yeni bir doğa koruma kavramı
Transkript
yeni bir doğa koruma kavramı
Ondokuzmayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Coğrafya Anabilim Dalı YENİ BİR DOĞA KORUMA KAVRAMI: UNESCO JEOPARKLAR ÇERÇEVESİNDE ÇAMLIDERE (ANKARA) FOSİL ORMANI FİZİBİLİTE ÇALIŞMASI Hazırlayan: Erdal Gümüş Danışman: Prof. Dr. Ahmet Nişancı Yüksek Lisans Tezi Samsun, 2008 Ondokuzmayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Coğrafya Anabilim Dalı YENİ BİR DOĞA KORUMA KAVRAMI: UNESCO JEOPARKLAR ÇERÇEVESİNDE ÇAMLIDERE (ANKARA) FOSİL ORMANI FİZİBİLİTE ÇALIŞMASI Hazırlayan: Erdal Gümüş Danışman: Prof. Dr. Ahmet Nişancı Yüksek Lisans Tezi Samsun, 2008 KABUL VE ONAY Erdal Gümüş tarafından hazırlanan “Yeni Bir Doğa Koruma Kavramı: UNESCO Jeoparklar Çerçevesinde Çamlıdere (Ankara) Fosil Ormanı Fizibilite Çalışması” başlıklı bu çalışma 11 / 04 / 2008 tarihinde yapılan savunma sınavı sonucunda başarılı bulunarak jürimiz tarafından ______________________________olarak kabul edilmiştir. Başkan: Prof. Dr. Ahmet NİŞANCI (Danışman) ______________________________ Üye: Doç. Dr. Kemalettin ŞAHİN __________________________________________ Üye: Yrd. Doç. Dr. Hasan Korkmaz_________________________________________ Yukarıdaki imzaların adı geçen öğretim üyelerine ait olduğunu onaylarım. .….. / ..… / …… BİLDİRİM Hazırladığım tezin tamamen kendi çalışmam olduğunu ve her alıntıya, kullandığım başka yazarlara ait her özgün fikre kaynak gösterdiğimi bildiririm. 16 / 04 / 2008 Erdal Gümüş i ÖNSÖZ İnsanoğlunun tarih boyunca bilgi birikimi arttıkça çevresine olan duyarlılığı ve farkındalığı da artmıştır. İnsanoğlu doğayı tanıdıkça onun değerinin farkına varmaya başlamıştır. 1800’lü yıllarda milli park kavramının doğuşu bugün daha etkin ve kapsamlı bir koruma-kullanma ölçütü olan Jeoparklara öncülük etmiştir. Doğa korumada en fazla çelişkiye düşülen nokta insanoğlunun doğal kaynakları kullanırken bu kullanımın hangi sınırlar içerisinde kalması gerektiğinin tam kesinleşmemiş olmasıdır. Doğal kaynaklar olmadan yaşamımızı sürdürmemiz mümkün değildir, öte yandan doğal kaynakların belirli bir kendini yenileme gücü vardır ve bu sınır aşıldığı zaman kaynaklar kısa sürede geri dönüşümsüz olarak tükenebilmektedir. Jeoparkları diğer doğa koruma ölçütlerinden ayıran en önemli nokta doğa koruma ve kullanımını sürdürülebilir bir çerçevede birleştirmiş olmasıdır. Jeoparklar bir yerin salt peyzaj değerinin ötesine geçerek, sahadaki jeolojik ve jeomorfolojik oluşumları bilimsel eğitsel değerlerinden ötürü doğa mirası olarak kabul etmektedir. Jeoparklar yer tarihinin gizli olduğu bu hazineleri korumayı, korurken de jeoturizm kapsamında kullanarak sahanın ekonomik olarak kalkınmasına katkıda bulunmayı hedeflemektedir. Çamlıdere Fosil Ormanı ve yakın çevresindeki jeolojik-jeomorfolojik yapılar gezegenimizin geçmişine ışık tutan, oluşumunun uzun öyküsünü anlayabileceğimiz taşa yazılmış yazılardır. Fosillerin oluşumu Anadolu’da Neotektonizmaya bağlı volkanik süreçler ve sonrasındaki tektonik hareketlerle yakından ilgilidir. Yeryüzünün tek bir tarihi olduğu ve hiçbir yerinin birbiriyle aynı olmadığı için yerel ölçekte öneme sahip her jeositin aynı zamanda uluslar arası önem arz ettiğini de söyleyebiliriz. Erdal Gümüş SAMSUN 2008 ii TEŞEKKÜR Bu tez, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Araştırma Projeleri F455 numaralı proje kapsamında desteklenmiştir. Öncelikle tezin hazırlanmasında bana kılavuzluk eden danışmanım Prof. Dr. Ahmet Nişancı’ya üzerimde emekleri sonsuz olan diğer bölüm hocaları adına da teşekkürlerimi sunarım. Gerek tezin, gerek teze bağlı araştırma projesinin başarıya ulaşması hepsinden ismen söz edemeyeceğim birçok özverili insanın desteği ile olmuştur. Jeoparklarla ilgi kendisinden birçok şey öğrendiğim Yunanistan, Ege Üniversitesinden Nikos Zouros’a teşekkürlerimi sunarım. Sayısal haritaların hazırlamasında ve uydu fotoğraflarının analizinde desteklerini esirgemeyen, arazi çalışmalarıma katılma nezaketini gösteren Anadolu Üniversitesi Uydu ve Uzay Bilimleri Araştırma Enstitüsü müdürü Prof. Dr. Can Ayday’a, Enstitü müdür yardımcısı Semra G. Ergun’a ve araştırma görevlisi Elif Gümüşlüoğlu’na desteklerinden ötürü şükranlarımı sunarım. Çalışmanın başından beri maddi ve manevi desteklerini esirgemeyen MTA’dan paleontolog Prof. Dr. Gerçek Saraç’a, TÜBİTAK’tan eğitim teşekkürlerimi sunarım. projeleri sorumlusu Prof. Tarihi Çamlıdere Evleri Dr. Sancar mimarisi Ozaner’e konusunda desteklerinden ve çalışmaya önderliğinden ötürü Karadeniz Teknik Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi Mimarlık Bölümünden Prof. Dr. Şengül Öğmen Gür’e teşekkür ederim. Arazi çalışmalarıma desteklerinden ötürü Çamlıdere kaymakamı Sn. Hüseyin Parlak’a, Çamlıdere sakinlerinden Mustafa Çevik ve Tahir Çalıkıran’a sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Son olarak çalışmamın her aşamasında sağladığı olağanüstü desteklerden ötürü Jeolog L. Tufan Erdoğan’a sonsuz saygı ve teşekkürlerimi sunarım. iii ÖZ [GÜMÜŞ, Erdal]. [Yeni Bir Doğa Koruma Kavramı: UNESCO Jeoparklar Çerçevesinde Çamlıdere (Ankara) Fosil Ormanı Fizibilite Çalışması], [Yüksek Lisans Tezi], Samsun, [2008]. Bu çalışmada Çamlıdere İlçesi (Ankara) Pelitçik Köyünde yer alan Fosil Orman sahası Avrupa Jeoparklar Ağı (EGN) jeopark ölçütleri bakımından değerlendirilmiş ve Çamlıdere Fosil Ormanının jeopark olması yolunda ilk adım atılmıştır. Bu araştırma ile jeopark kavramının doğru biçimde anlatılarak diğer jeopark çalışmalarına örnek olması hedeflenmektedir. Araştırmanın özünü Pelitçik Köyündeki (Çamlıdere) Fosil Orman sahası oluşturmaktadır. Bununla beraber sahanın yakın çevresinde yer alıp Fosil Ormanın oluşum sürecine ışık tutan, jeolojik-jeomorfolojik ve kültürel özelliklerinden ötürü bilimsel, eğitim ve turistik değere sahip oluşumlar da tampon bölge içerisinde araştırmaya dâhil edilmişlerdir. Araştırmada ağırlıklı olarak arazi inceleme yöntemi kullanılmıştır. Arazi çalışmalarında fosil ağaçlar ve önem arz eden diğer oluşumların GPS ile koordinatları kaydedilmiştir. 3000’den fazla fotoğraf çekilmiş, 8 saatten fazla ses kaydı ve 2 saati aşkın video kaydı yapılmıştır. Uzaktan algılama analizleri ve tematik sayısal haritalar Anadolu Üniversitesi Uydu Uzay Bilimleri Araştırma Enstitüsü CBS laboratuarlarında yapılmıştır. Sahadan seçilmiş numuneler stereo mikroskop ile incelenerek fotoğrafları çekilmiştir. Araştırma sonucunda, mevcut veriler ışığında Çamlıdere Fosil Ormanının Avrupa Jeoparklar Ağı ölçütlerini karşıladığı sonucuna varılmıştır. Çamlıdere Fosil Ormanı fosillerin yoğunluğu, boyutları ve korunmuşluk durumları bakımından iv ulusal ve uluslar arası önem taşımaktadır. Buna ek olarak Fosil Orman çevresinde jeoturizm, eğitim ve bilimsel amaçlı kullanılabilecek kırgıbayırlar, peri bacası benzeri erozyonal formlar tespit edilmiştir. Sahanın yerel coğrafya şartlarının izlerini taşıyan tarihi Çamlıdere Evleri Fosil Ormanın jeoturizm değerini artırmaktadır. Türkiye’de Jeolojik mirasın korunmasına yönelik yasal eksikliklerden dolayı bu önemli fosil alanı talan edilmektedir. Anahtar Sözcükler: Avrupa Jeoparklar Ağı (EGN), Jeopark, Jeoturizm, Fosil Orman, Jeolojik Miras. v ABSTRACT [GÜMÜŞ, Erdal]. [A New Nature Protection Concept: Çamlıdere (Ankara) Petrified Forest Feasibility Research In Context Of UNESCO Geoparks], [Master’s Thesis], Samsun, [2008]. In this research the Çamlıdere (Ankara) Fossil Forest area in Pelitçik Village is evaluated within the European Geopark Network (EGN) criterion and the first step is made towards nomination of the area as a Geopark. This study aims to put forward a fallow way by correctly introducing the Geopark concept for further studies. The core area of the research consists of the Fossil Forest in Pelitçik Village (Çamlıdere). However the geologically-geomorphologically and culturally important features due to their educational, research and geoturism values in vicinity which helps to understand the evolution process of the Fossil Forest were also included within the buffer zone of the research area. The research mostly depends on the field trips. During the field trips the petrified trees were recorded with GPS, more than 3000 photos taken, voice record over 8 hours and 2 hours of video record gathered. The remote sensing analyzes and creation of the digital thematic maps were performed in the GIS laboratories of the Anatolian University, Institute of Satellite and Space Science Researches. The samples collected from the research area are photographed after preliminary examination. Consequently, depending on the existing data it was concluded that Çamlıdere Fossil Forest meets the measures of the European Geoparks Network. The vi Çamlıdere Fossil Forest has national-international importance due to the size, intensity and the protection condition of the fossils. Moreover, in vicinity to the fossil area erosional forms like badlands and chimney topography were examined which are convenient for geoturistic, scientific and educational purposes. The Çamlıdere Historical Architecture which reflects the traces of the local geographical conditions increase the geoturism value of the Fossil Forest. This important fossil area is pillaged because of the lacking of the legislation for protection of the geological heritage. Key Words: European Geoparks Network (EGN), Geopark, Geoturism, Fossil forest, Geological Heritage. vii İÇİNDEKİLER İçerik Sayfa ÖNSÖZ…………………………………………………............................. i TEŞEKKÜR………………………………………………………………. ii ÖZ…………………………………………………………………………. iii ABSTRACT………………………………………………………………. v İÇİNDEKİLER…………………………………………………………… vii TABLO LİSTESİ………………………………………………………… x ŞEKİL LİSTESİ………………………………………………………….. xi FOTOĞRAF LİSTESİ…………………………………………………… xiii BÖLÜM I: GİRİŞ ……………………………………………………..... 1 1. 1. Problem Durumu …………………………………………………... 1 1. 1. 1. Alt Problemler……………………………………………… 1 1. 2. Araştırmanın Amacı………………………………………………… 2 1. 3. Araştırmanın Önemi………………………………………………... 2 1. 4. Araştırmanın Temel Kavramları (Tanımlar)……………………... 4 1. 5. Sınırlılıklar…………………………………………………………... 5 1. 6. Önceki Çalışmalar ………………………………………………….. 6 1. 7. Yöntem ………………………………………………………………. 11 1. 7. 1. Evren ve Örneklem………………………………...……… 11 1. 7. 2. Veri Toplama……………………………………………...... 11 1. 7. 3. Verilerin Çözümlenmesi…………………………………… 12 BÖLÜM II: KURAMSAL VE KAVRAMSAL ÇERÇEVE…………… 14 2. 1. Yer Mirası ve Jeoparklar…………………………………………… 14 2. 1. 1. Jeoparkların Kısa Hikâyesi……………………………….. 15 2. 1. 2. UNESCO Global Jeoparkları……………………………... 16 2. 1. 3. Avrupa Jeoparklar Ağı…………………………………..... 18 2. 1. 4. Jeoparklar Açısından Türkiye…………………………….. 22 2. 2. Jeoturizm……………………………………………………………. 26 viii 2. 3. Fosil Ormanlar ve Petrifikasyon…………………………………… 32 2. 3. 1. Fosil Orman Nedir ve Nasıl Oluşmuştur?........................... 32 2. 3. 2. Dünyadaki Fosil Ormanların Dağılışı…………………….. 41 BÖLÜM III: ÇAMLIDERE FOSİL ORMANI SAHA ANALİZİ…….. 44 3. 1. Araştırma Sahasının Yeri ve Sınırları……………………………... 45 3. 2. Araştırma Sahasının Jeolojik özellikleri…………………………... 45 3. 3. Araştırma Sahasının Jeomorfolojik Özellikleri…………………… 51 3. 3. 1. Araştırma Sahasının Hidrografya Özellikleri …………… 52 3. 4. Araştırma Sahasının İklim Koşulları ………….………………….. 54 3. 5. Araştırma Sahasının Bitki Örtüsü…………………………………. 58 3. 6. Araştırma Sahasının Sosyo-Ekonomik Durumu………………….. 64 3. 7. Anadolu’nun Paleocoğrafik Evrimi ve Çamlıdere Fosil Ormanının Oluşumu ………………………………………………. 68 3. 8. Çamlıdere Fosil Ormanı’nın Dünya Mirası Açısından Önemi…... 81 3. 9. Çamlıdere Fosil Ormanında Mevcut Koruma Durumu ve Tehditler……………………………………………………………... 83 BÖLÜM IV: ÇAMLIDERE FOSİL ORMAN SAHASINDA GELİŞTİRİLEBİLİR DEĞERLER…………………………………….. 95 4. 1. Jeomorfolojik Değerler……………………………………………... 96 4. 1. 1. Kırgıbayır (Badlands) Topografyası……………………... 96 4. 1. 2. Volkanik Anakayada Gelişmiş Vadiler…………………… 98 4. 2. Kültürel Değerler…………………………………………………… 101 4. 2. 1. Kırsal Mimari (Çamlıdere Evleri ) ……………………….. 101 SONUÇ VE ÖNERİLER………………………………………………… 114 KAYNAKÇA……………………………………………………………… 119 EKLER……………………………………………………………………. 126 Ek 1. Digne Bildirgesi ………………………………………………........ 126 ix Ek 2. Madonie Bildirgesi ………………………………………………… 127 Ek 3. Belfast Konferansı Bildirgesi ………………………………….….. 128 x Numara Tablo 1 TABLO LİSTESİ Sayfa 2007 Aralık ayı itibariyle UNESCO Global Jeoparklar Ağı Üyeleri ……………………………………………………….. 17 Tablo 2 Çamkoru’ daki türlerin fitocoğrafik bölgelere dağılımı (Topaloğlu 2005’den değiştirilerek) …………………………. 59 Tablo 3 Pelitçik köyünde tarımı yapılan başlıca bitkiler ……………... Tablo 4 Havzadaki volkanik birimlerin ICONA metoduna göre 67 erozyona duyarlılıkları (Yılmaz 2006: 51) …………………... 96 xi ŞEKİL LİSTESİ Numara Şekil 1 Sayfa 2007 Aralık ayı itibariyle UNESCO Global Jeoparklar Ağı Üyeleri ……………………………………………………….. 19 Şekil 2 Yeşil Atlas Dergisinin yayınladığı Türkiye’nin Jeolojik Miras alanları haritası (Güngör 2003: 47) ………………………….. Şekil 3 25 JEMİRKO’nun tespit ettiği Jeoparkların türü ve dağılışı (Kazancı, Şaroğlu 2003: 16) …………………………………. 26 Şekil 4 Fosilleşme sürecinin aşamaları (Arens 1998’den değiştirilerek) ………………………………………………... Şekil 5 Permineralizasyon sürecine ait şema ve fosil kesit örneği (Niemirowska 2006: 1-3’dan değiştirilerek) Şekil 6 51 Çamlıdere havzasının H28-B2 paftasının DEM görüntüsü üzerine giydirilmiş hidrografya haritası. .……………………. Şekil 14 50 Çamlıdere 1/25000 ölçekli Bolu H28-b2 paftası Grid TIN Default sayısal yükselti modeli ……………………………… Şekil 13 47 Araştırma sahasının genelleştirilmiş jeoloji haritası (Muratçay 2006’dan değiştirilerek) ……………………………………... Şekil 12 44 Bolu H_28 paftası Permo-Kuvaterner yaşlı birimlerinin dikme kesiti (Altun et al 2002: 4-5) …………………………. Şekil 11 42 Araştırma sahasının yeri ve sınırları. A: Tampon saha, B: Kor saha ………………………………………………………….. Şekil 10 40 Dünyadaki önemli Fosil Ormanların dağılışı (Niemirowska 2006’dan değiştirilerek)…………………………………….. Şekil 9 39 İkincil mineralizasyona uğramış fosile ait şema ve fosil kesit örneği (Niemirowska 2006: 1-3’dan değiştirilerek) Şekil 8 38 Kesintiye uğramış permineralizasyon sürecine ait şema ve fosil kesit (Niemirowska 2006: 1-3’dan değiştirilerek) ……... Şekil 7 32 53 Çamlıdere İlçesi Karadeniz ve İç Anadolu Bölgesinin geçiş sahasında yer alır …………………………………………….. 55 Şekil 15 Çamlıdere’nin iklim diyagramı (Topaloğlu 2005: 18) ………. 56 Şekil 16 Kızılcahamam’ın iklim diyagramı (Topaloğlu 2005: 18) …… 57 xii Şekil 17 Fosil Orman ve Çamkoru Göleti lokasyon haritası ………….. 58 Şekil 18 Çamlıdere’de ormanlık alanlar nispeten eğimli yamaçlar ve yükseklerde yer alır ………………………………………….. Şekil 19 60 Çamlıdere ilçesi nüfusunun 1965–2000 yılları arasındaki değişimi (TÜİK 2000) ……………………………………….. 64 Şekil 20 2000 yılı verilerine göre Çamlıdere nüfusunun cinsiyete göre dağılımı ……………………………………………………… Şekil 21 2000 yılı verilerine göre Çamlıdere nüfusunun kadın-erkek bazında öğrenim durumu ……………………………………. Şekil 22 66 Oksijen izotop yöntemine göre Jura’dan itibaren ortalama deniz suyu sıcaklıkları (Lane 1986: 125’den değiştirilerek)…. Şekil 23 65 68 Orta Avrupada Postglasiyal devrede iklim değişiklikleri ve buna bağlı olarak ormanların bileşiminde meydana gelen değişiklikler (Erinç 1977’den değiştirilerek) ………………... Şekil 24 71 A: Türkiye’nin temel jeotektonik elamanları, B: Galatya Volkanik Provensi, C: Fosil Ormanın ve Ovacık kraterinin GoogleEarth görüntüsü, 1-2-3: Neojen volkanik sahaları (Schumacher 200’den değiştirilerek) ………………………... Şekil 25 Ovacık merkezli Pliniyen patlamaların safhaları ( (Schumacher 2001: 243’den Türkçeleştirilerek)…………….. Şekil 26 73 76 Ankara Çabuk Barajı civarından yurt dışına çıkarılarak internet üzerinden açık artırma ile satışa sunulmuş fosillerden Şekil 27 . biri …………………………………………………………… 92 Çamlıdere ilçesinde eski ve yeni yerleşmenin dağılışı ……… 103 xiii Numara Foto 1 FOTOĞRAF LİSTESİ İnsanoğlunun topoğrafyayı değiştirebilme gücü: Çamlıdere / Pelitçik Köyü yakınında bir taş ocağı işletmesi ……………... Foto 2 77 Pelitçik Fosil orman sahasında kalın, masif silis blokları yer alır …………………………………………………………… Foto 11 63 Pelitçik Fosil orman sahasında fosiller genelde parçalanmış ve üst üste kalın istifler halinde bulunmaktadır ……………... Foto 10 62 Pelitçik Köyü doğusunda dar bir alanda yer alan Çam (Pinus sp.) ormanı kalıntısından bir görünüm ………………………. Foto 9 61 2007 Nisan-Ekim arasında arazi çalışmalarında tespit edilen bazı bitkiler ………………………………………………….. Foto 8 54 Tarım arazileriyle çevrili Fosil Ormanın orman örtüsü tamamen tahrip edilmiştir …………………………………… Foto 7 41 Bayındır Barajına dökülen Güreş Deresi’nin Eylül ayındaki görünümü ……………………………………………………. Foto 6 37 Laboratuarda yapay taşlaştırma ile elde edilen taşlaşmış ağaç ince kesiti (Graybeal 2005: 1) ……………………………….. Foto 5 33 Başlıca silis mineralizasyon formları (Niemirowska 2006: 13’dan değiştirilerek) …………………………………………. Foto 4 14 Akarsu çökellerine gömülmek üzere olan bir balık ve Smilax sp. meyvesi ………………………………………………….. Foto 3 Sayfa 78 Pelitçik Fosil Orman sahasında farklı boyutlarda çok iyi gelişmiş çörtler bulunmaktadır ………………………………. 79 Foto 12 Pelitçik Fosil orman sahasında kömürleştikten sonra silis zenginleşmesine uğramış bir ağaç parçasına ait makrofoto …. Foto 13 80 Pelitçik Fosil Orman sahasında bir kalıp fosil (cast/mold) örneği ………………………………………………………… 81 Foto 14 Pelitçik Fosil Orman sahasında bir ağaç fosilinin ince kesitinde hücreleri gösterir bir makro fotoğraf ……………… Foto 15 82 Çamlıdere Fosil Ormanında günlenmeye bağlı olarak bozulmaya uğramış bir fosil ………………………………… 84 xiv Foto 16 Yunanistan’ın Midilli adasındaki Sigri Fosil Ormanında fosilleri günlenmeye karşı korumak amacıyla yapılan çalışmalardan bazı görünümler ……………………………… Foto 17 86 A): Yunanistan’ın Midilli adasındaki Sigri Fosil Ormanında Plaka Park fosil alanında altı rüzgârla oyularak çökmek üzere olan bir fosil. B): Çamlıdere Fosil Ormanında yüksek eğim ve şiddetli erozyon neticesinde altı boşalan ve dere yatağına yuvarlanmak üzere olan bir fosil ağaç ………………………. Foto 18 Çamlıdere/Pelitçik Köyünde fosil taşlar duvarlarda yapı malzemesi olarak kullanılmıştır ve uyarılara rağmen günümüzde de kullanılmaktadır ……………………………... Foto 19 87 88 Buğralar Köyü mezrasında parçalanarak tarım alanından uzaklaştırılan fosil taşlar yığınlar halinde istiflenmiştir……… 89 Foto 20 Kesilip parlatılarak kolye hailen getirilmiş bir ağaç fosili …... 90 Foto 21 İzmir Konak’ta bir hediyelik eşya dükkânında satılmaya hazır iki fosil ağaç …………………………………………………. Foto 22 92 Sigri Fosil Ormanı, Plaka Park önünde ziyaretçileri fosil tahribatı ve çalınması hususunda uyaran pano ve yanında müze müdür yardımcısı Kostas Mammis …………………… 94 Foto 23 Elmalı Köyünde kırgıbayır (badlands) topografyası ………... 97 Foto 24 Sarıkavak tefralarında gelişmiş kırgıbayır (badlands) topografyası ………………………………………………….. 98 Foto 25 Sarıkavak Köyü Mandıra mevkiinde aglomeralar üzerinde gelişmiş dik yamaçlı bir vadi ………………………………... 99 Foto 26 Güreş deresi vadisinde yamaç eğiminin azaldığı sahalar ……. 100 Foto 27 Güreş deresi boyunca vadi yamaç eğiminin arttığı sahalar ….. 100 Foto 28 Gargassa Konglomera vadisi İtalya, Beigua jeoparkıının önemli cazibe merkezlerindendir ……………………………. 101 Foto 29 Çamlıdere İlçesinin güneyden görünümü …………………… 102 Foto 30 Çamlıdere İlçe merkezinde üç katlı bir konak ………………. 104 Foto 31 Pelitçik Köyünde bir evin birinci katına ait ahşap karkas briket dolgulu duvar ve ahşap gerdirmeler …………………... 105 xv Foto 32 Pelitçik köyünde hartama örtülü bir çatı …………………….. Foto 33 Çamlıdere ilçesinde iki katlı ve üç katlı binaların farklı 106 pencere ve cumbaları ………………………………………… 107 Foto 34 Çamlıdere ilçesinde Fatma İmamoğlu’na ait evin odasına ait sergen ………………………………………………………... Foto 35 Çamlıdere ilçesinde Fatma İmamoğlu’na ait evin odasına ait soğanlık ……………………………………………………… Foto 36 108 109 Çamlıdere ilçesinde Fatma İmamoğlu’na ait evin odasına ait yaşmak ……………………………………………………….. 110 Foto 37 Çamlıdere ilçesinde Fatma İmamoğlu’na ait evin odasına ait yüklük ……………………………………………………….. Foto 38 111 Çamlıdere ilçesinde Fatma İmamoğlu’na ait evin odasına ait hamamlık …………………………………………………….. 112 1 BÖLÜM I: GİRİŞ Bu bölümde araştırmanın problemi, alt problemleri, amacı, önemi, sayıltılar, tanımlar ve sınırlılıklar ele alınmıştır. 1. 1. Problem Durumu Bu çalışmada Çamlıdere Fosil Orman sahasının Avrupa Jeoparklar Ağı 1 ölçütlerini karşılayıp karşılamadığı sorgulanmıştır. Türkiye çok farklı jeolojik ve jeomorfolojik oluşumlarıyla jeopark niteliklerini taşıyan pek çok alana ev sahipliği yapmaktadır. Yer mirası bakımından önemli alanlardan olan Çamlıdere Fosil Ormanı Türkiye’de jeopark statüsünün olmayışı nedeniyle amaç dışı kullanıma maruz kalmaktadır. Amaç dışı kullanım nedeniyle fosiller başta olmak üzere sahadaki jeolojik miras günden güne yitirilmektedir. Fosil Ormanın ve çevresindeki jeolojik-jeomorfolojik ve kültürel değerlerin tanınmayışı nedeniyle bu değerlerden yeterince faydalanılamamaktadır. 1. 1. 2. Alt Problemler 1. Yer mirası ve jeopark nedir? a. Jeopark kavramı ne zaman ve nasıl ortaya çıkmıştır? b. Jeoparklar hususunda uluslar arası örgütler hangileridir, işleyişleri nasıldır? c. Avrupa Jeoparklar Ağına bağlı bir jeopark olmak içi ne yapmak gerekir? d. Avrupa Jeoparklar Ağının üyelerine ne gibi faydaları vardır? 2. Jeolojik miras alanları açısından Türkiye ne durumdadır? 1 EGN- European Geoparks Network 2 a. Türkiye’de jeoparklar üzerine çalışma yapan kurum ve kuruluşlar hangileridir? 3. Jeoturizmin sürdürülebilir yerel kalınmadaki rolü nedir? 4. Fosil Orman nedir ve nasıl oluşmuştur? a.Dünyada diğer fosil ormanlar nerelerdedir ve ne durumdadır? 5. Fosil Ormanın yer aldığı sahanın fiziki ve beşeri coğrafya özellikleri nelerdir, bunların Fosil Orman ve diğer jeolojik – jeomorfolojik ve kültürel değerlerin oluşumunda fonksiyonları nelerdir? a. Araştırma sahasının jeolojik özellikleri nelerdir? b. Araştırma sahasının jeomorfolojik özellikleri nelerdir? c. Araştırma sahasının iklim koşulları nasıldır? d. Çamlıdere İlçesi ve Pelitçik Köyünde sosyo-ekonomik yapı nasıldır? 6. Çamlıdere Fosil Ormanı Nasıl Oluşmuştur? a. Çamlıdere Fosil Ormanının ulusal ve uluslar arası önemi nedir? b. Çamlıdere Fosil Ormanında mevcut koruma durumu ve tehditler nelerdir? c. Çamlıdere Fosil Orman sahasında geliştirilebilir değerler nelerdir ? d. Geliştirilebilir değerlerin Fosil Ormana katkıları neler olabilir? e. Sahnın Jeopark olabilmesi için ileride hangi çalışmalar yapılmalıdır? 1. 2. Araştırmanın Amacı Tezin amacı Pelitçik Fosil Ormanının Avrupa Jeoparklar Ağı’na bağlı bir Jeopark olabilmesi için gereken araştırma kıstaslarını yerine getirerek Türkiye’de kurulacak ilk Jeoparka öncülük etmektir. 3 1. 3. Araştırmanın Önemi İlk olması sebebiyle benzer çalışmalara öncülük edecektir. Yeni bir kavramın tanıtılması suretiyle ülkemizin dünyadaki gelişme ve değişmeleri takip etme kabiliyeti artırılacaktır. Avrupa Birliği üyelik süreci içerisinde yer alan ülkemizin Avrupa Jeoparklar Ağı’nın bir parçası olması üyelik sürecine olumlu yansıyacaktır. Bilimsel alanda kurulacak böyle bir ortaklık ülkemizin gelişen ve değişen yapısını daha iyi sunmasına olanak sağlayacaktır. Bunların yanı sıra jeoparklarla gelen bazı yenilikler mevcuttur. Jeoparklar Jeolojik miras diye yeni bir kavramı gündeme getirmiştir. Böylece jeolojik ve jeomorfolojik oluşumların da korumaya değer ve kullanılabilir olduğu ortaya çıkmıştır. Jeoparklar, doğa koruma ve müzecilik kavramını tümüyle değiştirmiştir. insansızlaştırma Doğa yerine korumacılığında sahanın izolasyon, sürdürülebilir yasaklama ve kullanımını ve rehabilitasyonunu savunur. Bu bağlamda jeolojik ve jeomorfolojik unsurları da dikkate aldığından daha tutarlı, insanı ortamın gerekli bir unsuru gördüğünden daha uygulanabilir bir çerçeve sağlar. Jeoparklarda müzeler örneklerin kilit altına alındığı pasif yapılar olmaktan çıkıp araştırma ve restorasyonların düzenli hale geldiği dinamik, etkin birer laboratuar haline gelmektedir. Jeopark müzeleri sahadaki araştırmaların devamını sağlamakla mükellef olup bu yükümlülükleri yasal düzenlemelerle garanti altına alınmıştır. Anlaşıldığı üzere jeoparklar yasaklamayı değil faydalanmayı teşvik etmektedir. Jeoparklar UNESCO veya Avrupa Jeoparklar ağına üye olmak ve koordinasyonu devam ettirmek zorundadırlar. Böylece bilimsel ve eğitim alanında diyalog, işbirliği ve bilgi paylaşımı sağlanarak sürekli hale gelmektedir. Bu işbirliği etkin bir denetimi de beraberinde getirmektedir. Ülkemiz açısından bir diğer önemli özelliği ise Jeoparkların, bulunduğu saha içerisinde yerel kalkınmayı ama daha özelde kırsal kalkınmayı destekleyecek 4 olmalarıdır. Burada kalkınma yalnızca ekonomik değil sosyal ve kültürel öğeleri de içermektedir. Gerektiğinde organik tarım ürünlerinin satışı veya yerel girişimcilere tanıtım olanakları sağlayabilir ya da sosyal etkinlikler organize edebilir. Bu durum kır kent arası refah seviyesindeki farkın azaltılmasına ve dengeli bir gelişmeye katkıda bulunur. Bir jeopark, saha içerisinde bilimsel ve eğitim çalışmalarını sürekli kılmakla mükelleftir. Hepsinden önemlisi bir jeopark hiçbir jeolojik materyalin satışına müsaade etmez. Bu durum ekonomik açıdan güçsüz ülkelerin doğal zenginliklerini koruyabilmesi açısından çok önemlidir. Kurulacak böyle bir Jeopark halkın doğaya yönelik farkındalığını artıracaktır. Jeoparka kurulacak müze sayesinde genç kuşaklar doğayı yerinde görme ve öğrenme fırsatı bulacaklardır. Nispeten seçkin ve doğa dostu bir turist gurubuna hitap eden jeoparklar jeoturizm alanında Türkiye turizmine katkı sağlayacaktır. Hepsinden önemlisi doğal zenginliklerimizin amaç dışı kullanımı engellenip gelecek nesillere de aktarılması sağlanmış olacaktır. 1. 4. Araştırmanın Temel Kavramları (Tanımlar) Jeopark: Jeopark başta jeolojik miras niteliğindeki öğeler olmak üzere, tüm doğal ve kültürel mirasın korunmaya alındığı, bilimsel çalışmaların yürütüldüğü, bu yapılırken sosyo-ekonomik kalkınmanın da amaçlandığı, sınırları belirlenebilen bir bölgedir. UNESCO: (United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü), Birleşmiş Milletlerin bir özel kurumu olarak kurulmuştur. Eğitim, bilim ve kültür alanlarındaki amaçlarını kendisine üye olan her devlette kurulan Milli Komisyonlar aracılığıyla gerçekleştirmeye çalışmaktadır (http://portal.unesco.org). 5 Avrupa Jeoparklar Ağı (EGN-European Geoparks Network): Avrupa’daki Jeoparkların daha iyi etkileşim ve işbirliği sağlamak üzere 2000 yılında 4 Avrupa ülkesinin ortaklaşa kurmuş oldukları örgüt. (Zouros 2005: 4). Doğa Tarihi Müzesi: Doğa bilimlerine yönelik müzeler görsel, bilimsel öğelerin sergilendiği, araştırmaların yapıldığı, aklın toplumla özdeşleştiği, bütünleştiği merkezlerdir (Saraç 2003: 58). Jeoturizm: Doğal ortamlara, jeolojik ve jeomorfolojik oluşumları görmek ve tanımak için yapılan seyahatleri ifade eder. Doğaya nispeten daha az rahatsızlık veren turizm tipidir ve sürdürülebilir yerel kalkınma için önemli bir kaynaktır. Taşlaşmış Orman: Fosilleşmenin nadir görülen bir türüdür. Taşlaşmış organizmaların organik unsurları SiO2 ile yer değiştirir. Organik madde tasfiye edilirken canlının morfolojik yapısı çok iyi korunur. Dünyada örnekleri 30’a yakın alanda görülür. 1. 5. Sınırlılıklar 1. Araştırma, belirli bir alanı ele alması bakımından sınırlıdır. 2. Araştırma sahayla ilgili Avrupa Jeoparklar Ağı’nca belirlenmiş araştırma başlıklarını irdeleme konusunda sınırlıdır. 3. Araştırma, belli bir zaman aralığında yapılması bakımından sınırlıdır. 6 1. 6. Önceki Çalışmalar Konunun tam olarak kavranabilmesi için Çamlıdere ile ilgi ve jeoparklar hususunda daha önce yapılmış çalışmaların özetlerine yer verilmiştir. Bu çalışmalar jeoparklar, jeoturizm, jeoloji, jeomorfoloji, botanik gibi konuları kapsamaktadır. Kasaplıgil (1977), “Ankara, Kızılcahamam Yakınındaki Güvem Köyü Civarında Bulunan Son Tersiyer Kozalaklı-Yeşil Yapraklı Ormanı” adlı eserinde Çamlıdere’nin doğusunda yer alan, Kızılcahamam’a bağlı Güvem Nahiyesindeki fosil alanını incelemiştir. Fosiller uzunluğu 15 km (K-G doğrultusunda), genişliği 7 km (D-B doğrultusunda) olan geniş bir alana yayılmıştır. Sahada yapılan ön çalışmada 400 bitki makro fosil numunesi (kozalak, meyve, tohum, yaprak, dal) ile 50 kadar hayvan fosil numunesi (balık, kurbağa iskeleti, böcek) toplanmıştır. Araştırmacıya göre Güvem fosil florası, Anadolu’da bu gün var olan orman topluluklarının ortaya çıkışı, batıda Romanya ve Bulgaristan, doğuda Kafkaslar Pliyosen florası arasındaki bağlantı, Kolşik (Colchis) floranın evrimi ve Orta Anadolu steplerinin ortaya çıkışının aydınlatılması bakımından önem taşımaktadır. Süzen (1996), “Lacustrine Mineral Facies of the Neogene Pelitçik Basin (Galatean Volcanic Province)” adlı eserinde Pelitçik havzasında yüzeylenen gölsel fasiyeslerin (Pazar formasyonu) jeolojisini ve mineralojisini uzaktan algılama ve laboratuar teknikleriyle incelemiştir. Araştırmacıya göre Pelitçik ilk zamanlarında güney ucundaki gideğeni ile açık havza niteliğindeydi. Ancak Bayındır ve/veya Çeltikçi fayının faaliyete geçmesiyle hidrolojik olarak kapalı bir göl haline gelmiştir. Bayındır fayının daha güneyinde Pazar formasyonunun devamının yer alması fayın havzada çökelmenin başlamasından biraz daha geç faaliyete geçtiğini göstermektedir. Pelitçik Havzası Galatya Volkanik Provensinin 7 en geniş lakustrin 2 havzasını oluşturur. Neojen lakustrin havza Galatya volkanitleri tarafından kuşatılmıştır. Uzaktan algılama incelemeleri havzanın 20km uzunluğunda ve 12km genişliğinde elipsoidal yapıda olduğunu göstermiştir. Çamurtaşlarının ve kiltaşlarının yeşil oluşu, tatlı sular tarafından beslenen, nadiren kuruyan çok yıllık bir gölün olduğunu gösterir. Katmanların ince oluşu, şist ve karbonat tabakalarının devamlı kalınlık göstermemesi ve tabakaların tekrarlı yapısı çökelmenin nispeten sığ bir ortamda olduğunu göstermektedir. Buğralar civarında rastlanan kömür tabakaları, organikçe zengin şistler, silisifiye olmuş ağaç parçalarının varlığı sığ gölün kıyı fasiyesi olduğunu göstermektedir. Volkanik komplekslerin varlığı sadece dolgu malzemesi olarak değil aynı zamanda gölün silis kaynağını da oluşturmuştur. Bu durumum diatom kabuklarının gelişimi, vitrik tüfler, silisifiye ağaçların ve çörtlerin varlığıyla desteklenmektedir. Öte yandan oolitik 3 sedimanların yokluğu sakin bir gölsel ortamın olduğunu işaret etmektedir. Zouros ve Velizelos (2000), “The Petrified Forest of Lesvos” adlı çalışmalarında Lesvos Fosil Ormanı’nın oluşumu ortaya koymuşlardır. Araştırmacılara göre Fosil Ormanın oluşumu sahanın tektonik hareketliliğine bağlı volkanik geçmişiyle yakından ilgilidir. 180–300 milyon yıl önce (Permo-Triyas) sahada hüküm süren Tetis, Kimmeriyen 4 kıta parçalarının sıkıştırmasıyla kapanarak önünde Yeni Tetis’i oluşturmuştur. Tetis 45 milyon yıl önce Eosen döneminde tamamen kapanmıştır. Eosen-Oligosen döneminde Afrika plakasının Avrasya plakasıyla Kiklades 5 (Cyclades) sahasında çarpışmasına tepki olarak Trakya, Rodop’da başlayan volkanik faaliyet kademeli olarak güneye inmiş ve Orta-Alt Miyosen döneminde Midilli adasında da görülmüştür. Fosillerin oluşumu işte bu volkanik faaliyet sonucu çıkan piroklastik malzemeler ve silisce sengin sıcak yeraltı suyu hareketleri sonucu olmuştur. Lesvos Fosil Ormanında taşlaşma “molecule for 2 İngilizcede “Lacustrine” olarak yazılır; gölsel, göle ait anlamındadır. İngilizce “Oolite”den dilimize “Oolit” olarak geçmiştir. Balık yumurtası da denen oolitler1mm çapındaki kalsiyum küreciklerdir (Güney 2003: 152). 4 Kimmeriyen kıtası, Godwana süper kıtasından ayrılan parçaların oluşturduğu ve günümüz Türkiye, İran ve Afganistan’ı kapladığı düşünülen kıta. İsim mitolojik bir hikayeden gelmektedir 5 Yunanistan’ın güneyinde 220 adadan oluşan adalar topluluğu (http://en.wikipedia.org/wiki/Cyclades) 3 8 molecule 6” süreciyle olmuştur ve bitkilerdeki organik madde tamamen uzaklaştırılarak yeri silisle doldurulmuştur. Fosil Orman sahasında boyu 20 metre çapı 3 metreyi geçen fosil ağaçlar yer alır. Yapılan tür teşhisi sonucu sahanın bu günkü karakteriyle örtüşmeyen birçok fosil türe rastlanmış tır (Sekoya, Palmiye). Fosil türlerin 9’u açık tohumlu (Gymnosperm), 20’si ise kapalı tohumludur (Angiosperm). Kapalı tohumluların 2’si tek çenekli (Monocotyledon), 18’i çift çeneklidir (Dicotyledon). Stueve (2002), “The Geoturism Study: Phase I. Executive Summary” adlı eserinde 154 milyon Amerikalı turisti temsilen 4000’den fazla kişiyle yaptığı anket sonucunda mevcut turistik eğilimleri ve jeoturizm potansiyelini incelemiştir. Araştırmacı, turistleri gelir guruplarına, sosyal statülerine, eğitim seviyelerine, yaşlarına göre gruplandırmıştır. Her gurubun turistik faaliyetten beklentilerini, turistik destinasyon seçiminde etkili faktörleri irdelemiştir. Araştırma göstermiştir ki Amerika’da jeoturist olarak nitelendirilebilecek 55 milyon turist vardır. Jeoturist gurubu en yüksek yıllık gelire sahip (72000$/yıl) kesimi oluşturur ve eğitim seviyeleri de yüksektir. Buna ek olarak 100 milyon Amerikalı turistin de jeoturizm potansiyeli taşıdığı tespit edilmiştir. Araştırmacıya göre jeoturizm yüksek kalitede ziyaret tecrübesi sağlamasının yanı sıra destinasyonun kültürel ve doğal özgünlüğünü iyileştiren restoratif ve rekonstrüktif bir turizm tarzıdır. Kazancı ve Şar (2003), “Annual Report on the Protection of the Geological Heritage in Turkey” adlı çalışmalarında JEMİRKO’nun (Jeolojik Mirası Koruma Derneği) faaliyetleri, işleyiş biçimi ve geleceğe yönelik projeleri hakkında bilgi vermişlerdir. Çalışmada Jeopark seçim ölçütlerine göre Türkiye’nin jeolojik miras alanları detaylı biçimde sınıflandırılmıştır. Başvuruları değerlendiren araştırmacılar 7 adet öncelikli saha belirlemişlerdir. Bunlar: Karapınar Kompozit Jeoparkı, Mut Kompozit Jeoparkı, Kula Volkanik Jeoparkı, Kapadokya Jeoparkı, Denizli Traverten Jeoparkı, Nemrut Volkanı ve Van Gölü Jeoparkıdır. Çalışmanın 6 Bitki bünyesindeki her bir organik moleküle karşılık eriyikçe zengin sudaki bir inorganik molekülün değiş tokuşunu iade eden kimyasal reaksiyonu ifade eder 9 sonunda Jeopark öneri formu ve Türkiye Jeosit alanlarının tür ve dağılışlarını gösteren harita bulunmaktadır. Atabey ve Saraç (2004), “Çamlıdere (Ankara) Taşlaşmış Ağaç Fosil Ormanı” adlı eserlerinde sahadaki fosil oluşumları ilk kez bilimsel bir makale ile gün yüzüne çıkarmışlardır. Fosil sahası batıda Bolu, kuzeyde Çerkeş, Kurşunlu, Ilgaz; doğuda Çankırı ve Şabanözü; güneyde Beypazarı, Kazan, Çubuk yerleşmeleri ile sınırlandırılmıştır. Silisleşmiş fosil ağaçların bulunduğu alan tamamen volkanik ürünlerden oluşmaktadır ve bu orman Erken Miyosen (23–15 myö) olarak yaşlandırılmıştır. İlk belirlemelere göre başlıca fosil ağaç türleri çam ve meşe ağaçlarının egemen olduğu karışık bir ormanın kalıntılarıdır. Çalışmada Fosil Ormanın bulunduğu sahada kazı çalışmalarıyla tüm fosillerin gün yüzüne çıkarılması ve sahanın bir açık hava müzesi olarak korunması gerektiği belirtilmiştir. Topaloğlu (2005), “Çamkoru Göleti Çevresi Florası (Çamlıdere)” adlı yüksek lisans çalışmasında sahanın bitki örtüsünü ortaya koymuştur. Araştırmacı Çamkoru Göleti ve çevresine (Çamlıdere, Ankara) 2001–2004 yılları arasında 24 kez gitmiş ve 931 bitki örneği toplamıştır. Bunların değerlendirilmesi sonucu 59 familya, 217 cins, 377 tür, 4 alttür ve 1 varyete saptamıştır. Buna göre en büyük familya 42 tür ile Asteraceae; en büyük cins 12 tür ile Veronica L. çıkmıştır. Fitocoğrafik elementler bakımından Avrupa-Sibirya elementleri 46 tür ve % 12,2 oranı ile ilk sırada yer almıştır. Araştırma alanında endemizm oranı % 6,9 (26 tür) çıkmış ve bunların tehlike kategorileri verilmiştir. Muratçay (2006), “Çamlıdere (Ankara Kuzeybatısı)Yöresi Volkanik Kayaçlarının Petrolojisi ve Jeokimyası” adlı doktora çalışmasında Ankara Kuzeybatısında, Galatya Volkanik Bölgesi içerisinde yer alan volkanik kayaçların mineralojikpetrografik ve jeokimyasal özelliklerini incelemiştir. Araştırmacı bu veriler 10 ışığında volkanizmanın kökeni ve oluşumunda etkili olan süreçlere açıklık getirmeye çalışmıştır. Jeokimyasal incelemeler sonucunda bölgedeki volkanik kayaçların trakibazalt, bazaltik trakiandezit, trakit, trakiandezit, andezit, dasit ve riyolit bileşiminde oldukları tespit edilmiştir. Çamlıdere volkanitlerinin iz element incelemesi sonucunda dalma-batma ve/veya kabuksal kirlenme süreçlerinin etkili olduğu bir ortamda meydana geldikleri anlaşılmıştır. Araştırmacıya göre piroklastik ürünler ile riyolitik, andezitik, trakitik, dasitik, bazaltik bileşimdeki lav/dom’lardan oluşan volkanikler Erken-Orta Miyosen (22,4–14,5 myö)döneminde oluşmuştur. Çalışma sahasının güneyinde yaygın olarak gözlenen sedimanter birimlerin, volkanik birimlerle ara katlı olduğu için volkanizma ile eş zamanlı oluştuklarını ileri sürmüştür. Yılmaz (2006), “Çamlıdere Barajı Havzasında Erozyon Problemi ve Risk Analizi” adlı yüksek lisans çalışmasında Çamlıdere Havzasında meydana gelen erozyonu konu edinmiştir. Araştırmacı USLE 7 sistemine göre yaptığı analizlerde sahada erozyonun jeoloji, iklim, topografya ve bitki örtüsü etmenlerince kontrol edildiğini belirtmiştir. Sahada erozyonun en şiddetli olduğu yerler baraj gölü çevresinde eğimin arttığı yamaçlardır. Erozyonun şiddetlenmesinde jeolojik yapının da büyük bir etkisi vardır. Özellikle Miyosen yaşlı göl tortullarının yüzeye çıktığı alanlarda erozyon hızlı bir gelişme göstermektedir. Öte yandan havzadaki jeolojik birimlerin erozyon duyarlılığının analizi sonucunda en yüksek değerler Miyosen yaşlı andezitik, dasitik, piroklastik materyal üzerinde gelişmiş topraklarda çıkmıştır. Araştırmacı iklim hususunda yaptığı inceleme sonucunda sahanın nemli fakat kuraklığa meyilli bir iklime sahip olduğunu belirtmiştir. Ayrıca 1990’lardan itibaren havzada nüfusun azalmasıyla insanın doğaya baskısı azalmış, tahrip edilen bitki örtüsü kendini yenilemeye başlamıştır. 7 Universal Soil Loose Equality - Evrense Toprak Kaybı Eşitliği (Yılmaz 2006: 24) 11 1. 7. Yöntem Bu bölümde, araştırmanın evren ve örneklemi, bilgi toplama araçları, bilgilerin toplanması ve analizi hakkında bilgi verilmiştir. 1. 7. 1. Evren ve Örneklem Araştırmanın evrenini Türkiye’de yer alan, öncelikli olarak jeolojik ve jeomorfolojik oluşumlarıyla ön plana çıkan, jeopark dışında herhangi bir koruma ölçütüyle korunan veya henüz tanımlanmamış, jeopark niteliği taşıyan alanlar oluşturmaktadır. Türkiye Jeolojik Mirası Koruma Derneğine (JEMİRKO) formlar vasıtasıyla 500’den fazla Jeosit önerisi yapılmıştır. JEMİRKO bilimsel kurulu bu başvurular içerisinden yaptığı elemeler sonunda Jeolojik Miras açısından öncelikli yedi saha belirlemiştir. Araştırmanın örneklemi Ankara/Çamlıdere İlçesi Pelitçik Köyü’nde fosillerin yer aldığı 5km2’lik bir kor alan (core zone) ve bu kor alan etrafında fosil ormanın oluşumunda rol oynayan süreçlerin kanıtlarından ve Jeopark çerçevesinde değerlendirilecek doğal ve beşeri değerlerden oluşan; yaklaşık 300km2 genişliğinde bir tampon bölge (buffer zone)’den oluşmaktadır. Her iki saha da Harita Genel Komutanlığı (HGK) 1/25000 ölçekli Bolu H28-b2 paftası sınırları içerisinde yer almaktadır. 1. 7. 2. Veri Toplama Araştırma öncelikli olarak arazi çalışmalarından elde edilen verilere dayanmaktadır. 2007–2008 arası farklı dönemlerde toplam dört kez arazi çalışması yapılmış ve 15 günden fazla arazide kalınmıştır. Tematik haritalar oluşturmak üzere Harita Genel Komutanlığı’ndan sahayı içine alan 1/25000 12 ölçekli Bolu H28-b2 paftası temin edilmiştir. Jeolojik incelemeler için Maden Tetkik ve Arama Kurumunun hazırladığı 1/100.000 ölçekli jeoloji haritası temin edilmiştir. Uzaktan algılama analizleri için Anadolu Üniversitesi, Uydu ve Uzay Bilimleri Araştırma Enstitüsünden sahayı kapsayan 30 metre spatiyal 8 ve 6 bant spektral 9 çözünürlüğe sahip LANDSAT Thematic Mapper uydu fotoğrafı temin edilmiştir. Çamlıdere mimari kültürü ve tarihi Çamlıdere evleri hususunda ev sahipleriyle (sekiz saati aşkın) röportaj yapılmıştır. Çalışma çerçevesinde 3000’den fazla fotoğraf çekilmiştir. GPS cihazıyla 500’den fazla noktasal veri ve 300 km’ yakın iz kaydı gerçekleştirilmiştir. Ayrıca Jeoparklarla ilgili güncel gelişmeleri takip etmek adına 15–25 Mayıs 2007 tarihleri arasında İtalya’daki Beigua Jeoparkı ziyaret edilmiş, 24 Eylül–05 Ekim 2007 tarihleri arasında ise Yunanistan, Sigri Taşlaşmış Orman Doğa Tarihi Müzesi’nin organize ettiği uluslar arası Jeoturizm ve Jeopark Yönetimi sempozyumuna/çalıştayına 10 davetli olarak katılınmıştır. 1. 7. 3. Verilerin Çözümlenmesi Uzaktan algılama analizleri (Remote Sensing) 01 Haziran – 30 Temmuz 2007 tarihleri arasında Anadolu Üniversitesi Uydu ve Uzay Bilimleri Araştırma Enstitüsünde Prof. Dr. Can Ayday önderliğinde gerçekleştirilmiştir. Landsat Thematic Mapper 5; 30 metre spatial (uzaysal) çözünürlüğe sahip 8 bit 6 banttan oluşan görüntü Erdas Imagine ile Principal Component ve Decorelation Strech analizlerine tabi tutularak fosil barındırması muhtemel sahalar tespit edilmeye çalışılmıştır. Daha sonra bilgisayar analizlerinin doğruluğunu sınamak amacıyla 15. 09. 2007 tarihinde Jeolog, Prof. Dr. Can Ayday ve Araş. Gör. Elif Gümüşlüoğlu ile tez sahasında arazi çalışması yapılmıştır. Sahayla ilgili tematik haritalar yine Anadolu Üniversitesi Uydu ve Uzay Bilimleri Araştırma Enstitüsünde Yrd. Doç. Dr. Semra Günay Ergun önderliğinde hazırlanmıştır. 8 İngilizce “Spatial resolution” uydu fotoğrafında her bir pikselin yeryüzünde temsil ettiği alandır. İngilizce “Spectral resolution” elektromanyetik spektrumun ayırt edilebilen bant aralığıdır. 10 Geoaprk Management and Geotourism Intensive Course – Geomorphosites, Geoparks and Geotourism Workshop 9 13 Öncelikle tez sahasını içeren 1/25000 ölçekli Bolu H28-b2 paftası, 1/100.000 ölçekli topografya ve 1/100.000 ölçekli jeoloji haritaları temin edilmiştir. Tematik haritalar oluşturmak üzere Arc Info E00 Import formatındaki Bolu H28-b2 haritası Mapinfo programı Universal Translater aracı kullanılarak UTM 11 WGS 84 projeksiyonunda TAB formatına dönüştürülerek üzerinde çalışılabilir hale getirilmiştir. Dönüştürülen bu ham haritalardan vejetasyon, yerleşme ve DEM 12 ve üç boyutlu haritalar oluşturulmuştur. Arazi çalışmasında elde edilen GPS koordinatları ve fotoğraflar Mapinfo programıyla bu haritalara işlenmiştir. UTM ED50 formatındaki 1/100.000 ölçekli jeoloji haritası rektifiye edilerek UTM WGS84 projeksiyonuna dönüştürülmüştür. Rektifiye edilen jeoloji haritası Mapinfo Thematic Mapper ara yüzü yardımıyla sayısallaştırılmıştır. Araştırmanın Çamlıdere evleri ile ilgili olan kısmı Karadeniz Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi, Mimarlık Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Şengül Öymen Gür önderliğinde gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında Çamlıdere İlçe merkezindeki tüm tarihi evlerin yerleri tespit edilmiş, bir evin de detaylı iç planı çıkartılmıştır. Devlet İstatistik Enstitüsü yıllıklarından ve Çamlıdere İlçe Tarım Müdürlüğünden elde edilen veriler ışığında Çamlıdere’nin ve Pelitçik Köyünün sosyo-ekonomik durumu analiz edilmeye çalışılmıştır. Tüm bu veriler ışığında Çamlıdere Fosil Ormanı ve ona ek değer katabilecek diğer jeolojik-jeomorfolojik-kültürel öğeler tespit edilip değerlendirilmiştir. 11 12 Universal Transverse Mercator projeksiyon sistemi, silindirik bir projeksiyondur. Digital Elevation Model - Sayısal Yükselti Modeli 14 BÖLÜM II: KURAMSAL VE KAVRAMSAL ÇERÇEVE 2. 1. Yer Mirası ve Jeoparklar Pek çoğumuz artık doğanının korunmasının gerekli olduğunu biliyoruz. Antropojenik faaliyetlere bağlı olarak ortaya çıkan küresel ısınma, türlerin yok oluşu, yağmur ormanlarının kaybedilmesi gibi küresel felaket emarelerinden sonra insanoğlunun doğa farkındalığı artmıştır. Yakın bir geçmişe kadar doğa koruma ile sadece canlı varlıklar akla gelirken, artık fiziki çevrenin de (topografya, peyzaj, jeolojik ve jeomorfolojik oluşumlar vs.) korunması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Bunda başlıca iki faktör etkilidir. Birincisi, yeryüzünün muazzam büyüklüğüne rağmen bitmez diye düşünülen kaynakların sınırlı olduğu anlaşılmıştır. Gelişen teknolojik imkânlar ve artan talep neticesinde yeryüzünde önceleri ulaşılması güç yerler dahi kullanıma açılmış ve buna bağlı tehditlerle yüz yüze gelmiştir. Madencilik, yerleşme ve tarım faaliyetleri sonucunda yeryüzü hızla geri dönüşümsüz bir değişime uğramakta ve bozulmaktadır (Bkz. Foto 1). Foto 1: İnsanoğlunun topoğrafyayı değiştirebilme gücü: Çamlıdere / Pelitçik Köyü yakınında bir taş ocağı işletmesi 15 Buna rağmen yakın geçmişe dek, bölgesel veya küresel ölçekteki yeryüzü miras alanlarını korumaya yönelik uluslar arası kabul görmüş bir anlaşma bulunmamaktaydı. Bir diğer neden ise jeolojik ve jeomorfolojik oluşumların, ham madde değerlerinin ötesinde sahip oldukları bilimsel ve estetik değerlerinin kavranmasıdır. Denizli’de yer alan Pamukkale travertenlerinin ortasından geçirilen otoyolun kapatılması gecikmiş de olsa böyle bir bilinçlenmeye örnektir. Jeoparklar, yeryuvarının oluşumunu, evrimini, geçmişte ve günümüzde etkili şekillendirici süreçleri (volkanizma, depremler, çölleşme vs) anlayabilmemiz için doğal bir laboratuar ve kütüphane vazifesi gören, jeolojik ve jeomorfolojik oluşumlar, yer mirası parçalarıdır. 2. 1. 1. Jeoparkların Kısa Hikâyesi Doğal mirasın korunmasına yönelik ilk ulusal park uygulaması 1864 ‘de ABD’deki Yosemite vadisinin (Yellowstone Ulusal Parkı) Başkan Lincoln tarafından sonsuza kadar başkasına devredilemez kamu parkı uygulamasıyla başlamıştır (Yılmaz 1996: 69–72). Bunu 1903 yılında Avrupa’da ilk Jeopark olarak Almanya’daki Lüneburger Heide (Lüneburg Fundalıkları) izlemiştir. Türkiye'de milli park uygulaması 1956 yılında 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 25. Maddesiyle yürürlüğe girmiş, bu yasa ile ilk olarak 1958 yılında Yozgat Çamlığı Milli Parkı ilan edilmiştir. 1972 yılında UNESCO tarafından “Dünya Kültür ve Doğa Mirası”nı tespit etmek ve korumak üzere “Dünya Mirası Komitesi 13” kurulmuştur (Zouros 2003). Bu komite yeryüzünde öne çıkan üstün evrensel kıymete sahip alanların özelliklerini tespit etmekte ve hangilerinin Dünya Mirası Listesine alınacağına karar 13 UNESCO World Heritage Commision 16 vermektedir. Yer mirası listesi seçim ölçütleri öylesine sıkıdır ki günümüzde 138’i doğal, 23’ü karışık ve 529’u kültürel olmak üzere toplamda ancak 690 alan yer mirasına dâhil edilmiştir. Bu alanların sadece 20’si öncelikli jeolojik öneminden ötürü listeye kabul edilmiştir (Büyük Kanyon, Havai Volkanları, Büyük Mercan Resifleri...). Nihai olarak 1500 ile sınırlandırılan bu listede yeni miras alanlarından sadece 100 tanesi jeolojik veya jeomorfolojik öneminden ötürü listeye dâhil edilecektir. Bu dünya ölçeği için aşırı derecede az bir miktardır. Bunun neticesinde sadece yerel veya ulusal ölçekte önem arz edip UNESCO ölçütlerini karşılamayan sayısız alanın korunması ve tanınması için bir arayış ortaya çıkmıştır . 1991 yılında Jeolojik Mirasın korunmasına yönelik ilk uluslar arası sempozyum düzenlenmiş ve Digne Bildirgesi yayınlanmıştır (Ek 1: Digne Bildirgesi). Bildirgeye göre insan yaşamının bir kez yaşandığı ve yerkürenin yaşamında tek olduğunun kabul edilmesi zamanı gelmiştir. Yerküre ana bizi beslemekte, idame ettirmektedir. Her birimiz ve hepimiz ona bağlıyız. 1992 yılında Rio de Jeneiro’da düzenlenen “Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı”nda (21.yy da Çevre ve Kalkınma için Bilim Ajandası) Ajanda 21 kabul edilmiş; çevre koruması, yöntemi ve tanıtımı öncelikli hedef olarak seçilmiştir (Frey 2001: 4–6). 2. 1. 2. UNESCO Global Jeoparkları Son yıllarda UNESCO’ya jeoloji enstitülerinden, yerbilimcilerden, sivil toplum örgütlerinden yerel ölçekte öneme sahip jeolojik mirasın tanınıp korunması için tüm dünyadan çok yoğun talep gelmiştir. Başlangıç sürecinde UNESCO Yerbilimleri Bölümü 14 bir UNESCO Jeoparkı oluşturmak için çok çaba sarf 14 UNESCO, The Division of Earth Sciences 17 etmiştir. 1997 yılında UNESCO Jeopark Programı adında bir teşebbüs olmuşsa da UNESCO Genel Kurulunun politik ve ekonomik desteğini alamadığı için program iptal edilmiştir (UNESCO 2006). Bir hazırlık sürecinden sonra 2004 yılında Bejing’de (Çin) düzenlenen ilk Uluslar Arası Jeopark Konferansında UNESCO tarafından Küresel Ulusal Jeoparklar Ağı 15 oluşturulmuştur. 2005 yılında Madonie bildirgesi ile Avrupa Jeoparklar Ağı, Avrupa’daki Küresel Ulusal Jeoparklar Ağı üyelerinin bütünleşme organizatörü olarak kabul edilmiştir (Ek 2: Madonie Bildirgesi). 2006 yılında Belfast’da 6 kıta, 40 ülkenden gelen 320 katılımcıyla II. Küresel Jeopark Konferansı (Belfast Konferansı) düzenlenmiş ve Belfast Konferansı Bildirisi yayınlanmıştır (Ek 3: Belfast Konferansı Bildirgesi) (Zouros 2005:11). 2004 yılında UNESCO Küresel Ulusal Jeoparklar Ağının kuruluşunu takiben 2007 yılı itibariyle küresel ölçekte 17 ülkeden 53 Jeopark bulunmaktadır. Bunlardan Avrupa Birliği ülkeleri dışında olanlar sadece UNESCO Global Jeoparklar Ağına üyeyken Avrupa Birliği sınırları içerisinde yer alanlar hem Avrupa Jeoparklar Ağına hem de UNESCO Global Jeoparklar Ağına üyedir (Bkz. Tablo 1). Tablo 1: 2007 Aralık ayı itibariyle UNESCO Global Jeoparklar Ağı Üyeleri ÜLKE JEOPARK ADI VE KATILIM TARİHİ UNESCO KÜRESEL JEOAPRKLAR AĞINA ÜYE JEOAPRKLAR MALEZYA 15 Langkawi Geopark, 2007 Global Network for National Geoparks 18 HIRVATİSTAN Papuk Geopark, 2007 İRAN Qeshm Island, 2006 BREZİLYA Araripe, 2006 Taishan, 2006 Danxiashan, 2004 Lushan, 2004 Huangshan, 2004 Shilin, 2004 Songshan, 2004 Wudalianchi, 2004 Yuntaishan, 2004 Zhangjiajie, 2004 Hexingten, 2005 Taining, 2005 Xingwen, 2005 Yandangshan, 2005 Fangshan, 2006 Jingpohu, 2006 Funiushan, 2006 Leiqiong, 2006 ÇİN Wangwushan, 2006 2. 1. 3. Avrupa Jeoparklar Ağı Jeoparkları bir ağ oluşturmak üzere bir araya getirme fikri iki bilim adamı; Guy Martini (Fransa) ve Nickolas Zouros (Yunanistan) tarafından 1997 yılında Çin’in Bejing şehrinde düzenlenen Uluslararası Jeoloji Kongresinde ortaya atılmıştır (Frey 2001: 4–6). Araştırmacılar geri döndüklerinde hemen işe koyularak jeolojik mirası koruma, halkın bilincini artırma ve sürdürülebilir bir yerel ekonomik kalkınma hedeflerini paylaşan başka yol arkadaşları aramaya başlamışlardır. Bu bağlamda Reserve Geologique de Haute (Fransa) 1984 yılından beri oldukça yol kat etmişti. Nihayet 2000 yılında Avrupa Jeoparklar Ağı dört Avrupa Jeoparkının (Reserve Géologique de Haute Provence/Fransa, Petrified Forest of Lesvos/Yunanistan, Vulkaneifel European Geopark/Almanya ve Maestrazgo Cultural Park/İspanya) önderliğinde kurulmuştur. 2001 yılında UNESCO Yerbilimleri Bölümü ile Avrupa Jeoparklar Ağı arasında işbirliği anlaşması imzalanmıştır. 2007 yılı itibariyle 12 Avrupa ülkesinden 31 Jeopark Avrupa Jeoparklar Ağı armasını taşımaktadır ve bu sayı her geçen gün artmaktadır (Bkz. Şekil 1) (Zouros, Ramsey 2007). 19 1. Reserve Geologique de HauteProvence 2. Vulkaneifel European Geopark Fransa 17. Geopark Swabian Albs Almanya Almanya Almanya 3. Petrified Fores of Levos 4. Maestrazgo Cultural Park Yunanistan İspanya 5. Psiloritis Natural Park 6. Terra Vita Naturpark 7. Copper Coast Park Yunanistan Almanya İrlanda 8. MArble Arch Caves&Cuilcagh Mauntain Park 9. Madonie Geopark 10. Kulturpark Kamptal Kuzey İrlanda İtalya Avusturya 11. Naturpark Steirische Eisenwürzen 12. Naturpark Bergstrasse Odenwald 13. North Pennines AONB Avusturya Almanya İngiltere 14. Abberlay and Malvern Hills Geopark 15. Park NAturel Regional du Luberon 16. North West Highlands İngiltere 18. Geopark Jarz Braunschweiger Ostfalen 19. Mecklenburg Ice Age Park 20. Hateg Country Dinosaurs Geopark 21. Beigua Geopark 22. Parc Daearegol Forest Fawr 23. Bohemian Paradise Geopark 24. Cabo de Gata-Nijar Natural Park 25. Naturtejo Geopark 26. Sierras Subbeticas Natural Park 27. Sobrarbe Geopark 28. Gea Norvegica 29. Sardenia Geominerario Park 30. Papuk Geopark Almanya Romanya İtalya İngiltere Çek Cum. İspanya Portekiz İspanya İspanya Norveç İtalya Hırvatistan Fransa İskoçya Şekil 1: 2007 yılı itibariyle tasdik edilmiş Avrupa Jeoparklar Ağı (EGN) üyeleri (Zouros 2007: 31’den değiştirilerek) 20 Avrupa Jeoparklar Ağı European LEADER IIC 16 kapsamında kurulmuştur. 2000 yılında bir araya gelen Avrupa Jeoparklar Ağının dört kurucu üyesi kendi alanlarındaki temel sorunun sosyo-ekonomik problemlerden (işsizlik, yavaş kalkınma ve aşırı göç) ileri gelmekte oluğunu fark etmişlerdir. Bu sorunlar ışığında EGN’nin kuruluş amacı jeoparkların bulunduğu sahalarda jeolojik mirasın korunması ve sürdürülebilir yerel kalkınmanın teşvik edilmesi için bilgi ve tecrübe alışverişini sağlama ve ortak hedefler doğrultusunda işbirliği yapmaktır. Ayrıca yer bilimlerinin çeşitli alanlarında bilimsel araştırma, eğitim ve gelişmelerin desteklenmesi de ağın temel hedefleri arasındadır. Avrupa Jeoparklar Ağı üyeleri ağla ilgili aşağıda anılan temel kuralları kabul etmiş sayılırlar ve bu kuralları uygulamakla yükümlüdürler (Zouros 2005: 35). 1. Bir Avrupa Jeoparkı belirli bir jeolojik değeri ve sürdürülebilir bir yerel stratejisi olan ve gelişimi Avrupa programları tarafından desteklenen alanı ifade eder (Zouros 2005:35). Bu saha kesin bir biçimde belirlenmiş sınırlara ve gerçekçi yerel kalkınma için yeterli büyüklükte alana sahip olmalıdır. Bilimsel, eğitsel, estetik çekicilik, enderlik veya bilimsel nitelikte belirli sayıda jeolojik alanı içermelidir. Bir Avrupa jeoparkında temsil edilen sitler jeolojik veya jeomorfolojik mirasın parçası olmalıdır; ancak bunların görünüşleri arkeolojik, ekolojik, tarihi veya kültürel olabilir. 2. Avrupa Jeoparklar Ağı üyeleri ağın yönetim ve koruma imkânlarından faydalanmak zorundadırlar. Bir jeoparkta jeolojik unsurların bozulması veya satışı katiyen hoş görülmez. Bir Avrupa Jeoparkı, saha içerisinde sürdürülebilir kalkınma, koruma ve geliştirme uygulamalarının işlerliğini garanti edecek şeffaf bir yönetim yapısına sahip olmalıdır. 3. Bir Avrupa Jeoparkı sahip olduğu jeolojik miras ve jeoturizmi geliştirmek suretiyle yörenin ekonomik kalkınmasında etkin bir rol üstlenir. Bir Avrupa Jeoparkı, sakinlerinin hayat şartlarına ve çevreye tesir etmek suretiyle sahada doğrudan bir etkiye sahiptir. Hedef bir bütün olarak 16 Dört Avrupa Jeoparkı tarafından ortaklaşa çalışmaları desteklemek adına oluşturulmuştur. 21 sakinlerin sahanın değerlerini tahsis etmek için sahanın yeniden canlandırılma sürecine aktif olarak katılımlarını sağlamaktır. 4. Bir Avrupa Jeoparkı jeolojik mirasın korunması adına yeni yöntemler oluşturur ve geliştirir. 5. Bir Avrupa Jeoparkı doğal çevrenin iyileştirilmesi ve sürdürülebilir kalkınma politikaları için Yer Bilimlerinin çeşitli dallarında araştırmaları ve doğa eğitimlerini teşvik eder. 6. Bir Avrupa Jeoparkı ağın yapısını ve bütünleşmeyi pekiştirmek adına Avrupa Jeoparklar Ağı ile beraber çalışmak zorundadır. Diğer ağ üyeleri ile tümleşik biçimde, jeolojik miras ile bağlantılı yan ürünlerin üretimini teşvik etmek için yerel girişimcilerle beraber çalışmalıdır. 7. Avrupa Jeoparklar armasını elde etmek için başvurular park yönetim örgütü tarafından örnek forma uygun bir biçimde dosyalanıp doğrudan koordinasyon merkezine gönderilmelidir. 8. Avrupa Jeoparklar Ağı Koordinasyon Birimi jeolojik mirasın geliştirilmesi ve sürdürülebilir kalkınma hususunda uzmanlardan oluşan bir Uzman Komitesi oluşturmuştur. Bu komite ağ içerisinde her türlü konuda üyelerine önerilerde bulunur (tavsiyeler bağlayıcıdır). Avrupa Jeoparklar Ağına dâhil olan her üye ağın kurumsal olanaklarından faydalanabilir. Öncelikle Avrupa Jeoparklar Ağını temsil eden markayı kullanmaya hak kazanır. Bu markayı yayınlarda ve sürdürülebilir yerel kalkınma doğrultusunda üretilen yerel ürünlerde kullanabilir. Ağ üyeleri kendilerini tanıtabilecekleri, geliştirdikleri ürün ve ortak çalışmaları sergileyebilecekleri bir internet adresine erişim hakkı kazanırlar. Her yıl başka bir üyenin üstlendiği olağan toplantılar düzenlenir. Böylece farklı Jeoparklar, ağın tamamı ile kendilerini eşleştirebilme ve geleceğe yönelik daha sağlıklı stratejiler oluşturma şansına sahip olurlar. 22 Avrupa Jeoparklar Ağının genel merkezi Reserve Geologique de Haute-Provence, Fransa’da yer alır. Ağın yönetiminde bir koordinatör, bir koordinatör yardımcısı ve bir de Tavsiye Komisyonu yer alır. Bu yönetici gurubu yılda iki kereden az olmamak kaydıyla düzenli olarak bir araya gelir. Tavsiye Komisyonu Jeolojik mirasın korunması ve sürdürülebilir kalkınma hususlarındaki uzmanlardan oluşur. Tavsiye komisyonu üyeleri hali hazırda bir Jeoparkın yöneticisi de olabilecekleri gibi jeolojik mirasın geliştirilmesi alanında çalışmalar yapan uluslarası kuruluşların (UNESCO, IUGS 17, IUCN 18) bünyelerinden de seçilebilirler. Tavsiye komisyonu ağa yeni üyelerin katılımı ve mevcut üyeliklerin devamı ile ilgili her hususta tavsiyede bulunma yetkisine sahiptirler. 2. 1. 4. Jeoparklar Açısından Türkiye Çeşitli jeolojik ve jeomorfolojik oluşumlarla Türkiye bir Jeopark gibidir. Yerbilimciler tarafından şu ana dek 500 den fazla Jeosit önerisi yapılmıştır. Peki, bu zenginliği neye borçluyuz? (Yılmaz 2002). 1. Jeolojik bakımdan genç bir ülke olan Türkiye’de jeolojik-jeomorfolojik süreçlere bağlı oluşumlar çok geniş yüzeye (778000 km2) yayılmıştır. 2. Türkiye, Avrasya, Afrika ve Arap plakalarının çarpışma sahasında karmaşık bir jeolojik yapıya sahiptir. 3. Prekambriyen’den Kuvaterner’e, kristalin metafmorfik masiflerden evaporit depolarına (Tuz Gölü) çok farklı stratigrafik izler taşır. 4. Neojen-Kuvaterner (Neotektonik) yaşlı karasal volkanizma (Erciyes, Hasandağı, Nemrut dağı, Ağrı dağı vs) topografyasına ait pek çok oluşum (volkan konileri, maarlar, kalderalar vs) yer alır. 5. Topografya arızalı olduğundan jeolojik yapılar pek çok yerde çok iyi yüzlek verirler. 17 18 International Union of Geological Sciences - Uluslararası Jeoloji Bilimleri Birliği International Union for Conservation of Nature – Uluslar arası Doğa Koruma Birliği 23 6. Alp-Himalaya orojenik kuşağı’nın önemli bir kesimini oluşturan Toros silsilesi boyunca pek çok tipik tektonik yapı (antiklinal, senklinal, kıvrımlı yapılar vs) gözlenebilir. Bir kısmı prehistorik çağlarda kullanılmış olan binden fazla mağara keşfedilmiştir. Bunlardan 300 tanesinin uzunluğu 1km’den fazladır. 7. Anadolu stratigrafisinin önemli bir kısmını evaporit-karbonat kayaçlar oluşturduğu için karstik şekiller yaygındır. Genişliği 200, uzunluğu 1000 kilometreyi aşan Toros’larda karstik şekillerin tümüne rastlanabilir (Sür 1994: 1–25). 8. Günümüzde Türkiye Tektonik bakımdan çok aktiftir. Sıkışma-gerilme tektonizması ve faylara ilişkin pek çok örnek yer alır. Dünyanın en uzun ikici ve üçüncü fayları (KAF ve DAF) ülkemizde yer alır. 9. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun ortalama yükseltisi 2500 metrenin üzerindedir. Burada yer alan binden fazla kanyonun sadece 50 tanesi incelenebilmiştir. 10. Neojendeki büyük iklim değişiklikleri ve günümüz Türkiye’sinde görülen iki ana iklim tipi (Ilıman Kuşak ve Subtropikal Kış Yağmurları Kuşağı iklimleri) ve on bir alt iklim tipine bağlı olarak farklı morfoklimatik şekiller oluşmuştur (Nişancı 2002: 1–8). Türkiye’de henüz resmi olarak tanımlanmış bir Jeopark yoktur. Jeopark ölçütlerini karşılayan sahaların bir kısmı hiçbir koruma ölçütüne tabi değildir. Pamukkale ve Kapadokya gibi manzara üstünlüğü ve kültürel değere sahip olanlar UNESCO Dünya Miras Listesi’ne dâhildir. Öte yandan Jeopark kriterlerini karşılayan birçok saha ise Milli park statüsündedir ancak yeterince korunup değerlendirilememektedir. Elif Yılmaz’ın da belirttiği gibi (1996: 69–72), Milli Parklar sadece açık hava rekreasyon alanları olarak görülmekte ve buralardan yeterince faydalanılamamaktadır. 1996 yılı itibariyle Türkiye Milli parklar listesine bakacak olursak 31 Milli Parkın 13 tanesi öncelikli olarak jeolojik ve jeomorfolojik değerleriyle bu listeye girmiştir. Yalnız şuna dikkat edilmelidir ki bu 13 alan esas olarak jeolojik ve jeomorfolojik öneminden ziyade, jeolojik ve 24 jeomorfolojik yapılarından ileri gelen manzara ve peyzaj üstünlükleri (Göreme, Kaçkar Dağları vs) ile ön plana çıkmaktadır. Neticede jeolojik süreçlerin iyi temsilcileri olmalarına karşın görsel değerleri düşük olan fosil yatakları, fay sahaları gibi oluşumlar bu kapsamın dışında kalmışlardır. Türkiye’de Jeoparklar açısından iki önemli eksiklik vardır. Bunlardan birincisi Jeopark çalışmalarında kullanılacak 1/25000 ölçekli jeoloji haritalarının henüz tüm ülkeyi kapsamıyor olması ve jeositlerin çok geniş bir alana yayılmış olmasıdır (Kazancı N, Şaroğlu F 2003). Diğer eksiklik hâlihazırda jeolojik ve jeomorfolojik önemi kabul görmüş alanların amacına uygun korunup kullanılmamasıdır. Manisa’da Kula ilçesi Demir Köprü Baraj Gölü kıyısında yer alan 10–12 bin yıl öncesine ait ayak izlerinden 1969 yılında 200 kadar varken günümüzde sadece 10 tane kalmıştır (Yeşil Atlas, Taşın Dili Olsa). Benzer biçimde 1500 km2 yüz ölçümü ile Avrupa’nın en büyük tuz gölü olan Tuz Gölü, Konya ve civarının atık sularıyla yavaş yavaş niteliğini kaybetmektedir (Yılmaz 2002b: 64–67). Türkiye’de Jeopark’larla ilgili kurumsal boyutta faaliyet gösteren tek örgüt Ankara Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği bünyesinde yer alan JEMİRKO 19’dur. 2000 yılında kurulan JEMİRKO’nun temel hedefi Türkiye’nin Ulusal Jeosit ve Jeomiras Envanteri’nin çıkartılmasıdır. Ayrıca bağımsız araştırmacılar tarafından Kula’da, Manisa’da, Jeopark fizibilite çalışmaları yürütülmektedir. Yayın organlarından Atlas Dergisi, Yeşil Atlas ve TÜBİTAK Bilim ve Teknik dergisi ülkemizin yabancı olduğu Jeopark kavramını kamuoyuna tanıtmak için çaba sarf etmektedir (Bkz. Şekil 2). 19 Jeolojik Mirası Koruma Derneği 25 Şekil 2: Yeşil Atlas Dergisinin yayınladığı Türkiye’nin Jeolojik Miras alanları haritası (Güngör 2003: 47) JEMİRKO’nun çabalarıyla Türkiye’nin önemli Jeosit alanları Avrupa’da jeolojik mirasın korunmasına yönelik etkinlikler düzenleyen ProGEO 20’nun 2003 yılında Dublin’de düzenlediği Jeolojik Miras konferansındaki listede yer almıştır (Bkz. Şekil 3). Yeşil Atlas dergisinde yayınlananın aksine bu haritadaki sitler ProGEO tarafından standartlaştırılan 12 temel başlık altında verilmiştir. 20 The European Associaton for the Conservation of the Geological Heritage - Avrupa Jeolojik Mirası Koruma Derneği 26 Şekil 3: JEMİRKO’nun tespit ettiği Jeoparkların türü ve dağılışı (Kazancı, Şaroğlu 2003: 16) ProGEO konferansında oluşturulan liste UNESCO’nun Dünya Jeolojik Miras Listesi’ne temel oluşturacaktır. JEMİRKO Jeoenvanter sürecini hızlandırmak adına yerbilimcilerin bulundukları yerdeki jeositleri önerebilmeleri için bir öneri formu hazırlamıştır. Bu formlar vasıtasıyla beş yüzden fazla Jeosit önerisi yapılmıştır. JEMİRKO bilimsel kurulunun yaptığı elemeler sonunda Jeolojik Miras açısından öncelikli yedi saha tespit edilmiştir. Bunlar: Karapınar Kompozit Jeoparkı, Mut Kompozit Jeoparkı, Kula Volkanik Jeoparkı, Kapadokya Jeoparkı, Denizli Traverten Jeoparkı, Nemrut Volkanı ve Van Gölü Jeoparkıdır. 2. 2. Jeoturizm Jeoparkların temel hedeflerinden olan sürdürülebilir yerel kalkınma doğrudan jeoturizme bağlıdır. Jeoparkların doğa korumaya getirdiği yenilikler gibi jeoturizm de turistik faaliyetlere yeni bir açılım sağlamıştır. Her iki kavramın geçmişine baktığımızda bazen çelişmekle birlikte gelişimlerinin paralel olduğunu, 27 birbirlerini desteklediklerini söyleyebiliriz. Turizm ve doğa koruma insanın bilgi, kavrayış ve maddi birikimlerinin artmasına bağlı olarak sürekli bir değişime uğramakta ve yenilenmektedir. Bu bakımdan tanımların ve kavramların güncel anlamlarının ortaya konulması yararlı olacaktır. Turizm en basit anlamıyla dinlenmek ve tatil yapmak amacıyla seyahate çıkmaktır (Özgüç 2003). Neyin turistik faaliyet olacağı hususunda WTO 21, UN 22, NGO 23 ve bireysel araştırıcıların farklı ölçütleri vardır. Bu çalışma açısından seyahatin turizm olabilmesi için seyahatin devamlı oturulan yerin dışına yapılması, seyahat esnasında turistik mal ve hizmetlerin kullanılması, seyahatin para kazanma amacı gütmemesi ve gidilen yerde en az bir gün kalınması gerekmektedir. Turizmin başlangıcı kimi araştırıcılar tarafından tekerleğin bulunuşuna (MÖ 4000) veya Mısır Piramitlerinin ziyaretine (MÖ 3000–2000) dayandırılsa da sanayi inkılâbına kadar sadece çok zengin elit bir kesime yönelik bir faaliyet olmuştur. Sanayi inkılâbı neticesinde bir yandan makineleşmeye bağlı olarak boş zaman kavramı doğarken diğer yandan insanların seyahatini kolaylaştıracak imkânlar çoğalmıştır. Walter Christaller bu devreyi buharlı gemi ve trenlerin işlemesi, han ve misafirhanelerin ortaya çıkışı nedeniyle turizmin gelişmesinde Brinci Devre (1789–1840) olarak ele almıştır (Özgüç 2003: 206-224). Doğa korumanın temeli sayılabilecek ilk ulusal park uygulaması da 1864 ‘de Yosemite vadisinin (Yellowstone Ulusal Parkı) Başkan Abraham Lincoln tarafından sonsuza kadar başkasına devredilemez kamu parkı uygulamasıyla aşağı yukarı bu tarihlerde başlamıştır. Türkiye'de milli park olgusu 1956 yılında 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 25. Maddesiyle yürürlüğe girmiş, bu yasa ile ilk olarak 1958 yılında Yozgat Çamlığı Milli Parkı kurulmuştur. Bu dönem Christaller’in beşinci dönem (1950 sonrası) olarak bahsettiği çağdaş turizmin dönüm noktasına denk gelir. Örneğin 1950’lerde Londra Hayvanat Bahçesine (London Zoo) 3 milyon ziyaretçi gelirken halkın doğa bilincinin artmasıyla hayvanları kafeslerde görmek 21 World Trade Organisation – Dünya Ticaret Örgütü United Nations – Birleşmiş Milletler 23 National Geographic Organization – Ulusal Coğrafya Örgütü 22 28 artık cazip gelmemeye başlamıştır. Böylece 1966 yılında ilk safari park (Longleat) açılmış ancak ilgi yine fazla sürmemiş ve insanlar bu hayvanları yerinde görmek için uzak köşelere gitmeye başlamışlardır. 1972 yılına gelindiğinde UNESCO tarafından dünyanın en dikkat çeken doğal ve kültürel varlıklarını korumak üzere World Heritage Convention oluşturmuştur. Günümüzde birçok turist üstün evrensel değerleri nedeniyle Dünya Miras Listesi’ndeki alanları ziyaret etmektedir (Asatekin 2004: 60). Son yüzyılda boş zaman seyahatleri (leisure) zenginlere mahsus olmaktan çıkıp her insanın temel haklarından biri haline gelmiştir. Turizm yaratıcı ve çoğaltıcı etkisiyle petrolden daha büyük bir ekonomik faaliyettir. Turizm, dünyanın en gelişmiş ekonomisi olan ABD’nin bile 1991’den beri en önemli dış satım faaliyeti haline gelmiştir. Sanılanın aksine Birleşik Arap Emirliklerinin bir eyaleti olan Dubai’nin 46 milyar dolarlık gelirinin yalnız %6’sı petrolden geri kalanı başlıca turizm olmak üzere finans ve emlak sektörlerinden gelmektedir (Akyol 2007). Türkiye’ye 1950’de 29 bin, 1965’de yarım milyon, 1973’de bir milyon, 1995’de 10 milyon turist gelmiştir. 2001 yılında 11 milyon turistten 8 milyar dolar gelir elde edilmiştir. Bu bilgiler ışığında turizmin yıllık ortalama %10’luk büyüme ile en önemli sektörlerden biri olduğunu söyleyebiliriz. Turizm olanakları arttıkça turist profilleri de şekillenmeye başlamıştır. Böylece farklı beklentilerde turistlere yönelik turizm tipleri doğmuştur. Bunlardan yeşil turizm, çevre dostu turizm, ekoturizm, yumuşak turizm, sorumlu turizm kavram olarak jeoturizmin atası sayılabilirler. Hepsinin ortak noktası doğaya karşı sorumluluk bilinci ve sürdürülebilirlik ilkesinin ön planda olmasıdır. Kavram olarak benzese de jeoturizm kapsam olarak diğerlerinden ayrılır. Sürdürülebilirlik turizm ve seyahat endüstrisi için yeni bir kavram değildir. Geçmişte sürdürülebilir turizmin temel hedefi doğal çevreyi kitlesel turizmin bozucu etkisinden koruyarak etkileşimi sürdürülebilir bir dengeye oturtmaktı. Jeoturizm ise bir yerin doğal yapısını korumanın ötesinde belirli bir alanı benzerlerinden ayıran doğal, peyzaj, 29 beşeri değerlerin tümünün korunmasını hedefler. Jeoturizm kültürel ve doğal çevreyi bir bütün olarak görerek turizmin yerel halkın yaşam düzeyine olan etkilerini önemser. Bu yeni gezi anlayışlarında iklim değişimleri, Dünya'nın yüz yüze olduğu küresel sorunlar, doğal miras, doğal kaynakların ve güzelliklerin korunması gibi yeni eğilimler etkili olmaktadır (Ersoy 2004). Son yıllarda turizm açısından yaşanan en önemli değişim tüketici (turist) bilincinin giderek artması ve destinasyonların özniteliklerini kaybederek birbirine benzemesidir. Bu ölümüne sevgide 24 turizm endüstrisi, müşterilerini evde gibi hissettirebilmek uğruna sahanın asıl turistik değerlerini feda etmiştir. Neticede destinasyonların öznitelikleri kaybolmuş, yerel kültür (mimari, yemek, davranış) değişime uğramıştır. Oysa asıl turistik çekicilikler ve zenginlik bunlardır. Bu bağlamda jeoturizm yüksek kalitede (memnuniyet) ziyaret deneyimi sağlamasının yanı sıra sahanın doğal ve kültürel farklılığını (özgünlüğünü) iyileştirmek suretiyle restoratif ve rekonstrüktif bir turizm tarzı sunmaktadır (Cook 2002: 1). Jeoturizm potansiyeli ve turist profili üzerine TIA 25 tarafından 154 milyon Amerikalı turisti temsilen 4300 kişi üzerinde yapılan ankette katılımcıların %71’i turistik seyahatlerinin gittikleri yerin doğal yapısına zarar vermemesini önemsemekte, %61’ ziyaretlerinin yerel kültür ve doğaya zarar vermediğinde daha mutluluk verici olduğunu belirtmiş, %58’i milli parklara ve doğal alanların korunması amacıyla ziyaretçi girişinin kısıtlanması gerektiğini düşünmekte ve katılımcıların %53’ü iyi bir turistik gezinin gidilen yerin yerel kültür ve coğrafyası hususunda mümkün olduğu kadar çok şey öğrenilmesiyle mümkün olacağını söylemektedir. Turistik alanların doğal ve kültürel yapısının korunması adına ziyaretçilerin aleyhine kısıtlama taleplerinin yine ziyaretçilerden gelmiş olması jeopark ziyaretçilerinin koruma hassasiyetlerinin önemli bir göstergesidir. Öte yandan koruma bilincinin herkes tarafından tam olarak algılanıp kabul gördüğünü söyleyemeyiz. 24 25 Loving places to death (Cook 2002: 1) Travel Industry Association of America – Amerika Seyahat Endüstrisi Birliği 30 Andrea Cook’un (2002) yapmış olduğu anket üç gurupta sekiz farklı turist profili ortaya koymuştur. 1. Birinci guruptakiler en yüksek gelire sahiptirler (ortalama 71000$/yıl). Diğer guruplara kıyasla turistik jeoturizm seyahat eğilimleri çok yüksektir. Buna rağmen her biri kendine has bir jeoturizm profili arz eder. Bu gurup yetişkin Amerikan turistlerin üçte birinden fazlasını oluşturur (55,1 milyon). Yerbilimciler (Geo Savvys), Şehir Aristokratları (Urban Sophisticates), Vatanseverler (Good Citizens). 2. İkinci gurup gelir düzeyleri ve seyahat tutumları açısından birlik gösterirler ve kendi içinde yaş ve yaşam tarzı bakımından farklılıklar gösterirler. Gelenekçiler (Traditionals), Hüsnükuruntular (Wishful Thinkers), İlgisizler (Apathetics). Bu gurup Jeoturizm için potansiyel müşterileri olarak değerlendirilebilirler ve yetişkin Amerikan turistlerin üçte birinden fazlasını oluşturur (58,3 milyon). 3. Son ikili gurup aşırı uçlardaki turistik beklentileriyle diğerlerinden ayrılır. Macera Sporcuları (Outdoor Sportsmen), Benciller (Self-Indulgents). Düşük gelire sahiptirler ve jeoturizm için çok az potansiyele sahiptirler. Bu veriler ışığında turistlerin gelir ve eğitim düzeyi, seyahat tercihleri ve yerel ekonomiye katkıları arasında paralellik olduğu gözlenmiştir. Doğa turizmi veya ekoturizme katılanların diğer turistlere oranla daha fazla harcama yaptıkları ve daha uzun süre kaldıkları Özgüç (2003) tarafından da dile getirilmiştir. 2006 TUİK Turizm istatistiklerine bakıldığında ülkeye giriş yapan 19 milyon turistin sadece %11’lik kesimi üst gelir gurubuna, kalanı ağırlıklı olarak orta ve düşük gelir gurubuna dâhil. Özetle Türkiye’nin orta direk turiste hizmet ettiği söylenebilir. Turist sayısının fazlalığına rağmen gelirin düşük olması bu sebeptendir. Buna düşük gelir gurubuna sahip turist profilinin çevreye daha az duyarlı ve daha fazla konfor düşkünü olduğu eklenince turizm alanlarında bozulma kaçınılmaz olmaktadır. Jeoturist profili göstermiştir ki bu tür turistler gittikleri yerde uzun süre kalmakta, daha fazla para harcamakta, yerel kültür ve doğaya daha duyarlı olmakta ve turistik hizmet beklentileri daha mütevazı 31 olmaktadır. Jeoturizmin fayda fiyat oranı olarak diğerlerinden belirgin biçimde üstündür. O halde ülkemiz de öncelikle jeoturizme ağırlık vermelidir. Yukarıda bahsedilen avantajlarının yanı sıra jeoturizmin gelişmesi önünde bazı engeller vardır. Turizmin en bilindik üçlüsü olan 3S’de (Sea, Sun, Sand) yatırımın çoğu turistik tesise yapılır. Kumsal doğal haliyle büyük çekiciliğe sahiptir ve insanların ondan keyif alması için çok fazla çabaya gerek yoktur. Benzer biçimde ekoturizm veya doğa turizminde manzara ve peyzaj değeri, belli bir entelektüel seviyeye gelmiş insan tarafından bir aracı veya önbilgi olmadan kavranabilir. Jeoturizmde turistik çekiciliğe sahip değerlerin birçoğu ilk bakışta kavranabilir değildir. Bu değerlerin farkına varılması için gözlemcinin konu hakkında önbilgiye ve didaktik materyale ihtiyaç vardır. Ölüdeniz’de gün batımını seyrederek bundan haz duyabilirsiniz ya da Verçenik yaylasında sise dumana karışarak yüksek tatminli bir deneyim yaşayabilirsiniz. Ama Çamlıdere Pelitçik Köyündeki taşlaşmış fosil ağaçlar ilk bakışta hatta ikincisinde bile bir his uyandırmayabilir. Fransa’da “Reserve Geologique de Haute”de yumruk büyüklüğünde Ammonitlerin 26 evrensel değerini kavramak için bakmaktan daha fazlası gerekir. Jeoparkların sıradan insanlara bir şeyler verebilmesi için alanın orijinal yapısını bozmadan düzenlemeler yapılmalıdır. Jeolojik veya jeomorfolojik değerlerin profosyonellerin haricinde insanlar tarafından kavranabilmesi için özel düzenlemeler (görsel öğeler, modellemeler, animasyonlar, örnek kesitler), süreçlerin sistemli biçimde sunulduğu bir müze, farklı dillerde ve farklı eğitim seviyelerinde insanlar için yalın, anlaşılır broşürler, gezi parkurları, kitaplar, bilgilendirme panosu, etkileşimli anlatım için iyi eğitimli rehberler ve tüm bunların sahaya zarar vermeden sürdürülebilir bir çerçevede yapılması gerekmektedir. Tüm bu zorluklar nedeniyle Türkiye dâhil birçok ülke jeoturizm potansiyelini yeterince kullanamamaktadır. 26 Ammonitler: Mesozoyik denizlerinde bolca bulunan Yumuşakçalardan kafadan ayaklılar (Cephalopoda) bu gün soyu tükenmiş türleridir (Karol et al 2004: 38) 32 2. 3. Fosil Ormanlar ve Petrifikasyon 2. 3. 1. Fosil Orman Nedir ve Nasıl Oluşmuştur? Fosil Ormanlar geçmiş jeolojik dönemlerde yaşamış bitkilere ait taşlaşmış fosillerin topluca bulunduğu, fosil miktarı ve türü bakımından zengin alanları ifade eder. Fosil ormanlar yeryüzünün oluşumunu anlamamıza yarayacak nadir oluşumlardır. Bitkiler 400 milyon yıldır yeryüzünde hüküm sürmesine rağmen onlara ait fosiller şaşılacak derecede azdır. Bryson’a göre (2003: 28), kayaçların sadece %15i fosil muhafaza etmeye elverişlidir. Hayvanlar için konuşulacak olunursa ortalama bir milyar kemikten yalnız biri fosilleşebilmektedir. Bu hesapla her biri 2008 kemiğe sahip 270 milyon Amerikalıdan geriye kalan fosil miktarı 50 olacak ki bu bir iskeleti dahi tamamlamaya yetmez. Üstelik bu 50 parça fosil 9 milyar kilometrekareden daha geniş bir alana yayılmış olacaktır. Fosillerin geçmişten günümüze getirdikleri verinin doğru okunabilmesi için öncelikle fosilleşme süreçlerinin iyi anlaşılması gerekmektedir. Geçmişte yaşamış bir bitkinin günümüzde fosil kayıtlarına girebilmesi için çok meşakkatli bir süreçten geçmesi gerekmektedir (Bkz. Şekil 4). Şekil 4: Fosilleşme sürecinin aşamaları (Arens 1998’den değiştirilerek) 33 Bitki organik maddesinin çoğu ayrıştırıcılar tarafından karbondioksit ve suya parçalanarak biyosferdeki döngüye tekrar katılır. Fosilleşmenin olabilmesi için bitkinin gömüldüğü çökel içerisinde öncelikle çürümeye karşı korunması gerekmektedir. Bu nedenle fosiller genelde oksijence fakir ortamlarda oluşur. Çünkü çürütücü organizmaların çoğu (mantar, bakteri, omurgasızlar) aerobik metabolizmaya sahiptirler. Çökelme ortamının asitliliği (turbalıklarda) ve suda yoğun miktarda eriyik tuzların varlığı ayrıştırıcıların enzimlerini bloke ettiği için çürümeyi engellemektedir. Bitkilerin gömüldüğü çökeller kum, mil, kil, kül gibi ince taneli unsurlardan oluşmalıdır. Çökelme ortamının aşırı basınç ve ısıya maruz kalmaması gerekir. Bu nedenle volkanik ve metamorfik kayaçlarda fosile rastlanmaz. Son olarak fosiller erozyonla bulunduğu kayaçlardan yüzeye çıkmalı ve günlenmeyle tahrip olmadan koruma altına alınmalıdır (Bkz. Foto 2). Foto 2: Akarsu çökellerine gömülmek üzere olan bir balık ve Smilax sp. meyvesi 34 Yaşları milyon yıllarla ifade edilen fosil ormanların oluşumlarından, günümüzde bulunuşlarına kadar geçen sürede ortam şartları pek çok değişime uğramıştır. Bu değişiklikler farklı tiplerde fosillerin oluşumuna neden olmuştur. Her bir fosilleşme tipi bitkinin yaşadığı döneme ait farklı özelliklerini günümüze taşır. Başlıca fosilleşme tipleri şunlardır (Arens 1998: 3). 1. Yoğunlaşma (Compaction): Turbalıklarda veya linyit yataklarında oluşan fosiller bu türdendir. Organik malzeme tamamıyla korunmuştur. Bu fosiller bir miktar yassılaşmışsalar da üç boyutludurlar. 2. Baskı ve Sıkışma (Compression and Impression): İnce taneli unsurlardan (kum, kil mil) müteşekkil kayaçlar içinde oluşan fosillerdir. Basınç nedeniyle bitki, bünyesindeki suyu tamamen kaybetmiştir. Bitki materyali tabakalar arasında ince bir karbon film tabakası haline gelmiştir. İki boyutlu hale gelen fosil imprint’lerden compression’larda organik madde bulunurken impression’lar canlının negatif kopyasıdır ve organik madde tamamen uzaklaştırılmıştır. 3. Taşlaşma (Petrifikasyon): Bazı çökellerde yeraltı suyu çok hareketlidir ve yoğun miktarda eriyik madde: Si O2, CaCO3 ve demir-manganez oksitleri gibi tuzlarla yüklüdür. Yoğun yeraltı suyu mikro gözenekli yapıdaki bitki kalıntılarıyla karşılaştığında birikmeyle eş zamanlı olarak organik madde uzaklaştırılarak taşlaşma meydana gelir. 4. Kalıplar (Mold): Bu tür fosillerde bitki organik malzemesinden kalıntı yoktur. Çökeller içerisine gömülen bitki çürümeden önce etrafında sert bir kabuk birikmesi meydana gelebilir. Çürüme gerçekleştikten sonra bu boşluk başka minerallerce doldurulur ancak bitkinin yüzey detayı (doku/texture) çok iyi korunmuştur. Fosil Ormanlar petrifikasyon (taşlaşma) denilen bir tür fosilleşme süreci sonucu oluşmuşlardır. Taşlaşma şeklinde fosilleşme bitkilerde yaygın olsa da nadiren büyük omurgalı hayvanlar için de söz konusu olmaktadır. Yunanistan Sigri 35 Petrified Forest’da yaklaşık 20 milyon (Miyosen) yaşında bir Deinotherium 27’a (Prodinetherium bavaricum) ait taşlaşmış dişlerle çene kemiği bulunmuştur (Zouros 2003). Taşlaşma (Petrifikasyon) ağaçtaki organik materyalin kuvars, demir ve magnezyum içerikli metalik tuzlar gibi minerallerce değiş tokuş edilmesiyle oluşan doğal bir süreçtir. Yeraltı suyu saf değildir. Sertlik olarak ifade ettiğimiz çeşitli eriyik mineraller taşır. Toprakta bulunan çeşitli mineraller suyun doyma noktasına kadar çözünürler. Bu durum yağmur suyunun havadaki karbondioksitle tepkimeye girmesiyle veya topraktaki çürüme ürünlerinden kaynaklanan asidik yapısıyla daha da şiddetlenir. Eriyik maddelerle yüklü yeraltı suyu ağacın mikro gözenekli yapısına bağlı olarak içine nüfuz eder. Yeraltı suyundaki mineraller ağacın dokularında birikirken ağacın organik materyali çözünerek uzaklaştırılır. Petrifikasyonda hücre içi ve hücreler arası boşluklar kısmen veya tamamen minerallerce doldurulur. Böylece ağaç dokularının hücre hassasiyetinde üç boyutlu mükemmel bir kalıbı oluşmuş olur. Petrifikasyonda baskın minerale göre farklı fosil tipleri ayırt edilebilir (Broker 2007: 1–7). 1. Silisleşme (Siliconization): Odun dokusunda ağırlıklı olarak silis birikmesi sonucu oluşur. Silisin kaynağı genelde volkanik faaliyetler olduğundan fosil, yaşadığı dönemin ortam şartları açısından fikir vericidir. Silisleşmede bitki doku detayı mükemmel derecede korunmuştur. 2. Piritleşme (Pyritization): Kükürt varlığıyla alakalıdır. Denizel ortamlardaki bitki fosillerin çoğu denizel çökellerin yüksek oranda kükürt içermesine bağlı olarak piritleşmiştir. Piritleşme nadiren karasal kil çökellerinde de görülebilmektedir. 3. Karbon Mineralizasyonu (Carbon Mineralization): Hem karasal hem de denizel ortamlarda oluşabilmektedir. Oluşumları tuzlu deniz suyu ve asidik bataklıkların varlığıyla ilişkilidir. 27 Deinotherium (Korkunç Hayvan) Orta Miyosenden Pleistosene kadar varlığını sürdürmüş günümüz modern filinin atası veya yakın akrabası olan devasa bir hayvandır (Zouros 2003: 55). 36 Ağaç bünyesinde biriken farklı mineraller çok geniş bir spektrumda renklenmeye sebep olurlar. Fosil ağaçlarda temel renklerin oluşumunda etkili mineraller şunlardır (Hamilton 2006: 1–2): 1. Kırmızı ve pembe bir çeşit demir oksit olan Hematit (Fe2 O3) sonucu oluşur. Hematit suda çözünmüş demirin bitki bünyesinde oksijenle tepkimeye girmesi sonucu oluşur. 2. Sarı, kahverengi ve turuncu bir çeşit sulu demir oksit (Hidrat) olan Geotit’in (HFeO2) varlığına bağlı oluşurlar. 3. Yeşil renk tıpkı bitkilerdeki klorofilde olduğu gibi indirgenmiş demire bağlı oluşur. 4. Beyaz saf silise (SiO2) bağlı oluşur. Silisin açık bağ yapısı demir gibi başka iyonların da bağlanmasına imkân verir böylece büyük bir renk zenginliği oluşur. 5. Siyah en yaygın sülfitlerden olan pirit (FeS2)’e bağlı oluşur. 6. Pembe ve mavi ise Manganez dioksite (MnO2) bağlı oluşur. Fosil ağaçlarda rastlanan en yaygın mineral silistir. Silis, biriktiği ortamda önce opale, sonra kalsedona ve tekrarlanan kristalleşme sonucu kuvarsa dönüşür. Başlıca silis formları ise şunlardır (Niemirowska 2006: 1–2): 1. Kalsedon Mineralizasyonu (Calsedon Mineralization): Kalsedon silisin mikrokristalin formlarından biridir. 2. Opal Mineralizasyonu (Opal Mineralization): Opal silisin amorf formlarından biridir. En güzel örneklerine ABD Yellowstone’da rastlanır. 3. Yeşimtaşı Mineralizasyonu (Jasper Mineralization): Kuvarsın özellikle sedimanter kayaçlar içerisinde bulunan formlarından biridir. 4. Akik Mineralizasyonu (Agate Mineralization): Bir çeşit kalsedondur. İkincil petrifikasyon sonucu oluşur 5. Kuvars Mineralizasyonu (Quartz Mineralization): Kuvars yerkabuğunda en fazla bulunan minerallerden birisidir. Fosil ağaçlarda en yaygın görülen silis kristalidir (Bkz. Foto 3). 37 Foto 3: Başlıca silis mineralizasyon formları (Niemirowska 2006: 1-3’dan değiştirilerek) 38 Taşlaşma esnasında meydan gelen değişiklikler fosilleşmenin karakterini de değiştirmektedir. Bu bakımdan fosilleşme derecelerine göre taşlaşmış ağaçlar şu üç formun herhangi birine sahiptirler. A) Ağacın sedimanlarla kaplanmasını takiben yeraltı suyunda çözünmüş mineraller ağaca nüfuz eder. Ağacın hücre çeperlerindeki selüloz suda çözünmüş minerallerle tepkimeye girer. Hücre duvarının iç yüzeyi boyunca büyüyen mineraller lümeni 28 doldurur. Şayet süreç burada duraklarsa hücre duvarı bozulmadan kalır. Bu süreç permineralizasyon olarak da bilinir (Bkz Şekil 5). Şekil 5: Permineralizasyon sürecine ait şema ve fosil kesit örneği (Niemirowska 2006: 1-3’dan değiştirilerek) 28 Her hangi bir organelin tüp ya da kese şeklindeki iç boşluğu (Karol et al 2004: 423). 39 B) Permineralize odunu çevreleyen çözelti şartları değişirse hücre duvarı aşınır ve çözünür. Böylece geriye lümenin mükemmel bir kalıbı kalır. Bu nadir bir oluşumdur (Bkz. Şekil 6). Şekil 6: Kesintiye uğramış permineralizasyon sürecine ait şema ve fosil kesit (Niemirowska 2006: 1-3’dan değiştirilerek) C) Çözünüp uzaklaştırılan hücre duvarının boşluğu genelde minerallerce doldurulur. Böylece iki kademeli bir mineral birikmesi sonucu odun organik maddesinin tamamı uzaklaştırılmış olur (Bkz. Şekil 7). 40 Şekil 7: İkincil mineralizasyona uğramış fosile ait şema ve fosil kesit örneği (Niemirowska 2006: 1-3’dan değiştirilerek) Fosil ağaçların yaşı milyonlarca yılı bulsa da oluşumlarının gerçekte ne kadar sürmüş olduğu henüz kesinlik kazanmamıştır. Dünyanın farklı bölgelerindeki fosil ağaçlar incelendiğinde bunların yaşarken oldukları gibi dairesel yapısını korudukları görülmüştür. Öte yandan lignin içermeyen, besince zengin yumuşak dokuların çürümeden ve sıkışmanın etkisiyle deforme olmadan fosilleşmiş olmaları sürecin sanılandan çok daha hızlı olduğunu göstermektedir. Amerika Pacific Northwest National Laboratory’de ileri malzemeler üzerine araştırmalar yapan Yangsoon Shin ve ekibi günler içerisinde odunu taşlaştırmayı başarmışlardır. 1cm3 lük ebatlarda hazırlanan çam ve kavak küpleri bir gün derişik aside yatırılmışlardır. Daha sonra kurutmak suretiyle üç gün silis çözeltisine yatırılmıştır. Son olarak argon fırınında kademeli olarak 1400 C0 kadar ısıtılıp oda sıcaklığında soğumaya terk edilmiştir. Neticede bir gramının yüzey alanı futbol 41 sahası büyüklüğünde olan ağacın mükemmel kopyası elde edilmiştir. Ürünün endüstriyel tutucular ve arıtıcılar için gelecek vaat ettiği belirtilmiştir (USA Today 2005) (Bkz. Foto 4). Foto 4: Laboratuarda yapay taşlaştırma ile elde edilen taşlaşmış ağaç ince kesiti (Graybeal 2005: 1) 2. 3. 2. Dünyadaki Fosil Orman Dağılışı Belirli bir dönemin floristik kompozisyonunu kısmen yansıtan paleoekolojik ve paleoklimatolojik değerelendirmelere imkân verecek zenginlikte fosil alanlar son derece nadirdir. Fosil Ormanlar yeryüzüne eşit yoğunlukta dağılmamışlardır (Bkz. Şekil 8). 42 Şekil 8: Dünyadaki önemli Fosil Ormanların dağılışı ((Niemirowska 2006’dan değiştirilerek) Bu harita fosillerin gerçek dağılış karakterini yansıtmamaktadır. Ortadoğu, Kafkaslar ve Afrika çöllerinde yapılacak araştırmalarla bu haritaya yeni alanlar eklenecektir. Mevcut fosil ormanların çoğu Libya, Great Sand Sea’de olduğu gibi insanın kolayca erişemeyeceği ortamlardadır. Günümüzde; turistik hizmetlerin sunulduğu, oluşumu hakkında bilimsel çalışmaların kısmen tamamlandığı, koruma statüsüne sahip önemli Fosil Ormanlar ABD’ ve Yunanistan’da bulunmaktadır. Bilinen önemli Fosil Ormanlar ve bulundukları yerler şöyledir: 1. Amerika’daki önemli Fosil Ormanlar Utah’da Escalante Petrified Forest State Park, Washington’da Ginkgo/Wanapum State Park, Iowa’da özel mülk olan Grotto of the Redemption Park ve en çok bilinenleri Arizona’daki Petrified Forest National Park’dır. 2. Arjantin’in dünyanın en iyi Fosil Ormanlarından birine sahip olduğu düşünülmektedir. Santa Cruz’daki Petrified Forest National Monument’da çapı 3 metreye, boyu 30 metreye varan fosil ağaçlar yer almaktadır. 43 3. Kanada, Alberta’nın güneyindeki kırgıbayır alanlarında ve Nunavut’daki Axel Heiberg adasında dünyanın en geniş fosil ormanlarından biri yer alır. 4. Çek Cumhuriyeti, Nowa Plaka’da Permo-Karbonifer yaşlı fosil ağaçlar bulunur. 5. Mısır, Nasr şehri yakınlarında Kahire-Süveyş yolu üzerinde doğal miras olarak korunan Fosil Orman yer almaktadır. 6. Yunanistan, Midilli adasının batısında yer alan Lesvos Petrified Forest 150km2 lik yüzölçümü sahiptir. Parkta çok iyi korunmuş dal ve kök sistemleri, gövde, yaprak formları bulunmuştur. 7. Libya, Grand Sand Sea’de taşlaşmış ağaçlar ve Taş devrinden kalma aletler geniş bir alana yayılmıştır. 8. Avustralya, opalleşmiş fosillerden müteşekkil zengin bir Fosil Ormana sahiptir. 9. Hindistan, Tamil Nadu/ Chennai’deki Thiruvakkarai Köyünde geniş bir alana yayılmış fosil ağaçlar yer alır. 10. Yeni Zelanda, Curio körfezindeki Catlins kumsalında pek çok fosil ağaç bulunur. 44 BÖLÜM III: ÇAMLIDERE FOSİL ORMANI SAHA ANALİZİ Şekil 9: Araştırma sahasının yeri ve sınırları. A: Tampon saha, B: Kor saha 45 3. 1. Araştırma Sahasının Yeri ve Sınırları Araştırma sahası Anakara’nın 75 km kadar kuzeybatısında, Çamlıdere İlçesi sınırları içerisinde yer alır. Çamlıdere’nin güneyinde Güdül, doğu ve kuzeyde Kızılcahamam, batısında ise Gerede ve Beypazarı ilçeleri yer alır. Araştırma sahasının özünü (core zone) 1/25000 ölçekli Bolu H28-b2 paftası içerisinde, Pelitçik Köyü’nün Güneyinde, Çamlıdere (Bayındır) Barajı kıyısında, Kuztepe mevkiinde yer alan takribi 5km2’lik fosil yatağı oluşturmaktadır (Bkz. Şekil 9). Kor sahası etrafında ise Bolu-H28 paftası sınırları içerisinde yer alan; fosil ormanın oluşumunda rol oynayan süreçlerin kanıtlarından ve Jeopark çerçevesinde değerlendirilecek doğal ve beşeri değerlerden oluşan; yaklaşık 300km2 genişliğinde bir tampon bölge (buffer zone) yer almaktadır. Sahanın önemli yerleşmeleri: Çamlıdere ilçesi, Özmüş, Sarıkavak, Meşeler, Çukurören, Bükeler, Pelitçik, Peçenek, Bayındır, Yakakaya, Çorman ve Buğralar Köyleridir. Karadeniz-İç Anadolu Bölgesi geçiş zonunda yer alan çalışma sahası coğrafi olarak Orta Karedeniz Bölümüne dâhildir. Çamlıdere havzası Sularını Sakarya Nehrinin bir kolu olan Kirmir Çayına boşaltmaktadır. 3. 2. Araştırma Sahasının Jeolojik özellikleri Araştırma sahası MTA’nın 1/100.000 ölçekli BOLU–H28 paftası sınırları içerisinde yer almaktadır. Çalışma alanı, eski adıyla "Galatya Masifi" olarak bilinen Köroğlu volkanik kuşağı içerisinde, Köroğlu dağının güney kesiminde, İç Anadolu-Batı Karadeniz eşiğinde konumlanmıştır. 890–1630 m kotları arasında yükselim gösterir. Çalışma alanı ve çevresinde genel jeoloji ve haritalama çalışmaları yapan araştırıcılar, tarih sırasıyla Leonhard (1903), Milch (1903), Chaput (1931), Stchepinsky (1942), Blumenthal (1948), Erol (1952, 954), Rondot (1956) ve daha yakın tarihlerde ise Türkecan ve diğerleridir (1991) (Irkeç ve Ünlü, 1993). Bölgede Permiyen-Kuvaterner yaş aralığında çökelmiş kayaçlar yer alır (Altun, Gökhan 2002) (Bkz. Şekil 10). 46 Qa: Alüvyon çökelleri. Qym: tutturulmamış blok ve çakılları. Qlay: Çakıl kum ve çamur birikintisi. Tplö: kırmızı, sarımsı kırmızı, kahverengi orta kalın katmanlı konglomera, kumtaşı çamurtaşı ardalanması. Tmur: Gri, siyah, sarı, beyaz renkli konglomera kumtaşı, kiltaşı, kireçtaşı ve jips istifi. Tmh: Beyaz, gri renkli ortakalın katmanlı, çörtlü kireçtaşı, beyaz, sarı renkli orta katmanlı kumtaşı, gri yeşil renkli kiltaşı tüfler ve kömür düzeyleri. Tmu: Andezitik, dasitik tüf, breş aglomera ve ince lav düzeyleri. Tmb: Alt kesimler masif, üst kesimler levhamsı gri pembe renkli andezitik lav ve piroklastikler. Tmd: Gri kahve renkli levhamsı akmalı andezitik piroklastikler. Tmi: Siyah kırmızı renkli masif bazaltik andezit ve piroklastikler. 47 Teg: sarımsı-boz renkli lireştaşı, sarmsıgri renkli konglomera, kumtaşı, şeyl ardalanması, orta kalın katmanlı. Tpekk: Yeşilimsi-boz renkli, ince-orta tabakalı killi kireçtaşı, yeşil renkli kumtaşı, gri renkli bitümlü şeyl ardalanmasından oluşmuştur. Tpb: Açık pembe, pembemsi-gri renkli genelde altere granit, granodiyorit, diyorit, monzonit. JKs: Yarı pelajik çörtlü kireçtaşı, kalsitürbidit. Beyazi bej, gri renkli, inceorta katmanlı. Ptkk: Kumtaşı, kireçtaşı, metakumtaşı, kiltaşı, şeyl, bazik volkanit ve piroklastikler. Pk: Permiyen yaşlı kireçtaşı bloğu. PTg: Klorit, serisit, şist, fillat, metabazik lav, kalkşist. Şekil 10: Bolu H_28 paftası Permo-Kuvaterner yaşlı birimlerinin dikme kesiti (Altun et al 2002: 4-5) 48 Paleozoik sonu, Geç Permiyende Pangea süper kıtasının kuzey-güney doğrultusunda açılması sonucu kuzeyde Avrupa - Asya birleşik kıtası olan Avrasya, güneyde Afrika, Hindistan ve Avustralya birleşik kıtası olan Gondwana arasında Tetis denizi oluşmuştur. Tetis milyonlarca yıl boyunca bu iki kıtayı ayıran yegâne okyanus olmuştur. Bununla birlikte Tetis’in Geç Permiyende açılıp Triyas sonunda kapanan Paleotetis, bu dönemden sonra açılıp Tersiyerde kapanan kısmına ise Neotetis adı verilmektedir. Daha sonra Godwana’ kıtasından ayrılan parçalar Kimmerien kıtasını oluşturdu. Avrasya’ya doğru hareket eden Kimmeriyen kıtası eski Tetis’i sıkıştırarak kapattı ve önünde Yeni Tetisi pluşturmuştur. Kretase'de Atlantik Okyanusu'nun açılmasına bağlı olarak Afrika kuzeye doğru hareket etmeye ve bunun sonucu Neotetis kolları daralmaya başlamıştır. Nitekim incelmiş kıta kabuğunu temsil eden İzmir-Ankara Zonu gibi çökelme havzaları pelajik kireçtaşları ve onlarla ara katkılı ve bazı volkanikler gibi ürünler bu döneme kadar süregelen genişlemeye bağlı olarak oluşmuşlardır. Tetis’in Tersiyer'de tamamıyla kapanması sonucu Avrasya ve Gondvana süper kıtaları çarpışmış, aradaki kenet kuşağında Alp-Himalaya Kuşağı’nın karmaşık yapılı sıradağları oluşmuştur. Ancak Neotetis havzalarının kapanımları, bir başka deyişle, mikro kıtaların çarpışmaları mekânlara göre değişir. Örneğin, Antalya'da Paleosen-Eosen iken GD Anadolu'da Oligo-Miyosen'dir. Eosen-Oligosen döneminde (45–35 myö 29) Afrika kıtasının Avrasya kıtasının altına dalması sonucu Rodop’da başlayan volkanik aktivite Orta-Alt Miyosen (22.5-13 myö) döneminde güneye kaymış ve Anadolu içlerine kadar genişlemiştir (Venizelos, Zouros 2000). Pontidlerle Anatolid-Torid kuşakları arasında Sakarya zonunun temel birimleri Permo-Triyas yaşlı Karakaya gurubuna ait Gökçekaya metamorfikleri ile kumtaşı, kiltaşı, kireçtaşı ve metakumtaşından oluşan Karatepe formasyonu ile başlar (Altun et al 2002: 1-2). Bunların üzerinde uyumsuz olarak Kalloviyen-Apsiyen yaşlı, çörtlü kireçtaşlarından oluşan Soğukçam formasyonu bulunur. Yaygın olarak görülen Tersiyer çökeller tabanında karasal Kızılçay formasyonuna ait Geç 29 MYÖ: Milyon yıl önce 49 Paleosen- Alt Eosen yaşlı kireçtaşı ve kırıntılardan oluşan Güvenç formasyonu uyumsuz olarak yer alır. Sahanın batısında Kızılçay formasyonunun alt kesimleri Paleosen yaşlı Beypazarı granotoyidi tarafından kesilir. Alt-Orta Miyosen döneminde kireçtaşı, kumtaşı, kiltaşı ve kömür içeren karasal Hançili formasyonu çökelleri ile eş dönemli yaygın bir volkanik evre başlamış ve Uludere Piroklastikleri, Ilıcadere volkaniti, Deveören volkaniti ve Bakacaktepe volkaniti oluşmuştur. Bu birimler üzerine Üst Miyosen yaşlı kumtaşı, kiltaşı, kireçtaşı ve jips kırıntılarından oluşan, tezin ana konusunu oluşturan ağaç fosillerini de içeren Uruş formasyonu yer alır. Birim karasal ortamda, akarsu ve göl fasiyesinde çökelmiştir ve kendinden yaşlı birimleri uyumsuz olarak örter. En üstte karasal konglomera, kumtaşı ve çamurtaşı ardalanmasından oluşan Pliyosen yaşlı Örencik formasyonu ve güncel çökeller daha yaşlı birimler üzerinde uyumsuz olarak yer alır (Altun et al 2002 ) (Bkz. Şekil 11). 50 Şekil 11: Araştırma sahasının genelleştirilmiş jeoloji haritası (Muratçay 2006: 4’den değiştirilerek) 51 3. 3. Araştırma Sahasının Jeomorfolojik Özellikleri Çamlıdere’de Fosil Orman sahasını içine alan 1/25000 ölçekli Bolu H28-b2 paftasının kapladığı alanda yükselti 890 ile 1630 metre arasına değişmektedir. Bununla beraber havza genelinde yükselti farkı 1000 metrenin üzerindedir. Çamlıdere Barajı Havzası genel olarak, fay dikliklerinden, farklı yükseklikteki platolardan, krater tabanlarında gelişen ovalardan ve farklı eğimdeki yamaçlardan oluşmaktadır (Yılmaz 2006: 62). Havzanın %50’si 10°’nin altında eğimli arazilerden oluşurken % 21’i 20°’den fazla eğime sahiptir. Yükseltinin az olduğu yerler Çamlıdere Barajı etrafında yer alır. Havza merkezinden uzaklaştıkça yükselti artmaktadır, bu artış en fazla Doğu istikametinde olmaktadır. Yüksek eğimli yerler krater yamaçlarında ve şiddetli erozyonun arttığı gölsel depo sahalarında yoğunlaşır. Pelitçik havzası gölsel tortulların erozyona uğraması sonucu parçalı bir görünüm kazanmıştır. Havzadaki platolar 3 farklı basamak şeklinde dağılmaktadır (Bkz. Şekil 12). Şekil 12: Çamlıdere 1/25000 ölçekli Bolu H28-b2 paftası Grid TIN Default sayısal yükselti modeli 52 En alçak platolar, baraj çevresinde yoğunlaşmıştır. Eğimin oldukça az olduğu bu platolar, vadilerce fazla parçalanmamıştır. Bu platolar baraj gölünden başlayıp, 1100 metrelere kadar çıkmaktadır. Orta yükseklikteki platolar alçak platolara göre daha fazla parçalanmıştır. Genel olarak 1200–1300 metreler arasında görülen bu platolar, baraj gölü batısında ve kuzeyinde yoğunlaşmıştır. Bu platolara havzanın kuzeybatısında da rastlanır. Orta yükseklikteki platolar ile yüksek platolar arasındaki geçiş çok belli değildir. Bazı yerlerde birbirinin devamı niteliğinde olan bazı kısımlarda da sırtlar halinde kalabilmişlerdir. Yüksek platolar havzada 1450–1600 metreler arasında uzanır. Akarsularca oldukça fazla yarılmıştır. Yükseltiye bağlı olarak, Yaylalar ve Ovacık Krateri çevresi ile havza kuzeyinde yoğunlaşmışlardır. Ayrıca Çamlıdere güneyinde de bu platolara rastlanır (Yılmaz 2006). 3. 3. 1. Araştırma Sahasının Hidrografya Özellikleri Çamlıdere havzası sularını Sakarya Nehrinin bir kolu olan Kirmir Çayına boşaltmaktadır. Araştırma sahasının başlıca akursuları: Bayındır Çayı, Acun Deresi, Kayı Deresi, Akpınar Deresi ve Acuroğlu Deredir. Havzanın suları Bayındır Barajında toplandıktan sonra Bayındır Çayı vasıtasıyla Kirmir Çayına kavuşmaktadır (Bkz. Şekil 13). Kaynağını Çamlıdere’nin Kuzeydoğusunda Şarkaya Köyü civarından alan Acun Deresi bu akarsulardan en büyüklerindendir. Çamlıdere İlçesinde geçen Acun Deresi herhangi bir arıtma olmaksızın Ankara’nın içme suyunu temin eden Bayındır Barajına ulaşır. 53 Şekil 13: Çamlıdere havzasının H28-B2 paftasının DEM görüntüsü üzerine giydirilmiş hidrografya haritası. 54 Saha dentritik drenaja sahiptir ve tüm akışlar güney, Çamlıdere Barajı yönündedir. Pelitçik Havzasında havza alanı 1km2’den 5 km2’ye değişen farklı büyüklüklerde 430 tali akarsu havzası yer alır. Fosil Orman Kuzeybatısında yer alan Akpınar Deresi gibi kısa akarsular ve tali kollar yazın kurumaktadır (Bkz. Foto 5). Foto 5: Bayındır Barajına dökülen Güreş Deresin’in Eylül ayındaki görünümü 3. 4. Araştırma Sahasının İklim Koşulları Çamlıdere İlçesi Coğrafi olarak Karadeniz Bölgesi ile İç Anadolu Bölgesi geçiş zonunda yer alır. Öte yandan Araştırma sahası Karadeniz Bölgesi sınırları içerisindedir. Kıyıdan uzak oluşu ve Köroğlu dağlarının denizel etkinin iç 55 kısımlara girmesini engellemesi nedeniyle iklim olarak da geçiş karakteri taşır (Bkz. Şekil 14). Şekil 14: Çamlıdere İlçesi Karadeniz ve İç Anadolu Bölgesinin geçiş sahasında yer alır Çamlıdere havzasında Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğüne (DMİGM) ait iki meteoroloji istasyonu yer almaktadır. Ancak 1985 yılında faaliyete geçen bu iki istasyon (Peçenek ve Çamlıdere istasyonu) otuz yıllık ideal rasat süresini tamamlayamadan 1996 yılında kapanmışlardır. Bunların haricinde Çamlıdere Orman İşletmesine bağlı Çamkoru meteoroloji istasyonu ve Kızılcahamam meteoroloji istasyonları sahayı temsil edebilecek konumdadırlar. Çamlıdere ve Kızılcahamam istasyonlarına ait veriler değerlendirildiğinde yağış ve sıcaklık miktarlarında belirgin farklılığa rağmen iklim karakteri açısından benzeştikleri görülmüştür (Bkz. Şekil 15–16). 56 Şekil 15: Çamlıdere’nin iklim diyagramı (Topaloğlu 2005: 18) 57 Şekil 16: Kızılcahamam’ın iklim diyagramı (Topaloğlu 2005: 18) Çamlıdere’nin iklim diyagramı incelendiğinde yıl içerisinde iki kere zirve yapan yağış grafiği hemen göze çarpar. Haziran ayı ortalarından itibaren başlayan kuraklık 3-4 ay sürer. Çamlıderede yıllık sıcaklık genliği oldukça yüksektir (22°C’den fazla). On bir yıllık verilere göre ortalama 19,7°C’lik sıcaklıkla en sıcak ay Temmuzken, -2,4°C’lik sıcaklıkla en soğuk ay Ocaktır. Yıllık ortalama sıcaklık 8,7°C’dir. Yıllık ortalama toplam yağış miktarı 444,5 mm’dir. Yılın en yağışlı ayı Mayıstır (65.1 mm). Yıllık ortalama kar yağışlı gün sayısı 32,3’dür. Artan karasallığın bir göstergesi olarak yıl içerisinde kurak dönem ve mutlak donlu dönem üç aydan fazla sürer. Burada dikkati çeken diğer bir nokta yağışlı dönemin iki defa zirve yapmasıdır. Havza, Erinç’in kuraklık indisine göre yarı kurak bir iklime denk gelmektedir (Yılmaz 2006: 36). 58 3. 5. Araştırma Sahasının Bitki Örtüsü Çamlıdere İlçesinin genelini kapsayan bir flora çalışması henüz yapılmamıştır. Mevcut en kapsamlı çalışma Sezer Topaloğlu’nun (2005) Çamlıdere ilçesi “Çamkoru Göleti Çevresinin Florası” adlı yüksek lisans tezidir (Bkz. Şekil 17). Şekil 17: Fosil Orman ve Çamkoru Göleti lokasyon haritası Bununla birlikte Türkiye florası çalışan Bozakman, Markgraf ve Fitz gibi çeşitli araştırmacılar sahadan örnek toplamışlardır. Ayrıca Eyüboğlu (1991) Çamlıdere güneyinde, Kızılcahamam İlçesinde yer alan “Soğuksu Milli Parkı Florası” üzerine yüksek lisans tezi hazırlamıştır. 59 Topaloğlu (2005) 2001–2004 yılları arasında Çamkoru Göleti civarından topladığı 931 örneğin değerlendirilmesi sonucu 59 familya, 217 cins, 377 tür, 4 alttür ve 1 varyete saptamıştır. Çamlıdere ilçesi, bitki coğrafyası bakımından Avro-Sibirya ve İran- Turan fitocoğrafik bölgelerinin özelliklerini gösterir. Sahada toplanan örneklerde birinci sırada Avro-Sibirya Flora elemanları yer alır (46 tür ve % 12,2). İkinci sırada (33 tür ve % 8,8) yer alan Akdeniz elementlerinin çokluğu dikkati çekmiştir. Bunun nedeni eski Tetis florasının bir kalıntısı da olabilir. Bunlara ek olarak 32 tür ve % 8,5 oranı ile İran-Turan elementleri de oldukça belirgindir. Çamlıdere İlçesi İran-Turan fitocoğrafik bölgesine komşu olması nedeniyle Akdeniz bitkileri Kızılcahamam’a göre daha az yoğundur (Bkz. Tablo 2). Tablo 2: Çamkoru’ daki türlerin fitocoğrafik bölgelere dağılımı (Topaloğlu 2005’den değiştirilerek) Çamlıdere florasında endemik bitki oranı düşüktür (26 tür). Araştırma alanı ile karşılaştırılan “Kızılcahamam Soğuksu Milli Parkı’nın Florası”nda 49, “Kirmir Çayı vadisi (Güdül) Florası”nda 36, Işık Dağı-Kızılcahamam Kargasekmez yöresi florasında ise 26 tane endemik bitki türü saptanmıştır (Topaloğlu 2005). 60 Çamlıdere’de ormanın tahrip edildiği alçak seviyelerde geniş yapraklı ağaçlar hâkimken (Quercus infectoria Oliver (mazı meşesi), Quercus pubescens Willd. (tüylü meşe), Quercus macranthera Fish. et Mey (ispir meşesi) yükseklerde iğne yapraklı türler baskın hale gelir (Pinus sylvestris L. (sarıçam), Pinus nigra (karaçam) ve Abies nordmaniana subsp. bornmülleriana Mattf.). Ormanlık alanlar Çamlıdere havzası etrafında yerleşmenin az olduğu engebeli alanlarda ve Çamlıdere Yaylası’nda olduğu gibi yüksek kesimlerde yer alır (Bkz. Şekil 18). Şekil 18: Çamlıdere’de ormanlık alanlar nispeten eğimli yamaçlar ve yükseklerde yer alır Orman altı örtüsünün en önemli elemanı Juniperus oxycedrus L. ’dur. Dere boylarında ve göl kenarında Salix caprea L. (keçi söğüdü), Rubus caesius L. (böğürtlen) yer alır. Yol kenarlarında Rubus canescens D.C. (Böğürtlen), Rosa foetida J. Herrm., Prunus spinosa L. (Yaban eriği), Acer campestre L. (Akçaağaç), Acer hyrcanum Fish & Mey., Ribes uva-crispa L. yer alır. 61 Fosil Ormanın bulunduğu sahada orman örtüsü tamamen ortadan kaldırılmıştır. Yamaç boyunca Rosa canina L. (kuşburnu) gibi çalılar ve Tarla başlarında tek tük Crataegus orientalis (Alıç) ağaçları bulunur (Bkz. Foto 6). Foto 6: Tarım arazileriyle çevrili Fosil Ormanın orman örtüsü tamamen tahrip edilmiştir 2007 yılı Nisan-Ekim ayları arasından yapılan arazi çalışmalarında sahanın çiçekli bitkilerinin bir kısmının fotoğrafları çekilmiştir (Bkz. Foto 7). Fosil orman sahasında en fazla yayılış gösteren bitkilerden birisi Geven’dir (Astragalus sp.) Yastık formlu bu bitki derin kökleriyle, şiddetli erozyona rağmen tutunabilmiştir. Gevenin stepik karakterin bir indikatörü oluğu Yazcı (2002: 37) tarafından da belirtilmiştir. 62 Foto 7: 2007 Nisan-Ekim arasında arazi çalışmalarında tespit edilen bazı bitkiler 63 Pelitçik havzası arazi şartlarının tarım ve yerleşmeye elverişli olmasından ötürü diğer yerlere nazaran daha fazla tahribata uğramıştır. Pelitçik köyü doğusunda nispeten engebeli dar bir sahada yer alan Çam toplulukları sahanın geçmişte ormanlarla kaplı olduğuna işaret etmektedir (Bkz. Foto 8). Foto 8: Pelitçik Köyü doğusunda dar bir alanda yer alan Çam (Pinus sp.) ormanı kalıntısından bir görünüm Çamlıdere Fosil Orman sahasında yapılacak detaylı flora çalışmaları fosil ağaçların da türlerinin tespit edilmesiyle geçmişle günümüz arasında mukayeseye imkân verecektir. Bu veriler ışığında sahanın ekolojik ve morfoklimatik evrimine yönelik değerli bilgiler elde edilebilecektir. 64 3. 6. Araştırma Sahasının Sosyo-Ekonomik Durumu Devlet İstatistik Enstitüsü 2000 yılı verilerine göre Çamlıdere ilçesinin yüzölçümü 650km2’dir. Çamlıdere, 1953 yılına kadar Kızılcahamam ilçesine bağlı bucak olarak kalmış, 1953 yılında çıkarılan 6191 sayılı kanunla ilçe olmuştur. İlçenin toplam nüfusu 1997 yılına kadar neredeyse aynı kalmış, bu tarihten itibaren hızla nüfus kaybetmeye başlamıştır. İlçenin nüfusu 1990 yılında 19365 iken 2000 yılında 15339’a düşmüştür. Çamlıdere’nin genel nüfus sayımlarına kendi başına dâhil edildiği 1960 yılından beri, köy nüfusunun toplam nüfustaki payı azalırken şehir nüfusu artmış ve nihayet 1990’lı yıllarda eşitlenmiştir. Burada, 1990 yılından 2000 yılına köy nüfusunda önemli bir değişme olmadığına dikkat edilmelidir. Göç iki aşamalı olarak öncelikle köylerden ilçeye doğru olmuş, ikinci aşamada ilçeden başta Ankara olmak üzere diğer büyük şehirlere yönelmiştir (Bkz. Şekil 19). Şehir Köy Toplam 25000 20000 Nüfus 15000 10000 5000 0 1960 1965 1970 1975 1980 1985 1990 1997 2000 Yıllar Şekil 19 : Çamlıdere ilçesi nüfusunun 1965–2000 yılları arasındaki değişimi (TÜİK 2000) 65 Nüfusun yaşa göre dağılışı incelendiğinde 0-14 yaş arası kadın-erkek nüfusunun aşağı yukarı eşit olduğu, 15-40 yaş arası erkek nüfusunda belirgin biçimde artarak 40’lı yaşlarda tekrar eşitlendiği ve nihayet 60 yaş üzerinde kadın nüfusunda nispi bir artış olduğu göze çarpar (Bkz. Şekil 20). Yaş 80-84 70-74 60-64 50-54 Kadın 40-44 Erkek 20-34 20-24 10-14 0-4 Kişi 0 50 100 150 200 250 300 350 400 Şekil 20: 2000 yılı verilerine göre Çamlıdere nüfusunun cinsiyete göre dağılımı Çamlıdere’de nüfusunun önemli bir kısmı ilköğrenimini tamamlamıştır. Öte yandan gerek okuryazar olmayan gurupta gerekse eğitimin farklı aşamalarında nüfusun cinsiyete göre dağılımına bakıldığında kadınların eğitim oranlarının belirgin biçimde düşük olduğu görülür. Öyle ki okuryazar olmayan kadın nüfusu okuryazar olmayan erkek nüfusunun üç katının üzerindedir, öte yandan yüksek öğrenimini tamamlamış kadın nüfusu erkeklerin ancak yarısı kadardır (Bkz. Şekil 21). 66 Öğrenim Durumu Üniversite Lise Kadın Eerkek Ortaokul İlkokul Okuma Yazma Bilmyen Kişi 0 200 400 600 800 1000 1200 1400 Şekil 21: 2000 yılı verilerine göre Çamlıdere nüfusunun kadın-erkek bazında öğrenim durumu Çamlıdere ilçesinde nüfusun az oluşu nedeniyle istihdam yaratacak hizmet sektörü son derece sınırlıdır. Herhangi bir sanayi tesisi veya maden de olmadığı için başta Ankara olmak üzere Bolu ve Kızılcahamam’a işçi göçü olmuştur. Çamlıdere’de mevcut istihdam ağırlıklı olarak inşaat sektörüne bağlıdır, ancak kışların inşaat yapılamayacak kadar sert geçmesi nedeniyle sadece mevsimlik bir istihdam sağlar. 2000 yılı genel nüfus sayımı verileri incelendiğinde kadın istihdamının çok düşük kaldığı görülür (1667 Erkek - 124 Kadın). Bu durum eğitim verileriyle de örtüşmektedir. Fosillerin yer aldığı Pelitçik Köyünün 2000 yılı nüfus sayımına göre nüfusu 184’tür. Köy nüfusunda kadın-erkek oranı hemen hemen aynıdır (93 Erkek91Kadın) vardır. Pelitçik köyünde geçim tipi hayvancılık yapılmaktadır. İlçe Tarım Müdürlüğünün 2006 verilerine göre köyde 160 Büyükbaş hayvan, 240 Küçükbaş hayvan, 150 kovan arı ve 7 adet traktör bulunmaktadır. Çamlıdere köyleri içerisinde en fazla tarım arazisine sahip köy Pelitçik Köyüdür (250ha). 67 Köyde başlıca hububat (Durum buğdayı-Arpa), yem bitkisi (Fiğ-Korunga) yetiştirilmektedir. Meyvelik ve bağlık alanlar var olmakla birlikte ticari değildir. Sulama imkânı olmaması nedeniyle köy topraklarının büyük bir kısmı nadasa bırakılmaktadır (Bkz. Tablo 4). Tablo 4: Pelitçik köyünde tarımı yapılan başlıca bitkiler Ürün Tarım alanı Hububat Yem Nohut Meyvelik - Bağlık Nadas Diğer 135ha 15ha 8ha 2ha 70ha 30ha Yapılan anket sonucunda köy halkının büyük çoğunluğunun sadece yazın köyde ikamet ettiği tespit edilmiştir. Kışın köyde hane sayısı 40’a kadar düşmektedir. Köy nüfusu 50 yaş üzerindedir ve haneler iki kişiden (karı-koca) oluşmaktadır. İşsizliğe bağlı göç nedeniyle genelde 5–7 çocuğu olan aileler bile köyde yalnız yaşamaktadır. Köyde tarım ve hayvancılık geçim tipi yapılmakta evlerde Büyükbaş hayvan sayısı 10’u geçmemektedir. Anket sonucunda köylüler yıllık ortalama gelirlerini 4000–5000 TL arasında belirtmişlerdir. 2007 yılı itibariyle Pelitçik köyünde kanalizasyon altyapısı tamamlanmıştır. Baraj havzasında olmasına rağmen henüz belediye çöp toplama hizmeti yoktur. Çamlıdere ilçesinin en önemli sorunu ekonomik sürdürülebilirliği sağlayacak yoğunlukta bir nüfusu yıl boyunca barındıramamasıdır. Sahanın Jeoturizme kazandırılmasıyla hem yeni istihdam sağlanacak hem de ilçede ikamet eden nüfus ekonomik döngüye katkıda bulunacaktır. 68 3. 7. Anadolu’nun Paleocoğrafik Evrimi ve Çamlıdere Fosil Ormanının Oluşumu Türkiye’nin güncel flora ve vejetasyon çatısı Tersiyer’de kurulmuş, Kuvaterner buzullaşması ve sonrasında işlenerek bu günkü şeklini almıştır (Gemici 1993: 221–225). Anadolu’da günümüz bitki kuşaklarının gelişimi ise Holosen sonrasında olmuştur (Atalay 2005: 125). Bunun başlıca iki nedeni vardır. Birincisi Anadolu’nun geniş ölçüde karalaşması Tersiyerin Neojen devrine tekabül eder. Mesozoik sonuna kadar Anadolu, adalar halinde metamorfik masiflerden oluşmaktadır. Üst Kretasede başlayan Alp Orojenezinin Oligosendeki paroksizma safhası neticesinde Tetis denizi Anadolu’dan çekilmiş ancak tektonik grabenler vasıtasıyla bağlantısını zaman zaman sürdürmüştür (Atalay 1982: 7–14). Anadolu’da bu günkü manada bir vejetasyon örtüsünün gelişmesi ancak geniş ölçekli karalaşmayla mümkün olmuştur. İkincisi, Tersiyer boyunca vuku bulan iklim değişmeleri neticesinde meydana gelen floristik değişimler ve türlerin evrimidir (Bkz. Şekil 22). Şekil 22: Oksijen izotop yöntemine göre Jura’dan itibaren ortalama deniz suyu sıcaklıkları (Lane 1986: 125’den değiştirilerek) 69 Tersiyer diğer canlı türlerinde olduğu gibi bitkilerde de köklü değişimlerin yaşandığı bir dönemdir. Jeolojise K-T sınırı olarak bilinen İridyumca zengin bir katmandan hareketle Meksika’nın Yukatan yarımadasının olduğu yere çarptığı düşünülen bir gök taşının Mesozoikin sonunu getirdiği ileri sürülmektedir. Sebebi her ne olursa olsun Kretase sonunda dev sürüngenlerin çoğu yok olmuş ve memeliler hâkim duruma geçmeye başlamıştır. Genel olarak bakılacak olursa Paleozoikin bitişi karasal bitki topluluklarında büyük değişimlere sahne olmuştur (Lane 1986: 232–240). Geniş kömür yataklarını oluşturan bataklıkların hâkim bitkileri Glossopteris ve Lepidodendron kuzey yarım küreden tamamen çekilmiş, güneyde varlığını bir müddet daha devam ettirmiştir. Permo-Triyasda Lepidendron’lar tamamen yok olmuş ve günümüz koniferlerinin atası olan Walchia cinsi ortaya çıkmıştır. Mesezoik’de bitki örtüsü başlıca eğreltiler ve günümüz Cycad’larının akrabası olan Cycadoid’lerden müteşekkildir. Günümüz Pinus cinsinin ilkel konifer örnekleri olan Araucariae familyası bu devirde ortaya çıkmıştır ve günümüzde güney yarım küredeki sığınak alanlarda (Yeni Zelanda, Norfolk adası) varlığını sürdürmektedir. Mesozoikde yaşanan bir diğer önemli olay, günümüz türlerinin %90’nını oluşturan çiçekli bitkilerin bu devrin sonunda ortaya çıkmasıdır. Tersiyerde, kıtalar yavaş yavaş günümüzdeki konum ve biçimlerini alırken çiçekli bitkiler geniş alanlara yayılmışlardır. Tersiyerde pek çok buzul çağı, soğuk ve kurak devre yaşanmıştır. Bu devirde Akdeniz’de hüküm süren kurak iklim nedeniyle vejetasyonda, ağaçlardan otsuya, herdem yeşilden yaprak dökene doğru bir indirgeme olmuştur (Pignatti 1976: 158). Yaprak döken ilk bitki türleri bu nedenle Tersiyerde ortaya çıkmıştır. Gemici (1993)’e göre Miyosen florasına ilişkin bulgularımız bu günkü ile karşılaştırıldığında mevcut taksonların, en azında cins seviyesinde Anadolu’nun güncel florası ile benzerlik gösterdiği görülmektedir. Çamlıdere Fosil Ormanının 30 km kadar kuzey doğusunda yer alan Güvem Pliyosen florası ile aktüel flora 70 karşılaştırıldığında bazı dikkate değer benzerlikler ortaya çıkar. Çamlıdere Fosil Ormanı fosil türleri henüz tam teşhis edilmediklerinden yakın çevresinin tanımlanmış Paleoflorası ile mukayese edilmiştir. Güvem Pliyosen fosil florasında tespit edilen Sequoia sp. Tsuga sp. Magnolia sp. Sophora sp. gibi türler artık Türkiye florasında doğal yayılış göstermezler. Bunlarda Sequoia sp. Kuzey Amerika’nın batı sahillerinde diğerleri Uzakdoğu ve Çin’de doğal yayılış gösterir. Öte yandan Myrica sp. Ficus sp. Rhus sp. Pistacia gibi türler artık Akdeniz flora bölgesine çekilmişken Smilax sp. Acer sp, Alnus sp. Carpinus sp. Diospyros sp. Tilia sp. Ulmus sp. Platanus sp. Salix sp. toplu yayılış alanları kabaca Doğu Karadeniz sahil kesimine denk gelen Kolşik flora alanındadır. Sahanın fosil numuneleri geniş taksonlar açısından Kolşik flora ile benzeşirken Dikotiledonlu taksonlar açısından Amerika Birleşik devletleri, Orta Avrupa ve Uzak doğu’nun Miyosen florasına yakınlık gösterir (Kasaplıgil 1977: 85-99). Çamlıdere’nin güncel florasıda Avro-Sibirya, İran-Turan ve Akdeniz floristik bölgelerinden birçok tür barındırır. Çamlıdere Fosil Ormanında tespit edilen çamların sahayla yaşıt Lesvos Fosil Ormanı fosil çam türlerinden hareketle Pinoxylon cinsine dâhil oldukları kuvvetli bir ihtimaldir. Quercus cinsi hem Miyosen Lesvos Fosil orman florasında hem de Güvem Pliyosen fosil florasında oldukça yaygındır. Öte yandan Kasaplıgil (1977: 98) meşelerin Tersiyerde de en az bu günkü kadar melezleşmiş olduklarını ifade eder. Bu nedenle Çamlıdere Fosil Ormanı Quercus türleri için yüzeysel bir yorum yapmak güçtür. Günümüzde fosillerin bulunduğu Pelitçik Köyü, Kuztepe mevkii asli bitki örtüsünden antropojen nedenlerle önemli ölçüde arındırılmıştır. Ancak benzer yükseltilerde, ormanın korunduğu yerlerde tıpkı fosil florada olduğu gibi çam ve meşe hakim durumdadır. Burada Çamlıdere’nin bitki örtüsünün Miyosenden beri değişmediği gibi yanlış bir izlenim ortaya çıkabilir. Gerçekte Miyosenden günümüze süregelen tektonik olaylar ve iklim değişmeleri boyunca sahanın bitki 71 örtüsü pek çok kez köklü değişikliklere uğramış olmalıdır. Bunun da ötesinde son buzul çağı Würm’den günümüze bile bitki örtüsünde çok önemli değişmeler olmuştur (Bkz. Şekil 23). Şekil 23: Orta Avrupada Postglasiyal devrede iklim değişiklikleri ve buna bağlı olarak ormanların bileşiminde meydana gelen değişiklikler (Erinç 1977’den değiştirilerek) Palinolojik verilere göre Türkiye son 18000 yıllık devrede dört farklı vejetasyon tipine ev sahipliği yapmıştır ( T. Ekim, A. Güner 1986). Dönemin başlangıcında stepik vejetasyon hâkimken, 12000 yıl önce orman vejetasyonu artmaya başlamış ve 8000 yıl önce baskın vejetasyon haline gelmiştir. Günümüzde antropojen ve 72 diğer faktörler nedeniyle stepik vejetasyon Anadolu’nun birçok yerinde tekrar baskın vejetasyon haline gelmiştir. Bottema (1986) tarafından ele alına AP (Arboreal Polen-Ağaç Poleni) ve NAP (Non Arboreal Polen-Ağaca ait olmayan, otsu polen) polen kayıtlarına göre Anadolu’da Pleniglasiyalden sonraki polen kayıtlarında Artemisa ve Cheneopodiaceae en önemli rolü oynarlar. Bu bitkiler stepik karakterin işaretçisidirler. Holesenin başında AP belirgin artışı ormanların geniş bir yayılış gösterdiğini kanıtlar. MÖ 8000de İç Anadolu’nun güney ucunda Neolotik tarım faaliyetlerinin başlamasıyla Vejetasyon üzerinde yeni bir baskı unsuru doğmuş. Özellikle MÖ 3000 de Türkiye’deki AP oranında ciddi bir düşüş yaşanmaya başladığını ifade eder. Gemici (1993)’e göre, buzul dönemlerinde Anadolu’nun termofil ve mezofil florası gerilerken bunların yerine kuzeyden Arkio-Alpin ve Boreo-Alpin elementler (Pinus sylvestris, Picea orientalis) elemanlar inmiştir. Bunların bir kısmı Kuvaterneri takiben gerilerken bir kısmı da uygun mikroiklim alanlarında varlıklarını sürdürmüşlerdir. Kuvaterner buzullaşmasında iklimdeki soğumaya bağlı olarak birçok İran-Turan elementi Anadolu’nun içlerine kadar nüfuz etmiştir ve bu unsurlar Çamlıdere’nin güncel florasında da yer alır. Anadolu’da buzul devirlerin de dahi örtü buzullaşması yaşanmamış buna karşın kalıcı kar sınırı azalmıştır. Kuvaterner buzul ve buzul arası dönemlerinin Anadolu’ya ne şekilde yansıdığına yönelik farklı görüşler vardır. Gemici (1993), Anadolu’da Kuvaterner buzullaşmalarının Avrupa’daki kadar etkili olmadığını, buzul dönemleri nispeten ılıman ve bol yağışlık plüvyal devre olarak geçtiğini öne sürer. Erol (1992: 39–47) Anadolu’da Pleistosendeki yağışlı evreler genel anlamı ile pluviyaller, kuzeydeki buzularası ve buzul çağları arasındaki serin dönüşüm periyotlarına karşılık gelmiş, tam interglasiyellere karşılık gelen çok sıcak ve tam glasiyelere karşılık gelen çok soğuk evreler Anadolu’da kurak geçtiğini ifade etmektedir. 73 Dünyada nadir bulunan fosil alanlardan olan Çamlıdere Fosil Ormanının oluşumu Sahanın Jeolojik geçmişiyle ve Paleoklimatolojisiyle yakından ilgilidir. Türkiye orojenik ve epirojenik hareketler sonucu kırıklı bir yapıya sahiptir. Türkiye’nin tektonik haritasıyla genç volkan rölyefini gösteren haritalar çakıştırıldığında bu ilişki hemen göze çarpar. Kırıkların egemen olduğu bu alanlardan olan İç Anadolu bölgesi de Neojen ve Kuvaterner’de yoğun volkanizmaya sahne olmuştur (Sür 2002) (Bkz. Şekil 24). Şekil 24: A: Türkiye’nin temel jeotektonik elamanları, B: Galatya Volkanik Provensi, C: Fosil Ormanın ve Ovacık kraterinin GoogleEarth görüntüsü, 1-2-3: Neojen volkanik sahaları (Schumacher 2001’den değiştirilerek) 74 Yunanistan’ın Midilli Adasındaki Sigri Fosil Ormanında olduğu gibi Çamlıdere Fosil Ormanı da Miyosen yaşlı bir volkanik faaliyet sonucu oluşmuştur. Ankara’nın kuzeyinde 6000km2 alan kaplayan Galatya Volkanik provensinde Üst miyosende başlayan volkanizma sonucu fosil ağaçların yanı sıra volkanik aşınım şekillerine ait çok karakteristik topografyalar gelişmiştir. Çamlıdere Fosil Ormanını anlamanın en iyi yolu onu Galatya Volkanik Kompleksi çerçevesinde değerlendirmekle olabilir. Galatya Volkanik Birimi en az dokuz püskürme merkezi ile Türkiye’nin en geniş Neojen volkanik sahalarından biridir (Keller 1992). Galatya volkaniklerinin kimyasal yapısını ve yaşlarını araştırmıştır. Araştırmaya göre Neojen andezitik volkanikleri 20-18my yaşındayken Neojen bazaltik volkanikler (11,6 – 9,6 myö) yaşlarındadır. Ünlü (1973) ise Kazanlar-Peçenek sahasının jeolojisi ve jeotermal enerji potansiyeli hususundaki çalışmasında volkanizmanın Üst Miyosende en şiddetli dönemini geçirdiğini belirtmiştir (Muratçay 2006). Türkiye’de Neojen yaşlı volkanik arazilerde olduğu gibi Galatya Volkanik Provensi de önemli ölçüde aşınmaya uğramıştır. Bu nedenle sahada kaç püskürme merkezinin yer aldığı tam tespit edilememiştir. Sahanın yakınında 5 püskürme merkezi yer almaktadır. Kızılcahamam (Soğuksu), kuzeyde Ovacık, kuzeybatıda Daskamun, ve batıda Kavaklıdağ. Bunlara ek olarak güneybatıda Sorgun da diğer bir püskürme merkezi olarak önerilmektedir (Süzen 1996). Fosillerin yer aldığı Pelitçik Köyündeki volkanik istifin kaynağına yönelik bir çalışma yapılmamıştır. Ancak Pelitçik Köyünün hemen Kuzeyinde yer alan Sarıkavak Köyünde, Sarıkavak Tefraları üzerine Schumacher (2001) tarafından yapılan çalışma sonucunda bunların muhtemel kaynağının Ovacık krateri olabileceği ileri sürülmüştür. 75 Fosillerin oluşumu uzun jeolojik zamanlar boyunca bozulmadan kalmaları ve bu gün erozyonla yüzeylenmiş olmaları “Fosil Orman oluşum süreci” olarak düşünülebilir. Bu bakımdan sadece fosil ormanın oluştuğu dönemin şartları değil, fosili günümüze taşıyan şartların tümü oluş içerisinde değerlendirilmelidir. Aksi halde bu süreçlerin herhangi birindeki değişiklik bu gün farklı görünümlerle sonuçlanırdı. Çamlıdere Fosil Ormanının oluşumu volkanizma ve yerel tektonik faaliyetlere bağlı karmaşık bir sürecin ürünüdür. Çamlıdere Fosil Ormanının oluşumu üzerine iki senaryo üretilebilir. Birinci senaryoya göre Ovacık merkezli süksesif Pliniyen püskürmelere bağlı olarak volkan yamacında yoğun kütle hareketleri meydana gelmiştir. Ardışık patlamalarla oluşan lahar akıntıları ve piroklastik çamur selleri yamacın altı kısımlarındaki geniş/iğne yapraklı karışık ormanı sürükleyerek eğimin azaldığı yerlerde biriktirmiştir. Bu durumun en önemli kanıtlarından biri Sarıkavak tefralarından hareketle Ovacık merkezli çok şiddetli Pliniyen safhaların tam olarak tespit edilmiş olmasıdır (Bkz. Şekil 25). Pelitçik Köyünde yer alan Fosil Ormandaki taşlaşmış ağaçlar üst üste kalın seriler halinde bulunmaktadır. Fosiller çoğunlukla parçalanmış ve kök sistemi, yatayla konumunu kısmen veya tamamen koruyan fosile rastlanmamıştır (Bkz. Foto 9). 76 Şekil 25: Ovacık merkezli Pliniyen patlamaların safhaları (Schumacher 2001: 243’den Türkçeleştirilerek) 77 Foto 9: Pelitçik Fosil orman sahasında fosiller genelde parçalanmış ve üst üste kalın istifler halinde bulunmaktadır. 78 Bu da onların Yunanistan, Sigri Petrified Forest’dakilerinin aksine yaşadıkları ortamda değil taşınıp başka bir ortamda fosilleştiklerini gösterir. Fosillerle beraber bulunan masif silis blokları taşlaşma ortamının çok yoğun eriyik taşıdığına işaret etmektedir (Bkz. Foto 10). Foto 10: Pelitçik Fosil orman sahasında kalın, masif silis blokları yer alır. Bu kadar yoğun bir ortam karasal değil ancak gölsel olabilir. Özetle sahada yaşayan bitki topluluğu heyelan veya akarsularla gölsel bir ortama taşınmıştır veya öncelikle karasal bir ortamda birikmişler daha sonra bu saha göl haline gelmiştir. Volkanoklastiklerde görülen çapraz tabakalanmalar çok kuvvetli bir flüvyal ortamın varlığına işaret eder. Süzen’in (1996) “Lacustrine Mineral Facies of the Neogene Pelitçik Basin” çalışmasına göre, Üst Miyosende DoğanlarSarıkavak-Osmansın köylerine kıyısı olan bir göl güney-güneydoğu istikametinde yayılarak bu gün tüfit, aglomera, tüf-marn, tüf-tüfit-kireçtaşı değişimleri şeklinde temsil edilen göl fasiyeslerini oluşturmuştur. Bu göl ilk zamanlarında güney ucundaki gideğeni ile açık havza niteliğindeydi. Ancak Bayındır ve/veya Çeltikçi 79 fayının faaliyete geçmesiyle hidrolojik olarak kapalı bir göl haline gelmiştir. Çamurtaşlarının ve kiltaşlarının yeşil oluşu, tatlı sular tarafından beslenen, nadiren kuruyan çok yıllık bir gölün olduğunu gösterir. Katmanların ince oluşu, şist ve karbonat tabakalarının devamlı kalınlık göstermemesi ve tabakaların tekrarlı yapısı çökelmenin nispeten sığ bir ortamda olduğunu göstermektedir. Buğralar Köyü civarında rastlanan kömür tabakaları, organikçe zengin şistler, silisifiye olmuş ağaç parçalarının varlığı sığ gölün kıyı fasiyesi olduğunu göstermektedir. Volkanik komplekslerin varlığı sadece dolgu malzemesi olarak değil aynı zamanda gölün silis kaynağını da oluşturmuştur. Bu durumum diatom kabuklarının gelişimi, vitrik tüfler ve silisifiye ağaçların ve çörtlerin varlığıyla desteklenmektedir. Tüm bu verilerin ışığında Neojen Pelitçik Gölünün daimi, sığ, sakin, tatlı-hafif tuzlu (≤35%) ve alkali (7 < pH <8.5) karakterde bir lakustrin ortam olduğunu söyleyebiliriz (Bkz. Foto 11). Foto 11: Pelitçik Fosil Orman sahasında farklı boyutlarda çok iyi gelişmiş çörtler bulunmaktadır Diğer bir senaryoya göre Fosil Orman ilksel konumu ile volkanik kül altında kalarak karasal bir ortamda fosilleşmiştir. Fosilleşme sona erdikten sonra saha 80 erozyona maruz kalmış ve fosiller akarsu ve kütle hareketleriyle bu gün onları bulduğumuz gölsel ortama taşınmışlardır. Bu senaryonun en büyük kanıtı fosillerin bulunduğu bazı istiflerde kömürleşmiş ağaç parçalarının bulunmuş olmasıdır. Bu kömürleşme basınç altında karbon zenginleşmesi olarak değil organik malzemenin verimsiz yanmasıyla oluşmuştur. Kömürleşmiş ağaç parçaları kızgın volkanik külün karasal ortamda bitkilere temas ederek bir kısmını yaktığını işaret etmektedir. Kömürleşmiş bu ağaç parçaları daha sonra gölsel ortamda silisleşmeye maruz kalmışlardır ve her iki sürecin varlığını kanıtlar niteliktedir (Bkz. Foto 12) Foto 12: Pelitçik Fosil orman sahasında kömürleştikten zenginleşmesine uğramış bir ağaç parçasına ait makrofoto sonra silis 81 3. 8. Çamlıdere Fosil Ormanı’nın Dünya Mirası Açısından Önemi Fosiller geçmiş jeolojik dönemlerde yaşayıp taşlaşmış gövde ve diğer unsurları günümüze ulaşmış canlılardır. Fosiller yerkürenin gelişim ve dinamiklerini anlamada anahtar görevi gören geçmişe yönelik en önemli kanıtlardandır. Dünya üzerinden sayısız canlı gelip geçmiş olsa da fosilleşme sürecinin mucizevî derecede zor olmasından ötürü, fosiller şaşılacak derecede nadir bulgulardır. Özellikle jeolojik zamanlarda geriye gittikçe fosil numuneler sayı ve tür olarak daha da azalmaktadır. Birtakım deniz kabukluları ve istisnai örnek bir kenara bırakılacak olursa geri kalan tüm fosiller ölen canlıların yoğun sıcaklık ve basınç altında sıkıştırılmasıyla oluşur. (Bkz. Foto 13) Foto 13: Pelitçik Fosil Orman sahasında bir kalıp fosil (cast/mold) örneği 82 Yüksek sıcaklık ve basınç şartlarına maruz kalan fosiller morfolojik özelliklerinin önemli bir kısmını yitirirler. Dinozor fosillerinde olduğu gibi sade bir iskelet veya balık fosillerinde olduğu gibi kalıplardan 30 oluşurlar. Fosilleşmenin özel bir şekli olan silisleşme veya taşlaşmada (silisification 31, petrification) fosiller canlının morfolojik özelliklerini mükemmele yakın biçimde muhafaza ederler. Bu bakımdan taşlaşmış ağaçların hem görsel değerleri hem de günümüze aktardıkları bilgiler diğer fosil örneklerden daha fazladır. Fosilleşme esnasında sıkışma, ezilme olmadığı için fosil, canlının 3 boyutlu formunu mikroskobik hassasiyetle yansıtır (Bkz. Foto 14). Foto 14: Pelitçik Fosil Orman bir ağaç fosilinin ince kesitinde hücreleri gösterir bir makro fotoğraf 30 31 İngilizce “Cast”, fosilleşmede sadece dış hatların korunduğu süreci ifade eder. Silis zenginleşmesine bağlı olarak taşlaşarak fosilleşme 83 Taşlaşmış ağaç parçaları çeşitli çökellerde ve kömür yataklarında rastlanan numunelerdendir. Öte yandan belirli bir jeolojik zamandaki bitki örtüsünü ve ekolojik durumu temsil edecek kadar çok fosil barındıran yataklar son derece azdır. Mevcut olanların önemli bir kısmı insanın kolayca ulaşmayacağı kadar sarp coğrafyalarda (çöllerde) yer almaktadır. Çamlıdere Fosil ormanı hariç dünya üzerinde bilinen ve ulaşılabilen iki önemli fosil orman bulunur. Bunlardan Birincisi ABD Arizona Çölünde, diğeri ise komşumuz Yunanistan’ın Midilli (Lesvos) Adasının Sigri Köyünde bulunur. Her iki saha da çok iyi bir korumaya tabidir. Fosil Orman sahasının büyüklüğü, fosillerin nadideliği ve yoğunluğu, sahanın ulaşım kolaylığı ve Fosil Orman sahası etrafındaki diğer jeolojik ve jeomorfolojik değerlerin zenginliği göz önüne alındığında Çamlıdere Fosil ormanı’nın dünya ölçeğinde önemli bir fosil alan olduğu ortaya çıkmaktadır. Çamlıdere Fosil Ormanı gerek Çamlıdere İlçesi gerekse fosillerin bulunduğu köyler için yerel kalkınmada kullanılacak önemli bir potansiyele sahiptir. Fosil Ormanın merkezi konumu ve birçok üniversitenin bulunduğu Ankara’ya yakınlığı sahanın bilimsel ve eğitim amaçlı doğal bir laboratuar olarak kullanılmasına imkân tanımaktadır. 3. 9. Çamlıdere Fosil Ormanında Mevcut Koruma Durumu ve Tehditler Çamlıdere Fosil Orman sahası yeterli ve uygun bir koruma statüsüne sahip değildir. Fosillerin yoğun olarak bulunduğu Pelitçik Köyü güneyi ve Buğralar Köyü mezrası Bayındır Barajı havzası koruma sahası içerisinde yer almaktadır. İçme suyu havzasını koruma ölçütleri sahada sadece yerleşme ve sanayi faaliyetlerini sınırlandırdığı için fosil korumada çok yetersiz bir statüdür. Jeolog L. Tufan Erdoğan’ın çabaları neticesinde Fosillerin bir kısmının bulunduğu Pelitçik Köyü Kuztepe mevkisi Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından 13. 05. 2007 tarihli ve 530 sayılı karar neticesinde 1. Derece Doğal Sit olarak ilan edilmiştir. 84 Mevcut birçok doğa koruma statüsü (Ramsar alanı, Milli Park vs..) alan korumaya yönelik olduklarından, alanın kullanımını kısıtlayan ve düzenleyen hükümler içerirler. Oysa Fosil Ormanlar, içerisindeki unsurların her birinin ayrı ayrı tanımlanıp farklı koruma ölçütlerine tabi oldukları Jeopark kapsamında korunmalıdırlar. Çamlıdere Fosil Ormanındaki tehditler kabaca doğal ve beşeri olmak üzere ikiye ayrılabilir. Fosillerin en güvende olduğu yer toprak altıdır. Fosillerle ilgili tüm kötü haberler onların erozyonla yeryüzüne çıkmalarıyla başlar. Fosiller oluştukları çökeller içerisinde milyonlarca yıldır bozulmadan kalabilmişlerdir. Yeraltında mikro organizma faaliyetlerinin sınırlı olması, sıcaklık ve nemlilik değerlerin büyük değişimler göstermemesi, mekanik durağanlık ve aşındırıcı etkenlerin sınırlılığı fosiller için mükemmel bir koruma ortamı sağlar. Fosiller erozyonla yüzeye çıktıklarında başta günlenme olmak üzere doğal etmenlerin yıpratıcı etkisine maruz kalırlar (Bkz. Foto 15). Foto 15: Çamlıdere Fosil Ormanında günlenmeye bağlı olarak bozulmaya uğramış bir fosil 85 Çamlıdere Fosil Ormanı, Sigri Petrified Forest, Petrified Forest of Arizona gibi önemli fosil alanları günümüzde koruyucu bitki örtüsünden mahrum oldukları için günlenme 32 daha şiddetli olmaktadır. Günlük ve mevsimlik sıcaklık değişimlerine bağlı termal gerilmeler yüzeylenmiş fosillerde çatlakla oluşmaktadır. Bu çatlaklar özellikle tuz kristalleşmesi 33 neticesinde kırılmalara neden olmaktadır Yunanistan’ın Midilli adasındaki Sigri Fosil Ormanında yerinde koruma faaliyetleri çeşitli solüsyonlar ve cilalarla fosil yüzeyinde oluşmuş çatlakların doldurulması suretiyle dayanaklıklarının artırılması esasına dayanır (Bkz. Foto 16). 32 İngilizce’de dış etmenler nedeniyle aşınmayı ifade eden “weathering” kelimsinin karşılığı. Çatlaklar boyunca yükselen çözünmüş tuzunun tekrar kristalleşmesi olayı; İngilizce: Salt cristalization 33 86 Foto 16: Yunanistan’ın Midilli adasındaki Sigri Fosil Ormanında fosilleri günlenmeye karşı korumak amacıyla yapılan çalışmalardan bazı görünümler 87 Yüzeydeki fosiller likenler tarafından bozulmaya uğratılırken yüzeye yaklaşanlar da bitki köklerinin mekanik etkileri ve salgıları sebebiyle bozulmaktadırlar. Fosillerin yer aldığı volkanik istifler genelde erozyona çok müsait sahalar olduklarından fosiller kolayca topraktan sıyrılabilmekte, yerçekimi ve fluvyal süreçlerle çok ciddi hasara uğramaktadırlar (Bkz. Foto 17). Foto 17: A): Yunanistan’ın Midilli adasındaki Sigri Fosil Ormanında Plaka Park fosil alanında altı rüzgârla oyularak çökmek üzere olan bir fosil. B): Çamlıdere Fosil Ormanında yüksek eğim ve şiddetli erozyon neticesinde altı boşalan ve dere yatağına yuvarlanmak üzere olan bir fosil ağaç Çamlıdere Fosil Ormanında fosilleri tehdit eden ikinci önemli etken antropojen faaliyetlerdir. İnsan kaynaklı bu faaliyetlerin bir kısmı bilgisizlikten ileri gelmektedir. Birçok fosil ağaç yerel halkın bilgisizliği nedeniyle amaç dışı kullanıma maruz kalıp tahrip olmuştur. Aslında fosil taşların diğerlerinden çok farklı oldukları yerel halk tarafından çok önceleri biliniyordu. Bilmedikleri bu fosillerin duvarda kullanılmayacak kadar değerli olduklarıydı. Pelitçik köy merkezinde yaşı 50’yi geçen birçok ahşap yapının temelinde, bahçelerin istinat 88 duvarlarında birçok fosil taş bulunmaktadır. Fosil taşların iyi dilinim vermemesi sebebiyle yapı malzemesi olarak çok rağbet görememiştir. Pelitçik köyünde yapılan anket esnasında fosilleri duvar taşı olarak kullanmış yaşlı bir usta bu taşların ısınınca patladıklarından ve çekiçle vurulunca biçimsiz kırılmalarından yakınarak pek işe yaramayan bir madde olduğunu dile getirmiştir. Kısaca bu gün sahip olduğumuz parçalanmamış fosilleri kuvarsın masif kristal yapısına bağlı fiziksel özelliklerine borçlu olduğumuzu söyleyebiliriz. Öte yandan modern inşaat malzemelerinin ucuz ve kolay erişilebildiği halde Pelitçik köyündeki bazı köylüler tüm uyarılara rağmen fosil taşları yapı malzemesi olarak kullanmaya devam etmektedir (Bkz. Foto 18). Bu durum bilgisizlikten değil ilgisizlikten ve bilime itibar etmemekten kaynaklanmaktadır. Foto 18: Çamlıdere/Pelitçik Köyünde fosil taşlar duvarlarda yapı malzemesi olarak kullanılmıştır ve uyarılara rağmen günümüzde de kullanılmaktadır 89 Fosillerin diğer bir kısmı tarımsal faaliyetler nedeniyle tahrip olmaktadır. Buğralar köyü civarında fosillerin bulunduğu saha tarıma imkân tanıyacak kadar az eğimli bir arazide yer alır. Tarla edinme faaliyetleri sırasında çiftçiler bu taşları tarlalarından uzaklaştırmak için taşınabilecek boyutlara ininceye kadar parçalamışlardır. Parçalanmış bu fosillerden binlercesi Buğralar Köyü tarlalarında yığınlar halinde istiflenmiştir (Bkz. Foto 19). Foto 19: Buğralar Köyü mezrasında parçalanarak tarım alanından uzaklaştırılan fosil taşlar yığınlar halinde istiflenmiştir Çamlıdere Fosil Ormanıyla ilgili en büyük güncel tehdit fosillerin koleksiyon veya satış amacıyla toplanması ve tahrip edilmesidir. Yukarıda sayılan tehditler fosillere zarar verse de en azından fosiller oldukları yerde kalmaktadır. Ama ticarete konu olduklarında fosiller sonsuza dek kaybedilmektedir. Toplanan fosiller çoğunlukla yurt dışına çıkarılmakta ve internet üzerinden satılmaktadır. 90 Kâr oranını artırmak için kaçırılan bu fosiller ya dilimlenip parlatılarak ince kesitler halinde satışa sunulmakta ya da formları tamamen bozularak takı, kolye haline getirilmektedir (Bkz. Foto 20). Foto 20: Kesilip parlatılarak kolye hailen getirilmiş bir ağaç fosili İnternet üzerinden satış yapan kaynaklarda yapılan araştırmalar online satışa sunulan fosillerin ağırlıklı olarak 3. Dünya ülkelerinden geldiğini göstermektedir (Madagaskar, Şili…). Fosil ticaretiyle ilgili uluslar arası kabul görmüş bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu sebeple internet üzerinden satış yapan kişiler fosil kaynağını detaylı biçimde açıklamakta dahi bir mahsur görmemektedirler. Genel olarak gelişmiş ülkeler kendi doğal kaynaklarını korumak adına fosillerin yurt dışına çıkarılmasını yasaklayan yasalara sahiptirler. Öte yandan gelişmiş ülkeler yine bu fosil piyasasının en önemli alıcılarıdır. Kısaca fosillerin çıkışı yasak ancak girişi serbesttir. 91 Birçok ülkenin doğal kaynaklarının değerinin farkına vararak bunları koruma altına almaları nedeniyle fosil kaynakları giderek azalmış ve mevcut kaynaklara talep artmıştır. İnternet ortamında ve yayınlanan birçok değerli taş kitabında fosillerin lokasyonları ve yerel koruma durumlarıyla ilgili detaylı bilgilerin yer alması bu fosil kaynaklarını yağmalanacak açık hedef haline getirmektedir. Gelişmiş ülkelerle geri kalmış ülkeler arasındaki ekonomik uçurum da fosil ticaretinin cazip hale getirmektedir. Geri kalmış ülkelerden yok pahasına alınan fosiller internette açık artırma ile çok daha yüksek fiyatlara alıcı bulmaktadır. Örneğin bir internet sitesinde Ankara Çubuk barajı civarından yurt dışına çıkarılan bir fosile ait kabaca ince kesit 150$’dan açık artırmaya sunulmuştur (Bkz. Şekil 26). Şekil 26: Ankara Çabuk Barajı civarından yurt dışına çıkarılarak internet üzerinden açık artırma ile satışa sunulmuş fosillerden biri 2007 yazında İzmir Konak’taki bir hediyelik eşya dükkânında Ankara/ Çamlıdere’den getirilen yaklaşık 30cm eninde ve 60cm yüksekliğindeki fosil ağaç kütüklerin tanesi 100$ satışa sunulmuştu (Bkz. Foto 21). 92 Foto 21: İzmir / Konak’ta bir hediyelik eşya dükkânında satılmaya hazır iki fosil ağaç Muhtemelen yurt dışına satılmış olan bu fosil ağaç kütüğünden 5cm kalınlığında 10’dan fazla kesit elde edilebilir ve nihai satıcısına kabaca 5000–10000$ arasında kâr getirebilir. 93 Fosil kaynaklarını korumaya yönelik en etkin uygulamalardan biri Sigri Taşlaşmış Orman Doğa Tarihi Müzesi tarafından yürütülmektedir. Yılda ortalama 60.000 kişinin ziyaret ettiği Lesvos Fosil Ormanında fosilleri korumak üzere iki gurup korumacı çalışmaktadır; Conservator ve Protector. Bunlardan Conservator olanlar fosilleri günlenmeye ve doğal faktörlere karşı koruyucu önlemler (fosil çatlaklarını çeşitli tamponlarla doldurma, fosil yüzeyini sırlama, duvar örme vs.) almakla yükümlümdürler. Diğer bir gurup korumacı olan Protector’lar ziyaretçilerin fosilleri tahrip etmesini (fosillere oturma, anı için parça koparma) ve çalmasını önlemekle yükümlüdürler. Şüpheli durumlarda uyruğuna aldırmaksızın ziyaretçilerin üzeri aranmaktadır. Ayrıca adadaki hava alanı personeli de fosillerin yurt dışına kaçırılması önlemek üzere özel önlemler almışlardır. Çamlıdere Fosil Ormanında da yapılması gereken tam olarak budur (Bkz. Foto 22). 94 Foto 22: Sigri Fosil Ormanı, Plaka Park önünde ziyaretçileri fosil tahribatı ve çalınması hususunda uyaran pano ve yanında müze müdür yardımcısı Kostas Mammis 95 BÖLÜM IV: ÇAMLIDERE FOSİL ORMAN SAHASINDA GELİŞTİRİLEBİLİR DEĞERLER Jeosit olarak önerilen tüm alanların korunması mümkün değildir. Öz kaynakların israfının önlenmesi açısından öncelikli olarak korunması gereken alanları diğerlerinden ayırt etmek gerekir. Jeolojik ve jeomorfolojik ilginin artmasıyla bunların değerlendirilmelerine yönelik yöntem karmaşası da derinleşmiştir. Jeopark sürecinde her ülke öncelikle ulusal Jeosit envanterini çıkarmak durumundadır. Bu özellikle jeoçeşitliliğin yüksek ve yüzölçümünün geniş olduğu ülkelerde daha ciddi bir engel haline gelmektedir. Diğer doğa koruma statülerinde olduğu gibi neyin korumaya dâhil edilip neyin kapsam dışı bırakılacağına yönelik güvenilir bir ölçüt gerekmektedir. Öte yandan Avrupa Jeoparklar Ağı ve UNESCO Global Jeoparkları gibi uluslar arası kuruluşlar üye olma ve üyelik yenileme süreçlerinde bir krize sebep olmamak için değerlendirme ölçütlerini rasyonel temeller üzerine oturtma arayışına girmişlerdir. Modena Üniversitesi (İtalya) tarafından Jeoparkların değerlerini bilimsel olarak değerlendirmek için bir hiyerarşi geliştirilmiştir. Bu sistemde saha: Araştırma değeri, Eğitim değeri, Nadirlik, Büyüklük, Korunmuşluk derecesi, Görsel değer ve Katma değerler olarak farklı bileşenlere ayrılmıştır. Bu konuda bir diğer yaklaşım sahanın farklı bileşenlerini ayrı ayrı ele alarak jeoçeşitliliğinin (Geodiversity) tespit edilmesidir. Panizza (2007) Jeoçeşitliliğin, biyoçeşitlilik ve eko çeşitliliğin temelini oluşturduğunu öne sürmüştür ve bu yaklaşım IAG (International Associaton for Geology) tarafından benimsenmiştir. Buna karşın Joyce (1997) jeoçeşitlilik ile biyoçeşitlilik arasında doğrudan bir bağ olmadığını, biyoçeşitliliğin evrim ve süreçler gibi kendi iç dinamiklerinin bir sonucu olduğunu öne sürmüştür. Bu konuda en kapsamlı ve güvenilir ölçüt Avrupa Jeoparklar Ağı’ndan gelmiştir. Avrupa Jeoparklar ağı “Jeoparklar sadece jeolojiden oluşmaz” prensibiyle sahadaki tüm unsurların puan esasına dayalı bir sistemde değerlendirilmesini öngörmektedir. Bu sistem kısmi değişikliklerle hem yeni başvuran adaylar (EGN Evaluation) hem de adaylık süreci yenilenecek olanlar için (EGN Revalidation) geçerli hale gelmiştir. 96 4. 1. Jeomorfolojik Değerler 4. 1. 1. Kırgıbayır (Badlands) Topografyası Kırgıbayırlar kurak ve yarı kurak bölgelere has şekillerdir. Özellikle kum kil, mil ve tüfün ardışıklı sıralandığı litolojilerde sıkça görülür. Şiddetli yağışlarla oluşan “riller” daha sonra derinleşip derecikler haline gelerek aralarında düzgün olmayan keskin sırtlar meydana getirmektedir (Erinç 2001: 59). Kırgıbayır oluşumlarını Erinç (2001) kurak-yarı kurak bölge topografyası içerisinde incelemiş ve bunu yarı kurak bölgelerde şekillenmede akarsuların daha etkin olmasına bağlamıştır. Christopherson (2001) ise kırgıbayırları kurak bölge topografyası şekillerine dâhil etmiştir. Erozyonun azalan yağışlarla orantılı olarak arttığı bilinmektedir. Öte yandan Çamlıdere’nin yağış grafiği incelendiğinde yıllık ortalama yağışın 444mm olduğu görülür. Yağışın yıl içerisindeki dağılışında şiddetli yağışların görülmemesi erozyonu azaltan bir durumdur. Bu durumda Çamlıdere’de kırgıbayır oluşumunun öncelikle litoloji ve eğimle ilgili olduğunu söylenebilir (Bkz. Tablo 4). Tablo 4: Havzadaki volkanik birimlerin ICONA metoduna göre erozyona duyarlılıkları (Yılmaz 2006: 51) Erozyon Jeolojik Birimler Alan(km2). % Duyarlılığı 1 Miyosen Andezit, Dasit, Piroklastik Mat. 554 77 2 Miyosen Çakıltaşı, Kumtaşı, Kumtaşı 100 14 3 Plisen - Konglomera, Kumtaşı, Kiltaşı 22 3 4 Miyosen – Kireçtaşı, Kumtaşı, Konglomera Çört, Kiltaşı 29 4 5 Kuvaterner Alüvyon 12 2 97 Kosmas et all (2000) Yunanistan Midilli adasında yaptığı çalışmada en şiddetli erozyonun piroklastik formasyonlar üzerinde oluştuğunu belirtmiştir. Pelitçik havzasında yer alan volkanik sedimanlar ve gölsel-karasal tortullar kırgıbayırların başlıca görüldüğü sahaları oluşturur. Pelitçik köyü güneyinde çamurtaşı, kiltaşı, çakıltaşından oluşan Uruş formasyonu, Elmalı köyü civarında kumtaşı, kiltaşı, killi kireçtaşı, diyatomit, çört, tüfit, konglomera ardalanmasından olıuşan Hançili formasyonu üzerinde iyi gelişmiş kırgıbayırlar yer alır (Bkz. Foto 23). Foto 23: Elmalı Köyünde kırgıbayır (badlands) topografyası Bunlardan en önemlisi Sarıkavak köyünde tüf, aglomera tüfit ardalanmasından oluşan Uludere piroklastikleri üzerinde gelişen kırgıbayır topografyasıdır. Sarıkavak Köyü civarında bulunan Kırgıbayır sahası manzara, eğitim ve bilimsel değeri yüksek bir alandır (Bkz. Foto 24). 98 Foto 24: Sarıkavak tefralarında gelişmiş kırgıbayır (badlands) topografyası Karakteristik kırgıbayırlar öğrencilere erozyonal süreçleri anlatmak için çok uygundur. Öte yandan kalınlığı 17 metreyi geçen tefra çökellerinin çok iyi mostra vermesi, tek bir volkanik devrenin ürünü olması ve volkanizmayla eşzamanlı oluşmuş olması paleocoğrafik süreçlerin rekonstriksiyonu açısından çok önemli bir malzeme sunmaktadır (Schumacher et al 2001: 233). 4. 1. 2. Volkanik Anakayada Gelişmiş Vadiler Pelitçik havzası Bakacaktepe, Ilıcadere ve Deveören volkanikleriyle çevrelenmiştir. Çamlıdere Barajına boşalan Güreş Deresi, Ilıcadere volkanik birimi üzerinde bazaltik-andezitik karakterli lav ve cüruflardan oluşmuş aglomeraları keserek kanyon benzeri bir vadi oluşturmuştur. Güreş dersinin 1000 metre kotlarında aktığı Mandıra mevkiinde nispi yükselti 200 metreyi bulmaktadır (Bkz. Foto 25). 99 Foto 25: Sarıkavak köyü Mandıra mevkiinde aglomeralar üzerinde gelişmiş dik yamaçlı bir vadi Bir sahada farklı yapı ve görünümlerdeki jeolojik ve jeomorfolojik unsurların bir arada gözlenebiliyor olması sahanın jeopark değeri açısından çok önemlidir. Bu bakımdan Pelitçik Fosil Ormanına ek olarak sahada yer alan kırgıbayırlar, dik yamaçlı vadiler, boğazlar sahanın jeoturizm, eğitim ve bilimsel değerini artırmaktadır. Güreş deresi vadisi boyunca volkanik malzemeler üzerinde gelişmiş çok ilginç aşınma şekillerine sahip yamaçlar yükselir. Vadi yamacının dikleştiği ve eğiminin azaldığı yerlerde karakteristik yamaç aşınım şekilleri gelişmiştir (Bkz. Foto 26–27). 100 Foto 26: Güreş deresi vadisinde yamaç eğiminin azaldığı sahalar Foto 27: Güreş deresi boyunca vadi yamaç eğiminin arttığı sahalar Kuzey batı İtalya’da yer alan Beigua jeoparkında benzer bir topoğrafya eğitim ve turistik amaçlar için düzenlenmiş ve çok rağbet görmektedir. Çamlıdere’dekinin aksine konglomeralardan oluşan Gargassa vadisi (Val Gargassa), Jeoparkın yedi büyük rotasından birini oluşturmaktadır (Bkz. Foto 28). 101 Foto 28: Gargassa Konglomera vadisi İtalya, Beigua jeoparkıının önemli cazibe merkezlerindendir 4. 2. Kültürel Değerler 4. 2. 1. Kırsal Mimari (Çamlıdere Evleri ) Çamlıdere İlçesi ve fosillerin bulunduğu Pelitçik Köyünde Anadolu Türk Evi’nin çok iyi örneklerine rastlamak mümkündür. Anadolu Türk Evi sofa, hayat, sergah, vb, denilen çok işlevli bir mekâna eklenmiş odalardan oluşur. Odalar işlevlerine göre uzmanlaşmamış, tam tersine her işlevi yerine getirecek biçimde şekillenmiştir. Yatma, oturma, konuk ağırlama, yemek yeme hatta özel 102 donanımları sayesinde banyo işlevi dahi görebilirler. Anadolu Türk Evi zemin ve üstündeki tek kat ile iki kattan oluşur. Tek katlı ve üç katlı yapılar seyrek görülür (Sözen 2003: 20). Çamlıdere İlçe merkezi ve ilçeye bağlı köylerde ortak bir mimari üslup hâkimdir. Öte yandan ilçe merkezindeki evler yapı kalitesi olarak köydekilerden daha üstündür. Bu nedenle örneklemelerin büyük kısmı Çamlıdere İlçe merkezine aittir. Çamlıdere evleri, ilçeyi ikiye ayıran Çamlıdere deresinin yamaçlarında birbirlerinin önü kesmeyecek biçimde yükselirler (Bkz. Foto 29). Bu bakımdan Safranbolu evleriyle benzerlik gösterirler. Foto 29: Çamlıdere İlçesinin güneyden görünümü Tezin Çamlıdere Evleri ile ilgili kısmı Karadeniz Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesinden Prof. Dr. Şengül Öymen Gür önderliğinde gerçekleştirilmiştir. Bu aşamada ilçedeki tarihi evlerin envanteri çıkarılmıştır. Her evin en az iki cepheden fotoğrafı çekilmiş, yeri GPS ile kaydedilmiştir. Ayrıca tüm tarihi evlere ait dış görünüş, mümkünse iç donanım, evin korunmuşluk durumu ve konumu ile ilgili 103 ses kaydı raporları tutulmuştur. Aynı eve ait farklı veri dosyalarını eşleştirmek için her bir evi temsilen dijital fotoğraf makinesinin verdiği seri numaralar kullanılmıştır. Böylece ileriki çalışmalar için bir veri tabanı oluşturulmuştur. Çamlıdere evlerinden seçilen bir evin detaylı planı çıkartılmış, evin fonksiyonel kullanım alanları üzerine sekiz saatin üzerinde ses kaydı yapılmıştır. Envanter çalışması neticesinde Çamlıdere ilçe merkezince tespit edilen 180’den fazla tarihi ev mukayese için betonarme evlerle beraber Mapinfo’ya aktarılmıştır. Bu haritada yeni yerleşmelerin tarihi Çamlıdere evleri çekirdeği etrafında yayılma yönü ve yoğunluğu açıkça görülebilir (Bkz. Şekil 27). Şekil 27: Çamlıdere ilçesinde eski ve yeni yerleşmenin dağılışı 104 İlçedeki evler genelde 2 tam kat ve eğim durumuna göre birinci katın altında depo, odunluk olarak kullanılan yarım katlardan oluşur. Eğimin fazla olduğu yerlerde birinci katı topraktan yeterince yükseltince altında otomatik olarak bir yarım kat doğmaktadır. Bu yarım katların yüksekliği ve genişliği çeşitlilik göstermektedir. Bazı evlerde birinci katın bir kısmı ahır olarak kullanılmaktadır. Geçmişte, ahırı ayrı olanlar alt katı kışlık üst katı ise yazlık olarak kullanmışlardır. Bu gelenek artık büyük ölçüde ortadan kalkmıştır. Birinci ve ikinci katın her ikisi de yazın veya kışın kullanılabilmektedir. Üç katlı olanlar azdır ve genel görünüş itibariyle iki katlı evlerden farklı, konak tipi yapılardır (Bkz. Foto 30). Foto 30: Çamlıdere ilçe merkezinde üç katlı bir konak 105 Çamlıdere evleri genelde taş temel üzerine kuruludur. Bu taş duvar bazen birinci katta biterken bazen ikinci katın yarısına kadar çıkabilmektedir. Taş üzerine birinci kat ahşap karkas ve kerpiç dolgu veya ahşap karkas briket dolgu veya tamamen ahşap malzemelerinden inşa edilir. Bu kerpiç veya beton harç, ahşap çıtalarca desteklenir. Ahşap karkas briket dolgulu duvarların iç kısmı sıvanıp boyanırken dış kısmı sıvanmaz. Belli bir düzende yerleştirilen kırmızı briketler çok karakteristik bir tarz yaratır (Bkz. Foto 31). Foto 31: Pelitçik köyünde bir evin birinci katına ait ahşap karkas tuğla dolgulu duvar ve ahşap gerdirmeler 106 Çamlıdere evlerinin çatıları kiremit kaplıdır. Öte yandan ender de olsa ahşap çatılı yapılarda da vardır. Pelitçik köyünde yıkılmak üzere olan ahşap çatılı iki ahıra rastlanmıştır. Buradaki ahşap örtüler (hartama veya pedavra) Karadeniz Bölgesinde görülenlerin aksine ince ve kısa değil, uzun ve kalındır (Bkz. Foto 32) Foto 32: Pelitçik köyünde hartama örtülü bir çatı Çamlıdere evlerinin mimari üslubu değerlendirilirken yapının zenginliğine dikkat edilmelidir Çamlıdere ilçe içerisinde daha farklı karakterde olan evler zengin zanaatkârların dışarıdan usta getirerek yaptırdıkları eserlerdir. Zengin Çamlıderelilerin evlerini yaptırma üzere Safranbolu’dan usta getirdikleri rivayet olunur. Bu ustalarında nispeten geldikleri yerin mimari tarzından katkılarda bulunduklarını söylemek hiç de yanlış olmaz. Sıradan Çamlıdere evlerinde ızgaralı sürgülü pencereler bulunurken konak tarzında olanlarda ızgara sürgü 107 yerine dışa doğru bombeli, sabit ahşap ızgara yer almaktadır. Benzer bir durum cumbalar için de geçerlidir. İki katlı Çamlıdere evlerinde cumbalar ya ekleme balkon şeklindedir ya da hiç yoktur. Oysa üç kat plan üzerine yapılan yapılarda cumba ekleme değil duvarın dışarıya doğru çıkıntı yapmış halidir (Bkz. Foto 33). Foto 33: Çamlıdere ilçesinde iki katlı ve üç katlı binaların farklı pencere ve cumbaları Çamlıdere evlerinde ilk göze çarpacak özellik kullanılan ahşab ve ahşap işçiliğindeki belirgin kalitedir. Mutfak eşyalarının yapımında veya taban tahtası olarak genişliği 60 cm ye varan tahtalar kullanılmıştır. Biçilip düzeltildiğinde 60 cm eninde tahta verecek ağaç günümüzde pek kolay bulunmamaktadır. Benzer zenginlik temel taşlarının düzgün kesiminde ve boyutlarında da gözlemlenebilir. 108 Dışı beton veya kerpiç sıva dolgulu duvarlara sahip evler iç kısımlarında birçok gömme dolap sistemine sahiptir. Bu da mimari tekniğin ne derece gelişmiş olduğunun bir kanıtıdır. Çamlıdere evlerinde en çok özen gösterilen tavan kaplamalarıdır. Geçme çıtalarla yapılan tavan kaplaması köşelerde tavandan 15– 20 cm aşağıda bazen tüm odayı boydan boya dolanan Sergenlerle tamamlanır. Sergenler tavanın 15–20 cm altında tavana paralel devam eden rafın adıdır. Örgülerle süslenmiş bu rafların estetik değerinin yanında tabak ve tencere koymak gibi fonksiyonları da vardır (Bkz. Foto 34). Foto 34: Çamlıdere ilçesinde Fatma İmamoğlu’na ait evin odasına ait sergen Çamlıdere evlerinde bir diğer önemli gurup öğe gömme dolaplardır. Ergonomiyi estetikle birleştirmiş bu tasarım harikalarının esnek fonksiyonlu olanlarının yanı sıra çok daha özelleşmiş olanları da mevcuttur. Mutfak veya kiler olarak kullanılan odanın girişinde kapı üstünde soğan koymak için yapılan üçgen rafa Soğanlık denmektedir. Bu raf fonksiyonel özelleşmenin güzel bir örneğidir (Bkz. Foto 35). 109 Foto 35: Çamlıdere ilçesinde Fatma İmamoğlu’na ait evin odasına ait soğanlık 110 Öte yandan “Yaşmak” denilen kapısız, nispeten küçük (yarım metreden dar ve iki metreden kısa) gömme dolaplar kahve takımı, gaz lambası ve baharatların konulması için kullanılmaktadır. Ancak fonksiyon itibariyle bunlar raftan çok vitrini andırırlar. Yaşmak’larda çok ince ahşap işçiliği görmek mümkündür ve diğer gömme dolapların aksine asla köşelerde bulunmazlar genelde duvarın ortasında veya ortaya yakın kısımlarında yer alırlar. Bu da onların teşhir fonksiyonlarının önemli olduğunu gösterir (Bkz. Foto 36). Foto 36: Çamlıdere ilçesinde Fatma İmamoğlu’na ait evin odasına ait yaşmak 111 Duvara gömülü bir diğer dolap Yüklük’lerdir. Bu dolaplar öncelikli olarak yatak ve kıyafet koymak için kullanılır. Ya kapıları yoktur ya da işlemeli, asma örtüleri vardır. Gömme dolaplar içerisinde en büyük olanlarıdır. Hemen her odada mevcutturlar (Bkz. Foto 37). Foto 37: Çamlıdere ilçesinde Fatma İmamoğlu’na ait evin odasına ait yüklük 112 Gömme dolaplardan en şaşırtıcı olanı Hamamlıktır. Odanın köşeye yakın kesiminde dış görünüşte diğer dolaplardan farkı yoktur. Dışı ve içi ahşaptan olabileceği gibi içi teneke kaplı da olabilir (Bkz. Foto 38). Foto 38: Çamlıdere ilçesinde Fatma İmamoğlu’na ait evin odasına ait hamamlık 113 Çamlıdere evleri mimari kültürünün gelişiminde sahanın fiziki coğrafya şartları belirgin rol oynamıştır. Odunluk olarak kullanılan yarım katlar aslında eğimle mücadelenin doğal ürünleridir. Çamlıdere evlerinde bir diğer önemli nokta evin ahşap karkas mimarisinde farklı geometrilerde kullanılan gerdirme kirişlerdir. Çamlıdere İlçesi arazisi birinci ve ikinci derecede deprem bölgesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Ülkemizin en aktif fayı olan KAF Çamlıdere’nin sınır olduğu Bolu’dan geçmektedir. İlçe etrafında Çeltikçi fayı gibi KAF sisteminden bağımsız faylarda bulunur. Ahşap karkastaki bu gerdirme, çapraz kolon ve kirişler muhtemelen depreme karşı dayanıklılığı artırmak üzere alınmış önlemlerdir. Jeoparkların sürdürülebilir kalkınma motoru olan jeoturizm kendine has konaklama hizmetleri gerektirmektedir. Bu tür turizme katılan turistler otantik ortamları tercih etmekte ve lüks arayışı içinde olmamaktadırlar. Çamlıdere evleri restore edilmeleri halinde kendi başlarına önemli bir turistik cazibe yaratabilirler. Öte yandan bu özellikleriyle ilçeye gelen jeoturistler için mükemmel bir konaklama ortamı sunarlar. Çamlıdere evleriyle ilgili iyi haber ilçede henüz otel bulunmayışı dolayısıyla bu evlerin pansiyon olarak kullanım potansiyellerinin artmasıdır. Kötü haber ise ahşap evler sökülüp sobalık odun niyetine satılmaktadır. Evlerin birçoğu yenilenemediği için yıkılmayla yüz yüzedir. Ancak Çamlıdere evlerinin geçmişte olduğu gibi günümüzde de en büyük düşmanı yangınlardır. Yıllanmış ağaçlar çok kolay tutuşabilmekte ve yangınlar hızla geniş alanlara yayılabilmektedir. 1900’lerin başında Çamlıdere’nin topyekûn yanıp tekrar inşa edildiği rivayet edilmektedir. Çamlıdere evleri henüz tamam olarak bozulmamış olan ilçe merkezinde korumayı beklemektedirler. 114 SONUÇ VE ÖNERİLER Çamlıdere Fosil Orman sahasının Avrupa Jeoparklar Ağı açısından değerlendirilmesi sonucu elde edilen olumlu ve olumsuz sonuçlar şunlardır: Çamlıdere Fosil ormanındaki fosil ağaçlar boyut, yoğunluk ve korunmuşluk bakımından dünyanın en önemli fosil ormanları arasında yer alabilecek düzeydedir. Pelitçik Köyü fosil sahasında fosiller onlarca metre kalınlığında yoğun bir istif halindedirler. Buradaki numuneler yaş halkaları, gövde formları ve dalların gövdeye bağlantıların çok belirgin olmasıyla ön plana çıkarlar. Fosil Ormandaki taşlaşmış ağaçlar karmaşık bir oluşum sürecinden geçmişlerdir. Fosilleşmenin yeri tespit edilememiş olsa da bulundukları yere taşınmış oldukları kesinleşmiştir. Oluşumlarının hangi döneminde taşındıkları hususunda iki farklı senaryo üretilmiştir. Taşınmış olmaları sebebiyle Fosil Ormandaki taşlaşmış ağaçlar dünyadaki diğer fosil ormanlara (örn: Lesvos Petrified Forest) nazaran daha fazla tahrip olmuşlardır. Çamlıdere Fosil Ormanında şu ana dek yatayla orijinal konumunu koruyan ve kök sistemine sahip bir fosil ağaç bulunamamıştır. Fosiller bulundukları zonun devamlılığı yoktur. Bu nedenle fosiller çok geniş bir alanda birbirinden kopuk yüzeylerde yoğunlaşma eğilimi göstermektedir. Çamlıdere Fosil Ormanı doğal ve beşeri kaynaklı tahribata uğramaktadır. Doğal tahribatçılar fosilin yüzeye çıkmasıyla faaliyete geçmektedir. Bunlardan en önemlisi günlük sıcaklık genliğine bağlı oluşan termal gerilmeler neticesinde günlenmedir. Yüzeye çıkmış fosiller akarsular tarafından veya yerçekimi nedeniyle taşınmaya maruz kalmakta ve parçalanmaktadır. Sahada biyotik amillerde bozucu etki yapmaktadır. Yüzeye yaklaşan fosiller bitki köklerinin mekanik etkisi sonucu, yüzeye çıkanlar ise Likenlerin kimyevi salgıları sonucu bozulmaya uğramaktadır. Şunu unutmamak gerekir ki doğal bozulma faaliyetleri de fosil oluşumunun bir parçasıdır. 115 Fosil orman sahasında en önemli tahribat beşeri kaynaklıdır. Beşeri kaynaklı tahribatın bir kısmı bilinçli bir kısmı ise bilinçsizce yapılmaktadır. Tarım arazilerinde yayılış gösteren taşlaşmış ağaçlar tarlayı temizlemek adına parçalanmış ve yol kenarlarına yığılmıştır. Pelitçik Köyü yapılarında önemli ölçüde fosil taşa rastlamak mümkündür. Köy merkezinde bazı duvarlar nerdeyse tamamen fosil taşlardan inşa edilmiştir. Öte yandan fosilleri asıl tehdit eden olgu fosillerin toplanarak aracılarla yurt dışına satılmasıdır. Ankara ve İzmir’de hediyelik eşya dükkânlarında Çamlıdere’den temin edildiği öğrenilen fosiller satılmaktadır. İnternette çevrimiçi satış yapan sitelerde Çamlıdere’den yurt dışına çıkarılıp açık artırma usulü satışa sunulan fosil ağaçlar tespit edilmiştir. Gerek Çamlıdere İlçesi gerekse fosillerin bulunduğu Pelitçik Köyü ulaşım ve potansiyel turist nüfusuna yakınlık bakımından çok elverişli bir konumda yer almaktadır. Çamlıdere ilçesi Ankara’ya 75 km uzaklıktadır ve Ankara-İstanbul otoyolu fosillerin bulunduğu Pelitçik Köyü sınırları içerisinden geçmektedir. Çamlıdere, Kızılcahamam’dan sonra Ankara’nın en gözde sayfiye yeridir. İlçenin doğusundaki Çamlıdere Yaylasında yüzlerce lüks yazlık konut bulunmakta ve hızla yenileri yapılmaktadır. Çamlıdere’de hizmet sektörlerinin gelişmemiş olması nedeniyle ilçeye sadece 5 km mesafede olan bu yazlık sayfiyelerin ilçeye hiçbir ekonomik katkısı yoktur. Çamlıdere yaylasındaki yazlıkçılar daimi ikametgâhı Ankara olan üst gelir gurubuna ait eğitim seviyeleri yüksek insanlardan oluşmaktadır. Bu nedenle sahada kurulacak jeoturizm aktivitelerinin birincil hedef kitlesini oluşturmaktadırlar. Fosil Orman sahasının yakın çevresinde taşlaşmış ağaçlara ek olarak turistik, eğitim ve bilimsel önem arz eden değerler yer alır. Pelitçik havzasında gölsel tortullar üzerinde gelişen kırgıbayır topoğrafyası bilimsel, eğitim ve peyzaj üstünlüğü ile jeoturizm faaliyetleri için uygun alanlardır. Çok küçük bir alanda volkanizma, faylanma, erozyon ve çökelme süreçlerine ait karakteristik oluşumlar 116 gözlenebilir. Havzada akarsuların daha dirençli olan volkanoklastik anakayada açtığı vadilerde peri bacası benzeri çok ilginç oluşumlara rastlanılabilir. Çamlıdere ilçesi ve köylerinde ahşap-taş malzemeden yapılmış geleneksel evler yer alır. Özellikle ilçe merkezindeki tarihi evlerin hem yapı kalitesi yüksektir hem de daha iyi durumdadırlar. Çamlıdere evleri mimari öğeler bakımından Anadolu Türk Evi’nin bütün karakterini yansıtırlar. Genelde iki katlı olan evler taş zemin üzerine kuruludur. Ahşap karkas taş dolgu veya tamamen ahşaptan yapılan evler mevcuttur. Evlerin iç donanımlarında yüklük, hamamlık, sergen, yaşmak gibi çok fonksiyonel gömme dolap sistemleri yer alır. Sürgülü ve kafesli pencereler, çıkma ve cumbalar da evlerin diğer önemli özellikleri arasındadır. Çamlıdere evlerinin mimari geleneğinin oluşmasında yerel coğrafi şartların etkileri belirgindir. Vadi yamacına kurulan evler eğimden ötürü birinci katın altında bir yarım kata daha sahiptirler. Evlerde kullanılan ahşabın kalitesi bir zamanlar sahanın gür ormanlarla kaplı olduğuna işaret etmektedir. Çamlıdere evlerinde dikkati çeken bir diğer öğe evlerin karkas sisteminde birbirini çeşitli açılarda kesen bir ahşap gerdirme sisteminin oluşudur. Çamlıdere ilçesi arazisi birinci ve ikinci derece deprem kuşağında yer almaktadır. Çamlıdere evlerinde görülen bu gerdirme sistemi muhtemelen yapıyı depreme karşı daha dayanıklı hale getirmek için alınmış bir önlem olmalıdır. Bu sonuçlar doğrultusunda şu önerilerde bulunulabilir: Her şeyden önce Çamlıdere Fosil Ormanında yapılacak çalışmalar için tercihen yurt dışı kaynaklı olmak üzere maddi destek bulunmalıdır. Çamlıdere Fosil Ormanının oluşumunun tam aydınlatılması için sahada sondaj yapılarak karotların hangi seriyi temsil ettikleri tam olarak tespit edilmelidir. LANDSAT TM-5, 6 bant, 8 bit uydu görüntüsü genel jeoloji uygulamaları için yeterli olsa da dar alanlı örneklemeler için yeterli spatial çözünürlüğe sahip 117 değildir. Bu nedenle sahanın yüksek spatial ve spektral çözünürlükteki uydu görüntüleri elde edilmeli ve muhtemel fosil yatakları bu veriler ışığında aranmalıdır. Fosil orman sahasında erozyonla yüzeye çıkan fosiller günlenme ile bozulma ve çalınma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Fosillerin korunması için yaptırımı ve uygulayıcısı olan yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Fosillerin değeri tam olarak tanımlanıp fosil ticareti ve yurt dışına kaçırılmalarını önlemek için yetkili merciler uyarılmalı ve bilgilendirilmelidir. Fosillerin bulundukları yerde korunabilmeleri için Pelitçik Köyünde uygun bir yere bilim adamlarının ve koruyucuların çalışabilecekleri geçici yapılar tesis edilmelidir (laboratuar, atölye, depo, misafirhane vb). Bu yapılar geçici olmalı ve uygun görülmesi halinde ileride sahaya yapılacak Doğa Tarihi Müze kompleksi içerisinde yer almalıdır. Bu süreçlerin uzaması ihtimaline karşın karakteristik fosiller, sahaya uygun bir koruma statüsüne ve olanaklara sahip oluncaya kadar toplanıp kasalarda muhafaza edilmelidir. Jeoparklar yerel halkın katılımını şart koştuğu için Çamlıdere İlçesinde ve fosillerin yer aldığı Pelitçik köyünde halkı sahip oldukları değerler hakkında bilgilendirici toplantılar ve sunumlar yapılmalıdır. Doğa bilimlerinin birçok dalıyla ilintili olan jeopark çalışamlarını bir veya birkaç kişinin üstlenmesi mümkün değildir. Sahada yapılacak çalışmalara önderlik edecek ve çalışanları yönlendirecek multidisipliner bir jeopark heyetinin oluşturulması şarttır. Bu heyet şeffaf bir yönetime sahip olmalı, ilçe ve köylerden temsilciler bulundurmalıdır. Sahanın değerlerinin bilimsel olarak ortaya konulması için araştırmacılara destek olunarak Fosil Ormanda bilimsel çalışma yapmaları özendirilmelidir. 118 Fosil Orman koruma çalışmalarıyla Çamlıdere evlerinin restorasyonu beraber yürütülmelidir. Çamlıdere ilçesinde henüz otel bulunmamaktadır. Tarihi evlerin tamir/restorasyon ile pansiyon haline getirilmeleri durumunda sahayı ziyaret eden jeoturistlerin konaklaması için kullanılabileceklerdir. Böylece tarihi evler korunacak çirkin yapılaşma önlenecek ve turizm gelirinin doğrudan yerel halka aktarılması sağlanacaktır. 119 KAYNAKÇA Akyol, Taha. (2007, 11, 24). “Dubai Mucizesi”. Milliyet Gazetesi. Pazartesi, Aralık, 1. Alpagut, Berna. 2004. “Ankara’nın Doğa Tarihinden Bir Kesit, Kazan Omurgalı Fosil Yatakları”. Bilim ve Teknik Dergisi. Temmuz, 84–86. Altun, İbrahim, Gökhan, Kadınkız. 2002. 1/100000 ölçekli Türkiye Jeoloji Haritaları BOLU-H 28 Paftası. Ankara: Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü Jeoloji Etütleri Dairesi. Arens, Nan. 1998. “Conditions Required for Plant Fossil Preservation”. 10, 11, 2007. http://www.ucmp.berkeley.edu/IB181/VPL/Pres/Pres2.html. Asatekin, Gül. 2004. Kültür ve Doğa Varlıklarımız, Neyi, Niçin, Nasıl Korumalıyız. Ankara: T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı DÖSİMM Basımevi. Atabey, Eşref, Gerçek, Saraç. 2004. “Çamlıdere (Ankara) Taşlaşmış Ağaç Fosil Ormanı”. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Haber Bülteni, 3, 80–881. Atalay, İbrahim, Kenan, Mortan. 2006. Türkiye Bölgesel Coğrafyası. İstanbul: İnkılâp Yayınevi. Atalay, İbrahim. 2005. “Kuvaterner’deki İklim Değişmelerinin Türkiye Doğal Ortamı Üzerindeki Etkileri” Türkiye Kuvaterner Sempozyumu 5. Okan, Tüysüz. İstanbul: Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü, 121–128. Atalay, İbrahim. 1982. Türkiye Jeomorfolojisine Giriş. İzmir: Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Yayınları. 120 Avcı, Meral. 2007. Coğrafyacılar İçin Dendrokronoloji. İstanbul: Çantay Kitabevi. Bottema, Sytze. 1986. “Late Quaternary and Modern Distribution of Forest and Some Tree Taxa in Turkey”. Proceedings of the Royal Society of Edinburg, 89B, 103–111. Bremer, Heinrich. 1978. Paleontoloji. İzmir: Ege Üniversitesi Matbaası. Broker, Stephen. 2007. “The evolution of Plants”. 10, 11, 2007. http://www.yale.edu/ynhti/curriculum/units/1980/5/80.05.01.x.html#a. Bryson, Bill. 2004. Hemen Her Şeyin Kısa Tarihi. Handan, Balkara. İstanbul: Boyner Yayınları. Christopherson, Robert. 2001. Elemental Geosystems. New Jersey: Prentice Hall. Erinç, Sırrı. 2001. Jeomorfoloji II. İstanbul: Der Yayınları. Erinç, Sırrı. 1977. Vejetasyon Coğrafyası. İstanbul: İstanbul üniversitesi Yayınları. Erinç, Sırrı. 1984. Klimatoloji ve Metodları. İstanbul: İstanbul üniversitesi Yayınları. Erol, Oğuz. 1992. Klimajeomorfoloji. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Coğrafya Enstitüsü Yayınları. Ersoy, Şükrü. (2004. 04. 24). “Jeoturizm: Ülkemiz İçin Yeni Bir Gezi Anlayışı”. Cumhuriyet Gazetesi. Pazar, Nisan, 7. 121 Frey, Marie - Luise. 2001. “European Geoparks, Geological Heritage & European Identity-Cooperation For a Common Future”. European Geoparks Network Magazine. November, 1, 4–6. Gemici, Yusuf. 1992. “Tersiyerden Günümüze Türkiye’nin Flora ve Vejetasyonu”. Turkish Journal of Botany, 17, 221–226. “Global Encounters for UNESCO Geoparks”. European Geoparks Network Magazine 2005: 22. Güney, Emrullah. 2003. Yerbilim Terimleri Sözlüğü. Ankara: Nobel Yayın Dağıtım. Güngör, Yıldırım. 2003. “Jeolojik Miras, Taşın Dili Olsaydı”. Yeşil Atlas Dergisi. Kasım, 6, 43–47. Gürler, Mutlu. 2005. “A Comparision of Natural Conservation Laws and Related Institutions With Respect to Geological Heritage in Turkey. 6th European Geoparks Network Meeting Proceedings. Nickolas, Zouros. Greece/Thessaloniki: Lithografia. Hamilton, Calvin, Rosanna, Hamiton. 2006. “Petrified Wood Colors and Petrification”. 10. 11. 2007. http://www.scienceviews.com/parks/woodcolors.html Kasaplıgil, Baki. 1977. “Ankara, Kızılcahamam Yakınındaki Güvem Köyü Civarında Bulunan Son Tersiyer Kozalaklı-Yeşil Yapraklı Ormanı”. MTA Dergisi. Nisan, 88, 94–102. Kazancı, Nizamettin. 2007. “Ulusal Jeosit ve Jeomiras Envanteri”. Year of Planet Earth Bildiri Özleri Kitabı. Kadir, Dirik. Ankara: TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası, 166–167. 122 Kazancı, Nizamettin, Fuat, Şaroğlu. 2003. “Annual Report on the Protection of the Geological Heritage in Turkey”. ProGeo WG1 Annual Meeting. Romanina, 1–17. Kosmas, Constantinos, Nikolaos, Danalatos. (2000): “The Effects of Land Parameters on Vegetation Performance and Degree of Erosion under Mediterranean Conditions”. Catena, 40: 3-17. Kurter, Ajun. 1979. Türkiye’nin Morfoklimatik Bölgeleri. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Yayınları. Lane, Garry. 1986. Life of the Past. Ohio: Charles E. Merrill Publishing Company. Martini, Guy. 1999. “Geological Heritage and Geotourism”. Geological Heritage: Its Conservation and Management. Daniel, Barettino. Spain: Instituto Tecnologico Geominero de Espana, 146-155. Muratçay, Elif, Varol. 2006. “Çamlıdere (Ankara Kuzeybatısı) Yöresi Volkanik Kayaçlarının Petrolojisi ve Jeokimyası”. Yayımlanmamış Doktora Tezi. Ankara: Hacettepe Üniversitesi. Nikolaus, Zouros. 2005. , Geomorphologie : Relief, Processus, Environnement. “Assessment, Protection, and Promotion of Geomorphological and Geological Sites in the Aegean Area, Greece” sayı. 3: 227–224. Niemirowska, Sandra. 2006. “Petrified Wood”. 10, 11, 2007. http://skamieniale_drewno.republika.pl/. Nişancı, Ahmet. 2002. “Türkiye İkliminin Temel öğeleri”. Ege Üniversitesi Coğrafya Bölümü Klimatoloji Çalıştayı, İzmir, 1–8. 123 Özgüç, Nazmiye. 2003. Turizm Coğrafyası, Özellikler ve Bölgeler. İstanbul: Çantay Kitabevi. Özhatay, Neriman, Andrew Byfield. 2003. “Bölgeler Haritası” Türkiye’nin Önemli Bitki Alanları. CD-ROM. Panizza, Mario. 1999. “Geomorphological Assets: Concepts, Methods and Examples of Survey”. Towards the Balanced Management and Conservation of the Geological Heritage in the New Milenium. Daniel, Barettino. Spain: Sociedad Geologica De Espana, 125–128. Pignatti, Sandro. 1976. “Evolutionary Trends in Mediterranean Flora and Vegetation” Plant Ecology, 37, 3, 175–185. Saraç, Gerçek. 2003. “Tabiat Tarihi Müzelerinin Evrensel Yapısı, MTA Tabiat Tarihi Müzesi’nin Tanıtımı-Hedefleri Üzerine Kısa Bir Değerlendirme”. Mavi Gezegen Popüler Yerbilim Dergisi, 8, 56–60. Schumacher, Rolf, Ulrike Muess-Schumacher. 2001. “The Sarikavak Tephra, Galatea, North Central Turkey: A Case Study of a Miocene Complex Plinian Eruption Deposit”. Journal of Volcanology and Geothermal Research. 112, 231–245. Sözen, Metin, Uğur, Tanyeli. 1992. Sanat Kavram ve Terimleri Sözlüğü. İstanbul: Remzi Kitabevi. Stueve, Andrea, Suzanne, Cook. (2002). “The Geotourism Study: Phase I Executive Summary” [Elektronik çevrim]. Travel Industry Association of America. http://www.tia.org/pubs/geotourismphasefinal.pdf, 1–24. Sür, Ayhan. 1994. “Karstik Yerşekilleri ve Türkiye'den Örnekler”. Ankara Üniversitesi Türk Coğrafya Araştırma ve Uygulama Dergisi. 1–25. 124 Sür, Ayhan, Özdoğan Sür. 2002. Volkanlar, Türkiye’nin Volkanik Yöreleri ve Depremler. Ankara: Bilim Yayınları. Süzen, Mehmet, Lütfi. 1996. “Lacustrine Mineral Facies f the Neogene Pelitçik Basin (Galatean Volcanic Province)”. Yayımlanmamış Doktora Tezi. Ankara: Ortadoğu Teknik Üniversitesi. Tırıl, Alpay. 2003. “Korunan Alanlar Neden Korunmuyor? Tuzla Buz”. Yeşil Atlas Dergisi. Kasım, 6, 83–93. Topaloğlu, Sezer. 2005. “Çamkoru Göleti Çevresi Florası (Çamlıdere)”. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Ankara: Hacettepe Üniversitesi. “Topping Mother Nature, Lab Makes Petrified Wood in Days”. USA Today. (2005, 25,01). Tümertekin, Erol, Nazmiye, Özgüç. 1999. Ekonomik Coğrafya, Küreselleşme ve Kalkınma. İstanbul: Çantay Kitabevi. Türkiye İstatistik Kurumu. 2007. Turizm İstatistikleri 2006. Ankara: Türkiye İstatistik Kurumu Matbaası. Türkiye İstatistik Kurumu. 2000. Genel Nüfus Sayımı Nüfusun Sosyal ve Ekonomik Nitelikleri. Ankara: Türkiye İstatistik Kurumu Yayınları. UNESCO. 2006. Global Geoparks Network. Greece: Lesvos Petrified Forest. Velizelos, Evangelos, Nikos, Zouros. 2000. The Petrified Forest of Lesvos. Athens: Topio Publication. Yılmaz, Ayşegül. 2002. “Jeolojik Mirasımız”. Bilim ve Teknik Dergisi. Temmuz, 416, 92–93. 125 2002. “Yerbilimi Keşfedebileceğimiz Yerler, Jeoparklar”. Bilim ve Teknik Dergisi. Ağustos, 417, 64–67. Yılmaz, Ayşegül. 1996. “Doğanın Ayrıcalıklı Alanları Milli Parklar”. Bilim ve Teknik Dergisi. Aralık, 349, 69–72. Yılmaz, Erkan. 2006. “Çamlıdere Barajı Havzasında Erozyon Problemi ve Risk Analizi” Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Ankara: Ankara Üniversitesi. Zouros, Nickolas. 2003. “The Petrified Forest of Lesvos-Greece, Principles and Problems for the Sustainable Management”. 2nd European Geoparks Network Meeting Proceedings. Nickolas, Zouros. Greece/Thessaloniki: Lithografia Zouros, Nikolas, Tony, Ramsey. 2007. “The European Geoparks Network Today”. European Geoparks Network Magazine, 4, 31 Zouros, Nikos, Wolfgang, Eder. 2005. “The Madonie Decleration”. European Geoparks Network Magazine. 22 126 EKLER Ek 1: Digne Bildirgesi 127 Ek 2: Madonie Bildirgesi 128 Ek 3: Belfast Konferansı Bildirgesi 129 ÖZGEÇMİŞ Kişisel Bilgiler Adı Soyadı : Erdal Gümüş Doğum Yeri ve Tarihi : Şavşat, 10. 08. 1982 Eğitim Durumu Yüksek Lisans (OMÜ Fen Edb. Fak. Coğ. Böl.) Lisans Öğrenimi: Coğrafya (OMÜ Fen Edb. Fak. Coğ. Bölümü) Yüksek Lisans Öğrenimi: Coğrafya (OMÜ Fen Edb. Fak. Coğ. Bölümü) Coğrafya (Aegean Univ. Midilli/Yunanistan) Bildiği Yabancı Diller: İngilizce, Yunanca Poster ve Sözlü Sunumlar: Bilimsel Etkinlikleri: Geopark Management and Geotourism Intensive Course & Geomorphosites, Geoparks and Geotourism Workshop, 2007/Yunanistan. AKASYA Ulusal Çevre Zirvesi, 2003/İstanbul. VII Ulusal Yaklaşımları Çevre Sorunlarına Sempozyumu, Öğrenci 2004/Erzurum. TÜBİTAK Buluş Şenliği (Endüstriyel Tasarım) 2001–2002/Ankara İş Deneyimi OMÜ, Araştırma Görevlisi Uygulamalar: Projeler: OMÜ F455 Numaralı Araştırma Projesi Çalıştığı Kurumlar: Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Natural History Museum of the Sigri Petrified Forest İletişim OMÜ, Fen Edb. Fak. Coğrafya Bölümü E-Posta Adresi: [email protected] Telefon: İş: 0362 312 1919 – 52080 Ev: 362 438 7662 Cep: 0536 8777666 Tarih: 21. 03. 2008
Benzer belgeler
Kızılcahamam-Çamlıdere (Ankara) Jeopark ve Jeoturizm Projesi
Kızılcahamam-Çamlıdere (Ankara) Jeopark ve Jeoturizm Projesi
Kızılcahamam ve Çamlıdere bölgesinde mutlaka korunması gereken çok sayıda jeosit
varlığı tespit edilmiştir. Kızılcahamam ve Çamlıdere je...