Genetiği modifiye edilmiş bakteriyosinler Genetically modified
Transkript
Genetiği modifiye edilmiş bakteriyosinler Genetically modified
Journal of Cell and Molecular Biology 11(1&2):1-11, 2013 Haliç University, Printed in Turkey. http://jcmb.halic.edu.tr Review Article 1 Genetiği modifiye edilmiş bakteriyosinler Genetically modified bacteriocins Fadime KIRAN, Harun ÖNLÜ, Özlem OSMANAĞAOĞLU* Ankara Üniversitesi, Fen Fakültesi, Biyoloji Bölümü, Tandoğan 06100, ANKARA (*author for correspondence; [email protected]) Received: 06 February 2013; Accepted: 25 November 2013 Abstract The use of bacteriocins as new generation antibiotics in clinical, food and agricultural applications has been the subject of numerous studies. Nowadays, various information are available about mode of action, structure and functions of bacteriocins. However, genetic modifications are very important in order to develop the basic understandings of structure-function relationships, stability and activity of bacteriocins. New approaches resulting in the formation of mutant and hybrid may permit the discovery of novel potent bacteriocins against different strains of pathogen bacteria and thus, development of a simplified drug. Particularly, genetically modified bacteriocins resulting with increasing of stability may promise to improve the quality and safety of foods in the future. In this review, information about the genetic modifications used for improving the stability, potential and activity spectrum of bacteriocins are summarized. Keywords: Bacteriocin, genetic modification, hybrid, fusion Özet Bakteriyosinlerin klinik, gıda ve tarımsal uygulamalarda yeni nesil antibiyotikler olarak kullanılabilirliği birçok çalışmaya konu olmuştur. Günümüzde, bakteriyosinlerin etki mekanizmaları, yapı ve fonksiyonları ile ilgili birçok bilgi mevcuttur. Bununla beraber genetik modifikasyonlar, bakteriyosinlerin yapı-fonksiyon ilişkileri, kararlılıkları ve aktiviteleri ile ilgili temel anlayışları geliştirmek amacıyla oldukça önemlidir. Mutant ve hibrit oluşumu ile sonuçlanan yeni yaklaşımlar özellikle patojen bakterilerin farklı suşlarına yönelik uyarlanmış yeni ve kuvvetli bakteriyosinlerin keşfine ve dolayısıyla sadeleştirilmiş ilaç geliştirilmesine izin verebilmektedir. Özellikle kararlılığın artışı ile sonuçlanan genetiği modifiye bakteriyosinler ise gelecekte gıdaların güvenliğini ve kalitesini artırmak adına umut vaat etmektedir. Bu derleme çalışmasında, özgül olarak bakteriyosinlerin kararlılıklarını, potansiyellerini ve aktivite spektrumlarını artırmak amacıyla gerçekleştirilen genetik modifikasyonlar hakkında bilgi verilmiştir. Anahtar sözcükler: Bakteriyosin, genetik modifikasyon, hibrit, füzyon Giriş Bakteriler tarafından üretilen ve dar antimikrobiyal etki alanına sahip protein yapısında ribozomal sentez ürünleri olarak tanımlanan bakteriyosinler, mikrobiyal dünyada bakterilerin savunma sisteminin önemli bir parçasını oluşturmaktadır (Tagg ve ark., 1976). Moleküler büyüklük, fiziksel özellik, kimyasal yapı ve etki mekanizması gibi özellikler esas alınarak gerçekleştirilen sınıflandırma sisteminde, lantibiyotikler, labirintopeptinler ve saktibiyotikler gibi translasyon sonrası modifikasyona uğramış tüm bakteriyosinler Grup I bakteriyosinler başlığı altında toplanmaktadır. Grup II bakteriyosinler ise dört alt gruptan oluşmaktadır. Grup IIa; pediyosin benzeri güçlü antilisterial (pediyosin PA-1 gibi) bakteriyosinleri, Grup IIb; iki peptit bakteriyosinleri (plantarisin EF gibi), Grup 2 Fadime KIRAN et al. IIc; halkasal bakteriyosinleri (laktokoksin A gibi), Grup IId ise diğer gruplara dahil olmayan bakteriyosinleri içermektedir. Isı dayanıklılığı olmayan büyük moleküler ağırlıklı antimikrobiyal proteinler ise Grup III bakteriyosinler (bakteriyolizinler) olarak sınıflandırılmaktadır (Rea ve ark., 2011). Günümüz teknolojisinde bu sınıflandırma modelleri bakteriyosinlerin aminoasit dizileri ve konsensus motifleri gibi özellikleri dikkate alınarak revize edilmiş ve yapı-temelli parmak izi dizi tanımlaması tekniği kullanılarak 12 grup altında değerlendirilmiştir (Kiran ve Osmanagaoglu 2012; Zouhir ve ark., 2010). Zararlı bakterilere karşı kullanılan antibiyotiklere karşı dirençlilik özelliğinin oluşabilme riski, bakteriyosinlerin özellikle gıda ve sağlık alanlarında antibiyotiklere karşı alternatif doğal koruyucular olarak kullanılma fikrini ortaya koymuştur. Ancak, gıda sistemlerinde antimikrobiyallerin yeni uygulamaları göz önüne alındığında 3 önemli kriterin sağlanması gerekmektedir: güvenilirlik, kalite ve beslenme/sağlık. Bakteriyosinler mikrobiyal kalite ve güvenlik anlamında değerlendirildiğinde bu 3 kriterin tüm yönlerini taşıyacak potansiyele sahiptirler (Mills ve ark., 2011). Bununla beraber, endüstride kullanımları henüz tam olarak beklenen başarıya ulaşamamıştır. Özellikle Gram-negatif patojen mikroorganizmaların gıdalar için büyük risk teşkil ettiği düşünüldüğünde sadece bakteriyosin kullanımıyla gıdaların güvenliğinin sağlanamayacağı nettir. İlaveten düşük üretim, kararlı olmayan ürün eldesi, gıda içerisindeki bazı uygun olmayan koşullara dayanıksızlık bakteriyosinlerin gıdalarda kullanımını kısıtlayan başlıca etmenlerdir. Bu sebeple, bakteriyosinlerin genetik mühendisliği gibi ilave yaklaşımlarla geliştirilmesi gündeme gelmiştir. Bu yaklaşım; bakteriyosin geninin düzenlemelerini, peptit üretimi için gerekli olan biyosentetik enzimlerin in vitro çalışmalarını ya da antimikrobiyal maddenin bir kısmının ya da tamamının kimyasal sentezini içerebilmektedir. Genetiği modifiye edilmiş bakteriyosinler gıda güvenliğinde önemli bir gelecek vaat etmektedir. Bu derleme çalışmasında, bakteriyosinlerin kararlılıklarını, potansiyellerini ve aktivite spektrumlarını artırmak amacıyla gerçekleştirilen genetik modifikasyonlar hakkında bilgi verilmiştir. Bakteriyosinlerde kullanılan mühendisliği yaklaşımları genetik Bakteriyosin biyomühendisliği, bakteriyosin çözünürlüğünü ve kararlılığını geliştirmek, antimikrobiyal aktivitesini ve spektrumunu artırmak amacıyla kullanılmaktadır (Cotter, 2012). Doğal bakteriyosini kodalayan gen, biyomühendislik yaklaşımları için ideal bir adaydır. Antimikrobiyal maddenin ribozomal doğası ise bakteriyosinlerin klasik antibiyotiklere göre genetik mühendisliği çalışmalarına daha toleranslı olduğunu göstermektedir. Bununla beraber, bakteriyosinlerin genetik organizasyonu ve biyosentetik yolları ile ilgili artan sayıdaki bilgi, bakteriyosinlerin analizlerini ve genetik modifikasyonlarını kolaylaştırmakta ve antimikrobiyal ajan olarak kullanımlarını kuvvetlendirmektedir (Pag ve Sahl, 2002; Rodriguez ve ark., 2003). Genetiği modifiye bakteriyosinlerin başarılı sentezi; hücre büyümesi, gen ifade seviyesi, son rekombinant ürünün yerleşimi, translasyon sonrası modifikasyonlar ve düzenlemeler gibi birçok faktöre bağlıdır (Makrides, 1996). İlaveten, konuk hücrenin seçimi ve genetik elementleri bu hücre tarafından kodlanması istenilen genin başarılı gen ifadesi için oldukça önemlidir (Rodriguez ve ark., 2003). Bilim adamları bakteriyosinleri içeren biyomühendislik çalışmalarının altın çağına girdiğini öne sürmektedir (DuPont ve DuPont, 2011). Kapsamlı biyomühendislik temelli yaklaşımlar bakteriyosin kodlayan gende herhangi bir mutasyonu ya da farklı bakteri türlerinden farklı genlerin füzyonunu içermektedir (Gillor ve ark., 2005). Özellikle Grup IIa bakteriyosinlerinde bazı aminoasitlerin başka bir aminoasitle yer değiştirilmesi sonucunda mutantların oluşturulması sıklıkla kullanılan bir yöntemdir. Ancak, elde edilen mutantların çoğunda bakteriyosin aktivitesinde azalma gözlemlenmiştir. Aktivitede artışa neden olma umuduyla kullanılan diğer bir genetik modifikasyon yaklaşımı ise; rastgele mutantların oluşturulduğu hata eğilimli Polimeraz Zincir Reaksiyon (PCR) tekniğidir (Lohans ve Vederas, 2012). Bu tarz çalışmaları daha sonrasında GM bakteriyosinler 3 yönlendirilmiş mutajenez (site-directed) gibi daha hedefli biyomühendislik çalışmaları izlemiştir. Bölgeye yönlendirilmiş mutajenez yaklaşımı ilk kez 1990’ların başında Oscar Kuipers, Norm Hansen ve Mike Gasson isimli araştırıcılar tarafından lantibiyotiklerin kullanıldığı uygulamalarla bakteriyosin araştırmalarına dahil edilmiştir (Dodd ve ark., 1995; Kuipers ve ark., 1992; Liu ve Hansen, 1992). Daha sonrasında, Kuipers ve ekibi antimikrobiyal etki mekanizması ile ilgili çeşitli nisin varyantlarının oluşturulduğu kritik çalışmalara imza atmışlardır (Breukink ve ark., 1999; Wiedemann ve ark., 2001). Genetik mühendisliği tabanlı bu yaklaşımlar, ebeveyne ait soyun bir kodonunda ya da bazı durumlarda bir nükleotitinde yapılan değişiklikler sonucunda lantibiyotik üreten varyantların oluşturulmasını kolaylaştırdığı için oldukça ilgi çekici bulunmuş, yeni ve paralel araştırmaların gelişmesine neden olmuştur (Cotter, 2012). Bu yaklaşıma ilaveten, ilişkili bakteriyosinler çok sayıda rastgele mutant oluşturmak için NNK tarama gibi yaklaşımlarla da değerlendirilmektedir. NNK tarama peptitteki her bir rezidünün görevinin sistematik araştırmasına izin veren bir yaklaşımdır. Doğal kodon NNK üçlü oligonükleotitleri ile tek tek yer değiştirmekte ve böylece 20 proteojenik amino asitin herhangi biri bu kodon tarafından kodlanan aminoasit yerine geçmektedir. Bu yaklaşım ayrı ayrı her bir mutantın eldesi için fazla zaman harcamadan, çok fazla sayıda varyantın oluşmasına izin vermekte ve mutant elde etme olasılığını artırmaktadır. NNK tarama antibakteriyel aktiviteden sorumlu her rezidünün öneminin anlaşılabilmesi amacıyla pediyosin PA-1’e uygulanmış ve çalışma aktivite artışının gözlendiği başarılı mutantların eldesiyle sonuçlanmıştır (Tominaga ve Hatakeyama, 2006). Biyomühendislik temelli yaklaşımların temel amacı, bakteriyosinlerin mümkün olduğunca etkin bir şekilde geliştirilmesidir. Genellikle bir aminoasitin değiştirilmesi ise başarılı varyantların oluşturulması için yeterli olamamaktadır. Bu durum, çoklu aminoasit dizilerinin değiştirilmesi sonucunda hibrit bakteriyosinlerin oluşturulmasını içeren farklı yaklaşımların geliştirilmesine neden olmuştur. Bu yaklaşım kapsamında pediyosin PA1’in belirli bölgelerinin aynı gruba ait diğer 10 bakteriyosinle karıştırılması neticesinde farklı hibritleri içeren DNA-karma kütüphaneleri oluşturulmuştur. Bu hibritlerin bazıları doğal tip bakteriyosine göre daha yüksek aktivite sergilemiştir (Tominaga ve Hatakeyama, 2007). Yeni analog bakteriyosinler oluşturmanın bir başka yöntemi de bir bakteriyosinin N sonlanma bölgesinin diğer bir bakteriyosinin C sonlanma bölgesi ile birleştirilerek kimeraların oluşturulmasıdır. Pediyosin PA-1’ın diğer Grup IIa bakteriyosinleri ile oluşturdukları bazı kimeralar doğal bakteriyosinler ile karşılaştırıldığında, indikatör suşlara karşı aktivitelerinin arttığı tespit edilmiştir (Johnsen ve ark., 2005). Bakteriyosin genlerinin farklı bir mikroorganizmaya aktarılması ve bakteriyosin ile ilişkili modifiye proteinlerin kullanılması ise bakteriyosin biyomühendisliği için uygulanabilir başka bir seçenektir. Bu yaklaşım bakteriyosinlerin saflaştırılmasını kolaylaştıran ve üretim kapasitesini arttıran füzyon proteinlerinin üretimine izin vermektedir. Bununla beraber, analogların biyolojik üretimi aminoasit kütüphanelerinin kısıtlamalarına uğramaktadır. Bu olumsuzlukları ortadan kaldırmak amacıyla, kimyasal peptit sentezi kullanılabilmektedir. Ancak, kimyasal olarak sentezlenen bir bakteriyosinin tedavi edici bir ajan olarak kullanılabilmesi için, doğal olarak üretilen her hangi bir bakteriyosine göre daha üstün olması beklenmektedir. Mutant ve hibrit oluşumu ile sonuçlanan farklı yaklaşımlar, özellikle patojen bakterilerin farklı suşlarına yönelik uyarlanmış yeni ve kuvvetli bakteriyosinlerin keşfine ve dolayısıyla sadeleştirilmiş ilaç geliştirilmesine izin verebilmektedir. Genetiği modifiye edilmiş bakteriyosinler Genetik mühendisliği tekniklerinin kullanımıyla artan aktivitede, kararlılıkta ve spektrumda çeşitli bakteriyosin varyantları elde edilebilmektedir. Son yıllarda gerçekleştirilen birçok biyomühendislik temelli çalışmanın odağı olan nisin, Avrupa birliğinde gıda koruyucusu olarak kullanımına izin verilen tek doğal antibakteriyel madde olup, ilk kez 1953 yılında İngiltere’de pazarlanmıştır. 1983’de Avrupa gıda katkı maddeleri listesine E234 koduyla kaydedilmiş ve kullanımı 50’yi 4 Fadime KIRAN et al. aşkın ülkede onaylanmıştır (Delves-Broughton ve ark., 1996). Günümüze kadar gerçekleştirilen çalışmalar nisinin çeşitli özelliklerinin genetik mühendisliği yaklaşımları ile geliştirilebileceğini göstermektedir (Rink ve ark., 2007). Rastgele mutajenez çalışmaları ile özellikle Gram-pozitif bakterilere karşı daha etkili gelişmiş varyantlar elde edilebilmiştir. Bununla beraber Gram-negatif bakterilere etki edebilen varyantları da tanımlanmıştır (Yuan ve ark., 2004). Bölgeye yönlendirilmiş mutajenez kullanılarak elde edilen mutantlarda Listeria monocytogenes ve Staphylococcus aureus suşlarına karşı yüksek aktivite tespit edilmiştir (Field ve ark., 2008). Nisinin klinik amaçlı kullanımlarında, en büyük problem fizyolojik pH’da düşük çözünürlüğe sahip olmasıdır. Bununla beraber, nisin Z’de 27. pozisyonda bulunan asparajin ve 31. pozisyonda bulunan histidin aminoasitinin bölgeye yönlendirilmiş mutajenezle lizin rezidülerine dönüştürülmesi neticesinde, bakteriyosinin nötral pH’da çözünürlüğünün belirgin bir şekilde arttığı ve asit katalizli kimyasal bozulmalara daha dirençli olduğu tespit edilmiştir (Rollema ve ark., 1995). Tiopeptitlerle gerçekleştirilen çalışmalar neticesinde oluşturulan yarı sentetik türevlerinde ise su çözünürlüğünün arttığı belirlenmiştir (Citron ve ark., 2012). Elde edilen bu sonuçlar, nisinin klinik uygulamalarda da kullanılmasına olanak sağlamaktadır. Lantibiyotiklere dahil olan diğer bakteriyosinlerin genetiği modifiye türevleri in vitro çalışmalarla oluşturulmuştur (Levengood ve ark., 2009). Laktisin 3147 bakteriyosini ile gerçekleştirilen rastgele mutajenez çalışmalarında 8000’e yakın varyant elde edilmiştir. N terminalin reseptör bağlanma bölgesi ve C terminalin por oluşturma bölgesi arasında yer alan 22. pozisyondaki lizin aminoasitinin treoninle değiştirilmesi neticesinde oluşturulan varyantın, Gram-pozitif bir patojen olan Streptococcus agalactiae ATCC 13813 suşuna karşı daha fazla inhibisyon sergilediği tespit edilmiştir. İlave mutasyonların ise Gram-negatif bakterilere karşı etkili varyantların oluşumuna neden olduğu belirlenmiştir (Field ve ark., 2008). Laktosin S ile gerçekleştirilen başka bir çalışmada ise mutant formun doğal olana göre daha kararlı olduğu rapor edilmiştir (Ross ve ark., 2012). Grup IIa bakteriyosinleri genetik modifikasyon çalışmalarında kullanılan diğer önemli bir gruptur. Bu gruba dahil olan bakteriyosinlerin yapıfonksiyon ilişkilerini anlamak, kararlılıklarını ve spektrumlarını artırmak amacıyla çeşitli araştırmalar gerçekleştirilmiştir. Birincil yapıları temel alındığında, pediyosin benzeri bakteriyosinlerin peptit zincirleri kabaca; N terminalde yüksek derecede korunmuş hidrofilik ve katyonik bölge ile C terminalde daha az korunmuş, hidrofobik veya amfifilik bölgeden meydana gelmektedir (Fimland ve ark., 1996). NMR çalışmaları, N terminaldeki antiparalel beta tabaka yapılarının disülfit köprüleri ve amfifilik alfa heliks döngüsüyle korunduğunu, C terminalin ise nispeten yapılandırılmadığını göstermektedir (Wang ve ark., 1999). Bakteriyosin üç boyutlu düzenlenmelerinde önemli etkiye sahip olan ilave disülfit köprülerinin bakteriyosin aktivitesini ciddi bir şekilde arttırdığı bilinmektedir. Sakasin P’nin C terminaline disülfit köprülerinin eklenmesini içeren bölgeye yönlendirilmiş mutajenez çalışmaları, bakteriyosin aktivitesini düşük sıcaklığa bağlı hale getirmiştir (Fimland ve ark., 2000). Bu sonuç, iyi korunmuş katyonik N terminal bölgenin pediyosin benzeri bakteriyosinlerin hedef hücrelere elektrostatik etkileşimlerle bağlanmasına aracılık ettiğini ve disülfit köprülerinin aktivite üzerinde etkili olduğunu, C terminalin ise hedef hücre zarının hidrofobik bölgesine girdiğini göstermektedir (Miller ve ark., 1998). Gerçekleştirilen diğer bazı çalışmalarda, lökosin A ve mezenterisin Y105’de bulunan 9. ve 14. sistein aminoasitleri serin ile yer değiştirilmiş ve bakteriyosin aktivitesinde azalma gözlemlenmiştir (Derksen ve ark., 2006; Fleury ve ark., 1996). İlaveten alliglisin, norvalin, fenilalanin gibi hidrofobik rezidülerin yer değiştirilmesi ise lökosin A aktivitesinde önemli derecede artışa neden olmuştur (Derksen ve ark., 2008). Disülfüt köprülerinin karboksil grupları ile yer değiştirilmesi sonucunda ise peptitin biyolojik aktivitesinde düşüş gözlemlenmiştir (Derksen ve ark., 2006). Grup IIa bakteriyosinlerin etki mekanizmalarının değerlendirilmesi, artan potansiyelde yeni mutantların GM bakteriyosinler 5 oluşturulmasına izin vermektedir. Bakteriyosinlerin net pozitif yükünün arttırılması hedef hücrenin zarı ile elektrostatik etkileşimi teşvik etmekte ve aktivitede artışa neden olmaktadır. Örneğin, C sonlanma bölgesine eklenen ilave lizin ile oluşturulan 44K ve Y20K sakasin P mutantlarında hücreye bağlanma potansiyelinin doğal tip bakteriyosine oranla arttığı tespit edilmiştir (Kazazic ve ark., 2002). Bakteriyosinlerin gıda katkı maddesi olarak kullanılabilmeleri için gıdanın farklı çevresel koşullarında kararlı kalabilmeleri gerekmektedir. Pediyosin benzeri birçok bakteriyosinde metiyonin rezidüleri bulunmaktadır. Bu rezidüler sülfür atomlarını okside ederek bakteriyosinin kararsız hale gelmesine neden olmaktadır. Johnsen ve arkadaşları (2005) pediyosin PA-1’deki Met13 rezidüsünü alanin, lösin, izolösin ve asparajin ile değiştirerek çeşitli varyantlarını oluşturmuşlar ve Met13’ün belirtilen bu aminoasitler ile değiştirilmesi sonucunda oluşan varyantların peptiti oksidasyondan koruduğunu belirtmişlerdir. Bu genetik modifikasyon antimikobiyal aktivitede etkili bir değişikliğe neden olmamıştır. Met13’ün asparajin ile değiştirilmesi sonucunda ise antimikrobiyal aktivitede önemli bir düşüş tespit edilmiştir. Sonuç olarak; pediyosin PA-1’de bulunan metiyonin aminoasitinin hidrofobik diğer rezidülerle değiştirilmesi bu bakteriyosinin gıdalara eklenmesine olanak sağlayan önemli bir basamak olarak rapor edilmiştir. Benzer kararlılık yaklaşımları diğer birçok bakteriyosin için de değerlendirilmiştir. Kompozisyonları gereği, bakteriyosinlerin mide-bağırsak yolunda proteolitik kesimi, mide-bağırsak enfeksiyonlarının kontrolü amacıyla kullanılacak bakteriyosin yaklaşımlarında önemli bir engel teşkil etmektedir. Bundan dolayı salivarisin P gibi bakteriyosinlerde tripsin tanıma bölgeleri genetik modifikasyon uygulamaları neticesinde değiştirilmiştir. Gerçekleştirilen modifikasyonlar aktivite üzerinde herhangi bir değişikliğe neden olmamıştır (O’Sea ve ark., 2010). Bununla beraber d aminoasitler, kimyasal olarak sentezlenen peptitlerin proteolitik kesimlere daha az duyarlı hale gelmelerini sağlamaktadır. Farklı bir yaklaşım olarak Grup IIb bakteriyosinlerine dahil olan laktokoksin G’nin N ve C terminal bölge rezidülerinin d aminoasitleri ile yer değiştirmesi aktivitede herhangi bir değişikliğe neden olmaksızın ekzopeptidazlara karşı olan duyarlılığı önemli ölçüde azaltmıştır (Oppegard ve ark., 2010). Ancak, d aminoasitlerin kullanımının bazı sınırlamaları bulunmaktadır. Örneğin, lökosin A’nın d aminoasitleri içeren enantiyomeri sentezlettirilmiş fakat aktivitede tamamen kayıp gözlenmiştir (Yan ve ark., 2000). Bu sonucun mannozfosfotransferaz ile bakteriyosin arasındaki etkileşimden kaynaklanmış olabileceği belirtilmiştir. Hibrit bakteriyosinler Hedef bölgelere yönelik yeni antibiyotik buluşlarını içeren çalışmalar geçmişten bugüne birçok araştırmacının amacı olmuştur. Özellikle patojenik ajanlara karşı kullanılan antibiyotiklere karşı dirençlilik özelliğinin oluşabilme riski, hibrit antibiyotiklerin geliştirilme fikrinin oluşmasına neden olmuştur (Acuna ve ark., 2011). Aynı molekül içerisinde iki farklı etki mekanizmasının birleştirilmesi neticesinde oluşturulabilecek hibrit antibiyotikler ile, sorun yaratan patojen mikroorganizmanın gelişiminin engellenebileceği düşünülmüştür (Arnusch ve ark., 2008; Hamiltone-Miller, 1994). Bu temelden yola çıkılarak, günümüzde ribozomal sentezli antimikrobiyal peptitlerin birleştirilmesi neticesinde hibrit antimikrobiyal maddeler oluşturulabilmektedir. Hibrit yaklaşımı, bakteriyosinlerin hedef patojen türlere karşı aktivite spektrumunu genişletmek amacıyla kullanılan başarılı bir modifikasyon tekniği olmuştur (Makrides, 1996). Pediyosin PA-1, sakasin P, kurvasin A ve lökosin A gibi pediyosin benzeri bakteriyosinler benzer birincil yapılarına rağmen, çeşitli bakterilere karşı farklı antimikrobiyal etki sergilemektedirler (Fimland ve ark., 1996). Hibrit yaklaşım kullanılarak, peptit sentezi neticesinde biyolojik olarak aktif 4 yeni hibrit bakteriyosin oluşturulmuş ve tamamında antimikrobiyal aktivite gözlemlenebilmiştir. C terminal bölgesinin alındığı hibrit bakteriyosinler farklı bakteri suşlarına karşı benzer duyarlılık sergilemişlerdir. N terminal bölgesinin alındığı hibrit bakteriyosinlerde ise aktivite spektrumu tamamen farklı bulunmuştur. Gerçekleştirilen bu çalışma pediyosin benzeri bakteriyosinlerin N terminal 6 Fadime KIRAN et al. bölgesinin hedef hücre özgüllüğünde oldukça önemli olduğunu göstermiştir. Pediyosin PA-1’in geliştirilmiş bir hibrit çeşidi ise, pediyosinin C terminal bölgesinin bir kısmının enterosin A’nın N terminal bölgesinin yarısı ile füzyonu sonucunda oluşturulmuştur. Elde edilen bu varyantın aktivitesi özellikle gıdalarda bozulmalara neden olan Leuconostoc lactis suşuna karşı oldukça artmıştır (Tominaga ve Hatakeyama, 2007). Bununla beraber pediyosin PA-1’in N terminal bölgesinde 4 özgül bölgenin Grup IIa’ya dahil diğer 10 bakteriyosin dizisi ile karıştırılması sonucunda oluşturulan hibritleri içeren DNA-karma kütüphaneleri, doğal molekülden daha yüksek aktiviteye sahip mutantların elde edilmesine neden olmuştur. Bazı hibrit bakteriyosinlerin özellikle süt ürünlerinde bozulmalara neden olan bakterilerin gelişimini engellediği tespit edilmiştir (Tominaga ve Hatakeyama, 2007). İlerleyen çalışmalar, bakteriyosinlerin aktivite spektrumlarına Gram-negatif bakterileri dahil edebilmek üzerine odaklanmıştır. Bakteriyosinlerin çoğu sadece Gram-pozitif bakterilere karşı etki göstermekte, gıdalarda önemli patojenlerden olan Salmonella spp. ve E. coli suşlarına karşı etki gösterememektedir. Bakteriyosinlerin bu dar spektrumlu antimikrobiyal etkileri gerek gıdalarda koruyucu olarak kullanılabilmeleri, gerekse klinik alanda ilaç uygulamalarına dahil edilebilmeleri için önemli bir engel oluşturmaktadır. Hibrit çalışmalarının temeli ise; belirtilen dar aktivite spektrumu genişleterek bakteriyosinlerin Gramnegatif bakteriler üzerine de etki göstermelerini sağlamaktır. Escherichia coli tarafından üretilen mikrosin V, Gram-negatif bakteriler üzerinde etkili olabilen antimikrobiyal bir peptittir. Gram-negatif bakteriler üzerinde etkili olması hedef bölgede özgül reseptörlerin bulunması ile açıklanmıştır. Mikrosinin yapısal özelliklerini ve etki mekanizmasını bilmek geniş antimikrobiyal aktiviteye sahip hibrit bakteriyosinlerin elde edilmesini mümkün kılmaktadır (Acuna ve ark., 2011). Gram-negatif bakteriler üzerinde etkili olan mikrosin ile Gram-pozitif bakteriler üzerinde etkili olan Grup IIa bakteriyosinlerinin füzyonu neticesinde tasarlanan hibrit bakteriyosinler, geniş antimikrobiyal spektruma sahip yüksek özgüllükte yeni bakteriyosinlerin elde edilmesini mümkün kılabilmektedir. Özellikle pediyosin benzeri bakteriyosinlerde peptitin C sonlanma bölgesinin Gram-pozitif bakterilere karşı etkinliği belirlediği bildirilmiştir (Johnsen ve ark., 2005). Merkezden C sonlanma bölgesine uzanan 15-merlik peptitin ise biyolojik aktiviteyi engellediği tespit edilmiştir. Bu 15’merlik bölgenin enterosin CRL35’den çıkarılması antimikrobiyal aktivitede bir artış meydana getirmiştir (Saavedra ve ark., 2004; Salvucci ve ark., 2007). Bu bilgiler ışığında, pediyosin benzeri enterosin CRL35 ile mikrosin V kullanılarak Ent35-MccV isimli yeni bir rekombinant hibrit peptit tasarlanmış ve gen ifadesi başarıyla sağlanmıştır. Oluşturulan bu hibrit bakteriyosin özellikle E. coli O157:H7 klinik izolatları üzerinde antimikrobiyal aktivite sergilemiştir. Başarıyla sonuçlanan bu hibrit bakteriyosin çalışmasının en önemli yanı ise, bakteriyosinlerin füzyonunu takiben her ikisinin de sorumlu olduğu antimikrobiyal aktiviteyi koruyabilmesi ve sahip oldukları bağışıklık geninden dolayı birbirlerinden etkilenmemeleridir (Acuna ve ark., 2011). Klinik odaklı farklı bir çalışma ise türe özgü bir antibiyotik geliştirmek yerine, E. coli’nin üretmiş olduğu kolisin Ia ve dirençliliği kodlayan gen kümelerinin, S. aureus’un feromon (agrD) kodlayan genleri ile füzyonunu içermektedir (Mayville ve ark., 1999, Ji ve ark., 1995). Elde edilen feromonisin S. aureus membran reseptörü üzerinde özgül aktivite göstermiş ve kolisinin fonksiyonu gereği hedef bölgede por oluşumuna neden olmuştur. Fare denemelerinde, füzyon neticesinde elde edilen modifiye feromonisin’in patojen S. aureus inhibisyonunda penisilin antibiyotiğine göre daha etkili olduğu belirlenmiştir (Qui ve ark., 2003). Rapor edilen bu başarılı sonuçlar, tasarlanan hibrit bakteriyosinin özellikle farmasötik endüstrisinde önemli uygulamalara dahil edilebileceğini göstermektedir (Acuna ve ark., 2012). Hibrit yaklaşımı, bakteriyosinlerin geniş çevresel koşullarda kararlılıklarını artırmak amacıyla da kullanılmıştır. Xanthomonas campestris tarafından üretilen glisinisin A özellikle narenciyelerde yaprak leke hastalıklara neden olan Xanthomonas türlerine karşı etkili bir bakteriyosindir (Heu ve ark., 2001). Glisinisin alt ünitelerini GM bakteriyosinler 7 kodlayan iki genin füzyonu sonucunda oluşturulan hibrit protein doğal suşun aktivitesini korumuş, yüksek ve düşük pH ve sıcaklıklarda kararlılık artışına neden olmuştur (Kim ve ark., 2001). Tartışma ve Sonuç Bakteriyosinlerin biyolojik koruyucu olarak kullanılabilirliğini içeren araştırma sonuçları her ne kadar dikkat çekici ve umut vaat edici olsa da ticari bakteriyosin preparatlarının hazırlanmasında gerekli olan finansal destek endüstriyel yaklaşımda önemli derecede yer alamamaktadır. Bunun en önemli nedenleri ise düşük üretim, kararlı olmayan ürün eldesi, pahalı aşamalara bağlı maliyet artışı ve mevzuattan/yasalardan kaynaklanabilen sorunlardır. Bununla beraber kararsız ürün eldesi ve maliyetle ilgili sorunların, genetik mühendisliği yaklaşımlarının kullanımı neticesinde uygun biyolojik aşamaların tasarlanması ile aşılabileceği düşünülmüştür. Günümüze kadar gerçekleştirilen genetik modifikasyon çalışmaları bakteriyosinlerin aktivitelerinin ve kararlılıklarının artırılması üzerine odaklanmıştır. Buna ilave çalışmalar ise Gram-negatif bakteriler üzerine olan antimikrobiyal spektrumu genişletmeyi amaçlamaktadır. Biyomühendislik temelli yaklaşımlar günümüzde yeni antimikrobiyal maddelerin oluşturulması amacıyla geliştirilmektedir. Ancak bu durum pazarlama açısından değerlendirildiğinde, özellikle yeni ürünlerin genetik mühendisliği ile yapılıyor olması tüketici endişesi yaratabilmekte ve olumsuz sonuçlara neden olabilmektedir. Genetiği modifiye bakteriyosinlerin gıda koruyucusu olarak kullanımları özellikle Avrupa Birliği üyesi ülkelerde önemli bir engel teşkil etmektedir. Bu noktada, GRAS (genel olarak güvenilir-zararsız kabul edilen) olarak kabul edilen bakteriyosin üreticisi suşlarda gerçekleştirilecek her hangi bir modifikasyonun, genetiği modifiye edilmiş organizma (GMO) başlığı altında kabul edilemeyeceğini savunan bir grup vardır. Özellikle Sybesma ve arkadaşları (2006) patojen olmayan bir mikroorganizmadaki bireysel klonlamanın organizma tarafından muhafaza edildiği sürece GMO olarak kabul edilemeyeceğini bildirmişlerdir (Yönerge; 90/219/EC). 98/81/EC yönergesine göre, “bireysel klonlama” organizmadan ya da hücreden nükleik asitin uzaklaştırılması, ardından bu nükleik asitin tamamının ya da bir kısmının enzimatik, kimyasal ya da mekanik aşamalar kullanılarak filogenetik olarak yakın ilişkili bir suşa veya benzer bir hücre tipine ya da hattına yeniden eklenerek genetik materyalinin doğal olarak değiştirilmesi işlemidir. Bundan dolayı bakteriyosinlerde gerçekleştirilen genetik modifikasyonlar henüz GMO olarak düzenlenmiş değildir (Cotter, 2012). Genetik mühendisliği teknolojileri doğal gıda koruyucularının kaynağını oluşturmak için önemli bir potansiyele sahip olsalar da, tüketicilerin bu teknolojilere karşı gelmesi ve kısıtlayıcı mevzuatlar gelecekte genetik mühendisliği yaklaşımlarının geliştirilmesini ve uygulanmasını şüphesiz ki sınırlayacaktır. Bakteriyosinlerin antibiyotiklere karşı alternatif doğal koruyucular olarak kullanılma fikrini sınırlayan bir diğer önemli faktör ise hassas suşların zamanla bakteriyosinlere karşı dirençlilik kazanabilme olasılığıdır. Bakteriyosinlere karşı bakteriyel direnç oluşumu doğada yaygın olarak gözlemlenmemektedir (Katla ve ark., 2003). Ancak laboratuvar koşullarında yüksek frekansa sahip olabileceği rapor edilmiştir (Casaus ve ark., 1993; Rekhif ve ark., 1994). Bakteriyosin dirençliliğine birden fazla etken neden olabilmektedir. Özellikle Grup IIa’ya dahil olan bakteriyosinler için hedef mannoz fosfotransferaz sistemidir. Bakteriyosine özel bu hedefi içermeyen mutantlar mpt operonunun gen ifadesinin azaltılması neticesinde oluşturulduğunda, bakteriyosine karşı dirençli fenotip sergiledikleri belirlenmiştir (Diep ve ark., 2007; Gravesen ve ark., 2002). Hücre zarında ve yağ asit kompozisyonundaki değişiklikler ile bazı metabolik düzenlemeler de bakteriyosinlere dirençlilik kazandıran nedenler arasında gösterilmektedir (Naghmouchi ve ark., 2007; Vadyvaloo ve ark., 2002). Dirençliliğin oluşabilme riski, bakteriyosin uygulamalarının kullanışlı olarak değerlendirilebilmesi için oldukça önemlidir. Ancak bu konu ile ilgili kesin bilgiler bulunmamakla beraber araştırmalar halen devam etmektedir. Tüm bu sınırlamalara rağmen, gerçekleştirilen son çalışmalar bakterilerin güçlü antimikrobiyal etkiye sahip bakteriyosinler ürettiklerini ve bu 8 Fadime KIRAN et al. moleküllerin özellikle klinik, gıda ve tarımsal içerikli uygulamalarda yeni nesil antibiyotikler olarak kullanılabileceğini ortaya koymaktadır. Genetiği modifiye edilmiş bakteriyosinleri içeren araştırmaların gıda güvenliğini ve kalitesini artırmak amacıyla artan bir ivme kazanacağı tartışmasız bir gerçektir. Gıda endüstrisinde, özellikle genetik modifikasyon yaklaşımları neticesinde oluşturulan çeşitli nisin varyantlarının hızlı bir şekilde kabul göreceği ve diğer bakteriyosinler için önemli bir örnek teşkil edeceği düşünülmektedir. Kaynaklar Acuna L, Morero RD and Bellomio O. Development of wide-spectrum hybrid bacteriocins for food biopreservation. Food Bioprocess Techno. 4: 1029-1049, 2011. Acuna L, Picariello G, Sesma F, Morero RD and Bellomio O. A new hybrid bacteriocin, Ent35– MccV, displays antimicrobial activity against pathogenic Gram-positive and Gram-negative bacteria. FEBS Open Bio. 2: 12-19, 2012. Arnusch CJ, Bonvin AMJJ, Verel AM, Jansen WTM, Liskamp RMJ, de Kruijff B, et al. The vancomycinnisin(1-12) hybrid restores activity against vancomycin resistant Enterococci. Biochemistry. 47: 12661-12663, 2008. Breukink E and de Kruijff B. The lantibiotic nisin, a special case or not? Biochim Biophys Acta. 1462: 223-234, 1999. Casaus P, Nilsen T, Cintas LM, Nes IF, Hernandez PE and Holo H. Enterocin B, a new bacteriocin from Enterococcus faecium T136 which can act synergistically with enterocin A. Microbiology. 143(7): 2287-2294, 1997. Citron DM, Tyrrell KL, Merriam CV and Goldstein EJ. Comparative in vitro activities of LFF571 against Clostridium difficile and 630 other intestinal strains of aerobic and anaerobic bacteria. Antimicrob Agents Chemother. 56: 2493-2503, 2012. Cotter PD. Bioengineering: A bacteriocin perspective. Bioengineered. 3 (6): 313-319, 2012. Delves-Broughton J, Blackburn P, Evans RJ and Hugenholtz J. Applications of the bacteriocin, nisin. Antonie Van Leeuwenhoek. 69: 193-202, 1996. Derksen DJ, Stymiest JL and Vederas JC. Antimicrobial leucocin analogues with a disulfide bridge replaced by a carbocycle or by noncovalent interactions of allyl glycine residues. J Am Chem Soc. 128 (44): 14252-14253, 2006. Derksen DJ, Boudreau MA and Vederas JC. Hydrophobic interactions as substitutes for a conserved disulfide linkage in the type IIa bacteriocins, leucocin A and pediocin PA-1. Chem Bio Chem. 9 (12): 1898-1901, 2008. Diep DB, Skaugen M, Salehian Z, Holo H and Nes IF. Common mechanisms of target cell recognition and immunity for class II bacteriocins. Proc Natl Acad Sci. 104(7): 2384-2389, 2007. Dodd HM, Horn N and Gasson MJ. A cassette vector for protein engineering the lantibiotic nisin. Gene. 162:163-164, 1995. DuPont AW and DuPont HL. The intestinal microbiota and chronic disorders of the gut. Nat Rev Gastroenterol Hepatol. 8: 523-531, 2011. Field D, Connor PM, Cotter PD, Hill C and Ross RP. The generation of nisin variants with enhanced activity against specific gram-positive pathogens. Mol Microbiol. 69: 218-230, 2008. Fimland G, Blingsmo OR, Sletten K, Jung G, Nes IF and Nissen-Meyer J. New biologically active hybrid bacteriocins constructed by combining regions from various pediocin-like bacteriocins: the Cterminal region is important for determining specicity. Appl Environ Microbiol. 62: 3313-3318, 1996. Fimland G, Johnsen L, Axelsson L, et al. A C-terminal disulfide bridge in pediocinlike bacteriocins renders bacteriocin activity less temperature dependent and is a major determinant of the antimicrobial spectrum. J Bacteriol. 182 (9): 2643-2648, 2000. GM bakteriyosinler 9 Fleury Y, Dayem MA, Montagne JJ, et al. Covalent structure, synthesis, and structure-function studies of mesentericin Y 105(37), a defensive peptide from gram-positive bacteria Leuconostoc mesenteroides. J Biol Chem. 271 (24): 14421-14429, 1996. Gillor O, Nigro LM and Riley MA. Genetically engineered bacteriocins and their potential as the next generation of antimicrobials. Curr Pharm Des. 11: 1067-1075, 2005. Gravesen A, Ramnath M, Rechinger KB, Andersen N, Jansch L, Hechard Y, Hastings JW and Knochel S. High-level resistance to class IIa bacteriocins is associated with one general mechanism in Listeria monocytogenes. Microbiology. 148: 2361-2369, 2002. Hamilton-Miller JM. Dual-action antibiotic hybrids. J Antimicrob Chemother. 33: 197-200, 1994. Heu S, Oh J, Kang Y, Ryu S, Cho SK, Cho Y and Cho M. Gly gene cloning and expression and purification of glycinecin A, a bacteriocin produced by Xanthomonas campestris pv. glycines. Appl Environ Microbiol. 67: 41054110, 2001. Kim Y, Cho SK and Cho M. Improvement in the stability of glycinecin A through protein fusion of the two structural components. J Microbiol. 39: 177-180, 2001. Kiran F and Osmanagaoglu O. General characteristics and current classification of Gram-positive bacteriocins. Academic Food J. 10 (4): 91-101, 2012. Kuipers OP, Rollema HS, Yap WM, Boot HJ, Siezen RJ and de Vos WM. Engineering dehydrated amino acid residues in the antimicrobial peptide nisin. J Biol Chem. 267: 24340-24346, 1992. Levengood MR, Knerr PJ, Oman T J and van der Donk WA. In vitro mutasynthesis of lantibiotic analogues containing nonproteinogenic amino acids. J Am Chem Soc. 131: 1202412025, 2009. Liu W and Hansen JN. Enhancement of the chemical and antimicrobial properties of subtilin by sitedirected mutagenesis. J Biol Chem. 267: 25078-25085, 1992. Ji G, Beavis RC and Novick RP. Cell density control of staphylococcal virulence mediated by an octapeptide pheromone. Proc Natl Acad Sci. 92: 12055-12059, 1995. Lohans CT and Vederas JC. Development of class IIa bacteriocins as therapeutic Agents. Int J Microbiol. doi:10.1155/2012/386410, 2012. Johnsen L, Fimland G and Nissen-Meyer J. The Cterminal domain of pediocin-like antimicrobial peptides (class IIa bacteriocins) is involved in specific recognition of the C-terminal part of cognate immunity proteins andin determining the antimicrobial spectrum. J Biol Chem. 280: 9243-9250, 2005. Makrides SC. Strategies for achieving highlevel expression of genes in Escherichia coli. Microbiol Rev. 60: 512-538, 1996. Katla T, Naterstad K, Vancanneyt M, Swings J and Axelsson L. Differences in susceptibility of Listeria monocytogenes strains to Sakacin P, Sakacin A, Pediocin PA-1, and Nisin. Appl Environ Microbiol. 69(8): 4431-4437, 2003. Kazazic M, Nissen-Meyer J and Fimland G. Mutational analysis of the role of charged residues in target-cell binding, potency and specificity of the pediocin-like bacteriocin sakacin P. Microbiology. 148 (7): 2019-2027, 2002. Mayville PGJ, Beavis R, Yang H, Goger M, Novick RP and Muir TW. Structureactivity analysis of synthetic autoinducing thiolactone peptides from Staphylococcus aureus responsible for virulence. Proc Natl Acad Sci. 96: 12181223, 1999. Miller KW, Schamber R, Chen Y and Ray B. Production of active chimeric pediocin AcH in Escherichia coli in the absence of processing and secretion genes from the Pediococcus pap operon. Appl Environ Microbiol. 64: 14-20, 1998. 10 Fadime KIRAN et al. Mills S, Stanton C, Hill C and Ross RP. New developments and applications of bacteriocins and peptides in foods. Annu Rev Food Sci Technol. 2: 299-329, 2011. Naghmouchi K, Kheadr E, Lacroix C and Fliss I. Class I/Class IIa bacteriocin cross-resistance phenomenon in Listeria monocytogenes. Food Microbiol. 24(7-8):718-727, 2007. O’Shea EF, O’Connor PM, Cotter PD, Ross R and Hill C. Synthesis of trypsin-resistant variants of the bacteriocin salivaricin P. App Environ Microbiol. 76 (16): 5356-5362, 2010. Oppegard C, Rogne P, Kristiansen PE and NissenMeyer J. Structure analysis of the two-peptide bacteriocin lactococcin G by introducing Damino acid residues. Microbiology, 156 (6): 1883-1889, 2010. Pag U and Sahl HG. Multiple activities in lantibiotics-models for the design of novel antibiotics? Curr Pharm Des. 8: 815-833, 2002. Qiu XQ, Wang H, Lu XF, Zhang J, Li SF, Cheng G, et al. An engineered multidomain bactericidal peptide as a model for targeted antibiotics against specific bacteria. Nat Biotechnol. 21: 1480-1485, 2003. Rea MC, Ross RP, Cotter PD and Hill C. Classification of bacteriocins from Grampositive bacteria. In Prokaryotic antimicrobial peptides from genes to applications, Edited by D. Drider, S. Rebuffat, Springer, USA, 29-53, 2011. Rekhif N, Atrih A and Lefebvre G. Selection and properties of spontaneous mutants of Listeria monocytogenes ATCC-15313 resistant to different bacteriocin produced by lactic acid bacteria strains. Curr Microbiol. 28(4): 237241, 1994. Rink R, Wierenga J, Kuipers A, Kluskens LD, Driessen AJ, et al. Dissection and modulation of the four distinct activities of nisin by mutagenesis of rings A and B and by C-terminal truncation. Appl Environ Microbiol. 73: 58095816, 2007. Rodriguez JM, Martinez MI, Horn N and Dodd HM. Heterologous production of bacteriocins by lactic acid bacteria. Int J Food Microbiol. 80: 101-116, 2003. Rollema HS, Kuipers OP, Both P, de Vos WM and Siezen RJ. Improvement of solubility and stability of the antimicrobial peptide nisin by protein engineering. Appl Environ Microbiol. 61: 2873-2878, 1995. Ross AC, McKinnie SM and Vederas JC. The synthesis of active and stable diaminopimelate analogues of the lantibiotic peptide lactocin S. J Am Chem Soc. 134: 2008-2011, 2012. Saavedra L, Minahk C, de Ruiz Holgado AP and Sesma F. Enhancement of the enterocin CRL35 activity by a synthetic peptide derived from the NH2-terminal sequence. Antimicrob Agents Chemother. 48: 2778-2781, 2004. Salvucci E, Saavedra L and Sesma F. Short peptides derived from the NH2-terminus of subclass IIa bacteriocin enterocin CRL35 show antimicrobial activity. J Antimicrob Chemother. 59: 1102-1108, 2007. Sybesma W, Hugenholtz J, de Vos WM and Smid EJ. Safe use of genetically modified lactic acid bacteria in food. Bridging the gap between consumers, gren groups, and industry. Electron J Biotechnol. 9: 1-25, 2006. Tagg JR, Dajani AS and Wannamaker LW. Bacteriocins of Gram-positive bacteria. Bacteriol Rev. 40: 722-756, 1976. Tominaga T and Hatakeyama Y. Determination of essential and variable residues in pediocin PA-1 by NNK scanning. Appl Environ Microbiol. 72 (2): 1141-1147, 2006. Tominaga T and Hatakeyama Y. Development of innovative pediocin PA1 by DNA shuffling among class IIa bacteriocins. Appl Environ Microbiol. 73 (16): 5292-5299, 2007. Vadyvaloo V, Hastings JW, van der Merwe MJ and Rautenbach M. Membranes of class IIa bacteriocin-resistant Listeria monocytogenes cells contain increased levels of desaturated and short-acyl- GM bakteriyosinler 11 chain phosphatidylglycerols. Appl Microbiol. 68(11): 5223-5230, 2002. Environ Wang Y, Henz ME, Fregeau Gallagher NL, Chai S, Gibbs AC, Yan LZ, Stiles ME, Wishart DS and Vederas JC. Solution structure of carnobacteriocin B2 and implications for structure-activity relationships among type IIa bacteriocins from lactic acid bacteria. Biochemistry. 38: 15438-15447, 1999. Wiedemann I, Breukink E, van Kraaij C, Kuipers OP, Bierbaum G, de Kruijff B, et al. Specific binding of nisin to the peptidoglycan precursor lipid II combines pore formation and inhibition of cell wall biosynthesis for potent antibiotic activity. J Biol Chem. 276: 1772-1792, 2001. Yan LZ, Gibbs AC, Stiles ME, Wishart DS and Vederas JC. Analogues of bacteriocins: antimicrobial specificity and interactions of leucocin a with its enantiomer, carnobacteriocin B2, and truncated derivatives. J Med Chem. 43 (24): 45794581, 2000. Yuan J, Zhang ZZ, Chen XZ, Yang W and Huan LD. Sitedirected mutagenesis of the hinge region of nisin Z and properties of nisin Z mutants. Appl Microbiol Biotechnol. 64: 806-815, 2004. Zouhir A, Hammami R, Fliss I and Hamida JB. A new structure-based classification of Grampositive bacteriocins. Protein Journal. 29: 432-439, 2010.
Benzer belgeler
probiyotik mikroorganizmaların biyokoruyucu özelliği
Acidophilin, lactocidin, lactocin: Günümüzde nisinin yanı sıra L. acidophilus tarafından üretilen
acidophilin ve lactocidin, L. plantarum tarafından üretilen lactocin gibi bakteriyosinler de iyi
ka...
Kategoriye göre yüzme sonuçları
SAMSUNG BOGAZIÇI 2016
KITALAERARASI YÜZME YARIŞI
CROSS-CONTINENTAL SWIMMING RACE
Kategori Sonuclari / Category Results
Erkekler / Men B (19-24)
S/P
PDF ( 9 ) - Ege Üniversitesi
edilmiş, yine HPLC ile yapılan analizde de serbest aminoasit
seviyesinin arttığı belirlenmiştir. Araştırmacılarca enterokokların
ilavesinin Cheddar peyniri aromasını geliştirmesi ve son ürünün
prob...