış kökleri ile alt katmanlardaki bitki besin elementlerini ve suyu yukarı çeker (Açıkgöz, 2001). Bu özellikleri dikkate alındığı zaman ülkemizde nadasa bırakılan kuru tarım alanlarında buğday-nadas şeklinde uygulanan ekim nöbeti sistemlerinde nadas alanlarını azaltmak için korunganın yer aldığı sistemler kullanılabilir. Ayrıca B.Karadeniz Bölgesi’nde özellikle sulama imkânı bulunmayan, düşük yağış ortalamasına sahip ve eğimli kıraç alanlarda çok yıllık olan bu bitkinin yetiştirilmesi ile hayvanlara yem sağlanmasının yanı sıra erozyonu önlemede de katkı sağlanacaktır. 3.1.5. Yonca: Çizelge 8. incelendiğinde, B.Karadeniz Bölgesi’nde 221.121 ha alanda 15.606 ton yeşil ot, 234.252 ton toplam kuru ot amacıyla yonca üretimi olduğu görülmektedir. Bölgede ekim alanı itibariyle %3.88’lik, yeşil ot üretimi olarak %6.61’lik, toplam kuru ot üretimi olarak ise %5.24’lük bir paya sahiptir. Yeşil ot verimi bakımından yaklaşık iki katı gibi Türkiye ortalamasının oldukça üzerinde bir değere sahiptir. Kuru ot verimi bakımından da Türkiye ortalamasının yaklaşık %35 üzerinde bir değere sahiptir. 27 Türkiye’de ve Batı Karadeniz Bölgesi’nde Çayır-Mera Alanları, Hayvan Varlığı ve Yem Bitkileri Tarımının Bugünkü Durumu Çizelge 8. Batı karadeniz bölgesi yonca ekim alanı (da), yeşil ve kuru ot üretimi (ton), yeşil ve kuru ot verimi (kg/da) ve ekim oranları (%) Yeşil Ot Kuru Ot Toplam Toplam Toplam Verimi Üretimi Kuru Ot Alan Yeşil Ot Kuru Ekim İller Ekim Alanı Üretimi* İçinde Üretimi Ot Oranı Ekim Verimi Oranı Amasya 14.330 8.726 609 9.722 13.305 92.84 6.48 0.25 Çankırı 22.570 19.544 866 19.059 24.702 109.44 10.21 0.40 Çorum 24.348 0 0 29.168 35.255 144.80 11.01 0.43 Kastamonu 8.813 3.328 378 9.143 11.346 128.74 3.99 0.15 Samsun 5.960 0 0 8.368 9.858 165.40 2.70 0.10 Sinop 36.625 13.385 365 25.712 34.868 95.20 16.56 0.64 Tokat 89.148 67.323 755 60.185 82.472 92.51 40.32 1.57 Zonguldak 6.094 0 0 5.134 6.658 109.25 2.76 0.11 Bartın 10.100 3.300 327 11.007 13.532 133.98 4.57 0.18 Karabük 3.133 0 0 1.474 2.257 72.05 1.42 0.06 Toplam 221.121 115.606 523 178.972 234.252 105.94 100 3.88 Türkiye 5.692.958 1.747.676 307 4.037.132 4.474.051 78.59 B.Kdz.(%) 3.88 6.61 4.43 5.24 Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu Bitkisel Üretim İstatistikleri, 2010. * Kuru ot üretimi ile yeşil ot üretiminin % 25’inin toplanması esası ile elde edilmiştir. Ekim oranı incelendiğinde Tokat %40.32 gibi yüksek bir oranla ilk sırada yer alırken, bunu %16.56 ile Sinop ve %11.01 ile Çorum izlemektedir. Yem bitkilerinin kraliçesi ya da imparatoriçesi olarak anılır ve dünyada en çok yetiştirilen yem bitkisidir. Otu vitaminlerce çok zengindir. İçerisinde en az 10 vitaminin olduğu bilinmektedir. Tarımı yapılan hemen hemen tüm yem bitkilerinden daha yüksek bir yem değerine sahiptir (Açıkgöz, 2001). Ülkemizde yonca dendiği zaman yaygın yonca (Medicago sativa L.) akla gelmektedir. Kayseri yoncası olarak da bilinen yonca çeşidi Orta ve Doğu Anadolu gibi soğuk bölgelerimizde Elçi, Peru ve Mesa Sirsa gibi yonca çeşitleri de Güney Bölgelerimizde yetişmektedir (Sağlamtimur, 1998). Son yıllarda kamu kuruluşları ve özel sektör ülkenin farklı yerlerinde yetiştirilebilecek yeni çeşitler ıslah etmişlerdir. 2011 yılı itibariyle tescilli çeşit sayısı 23’e, üretim izinli çeşit sayısı ise 13’e ulaşmıştır. Bir vegetasyon döneminde birden çok kere biçilen, yüksek verimli ve kaliteli bir ot vermektedir. Ekim nöbetinde yer alarak toprakların dinlenmesini, besin maddeleri ve organik maddece zenginleşmesini sağlamakta, toprağın su tutma kapasitesini de yükselterek kendinden sonra gelen ürünün verimini yükseltmektedir (Avcıoğlu ve ark., 2009). Batı Karadeniz Bölgesi iklim koşulları yoncanın yetiştirilmesine uygundur. Tokat ilinde 28 yapılan çalışmalar sonuç vermiş ve yonca ekim oranı oldukça iyi denilebilecek değerlere çıkarılmıştır. Benzer şekilde bölgeye uyumlu yonca çeşitlerinin araştırılması ile hayvan beslemede son derece değerli olan bu bitkinin ekiminin yaygınlaştırılması önem arz etmektedir. 4. Türkiye Geneli Hayvan Sayısı Genel Durumu Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre hazırlanan Çizelge 9. incelendiğinde, Türkiye genelinde 8.404.172 BBHB’ye eşdeğer büyükbaş hayvan varlığı bulunduğu, bunun 3.723.583’ünün (%44.31) kültür sığırı, 3.304.531’inin (%34.32) melez sığır, 1.297.167’sinin (%15.43) yerli sığır ve 78.891’inin (%0.94) ise manda olduğu görülmektedir (Anonim, 2010b). Bölgeler bazında incelendiğinde en yüksek hayvan sayısının %18.76 ile D.Anadolu Bölgesi’nde olduğu, bunu az bir fark ile (%18.56) Marmara Bölgesi’nin izlediği görülmektedir. Daha çok küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinin yapıldığı G.D.Anadolu (%5.05) ve Akdeniz (%8.87) Bölgeleri’nde ise değerlerin düşük düzeyde olduğu izlenmektedir. Batı Karadeniz Bölgesi’nde daha çok manda yetiştiriciliği (%30.85) yapılmakta olup, bunu da %15.97’lik oran ile yerli sığır yetiştiriciliği izlemektedir. Hayvancılık açısından önem arz eden kültür ve melez sığır yetiştiriciliği A.KUŞVURAN, R.İ.NAZLI, V.TANSI Çizelge 9. Türkiye geneli bölgeler bazında büyükbaş hayvan birimi (BBHB*) değerleri ve oranları (%) Sığır Bölgeler Sığır (Melez) Sığır (Yerli) Manda Toplam (Kültür) 1.081.379 392.055 68.860 17.230 1.559.524 Marmara 988.974 375.783 81.338 3.857 1.449.951 Ege 599.314 551.856 164.275 7.154 1.322.599 İç Anadolu 346.869 356.331 40.819 1.250 745.269 Akdeniz 361.933 667.611 269.848 26.751 1.326.142 Karadeniz 253.025 798.438,8 506.667 18.209 1.576.339 D. Anadolu 92.089 162.456 165.362 4.442 424.349 G.D. Anadolu 3.723.583 3.304.531 1.297.167 78.891 8.404.172 Toplam 44.31 34.32 15.43 0.94 100 % 297.908 481.765 196.845 24.339 1.000.856 B. Karadeniz % 8.00 14.58 15.17 30.85 11.91 Koyun Koyun Keçi Bölgeler Keçi (Kıl) Toplam (Yerli) (Merinos) (Tiftik) Marmara 192.261 46.732 49.837 1.589 290.418 Ege 213.582 8.004 55.263 1.277 278.125 İç Anadolu 313.814 38.198 22.512 7.005 381.530 Akdeniz 119.765 5.548 93.987 12.8 219.313 Karadeniz 100.007 2.103 9.700 83.3 112.642 D. Anadolu 682.938 0 78.230 16.8 761.185 G.D. Anadolu 449.826 2.173 88.976 1.019 541.995 Toplam 2.072.193 102.758 398.505 11.753 2.585.208 % 80.16 3.97 15.41 0.45 100 B. Karadeniz 65.492 1.487 7.159 821 74.960 % 3.16 1.45 1.80 6.99 2.90 Oran 18.56 17.25 15.74 8.87 15.78 18.76 5.05 100 Oran 11.23 10.76 14.76 8.48 4.36 29.44 20.97 100 Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu Bitkisel Üretim İstatistikleri, 2010. * Büyükbaş Hayvan Birimi (BBHB) hesaplamaları 4342 sayılı Mera Kanunu ve buna istinaden çıkarılan Mera Yönetmeliği katsayı değerleri esasına göre yapılmıştır. oranının ise ülke ortalaması bakımından oldukça düşük düzeyde olduğu izlenmektedir. Yine aynı Çizelge’den, Türkiye’de toplam 2.585.208 BBHB’ye eşdeğer küçükbaş hayvan varlığı bulunduğu, bunun 2.072.193’sinin (%80.16) yerli koyun,398.505’inin (%15.41) kıl keçisi, 102.758’inin (%3.97) merinos cinsi koyun ve 11.753’ünün (%0.45) tiftik keçisi olduğu görülmektedir. Bölgeler ölçeğinde incelendiğinde D.Anadolu Bölgesi’nin 761.185 BBHB küçükbaş hayvan varlığına (%29.44) sahip olduğu, bunu G.D. Anadolu Bölgesi (%20.97) ve İç Anadolu (%14.76) Bölgesi’nin izlediği, daha çok büyükbaş hayvan yetiştiriciliği yapılan diğer bölgelerin ise düşük düzeyde hayvan sayısına sahip olduğu görülmektedir. Küçükbaş hayvan sayısı bakımından Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri tek başına ülkemiz küçükbaş hayvan varlığının yarısına sahiptir. Hayvan beslemede hayvanlara her gün canlı ağırlığının %10’una eşdeğer miktarda yeşil ot veya %2.5’i kadar kuru ot verilmesi önerilmektedir. Buna göre 500 kg canlı ağırlığına sahip bir hayvan biriminin (HB) yıllık kaba yem ihtiyacı (365x50=18.3 ton) 18-20 ton yeşil yem veya (365x12.5=4.562 ton) 4-5 ton kuru kaba ottur. Yaklaşık olarak 11 milyon (8.4 milyon büyükbaş, 2.6 milyon küçükbaş) BBHB’ne eşdeğer büyükbaş hayvan varlığımızın yıllık kaba yem ihtiyacı ise (4.5x11=49.5 milyon ton) yaklaşık 50 milyon ton kuru ot kadardır. Hayvanlarımız kaba yem ihtiyaçlarını üç ana kaynaktan sağlamaktadır. Bunlardan ilki çayır, mera ve yaylalardan biçilen veya otlanan otlar olup üretim 12-15 milyon ton/yıl kuru ot civarındadır (Altın ve ark., 2009). Kaynaklardan diğeri tarım alanlarında yetiştirilen yem bitkilerinden elde edilen kaliteli kaba yemler olup toplam 1.615.214 ha yem bitkileri ekim alanından yaklaşık olarak yıllık 4.5-5 milyon ton kuru ot ve 2.739.931 ha hasıl ve silajlık mısır ekim alanından yıllık 11.3 milyon ton mısır hasılı elde edilmektedir (Anonim, 2010a). Bir diğer yem kaynağı ise ne yazık ki üreticilerimizin ana yem kaynağı olarak kullandığı ve tarla atığı veya bitkisel atıklar olarak adlandırılan sap, saman vb. tarım ürünleri kalıntıları ise yıllık 15 milyon ton kadardır. 29 Türkiye’de ve Batı Karadeniz Bölgesi’nde Çayır-Mera Alanları, Hayvan Varlığı ve Yem Bitkileri Tarımının Bugünkü Durumu Görüldüğü üzere kaliteli kaba yem kaynaklarından elde ettiğimiz kuru ot miktarı yıllık 16.5-20 milyon ton civarındadır. Geri kalan 30 milyon ton kaliteli kaba yem ihtiyacı ise bir miktar hasıl ve silajlık mısır ile karşılanmakta ancak asıl olarak sap, saman ve bitkisel artıklar ile karşılanmakta, hatta bu bile hayvanlarımızı beslemeye yeterli olmamaktadır Dolayısıyla ülkemiz kaliteli kaba yem üretimi hayvan varlığımızın yaklaşık yarısına yeter miktardadır. Bu açığın kapatılması için öncelikle çayır-mera alanlarındaki baskının azaltılması, sonrasında ıslah çalışmaları ile verimliliklerinin artırılması ve kontrollü otlatma ile verim düzeylerinin korunması esas olmalıdır. Bununla birlikte idari mekanizmanın da işletilmesi gerekir. Ayrıca yem bitkileri ekim alanlarının gelişmiş ülkeler düzeyine çıkarılması ve her bölge için uygun yem bitkisi türlerinin ıslah edilmesi çalışmalarına ağırlık verilmesi ve yeterli miktarda tohum üretilerek ekim alanlarının ve yem bitkileri verim ve kalite gerekmektedir. düzeylerinin artırılması 4.1. Batı Karadeniz Bölgesi Hayvan Sayısı Genel Durumu Çizelge 10. incelendiğinde, bölgede 1.000.856 BBHB’ye eşdeğer büyükbaş hayvan sayısı bulunduğu, bunun 481.765’inin (%48.14) melez sığır, 297.908’inin (%29.77) kültür sığırı, 196.845’inin (%19.67) yerli sığır ve 24.339’unun ise (%2.43) manda olduğu görülmektedir. Bölgedeki hayvan varlığının yarıya yakınını (%48.14) melez sığır oluştururken, bunu %29.77 ile kültür sığırı izlemektedir. Yerli sığır ırkı ise %19.67 düzeylerindedir. Bölgede bulunan hayvan varlığının yaklaşık %80’inin kültür ve melez sığır cinslerinin olması ise dikkate değer olumlu bir gelişmedir. İller ölçeğinde incelendiğinde ise en fazla hayvan sayısına sahip ilin Samsun (%23.68) olduğu, bunu Kastamonu (%20.59) ve Tokat (%18.02) illerinin takip ettiği izlenmektedir. Çizelge 10. Batı karadeniz bölgesi büyükbaş hayvan birimi (BBHB*) değerleri ve oranları (%) Sığır Bölgeler Sığır (Melez) Sığır (Yerli) Manda Toplam (Kültür) Amasya 26.305 46.251 22.881 1.950 97.387 Çankırı 10.907 38.024 12.581 945 62.457 Çorum 38.551 70.014 9.147 1.498 119.209 Kastamonu 76.872 66.099 38.716 609 182.295 Samsun 50.712 112.690 36.533 9.692 209.626 Sinop 6.727 31.023 15.446 1.542 54.738 Tokat 46.083 69.090 38.532 5.839 159.544 Zonguldak 23.038 11.889 11.129 298 46.353 Bartın 14.380 23.543 4.391 1.318 43.632 Karabük 4.333 13.144 7.491 648 25.616 Toplam 297.908 481.765 196.845 24.339 1.000.856 % 29.77 48.14 19.67 2.43 100 Koyun Koyun Keçi Bölgeler Keçi (Kıl) Toplam (Yerli) (Merinos) (Tiftik) Amasya 9.081 0 1.199 0 10.280 Çankırı 6.873 296 547 385 8.101 Çorum 9.066 34 847 136 10.084 Kastamonu 5.060 668 811 246 6.784 Samsun 12.217 20 418 0 12.655 Sinop 5.345 26 888 26.8 6.285 Tokat 15.865 0 1.772 0 17.637 Zonguldak 1.007 0 523 0 1.530 Bartın 348 44 62.7 0 454 Karabük 629 401 91.6 28.3 1.150 Toplam 65.492 1.487 7.159 821 74.960 % 87.37 1.98 9.55 1.1 100 Oran 11.00 7.06 13.47 20.59 23.68 6.18 18.02 5.24 4.93 2.89 100 Oran 13.71 10.81 13.45 9.05 16.88 8.39 28.53 2.04 0.61 1.53 100 Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu Bitkisel Üretim İstatistikleri, 2010. * Büyükbaş Hayvan Birimi (BBHB) hesaplamaları 4342 sayılı Mera Kanunu ve buna istinaden çıkarılan Mera Yönetmeliği katsayı değerleri esasına göre yapılmıştır. 30 A.KUŞVURAN, R.İ.NAZLI, V.TANSI Bununla birlikte bölgede 74.960 BBHB’ye eşdeğer miktarda küçükbaş hayvan bulunduğu, bunun 65.492’sinin (%87.37) yerli koyun, 7.159’unun (%9.55) kıl keçisi, 4.487’sinin (%1.98) merinos koyun ve 821’inin (%1.1) ise tiftik keçisi olduğu görülmektedir. İller ölçeğinde incelendiğinde %28.53 ile Tokat’ın ilk sırada olduğu, bunu Samsun (%16.58) ve Amasya (%13.71) illerinin takip ettiği görülmektedir. Bölgede bulunan 1.1 milyon BBHB’ye eşdeğer büyükbaş ve küçükbaş hayvan varlığının yıllık kaba yem ihtiyacı (1.1x4.5=4.95 milyon ton) yaklaşık 5 milyon ton kuru kaba ottur. 782.256 ha çayır-mera alanından yılda yaklaşık 1-1.5 milyon ton, 195.546 ha toplam yem bitkileri alanından ise yaklaşık 500 bin ton kuru kaba ot üretildiği tahmin edilmekte olup toplam 1.5-2.0 milyon ton kuru ot bölgenin büyükbaş hayvan sayısının kaba yem ihtiyacının yarısından daha azına yanıt vermektedir. 5. Sonuç ve Öneriler Ülkemiz çayır-mera alanlarının büyük bir kısmının verim kapasiteleri oldukça düşüktür. Ayrıca bu alanlar düşük verimli olmalarının yanı sıra aşırı ve erken otlatmaya bağlı olarak tahrip olmakta ve son derece yetersiz ve düşük kalitede ot üretmektedir. Bununla birlikte, çayır-mera ve yem bitkileri ekim alanlarından elde edilen mevcut kaba yem miktarımız 16.5-20.0 milyon ton civarında olup, bu miktar mevcut hayvan varlığımızın ihtiyacı olan 50 milyon ton kuru kaba yemin yarısından daha azını karşılamaktadır. Batı Karadeniz Bölgesi’nde de benzer durum söz konusudur. Mevcut yem bitkisi açığı sap, saman ve bitki artıkları ile kapatılmaya çalışılmakta, bu da hayvanlardan istenilen verimin elde edilememesine neden olmaktadır. Ya da bu açık kesif yem ile karşılanmakta, bu durum da ek girdiye bağlı olarak hayvansal ürün üretim maliyetini artırmaktadır. Oysa bölgenin ikim koşulları, toprak yapısı, mevcut çayır-mera alanlarının durumu vb. gibi faktörler göz önüne alınarak çayır-mera alanları ile ilgili çalışmalara öncelik verilmek koşuluyla, yem bitkileri ekim alanlarının genişletilmesi ve birim alandan yüksek verim alınması ile ilgili çalışmaların yapılmasının kaba yem açığını azaltmada etkili olacağı düşünülmektedir. Sonuç olarak, ülkemiz genelinde ve Batı Karadeniz Bölgesi’nde mevcut mera alanlarında görülen erken ve aşırı otlatma baskısı gerekli tedbirler alınarak mutlak surette önlenmelidir. Ayrıca bu alanlarda yapılacak ıslah çalışmaları ile meraların verimlilik düzeyleri artırılmalıdır. Son yıllarda artış göstermesine rağmen halen gelişmiş ülkelerde %25-30 seviyelerinde olan yem bitkileri ekim alanları planlı, programlı ve uzun soluklu çalışmalar ile ve desteklemelerin de artırılmasıyla en azından bu seviyelere çıkarılmalıdır. Bununla birlikte uzun yıllardır 4.5 milyon ha seviyelerinde olan nadas alanlarında kurağa dayanıklı yem bitkileri ekimlerine ekim nöbeti içinde yer verilerek nadas alanlarının toplam alan içindeki payı kademeli olarak azaltılmalıdır. Bölgede yapılacak eğitim çalışmaları ile yem bitkileri ekimi teşvik edilmeli ve üreticiler sertifikalı tohumluk kullanmaları konusunda bilgilendirilmelidir. Ayrıca bölge ekolojisine uygun yem bitkisi tür ve çeşitleri konularında üniversiteler, kamu kuruluşları ve özel sektör işbirliği ile çalışmalar yapılmalı, elde edilen sonuçlar üreticiler ile paylaşılmalıdır. Kaynaklar Altın, M., A. Gökkuş ve A. Koç, 2005. Çayır Mera Islahı. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü, Çayır Mera Yem Bitkileri ve Havza Geliştirme Daire Başkanlığı, 468s., Ankara. Anonim, 2009. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, 2009 Yılı Faaliyet Raporu. 118s., Ankara. Anonim, 2010a. Bitkisel Üretim İstatistikleri. T.C. Başbakanlık Türkiye İstatistik Kurumu. http://www.tuik.gov.tr/bitkiselapp/bitkisel.zul Anonymous, 2010b. Hayvansal Üretim İstatistikleri. T.C. Başbakanlık Türkiye İstatistik Kurumu. http://www.tuik.gov.tr/hayvancilik.app/hayvancili k.zul Açıkgöz, E., 2001. Yembitkileri. 3. Baskı, Uludağ Üniversitesi Güçlendirme Vakfı Yayın No. 182. Vip A.Ş. Yanın No:58, 584s., Bursa. Açıkgöz, E., R. Hatioğlu, S. Altınok, C. Sancak, A. Tan ve D. Uraz, 2002. Yem Bitkileri Üretimi ve Sorunları. http://www.tusedad.org/upload/files/Yem%20Bitkileri% 20%C3%9Cretimi%20Ve%20Sorunlar%C4%B1.p df Avcıoğlu, R., H. Geren, A. Tamkoç ve Y. Karadağ, 2009. Yonca (Medicago sp. L.). Baklagil Yembitkileri, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, 31 Türkiye’de ve Batı Karadeniz Bölgesi’nde Çayır-Mera Alanları, Hayvan Varlığı ve Yem Bitkileri Tarımının Bugünkü Durumu Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü, İzmir, Cilt II:290-333. Balabanlı, C., 2009. Macar Fiği (Vicia pannonica Crantz.). Yem Bitkileri. Baklagil Yembitkileri, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü, İzmir, Cilt II:417420. Elçi, Ş., 2005. Baklagil ve Buğdaygil Yembitkileri. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, 486s, Ankara. Altın, M., A. Orak ve C. Tuna, 2009. Yembitkilerinin Sürdürülebilir Tarım Açısından Önemi. Yembitkileri, Genel Bölüm. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü, İzmir, Cilt I:11-28. İptaş, S. ve Y. Karadağ, 2010. Kıraç Alanlarda Mera Islahı ve İdaresi. İklim Değişikliğinin Tarıma Etkileri ve Alınabilecek Önlemler. T.C. Kayseri Valiliği, İl Tarım Müdürlüğü Yayın No:2, Kayseri, 149-176. Sağlamtimur, T., V. Tansı ve H. Baytekin, 1998. Yem Bitkileri Yetiştirme. Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Ders Kitabı No: C-74. 3. Baskı, 238s., Adana. 32 Serin, Y. ve M. Tan, 2001. Yem Bitkileri Kültürüne Giriş. Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları, No: 206, 217s., Erzurum. Serin, Y. ve M. Tan, 2009. Türkiye’de Yem Bitkileri Tarımının Bugünkü Durumu, Yembitkileri. Genel Bölüm, Cilt I. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü, İzmir, 29-33. Serin, Y. ve M. Tan, 2010. Yem Bitkileri Tarımı. Yem Bitkileri ve Meraya Dayalı Hayvancılık Eğitimi, Kayseri Valiliği İl Özel İdaresi İl Genel Sekreterliği, Çevre, Tarım ve Hayvancılık Daire Başkanlığı, Yayın No:1, 1-25, Kayseri. Tan, M. ve C. Sancak, 2009. Korunga (Onobrychis viciifolia Scop.). Baklagil Yembitkileri, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü, İzmir. Cilt II:337352. Tansı, V., C. Balabanlı ve H. Geren, 2009. Mısır (Zea mays L.). Yem Bitkileri. Buğdaygil ve Diğer Familyalardan Yembitkileri, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü, İzmir. Cilt III:702-713. GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 33-41 Effect Of The Storage Period On The Physico-Mechanical And Some Quality Properties Of Sunflower Seeds (Helianthus annuus L.) * Turgut ÖZTÜRK Murat MENGÜLOĞLU University of Ondokuz Mayıs, Faculty of Agriculture, Department of Agricultural Structures and Irrigation, 55139 Atakum-Samsun, Turkey Abstract: In this study, effect of the storage periods (15, 30, 45, 60, 75, 90, 105, 120, 135, 150 days) on the physico-mechanical and some quality properties of the sunflower (Helianthus annuus L.), seeds (Sanbro hybrid variety), one of the most important raw materials in the vegetable oil industry, have been analyzed. As a result of the study, the correlation between the bulk density and the storage period was found to be significant with probability P<0.01. In contrast, the correlation between the true density and the storage period and between the angle of internal friction and the storage period was not found to be significant. In connection with the storage period, changes in the static coefficient of friction between the grain and the friction surface was not found to be significant in concrete and galvanized steel surfaces, while in wood surfaces was found to be significant with probability P<0.01. It has been calculated that there is an important statistical correlation between the oil content (OC) and the storage period, and between the free fatty acid content (FFA) and the storage period in the sunflower seeds with probability P<0.01, respectively. Keywords: Sunflower, storage period, physico-mechanical properties, oil content, acidity Depolama Süresinin Ayçiçeğinin (Helianthus annuus L.) Fiziko-Mekaniksel ve Bazı Kalite Özellikleri Üzerine Olan Etkileri Özet: Bu çalışmada bitkisel yağ sanayinin en önemli hammaddelerinden birisi olan ayçiçeğinin (Helianthus annuusL.) Sanbro çeşidi tohumlarında, depolama süresinin (15, 30, 45, 60, 75, 90, 105, 120, 135, 150 gün) tane fiziko-mekanik ve bazı kalite özellikleri üzerine olan etkileri araştırılmıştır. Araştırma sonucunda, birim hacim ağırlık-depolama süresi arasındaki ilişki P<0.01 olasılık düzeyinde önemli bulunurken, özgül ağırlıkdepolama süresi ve içsel sürtünme açısı – depolama süresi arasındaki ilişki önemli bulunmamıştır. Depolama süresine bağlı olarak ürün-sürtünme yüzeyleri arası statik sürtünme katsayılarındaki değişim beton ve galvanize çelik yüzeylerde önemsiz, ahşap yüzeyde ise P<0.01 olasılık düzeyinde önemli bulunmuştur. İstatistiksel açıdan ayçiçeği numunelerinde depolama süresi - yağ oranı ve depolama süresi - asitlik oranı arasında P<0.01 olasılık düzeyinde önemli bir ilişkinin olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Ayçiçeği, depolama süresi, fiziko-mekanik özellikler, yağ oranı, asitlik Nomenclature -3 b bulk density, kg.m G1 G2 Vb t free weight of bulk density bucket, kg weight of bulk density bucket with sunflower, kg volume of bulk density bucket, m3 true density, kg.m-3 ms weight of liquid, kg mw weight of air dry sample, kg Vs Vç Vw volume of liquid, m3 volume of NAOH used in solution, (ml) volume of sample, m3 angle of internal friction, degrees normal stress, kPa * 1. Introduction In the last years, the world production of sunflower seeds (Heliantus annuus L.) has had a significant increase compared to other seed oil cultivation. Sunflower seeds are very rich in oil (about 50 % wt.) and from a chemical point of view the oil is considered very good for human N load applied on the sample, kg A cellular area, cm2 shear stress, pressure on cutting edge, kpa shear force, load on cutting edge, kg coefficient of cohesion Ts c s Fs Ws OC FFA moil ms static coefficient of friction force starting movement at surface interface, kg.m-2 force applied to surface interface, kg.m-2 oil content, (%) free fatty acids values, (%) mass of the extracted oil, (g) mass of sample, (g) consumption, because of its high ratio polyunsaturated/saturated fatty acids and the high content in linoleic acid. In addition, sunflower seeds represent an important source of vegetable oil and its protein fraction characterized by relatively well-balanced amino acid pattern, is recognized as a potential source *This paper is summarized from MSc. Thesis 33 Effect Of The Storage Period On The Physico-Mechanical And Some Quality Properties Of Sunflower Seeds (Helianthus annuus L.) of proteins for human consumption (Salgın et al., 2006). The world's major sunflower seed producing countries are Russia, Ukraine, Argentina and some of the European Union Countries (FAOSTAT, 2010). Sunflower seed is the most important raw material for the vegetable oil industry in Turkey is sunflower. Turkey’s ecological conditions are upmost favorable for the cultivation of sunflower (Onurlubaş and Kızılaslan, 2007). In the year 2009, the world’s sunflower seed production is 35.642.649 tonnes, also Turkey’s sunflower seed production is 992.000 tonnes; FAOSTAT, 2010). In the designing of warehouses, three basic factors should be taken into consideration. These factors; the physico–mechanical properties of stored grain, geometry of warehouse, the interaction between grain and warehouse wall (Ayuga et al., 2005).The theoretical basis of grain mechanical has been formulated for mineral materials. However, granular materials with biological origin (wheat, barley, soybean, corn, sunflower, etc.) in comparison mineral-based materials (clay, gravel, sand, crushed stone, etc.) on the particles structure of bio-based materials and mechanical properties, grain moisture content is largely effective. Therefore, in the designing of warehouses and silos should be taken into consideration moisture to content of grain (Molenda et al., 2004).The basic physicomechanical properties of agricultural products are bulk and true density, angle of internal friction, static coefficient of friction (Molenda and Horabik, 2005). The content of free fatty acids (FFA) in vegetable oils represents an important quality factor in oil crops.Unsuitable storage conditions such as high temperature and humidity are effective on the increase of FFA content in oil crops. For industrial storage, it is important to have a low temperature, low levels of humidity and, in particular, to reduce risks of damage to the sunflower seeds (Christian and Bettina, 2006). Jones and Shelton (1994) reported that if increasing of moisture content of granular agromaterials during the storage period, breakage and damage of its by mechanical effects also 34 increase. Particularly, if the moisture content reach to 18-20% levels, it can be the breakages and damages at the highest level. In this case, the broken and damaged granules in comparison with strong granules are 3-4 times faster deterioration. In Turkey, the annual value of quality losses depend on unsuitable storage conditions in the storage of sunflower seeds is approximately 10 million U.S. $ (Gaytancıoğlu, 1999). This study was performed to examine the effect of the storage period on physicomechanical and quality properties of sunflower seeds (Heliantus annuus L.). 2. Materials and Methods 2.1. Raw Materials and Experimental Design The experiments were carried out with seeds of the Sanbro hybrid variety widespread cultivated in the Black Sea Region of Turkey in 2008-2009 storage periods. This variety is grown as oil variety in the region. Linoleic and oleic acid content is higher, seed pods are thin, skin color is black. The sunflower seeds used in the laboratory experiments during the storage period (15,30,45,60,75,90,105,120,135,150 days) were taken by using the drilling system from the middle of warehouse which is belonging to the Black Sea Cooperatives Union of Oilseeds (Fig. 1). Firstly, sunflower seeds brought to laboratory during the storage period were cleaned manually to remove all foreign matter such as dust, dirt, stones and chaff as well as immature, broken seeds. The initial moisture content of sunflower seeds was determined by oven drying o at 105±5 C for 4 h (AOCS,1998;Yağcıoğlu,1999).The sunflower seeds obtained was placed in desiccators and stored at room temperature (23±2 oC) before use. 2.2. Determination of Physical Properties The moisture content of samples (Md.b) was calculated as follows (Bakker, 1999) : M w.b M d .b 100 M w.b x100 [1] To determine the bulk density of the experimental samples the method defined by T.ÖZTÜRK, M.MENGÜLOĞLU Fig. 1. Taking samples from the warehouse Mohsenin (1980), and Singh and Goswami (1996) was used. The weight of a bulk density container of 1000 ml volume and 108 mm height was used to determine bulk density. The bulk density container was filled up to 5 cm above the top. The sunflower seeds were then allowed to settle into the container and the bulk density was calculated from the following equation (2): b G 2 G1 Vb The liquid displacement method as described by Kibar and Öztürk (2009) was used to determine the true density of sunflower seeds. In this method, toluene (C7H8) was used in place of water because it is absorbed to a lesser extent by sunflower seeds and its surface tension is low. To calculate true density, the air dried weight for samples was firstly determined. The samples were then submerged in toluene and the displacement volume was determined. In the second stage, the true density of samples was calculated by using Equation (3) as follows: t m m s w V V s w [3] 2.3. Determination of Mechanical Properties To determine the angle of internal friction of sunflower seeds the direct shear method was used according to Zou and Brusewitz (2001), Moya et al. (2002), Kibar and Öztürk (2009). The velocity used during the experiment was 0.7 mm.min-1 and the angle of internal friction of seeds was calculated by using Equations (4,5,6). N [4] x100 A T s x100 A (c x tan ) [5] [6] The static [2]coefficients of friction of the samples were determined according to the method given by Beyhan et al. (1994). Wood, concrete (C30) and galvanized steel surfaces were used as friction surfaces. During the experiment, the test surface moved at a low velocity (2.4 cm.sec-1). The surfaces were driven by a 12 V, adjustable direct current motor and strength of friction was measured by using a digital dynamometer. The static coefficient of friction was calculated from the constant strength of friction read in the digital dynamometer after movement occurred at the interface. The static coefficients of friction of sunflower seeds were calculated by using Equation (7). s Fs Ws [7] 2.4. Quality Analysis To determine the oil content (OC) and the free fatty acids values (FFA) of sunflower seeds was used the Soxhlet extraction method. In this context, the oil content (OC) and the free fatty acids values (FFA) was determined by using Equations (8, 9) (AOCS 1998 ; Nas et al., 2001). 35 Effect Of The Storage Period On The Physico-Mechanical And Some Quality Properties Of Sunflower Seeds (Helianthus annuus L.) m OC oil 100 ms V FFAOleic acid % ç 2,8 moil [8] [9] 2.5. Data Analysis Experiments were performed in three replications. The results obtained were subjected to analysis of variance using SPSS 10.0 software (Yurtsever, 1984). 3. Results and Discussion The values of moisture content (Md.b) of test samples used in research during the storage period are given in Table 1.As can seen from the Table 1, the moisture content of sunflower seeds during the storage period increased. These data are parallel with the values (% 4 20) given in Gupta et al. (1997). The grains bulk density at storage period varied from 407 to 436 kg.m-3 (Fig. 2). As can be seen from Fig.2, values of bulk density demonstrated fluctuate depending on the storage period. The main reason for this is controlled environmental conditions is not be in Table 1. Moisture contents (Md.b) of test samples Storage period (day) 01-15 15-30 30-45 45-60 60-75 75-90 90-105 105-120 120-135 135-150 the warehouse provided the test samples. As a result of analysis of variance, a significant relationship at the 1% level probability was observed between storage period and bulk density. In the studies conducted on biological materials under laboratory conditions were determined a positive or a negative relationship depending on the crop between bulk density and moisture content. For example; Jain and Bal (1997), Sahoo and Srivasta (2002), Paksoy and Aydın (2004), Yalçın and Özarslan (2004) , Baryeh and Mangope (2005) has reported a positive relationship for millet, okra seed, edible squash, vetch seed and pigeon pea between bulk density and moisture content respectively. Whereas, Baryeh (2001), Aydın et al. (2002), Çalışır et al. (2005), Dursun and Dursun (2005), Coşkun et al.(2006), Karababa (2006) and Yalçın(2006) has reported a negative relationship for bambara groundnuts, Turkish mahaleb, rapeseed, caper seeds, popcorn kernels, cowpea seed between bulk density and moisture content respectively. Moisture content (Md.b) (%) 5,69 5,93 6,50 6,69 7,20 9,20 10,01 10,50 11,80 12,30 Fig. 2. The effect of storage period on bulk density 36 T.ÖZTÜRK, M.MENGÜLOĞLU The grains true density at storage period varied from 745 to 827 kg.m-3 (Fig.3).As can be seen from Fig.3, the values of true density demonstrated fluctuates depending on the storage period. As a result of analysis of variance, a significant relationship wasn’t observed between storage period and bulk density. Gupta and Das (1997), Ogunjimi et al.,(2001), Baryeh (2002), Paksoy and Aydın (2004), Yalçın and Özarslan (2004), Coşkun et al. (2006), Altuntaş and Yıldız (2007) have reported a positive relationship for sunflower . seeds, locust bean, millet, edible squash vetch seed, sweet corn, faba bean between true density and moisture content under laboratory conditions respectively. Whereas, Altuntaş et al. (2005), Aydın et al. (2002), Dursun and Dursun (2005), Karababa (2006), Özarslan (2002), Saçılık et al. (2003) ve Zewdu and Solomon (2008) have reported a negative relationship for fenugreek seeds, Turkish mahaleb, caper seeds, popcorn kernels, cotton seeds, hemp seed, grass pea between true density and moisture content under laboratory conditions respectively Fig.3.The effect of storage period on true density The angles of internal friction of test samples are presented in Fig. 4. As can be seen from Fig.4, the angles of internal friction of test samples at the storage period didn’t show a significant change. Therefore, the relationship between storage period and the angle of internal friction hasn’t been determined significantly. The static coefficients of friction determined with respect to galvanized steel, wood and concrete (C30) surfaces for test samples are presented in Fig.5. When the static coefficient of friction results were evaluated statistically, variance in the static coefficient of friction depending on storage period wasn’t Fig.4. The effect of storage period on angle of internal friction 37 Effect Of The Storage Period On The Physico-Mechanical And Some Quality Properties Of Sunflower Seeds (Helianthus annuus L.) Significant for concrete and galvanized steel surfaces but for wood surface was significant at the 1% level probability. The sunflower seeds purchased from the union member farmers are stored until the seeds are processed to oil (approx. 7 month). In this context, it is important the seasonal variation of static coefficients of friction. The highest values for all test surfaces were observed in representing samples between 60-90 days. Some researchers have reported that as the moisture content of grain increased, the static coefficients of friction increased (Altuntaş et al., 2005; Altuntaş and Mutlu, 2007; Altuntaş and Yıldız, 2007; Baryeh, 2001; Baryeh, 2002;Çalışır et al. 2005b; Coşkuner and Karababa, 2007a; Coşkuner and Karababa, 2007b). Fig.5. The effect of storage period on static coefficient of friction The values of oil content (OC) of sunflower seeds during the storage period are presented Fig.6. It was observed that the oil content of seeds decreased linearly during the storage period. If the results of the oil content were evaluated statistically, variance in the oil content of seeds depending on the storage period was significant at the 1% level probability. Simic et al. (2007) reported that, the changes in seed oil content in maize, soybean, and sunflower were affected by storage longevity under two levels of storage conditions differed in terms of air temperature and relative air humidity: 25°C and 75% and 12°C and 60%, respectively. The obtained results of the study showed that storage longevity was negatively associated with oil content. At storage conditions at 12°C and 60%, decreasing of seed oil content was less by 0.55% (maize), 1.30% (soybean) and 1.75% (sunflower) than in storage conditions at 25°C and 75%. Affected by storage longevity, in average, seed oil 38 content decreased by 0.82% in maize, 2.19% in soybean and 8.53% in sunflower. The free fatty acids (FFA) of sunflower oil makes it very important oil to be used for cooking. If the oil is refined and consumed, it will supply the essential fatty acid needed in the body. This will reduce the risk of cardiovascular diseases in human being. Changing the free fatty acids values (FFA) during the storage period are presented Fig.7. As can be seen from Fig.7, the free fatty acids values (FFA) in the sunflower seeds during storage period have increased over 400%. According to the results of analysis of variance, the relationship between the free fatty acids values (FFA) and the storage period was found significant at the 1% level probability. Gaytancıoğlu (1999) reported that the increases in the free fatty acids values (FFA) of sunflower seeds during the storage period, the crude oil refining process are causing significant economic losses. Notedly, if the free fatty acids values (FFA) of oilseeds reaches the T.ÖZTÜRK, M.MENGÜLOĞLU Fig.6.The effect of storage period on the oil content (OC) Fig.7.The effect of storage period on free fatty acids levels of 1.5%, in the crude oil refining may occurs losses up to 2.0 %. Christian and Bettina (2006) also reported that, the content of FFA in oil represents an important quality parameter in oil crops. With regard to the processing of oilseeds, the threshold value is set to a maximum of 2% FFA in the crude oil of sunflower seeds. This is because the FFA have to be removed during refining, which leads to a reduced oil yield and, consequently, to a reduction in price. In this research was determined the free fatty acids values (FFA) of sunflower seeds at the end of storage period reached up to 1.99 %. Therefore, in the crude oil refining are likely to occur a significant economic loss 4. Conclusion The study of effect of the storage period on physico-mechanical and some quality properties of sunflower seeds (Helianthus annuus L. ) revealed the following results: 1. At the end of 150 day’s storage period, the moisture content of sunflower seeds increased from 5.93 % to 12.3 %. 2. A significant relationship at the 1% level probability was observed between storage period and bulk density. However, as statistically a significant relationship was not determined between storage period and true density with angles of internal friction 3. Changing in the static coefficients of friction depending on storage period for some surfaces was significant at the 1% level probability. 4.The oil content (OC) of sunflower seeds have decreased linearly during the storage period. The changes in the oil content of seeds depending on the storage period were significant at the 1% level probability. 5. The free fatty acids values (FFA) of the sunflower seeds depending on the storage period have increased over 400%. The relationship between the free fatty acids values (FFA) and the storage period was found 39 Effect Of The Storage Period On The Physico-Mechanical And Some Quality Properties Of Sunflower Seeds (Helianthus annuus L.) significant at the 1% level probability. If human health is taken into consideration, refining of crude oil will be more expensive. The increase in the free fatty acids values (FFA) of seeds is likely to occur a significant economic loss in the refining process of crude oil. Acknowledgements The authors would like to thank the Black Sea Managers of Cooperative Union of Oilseeds for providing experimental materials used in research and storage facility. Special thanks also to Sevda Tanyıldız for assistance to oil analysis in laboratory. References Altuntaş, E., Özgöz, E., Taşer, Ö. F., 2005. Some physical properties of fenugreek seeds. Journal of Food Engineering, 71 (1), pp. 37-43. Altuntaş, E., Yıldız, M., 2007. Effect of moisture content on some physical an properties of faba bean (Vicia faba L.) grains. Journal of Food Engineering, 78 (1), pp. 174-183. Altuntaş, E., Mutlu, A., 2007. Determination of some physical properties of pistachio ( Pistacia vera L.) nut and its kernel. Journal of the Agricultural Faculty of Gaziosmanpaşa University , 24 (1), pp. 19-25. Aydın, C., Öğüt, H., Konak, M., 2002. Some physical properties of Turkish mahaleb. Biosystems Engineering, 82(2), pp.231-234. AOCS, 1998. Official Methods and Recommended Practices of the American Oil Chemists’ Society. 5 th Ed. AOCS Press, Champaign, IL (USA). Ayuga, F., Aguado, P., Gallego, E., Ramirez, A., 2005. New steps towards the knowledge of silos behaviour. International Agrophysics, 19(7),17p. Bakker, F.W.,1999. Grains and grain quality. CIGR Handbook of Agricultural Engineering, Volume IV Agro-Processing Engineering. The American Society of Agricultural Engineers.pp.1-3 Baryeh, E.A., 2001. Physical properties of bambara groundnuts. Journal of Food Engineering, 47(4), pp.321-326. Baryeh, E.A., 2002. Physical properties of millet. Journal of Food Engineering,51(1),pp.39-46. Baryeh, E.A., Mangope, B. K., 2005. Some physical properties of QP-38 variety pigeon pea. Journal of Food Engineering, 56(1), pp.59-65. Beyhan, M.A., Nalbant, M., Tekgüler, A.,1994. Determination of coefficient of friction in the grain and husk hazelnuts for different surfaces.Agricultural Mechanization Proceedings of XVth Turkish National Congress, 20-22 September 1994, Antalya, pp. 343–352. Christian, R. M.and Bettina B. K.,2006. Estimating the content of free fatty acids in high-oleic sunflower seeds by near-infrared spectroscopy. European 40 Journal of Lipid Science of Technology, 108 (7) ,pp. 606–613. Coşkun, B. M., Yalçın, İ., Özarslan, C., 2006. Physical properties of sweet corn seed. Journal of Food Engineering, 74 (4), pp.523-528. Coşkuner,Y., Karababa, E., 2007a. Some physical properties of flaxseed. Journal of Food Engineering, 78(3), pp.1067-1073. Coşkuner, Y., Karababa, E., 2007b. Physical properties of coriander seeds. Journal of Food Engineering, (80), 408-416. Çalışır, S., Marakoğlu, T., Öğüt, H., Öztürk, Ö., 2005. Physical properties of rapeseed. Journal of Food Engineering, 69(1),pp. 61-66. Dursun, E., Dursun, I., 2005. Some physical properties of caper seeds. Biosystems Engineering, 92(2), pp.237245. FAOSTAT,2010. World crop production statistics. Available < http://faostat.fao.org>. Gaytancıoğlu,O.,1999. Agricultural policies applied in sunflower and economic analysis of crop losses resulting from storage (unpublished master's thesis). Thrace University Graduate School of Science, Department of Agricultural Economics, Edirne ,Turkey. Gupta, R. K., Das, S. K., 1997. Physical properties of sunflower seeds. Journal of Agricultural Engineering Research, 66 (1), pp.1-8. Jain R. K., Bal, S., 1997. Properties of pearl millet. Journal of Agricultural Engineering research, 66(1), pp.85-91. Jones, D., Shelton, P., 1994. Management to maintain stored grain quality. Nebraska State Unv. Cooperative Extension Service, Institute of Agriculture and Natural Researces, G 94-1199-A, USA. Karababa, E., 2006. Physical properties of popcorn kernels. Journal of Food Engineering, 72(1), pp.100-107. Kibar, H., Öztürk, T. 2009. The effect of moisture content on the physico-mechanical properties of some hazelnut varieties. Journal of Stored Products Research (45), pp.14-18. Mohsenin, N. N., 1980. Structure, physical characteristic and mechanical properties of plant and animal materials. Gordon and Breach Science Publishers, New York. Molenda, M., Horabik, J., Thompson, S. A., Ross, I. J., 2004. Effects of grain properties on loads in model silo. International Agrophysics, 18, pp. 329-332. Molenda, M., Horabik, J., 2005. Mechanical properties of granular agro-materials and food powders for industrial practice ( Part-I Characterization of mechanical properties of particulate solids for storage and handling),Lublin. Moya, M., Ayuga, F., Guaita, M., Aguado, P., 2002. Mechanical properties of granular agricultural materials. Transactions of the ASAE, 45(5), pp.15691577. Nas, S., Gökalp, H. Y., Ünsal, M., 2001. Vegetable oil technology. 3rd Edition. Pamukkale University, Faculty of Engineering, Publish Number:5, Denizli,Turkey. T.ÖZTÜRK, M.MENGÜLOĞLU Ogunjimi, A. O., Aviara, N. A., Aregbesola, O. A., 2001. Some engineering properties of locust bean seed. Journal of Food Engineering, 55(2), pp.95-99. Onurlubaş, E., Kızılaslan, H., 2007. Developments in the vegetable oil industry and expectations for future in Turkey. TEAE publication no: 157, Ankara,p.20-21. Özarslan, C., 2002. Physical properties of cotton seed. Biosystems Engineering, 83(2), pp.169-174. Paksoy, M., Aydın, C., 2004. Some physical properties of edible squash seeds. Journal of Food Engineering, 65(2), pp.225-231. Salgın,U., Döker, O. and Çalımlı ,A.2006. Extraction of sunflower oil with supercritical CO2: Experiments and modeling. Journal of Supercritical Fluids, 38 (2006) pp.326–331. Saçılık, K., Öztürk, R., Keskin, R., 2003. Some physical properties of hemp seeds. Biosystems Engineering, 86(2), pp.191-198. Sahoo, P. K., Srivastava, A.P., 2002. Physical properties of okra seeds. Biosystems Engineering, 83(4), pp.441-448. Simic,B., Popovic,R., Sudaric A., Rozman V., Kalinovic I., J. Cosic ,2007.Influence of storage condition on seed oil content of maize, soybean and sunflower. Agriculturae Conspectus Scientificus ,72 (2007) , pp.211-213. Singh, K. K., Goswami, T. K. , (1996). Physical properties of cumin seed. Journal of Agricultural Engineering Research 64, pp.93–98. Yağcıoğlu, A., 1999. Drying technique of agricultural products. Ege University, Faculty of Agriculture, Publish Number:536, İzmir. Yalçın, İ., 2006. Physical properties of cowpea seed. Journal of Food Engineering, 79(1), pp.57-62. Yalçın, İ., Özarslan, C., 2004. Physical properties of vetch seed. Biosystems Engineering, 88(4), pp. 507-512. Yurtsever,N.,1984. Experimental Statistical Methods. The Publications of Soil and Fertilizer Research Institute, Publication No: 121, Ankara. Zewdu, A. D., Solomon, W. K., 2008. Moisturedependent physical of grass pea (Lathyrus sativus L.) Seeds. Agricultural Engineering International: CIGR E-journal. Manuscript FP 06 027. Zou, Y., Brusewitz, G. H., 2001. Angle of internal friction and cohesion of consolidated ground marigold petals. Transactions of the ASAE, 44 (5), pp. 1255 -1259. 41 GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 43-52 Heterorhabdit Nematodların (Rhabditida: Heterorhabditidae) Biyolojik Etkinliklerinin Galleria mellonella L. (Lepidoptera: Pyralidae) Üzerinde Karşılaştırılması Ramazan CANHİLAL Erciyes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü, Kayseri Özet: Güney Carolina’da (ABD) yapılan bir sürveyden elde edilen dokuz yerel, (Heterorhabditis megidis LEX, H. zealandica EDS ve CHR, ve H. bacteriophora WPS, SMP, PD, CFG, MF ve CFM) ve dışarıdan elde edilen iki Heterorhabditis izolatının (H. bacteriophora Hb ve HP88) biyolojik etkinliği, son dönem Galleria mellonella larvaları üzerinde laboratuar şartlarında karşılaştırılmıştır. Denemelerde nematodların 5, 10, 25 ve 100 nematod / larva konsantrasyonları kullanılmıştır. Petri kaplarında yapılan denemelerde, her doz dört petri içerisinde tekrar edilmiştir. İçerisinde 7 larva bulunan petri kapları, 25°C’de ve %75 nem içeren inkübatöre yerleştirilmiş ve ölüm oranları günlük olarak dört gün boyunca kaydedilmiştir. Son gün sayımında, ölüm oranları, H. megidis LEX, H. zealandica EDS ve CHR, ve H. bacteriophora WPS, SMP, PD, CFG, MF, CFM, Hb ve HP88 ırklarının tüm dozlar için, sırasıyla %53.6-100, 42.3-100, 66.1-100, 60.7100, 57.7-100, 60.7-100, 45.2-100, 54.8-100, 30.4-100, 57.7-100 ve 81.5-100 arasında gerçekleşmiş ve genellikle nematod dozunun artışıyla ölüm oranları da artmıştır. Tüm dozlar bir arada değerlendirildiğinde, H. bacteriophora HP88 ırkı en düşük dozda %81.5’le en yüksek ölüm oranını oluşturmuş ve diğer dozlarda %100 ölüm gerçekleştirmesiyle diğerlerinden ayrılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, H. bacteriophora WPS, PD ve Hb, H. zealandica CHR ve EDS ve H. megidis LEX ırkları başta olmak üzere denemedeki tüm nematodların, biyolojik mücadelede ümitvar oldukları kanaatine varılmıştır. Anahtar kelimeler: Biyolojik mücadele, entomopatojen nematodlar, Galleria mellonella, Heterorhabditis Comparison of the Virulence of Heterorhabdit Nematodes on Galleria mellonella L. (Lepidoptera: Pyralidae) Abstract: The virulence of nine local heterorhabditid isolates obtained in a survey in South Carolina (USA) (Heterorhabditis megidis LEX, H. zealandica EDS and CHR, and H. bacteriophora WPS, SMP, PD, CFG, MF and CFM strains) with two other heterorhabditid nematodes from different place (H. bacteriophora Hb and HP88 strains) against last instar greater wax moth larvae were compared under laboratory conditions. Nematode concentrations of 5, 10, 25 and 100 infective juveniles (IJs) per larva were used. The Petri-plate bioassay procedure was used in the trials and each treatment was repeated 4 times. Petri dishes contained 7 larvae each were incubated in a dark growth cabinet at 25°C with 75% relative humidity. Mortalities were counted for 4 days. At the final count, mortalities were 53.6-100, 42.3-100, 66.1-100, 60.7-100, 57.7-100, 60.7-100, 45.2-100, 54.8-100, 30.4-100, 57.7-100 and 81.5-100% for H. megidis LEX, H. zealandica EDS and CHR, and H. bacteriophora WPS, SMP, PD, CFG, MF, CFM, Hb and HP88 strains at all concentrations, respectively. Positive regressions were observed between mortality and dose for all nematodes in the trials. When all dozes were evaluated together, H. bacteriophora HP88 strain produced the highest mortality with 81.5% at the lowest rate and differed than others by having 100% mortality in the other concentrations. As a result, all nematodes in the trails starting with H. bacteriophora WPS, PD and Hb, H. zealandica CHR and EDS, and H. megidis LEX strains were found promising in biological control. Key words: Biological control, entomopathogenic nematodes, Galleria mellonella, Heterorhabditis Giriş Entomopatojen nematodlar (EPN), Heterorhabditidae ve Steinernematidae (Rhabditida) familyalarına ait obligat böcek patojenleridir (Koppenhöfer ve ark., 2000). Bu nematodlar, mutualistik ilişki içerisinde oldukları Enterobacteriaceae familyasına ait Xenorhabdus (Steinernematidae) ve Photorhabdus (Heterorhabditidae) bakterileri sayesinde konukçularını 24-48 içerisinde 1. septisemi yoluyla öldürürler (Kaya ve Gaugler, 1993; Forst ve Nealson, 1996; Burnell ve Stock, 2000). Steinernematidler ve heterorhabditler, yumurta, 4 farklı larva dönemi ve ergin dönem olmak üzere 6 gelişme dönemine sahiptirler. En önemli larva dönemi, toprakta konukçusunu arayıp bularak enfeksiyonu gerçekleştiren 3. larva dönemidir [infektif juvenil (=IJ) ya da dauer juvenil]. Bu dönem, bir yıl ya da daha fazla toprakta canlılığını sürdürebilir 43 Heterorhabdit Nematodların (Rhabditida: Heterorhabditidae) Biyolojik Etkinliklerinin Galleria mellonella L. (Lepidoptera: Pyralidae) Üzerinde Karşılaştırılması (Koppenhöfer ve ark., 2000; Burnell ve Stock, 2000). İnfektif juveniller uygun bir konukçu bulunca konukçunun doğal açıklıklarından (stigma, ağız, anüs) ya da kutikülanın ince kısımlarından (sadece heterorhabditlerde) konukçu hemosölüne girerler (Bedding ve Molyneux, 1982; Wang ve Gaugler, 1998). Konukçuya giren IJ’ler bir deri değiştirir ve taşıdıkları simbiyotik bakteriyi böcek hemosölü içerisine salarlar. Böcek dokusuyla beslenerek üreyen bakteriler, konukçusunu 24–48 saat içerisinde öldürür (Glazer ve Lewis, 2000). Enfekte ettikleri böcekte besinin tükenmeye başlaması üzerine, 3. dönem IJ’ler konukçu kütikülasını parçalayarak dışarı çıkar ve yeni konukçu aramaya başlarlar (Kaya ve Gaugler, 1993). Tarımda zararlı böceklerin %90’ının en az bir biyolojik dönemini toprakta tamamladığı düşünülürse, ENP’ların konukçu listesinin ne kadar fazla olduğu anlaşılmaktadır (Klein, 1990). EPN’lar konukçusunu algılayıp ona doğru harekete geçme özelliğine sahiptirler (Csontos ve Boven, 2002; Susurluk ve ark., 2003; Susurluk, 2006; Susurluk, 2008). Halbuki, toprakta kullanılan tarım ilaçları, hedef zararlıya ulaşmak için sık sık tekrarlanmakta ve bu nedenle yüksek oranda taban suyuna karışmaktadır. Toprak altı zararlılarına karşı pestisitlerin kullanılması ile %40’a civarında başarı sağlanırken, EPN’lar ile yapılan mücadelede bu oran %80-90’lara ulaşabilmektedir (Ehlers ve Peters, 1998; Sulistyanto ve Ehlers, 1996). Ayrıca EPN’lar, in vivo veya in vitro olarak kolay ticari üretim, uzun dönem etki, kolay uygulama, birçok kimyasalla beraber uygulanabilme, çevre ve insan sağlığı için güvenli olma ve patojenite, konukçu arama davranışı ve canlı kalabilme özelliğindeki farklılıklar gibi birçok üstün özelliklere sahiptir. Tüm bu özelliklerinden dolayı bu nematodlar, 1930’lu yıllardan beri birçok ülkede araştırıcıların ilgisini çekmekte ve son 25 yıldır da, gittikçe yaygınlaşarak biyolojik mücadele etmeni olarak kullanılmaktadır (Peters, 2010). Günümüzde EPN’lar, Cydia pomonella (Elma içkudu), Agrotis spp. (Bozkurtlar), Otiorhynchus sulcatus (Bağ maymuncuğu), Leptinotarsa decemlineata 44 (Patates böceği), Plutella xylostella (Sebze güveleri), Sciarid spp. (Mantar sinekleri), Tripsler, Scarabidler, Capnodis spp. ve Gryllotalpa gryllotalpa (Danaburnu) gibi önemli zararlıları içine alan yaklaşık 250 adet zararlı böceğe karşı başarıyla uygulanmaktadır (Peters, 1996). Entomopatojen nematodların kullanımları ile ilgili birçok ilerleme kaydedilmiş olmasına rağmen, konukçu spektrumu ve biyolojik mücadele etmeni olarak böcek populasyonlarına etkisi konusundaki bilgi sınırlıdır ve yeni EPN tür ve ırkları belirlendikçe, bunların etkinliklerinin belirlenmesi ve karşılaştırılması çalışmalarına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmada, Güney Carolina’dan elde edilen 9 yeni heterorhabditid nematodun virülansı, 2 bilinen nematodla beraber, Galleria mellonella (Lepidoptera: Pyralidae) larvaları üzerinde laboratuar şartlarında karşılaştırılmıştır. 2. Materyal ve Metot Denemelerde kullanılan Heterorhabditis bacteriophora Hb ırkı Dr. David I. ShapiroIlan’dan (Integrated BioControl Systems, Inc., Aurora, Indiana, ABD), H. bacteriophora HP88 ırkı Dr. Khoung B. Ngyuen ve Dr. Byron J. Adams’dan (Florida Üniversitesi, Florida, ABD) temin edilmiş ve diğer hetorohabditidler (H. megidis LEX, H. zealandica EDS ve CHR, ve H. bacteriophora WPS, SMP, PD, CFG, MF ve CFM ırkları) Güney Carolina’da yapılan bir sürveyden elde edilmiştir (Canhilal ve Carner, 2006a). Galleria mellonella larvaları, kepek, soya unu, mısır unu, süt tozu, bal, gliserin ve toz mayadan oluşan bir yetiştirme ortamında, 1 litrelik cam kavanozlarda, 30±2 oC’de yetiştirilmiştir (Şekil 1). Heterorhabdit nematodlar, bu larvalar üzerinde Woodring ve Kaya (1988)’nın metoduna göre kültüre alınmıştır. Entomopatojen nematodlar tarafından enfekte edilmiş Galleria larvaları, uyarlanmış bir White tuzağına (Şekil 2) (Canhilal ve Carner, 2006b) yerleştirilerek, buradan hasat edilen IJ’ler, deneme öncesi kültür kaplarında 7-8 oC’deki buzdolabında 1520 gün depolanmıştır (Kung ve ark., 1990). R.CANHİLAL Şekil 2. İnkübatörde Galleria mellonella kültürü Şekil 3. Petri kabı deneme ortamı ve ortalamalar arasındaki faklılıkların belirlenmesinde Duncan testi kullanılmıştır (SPPS, 2003). Letal konsentrasyon (LC50) ve letal zaman (LT50) değerleri probit analizi ile hesaplanmıştır (SPPS, 2003). Şekil 1. Uyarlanmış White tuzağı Nematodların virülansının karşılaştırılmasında petri kabı deneme usulü kullanılmıştır (Woodring ve Kaya, 1988). Nematod kosantrasyonları, 5, 10, 25 ve 100 nematod / larva olarak uygulanmıştır. Her konsanstrasyon için, 4 petri kabında (4 tekerrür) her kapta 7’şer larva olmak üzere toplam 28 larva kullanılmıştır. Petri kapları bir plastik torba içerisinde, 25°C’de ve %75 nem içeren inkübatöre yerleştirilmiştir (Şekil 3). Dokunulduğunda hareket etmeyen Galleria larvaları ölü kabul edilmiş ve bu ölümler, her 24 saate bir 4 gün boyunca kaydedilmiştir (Epsky ve Capinera, 1994). Ölü larvalar, IJ çıkışını belirlemek için uyarlanmış White tuzağında 25±1°C’de inkübe edilmiştir. Hesaplanan ölüm oranları, Abbott’un (1925) düzeltme formülü kullanılarak yeniden düzenlenmiştir. Veriler faktöryel deneme desenine göre analiz edilmiş 3. Bulgular Tüm nematodlar G. mellonella larvalarını enfekte etmiş ve üzerinde çoğalmıştır. Heterorhabditidlerin 1. günde Galleria larvaları üzerindeki etkisi, bazı nematodların 100 nematod / larva konsantrasyonu hariç, düşük olmasına karşın 2. günden itibaren artmıştır. Birinci gün sayımlarında; H. bacteriophora HP88, SMP, H. zealandica EDS ve CHR ve H. megidis LEX ırkları en iyi etki gösteren nematodlar olmuştur (Şekil 4 ve 5). İkinci gün sayımlarında; nematodların 25 ve 100 nematod / larva konsantrasyonları genellikle %80’in üzerinde ölüm oranı oluşturmuştur. Heterorhabditis bacteriophora HP88 ve WPS, H. zealandica EDS ve H. megidis LEX ırklarının 25 ve 100; H. bacteriophora PD ve SMP ve H. zealandica CHR ırklarının 100 nematod / larva dozları denemedeki tüm larvaları öldürmüştür (Şekil 5). Üçüncü gün sonuçlarına göre; H. bacteriophora HP88 ırkının 10, 25 ve 100 nematod / larva dozları; H. bacteriophora SMP, WPS, H. zealandica EDS ve CHR ve H. megidis LEX ırklarının 25 ve 100 nematod / larva dozları; H. bacteriophora Hb, CFG, PD, CFM ve MF ırklarının 100 nematod / larva dozları Galleria larvaları üzerinde %100 ölüm oluşturmuştur (Şekil 6). 45 Heterorhabdit Nematodların (Rhabditida: Heterorhabditidae) Biyolojik Etkinliklerinin Galleria mellonella L. (Lepidoptera: Pyralidae) Üzerinde Karşılaştırılması Ortalama yüzde ölüm 46 Şekil 4 ve 5. Heterorhabdit nematodların, 5, 10, 25 ve 100 nematod / larva dozunda 1. ve 2. gün sonunda Galleria larvaları üzerinde oluşturdukları ortalama ölüm oranları R.CANHİLAL Denemenin son gününde, üçüncü günde %100 ölüm oluşturan nematod ırkları, aynı şekilde denemedeki tüm larvaları öldürmüşlerdir. Ölüm oranları, H. megidis LEX, H. zealandica EDS ve CHR, ve H. bacteriophora WPS, SMP, PD, CFG, MF, CFM, Hb ve HP88 ırklarının tüm dozlar için, sırasıyla %53.6-100, 42.3-100, 66.1-100, 60.7100, 57.7-100, 60.7-100, 45.2-100, 54.8-100, 30.4-100, 57.7-100 ve 81.5-100 arasında gerçekleşmiş ve genellikle nematod dozunun artışıyla ölüm oranları da artmıştır (Şekil 7). Tüm nematodların 100 nematod / larva konsantrasyonu %100 ölüm oluşturmuştur. 25 nematod / larva dozunda; nematodlar çoğunlukla tüm larvaları öldürürken, tümü %80 üzerinde ölüme neden olmuştur. Ancak, ölüm oranlarındaki farklılıklar istatistiki olarak önemli bulunmamıştır (Şekil 7). 10 nematod / larva dozunda; H. bacteriophora HP88 ırkı, %100 ile en yüksek ölüm oranına sahip olurken, H. megidis LEX, H. zealandica CHR ve EDS, H. bacteriophora WPS ve PD ırkları sırasıyla, %95.8, 95.8, 88.7, 84.5 ve 84.5 ölüm oluşturmuştur (Şekil 7). Heterorhabditis bacteriophora HP88 ırkı, diğer dozlarda olduğu gibi, 5 nematod / larva dozunda da %81.5 ölüm oranı ile en yüksek ölüme neden olmuş ve bunu sırasıyla, H. zealandica CHR (%66.1), H. bacteriophora WPS (%60.7), PD (%60.7), SMP (57.7), Hb (%57.7) ve MF (%54.8), H. megidis LEX (53.6), ırkları takip etmiştir (Şekil 7). En düşük LC50 değeri, 3.06 IJ / larva ile H. bacteriophora HP88 ırkı için hesaplanmıştır. Heterorhabditis zealandica CHR, H. megidis LEX, H. bacteriophora WPS ve PD, H. zealandica EDS, H. bacteriophora Hb, SMP, MF, CFM ve CFG ırkları için LC50 değerleri, sırasıyla 4.35, 4.62, 5.09, 5.39, 5.53, 5.73, 7.38, 7.92, 7.98 ve 8.03 IJ / larva olarak gerçekleşmiştir (Çizelge 1). LT50 değerleri ise, 5 nematod / larva dozunda, 2.28 (H. bacteriophora HP88) ile 4.31 gün (H. bacteriophora CFM); 10 nematod / larva dozunda, 1.56 (H. bacteriophora HP88) ile 2.84 gün (H. bacteriophora SMP); 25 nematod / larva dozunda, 1.08 (H. megidis LEX) ile 2.07 gün (H. bacteriophora MF) ve 100 nematod / larva dozunda 0.75 (H. zealandica EDS) ile 1.56 gün (H. bacteriophora MF) arasında değişmiştir (Çizelge 2). 4. Tartişma Entomopatojen nematodların biyolojik mücadele ajanı olarak belirlenmesinde, nematodun konukçu tarafından cezbedilmesi ve konukçuya penetrasyonu, konukçuyu arama yeteneği, konukçu savunma mekanizması ve biotik ve abiotik çevre şartları gibi bazı faktörlere bakılması önemlidir. Nematodun enfeksiyon gerçekleştirme seviyesinde birçok faktör sorumlu olmasına rağmen, laboratuar çalışmaları ile bazı temel bilgiler toplanabilmektedir. (Mannion ve Jansson, 1992; Shapiro-Ilan ve ark., 2002). Çizelge 1. Heterorhabditid nematodların Galleria mellonella larvaları üzerinde LC50 değerler Nematodlar Larva sayısı *LC50 χ2 P H. bacteriophora HP88 28 3.06 0.013 1.000 H. zealandica CHR 28 4.35 1.11 0.774 H. megidis LEX 28 4.62 0.045 0.997 H. bacteriophora WPS 28 5.09 2.74 0.433 H. bacteriophora PD 28 5.39 19.60 0.000 H. zealandica EDS H. bacteriophora Hb H. bacteriophora SMP 28 28 28 5.53 5.73 7.38 0.41 12.66 4.30 0.998 0.005 0.230 H. bacteriophora MF H. bacteriophora CFM H. bacteriophora CFG 28 28 28 7.92 7.98 8.03 11.66 9.49 6.11 0.009 0.023 0.106 *LC50 değerleri 4 farklı konsantrasyon uygulanarak hesaplanmış ve larva başına düşen nematod sayısı olarak ifade edilmiştir 47 Ortalama yüzde ölüm Heterorhabdit Nematodların (Rhabditida: Heterorhabditidae) Biyolojik Etkinliklerinin Galleria mellonella L. (Lepidoptera: Pyralidae) Üzerinde Karşılaştırılması 48 Şekil 6 ve 7. Heterorhabdit nematodların, 5, 10, 25 ve 100 nematod / larva dozunda 3. ve 4. gün sonunda Galleria larvaları üzerinde oluşturdukları ortalama ölüm oranla R.CANHİLAL . Çizelge 2. Heterorhabditid nematodların Galleria mellonella larvaları üzerinde 5, 10, 25 ve 100 infektif juvenil / larva konsantrasyonlarında LT50 değerleri Nema Larva sayısı 5 infektif juvenil * 2 LT50 χ P 10 infektif juvenil * LT50 χ2 P HP88 28 2.28 18.78 0.000 1.56 0.27 0.965 CHR 28 2.74 15.35 0.002 1.84 21.22 0.000 WPS 28 2.81 13.36 0.004 2.17 20.54 0.000 LEX 28 3.06 8.06 0.045 1.69 30.31 0.000 SMP 28 3.19 5.43 0.143 2.84 10.20 0.017 PD 28 3.23 11.78 0.008 2.41 10.16 0.017 MF 28 3.24 10.02 0.018 2.60 12.22 0.007 Hb 28 3.36 4.85 0.183 2.74 1.90 0.593 CFG 28 3.45 6.70 0.082 2.83 14.90 0.002 EDS 28 3.63 7.78 0.051 1.73 16.89 0.001 CFM 28 4.31 6.05 0.109 2.43 17.86 0.000 Nema Larva sayısı 25 infektif juvenil 100 infektif juvenil *LT50 χ2 P *LT50 χ2 P LEX 28 1.08 0.00 1.000 0.81 0.05 0.997 SMP 28 1.28 0.13 0.988 1.02 0.02 0.999 EDS 28 1.30 0.10 0.991 0.75 0.08 0.994 HP88 28 1.36 0.20 0.976 0.99 0.02 0.999 CHR 28 1.45 0.00 1.000 0.97 0.02 0.999 WPS 28 1.50 0.58 0.902 1.26 0.04 0.998 Hb 28 1.77 30.64 0.000 1.45 0.00 1.000 CFG 28 1.84 20.00 0.000 1.30 0.01 1.000 PD 28 1.93 33.07 0.000 1.43 0.25 0.969 CFM 28 1.99 21.25 0.000 1.45 0.00 1.000 MF 28 2.07 21.74 0.000 1.56 0.27 0.965 a Nem= Nematodlar; WPS= H. bacteriophora WPS; CHR= H. zealandica CHR; LEX= H. megidis LEX; EDS= H. zealandica EDS; SMP= H. bacteriophora SMP; PD= H. bacteriophora PD; MF= H. bacteriophora MF; HP88= H. bacteriophora HP88; CFM= H. bacteriophora CFM; Hb= H. bacteriophora Hb; CFG= H. bacteriophora CFG *LT50 değerleri 4 gün üzerinden hesaplanmış ve gün olarak ifade edilmiştir. Nematodların lepidopterler üzerindeki virülansı önemli ölçüde değişmektedir (Mbata ve Shapiro-Ilan, 2005; Mederios ve ark.., 2000). Bu durum, konukçu farkından ve değişik alanlardan toplanan nematodların ve ırkların farklılığından kaynaklanabilir. Bu çalışmadaki bazı heterorhabditid nematodlar, diğerleri ile kıyaslandığında, geniş aralıkta oluşturdukları yüzde ölüm oranlarında da (%30.4-100) sergilendiği gibi, bazı ilave pozitif özelliklere sahip olabilirler. Galleria larvaları denemedeki tüm nematodlara karşı hassas olmasına rağmen, bu nematodlar arasında zararlıyı öldürebilme yeteneklerinde farklılıklar oluşmuştur. Heterorhabditis bacteriophora HP88 ırkı en düşük dozda %81.5’le en yüksek ölüm oranını oluşturmasıyla diğerlerinden ayrılmış ve diğer dozlarda da %100 ölüm gerçekleştirmiştir. Bu ırkla beraber, H. zealandica CHR, H. megidis LEX, H. bacteriophora WPS ve PD, H. zealandica EDS ve H. bacteriophora Hb ırkları, LC50, LT50 ve yüzde ölüm oranlarında görüldüğü üzere, Galleria’ya karşı diğerlerinden daha etkili bulunmuştur. Bu nematodların ölüm oranları yüksek, LC50 ve LT50 değerleri düşük hesaplanmıştır. Bu 49 Heterorhabdit Nematodların (Rhabditida: Heterorhabditidae) Biyolojik Etkinliklerinin Galleria mellonella L. (Lepidoptera: Pyralidae) Üzerinde Karşılaştırılması farklılıklar nematod ve ırkların orjinindeki farklılıktan kaynaklanabilir (Mannion ve Jansson, 1992). Son gün sayımında, tüm heterorhabditler, Galleria larvalarında tüm konsantrasyonlarda kontrolden önemli oranda yüksek ölüm oranı (%30.4 – 100) oluşturmuştur. Görünüşe göre, bu nematodlar etkili biyolojik mücadele etmenidir. Bununla birlikte, tarla ve serada toprak yapısı, sıcaklığı, rutubeti ve konukçu yoğunluğu nematodların etkinliği üzerinde çok büyük etkiye sahiptir (Koppenhöfer, 2000; Georgis ve ark., 2006). Bu yüzden bu nematodlarla önemli zararlılara karşı tarla ve sera şartlarında çalışmalar yapılmalıdır. 5. Sonuç Tüm dozlar bir arada değerlendirildiğinde, H. bacteriophora HP88 ırkı en düşük dozda %81.5’le en yüksek ölüm oranını oluşturmasıyla diğerlerinden ayrılmış ve diğer dozlarda da %100 ölüm gerçekleştirmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, H. bacteriophora HP88 ırkı ile kıyaslandığında, H. bacteriophora WPS, PD ve Hb, H. zealandica CHR ve EDS ve H. megidis LEX başta olmak üzere denemedeki tüm nematod ve ırklarının, zararlıların biyolojik mücadelesinde ümitvar oldukları kanaatine varılmıştır. Kaynaklar Abbott, W.S., 1925. A method of computing the effectiveness of an insecticide. J. Econ. Entomol., 18, 265-267. Bedding. R.A. and A.S. Molyneux, 1982. Penetration of insect cuticle by infective juveniles of Heterorhabditis spp. (Heterorhabiditae, Nematoda), Nematologica, 28, 354-359. Burnell, A.M. and S.P. Stock, 2000. Heterorhabditis, Steinernema and their bacterial symbionts – lethal pathogens of insects. Nematology, 2, 31-42. Canhilal, R. and G.R. Carner, 2006a. Natural occurrence of entomopathogenic nematodes (Rhabditida: Steinernematidae and Heterorhabditidae) in South Carolina. J. Agric. Urban Entomol., 23, 159-166. Canhilal, R. and G.R. Carner, 2006b. Efficacy of entomopathogenic nematodes (Rhabditida: Steinernematidae and Heterorhabditidae) against the squash vine borer, Melittia cucurbitae (Lepidoptera: Sesiidae) in South Carolina. J. Agric. Urban Entomol., 23, 27-39. Csontos, A.S. and L. Boven, 2002. Lateral movement of the entomopathogenic nematodes Steinernema glaseri and Heterorhabditis bacteriophora in sand at different temperatures in response to host seeking. Biocontr. Sci. Technol., 12, 137-139. 50 Ehlers, R.-U. and A. Peters, 1998. Entomopathogenic nematodes in biological control: Feasibility, perspectives and possible risks. in: Biological Control: Benefits and risks. Edited H.M.T. Hokkanen and J.M. Lynch. Publ. by University Press, Cambridge, 119-136. Epsky, N.D. and J.L. Capinera, 1994. Invasion efficiency as a measure of efficacy of the entomopathogenic nematode Steinernema carpocapsae (Rhabditida: Steinernematidae). J. Econ. Entoml., 87, 366-370. Forst, S. and K. Nealson, 1996. Molecular biology of the symbiotic pathogenic bacteria Xenorhabdus spp. and Photohabdus spp. Microbiological Reviews, 60, 2128. Georgis, R, A.M. Koppenhöfer, L.A. Lacey, G. Belair, L.W. Duncan, P.S. Grewal, M. Samish, L. Tan, P. Torr and R.W.H.M. Van Tol, 2006. Success and failures in the use of parasitic nematodes for pest control. Biological Control, 38, 103-123. Glazer, I. and E.E. Lewis, 2000. Bioassays for Entomopathogenic Nematodes. in: Bioassays for entomopathogens and nematodes. Edited A. Navon. Publ. by Kluver Academic Publisher, Holland, 271293. Kaya, H.K. and R. Gaugler, 1993. Entomopathogenic nematodes. Annu. Rev. Entomol., 38, 181-206. Klein, M.G., 1990. Efficacy against soil-inhabiting insect pests. in: Entomopathogenic Nematodes in Biological Control. Edited R. Gaugler and H.K. Kaya. Publ. by CRC Press, Boca Raton, 195-214. Koppenhöfer, A.M., 2000. Nematodes. in: Field Manual Technique in Invertebrate Pathology. Edited L. Lacey and H.K. Kaya. Publ. by Kluwer Academic Publishers, Dordrecht, Netherlands, 283-301. Koppenhöfer, A.M., P.S. Grewal and H.K. Kaya, 2000. Synergism of entomopathogenic nematodes and imidacloprid against white grubs: greenhouse and field evaluation. Biological Control, 19, 245-251. Kung, S.P., R. Gaugler and H.K. Kaya, 1990. Soil type and entomopathogenic nematode persistence. J. Invertebr. Pathol., 55, 401-406. Mannion, C.E and R.K. Jansson, 1992. Comparison of ten entomopathogenic nematodes for control of seweetpotato weevil (Coleoptera: Apionidae). J. Econ. Entomol., 85, 1642-1650. Mbata, G.N. and D.I. Sapiro-Ilan, 2005. Laboratory evaluation of virulence of heterorhabditid nematodes to Plodia interpunctella Hübner (Lepidoptera: Pyralidae). J. Econ. Entomol., 34, 676-682. Medeiros, J., J.S. Rosa, J. Tavares and N. Simoes, 2000. Susceptibility of Pseudaletia unipuncta (Lepidoptera: Noctuidae) to entomopathogenic nematodes (Rhabditida: Steinernematidae and Heterorhabditidae) isolated in the Azores: Effect of nematode strain and host age. J. Economic Entomol., 93, 1403-1408. Peters, A., 2010. Formulation ve application: Key technologies to expand the use of entomopathogenic nematodes. 43rd Annual Meeting of The Society for Invertebrate Pathology, 11-15 July 2010, Trabzon, Turkey, pp:145. R.CANHİLAL Peters, A., 1996. The natural host range of Steinernema ve Heterorhabditis spp. and their impact on insect populations. Biocontr. Sci. Technol., 6, 389-402. Shapiro-Ilan, D.I, D.H. Gouge and A.M. Koppenhöfer, 2002. Factors affecting commercial success case studies in cotton, turf and citrus. in: Entomopathogenic Nematology. Edited R. Gaugler. Publ. by CABI, New York, 333-355. SPSS, 2003. A simple Guide and Reference, 11.0 Update. Pearson Education Inc., Boston, pp. 386. Sulistyanto, D. and R.U. Ehlers, 1996. Efficacy of the entompathogenic nematodes Heterorhabditis bacteriophora for the control of grubs (Phyllopertha horticola and Aphodius contaminatus) in golf course turf. Biocontr. Sci. and Technol., 6, 247-250. Susurluk, I.A., 2008. Influence of temperature on the vertical movement of the entomopathogenic nematodes, Steinernema feltiae (TUR-S3) and Heterorhabditis bacteriophora (TUR-H2) and infectivity of the moving nematodes. Nematology, 10, 137–141. Susurluk, A., 2006. Effectiveness of the entomopathogenic nematodes, Heterorhabditis bacteriophora and Steinernema feltiae against Tenebrio molitor (yellow mealworm) larvae at different temperature and soil types. Turk. J. of Biol., 30, 199-205. Susurluk, I.A., I. Ünlü and I. Kepenekci, 2003. Host finding behaviour of two different Turkish isolates of entomopathogenic nematode species, Heterorhabditis bacteriophora. Poinar 1976 (Rhabditida: Heterorhabditidae). Turk. J. of Biol., 27, 203-207. Wang, Y. and R. Gaugler, 1998. Host and penetration site location by entomopathogenic nematodes against Japanese beetle larvae. J. Invertebr. Pathol., 72, 313318. Woodring, J.L. and H.K. Kaya, 1988. Steinernematid ve heterorhabditid nematodes: a hand book of biology and techniques. Southern Cooperative Series, Bulletin 331. Southern Cooperative, Fayetteville, AR. 51 GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 53-59 Topraksız Kültürle Çilek Yetiştiriciliğinde Fide Tipleri ile Yetiştirme Ortamlarının Bazı Fiziksel Özellikler Üzerine Etkileri* Nafiye ADAK1 1 Mustafa PEKMEZCİ 2 Akdeniz Üniversitesi Elmalı Meslek Yüksekokulu Seracılık Programı, Antalya 2 Akdeniz Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bahçe Bitkileri Bölümü, Antalya Özet: Bu çalışmada, örtü altında topraksız kültürle çilek (Fragaria×ananassa Duch.) yetiştiriciliğinde, değişik fide tipleri ile yetiştirme ortamlarının, bitkilerin fiziksel özellikleri üzerine etkileri incelenmiştir. Denemede çeşit olarak ‘Camarosa’ çeşidi; fide tipi olarak, tüplü fide ile frigo fide; yetiştirme ortamı olarak ise torf (T), perlit (P), kokopit (K), volkanik tüf (V) ve bunların kombinasyonları denenmiştir. Deneme sonucunda, vegetasyon sonu sökülen bitkilerde belirlenen kök sayısı, kök uzunluğu, kök hacmi, toprak altı yaş ve kuru ağırlığı, toprak üstü yaş ve kuru ağırlığı, gövde çapı, kardeşlenme sayısı ve yaprak sayısı değerleri rakamsal olarak frigo fidede, tüplü fidelerden daha yüksek belirlenmiştir. Yetiştirme ortamları bakımından ise K ve K+V ortamları incelenen kriterler bakımından diğer ortamlardan daha yüksek değerler oluşturmuştur. Anahtar kelimeler: (Fragaria×ananassa Duch.), topraksız kültür, yetiştirme ortamı, fiziksel özellikler The effects of seedling types and growing media on some physical features in strawberry cultivation with soilless culture Abstract: In this study, effects of various seedling types and growing media on the physical features in strawberry (Fragaria×ananassa Duch) cultivation with greenhouse soilless culture were examined. In the trial, ‘Camarosa’ cultivar was tried as cultivar; plug and frigo seedlings were tried as seedling type; and peat (T), perlite (P), cocopit (K), volcanic tuff (V) and the combinations of these are tried as growing media. As a result of the trial, the root number, root length, root volume, the weight of the fresh and dry plant under the soil, the weight of the fresh and dry plant over the soil, stem diameter, tillering number, and leaf number values in the plants removed after vegetation were determined higher in frigo seedling than in plug seedling. In terms of growing media, K and K+V media composed higher values than other media in terms of examined criteria. Key words: (Fragaria×ananassa Duch.), soilless culture, growing media, physical features Giriş Çilek yetiştiriciliği dünyada ve ülkemizde gün geçtikçe artan bir potansiyele sahiptir. Nitekim ülkemizde 299940 ton çilek üretimi söz konusu olup, ülkemiz dünyada en önemli ikinci üretici ülke konumuna erişmiştir (FAO 2010). Artan bu üretim potansiyeli ile birlikte yeni üretim teknolojileri ve üretim modelleri de çilek yetiştiriciliğinde uygulanmaya başlamıştır. Özellikle topraksız tarım tekniğinin metil bromide alternatif çevre dostu bir yöntem olması, tarım yapılamayan toprakların değerlendirilmesi ve kontrollü yetiştiriciliğe imkan vermesi nedenleriyle çilekte yaygınlaşması gereken bir sistemdir. Ayrıca bu yetiştiricilik sisteminde su, gübre, pestisit ve insektisit kullanımının azalması ile birlikte herbisit kullanımına gerek kalmaması da çilek yetiştiriciliği için önemli bir avantaj oluşturmaktadır. Örtüaltında yapılan topraksız kültür tekniklerinin en önemli avantajı ise birim 1. alana dikilen bitki sayısının yüksek ve buna bağlı olarak da birim alandan alınan verimin yüksek olmasıdır. Nitekim bu konuda bazı araştırıcılar çilekte 8-19 fide/m2 bitki yoğunluğu kullanılabileceğini tavsiye etmişlerdir Radajewska and Aumiller (1997); Özeker ve ark. (1999); Takeda (1999); Paranjpe ve ark. (2003); Paranjpe ve ark. (2008). Topraksız yetiştiricilikte başarıyı etkileyen en önemli etmenler arasında iklim, sera konstrüksiyonu, yetiştiricilik sisteminin planlanması, çeşit, fide tipi ve yetiştirme ortamı gelmektedir. Ülkemizde torf kaynaklarının tüketilmesi, perlit rezervlerinin azalması, kayayününün atık problemi vs gibi nedenler, yenilebilir özellikte ve yerel kaynaklarca rahat ve ucuz bulunabilen materyallere ilgiyi artırmıştır. Bu nedenle dünyada ve ülkemizde yaygın olarak kullanılan torf, perlit, kayayünü gibi substratlara alternatif olabilecek substratlar denenmelidir. (Barkham, 1993; Robertson, *Bu çalışma, Akdeniz Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Yönetim Birimi tarafından 2006.03.0121.003 no’lu proje olarak desteklenen doktora tezinin bir bölümüdür 53 Topraksız Kültürle Çilek Yetiştiriciliğinde Fide Tipleri ile Yetiştirme Ortamlarının Bazı Fiziksel Özellikler Üzerine Etkileri 1993; Frolking ve ark. 2001; García Gómez ve ark. 2002). Ayrıca örtüaltında kullanılan fide tipi de bitki gelişimi ile verim ve erkenciliği büyük ölçüde etkilemektedir. Bu konuda yapılan çalışmalarda frigo, taze ve tüplü fideler yoğun olarak kullanılırken, bu fide tiplerinin bitki gelişimleri üzerine etkileri araştırılmaktadır (Tropea 1990, Durner ve ark. 2002; Takeda and Hokanson, 2003; Hochmuth ve ark. 2006). Nitekim en uygun fide tipini belirleyebilmek için en önemli kriterler verim, erkencilik ve meyve pomolojik özelliklerinin yanı sıra vegetasyon dönemi süresince belirlenen bitki büyüme ve gelişme kriterleri ile vegetasyon sonunda yapılan gözlem ve analizler sayılabilmektedir. Adak ve Pekmezci (2011), örtü altında topraksız kültürle çilek yetiştiriciliğinde, toplam verim bakımından frigo fidenin, erkencilik bakımından ise tüplü fidenin avantajlı olduğunu saptamışlardır. Ayrıca Adak ve Pekmezci (2012), meyve kalite kriterleri bakımından da frigo fidenin tavsiye edilebilir nitelikte olduğunu belirtmişlerdir. Bu çalışmanın amacı, Akdeniz ekolojik koşullarında, topraksız şartlarda çilek yetiştirme olanaklarını araştırmak ve bu yetiştiricilik sisteminde fide tipleri ile yetiştirme ortamlarının bitkilerin fiziksel özellikleri üzerine etkilerini incelemektir. 1. Materyal ve Yöntem Araştırma, 2006-2008 yılları arasında Akdeniz Üniversitesi Tohumculuk Araştırma ve Geliştirme Merkezine ait cam serada yürütülmüştür (36o 54' 2'' N; 30o 38' 52'' E). Bu sera, yan ve tepe havalandırılması bulunan, ısıtmasız, yüksek ve modern bir seradır (10 m genişlik x 14 m uzunluk x 6.5 m yükseklik). Araştırmada üretim materyali olarak, ‘Camarosa’ (Fragaria×ananassa Duch.) çilek çeşidi; fide tipi olarak ise tüplü (4 haftalık ve minimum 10 mm gövde kalınlığında) (Durner ve ark. 2002) ve frigo fide (-2oC sıcaklıkta 1 yıl depolanmış) olmak üzere iki farklı fide tipi kullanılmıştır. Denemede yetiştirme ortamı olarak torf, perlit, kokopit ve volkanik tüf (0-3 mm irilikteki Nevşehir tüfü) materyalleri tek başına denendiği gibi, bu materyallerin farklı kombinasyonları da denenmiştir. Denemede kullanılan yetiştirme ortamları ve oranları aşağıda verilmiştir. 1. Torf (%100) (T) 2. Perlit (%100) (P); 3. Kokopit (%100) (K); 4. Volkanik Tüf (%100) (V); 5. Torf + Perlit (%50 + %50) (T+P); 6. Torf + Volkanik Tüf (%50 + %50) (T+V); 7. Kokopit + Volkanik Tüf (%50 + %50) (K+V). Denemede kullanılan yetiştirme ortamlarının fiziksel özellikleri şu şekilde sıralanmaktadır. Hacim ağırlık, torfta 0.18 g cm-3, perlitte 0.38 g cm-3, kokopitte 0.13 g cm-3, volkanik tüfte 0.66 g cm-3; toplam porozite, torfta %93, perlitte %66, kokopitte %91, volkanik tüfte %71; havalanma kapasitesi, torfta %33, perlitte %53, kokopitte %35, volkanik tüfte %55; su tutma kapasitesi torfta %65, perlitte %38; kokopitte %62 ve volkanik tüfte %35 olarak sıralanmaktadır. Araştırma serasında, deneme alanının oluşturulmasına ayrıca önem verilmiş olup, metrekareye 11 adet bitki dikilmiştir. Denemede 75 cm uzunluğunda, 25 cm genişliğinde ve 25 cm derinliğindeki beyaz renkli saksılar kullanılmış olup, her saksıya 10 adet fide dikilmiştir (4.6 m3 substrat/bitki). Çizelge 1’de 2006-2007 ve 2007-2008 deneme yıllarında fidelerin dikim zamanları ve yetiştirme dönemleri verilmiştir. Denemede zaman ayarlı Dosatron Çizelge 1. Tüplü ve frigo fidelerle yapılan yetiştiricilikte dikim tarihleri ve yetiştirme dönemleri Deneme yılı Fide Tipi Dikim Tarihi Yetiştirme Dönemleri 30.07.2006 Temmuz-Haziran Frigo 16.09.2006 Eylül-Haziran 2006-2007 Tüplü 24.07.2007 Temmuz-Haziran Frigo 16.09.2007 Eylül-Haziran 2007-2008 Tüplü injeksiyonlu sulama ve gübreleme sistemi kullanılmış olup, bitki besleme çözeltileri Lieten (2008)’e göre hazırlanmıştır. Araştırmada, yetiştirme sezonu boyunca pH değeri 6.0 ve EC değerleri ise 1.5-1.8 mS/cm 54 arasında tutulmaya çalışılmıştır (Lieten 2008, Cantliffe ve ark. 2008). Araştırmada her saksıya 8 litre/saat kapasitesindeki 4’lü dağıtıcı damla sulama sistemi döşenmiştir. Denemede saksıların altına drenaj kanalı yerleştirilmiş N.ADAK, M.PEKMEZCİ olup, bir gün boyunca bu kanaldan elde edilen drenaj miktarı ölçülerek, optimum sulama sağlanmıştır. Buna göre, yaz aylarında %30; kış aylarında ise %20 drenaj miktarı baz alınarak fertigasyon yapılmıştır (Cantliffe ve ark. 2008; Montesano ve ark. 2010). Denemede temmuz sonundan eylül sonuna kadar 266.66 ml/bitki/gün (günde 10 sulama), eylül sonundan mart başına kadar 213.28 ml/bitki/gün (günde 8 sulama) ve mart başından mayıs sonuna kadar ise 239.94 ml/bitki/gün (günde 9 sulama) fertigasyon yapılmıştır. Denemeler sırasında, tozlanmayı sağlamak amacıyla ekim ayından itibaren bombus arıları koyulmuş ve hastalık ve zararlılarla mücadelede, kimyasal mücadele yöntemi kullanılmıştır. Denemede vegetasyon periyodu sonunda sökülen bitkilerde elde edilen fiziksel özellikler fide tiplerine ve yetiştirme ortamlarına göre ayrı ayrı belirlenmiştir. Araştırmada bu gözlem ve analizler, her parselden tesadüfi olarak seçilen 5 (beş) adet bitkide yapılmıştır. Vegetasyon periyodu sonunda her parselden sökülen bitkilerde, kök sayısı, kök uzunluğu, kök hacmi, toprak altı yaş ağırlığı, toprak altı kuru ağırlığı, toprak üstü yaş ağırlığı, toprak üstü kuru ağırlığı, gövde çapı, kardeşlenme sayısı ve yaprak sayısı değerleri saptanmıştır. Bu bitkilerde ortalama kök hacmi, kök boğazı kısmından kesilen köklerin yıkanarak içerisi su dolu silindir bir cam kap içerisine yerleştirilmesi ve taşan suyun hacmi dikkate alınmasıyla belirlenmiştir (Yalçın 1994). Toprak altı yaş ağırlığı, toprak altı kısımlarının yıkandıktan 24 saat sonra ağırlıkları tartılarak; toprak üstü yaş ağırlığı, toprak üstü kısımlarının yıkandıktan 24 saat sonraki ağırlıkları tartılarak belirlenmiştir (Önal 1991). Toprak altı kuru ağırlığı ise toprak altı kısımlarının yıkandıktan sonra 70 oC sıcaklığa ayarlı kurutma fırınında 24 saat süreyle kurutulduktan sonra tartılmasıyla; toprak üstü kuru ağırlığı da toprak üstü kısımlarının yıkandıktan sonra 70 oC sıcaklığa ayarlı kurutma fırınında 24 saat süreyle kurutulduktan sonra tartılmasıyla elde edilmiştir (Önal 1991). Araştırmalar, tesadüf parsellerinde faktöriyel düzen deneme desenine göre, dört tekerrürlü ve her tekerrürde 20 bitki olacak şekilde planlanmış ve ortalamaların karşılaştırılmasında LSD testi kullanılmıştır. Denemede istatistiksel analizler, SAS ve MSTATC paket programlarında, korelasyon testleri ise MINITAB programında yapılmıştır. 2. Bulgular 2.1. Kök Sayısı, Kök Uzunluğu ve Kök Hacmi 2006-2007 ve 2007-2008 deneme sezonlarında, tüplü ve frigo fidelerle, değişik yetiştirme ortamlarının vegetasyon sonu sökülen bitkilerde kök sayısı, kök uzunluğu ve kök hacmi değerleri Çizelge 2’de verilmiştir. Frigo fidede belirlenen kök sayısı değerleri rakamsal olarak tüplü fideden daha yüksek bulunmuştur. Kök uzunluğu ve kök hacimleri bakımından fide tipleri arasında önemli farklılıklar belirlenmemiştir. Genel anlamda incelenen kriterler bakımından istatistiksel olarak fide tipleri arasında farklılıklar gözükse de frigo fidede tüplü fideden daha yüksek değerler belirlenmiştir. Yetiştirme ortamlarının incelenen kriterler üzerine etkisi de istatistiksel olarak önemli bulunmuştur. Nitekim en yüksek kök sayıları, kök uzunlukları ve kök hacmi değerleri K, T, K+V ve T+V gibi ortamlarda belirlenirken, en düşük değerler V ve P ortamlarında kaydedilmiştir (Çizelge 2). 2.2. Toprak altı yaş ve kuru ağırlığı, toprak üstü yaş ve kuru ağırlığı 2006-2007 ve 2007-2008 deneme sezonlarında, tüplü ve frigo fidelerle, değişik yetiştirme ortamlarının vegetasyon sonu sökülen bitkilerde toprak altı yaş ve kuru ağırlığı ile toprak üstü yaş ve kuru ağırlığı değerleri Çizelge 3’de verilmiştir. Bu değerler rakamsal olarak incelendiğinde en yüksek değerler frigo fide tipinde belirlenmiştir. Yetiştirme ortamlarının incelenen kriterler üzerine etkileri de istatistiksel olarak önemli bulunmuştur. Nitekim K, T, K+V ve T+V ortamları, P ve V ortamlarına göre incelenen tüm kriterler bakımından yüksek değerler oluşturmuştur. Yıllara göre değişmekle birlikte, toprak altı yaş ağırlığı 46.03 g bitki-1 ile 87.62 g bitki-1; toprak altı kuru ağırlığı 21.34 g bitki-1 ile 43.52 g bitki-1; toprak üstü yaş ağırlığı 96.37 g bitki-1 ile 139.96 g bitki-1; toprak üstü kuru ağırlığı 57.63 g bitki-1 ile 64.67 g bitki-1 arasında değişim göstermiştir (Çizelge 3). 55 Topraksız Kültürle Çilek Yetiştiriciliğinde Fide Tipleri ile Yetiştirme Ortamlarının Bazı Fiziksel Özellikler Üzerine Etkileri Çizelge 2. Değişik fide tipleri ile yetiştirme ortamlarının bitkilerde kök sayısı, kök uzunluğu ve kök hacmi üzerine etkileri Kök Sayısı (adet bitki-1) Kök Uzunluğu (cm) Kök Hacmi (cm3) Faktörler 2006-2007 2007-2008 2006-2007 2007-2008 2006-2007 2007-2008 Tüplü 60.19 59.57 b 14.48 16.05 128.81 125.71 b Frigo 62.95 65.00 a 14.86 17.09 134.05 141.19 a LSD %5 Ö.D 2.80 Ö.D Ö.D Ö.D 8.10 K 64.67 abc 67.33 ab 17.00 a 17.83 167.50 a 165.00 a T 67.33 ab 68.67 a 15.33 bc 16.83 168.33 a 166.67 a P 61.67 bc 62.16 bc 13.50 d 16.00 115.83 c 117.50 c V 44.50 d 47.67 d 11.50 e 15.50 87.50 d 99.17 d K+V 63.83 abc 64.00 abc 15.33 bc 17.17 138.33 b 135.83 b T+V 67.50 a 66.83 ab 15.67 b 16.67 146.67 b 140.83 b T+P 61.50 c 59.33 c 14.33 cd 16.00 95.83 d 109.17 cd LSD %5 5.77 5.24 1.25 Ö.D 15.21 15.16 * FT x YO ÖD ÖD ÖD ÖD ÖD ÖD * FT x YO: Fide tipi x Yetiştirme Ortamı 3.3. Gövde Çapı, Kardeşlenme Sayısı, Yaprak Sayısı 2006-2007 ve 2007-2008 deneme sezonlarında, tüplü ve frigo fidelerle, değişik yetiştirme ortamlarının vegetasyon sonu sökülen bitkilerde gövde çapı, kardeşlenme sayısı ve yaprak sayısı değerleri Çizelge 4’de verilmiştir. Fide tiplerinin incelenen kriterler üzerine etkilerine bakıldığında, frigo fidede elde edilen değerler, tüplü fideden daha yüksek olarak belirlenmiştir. Yetiştirme ortamları bakımından en yüksek değerler K, T+V ve K+V ortamlarında belirlenirken, en düşük değerler V ve P ortamlarında saptanmıştır. 3.4. Kök Sayısı, Kök Uzunluğu, Kök Hacmi, Toprak Altı Yaş ve Kuru Ağırlığı, Toprak Üstü Yaş ve Kuru Ağırlığı, Gövde Çapı, Kardeşlenme Sayısı, Yaprak Sayısı Arasındaki Korelasyonlar Vegetasyon sonunda sökülen bitkilerde elde edilen değerler arasındaki korelasyonlar Çizelge 5’de verilmiştir. Çizelgeden de görüldüğü gibi, 2006-2007 deneme yılında, kök sayısı ile kök uzunluğu; kök sayısı ile kök hacmi; kök uzunluğu ile kök hacmi; gövde çapı ile kardeşlenme sayısı; kardeşlenme sayısı ile yaprak sayısı; toprak altı yaş ağırlığı ile kök sayısı bakımından pozitif yönde ve önemli bir korelasyon bulunmuştur. Aynı deneme yılında, gövde çapı ile yaprak sayısı, toprak üstü yaş ağırlığı ile yaprak sayısı, toprak üstü kuru ağırlığı ile yaprak sayısı ve toprak altı kuru ağırlığı kök sayısı bakımından da korelasyon önemli bulunmamıştır. 2007-2008 deneme yılında da benzer sonuçlar elde edilmiş, birinci deneme yılından farklı olarak sadece gövde 56 çapı ile kardeşlenme sayısı arasındaki korelasyonun önemli olmadığı belirlenmiştir. 4. Tartışma Vegetasyon sonunda sökülen bitkiler üzerinde yapılan analizlere yönelik araştırmalarda, araştırıcılara göre farklı sonuçlar elde edilmiştir. Bu konuda bazı araştırıcılar topraksız kültürle çilek yetiştiriciliğinin verim yanında, bitki başına düşen yaprak sayısı, bitki kuru ve yaş ağırlığı değerlerini de artırdığını belirtmişlerdir (Paraskevopoulou ve Paroussis, 1995). Benzer konuda çalışan Bolat ve ark. (1992), değişik ortamlarla yaptıkları çilek yetiştiriciliğinde (torf, perlit, volkanik tüf, çiftlik gübresi ve karışımları) en fazla kök sayısının 36.00 adet ile torf ortamından; en fazla kök uzunluğunun 22.75 cm ile perlit +çiftlik gübresi ortamlarından; en fazla taze ağırlık artışının ise torf+volkanik tüf ortamından elde edildiğini vurgulamışlardır. Vasilakakis ve ark. (2008)’nın kolon kültürüyle çilek yetiştiriciliği üzerine yaptıkları çalışmada; meyvelerin 67.4 g taze ağırlık ile 19.5 g kuru ağırlık oranlarında olduğunu belirlemişlerdir. Yalçın (1994), çileklerin su kültürüyle yetiştiriciliğinde bitki yaş ağırlığının 93.58 g ile 87.67 g arasında değiştiğini belirtmiştir. Fırtına (1997), torf, perlit ve dere kumu kullandığı çalışmada, kök uzunluğu değerlerinin 8.70 cm ile 12.68 cm arasında; kök sayısının 13 adet ile 34 adet arasında; yaş kök ağırlığının 32.87 g ile 74.67 g arasında ve kök kuru ağırlığının 11.80 g ile 30.57 g arasında gerçekleştiğini tespit etmiştir. Bizim çalışmamızda ise yaprak sayısı değerlerinin ortamlara ve yıllara göre N.ADAK, M.PEKMEZCİ Çizelge 3. Değişik fide tipleri ile yetiştirme ortamlarının bitkilerde toprakaltı yaş ve kuru ağırlığı ile toprak üstü yaş ve kuru ağırlığı üzerine etkileri Faktörler Toprak altı yas ağırlığı (g bitki-1) 200620072007 2008 Toprak altı kuru ağırlığı (g bitki-1) 200620072007 2008 Toprak üstü yaş ağırlığı (g bitki-1) 200620072007 2008 Toprak üstü kuru ağırlığı (g bitki-1) 200620072007 2008 Tüplü Frigo 68.28 70.65 69.03 72.45 32.94 b 39.95 a 34.70 b 39.31 a 109.39 b 122.33 a 110.11 109.77 60.86 61.35 61.27 63.05 LSD %5 Ö.D Ö.D 3.98 4.05 9.22 Ö.D Ö.D Ö.D K T P V K+V T+V T+P 87.62 a 79.44 ab 73.58 b 46.03 d 71.55 b 71.95 b 56.05 c 83.47 a 79.63 ab 70.54 b 54.87 c 74.13 ab 72.73 b 59.79 c 32.69 bc 32.53 c 43.31 a 21.34 d 43.52 a 40.06 ab 41.70 a 36.23 a 35.95 a 41.06 a 25.71 b 38.22 a 42.10 a 39.77 a 111.25 bc 110.06 bc 111.17 bc 98.16 c 127.16 ab 139.96 a 113.28 bc 112.47 ab 112.10 ab 115.77 a 96.37 c 114.32 ab 119.06 a 99.49 bc 58.11 bc 60.62 abc 61.79 ab 57.63 c 63.22 a 64.67 a 61.70 abc 61.10 62.52 63.18 59.04 63.66 64.12 61.48 LSD %5 FT x YO 9.15 ÖD 10.00 ÖD 7.46 ÖD 7.58 ÖD 17.26 ÖD 15.70 ÖD 4.14 Ö.D ÖD * ( p<0.042) *%5 düzeyinde önemli. Çizelge 4. Değişik fide tipleri ile yetiştirme ortamlarının gövde çapı, kardeşlenme sayısı ve yaprak sayısı üzerine etkileri Gövde Çapı (mm) Kardeşlenme Sayısı Yaprak Sayısı (adet bitki-1) (adet bitki-1) Faktörler 2006-2007 2007-2008 2006-2007 2007-2008 2006-2007 2007-2008 Tüplü 55.75 55.28 b 8.67 b 8.48 b 39.86 b 39.62 b Frigo 57.32 59.18 a 9.29 a 9.48 a 41.86 a 42.19 a LSD %5 Ö.D 2.40 0.49 0.45 1.28 1.29 K 61.43 a 60.74 ab 11.33 a 11.33 a 43.50 a 44.33 ab T 53.88 b 55.29 cd 9.50 b 9.50 b 44.00 a 44.50 a P 53.39 b 55.94 cd 7.17 d 7.17 d 36.83 c 36.17 c V 51.23 b 52.31 d 5.33 e 5.66 e 34.50 c 33.00 d K+V 62.50 a 64.45 a 9.83 b 9.83 b 42.83 a 43.83 ab T+V 61.77 a 59.70 bc 11.33 a 10.83 a 44.00 a 42.50 ab T+P 51.56 b 52.16 d 8.33 c 8.50 c 40.33 b 42.00 b LSD %5 4.53 4.49 0.93 0.84 2.39 2.43 FT x YO ÖD ÖD ÖD *( p<0.0422) ÖD ÖD *%5 düzeyinde önemli. Çizelge 5. Vegetasyon sonu sökülen bitkilerde elde edilen değerler arasındaki korelasyonlar Korelasyon Katsayısı (r) Önemlilik (P) Parametre 2006-2007 2007-2008 2006-2007 Kök Sayısı – Kök Uzunluğu 0.863 0.779 0.012 Kök Sayısı-Kök Hacmi 0.764 0.861 0.046 Kök Uzunluğu-Kök Hacmi 0.859 0.872 0.013 Gövde Çapı-Kardeşlenme Sayısı 0.826 0.704 0.022 Gövde Çapı-Yaprak Sayısı 0.698 0.562 Ö.D Kardeşlenme Sayısı-Yaprak Sayısı 0.947 0.909 0.001 Toprak Üstü Yaş Ağırlığı –Yaprak Sayısı 0.644 0.483 Ö.D Toprak Üstü Kuru Ağırlığı –Yaprak Sayısı 0.426 0.510 Ö.D Toprak Altı Yaş Ağırlığı –Kök Sayısı 0.802 0.904 0.030 Toprak Altı Kuru Ağırlığı –Kök Sayısı 0.679 0.720 Ö.D değişmekle birlikte 33.00 ile 44.50 adet; kardeşlenme sayısı değerlerinin 5.33 adet ile 11.33 adet; gövde çapı değerlerinin 51.23 mm ile 64.45 mm; toprak üstü yaş ağırlık değerlerinin 96.37 g bitki-1 ile 119.06 g bitki-1; toprak altı yaş ağırlık değerlerinin 46.03 g bitki1 ile 87.62 g bitki-1; toprak üstü kuru ağırlık 2007-2008 0.039 0.013 0.010 Ö.D Ö.D 0.005 Ö.D Ö.D 0.005 Ö.D değerinin 57.63 ile 64.67 g bitki-1; toprak altı kuru ağırlık değerinin 21.34 g bitki-1 ile 43.31 g bitki-1; kök sayısı değerlerinin 44.50 adet ile 68.67 adet; kök uzunluğu değerlerinin 11.50 cm ile 17.83 cm; kök hacmi değerlerinin ise 87.50 cm3 ile 168.33 cm3 arasında değiştiği belirlenmiştir. Dolayısıyla bu değerler yukarıda 57 Topraksız Kültürle Çilek Yetiştiriciliğinde Fide Tipleri ile Yetiştirme Ortamlarının Bazı Fiziksel Özellikler Üzerine Etkileri bahsedilen bazı çalışma sonuçları ile uyum içerisinde bulunurken, diğer çalışmalarla farklılıklar da göstermiştir. Bu farklılıkların özellikle yetiştirme sistemi ile bitki besleme uygulamaları farklılığından kaynaklandığı söylenebilmektedir. 4. Sonuç Türkiye’de Akdeniz Bölgesi ekolojik koşullarında cam serada yapılan topraksız kültürle çilek yetiştirme olanaklarının araştırıldığı bu çalışmada, 2006-2007 ve 20072008 deneme sezonlarında şu sonuçlar alınmıştır. Araştırmamızda, vegetasyon sonu sökülen bitkilerde belirlenen kök sayısı, kök uzunluğu, kök hacmi, toprak altı yaş ve kuru ağırlığı, toprak üstü yaş ve kuru ağırlığı, gövde çapı, kardeşlenme sayısı ve yaprak sayısı değerleri frigo fidede, tüplü fidelerden daha yüksek belirlenmiştir. Yetiştirme ortamları bakımından ise K ve K+V ortamları incelenen kriterler bakımından diğer ortamlardan daha yüksek değerler oluşturmuştur. Nitekim çalışmamızda ele alınan bu kriterlerin bitki büyüme ve gelişmesini önemli ölçüde etkilediği görülmüş ve bu sonuçlar diğer bazı araştırma sonuçlarımızla da desteklenerek, Akdeniz ekolojik koşullarında örtü altında topraksız kültürle çilek yetiştirme olanakları ortaya konmuştur. Dolayısıyla fide tipi bakımından frigo fidenin; yetiştirme ortamı bakımından ise K ve K+V ortamlarının örtü altında bitki büyüme ve gelişmeyi artırdığı belirlenmiştir. Kaynaklar Adak N. ve Pekmezci M. 2011. Topraksız Kültürle Çilek Yetiştiriciliğinde Fide Tipleri ile Yetiştirme Ortamlarının Erkencilik ve Verim Üzerine Etkileri. Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, 24 (2):67-74. Adak N.ve Pekmezci M. 2012. Topraksız Çilek Yetiştiriciliğinde Fide Tipi ve Yetiştirme Ortamının Meyve Kalitesi Üzerine Etkileri. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, Basımda. Barkham, J.P., 1993. For Peat´s Sake: Conservation Or Exploitation? Biodiv. Conserv. 2, 556–566. Bolat İ., Güleryüz, M. ve Pırlak L. 1992. Aliso Çilek Çeşidinde Bazı Yetiştirme Ortamlarının Bitki Gelişimi Üzerine Etkileri. Bahçe, 21 (1–2): 55–60. Cantliffe, D.J., Castellanos J.Z. and Paranjpe A.V. 2008. Yield and Quality of Greenhouse Grown Strawberries As Affected by Nitrogen Level in Coco Coir and Pine Bark Media. Proc.Fla.State Hort Soc. 120:157-161. 58 Durner, E.F, Poling, E.B., and Maas, J.L. 2002. Recent advances in strawberry plug transplant technology. HortTechnology, v.12, p.545‑550. FAO 2010. Statistical database. http://faostat.fao.org/site/567/DesktopDefault.aspx?Pa geID=567#ancor. Accessed 09 February 2012 Frolking, S., Roulet, N.T., Moore, T.R., Richard, P.J.H., Lavoie, M., Muller, S.D. 2001. Modeling Northern Peatland Decomposition and Peat Accumulation. Ecosystems 4, 479–498. Fırtına, M. 1997. Çilek Fidesi Üretiminde Alternatif Bir Yöntem. Yüksek Lisans Tezi, Uludağ Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Bahçe Bitkileri Anabilim Dalı, Bursa, 41 ss. García Gómez, A., Bernal, M.P.and Roig, A., 2002. Growth of Ornamental Plants in Two Composts Prepared From Agroindustrial Wastes. Bioresour. Technol. 83, 81–87. Hochmuth, G., Cantliffe, D., Chandler, C., Stanley, C., Bish, E., Waldo, E., Legard, D.and Duval, J. 2006. Fruiting Responses and Economics of Containerized and Bare Root Strawberry Transplants Established with Different Irrigation Methods. HortTechnology, v.16, p.205‑210. Lieten, P. 2008. Substrates as an Alternative to MeBr for Strawberry Fruit Production in Northern Europa. Http://www.europa.eu.int/comm/environment/ozone/c onference/lisboa/strawberry/9.pdf Montesano F., Parente A and Santamaria P. 2010. Closed Cycle Subirrigation with Low Concentration Nutrient Solution can be Used For Soilless Tomato Production in Saline Conditions. Scientia Horticulturae 124 (2010) 338–344. Ozeker, E., Eltez, R.Z., Tüzel, Y., Gül A., Onal K. and Tanrısever, A. 1999. Investigations on The Effect of Different Growing Media on the Yield and Quality of Strawberries Grown in Vertical Bags. Acta Horticulture, 491, 409-412. Önal K., 1991. Meristem Kültürü Yöntemi ile Üretmenin Bazı Çilek Çeşitlerinin Vegatatif ve Generatif Özelliklerine Etkileri Üzerinde Araştırmalar. Doktora Tezi. Ege Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Bahçe Bitkileri Anabilim Dalı. İzmir, 151 ss. Paranjpe, A.V., Cantliffe, D.J., Lamb, E.M., Stoffella, P.J. and Powell, C.A. 2003. Winter Strawberry Production in Greenhouses Using Soilless Substrates: An Alternative To Methyl Bromide Soil Fumigation. Proc. Fla. State Hort. Soc. 116:98–105. Paranjpe A.V, Cantliffe D.J., Stoffella P.J. Lamb E. M. and Powell C.A. 2008. Relation of Plant Denity to Fruit Yield of ‘Sweet Charlie’ Strawberry Grown in a Pine Bark Soilless Medium in A High-Roof Passively Ventilated Greenhouse. Scientia Horticulturae 115: 117-123. Paraskevopoulou-Paroussi, G. and Paroussis, E. 1995. Precocity, Plant Productivity and Fruit Quality of Strawberry Plants Grown in Soil and Soilless Culture. Acta Horticulturae, 408, 310-315. Radajewska, B.and Aumiller, A., 1997. Influence of Cultivation System on The Yield of Strawberries in an Unheated Glasshouse. Acta Horticulture, 439, 481482. N.ADAK, M.PEKMEZCİ Robertson, R.A. 1993. Peat, Horticulture and Environment. Biodiv. Conserv. 2, 541–547. Takeda, F. 1999. Out-of-season Greenhouse Strawberry Production in Soilless Substrate. Adv. Strawberry Res. 18:4-15. Takeda, F.and Hokanson S.C. 2003. Strawberry Fruit and Plug Plant Production in the Greenhouse. Acta Horticulturae, v.626, p.283‑285. Tropea, 1990. The Control of Strawberry Plants Nutrition in the Sack Culture. Isosc prooceding, 477-484. Vasilakakis, M., Alexandridis A., Fadl S.E and Anagnostou K. 2008. Effect of Substrate (New or Used Perlite), Plant Orientation on The Coloumn and Irrigation Frequency on Strawberry Plant Productivity and Fruit Quality. ressources.ciheam.org/om/pdf/c31/CI020857.pdf Yalçın, T., 1994. Su Kültürü ve Tarla Şartlarında Yetiştirilen Çilek Bitkilerinden Yavru Fide Üretimi İmkanları Üzerinde Bir Araştırma. Atatürk Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Bahçe Bitkileri Anabilim Dalı, Erzurum, Doktora tezi, 120 ss. 59 GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 227-235 Tokat İli Merkez İlçede Toptancı Halindeki Komisyoncuların Yeni Hal Yasası Hakkındaki Görüşleri Bilge GÖZENER Murat SAYILI Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarım Ekonomisi Bölümü, Tokat Özet: Bu çalışmanın amacı, Tokat ili Merkez ilçede toptancı halindeki komisyoncuların Yeni Hal Yasası (11/3/2010 tarihli ve 5957 sayılı) hakkındaki görüşlerini tespit etmek ve mevcut problemlerin çözümü konusunda öneriler ortaya koymaktır. Çalışmada, Tokat-Merkez ilçede faaliyet gösteren 46 komisyoncunun tamamıyla 2010 yılının Mart-Nisan aylarında anketler yapılmıştır. Anketlerle elde edilen veriler kullanılarak ulaşılan tanımlayıcı istatistikler yorumlanarak değerlendirilmeye çalışılmıştır. Sonuçlar incelendiğinde; komisyoncuların önemli bir çoğunluğunun Yeni Hal Yasası’ndan haberdar olmadıkları belirlenmiştir. Çalışmada çok değişkenli analiz tekniklerinden olan faktör analizi kullanılmıştır. Komisyoncuların Yeni Hal Yasası’ndaki maddeler hakkındaki düşüncelerini ifade eden 19 değişkenle başlanılan analiz 15 değişkenin 4 faktörde toplanması ile sonuçlanmıştır. Anahtar kelimeler: Yeni Hal Yasası, Toptancı Hali, Faktör Analizi, Tokat İli Merkez İlçe The Opinions of Brokers in Wholesaler Market Regarding New Market Law in the Central District of Tokat Province Abstract: The purpose of this study is to determine the opinions of brokers in wholesaler market regarding New Market Law (no: 5957, dated 11/3/2010) in the central district of Tokat province and ascertain the solution of existing problems. The surveys were conducted with all 46 brokers operating in the market of the central district of Tokat province in March-April of 2010. The data obtained from the survey was constructed by calculating descriptive analysis. The results indicated that majority of brokers do not know about the New Market Law. Factor analysis, one of the multivariate analyses techniques, was implemented in the study. The analysis of brokers' opinions regarding new market law started with 19 variables and summarized in 15 variables within 4 factors groups. Key words: New Market Law, the Wholesale Market, Factor Analysis, Central District of Tokat Province 1. Giriş Türkiye, coğrafi konumundan dolayı tropik bitkiler dışında Çin, Hindistan, ABD ve Brezilya’dan sonra hemen hemen tüm meyve ve sebze türlerinin yetiştirilebildiği nadir bölgelerden biridir (Vural, 2006; Kankaya, 2008). Türkiye’de yaklaşık olarak 43 milyon ton yaş sebze ve meyve üretilmektedir (Anonim, 2011a). Üretilen ürünlerin, pazara olan uzaklığından dolayı ürünler farklı şekillerde tüketiciye ulaştırılmakta, dolayısıyla nakliye masrafları yüksek olabilmektedir. Kooperatif, komisyoncu, tüccar, toptancı, dağıtıcı, perakendeci, simsar vb. şekilde adlandırılan bu aracılar pazarlama kanallarını oluşturmaktadır (Güneş, 1990). Üretici tarafından ürünlerin pazara arzı; toptancı haline, tüccara ve komisyonculara satış olmak üzere genellikle 3 şekilde olmaktadır (Yılmaz, 2008). Birçok ülkede süpermarketler ve hipermarketlerin üreticiden ürünü doğrudan almaları sonucunda, yaş sebze ve meyve pazarlamasında önemli görevler üstlenmiş olan toptancı hallerinin yeri sorgulanır hale gelmiştir (Shepherd, 2004). Bu nedenle, işlem görecek ürünlerin kalite ve arzındaki süreklilik sebze ve meyve toptan pazarlarının dağıtım sistemi içindeki ağırlığını artırması ve koruması için gereklidir (Karayannakis, 1992). Türkiye’de toplam 203 adet toptancı hali bulunmakta (Anonim, 2011b) olup, yaş sebze ve meyvenin toptancı hallerde işlem görme oranı yaş meyvede yaklaşık %22 ve sebzede ise %30 düzeyindedir (Albayrak, 2008). 2009 yılında toptancı hallerde işlem gören ürün miktarı 10 milyon ton olup, bu oran üretimin %30’una karşılık gelmekte ve %70’i de kayıt dışı olarak satılmaktadır (Canik ve Alparslan, 2010). Belediyeler ve/veya gerçek ve tüzel kişiler tarafından kurulan toptancı hallerinin yönetim ve işleyişi, Bilim, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın “Toptancı Hallerinin Yönetim ve İşleyişi Hakkında Yönetmelik” ile düzenlenmiştir. Yönetmeliğin amacı; yaş sebze ve meyve ticaretinin kalite, standart ve sağlık 227 Tokat İli Merkez İlçede Toptancı Halindeki Komisyoncuların Yeni Hal Yasası Hakkındaki Görüşleri kurallarına uygun olarak ve serbest rekabet sistemi içinde yapılmasını sağlamak üzere, toptancı hallerinin yönetim ve işleyişinin belirlenmesidir (Özsu, 2005). Türkiye’de yaş sebze ve meyve pazarlaması farklı yasa ve yönetmeliklerle düzenlenmektedir. 12 Eylül 1960 tarih ve 80 sayılı “Toptancı Halleri Sureti İdaresi Hakkında Kanun”daki; ürünlerin kalitesi, standardizasyonu, depo ve koruma koşulları, fiyat belirlemesi gibi birçok konudaki eksiklikler 27 Haziran 1995 tarihli 22326 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren “Yaş Sebze ve Meyve Ticaretinin Düzenlenmesi ve Toptancı Halleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” ile tamamlanmaya çalışılmıştır. “Haller Yasası” olarak da bilinen 14 Haziran 1998 tarih ve 23372 sayılı Resmi Gazete’yle yürürlüğe giren 4367 sayılı kanun ise aslında 552 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname’nin biraz genişletilmiş halidir. Bu kanunda amaç, yaş sebze ve meyve alanındaki vergi kaçakçılığını önlemektir (Yılmaz, 2008). Bu kanundan sonra 23 Mayıs 2007 tarihli 26530 sayılı Resmi Gazete’yle yürürlüğe giren 5652 sayılı kanunda ise, toptancı halleri kuruluşu, belediye ve işletme payları, toptancı hallerinde yer alan dükkânların kiralama, satış ve tahsis koşullarının şartları değiştirilmiş ve daha geniş bir biçimde açıklanmaya çalışılmıştır (Anonim, 2007). En son çıkartılan yasa ise, sebze ve meyve ticaretini düzenlemekteki yetersizliği, sebze ve meyve ticaret hacminin büyüklüğü, AB mevzuatına uyumun sağlanması ve toptancı halleri ile pazar yerlerinin yeniden yapılandırılması gerekliliği sonucu olarak 26 Mart 2010 tarihli ve 27533 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren “Sebze ve Meyveler ile Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun” çıkartılmıştır (Civelek, 2011). Türkiye’de ürünlerin üretim ve pazarlaması, pazarlama kanalları, sorunlar ve çözüm önerileri gibi konularda birçok araştırma yapılmıştır. Bununla birlikte, özellikle toptancı halleri ve Yeni Hal Yasası ile ilgili birçok çalışma ve uygulamalı projeler yürütülmesine karşın, araştırma sayısı çok sınırlıdır. Araştırma bölgesi olarak seçilen Tokat ilinde ise buna yönelik araştırma sayısı çok azdır. İlde özellikle 228 yaş sebze ve meyve pazarlamasında çok önemli olan komisyoncuların Yeni Hal Yasası hakkında bilgi düzeylerinin, beklentilerinin ve buna ilişkin sorunların belirlenmesi ve çözüm önerilerinin ortaya konulması gerekmektedir. Tokat ili farklı ekolojik ve topoğrafik yapısının yanı sıra, üretim alet ve makinelerinin kullanımı ve diğer tüm tarımsal girdilerin kullanımıyla pazara yönelik üretim yapmaktadır. İlde toplam 381 bin ha tarım alanı bulunmakta olup, bu alanın %8.8’i meyve ve %5.7’si ise sebze için kullanılmaktadır (Anonim, 2011b). Bu araştırmada, ilk olarak Tokat sebze ve meyve toptancı halinin mevcut yapısı incelenmiştir. Çalışmanın sonraki aşamasında ise Tokat sebze ve meyve toptancı halinde bulunan komisyoncuların Yeni Hal Yasası hakkındaki görüşleri alınarak bu konudaki sorunlara değinilmeye çalışılmıştır. 2. Materyal ve Yöntem Bu çalışmanın ana materyalini, TokatMerkez ilçede sebze ve meyve hal esnafı ile yapılan görüşmeler sonucu elde edilen birincil veriler oluşturmuştur. Ayrıca, Yeni Hal Yasası incelenmiş ve konu ile ilgili daha önce yapılmış olan çalışmalardan da faydalanılmıştır. Öncelikle Tokat-Merkez ilçede faaliyet gösteren 46 adet komisyoncular ile Tam Sayım Yöntemi kullanılarak 2010 yılının Mart-Nisan aylarında anketler yapılmıştır. Anketlerle elde edilen veriler kullanılarak ulaşılan tanımlayıcı istatistikler yorumlanarak değerlendirilmeye çalışılmıştır. Araştırmada, toptancı halindeki komisyoncuların Yeni Hal Yasası’nda yer alan maddeler hakkındaki düşünceleri faktör analizine tabi tutulmuştur. Çok değişkenli analiz tekniklerinden olan, veri azaltma tekniği olarak da tanımlanan faktör analizi, verilerin özet biçimde sunumunu sağlamaktadır (Kurtuluş, 1998; Ness, 2002). Faktör analizi metodu; belirli sayıdaki bağımlı değişkenlerin değişiminin daha az sayıdaki bağımsız değişkenler (veya faktörler) yardımıyla açıklanmasıdır (Yurdakul, 1974). Genel faktör modelinin birçok şekilleri vardır. En yaygınları "common factor analysis" ve "component factor analysis"'dir. B.GÖZENER, M.SAYILI Faktör modelinin seçimi araştırmanın amacına bağlıdır. Faktör analizinin matematiksel modeli, standardize edilmiş i değişkeni için şu şekildedir: X = Ai1 F1 + Ai2 F2 +……………..+ Aik Fk + U Eşitlikte; - F1, 2, …..k = Genel faktörler, - U = Unique faktör, - Ai1, i2,…..ik = k adet faktörü birleştiren sabitlerdir. Unique faktörlerin birbirleriyle ve genel faktörlerle korelâsyonlarının olmadığı kabul edilmektedir (Gül, 1995). Faktörler gözlenen değişkenlerden çıkartılmaktadırlar ve onların doğrusal bileşenleri olarak tahmin edilebilirler. J’inci faktör olan Fj'nin genel tahmin eşitliği aşağıdaki gibidir: Fj = ΣWjiXi = WjiX1 + Wj2X2 + ......+ WjpX p Eşitlikte; Wi = Skor sayılarını, Xi = Standardize edilmiş değişkeni, P = Değişken sayısını göstermektedir. 3. Araştırma Bulguları ve Tartışma Tokat sebze ve meyve toptancı halinde faaliyette bulunan komisyoncuların yaşları 21 ile 74 yıl arasında değişmekte olup, ortalama 45 yıl olarak hesaplanmıştır. Daha önce yapılmış olan çalışmalarda ise komisyoncuların ortalama yaşları; Antalya ilinde 40.0 yıl (Yılmaz, 2008), Antalya, İstanbul, İzmir ve Bursa illerinde 41.0 yıl (Çetin, 2009) ve Tokat ilinde 47.9 yıl (Gündüz ve ark., 2005) olarak tespit edilmiştir. Komisyoncuların sebze ve meyve işi ile uğraşma süreleri ortalama 25.07 yıl iken, halde faaliyette bulundukları süre 19.04 yıl olarak bulunmuştur. Komisyoncuların eğitim durumları incelendiğinde; %36.96’sının lise, %23.91’inin ilkokul, %17.39’unun ortaokul, %15.22’sinin önlisans, %2.17’sinin lisans mezunu ve %4.35’inin de sadece okur-yazar olduğu tespit edilmiştir. Türkiye’nin değişik illerinde yaş sebze ve meyve ticareti alanında yapılmış olan bazı araştırmalar incelendiğinde, komisyoncuların eğitim düzeyi en yüksek olarak; Yılmaz (2008) tarafından %53.8 ile ortaöğretim, Çetin (2009) tarafından %53 ile lise, Gündüz ve ark. (2005) tarafından ise %40 lise olarak tespit edilmiştir. Komisyoncuların %23.91’inin yanlarında pazarlama konusunda eğitim almış eleman çalıştırdıkları saptanmıştır. Komisyoncular tarafından çalıştırılan eleman sayısı ortalama 2.59 kişi olup, bu elemanlardan ortalama 1.54 kişisinin eğitimli olduğu tespit edilmiştir. Tokat ilinde yapılmış olan başka bir çalışmada, halde çalıştırılan ortalama eleman sayısının 2.7 kişi olduğu tespit edilmiştir (Gündüz ve ark., 2005). Tokat-Merkez ilçedeki toptancı haline birden fazla yerden ürün gelmektedir. Nitekim ildeki toptancı haline; %82.61 ile Merkez ilçe ve/veya Merkez ilçeye bağlı köylerden, %15.22 ile ilin diğer ilçelerinden, %43.48 ile komşu illerden ve %58.70 ile de diğer illerden ürün geldiği ifade edilmiştir. Komisyoncuların satın aldıkları ürünleri; %67.39 ile üreticiden, %43.38 ile tüccardan, %36.96 ile tarladan ve %26.09 ile ise komisyoncudan temin ettikleri tespit edilmiştir. Türkiye’nin değişik illerinde yaş sebze ve meyve ticareti yapan komisyoncuların; Trabzon ilinde %50’sinin üreticilerden, %30’unun komisyonculardan ve %20’sinin ise aracılardan (Bayuk, 2000); Tokat ilinde %35’inin üreticiden, %45’inin komisyoncudan ve %20’sinin ise her ikisinden (Gündüz ve ark., 2005); Antalya ilinde %84.6’sının üreticilerden ve %15.4’ünün ise komisyoncu, tüccar ve bahçeden (Yılmaz, 2008); Antalya, İstanbul, İzmir, Bursa ve Antalya illerinde %52’sinin tüccardan, %44’ünün üreticiden ve %4’ünün ise bahçeden (Çetin, 2009) ürün temin ettikleri tespit edilmiştir. Komisyoncuların %56.52’sinin üreticiye daha ürünü satın almadan önce (üretim dönemi içerisinde) avans verdiği belirlenmiştir. Avans verilme sebeplerinin; %61.54 ile üreticinin ihtiyacını karşılamak, %23.08 ile kaliteli ürün temin etmek ve %15.38 ile ise ürünün teminin garanti altına almak olduğu saptanmıştır. Üreticiye avans vermede %88.46 gibi yüksek bir oranda şart aranmadığı ve bunun nedeni olarak ise %82.61 ile üreciye güvenme ve %17.39 ile avans miktarının az olması ifade edilmiştir. Üreticiye avans verenlerin %84.62’sinin herhangi bir işlem uygulamadığı, buna karşın geriye kalan %15.38’inin ise senet (%75.00) ve tahsilât makbuzu (%25.00) aldıkları belirlenmiştir. 229 Tokat İli Merkez İlçede Toptancı Halindeki Komisyoncuların Yeni Hal Yasası Hakkındaki Görüşleri Komisyoncuların %47.83’ünün ürün bedellerini ödemede anlaşma yaptıkları tespit edilmiştir. Komisyoncuların üreticilerden satın aldıkları ürünlerin bedellerini farklı şekillerde ödedikleri tespit edilmiştir. Ürün bedellerinin ödenme şeklinin; %32.61 ile peşin, %17.39 ile vadeli ve %50.00 ile ise karışık (peşin+vadeli) olduğu ifade edilmiştir. Komisyoncuların ürün bedellerini üreticilere ödeme şekilleri; Yılmaz (2008) tarafından yapılan araştırmada %23.1’i peşin, %57.7’si vadeli ve %19.2’si karışık; Gündüz ve ark. (2005) tarafından yapılan araştırmada ise %60’ı peşin, %25’i vadeli ve %15’i ise karışık olarak tespit edilmiştir. Komisyoncular, üreticilerin ürün satışında toptancı halini tercih etme nedenlerini; ürün satış fiyatının yüksek olması (%13.04), satılan ürün miktar ve çeşidin fazla olması (%45.65), çok fazla seçenek olmaması (%13.04) ile ürün satışının ve ürün bedelinin alınmasının garanti olması (%28.26) olarak ifade etmişlerdir. Tokat sebze ve meyve halindeki komisyoncuların %43.48’inin Yeni Hal Yasası’ndan hiç haberi olmadığı, %50.00’sinin sadece duydukları (kısmen haberdar oldukları) ve %6.52’sinin ise Yasa hakkında tam bir bilgiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Komisyoncuların %58.70’ini Yeni Hal Yasası’ndaki komisyon oranını bildiği tespit edilmiştir. Bununla birlikte, komisyoncuların tamamı yaş sebze ve meyve ticaretini düzenlemek amacıyla yürürlüğe konulan Yeni Hal Yasası hakkında belediye tarafından bilgi verilmediğini belirtmiştir. Komisyoncuların %58.70’i halin belediye ve %41.30’u ise özel sektör tarafından yönetilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Komisyoncuların %52.17’si toptancı halinin az denetlendiğini, %41.30 ise denetlemenin olmadığını ve bu durumdan şikâyetçi olduklarını belirtmişlerdir. Halin yeterli düzeyde denetlendiğini ifade eden komisyoncuların oranı ise %6.52 gibi çok düşük düzeydedir. Halde faaliyet gösteren komisyoncular tarafından her yıl belediyeye ödendiği beyan edilen rüsum miktarları satış hacimlerinin farklı olmasından dolayı çok farklılık arz etmektedir. Komisyoncuların %71.74’ü 2000-3000 TL arası, %8.70’i 3000-4000 TL arası, %4.35’i 230 4000-5000 TL arası, %6.52’si 4000-5000 TL arası ve %8.70’i ise 5001 TL ve üzeri rüsum ödediklerini beyan etmişlerdir. Komisyoncuların %10.87’si Yasa dâhilinde rüsum miktarında hiçbir değişme olmayacağını belirtirken, %36.96’sı %20, %28.26’sı %50 ve %23.91’i ise %100 artacağını ifade etmiştir. Komisyoncuların %4.35’i üreticilerden alınan komisyon miktarının eşit olmadığını ifade etmiştir. Üreticilerden alınan ürün bedellerinin farklı sürelerde ödendiği belirlenmiştir. Nitekim, komisyoncuların; %23.91’inin 1-5 gün arasında, %10.87’sinin 6-7 gün arasında, %21.74’ünün 8-10 gün arasında, %30.44’ünü 11-15 gün arasında ve %13.04’ünün ise 15 günden fazla sürede satın aldıkları ürünlerin bedellerini üreticilere ödedikleri saptanmıştır. Komisyoncuların ürün satışında alıcılarla çalışma durumları incelediğinde; büyük çoğunluğunun (%80.43) peşin+vadeli çalıştıkları saptanmış iken, peşin (%8.70) ve vadeli satış (%10.87) şekillerinin çok fazla olmadığı tespit edilmiştir. Vadeli ürün satışı karşılığında senet (%36.00) ve çek (%18.00) alındığı veya kefil (%6.00) arandığı, ancak bunun yanında karşılıklı güvenin (%40.00) de çok önemli olduğu belirlenmiştir. Komisyonculara göre, vadeli ürün satışında vade veya ürün bedelinin tahsil süresi; %6.52 ile 7 günden daha az, %8.70 ile 7-15 gün arası, %28.26 ile 15-30 gün arası, %36.96 ile 30-45 gün arası ve %19.57 ile 45 günden daha fazladır. Komisyonculardan %28.26’sı Yeni Hal Yasası’nın ürün satışı veya pazarlamasını %34.60 oranında etkileyeceğini belirtmiştir. İldeki büyük marketler, reyonlarında satışa sundukları yaş meyve ve sebzeyi hal ile birlikte özellikle yaz aylarında üreticilerden ve/veya komisyoncu/toptancılardan temin edebilmektedir. Komisyoncuların bir kısmına göre, böyle bir durum; kayıt dışılığı ortaya çıkaracak, haksız rekabet oluşturacak, belediyeleri ekonomik kayba uğratacak, hal ile doğrudan veya dolaylı ilişki içerisinde bulunanları dolayısıyla istihdamı olumsuz etkileyecek iken, bir kısmına göre ise ürün fiyatlarında ve piyasanın işleyişinde herhangi bir değişiklik olmayacaktır. B.GÖZENER, M.SAYILI Yeni Hal Yasası’nda komisyon oranı maksimum %8 olarak belirtilmektedir. Bu duruma komisyoncular farklı tepki göstermektedirler. Bazıları bu durumun önemli olmadığını veya hiçbir şeyin değişmeyeceğini, kayıt dışılığın önlenmesi durumunda kendilerini herhangi bir şekilde etkilemeyeceğini, esas önemli olanın giderlerin düşürülmesi olduğunu; diğer bir kısmı ise oranın zaten düşük olduğunu ve eski oranın kalmasının daha iyi olacağını, yeni oran ile komisyonculuk yapılamayacağını, bunun kayıt dışılığı ortaya çıkaracağını veya artıracağını, bununla birlikte hizmet kalitesini düşüreceğini ifade etmişlerdir. Komisyoncular, Yeni Hal Yasası’nı; laboratuar ve soğuk hava deposunu zorunlu kılması, üretimi kayıtlı hale sokması, ürünlerde künyeleme, standardizasyon ve izleme sağlaması gibi nedenlere olumlu; kayıt dışılığı artırabilecek olması, üreticilere kendi ürünlerini pazarlama imkânı sunması açısından tamamen üreticiyi koruma amaçlı bir yasa olması, haldeki dükkânları belli bir yıl için kiralama ve daha sonra kiralamak için tekrar ihaleye çıkma gibi nedenlerle ise olumsuz görmektedir. Komisyoncuların Yeni Hal Yasası’ndaki bazı maddeler ile ilgili en fazla rağbet gösterdikleri düşüncelere göre (Çizelge 1); - Gerek komisyoncuların ve gerekse üretici örgütlerinin bildirimde bulunmak kaydıyla hal dışında da mal satışı yapılabilmesinin gerekli olduğu, aksi durumda malların sadece hallerde satılma zorunluluğunun olmasının rekabeti olumsuz yönde etkileyeceği görüşüne kesinlikle katılmadıkları, - Rüsum oranlarının değişen piyasa koşullarına göre yeniden gözden geçirilmesi ve varsa iki belediye arasında eşit dağıtılması, Toptancı Hal Konseyi’nin oluşturulması, bu konuda görev alabilecek kurum/kuruluşlar arasında işbirliğinin sağlanması ile birlikte haldeki ve semt pazarlarındaki satış yerlerinin belli bir kısmının üretici örgütlerine ayrılması görüşlerine katıldıkları, - Hal kayıt sisteminin kurulması gerektiği, ürünlerde künye uygulamasının getirilmesi, hallerin kurulmasının disipline edilmesi, haldeki işlem maliyetlerinin azaltılması gerektiği, Hal Hakem Heyetlerinin yeniden yapılandırılması ve uyuşmazlıklarda bu heyete başvurunun zorunlu olması, ilgili bakanlığın üretici haklarını korumaya yönelik şartları belirleyebilmesi, komisyoncuların fiyat belirlemede etkin rol oynadığı, üreticilerin kendi mallarını pazarlama imkanlarının yetersiz oluşu, rüsum ve komisyon oranlarının ticareti zorlaştıracak ve kayıt dışılığı arttıracak oranda olması, hal içinde depolama, ambalajlama tesisleri ve laboratuarın kurulması, ürünlerde standardizasyonun oluşturulması, malların gıda güvenliği ve izlenebilirliğine yönelik mekanizmaların eksiklik olduğu görüşlerine ise kesinlikle katıldıkları belirlenmiştir. Çizelge 1’de yer alan 19 adet değişken ile başlanılan faktör analizi sonucunda ortaklık unsuru yüksek olan 14 değişken ile faktör analizi yapılmıştır ve sonuçlar Çizelge 2’dedir. Yapılan faktör analizi sonucunda elde edilen bulgulara göre, hal esnafının Yeni Hal Yasası’nda yer alan maddeler hakkındaki düşünceleri 14 değişken olup, 4 faktör (Kurumsal Uygulamalar, Örgütlenme, Yeniden Yapılanma, Kayıt Sistemi) altında toplanmıştır. Bu 4 faktörün toplam varyans içindeki payları sırası ile %29.349, %16.839, %11.956 ve %8.496’dır. Toplam varyansın %66.639’u bu faktörler tarafından açıklanmaktadır. Sonraki aşamada her bir faktörün hangi değişkenleri içerdiği belirlenmiştir. Çizelge 3’te rotasyon çözüm sonuçları verilmiştir. Rotasyon çözümde faktör yükleri yer almaktadır. Çizelge 3’teki sonuçlar incelendiğinde; - Faktör 1 (Kurumsal Uygulamalar) yükleri; hal rüsumunun iki belediye arasında eşit dağıtımıyla giderilmesini, toptancı hali kurmanın disiplin altına alınmasını, rüsum ve komisyoncu oranının kayıt dışılığı arttıracak düzeyde olmasını, halde ambalaj, tasnif vb. depolar kurulmasını, halde gıda güvenliği için gereken mekanizmanın sağlanmasını, halde ürüne standardizasyon uygulanmasını, üreticilerin pazarlama imkanlarının yetersiz ve komisyoncuların fiyat belirlemede etkin rol oynamasını içermektedir. - Faktör 2 (Örgütlenme); rüsum oranlarının Bakanlar Kurulu tarafından gerektiğinde değiştirilmesini, toptancı hallerindeki işyerleri ile semt pazarlarındaki satış yerlerinin en az %10’u üretici/üretici örgütlerine ayrılmasını, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın sözleşmelerde bulunması gerekli asgarî şartları belirleyebilmesini yansıtmaktadır. 231 Tokat İli Merkez İlçede Toptancı Halindeki Komisyoncuların Yeni Hal Yasası Hakkındaki Görüşleri Çizelge 1. Ankete Katılanların Yeni Hal Yasasındaki Bazı Maddelere Katılma Durumları Düşünceye Katılma Durumu (%)* DÜŞÜNCELER 1 2 3 4 5 Toptancı haline bildirimde bulunmak kaydıyla toptancı hali 4.35 10.87 0.00 0.00 84.78 dışında da toptan mal alınıp satılabilmeli Hal Kayıt Sistemi kurulmalı 0.00 26.09 4.35 45.65 23.91 Hal içi ve dışı işlem maliyetleri azaltılmalı 0.00 6.52 28.26 2.17 63.04 Hal hakem heyetleri yeniden yapılandırılmalı ve değeri 50000 TL altındaki uyuşmazlıklarda heyete başvurmak zorunlu 2.17 47.83 10.87 23.91 15.22 olmalı Bakanlar Kurulu, değişen piyasa şartlarına göre rüsum 23.91 41.30 2.17 4.35 28.26 oranlarını değiştirebilmeli Malların izlenebilirliğine imkân veren ürün künyesi uygulaması getirilmeli, satıcıların da ürün künyelerini 0.00 21.74 8.70 54.35 15.22 malların kap veya ambalajlarında bulundurmakla yükümlü olmalı Toptancı hallerindeki işyerleri ile semt pazarlarındaki satış 30.43 39.13 2.17 2.17 26.09 yerlerinin en az %10’u üretici/üretici örgütlerine ayrılmalı Sanayi ve Ticaret Bakanlığı özellikle üretici haklarının korunması amacıyla alım-satım işlemlerini düzenleyen 0.00 15.22 36.96 36.96 10.87 sözleşmelerde bulunması gerekli asgarî şartları belirleyebilmeli Üretici örgütü kapsamı genişletilmeli ve üretici örgütleri rüsum ödemeksizin toptancı hali dışında da toptan olarak 4.35 41.30 4.35 2.17 47.83 vergi mükelleflerine satış yapabilmeli Hal rüsumunun paylaşımında üretim bölgesi belediyeleri ile tüketim bölgesi belediyeleri arasındaki dengesizlik hal 34.78 39.13 4.35 6.52 15.22 rüsumunun iki belediye arasında eşit dağıtımıyla giderilmeli Toptancı hali kurma faaliyetleri disiplin altına alınmalı 8.70 2.17 30.43 0.00 58.70 Toptancı Hali Konseyi’nin oluşturulup konseye temsilci verecek olan kamu kurumları, üretici ve tüketici örgütleri ile 34.78 36.96 19.57 6.52 2.17 sivil toplum ve meslek kuruluşları arasında uygulamaya yönelik işbirliği sağlanmalı Toptancı hallerinde müzayede, depolama, tasnifleme ve 2.17 28.26 2.17 56.52 10.87 ambalajlama tesisleri ile laboratuarlar kurulmalı Hale gelen ve halden çıkan mallarda standardizasyon 2.17 23.91 0.00 60.87 13.04 uygulamaları bulunmalı Malların haller üzerinden pazarlanma zorunluluğu serbest 6.52 39.13 0.00 2.17 52.17 rekabeti olumsuz yönde etkilemekte Rüsum ve komisyon oranları ticareti zorlaştıracak ve kayıt 39.13 21.74 2.17 15.22 21.74 dışılığı arttıracak düzeyde bulunmakta Malların gıda güvenliği ve izlenebilirliğinin sağlanmasına 2.17 4.35 17.39 0.00 76.09 uygun mekanizmalar bulunmamakta Üreticilerin, mallarını pazarlama imkanları yetersiz 6.52 2.17 30.43 10.87 50.00 Komisyoncular fiyat belirlemede etkin rol oynar 0.00 0.00 41.30 6.52 52.17 Rank* 4.50 2.20 2.07 2.13 2.72 2.15 2.54 2.20 3.48 2.28 2.04 2.04 2.09 1.89 3.54 2.59 1.63 2.46 2.50 * 1=Kesinlikle Katılıyorum, 2=Katılıyorum, 3=Kararsızım, 4=Katılmıyorum, 5=Kesinlikle Katılmıyorum - Faktör 3 (Yeniden Yapılanma) yüklerinde ise; hal dışından mal alıp satma ile Toptancı Hali Konseyi’nin kurulması ilişkili çıkmıştır. - Faktör 4 (Kayıt Sistemi)’te; hal kayıt sistemi kurulması belirtilmektedir. Faktör analizinde açıklayıcı değişkenlerin analiz için uygunluğunu değerlendirmek amacı ile Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) değeri 232 hesaplanmaktadır. KMO değerinin 0.50’den küçük olduğunda veri yapısının faktör analizi için uygun olmadığı kabul edilir (Akgül ve Çevik, 2005) Bu çalışmada KMO ölçütü 0.663, Bartlett's Test 0.1 önem düzeyinde anlamlı olarak bulunmuştur. Başka bir deyişle, değişkenler arasında yüksek korelasyon olduğu tespit edilmiştir. B.GÖZENER, M.SAYILI Çizelge 2. Özdeğer İstatistiğine Bağlı Faktör Sayısı ve Varyans Özdeğer İstatistiği Rotasyon FAKTÖR (DÜŞÜNCELER) Varyans Toplam Varyans Toplam Toplam Toplam (%) (%) (%) (%) Toptancı haline bildirimde bulunmak kaydıyla toptancı 4.775 34.105 34.105 4.109 29.349 29.349 hali dışında da toptan mal alınıp satılabilmeli Hal Kayıt Sistemi kurulmalı 2.259 16.132 50.237 2.357 16.839 46.188 Bakanlar Kurulunun, değişen piyasa şartlarına göre 1.202 8.586 58.823 1.674 11.956 58.144 rüsum oranlarını değiştirebilmeli Toptancı hallerindeki işyerleri ile semt pazarlarındaki satış yerlerinin en az %10’u üretici/üretici örgütlerine 1.094 7.816 66.639 1.189 8.496 66.639 ayrılmalı Sanayi ve Ticaret Bakanlığı özellikle üretici haklarının korunması amacıyla alım satım işlemlerini düzenleyen 0.983 7.023 73.662 sözleşmelerde bulunması gerekli asgarî şartları belirleyebilmeli Hal rüsumunun paylaşımında üretim bölgesi belediyeleri ile tüketim bölgesi belediyeleri arasındaki 0.850 6.072 79.734 dengesizlik hal rüsumunun iki belediye arasında eşit dağıtımıyla giderilmeli Toptancı hali kurma faaliyetleri disiplin altına alınmalı 0.755 5.392 85.126 Toptancı hali konseyinin oluşturulup konseye temsilci verecek olan kamu kurumları, üretici ve tüketici 0.527 3.767 88.893 örgütleri ile sivil toplum ve meslek kuruluşları arasında uygulamaya yönelik işbirliği sağlanmalı Rüsum ve komisyon oranları ticareti zorlaştıracak ve 0.470 3.356 92.249 kayıt dışılığı arttıracak düzeyde bulunmakta Toptancı hallerinde Müzayede, depolama, tasnifleme 0.344 2.455 94.704 ve ambalajlama tesisleri ile laboratuarlar kurulmalı Malların gıda güvenliği ve izlenebilirliğinin 0.297 2.123 96.827 sağlanmasına uygun mekanizmalar bulunmamakta Hale gelen ve halden çıkan mallarda standardizasyon 0.194 1.384 98.211 uygulamaları bulunmalı Üreticilerin, mallarını pazarlama imkânları yetersiz 0.138 0.988 99.198 Komisyoncular fiyat belirlemede etkin rol oynar 0.112 0.802 100.000 4. Sonuç ve Öneriler Tokat ili Merkez ilçede toptancı halindeki komisyoncuların Yeni Hal Yasası hakkındaki görüşlerinin incelendiği bu çalışma sonucunda, bazı komisyoncuların Yeni Hal Yasası hakkında çok az bilgiye sahip oldukları, bazılarının ise yeni yasadan haberdar olmadıkları belirlenmiştir. Komisyoncuların çoğunluğu, toptancı halinin belediye tarafından yönetilmesi gerektiğini belirtmiştir. Toptancı halinin denetlenmesinin çok yetersiz olduğu belirtilmiş olup bu konuda varsa eksiklikler giderilmeli ve gerekli tedbirler alınmalıdır. Komisyoncuların bir kısmı Yeni Hal Yasası’nı olumlu, bir kısmı ise olumsuz bulmaktadır. Bunda, kişilerin yasa hakkında tam bir bilgiye sahip olmamaları da etkilidir. Bu nedenle, Yasa hakkında ilgililer tarafından bilgilendirme çalışmalarına ağırlık verilmelidir. Komisyoncuların; toptancı hali dışında mal satışına izin verilmemesi, Toptancı Hal Konseyinin oluşturulması, satış yerlerinin belirli bir kısmının üretici örgütlerine ayrılması, Hal Kayıt Sistemi’nin kurulması, Hal Hakem Heyetlerinin yeniden aktif hale gelmesi gibi birçok düşünceyi destekledikleri tespit edilmiştir. Yeni hal yapısı içerisinde komisyoncular ile birlikte üreticiler daha aktif bir rol alacaklardır. Dolayısıyla, yeni durumun gerek komisyoncular ve gerekse üreticiler tarafından çok iyi algılanması gerekmektedir. 233 Tokat İli Merkez İlçede Toptancı Halindeki Komisyoncuların Yeni Hal Yasası Hakkındaki Görüşleri Çizelge 3. Hal Esnafının Yeni Hal Yasasında Yer Alan Maddeler Hakkındaki Düşünceleri (Rotasyon Matriksi) FAKTÖRLER Kurumsal Yeniden Kayıt Örgütlenme Uygulamalar Yapılanma Sistemi Hal rüsumunun paylaşımında üretim bölgesi belediyeleri ile tüketim bölgesi belediyeleri 0.149 -0.082 -0.001 0.742 arasındaki dengesizlik hal rüsumunun iki belediye arasında eşit dağıtımıyla giderilmelidir Toptancı hali kurma faaliyetleri disiplin altına -0.186 0.394 0.240 0.632 alınmalıdır Rüsum ve komisyon oranları ticareti zorlaştıracak ve -0.039 0.370 0.030 0.735 kayıt dışılığı arttıracak düzeyde bulunmaktadır Toptancı hallerinde Müzayede, depolama, tasnifleme 0.049 0.040 0.146 0.774 ve ambalajlama tesisleri ile laboratuarlar kurulmalıdır Malların gıda güvenliği ve izlenebilirliğinin sağlanmasına imkân veren mekanizmalar 0.071 -0.176 0.108 0.750 bulunmamaktadır Hale gelen ve halden çıkan mallarda standardizasyon 0.156 -0.006 -0.072 0.808 uygulamaları bulunmalıdır Üreticilerin, mallarını pazarlama imkânları yetersizdir 0.085 0.492 -0.244 0.626 Komisyoncular fiyat belirlemede etkin rol oynar 0.265 0.244 0.265 0.588 Bakanlar Kurulunun, değişen piyasa şartlarına göre 0.097 0.352 0.277 0.643 rüsum oranlarını değiştirebilmelidir Toptancı hallerindeki işyerleri ile semt pazarlarındaki satış yerlerinin en az %10’u üretici/üretici örgütlerine 0.023 0.080 0.015 0.929 ayrılmalıdır Sanayi ve Ticaret Bakanlığı özellikle üretici haklarının korunması amacıyla alım satım işlemlerini 0.199 0.030 -0.035 0.837 düzenleyen sözleşmelerde bulunması gerekli asgarî şartları belirleyebilmelidir Toptancı haline bildirimde bulunmak kaydıyla toptancı hali dışında da toptan mal alınıp 0.008 0.078 0.055 0.715 satılabilmelidir Toptancı hali konseyinin oluşturulup konseye temsilci verecek olan kamu kurumları, üretici ve tüketici örgütleri ile sivil toplum ve meslek 0.010 0.447 0.014 0.631 kuruluşları arasında uygulamaya yönelik işbirliği sağlanmalıdır Hal Kayıt Sistemi kurulmalıdır 0.130 0.089 0.037 0.939 Kaiser-Meyer-Olkin: 0.663 Bartlett's Test Sig.: 0.000 Kaynaklar Akgül, A. ve Çevik, O., 2005. İstatistiksel Analiz Teknikleri, Emek Ofset Ltd. Şti2. Baskı, Ankara. Albayrak, M., 2008. Bahçe Ürünleri Pazarlama Sürecine Üretici Birliklerinin Olası Etkilerinin Değerlendirilmesi. Bahçe Ürünlerinde IV. Muhafaza ve Pazarlama Sempozyumu, 08-11 Ekim, Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü, Antalya, 119-128. Anonim, 2007. Resmi Gazete (23.05.2007 tarih 26530 sayılı) Anonim, 2011a. Türkiye İstatistik Kurumu. www.tuik.gov.tr (13.04.2011). Anonim, 2011b. 2010 Yılı İtibariyle Toptancı Halleri Listesi. http://www.icticaret.gov.tr. (20.04.2011) 234 Bayuk, M.N., 2000. Türkiye’de Yaş Meyve-Sebze Ticareti ve Toptancı Hallerinin İşleyişi (Trabzon Toptancı Hali Örneği). Karadeniz Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Trabzon. Canik, F. ve Alparslan, Y., 2010. Türkiye’de Yaş Meyve ve Sebze Pazarlaması ve Toptancı Haller. TEAEBakış, Sayı:11, Nüsha:2, Aralık, Ankara. Civelek, O., 2011. Tokat İli Merkez İlçede Yaş Sebze ve Meyve Toptancı Halinin Yapısı, Sorunları Ve Çözüm Önerileri. Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Tarım Ekonomisi Anabilim Dalı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Tokat. B.GÖZENER, M.SAYILI Çetin, B., 2009. Yeni Perakendecilik Sisteminde Toptancı Hallerinin İzlemesi Gereken Stratejileri. İstanbul Ticaret Odası Yayınları, No:2009-44, İstanbul. Gül, A., 1995. Sulamanın GAP Alanında Tarım Sektöründe Üretim Yapısı, Girdi Kullanımı, Verimlilik ve İşletme Gelirleri Üzerine Etkileri. Çukurova Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Tarım Ekonomisi Anabilim Dalı, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Adana. Gündüz, O., Göktolga, Z. G., Esengün, K. ve Akay, M., 2005. Yaş Sebze Meyve Pazarlamasında Toptancı Hallerinin Rolü: Tokat İli Örneği. III. Bahçe Ürünlerinde Muhafaza ve Pazarlama Sempozyumu, 06-09 Eylül, Hatay, 390-398. Güneş, T., 1990. Türkiye’de Tarım Ürünlerinin Pazarlanması, Standardizasyonu, Sorunları ve Çözüm Yolları. Türkiye Ziraat Mühendisliği 3. Teknik Kongresi, Bildiri Kitabı, Ankara, 625-638. Kankaya, A., 2008. Meyve Üretimde Yeni Yaklaşımlar Gerekiyor. Türkiye Sebze ve Meyve Komisyoncuları Federasyonu (TUSEMKOM) Dergisi, 10: 30-31. Karayannakis, G., 1992. Wholesaling in Great Britain. Wye College Uni. of London. (unpublished seminar), England, p:39. Kurtuluş, K., 1998. Pazarlama Araştırmaları. Avcıol Basım Yayın, Genişletilmiş Altıncı Baskı, İstanbul. Ness, M., 2002. Multivariate Techniques in Market Research. Course of Agro-Food Marketing, 20012002, Zaragoza, Spain. Özsu, B., 2005. Toptancı Halleri Sektör Analizi. İTO AB ve Uluslararası İşbirliği Şubesi, http://www.ito.org.tr/ITOPortal/Dokuman/15.98.pd Shepherd, A.W., 2004. Wholesale Markets in The Era of Supermarkets and Hypermarkets- Developments in Central and Eastern Europe, FAO, Rome. Vural, H., 2006. Yaş Meyve ve Sebze Pazarlaması ve Toptancı Halleri. Tarım Mühendisliği Dergisi, 7879: 97-99. Yılmaz, S., 2008. AB’ye Uyum Sürecinde Türkiye’de Yaş Sebze ve Meyve Toptancı Hallerinin İşleyişinde Karşılaşılan Sorunlar ve Çözüm Önerileri: Antalya İli Toptancı Hali Örneği. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Tarımsal Ekonomi Araştırma Enstitüsü Yayını, Yayın No:169, Ankara. Yurdakul, O., 1974. Adana İli Koyun Besiciliği Ekonomisi. Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Adana. 235 GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 61-71 Bafra Ovasındaki Drenaj Kanallarının Su Kalitelerinin Çok Değişkenli İstatistiksel Analizler ile Değerlendirilmesi Hakan ARSLAN1 Demet YILDIRIM2 1 Ondokuzmayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü, Samsun Ondokuzmayıs Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Tarımsal Yapılar ve Sulama Ana Bilim Dalı Başkanlığı, Samsun 2 Özet: Bu çalışmada Bafra ovasındaki 7 drenaj kanalından alınan su örneklerine çok değişkenli istatistiksel analiz yöntemlerinden; hiyerarşik kümeleme analizi (HKA), faktör analizi (FA) ve temel bileşenler analizleri (TBA) uygulanmıştır. Aylık ortalama verilerden yararlanılarak yapılan HKA göre 2 farklı dönem oluşmuştur. Bunlardan birincisi sulama yapılan ayları diğeri de sulama yapılmayan ayları kapsamıştır. 7 adet drenaj kanalına ait 14 parametreye göre yapılan HKA’ da drenaj kanalları tuzluluk seviyelerine göre 2 farklı gruba ayrılmıştır. FA ve TBA su kalitesine ait toplam varyansın % 90’ından fazlasını 3 ana bileşenle açıklamıştır. Bu çalışma ile çok değişkenli istatistik yöntemlerin drenaj kanallarındaki su kalitelerine ait değişimlerin izlenmesinde ve sulanan tarım alanlarındaki tuzlanmanın incelenmesinde kullanılabileceği görülmüştür. Anahtar kelimeler: Drenaj kanalı, Tuzluluk, Çok Değişkenli istatistik teknikleri, Hiyerarşik kümeleme analizi, Faktör analizi Water Quality Assessment of the Drainage Canals in Bafra Plain Using Multivariate Statistical Analysis Abstract: In this study, Multivariate statistical techniques such as hierarchical cluster analysis (HCA), factor analysis (FA) and principle component analysis (PCA) are applied to surface water quality data sets obtained from drainage canals in Bafra Plain. The results of cluster analysis demonstrated that the months of year were divided into 2 seasons. The first period included irrigation season and second period included non-irrigation season. Cluster analysis classifies 7 drainage canals with 14 variables into two clusters reflecting different salinity levels. FA/PCA yielded three factors which are responsible for water quality variations explaining more than 90% of total variance of the data and allowed to group the selected water quality. The study have demonstrated the capability of multivariate statistical techniques for drainage water quality assessment and investigation of salinity in irrigated agricultural areas. Key words: Drainage canal, Salinity, Multivariate analysis, Hierarchical cluster analysis, Factor analysis. 1.Giriş Drenaj, tabansuyunu bitki gelişimini engellemeyecek düzeye düşürmek ve kök bölgesinde tuz birikimini önlemek için yapılan çalışmalardır. Çağdaş sulu tarım uygulamalarında tarımsal drenaj, sulamanın ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmektedir (Oğuzer 1990). Drenaj suyunun kimyasal bileşimi, drenaj sistemi, tarımsal faaliyetler, toprağın yapısı, toprağın infiltrasyon hızı, başlangıçtaki toprak tuzluluğu, sulama yöntemleri ve iklim gibi çok sayıda faktöre bağlı olarak değişmekle birlikte drenaj suyunun bileşimi üzerine asıl etkili olan faktör topraktaki tuzluluk düzeyidir. Oğuzer (1978), Seyhan Ovasında yapılan bir çalışmada, drenaj kanalları sularındaki tuzluluğun, ekim ayından itibaren mayıs ayına kadar gittikçe azaldığını ve sulamanın başlangıcı olan haziran ayında, drenaj kanal sularının ovadaki normal sulama suları kalitesinde olduğunu belirtmiştir. Yılmaz ve ark., (1981) Konya ovasının ana drenaj kanallarında yapmış oldukları bir araştırmada, kanaldaki suların tuzluluk değerlerinin kış aylarında yaz aylarına göre daha iyi olduğunu belirlemişlerdir. Çevre kirliliğinden etkilenen en geniş alan su kaynaklarıdır. Su kaynaklarının özelliklerinin, alansal ve zamansal değişiminin anlaşılabilmesi için, su kalitesini gösteren verilerin olması, bu verilerin de sürekli olarak toplanması gerekmektedir. Böylelikle su kaynaklarının durumları tespit edilecek ve ortaya çıkacak sorunlara karşı çözümlerin geliştirilmesi daha kolay olacaktır. Çok değişkenli istatistiksel analizlerden olan, kümeleme analizi, temel bileşenler analizi ve faktör analizi, son yıllarda yer altı sularının ve yüzey sularının kalite değişimlerini ve kirlenme nedenlerinin belirlenmesi için yapılan 61 Bafra Ovasındaki Drenaj Kanallarının Su Kalitelerinin Çok Değişkenli İstatistiksel Analizler ile Değerlendirilmesi bir çok çalışmada başarı ile kullanılmışlardır (Altın ve ark., 2009; Kim ve ark., 2005; Zhao ve Cui, 2009; Yılmaz ve Büyükyılmaz, 2009; Byuiyan ve ark., 2011). Bu çalışmada Bafra Ovası Sağ Sahilinde bulunan 7 adet ana drenaj kanalından Mayıs 2005 ile Nisan 2006 tarihleri arasında aylık periyotlar halinde su örnekleri alınmış ve bu örneklere ait 14 özellik belirlenmiştir. Çalışmada çok değişkenli istatistik analizlerinden hiyerarşik kümeleme analizi, faktör analizi ve temel bileşenler analizleri kullanılmış ve drenaj kanallarının sularına uygulanmıştır. Çalışmadan hedeflenen amaçlar şu şekilde sıralanmıştır; 1.Drenaj kanallarındaki suları aylık değerlerine göre kümeleme analizi yaparak yıl içerisindeki değişimlerini incelemek, 2. Drenaj kanallarının yıllık ortalama değerlerine göre kümeleme analizi yaparak kanalları kendi içerisinde gruplandırmak ve böylece alanda tuzluluğun daha fazla olduğu bölgeleri bulmak ve 3. Drenaj kanallarındaki sular üzerinde etkili olan ana faktörleri, faktör analizi ve temel bileşenler analizler yaparak belirlemek. 2. Materyal ve Yöntem 2. 1. Materyal 2. 1. 1. Coğrafi Konum Çalışma alanı ülkemizin kuzeyinde Orta Karadeniz Bölgesinde 41 10’ - 41 45’ Kuzey enlemleri ve 35 30’ - 36 15 Doğu Boylamları arasında Kızılırmak ile yan derelerin oluşturduğu delta ovasında yer almaktadır. Doğu – batı yönünde en uzun yer 60 km, Kuzey – Güney yönünde ise 32 km dir. Güneyi Orta Karadeniz bölümünün esas dağ sıralarını teşkil eden Canik sıra dağlarının uzantıları ile sınırlanmıştır. Araştırma sahasının yeri ve su numunesi alınan drenaj kanalların yerleri Şekil 1’de verilmiştir. 2. 1. 2. İklim Özellikleri Çalışma alanında Karadeniz Bölgesinin ılıman iklim özellikleri görülmektedir. Bafra Meteoroloji Müdürlüğünden alınan uzun yıllar ortalama gözlem sonuçlarına göre en yağışlı ay Aralık, en kurak ay Temmuz ve yıllık yağış toplamı ise 722.5 mm dir. En sıcak ay Temmuz ayı ve en soğuk ay ise Ocak ayıdır (Anonim, 62 2009). Araştırma alanına ait ortalama iklim verileri Çizelge 1. de verilmiştir. 2. 1. 3. Toprak Özellikleri ve Su Kaynakları Araştırma alanının toprakları Kızılırmak’ın getirdiği genç alüvyonlar tarafından oluşmuştur. Çalışma alanı Bafra İlçesinin altında 10 m kotunda başlayıp sahil kumullarına kadar olan bölümleri içermektedir. Göl ve deniz sedimentleri 2 m kotu altındaki Balık, Cernek ve Liman gölleri civarındaki alanlarda yer almıştır. Bafra Ovasının başlıca su kaynağı Kızılırmak Nehridir. Kızılırmak Nehri Derbent köyü mevkiinden ovaya girmekte ve ovayı iki parçaya ayırarak denize dökülmektedir. 2. 1. 4. Sulama ve Drenaj Tesisleri Çalışma alanındaki sulama tesisleri suyunu 1991 yılında hizmete giren Derbent Barajı ve HES ‘in kuyruk suyundan alan ve inşaatı 1991 yılından itibaren devam eden 14.279 ha lık alanı kapsayan sulama ve drenaj şebekesi oluşturmaktadır. Alanda 10 000 ha’lık alan sulamaya açılmış durumda ve çalışmalara devam edilmektedir Çalışma sahasında henüz sulama şebekesinin tamamlanmadığı veya şebekenin tamamlanarak sulamaya açılan alanlarında farklı neden ile şebekeden sulama yapamayan çiftçiler yeraltı sularından veya drenaj kanallarından sulama yapmaktadır. Bafra Ovasında yeraltı suyu kalitesi denize yakın olan alanlarda C4S4 sınıfında bulunmaktadır (Arslan ve ark., 2007). Bafra Ovası Sağ Sahil Sulama Şebekesinde proje kapsamında Koşuköy, Hacılar, Çorak, Badut, Boytar, Kuşaklama ve Bakırpınar ana drenaj kanalları açılmıştır. Ayrıca bu kanallara bağlı 300 km uzunluğunda tersiyer ve sekonder drenaj kanalları bulunmaktadır. Ovada bulunan 7 adet drenaj kanalı 10 000 ha lık sulama alanının drenajını sağlamaktadır. 2. 2. Yöntem 2. 2. 1. Drenaj Kanallarından Su Numunesi Alınması ve Analizler Çalışma alanında önceki yıllarda açılmış olan Koşuköyü, Hacılar, Çorak, Badut, Boytar, Kuşaklama ve Bakırpınar drenaj H.ARSLAN, D.YILDIRIM Şekil 1. Araştırma sahasının yeri ve su numunesi alına drenaj kanalları Çizelge 1. Çalışma alanına ait bazı iklim parametrelerinin uzun yıllar ortalama değerleri İklim AYLAR Parametresi 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 Ort. Yağış (mm) 91.2 48.9 54.9 55.6 38.1 33.4 26.3 52.5 71.8 79.6 79.9 100.4 722.5 Sıcaklık (ºC) 5.7 6.9 7.8 11.2 15.6 20.2 22.7 22.3 19.0 15.1 12.0 8.4 13.9 70 71 77 77 78 72 70 73 77 77 70 69 73 Oransal Nem (%) kanallarından Mayıs 2005 ile Nisan 2006 tarihleri arasındaki dönemde aylık olarak su numuneleri alınmıştır. Su örneklerinin alınmasında Ayyıldız (1990)’ da verilen kriterler kullanılmıştır. Örnekler ikişer litrelik lastik tıpalı şişelere alınmış ve kanal isimleri etiketlenmiştir. Çalışma alanına ait suların özelliklerinin belirlenmesi amacıyla örnekler üzerinde EC, pH, Na+, Ca2+, K+, Mg2+, CO32-, HCO3-, SO42-, Cl- ve toplam sertlik analizleri yapılmış, %Na, RSC (kalıcı sodyum karbonat) ve SAR (Sodyum Adsorbsiyon Oranı) hesaplanmıştır. Sulama suyu örneklerinin elektriksel iletkenliği EC metre aleti ile, pH ise cam elektrotlu pH metre ile belirlenmiştir. Kalsiyum (Ca2+), Magnezyum (Mg2+) ve toplam sertlik: EDTA ile titrimetrik olarak belirlenmiştir. Sodyum (Na+) ve Potasyum (K+) fleymfotometrik yöntemle belirlenmiştir. Karbonat (CO32-) ve Bikarbonat (HCO3-): karbonat için fenol fitaleyn, bikarbonat için metiloranj indikatörleri kullanılarak sülfirik asitle titrimetrik olarak belirlenmiştir. Klor (Cl-) potasyum kromat indikatörü kullanılarak gümüş nitrat ile titrimetrik olarak belirlenmiştir. Sülfat (SO42-) baryumsülfat biçiminde çökeltme yöntemine göre saptanmıştır (Ayyıldız, 1990). SAR değerlerinin belirlenmesinde Birleşik Amerika Tuzluluk laboratuarınca geliştirilmiş olan 1 nolu eşitlik kullanılmıştır (USSL 1954). 63 Bafra Ovasındaki Drenaj Kanallarının Su Kalitelerinin Çok Değişkenli İstatistiksel Analizler ile Değerlendirilmesi Bu eşitlik de Na+, Ca2+ ve Mg2+ değerleri me/l olarak ifade edilmiştir. (1) SAR Na Ca Mg ) 2 RSC değerinin hesaplanmasında Eaton (1950) tarafından geliştirilen 2 nolu eşitlik kullanılmıştır. Bu eşitlikde kullanılan bütün iyonlar me/l olarak ifade edilmiştir. RSC değerinin eksi olduğu kuyular RSC açısından herhangi bir sorun oluşturmadığı için eksi değerde olan kuyuların RSC değeri sıfır olarak kabul edilmiştir. (2) RSC (CO3 HCO3 ) (Ca Mg ) %Na değerinin hesaplanmasında 3 nolu eşitlik kullanılmıştır. Bu eşitlik de kullanılan bütün iyonlar me/l olarak ifade edilmiştir. (3) % Na 100 xNa Na Ca K Mg 2. 2. 2. Çok Değişkenli Analizler Bilimsel araştırmalarda, araştırmaya konu olan olaylar veya nesneler her birey için aynı anda ölçülebilen bir veya birden çok değişken tarafından etkilenebilirler. Birden çok değişkenin ayrı ayrı ele alınarak analiz edilmesi, gerçek durumu açıklamayabilir. Çünkü değişkenlerin ayrı ayrı analiz edilmesi, değişkenler arasındaki ilişkileri dikkate almamak demektir. Ancak gözlemlenen bu çok sayıda değişken arasında az veya çok bir ilişkinin olması beklenmektedir. Bu amaçla “Çok Değişkenli Analiz Yöntemleri” geliştirilmiştir. Çok değişkenli istatistiksel analiz, çok sayıda değişken arasındaki ilişkileri ölçme ve açıklamada kullanılan yöntemler topluluğunu ifade etmekte olup en çok kullanılanları kümeleme analizi, temel bileşenler analizi ve faktör analizidir (Çakır, 1994). Kümeleme analizi verilen bir örnek setindeki örnekleri ve o örnekleri tanımlayan değişkenleri sahip oldukları benzerliklere göre sınıflayan bir metottur. Kümeleme analizinin en büyük problemi uygun küme sayısının belirlenmesidir. Uygun küme sayısının belirlenmesini sağlayan kesin bir ifade bulunmamakla birlikte bir takım yardımcı 64 testler mevcuttur. Bunlardan en önemlisi ağaç yapısı seklindeki Dendogram adı verilen geometridir. Dendogramda görsel olarak da uygun küme sayısının belirlenmesi sağlanabilmektedir (Yılmaz ve Büyükyılmaz, 2009). Değişkenler çoğaldıkça, değişkenlerin ölçüldüğü ölçekler de birbirinden farklılık gösterebilmektedir. Bu nedenle, verilerin analizi yapılmadan önce standartlaştırılması gerekir. Farklı değişkenlerin birlikte analiz yapılması yanlıştır ve sonuçların hatalı çıkmasına neden olacaktır. Bundan dolayı analizdeki tüm değişkenleri aynı değerler ile ifade etmek gerekir. En yaygın standartlaştırma biçimi, değişkenlerin Z-Puanları olarak da bilinen standart değerlere dönüştürmektir. Böylece bütün veriler, aritmetik ortalaması “0” ve standart sapması “1” olan bir dağılım haline dönüştürülür; böylece farklı ölçekteki veriler aynı esasa getirilerek standartlaştırılmış olur (Uçar, 2007). Verilerin standartlaştırılması aşağıdaki bağıntı ile yapılır; (4) Z i xi x S Zi : i.değişkene ait Z-puanlarına dönüştürülmüş değer, X i : X değişkene ait i. gözlem değerini, x : X değişkenin ortalaması, S : Örnek değerine ait standart sapmayı ifade etmektedir (Özdamar, 2004). Bu çalışmada hiyerarşik kümeleme analizi (HKA) uygulanmış ve öklit uzaklığı ve ward kümeleme algoritması seçilmiş ve drenaj kanallarına ait veriler z puanlarına dönüştürülerek standartlaştırılmıştır. Faktör analizi p değişkenli bir olayda birbiri ile ilişkili değişkenleri bir araya getirerek, az sayıda yeni ilişkisiz değişken bulmayı amaçlayan, bir başka ifade ile temel amacı boyut indirgeme ve bağımlılık yapısını yok etme olan çok değişkenli analiz tekniklerinden biridir. Temel bileşenler analizi ve faktör analizi veri yığınlarıyla ilgilenen araştırmacılar için ellerindeki parametre sayısının mümkün olduğunca verinin büyük kısmını açıklayacak şekilde azaltılmasına imkan sağlayan çok H.ARSLAN, D.YILDIRIM değişkenli istatistiki yöntemlerden bir tanesidir. Burada en önemli faktör ana bileşen sayısının belirlenmesidir. Ana bileşen sayısının belirlenmesinde özdeğeri 1 den büyük olanlar seçilir ve böylece ana bileşen sayısı belirlenir. Bir çok çalışmada bu yöntem uygulanmıştır (Adams ve ark. 2011, Kim ve ark. 2005, Liu ve ark. 2008, , Akbal ve ark., 2011). Faktör analizi sonucunda elde edilen faktörler, f > 0.75 güçlü, 0.50< f <0.75 orta ve 0.30 < f <0.50 ise zayıf olarak değerlendirilir (Liu ve ark. 2003). Çalışmada faktörlere ait yüklerin varyanslarını maksimize ederek faktör sayısını azaltmayı amaçlayan varimax rotasyonu temel bileşenler analizinde uygulanmıştır. Çalışmada kullanılan tüm istatistik hesaplamaları için SPSS paket programı kullanılmıştır. 4.Bulgular Çalışma alanındaki drenaj kanallarındaki su kalitelerine ait istatistiki bilgiler Çizelge 2 de verilmiştir. 4.1. Kümeleme analizi (HKA) Drenaj kanallarının su özelliklerinin yıl içerisindeki değişimlerini belirlemek amacıyla 7 adet drenaj kanalından alınan suların aylık ortalama değerleri hesaplanmış ve bu değerlere HKA uygulanmıştır. Şekil 2. de örnekleme dönemine ait dendogram verilmiştir. Drenaj kanallarının su kalitelerine bağlı olarak 2 farklı dönem oluşmuştur. Bunlardan birinci dönem Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarından, ikinci dönem ise Ekim, Kasım, Aralık, Ocak, Şubat, Mart ve Nisan aylarından oluşmuştur. Dönemler arasındaki su kalitelerinin değişiminin daha net ortaya konulabilmesi amacıyla, Şekil 3 de dönemlerdeki, en küçük, en büyük ve ortalama değerleri ifade eden grafik verilmiştir. Dönemler arasında suların EC, Na+, HCO3-, Cl-, Mg2+, değerleri arasında farklılık oluşmuştur. Bununla birlikte dönemler arasındaki pH, K+, Ca2+, CO3,2- SO4 2-ve sertlik değerleri arasında ise çok fazla bir farklılık olmadığı belirlenmiştir. Birinci dönemin ortalama EC değeri 1,81 dS/m, Na+ değeri 9,36 me/l, HCO3değeri 4,44 me/l, Cl- değeri 9,14 me/l ve Mg2+ değeri 5.31 me/l olmuştur. İkinci dönemin EC değeri 2,36 dS/m, Na+ değeri 12,56 me/l, HCO3değeri 10,22 me/l, Cl- değeri 10,43 me/l ve Mg2+ değeri 8,70 me/l olmuştur. Birinci dönemdeki EC, Na+, HCO3-, Cl- ve Mg2+ değerleri ikinci dönemden daha düşüktür. Genel anlamda bu değerler suların tuzluluğu ile ilişkilidir. Suların tuzluluk değerlerinin ikinci dönemde daha fazla olduğu görülmektedir. İkinci dönemin içerisinde bulunan aylar, sulama mevsiminin olmadığı ve alan üzerinde yağışların etkili olduğu aylardan oluşmuştur. Bu durumda drenaj kanallarındaki suların tuz değerlerinin çok düşük seviyelerde olması beklenmektedir. Ancak sulamanın olmadığı ikinci dönemdeki kanallarda yüksek tuzluluk seviyesinin, sulama mevsimi boyunca toprakta biriken tuzların drenaj kanalları vasıtasıyla yıkanması sonucu olduğu düşünülmektedir. Cemek ve ark. (2006) Bafra ovasında yapmış oldukları çalışmada toprak tuzluluk değerlerinin sulama mevsiminin sonunda çok yüksek değerlere ulaştığı ve kış yağışları ile bunların yıkanarak sulama mevsimi başlangıcında toprakların tuz değerlerinin tekrar azaldığını belirlemişlerdir. Bafra ovasında mevsim şartlarına bağlı olmakla birlikte genelde sulama mevsimi Nisan ayının son haftası ile Eylül ayının son haftası arasındaki tarihlerdir. HKA na göre birinci dönemin içerisinde olduğu aylar ovada sulamanın olduğu aylar ile aynıdır. İkinci dönem ise sulamanın olmadığı aylardan oluşmuştur. Su kalitelerine göre drenaj kanallarının birbirlerine yakın özellikler içerisinde olduğunu ve hangi bölgelerdeki topraklarda tuzluluğun daha fazla olduğunu belirlemek amacıyla kanallardaki suların özelliklerinin yıllık ortalama değerleri kullanılarak HKA yapılmıştır. Kümeleme analizine ait dendogram Şekil 4 de verilmiştir. Buradan 2 farklı grup oluştuğu açıkça görülmektedir. Koşuköyü, Hacılar, Çorak, Badut ve Boytar drenaj kanalları birinci grubu, Kuşaklama ve Bakırpınar Drenaj kanalları ise ikinci grubu oluşturmaktadır. Şekil 5 de dönemlerdeki, en küçük, en büyük ve ortalama değerleri ifade eden grafik verilmiştir. Birinci grupta bulunan drenaj kanallarındaki suların EC, Na+, Cl-, %Na, ve SAR değerlerinin ikinci gruptaki drenaj kanallarından daha düşük olduğu SO42- değerinin ise daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Diğer özellikler bakımından ise gruplar arasında çok farklılık bulunmamaktadır. Birinci grubun ortalama EC değeri 2,00 dS/m, 65 Drenaj kanalları Bakırpınar Badut Boytar Çorak Hacılar Koşuköyü Kuşaklama RSC Ortalama Minimum Maksimum S. Sapma Ortalama Minimum Maksimum S. Sapma Ortalama Minimum Maksimum S. Sapma Ortalama Minimum Maksimum S. Sapma Ortalama Minimum Maksimum S. Sapma Ortalama Minimum Maksimum S. Sapma Ortalama Minimum Maksimum S. Sapma 1,49 0,00 3,95 1,59 0,00 0,00 0,00 0,00 0,00 0,00 0,00 0,00 0,00 0,00 0,00 0,00 0,00 0,00 0,00 0,00 0,00 0,00 0,00 0,00 0,00 0,00 0,00 0,00 pH 7,77 7,10 8,60 0,39 7,81 7,47 8,40 0,27 8,14 7,50 8,70 0,37 7,99 7,40 8,80 0,34 8,07 7,30 8,80 0,39 7,98 7,40 8,70 0,39 8,18 7,20 8,70 0,42 EC (dS/m) 2,44 1,12 3,51 0,79 1,82 1,07 2,30 0,30 1,88 1,51 2,38 0,22 1,99 1,63 2,41 0,26 2,19 1,64 2,62 0,33 2,12 1,60 2,68 0,45 2,55 1,50 4,20 0,90 Na+ (me/l) 13,66 4,70 19,57 5,61 8,97 4,44 10,78 1,63 9,43 7,00 11,48 1,41 8,92 6,96 11,30 1,52 11,70 8,69 15,65 2,37 10,73 7,83 16,35 2,41 15,42 7,30 28,70 6,86 K+ (me/l) 0,23 0,09 0,63 0,15 0,13 0,09 0,18 0,03 0,25 0,10 0,41 0,11 0,20 0,12 0,32 0,07 0,27 0,13 0,54 0,14 0,22 0,12 0,35 0,08 0,21 0,14 0,26 0,04 Ca2+ (me/l) 3,89 2,25 5,60 1,15 4,98 3,05 6,50 0,97 4,02 2,25 5,40 1,02 6,52 4,00 14,80 2,98 4,54 3,00 6,15 0,90 4,67 3,50 7,75 1,14 2,74 1,25 4,60 0,82 Mg2+ (me/l) 7,99 4,00 11,90 3,04 6,48 3,40 8,75 1,86 7,58 4,40 10,60 2,13 7,91 4,25 10,30 2,30 7,47 3,80 10,70 2,24 7,12 3,65 11,00 2,37 7,15 4,40 10,25 1,84 CO32(me/l) 0,06 0,00 0,50 0,16 0,00 0,00 0,00 0,00 0,09 0,00 0,35 0,14 0,00 0,00 0,00 0,00 0,00 0,00 0,00 0,00 0,11 0,00 0,40 0,16 0,33 0,00 2,40 0,73 HCO3(me/l) 11,18 3,80 17,50 5,88 8,12 4,25 12,50 3,40 7,53 3,00 11,10 2,74 8,26 3,85 11,30 2,87 8,78 3,90 12,40 3,10 7,55 2,50 12,15 3,56 7,20 1,35 7,00 1,66 Cl(me/l) 10,23 4,60 14,00 2,85 7,52 3,20 9,00 1,72 8,39 7,60 9,50 0,56 8,62 6,70 14,80 2,20 9,21 7,20 11,00 1,09 9,05 7,80 10,00 0,73 13,09 7,20 32,00 8,07 SO42(me/l) 4,30 1,86 7,31 1,68 4,88 1,91 10,65 2,31 5,28 4,18 7,43 0,89 6,67 1,63 16,99 3,79 5,99 4,40 7,92 1,22 6,02 4,68 8,02 1,16 4,90 0,36 8,41 1,96 Na (%) 51,02 36,43 61,12 7,59 43,64 38,89 47,00 3,07 44,42 38,30 50,60 4,02 38,68 30,80 49,20 6,54 48,70 43,56 55,20 3,83 47,44 40,47 54,20 4,68 58,37 39,98 72,70 8,91 SAR Sertlik 5,48 2,35 7,91 1,92 3,74 2,47 4,31 0,49 3,94 3,25 4,79 0,51 3,39 2,58 4,34 0,58 4,78 3,91 6,11 0,77 4,44 3,29 6,29 0,73 6,86 3,15 12,53 2,70 59,40 40,00 75,75 10,84 57,28 32,30 71,25 11,15 58,05 41,00 80,00 10,61 72,20 45,00 125,50 22,25 60,05 43,00 80,00 10,40 58,97 39,00 78,80 14,62 49,47 36,25 68,80 9,09 Bafra Ovasındaki Drenaj Kanallarının Su Kalitelerinin Çok Değişkenli İstatistiksel Analizler ile Değerlendirilmesi 66 Çizelge 2. Su kalitelerine ait istatistiki bilgiler H.ARSLAN, D.YILDIRIM Şekil 2. Örnekleme dönemine ait dendogram Şekil 3. Dönemlere ait su kalite parametrelerinden bazıları ( EC, Na, Cl, pH, HCO 3- ve SO42-) Şekil 4. Drenaj kanallarına ait dendogramı 67 Bafra Ovasındaki Drenaj Kanallarının Su Kalitelerinin Çok Değişkenli İstatistiksel Analizler ile Değerlendirilmesi Şekil 5. Gruplara ait su kalite parametrelerinden bazıları ( EC, Na, pH, HCO3-, Cl- ve SO42-) Na+ değeri 9,95 me/l, Cl- değeri 8,56 me/l, %Na değeri 44,58 ve SAR değeri 4,06 olmuştur. İkinci grubun EC değeri 2,49 dS/m, Na+ değeri 14,54 me/l, Cl- değeri 11,56 me/l, %Na değeri 54,69 ve SAR değeri 6,17 olmuştur. Bu değerler Kuşaklama ve Bakırpınar drenaj kanallarının sularının birinci grup da bulunan drenaj kanallarındaki sulardan daha tuzlu olduğunu göstermiştir. Bu durumun kanalların geçmiş oldukları bölgelerdeki topraklar ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. Bunun ikinci grupta bulunan drenaj kanallarının geçmiş oldukları alanların topraklarındaki tuzluluk değerlerinin, birinci gruptaki drenaj kanallarının geçmiş olduğu tarım alanlarına göre daha tuzlu olduğunun bir göstergesi olabileceği düşünülmektedir. 4.2. Faktör Analizi (FA) ve Temel Bileşenler Analizi (TBA) 7 drenaj kanalına ait 14 parametre ile yapılan faktör analizi ve temel bileşenler analizi sonuçları Çizelge 3 de verilmiştir. Özdeğeri 1 den büyük olan 3 faktör oluşmuştur. Bu 3 faktör toplam varyansın %91,05’ini açıklamaktadır. 1.faktör toplam varyansın %52,13’ünü, açıklamakta olup, bu faktörde %Na, SAR, Na+, 68 Ca2+, Cl-, CO32-, EC pozitif yönde güçlü, sertlik negatif yönde güçlü ve SO42- ise negatif yönde orta derecede temsil edilmektedir. Su kalitesine ait parametrelerin çoğunu bünyesinde toplayan 1. faktörün toplam varyansın açıklama payına da bakıldığında bu faktörün su kalitesini tek başına temsil edebilecek bir karakter taşıyabileceği görülmektedir. Bu faktör tuzluluk faktörü olup, bu faktördeki suların tuzlu sular olduğu ve daha çok geçmiş oldukları alanlardaki toprak yapısına bağlı oldukları düşünülmektedir. Faktörlerin hangi drenaj kanallarında etkili olduğunu belirlemek için Şekil 6 da drenaj kanallarına ait faktör skor sonuçları verilmiştir. Şekil 6a incelendiğinde 1. faktörün skor sonuç değerleri görülmektedir. Buna göre bu faktörün en çok etkili olduğu drenaj kanalları Kuşaklama ve Bakırpınar’ dır. 2. faktör toplam varyansın % 23,20’sini açıklamaktadır. Bu faktörde RSC ve HCO32pozitif yönde güçlü ve pH ise negatif yönde güçlü olarak temsil edilmektedir. RSC nin hesaplanmasında HCO32- kullanıldığı için RSC değeri ile HCO32- aynı faktör içerisinde olması beklenen bir durumdur. HCO32- tatlı suyun bir göstergesi olması, bu faktörün tatlı su faktörü olduğunu düşündürmektedir. Şekil 6b H.ARSLAN, D.YILDIRIM Çizelge 2. Döndürülmüş faktör yapısı matrisi Faktörler Değişkenler Faktör 1 Faktör 2 Faktör 3 %Na 0,986** 0,047 0,007 SAR 0,981** 0,072 0,103 Na + 0,941** 0,191 0,208 -0,928** -0,006 0,115 0,916** -0,074 0,236 CO3 0,873** -0,342 -0,053 EC 0,850** 0,239 0,359 -0,830** 0,105 0,456 SO4 -0,593* -0,580* 0,405 RSC -0,016 0,938** 0,311 Ca2+ Cl2- Sertlik - HCO3- 0,233 0,926** 0,240 pH 0,334 -0,849** 0,331 -0,072 0,292 0,911** 0,202 -0,077 0,805** 2+ Mg + K Öz değerler 7,30 3,25 2,20 Açıklama payı (%) 52,13 23,20 15,72 Birikimli açıklama payı 52,13 75,33 91,05 (** güçlü ( p > 0.75)); (* orta ( 0.50 – 0.75)) 1.Faktörün skor değerleri 2,5 (a) 2 1,5 1 0,5 0 -0,5 Badut Boytar Kuşaklama Hacılar Çorak Koşuköyü Bakırpınar Çorak Koşuköyü Bakırpınar Çorak Koşuköyü Bakırpınar -1 -1,5 2.Faktörün skor değerleri 2,5 (b) 2 1,5 1 0,5 0 -0,5 Badut Boytar Kuşaklama Hacılar -1 3.Faktörün skor değerleri 1,5 (c) 1 0,5 0 -0,5 Badut Boytar Kuşaklama Hacılar -1 -1,5 -2 -2,5 Şekil 6. Drenaj kanallarına ait faktör skorları (a) 1. faktör, (b) 2.faktör ve (c) 3.faktör 69 Bafra Ovasındaki Drenaj Kanallarının Su Kalitelerinin Çok Değişkenli İstatistiksel Analizler ile Değerlendirilmesi incelendiğinde bu faktörün en çok Bakırpınar ve Badut drenaj kanallarında etkili olduğu görülmektedir. 3. faktör toplam varyansın %15.72’sini açıklamakta olup, Mg2+ ve K+ pozitif yönde güçlü olarak temsil ediliyor olması bu faktörün mineral karakterli bir faktör olduğunun göstergesidir. Şekil 6c incelendiğinde bu faktörün Çorak, Hacılar ve Bakırpınar drenaj kanallarında etkili olduğu görülmektedir 5. Sonuç Çalışmada ülkemizin en büyük ovalarından bir tanesi olan Bafra Ovasındaki 7 adet ana drenaj kanalından bir yıl süreyle su numunesi alınmış ve 14 parametreye göre kümeleme analizi, faktör analizi ve temel bileşenler analizleri yapılmıştır. Drenaj kanallarından alınan suların özelliklerinin aylık ortalama değerlerine göre kümeleme analizi yapılmış ve sonuç olarak alanda suların özellikleri açısından 2 farklı dönem olduğu belirlenmiştir. Bunlardan birinci dönem içerisinde Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos ve Eylül ayları bulunmaktadır. İkinci dönemde ise Ekim, Kasım, Aralık, Ocak, Şubat, Mart ve Nisan ayları bulunmaktadır. Bu drenaj kanallarındaki suların özelliklerinin mevsimsel olarak değiştiğini göstermiştir. Birinci dönemde suların tuzluluk değerlerinin, ikinci dönemden daha küçük olduğu belirlenmiştir. Birinci dönemde alanda sulama mevsiminin olması nedeniyle sulama ile birlikte toprakta tuz birikmesi olduğu ve bu nedenle de drenaj kanallarının tuzluluk seviyelerinin az olduğu düşünülmektedir. İkinci dönemde ise drenaj kanallarındaki suların tuzluluklarının fazla olmasının nedeninin, bu dönemin yağışlı geçmesinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Bu yağışlar yoluyla alanda sulama mevsimi boyunca biriken tuzlar yıkanarak drenaj kanalları vasıtasıyla uzaklaştırılmaktadır Ayrıca drenaj kanalları su özelliklerine göre kendi aralarında gruplandırılmış ve su özelliklerine göre 2 farklı grup oluşmuştur. İkinci grup da olan Kuşaklama ve Bakırpınar drenaj kanallarının sularının daha tuzlu olduğu belirlenmiştir. Temel bileşenler analizi sonucunda özdeğeri 1 den büyük olan 3 bileşen seçilmiş ve 70 ana bileşen sayısı 3 olarak belirlenmiştir. Seçilen ilk 3 ana bileşenin toplam varyansın %91,05 ini açıklamaktadır. Sonuç olarak toplam verinin tamamını ifade eden 14 bileşenin Temel Bileşenler Analizi sonucunda toplam verinin büyük bir kısmını açıkladığı görülmüştür. Temel bileşenler analizi ile kümeleme analizi sonuçları birbiriyle çok yakın benzerlik göstermiştir. Her iki analiz sonucuna göre de alandaki en tuzlu suların Kuşaklama ve Bakırpınar drenaj kanallarında olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmada çok değişkenli analizlerin drenaj kanallarındaki su kalitesinin izlenmesinde yararlı olduğu görülmüştür. Tarım alanlarında tuzlanmanın sorun olduğu alanların bu yöntem sayesinde kolay bir şekilde belirlenebileceği ve izlenebileceği tahmin edilmektedir. Ayrıca özellikle tarımda yanlış uygulamalardan dolayı oluşan ve drenaj kanalları ile alandan uzaklaşarak tatlı su kaynaklarının kirlenmesine neden olan, tarımsal kirlenmenin hangi bölgelerde daha fazla olduğunun belirlenmesi yönünden bu tür çalışmaların yapılmasının yararlı olacağı düşünülmektedir. Kaynaklar Adams, S., Titus, R., Pietersen,K., Tredoux, G., Haris, C., 2011. Hydrochemical characteristics of aquifers near Sutherland in the Western Karoo, South Africa, Journal of Hydrology 241 (2001) 91–103. Akbal, F., Gürel, L., Bahadır, T., Güler, I, Bakan., G. Büyükgüngör., 2011. Multivariate Statistical Techniques for the Assessment of SurfaceWater Quality at the Mid-Black Sea Coast of Turkey, Water Air Soil Pollut (2011) 216:21–37. Altın, A., Filiz, Z., Iscen, F.C., 2009. Assesment of seasonal variations of surface water quality charecteristics for Porsuk Stream. Environ Monit Asess 158:51-65. Anonim 2009. Bafra Meteoroloji İstasyonu İklim Verileri. Samsun. Arslan, H., Güler, M., Cemek, B., Demir, Y., 2007. Bafra Ovası Yeraltı Suyu Kalitesinin Sulama Açısından Değerlendirilmesi. Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi 4(2): 219-226. Ayyıldız, A., 1990. Sulama Suyu Kalitesi ve Tuzluluk Problemleri. Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Ders Kitabı 344, Ankara. Byuiyan, MAH., Rakip, M.A., Dampare, S.B., Ganyaglo, S., Suziki, S., 2011. Surface Water Quality Assesment in the Central Park of Bangladesh Using Multivariate Analysis. KSCE Journal of Civil Engineering 15(6):995-1003. Çakır, F., 1994. Karşılıklı Bağımlılığın Ölçüsünde Kümeleme Analizi ve Bir Uygulama . Marmara H.ARSLAN, D.YILDIRIM Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ekonometri ABD, Yüksek Lisans Tezi. Cemek, B., Güler, M., Arslan, H., 2006. Bafra Ovası Sağ Sahil Sulama Alanındaki Tuzluluk Dağılımının Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS)Kullanılarak Belirlenmesi, Atatürk Üniv. Ziraat Fak. Derg. 37 (1), 63-72, Eaton, F.M., 1950. Significance Of Carbonates İn İrrigation Waters Soil. Sci. 69: 123-133. Kim, J.H., Kim, R.H., Lee, J., Cheong, T.J., Yum, B.W., Chang, H.W., 2005 Multivariate statistical analysis to identify the major factors governing groundwater quality in the coastal area of Kimje, South Korea. Hydrological Processes 19, 1261-1276. Liu, C.W., Lin, K.H., Kuo, Y.M., 2003. Application of factor analysis in the assessment of groundwater quality in a blackfoot disease area in Taiwan. The Science of the Total Environment, 313, 77–89. Liu, C.W., Jang, S.C., Chen, C.P., Lin, C.N., Lou, K.L., 2008 Characterization of groundwater quality in Kinmen Island using multivariate analysis and geochemical modelling. Hydrol Processes 22:376– 383. Oğuzer, V., 1978. Aşağı Seyhan Ovası Drenaj kanallarından alınan örneklerden tuz değişiminin yağışlar ile karşılaştırılması.TÜBİTAK VI. Bilimsel Toplantısı 17- 21.10.1977,Ankara. Oğuzer,V., 1990. Drenaj ve Arazi Islahı Ders Kitabı Ç.Ü.Ziraat Fakültesi Yayınları. Özdamar, K., 2004. Paket Programlar ile İstatistiksel Veri Analizi (Çok Değişkenli Analizler), Kaan Kitapevi, 502s. Eskişehir. Uçar, N., 2007. SPSS Uygulamalı Çok değişkenli İstatistik Teknikleri, (Kalaycı, Ş. editör) 1.Baskı, BRC Matbacılık, Ankara, 17: 349-376. U.S.S.L 1954. U.S.Salinity Lab. Staff. Diagnosis and Improvement Saline and Alkali Soils. Agriculture Handbook 60, USA. Yılmaz, T., Bahçeci, İ., Tarus, C., 1981. Konya Ovası Ana Tahliye Kanalının Su Kalitesi. Topraksu Araş. Enst. Müd. Yayınları. Genel Yayın No:77, Rapor No:63, Konya. Yılmaz, V., Büyükyılmaz, M., 2009. Batı Karadeniz Suları Havzasındaki Yüzey Suyu Kalitesi Parametrelerindeki Değişimin İncelenmesi ve Cluster Analizi ile İstasyonların Sınıflandıırlması, 5.Uluslararası İleri teknolojiler Sempozyumu (IATS’09) 13-15 Mayıs 2009, Karabük. Zhao, Z., Cui, F., 2009. Multivariate statistical analysis fort the surface water quality of the Luan River, China. Journa of Zheijang Universty Science A 10(1):142-148. 71 GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 73-83 Fındık Yetiştiriciliği Yapan İşletmelerin Ekonomik Analizi (Samsun ili Çarşamba ve Terme Ovası Örneği)* Derya ÖZTÜRK1 Yaşar AKÇAY 2 1 2 Ordu Üniversitesi, Ünye İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İşletme Bölümü, Ordu Gaziosmanpaşa Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İktisat Bölümü, Tokat Özet: Araştırma Samsun ili Çarşamba ve Terme Ovasında fındık yetiştiriciliği yapan işletmelerin ekonomik analizini kapsamaktadır. Araştırmaya esas olan veriler, tabakalı tesadüfi örnekleme yöntemiyle Çarşamba ovasından 96, Terme ovasından ise 94 adet fındık işletmesinden, 2007-2008 üretim döneminde anket yoluyla elde edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; arazi sermayesinin aktif sermaye içindeki payı, Çarşamba ovasında %87,12 ve Terme ovasında ise %92,72 olarak bulunmuştur. Saf hasıla ve tarımsal gelir iki ovada da pozitif bulunmuştur. Ortalama fındık arazisi ile dekara ortalama fındık verimi Çarşamba ovasında 29,22 da ve 124,33 kg iken, Terme ovasında 40,67 da ve 112,09 kg olarak tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Fındık, Ekonomik Analiz, Samsun. Economic Analysis of Farms Growing Hazelnut (Case of Çarşamba and Terme Plains of Samsun Province)* Abstract: Study covers economic analysis of hazelnut grown in Çarşamba and Terme Plains of Samsun. The main data was gathered through questionnaires using stratified random sampling method from 96 hazelnut companies in Çarşamba Plain and 94 companies in Terme Plain during 2007-2008 production term. According to the results; the share of field capital in active capital was found as %87,12 in Çarşamba Plain and %92,72 in Terme Plain. Pure Revenue and Agricultural Income were found to be positive in both of the plains. While the average hazelnut field and average hazelnut yield per decare were found to be 29,22 decare in Çarşamba Plain and 124,33 kg, it was found to be 40,67 decare and 112,09 kg in Terme Plain. Key words: Hazelnut, Economic Analysis, Samsun. 1. Giriş Türkiye’de tarım sektörü açısından oldukça önemli bir yere sahip olan ve tarım ürünleri içinde geleneksel ihraç ürünlerinden biri olan fındık, Türkiye’ye önemli miktarda döviz girdisi sağlamaktadır. Türkiye’nin tarımsal ürün ihracatının %26,10’u fındık ve fındık ürünleri ihracatından elde edilmiştir (Anonim, 2009a). Dünya fındık üretimi yaklaşık 766 bin ton olup, bu üretimin %65,30 ile en yüksek payı Türkiye’den sağlanmıştır. Dünya fındık üretiminin önemli bir kısmını üreten Türkiye, bu açıdan üstün bir konumdadır. Üretimde ikinci sıradaki İtalya’nın payı %13,70’dir. İtalya’yı %5,57’lik payla ABD ve %1,37’lik payla İspanya izlemektedir (Anonim, 2009b). Türkiye’de fındık üretimi, Türkiye İstatistik Kurumu kayıtlarına göre 34 ilde yapılmasına karşın, üretimin tamamına yakın kısmı 6 ilde toplanmıştır. Bu iller; Eski Üretim Bölgesi olarak adlandırılan Ordu, Giresun ve Trabzon ile Yeni Üretim Bölgesi olarak adlandırılan Sakarya, Düzce ve Samsun’dur. * Bu makale, Doktora Tezinden özetlenmiştir. Türkiye fındık üretiminin yaklaşık %88’i bu 6 il tarafından karşılanmıştır (Anonim, 2009a). Samsun ili 66.617 ton fındık üretimi ile Türkiye fındık üretiminin yaklaşık %13’ünü karşılamaktadır. Samsun ilinde fındık üretiminin yapıldığı ilçeler; Merkez, Terme, Çarşamba, Salıpazarı, Ayvacık, Tekkeköy, 19 Mayıs, Bafra, Alaçam ve Asarcık’tır. Bu ilçeler arasında Çarşamba ve Terme İlçeleri, Samsun ili toplam fındık üretiminin %56’ını oluşturmaktadır (Anonim, 2009a). Fındık tarımı her iki ilçenin de en önemli geçim kaynaklarından biridir. İlçelerin ova kesiminde fındık dışında bazı tarla ürünleri, sebzeler ve kavak ağaçları bulunurken, yüksek kesimde büyük ölçüde tek ürün olarak fındık hakim durumdadır. Araştırma sonuçları ile uygun yayım faaliyetleri aracılığıyla uygulamaya yönelik gelişmeler sağlandığı takdirde karar alıcılara kullanacakları önemli veriler sağlanabilecektir. Üretim alanına yatırım yapacak üreticilere yatırımın karlılığı konusunda ihtiyaç duydukları bilimsel çalışmalara gereklilik olması sebebiyle, 73 Fındık Yetiştiriciliği Yapan İşletmelerin Ekonomik Analizi (Samsun ili Çarşamba ve Terme Ovası Örneği) çiftçilerin işletmecilik kararlarında yardımcı olabileceği düşünülmüştür. Ayrıca çalışma ile uygun fındık alanlarının tespitine, fındık tarımına yönelik politikaların oluşturulmasında politika yapıcılara önemli ölçüde katkılar sağlanabilir. Araştırma sonuçlarının bu konuda bundan sonra yapılacak çalışmalara ışık tutması amaçlanmıştır. Samsun ili Çarşamba ve Terme ovalarında fındık yetiştiriciliğinin karşılaştırmalı olarak ekonomik analizinin incelendiği bu araştırmanın amaçları aşağıda sıralanmıştır: i. Fındık yetiştiriciliğinin yoğun olarak yapıldığı tarım işletmelerinin sosyo-ekonomik yapısını belirlemek, ii. Fındık yetiştiriciliği yapan işletmelerde, hem üretim dalları itibarı ile hem de işletmelerin bir bütün olarak yıllık faaliyet sonuçlarını tahmin etmektir. 2. Materyal ve Yöntem Bu çalışmanın ana materyalini, Çarşamba ovasında 1.194 adet işletmeyi temsil niteliğine sahip örnekleme yolu ile seçilen 96, Terme ovasında ise 941 adet işletmeyi temsil niteliğine sahip 94 adet tarım işletmesi ile anket yoluyla elde edilen veriler oluşturmaktadır. Varyasyon katsayısının yüksek çıkması (Çarşamba ovası için %82,38 ve Terme Ovası için %82,21) sebebiyle örneklemede tabakalı tesadüfî örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Dağılım grafiğindeki kırılmalar dikkate alınarak, araştırma popülasyonunu oluşturan işletmeler normal dağılım gösterecek şekilde 1-14, 15-40 ve 41 da ve daha büyük olanlar olmak üzere 3 gruba ayrılmıştır. Örnek hacminin tespitinde tabaka sınırları dikkate alınarak, tabakalı tesadüfi örnekleme yöntemlerinden olan Neyman yöntemi kullanılmıştır (Yamane, 2001). Yapılan hesaplamalar sonucunda, örnek hacmi Çarşamba ovası için 96, Terme ovası için 94 olarak tespit edilmiştir. Araştırmada örnek hacminin belirlenmesinde %90 güven aralığında ve ortalamadan %5 (t=1,65) sapma ile çalışılmıştır. İncelenen işletmelerin nüfus, işgücü, eğitim durumu ve sermaye yapıları ortaya konulmuştur. Aile işgücü potansiyelinin belirlenmesinde erkek işgücü birimi (EİG) esas alınmıştır. Erkek İşgücü Birimi; yetişkin (15-49 yaş arası) bir insanın günde ortalama 10 saat 74 çalışması ile ortaya koyduğu işgücüdür (İnan, 1994). İşletmelerde 7-65 yaş arası nüfusun fiilen çalışabilir nüfus olduğu kabul edilmiştir (Aras, 1988). Ailede kullanılabilir işgücü miktarından, işletmede kullanılan aile işgücü miktarı ile işletme dışında çalışan aile işgücü miktarı çıkarılarak atıl aile işgücü belirlenmiştir. İşletmelerde kullanılan yabancı işgücü ise; daimi ve geçici olarak çalıştırılan yabancı işçilerin yaş ve cinsiyeti ile çalıştırıldığı gün sayıları dikkate alınarak hesaplanmıştır. Nüfusu erkek işgücü birimine (EİB) çevirmede, kişilerin yaş ve cinsiyete göre değişen iş başarma katsayıları dikkate alınmıştır (Aras, 1988). İncelenen işletmelerin sermaye yapılarının ortaya konulmasında, sermayenin fonksiyonlarına göre sınıflandırması yapılmıştır (Erkuş ve ark., 1995). İşletmelerin mali durumlarının belirlenmesi amacıyla Bilanço Oranları (Mali Rasyolar) olarak Cari Oran ve Likidite Oranı hesaplanmıştır (Çabuk ve Lazol, 2010). Öz Sermayenin Uzun Vadeli Borçlara Oranı ise, incelenen işletmelerin uzun vadeli borçlarının olmaması nedeniyle hesaplanmamıştır. İşletmelerin yıllık faaliyet sonuçları iki şekilde ele alınarak incelenmiştir. Birincisinde işletme üretim dalı bazında ele alınmış, ikincisinde ise işletmeler bir bütün olarak ele alınmış ve buna göre gelir ve giderler hesaplanmıştır. İncelenen işletmelerde üretim dalları düzeyindeki analizlerde; Gayrisafi Üretim Değeri, Değişken Masraflar ve Brüt Kar’lar hesaplanmıştır. Brüt-Karların teknik birime düşen miktarları hesaplanarak üretim dallarının başarı durumu saptanmıştır. İşletmelerin bir bütün olarak yıllık faaliyet sonuçlarının analizinde Gayrisafi Hâsıla, İşletme Masrafları ve Gerçek Masraflar, Saf Hâsıla, Tarımsal Gelir, Harcanabilir Tarımsal Gelir ve Toplam Aile Geliri değerleri hesaplanmış ve yorumlanmıştır. 3. Araştırma Bulguları ve Tartışma 3.1. İncelenen İşletmelerin Sosyal ve Ekonomik Yapısı Tarım işletmeleri bir aile düzeni içinde faaliyetlerini sürdürdükleri için daha çok sosyoekonomik bir ünite olarak kabul edilmektedirler (Rehber ve Tipi, 2005). Bu nedenledir ki, tarımsal işletmelerde nüfus varlığı ve bu nüfusun nitelikleri tarımsal üretimdeki D.ÖZTÜRK, Y.AKÇAY işletmelerin başarısında önemlidir. İncelenen işletmelerde işletme başına düşen ortalama nüfus mevcudu, Çarşamba ovasında 4,88 kişi ve Terme ovasında ise 5,02 kişi olarak belirlenmiştir. Buna göre anket uygulanan işletmelerin sahip olduğu nüfus mevcudu, Türkiye ortalamasının (5,19 kişi) altında bulunmuştur (Anonim, 2003). 15-64 yaş grupları arasında çalışabilecek durumda olup da, çalışma istek ve arzusunda bulunan nüfus iktisaden faal nüfustur (Taslak ve Kara, 2009). Faal Nüfus oranı, 15-64 yaş grubuna dahil aile fertleri sayısının toplam nüfusa oranlanması ile elde edilmiştir. Bu oran Çarşamba ovasında %70,87 olup, 2009 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemine göre Çarşamba ilçesi faal nüfus oranı %65,90’nın üstünde bulunmuştur. Terme ovası ise %71,13 faal nüfus oranı ile yine 2009 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemine göre Terme ilçesi faal nüfus oranı %65,84’ün üstündedir (Anonim, 2009c). Çarşamba ovasında %87,79 ve Terme ovasında ise %85,15 oranında okur-yazarlığın olduğu tespit edilmiştir. Bulunan bu sonuçlar ile Türkiye'nin 2009 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi nüfus sayımı sonuçları karşılaştırıldığında, her iki ovada da okuryazarlık oranının Türkiye ortalamasına (%88) yakın olduğu görülmektedir (Anonim, 2009d). İncelenen işletmelerde işletme yöneticilerinin ortalama yaşı ve öğrenim süresi, Çarşamba ovasında 49,09 ve 6,36 yıl iken, Terme ovasında 61,33 ve 5,71 yıl olarak hesaplanmıştır. Çarşamba ovasındaki işletmecilerin Terme ovasındakilere göre yaş ortalamalarının düşük, eğitim düzeylerinin ise yüksek olduğu görülmektedir. Bu durum Çarşamba ovasındaki üreticilerin daha bilinçli üretim gerçekleştirmeleri ve yeniliklere açık olmaları açısından önemli olabilir. Çarşamba ovasındaki işletmeler sahip oldukları aile işgücünün ortalama olarak %28,77’ini işletme faaliyetlerinde, %11,24’ünü işletme dışındaki tarımsal faaliyetler ve tarım dışı faaliyetlerde kullanmaktadırlar. Bu oranlar Terme ovasındaki işletmeler ortalamasında %32,25 işletme faaliyetlerinde ve %10,33 işletme dışındaki tarımsal faaliyetler ve tarım dışı faaliyetler olarak gerçekleştirilmiştir. Çarşamba ovasında çalışan toplam işgücünün %74,28’i aile işgücü tarafından, %25,72’i ise yabancı işgücü tarafından karşılanmaktadır. Terme ovasında ise çalışan işgücünün %72,30’u aile işgücü ile karşılanırken, %27,70’i yabancı iş gücü tarafından karşılanmakta olduğu belirlenmiştir. Ayrıca işletmelerde kullanılabilir aile işgücü mevcudunun %50’nin üzerindeki bölümünün atıl kaldığı dikkati çekmektedir. Daha önce Samsun ilinde yapılan bir çalışmada, fındık işletmelerinde atıl işgücü %52,45 (Kılıç, 1997), yine aynı alanda Giresun ilinde yapılan diğer bir çalışmada da %50’nin üzerinde olarak bulunmuştur (Sıray, 2010). İncelenen işletmelerde ortalama işletme arazisi Çarşamba ovasında 40,08 da/işletme, Terme ovasında ise 70,32 da/işletme olarak tespit edilmiştir. Ortalama işletme arazisi miktarı bakımından Çarşamba ovasındaki işletmeler Türkiye ortalamasının (60 da/işletme) altında, Terme ovasındaki işletmeler ise üzerindedir (Anonim, 2008a). Her iki ovada da toplam işletme arazisinin tamamına yakını mülk araziden oluşmaktadır (Çarşamba ovasında %97,26; Terme ovasında %95,70). İşletmelerin parsel sayıları birbirine yakın olmakla beraber ortalama parsel genişliği Terme ovasında (20,54 da/işletme) diğer ovaya göre (12,93 da/işletme) daha büyük bulunmuştur. İncelenen işletmelerde işletme arazisini oluşturan arazi nev’ileri içerisinde her iki ovada da meyve arazisi ilk sırada yer almaktadır. Çarşamba ovasında meyve arazisini (%71,25) sırasıyla, %16,06 payla sebze arazisi ve %8,48 payla tarla arazisi, %3,82 payla meyvesiz ağaçlardan oluşan arazi izlemektedir. Terme ovasında ise, meyve arazisini (%53,89) sırasıyla; %39,74 payla tarla arazisi, %4,58 payla sebze arazisi ve %1,67 payla meyvesiz ağaçlık arazisi izlemektedir. Her iki ova kesimindeki işletmelerde düşük düzeyde de olsa nadas alanına rastlanılmıştır. Fındık yetiştiriciliğinin yanında Çarşamba ovasında sebzecilik üretim faaliyetinin, Terme ovasında ise çeltik ve soya üretiminin yoğun olarak yapıldığı görülmektedir. İşletmeler ortalamasında fındık alanı Çarşamba ovasında 29,22 da/işletme ve Terme ovasında ise 40,67 da/işletme olarak hesaplanmıştır. İşletmelerin sermaye yapılarına bakıldığında, aktif sermayenin içinde arazi 75 Fındık Yetiştiriciliği Yapan İşletmelerin Ekonomik Analizi (Samsun ili Çarşamba ve Terme Ovası Örneği) sermayesinin büyük pay tuttuğu görülmüştür. Bu oran Çarşamba ovasında %87,12 ve Terme ovasında %92,72’dir (Çizelge 1). Samsun ili Çarşamba ovasında yapılan bir çalışmada, aktif sermayenin %95’i arazi sermayesinden oluşmaktadır (Cinemre ve ark., 1995). Yapılan çalışmalardan da görülebileceği gibi, tarım işletmelerinde arazi sermayesi ile işletme sermayesi arasında bir dengesizlik yaşanmaktadır. Bu dengesizlik, işletmelerin başarılı çalışmasını engelleyen bir durumdur. İşletme sermayesinin düşük olması işletmelerin modern teknolojilere ve girdilere verdiği önemin çok az olduğunu göstermektedir. İşletmelerin pasif sermaye yapısı incelendiğinde, Çarşamba ovasında pasif sermayenin %95,03’ünü öz sermaye, %2,36’ını borçlar, %2,61’ini kiraya ve ortağa tutulan arazinin değeri oluşturduğu görülmektedir. Terme ovasında ise pasif sermayenin %92,69’u öz sermaye, %2,97’i borçlar, %4,34’ü kiraya ve ortağa tutulan arazinin değeridir (Çizelge 2). Pasif sermaye içerisinde öz sermaye oranlarının %80’lerin üzerinde olması bu işletmelerin borçlanmadan kaçındıklarını dolayısıyla yeni yatırımları daha az düşündüklerini gösterebilir. İşletmelerin, döner işletme sermayesinin kısa vadeli borçlara oranını ifade eden ve en fazla 2 olması istenen cari oranın (Çabuk ve Lazol, 2010), Terme ovasındaki işletmelerde, işletmeler için yeterli olarak kabul edilen orana (1,5) yakın bulunması bu işletmelerin kısa vadeli borçlarını rahatlıkla ödeyebileceklerini gösterebilir. Çarşamba ovasında ise, bu oranın 2’nin üstünde bulunması, işletmelerin kısa vadeli borçlarını ödemelerinin yanında işletmeye kredi verenlerin lehine olmasına karşın, işletmede kullanılmayan fonların olduğuna işaret edilebilir ve işletme açısından olumsuz bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Likidite oranı ise; Çarşamba ovası işletmeler ortalamasında 1,91 ve Terme ovası işletmeler ortalamasında 1,15 olarak hesaplanmıştır. Likidite oranının 1 olması istendiği dikkate alındığında (Çabuk ve Lazol, 2010), her iki ovadaki işletmelerinde kısa vadeli borçlarını rahatlıkla karşıladıkları ifade edilebilir. İnceleme alanında arazi varlığının önemli bir kısmını işgal eden meyve ürünleri içerisinde fındığın işletme başına düşen ortalama üretim miktarları; Çarşamba ovasında 3.906,13 kg ve Terme ovasında ise 4.696,65 kg’dır. İncelenen Çizelge 1. İncelenen işletmelerde işletme başına düşen aktif sermaye (TL/işletme ve %) Çarşamba Ovası I. Grup (20) ARAZİ SERMAYESİ Toprak Varlığı Arazi Islahı Varlığı Bina Varlığı Bitki Varlığı İŞLETME SERMAYESİ Döner İşletme Sabit İşletme Varlığı Varlığı Tarla Demirbaşı Varlığı Arazi Sermayesi Toplamı AletMakine Varlığı Hayvan Varlığı Malzeme ve Müh. Varlığı Para Mev. ve Alacaklar İşletme Sermayesi Toplamı AKTİF SERMAYE TOPLAMI 76 TL % TL % TL % TL % TL % TL % TL % TL % TL % TL % TL % TL % 57.300,00 35,22 2.608,00 1,60 50.305,00 30,92 26.006,95 15,98 566,00 II. Grup (43) 86.634,88 40,63 5.248,84 2,46 61.625,58 28,90 34.020,35 15,95 369,77 Terme Ovası III. Grup (33) İşl. Ort. (96) I. Grup (13) II. Grup (36) III. Grup (45) İşl. Ort. (94) 173.933,33 49,38 8.786,36 2,49 86.712,12 24,62 38.541,55 10,94 803,03 110.532,29 42,51 5.914,69 2,29 67.890,62 27,85 33.905,05 14,24 559,58 142.538,46 55,61 1.600,77 0,62 46.192,31 18,02 40.957,71 15,98 877,31 168.505,56 61,40 4.001,39 1,46 64.912,50 23,65 9.409,96 3,43 3.227,08 258.117,78 62,63 5.220,00 1,27 54.897,78 13,32 71.021,82 17,23 681,44 207.813,83 61,19 4.252,77 1,25 57.529,26 17,93 43.267,99 11,77 1.683,45 0,35 0,17 0,23 0,23 0,34 1,18 0,17 0,58 136.785,95 187.899,42 308.776,39 218.802,24 232.166,56 250.056,49 389.938,82 314.547,30 84,07 88,11 87,67 87,12 90,58 91,11 94,61 92,72 18.617,50 20.687,21 35.194,09 25.242,76 20.046,15 20.427,78 16.173,33 18.338,30 11,44 9,70 9,99 10,16 7,82 7,44 3,92 5,81 4.937,50 3,03 378,59 2.223,72 1,04 213,17 3.350,61 0,95 1.108,55 3.176,46 1,43 555,42 2.145,38 0,84 333,41 1.688,61 0,62 766,68 1.739,33 0,42 1.030,25 1.776,06 0,55 832,94 0,23 0,10 0,31 0,20 0,13 0,28 0,25 0,24 1.978,00 2.230,12 3.775,76 2.708,91 1.616,15 1.501,94 3.256,27 2.357,57 1,22 1,05 1,07 1,09 0,63 0,55 0,79 0,68 25.911,59 25.354,22 43.429,01 31.683,55 24.141,09 24.385,01 22.199,18 23.304,87 15,93 11,89 12,33 12,88 9,42 8,89 5,39 7,28 162.697,54 100,00 213.253,64 100,00 352.205,40 100,00 250.485,79 100,00 256.307,65 100,00 274.441,50 100,00 412.138,00 100,00 337.852,16 100,00 D.ÖZTÜRK, Y.AKÇAY VADESİNE GÖRE Çizelge 2. İncelenen işletmelerde pasif sermayeyi oluşturan unsurlar Kısa Vadeli Borçlar Orta Vadeli Borçlar Uzun Vadeli Borçlar TL % TL % I. Grup (13) 1.425,19 Terme Ovası II. Grup III. Grup (36) (45) 1.612,60 2.444,80 İşl. Ort. (94) 1.985,08 0,42 0,87 0,47 0,64 0,56 0,59 0,59 0,59 1.661,45 3.928,73 6.993,99 4.510,06 5.082,51 6.531,84 10.288,53 8.129,82 1,84 1,99 1,72 1,98 2,38 2,50 2,38 --- --- --- --- --- --- --- --- % --- --- --- --- --- --- --- --- 2.350,00 5.786,05 8.666,66 6.060,42 6.507,70 8.144,44 12.733,33 10.114,89 % TL Öz sermaye TL % TL % Cari Oran Likidite Oranı BİLANÇO ORANLARI İşl. Ort. (96) 1.550,35 1,02 Kiraya ve ortağa tutulan arazi değeri PASİF TOPLAMI Çarşamba Ovası II. Grup III. Grup (43) (33) 1.857,32 1.672,67 TL TL Toplam I. Grup (20) 688,55 % 1,44 2,71 2,46 2,36 2,54 2,97 3,09 2,97 500,00 9.444,44 5.757,58 6.313,66 11.538,46 17.333,33 11.222,22 13.606,38 0,31 4,43 1,63 2,61 4,50 6,31 2,72 4,34 159.847,54 98,25 162.697,54 100,00 198.023,15 92,86 213.253,64 100,00 337.781,16 95,91 352.205,40 100,00 238.111,71 95,03 250.485,79 100,00 23.8261,49 92,96 256.307,65 100,00 24.8963,73 90,72 274.441,50 100,00 38.8182,45 94,19 412.138,00 100,00 31.4130,89 92,69 337.852,16 100,00 3,42 1,32 2,92 2,31 1,37 1,41 1,75 1,57 2,87 1,20 2,26 1,91 1,13 0,93 1,33 1,15 işletmelerde fındık verimi ise işletmeler ortalaması itibariyle, Çarşamba ovasında 124,33 kg ve Terme ovasında 112,09 kg’dır. Çarşamba ovasındaki işletmeler Terme ovasındaki işletmelere göre fındık üretimi bakımından daha düşük, dekara verim bakımından ise daha yüksek bulunmuşlardır. Ayrıca her iki ovada da fındık verimi ortalaması Türkiye ortalamasının (77,78 kg/da) üstünde bulunmuştur (Anonim, 2011). Samsun ili Terme ilçesinde yapılan çalışmada fındık verimi ovada 94 kg/da, yüksek kesimde 78 kg/da (Alkan, 2006) bulunurken, Giresun ilinde yapılan çalışmada ise fındık verimi ilk kuşakta 131,44 kg/da, yüksek kuşakta ise 111,44 kg/da olarak hesaplanmıştır (Sıray, 2010). Bitkisel ürünlerin yetiştirilme amacına bakıldığında üretimin pazara yönelik yapıldığı,” Çarşamba ovasında %96,31 ve Terme ovasında ise %97,08 oranında satılarak değerlendirildiği tespit edilmiştir. Satılan bu ürünler içerinde en büyük pay her iki ovada da meyvelere aittir. Hayvansal ürünlerin değerlendiriliş şekli incelendiğinde ise; Çarşamba ovasında üretilen hayvansal ürünlerin %74,35’i satılırken, %16,47’si ailede tüketilmektedir. Geriye kalan %9,18’lik kısım ise işletmede gübre olarak kullanılmaktadır. Terme ovasında ise hayvansal ürünlerin %73,43’ü pazara sunulurken, %16,26’sı ailede tüketilmekte, %10,31’i ise işletmede kullanılmaktadır. Hayvansal üretim değerleri içerisinde en önemli pay her iki ovadaki işletmelerde de süt’e aittir. Üretilen sütün yaklaşık 3/4'ü süt ve mamulleri halinde satılmakta geri kalanı ailede tüketilmektedir. 3.2. Üretim Dalları İtibariyle Yıllık Faaliyet Sonuçları İncelenen işletmelerin üretim dalları itibariyle gayrisafi üretim değerlerine, değişken masraflarına ve brüt kârlarına yer verilmiştir. Bitkisel üretimde gayrisafi üretim değeri hesaplanırken tarla ürünleri, meyveler, sebze ürünleri ve meyvesiz ağaçlar olarak farklı üretim dallarına bölünmüştür. İncelenen işletmelerde işletmeler ortalamasına göre gayrisafi üretim değeri en yüksek ürün her iki ovada da fındık olup, gayrisafi üretim değerinin tek başına Çarşamba ovasında %38,21’ini, Terme ovasında ise %39,77’ini karşılamaktadır (Çizelge 3). İncelenen işletmelerde değişken masraflar içerisinde en yüksek masraf, Çarşamba ovasında meyvecilik üretim dalından fındık (%37,74), Terme ovasında ise tarla ürünleri üretim dalından çeltik (%36,52) ürününe aittir (Çizelge 4). Brüt kâr; işletmede bulunan üretim faktörlerinin, optimal değerlendirilmesi bakımından, üretim kollarının yarışma güçlerinin belirlenmesinde önemli bir başarı ölçüsüdür (Rehber ve Tipi, 2005). Buna göre her iki ovada da en yüksek brüt kara meyvecilik üretim dalından fındık ürününde rastlanılmıştır (Çizelge 5). 77 Fındık Yetiştiriciliği Yapan İşletmelerin Ekonomik Analizi (Samsun ili Çarşamba ve Terme Ovası Örneği) Çizelge 3. İncelenen işletmelerde işletme başına düşen bitkisel üretim dallarının gayrisafi üretim değerleri (TL/işletme ve %) Tarla Ürünleri Meyveler Fındık Sebze Ürünleri Ağaçlık Toplam TL % TL % TL % TL % TL % TL % I. Grup (20) 632,70 1,80 9.838,72 27,96 2.503,08 7,11 22.651,73 64,38 2.063,16 5,86 35.186,31 100,00 Çarşamba Ovası II. Grup III. Grup (43) (33) 2.102,03 1.242,37 6,82 2,74 13.324,07 30.336,25 43,26 66,98 10.094,02 29.050,49 32,77 64,14 12.888,04 9.716,41 41,84 21,45 2.486,85 3.997,61 8,07 8,83 30.800,98 45.292,64 100,00 100,00 İşl. Ort. (96) 1.500,41 4,37 18.445,89 48,23 15.028,86 38,21 13.831,89 39,53 2.917,90 7,87 36.696,10 100,00 I. Grup (13) 18.260,49 76,99 3.842,56 16,20 3.157,31 13,31 1.616,33 6,81 ----23.719,39 100,00 Terme Ovası II. Grup III. Grup (36) (45) 14.151,80 10.787,49 43,93 21,57 10.750,89 26.540,60 33,37 53,08 10.731,18 26.287,35 33,31 52,57 7.175,90 5.826,76 22,27 11,65 138,80 6.846,04 0,43 13,69 32.217,38 50.000,90 100,00 100,00 İşl. Ort. (94) 13.109,45 37,80 17.354,39 40,43 17.130,84 39,77 5.761,16 15,05 3.330,52 6,72 39.555,51 100,00 Çizelge 4. İşletme başına düşen bitkisel üretim dallarının değişken masrafları (TL/işletme ve %) Tarla Ürünleri Çeltik Meyveler Fındık Sebze Ürünleri Ağaçlık Toplam TL % TL % TL % TL % TL % TL % I. Grup (20) 452,70 5,49 0,00 0,00 3.240,85 39,32 1.012,22 12,28 4.327,74 52,51 220,12 2,67 Çarşamba Ovası II. Grup III. Grup (43) (33) 1.565,81 722,72 20,59 7,20 0,00 0,00 0,00 0,00 3.287,61 6.725,61 43,24 67,02 2.339,76 6.248,12 30,77 62,26 2.471,29 2.044,28 32,50 20,37 278,65 543,33 3,66 5,41 İşl. Ort. (96) 1.044,10 12,84 0,00 0,00 4.459,68 50,60 3.406,69 37,74 2.711,27 32,50 357,44 4,06 I. Grup (13) 12.055,60 86,62 6.826,69 49,05 1.117,10 8,03 876,37 6,30 744,90 5,35 ----- TL 8.241,41 7.603,36 10.035,94 8.572,49 13.917,60 % 100,00 100,00 100,00 100,00 100,00 Terme Ovası II. Grup III. Grup (36) (45) 10.281,73 6.445,82 70,35 44,35 6.120,81 4.159,11 41,88 28,62 2.078,56 5.746,91 14,22 39,54 2.070,11 5.682,74 14,16 39,10 2.233,40 1.211,40 15,28 8,34 21,94 1.129,11 0,15 7,77 14.533,2 14.615,63 4 100,00 100,00 Çizelge 5. İşletme başına düşen bitkisel üretim dallarının brüt kârları (TL/işletme ve %) Çarşamba Ovası Terme Ovası I. Grup II. Grup III. Grup İşl. Ort. I. Grup II. Grup III. Grup (20) (43) (33) (96) (13) (36) (45) 180,00 536,22 519,65 456,31 6.204,89 3.870,07 4.341,67 TL Tarla 0,67 2,31 1,47 1,68 63,30 21,99 12,24 % Ürünleri Meyveler Fındık Sebze Ürünleri Ağaçlık Toplam TL % TL % TL % TL % TL % 6.597,87 24,49 1.490,86 5,53 18.323,99 10.036,46 43,27 7.754,26 33,43 10.416,75 23.610,64 66,97 22.802,37 64,68 7.672,13 2.725,46 27,81 2.280,94 23,27 871,43 8.672,33 49,27 8.661,07 49,21 4.942,50 20.793,69 58,63 20.604,61 58,09 4.615,36 İşl. Ort. (94) 4.418,74 23,04 13.652,67 50,78 13.496,37 49,87 4.222,87 68,01 44,90 21,76 41,76 8,89 28,08 13,01 18,21 1.843,04 6,84 26.944,90 100,00 2.208,20 9,52 23.197,62 100,00 3.454,28 9,80 35.256,70 100,00 2.560,46 9,06 28.123,62 100,00 ----- 116,86 0,66 17.601,75 100,00 5.716,93 16,12 35.467,66 100,00 2.781,58 7,97 25.075,86 100,00 3.3. İşletmelerin Bir Bütün Olarak Yıllık Faaliyet Sonuçları 3.3.1. Gayrisafi Hasıla Gayrisafi hasıla; işletmede bitkisel ve hayvansal üretim değeri, üretim döneminde meydana gelen prodüktif değer artışları ile işletmede bulunan aile fertleri ile alet makinelerinin işletme dışında çalıştırılması 78 13.986,21 47,50 11.622,17 38,36 11.120,63 İşl. Ort. (94) 8.690,71 60,15 5.279,32 36,52 3.701,72 25,49 3.634,47 25,01 1.538,29 10,58 548,93 3,78 14.479,6 5 100,00 9.801,79 100,00 sonucu elde ettikleri tarımsal gelir ve işletmeci ailesinin konut-kira bedeli toplamından meydana gelmektedir (Rehber ve Tipi, 2005). İncelenen işletmelerde gayrisafi hâsılanın en büyük kısmını Çarşamba ovasında %77,69 ve Terme ovasında %81,53 oranı ile bitkisel ürünler satış tutarı oluşturmaktadır (Çizelge 6). D.ÖZTÜRK, Y.AKÇAY Çizelge 6. İncelenen işletmelerde işletme başına düşen gayrisafi hasılayı oluşturan unsurlar (TL/işletme ve %) Bitkisel Ürünler Satış Tutarı Hayv. Ürünler Satış Tutarı Ailede Tüketilen Çiftlik Ürünleri İşçilere Verilen Çiftlik Ürünleri İkametgah Kira Karşılığı Hizmet Gelirleri Envanter Kıymet Artışları Gayrisafi Hasıla Toplamı TL % TL % TL % TL % TL % TL % TL % TL % I. Grup (20) Çarşamba Ovası II. Grup III. Grup (43) (33) İşl. Ort. (96) I. Grup (13) Terme Ovası II. Grup III. Grup (36) (45) İşl. Ort. (94) 31.827,34 79,78 2.143,28 5,37 695,42 1,74 0,00 0,00 1.509,15 3,78 582,10 1,46 3.136,04 7,86 39.893,33 100,00 25.108,71 74,97 1.176,37 3,51 897,71 2,68 1,22 0,00 1.848,77 5,52 2.363,93 7,06 2.097,04 6,26 33.493,75 100,00 31.116,49 77,69 1.775,96 4,36 950,88 2,40 7,12 0,02 2.036,72 5,12 1.413,96 3,95 2.569,58 6,47 39.870,71 100,00 23.057,60 81,36 807,68 2,85 416,30 1,47 12,50 0,04 1.385,77 4,89 763,95 2,70 1.896,46 6,69 28.340,26 100,00 29.014,12 76,14 822,79 2,16 608,34 1,60 11,33 0,03 1.947,38 5,11 1.505,49 3,95 4.197,68 11,02 38.107,13 100,00 33.594,61 81,53 877,19 2,18 595,76 1,47 10,86 0,03 1.725,88 4,31 1.126,88 2,83 3.043,31 7,65 40.974,49 100,00 38.513,98 79,96 2.334,62 4,85 1.175,00 2,44 19,11 0,04 2.601,36 5,40 680,29 1,41 2.842,01 5,90 48.166,37 100,00 3.3.2. İşletme Masrafları ve Gerçek Masraflar İşletme masrafları, gayrisafi hâsılayı elde etmek için yapılan masrafların toplamı şeklinde ifade edilir (Rehber ve Tipi, 2005). İşletme masraflarını oluşturan unsurlar incelendiğinde her iki ovada da en önemli payı işçilik masraflarının aldığı görülmektedir. İşçilik masraflarının işletme masrafları içindeki payı, Çarşamba ovasında %37,49 ve Terme ovasında %42,78’dir (Çizelge 7). İşçilik masraflarında en önemli payı ise, her iki ovada da aile işgücü ücret karşılığı masrafları almaktadır. İşletme giderlerinin çiftçiler tarafından ödenen kısmına gerçek masraflar denir. İşletme 40.303,03 85,90 940,80 2,01 637,54 1,36 10,01 0,02 1.646,93 3,51 928,83 1,98 2.451,13 5,22 46.918,27 100,00 masrafları ile gerçek masraflar arasındaki tek fark, işletme masrafları içerisinde aile işgücü ücret karşılığının bulunması, gerçek giderlerde ise ödenen kiralar ve borç faizlerinin yer almasıdır (Cinemre ve Kılıç, 2011). İşletme başına düşen gerçek masraf Çarşamba ovasında 21.677,37 TL iken, Terme ovasında bu değer 26.307,72 TL olarak bulunmuştur. Gerçek masraflar içinde en önemli pay, her iki ovadaki işletme gruplarında da aile işgücü ücret karşılığı çıkarıldıktan sonra kalan işletme masraflarına aittir. Bu değerin, Çarşamba ovasında gerçek masrafların %85,88’ini, Terme ovasında ise %80,89’unu karşıladığı görülmüştür (Çizelge 8). Çizelge 7. İncelenen işletmelerde işletme başına düşen işletme masrafları (TL/işletme ve %) I. Grup (20) Çarşamba Ovası II. Grup III. Grup (43) (33) İşl. Ort. (96) I. Grup (13) Terme Ovası II. Grup III. Grup (36) (45) İşl. Ort. (94) 6.506,83 10.252,16 11.106,27 9.765,48 9.706,85 11.579,67 14.372,70 12.657,75 TL 32,49 41,43 35,40 37,49 38,10 40,61 45,86 42,78 % 5.998,61 5.924,79 8.251,18 6.739,87 6.384,46 8.150,14 6.412,15 7.073,93 TL Materyal Masrafları 29,96 23,94 26,30 26,00 25,06 28,58 20,46 24,21 % 1.222,30 1.389,68 1.730,24 1.471,88 1.904,08 2.268,42 2.047,04 2.112,05 TL Pazarlama Masrafları 6,10 5,62 5,52 5,68 7,47 7,96 6,53 7,21 % 1.559,34 1.566,61 1.874,16 1.670,82 1.913,49 2.061,54 1.643,59 1.840,98 TL Diğer Cari Masraflar(*) 7,79 6,33 5,97 6,51 7,51 7,23 5,24 6,32 % 3.123,25 3.730,26 6.171,98 4.443,14 3.242,35 3.759,15 3.114,13 3.378,89 TL Amortisman 15,60 15,07 19,67 16,76 12,73 13,18 9,94 11,57 % 1.614,89 1.884,59 2.238,96 1.950,22 2.323,57 695,34 3.748,86 2.382,31 TL Envanter Kıymet 8,06 7,62 7,14 7,54 9,12 2,44 11,96 7,92 Azalışları % 20.025,22 24.748,09 31.372,79 26.041,40 25.474,80 28.514,26 31.338,47 29.445,92 Toplam İşletme TL Masrafları 100,00 100,00 100,00 100,00 100,00 100,00 100,00 100,00 % (*) Diğer cari masraflar: alet makine kirası, alet makine tamir-bakım masrafı, bina yıllık tamir-bakım masrafı, veteriner, aşım, ilaç vb. masraflar ile diğer masraflardan (hayvan sigortası ve taşıma, aydınlatma, su ve tuz) oluşmaktadır. İşçilik Masrafları 79 Fındık Yetiştiriciliği Yapan İşletmelerin Ekonomik Analizi (Samsun ili Çarşamba ve Terme Ovası Örneği) Çizelge 8. İncelenen işletmelerde işletme başına düşen gerçek masraflar (TL/işletme ve %) I. Grup (20) İşletme Masrafları Toplamı (A) Aile İşgücü Ücret Karşılığı (B) Arazi Kirası ve Ortakçı Payı (C) Ödenen Borç Faizleri (D) Gerçek Masraflar (A-B)+(C+D) İşletme Masrafları Toplamı (*) Arazi Kirası ve Ortakçı Payı Ödenen Borç Faizleri (**) Gerçek Masraflar Çarşamba Ovası II. Grup III. Grup (43) (33) İşl. Ort. (96) 20.025,22 5.033,00 390,00 308,56 15.690,78 24.748,09 8.123,00 3.624,09 759,71 21.008,89 31.372,79 8.128,00 1.793,94 1.137,93 26.176,66 95,55 2,49 1,97 100,00 79,13 17,25 3,62 100,00 88,80 6,85 4,35 100,00 I. Grup (13) TL 26.041,40 25.474,80 7.480,97 6.135,00 2.321,21 4.938,46 795,73 854,46 21.677,37 25.132,72 % 85,88 76,95 10,60 19,65 3,52 3,40 100,00 100,00 Terme Ovası II. Grup III. Grup (36) (45) İşl. Ort. (94) 28.514,26 7.516,00 2.555,56 1.069,36 24.623,18 31.338,47 9.360,00 4.344,44 1.671,89 27.994,80 29.445,92 8.207,78 3.741,49 1.328,09 26.307,72 85,28 10,38 4,34 100,00 78,51 15,52 5,97 100,00 80,89 14,12 4,99 100,00 (*) Aile işgücü ücret karşılığı çıkarıldıktan sonra kalan işletme masraflarının oranını ifade eder. (**) Faiz Oranı %13,13 (Anonim, 2008b). 3.3.3. Saf Hasıla Saf hasıla, borçsuz, kira ve ortakçılıkla arazi işletilmediği kabul edilen bir tarım işletmesinde aktif sermayenin getirdiği faiz olarak kabul edilir (Rehber ve Tipi, 2005, Cinemre ve Kılıç, 2011). Tarım işletmelerinin başarısını ölçmeyi ve işletmeler arası karşılaştırmalar yapmayı sağlayan bir ölçü olan saf hasıla, gayrisafi hasıladan toplam masrafların çıkarılması ile elde edilir (Cinemre ve Kılıç, 2011). İşletmeler ortalamasına göre saf hasıla Çarşamba ovasında 13.829,31 TL ve Terme ovasında ise 11.528,57 TL değer olarak hesaplanmıştır (Çizelge 9). Çizelge 9. İncelen işletmelerde işletme başına düşen saf hâsıla (TL/işletme) Çarşamba Ovası Terme Ovası I. Grup II. Grup III. Grup İşl. Ort. I. Grup II. Grup III. Grup İşl. Ort. (20) (43) (33) (96) (13) (36) (45) (94) TL Gayrisafi Hasıla (A) 39.893,33 33.493,75 48.166,37 39.870,71 28.340,26 38.107,13 46.918,27 40.974,49 İşletme Masrafları (B) 20.025,22 24.748,09 31.372,79 26.041,40 25.474,80 28.514,26 31.338,47 29.445,92 Saf hâsıla (A-B) 19.868,11 8.745,66 16.793,58 13.829,31 2.865,46 9.592,87 15.579,80 11.528,57 3.3.4. Tarımsal Gelir ve Harcanabilir Tarımsal Gelir Tarımsal gelir, işletmecinin öz sermayesinin faizi ile kendisinin ve aile fertlerinin işletmede çalışmaları karşılığı elde ettikleri gelir olarak tanımlanır (Karkacıer, 1991). Saf hâsıladan borç faizleri, kiracılık ve ortakçılık için ödenen paylar çıkartılır ve aile işgücü ile yönetim karşılığı ilave edilirse tarımsal gelir elde edilir (Rehber ve Tipi, 2005; Cinemre ve Kılıç, 2011). Ayrıca aile ihtiyaçları için tarımsal gelirin ne kadarının harcanabileceğinin belirlenmesi amacıyla tarımsal gelirden envanter kıymet artışlarının çıkartılmasıyla harcanabilir tarımsal gelir hesaplanmış ve Çizelge 10’da topluca gösterilmiştir. Buna göre incelenen işletmelerde işletme başına düşen tarımsal gelir Çarşamba ovasında 18.193,34 TL ve Terme ovasında 14.666,77 TL olarak bulunmuştur. Çizelge 10. İncelenen işletmelerde tarımsal gelir ve harcanabilir tarımsal gelir (TL/işletme) I. Grup (20) Gayrisafi Hasıla (A) Gerçek Masraflar (B) Tarımsal Gelir (C=A-B) Envanter Kıymet Artışları (D) Harcanabilir Tarımsal Gelir 80 39.893,33 15.690,78 24.202,55 3.136,04 21.066,51 Çarşamba Ovası II. Grup III. Grup (43) (33) 33.493,75 21.008,89 12.484,86 2.097,04 10.387,82 48.166,37 26.176,66 21.989,71 2.842,01 19.147,70 İşl. Ort. (96) TL 39.870,71 21.677,37 18.193,34 2.569,58 15.623,75 I. Grup (13) Terme Ovası II. Grup III. Grup (36) (45) İşl. Ort. (94) 28.340,26 38.107,13 46.918,27 40.974,49 25.132,72 24.623,18 27.994,80 26.307,72 3.207,54 13.483,95 18.923,47 14.666,77 1.183,50 7.140,35 3.482,98 4.565,66 2.024,04 6.343,60 15.440,49 10.101,11 D.ÖZTÜRK, Y.AKÇAY 3.3.5. Toplam Aile Geliri Toplam aile geliri, işletmelerin tarımsal geliri ile tarım sektörü dışında sağladıkları gelirleri toplamından oluşmaktadır (Akay, 1996). Toplam aile gelirinin yarısından fazlasını tarımsal gelirin oluşturduğu görülmektedir. Türkiye İstatistik Kurumu 2008 yılı istatistiki verilerine göre, kişi başına düşen milli gelir 10.436 $’dır (Anonim, 2008c). Bu durumda incelenen işletmelerde kişi başına toplam aile geliri, Türkiye’de kişi başına milli gelirinden çok az olup, Çarşamba ovasında 3.411,80 $ ve Terme ovasında ise 2.878,62 $ olarak hesaplanmıştır (Çizelge 11). Çizelge 11. İncelenen işletmelerde toplam aile geliri ve kişi başına düşen aile geliri Tarımsal Gelir (A) Tarım Dışı Gelir (B) I. Grup (20) TL 24.202,55 % 72,78 TL 9.053,00 % 27,22 TL 33.255,55 % 100,00 Çarşamba Ovası Terme Ovası II. Grup III. Grup İşl. Ort. I. Grup II. Grup III. Grup İşl. Ort. (43) (33) (96) (13) (36) (45) (94) 12.484,86 21.989,71 18.193,34 3.207,54 13.483,95 18.923,47 14.666,77 68,58 68,60 69,46 33,79 63,51 70,98 62,98 5.720,93 10.065,15 7.908,44 6.284,62 7.747,22 7.737,34 7.540,22 31,42 31,40 30,54 66,21 36,49 29,02 37,02 18.205,79 32.054,86 26.101,77 9.492,16 21.231,17 26.660,81 22.206,99 100,00 100,00 100,00 100,00 100,00 100,00 100,00 Toplam Aile Geliri (A+B) Kişi Başına Düşen Aile 6.786,85 3.840,88 6.347,50 5.316,27 1.622,59 Geliri TL Kişi Başına Düşen Aile 4.355,57 2.464,95 4.073,61 3.411,80 1.041,32 Geliri ($) (*) % (*) 2008 yılı aylık ortalama döviz kuru 1$=1,5582TL kullanılmıştır (Anonim, 2008b). 3.3.6. İncelenen İşletmelerde Rantabilite Rantabilite, belirli bir dönemde elde edilen karın bunu elde etmede kullanılan sermayeye oranıdır. İşletmelerin başarı ölçülerinden biri olan rantabilite, saf hâsılanın bu hâsılayı elde etmede kullanılan sermayeye oranlanmasıyla bulunur (Rehber ve Ripi, 2005). İncelenen işletmelerde rantabilite faktörü, ekonomik rantabilite ve mali rantabilite hesaplanmıştır. Bu hesaplamalarda saf hâsıla esas alınmıştır. Saf hâsıla, gayrisafi hâsılaya oranlanarak rantabilite faktörü, saf hâsılanın aktif sermayeye oranlanması ile ekonomik rantabilite; saf hâsıladan, borç faizleri 5.279,37 4.485,47 2.905,21 3.388,12 2.878,62 çıkartılarak bulunan değer öz sermayeye oranlanarak da mali rantabilite hesaplanmıştır (Sayılı, 2001). Bulunan bu sonuçlara göre; işletmelerin her 100 TL’lik GSH’sının Çarşamba ovasında 34,06 TL’si, Terme ovasında ise 26,94 TL’si saf hâsıladan elde edilmektedir. Ekonomik rantabiliteye göre, her 100 TL’lik aktif sermaye karşılığında Çarşamba ovasında 5,52 TL ve Terme ovasında ise 3,41 TL saf hasıla elde edilmektedir. Mali rantabiliteye göre ise, her 100 TL’lik öz sermaye Çarşamba ovasında 5,95 TL, Terme ovasındaki işletmelerde ise 3,14 TL kâr ortaya çıkarmaktadır (Çizelge 12). Çizelge 12. İncelenen işletmelerde rantabilite faktörü, ekonomik ve mali rantabilite Çarşamba Ovası I. Grup II. Grup III. Grup İşl. Ort. I. Grup (20) (43) (33) (96) (13) Rantabilite Faktörü (%) 49,80 26,11 34,87 34,06 10,11 Ekonomik Rantabilite (%) 12,21 4,10 4,77 5,52 1,12 Mali Rantabilite (%) 12,24 4,03 4,63 5,95 0,84 4. Sonuç ve Öneriler Araştırma alanında bulunan her iki ovadaki işletmelerde de okur-yazarlık oranı yüksek bulunmuş, işletme yöneticilerinin eğitim durumu ise düşük bulunmuştur. Ayrıca incelenen işletmelerdeki üreticilerin büyük çoğunluğunun üretim ve pazarlamada yeni teknolojilere açık olmayıp kendi tecrübe ve 4.526,90 Terme Ovası II. Grup III. Grup (36) (45) 25,17 33,21 3,50 3,78 3,42 3,58 İşl. Ort. (94) 26,94 3,41 3,14 deneyimlerine göre eski yöntem ve tekniklerle üretim yaptıkları tespit edilmiştir. Bu durum da fındık bahçelerinde verim düşüklüğüne sebep olabilmekte ve üreticilerin gelirlerinde azalmalar yaşanabilmektedir. Bu nedenle her iki ovadaki kırsal kesimde de eğitim şartlarının iyileştirilmesi için devlete bir takım görevler düşmektedir. Bunun yanında üreticiler, dikim, 81 Fındık Yetiştiriciliği Yapan İşletmelerin Ekonomik Analizi (Samsun ili Çarşamba ve Terme Ovası Örneği) gübreleme, bakım, seyreltme, ilaçlama ve harmanlama konularında modern yöntemlere göre Ziraat Odaları ya da İl/İlçe Tarım Müdürlükleri tarafından bilgilendirilmeli ve uygulamalı olarak eğitilmelidir. Her iki ilçede de yılın belirli dönemlerinde işgücü önemli bir yer tutmaktadır. Yılın diğer dönemlerinde ise mevcut işgücü zaman zaman atıl bırakılmaktadır. İşletmelerde atıl kalan bu işgücü miktarını azaltmak için işletme planlaması gibi üretim faaliyetlerine ağırlık (süt sığırcılığı, besi sığırcılığı, arıcılık, el sanatları vb.) verilmelidir. Bu faaliyetler, işgücünün ve diğer üretim faktörlerinin daha iyi değerlendirilmesini sağlarken, aynı zamanda işletmelerin gelirlerini de artırabilecektir. Bölgede fındıkla beraber ürün deseni daha da çeşitlendirilerek ilave gelir getirecek ürünlere yer verilmelidir. Bu kapsamda üreticiler, tek yıllık alternatif tarla ve bahçe ürünlerinin yetiştirilmesi konusunda teşvik edilebilir. Böylece asıl ürünün fındık kalması şartıyla, bahçelerin belirli bir kısmının alternatif üretim desenlerine ayrılması hem üreticiye, hem de bölge ve ülke ekonomisine yararlı olabilecektir. Karadeniz Bölgesi’nde fındık kırma fabrikalarının fazla sayıda olması ve bölge insanının fındığa yatırım yapması nedeniyle Fındık Borsası’nın özellikle Karadeniz Bölgesi’nde kurulmasına destek verilmelidir. Fındık dış satımında kabuklu fındık yerine özellikle tam mamul halinde fındık ürünlerinin pazarlama konumuna geçilmelidir. Fındığın direk satışı için yeni pazar arama gayretleri kadar fındığı işleyerek kullanan çikolata ve şekerli ürünler gıda sanayisinin güçlendirilmesi çok önemlidir. Bu sayede hem iş sahaları artırılarak istihdam yaratılacak ve işgücü değerlendirilecek hem de katma değer Türkiye’de kalacaktır. Bu yolla ülke ekonomisine ayrıca önemli katkı sağlanmış olacaktır. Kaynaklar Akay, M., 1996. Tokat İli Niksar Ovası Tarım İşletmelerinin Yapısal Analizi, İşletme Sonuçlarını Etkileyen Faktörlerin Değerlendirilmesi ve Doğrusal Programlama Yöntemi Planlanması Üzerine Bir Araştırma. Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Tarım 82 Ekonomisi Anabilim Dalı, Doktora Tezi (yayınlanmamış), Tokat. Alkan, H. I.,2006. Samsun İli Terme İlçesinin Ova ve Yüksek Kesiminde Fındık Yetiştiriciliğinin Karşılaştırmalı Ekonomik Analizi. OMÜ. Fen Bilimleri Enstitüsü, Tarım Ekonomisi Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Samsun. Anonim, 2003. 2000 Genel Nüfus Sayımı T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü. Yayın No: 2759, Ankara. Anonim, 2008a. Türkiye İstatistik Kurumu, Tarımsal İşletmeler. http://www.tuik.gov.tr/Preıstatistiktablo.Do?_stab__d=126 (15.10.2008). Anonim, 2008b. TC Ziraat Bankası. http://www.ziraat.com.tr. (09.12.2010). Anonim, 2008c. Türkiye İstatistik Kurumu, Kişi Başına Düşen Milli Gelir. http://www.tuik.gov.tr/IcerikGetir.do?istab_id=197 (15.10.2010). Anonim, 2009a. Türkiye İstatistik Kurumu, Bitkisel Üretim İstatistikleri. http://www.tuik.gov.tr/bitkiselapp/bitkisel.zul (03.04.2011). Anonim, 2009b. FAO İstatistikleri. http://www.fao.org.tr. (08.02.2011). Anonim, 2009c. Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü ve Türkiye İstatistik Kurumu İşbirliği ile, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi Sonuçları. http://tuikapp.tuik.gov.tr/adnksdagitapp/adnks.zul. (12.10.2010). Anonim, 2009d. Türkiye İstatistik Kurumu İşbirliği ile, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi Sonuçları, Eğitim Durumu. http://tuikapp.tuik.gov.tr/adnksdagitapp/adnks.zul?kod=2 (12.01.2009) Anonim, 2011. Türkiye İstatistik Kurumu, Bitkisel Üretim İstatistikleri. http://www.tuik.gov.tr/bitkiselapp/bitkisel.zul (03.04.2011) Aras, A., 1988. Tarım Muhasebesi. E.Ü. Ziraat Fakültesi, Yayın No: 486, 323 s, İzmir. Cinemre, H.A., Ceyhan V., Kılıç O., 1995. Çarşamba Ovası Tarım İşletmelerinin Ekonomik Analizi.Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Araştırma Seri No:2, 104 s, Samsun. Cinemre, H.A., ve Kılıç O., 2011. Tarım Ekonomisi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Ders Kitabı No:11 (4. Baskı), 179 s., Samsun. Çabuk A., ve Lazol, İ., 2010. Mali Tablolar Analizi. Ekin Basım Yayın Dağıtım, 10. Baskı, Bursa. Erkuş, A., Bülbül, M., Kıral, T., Açıl, A.F. ve Demirci, R., 1995. Tarım Ekonomisi. A.Ü. Ziraat Fakültesi Eğitim, Araştırma ve Geliştirme Vakfı Yayınları No:15, 298 s, Ankara. İnan, İ.H., 1994. Tarım Ekonomisi. Trakya Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları No: 30, Tekirdağ. Karkacıer, O., 1991. Tokat Turhal Sığır Besiciliği İşletmelerinin Ekonomik Analizi (Basılmamış Doktora Tezi). Ege Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Tarım Ekonomisi Anabilim Dalı, İzmir. D.ÖZTÜRK, Y.AKÇAY Kılıç, O., 1997. Samsun İli Çarşamba ve Terme İlçelerinin Ova Köylerinde Fındık Üretimine Yer Veren Tarım İşletmelerinin Ekonomik Analizi ve Fındığa Alternatif Üretim Planlarının Araştırılması. Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Tarım Ekonomisi Anabilim Dalı, 170 s, Ankara. Rehber, E., ve Tipi, T., 2005. Tarımsal İşletmecilik ve Planlama. Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları Ders Kitabı, Uludağ Üniversitesi Basımevi Müdürlüğü, Yayın No: 2.05-049-0425, ISBN: 975-6149-06-X, Bursa. Sayılı, M., 2001. Amasya İli Suluova İlçesinde Sığır Besiciliği Yapan İşletmelerin Ekonomik Analizi. Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Tarım Ekonomisi Anabilim Dalı, Doktora Tezi, Tokat. Sıray, E., 2010. Giresun İli Merkez İlçede Fındık Yetiştiren İşletmelerin Ekonomik Analizi, Üretim ve Pazarlama Sorunlarının Belirlenmesi Üzerine Bir Araştırma. Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Tarım Ekonomisi Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Tokat. Taslak S., ve Kara M., 2009. İşletme Bilimine Giriş (Modern İşletmecilik). Murathan Yayınevi, Yayın No: T 118, Cantekin Matbaası, Trabzon. Yamane, T., 2001. Temel Örnekleme Yöntemleri. 1. Baskı, (Çev. A. Esin, M.A. Bakır, C. Aydın ve E. Gürbüzsel). İstanbul: Literatür Yayıncılık. 83 GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 85-96 Tarımsal Ürün Silolarında Yapısal Sorunlar Hakan KİBAR1 Turgut ÖZTÜRK2 1 Iğdır Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü, Iğdır Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü, Samsun 2 Özet: Tarımsal ürünlerin hasat sonrası bozulmadan ve herhangi bir zarara uğramadan tüketime sunulana kadar muhafazası amacıyla depolama yapılarına gereksinim vardır. Bu amaçla farklı kesit, yükseklik ve geometrik özellikler taşıyabilen depolama yapıları tasarlanmaktadır. Tasarımı yapılan depolama yapılarından birisi de silolardır. Hatalı tasarım, kullanım ve bakım nedeniyle silolarda sorunlar gözlenmektedir. Silolarda gözlenen en yaygın sorunlar deformasyon, burkulma, çatlama ve çökmedir. Uygun tasarım, inşa, kullanım ve bakım daha uzun hizmet süresi sağlayabilir. Bu çalışma kapsamında tarımsal ürün silolarında gözlemlenen yapısal başarısızlıklar üzerinde durulmuş ve konuya yönelik bazı öneriler getirilmiştir. Anahtar kelimeler: Tarımsal ürün, silo, yapısal başarısızlık The Structural Failures in The Agricultural Crop Silos Abstract: Storage structures are needed for agricultural products until they are served to markets without any spoilage, damage and lose. For this aim, the storage structures have different cross-section, elevation, and geometric features are designed. One of designed the storage structures is also the silos. Failures are observed in silos due to improper design, operation and maintenance. Deformation, buckling, cracks and collapse are the most common failures observed in silos. Proper design, construction, operation and maintenance can provide longer service lives. In this study, it is emphasized on structural failures observed in agricultural crop silos and some suggestions have been made to the subject. Key words: Agricultural crop, silo, structural failures 1. Giriş Silo kohezyonsuz malzemelerin (hububat, kömür, cevher vb.) depolandığı ve korunduğu modern yapıların genel adıdır. Siloların karmaşık yapısı uzun zaman boyunca gerek mühendisler, gerekse araştırıcıların ilgi alanını oluşturmuştur. Yıllardır silolarda gözlemlenen akış problemleri matematiksel modellemeler yoluyla basit olarak açıklanmaya çalışılmış, gerçeğe uygun olarak simüle edilmiş ve silolar üzerinde deneysel testler uygulanmıştır. Modern siloların inşası 19. yüzyıldan sonra tarım teknolojilerinde yaşanan gelişmelere bağlı olarak tarımsal ürün üretimindeki artış ve özellikle demiryolu ulaşımının yaygınlaştırılması ve bu alandaki yatırımların yoğunlaşmasıyla birlikte ortaya çıkmıştır (Ayuga et al., 2005). Siloların tasarım ve yapımı ile ilgili basınçları hesaplamak için yapılan ilk testler 15 m yüksekliğindeki dikdörtgen bir silo üzerinde 1882 yılında Roberts tarafından başlatılmıştır. Silo tasarımındaki büyük ilerlemeler 1895 yılında Janssen’in silolardaki basınç hesabıyla ilgili teorisiyle elde edilmiştir (Janssen, 1895). Janssen teorisinde, yatay basıncın düşey basınca oranı olarak kabul edilen basınç oranının malzemenin her noktasında sabit olduğunu belirlemiştir. Bu teori, silo tasarımına yaklaşımı önemli oranda kolaylaştırmış ve siloların projelendirme hesaplamalarında yaygın olarak kullanılır hale gelmiştir (Molenda and Horabik, 2005). 1961 yılında ise Jenike, taneli ürünlerde akışkanlığın tahmininde zemin mekaniğinde çok iyi bilinen direkt kesme yöntemini kullanarak elde ettiği test sonuçlarını yayınlamıştır. Bu yöntem günümüzde hala pratik olarak uygulanmaktadır. Jenike tarafından silolardaki akış karakteristiklerini belirlemeye yönelik olarak yapılan çalışmaları takiben Watson ve Rotter konu ile ilgili çeşitli araştırmalar yapmış ve günümüzde projelenen silolarda kabul gören kütle akışı ve huni akış koşullarını incelemeye çalışmıştır (Jenike, 85 Tarımsal Ürün Silolarında Yapısal Sorunlar 1964; Takashashi and Yanai, 1973; Watson and Rotter, 1996; Waters and Drescher, 2000). Silo tasarımı için kullanabilen farklı standartlar ve kuralların her biri teorik ve ampirik yöntemlere dayalıdır. Hemen hemen her standart denklemleri silo cidarları ile temas halinde depolanan malzemenin yatay bir bölümüne dayalı önerilen Janssen (1895) teorisini kullanır. Bu teoride yapı üzerine etkiyen depolanmış ürünün etkileri silo hidrolik yarıçapı, ürün birim ağırlığı, ürün içsel sürtünme açısı, cidar sürtünme katsayısı ve basınç oranına bağlıdır. Bu alanda farklı ülkelerde farklı standartlar (DIN 1055; ACI 313; AS 3774; EN 1991-4 vb.) geliştirilmiştir. Son olarak geliştirilen Eurocode 1, Bölüm 4 standardı dahil olmak üzere bütün ülkelerin ve kurumların standartlarına dayanmaktadır (Eurocode 1, 2003). Bu çalışmada tarımsal ürün silolarında ortaya çıkan yapısal sorunlar (projelendirme, yapım, kullanım, akış koşulları ve bakım) litaratür çalışması kapsamında gözden geçirilerek bu sorunların silolar üzerinde oluşturacağı olası etkiler üzerinde durulmuştur. 2. Silolarda Görülen Yapısal Bozulmalar Silolarda görülen yapısal bozulmalar diğer endüstriyel yapılara oranla daha sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Bu bozulmalar bazen silonun tamamen yıkılması şeklinde kendini gösterirken, bazen de betonarme gövdede çatlak ya da çelik gövdede oluşan çentik veya deformasyon şeklinde kendini gösterebilir. İkinci kategorideki başarısızlıklar fark edilmediğinde genellikle operasyonel veya güvenlikle ilgili sorun oluşturmazlar. Çünkü ortada tespit edilmiş bir sorun bulunmamaktadır. Bu gruptaki hasarlar her ne kadar mevcut halleriyle ciddi sorunlara neden olmasa da silolar için potansiyel tehdit olasılığı oldukça yüksektir. Silolardaki yapısal bozulmalar çeşitli sorunlara yol açabilir. Bu sorunlar şöyle sıralanabilir; - Sistemin kesintiye uğraması veya durması nedeniyle ekonomik zararlara, - Taşıyıcı sistemin zarar görmesi nedeniyle statik zararlara, 86 - Mekanik ve elektronik sistemlerin zarar görmesi gibi devresel zararlara, - Çalışan personelin zarar görmesi nedeniyle yaşamsal ve hukuki sorunlara yol açabilmektedir. Silolarda ortaya çıkan yapısal başarısızlıklar; - Projelendirme aşamasındaki eksiklik veya yanlışlıklar, - İnşa aşamasındaki eksiklik veya yanlışlıklar, - Kullanım ve bakım yetersizliğine bağlı başarısızlıklar olarak sıralanabilir (Jenkyn and Goodwill, 1987; Carson, 2000; Özel, 2007). 2.1. Projelendirme Hataları Silo tasarımı özel bir mühendislik bilgisi gerektirir. Öncelikle proje mühendisi silo malzeme özellikleri kadar depolanacak tarımsal ürünün mühendislik özellikleri hakkında da bilgi sahibi olmalıdır. Bununla birlikte, imalat ve kullanım konularında da tecrübeli olması çok önemlidir. Siloda depolanacak ürünün akış özellikleri bağlamında; akış kanalı geometrisi, statik ve dinamik basınç dağılımı, kanallanma ve kemerleşme oluşumu, siloda kendiliğinden oluşan vibrasyon ve dinamik etkiler konusunda da bilgi ve tecrübe sahibi olunmalıdır. Ayrıca üniform olmayan yükler, ısısal yükler, sismik yükler ve elemanların üretiminden kaynaklanan detayların da projelendirmede gözönüne alınması gerekmektedir (Jenike, 1964; Carson, 2000). Projelendirme aşamasında silo kapasitesi ve silo yapılacak yerle ilgili iklimsel tasarım kriterleri belirlendikten sonra ürünlerin oluşturacağı yük kombinasyonları, yüklerin zemine aktarımı, silo yapı elemanlardaki gerilmeler hakkında tasarımcının yeterli düzeyde bilgi birikiminin olması gerekir (Carson and Jenkyn, 1993; Özel, 2007). Tarımsal ürün silolarında karşılaşılan projelendirme hataları; eksantrik boşaltmadan dolayı oluşan eğilme etkileri, depolanan ürün özellikleri ile akış koşullarının ihmal edilmesi betonarme silolarla ilgili özel durumlar, termal genleşme ve silo içi nem taşınımı ve yükler ile ilgili tahminler olarak sıralanabilir. H.KİBAR, T.ÖZTÜRK 2.1.1. Eksantrik Boşaltmadan Dolayı Oluşan Eğilme Etkileri Genellikle yapılan kabullerde bu etkiler ihmal edilmektedir. Silonun boşaltıldığı noktanın silo simetri ekseniyle çakışmadığı durumlarda eğilme etkileri oluşmaktadır. Ayrıca, silonun birden fazla boşaltma hunisi olduğu durumlarda ve işletme sırasında siloların simetrik kuvvet oluşumunu sağlayacak şekilde çalıştırılmadığı durumlarda bu tür etkiler oluşmaktadır. Silo içerisinde oluşan akış kanalının silo cidarı ile çakıştığı durumlarda silo çevresinde üniform olmayan dolayısıyla yatay ve düşey eğilme momentleri oluşumuna neden olan etkiler oluşur (Şekil 1). Şekil 1. Eksantrik boşaltma sırasında üniform olmayan basınç dağılımı (Carson, 2000). Siloların kullanımı sırasında eksantrik boşaltmadan dolayı oluşan eğilme etkileriyle karşılaşmamak için tasarım aşamasında aşağıda belirtilen etmenlerin gözönüne alınması gerekir (Gaylord and Gaylord, 1984; Blight, 1990; Özel, 2007). - Silolar olanaklar ölçüsünde merkezi doldurma ve boşaltmaya göre tasarlanmalıdır, - Silonun eksantrik yüklemeye maruz kalma olasılığı varsa sistem üniform olmayan yükleme koşullarına göre analiz edilmelidir, - Uygunsuz tasarlanmış konveyör ya da kısmen açılan sürgülü kapak kullanılması durumunda eksantrik boşaltmaya dayalı silolarda eğilme durumu ortaya çıkabilir, - Siloda birden çok huni olması durumunda bu hunilerle ilgili eksantrik boşaltma gözönüne alınmalıdır. 2.1.2. Akış Türlerinin ve Ürün Özelliklerinin İhmal Edilmesi Huni akışına göre tasarlanmış silonun içerisinde bazı durumlarda kütlesel akış oluşmaktadır (Şekil 2). Bazı koşullarda depolanmış katı yığının özelliklerinin göz ardı edilmesi hatalı kabul edilen akış türlerinden daha kötü olabilir. Silolanacak ürünün mühendislik özellikleri tam olarak bilinmeden rastgele bir içsel sürtünme açısı ve sürtünme katsayısı seçilmemelidir. Bu özellikler ürünün nem kapsamına bağlı olarak; ürün şekilsel özellikleri ile silo elemanının yüzey yapısına bağlı olarak değişebilmektedir. Silodaki akım koşullarına uygun bir tasarım yapılmamışsa malzeme yüzeyleri aşınmaya uğrayabilmektedir. Eğer silolanacak malzemenin özelliklerinin değişme olaslığı varsa projelendirmenin en olumsuz koşulları kapsayacak şekilde yapılması gerekmektedir (Carson and Jenkyn, 1993). 2.1.3. Betonarme Silolarla İlgili Özel Durumlar Betonarme silolar farklı problemlere sahiptir. Betonun basınca karşı dayanımı fazla fakat çekmeye karşı dayanımı azdır. Bu nedenle çekme gerilmelerinin çelik tarafından karşılanılmasının sağlanması amacıyla çelik çubuklar (donatı) kullanılmaktadır. Bir siloda tek sıra donatı yerleştirilmesi söz konusu çekme gerilmelerini karşılamada yeterli olsa bile eksantrik kanal oluşumuyla ortaya çıkacak eğilme momentlerini karşılamada yetersiz kalacak ve bu durum silonun çatlamasına neden 87 Tarımsal Ürün Silolarında Yapısal Sorunlar Şekil 2. Kütle ve huni akış nedeniyle oluşan normal basınç dağılımının karşılaştırılması (Carson, 2000). olacaktır. Silo cidarının iç yüzeyleri eğilmeden dolayı oluşabilecek en yüksek çekme gerilmelerinin oluştuğu yerlerdir. Bu durumun silonun içerisine girilmeden belirlenmesi olanaksızdır. Bu nedenle silonun yıkılma tehlikesi, dışarıdan gözle görülen belirtiler ortaya çıkınca anlaşılmaktadır (Themer, 1969; Peschl, 1977; Carson, 2000). 2.1.4. Termal Genleşme ve Silo İçi Nem Taşınımı Çelik siloların dış cidarları gün içerisinde genleşip hava soğuduğu zamanlarda büzülme eğilimindedir. Silo içerisinde boşaltma olmaması durumunda gündüz genleşmeden dolayı depolanan kohezyonsuz ürün serbest akışla siloya yerleşecektir. Ancak yerleşen ürün tekrar eski haline dönemeyeceğinden, sıkışma ve buna bağlı olarak silo cidarlarında ilave gerilmeler oluşacaktır. Bu olayın hergün tekrarlanması sonucunda termal genleşme oluşmaktadır. Başka bir durum da silolanan üründe oluşabilecek nemin taneler arasında taşınması sonucunda oluşmaktadır (Şekil 3). Özellikle kütle akışın oluşmadığı dolayısıyla bir miktar ürünün sürekli silo içerisinde kaldığı durumlarda nemlenme ya da bozulma sonucu oluşan genleşmenin taneler arasında taşınarak genleşmeye neden olması yaygın bir durumdur. Bu nedenle genleşen ürün silo içerisinde yukarıya yükselemeyeceğinden cidarda ek yanal basınçların oluşmasına neden olmaktadır (Blight, 1992; Özel, 2007). Şekil 3. Silo içi nem taşınımı 88 H.KİBAR, T.ÖZTÜRK 2.1.5. Yük Tahminleri Silolanmış ürün yükleri: Silolarda depolanan ürünlerin yapısı yük tahminlerini çok daha karmaşık hale getirmektedir. Silo cidarları ve depolanan ürün arasındaki sürtünme, cidarın radyal ve eksenel yükleme kombinasyonunu oluşturur. Depolanmış ürünlerde (nem, şişme vb.) veya cidar yüzeyindeki pürüzlülükte oluşan küçük değişmeler yükleri önemli ölçüde değiştirebilmektedir (Gorenc et al., 1986). Geometrik hatalar veya korozyondan oluşan durumlar başlangıçta tasarlanan yüklerden farklı yüklerin ortaya çıkmasına yol açabilir. yanıltıcı olabilmektedir. Bu nedenle sınır koşulları içeren yaklaşımlara dayalı hesaplamalar özenle yapılmalı, elde edilen sonuçlar dikkatli bir şekilde incelenmeli ve yorumlanmalıdır (Trahair, 1983; Greiner, 1985; Gorenc et al., 1986). Rüzgar, özellikle silonun boş olduğu durumlarda burkulmaya neden olmaktadır (Şekil 4). Silolarda gövde plakası ile destek kuşaklardaki şekilsel değişiklikler (yırtılma veya malzemenin dışarı sarkması) rüzgar veya sismik etkiyle burkulmanın önemli belirtilerindendir (Khazra, 1989; Rotter, 2001; Rotter, 2009). Rüzgar ve sismik yükler: Bir silonun projelendirilmesi bir takım tahminler dizisi olarak nitelendirilebilinir. Silo üzerinde etkin yükler silo projesi bitinceye kadar tam olarak önceden kestirilemez. Rüzgar ve sismik yüklerin silolarda yaratacağı olası durumlar modellemelerle ortaya konulduğundan, gerçek yükler sadece yaklaşık tahminler ile elde edilebilmektedir. Sınırlı yapı geometrileri için geçerli olabilen bu yaklaşımlar silolar için Çatı yükleri: Silonun çatı aksamına yerleştirilmiş doldurma ve boşaltma sistem ekipmanlarından kaynaklanan konstantre yükler, genellikle silo cidarındaki düşey takviye profilleri tarafından zemine iletilirler. Projelendirme aşamasında, aksama bağlı konsantre yüklerin silo üzerindeki etkinliği göz ardı edilmemeli ve proje hesap yüklerine çatı aksamına yerleştirilmiş ekipman kaynaklı yükler de ilave edilmelidir (Pircher, 2000). Şekil 4. Rüzgar ve sismik yüklerin silolarda neden olduğu burkulmalar 89 Tarımsal Ürün Silolarında Yapısal Sorunlar 2.2. Yapım Hatalarından Kaynaklanan Sorunlar Yapım hataları silolarda sıklıkla karşılaşılan durumlardan birisidir. Özellikle kötü işçilik, yanlış malzeme kullanımı, yapım sırasında işin hızlandırılması veya maliyetin düşürülmesi için projede yapılan bilinçsiz değişikliklerin yarattığı sonuçlar yapım hatası olarak sıralanabilir (Carson, 2000). Bunun yanında donatı yetersizliği, temelde kısmi oturma, huniye geçiş sırasında burkulma ve akma, silo düşey cidarındaki eğilme, içsel basınç burkulması ve eksenel sıkışmaya bağlı burkulmalar da bu duruma örnek olarak gösterilebilir (Şekil 5). 2.2.1. Silo İnşasında Yanlış Malzeme Kullanımı Tasarımda öngörülen malzemenin uygulaması çok önemlidir. Kullanılan cıvataların çapı, boyu, dayanımı, donatı çapı, aralığı, cidar kalınlığı ve malzemesinin kontrol altında tutulması büyük önem taşımaktadır. Bu nedenlerle silo tasarımının ve yapımının tecrübeli mühendislerce ve kurumlarca yapılması gerekmektedir (Carson, 2000; Özel, 2007). Şekil 5. Silo yapım hataları (Carson, 2008; Rotter, 2008). 90 H.KİBAR, T.ÖZTÜRK 2.2.2. Kısmi Temel Oturması Siloların temel projelendirmesi diğer yapılarla hemen hemen aynıdır. Silo temelinde kısmi oturma çok görülen durum değildir. Böyle bir durumun olması halinde sonuç çok tehlikeli olmakta ve silonun çökmesine neden olabilmektedir. Bu nedenle temel projelendirmesinin uzman ve tecrübeli mühendislerce zemin koşullarına bağlı olarak ayrıntılı bir biçimde yapılması çok önemlidir (Carson, 2000; Özel, 2007). 2.2.3. Eksenel Basınç Nedeniyle Oluşan Sorunlar Eksenel basınç; burkulma ve cıvata kesmesi gibi iki zarara neden olur. Cıvata kesme problemi basit olarak belirlenebilir. Çünkü cıvata kesmesi yaygın olarak siloya yakın yerdedir. Kesilmiş cıvatalar birbirine bağlı silo cidarının bölümlerinde yer değiştirmeye yol açabilir. Genellikle cidardaki sürtünme kuvveti güvenli bir yapı ortaya çıkarmak için silo içerisindeki ürüne yeniden dağıtılabilir. Böyle zamanlarda silonun boşaltılması başladığında, bu yükün ürüne transferi kaybolabilir ve sonuç olarak tehlikeli durumlar ortaya çıkabilir. Bu durumda acilen uzman yardımı ve önlemler alınmalıdır. İnce cidarlı metal silolarda en yaygın olarak ortaya çıkan yapısal sorun olası eksenel basınç burkulmasıdır. Burkulmalar kısmen lokalize ve küçük yerel bir çentik görünümüne sahiptir. Burkulmanın tipik boyutu ya yatay ve çevresel yönlerde yaklaşık olarak aynı ya da çevresel yönde yataydan daha uzundur veya 2 rt ile 5 rt arasında değişir (r:silo yarıçapı, t:silo cidar kalınlığı). Eksenel basınç burkulmaları genellikle çok tehlikelidir. Yapıda büyük ve sık çökmelere yol açmaktadır. Silodan ürün boşaltıldıktan sonra destek kaybı ortadan kalktığı için daha ciddi burkulma ve çökmeler oluşabilir. Burkulma genellikle silonun bir tarafında oluşur, ancak bu mutlaka gerilmelerin simetrik olmadığı anlamına gelmez. Eğer eksenel basınç burkulmaları silo çevresinde uniform ise genellikle burkulma çentikte veya plaka kalınlığının azaldığı yerlerde oluşmaktadır. Eksenel basınç burkulmasına neden olan faktör silo cidarındaki yüksek simetrik olmayan eksenel gerilmelerin yol açtığı asimetrik eksenel basınçlardır. Simetrik olmayan akışın herhangi bir çeşidi buna neden olabilir. Bu sorunlara neden olan hem ürün akış problemleri hemde kabuk burkulması gibi nedenler uzman ve deneyimli mühendisler tarafından araştırılarak yeterince önlem alınması zorunludur (Rotter, 2001). 2.2.4. Eksantrik Boşaltma Nedeniyle Oluşan Sorunlar Eksantrik boşaltma planlı olmadığından sık sık oluşabilir. Doldurma metodundaki çok farklı olaylar depolama ve boşaltmada üründeki farklı akış karakteristiklerine sebep olabilir. Eksantrik boşaltma meydana geldiğinde sorunlar genellikle eksenel basınç altındaki burkulmadan, silonun tepesi ve orta bölüm arasında veya sadece orta bölümde oluşmaktadır. Burkulmalar bazen yüksek yerel eksenel basınca sebep olarak kısa bir yükseklikte geniş burkulmaya neden olabilir. Ancak bazı zamanlarda silo yüksekliği ve genişliğinde yaklaşık olarak eşittir ve birçok burkulma birbirine bitişik olabilir (Rotter, 2001). 2.2.5. Konik Hunide Oluşan Sorunlar Hunideki sorunlarr; - Huniye geçişteki kopma, - Huni üzerinde plastik çökme, - Simetrik olmayan veya düşey yük nedeniyle oluşan burkulmalardır (Şekil 6). 91 Tarımsal Ürün Silolarında Yapısal Sorunlar Şekil 6. Konik hunide oluşan kopma hataları (Rotter, 2009). Huniye geçişte kopmanın neden olduğu sorun çok ciddidir. Tek bir noktada ortaya çıkar ve kolayca silo çevresine yayılır, çünkü hata modu sünek değildir. Bu moda zayıf detaylandırma, zayıf destek ve takviyeler nedeniyle yapıdaki simetrik olmayan membran gerilmelerinin yetersiz analizi neden olabilmektedir (Rotter, 2009). Hunideki plastik çökme sorunu, huniye geçiş hata modu kadar önemlidir. Huniye aşırı yük uygulanmasına veya yüksek iç basıncın varlığıyla huni üzerinde düşey yüklere neden olur. Plastik çökme nedeniyle silo hunisinin tepesine yakın kısımda asimetrik şişmeler oluşur (Şekil 7). Plastik çökme, huni geometrisinde lokal olarak veya ürün üzerindeki akış nedeniyle önemli sorunlar çıkarabilir. Simetrik olmayan veya düşey yük nedeniyle oluşan burkulmalar huninin tepesine doğru olabilir. Sorun giderilmediği durumlarda silo içerisindeki ürünlerin akışına engel olabilir (Li, 1994; Rotter, 2009). Huni sorunu silo ile ilgili diğer sorunların ön belirtileridir. Bu sorunla karşılaşılması durumunda uzman teknik elemanlardan yardım alınmalıdır. Şekil 7. Konik hunide oluşan plastik çökme (Rotter, 2008). 92 H.KİBAR, T.ÖZTÜRK 2.2.6. Yatay Kuşak ve Düşey Desteklerde Deformasyon Yatay kuşak ve düşey desteklerdeki deformasyon, silo içerisindeki yükün simetrik olmayan dağılımı veya huniye geçiş ile ilişkilidir. Kuşak problemi, kabuk plakalarındaki sorundan daha az kaynaklanmakla birlikte, bu problem silo cidarının iç yüzeyinin içeriye doğru basit bir artışının sonucudur. Ancak sorun ürünlerin akışı ile karışabilmesi ve çok daha ciddi sorunlara yol açmasıdır. Kuşak dayanımı yaygın olarak asimetrik hesaplamada kullanılırsa da hatalar asimetrik olma eğilimindedir (Rotter, 2001; Zhao, 2001). 2.2.7. Eğilme Momenti Altındaki Çatlama Silo içerisindeki kiriş ve ters huni gibi simetriyi bozan elemanların olması durumunda silo içerisinde asimetrik basınç dağılımı ve buna bağlı olarak eğilme momentleri oluşur. Beton silolar için ana problemler; silo içerisinde oluşan düşük basınç, cidara doğru olan eğilmeler, silo iç yüzeyindeki çatlamalar (dikkatli inceleme olmaksızın görünmesi olanaksız), simetrik olmayan basınçların neden olduğu eğilme momentleri altındaki çatlamalardır. Bu tür çatlamaları önlemek için tüm beton silo cidarları bazı önemli eğilme gerilmeleri ile tasarlanmalı ve simetrik olmayan yükleri desteklemek için tasarımda iç ve dış yüzeyler betonarme malzeme kullanılarak tasarlanmalıdır (Rotter, 2008). Beton silolarda oluşan çatlaklar, silo cidarındaki gerilmenin durumu ile ilgili iyi bir göstergedir. Silolarda dış yüzeyin izlenebilir olması, çatlakların çekme veya eğilme etkisiyle silo cidarlarında yüzeysel çekmeye sebep olup olmayacağının belirlenebilmesine olanak tanır. Örneğin diyagonal çatlaklar silo iç boyutlarının genişlemesine neden olarak akış kanalı (kanallanma) oluşturabilirler (Rotter, 2008). 2.3. Kullanım Nedeniyle Oluşan Sorunlar Normal koşullarda; iyi projelendirilmiş ve inşa edilmiş siloların ekonomik ömrünün uzun olması beklenebilir. Ancak genel durum böyle olmamaktadır. Silolanan malzemenin akış özelliklerinin değişmesi, aşınmadan dolayı silo duvar malzemesinin özelliklerinin değişmesi bu sorunların temel nedenlerini oluşturmaktadır. Siloya, tasarıma esas olan üründen farklı bir ürünün doldurulması silo içerisindeki yük dağılımını ve akış durumunu değiştireceğinden kemerleşme ve kanallaşma gibi sorunlara neden olabilmektedir. Bunun yanında silo çıkış geometrisindeki değişiklikler silodaki yük dağılımını ciddi bir şekilde değiştirebilir. Silodan ürünün boşaltıldığı huni çıkışında değişiklik yapılması veya sonradan siloya yapılan ilavelerin mutlaka uzman görüşü alınarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir (Carson, 2000). Silolarda kendiliğinden oluşan vibrasyonlar da (titreşimler) önemli ölçüde dinamik yüklerin oluşmasına neden olmaktadırlar. Bu bağlamda muhtemel bir patlamaya neden olabilecek (dinamik yüklerin neden olduğu) toz veya alev alabilir gazların ortamdan uzak tutulması önemlidir (Prutyan et al., 1994). 2.4. Ürünün Akışına Bağlı Sorunlar Taneli ürünlerin depolanmasına yönelik konik çıkış ağızlı (hopper) siloların tasarımının ürün akış koşulları gözetilmeden yapılması durumunda bazı sorunlarla karşı karşıya kalınmaktadır. En çok gözlemlenen sorunlar akış tipine bağlı olarak kemerlenme, kanallanma ve ayrışmadır. Ürünün özelliklerinin değişmesi veya silo iç cidarının cilalanması, aşınması gibi durumlarda yapısal olarak huni akışına göre tasarlanmış silolarda kütle akışı oluşabilir. Bu durumda özellikle huninin üst kısmında öngörülenden aşırı basınç oluşur ve tehlikeli olabilir. Tersi durumun oluşması da muhtemel olmakla birlikte çoğu zaman kritik yükler oluşturmaz. Bu durumları önceden görebilmek ve gerekli önlemleri alabilmek için silo iç yüzeyinin düzenli aralıklarla incelenmesi gereklidir. Cıvatalı bağlantılar varsa, özellikle huninin üst bölümünde cıvata etrafında dalgalanma, vidalar arasındaki bölümde çentik ya da yırtılma, vida deliklerinde büyüme olup olmadığı ya da yüzeyde sürtünmeden dolayı oluşabilecek 93 Tarımsal Ürün Silolarında Yapısal Sorunlar aşınmalarla ilgili belirtiler gözlenmelidir (Carson, 2000; Özel, 2007; Kibar ve ark., 2008). 2.5. Bakım Hataları Silolardaki bakım kullanıcı tarafından veya silo sahibi tarafından yapılabilmektedir. Silolarda bakım hatası olarak periyodik bakımların ihmal edilmesi ile korozyon ve aşınmaya bağlı olarak ortaya çıkan hatalar görülebilmektedir. 2.5.1. Silo Elemanlarında Yetersiz Periyodik Bakım Silolarda düzenli yapılacak incelemeler olası hasarın önceden tahminine ve gerekli tedbirlerin zamanında alınmasına olanak sağlar ve oluşacak hasarın boyutunu küçültür. Periyodik olarak yapılması gereken işlemler; silo duvarlarındaki olası değişikliklerin gözlenmesi, akımı kolaylaştıran astarın bakımı, yenilenmesi, çatı girişi, boşaltıcı, doldurucu bakımı vb. çalışmalardır. Bunun dışında enerji açığa çıkmasının sağlandığı ve zorlanmaların deformasyonla yok edildiği noktaların gözlenmesidir. Çentik, çatlak, deformasyon, silonun eğilmesi vb. durumların gözlenerek gerekli önlemlerin alınması önemlidir. Tehlike fark edildiğinde hemen uzman mühendislerden gerekli bilgiler alınarak çözüme ulaşılmaya çalışılmalıdır. 2.5.2. Paslanma (Korozyon) ve Aşınma Bu sorun özellikle aşındırıcı malzeme depolanması durumunda ve karbon çeliğinin nemli veya aşınmaya uygun atmosfer koşullarında kullanılması durumunda gözlemlenmektedir. Bazen korozyon ve aşınma ikisi bir arada etki gösterebilir ve bu durum silo cidarlarının kolaylıkla incelmesini sağlar (Şekil 8). Bu sorunla karşılaşmamak için gövde materyalinin galvanizli çelik malzeme olması ve bu kaplamanın ömrünü artırmak içinde üzerine mangan kaplama yapılması uygun olabilmektedir. Şekil 8. Silolarda oluşan paslanma ve aşınma durumları 3. Sonuç ve Öneriler Silo tasarımı, mühendislik alanı içerisinde tasarımı en zor yapılan konulardan birisidir. Silo sorunları ile ilgili olarak en sık karşılaşılan durumlar; deformasyon, patlama, çatlak ve çökmelerdir. Tarımsal ürün silolarının güvenli bir şekilde uzun yıllar hizmet verebilmesi mühendislik hizmetlerinin (tasarım, inşa ve kullanım) ciddi bir şekilde ele alınmasıyla 94 olasıdır. Bu bağlamda tarımsal ürün silolarında ki yapısal sorunları en aza indirmek için; - Silo tabanında aşırı yük nedeniyle olası çökmeleri önlemeye yönelik proje aşamasında temel zeminine sondaj etütleri yapılmalı ve silo temel inşasında gerekli önlemler alınmalıdır. - Silo üzerinde etkin dinamik yükler (rüzgar, deprem ve eksantrik yükler) projeleme aşamasında mutlaka gözönüne alınmalıdır. H.KİBAR, T.ÖZTÜRK - Silo içerisinde ürüne yönelik akış koşulları gözönüne alınmalı, özellikle ürünün silodan boşaltılması sırasında kanallanma, kemerleşme, ayrışma gibi problemlere neden olmayacak optimum akış açısı belirlenmelidir. - Silolanacak ürün dolayısıyla silo içerisinde oluşacak statik ve dinamik basınçların hesaplanmasında uygun eşitlikler kullanılmalıdır. Bu kapsamda silolanan ürüne yönelik mühendislik özellikler (birim ağırlık, içsel sürtünme açısı, sürtünme katsayısı, poison oranı, basınç oranı) önemli olduğundan, hesaplamalarda ürüne ilişkin tür ve yersel özellikler gözetilerek saptanmış parametrik değerler kullanılmalıdır. - Silo cidar kalınlıkları silo kesit geometrisine bağlı olarak silodaki aktif ve pasif basınçlar gözetilerek saptanmalıdır. - Çelik silolar üniform olmayan yanal basınçlar nedeniyle kolayca deforme olabildiğinden projelendirme aşamasında bu basınçlar da dikkate alınmalıdır. - Silo tasarımında yaygın olarak kullanılan ANSYS, ABAQUS ve SAP200 gibi sonlu eleman yazılım programları ile silonun prototip modeli üzerinde statik, dinamik, lineer, nonlineer, modal ve burkulma analizleri yapılarak model üzerinde gözlemlenen sorunlara yönelik çözüm olanakları geliştirildikten sonra projelendirme yapılmalıdır. Ayrıca farklı ürünlerin depolanmasına yönelik değişik malzeme kullanımıyla çeşitli bölgeler için silo tip projeleri hazırlanmalıdır. Teşekkür Bu çalışmada silolarda yapısal sorunlara yönelik olarak arşivindeki görsel materyallerini bizimle paylaşan Prof. Dr. J. Michael Rotter’e teşekkürlerimizi sunarız. Kaynaklar ACI 313., 1977. Recomended Practice for Design and Construction Bins, Silos, and Bunkers for Storing Granular. American Concrete Institue. AS 3774, 1996. Loads on Bulk Solids Containers. Satandards Association of Australia, Homebush, NSW 2140. Ayuga, F., Aguado, P, Gallego, E, Ramirez, Á., 2005. New Steps Towards The Knowledge of Silos Behaviour. International Agrophysics, 19, 7-17. Blight, G.E., 1990. Defects in Accepted Methods of Estimating Design Loadings for Silos. Proceedings Institution Circle Engineers, 88, Part I, pp.10151036. Blight, G.E., 1992. Temperature-Induced Loadings on Silo Walls. Structural Engineering Review, 1, 61-71. Carson, J.W. Jenkyn, R.T., 1993. Load Development and Structural Considerations in Silo Design. Presented at Reliable Flow of Particulate Solid II, Oslo, Norway. Carson, J.W., 2000. Silo Failures: Case Histories and Lessons Learned. Third Israeli Conference for Conveying and Handling of Particulate Solids, Dead Sea Israel. Carson, J.W., 2008. Hopper/Bin Design. In: Bulk Solids Handling, Equipment Selection and Operation (ed. McGlinchey D.), pp.68-98, Blackwell Publishing, Oxford. DIN 1055, 1964. Design Loads for Buildings: Loads in Silos. Germany Standards. Eurocode 1, 2003. Basis of Design and Actions on Structures (EN 1991-4), Part 4: Actions in Silo and Tanks. European Committee for Standardisation, Brussels. Gaylord, E.H., Gaylord, C.N., 1984. Design of Steel Bins for Storage of Bulk Solids. Prentice-Hall. Gorenc, B.E., T.J., Hogan and J.M. Rotter, 1986. Guidelines Forth he Assessment of Loads on Bulk Solids Containers. The Institution of Engineers, Australia. Greiner, R., Derler, P., 1985. Effect of Imperfections on Wind–Loaded Cylindirical Shells. Thin-Walled Structures, 23, 271-281. Janssen, H.A., 1895. Versuche uber Getreidedruck in Silozellen (Experiments about Pressure of Grain in silos). Zeitschrift Vereines Deutscher Ingenieure, 39, 1045-1049. Jenike, A.W., 1964. Storage and Flow of Solids. University of Utah Engineering, Experiment Station, Bulletin 123. Jenkyn, R.T., Goodwill, D.,1987. Silo Failures: Lessons to be Learned. Engineering Digest. Khazra, A., 1989. Stress and Buckling Analysis of Grain Silos Under Snow or Wind Loads. Civil Engineering, University of Illions at UrbanaChampaing, Ph.D. Thesis, 602p. Kibar H., Öztürk T., Esen, B., 2008. Taneli Tarımsal Ürünler Için Akış Profilleri ve Silolamada Karşılaşılan Sorunlar. Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Dergisi. 25: 61-67. Li, H.Y., 1994. Analysis of Steel Silo Structures on Discrete Supports. Department of Civil Engineering & Building Science, The University of Edinburgh, Ph.D. Thesis, 244p. 95 Tarımsal Ürün Silolarında Yapısal Sorunlar Molenda, M., Horabik, J., 2005. Mechanical Properties of Granular Agro-Materials and Food Powders for Industrial Practice. Part-I Characterization of Mechanical Properties of Particulate Solids for Storage and Handling, Lublin. Özel, K., 2007. Çelik Hububat Silolarının Tasarım Esasları. Yüksek Lisan Tezi, Selçuk Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Konya. Peschl, A.S.Z., 1977. Construction of Concrete Silos, Silo failures-an analysis of the reasons. Norwegian Society of Chartered Engineers. Pircher, M., 2000. The Effects of Weld-Induced Imperfections on the Stability of Axially Loaded Steel Silos. University of Western Sydney, Ph.D. Thesis, 204p. Purutyan, H., Bengston, K.E., Carson, J,W., 1994. Identifying and Controlling Silo Vibration Mechanism: Part I. Powder and Bulk Engineering, 8, 58-65. Rotter, J.M., 2001. Guide for The Economic Design of Circular Metal Silos. Taylor & Francis Routledge. Rotter, J.M., 2008. Silo and Hopper Design for Strength. In: Bulk Solids Handling, Equipment Selection and Operation (ed. McGlinchey D.), pp.105-134. Blackwell Publishing, Oxford. 96 Rotter, J.M., 2009. Silos and Tanks in Research and Practice: State of The Art and Current Challenges. Proceedings of the International Association for Shell and Spatial Structures (IASS) Symposium, Evolution and Trends in Design, Analysis and Construction of Shell and Spatial Structures, 28 September–2 October 2009, Universidad Politecnica de Valencia, Spain. Takahashi, H., Yanai, H., 1973. Flow Profile and Void Fraction of Granular Solids in a Moving Bed. Powder Technology, 7, 205-214. Themer, D.F., 1969. Failures of Reinforced Concrete Grain Silos. Transactions of the ASME, Journal of Engineering for Industry, 460-477. Trahair, N.S., Abel, A., Ansourian, P., Irvine, H.M., Rotter, J.M., 1983. Structual Design of Steel Bins for Bulk Solids, Australian Institute of Steel Construction LTD, Sydney. Zhao, Y., 2001. Stability and Strength of Steel Silo Transition Junctions. Department of Civil and Structural Engineering, The Hong Kong Polytechnic University, Ph.D. Thesis, 439p. Waters, A.J., Drescher, A., 2000. Modeling Plug Flow in Bins/Hoppers. Powder Technology, 113: 168-175. Watson, G.R., Rotter, J.M., 1996. A Finite Element Kinematic Analysis of Planar Granular Solids Flow. Chemical Engineering Science, 51, 3967-3978. GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 97-101 Nar Suyu Yan Ürünlerinin Hayvan Beslemede Kullanım Olanakları Şenay SARICA Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, Tokat Özet: Nar; Türkiye’de meyve suyuna işlenen meyveler arasında son yıllarda önemli bir potansiyele sahiptir. Nar suyu yan ürünlerin (nar posası, nar çekirdeği, nar kabuğu vb.) içerdikleri polifenolik bileşiklerden dolayı hayvan beslemede kullanımları, ekonomik açıdan önem arz etmektedir. Türkiye’de bu yan ürünlerin hayvan beslemede antimikrobiyal ve antioksidan yem katkı maddesi olarak kullanım olanakları artırılmalı ve yaygınlaştırılmalıdır. Anahtar kelimeler: Nar suyu yan ürünleri, antimikrobiyal, antioksidan, hayvan besleme Using Possibilities of Pomegranate Juice By-Products in Animal Nutrition Abstract: In recent years, pomegranate has an important potential in Turkey among fruits proccessed to juice. The use of pomegranate juice by-products (pomegranate pulp, pomegranate seed, pomegranate peel, etc.) in animal nutrition due to their polyphenolic components is important in view of economic. In Turkey, using possibilities of these by-products as antimicrobial and antioxidant feed additive in animal nutrition should be increased and widespread. Key words: Pomegranate juice by-products, antimicrobial, antioxidant, animal nutrition 1. Giriş Anavatanı olan Kapadokya ve Ortadoğu’da binlerce yıldır üretimi ve tüketimi yapılan nar (Punica granatum L., punicaceae), en eski meyve türlerinden biridir. Tropik ve subtropik iklim meyvesi olarak bilinmekle beraber, sıcak ve ılıman iklim bölgelerinde de sınırlı bir şekilde yetişebilen narın, dünyada ve Türkiye’de üretimi ve tüketimi her geçen gün artmaktadır (Zarei ve ark., 2011). Nar, taze olarak tüketilebildiği gibi meyve suyuna, meyve suyu konsantresine, reçele, şaraba ve nar ekşisine işlenerek te değerlendirilmektedir. Ayrıca Türkiye’de önemli bir üretim potansiyeline sahip olmasına karşın önceki yıllarda değerlendirilmeyen ve önemi yeni anlaşılan yan ürünlerden biri de nar posasıdır. Son yıllarda insan sağlığı üzerindeki olumlu etkilerinden dolayı nar suyu tüketimi ve buna bağlı olarak ta narın işlenmesinden elde edilen posa miktarında artış olmuştur. Çoğu zaman meyve suyu fabrikalarının etrafına bırakılan bu yan ürünler çevresel problemlere yol açmaktadır. Nar meyvesinden ilaç, yağ, hayvan yemi, tanen, pektin, sirke, sitrik asit, boya, mürekkep vb. ürünlerin elde edilebilmesi, bu meyvenin gelecekte önemli bir endüstri meyvesi olacağı izlenimini vermektedir (Vardin ve Abbasoğlu, 2004). Bu makalede, nar suyu üretimi yan ürünlerinin hayvan beslemede alternatif yem kaynakları ve yem katkı maddeleri olarak değerlendirilmeleri üzerinde durulacaktır. 2. Nar ve Nar Suyu Üretim Potansiyeli ile Yan Ürünleri Dünya toplam nar üretiminin yaklaşık olarak yarısı 1.140.000 milyon ton ile Hindistan’da gerçekleşmekte, bu ülkeyi 705.000 milyon ton ile İran, 127.760 milyon ton ile Türkiye ve 110.000 milyon ton ile ABD izlemektedir. (Işık ve ark., 2011). 2008 yılı verilerine göre; Akdeniz bölgesi 72.257 ton üretim miktarı (% 54.46) ile Türkiye’nin toplam nar üretiminin yarısından fazlasını karşılamaktadır. Ege ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri sırasıyla % 24.42 ve % 12.88’lik üretim paylarına sahipken, diğer bölgelerin üretim miktarının düşük olduğu bildirilmektedir (Işık ve ark., 2011). Üretimdeki bu fazlalığa karşın, yukarıda adı geçen ülkelerde ihracat miktarı oldukça düşüktür. Türkiye’nin nar ihracatında da 2005 ile 2007 yılları arasında ciddi bir artış olmamasına rağmen, özellikle 2008 yılında önemli bir artış olduğu bildirilmektedir. Nar ihracat değerimiz 2005 yılında 11.447.082 ton olup, 2008 yılında % 190 artarak 33.193.295 tona, 2009 yılında ise % 26 oranında artış göstererek 41.938.979 tona ulaşmıştır (Işık ve ark., 2011). Türkiye’de meyve suyuna işlenen 97 Nar Suyu Yan Ürünlerinin Hayvan Beslemede Kullanım Olanakları meyveler yaygın olarak elma, şeftali, vişne ve portakal iken son yıllarda siyah üzüm ve narın da belli bir potansiyele ulaştığı dikkat çekmektedir (Meyed, 2005). Narın toplam ağırlığının yaklaşık olarak % 48’i kabuktan, %52’si ise yenilebilir kısmı olan meyveden oluşmaktadır. Yenilebilir kısmın % 78’i nar suyundan,% 22’si ise çekirdekten oluşmaktadır (Zarei ve ark., 2011). 3. Alternatif Yem Kaynağı Olarak Kullanımı Hayvan beslemede üretim maliyetinin % 60-70 gibi önemli bir kısmını yem giderleri oluşmaktadır. Kullanılan yem kaynaklarının miktarının ve kalitesinin artırılmasının yanı sıra daha ucuz alternatif yem kaynaklarının kullanımı ekonomik hayvan yetiştiriciliği açısından çok önemlidir. Bu da; nar suyu üretimi yan ürünleri olan posanın ve kabukların üretim potansiyeli ve yem değeri açısından alternatif yem kaynakları olarak değerlendirilebileceğini ortaya koymaktadır. Oliveira ve ark. (2010) Holstein buzağıların rasyonuna günlük olarak 0, 5 veya 10 g miktarlarında nar ekstraktı ilavesinin; performans, sağlık, besin maddeleri sindirimi ve bağışıklık parametresi üzerine etkilerini incelemek amacıyla bir çalışma yapmışlardır. Bu çalışmanın sonucuna göre; nar ekstraktı ilavesinin ilk 30 günlük yaşta buzağıların yem tüketimini ve canlı ağırlık artışını etkilemezken, ilave edilen nar ekstraktının miktarının artışıyla orantılı olarak 30 günlük yaştan sonra buzağıların kuru madde tüketimlerinin ve canlı ağırlık artışlarının azaldığı saptanmıştır. Buna ilaveten rasyona nar ekstraktı ilavesinin kuru madde, organik madde ve nişasta sindirilebilirliğini etkilemediğini ancak ham proteinin ve ham yağın sindirilebilirliğini azalttığı ve plazma total immünglobulin düzeyini artırdığı da bildirilmektedir. Shabtay ve ark. (2008) Holstein Friesian besi danalarının rasyonuna yeni bir yem maddesi olarak taze nar kabuklarının ilavesinin, canlı ağırlık kazancı ile yem tüketimini ve plazmanın α-tokoferol içeriğini önemli derecede artırdığını ifade etmişlerdir. Modarresi ve ark. (2011) nar posasının rasyona % 6 veya % 12 düzeyinde ilavesinin keçilerin kuru madde tüketimini ve günlük canlı ağırlık artışını önemli derecede etkilemediğini ancak süt veriminin rasyona ilave edilen nar posasının düzeyinin artışıyla 98 önemli derecede azaldığını bildirmişlerdir. Ayrıca rasyona % 6 ve % 12 düzeyinde nar posası ilavesiyle süt yağı düzeyinin sırasıyla % 8 ve % 15’e kadar arttığı fakat süt yağı randımanının ve süt protein düzeyinin önemli derecede etkilenmediği belirtilmektedir. Rasyona nar posası ilavesinin kan glukoz, kolesterol, üre, trigliserid ve lipoprotein düzeylerini etkilemediği de saptanmıştır. Bu araştırmanın sonucuna göre; keçi rasyonlarında enerji kaynağı yem maddelerinin bir kısmı yerine nar posasının ucuz bir yem maddesi olarak ikame edilebileceği belirtilmektedir. Nar posasında veya kabuğunda bulunan tanenlerin proteinlerle kompleks oluşturduğu, selülotik bakterilerin gelişimini engelleyerek selülozun sindirimini düşürdüğü ancak % 4’ün altındaki tanenin ruminantlar için by-pass protein miktarını artırarak yem proteininden yararlanmayı artırdığı ifade edilmektedir (Singleton, 1981). Alternatif protein kaynağı olarak “Tek Hücre Proteinlerinin” üretiminde nar kabuklarından yararlanılabilir ve bu şekilde elde edilen maya proteinleri, kanatlı hayvanların beslenmesinde soya küspesinin veya balık ununun yerine kullanılabilir. Khan ve ark. (2009) nar kabuğundan elde edilen maya proteininde % 51.6 ham protein bulunduğunu bildirmişlerdir. 4. Nar Suyu Yan Ürünlerindeki Biyoaktif Polifenolik Bileşikler Nar suyu; özellikle 3-glukozitler ve delphinidin 3,5-diglukozitler, siyanidin ve pelorgonidin gibi antosiyaninleri (Zarei ve ark., 2011), bazı fenolik bileşikleri ve punikalin, pedunkulagin, punikalagin ve ellagik asit gibi tanenleri içermektedir (Kulkarni ve ark., 2005). Buna ilaveten; nar kabukları, ellagik asit, ellagitanen ve gallik asit içermektedir (Nasr ve ark., 1996). Nar kabuğu; punikalagin ve bunun izomerleri olan 2,3-hekzahidroksidifenol-4,6gallagilglukoz gibi ellagitanenlerce zengin olup, punikalin (4,6-gallagilglukoz), gallik asit, ellagik asit ve ellagik asit glikozitleri (heksisid, pentosid, rhamnosid) ise daha az miktarda içermektedir (Gil ve ark., 2000). Khaidarov ve ark. (1991) nar kabuğundan % 0.8-1.0 düzeyinde tanenleri ekstrakte ettiklerini bildirmişlerdir. Ş.SARICA 5. Alternatif Yem Katkı Maddesi Olarak Etki Mekanizmaları 5.1. Antimikrobiyal Aktiviteleri Kanatlı hayvanlarda yemden yararlanmayı iyileştirmek ve besi performansını artırmak amacıyla antibiyotikler, büyütme faktörü yem katkı maddesi olarak uzun süre karma yeme ilave edilmiştir. Antibiyotikler, ince bağırsağın pH’sını değiştirmek suretiyle, kanatlı hayvanlar için toksik etkili olan maddeleri üreten zararlı mikroorganizmaların yaşamasını ve çoğalmasını engelleyerek hem hayvanın sağlığını hem de verimini olumlu yönde etkilemektedir (Sarica ve ark., 2005). Ancak antibiyotik kökenli büyütme faktörlerinin uzun süre kullanılmaları; patojen mikroorganizmaların bunlara karşı çapraz direnç kazanmaları ve hayvansal ürünlerde kalıntı bırakmaları nedeniyle, kanatlı karma yemlerinde kullanımları yasaklanmış ve alternatiflere yönelik çalışmalara ağırlık verilmiştir. Son yıllarda doğal ürünlere yönelme, farklı yapıdaki bitkisel ürünlere olan talebi artırmıştır. Özellikle aromatik bitkiler (kekik, nane, kimyon, adaçayı vb.) ile bunlardan elde edilen esansiyel yağlar üzerinde önemle durulmuştur (Basmacıoğlu Malayoğlu, 2007). Son yıllarda gerek gıda gerekse de yem sektöründe antimikrobiyal kökenli doğal yem katkı maddeleri olarak polifenolik bileşiklerce zengin nar kabuğu veya ekstraktı dikkat çekmiştir. Bu ürünlerin yanı sıra nar suyu üretimi yan ürünü olarak elde edilen nar kabuğunun işlenmesiyle elde edilen ekstraktın gerek gram-negatif gerekse de gram-pozitif bakterilere karşı geniş spektrumlu antimikrobiyal aktiviteye sahip olduğu yapılan in vitro çalışmalarla ortaya konmuştur (Prashanth ve ark., 2001; Negi ve Jayaprakasha, 2003). Nar kabuğu ekstraktının antimikrobiyal etkisinin; yapısında bulunan gallotanenler ve ellagitanenler gibi hidrolize olabilir tanenlerden ileri geldiği ifade edilmektedir (Prashanth ve ark., 2001). Nar kabuğundan elde edilen kondense tanenin antimikrobiyal etki mekanizması; patojen mikroorganizmların enzim aktivitelerini ve mikroorganizmaların membranlarında elektron taşınma sistemini engellemeleri şeklinde açıklanmıştır (Scalbert, 1991). Bununla beraber gerek nar kabuğu veya ekstraktı ile bunlardan elde edilen kondense tanenin evcil hayvanlar üzerindeki antimikrobiyal etkilerini araştıran hiçbir çalışmaya rastlanılmamıştır. Ancak laboratuvar koşullarında yürütülen çalışmada Panichayupakaranant ve ark. (2010), % 13 düzeyinde ellagik asit içeren nar kabuğu ekstraktının gram-pozitif anaerob bir bakteri olan Propionibacterium acnese ve gram-pozitif fakültatif anaerob bakteri olan Staphylococcus aureus ve Stahpylococccus epidermidis’e karşı potansiyel bir bakteriostatik etki gösterdiğini saptamışlardır. Al-Zoreky (2009), nar kabuğunun % 80’lik metanol ekstraktının in vitro koşullarda Listeria monocytogenes, Staphylococcus aureus, E. coli ve Yersinia enterocolitica’nın gelişimini engelleyici etkiye sahip olduğunu saptamıştır. Sweetie ve ark. (2010), nar kabuğu ekstraktının % 0.01 konsantrasyonda dahi Staphylococcus aureus ve Bacillus cereus’a karşı iyi bir antimikrobiyal etki gösterdiğini, bu ekstraktın % 0.1 gibi yüksek konsantrasyonunun Pseudomonas gelişiminde etkili iken, E. coli ve S. typhimurium’a karşı etkisiz olduğunu bildirmişlerdir. Nar ekstraktında bulunan en önemli fenolik bileşik olan hidrolize veya kondense tanenlerin Candida albicans’a karşı kuvvetli bir antifungal aktivite gösterdiği de belirtilmektedir (Vasconcelos ve ark., 2006). Nar suyu üretimi yan ürünlerinin in vitro koşullarda antimikrobiyal etkilerinin ortaya konulduğu pek çok çalışmanın bulunmasına karşın in vivo çalışmalara da ağırlık verilmesi gerekmektedir. 5.2. Antioksidan Aktiviteleri Özellikle son yıllarda tüketicilerin sağlık açısından bilinçlenmeleri ile kanserojenik ve mutajenik özellikteki sentetik antioksidanların kullanımına kısıtlamalar getirilmesi, gıda ve yem sektöründe vitamin E ve C ile β-karoten gibi doğal antioksidanların yaygın halde kullanılmasına neden olmuştur (Botsoglou ve ark., 2003a,b). Kanatlı karma yemlerinde yaygın olarak kullanılan antioksidanlara alternatif olabilecek Lamiaceae familyasından olan aromatik şifalı bitkilerin esansiyel yağlarının kullanımı son yıllarda gündeme gelmiştir. Bu amaçla 99 Nar Suyu Yan Ürünlerinin Hayvan Beslemede Kullanım Olanakları kanatlılar üzerinde yürütülen bilimsel çalışmalarda; kekik, biberiye, adaçayı veya yeşil çay ile bunların esansiyel yağları doğal antioksidan olarak yaygın şekilde kullanılmıştır (Botsoglou ve ark., 2002a,b). Söz konusu bitkisel ürünlerin yanı sıra son yıllarda nar suyu üretimi yan ürünlerinin doğal antioksidan olarak kullanılabileceklerine ilişkin ilgi giderek artmıştır. Nar suyu üretimi yan ürünlerinin içerdikleri polifenolik bileşiklerden dolayı doğal antioksidan olarak değerlendirilebilecekleri yapılan in vitro (Gil ve ark., 2000; Singh ve ark., 2002; Li ve ark., 2006) ve in vivo (Shabtay ve ark., 2008) çalışmalarla ortaya konmuştur. Nar kabuğu ekstraktının toplam fenolik, flavonoid ve proantosiyanidin içeriğinin daha fazla olması nedeniyle antioksidan aktivitesinin nar posasından daha yüksek olduğu (Li ve ark., 2006), nar kabuğundaki hidrolize tanenlerden olan punikalaginin serbest radikallerin uzaklaştırılmasında ve lipid oksidasyonun önlenmesinde oldukça güçlü etkiye sahip olduğu, ayrıca kabukta α ve γ-tokoferolün önemli düzeyde bulunduğu bildirilmektedir (Shabtay ve ark., 2008). Nar kabuğundaki polifenoller, serbest radikalleri tutarak, oksidanlara bir hidrojen atomu aktararak serbest radikalleri kararlı hale getirerek ve metal şelatları oluşturarak lipid oksidasyonu engellemektedir (Murthy ve ark., 2002). Negi ve Jayaprakasha (2003) nar kabuklarının etil asetat, aseton, metanol ve su ile ekstraksiyonu sonucunda elde edilen nar kabuğu ekstraktını sentetik bir antioksidan olan bütilathidroksitoluen ile karşılaştırmak amacıyla yaptıkları bir in vitro çalışmada, metanolle ekstrakte edilmiş nar kabuğu ekstraktının 50 mg/kg’lık düzeyinin antioksidan özelliğinin sentetik antioksidanınkinden daha üstün olduğunu saptamışlardır. Kotamballi ve ark. (2002) nar kabuğu ekstraktının antioksidan aktivitesini incelemek amacıyla ratlar üzerinde yaptıkları araştırmalarının sonucuna göre; 50 mg/kg düzeyinde nar kabuğu ekstraktı ilavesiyle kontrol grubuna nazaran katalaz, peroksidaz ve süperoksit dismutaz enzimlerinin aktivitesinin önemli derecede korunduğunu ve lipid peroksidasyon düzeyinin ise %54 düzeyinde azaldığını saptamışlardır. 100 5.3. Kolesterol Düşürücü Etkileri Nar çekirdeği, posası veya kabuğunun içerdiği polifenollerden olan kondense tanenlerin veya proantosiyanidinlerin; kolesterolün taşınmasını ve safra asidi atılımını artırarak, bağırsaktan kolesterolün emilimini azalttıkları bildirilmektedir (Nakamura ve Tonogai, 2002). Labib ve Hossin (2009), hiperkolesterolemik erkek sıçanların rasyonuna % 5, 10 veya 15 düzeylerinde nar kabuğu tozu veya % 1, 2 veya 3 düzeylerinde nar kabuğu ekstraktı ilavesinin, HDL hariç serum total kolesterol, trigliserid, LDL ve VLDL kolesterol düzeyini önemli derecede düşürdüğünü saptamışlardır. 6. Sonuç Tarıma dayalı sanayi yan ürünlerinin hayvan beslemede alternatif yem maddesi veya yem katkı maddesi olarak değerlendirilmesi ekonomi ve çevre açısından son derece önemlidir. Bu nedenle nar suyu yan ürünleri olarak ele geçen nar posası, nar çekirdeği ve kabuklarının veya bunların ekstraktlarının hayvan beslemede antimikrobiyal, antioksidan ve kolesterol düşürücü yem katkı maddesi olarak kullanılmasına yönelik in vivo çalışmalara ağırlık verilmesi gerekmektedir. Kaynaklar Al-Zoreky, N. S. 2009. Antimicrobial Activity of Pomegranate (Punica granatum L.) Fruit Peels. International Journal of Food Microbiology, 134(3), 244-248. Basmacıoğlu Malayoğlu, H. 2007. Şarap ve Üzüm Suyu Üretimi Yan Ürünlerinin Hayvan Beslemede Değerlendirilmesi. IV. Ulusal Hayvan Besleme Kongresi, 24-28 Haziran 2007, Bursa, 423-428. Botsoglou, N. A., P. Florou–Paneri, E. Christaki, D. J. Fletouris, and A. B. Spais, 2002a. Effect of Dietary Oregano Essential Oil on Performance of Chickens and on Iron-Induced Lipid Oxidation of Breast, Thigh and Abdominal Fat Tissues. British Poultry Science, 43, 223-230. Botsoglou, N. A., E. Christaki, D. J. Fletouris, P. Florou– Paneri, and A. B. Spais, 2002b. The Effect of Dietary Oregano Oil on Lipid Oxidation in Raw and Cooked Chicken during Refrigerated Storage. Meat Science, 62, 259-265. Botsoglou, N. A., S. H. Grigoropoulou, E. Botsoglou, A. Govaris, and G. Papageorgiou, 2003a. The Effect of Dietary Oregano Oil and Alpha-Tocopheryl Acetate on Lipid Oxidation in Raw and Cooked Turkey Ş.SARICA during Refrigerated Storage. Meat Science, 65, 1193-1200. Botsoglou, N. A., A. Govaris, E. N. Botsoglou, S. H. Grigoropoulou, and G. Papageorgiou, 2003b. Antioxidant Activity of Dietary Oregano Essential Oil and α-Tocopheryl Acetate Supplementation in Long-Term Frozen Stored Turkey Meat. Journal of Agriculture and Food Chemistry, 51(10), 29302936. Gil, M. I., F. A. Tomas-Barberan, B. Hess-Pierce, D. M. Holcroft, and A. A. Kader, 2000. Antioxidant Activity of Pomegranate Juice and Its Relationship with Phenolic Composition and Processing. Journal of Agriculture and Food Chemistry, 48, 4581-4589. Işık, E. A., K. Yazıcı, A. Şahin ve N. Kaya, 2011. Dünya’da ve Türkiye’de Nar Yetiştiriciliği. http://www.batem.gov.tr/ürünler/meyvelerimiz/nar/n ar.htm Khan, M., S. S. Khan, Z. Ahmed and A. Tanveer, 2009. Production of Fungal Single Cell Protein Using Rhizopus Oligosporus Grown on Fruit Wastes. Biological Forum-An International Journal, 1(2), 3235. Khaidarov, K., A. A. Mamazhanov, I. E. Kaimov and M. K. H. Kirakos’yants, 1991. Tannins from Pomegranate Rind Wastes. Uzb Khim Zh, 6, 73-74. Kotamballi, N. C. M., K. J. Guddadarangavvahally and P. S. Ravendra, 2002. Studies on Antioxidant Activity of Pomegranate (Punica granatum L.) Peel Extract Using In Vivo Models. Journal of Agriculture and Food Chemistry, 50, 4791-4795. Kulkarni, A. P. and S. M. Aradhya, 2005. Chemical Changes and Antioxidant Activity in Pomegranate Arils during Fruit Development. Food Chemistry, 93, 319-324. Labib, F. and A. Hossin, 2009. Effect of Pomegranate (Punica granatum L.) Peels and It’s Extract on Obese Hypercholesterolemic Rats. Pakistan Journal of Nutrition, 8(8), 1251-1257. Li, Y., C. Guo, J. Yang, J. Wei, J. Xu and S. Cheng, 2006. Evaluation of Antioxidant Properties of Pomegranate Peel Extract in Comparison with Pomegranate Pulp Extract. Food Chemistry, 96(2), 254-260. Meyed-Meyve Suyu Endüstrisi Derneği, 2005. www.meyed.org.tr Modaressi, S. J., M. H. Fathi Nasri, O. Dayani and L. Rashidi, 2011. The Effect of Pomegranate Seed Pulp Feeding on DMI, Performance and Blood Metabolites of Southern Khorasan Crossbred Goats. Animal Science Research, 20-4(2), 123-132. Murthy, K. N. C., G. K. Jayaprakasha and R. P. Singh, 2002. Studies on Antioxidant Activity of Pomegranate (Punica granatum L.) Peel Extract Using In Vivo Models. Journal of Agriculture and Food Chemistry, 50(17), 4791-4795. Nakamura, Y. and Y. Tonogai, 2002. Effect of Grape Seed Polyphenols on Serum and Hepatic Lipid Contents and Fecal Steroid Excretion in Normal and Hypercholesterolemic Rats. Journal of Health Science, 48 (6), 570-578. Nasr, C. B., N. Ayed and M. Metche, 1996. Quantitative Determination of the Polyphenolic Content of Pomegranate Peel. Zeitschrift für Lebensmitteluntersuchung und Forschung A, 203, 374-378. Negi, P. S. and G. K. Jayaprakasha, 2003. Antioxidant and Antibacterial Activities of Punica Granatum Peel Extracts. Journal of Food Science, 68, 1473-1477. Oliveira, R. A., C. D. Narciso, R. S. Bisinotto, M. C. Perdomo, M. A. Ballou, M. Dreher and J. E. P. Santos, 2010. Effect of Feeding Polyphenols on Growth, Health, Nutrient Digestion and Immunocompetence of Calves. Journal of Dairy Science, 93, 4280-4291. Panichayupakaranant, P., S. Tewtrakul and S. Yuenyongsawad, 2010. Antibacterial, AntiInflammatory and Anti-Allergic Activities of Standardised Pomegranate Rind Extract. Food Chemistry, 123, 400-403. Prashanth, D., M. K.Asha and A. Amit, 2001. Antibacterial Activity of Punica Granatum. Fitoterapia, 72, 171-173. Sarica, S., Ciftci A., Demir, E., Kilinc, K., Yildirim, Y. 2005. Use of Antibiotics Growth Promoter and Two Herbal Natural Feed Additives with and without Exogeneous Enzymes in Wheat Based Broiler Diets. South African Journal of Poultry Science, 3, 33-45. Scalbert, A. 1991. Antimicrobial Properties of Tannins. Phytochemistry, 30, 3875-3878. Shabtay, A., H. Eitam, Y. Tadmor, A. Orlov, A. Meir, P. Weinberg, Z. G .Weinberg, Y. Hen, A. Brosh, I. Izhaki and Z. Kerem, 2008. Nutritive and Antioxidative Potential of Fresh and Stored Pomegranate Industrial By-Product as a Novel Beef Cattle Feed. Journal of Agriculture and Food Chemistry, 56(21), 10063-10070. Singh, R. P., M. K. N. Chidambara and G. K. Jayaprakasha, 2002. Studies on the Antioxidant Activity of Pomegranate (Punica granatum L.) Peel and Seed Extracts Using In Vitro Models. Journal of Agriculture and Food Chemistry, 50, 81-86. Singleton, V. L., 1981. Naturally Occuring Food Toxicants: Phenolic Substances of Plant Origin Common in Foods. Advance in Food Research, 27, 157-162. Sweetie, R. K., C. Ramesh and S. Arun, 2010. Antioxidant and Antimicrobial Activity of Pomegranate Peel Extract Improves the Shelf Life of Chicken Products. International Journal of Food Science and Technology, 45, 216-222. Vardin, H. ve M. Abbasoğlu, 2004. Nar Ekşisi ve Narın Diğer Değerlendirme Olanakları. Geleneksel Gıdalar Sempozyumu, 23-24 Eylül 2004, Van, 165-169. Vasconcelos, L. C., F. C. Sampaio, M. Sampaio, C. Pereira, S. Mdo, J. S. Higino and M. H. Peixoto, 2006. Minimum Inhibitory Concentration of Adherence of Punica Granatum L. (pomegranate) Gel against S. Mutants, S. Mitis and C. Albicans. Brazilian Dent Journal, 17, 223-227. Zarei, M., M. Azizi and B. S. Zeinolabedin, 2011. Evaluation of Physicochemical Characteristics of Pomegranate (Punica granatum L.) Fruit during Ripening. Fruits, 66, 121-129. 101 GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 103-116 Türkiye’deki Tarımsal Mücadele Üretim Tüketim Ve Dış Ticaretinin Avrupa Birliği Uyum Sürecinde Gelişim Seyri Nuray KIZILASLAN 1 Ömer YAŞA2 1 2 Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tarım Ekonomisi Bölümü, Taşlıçiftlik, Tokat Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü, Lodumlu, Ankara Özet: Bu çalışmada Türkiye’nin tarımsal mücadele politikalarındaki gelişimin değerlendirilmesi ve Avrupa Birliği (AB) uyum sürecinde AB ülkelerindeki tarımsal mücadele politikaları ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Araştırmada; tarım ilaçları üretim, tüketim ve dış ticaret miktarlarında meydana gelen değişimlerin yönünü belirlemek amacıyla trend analizi uygulanmıştır. Trend Analizlerinde linear trend modelleri denenmiş olup üretim, tüketim ve dış ticaret miktarlarına ilişkin kriterlerin yıllar itibariyle gelişme yönünü belirleyebilmek amacıyla sabit ve zincirleme indekslerden yararlanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre; zararlılara karşı en etkili yöntemin kimyasal mücadele olması nedeniyle, üretim, tüketim, ithalat ve ihracat rakamlarında insektisitlerin en fazla kullanılan grup olduğu açıkça tespit edilmiştir. Türkiye’nin tarım ilaçları politikaları bakımından güçlü ve zayıf yönlerini ortaya koymak amacıyla yapılan Swot analizinde, üretim, tüketim ve dış ticaret miktarlarında meydana gelen değişimlerin yükselme eğiliminde olduğu görülmüştür. Kurulu kapasite gücü, gelişmekte olan pazarlara yakınlık ve formulasyon bilgisi Türkiye’nin güçlü yönleri olarak kaydedilmiştir.AB uyum çalışmalarında alt yapının oluşması ülkenin zarar görmemesi, çiftçilerin ilaç ihtiyacını karşılaması ve bunu yerli üreticilerden ucuza temin etmeyi sürdürebilmesi için geçiş sürecinin üzerinde önemle durulması gerekmektedir. Uyum için çıkarılacak mevzuatlarda ülke ekonomisini etkileyecek önerilerin ve Türkiye şartlarının dikkate alınması, özellikle yerli sektörün zarar görmemesi ve ekonomik direnç göstermeleri sağlanmalıdır. Tercüme edilerek uygulanmak üzere çıkarılacak mevzuatlarda birebir tercüme yapılmaması, ilgili kuruluşların yetki, alan ve sorumlulukları da dikkate alınarak belirlenmesi büyük yarar sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: Pestisit, Üretim, Tüketim, İthalat, İhracat, AB The Monitoring Of The Course Of Development Of Turkey‘s Plant Protection Production Consumption Foreign Trade During The Harmonization Process With The European Union Abstract: In this study, The Monitoring of the course of development of Turkey's plant protection policies , during the harmonization process with the European Union (EU), is compared with plant protection policies in the countries of the European Union. In this research, trend analysis was applied in order to determine the direction of the changes in the amounts of agricultural pesticides production, consumption and foreign trade. Linear trend models were used in trend Analysis and fixed and chained indexes were benefited to determine development aspect of the criteria lated with production, consumption and foreign trade volumes over the years. Swot analysis was conducted to determine the strengths and foible of Turkey's agricultural policies in terms of plant protection products it was observed that changes in the amounts of pesticide production, consumption and foreign trade were in a tendency to increase. Installed capacity power, proximity of markets in developing and knowledge of formulation were recorded as Turkey’s powerful aspects. On the transition process should be seriously considered for the formation of the infrastructure in EU harmonization studies, prevent damage to the country, farmers meet the need form education and to continue to supply it cheaper domestic manufacturers. On the legislations will be issued for harmonization, proposals will affect the country’s economy and conditions in Turkey should be considered, especially prevent the damage to domestic sector should be provided to show economic resistance. On the legislations will be issued to apply that should not be translated one to one, consideration of relevant institutions of authority field and responsibilities will provide great benefits. Key words: Pesticide, Production, Consumption, Import, Export, EU 1.Giriş Dünyada artan nüfus karşısında yeni tarım alanları açılamadığı gibi, sanayi bölgeleri ve yeni yerleşim yerlerinin inşa edilmesi gibi nedenlerle tarım arazisi olarak kullanılan alanlar sistematik olarak azalma eğilimindedir. Bu bakımdan mevcut tarım alanlarından en yüksek verimin alınması tek çözüm önerisi 103 Türkiye’deki Tarımsal Mücadele Üretim Tüketim Ve Dış Ticaretinin Avrupa Birliği Uyum Sürecinde Gelişim Seyri olarak göze çarpmaktadır. Tarımsal üretimde yüksek verim elde etmek için geliştirilen gübreleme, sulama ve toprak işleme gibi kültürel yöntemlerin yanı sıra birçok kültür bitkisinde hastalık, zararlı ve yabancı otlarla mücadelede kaçınılmazdır. Bu nedenle mevcut tarım alanlarındaki üretim ve verimliliği artırmak için kullanılan tarım ilaçları vazgeçilemeyecek girdiler olarak önemini sürdürmektedir (İnan ve Boyraz, 2002).Bununla birlikte, tarım ilaçlarının yanlış uygulanması ekonomik kayıplara, etkin olmayan zararlı ya da hastalık kontrolüne, çevre kirliliğine ve insan sağlığı üzerinde olumsuz etkilere yol açmaktadır. İyi bir uygulama olmaksızın ilaçlamanın istenilen başarıya ulaşması mümkün değildir. Tarımsal mücadele konusundaki ilk bilimsel çalışmalar yeniçağ ile birlikte başlamaktadır. 1660 yılında Fransa’da pas hastalığına karşı bir önlem olarak berberislerin yok edilmesiyle ilgili ilk kanun çıkarılmıştır (Oruç, 2001). İkinci Dünya Savaşını izleyen yıllarda dikloro difenol trikloroethan (DDT)’nin kullanılmaya başlanmasıyla tarım alanlarındaki ilaç kullanımı hızla yoğunlaşmıştır. Bitki Koruma alanında kimyasal mücadele olarak adlandırılabilecek bu dönemin 1960’lı yıllara kadar sürdüğü belirtilmektedir (Kılınçer, 1991). Kimyasal mücadele, kolay uygulanabilirliği ve sonucunun hemen alınabilmesi gibi çeşitli avantajları nedeniyle üreticiler tarafından en çok tercih edilen mücadele yöntemidir. Ancak bilinçsiz ve tekniğine uygun olmayan uygulamalar sonucunda; insan ve hayvan sağlığı tehdit edilmekte, ürünlerde ilaç kalıntıları söz konusu olmakta, toprak ve yeraltı suları ile çevre ve yaban hayatı olumsuz etkilenmekte, bitkilerde fitotoksite görülmekte, hedef zararlılarda direnç oluşmakta, önemli olmayan bazı türler ana zararlı durumuna geçmekte ve yararlıların öldürülmesiyle “doğal denge” bozulmaktadır. Kısaca çevre olarak tanımlanan kompleks olumsuz yönde etkilenmektedir (Uygun ve Şekeroğlu, 1993). Tarım ilaçlarının ürünlerde bıraktığı kalıntı (residü), hem ülkelerin dış ticaretleri, hem de insan, hayvan ve çevre sağlığı açısından ayrı bir önem arz etmektedir. Pestisit tolerans listelerinin hazırlanma gereğinden hareketle ilk toleranslar ( insan ve hayvan sağlığına zararsız 104 maksimum pestisit kalıntı seviyeleri) 1954 yılında tespit edilmiştir. Bunların yanı sıra kalıcılık, kümülâtif karakterlilik ve fazla risklilik konusunda yapılan çalışmaların sonuçları da konunun önemini oldukça artırmıştır. Özellikle 1970 yılında başlayan çevre koruma hareketlerinden sonra bütün dünyada tarım ilacı kullanımının çok daha kontrollü yapıldığı, mevcut etkili maddelerin yeniden emniyetlilik testlerine alındığı ve bu değerlendirmeler sonucunda bazı tarım ilaçlarının çeşitli ülkelerde yasaklandığı, kısıtlandığı veya kontrollü bir şekilde kullanımının yapıldığı bilinmektedir (Ağar ve ark, 1991). Bu çalışmada, Türkiye’nin tarımsal mücadele politikalarındaki gelişim seyrinin izlenmesi özellikle son yıllarda sürdürülebilirlik açısından tarımsal mücadelenin daha da güncel hale gelmesi nedeniyle önemli görülmüştür. Çalışmanın amacı; Türkiye’nin planlı dönemden günümüze kadar olan süreçte tarımsal mücadele politikasının çeşitli kriterlere (üretim, tüketim, dış ticaret vb) göre genel seyrinin incelenmesi, AB uyum sürecinde Türkiye’nin tarımsal mücadele politikasına yön vermesi gereken konuların belirlenmesi, Ulusal tarımsal mücadele politikası oluşturulurken AB kriterlerine ne derecede yaklaştığının ve AB uyum sürecinde tarımsal mücadele politikasına ilişkin Türkiye’nin durumunun swot analizi ile değerlendirilmesidir. 2.Materyal ve Yöntem Türkiye ve AB’de tarımsal mücadele ile ilgili çeşitli kriterlerin ne yönde ve nasıl geliştiğini tespit etmek amacıyla, ulusal ve uluslararası literatürden, çeşitli istatistikî kurumlardan geniş ölçüde yararlanılmıştır. Araştırmada yöntem olarak; tarım ilaçları üretim, tüketim ve dış ticaret miktarlarında meydana gelen değişimlerin yönünü belirlemek amacıyla 1987- 2009 yılları arasındaki zaman serilerine trend analizi uygulanmıştır. Trend Analizlerinde alternatif trend modelleri denenmiştir (Doğan, 2007). Üretim, tüketim ve dış ticaret miktarları itibariyle yapılan trend analizlerinde bu modellerden linear (doğrusal) trend modeli seçilmiştir. Bu modellerde MAPE, MAD ve MSD doğruluk kriterlerine göre N.KIZILASLAN, Ö.YAŞA değerleri en düşük çıkan ve söz konusu eğilime uygun düşen matematiksel model tercih edilmiştir. Buna ilişkin trend denklem ve grafikleri oluşturulmuştur. Ayrıca üretim, tüketim ve dış ticaret miktarlarına ilişkin kriterlerin yıllar itibariyle gelişme yönünü belirleyebilmek amacıyla sabit ve zincirleme indekslerden yararlanılmıştır. Türkiye’nin tarım ilaçları politikaları bakımından güçlü ve zayıf yönlerini ortaya koymak amacıyla swot analizi yapılmıştır. 3.AB’de ve Türkiye’de Tarımsal Mücadele 3.1 AB’de Tarımsal Mücadele Tarım ilaçları global kullanımın %55’i Kuzey Amerika ve Batı Avrupa da kullanılmaktadır. Avrupa Birliği ülkelerinde hektara düşen tarım ilacı miktarı en yüksek olan ülkeler Hollanda ve Yunanistan olup yıllık tarım ilacı kullanımı iklim koşullarına bağlı olarak sürekli değişmektedir (CPA, 2000). AB, pestisit üretimi, ruhsatlandırılması, kontrollü ve sürdürülebilir kullanılması konularına ilişkin olarak çok detaylı düzenlemeler hazırlanarak, bu düzenlemeleri de yeni bulgular ışığında sürekli güncelleyerek pestisit üretimi ve pazara sunma sürecini daha kontrollü bir hale getirmektedir (Başkent, 2007). Son zamanlarda artan endişeler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) gibi uluslar arası kuruluşları da harekete geçirmiş ve bu konuda pek çok toplantı yapılmıştır. Dünya Gıda Zirvesi Eylem Planı’na dünya genelindeki pek çok hükümet, sivil toplum örgütleri, üreticiler, perakendeci kuruluşlar ve uluslararası kuruluşlar katılmış, gıda güvenliği ve kalitesi, üretimin yeni teknolojiler kullanılarak daha verimli hale getirilmesi, çevreyle dost ilaç kullanımı, tarımın sürdürülebilirliğinin sağlanması, tarımda kullanılan girdilerin çevreye olumsuz etkilerinin azaltılması amacıyla bölgesel, ulusal ve uluslararası düzeyde önlemler alınmasını ve iyi tarım uygulamalarını uygulayan kişi ve kuruluşların desteklenmesi gerektiğine karar verilmiştir. Geliştirilen tüm plan ve programların ortak noktası insan, hayvan, bitki sağlığı ve çevrenin korunmasıdır (İçel, 2007). Türkiye’de hastalık ve zararlılardan meydana gelen toplam kayıpların % 35 civarında olduğu belirtilmektedir.Bu kayıpların nedenini de böcekler, hastalık ve yabancı otlar oluşturmaktadır. (Tekeli ve Ergün, 1983; Güler ve ark, 2010). Bazı kıtalarda tüm ürünlerde hastalık, zararlı ve yabancı otların neden olduğu ürün kayıplarını içeren rakamlara göz atıldığında Bitki Koruma olmaksızın birim alandan alınacak ürün miktarını hasada kadar ve hasat sonrası muhafaza etmenin mümkün olmayacağı açıkça görülmektedir (DPT, 2006).Hastalık, zararlı ve yabancı otların neden olduğu ürün kayıpları Çizelge 1’de verilmiştir. Çizelge 1. Dünya genelindeki ürün kayıpları (%) (DPT, 2006) Kıtalar Muhtemel Üretim Verim Kayıp Afrika 100 50,7 49,3 Güney Amerika 100 57,2 42,8 Asya 100 52,6 47,4 Avrupa 100 71,8 28,2 AB’de tarım ürünleri üretimini artırma çabaları yanında, insan ve yaşadığı çevrenin de korunması gerçeği, daha emniyetli, yani insan, hayvan ve çevreye olumsuz etkileri daha az olan pestisitlerin kullanımına çalışılması kaçınılmaz olmuştur. 1906 yılında çıkardığı Federal Gıda Yasası ve 1910’da çıkardığı Federal İnsektisit yasası ile Amerika Birleşik Devletleri bu konuya hassasiyetle yaklaşan ülkelerin başında gelmektedir (DPT, 2001). Avrupa Birliği’nin bitki sağlığı ve karantinaya ilişkin düzenlemeleri üye ülkelerle yapılan işbirliğinin sonuçlarından birisidir ve AB üyesi olmak isteyen bir ülkenin tarım sektöründe uyumlaştırması gereken düzenlemeler arasındadır. Bitki sağlığı konusunda ilk olarak 1966–1969 yılında “tohumluk patateslerin pazarlanmasına ilişkin” 11 Temmuz 1966 tarih ve 66/403/AET sayılı Konsey Direktifi (OJ 125, 11.7.1966, p. 2320/66); “bağ çoğaltım materyallerinin 105 Türkiye’deki Tarımsal Mücadele Üretim Tüketim Ve Dış Ticaretinin Avrupa Birliği Uyum Sürecinde Gelişim Seyri pazarlanmasına ilişkin” 9 Nisan 1968 tarih ve 66/403/AET sayılı Konsey Direktifi (OJ L 93, 17.4.1968, p. 15– 23); “yem bitkileri tohumlarının pazarlanmasına ilişkin”14 Haziran 1966 tarih ve 66/401/AET sayılı Konsey Direktif’leri yayınlanmıştır (OJ 125, 11.7.1966, p. 2298– 2308). Süreç içerisinde bitki sağlığına ilişkin düzenlemeler Üye Devletler ve Üye Devletler ile üçüncü ülkeler arasında bitki ve bitkisel ürünlerin ticaretinin düzenleyecek biçimde geliştirilmiştir. Bu gelişmeler 1973 yılında Danimarka, İrlanda ve Birleşik Krallığın Topluluğa katılımları nedeniyle kesintiye uğramıştır. Genişleyen Toplulukta bitki sağlığına ilişkin düzenlemeler yeniden gözden geçirilerek “Bitkilere veya bitkisel ürünlere zararlı olan organizmaların Topluluğa girişlerine karsı ve onların Topluluk içinde yayılımına karsı koruyucu önlemlere ilişkin” 21 Aralık 1976 tarih ve 77/93/AET sayılı Konsey Direktifi yayınlanmıştır. Bu direktifin orijinal metni Üye Devletlerin bitki sağlığına ilişkin düzenlemeleri arasında farklılıklar olduğundan uyumlaştırma sürecinde pek çok değişikliğe uğramıştır. Sonuçta, bitki sağlığı düzenlemelerinin temelini oluşturan üç ilke üzerinde karara varılmıştır. Bunlar; şeffaflık, ortak karantina zararlı listesi ve özel durumlarda alınacak acil önlemlerdir. Üye devletler arasında bitki ve bitkisel ürünlerin ticareti Uluslar arası Bitki Sağlığı Sertifikası ve bunun uygulanmasına ilişkin kurallar çerçevesinde yürütülmektedir (Başkent, 2007). Üye devletlerde tarımsal mücadele politikaları alanlarındaki kontrol, denetim ve düzenlemeler Avrupa Komisyonu Sağlık ve Tüketiciyi Koruma Genel Müdürlüğü Organizasyonu’na (DG-SANCO) bağlı Gıda ve Veterinerlik Ofisi (FVO) tarafından yapılmaktadır. FVO bu görevi, Üye Devletlerde ve AB’ye ihracat yapan üçüncü ülkelerde denetimler yaparak yerine getirmektedir. FVO denetim sonuçları, mevzuatın netleştirilmesine, değiştirilmesine, yeni mevzuat oluşturulmasına dikkat çekerek AB mevzuatının geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır. AB içinde yaklaşık 150 tarım ilacı için “Maksimum Kalıntı Limitleri”(MRL) oluşturulmuştur. Topluluk, MRL’lerin belirlenmesi çalışmalarını bilimsel temellere 106 dayandırarak, bebekleri de içerecek şekilde tüm tüketicilerin korunması hedefiyle, topluluk ve üye devletlerin eşit sorumluluğu altında yürütmektedir (TKB, 2009). AB komisyonunun tarım ilaçlarının ruhsatlandırılması politikası kapsamında en önemli konu insan sağlığı ve çevredir. AB komisyonu 1992 yılından itibaren çok iddialı bir program yürütmektedir. Her başvuru sahibi ilgili maddenin, insan sağlığı, çevre, ekotoksikolojik ve gıda zincirindeki kalıntılar bağlamında güvenli olarak kullanılabileceğini kanıtlaması gerekmektedir. 3.2.Türkiye’de Tarımsal Mücadele Türkiye’deki tarımsal ürünlerin toplam değeri 29–30 milyar dolar civarında tahmin edilmektedir. Hiç tarım ilacı kullanılmadığı takdirde ortalama ürün kaybı yüzde 65’dir. Yapılan tahminlere göre tarım ilacı kullanılmasına rağmen ürün kaybının çeşitli nedenlerle yüzde 30–35 olarak halen devam ettiği doğrultusundadır. Bunun da parasal değeri yaklaşık 9,5 milyar $’dır. Gelişmiş batı ülkelerinde olduğu gibi, bilgili bilinçli ve yeterli miktarda tarım ilacı kullanımı olsa, Türkiye’de her yıl yaklaşık 10 milyar $’a yakın bitkisel üretim değeri kazanılmış olacaktır. Bunun için kullanılacak tarım ilacının değeri ile karşılaştırıldığında 30 misline yakın bir katma değer sağlanabileceği görülmektedir (DPT, 2006). Türkiye’ deki tarımsal ilaç pazarı Avrupa ülkelerine oranla son derece küçüktür. Yıllık tüketim miktarı hektara 400 – 700 gr. civarındadır (Yıldız ve ark, 2005). Bu pazarın parasal değeri dünya pazarının yüzde birinden daha azdır. Ancak Türkiye’de belli bölgelerde, hektara kullanılan tarım ilacı miktarı, dünyanın en yoğun ilaç kullanılan bölgeleri ile eş düzeydedir. Kimyasal mücadele, yalnız AB’de değil tüm dünyada araştırma-geliştirme (ARGE) faaliyetlerine en yüksek payın ayrıldığı sektörler arasında yer almaktadır. Dünyadaki gelişmelere paralel Türkiye’de de, ülke çıkarları doğrultusunda ruhsatlı pestisitler araştırma sonuçları ışığı altında değerlendirmeye tabi tutulmaktadır. Bu konuda yapılan çalışmalar sonucu bazı pestisitlerin kullanımlarının yasaklanması ve ruhsatlarının N.KIZILASLAN, Ö.YAŞA iptali; bazıların ise kısıtlanması veya kontrollü kullanımı kararı alınmıştır (DPT, 2001). Türkiye’de ki tarımsal mücadele mevzuatının, sürekli bir reform süreci içerisinde olan AB müktesebatı ile uyum içerisinde kalmasını sağlamak için müktesebatın güncel bir şekilde izlenerek, gerekli değişiklikler konusunda uyumlaştırılması gerekmektedir. Bununla birlikte artan tüketici talepleri ve uluslararası ticarette perakendeciler tarafından talep edilen koşullar, Türkiye’de çevre ile dost, insan ve hayvan sağlığını koruyan tarımsal uygulamaları gündeme getirmiştir. Özellikle AB ülkeleri ve Rusya Federasyonuna yönelik ihracata konu üretim yapan yaş meyve sebze üreticileri, çeşitli yabancı sertifikasyon ve kontrol kuruluşları tarafından yayınlanan kontrol listeleri ve uygunluk kriterlerinde tarımsal üretime başlamışlardır. Bu çalışmaların hem yurt içindeki hem de Türkiye’nin taze meyve sebze ihraç ettiği en önemli ticaret ortağı olan AB üyesi ülkeler ve Rusya Federasyonundaki tüketicilerin daha sağlıklı ve güvenilir ürünler tüketmesine yardımcı olacağı belirtilmektedir. AB’nin en önemli taze meyve sebze ihracatçısı olan Türkiye’de çevre dostu iyi tarım uygulamaları üreticiler arasında yaygınlaşmakta ve tüketiciler tarafından iyi tarım uygulamalarına göre üretilmiş ürünlere olan talep artmaktadır. Ayrıca adaylık sürecinde çiftçilere yapılacak kırsal kalkınma destekleri içerisinde iyi tarım uygulamalarında bulunan çiftçilere yönelik destekler söz konusu olup, bu amaçla iyi tarım ve çevre koşullarını ortaya koyan kodların belirlenmesine ihtiyaç duyulmaktadır (DPT, 2006). Türkiye’de tarım ilaçları sanayi ilk olarak 1951 yılında kurulmaya başlanmış olup 2010 yılı itibariyle tarım ilaçları konusunda faaliyet gösteren 163 adet aktif olmak üzere toplam 340 ruhsat sahibi firma bulunmaktadır (TKB, 2010). 3.2.1Türkiye’de Tarımsal İlaç Üretimi İnsektisitlerin üretim miktarı bakımından tüm tarım ilaçları içerisinde en fazla üretilen grup olduğu Çizelge 2’de göze çarpmaktadır. Bunu sırasıyla; fungisitler, herbisitler ve diğerleri (Akarisit, Fumigant ve bitki gelişim düzenleyici) izlemektedir. İnsektisitlerin üretim miktarları yıllar itibarıyla yaklaşık 9000 – 16000 ton aralığında seyretmektedir. Fungisitler yaklaşık 4000 – 12000 ton, herbisitler ise 5000 – 9000 ton aralıklarında üretilmektedir. Burada dikkat çeken durum, insektisit, fungisit ve herbisit üretiminde yıllara bağlı olarak miktar bakımından dalgalı bir üretim seyri ortaya çıkmıştır. Buna karşın, akarisit, fümigant ve bitki gelişim düzenleyici (BGD) üretimlerinde artış eğilimi gözlenmektedir. Bu bilgiler ışığında genel bir değerlendirme yapılacak olursa, Türkiye’de üretilebilen aktif madde sayısında pek bir değişim olmadığı, üretimin ihtiyaca ve ihracata bağlı olarak belirli bir aralıkta yıllar itibariyle değişim gösterdiği söylenebilir. Ancak, akarisit, fümigant ve BGD üretimlerindeki artış, bu maddelere olan talebin de arttığını göstermektedir. Söz konusu bu Bitki Koruma Ürünleri (BKÜ)’nin son yıllarda örtü altı yetiştiriciliğindeki artışa paralel olarak üretimlerinde de bir yükselme olduğu söylenebilir. Tarım ilaçlarının toplam üretim miktarında başlangıç yılı olan 1987 yılına göre oransal değişimin en yüksek olduğu yıl, %29 ile 2006 yılında gerçekleşmiştir. Toplam üretimdeki değişim en düşük değere 1992 yılında ulaşmış olup 1987 yılına göre % 21 oranında azalma göstermiştir. Tarım ilaçlarının toplam üretim miktarı, zincirleme indekse göre incelendiğinde, bir önceki yıla göre yıllık oransal değişimin en yüksek olduğu oran %28 ile 1993 ve 2005 yılında gerçekleşmiştir. Yıllık oransal değişim en düşük değere 1998 yılında ulaşmış olup bir önceki yıla göre % 18 oranında azalma göstermiştir. Şekil 1’de toplam üretim miktarına ilişkin trend denklemi verilmiştir. Şekilde görüldüğü üzere toplam tarım ilacı ( insektisit, herbisit, fungusit ve diğer) üretim miktarı 2006 yılında en yüksek seviyesine ulaşmaktadır. Bununla birlikte en yüksek üretim yılları sıralanacak olursa 2006, 2005, 1996, 2008 ve 1989 yılları olduğu görülmektedir. Trend analiz grafiği incelendiğinde başlangıç datası olarak 1987 yılı baz alındığında, yıllara göre üretim miktarının belirli bir düzeyde sürekli artış göstermediği, bazı yıllarda üretim miktarının azaldığı görülmektedir. 107 Türkiye’deki Tarımsal Mücadele Üretim Tüketim Ve Dış Ticaretinin Avrupa Birliği Uyum Sürecinde Gelişim Seyri Çizelge 2. Türkiye’de Tarım İlaçları Üretim Miktarları (Ton) (TKB, 2010) 27.891 Sabit İndeks 100 Zincirleme İndeks --- 3.768 29.277 104,969 104,969 5.311 3.020 30.709 110,103 104,891 5.671 4.494 2.719 27.170 97,415 88,476 9.065 6.124 4.646 3.448 23.283 83,478 85,694 1992 9.679 4.503 4.701 3.386 22.269 79,843 95,645 1993 11.189 9.149 4.672 3.558 28.568 102,427 128,286 1994 10.109 6.816 3.656 3.105 23.686 84,923 82,911 1995 12.938 7.167 3.749 3.779 27.633 99,075 116,663 1996 14.040 6.231 10.465 1.932 32.668 117,127 118,221 1997 14.702 6.751 8.515 782 30.750 110,251 94,128 1998 12.695 4.604 6.248 163 23.710 85,009 77,105 1999 9.516 5.663 5.450 3.714 24.343 87,279 102,669 2000 10.108 5.350 6.000 4.699 26.157 93,783 107,451 2001 10.347 5.226 4.690 3.706 23.969 85,938 91,635 2002 11.346 5.010 6.812 639 23.807 85,357 99,324 2003 10.962 7.661 8.934 1.082 28.639 102,681 120,296 2004 11.017 6.419 8.176 868 26.480 94,941 92,461 2005 13.426 8.793 9.563 2.176 33.958 121,752 128,240 2006 15.902 8.763 12.031 541 36.155 129,629 106,469 2007 13.727 7.591 7.465 762 29.545 105,930 81,718 2008 10.342 8.745 8.111 5.302 32.500 116,525 110,002 2009 8.910 7.403 7.243 4.238 27.794 99,652 85,520 Yıllar İnsektisit Herbisit Fungisit Diğer* Toplam 1987 11.644 6.992 5.307 3.948 1988 12.108 7.745 5.656 1989 16.400 5.978 1990 14.286 1991 *Akarisit, Fumigant ve BGD Toplam Üretim İçin Trend Analizi Linear Trend Model Yt = 25935 + 161* t 38000 Variable A ctual F its 36000 Üretim Miktarı 34000 A ccuracy Measures MA PE 11 MA D 3028 MSD 12301830 32000 30000 28000 26000 24000 22000 7 8 9 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 198 198 198 199 199 199 199 199 199 199 199 199 199 200 200 200 200 200 200 200 200 200 200 Yıllar Şekil 1. Türkiye’deki pestisit üretim miktarı trend analizi Tarım ilaçları üretimi trend analizinde Linear (doğrusal) Trend Modeli tercih edilmiştir. Üretim miktarı için trend denklemi; Yt = 24935 + 161*t olarak belirlenmiştir. Tarım 108 ilaçları üretim miktarına ilişkin trend denkleminin eğimi pozitiftir ve ortalama yıllık oransal değişim oranı % 6.2 olarak hesap edilmiştir. N.KIZILASLAN, Ö.YAŞA 3.2.2.Türkiye’de Tarımsal İlaç Tüketimi Türkiye’deki son 23 yıllık tüketim miktarları incelendiğinde (Çizelge 3), tüketimin yıllar itibarıyla dalgalanmalar gösterdiği ve yaklaşık 28.220 – 53.860 ton arasında değiştiği görülmektedir. En fazla pestisit 2006 yılında 53.860 ton olarak tüketilmiştir. Sonuç olarak pestisit tüketimi 1987 yılına göre 32.957 ton’dan 2009 yılında 40.509 ton’a yükselmiştir. Tarımsal ilaçların toplam tüketim miktarı ile toplam üretim miktarları artış ve azalış olarak birbirlerine büyük ölçüde paralellik göstermektedir. En fazla tarım ilacı tüketiminin olduğu yıl 2006 yılı iken buna paralel en fazla üretim miktarının olduğu yıl yine 2006 olarak gerçekleşmiştir. Tarım ilaçlarının toplam tüketim miktarı 1987 yılına göre en çok artışı, 2006 yılında %63’lük bir oranla gerçekleşmiştir. En düşük değere ise 1995 yılında ulaşmış olup toplam tüketim 1987 yılına göre %15 oranında azalma göstermiştir. Tarım ilaçlarının toplam tüketim miktarında bir önceki yıla göre yıllık oransal değişimin en yüksek olduğu oran %26 ile 2005 yılında gerçekleşmiştir. Yıllık oransal değişim en düşük değere 2009 yılında ulaşmış olup bir önceki yıla göre %20 oranında azalma göstermiştir. (Çizelge 3). Çizelge 3. Türkiye’de Tarım İlaçları Tüketim Miktarları (Ton) (TKB, 2010) Yıllar İnsektisit Herbisit Fungisit Diğer* Toplam Sabit İndeks Zincirleme İndeks 1987 14.824 7.423 6.108 4.602 32.957 100 --- 1988 15.102 7.876 6.398 4.776 34.152 103,626 103,626 1989 18.647 6.133 5.884 3.985 34.649 105,134 101,455 1990 17.652 6.346 5.503 4.554 34.055 103,332 98,286 1991 10.412 7.191 5.599 5.018 28.220 85,627 82,866 1992 13.125 5.861 5.910 4.942 29.838 90,536 105,733 1993 12.265 9.133 5.868 5.097 32.363 98,198 108,462 1994 11.229 8.511 4.862 4.360 28.962 87,878 89,491 1995 14.850 7.583 4.937 6.554 33.924 102,934 117,133 1996 16.247 7.997 8.397 3.954 36.595 111,038 107,873 1997 13.713 7.810 9.733 2.319 33.575 101,875 91,747 1998 13.644 5.077 7.920 3.264 29.905 90,739 89,069 1999 11.699 7.426 9.141 4.057 32.323 98,076 108,085 2000 12.534 6.957 9.144 4.908 33.543 101,778 103,774 2001 13.393 5.984 4.219 6.202 29.798 90,414 88,835 2002 13.086 6.295 8.534 2.877 30.792 93,430 103,335 2003 11.913 9.866 11.296 2.590 35.665 108,216 115,825 2004 13.768 8.707 6.356 6.292 35.123 106,572 98,480 2005 14.928 11.716 12.584 5.107 44.335 134,523 126,227 2006 17.974 12.568 15.944 7.374 53.860 163,425 121,484 2007 15.973 10.996 13.474 9.524 49.967 151,612 92,772 2008 11.864 12.578 13.650 11.956 50.048 151,858 100,162 2009 10.929 10.834 11.591 7.155 40.509 122,914 80,940 *Akarisit, Fumigant ve BGD Tarım ilaçları toplam tüketimi için trend modeline ilişkin şekil 2’de görülmektedir. Tüketim miktarlarının trend analizlerinde Linear (doğrusal) Trend Modeli tercih edilmiştir. Tarım ilaçları tüketim miktarı için trend denklemi; Yt = 27731 + 679*t olarak 109 Türkiye’deki Tarımsal Mücadele Üretim Tüketim Ve Dış Ticaretinin Avrupa Birliği Uyum Sürecinde Gelişim Seyri belirlenmiştir. Tarım ilaçları tüketim miktarına ilişkin trend denkleminin eğimi pozitif olup ortalama yıllık oransal değişim oranı % 24,5 olarak hesap edilmiştir. Toplam tarım ilacı (insektisit, herbisit, fungusit ve diğer) tüketim trend analizine bakıldığında, tarım ilaçları tüketiminin en yüksek olduğu zaman 2006 yılı 53.860 ton ile ilk sırada yer almaktadır. Bunu sırasıyla 2007 ve 2008 yılları takip etmektedir. 1987 yılından 2009 yılına kadar geçen zaman diliminde, sadece dokuz yılda beklenen değerin üzerinde bir tüketim miktarının gerçekleştiği görülmektedir (Şekil 2). Toplam Tüketim İçin Trend Analizi Linear Trend Model Yt = 27731 + 679* t 55000 Variable A ctual F its Tüketim Miktarı 50000 A ccuracy Measures MA PE 12 MA D 4512 MSD 28166102 45000 40000 35000 30000 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 00 01 02 03 04 05 06 07 08 09 19 19 19 19 19 19 19 19 19 19 19 19 19 20 20 20 20 20 20 20 20 20 20 Yıllar Şekil 2. Türkiye’deki pestisit tüketim miktarı trend analizi Çizelge 4’te görüldüğü üzere, Türkiye’ deki tarım ilaçlarının kullanımı gelişmiş ülkelere göre son derece düşüktür. Birim alan olarak hektara kullanılan tarım ilacı bakımından oldukça geridedir. Bazı ülkelerin 1993 – 1995 yılları ortalamalarına göre hektara pestisit tüketimlerine bakıldığı zaman Yunanistan ve Hollanda’nın Türkiye’den 35 kat daha fazla pestisit tüketimi olduğu görülmektedir (Oskam et al 1997).2005 – 2007 yılları arasında ise, Türkiye’de ki ilaç kullanım miktarları incelendiğinde, Danimarka’ya göre 2, Yunanistan’a göre 9, Hollanda’ya göre 21 kat daha az tarım ilacı tüketildiği görülmektedir (Kantarcı 2007). 3.2.3.Türkiye’de Tarımsal İlaç İthalatı Türkiye’de tarımsal ilaçların üretimi yetersiz olduğu için önemli bir miktar da ithal edilmektedir. İthal edilen tarımsal ilaç miktarları yıllara göre değişiklik göstermekle birlikte özellikle 2005 yılından sonra genel Çizelge 4. Ülkelere Göre Aktif Madde Olarak Tarım İlacı Tüketimi 1993 – 1995 ortalamaları* 2005 – 2007 ortalamaları** Ülkeler Türkiye Yunanistan İtalya İspanya Portekiz Fransa Almanya İngiltere Hollanda Avusturya Danimarka Aktif Madde Tüketimi kg/ha Faktör Aktif Madde Tüketimi kg/ha Faktör 0,4 13,5 9,3 2,3 6,0 5,6 2,6 6,4 13,8 4,0 1,7 X 34X 23X 6X 15X 14X 7X 16X 35X 10X 4X 0,47 4,41 5,25 3,09 8,36 4,24 2,42 3,57 10,23 2,06 1,18 X 9X 11X 6X 17X 8X 5X 7X 21X 4X 2X * Oskam et al 1997 110 ** Kantarcı 2007 N.KIZILASLAN, Ö.YAŞA olarak büyük oranda artış göstermektedir. 1987 – 2009 yılları arasında ithal edilen tarımsal ilaç miktarları Çizelge 5’de verilmektedir. Tarımsal . ilaç ithalatında özellikle 2003 yılından sonra gözle görülür bir artış kaydedilmiştir Çizelge 5. Türkiye’de Tarım İlaçları İthalat Miktarları (Ton) (TKB, 2010) Yıllar Miktar (Ton) Sabit İndeks Zincirleme İndeks 1987 4.472 100 --- 1988 4.918 109,9732 109,9732 1989 5.045 112,8131 102,5824 1990 6.244 139,6243 123,7661 1991 5.400 120,7513 86,4830 1992 5.606 125,3578 103,8148 1993 5.801 129,7182 103,4784 1994 4.553 101,8113 78,4864 1995 6.268 140,1610 137,6675 1996 7.963 178,0635 127,0421 1997 7.960 177,9964 99,9623 1998 9.364 209,3918 117,6382 1999 7.886 176,3417 84,2161 2000 6.710 150,0447 85,0875 2001 6.929 154,9419 103,2638 2002 7.522 168,2021 108,5582 2003 7.905 176,7665 105,0917 2004 10.721 239,7361 135,6230 2005 11.526 257,7370 107,5086 2006 17.706 395,9302 153,6179 2007 20.422 456,6637 115,3394 2008 26.465 591,7934 129,5906 2009 15.588 348,5689 58,9004 Tarım ilaçlarının toplam ithalat miktarı, 1987 yılına göre en yüksek artışı 2008 yılında %29’luk oranla gerçekleşmiştir. Toplam ithalat yıllar itibariyle en düşük değere 1994 yılında ulaşılmış olup başlangıç yılına göre %22 oranında azalma göstermiştir. Tarım ilaçlarının toplam ithalat miktarı, bir önceki yıla göre en yüksek değişimi 2005 – 2006 yılları arasında %53’lük bir artışla gerçekleşmiştir. Tarım ilaçlarının toplam ithalatı en düşük değere 2009 yılında ulaşmış olup bir önceki yıla göre %42 oranında azalma göstermiştir. Tarım ilaçları toplam ithalat miktarları için trend modeline ilişkin şekil 3’de görülmektedir. Trend analizine bakıldığında 1992, 1993, 1996 ve 1998 yıllarında gerçekleşen ithalat değerlerinin beklenen değerlere çok yakın olduğu görülmektedir. Tarım ilaçları toplam ithalat trend analizine göre en yüksek ithalat değerine 26.465 ton ile 2008 yılında ulaşıldığı görülmektedir. Özellikle 2003 yılından sonra ithalat değerleri belirgin bir şekilde artmış, 2008 yılında maksimum seviyesine ulaşarak 2009 yılında ise 15.588 tona gerilemiştir. Tarım ilaçları gerçekleşen ithalat değerleri ile beklenen değerler karşılaştırıldığında, gerçekleşen ithalat değerlerinin 1987–1991 111 Türkiye’deki Tarımsal Mücadele Üretim Tüketim Ve Dış Ticaretinin Avrupa Birliği Uyum Sürecinde Gelişim Seyri Şekil 3. Türkiye’deki pestisit ithalat miktarı trend analizi yılları ile 2006–2009 yıllarında beklenen ithalat değerlerinin üzerine çıktığı görülmektedir. Yine ithalat değerleri ile toplam tüketim değerleri birbiri ile paralellik göstermektedir. Tarım ilaçları toplam ithalat miktarlarının trend analizlerinde Linear (doğrusal) Trend Modeli tercih edilmiştir. Tarım ilaçları toplam ithalat miktarı için trend denklemi; Yt = 1396 + 655*t olarak belirlenmiştir. Tarım ilaçları toplam ithalat miktarına ilişkin trend denkleminin eğimi pozitif olup ortalama yıllık oransal değişim oranı % 46,9 olarak hesap edilmiştir. 3.2.4.Türkiye’de Tarımsal İlaç İhracatı Türkiye’de 1987 – 2009 yılları itibarıyla tarım ilaçları ihraç değerlerini gösteren çizelge incelendiğinde (Çizelge 6) 1987 yılında 807 ton olan ihracat miktarı, zamanla hem üretim hem de ihracat bakımından payını artırarak, 2008 yılında 4.489 tonluk bir miktara ulaşmıştır. Tarım ilaçlarının toplam ihracat miktarında 1987 yılına göre en yüksek artışı 2008 yılında gerçekleşmiştir. En düşük değere ise 2005 yılında ulaşılmıştır. Tarım ilaçlarının toplam ihracat miktarında bir önceki yıla göre yıllık oransal değişimin en yüksek olduğu oran %145 ile 2008 yılında gerçekleşmiştir. Yıllık oransal değişim en düşük değere 2002 yılında ulaşmış olup bir önceki yıla göre %70 oranında azalma göstermiştir. 112 Tarım ilaçları toplam ihracat miktarları için trend modeline ilişkin şekil 4’de verilmektedir. Buna göre en yüksek tarım ilacı ihracatı 2008 yılında 4.489 ton ile gerçekleştiği görülmektedir. Bu değeri 3.942 ton ile 1991 yılı takip etmektedir. Toplam ihracat miktarlarının trend analizlerinde Linear (doğrusal) Trend Modeli tercih edilmiştir. Tarım ilaçları toplam ihracat miktarı için trend denklemi; Yt = 2138 + 124*t olarak belirlenmiştir. Tarım ilaçları toplam ihracat miktarına ilişkin trend denkleminin eğimi pozitif olup ortalama yıllık oransal değişim oranı % 57,9 olarak hesaplanmıştır (Şekil 4). Türkiye’nin sebze, meyve dış satımını çok yakından ilgilendiren bir konu EUREPGAP Protokolü’dür. Bu protokole göre, EUREPGAP Sertifikası olmayan kuruluşların AB ülkelerine sebze, meyve gönderebilme olasılığı kalkmaktadır. Bu protokolü ancak, çevreye ve sağlığa zarar vermeden üretebilen ve ürettikleri ürünlerde çevre ve sağlık açısından zararlı kalıntılar ya da bulaşmalar olamayan kuruluşlar alabilecektir. 1 Ocak 2005’den itibaren Türkiye’de EUREPGAP Sertifikasına sahip olmayan kuruluşlar AB’ye sebze, meyve gönderememektedir (TKB, 2009). N.KIZILASLAN, Ö.YAŞA Çizelge 6. Türkiye’de Tarım İlaçları İhracat Miktarları (Ton) (TKB, 2010) Yıllar Miktar (ton) Sabit İndeks Zincirleme İndeks 1987 807 100 --- 1988 1.520 188,3519 188,3519 1989 1.907 236,3073 125,4605 1990 1.630 201,9827 85,4746 1991 3.942 488,4758 241,8405 1992 3.320 411,4002 84,2212 1993 2.159 267,5341 65,0301 1994 3.347 414,7460 155,0255 1995 2.960 366,7906 88,4374 1996 2.630 325,8984 88,8513 1997 1.647 204,0892 62,6235 1998 1.540 190,8302 93,5033 1999 1.675 207,5589 108,7662 2000 1.871 231,8463 111,7015 2001 3.184 394,5477 170,1764 2002 975 120,8178 30,6218 2003 1.762 218,3395 180,7179 2004 1.629 201,8587 92,4517 2005 948 117,4721 58,1952 2006 1.226 151,9207 129,3249 2007 1.825 226,1462 148,8581 2008 4.489 556,2577 245,9726 2009 2.528 313,2590 56,3154 Şekil 4. Türkiye’deki pestisit ihracat miktarı trend analizi 113 Türkiye’deki Tarımsal Mücadele Üretim Tüketim Ve Dış Ticaretinin Avrupa Birliği Uyum Sürecinde Gelişim Seyri 4.Türkiye’nin Güçlü ve Zayıf Yönleri (Swot Analizi) Türkiye’nin AB uyum sürecindeki tarım ilaçları ve sanayisi bakımından güçlü – zayıf yönleri ile fırsat ve tehditlerini gösteren swot analizi Çizelge 7’de verilmektedir. Çizelge 7. Swot Analizi Güçlü Yönler Zayıf Yönler * İklimsel faktörlere bağımlılık, * Kurulu kapasite gücü * Gelişmekte olan pazarlara yakınlık, * Tarımsal ürünlerde kalite ve kantitenin artırılması * 55 yılı aşkın formulasyon bilgisi * Hammadde olarak dışa bağımlılık, * Örgütlü olmadaki dağınıklık, * Mevsimsel satışlar, * Yüksek ithal girdileri * İlaç kullanımında bilinç düzeyinin düşük olması * Bilgilerin kitlelere yeterince ulaştırılamaması * İlaç geliştirilmesine yönelik sistemin olmaması Fırsatlar * GAP’ da olası üretim artışları * AB, Ortadoğu ve diğer ülkelere ihracat potansiyeli Tehditler * Çevre ve insan sağlığına duyarlılığın artması * Mevcut yönetmeliklere aykırı standart dışı ilaçlara sahip firmaların pazara ilgi göstermesi * Kaçak ve ruhsatsız ilaç üretimi Türkiye’nin AB’ne uyumunda, ilaç kullanımında bilinç düzeyinin artırılması, yeterli bilginin kitlelere ulaştırılması, bilinçsiz ilaç tüketiminin sonuçlarının anlatılarak topluma yerleştirilmesi, tarımsal mücadelenin gelişmiş ülkeler standartlarında yapılması, hammaddede dışa bağımlılığın azaltılması, yönetmeliklere aykırı ilaç üretiminde cezai yükümlülüklerin artırılarak caydırıcı önlemlerin alınmasına yönelik stratejilerin geliştirilmesi gerekmektedir. AB’de olduğu gibi Türkiye’de de geliştirilen tüm plan ve programların ortak noktasının insan, hayvan, bitki sağlığı ve çevrenin korunması mantığı ön planda tutulmalıdır. 5.Sonuç Çalışmada, Türkiye’nin tarım ilaçları üretim, tüketim, dış ticaretle ilgili 23 yıllık verilerine bakıldığında yıllar itibariyle miktarlarda artma ve azalmalar görünse de trendin pozitif olduğu ortaya konmuştur. Bu gelişimin aşağıda belirtilen noktalar dikkate alınarak sürdürülmesi gerekmektedir. Türkiye’nin AB’ ye girme girişimlerinin yoğunluk kazandığı ve birçok gelişmiş ülkeye tarım ilaçları ihracatının sürdüğü günümüzde, 114 sağlığı, çevreyi ve dış ticareti koruyabilmek amacıyla, tarım ilacı kullanımı bilinçli ve oldukça kontrollü yapılmalıdır. Her ne kadar Türkiye gerek AB standartlarına göre az tarım ilacı tüketiyorsa da, özellikle entansif tarım yapılan bölgelerde tüketim gelişmiş ülkeler düzeyine ulaşmaktadır. Türkiye’ de tüketilen tarım ilaçlarının çoğunluğunun çevre ve sağlık açısından riskli kimyasal maddeler oldukları görülmektedir. AB ise, bu tarım ilaçlarının yerine, çevreyi ve sağlığı olabildiğince az etkileme potansiyelindeki ‘düşük riskli’ ya da ‘çevre dostu’ tarım ilaçlarına yönelmektedir. Türkiye’den AB ülkelerine giden bitkisel ürünlerde, uygun bulunmama yönünden tarımsal ilaç kalıntıları ciddi bir yer tutmaktadır. Artık tüm gelişmiş ülkeler pestisit kalıntıları açısından oldukça duyarlı hale gelmişlerdir ve bu açıdan tüketecekleri gıda maddelerini ciddi biçimde incelemekte ve sonuçları resmi raporlar halinde yayınlamaktadırlar. AB ülkelerine gönderilen bitkisel ürünlerin uygun bulunmamasındaki en önemli neden, Türkiye’de tarımsal mücadelenin gelişmiş ülkeler standartlarında yapılmamasıdır. İthal edilen hammaddelere uygulanan KDV ile ithal izinlerinin alınmasında yaşanan gecikme ve N.KIZILASLAN, Ö.YAŞA belirsizlikler, konunun içerik ve terminolojisi çok iyi irdelenmeden uyum mevzuatlarının tercümelerinin aynen yapılması ve Türkiye’de henüz alt yapısı oluşmayan ve bilinmeyen; faaliyete geçmemiş direktiflere yapılan atıflar da uygulamada çelişkilere neden olmaktadır. Olumsuzlukları ortadan kaldırabilmek açısından, * Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığındaki tarımsal mücadele hizmetleri, tek elden yürütülür hale getirilmelidir. * Tarımsal mücadele konusunda çalışan Zirai Karantina Müdürlükleri, Zirai Mücadele Araştırma Enstitüleri ve laboratuvarlar yaygınlaştırılmalı, alet, ekipman ve teknik eleman açısından zenginleştirilmelidir. * Bitki, bitkisel ürün, hayvan yemi ve gıdalarda tarım ilacı ve toksin kalıntısı açısından, Türkiye’yi temsil edebilecek standartlara sahip enstitü ve laboratuvarlarda sürekli analizler yapılmalı, sonuçlar değerlendirilerek objektif ve sistematik raporlar halinde yayınlanmalıdır. * Ruhsatlı pestisitler, sürekli gözden geçirilerek uygun olmayan tarım ilaçlarının kullanımları kısıtlanmalı veya ruhsatları iptal edilmelidir. Özellikle su kaynaklarına yakın tarım alanlarda kullanılması sakıncalı pestisitlerin kullanımı ABD ve AB ülkelerinde olduğu gibi derhal kısıtlanmalıdır. * Tarımsal mücadele politikalarında pestisitlerin sadece sertifika sahibi uzman kişilerce uygulanabilmesi sağlanmalıdır. *Karantina hizmetlerinin sürekli değişim – gelişim göstermesi ve dinamik bir yapıya sahip olması nedeniyle, bitki ve bitkisel ürünlerin ülkeler arası hareketlerini kontrol eden inspektörlerin sayısı ve hizmet içi eğitimleri artırılmalı, çalışma şartları ile özlük haklarının da AB normlarına yaklaştırılmak üzere tekrar düzenlenmesi gerekmektedir. * AB uyum çalışmalarında alt yapının oluşması ülkenin zarar görmemesi, çiftçilerin ilaç ihtiyacını karşılaması ve bunu yerli üreticilerden ucuza temin etmeyi sürdürebilmesi için diğer ülkelere tanınmış olan geçiş sürelerinin Türkiye için dikkate alınması üzerinde önemle durulması gerekmektedir. * AB’ye uyum için çıkarılacak mevzuatlarda Türkiye gerçeklerinin dikkate alınması, özellikle çiftçilerin ve yerli sektörün zarar görmemeleri ve ekonomik direnç göstermeleri sağlanmalıdır. Uyumlaştırılmak üzere tercüme edilerek çalışılan mevzuatlarda birebir tercüme yapılmamalı, ilgili bütün kuruluşların yetki, alan ve sorumlulukları da dikkate alınarak belirlenmelidir. * Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının ilgili Genel Müdürlükleri ile Ziraat Fakültelerinin Bitki Koruma Bölümleri ve özellikle de konularında uzmanlaşmış öğretim üyeleri arasında daha sıkı bir işbirliği kurulması AB uyum çalışmalarında başarıyı getirecek unsurlardır. Kaynaklar Ağar, S., Aydınoğlu, H., Temel, O., İkizünal, K., Ece, H., 1991. Pestisit Kullanımının Tarihçesi, Bugünü ve Geleceği, Türkiye Entomoloji Dergisi, 15 (4): 247 – 256, ISSN 1010 – 6960. Başkent, A., 2007. Avrupa Birliği Üyeliği Yolunda Türkiye’de Bitki Sağlığı, T.C. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Koordinasyon Dairesi Başkanlığı, AB Uzmanlık Tezi. CPA, 2000. Crop Protection AssociationHandbook. Crop Protection Association. Peterborough. DPT, 2001. Sekizinci Kalkınma Planı (2002 – 2006), Kimya Sanayii Özel İhtisas Komisyonu, Tarım İlaçları Çalışma Grubu Raporu, Ankara. DPT, 2006. Dokuzuncu Kalkınma Planı (2007–2013), Kimya Sanayii Özel İhtisas Komisyonu, Tarım İlaçları Çalışma Grubu Raporu, Ankara. Doğan, Ü., 2007. Trend Analizi, Üretim Planlaması Kontrolü Dersi. Erişim: http://kisi.deu.edu.tr/uzeyme.dogan/dosyalar/Ongo ruleme_(tahminleme)_2.pdf Güler, H.,Urkan, E., Tozan, M., Tekin, B., Caner, Ö., 2010. Tarımsal Savaşım Mekanizasyonunda Teknolojik Gelişmeler, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, Türkiye Ziraat Mühendisliği VII. Teknik Kongresi. İçel, C, D., 2007. Avrupa Birliği Ülkelerinde İyi Tarım Uygulamaları ve Türkiye ile Karşılaştırılması, T.C. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Koordinasyon Dairesi Başkanlığı, AB Uzmanlık Tezi. İnan, H., Boyraz, N., 2002. Konya Çiftçisinin Tarım İlacı Kullanımının Genel Olarak Değerlendirilmesi, Selçuk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Dergisi, 30, 88-101 Kantarcı, M., 2007. Global BKÜ Pazarı ve AR-GE. Tarım İlaçları Kongre ve Sergisi, Bildiriler Kitabı, 25–26 Ekim 2007. Ankara. 13–23 Kılınçer, N. 1991. Tarımsal Savaşım ve Verimlilik. Orta Anadolu’da Tarımın Verimlilik Sorunları Sempozyumu. MPM Yayınları. No:440, Ankara. Oruç, E. 2001. Tokat İlinde Bitkisel Üretimde Tarımsal Mücadele Uygulamaları ve Çiftçilerin İlaç Kullanımı Konusundaki Bilgi Düzeyleri ile Bilgi 115 Türkiye’deki Tarımsal Mücadele Üretim Tüketim Ve Dış Ticaretinin Avrupa Birliği Uyum Sürecinde Gelişim Seyri Kaynakları Üzerine Bir Araştırma. Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Tarım Ekonomisi Anabilim Dalı. Ankara. Oskam, A.J., R. N. A. Vijfitinesand C. Graveland, 1997. Additinal E. U. Policy Instrumens for Plant Protection, Wageningen Agricultural University, Wageningen, theNetherlands. Tekeli, S., Ergün, N., 1983. Girdi Fiyatlarının Bitkisel Üretim Düzeyi ve Bileşimi Üzerine Etkileri, MPM Yayın No: 290, Ankara, s.24. TKB 2010. T.C. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü İlaç-Alet Hizmetleri Daire Başkanlığı Kayıtları, Ankara. 116 TKB, 2009. Türk Tarım Sektörünün Avrupa Birliği Üyeliği Sürecinde Değerlendirilmesi, Bitki Sağlığı, Gıda Güvenilirliği ve Veterinerlik Faslı, T.C. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Koordinasyon Dairesi Başkanlığı, Ankara. Uygun, N., Şekeroğlu, E. 1993. Göksu Deltasında Tarımsal Gelişim ve Doğa Koruma.Uluslararası Göksu Deltası Çevresel Kalkınma Semineri Bildiri Metinleri. Doğal Hayatı Koruma Derneği, İstanbul. Yıldız, M., Gürkan, M. O., Turgut, C., Kaya, Ü., Ünal, G., 2005. Tarımsal Savaşımda Kullanılan Pestisitlerin Yol Açtığı Çevre Sorunları, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, Ziraat Mühendisliği VI. Teknik Kongresi, 2. Cilt, 649 – 666. GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 117-126 Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi Doğal Popuslasyonundan Örneklenen Böğürtlen Genotiplerinin UPOV Kriterleri ile Morfolojik Olarak Tanımlanması Çetin ÇEKİÇ1 Selim SARI2 Sinem ÖZTÜRK ERDEM1 1 Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bahçe Bitkileri Bölümü, Tokat 2 Tokat Tarım İl Müdürlüğü, Tokat Özet: Bu çalışmada Karadeniz bölgesinin sekiz ilini kapsayan alandan örneklenen 44 yabani böğürtlen genotipi kullanılmıştır. Genotipler arası morfolojik düzeyde farklılıklar ve benzerliklerin belirlenmesinde UPOV deskriptörü kullanılmıştır. UPOV deskriptörüne göre uniform bitkiler üzerinde iki yıl boyunca yapılan ölçüm ve gözlemler kriter puanlarına dönüştürülmüştür. Bu puanlar kullanılarak yapılan analizlerde genotiplerin dendogram ve temel koordinat kümelemeleri çıkartılmıştır. Kümeleme ve dendogram sonuçları genotipleri biri küçük ve diğeri büyük iki ana gruba ayırmıştır. Gruplamalarda, küçük istisnalar olmakla birlikte genotiplerin kaynak noktalarındaki coğrafik yapıların etkili olduğu görülmüştür. Küçük ana grup 1000 m üzeri yükseklikteki yayla bölgelerinden alınan genotipler olurken, büyük ana grubun alt iki grubu Karadeniz sahil kesimi genotipleri ve iç Karadeniz genotipleri olarak kümelenmişlerdir. Anahtar kelimeler: Böğürtlen, morfoloji, genotip, UPOV Description of the Blackberry Genotypes Sampled from Natural Ecosystem of Middle and Eastern Blacksea Region by Morphological Traits According to UPOV Criteria Abstract: In this study, 44 of wild blackberry genotypes collected from various locations in the Black Sea region covering eight cities were used. UPOV descriptor was used to determine morphological differences and similarities among genotypes. The morphological observations and measurements on uniform plants during during two years were converted to UPOV criteria scores. Dendograms and principle coordinate analysis were obtained by using these scores. The results of dendogram and coordinate analysis put the genotype into two major groups, one is big and the other is small. It is observed that there are some effects of the geographical factors of original locations where the main materials of genotypes taken on the morphological characters. While the small main group of dendogram contains the genotypes taken from over 1000 m altitude, the bigger main group divided into two sub groups, one comprises the genotypes taken from the coast of Black Sea and, one contains the genotypes were taken from internal black sea region. Key words: Blackberry, morphology, genotype, UPOV 1. Giriş Orijini Anadolu olan kültür meyve türlerinin çoğunluğu ticari olarak ülkemizde yetiştirilmekte olup, şu anda yüzlerce çeşide sahip türlerimiz bulunmaktadır (Ercişli, 2004). Ancak eski kaynaklarda birçok hastalıklara iyi geldiği bildirilen, günümüzde ise herbalistlerin raflarını süsleyen ve belki de hemen yanı başımızdaki bir ormanın kuytu köşesinde bulunabilen orijini Anadolu olan öyle yabani meyve türleri vardır ki; hak ettiği değeri görememektedir. Böğürtlen meyve türü de bunlardan bir tanesi olup, ülkemizde böğürtlen ıslahında ülkemizdeki doğal floradan yararlanma yoluna pek gidilmemiştir. Dolayısıyla da yabani genotipler üzerinde fazla çalışılmamıştır. Çalışmalar daha çok çeşitlerin değişik bölgelere adaptasyonu şeklinde olmuştur. Halbuki ıslah çalışmalarının yürütüldüğü çoğu ülkede yeni çeşitlerin elde edilmesinde yabani genotiplerin büyük katkısı olmuştur. Hatta 1926 yılında Oregon’da dikensiz bir yabani form, üstün verimi sonucu ticari olarak direkt pazarda yerini bulmuştur (Gough ve Poling, 1996; Kurnianta, 2005). Böğürtlen türünün yabani formlarının ülkemizde geniş alanlarda ve yoğun olarak bulunmaları, bunların toplanarak değerlendirilmelerini kolaylaştırmış, bu nedenle çeşit ıslahı çalışmaları diğer birçok meyve türüne göre daha geç başlamıştır (Onur, 2006). Halbuki doğada yaygın olarak bulunan bu gen kaynakları ülkemizin sahip olduğu en büyük zenginliklerden birisi olup, bu genotiplerin üstün özelliklerinin tanımlanarak yeni çeşitlerin ortaya çıkarılmasında kullanılması 117 Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi Doğal Popuslasyonundan Örneklenen Böğürtlen Genotiplerinin UPOV Kriterleri ile Morfolojik Olarak Tanımlanması gerekmektedir. Son on beş yılda bu türlerde lokal veya ülke genelinde çalışmalar başlatılmış, yeni çeşitlerin ve bazı yabani tiplerin adaptasyon çalışmaları yapılmıştır (Onur, 1999; Cangi ve İslam, 2003). Böğürtlenin dünyadaki yayılımı konusunda farklı araştırıcılardan farklı görüşler bulunmaktadır. Bir kaynakta böğürtlenin anavatanının Batı Hindistan ve Pakistan olduğu ve bitkinin zamanla doğuda Türkistan üzerinden Çin’e ve batıda Horasan üzerinden Batı Avrupa’ya ve Kuzey Afrika’ya kadar yayıldığı ve nihayet son olarak kuzey Amerika’ya kadar uzandığı bildirilmektedir (Anonim, 2005). Bazı kaynaklara göre ise, anavatanı Güney, Batı ve Orta Avrupa (Gerçekçioğlu, 1999) olan böğürtlenlerin kültür çeşitlerinin hemen hepsi Kuzey Amerika kökenlidir (Ağaoğlu, 1986). Dolayısıyla ülkemiz ya böğürtlenin anavatanı sınırları içerisinde ya da yayılma yolu üzerindedir. Gerek seleksiyon ıslahı çalışmalarında ve gerekse genotipler arası benzerlik veya farklılıkların belirlenmesinde morfolojik karakterlerin kullanılması kolay olması, ekstra masraf ve donanım gerektirmemesi, sonuçların görselliğinin hemen herkes tarafından kolayca görülebilmesi, diğer tanımlama metotlarına destek olması gibi özellikler bakımından geçmişte olduğu gibi günümüzde de ön plana çıkmaktadır. Morfolojik karakterlerin tanımlaması işleminde yaygın olarak bitki, yaprak ve meyve özellikleri kullanılmaktadır. Bu morfolojik karakterler arasındaki benzerlik veya farklılıklara göre sonuçlara gidilebilmektedir. Bunun için de bazen bitki sistematikçilerinin sınıflandırmalarından yararlanılmaktadır. Ancak günümüze kadar yapılan çalışmalarda morfolojik özelliklerin değerlendirilmesinde ortak bir metot geliştirilememiştir. Çalışmaların bazılarında sadece subjektif kararlar kaynak olurken, bazen de tescilli bir çeşit veya tür baz alınarak diğer genotiplerin özellikleri buna kıyaslanmıştır. Bazen de morfolojik karakterlerin her birine farklı sayısal değerlerin verilmesi ve her bir genotip için bu değerlerin toplanması (Tartılı Derecelendirme Metodu) metoduna göre genotipler hakkında sonuçlara varılmıştır (Demirsoy ve ark. 2006, Oğuz, 2007). 118 Gerek ‘Tartılı derecelendirme yöntemi’ gerekse diğer subjektif değerlendirme yöntemlerinin kullanıldığı çalışmaların çoğunluğu uluslararası bilimsel çalışma düzeyinde çoğu zaman kabul görmemiştir. Aynı zamanda farklı ekolojilerde belirlenen morfolojik karakterlerin tanımlamalarda kullanılmasında iklim ve çevre faktörlerinin etkisinin tam olarak belirlenememesi gibi faktörlerin de göz önüne alınması gerekmektedir. Dolayısıyla morfolojik karakterlerin tanımlanmasında her bitki türü için uluslararası kabul gören metotların kullanılma zorunluluğu doğmuştur ve bu aşamada da UPOV (The International Union for the Protection of New Varieties of Plants; Uluslararası Yeni Bitki Çeşitlerini Koruma Birliği) kriterleri devreye girmektedir. . Ülkemizde ve dünyada pek çok bitki türünün tanımlanmasında UPOV kriterleri yaygın olarak kullanılırken yabani böğürtlenlerin tanımlanmasında UPOV kriterlerinin kullanımına rastlanmamıştır. Ancak yurtdışındaki bazı yeni böğürtlen çeşitlerinin ıslahı ve sertifikasyonlarında UPOV kriterleri kullanılmıştır. 1995 yılında Californiya’da Sonoma çeşidi ve Loch Ness melezlerinden elde edilen Driscoll Cowles böğürtlen çeşidinin sertifikasyonunda, Brazos ve Hull Thornless melezi olan Driscoll Thornless Sleeping Beauty böğürtlen çeşidinin eldesinde, Hull Thornless ve Navaho melezi olan Sonoma çeşidinin sertifikasyonunda böğürtlen için kullanılan UPOV kriterleri kullanılmıştır (Janick, 2006). Bu çalışmada Orta ve Doğu Karadeniz doğal populasyonundan toplanan böğürtlen genotipleri arasındaki varyasyon ya da gruplaşmaların UPOV kriterleri ile belirlenmesi amaçlanmıştır. 2. Materyal ve Yöntem Araştırmada Orta ve Doğu Karadeniz bölgesi (Sinop, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize, Artvin ve Tokat ili ve çevresi) doğal populasyonundan toplanan böğürtlen genotipleri kullanılmıştır (Çizelge 1). Genotipler sahil kesimi ile yaklaşık 1600 m rakım arasından köklü materyal olarak alınarak, Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Bahçe Bitkileri Bölümü Araştırma ve Ç.ÇEKİÇ, S.SARI, S.ÖZTÜRK ERDEM Çizelge 1. Çalışmada kullanılan böğürtlen genotiplerinin örneklendiği yer, koordinat ve yükseltiler Sıra Örnek İlçe veya yerleşim Yükseklik Boylam Enlem No kodu İl yeri adı (m) o o 1 B2 Trabzon Sümela 1558 039 37.395D 40 45.226K 2 B6 Rize Merkez 14 040o 46.772D 41o 11.331K o 3 B7 Giresun Dereli 132 038o 28.148D 40 47.849K o 4 B8 Ordu Cambaşı 1405 037o 56.498D 40 44.610K 5 B9 Giresun Bektaş yaylası 898 040o 40.526D 40o 48.838K o 6 B12 Giresun Merkez 8 038o 15.325D 40 56.593K o 7 B13 Rize Ayder 519 041o 02.903D 40 01.331K 8 B14 Rize Pazar 17 041o 55.486D 41o 10.141K o 9 B15 Rize Çayeli-Limanköy 8 040o 40.526D 41 04.525K o 10 B16 Artvin Ortacalar 45 041o 18.267D 41 18.973K 11 B17 Artvin Merkez 222 041o 50.336D 41o 10.510K o 12 B18 Artvin Erenköy- Murgul 252 041o 36.513D 41 18.261K o 13 B19 Artvin Borçka 432 041o 30.772D 41 24.046K 14 B21 Rize İkizdere 514 040o 33.545D 40o 46.835K o 15 B23 Trabzon Merkez 118 039o 41.004D 40 59.350K o 16 B25 Trabzon Beşikdüzü 16 039o 12.171D 41 02.707K o 17 B28 Trabzon Akca 128 039o 31.272D 40 57.942K o 18 B29 Ordu Bolaman 94 037o 45.557D 40 58.937K 19 B30 Ordu Ünye 166 037o 13.299D 41o 05.361K o 20 B31 Ordu Akkuş 1134 037o 02.532D 40 52.481K o 21 B32 Samsun Yukarıdikencik 22 036o 41.130D 41 14.719K 22 B33 Samsun Salıpazarı 46 036o 47.333D 41o 07.113K o 23 B34 Samsun Asarcık 77 036o 18.207D 41 12.502K o 24 B35 Sinop Dikmen 167 035o 20.970D 41 40.594K 25 B36 Sinop Gerze 25 035o 11.824D 41o 47.000K o 26 B37 Sinop Erfelek 132 034o 56.986D 41 53.953K o 27 B38 Sinop Gökçebel 640 034o 45.748D 41 52.222K 28 B39 Sinop Yenikonakçısı 316 034o 37.675D 41o 48.838K o 29 B40 Sinop Gökçukur 864 034o 40.240D 41 38.792K o 30 B41 Sinop Durağan 209 035o 04.208D 41 24.695K 31 B42 Sinop İncesu 300 035o 19.123D 41o 11.676K o 32 B43 Samsun Havza 681 035o 42.781D 40 59.410K o 33 B44 Samsun Kızlan 927 035o 34.331D 41 29.760K 34 B45 Samsun Kolay 74 035o 48.245D 41o 23.165K o 35 B46 Samsun Taflan 19 036o 08.597D 41 25.648K o 36 B47 Tokat Zile 670 035o 58.075D 40 18.793K o 37 B48 Tokat Turhal 530 036o 05.993D 40 22.036K o 38 B49 Tokat Pazar 551 036o 15.759D 40 18.420K 39 B50 Tokat Artova 1117 036o 17.924D 40o 05.329K o 40 B51 Tokat Reşadiye-Darıdere 427 037o 10.005D 40 25.479K o 41 B52 Tokat Başçiftlik 1016 037o 05.078D 40 31.002K 42 B53 Tokat Niksar 272 036o 55.144D 40o 34.431K o 43 B54 Tokat Erbaa 230 036o 38.196D 40 40.171K o 44 B55 Tokat Merkez 612 036o 28.559D 40 19.855K Uygulama Bahçesinde kontrol altına alınmıştır. UPOV kriterlerine göre genotiplerin aynı yaşta ve homojen (=uniform) olması gerekmektedir. Dolayısıyla bu ana bitkilerden alınan çelikler köklendirilerek her bir genotip için beş adet uniform bitki elde edilmiş, bu bitkiler 8 litrelik 1:1:1 oranlarında toprak:kum:ahır gübresi karışımı içeren tüplere aktarılmış ve çalışmalar bu bitkiler üzerinde yürütülmüştür. Fenolojik gözlemler ile pomolojik analizler için UPOV deskriptörü kullanılmıştır (Çizelge 2, Çizelge 3). Gözlemler iki yıl süre ile yürütülmüş olup, bitki, yaprak, diken, meyvelere ait morfolojik, pomolojik ve fenolojik kriterler değerlendirilmiştir. Çalışmada ele alınan böğürtlen genotiplerine ait morfolojik özelliklere ve pomolojik analiz sonuçlarına ait verilerin istatistik analizlerinde, Temel Koordinatlar Analizi (Principle Coordinate Analysis = PCoA), Temel Bileşenler Analizi(Principle Component Analysis = PCA) ve pomolojik özellikler arasındaki korelasyon 119 Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi Doğal Popuslasyonundan Örneklenen Böğürtlen Genotiplerinin UPOV Kriterleri ile Morfolojik Olarak Tanımlanması Çizelge 2. UPOV’a göre çalışmaya konu olan kriterler Bitki bazında Yaprak bazında Gelişim durumu Genişlik (cm) Yeni dip sürgünü sayısı Dilimlilik (adet/bitki) Enine kesit Dalgalılık İki yıllık sürgün bazında Uzunluk (cm) Damarlılık Renk Dişlilik şekli Yandal sayısı (adet) Dişlilik derinliği (mm) Yan dalların dağılım durumu Dilim sayısı (adet) Dal kesiti (mm) Dilimlerin yönü Diken sayısı (adet) Üst yeşil renk yoğunluğu Üst parlaklık Diken bazında Büyüklüğü (mm) Petiol bazında Dikenlerin sürgüne göre yönü Kanatçık (yaprakçık) büyüklüğü (mm) Yeni sürgün bazında Renk (hızlı gelişme döneminde) Çiçek bazında Yeşil renk yoğunluğu Büyüklük (mm) Tüylülük Petal rengi Çiçek sapı uzunluğu (mm) hesaplamaları, SAS (SAS version 8.02, SAS Institute, Cary, NC) adlı bilgisayar paket programı kullanılarak bu verilere ait soyağacının elde edilmesinde UPGMA (Unweighted Pair Group Method with Arithmetic Mean) yöntemi uygulanmıştır. 3. Bulgular 3.1 Genel Bitki Habitüsü ve Dal Yapıları Genotiplerde bitkilerin büyüme yönü farklı olurken, büyük çoğunluğu dik-yarı dik, yarı-dik ve yarıdik-yayvan gruplarında yer almıştır. %6,8 dik grubunda yer alırken yine %6,8’i yayvan olarak sınıflandırılmıştır. Genotiplere ait bitkilerde genellikle fazla miktarda dip sürgünü oluşmuştur. Bitkilerde oluşan iki yıllık sürgünler uzun, orta, çok uzun olarak gruplandırılmış, sürgün uzunlukları 1,4 m ile 6,8 m arasında değişmiştir. Sürgün kalınlıkları 3,3 mm ile 17,0 mm arasında değişkenlik göstermiştir. Sürgünlerdeki antosiyanin renklenmesi bazı genotiplerde görülmüş, %75’inde çok az renklenme ya da hiç renklenme olmamıştır. İki yıllık sürgünlerdeki yan dal oluşumu bakımından genotipler az (%25), orta (%29,5) ve çok (%45,5) şeklinde gruplanmıştır. İki yıllık sürgünlerdeki yan dallar genellikle sürgünün üst ½ kısmında ya da tüm sürgün boyunca dağılım göstermiştir. İki yıllık dalların enine kesiti bakımından yuvarlak (%29,5), yuvarlak köşeli (%20,5), köşeli (%9,1), Köşeli oluklu (%22,7) ve oluklu 120 Meyve bazında Uzunluk (mm) Genişlik (mm) Boy/En oranı Meyve tanesi sayısı (adet/meyve) Meyve tanesi büyüklüğü (gr) Şekil Renk (L*, a*, b*) Fenolojik bazda Yaprak açma zamanı Yeni sürgünlerde meyve oluşumu Çiçeklenme zamanı (iki yıllıklarda) Yeni sürgünlerde çiçeklenme zamanı (Sadece yeni sürgün oluşturanlar) Meyvelerin olgunlaşmaya başlama zamanı (iki yıllık sürgünlerde) Yeni sürgünlerdeki meyvelerin olgunlaşma zamanı (%18,2) olarak sınıflandırılmıştır (Şekil 1, Çizelge 3). 3.2. Dikenlilik Genotiplerin %86,4’ünde dikenlilik görülürken, %13,6’sında diken yerine yumuşak tüy şeklinde yapılar görülmüştür. Genellikle yüksek rakımlardan alınan genotiplerde tüylülük görülmüş ve bu yapı Tokat koşullarında da devam etmiştir. Diken büyüklüğü 1,9 mm ile 9,26 mm arasında değişkenlik göstermiş, genotiplerin %54,6’sı diken büyüklüğü bakımından büyük veya çok büyük grubunda yer almıştır. Dikenlerin sürgüne göre yönü diken oluşturan genotipler grubunda %43,2 yukarı, %13,6 yan-dik ve %29,5 aşağı yönde olacak şekilde gözlemlenmiştir (Çizelge 3). 3.3. Genç Sürgünlerin Durumu Genç sürgünler, UPOV kriterlerinde belirtilen antosiyanin renklenmesi, yeşil renk yoğunluğu ve tüylülük miktarı bakımından değerlendirilmiştir. Antosiyanin renklenmesi bakımından genotipler yok-zayıf (%15,9), zayıf (38,6), orta (31,8) ve kuvvetli (%13,6) olarak gruplandırılmıştır. Yine yeşil renk yoğunluğu bakımından % 45,5’i açık, % 50’si orta yeşil ve %4,5’i koyu yeşil olarak sınıflandırılmıştır. Genç sürgünlerin %65,9’unda tüylenme görülmezken, %13,6’sında orta derecede tüylenme ve %20,5’inde ise yoğun tüylenme görülmüştür (Çizelge 3). Ç.ÇEKİÇ, S.SARI, S.ÖZTÜRK ERDEM Şekil 1. Böğürtlen genotiplerinde iki yıllık sürgünlerin enine kesitindeki varyasyon (UPOV kod:008) 3.4. Yaprakların Durumu Yapraklar UPOV kriterlerine göre; en, boy, lopluluk, enine kesit şekli, kenar dalgalılığı, damarlar arasındaki kabarıklık, dişlilik şekli, dominant yaprakçık şekli, yaprak şekli, yeşil renk yoğunluğu, parlaklık durumu bakımından incelenmiş, genotiplerin bu kriterlere göre dağılımı Çizelge 3’te gösterilmiştir. UPOV’un 18. kriteri olan lopluluk bakımından incelendiğinde tüm genotipler lopluluğun olmadığı grupta toplanmışlardır. Yaprakların enine kesiti bakımından genotiplerin %77,3’ü U-şekli, %22,7’si V-şekli olarak sınıflandırılmıştır (Çizelge 3). Yine yaprak kenarlarındaki dişlilik durumu bakımından %6,8’i düzenli dişli ve %93,2’si düzensiz dişli olarak gruplandırılmıştır. Dominant yaprakçık sayısı çoğunluğunda üç iken (%95,5), bazılarında (%4,5) ise beş olarak görülmüştür (Şekil 2, Çizelge 3). Dominant yaprakçıklarının dizilimi bakımından % 68,2’si odd-pinnate, %2,3’ü intermediate ve %29,5 palmet grubunda yer almışlardır. Yaprakların yeşil renk yoğunluğu ve parlaklık durumları Minolta CR-400 renk ölçüm cihazı ile ölçülerek L,a,b değerleri Çizelge 4.2c’de verilmiştir. L değeri 31,2 ile 45,4; a değeri -9,9 ile -22,9 ve b değeri 13,5 ile 36,5 arasında değişkenlik göstermiştir. L değerinin yüksek olması parlaklığın fazla olmasını, a değerinin düşük olması yeşil renk yoğunluğunun fazla olmasını ve b değerinin yüksek olması sarı renk yoğunluğunun fazla olmasını göstermektedir. 3.5. Çiçeklerin Durumu Genotiplere ait çiçekler renk, çiçek çapı ve petiol kın büyüklüğü bakımından UPOV kriterlerine göre incelenmiştir. Genotiplerin çiçeklerinin renginin büyük çoğunluğu pembe (%70,5) olurken, %25’i beyaz ve %4,5 hafif eflatunlu beyaz olarak kaydedilmiştir (Çizelge 3). Çiçek çapı 15,1 mm ile 26,9 mm arasında değişkenlik göstermiştir. Çiçek çapı değerlerine göre UPOV gruplandırmasında genotiplerin büyük çoğunluğu çok küçük (%4,5), küçük (%29,5) ve orta (%45,5) olurken, diğerleri büyük (%18,2) ve çok büyük (%2,3 olarak gruplandırılmışlardır. Petiol kın büyüklüğü ise 6,7 mm ile 19,7 mm arasında olacak şekilde geniş bir varyasyon göstermiştir. 3.6. Meyvelerin Durumu Genotiplere ait meyveler UPOV kriterlerinde belirtilen meyve eni, meyve boyu, meyve en/boy oranı, meyvedeki üzümcük sayısı, üzümcük büyüklüğü, meyve boyuna kesiti ve meyve rengi bakımından incelenmişlerdir. Meyve eni 12,3 mm ile 16,8 mm, meyve boyu 7,4 mm ile 17,6 mm arasında değişkenlik göstermiştir. Meyve en/boy oranı0,91 ile 1,39 arasında değişmiş ve UPOV kriterlerindeki bu özelliğe göre gruplandırmada % 61,4 orta olarak kaydedilmiştir. Geri kalan genotipler meyve boy/en oranı bakımından % 15,9 küçük, %20,5 büyük ve %2,3 çok büyük olarak gruplandırılmıştır. Meyvelerdeki tane sayısı ise 17,5 ile 38,8 olarak değişkenlik göstermiştir. Üzümcük (duruplet) büyüklüğü 121 UPOV Kod No 001* 002 003 004 005 006 007 008* 009 010 011 012* 013 014 015* 016 017 018* 019 020 021 022* 023 024 025* 026 027 028 029 030 031 032 033 034 035 036 037* 038 039 040 041 042 043 044 TANIMLAMA KRİTERLERİ Bitki: Büyüme yönü Bitki: Yeni dip sürgünü miktarı İki yıllık dal: Uzunluk İki yıllık dal: kalınlık (sürgün ucu 1/3 kısmından) İki yıllık dal: antosiyanin renklenmesi İki yıllık dal: yan dal miktarı İki yıllık dal: yan dalların yoğunlaştığı yer İki yıllık dal: enine kesit İki yıllık dal: dikenlilik İki yıllık dal: diken miktarı Diken: Büyüklük Diken: Sürgüne göre yönü Genç sürgün: antosiyanin renklenmesi Genç sürgün: yeşil renk yoğunluğu Genç sürgün: tüylülük miktarı Uç yaprakçık: boy Uç yaprakçık: en Uç yaprakçık: lopluluk Uç yaprakçık: enine kesit şekli Uç yaprakçık: kenar dalgalılığı Uç yaprakçık: damarlar arasındaki kabarıklık Uç yaprakçık: Kenardaki dişlilik şekli Uç yaprakçık: diş derinliği Yaprak: Dominant olan yaprakçık sayısı Yaprak: şekli Yaprak: Üst kımdaki yeşil renk yoğunluğu Yaprak: Üst kımdaki parlaklık durumu Petiol: kın yaprağı Büyüklüğü Çiçek: çap Çiçek: petiol rengi Fruiting lateral:length Meyve boyu Meyve eni Meyve Boy/En oranı Meyvedeki duruplet sayısı Duruplet Büyüklüğü Meyve Boyuna kesiti Meyve Rengi Yaprak tomurcuğu patlama tarihi Aynı yıl sürgünlerde çiçek İki yıllık sürgünlerde çiçeklenme tarihi Yılık sürgünlerde çiçek verenlerde: Çiç. Başlangıç tarihi İki yıllık sürgünlerdeki meyve olgunlaşma başlangıcı Yıllık sürgünlerdeki meyveler. olgunlaşma başlangıcı GENOTİPLERİN KRİTERLERE GÖRE ORANSAL DAĞILIMI (%) Dik Çok Az Kısa Çok ince Yok-Zayıf Az Üst 1/3 Yuvarlak Yok Çok Az Küçük Yukarı Yok-Zayıf Açık Yok-Çok Az Kısa Dar Yok U-şekli Yok-Zayıf Çok Zayıf Düzenli dişli Sığ Üç Odd-pinnate Açık Zayıf Küçük Çok küçük Beyaz Kısa Kısa Dar Küçük Az Çok küçük Yuvarlak Kırmızı Çok Erken Var Çok Erken Çok Erken Çok Erken Çok Erken 6,8 11,4 13,6 11,4 38,6 25,0 0,0 29,5 13,6 11,4 2,3 43,2 15,9 45,5 65,9 38,6 52,3 100,0 77,3 31,8 25,0 6,8 43,2 95,5 68,2 27,3 45,5 20,5 4,5 25,0 13,6 27,3 15,9 15,9 18,2 11,4 61,4 0,0 0,0 34,1 9,1 0,0 0,0 0,0 Dik-Yarı Dik Az Orta İnce Zayıf Orta Üst 1/2 Yuv.-köşeli Var Az Orta Yan-dik Zayıf Orta Orta Orta Orta Var V şekli Orta Zayıf Düzensiz dişli Orta Beş İntermediate Orta Orta Orta Küçük Haf. Eflat. Bey. Orta Orta Orta Orta Orta Küçük Eliptik Kırmızı-mor Erken Yok Erken Erken Erken Erken 22,7 9,1 11,4 25,0 36,4 29,5 45,5 20,5 86,4 0,0 29,5 13,6 38,6 27,3 13,6 45,5 36,4 0,0 22,7 45,5 52,3 93,2 50,0 4,5 2,3 50,0 45,5 38,6 29,5 4,5 43,2 59,1 63,6 61,4 63,6 31,8 4,5 0,0 0,0 65,9 68,2 27,3 29,5 27,3 Yarı Dik Orta Uzun Orta Orta Çok Tüm sürgünde köşeli 36,4 25,0 31,8 25,0 11,4 45,5 54,5 9,1 Yarıdik-Yayvan Çok Çok Uzun Kalın Kuvvetli 27,3 54,5 43,2 29,5 13,6 Yayvan 6,8 Çok kalın 9,1 Açılı-oluklu 22,7 Oluklu 18,2 Orta Büyük Aşağı Orta Koyu Çok Uzun Geniş 11,4 43,2 29,5 31,8 4,5 20,5 15,9 11,4 Çok Çok Büyük 45,5 11,4 Çok fazla 29,5 Kuvvetli 13,6 Kuvvetli Orta 22,7 15,9 Kuvvetli 6,8 Çok Kuvvetli 0,0 Derin Yedi Palmet Koyu Kuvvetli Büyük Orta Pembe Uzun Uzun Geniş Büyük Çok Orta Dar oval Kırmızı-siy Orta 2,3 0,0 29,5 22,7 9,1 40,9 45,5 70,5 9,1 13,6 18,2 20,5 15,9 43,2 27,3 0,0 100,0 Çok derin 4,5 Büyük 18,2 Çok Büyük 2,3 Çok uzun Çok uzun Çok geniş Çok büyük Çok fazla Büyük Orta oval Mavimsi siy Geç 34,1 0,0 2,3 2,3 2,3 13,6 4,5 0,0 0,0 Uzun konik Siyah 2,3 100,0 Orta Orta Orta Orta 0,0 2,3 47,7 2,3 Geç Geç Geç Geç 22,7 4,5 18,2 4,5 Çok geç Çok geç Çok geç Çok geç 0,0 0,0 4,5 0,0 Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi Doğal Popuslasyonundan Örneklenen Böğürtlen Genotiplerinin UPOV Kriterleri ile Morfolojik Olarak Tanımlanması 122 Çizelge 3. Genotiplerin UPOV kriterlerine göre oransal dağılımı (%) Ç.ÇEKİÇ, S.SARI, S.ÖZTÜRK ERDEM a) yaprak yapısı (5’li) b) yaprak yapısı (3’li) Şekil 2. Dominant yaprak sayısı bakımından genotiplerin ayrışması (UPOV Kod No: 024) bakımından ise genotipler %11,4 çok küçük, %31,8 küçük, %43,2 orta ve %13,6 büyük olarak sınıflandırılmıştır. Meyve boyuna kesitine göre genotiplerin büyük çoğunluğu (%61,4) yuvarlak grubunda yer alırken, diğerleri %4,5 eliptik, %27,3 dar oval, %4,5 orta oval, %2,3 uzun konik grubunda yer almışlardır. Bu karaktere göre uzun sınıfında genotip olmamıştır. Meyvelerin tam olgunluk durumlarında genotiplerin tamamı siyah meyveli grubunda yer almışlardır (Çizelge 3). 3. 7 Fenolojik Gözlemler Genotiplerin fenolojik özellikleri UPOV kriterlerinde belirtilen yaprak tomurcuğu patlama tarihi, aynı yıl sürgünlerde çiçek oluşumu, iki yıllık sürgünlerde çiçeklenme tarihi, yıllık sürgünlerde çiçek verenlerde çiçeklenme başlangıç tarihi, iki yıllık sürgünlerde meyve olgunlaşma başlangıcı, yıllık sürgünlerdeki meyvelerde olgunlaşma başlangıcı gibi özellikler bakımından incelenmişlerdir. Genotiplerin vejetasyona başlamasında genellikle değişkenlik olmamış, genotiplerin tamamı Mart ayı başlangıcı ve ortalarına doğru tomurcuklarını patlatmıştır. İki yıllık sürgünlerdeki çiçeklenme tarihi genotiplerde Haziran ayı içerisine yayılmakta ve 5 Haziran ile 28 Haziran arasında değişmektedir. Yine bu sürgünlerdeki meyvelerin olgunlaşması 15 Temmuz ve 30 Ağustos tarihleri arasında değişkenlik göstermektedir. Aynı yıl sürgünlerdeki çiçek oluşumu bakımından ise genotipler bariz bir farklılık göstermiştir. Genotiplerin %34,1’inde yıllık sürgünlerde çiçeklenme görülürken, %65,9’unda yıllık sürgünlerde çiçeklenme olmamıştır (Çizelge 3). 3.8 UPOV Kriterlerine Göre Genotiplerin Gruplandırılması Morfolojik karakterizasyon verileri, SAS (SAS version 8.02, SAS Institute, Cary, NC) adlı bilgisayar paket programı kullanılarak bu verilere ait soyağacının elde edilmesinde UPGMA (Unweighted Pair Group Method with Arithmetic Mean) yöntemi uygulanmıştır. Veri dosyasından öncelikle Jaccard katsayısı kullanılarak bir benzerlik matriksi oluşturulmuştur. Bu matriks kümeleme analizi için kullanılarak UPGMA metodu ile bir dendrogram elde edilmiştir. Bu dendogram Sekil 3’ te sunulmuştur. Elde edilen dendograma göre genotipler dendogramın benzerlik matriksinin 1.0 katsayısında iki ana grup altında toplanmıştır. Ana gruplardan birisi altı genotip içerirken, değer ana grup 38 genotip içermiştir. Bu ana grup ise 0.9 benzerlik katsayısında iki alt grup oluşturmuştur. Gruplamalarda farklı grupta yer alan altı genotipin morfolojik yönden diğer genotiplerden farklı olduğu kaydedilmiştir. Bu grup içindeki genotiplerin alındığı yerlerin genelde yüksek rakımlı yerler olduğu belirlenmiştir. Bu genotipler bazı karakterler bakımından diğer grup genotiplerden ayrılmakla birlikte, özellikle diken yerine tüyümsü yumuşak yapılara sahip olmalarıyla 123 Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi Doğal Popuslasyonundan Örneklenen Böğürtlen Genotiplerinin UPOV Kriterleri ile Morfolojik Olarak Tanımlanması tip B2 B6 B15 B7 B14 B25 B34 B12 B17 B33 B35 B30 B19 B32 B42 B18 B21 B23 B38 B40 B43 B39 B29 B37 B28 B51 B52 B36 B41 B45 B46 B55 B48 B50 B53 B54 B47 B49 B8 B13 B9 B31 B44 B16 0.0 0.1 0.2 0.3 0.4 0.5 0.6 0.7 0.8 0.9 1.0 1.1 1.2 1.3 Benzerlik Katsayısı Average Distance Between Clusters Şekil 3. Morfolojik karakterizasyon sonucunda oluşturulan kümeleme analizi ön plana çıkmaktadırlar. Yine dendogramdaki gruplama ve Temel Koordinat Analizlerinde de bu gruplamalar bariz olarak görülmüştür (Şekil 3, Şekil 4). Büyük ana gruptaki alt gruplar ise yine istisnalar olmakla birlikte örneklerin alındığı coğrafyaya göre değişkenlik göstermiştir. Bu ana gruptaki alt gruplardan birinin Karadeniz sahil kesimi, diğerinin ise iç kesimlerdeki örnekler şeklinde gruplandığı gözlemlenmiştir. 4. Tartışma ve Sonuç Çalışmada incelenen böğürtlen genotiplerinin morfolojik karakterizasyonu için yapılan gözlemler UPOV (Uluslararası Yeni Bitki Çeşitlerini Koruma Birliği)'ca kuralları belirlenmiş olan, Tarım ve Köyişleri 124 Bakanlığı'nca Türkçe'ye uyarlanarak 12 Ekim 1998 tarihinde ve 23491 sayılı Resmi Gazete'de yer alarak yürürlüğe giren, "Bitki Özellik Belgeleri Hakkında Tebliğ”e göre yapılmıştır. Çalışma Türkiye’de UPOV kriterlerinin böğürtlende kullanılması açısından bir ilk özelliği taşımaktadır. Bu bakımdan bu konuda yapılacak diğer çalışmalara kaynak oluşturacak niteliktedir. Dolayısıyla yaptığımız çalışma ve daha sonra bu konuda yapılacak çalışmalar UPOV kriterlerinin optimizasyonu açısından önemlidir. Bu kapsamda bu çalışma sonucunda kriterlerin optimizasyonu açısından bazı öneriler sunulmuştur. Bunlardan ilki böğürtlende UPOV kriterlerine göre sınıflandırmada değer aralıklarının verilmemesidir. Örneğin; meyve iriliğine göre PC2 Ç.ÇEKİÇ, S.SARI, S.ÖZTÜRK ERDEM PC3 PC1 1 B2 23 B34 2 B6 24 B35 3 B7 25 B36 4 B8 26 B37 5 B9 27 B38 6 B12 28 B39 7 B13 29 B40 8 B14 30 B41 9 B15 31 B42 10 B16 32 B43 11 B17 33 B44 PC1 12 13 14 B18 B19 B21 34 35 36 B45 B46 B47 15 B23 37 B48 16 B25 38 B49 17 B28 39 B50 18 B29 40 B51 19 B30 41 B52 20 B31 42 B53 21 B32 43 B54 22 B33 44 B55 Şekil 4. Temel koordinat yöntemi ile genotiplerin gruplanması 125 Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi Doğal Popuslasyonundan Örneklenen Böğürtlen Genotiplerinin UPOV Kriterleri ile Morfolojik Olarak Tanımlanması böğürtlenlerin gruplandırılmasında, küçük, orta, iri ve çok iri gibi grupları vermesine rağmen bu grupların oluşturulmasında neye göre küçük ya da iri olacağı belirtilmemekte, bu durumda tamamen subjektif kararlara başvurulmamaktadır. Bir diğer eksiklik ise; böğürtlende kullandığımız UPOV kriterlerinde belirlenmiştir. 009 nolu kriter böğürtlende dikenlilikle ilgili olup, var/yok şeklinde gruplandırılmaktadır. Ondan sonra gelen 010 nolu kriter ise diken var olanlarda; çok az/az/orta/çok/çok fazla şeklinde gruplandırmaktadır. Ancak bizim genotiplerde karşılaştığımız bir yapı olan tüysü yapı bu kriterlerde herhangi bir gruplamaya girmemektedir. Bu yapılar bazen çok belirgin olacak şekilde olup, yumuşak ve çok sıktır. Dolayısıyla 009 nolu kritere, var/yok yanında tüysü dikenlilik şeklinde bir grup daha ekleme ihtiyacı doğmaktadır. Dendogram ve Kümeleme Analizlerinin Yorumlanması; Elde edilen dendograma göre genotipler biri küçük ve diğeri büyük olan iki ana grup altında toplanmıştır. Küçük ana grup özellikle bitkisel özellikler bakımından da morfolojik yönden diğer genotiplerden farklı olduğu kaydedilmiştir. Bu grup genel olarak 1000 m rakım üzeri alınan genotiplerden oluşmakta, özellikle tüysü yapıda yumuşak ince dikenleri ile diğerlerinden ayrılmaktadır. Yine büyük ana grup incelendiğinde bunların da bitkilerin orijini olan coğrafik bölgelere göre Karadeniz kıyı şeridi ve iç kesimler olarak ikiye ayrıldığı fark edilmektedir. Orijinal yerlerinden alındıktan sonra bu bitkilerden alınan çeliklerden çoğaltılan bitkilerin iki üç yıl sonra bile birbirinden farklı olması ve coğrafik orijinlerine göre farklı gruplarda yer alması, coğrafik orijinlerdeki bir takım çevresel veya iklimsel faktörlerin mutasyonlara yol açtığı ve o bölgeden ayrılıp başka bölgelere nakledildiklerinde aynı özellikleri devam ettirdikleri şeklinde yorumlanabilir. Bu mutasyonların kalıcı mutasyon mu ya da geri dönüşebilen mutasyonlar mı olduğu ilerde yapılacak çalışmaların konusu olabilir. Kaynaklar Ağaoğlu, Y.S., 1986. Üzümsü Meyveler. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları: 84, Ders Kitabı: 290, 377s. 126 Anonim, 2005. Tübitak Bilim ve Teknik Dergisi Sayı: 449 Cangi R., İslam A. 2003. Bazı Böğürtlen Çeşitlerinin Ordu Ekolojik Koşullarına Adaptasyonu Üzerine Araştırmalar (2000-2002 gözlem sonuçları). Ulusal Kivi ve Üzümsü Meyveler Sempozyumu, s. 277282, Ordu. Demirsoy L., Demirsoy H., Bilgener Ş., Öztürk A., Ersoy B., Çelikel G., Balcı G. 2006. Samsunda yapılan Böğürtlen Çeşit adaptasyon Çalışmaları. II. Ulusal Üzümsü Meyveler Sempozyumu. Bildiri Kitabı. 237-244. Tokat Ercişli, S. 2004. A Short Review of The Fruit Germplasm Resources of Turkey. Genetic Resources and Crop Evolution 51: 419–435, 2004. Gerçekçioğlu, R., 1999. Tokat Yöresinde Doğal Olarak Yetişen Böğürtlenlerin (Rubus fructicosus L.) Seleksiyonu Üzerinde Bir Araştırma. Türk Tarım ve Ormancılık Dergisi, Cilt: 23 (Ek Sayı: 4): 977-981. Gough R. E., Polıng, E.C., 1996. Small Fruits in the Home Garden. 33-67 p. New York, London. Janick, J. 2006. Plant Breeding Reviews, Vol. 29. pp.5058. Kaleci, N., Günay, S., 2006. Çanakkale Koşullarında Yetiştirilen Bazı Çilek Çesitlerinin Fenolojik, Pomolojik Ve Verim Özelliklerinin Belirlenmesi. Bahçe, 35 (1-2), 47 – 54. Kurnianta, AJ. 2005. “Descriptive Sensory Analysis Of Thornless Blackberry Selections To Determine Sensory Similarity To ‘Marion’ Blackberry Flavor,” M.S. Thesis Dissertation, Oregon State University, Corvallis, OR. Oğuz H.İ., 2007. Ermenek Yöresi Cevizlerinin (Juglans regia L.) Seleksiyon Yoluyla Islahı Üzerine Bir Araştırma. Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarım Bilimleri Dergisi (J. Agric. Sci.), 2007, 17(1): 21-28. Onur, C. 1999. Bazı Frenk Üzümü (Ribes spp.), Ahududu ve Böğürtlen (Rubus spp) çeşitlerinin Evaluasyonu. Türkiye III. Ulusal Bahçe Bitkileri Kongresi, Sayfa:772-775, Ankara. Onur, C. 2006. Üzümsü Meyveler Islah Programından Sempozyumlara. II. Ulusal Üzümsü Meyveler Sempozyumu. 14-16 Eylül, 2006. GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 127-134 Küçükelmalı Gölet Havzasının Toprak Koruma Önlemlerine Göre Arazi Kullanım Planlaması* Ertuğrul KARAŞ1 Fazlı ÖZTÜRK2 1 Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Eskişehir Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi,Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü, Ankara 2 Özet: Bu çalışmada, Küçükelmalı Gölet Havzasının arazi kullanım planı toprak koruma önlemlerine göre hazırlanmıştır. Havzadaki potansiyel toprak kayıpları USLE eşitliği kullanılarak belirlenmiştir. Havzadaki mevcut arazi kullanım durumunda potansiyel toprak kaybı miktarı ortalama 6.4 t/ha/yıl olarak hesaplanmış; eş yükselti eğrilerine paralel (kontur) tarım uygulandığında 5.15 t/ha/yıl ve şeritvari tarım yöntemi uygulandığında ise 2.60 t/ha/yıl değerinde olmaktadır. Uygulanan senaryolar ve önerilen arazi kullanım değişikliği ile havzanın sürdürülebilirliği için önerilen kullanım planlaması ile ortalama toprak kaybı değerinin 0.08 t/ha/yıl düşürülebileceği ortaya konmuştur. Anahtar kelimeler: Havza yönetimi, Potansiyel toprak kayıpları, Arazi kullanım planlaması, Universal Toprak Kaybı Eşitliği Land Use Planning of Küçükelmalı Pond Basın According to Soil Conservation Measures Abstract: In this study, main aim is to investigate the sustainable management according to the water and sediment yield of Küçükelmalı pond basin. Potential soil loss was calculated by using the USLE equation for the basin. In the Küçükelmalı basin, according to the existing land use situation, the annual average potential soil loss are 6.40 t/ha by using USLE equation. In the basin for farmland areas, potential soil loss will be decreased to 5.15 and 2.6 t/ha/year for contour farming and contouring + strip cropping, respectively. With the applied senarios and suggested new land use plan of the basin, that value will be decreased down to 0.08 t/ha via sustainable management of the basin. Key words: Watershed management, Potential soil losses, land use planning, Universal Soil Loss Equation 1.Giriş Sürdürülebilir havza yönetiminin başlıca amacı, toprak ve su kaynaklarının sürdürülebilirliğinin sağlanmasıdır. Hidrolojik döngü içerisinde meydana gelen yağışın zamansal ve mekânsal boyuttaki hareketine göre su depolama yapıları tesis edilirken, yağışın şiddetiyle erozyona uğrayan topraklar yüzey akışla hareket ederek sedimentasyonla bu yapıların ölü hacimlerinde birikerek kullanım ömürlerinin azaltırlar. Havza modelleri yağışın etkisiyle meydana gelen bu gibi sonuçları tahmin ederek gerekli koruma önlemleri için ihtiyaç duyulan birer araçtırlar. Araştırma bulgularına dayalı olarak elde edilen sonuçların uygulamaya aktarılmasıyla alınabilecek koruma önlemlerinin uygulanmasıyla erozyona uğrayan toprak kayıplarının azaltılması mümkündür. Havzalarda mevcut alınacak koruma önlemlerinin toprak kayıplarını azaltmada yeterli olmadığı durumlarda arazi kullanım türünde değişiklik yapılması, koruma önlemlerine göre arazi kullanım planlamasının yeniden hazırlanması gerekebilir. 2. Materyal ve Yöntem 2.1. Materyal 2.1.1. Havzanın konumu Bilecik-Pazaryeri-Küçükelmalı gölet havzası Sakarya havzasındadır. Havza, Bilecik İli'nin Pazaryeri İlçesi’ne bağlı Küçükelmalı, Güde ve Bahçesultan köyleri sınırları içerisindedir. Pazaryeri ilçesinin batısında olan havza, Pazaryeri'ne 7 km, Bilecik'e 37 km uzaklıktadır. Havza çıkış yerinin yüksekliği 810 m olup, 40°01' kuzey enlem ve 29°47' doğu boylamındadır. Havzanın topoğrafik haritası Şekil 2.1’de, alt havzalar Şekil 2.2’de, alt havzaların alansal dağılımı Çizelge 2.1’de verilmiştir. * Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü’nde kabul edilen “Küçükelmalı ve Güvenç havzalarının su ve sediment verimlerine göre sürdürülebilir yönetimi” isimli doktora tezinden alıntıdır. 127 Küçükelmalı Gölet Havzasının Toprak Koruma Önlemlerine Göre Arazi Kullanım Planlaması Şekil 2.1. Küçükelmalı havzasının topoğrafik haritası Şekil 2.2. Küçükelmalı havzasındaki alt havzalar Çizelge 2.1. Küçükelmalı havzasındaki alt havzaların dağılımı Sıra no 1 2 3 4 5 6 7 8 9 Alt havza Kurukavak Çanakçı Alt havza Meşeli Gölet ve çevresi Alt birim 1 2 3 4 1 2 Alt havza Meşeli Gölet ve çevresi Toplam 2.1.2. İklim Özellikleri Havzaya en yakın istasyon Bilecik ilinin Pazaryeri’nde olup, istasyona ait çok yıllık ortalama iklim verilerine göre yıllık yağış 593.0 mm, ortalama sıcaklık 10.8 ⁰C, nispi nem % 65.0, rüzgâr hızı 1.8 m/s, kar yağışlı gün sayısı 23.8 ve karla örtülü gün sayısı 37.6’dır. 2.1.3. Toprak, Arazi Kullanım Özellikleri Şekil 2.3. Havzanın toprak haritası 128 Havza alanı 2 km 1.76 0.63 0.72 1.20 1.43 0.68 0.22 1.63 0.28 8.55 % 20.56 7.34 8.40 14.07 16.68 7.97 2.56 19.11 3.31 100.00 Havzanın toprak taksonomisine göre hazırlanan detaylı toprak haritası Şekil 2.3’te, arazi kullanım haritası Şekil 2.4’te, toprak serilerinin bazı fiziksel ve kimyasal özellikleri Çizelge 2.2’de, alt havzaların arazi kullanım dağılımı Çizelge 2.3’te verilmiştir. Toprak analizleri Tüzüner’e (1990) göre yapılmıştır. Havzanın ortalama toprak derinliği 20.6 cm’dir (Yüksel ve Dengiz, 1996). Şekil 2.4. Havzanın arazi kullanım haritası E.KARAŞ, F.ÖZTÜRK Çizelge 2.2. Küçükelmalı havzasındaki toprak serilerinin bazı fiziksel ve kimyasal özellikleri Tuz, Kireç % 7.02 0-25 A Horizon Derinlik, cm pH Bahçesultan A 0-7 Güde A Çanakçı Savak Toprak serisi Düzkayınlık % EC, Mmhos /cm KDK, Me/ 100 gr Org. Mad. % Tarla Kap. % Solma Nok. % 0.020 0.73 0.068 9.85 0.96 22.5 13.9 5.82 0.020 0.87 0.060 19.23 2.59 25.4 14.4 0-24 5.55 0.020 0.73 0.043 23.72 1.10 24.5 12.5 A 0-18 7.55 0.030 4.38 0.014 15.86 0.20 21.7 14.6 C 18 + 7.74 0.035 9.05 4.25 24.5 19.3 A 0-7 5.29 0.020 0.73 6.30 30.7 22.1 C1 7-38 2.29 0.020 0.58 0.20 33.3 16.3 C2 38 + 0.078 21.32 Çizelge 2.3. Havzadaki alt havzaların arazi kullanımı Alt havza Toplam Birimi Tarım Tarım+Fundalık Orman Mera Su yüzeyi km2 - 2.68 1.54 0.09 - 4.31 % - 62.10 35.76 2.14 - 100.00 km 0.24 0.81 0.58 0.48 - 2.11 % 11.54 38.38 27.34 22.74 - 100.00 km - 0.18 1.16 0.30 - 1.63 % - 10.74 71.00 18.27 - 100.00 km - 0.22 - - - 0.22 % - 100.00 - - - 100.00 km2 - - 0.12 - 0.16 0.28 % - - 43.47 - 56.53 100.00 km 0.24 3.88 3.40 0.87 0.16 8.55 % 2.84 45.32 39.75 10.22 1.87 100.00 Kurukavak 2 Çanakçı 2 Meşeli 2 Alt Havza Gölet ve çevresi 2 TOPLAM Havza toprakları sığ (20-50 cm) ve çok sığ (0-20 cm) toprak derinliğine sahip olup, orta ve şiddetli erozyona maruz olup; kumlu tın, kumlu killi tın ve tınlı bünyeye sahiptirler. Eğim havzada çok değişkenlik göstermekte olup hafif (% 0-2) ile sarp (> % 30) olan bu araziler fundalık, orman, mera ve kuru tarım alanı olarak kullanılmaktadır. Havza toprakları yukarıda bahsedilen sınırlandırıcı faktörlerden özellikle eğim, erozyon şiddeti ve sığlık nedeniyle IV, VI ve VII. sınıf araziler olarak sınıflandırılmıştır. 2.1.4. Kullanılan Coğrafi Bilgi Sistemi Programı Havzaya ilişkin tüm toprak, topoğrafya ve arazi kullanım verileri ArcInfo programı ile sayısallaştırıldıktan sonra değerlendirmeleri ArcView gerçekleştirilmiştir. analiz programı ve ile 2.2 Yöntem 2.2.1. USLE Modeli Havzadaki potansiyel toprak kayıpları yüzey ve parmak erozyonunu olarak Wishmeier ve Smith (1978) tarafından geliştirilmiş USLE metodolojisi ile tahmin edilmiştir. USLE metodunda aşağıdaki eşitlik kullanılmaktadır. A= RKLSCP Eşitlikte: A, Yıllık ortalama toprak kaybı (ton/ha) R, Yağış erozyon indeksi K, Toprak aşınıma duyarlılık faktörü L, Eğim uzunluğu faktörü 129 Küçükelmalı Gölet Havzasının Toprak Koruma Önlemlerine Göre Arazi Kullanım Planlaması S, Eğim dikliği faktörü C, Bitki yönetim faktörü P, Toprak koruma önlemleri faktörü Yağış erozyon faktörü (R) herhangi bir yağışın erozyon potansiyeli, bu yağışın kinetik enerjisi ile 30 dakikalık en büyük şiddetinin çarpımının 100’e bölümüne eşittir. Yağış erozyon indisi (R) adı verilen bu değer aşağıdaki eşitlikle belirlenir. R=(Eg x Im)/100 Eşitlikte : R, Yağış erozyon indisi, ton-m/ha, Eg , Toplam kinetik enerji, ton-m/ha, Im , Yağmurun 30 dakikalık en büyük şiddeti. Toprak aşınıma duyarlılık faktörü (K), her bir noktasal toprak örneği için yapılacak laboratuar analizine dayalı olarak aşağıdakieşitlikten yararlanılarak belirlenir (Wischmeierand Smith, 1978). K = ((2.17 × 10-4) × (M1.14) × (12-a) + 3.25 × (b - 2) + 2.5 × (c - 3)) × d Eşitlikte; K, Toprak aşınım faktörü M, Zerre irilik parametresi a, Organik madde içeriği, % b, Strüktür tipi kodu c, Su geçirgenliği kodu d, Metrik sisteme dönüştürme katsayısıdır (d=1.292) USLE’de kullanılan eğim uzunluğu faktörü % 9 eğimde ve 22.1 m eğim uzunluğunu içeren parsellerden oluşan toprak kaybı birim kabul edilerek saptanmaktadır. l L 22.1 x Eşitlikte : L, Eğim uzunluğu faktörü l , Eğim uzunluğu, (m). x, Katsayı olup, eğim % 4’den büyükse 0.5, %4 eğim için 0.4, % 3 ve daha az eğim için 0.3 olarak alınır. USLE’de kullanılan eğim derecesi (S) faktörü aşağıdaki eşitlik yardımıyla belirlenir: S 0.43 (0.30 s) (0.043 s 2 ) 6.574 Eşitlikte: S , Eğim faktörü s. Arazi eğimi (%) 130 Eğim uzunluğu ve dikliği faktörü (LS) faktörü Moore ve Burch (1995) tarafından önerilen yöntem kullanılarak CBS ortamında oluşturulmuş olan sayısal arazi modeli(DEM) yardımıyla grid veri olarak hesaplanmıştır. Bitki yönetim faktörü (C), belirli şartlar altında ürün alınan bir tarlada meydana gelen toprak kaybının devamlı nadas (bitkisiz sürülü) bir tarlada oluşan toprak kaybına oranıdır. Toprak koruma önlemleri faktörü (P), belirli bir toprak koruma işlemi altında meydana gelen toprak kayıplarının aynı şartlar altındaki devamlı nadas tarladan meydana gelen toprak kaybına oranıdır. Toprak kaybı toleransı (T), bitki verimliliğinin ekonomik olarak sürdürülebilmesi durumunda kaybına izin verilebilen toprak erozyonunun maksimum miktarı olup; bitkilerin köklenme derinlikleri dikkate alınarak belirlenir. 2.2.2. Verilerin Analizi ve Değerlendirme USLE modelini oluşturan ve sayısal olarak hazırlanan R, K, LS, C ve P faktörü verileri ArcView programı ile 10x10 m boyutlarında gride dönüştürülmüş ve ilgili verilerin CBS ortamındaki grid değerlerinin birbirleriyle çarpımları ile havza için mevcut şartlardaki potansiyel toprak kayıpları (A) belirlenmiştir. Uygulamada sırasıyla önce tarım arazilerinde toprak koruma önlemleri olarak önerilen kontur tarım ve kontur + şeritvari tarım uygulamaları için belirlenen P faktörlerine göre oluşturulan senaryolar dikkate alınarak havza için ayrı ayrı toprak kayıpları belirlenerek toprak koruma önlemlerinin mevcut duruma göre etkinliği saptanmıştır. Tarım arazilerinde koruma önlemlerinin toprak kayıplarını azaltmadaki etkinliklerinin belirlenen tolerans değerlerinin altına düşürmede yetersiz kalmıştır. Bu sebeple havzada halen tarım arazisi olarak kullanılan arazilerin doğal kullanım biçimine dönüştürülerek oluşturulan senaryoya göre toprak kayıpları yeniden hesaplanmış ve söz konusu havzada oluşturulan gridler için tayin edilen tolerans değerleriyle karşılaştırılmıştır. 3. Araştırma Bulguları 3.1. Küçükelmalı havzasında USLE eşitliği parametreleri R faktörü, Küçükelmalı havzası için Türkseven ve Ayday (2000) tarafından havzada E.KARAŞ, F.ÖZTÜRK yürütülen USLE denemesinden elde edilen 101.47 değeri kullanılmıştır. Havzanın toprak aşınım (K) faktörü haritası havzadan alınan 85 toprak örneği üzerinde yapılan analizler ve eşitliklere göre her bir toprak serisi için ayrı ayrı saptanmıştır. Havza topraklarının K faktörü değerleri 0.220.37 arasında değişmiştir. Havza topraklarının eğim uzunluğu ve dikliği (LS) faktörü 0-25.92 arasında değişmektedir. Küçükelmalı havzasının bitki yönetim (C) faktörü haritasında ayrımı yapılan, tarım alanları için(buğday-nadas münavebesi) araştırma bulgularından (Türkseven ve Ayday, 2000), orman, mera, ve fundalık alanlar için ise literatür bildirişlerinden (Çanga, 1995) yararlanılarak C faktörleri belirlenmiştir. Çalışmada C faktör değerleri tarım arazileri (buğday-nadas münavebesi) için 0.15 değeri, orman için 0.001, fundalık (yoğun çalılık) için 0.20, mera için 0.01 ve su yüzeyi için 0.0 değerleri dikkate alınarak kullanılmıştır. Toprak koruma (P) faktörü, havzada herhangi bir koruma önlemi uygulanmadığından havzasının tamamı için 1.00 değeri kullanılmıştır. Havza toprakları için toprak kayıp tolerans (T) değeri Çanga (1995) tarafından verilen köklenme derinlikleri dikkate alınarak 2.2-4.5 ton/ha/yıl arasında değişim göstermiştir. Toprak kayıp tolerans değeri havzanın % 93.9’u için 2.2 t/ha/yıl ve % 6.1’i için 4.5 t/ha/yıl olarak saptanmıştır. 3.2. Havzadaki Potansiyel Toprak Kayıpları Havzada USLE eşitliği ile belirlenen havzadaki toprak kayıpları haritası Şekil 3.1’de, arazi kullanım türlerine göre potansiyel toprak kayıpları Şekil 3.2’de verilmiştir. Potansiyel toprak kaybı (t/ha/yıl) 12 10 8 Fundalık +Tarım; 10,78 Tarım; 6,4 6 4 Genel; 4,9 Mera; orman; 0,42 0,12 2 0 Tarım orman Genel Arazi kullanım türü Havzadaki arazi kullanım türlerine göre Şekil 3.2. Arazi kullanım türlerine göre potansiyel toprak kayıpları Şekil 3.1 USLE yöntemine göre Küçükelmalı havzasındaki potansiyel toprak kayıpları Havzadaki arazi kullanım türlerine göre ortalama toprak kaybı değerleri tarım arazileri için 6.4, mera arazileri için 0.42, orman arazileri için 0.12, fundalık ve kuru tarım arazileri için 10.78 t/ha/yıl olup; havza için genel ortalama potansiyel toprak kaybı 4.9 t/ha/yıl olarak tahmin edilmiştir. 3.3. Havzada Uygulanan Toprak Koruma Önlemleri ve Etkinliği Üniversal toprak kaybı eşitliği diğer faktörler aynı kalmak kaydıyla uygulanmış ve tarım alanlarında eş yükseklik eğrilerine paralel tarım uygulanması durumunda havzadaki potansiyel toprak kayıpları Şekil 3.3’te, eş yükselti eğrilerine paralel şeritvari tarım uygulaması ile arazi kullanım türlerine göre potansiyel toprak kayıpları Şekil 3.4’te verilmiştir. Şekil 3.5’te verilen tarım alanlarında çeşitli toprak koruma yöntemlerinin etkinliğine göre potansiyel toprak kayıpları havzada herhangi koruma yöntemi uygulanmadığı durumda 6.40 t/ha/yıl, eş yükselti eğrilerine 131 Küçükelmalı Gölet Havzasının Toprak Koruma Önlemlerine Göre Arazi Kullanım Planlaması Şekil 3.3. Eş yükselti eğrilerine paralel tarım uygulamasına göre havzadaki potansiyel toprak kayıpları Şekil 3.4. Eş yükselti eğrilerine paralel şeritvari tarım uygulamasına göre havzadaki potansiyel toprak kayıpları Potansiyel toprak kaybı (t/ha/yıl) 7 6 5 4 3 2 1 0 Korumasız Kontur tarım Şeritvari tarım Toprak koruma yöntemi Şekil 3.5. Küçükelmalı havzasında tarım alanlarındaki toprak koruma yöntemlerinin potansiyel toprak kayıpları üzerindeki etkisi paralel (kontur) tarım uygulandığında 5.15 t/ha/yıl ve şeritvari tarım yöntemi uygulandığında ise 2.60 t/ha/yıl değerinde olmaktadır. 3.4. Havzadaki Arazi Kullanım Türlerinde Değişiklik ve Sonuçları Havzadaki tarım alanlarında uygulanan toprak koruma (P) faktörlerinde değişiklik yapmanın potansiyel toprak kayıplarını tayin edilen tolerans değerlerinin altına düşürmede yeterli olmadığı ortaya çıkmıştır. Uygulamayla elde edilecek sonuç, toprak ve su kaynaklarını sürdürülebilir kılmaya yeterli değildir. Bu sebeple ilave koruma önlemlerine ihtiyaç duyulmuştur. Arazi kullanım türü olarak havzada erozyonun başlıca kaynağı halen tarım arazileri olup; söz konusu arazilerin tarımsal 132 kullanımdan önceki doğal kullanım biçimi ormandır. Havzadaki aktif erozyonun azaltılabilmesi için öngörülen ve senaryo şeklinde uygulanan toprak koruma faktörlerinin yetersiz kalması sebebiyle mevcut kullanım türünde değişiklik yapılması gerekmiştir. Potansiyel ve aktüel erozyonun kaynağı olan tarım arazilerinin önceki doğal kullanım biçimine dönüştürülmeleri gerektiği görüşü benimsenmiştir. Öngörülen değişikliğe göre havzadaki arazi kullanım türlerine göre haritası Şekil 3.6’da, önerilen değişiklikle havzadaki potansiyel toprak kayıplarının dağılımı Şekil 3.7’de, kullanım türlerine göre ortalama potansiyel toprak kayıpları Şekil 3.8’de verilmiştir. Havzadaki kullanım türlerine göre potansiyel toprak kayıpları başlangıç şartlarında E.KARAŞ, F.ÖZTÜRK Şekil 3.6 Havza için önerilen nihai arazi kullanım türü Şekil 3.7 Havzada önerilen nihai arazi kullanım planlaması sonrasındaki potansiyel toprak kayıpları Şekil 3.8. Sürdürülebilir havza yönetimi için önerilen arazi kullanım planlaması ile arazi kullanım türlerine göre potansiyel toprak kayıpları tarım arazilerinde 6.40 t/ha/yıl, mera alanlarında 0.42 t/ha/yıl, orman alanlarında 0.12 t/ha/yıl, fundalık+tarım arazilerinde 10.78 t/ha/yıl ve havza geneli için 4.90 t/ha/yıl değerindedir. Tarım alanlarında çeşitli toprak koruma yöntemlerine göre havzada herhangi koruma yöntemi uygulanmadığı durumda 6.4 t/ha/yıl, eş yükselti eğrilerine paralel (kontur) tarım uygulandığında 5.15 t/ha/yıl ve eş yükseklik eğrilerine paralel şeritvari (kontur) tarım yöntemi uygulandığında ise 2.60 t/ha/yıl değerinde olmaktadır. 4. Tartışma ve Sonuç Havza yönetiminin temel hedefi, toprak ve su kaynaklarının sürdürülebilirliğidir. Bu hedefe ulaşabilmek havzaları toprak, topoğrafya, arazi kullanımı özellikleri ile mevcut durumlarının tanımlanmaları, sürdürülebilirliğine engel olan hususların belirlenerek gerekli koruma önlemlerinin alınmaları gerekir. Bu genel ilke ve hedefleri esas alınarak Küçüklemalı gölet havzasının mevcut özellikleri ile toprak kayıpları belirlenmiştir. Havzada koruma önlemlerini sağlamaya yönelik senaryolarla mevcut toprak kayıplarının azaltılmasına çalışılmıştır. Mevcut arazi kullanımında tarım arazisi olan arazilerin tamamı son çeyrek yüzyıl içerisinde çoğunluğu meşe ve kızılçam ağaçlarının teşkil ettiği orman arazileridir. Havzada yapılan yoğun kesimlerle orman arazileri tarımsal kullanıma tahsis edilerek su erozyonuna açık hale getirilmiştir. Tarımsal kullanıma açılan söz konusu arazilerin önemli bir kısmında (% 93.9) toprak profili 020 cm derinlikte olup; toprak kayıp tolerans değerleri 2.2 t/ha/yıl ve % 6.1’i için ise 4.5 133 Küçükelmalı Gölet Havzasının Toprak Koruma Önlemlerine Göre Arazi Kullanım Planlaması t/ha/yıl düzeyindedir. Havzadaki en büyük toprak kayıpları tarım arazisi olarak kullanılan söz konusu alanlardan olmaktadır. Tarımsal kullanımdaki bu arazilerde çeşitli koruma önlemleri için hazırlanan senaryolarla havzadaki toprak kayıpları, belirlenen toprak kayıp tolerans değerlerinin altına düşürülmeye çalışılmıştır. Senaryolarla elde edilen sonuçlara göre tarım arazileri için uygulanan toprak koruma yöntemleri potansiyel toprak kayıplarını önemli ölçüde düşürmekle beraber sürdürülebilirlik için riskli olduğu görülmüştür. Bu sebeple arazi kullanım türünde değişiklik yapılmasına karar verilmiş ve tarım arazilerinin doğal kullanım biçimi olan ormana dönüştürülmesi şeklinde bir senaryo uygulanmıştır. Uygulanan senaryoya göre potansiyel toprak kaybı orman alanlarında 0.06 t/ha/yıl, mera alanlarında 0.39 t/ha/yıl ve havza geneli için 0.08 t/ha/yıl olarak hesaplanmıştır. Havza geneli için elde edilen toprak kayıpları miktarı söz konusu havzanın genelini kapsayabilecek büyük kısmı için tayin edilen toprak kayıp tolerans (T) değerinin altında ve sürdürülebilirliği sağlayabilecek miktardadır. Yapılan bu arazi kullanım türündeki değişiklik senaryosuna göre havzada başlangıçta fundalık ve kuru tarım arazisi olarak tanımlanan alanlar ormana dönüştürülmüş; mera arazileri olduğu şekilde bırakılmıştır. Nihai hesaplamaya göre havzadaki arazi kullanım türleri % 92 orman ve % 8 mera olmasının havzanın sürdürülebilirliği için en uygun kullanım türü olduğu belirlenmiştir. Kaynaklar Çanga, M. R.,1995. Toprak ve Su Koruma. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi yayınları, Yayın no: 1386, Ders kitabı: 400, 118 s., Ankara. Karaş, E. 2004. Küçükelmalı ve Güvenç havzalarının su ve sediment verimlerine göre sürdürülebilir yönetimi, A.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü (Basılmamış doktora tezi) 193 s. Ankara. Moore, I., G. Burch. 1986. Physical basis of the lengthslope factor in the universal soil loss equation. Soil Science Society of America Journal 50:1294-1298. Türkseven, E.. Ayday, E. 2000. Bilecik-Küçükelmalı havzası yöresinde üniversal denklemin K, R, C ve P faktörlerinin tespiti. KHGM APK Dairesi Başkanlığı, Yayın no:117, Ankara. Tüzüner, A. 1990. Toprak ve su analiz laboratuar el kitabı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Ankara. 134 Wischmeier, W.H. Smith, D.D. 1978. Predict in grain fall erosion losses. USDA Agricultural handbook, no: 537, USA. Yüksel, M., Dengiz. O. 1996. Küçükelmalı gölet havzasının toprak etüt raporu, 12 s. (yayınlanmamış), Eskişehir. GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 135-143 Organik ve Konvansiyonel Örtü Altı Sebze Yetiştiriciliğinde Üreticilerin Teknik ve Ekonomik Sorunları (Sivas İli Ulaş İlçesi Örneği) Halil KIZILASLAN1 1 Levent TANER2 Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi, Tokat Sürdürülebilir Kırsal ve Kentsel Kalkınma Derneği (SÜRKAL), Sivas 2 Özet: Bu çalışmada, Sivas ili Ulaş ilçesindeki köylerde organik ve konvansiyonel örtü altı tarımla uğraşan üreticilerle anket çalışması yapılarak bir alan çalışması gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, organik tarım ve konvansiyonel örtü altı üretimde üreticilerin bu konuda ne kadar bilgili olduğu, teknik bilgilerin nerelerden alındığı ve teknoloji kullanım düzeylerinin araştırılması amaçlanmıştır. Anket çalışması Mart 2009 ve Mayıs 2009 döneminde Sivas ili Ulaş ilçesine bağlı 4 farklı köyde toplam 30 üreticiye uygulanmıştır. Yapılan anket çalışmaları, SÜRKAL derneğinin BTC projesi kapsamında 2006 yılından itibaren düzenli olarak proje köylerinde verdiği uygulamalı ve teorik eğitimlerin yararlı olduğu ve üreticilerin teknik bilgi seviyelerini artırmada etkili olduğunu göstermektedir. Ancak halen organik ve konvansiyonel örtü altı tarımda önemli sorunların bulunduğu ve bundan dolayı örtü altı tarımın yaygınlaşmasında yavaş bir seyrin söz konusu olduğu anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra, organik tarımın özellikle hane halkının beslenme alışkanlıklarını değiştirmede etkili olduğu görülmüştür. Ücretsiz aile iş gücünün çalıştığı bu alanda yerel bir kooperatifin kurulması temel gereksinim olarak belirtilmiştir. Ayrıca üreticiler bölgede fide, organik ilaç ve tohum bulmada sorun yaşamaktadır. Anahtar kelimeler: Organik tarım, organik sebzecilik, örtü altı tarım. Technical and Economical Problems of Producers in Organic and Conventional Greenhouse Vegetable Production (The case of Sivas Province, Ulaş District) Abstract: This study is a result of a field study implemented through a survey among producers involved in organic greenhouse farming and conventional greenhouse farming in the villages within the Ulas district of the Sivas province. The aim of the research is to study the knowledge and know-how of the organic farming and conventional greenhouse farming producers, the source of their technical knowledge, the use of the technology. Surveys have been carried out along March – May 2009 period at four different villages of Ulas county of Sivas province among 30 producers. The survey conducted regularly after 2006 shows that the theoretical and practical training provided by SURKAL under BTC project has served its purpose and has been effective in reinforcing the technical knowledge of the producers. However, considerable issues are still in effect on the organic greenhouse farming and conventional greenhouse farming, and as a result a retarded spread is observed. Besides, it is observed that the organic agriculture has been especially effective in changing the household food habits. The essential need is stated to be the establishment of a local cooperative on this area, where family workers labor free of charge. Moreover, the producers face problems in finding seedling, organic drugs and seeds in the region. Key words: Organic farming, under cover and open area vegetable growing, organic green house cultivation. 1.Giriş Organik tarım, ekolojik sistemde hatalı uygulamalar sonucu kaybolan doğal dengeyi yeniden kurmaya yönelik, insana ve çevreye dost üretim sistemlerini içermekte olup, esas olarak sentetik kimyasal tarım ilaçları, hormonlar ve mineral gübrelerin kullanımını yasaklaması yanında, organik ve yeşil gübreleme, münavebe, toprağın muhafazası, bitkinin direncini artırma, doğal düşmanlardan faydalanmayı tavsiye eden, bütün bu olanakların kapalı bir sistemde oluşturulmasına yönelik üretimde sadece miktar artışının değil aynı zamanda ürün kalitesinin de yükselmesini amaçlayan alternatif bir üretim şeklidir (Altındişli, 2002). Organik tarım; hayvansal ve bitkisel üretimi bütün olarak tasarlayan, öncelikle işletme içinden sağlanan girdileri kullanmayı hedefleyen en son bilgi ve teknolojiden yararlanan bir üretim tekniği şeklinde tanımlanmaktadır (TKB, 2004). Son yıllarda gerek tarımsal ilaçların, gerekse gübrelerin bilinçsizce kullanımı bitkisel üretimde artışın yanında kalitesiz ve insan sağlığını tehdit edecek ürünlerin ortaya çıkmasına neden 135 Organik ve Konvansiyonel Örtü Altı Sebze Yetiştiriciliğinde Üreticilerin Teknik ve Ekonomik Sorunları (Sivas İli Ulaş İlçesi Örneği) olmuştur. Toprağın derinlerine sızan fosfor ve nitrat tatlı su kaynaklarına ulaşmakta bu da insan, evcil hayvan ve yaban hayatı açısından ciddi problemlere yol açmaktadır. Ayrıca kimyasal tarım ilaçları toprakta birikmekte, bitki sağlığını olumsuz yönde etkileyerek ekolojik dengeyi bozmaktadır (Anonim, 2010). Söz konusu olumsuz koşullar karşısında gelir düzeyi yüksek olan ülkeler başta olmak üzere birçok ülkede bilinçlenerek örgütlenen üretici ve tüketiciler, doğayı tahrip etmeyen yöntemlerle insanlarda zehirli etki yapmayan tarımsal ürünleri üretmeyi ve tüketmeyi tercih etmişlerdir. Bu amaçla yeni bir üretim tarzı olarak “Ekolojik” veya “Organik Tarım” ortaya çıkmıştır. Organik sebzecilik konvansiyonel örtü altı sebzeciliğin yanında alternatif üretim şekli olarak ortaya çıkan bir yöntemdir. Organik ürünler, dünya ve Türkiye için yeni bir pazar olması nedeniyle konu üzerinde araştırılmaların yapılması, üreticilerin daha verimli ve etkili çalışabilmelerine yardımcı olacaktır. Organik üretim, tamamen kontrollü bir üretim şeklidir. Bu nedenle her aşaması yetkilendirilmiş sertifikasyon kurumu tarafından kayıt altına alınmaktadır. Konvansiyonel üretim ise, geleneksel veya tarımsal üretim tekniklerinin uygulandığı bir üretim şekli olup herhangi bir denetim ve kayıt altına alınma gibi durum söz konusu olmamaktadır. Proje alanı olan Sivas ilinde Bakü Tiflis Ceyhan Şirketi (BTC) ham petrol boru hattının inşası ve toplumsal yatırım projesinin onaylanmasından sonra, boru hat üzerinde bulunan topraklarda kırsal kalkınmanın desteklenmesi amacıyla 2004–2011 yılları arasında yürütülmekte olan Sivas Sürdürülebilir Kırsal Kalkınma Projesini onaylamış ve gerekli kaynak aktarımı yapılmıştır. BTC şirketi bu programla boru hattının güvenliğini ve inşaattan etkilenen köylerde yaşayan hanelerin kalkınmasını aynı zamanda boru hattının sahiplenilmesini sağlamayı amaçlamıştır. Toplumsal Yatırım Programı saha uygulayıcısı olan SÜRKAL Derneği 2001 yılında kırsal kalkınma konusunda uzmanlar ve akademisyenlerin bir araya gelerek kurduğu bir sivil toplum örgütüdür. 2001 yılından bu güne 136 kadar Türkiye’de kalkınma, çevre, alan araştırması konularında ulusal ve uluslararası fonlar ile projeler hazırlamakta ve yürütmektedir. SÜRKAL Derneği BTC projesi kapsamında kapasite geliştirme, tarım ve hayvancılığın desteklenmesi ve sosyal altyapı iyileştirmeleri çalışmaları ile kırsal kalkınmayı sürdürülebilir hale getirme çalışmalarını sürdürmektedir. Araştırma alanında tarımsal üretimde ortaya çıkan sorunların kaynağında yörenin sosyal, iklimsel ve ekonomik yapısı olabileceği düşüncesinden hareketle; burada araştırma alanının bölgesel özelliklerinin verilmesi uygun görülmüştür. Buna göre, il topraklarının Kızılırmak havzasına giren bölümünde karasal iklim, Yeşilırmak havzasına giren bölümünde Karadeniz ardı iklimi, Fırat Havzası’na giren bölümünde ise Doğu Anadolu iklimi hakimdir. İlde kış ayları soğuk ve sert olup bol kar yağışlı, yaz ayları ise sıcak ve kurak geçer. Yaz mevsimi kısa süreli olup, kış ve yaz mevsimleri arasında sıcaklık farkı büyük olduğu gibi gece ve gündüz arasındaki fark da büyüktür. 2 848 767 hektar alana sahip Sivas il topraklarının %43’ünü tarım, %42’sini çayırmera, %12’sini orman ve fundalık, %3’ünü de tarım dışı alanlar oluşturmaktadır. İlde tarım yapılan 1 216 707 hektarlık arazinin %28,49’luk kısmını oluşturan 346 647 hektar alanda yapılan kuru tarım V-VIII. sınıf araziler üzerinde bulunmaktadır. Bu araziler toprak yapısı ve topoğrafik şartlar bakımından işlemeye ve ekonomik üretim yapmaya elverişli olmadıkları gibi bu gibi topraklar üzerinde yapılan işlemeler erozyonu daha da hızlandırmaktadır. Sivas ilinde işgücünün sektörel dağılımına bakıldığında, tarım ve hayvancılığın ilde çok büyük ekonomik etkinliğe sahip olduğu görülmektedir. İldeki iktisaden faal nüfusun %66,5’ini oluşturan tarım sektöründe çalışanların %54,7’sini kadınlar, %45,3’ünü erkekler oluşturmaktadır. Tarım sektöründe yer alan faal nüfusun %91,6’sının kırsal kesimde yaşadığı dikkati çekmektedir. İlde bitkisel üretim olarak akla ilk olarak tarla ürünleri gelmektedir. Tarla ürünleri içerisinde hububat ilk sırada yer alırken, endüstri bitkileri ve yem bitkileri de tarla ürünleri içerisinde önemli bir yere sahiptir. İlde yıllık H.KIZILASLAN, L.TANER yağış toplamın az ve mevsimlere göre dengesiz dağılması kuru tarım sistemine sebep olmaktadır. Bu nedenle, hububat üretiminde nadas yoğun bir şekilde uygulanmaktadır. İlde hüküm süren sert iklim koşulları sebebiyle sebze ve meyve üretimi fazla gelişememiş ve bu nedenle öz tüketime yönelik, daha çok ek gelir getirici olarak yapılmaktadır. Ancak, sert iklim koşullarına uygun vişne, elma, armut ve dut üretimi yapılmaktadır. İl tarım alanlarının %0,14 gibi oldukça küçük bir bölümünde gerçekleştirilen sebze üreticiliğinin gelişmesini engelleyen en büyük etken sert iklim koşullarıdır. Ek gelir ya da kendi öz tüketimini karşılamaya yönelik olarak sebze yetiştiriciliğinde daha çok yaprağı ve meyvesi yenen sebzelerden lahana, domates, biber, karpuz, kavun, hıyar, kabak ve fasulye üretimi yapılmaktadır. Sivas ilinde hayvancılığın ve hububat üretiminin yanı sıra ek bir gelir kaynağı ya da ailelerin kendi tüketimlerine yönelik olarak yapılan meyvecilik fazla gelişmiş değildir. Ancak son yıllarda uygulanan meyveciliği geliştirme çalışmaları neticesinde bu konuda belirgin bir artış görülmektedir. Sivas ilinde örtü altı tarım diğer bir ifade ile seracılık daha yeni yeni gelişmeye başlamaktadır. 2000 ve 2001 yıllarında sadece 5 ilçede 59 hane/işletme tarafından 13,3 dekarlık alanda örtü altı tarımı yapılmaktayken, 2002 yılında ise seracılık yapan ilçe sayısı 11’e, işletme sayısı 185 ve alan miktarı da 57 dekara çıkmıştır. 2004 yılı itibariyle ise 2000 yılına oranla artarak işletme sayısı 210’a çıkmasına rağmen, örtü altı tarım için kullanılan alan miktarında herhangi bir değişiklik olmayıp 57 dekarda kalmıştır. Çünkü Sivas’ta iklim sera tarımı için kısıtlayıcı bir faktördür. Seralarda yetiştirilen ürünler bazında en geniş alan kapsayan ve en fazla ürün alınan sebzeler domates ve hıyardır. Bu sebzeleri göbekli ve kıvırcık marul, biber, patlıcan, sakız kabağı, ıspanak, nane, maydanoz ve yeşil soğan izlemektedir. Bu çalışmada, Sivas ili Ulaş ilçesindeki köylerde BTC Toplumsal Yatırım Programı kapsamında 2004 yılında başlatılmış olan Sivas Sürdürülebilir Kırsal Kalkınma Projesiyle bölgede alternatif gelir kaynağı oluşturabileceği düşünerek başlatılan organik ve konvansiyonel örtü altı tarım beş yıllık bir süreç sonunda değerlendirilmiştir. Bu faaliyetin başlangıcından itibaren üreticilere düzenli olarak eğitimler verilmiştir. Proje kapsamındaki yer alan organik ve konvansiyonel sebze üretimi yapan üreticilerle anket çalışması yapılarak araştırma verileri toplanmıştır. Araştırmada, organik ve konvansiyonel örtü altı tarımı yapan üreticilerin bu konuda ne kadar bilgili olduğu, teknik bilgilerini nerelerden aldığı, teknoloji kullanım düzeylerinin araştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca, devam etmekte olan BTC projesinin üreticiler üzerindeki olumlu ya da olumsuz etkileri de tespit edilmiştir. 2.Materyal ve Yöntem Çalışmanın ana materyalini Sivas ili Ulaş ilçesine bağlı 4 farklı köyde toplam 30 üreticiden Mart-Mayıs 2009 tarihleri arasında anket yolu ile elde edilen orijinal veriler oluşturmaktadır. Bu çalışmada organik tarım sertifikasına sahip ve BTC-SÜRKAL projesi kapsamında yer alan 2 köydeki bütün organik örtü altı sebze üreticilerinin tamamı (15 üretici) ve proje kapsamındaki konvansiyonel örtü altı üretim yapan diğer 2 köydeki 15 üretici ile görüşülmüştür. Anketlerin yanıtlanmasında üreticiler ile yüz yüze görüşme yöntemi uygulanmış ve üreticilerin soruları en doğru şekilde anlaması ve cevaplandırması sağlanmıştır. Anketlere cevap veren üreticiler, çiftçi kayıt sistemine göre arazi sahibi durumundaki çiftçilerdir. Anketlerin değerlendirilmesi SPSS 17 istatistik paket programı ile gerçekleştirilmiş olup, bütün sorulara ait yanıtlar yüzde ve frekans değerlerine göre incelenmiştir. 3. Araştırma Bulguları ve Tartışma 3.1. Üreticilerin Yaş ve Eğitim Durumlarına Göre Dağılımı Organik örtü altı sebzecilik ile uğraşanların %20’si 17-35 yaş, %40’ı 36-45 yaş, %33’ü 46-55 yaş ve %7’si 56 yaşın üstündedir. Konvansiyonel örtü altı sebzecilik ile uğraşanların ise %13’ü 36-45 yaş, %40’ı 46-55 yaş aralığında ve %47’si ise 56 yaş ve 137 Organik ve Konvansiyonel Örtü Altı Sebze Yetiştiriciliğinde Üreticilerin Teknik ve Ekonomik Sorunları (Sivas İli Ulaş İlçesi Örneği) üzerindedir. Genelde ise, 17-35 yaş aralığında %10, 36-45 yaş aralığında %27, 46-55 yaş aralığında %37 ve 56 ve üstü yaşta %26 kişi bulunmaktadır. Organik örtü altı sebzecilik ile uğraşanların büyük bir kısmı olan %67 ve ilkokul mezunu iken konvansiyonel örtü altı sebzecilik yapanların da büyük bir kısmı %53 ilköğretim mezunudur. Konvansiyonel örtü altı sebzecilik ile uğraşanların %33’ü okuryazar değil iken, yüksekokul mezunu bir kişi bulunmaktadır. İşletmeler ortalaması ise, %60 ilkokul mezunudur. 3.2. Üretim Alanı ve Verim Düzeyi İncelenen işletmelerin sebze alanlarına ayırdıkları arazi genişlikleri Çizelge 1’de verilmiştir. Organik sebze üreticilerinin büyük bir kısmını oluşturan 11 üretici (yaklaşık %73) 80100 m2’de üretim yaptığını belirtirken, yaklaşık %27’si ise 100-250 m2’de üretim yaptığını belirtmiştir. Konvansiyonel sebze üretiminde ise, yaklaşık %53’ü 100 m2’den daha az alanda üretim yapmaktadır. Toplamda da yaklaşık %63’ü 100 m2’den az alanda üretim yaptıkları belirlenmiştir. Çizelge 1. İncelenen işletmelerde sebze üretim genişliği (m2) Üretim Alanı Organik Örtü Altı Sebze Frekans 2 % 13,34 76-100 m2 9 101-150 m2 Konvansiyonel Örtü altı Sebze Frekans % Toplam Frekans % 2 13,34 4 13,34 60,00 6 40,00 15 50,00 1 6,66 2 13,33 3 10,00 151-250 m2 3 20,00 3 20,00 6 20,00 251 m2 + - - 2 13,33 2 6,66 15 100 15 100 30 100 0-75 m2 Toplam Üreticilerin üretim alanından elde ettiği verimler Çizelge 2’de incelenmiştir. Organik sebze üreticilerinin üretim alanlarında ağırlıklı olarak hıyar, domates üretimi yapılmaktadır. Fide başına verim her iki çeşitte birbirine yakın değerlerde olmaktadır. Örtü altı sebze yetiştiriciliğinde Antalya bölgesi ortalaması domateste metrekarede 15 kg, hıyarda metrekarede 13 kg civarındadır. Organik sebze üreticilerinden %70’i 1000-1200 kg ürün aldığını belirtirken, 1 üretici 1,300 kg üzeri ürün elde ettiğini belirtmiştir. 3 üretici ise 800 kg ve daha az ürün elde etmektedir. Konvansiyonel sebzecilikte ise %30’u 800 kg, %60’ı 800-1200 kg ve %10’u ise 1300 kg ürün alındığı belirtilmiştir. Bölgede gerçekleştirilen denemelerde fide başına ortalama hıyar 4 kg ve domateste 5 kg verim alınmıştır. Bu çalışmada yer alan üreticilerin %70’i 100 metre karelik alanlarda üretim yapmakta olup metre kareye 3 fide dikilmiştir. Buna göre, elde edilecek 138 maksimum verim metre kare başına 15 kg olmaktadır. Bölgede, yeni bir faaliyet olan organik örtü altı sebzecilikte üreticilerin büyük kısmının 1000-1500 kg arasında verim aldıklarını belirtmeleri olumlu bir gelişme olarak görülmektedir. Buradan hareketle 2009 yılında domates ve hıyarda satış fiyatının ortalama 1 TL olarak gerçekleştiği göz önüne alındığında, üreticilerin 3-4 aylık bir süre içinde 800-1200 TL arasında net gelir elde ettiği görülmüştür. Çalışmada organik ve konvansiyonel sebzecilik ile uğraşanların BTC- Sürkal Projesi başlamadan önce aile tüketimine ve/veya pazara yönelik sebze yetiştirme durumu incelenmiştir. Yapılan ankette organik ürün yetiştiricilerinin %60’ı BTC- Sürkal Projesi başlamadan önce aile tüketimine ve/veya pazara yönelik bir sebze yetiştiriciliği yaptığını, %40’ı ise yapmadığını belirtmiştir. Konvansiyonel örtü altı sebze yetiştiricilerinin %80’ni ise hane tüketimine yönelik yetiştiricilik yaptığını belirtmiştir. H.KIZILASLAN, L.TANER Çizelge 2. Sebzecilikte alınan verimler (kg) Alınan Verim Domates Organik Örtü Altı Sebze Frekans 3 % 20,00 801-1200 kg 11 1301-1700 kg Konvansiyonel Örtü Altı Sebze 6 40,00 9 % 30,00 73,33 7 46,66 18 60,00 1 6,67 2 13,34 3 10,00 15 100 15 100 30 100 4 % 26,67 801-1200 kg 10 1301-1700 kg Toplam 1 15 0-800 kg Toplam Hıyar 0-800 kg Frekans Frekans % Toplam Frekans Frekans 5 33,33 9 % 30,00 66,66 9 60,00 19 63,33 6,67 1 6,67 2 6,67 100 15 100 30 100 Toplamda 30 kişiden 18’i daha öncesinde örtü altı sebze üretim yapmaktadır. Katılımcıların tamamı gelecekte organik tarım ve seracılıkla ilgili mevcut teknik bilgilerini geliştirme ihtiyacı olacağını ifade etmiştir. 3.3. Girdi Temini Organik örtü altı sebze üreticileri girdi temini bakımından en önemli sorun olarak (%70) tohumun bölgeden temin edilemediğini belirtmiştir. Konvansiyonel örtü altı sebzecileri ise en yüksek oranda tohum, fide-ve organik ilacı temin edemediğini belirtmiştir. Damla sulama sistemi her iki tarımda da yüksek oranda bölgeden elde edilebilmektedir. Organik örtü altı üreticilerin % 60’ı organik ilacı bölgeden temin edemediğini, konvansiyonel örtü altı sebze yetiştiricilerin de % 47’ si bu sorunu belirtmiştir. SÜRKAL Derneği 2010 yılı itibari ile verdiği desteklerini azaltmakta olup, üreticilerin girdi teminine yönelik olarak ilgili kişi ve kuruluşlara yönlendirme ve iletişimlerini sağlamaktadır. Organik örtü altı tarımda sulama sistemi üretilen ürünün cinsine, toprağın yapısına ve iklime göre değişiklikler göstermekle beraber yaz döneminde Sivas ilinde sulama ihtiyaçları diğer yörelere göre daha az olmaktadır. Organik örtü altı tarımcıların tamamı damla sulama yaparken, konvansiyonel örtü altı sebze yetiştiricilerinin %47’si damla sulama, %53’ü ise salma sulama ile üretim yapmaktadır. Toplamda 30 üreticiden %73’ü damla sulama sistemine sahip iken, kalan % Frekans %27’si de salma sulama sistemi ile sulama yapmaktadır. Su paylaşımı konusunda, organik örtü altı sebzecilerin %20’si sorunların arttığını, %53’ü değişmediğini ve %27’si sorunların azaldığını ifade etmiştir. Sorunların artışında damla sulama sistemi kullanılmamasından dolayı oluşan fazla su kullanımı etkili olmuştur. Konvansiyonel örtü altı sebze yetiştiricilerin %47’si sorunlarının arttığını belirtmiştir. Toplamda %43’ü bir değişiklik olmadığını belirtmiştir. Ayrıca toplamda %24’lük bir kısım ise su paylaşımına ait sorunlarının azaldığını ifade etmiştir. Organik sebze üreticilerinin tamamı toprağın gübre gibi kimyasallarla kirleneceğine inanmadığını belirtmiştir. Bunun nedeni zaten bölgede kimyasal gübre ve ilaç kullanımının çok düşük seviyelerde olması gösterilmiştir. Konvansiyonel seracılıkta ilerde toprağın gübre gibi kimyasallarla kirleneceğini düşünen 4 üretici varken, 9’u bu konuda fikri olmadığını belirtmiştir. Buna karşılık 2 kişi de toprağın kirlenmeyeceğini ifade etmişlerdir. Resmi Gazete’de (2005) yayımlanan “Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin” 12. Maddesinde, organik bitkisel üretimde kullanılacak suyun sanayi ve şehir atık suları ile drenaj sisteminden elde edilmemiş olması gerektiği, gerekli hallerde bu türlü suyun uygunluğu konusunda yetkilendirilmiş kuruluş tarafından yapılacak kontrollerde karar verileceği belirtilmektedir. Aynı yönetmeliğe göre 139 Organik ve Konvansiyonel Örtü Altı Sebze Yetiştiriciliğinde Üreticilerin Teknik ve Ekonomik Sorunları (Sivas İli Ulaş İlçesi Örneği) kullanılacak sulama suyunun çevre kirliliğine, toprak yapısında bozulmaya ve erozyona yol açmaması gerektiği vurgulanmaktadır (Anonim, 2005). 3.4. Üreticilerin Organik Tarımla İlgili Teknik Bilgi Düzeyi Organik sebze üretimi yapan üreticiler örtü seralarında domates ve hıyar üretimi yapmaktadır. Üreticilerin organik sebze yetiştiriciliği yapmaktaki amaçları arasında daha sağlıklı ürünler tüketmek isteği (%66) başta gelmektedir. Bunun dışında, %13’lük kısım bölgede organik tarım bilinci oluşturmak, %13’lük kısım ise gelir elde etmek amacıyla organik sebzecilik yaptıklarını belirtmişlerdir. Nitekim hane içi tüketim fazlası olan sebzelerin büyük bir kısmının bölgede ticarete konu olduğu bilinmektedir. Organik sebze yetiştiricilerine gelecek dönemlerde organik sebzecilik ile ilgili mevcut teknik üretim bilgilerini geliştirmeye ihtiyaç duyup duymadıkları sorulmuş, üreticilerin tamamı bilgilerini geliştirmeye ihtiyaç duyduklarını belirtmişlerdir. Üreticilerin yarısından fazlasının (%71) organik sebzecilik ile ilgili bilgilerini orta veya düşük seviyeli olarak tanımlamışlardır. Buna göre üreticilerin tamamının kendilerini geliştirmek istemesi bu konudaki bilgi eksikliğinin farkında olunduğunu göstermektedir. Söz konusu bulgular Merdan’ın (2007) Gümüşhane ili ve bu ildeki organik tarım bilgi düzeyine ilişkin bulguları ile örtüşmektedir. Organik tarıma elverişli bölgelerde üretici bilincini geliştirmek ve organik tarımın uygulanması için gerekli teknik bilgileri aktarmakla ilgili kamu kuruluşlarına önemli sorumluluk düşmektedir. Organik tarım konusunda bilgisi ve bilinci geliştiren üreticiler eğitimi verime dönüştürebileceklerdir. Araştırmaya katılan üreticilerin %73’ü daha önce organik sebzecilik üzerine herhangi bir eğitim almadıkları, geriye kalan %27’lik kısmı ise önce organik sebzecilikle ilgili eğitim aldıklarını belirtmişlerdir. Bu sonuçlar Gümüşhane’deki kırsal kesimde tarım ve organik tarım ile uğraşanların bu konudaki eğitim düzeyine ilişkin bulgularla örtüşmektedir (Merdan, 2007). 140 Gümüşhane’de de kamu kurumlarının çabalarına karşın organik tarım eğitimi alabilen üretici oranı düşük seviyelerde kalmıştır. Ayrıca üreticilerin tarım ilaçlarının zararlarının farkında olup olmadıkları incelenmiştir. Çalışmada elde edilen sonuçlara göre üreticilerin %87’si daha önceden tarım ilaçlarının zararlı olduğunun farkında olduğunu, %13’ü ise bu zararların farkında olmadıklarını belirtmişlerdir. Bu noktada üreticilere aldıkları organik tarım eğitimleri ile birlikte tarım ilaçları konusunda bilgi sahibi olup olmadıkları sorulmuştur. Katılımcıların tamamı tarım ilaçları hakkında bilgi sahibi olduklarını belirtmişlerdir. Sonuçlar genel olarak Türkiye’deki organik tarımın durumu ile örtüşmektedir. (Altındişli, 2002). Sonuçlar üreticilerin organik tarımla miktar artışının değil aynı zamanda ürün kalitesinin de yükselmesinin amaçladığının bilincinde olduğunu göstermektedir. 3.5. Gelirin Kullanımı Şekli Çalışmada, katılımcıların büyük bir kısmı (%93) organik sebzeciliğin hanelerine ek gelir sağladığını belirtmişlerdir. Konvansiyonel örtü altı sebze yetiştiricilerinde ise bu oran %87 olarak belirtilmiştir. Organik örtü altı sebzeciliğinden elde edilen gelirin %50’sinin üretime daha çok emek katkısı yapan kadınlar tarafından kullanıldığı, %36’sınında erkekler tarafından kullandığı belirlenmiştir. Gelirin hem erkek hem de kadın tarafından kullanılması ise %14 oranındadır. Konvansiyonel üretimde ise bu oranlar kadınlar % 26, erkekler % 27 ve % 47 hem erkek hem kadınlar birlikte kullandığı belirlenmiştir. Toplamda ise, kadının geliri kullanma oranı daha yüksek (%38) çıkmıştır. Demirci ve ark.’nın (2002) yaptıkları bir çalışmada, belli bölgelerde ve belli tarımsal ürünlerde organik ve geleneksel ürün verimi açısından fazla bir farklılık bulunmamasına rağmen organik tarımdan elde edilen gelirin konvansiyonel ürünlere göre daha yüksektir olduğu belirlenmiştir. 3.6. Ürünlerin Pazarlama Durumu ve Şekli Organik örtü altı sebze üreticilerinin %59’u ürünlerini ilçe pazarlarında sattığını belirtirken, H.KIZILASLAN, L.TANER %17’sini köyde satmaktadır. Ürünlerin geriye kalan kısmı ise hane içinde tüketilmektedir. Konvansiyonel örtü altı sebze üretimi yapanların ise %54’ü ilçe merkezinde satış yaptığını, %33’ü hane içinde tükettiğini ve kalan %13’ü de köyde sattığını belirtmiştir. Organik ürünlerin iç pazarda değerlendirilmesi, doğrudan üreticiden tüketiciye veya belirli bir pazarlama ağı ile üreticiden süpermarketler vasıtasıyla tüketiciye olmaktadır (Anonim, 2008). Araştırma bölgesinde ise dağıtımın daha çok ilçe merkezinde kurulan pazar üzerinden yapıldığı, bir kısmının da köyde satıldığı ve ürünün bir kısmının da hane halkı tarafından tüketildiği gözlemlenmiştir. Araştırma bölgesinde kurulmuş olan Ulaş Kalkınma Derneği üreticilerin pazarlama sorununu çözmek için faaliyet göstermektedir. Dağıtım ve daha büyük pazarlara ulaşmadaki sorunların çözülmesi ile ilçedeki organik tarım bilincini artacak ve bu tarımla uğraşan halkın refahını olumlu etkileyebilecektir. Organik ürünlerin pazarlanmasında ürünlerin vaktinde ve uygun koşullarda dağıtım kanallarına ulaştırılması çok önemlidir. Organik ürün tüketen tüketicileri bu ürünleri genel olarak sağlıklı oldukları için tercih ettiklerinden ürünlerinde üretimden sonra kısa zamanda müşteriye ulaştırılması gerekmektedir. Bunun en kolay yolu etkin bir dağıtım ağı kurmaktan geçer (Çağdaş, 2003). Pazarlama ile ilgili sonuçlar organik ürünlerin ya köyde ya da toplayıcı tüccar üzerinden pazarlandığını ortaya koyan Erkoyuncu’nun (2008) bulguları ile örtüşmektedir. Organik örtü altı sebze üreticilerinin büyük bir kısmı (%79) organik ve konvansiyonel sebze pazarlaması arasında fark olduğunu belirtmişlerdir. Üreticiler ile yapılan görüşmeler ve gerekse pazar araştırmaları organik sebze satış fiyatının konvansiyonel sebze satış fiyatlarına göre en az % 30 daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Satış fiyatının yüksek olması organik örtü altı sebze üreticilerini konvansiyonel üreticilere göre avantajlı duruma getirmektedir. 3.7. Üretimdeki İşbölümü Çalışmanın bu bölümünde hanedeki kadınlarının iş yükünü ne derecede üstlendiği ve kadınlarla erkeklerin işbölümü oranları ile organik ve konvansiyonel örtü altı sebzeciliğinin beslenme alışkanlıklarına etkisine ilişkin sonuçlar irdelenmiştir. Bölgede üretim işlerinin çoğunun erkekler tarafından yapıldığı şeklindeki görüşün aksine hane içindeki tüm bireylerin işbölümü yaparak birlikte çalışıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Aynı zamanda üretim tekniğinin ve yenilikçi yöntemlerin üreticiler arasında tartışılması faaliyetin bölgede sosyal ve kültürel anlamda bir değişime neden olduğu ortaya çıkmıştır. Üreticilerin büyük çoğunluğunu (%80) organik örtü altı sebze yetiştiriciliğinin hanedeki kadınların geleneksel yöntemlere göre iş yükünü azalttığını ifade etmiştir. Herhangi bir değişiklik olmadığını belirten üretici oranı %13 ve %7 oranındaki üretici ise bu konuda artış olmadığını söylemiştir. Genel olarak organik örtü altı ve konvansiyonel örtü altı sebzeciliğin kadınların iş yükünü azalttığı yönündeki görüş ağırlıktadır. Almanya gibi gelişmiş ülkelerdeki tarım ürünleri üreticilerinin sosyo-ekonomik durumları tüketicilerin satın alma kararlarını etkileyebilmektedir. Yani üretimin kadınlar tarafından yapıldığının belirtilmesinin alıcı kitle üzerinde olumlu bir etki oluşturabilir (Gökçe, 2007). Organik sebzecilikteki 10 farklı işin kimler tarafından üstlenildiği belirlenerek üretimde kimin etkin olduğu ortaya konulmuştur. Buna göre, organik örtü altı sebze yetiştiriciliğinde toprak hazırlığını büyük oranda (%53) kadın ve erkek birlikte üstlenirken, %20 oranında sadece erkekler ve %13 oranında ise sadece kadınlar üstlenmektedir. Fide yetiştirmede ise %60 oranında kadın ve erkek bir arada çalışmaktadır. Dikimde de %40 oranında kadın-erkek birlikte işi üstlenmektedir. Ayrıca %27 kadın, %27 hepsi ve %7 çocuk üstlendiği yanıtı belirtmişlerdir. Sulamada yine kadın ve erkek %33, sadece kadın %33 ve %20 hepsi yanıtı alınmıştır. Gübrelemede %43 oranında kadın ve erkek, %20’si hepsi, %10’u erkek ve %20’si kadın ve kalan %7’si de çocuk yanıtını vermiştir. Çapalamada %47 oranında kadınlar işi yüklenirken, sadece erkek ve sadece kadın %13, %20 hepsi işi yüklenmektedir cevabı alınmıştır. 141 Organik ve Konvansiyonel Örtü Altı Sebze Yetiştiriciliğinde Üreticilerin Teknik ve Ekonomik Sorunları (Sivas İli Ulaş İlçesi Örneği) Budamada %40 kadınlar işi üstlenirken; kalanlardan %33’ü erkeklerin, %13’ü kadın ve erkeklerin, %7’si çocukların ve %13’ü hepsinin üstlendiğini şeklindedir. Hastalıklarla mücadelelerde erkekler %53 oranında işi üstlenirken, kadınlar %13 oranında ve %13 oranında ise hepsinin üstlendiği belirtilmiştir. Hasat ise %40 oranında kadın ve erkeğin beraber, %20 oranında kadının, %27 oranında ise hepsinin üstlendiği bir iş olarak elde gözükmektedir. Pazarlamadaki işlerin %60’ını erkekler iş üstlenirken geriye kalan pazarlama işlerini de kadın ve çocuklar yapmaktadır. Konvansiyonel örtü altı sebze yetiştiriciliğinde ise, toprak hazırlığını %47 oranında erkek üstlenirken, %13 oranında erkekkadın birlikte ve %20 oranında ise sadece kadınlar üstlenmektedir. Fide yetiştirmede ise %33 oranında sadece kadın, %13 oranında hem kadın hem erkek ve %13 oranında ise sadece erkek işi yapmaktadır. Dikimde de %33 oranında kadın-erkek işi birlikte üstlenmektedir. Ayrıca %33 sadece kadın, %27 sadece erkek ve %7 oranında ailedeki tüm bireylerin işleri üstlendiği cevabı alınmıştır. Sulamada yine kadın ve erkek birlikte %53, sadece kadın %27 ve %13 sadece erkekler yanıtı verilmiştir. Gübrelemede %47 erkek ve kadın beraber, %27 kadın ve %13’ü erkekler şeklindedir. Çapalamada %47 oranında kadınlar ve erkekler işleri beraber yüklenirken, %27 kadın, %13 erkek ve %7 kadın ve çocuklar birlikte işi yüklenmektedir. Budamada %50 oranında kadın ve erkekler işi üstlenirken; kadınlar %29, erkekler %14 ve %7 oranında da kadın ve çocuklar işleri üstlenmiştir. Hastalıklarla mücadelelerde %40 oranında erkekler işi üstlenirken, %27 oranında kadınlar ve %20 oranında ise kadın ve erkekler birlikte işleri üstlendiğini belirtilmiştir. Hasat ise %53 oranında kadın ve erkeğin, %27 oranında kadınlar, %13 oranında ise sadece erkeklerin üstlendiği bir iş olarak görülmektedir. Pazarlamada işlerini %40 sadece erkek, %40 sadece kadın işi üstlenirken işlerin %20’sinde hem kadın hem de erkekler üstlenmektedir. 3.8. Kurumsallaşma Etkileri 142 SÜRKAL projesinin organik ve konvansiyonel örtü altı üreticilerinin üretimle ilgili olarak aldıkları eğitimler sonucunda organik tarımla uğraşanların %93’ü, seracılıkla uğraşanların da %67’si derneğin desteği olmadan sorunlarını çözebildikleri belirlenmiştir. Toplamda da %80’ni kendisinin sorunlarını çözebildiğini belirtmiştir. Geriye kalan üreticileri ise üretimle ilgili sorunlarını çözmede SÜRKAL derneğinden yardım almaktadır. Organik sebze üreticilerinin tamamı dernekten aldıkları eğitimleri başkalarına da aktaracağını belirtmiştir. Konvansiyonel sebze üreticilerinin %73’ü de aldığı eğitimleri başkalarına da aktarabileceğini belirtmiştir. Organik ve konvansiyonel sebzecilikte de derneğin desteği olmadan girdi ve pazarlama konularında işlerin yapılabileceği ifade edilmiştir. Bu durum göstermektedir ki, proje kapsamında yapılan eğitim ve yayım çalışmaları üretimin geliştirilmesinde önemli bir katkı sağlamıştır. Üreticilerin büyük bir çoğunluğu (%70) aldığı eğitimler ve desteklerin sonucunda başkalarının benzer sorunlarını çözmede başarılı olacağını düşünmektedir. Organik örtü altı sebzeciliğinde %40 oranında diğer üreticilerle dayanışma olduğu belirtilirken, %40’da da hem rekabet hem de dayanışmanın varlığı ifade edilmiştir. Konvansiyonel örtü altı sebzecilikte ise %53 oranda rekabet, %40’ında ise dayanışma olduğu belirlenmiştir. Üreticilerin tamamında dayanışma eğilimlerinin %40 gibi yüksek bir oranda olması daha önce olmayan işbirliği eğilimlerinin arttığını ortaya koymaktadır. 3.9. Üretici Sorunları Organik ve konvansiyonel sebze üretiminde en önemli iki sorun olarak satış ve pazarlama ile hastalık ve zararla mücadele olarak belirlenmiştir (Çizelge 3.) Diğer sorunlar arasında tohum ve fide teminindeki zorluklar, çapa ve ilaçlama zorlukları ile diğer girdi teminine yönelik zorluklar ifade edilmiştir. Konvansiyonel örtü altı sebze üreticilerinin büyük bir çoğunluğunu (%80) seracılığın gelecekte bölgede yaygınlaşacağını düşünmektedir. Daha önce bölgede bilinmeyen konvansiyonel örtü altı sebze yetiştiriciliği, H.KIZILASLAN, L.TANER Çizelge 3. Organik ve konvansiyonel örtü altı sebze yetiştiriciliğinde karşılaşılan sorunlar Karşılaşılan Sorunlar Organik Örtü Altı Sebze Satış ve pazarlama Frekans 8 % 53,33 Hastalık ve zararla mücadele 5 Tohum ve fide bulmada zorluk Konvansiyonel Örtü Altı Sebze 5 33,33 Frekans 13 % 43,33 33,33 4 26,67 9 30,00 2 13,33 2 13,33 4 13,33 Çapalama, ilaçlama 1 6,67 3 20,00 4 13,33 Naylon bulabilme - - 2 13,33 2 6,67 Su sorunu 3 20,00 2 13,33 5 16,67 yapılan eğitim ve yayım hizmetleri sonucunda bölgede tanınmış ve yaygınlaşma sürecine girmiştir. Çevre köy ve haneler tarafından da benimsenmiş olan bu üretim şekli önümüzdeki yıllarda da bu bölgede önemli bir alternatif gelir kaynağı olarak yer alacaktır. 4. Sonuç Bu çalışmada, tarımsal eğitim ve yayım faaliyetlerinden organik sebzecilik eğitimlerinin üreticilerin bilgi ve farkındalıklarını geliştirici etki yaptığı sonucuna ulaşılmıştır. Kamu desteği ile sağlanacak yaygınlaştırılmış eğitim faaliyetleri sayesinde organik tarım etkinliği artacaktır. Bunun sonucunda üreticilerin birim kazançları artarken, ülkede organik tarım ürünlerinin tüketimi yaygınlaşacak ve bu durum toplumun genel refah düzeyine birçok açıdan olumlu katkı yapacaktır. Üreticilerin her ne kadar organik örtü altı sebzecilik konusunda sağlıklı beslenme olarak bir algıları olsa da örneğin kimyasalların toprağı kirlettiği konusunda bilgileri eksiktir. Düzenli yapılacak eğitimlerle bu tür bilgi eksikliklerinin giderilmesi önemlidir. Ayrıca satış ve pazar bulmada üreticilerin desteklenmesi ve yol gösterilmesi de en önemli konulardan biridir. Benzer bir biçimde zararlılarla mücadelede de özellikle organik tarımda bazı sorunlar yaşanmaktadır. Bu konuda sürekli destek alınabilecek bilgi ofisleri açılması ve konu uzmanı teknik elemanların bu yerel ofislerde istihdam edilmesi yararlı olacaktır. Frekans % Toplam Kaynaklar Anonim, 2004. Organik tarım. Çiftçi eğitim serisi 1, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı Yayınları, Ankara. Anonim, 2005. Resmi Gazete, Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik, 10.06.2005 Tarih, Sayı: 25841. Anonim,2008.Avrupa Birliğinde Organik Tarım, Ülkemizde Organik Tarım. http://diabk.tarim.gov.tr/Organik Tarım.mht (04.01.2010) Anonim, 2010. Organik Tarımın Türkiye’deki Yeri. www.genbilim.com/content/view/4342/ (03.02.2010). Altındişli, A., 2002. “Türkiye’de Ekolojik (Organik, Biyolojik) Tarım”, Organik Tarım, Emre Basımevi,İzmir. Çağdaş, E. 2003. Türkiye’de Ekolojik Tarım Ürünlerinin Pazarlanması ve Rapunzel Ltd. Şti.’de Yapılan Uygulama. Basılmamış Yüksek Lisans Tezi. Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eskişehir. Demirci, R., Erkuş, A., Tanrıvermiş, H.,Gündoğmuş, E., Parıltı, N.ve Özüdoğru, H. 2002. Türkiye’de ekolojik tarım ürünleri üretiminin ekonomik yönü ve geleceği:Ön araştırma sonuçlarının tartışılması. Türkiye V. Tarım Ekonomisi Kongresi.18-22 Eylül 2002. Erkoyuncu, C., 2008. Ankara İli Beypazarı İlçesinde Organik ve Geleneksel Olarak Yapılan Domates Yetiştiriciliğinin Karşılaştırmalı Ekonomik Analizi, Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Tarım Ekonomisi Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara. Gökçe, H., 2007. İzmir’de Ekolojik Tarımsal Ürünler Yetiştiriciliği ve Bu Ürünlerin Hedef Pazar Olarak Almanya’da Pazarlanması Üzerine Bir Araştırma. Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı Pazarlama Yüksek Lisans Tezi, İzmir. Merdan, K., 2007. Gümüşhane’nin Ekonomik Yapısı ve Organik Tarım (Yüksek lisans tezi) Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat Anabilim Dalı, Erzurum. 143 GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 145-152 Atlarda Don (Vücut Rengi) Orhan YILMAZ1 2 Mehmet ERTUĞRUL2 Iğdır Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, Iğdır Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, Ankara Özet: Bu çalışmada atlarda çeşitli donları incelenmiştir. Atın vücut rengine Türkçede don adı verilir. Don, sadece atseverler ve yetiştiricileri için değil, aynı zamanda bilim insanları için de her zaman bir çekim kaynağı olmuştur. Don, bir atı tanımlamada en önemli faktörlerden birisidir. Bir atın performansı ile hiç alakalı olmamasına karşın; bir atın don rengi, o atın beğenilmesinde en önemli faktör olabilir. Diğer bütün özellikleri aynı olsa bile, atseverler genellikle bir atı rengi dolayısı ile seçme eğilimdedir. Atların kullanım amacından daha çok estetik görünümleri nedeni ile seçilmelerinden dolayı at donlarının tanımlanması ve kalıtımına olan ilgi büyüktür. Bu derleme bu nedenle hazırlanmıştır. Anahtar kelimeler: At, don kalıtımı, fenotipik özellik, melanin, gen. Coat Colour in Horses Abstract: In this review various kinds of coat colour of horse were studied. Horse coat colour is called as don in Turkish. Don has always been a topic of interest not only to owners and breeders but also to scientist. Don is one of the first main factors of determining a horse. Horse coat colour can be primary factor to possess a horse by horse owners or breeders, although coat colour of horses has little to do its performance. All other things being equal, most horse fancier would naturally tend to choose a horse of a colour that attracts to them. When more and more horses are valued for primarily aesthetic rather than utilitarian aim, there is a great deal of interest in defining and breeding for colour. Hence this review was prepared. Key words: Horse, coat colour inheritance, phenotypic trait, melanin, gene. 1.Giriş Atın evcilleştirilme kökeni olarak çeşitli görüşler bulunmakla birlikte (Levine, 2005), at büyük olasılıkla Orta Asya’da Türkler tarafından evcilleştirilmiştir (Düzgüneş, 1946; Wilson, 1999). 64 kromozoma sahip at (Blazak, 1975; Bennettand and Hoffman, 1999), Türk tarihinde büyük rol oynamıştır (Said, 1940; Batu, 1962; Aral, 1974; Sönmez, 1975; Güleç 2006). Kafesoğlu, Göktürkler zamanında 11 ayrı at ırkının yetiştirildiğini bildirmektedir (Sertkaya, 1995). Anadolu’nun bazı bölgelerinde öküz ve mandaya nazaran daha fazla yem tüketen bir hayvan olarak görüldüğü için, bazen “ayaklı değirmen” olarak da anıldığı olmuştur (Oğuz, 1994). Halbuki uygun ekipman ve koşum takımları ile at diğer çeki hayvanlarına nazaran, çok daha fazla enerji sağlayarak, insana faydalı bir hizmet verebilir (Hobbs, 2000). 2.6 milyon insanın yaşadığı Moğolistan’da halkın % 42’si geleneksel olarak göçebe hayatı yaşamaktadır ve her ailede birden fazla, bazen onlarca at bulunur (Findlay, 2005). Yurdumuzda at sayısı geçtiğimiz yüzyıl içinde dramatik bir şekilde azalmıştır. 1928 yılında 491.000 olan at varlığı, 1960 yılında 1.312.000 ile en yüksek seviyesine çıkmış ise de, bu rakam 2009 yılında 179.855 ata kadar düşmüştür (Yarkın, 1962; Anonim, 2011). Bir atın vücudunu örten kıl örtüsünün görünen rengine “don” adı verilir. Don üzerinde dar bir alanda görülen beyaz lekelere ise “nişane” denir. Nişane alın bölgesine yerleşmiş ise “akıtma”, bacakların alt kısmında, toynakların üstünden itibaren çeşitli yükseklikte yerleşmiş ise “seki” adı verilir. Alındaki akıtma, sayılabilecek derecede birkaç kıl tanesinden oluşabileceği gibi, kulakların arasındaki perçemin altından uzanıp, gözlerin arkasına kadar genişleyip, alt çeneye kadar yerleşebilir. Seki ise, atın ayağındaki beyazlıklara verilen isimdir. Seki, eğer toynağın hemen üstünde ufak bir leke şeklinde beyaz bir alanı kaplarsa buna “seki eseri”, bacakların yarısını geçerse, buna da “çizme seki” adı verilir (Emiroğlu ve Yüksel, 2009; Yarkın, 1962). At bir iş hayvanıdır. At arabaya ve tarım aletlerine koşulur, üstüne yük vurulur ve binilir; yarıştırılır, spor yapılır, avda ve savaşta kullanılır. Bu yüzden atın donunun, atın performansı ile hiçbir ilgisi yoktur. Bazı at donlarının daha fazla tutulması, bazı donların sevilmemesinin bir bilimsel dayanağı yoktur. 145 Atlarda Don (Vücut Rengi) Bunu doğrulayan bir araştırma sonucu da bulunmamaktadır (Emiroğlu ve Yüksel, 2009; Yarkın, 1962). Orhun Abidelerinden başlayarak, eski tarihi metinlerde at donu ile ilgili 40’dan fazla isim bulunmaktadır. Bunlardan bazıları ak, akça (agca), al, ala, alaça, az, ak az, ala beyaz, eyaz, boz, ak boz, temir boz, çal, çapar, çından, çil, çilgü, egir (eygir), kara, kır, demir kır, kızgıl, kızıl, kızılsagı, kongur, kök, kökiş, kuba, kula, kızıl kula, kuru kula, (kara) kül levünlü, or, oy, sarıg, sıçan tüli, sis, tıg, torug, hurmayı torı, yagız, az yagız, kara yagız, yaşıl ve yegren’dir.(Sağol, 1995). Kırgızların Manas Destanında at donları ve çeşidi ile ilgili 116 deyim bulunmaktadır (Taube, 1995). Bu derlemede, atlarda en sık görülen don renkleri incelenmiş ve bunlar arasındaki ilişkiler açıklanmaya çalışılmıştır. 2. Atlarda Renk Kalıtımı Bütün at donları iki temel renge dayanır. Bunlar yağız ve al donlardır. Bu iki don genetik olarak birbirinin allelidir ve “E” harfi ile temsil edilir. Siyah “E” donu, al “e” donuna dominanttır. Yani iki adet siyah “E” geni “EE” formunda bir araya gelerek, homozigot yağız donu meydana getirir. Bir siyah “E” ile kırmızı “e” renk geni bir genotipte bir arada bulunduğunda meydana gelen form heterozigotdur. “E” geni, “e” genine dominant olduğu için, heterozigot yapıdaki bu genotipte de “EE” genotipinde olduğu gibi siyah don meydana gelir. “Ee” genotipindeki kırmızı rengin meydana gelmesinden sorumlu “e” geni, resesif olduğu için herhangi bir etkide bulunamaz ve gizlenmiş halde bekler. Eğer at kırmızı rengi yapan bu “e” geninden iki tanesine sahip ise, o zaman kırmızı renk kendini gösterebilir ve atın donu al dona bürünür (Castle, 1954; Thiruvenkadan, 2008; Sponenberg, 2009; www.whitehorseproductions.com 2011,en.wikipedia.org 2011a, www.vgl.ucdavis.edu 2011). Atta don kalıtımı bu kadar basit olmamakla birlikte, son yıllarda yapılan birçok çalışma ve geliştirilen bazı teknikler sonucu (Royo ve ark., 2008; Alvarez ve ark., 2010), doğacak tayın donu büyük oranda belirlenebilmektedir (Thiruvenkadan, 2008; Sponenberg, 2009; Alvarez ve ark., 2010; Householder, 2012). Mikrosatellit işaretleyicileri yöntemi, bu çalışmalara örnek verilebilir (Royo ve ark., 2008; Alvarez ve ark., 2010; Shahsavarani ve Rahimi-Mianji, 2010). Atta donların meydana gelmesi bu kadar basit olmamakla birlikte, sadece bir gen çifti örnek verilerek, konu daha basite indirgenebilir. Böylece Mendel Kanunlarına göre, kısrak ve aygırdan gelen genler kanalı ile bir tayın donunun şekillenmesi, Çizelge 1-5’degörüldüğü gibi örneklenebilir. Çizelge 1’de görüldüğü gibi, homozigot yağız kısrak ve aygırdan gelen bütün taylar, Mendel Kanunlarına göre, anne ve babaları gibi homozigot yağız olarak dünyaya gelir. Kısrak homozigot yağız, aygır homozigot al ise, siyah donu determine eden E geni, al donu yapan e genine dominant olduğu için, bütün taylar heterozigot yağız donda dünyaya gelir. Durum tersi olursa, yani kısrağın homozigot al, aygırın homozigot yağız olması durumunda da bir değişiklik olmaz ve bütün taylar heterozigot yağız donda dünyaya gelir (Çizelge 2, 3). Çizelge 1, 2 ve 3’de, 3 farklı çiftleştirme senaryosu örneklenmiştir. Bu 3 durumda da, meydana gelen bütün taylar yağız dona sahip olmuştur. Aşağıda verilecek yeni örneklerle durum biraz daha karmaşık hale getirilebilir. Ebeveynlerden birisinin, heterozigot dominant gene sahip olması durumunda Çizelge 1. Kısrak ve aygırın homozigot yağız olması durumunda tayların donu. Homozigot Yağız Aygır (EE) Ebeveyn Allel E E EE (Homozigot Yağız) EE (Homozigot Yağız) E Homozigot Yağız Kısrak (EE) EE (Homozigot Yağız) EE (Homozigot Yağız) E Çizelge 2. Kısrağın homozigot yağız, aygırın homozigot al olması durumunda tayların donu. Homozigot Al Aygır (ee) Ebeveyn Allel e e Ee (Heterozigot Yağız) Ee (Heterozigot Yağız) E Homozigot Yağız Kısrak (EE) Ee (Heterozigot Yağız) Ee (Heterozigot Yağız) E 146 80 O.YILMAZ, M. ERTUĞRUL Çizelge 3. Kısrağın homozigot al, aygırın homozigot yağız olması halinde tayların donu. Homozigot Yağız Aygır (EE) Ebeveyn Allel E E Ee (Heterozigot Yağız) Ee (Heterozigot Yağız) e Homozigot Al Kısrak (ee) Ee (Heterozigot Yağız) Ee (Heterozigot Yağız) e dünyaya gelen tayların % 50’si heterozigot yağız, % 50’si ise homozigot al dona sahiptir (Çizelge 4). Kısrağın ve aygırın her ikisinin de heterozigot yağız olması durumunda, en karmaşık durum ortaya çıkar (Çizelge 5). Bu çiftleştirme örneğinde, dünyaya gelen tayların % 75’i yağız, % 25’i al dona sahiptir. %75 yağız dona sahip tayların % 50’si heterozigot yağızdır. Yağız donu determine eden gen, al donu meydana getiren gen üzerine dominant olduğu için, % 50 heterozigot genotipe sahip taylar da dış görünüş (fenotipik) olarak yağız donda görünürler. Çizelge 4. Kısrağın heterozigot yağız, aygırın homozigot al olması durumunda tayların donu. Homozigot Al Aygır (ee) Ebeveyn Allel e e Ee (Heterozigot Yağız) Ee (Heterozigot Yağız) E Heterozigot Yağız Kısrak (Ee) ee (Homozigot Al) ee (Homozigot Al) e Çizelge 5. Kısrağın ve aygırın heterozigot yağız olması durumunda tayların donu. Heterozigot Yağız Aygır (Ee) Ebeveyn Allel E e EE (Homozigot Yağız) Ee (Heterozigot Yağız) E Heterozigot Yağız Kısrak (Ee) Ee (Heterozigot Yağız) ee (Homozigot Al) e 3. Atlarda Görülen Donlar 3.1. Yağız (Black) Bir önceki bölümde basitçe açıklanmaya çalışıldığı gibi, E geninin etkisi sebebiyle atın vücudundaki bütün kıllarda renk maddesi taşıyan melanin bulunur. Böylece atın donu yağız donda (siyah renkte) görünür. Doru ve kula dona sahip atlarda yele, kuyruk ve bacaklar gibi uzantılar vücut renginden farklı renktedir. Yağız donda uzantılar dâhil, tüm vücut siyah renkli kıllar ile kaplıdır (Castle, 1954; Thiruvenkadan, 2008; Sponenberg, 2009; www.horsecolor.com 2011, www.whitehorseproductions.com 2011, www.vgl.ucdavis.edu 2011). Yağız don genellikle at popülasyonlarında oldukça az rastlanılan bir dondur. Örneğin Arap atlarında yağız dona çok ender rastlanır. 100 attan ancak birkaç tanesi yağız donlu olarak dünyaya gelir (Castle, 1954; Yarkın, 1962; Thiruvenkadan, 2008; www.horsecolor.com 2011). Yağız donun bazı farklı tonları şunlardır: 3.1.1.Koyu parlak (kuzgunî) yağız: Atın donunu gösteren kıllar parlak siyah renklidir. Atın donu güneş ışığında yansımalı şekilde parıldar. 3.1.2.Donuk yağız: Donu gösteren kıllar koyu siyah olduğu halde, mat görünüşlüdür. Kıllarda yansımalı parlaklık yoktur. 3.1.3.Kirli yağız: Uzantılar tam siyah renkte olduğu halde, vücudu saran kıllar mavimsi-esmer tondadır (Yarkın, 1962). 3.2. Al (Chestnut) Atın yele, kuyruk ve bacaklar gibi uzantıları dâhil, vücudundaki tüm kılların kırmızı veya kırmızının farklı tonları ile kaplanmış şekline al don denir (Yarkın, 1962). Anadolu’nun bazı kesimlerinde al don, at yetiştiricilerince en az makbul sayılan don olarak kabul edilmiştir (Oğuz, 1994). Al donun çeşitli tonları vardır. Açık altın sarısı-kırmızıdan, koyu karaciğer rengine kadar tüm tonlar görülebilir. 3.2.1.Normal (adi) al: Özelliği olmayan ve genellikle kırmızı-kahverengi (koyu tarçın) renginde olduğu kabul edilen al dondur. 3.2.2.Açık al: Normal alın, altın sarısıkırmızıya kaçan açık tonudur. 3.2.3.Kiraz al: Kiraz kırmızısı rengindeki al dona verilen isimdir. 147 Atlarda Don (Vücut Rengi) 3.2.4. Akkanat al: Vücut parlak kırmızı renkte ama uzantılar beyaz veya mısır püskülü (lepiska) gibi sarı renktedir. 3.2.5. Koyu al: Ciğer rengine çalan al dondur. 3.2.6. Yanık al: Yanık doru donun, al dondaki çeşididir. Konunun acemisi kişilerce yağız donun açık tonu olarak adlandırılabilir (Yarkın, 1962). 3.3. Doru (Bay) Türkiye at populasyonu içinde, kır don ile birlikte en çok rastlanılan don çeşididir (Emiroğlu ve Yüksel, 2009). Yağız ile al donun birleşimi olarak tarif edilebilir. Uzantılar siyah, vücut kırmızı-kahve renktedir (Castle, 1954; Thiruvenkadan, 2008; Sponenberg, 2009). Anadolu’nun bazı kesimlerinde at yetiştiricilerince en fazla tercih edilen don çeşididir (Oğuz, 1994) Vücudu örten kılların tonuna göre, doru donun bazı çeşitleri bulunmaktadır: 3.3.1.Normal (adi) doru: En sık görülen, klasik doru dondur. Uzantılar dışında kalan vücut kırmızı-kahve renktedir. 3.3.2.Açık doru: Normal dorunun açık kırmızı renkteki tonudur. 3.3.3.Kestane doru: Kahve (kestane kabuğu) rengin hâkim olduğu dondur. 3.3.4.Yanık kestane doru: Kestane dorunun daha koyusu olup, vücudun birçok bölgesi siyaha yakın koyu renktedir. Konunun acemisi kişilerce loş ahırlarda veya kapalı havalarda yapılan incelemede “açık yağız” olarak adlandırılabilir. Güneş ışığında ve açık alanda yapılan incelemede, vücuttaki kahverengikırmızı kılların varlığı rahatlıkla görülebilir (Yarkın, 1962; www.whitehorseproductions.com 2011). 3.4. İzabel (Isabelline) Bu don çeşidinde vücudu örten kıllar sarının değişik tonlarında, uzantılardaki kıllar ise mısır püskülü gibi beyaza yakın açık renktedir. Bu don renginin meydana gelmesinin sebebi, renk açma özelliği olan “C” (Cream) genidir. Bu genin dominant alleli olan “C” geninin renk açma özelliği yoktur. Yani atın genotipinde “CC” genotipi bulunduğu takdirde, atın vücudunda yerleşmiş renkte bir açılma olmaz. Fakat bu genin resesifi olan “Ccr”alleli, mevcut rengi bir ton açar. “Ccr” geni al dona 148 80 sahip atın vücudunu sarıya çevirirken, uzantılardaki rengi ise daha fazla açarak neredeyse beyaza yakın mısır püskülü sarısına çevirir. “Ccr” geninin siyah renk üzerinde bir etkisi yoktur. Bu yüzden yağız, doru veya kula dondaki atların siyah bölgelerinin rengini açamaz (Thiruvenkadan, 2008; Sponenberg, 2009; www.vgl.ucdavis.edu 2011). İzabel dona sahip atta eğer “Ccr” geninden iki tane varsa, yani homozigot resesif (CcrCcr) ise, atın rengini iki doz açar ve atın rengi neredeyse beyaza yakın krem rengine (Cremello Colour) kadar açılır. Bu dona sahip atlar sıklıkla kır atlar ile karıştırılır. Bu karışıklığı önlemenin en kolay yolu, atın gözlerine bakmaktır. Homozigot “CcrCcr” genotipe sahip Cremello dondaki bir atın gözleri buz mavisi renktedir. Kır atın gözleri ise normal kahve renkte olur (Thiruvenkadan, 2008, Sponenberg, 2009; www.whitehorseproductions.com 2011, www.vgl.ucdavis.edu 2011). Bazı durumlarda izabel renk bir ton koyu olabilir. Bu durumda koyu izabel don, konunun acemisi kişilerce sıklıkla “Akkanat al don” ile karıştırılır. Aslında birçok at uzmanı, al ile izabel don arasındaki sınırı belirlemenin çok zor olduğunu ifade ederler (Yarkın, 1962). 3.5. Kula (Buckskin) Bazen renk açma özelliği olan Ccr geni, doru dona sahip bir atta bulunabilir. Bu durumda Ccr geni uzantılardaki siyah rengi açamadığı halde, vücuttaki kırmızı-kahverengi, sarı renk tonuna kadar açarak atın kula dona sahip olmasına neden olur. Bu tip dona “normal (adi) kula” denir. Eğer Ccr geni homozigot (CcrCcr) olarak doru bir atta mevcutsa, bu sefer rengin tonunu 2 misli açacağı için, atın donu “açık kula” tabir edilen dona sahip olur (Thiruvenkadan, 2008; Sponenberg, 2009; www.whitehorseproductions.com 2011, www.vgl.ucdavis.edu 2011). Genetik mekanizması tam olarak anlaşılamamakla birlikte, bazı durumlarda kula atın vücut kıllarının dip kısımları sarı, uç kısımları siyaha yakın koyu renktedir. Bu dona “kurt kulası” adı verilir. Eğer kurt kulası bir atın vücut kılları kırkılırsa, uç kısımlardaki siyah parçalar uzaklaştırılmış olacağı için, at normal kula rengini alır (Yarkın, 1962). O. YILMAZ, M. ERTUĞRUL 3.6. Kır (Gray/Grey) Kır don Türkler arasında en sevilen dondur. Anadolu Kültüründe at donları ile ilgili birçok deyiş bulunmaktadır. “Alma alı, satma kırı, ille kırı, ille kırı… Alma alı, sat yağızı, bin doruya, besle kırı.” bunlardan birisidir (Öcal, 1994; Emiroğlu ve Yüksel, 2009). En sık rastlanan ve popüler don olmasına rağmen kır don, tay doğduğunda tayın donunu örten bir renk deseni değildir. Yani kır atların tamamına yakını, daha önce herhangi bir dona sahip atın kıllarındaki pigmentlerin kaybolması ile atın kıllarının beyaz renge dönmesi sonucu meydana gelir (Yarkın, 1962; Toth, 2006; Thiruvenkadan, 2008; Sponenberg, 2009). Atın genlerinde bulunan G (Gray) geni, atın donundaki kılları henüz tay safhasında iken kırlaştırmaya başlar. Tay ilk tüyünü döktüğünde, yeniden uzayan kıllar ile kırlaşma başlamış olur. İlk kırlaşan bölge, göz çevresidir. Bir tayda G geninin var olup olmadığı, yani o tayın ileriki yaşlarda kır bir ata dönüşüp dönüşmeyeceği, göz çevresindeki beyaz kılların varlığından anlaşılır. Göz bölgesinden sonra, atın vücudunun alt bölgelerinden kırlaşma başlar. Bacakların alt kısımları, eğer seki varsa hemen onun üstü, karın bölgesi, kuyruk ucu gibi bölgelerde kırlaşma devam eder. Kırlaşma 4-5 yıl gibi kısa bir sürede tamamlanabileceği gibi, atın daha ileri yaşlarına kadar da sürebilir. Kırlaşma süreci esnasında atın donunda demir, karyağdı, sinekli, benekli, sisli ve bakla kır gibi bazı ara donlar gözlemlenir (Castle, 1954; Yarkın, 1962; Toth, 2006; Thiruvenkadan, 2008; Sponenberg, 2009; www.horsecolor.com 2011; www.vgl.ucdavis.edu 2011). 3.6.1.Demir kır: Vücudu örten beyaz kılların siyahımsı gri renkteki kıllarla karışık halde bulunması durumudur. Donun rengi demir rengindedir. 3.6.2.Elma kır: Atın vücudundaki kırlaşma bölgeleri elma büyüklüğündedir. Bu dona elma kır denir. 3.6.3.Bakla kır: Atın vücudunda kırlaşma başladığı zaman, siyah renkli kıllar derideki ince kan damarlarının yakınında bakla büyüklüğünde gruplaşmalar yapar. Bu dona bakla kır adı verilir. 3.6.4.Sinekli kır (Fleabitten): Atın donunda meydana gelen kırlaşma sürecinde, bakla kır aşamasından sonra renkli kılların meydana getirdiği benekler gittikçe ufalır. Bu benekler sinek büyüklüğünü aldığında, bu dona sinekli kır denir. 3.6.5.Karyağdı kır: Kırlaşma devam ederken, beyaz kılların kümelenmesi ile atın üzerine kar yağmış görüntüsü veren dondur (Yarkın, 1962; www.vgl.ucdavis.edu 2011). 3.7. Boz (Dun) Al dona sahip atın uzantılar dâhil bütün vücudunu beyaz kılların istila etmesi ve atın kırmızı-beyaz karışımı görüntü almasıdır. Eğer beyaz kıllar kırmızı kıllardan fazla ise açık boz, eşit ise adi boz, az ise koyu boz adı verilir (Yarkın, 1962; Thiruvenkadan, 2008; Sponenberg, 2009; www.vgl.ucdavis.edu 2011). 3.8. Ahreç Don Doru dona sahip atın kıllarının kırlaşmasına ahreç don denir. Yani atın vücudunda kırmızı, siyah ve beyaz kılların üçü birden görülür (Yarkın, 1962). 3.9. Kırçıl (Roan) Kırmızı ve siyah gibi koyu donların üzerine beyaz kılların aralıklı olarak dağılmasına denir. Beyaz kıllar uzantılara yerleşmez ama atın vücuduna dağılır. Dominant karakterli “Rn” geni tarafından determine edilir (Thiruvenkadan, 2008; Sponenberg, 2009; www.horsecolor.com 2011; www.whitehorseproductions.com 2011; www.vgl.ucdavis.edu 2011). 3.10.Gümüş Yele (Silver Dapple) Bu don tipinin sadece siyah renk üzerinde etkili olan “Z” geni tarafından meydana getirildiği tahmin edilmektedir. Kırmızı renk üzerine herhangi bir etki göstermez. Siyah donu çikolata rengine çevirir. Böylece doru atı, al ata çevirir. Bacaklarda genellikle renk açılması olmaz veya çok az olur. Bazen yele ve kuyruktaki siyah rengi, mısır püskülü gibi lepiska rengine kadar açar. Bu yüzden bu atlar bazen izabel donlu atlar ile karıştırılır. “Z” geni ve gümüş yele donu daha çok ABD’de Rocky Dağları Bölgesinde yaşayan atlar ile Mustang ve Shetland Ponilerinde görülür (www.nationmaster.com 2011). 149 Atlarda Don (Vücut Rengi) 3.11.Şampanya (Champagne) Renk açıcı dominant Ch geni tarafından determine edilir. Atın donu şampanya içkisine benzediği için bu isim verilmiştir. Şampanya donlu tayların derileri canlı pembe, gözleri buz mavisi renkte doğar. Buz mavisi göz rengi yaş ilerledikçe ela rengine döner. Eğer şampanya geni yağız atta varsa atın donu “adi (classic) şampanya”, doru atta mevcutsa “amber (amber)”, al atta mevcutsa “altın (gold)” adı verilir. Şampanya geni (Ch), krem (Ccr) geni ile birlikte aynı genotipte bulunursa, atın donuna “fildişi (ivory) don” denir (Thiruvenkadan, 2008; www.whitehorseproductions.com 2011). 3.12. İnci (Pearl) İnci rengini determine eden “Prl” geni resesif karakterli ve renk açıcı bir gendir. Bu gen “The Barlink” veya “apricot (kayısı) gene” olarak da bilinir (Thiruvenkadan, 2008; Sponenberg 2009; www.whitehorseproductions.com 2011). 3.13. Pangare Atın vücudunun bazı bölgelerinin renginin değişmesi sonucu ortaya çıkan dondur. Bu tip atların burnu, karnı, bacakların iç kısımları, kalçaları ve bazen göğüs ile göz çevreleri daha açık bir renk alır. Yele ve kuyruk genellikle mısır püskülü rengindedir. Bu dona verilebilecek en tipik örnek Przewalski ve Haflinger ırkı atların donudur (www.whitehorseproductions.com 2011). 3.14. Alaca (Coloured/Pied) Alaca don, atlar arasında çok ender görülür. Bazı at ırklarında alaca don hiç görülmemekle birlikte, alaca don kendi içerisinde birçok gruba ayrılır. Alacalılığı meydana getiren “TO”, “O”, “SB-1” ve “Lp” gibi bazı genlerdir (Thiruvenkadan, 2008; www.pinto.org 2011, www.en.wikipedia.com 2011b, www.en.wikipedia.com 2011c). 3.14.1. Tobiano: En sık görülen alacalılık çeşididir. “TO” olarak ifade edilen, dominant karakterli bir gen tarafından determine edilir. Bu alacalılık tipinde beyaz ve renkli bölgeler birbirlerinden çoğunlukla düzgün hatlarla ayrılmışlardır. Atın genellikle baş, bacaklar ve sağrısı renkli, diğer bölgeleri beyazdır. 150 Bu alacalılık çeşidinde, İngilizce kavramlar bakımından bazı farklılıklar bulunmaktadır. Eğer alacalılık beyaz ve siyah renklerden meydana geliyorsa bu dona İngiltere’de “Piebald”, eğer beyaz ile siyahtan farklı bir renkten, yani sarı, kırmızı veya kahve renklerden meydana geliyorsa buna “Skewbald” adı verilir. Bu iki çeşit Tobiano alacalılığın ikisine birden İngiltere’de “Coloured”, ABD’de “Pinto” adı verilir (Thiruvenkadan, 2008; www.en.wikipedia.com 2011d; www.en.wikipedia.com 2011e; f www.en.wikipedia.com 2011 ). 3.14.2. Overo: Bu alacalılık tipi, Tobiano’nun tersi sayılabilir. Bu donda bacaklar ve baş beyaz, diğer bölgeler renklidir. Kendi arasında üç çeşide ayrılır: 3.14.2.1. Frame Overo: Beyaz ve renkli bölgelerin kenarları son derece girintili ve çıkıntılıdır. Beyaz bölge sınırlı bir alandadır ve etrafı renkli bölge ile çevrilidir. Dominant (bazı bilim adamlarınca eksik dominans) karakterli bir “O” geni tarafından determine edilir. Çift etkili, lethal bir gendir. Homozigot dominant bireyler ya embriyo safhasında, ya da doğduktan sonra 72 saat içinde sindirim yetersizliğinden muhakkak ölür. Yani bu gen alacalılığı determine etme yönünden dominant, lethal yönden ise resesif etkilidir (www.en.wikipedia.com 2011g). 3.14.2.2. Sabino: Dominant karakterli “SB-1” geni tarafından determine edilir. Tanınması en zor ve diğer alacalık çeşitleri ile en sık karıştırılan alaca çeşididir. Bu tip atlar çoklukla “Ölmeyip hayatta kalan homozigot dominant Overo donlu tay” zannedilir. Vücutta beyaz bölgelerin oranı çok, renkli bölgelerin oranı daha azdır. Bazen beyaz donlu bir at zannedilerek, yanlışlıkla kır don kategorisine yerleştirilir. Gözler çoğunlukla buz mavisidir (www.apha.com 2011; www.en.wikipedia.com 2011b). 3.14.2.3. Splashed White: En az görülen alacalılık çeşitlerindendir. Atın daha ziyade alt tarafları beyazdır. Alt bölgelerdeki beyazlık geniş bir alana yayılmıştır. At sanki beyaz boya dolu bir havuza batırılmış gibidir. Bu yüzden İngilizce’de “splashed white” olarak adlandırılır. Gözler genellikle buz mavisidir. Kuyruk veya kuyruk ucu beyazdır O. YILMAZ, M. ERTUĞRUL (www.apha.com 2011; www.en.wikipedia.com 2011b). 3.14.3. Tovero: Tobiano ve Overo alacalığın birleşimidir. Bacakların bazısı beyaz, bazısı siyahtır. Genellikle göğüs kısmında siyah bir kalkan bulunur. Ayrıca gözlerin biri veya ikisi buz mavisi renktedir (www.apha.com 2011; www.en.wikipedia.com 2011b). 3.14.4. Leopar Don (Appaloosa Colour): Atın kökeni, ABD’ye ilk ayak basan İspanyol işgalcilere dayanır. Bu işgalcilerin getirdiği at, daha sonra ABD’nin kuzeybatısında bulunan Nez Perce Kızılderilileri tarafından yetiştirilmiş ve ün kazanmıştır. Atın vücudunun tamamı beyazdır ve üzerinde leopar desenleri şeklinde koyu lekeler vardır. Bazı numunelerde ise atın genellikle arka kısmında beyaz bölge bulunur ve leopar desenleri buraya yerleşmiştir (www.en.wikipedia.com 2011h). 3.14.5. Çizgili Don (Brindle Colour): Bu don çeşidi nadiren görülür. Daha çok Brezilya’da yetiştirilen bazı at ırklarında görülür. Atın vücudunda dikine ince ve koyu çizgiler bulunur. Bu donun bir de ters görünümlüsü vardır. Bu dona beyaz çizgili anlamında “White brindle” denir. Bu donda dikine çizgiler, vücut rengine göre daha açık renklidir (www.whitehorseproductions.com 2011). 3.14.6. Manchado: Oldukça nadir görülen donlardandır. Arjantin’de yetiştirilen Criollo, Hackney, Arap ve Thoroughbred (Safkan İngiliz Yarış) gibi bazı at ırklarında görülür (www.whitehorseproductions.com 2011). 3.14.7. Birdcather: Birdcatcher (Kuş avcısı) don rengi, 19. yüzyılda yaşamış ve bu donu taşıyan ünlü bir İngiliz yarış atından kaynaklanmaktadır. Bu don Appaloosa donun tersi sayılabilir. Atın vücudunda ufak ve çok sayıda beyaz lekeler bulunur (www.whitehorseproductions.com 2011). 3.14.8. Chubari (Tetrarch) Spots: Birdcatcher dona benzer ama lekelerin sayısı az, alanı büyüktür. Beyaz lekeler genellikle yumurta büyüklüğündedir (www.whitehorseproductions.com 2011). 3.14.9. Bend veya Spots: Bu don renginde, renkli don üzerinde daha koyu renkte bazı lekeler görülür. Bend veya Spots dona daha ziyade al ve izabel donlu atlarda rastlanır (www.whitehorseproductions.com 2011). 3.14.10. Bloody Shoulder Marking: Sadece kır donlu atlarda görülür. Atın vücudunda zamanla koyu ve anormal şekilli lekeler belirir. Atın donu zaman içinde kırlaştığı halde, bu lekeler kaybolmaz (www.whitehorseproductions.com 2011). 3.14.11. Gulastra Plume: Atın donu kuyruk hariç, normal görünür. Atın donu doru, kula ya da yağız olabilir. Vücutta hiçbir anormal renk bulunmaz ama atın sadece kuyruğu açık renklidir. Bu bir Rabicano veya Gümüş Yele (Silver Dapple) don çeşidi değildir ve ayrı bir kategoride değerlendirilir (www.whitehorseproductions.com 2011). 3.14.12. Badger Face (Porsuk Suratlı): Skewed Sabino donlu atlarda rastlanır. Atın yüzünde akıtma bulunmasının negatif filmi gibidir. Yani atın başı beyaz renktedir ve alında koyu renkli bir akıtma vardır. Porsuk kafasına benzediği için, bu isimle anılmaktadır (www.whitehorseproductions.com 2011). 4.Sonuç At donları çok geniş bir yelpazede sınıflandırılır. Bu yüzden bir at genellikle cinsiyeti ve ırkından daha çok, donu ile tarif edilir. Canlılarda birçok karakteri meydana getiren genlerin birçoğu bilinmemesine rağmen, atlarda donları meydana getiren mekanizma büyük ölçüde açığa çıkarılmıştır. Bunun en büyük sebeplerinden birisi, atlarda donları meydana getiren genlerin az sayıda olmasındandır. Bir aygır ve kısrak çiftleştiği zaman, doğacak tayın donu büyük bir ihtimalle tahmin edilebilmektedir. At donlarının insana olan etkisi ve at seçiminde belirleyici bir faktör olmasının geçmişi, yazılı tarih kadar eskidir. Günümüzde birçok at, kullanım amacından daha çok, estetik görünümü, yani donu nedeni ile tercih edilmektedir. Fakat artık günümüzde, atların don rengi ile onların karakteri, zekâsı, dayanıklılığı, gücü veya hızı arasında bir bağlantı olmadığı bilinmektedir. Kaynaklar Alvarez, I.,Royo, L. J., Pérez-Pardal, L., Fernández, I., Payeras, L., Goyache, F. 2010. Assessing Losses of Genetic Variability in the Endangered Mallorquí horse. Czech J. Anim. Sci., 55, 2010 (10): 456–462 Anonim, 2011. Cumhuriyet Dönemi At Varlığı. http//.faostat.fao.org/site/573/default.aspx#ancor (Erişim 19.03.2011) 151 80 Atlarda Don (Vücut Rengi) Aral, N. 1974. Türkiye’de Yetiştirilen Hayvan Türleri, Yetiştiricilik Tarihi ve Teknolojisi (1923-1931). Türkiye Jokey Kulübü Yayınları. Ankara. Batu, S. 1962. Türk Atları ve At Yetiştirme Bilgisi. Veteriner Fakültesi Yayınları No: 13. Ankara Üniversitesi, Ankara, Türkiye. Bennett, D., Hoffman, R.S. 1999. Equuscaballus. Mammalian Species 628: 1-14. Blazak, W. F. 1976. Horse, Assand Mule Chromosomes. Journal of Heredity, 67 (6): 361-367. Castle, W. E. 1954. Coat Color Inheritance in Horses and in Other Mammals. Genetics, 39: 35-44. Düzgüneş, O. 1946. Atçılık-Üretme, Bakım ve Yemleme Usülleri. Ali Rıza İncealemdaroğlu Basımevi, Zonguldak, Türkiye. Emiroğlu, K., Yüksel, A. 2009. Yoldaşımız At. Yapı Kredi Yayınları. İstanbul. en.wikipedia.org/wiki/ Equine_coat_colora (Erişim 26.02.2011) en.wikipedia.com/Pinto_horseb (Erişim 26.02.2011) en.wikipedia.com/American_Paint_horsec (Erişim 26.02.2011) en.wikipedia.com/Tobiano_colord (Erişim 26.02.2011) en.wikipedia.com/Piebalde (Erişim 26.02.2011) en.wikipedia.com/Skewbaldf (Erişim 26.02.2011) en.wikipedia.org/wiki/Overog (Erişim 26.02.2011) en.wikipedia.org/wiki/Appaloosah (Erişim 26.02.2011) Findlay, A., 2005. Equinesand Livestock in Mongolia. DraughtAnimal News, 43: 9-15. Güleç, E. 2002. Türk At Irkları. At Irklarını Yaşatma ve Geliştirme Derneği Yayınları. Ankara. Hobbs, S. J. 2000. DraughtTesting of a WorkHorse. Draught Animal News, 33:2-4. Householder, D. D. 2012. The Genetics of Equine Coat Color. Teas A&M University, Department of Animal Science, Equine Sciences Program. http://animalscience.tamu.edu/images/pdf/equine/eq uine-genetics-equine-coat-color.pdf (erişim 12.01.2012) Levine, M. A. 2005. Domestication and Early History of the Horse. In: The Domestic Horse: The Origins, Development, and Management of its Behaviour, ed. D. S. Millsand S. M. M. McDonnell). Cambridge University Press, UK. Oğuz, M. Ö. 1994. Anadolu’da Atın Yeniden Keşfi veya Atlı Tarım Hakkında Yozgat’tan Bir Kesit. Milli Foklor, 3 (22): 49-52. 152 Royo, L. J.,Fernandez, I., Azor, P. J., Alvarez, I., PerezPardal, L., Goyache, F. 2008. Technical Note: A Noval Method for Rouitne Genotype of Horse Coat Color Gene Polymorphisms. Journal of Animal Science, 86: 1291-1295. Sağol, G. 1995. Tarihi Şivelerde At Donları. Türk Kültüründen At ve Çağdaş Atçılık Sempozyumu (Ed. Naskali, E. G.). Resim Matbaacılık. İstanbul. Said, Z. 1940. Türkiye’de Atçılığın Ehemmiyeti ve Araştırma Mevzuu. T. C. Ziraat Vekaleti Yüksek Ziraat Enstitüsü Çalışmalarından, Sayı: 62. Ankara Yüksek Ziraat Enstitüsü Yayını. Ankara. Sertkaya, O. F. 1995. Eski Türk Kültüründe At. Türk Kültüründen At ve Çağdaş Atçılık Sempozyumu (Ed. Naskali, E. G.). Resim Matbaacılık. İstanbul. Shahsavarani, H., Rahimi-Mianji, G. 2010. Analysis of Genetic Diversity and Estimation of inbreeding Coefficient Within Caspian Horse Population Using Microsatellite Markers. African Journal of Biotechnology, 9 (3): 293-299. Sönmez R. 1975. At Yetiştirme-Özel Zootekni. Ziraat Fakültesi Yayınları No: 141. Ege Üniversitesi, Matbaası. İzmir. Sponenberg, P. 2009. Equine Color Genetics (3rd ed.). Wiley-Blackwell, ABD. Taube, E. 1995. Altay’da Tuvaların Sözlü Edebiyatında At. Türk Kültüründen At ve Çağdaş Atçılık Sempozyumu (Ed. Naskali, E. G.). Resim Matbaacılık. İstanbul. Toth, Z.,Kaps, M., Sölkner, J., Bodo, I., Curik, I. 2006. Quantitative Genetic Aspects of Coat Color in Horses. Journal of Animal Science, 84: 2623-2628. Thiruvenkadan A K, Kandasamyi N, Panneerselvam 2008. Coat Colour Inheritance in Horses. Livestock Science, 117: 109-129. Yarkın, İ. 1962. Atçılık. pp. 80-94 A. Ü. Ziraat Fakültesi Yayınları:40, Ders Kitabı:20. A Ü. Basımevi, Ankara. Wilson, R.T. 1999. Horses in the Kyrgyz Republic. Draught Animal News, 30:2-6. www.apha.com (Erişim 26.02.2011) www.horsecolor.com (Erişim on 26.02.2011) www.nationmaster.com/encyclopedia/Horse (Erişim on 26.02.2011) www.pinto.org/about_pinto.html (Erişim on 26.02.2011) www.vgl.ucdavis.edu/services/coatcolorhorse (Erişim on 26.02.2011) www.whitehorseproductions.com (Erişim on 26.02.2011) www.whitehorseproductions.com/ecg_basics2.html (Erişim on 26.02.2011) GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 153-158 Mahlep ve Mahlep Ürünleri Ayşe ÖZBEY Nilgün ÖNCÜL Zeliha YILDIRIM Metin YILDIRIM Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Gıda Mühendisliği Bölümü, Tokat Özet: Mahlep (Prunus mahaleb L.) ülkemizde Tokat dahil birçok bölgede doğal olarak yetişmektedir. Gıda endüstrisi açısından mahlep meyvesinin etli kısmı ve çekirdeği (tohum) önemlidir. Mahlepten üretilen ürünler mahlep püresi, mahlep şarabı, mahlep unu ve mahlep yağıdır. Mahlep çekirdeği önemli bir protein ve yağ kaynağıdır. Ayrıca fenolik bileşikler, tokoferoller, mineral madde içeriği ve aroma bileşenleri ile de dikkat çekmektedir. Mahlep sağlığa yararlı bileşenleri nedeniyle geleneksel tedavi yöntemlerinde sıklıkla kullanılmaktadır. Bu derlemede mahlep tohumunun bileşimi ve fizikokimyasal özellikleri, mahlepten üretilen ürünler ve sağlık üzerine etkisi hakkında bilgi verilmiştir. Anahtar kelimeler: Mahlep, Taş kirazı, Prunus mahaleb L., mahlep ürünleri. Mahlab and Mahlab Products Abstract: Mahlab (Prunus mahaleb L.) grows as a wild plant in some region of Turkey including Tokat. In respect to the food industry flesh and seed of mahlab fruit are important. Mahlab puree, mahlab vine, mahlab flour and mahlab oil are produced from mahlab fruit. The mahlab seeds form an important source of protein and oil. It also draws attention for its phenolic compounds, tocopherols, minerals content and aroma compound. It is usually used in folk medicine because of its health promoting effects. This review summarizes the composition and physicochemical properties of mahlab seeds; mahlab products and its health effects. Key words: Mahlab, Rock cherry, Prunus mahaleb L., mahlab products. 1. Giriş Mahlep Arapça bir kelime olup “tatlı kokulu” veya “parfüm kralı” anlamına gelmektedir. Kirazın yabani türü olan mahlebin beyaz (Prunus mahaleb L.) ve siyah (Monechma ciliatum (Jacq.) Milne-Redh) olmak üzere iki türü mevcuttur (Mariod ve ark., 2009; Mariod ve ark., 2010). Siyah mahlep (Monechma ciliatum (Jacq.) Milne-Redh) Acanthaceae familyasına ait olup 30–65 cm yüksekliğinde bir bitkidir. Sudan’da önemli bir tıbbi bitki olarak yetiştirilmektedir (Uguru ve ark., 1995). Çekirdekleri tatlı ve hoş kokulu sabit yağ içermektedir. Kozmetik sanayinde deodorant ve losyonların üretiminde kullanıldığı, ağrı kesici ve diyareyi azaltmada önemli role sahip olduğu belirtilmektedir (Hedberg ve Stangard, 1989; Mariod ve ark., 2009). Beyaz mahlep (Prunus mahaleb L.), Gülgiller (Rosaceae) familyasının Prunus cinsi içinde yer alan, kısa boylu çalı benzeri (bazen de 10 – 15 m’ye kadar boylanabilen), dağınık ve geniş tepeli, meyve ve dalları özel kokulu, beyaz çiçekli, kışın yaprağını döken küçük bir ağaçtır (Hedberg ve Stangard, 1989; Mariod ve ark., 2009). Beyaz mahlebin anavatanı, Avrupa ve Batı Asya olmasına karşın Güney Avrupa, Fransa, Güney Almanya, Kuzey Asya, Kafkasya ve Türkistan içlerine kadar uzanan oldukça geniş bir sahada doğal olarak yayılmıştır. Türkiye’de ise Tokat, Mardin, Çorum, Amasya, Ordu, Erzurum, Uşak ve Van gibi birçok ilde doğal olarak yetişmektedir. Mahlep bitkisi yöresel olarak İdris, Yabani Kiraz, Taş Kirazı, Endirez, Keniro, Kokulu Kiraz, Melem, Endulus, Pis Ağaç ve Meltem gibi isimlerle anılmaktadır. Eskiden mahlep yalnız Kuzey Anadolu Bölgesinde sınır bitkisi olarak yetiştirilirken, son yıllarda gerek iç tüketimin gerekse ihracatın artması sonucu özellikle kapama bahçelerin kurulmasıyla beyaz mahlep yetiştiriciliği hızla artmıştır (Mataracı, 1997; Ağaoğlu ve Ergül, 2001; Meraler, 2010). 153 Mahlep ve Mahlep Ürünleri Gıda endüstrisinde mahlep meyvesinin etli kısmı ve çekirdeği (tohum) kullanılmaktadır. Meyveleri çok küçük, küresel ve yüzeyi düzdür. Tam olgunlaştıkları zaman koyu kırmızı veya siyah renklidir. Meyvesi kokulu olup tadı ekşi ve buruktur. Nohut iriliğindeki meyveleri sulu ve tek çekirdeklidir, olgunlaştıkça sarıdan kırmızıya, sonra siyaha döner. Mahlep çekirdeği yumurta şeklinde ve sivri uçludur. Çekirdek yumuşak yapılı olup tadı acı ve aromatiktir. Çiğnedikten bir süre sonra ağızda acı badem tadı hissedilmektedir (Aydın ve ark., 2002; Öner ve Uysal, 2006; Jerković ve ark., 2011). Bu derlemede beyaz mahlep (Prunus mahaleb L.) tohumunun bileşimi, fiziksel ve kimyasal özellikleri, mahlep meyve eti ve çekirdeğinden üretilen ürünler ve sağlık üzerine etkisi hakkında bilgi verilmiştir. 2. Mahlep Çekirdeğinin Bileşimi ve Fizikokimyasal Özellikleri Mahlep çekirdeği önemli bir protein ve yağ asitleri kaynağıdır. Yetiştirildiği bölgeye göre mahlep çekirdeğinin protein miktarı %28-31 (ortalama %30), yağ içeriği ise %4,7-40,0 (ortalama %27) arasında değişmektedir (Johansson ve ark., 1997; Aydin ve ark., 2002; Yücel, 2005; Kalyoncu ve ark., 2008; Güzel, 2011; Majid ve ark., 2011). Mariod ve ark., (2009) mahlep çekirdeğinin % 28 protein ve % 30 yağ yanında %18 lif, %14 karbonhidrat, %2 kül içerdiğini belirlemişlerdir. Tohum yağının asit değeri 1,21-7,86 mg KOH/g, peroksit değeri ise 1,021- 2,54 meq O2/kg olarak bildirilmiştir (Mariod ve ark., 2009; Majid ve ark., 2011). Mahlep çekirdeği yağı yine bir tohum yağı olan üzüm yağı ile benzer kırılma indisi değerine sahipken asit değeri üzüm yağından yüksek, peroksit değeri ise düşüktür (Anonim, 2001). Mısır’da elde edilen mahlep yağında hidrokarbonlar, steroller (kolestrol, stigmastreol, β-sitosterol, kampesterol) ve yağ asitleri izole edilmiştir (Shams ve Schmidt, 2007). Mahlep yağı önemli oranda (%88-92) doymamış yağ asitlerini içermektedir. Majör yağ asitleri olarak oleik (%33-68) ve linoleik (%19-47) asitleri 154 içermekte bunları palmitik asit (%5-9) izlemektedir (Yücel, 2005; Ercişli ve Orhan, 2008; Mariod ve ark., 2009; Majid ve ark., 2011). Mahlep yağında konjuge linolenik asitlerden (CLNA) α-eleostearik asit, βeleostearik asit ve katalpik asit bulunmaktadır (Wetherilt ve Pala, 1994; Yücel, 2005; Ercişli ve Orhan, 2008). Konjuge linolenik asit oktadekatrienoik yağ asitleri için kullanılan kollektif bir terimdir (Hopkins ve Chrisholm, 1968). Hayvan yağlarında yaygın olarak bulunmazlar ancak, bazı bitkilerin tohum yağlarında olduğu belirlenmiştir (Hopkins ve Chrisholm, 1968; Wetherilt ve Pala, 1994; Noguchi ve ark., 2001). Örneğin mahlep yağında α-eleostearik asit %35 (Wetherilt ve Pala, 1994) ile %21 (toplam konjuge linoleik asidin %76’sını) (Yücel, 2005), nar çekirdeği yağında punikik asit %83, katalpa tohumunda katalpik asit %42,3 (Hopkins ve Chrisholm, 1968) oranında bulunmaktadır. Konjuge linolenik asit yağ asitlerini içeren yağlar organik kaplamaların ve polimerlerin üretiminde çok önemlidirler. Polimerizasyon ve yapışkanlık özellikleri oldukça iyidir (Sita Devi, 2003). Mahlep tohumunda toplam esansiyel aminoasit miktarı 623,8 mg/g N’tur. Toplam aromatik amino asit miktarı (fenilalanin, trozin) 117,0 mg/g N olup toplam amino asitlerin % 50,9’u esansiyel aminoasitler oluşturmaktadır. Toplam amino asitlerin %3,9’unu ise sülfür içeren metionin ve sistein oluşturmaktadır (Mariod ve ark., 2009). Mahlep tohumunun mineral içeriği incelendiğinde kalsiyum (133,7 ppm), potasyum (204,2 ppm) ve magnezyumun (102,2 ppm) majör bileşenler olduğu görülmektedir (Anonim, 1989; Mariod ve ark., 2009). Bunların dışında mahlep tohumlarında Cd, Cu, Fe, Mn, Zn da belirlenmiştir (Sekeroğlu ve ark., 2008; Mariod ve ark., 2009; Meraler, 2010). Mahlep yağsız çekirdek içinin etil asetat fraksiyonunun toplam fenolik madde içeriğinin yaklaşık 72 mg GAE/g, su fraksiyonunun ise yaklaşık 66 mg GAE/g olduğu belirlenmiştir. Mahlep çekirdeğinde bulunan fenolik bileşikler; kateşin, klorojenik asit, hidroksibenzoik asit, A.ÖZBEY, N.ÖNCÜL, Z.YILDIRIM, M.YILDIRIM para-kumarik asit ve siringik asit olup çekirdekte bulunan başlıca fenolik bileşik %91,3 ile hidroksibenzoik asittir. Bunu sırasıyla mahlep çekirdek kekinde (+)-kateşin (1,018 mg/100 g kuru ağırlık), p-kumarik asit (0,234 mg/100 g kuru ağırlık), siringik asit (0,125 mg/100 g kuru ağırlık) takip etmektedir (Mariod ve ark., 2010). Çekirdeğin ortalama tokoferol miktarı 28,5 mg/100g olup toplam tokoferol miktarının %77,6’sını γtokoferol oluşturmaktadır. Bunu, δ-tokoferol ve α tokoferol 6,4 ve 1,4 mg/100 g miktarlarıyla takip etmektedir (Mariod ve ark., 2009). Mahlep tohumunun başlıca aroma bileşeni kumarinlerdir. Bileşiminde kumarin türevlerinden kumarin, dihidrokumorin ve herniarin (7-methoksikumarin) bulunmaktadır. Ayrıca, glikozidik olarak bağlı olan 4metoksietil-sinnamat da içermektedir. Çok düşük düzeyde amigdalin (mandelonitrile-βgentiobioside) de bileşiminde bulunmaktadır (Alsaid ve Hifnawy, 1986; Aydın ve ark., 2002). 3. Mahlep Ürünleri ve Kullanım Alanları Ülkemizde mahlep bitkisinin çeşitli kısımları, yörelere göre değişmekle birlikte, tarih boyunca halk ilacı olma özelliğini korumuş olup son yıllarda yoğun olarak tohum ve meyveleri kullanılmaktadır. Mahlep meyve etinden mahlep ezmesi veya püresi, mahlep şarabı, mahlep çekirdeğinden ise mahlep tanesi, mahlep unu ve mahlep yağı üretilmektedir. Hasat edilen meyveler ayıklanıp yıkandıktan sonra palperden geçirilerek meyve eti çekirdeğinden ayrılır (Wetherilt ve Pala, 1994). Meyve özü, pastörize edilip soğutularak püre elde edilir. Çekirdek ise daha sonra işlenmek üzere biriktirilir (Şekil 1). Mahlep püresi ilaç olarak kullanımının yanı sıra mahlep şarabı üretiminde de kullanılmaktadır. Hasat edilen kırmızı üzümler, preslendikten sonra cibre fermantasyonuna başlanır. Cibre fermantasyonu yarıda kesilerek mahlep püresi % 2,0-2,5 oranında cibreye eklenir ve 7-10 gün dinlenmeye bırakılır. Süre sonunda tortu ayrılır ve şarap filtre edilip şişelenir (Şekil 2). Kuruyan çekirdekler kırıldıktan sonra elde edilen tohum, tane şeklinde baharat olarak ya da öğütülüp mahlep unu olarak kullanılmaktadır. Ayrıca, çekirdekten soğuk pres yöntemiyle mahlep yağı çıkarılmaktadır (Şekil 1). Mahlep çekirdeği Ürdün’de üretilen Nabulsi peynirine (salamura beyaz peynir) tat ve aroma vermek amacıyla salamuraya katılmaktadır. Mahlep unundan, pasta ve çörek yapımında tat ve aroma maddesi olarak (kumarinden dolayı vanilya kokusu taşımaktadır) yararlanılmaktadır (Öner ve Uysal, 2006; Anonim, 2011). Gıda endüstrisi dışında; parfümeri sanayi (parfüm, losyon gibi kozmetik ürünlerinde), boya sanayi (vernik, cila yapımında), mobilyacılık, ilaç sanayi ve anaç olarak bahçecilikte kullanılmaktadır (Sezik ve Basaran, 1985; Öner ve Uysal, 2006; Mariod ve ark., 2010). 4. Sağlık Üzerine Etkileri Mahlep tohumu, yöresel ilaçlarda tonik ya da azotça zengin olmasına rağmen nişasta oranının az olması nedeniyle antidiyabetik olarak kullanılmaktadır (Sezik ve Basaran, 1985; Jerković ve ark., 2011). Kuvvet verici, idrar arttırıcı, diyareyi önleyici/azaltıcı, balgam söktürücü, idrar yolları iltihabı giderici özelliği vardır. Ayrıca nefes darlığı, astım, karaciğer hastalıkları, böbrek sancısı ve karın ağrılarına karşı da etkilidir (Ayoub ve Barbiker, 1981; Miraldi ve ark., 2001; Çakılcıoğlu, 2007; Shams ve Schmidt, 2007; Mariod ve ark., 2010). Mahlep tohumu protein, özellikle esansiyel aminoasitler açısından iyi bir kaynaktır. Esansiyel yağ asitlerinden linoleik asit bakımından zengindir. Bileşiminde bulunan konjuge linolenik asitler biyolojik etkilerinden dolayı insan sağlığı üzerine yararlı etkilere sahiptir. İnsan monositik lösemi hücrelerine karşı kuvvetli sitotoksik etki göstermektedirler. Punikik asit, α-eleostearik asit ve katalpik asidin sitotoksik etkileri daha fazladır (Suzuki 155 Mahlep ve Mahlep Ürünleri Hammadde Alımı Ayıklama Yıkama Palperleme Meyve Özü Çekirdek Pastörizasyon Kırma Soğutma Çekirdek İçi (Tane) Kabuk Mahlep Püresi Öğütme Soğuk Pres Mahlep Yağı Mahlep Unu Şekil 1. Mahlep meyve püresi, unu, yağı üretim akım şeması. Hasat Pres Cibre Fermentasyonu Mahlep Meyve Özü İlavesi (%2.0 -2.5) Dinlendirme (7-10 gün) Tortu Filtrasyon Şişeleme Mahlep Şarabı Şekil 2. Mahlep şarabı üretim akım şeması. 156 A.ÖZBEY, N.ÖNCÜL, Z.YILDIRIM, M.YILDIRIM ve ark., 2001). α-eleostearik asitin (9c, 11t, 13t-18:3) insan hücreleri üzerine antikanserojenik (Kohno ve ark., 2004; Tsuzuki ve ark., 2004) ve ayrıca antioksidan aktiviteye sahip olduğu belirlenmiştir (Dhar ve ark., 1999). Mahlep çekirdeği içermiş olduğu fenolik bileşiklerden dolayı da insan sağlığı üzerine yararlı etkilere sahiptir. Gıdalarla birlikte fenolik bileşik alımının bu bileşiklerin antioksidan aktivitesinden dolayı bir çok ciddi hastalıkların, örneğin damar kalp rahatsızlıkları, riskini azaltabileceği araştırmalarla ortaya konmuştur (Hertog ve ark., 1993; Surh ve ark., 1999; Surh, 2002). Fenolik bileşiklerin gıdalara katkı maddesi olarak katıldığında ise ransiditeyi minimum düzeye indirdiği, toksik oksidasyon ürünlerinin oluşumunu geciktirdiği, besinsel kalitesini koruduğu ve depolama ömrünü arttırdığı belirlenmiştir. Mahlep çekirdeğinde bulunan fenolik bileşiklerden hidroksibenzoik asit, siringik asit ve p-kumarik asidin antioksidan aktivitesinin de yüksek olduğu belirlenmiştir (Zhang ve ark., 2009; Mariod ve ark., 2010). Fenolik bileşiklerin antimikrobiyal aktivitesinden dolayı patojen ve bozulma etmeni mikroorganizmaları inhibe ettiği ve ayrıca antikanserojen aktiviteye sahip olduğu ve bağışıklık sistemini güçlendirdiği de bilinmektedir (Surh ve ark., 1999). Mahlep tohumunun mineral içeriği incelendiğinde kalsiyum, potasyum ve magnezyumun majör bileşenler olduğu görülmektedir. Kemik yapısı ve fonksiyonu açısından önemli olan kalsiyum günlük ihtiyacımızın %16’sını karşılamaktadır. İnsan fizyolojisi açısından oldukça önemli rol oynayan potasyum; böbrek hastalıkları, obezite, diyabet, hipoglisemi ve kalp hastalıklarına karşı koruyucu etki gösterecek miktarda bulunmaktadır. Magnezyum minerali açısından ise günlük ihtiyacımızın %28,9’unu karşılamaktadır (Anonim, 1989; Mariod ve ark., 2009). 5. Sonuç Mahlep bitkisi çok çeşitli kullanım alanlarına sahipken gıda olarak tüketimi Türkiye ve birkaç ülke ile sınırlı kalmıştır. Mahlep bileşimi üzerine yapılan sınırlı sayıdaki çalışmalar, mahlebin kimyasal ve fonksiyonel olarak önemli bir bitki olduğunu göstermektedir. Bu alanda yapılacak daha fazla çalışma ile mahlebin kullanım alanlarının artacağı öngörülmektedir. Kaynaklar Ağaoğlu, Y.S. ve Ergül, A., 2001. İdris (Prunus mahalep L). Çöğürlerinde Genomik Farklılık Düzeylerinin RAPD Tekniği ile Belirlenmesi. Tarım Bilimleri Dergisi, 7, 70-73. Al-Said, M. and Hifnawy, M. S., 1986. Dihydrocoumarin and Certain other Coumarins from Prunus mahaleb seeds. J. Nat. Prod. (Lloydia), 49, 721. Anonim, 1989. Food and Nutrition Board, Recommended Dietary Allowances, 10th edn. National Academy of Sciences/National Research Council, Washington DC, http://www.nap.edu/openbook.php Anonim, 2001. Bitki Adı ile Anılan Yemeklik Yağlar Tebliği, Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği, 2001/29 Anonim, 2011. http://en.wikipedia.org Aydın, C., Öğüt, H. ve Konak, M., 2002. Some Physical Properties of Turkish Mahaleb. Biosystems Engineering, 82, 231–234. Ayoub, S.M.H. and Barbiker, A.J., 1981. Component Fatty Acids from Theoils of Monechma ciliatum. Fitoterapia, 52, 251–253. Çakılcıoğlu, U., Türkoğlu, İ. ve Kürşat M., 2007. Harput (Elazığ) ve Çevresinin Etnobotanik Özellikleri. Doğu Anadolu Bölgesi Araştırmaları, Fırat Üniversitesi, Elazığ. Dhar, P., Ghosh, S. and Bhattacharyya, D.K., 1999. Dietary Effects of Conjugated Octadecatrienoic Fatty Acid (9cis, 11trans, 13trans) Levels on Blood Lipids and Nonenzymatic in vitro Lipid Peroxidation in Rats, Lipids, 34, 109–114. Ercişli, S. ve Orhan, E., 2008. Fatty Acid Composition of Seeds of Yellow, Red, and Black Colored Prunus mahaleb Fruits in Turkey, Chemistry of Natural Compounds, 44, 87-89. Güzel, M., 2011. Mahlep Çekirdeği İçinden Üretilen Protein Konsantresinin Bazı Kimyasal ve Fonksiyonel Özellikleri. (Yüksek lisans tezi), Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Gıda Mühendisliği Anabilimdalı, Tokat. Hedberg, I. and Stangard F., 1989. Traditional Medicine Plants—Traditional Medicine in Botswana. Ipeleng, Gaborone. Hopkins, C.Y. and Chrisholm, M.J., 1968. A Survey of the Conjugated Fatty Acids of Seed Oils, J. Am. Oil Chem. Soc., 45, 176–182. Hertog, M. L., Feskens, E. M., Hollman, P. H., Katan, M. B. and Kromhout, D., 1993. Dietary Antioxidant Flavonoids and Risk of Coronary Heart-Diseases the Zutphen Elderly Study. Lancet, 342, 1007–1011. 157 Mahlep ve Mahlep Ürünleri Jerković, I., Marijanović , Z. and Staver, M. M., 2011. Screening of Natural Organic Volatiles From Prunus mahaleb L. Honey: Coumarin and Vomifoliol as Nonspecific Biomarkers. Molecules, 16, 2507-2518. Johansson, A., Laakso, P. and Kallio, H., 1997. Characterization of Seed Oils of Wild, Edible Finnish Berries. Z Lebensm Unters Forsch A, 204, 300-307. Kalyoncu, İ.H., Ersoy, N. ve Aydın, M., 2008. Mahlep (Prunus mahaleb L.) Yeşil Uç Çeliklerinin Köklenmesi Üzerine Farklı Hormon ve Nispi Nem Uygulamalarının Etkisi. Süleyman Demirel Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, 3, 32-41. Kohno, H., Yasui, Y., Suzuki, R., Hosokawa, M., Miyashita, K. and Tanaka, T., 2004. Dietary Seed Oil Rich in Conjugated Linolenic Acid from Bitter Melon Inhibits Azoxymethane-Induced Rat Colon Carcinogenesis Through Elevation of Colonic Pparg Expression and Alteration of Lipid Composition. Int. J. Cancer, 110, 896–901. Majid, S.N., Ali, J.J. and Hussain, F.H.S., 2011. Fatty Acids Composition of Seed Oils of Some Prunus Genus Fruits in Kurdistan Region. University of Sulaimani, Kurdistan Region. www.univsul.org Mariod, A.A., Aseel, K.M., Mustafa, A.A. and AbdelWahab, S.I., 2009. Characterization of the Seed Oil and Meal from Monechma ciliatum and Prunus Mahaleb Seeds. J Am Oil Chem Soc., 86, 749–755. Mariod, A.A., Ibrahim, R.M., Ismail, M. and Ismail, N., 2010. Antioxidant Activities of Phenolic Rich Fractions (PRFs) Obtained From Black Mahlab (Monechma ciliatum) and White Mahlab (Prunus mahaleb) Seedcakes. Food Chemistry, 118, 120– 127. Mataracı, T., 1997. Ağaçlar: Doğa Sevenler İçin Rehber Kitap: Marmara Bölgesi Doğal Egzotik Ağaç ve Çalıları , Metalform Yayınları, İstanbul. Meraler, S.A., 2010. Mahlep (Prunus mahaleb L.)’in Bitki Kısımlarında Mineral Bileşiminin Belirlenmesi. (Yüksek lisans tezi), Kilis 7 Aralık Üniversitesi, Biyoloji Anabilim Dalı, Kilis. Miraldi, E., Ferri, S. and Mostaghimi, V., 2001. Botanical Drugs and Preparations in the Traditional Medicine of West Azerbaijan (Iran). Journal of Ethnopharmacology, 75, 77–87. Noguchi, R., Yasui,Y., Suzuki,R., Hosokawa , M., Fukunaga, K.. and Miyashita,K., 2001. Dietary Effects of Bitter Gourd Oil on Blood and Liver Lipids of Rats, Arch. Biochem. Biophys,. 396, 207– 212. Öner, N. ve Uysal, M., 2006. Mindos Tepe- Yeğren (Konya) Yöresinde Tesis Edilen Toros Sediri (Cedrus libani A. Rich.) ve Mahlep (Cerasus mahalep (L.) Miller.) Ağaçlandırmalarında Dip Çap- 158 Boy İlişkileri. Gazi Üniversitesi, Orman Fakültesi Dergisi, 6, 11-25. Sekeroglu, N., Ozkutlu, F., Kara, S.M., and Ozguven, M., 2008. Determination of Cadmium and Selected Micronutrients in Commonly Used and Traded Medicinal Plants in Turkey. Journal of the Science of Food and Agriculture, 8, 86–90. Sezik, E. and Basaran, A., 1985. Phytochemical Investigations on the Plants Used as Folk Medicine and Herbal Tea in Turkey: II. Essential oil of Stachys Lavandulifolia Vahl. Journal of Faculty of Pharmacy of Ankara University, 21, 98–107. Shams, K.A. and Schmidt, R., 2007. Lipid Fraction Constituents and Evaluation of Anti-anaphylactic Activity of Prunus mahaleb L. Kernels. Afr. J. Trad. CAM, 4, 289 – 293. Sita Devi, P., 2003. TLC as a Tool for Quantitative Isolation of Conjugated Trienoic FA. J. Am. Oil Chem. Soc,. 80, 315–318 Surh, Y. J., Hurh, Y. J., Kang, J. Y., Lee, E., Kong, G. and Lee, S.J. 1999. Resveratrol, an Antioxidant Present in Red Wine, İnduces Apoptosis in Human Promyelocytic Leukemia (HL-60) Cells. Cancer Letters, 140, 1–10. Surh, Y.J., 2002. Anti-tumor Promoting Potential of Selected Spice Ingredients With Antioxidative and Anti-inflammatory Activities: A short review. Food and Chemical Toxicology, 40, 1091–1097. Suzuki, R., Nogushi, R., Ota, T., Masayuki, A., Miyashita, K. and Kawada, T., 2001. Cytotoxic Effect of Conjugated Trienoic Fatty Acids on Mouse Tumor and Monocytic Leukemia Cells. Lipids, 36, 477–482. Tsuzuki, T., Tokuyama, Y., Igarashi, M. and Miyazawa, T., 2004. Tumor Growth Suppression by Aeleostearic Acid, A linolenic Acid İsomer with a Conjugated Triene System, Via Lipid Peroxidation. Carcinogenesis, 25, 1417–1425. Uguru, M.O., Okwuasaba, F.K., Ekwenchi, M.M. and Uguru, V.E., 1995. Oxytocic and Oestrogenic Effects of Monechma ciliatum Methanol Extract in Vivo and in Vitro in Rodents. Phytotherap Res., 9, 26–29. Yücel, S., 2005. Determination of Conjugated Linolenic Acid Content of Selected Oil Seeds Grown in Turkey. JAOCS, 82, 893-897. Wetherilt, H. and Pala, M., 1994. Herbs and Spices Indigenous to Turkey. in: Spices, Herbs and Edible Fungi. Edited by G. Charalambous, Elsevier Press, New York, 285–307. Zhang, Z., Liao, L., Moore, J., Wua, T., Wang, Z., 2009. Antioxidant phenolic compounds from walnut kernels (Juglans regia L.). Food Chemistry, 113, 160–165. GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 159-169 Türkiye Hayvancılığı Aziz ŞAHİN Zafer ULUTAŞ Arda YILDIRIM Emre ŞİRİN Yüksel AKSOY Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, Tokat Özet: Türkiye hayvan yetiştiriciliğinde son yıllarda önemli değişiklikler olmuştur. Son on dokuz (19912009) yıllık süreçte, sığır (%10.43), koyun (%46.20), keçi (%52.35) ve manda (%76.18) sayısında azalma olmasına rağmen, kanatlı hayvan sayısında (%61.38) artış olmuştur. Son istatistiki bilgilere göre Türkiye’de 10 723 958 baş sığır, 87 207 baş manda, 21 749 508 baş koyun, 5 128 285 baş keçi yetiştirilmektedir. Büyükbaş hayvan varlığının (10 811 165 baş), %24,0’ını yerli ırklar, %40,75’ini kültür ırkı melezleri ve %34,44’ünü kültür ırkları, %0,81’ini ise mandalar oluştururken, küçükbaş hayvan varlığının (26 877 793 baş), %80.92’sini koyun ve %19.08’ini ise keçi oluşturmaktadır. Kanatlı varlığının (234 082 206 adet) %28.41’ini yumurta tavuğu, %69.83’ünü et tavuğu, %1.18’ini hindi, %0,40’ını ördek ve %0.18’ini kazlar oluşturmaktadır. Türkiye’de 21 469 köyde arıcılık faaliyeti yapılmakta olup, mevcut kovanların (5 339 224 adet) %97,59’u yeni, %2,41’i eski kovanlardır. Türkiye İstatistik Enstitüsü kayıtlarına göre Türkiye’de sığır, manda, koyun ve keçiden toplam 12 542 186 ton süt, 412 723 ton kırmızı et, kanatlılardan ise, 1 323 624 ton beyaz et, 13 832 726 000 adet yumurta ve 82 003 ton bal üretilmektedir. Damızlık hayvan materyali, kaliteli yem kaynakları, hastalıklara karşı koruma, işletme kapasiteleri, alt yapı, çiftçilerin pratik yetiştiricilik düzeyleri, pazarlama ve finans yetersizlikleri hayvancılığın problemlerinden bazılarıdır. Bu çalışmada, Türkiye hayvancılığının mevcut durumu, sorunları ve çözüm önerileri tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sığır, manda, kırmızı et, süt, yumurta, bal Animal Production in Turkey Abstract: Animal production in Turkey has changed considerably in the last years. Although number of cattle (10.43%), sheep (46.20%), goat (52.35%) and buffalo (76.18%) production have decreased, number of poultry (61.38%) production has increased in the last nineteen years (1991-2009). According to recent statistics, 10 723 958 heads of cattle, 87 207 heads of buffalo, 21 749 508 heads of sheep and 5 128 285 heads of goat are raised in Turkey. Cattle and buffaloes population are 10 811 165 which is 24.00% of it is local breed, 40.75% of it is crossbreed, 34.44% of it is pure breed cattle and 0.81% of it is buffaloes. There is also small ruminant population which is 26 877 793, 80.92% of it is sheep and 19.08% of it is goats. Poultry population is 234 082 206, 28.41% of it is laying hens, 69.83% of it is broilers, 1.18% of it is turkeys, 0.40% of it is ducks and 0.18% of it is geese. Beekeeping are 21 469 in the villages of Turkey. The current number of hives are 5 339 224 units, 97.59% of it is new, 2.41% of it is old hives. According to Turkish Statistical Institute records, 12 542 186 tons of milk and 412 723 tons of red meat have produced from cattle, buffalo, sheep and goats, 1 323 624 tons meat, 13 832 726 000 eggs from poultry, 82 003 tons honey from bees have produced. Some problems of the animal production are lack of breeding animal material, high quality feed sources, protection against disease, capacity of the animal farms, infrastructure, agricultural workers practical breeding levels, marketing and financing etc. In this paper the levels of animal production in Turkey and its problems and their solutions are discussed. Key words: Cattle, Buffalo, red meat, milk, hen eggs, honey 1.Giriş Sahip olduğu coğrafi yapı ve ekolojik koşullar nedeni ile tarımsal üretimde miktar ve ürün çeşitliliği yönünden büyük bir potansiyele sahip olan Türkiye’de tarım sektörü ekonomik ve sosyal gelişmede, çok önemli görevler üstlenmiştir. Tarım sektörünün bir kolu olan hayvancılıkta, tarımın diğer alanlarında ve ülkenin ekonomisinde gelişmeyi canlandırıcı etkiye sahip olması bakımından stratejik bir öneme sahiptir. Hayvancılık, beslenme, sanayi hammaddesi sağlama, işsizliği ve kırsal kesimden kente göçü önlemede ve istihdam sağlamada önemli bir role sahiptir. Ayrıca hayvancılık sektörü, ülke ekonomisini geliştiren, birim yatırıma en yüksek katma değer oluşturan ve en düşük maliyetle istihdam imkânı sağlayan bir sektördür (Şahin ve Ulutaş, 2010). Tarımsal işletmelerde genel olarak hayvancılık ve bitkisel üretim bir arada yapılmakta olup, işletmelerin küçük ölçekli ve 159 Türkiye Hayvancılığı çok parçalı yapıda olması verimliliğin düşük seviyelerde kalmasına yol açmaktadır. Türkiye nüfusu her geçen gün artmaktadır. Nüfus artışı ile beraber, bugün insan beslenmesinde kullanılan kaynakların daha verimli kullanılması ve daha iyi değerlendirilmesi zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Hayvansal ürünler başta çocuklar olmak üzere, her yaştaki nüfusun beslenmesinde büyük bir öneme sahiptir. Bu yüzden halkın dengeli ve sağlıklı beslenmesinin sağlanması için, gerekli önlemlerin alınması, refah seviyesinin artırılması ile birlikte hayvansal ürün miktar ve kalitesinin artırılması gerekmektedir. Bu makalede, son on dokuz yıllık süreçte (1991-2009 yılları arasında) Türkiye hayvancılığının mevcut durumunun, problemlerinin ve çözüm önerilerinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. . 2. Hayvan varlığı 2.1 Büyükbaş hayvan varlığı Türkiye’de 2009 yılı itibariyle 10 723 958 baş sığır, 87 207 baş manda olmak üzere toplam 10 811 165 büyükbaş hayvan yetiştirilmektedir. Bunun %24,0’ını yerli ırklar, %40,75’ini kültür ırkı melezleri ve %34,44’ünü kültür ırkları, %0,81’ini ise mandalar oluşturmaktadır. Son on dokuz yıllık periyotta, sığır sayısında %10.43, manda sayısında %76.18 oranlarında azalmanın olduğu belirlenmiştir. Çizelge 1’de Türkiye büyükbaş hayvan varlığındaki değişim verilmiştir. Çizelge 1 incelendiğinde 1991 yılında 11 972 923 baş olan sığır varlığının %55,84’ünü yerli ırklar, %33,69’ini kültür ırkı melezleri ve %10,47’sini kültür ırkların oluşturduğu görülmektedir. 2009 yılına gelindiğinde ise, 10 723 958 baş’a düşen sığır varlığının %24,19’unun yerli ırklar, %41,09’inin kültür ırkı melezleri ve %34,72’sinin kültür ırklarından oluştuğu belirlenmiştir. 1991-2009 yılları arasında manda varlığında %76,18 oranında azalma olmuştur (Anonim, 2010). 2.2. Küçükbaş hayvan varlığı Türkiye’de 21 749 508 baş koyun, 5 128 285 baş keçi olmak üzere toplam 26 877 793 baş küçükbaş hayvan yetiştirilmektedir. Küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinde koyun ve 160 keçinin payı sırası ile, %80,92 ve %19,02 olarak tespit edilmiştir. Türkiye küçükbaş hayvan varlığında son on dokuz yılda görülen değişim Çizelge 1’de sunulmuştur. Türkiye’de 1991-2009 yılları arasında koyun varlığında %46.20, keçi varlığında %52.35 azalma olmuştur. Aynı dönemler arasında küçükbaş hayvan varlığında %47,5 oranında azalma olmuştur. Türkiye’de koyun ve keçi varlığında yıllar itibarı ile azalma olduğu görülmektedir (Çizelge 1). Türkiye’de kırsal alandan şehir merkezine doğru göç hareketi vardır. Göç sonucu, özellikle dağ köylerdeki genç nüfustaki azalma küçükbaş hayvan yetiştiriciliğini olumsuz şekilde etkilemiş, işgücü talebinin karşılanamaması sonucu küçükbaş hayvan yetiştiriciliği önemli oranlarda azalmıştır. Özellikle tüketicilerin taleplerinin daha fazla yağ içeren koyun - kuzu etinden büyükbaş hayvan etine ve beyaz ete kayması, meraların kontrolsüz otlatılması, mera alanlarının azalması ve vasfının giderek bozulması küçükbaş hayvan varlığındaki azalmanın en önemli nedenleri arasında yer alabilir. Ayrıca yem bitkileri ekim alanlarının az olması ve üreticiler arasında örgütlenmenin yaygın olmaması başta küçükbaş hayvan yetiştiriciliği olmak üzere hayvansal üretimi kısıtlayan nedenler arasında yer almaktadır. Koyun varlığının azalmasında, mera alanlarının işlenerek tarım arazisi olarak kullanılması, koyunların entansif yetiştiriciliğe ayak uyduramaması, uygulanan tarım politikaları gibi etmenler de önemli rol oynamıştır. Tarım bölgelerine göre koyun varlığının dağılımı incelendiğinde, Ortadoğu Anadolu (%20,98) ve Güneydoğu Anadolu (%20,78) tarım bölgelerinde daha fazla koyun yetiştirilmektedir. Bu bölgeleri, Kuzeydoğu Anadolu (%10,42), Ege (%10,19), Batı Anadolu (%8,96), Orta Anadolu (%7,23), Akdeniz (%5,76) ve Batı Anadolu (%3,08) bölgeleri izlemektedir. Tarım bölgeleri içerisinde en az koyunun yetiştirildiği bölge Doğu Karadeniz (%1,62) bölgesidir (Anonim, 2011). 2.3. Kanatlı varlığı ve Arıcılık Türkiye’de 163 468 942’i etlik piliç, 66 500 461’i yumurta tavuğu olmak üzere 229 969 403 adet tavuk, 2 755 349 adet hindi, 412 723 Çizelge 1. Türkiye büyükbaş ve küçükbaş hayvan varlığı, (Anonim, 1991-2007; Anonim, 2010) Yıllar 2009 3 723 583 34,72 4 406 041 41,09 2 594 334 24,19 10 723 958 Manda 366 150 352 410 316 000 305 000 255 000 235 000 194 000 176 000 165 000 146 000 138 000 121 077 113 356 103 900 104 965 100 516 84 705 86 297 -------------------Koyun----------------Yerli Merinos Toplam 39 590 493 841 847 40 432 340 38 575 828 840 110 39 415 938 36 709 000 832 000 37 541 000 34 823 000 823 000 35 646 000 32 985 000 806 000 33 791 000 32 234 000 838 000 33 072 000 29 376 000 862 000 30 238 000 28 560 000 875 000 29 435 000 29 425 000 831 000 30 256 000 27 719 000 773 000 28 492 000 26 213 000 759 000 26 972 000 24 473 826 699 880 25 173 706 24 689 169 742 370 25 431 539 24 438 459 762 696 25 201 155 24 551 972 752 353 25 304 325 24 801 481 815 431 25 616 912 24 491 211 971 082 25 462 293 22 955 941 1 018 650 23 974 591 87 207 20 721 925 1 027 583 21 749 508 --------------------Keçi----------------------Kıl Tiftik Toplam 9 579 256 1 184 942 10 764 198 9 439 600 1 014 340 10 453 940 9 192 000 941 000 10 133 000 8 767 000 797 000 9 564 000 8 397 000 714 000 9 111 000 8 242 000 709 000 8 951 000 7 761 000 615 000 8 376 000 7 523 000 534 000 8 057 000 7 284 000 490 000 7 774 000 7 201 000 6 828 000 373 000 6 676 000 346 000 7 022 000 6 519 332 260 762 6 780 094 6 516 088 255 587 6 771 675 6 379 900 230 037 6 609 937 6 284 498 232 966 6 517 464 6 433 744 209 550 6 643 294 6 095 292 191 066 6 286 358 5 435 393 158 168 5 593 561 4 981 299 146 986 5 128 285 161 A.ŞAHİN, Z.ULUTAŞ, A.YILDIRIM, E.ŞİRİN, Y.AKSOY 1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 2007 2008 -----------------------------Sığır (baş)---------------------------------------------------Kültür (%) Melez (%) Yerli (%) Toplam 1 253 865 10,47 4 033 375 33,69 6 685 683 55,84 11 972 923 1 337 410 11,19 4 131 507 34,57 6 481 990 54,24 11 950 907 1 442 000 12,11 4 342 000 36,46 6 126 000 51,44 11 910 000 1 512 000 12,70 4 543 000 38,17 5 846 000 49,12 11 901 000 1 702 000 14,44 4 776 000 40,51 5 311 000 45,05 11 789 000 1 795 000 15,10 4 909 000 41,30 5 182 000 43,60 11 886 000 1 715 000 15,33 4 690 000 41,93 4 780 000 42,74 11 185 000 1 733 000 15,71 4 695 000 42,56 4 603 000 41,73 11 031 000 1 782 000 16,12 4 826 000 43,66 4 446 000 40,22 11 054 000 1 806 000 16,78 4 738 000 44,03 4 217 000 39,19 10 761 000 1 854 000 17,58 4 620 000 43,80 4 074 000 38,62 10 548 000 1 859 786 18,97 4 357 549 44,45 3 586 163 36,58 9 803 498 1 940 506 19,83 4 284 890 43,78 3 562 706 36,40 9 788 102 2 109 393 20,95 4 395 090 43,65 3 564 863 35,40 10 069 346 2 354 957 22,37 4 537 998 43,11 3 633 485 34,52 10 526 440 2 771 818 25,50 4 694 197 43,18 3 405 349 31,32 10 871 364 3 295 678 29,86 4 465 350 40,46 3 275 725 29,68 11 036 753 3 554 585 32,73 4 454 647 41,02 2 850 710 26,25 10 859 942 Türkiye Hayvancılığı adet ördek ve 944 731 adet kaz yetiştirilmektedir. Son on dokuz yıllık süreçte diğer hayvan türlerinin aksine, kanatlı varlığında %61,38 artış olmuştur. 1991 yılında 145 050 726 adet olan toplam kanatlı sayısı 2009 yılında %61,37’lik bir artışla 234 082 206 adet’e ulaşmıştır. 1991 yılında tavuk varlığı içinde, yumurta tavuğunun payı %36,51 iken, 2009 yılında bu oran %28,92 seviyesine gerilemiştir. Aynı şekilde 1991 yılında tavuk varlığı içerisinde etlik piliçlerin payı %63,49 iken, 2009 yılında %71,08 seviyesine yükselmiştir. 1991 - 2009 yılları arasında hindi, kaz ve ördek sayısında, %12,04, % 40,94 ve %62,88 oranlarında azalma olmuştur. Türkiye kanatlı yetiştiriciliğinin yapısına bakıldığında, yumurta ve etlik piliç yetiştiriciliğinin önemli bir oran teşkil ettiği, hemen hemen kanatlı varlığının tümünü tavuk varlığının oluşturduğu görülmektedir (Çizelge 2). Arıcılık, çok zengin bitki örtüsüne sahip ve bir tarım ülkesi olan Türkiye için ayrı bir öneme sahiptir. 1991 yılında arıcılık faaliyetinin yapıldığı köy sayısı 21 540 iken, %0,33 oranında azalarak 2009 yılında 21 469’a düşmüştür. Aynı dönemde eski kovan sayısı %51,76 oranında azalmış, yeni kovan sayısı ise %64,81 oranında artarak 5 210 481 adet olarak gerçekleşmiştir. Bal üretiminde %50,04, balmumu üretiminde %53,17, yumurta üretiminde %80,36 oranında artış olmuştur (Anonim, 2011). 3. Hayvansal Üretim 3.1. Süt Üretimi Türkiye’de büyükbaş ve küçükbaş hayvanlardan toplam 12 542 186 ton süt elde edilmektedir. 1991 yılı süt üretiminde (10 239 942 ton) sığır, manda, koyun ve keçinin oranı sırası ile; %84,15, %1,58, 11,01 ve %3,27 iken, 2009 yılı süt üretiminde sığırlar %92,35, mandalar %0,26, koyunlar %5,85 ve keçiler ise %1,53’lük paya sahip olmuştur. Kültür, kültür melezi ve yerli sığırların süt veriminde 19912009 yılları arasında sırası ile 944 kg, 713 kg, 572 kg artış olmuş ve süt verimleri aynı sıra ile 3884 kg, 2720 kg ve 1316 kg seviyesine ulaşmıştır. Aynı dönemde sığır ortalama süt üretimi 1395 kg artmış 2803 kg olarak gerçekleşmiştir. 1991-2009 yılları arasında Türkiye süt üretiminde koyun, keçi ve mandanın payı ve sağılan hayvan sayısı azalırken, birim hayvan başına elde edilen süt 162 miktarında artış olmuştur. Bu durumun ortaya çıkmasında, günümüze kadar yapılan hayvancılık projelerinin ve ıslah çalışmalarının etkisinin olduğu söylenebilir. Çizelge 3’te Türkiye süt üretimi verilmiştir. Koyun sütü üretiminde koyun sayısındaki düşüşe bağlı olarak azalma olduğu (Çizelge 1) görülmektedir (Anonim, 2010). Koyun sütü üretiminde en yüksek oranlar Güneydoğu Anadolu (%23,83) ve Ortadoğu Anadolu (%20,28) tarım bölgelerine aittir. Bu bölgeleri, Kuzeydoğu Anadolu (%9,71), Ege (%9,27), Batı Anadolu (%9,12), Orta Anadolu (%7,79), Akdeniz (%5,56) ve Batı Anadolu (%2,66) bölgeleri izlemektedir. Koyun süt üretimi en az olan tarım bölgesi Doğu Karadeniz (%1,48)’dir (Anonim, 2011). Bu bölgeleri, Orta Anadolu, Batı Karadeniz, Ege, Batı Marmara, Kuzeydoğu Anadolu, Doğu Karadeniz, Batı Anadolu tarım bölgeleri izlemektedir. Koyun başına süt veriminin en fazla olduğu bölgeler Güneydoğu Anadolu (83 kg), Ortadoğu Anadolu (80 kg), Akdeniz (80 kg) ve Orta Anadolu (79 kg) tarım bölgeleridir. Doğu Marmara (62 kg) koyun başına verimin en az olduğu tarım bölgesidir (Anonim, 2010). 3.2. Et Üretimi 3.2.1. Kırmızı et üretimi Türkiye’de büyükbaş ve küçükbaş hayvanlardan toplam 412 600 ton kırmızı et elde edilmektedir (Çizelge 4). Son on dokuz yıllık süreçte kırmızı et üretimi % 11,56 oranında azalmıştır. Toplam kırmızı et üretiminde manda, koyun ve keçinin payı azalırken, sığırın payı %66,35’lerden %78,84’e yükselmiştir. Sığır eti üretiminde yıllar itibarı ile dalgalanmalar olmuş ve en yüksek değerinin 2007 yılında (431 963 ton), en düşük değerini ise, 2003 yılında (290 454 ton) almıştır. 1991 yılından 2009 yılına gelindiğinde sığır, manda, koyun ve keçi karkas ağırlığında %51,30, %40,86, %15,05 ve %17,87 oranlarında artış olmuş, 2009 yılında sığır, manda, koyun ve keçi karkas ağırlıkları sırası ile 216,56 kg, 206,98 kg, 18,67 kg ve 19,26 kg olarak tespit edilmiştir. Koyunlardan elde edilen kırmızı et koyun ve kuzu eti olmak üzere 74 633 tondur. Koyun varlığındaki azalmaya bağlı olarak koyun ve kuzu eti üretiminde ciddi düşüşler olmuştur (Anonim, 2010). Çizelge 2. 1991-2009 yılları arasında kanatlı varlığı, kovan sayısı bal, bal mumu üretimi (ton) ve yumurta üretimi (bin adet), (Anonim, 1991-2007; Anonim, 2010) Yıllar Yumurta Toplam Eski Yumurta tavuğu Et tavuğu Hindi Kaz Ördek Kanatlı Yeni kovan kovan Bal Balmumu (bin adet) 1991 50 826 656 88 379 548 3 132 676 1 599 831 1 112 015 145 050 726 3 161 583 266 859 54 655 2 863 7 667 990 1992 52 224 952 100 305 100 3 332 794 1 752 495 1 154 743 158 770 084 3 289 672 250 656 60 318 2 916 8 215 016 1993 58 179 047 120 080 935 3 340 241 1 687 596 1 171 961 184 459 780 3 450 755 234 692 59 207 3 110 10 006 269 1994 57 842 034 125 842 269 3 441 995 1 719 833 1 186 891 190 033 022 3 567 352 219 236 54 908 3 353 9 845 407 1995 57 324 654 71 689 773 3 291 000 1 745 163 1 199 925 135 250 515 3 701 444 214 594 68 620 3 735 10 268 668 1996 53 883 070 99 073 900 3 063 540 1 641 915 1 093 860 158 756 285 3 747 578 217 140 62 950 3 235 9 787 220 12 089 341 1997 61 401 783 104 870 702 5 327 501 1 794 610 1 828 792 175 223 388 3 798 200 204 102 63 319 3 751 69 722 271 71 885 207 64 709 040 55 675 750 57 139 257 60 399 520 58 774 172 60 275 674 58 698 485 64 286 383 63 364 818 66 500 461 167 275 380 167 862 730 193 459 280 161 899 442 188 637 066 217 133 076 238 101 895 257 221 440 286 121 360 205 082 159 180 915 558 163 468 942 3 805 345 3 762 516 3 681 558 3 254 018 3 092 408 3 994 093 3 902 346 3 697 103 3 226 941 2 675 407 3 230 318 2 755 349 1 771 327 1 670 916 1 496 604 1 397 560 1 400 136 1 336 775 1 250 634 1 066 581 830 081 1 022 711 1 062 887 944 731 1 339 468 1 294 824 1 104 176 913 748 832 091 810 910 770 436 656 409 525 250 481 829 470 158 412 723 243 913 791 246 476 193 264 450 658 223 140 518 251 100 958 283 674 374 302 799 483 322 917 207 349 402 117 273 548 489 249 043 739 234 082 206 4 005 369 4 135 781 4 067 514 3 931 301 3 980 660 4 098 315 4 237 065 4 432 954 4 704 733 4 690 278 4 750 998 5 210 481 193 982 185 915 199 609 184 052 180 232 190 538 162 660 157 059 146 950 135 318 137 963 128 743 67 490 67 259 61 091 60 190 74 554 69 540 73 929 82 336 83 842 73 935 81 364 82 003 3 324 4 073 4 527 3 174 3 448 3 130 3 471 4 178 3 484 3 837 4 539 4 385 13 887 864 14 090 023 13 508 586 10 575 046 11 554 910 12 666 782 11 055 557 12 052 455 11 733 572 12 724 959 13 190 696 13 832 726 163 A.ŞAHİN, Z.ULUTAŞ, A.YILDIRIM, E.ŞİRİN, Y.AKSOY 1998 1999 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 2007 2008 2009 Sığır Sığır Kültür Verim (kg) Melez Verim (kg) Manda Yerli Verim (kg) Genel Ort. (kg) Pay (%) Üretim (ton) 1408 84,15 743 1436 744 1476 1 986 746 2 967 1 986 9 465 627 2 960 8 914 177 2 948 1998 8 832 059 1999 Yıllar Üretim (ton) 1991 8 616 412 2 940 2 007 744 1992 8 714 878 2 958 1 994 1993 8 904 472 2 963 1 986 1994 9 128 873 2 962 1995 9 275 312 1996 1997 Keçi Koyun Pay Üretim(ton) (%) Toplam Süt üretimi (ton) Pay (%) Üretim (ton) 161 348 1,58 1 127 443 11,01 334 739 3,27 10 239 942 84,78 155 660 1,51 1 089 173 10,60 319 349 3,11 10 279 060 85,57 140 385 1,35 1 047 379 10,06 314 027 3,02 10 406 264 1501 86,44 143 606 1,36 991 801 9,39 296 726 2,81 10 561 006 741 1576 87,49 114 534 1,08 934 499 8,81 277 207 2,61 10 601 552 1 964 739 1586 87,96 108 194 1,01 921 662 8,56 265 455 2,47 10 760 938 1 947 735 1593 88,46 86 700 0,86 826 348 8,20 249 302 2,47 10 076 527 2 928 1 955 738 1609 88,58 79 815 0,80 813 077 8,15 245 580 2,46 9 970 531 8 965 489 2 898 1 948 735 1619 88,93 75 243 0,75 804 696 7,98 236 581 2,35 10 082 009 2000 8 732 041 2 917 1 966 736 1654 89,16 67 330 0,69 774 380 7,91 220 211 2,25 9 793 962 2001 8 489 082 2 916 1 961 737 1669 89,40 63 327 0,67 723 346 7,62 219 795 2,31 9 495 550 2002 7 490 634 2 901 1 962 736 1705 89,08 50 925 0,61 657 388 7,82 209 622 2,49 8 408 568 2003 9 514 138 3 108 2 042 978 1888 89,66 48 778 0,46 769 959 7,26 278 136 2,62 10 611 011 2004 9 609 326 3 881 2 711 1 317 2479 89,98 39 279 0,37 771 715 7,23 259 087 2,43 10 679 406 2005 10 026 202 3 885 2 706 1 316 2508 90,26 38 058 0,34 789 878 7,11 253 759 2,28 11 107 897 2006 10 867 302 3 881 2 715 1 316 2595 90,92 36 358 0,30 794 681 6,65 253 759 2,12 11 952 100 2007 11 279 340 3 886 2 713 1 316 2667 91,48 30 375 0,25 782 587 6,35 237 487 1,93 12 329 789 2008 11 255 176 3 883 2 715 1 315 2758 91,94 30 460 0,25 746 872 6,10 209 570 1,71 12 242 078 2009 11 583 313 3 884 2 720 1 316 2803 92,35 32 443 0,26 734 219 5,85 192 210 1,53 12 542 186 . Pay (%) Türkiye Hayvancılığı 164 Çizelge 3. 1991- 2009 yılları arasında Türkiye süt üretimindeki değişim, (Anonim, 1991-2007; Anonim, 2010) Çizelge 4. 1991-2009 yılları arasında Türkiye kırmızı et üretimindeki değişim, (Anonim, 1991-2007; Anonim, 2010) Sığır Manda 1991 309 564 143,13 66,35 59 913 146,93 1,89 128 626 16,23 27,57 19 570 16,34 4,19 466 563 1992 300 652 145,60 66,99 54 500 146,18 1,78 122 887 16,43 27,38 17 286 16,50 3,85 448 792 1993 296 066 141,97 68,51 50 300 141,76 1,65 112 806 16,42 26,10 16 166 16,85 3,74 432 168 1994 316 654 140,77 67,95 56 705 143,93 1,75 126 306 16,51 27,10 14 909 16,48 3,20 466 031 1995 292 447 160,62 70,51 38 310 159,07 1,47 102 115 18,59 24,62 14 124 16,76 3,41 414 781 1996 301 828 166,20 72,66 20 100 156,22 0,76 98 127 17,72 23,62 12 274 16,72 2,95 1997 379 542 159,31 73,43 36 296 155,39 1,09 116 104 17,89 22,46 15 593 16,91 3,02 415 369 516 879 1998 359 273 163,27 67,51 27 257 174,70 0,89 144 703 18,32 27,19 23 429 17,46 4,40 532 167 1999 349 681 174,25 68,42 28 240 184,00 1,02 132 476 18,65 25,92 23 693 18,10 4,64 511 046 2000 354 636 168,75 72,20 23 518 172,09 0,82 111 139 18,19 22,63 21 395 18,35 4,36 491 217 2001 331 589 179,89 76,11 12 514 183,37 0,53 85 661 18,04 19,66 16 138 18,36 3,70 435 683 2002 327 629 184,67 77,91 10 110 161,24 0,39 75 828 19,27 18,03 15 454 20,40 3,67 420 540 2003 290 454 182,56 79,22 9 521 179,52 0,47 63 006 17,73 17,18 11 487 18,92 3,13 366 657 2004 365 000 196,60 81,66 9 858 197,79 0,44 69 715 17,72 15,60 10 300 18,05 2,30 446 964 2005 321 681 197,29 78,58 8 920 176,84 0,39 73 743 17,79 18,01 12 390 17,99 3,03 409 391 2006 340 705 194,58 77,70 9 658 183,68 0,40 81 899 17,19 18,68 14 133 17,60 3,22 438 511 2007 431 963 215,55 75,04 9 532 208,56 0,35 117 524 18,28 20,42 24 136 19,21 4,19 575 611 2008 370 619 213,48 76,82 7 251 183,97 0,28 96 738 17,31 20,05 13 753 17,92 2,85 482 444 2009 325 286 216,56 78,84 4 857 206,98 0,24 74 633 18,67 18,09 19,26 2,83 412 600 Karkas (kg) Pay (%) Üretim (ton) 11 675 Karkas(kg) Pay (%) 165 A.ŞAHİN, Z.ULUTAŞ, A.YILDIRIM, E.ŞİRİN, Y.AKSOY Üretim (ton) Karkas (kg) Pay (%) Üretim (ton) Et üretimi (ton) Yıllar Karkas (kg) Pay (%) Üretim (ton) Toplam Keçi Koyun Türkiye Hayvancılığı Kırmızı et üretiminde sığırların, mandaların, koyunların, keçilerin payı sırası ile %78,84, %0,24, %18,09 ve 2,83’tür. Çizelge 4’te 1991- 2009 yılları arasında türlere göre Türkiye kırmızı et üretimindeki değişim verilmiştir. 3.2.2. Kanatlı eti üretimi Beyaz et üretiminin yaklaşık % 80’i son derece modern tesislerde gerçekleştirilmektedir. İşletmelerin %72,6’sı 5000 adet/devre kapasitelidir. 1991 yılında 238 764 ton olan kanatlı eti üretimi, 2009 yılında 1 340 000 ton’a ulaşmıştır. Son on dokuz yıllık süreçte kanatlı eti üretimindeki değişim Çizelge 5’te özetlenmiştir. Türkiye'de 1991 yılından sonra kanatlı et üretimi büyük bir gelişme göstermiştir. 2000 yılında piliç eti üretimi yaklaşık 662.096 ton’a, toplam beyaz et üretimi de 752.382 ton’a yükselmiştir. Kişi başına düşen beyaz et tüketim miktarı da 1991 yılında 4,13 kg iken, 2000 yılında 11.05 kg'a, 2009 yılında da 17,33 kg'a yükselmiştir (Anonim, 2011). Çizelge 5. 1991-2009 yılları arasında kanatlı eti üretimindeki değişim Yıllar Toplam Piliç eti (ton) Hindi eti (ton) Köy ve Yum. Tavukları Üretim Kanatlı eti (ton) ve Diğer Kan. (ton) Artışı (%) Nüfus (1000) Tüketim (kg/yıl) 1991 179.013 59.691 238.764 20,74 57.835 4,13 1992 216.214 72.071 288.285 27,88 58.959 4,90 1993 276.501 92.167 368.668 -15,55 60.079 6,12 1994 233.510 77.837 311.347 34,11 61.204 4.89 1995 313.154 2.646 101.739 417.539 32,57 62.338 6,62 1996 415.155 3.223 135.162 553.540 11,39 63.485 8,64 1997 493.271 2.678 120.640 616.589 0,90 64.642 9,47 1998 497.720 9.557 114.853 622.150 5,45 65.789 9,37 1999 557.666 18.270 80.142 656.078 14,68 66.889 9,77 2000 662.096 23.265 67.021 752.382 14,68 67.896 11,05 2001 592.567 38.991 41.813 673.371 -10,50 68.838 9,60 2002 620.581 24.582 60.043 705.206 4,73 69.770 10,01 2003 768.012 34.078 51.255 853.345 21,01 70.692 11,94 2004 940.889 46.248 58.295 1.045.432 22,51 71.610 14,44 2005 978.400 53.530 52.850 1.084.780 3,76 72.520 14,53 2006 945.779 45.750 40.250 1.031.779 -4,89 73.423 13,81 2007 1.012.000 33.000 55.000 1.100.000 6,61 70.586 15,23 2008 1.170.000 35.000 57.000 1.262.000 14,73 71.517 16,94 2009 1.250.000 30.000 60.000 1.340.000 6,18 72.561 17,33 1991- 1994 yılları arasında hindi eti üretimi köy ve yumurta tavukları ve diğer kanatlıların yer aldığı sütunda yer almıştır. (Anonim, 2011) 4. Hayvancılığın Sorunları ve Alınması Gereken Önlemler 4.1. Büyükbaş ve küçükbaş hayvancılığın sorunları Damızlık temininde sorunlar yaşanmaktadır. Damızlık hayvan borsası kurulamamıştır. Koyunculuk ve keçicilik daha çok ekstansif koşullarda yapılamakta olup, yetiştirilen koyun ve keçi sayısı giderek azalmaktadır. Hayvancılığın ihtiyacını karşılayacak şekilde, yem bitkileri ekimi ve silaj ekimi yaygınlaştırılamamıştır. Karma yem üretiminde kullanılan hammaddeler kalitesiz, yetersiz ve pahalıdır. 166 Karma yem sanayinde kullanılan bazı yem hammaddelerinin ve yem katkı maddelerinin ithal edilmesi, yem maliyetinin yükselmesine neden olmaktadır. Bu durumda hayvansal üretimi olumsuz etkilemekte ve üretim maliyetlerinin artmasına neden olmaktadır. Çayır ve mera alanları, dar olmamasına rağmen, vasıf ve kalite olarak istenilen düzeyde değildir. Yem bitkileri ekilişinin az olması da, başta büyükbaş ve küçükbaş hayvancılık olmak üzere hayvansal üretimi kısıtlamaktadır. Kırsal kesimle ulaşım problemleri fazla yaşanmamasına rağmen, suni tohumlama A.ŞAHİN, Z.ULUTAŞ, A.YILDIRIM, E.ŞİRİN, Y.AKSOY hizmetleri maliyet yüksekliği nedeniyle halen bazı köylere ulaştırılamamıştır. Hayvan sağlığı ve salgın hastalıklar, hayvancılığın temel sorunları arasında yer almaktadır. Ulaşım problemleri nedeniyle, suni tohumlama hizmetinin ulaştırılamadığı köylerdeki tabi tohumlama amaçlı boğa barınakları çeşitli nedenlerle (yetiştiricilerin ilgisizliği, ekonomik sıkıntılar v.b) kapanmıştır. Alet ekipman ve personel yetersizliği gibi nedenlerle suni tohumlama çalışmaları etkili bir şekilde yürütülememektedir. Yayım hizmetleri yetişmiş yayım elemanı sayısının yeterli olmaması nedeniyle etkin bir şekilde yapılamamaktadır. Özel sektörün yayım çalışmalarına fazla katkısı olmamaktadır. İlgili kuruluşlar arasındaki koordinasyonun yeterince sağlanamaması (Araştırma-Yayımcı-Yatırımcı Kuruluşlar) sonucu yeni üretim tekniklerinin çiftçilere ulaştırılması ve benimsetilmesinde önemli problemler yaşanmaktadır. Mevcut kooperatiflerin durumu, üreticilerin yeni kooperatif benzeri birlikler kurmasını zorlaştırmaktadır. Yetiştiriciler arasında örgütlenmenin yetersiz olması üretilen ürünlerin satışında üreticilerin değil tüccarların kazanmasına neden olmaktadır. Süt ve et fiyatlarındaki düzensizlikler bu ürünlerin üretiminde sorunlar yaşanmasına neden olmaktadır. Ürünlerin pazarlanmasında karşılaşılan sorunların aşılmasında gerekli örgütlenmeler zayıftır ve ürün pazarlama koşulları yeterince desteklenmemektedir. Soy kütüğü ve verim kontrolleri çalışmaları Damızlık Yetiştiriciler Birliğince yapılmasına rağmen, halen yeterli ilgi ve başarı sağlanamamıştır. Hayvan yetiştiriciliği küçük aile işletmeleri şeklinde yapılmaktadır. Bu durum, işletmelerin ucuz girdi sağlamasını sınırlandırmakta ve pazarlama olanaklarını güçleştirmektedir. Hayvan barınaklarının uygun olmayışı, hayvancılığının temel sorunlarından biridir. Modern teknikler kullanılarak yapılan ahır sayısı, yeterli düzeyde değildir. Tarımsal faaliyetleri gerçekleştiren kurumlar, arasında koordineli çalışmaların olmaması, kaynakların rasyonel kullanımını engellemektedir. 4.2. Kanatlı hayvan yetiştiriciliğinin sorunları Türkiye’de kanatlı sektörü hibrit materyal bakımından büyük ölçüde dışa bağımlıdır. Kanatlı ürünlerinin fiyatlarındaki dalgalanmalar, üreticileri tedirgin etmekte ve sektörel gerilemeye neden olmaktadır. Yumurta üretim maliyetinin yüksek olması işletmelerin dış pazarda rekabet etmelerini güçleştirmektedir. Kanatlı ürünlerinin önemi toplum tarafından yeterince anlaşılamadığı için, iç tüketim artırılamamaktadır. Kanatlı sektörü ülke düzeyinde, yeteri kadar gelişmiş yetiştirici organizasyonuna sahip olmadığı için, bu sektörün sorunlarına yeterli ölçüde sahip çıkılamamaktadır. Karma yem endüstrisinde kullanılan bazı yem ve yem katkı maddelerinin ithal edilmesi yem maliyetinin artmasına neden olmaktadır. Finansal yapı, organizasyon ve üretim teknolojileri yönünden oldukça gelişmiş düzeye ulaşan Türkiye’de kanatlı sektörünün, üretim ve ihracatta rekabet edebilirliğini sürdürebilmesi için, başta yem girdileri olmak üzere tüm girdilerin daha etkin şekilde kullanılması gerekmektedir. 4.3. Arı yetiştiriciliğinin sorunları Ana arıların yıllık olarak gençleştirilememesi, ana arı yenilemede oğul yüksüklerinin kullanılması, bölge ekolojisine bakılmaksızın her çeşit genotip ile her yerde arıcılık yapılması, çeşitli hastalıklara dayanıklı genetik materyal bulunamaması gibi damızlık ana arı yetiştiriciliğine bağlı sorunlar Türkiye’de arıcılık faaliyetini olumsuz olarak etkilemektedir. Ana arı yetiştiriciliği yeterince yapılamamakta ve ana arıların gençleştirilememesi nedeni ile yaşlı ana arı kullanılmaktadır. Üretimde yaşlı ana arıların kullanılması koloni sayısının azalmasına ve koloni başına bal veriminin düşmesine neden olmaktadır. 167 Türkiye Hayvancılığı Arı yetiştiriciliğinde Amerikan yavru çürüklüğü ve kireç hastalığı v.b salgın hastalıkların önlenememesi koloni sayısının azalmasına yol açmaktadır. 5. Hayvancılığın sorunlarının çözümüne yönelik öneriler Islah programları kapsamında soy kütüğü ve verim kontrolü çalışmaları yaygınlaştırılmalıdır. Suni tohumlama çalışmaları yaygınlaştırılmalı, personel, alet ve ekipman eksiklikleri giderilmelidir. Bu konuda özel sektör teşvik edilmeli ve desteklenmelidir. Çeşitli nedenlerle bu hizmetin götürülemediği köylere sözleşmeli damızlık boğa verilerek, tabii tohumlamanın yaygınlaştırılmasına çalışılmalıdır. İşletmelerin damızlık hayvan ihtiyacı kurulacak damızlık işletmelerinden temin edilebilir. Kurulacak olan veya kurulmuş olan işletmelerde hayvanların performanslarının daha iyi denetimini sağlamak amacı ile düzenli olarak kayıt tutulmalıdır. Kayıt tutma konusunda yetiştiriciler bilgilendirilmelidir. Yeni üretim tekniklerinin üreticilere ulaştırılması, sistematik olarak uygulanacak yayım çalışmaları vasıtası ile sağlanmalıdır. Yayım hizmetleri ile pratikte uygulanabilir ve yüksek düzeyli bilgi transferi sağlanabilir. Mevcut hayvanların ıslahına yönelik çalışmalara öncelik verilmeli ve ıslah çalışmaları daha etkin hale getirilmelidir. Suni tohumlama çalışmalarının yaygınlaştırılmasını sağlayacak destekleme ödemelerinin hayata geçirilmesi gereklidir. Hayvancılık işletmelerinin optimum büyüklüğe ulaşması için gerekli tedbir ve önlemler alınmalıdır. Üreticiler geleneksel işbirliği ve yardımlaşma anlayışı içinde, mevcut sorunlarının çözümüne yardımcı olmak, bu konudaki isteklerini ilgili kişi veya kuruluşlara iletmek amacıyla örgütlenmelidirler. Üreticiler birlik oluşturmaları için teşvik edilmeli ve desteklenmelidirler. Pazarlamadaki aracı sayısının azaltılması ve üretici tüketici dengesinin kurulması gerekmektedir. Yetiştirici birliklerinin kendi ayakları üzerinde durabilecek sağlıklı bir yapıya kavuşturulması sağlanmalıdır. 168 Üreticilerin örgütlenmesi ürünlerin pazarlanması ve fiyat oluşumunda da etkin bir şekilde rol alacaktır. Özellikle damızlık hayvan ve besi materyali temininde, Türkiye’nin her tarafından ulaşılabilen, alıcı ve satıcının aracısız işlem yapabileceği, hayvan borsası oluşturulmalıdır. Kaçak hayvan hareketlerinin önlenmesi, hayvan pazarlarının alt yapılarının oluşturulması, hayvan pazarlarının dışında hayvan satışlarının yapılmaması, görülebilecek salgınlara karşı mutlaka aşılanması ve dezenfeksiyon işlemlerinin titizlikle uygulanması gerekmektedir. Hayvansal ürün fiyatlarının düşük olduğu dönemlerde, gerektiğinde fiyatlara müdahale edilerek piyasada fiyat istikrarının sağlanması için gerekli tedbirler alınmalıdır. Hayvan yetiştiriciliğinde önemli bir girdi olan yem üretim maliyetinin düşürülebilmesi için gerekli önlemler alınmalıdır. Yem kalite ve kontrolü etkin hale getirilmeli, yem fabrikalarının hammadde kullanımında kaliteli yem üretimini sağlayacak tedbirler alınmalıdır. Küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinde erken kuzu kesimini önleyecek tedbirler alınmalıdır. Hayvan sevklerinde gereken titizlik gösterilerek muhtemel hastalıkların ortaya çıkmaması için gerekli tedbirler alınmalıdır. Ana arı üretiminin artırılması için gerekli çalışmalar yapılmalı, mevcut kolonilerin ana arıları gençleştirilmelidir. Gezginci arıların kayıtlarının tutulması sağlanmalıdır. Arıcıların birlik şirket ve dernek kurmaları özendirilmelidir. Tarımsal faaliyetleri gerçekleştiren kurumlar arası ve kurum içi örgütlenme sağlanmalı ve bunların üreticilerle olan bağları güçlendirilmelidir. Kaynaklar Anonim, 1991. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer). T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü. Anonim, 1992. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer). T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü. Anonim, 1993. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer). T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü. Anonim, 1994. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer). T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü. Anonim, 1995. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer). T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü. A.ŞAHİN, Z.ULUTAŞ, A.YILDIRIM, E.ŞİRİN, Y.AKSOY Anonim, 1996. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer). T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü. Anonim, 1997. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer). T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü. Anonim, 1998. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer). T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü. Anonim, 1999. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer). T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü. Anonim, 2000. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer). T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü. Anonim, 2001. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer). T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü. Anonim, 2002. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer). T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü. Anonim, 2003. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer). T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü. Anonim, 2004. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer). T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü. Anonim, 2005. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer). T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü. Anonim, 2006. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer). T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü. Anonim, 2007. Tarımsal Yapı (Üretim, Fiyat, Değer). T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü. Anonim, 2010. Türkiye İstatistik Kurumu Hayvancılık İstatistikleri (TUİK). http://www.tuik.gov.tr /PreHaberBultenleri.doid=1979PreistatistikTablo.doi stab_id=140, 141 ve 487. Erişim tarihi: 05.12.2010. Anonim, 2011. Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçılar Birliği, Kanatlı Eti Üretim ve Tüketim İstatistikleri, http://www.besdbir.org/turkiyekanatliistatistikleri.htm. Erişim tarihi: 10.05.2011. Şahin, A., Ulutaş, Z., 2010. Amasya hayvancılığının mevcut durumu. Hasad Derg. 26(305):50-57. 169 GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 171-178 Tokat Kazova Koşullarında Farklı Arazi Kullanım Türlerinin Bazı Toprak Özellikleri Üzerine Etkisinin Araştırılması İrfan OĞUZ Mert ACAR Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Toprak ve Bitki Besleme Bölümü, Tokat Özet: Bu çalışma, Tokat yöresinde farklı arazi kullanımlarının, toprak özelliklerine etkisini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Çalışmada Akış toprak serisi üzerinde yer alan orman, mera, meyve bahçesi ve tarım arazisi olmak üzere 4 farklı arazi kullanım türünden üst ve alt toprak örnekleri alınmıştır. Farklı arazi kullanım türleri ile üst toprak organik madde, pH, toplam azot, P ve K içerikleri arasında önemli istatistiksel farklılık bulunmuş, ancak kireç ve EC içerikleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Farklı arazi kullanım türleri ile alt toprak pH, EC, toplam azot ve potasyum içerikleri arasında önemli farklılıklar oluşmuş ancak, organik madde, kireç ve P içerikleri arasında bir farklılık meydana gelmemiştir. Farklı arazi kullanımlarının üst ve alt toprak özelliklerine etkileri farklı olmuştur. Anahtar kelimeler: Toprak özellikleri, arazi kullanımı, Tokat Investigation of The Effect of Different Landuse Types On Some Soil Properties in Tokat Kazova Conditions Abstract: This research was carried out to determine the effect of different land use on soil properties in Tokat city province. In the study, topsoil and subsoil samples were taken in Akis Soil Series from four different land use types of forest, grassland, orchard and farmland. Significant statistical differences were found between different types of land use and topsoil organic matter, pH, total nitrogen, P and K contents; however there was no significant correlation between the lime and the EC content. Important differences were occurred between different types of land use and subsoil pH, EC, total nitrogen and K contents, but there was no significant correlation between the organic matter, lime and P content. The effect of different type landuse on topsoil and subsoil properties has been different. Key words: soil properties, landuse, Tokat 1. Giriş Hızla artan dünya nüfusunun besin ve giyinme ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için, arazi varlığının akılcı ve sürdürülebilir bir şekilde kullanılması zorunludur. Arazi özelliklerinin bilinmesi, gelişen teknolojiye bağlı olarak veri tabanının oluşturulması, toprak haritalarının yeterli detayda hazırlanması ve sonuçta arazilerin üretkenliklerini kaybetmeden sürdürülebilirliklerinin sağlanması son derece önemlidir. En önemli doğal varlıklar olarak bilinen araziler, sadece insan yaşamına özgü olmayıp, diğer canlıların yaşamı için de temel ortam özelliğini taşırlar (Altınbaş ve ark., 2004) Gittikçe artan nüfusu beslemede darboğazlara girmemek için tarımsal tekniklerin geliştirilmesi ve iyi bir tarımsal planlama yapmak gerekmektedir. Toprak, ancak iyi bir şekilde kullanıldığı zaman kendini yenileyen ve sürekli kılan doğal bir kaynaktır. Arazi kullanımı ile birlikte toprak özellikleri de değişmektedir. Bu değişimin olumlu olabilmesi, başarılı bir toprak amenajmanı ve arazi yetenek sınıflarına uygun arazi kulanım planlaması gerekmektedir. Kuzeybatı Hindistan’da Typic Ustochrept toprakta orman, mera ve tarım gibi farklı arazi kullanım türleri altında toprak organik madde kapsamındaki değişim araştırılmıştır. Çalışmada üst toprak organik madde kapsamı, mera arazilerine göre orman arazi kullanım türünde % 27 ve tarım arazi kullanım türünde ise % 45 azalmıştır. Alt toprak organik madde içeriği ise tarım ve mera arazilerinde istatistiksel olarak farklılık göstermemiştir. (Saha ve ark., 2011). Sicilya’da, 5’ er adet yüzey toprak örneği alınarak orman ve mera arazisinin fiziksel ve hidrolik özelliklerinin karşılaştırıldığı bir çalışmada, orman toprağı mera toprağına göre daha düşük hacim ağırlığı, daha yüksek doymuş hidrolik geçirgenlik değerleri gösterirken her iki arazi kullanım türünde de yüksek organik madde içeriği belirlenmiştir (Agnese ve ark., 2011). Doğal kaynakların amenajmanında temel 171 Tokat Kazova Koşullarında Farklı Arazi Kullanım Türlerinin Bazı Toprak Özellikleri Üzerine Etkisinin Araştırılması amaçlarla ilişkisi kurulduğunda, bunların ister tek başına ister gruplar halinde olsun, her birinin kendine özgü nitelikleri bulunduğundan, havza amenajmancısının esas görevi, tüm planlama ve amenajman faaliyetlerini havzadaki kaynakların orada yaşayan toplumların isteklerine bütünüyle cevap verecek ve refahını sürekli kılacak tarzda işletilmesini sağlayacak bir entegrasyonu gerçekleştirmektir (Göl ve ark., 2004). Zira toprak yönetim sistemleri toprakların fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerini doğrudan etkilemektedir (Koçyiğit ve Demirci, 2011). Bu çalışmanın amacı; aynı toprak serisinde yer alan toprakların farklı arazi kullanım türlerine bağlı olarak bazı özelliklerindeki değişimleri araştırmaktır. 2. Materyal ve Metot 2.1. Materyal Araştırmanın yürütüldüğü Orta Karadeniz Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırma İstasyonu Müdürlüğü arazisi, Karadeniz ve İç Anadolu bölgeleri arasında geçit bölgede ve Yukarı Yeşilırmak Havzasında yer almaktadır. Tokat ili kuzeyde Samsun ve Amasya, kuzeydoğuda Ordu, doğuda Sivas ve Yozgat illeri ile çevrili bulunmaktadır. İstasyon Müdürlüğü arazisi, Tokat-Turhal karayolu üzerinde ve Tokat il merkezine 10 km mesafede Kazova’da yer almaktadır. Araştırma yeri, 40o 18’ enlem ve 36o 34’ boylamında yer almakta olup, denizden yüksekliği 585 metredir (Şekil 1). Tokat ili yarı kurak karakterli geçit bölgesi iklim koşullarının etkin olduğu bir iklime sahiptir. Tokat’ta yazlar sıcak ve kurak, kışlar Şekil 1. Araştırma alanı yer buldur haritası soğuk ve yağışlı geçer. 35 yıllık gözlemlere göre yıllık yağış ortalaması 449.1 mm’dir. En fazla yağış ilkbaharda en az yağış yaz aylarında düşmektedir. Yıllık ortalama sıcaklık 12.5 oC, en soğuk ay 1.9 oC ile ocak, en sıcak ay 22.4 oC ile ağustos ayıdır (Anonim, 2010). Araştırma sahası arazisi, paleozoik yaşlı metamorfik seriler, kretase yaşlı kalkerler, alçak tepelerde olgosen yaşlı kızıl, gri ve marnlı 172 seriler ile genç yaşta alüvyonlardan oluşmuştur (Göksu ve ark., 1974). Araştırma arazisinde yer alan düz ve düze yakın arazilerde sebze ve tarla bitkileri tarımı yapılmaktadır. Eğimli arazilerde ise tesis edilmiş meyve bahçeleri ve orman vejetasyonu bulunmaktadır. Eğimli arazilerin bir kısmında ise oluşturulan teraslarda tarla tarımı yapılmaktadır. İ.OĞUZ, M.ACAR Çalışmada ele alınan farklı arazi kullanım türlerinin tamamı Akış serisinde yer almaktadır. Daha önce etüdü yapılan Akış serisi toprakları %10 – 12 eğimli topoğrafyada marn ve kalker ana materyali üzerinde oluşmuş A ve C horizonlu oldukça derin topraklardır. Kireç tüm profil boyunca oldukça yüksektir. Baskın katyon Ca ve Mg olup pH 7,64 civarındadır. Kil oranı profil boyunca artmakta olup % 26,7 – 41,35 civarındadır. Tekstür üst horizonlarda killi tın, alt kısımlarında ise kildir. Serinin bulunduğu arazi teraslanmış ve oluşturulan teraslarda karışık meyve bahçesi tesis edilmiştir (Oğuz, 1993). 2.2. Metot 2.2.1. Örnekleme Toprak örnekleri 2010 yılı haziran ayında, Akış Serisi üzerinde yer alan dört farklı arazi kullanım türünde, 3 tekerrürlü olarak alınmıştır. Çalışmada, farklı arazi kullanım türleri ve iki farklı toprak derinliği dikkate alınmış ve bu amaçla tarım, orman, mera ve meyve bahçesi arazi kullanım türlerinden olmak üzere 12 adet üst toprak (0 - 15 cm derinlik) ve 9 adet alt toprak (15 - 30 cm derinlik) örneği alınmıştır. Orman arazisi sığ toprak derinliğine sahip olduğu için, bu kullanım türünde alt toprak örneklemesi yapılmamıştır. 2.2.2. Analiz Metotları Araziden alınan toprak örnekleri oda sıcaklığında kurutulup dövülerek 2 mm’lik elekten geçirilmiş ve analize hazır hale getirilmiştir. Analize hazır hale getirilen toprak örneklerinde toprak reaksiyonu (pH), elektriki iletkenlik (EC), organik madde, kireç (CaCO3), toplam azot, K ve P analizleri yapılmıştır. Toprak reaksiyonu (pH) saf su ile 1:2 oranında sulandırılmış toprak:su süspansiyonunda (McLean, 1982), elektriki iletkenlik (EC) satürasyon ekstraktında iletkenlik aleti ile (Richards,1954), organik madde; WalkleyBlack metodu ile (Nelson ve Sommers, 1982), kireç Scheibler kalsimetresinde (Nelson, 1982), potasyum fleymfotometre yöntemi ile (Black, 1965), fosfor Olsen metodu ile (Olsen ve ark., 1954 ), toplam azot Kjheldal yöntemi ile belirlenmiştir (Chapman ve Pratt, 1982). 2.2.3. İstatistiki Analiz Metotları Her bir farklı arazi kullanım türüne ait alanlardan (tarım, mera, orman ve meyve bahçesi) 0 - 15 ile 15 – 30 cm derinliklerden olmak üzere, tesadüfi örnekleme yöntemine göre 3 tekerrürlü olarak alınan toprak örneklerine ait analiz sonuçları üst ve alt toprak derinlikleri için ayrı ayrı olmak üzere tek yönlü ANOVA testi ile istatiksel olarak karşılaştırılmıştır. Arazi kullanım türleri ile toprak özellikleri arasındaki farklılığın istatistiksel olarak önemli olması durumunda LSD testi yapılmıştır. Her bir kullanım türü ve derinlik için çalışılan özelliklere ait tanımsal veri analizi yapılmıştır. Tanımsal veri analizinde, kullanım türlerindeki her bir özellik için minimum, maksimum, aritmetik ortalama, standart sapma, varyans ve varyasyon katsayısı değerleri belirlenerek sonuçlar her bir kullanım türü ve derinlik için ayrı ayrı verilmiştir. 3. Bulgular ve Tartışma Üst toprak örneklerinin tanımlayıcı istatistikleri Çizelge 1’de verilmiştir. Üst toprak örnekleri organik madde içeriği % 0,76-4.95, kireç içeriği % 44.44-64.95, pH 7.16-8.30, EC 360-677 µs/cm, toplam azot % 0.02-0.28, P 1.82-41,15 ppm ve K içeriği 152,08-639,05 ppm arasında değişmiştir. Üst toprak örneklerinde kireç içerikleri, pH ve EC değerlerinin değişim katsayısı diğer toprak özelliklerine göre daha düşüktür. Bitkiye yarayışlı fosfor kapsamı, varyasyon katsayısı en yüksek olan toprak özelliği olmuştur. Çizelge 1. Üst toprak (0-15 cm) örneklerinin bazı tanımlayıcı istatistikleri Veriler Minimum Maksimum Ortalama Standart Sapma OM, % 0,76 4,95 2,26 1,39 CaCO3,% 44,44 64,95 54,33 6,63 pH 7,16 8,30 7,76 0,32 EC, µs/cm 360,00 677,00 464,91 93,45 N,% 0,02 0,28 0,15 0,08 P, ppm 1,82 41,15 14,54 8,14 K, ppm 152,08 639,05 352,48 45,34 Varyans 1,95 43,99 0,10 8733,53 0,01 66,38 2056,21 Değişim Katsayısı 61,50 11,22 4,12 20,10 53,33 97,71 42,71 Kısaltmalar: OM:Organik madde, EC:Elektriksel geçirgenlik 173 Tokat Kazova Koşullarında Farklı Arazi Kullanım Türlerinin Bazı Toprak Özellikleri Üzerine Etkisinin Araştırılması Alt toprak örneklerinin tanımlayıcı istatistikleri Çizelge 2’de verilmiştir. Alt toprak örnekleri organik madde içeriği % 0.10-1.68, kireç içeriği % 32.41-66.81, pH 7.55-8.11, EC 329-543 µs/cm, toplam azot % 0.02-0.28, P 3,54-42,30 ppm ve K içeriği 130,67-435,80 ppm arasında değişmiştir. Alt toprak örneklerinde pH ve EC değerleri ile kireç içeriklerinin değişim katsayısı diğer toprak özelliklerine göre daha düşüktür. Fosfor kapsamı, varyasyon katsayısı en yüksek olan toprak özelliği olmuştur. Çizelge 2. Alt toprak (15-30 cm) örneklerinin bazı tanımlayıcı istatistikleri Veriler Minimum Maksimum Ortalama Standart Sapma OM, % 0,10 1,68 0,80 0,51 CaCO3,% 32,41 66,81 51,93 10,57 pH 7,55 8,11 7,90 0,22 EC, µs/cm 329,00 543,00 419,33 64,77 N,% 0,02 0,28 0,11 0,09 P, ppm 3,54 42,30 16,20 8,76 K, ppm 130,67 435,80 282,75 32,97 Varyans 0,26 111,66 0,05 4195,75 0,01 76,75 1087,11 Değişim Katsayısı 63,75 20,35 2,78 15,45 81,81 94,39 38,72 Kısaltmalar: OM:Organik madde, EC:Elektriksel geçirgenlik Farklı arazi kullanımlarında araştırma yeri üst toprakların organik madde, kireç, pH, EC, azot, fosfor ve potasyum içerikleri Çizelge 3’te verilmiştir. Çizelge 3’ e göre üst toprak örneklerinin organik madde kapsamı mera alanlarında % 0.92-2.74, tarım alanlarında % 1.09-2.74, meyve bahçesi alanlarında % 0.761.70 ve orman alanlarında % 3.71-4.95 arasında değişmiştir. Kireç kapsamı mera alanlarında % 44.44-50.00, tarım alanlarında % 51.85-59.26, meyve bahçesi alanlarında % 56.05-64.95, orman alanlarında % 48.25-4.95 arasında değişmiştir. pH kapsamı mera alanlarında 7.848.30, tarım alanlarında 7.95-8.06, meyve bahçesi alanlarında 7.16-7.79 ve orman alanlarında 7.32-7.65 arasında değişmiştir. EC kapsamı mera alanlarında 360-441 µs/cm, tarım alanlarında 420-624 µs/cm, meyve bahçesi alanlarında 401-677µs/cm ve orman alanlarında 401-491 µs/cm arasında değişim göstermiştir. Azot kapsamı mera alanlarında % 0.12-0.14, tarım alanlarında % 0.02-0.05, meyve bahçesi alanlarında % 0.16-0.22 ve orman alanlarında % 0.24-0.28 arasında değişim göstermiştir. Yarayışlı fosfor kapsamı mera alanlarında 1,822,60 ppm, tarım alanlarında 2,23-4,12 ppm, meyve bahçesi alanlarında 26,67-41,15 ppm ve orman alanlarında 12,87-29,50 ppm arasında değişmektedir. Üst toprak elverişli potasyum kapsamı mera alanlarında 449,14-639,05 ppm, tarım alanlarında 364,00-502,61 ppm, meyve bahçesi alanlarında 189,74-238,78 ppm ve orman alanlarında 152,08-354,01 ppm arasında değişmiştir. Farklı arazi kullanımlarında araştırma yeri alt toprakların organik madde, kireç, pH, EC, azot, fosfor ve potasyum içerikleri Çizelge 4’te verilmiştir. Çizelge 4’e göre alt toprak organik madde kapsamı mera alanlarında %0.80-1.68, tarım alanlarında % 0.10-0.83 ve meyve bahçesi alanlarında % 0.12-1.38 arasında değişmiştir. Kireç kapsamı mera alanlarında % Çizelge 3. Arazi kullanım türlerine göre bazı kimyasal üst toprak (0-15 cm) özellikleri Konular Tekerrür OM, % CaCO3, % pH EC, µs/cm N, % P, ppm Mera 1 1,40 50,00 7,84 435 0,12 2,60 2 0,92 44,44 7,85 360 0,13 1,82 3 2,74 49,07 8,30 441 0,14 2,60 Tarım 1 1,29 53,70 7,95 624 0,02 3,82 2 2,74 59,26 8,06 436 0,05 4,12 3 1,09 51,85 8,01 420 0,03 2,23 Meyve 1 0,76 64,95 7,75 425 0,22 41,15 Bahçesi 2 1,65 56,05 7,79 401 0,16 32,47 3 1,70 59,39 7,16 677 0,19 26,67 Orman 1 4,95 64,95 7,32 468 0,26 29,50 2 4,23 50,11 7,45 491 0,28 12,87 3 3,71 48,25 7,65 401 0,24 14,79 Kısaltmalar: OM:Organik madde; EC: Elektiriki iletkenlik 174 K,ppm 449,14 639,05 486,80 502,61 364,00 406,41 195,58 189,74 238,78 354,01 251,87 152,08 İ.OĞUZ, M.ACAR Çizelge 4. Arazi kullanım türlerine göre bazı kimyasal alt toprak (15-30 cm) özellikleri Konular Tekerrür OM, % CaCO3, % pH EC, s/cm N, % P, ppm Mera 1 0,90 44,44 8,00 360 0,11 4,77 2 1,68 47,22 8,05 329 0,06 4,12 3 0,80 50,00 8,00 408 0,13 42,30 Tarım 1 0,10 32,41 8,11 417 0,02 6,23 2 0,83 64,81 8,07 410 0,04 10,53 3 0,67 50,00 8,01 375 0,02 3,54 Meyve 1 0,12 66,81 7,55 543 0,11 38,88 Bahçesi 2 0,76 57,90 7,59 471 0,28 24,88 3 1,38 53,82 7,71 461 0,21 10,53 K, ppm 381,04 435,80 333,89 270,26 354,84 319,28 157,36 130,67 161,68 Kısaltmalar: OM:Organik madde; EC: Elektiriki iletkenlik 44.44-50.00, tarım alanlarında %32.41-64.81 ve meyve bahçesi alanlarında % 53.82-66.81 arasında değişim göstermiştir. pH kapsamı mera alanlarında 8.00-8.05, tarım alanlarında 8.01-8.11 ve meyve bahçesi alanlarında 7.597.55 arasında değişmiştir. EC kapsamı mera alanlarında 329-408 µs/cm, tarım alanlarında 375-417 µs/cm ve meyve bahçesi alanlarında 461-543 µs/cm arasında değişmiştir. Azot kapsamı mera alanlarında % 0.06-0.13, tarım alanlarında % 0.02-0.04 ve meyve bahçesi alanlarında % 0.11-0.28 arasında değişmiştir. Yarayışlı fosfor kapsamı mera alanlarında 4,1242,30 ppm, tarım alanlarında 3,54-10,53 ppm ve meyve bahçesi alanlarında 10,53-38,88 ppm arasında değişmiştir. Alt toprak elverişli potasyum kapsamı mera alanlarında 333,89435,80 ppm, tarım alanlarında 270,26-354,84 ppm ve meyve bahçesi alanlarında 130,67161,68 ppm arasında değişmiştir. Farklı arazi kullanım türleri ile bazı üst toprak özellikleri arasındaki istatistiksel ilişki tek yönlü Anova testi ile araştırılmış ve önemli bir ilişki olması durumunda LSD testi ile gruplandırılmıştır. Yapılan istatistiksel değerlendirme sonucuna göre, farklı arazi kullanım türü ile kireç ve EC içerikleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamış, ancak organik madde, pH, toplam azot, P ve K içerikleri arasında önemli istatistiksel ilişki bulunmuş ve LSD gruplaması yapılmıştır (Çizelge 5). Organik madde değerleri orman ekosisteminde en yüksek olmuş, bunu mera, tarım ve meyve bahçesi izlemiştir. Bir çok araştırma bulguları elde edilen bu sonucu destekler niteliktedir. 12 yıl boyunca İşlenmiş arazilerde, toprak organik madde miktarının işlenmemiş orman ve mera örtüsü altındaki arazilere göre, 0-10 cm derinlikte % 44 ve % 48 ve 10-20 cm derinlikte % 48 ve % 50 oranında azaldığı bildirilmiştir (Çelik, 2005). İran’da yapılmış bir başka çalışmada ise ormandan tarım arazisine dönüştürülen ve sürekli işlenen arazide organik madde miktarı % 50 oranında azalmıştır (Hajabbasi ve ark.,1997). Orman ekosisteminde organik madde miktarının artması erozyona karşı ağaçların koruyucu etkisi, dökülen yaprakların toprak yüzeyinde birikmesi ve toprak işleme uygulamalarına maruz kalmadığı için organik maddenin ayrışmayıp toprak içerisinde birikmesinden kaynaklanmaktadır. Mera, tarım ve meyve bahçesi kullanımları aynı grup içerisinde yer almış olup, organik madde içerikleri bir birine yakın olmuştur. Araştırma arazisinin bir araştırma kurumu oluşu nedeniyle gübre uygulamalarının ve toprak amenajmanının kurallara uygun olarak yapılması, toprak işlemeli parselde dahi tatminkar düzeyde organik madde belirlenmesine yol açmıştır. Üst toprakların pH değerleri ele alındığında, orman ve meyve bahçesi arazi kullanımı ile mera ve tarım arazi kullanım türleri kendi içlerinde aynı grupta yer alarak her iki grupta birbirlerinden ayrılmıştır. İğne yapraklı orman örtüsü doğal olarak toprak reaksiyonunu düşürmüştür. Bazı araştırmacılar orman alanlarının toprak işleme koşulları altında farklı kullanımlara dönüştürülmesinin pH değerinde yükselmeye yol açtığını rapor etmişlerdir (Grerup ve ark., 2006). Meyve bahçesinde ise, 5-6 yılda bir defa olmak üzere uygulanan çiftlik gübresi etkisi ile toprak reaksiyonu tamponlanmış ve sonuçta pH değerleri diğer topraklara göre düşmüştür. Mera ve tarım arazilerinin toprak reaksiyonu bölge topraklarının genel eğilimini yansıtır şekilde pH=8 olarak belirlenmiştir. Türkiye’nin kuzeyinde yürütülen bir araştırmada mera, orman ve tarım arazi kullanımları arasında 175 Tokat Kazova Koşullarında Farklı Arazi Kullanım Türlerinin Bazı Toprak Özellikleri Üzerine Etkisinin Araştırılması Çizelge 5. Farklı arazi kullanım türlerinin üst toprak özelliklerine etkisi Konular OM, % CaCO3, % pH EC (µs/cm) Mera 1,68b 47,84a 7,99a 412a b a a Tarım 1,71 54,94 8,00 493a b a b Meyve Bahçesi 1,37 60,13 7,56 501a Orman 4,30a 54,44a 7,47b 453a N, % 0,13b 0,03d 0,19c 0,26a P, ppm 2,34c 3,39c 33,43a 19,05b K, ppm 524,99a 424,34a 208,04b 252,66b *Farklı harfle etiketlenen ortalamalar % 5 düzeyinde farklıdır. toprak reaksiyonunda bariz bir farklılık belirlenmemiştir (Koçyiğit ve Demirci, 2011). Genel olarak bakıldığında ise, farklı arazi kullanım türlerine ait topraklar Akış Serisi karakteristiği olan alkalin reaksiyonludur. Yapılan Anova testine göre farklı arazi kullanım türleri ile üst toprak EC içerikleri arasında istatistiksel bir ilişki bulunmamıştır. Elde edilen EC değerlerine göre topraklar tuzsuzdur. Üst toprak örneklerinde toplam azot, en fazla orman ekosisteminde olmak üzere, sırasıyla meyve bahçesi, mera ve tarım arazi kullanım türlerinde belirlenmiştir. Toplam azot içeriğinin orman arazi kullanım türünde çok oluşu, ortamda fazla bulunan organik maddenin ayrışarak mineralize olmasından kaynaklanmıştır. Meyve bahçesinde ise 5-6 yılda bir uygulanan çiftlik gübresinin mineralize olması ile toplam azot içeriği mera ve tarım arazi kullanım türlerine göre artış göstermiştir. Mera ve tarım arazi kullanım türlerinde, organik madde miktarları birbirine yakın olmakla birlikte tarım arazi kullanım türünün toplam azot içeriğinin mera arazisine göre düşük oluşu ekili bulunan buğday bitkisinin azotu tüketmesinden kaynaklanmış olabilir. Mera bitkileri buğday bitkisine göre daha az azot tüketmişlerdir. Orman arazisi iken 12 yıl önce tarım ve mera arazi kullanım türlerine dönüştürülmüş arazilerin toplam organik karbon ve toplam azot miktarı istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaldığı bildirilmektedir (Koçyiğit ve Demirci, 2011). Farklı arazi kullanım türlerinde, üst toprak bitkiye yarayışlı fosfor içerikleri LSD testi ile gruplandırılmıştır. LSD testine göre mera ve tarım arazi kullanım türleri aynı grupta yer almıştır. Meyve bahçesi ve orman arazisi kullanımları bir birlerinden ve mera ve tarım arazilerinden ayrılmıştır. En fazla bitkiye yarayışlı fosfor içeriği meyve bahçesi arazi kullanım türünde olmak üzere sırasıyla orman, tarım ve mera arazi kullanımlarında olmuştur. 176 Meyve bahçesinde dikili bulunan elma ağaçlarının olgunlaşmasını hızlandırmak amacıyla yapılan aşırı fosforlu gübreleme ile toprakta oluşan birikmeden kaynaklanmaktadır. Ormanda ise organik maddenin mineralize olması ile fosfor içeriği artış göstermektedir. Merada hiçbir şekilde gübre uygulanmazken tarım arazilerinde gübrelemenin toprak analizine dayalı olmak üzere ölçülü yapılması toprak fosfor kapsamının artmamasına yol açmıştır. Değişebilir katyonlardan potasyuma bakıldığında, üst toprak elverişli potasyum içeriği en çok, mera ve tarım arazi kullanım türlerinde olmuştur. Bu kullanım türlerini orman ve meyve bahçesi arazi kullanım türleri izlemektedir. Meyve bahçesi ve orman arazi kullanım türündeki potasyum içeriğindeki düşüklüğün nedeni, buralarda bulunan elma ve sarı çamların, kalitelerini arttırmak için toprakta bulunan potasyumu fazlaca kullanmalarıdır. Mera ve tarım arazi kullanım türlerinde ise ana kayada fazlaca bulunan potasyumdan dolayı potasyumlu gübre uygulanmamış ve bitki ihtiyacından fazla olan elverişli potasyum toprakta birikmiştir. Farklı arazi kullanım türleri ile bazı alt toprak özellikleri arasındaki istatistiksel ilişki Anova testi ile araştırılmış ve önemli bir ilişki olması durumunda LSD testi ile gruplandırılmıştır. Buna göre arazi kullanım farklılıkları ile organik madde, kireç ve bitkiye yarayışlı fosfor içerikleri arasında bir ilişki yok iken, pH, EC, toplam azot ve potasyum içerikleri arasında önemli istatistiksel ilişki bulunmuş ve LSD gruplaması yapılmıştır (Çizelge 6). Farklı arazi kullanım türleri ile alt toprakların organik madde içerikleri arasında istatistiksel bir ilişki bulunmamıştır. Alt toprak örneklerinin organik madde kapsamları üst toprağa nazaran daha azdır. Alt toprakların kireç içerikleri üst toprakların kireç içerikleriyle benzer bulunmuştur. İ.OĞUZ, M.ACAR Çizelge 6. Farklı arazi kullanım türlerinin alt toprak özelliklerine etkisi Konular OM, % CaCO3, % pH EC, µs/cm Mera 1,13a 47,22a 8,02a 366b a a a Tarım 0,53 49,07 8,06 401b a a b Meyve Bahçesi 0,75 59,51 7,62 492a N, % 0,10ab 0,03b 0,20a P, ppm 17,06a 6,77a 24,75a K, ppm 383,56a 314,79a 149,89b *Farklı harfle etiketlenen ortalamalar % 5 düzeyinde farklıdır. Farklı kullanımlardaki alt toprakların tamamı, alkalin toprak reaksiyonu eğilimi göstermekle birlikte, meyve bahçesi nötre yakın bir pH değeri göstererek üst toprakta görüldüğü gibi, istatistiksel olarak mera ve tarım arazisi arazi kullanım türlerinden ayrılmıştır. Mera ve tarım arazi kullanım türlerinde alt toprakların EC değeri aynı grupta yer almış, ancak meyve bahçesi arazi kullanım türü, geçmiş dönemlerde uygulanan bordo bulamacının etkisine bağlı olarak daha yüksek EC değeri göstererek bu gruptan ayrılmıştır. EC değeri, meyve bahçesinde yüksek olmakla birlikte tüm arazi kullanım türlerinde topraklar tuzsuz grupta yer almıştır. Alt toprak toplam azot içerikleri, arazi kullanım türlerine göre en çok meyve bahçesi, en az tarım arazi kullanım türlerinde görülmüş, mera ise bu kullanım türleri arasında bir değer göstermiştir. Meyve bahçesine uygulanan çiftlik gübresi toplam azot miktarını artırmıştır. Tarım arazi kullanım türünde ise, buğday bitkisi ortamdaki azottan yararlanarak mevcut azotu azaltmıştır. Anova testine göre farklı arazi kullanım türleri ile alt toprakların bitkiye yarayışlı fosfor içeriği arasında istatistiksel bir ilişki bulunmamıştır. Bitkiye yarayışlı fosfor içeriği, mera, tarım ve meyve bahçesi arazi kullanım türlerinde karşılaştırıldığında meyve bahçesinde en çok olmuştur. Uygulanan çiftlik gübresi istatistiksel olarak önemli olmamakla birlikte toprakta bulunan bitkiye yarayışlı fosfor içeriğini artırmıştır. Değişebilir katyonlardan potasyum içeriği, mera ve tarım arazi kullanımlarında daha yüksek iken bunu meyve bahçesi izlemiştir. Meyve bahçesindeki potasyum içeriğindeki bu düşüklük, meyve ağaçlarındaki elmaların kalitelerini arttırmak için toprakta bulunan potasyumu fazla kullanmalarından kaynaklandığı düşünülmektedir. Buna karşın mera ve tarım arazi kullanım türlerinde ise, ana kayadan gelen bir birikme söz konusudur. Kaliteli bitkisel üretim için meyve bahçelerine potasyumlu olacaktır. gübre uygulanması yararlı 4. Sonuç Akış serisi üzerinde, işletme arazisinin tarıma açıldığı 1963 yılından beri yaklaşık 50 yıllık bir dönemde uygulanan farklı amenajmanın, toprak özellikleri üzerine olası etkilerini belirlemek amacıyla tarım, orman ve mera arazi kullanım türleri altında üst ve alt toprak özelliklerindeki değişimler araştırılmıştır. Yapılan çalışma ile meyve bahçesinde fosfor birikmesine karşın potasyum noksanlığı görülmüştür. Merada gübreleme yapılmadığı halde toplam azot içeriği diğer kullanımlarla karşılaştırıldığında yeterli iken, elverişli fosfor ve potasyumda birikme meydana gelmiştir. Tarım arazilerinde ise optimal gübrelemeye bağlı besin elementi dengesi söz konusudur. Orman ekosisteminde yetersiz toprak derinliği olmasına rağmen uygun kullanım durumunda hem başarılı bir orman oluşturulmuş hem de organik madde, toplam azot ve bitkiye yarayışlı fosfor miktarı artmıştır. Orman arazi kullanımı toprak reaksiyonunu düşürmüş ancak kireç içeriği hala yüksektir. Benzer eğilim meyve bahçesinde de görülmektedir. Tüm farklı arazi kullanım türlerinde üst ve alt topraklarda tuzluluk sorunu görülmemiştir. Organik madde ile toplam azot arasındaki farklılıklar özellikle meyve bahçelerine uygulanan mineral gübreler ile kazandırılan inorganik azottan kaynaklandığı düşünülmektedir. Kaynaklar Agnese, C; Bagarello, V; Baiamonte, G; Iovino, M., 2011. Comparing Physical Quality of Forest and Pasture Soils in a Sicilian Watershed. Soil Science Society of America Journal 75. 5 . Altınbaş, Ü., Çengel, M., Uysal, H., Okur, B., Okur, N., Kurucu, Y., Delibacak, S., 2004. Toprak Bilimi. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları, No:557, İzmir, 355s. 177 Tokat Kazova Koşullarında Farklı Arazi Kullanım Türlerinin Bazı Toprak Özellikleri Üzerine Etkisinin Araştırılması Anonim, 2010. Toprak ve Su Kaynakları Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü meteorolojik kayıtları (yazılı görüşme). Black, C.A., 1965. Methods of soil analysis Part 2. Chemical and microbiological properties. American Society of Agronom, Inc., Publisher Madison, Wisconsin, USA. Chapman, H.D. and P.F. Pratt, 1982. Method and of analysis of soil, plant and water. 2nd Ed. California: California University Agricultural Division, pp: 170. Çelik, İ., 2005. Land-use Effects on Organic Matter and Physical Properties of Soil in a Southern Mediterranean Highland of Turkey. Soil & Tillage Research 83 (2005). Grerup, U.F, Brink, D.J., Brunet, J., 2006. Land use effects on soil N, P, C and pH persist over 40-80 years of forest growth on agricultural soils. Forest Ecology&Menagement 225:74-81. Göksu, E., Pamir, H.N., Erentöz, C., 1974. 1/500000 ölçekli jeoloji haritası, Samsun Paftası. MTA Enst. Yayını, Ankara. Göl, C., Ünver, İ., Özhan, S., 2004. Çankırı Eldivan Yöresinde Arazi Kullanma Türleri ile Yüzey Toprağı Nemi Arasındaki İlişkiler. Süleyman Demirel Üniversitesi Orman Fakültesi Dergisi. Seri: A, Sayı: 2, ISSN: 1302-7085, S. 17-29. Hajabbasi, M.A., Lalalian, A., Karimzadeh, R., 1997. Deforestation Effects on Soil Physical and Chemical Properties, Lordegan, Iran. Plant Soil 190, 301–308. Koçyiğit, R., Demirci, S., 2011. Longterm Changes of Aggregate-Associated and Labile Soil Organic Carbon and Nitrogen After Conversion From Forest To Grassland and Cropland in Northern Turkey. Land Degrad. Develop. DOI:10.1002/Idr.1092. 178 McLean, E.O., 1982. Soil pH and lime requirement. Methods of Soil Analysis, Part 2. Chemical and Microbiological Properties. Agronomy Monograph No.9 (2 nd Ed). ASA-SSSA, Madison, Wisconsin, USA. Nelson DW, & Sommers, L.E., 1982. Total carbon, organic carbon, and organic matter. In Methods of Soil Analysis Part 2, 2nd 7 ed. eds A.L. Page,539579. Agron. Monogr. 9. ASA and SSSA, Madison, WI. Nelson, R.E. 1982. Carbonate and gypsum. In Methods of Soil Analysis Part 2, 2nd ed. eds A.L. Page,181-197. Agron. Monogr. 9. ASA and SSSA, Madison, WI. Oğuz, i., 1993. Köy Hizmetleri Tokat Araştırma Enstitüsü Arazisinin Toprak Etüdü, Haritalaması ve Sınıflandırılması. Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Toprak Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi. Tokat, 34s Olsen, S.R., Cole, V., Watanabe, F.S. & Dean, L.A., 1954. Estimation of available phosphorus in soils by extraction with sodium bicarbonate. USDA. Richards, L.A., 1954. Diagnosis and Improvement of Saline and Alkali Soils. U.S. Dept. of. Agr. Handbook 60. Saha, Debasish; Kukal, S S; Sharma, S., 2011. Landuse impacts on SOC fractions and aggregate stability in typic ustochrepts of Northwest India. Plant and Soil 339. 1-2 (Feb 2011): 457-470. GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 179-186 Fare Kulağı Teresi, Arabidopsis thaliana’da Konukçu Dışı Dayanıklılığın Erken Yanıklık Hastalık Etmeni Alternaria solani'nin Kontrolü İçin Araştırılması* Özer ÇALIŞ Çiğdem YAZAR Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü, Tokat Özet: Bu çalışma model bitki Arabidopsis thaliana (Farekulağı teresi)'nın konukçusu olmadığı erken yanıklık hastalık etmeni Alternaria solani'ye karşı göstermiş olduğu reaksiyonları bir zaman çalışması içerisinde ortaya koymak için gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla orijinal genleri taşıyan Landsberg erecta (Ler) ve Columbia (Col-0) ekotip bitkileri ile PAD4, NPR1 ve EDS1 genlerinin mutasyona uğratılmış mutant A. thaliana bitkileri (Pad4-2 and Npr1-1) A. solani hastalık etmeninin misel diskleri ve konidiosporlarıyla inokule edilmiştir. Pad4-2 ve Npr1-1 mutant bitkilerinde orijinal Ler ve Col-0 ekotiplerine göre nekrotik semptom oluşumu 5 ile 10 kat fazla bulunmuştur. Spor inokulasyonlarında Eds1-3, Pad4-2 ve Npr1-1 mutant bitkilerinde sporların çimlendiği fakat spor penetrasyonun olmadığı, orijinal Ler ve Col-0 bitkilerinde spor çimlenmesi ve penetrasyonun gerçekleşmediği bulunmuştur. Bu sonuçlar A. thaliana orijinal bitkilerinin sahip olduğu PAD4, EDS1, ve NPR1 genleriyle dayanıklılığı konukçu dışı yapısında sağladığını, orijinal bitkilerdeki savunma mekanizmasının her zaman aktif olduğunu işaret etmektedir. Anahtar kelimeler: Arabidopsis thaliana, erken yanıklık, konukçu dışı dayanıklılık Investigation of Non-Host Resistance in Arabidopsis thalina (Mouse-Ear Cress) Plants To Control Early Blight Pathogen Alternaria solani Abstract: This study was conducted to reveal non-host interactions between model plant Arabidopsis thaliana and early blight pathogen Alternaria solani in time-course experiments. Therefore, original Ler and Col-0 ecotypes that contain PAD4, NPR1, and EDS1 resistance genes and their mutants, Pad4-2 and Npr1-1 plants were inoculated with mycelial discs and conidial suspension. The inoculated Pad4-2 and Npr1-1 mutants have shown necrotic symptoms 5 to 10 times higher than original Ler and Col-0 ecotypes. Conidiospor inoculated Eds1-3, Pad4-2 and Npr1-1 mutant plants supported spor germinations, however, neither spor germinations nor spor pentrations were occurred on original Ler and Col-0 ecotype leaves. These results indicate that wild-type A. thaliana ecotypes carrying PAD4, EDS1 and NPR1 resistance genes govern resistance in non-host manner, the resistance mechanisms are always active to all organisms in the original A. thaliana ecotypes. Key words: Arabidopsis thaliana, early blight, non-host resistance 1. Giriş Erken yanıklık bir fungal hastalık olup, her yıl Solanaceae familyasına giren bitkilerde büyük ürün kayıplarına neden olmaktadır. Dünyada toplam domates üretimi 2009 yılında 152.956.115 ton (t) olup, Türkiye 10.745.600 t domates üretimi ile dünya domates üretiminde dördüncü sırada yer almaktadır (FAO, 2011). Dünya'da ve Türkiye’de domateste minimum %10 ürün kaybına neden olan hastalık etmeni Alternaria solani fakültatif saprofitik bir fungustur. Hastalık etmeni fungus yapraklarda düzensiz kahverengi-siyah lekeler olarak başlar, ilerleyen dönemlerde yaprak ve gövdelerde çökükler, kahverengi ölü dokular ve bunların çevresinde hastalık etmeninin toksinlerinin oluşturduğu sarı bölgeler görülmektedir. (Agrios, 1997; Lawrence ve ark., 2000; Anonymous, 2003). Bitki yapraklarında iç içe geçmiş nekrotik alanların yanıklığa benzer görünüm almasından dolayı hastalığa erken yanıklık denilmektedir. Bu nekrotik alanlar bitki yapraklarının deforme olarak dökülmesine, ürün miktarının düşmesine, meyve kalitesinin yok olmasına neden olmaktadır (Agrios, 1997; Zhang ve ark., 2003). Hastalıktan dolayı büyük oranlarda ürün kayıpları oluşabilmektedir. Ölü bitki dokularını kullanan nekrotrofik fungal hastalık etmeni A. solani başta domates ve patates gibi solanaceae familyası bitkileri olmak üzere sebzeleri (fasulye), süs bitkilerini (karanfil) ve meyve türlerini (elma, portakal) hastalandırmaktadır (Agrios, 1997). 179 * Bu çalışma Yüksek Lisans tezinin bir bölümünden hazırlanmıştır. Fare Kulağı Teresi, Arabidopsis thaliana’da Konukçu Dışı Dayanıklılığın Erken Yanıklık Hastalık Etmeni Alternaria solani'nin Kontrolü İçin Araştırılması Günümüzde üretimi yapılan tüm ticari domates çeşitleri A. solani hastalık etmenine karşı duyarlı olup, hastalık etmeni kültürel önlemler ve rutin fungisit uygulamaları ile kontrol altında tutulmaktadır (Fooland ve ark., 2002; Anonymous, 2003). Gerek klasik gerekse biyoteknolojik yöntemlerle erken yanıklığa karşı dayanıklı çeşitler geliştirilmeye çalışılmasına rağmen hastalık etmeninin kompleks yapısı ve dayanıklı bitkilerdeki karmaşık genetik yapıdan dolayı istenen özellikte dayanıklı domates çeşitleri ortaya çıkarılamamıştır (Zhang ve ark., 2003). Kültür ve yabani çeşitlerinde dayanıklılığın poligenik bir yapıda olduğu, erken yanıklık hastalığını kontrol altına alabilen monogenik bir dayanıklılığın kültür domateslerinde veya onun akrabası türlerde henüz bulunmadığı rapor edilmektedir (Kemmitt, 2003; Zhang ve ark., 2003). Amerika Birleşik Devletlerinde ve Avrupa'da yapılan ıslah ve moleküler çalışmalarda erken yanıklık hastalık etmenine dayanıklı kültür domatesi çeşitlerinin tohumları piyasada bulunmakla birlikte bu çeşitlerin verim özelliklerinin düşük olması, üretici tarafından tercih edilmemesi nedeniyle üretimi yaygınlaşmamıştır (Gardner ve ark., 2010). Bir model bitki olan farekulağı teresi, Arabidopsis thaliana, lahanagiller (Brassicaceae) familyasındandır. A. thaliana ekonomik yönden önemli bir bitki olmamasına rağmen, 50 yıl boyunca fizyolojik, biyokimyasal, genetik ve moleküler çalışmalarda model bitki olarak kullanılmıştır. A. thaliana bitkisinin ucuz ortamlarda gelişmesi, özel iklimsel isteklerinin olmaması, az miktarda mineral isteği nedeniyle genetik çalışmalar için uygundur. A. thaliana bitkisinin çok sayıda tohum üretmesi, hücrelerindeki toplam DNA miktarının oransal azlığı, mutant bireylerinin varlığı ve bu organizmanın gen aktarım çalışmalarına uygunluğu gibi özellikleri nedeniyle moleküler çalışmalar için ideal bitkidir. Farekulağı teresi belirtilen birçok özellik yanında genetik transformasyonun kolay olması, DNA polimorfizminin yüksek olması, gen izolasyonunda ve diğer genom çalışmalarında kullanılması açısından mükemmel olup laboratuvarda çalışmak için uygun bir organizmadır. Ayrıca Arabidopsis’in genom dizisi 2000 yılının sonlarında 180 tamamlanarak dünya üzerinde genom sekansı tamamlanan ilk bitki olmuştur (AGI, 2000; TAIR, 2011). Model bitki A. thaliana en küçük genom (120 mega base pairs (Mbp) yapısına sahip bir bitkidir. Mısır yaklaşık olarak 2400 Mbp olup Arabidopsis genomundan 20 defa daha büyüktür (Bennetzen, 2009). Bitkilerde hastalık oluşturan organizmalar gen-için-gen teorisine göre konukçuda bulunan dayanıklılık genleri tarafından tanımlanarak bu organizmaya ya da organizmanın ırkına özel dayanıklılık oluştururlar. Fakat daha az anlaşılan konukçu dışı dayanıklılıkta bütün bitkilerin tüm patojen türlerine dayanıklı olduğu görülmektedir. Konukçu dışı dayanıklılık kompleks, çok sayıda dayanıklılık faktörünün bir arada bulunduğu patojene karşı oluşturulmuş savunma sistemidir. Bir başka deyişle konukçu dışı dayanıklılık hastalık oluşturan patojenlerin konukçu bitkilerinde gelişip, çoğaldığı yetişme habitatına zayıf adaptasyonu olarak tanımlanmaktadır (Zimmerli ve ark., 2004). Konukçu dışı dayanıklılığın farklı bileşenleri ortaya konmuş, yapılan çalışmalarda konukçu dışı patojenlere karşı bitkilerin doğasında bulunan farklı mekanizmaların dayanıklılığı kontrol ettiği bulunmuştur (Thordal-Christensen, 2003; Lipka ve ark., 2005). Tahıllarda özellikle de arpada önemli ürün kayıplarına neden olan Blumeria graminis f. sp. hordei (Bgh) konukçusu olmayan A. thaliana üzerine inokule edildiğinde hastalık etmeni fungus sporlarının büyük çoğunluğu haustorium oluşturmamakta ve penetrasyon görülmemektedir. Arpa külleme etmeni fungus konukçusu olmayan A. thaliana üzerinde gelişememekte, eşeyli ya da eşeysiz spor oluşturamamaktadır. Konukçunun hastalık etmenine karşı savunma mekanizmaları incelendiğinde kalloz miktarında farklılık bulunmuş, oluşturulan Pen1 ve Pen2 mutantlarıyla A. thaliana bitkisindeki arpa küllemesine dayanıklılığın dayanıklılık genlerinin kontrol ettiği bir bağışıklık sistemine dayandığı ortaya çıkmıştır (ThordalChristensen, 2003; Lipka ve ark., 2005). Konukçu olmama ya da konukçu dışı dayanıklılık mekanizmasına bir diğer güzel örnek buğdayda toprak kökenli hastalık etmeni olan Gaeumannomyces graminis var. tritici’ Ö.ÇALIŞ, Ç. YAZAR olup hastalık etmeni fungus yulaf bitkilerinin köklerini hastalandırmamaktadır. Fakat yulaflarda hastalık oluşturan diğer fungus G. graminis. var. avenae içermiş olduğu avenacin A-1 toksini yulaf bitkilerinin oluşturduğu saponin maddelerini detoksifiye ederek yulaflar üzerinde hastalık oluşturmaktadır. Yulaf bitkilerinde oluşturulan spesifik mutasyonla avenacin A-1 içermeyen mutant yulaflarının köklerinde G. graminis var. tritici fungal hastalık etmeni gelişmekte ve bu mutantlar hastalık etmenine duyarlılık göstermektedir. Burada G. graminis var. tritici yulafın konukçu dışı patojeni olup, yulafta bulunan avenacin A-1 maddesinin detoksifiye eden enzim içeren mutant yulaf bitkilerinde gelişebilmektedir (Thordal-Christensen, 2003; Parker, 2009). Model bitki A. thaliana’da konukçu dışı dayanıklılık geni NHO1 klonlanmıştır (Lu ve ark., 2001). Kimyasal mutasyon sonucunda ortaya konan NHO1 geni içermeyen mutant A. thaliana bitkileri Pseudomoas syringae pv. phaseolicola, P. syringae pv. tabaci, P.syringae pv. tomato ve P. fluorescens bakterilerine karşı duyarlılık göstermektedirler. Bu durum bitkilerin sahip oldukları tüm dayanıklılık sistemlerini potansiyel hastalık etmenlerine karşı topyekün kullandıklarını göstermektedir. Genel olarak bitkilerin sahip oldukları bu kitlesel patojen imha silahları potansiyel patojenlere karşı spesifik olmayan bir yapıda aktif hale geçirilerek, hastalık etmenin gelişmesini sınırlamaktadır. Bitkilerde hastalığın oluşabilmesi için mikroorganizmanın tüm bitki savunma mekanizmalarını aşıp, bu savunma mekanizmalarını inaktive etmesi veya atlatması gerekmektedir (Lu ve ark., 2001; Thordal-Christensen, 2003; Parker, 2009; Lenk ve Thordal-Christensen, 2009). Konukçu dışı dayanıklılığın varlığını domatesin önemli hastalık etmeni olan A. solani’ye karşı model bitki A. thaliana’da ortaya koyabilmek için doğadan toplanan Arabidopsis ekotipleri ile dayanıklılık genleri veya bu genlerin izlediği bir kimyasal reaksiyon yolu üzerinde özel olarak oluşturulmuş mutant A. thaliana bitkileri testlenerek hastalık reaksiyonları karşılaştırılmıştır. Çünkü dayanıklılık genlerinin veya onun komponentinin inaktive edilmesiyle oluşturulan mutantlar patojen etmenlerine duyarlı hale gelmektedirler. Doğal ekotiplerde ise bu genler aktif olup konukçu olmayan patojenle inokule edildiğinde bu genler veya onların ürünleri aktif olduğu için bitki dayanıklı görülmektedir. Bu çalışma erken yanıklık hastalığının kontrolü için konukçu dışı dayanıklılığın alternatif bir çözüm olup olmadığını, hastalığı kontrol altına alabilecek gen ve/veya dayanıklılık mekanizmalarını ortaya çıkarabilmek için gerçekleştirilmiştir. 2. Materyal ve Metot 2.1. Erken Yanıklık Etmenlerinin İzolasyonu Erken yanıklık etmeni Alternaria solani Tokat ile Turhal arasında sırık ve yer domatesi yetiştirilen tarlalardan toplanan örneklerin yüzey sterilizasyonu yapıldıktan sonra patates dekstroz agar (PDA) besi ortamında gelişmeleri ile izole edilmiştir. PDA besi ortamında geliştirilen Alternaria solani’nin 2, 5 ve 6 no'lu izolatları domates besi ortamında geliştirilmişlerdir. 2.2. Spor İnokulasyonu Koch postulatı uygulanarak besi ortamında geliştirilen A. solani 2 no’lu virulent izolatı distile su ile toplandıktan sonra sporlar Haemocytometer (Thoma lamı) ile sayılmıştır. Spor süspansiyon konsantrasyonu 2x106 spor ml-1 olacak şekilde ayarlanarak hazırlanan sporlar iklimlendirme odasında geliştirilen A. thaliana bitkilerine ve domates hatlarına sabah, öğle ve akşam püskürtülerek inokulasyonlar gerçekleştirilmiştir. 2.3. Miselyum İnokulasyonu Model bitki Arabidopdis bitkilerinin yapraklarına uygulanan bir diğer inokulasyon metodudur. Domates besi ortamında geliştirilen A. solani miselyumları mantar-delici ile 5 mm çapında kesilerek iğne ile delinmiş Arabidopsis yapraklarına bırakılmış, nemin muhafazası için bitkiler 7 gün boyunca şeffaf plastik torba ile kapatılarak hastalığın gelişimi sağlanmıştır. İnokule edilen A. thaliana bitkisinin her bir yaprağı üzerine yukarıda belirtildiği gibi bırakılan miselyum disklerinin her biri ayrı bir tekrar olarak kabul edilmiş olup toplam 65 adet miselyum disk yapraklar üzerine yerleştirilmiştir. İnokulasyondan 7 gün sonra miselyum diskleri kaldırılarak faz-kontrast mikroskop altında semptomlar incelenmiştir. 181 Fare Kulağı Teresi, Arabidopsis thaliana’da Konukçu Dışı Dayanıklılığın Erken Yanıklık Hastalık Etmeni Alternaria solani'nin Kontrolü İçin Araştırılması 2.4. Domates Besi Ortamının Hazırlanışı Ticari olarak üretilen (DİMES, Tokat) %100 domates suyundan 30 ml alınarak 270 ml çeşme suyu ilave edilerek, domates suyu 10 kat su ile seyreltilerek 300 ml besi ortamı hazırlanmıştır. Hazırlanan domates suyunun pH’sı ölçülerek 5.5-6.0 olması için seyreltik HCl asit ilave edilmiştir. Domates ortamının katılaşması için %1.5 agar (4.5 gr agar agarı, Lab M, İngiltere) ilave edilerek 121C’de 1 atmosfer basınçta 15 dakika otoklav edilmiştir. Otoklav edilen domates besi ortamı steril kabin içerisinde 9 cm çapındaki steril Petriler içerisine ~25 ml besi ortamı olacak şekilde dökülmüştür. Petrilere dökülen besi ortamları donduktan sonra A. solani hastalık etmeninin miselyumları 5 mm çapında en güçlü gelişimin olduğu yerden kesilerek Petrinin ortasına ters olarak bırakılmıştır. İnokule edilen Petriler ters çevrilerek 26C oda sıcaklığında gelişmeye bırakılmıştır. 2.5. Arabidopsis thaliana Bitkileri ve Domates Hatlarının Yetiştirilmesi Çalışmalarda kullanılan Arabidopsis thaliana ekotip ve mutantları Prof Dr. John G. TURNER (School of Biological Sciences, University of East Anglia, Norwich, İngiltere) ve domates hatları Prof. Dr. Randolp G. GARDNER (Horticultural Science, North Carolina State University, Raleigh, ABD)'den temin edilmiştir. Model A. thaliana ekotip ve mutantlarının gelişebilmesi için: 2 volum toprak, 2 volum grit (küçük çakıl), 2 volum torf ve 1 volum vermiculit ile özel toprak karışımı hazırlanmış bu özel karışım A. thaliana toprağı ısıya dayanıklı fırın torbalarına konularak 1210C’de 1 atm basınçta 20 dakika otoklav edilmiştir. Hazırlanan steril toprak karışımı saksılara konulduktan sonra yüzeyin pürüzsüz bir halde olması sağlanarak A. thaliana (Col-0, Ler, Eds1-3, Npr1-1, Pad4-1) tohumları itinayla ekilmiştir. Daha sonra tohumları içeren saksılar bir tepsi içerisine konularak sulaması alttan olacak şekilde streç film ile kaplanmıştır. Bu hazırlanan saksılar homojen bir çimlenme için 24 saat karanlık +4oC’de soğuk hava deposunda bekletilmiş ve sonra iklimlendirme odasında 225oC’de 16 saat gündüz 8 saat karanlık şartlarda gelişmeye bırakılmıştır. 182 Domates tohumları içerisinde turf bulunan viyollere ekilmiştir. Viyollerde 3-4 gerçek yapraklı döneme kadar gelişen domatesler (NC84173, EBR1, EBR2, EBR3, EBR4, EBR5 ve EBR6) içlerinde turf bulunan plastik saksılara (Akyüz plastik, No:7, İstanbul) şaşırtılmıştır. Bitkilerin gelişimi iklimlendirme odasında 225oC’de 16 saat ışık 8 saat karanlık koşullarda gerçekleştirilmiştir. 2.6. Epifluoresent Mikroskopi Hastalık etmeni A. solani sporlarını ve ölü bitki dokularınını görüntüleyebilmek için fluoresent 3-3 Dihexyloxacarbocyanin iodide (DIOC6) kimyasalı 0.5 mg ml-1 olacak şekilde metil alkol içerisinde çözülerek stok solüsyon hazırlanmıştır (Duckett ve Read, 1991). Stok solüsyon -20C saklanmıştır. Hazırlanan stok 10 defa dsH2O içinde seyreltilerek örneklerin fluoresent boyayı 30 saniye boyunca almaları sağlanmıştır. Örnekler Nikon faz kontrast mikroskoba entegre edilmiş B2A (450 490 nm excitation filtresi ve 520 nm barrier filtre) epifluoresent filtrede incelenmiştir. 3. Bulgular Model bitki Arabidopsis thaliana ekotip ve mutant yaprakları üzerine bırakılan miselyum diskleri inokulasyondan 7 gün sonra kaldırılarak yaprak üzerindeki semptomlar ışık mikroskobunda incelenmiştir. Landsberg erecta (Ler) ve Columbia (Col-0) ekotip yaprakları üzerine bırakılan 65'er miselyum diskinden sırasıyla 3 ve 5 tanesinin bitki dokusunda nekrotik semptom oluşturduğu diğer 62 ve 60 adet miselyum diskinin herhangi bir renk değişikliği oluşturmadığı bulunmuştur (Şekil 1). Aynı sayıda miselyum diski bırakılan duyarlı fenotipe sahip fitoaleksin oluşturmayan (Phytoalexin deficient4) Pad4-1 ve sistemik kazanılmış dayanıklılık üzerinde PR genlerinin oluşmadığı (Nonexpressor of PR genes1) Npr11 mutantlarında sırasıyla 29 ve 26 adet miselyum diskinin nekrotik semptom oluşturduğu bulunmuştur (Şekil 1). Çalışmada kullanılan Pad4-1 mutantında nekrotik semptom oluşumu Ler ekotipine göre 7 kat, Col-0 ekotipine göre 5 kattan fazla olurken, Npr1-1 mutantında nekrotik semptom oluşumu sırasıyla Ler ekotipine göre 10 kat, Col-0 Ö.ÇALIŞ, Ç. YAZAR ekotipine göre 6 kat fazla olduğu ortaya konmuştur (Şekil 1). % Reaksiyon 3.1. Konidiospor inokulasyonları Arabidopsis ekotip ve mutantları üzerine 2x106 spor ml-1 konsantrasyonunda püskürtülen A. solani sporlarının yaprak üzerindeki gelişimleri her 12 saatte yapılan örneklemeler ile 72 saat boyunca ışık mikroskobunda incelenmiştir. Bu incelemelerde inokule edilmiş yaprak yüzeyinde tesadüfen seçilmiş 100 konidiosporda çimlenme, penetrasyon sayıları araştırılmıştır. Aynı paralelde hazırlanan domates (EBR1-6 ve NC84173) hatlarında sporların çimlenme durumları ve penetrasyonu incelenmiştir. Arabidopsis ekotip ve mutant bitki yapraklarında inokulasyondan sonraki ilk 24 saat içerisinde herhangi bir spor çimlenmesi görülmez iken domates hatlarında A. solani sporlarının %2-6’sının ilk 24 saat içerisinde çimlendiği bulunmuştur (Şekil 2). Arabidopsis thaliana ekotipleri üzerinde sayılan A. solani sporlarında herhangi bir çimlenme görülmemiştir (Şekil 2A). Fakat çok duyarlı (enhanced susceptible) Eds1-3 (25), fitoaleksin içermeyen Pad4-1 (22) ve patojenisite ile ilgili (PR) genleri içermeyen Npr1-1 (13) mutant bitkilerinin yapraklarında sayılan sporlarda çimlenme bulunmuştur (Şekil 2B). 95,4 100 90 80 70 60 50 40 30 20 10 0 3.2. Spor penetrasyonu Arabidopsis ekotip ve mutantları üzerinde çimlenen sporlardan konukçu hücre içerisine penetre olanlar sayıldığında, çimlenen A. solani sporlarından hiç birinin konukçu hücrelerine penetre olmadığı ve sağlıklı hücrelerin DIOC6 solüsyonunda kırmızı renkte oldukları bulunmuştur (Şekil 3A). Fakat domates hatları üzerinde çimlenen sporların hücre içerisine penetre oldukları, penetrasyonun olduğu domates hücrelerinin ölmesi nedeniyle DIOC6 solüsyonunda bu hücrelerin karanlık görüldükleri bulunmuştur (Şekil 3B). Domates hatları üzerinde çimlenen sporlardan çoğunun konukçu hücre içine penetre olduğu ortaya konmuştur (Şekil 3B). 4. Sonuçlar ve Tartışma Çalışmada domates başta olmak üzere Solanaceae familyasına dahil olan bitkilerde önemli bir hastalık etmeni olan Alternaria solani'n konukçusu olmayan model bitki A. thaliana'nın orijinal ekotip ve mutant bitkilerinde miselyum diskleri ile yapılan patojenisite testlerinde 7 gün sonra yaprakta semptom oluşturma durumları ve konidiosporlarla yapılan inokulasyonlarda spor çimlenme ve penetre olma durumları fluroescent boyama (DIOC6) yöntemi 92,3 60 55,4 44,6 40 Nekrotik Sağlıklı 4,6 7,7 Ler Col-0 Npr1-1 Pad4-1 Ekotip ve mutant Bitkiler Şekil 1. Model bitki Arabidopsis thaliana ekotip (Ler, Col-0) ve mutant (Npr1-1, Pad4-1) yaprakları iğne ile delindikten sonra üzerlerine 5 cm çapında misel diskler bırakılmıştır. Yapraklara bırakılan misel diskler uygulamadan 7 gün sonra kaldırılarak nekrotik semptom oluşturanlar ve oluşturmayanlar (sağlıklı) ışık mikroskobu altında incelenerek yüzdeleri bulunmuştur. Örneğin Landsberg erecta bitkisi yapraklarında %95.4 sağlıklı, %4.6 nekrotik alan oluşurken Npr1-1 mutant bitkisi yapraklarında %44.6 nekrotik, %55.4 sağlıklı alan bulunmuştur. 183 Fare Kulağı Teresi, Arabidopsis thaliana’da Konukçu Dışı Dayanıklılığın Erken Yanıklık Hastalık Etmeni Alternaria solani'nin Kontrolü İçin Araştırılması A B Şekil 2. Erken yanıklık etmeni Alternaria solani’n 2 no’lu izolatı ile hazırlanarak inokule edilmiş Arabidopsis thaliana ekotip ve mutantları (A) ile domates çeşitlerinde (B) yapılan zaman çalışması. Bu çalışmada tesadüfen seçilen 100 spordan çimlenen sporların sayıları ile zaman arasındaki ilişki ortaya konmuştur. kullanılarak araştırılmıştır. İkinci çalışmada örnekler her 12 saatte bir Arabidopsis ve domates bitkileri üzerinden alınarak DIOC6 solüsyonunda bekletildikten sonra fluorescent mikroskopta incelenmiştir. Bu fluorescent örneklerde tesadüfen seçilen 100 adet spor, çimlenen spor, penetre olan spor sayıları 72 saat (3 gün) boyunca kayıt altına alınmıştır. Arabidopsis thaliana ekotipleri ve bu ekotiplerdeki dayanıklılık genlerinin mutasyona uğratılmasıyla elde edilen mutant farekulağı teresi bitkileri üzerindeki A. solani sporlarının gelişimleri arasında önemli farklar ortaya konmuştur. Erken yanıklık etmeni A. solani miselyumları ile yapılan ilk çalışmada Arabidopsis thaliana ekotipleri üzerine bırakılan miselyum disklerinden %4.6'sının Ler ve %7.7'sinin Col-0 ekotipleri üzerinde nekrotik semptom oluşturduğu bulunmuştur. Aynı çalışmada patojene özelleşmiş proteinlerin mutasyona uğratıldığı Npr1-1 mutant bitkilerinde %45 ve fitoaleksin 184 oluşturmayan Pad4-2 mutant bitkilerinde %40 oranında nekrotik semptom oluşumu bulunmuştur (Şekil 1). Arabidopsis thaliana Ler ve Col-0 ekotiplerinde hem NPR1 geni hem de PAD4 geni aktif olup bu ekotipler üzerine bırakılan miselyal diskler sınırlı sayıda nekrotik semptom oluştururken bu dayanıklılık genlerinin bulunmadığı Npr1-1 ve Pad4-2 mutant bitkilerinde miselyumlardan dolayı oluşan nekrotik semptomların sayısı 5 ile 10 kat daha fazla olmaktadır (Şekil 1). Paralel sonuçlar aynı bitkilere yapılan spor inokulasyonlarında bulunmuştur. Arabidopsis ekotiplerinde spor çimlenmesi bulunmamışken, Arabidopsis mutantlarında ilk spor çimlenmesi inokulasyondan 24 saat sonra gözlenmiştir. En fazla spor çimlenmesi çok duyarlı Eds1-3 mutant bitkilerinin üzerinde, en az spor çimlenmesi ise Npr1-1 mutantlarda bulunmuştur. Kontrol olarak kullanılan domates (Solanum lycopersicum) hatları üzerinde ilk spor çimlenmesi inokulasyondan 12 saat sonra kayıt edilmiştir. Domates hatları üzerindeki Ö.ÇALIŞ, Ç. YAZAR Şekil 3. Alternaria solani sporları ile inokule edilen Arabidopsis thaliana ekotip ve mutantları (A) ile domates hatlarında (B) penetre olan spor sayıları. İnokule edilen bitkilerde penetre olan ve olmayan sporlar fluorescent boya DIOC6 ile belirlenmiştir. Penetrasyonun gerçekleştiği hücreler DIOC6 solüsyonunda karanlık görülmüştür. spor çimlenmesinin Arabidopsis mutantlarındaki spor çimlenmesine göre inokulasyondan 72 saat sonra en az 2 kat daha fazla olduğu bulunmuştur (Şekil 2). Erken yanıklık hastalık etmeni A. solani konukçusu olmayan Arabidopsis mutantları üzerinde çimlense bile çalışmada herhangi bir şekilde penetre olan sporlar bulunmamıştır (Şekil 3). Bitki patojenleri konukçusuna özelleşmiş olup aynı konukçunun bir başka çeşidinde yada yakın bir türünde hastalık yapamayabilir. Burada konukçu ile patojen arasındaki ilişki hala çözümlenmesi gereken önemli bir problemdir. Bugüne kadar yapılan konukçu olmama çalışmalarında, konukçu olmayan bitkiler sahip oldukları savunma sisteminin tamamını veya bir kısmını aktif olarak tuttuğu görülmüştür (Lipka ve ark., 2005; Nakao ve ark., 2011). Nitekim bu çalışmada kullanılan Arabidopsis mutantlarında bulunmayan PAD4, EDS1 ve NPR1 genlerinin A. solani sporlarının çimlenmesine izin verdiği fakat mutantlarda var olan diğer gen(ler)in sporların penetrasyonunu engellediği anlaşılmaktadır. Arabidopsis mutantları arasında dahi sporların çimlenmesinde ortaya çıkan değişkenlikler genlerin sporların çimlenmesinde farklı derecelerde etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Konukçu olmama ya da konukçu dışı dayanıklılık bitkilerde görülen aktif ve pasif dayanıklılık mekanizmalarını içeren daha büyük boyutları olan bitki savunma mekanizması olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu konuda çok detaylı araştırmalar yapılmakta olup yapılan çalışmalar bitki bağışıklık sisteminin detaylarını ortaya koymaktadır. 185 Fare Kulağı Teresi, Arabidopsis thaliana’da Konukçu Dışı Dayanıklılığın Erken Yanıklık Hastalık Etmeni Alternaria solani'nin Kontrolü İçin Araştırılması Teşekkür Bu çalışmanın gerçekleştirilmesinde bizlere yardımlarını esirgemeyen Zir. Müh. Vasfiye ILIKPINAR ve Zir. Müh. Birgül KÖLEMEN'e teşekkür ederiz. Bu çalışma Gaziosmanpaşa Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeler Komisyonu tarafından 2006/07 no'lu proje olarak desteklenmiştir. Kaynaklar AGI: The Arabidopsis Genome Initiative (AGI). 2000. Analysis of the genome of the flowering plant Arabidopsis thaliana. Nature 408:796-815. Agrios, G. N. 1997. Plant pathology .Academic press. San Diego. Anonymous, 2003. APS net education center. Plant disease lessons. Bennetzen J. 2009. Maize genome structure and evolution in Handbook of maize genetics and genomics. Edited Jeff Bennetzen, Sarah Hake. Published by Springer press. 179-200. Duckett and Read, 1991. The use of fluorescent dye 33’dihexyloxacarbocyanin iodide for selective staining of ascomycete fungi associated with liverwort rhizoids and ericoid nycorrhizal roots. New Phytologist 118:250-272. FAO: Food and Agricultural Organization of the United Nations 2011. http://www.fao.org/ Fooland, M. R., Zhang, L. P. Khan, A., Nino-Liu, D. and Lin, G. Y. 2002. Identification of QTLs for early blight (Alternaria solani) resistance in tomato using backcross population of a Lycropersicon esculentum x L. hirsutum cross. Theoretical and Applied Genetics 122:870-895. Gardner, R.G. and D. R. Panthee. 2010. NCEBR1 and NCEBR2 : Early blight and late blight resistant fresh market tomato breeding lines. HortScience 45: 975976. 186 Kemmitt, G. 2003. Early blight of potato and tomato at http://www.apsnet.org/edcenter/intropp/lessons/fung i/ ascomycetes/Pages/PotatoTomato.aspx Lawrence, C. B. Singh, N. P., Qiu, J. Gardner, R. G. , Tuzun, S. 2000. Constitutive hydrolytic enzymes are associated with polygenic resistance of tomato to Alternaria solani and may function as an elicitor release mechanisms. Physiological and Molecular Plant Pathology 57:211-220. Lenk, A. and Thordal-Christensen, H. 2009. From nonhost resistance to lesion-mimic mutants: useful for studies of defense signaling. Advances in Botanical Research 51:92-112. Lipka, V., Dittgen, J., Bednarek, P., Bhat, R., Wiermer, M., Stein, M., Landtag, J., Brand, W., Rosahl,S., Scheel, D., Llorente, F., Molina, A., Parker, J., Somerville, S. And Schulze-Lefert, P. 2005. Preand postinvasion defenses both contribute to nonhost resistance in Arabidopsis. Science 310:1180-1183. Lu, M., Tang, X. and Zhou J. M. 2001. Arabidopsis NHO1 is required for general resistance against Pseudomonas bacteria. the Plant Cell. 13:437-444. Nakao, M., Nakamura, R., Kita, K., Inukai, R., Ishikawa, A. 2011. Non-host resistance to penetration and hyphal growth of Magnaporthe oryzae in Arabidopsis. Scietific Reports 1 171:1-9. Parker, J. 2009. Molecular aspects of plant disease resistance. Annual Plant Reviews 34:2-371. TAIR: The Arabidopsis Information Resource 2011. at http://www.arabidopsis.org/ Thordal-Christensen, H. 2003. Fresh insights into processes of nonhost resistance. Current Opinion in Plant Biology 6:351-357. Zhang, L. P., Lin, G. Y., Nino-Liu, D. and Foolad, M. R. 2003. Mapping QTLs conferring early blight (Alternaria solani) resistance in a Lycopersicon esculentum x L. hirsutum cross by selective genotyping. Molecular Breeding 12:3-19. Zimmerli, L., Stein, M., Lipka, V., Schulze-Lefert, P. and Sommerville, S. 2004. Host and non-host pathogens elicits different jasmonate/ethylene responses in Arabidopsis. The Plant Journal 40:633-64. GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 187-198 Havuçlarda Görülen Depo Hastalıkları ve Yönetimi 1 Senem TÜLEK 2 F.Sara DOLAR 1 Ankara Zirai Mücadele Merkez Araştırma Enstitüsü, Ankara 2 Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bitki Koruma Bölümü, Ankara Özet: Havuç ile ilgili yapılan çalışmalarda, havuçlarda hasat öncesi ve sonrası dönemde oluşan çok sayıda fungal hastalıklar ile ilgili sorunlar ortaya konulmuş ve bunlardan bazılarına ilişkin mücadele önerileri verilmiştir. Havuçlar hasat edildikten sonra uzun süre muhafaza edilmekte, uygun olmayan depolama koşullarında patojenler nedeni ile önemli kayıplar oluşmaktadır. Bu patojenler ve oluşturdukları hastalıklar: Kurşuni Küf (Botrytis cinerea), Siyah Kök Çürüklüğü (Chalara elegans), Mavi-Yeşil Küf (Penicillium spp.), Krater Çürüklüğü (Rhizoctonia carotae), Meyan Çürüklüğü (Mycocentrospora acerina), Rhizopus Yumuşak Çürüklüğü (Rhizopus arrhizus = R. oryzae, R.stolonifer), İsli Çürüklük (Aspergillus niger), Acı Çürüklük (Geotrichum candida ), Maya Çürüklüğü (Candida spp.), Beyaz Çürüklük (Sclerotinia sclerotiorum), Fusarium Kuru Çürüklüğü (Fusarium spp.), Siyah Çürüklük (Alternaria radicina) ve Bakteriyel Yumuşak Çürüklük (Pectobacterium caratovora subs. caratovora)’tür. Bu makalede, havuçlarda görülen depo hastalıkları ve bu hastalıklara karşı önerilen savaşım yöntemleri derlenmiştir. Anahtar kelimeler: Havuç, depo hastalıkları, fungal etmenler. Storage Diseases of Carrots and Management Abstract: As conclusions of the worldwide studies a lot of detrimental organisms pest and fungal diseases that are seen pre- harvest and post-harvest, period on carrots, are described and methods are suggested for control and prevention of diseases. Carrots are stored for a long time after harvest and fungal agents cause considerable losses due to improper storage conditions in carrot stores. These agents and diseases caused by their; Gray Mold (Botrytis cinerea), Black Root Rot Carrots (Chalara elegans), Blue-Green Mold (Penicillium spp.), Crater Rot (Rhizoctonia carotae), Licorice Rot (Mycocentrospora acerina), Rhizopus Wooly Soft Rot (Rhizopus arrhizus, R. stolonife), Sooty Rot (Aspergillus niger), Sour Rot (Geotrichum candidum), Yeasty Rot (Candida spp.), White Rot (Sclerotinia sclerotiorum), Fusarium Dry Rot (Fusarium spp.), Black Rot (Alternaria radicina), and Bacterial Soft Rot (Pectobacterium caratovora subs. Caratovora). In this article, storage diseases of carrots and the proposed control methods against these diseases have been compiled. Key words: Carrot, storage diseases, fungal agents 1. Giriş Havuç (Daucus carota var. sativus) Şemsiyegiller (Umbelliferae-Apiaceae) familyasında yer alır. Anavatanı Orta Asya ve Yakın Doğu’dur. Üretimi tohumla yapılan ve kökleri yenilen iki yıllık bir sebze türüdür (Yanmaz, 1994). Havuçlar; ülkemizde hasat edildikten sonra tarlada bırakma, çukurlara gömme ve soğutucu depolarda muhafaza gibi değişik teknikler kullanılarak saklanmaktadır (Tatlıdil, 2000). Hasat edilen havuçlar için önerilen ideal depolama koşulları 0°C’ye kadar soğutulan ve %95-100 oransal neme sahip depolardır (Ryall ve Lipton, 1972; Debner ve ark., 1980; Salunkhe ve Desai, 1984; Kader ark., 1985; Kozukue ve ark., 1985; Embrechts ve Schoneveld, 1988). Tarladan bulaşan patojenler uygun olmayan depo koşullarında hastalıklara neden olmaktadır. Depolarda en çok görülen hastalıklar; Kurşuni Küf (Botrytis cinerea Fr. (teleomorph: Botryotinia fuckeliana (de Bary) Whetzel), Siyah Kök Çürüklüğü (Chalara elegans (Nag Raj & W.B. Kendr.), Mavi-Yeşil Küf (Penicillium spp.), Krater Çürüklüğü (Rhizoctonia carotae Rader), Meyan Çürüklüğü (Mycocentrospora acerina (R. Hartig) Deighton=Centrospora acerina (R. Hartig) A.G. Newhall), Rhizopus Yumuşak Çürüklüğü (R. oryzae Went & Prinsen Geerligs, R. stolonifer (Ehrenb. Fr.) Vuill), İsli Çürüklük (Aspergillus niger Tiegh), Acı Çürüklük (Geotrichum candidum Link) ve Maya Çürüklüğü (Candida spp.)’ tür. Bu hastalıkların yanı sıra; Beyaz Çürüklük (Sclerotinia sclerotiorum (Lib.) de Bary), Fusarium Kuru Çürüklüğü (Fusarium spp.), Siyah Çürüklük (Alternaria radicina Meier, Drechsler & E.D. Eddy) ve Bakteriyel Yumuşak Çürüklük (Pectobacterium caratovora subs. Caratovora Jones) patojenleri de uygun koşullarda depolanan havuçlarda zarar oluşturmaktadır 187 Havuçlarda Görülen Depo Hastalıkları ve Yönetimi (Davis ve Raid, 2002). Bu makalede, havuç depolarında görülen patojenler, bu patojenlerin oluşturduğu hastalıklar ve bu hastalıklarla mücadele de yurdumuz ile dünyada yapılan çalışmaların ışığı altında alınabilecek önlemler üzerinde durulması amaçlanmıştır. 2. Havuçlarda Görülen Depo Hastalıkları 2.1. Kurşuni Küf (Botrytis cinerea) 2.1.1.Belirtileri Lezyonlar, kökün çeşitli yerlerinde oluşabilse de kökün uç ve tepe kısımlarında daha yaygındır. Enfekteli dokular, ilk başta açık derimsi, sulu ve grimsi-kahverengi sporlarla örtülüdür (Snowdon, 1992). Enfekteli bölgeler daha sonra sünger şeklinde görünmektedir. Hastalıklı dokulardaki havuç hücreleri birbirinden ayrılamaz ve bu dokular derimsi bir yapı haline dönüşmektedir. Lezyon yüzeylerinde, karakteristik olan grimsikahverengi konidiofor ve konidiler bulunmaktadır. Uzun süreli depolama periyotların da miseliyal yığınlar içinde sert yapılı, düzensiz siyah sklerotiler gelişebilmektedir (Goodliffe ve Heale, 1975). 2.1.2. Patojen Kurşuni küf hastalığını oluşturan patojen Botrytis cinerea’dır. Eşeyli formu Botryotinia fuckeliana olan fungusun bu dönemi, havuçlarda bulunamamıştır. Devetüyü rengindeki miselyumları dallanmış, bölmeli, renksiz hiflerden oluşmaktadır. Konidioforları uzun ve dik yapılı, basit veya seyrek dallanmış ve bölmelidir. Konidioforların ucunda konidiler bulunmaktadır. Konidiler renksiz veya açık renkli tek hücrelidirler. Biçimleri küreselden silindiriğe kadar değişebilmektedir. Üzüm kümeleri gibi görünen konidiler 6.5–10 x 9–5 µ boyutlarındadır. Kolonilerin kabarık ve kurşuni renkteki görünümü, uzun ve renkli konidioforlardan kaynaklanmaktadır (Davis ve Raid, 2002). 2.1.3. Hastalığın Döngüsü ve Epidemiyolojisi Fungus, yapraklardan ve depolanmakta olan havuç köklerinden izole edilebilir. Bu fungus ile enfekteli kökler depoya taşındığı takdirde, sıcaklık ve nem durumu uygun ise sağlam havuçlara miselyumları ile de bulaşabilir. Depodaki sekonder hastalık 188 döngüsü, havadaki konidiler ile gerçekleşmektedir (Goodliffe ve Heale, 1975). Enfeksiyon ve gelişim -3 ile 35°C arasında olabilirken maksimum çürüme 20°C sıcaklıkta oluşmaktadır (Van den Berg ve Lentz, 1968). Heale ve Sharman (1977) yaptıkları çalışmada Botrytis cinerea’nın havuç köklerinde 11-14°C sıcaklık aralığında enfeksiyona neden olduğunu, konidi ve hiflerin bir araya toplanması ile havuç yüzeyinde 48 saat içinde kubbe şeklinde enfeksiyon yataklarının oluştuğunu belirtmişlerdir. 2.2.Siyah Kök Çürüklüğü (Chalara elegans) 2.2.1. Belirtileri Patojen, hasat zamanı ve sınıflandırma aşamalarında yaralı dokulardan giriş yaparak havucu hastalandırmaktadır. Hastalık gelişimi havucun depolandığı alanlarda da devam edebilmektedir. Bu hastalık genelde hasattan sonra yıkanmış, sınıflandırılmış ve polietilen poşetlerin içerisinde paketlenip depolanmış havuçlarda görülmektedir (Punja ve ark., 1992). 2.2.2. Patojen Patojen, toprak kaynaklı bir fungus olup geniş konukçu dizisine sahiptir. Fungus, endokonidi (fialiosporlar) ve klamidospor (aleurosporları) olmak üzere iki tip spor oluşturmaktadır. Her ikisinin de havuç dokusunda enfeksiyon yapabilme yeteneği vardır (Punja ve ark., 1992). Chalara elegans (sinonim: Thielaviopsis basicola), kalın duvarlı, koyu renkli, zincir halinde klamidosporlar ve fialidlerde ince duvarlı endokonidiler oluşturmaktadır (Şekil 1). Fungusun seksüel dönemi bilinmemektedir (Paulin- Mahady ve ark., 2002). Şekil 1. Chalara elegans klamidosporları ve neden olduğu zarar şekli (Saude ve Hausbeck, 2005) S.TÜLEK, F.S. DOLAR Fialid’lerin dip kısmı çok değişken görünüşte ve bölmelidir; üst tarafı ise oldukça uzun, uca doğru giderek incelen silindirik bir yapı gösterir. Fialid’in uç kısmı açıktır ve bu açıklıktan dışarı doğru sürekli bir spor çıkışı olmaktadır. Oluşum özelliği nedeniyle endokonidi olarak adlandırılan bu sporlar uzun basipetal zincirler oluşturur. Fialidler, 100 µ uzunluğunda 5–8 µ kalınlığındadır ve uca doğru incelerek 3-4 µ kalınlığa ulaşır. Fialiosporları silindirik, renksiz 7-17x2.5–4.5 µ büyüklüğündedir (Ellis, 1971). 2.2.3. Hastalık Döngüsü ve Epidemiyolojisi Patojenin izolasyonu ve teşhisi havuç kök diskleri veya yarı seçici ortamlar kullanılarak yapılmaktadır. Klamidosporlar uzun süre toprakta kalabilmektedir. Hasat döneminde veya hasat sonrasında havuç köklerindeki yaralı kısımlara, bulaşık toprağın teması enfeksiyona neden olmaktadır. Etmenle bulaşık topraklarda havuç dokularında 3–4 günlük bir sürede hastalık görünür bir şekilde gelişmektedir. Sıcak ve nemli hava koşullarında havuçlarlarda enfeksiyon oluşmaktadır (Punja ve ark., 1992). Ayrıca havuçlara su ile soğutma metodu uygulandığında hastalığın neden olduğu zararı artırmaktadır (Villeneuve ve ark., 2005). 2.3. Mavi-Yeşil Çürüklük (Penicillium spp.) 2.3.1. Belirtileri Penicillium spp. mavi küf hastalığına neden olan fungal kaynaklı bir patojendir. Bu patojen havuçlarda hasat sonrası dönemlerde görülmektedir (Şekil 2). Enfekteli dokular üzerinde patojenin sporlarını içeren mavimsiyeşil gelişme nedeniyle hastalığa mavi-yeşil küf adı verilmiştir. Fungus, yaşlı bitki dokularında saprofit olarak bulunurken depodaki sebze ve meyvelerde patojendir (Davis ve Raid, 2002). Ayrıca Penicillium gibi funguslar potansiyel mikotoksin üreticisidirler (Lugauskas, 2005). Şekil 2. Penicillium spp. ile enfekteli havuç dokusu 2.3.2. Patojen Az-çok dik yapılı konidiofor’lar bazı türlerde synema oluşturacak şekilde bir arada bulunurlar. Konidiofor dallanması genellikle karakteristik penicillate özellik taşımaktadır. Spor verici hücreler fialid niteliğindedir; fialidler tipik olarak şişe biçiminde ve renksizdir. Konidiler fialid’in ucunda uzun basipetal zincir halinde küreselden yumurtaya kadar değişen biçimlerde, bazen kısa çubuk şeklinde, renksiz veya renkli, çeperi düz veya çıkıntılı ya da dikenli olabilmektedir (Barnett ve Hunter, 1998). 2.3.3. Hastalık Döngüsü ve Epidemiyolojisi Patojen hastalanan dokuda çok fazla spor üretmekte ve bu sporlar hava akımları ile etrafa yayılıp diğer havuçları da hastalandırabilmektedir. Depoların temiz olması hastalığın gelişimini engellemektedir. Soğuk hava koşullarında depolanan havuçlarda hastalık oranı daha düşüktür (Davis ve Raid, 2002). 2.4. Krater Çürüklüğü (Rhizoctonia carotae) 2.4.1. Belirtileri Soğuk ve nemli koşullarda köklerde küçük, beyaz, hifsel düğümler ve bu düğümlerin altında küçük çukurlar oluşur. Oluşan çukurlar genişleyerek beyaz misel tabakası içeren çökük kraterlere dönüşmektedir işte bundan dolayı hastalığa krater çürüklüğü ismi verilmiştir (Ciancio ve Mukerji, 2007). 2.4.2.Patojen Rhizoctonia carotae’nin eşeyli dönemi Athelia arachnoidea’dır. Fungusun hifleri şeffaftır ve hiflerde kancalaşma (clampconnection) görülmektedir. Koloniler kültürde yavaş gelişir, PDA ortamında 20–24°C’ de15 gün sonra 5-7 cm çapa ulaşmaktadır. Koyu kahverengi sklerotları 3–4 hafta sonra gelişir, bunlar 1-3 mm çapındadır ve kitleler halinde oluşmaktadır (Punja, 1987). 2.4.3. Hastalık Döngüsü ve Epidemiyolojisi: Hastalık hasattan önce ya da havuçlar depoya konduktan kısa bir süre sonra başlamaktadır. Hastalık havuçlar üzerindeki misellerden ve birbirlerine değen havuçlardan bulaşır. Patojen, soğuk hava depolarında 2- 189 Havuçlarda Görülen Depo Hastalıkları ve Yönetimi 3°C’de de gelişebilir. Nemli bir tabakayla havuçları paketlemek kök yüzeyindeki hastalık gelişimini artırmaktadır (Ciancio ve Mukerji, 2007). PDA da pembe havai miseller geliştirdiğini, uzun uca doğru incelen konidilerinin her birinin kılıç benzeri apendaj’a sahip olduğunu belirtmişlerdir. 2.5. Meyan Çürüklüğü (Mycocentrospora acerina) Soğuk hava depolarında depolanan havuçların en önemli hastalıklarından birisidir. 20. yüzyılın başlarından beri Avrupa’nın birçok bölgesinde biliniyor olmasına rağmen ilk kez 1945 yılında New York da belirlenmiştir. (Stansbury ve ark., 2001). 2.5.3. Hastalığın Döngüsü ve Epidemiyolojisi Patojen, toprak kaynaklı bir fungustur (Neergard ve Newhall, 1951). Kalın duvarlı koyu klamidosporları uzun süre toprakta canlı kalabilmekte ve konukçu bitki varlığında çimlenebilmektedir (Snowdon, 1992). Yoğun olarak havuç üretilen yerlerde, klamidosporlar ve kısa miseliyumlar kök rizosferinde bol miktarda bulunur fakat bu hastalık tarlada nadiren görülmektedir. Lezyonlar tipik olarak 5–6 hafta süresince depoda bulunan yaşlanmaya başlayan havuç dokularında ortaya çıkar. Konidiler genellikle tarla şartlarında oluşmazlar, nemli şartlarda depoda oluşurlar (Davis ve Raid, 2002). Fungus -3 ile 27 °C’ de gelişebilmekte, optimum gelişme sıcaklığı ise 17–21°C’ dir (Gündel, 1976). M. acerina, çoğunlukla bir yara patojenidir (Davies ve ark., 1981). Enfeksiyon genellikle yan köklerdeki veya peridermdeki küçük açıklıklardan olmaktadır. Sağlam peridermin dayanımı yüksektir fakat dokunun içine doğru bu dayanıklılık azalmaktadır (Davies, 1977; Davies ve Lewis, 1981; Davies ve ark., 1981). 2.5.1. Belirtileri Depolardaki havuçlarda genellikle kökün taç ve uç kısımlarında tipik olarak büyük siyah çökük lezyonlar belirgin bir şekilde görülür (Dixon, 1981). Hastalık başlangıçta birkaç küçük kahverengi leke olarak görülmektedir. Bu lezyonlar, bir süre sonra kök dokusunun iç kısımlarına doğru ilerlemektedir (Şekil 3). Yumuşak ve sulu olan bu lezyonlar siyahlaşarak kömür siyahı veya meyan kökü renginde görünmektedir. Bu simptomların Alternaria radicina’nın neden olduğu siyah çürüklükten farkı hastalıklı dokudan sağlıklı dokuyu ayıran bir hat bulunmamasıdır (Snowdon, 1992; Stansbury ve ark.,2001; Davis ve Raid, 2002). 2.6. Rhizopus Kök Çürüklüğü Rhizopus çürüklüğü havuç gibi diğer Umbelliferae (Şemsiyegiller ) familyasına ait bitkileri taşıma sırasında ve 4 °C’den daha yüksek sıcaklıklarda uzun süre depolama söz konusu olduğunda etkilemektedir (Davis ve Raid, 2002). Şekil 3. Mycocentrospora acerina’nın neden olduğu çürüklük belirtisi (Hermansen ve ark., 2011) 2.5.2.Patojen Hastalığı oluşturan fungus, Mycocentrospora acerina’dır. Fungusun hifleri seyrek dallı, 4–8 µ genişliğinde ve şeffaftır. Hifler yaşlandıkça, hücre duvarları koyulaşır ve kararır. Konidioforları 5-7x50 µ, çok sayıda konidi taşıyan uç kısımları belirgin bir şekilde geniculatdır. Klamidosporları oval, küremsi, koyu kahverengi, kalın duvarlı, 15–2 µ çapındadır (Davis ve Raid, 2002). Inglis ve Maloy (1994) yaptıkları çalışmada etmenin 190 2.6.1. Patojen Bu hastalığı oluşturan patojenler: Rhizopus stolonifer ve R. oryzae’dir. Her iki fungusunda karakteristik olarak dik yapılı, basit veya dallanmış, sarıdan kahverengiye kadar değişen renklerde sporangioforları ile küresel, koyu renkte sporangiumları bulunur (Davis ve Raid, 2002). 2.6.2. Belirtileri Her iki patojen enfekte olan dokularda kahverengi, sulu lekeler oluşturmaktadır. Çürüyen bölgeler yumuşak ve suludur fakat bakteriyel çürüklüğe göre daha sert bir yapısı S.TÜLEK, F.S. DOLAR vardır. Patojenin dokuya girmesi için, havucun yaralanmış olması gerekir. Fungus, sıcaklığın yüksek olduğu durumlarda hızlı bir şekilde gelişerek bol miktarlarda sporangiosporlar üretir. Bu sporlar depo içinde yayılarak bulaşmaya neden olmaktadır. Enfeksiyon için optimum sıcaklık 30–36°C’dir. Hastalık nadiren 20°C’nin altındaki sıcaklıklarda görülebilmekte ve 4°C’nin altında fungus inaktif olmaktadır (Davis ve Raid, 2002). 2.7. İsli Çürüklük (Aspergillus niger) 2.7.1. Belirtileri Hastalığı oluşturan patojen, Aspergillus niger’dir. Enfeksiyon tarlada başlamasına rağmen bir depo hastalığıdır. Fungus enfekteli havuçlarda siyah konidiler ürettiğinden dolayı bu hastalık bazen siyah küf olarak da adlandırılmaktadır. Hastalık nedeniyle yeşilsiyah renkte büyük lezyonlar oluşmaktadır. Fungusun karakteristik özellikteki siyah sporulasyonu oluşmadan önce lezyonlardaki fungal gelişm belirgin değildir. A. niger topraktaki hasat artıklarında kışlamaktadır. Enfeksiyon için yaralı dokular gerekmektedir. Yüksek sıcaklık koşullarında, havuçlar bu hastalığa karşı kısmen duyarlıdır (Snowdon, 1992). 2.7.2. Patojen Fungusun kolonileri siyah-siyahımsı kahverengidir. Hifleri bölmeli ve şeffaf, 2–4 µ kalınlığındadır. Konidioforları dik, düz veya eğimli, 3 mm uzunluğunda, 15–20 µ kalınlığında, renksiz veya üst kısmı kahverengi, üst tarafta bir şişkinlik (vesicle) bulunmaktadır. Şişe şeklindeki fialidler; 7-10 µ uzunluğunda, 3-3.5 µ kalınlığında ve bir grup halindedirler. Konidiler; genellikle zincir şeklinde, küremsi, kahverengi, siğilli; bazen de zincir şeklinde devam etmeyen siğilimsi ya da dikenli, 3–5 µ çapında yapılardır (Ellis, 1971). 2.8.Acı Çürüklük (Geotrichum candidum) 2.8.1. Belirtileri Havuçlarda acı çürüklüğe neden olan Geotrichum candidum genelde obligat aerob bir fungustur. Kavun, domates, havuç gibi bitkilerin kök kısımlarında ve hasat sonrası depolanabilen ürünlerde patojen sulu-yumuşak çürüklükler oluşturur (Wells ve Spalding, 1975). 2.8.2. Patojen Geotrichum candidum’un somatik hifleri renksiz veya hafif renklidir. Konidiofor yoktur. Arthrospor olarak da bilinen konidiler; somatik hiflerin, basipetal düzende hiflere ayrılması sonucunda oluşmaktadırlar. Arthrospor’ların boyları değişkendir; bölmesiz, renksiz veya çok açık renkli, kesik uçlu silindirik biçimdedir; uçları bazen yuvarlağımsı olabilmektedir. Geotrichium genusunun karakteristik özelliği somatik hiflerin hücre hücre ayrılarak arthrospor’ lara dönüşmesidir (Larone, 2002). 2.8.3. Hastalığın Döngüsü ve Epidemiyolojisi Patojen, bir toprak fungusudur. Esas olarak depolarda görülmesine rağmen nadiren tarlalardaki havuçlarda da çürümeye neden olmaktadır. Depo sıcaklığı tavsiye edilenden daha yüksek olduğunda ve havalandırmanın da yetersiz olduğu koşullarda bu hastalık gelişebilmektedir. Polietilen torbalarla paketlenen ve uygun olmayan koşullarda depolanan havuçlar hastalığa daha duyarlıdır. Enfekteli havuçlarda yumuşak, sulu çürüklük gelişir. Çürüyen bölgenin yüzeyinde patojenin soluk beyaz sporları oluşmakta ve zamanla bu havuçlar sirke gibi kokmaktadır (Wright ve ark.,1964). 2.9. Maya Çürüklüğü (Candida spp.) Maya çürüklüğünü, ılık ve nemli koşullara bağlı olarak çoğunlukla Candida cinsine dahil birkaç tür oluşturmaktadır. Mayaların oluşturduğu zarar Sclerotinia sclerotiorum gibi diğer bazı fungusların neden olduğu zarar ile ortak meydana gelmektedir. Maya çürüklüğü genellikle iyi havalandırılmayan ve yetersiz soğutulan depolarda görülmektedir (Stelfox, 1969). Maya ile enfekteli havuçlarda yumuşak ve nemli çürüklükler oluşmakta ve bunlar bütün kök yüzeyine dağılmaktadır. Çürüme nedeniyle meydana gelen fermentasyon kokusu kolaylıkla fark edilebilmektedir. Mayalar kesim-soyum işlemleri sırasında bulaşırlar. Ilık ve nemli koşullar mayaların gelişimi için idealdir (Davis ve Raid, 2002). 2.10. Beyaz Çürüklük (Sclerotinia sclerotiorum) Hastalık, havuçlarda ilk olarak 1860 yılında Belçika’da belirlenmiştir. Hastalık 191 Havuçlarda Görülen Depo Hastalıkları ve Yönetimi üretim alanları ve depoların her ikisinde de önemli bir problemdir (Kora ve ark., 2003). 2.10.1. Belirtileri Havuçtaki beyaz çürüklük; kök ve kök boğazında küçük, sulu, yumuşak lezyonlar şeklinde başlar ve daha sonraki süreçte enfekteli dokunun yüzeyinde karakteristik özellikte beyaz kabarık miseliyal gelişim oluşmakta sonuç olarak doku yumuşamakta ve çürümektedir. Bu alanda etmenin sklerotileri oluşmaktadır (Kora ve ark., 2003). Hastalığın erken dönemi R.carotae’ nin neden olduğu krater çürüklüğü ile karıştırılabilmektedir. Ancak krater çürüklüğünde beyaz-kabarık miseliyal gelişme yoktur. Hastalığın yumuşak çürüklük devresi bakteriyel yumuşak çürüklük ile karıştırılabilir ancak beyaz çürüklükte yapışkan-sümüksü yapı yoktur (Davis ve Raid, 2002). 2.10.2. Patojen Hastalığı oluşturan fungus, Sclerotinia sclerotiorum’dur. Fungus, beyaz miseller ve koyu renkli sklerotiler oluşturur. Sklerotiler 57x10-20 mm boyutlarındadır ve kültürde konsantrik halkalar şeklinde koloninin kenarlarında oluşmaktadır. Yılın belirli zamanlarında, fungusun genetiksel özelliğine ve değişik çevre faktörlerine bağlı olarak sklerotiler çimlenir ve konukçuyu doğrudan enfekte edebilen misellerini ya da apotesyumlarını oluşturur (Şekil 4). Askuslar, uzun silindirik-klavat 10x130 µ büyüklüğünde ve 8 askospor içeren yapılardır. Askosporlar bölmesiz, şeffaf, eliptik 4-6x 9-13 µ boyutlarındadır (Davis ve Raid, 2002). 2.10.3. Hastalığın Döngüsü ve Epidemiyolojisi Sclerotinia sclerotiorum’un sklerotileri toprakta 1–5 yıl canlı kalabilirler. Sklerotiler; neme doygun topraklarda toprak yüzeyinin 2–3 cm aşağısında çimlenirler ve apotesyum oluştururlar. Apotesyumlar geliştiklerinde havaya milyonlarca askospor bırakırlar bu askosporlar rüzgârla dağılırlar. Bu dağılım 2-3 hafta sürer (Kora ve ark., 2003). Fungus, yaralardan veya yaşlı zayıflamış dokulardan enfeksiyon yapmaktadır. Misel gelişimi için optimum sıcaklık 18–25°C, patojenik aktivite 192 için optimum sıcaklık ise 13-18°C arasıdır (Anonim, 2007). Şekil 4. Sclerotinia sclerotiorum’un PDA ortamında gelişimi 2.11. Fusarium Kuru Çürüklüğü Depolarda havuç köklerinde çürüklüğe neden olan patojenler, Fusarium solani ve F. avenaceum’ dur. İlk kez İtalya da 1992 yılında belirlenmiştir. Fungus yaralı dokulardan giriş yapmaktadır (Marziano ve ark.,1992). 2.11.1. Belirtileri Hastalık nedeniyle havuç köklerinin herhangi bir kısmında kahverengi, kuru, sert derimsi yapıda lezyonlar oluşmaktadır. Simptomlar tarlada veya depo da gelişebilmektedir (Davis ve Raid, 2002). 2.11.2. Patojen F.avenaceum’un PDA daki koloni gelişimi tipik şeftali rengindedir. Miseliyumları genellikle beyazdır. Turuncu renkteki sporodokyumları her zaman oluşmayabilir. Makrokonidilerin uçları kavisli olup, fusiformdan orak şekline kadar değişiklik göstermektedir. Konidiler 3-7 bölmelidirler. Monofialidleri mevcuttur. Genellikle klamidospor oluşturmazlar (Şekil 5). F. solani’nin kültür gelişimi mavimsi– mavimsi kahverengindedir. Miseliyumları grimsi beyazdır. Mikrokonidileri renksiz, bölmesiz veya bir bölmeli, kama şeklindedir. Makrokonidileri silindir şeklinden orak şekline kadar değişen şekillerde uca doğru belli belirsiz genişleyen yapıdadır ve bir ayak hücresine sahiptir. Küreselden ovale kadar değişen şekilde klamidosporlara sahiptir. Eşeyli dönemi Nectria haematococca’dır (Burgess ve ark., 1994). S.TÜLEK, F.S. DOLAR Lezyonlu dokular, sağlıklı dokulardan belirgin bir şekilde ayrılır (Şekil 6). Soğuk ve nemli koşullara sahip depolarda bile lezyonlar kök yüzeyinde genişleyerek tüm kökü çürütmektedir (Snowdon, 1992). Şekil 5. PDA ortamında Fusarium solani’nin koloni gelişimi (a) ve Monofialidlerdeki mikrokonidi başcıkları (x 20) (b) 2.11.3. Hastalık Döngüsü ve Epidemiyolojisi Toprak kaynaklı bir fungustur ve hemen her yerde bulunabilir. Toprak kaynaklı olmasına rağmen tohumla da taşınabilir. Hastalık, depolarda veya hasat edilen ürünlerin tarlada bekletilmesi ile de görülmektedir. Fusarium sporları topraktaki bitki artıklarında veya ürün kalıntılarında bulunmaktadır. Patojen, misellerle ve havadaki sporlarla yayılmaktadır. Enfeksiyon, böceklerin ve diğer fungusların oluşturduğu zarar görmüş dokularda oluşur. Nem ve sıcaklık bu hastalık için önemlidir. Nemli ve sıcak (7–21°C) koşullarda enfeksiyon çok rahat gerçekleşmektedir. Serin koşullarda lezyon gelişimi yavaştır. Fungus, bir havucun diğeriyle doğrudan temas etmesiyle yayılabilir (Davis ve Raid, 2002). 2.12. Siyah Çürüklük (Alternaria radicina) Dünyada havuç yetiştirilen birçok bölgede yaygın olan siyah kök çürüklüğü havuçlarda Danimarka ve Kuzey Avrupa’da ilk kez 1888 yılında tanımlanmıştır. Hastalığın etmeni Alternaria radicina (syn. Stemphylium radicinum) olup hastalık tohum ve toprak kaynaklıdır (Farrar ve ark., 2004). Fungus; havuç köklerinde siyah çökük lezyonlar oluşturmakta, nemli şartlarda kolaylıkla yayılmaktadır. Hasat sonunda depolarda birçok soruna neden olmaktadır (Tylkowska ve ark., 2008). 2.12.1. Belirtileri Havuçların yüzeyinde kuru, siyah, çökük lezyonlar oluşur. Depolardaki havuçlarda, nemli koşullarda hastalık hızlı bir şekilde sağlıklı havuçlara kolayca bulaşabilir (Pryor ve ark.,1994). 2.12.2. Patojen Siyah kök çürüklüğünü oluşturan patojen, Alternaria radicina’dır. Hifler renksizden zeytin yeşili-kahverengiye kadar değişen renklerde, bölmeli ve 2.5–10 µ genişliğindedir. Konidioforları, düz veya bükülmüş yapıda, silindirik, bölmeli, donuk kahverengi, düz, 200 µ uzunluğunda, 3–9 µ kalınlığında, bir veya birkaç konidial iz taşımaktadır. Konidileri elipsoidal, obklavate, obpyriform gibi çok değişik şekillerdedir. Konidioforları koyu yeşilimsi kahverenginde (4-10x10–200 µ boyutlarında) genellikle tek, küçük kümeler halinde oluşur ve dallanmazlar. Genç konidiler koyu yeşilimsi kahverenginde, elipsoid oval şeklinde (20-50x10–25 µ) 2–5 enine, 1–3 boyuna bölmeye sahiptir. Olgun konidi elipsoid-obklavate (50-65x15–20 µ) 7–8 enine, 1–2 boyuna bölmeye sahiptir (Ellis, 1971). 2.12.3. Hastalık Döngüsü ve Epidemiyolojisi Alternaria radicina tohum kökenli bir patojendir. Toprakta canlılığını sekiz yıl kadar koruyabilir. Tarla koşullarında ve depolarda hastalık yapabilme yeteneğine sahiptir. Ancak en önemli zararı depolarda olmaktadır (Pryor ve ark.,1994). Şekil 6. Alternaria radicina’nın tekli oluşan konidileri (x40 )(a) ve zarar şekli (b) 193 Havuçlarda Görülen Depo Hastalıkları ve Yönetimi 2.13. Bakteriyel Yumuşak Çürüklük (Pectobacterium carotovora subs.caratovora) Yumuşak Çürüklük, Umbelliferae (Şemsiyegiller) familyasına ait bitkilerin yetiştirildiği her alanda görülen bir hastalıktır. Hastalık havuçlarda 1901 yılında ayrıntılı olarak tanımlanmıştır. Depolarda, taşıma ve depolama koşullarının uygun olmaması durumunda, özellikle yaralanmış havuçlarda sorun oluşturur. Bakteri bitkilerin iç dokularında çoğaldıktan sonra, pektolitik ve çoğunlukla sellülotik enzimler üreterek dokuların parçalanmasına ve çürümesine neden olmaktadır. Böyle sebzelerde diğer saprofit mikroorganizmalar kolaylıkla gelişip yapışkan ve ekşi bir hal alarak yumuşak çürüklükler meydana gelmektedir (Davis ve Raid, 2002; Bhat ve ark., 2010). 2.13.1. Belirtileri Bakteriyel yumuşak çürüklük fazla nemli ve yetersiz depolama koşullarında görülür. Havuç köklerinde yumuşak çürüklük lezyonları çökük, sulu, kötü kokulu, donuk portakal renginde görülmektedir (Segall ve Dow 1973). Bazı durumlarda havucun iç kısmında da yumuşama meydana gelebilir. Simptomlar uçtan kök boğazına doğru ilerler (Galati ve ark., 2006). 2.13.2. Patojen Etmen gram negatif, çubuk şeklindedir. Spor oluşturmayan formda, hareketli ve peritrik kamçıya sahiptir. Fakültatif anaerobtur. Optimum gelişme sıcaklığı 27–30°C’dir. Oxidase negatif ve katalase pozitiftir (Holt ve ark., 1994). Bakteri kolonileri düzensiz beyaz kenarlara sahip, beyaz mat yüksek yapılı ve non floresandır. Konukçusunda 24 saatte çürümelere neden olabilmektedir (Romeiro ve ark., 1998). 2.13.3. Hastalık Döngüsü ve Epidemiyolojisi Patojen, toprakta serbest halde ya da bitki kalıntılarında canlı kalabilir. Enfeksiyon yaralardan ve doğal açıklıklardan olmaktadır. Patojen, uygun sıcaklık (20–25 ºC) koşullarında bitki dokusunu hızlı bir şekilde bozmaktadır. Uygun olmayan depo koşulları ve hasattaki yaralanmalar nedeniyle hasat sonrası yumuşak çürüklüğün şiddeti artmaktadır (Davis ve Raid, 2002). 194 3. Depolanmış Havuçlarda Hastalık Kontrolü 3.1. Uygun Hasat Hasat esnasında köklerin tahrip edilmemesine özen gösterilmesi önemlidir. Hasat esnasında hastalıklı havuçlar tarlada fazla bekletilmeden kaldırılmalı ve hastalığın toprağa bulaşması engellenmeli ve 3-4 yılda bir ürün rotasyonu yapılmalıdır (Davis ve Raid, 2002). Söküldükten sonra muhafaza edilmesi düşünülen havuçlarda hasadın tam olgunlaşma gerçekleştikten sonra yapılması ve ezilip kırılması, yaralanması gibi istenmeyen durumlara dikkat edilmesi gerekmektedir (Vural ve ark., 2000). 3.2. Yıkama Köklerin su ile yıkanması fungal sporların uzaklaştırılmasında etkili bir yöntemdir. Havuçlara suyla ön yıkama yapılması ve suya klor ilave edilmesi hastalık gelişimini azaltmaktadır. Hastalık oranı yüksek ise depolamadan önce havuçlar fungisit veya inorganik tuz içeren suya daldırılabilir. İlk enfeksiyon görüldüğünde hasat ve sınıflandırma anında yaralı olan havuçlar ayrılmalı, sağlam olanlar depolanmalıdır (Lockhart ve Delbridge, 1972). 3.3. Sınıflandırma ve Paketleme Kasaların kâğıt veya delikli plastik bir film ile kaplanması, çürüklüklerin diğer kasalara bulaşmalarını engellemektedir (Yıldız ve Yıldız, 1999). Havuçlar niteliklerine, boyutlarına göre sınıflandırılıp polietien torbalarda ya da karton kutular içerisinde saklanmalıdır (Luo ve ark., 2011). 3.4. Alet-Ekipman Temizliği Ürünün taşınması ve depolanması esnasında kullanılan kasa ve taşıma kaplarının temizliği oldukça önemlidir. Kullanılan aletekipmanların tümü, dezenfekte edilmelidir. Depolardaki enfeksiyon; hastalıkla bulaşık kasa, kutu veya bulaşık toprakta yetiştirilen havuçlar aracılığı ile başlamaktadır. Sağlıklı havuçlar uygun depolama şartlarında hastalığa yakalanmazlar (Anonim, 2007). 3.5. Uygun Depo Koşulları Hava sirkülasyonu ve nem oranının % 95’ in altında tutulması yani uygun depo şartlarının S.TÜLEK, F.S. DOLAR korunması hastalık ile mücadelede önemlidir. Depo sıcaklığının 4–5°C kadar artması 1–3 ay içinde havuçlarda büyük kayıplara neden olmaktadır. Hava akımı ortamdaki nemin yoğunlaşmasını önleyerek sıcaklığın eşit dağılımını sağlamaktadır. Hava akımı 14-20 ft/dk olmalıdır (Anonymous, 2008). Depolamada temiz konteynır kullanılmalı, sıcaklık 0°C’ye yakın değerlerde tutulmalı, oransal nem oranı ise % 95’den fazla olmamalıdır. Gor'kovenko 1992’ ya göre ise havuçlar için ideal depolama şartları %80–85 bağıl nem ve 1–2 oC sıcaklığa sahip depolardır. Ancak bununla birlikte yaygın olan kanı ise stabil depolama sıcaklığının önemli oluşudur (Yanmaz ve ark.,1999). Depolarda temizlik koşullarına dikkat edilmelidir (Davis ve Raid, 2002). Paketleme evinin havası, duvarları, kullanılan tüm alet ve gereçler bulaşmaya kaynaklık edebilecek fungal sporları bulundurabilir. Bütün bu ortamın ve kullanılan aletlerin temiz olması, bulaşmaların engellenmesi açısından kaçınılmazdır (Yıldız ve Yıldız, 1999). 3.6. Hastalık Kaynağının Yok Edilmesi Bozulan havuçlar ve filizlenen havuçlar derhal atılmalı ve yayılmayı önlemek için depolarda havuçların zaman zaman kontrolleri yapılmalıdır. 3.7. Kimyasal Mücadele Ülkemizde Zirai Mücadele Teknik talimatlarında havuçlarda görülen hastalıklara karşı ruhsatlı ilaç bulunmamaktadır. Ancak dünyada ilaçlı mücadele ve buna yönelik çalışmalar mevcuttur. Yıkama işlemi sırasında suya bazı kimyasallar katılaşabilmektedir. 50– 100 ppm aktif klor içerecek şekilde sodyum hipoklorür ve klor gazı eklenebilir. Ürünü koruyan % 0,1’lik ve % 0,1’lik Hexamin karışımı kullanılabilmektedir (Yıldız ve Yıldız, 1999). Depolarda SOPP (Sodyum-OrtoFenilfenat)’ ın tek başına ya da 0.1 M potasyum karbonat ile kombine edilerek uygulanması Rhizoctonia carotae’nin miseliyal gelişmesini durduran etkili bir yöntem olarak belirtilmiştir. 0.1 M sodyum bikarbonat da Rhizoctonia carotae’nin gelişimini durdurmaktadır (Ricker ve Punja, 1991). Yapılan bir çalışmada hastalık kontrolünde amonyum bikarbonat, potasyum karbonat, sodyum bikarbonat ve su ile yapılan uygulamalar karşılaştırılmıştır. Yapay olarak yaralanan ve Chalara elegans patojeni ile inokulasyonu yapılan havuç kökleri ve havuç dilimleri 0.05 veya 0,1 M kalsiyum proponat ve potasyum çözeltilerine 2 dak. daldırıldığında, standart sodyum hipoklorür ile yapılan uygulamalara oranla hastalık gelişiminin azaldığı gözlenmiştir. Hastalığın mücadelesinde; amonyum bikarbonat, potasyum karbonat ve sodyum bikarbonat uygulamalarının su ile yapılan uygulamalara oranla daha etkili olduğu görülmüştür. Ancak bu uygulamaların ekonomik olmadığı belirtilmektedir (Punja ve Gaye, 1993). 3.8. Ozon Uygulaması Sclerotinia sclerotiorum ve Botrytis cinerea’nın oluşturduğu çürüklüklerin azaltılmasına yönelik yapılan çalışmalarda depolarda 50±10nL L−1 miktarda ozon uygulamasının etkili olduğu görülmüştür. Ozon uygulamasından sonra Sclerotinia sclerotiorum ve Botrytis cinerea ile inokulasyonlu havuçlarda lezyon çapında artışın olmadığı ayrıca her iki patojeninde havai misellerini azalttığını bildirilmişdir. Ozon uygulaması ile havucun taç kısmındaki saprofit fungusların neden olduğu çürümeler nedeniyle oluşan kayıplar daha da azalmaktadır (Hildebrand ve ark., 2008). 3.9. UV Uygulamaları Araştırıcılar, hasat sonrası hastalıkların kontrol edilmesinde kimyasal pestisitlere alternatif yöntemler üzerinde çalışmaktadırlar. Bu yöntemlerden Ultraviyole-C ışınlaması (UV-C, 200–280 nm dalga boyu) hasat sonrası çürümelerin engellenmesinde olumlu sonuçlar vermiştir. Özellikle 254 nm dalga boyundaki ultraviyole uygulamaları hafif stres tepkisi oluşturarak ürünün hasat sonrası dayanımını arttırmaktadır (Kasım ve Kasım, 2007). Stres koşullarında bitkide sentezlenerek biriken küçük molekül ağırlığına sahip antimikrobiyal bileşiklere fitoaleksin adı verilmektedir (Ebel ark., 1989). Sequeira (1983) konukçu bir bitkinin herhangi bir patojen ile karşı karşıya kaldığında, uyarılmış dayanıklılık denilen savunma mekanizmasının devreye girdiğini ve hastalık etmeniyle bitki bünyesinin mücadele ettiğini ifade etmektedir. UV uygulamaları da 195 Havuçlarda Görülen Depo Hastalıkları ve Yönetimi havuç dokusunda hasat sonrası çürümelere bu yolla dayanıklılık sağlamakta ve fitoaleksin üretimini teşvik etmektedir (Fan ve ark, 2000). Mercier ve ark, 2008 depolanmış havuçlara UV-C (220–280 nm) uygulamasıyla fitoaleksin miktarını artırarak Botrytis cinerea’ya karşı dayanıklılığı incelemişlerdir. Hasat sonrası hastalıklarına karşı UV ışınlarının dokularda hastalık direnç seviyesini artırdığı ve bu tedavinin havuç kontrolü için alternatif bir potansiyele sahip olduğu bildirilmiştir. 3.10. Bitki Ekstraktlarının Kullanımı Azadirachta indica (Neem) ekstraktı ile Fusarium Kuru Çürüklüğü ve Acı Çürüklük hastalıklarının oluşumu engellenmektedir (Prakasam ve ark., 2001). Sarımsak ve kekikten elde edilen uçucu yağlar fungus gelişimini baskılamaktadır. Horberg (1998) sarımsak, kekik, kimyon, nane ve fesleğen bitkilerinden elde ettiği uçucu yağların depolarda çürüklüğe oluşturan Rhizoctonia carotae, Sclerotinia sclerotiorum, Mycocentrospora acerina’ ya etkisini araştırdığı çalışmada, tüm patojenlere karşı sarımsaktan elde ettiği uçucu yağın diğerlerine oranla daha etkili olduğunu bulmuştur. Bu çalışma ile bitki ekstraktlarını kullanarak bu patojenlere karşı bir savaşım sağlanabileceği belirtilmiştir. 3.11.Sıcaklık Uygulamaları Hasat edilen ürünlere sıcaklık uygulanmalarında sıcak buhar ve mikrodalga yöntemlerinden yararlanılmaktadır. Sıcak buhar uygulaması genellikle patates ve havuç gibi yumrulu bitkilerde başarılı sonuçlar vermiştir (Afek ve ark., 1999). Sıcaklık uygulamaları çimlenmekte olan sporların çimlenme hızlarının yavaşlatılması, aktivitelerinin kaybolması veya doğrudan öldürülmesi gibi etkileri ile hasat edilen ürünün taşıdığı inokulum miktarını azaltmakta ve çürümeleri en alt düzeye indirmektedir. Sıcaklık uygulamalarının konukçu dokusunda meydana getirdikleri fizyolojik değişimler sonucu çürümeler üzerinde dolaylı bir etkisi de vardır. Uygulamalardan sonra konukçu dokusunun fizyolojisinde ortaya çıkan değişimler sonucu oluşan antifungal bileşiklerin üretiminin uyarılması ve patojenlerin penetrasyonda kullandıkları yaralı alanların iyileşmesi sonucu 196 dolaylı olarak hasat sonrası hastalıklar engellenmektedir. Sıcaklık uygulaması sonucu konukçu yüzeyindeki mumsu tabaka eriyerek kütikülada oluşan çatlakları, mikro düzeydeki yaraları ve stomaları kapatarak patojenin bu alanlardan penetrasyonunu engellemektedir (Karabulut ve ark., 2005). Sıcak buhar uygulaması depolanan havuçlarda Alternaria spp.’nin ve Sclerotinia sclerotium’ların yol açtığı çürümeleri azaltmaktadır. Afek ve ark. 1999 yılında yaptıkları çalışmada depolanacak kışlık havuçlara paketlenmeden önce 1.2 atm basınç altında 90 Co de 3 saniye boyunca sıcak buhar uygulamış ve 60 gün sonunda havuçlarda % 2’lik bir kayıp olurken kontrol olarak tutulan havuçlarda ise % 23’lük kayıp olmuştur. Alternaria alternata, A.radicina ve Sclerotinia sclerotium ile yapay inokulasyon yapıldıktan sonra sıcak buhar uygulamasına tabi olan havuçlarda ise %5’ lik çürüme olurken, uygulama yapılmayan havuçların %65’inde çürüme meydana gelmiştir. 4. Sonuç Hasat olgunluğuna gelmiş havuçlar kış aylarında özellikle işlenmek amacıyla büyük miktarlarda depolanırlar. Havuçlarda hasat sonrası zarar oluşturan 13 patojen bulunmaktadır. Ezilmiş ya da herhangi bir sebeple zarar görmüş havuçlar bazı depo hastalıklarına daha duyarlıdır. Bu bozulmaları en aza indirmek için bazı önlemler alınmalıdır. Hasat esnasında havuçların yaralanmamasına özen göstermek, hastalık kaynağının yok edilmesi, depo temizliği, sıcaklığının sabit kalmasını sağlamak ve sıcaklık dalgalanmalarını önlemek gerekmektedir. Ülkemizde hasat edilen havuçlar son yıllarda genellikle soğuk hava depolarında muhafaza edilmektedir. Havuç üreticileri makroskobik gözlemler sonucunda lekeli, yaralanmış havuçları depolamamalı ve depolarda gerekli önlemleri almalıdırlar. Kaynaklar Afek, U., J. Orenstein and E. Nuriel, 1999. Steam treatment to prevent carrot decay during storage. Crop Protection, 18: 639–642. Anonim, 2007. Önemli Havuç Hastalıkları http://bitkikoruma.blogspot.com. Anonymous, 2008. Harvest, handling and storage http://www.extencion.umn.edu/Distribution horticulture. S.TÜLEK, F.S. DOLAR Barnett, H.L. and B.B. Hunter,1998. Illustrated Genera of Imperfect Fungi. APS Press: St. Paul, MN; pp. 94–5. Bhat, K.A., S.D. Masood, N.A. Bhat, M.A. and S.M. Razvi, 2010. Current status of post harvest soft rot in vegetables: A review. Asian Journal of Plant Sciences, 9: 200-208. Burgess, L.W., B.A. Summerell, S. Bullock, K.P. Gott and D. Backhouse, 1994. Laboratory Manual for Fusarium Research, 3rd. Edition Dept. of Crop Sciences, University of Sidney, 133 p. Ciancio, A., and K.G. Mukerji, 2007. Post Harvest Diseases in: General Concepts in Integrated Pest and Disease Management 172-175. Davies, W.P., 1977. Infection of carrot roots in cool storage by Centrospora acerina. Annals of Applied Biology 85:163. Davies, W.P., B.G. Lewis, 1981. Behaviour of Mycocentrospora acerina on periderm and wounded tissues of carrot roots. Transactions of the British Mycological Society 77.369–374. Davies, W.P., B.G. Lewis, J.R. Day, 1981. Observations on infection of stored carrot roots by Mycocentrospora acerina. Transactions of the British Mycological Society 77.139–151. Davis, R.M. and R.N. Raid, 2002. Crown, Root, and Wilt Diseases. Compendium of Umbelliferous Crop Diseases, 25 – 40. Debner, H.G., K.J. Blacker, B.J. Redding and J.B. Watkins, 1980. Hveling ve Storage Practices for Fresh Fruit ve Vegetables. Queeslve Department of Primary lndustries AUF. Dixon, G.R. 1981. Vegetable crop diseases. Max Millan Publishers, Salisbury. 404 p. Ellis, M.B. 1971. Dematious Hypomycetes. Commenwealth Mycol. Engl and, 608 p. Ebel, J., E.G. Cosio, D. Grab, and H. Habereder. 1989. Stimulation of phytoalexin accumulation in fungusinfected roots and elicitor-treated cell cultures of soybean (Glycine max L.).in: Primary and Secondary Metabolism of Plant Cell Cultures II (ed: Kurz, W.G.W.), 229–236. Embrechts, A. and J. Schoneveld, 1988. Flavour of carrots is better with storage with moist cooling. Horticultural Abstracts, 59, 6691. Hermansen, A., M. Thomsen, M.L. Herrero., A.B. Wold, 2011. Management of post harvest diseases on carrots in Norway. International Congress of Postharvest Pathology. http://www.poscosecha.com Fan1 X., J.P. Mattheis and R.G.Roberts, 2000. Biosynthesis of phytoalexin in carrot root requires ethylene action. Physıologıa Plantarum, 110, 450– 454. Farrar, J.J., B.M. Pryor, and R.M. Davis, 2004. Alternaria Diseases of Carrot. Plant Disease, 88, 776 – 784 Galati, B.A., A McKay. and S.C. Tan, 2006. Minimising post-harvest losses of carrots. Research Officers (Horticulture), South Perth.,75/95. http://www.agric.wa.gov.com Goodliffe, J.P. and J.B. Heale, 1975. Incipient infections caused by Botrytis cinerea in carrots entering storage. Annals of Applied Biology, 243–246. Gorkovenko, V.S., 1992. Carrot rots during storage. Postharvest Newsand Information 3,3,1290. Gündel, L., 1976. Untersuchungen zur Biologie von Mycocentrospora acerina (Hartig) Deighton im Zusammenhang mit der Aufklärung schorfartiger Erkrankungen an Knollensellerie. Zeitschrift für Pflanzenkrankheiten und Pflanzenschutz, 83: 591– 605. Heale, J.B. and S.Sharman, 1977.Induced resistance to Botrytis cinerea in root slices ve tissue cultures of carrot (Daucus carota L.). Physiological Plant Pathology, 10: 51–61. Hildebrand, P. D., C.F. Forney ,J.F.L. Song and K. B. Mcrae , 2008. Effect of a continuous low ozone exposure (50 nLL-1) on decay and quality of stored carrots. Postharvest Biology and Technology, 49 ,3, 397–402. Holt J.G., N.R. Krieg, P.H.A. Sneath, J.T., Staley and S.T. Willams, 1994. Gram- negative aerobic / microaerophilic rods and cocci, (In: Bergey's manual of determinative bacteriology. Ninth Edition, Ed:Hensly,W.R,Williams ve Wilkins 482 East Presion Street Baltimore, Norylve, USA), 179. Horberg, H., 1998. Influence of volatile plant extracts on storage pathogens of carrots in vitro. Vaxtskyddsnotiser 6, 87-89. Inglis, D.A. and O.C. Maloy, 1994. Licorice rot of carrot caused by Mycocentrospora acerina in western Washington. Plant Diseases, 78, 1122. Kader, A. A., F.R. Kasmire., F. G. Mitchell, M.S. Reid, N.F. Sommer and J.F. Thompson, 1985. Postharvest Technology of Horticultural Crops. Cooperative Extension University of Califomia, Division of Agriculture ve Natural Resources, Special Publication 3311, 193. Karabulut, Ö.A., G. Kuruoğlu, K. İlhan ve Ü. Arslan, 2005. Hasat sonrası hastalıklara karşı sıcaklık uygulamalarının kullanımı. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Zirat Fakültesi Dergisi, 20 (1),94–101. Kasım, M.U. ve R. Kasım, 2007. Sebze ve Meyvelerde Hasat sonrası Kayıpların Önlenmesinde Alternatif Bir Uygulama: UV-C. Tarım Bilimleri Dergisi, 13 (4):413-419. Kozukue, N., E. Kozukue, T. Hirose and S. Mizuno, 1985. Accumulation of alanine in chilling-sensitive crops. Horticultural Abstracts, 55,1,207. Kora, C., M.R. McDonald and G.J. Boland, 2003. Sclerotinia rot of carrot: an example of phenological adaptation and bicyclic development by Sclerotinia sclerotiorum., Plant Diseases, 87 ,5: 456-470. Larone, D.H., 2002. Medically Important Fungi: a Guide to Identification. U.S.A:Washington, DC. American Society for Microbiology: 321. Lockhart, C.L. and R.W. Delbridge, 1972. Control of storage diseases of carrots by washing, grading, and postharvest fungicide treatments. Canadian Plant Disease Survey, 52 (4): 140–142. Lugauskas, A., 2005. Potential toxin producing micromycetes on food raw material and products of plant origin. Botanica Lithuanica. Suppl, 7, 3–16. Luo,Y., T. Suslow and M. Cantwell, 2011. The Commercial Storage Of Fruits, Vegetables and Carrots. www.ba.ars.usda.gov/hb66/046carrot.pdf Marziano, F., BS. Nanni and C. Noviello., 1992. Fusarium solani and F. avenaceum as causal agents 197 Havuçlarda Görülen Depo Hastalıkları ve Yönetimi of a post-harvest rot of carrots. Informatore Fitopatologico, 42 (7–8): 57–63. Mercier J, J. Arul, R. Ponnampalam, M Boulet (1993) Induction of 6-methoxymellein and resistance to storage pathogens in carrot slices by UV-C. Journal Phytopathology, 137: 44–54 Neergard, P. and A.G. Newhal, 1951. Notes onthe 197 physiology and pathogenicity of Centrospora acerina. Phytopathlogy, 41. Paulin-Mahady, A.E., T.C. Harrington, D. McNew, 2002. Phylogenetic and taxonomic evaluation of Chalara, Chalaropsis and Thielaviopsis anamorphs associated with Ceratocystis. Mycologia, 94, 62-72. Prakasam,V., S. Abraham and C. Kannan, 2001. Management of postharvest fungal diseases of carrot using botanicals. South Indian Horticulture, 49, 271–274 Pp. Pryor, B.M., R.M Davis, and R.L. Gilbertson, 1994. Detection and eradication of Alternaria radicina on carrot seed. Plant Disease, 78,452–456. Punja, ZK., 1987. Mycelial growth and pathogenesis by Rhizoctonia carotae on carrot. Canadian Journal of Plant Pathology, 9, 24–31. Punja, S.K., S.M. Chittaranjan and M. Gaye., 1992. Development of black root rot caused by Chalara elegans on fresh market carrots. Canadian Journal of Plant Pathology, 14: 299- 301. Punja, Z.K. and M.M. Gaye, 1993. Influence of postharvest handling practices and dip treatments on development of black root rot on fresh market carrots. Plant Diseases, 77: 989–995. Ricker, M.D. and Z.K. Punja, 1991. Influence of fungicide and chemical salt dip treatments on crater rot caused by Rhizoctonia carotae in long-term storage. Plant Diseases,75:470–474. Romeiro, R.S., R.M. Sousa, J.J. Muchovej and O. Kimura,1998. Soft rot of Peruvian carrot due to Erwinia carotovora in Brazil. Plant Pathology, 37: 300–302. Ryall, A.L. and W.J. Lipton, 1972. Handling, Transportation and Storage of Fruits and fVegetables. Volume I, Vegetables and Melons. The AVI Publishing Company, Inc., Westport,Connecticut, 473 p. Saude, C., and Mary K. Hausbeck, 2005. Black Rot of Carrots. Michigan State University, Department of Plant Pathology 517-355-4534. Salunkhe, D.K. and B.B Desai, 1984. Postharvest Biotechnology of Vegetables. Volume CRC Press, INC, Boca Raton, Florida, 90-96, USA. 198 Segall, R.H. and A.T. Dow, 1973. Effects of bacterial contamination and refrigerated storage on bacterial soft rots of carrots. Plant Disease Reporter, 57:896–899. Sequera, L. 1983. Mechanism of induced resistance in plants. Ann. Rev. Microbiol. 37: 51-79. Stansbury, B.C., S. McKirdy, E. Davison, A. Mackie and G. Power, 2001. Licorice rot Mycocentrospora acerina Exotic threat to Western Australia. Agriculture Western Australia, 20. Stelfox, 1969. Storage rot of carrots incited by a Sclerotinia-andida complex. Can. Plant Dis. Surv. 40:146 Snowdon, A.L., 1992. Color atlas of post-harvest diseases and disorders of fruits and vegetables. Vol 2. Vegetables. Wolfe Publishing, Aylesbury, 416 p. Tatlıdil, F.F., 2000. Beypazarı İlçesinde Farklı Muhafaza Yöntemlerinin Havuç Maliyetine Etkisi. Tarım Bilimleri Dergisi 6, 2, 38–44. Tylkowska, K., B. Zadworna, J. Grabarkıewıcz, D. Szczęsna, H. Szopıńska1 and E. Zenkteler, 2008. Histopathology of Daucus carota L. Root Cells Treated with Toxic Metabolites Produced By Alternaria radicina and A.alternata. Acta Biologica Cracoviensi A Series Botanica, 50/1; 27–34. Van den Berg, L. and C.P. Lentz, 1968. The effect of relative humidity and temperature on survival and growth of Botrytis cinerea and Sclerotinia sclerotiorum. Canadian Journal of Botany, 46: 1477–1481. Villeneuve F., C. Lempire and M. Giraud, 2005. Influence of the water used in packaging operation and hydrocooling on risk of back root rot on carrot and 198possibility of disease control. Ctifl Lanxade, F 24 130 La Force, France Wells, J.M and D.H. Spalding, 1975. Stimulation of Geotrichium candidum by low oxygen and high carbon dioxide atmospheres. Phytopathology, 65,1299–1302. Wright,W.R., M.A. Smith and L. Berahe, 1964. Sour rot of carrots. Plant Dis. Rep. 48.837–838. Yanmaz, R. 1994. Havuç Yetiştiriciliği. Standart Dergisi, 34 (Özel sayı); 21–22. Yanmaz,R., N. Halloran, M.U. Kasım, Y.S. Ağaoğlu. The effect of different storage conditions and package size on storage duration of carrots. Tarım Bilimleri Dergisi, 5,3, 1-6. Yıldız, M., F.Yıldız, 1999. Hasat Sonrası Hastalık Yönetimi. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Bornava, s:64. GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 199-206 Silajlık Mısır Çeşitlerinin Verim ve Kalitesine Çinko Gübrelemesinin Etkilerinin Belirlenmesi Halil ERDEM Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü, Tokat Özet: Çinko (Zn) noksanlığı bitki, insan ve hayvanda sorunlara neden olan yaygın bir mikro element noksanlığıdır. Çinko noksanlığında bitkide verim ve bitkisel ürünlerin besleme kalitesinde düşüşler görülmektedir. Bu çalışmada, Tokat yöresinde tarla koşullarında çinko uygulamasının 10 farklı mısır çeşidinde bitki kuru madde, silaj verimi ve yeşil aksam Zn, protein, fosfor ve potasyum konsantrasyonları üzerine olan etkisi araştırılmıştır. Araştırma, tesadüf blokları deneme desenine göre 3 tekerrürlü olarak gerçekleştirilmiştir. Denemede Zn dozu olarak 0 ve 3 kg ZnSO4.7H2O şeklinde Zn gübrelemesi yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre Zn gübrelemesi ile mısır çeşitlerinin kuru madde verimlerinde ve silaj verimlerinde önemli artışların olduğu (P<0.01) ve bu artış ortalama olarak kuru madde veriminde 191 g bitki -1’ den Zn uygulaması ile 231 g bitki-1’e, silaj veriminde ise bu değerler 9.0 ton da-1’dan 10.2 ton da-1’a çıkmıştır. Çinko uygulaması ile sadece denemede kullanılan çeşitlerin verimlerinde artış olmamış aynı zamanda bitkilerin yeşil aksam Zn ve protein konsantrasyonlarında da önemli artışlar meydana getirmiştir. Anahtar kelimeler: çinko, gübreleme, silajlık mısır, kuru madde, silaj verimi Determination of the Effects of Zinc Fertilization on Yield and Quality of Silage Corn Varieties Abstract: Zinc deficiency which induces problems in plants, human, and animals is the most commonly occurring micronutrient disorder. Crop production and nutritional quality of edible parts of crops are decreased by Zn deficiency. In this field study, the effects of zinc application on dry matter and silage yields, silage Zn, protein, phosphorus and potassium concentrations of ten different corn varieties were investigated in Tokat regions. Zinc application rates were 0 and 3 kg ZnSO 4.7H2O respectively. The dry matter and silage yield of all corn varieties were significant increased (P<0.01). The average dry matter yield was increased from 191 g plant-1 in –Zn conditions to 231 g plant-1 with +Zn conditions and silage yield was increased from 90 t ha-1 to 102 t ha-1 with Zn application. Zinc application not only increased the dry matter and silage yields of varieties used in the experiment but also gave rise to substantial increases in the concentrations of zinc and protein contents in green parts of the plants. Key words: zinc, fertilization, corn silage, dry matter, silage yield, quality 1. Giriş Çinko (Zn) noksanlığı topraklarda en yaygın olan mikro besin elementi noksanlıklarından biridir. Problem özellikle yarı kurak bölgelerde tahıl ekilen alanlarda kendini göstermektedir. FAO tarafından desteklenen bir çalışmada, dünyadaki tarım alanlarının % 30’unda Zn noksanlığı olduğu saptanmıştır (Sillanpaa, 1982). Söz konusu çalışmada, hemen hemen çalışılan tüm ülke topraklarında ve bitkilerinde Zn noksanlığı görüldüğü ve Hindistan, Pakistan, Irak, Lübnan, Suriye ve Türkiye topraklarının alınabilir Zn düzeylerinin en düşük düzeyde olduğu bildirilmiştir. White ve Zasoski (1999)’ye göre, Zn noksanlığının en yaygın olduğu ülkeler Akdeniz Bölgesi, Güney Doğu ve Doğu Asya ülkeleri ve Avustralya’dır. Söz konusu çalışmada, Hindistan’da 30 milyon, Bangladeş’te 8 milyon, Türkiye’de 14 milyon, Çin’de 20 milyon ve Avustralya’da en az 10 milyon hektar işlenebilir alanda toprakta potansiyel Zn noksanlığının olduğu vurgulanmıştır. Türkiye’nin değişik bölgelerinden toplanan 1511 toprak örneğinde yapılan analizlere göre Zn eksikliği, %49 oranla en yaygın olan mikro element eksikliği olarak saptamıştır (Eyüpoğlu ve ark., 1995) Çakmak ve ark. (1996), Konya Havzası’ndan topladıkları 76 toprak örneğinin % 92’sinde, DTPA (dietilen triamin penta asetikasit) ekstraksiyon yöntemiyle ölçülen bitkilerce 199 Silajlık Mısır Çeşitlerinin Verim ve Kalitesine Çinko Gübrelemesinin Etkilerinin Belirlenmesi alınabilir Zn miktarının, kritik olarak kabul edilen -1 eksiklik sınırının (0.5 mg kg toprak) altında olduğunu bildirmişlerdir. Toprakta bitkilerce alınabilir Zn düzeyinin düşük olması, bitkide Zn noksanlığının ortaya çıkmasına yol açmakta ve bu da önemli düzeyde verim kayıplarına neden olmaktadır. Yapılan bir çalışmada, çinko noksanlığından kaynaklanan verim kaybının çavdarda %1, tritikalede % 26, ekmeklik buğdayda % 41 ve makarnalık buğdayda ise %75 olduğu bildirilmiştir (Çakmak ve ark., 1997a). Orta Anadolu’da gerçekleştirilen bir çalışmada ise, söz konusu verim kayıplarına karşı toprağa yapılan Zn uygulaması ile önemli verim artışlarının olduğu, buğday üretim alanlarında farklı lokasyonlarda Zn uygulamasıyla kontrole göre % 5-550 arasında ve ortalama olarak % 43 dane verim artışının elde edildiği bulunmuştur (Çakmak ve ark., 1999b). Bitki türleri Zn eksikliğine farklı tolerans göstermektedir. Tahıl türlerinin veya aynı türün çeşitleri arasında Zn eksikliğine ve uygulamalarına karşı tepkilerinin büyük ölçüde farklı olduğu bilinmektedir. Mısır (Özer, 1999; Özgüven ve Katkat, 2001), buğday (Torun ve ark., 1998; Singh ve ark., 2005), arpa (Genç ve ark., 2004), pirinç (Quijano-Guerta ve ark., 2002), fasulye (Hacısalihoğlu ve ark., 2004), mercimek (Pandey ve ark., 2006), nohut (Khan ve ark., 1998), yonca (Grewal ve Williams, 1999), sakız kabağı (Yağmur ve ark., 2002) ve biber (Güneş ve ark., 1999; Aktaş ve ark., 2006) gibi türlerde Zn eksikliğine ve uygulamalarına karşı önemli genotipsel farklılıkların, hatta aynı türün farklı çeşitleri arasında farklılıklar olduğu bulunmuştur. Fakat bugüne kadar çinko eksikliğine karşı dayanıklılık mekanizması tam olarak anlaşılamamıştır. Çinkoca yetersiz tahıl ürünlerinin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkisinin yanında tanesinde Zn konsantrasyonu düşük olan bitkilerin kuraklık ve diğer çevresel stres faktörlerine karşı da oldukça duyarlı olduğu ve buna bağlı olarak toprakta nematod enfeksiyonlarının artışına yol açtığı bulunmuştur (Graham ve Webb, 1991; Çakmak, 2000). 200 Mısır dünyada tahıllar içinde ekiliş alanı bakımından üçüncü, üretim açısından ilk sırada alan önemli bir tahıl cinsidir. Birim alan verimi buğday ve arpanın yaklaşık iki katıdır. Gelişmekte olan Asya ülkelerinde buğday ve çeltikten sonra yer alırken, özellikle Latin Amerika ve Afrika’da birinci sırada yer almaktadır. Ülkemizde hayvan yemi ve insan gıdası olarak çok farklı alanlarda kullanılan mısır, ekim alanı ve üretim miktarı ile buğday ve arpadan sonra en fazla üretilen önemli bir bitkidir (Anonim, 2011). Bu çalışmada, Tokat koşullarında bazı silajlık mısır çeşitlerinin çinko (Zn) gübrelemesine olan tepkilerinin (kuru madde verimi, yeşil aksam Zn konsantrasyonu ve silaj verimi) belirlenmesi amaçlanmıştır. 2. Materyal ve Yöntem Bu çalışma GOP Üniversitesi Ziraat Fakültesi araştırma ve uygulama arazisinde 2010 yılında gerçekleştirilmiştir. Deneme alanı toprağının bazı fiziksel ve kimyasal özellikleri: DTPA ile ekstrakte edilebilir Zn 0.12 mg Zn kg-1 (yetersiz), tekstür killi, kireç %13.5 (orta kireçli) , pH (1:2.5 toprak:su) 8.38 (hafif alkali), organik madde %1.47, tuz 0.33 mmhos/cm (tuzsuz) şeklindedir. Topraklarda DTPA ile ekstrakte edilebilir Zn analizi Lindsay ve Norvell (1978), tekstür Bouyoucous, (1951), kireç Çağlar (1949), pH, organik madde ve tuz Jackson (1959) yöntemlerine göre yapılmıştır. Denemede olgunluk grubu (FAO) 650-700 olan 10 farklı mısır çeşidi (Shemal, TTM-815, DKC-6589, Arifiye, Sakarya, ADA-523F1, Hacıbey, Pioneer, 31G98, Dekalp C-955 ve Cadız F1) kullanılmıştır. Deneme tesadüf blokları deneme desenine 3 tekerrürlü olarak kurulmuştur. Bitkiler 4.40m x 4 sıra şeklinde (9.2 m2), 70 cm sıra arası 20 cm sıra üstü mesafe olarak ekilmiştir. Denemede temel gübreleme olarak toplamda 25 kg da-1 N, 10 kg K2O ve 12 kg P2O5 verilmiştir. Temel gübre dozları yöremizde klasik yetiştiriciliği yapılan mısır için kullanılan dozlar ile aynı olması amacı ile belirlenmiştir. Çinko dozu olarak dekara ekimle birlikte 0 ve 3 kg ZnSO4.7H2O şeklinde Zn gübrelemesi uygulanmıştır. Çinko dozu konu ile ilgili H.ERDEM araştırma makalelerinden elde edilen veriler dayanılarak belirlenmiştir. Yaprak örnekleri bitkiler tepe püskülü çıkarma döneminde iken koçanın karşısında bulunan yapraklardan alınmıştır (Jones ve ark., 1991). Kuru madde ve silaj veriminin belirlenmesi için bitkiler hamur olum döneminde iken hasat edilmiştir. Bitkiler hasat edilir edilmez tartılarak dekardan alınan silaj verimleri belirlenmiştir. Kuru madde verimleri ise her tekerrürden 3 adet bitki hasat edilip etüvde en az 48 saat boyunca 70 oC’de kurutulduktan sonra hassas terazi ile tartılarak belirlenmiştir. Yaprak örnekleri laboratuar ortamına getirilerek asitli su (%0.01 HCl) ve saf su ile yıkandıktan sonra en az 48 saat boyunca 70 o C’de etüvde kurutulup öğütücüde öğütülmüştür. Öğütülen örnekler kül fırınında kuru yakma (Kacar ve İnal, 2008) metoduna göre yakılmış, elde edilen süzüklerde Zn, P, K belirlemesi ICPOES (Perkin Elmer) cihazında yapılmıştır. Protein analizi ise Kjeldahl yaş yakma yöntemine göre (Bremner, 1965) yapılmış ve elde edilen %N değerleri mısır için kullanılan 6.25 katsayısı ile çarpılarak % protein miktarı belirlenmiştir. Veri Analizi: Veri setinin değerlendirilmesinde SPSS 13.0 paket programı kullanılmıştır. Tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve verilerin ortalamaların karşılaştırılması için Duncan çoklu karşılaştırma testi uygulanmıştır. 2. Bulgular ve Tartışma 2.1. Çinko uygulamasının değişik mısır çeşitlerinin kuru madde ve silaj verimlerine olan etkisi Tarla koşullarında 10 farklı mısır çeşidine Zn uygulamasının bitkilerin yeşil aksam kuru madde verimine olan etkisi Çizelge 1’de verilmiştir. Çizelgeden de görüldüğü gibi kontrol uygulamasına göre Zn uygulaması ile mısır çeşitlerinin tümünde kuru madde verimlerinde ortalama 40 g gibi bir artış meydana gelmiştir. İstatistiksel olarak da Zn uygulaması ile çeşitlerin hemen hemen hepsinde görülen bu artışın Sakarya ve Cadız çeşitleri hariç diğerlerinde önemli oranda (P<0.01) olduğu ortaya çıkmıştır (Çizelge 1). Çeşitler arasında da Zn gübrelemesine karşı göstermiş oldukları tepkide birbirlerinden farklı ve istatistiksel açıdan önemli olduğu ortaya çıkmıştır. Bu da Zn’ya karşı her bir çeşidin tepkisinin farklı olduğunu göstermektedir. Benzer şekilde Zn uygulaması ile çeşitlerin sadece kuru maddelerinin değil aynı zamanda da silaj verimlerinde de önemli artışların (P<0.05 ve P<0.01) olduğu görülmüştür (Çizelge 1). Tüm çeşitlerin ortalaması olarak baktığımızda Zn gübrelemesi yapılmayan çeşitlerin silaj verimleri 9.0 ton da-1 iken Zn uygulaması yapıldığında bu değer 10.2 ton da-1’a çıkmıştır. Denemede kullanılan çeşitler arasında hem kuru madde verimi hem de silaj verimi bakımından Arifiye, Ada-523F1 ve Hacıbey çeşitlerinde önemli artışların (P<0.01) olduğu görülmüştür. Elde ettiğimiz bulgulara paralel olarak; Hossain ve ark. (2008) bir mısır çeşidine topraktan 0, 2 ve 4 kg Zn ha-1 uygulayarak yapmış oldukları tarla denemesinde, Zn uygulamalarına paralel olarak mısırın tane verimlerinde önemli artışların olduğunu bildirmişlerdir. Bahsi geçen araştırmada kontrol uygulamasında (Zn uygulaması yapılmayan parseller) mısır verimi 8.32 t ha-1 iken Zn 2 ve Zn 4 dozlarında ise verim sırası ile 10.47 ve 10.84 t ha-1’a çıkmıştır. Tarla koşullarında, bir şeker mısırı çeşidine Zn katkılı kompoze gübre uygulaması ile şeker mısırının protein miktarı %10.7’den %11.4’e çıktığını bildirmişlerdir (Büyükerdem ve Akman, 2008). Konya şartlarında 20 ekmeklik ve 4 makarnalık buğday ile yapılan bir tarla denemesinde toprağa yapılan Zn (23 kg Zn ha-1, ZnSO4.7H2O) uygulaması ile bütün çeşitlerin tane verimlerinde önemli artışların olduğu (Zn etkinliği ortalama %53) belirtilmiştir (Bağcı ve ark., 2007). Benzer bir çalışmada ise; sera koşullarında Zn noksanlığına sahip bir toprağa 10 ppm Zn uygulaması sonucu 5 farklı ekmeklik buğday çeşidinin kuru madde verimlerinde önemli artışların (%51 ile %108) olduğu bildirilmiştir (Torun ve ark., 1998). Sera koşullarında 75 farklı biber genotipine 0 ve 5 ppm Zn uygulayarak yapılan bir çalışmada; kontrol uygulamasına göre (0 mg Zn kg-1) Zn ile 201 Silajlık Mısır Çeşitlerinin Verim ve Kalitesine Çinko Gübrelemesinin Etkilerinin Belirlenmesi Çizelge 1. Çinko gübrelemesinin 10 farklı silajlık mısır çeşidinde kuru madde verimi ve silaj verimine olan etkisi. ÇEŞİT Kuru Madde Verimi (g bitki-1) t-test Silaj Verimi (t da-1) t-test -Zn +Zn -Zn +Zn Shemal 181±1.00 e≠ 248±0.58e ** 9.40±0.10 def≠ 11.0±0.20de * TTM-815 212±1.00i 230±0.58d ** 9.64±0.15ef 10.9±0.85cde öd DKC-6589 203±1.00g 213±0.00c ** 9.00±0.20bcd 11.0±1.00de öd Arifiye 188±0.81e 286±0.50g ** 9.18±0.20cde 10.1±0.15bc ** Sakarya 208±1.00h 231±1.00d ** 8.60±0.40ab 9.20±0.20a * Ada-523F1 174±0.43b 259±1.02f ** 9.24±0.35cdef 10.8±0.20cde ** Hacıbey 152±1.00a 202±1.60a ** 8.23±0.06a 10.2±0.20cd ** Pioneer 31G98 191±0.58f 206±1.53b ** 8.90±0.40bcd 9.10±0.10a öd Dekalp C-955 176±0.51c 200±1.00a ** 8.77±0.45bc 9.38±0.20ab öd Cadız F1 229±0.58j 232±1.00d öd 9.73±0.06f 11.2±0.20e ** Ortalama 191 231 9,0 10,2 F 2048.530** 2346.530** 8.507** 9.779** *Aynı çeşit için çinko uygulamasının istatistiksel olarak P<0.05 düzeyinde farklı olması ** Aynı çeşit için çinko uygulamasının istatistiksel olarak P<0.01 düzeyinde farklı olması ≠ Sütunlarda yer alan farklı harfler çeşitler arasında ölçülen özellik açısından istatistiksel olarak farkın olup olmadığını belirtmektedir (Duncan Testi). Sütunlarda aynı harfle gösterilen uygulamalar arasındaki fark istatistiksel olarak önemli değildir (Duncan Testi). sağlanan kuru madde verim artışının ortalama % 452 olduğu, çalışmada test edilen tüm genotiplerin Zn etkinlik değerlerinin % 7.1 ile 48.1 arasında değiştiği bildirilmiştir (Eken, 2007). 2.2. Çinko uygulamasının bitkilerin yeşil aksam çinko (Zn), % protein, fosfor (P) ve potasyum (K) konsantrasyonlarına olan etkisi Çinko uygulaması beklenildiği gibi bitkilerin yeşil aksamındaki Zn konsantrasyonlarını önemli oranda arttırmıştır (Çizelge 2). Çinko verilmeyen durumda test edilen 10 farklı mısır çeşidinin yeşil aksamındaki Zn konsantrasyonu 6.2-14.1 mg kg-1 arasında olduğu ve söz konusu çeşitlerin aynı koşulda ortalama Zn konsantrasyonunun ise 9.5 mg kg-1 olduğu saptanmıştır. Buna karşılık Zn’nun verildiği durumda aynı değerler sırasıyla 18.5-37.7 ve 30.4 mg kg-1 olduğu belirlenmiştir. Çinko gübrelemesi ile Arifiye, Sakarya ve Ada523F1 çeşitleri hariç TTM-815, Hacıbey, Pioneer 31G98, Dekalp C-95, Cadız F1 çeşitlerinde P<0.05 düzeyinde, Shemal ve DKC-6589 çeşitlerinde ise P<0.01 düzeyinde istatistiksel açıdan önemli artışlar meydana gelmiştir (Çizelge 2). Arifiye, Sakarya ve Ada-523F1 çeşitlerinde Zn uygulaması ile yeşil aksamlarındaki Zn konsantrasyonlarında önemli bir artış olmuş ancak bu artış istatistiksel açıdan önemsiz bulunmuştur. Bunun sebebi tekerrürlerin standart sapmalarının diğer çeşitlere göre yüksek olmasından kaynaklanmaktadır (Çizelge 2). 202 Zare ve ark. (2009) 11 farklı mısır çeşidi ile yapmış oldukları bir sera denemesinde toprağa yapılan 15 mg kg-1 Zn (ZnSO4) uygulaması ile bir çeşit (Ziar) hariç diğer tüm çeşitlerin yeşil aksam Zn konsantrasyonlarında önemli artışların olduğunu ve ortalama olarak kontrol uygulamasında 10 çeşidin Zn konsantrasyonu 29.5 mg kg-1 iken Zn uygulaması yapıldığında bu değerin 57.3 mg kg-1’a çıktığını bildirmişlerdir. Kalaycı ve ark. (1999) 37 ekmeklik ve 3 makarnalık buğday çeşidi ile yapmış oldukları iki yıllık tarla denemesinde topraktan Zn uygulaması ile bütün tahıl çeşitlerinin yeşil aksam ve dane Zn konsantrasyonlarında önemli artışların olduğunu bildirmişlerdir. Aynı çalışmada bu artışların ortalama olarak birinci yıl çalışmalarında çeşitlerin yeşil aksam Zn konsantrasyonları 6 ppm’den 13 ppm’e, danede ise bu değerin 7 ppm’den 12 ppm’e çıktığı, ikinci yıl yapılan denemede ise Zn konsantrasyonu yeşil aksamda 7-12 ppm, danede ise 9-12 ppm arasında olduğu bildirilmiştir. Kocakaya ve Erdal (2005), Van yöresinde yetiştirilen buğday çeşitleri ile yapmış oldukları bir tarla denemesinde, dekara 2 kg topraktan Zn uygulaması ile çeşitlerin yeşil aksam Zn konsantrasyonlarını analiz etmişlerdir. Araştırıcılar, çinko uygulaması ile buğday çeşitlerinin Zn içeriklerinin arttığını ve bu artışın, çeşitler arasında farklılıklar gösterdiğini bildirmişlerdir. Kontrol koşullarında (-Zn), çeşitlerin ortalama Zn konsantrasyonu 24 ppm H.ERDEM Çizelge 2. Çinko gübrelemesinin 10 farklı silajlık mısır çeşidinde yeşil aksam Zn ve Protein konsantrasyonlarına olan etkisi. Yeşil Aksam Zn Yeşil Aksam Protein Konsantrasyonu (mg kg-1) Konsantrasyonu (%) ÇEŞİT t-test t-test -Zn +Zn -Zn +Zn Shemal 14.1±0.66 b≠ 18.5±0.39a ** 9.40±0.15g 10.6±1.22e öd TTM-815 13.3±4.63ab 31.0±7.30ab * 7.74±0.15c 8.98±0.30bcd ** DKC-6589 10.7±0.89ab 24.5±2.51ab ** 8.40±0.40de 9.67±0.30d öd Arifiye 6.20±4.32a 37.7±17.18b öd 6.73±0.06a 8.22±0.17ab ** Sakarya 7.63±2.32ab 25.4±8.83ab öd 8.33±0.25de 8.39±0.72abc öd Ada-523F1 10.8±7.79ab 31.1±6.55ab öd 8.07±0.15cd 8.73±0.55bcd öd Hacıbey 10.5±1.51ab 35.8±9.27b * 8.57±0.21ef 9.28±0.30cd ** Pioneer 31G98 7.00±3.28ab 32.0±3.81ab * 8.02±0.20cd 8.97±0.30bcd öd Dekalp C-955 8.09±1.58ab 31.9±8.89ab * 7.27±0.06b 7.54±0.25a öd Cadız F1 6.82±3.07a 35.9±10.45b * 8.78±0.20f 9.05±0.15bcd * Ortalama 9,5 30,4 8.13 8.94 F 1.733 1.388 40.903** 7.458** *Aynı çeşit için çinko uygulamasının istatistiksel olarak P<0.05 düzeyinde farklı olması ** Aynı çeşit için çinko uygulamasının istatistiksel olarak P<0.01 düzeyinde farklı olması ≠ Sütunlarda yer alan farklı harfler çeşitler arasında ölçülen özellik açısından istatistiksel olarak farkın olup olmadığını belirtmektedir (Duncan Testi). Sütunlarda aynı harfle gösterilen uygulamalar arasındaki fark istatistiksel olarak önemli değildir (Duncan Testi). iken Zn uygulamasıyla bu değerin 37.5 ppm'e yükseldiğini ve böylelikle %56'lık bir artış meydana geldiğini rapor etmişlerdir. Bukvić ve ark. (2003) üç farklı mısır çeşidi (Os86-39, Os8935 ve Os87-24) ile yürütülen bir saksı denemesinde topraktan 10 kg/ha Zn olacak şekilde verildiğinde Os89-35 çeşidi hariç diğer 2 çeşidin yeşil aksam Zn konsantrasyonlarında önemli artışların olduğunu bildirmişlerdir. Mısır çeşitlerinin yeşil aksam protein konsantrasyonları Zn uygulamasından olumlu yönde etkilenmiş olup, Zn uygulamaları ile denemede kullanılan tüm çeşitlerin proteinlerinde artışlar meydana gelmiştir. Çinko uygulanmayan çeşitlerin ortalama protein konsantrasyonu %8.13 iken Zn uygulaması ile bu değer %8.94’e çıkmıştır (Çizelge 2). Denemede kullanılan çeşitler arasında en önemli artış ise TTM-815 (P<0.01), Arifiye (P<0.01), Hacıbey (P<0.01) ve Cadız F1 (P<0.05) çeşitlerinde meydana gelmiştir. Büyükerdem ve Akman (2008), bir şeker msır çeşidine Zn katkılı kompoze gübre uygulaması ile şeker mısırının protein miktarı %10.7’den %11.4’e çıktığını bildirmişlerdir. Torun ve Taşdemir (2008), ekmeklik bir buğday çeşidi ile yapmış oldukları sera denemesinden elde ettikleri sonuca göre, bitkinin N ve Zn ile beslenmesini optimize ettikçe her iki elementin de bitkiler tarafından alımının arttığını bildirmişlerdir. Çakmak ve ark. (1989) Zn eksikliğinde bitkide protein miktarının azaldığını, ancak proteinin kompozisyonunun değişmeden kaldığını bildirmişlerdir. Araştırıcılar, Zn eksikliğine sahip fasulye yapraklarında kontrol uygulamasına göre yapraklarda daha fazla amino asit birikiminin olduğunu ve bitkiye Zn ilavesiyle yapraklardaki amino asit konsantrasyonunda azalma görüldüğünü ve bu azalmanın aynı zamanda protein konsantrasyonundaki artışa bağlı olduğunu rapor etmişlerdir. Bu sonuç Zn’nun protein sentezinde temel bir rolünün olduğunu ortaya koymaktadır (Prask ve Plocke, 1971; Kitagishi ve Obata, 1986). Çinko uygulaması ile Shemal (P<0.01) ve TTM-815 (P<0.05) çeşitlerinin yeşil aksam P konsantrasyonlarında önemli oranda artış meydana gelmiş, buna karşın DKC-6589 ve Ada523F1 çeşitlerinde ise P<0.05 düzeyinde bir azalış meydana gelmiştir. Diğer çeşitlerde ise istatistiksel olarak önemli bir değişim meydana gelmemiştir (Çizelge 3). Li ve ark. (2003), farklı arpa çeşitleri ile yaptıkları bir çalışmada, Zn gübrelemesi ile çeşitlerin P alımlarında meydana gelen farklılıkların nedenini; bitkilerin fosfor ve çinkoya karşı gösterdikleri tepkilerin genotipik etmenlerin etkisi altında olduğu şeklinde açıklamışlardır. Yaptığımız deneme ile yukarıda bahsedilen literatür bilgileri ile benzer sonuçlar ortaya çıkmıştır. Bu da çeşitler arasında P ve Zn kullanımı bakımından genotipsel farklılıklarının 203 Silajlık Mısır Çeşitlerinin Verim ve Kalitesine Çinko Gübrelemesinin Etkilerinin Belirlenmesi Çizelge 3. Çinko gübrelemesinin 10 farklı silajlık mısır çeşidinde yeşil aksam P ve K konsantrasyonlarına olan etkisi. Yeşil Aksam P Yeşil Aksam K t-test Konsantrasyonu (%) Konsantrasyonu (%) ÇEŞİT t-test -Zn +Zn -Zn +Zn Shemal 0.19±0.02 a≠ 0.30±0.02c ** 2.35±0.13a 3.03±0.03c ** TTM-815 0.27±0.01b 0.32±0.02c * 2.68±0.22b 3.25±0.11d * DKC-6589 0.34±0.01c 0.29±0.03c * 2.64±0.06b 3.03±0.05c * Arifiye 0.21±0.03a 0.21±0.01a öd. 2.70±0.02b 3.36±0.06e ** Sakarya 0.25±0.01b 0.22±0.04ab öd. 2,69±0.03b 3.36±0.04e *** Ada-523F1 0.26±0.01b 0.21±0.02ab * 2.72±0.02b 2.72±0.06b öd. Hacıbey 0.25±0.02b 0.25±0.02b öd. 2.47±0.02a 2.18±0.06a ** Pioneer 31G98 0.27±0.03b 0.25±0.03b öd. 2.72±0.04b 2.25±0.01a ** Dekalp C-955 0.27±0.01b 0.25±0.03b öd. 2.91±0.04c 3.46±0.06f * Cadız F1 0.24±0.02b 0.25±0.00b öd. 2.40±0.02a 3.09±0.01c *** Ortalama 0.25 0.26 2.63 2.97 F 18.393*** 10.045*** 12.243*** 209.137** *Aynı çeşit için çinko uygulamasının istatistiksel olarak P<0.05 düzeyinde farklı olması ** Aynı çeşit için çinko uygulamasının istatistiksel olarak P<0.01 düzeyinde farklı olması *** Aynı çeşit için çinko uygulamasının istatistiksel olarak P<0.001 düzeyinde farklı olması ≠ Sütunlarda yer alan farklı harfler çeşitler arasında ölçülen özellik açısından istatistiksel olarak farkın olup olmadığını belirtmektedir (Duncan Testi). Sütunlarda aynı harfle gösterilen uygulamalar arasındaki fark istatistiksel olarak önemli değildir (Duncan Testi). olduğunu göstermektedir. Yeşil aksam K konsantrasyonları ise azotta olduğu gibi Zn uygulaması ile yaprakların K konsantrasyonlarında da artış meydana gelmiştir (Çizelge 3). Çinko uygulanmayan tüm çeşitlerin yeşil aksamlarındaki ortalama K konsantrasyonu %2.63 iken Zn verildiğinde bu değer %2.97’e çıkmıştır. Denemede kullanılan çeşitler arasında Zn uygulaması ile yeşil aksam K konsantrasyonlarında istatistiksel açıdan en fazla artış Sakarya (P<0.001), Cadız (P<0.001), Arifiye (P<0.01) ve Shemal (P<0.01) çeşitlerinde meydana gelmiştir. TTM-815, DKC 6589 ve Dekalp C-955 çeşitlerinde ise P<0.05 düzeyinde bir artış meydana gelmiştir. Zn uygulaması ile Hacıbey ve Pioneer 31G98 çeşitlerinin yeşil aksam K konsantrasyonlarında ise önemli azalış (P<0.01) olmuştur. Yukarıda elde edilen sonuçlara paralel olarak, Erdal ve ark. (2008), farklı elma anaçlarına topraktan yapmış olduğu Zn gübrelemesi ile elma yapraklarının K konsantrasyonlarında önemli artışların olduğunu bildirmişlerdir. Ramon ve Villemin (1989), alüviyal kireçli topraklarda mısır çeşitlerine artan dozlarda Zn ve K gübrelemesi ile tüm çeşitlerin uygulamalara olumlu tepki verdiği, bitkilerin yeşil aksamlarında hem Zn hem de K 204 konsantrasyonlarında önemli artışların olduğunu bildirmişlerdir. 3. Sonuç Tokat koşullarında gerçekleştirilen bu tarla denemesi sonucunda, toprağa yapılan Zn gübrelemesi ile bütün mısır çeşitlerin sadece kuru madde ve silaj verimleri artmamış, aynı zamanda yeşil aksam Zn konsantrasyonlarında da önemli artışlar olmuştur. Zn gübrelemesi ile bazı çeşitlerin yeşil aksam protein ve potasyum konsantrasyonlarında da artışlar meydana gelmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, silajlık mısır yetiştiriciliği yapılan alanlarda ekim öncesinde toprakta bulunan Zn konsantrasyonunun belirlenmesi gerekmektedir. Zn noksanlığı bulunan veya Zn seviyesi kritik düzeyde olan topraklara mutlaka ekim öncesi Zn ile gübreleme yapılmalıdır. Yeşil aksamlarındaki Zn konsantrasyonu arttırılmış silajların hayvan beslenmesinde kullanılması ile hayvanların et ve sütlerinde de Zn ve protein konsantrasyonların artacağı ve bunu tüketen insanlara da olumlu etkisinin olacağı düşünülmektedir. Kaynaklar Aktaş, H., Abak, K., Öztürk, L. and Çakmak, İ., 2006. The Effect of Zinc on Growth and Shoot Concentrations of H.ERDEM Sodium and Potassium in Pepper Plants under Salinity Stress. Turk J. Agric. For., 30: 407-412. Anonim, 2011. http://www.batem.gov.tr/urunler/tarlaurunleri/misir/mi sir.htm, erişim tarihi: 10.12.2011. Bağcı, S.A., Ekiz, H. Yılmaz, A., and Çakmak, İ., 2007. Effects of zinc deficiency and drought on grain yield of field-grown wheat cultivars in central Anatolia. J. Agronomy & Crop Sci. 193:198-206. Bouyoucous, G.J., 1951. A Recalibration of Hydrometer for Making Mechanical Analysis of Soil. Agronomy Journal, 43: 434-437. Bremner, J.M., 1965. Total nitrogen. In C.A. Block et al. (ed.) Methods of soil analysis. Part 2. Agronomy 9: 1149-1178. Am. Soc. of Argonomy., Inc. Madison, Wisconsin, USA. Bukvić, G., Antunović, M., S. Popović, S. and Rastija, M., 2003. Effect of P and Zn fertilisation on biomass yield and its uptake by maize lines (Zea mays L.). Plant Soil Env., 49, (11): 505-510. Büyükerdem, N.I. and Akman, Z. 2008. Effects of Different Zinc Containing Fertilizers Applications on Ear Yield and Some Agronomic and Quality Characters of Sweet Corn. Journal of Plant & Environmental Sciences, 1:21-27. Çağlar, K. Ö., 1949. Toprak Bilgisi. A. Ü. Yayınları No: 10, Ankara. Çakmak, I., Marschner, H. and Bangerth, F., 1989. Effect of zinc nutritional status on growth, protein metabolism and levels of indole-3-acetic acid and other phytohormones in bean ( phaseolus vulgaris L.). J. of Experimental Botany, 40: 405-412. Çakmak, İ., Yılmaz, A., Kalaycı, M., Ekiz, H., Torun, B., Erenoğlu, B., and Braun, H.J., 1996. Zinc deficiency as a critical problem in wheat production in Central Anatolia. Plant and Soil, 180: 165-172. Çakmak, I., Ekiz, H., Yılmaz, A., Torun, B., Köleli, N., Gültekin, I., Alkan, A., and Eker, S. 1997a. Differential response of rye, triticale, bread wheat and durum wheats to zinc deficiency in calcareous soils. Plant and Soil 188:1–10. Çakmak, İ., Kalaycı, M., Ekiz H., Braun H. J., and Yılmaz A., 1999b. Zinc deficiency as an actual problem in plant and human nutrition in Turkey: A NATOScience for Stability Project. Field Crops Res., 60:175–188. Çakmak, İ., 2000. Possible roles of zinc in protecting plant cells from damage by reactive oxygen species. Tansley review No. 111. New Phytol., 146: 185-205. Eken, M., 2007. Farklı biber (Capsicum annum L.) tiplerinde çinko (Zn) etkinliğinin belirlenmesi. Yüksek lisans tezi, Çukurova Ünv. Fen Bilimleri Enst.61 sayfa. Erdal, İ., Yıldırım, A., Yıldırım, F. ve Küçükyumruk, Z., 2008. Çinko gübrelemesinin farklı anaçlar üzerine aşılı elma çeşidinin çinko beslenmesi ile bazı besin elementi içeriklerine etkisi. Poster Bildirimi, 4. Ulusal Bitki Besleme ve Gübre Kongresi, 8-10 Ekim 2008, Konya, 799-803. Eyüpoğlu, F., Kurucu, N., ve Talaz, S., 1995. Türkiye topraklarının bitkiye yarayışlı mikroelementler bakımından genel durumu. Toprak ve Gübre Araştırma Enstitüsü. 620/A-002 Projesi Toplu Sonuç Raporu. Genç, Y., McDonald, G.K. and Graham, R.D., 2004. 213 the Differential Expression of Zinc Efficiency during Growing Season of Barley. Plant and Soil, 263: 273282. Graham, R.D., and Webb, M.J., 1991. Micronutrients and disease resistance and tolerance in plants. Pp.329-370. In J.J. Mortvedt, F.R. Cox, L.M. Shuman, and R.M. Welc eds.) Micronutrients in Agriculture. 2nd edition. Soil Science Society of America. Grewal, H. S. ve Williams, R., 1999. Alfalfa Genotypes Differ in Their Ability to Tolerate Zinc Deficiency. Plant and Soil, 214: 39-48. Grewal, H. S. and Williams R., 1999. Alfalfa Genotypes Differ in Their Ability to Tolerate Zinc Deficiency. Plant and Soil, 214: 39-48. Güneş, A., İnal, A., Alpaslan, M. and Çıkılı, Y., 1999. Effect of Salinity on Phosphorus Induced Zinc Deficency in Pepper (Capsicum annuum L.) Plants. Tr. J. of Agriculture and Forestry, 23: 459-464. Hacısalihoğlu, G., Öztürk, L., Çakmak, İ., Welch, R.M. and Kochian, L., 2004. Genotypic Variation in Common Bean in Response to Zinc Deficiency in Calcareous Soil. Plant and Soil, 259: 71-83. Hossain, M. A., Jahiruddin, M., Islam, M. R. and Mian, M. H., 2008. The requirement of zinc for improvement 205 of crop yield and mineral nutrition in the maize– mungbean–rice system. Plant and Soil, 306:13–22 Jackson, M.L., 1959. Soil chemical analysis. Englewood Cliffs, New Jersey. Jones., J.R. Wolf, B. and Mills, H.A. 1991. Plant Analysis Handbook. Micro Macro Publishing, Inc. Kacar, B. ve İnal, A., 2008. Bitki Analizleri, Nobel yayın dağıtım, ISBN 978-605-395-036-3. Kalaycı, M., Torun, B., Eker, S., Aydın, M., Öztürk, L., and Çakmak, I., 1999. Grain yield, zinc efficiency and zinc concentration of wheat cultivars grown in a zincdeficient calcareous soil in field and greenhouse. Field Crops Res 63:87–98. Khan, H.R., McDonald, G.K. and Rengel, Z., 1998. Chickpea Genotypes Differ in Their Sensitivity to Zn Deficiency. Plant and Soil, 198: 11-18. Kitagishi, K. and Obata, H., 1986. Effects of zinc deficiency on the nitrogen metabolism of meristematic tissues of rice plants with reference to protein synthesis. Soil Sci. Plant Nutr., 32, 397-405. Kocakaya, Z. ve Erdal, İ., 2005. Çinko Uygulamasının Van Yöresinde Yetiştirilen Buğday Çeşit ve Hatlarının Çinko Beslenmesi ve Verim Üzerine Etkisi. Tarım Bilimleri Dergisi 2005, 11 (4) 379-383. Li H.Y., Zhu, Y.G., Smith, S.E. and Smith, F.A., 2003. Phosphorus- zinc interactions in two barley cultivars differing in phosphorus and zinc efficiencies. Aust. J. Plant Nutr., Vol. 26:1085-1099. 205 4 Silajlık Mısır Çeşitlerinin Verim ve Kalitesine Çinko Gübrelemesinin Etkilerinin Belirlenmesi Lindsay, W. L. and Norwell, W. A., 1978. Development of a DTPA Soil Test for Zn, Fe, Mn and Cu. Soil Sci. Soc. Amer: Proc., 42: 421-428. Özer, M.S., 1999. Harran Ovası Koşullarında Değişik Mısır Genotiplerinin Çinko Gübrelemesine Reaksiyonları ve Çinko Yetersizliğine Dayanıklı Genotiplerin Seçimi, Doktora Tezi, Çukurova Üniversitesi, Adana. Özgüven, N. ve Katkat A.V., 2001. Artan Miktarlarda Uygulanan Çinkonun Mısır Bitkisinin Verim ve Çinko Alımı Üzerine Etkisi. Uludağ Üniv. Zir. Fak. Derg., 15: 85-97. Pandey, N., Pathak, G.C. and Sharma, C.P., 2006. Zinc is Critically Required for Pollen Function and Fertilisation in Lentil. Journal of Trace Elements in Medicine and Biology, 20: 89-96. Prask, J.A. and Plocke, D.J. 1971. A role for zinc in the structural integrity of cytoplasmic ribosomes of Euglencgracilis. Plant Physiol., 48:150-155. Ramon, J. and P. Villemin, P., 1989. Effet d’un apport de zinc sur les rendements du mais (sols dalluvions argilo-calcares de l’Isere), Perspectives Agricoles 135, Avril 1989, 67-77. Quijano-Guerta, C., Kırk, G.J.D., Portugal, A.M., Bartolome, V.I. and Mclaren, G.C., 2002. Tolerance of Rice Germplasm to Zinc Deficiency. Field Crops Research, 76:123-130. Sillanpaa, M., 1982. Micronutrients and the nutrient status of soils. A global study. FAO Soils Bulletin, No.48, FAO, Rome, Italy. 206 Sing, B., Natesan, S.K.A., Sing, B.K. and Usha, K., 2005. Improving Zinc Efficiency of Cereals Under Zinc Deficiency. Current Science, Vol.88 No:1. Torun, B., Çakmak, Ö., Özbek, H. ve Çakmak, İ., 1998. Çinko Eksikliği Koşullarında Yetiştirilen Değişik Tahıl Türlerinin ve Çeşitlerinin Çinko Eksikliğine Karşı Duyarlılığının Belirlenmesi. I Ulusal Çinko Kongresi (Tarım, Gıda ve Sağlık)., 363-369. Torun, B. ve Taşdemir, G., 2008. Değişik azot ve çinko dozlarının buğdayda büyüme ve verim üzerine etkisi. 4. Ulusal Bitki Besleme ve Gübre Kongresi, 8-10 Ekim 2008, Konya, 234-246. White, J.G. and Zasoski, R.J. 1999. Mapping soil micronutrients. Field Crops Res., 60:11- 26. Yağmur, B., Ceylan, Ş., Yoldaş, F. ve Oktay, M., 2002. Çinko Katkılı ve Katkısız Kompoze Gübrelerin Sakız Kabağı (Cucurbita Pepo cv.) Yetiştiriciliğinde Verim ve Bazı Verim Kriterlerine Etkisi. Ege Üniv. Ziraat Fak. Derg., 39(1): 111-117. Zare, M., Khoshgoftarmaneseh, A.H., Norouzi, M. and Schulin, R. 2009. Critical soil zinc deficiency concentration and tissue iron: Zinc ratio as a diagnostic tool for prediction of zinc deficiency in corn. J. of Plant Nurt., 32:1983-1993. GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 207-214 Bitki Biyoteknolojisinde Moleküler Markörler Ertuğrul FİLİZ1 İbrahim KOÇ2 1 Düzce Üniversitesi, Çilimli Meslek Yüksek Okulu, Düzce Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü, Kocaeli 2 Özet: Biyoteknoloji, günümüzde en popüler ve yeniliklere açık bilimsel alanların başında gelmektedir. Bitki biyoteknolojisi de bu alanlardan biridir ve bu alanda kullanılan moleküler markör teknolojileri çok önemli bir biyoteknolojik araç olarak karşımıza çıkmaktadır. Moleküler markör ile genomda herhangi bir gen bölgesi ya da gen bölgesi ile ilgili DNA parçası temsil edilmektedir. Polimer Zincir Reaksiyonunun (PCR) keşfinden sonra Çoğaltılmış Parça Uzunluk Polimorfizm (AFLP), Basit Dizi Tekrarları (SSR), Dizi İlişkili Çoğaltılmış Polimorfizm (SRAP), Tek Nükleotid Polimorfizmi (SNP) ve Basit Tekrarlı Diziler Arası Polimorfizm (ISSR) gibi yaygın olarak kullanılan çok sayıda moleküler markör teknikleri geliştirilmiştir. Bu markör teknolojileri fiziksel haritalama, gen keşfi ve etiketleme, filogenetik çalışmalar, evrimsel genetik ve genetik çeşitlilik çalışmaları gibi pek çok alanda etkin şekilde kullanılmaktadırlar. Sonuç olarak, moleküler markörler bitki biyoteknolojisi çalışmalarına çok önemli boyutlar kazandırmış, daha etkili ve hızlı bilimsel sonuçların alınmasına imkân sağlamıştır. Bu çalışmada, bitki biyoteknolojisinde kullanılan moleküler markör teknolojilerinin genel prensipleri, avantajları-dezavantajları ve uygulama alanlarından bahsedilmiştir. Anahtar kelimeler: Biyoteknoloji, bitki biyoteknolojisi, moleküler markör, PCR. Molecular Markers in Plant Biotechnology Abstract: At present, biotechnology is one of scientific fields that is the most popular and open to latest advances. Plant biotechnology is one of these fields and molecular marker technologies used in this area appears to be an important biotechnological tool. With molecular marker, any gene in the genome or gene region related with any piece of DNA is represented. After the discovery of Polymerase Chain Reaction (PCR), a large number of molecular marker techniques which are commonly used have been developed such as Amplified Fragment Length Polymorphism (AFLP), Simple Sequence Repeats (SSR), Sequence-Related Amplified Polymorphism (SRAP), Single Nucleotide Polymorphism (SNP) and Inter Simple Sequence Repeat (ISSR). These marker technologies are used effectively in many fields such as physical mapping, gene discovery and tagging, phylogenetic studies, evolutionary genetic and genetic diversity studies. As a result, molecular markers have brought expansive dimensions in plant biotechnology studies, enabling to get more efficient and rapid scientific results. In this study, general principles, advantages-disadvantages and application areas of molecular marker technologies used in biotechnology are discussed. Key words: Biotechnology, plant biotechnology, molecular marker, PCR. 1.Giriş Moleküler markör teknikleri, bireyler arasındaki DNA dizilerinin farklarını ortaya çıkarmakta kullanılan ve son yirmi yılda biyolojik bilimlerde devrim etkisi yapmış uygulamalardır. Başka bir ifadeyle moleküler markör, genom içinde bir DNA parçasının farklılıklarını temsil eder ve bu farklılıklar eklenmeler, silinmeler, yer değiştirmeler, duplikasyonlar gibi olaylardan meydana gelebilir. DNA temelli moleküler markörler taksonomi, fizyoloji, embriyoloji, genetik mühendisliği vb. alanlarda kullanılan çok yönlü araçlardır (Schlotterer, 2004). Polimer zincir reaksiyonun (PCR) bulunmasından sonra DNA markörleri kullanılarak gen etiketleme, genetik haritalama, harita temelli tarımsal açıdan önemli genlerin belirlenmesi, genetik çeşitlilik çalışmaları, filogenetik analizler, markörler yardımıyla seleksiyon (MAS) çalışmaları kolaylaşmıştır (Joshi ve ark., 2000). İdeal bir moleküler markör tekniğinin; a- Polimorfik olması ve bütün genomda kullanılması b- Genetik farklılıkların ortaya çıkarılmasında yeterli olması c- Çok sayıda, bağımsız ve güvenilir markörler üretmesi d- Basit, hızlı ve ucuz olması e- Az miktar DNA veya doku ihtiyacı gerektirmesi f- Farklı fenotiplerle bağlantı oluşturması gibi özelliklere sahip olması avantajdır ama hiçbir markör tekniği bu avantajların tümüne birden sahip değildir. Moleküler markör 207 Bitki Biyoteknolojisinde Moleküler Markörler teknikleri kullanım amacına paralel olarak farklı kriterlere göre gruplandırılabilir; I. Geçiş türüne göre (biparental çekirdek kalıtımı, maternal çekirdek kalıtımı, maternal organel kalıtımı, paternal organel kalıtımı) II. Gen aksiyonuna göre (dominant ve kodominant markörler) III. Analiz metotlarına göre (PCR temelli olmayan = Hibridizasyon ve PCR temelli markörler) (Kesawat ve Das, 2009) Bu derlemede bitki biyoteknolojisi çalışmalarında yaygın olarak kullanılan moleküler markör teknikleri analiz metotlarına göre sınıflandırılarak değerlendirilmiştir. 2.PCR Temelli Olmayan Teknikler 2.1. RFLP (Sınırlı Parça Uzunluk Polimorfizmi) RFLP (Restriction Fragment Length Polymorphism) hibridizasyon temelli kullanılan en yaygın moleküler markör tekniğidir ve DNA polimorfizminin tespitinde, restriksiyon (endonükleaz) enzimleriyle kesilen DNA parçaları jel elektoroforezinde yürütüldükten sonra nitroselüloz membran üzerine transfer edilir, kimyasal etiketli problarla hibridize edilir ve farklı DNA parçaları ortaya çıkarılmış olur. Bu farklı DNA profilleri eklenme, silinme, nükleotid değişimi veya tek nükleotid polimorfizmi (SNP) gibi nedenlerden oluşabilmektedir. RFLP markörleri yüksek polimorfizme sahip, kodominant ve tekrarlanabilirliği yüksektir. DNA blotları farklı problarla tekrar analiz edilebilme imkânına sahiptir ve problar genelde türe özeldir. Tek veya çoklu lokuslara yönelik olarak cDNA veya genomik kütüphanelerden elde edilmiş olup büyüklükleri 0.5–3.0 kb’den oluşur. RFLP analizlerinde sınırlayıcı faktörler, fazla miktarda ve kaliteli DNA ihtiyacı, probların pahalı ve toksik olması, fazla zaman ihtiyacı ve yoğun iş gücü gerektirmesidir (Young ve ark., 1992). RFLP, popülasyon ve tür içi genetik çeşitlilik ve filogenetik çalışmalarında, gen haritalamalarda, yakın akraba taksonlarının ilişkilerinin incelenmesi ve gen akışı tespitlerinde kullanılmaktadır (Miller ve Tanksley, 1990; Desplanque ve ark., 1999 ). 3. PCR Temelli Teknikler PCR keşfinden sonra (Mullis ve Faloona, 1987) moleküler biyoloji 208 çalışmalarının hızı ve sayısında artış olmuş ve özelliklede PCR temelli markör çalışmalarına çok fazla sayıda yeni yaklaşımlar eklenmiştir. PCR kısaca, canlı organizma kullanmadan az miktarda DNA ve enzim kullanılarak gerekli kimyasalların (dNTP, tampon çözelti vb.) yardımıyla yapılan DNA çoğaltma işlemidir. 3.1. RAPD (Tesadüfî Çoğaltılmış Polimorfik DNA) RAPD (Random Amplified Polymorphic DNA), PCR tekniği kullanarak sentetik primerlerin yardımıyla (genelde 10 baz uzunluğunda) yapılan tesadüfi DNA parçası çoğaltımına dayanan bir metottur. Kullanılan primerler hem ön hemde ters primer görevi görür ve çoğaltılan parçacıkların büyüklüğü genelde 0.5–5 kb arasında değişmektedir. Polimorfizm, primerlerin bağlanma bölgelerinin çeşitliliği ve buna bağlı olarak oluşan farklı uzunluktaki DNA parçacıklarından kaynaklanmaktadır (Williamsve ark., 1990). RAPD markör sisteminin avantajları arasında düşük miktarda DNA ihtiyacı, zaman tüketiminin az olması, primer tasarımının kolay olması, RAPD markörlerinin genomik dağılımının bol ve bütün genoma dağılmış olması sayılabilir. Buna karşın RAPD makör sisteminin dezavantajı ise tekrarlanabilirliğinin az olması ve bilgilendirme gücünün düşük olmasıdır. RAPD markörleri lokus spesifik olmadıklarından band verileri lokus veya allellerin yorumlanması açısından uygun değildir ve benzer büyüklükteki parçalar homolog olmayabilirler (Kesawat ve Das, 2009). RAPD markör sisteminin keşfinden sonra DAF (DNA Amplification Fingerprinting) ve AP-PCR (Arbitrary Primed-Polymerase Chain Reaction) olmak üzere RAPD sisteminin çeşitleri olan iki yöntem geliştirilmiştir. APPCR’ da (Welsh veMcClelland, 1990), 10–15 nükleotid uzunluğunda tek nükleotid çeşidi kullanılmakta olup otoradyografi içerdiğinden pek yaygın değildir. DAF ise (Caetano-Anolles ve ark., 1991), 5-8 nükleotid uzunluğunda primerlerin kullanıldığı ve ürünlerin gümüş nitrat boyama yapılarak poliakrilamid jelde yürütüldüğü bir markör sistemidir. E.FİLİZ, İ.KOÇ 3.2. AFLP (Çoğaltılmış Parça Uzunluk Polimorfizm) AFLP (Amplified Fragment Length Polymorphism), RFLP tekniğinin etkinliği ile PCR temelli teknikleri birleştiren bir yöntemdir ve restriksiyon enzimleriyle parçalanan ve 80– 500 bç büyüklüğünde elde dilen DNA parçacıkları adaptörlerle ligasyona maruz bırakılıp en son basamakta PCR ile seçici çoğaltım uygulanır (Vos ve ark., 1995). İlk olarak restriksiyon enzimleriyle kesilen DNA’ların uçlarına adaptör denilen sentetik DNA dizileri bağlanır. Ligasyon ürünleri seçici nükleotid eklenmiş primerler kullanılarak çoğaltılır ve seçici nükleotid sayısı bir-üç arasında değişmektedir. İlk seçici çoğaltım, adaptöre komplamenter bir seçici nükleotit ekli primerler, son seçici çoğaltımda ise üç seçici nükleotit ekli primerler kullanılarak çoğaltım gerçekleştirilir ve oluşan AFLP parçacıkları poliakrilamid jelde gözlenir. Yöntemde tek reaksiyonla 50–100 parçacık oluşur ve dolayısıyla polimorfizm oranı oldukça yüksektir. Yüksek orandaki tekrarlanabilir özelliği ve polimorfik bant sayısı, DNA kaynağından bağımsız olarak genomun tamamındaki polimorfizmlerin belirlenmesinde hızlı bir yöntem olması, ön dizi bilgisi gerektirmemesi, tür içi ve türler arası akrabalıkların) belirlenmesinde (Althoff ve ark., 2007, kültüvarlar arası varyasyon veya akrabalık derecelerinin değerlendirilmesinde (Mian ve ark., 2002) etkin olmasından dolayı bitki genetik çeşitlilik çalışmalarında tercih edilmektedir. 3.3. Minisatellit VNTR (Variable Number Tandem Repeats - Değişken Sayılı Ardışık Tekrarlar) markörleri, farklı uzunlukta tekrar dizilerini içeren mikrosatellit ve minisatellit markörleri içermektedir. Minisatellitler genomda 4–20 kb büyüklüğü arasında değişen ve çoklu lokus problarıyla hibridize olan markörlerdir (Jeffreys ve ark., 1985). Tekrar ünitelerinin sayılarındaki varyasyon nedenleri arasında eşit olmayan krossing-over veya gen dönüşleri (gene conversion) ana nedenler arasında görünmektedir. Minisatellit bölgelerindeki yüksek mutasyon oranları polimorfizm oranlarını artırmakta ve popülâsyonlardaki bireylerin çoklu lokus profillerini farklılaştırmaktadır (Nakamura ve ark., 1987). Minisatellitlerin temel avantajları yüksek polimorfizm ve tekrarlanabilirliktir. Benzer büyüklükte elde edilen DNA parçacıkları homolog olmama ihtimali ve band profillerinin lokuslar veya alleller açısından yorumlanamaması dezavantajları arasında sayılabilir. 3.4. Mikrosatellit Basit dizi tekrarları (SSR-Simple Sequence Repeats) olarakta bilinen mikrosatellitler, DNA dizilerinde tekrar edilen en küçük birimleridir ve tekrar motifleri 1–6 bç arasında değişmektedir. Mikrosatellitleri çevreleyen bölgelerin dizileri (flanking region) biliniyorsa o bölgelere uygun primerler tasarlanarak (genelde 20–25 bç uzunluğunda) PCR ile çoğaltımı yapılabilmektedir. Bunun yanında, akraba türler arası SSR primerleri farklı canlılarda kullanılabilmektedir. DNA replikasyonu sırasında meydana gelen dizi atlama, yanlış baz eşleşmeleri ve eşit olamayan krossing-over olayları mikrosatellit sayılarının farklılığına neden olan temel olaylardır ve jel elektroforeziyle belirlenmektedir (Matsuoka ve ark., 2002). Mikrosatellit markörler, az DNA gerektirmesi, kodominant ve kararlı markör sistem olması, genomda bol ve dağınık bulunması, tekrarlanabilir ve otomasyona uygun olması, yüksek polimorfizm barındırması, bilgilendirici bir markör sistemi oluşundan dolayı popülasyon genetiği ve gen haritalama çalışmalarında etkin olarak kullanılabilmektedir (Powell ve ark., 1996). Bu markör sisteminin dezavantajı ise mikrosatellit bölgelerinin mutasyon oranlarının yüksek olması primer bağlanma bölgelerinde değişmeye neden olmakta ve böylece anlamsız allellerin oluşmasına imkân sağlamaktadır. Böylece genotipik ve allelik frekasların doğru yorumlanmaması bazı tartışmalara da yol açmaktadır (Freudenreich ve ark., 1997). 3.5. ISSR (Basit Tekrarlı Diziler Arası Polimorfizm) ISSR (Inter Simple Sequence Repeat) tekniğinde, ikili, üçlü, dörtlü ve beşli tekrarlanan nükleotitlere sahip primerler kullanılmakta, bu primerlerle iki mikrosatellit 209 Bitki Biyoteknolojisinde Moleküler Markörler arası bölge çoğaltılabilmekte ve elde edilen PCR ürünleri agaroz jelde yürütülerek etidyum bromür ile boyandıktan sonra belirlenebilmektedir(Zietkiewicz ve ark., 1994). Kullanılan primerlerle genomik lokuslar farklı bant büyüklüklerinde çoğaltılmakta, primerler genelde 3’ veya 5’ uçlarının sonlarındaki mikrosatellit bölgelerine uzanan 1–4 dejenere nükleotit içermekte ve uzunlukları 15–30 nükleotit arasında değişmektedir. Primerlerdeki GC oranının fazla olması bağlanma sıcaklığının yüksek olmasına yol açarken buna karşılık kararlı bağlanmayı sağlar ve bu nedenle her bir primerin DNA’ya yapışma sıcaklığı içeriğindeki baz kompozisyonuna göre belirlenir. Çoğaltılmış ürünler genelde 200–2000 bç arası uzunluktadır. ISSR, dominant markördür ve dizi bilgisi gerekmeden primer dizaynı yapılabilmesi avantajlarından biridir (Joshi ve ark., 2000).Yüksek polimorfizm ve üretkenlik göstermesi ISSR analizlerini genetik benzerlik, gen haritalama ve taksonomi çalışmalarında uygulanabilir kılmaktadır (Gupta ve ark., 1994; Zietkiewicz ve ark., 1994). Bu markör sisteminde de RAPD markör sisteminde olduğu gibi tekrarlanabilirliğinin düşük olması ve benzer büyüklükteki parçacıkların homolog olmaması dezavantajları arasında sayılabilir (KesawatveDas, 2009). 3.6. SNP (Tek Nükleotid Polimorfizmi) Popülâsyonlardaki bireylerin genom dizilerinde meydana gelen tek nükleotid değişimleri olarak bilinen SNP (Single Nucleotide Polymorphism), bitkilerinde dahil olduğu pek çok canlı türünde ortaya çıkan bir varyasyondur. SNP oluşmasında eklenme ve silinme (InDel) nükleotid dizisi değişimine neden olan temel nedenlerdendir; gen haritalamada, markörler yardımıyla ıslah ve harita temelli klonlama çalışmalarında etkili bir araç olarak kullanılmaktadır. SNP oluşumları genelde kodlama yapmayan DNA bölgelerinde yaygın olarak görülmektedir veya kodlama yapan bölgelerde meydana gelirse aminoasit dizisinin değişimine neden olabileceği gibi aminoasit dizisinde herhangi bir değişikliği neden olmayabilir ve gen ürününde değişiklik olmaz (Sunyaev ve ark., 1999). Mısır bitkisinde ortalama her 60–120 baz çiftinde bir 210 SNP’ ye sahipken (Ching ve ark., 2002), insanlarda tahminen 1000 baz çiftinde bir SNP’ ye rastlanılmaktadır (Sachidanandam ve ark., 2001). Dizileme teknolojilerinin gelişmesine paralel olarak, EST kökenli DNA dizi temelli genetik varyasyon çalışmaları yaygın olarak yapılmaktadır (Soleimani ve ark., 2003). Son yıllarda SNP karakterizasyon çalışmalarında kullanılan allel spesifik hibridizasyon veya allel-spesifik oligonükleotid hibridizasyon (ASO), farklı DNA hedeflerindeki tek nükleotid pozisyonlarını hibridizasyon temelli tanımlanmasıdır. Hibridizasyon temelli problarda hatalı eşlenmeler olabilmekte ve bundan dolayı da daha dikkatli bir prob tasarımı ve hibridizasyon protokolü ihtiyacı doğurmaktadır. SNP temelli genotip karakterizasyonunda kullanılan DNA çipleri ve allel-spesifik PCR, fazla ürün elde edilmesi ve otomasyona uygunluğu açısından dikkat çekmektedir (Sobrino ve ark., 2005). 3.7. Organel Mikrosatellitleri Bitki organel genomları (kloroplast DNAmitokondriyal DNA) popülasyon genetiği çalışmaları ve filogenetik akrabalık ilişkilerinin ortaya çıkarılmasında yaygın olarak kullanılmaktadır (Soltis ve ark., 1992). Organel genom kalıtımı pek çok bitkide anneye bağlı olarak gerçekleşmekte, kloroplast ve mitokondri allelleri çekirdek allellerine göre farklı bir genetik yapı sergilemektedir (Provan ve ark., 1999a, 1999b). Çekirdek mikrosatellitleri yanında, bitki popülasyon genetiği, filogenetik ve evrimsel genetik çalışmalarında kullanılmak amacıyla kloroplast mikrosatellit (cpSSR) ve mitokondri mikrosatellit (mtSSR) temelli markörler geliştirilmiştir. Kloroplast mikrosatellitleri, pek çok bitki türünde sitoplazmik varyasyonların ortaya çıkarılmasında kullanılan etkili birer araçtırlar (Provan ve ark., 2001). Kloroplast mikrosatellitler, üreme sistemleri çalışmaları, polen ve tohum yoluyla gen akış oranlarının tespiti ve türler arası hibridizasyon çalışmalarında, genetik çeşitlilik çalışmalarında, filocoğrafik çalışmalarda etkili olarak kullanılmaktadırlar (Agarwal ve ark., 2008). Bitkilerdeki mtDNA hayvan hücrelerindeki mtDNA’ya göre daha karmaşık ve büyüktür. Bunun yanında, dairesel E.FİLİZ, İ.KOÇ kromozom şeklindeki mtDNA moleküler bir heterojenlik göstermekte ve yüksek orandaki reorganizasyon yeteneğinden dolayı bitki filogenetik çalışmalarında çok tercih edilmemektedir (Palmer, 1992). Özellikle açık tohumlu bitkilerde popülasyon farklılaşmalarının araştırılmasında heterojen özelliklerinden dolayı sıkça kullanılmaktadır (Sperisen ve ark., 2001). 3.8. CAPS (Kesilip Çoğaltılmış Polimorfik Diziler) PCR-RFLP olarak da bilinen CAPS (Cleaved Amplified Polymorphic Sequence), uygun primerler kullanılarak PCR ile çoğaltılmış DNA bölgelerinin restriksiyon enzimleriyle (endonükleaz) parçalanmasına dayanan ve sonucunda DNA parçacık uzunluk polimorfizminin elde edildiği bir tekniktir. DNA üzerinde meydana gelen SNP gibi tek nükleotid değişimleri ve eklenme-silinmeler (InDel) endonükleazların tanınma bölgelerini değiştirerek farklı uzunlukta DNA parçalarının oluşmasına neden olmaktadır. Lokus-spesifik PCR ürünlerinin bir veya birden fazla endonükleazla parçalanmasıyle oluşan ürünlerin agaroz veya poliakrilamid jelde yürütülmesine dayanmaktadır. CAPS markörleri kodominant, lokus spesifiktir ve homozigot-heterozigot allel ayrımını rahatlıkla yapabilmektedir (Konieczny ve Ausubel, 1993). CAPS metodunun avantajları arasında çok düşük miktarda DNA’ya ihtiyaç duyulması, kodominant allel ayrımını yapabilmesi, basit ve ucuz olması sayılabilir. Mutasyonlara bağlı olarak meydana gelen DNA dizi değişimleri endonükleazların tanıma bölgelerini etkileyerek sınırlayıcı etki oluşturabilmekte ve bundan dolayı SSR ve AFLP gibi yüksek polimorfizm elde edilmesini engellemektedir. Buna rağmen CAPS, gen haritalama çalışmalarında, moleküler tanımlama çalışmalarında yaygın olarak kullanılmaktadır (WeilandveYu, 2003). 3.9. SRAP (Dizi İlişkili Çoğaltılmış Polimorfizm) SRAP (Sequence-Related Amplified Polymorphism), açık okuma bölgelerini (ORF) hedef alan PCR temelli bir markör sistemidir ve ön primerler 17 nükleotitten, ters primerler 18 nükleotitten meydana gelmiştir. Bu primer çeşitlerinde 5’ ucunda 14 nükleotitten meydana gelen çekirdek dizinin (core sequence) spesifik olmayan 10–11 bazlık kısmına doldurma diziler (filler sequence), bu diziyi takiben ön primerler için CCGG dizisi, ters primerler için AATT dizisi gelmektedir. Çekirdek diziyi takiben çeşitlenmeyi sağlayan 3’ ucunda üç seçici nükleotidden meydana gelen dizilerin bulunduğu primerler tasarlanmıştır. Ön ve ters primerlerin doldurma dizilerinde en azından 10–11 nükleotid çeşidi birbirinden farklıdır. CCGG açısından zengin olan ön primerler genelde ekzonları, AATT bakımından zengin olan ters primerler genelde intron ve promotorları hedef almaktadır. SRAP tekniği, basit, ucuz, polimorfizm oranı yüksek, gen etiketleme ve cDNA parmak izi çalışmalarına uygun, seçilen bantların dizilenmesi açısından kolaylıklar barındırmaktadır (Li ve Quiros, 2001) ve farklı bitki türlerinde genetik haritalama, gen etiketleme ve genetik çeşitlilik çalışmalarında kullanılmaktadır (Budak ve ark., 2004; Filiz ve ark., 2009). 3.10. Markör Teknolojilerinde EST (İfade Edilmiş Dizi Etiketleri) Kullanımı Kodlama yapan genom bölgeleri mesajcı RNA’ya transkripte olarak protein sentezi için kalıplık görevi görmektedir ve günümüzde ters transkriptaz enzimi kullanarak RNA’dan komplementer DNA (cDNA) elde edilmektedir. cDNA RNA’dan üretilen kararlı bir yapı olup, yapısındaki intronlar kırpılarak (splicing) ekzonlardan oluşmuş, anlatımı yapılan bir genin dizilenmesi ile 5’ EST veya 3’ EST (Expressed Sequence Tag) olarak ifade edilirler (Jongeneel, 2000). 5’ EST genelde kodlama yapan bölgelerden (ekzon) elde edilir ve bu bölgeler genelde türler arası korunmuştur ve gen aileleri içinde çok fazla değişmezler. 3’ genelde kodlama yapmayan bölgelerde (intron) veya translasyona uğramayan bölgelerden (UTR) elde edilir ve kodlama yapan bölgelere oranla türler arasında daha az korunaklıdırlar. Günümüzde EST belirlenmesi çok hızlı ve kolay şekilde yapılabilmekte, dijital veri bankalarında yaklaşık 6.5 milyon EST dizisi bulunmaktadır. EST dizileri, gen transkriptlerinin belirlenmesi, gen keşifleri, gen anlatımı ve düzenlenmesiyle ilgili bilgi 211 22 Bitki Biyoteknolojisinde Moleküler Markörler edinilmesinde, dizi belirlenmesinde ve EST temelli RFLP, SSR, SNP, CAPS gibi önemli moleküler markör sistemlerinin geliştirilmesinde bir araç olarak kullanılmaktadır. Ayrıca, EST dizileri DNA mikroarray çalışmalarında gen anlatımlarının belirlenmesinde prob olarak, genetik bağlantı haritaları ve fiziksel haritaların oluşturulmasında da kullanılabilmektedir (Kurata ve ark., 1997; Davis ve ark., 1999). EST dizileri SSR dizileri için yararlı bir kaynaktır ve çeşitli bitki türlerindeki EST dizilerinin yaklaşık %1-5 arası 20 baz çifti veya daha fazla uzunlukta SSR bölgeleri barındırmaktadır (Kantety ve ark., 2002). ESTSSR bölgeleri, transkripte olmayan bölgelere oranla daha korunaklı olan transkripsiyon bölgelerinde bulunmakta ve yakın türlere transferleri mantıklı görünmektedir. EST dizilerinden elde edilen primerler kullanılarak ilgili bölgenin çoğaltılması ve dizilenerek kıyaslanması pek çok SNP’yi ortaya çıkarabilir. Temel olarak, EST markörleri ilgi alanındaki spesifik genlerin klonlanmasında, komple genom dizilenmesinde, çeşitli akraba organizmalardaki fonksiyonel genlerin haritalanmasında çok popülerdir (Kesawat ve Das, 2009). 3.11. TRAP (Hedef Bölge Çoğaltım Polimorfizmi) TRAP (Target Region Amplification Polymorphism) tekniği, PCR temelli hedefteki aday gen bölgeleri için polimorfik markör üretmek amacıyla biyoinformatik araçların ve EST veri bankalarının kullanılarak gerçekleştirilen hızlı ve etkili bir yöntemdir (Hu ve Vick, 2003). Markör üretmek için iki çeşit 18 nükleotid uzunluğunda primerler kullanılır. Primerler biri, veri bankasındaki EST dizilerine göre tasarlanmış sabit primerdir, diğer primer ise AT veya GC bakımından zengin çekirdek bölge taşıyan ekzon veya intronları hedef alan primerdir. TRAP tekniği, spesifik gen dizilerine yönelik genetik markör üretiminde, germplazm genotip karakterizasyonlarında ve markör yardımıyla ıslah çalışmalarında agronomik açıdan önemli karakterlerle ilgili genetik markörlerin üretilmesinde kullanılmaktadır (Hu ve ark., 2005). 212 4. Sonuç Genetik varyasyon kısaca DNA yapısındaki varyasyonların toplamı olarak ifade edilebilir. DNA dizisindeki değişimler aynı çerçeve içinde veya çerçeve kayması şeklinde etkisini gösterebilir ve bu değişimler nokta mutasyon, eklenme-silinme (InDel), transkripsiyon, translasyon veya protein yapısını etkileyecek değişik formlarda meydana gelebilir. Bu değişimlerin pek çoğu nötral değişimlerdir yani değişimler kendilerini fenotipte ortaya çıkaramamakta, gen veya tekrarlanan DNA bölgelerinde küçük değişimler olarak ortaya çıkabilmekte ve organizmanın fizyolojisinde zararlar oluşturmamaktadır. Restriksiyon enzimleri, DNA parçalarının jel yardımıyla ayrımı, Southern hibridizasyonu, PCR ve etiketli problar gibi araçlar moleküler markör tekniklerinin başarıyla uygulanmasına imkan sağlamaktadır (Jones ve ark., 2009). Günümüzde çok sayıdaki moleküler markör tekniklerinin geliştirilmesi sonucunda, bitki ve hayvan popülasyonlarının genetik analizleri, evrimsel ve ekolojik çalışmaların sayıları çok büyük bir hızda artmıştır. Her bir moleküler markör tekniğinin kendine özel prensipleri mevcut olup, temel sorunun farklı markör tekniklerinden en uygun olanın seçilmesi gözükmektedir. Moleküler markörlerde aranan özellikler, yüksek polimorfizm, kodominant kalıtım, genomda sık dağılım göstermesi, kolay ve hızlı olması, düşük maliyet ve tekrarlanabilir olması, popülâsyonlar ve türler arası transfer olabilmesidir. Fakat bu özelliklerin tümüne birden sahip olan hiçbir markör sistemi bulunmamakta ve bu yüzden yapılacak çalışmalarda markör sistemi seçilirken en fazla sayıda istenilen özelliği barındıran teknik tercih edilmelidir. Moleküler markörler, bitki varyetelerindeki ıslah ve markör yardımıyla seleksiyon çalışmalarında, filogenetik çalışmalarda, evrimsel ilişkilerin araştırılmasında etkili bir şekilde kullanılmaktadır. Geçmişteki evrimsel teoriler genelde morfolojik ve coğrafik farklılaşma temeline dayanmaktayken, moleküler biyolojideki son ilerlemeler genetik yapıların detaylarının aydınlatılmasını kolaylaştırmıştır. Pek çok sayıdaki PCR temelli markör teknikleri ve DNA dizileme teknolojileri çok çeşitli canlı E.FİLİZ, İ.KOÇ türlerinin filojenilerinin oluşturulmasına imkân tanımıştır (Slatkin, 1987). RFLP, ilk moleküler markör tekniği olup bitkilerde fiziksel haritalamada kullanılmış ve PCR teknolojisinin keşfiyle beraber RAPD, AFLP, SSR gibi teknikler geliştirilmiş, bu teknikler popülasyon genetiği çalışmalarında yaygın olarak kullanılmaktadır (Althoff ve ark., 2007). Kloroplast ve mitokondri SSR markörleri ebeveyn ilişkilerinin aydınlatılmasına yardımcı olarak ıslah ve evrimsel genetik çalışmalarına katkı sağlamaktadır. CAPS ve SNP gibi lokusa özel markörler, popülasyon gen havuzlarının allel varyasyonlarının tespitine yardımcı olmaktadır. Germplazm kaynaklarının genetik çeşitlilik seviyesinin değerlendirilmesinde, elit genotiplerin korunması ve belirlenmesinde, özellikle de kültür bitkilerinin ıslahında moleküler markörlerin katkısı çok önemlidir. Günümüzde gün geçtikçe sayısı artan ve fazlalaşan genom ve cDNA kütüphaneleri, EST dizileri gibi dijital veri bankası kaynakları gelecekteki yapılacak germplazm korumalarına ve bitki çalışmalarına büyük destek sağlayacaktır (Agarwal ve ark., 2008). Moleküler markörler son yıllarda küresel düzeyde tehlike olan iklimsel değişikliklere bitkilerin verdiği cevapların araştırılmasında da etkin olarak kullanılmaktadır. Küresel ısınma gibi değişikliklere maruz kalan bitkilerde mikro coğrafik olarak genetik değişikliklerin oluştuğu markör çalışmalarıyla ortaya çıkarılmıştır. Çevresel ve diğer değişikliklerin meydana getirdiği genetik yapı değişimlerinin ortaya çıkarılmasında da moleküler markörler hayati öneme sahiptir (Jump ve Peñuelas, 2005). Sonuç olarak, moleküler markör teknolojileri bitki biyoteknolojisi çalışmalarına yeni boyutlar kazandırmış, bitki genetiği, bitki ıslahı ve bitki genomik çalışmalarına büyük katkılar sağlamıştır. Kaynaklar Agarwal, M., N. Shrivastava ve H. Padh, 2008.Advances in molecular marker techniques and their applications in plant sciences. Plant Cell Rep, 27, 617–631. Althoff, D.M., M.A. Gitzendanner, K.A. Segraves, 2007. The utility of amplified fragment length polymorphisms in phylogenetics: a comparison of homology within and between genomes. Syst Biol, 56, 477–484. Budak, H., R.C. Shearman, I. Parmaksiz, R.E. Gaussoin, T.P. Riordan, I. Dweikat, 2004. Molecular characterization of Buffalograss germplasm using sequence-related amplified polymorphism markers. Theor Appl Genet, 108, 328–334. Caetano-Anolles, G., B.J. Bassam, P.M. Gresshoff, 1991.DNA amplification fingerprinting using very short arbitrary oligonucleotide primers. Biotechnol, 9, 553–557. Ching, A.D.A., Caldwell K.S., Jung M. ve ark.,, 2002. SNP frequency, haplotype structure and linkage disequilibrium in elite maize inbred lines.BMC Genet, 3, 19. Davis, G.L., M.D. Mcmullen, C. Baysdorfer, T. Musket, D. Grant ve ark.,, 1999. A maize map standard with sequenced core markers, grass genome reference points, and 932 expressed sequence tagged sites (ESTs) in a 1736 locus map. Genetics, 152, 1137– 1172. Desplanque, B., P. Boudry, K. Broomberg, P. SaumitouLaprade, J. Cuguen, H. Dijk, 1999. Genetic diversity and gene flow between wild, cultivated and weedy forms of Beta vulgaris L. (Chenopodiaceae), assessed by RFLP and microsatellite markers. Theor. Appl. Genet.,98, 1194–1201. Filiz, E., B.S. Ozdemir, M. Tuna, H. Budak, 2009. Diploid Brachypodium distachyon of Turkey: Molecular and Morphological analysis, Molecular Breeding of Forage and Turf, ed: Yamada T. and Spangenberg G., Springer Science, Pp: 83. Freudenreich, C.H., J.B Stavenhagen., V.A. Zakian, 1997. Stability of a CTG:CAG trinucleotide repeat in yeast is dependent on its orientation in the genome. Mol. Cell Biol., 4, 2090–2098. Gupta, M, Y.S. Chyi, J. Romero-Severson, J.L. Owen, 1994. Amplification of DNA markers from evolutionarily diverse genomes using single primers of simple sequence repeats. Theor. Appl. Genet., 89, 998-1006. Hu, J. ve B.A Vick, 2003. Target region amplification polymorphism: a novel marker technique for plant genotyping. Plant Mol Biol Rep, 21, 289–294. Hu, J., O.E Ochoa, M.J. Truco, B.A. Vick, 2005. Application of the TRAP technique to lettuce (Lactuca sativa L.) genotyping. Euphytica, 144, 225–235. Jeffreys, A.J., V. Wilson, S.L. Thein, 1985. Hypervariable “minisatellite” regions in human DNA. Nature, 314, 67-73. Jones, N., H. Ougham, H. Thomas, I. Pašakinskienë, 2009. Markers and mapping revisited: finding your gene. New Phytologist, 183, 935–966. Jongeneel, C.V., 2000. Searching the expressed sequence tag (EST) databases: panning for genes. Brief Bioinform 1: 76–92. Joshi, S.P., V.S. Gupta, R.K. Aggarwal, P.K. Ranjekar, D.S. Brar, 2000. Genetic diversity and phylogenetic relationship as revealed by inter simple sequence repeat (ISSR) polymorphism in the genus Oryza. Theor. Appl. Genet., 100, 1311–1320. 213 Bitki Biyoteknolojisinde Moleküler Markörler Jump, A.S. ve J. Peñuelas, 2005. Running to stand still: adaptation and the response of plants to rapid climate change. Ecol. Lett., 8, 1010–1020. Kantety, R.V., M.L Rota., D.E. Matthews, M.E. Sorrells, 2002. Data mining for simple-sequence repeats in expressed sequence tags from barley, maize, rice, sorghum, and wheat. Plant Mol. Biol., 48, 501–510. Kesawat, M.S. ve B.K Das, 2009. Molecular Markers: It's Application in Crop Improvement. J. Crop Sci. 213 Biotech., 12 (4),169 -181. Konieczny, A. ve F.M. Ausubel, 1993.Procedure for mapping Arabidopsis mutations using codominant ecotype-specific PCR-based markers. Plant J, 4, 403–410. Kurata, N., Y. Umehara, H. Tanoue, T. Sasaki, 1997. Physical mapping of the rice genome with YAC clones. Plant Mol. Biol., 35, 101–113. Li, G. ve C.F. Quiros, 2001. Sequence-related amplified polymorphism (SRAP), a new marker system based on a simple PCR reaction: its application to mapping and gene tagging in Brassica. Theor Appl Genet, 103, 455–546. Matsuoka, Y., S.E. Mitchell, S. Kresovich, M. Goodman, J. Doebley, 2002. Microsatellites in Zea-variability, patterns of mutations and use for evolutionary studies.Theor. Appl. Genet., 104, 436-450. Mian, M.A.R., A.A. Hopkins., J.C. Zwonitzer, 2002.Determination of genetic diversity in tall fescue with AFLP markers. Crop Sci, 42, 944–950. Miller, J.C. ve S.D. Tanksley, 1990.RFLP analysis of phylogenetic relationships and genetic variation in the genus Lycopersicon.Theor. Appl. Genet., 80, 437–448. Mullis, K.B. ve F. Faloona, 1987.Specific synthesis of DNA in vitro via polymerase chain reaction. Methods Enzymol, 155, 350–355. Nakamura, Y., M. Leppert, P. O'Connell, R. Wolff ve ark.,, 1987. Variable number tandem repeat (VNTR) markers for human gene mapping. Science, 235, 1616-1622. Palmer, J.D., 1992. Mitochondrial DNA in plant systematics: applications and limitations. Molecular Systematics of Plants, edited by P.S. Soltis, D.E. Soltis and J.J. Doyle, Chapman &Hall, London, 36– 39. Powell, W., G.C. Machray, ve J. Provan, 1996. Polymorphism Revealed by Simple Sequence Repeats. Trends in Plant Science, 1(7), 215-221. Provan, J., J.R. Russell, A. Booth, W. Powell, 1999a.Polymorphic chloroplast simple-sequence repeat primers for systematic and population studies in the genus Hordeum. Mol Ecol, 8, 505–511. Provan, J., N. Soranzo, N.J. Wilson, D.B. Goldstein, W.A. Powell, 1999b. Low mutation rate for chloroplast microsatellites. Genetics, 153, 943–947. Provan, J., W. Powell, P.M. Hollingsworth, 2001. Chloroplast microsatellites: new tools for studies in plant ecology and systematics. Trends Ecol Evol, 16, 142–147. 214 Sachidanandam, R., Weissman D., Schmidt S.C. ve ark.,, 2001. A map of human genome sequence variation containing 1.42 million single nucleotide polymorphisms.Nature, 409, 928– 933. Schlotterer, C., 2004. The evolution of molecular markers-just a matter of fashion? Nat. Rev. Genet., 5, 63-69. Slatkin, M., 1987. Gene flow and population structure of natural populations. Science, 263: 787–792. Sobrino, B., M. Briona, A. Carracedoa, 2005. SNPs in forensic genetics: a review on SNP typing methodologies. Forensic Sci. Int., 154, 181–194. Soleimani, V.D., B.R. Baum, D.A. Johnson, 2003. Efficient validation of single nucleotide polymorphisms in plants by allele-specific PCR, with an example from barley. Plant Mol Biol Rep, 21, 281– 288. Soltis, D.E., P.S. Soltis, B.G. Milligan, 1992. Intra specific chloroplast DNA variation: systematics and phylogenetic implications. In: Soltis P.S., Soltis D.E. (eds.) Molecular plant systematics, Chapman and Hall, New York, 117–150. Sperisen, C., U. Buchler, F. Gugerli, G. Ma´tya´s, T. Geburek, G.G. Vendramin, 2001. Tandem repeats in plant mitochondrial genomes: application to the analysis of population differentiation in the conifer Norway spruce. Mol Ecol, 10, 257–263. Sunyaev S., J. Hanke, A. Aydin, U. Wirkner, I. Zastrow, J. Reich, P. Bork, 1999. Prediction of nonsynonymous single nucleotide polymorphisms in human disease-associated genes. J Mol Med, 77, 754–760. Vos, P., R. Hogers, M. Bleeker, ve ark.,1995. AFLP: a new technique for DNA fingerprinting. Nucleic Acids Res., 23, 4407-4414. Weiland, J.J. ve M.H. Yu, 2003. A cleaved amplified polymorphic sequence (CAPS) marker associated with root-knot nematode resistance in sugarbeet. Crop Sci, 43, 814–881. Welsh, J. ve M. McClelland 1990.Fingerprinting genomes using PCR with arbitrary primers. Nucleic Acids Res, 18, 7213–7218. Williams, J.G.K., A.R. Kublelik, K.J. Livak, J.A. Rafalski, S.V. Tingey 1990. DNA polymorphism's amplified by arbitrary primers are useful as genetic markers. Nucleic Acids Res., 18, 6531- 6535. Young, N.D., Menancio-Hautea D., Fatokun C.A., Danesh D. 1992. RFLP technology, crop mprovement and international agriculture. In G Thottappilly, LM Monti, DR Moham, AW Moore, eds, Biotechnology: Enhancing research on tropical crops in Africa. Technical Center for Agriculture and Rural Cooperation, International Institute of Tropical Agriculture, 221–230. Zietkiewicz, E., A. Rafalski, D. Labuda, 1994. Genome fingerprinting by simple sequence repeats (SSR)anchored PCR amplification. Genomics, 20, 176183. GOÜ, Ziraat Fakültesi Dergisi, 2011, 28(2), 215-225 Tokat İli Merkez İlçede Çiftçilerin Tarımsal Girdi Temininde Kredi Kartı Kullanımlarının İncelenmesi Murat SAYILI Faruk ADIGÜZEL Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarım Ekonomisi Bölümü, Tokat Özet: Bu araştırmada, Tokat ili Merkez ilçede kredi kartı kullanan çiftçilerin sosyal ve ekonomik yapıları, kredi kartı kullanım durumları ve kredi kartı kullanımlarını etkileyen faktörler ortaya konulmuştur. Araştırmada, Ekim-Aralık 2009 döneminde 66 adet çiftçi ile anket yapılmış ve elde edilen veriler yapılan analizlerde kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre; anket yapılan çiftçilerin tamamı çiftçi kredi kartı kullanmakta, çoğunluğu 1 adet kredi kartına sahiptir ve çiftçi kredi kartını kullananların çoğunluğu bunu gerekli görmektedir. Kredi kartı limiti ortalama 3033.99 TL ve kredi kartı kullanım tutarı ortalama 4581.06 TL/yıldır. Varyans analizi sonucuna göre; kredi kartı kullanım tutarında yaş ve tarımsal satış tutarının etkili, buna karşın mesleki deneyim, eğitim durumu, ailedeki birey sayısı, arazi büyüklüğü ve tarımsal girdi kullanım tutarının ise etkili olmadığı sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Kredi kartı, çiftçi, girdi temini, Tokat ili Merkez ilçe The Investigation of Farmers Credit Card Usage for Supply of Agricultural Input in the Central District of Tokat Province Abstract: In this study, the central district of Tokat province of farmers’ social and economic structures that use credit card, utilization of credit cards, and the factors that influence the credit card usage have been determined. The survey was made with 66 farmers in October to December in 2009 and the data obtained belongs to the year 2009. According to research findings, all of the farmers surveyed use credit card and most of them have one credit card. The majority of farmers who use credit card consider the necessity of credit card. The average credit card limit is 3033.99 TL/year and average amount used from credit card is 4581.06 TL/year, used mostly for input. According to the results in the analysis of variance; age and the amount of agricultural sales are statistically affected for credit card usage, whereas the professional experience, educational level, number of individuals in the family, the size of land and the amount of agricultural inputs were not found to be statistically important for credit card usage. Key words: Credit card, farmer, input, Central District of Tokat Province 1. Giriş Türkiye ekonomisi ve tarım sektörü açısından tarımsal finansmanın önemi, diğer gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi doğal, teknik ve ekonomik nedenlerle doğan tarımsal finansman ihtiyacının yeterli düzeyde ve zamanında karşılanması noktasında toplanmaktadır. Tarımda sermayenin yeterli ve işletme bünyesine uygun bulunması, verimli ve rantabl çalışmada önemli bir faktördür. Bilindiği gibi, tarımda kullanılan sermayenin sağlanması veya miktarının arttırılabilmesi için iki yol bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, tarım işletmelerinde gelirin bir bölümünün tasarruf edilmesi, ikincisi ise işletmeye dış kaynaklardan sermaye sağlanmasıdır (Artukoğlu, 1993). Tarımsal ürünlerin genellikle yılda bir kez satılması ve üretimi için tüm yıl boyunca masraf yapılmasının gerektiği gibi hususlar nedeniyle sermayenin devir hızı yavaş olmakta, tasarruf yoluyla sermaye oluşturmanın güçlüğü nedeniyle kullanılabilir sermaye genellikle yetersiz kalmaktadır. Bu durum, Türkiye’de tarım işletmelerinin modernleşmesini, üretimin artmasını ve üreticilerin gelir düzeylerinin yükseltilmesini engellemektedir. Sermaye yetersizliği içerisinde bulunan üreticilerin üretim faaliyetlerine devam edebilmeleri, girdi alımını ve yatırımlarını aksatmadan yapabilmeleri için uygun şartlarla desteklenmeleri gerekli görülmektedir. Ayrıca tarımsal faaliyetlerin doğal koşullar altında başta hava olayları olmak üzere dış etkilere açık olması çeşitli risk ve belirsizlikler yaratarak işletmelerin sermaye yapısının bozulmasına neden olabilmektedir (Bülbül, 2006). Üreticilerin gelirlerinin artırılması, işletmelerin genişletilmesi, yeni yatırımlara gidilebilmesi ve yeni tekniklere yer verilebilmesi için, yetersiz durumda bulunan öz 215 Tokat İli Merkez İlçede Çiftçilerin Tarımsal Girdi Temininde Kredi Kartı Kullanımlarının İncelenmesi kaynakların işletme dışından sağlanacak ilave sermaye ile desteklenmesi gerekmektedir (İspir, 1992). Bir başka ifadeyle, özellikle küçük işletmelerin üretimlerini ve gelirlerini arttırıcı girişimlerde bulunabilmeleri için işletme dışı fonlara yönelimleri zorunlu hale gelmektedir (Artukoğlu, 1993). Tarımsal kredi, “her çeşit gerçek tarımsal üreticilerin üretim faaliyetlerini temin etme, iyileştirme veya çoğaltma amacıyla çeşitli üretim araçlarını elde etmek ve çeşitli nevideki işletme ve tesisat masraflarını karşılamak hususunda öz sermayenin kâfi gelmediği hallerde nakit sermayeyi tamamlamak için doğrudan doğruya üretimde kullanmak zorunda kaldıkları, ekonomik fayda ve tesiri kısa veya uzun süren yabancı sermaye” olarak tanımlanabilir (Sayın, 1969). Tarım sektöründe yatırımların yapılması ve sorunların çözümünde kredi başlıca bir araçtır. Tarımsal kredi direkt bir araç olmaktan çok, girdilerin temininde bir araç olarak düşünülebilir (Artukoğlu, 1993). Kredi kaynakları genel anlamda iki grupta incelenmektedir. Bunlar; kurumsallaşmış kredi kaynakları ve kurumsallaşmamış kredi kaynaklarıdır. Şahıslardan alınan krediler kurumsallaşmamış kredileri, banka vb. kurumlardan alınan krediler de kurumsallaşmış kredileri teşkil eder. Türkiye’de mevcut kredi kurumları tarafından açılan kredilerin tarımın finansmanı için yeterli olmadığı durumlarda, işletmeler kurumsallaşmamış kredi kaynaklarına başvurmaktadırlar. Kurumsallaşmamış kredi kaynaklarından yani şahıslardan alınan krediler genellikle kısa vadeli, yüksek faizli ve ödeme koşulları ağır olan kredilerdir. Kurumsallaşmamış kredi kaynakları; akrabalar, köyden biri, tüccar veya esnaflar, faizci ve tefeciler olabilmektedir. Kurumsallaşmış kredi kaynakları, kredi işlemlerini belirli esaslara göre yürüten kamu ve özel kuruluşlardır. Bu kurumlar kanun ve yönetmeliklerle kurulmuş olup, faiz oranlarını istedikleri gibi değiştiremezler. Kurumsallaşmış kredi kaynaklarında genellikle faiz oranları şahıslardan sağlanan kredilere oranla çok daha düşük olmaktadır. Fakat tarım üreticilerine kredi sağlayan kurumlar nitelikleri ve fonksiyonları açısından önemli faklılıklar göstermektedir. Türkiye’de tarıma kredi vermek 216 üzere teşkilatlanmış olan kuruluşlar; T.C. Ziraat Bankası, Tarım Kredi Kooperatifleri, Tarım Satış Kooperatifleri, özel banka ve şirketlerdir (Özcan, 2009). Kredi kartı; mülkiyeti kendilerine ait olmak üzere banka ya da finansal kuruluşların müşterilerine önceden belirlenen limitlerde, anlaşmalı işyerlerinden yurtiçi ve yurtdışında mal ve hizmet satın alma ile nakit ödeme birimleri veya otomatik ödeme makinelerinden nakit çekimlerde kullanılmak amacıyla verilen karttır (Yılmaz, 2000). Kredi kartı, kart kullanıcılarına nakit para taşımaksızın alış-veriş yapmasına olanak tanıyan ya da nakit çekme kolaylığı sağlayan bir çeşit ödeme aracıdır. Kredi kartının en temel özelliği, bireyin bir malı alırken o anda kredi imkânı yaratmasıdır. Kredi kartlarının başlıca; mal ve hizmetler için ödeme aracı, nakit temin etme aracı ve devamlı nitelikli bir kredi kaynağı olarak 3 ana fonksiyonu bulunmaktadır (Kükrer, 2006). Sermaye eksikliklerini dış kaynaklardan gidermeye çalışan çiftçilere alternatif bir imkân olarak bankalar tarafından sunulan girdi temini ve nakit çekim özellikleri olan kredi kartlarının kullanımlarının irdelenmesi önem arz etmektedir. Bu amaçla çalışmada, Tokat ili Merkez ilçede girdi temini için kredi kartı kullanan çiftçilerin sosyal ve ekonomik yapıları, kredi kartı kullanım durumları ve kredi kartı kullanımlarını etkileyen faktörler ortaya konulmuştur. 2. Materyal ve Yöntem Çalışmanın materyalini, Tokat ili Merkez ilçede tarımsal üretimin yoğun olarak yapıldığı, dolayısıyla tarımsal girdi kullanım düzeyinin yüksek olduğu toplam 26 adet köy ya da kasabadan (Aktepe, Akyamaç, Bakışlı, Ballıdere, Behram, Büyükyıldız, Çamağzı, Çat, Daylahacı, Gaziosmanpaşa, Gözova, Güryıldız, Karakaya, Kemalpaşa, Kılıçlı, Kızılköy, Kömeç, Küçükyıldız, Ortaören, Ortaköy, Söngüt, Şenköy, Taşlıçiftlik, Tekneli, Yatmış ve Yazıbaşı) 66 adet işletme ile yapılan anketlerden elde edilen veriler oluşturmaktadır. Anket yapılacak işletme sayısının (örnek hacmi) belirlenmesinde Basit Tesadüfî Örnekleme Yöntemi kullanılmıştır (Dixon and Massey, 1969): M.SAYILI, F.ADIGÜZEL n N S2 t2 N 1 E 2 S 2 t 2 Formülde; n = Örnek hacmi, N = Popülâsyondaki işletme sayısı, S = Standart sapma, t = Tablo değeri (1.86), E = Hata’dır. Örnek hacminin tespitinde %95 güven aralığı ve %10 hata payı ile çalışılmış ve örnek hacmi 66 olarak belirlenmiştir. Anketler, Ekim-Aralık 2009 döneminde uygulanmıştır. Çalışmada ilk olarak, ankete katılan çiftçilerin sosyo-ekonomik özellikleri ile sosyal katılım ve çevresel ilişkileri incelenmiştir. Bununla birlikte, çiftçilerin kredi kartı kullanımlarına ilişkin bilgiler detaylı olarak verilmiştir. Ayrıca, çiftçilerin sosyo-ekonomik özellikleri ile kredi kartı kullanım durumları arasındaki ilişkiler varyans analizleri ile ortaya konulmuştur. Bağımsız örneklemeler için tek-faktörlü (yönlü) varyans analizi veya F testi, tek bir bağımsız değişkene ilişkin iki ve daha fazla grubun bağımlı bir değişkene göre ortalamalarının karşılaştırılmasıdır. Ortalamalar arasındaki farkın belirli bir güven düzeyinde (%95, %99 gibi) anlamlı olup olmadığını test etmek amacıyla kullanılan istatistiksel bir tekniktir (Vural ve Kılıç, 2005). Diğer bir ifadeyle, normal dağılıma sahip iki veya daha fazla ana kütlenin birlikte değerlendirilerek, aralarında anlamlı bir fark bulunup bulunmadığının araştırıldığı bir tekniktir. Tek değişkenli F sınama tekniğinde, k sayıda örnek kütle ortalamasının normal dağılıma sahip aynı ana kütleden alınmış tesadüfî örnekleme ortalamaları olduğu ve aralarında bir fark bulunmadığı, bulunsa bile bu farkın tesadüfî hatalardan kaynaklandığı şeklindeki H0 hipotezi sınanmaktadır. F sınama istatistiğinin hipotezleri şunlardır: H0 : μ1 = μ2 = … = μk H1 : μ1 ≠ μ2 ≠ … ≠ μk Bu hipotezlerden H0 hipotezi, k sayıdaki ana kütle ortalamasının birbirine eşit olduğunu, H1 karşıt hipotezi ise, bu ortalamaların birbirine eşit olmadığını belirtmektedir. Burada H0’ın reddedilmesi için, en az iki ortalamanın birbirinden farklı olması yeterli görülmektedir. Gruplar arası varyans ortalama farklarından ileri gelen değişkenliği; gruplar içi varyans ise, tesadüfî nedenlere bağlı değişkenliği ölçmektedir. Eğer ana kütle ortalamaları farklıysa, gruplar arası varyans diğerine göre daha büyük olacaktır. Bu farkın anlamlı olduğunu anlamak için; gruplar arası varyans daima F oranının payına, gruplar içi varyans ise paydasına yazılmaktadır. Örnek kütleden elde edilen verilerden sınama istatistik değeri (F) hesaplandıktan sonra bu değer, 0.01 veya 0.05 gibi bir önem düzeyinde ve pay ile paydanın serbestlik derecesine göre F dağılım çizelgesinden elde edilen kritik değerle (Fk) karşılaştırılır. Eğer, sınama istatistik değeri kritik değerden büyükse (F > Fk) H0 hipotezi reddedilir, aksi durumda H0 reddedilemez (Tekin, 2009). Uygulanan varyans analizi sonucunda H0 hipotezinin reddedilmesi; tüm grup ortalamaları arasındaki farklılıkların önemli olduğu anlamına gelmemektedir. Bunun için söz konusu farklılığın hangi gruplardan kaynaklandığının ortaya konulması gerekmektedir. Bu bakımdan tüm ikili grup bileşimlerinin ortalamaları arasındaki farklar En Küçük Önemli Fark (Least Significant Difference = LSD) kontrolü ile değerlendirilmiştir (Sokal and Rohlf, 1969). 3. Araştırma Bulguları 3.1. İncelenen İşletmelerde Çiftçilerin SosyoEkonomik Özellikleri Çiftçilerin yaş gruplarına göre dağılımı incelendiğinde; %28.79’u 25-40 yıl arası, %33.33’ü 41-50 yıl arası ve %37.88’i ise 51 yıl ve üzeri yaşlardaki kişilerden oluşmaktadır (Çizelge 1). Ankete katılan çiftçilerin tamamı erkek olup, yaş ortalaması 46.61 yıl’dır. Araştırma kapsamında anket uygulanan çiftçilerin %27.28’inin 10-20 yıl arası, %36.36’sının 21-35 yıl arası ve %36.36’sının 36 yıl ve üzeri mesleki deneyime sahip oldukları saptanmıştır (Çizelge 2). Çiftçilerin ortalama mesleki deneyim süresi 30.86 yıl’dır. Çizelge 1. İncelenen İşletmelerde Çiftçilerin Yaş Durumu YAŞ GRUPLARI Frekans Oran Ortalama (yıl) (adet) (%) (yıl) 25 – 40 19 28.79 35.32 41 – 50 22 33.33 45.86 51 – + 25 37.88 55.84 TOPLAM 66 100.00 ORTALAMA 46.61 217 Tokat İli Merkez İlçede Çiftçilerin Tarımsal Girdi Temininde Kredi Kartı Kullanımlarının İncelenmesi Çizelge 2. İncelenen İşletmelerde Çiftçilerin Mesleki Deneyimi MESLEKİ Frekans Oran Ortalama DENEYİM (yıl) (adet) (%) (yıl) 10 – 20 18 27.28 17.06 21 – 35 24 36.36 29.42 36 – + 24 36.36 42.67 TOPLAM 66 100.00 ORTALAMA 30.86 İşletmelerde çiftçilerin çoğunluğunun ilkokul mezunu (%75.76) olduğu belirlenmiş olup, bunu sırasıyla %12.12 ile ortaokul mezunu, %7.58 ile lise mezunu, %3.03 ile üniversite mezunu ve %1.51 ile de okur-yazar olanlar izlemektedir. Ankete katılan çiftçilerin tamamı evlidir. Çiftçilerin eşlerinin eğitim durumu incelendiğinde, %81.82’sinin ilkokul mezunu, %7.58’inin okur-yazar değil, %6.06’sının okuryazar, %3.03’ünün ortaokul mezunu ve %1.51’inin de lise mezunu olduğu saptanmıştır. İncelenen işletmelerde ailelerin çoğunluğu (%40.91) kalabalık bir aile yapısına (birey sayısı 7 kişi ve daha fazla) sahip olup, genel itibariyle aile başına düşen birey sayısı 6.17 kişidir (Çizelge 3). Çizelge 3. İncelenen İşletmelerde Ailedeki Birey Sayısı BİREY SAYISI Frekans Oran Ortalama (kişi) (adet) (%) (kişi) 2–4 18 27.27 3.11 5–6 21 31.82 5.57 7–+ 27 40.91 8.67 TOPLAM 66 100.00 ORTALAMA 6.17 Görüşülen çiftçilerin çoğunluğunun kalabalık bir aile yapısına sahip olmasına karşın, işletmede çalışan birey sayısı %59.09 ile 1-2 kişi ve %40.91 ile 3 kişi ve daha fazladır (Çizelge 4). Aile başına ortalama çalışan birey sayısı 2.65 kişi olarak belirlenmiştir. Çizelge 4. İncelenen İşletmelerde Ailede Çalışan Birey Sayısı ÇALIŞAN BİREY Frekans Oran Ortalama SAYISI (kişi) (adet) (%) (kişi) 1–2 39 59.09 1.62 3–+ 27 40.91 4.15 TOPLAM 66 100.00 ORTALAMA 2.65 218 İncelenen işletmelerin uğraştıkları tarımsal faaliyetler çok çeşitlidir. Çiftçilerin %84.85’i tarla bitkileri, %43.94’ü besi hayvanı, %36.36’sı sebze, %34.85’i meyve, %33.33’ü süt hayvanı ve %3.03’ü ise koyun yetiştiriciliği ile geçimlerini sağladıklarını ifade etmişlerdir. İncelenen işletmelerde arazi mülkiyet durumu incelendiğinde; %43.94’ünün sadece özmülk, %1.51’inin sadece kiralanan arazi, %25.76’sının özmülk + kiralanan arazi, %24.24’ünün özmülk + ortağa alınan arazi ve %4.55’inin ise özmülk + kiralanan + ortağa alınan arazi üzerinde tarımsal üretim yaptıkları tespit edilmiştir (Çizelge 5). Çizelge 5. İncelenen İşletmelerde Arazi Mülkiyet Durumu ARAZİ MÜLKİYET Frekans Oran Ortalama DURUMU (adet) (%) (da) Sadece Özmülk 29 43.94 53.55 Sadece Kira 1 1.51 5.00 Özmülk+Ortak 16 24.24 79.91 Özmülk+Kira 17 25.76 47.38 Özmülk+Ortak+Kira 3 4.55 118.33 TOPLAM 66 100.00 ORTALAMA 60.56 Araştırma kapsamındaki işletmelerde arazi genişlikleri incelendiğinde; %37.88’inin 51 da ve üzeri (114.02 da/işletme), %33.33’ünün 2650 da arası (37.07 da/işletme) ve %28.79’unun ise 25 da ve daha düşük araziye (17.42 da/işletme) sahip oldukları saptanmıştır (Çizelge 6). Genel itibariyle işletme başına düşen ortalama arazi genişliği 60.56 da’dır. Çizelge 6. İncelenen İşletmelerde Arazi Genişliği ARAZİ Frekans Oran Ortalama GENİŞLİĞİ (da) (adet) (%) (da) 0 – 25 19 28.79 17.42 26 – 50 22 33.33 37.07 51 – + 25 37.88 114.02 TOPLAM 66 100.00 ORTALAMA 60.56 İncelenen işletmelerde tarımsal girdi temini için %22.73 ile 5000 TL, %25.76 ile 5001-7500 TL arası, %21.21 ile 7501-10000 TL arası ve %30.30 ile de 10000 TL’den daha fazla yıllık ortalama harcama yapıldığı tespit edilmiştir (Çizelge 7). Araştırma kapsamındaki işletmelerde işletme başına yıllık harcama miktarı ortalama 8453.03 TL’dir. M.SAYILI, F.ADIGÜZEL Çizelge 7. İncelenen İşletmelerde Tarımsal Girdi İçin Harcama Tutarı GİRDİ HARCAMA Frekans Oran Ortalama TUTARI (TL/yıl) (adet) (%) (TL) 0 – 5000 15 22.73 3060.07 5001 – 7500 17 25.76 6124.71 7501 – 10000 14 21.21 8769.93 10001 – + 20 30.30 14255.00 TOPLAM 66 100.00 ORTALAMA 8453.03 İncelenen işletmelerde farklı üretim faaliyetlerinin yer almasından dolayı elde edilen gelir de değişiklik göstermektedir. İşletmelerin %37.88’inin 12500 TL/yıl’dan daha az, %27.27’sinin 12501-25000 TL/yıl arası ve %34.85’inin ise 25001 TL/yıl’dan daha fazla tarımsal ürün satış geliri elde ettiği saptanmıştır (Çizelge 8). İşletme başına elde edilen yıllık tarımsal ürün satış tutarı 20395.64 TL’dir. Çizelge 8. İncelenen İşletmelerde Tarımsal Satış Tutarı TARIMSAL SATIŞ Frekans Oran Ortalama TUTARI (TL/yıl) (adet) (%) (TL) 0 – 12500 25 37.88 6982.60 12501 – 25000 18 27.27 18369.06 25001 – + 23 34.85 36561.05 TOPLAM 66 100.00 ORTALAMA - 20395.64 İncelenen işletmelerin %43.94’ü tarım dışı faaliyetlerden gelir elde etmekte olup, bu değer işletme başına 9086.90 TL’dir. Araştırma kapsamındaki işletmelerde en fazla satın alınan girdi motorin (%100.00) olup, bunu sırasıyla %98.48 ile bitki ve hayvan ilaçları, %93.94 ile kimyevi gübre, %66.67 ile kesif (fabrika) yem, %59.09 ile tohum-fide, %22.73 ile diğer hayvan yemleri, %21.21 ile de çiftlik gübresi takip etmektedir (Çizelge 9). Çizelge 9. İncelenen İşletmelerde Satın Alınan Tarımsal Girdiler* Frekans Oran TARIMSAL GİRDİLER (adet) (%) Tohum-fide 39 59.09 Kimyevi gübre 62 93.94 Çiftlik gübresi 14 21.21 Motorin 66 100.00 Hayvan yemi (yem fabrikasında 44 66.67 üretilen) Hayvan yemi (silaj, ot, saman vs.) 15 22.73 Bitki ve hayvan ilaçları 65 98.48 * Birden fazla şık işaretlendiğinden dolayı, toplam %100.00’ü aşmaktadır. 3.2. İncelenen İşletmelerde Çiftçilerin Sosyal Katılım ve Çevresel İlişkileri İncelenen işletmelerin yoğun olarak İl/İlçe Tarım Müdürlükleri, T.C. Ziraat Bankası ve diğer bankalarla azımsanmayacak bir ilişki içerisinde oldukları saptanmıştır (Çizelge 10). İşletmelerin %56.06’sı İl/İlçe Tarım Müdürlükleri, %53.03’ü T.C. Ziraat Bankası ve %62.12’si ise diğer bankaları yılda 3’ten daha fazla ziyaret etmektedirler. Buna karşın, kooperatif ve üretici birlikleri ile irtibat düşük düzeyde olup, %84.85’i Üretici Birliklerini, %51.51’i Pancar Ekicileri Kooperatifini ve %50.00’si ise Tarım Kredi Kooperatiflerini hiç ziyaret etmediklerini ifade etmişlerdir. Çizelge 10. İncelenen İşletmelerde Çiftçilerin Tarımsal Kuruluşları Ziyaret Etme Sıklığı ZİYARET ETME SIKLIĞI TARIMSAL Hiç Yılda 1 kez Yılda 2 kez Yılda 3 kez KURULUŞLAR Frekans Oran Frekans Oran Frekans Oran Frekans Oran (adet) (%) (adet) (%) (adet) (%) (adet) (%) Tarım İl/İlçe Müd. 9 13.64 4 6.06 6 9.09 10 15.15 T.C. Ziraat Bankası 15 22.73 4 6.06 7 10.61 5 7.57 Diğer Bankalar 12 18.18 3 4.55 6 9.09 4 6.06 Tarım Kredi Koop. 33 50.00 1 1.51 4 6.06 3 4.55 Pancar Ekicileri Koop. 34 51.51 2 3.03 3 4.55 2 3.03 Üretici Birlikleri 56 84.85 4 6.06 0 0.00 0 0.00 Diğer Koop./Birlikler 64 96.97 0 0.00 0 0.00 0 0.00 İncelenen işletmelerde çiftçilerin %40.91’inin haftada 2-3 kez, %28.79’unun her gün, %19.70’inin haftada 1 kez, %7.57’sinin 15 günde 1 kez ve %3.03’ünün ise ayda 1 kez şehre gittikleri belirlenmiştir. Çiftçilerin şehre gitme nedenleri çok çeşitli olup, bunlar; %75.76 ile gıda ve giyim ihtiyaçları temini, %39.39 ile Yılda 3’ten fazla TOPLAM Frekans Oran Frekans Oran (adet) (%) (adet) (%) 37 56.06 66 100.00 35 53.03 66 100.00 41 62.12 66 100.00 25 37.88 66 100.00 25 37.88 66 100.00 6 9.09 66 100.00 2 3.03 66 100.00 akraba-eş-dost ziyareti, %28.79 ile hastaneye gitme-ilaç alma, %27.27 ile resmi işler, %21.21 ile ürün pazarlama, %7.58 ile çalışma, %12.12 ile ise nedensiz olarak saptanmıştır. Anket uygulanan çiftçilerin büyük çoğunluğunun (%80.30) köy ya da beldede herhangi bir idari görevlerinin bulunmadığı 219 Tokat İli Merkez İlçede Çiftçilerin Tarımsal Girdi Temininde Kredi Kartı Kullanımlarının İncelenmesi belirlenmiş olup, idari bir görevi bulunan (%19.70) kişilerin ise %53.85’i aza, %38.46’sı muhtar ve %7.69’u ise belediye encümeni olarak görev yaptıklarını belirtmişlerdir. Ayrıca görüşülen çiftçilerin %22.73’ünün dernek, vakıf ve parti üyelikleri bulunmaktadır. İncelenen işletmelerin kitle iletişim araçlarını kullanmalarına yönelik ilginç bulgular elde edilmiştir. Çiftçilerin %87.88’i hiç sinemaya gitmediklerini ifade ederlerken, %6.06’sı 1 kez, %4.55’i 3 kez ve %1.51’i ise 2 kez sinemaya gittiklerini belirtmişlerdir. Kişilerin %89.39’unun her gün televizyon izledikleri tespit edilmiş iken arada-sırada izleyenlerin oranı %9.09 ve haftada 1-2 kez izleyenlerin oranı ise %1.52’dir. Çiftçilerin çoğunluğu (%60.61) radyo dinlemediklerini, %31.82’si arada-sırada ve %7.57’si ise her gün radyo dinlediklerini ifade etmişlerdir. Ankete katılan çiftçilerin çoğunluğunun gazete, dergi, broşür gibi basılı yayınları okumadıkları belirlenmiştir. Öyle ki, kişilerin %40.91’inin hiç gazete okumadıkları, diğer yandan %56.06’sının arada-sırada, %3.03’ünün ise her gün gazete okudukları tespit edilmiştir. Benzer şekilde, çiftçilerin %74.24’ünün hiç dergi ve broşür okumadıkları, buna karşın %24.24’ünün arada-sırada, %1.52’sinin ise her gün okudukları saptanmıştır. Çiftçilerin %84.85’i evlerinde bilgisayar bulunmadığını beyan etmişlerdir. Evlerinde bilgisayar bulunan (%15.15) kişilerin %60.00’ında internet olduğu saptanmıştır. İnternetin daha çok evdeki öğrenciler tarafından ders, ödev vs. amaçlarla kullanıldığı belirlenmiştir. Evlerinde internet bulunan çiftçilerin %50.00’si her gün ve diğer %50.00’si ise haftada 1-2 kez sıklıkla internet kullanıldığını ifade etmişlerdir. 3.3. İncelenen İşletmelerde Çiftçilerin Kredi Kartı Kullanımları İncelenen işletmelerdeki çiftçilerin %54.55’inin kredi kartına (çiftçi kredi kartı hariç) sahip oldukları belirlenmiştir. Çiftçiler birçok nedenle kredi kartı kullanmadıklarını ifade etmişlerdir. Kredi kartı kullanmayan çiftçiler bunun nedenlerini; %43.33 ile kredi kartı edinmeyi veya kullanmayı hiç düşünmeme, %16.67 ile kredi kartı konusunda mağdur olan insanların durumlarından etkilenme, %13.33 ile bankanın istediği şartları yerine getirememe, %6.67 ile 220 sabit bir geliri olmadığı için kredi kartı borcunu ödeyemeyeceği endişesi, %6.67 ile kredi kartını gereksiz bulma, %3.33 ile kredi kartını kullanmayı hiç bilmeme, %3.33 ile kredi kartının harcama yapmayı teşvik ettiğini düşünme, %3.33 ile kredi kartı faiz oranının yüksek olması ve %3.33 ile de çocuklarının kredi kartı olduğu için kendisinin alma ihtiyacı hissetmemesi olarak belirtmişlerdir. Araştırma kapsamındaki çiftçilerin tamamı, bankaların çiftçilere yönelik hizmete sundukları tarımsal girdi temin etme amacı ile kullanabilecekleri kredi kartına (çiftçi kredi kartı) sahiptirler. Kişilerin %92.42’sinde bu kredi kartlarından sadece 1 adet, %7.58’sinde ise 2 adet bulunduğu saptanmıştır. Kişilerin ailelerinde kendilerinden başka hiç kimsede kredi kartının bulunmadığı da saptanmıştır. İncelenen işletmelerde çiftçilerin %15.15’i tarımsal girdi temini amaçlı kredi kartını gerekli görürken, %84.85 gibi büyük bir çoğunluğu ise bu tip kredi kartını gerekli görmemektedirler. Kredi kartının gerekli görülme nedenleri; %96.43 ile nakit para olmadığı zaman tarımsal girdi temininde (özellikle motorin) ve nakit para çekiminde (kullanmada) kolaylık sağlaması, %3.57 ile ise başkalarından borç isteme alışkanlığının olmaması olarak tespit edilmiştir. Kredi kartının gerekli görülmeme nedenleri ise; faiz oranının yüksek olması (%50.00), kredi kartı limitinin yetersiz olması (%20.00), kredi kartı kullanımının faizsiz olduğunun söylenmesine karşın yıllık ücret, sigorta vs. şekilde ücret talep edilmesi (%10.00), kredi kartının nasıl kullanılacağını bilememe (%10.00) ve zamanında borcu ödeyememe endişesidir (%10.00). Çiftçilerin sahip oldukları kredi kartının limitlerinin; %39.39 ile 1501-2500 TL arası, %34.85 ile 2501 TL ve daha fazla, %25.76 ile de 1500 TL ve daha aşağı olduğu ifade edilmiştir (Çizelge 11). Ortalama kredi kartı limiti 3033.33 TL’dir. Çizelge 11. İncelenen İşletmelerde Çiftçilerin Kredi Kartı Limitleri KART Frekans Oran Ortalama LİMİTLERİ (TL) (adet) (%) (TL) 0 – 1500 17 25.76 1170.59 1501 – 2500 26 39.39 2134.62 2501 – + 23 34.85 5426.09 TOPLAM 66 100.00 ORTALAMA 3033.33 M.SAYILI, F.ADIGÜZEL Çiftçilerin yıllık ortalama kredi kartı kullanım tutarları 4581.06 TL’dir. Çiftçilerin %24.24’ü kredi kartı sahibi olduktan ve kullanmaya başladıktan sonra harcamalarında artış olduğunu, %75.76’sı ise herhangi bir değişikliğin olmadığını belirtmişlerdir. Çiftçilerin %83.33’ü tarımsal girdi temini amaçlı kullanılan kredi kartının sağladığı imkânları ya da kolaylıkları bildiklerini ifade etmişlerdir. Bilinen bu imkânlar ya da kolaylıklar; %87.27 ile satın alınan motorin bedelinin faizsiz olarak belli bir süre sonra ödenebilmesi, %38.18 ile nakit çekim imkânı ve %9.09 ile de motorin dışında kalan diğer tarımsal girdi alımlarında kolaylık sağlamasıdır. İncelenen işletmelerde çiftçilerin %77.27’si kredi kartı için bankanın talep ettiği şartları (kefil, ÇKS belgesi, hayvan soy kütüğü belgesi, kişinin üzerine kayıtlı arazi için tapu kaydı gibi) bildiklerini ifade etmişlerdir. Çiftçilerin kredi kartı ile ilgili bilgileri birçok farklı kaynaktan öğrendikleri saptanmıştır. Çiftçilerin %46.97’si dostarkadaş, %28.79’u televizyon, %24.24’ü banka yetkililerinin köyde yaptıkları toplantılar, %21.21’i köyde daha önce kredi kartını edinenler veya kullananlar, %10.61’i köyde ya da köy yakınında hizmet veren memurlar, %7.58’i köyün ileri gelenleri, %3.03’ü tarımsal birlik yetkilileri ve %3.03’ü ise bankaya gidildiğinde banka yetkilileri aracılığıyla kredi kartı hakkında bilgilerinin olduğunu ve kredi kartı edindikleri ifade etmişlerdir. Kredi kartının temin edilme şekli incelendiğinde; çiftçilerin %78.79’unun bankaya kendilerinin müracaat etmesi, %15.15’inin banka yetkililerinin kendilerini bulması, %3.03’ünün ortağı-üyesi bulunduğu kooperatif-birlik aracılığı ve %3.03’ü ise başka bir iş için bankaya gidildiğinde önerilmesi sonucu kredi kartını aldıkları belirlenmiştir. Ankete katılan çiftçilerin büyük çoğunluğunun (%81.82) kredi kartı faiz oranlarından haberdar olmadıkları (kredi kartı borcunun zamanında ödenmesi, bankadan bilgi talep edilmemesi, kredi kartının alınması ile faizin de peşinen kabullenilmiş olduğu düşüncesi, faiz oranlarının merak edilmemesi gibi nedenlerle) saptanmıştır. Çiftçilerin yaklaşık yarısı (%51.52) kredi kartından nakit çekim yaptıklarını ifade ederlerken, ortalama yıllık nakit çekim tutarının 2745.59 TL olduğu saptanmıştır. Çiftçilerin kredi kartını; %86.36 ile akaryakıt, %36.36 ile kimyevi gübre, %13.64 ile tarımsal ilaç, %7.58 ile hayvan yemi ve %1.52 ile tarımsal araç-gereç satın almada, %51.52 ile de nakit çekim yapmada kullandıkları tespit edilmiştir. Bunun yanında, çiftçilerin %42.42’si kredi kartını tarımsal amaçlı ihtiyaçları haricinde de kullandıklarını ifade etmişlerdir. Kredi kartını bu şekilde kullanan kişilerin %64.29’unun kişisel borçlarını ödeme, %32.14’ünün ev ihtiyaçlarını karşılama ve %21.43’ünün ise çeşitli ihtiyaçları karşılamak gibi nedenlerle kredi kartını amacı dışında kullandıkları belirlenmiştir. Çiftçilerin; %30.30’unun ayda 1 kez, %25.76’sının yılda 2-3 kez, %19.70’inin yılda 4-5 kez, %13.64’ünün yılda 1 kez, %7.58’inin ayda 1-5 kez ve %3.03’ünün ise ayda 6-10 kez kredi kartını kullandıkları belirlenmiştir. Çiftçilerin kredi kartı kullanmalarında etkili olan faktörler; faizsiz girdi sağlama kolaylığı ve hasat sonrası ödeme yapma imkânı (%83.33), başkalarından nakit borç para alma alışkanlığının olmaması ve kartın sağladığı nakit para çekme kolaylığı (%59.09), nakit para olmadığı zaman alışveriş yapabilme imkânı sağlaması (%53.03), diğer kurumsallaşmış veya kurumsallaşmamış kredi kaynaklarını tercih etmekten vazgeçilmesi (%12.12), tarımsal harcamaların toplulaştırabilmesine olanak sağlaması (%10.61) ve bankanın sunduğu diğer imkânlardan faydalanabilmek (%4.55) olarak tespit edilmiştir. Ankete katılan çiftçiler tarımsal girdi temini amaçlı kredi kartı kullanımı konusunda yukarıda bahsedilen birçok avantajın olmasına karşın; kredi kartının sadece anlaşmalı işletmelerde kullanılabilmesi, limitlerin yetersiz oluşu, nakit çekim faiz oranlarının yüksekliği, devamlı borçlu olmanın verebileceği psikolojik baskı, sigorta-yıllık kart ücreti gibi isimler altında ekstra ücret talep edilmesi, bankanın talep ettiği evrakları her yıl istemesi gibi dezavantajlarının da olduğunu belirtmişlerdir. 221 Tokat İli Merkez İlçede Çiftçilerin Tarımsal Girdi Temininde Kredi Kartı Kullanımlarının İncelenmesi 3.4. İncelenen İşletmelerde Sosyo-Ekonomik Özellikleri İle Kredi Kartı Kullanımı Arasındaki İlişkinin Analizi Araştırmada, çiftçilerin sosyo-ekonomik özelliklerinin kredi kartı kullanım tutarları üzerinde etkili olacağı düşünülmüştür. İncelenen işletmelerdeki çiftçilerin kredi kartı kullanım tutarlarının çiftçilerin yaşları bakımından bir ayrım gösterip göstermediğini belirleyebilmek amacıyla yapılan varyans analizinin sonuçları Çizelge 12’de verilmiştir. Varyans analizi sonuçlarına göre; gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak %1 düzeyinde önemli olup (P=0.009), çiftçilerin yaş gruplarının yıllık ortalama kredi kartı yaşının kredi kartı kullanım tutarı bakımından önemli bir faktör olduğu söylenebilir. Çizelge 12. İncelenen İşletmelerde Çiftçilerin Yaşlarına Göre Kredi Kartı Kullanım Tutarlarına İlişkin Varyans Analizi Sonuçları YAŞ (yıl) 25 – 40 41 - 50 51 - + Gözlem Sayısı (adet) 19 22 25 Ortalama Tutar (TL) 7500.00 4072.73 2810.00 VARYANS ANALİZİ TABLOSU Serbestlik Kareler Kareler FARKLILIĞIN KAYNAĞI F Derecesi Toplamı Ortalaması Gruplar arası (TL) 2 (k-1) 245985189.39 122992594.70 5.048 Grup içi (TL) 63 (N-k) 1534873636.36 24363073.59 TOPLAM (TL) 65 (N-1) 1780858825.76 LSD KONTROL TABLOSU KARŞILAŞTIRILAN Ortalamalar Grup Ortalamasındaki P Sonuç GRUPLAR Farkı Farkın Standart Hatası 25 – 40 / 41 - 50 3427.272 1545.858 0.030 Önemli 25 – 40 / 51 - + 4690.000 1502.261 0.003 Önemli 41 – 50 / 51 - + 1262.727 1442.891 0.385 Önemsiz İncelenen işletmelerde kredi kartı kullanan çiftçilerin mesleki deneyimleri bakımından gruplar arası fark olup olmadığının belirlenmesi amacıyla yapılan varyans analizi sonuçlarına göre; gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak önemli olmadığı (P=0.223), mesleki deneyimin kredi kartı kullanım tutarlarında etkili olmadığı söylenebilir (Çizelge 13). Çizelge 13. İncelenen İşletmelerde Çiftçilerin Mesleki Deneyimlerine Göre Kredi Kartı Kullanım Tutarlarına İlişkin Varyans Analizi Sonuçları MESLEKİ DENEYİM (yıl) 10 – 20 21 – 35 36 – + Gözlem Sayısı (adet) 18 24 24 Ortalama Tutar (TL) 6083.33 4766.67 3268.75 VARYANS ANALİZİ TABLOSU Serbestlik Kareler Kareler FARKLILIĞIN KAYNAĞI F Derecesi Toplamı Ortalaması Gruplar arası (TL) 2 (k-1) 82781429.92 41390714.96 1.536 Grup içi (TL) 63 (N-k) 1698077395.83 26953609.46 TOPLAM (TL) 65 (N-1) 1780858825.76 İncelenen işletmelerdeki çiftçilerin eğitim durumlarına göre kredi kartı kullanım tutarlarının istatistiksel bakımdan bir farkın olup olmadığını saptamak için yapılan varyans analizi sonuçlarına göre; gruplar arası farkın 222 istatistiksel olarak önemli olmadığı (P=0.240), çiftçilerin eğitim durumlarının yıllık kredi kartı kullanım tutarlarında etkisinin olmadığı saptanmıştır (Çizelge 14). M.SAYILI, F.ADIGÜZEL Çizelge 14. İncelenen İşletmelerde Çiftçilerin Eğitim Durumlarına Göre Kredi Kartı Kullanım Tutarlarına İlişkin Varyans Analizi Sonuçları EĞİTİM DURUMU İlkokul ve Öncesi Ortaokul ve Sonrası Gözlem Sayısı (adet) 51 15 Ortalama Tutar (TL) 4167.65 5986.67 VARYANS ANALİZİ TABLOSU Serbestlik Kareler Kareler FARKLILIĞIN KAYNAĞI F Derecesi Toplamı Ortalaması Gruplar arası (TL) 1 (k-1) 38352374.78 38352374.78 1.409 Grup içi (TL) 64 (N-k) 1742506450.98 27226663.29 TOPLAM (TL) 65 (N-1) 1780858825.76 Araştırma kapsamında anket uygulanan çiftçilerin kredi kartı kullanım tutarları ile ailedeki birey sayıları bakımından gruplar arası fark olup olmadığının tespit edilmesi amacıyla varyans analizi yapılmıştır (Çizelge 15). İncelenen işletmelerde çiftçilerin kredi kartı kullanım tutarları ile ailedeki birey sayılarına göre istatistiksel bakımdan bir farkın olup olmadığını belirlemek amacıyla yapılan varyans analizi sonucuna göre; gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak önemli olmadığı (P=0.234), diğer bir ifadeyle ailedeki birey sayılarına göre oluşturulan grupların kredi kartı kullanım tutarlarında etkili olmadığı ifade edilebilir. Çizelge 15. İncelenen İşletmelerde Çiftçilerin Ailelerindeki Birey Sayılarına Göre Kredi Kartı Kullanım Tutarlarına İlişkin Varyans Analizi Sonuçları AİLEDEKİ BİREY SAYISI (kişi) 2–4 5–6 7–+ Gözlem Sayısı (adet) 18 21 27 Ortalama Tutar (TL) 3338.89 6109.52 4220.37 VARYANS ANALİZİ TABLOSU Serbestlik Kareler Kareler FARKLILIĞIN KAYNAĞI F Derecesi Toplamı Ortalaması Gruplar arası (TL) 2 (k-1) 80346656.45 40173328.23 1.488 Grup içi (TL) 63 (N-k) 1700512169.31 26992256.66 TOPLAM (TL) 65 (N-1) 1780858825.76 İncelenen işletmelerde arazi genişlikleri ile kredi kartı kullanım tutarı bakımından istatistiksel bir farklılık gösterip göstermediğini ortaya koymak amacıyla yapılan varyans analizi sonuçlarına göre; gruplar arası farkın istatistiksel olarak önemli olmadığı (P=0.364) ve arazi genişliğinin yıllık ortalama kredi kartı kullanım tutarlarında etkisinin olmadığı belirlenmiştir (Çizelge 16). Çizelge 16. İncelenen İşletmelerde Çiftçilerin Arazi Genişliğine Göre Kredi Kartı Kullanım Tutarlarına İlişkin Varyans Analizi Sonuçları ARAZİ VARLIKLARI (da) 0 – 25 26 - 50 51 - + Gözlem Sayısı (adet) 19 22 25 Ortalama Tutar (TL) 3131.58 5113.64 5214.00 VARYANS ANALİZİ TABLOSU Serbestlik Kareler Kareler FARKLILIĞIN KAYNAĞI F Derecesi Toplamı Ortalaması Gruplar arası (TL) 2 (k-1) 56174264.04 28087132.02 1.026 Grup içi (TL) 63 (N-k) 1724684561.72 27375945.42 TOPLAM (TL) 65 (N-1) 1780858825.76 223 Tokat İli Merkez İlçede Çiftçilerin Tarımsal Girdi Temininde Kredi Kartı Kullanımlarının İncelenmesi İncelenen işletmelerde çiftçilerin kredi kartı kullanım tutarlarına göre tarımsal girdi kullanım tutarları bakımından gruplar arası fark olup olmadığının saptanması amacıyla varyans analizi yapılmış ve sonuçlar Çizelge 17’de verilmiştir. Bu amaçla yapılan varyans analizi sonucuna göre, gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak önemli olmadığı (P= 0.460) belirlenmiştir. Çizelge 17. İncelenen İşletmelerde Çiftçilerin Tarımsal Girdi Kullanım Tutarlarına Göre Kredi Kartı Kullanım Tutarlarına İlişkin Varyans Analizi Sonuçları TARIMSAL GİRDİ KULLANIM TUTARLARI (TL) 0 - 5000 5001 - 7500 7501 - 10000 10001 - + Gözlem Sayısı (adet) 15 17 14 20 Ortalama Tutar (TL) 3316.67 5488.24 3492.86 5520.00 VARYANS ANALİZİ TABLOSU Serbestlik Kareler Kareler FARKLILIĞIN KAYNAĞI F Derecesi Toplamı Ortalaması Gruplar arası (TL) 3 (k-1) 72181559.65 24060519.88 0.873 Grup içi (TL) 62 (N-k) 1708677266.11 27559310.74 TOPLAM (TL) 65 (N-1) 1780858825.76 İncelenen işletmelerde çiftçilerin yıllık ortalama kredi kartı kullanım tutarlarının tarımsal satış tutarları bakımından bir farklılık gösterip göstermediğini belirleyebilmek amacıyla varyans analizi yapılmıştır (Çizelge 18). Varyans analizinden elde edilen sonuçlara göre, gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak %10 düzeyinde önemli olduğu (P=0.070) saptanmıştır. Tarımsal satış tutarları, kredi kartı kullanım tutarları bakımından önemli bir faktör olarak belirlenmiştir. Çizelge 18. Çiftçilerin Tarımsal Satış Tutarlarına Göre Kredi Kartı Kullanım Tutarlarına İlişkin Varyans Analizi Sonuçları TARIMSAL SATIŞ TUTARLARI (TL) 0 - 12500 12501 - 25000 25001 - + Gözlem Sayısı (adet) 25 18 23 Ortalama Tutar (TL) 4652.00 2422.22 6193.48 VARYANS ANALİZİ TABLOSU Serbestlik Kareler Kareler FARKLILIĞIN KAYNAĞI F Derecesi Toplamı Ortalaması Gruplar arası (TL) 2 (k-1) 143813792.91 71906896.45 2.767 Grup içi (TL) 63 (N-k) 1637045032.85 25984841.79 TOPLAM (TL) 65 (N-1) 1780858825.76 LSD KONTROL TABLOSU KARŞILAŞTIRILAN Ortalamalar Grup Ortalamasındaki P Sonuç GRUPLAR Farkı Farkın Standart Hatası 0 - 12500 / 12501 - 25000 2229.78 1575.75 0.162 Önemsiz 0 - 12500 / 25001 - + -1541.48 1472.81 0.299 Önemsiz 12501 – 25000 / 25001 - + -3771.26 1604.18 0.022 Önemli Kredi kartı kullanım tutarları ile çiftçilerin tarımsal satış tutarı grupları arasında %10 önem düzeyine göre saptanan farklılığın hangi gruptan kaynaklandığı LSD kontrolü ile ortaya konulmuştur. LSD kontrol tablosunda görüldüğü gibi, 12501-25000 TL arası ile 25001 TL’den daha fazla tarımsal satış tutarı olan çiftçilerin kredi kartı kullanım tutarları 224 arasında anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur. Buna karşın, karşılaştırılan diğer gruplar arasında anlamlı bir fark olmadığı söylenebilir. 4. Sonuç Araştırmada, çiftçilerin tamamının bankalar tarafından tarımsal girdi temininde kullanılabilecek nitelikte olan kredi kartlarına M.SAYILI, F.ADIGÜZEL sahip oldukları belirlenmiştir. İncelenen işletmelerde çiftçilerin sahip oldukları kredi kartlarının çoğunlukla amacı doğrultusunda kullanıldığı saptanmıştır. Araştırmada kredi kartı kullanımının çiftçiler arasında yaygınlaştığı saptanmıştır. Bunda; borç bulabilme kaynaklarının yetersizliği/sınırlılığı, borcu hasat zamanına erteleme imkânı, nakit para yerine kolaylıkla kullanılabilmesi, bankanın sunduğu imkânlardan yararlanma gibi faktörlerin etkili olduğu belirlenmiştir. Kredi kartına sahip olmanın veya kullanmanın birçok dezavantajı olduğunu belirten çiftçiler de mevcuttur. Çiftçilerin bazı sosyo-ekonomik özelliklerinin kredi kartı kullanım tutarları üzerine etkilerini ortaya koymak amacıyla yapılan varyans analizi sonucuna göre; kredi kartı kullanım tutarında yaş ve tarımsal satış tutarının etkili, buna karşın mesleki deneyim, eğitim durumu, ailedeki birey sayısı, arazi büyüklüğü ve tarımsal girdi kullanım tutarının ise etkili olmadığı sonucuna varılmıştır. Kaynaklar Artukoğlu, M.M., 1993. Tarımsal Kredinin Tarım Sektörünün Gelişmesindeki Önemi ve Manisa Merkez İlçe Tarım İşletmelerinde Tarımsal Kredi Kullanımının Analizi. Ege Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Tarım Ekonomisi Anabilim Dalı, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Bornova, İzmir. Bülbül, M., 2006. Tarımsal İşletmelerin Finansmanı. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü, Ankara. Dixon, W.J. and Massey, F.J., 1969. Introduction to Statistical Analysis. Student Edition. McGraw-Hill Book Company, Kogakasha. İspir, C., 1992. Ceyhan Yöresinde (Irmaklı Köyünde) Tarımsal Kredi Kullanımı ve Sorunları. Çukurova Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Tarım Ekonomisi Anabilim Dalı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Adana. Kükrer, N., 2006. Kredi Kartı Kullanımını Etkileyen Sosyo-Ekonomik Faktörlerin Analizi: Burdur İli Örneği. Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat Anabilim Dalı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Isparta. Özcan, S., 2009. Antalya İli Kaş İlçesi’ndeki Çiftçilerin T.C. Ziraat Bankası A.Ş.’den Tarımsal Amaçlı Kredi Kullanımlarını Etkileyen Faktörler. Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Tarım Ekonomisi Anabilim Dalı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Kahramanmaraş. Sayın, T., 1969. Ziraat Bankasında ve Tarım Kredi Kooperatiflerinde Zirai Kredilerden İstifade Şartları. Ankara. Sokal, R.R. and Rohlf, F., 1969. Biometry, the Principles and Practice of Statistics in Biological Research. W. H. Freeman and Company, San Fracisco. Tekin, V.N., 2009. SPSS Uygulamalı İstatistik Teknikleri. Seçkin Yayıncılık, Ankara. Vural, A. ve Kılıç, İ., 2005. Bilimsel Araştırma Süreci ve SPSS ile Veri Analizi. Detay Yayınları, Ankara. Yılmaz, E., 2000, Türkiye’de Kredi Kartı Uygulaması ve Ekonomik Etkileri. İstanbul. 225
Benzer belgeler
7. Ulusal Zootekni Öğrenci Kongresi
Tarımsal Ürün Silolarında Yapısal Sorunlar…………………………………………………………….
H.KİBAR, T.ÖZTÜRK