Untitled - Ayrıntı Dergisi
Transkript
Untitled - Ayrıntı Dergisi
BAKÜ NOTLARI ÖZET: “Türkçe konuşan Azerilerin kültürel ve tarihî olarak Türkiye ve İran’la bağları bulunmaktadır. 10. ve 12. yüzyıllarda Türk kabileleri Azerbaycan’ı ele geçirdiler ve mevcut pers çoğunluk nüfusu asimile ettiler. Perslerin siyasi nüfuzu muhafaza etmesine rağmen, Türkler sayısal ve kültürel etkinliklerini devam ettirdiler. 1812 ve 1828 yılları arasında pers İmparatorluğu ve Rusya bir sınır antlaşması imzaladı. Azerbaycan toprakları iki ülke arasında paylaşıldı. 1917’de Rusya’daki Bolşevik İhtilâli’nden sonra Azerbaycan bağımsızlığını ilân etti. Bakü kent merkezi oldukça muhteşem binalarla tezyin edilmiş. Kent oldukça bakımlı görünüyor. Son dört ve beş yıla kadar bakımsız olan Bakü’nün özellikle Türk iş adamları sayesinde çehresinin değiştiği söyleniyor. Sovyetler zamanında Azerbaycan, kendine özgü sosyo-kültürel yapısı sebebiyle ihmal edilmiş dolayısıyla da Bakü çok bakımsız kalmıştır. Ruslardan kalma birbirine bitişik, ruhsuz binalar kararıp köhnemiş, yollar, kaldırımlar dökülmüş, her yer gecekondu mahallesi gibi olmuş. Fakat Bakü’yü yeni bir şehircilik ve kentsel dönüşüm hamlesiyle 4-5 yıl içinde adeta yeniden tikmişler. Kaldırımlar, caddeler, parklar, sahil kenarları, çevre düzenlemeleri, lamba, bank, rögar kapağı gibi sokak mobilyaları kusursuz. Geceleri resmi binalar, oteller, sokaklar, sahil kenarı her yer ışıl ışıl. Çok sayıda park göze çarpıyor. Sahil kenarı halkın ve dışarıdan gelen insanların tercih ettiği güzel bir yer.” ANAHTAR KELİMELER: Azerbaycan, Bakü, Türkçe, sanat, kültür, Adem Efe. ABSTRACT: “Turkish-speaking Azerbaijanis as cultural and historical strong ties with Turkey and Iran. 10. 12. Azerbaijan seized the Turkish tribes of Persia in the centuries they have assimilated into the majority population and existing. Retained, although the political influence of the Persians, the Turks continued numerical and cultural activities. Between 1812 and 1828, the Persian Empire and Russia border treaty was signed. The territory of Azerbaijan between the two countries were shared. After the Bolshevik revolution in Russia in 1917, Azerbaijan declared its independence. Baku city centre has been quite tezyin with magnificent buildings. The city also looks very well maintained. The last four and five of Baku thanks to the Turkish businessmen, especially that’s been neglected for years, is said to have changed the face of the landscape. In Soviet times, Azerbaijan, unique socio-cultural, is neglected due to the structure, and hence also Baku has been very neglected. Dating from the Russians adjacent to each other, soulless, while obsolete buildings, roads, sidewalks poured, the place looks like a slum. New urbanism and urban transformation of Baku but within 4-5 years with almost the move re-they were tics. Sidewalks, streets, parks, beach, landscaping, lamp, bench, street furniture, such as a manhole cover is perfect. At night, public buildings, hotels, streets to the beach, it’s bright and clear. Numerous parking stands out. The people of the coast and preferred by people from outside it’s a beautiful place.” KEYWORDS: Azerbaijan, Baku, Turkish, art, culture, Adem Efe. Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 13 Yüzölçümü 33.774 milkare olan Azerbaycan toprakları eski Sovyetler Birliği’nin toplam yüzölçümünün % 0,4’ü kadardır. Türkçe konuşan Azerilerin kültürel ve tarihî olarak Türkiye ve İran’la bağları bulunmaktadır. 10. ve 12. yüzyıllarda Türk kabileleri Azerbaycan’ı ele geçirdiler ve mevcut pers çoğunluk nüfusu asimile ettiler. Perslerin siyasi nüfuzu muhafaza etmesine rağmen, Türkler sayısal ve kültürel etkinliklerini devam ettirdiler. 1812 ve 1828 yılları arasında pers İmparatorluğu ve Rusya bir sınır antlaşması imzaladı. Azerbaycan toprakları iki ülke arasında paylaşıldı. 1917’de Rusya’daki Bolşevik İhtilâli’nden sonra Azerbaycan bağımsızlığını ilân etti. Kısa bir süre sonra 1920’de savaştığı Bolşeviklere teslim oldu. Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan 1922’de Sovyet Transkafkasya Cumhuriyetine katıldı. Stalin döneminde Azerbaycan, diğer cumhuriyetlerde olduğu gibi devletleştirme ve politik düzenlemelere katlanmak zorunda kaldı. Kruşçev ve ardından Brejnev, 1950 ve 1960 yıllarında Azerbaycan Komünist Partisi (AKP) liderlerini ideolojiden sapma ve milliyetçi çalışmalardan dolayı görevlerinden aldı. AKP lideri Haydar Aliyev, Gorbaçov tarafından bu nedenle 1987 yılında Sovyet Politbürosundan çıkarıldı, fakat giderek artan bir milliyetçi ve antiemperyalist çalışmayla geniş bir kamuoyu oluşturdu. 1990’da Azerbaycan ve Nahçıvan özerk Cumhuriyeti Yüksek Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 14 Sovyetine seçildi. 1988 yılında Dağlık Karabağ, Ermenistan’ın bir parçası olmak için müracaat etti. Bu müracaat beraberinde etnik çatışmalar ve göçmen problemlerinde bir artış meydana getirdi. Ermeniler Sumgait’te halka eziyet etti. 1990 yılında Moskova, Bakü’deki isyancıları durdurmak ve çatışmaları kontrol etmek için Kızıl Ordu’yu kullandı. Halk bu duruma tepki gösterdi. Zamanın AKP lideri görevde ihmal sebebiyle Moskova tarafından görevden alındı, yerine Ayaz Muttalibov atandı. Kızıl Ordu 20 Ocak 1990 tarihinde 30 000 kişilik birlikle (Bakı) Bakü’ye girdi, isyancı olup olmama, yaşlı genç ayrımı yapmadan 200’ü aşkın kişiyi katletti. Ancak SSCB’nin kısa sürede çökmesi, bağımsızlık mücadelesinin daha erken sonuçlar vermesine yol açmış ve Azerbaycan 30 Eylül 1991 tarihinde bağımsızlığını resmen ilan etti. Bağımsızlıktan sonra yapılan ilk cumhurbaşkanlığı seçiminde, o zamana kadar yönetimde bulunan Ayaz Muttalibov’un yerine Azerbaycan Halk Cephesi başkanı Ebülfeyz Elçibey oyların % 59,4’ünü alarak Cumhurbaşkanı oldu. Fakat 4 Haziran 1993 tarihinde askeri bir ayaklanmayla Elçibey bu görevinden uzaklaştırıldı. 3 Ekim 1993’te yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Haydar Aliyev Cumhurbaşkanı seçildi. Görev süresinin bitmesinden sonra 15 Ekim 2003 tarihinde cumhurbaşkanlığı seçimi yapılmış ve seçimde oğul İlham Aliyev cumhurbaşkanı seçildi. Yeni cumhurbaşkanı iç ve dış politikada babası Haydar Aliyev’in izlemiş olduğu politikayı devam ettirmektedir.1 Bugün ülkenin her yerinde H. Aliyev’in fotoğrafları ve sözleri göze çarpmakta; bütün resmi ve özel kurumlarda H. Aliyev köşeleri yer almaktadır. Azerbaycan’da 5.8 milyon (%82.7) Azeri, 392.000 (% 5.6), Rus, 391.000 (% 5.6) Ermeni, 171. 000 (%2.4) Lezgin ve 262.00 diğerleri bulunmaktadır (1989 sayımına göre).2 *** Türkiye saatiyle 14.15 havalanan Türk Hava Yollarına ait uçağımız Azerbaycan yerel saatiyle 19.00’da Haydar Aliyev Havaalanına iniş yaptı. Türkiye Azerbaycanlılara vizeyi kaldırdığı halde havaalanında bize vize uygulaması yapıldı. Ardından üniversiteye ait küçük bir otobüsle kalacağımız otele doğru ilerliyoruz. Havaalanından Bakü’nün merkezine doğru giderken “Bakü bu mu?” diye bir hayal kırıklığı yaşıyorsunuz. Zira havaalanından şehir merkezine doğru gelirken Hәydәr әliyev prospәkti (bulvarı) boyunca yolun her iki tarafında tikilmiş (inşa edilmiş) iki 1 Elnur Kazımlı, “Azerbaycan Anayasasında Temel Hak ve Özgürlükler”, Avrasya Etütleri, 29-30, 2006, s. 191-205; İrfan Ülkü, Moskova’yla İslam Arasında Orta Asya, Kum Saati Yay., İstanbul 2002, s. 305-314. 2 Ülkü, s. 308. üç metre yüksekliğinde zarif duvarlar görülüyor. Bazı kısımlarında inşaatlar devam ediyor. Kilometrelerce devam eden bu duvarlar geceleri ışıklandırılıyor, iki üç metre yüksekliğinde zarif duvarlar var. Ara ara küçük kapılarla içeriye geçit veren bu duvarların kentin çirkin, fakir, bakımsız, sefil yerlerini gözlerden gizlemek için dikilmiş olduğunu anlıyorsunuz. Asgari maaş 120 dolar. Ama asıl kent merkezi ise oldukça muhteşem binalarla tezyin edilmiş. Kent oldukça bakımlı görünüyor. Son dört ve beş yıla kadar bakımsız olan Bakü’nün özellikle Türk iş adamları sayesinde çehresinin değiştiği söyleniyor. Sovyetler zamanında Azerbaycan, kendine özgü sosyo-kültürel yapısı sebebiyle ihmal edilmiş dolayısıyla da Bakü çok bakımsız kalmıştır. Ruslardan kalma birbirine bitişik, ruhsuz binalar kararıp köhnemiş, yollar, kaldırımlar dökülmüş, her yer gecekondu mahallesi gibi olmuş. Fakat yeni bir şehircilik ve kentsel dönüşüm hamlesiyle 4-5 yıl içinde adeta yeniden tikmişler Bakü’yü. Eski binaların sadece dışlarının temizlenip, kübik taş dedikleri bizim Isparta (köfke taşı deniyor), Nevşehir, Niğde taraflarında bulunan ve Şam’da da görülen sarı renkli taşlarla giydirmeler yapılıyor, bu nedenle dış cepheler oldukça süslü. Özellikle Hazar Denizi yakınlarında yeni dikilen modern binaların büyük çoğunluğu da son derece zevkli tasarlanmış. 4 milyon nüfuslu Bakü, geçen yıl Avrupa’nın en güzel on şehri arasında seçilmiş. Ağırlıklı olarak 1800’lerin ikinci yarısı ve 1900’lerin ilk yarısının mimari karakterini yansıttığı söyleniyor. UNESCO’nun 2000 yılında Dünya Mirası Listesine aldığı “İçeri Şehir” dedikleri surlar içindeki tarihi bölümde ise çok daha da eskiye dayanan binalar var. Şehre geçen sene turizm sayesinde 7 milyon euro girmiş.3 Petrol ve turizmden gelen para cadde ve sokaklarda lüks arabalara ve şatafatlı evlere, malikânelere dönüşmüş. Her adım başında bir cipe ve her köşe başında bir şatafatlı ev görmek mümkün. Bunun karşısında Lada’dan da mebzul miktarda var. Hatta Türk Malı Toros ve Şahin’lerden de görmeniz olası. Karaca, İstikbal vb. ile bazı Türk bankalarının şubeleri de görülüyor. Kaldırımlar, caddeler, parklar, sahil kenarları, çevre düzenlemeleri, lamba, bank, rögar kapağı gibi sokak mobilyaları kusursuz. Geceleri resmi binalar, oteller, sokaklar, sahil kenarı her yer ışıl ışıl. Çok sayıda park göze çarpıyor. Sahil kenarı halkın ve dışarıdan gelen insanların tercih ettiği güzel bir yer. Bakü aynı zamanda bir kültür ve sanat merkez konumunda. Çok sayıda si3 Krş. Mutlu Tönbekeci, “Türkçe konuşan bir Paris istemez misiniz?”, Vatan, 22.05.2010. nema, tiyatro, resim salonları, heykel atölyeleri var. Modern Sanat Müzesi Galerinin (Müasır İncesenet Müzeyi) kendisi bile bir sanat eseri. Şehrin Nizami Gencevi (11411209), Mirze Eleskәr Sabir (1862-1911)4 gibi şairlerin devasa heykelleri dikilmiş. İçşehir’de bulunan şair Aliağa Vahid’in saçlarında da çeşitli insan figürleri bulunuyor. Azerbaycanlılar şiiri çok seviyor. Sokaktan birini çevirseniz sanki şiir okuyacak gibi geliyor. *** ADAM’ın artık gelenekselleşen yurt dışı paydaşlı konferanslarından üçüncüsü (ilki 2009 yılında Bosna’da, ikincisi geçen yıl Şam’da yapılmıştı) 20-21 Mayıs 2010 tarihlerinde “İmproving relations among Turkey Caucasus and Central Asia Through Cooperation in Trade and Energy and Cultural Entegration” ana başlığıyla Bakü’de Azerbaycan Üniversitesi ile ortaklaşa düzenlendi. Konferans Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinden çok sayıda bilim adamı ile Azerbaycan Üniversitesi’nden muallimlerin (üstad) katılımı ile gerçekleştirildi. Üniversite ve Azerbaycan’daki eğitim durumu hakkında servis otobüsünde şu kısa notları alabildim. Nәsimi rayonu, R. Safarov küçesinde (cadde/sokak) 4 Sabir’in en önemli eseri Hophopname’dir. Bu eser 1975 yılında Mecit Doğru tarafından dilimize çevrilmiştir. Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 15 bulunan Azerbaycan Üniversitesi 1991 yılında ülkede kurulan ilk özel üniversite olma özelliğini taşıyor. İktisat ağırlıklı olan üniversitede Matematik, Azerbaycan Dili ve Edebiyatı, Yabancı Diller Öğretmenliği (İngilizce), Tarih Öğretmenliği, Gazetecilik ve Sosyal İş Bölmeleri (bölüm) bulunuyor. Ülkede çok sayıda dövlet (devlet) ve özel üniversite bulunmaktadır. Ancak bizde bölüm halinde bulunan öğretmenlik bölümü burada başlı başına üniversitesi halinde ihdas olunmuş: Pedagociya Üniversitesi. Bu da eğitime, eğiticilere verdikleri önemden kaynaklanıyor olmalı. Zira Azerbaycan’da okullaşma oranı neredeyse % 100’ler civarında. İlk ve orta öğrenim 11 yıl olan ülkede üniversite eğitimi 4 yıl(il)dır. Yüksek öğretime “әli tәdris” yahut Batılı veya Rusça’dan kalma olaraktan “Bakalorya” deniyor. Bütün üniversiteler (devlet ve özel) Tahsil Nәzarәtine bağlı. Üniversitedeki maaşlara gelince pek yüksek gözükmüyor. Usub (Yusuf ) beyden öğrendiğimize göre öğretim elemanları ve hizmetliler 200 manat, bir profesör 450-500 manat almaktadır. 1 Manat=1 Avro=0.80 dolar. Yusuf Bey bir toya (düğün) giden bir ses sanatçısı 10.000 manat alıyor derken bir anlamda içinde bulunduğu durumu açıklamak istiyordu. Buna karşın bir otağlı (odalı) bir evin kirası 250 manat, geniş evlerin kirası da 1000 manat civarında seyretmektedir. Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 16 *** 20 Mayıs 8.30’da başlayan açılış oturumunda Azerbaycan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Akif Musayev ile ADAM başkanı Prof. Dr. Mehmet Bulut kısa birer konuşma yaptılar. Çay-kahve molasından sonra hemen oturumlara geçildi. Sabah 9.00’da başlayan 1. Oturumda sırasıyla (Azeriler sıraya nöbet diyorlar): • Dr. Vugar Bayramov: “Do rich energy sources assure sustainable develpoment fort he Central Asia and Caucasus.” • Dr. Rosvshan İbrahimov: “Azerbaijani-Turkish-Relations in Energy Sectors: Historical Overwiev and Perpectives.” • Dr. M. Murat Arslan: “Globalization, integration to global economy and Azerbaijan.” • Dr. Adalat Muradav: Regional integration or bilateral collaboration”.” • Dr. İsa Aliyev: “Economic relations in the globalization context between azerbaijan and Turkey.” başlıklı bildirilerini sundular. • II. Oturumda da • Dr. Metin Toprak&Dr. Erdal Karagöl: “Future of Nabucco and Azerbaijan.” • Dr. Rıvshan Guliev: “Regional rapid integration model.” • Dr. Fuat Oğuz: “Harmonization of economğic regulations in Turkic Count- ries.” • Dr. Bagish Ahmadov: “Features of The formation of interest and assessment of its impact on investment activity in the national economy.” • Dr. Ulvi Mansurov: “Evaluation of results of reform in agrarian sector of Azerbaijan.” unvanlı tebliğlerini sundular. 13.00’a doğru biten sunumların ardından öğle yemeği için Ağdaş Şadlık Sarayı’na gittik. Yemekte yeşillik, büyük bir kasede çorba ve kebap yendi. Yemeğin ardından öğle namazı için hemen yanında Diyanet İşleri Başkanlığı Türk Lisesi bulunan Azerbaycan İlahiyat Fakültesi Camii’ne gittik. Camiinin binası güzel. Fakülte ile camii ayrı yerlerde konuşlanmış olduğundan İlahiyat Fakültesini göremedik. 14.30 gibi üniversiteye döndük ve hemen 3. oturuma geçildi. Bu oturumda • Dr. İbrahim Güran Yumuşak: “Human capital in Turkic Countries.” • Dr. Vilayet Valiyev: “The main directions of Azerbaijan integration with Turkic Countries.” • Dr. Hüsnü Kapu: “The effect of social capital in business deals between Turkish and Azeri business.” • Dr. Kudret Bülbül: “Turkey and Azerbaijan from the civilation perspective.” • Dr. Mehmet Dikkaya&Dr. Adem Çaylak: “Past, Present and Future of Turksih-Azeri relations.” başlıklı sunumlarını yaptılar. Çay ve kahve molasından sonra 4. oturuma geçildi. Bu oturumda da sırasıyla • Dr. Nazim Hajiyev: “Study of competition policy and innovation.” • Dr. Ramazan Gözen&Dr. Nasuh Uslu: “The impact of new Turksih Foreign Policy in Caucasus and Central Asia.” • Dr. Adem Efe: “La Mondialisation: les differences dans les similitudes.” • Dr. Mehmet Barca: “İmproving cooperation in Caucasus through trade nad energy. “ başlıklı bildirilerini sundular ve o günkü program sona erdi. Bu arada saat 19’u geçiyordu. Akşam yemeği için Abbas Sahhat 3’de yer alan bir Türk’ün işlettiği Happy İnn Hotel’e geldik. 21 Mayıs Cuma günü başta Dr. S. Mehmet Şen, Dr. M. Bulut, Dr. Usub Usubov, Dr. Mustafa Cufalı, Dr. R. Guliev, Dr. Murat Yülek, Dr. Hakan Yaman, Dr. H. Hüseyin Tekin olmak üzere bütün katılımcı- ların iştirak ettiği yuvarlak masa ve değerlendirme oturumunda ise iki ülke arasında işbirliğinin geliştirilmesi hususu vurgulandı. Oturum biter bitmez yine Ağdaş Şadlık Sarayı’na giderek öğle yemeğini yedik ve Cuma namazı için yola çıktık. Uzun sayılabilecek bir güzergahtan әjdәr Bәy Mәscidi/Göy Mәscid/Gök Mescid’e geldik ama cuma namazı sona ermişti vardığımızda. Cami restorasyon halinde olduğundan caminin hәyәtinde/avlusunda öğle namazını kılabildik. Caminin dış duvarında yer alan “nezir qutusu” yazısı dikkatimi çekti. Konferansların, kongrelerin ve sempozyumların genelde iki işlevi vardır. Birincisi yeni fikir ve görüşlerin sunulup paylaşıldığı bilimsel yanı; diğeri de gezilerdir. Bilim adamlarının birçoğu bu vesileyle birçok ülkenin, kentin, insanlarını, tarih ve kültürel unsurlarını yerinde görüp, bizzat tanırlar. Bu cümleden olarak biz de Suraxani rayonunda bulunan Ateşgâh’a gittik. Ateşgâh (Ateşgede yahut Ateş Tapınağı) Zerdüştilerin tapınağı. Ateşgâh alçak duvarlı, kale benzeri bir yapı. İzahçının bize verdiği bilgilere göre MÖ. 10-9. yüzyılda inşa edilmiş, dünyanın eski mabetlerinden birisidir. Giriş kapısının üstünde Sanskrit alfabesi ile yazılmış bir kitabe ve onun üstünde ise iki aslan göze çarpıyor. Aslan veya Azerilerin dediği gibi şir, koruyuculuk simgesi imiş. Ana kapıdan içeri girer girmez ise etrafı küçük odalarla çevrili, ortasında mabedin bulunduğu bir komplekse giriyorsunuz. Bu yapı bizdeki medrese yapılarına çok benziyor. Ateşgâh’ta yanan ateş etrafında küçük küçük odalar bulunmaktadır. Toplam 26 adet bu odaların küçük birer penceresi ateşi görmektedir. Oda kapıları ise alçak, böylece eğilerek girebiliyorsunuz ve saygı göstermiş oluyorsunuz. Her odada duvar içine yapılmış bir baca var, amaç oda içinde yanan ateşin sönmemesi. Eskiden hac için buraya gelen Zerdüştler bu odalarda konaklar, pencereden sürekli ateşi izler ve kendilerine çeşitli işkenceler yaparak ibadetlerini gerçekleştirirlermiş. Kendilerine işkence yaparak günahlardan temizleneceklerine inanırlarmış. Ateşe yaklaştıkları zaman yüzlerini ateşe zarar vermemek için örterlermiş. Çilehane dedikleri bu odacıklarda yapılan eziyetler arasında sönmemiş kireç üstüne yatmak ve sırtlarına 30 kilogram kadar ağırlığında zincirler asmak gibi eziyetler varmış. Şimdi bu odalar müze haline dönüştürülmüş, içerisine bilgi içeren tablolar, o günleri anlatan eşya, maket ve figürler konmuş. Hindistan’dan hala daha Ateşgâh’ı ziyarete gelenler varmış. Azerbaycan adını da bu ateşlerden almış. Anlamı odlar yurdu imiş. Azerbaycan İslamiyet’i kabul edince Zerdüştler buradan Hindistana göçmüşler, bir kısmı da başka ülkelere dağılmış. Ancak ateş hala daha Azerbaycan’da önem taşımaktadır. 26 adet olan bu odaların 19’unun girişlerinde Sankristçe, birinde Farsça kitabe var. Çok küçük kubbeli bir odada asılı bir çan göze çarpıyor, bu çanın amacı inananları ibadete çağırmakmış. Zerdüştlükte 3 rakamı önemliymiş, çünkü yaratan, koruyan ve dağıtan üçlemesini sembolize edermiş. Bunun yansımasını ise mabedin üstündeki üç uçlu çatalda görüyorsunuz. Yine mabedin üstünde koruyuculuğun simgesi aslan figürleri ve de hayatı temsil eden gamalı haç bulunuyor. Hitler, bu sembolün ne anlama geldiğini bilmeden kullandığı da söylenenler arasında idi. Yine bir önemli rakamın ise 4 olduğunu öğreniyoruz: hava, ateş, toprak ve su. Azerbaycan, İslamiyet’i kabul ettikten sonra Zerdüştlerin büyük bir kısmı Hindistan’a kaçmış ve mabede olan ilgi azalmış. 1883 son Zerdüşti gidince buradaki doğalgaz azaldığından ateş sönecek hale gelmiş. Bunun üzerine bu dine tapanlar “Tanrı bizi terk etti” demişler. Ancak Hindistan ile ticaretin yeniden canlanmasıyla, buradaki mabetleri yeniden önem kazanmış. 19.yüzyılda Ateşgâhın restorasyonunu üstlenen kişi ise İndra Ghandi’nin babası olmuş. Bilindiği gibi Hindistan’da ölüler bizdeki gibi toprağa konulmaz, yakılır; bunun temeli Zerdüştlüktür. Ayrıca iki kaşın arasına boyanan kırmızı nokta da ateşi temsil ediyor. Zerdüştlüğün etkisi sadece Hindistan ile sınırlı değil elbette, Azerbaycan’daki günlük hayatta hâlâ etkileri görülüyor. Zerdüştlükte güneş önemli bir semboldür. Ateşi de güneşin yeryüzüne inmiş hali olarak inanırlar. Ayrıca onlara göre ateş bereket anlamına da gelmektedir. Mabette din adamlarının ve seyyahların resimleri, odalarda maketleri var. Bu din adamlarının üzerinde üzerlerinde temizliğin, saflığın rengi olan beyaz renkli peştamal diyebileceğimiz sadece bel bölgesini kapatan örtüler vardı. Komplekste kutsal kitapları Avesta’dan alıntılar, tüccarların isimleri, Zerdüştlerin sembol ve önemli şahsiyetleri, Hindistan’dan buraya kadar takip ettikleri yolu gösteren harita ve Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nden bir alıntı var. Meşhur seyyahımız buralara da gelmiş dedim. Mabette yaşayanlar dünyevi hiçbir iş yapmıyorlar, tüccarların, seyyahların yardımlarıyla dünyalık maişetlerini sağlıyorlar. Komplekste hiçbir kadın resmine yahut maketine rastlamadım. Rehbere bunu sorduğumuzda kadınların burada tapınmadıklarını, onların başka yerlerde ibadetlerini yerine getirebildiklerini söyledi. Rehberin anlattığına göre Zerdüştiler, Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 17 ölülerini şehirlerden uzak, “Dokhma” denilen ölü kulelerine bırakırlarmış. Bu kuleler, 4-5 metre yüksekliğinde, silindir biçiminde yapılarmış. Ölülerini kulelerin teraslarına çıplak olarak yan yana dizerler ve yırtıcı kuşların etleri kemirerek yemeleri için bırakırlarmış. Kemikler de güneş sayesinde kuruyunca bunları kule içindeki depolara yerleştirir ve basarlarmış (gömerlermiş). Böyle yaparak temiz kabul ettikleri toprağı kirletmediklerine inanırlarmış. Türk dünyasında ve Azerbaycan’da baharın gelişi ‘nevruz’ bayram olarak kutlanıyor. Bizde bazı yörelerde nevruz kutlanılıyor elbette ata topraklarındaki gibi değil. Zaten en büyük bayram kabul ediliyor, yani kurban ve ramazan bayramı kutlamaları yok olmaya yüz tutmuş gibi. Ancak Türkiye’den giderek buralarda faaliyette bulunan birtakım STK’lar özellikle iftar, bayramlar ve Kurban kesim işlerini deruhte ettiklerinden bayramlar kutlanmaya başlanmış. Bir önceki cümleye dönersek burada Nevruz hazırlıkları çok önceden başlıyormuş. Nevruzdan bir ay önce her hafta bir mum yakılırmış, her bir mum yukarda da bahsettiğimiz hava, su, toprak ve ateşi temsil edermiş, son mum ise ateşi anlatan mum imiş. Nevruzda pişirilen pilavın üstünde yine mutlaka mum olurmuş. Ayrıca bu bayram için hazırlanan baklava da dörtgen şeklinde kesilirmiş, yani amaç dört rakamını vurgulamak. Nar da ateşe benzediğinden mabedin içine 4 adet de nar koyup etrafında 4 defa saat istikametinde dönerlermiş. Suraxani aynı zamanda ülkenin büyük petrol rezervlerine sahip bir rayon. Ateşgâh’ın karşı tarafında, yerleşim yerinin heGöller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 18 men yanı başında yüzlerce at başı pompa inip kalkıyor. Suraxani’den sonra şehir merkezinde bulunan Kız Kalesi’ne geldik. Burasının da bizdeki Kız Kulesi’nin benzeri bir hikâyesi var. Kız Kalesi’nin en üst kısmından Bakü’nün her tarafı görülüyor. Bol bol fotoğraf çektirdik. Gün akşam oldu ve kaldığımız otele geldik. Akşam yemeğinden sonra beş altı kişilik bir grup halinde yaya olarak Hazar Denizi’nin sahilinde akşam gezmesine çıktık. İzmir Kordonboyu gibi geldi bana burası. İskelede bir dürbün var. Oradan denizin ortasında bulunan lotus çiçeğine bakılıyor. Namaz kılacak ve ardından çay içecek bir yer ararken Türkiye’den bir arkadaş A. Yılmaz bizim sesimizi duymuş “Gelin ben sizi bir Türk kahvesine götüreyim. Hem çayınızı içersiniz hem de namazınızı kılarsınız” dedi. “Tamam” diyerek Türk Kahvesine yollandık. Çay benim için sudan sonra en önemli içecek. Onun için Türk çayı içecek olmam beni ziyadesiyle sevindirdi. Çay deyince bahsi açmak gerekir. Bakü’de çok sayıda çay evi, pire evi (birahane) ve cafe bulunmakta. Ancak çay içme alışkanlıkları bizden farklı. Azerilerde çay tek başına içilmiyor. Çoğunlukla çayın yanında reçel, çikolata, gofret vs.den oluşan bizdeki kahvaltı tabakları gibi tepsilerin içinde servis ediliyor. Çoğu zaman çay yemekten önce içiliyor. Tabii çaya şeker atılmayıp, yanındaki tatlılarla içiliyor. Burada bizdeki çayı demleme adeti yok. Ama biz beş-altı kişilik grup (İstanbul Eyüplü) İlhan adlı gencin işlettiği bir Türk kahvesi keşfettik ve burada tavşankanı misali çaylarımızı yudumladık. Çayları yudumlarken İlhan ile Azerbaycan üzerine sohbet yap- tık. Sohbet de çay da harikaydı. Dışarıya bir çıktık ki bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor. Aytekin beyin de yardımıyla hemen bir taksi çağırarak otele yollandık. 22 Mayıs Cumartesi günü Bakü’nün Sultanahmet’i olan ‘İçerişeher’i (Köhneşehir) geziyoruz. Bir kısmı surlarla çevrili ‘İçerişehir’ Bakü’nün görülmesi gereken yerlerinden en önemli birini oluşturuyor. İlk olarak ünlü Azeri Şairi Aliağa Vahid’in büstü ile karşılaşıyorsunuz. Burada ağaç şeklinde tasarlanmış olan büstte şairin saçlarında çeşitli insan figürleri resmedilmiş. Oldukça ilginç. Ardından “İrәli İctimai Birliyi” adını taşıyan STK’nın önünden geçiyorduk. Oraya doğru yönelince bizi buyur ettiler ve oldukça sıcak karşıladılar. Birlikte çeşitli dil, bilgisayar ve yaz kursları tertiplendiğini öğrendik. Oradan Şirvanşahlar Saray Kompleksi’ne doğru ilerlerken Minyatür Kitaplar Müzesi dikkatimizi çekti. Azerbaycan’ın ünlü ressamlarından Tahir Salahov’un kız kardeşi Zarife Hanım tarafından 2002 yılında hizmete açılan müzede 65 ülkeye ait 6500 adet minyatür kitaptan 4870’inin sergilendiğine şahit olduk. Küçük kitaplar şirin bir o kadar da muhteşem görünüyordu. Ardından komplekse dahil olduk. İzahçımız (rehber) sanat tarihçisi Şebnem hanımın açıklamalarını takip etmeye çalışırken bir yandan da fotoğraf çek(ebil) meyi başardık. Kompleksin gezilecek, görülecek çok yeri vardı. Buna karşın vaktimiz çok sınırlı idi. Şebnem hanım güzel açıklamalar yapmasına rağmen bazı yerleri hızlı geçmek zorunda kalıyorduk. Bununla birlikte aldığımız notlar çerçevesinde Kompleks üzerine şunları söyleyebiliriz. Kompleksin inşası daha önce başlanmış olmasına karşın tam tikilişi I. Halilullah’a nasip olmuştur. Görünüşü ve içerisindeki saray, divanhane, türbe, mescid, minare ve hamam vb. gibi müştemilatı münasebetiyle 15. yüzyılda Azerbaycan’da inşa edilmiş en azametli yapılarından birini oluşturmaktadır. Bakü’nün en yüksek yerlerinden birinde yapılmış olan Kompleks 1997 yılında UNESCO tarafından koruma altına alınmıştır. Esas bina iki kat 52 odadan müteşekkil iken 1857 yılında Rusların işgaliyle eski halinden pek bir eser kalmamış. Tarihi verilere göre yeniden düzenlemişler. 1917 yılında Bakü’de soykırım yaşanmış ve girişin hemen yanındaki duvarlarda kurşun izleri hâlâ mevcut. Nuri Paşa’nın yardımları unutulmamış. Burada dokuz kısımdan müteşekkil olmakla birlikte ana kısımlar şöyledir. 1. Divanhane (1450). Divanhanenin yanında türbe var. Giriş kapısının üstünde sağ ve sol tarafta altıgen iki madalyon kazınmış. Bunların birinde kelime-i şehadet yazılı diğerinde “Ali Allah’a yakındır” ibaresi yazılı. Ayrıca birbirine geçmeli Ali yazıları da mevcut. Taç giyme merasimlerinin yapıldığı alan 2000’li yılların başında Alman ve Azeri sanatçılar tarafından restore edilmiş. 2. Seyyid Yahya Bakuvi Türbesi(1450). Seyyid Yahya Bakuvi Halvetiyye tarikatının pir-i sanisi, tarikatın sistemini kuran ve yayan, XV-XIX. asırlarda Halvetiliğin, İslam dünyasının en büyük tarikatlarından bir haline gelmesini sağlayan Seyyid Yahya Baküvî’dir. Tam adı es-Seyyid Cemaleddin Yahya b. es-Seyyid Bahaeddin eş-Şirvanî el-Baküvî olan şahıs XIV. asrın sonlarında Şirvan’ın payitahtı Şamahı’da dünyaya gelmiştir. Soyunun İmam Musa Kazım’a dayandığı rivayet edilmektedir. Şiirlerinde ‘Seyyid’ mahlasını kullanmıştır. Baküvi lakabıyla da tanınmaktadır. İyi bir tahsil gördüğü anlaşılan Seyyid Yahya, eserlerini, Türkçenin yanı sıra Farsça ve Arapça yazmış olması onun bu dillere hâkim olduğunu göstermektedir. Tahsilini o devirlerde iyi bir eğitim veren medreselerin olduğu Şamahı’da tamamlayan Baküvi, Şemseddin Ahsıketî, Hafizüddin el-Gerderî, Tacüddin ve Kudbüddin es-Serabî gibi âlimlerden Arapça, Farsça, Tefsir, Hadis, Kelam, Fıkıh ve diğer ilimlerde dersler almış ve kendini yetiştirmiştir. Seyyid Yahya, mürşidi Şeyh Sadreddin ile çok genç yaşlarında iken tanışır ve seyr ü sülûkunu Şamahı’da onun yanında tamamlar. Şeyhinin vefatı üzerine Bakü’ye göç eder. Bakü’ye gelince burada Şirvanşah Halilullah Han’ın himaye ve yardımı ile Halvetiliğin ilk hankâhını saray yakınındaki Keykubat Mescidi’nde kurar. Seyyid Yahya’nın hayatı tasavvufi zühd ve mücahede içinde geçmiştir. O, sıcak aylarda, azıksız ve susuz sahralara çıkar, oralarda günlerde kalır, ibadetle meşgul olurdu. Ömrünün sonlarında tamamen dünya hayatından uzaklaşarak zühdi bir hayat yaşamıştır. Öyle ki yeme ve içmeyi on beş günde bir ancak iftar edecek seviyeye düşürmüştür. Vefatından önceki son altı ayda hemen hiçbir şey yiyip içmediği nakledilir. 868/1466 yılında Bakü’de vefat etmiştir. Kabri Şirvanşahlar Sarayı’nın yanında dergâhına bitişik sekiz köşeli kümbet tarzı inşa edilmiş merdi- venle aşağıya inilen yapının içindedir. Seyyid Yahya’nın kaynaklarda yirmi bine yakın müridi olduğu, bunlardan üç yüz atmışına hilafet verdiği bildirilmektedir. Önemli halifeleri Muhammed Bahaeddin Erzincanî, Dede Ömer Ruşenî, Habib Karamanî, Pir Şükrullah, Alaaddin Rumî, Yusuf Ziyaeddin Müskürî ve Seyyid Ahmed Sünnetî’dir. Halvetiyye tarikatı kendisinden sonra halifeleri aracılığıyla Azerbaycan, Orta Asya, Anadolu, İran, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Balkanlar’da yayılmıştır. S. Yahya görüşlerini sadece halifeleri vasıtasıyla değil, aynı zamanda yazdığı yirmiden fazla eserle Halvetiyye’nin prensip ve felsefesini ortaya koymuştur. Bu şekilde söz konusu tarikatın düşünce sistemi ve usûlleri değişmeden günümüze kadar gelmiştir. Müridlerin günlük Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 19 olarak okumaları için düzenlediği Virdü Settar devrinde yazılmış en güzel eserlerin başında geldiği söylenmektedir. Türkçe yazdığı eseri Şifaü’l-Esrâr onun en hacimli eseri sayılmaktadır. Dili sade olup Azeri ve Anadolu Türkçesi özelliklerini taşımaktadır. Tek yazma nüshası İstanbul’dadır. Eserde bir müridin mürşitliğe giden yolda aşması gereken yetmiş makam ve bu makamlara erişmek için yapılması gereken vazifeler anlatılmaktadır. Bunun yanı sıra eserde tasavvuf yolunun takipçileri için ilmin mutlak gerekli olduğu, diğer bazı tasavvufi meseleler, ibadetlerin hakikatleri, zikrin çeşitleri ve hikmetleri ayet ve hadislerle açıklanmaktadır. Eserlerinden anlaşıldığına göre ilmin kaynağı olarak sezgiyi kabul eden sufilerle beraber aklı kabul eden kelamcıların görüşlerine büyük önem vermesi onun Gazali ve Sühreverdî ekolüne mensup, şeriat esaslarına bağlı sufilerdendir.5 Süt kuyusu denilen bir yerden bahsediliyor. Ama ben görmedim veya rehberi anlatırken kaçırmış olabilirim. Halk inanışına göre yeni doğum yapmış, süt emziren annelerin sütleri herhangi bir nedenden dolayı kesilirse bu anneler bu kuyuya ziyaret edip dilekte bulunduklarında sütleri tekrar gelirmiş. 3. Hamam (1450) 4. Mezar (1435) 5. Şah Mescidi (1441) 5Mehmet Rıhtım, “Yusuf Hemedani’den Mir Hamza Nigariye Azerbaycan Sufileri”, Keçmişdәn Günümüzә Xoca Ahmәd Yәsәvi Adlı Beynәlhalq Simpozium Materialleri, Bakı, 21-23 Noyabr 2008, s. 119-159. Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 20 Divanhanenin yanında türbe var. Giriş kapısının üstünde sağ ve sol tarafta altıgen iki madalyon kazınmış. Bunların birinde kelime-i şehadet yazılı diğerinde “Ali Allah’a yakındır” ibaresi yazılı. Ayrıca birbirine geçmeli Ali yazıları da mevcut. Taç giyme merasimlerinin yapıldığı alan 2000’li yılların başında Alman ve Azeri sanatçılar tarafından restore edilmiş. Türbenin giriş kapısının alınlığında “Merhametli Büyük Sultan Halilullah hicri 839-(1436)’da bu mukaddes türbeyi anasının ve oğlunun hatırasına yaptırmıştır.” yazısı bulunan türbede şahın kendisinin beş oğlunun lahdi bulunmaktadır. Bir de boş bir lahit yer almaktadır. Bakü’de büyük bir şehitlik tepesi var. 1918’de şehit düşen askerlerimiz ve Karabağ şehitleri orada yatıyor. Türkiye heybetli bir abide diktirmiş. Şehitlerimize ve Nuri Paşa’nın ruhuna Fatihalar okuyoruz. Burada şehrin en büyük camisi var. Türkiye Diyanet Vakfı tarafından yaptırılmış. Azerbaycan Millî Meclis binasının karşısında, şehitliğin yanı başında. Şehitliğin tam karşısında Titanic Otel adıyla devasa bir otel tikilmeye başlamış. Biz buradayken okul çocukları var idi ziyaretçi olarak. Ayrıca bando takımı da gösteri için hazırlıklar yapıyordu. Buradan Gençliye Yardım Fondu adlı kuruluşa geçtik. Bu fond 1992 yılından itibaren çalışmalara başlamış 1994’te resmen kurulmuş. Tek odalı bir yerden bugün 3-4 katlı geniş bir mekana kavuşmuş. Hoş bir mekânda bizi hoş karşıladılar. Çay, çerez, meyve ve baklava eşliğinde güzel bir tanışma imkânı oldu burası. Faaliyetleri arasında sosyal, kültü- rel, toplumsal, basın-yayın, insani yardım gibi etkinlikler var. Burada her kesimden insana yardım ediliyor. Bu bağlamda “Mezhep Ayrı Seçkiciliği” yok dediler. ‘Hayriyecilik’ (hayır işleri), vakıfçılık önde gelen hizmetleri. Burada Bakü’de bulunan 300 kadar STK ile işbirliği yapıyorlarmış kendi ifadelerine göre. Ayrıca bu kuruluşun açtığı Kur’an Kurslarında 160’tan fazla hafız yetiştirilmiş ve bunlar Azerbaycan’ın ilk hafızları imiş. Azerbaycan’da dini hayat konusuna gelince şunlar söylenebilir. İslam fetihleri zamanında Azerbaycan’da kuzey bölgelerde Hıristiyanlık, Güneyde Mecusilik hâkim idi. Sasaniler devrinde Azerbaycan’ın güneyinde siyasi nüfuzlarını artırmak için Zerdüştlük’ten istifade etmişlerdir. Sovyetler döneminde ise dini yok etme çabaları artmıştır. Sovyet hükümetleri dini yok etme planları üç aşamada tatbik edilmiştir. Birinci aşamada 1920-28 yılları arasında din devletten ve eğitim sisteminden ayrılmıştır. İkinci aşama 1928-1941 yıllarını içine alır. Bu devirde bütün dini teşkilatlar lağvedilmiştir. Üçüncü aşama II. Dünya Savaşı’ndan sonraki devirde ise dine ait ferdi toplumsal ne varsa hepsinin ortadan kaldırılması planlanmıştır. Bu devir dindarların sayısının azalması ve dini ibadetlerin yerine getirilmesinde azalmaların ortaya çıktığı zaman dilimidir. Sovyet Anayasası’nın 52. maddesi olan “SSRİ vәtәndaşlarının etiqad azaldığı, yәni her hansı dinә etiqad etmәk, dini ayinlәri icra etmәk vә ya heç bir dinә etiqad etmәmәk,ateizm tәbliğatı etmәk hüququ vardır. Dini etiqadla әlaqәdar olarak әdavәt vә nifaq çıxarmak qadağan edilmişdir. SSRİ-dә din dövlәtden, tahsil dindәn ayrılmışdır.”6 Bu kanuna göre Sovyet devleti inananların dini hayatlarını ferdi şekilde devam ettirmelerine izin vermiş, toplumsal bazda hareket eden birçok dindar ve dinadamı muhtelif cezalara çarptırılmıştır. Buna rağmen halk arasında “Paralel İslam”ın gelişmesi devam etmiştir.7 Bağımsızlıktan sonra Azerbaycan’da Resmi İslam’ı temsil eden Qafkas Müsәlmanları Ruhani İdaresi 1920 yılındaki 6 SSRİ Kontitutyası (әsas Qanun), Azerbaycan Dövlet Neşriyatı, Bakı 1977, s. 17’den aktaran Asәf Qәnbәrov, “Azәrbaycanda Dini Hayat, Bakı İslam Üniversitesi Elmi Mәcmuә, No:5, 2010, s. 117-125. 7Bu konuda geniş bilgi için bkz. Alexandre Bennigsen-Chantal lemercier-Quelquejay, Sufi ve Komiser Rusya’da İslam Tarikatları, Çev.:Osman Türer, Akçağ Yay., Ankara 1988. Yanvar faciasından sonra ilk defa Moskova’ya sert şekilde karşı çıkmıştır. Bağımsızlıktan sonra dini itikat azaldığı için kanunda değişiklikler yapıldı (1992). Bu değişiklik dinsel canlanmalara yol açtı. Yeni Anayasa maddesine göre “Hәr bir vәtandaşa, hәr hansı bir dinә tәk başına vә ya başqaları ilә birlikdә inanma hüququ verildiyi kimi, dini inancı ilә bağlı fikirlerini ifadә etmә vә yayma hüququ da verilir.”8 Bu kanundan sonra dini kurumlar tarafından çok sayıda mescid açılmıştır.9 Ancak son zamanlarda dini hayatta kısmî sıkıntıların olduğu gözlenmekte. Yaklaşık 4.000.000 nüfuslu Bakü’de 5-6 caminin olduğunu öğrendik. Ancak buradaki dini hayatı Türkiye kökenli STK’ların canlandırdığı ifade ediliyor. Bunlardan bir kısmı cami, mescit ve Kur’an Kursu yaptırırken bir kısmı da Ramazan ve Kurban Bayramları’nın ihya edilmesi konusunda çalışmalarda bulunuyorlar. Azerbaycan’da bir miktar Hıristiyan nüfusun yanında Rus döneminin etkisiyle dinle ilgisiz bir kesim olduğu için az da olsa domuz eti mevcuttur. (Domuzun bir türüne Gaban denir.) Ancak domuz eti satılan yerlerde genelde bu yazıyla veya resimle belirtilir. Et mamullerinin satıldığı birçok yerde “helal et” veya “helal tuyuk” ibaresi yazılmış durumda. Bakü’de daha çok dana (mal) etinin yaygın olarak yendiği gözlenmiştir. Bakü’de çok sayıda Türk kebapçısı, lokantası mevcut olduğunu gözlemledik. Erzurum Restoranı, Konya Et Lokantası, Adanalı Restoranı, Antalya Lahmacun vb. gibi sadece bizim birkaç içinde gözümüze çarpanlar. Birçok köşe başında bir dönerciye, tantuniciye rastlamanız mümkün. Çorbaları bol etli ve sebzeli, kâseleri de oldukça büyük olduğundan doyurucudur. Kentte adım başı ‘Avto Yuyucu’ yani araba yıkama servisleri mevcut. Bunlardan bir tane de Türklerin işlettiği bir yer olarak ‘Kırşehir Avto Yuyucu’ gözüme ilişti. Anlaşmaya gelince genel olarak iki lisanın birbirine çok yakın olduğunu söylemek mümkün. G’nin biraz kalını Q, Bizdeki şapkalı a’ya benzeyen ters ә ve h-k arası bir ses olan x Türkiye Türkçesinden farklı olarak Azerbaycan’da kullanılıyor. Genelde soru eki “mi?”, “mu?” kullanılmıyor, meram tonlama ile ifade ediliyor. “Olmak” mastarı yaygın kullanılıyor. Mesela “girebilir miyim” yerine “girmek olar?” (gir8 Azerbaycan Kanstitutyası, mad. 48 (I, II)’den aktaran, Qәnbәrov, s. 123. 9 Qәnbәrov, s. 123. mek olur mu anlamında) denir. 15-20 gün halkın içinde kalınsa hiçbir sıkıntı çekmeden anlaşabileceğinizi söylemek herhalde abartı sayılmaz. Temel bazı kelime ve cümleler: Ağıl: akıl. -Allahaısmarladık: Sağol, Hәlәlik, Salamatla. Anahtar: Açar. Anladım: Başa düştüm vs. Anladın mı: Başa düştün? Anlamak: Başa düşmek. Ata: baba. Azan: ezan. Baş vermek: ortaya çıkmak. Böyük: büyük. Bulmak: Tapmak. -Bunun fiyatı nedir: Bu nәçәyәdir? Camә (mәscid): cami. Civan, iğit: genç. Çıxış: bildiri. Çirklәnmә: kirlenme. -Doğru konuş: Düz danış. Doğru: Düz. Dolandırıcı: yönetici. Domates: Pamidor -Dövizi nerede bozdurabilirim: Valyutayı harada dәyişbilәrәm? Döyüşmә: savaş. -Durun, burada ineceğim: Saxlayın, düşen var. -Dәğmәz: (Teşekkürden sonra) bir şey değil. Dәstәman: abdest. Dolandırıcı: Yürütücü. Ekmek: Çörek. Erzindә: içerisinde, zarfında. Görpә: bebek. Gözlemek: beklemek. -Günaydın: Sabahınız xeyir. Güzgü: ayna. Hamınız: hepiniz. Hansı: Hangi. Hardan: nereden. Hәmkar: meslektaş. İcazәt verin: izin verin. İstilәşmә: ısıtma, ısınma. İyi: Yaxşı, Son zamanlarda gözel kelimesi kullanılmaya başlamış. -İzninizle kendimi tanıtayım: İcazә verin özümü tәgdim әdim. Kızıl: altın. Kiçik: küçük, Kişi salonu: berber; (Kadın salonu: kadın kuaförü). Konuşmak: Danışmak (Yaxşı danışır: İyi konuşur). Köhnә: eski, yaşlı. Kötü: Pis. -Lütfen, rica ederim: Xahiş edirәm. Maşın: araba. Muallim: üstad. Narahat: rahatsızlık. (İnşaat halindeki yerlerde “әtrafә virdiğimiz müvaqqit narahatlığa görә özr dilәyirik”) şeklinde yazılar mevcut. Göre kelimesi için anlamında kullanılıyor. Ayrıca üçün kelimesi de kullanımda. -Nasılsınız: Necesiniz? -Ne zaman?: Ne vaxt? Nöbәt: sıra. Nәhәr: Gündüz. -Nuş olsun: afiyet olsun. Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 21 Otağ: oda. Oxucu: okur. Öten zaman: geçmiş zaman. Ötür: sonra. -Özrsirәm: özür dilerim. Para: Pul. Qabak: ön, önce. Qadagan: yasak. Qonaq: misafir. Ruzi: rızık. -Saat 3’ü 10 geçiyor: Saat 4’e 10 işleyip. -Saat Kaç: Saat nәçәdir? -Sabah erken bekliyorum: Sәhәr tәzdәn gözlüyrәm. Saklamak: durmak, parketmek. Salatalık: Hıyar. Selam: Salam. Sözsüz: şüphesiz. Subay: bekar. Sәhәr: sabah. Şirniyyat: tatlı. Tedbir: tören. Teleserial: TV dizisi. Televizor: TV. (Azeri kanalının birinde Show TV’de yayımlanan “Yemekteyiz” programının benzeri “Yağ Kimi” programı vardı). -Teşekkürler, iyiyim: Sağol, yaxşıyam. Tikinti: bina, inşaat. Tuyuk: tavuk. Uca: yüce Uşak: çocuk. Xoşbest: mutlu. Yay: yaz. Yazıçı: yazar. Yeyinti: gıda. Yoğurt: Gatık. Yuxu: uyku. Zeng etmek: çaldırmak. (“Çaldır” kelimesi Azericede argo imiş ve yanlış anlama ge- Göller Bölgesi Aylık Hakemli Ekonomi ve Kültür Dergisi Ayrıntı/ 22 liyormuş). Ziyalı: aydın. *** Haftanın günleri bizdeki gibi doğrudan isimleriyle değil de sırayla adlandırılıyor. Mesela 1. Gün (Bazar ertesi, 2. Gün (Çarşanba axşamı), 3. Gün (Çarşanba), 4. Gün (Cüma axşamı), 5. Gün (Cüma), 6. Gün (Şanba), 7. Gün (Bazar). Aylar ise Yanvar, Fevral, Mart, Aprel, May, İyun, İyul, Avgust, Sentyabr, Oktyabr, Noyabr ve Dekabr şeklinde isimlendiriliyor. Müzelere, belediye otobüslerine ücret çıkarken ya da inerken veriliyor. Belediye otobüs ücretleri 20 kapiq ( 40 kuruş), 500 ml’lik su da aynı fiyata satılıyor. Su deyince Bakü’de daha ziyade gazlı suyun tercih edildiğini gördük. Bu suyu içmek meşakkatli, şöyle ki çalkalamasanız bile kapağını açarken çok dikkatli olmanız gerekiyor, dikkatli açmazsanız adeta fışkırıyor. Konferans başlamadan önce farkında olmadan birçok Türkiyeli arkadaş başta bendeniz olmak üzere böyle bir “kaza”ya maruz kaldık. Bu durum hemen hemen bütün yemekler boyunca devam etti. Böylesi kazalar çoğu zaman Azerilerin gülüşmelerine sebep oldu. Bu türden ıslanmalar olmasın diye mümkün olduğunca gazlı su yerine normal su getirmeye çalıştılar. Milli geliri 6.000 dolar düzeyinde olan Azerbaycan’da sanayi üretiminin olmadığı söyleniyor. Petrol en önemli gelir kaynakları sonra havyar üretimi geliyor. Batılı ülkeler tarafından çok tercih edilen havyarın kilosu 500 USD’dan alıcı bulabiliyormuş. Buna mukabil çok sayıda banka var. Sanki iki kişi bir araya gelmiş banka kurmuş. Kentte Yapı Kredi Bankası’nın bir şubesini gördük. Mal (dana) eti 4.80 manat (yaklaşık 10 lira). Yemekleri genellikle etli. Yemeklerde tatlı servis edilmiyor. Son gün otelde yemek yerken “burada yemeklerde tatlı (şirniyyat) ikram edilmez mi?” diye sorduğumuzda Antepli Aydın “Ben size son gün bir şirinlik yapayım” dedi ve nihayet bir miktar kuru pasta getirdi. Bakü’de unlu mamullerin çok tüketildiğini öğrendik. Bu yüzden olsa gerek kentte çok sayıda unlu mamul dükkânı göze çarpıyor. Sebze ve meyve Türkiye’ye göre daha az yetiştiriliyor. Dolayısıyla bu ürünler biraz pahalı gibi gözüküyor. Azadlık (Özgürlük) Meydanına doğru ilerlerken bizim Anadolu’da rastladığımız gibi bir kadın önüne biraz marul, yeşil soğan, limon vb. şeyler koymuş sıcağın altında rızkını çıkarmaya çalışıyordu. Metro var ama yavaş çalıştığı için pek tercih edilmediği söyleniyor. 22 Mayıs Cumartesi günü 17.00 sularında otelden ayrılarak havaalanına doğru yola çıktık. Sıkı kontrollerden sonra uçağı bekliyoruz. Cüzdanlar bile bakılınca bir arkadaş “daha da buraya gelmem” deyince gülüşmelere yol açtı. 20.05’de kalkışa geçen uçak Türkiye saatiyle 21.00’da İstanbul havaalanına iniş yaptı. Bakü ile İstanbul arasında yaklaşık iki saat fark var. İndiğimizde İstanbul’da müthiş yağmur yağıyordu. İki ülke arasındaki anlaşmaları sağlayan, diğer bir deyişle konferansın mimarı Dr. Recai Aydın doçentlik sınavı olduğu için gelemedi. Başta ona, Dr. Bulut hocaya, Dr. Usub beye ve katılan herkese çok teşekkürler.
Benzer belgeler
20. asrın başında azerbaycan`da modern bir eğitim kurumu: tağıyev
yük çocuklar kabul edilirdi. Medreselerde
eğitim ücretsiz idi. Buralarda Arapça, dini
ilimler, edebiyat, felsefe, mantık, psikoloji
ve İslam tarihi öğretilirdi. Tahsil süresine...