ULUSLARARASI TÜRKMEN ŞAİRİ MAHTUMKULU FİRAKİ
Transkript
ULUSLARARASI TÜRKMEN ŞAİRİ MAHTUMKULU FİRAKİ
ULUSLARARASI TÜRKMEN ŞAİRİ MAHTUMKULU FİRAKİ SEMPOZYUMU BİLDİRİ KİTABI Başkent Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümü 19 Mart 2015 Editör Prof. Dr. Abdurrahman Güzel Uluslararası Türkmen Şairi Mahtumkulu Firaki Sempozyumu Bildiri Kitabı Ankara 2015 19 Mart 2015, Perşembe Saat: 09. 30 Yer: Başkent Üniversitesi. Bağlıca Yerleşkesi, Prof. Dr. İhsan Doğramacı Konfrans Salonu 1 BİLİM KURULU Prof. Dr. Abdurrahman Güzel Prof. Dr. Düşen Kaseinov (Kazakistan) Prof. Dr. Tofik Hacıyev (Azerbaycan) Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun (Gazi Üni.) Prof. Dr. Ali Duymaz (Balıkesir Üni.) Prof. Dr. Ali Torun (Dumlu Üni.) Prof. Dr. Ali Yakıcı (Gazi Üni.) Prof. Dr. Ayşe Yücel Çetin (Gazi Üni.) Prof. Dr. İsmet Çetin (Gazi Üni.) Prof. Dr. Melek Erdem (Ankara Üni.) Doç. Dr. Bedri Sarıyev (Türkmenistan) Doç. Dr. Hamiye Duran (Gazi Üni.) Doç. Dr. Nergis Biray (Pamukkale Üni.) Doç. Dr. Seyyitnazar Arnazarov (Türkmenistan) Yrd. Doç. Dr. Ahmet Demir (Başkent Üni.) Yrd. Doç. Dr. G. Selcan Sağlık-Şahin (Ankara Üni.) Yrd. Doç. Dr. Soner Sağlam (Pamukkale Üni.) Öğr. Gör. Şahruz Ak Atabey (İran) DÜZENLEME KURULU Prof. Dr. Abdurrahman Güzel Prof. Dr. Şeref Mirasyedioğlu Yrd. Doç. Dr. Ahmet Demir Öğr. Gör. Nihal Yavuz Araş. Gör. Çiğdem Yıldırım Araş. Gör. H. İlteriş Kutlu Okt. Temel Demirci Emrah Yılmaz 2 ULUSLARARASI TÜRKMEN ŞAİRİ MAHTUMKULU FİRAKİ SEMPOZYUMU’nun Prof. Dr. Abdurrahman GÜZEL Tarafından Yapılkan Açış Konuşması Saygıdeğer Misafirler, Türkmenistan’ın Milli Şairi Mahtumkulu Firaki’nin doğumunun 290. yılı etkinlikleri bağlamında, Başkent Üniversitesi’nin ev sahipliğinde Türkmenistan Büyükelçiliği, TÜRKSOY ve TİKA işbirliği ile 19 Mart 2015’te ‘Uluslararası Mahtumkulu Sempozyumu, Başkent Üniversitesi’nde gerçekleştirildi. Bilindiği gibi Mahtumkulu Firaki, 1724 yılında Türkmenistan’ın Gürgen şehri Hacı Kovşan köyünde dünyaya gelmiştir. İlk tahsilini babasından, zamanının âlim ve şairlerinden olan Devlet Mehmet Azadi’den alan Firaki, dönemin ilim merkezleri olan Buhara ve Hive’de medrese eğitimi alarak, Arapça, Farsça ile dönemin edebi dili olan Doğu Türkçesini öğrenmiş ve eserlerinde en iyi şekilde kullanmıştır. Mütefekkir ve mutasavvıf olan, aynı zamanda şiirlerinde Türkmen sözlü şiir geleneğini (bagşılık) yaşatan Mahtumkulu, edebi çizgisi itibariyle klasik bir şair olarak kabul edilir. O, şiirlerinde halkın birliği, vatan sevgisi, dini hayatın gerekleri gibi konuları ele almıştır. Onun yaşadığı dönemler hem muhteva hem de sanat derecesi açısından Türkmen edebiyatının parlak dönemleri olarak kabul edilmektedir. Mahtumkulu, sadece Türkmenlerin değil bütün dünya milletlerinin şairi olarak da tanınmış, bu büyük şair için kendi ülkesinde olduğu kadar diğer ülkelerde de çeşitli anma programları düzenlenmiştir. TÜRKSOY’un, Mahtumkulu Firaki’nin doğumunun 290. yılı olan 2014 yılını Mahtumkulu Firaki yılı ilan etmesi anma etkinliklerinin Türkmenistan dışında kardeş ülke Türkiye’de ve diğer birçok ülkede etkinlikler, Sempozyum ve konferansların düzenlenmesine vesile Sözlerime “Kitap” öyküsünün kahramanı Veli-Murat Ağa’dan başlamak istiyorum. Türkmenler bilir Veli-Murat Ağa’yı. Ailesinin hayatta kalması için yegâne geçim kaynağı olan biricik Karalök devesini verip karşılığında Mahtumkulu Divanı’nı almış ve diğer taraftan da onun günümüze kadar milli miras olarak korunmasını sağlamıştır. Türkmen Aksakalı, Türkmen Yaşulusu Veli-Murat Ağa’ya Mahtumkulu için yaptığı bu fedakarlığından dolayı hepimiz şükran borçluyuz. Bilindiği gibi Mahtumkulu Firaki, 1724 yılında Türkmenistan’ın Gürgen şehri Hacı Kovşan köyünde dünyaya gelmiştir. İlk tahsilini babasından, zamanının âlim ve şairlerinden olan Devlet Mehmet Azadi’den alan Firaki, dönemin ilim merkezleri olan Buhara ve Hive’de medrese eğitimi alarak, Arapça, Farsça ile dönemin edebi dili olan Doğu Türkçesini öğrenmiş 3 ve eserlerinde en iyi şekilde kullanmıştır. Mütefekkir ve mutasavvıf olan, aynı zamanda şiirlerinde Türkmen sözlü şiir geleneğini (bagşılık) yaşatan Mahtumkulu, edebi çizgisi itibariyle klasik bir şair olarak kabul edilir. O, şiirlerinde halkın birliği, vatan sevgisi, dini hayatın gerekleri gibi konuları ele almıştır. Onun yaşadığı dönemler hem muhteva hem de sanat derecesi açısından Türkmen edebiyatının parlak dönemleri olarak kabul edilmektedir. Mahtumkulu, sadece Türkmenlerin değil, bütün Türk dünya milletlerinin şairi olarak da tanınmış, bu büyük şair için kendi ülkesinde olduğu kadar diğer ülkelerde de çeşitli anma programları düzenlenmiştir. TÜRKSOY’un, Mahtumkulu Firaki’nin doğumunun 290. yılı olan 2014 yılını Mahtumkulu Firaki yılı ilan etmesi anma etkinliklerinin Türkmenistan dışında kardeş ülke Türkiye’de ve diğer birçok ülkede etkinlik ve konferansların düzenlenmesine vesile olmuştur Sayın Misafirler, Bendeniz ve Doç. Dr. Bedri Sarıyev ile bu ‘Uluslararası Mahtumkulu Firaki’nin Doğumunun 290. Yılı için Hazırlayacağımız Onun Eserleri Projesi’ne bizzat kendi imkanlarımızla 2010 yılında başladık ve halen de devam ediyoruz. Allah izin ve ömür verirse bu çalışmayı, Mahtumkulu’nun 300. Doğum Yılı olan 2024 yılına kadar da devam ettirmek istiyoruz. Muhterem Misafirler, Bilindiği gibi, Türkmenistan Cumhurbaşkanı Sayın GURBANGULU BERDİMUHAMEDOV’un 16.03.2012 tarih ve 12179 sayılı kararı ile Türkmenistan’ın Ankara Büyük Elçiliği nezdinde Mayıs 2013’te ‘Türkiye’de Türkmen Milli Şairi Mahtumkulu Firâkî’yi bilimsel açıdan incelemek ve halka tanıtmak amacıyla bir merkez oluşturulmasına’ karar verilmiştir. Bu çalışmalar için de, Türkmenistan Temsilcisi, Prof. Dr. Annagurban Aşirov, Türkiye Temsilcisi de, Prof. Dr. Abdurrahman Güzel, Doç. Dr. Berdi Sarıyev ve Selahaddin Baysal belirlenmiştir. Bu belirlemeden sonra 2014 yılı itibariyle başkanlığımda Türkiye tarafı olarak; ‘Prof. Dr. Ali Duymaz, Doç. Dr. Berdi Sarıyev, Doç. Dr. Nergis Biray, Doç. Dr. Hamiye Duran, Emrah Yılmaz ve Halil İbrahim İlteriş’le beraber altı kişilik bir ‘Mahtumkulu Firaki Bilim Kurulu oluşturduk. Çalışmalarımıza hız verdik. Ekibimiz, bütün dünyada Mahtumkulu’nun şu ana kadar el yazması ve yayımlanmış olan eserlerini Avrupa, Afrika, Afganistan, Azerbaycan, Irak, İran, Rusya, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye’de Kütüphane, Yayınevi ve özel kişilerde bulunan bütün nüshaları toplayıp kendi kütüphanemde bir ‘Mahtumkulu Külliyatı Kolleksiyonu’ oluşturduk. Daha sonra bu nüshaları ekip olarak inceledik, onlarda gözden kaçmış olan eksiklikleri not aldık ve Türkiye Türkçesine Aktarım işine başladık. 2010 yılından buyana akşam demedik, sıcak veya soğuk demedik, geceleri de dahil olmak üzere durmadan ekibimizle beraber çalıştık ve O’nunla ilgili aşağıda isimleri yazılı beş eseri 2014 Mahtumkulu Yılı’na yetiştirdik. İşte o eserler: 4 1. MAHTUMKULU DİVANI, MAHTUMKULU’nun Bütün Eserleri 1-2 Cilt, Aşkabat 2014. (Haz.: Türkmenistan Bilimler Akademisi Milli El Yazmaları Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Annagurban AŞIROV’tur.) Bu eser Komisyonumuz tarafında her iki cildi de ‘Türkiye Türkçesi’ne aktarılarak, TÜRKSOY tarafından basımı 2014’de tamamlanmıştır. 2. MAHTUMKULU DİVANI, Türkmen Türkçesi-Türkiye Türkçesi, paralelinde Komisyonumuz tarafından hazırlandı ve TİKA tarafından Prestij Kitabı olarak 2014 yılında basımı yapıldı. 3. MAHTUMKULU DİVANI, -Türkiye Türkçesi- olaraka Komisyonumuz tarafında hazırlandı ve Türk Dünyası Kültür Başkenti Eskişehir Valiliği tarafından 2014 yılında basımı yapılmıştır. 4. Mahtumkulu Anı Kitabı, Komisyonumuz tarafından hazırlandı ve TİKA tarafından 2014 yılında basımı tamalandı. 5. Klasik Düşüncenin Türkmen Mimarları Devletmehmed Azadî ve oğlu Mahtumkulu (Haz.:Berdi Sarıyev) Türk Dünyası Kültür Başkenti Eskişehir Valiliği tarafından 2014 yılında basımı tamamlandı. Sayın Misafirler, İşte yukarıda kısaca ifade ettiğimiz gibi, bu güne kadar bu eserlerin basımını yaptırabildik. Eğer müsaade ederseniz, ilk önce Türkmenistan Cumhurbaşkanı Sayın GURBANGULU BERDİMUHAMEDOV’’a Şükranlarımı arz etmek istiyorum. Türkmenistan’ın Ankara Büyük Elçisi Ata SERDAROV’a da teşekkürler ediyorum. Zira o da bizleri manen yalnız bırakmadılar. Sonsuz şükranlar. Ayrıca benim bizzat gurur duyduğum ekibime şükranlarımı huzurlarınızda sunmak benim için bir vecibedir. Zira hepimiz, bugüne kadar bu çalışmalarımızla ilgili olarak kimseden en ufak bir yardım-destek alamadık. Hep kendi imkanlarımızla buraya kadar gelebildik. Mahtumkulu’nun şiirlerinin Türkiye-Türkçesine aktarılmasında büyük gayret gösterdik. Para-pul düşünmedik. Zaman mefhumunu kaybettik. Gerektiğinde gece saat 24’e kadar bulunduğumuz her mahalde bu işi tamamlamaya çalıştık. Sizlerin huzurlarınızda alenen bir kere da bu fedakar ve yorulma bilmez bilim adamı arkadaşlarıma teşekkür ediyor ve haklarının da hem bize hem de Mahtumkulu’na helal etmelerini istiyorum. 5 Teşekkür etmem çalışmalarımızın bittiği anlamına gelmez. Biz Mahtumkulu’ya yeni başlıyoruz. Projemizin uzun vadeli çalışmalarındaki bir hedefimiz ise onun milli mirasını 20 ciltte toplamaktan ibarettir. Bunun bir cildini Türkmen-Türk bilim adamları ile Mahtumkulu’nun Deyimler Sözlüğü olarak başlattık. Uzun zamanlardan beri hayal ettiğimiz bir arzu da şudur: Türkmenistan’da olduğu gibi Türkiye’de bir ‘Uluslararası Türkiye-Türkmenistan Mahtumkulu Üniversitesi kurulsa, bu üniversitede Türkmen ve Türk Hocaları bir araya gelse, sonrasında Mahtumkulu’nun şu arzusu da gerçekleşecektir: Gönüller, yürekler bir olup başlar, Çıksa ordu, erir topraklar taşlar, Bir sofrada hazır kılınsa aşlar, Yaver gider şansı yüce Türkmen’in. SONUÇ OLARAK DA; Mahtumkulu’nun şu ana kadar yayımlanan ve yayımlanmamış bütün miras külliyatını inceleyen “Türkiye’de Mahtumkulu projesi” başkanı ve bir üniversite hocası olarak “MAHTUMKULU’YU OKUNUZ!” derim. Çünkü O’nda; gerçek hayatı öğrenmek, Türkmenleri ve bütün insanlığı tanımak istiyorsanız, Dünyayı dolaşmak, Öğrenci olmak, Öğretmen olmak, Bakan olmak, Dekan olmak, Çoban olmak, kısacası ne yapmak istiyorsanız Mutlaka Mahtumkulu’nu okuyunuz. Ayrıca Bildiriler dört oturum halinde sunuldu. Mahtumkulu’nun şiirlerinde ele aldığı konular yanında yetiştiği çevre, Türkmen Edebiyatı içindeki yeri, dünya edebiyatına etkisi, tasavvuftaki yeri gibi konuların yer aldığı bildirilerden sonra kapanış oturumu gerçekleştirildi. Kapanıştan sonra İrfan Gürdal’ın seslendirdiği halk müziğinin güzel parçalarından sonra öğrencilerin dans gösterileri ile Sempozyum sona erdi. Sempozyumda katılımcılara Özbek pilavı da ikram edildi. Düzenleme Kurulu adına Prof. Dr. Abdurrahman Güzel 6 TÜRK DÜNYASINDA "MAHTUMKULU EKOLÜ" ÜZERİNE KISA BİR DEĞERLENDİRME Prof. Dr. Abdurrahman Güzel1 Meşhur Türkolog Vambery’nin; “Mahdumkulu Divanı, Türkmenler arasında, Kuran’dan sonra en çok okunan bir eserdir.” sözleriyle anlatmaya çalıştığı ‘Mahdumkulu’nu; Türk Milleti, 1992 yılında tanıdı. Şöyle ki, bizim Türkmen Ağası, sevgili kardeşim Selahaddin Baysal, bir gün beni aradı. ‘Hocam, elimde Krill alfabasi ile yazılı bir kitap var, bunu sana gönderiyorum. Ne yaparsan yap!’dedi. Kitap geldi. O gün de Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölüm Başkanı olarak görev yapıyordum.. Kitap ‘Mahdumkulu Divanı’ idi. Hemen ben de bu eseri, Asistan kardeşim Himmet Biray’a; ‘Himmet! Bu eseri, Türkiye Türkçesine hemen aktar ve Kültür Bakanlığı’nda basılmasını saylayalım’ dedim. Himmet de bu görevi âcilen ve harfiyen yerine getirdi ve ‘Mahdumkulu Divanı" Kültür Bakanlığı yayınları arasında aynı yıl yerini aldı. Böylece Mahdumkulu da Türk milleti tarafından 1992 yılında ilk defa tanınmış oldu. 1 Prof. Dr. Abdurrahman Güzel, Başkent Üniversitesi, Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Böüm Başkanı Bağlıca Kampüsüs Ankara. Tel: 0312. 246 66 25 GSM: 0532. 509 36 69 7 Bendeniz, bu çalışmalarımız esnasında hem Selahhaddin Baysal’a şükranlarımı sunarken, hem de rahmetli Dr. Himmet Biray’a Cenab-ı Hakk’tan, rahmet, mağfiret ve mekanının Cennet olmasını niyaz ediyorum. Bildiğiniz gibi Mahtumkulu, Devlet Mehmet Azadi’nin oğludur. O, Hazar Denizi kıyılarında bulunan Etrek Çayı civarında, Karı-Kale eyaletinin Gürgen şehri yöresinde HacıKovşan Köyünde (yani bugünkü İran Gülistan Eyaletinin Türkmen Sahra’sında) tahminen 1724 yılında doğmuştur. Şâir, bu mensubiyetini, tayfası ve yurdunu; ‘Bilmeyen soranlara aydın bu garip adımız Aslı Gerkez, yurdu Etrek, adı Mahdumkuludur’ beytiyle açıklık getirmektedir. 1807'de vefat eden Mahdumkulu, bugünkü İran huduları içinde kalan Etrek Çayı kenarındaki ebedî istirahâtgâhında, baba-oğul olarak yan yana beraberce ellerini Allah’a kaldırıp; Türkmenler bağlasa bir yere beli Kurutur Gulzum’u Deryay-ı Nil’i Teke-Yomut-Göklen-Yazır-Alili Bir Devlete kulluk etsek beşimiz dörtlüğüyle, ‘Teke- Yomut- GöklenYazır-Alili birliğinde’ Türkmen tayfalarının birlikte hareketinin hayata geçirilmesi için dualar ederler. Hatta bu tayfaların beraberce yapacakları bir yürüyüşün görüntüsünü gözler önüne sererler. İnşaallah Rabbim bu baba-oğulun dualarını kabul buyurur da Türkmenler de ‘birlik ve beraberlik’ çağrısında birleşirler ve böylece Dünya Türkmenleri, dünyanın Lider Devletleri olurlar. Mahtumkulu, ilköğrenimini âlim ve şâir olan babası Devletmehmed Azadî’den almış, Buhara’da Kükeltaş Medresesi, Hive’de Şirgazi medresesi- Üniversitelerinde iyi bir eğitim görmüştür. Özellikle ‘Arapça, Farsça ve Edebi Doğu Türkçesi’ni öğrenmiştir. Türkmenistan, Özbekistan, Afganistan, Irak, Kazakistan, İran ve Anadolu’yu 'da dolaşmış, buralarda doğunun meşhur âlim ve pirlerinden olan Fuzuli, Nizâmi, Nevai, Sâdi, Muhammet Harezmi, Farabi, Biruni, İbn Sina, Kaşgarlı Mahmut, Ömer Hayyam, Yunus Emre, Kaygusuz Abdal, Mevlana, Hacı Bektaş Veli gibilerinin eserlerini yakinen takip edip incelemiş ve kendisini yetiştirmiştir. O, hayatı boyunca halkına hizmet etmiş, bütün yeteneğini, başarısını şiirlerine sindirmiştir. Şair her zaman vatan sevgisi hakkındaki düşünceleriyle yaşamıştır. Daha genç yaşta, bilgisine, takvasına hürmeten “garr-ı molla- yani aksakal” lakabıyla anılmıştır. Bildiğiniz gibi Türk dünyasının, özellikle de Türkmenlerin ortak duygularını dile getiren Mahdumkulu’nu eserlerinde, ilk önce ‘Vatan Sevgisi’ni yüksek sesle her zaman ve zeminde “Güzel ilim sen diye yolları aşarım” “Sabah kalkıp vatan diye seni anarım” “Firaki, vatan diye kan döker gözlerim” mısraları yankılanırken, ‘Vatanın hem üstü aziz, hem de altı, Çünkü üstünde can, altında ise iman var’ 8 diyerek kutsal inancını eserlerinde hayatı boyunca ifade etmiştir. O ayrıca; ‘Karacaoğlan gibi, Türkmen mertliği, Türkmen yiğitliğini; Dedem Korkut gibi, sözlerini veciz bir şekilde anlatan Aksakal oluşunu; Köroğlu gibi, Türkmenlerin hayatını dünya edebiyatında destanlaştırışını, ‘Evliyalar Ummanı’ diye vasıflandırdığı Hocaların hocası Ahmed Yesevi ve Bahaüddin Nakşibendi gibi, iyi insanla kötü insanın, mertle nâmerdin, güzelle çirkini anlatışı; insanları iyiliğe ve doğruluğa çağırışını; Hakk dini İslam Dini’nin gereğini yerine getirmeye davet edişiyle Hz. Muhammed ümmetinin örnek görünümü verişi; dünyanın faniliği, bu sebeple bu dünyaya fazla tamah edilmemesi gerektiğini; zenginlerin fakir fukarayı gözetmediklerinden ve ezdiklerinden şikayetçi oluşu; kethüdaların doğruyu söylemeyip, âdil karar veremeyip, adaleti yanıltmaları, rüşvet almalarının yanlışlıklarını; kan dökücü ve zalim idarecileri zulmetlerini; liyakatsız kişilerin devlet yönetimini ele almaları suretiyle milletin madden ve manen yükselemeyişini…vb’leri açık ve seçik olarak dile getirmiştir. Mahtımkulu’nun eserleri, aynı zamanda hayatın her safhasına ve zamana da ışık tutmuştur. Bu cümleden olarak onun eserlerinde ortaya koyduğu fikirleri, 18. yüzyıldan günümüze değin zamanla aynen alınmış, atıf yapılmış, isim olarak kullanılmış, âdeta bir ‘Mahdumkulu mefkuresi-Mahtumkulu Ekolü’ olarak bütün dünyaya yayılmıştır. Çünkü onda gerçek bir Türkmen örneğini her zaman bulabilirsiniz. Bu sebeple Türkmenistan’da onun adına ‘Üniversiteler kurulmuş, mahalle, sokak ve başka mekânlara adı verilmiştir. Hakkında Avrupa, Afrika, Asya, Türkiye ve diğer pek çok ülkelerde araştırmalar yapılmış ve yapılmaya da devam edilmektedir. O; XI. asırdan XVIII. asra ve günümüze değin gerçek anlamda bir Ahmed Yesevi mensubu ve takipçisi olarak fikirleri, mefkûresi ve eserleriye devam edegelmiştir. Çünkü ‘Toplumun Hocası’ olan Ahmed Yesevi için ifadesi bulan aşağıdaki bu mısralar, günümüzde Mahtumkulu Firaki için de aynen tekraralanmakta olduğunu görmekle mutlu oluyoruz. Yani Hocaların hocası Ahmed Yesevi için; Medine’de Muhammet, Türkistan’da Hoca Ahmet denilirken, Mahtumkulu da; Çektiğimdir kaygı-hasret, Bu ne hadis, bu ne ümmet, Türkistan’da Hoca Ahmet, Onun adı yitip gidecek mi?!... der ve XVIII. asırda, ‘Mahdumkulu Üniversitesi’adıyla akademik bir kurumun kurulmasının mesajını verir. Böylece o, "Mahtumkulu" adıyla ebediyyen Türkmenistan’da yaşıyor ve Onun adı asırlar ötesinden kaybolmadan devam ediyor, fakat baba-oğul kendi vatanında değil, başka illerde bizlerden ‘hayır-hasenat ve dualar’ bekliyor. Öyle ise biz ne yapmalıyız? Biz Onu gurbet ellerde hüzünlü olarak yalnız bırakmamalıyız. Onun yine Yukarıda Hindistan'ı Arkada Türkmenistan'ı Evliyalar ummanı 9 OL Rumistan'ı görsem' dörtlüğünde ifade ettiği ‘Rumistan - Anadolu’ya olan büyük hasretini giderebilmek için Türkiye’de ‘Uluslararsı Mahdumkulu Akademisi’ kurmalıyız. Ayrıca biz de dünyada yayınlanan bütün Mahdumkulu Divanı’larını taradıktan sonra Türkiye Türkçesinde O’nun ruhuna özel iki adet ‘Mahdumkulu Divanı’nı da yayına hazırladık. Bular da, Mahtumkulu Firaki Divanı (TürkmenTürkçesi-Türkiye Türkçesi bir arada), Mahtumkulu Firaki Divanı (Türkiye Türkçesinde), Mahtumkulu Anı Kitabı, inşaallah kısa zamanda yayınlanacaktır. Bu vesile ile bendeniz de derim ki; ‘Anadolu’da analım Mahdumkulu’nu Hepimiz candan sevelim de Onu Okuyalımda hem Onun Divanını Kuralım Türkiye’de Mahtukmkulu Ekolünü derken O’nun adına inşallah ‘Uluslararası Türkiye-Türkmenistan Mahtumkulu Akademisi’ni kurabilir isek, burada hem Türk-Tükmen kültürünü daha da yaklaştırır, hem bilim dünyasının her alanında bilhassa Yüksek Lisans, Doktora seviseyinde bilim insanı yetiştirir, hem de böylece gerçekten yıllardır özlediğimiz ‘Mahtumkulu Ekolünü’nü oluşturmuş oluruz. Bunun Türk dünyası için arzu edilen ‘birleşim’in ilk basamakları olacağına ümidim tamdır. 10 MAHTUMKULU‘NUN ŞİİRLERİNDE KUTSAL MEKÂNLAR Doç. Dr. Hamiye Duran Türkmen edebiyatının ünlü bir şairi olan Mahtumkulu edebî ve fikrî olgunluğu ile Türkmenlerin milli şairi olma vasfını kazanmıştır. Kaynaklarını Türk ve İslam dünyasının ortak değerlerinden seçen Mahtumkulu, din ve tasavvuf konularına bağlı olarak ahlakî değerleri işleyen bir şair olmasının yanında, vatan fikri güçlü, toplum meselelerine duyarlı, halkının zevk ve estetik değerlerine bağlı bir şahsiyet olarak karşımıza çıkmaktadır. 18. yüzyıldaki Türkmen hayatının onun şairliğine ne derece etki ettiği çeşitli kaynaklarda ele alınmıştır. Hem tekrara düşmemek hem de zamanı iyi kullanmak için kısaca başlıklar halinde özetleyerek şiirlerinde bazen benzetme bazen gerçek halleri bazen de sosyal ve dini fikirlerini desteklemek üzere ele aldığı kutsal yerlerden bahsedeceğiz. Mahdumkulu, meşhur Türkmen âlim ve şairi Devlet Mehmet Azadi’nin oğlu olması hasebiyle babasının ilim ve şairliğinden istifade etmiş, daha sonra eğitimini Hive ve Buhara medreselerinde tamamlamıştır. Arapçayı, Farsçayı ve Doğu Türkçesini öğrenmiş, klasik edebiyatın temsilcilerinden olan Nevâyî, Fuzûlî, Nizami, Sa’di, Hafız, Nesimi gibi şairlerin eserlerini okumuş, aynı zamanda Türkistan’da oldukça yaygın olan Türk-tasavvuf edebiyatından da etkilenmiştir. Tasavvuf kültürüne vukufu sebebiyle onun şiirlerinde hem toplumsal hem de ferdi ahlakın yüceltilmesi ile ilgili pek çok şiire rastlanmaktadır. Mahdumkulu, Klasik şiire vakıf olmasına rağmen, şiirlerini daha ziyade sözlü gelenek içinde sürüp gelen milli Türk şiir geleneği etrafında şekillendirmiştir Hatta elinde sazı ile geleneksel ozan tipinin temsilcisidir. Bu da onun, üstün sanatkârlığının yanı sıra şiirlerinde içinde yaşadığı devirde Türkmenlerin moral gücünü yükseltmek ve birliğe çağırmak mücadelesi vermiş bir milli bir şair olduğunu göstermektedir. Mahtumkulu, eserlerinde yaslandığı köklü kültür birikimini yeniden işleyerek kendi devrinin sosyal, kültürel ve dini meselelerine çözüm sunmuş, estetik alanda da kıymetli eserler oluşturmuştur. Medrese eğitimi almış olması, İslam dini hayatına ve anlatılarına vukufiyeti işlediği konulara derinlik kazandırmıştır. İslam dininin peygamberi olan ve “güzel ahlakı tamamlamak üzere” gönderildiğini bildiren Hz. Muhammed’in hayatının geçtiği Mekke, Medine, Kâbe, Mina, Sinâ Dağı, Beytü’l-mukaddes (Mescid-i Aksa- Kudüs), Safa, Merve, Zemzem çeşmesi, Necef, Şam, Kerbelâ gibi kutsal yerler onun şiirlerinde oldukça yer tutmaktadır. Sayısal olarak bakıldığında en fazla zikredilen yerler sırasıyla Mekke (11), Medine (12) ve Kâbe (11)’dir. 11 MEKKE Mekke, Arap Yarımadası'nın batısında bulunan eski Hicaz bölgesinde ve Kızıldeniz'in doğusunda yer alır. İslâm dininde önemli yeri olan kutsal bir şehirdir. Zira İslâm dininin peygamberi Muhammed burada doğmuştur. İslâm'ın kutsal kitabı Kur'an-ı Kerim burada indirilmeye başlanmıştır. Mekke, İslam'ın beş şartından biri olarak kabul edilen ve Müslümanlarca zilhicce ayında Hac ibadetinin yapıldığı yer olan Beytullah yani Kâbe’nin bulunması bakımından da önemlidir. Bu bakımdan şiirlerde en ziyade yer alan Mekke’dir denilebilir. Şehirlerin anası “ummu'l-kur'a” sıfatıyla anılır. Şairin de dediği gibi Müslümanların şehri olmalıdır. Gözü birdir, kara giymiş kaddine, Gafil yanar haramın oduna, Şam-ı şerif, Rum, Mekke, Medine’ye, Müslümanlar kaçıp, dolsa gerektir. (gelse gerektir,525) Mahtumkulu da her şair gibi Allah’a ve onun Rasulüne gönülden bağlıdır. 0nun şiirlerinde Mekke Medine, Muhammed sevgisi ile birlikte geçmektedir. Diğer şairlerden farklı olarak Muhammed, “Rehber, bu âlemin sultanı sensin, ey peri” dizelerinde de görüldüğü gibi peri olarak vasıflandırılmıştır. Meskeni Mekke, Medine sekiz uçmak lâlesi, Her sözün peşinde bin kumru, bülbül nâlesi. Gece nurdur âleme o gül yüzünün şulesi, Kadd-i-kâmeti bülent, ey nur-ı Hakk’ın balası, Seyr eden dokuz felek semayı sensin, ey peri. Mekke’den keşt eyledin şehr-i velâyet madene Refrefi’l-Kufe, Tarı, Basra, Halep hem Şirvan’a, Hem Mısır hem Kayser ve Şiraz ile İsfahan’a, Hayber ve Herat ile, Lekleher’e ve Sekvan’a, Rehber, bu âlemin sultanı sensin, ey peri. Mu’ciz ile Salih’in taştan çıkmıştır mayası, Nuh tufanında tek kaldı o Nuh’un dâyesi, Ya Muhammet Ahmed’im ya, din-i İslam pâyesi, Geldiler ikrar edip o şiri Düldül eyesi, Bahş eden Düldül ile kamkamı sensin, ey peri. ……. 12 Söylüyor Mahtumkulu, sensin cihanın can gülü, Dine salan Fars ile İran’ı sensin, ey peri. ( Bülbül nalesi 594) Mekke’ye varan olur hacı, Mekke’den çıktı bir güzel, Şam, Necef’te, Mekke, Dımaşk ilinde; Medine’yi açlık, Mekke’yi Habeş, Meskeni Mekke Medine sekiz uçmak lâlesi, Düştü seyrim daima Mekke Medine dağına, O Selim şah Mekke hanı ibn-i Sultan orda var, Lâmekânın burcuyla Mekke’ye doğru yanıdır”.gibi dizelerin çoğunda Mekke kutsal bir şehir olarak ve hac dolayısıyla ele alınmıştır. Mahtumkulu’nun Hac vazifesini yerine getirip getirmediğini şiirlerinden çıkarmak pek mümkün görünmemektedir. Ancak hacca gitmek arzusunu şu dizelerden anlamaktayız. Haklının hakkını alamadığı dünya hâlinden şikâyet ettiği başını alıp gitmek istediği, “Ay gününüz Batmaya” adlı şiirde bu isteğini şöyle belirtmektedir. Mahtumkulu bildim, bahtım hiçtir, Gıybetim güçlüdür ikbalim felçtir, Niyetim Kâbe’dir, hayalim hacdır, İhlâsım var hac tavafın etmeye. (Ay gününüz Batmaya, 216) Kardeşi Abdullah’ın ölümü üzerine yazdığı bir şiirde akranlarının atlarına binerek Medine’ye yola çıktığını sırdaşlarının hacca gittiğini, kendisinin yalnız kaldığını bildirir. Magtımgulı, munda gelen görüşip, Ötdüler duşumdan atın sürüşip, Deñim-duşum Medinege yörüşip, Yeke galdım, sırdaşlarım hac kıldı.( Uç kıldı, 277) Yine mihman kafiyeli ve gazel tarzında yazılmış bir başka şiirde hastalığın canın zilleti olduğunu, sağlığın da canın sultanı olduğunu söyledikten sonra nefsin temizliğinden, ihlaslı kul olmanın yiğidin işi olduğundan bahisle ne hacca gidebildiğini ne de hizmet edecek bir er bulabildiğinden şikâyetlenir. Er bulmadım hizmet edem, yol bulmadım hacca gidem, Bu iki iş, bu ten ara bu canımın armânıdır. (Mihmanıdır, 701) Yukarıdaki dizeler onun hac arzusunu bize bildirmekte ancak, hac ile ilgili detaylar onun şiirlerinde bulunmamaktadır. Özellikle Arafat ile ilgili bir bilginin olmayışı hâlihazırda hacca gitmediği fikrimizi güçlendirmektedir. Ayrıca “Şifa ver” redifli şiirde hastalığından kurtulmak için enbiyalardan, evliyalardan, halifelerden yardım talep etmekte, “Kâbe’ye varan hacı alır sebabı” diyerek Allah’a dualarının kabulü için yalvarmaktadır. Kardeşi Abdullah ve Mehmet Safa’nın ayrılık derdiyle “ Bunlar gelmedi” redifli yazdığı şiirde Kâbe ziyaretinin 6 aylık zorlu bir yolculuk olduğundan bahisle kardeşleri hâlâ dönmediği için dertlenmektedir. 13 KÂBE Kâbe Mekke’de Mescid-i Haram’ın içinde bulunan hac aylarında Müslümanların ziyaret ettiği üzeri altından işlenmiş ayetlerle süslenmiş, siyah örtülü kübik bir yapıdır. Ayrıca dünyadaki Müslümanların namaz ibadetini yaparken döndükleri kıbleleridir. İbrahim ve oğlu İsmail tarafından yapıldığı bilinmektedir. Beytullah, Beytü’l-Haram, Kâbetullah adlarıyla da anılır. Bu sebepten Mahtumkulu’nun şiirlerinde de Kâbe çoğu zaman İbrahim ile birlikte ve onun Kâbe’yi inşası vurgulanarak bahis konusu edilmiştir. Aşağıdaki şiirde de İbrahim’in oğlu İsmail’i kurban adaması ve oğlu ile birlikte Kâbe’yi yapması bilgisi vardır. Pehm eyle sözümni, âşıklar başı, Kim ber Huda oglun keffaret etdi? Halılulla - Hakıñ Kâbe taraşı, Kim ondan soñ Kâbe ımarat etdi?( Keffaret etti, 312) …………………….. Abu Bekr, Osman, Alı, Biri-birinden senalı, Kâbe şehrinde binalı, Ibrayım Halılulladır. (Bir Allah’dır. 190) Ayrıca İbrahim’in ateşe atıldığı vakit ateşin onu yakmamasına da telmih vardır. Bahr era balık içinde rahat eylep uklanan, Imtihan eylep oña kermi-kelanlar beklenen, Dost olup Allahına duşman elinde saklanan, Mancanıka baglanıp bir ataş içre oklanan, Kâbe binyat eylegen mıgmarı gördüm – (şondadır, 641) …………. Hakdan rehmet sepiler, Imaratlar yapılar, Gitseñ Kâbe tapılar, Rumıstana sarı. (Hazeristana sarı,33) ………………… Aşağıdaki şiirde ise şair içinde yaşadığı çağı zulmet gecesi olarak tanımlamakta ve asr-ı saadete özlem duymaktadır. “Benim sahip cemalimi gördün mü” tekrarlanan dizeli şiirde sevgiliyi Kâbe etrafında aramaktadır. Gan edipdir pelek bagrım pırakda, El-mıdam gezer men yar diyp sorakda, Kâbe etrapında, Şamda, Irakda, Meniñ sahıpcemalı mı gördüñmi? (gördün mi, 317) 14 “Aman hey” redifli şiirin tamamında mahşer günün heybetinden, hesapların görüleceği ve haklının hakkını alacağından bahsederken Kâbe ve Hıristiyan Habeş ordusunun Mekke’ye saldırdığı vakit olan bir hadiseye de telmih edilmektedir. .Kâbeyi tahrip etmeye gelen bu orduların üzerine Ebabil kuşlarının taş yağdırmasını hesap günüyle ilişkilendirmektedir. Deçcal halka urar, Kâbe övrüler, Bulutlar bögürşip, tupan turular, Tayran Ebebilden kapır gırılar, Hayhat günden, zulmat günden aman hey. (Aman hey, 552) Kâbe aynı zamanda klasik edebiyatta ve tasavvuf edebiyatında vuslat makamıdır. Nasıl ki Kâbe hacılar tarafından ziyaret ve tavaf edilmektedir. Sevgilinin bulunduğu yer de âşıklar tarafından tavaf edilmektedir. Kâbe’nin sevgili ile anılması Kâbe’deki putları da çağrıştırmaktadır. Çünkü sevgilinin bir mazmunu da büt yani puttur. “Benzer” redifli bu şiir de Kâbe sevgilinin öz mekânıdır. Rabb’in de sevgili olarak nitelendiğini zihnimizde tutarsak her iki manaya gelebileceğini varsayabiliriz. Neler ister de Dükkânın Al imanım tatlı cânım Güzel peri öz mekânın Kâbe Beytullah’a benzer ( benzer, 185) Şair, feleğin dünyasını zindan etmesini anlattığı şiirde de baba ve annesinin yokluğunu anlatırken annesi için Kâbe benzetmesini kullanmaktadır. Etrafımı sel almıştır, kalmışım yaman, benim, Pederim Azâdî geçti, kalmadı Kâbem annem. Mat olmuştur, sayramaz, bağ içre esirdir sanem, İbrahim dek nar içre merd ü merdan sermenem, Bizleri oda atıp, gör, nârı reyhan eyledi. ( can eyledi,595) Mahtumkulu “Ay gününüz batmaya “ adlı şiirinde zamanın halinden şikâyet etmektedir. Özellikle 60-70 yaşına gelen sofuların fakire zulmetmelerine, ehil olmayan insanların her işe talip olmalarına üzülmektedir. Münkirlerin durumunu da Kâbe üzerinden tarif eden şair, çıkar söz konusu olduğunda İnsanların gözünde manevi değeri olan her şeyin değişebileceğine vurgu yapmaktadır. Çok yaşayıp, akletmezler tövbeyi, Neşe ile oynatırlar kahpeyi, Kâfirler kast edip yıksa Kâbe’yi, Münkir varır ağacını satmaya. (216) ZEMZEM ÇEŞMESİ Kâbe deyince hemen akla zemzem çeşmesi de gelmektedir. İslam inancında zemzem suyunun önemli bir yeri vardır. İbrahim peygamber, eşi Hacer ve oğlu İsmail’ çölde bıraktığı zaman, Hacer’in çölde su bulmak umuduyla yedi kere Safa ve Merve 15 arasında koşuşturduğu ve sonunda İsmail’in ayağı ile eştiği yerden su fışkırdığı anlatılmaktadır. Bugün bütün hacılar bunu ritüel olarak uygulamaktadırlar. Zemzem, siirlerde sadece üç yerde geçmektedir ve benzetme unsuru olarak kullanılmıştır. Sevgilinin ağzı zemzem çeşmesine benzetilmiştir. Şayet Mahtumkulu, hacca gitmiş olsaydı, haccın kutsalı olan zemzemden daha çok bahsedilmesi gerekirdi. Mahtumkulu, söyler ki, dokuz felek Zühresi, Yedi yıldız kardeşi, ayın-günün pâresi, Nur-ı dîdem şulesi, gözüm ağı karası, Âb-ı zemzem çeşmesi, Safa-Merve arası; Süleyman dek ahdimi sındırdığım bilmez misin? (bilmez misin,620) Saç bağın ucunun sim işmesi, Üstünden yol düşse, zordur aşması, Ağzın ab-ı hayat, Zemzem çeşmesi, Aynü’l bâkî suyunun layı, güzelsin. (güzelsin, 374) MEDİNE Müslümanlar için kutsal kabul edilen şehirlerin başında gelen Medine, Hz. Muhammed’in hicret ettiği şehir olması açısından ciddi bir öneme sahiptir. Hicret, sonuçları münasebetiyle İslam dininin seyri adına bir dönüm noktası olarak kabul edilir. Hicret mekânı olarak Medine’nin seçilmesinin önemli sebepleri vardır. Peygamberliğin ilanından sonra Mekke’deki Müslümanların huzursuz olmaları ve Mekke halkından destek bulamamaları hicretin sebeplerinin başında gelir. Hz. Peygamber’in Akabe’de tanıştığı Medinelilerden bazılarının İslamiyet’i kabul etmesi sonunda Medine’de oluşan Müslüman topluluk, Allah Resûlü’ne güven konusunda teminat vererek; Mekkeli Müslümanları ve İslam Peygamberini şehirlerine davet eder. Bu teklifi kabul eden Hz. Muhammed, 622 yılında Mekke’den Medine’ye hicret eder. (Özcan 2013:2037-2047) Şairin Medine şehrine verdiği değeri “ordadır” redifli şiir açıkça ifade etmektedir. Hz.Muhammed’in ve çeşitli din büyüklerinin kabirlerinin orada olması şairin gözünde orayı daha da kıymetli kılmaktadır. Şehr-i velâyet maden, sekiz uçmak lâlesi gibi kelimelerle tavsif edilen Medine: 1. Şehir adı olarak, 2. Hicret edilen yer olarak, 3.Kendisine benzetilen olarak karşımıza çıkmaktadır. Hicret edilen yer olarak; Mekke’den keşt eyledin şehr-i velâyet madene dizesi ile Mekgeden çıkdı bir gözel, Medinege rovan oldı dizelerinde ifadesini bulmaktadır. Şiirin tamamı aşağıdaki gibidir. Mekgeden çıkdı bir gözel, Medinege rovan oldı. Gören taç etdi serine, Görmeniñ bagrı gan oldı. 16 Hakdan oña indi Kelam, Adı şamçıragıl-ıslam, Mutıg oldı cümle alem, Şeyle sahıp zaman oldı. Dosta yetdi bara-bara, Yedi gögi yara-ıara, Her kim müñkürdir ol ere, Kapırdır, biiman oldı. Gol göterip, Resul aglar, Govşaşdı gunçalar, baglar, Bedriñ uruşında daglar Yedi aylap duman oldı. Sap urdı batır beññiler, Dövüşe çıkdı zeññiler, Gana batdı üzeññiler, Alınıñ desti gan oldı. Mukatıl etmedi teşvüş, Alı bilen saldı dövüş, Toprak, demir, polat, kümüş, Galaları veyran oldı. Magtımgulı, Rumıstana, Çaldı gılıç Hindistana, Badahşana, Türkistana, Yedi ıklıma han oldı (revan oldu, 90) Medine’yi açlık Mekke’yi Habeş, Medine’de İsa semadan iner, Medine’ye revan oldılar. Ordadır redifli şiir ise olduğu gibi Medineyi işaret etmektedir. Yahşiler tutmuş bina, bir şehri gördüm – ordadır, Aşk metası satılan pazarı gördüm – ordadır. Rengârenk güller açılmış hârı gördüm − ordadır, Hûb şecerler boy almıştır, barı gördüm –ordadır, Yüz kirişme şiveli dildârı gördüm – ordadır. Kâyim olsan istemezler, gitsen ki, avaz eyleyir, Söylesen vermez seda, söylemesen râz eyleyir, Gönlünü bent eyleyip, özünü pervâz eyleyir, Bir peri pinhan oturmuş, “Gelme” dep, nâz eyleyir, 17 O peri peyker sıfatlı yâri gördüm – ordadır. O Hızır, İlyas ile Ahmet, Süleyman orda var, O Selim şah Mekke hanı ibn-i Sultan orda var, Bâyezit, Sultan Veyis − hırkayı giyen orda var. Bir nice Mecnun gibi çâk-i giriban orda bar. Dayanır Musa asası – marı gördüm – ordadır. Bahr ara balık içinde rahat yatıp uyunan, İmtihan edip ona kermi kelanlar beklenen, Dost olup Allah’ına düşman elinde saklanan, Mancınığa bağlanıp bir ateş içre fırlatılan, Kâbe’yi binyâd eden mimarı gördüm − ordadır. Yüz yirmi dört bin yine de yedi yüz peygamberi, Üç yüz on üç mürselin − onlar dahi, tac-ı seri, Yüz yirmi dört bin dürdanenin sensin baş cevheri, Ümmetinin şefi’i, Mahtumkulu’nun manzarı, O Muhammet Ahmedi Muhtarı gördüm – ordadır. (Ordadır, 641) Kendisine benzetilen olarak; Mahtumkulu annesinin ölümü ve duyduğu acıyı anlatmak üzere kaleme aldığı şiirinde Mekke ve Medine’yi benzetme unsuru olarak kullanmıştır. Eyvahlar ki, neylerim ben, mihribânım, nerdesin? İki dünya yoldaşım, şehr-i imanım, nerdesin? Gözlerimin rûşeni, nûr-ı ‘ayn’ım, nerdesin? Neylerim bağ ve çemeni, meh-i tabanım, nerdesin? Validem, Mekke Medine’m, mihribânım, nerdesin? Şom feleğin zulmünden çıkmış bedenden canı, hey, Gitti o şehr-i cennete, ayrılıp imanı, hey, Savruldu dağlar başından, yağmurlu dumanı, hey, Kalktı nâleden bugün, o kurutup ummanı, hey, Validem, Mekke Medine’m, mihribânım, nerdesin? Görmedim hiç rastıma, o bakiden gül gibi yüzün, Dedi: “görmedim çırağım”, yaş edip iki gözüm, “Firakî! Firakî!” deyip, unutmuşum o sözün, Verdi o zemin içre bî-ihtiyar bilip özün Validem, Mekke Medine’m, mihribânım, nerdesin? Ayrı gidemez keklik, çölde bırakıp balasın, Ağlar bülbül her daim, âleme yayıp nâlesin, Ak geyiğin yavrusu çıksa elinden, neylesin, Şom felekte yok utanç ki, koydu firkât hilesin… 18 Validem, Mekke Medine’m, mihribânım, nerdesin? Milleti olmasa şahlar, tahtından düşer gider, Koysan o ateşe ağacı, kül olur, pişer gider, Bozsan ki arı inini, dolaşır koşar gider, Ölse gözaltında oğlak, gebesi şişer gider, Validem, Mekke Medine’m, mihribânım, nerdesin? Topluyorlar malları bir kişiyi edip çoban, Uykuda yatsa kişi, mallar dağılır bî-gümân, Rastlarsa kurda bir ân, hiçbiri kalmaz emân, Geldi başıma ey dostlar, böyle bir çetin zamân, Validem, Mekke Medine’m, mihribânım, nerdesin? İl uluslar zâr edip, kıldı kendini hâr u zâr, Kış faslına dönerek, gitti o mevsim-i bahar, Bıraktı bulutlar yağmurun, halime eyleyip kahhar, Coşturup yeryüzünü, umman gibi seller akar, Validem, Mekke Medine’m, mihribânım, nerdesin? Girmişim bağa revan, solmuş ki gördüm güllerim, Ok değmeyen, damı geçip, ölmüş ki bülbüllerim, Çıktı derya kenarından, aktı dünya sellerim, Ağlıyor ayım-günüm, matem tutuyor illerim, Validem, Mekke Medine’m, mihribânım, nerdesin? Koç yiğidin elinden kaçtı bugün, gör, kılıcı, Uzamaz, yetmez, zeminde yoktur onun ilacı, Döktü yaprağın birden, yas tutup servi ağacı, Dayı, akraba kardeşi zâr eylerler hem de bacı, Validem, Mekke Medine’m, mihribânım, nerdesin? Ayrı düşüp Kâbe’den, koydum Firakî adıma, İl ulus, hazineden düşmez bir zerre yâdıma, Gördü eşkıya bugün el vurdu cevher zatıma, Eridi dağların taşı, dayanmadı oduma, Validem, Mekke Medine’m, mihribânım, nerdesin? (624 şehr-i imanım nerdesin) KUDÜS Mahtumkulu şiirlerinde, Kudüs ad olarak geçmez, ancak Beytü’lmukaddes’ten bahisle ve “kâb-ı Kavseyn ev ednâ” ayetiyle Mirac’a, dolayısıyla bu şehre gönderme yapılır. “yâ Muhammet Mustafa” redifli şiirde şefaat dileği ile 19 Yedi kat gerdûn zeminin oldu mi’rac akşamın, “Kâbe kavseyni ev ednâ” yetti senin makdamın, Cebrail, Allah idi o gece yâr-ı hemdemin, Hâk-i nâlin zîya-yı çeşm-i arş-ı a’zâmın, Âsi ümmete şefâat yâ Muhammet Mustafa (Muhammed Mustafa, 592) şeklinde“çok can geçmiştir” redifli şiirde dünyanın geçiciliğini vurgularken O hazret Hak Resûl Mirac’ı aştı, Asmanlar derbeder kapısın açtı, “Kâbe kavseyn” gidip, Hakk’a ulaştı, O server-i iki cihan geçmiştir. (533) Şeklinde ifade edilmiştir. Beytü'l-Mukaddes (mukaddes ev) İslâm'da mukaddes mescitlerden biri olan Kudüs'teki Müslümanların ilk kıblesi olan mescittir. Kudüs Camii ve Mescid-i Aksâ da denir. Mescid-i Aksâ ismi hem Kur'an-ı Kerîm'de ve hem de hadîs-i şeriflerde geçer. Kur'an-ı Kerîm'de İsrâ olayından: "Ona ayetlerimizden bazısını göstermek için kulunu geceleyin Mescid-i Haram'dan, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ ya götüren Allah her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir” şeklinde bahsedilir. (Kur’an, elİsrâ/1). Mahtumkulu’nun “hakkı için” redifli şiirinde ise Beyt‘ül-Mukaddeste, İmran ilinde, Atasız var olan ana belinde, Kudretin meşhurdur Meryem oğlunda, Ya Rab, İsa Beriyullah hakkı için şeklinde geçmektedir (415). Halk şairleri bazen eğlenmek bazen yarışmak üzere fasıllarda karşılıklı şiirler söylerler. Âşık fasılları içinde, tekellüm olarak adlandırılan bölümde âşıklar dini ve tasavvufi konularda birbirlerine çeşitli sorular sorarlar. Mahtumkulu ve Azadî arasındaki böyle bir deyişmede: (718) Âzâdî’nin Rum şehrinin serdarı, Nerde kurdurmuş gülzarı? Hangi kalenin duvarı, Muhammet’le miraç aştı! şeklindeki deyişine, Mahtumkulu: Şeddat, Rum’un serdarı, Şam’da kurdurmuş gülzarı, Mukaddes şehrin duvarı, Muhammet’le miraç aştı şeklinde cevap vermiştir. Mahtum Kulu ile Zunubî arasında Âdem’in hangi toprak ya da topraklardan yaratıldığı mevzuunda karşılıklı olarak yapılan deyişmede Âdem’in başının, Beytü’lmukaddes toprağından yaratıldığından bahsedilmektedir. Mahtumkulu: Ne yerden kıldı Hak adamın başın? 20 Ne menzil topraktan eyledi dişin? Ne yerden eyledi bu gönül hoşun? Üstat isen, bize bundan haber ver! Zunubî: Beytü’l-mukaddesten kıldı başını, Kevser toprağından kıldı dişini, Firdevsin toprağından gönül hoşunu, Bizi üstat bilsen, haber böyledir! (722) Sözümüzün başında da belirttiğimiz gibi Mahtumkulu şiirlerinde pek çok kutsal mekânı şiirlerinde özellikle tip ve temalarla birlikte yeri geldiğinde kullanmıştır. Biz bu kısa süre içinde en ziyade olanlara temas etmeye çalıştık. Buradan şu sonucu çıkarabiliriz. Mahtumkulu Hz. Muhammed’e duyduğu muhabbet ve bağlılık sebebiyle Hz. Muhammed’in temsil ettiği yüce ahlâkı kendi şiirlerinde dile getirmiştir. Hac ibadetinin gerçekleştirildiği Mekke’yi ve Hz. Muhammed’e kucak açan ve hayatının sonuna kadar sahip çıkan Medine’yi kendine has dil ve üslubuyla anlatmak, dolayısıyla kutsal topraklara ilgi uyandırmak ve müminleri bu mekânlara teşvik etmek gibi önemli bir görev ifa etmiştir. Kaynakça GÜZEL, Abdurrahman (2014). Mahtumkulu Dîvânı, Türkmence- Türkçe, Hazırlayanlar: Abdurrahman Güzel, Ali Duymaz, Berdi Sarıyev, Nergis Biray, Hamiye Duran, , Emrah Yılmaz Halil İlteriş Kutlu, Emek Üşenmez, TİKA Yayınları, Ankara. ÖZCAN, Nurgül (2013). Nabi Divanı’da Medine,Turkish Studies - International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 8/1 Winter 2013, p.2037-2047, ANKARA-TURKEY 21 MAGTIMGULI NASIL TAPŞIRDI? Prof.Dr. Naciye YILDIZ Tapşırma, “ozanın genellikle şiirin son biriminde mahlasını söylemesi”dir ve şairin şiire imzasını atması anlamına gelmektedir. İlk örneklerini Yusuf Has Hacib’te ve Edip Ahmet’te bulduğumuz tapşırma geleneğinin Oğuz sahasında, 13. yüzyıldan itibaren tekke ve divan tarzı şiirlerde, 15. yüzyıldan itibaren de âşık tarzı şiirlerde hemen hemen bütün şairler tarafından uygulandığını görmekteyiz. 18. Yüzyılda yaşamış olan büyük Türkmen şairi Magtımgulı Piragi de şiirlerinde tapşırma geleneğini sürdürmüştür. Mahtımgulı’nın hangi kalıpları kullanarak tapşırdığını daha önceki bir çalışmamızda değerlendirmiştik2. Bu çalışmada, şairin tapşırmalarını nerede ve nasıl kullandığını tespit etmeye çalıştık. Şairin imzası olduğu kadar aynı zamanda şiirin tamamlandığını da gösteren tapşırma, Türkmenistan âşık/bahşı geleneğinde de vardır. Magtımgulı da şiirlerinde bu geleneğe uymuş ve tapşırmıştır. Magtımgulı’nun tapşırırken hangi formülleri kullandığını daha önce bir çalışmamızda tespit etmiştik. Bu tebliğde, tapşırma biriminde âşığın kendisiyle ilgili konulara değindiği ve dili kullanmadaki ustalığını yansıttığı varsayımından hareketle, farklı muhtevadaki mahlaslarını belirlemeye çalıştık. Çalışmada, kaynak olarak Magtımgulı’nun şiirlerini toplu olarak yayımlandığı, 2014 yılında Aşgabat’ta basılan son çalışmadan faydalandık3 Çalışmamıza kaynaklık eden kitapta Magtımgulı’nun, 388 şiiri yer almaktadır. Magtımgulı bu şiirlerden 347’sinde Magtımgulı, 38’inde Pıragı, 1’inde Gul Magtım, 2’sinde de hem Magtımgulı hem de Pıragı olarak çift tapşırma kullanmıştır: Magtımgulı, ismiñ seniñ bolsun gerekdir Pıragı (Aşırov 2014:96). *** Magtımgulı, hoş hap içre yatırdım, Emriñe ugradım, iman getirdim, Özümi unutdım, huşum yitirdim, “Pıragı” diyp çagıray sen bu namım. (Aşırov 2014:159). Şiirlerini beyitler ve dört, beş, altı, yedi, dokuz mısralık bentler şeklinde söyleyen Magtımgulı’nın beyitlerle söylenmiş şiir sayısı toplam 37’dir. Bunlardan 27’sinde Magtımgulı, 10’unda Pıragı olarak tapşırmıştır. Magtımgulı şeklindeki tapşırmaların 22’si birinci, 5’i ikinci mısradadır. Pıragı şeklindeki tapşırmaların tamamı birinci mısradadır. Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Öğretim Üyesi [email protected] 2 Bkz. Naciye Yıldız, “Azerbaycan, Türkiye ve Türkmenistan Sözlü Geleneklerinde Aşıklar Nasıl Tapşırdı?”, Türki Düynesi Almanah 2013, s.183-192, Astana, Türk Akademisi Yayını. 3 Bkz. Annagurban Aşırov, Magtımgulı, Aşgabat, 2014, İlim yayınları. 22 Magtımgulı’nın dörtlükler şeklinde söylenmiş şiirlerinin sayısı 319’dur. Bunlardan 313’ünde Magtımgulı, 23’ünde Pıragı olarak tapşıran şair, Magtımgulı tapşırmasını birinci mısrada 225, üçüncü mısrada 59, dördüncü mısrada 6 şiirinde kullanmıştır. Pıragı mahlası 14 şiirde birinci mısrada, 6 şiirde üçüncü mısrada, üç şiirde de de dördüncü mısrada kullanılmıştır. Her iki mahlas da hiçbir şiirde ikinci mısrada tapşırılmamıştır. Şair bir şiirinde de birinci mısrada Gul Magtım olarak tapşırmıştır. İki şiirde çift mahlas kullanılmıştır. Bunlardan birincisinde iki mahlas da birinci mısrada, diğerinde Magtımgulı birinci, Pıragı dördüncü mısrada kullanılmıştır. Magtımgulı’nın beşlik bentler şeklinde söylediği şiir sayısı 16’dır. Bunlardan 12’sinde Magtımgulı, 4’ünde Pıragı olarak tapşırılmıştır. Magtımgulı tapşırması 9 şiirde birinci mısrada, üç şiirde dördüncü mısrada kullanılmıştır. Pıragı mahlası ise birinci ve dördüncü mısralarda ikişer şiirde kullanılmıştır. Her iki mahlas da beşlik bentler şeklinde söylenen şiirlerin hiçbirinde ikinci, üçüncü ve beşinci mısralarda kullanılmamıştır. Kitapta altılık bentler şeklinde söylenmiş şiir sayısı ikidir. Birinde Magtımgulı mahlası birinci mısrada, diğerinde de Pıragı mahlası beşinci mısrada tapşırılmıştır. Yedilik bentler şeklinde söylenen üç şiirde Magtımgulı mahlası birinci mısralarda kullanılmıştır. Pıragı olarak tapşırılan yedilik bentle söylenmiş şiir bulunmamaktadır. Ozan bir şiirinde dokuzluk bent kullanmış ve birinci mısrada Magtımgulı olarak tapşırmıştır. Serbest sayıdaki mısralardan oluşan bentlerle söylenen bir şiirde de ozan bendin birinci mısraında Magtımgulı olarak tapşırmıştır. Magtımgulı bir şiirinde dedim-dedi şeklinde; Diydim “Ey Magtımgulı!”, diydi “gözler yaş bolar” (Aşırov 2014:162) tapşırmıştır. Bir şiirinde de diyalog içinde mahlas kullanmıştır: Şeytan aydar: “Şirin işdir, azagoy!” Rahman aydar: “Nebs umıdın üzegoy!” Magtımgulı: “Tur goluñı köze goy, Eger döze bilsen, kılgın bu işi!” ” (Aşırov 2014:294) Magtımgulı mahlas tapşırırken hangi konulara değinmiştir ve bu konulardan hareketle Magtımgulı hakkında bir kanaat oluşabilir mi? Bu soruların cevabını da söz konusu kitapta yayımlanan şiirlerin tapşırma mısralarından ve bentlerinden hareketle bulmaya çalıştık. Bu şiirlerden hareketle, 1. Mahlasın cümle dışında etkisiz unsur olarak kullanıldığı Magtımgulı, sözler çalı Türkmenin (Aşırov 2014:10). * Magtımgulı, uçdı ol algır guşum, (Aşırov 2014:17). * Magtımgulı, towruk alsam, Bir er tapsam, gulluk kılsam, Yürek aydar; yoldaş bolsam, Dem çeken dervişler bile. (Aşırov 2014:57). 23 Bu tarzda tapşırma içeren bir çok şiir bulunmaktadır. 2. Magtımgulı’nın kendisiyle ilgili tapşırmalar: 2.1. Bahşılık geleneğine giriş ritüelinin bir parçası olarak rüya motifiyle bağlantılı tapşırma: Turup Magtımgulı gözün açıpdır, Serine ne köyler gelip geçipdir, Esrek ner dek ak köpükler saçıpdır, “Oglan, Alla yárıñ, bargıl” diydiler. (Aşırov 2014:13). 2.2. Magtımgulı’nın kimliği ve şeceresiyle ilgili tapşırmalar: Bilmeyen soranlara aydın bu garıp adımız, Aslı Gerkez, yurdı Etrek, adı Magtımgulıdır. (Aşırov 2014:14). * Magtımgulı, yok ıgtıyar, Yüz tutar men, Perwerdigar, Göklen ilimdir bikarar, Yagısın garşılan günler. (Aşırov 2014:60). 2.3. Magtımgulı’na bir görev yükleyen tapşırmalar: Söyle, Magtımgulı, alem bilsinler, Jayı jennetdedir, güwa bolsunlar, “Hak rehmet etsin!” diyp, doga kılsınlar, Tamam ulus-iller Çowdur han üçin. (Aşırov 2014:15). 2.4. Magtımgulı’nın yerine getirdiği bir görev veya işle ilgili tapşırmalar: Magtımgulı diyr, ilime Bagş etmişem bar dessanı (Aşırov 2014:36). *** Aydadır Magtımgulı ki, bu dessanı bağladım (Aşırov 2014:43). (Annesinin ölümü üzerine söylediği muhammes için) 2.5. Magtımgulı’nın hâl ve durumuyla ilgili tapşırmalar: Pıragı, Tañrınıñ yazıklı gulı, (Aşırov 2014:22). *** Pıragı, yüz tutar Türkmen iline, (Aşırov 2014:25). *** Magtımgulı aydar: galmışam çohdan, (Aşırov 2014:30). *** 24 Magtımgulı, gizli sırıñ bar içde, (Aşırov 2014:31). *** Magtımgulı zar aglayır mat bolup, (Aşırov 2014:38). (Kardeşinin ölümü üzerine) *** Magtımgulı, derdi goymaz yatmaga (Aşırov 2014:39). *** Magtımgulı, munda gelen görüşip, Ötdüler duşumdan atın sürüşip, Deñim-duşum Medinege yörüşip, Yeke galdım, sırdaşlarım haj kıldı (Aşırov 2014:40). (Kardeşi Abdulla’nın ölümünden sonra) *** Magtımgulı, elip bilim buruldı, Damarım dartıldı, ganım duruldı, Ölüm zarbı üç taraptan uruldu, Akılım dagılıp hayrana geldi. (Aşırov 2014:31). (uyası, kardeşi ve kardeşinin hanımının ölümü üzerine) *** Ayra düşüp kabeden, goydum Pıragı adıma, (Aşırov 2014:45). (Annesinin ölümü üzerine) *** Aydadır Magtımgulı, asal ermşdir dillerim, Arş içre mekan tutan ajar dessanım var meniñ , (Aşırov 2014:50). *** Magtımgulı, men geçmişem dünya –her ne barıdan , (Aşırov 2014:52). *** Magtımgulı taşlap göwün hapasın, Sıladı pirini, molla sopusun *** Magtımgulı, menin yolum, Ol dostlardan ayra düşdi (Aşırov 2014:61). *** Pehm eyleyen Magtımgulı sözüni, Derde düşüp, yaşa doldır gözüni, Şat gülenler tuta bilmez özüni, Hoş hem gelse, yıglap geçer halıma (Aşırov 2014:62). *** Magtımgulı, aşk oduna biryanam (Aşırov 2014:62). 2.6. Magtımgulı’nın hayatının akışıyla ilgili tapşırmaları: Pıragı diyr, men yay kibi, Bak dünyede saray kibi, Görüñ şu gün ol Ay kibi, 25 2.7. 2.8. Döwür edip yaşamışam begler (Aşırov 2014:59). Magtımgulı’nın gezip dolaştığı yerlerle ilgili tapşırmalar: Magtımgulı gezende, Halep, Kaysar düzünde (Aşırov 2014:126). Magtımgulı’nın istek ve niyazını dile getiren tapşırmalar: Pıragı diyr, derdime, eyle sen, atam, nazar, (Aşırov 2014:28). 2.9. Nasihatlı tapşırmalar: 2.9.1. Magtımgulı’na nasihat içeren tapşırmalar: Magtımgulı, magrur bolma bu söze (Aşırov 2014:78). *** Magtımgulı, çekseñ derdi-dügünden, Ası bolup şikat etme bu günden (Aşırov 2014:83). *** Pikir et magtımgulı, panıya bak ne görner Sonı yok aldagı çoh, föwti-penadan gayrı (Aşırov 2014:89). *** Magtımgulı, adıñ seniñ külli aleme dolup, Kılsa adam barın gapıl, berme bu malnı. (Aşırov 2014:98). *** Magtımgulı, unutmagıl iliñi, Uzun yalı, gısgaldawer diliñi, Yol yörir men diyseñ, bagla bilini, Bezirgenler gider Mazanderana. (Aşırov 2014:151). 2.9.2. Magtımgulı’nın başkasına nasihatları: Magtımgulı aydar, gapil oturman, Gılça janı uzın gayga batırman, Yalancını hasrat bilen ötürmen, Bir pasıl döwrandır, ötdi, yaranlar. (Aşırov 2014:304). 2.10. Sitem ve şikâyet içeren tapşırmalar: 2.10.1. Magtımgulı’nın kendisiyle ilgili şikayetleri: Pıragını, bak, biiman eylediñ (Aşırov 2014:33). (oğlunun ölümü üzerine feleğe) *** Diyr Pıragı, ne deñsizlik, bu hijranda gara yok (Aşırov 2014:46). *** Magtımgulı, yetmez yıglap kararım Boş galdı dükanım, dardagı bagım Pay astına düşdi namusım-arım, 26 Rehm eden bolmadı, bagtım garadır. (Aşırov 2014:48). *** Magtımgulı, aydar, iller Uzumde züryat galmadı. (Aşırov 2014:71). *** Yüregimde yandı narlar, bir perwana nazar kılmaz, Magtımgulı öter boldı bu dünyadan arman bilen (Aşırov 2014:106). 2.10.2. Magtımgulı’dan şikayet: Magtımgulı, dili otlı, ot saçar, Yüz görmez, nakesin aybını açar (Aşırov 2014:74). 2.10.3. Magtımgulı’nın başkasıyla ilgili sitem etmesi: Aydadır Magtımgulı, ahdiñ yalan, yokdur vepañ, Biwepalar hup sowutmışlar, sonam, bizden seni (Aşırov 2014:173) 3. Magtımgulı’nın kendisinden üçüncü şahıs gibi bahsettiği tapşırmalar: Magtımgulı taşlap göwün hapasın, Sıladı pirini, molla sopusun (Aşırov 2014:55). s. 56, 4. Tapşırmanın ikinci şahıs gibi kullanıldığı örnekler Magtımgulı sen sözlegil –diydi goçlar meylisi, Sen güftar sen bu meylisde, gayrı dessan gerekmes. (Aşırov 2014:93). 5. Dinî duyguları dile getiren tapşırmalar; 4.1. Yakarışlar: Magtımgulı, mıdama doga kılar dergahe, Sayıl men, mahrum etme dergahıñden, ya Huday. (Aşırov 2014:87). *** Magtımgulını her zaman basdı bela, açdı zıban, Eylemesin her möminan mahrum dogadan, ya Rep (Aşırov 2014:90). *** Jürmüm çoh bolsa hem, keremin kandır, Bagışlasañ neyler, yarım, ya, Alla. (Aşırov 2014:166). 4.2. İnançlarla ilgili olanlar: Magtımgulı, perman boldı Alladan, Yere inip geldi arşı-agladan, 27 Jebrayil getirmiş ulug dergahdan, Muhammede inen kelamı gördüm. (Aşırov 2014:461). *** Mahtımgulı, sırım çohdur, Men neyleyin, açan yohdur, Ölmek –hak, dirilmek hakdır, Okadım Gurhan içinde. (Aşırov 2014:468). 6. Magtımgulı’nın kendisinden bahsetmeyip şiirdeki konuyla ilgili duygu ve düşüncesini yansıtan tapşırmalar: Magtımgulı, aydar, Rum dek oyanmaz, İsgender gorsudır döwülmez, sınmaz, Dag kimin deprenmez, derya dek dönmez, Bu, Yomut, Gökleñiñ ili sizindir. (Aşırov 2014:24). 7. Aşk konusunu işleyen tapşırmalar: 7.1. Ayrılık Pıragı niçe vagt oldı, habar tapmas men ol yardan . (Aşırov 2014:91). 7.2. Güzellik: Ey peri, zülpüñ peri, walla, senin dey huplara, Aydıyar Magtımgulı, bir pişekarem, dogrusı. . (Aşırov 2014:92). 7.3. Aşk: Pıragı, ışka ugraşdım (Aşırov 2014:128). 8.Tecrübe yansıtan tapşırmalar: Magtımgulı, aklı bolan söz keser (Aşırov 2014:80). 9. Magtımgulı’na soru soran tapşırmalar: Magtımgulı, bu ne sözdür, sen ki aşık emes sen, Kaysı jayda eşirdiñ sen ol Mejnun niyazını (Aşırov 2014:94). 10. Ustasından bahseden tapşırmalar: Magtımgulı, sözlegil sen, ömrüñ senden gol üzer, Doga eylep geçer men, ol Azadi ussadıma. (Aşırov 2014:99). 11. Kendisiyle ilgili hakaret içeren tapşırmalar: Magtımgulı, akmak oldum, nadanlıgım yeg eken (Aşırov 2014:109). *** Yowuz düşen Magtımgulı, Bes eylegil, aklıñ çaşdı. (Aşırov 2014:137). *** Magtımgulı, gara yüzün, (Aşırov 2014:140). 28 12. Kendisiyle ilgili güzel sözleri içeren tapşırmalar: Magtımgulı, sözüñ hakdır (Aşırov 2014:132). 13. Yaşıyla ilgili tapşırmalar: Garrı molla –Pıragı, ötdi yigitlik paslımız Günde yüz wagt naliş etsem, çare yok yaşımıza. (Aşırov 2014:112). *** Magtımgulı, elli yaşıñ, Gamdır, gaygıdır sırdaşıñ Gapil bolma, galdır başıñ, Garrılık bir bahadır. (Aşırov 2014:143). 14. Şuh ifadeli tapşırmalar: Magtımgulı, köysem, bişsem, Inanmazlar oda düşsem, Höwesim bar, bir gız guçsam, Diysem sözümü erkana. (Aşırov 2014:145). 15. Magtımgulı’nın kendisiyle ilgili başkalarından istek veya tembihleri: Magtımgulı, halkdan sırın gizlese, Dişini uşadıñ, yalan sözlese. (Aşırov 2014:154). 16. Magtımgulı’nın isteklerini dile getiren tapşırmalar: Gul Magtım, geldim jahana, Bir yar bergil aklı dana. Düşdüm üm bilmez nadana, Bir gadrım bilen islerin. (Aşırov 2014:168). 17. Dünya ile ilgili görüşlerini yansıtan tapşırmalar: Pıragı, dünya düyşdür, Düyş görsen, düybi hiçdir, Jahanda jaman işdir, Gurı gelip boş gitmek. (Aşırov 2014:182). *** Magtımgulı oturdıñ, Ömrüñ gapil ötürdiñ Hak çün ne iş bitirdiñ Eger yüz yaşa yetdiñ (Aşırov 2014:189). *** Magtımgulı, dünya panı, Ötüpdir Rüstemler, kanı? (Aşırov 2014:193). 18. İhtiyarlıkla ilgili tapşırmalar: 29 Magtımgulı aydar garramañ beter, Yetmişiñ, segseniñ arası yeter. Öz oglanları gelip depelep öter, Dert yamanı garrılıkdır yaranlar (Aşırov 2014:191). 19. Yiğitlikle ilgili tapşırmalar: Magtımgulı söweş bolar, Yigidiñ sırı paş bolar, Ya baş berer, ya baş alar, Goçaklar yoldaş üstünde (Aşırov 2014:203). Sonuç: Matımgulı’nın en çok dörtlük nazım birimiyle şiir söylediği ve bu şiirlerin hiçbirinde ikinci mısrada tapşırmadığı görülmektedir. Bu durumda, ozan tapşırmasını ya dörtlüğün başında yada ikinci tercih olarak üçüncü mısrada kullanmaktadır. Birinci mısrada kullanılan tapşırmalar mahlasın ya etkisiz unsur, ya selenme ya da “Magtımgulı der” tarzındaki kalıplardır. Üçüncü mısrada tapşırmaların sayısı birinci mısralara göre sınırlı olmakla birlikte, ilk iki mısrada bir söylem tamamlandıktan veya bir konuya giriş yapıldıktan sonra ozanın üçüncü mısrada tapşırdığı dikkati çekmektedir. Son mısrada tapşırmalar “magtımgulı, halk yadından ayrılma” örneğinde olduğu gibi son etkili söz niteliği taşımaktadır. Beyit nazım birimleriyle söylenen şiirlerin de birinci mısralarında tapşırmanın şair tarafından tercih edildiği anlaşılmaktadır. Magtımgulı, tapşırma mısralarında ve bentlerinde kendisiyle ilgili çok az bilgi vermektedir. Bunlar ili, tayfası, yaşı, ruh hâli, ustası ve âşıklık geleneğine giriş ritüeli doğrultusundadır. Bunun dışında tapşırma mısra ve bentlerinde şiirde işlenen konu doğrultusunda sözler yer almaktadır. Kaynakça: -Annagurban Aşırov, Magtımgulı, Aşgabat, 2014, İlim yayınları. -Naciye Yıldız, “Azerbaycan, Türkiye ve Türkmenistan Sözlü Geleneklerinde Aşıklar Nasıl Tapşırdı?”, Türki Düynesi Almanah 2013, s.183-192, Astana, Türk Akademisi Yayını. 30 KUTADGU BİLİG VE MAHTUMKULU’NDA ADALET KAVRAMI Doç. Dr. Nergis BİRAY ÖZET Kutadgu Bilig’de ve Mahtumkulu’nun şiirlerinde ideal devlet, demokrasi ve demokratiklik, sosyal adaletsizlik ve eşitsizlik ve dolayısıyla sosyal hukuk devleti konuları farklı boyutlarıyla ele alınmıştır. Her iki eserde de içinde bulundukları dönemin adalet, adil idareci ve adaletsizlikle ilgili kabulleri, reddedişleri ve uygulamaları eleştiren bir bakış açısıyla ele alınmaktadır. Adaletin toplumla ve toplumun refahıyla ilişkileri söz konusu edilmektedir. Kutadgu Bilig’de adalet, tanımlayıcı ve nasihat edici bir üslupla anlatılırken Mahtumkulu’nun şiirlerinde eleştirici bakış açısı daha belirgindir. Esas olarak her iki eserde de sosyal devlet anlayışı vurgulanmaktadır. Sosyal devlet ise, adaletin tesisini sağlayacak bir temeldir Devletin temeli hukuka dayanmalıdır. Hukukun üstünlüğü esastır ve hukuk, insanlar arasında herkese ve eşit olarak uygulanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Kutadgu Bilig, Mahtumkulu, adalet, hukuk, sosyal devlet anlayışı. ABSTRACT The ıssues of ideal state, democracy and democratic, social injustice and inequality and hence social law state were discussed in Kutadgu Bilig and Mahtumkulu's poem, with different dimensions. Both works also found that the period of fairness tackles, fair manager and assumptions about injustice, denial and practices, with a view to criticize. Relations with society and the welfare of Justice is the question. Justice explained to descriptive and advice with an offensive style in the Kutadgu Bilig. Critical perspective is more evident in Mahtumkulu's poetry. Essentially, both works are highlighted; understanding of the social state. The welfare state is a basis to ensure the fairness of the facility. The basis of the state should be based on law. The rule of law is essential. The law must be applied anyone among the people equally. Key Words: Kutadgu Bilig, Mahtumkulu, justice, law, understanding of social state. Giriş: Arapça kökenli adâlet sözünün anlamı Büyük Türkçe Sözlük’te: “1. Yasalarla sahip olunan hakların herkes tarafından kullanılmasının sağlanması, türe. 2. Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme. 3. Bu işi uygulayan, yerine getiren devlet kuruluşları. 4. Herkese kendine uygun düşeni, kendi hakkı olanı verme, doğruluk.” şeklinde verilmektedir. (tdk.org.tr 07.06.2014). Terim olarak kullanıldığında da “kanun hükmü” anlamıyla karşılaşmaktayız. Makalede adalet kavramı, “adil olma, hak” ve zıddı olan “haksızlık, adaletsizlik ve adil olmama” kavramları çerçevesinde ele alınmaktadır. 31 Kutadgu Bilig’de adalet yerine “töre” kelimesi kullanılmaktadır. R. Genç, “töre”nin karşılığını “adalet” olarak verir (1981: 106). Diğer kavramlar gibi adalet kavramını da temsilî anlatımlarla ifade eden Kutadgu Bilig; sosyal bir devleti, hukuk devletini anlatan bir siyasetnamedir. Bunu yapabilmenin yolu ise adaletten yani adil kanunlardan geçer. Kutadgu Bilig’in tamamında “yöneticilerin adil olması” ve “iyi kanun koyma” konuları sosyal devletin bir gereği olarak ifade edilmektedir. Doğan, “kanun koyma” ve “yöneticilerin adil olması” gibi konuları 11. yüzyıl şartları içerisinde değerlendirir ve bu yüzyılın dinamik bir yaşam şekline sahip olduğunu, toplumsal kuralların buna göre düzenlenmesinin şaşırtıcı olmayacağını belirtir (2002: 84). Bu esaslar çerçevesinde bir hukuk devleti anlayışından söz eden eserde kavramlar, temsilî şahsiyetlerle ele alınmış ve bu şahsiyetlerin düşüncelerinde ifadesini bulmuştur. Kutadgu Bilig’de hükümdarın farklı özelliklerinden bahsedilir: “alp, katıg (yiğit), güçlü, bilge, akıllı, faziletli, dürüst, ihtiyatlı” olmak yanında onun en önemli özelliklerinden biri “adil” olmasıdır. Kutadgu Bilig’deki hükümdar “Kün Toğdı” “adalet”i sembolize eden bu temsilî şahsiyetlerden biridir. Eserde, adalet kağan tarafından temsil edilmektedir. Kutadgu Bilig’de adalet, güneşe benzetilmekte, kucaklayıcı ve içe işleyici özelliği vurgulanmaktadır. Güneş parlaktır, aydınlatıcı ve kucaklayıcıdır. Isıtıcıdır. En belirgin özelliği de sabit olmasıdır. Ay Toldı, hükümdarın adının anlamını bilmek ister. Hükümdarın cevabı şöyledir: “Künüg kör irilmez tolu oķ turur Üçünçi bu kün toġsa yirke isig Yaruķluķı bir tek talu oķ turur Çiçek yazlur anda tümen ming tüsig İkinçi toġar kün yarur bu ajun Bu kün burcı arslan bu burc tepremez Tözü ħalķķa tegrür yoķalmaz özün Evi tepremezi üçün artamaz”4 (Arat, 1985: 825–827–829–834). Bu sözler, yukarıda bahsedilen benzetme yönü açısından adalet ile güneş arasındaki ilişkiyi de kapsamaktadır. Adalet konusunu farklı benzetmeler etrafında anlatan Kutadgu Bilig’de diğer bir hikaye de “Hükümdar Kün Toğdı, Ay Toldı’ya Adâlet Vasfını Söyler” başlıklı bölümde karşımıza çıkar. Kün Toğdı, Ay Toldı’yı çağırır. Öfkeli bir halde, elinde büyükçe bir bıçak, sağ tarafında şeker, sol tarafında acı bir ot olduğu halde üç ayağı birbirine bağlanmış gümüş bir taht üzerinde oturmaktadır. Ay Toldı, bunların anlamını ve hikmetini sorar. Hükümdar cevap verir: “Üç ayaklı olan şey doğrudur. Ben işleri bıçak gibi keser atarım; hak arayanların işini uzatmam. Şeker, zalimlik görmüş, bana gelmiş, adâleti benden bekleyen insan içindir. Zehir gibi acı olan bu otu zalimler içer. Benim öfkem, asık yüzüm, buraya gelen zâlimler içindir” (Arat, 1985: 771–816). (Arat 1985: 66–70). Eserde adil yöneticiye örnek olarak Nuşirevan gösterilir (Arat, 1985: 470). Eserin başka bir yerinde adalet, “İlig aydı körgil köni er özi 4 “Güneşe bak, küçülmez, bütünlüğünü daima muhafaza eder; parlaklığı hep aynı şekilde kuvvetlidir. İkincisi – güneş doğar ve bu dünya aydınlanır; aydınlığını bütün halka eriştirir, kendinden bir şey eksilmez. Üçüncüsü – bu güneş doğunca, yere sıcaklık gelir; o zaman binlerce renkli çiçekler açılır. Güneşin burcu Arslan’dır ve bu burc yerinden kımıldamaz; yerinden kımıldamadığı için de evi bozulmaz.” 32 Tili köngli birle biriker sözi” (Arat, 1985: 862) ifadesiyle verilmektedir. Adil ve doğru bir insan olmak için, kişinin özü ile sözünün bir olması gerekir. Eser, bazen zıt kelimelerin anlatımıyla asıl vermek istediği kavramı açıklamaktadır. Adaletin zıddı da adaletsizliktir, zulümdür, zalimliktir. Yusuf Has Hâcib, zalimliğin üç kaynaktan geldiğini söyler: “Ay ilig üç iştin tegir küç basınç İkinçi basınçaķ buđun başlar er Biri beg usal bolsa tegse irinç Üçünçi suķ erse buđun baġrı tir”5 (Arat, 1985: 3109, 3110). Eserdeki birçok beyitte üzerinde durulan adalet kavramı, Yusuf Has Hacib’den 6–7 yüzyıl sonra yaşayan Mahtumkulu’nun şiirlerinde de sık sık ele alınır. Dönemini şiirleriyle bugüne taşıyan şair, sadece bir şair ve düşünür değil, büyük bir toplum bilimcidir de. Onun ülküsü, “Türkmenlerin birlik olması, kendi devletlerinin olması, halkın ve ülkenin adaletli bir idareyle yönetilmesi, halkın maddi refaha ulaşması, sosyal adaletsizliğin ortadan kaldırılması, insanlar arasında doğru ve insanî ilişkilerin kurulması”dır (Dinç, Çakır: 2010: 1). Yusuf Has Hacib gibi, Mahtumkulu da şiirlerinde yaşadığı dönemin hayat tarzını, şartlarını, halkın töresini gerçekçi şekilde yansıtmış, o zamanın gündeminde olan toplumsal, ekonomik, sosyal ve siyasi problemleri ele almış ve aktarmıştır. Hayatını toplumda adaletin ve hukukun tesisi, halkın refahı ve sosyal adaletsizliğin giderilmesi gibi problemleri dile getirme ve bunlara çözüm bulma yolunda harcamıştır. Bu yazıda, Kutadgu Bilig’de ve Mahtumkulu’nun şiirlerinde ele alınan adaletle ilgili konular, aşağıdaki başlıklar altında incelenmeye ve toplumsal bir konunun farklı dönemlerde kaleme alınışı karşılaştırmalı olarak verilmeye çalışılacaktır: 1. Devlet adamları ve yöneticiler a. Devlet adamı ve yöneticilerin adil olması ve devletin bekası: Kutadgu Bilig sosyal bir devletin, hukuk devletinin nasıl olması gerektiğini anlatır. Bunun yolu ise adaletten yani adil kanunlardan geçer. Kutadgu Bilig’de “yöneticilerin adil olması” ve “iyi kanun koyma” konuları sosyal devletin bir gereği olarak eserin bütününde ifade edilmektedir. Buna göre; “Biliglig kerek beg uķuşluġ köni Közi toķ serimlig ne ķođķı köngül Yüreklig hem öglüg beđüse üni Suyurķap keçürgen ne ķılķı amul Aķı hem tüzün hem uvutluġ silig Baġırsaķ bolup keđ küđezse ilig Ķamuġ erdemi bolsa erde örü Buđunķa birür bolsa eđgü törü”6 (Arat, 1985: 2168, 2169, 2170, 2171). Hükümdar, adalet konusunda güneşe benzeyen tabiatını Aytoldı’ya şu şekilde açıklar: “Üçünçi bu kün toġsa yirke isig Ķayu ilke tegse mening bu törüm Çiçek yazlur anda tümen ming tüsig Ol il barça itlür taş erse ķorum”7 5 “Ey hükümdar, şu üç şey zulüm ve tazyıka sebep olur; biri – beyin ihmalkârlığı ki, bundan musibet gelir. İkincisi – halkın başında bulunan insanın zayıf olması; üçüncüsü de – halkın bağrını yiyen tamahkârlıktır.” 6 “Bey bilgili, akıllı ve adil olmalı; şöhretinin yayılması için de cesur ve tedbirli davranmalıdır. Bey, memleketini iyice koruyabilmesi için, bir de asil, haya sahibi, yumuşak huylu ve merhametli olmalıdır. O gözü tok, sabırlı, alçak gönüllü, şefkatlı ve sakin tabiatlı olmalıdır. Bütün faziletlerde herkesten üstün olmalı; halka karşı adaletle muamele etmelidir.” 33 (Arat, 1985: 100). Hükümdar, Odgurmış’la konuşurken adalet ile düzen arasındaki konuya değinir: “Begi bolsa eđgü buđunķa bütün Anıng asġı barça buđun yir ķutun”8 (Arat, 1985: 3266). Öğdülmiş’e de düzenin kanunlarla kurulması gerektiğini söyler: “Buđunuġ törü birle tüzgil tükel Süzülsü kör ilde yaraġsız muħal”9 (Arat, 1985: 5498). Hükümdar bir sebeple ülkenin durumunu sorduğunda, Öğdülmiş şöyle cevap verir: “Törü tüz yorıttıng itildi ajun Kim erse küçek ilde körmez közün”10 (Arat, 1985: 3108). Ögdülmiş, iyi ve doğru beyden bahsederek hükümdara şöyle seslenir: “Ķayu il begi bolsa eđgü köni Bayudı ol il buđnı toġdı küni”11 (Arat, 1985: 5544). İnsanın, özellikle de ülkenin büyüğü olan hükümdarın önce kendisinin iyi olması gereklidir. O, doğrulukla hareket etmek zorundadır. “Baġırsaķ bolun barça buđnung öze Bu kün eđgü bolsun tise sen ķamuġ Törü ķıl uluġķa kiçigke tüze Özüng eđgü bolġıl ay ilde uluġ”12 (Arat, 1985: 5197, 5200) Hükümdar da bu sözleri tasdik ederek, kanunu temsil ettiğini ve kudretiyle nüfuzunu artırdığını söyler: “Tilekim bu ol kim manga kelgüçi Bayusa meningdin beđüse küçi”13 (Arat, 1985: 5855). Adil olan vezirin görünüşü de belirtilir: “Yüzi körki körklüg kerek hem yülüg Ķılınçı köni tegse ħalķķa ülüg”14 (Arat, 1985: 2083). Öğdülmiş “ulu vacib”in vasıflarını sayarken de doğrulukla hareket eden kişi olma kavramı üzerinde ısrarla durur: “Közi toķ kerek hem uvutluġ silig Közi toķ kişi işte almaz orunç Tetiglik kerek hem tümen tü bilig Orunç alsa hacib bolur beg külünç”15 (Arat, 1985:2441, 2442). Doğru töre üzre memleketi idare eden bey, kıyamette de bahtiyar olacaktır. Doğru kanunun ve adaletin bozulması, kıyametin kopması anlamına gelir. “Törü tüz yorıtġıl buđunka köni “Mening ķılķım ol kör emitmez köni 7 “Üçüncüsü – bu güneş doğunca, yere sıcaklık gelir; o zaman binlerce renkli çiçekler açılır. Benim bu kanunum hangi memlekete erişirse, o memleket baştan başa taşlık ve kayalık dahi olsa, hep düzene girer.” 8 “Bey, halka karşı iyi ve adil olursa, onun faydası bütün halka dokunur ve halk saadete kavuşur.” 9 “Memlekette bu kötü yerler tasfiye edilmeli; halka kanunla, her bakımdan, düzen verilmelidir.” 10 “Kanunu doğru tatbik ettin, dünya düzene girdi; hiç kimse memlekette artık bir zorbaya rastlamıyor.” 11 “Hangi memleketin beyi iyi ve doğru olursa, o memleketin halkı zenginleşir ve başına gün doğar.” 12 “Bütün halka karşı merhametli ol; büyüğe küçüğe doğruluk ile hüküm et. Bugün herkesin iyi olmasını istersen, kendin iyi ol, ey memleketin büyüğü.” 13 “Arzum ve bana lazım olan da budur; Tanrı doğruluk ve iyilik yolunu açık tutsun.” 14 “Bey güzel yüzlü, saçı sakalı düzgün, yakışıklı ve orta boylu olmalı; aynı zamanda nam ve şöhret sahibi bulunmalıdır.” 15 “Gözü tok, haya sahibi ve nazik olmalıdır; zeki ve bin türlü bilgiye sahip bulunmalıdır. Gözü tok olan insan vazife başında rüşvet almaz; hacip rüşvet alırsa, bey gülünç duruma düşer.” 34 Kününg eđgü bolġay könilik küni” (Arat, 1985: 1374, 808). “Ay ilig bu beglik uzun ķolsa sen Ķaç iş ķıl ķaç iş ķod ķılur erse sen Köni egri bolsa könilik küni”16 Törü ķıl ķatıġlan bolup ķılma küç Tapuġ ķıl bayatķa anıng ķapġı ķuç”17 (Arat, 1985: 1450–1451) Mahtumkulu bazı şiirlerinde hayal ettiği bir hayatı anlatır. Halkı azat olmuştur, bereketli bir hayatları vardır. Herkes manevi ve maddi yönden sağlıklı ve refah içindedir. Halk arasında fakirler, horlanmışlar, zayıflar gibi tabakalar yoktur. “Mahtumkulu’na göre birlik ve beraberlik içinde, adaletli bir yönetimde doğruluktan ayrılmadan yaşamak, insanlığın ve insan olmanın ilk ölçütüdür. “Magtımgulı, bolsa yigit hırucı, Her yerde gerekdir köp pul berici, Adalatı bile divan sorıcı, Göreldesi – hup ussadı yigidiñ” (Zatı Yigidiñ, I–503) Şair, adil olan hükümdarın devletinin ağırlığıyla kendini hemen belli edeceğini belirtmektedir: “Bakar boldum her yan, her yan, Yurtda bolsa adıl soltan, Tartar boldum cebri-pıgan, Agır dövleti bellidir” (Gayratı Bellidir, I–348) Adil şah, halkı dürüstçe yönetmesi sonucunda kendisi için cennet kapısını da açmış olacaktır: “Şahı-adıl sahavat, cennet gapısın açdı, Sayyat acal dünyäde barçanıñ donun biçdi” (Eyvanı Dört, 118–119) Şair, bazen ümitsizliğe kapılır, istediklerinin ve hayal ettiklerinin ancak kıyamet koparken mümkün olacağını düşündürür: “Isa – sahıpzaman geler şol demde, Adıl gurlar, vezir bolar şol günde, Tutarlar Deçcalı öldirler şonda, Hayhat günden, zulmat günden aman hey” (Aman Hey, 212) Kanunları yapmak ve uygulamak kadar takip etmek de önemlidir: “İlig köz kulak tuttı ilde kamug Açıldı angar barça beklig kapug”18 (Arat, 1985: 436). Yöneticiler istikrarlı ve sürekli bir yönetimi istiyorlarsa adaletli olmak ve kanunları uygulamak zorundadırlar. “Özüng mengü beglik tilese tuçı Törü kıl budundın kötürgil küçi”19 (Arat, 1985: 1435) “Permanları rovan hanlar, soltanlar, İl-ulusa bir adalat gerekdir” (Gerekdir, 30) b. Devlet adamı ve yöneticilerin insanlara eşit davranması: Kutadgu Bilig’de hükümdarın herkese eşit mesafede olması gerektiği sık sık vurgulanmıştır: “Kerek oġlum erse yaķın ya yaġuķ Törüde ikigü manga bir sanı Kerek barķın erse keçigli ķonuķ Keserde ađın bulmaġay ol mini”20 16 “Halka kanunu doğru ve dürüst tatbik et ki, kıyamet gününde bahtiyar olasın. Bak, benim tabiatim de yana yatmaz, doğrudur; eğer doğru eğrilirse, kıyamet kopar.” 17 “Ey hükümdar, bu saltanatın uzun sürmesini istersen, şu birkaç işi yap, şu birkaç şeyi de bırak. Adaletle iş gör, buna gayret et; hiçbir zaman zulüm etme, Tanrıya kulluk et ve onun kapısına yüz sür.” 18 19 “Hükümdar bütün memlekete göz kulak kesildi; ona bütün kilitli kapılar açıldı.” “Eğer devamlı ve ebedî beylik istiyorsan, adaletten ayrılma ve halk üzerinden zulmü kaldır.” 35 (Arat, 1985: 817–818) İnsanlara eşit davranılması adil kanunlar ile mümkündür. Kanunların adilce uygulanması sonucunda bir kişi diğerine tahakküm edemez. Böylece adil bir yönetim de tesis edilmiş olur. “Taķı bir buđunķa törü bir köni Kötür bir ikidin küçin kör anı”21 (Arat, 1985: 5576) Mahtumkulu, “Bellidir” şiirinde insan eşitliği konusuna yer verir (Çakır, Dinç, 2008: 8) Bütün insanlar eşit olmalıdır. Daha sonraki dönemlerde bu düşünceleri ile eğitici bir rol üstlenmiştir desek yanlış olmaz. Mahtumkulu’nun şiirleri halka kendi değerlerini hatırlatmış, kendine çeki düzen vermesini sağlamış, moral açısından destek olmuştur. “Bakar boldum her yan, her yan, Yurtda bolsa adıl soltan, Tartar bolum cebri-pıgan, Agır dövleti bellidir” (Gayratı Bellidir, I–348) c. Devlet adamlarının kanun koyma ve kanun uygulama; kanun, adalet ve hukuk devletini tesis etme görevleri: Düzenin kurulması, adaletin sağlanması ve her ikisinin de uygulanması ve sürekliliğinin korunması için kanun şarttır. Kanun ise, suyun pislikleri temizlediği ve akıttığı gibi zulmü ve adaletsizliği yok eden tek güçtür: “Törü suv teg ol küç kör ot teg yođuġ Süzük suv aķıttıñ uđıttı otuġ”22 (Arat, 1985: 3107) Yusuf Has Hacib, kanunları doğru ve akıllıca uygulayan devlet adamı olarak Nuşirevan’ı gösterir: “Ya Ǿîsâ bolup kökke aġdım taķı men Ya nûşîrevân teg törü tüz yorıttım”23 (Arat, 1985: 6550) Genel kültürümüzde “adalet, mülkün temelidir”. İlahî adaleti dünyada uygulayanlar ise devlet adamları yani hükümdarlardır. Bu kabulü Kutadgu Bilig’in mısralarında da görüyoruz: “Bu kök tirgüki ol könilik törü Törülüg bu begler yoķ erse tirig Törü artasa kök turumaz örü” Bayat buzġay erdi yiti ķat yirig” 24 (Arat, 1985: 3463–3464) Yöneticilerin iyi kanun koyması ve uygulaması gerekir. Aytoldı hükümdara şöyle seslenir: “Törü edgü ur ay törü birgüçi Kim erse urup kodsa edgü törü Turu öldi isiz törü urguçı Anın tikti atın adakın örü”25 İsiz öngdi urma ay ilçi bügü (Arat, 1985: 1458, 1459, 1461) 20 “İster oğlum, ister yakınım veya hımsım olsun, ister yolcu, geçici, ister misafir olsun.Kanun karşısında benim için bunların hepsi birdir; hüküm verirken, hiçbiri beni farklı bulmaz.” 21 “Halkı âdil kanunlar ile idare et; birinin diğerine tahakküme kalkışmasına meydan verme, onları koru.” 22 “Kanun su gibidir; zulüm ise, ateş gibi her şeyi mahveder; sen berrak su akıttın, ateş söndü.” “İsa gibi ben göğe çıktım veya Nuşirevan gibi, memleketi adaletle idare ettim.” 24 “Adalete isnat eden kanun – bu göğün direğidir; kanun bozulursa, gök yerinde duramaz.” 23 25 “Ey kanun yapan, iyi kanun koy; kötü kanun yapan kimse, daha hayatta iken, ölmüş demektir. Ey hakim devlet adamı, kötü teamül koyma; kötü kanunlarla dünyaya hükmedilmez. ..bir kimse iyi kanun vaz’edip bıraktı mı, adının ayakta durmasını sağlamış demektir.” 36 İsiz bolsa bolmaz ajunug yigü Kağan, adalet ve düzenin sağlanmasında ilk ve mutlak görevli olan kişidir. Hakimiyetin devamı adaletle ilgilidir. Öğdülmiş’in düşüncesi de bundan farklı değildir: “Bu kök tirgüki ol könilik törü Törülüg bu begler yok erse tirig Törü artasa kök turumaz örü Bayat buzgay erdi yiti kat yirig”26 (Arat, 1985: 3463, 3464) Kün Toğdı da bu öğütlere uyar. Onun için şu sözler sarf edilir: “Köngül tüzdi ilig kör anda naru Tirildi ança yorıdı bu yang Bođunķa berü turdı eđgü törü Böri toķlı birle ķozı boldı teng”27 Bođun inçke tegdi turuk semridi (Arat, 1985: 3093, 3094) Severi beđüdi yaġı yavrıdı Yönetici, Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisidir. Türk kültüründe bu “kut” anlayışı olarak da karşımıza çıkmaktadır. Küyel, kut için: “1. Varlığın ve olumlu değerin ideal sınırına ulaşma hali; 2. Varlığın ve olumlu değerin ta kendisi; 3. Varlığı ve olumlu değeri ideal sınırına ulaştıran sebeptir” der ve bu sebebin sebepler sebebi Tanrı’dan başkasının olmadığını belirtir. Yani “kut” Tanrı’dan çıkıp tekrar Tanrı’ya dönen olumlu bir değer veya güçtür (Küyel, 1991: 738). Bu anlayış şu beyitte de vurgulanmaktadır: “Uġa ol köni çın törü birgüçi Törümiş ķamuġ ħalķķa yetrür küçi”28 (Arat, 1985: 3192) Beyler hakimiyetlerini Tanrı’dan alırlar. Halk iyiyse beyler de iyidir. Yani halk nasılsa seçtiği idareciler de öyle olacaktır. (5947) Mahtumkulu da hükümdarların adil olması gerektiğinden bahseder: “Yurtda bolsa adıl soltan, Agır dövleti bellidir” (Gayratı Bellidir, 348) O, adil kişinin/hükümdarın herkes tarafından tanınacağını da sözlerine ekler: “Bedevi tanımaz har bakan – beslän, Atı meydan tanar, hümmeti – mıhman, Comardı il tanar, adılı – divan, Comart oglı supra yayıp, aş döker” (Daş Döker, 411) Kanun koyuculuk ve bu kanunları uygulayıcılık hükümdarın görevidir. Demirtaş, Kutadgu Bilig’de hükümdarın özelliklerinin “ışık ve adalet”, “parlaklık ve dürüstlük”, “sıcaklık ve erdem” olduğunu söyler. Ona göre bunlar sembolik olarak seçilmiş birer isimdir. Eserdeki güneş ve hükümdar arasındaki benzetmede bu sembolik anlamlar kullanılmıştır (2004: 174). Daha önceden de belirtildiği gibi hükümdar üç ayaklı bir kürsüde oturmaktadır. Bu üç ayak, üç dayanağı temsil etmektedir: hüküm verme, cezalandırma, adaleti sağlama. “Tili çın kerek bolsa köng̑li köni Buđunķa asıġ ķılsa toġsa küni”29 (Arat, 1985: 2010) 26 “Adalete istinat eden kanun – bu göğün direğidir; kanun bozulursa, gök yerinde duramaz. Bu kanun koyan beyler hayatta bulunmasalardı, Tanrı yedi kat yerin nizamını bozmuş olurdu.” 27 “Bundan sonra hükümdar gönlünü doğrulttu; halka iyi kanunlar vaz’etmekte devam etti. Halk huzura kavuştu, zyıflar kuvvetlendi; onu sevenler yükseldi, düşmanları zayıfladı. Bir müddet böyle yaşadı ve böyle hareket etti; kurt ile kuzu müsavi oldu.” 28 “Kadirdir, âdildir, hak kanunları koyan odur; yarattığı bütün mahlûklara gücü yeter.” 37 Halkı yöneten kişi, aynı zamanda kanun koyucudur da. Dürüst olması gerekir. Bu konu, Kutadgu Bilig’de bir çok beyitte ele alınmıştır. “Sözi çın kerek beg ne ķılķı bütün Inansa angar ħalķ tirilse ķutun”30 (Arat, 1985: 2038) Adaletin kurulması ve sağlanabilmesi, halkın güven içinde yaşayabilmesi için toplumda kanunun hâkim olması şarttır. Kanunun hâkim olması yani hukuk düzeninin kurulmuş olması toplumun refah düzeyini yükselttiği gibi asayişi de sağlayacaktır. Yusuf Has Hacip, bu fikirlerini farklı beyitlerde şöyle ifade eder: “İlin iti tüzdi bayudı buđun Böri ķoy bile suvladı ol ödün”31 (Arat, 1985: 449) “Törü suv teg ol küç kör ot teg yođuġ Süzük suv aķıttıng uđıttı otuġ”32 (Arat, 1985: 3107). Mahtumkulu da yöneticinin adil olması ve diğer insanlardan farklı olması gerektiğini belirtir. Adalet timsali olarak da Hz. Ömer’i gösterir: Omar patşa boldı adalat bilen (Köp Can Geçipdir, 10) “Magtımgulı, geçdi dünyede deñsiz, Törelikde − taysız, erlikde − eñsiz, Pıgamber − peysizdir, Süleyman − soñsuz, Şoña meñzer ızı Dövletalınıñ” (Mahtumkulu Firakî Divanı, 2014: 380) Mahtumkulu’na göre de adalet, devleti tesis edecek kanunları koyan ve uygulayan şahların karakter özelliklerinden olmalıdır: “Bege-berim, şaha-adalet yagşı” (Aşırov, Delalet Yagşı, 453) O adil şahların, devletleri yani kanunları topluma yerleştirmeleri ve uygulamaları ile tanınacağını ifade eder: “Yurtda bolsa adıl soltan, Agır dövleti bellidir.” (Aşırov, Gayratı Bellidir, 348) Yönetici her şekilde adil olmak ve memleketi adaletle yönetmek zorundadır: “Ķılıç birle aldı kör il alġuçı Ķalem birle bastı ol il basġuçı”33 (Arat, 1985: 2425).(Kalkışım: 2013: 96) Güzel, Kutadgu Bilig’in doğrulukla ilgili beyitlerini inceler, hükümdarın dürüst hareket etmesinin önemini açıklar (2005: 358). “Ķayu tüz emitse turumaz tüşer Mening ķılķım ol kör emitmez köni Ķayu neng köni bolsa tüşmez serer Köni egri bolsa könilik küni”34 (Arat, 1985: 807, 808) Yusuf, adaletli yönetim sonucunda yaşadığı dönemdeki devletin iyi olduğunu, toplumun zengin ve refah içinde olduğunu ifade eder. Özellikle eserini ithaf ettiği Buğra Han’dan: 29 “Beyin dili dürüst ve kalbi doğru olmalı ki, halka faydalı olsun ve güneşi doğsun.” “Beyin sözü doğru olmalı, tavır ve hareketi itimat telkin etmelidir ki, halk ona inansın ve huzur içinde yaşasın.” 31 “Böylece hükümdar memleketini düzenledi ve tanzim etti; halkı zenginleşti; o devirde kurt ile kuzu aynı yerden su içti.” 32 “Kanun su gibidir; zulüm ise ateş gibi her şeyi mahveder; sen berrak su akıttın ve ateş söndü.” 33 “Memleketi alan onu kılıç ile almıştır, memleketi tutan onu kalem il tutmuştur.” 34 “Düz olan yana yatarsa, duramaz, düşer; hangi şey doğru ise, düşmez, yerinde durur. Bak, benim tabiatim de yana yatmaz, doğrudur; eğer doğru eğrilirse, kıyamet kopar.” 30 38 “Ajun inçke tegdi tüzüldi törü Törü birle atın ķopurdı örü”35 (Arat, 1985: 103) şeklinde bahseder. Yukarıdakilerle birlikte bu tarz ifadelerde devlet ve adalet fikrinin birbiriyle içi içe girdiğini birinin diğerini gerekli kıldığını da görürüz. Öncelikle kanun koyucunun kanunlara uyması gereklidir. Eğer kanun koyucu kendi yaptığı kanunlara uymuyorsa, o toplumda hukukun üstünlüğünden söz edilemez. Yusuf, eserin en başında töre ve kanunun hakanların yani yöneticilerin de üstünde olduğunu ifade eder: “İdi eđgü beglik taķı eđgürek Törü ol anı tüz yorıtġu kerek”36 (Arat, 1985: 454) Aytoldı, bu konuda hükümdarı ikaz eder: “Özüng mengü beglik tilese tuçı Buđunķa başı sen ay ilig bu kün Törü kıl buđundın kötürgil küçi Buđunuġ küđezgil ođuġ tur ögün”37 (Arat, 1985: 1435, 1436) Dilaçar (1972: 149), Kutadgu Bilig’deki adaletle, kanunla ve hukukla ilgili bölümleri değerlendirdiği satırlarda “devlet modelini, insan haklarına saygılı ve hakları koruyucu âdil bir hukuk düzeni kuran, hukuk kurallarına uygun davranan, bütün eylem ve işlemleri yargı denetimine bağlı olan devlet olarak” tarif ediyor. Ayrıca Kutadgu Bilig’i “hukuk devleti” modeli öneren bir eser olarak görüyor. Adalıoğlu ise, Kutadgu Bilig’in öngördüğü devlet modelinin adı ne olursa olsun adaleti esas alan, adaletin doğru uygulanmasını öneren, halkı koruyan bir model sunduğunu düşünmektedir. Yazar, Yusuf Has Hacib’e göre halkı ve devleti yönetmenin tek amacının adalet olduğunu ifade eder. Yönetimde uzun süre kalmak isteyen hükümdarların kanunu herkes için eşit olarak uygulaması gerektiğini, kendisinin kanunlara uyması halinde halkın da uyacağını söyler. Bu devlet modeline günümüzde “hukuk devleti” dediğimizin altını çizer. (2013: 244) Mahtumkulu aynı görüşü, şahların elinde devletin zenginleşeceği şeklinde ifade eder: “Şa golında dövlet känler” (Zemine Batar, 367) Ama, onun yaşadığı dönemdeki adaletsizlik ve hukuksuzluklar, onun mısralarında eleştiri okları olarak dile gelir. Şiirlerinde hanların artık adil olmadıklarını, kanunlara kendilerinin uymadığını vurgular. Bir diğer söyleyişle o, doğru olanı Yusuf Has Hacip gibi idealize ederek değil, eleştirerek anlatır: “Padışalarda adıllık, yurtda rastlık galmadı” (Aşırov, Didar Bar, 282) “Şalar adıl bolmaz, daglar dumansız” (Aşırov, Harı Zar Boldıñ, 54) “Her pakır ahvalını sormas adalat birle han” (Aşırov, Bolmasın Ahırzaman, 302) 2. Sosyal eşitsizlik ve adaletsizlik: Yusuf Has Hacip, aç gözlü insanların memleket işlerinin başına getirilmemesi gerektiğini de vurgular. Çünkü onlar adaletli davranamaz ve düzeni bozarlar. “Kişi suķınga birme ilde elig Sizik tutma buzġay itilmiş ilig”38 (Arat, 1985: 5305) 35 “Dünya asayişe kavuştu ve nizam kuruldu; o adını kanunla yükseltti.” “Beylik çok iyi şeydir, fakat daha iyi olan kanundur ve onu doğru tatbik etmek lazımdır.” 37 “Eğer devamlı ve ebedî beylik istiyorsan, adaletten ayrılma ve halk üzerinden zulmü kaldır. Ey hükümdar, sen bugün halkın başında bulunuyorsun; halkı gözet, aklın başında ve uyanık ol.” 36 39 Zalimlik, adaletsizlik demektir. Böyle bir kişi yönetime sahip olsa da hâkimiyeti uzun sürmeyecektir: “Bu küçkey kişi kendü beglik yimez Bu küçkey küçini buđun kötrümez”39 (Arat, 1985: 2030) 11. yüzyıldan asırlar sonra 18. yüzyılda Mahtumkulu da aynı duygularla bize seslenir. 18. yüzyılda Türkmenler, uzun zaman İran şahının zulmü altında kalırlar. Vergi toplayanlar ve diğerleri, halkı soymuşlar, rüşvet almışlar, istedikleri gibi davranıp halka eziyet etmişlerdir. “Sipahı barısı parahor boldı, Şa aldında adıl divan galmadı.” (Galmadı, II–162) “Müftüler mal alıp, rovayat berer, Reyis bolan payekiden pul alar, Nähak pulnı alar, hakı köydürer. Bermese, boynıga gıl arkan salar,” …… (Ahırzamana, I–77) Dinç ve Çakır, 18. yüzyılda Türkmenleri yıpratan hususlardan birinin sosyal ve ekonomik alandaki bozukluklar olduğunu vurgularlar. Türkmenler kendi idarecilerinden de kötü muamele görmüşler, idareciler ise halkı emniyete kavuşturmak yerine tam tersi uygulamalarda bulunmuşlardır. Mahtumkulu, şiirlerinde Göklen Hanı’nın zulmünden bile bahsetmiştir. Rüşvet alan kadıların varlığı Türkmenlerin manevi inancını sarsmış, halkın adalete olan güveni zedelenmiştir (Dinç, Çakır, 2008: 101). “Azıpdır gökleñ hanları, Kän görer bize halları, Goyman sürdi bar malları, Göz dikip durmalı boldı.” (Yörmeli Boldı, I–34) Benzer ifadeleri, Himmet Biray da Mahtumkulu Divanı adlı eserinde dile getirir: “Nadir Şah’ın zulmünden kurtulan Türkmenler, bu sefer de Afganistan’da emir olan Ahmet Dürdani’den, Buhara’da emir olan Muhammed Rahim’den rahat yüzü görmemişlerdir. Bundan başka Türkmen kabileler arasında uzun çarpışmaların yaşanması da asayişsizlik sebeplerinden sayılmıştır. 18. asır rahatsızlıklarından biri de siyasi, sosyal ve ekonomik alandaki bozukluklardır. Türkmenler çoğu defa kendi idarecilerinden kötü muamele görmüşlerdir. Sosyal hayatta kurumlar yozlaşmış, görev yapamaz hale gelmiş, rüşvet alan idareciler Türkmenlerin manevi inancını sarsmıştır. İktisadi sahada ise, hayvancılıkla çiftçilik arasında henüz tam karar kılınmamıştır. Tam yerleşik hayata geçiş iktisadi alanda biraz canlılık getirmiş olmasına rağmen maddi zenginliğin belli ellerde toplanarak adaletsizliği getirmesi ve ağır vergilerin olmasıyla refah gelmemiştir”. (1992: 109). Şairliği yanında büyük bir toplum adamı olarak da karşımıza çıkan Mahtumkulu, bütün Türkmen boylarının birleşmesi, devlet kurması ve adaletli hükümdarlar tarafından bu devletin yönetilmesi, halkın maddî refaha ulaşması, memleketin ekonomik açıdan kuvvetlenmesi, sosyal adaletsizlik ve haksızlıkların ortadan kaldırılması, insanlar arasında dürüst ve insani yönü ağır basan ilişkilerin kurulması gibi konuları şiirlerinde büyük bir samimiyetle ve eleştirel bakış açısıyla ele alır. Halkının dertleriyle dertlenmesi yanında onlara 38 39 “Aç gözlü kimseye memlekette mevki verme; onun memleket nizamını bozacağından hiç şüphe etme.” “Zalim adam uzun müddet beyliğe sahip olamaz; zalimin zulmüne halk uzun müddet sabredemez.” 40 yol da gösteren şair, o dönem toplum yapısı ve siyasetinde tam oturmamış olan “sosyal devlet”, “hukuk devleti” kavramlarını da şiirleri vasıtasıyla dile getirir. (Biray, 1992: 158). Mahtumkulu, kaleme aldığı mısralarda adaletli hükümdarların olabileceğinden şüphelidir. Bu düşüncesini “Şahlar adil olmaz, dağlar dumansız” mısrasında dile getirir. Aslında o, beyler, şahlar ve hükümdarlara karşı oldukça mesafeli bir tutum izler, onlara karşı daima temkinlidir. Bir tek Türkmenlerin birleşmesi konusu, onun Türkmen hanlarına karşı olumlu ve yakın bir tutum izlemesini sağlamıştır (Dinç, Çakır, 2008: 166–167). “Peydasız köydürdim nara çoh canlar, Aylandı gerdişler, ötdi dövranlar, Permanları rovan hanlar, soltanlar, İl-ulusa bir adalat gerekdir” (Gerekdir, II–30) Sosyal eşitsizlik ve adaletsizlik yukarıda da açıkladığımız gibi Mahtumkulu’nun şiirlerinde sık sık ele aldığı konulardandır: “Birni pest eyledi, birni serbelent, Birni fakir eyledi, birni devletment, Birni hor eyledi, birni erciment, Birni geda eyledi, birni sultan eyledi” (Eyledi, I–38) “Kimi beyliginde düşmez eyvandan, Kimi yoksullıkda käyiner candan” (Geçip Baradır, II–90) “Şalar adıl bolmaz, daglar – dumansız, Çöller gurtsuz galmaz, baglar – reyhansız, Kimler hülle geyer, ençeler donsuz, Kimse açdır, kim gövher bisyar bolduñ” (Harı-Zar Bolduñ, II–54) Şairin yaşadığı devir, adaletsizliklerin yoğun olarak yaşandığı bir dönemdir. Bu sebeple daha çok adaletsizliğin ne olduğu ve niçin olmaması gerektiği üzerinde durulur. Ahir zamanda şahlardan adalet, âlimlerden izzet, dervişlerden kanaat gidecektir, zalimlerin zulmü de her geçen gün biraz daha artacaktır. “Patşadan adalat gider, Dervüşden kanagat gider” (Zamana Ahır Bolanda, II–201) “Alımlardan gider ızzat, Şalardan gider adalat, Zulmı artar sagat-sagat, Zamana ahır bolanda” (Zamana Ahır Bolanda, II–201) Şair, adaletli hanların olduğunu düşünmemekte, bunu da sorduğu soruyla dile getirmektedir: “Badı-saba, geler bolduñ, Her cayda bir galar bolduñ, Pana nazar salar bolduñ, Adalatlı soltan barmı?” (Yanan Barmı?, I-184) Bu tür işler o kadar çoğalmıştır ki, bunlar kıyamet alameti olarak gösterilmektedir: “Şalarda galmadı hökmi-adalat, Bir pul üçin müfti berer rovayat, Bil, bu işler – nışanayı-kıyamat, Zalımlar bitoba öte başladı” (Gaça Başladı, I–446/447) Şair bütün bu olumsuz şartlar içinde adaletsiz hanları istemediğini haykırır: 41 “Gayrı adalatlı hakim, hanı-soltan istemen” (İstemen, I–211) Babası Azadî’nin Vaaz-ı Azad adlı eserinde işlenen problemler, Mahtumkulu’nun eserinde daha açık bir şekilde dile geliştirilmiştir (Aksoy, 2011: 16). Mesela yerel idarecilerin çıkarları peşinde koşup adaletsiz davrandıklarını, zalimlik ettiklerini ve halkı hiç düşünmediklerini açıkça eleştirir: “Gömüldi deryalar, yıkıldı dağlar, Yetimler gözyaşın döke başladı, Orramsıdan bolan haramhor begler, Yurdı bir yanından yıka başladı” (Döke Başladı, I–454) Onun şiirlerinde genel anlamda eleştiri söz konusudur. Özellikle adaletten uzaklaşmış devlet adamları, kadı ve müftü gibi doğruluk timsali olması gerekirken adaletten en çok uzaklaşan kadı ve müftüler onun şiirlerinde sık sık eleştirilmektedir. O, bu eleştirileriyle halkın gönlüne ve istediklerine de tercüman olmaktadır. Kadıları eleştirir: “Irya boldı köpüñ okan namazı, Tañrı hiç birinden bolmadı razı, Pıgamber ornunda oturan kazı, Para üçin elin aça başladı” (Gaça Başladı, I–446) Adaletsiz şahları, para alarak iş yapan müftüleri eleştirir: “Şalarda galmadı hökm-i adalat, Bir pul üçin müfti berer rovayat, Bil, bu işler - nışanayı kıyamat, Zalımlar bitoba öte başladı” (Gaça Başladı, I–446/447) Adalet isteyenlere adaletsiz davranan, zalimlik edenler eleştirilir: “Dahdahlar turuban, yüzün sarardıp, Kim töresin tapıp, reññin gızardıp, Zalımlar mazluma sırtın gabardıp, Gamçısından ganlar saça başladı” (Gaça Başladı, I–447) Nefsi için hareket eden kadı ve din âlimleri eleştirilir: “Kazı bolan bir cogapda durmadı, Gice mähnet tartıp kitap görmedi, Şerigat sözünde dogrı yörmedi, Nebs üçin imansız öte başladı” (Gaça Başladı, I–448) Mahtumkulu’na göre, devlet adamı ve diğer görevlilerin adil olabilmesi için, adalet yolundan ayrılmaması için maddî sıkıntısının olmaması ve rüşvet almaması gerekmektedir. Bu özellikleri taşımayanların adil olmayacağı açıktır. Şair, bu konudaki sitemlerini “Dag u Hasretten Nışan” adlı şiirde dile getirir. Mahtumkulu, hayatının neredeyse bütün safhalarında adaleti, ülkesi ve halkının fakirlikten kurtulması için izlenmesi gereken yolları aramıştır. Ona göre tek sığınacak yer Allah’tır. Türkmenlerin çok zor günler yaşadığını ve kötü bir dönemden geçtiğini tasvir etmekte ve bu belirtilerin ahir zamanı gösterdiğini söylemektedir: “Ahir Zamane” adlı şiirin tamamında eleştiren bir bakış açısı hâkimdir ve şair, devlet görevlilerinin haksız kazanç elde ettiklerinden, rüşvet aldıklarından bahsedip şikayet etmektedir: “Müftüler pul alıp, rovayat berer, Nähak pulı alar, hakı köydürer” (Ahırzamana, I–77) 42 ya da, “Kethuda bolanlar dogrı sözlemez, Para alar, leyken dava düzlemez, Nähak güvä bolar, hakı sözlemez, Bilmenem, yakınmı ahırzamana” (Ahırzamana, I–78) Kutadgu Bilig, nasihat eder tarzda konuyu işlemekte, meseleyi olumlu anlamda ele almaktadır. Adaletin ne olduğu üzerinde durmakta, özellikle devlet adamlarının nasıl bir adalet anlayışı içinde olması gerektiğini vurgulamaktadır. Mahtumkulu da aynı konuları işler ama o, meseleyi olumsuz örneklerden yola çıkarak doğru olanı vermeye çalışır ve olumsuzdan olumluya doğru bir bakış açısıyla ele alır yani konuya eleştirel bir gözle bakar. Her ikisinde de aynı duygular dile getirilmekte, Kutadgu Bilig konuyu olumlu cümlelerle inceler ve anlatırken Mahtumkulu meseleyi olumsuz örneklerden hareketle ve eleştirel bir gözle ele almaktadır. 3. Sosyal adaletin sağlanması; sosyal eşitsizliğin ortadan kaldırılması: Sosyal adaletsizlik, adaleti yok eder. Toplumda, toplumsal düzen ile refah arasındaki ilişki bir denge oluşturur. Ya da böyle tanımlamak gerekir. Bir devletin var olması ve devamını sürdürebilmesi hukukun yani adaletin var olmasına bağlıdır. Aytoldı, hükümdara zalim olmaması, zulmetmemesi ve hukuka uygun davranması konusunda şunları söyler: “Tarıġlaġ erür dünya ilig kutı Kişi nengi alma yime tökme kan Tarısa orar er tirilgü otı Bu iki yazuķķa ulır çıķsa can”40 Negü ekse yirke yana ol önür (Arat, 1985: 1393, 1394, 1395) Negü birse evre anı oķ alur Toplumdaki her birey verdiği emeğin karşılığını yeteneği, katkısı oranında almalıdır. Bu, hakkaniyet ya da toplumsal adalet olarak nitelendirilebilir. Bu şekilde sosyal adaletsizliğin veya eşitsizliğin önüne geçilmiş olur. Toplumda zayıf ile güçlü, iyi ile kötü, zalim ile mazlum arasındaki dengenin her şekilde korunması gerekir. Yoksa toplumsal barış, huzur ve düzen bozulur (Hökelekli, 2011: 51, 56, 57). Arat, toplumda korunması gereken kesimin fakir, dul ve yetimler olduğunu, bu kesimin kanunlar yoluyla korunması gerektiğini söyler (1985: 5302). Yusuf Has Hacib, zengin, orta halli ve fakir olarak ayırdığı toplumdaki gruplardan en çok fakirlerin korunması gerektiğini bildirir. Orta hallilere de çok yük verilmemesi gerektiğini, memleketin ancak bu şekilde düzenlemelerle huzura kavuşacağını belirtir. (Arat, 1985: 5560–5568) “İl itlür erejke tegir bu buđun Du’a artar ötrü sanga ol ödün” (Arat, 1985: 5568) Yusuf Has Hacib’in hükümdar için belirlediği ekonomik kalkınma, emniyet gibi hedeflerden üçüncüsü adalettir. Halkın adil kanunlarla idare edilmesi ve onlara zalimlik göstermemek ısrarla üzerinde durduğu konulardır (Arat, 1985: 5576). 40 “Ey devletli hükümdar, dünya bir tarladır; insan bu tarlayı ekerse, hayat ekinini biçer. Yere ne ekilirse, yine o biter; ne verilirse, karşılığında aynı şey alınır. Başkasının m alını alma ve kan dökme; ölüm döşeğinde insan bu iki günah yüzünden inler.” 43 Sosyal adaletsizlik ve eşitsizlik, Mahtumkulu’nun şiirlerinde en çok kaleme alınan konudur. O, zenginler ile sayısı gittikçe artan fakirler arasındaki çelişkileri ortaya koyarken çözüm yolları da önerir. Bu durumun bir gün düzeleceğine olan inancı her zaman vardır. Bazı şiirlerinde bu umudu görürüz: “Kıyamatdan bir söz diydim bayakda Garav bardır yersiz urlan tayakda, Zalımlar hor bolar, galar ayakda, Garıp, sen yıglama, şir dek bolar sen” (Bolar Sen, I–420) Bazen umutsuzdur: “Niyeti yamandır, bahıl mal yıgar İye bilmez, her dem rısgalın bogar. Malı haram bolar, başından agar, Çoh garaşdım, acap eyyam gelmedi” (Acap Eyyam Gelmedi, I- 76) Şairin “Acap eyyam gelmedi”, “Bellidir” şiirleri yanında “Bolar sen” şiirinde dile getirdiği “Zalimler hor bolar, galar ayakda / Garıp, sen yıglama, şir dek bolar sen” sözleri, geniş kitleler için bir atasözü haline gelmiştir. Mahtumkulu, “Bellidir” şiirinde zalimlerin adalet karşısında cezalarını bulacaklarını dile getirir: “Magtımgulı, garıplarıñ gözyaşı, Dagları yandırıp, erider daşı, Pakıra zulum eden zalımıñ işi, Rozı-magşar divanında bellidir” (At yanında bellidir, I–390) Mahtumkulu’nun yaşadığı devirde (18. yüzyıl), Türkmenistan topraklarında birlik içinde olamayan Türkmen boylarının sosyal hayatı, düzensiz ve adaletsizdir. Gelir dağılımındaki dengesizlik tefeciliğe de yol açmış dolayısıyla halk arasında huzursuzluğu da artırmıştır. Dış saldırılar durumu daha da kötü hale sokmuştur. Bunu gören Mahtumkulu, bu durumun temel sebebini zenginlerin para hırsının oluşturduğunu belirtir. Onlar, daha çok zengin olmak isterken fakirleri hiç düşünmezler, der (Sağlam, 2013: 170). Konunun vurgulanmasında zengin fakir, iyi kötü zıtlığı ortaya çıkmakta ve şair problemi bazı çözüm önerileriyle ortaya koymaktadır. “Çok namerde mal vermişsin, dûn dünya, Gözü gökte, kaygısı yok, tok gider, Hani aklın, oda düşüp yan dünya! Ne mertler var, yoksullukta hor gider” (Sağlam, s. 171) Onun mısralarında sadece döneminin problemleri teşhis edilip eleştirilmemiştir. Eleştiriler yanında problemlere çözüm önerileri de sunulmuştur. Bir bakıma şiirleriyle savunduğu fikirler için savaşmıştır. Kendi toplumunda bir gün sosyal adaletin, refahın, barışın, beraberliğin ve doğruluğun tesis edileceğine inanmış, bu konuda da mücadele etmiştir. “Kıyamatdan bir söz diydim bayakda, Garac bardır yersiz urlan tayakda, Zalımlar hor bolar, galar ayakda, Garıp, sen yıglama, şir dek bolar sen” (Bolar Sen, I–420) “Magtımgulı, garıplarıñ gözyaşı, Dagları yandırıp, erider daşı, 44 Pakıra zulum eden zalımıñ işi, Rozı-magşar divanında bellidir” (At yanında bellidir, I–390) Mahtumkulu, adaletsiz yöneticilerden fakirleri korur, onların hakkını savunur; buna “Eyledi” ve “Yörmeli boldı” şiirleri örnek olabilir. Burada kendi dışındaki insanların varlığına göz koyan, halkın sahip olduğu bütün varlığı ellerinden alan, halkı perişan eden Göklen hanlarına boyun eğmemeleri gerektiğini dile getirir. “Azıpdır gökleñ hanları, Magtımgulı, ayama can, Kän görer bize halları, Biliñ guşa, gey gazap don, Goyman sürdi bar malları, Hetden aşdı bu zalım han, Göz dikip durmalı boldı. Ahır tor gurmalı boldı” (Yörmeli Boldı, I–34) 4. Adaletin vasıfları neler olmalıdır? a.Erken tecelli etmeli. Aytoldı, hükümdarı ziyaret ederken elindeki bıçağın anlamını sorar. Hükümdarın cevabı şöyledir: “Bu bögde biçek kim eligde turur Biçek teg bıçar men keser men işig Bıçıġlı kesigli turur ay unur Uzatmaz men da’vi ķılıġlı kişig”41 (Arat, 1985: 810, 811) Mahtumkulu’nun şiirlerinde adaletin erken tecelli etmesi ile ilgili şiirlere rastlamadık. b.Hak talebinde bulunanın hakkı verilmeli, elinden tutulmalı. Ögdülmiş hükümdara haksızlığa uğrayanların hak talebinde bulunması durumunda onlara haşin davranılmaması ve yol gösterilmesi gerektiğini söyler: “Mezalim ödinde ötigçilerig Körü alsa yol ķılsa bolsa irig”42 (Arat, 1985: 2499) Yufka gönüllü olan halkın gönlünü kırmamak gerekir, bunun sonucunda ilahî adalet tecelli eder: “Buđun köngli yuvķa küđezmeki sarp, Köngül sınsa ħaśmı bayat Ǿađli tap”43 (Arat, 1985: 3351) Kutadgu Bilig’de kanun yapıcı ve uygulayıcı olan kadılığın da önemli bir makam olduğundan söz edilir ve kadıların özenle seçilmesi gerektiği belirtilir (bkz. 5329 – 5344. beyitler). Mahtumkulu, beyler ve şahların hak edenlere hakkını vermesi gerektiğini vurgular. Verme işi beyler, adalet de şahlar içindir: “Bege-berim, şaha-adalat yagşı” (Delalat Yagşı, 453) c. Adaletsizliğin cezası mutlaka verilmeli: Kutadgu Bilig’de adaletsizliğin cezasının verilmesi bir hikâye ile dillendirilir. Aytoldı hükümdarın yanına gittiğinde onun üç ayaklı bir tahtta, elinde bir bıçak; sağ yanında şeker, sol yanında acı bir otla oturduğunu görür. Hükümdarın suratı asıktır, öfkelidir. Aytoldı, bütün 41 Ey becerikli insan, elimdeki bu bıçak biçen ve kesen bir alettir. Ben bu işleri bıçak gibi keser, atarım; hak arayan kimsenin işini uzatmam.” 42 “Haksızlığa uğrayarak hak talebinde bulunanları kabul etmeli, yol göstermeli ve onlara karşı haşin davranmamalıdır.” 43 “Halkın gönlü yufkadır, onu muhafaza etmek çok güçtür; burada gönül kırılırsa, ilahî adaletle karşılaşılır; bu ise kâfidir.” 45 bunların anlamını sorar. Hükümdar anlatır: “Üç ayaklı olan şey doğrudur. Ben işleri bıçak gibi keser atarım; hak arayanların işini uzatmam. Şeker, zalimlik görmüş, bana gelmiş, adâleti benden bekleyen insan içindir. Zehir gibi acı olan bu otu zalimler içer. Benim öfkem, asık yüzüm, buraya gelen zâlimler içindir”44 (Arat 1985: 771 – 816). Yusuf Has Hacib, iyiliğin de kötülüğün de karşılıksız kalmaması gerektiğini bildirir: “İsizlerke haşmet siyaset kerek Yana edgüke tutçı hurmet kerek”45 (Arat, 1985: 2303) Mahtumkulu, adil olmamanın cezasının bu dünyada değilse bile öbür dünyada mutlaka olduğunu belirtir: “Magtımgulı, garıplarıñ gözyaşı, Dagları yandırıp, erider daşı, Pakıra zulum eden zalımıñ işi, Rozı-magşar divanında bellidir” (At yanında bellidir, I–390) “Bir yolda günä bar, bir yolda sogap, Arasatda senden isterler cogap, Halala hasap bar, harama – azap, Şeki yokdur, yada salgın bu işi” (Bu işi, I–421) III. SONUÇ Kutadgu Bilig’de de Mahtumkulu’nda da ideal devlet, demokrasi ve demokratiklik, sosyal adaletsizlik ve eşitsizlik ve dolayısıyla sosyal hukuk devleti konuları ele alınmaktadır. Her iki eser de içinde bulundukları dönemde adalet, adil idareci, adaletsizlikle ilgili kabuller ile reddedişleri, uygulamaları daha eleştirici bir bakış açısıyla ele almaktadır. Adaletin toplumla ve toplumun refahıyla ilişkileri söz konusu edilmektedir. Kutadgu Bilig’de konu, tanımlayıcı ve nasihat edici bir üslupla anlatılırken Mahtumkulu’nun şiirlerinde eleştirici bakış açısı daha belirgindir. Biri ideal olandan veya olması gerekenden bahsederken diğeri mevcut durumdan bahsetmektedir. Eserlerde yönetenler ve yönetilenlerin adaletle ilgili kabul ve uygulamaları, bu iki kesim arasındaki karşılıklı hak ve görevler tanımlanmıştır. Hükümdar saray, hükümet, ordu ve adaletin başıdır. Yani tüm güçler onun elindedir. O, ülkeyi düşmanlardan korur, ülkede birlik ve barışı sağlar; boyları bir araya toplar; töreyi uygular; halkı adaletli ve eşit yönetir; halkı giydirir, doyurur, refah seviyesini artırır; ordunun başında sefere gider; devlet görevlilerini tayin eder, savaşa ve barışa karar verir; elçileri gönderir ve kabul eder. Yani yasama ve yürütme onun elindedir. Burada vurgulanması gereken en önemli nokta adaletin kağanı bağlayan hukuk kuralları olduğu gerçeğidir. Yani hukuk ve kanun kağanlıktan üstündür. Keyfilik yoktur, kağanın hukuk kurallarını doğru ve tarafsız olarak uygulaması gereklidir. Her iki şairin vurguladığı konu, yönetimde olanların baskıcı ve zalim olmamasıdır. Eserlerde toplumsal sıkıntı ve problemlerin çözümünde aslolanın akıl ve bilgi olduğu, gerçek yol göstericinin de bunlar olduğu dile getirilmektedir. 44 “kamuğ üç adaklığ köni tüz-turur / kalı bolsa tört kör bir egri bolur // kayu neñ tüz erse kamuğı uz ol / kamuğ uz körü barsa kılkı tüz ol // kayu neñ emitse kör egri bolur / kamuğ egriler isiz urğı bulur // kayu tüz emitse turumaz tüşer / kayu neñ köni bolsa tüşmez serer // meniñ kılkım ol kör emitmez köni / köni egri bolsa könilik küni” 45 “Kötülere haşmet ve siyaset, iyilere ise, daima hürmet lazımdır.” 46 Her iki eserde de sosyal devlete işaret edilir. Toplumsal düzenin sağlanması, sosyal adaletsizlik ve eşitsizliğin yok edilmesi ve refahın sağlanması adaleti de tesis edecektir. Devletin temeli hukuka dayanmalıdır. Hukukun üstünlüğü esastır. Hukuk, insanlar arasında herkese ve eşit olarak uygulanmalıdır. Biri 11. yüzyılda güçlü bir devlet yönetiminin olduğu dönemde diğeri 18. yüzyılda boyların birbirinden ayrı hareket ettiği, birliğin olmadığı, toplumsal problemlerin daha fazla yaşandığı dönemde yani iki farklı dönem ve farklı toplumsal düzen içindeki toplumlarda yaşayan iki bilgenin kaleme aldığı eserlerden hareketle içinde bulundukları toplumların yapısı ve imarı konusunda gösterdikleri yolun aynı olduğunu söyleyebiliriz. Yönetimin tesis edilmesi kadar devamlılığı da önem taşır. Bu devamlılıkta mülkün temeli olarak kabul edilen adaletin rolü büyüktür. Bu hem kişisel hem de toplumsal hayatın ahlakî temellerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu açıdan da ele aldığımızda topluma rehberlik eden bilgelerin toplumsal hayatın düzene girmesi, hukuk devletinin tesis edilmesi, hayatın kaliteli hale getirilmesi ve sosyal devletin şekillenmesi gibi konular üzerinde durduklarını da görürüz. Aslında bütün bu değerlendirmeler ardından incelediğimiz her iki şairin adaletle ve bağlantılı olarak devletle ilgili anlayışlarının İslamî inanışlarla şekillendirilse de İslamiyet öncesindeki Türk evren tasavvurundaki düşüncelere dayandığı görülmektedir. Bu anlamda, geçmiş dönemdeki eserlerin farklı bakış açılarıyla tekrar tekrar değerlendirilmesi önem arz etmektedir. Edebî eserlerde yer alan bilgilerin geçmişe dair Türk devlet geleneği, hukuk devleti, sosyal devlet gibi uygulamalarıyla tespit edilmesi ve günümüze ışık tutması sağlanmalıdır. Aksaklıkların giderilmesinde ve yürünecek devlet yolunun aydınlatılmasında bu tür eserlerin birer rehber olarak görülmesi ve bu açıdan ele alınması da gereklidir. KAYNAKÇA ADALIOĞLU, Hasan Hüseyin ( ). “Bir Siyasetnâme Olarak “Kutadgu Bilig”, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, s. 237–253. AKGÜN, Mehmet (1997). “Kutadgu Bilig’te İnsan ve Kamil İnsan”, PAÜ, Eğitim Fakültesi Dergisi, sayı:3, s. 1–10. AKSOY, Mustafa (2011).“Tarih-Kültür-Edebiyat Bağlamında Mahdumkulu”, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Temmuz, s.40. ARAT, Reşit Rahmeti (1952). “Kutadgu Bilig” maddesi, İslam Ansiklopedisi, C. 6, MEB, İstanbul, s. 1039-1047. ARAT, Reşit Rahmeti (1979). Kutadgu Bilig-I. Metin, TDK Yay., 2. Baskı, Ankara. ARSAL, Sadri Maksudi (1947). Türk Tarihi ve Hukuk, İ.Ü. Yay., İstanbul. 47 BAĞDATLI, Özlem (2007). Kutadgu Bilig’de Devlet ve Adalet İlişkisi, (Dan. Doç. Dr. A. Bıçak), İstanbul Üniversitesi SBE Enstitüsü Felsefe ABD – Yayımlanmamış Yüksek Lisansı Tezi, İstanbul. BAŞER, Sait (2006). Kutadgu Bilig’de Kut ve Töre, Sakarya Valiliği Yay., Sakarya. BİRAY, Himmet (1992). Mahtumkulu Divanı, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, s. 298. CANKURT, Hasan (2013). “Mahtumkulu Firâkî’nin Şiirlerinde Muhtevâ”, Turkish Studies International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, Volume 8/9 Summer 2013, p. 911–951, ÇAKIR, Ramazan, DİNÇ, Ahmet Dinç (2009). “18. Asır şair – Mütefekkirlerinden Azadi ve Mahtumkulu”nun Sosyo-Ekonomik Düşünceleri”, Turkish Studies international Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, Volume 4/3 Sipring, p (s). 747. ÇAKIR, Ramazan, DİNÇ, Ahmet Dinç (2010). “18. Asır Şair - Düşünür Mahtumkulu’nun Toplumsal Düzen Eleştirileri Ve Edebi Şahsiyeti”, Kirkuk University Journal – Humanity Studies, Vol:5, No:2. ÇINAR, Yrd.Doç.Dr.Bekir (2001). “Dîvân Şiirinde Adâlet”, TÜBİAR-X, s. 294 – 331. DEMİRTAŞ, Dr. Ahmet (2004). “Kutadgu Bilig’deki Hükümdar Küntogdı Tipine Göstergebilimsel Açıdan Bir Yaklaşım Denemesi”, TÜBAR-XV-/2004-Bahar/ s. 161- 174. DİLAÇAR, Agop (1972). Kutadgu Bilig İncelemesi, TDK Yay., Ankara. DİNÇ, Ahmet; ÇAKIR, Ramazan (2008). Türkmen Kültürü Ve Türkmenlerin Sosyo-İktisadi Düşüncesi, Ayrıkotu Yayınları- İstanbul, 2008. DOĞAN, Yrd. Doç. Dr. Nejat (2002). “Kutadgu Bilig’in Devlet Felsefesi-II”; Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: 13, s. 77–94. GÜZEL, Abdurrahman (2005). “Birey, Toplum, Devlet İlişkisi ve Kutadgu Bilig”, Prof Dr. Fikret Türkmen Armağanı, İzmir, s. 357- 360. KALKIŞIM, Prof. Dr. M. Muhsin (2013). “Kutadgu Bilig’de “Adâlet” Değeri”, Mavi Atlas GŞÜ Edebiyat Fakültesi Dergisi •Güz, S. 1, s. 91- 98. KÜYEL, Mübahat (1991). “Türklerde Adalet Kavramının Ontolojik Bir Temeli Var mıdır?”, X. Türk Tarih Kongresi, C. III, TTK Basımevi, Ankara, s. 725 – 732. ÖGEL, Bahaeddin (2003 – 2002). Türk Mitolojisi – I, II, TTK Yay., Ankara. SAĞLAM, Soner (2013). “Mahtumkulu’nun Tenkit Şiirleri Üzerine Bir İnceleme”, Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi Sayı: 2/2, s. 161–178. SÖYLEMEZ, Mikail (2009). Türkmenistan’ın Sosyo–Kültürel Yapısı, İzmir, Altın Kalem Yayınları. 48 SÖYLEMEZ, Mikail (2011). “Mahtumkulu’nun Divanında İnsanın Psikolojik Yapısı”, Dicle Üniversitesi Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi Dergisi, 16, s. 146–153. TEMİZKAN, Mehmet (2010). “On Sekizinci Yüzyılın Şartları İçinde Mahtumkulu”, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi / Journal of Turkish World Studies, Cilt: X, Sayı 1 , Sayfa: 173184. 49 AFGANİSTAN’DA BULUNAN ÇAĞATAYCA MAHTUMKULU DİVANI Prof. Dr. Fatih KİRİŞÇİOĞLU/Savaş ŞAHİN Özet: Çalışmamızda, Türkmenlerin millî şairi olan Mahtumkulı’nın Herat’ın kuzeyinde bir Türkmen köyünde bulunan ve Türkiye'de bilinmeyen Çağatayca divanı hakkın hakkında bilgi verilmektedir. Anahtar Kelimeler :Mahtumkulı, Türkmen Türkçesi, Divan,Çağatayca Türkmenlerin en büyük şâirlerinden biri olarak kabul edilen Mahtumkulu genel bir kabulle 1733-1782 yılları arasında yaşamıştır. Berdi Sarıyevşâirin doğumunu 1773 olarak kabul eder. Şâir Etrek boyunda yer alan “Hacıgovşan” Hacı Kavuşan köyünde dünyaya gelir. Mahtumkulu Göklen boyunun Gerkez tiresindendir. Eğitimini Arapça, Farsça ve Çağatayca öğrenmiştir. Bütün şiirlerinin eserlerinin konusunu halkın gerçek hayatından alan şâir ayrıca vatanseverlik, kahramanlık gibi konuları işlemiş, Türkmen mertliğini ortaya koymuş, ömrü boyunca Türkmen birliğini sağlamaya çabalamıştır (Sarıyev, 2008:3809-3810). Türkmenlerin klasik edebiyatı dediğimiz dönemi 18. Yüzyılda başlar. 18. Yüzyıl edebiyatı halka yakın, halkın sıkıntılarını halkın diliyle anlatıldığı bir dönemdir. Bu dönemi diğer dönemlerden özellikle ayırmak gerekir. 18. yüzyılda Mahtumkuluyla birlikte, Azadı, Andalıp, Magrupı, Şabende, Gayıbı, Şeydayı gibi şâirler Klasik Türkmen Edebiyatı’nın temellerini atmışlardır. Şâirlerin çoğu eserlerinin mazmunu hayatla bağlantılıdır. Bu dönemdeki eserlerde çoğunlukla çile çeken halkın sıkıntıları sade ve anlaşılır bir dille usataca dile getirilmiştir (Garrıyev, 1975:9). Türkmen boylarını birleştirmeyi isteyen, vatanın birlik ve beraberliğini arzulayan, 18. yüzyılın Türkmen hayatını, toplumun aksayan yönlerini, o dönemin siyasal ve sosyal şartlarını dile getiren Mahtumkulu aynı zamanda şiirlerinde insan sevgisini, güzel ahlâkı, erdemi, beşeri aşkı halkın anlayabileceği bir dilde âdeta bir oya gibi işlemiştir. Fuad Köprülü Mahtumkulu’nda Ahmed Yesevi’nin tesirleri olduğunu belirtmiş (Köprülü, 1976:177) şairin dini konularla ilgili şiirleri halkın anlayabileceği sadelikle işlediğini söylemiştir. Derin bir maneviyatın hissedildiği şiirlerinde kullandığı dilin anlam yönüne hâkim olmuş, söz sanatlarını etkili biçimde kullanmış, halk ağzını kullanarak geniş kitlelere hitap edebilmiş, eserlerinde dünya görüşünü, hayat felsefesini yansıtırken de anlam ve mecazla ilgili sanatları da oldukça etkili bir biçimde kullanabilmiştir (Erdem, 2012.73). 50 Mahtumkulu Türkmenlere has mahalli temaları ve söyleyiş tarzını bırakmadan, kısmen farklı nazım şekilleri içinde, Yunusla başlayan tasavvuf ve ilahi aşk konusunu, Karacaoğlan'daki lirizm çizgisini takip ederek bütün Türkmen edebiyatının ışığı olmuştur. Hatta Doğu Türkistan’dan Anadolu’ya kadar bütün Türk dünyasında etkisi günümüze kadar devam etmiştir (Türkmen, 2009.22).Şâirin şiirlerindeki muhtevayı yaşadığı dönemle ilişkilendirmek ve yaşadığı dönemle olan bağlantısını ortaya koymak Mahtumkulu’yu anlamada oldukça önemlidir. Mahtumkulu’nun yaşadığı on sekizinci yüzyıl dış tehditlerin yanında, iç çekişmelerin de devam ettiği, yerel idarecilerin halka zulmettiği bir dönemdir. Türkmenler bu şartlarda yerleşik hayata geçmeye başlamıştır. Mahtumkulu, işte böyle bir ortamda doğmuş, yetişmiş ve eser vermiştir (Temizkan, 2010:174). 18. Asra kadar Türkmenlerin yazılı bir edebiyatı olmamasına karşın, köklü bir sözlü edebiyat gelenekleri vardır (Biray, 1992:3-6) Mahtumkulu kendi eserlerini genelde şahsi ismi ile yazmıştır. Ayrıca şâir, Fırakȋ (Pıragı), Kul Mahtum (GulMagtım), Mahtımȋ (Magtımı) gibi edebȋ mahlasları da kullanmıştır. Günümüze şâirin 700’den fazla şiiri ve 10’a yakın küçük çaplı poeması (şiirsel hikâyesi) ulaşmıştır. Bunların yüzde seksenine el yazmalarında rastlamaktayız kalan kısmı halkın dilinden derlenmiştir (Aşırov, 2012,13-14). Mahtumkulu Buhara’daki Kükeltaş medresesinden ayrıldıktan sonra Afganistan ve Hindistan’a gitmiştir. Hindistan’da altı ay kaldıktan sonra Kâbil üzerinden Özbekistan’ın Margelen, Andican, Semerkant şehirlerine gelirler (Biray, 1992: 11). Mahtumkuludan önceki klasik Türkmen şâirleri ve bilhassa şâirin babası olan Devlet Mehmet Azadȋ hem dil hem de üslup olarak klasik Çağatay edebiyatının tesirinde eserler yazmışlardır. Bu şâirlerin dili, canlı Türkmen şivesine değil o günkü klasik Türkmen edebiyatının diline dayanmıştır. Mahtumkulu klasik edebiyatı, özellikle de Nevâyȋ’yi bilmesine rağmen, şiirini Türkmen diliyle ve Türkmenlerin anlayıp benimseyeceği bir tarzda yazmıştır. Şiirlerinde henüz yazı dili olarak kullanılmayan Türkmen şivesinin kelime olarak, söyleyiş tarzı olarak yer aldığı görülür (Biray, 1992,15). Mahtumkulu elyazmalarının çoğunluğu Türkmenistan’da Türkmenbaşı Milli El yazmaları Enstitütü‘nde bulunmaktadır. El yazmaları Enstitüsü’nde bulunmayan Leningrad, Taşkent, Bakü nüshalarının birer fotokopileri Enstitü kütüphanesinde bulunmaktadır. Üç yüze yakın el yazması bulunan divanların dili halkın anlayacağı bir dille yazıldığı için bu şiirler kolayca ezberlenmiş ve yazıya geçirilmiştir (Yılmaz, 2006,89). Mahtumkulu’nun şiirleri Türkmenistan dışında, İran, Stavropol ve Afganistan Türkmenleri arasında da ezbere bilinmektedir. Şairin şiirleri Astrahan’da 2014 yılında Stavropol Türkmenleri tarafından bir divanda basılarak Rusça olarak yayınlanmıştır. Afganistan’da bulduğumuz nüsha Hicri 1352 (M.1933) yılında Muhammed Emin tarafından yazılmıştır. Eser Çağatay Türkçesiyle yazılmış olup eserin içinde yer yer Ersarı ağzından kelimelere ve şekillere yer verilmiştir. Kara, Magtımgulınun Oğuzca 51 ağırlıklı bir dille yazdığı şiirlerde yer yer Çağatayca serpintiler olduğunu belirtmiştir. Kara, Magtımgulı’nun şiirlerini bu yönüyle karışık dilli eserlerle benzerlik gösterdiğini savunur. Kara Magtımgulı’nun şiirlerindeki karışık dillilikle ilgili şu örnekleri verir: bol- fiili hem bol- hem de ol- şeklinde geçer. Bar-, ber- ve bar kelimeleri Çağatayca’da olduğu gibi b-’li kullanılmıştır. -Gan, -Gen sıfat-fiil ekleri hem Çağatayca’da olduğu gibi g-’li hem de Oğuzca’daki gibi g-’si düşmüş olarak – an/-en şeklinde kullanılmıştır. Yine şiirlerde görülen imes olumsuzluk kelimesi de Çağatayca’ya mahsustur (Kara, 1998:132-133). Türkmen klasik edebiyatının Magtımgulı’nun eserlerinde kullanılan sözlerin nasıl bir fonetik görünüşte olduğunu açıklamak şimdiye kadar önemli bir sorun olmuştur. Birincisi Türkmen klasik edebiyatının örnekleri Arap harfleriyle yazılmıştır. Arap harfleri Türkmen seslerini karşılamakta yetersizdir. Ayrıca 13-19. yüzyıllarda yazılan eserler Türkȋ dillerde yazılmıştır ve bunların etkileri Türkmence yazılan eserlerde görülmüştür. Türkmen dilinde kullanılmayan kullanılmasa da başka fonetik görünüşte olan sözlerin (diri yerine tirik; ulu yerine ulug; ıssı yerine ıssıg vb.) girmesine neden olmuştur. Diğer taraftan bir yazıcı tarafından neşredilen yazmanın benzer kelimelerin farklı fonetik görünüşleri görülebilmektedir. Magtımgulı’nun kendi el yazmalarının günümüze ulaşmaması onun eserlerinin ayrı ayrı yazıcılar tarafından kalem alınması da kelimelerin anlaşılmasını belli derecede zorlaştırmaktadır (Saparova vd. 1998:6-7). Türkmenler 1928’e kadar Arap harflerini kullanmışladır. Dolayısıyla Magtımgulı’nun yazdığı eserler de bu dönemden önce Arap harfleriyle kaleme alınmıştır. Elimizdeki eser şu dörtlükle başlamaktadır: Bir kiçe yatırdım tüning yarında Bir tört atlı kilip “turgın” tiydiler Haber birmiz sanga fursat câyında Şol yerde ärler bar, körgin tiydiler Eserde Türkmenlerin belirttiği Şekilde Magtımgulı Şeklinde değil Mahtumkulı şeklindedir. Bismillâhirrahmânirrahîm Bir kiçe yatırdım tüning yarında / Bir tört atlı kilip “turgın” tiydiler Haber birmiz sanga fursat câyında / Şol yerde ärler bar, körgin tiydiler Farkları ve Çağatayca özellikleri şu şekilde gösterebiliriz : 52 Bir Bir Habar Şol kiçe tört yatırdım kelip saňa ärler bar, atlı bermiz yerde Nazarım yetüşgeç Köňlüm cuşa Ol vaktda bar Turma oglan endek yörgin tiydiler şol keldi tünüň “Turgın” fursat körgin tört başım erdi iki yarında tiydiler cayında tiydiler merdana gerdana divana Bir gije ýatyrdym tünüň ýarynda, Bir dört atly gelip: «Turgul» diýdiler. «Habarmyz bar saňa pursat jaýynda, Şol ýerde ärler bar, görgül» diýdiler. Nazarym ýetişgeç şol dört merdana, Köňlüm joşa geldi, başym gerdana, Şol wagtda bar idi iki diwana: «Durma, oglan, onda bargyl!» diýdiler. Kitabın sonundaki not şöyledir: Tamam şud divanı hazreti mahtumkulı temeddü tamam şud karem ata şud şeytanı bedbahd gulam şud der şehri lahur der cevarimiyanı mir sahib be kalami muhammed emin katibi Kızılayag. İşimi tamamladım. Bitirene kadar şeytana uymadım , köle olmadım. Kitabın sonundaki nottan kitabın yazarının Muhammed Emin adlı birinin olduğunu öğreniyoruz. Yine eserin sonundaki nottan eserin Hicri 1352 yılında kaleme alınmış olduğunu öğreniyoruz. Kitaptaki son şiir ise “Batdı Yaranlar” şiiridir: Tört müň tört yüz yaşan Lukman hekimiň, Yusufıň arzusıYakub yanında Başı kara kuma batdı yaranlar! Söygüsi dilinde derdi bagrında Kırk bedevli agır kürzli rüstemiň Kimiň kardı bolur çarhın yanında Acal cılavındın tutdı yaranlar Yusufı kul edib satdı yaranlar Ancak, bu şiir Türkiye’deki her iki yayında da yoktur. Güzel yayınında “Var mı Yârenler”(Güzel :170),Biray yayınında “Bar mı Yarenler”,”Gökten İndim Yarenler”,”Adlı Yarenler” (Biray :144,432,480) baylıklarıyla şiirler vardır. Adlı Yarenler şiiri Hz.Yusuf anlatıldığı için konu olarak benzemektedir. Sonuç olarak, kabataslak olarak ancak 48 sayfasının çeviriyazısını yaptığımız bu nüshanın, gerek şiirler ve muhtevaları temelinde yapılacak karşılaştırmalı çalışmaların. Gerekse Çağatayca temelinde Türkmence ve Özbekçe dil özellikleri dikkate alınarak yapılacak çalışmaların Türk Dili tarihi açısından önemli olduğunu vurgulamalıyız. 53 KAYNAKLAR AŞIROV, Annagurban (2012). Magtımgulı Firaki: Türkmen Halkının Millȋ Gururu. Modern Türklük Araştırmaları Dergisi. Cilt 9 (4). Aralık. S.7-22. Ankara. AŞIROV, Annagurban (2014). Mahtumkulu Bütün Eserleri,I.Cilt (Prof. Dr. Abdurrahman Güzel Prof. Dr. Ali Duymaz Doç. Dr. Berdi Sarıyev Doç.Dr. Nergis Biray Şadurdy Meredov Halil İlteriş Kutlu Emrah Yılmaz) Ankara . BİRAY, Himmet (1992). Magtımgulı Divanı. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları. CANKURT, Hasan (2013). Magtımgulı Firâki’nin Şiirlerinde Muhteva. Turkish Studies. Vol. 8/9. S. 911-953. ERDEM, M. (2012). Magtımgulı’nun Şiir Dünyasının Anlam Yönü. Modern Türklük Araştırmaları Dergisi. Cilt 9(4). S. 72-81. GARRIYEV, S. A. (1975). Türkmen Edebiyatınıñ Tarıhı- Tom II. Aşgabat: Ilım. KARA, M. (1998). Magtımgulınun Şiirlerinde Çağatayca ve Oğuzca Unsurlar. Bilig. Sayı 7, Güz.S. 131-134. KÖPRÜLÜ, Fuad (1976). Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar. Ankara: Başkanlığı Yayınları. Diyanet İşleri SAPAROVA, B.,Hocayev, B. (1988). Magtımgulınıñ Dili ve Türkmen Sözleyiş Medeniyeti. (Red. T. Täçmıradov). Aşgabat: Ilım. SARI, Berdi (2008). Magtımgulı’nun Şiirsel Coğrafyası. Uluslararası Türk Dili Kurultayı Bildirileri. Cilt IV. S. 3809-3820. TEMİZKAN, Mehmet (2010). Onsekizinci Yüzyılın Şartları İçinde Magtımgulı. Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi. Cilt 10 (1). S. 173-184. TÜRKMEN, Fikret (2009). Türk Edebi Geleneğinde Yunus Emre, Karacaoğlan, Magtımgulı Çizgisi. Milli Folklor. Sayı, 84. S. 18-22. YILMAZ, Hayati (2006). Mahdumkulı’nın Divanı’nın Nüshaları ve Türkmenbaşı Milli Elyazmaları Enstitüsü 400-E Numarada Kayıtlı A Nüshasında Bulunmayan Şiirleri, Modern Türklük Araştırmaları Dergisi, Cilt 3 (2), S. 86-156. 54 MAHTUMKULU’NUN ŞİİRLERİNDE DEĞERLER EĞİTİMİ Prof. Dr. Ali YAKICI Değerler eğitimi, toplumların ayakta durmasını, hayatta kalmasını sağlayan unsurların başında gelmektedir. Bu bakımdan ülkelerin öğretim programlarında değerler eğitiminin önem arz ettiği görülmektedir. Türkiye’nin MEB Programında (2009) değerin tanımı kısaca; “toplum ya da birey tarafından benimsenen birleştirici olgu, toplumun sosyal ihtiyaçlarını karşıladığına ve bireylerin iyiliği için olduğuna inanılan ölçütler” olarak yapılmaktadır (Turan-Ulusoy 2014: 6). Folklordan edebiyata, tarihten felsefeye, dinden ekonomiye, psikolojiden sosyolojiye vb. birçok alanda görülen değerler genelde; Milli, dini, evrensel, insani, bireysel, toplumsal, ekonomik, kültürel, siyasi vb. değerler olarak sınıflandırılmaktadır. Özelde ise değerler şu şekilde bir tasnife tabi tutulmaktadır: Adil olma değeri, aile birliğine önem verme değeri, bağımsızlık değeri, barış değeri, bilimsellik değeri, çalışkanlık değeri, dayanışma değeri, duyarlılık değeri, dürüstlük değeri, estetik değeri, hoşgörü değeri, misafirperverlik değeri, özgürlük değeri, sağlıklı olmaya önem verme değeri, sevgi değeri, sorumluluk değeri, temizlik değeri, vatanseverlik değeri, yardımseverlik değeri vd. (Turan-Ulusoy 2014: 22-40). Değer kavramı ya da yargısı toplumların sosyal, siyasal, kültürel ve dini yapılarına göre farklılık göstermektedir. Toplumun birinin değer olarak gördüğünü diğeri değersizlik olarak kabul edebilmektedir. Yine bir toplum tarafından ahlaksızlık olarak değerlendirilen davranışlar diğerinde ahlaki bir unsur olarak kabul görebilmektedir. Farklı kültürlere ve inançlara sahip insanların oluşturduğu kimi toplumlarda toplum içi farklılıklar yaşanabilmektedir. Fertlerden bir bölümünün değer olarak kabul ettiğini bir bölümü reddedebilmektedir. Ama müşterekler etrafında örgütlenmiş toplumlarda coğrafi sınırları farklı bile olsa ortak kültürel değerlerin kabul gördüğüne tanık olunmaktadır. Bunların en güzel örneklerinden birini Türkiye ile Türkmenistan arasındaki ortak değerlerde görmek mümkündür. Tarihi, dini, sosyal, siyasal vb. bakımlardan birçok ortak değeri bulunan Türkiye ile Türkmenistan, kültürel bakımdan da önemli değerler ve kabuller etrafında birleşebilmektedir. İnanç boyutlu bayramlar birer ortak değerdir, Nevruz ortak değerdir, konukseverlik/misafirperverlik ortak değerdir, Köroğlu ortak değerdir, Nasrettin Hoca ortak değerdir, Karacaoğlan ortak değerdir, Mahtumkulu ortak değerdir. Mahtumkulu sadece bir ortak değer değil aynı zamanda ortak değerleri şiirlerine taşıyan, şiirleriyle değerler eğitimine yer ve yön veren, katkı sağlayan usta bir sanatçı, bir düşünür, bir şairdir. Mahtumkulu’nun şiirlerinde değerlerin birçoğuna yönelik yer verildiği görülmektedir. Bu duruma Karacaoğlan vb. şairlerde de rastlanmaktadır. Okullaşmanın günümüzdeki kadar yaygın olmadığı dönemlerde değerler eğitiminin şiir, hikâye, masal, efsane vb. edebi ürünlerle/araçlarla yapıldığı bilinmektedir. 55 Mahtumkulu da bu eğitim-öğretim sürecine şiirleriyle katılmış, döneminde Türkmen toplumundaki fertlerle çevre ve kardeş kültürlerdeki insanların eğitimine şiirleriyle katkıda bulunmuştur. Mahtumkulu’nun şiirlerinde dini değerler eğitimi önemli bir yer tutmaktadır. Değerler eğitiminde nasihatnamelerin rolü oldukça fazladır. Adı ister nasihatname, ister nasihat destanı, ister öğüt name, ister öğüt destanı ya da pendname olsun; örneklerine Mahtumkulu’nun şiirlerinde sıklıkla rastlanmaktadır. Mahtumkulu’nun şiirlerinde işlediği konuların başında bütün mahlukatla birlikte insanı yaratan Allah ve Allah’ın yarattığı bu insanları iyiye, doğruya, güzele yönlendirmek amacıyla eğitmek için gönderdiği peygamberlerdir: Yedi kat semayı, yeri Muhkem eden bir Allah’tır. İki cihanın serveri Din Muhammet Mustafa’dır. Muhammet’ten evvel geçen Allah’ın sırrına yeten Tur dağında mesken tutan O Musa Kelimullah’tır. Nice Mürsel nebi geçti Dünyanın ahiri boştu Gemi bağlar o da geçti O dahi Nebiyyullah’tır. Ebubekir, Osman, Ali, Birbirinden de senalı, Kâbe şehrinde binalı, İbrahim Halilullah’tır. Yakup ağlar günde saba, Düşüp zindana gazaba, Mısır şehrinde Yusuf’a, Âşık olan Züleyha’dır. Çün topraktan olmuş Ali İsrafil suruna bağlı Davut peygamberin oğlu O Süleyman padişahtır ………………………. Güzel Allah nazar salan Meryem’in mihrinde kalan Dört kitabın birin alan O İsa Beruhullahtır Mahtumkulu ya habibim Unutmasın seni dilim 56 Hazreti Muhammet vekilim Sığındığım bir Allah’tır (Güzel 2014:212-213). Mahtumkulu şiirlerinde özellikle dini eğitime fazlaca yer vermiştir. İslam’ın beş şartına yönelik uygulamalarla bunlara bağlı ritüelleri şiirlerinde sıklıkla işlediği gözlemlenmektedir: Ayıl âşığım ayıl Mecnun ol halka yayıl Halil oğlu İsmail Kurbandadır kurbanda Tur dağında duranlar Nice gayip erenler Cemalini görenler Fermandadır fermanda Dolduran bu dünyayı Bilen her iki cihanı Bütün işin beyanı Kur’an’dadır Kur’an’da Mahtumkulu aç diller Kulluk et aylar yıllar Yarın takvasız kullar Pişmandadır pişmanda Karacaoğlan’ın “Seni bir mecliste hacil düşürür/Kötülerle konup göçücü olma” biçiminde aktardığı eğitim şekli Mahtumkulu’nun şiirlerinde de; iyilerle arkadaş olmanın önemi, itibarın insana kazandırdığı değerler, cahil insanın hem bu dünya hem de öteki dünyada bir değerinin olmayacağı vurgulanmaktadır: Nice pise zâr olup Yatsan hoş bîmar olup Hoş iyiye yâr olup Bir yamandan dış gitmek Ulaşmayanlar gama Şükretmezler hoş deme İtibardır insana Yahşi gelip hoş gitmek Yaman dil yol yitirir Yahşi rahmet getirir Er derdini artırır Kırkı aşıp yaş gitmek Firâkî dünya düştür Düş görsen dibi hiçtir 57 Cihanda yaman iştir Kuru gelip boş gitmek Sonuç: Mahtumkulu’nun şiirleri incelendiğinde; birçok bakımdan önemi görüleceği gibi “değerler eğitimi” bakımından da önemli bir yerinin olduğu muhakkaktır. Mahtumkulu şiirleriyle içinde yaşadığı Türkmen toplumunun dini, milli, sosyal ve kültürel bakımdan eğitilmesinde, kalkınmasında, geleceğini görmesi ve kurmasında etkili olmuş, önemli rol oynamıştır. Bu milli şair şiirleriyle kendisinden feyz alan günümüz insanlarının da her bakımdan yönünü ve yolunu aydınlatmakta, her alanda onlardan ışığını esirgememektedir. Bu vesileyle Mahtumkulu’nun Türkiye sahasına kazandırılmasında emeği geçen başta, her ne kadar bizi yarı yolda terk ettiyse de, çok değerli yol arkadaşım Himmet Biray’a alkışlarla teşekkürümü ulaştırmak istiyorum. Mahtumkulu üzerindeki çalışmalarıyla Himmet Biray’ın çalışmalarının devamını sağlayan Hocamız Prof. Dr. Abdurrahman Güzel’e ve Doç. Dr. Nergis Biray Hanım’a şükranlarımı arz ediyorum. Ayrıca Doç.Dr. Berdi Sarıyev’e, Prof. Dr. Ali Duymaz’a, Doç.Dr. Hamiye Duran ve emeği geçen bütün arkadaşlara teşekkür ediyorum. Sözlerimi bitirirken tebliğimi dinleyen bütün değerli konuklara teşekkür ediyorum. Saygı ve sevgiyle… KAYNAKÇA Güzel, Abdurrahman (2015), Dini-Tasavvufi Türk Edebiyatı, 7. Baskı, Ankara: Akçağ Yayınevi. Güzel, Abdurrahman (2014), Mahtumkulu Divanı, (Haz. Ali Duymaz, Berdi Sarıyev, Nergis Biray, Emek Üşenmez, Halil İlteriş Kutlu, Emrah Yılmaz), İstanbul: Akademik Kitaplar. Turan, Refik-Ulusoy, Kadir (2014), Farklı Yönleriyle Değerler Eğitimi, Ankara: Pegem Akademi Yayınları. 58 MAHTUMKULU’NUN ŞİİRLERİNDE GEÇEN SAYILAR ÜZERİNE Yrd. Doç. Dr. Selcan Sağlık 1. Giriş: Sayılar, eğitim hayatımız boyunca gördüğümüz matematik derslerinde ve günlük hayatımızda kullandığımız basit hesap işlerinde olduğu kadar, kültürümüzün bir parçası olan dilimizde ve edebiyatımızda da önemli yere sahiptirler. Dilbilgisinde, en temelde teklik ve çokluk olarak ikiye ayrılarak gramer kategorileri arasında kendilerine yer edinmişlerdir. Halk edebiyatımızda başta atasözleri-deyimler, halk hikâyeleri ve masallarda karşımıza çıkarlar. Halk kültürümüze çeşitli vesilelerle girmiş olan sayılarla ilgili motiflere hemen hemen bütün masallarımızda rastlamak mümkündür. Türk dünyası masallarında 3, 7, 40 formülistik sayılarına sık rastlanmakla birlikte, özellikle Yakut sahasında görülen masallarda 9 sayısına daha çok yer verildiği görülür (Makas 2000: 360). Sayıların Gizemi adlı eserinde Annemarie Schimmel de Çinliler, Moğollar ve Türklerin 9 sayısını sevdiklerini belirtir ve daha yazıtlarda geçen “Dokuz Oğuz” adından başlayarak konuyu örneklendirir (2011: 183). Genel olarak İslamiyet’ten öncesi ve İslamiyet sonrası olarak ikiye ayırabileceğimiz Türk kültüründe de zaman zaman çeşitli sayılara çeşitli anlamlar yüklenmiştir. Örneğin Şamanizm’de 3 sayısı âlemi temsil ediyordu: Sema veya gökteki nur âlemi, yeryüzü (yani orta dünya) ve yer altındaki karanlık dünya. Yine İslamiyet öncesi Türk kültüründe önceleri 9 ve daha sonraları 7 sayıları göğün katlarını ifade etmekteydiler (Ögel 2002-II: 162-163). Eski Türklerde yerin 7 kat olduğuna inanılır ve yer ile göğün katlarının hepsi (9+7) 16 veya (7+7) 14 kat eder. Köktürklerde Kağan tahta çıkacağı zaman bir keçe veya halı üzerine oturtulup havaya kaldırılır ve doğudan batıya doğru 9 kez döndürülürdü. Böylece kağanın göğün 9 katını aşıp Teñriye ulaştığı ve ondan devleti yönetme yetkisi olan “kut”u aldığı düşünülürdü (Ögel 2002-II: 162-163). 9 sayısı Türkmen Türklerinin evlilik geleneklerinde de dikkati çeker. Türkmenlerde evlilikte evin dışını düzmek erkek tarafına, içini düzmek kız tarafına düşer. Dokuz düzmek denen geleneğe göre kız, evin içinde bulunması gereken yatak, yorgan, halı vb. 9 eşyayı beraberinde getirmelidir (Sağlık 2006: 75). İslamiyet öncesi ve sonrası kendisine anlamlar yüklenen diğer bir önemli sayı 40’tır. Oğuz Kağan destanında Oğuz 40 günlük olunca yürür. Kırkı tamamlamak başarıdır (Bozkurt 2010: 173). Anadolu’da yeni doğan bebek için kırkını çıkarma/kırkını uçurma geleneği bugün bile devam etmektedir. Schimmel de 40 sayısını bereketli bir sayı (2011: 266), 40 günü ise arınma dönemi olarak adlandırır ve Yahudilik ile İslâm’da doğumdan sonra kadınların 40 gün 59 yataktan çıkmadıklarını ifade eder (2011: 268). Dede Korkut destanlarında 40 yiğit, 40 ince belli kız, 40 gün 40 gece toy motifi yaygındır (Bkz. Gökyay 2000: CCCVI). İslamiyet’in kabulünden sonra ise Allah’ın Hz. Âdem’i çamurdan 40 gün yoğurarak yarattığı inancı ve Hz. Muhammed’in ilk vahyini 40 yaşındayken alması (Çoruhlu 2011: 229) bu sayının kültürümüzdeki yerini pekiştirmiştir. Ayrıca Anadolu’da Alevîlik ve Bektaşilikte Hz. Ali’nin başkanlık ettiği Kırklar Meclisinden bahsedilir46. 40 gibi 7 sayısı da İslamiyet’in kabulünden önce ve sonra önem arz eden sayılardandır. Ölünün ardından 7’sinde, 40’ında ve 52’sinde Kur’an okunması gelenektendir. 40 sayısının Türkmenlerin düğün sonrası geleneklerinde de yeri vardır. Türkmenlerde yeni evlenen geline 40 gün boyunca pek iş yaptırılmaz. Gelin nikâhtan 40 gün geçene kadar baba evine gitmez. 40 günün sonunda ailesiyle hasret gidermesi için baba evine götürülür (Sağlık 2006: 80). İslâmiyet ile birlikte Türk kültüründe 1 ve 4 sayıları da dikkat çekmektedir. 1 sayısının İslamiyet’in kabulünden sonra Allah’ın birliğini ifade etmek için kullanıldığı ve elif harfinin sayısal değeri olduğu belirtilir (Çoruhlu 2011: 225). Dört sayısının ise dört halifeyi, dört ana mezhebi (Şafi, Hanefi, Hanbeli, Maliki) ve Allah’a ulaşmanın dört yolunu (şeriat, tarikat, hakikat ve marifet) işaret ettiği ifade edilmektedir (Çoruhlu a.y.). 2000’li yıllardan günümüze Türk kültüründe sayıların yeriyle ilgili farklı birtakım çalışmalar yapılmıştır. Bunlar arasında Ülkü Çelik Şavk’ın “Manas ve Maaday-Kara’da Sayılar”, (Millî Folklor, 50, 2001, s. 52-57), Bayram Durbilmez’in “Kırım Türk Halk Anlatılarında Sayı Simgeciliği” (Millî Folklor, 2007, Sayı: 76, s.177-190), Ahmet Özgür Güvenç’in Türk halk edebiyatında 40 sayısının yerini ele aldığı “Kırk Sayısının Halk Edebiyatı Ürünlerinde Kullanımı Üzerine Bir İnceleme” (TAED 2009, Sayı 41, s.85-97), Kenan ve Hacer Bozkurt’un 1, 3, 40 sayılarını inceledikleri “Sayıların Gizemli Dünyası: Kültür ve Edebiyatta Sayı Sembolizmi” (Batman Ü. Yaşam Bilimleri Dergisi, 2012, Sayı 1, s.717-728), Bünyamin Tan’ın “Sayı Sembolizasyonu ve Eski Türk Hikâyelerinde Sayıların Dili” (Bilim ve Kültür-Uluslararası Kültür Araştırmaları Dergisi, Haziran 2013, s.166-173) ve Süheyla Sarıtaş’ın Şamanizmden İslamiyete ve İslamiyet sonrası Türk kültür ve inancında 1, 3, 7, 9, 40 sayılarını ele aldığı, TÜBA tarafından açık ders malzemesi olarak elektronik ortamda yayınlanan Türk Mitolojisinde Önemli Sayılar adlı çalışmaları sayılabilir. Mahtumkulu’nun şiirlerinde geçen sayıların tespitinde bizim kullandığımız kaynaklar ise şunlardır: 46 Himmet Biray (1992) Mahtumkulu Divanı, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları. Süheyla Sarıtaş, Türk Mitolojisinde Önemli Sayılar, TÜBA açık ders malzemesi, s.14. 60 Aşır Orazov (Redaktör) (1994) Mahtumkulı, III Tom. Aşgabat: Türkmenistan Neş. A. Meredov (1997) Mahtımgulınıñ Düşündirişli Sözlügi, Gonbed Kabus. 2. Mahtumkulu’nun Şiirlerinde Geçen Sayılar: İki (2) Sayısı: İki sayısı varlıklar arasındaki kutupsallık, bölünme ve zıtlığa işaret eder: ben:sen, kadın:erkek, iyi:kötü bu dünya:öte dünya vb. Mahtumkulu’nun “İki Dünyäniñ Soltanı” adlı şiirinde iki sayısı, Türkiye Türkçesinde de “iki cihan güneşi” olarak anılan peygamberimiz Hz. Muhammed’i (s.a.v) ifade etmek için kullanılmıştır: Ey yaranlar, musulmanlar, İki dünyäniñ soltanı Ruzı-ezelde yaratdı Resul cesedinde canı. ***** Yerde Musanıñ Turundan, Gökde behişdiñ hüyründen, Yaratdı resul nurundan Ay, Güni, Yeri, Asmanı. (M 1994: 46) “İki Hilâlin” şiirinde ise iki hilâl sevgilinin kaşlarını ifade etmek için kullanılmış olmalıdır: Nevmîd iken nazarım, Gördü iki hilâlin, Cânım rahatın aldı, Ondan hüsn-i cemâlin. ***** Bar ondan âgâh boldu, Özünü ırak saldı, Eşk gözden revân oldu, Gûyâ değmiş mugaylân. (Biray 1992: 428) İki sayısı duv (<Fars. Du) biçiminde de geçmektedir: duv cahan “iki dünya” (MDS-I: 282). Tört (4) Sayısı: Dört sayısı genelde maddi düzenin sayısı olarak verilir ve dört ana yön (kuzey, güney, doğu, batı) ile ilişkilendirilir (Schimmel 2011: 98). Mahtumkulu’nun “Eyvanı Tört” adlı şiiri Mahtumkulu ile Magrubi arasında geçen soru-cevaplar şeklindedir. 12 kıtalık şiirinde Mahtumkulu sorar: - Gel Magrupı covap ber, ol nedir divanı tört? 61 Melayıga gurulgan ol nedir, eyvanı tört? Ol ne yaydır, çekiler anın doh peykanı tört? Ol ne kimse ötendir, ähd ile peymanı tört? Ber covabın bu sözün, hepde-yu gurbanı tört? Magrupı cevap verir: - Tapdım covabın şahır, ömrüñdir divanı tört, Melayıga gurulgan meclisiñ eyvanı tört, İman okdur, atılar, anın doh-peykanı tört, Şahımerdan Alınıñ ähd ile peymanı tört, Bir ayın tört hepdesi cumgadır-gurbanı tört. (M 1994: 96) Dört sayısı için Farsça alıntı çahar’ın da kullanıldığı görülür. Çarıyar (< Far. çaha:rya:r): Mahtumkulu’nun “Ol söyenşip duran dört çaryardır” ifadesinde Hz. Muhammed’den sonra görev yapan “dört” halife Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali ifade edilir (TKES 449). Bäş (5): Beş sayısı genellikle insan yaşamı ve beş duyu ile ilişkilendirilir (Schimmel 2011: 118). Mahtumkulu’nun “Bäş Namaz” şiirinde ise İslamiyet’te Müslümanlara farz kılınan ve “dinin direği” olarak da bilinen beş vakit namazın önemine dikkat çekmek için kullanılmıştır: Hak Tagala buyurgan bendesige bäş namaz, Bendesiniñ nıyazı bir gündäki bäş namaz. ….. Namaz kılsan atadır, günä kılsan hatadır, Bilse uzın setadır, bir gündäki bäş namaz. ….. Namaz Tañrı permanı, kılsa artar imanı, Ilmı-Kur’an beyanı, bir gündäki bäş namaz. Altı (6): Altı cähet Altı tarafı işaret eder. Bunlardan: gündoğar “doğu”, günbatar “batı”, demirgazık “kuzey”, günorta “güney”, yokarı (asman) “gökyüzü”, aşak (ara taraf) “yer”e tekabül etmektedir (MDS-I: 56). Yedi (7) Sayısı: Mahtumkulu’nun şiirlerinde bu sayı “yedi asman, yedi gat yer, yedi gök, yedi dağ, yedi derya, yedi dovzah, yedi veli, yedi yıldız, yedi merdan, yedi pir, yedi semavat, yedi soltan, yedi ıklım” ifadelerinde geçmektedir. Bunlardan 7 asman/gök/semavat (gökyüzü) meleklerin mekânı olarak düşünülmektedir. Mahtumkulu “Sığır Suratlıg” adlı şiirinde 7 kat gökyüzünün adlarını sayar: 62 İlki asman tutmuş ahtardan zınat, Perişdesi bardır sığır suratlıg, Adı Rukga aslı yaşıl zumurrat, Beyikleri bardır Ismayıl adlıg… Sorsañ yedinci gat gökdäki sırdan, Adı Acap durur, asmanı nurdan, Perişdesi bardır adam sıpatlıg, Beyikleri bardır Nurbayıl adlıg. (MDS-I: 295) Buna göre gökyüzünün katları Rukga, Arkalvin, Kaydum, Mağun, Ratka, Refna (Fena), Acap’tır. Dört büyük melek Mikayil, Azrail, İsrafil ve Cebrayil’in gökyüzünün bu yedi katını idare ettikleri düşünülmektedir. Yedi gat yer ise dünyanın yaradılışı ile ilgilidir. Allah Teâlâ önce Hz. Muhammed (s.a.v.)’in nurunu yaratır. Daha sonra denizleri yaratır. Denizler köpürür ve yediye bölünür. Bu yedi parça köpükten bir Perşembe (TrkmT. Sişenbe) günü yedi kat yer yaratılır. Her bir katın arasının 500 yıllık yol olduğuna inanılır. Yerin katlarının da göğün katları gibi adları vardır. Bunlar: 1) Remka, 2) Ahlada (Halda), 3) Arka, 4) Harma (Erbiya), 5) Lagar (Mutayya), 6) Siçcin (Aciba), 7) Garıba (Ayna) (MDS-I: 296). Mahtumkulu’nun dizelerinde yedi kat yer şöyle geçer: Yedi gat yerde kılmış sakar dovzahı (cehennemi), Veyildir guyusı, siçcin bulağı. ***** Yedi yerde, dokuz pelek üstünde, Ya Reb habar bilerinmi yar senden! (MDS-I, 296). Yedi kat yer ile ilgili bir diğer inanç her katta belirli mahlûkların yaşadıklarıdır. Örneğin ikinci kat sayılan Halda’da dişleri nayzaya (süngüye) benzeyen yılanlar ve çıyanlar yaşarlar: İkinci gat yerin adı Haldadır, Guyrugı nayza dek kejdüm anda bar (MDS-III: 916). Bu yedi kat yer “yedi iklim” olarak da bilinir. Yedi iklim, yedi yurt/yedi ülke anlamında açıklanıp, Mahtımgulınıñ Düşündirişli Sözlügi’nde bunlar 1) Hindistan, 2) Arap ve Habeşistan, 3) Mısır ve Şam (Suriye), 4) İran, 5) Rum, 6) Türk, 7) Çin olarak sıralanır (I: 301). Bu yedi yurdun her birinin kendi yöneticisi olduğu düşünülmekte ve bunlar yedi veli “yedi abdal” olarak adlandırılmaktadırlar: On iki ımam, yedi veli, çiltenler, Hızır-İlyas nebiulla hakı üçin. 63 Yedi veli, yaran bolup, medet ber (MDS-I: 295). Yine Mahtumkulu’nun “Yedi dağ, yedi derya/ Däli dünyäni görsem” dediği yedi dağ: 1) Kaf dağı, 2) Demavend (Türkmenler arasında Cümävetdağ olarak bilinir), 3) Serendip dağı, 4) Gülüstan dağı, 5) Varan dağı, 6) Lezgiyan dağı, 7) Çin/Hıtay dağıdır (MDS-I296). Mahtumkulu’nun: Mahtumgulı sözleyir, dokuz pelek Zöhresi, Yedi yıldız gardaşı, ayın, günün parası” dizelerinde geçen yedi yıldız ise Mahtımgulınıñ Düşündirişli Sözlügi’nde 1) Kamar (ay), 2) Otarit (Hermes), 3) Zöhre, 4)Şems/ Far. Hurşit (Güneş), 5) Mırrıh/Far. Behram (Mars), 6) Müşteria/Yupiter (Jüpiter), 7) Zuhal / Far. Keyvan (Satürn) olarak sıralanır (I:297-298). 7 sayısı ile ilgili olarak Mahtumkulu’nun şiirlerinde geçen bir başka ifade yedi merdandır. Bunlar Hz. Muhammed, ondan sonra gelen dört halife ve Hz. Ali’nin oğulları yani Hz. Muhammed’in torunları Hasan ile Hüseyin’dir (MDS-I: 298). Heften (7) Sayısı: Mahtumkulu’nun “Atamıñ” şiirinde geçen heftenler ifadesi “yedi uyurlar” yani Ashab-ı Kefh (TrkmT. Eshabıl kähf) için kullanılmıştır. Esasen “Atamıñ” şiirinde pek çok sayı geçmektedir. Bunlardan ilki Mahtumkulu’nun babası Âzâdi’nin vefat ettiği yaş olan 60’tır: Altmış yaşda, nevruz günü, luv yılı, Durdı ecel yolun tuttı atamın. (Biray 1992: 508). Aynı şiirin devamında Mahtumkulu 300 erenden, çilten “kırklar”dan, nucebâ “soyu sopu temiz kimselerden” ve heftenler “yedi uyurlar”dan bahseder ve babasını kırklar arasında gördüğünü dile getirir: Nukaba derler, üç yüz eren uğraştı, Çiltende atama nazarım düştü, Nucebâ barsam, heftenlere karıştı, Abdallardır çın peyvesti atamın (Biray 1992: 509). Yukarıdaki şiirde adları geçen heftenler “yedi uyurlar”, putperest inancına sahip İmparator Dakyanus’un Hristiyanlığı kabul edenlere yaptığı zulümden kaçan yedi gençtir. Efes yakınlarındaki bir mağarada 300 yıl ölü gibi uyuyarak, daha sonra dirilen bu yedi kişi Kur’ân-ı Kerîm’in on sekizinci sûresinde geçen Ashâb-ı Kehf kıssasında anlatılır.47 Mahtumkulu’nun “Saçdılar” adlı şiirinde ise konuyla ilgili şu mısralara rastlanmaktadır: Dakyanus dövründe niçe kimerse, 47 Ashab-ı Kehf maddesi, http://www.islamansiklopedisi.info/index.php?klme=heften, 12.03.2015, 19:05. 64 Bir it bilen hemra bolup gaçdılar (MDS-III 1125). Yedi uyurların Türkmen Türkçesindeki adları: 1) Yemliha 2) Mekselmina 3) Keşfutat 4) Tebyunus 5) Keşafatyunus 6) Azarfatyunus 7) Yunusbus (Köpeklerinin adı ise Kıtmır) olarak verilmektedir (MDS-III, 1123). Schimmel, Hristiyanlığın ilk dönemlerinden beri bilinen ve yukarıda da belirtildiği gibi Kur’an’da da geçen yedi uyurların adlarının hem İslâmî hem de Ortodoks kilisesi geleneğinde bulunan ve çoğu zaman güzel bir kaligrafiyle yazılmış olan nazarlıklarda kullanıldığını belirtir (2011: 160). Sekiz (8) Sayısı: Mahtumkulu’nun şiirlerinde yedi sayısı gibi sekiz sayısı da çeşitli kavramlarla birlikte geçmektedir: Sekiz arş, sekiz behişt/cennet/uçmah, sekiz mekân, sekiz melek, sekiz hayvan gibi. Sekiz arş, sekiz kat gökyüzünü ifade eder: Sekiz arşı göteren, “La ilahe” verz dälmi? (MDS-II: 734). Schimmel, 8 sayısını “uğurlu sayı” olarak adlandırır ve bu sayının “cennet” ile bağlantısının çağlar boyunca sürdüğünü ifade eder (2011: 169). Dokuz (9) Sayısı: Mahtumkulu’nun şiirlerinde dokuz sayısı dokuz pelek/doluz asman “dokuz felek/ dokuz gökyüzü” ifadesinde geçmektedir. Bunların Feleki-Zuhal, FelekiMuştarı, Feleki-Mırrıh, Feleki-Şems, Feleki Zuhra, Feleki-Utarıt, Feleki-Kamar, Feleki-Nar, Feleki-Hak oldukları ifade edilir (MDS-I, 275): Yedi asman, dokuz pelek üstünde, Ya Reb, habar bilerinmi, yar senden? On iki (12) Sayısı: Kadim kültürlerde, mitolojilerde 12 sayısı büyük sayıların temelini oluşturur ve kendisi de 5 ve 7 gibi kutsal sayılan iki sayının toplamından meydana gelir (Schimmel 2011: 214-215). Sayı, Mahtumkulu’nun “On iki ımam, yedi veli, çiltenler” mısrasında Hz. Ali ve onun neslinden gelen 12 kişiyi temsil eder. Bunların adları şairin “Bağışla Bizni” adlı şiirinde tek tek sayılır (MDS-II: 614): 1) Hz. Ali, 2) İmam Hasan, 3) İmam Hüseyin, 4) İmam Hüseyin’in oğlu Ali Zeynelabidin, 5) Ali’nin oğlu İmam Muhammed Bakır, 6) İmam Muhammed Bakır’ın oğlu İmam Cafer Sadık, 7) İmam Cafer’in oğlu İmam Musa Kazım, 8) İmam Musa Kazım’ın oğlu Ebu Hasan Ali Rıza, 9) İmam Ali Rıza oğlu Muhammettakı, 10) İmam Muhammettakı’nın oğlu Ali Nakı, 11) İmam Ali Nakı’nın oğlu Hasan Eskeri, 12) İmam Hasan Eskeri’nin oğlu Abdulkasım Muhammet (MDS-II: 614). 12 sayısı ayrıca; Ol ne ağaç altmış iki pudağı, Kırk sekiz göz okuñ on iki sagdağı (MDS-II: 697) ifadesinde geçer. 65 On bäş (15) Sayısı: Matematiksel ve dinsel açıdan önemli bir sayı olduğu söylenen (Schimmel 2011: 234) 15 sayısı, Mahtumkulu’nun “Üçi övlatdan” adlı şiirinde on bäş ayal şeklindeki bir ifadede geçmektedir. Mahtumkulu adı geçen şiirinde tabiat hadiselerinin bir kısmı ile ilgili olarak şöyle der: Ne on bäş ayaldır, artmaz perzendi, Ol on bäş ayalıñ48 üçi övlatdan; Üçi ekiz, ol dört erer peyvendi, Ol ne cumag eylär, ne çıkar yatdan. İlk iki mısrada geçen “on beş ayal” 3+12 şeklinde açıklanmaktadır. Üç şey dünyada yaşayan cemat (insan), nebat (bitki) ve hayvanı ifade ettiği belirtilir. Geriye kalan 12 ise bir yıldaki ay sayısıdır. “Üçi ekiz ol dört erer peyvendi” ifadesinde geçen dört sayısı ilkbahar/yaz/sonbahar/ kış olmak üzere dört mevsimi, 3 sayısı ise her mevsimin 3 ay kadar sürmesine işaret etmektedir (MDS-II: 613). On sekiz (18) Sayısı: Dinî inanışa göre ahir zamanda yeryüzünün yok olacağına, fakat 18 mekânın kalacağına inanılmaktadır. Bunlar da sekiz behişt “sekiz cennet”+ yedi dovzah “yedi cehennem”+ arş-kürs+lovh-kalam “yer-gök+bu dünya” toplam 18 mekândır: Zamana yakın gelende, Yeri göğü suv alanda, Alla’dan gayrı ölende, On sekiz mekân gitmezmiş (MDS-II:614-615). Schimmel, İslamiyet’te Allah’ın merhametinin gazabından daha büyük olduğuna inanıldığı için Müslümanlar arasında 7 cehennem ve fakat 8 cennet olduğuna inanıldığını söyler (2011:169). Mahtumkulu’ndan yukarıda aktardığımız dörtlükte geçen on sekiz ifadesi bir yanlış okuma da olabilir. Çünkü aynı ifade “ol sekiz mekân” şeklinde de geçmektedir ve sekiz mekân olarak da Mekke ve Medine’deki mescitlerle, zemzem kuyusunun ifade edilmek istendiği düşünülmektedir (MDS-II: 734). 18 sayısının Türk mitolojisinde yer edinmiş olan 9 sayısının iki katı olduğu düşünülebilir. Schimmel, 18 sayısının Mevlevîler için merkezi önem taşıyan sayılardan biri olduğunu ifade eder ve buna kendince örnekler gösterir: Mevlâna Celâleddin Rumi’nin Mesnevi’sinin giriş 48 Doç. Dr. Berdi Sarıyev, “on beş ayal” ifadesinin Arap esaslı Türkmen alfabesinde noktasız 15 harfi belirtmek için kullanıldığına yönelik görüşlerden bahsetmektedir, ancak elimizde konuyla ilgili yazılı kaynak bulunmamaktadır. 66 şiirinin 18 dizeden oluşması, Mevlevî dervişi olmak isteyenlerin 18 gün boyunca tekkede hizmet etmesi gibi (2011: 243-244). Otuz (30) Sayısı: Otuz sayısının düzen ve adaletle bağlantılı bir sayı olduğu düşünülmektedir (Schimmel 2011: 259). Mahtumkulu’nun şiirlerinde geçen “30 enbiya, 30 eshab” ifadelerinde 28’inin adı Kur’an’da geçen peygamberlere işaret edilmektedir: Ol otuz enbiya, ol otuz eshab, Barısı şulardır, bilgil diydiler (MDS-II: 617). Kırk (40) Sayısı: Mahtumkulu’nun şiirlerinde hem kırk, hem de aynı anlamda Farsça çilten ve çille sözcüklerine rastlanmaktadır. “Yâr Bizim Sarı (Tarafa)” şiirinde kırk yol (kırk defa anlamında) ve kırk yıl ifadelerine rastlanmaktadır: Kulzumu49 kır sanıp kırk yol geçerim, Eger ki meyl etse yâr bizim sarı. Kadem yerne kanat bağlap uçarım, Dese dilber: “Âşık, yör bizim sarı”. ***** Kırk yıl yol kavşurup, kullukta dursam, Altı günce görmen altmış yıl yörsem, Bir şunçaklı50 bolsa, görsem can bersem, Cemâlin görkezse yâr bizim sarı. ….. 40 sayısı için kullanılan Çilten (< Far. çihilten) sözcüğü ise “kırk ten, kırk adam, kırk sofu/abdal” anlamlarında kullanılmıştır. Sözcüğün çiltenler “kırklar” biçiminde çoğulunun da geçtiği görülür: On iki ımam, yedi veli, çiltenler, Hızır-İlyas nebiulla hakı üçin. Kırk çilten yıgnanıp, şerabın içse. Dövre girip gördüm, oturmış çilten. (MDS-III, 1011) Yukarıdaki dörtlükte 12 imam da dikkati çekmektedir. Çille (40): Sözcük 40 günü, ölünün kırkını, dervişlerin hiçbir yere çıkmadan yaptıkları 40 gün süren ibadeti ifade eder. Mahtumkulu’da şöyle geçer: Çille mest nerlerimiz barça ayılsın, Bir suprada eda bolsun aşımız (MDS-III, 1010). 49 50 Kulzum: Kızıldeniz. Bir o kadar. 67 Altmış (60): Bkz. Heften (7) sayısı, “Atamıñ” şiiri. Dört Müñ Dört Yüz (4400) Sayısı: Lokman Hekim’i ifade etmek için kullanıldığı belirtilmektedir (MDS-I: 280). İnanışa göre Lokman Hekim 4400 yıl yaşamıştır: Acal gelse, yokdur derman, Dört müñ dört yüz yaşan hanı? (MDS-I: 281). On sekiz bin (18.000): İslâm inancında “esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla” anlamındaki “Bismillahirrahmanirrahim” yani besmelede 18 sessiz harf bulunduğundan ve 18 sayısından türetilen 18.000 dünyanın varlığından bahsedilir (Schimmel 2011: 243). Mahtumkulu’nun şiirinde geçen on sekiz müñ älem “18 bin âlem” bütün âlemin 6000 çeşit hayvan, 6000 çeşit bitki ve 6000 çeşit varlıktan meydana geldiği düşüncesinden hareketle ve bunların toplamının ifadesi için kullanılmış bir sayıdır: On sekiz müñ diyler külli-älemi, On sekiz müñ älem ählin bar eden Rebbim celil (MDS-II: 615). Yaşar Çoruhlu da Türklere ait çeşitli devirlerdeki metinlerde 12, 30, 33 gök katı ile 99 âlem veya 18.000 âlem gibi sayılarla göğün katlarının ve dünyanın nitelendirildiğini belirtmektedir (2012: 221). 3. Sonuç: Yaşar Çoruhlu, Türk Mitolojisinin Ana Hatları adlı çalışmasında Türklerde sayıların iki ana grup halinde ele alınması gerektiğini belirtir. Bunlardan birincisi Müslüman olmayan ve eski Türk inanışlarını sürdüren toplulukların mitleri ve inanışlarında sayıların yeri, ikincisi ise Müslüman Türk topluluklarının inanışlarında sayıların yeridir. Çoruhlu, bu ikisinin hem birbirinden farklı ve ayrı, hem de biri diğerinden çok kopuk olmayan bir bütün teşkil ettiğini de belirtir (2012: 220). Bu çalışmanın giriş kısmından beri aktarıla gelen bilgiler de bu görüşü pekiştirmelidir. Çalışmamıza adını veren Mahtumkulu’nun şiirlerinde geçen ve tespit edebildiğimiz sayılara bakacak olursak, bunları 2, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 12, 15, 18, 30, 40, 60, 300, 4400, 18.000 şeklinde saymak mümkündür. Bunlardan 15, 18 gibi sayıların formülistik olarak kullanıldıkları görülmektedir. Mahtumkulu’nun şiirlerinde yeri geldikçe Farsça, yeri geldikçe Türkçe sayılar kullanılmış; zaman zaman sayı Türkçe olup, nitelediği isim Farsça olmuştur: sekiz behişt, on bäş ayal gibi. Mahtumkulu’nun şiirlerinde geçen sayılar bu dünyayı, evreni, âlemi algılayış ile ilgili sayılar olup, bunların çoğunluğu Müslümanlıkla alâkalı olarak açıklanabilmekle birlikte, içlerinde eski Türk inançlarını barındıranların da olduğu görülmektedir. Başta da ifade ettiğimiz gibi eski Türk inancında bazı anlamlar yüklenen 68 sayılara, Müslümanlıkla birlikte ifade ettikleri anlamlar da eklendiğinde bunların kültürümüzdeki yerleri pekişmiştir. 40 sayısında olduğu gibi. KAYNAKLAR ve KISALTMALAR Ashab-ı Kehf maddesi, http://www.islamansiklopedisi.info/index.php?klme=heften, Erişim tarihi: 12.03.2015, 19:05. Biray, Himmet (1992) Mahtumkulu Divanı, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları. (=Biray 1992) Bozkurt, Kenan-Hacer (2012) “Sayıların Gizemli Dünyası: Kültür ve Edebiyatta Sayı Sembolizmi” (Batman Ü. Yaşam Bilimleri Dergisi, 2012, Sayı 1, s.717-728. Çoruhlu, Yaşar (2011) Türk Mitolojisinin Ana Hatları, İstanbul: Kabalcı Yay. Durbilmez, Bayram “Kırım Türk Halk Anlatılarında Sayı Simgeciliği” (Millî Folklor, 2007, Sayı: 76, s.177-190. Gökyay, Orhan Şaik (2000), Dedem Korkudun Kitabı, İstanbul: MEB. Makas, Zeynelâbidin, (2000) Türk Dünyasından Masallar, İstanbul: Kitabevi. Meredov, A. (1997) Mahtımgulınıñ Düşündirişli Sözlügi, Gonbed Kabus. (=MDS I-II-III) Meredov A., Ahallı S. (1988) Türkmen Klassıkı Edebiyatınıñ Sözlügi, Aşgabat: Türkmenistan (=TKES) Orazov, Aşır (Redaktör) (1994) Mahtumkulı, III Tom, Aşgabat: Türkmenistan Neşriyatı (=M) Ögel, Bahaeddin (2002) Türk Mitolojisi, I-II Cilt, 2. Baskı, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları. Sağlık, G. Selcan (2006) “Türkmen Düğün Geleneği”, Modern Türklük Araştırmaları Dergisi, Cilt 3, Sayı 2, Haziran, s.71-85. Sarıtaş, Süheyla, “Türk Mitolojisinde Önemli Sayılar”, www.acikders.org.tr/pluginfile.php/2501/mod.../14.%20HAFTA.pdf, Erişim TÜBA, tarihi: 3.03.2015, 00:01. Schmimmel, Annemarie (2011) Sayıların Gizemi, İstanbul: Kabalcı Yayımları. Tan, Bünyamin “Sayı Sembolizasyonu ve Eski Türk Hikâyelerinde Sayıların Dili” (Bilim ve Kültür-Uluslararası Kültür Araştırmaları Dergisi, Haziran 2013, s.166-173. 69 MAHTUMKULU FİRAKİ’DE ARKAİK SÖZ VARLIĞI Prof. Dr. Funda TOPRAK ÖZET Türkmenlerin büyük şairi Mahtumkulu hem yaşadığı döneme fikirleriyle ışık tutmuş hem de Türkmen boylarının milli kimlik kazanmaları ve Türkmen boylarının birleşmeleri açısından siyasi bir misyonu da üstlenmiştir. Türkmencenin edebi dil kimliği kazanmasında onun şiirlerinin dili önemli bir göstergedir. Mahtumkulu Firaki geleneğin devamını sağlayan bir şairdir. Bu sebeple onun şiirlerinin dili de Türk dilinin bu gelenekten getirdiği eski arkaik söz varlığı açısından dikkate değerdir. Çalışmamızda Mahtumkulu Firaki’nin şiirlerinde geçen eski Türkçeden beri varlığını tanıklayabildiğimiz arkaik söz varlığı tespiti yapılmıştır. Böylece şiirdeki geleneğin devamının dildeki varlığını da görmemiz mümkün olacaktır. Çalışmamızda Himmet Biray’ın 1992 yılında Kültür Bakanlığınca basılan Mahtumkulu Divanı (Biray, Himmet: 1992) taranarak Eski Türkçe dil malzemesi elde edilmiş, kısaltmalar da bu yayındaki sayfa numaralarına göre verilmiştir. Anahtar sözcükler: Mahtumkulu, Türkmen Şiiri, Eski Türkçe ABSTRACT Mahtumkulu, the great Turkmen poet, had illuminated his age through his ideas, meanwhile he had undertaken a political mission in order to unify Turkmen tribes and to make them gain a national identity. His poems are an important indicator towards being of the Turkmen Language a literary language. Therefore, his poems’ language are remarkable in terms of the archaic vocabulary. In this work, we try to define the archaic vocabulary of the Mahtumkulu Firaki’s poems that we can determine it since the age of Old Turkish. So, we can see contunation of the tradition in poetry, in the linguistic vocabulary, too. Our study based on Mahtumkulu’s Diwan, prepared by Himmet Biray and published by the Ministerity of Culture in 1992. Key words: Mahtumkulu, Turkmen Literature, Old Turkish Türkmen Edebiyatının en büyük şairi sayılan Mahtumkulu 1724 yılında doğmuş, 1807 yılında da vefat etmiştir. Yaşadığı dönemin sıkıntılarına ilgisiz kalmayan duygusal şiirleri yanında yergi ve öğüt içeren eğitici şiirleriyle Mahtumkulu, Türkmen edebiyatının ve dilinin de önemli temsilcilerindendir. Babası da bir alim ve şairdir, o, Devlet Mehmet Azadi’nin oğludur. İlk eğitimini babasından ve köyündeki mektepten alan Mahtumkulu, sonra Lebap’ta bulunan İdris Baba medresesinde eğitimine devam eder. Bundan sonra Buhara’daki Göğeltaş medresesinde eğitim görür. Şair, yüksek eğitimini döneminin üniversitesi kabul 70 edebileceğimiz Hive’deki Şirgazi medresesinde görür. Bu medresede yatılı olarak tam üç yıl eğitim alır (Sarıyev, www.turkmenhost.com) Babasıyla başladığı eğitimine devrinin önemli ilim merkezlerinde devam eden Mahtumkulu, Arapça ve Farsçayı öğrenmiştir. Buna rağmen şiir dilinde Arapça ve Farsça ögeler yoğunluk kazanmamış o Türkçe söylemeyi açık ve anlaşılır olmayı şiir dilinde kendisine ilke edinmiştir. Mehmet Kara onun şiirlerinin dilini incelediği makalesinde Mahtumkulu’nun kendisinden önceki şairler gibi “Çağatayca”yı takip etmediğini özellikle bu edebi dile karşı bir duruş sergilediğini belirtirken “Kendisinden önce yaşamış olan Bayram Han ve Vepayı gibi Türkmen aydınları eserlerini Çağatayca yazarken; Mahtumkulu, bu yolu izlemeyip Çağatayca unsurlardan da faydalanmakla birlikte şiirlerini Oğuzcayla yazmıştır. Bu yüzden onun şiirleri karışık dilli eserlerin taşıdığı özelliklere sahiptir” yorumunu yapar.(Kara 1998:132) Fikret Türkmen, Mahtumkulu’nu Anadolu sahasındaki Yunus Emre, Karacaoğlan’la aynı geleneğin şairleri olarak kabul eder ve bu şairin şiirlerindeki ortak söyleyiş ve duyuşa dikkat çeker. (Türkmen 2009:20) Yine Abdurrahman Güzel de onu Yunus Emre’yle ortak özellikleri ve benzeyen yönleri açısından ele almıştır (Güzel 1998:67) Çalışmamızda Mahtumkulu Firaki’nin şiirlerinde tespit edilen arkaik söz varlığını en temel biçimde fiiller, isimler, edat, zarf ve bağlaçlar şeklinde vermeye çalışırken Eski Türkçenin belli başlı sözlüklerinden de tanıkladık. Mahtumkulu’nun her ne kadar dönemin Orta Asya edebî dili olan Çağatay Türkçesine adeta “bayrak açtığı” çeşitli kaynaklarda söylense de az da olsa Çağatay Türkçesinde tespit edilen bazı özel sözcük ve terimlerin kullanıldığını da onun şiirlerinde görmek mümkündür. Çağatay Türkçesinde Varlığı Tanıklanan Fiiller ve İsimler Mehmet Kara, Mahtumkulu’nun şiirlerinde hem Çağatayca hem Oğuzca unsurlara yer verdiğini tespit etmiştir. O, “Mahtumkulu’nun şiirlerinde kullandığı ol- ve değil kelimeleri Oğuzca, bol- ve imes kelimeleri ise Çağatayca kaynaklıdır. Şairin bazı kelimelerinde ise Çağataycada olduğu gibi zamir “n”si bulunmamaktadır.Yine onun bazı kelimelerde kullandığı “-gan/-gen” sıfat fiil eki , “-nı/-ni”ilgi hali eki, -ga/-ge yaklaşma hali eki, -nı/ni yükleme hali eki Çağatayca kaynaklı ; bu eklerin “–an/-en”, “-ın/-in” “-a/-e” ve “-ı/-i” şekilleri ise Oğuzca kaynaklıdır” yorumunu yaparken Mahtumkulu’nun dönemin edebi dili Çağataycayı da bildiği ve kullandığını ispatlamaktadır. (Kara 1998:134) Biz Mahtumkulu’nun şiirlerinde özellikle Ali Şir Nevayi’nin şiirlerinde de geçen birkaç Çağatayca sözcüğü de bu bağlamda örneklemek istedik. telmür-:kıskanarak özlemle bakmak (DLT II-180) (DTS: 550) (EDPT: 500) Aşıklara değer boldu suzanım Barısı telmürüp kızıp başladı (MD, Gezip Başladı, 66) karakçı: talan edici (DTS: 425) (EDPT: 652) Hudayımın halanı, gamzen karakçısı salar talanı (MD,Benzer Hükümlü, 168) 71 yasavul: bekçi, muhafız< Moğ.casagul (Räsänen,V,191)( Gülensoy 2007:1080) Dedim kimler yasavul? Dedi:kirpigim yayım (MD, Gönüldür Viran,173) yolbars: kaplan (DTS: 271) Dağda düzde kovsa sayyatlar diri Alabilmez yolbars oğlu Türkmenin (MD, Türkmenin, 193) Eski Türkçeden İtibaren Varlığı Tanıklanan Fiiller ağ-: yükselmek, çıkmak (DLT I-173) (DTS: 16) (EDPT:76) Günde bir vakt nazar salmaz ağdı serden derdimiz Cismin hakister boldu canım düşüp kararımdan (MD, Menli Yarimden, 179) ayt-:demek, sormak, konuşmak (DLT I-216) (DTS: 29) (EDPT: 268) Ya rab, kerem etsen bize bir camın Kıymetin ayt ne bahası kalender (MD; Şahı Kalender, 57) üz-: kesmek koparmak (DLT I-165) (DTS: 629) (EDPT: 287) Gönlümü geçirdim cümle cihandan Ne cihandan belki el üzdüm candan (MD; Giryane 54) öç-:Sönmek (DLT I-233) (DTS: 376) (EDPT: 19) Asmanın yüzünden Kehkeşan öçtü Nagehan üç ere nazarım düştü (MD, Giryane, 54) sayra-:şakımak, ötüşmek (DLT III,317) (DTS: 481) (EDPT: 859) Bülbül oldum sayradım girdim iremin bağına (MD, Aşık Bolmuşum, 146) oz-:geçmek, geride bırakmak (DLT I-173) (DTS: 375) (EDPT: 279) Ölür boldum bu gafletten çıkmasam Gelenler barısı ozup başladı (MD; Gezip Başladı 67) ora-: kesmek, biçmek<or-kesmek, biçmek (DLT I-172) (DTS: 370) (EDPT: 197) Tohum sal, orarsın geldin bu caya Ömrünü geçirme beyhude zaya (MD, Pare Paredir, 111) 72 uyal-: çekinmek, utanmak (DLT I-269) (DTS: 607) (EDPT: 272) Aşık-ı ezelim sunam men sana Ne edep erkan bar ilden uyalmak (MD, İlden Uyalmak, 162) yügür-: koşmak, hızlı gitmek (DLT III-68) (DTS: 284) (EDPT: 914) Kimi Haktan korkup rengi sararıp Kimi dünya kovar yüğürüp yelip (MD, Geçip Baradır, 71) tap-:bulmak (DLT II-3) (DTS: 533) (EDPT: 435) Arpa nanı besdir tapsan damağa Ömür bekasına düşme tama’a (MD,Bir Görüp Gitse Dışımdan, 79) kayıt-: geri dönmek, geri gelmek (DLT III-195) (DTS: 407) (EDPT: 597) Malum iştir kaydacaktır gelenler Barır yerin işin gördü bilenler (MD, Cem Bolup, 82) sın-:kırılmak (DLT II-29) (DTS: 503) (EDPT: 833) Yigitliğin zoru sındır taşları Kırktan aştın çöke çöke gidersin (MD, Baka Baka Gidersin 126) köter-:kaldırılmak, yok edilmek <kötür-“götürmek”(DLTII-75) Yamanlık köterlip yayılsın iller Rahm eyleyip yağmur yağdır sultanım (MD, Yağmur Yağdır Sultanım, 188) yeldir-:estirmek, esmek (DLT III-98), <yeltir- (EDPT:923) Eşek binip İsa dek yeldirdiğim bilmezmin (MD, Bilmezmin, 189) sıla-:hürmet etmek, saygı göstermek <sıka-“okşamak, el ile sığamak” (DLTIII269)(KB:6618) (EDPT:806) Hak sılamış bardır onun sayesi Çırpınşar çölünde neri mayası (MD,Türkmenin, 193) Eski Türkçeden İtibaren Varlığı Tanıklanan İsimler eye: sahip <idi (DLT I-87) (DTS: 203) (EDPT: 41) Felek kolun serdi dünya malına 73 Eyesiz eyledi sürdü de bardı (MD,Sürdü de Bardı, 60) dümen:çok, pek çok <tümen (DLT I-233) (EDPT:507) Türlü dümen otun biter Her deren bir ile yeter (MD, Sonu Dağı,202) süyci:talı, şirin <süçik (DLT I-157) (DTS: 516) (<süçi EDPT:795) Dili süyci lebi handan (MD, Kerem İsterem, 151) urug: soy, kabile (DLT I-63) (DTS: 615) (EDPT:214) Tireler kardaştır urug yarıdır, İkballer ters gelmez Hakkın nurudur (MD, Türkmenin, 194) yazık:günah, suç (DLT I-16) (DTS: 251) (EDPT:985) Yazığım yad edip yüzüm hak edip Seher naliş bilen boldum giryane (MD, Giryane, 54) geneş: danışma müşavere, fikir alma <keñeş (DLT III-365) (DTS: 299) (EDPT :734) Beglerimiz kılar geneşi Nadan felek aman aman (MD, Aman Aman, 128) baş : yara (DLT I-191) (DTS: 87) (EDPT: 376) Şahlar ağlar boldı, bağrın baş ettin (MD, Yarin Yahşısın, 177) orun: yer makam, mevki (DLT III-222) (DTS: 372) (EDPT:233) Gitti aklım ornundan Şaştı deyip ağların (MD, Geçti Deyip Ağların, 130) Gözgü: ayna, közgü (DLT II-321) (DTS: 371) (EDPT:761) Gönül gözgüsüne yarin adını Hakkaklık eyleyip kazmalı boldum (MD, Kızmalı Boldum, 137) yanra: palavracı, geveze <yoña- “iftira atmak, gammazlamak” krş. Orhun Yazıtlarında yoñaşurtukin fiili geçmektedir. (DLT III-404) (DTS: 272) Bay halkı yanra bor karrı övüncen Çalıp olmaz çal ağarsa çeleğe (MD,Berme Feleğe, 61) 74 gin <keñ “geniş” (DLT III-358) (DTS: 298)(EDPT:724) Derler: “yaman töhmet ağır asmandan Kahırsız yahşı söz gindir cihandan (MD, Giryane 55) tamu: cehennem (DLT III-234) (DTS: 531) (EDPT:503) Baylar bağlap sehavetin kapısın Köpeldir tamunun möyün afisin (MD, Cuş Gelse, 119) karılık “yaşlılık <karı- (DLT II-30) (DTS: 427) (EDPT:644) Ötürüp ben yiğitliğin baharın Kurtulmak yok karılığın kışından (MD, Bir Görüp Gitse Dışımdan, 79) osal: gafil (DLT I-122) (DTS: 616) (EDPT:247) Şirin can riştesi tende osaldır Nefsin bir megestir, mal bir asaldır Dünya ab ü seyildür ömrün bir saldır Ömre itibar yok na-geh yatıpsen (MD, Na-geh Yatıpsen, 95) Şunkar: sungur, yırtıcı bir kuş (DTS: 525) <sıÆkur, EDPT:838) Yetilmemiş şunkarım kamış kanat ak türpek (MD, Bilmezmin, 190) Eski Türkçeden İtibaren Varlığı Tanıklanan Edat, Zarf ve Bağlaçlar dek~dey <teg “gibi” (DTS: 546) (EDPT:475) Dideden yaş döküp sinem çak edip Deli dek özümi urdum her yana (MD; Giryane, 54) Gözü bağlı kuş dey uçup baradır (MD, Geçip Baradır, 72) köp: çok, fazla (DLT I-319) (DTS: 317) (EDPT:686) Köpleri yok ettin kanı yuvuttun Muhammet hak resul canı yuvuttun (MD, Salı, Dünya Hey, 89) kaçan~haçan : ne zaman (DLT I-352) (DTS: 400) (EDPT:592) Çalındıkça cihan çırçığı artar Kaçan gönül karar tapar hem bolup (MD, Cem Bolup, 82) 75 Bilir misin haçan tükenir demin (MD, Salı, Dünya Hey, 88) burun: ….den önce, önce, evvel (DLT I-398) (DTS: 126) Kardaşların yıglap kalır Yen yakasız dona salar Birgün emanetin alır Sen tövbe etmezden burun (MD, Tan Atmazdan Burun, 67) Sonuç Türkmen edebiyatının ve dilinin önemli temsilcilerinden biri olan Mahtumkulu Firaki hem fikirleriyle yaşadığı çağın öncüsü olmuş hem de Türk şiirinin devamlılık geleneğini Ahmed Yesevi’den Yunus Emre’ye Yunus Emre’den Karacaoğlan’a uzanan bir çizgide sürdürmüştür. Onun dili Eski Türkçe’nin Oğuz ağzından beslenen ancak Çağatayca unsurları da barındıran kesintisiz bir süreklilikle çağına taşınan Türkçedir. KAYNAKLAR Biray, Himmet (1992). Mahtumkulu Divanı, Kültür Bakanlığı/1398, Türk Dünyası Edebiyatı Dizisi/29, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1992 Güzel, Abdurrahman (1998). “Yunus Emre ve Mahtumkulu’da Ortak Motifler”, Prof.Dr. Dursun Yıldırım Armağanı, Ankara, s.67. Gülensoy, Tuncer (2007). Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözcüklerin Köken Bilgisi Sözlüğü, Türk Dil Kurumu Yay. Ankara. Kara, Mehmet (1998). “Mahtumkulu’nun Şiirlerinde Çağatayca ve Oğuzca Unsurlar”, Bilig Türk Dünyası Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 7/ Güz, s.132. Türkmen, Fikret (2009). “Türkmen Edebî Geleneğinde Yunus Emre, Karacaoğlan, Mahtumkulu Çizgisi”, Milli Folklor, 21.Yıl, Sayı:84, Ankara s.20. KISALTMALAR MD MAHTUMKULU DİVANI, Himmet Biray Yayını,1992. EDPT An Etymological Dictionary Pre-Thirteenth Century Turkish, Sir Gerard Clauson, Oxford 1972. DTS Drevnetursky Slovar, V.Nadalyev,D.Nasilov,R.Tenişev, A.Şcerbak, MOskva, 1969. DLT Divanü Lugati’t Türk, Besim Atalay Yayını, Ankara, 76 MAHTUMKULU’DA “SAĞLIK” DEYİMLER ÜZERİNE KAVRAMI İLE İLGİLİ Prof. Dr. Melek Erdem Özet: Mahtumkulu’nun şiirlerinde sağlık kavramı sadece sağlık sözü ile verilmemiştir. Metafor ve metonimlerin kullanıldığı geniş bir deyimler yelpazesi ile de verilmiştir. Dünya görüşünü, hayat felsefesini eserlerinde yansıtırken sağlıkla ilgili kavramları ömür, fanilik, hastalık, gençlik, yaşlılık gibi konular etrafında ve anlam ve mecazla ilgili sanatları oldukça etkin bir şekilde kullanarak vermiştir. Mahtumkulu’nun fikir dünyasını yansıttığı eserleri günümüz Türkmen Türkçesinin söz varlığını büyük ölçüde yönlendirmektedir. Söz varlığı ile ilgili çalışmaların kültürel dil bilimi (cultural linguistics) konuları içinde de ele alınabildiği görülmektedir. Kültürel dil biliminin temelindeki idrak dil bilimi (cognitive linguistics) özellikle, dil ve muhakeme arasındaki bağlantıları aydınlatmaktadır. Bu açıdan muhakeme bir hayal etme sürecidir ve mantıkî kıyaslar, şeklî önermeler ve şifahî konuların mekanik mantık gibi sosyal hareket, uzay ve hayalî zihnî modellerin zihnî ustalıkları üzerine kuruludur (Palmer 1996: 33). Sapir-Whorf hipotezine göre de insanlar dünyaya kendi anadillerinin penceresinden bakarlar ve her dilin kendine özgü bir anlama ve anlatma yolu vardır. Son yıllarda ise bazı antropolojik dil bilimciler “etnosemantik” başlığını kullanmışlardır (Palmer 1996: 18). Etnosemantikte daha çok halk tasnifleri veya halk sözlüğünün sık yapılan bileşen çözümlemeleri, anlamın en küçük birimlerine kadar yapılan bir çözümleme ve halk tasnifinin tasvirî sistemleri üzerine yoğunlaşılmıştır. Bu yaklaşımla bir araştırmacı, benzer özelliklerle kültürlerin farklı şekilde mevcudiyetlerini tasnif eder. Meselâ; temel anlamları (denotative) teşkil eden özelliklerin çeşitli kültürlerde kültürel olarak ayırt edilmiş grupların düzenlenmiş durumlarına göre tahsis edilmiş kelimeler tarafından farklı bir şekilde tasnifini ele alır (Palmer 1996: 19). 1960-1970’lerde etnosemantik içindeki yeni gelişmeler neticesinde ortaya çıkan konuşma etnografisi, etnosemantik yaklaşımlarda yerli konuşurların kelimelerinin biribirleriyle olan ilişkilerinin araştırılmasında eksik olan bir yaklaşımı yani sosyal çevrenin ihtiyaç duyulan ölçüsünü temin etmektedir (Palmer 1996: 2022). “Etnosemantik” ve “konuşma etnografisi” kültürel dil bilimi içine yer alır. Charles Filmore’un da belirttiği gibi “siz bir kelimeyi rast gele bulduğunuz zaman bütün bir sahneyi de onunla beraber sürüklersiniz”. Bu arada hissî tecrübelerden uzanıp gelen zihnî imajlar da çağrılır (Palmer 1996: 5). Bu da kültürle ve o kavramın o kültürdeki imajı ile sıkı bağlantılıdır. Buna göre bir kavramın, ortak dünya görüşüne sahip topluluklar içinde o toplumun maddî ve manevî değerleriyle fertlerinin zihninde, muhayyilesinde yer aldığı bir gerçektir. İşte, Mahtumkulu’nun şiirlerindeki söz varlığı da sadece leksikal sahanın bir parçası değil, aynı zamanda kavramın o toplum içindeki, birtakım zihnî imajlarla sahneyi kaplayan sosyal değeridir de. Mahtumkulu, eserlerinde anlam olaylarını ve söz varlığı unsurlarını ustalıkla kullanmış, döneminin siyasî ve sosyal meselelerine çarpıcı bir anlam boyutu kazandırarak bazı kavramların önemini vurgulamış ve eserlerinde ön plana çıkarmıştır. Mahtumkulu’nun eserlerinde sağlık kavramının önemini belirten dörtlükler dikkat çekidir: Bar nıgmatdan yeğ saglıgıñ mazası, Bar gullukdan yağşı Hakıñ rızası, 77 Eger doğrı gelse acal kazası, Müñ yalbarmak bilen sözüñ tutmaz hiç. (Garrıyev ve Kösäyev 1977: 533) Bu dörtlükte, sağlık keyfinin bütün nimetlerin en iyisi olduğu vurgulanmakta ve hasta olmadan önce sağlığın kıymetini bilmek gerektiği dile getirilmektedir. Aynı düşünce şu dizelerde de görülmektedir: Sağlığıñ gadrını bilgil, hasta bolmasdan burun, Hastalık şükrüni kılgıl, täki ölmesden burun. (Garrıyev ve Kösäyev 1959: 524) Bir çok beden nimetinin şükrünü etmek de önemlidir: Ayak bar yörmäge, el bar almağa, Kanı bende, sağlık şükrün kılmağa, Gulak bardır eşitgenin bilmäğe, Kim düzeder tilde söz hem bolmasa. (Nazarov vd. 1983/1: 215) Mahtumkulu’nun şiirlerinde söz sanatları oldukça etkin bir şekilde kullanılmıştır. Şüphesiz bu durumun kültürel, tarihî ve siyasî temelleri vardır. Mahtumkulu’nun şiirlerinde sağlık kavramının öneminin metaforik yollarla daha çarpıcı olarak anlatımına da rastlanmaktadır: Dertdir bu canıñ zilleti, sağlık anıñ soltanıdır, Ten mülküniñ ser dövleti dınmaz öter, mıhmanıdır. (Nazarov vd. 1983/2: 24) Bu dörtlükte, “can mülkünün sultanının sağlık olduğu” belirtilerek sağlığın önemine dikkat çekilirken çarpıcı bir somutlaştırma kullanılmıştır. Can bir sultanlığa, sağlık da onun sultanına benzetilmiştir. Burada SAĞLIK SULTANDIR metaforu görülür. Mahtumkulu’nun birçok şiirinde, zıtlıklar ustaca kullanılmış ve bu şekilde anlatım daha güçlü ve etkili hale getirilmiştir: Ötenden soñ adam añlar dövletin, Bilmez dövlet bilen geçen nobatın, Çekmedikler hassalığıñ zähmetin, Bu gözel sağlığıñ gadrın näbilsin. (Garrıyev ve Kösäyev 1977: 183) Bu dörtlükte, devletin kıymetinin ancak geçip gittikten sonra anlaşılacağı gibi “devlet”le yani “kut”la, “baht”la “mutluluk”la birlikte geçen “dinç zaman”ın da farkında olunamayacağı ve hastalığın zahmetini çekmeyenin sağlığın da kadrini bilemeyeceği anlatılmaktadır. Burada “devlet” ve “sağlık” kavramları biribirleri ile ilişkilendirilerek özdeş olarak kullanılmıştır. Bu durumda “sağlık” ve “devlet” kavramlarının eşdizimlilik (collocation) ilişkisi içinde olduğu düşünülebilir. Mahtumkulu’nun eserlerinde “sağlık” kavramının zıt anlamlıları ile de verilmesi dikkati çeker. “Hastalık” kavramı bazan toplumdaki kargaşa ile de eş değerde kullanılmış ve bu şekilde somut çarpıcı bir anlatım gerçekleştirilmiştir: Diñle, mesgen tutan kişi çöllerde, Tasaddık kemelse uluğ illerde, Halk üstüne ağram düşüp yıllarda, Hastalık köpelip, kast cana gelgey. (Mülkamanov vd. 1992: 110) Bu dörtlükte, sadaka vermenin ve hayırlı iş yapmanın azaldığı illerde, halkın üstüne bir ağırlık çökeceği ve hastalığın artarak cana kast edeceği anlatılmakta ve fakire, yoksula yardımın toplum huzuru açısından önemine dikkat çekilmektedir. Yine yardımlaşmanın önemini şu dizelerle dile getirmektedir: Sağlığında el barmasa bermäğe, 78 Gıymasalar galanlar gol germäğe, Mağtımgulı aydar azap görmäğe, Kıyamat garası gitmez gözünden. (Mülkamanov vd. 1992: 208) Yine başka bir dörtlüğünde, geçici dünyaya bel bağlamanın yanlışlığı “sağlık” kavramı da kullanılarak şu şekilde dile getirilmiştir: Her kim elin gerer pany cahana, Sağlıkda cepa biyr bu şirin cana, Bu dünyä bil bağlan galar zıyana, Dünyä dostluğına bitip bolmayır. (Nazarov vd. 1983/1: 163) Fani cihana bel bağlayanın zarara uğrayacağı, şirin canının sağlıkta cefa göreceği anlatılırken el germek, bil bağlamak gibi metaforik deyimlerle somut bir anlatım gerçekleştirilmiş ve bu şekilde anlatımda canlılık sağlanmıştır. Dertlere şifa için yalvarmada da derin bir tasavvufi anlayış dikkati çeker: Bu çölde rehm eyle garıp halımga. Älemni yaratgan subhan, şıpa ber. Çoh ızalı, dertli şirin canımga, Ya Mustafa, pahrı-cahan, şıpa ber. (Garrıyev ve Kösäyev 1959: 145) Mahtumkulu’nun şiirlerinde “sağlık” ve “hastalık” kavramlarının, metafor ve metonimlerin kullanıldığı geniş bir deyimler yelpazesi ile birlikte yer aldığı görülmektedir. Dünya görüşünü, hayat felsefesini eserlerinde yansıtırken “sağlık”la ilgili kavramları “ömür”, “fanilik”, “hastalık”, “gençlik”, “yaşlılık” gibi konular etrafında ve anlam ve mecazla ilgili sanatlarla birlikte oldukça etkin bir şekilde vermiştir: Ne ceset içre can bar, ne kuvvat galdı tende, Hem serkeşte, hem hayran, bu işe boldum bende, Ne hastayam, ne bimar, ne murdayam, ne zinde, Gam hücüm eyläp gökden, zemin sarı inende, Pelek elimden tutup, hovala berdi meni. (Nazarov vd. 1983/1: 50) Burada “gam ve keder”in adeta gökten yere doğru indiğinde kaderin kendisine endişe vermesi, korkutması neticesinde “güçsüzlük” kavramı, “bedende can ve tende kuvvet kalmaması” şeklinde metonimlerle somutlaştırılmıştır. “Şaşkınlıkla bu işe esir olma”, “ne hasta ve ne zinde olma durumu”na benzetilmiştir. “Kader” soyut kavramı pelek sözü ile somutlaştırılmış ve “elinden tutma” hareketi ile de kişileştirilmiştir. Gitdi tamam gadır bilen deň-duşuñ, İmdi saglık ötdi, dertdir yoldaşıñ, Bardıkça yıl-yıldan mövç urar gışıñ, Dert yamanı garrılıkdır yaranlar. (Garrıyev ve Kösäyev 1959: 154) Bu dörtlükte dostların birer birer gitmesinden ve sağlığın geçmesinden sonra “derdin yoldaş olması” ile bir somutlaştırma ve kişileştirme görülür. Yaşlılık da kötü bir dert olarak nitelenmiştir. Yaşlılıkla birlikte güçsüzlüğün ve birtakım rahatsızlıkların da gelebilmesi düşüncesi, bu iki kavram arasında metonimik bir bağ kurmaktadır. Diğer yandan Mahtumkulu’nun pek çok eserinde “yiğitlik” yani “gençlik” ile “bahar” kavramları eş değer görülür: Ne zovkı sapalar yiğitlik bilen, Bahar bolup geçdi, bizden daş galdı; 79 Garrılık yetişdi müñ külpet bilen, Mizan yetdi, hazan geldi, gış galdı (Garrıyev ve Kösäyev 1959: 174) Bu dörtlükte bahar sözünün “gençlik” kavramının yerine kullanılması ile ortaya çıkan metaforla güçlü bir anlatım sağlanmıştır. “Yaşlılık” kavramı ile “külfet” eş değer görülmüştür. Mahtumkulu’nun pek çok eserinde görüldüğü üzere tedric bu dörtlükte de ustaca kullanılmıştır. A. Meredov’un hazırlamış olduğu Mağtımgulınıñ Düşündirişli Sözlüği (Gonbed Kabus 1997) adlı eserde mizan sözünün birinci anlamı ‘ölçü, ağırlık’, ikinci anlamı ‘terazi’, üçüncü anlamı ‘akıl, fehim, anlayış, düşünce’, dördüncü anlamı ‘ahirette insanların günah ve sevap işlerinin tartılacağı terazi’ olarak verilmiştir. Türkmen Diliniñ Sözlüği (Aşgabat 1962)’nde kelimenin birinci anlamı ʻgece ile gündüzün eşit olduğu zaman’ olarak verilmiştir. Kelimenin vezn kökünden ʻölçü’ anlamı göz önüne alındığında Türkmen Diliniñ Sözlüği’nde, metonimik yan anlamın temel anlam olarak alındığı anlaşılmaktadır. Dörtlükte hazan ve gış sözleri, insan ömrünün safhalarını belirten metaforik kullanımlardır. Mahtumkulu eserlerinde, “sağlık”la ilgili diğer kavramları da kullanmıştır: Yaranlar, gerdişi-çarhıñ elinden Bu meniñ yüreğim para-paradır; Sızıllaşar tenim Eyup teni dek, Kişi bilmez bir ağırsız yaradır (Garrıyev ve Kösäyev 1959: 91) Dünyadaki gidişatın kötülüğünden dolayı duyulan üzüntüyü “yüreğin pare pare olması” ile somutlaştırma görülür. Yine aynı sebeple duyulan üzüntüden “tenin sızlaması” ifadesinde ten “can” kavramı ile ilgili metonimik bir unsurdur. “Üzüntü” soyut kavramı, başkaları tarafından fark edilmeyen bir “ağrısız yara” olarak nitelenmiş ve somutlaştırma ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak, Mahtumkulu’nun şiirlerinde metonimler genellikle metaforlarla iç içe kullanıldığı söylenebilir. “Sağlık” kavramı ile ilgili dörtlüklerde de, bir bütünü onun bir bölümüyle veya bir bölümü onun bütünüyle anlatma, Mahtumkulu’nun şiirlerinde yaygın bir metonim türüdür. Kelime seçiminde soyut ve somut kullanımlar görülmekle birlikte somutlaştırmaların çokluğu anatıma canlılık katmaktadır. Birbirine bağlı dizelerde, kelime, tamlama veya cümlelerde anlam ve yapı benzerlikleri şeklinde karşımıza çıkan paralelizmin yanı sıra tedric (dereceleme, climax) ve açıklamalar (leff ü neşr) Mahtumkulu’nun şiirlerinde oldukça etkin bir şekilde kullanılmıştır. Mahtumkulu’nun eserlerinde, yaygın olarak kullanılan metaforların ve metonimlerin geniş ölçüde somutlaştırmalara dayanıyor olması eserlerinde kalıcılığı da sağlamıştır. Kaynaklar AKSAN Doğan (1999) Anlambilim: Anlambilim Konuları ve Türkçenin Anlambilimi. Ankara. ERDEM Melek (2003) Türkmen Türkçesinde Metaforlar, Ankara: KÖKSAV yayınları. ERDEM Melek (2004) “Mağrupi'nin Şiirlerinde Metonimi”, Modern Türklük Araştırmaları Dergisi, 1(1): 55-63. ERDEM Melek (2006) “Metaphorization of the Material Process During the Mental Process in the Turkish Dialects of the Oghuz Group”, Central Asiatic Journal, 50(2): 279-297. ERDEM Melek (2010) “The Time Metaphors in Oguz Concept System”. Central Asiatic Journal, 54: 191-206. GARRIYEV B. A., M. KÖSÄYEV (1959) Mağtımgulı: Saylanan Eserler, Red.: B. KERBABAYEV, Aşgabat. 80 GARRIYEV B. A., M. KÖSÄYEV (1977) Mağtımgulı: Saylanan Goşgular, Red.: B. KERBABAYEV, Aşgabat. HAMZAYEV, M. Y. (1962) Türkmen Diliniñ Sözlüği, Aşgabat. MEREDOV A. (1997) Mağtımgulınıñ Düşündirişli Sözlüği, 3 c., Gonbed Kabus. MÜLKAMANOV, A., M. ÖVEZGELDİYEV, M. ÇARIYEV, A. NURYAĞDIYEV, G. NAZAROV (1992) Mağtımgulı: Şığırlar, Üç Tomluk, I Tom, Aşgabat. NAZAROV G., A. MÜLKAMANOV, M. ÖVEZGELDİYEV, M. ÇARIYEV, A. NURYAĞDIYEV (1983) Mağtımgulı: Saylanan Eserler, (Red.: B.A. GARRIYEV, M. KÖSÄYEV, R.RECEBOV, Ş. GANDIMOV, G. NAZAROV), İki Tomluk 1, 2, Aşgabat. PALMER, Garry B. (1996) Toward a Theory of Cultural Linguistics. Austin. 81 MAHDUMKULU DÜŞÜNCESİNDE TÜRKLÜK Prof. Dr. Ayşe YÜCEL ÇETİN51 Prof. Dr. İsmet ÇETİN52 Mahtum Kulu’nun yaşadığı dönem Türk tarihinde en hareketli dönemlerden birisidir. 1736 yılında toplanan bir kurultay sonucunda Safevî hanedanlığına son vererek hanlığını ilan eden Afşarlardan Nadir Şah’ın adeta yeni bir Cengiz veya Timur olma hayalinin hayata geçirilmesi için çalışıldığı dönemdir. Çeşitli kaynaklarda “İran’ın Napolyonu”, “İkinci İskender”, “Asya’nın son büyük cihangiri” olarak tavsif edilen Nadir Şah, hükümdar olduğu dönemde (1736–1747) İran, Afganistan, Osmanlı, Hindistan ve Batı Türkistan tarihi üzerinde derin izler bırakmıştır.53 O, Mahtumkulu’nun yaşadığı Batı Türkistan’a yaptığı seferlerle de bölgenin siyasi yapısında önemli değişikliklere yol açmıştır. Siyasî yapıdaki değişiklikler şüphesiz toplumun sosyal yapısı üzerinde de etkili olacaktır. Nadir Şah Hive hanı İlbars Han’a yazdığı mektupta kendi cihangirliğini anlatırken; “Ey Hive hâkimi İlbars Han, Allah’a şükürler olsun ki parlak kılıcım sayesinde İran’dan Aden ve Basra’ya kadar olan yerler; Cihanabad, Ekberabad ve Delhi’ye kadar Hindistan İmparatorluğu, Bengal’a kadar olan topraklar, Keşmir, Sind, Kabil, Kandahar, Belh, Bedehşan, Kunduz, Buhara, Semerkand ve Fergana eyaletini kendime tabi kıldım.” İfadeleriyle Batı Türkistan bölgesinin de içinde bulunduğu geniş bir coğrafyaya hakim olduğu ifade edilmektedir. Türkmen boylarının hayatını yakından ilgilendiren bir başka husus Nadir Şah’ın stratejik düşüncesidir. Zira, Nadir Şah’ın Batı Türkistan seferine çıkmasındaki esas amil olan Harezm Türkmenleri, bölgeden uzaklaştırılarak Mangışlak yarımadasına, Balkan dağlarına ve Hazar Denizi’nin doğu sahilleri boyuna gönderildiler.54 Sonunda Batı Türkistan fethini tamamlayan Nadir Şah İran’a Meşhed şehrine döner. Bu fırsatı değerlendirme düşüncesinde olan Özbek ve Türkmenler yeniden bir araya gelir ve 15 bin kişilik bir orduyla Nadir şah’a karşı savaş başlatırlar. Bu savaş isteği, Nadir Şah’ın batı Türkistan’da yaptığı tahribatı da göstermektedir. Zira döneminin güçlü askerî kuvvetine sahip bir Han’a karşı 15 bin kişilik ordu, kendi şartları içinde dayanılmaz bir hayata, sosyal yapıya, devlet düzenine, devlet idaresindeki bozulmuşluğa karşı bir isyan halidir de. 51 G.Ü. Gazi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi, [email protected] G.Ü. Gazi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi, [email protected] 53 Mehmet Alpargu-M. Bilal Çelik, Nadir Şah’ın Batı Türkistan Seferi ve Sonuçları, http://www.gefad.gazi.edu.tr/window/dosyapdf/2009/4/30.pdf 54 P. P. İvanov, Oçerki Po Istorii Sredney Azii (XVI-Seredina XIX v.), s. 152. 52 82 Kişinin içine doğduğu evrenle olan estetik ilişkisi, o kişiye mahsus zihnî bir etkinlik değildir. Kişideki estetik birikim, toplumsal bilincin uzun yıllar gelişmesi ve yetkinleşmesi süresi içinde oluşmuştur. Evreni, dolayısıyla yaşadığı çevreyi algılayan, kendi içinde olgunlaştırıp yeniden yaşama biçimine dönüştüren ve haliyle ona estetik bir hüviyet kazandıran kişi, biyofizyolojik alandan insana özgü olan duygu alanına; manevî haz alanına geçer. Her şeyi olduğu gibi değil, onu tezyin ederek güzellik kabuller alanına sokar. Dolayısıyla estetik bilince ulaşmış olur. Estetik bilinç aynı zamanda güzel ve iyinin bir arada olma hâlidir. Zira ahlakçı filozoflar olarak da tavsif edilen Sokrates, Platon, Aristoteles ile Descartesçı ve Kantçılar güzel ve iyi arasında doğrudan bir bağlantı kurarlar. Onlara göre güzellik; doğruluk, dürüstlük ve iyiliktir. Yani iyi güzel, güzel de iyidir. Bunlar birbirinin ayrılmaz mütemmimidir. M. Guyau’aya göre, iyi daima faydalıdır, faydalı daima güzeldir; bu itibarla iyi de güzeldir. Shaftesbury’e göre de orantı ve düzenin olduğu yerde güzellik, güzelliğin olduğu yerde erdem ve iyilik vardır. Buradan hareket edildiği zaman çıkan sonuç; yaşadığı çevreyi algılayıp içine doğduğu veya içinde yaşadığı ya da yaşamak zorunda kaldığı toplumla barışık olma hâli, karşılıklı iyilikte bulunmaktır. Bu da hayatı güzelleştirir. Yani kişi toplumla barışık yaşar. İçinde yaşadığı toplumun huzurlu olması tek tek kişinin huzurlu olmasını getirir ki bu da toplumsal güzelliktir. Estetik bilince ulaşan kişi, yâni sanatçı bunun bilincindedir ve gördüklerini güzelleştirmek suretiyle toplumu güzelleştirmeye çalışır. Sanatçı, estetik bir suje olarak varlığını sürdürürken algıladığı objeyi estetik bilinçle yeniden şekillendirir ve kendince şekillendirdiği objeyi, kendi dışındaki kişilerin de haz duyacağı bir hâle getirir. Dolayısıyla sanatçı ben olmaktan uzaklaşarak biz bilincine ulaşır. Mahtum Kulu, yaşadığı dönemin bütün olumsuzluklarına rağmen mensubu olduğu, içinde yaşadığı toplumu bir obje olarak alır, ondan hoşlanır, güzel olarak görür ve iyilikle yoğurmaya, iyilikle güzelliği bir arada oluşturmaya çalışır. Bu yönüyle kendi eserini ortaya kor ve eserleri toplumun diğer fertleri tarafından kabullenilip beğenildiği, toplumca hoşlanıldığı zaman biz seviyesine ulaşır. Bu itibarla Mahtumkulu, Türkmen toplumu içinde sanatçı egosuyla ben merkezli değil, “Biz” olma bilincine yükselir. Kant; “Bir doğa güzelliği güzel bir şeydir, sanat güzelliği ise bir şey hakkında güzel bir tasavvurdur” ifadesiyle kişinin zihninde idealize ettiği şeyi kasdeder. Mahtumkulu, içinde yaşadığı şartları, özellikle Nadir Şah’ın Batı Türkistan seferleri sırasında Türkmenlerin de içinde bulunduğu bu bölge insanına karşı sergilenen tavrı, Batı Türkistan’dan alınıp Hazar’ın doğusundan kuzey bölgelerine doğru göçe zorlamalar, kendisinin iki defa hapsedilmiş olması, Mahdumkulu’nun aldığı eğitim, edindiği davranış, 83 sahip olduğu İslamî terbiye, bu münasebetle iyi ve güzeli bir arada idrak etmesi; yani erdem sahibi olması, tevekkül sahibi olmasını sağlar. Her zorluğa göğüs gerer ve gördüğü zulme bile sabreder. Mahdumkulu’nun aldığı medrese eğitimi, medresede okutulan dinî alanla ilgili dersler yanında aldığı aritmetik, geometri, ölçü (planimetre), coğrafya, tıp ve tarih dersleri ile Fars ve Türk dillerinde şiirler öğrenilmesi55, Onun bilim ve sanat alanını bir araya getirmesini sağlar. Bu bir araya getirmenin öncüsü ise Türk şiir geleneğidir. Mahdumukul’undaki geleneğin aktarılması düşüncesi, yetişme dönemi ve bu dönemde aldığı eğitimle ilgilidir. O, babası Devletmemmet Azadî’nin ilk eğitiminden geçtikten sonra yukarıda temas ettiğimiz bilgilerin verildiği medreseler olan Halaç, Buhara ve Hive medreseleri vasıtasıyla olacaktır. Mahtumkulu’nun Türkmen coğrafyasının dışında Hindistan, Kâbil, Margelan, Semerkant Yesi, Buhara ve Hive gibi Türk kültür coğrafyalarında bulunması, burada canlı olarak yaşayan Türk şiir geleneğini Nizamî, Nesimî, Fuzulî ve Neva-î gibi şahısların eserleri başta olmak üzere Ahmed Yesevî, muhtemelen Yunus Emre, Karacaoğlan, Köroğlu, Korkut Ata gibi şahsiyetlerin şiir ve anlatmalarını öğrenen, üstatları okuyarak bilgisini artırmasını sağlamıştır. O, bu yolla iki edebiyat dünyasını, gelenekli olan Türk edebiyat alanı ile klasik edebiyat alanını bir araya getirmiştir. Bu hal aynı zamanda yazılı kültürle sözlü kültürün buluşması, bir terkip halinde toplum hayatında yeniden şekillenmesi anlamına da gelmektedir. Ziya Gökalp; “O halde, millet nedir?” sorusunu yöneltip; “Irkî, kavmî, coğrafî, siyasî, iradî kuvvetlere tefevvuk ve tahakküm edebilecek başka ne gibi bir rabıtamız var? İçtimaiyat ilmi ispat ediyor ki, bu rabıta terbiyede, harsta yâni duygularda iştiraktir. İnsan en samimi en derunî duygularını ilk terbiye zamanında alır. Daha beşikte iken, işittiği ninnilerle anadilinin tesiri altında kalır. Bundan dolayıdır ki, en çok sevdiğimiz lisan anadilimizdir. Ruhumuza vücut veren bütün dinî, ahlâkî, bediî duygularımızı bu lisan vasıtasıyla almışız. Zaten ruhumuzun içtimaî hisleri, bu dinî, ahlâkî, bediî duygulardan ibaret değil midir? Bunları çocukluğumuzda hangi cemiyetten almışsak, daima o cemiyette yaşamak isteriz. Başka bir cemiyetin içinde daha büyük bir refahla yaşamamız mümkün iken, cemiyetin içindeki fakrı (yoksulluğu) ona tercih ederiz. Çünkü, dostlar içindeki bu fakirlik, yabancılar arasındaki o refahtan ziyade bizi mesut kılar. Zevkimiz, vicdanımız, iştiyaklarımız, hep içinde 55 Türkistan Medreseleri hakkında geniş bilgi için bkz. Kishimjan ESHENKULOVA, Modern Bilimlerin Türkistan’a Girişi(1800-1917), İstanbul 2007 (İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Basılmamış Doktora Tezi) 84 yaşadığımız, terbiyesini aldığımız cemiyetindir. Bunların aksisadasını ancak o cemiyet içinde işitebiliriz.” (Ziya Gökalp,1968:19-20) cümleleriyle aynı kültürel kodlara sahip topluluğun milleti oluşturduğunu ve bunların aynı duygular etrafında kenetlendiğini ifade etmektedir. Bu aynı zamanda yine Ziya Gökalp’ın ifadesiyle “Türkün ma’şeri vicdanıdır”. Yine Ziya Gökalp toplumun maddî ve manevî bütün değerlerini topladığı ve toplumu bir arada bulundurma iradesine sahip alanın hars, yani kültürel alan olduğu düşüncesindedir. Aynı kültür alanında yaşayan grupların bir arada yaşama iradesi sergilemeleri elzemdir. Bu açıdan bakıldığında da Türk grupları içinde birleşmesi en kolay olan grup Oğuzlardır. Zira bunlar ayna kültürel kaynaktan beslenir ve aynı kültürel alanı yaşarlar. ““Bugün, harsça birleşmesi kolay olan Türkler, bilhassa Oğuz Türkleri, yani Türkmenlerdir. Türkiye Türkleri gibi, Azerbaycan, İran ve Harzem ülkelerinin Türkmenleri de Oğuz uyruğuna mensupturlar… Oğuz Türkleri umumiyetle Oğuz Han’ın torunlarıdır. Oğuz Türkleri birkaç asır evveline gelinceye kadar mütesanid bir aile halinde yaşarlardı. Meselâ Fuzulî bütün Oğuz şubeleri içinde okunan bir Oğuz şairidir. Korkut Ata Kitabı Oğuzların resmî Oğuznamesi olduğu gibi, Şah İsmail, Âşık Kerem, Köroğlu kitapları gibi halk eserleri de bütün Oğuzistan'a yayılmıştır… Oğuz Türkleri, hepsi birbirine yakın akrabadırlar. Dört ülkedeki (Türkiye, İran, Azerbaycan ve Harezm Ülkeleri) Türkmen illerinin adlarını karşılaştırırsak, görürüz ki, birinde bulunan bir ilin yahut boyun diğerinde de şubeleri var. Meselâ, Harzem'de Tekelerle Sarıları ve Karakalpakları görüyoruz. Memleketimizde Tekeler bir sancak teşkil edecek kadar çoktur; hattâ, bir kısmı vaktiyle Rumeliye nakledilmiştir. Türkiye'deki Sarılar bilhassa Rumkale'de otururlar. Karakalpaklar ise/Karapapak ve Terekeme adlarını alarak, Sivas, Kars ve Azerbaycan cihetlerinde yerleşmişlerdir. Harzem'de Oğuzun Salur ve îmrah boylariyle Çavda ve Göklen = Kartuklardan Kalin illeri vardır. Bu isimlere Anadolu'nun muhtelif noktalarında tesadüf edilir. Göklen, kendi adını Van'da bir köye Gökoğlan şeklinde vermiştir. Oğuzun Bayat ve Afşar boyları da gerek Türkiye'de, gerek Harzem, İran, Azerbaycan ve Türkiye ülkeleri Türk etnoğrafyası itibarile aynı uyruğun yurtlarıdır. Bu dört ülkenin mecmuuna Oğuzistan adını verebiliriz. Türkçülüğün yakın hedefi bu büyük kıtada yalnız bir tek harsın hâkim olmasıdır” (Ziya Gökalp,1968:23). Mahdumkulu’nun yetiştiği dönem ve kültürel çevre, yetişme döneminde edindiği bilgi ve tecrübe birikiminin kaynakları, kendinden iki yüzyıl sonra gelen Ziya Gökalp’in ifade ettiği kaynaklardır. Mahdumkulu’nun idealize ettiği Türk dünyasının ilk basamağı da Türkmen/ Oğuz birliğidir. Zira aynı kaynaktan beslenen bu iki aydın, aynı şuur altıyla aynı hedefe yönelmişlerdir. 85 Ortak bilgi ve şuur, sadece farklı yüzyıllarda yaşayan Manhdumkulu ile Ziya Gökalp’ı aynı kütürel alan içinde fikir üretmekten başka, başka şahıslarla da fikir birliğinde olmalarını sağlamıştır. Hacı Bayram Veli’nin; Çalabım bir şar yaratmış İki cihan aresinde Bakıcak didar görünür Ol şarın kenaresinde” mısralarıyla Mahdumkulu’nun; Yahşılar tutmuş bina bir şehri gördüm-ordadır Aşk metasın satılan Pazar gördüm-ordadır” mısraları aynı kalemden çıkmışa benzer. 19. Yüzyıl’da yaşayan Erzurumlu Emrah’ın; Sabahtan uğradım ben bir fidana Dedim mahmur musun, dedi ki yoh yoh. Ak elleri boğum boğum kınalı Dedim bayram mıdır, dedi ki yoh yoh. mısralarıyla, Doğu Türkistanlı Abdurehim Heyit’in; Seher vahtı gördüm güzümün sultanini Dedim sultanmısen o dedi yoh yoh Güzleri ateş yeli, kolları kınalı Dedim çolpanmisen dedi yoh yoh mısraları arasında fark olmadığı gibi bir Azerbaycan mahnısında geçen; Kara gözün ay balam O dedi yoh yoh yoh yoh Mene gelsin ah kadan O dedi yoh yoh yoh yoh mısralarıyla Mahdumkulu’nun; Dedim: Gece karanı. Dedi: Uykudaayım. Dedim: Kimler baysavul. Dedi: Kirpiğim yayım. Dedim: Kayda mesgenin? Dedi: Lâ-mekân câyım. Dedim: Zerefşân erer. Dedi: Kevserdir çayım. Dedim: Ondan ber bana. Dedi: İstermiş bican mısraları aynı kaynaktan beslenmektedir. 86 Bu iki küçük örnek, bir toplumun aynı kaynaktan beslenip aynı bilinçle bilinçlenmesine örnek teşkil etmektedir. Mahdumkulu’nun; Gönüller, yürekler bir olup başlar Tartsa yığın, erir topraklar, taşlar Bir sofrada tayyar kılınsa aşlar Yükselir o ikbali Türkmen’in. Gönül havalanır ata çıktığında Dağlar laleye döner ona baktığında Bal getirir, coşup derya aktığında Bent tutturmaz, gelse seli Türkmen’in Mısraları birlik olmanın aynı zamanda güçlü olmak anlamına geldiğini ifade eder. İdealize edilen birlik, Ziya Gökalp’ın ifadesiyle Türkmen/Oğuz birliğidir. Mahdum Kulu’nun bu birliği aynı zamanda devlet olma halidir. Türkmenler bağlasa bir yere beli, Kurutur Kulzum’u, Deryayı Nil’i, Teke, Yomut, Göklen, Yazır, Alili, Bir devlete kulluk etsek beşimiz Praksis kavramı; “ bir şeyi değiştirme, kökten değişiklik yapma, uygulama, aksiyon gibi anlamları bünyesinde barındırır. Bir şeyi değiştirmek, uygulamak, kökten yeni bir yapılanmaya gitmek, kişi veya toplumun amaçladığı ulaşılmak istenen noktadır. Bu noktaya ulaşmak için ruhi ve bedenî büyük bir çabanın olması gerekir. Çeşitli düşünürler tarafından anlamlandırılan bu kavram, daha çok sıra dışı bir değişikliği, biraz da ihtilali ifade eder. “Sartre’a göre “bir şeyleri değiştirme, uygulama, yani tarihi oluşturan unsurların veya olayların tesadüfî değildir. O’na göre bilmek, doğru değerlendirme yapmak, ortak özgürlük alanını tespit edip insan hürriyetini sağlamak gerek. İnsanın hür olma hali aynı düşünce hürriyetidir ki, bunu var kılan aydınlardır. “Birey, kendini, verilmiş olan olanaklar arasında bir olanağı gerçekleştirerek nesnelleştirir ve Tarih’i yapmaya katkıda bulunur. Böylelikle tasarı kişinin kendisinin belki de bilmediği bir gerçeklik kazanmaktadır ve bu gerçeklik gösterdiği ve oluşturduğu çelişkiler aracılığıyla olayların akışını etkilemektedir.” (Tansel,2006:164). Buradan hareket ederek; Mahdumkulu’nun politik tutumundan güzel sanat alanına kadar olan bütün alanlarda yaptığı bütün faaliyetlerde, yazdığı, söylediği şiirlerinde tesadüfî 87 davranmamıştır. O, Türk toplumunda şiirin etkisini bildiği için Ahmet Yesevî hikmetlerinin fonksiyonunu kendi şiirlerine yüklemiştir. Topluma kazandırmak, vermek istediği davranışları, edindirmek istediği ve toplumun edinmek zorunda olduğu değerleri şiirleri aracılığıyla aktarmıştır. Bütün bunlar kendinden önce yaşayanların bilgi birikimleri ve tecrübelerinden beslenen bilinçlenmedir. Bu bilinçlenme ise toplumu değiştirme, dönüştürme, toplum bilincinde var olan amaca yönelme ve ulaşma sonucunu getirir. Mahdum Kulu bunu başarabilmiş nadir şahsiyetlerdendir. Çünkü O yaşadığı dönem içinde ümmet zihniyetinin hakim olduğu bir ortamda şiirleriyle Türkmen kimliğinin oluşmasına fikrî katkı sağlamıştır. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi Mahtumkulu’nun yetiştiği çevre, yetişmesinde etkili olan aileden başlayıp Türkistan medreselerinde devam eden eğitim ve burada aldığı dersler, daha da önemlisi Türk toplumunun beslendiği medeniyet ve kültürel kaynaklar O’nun bilinçaltını harekete geçirmiş, hem devlet idareciliği, hem şairliğiyle Türkmen toplum yapısında bir değişimi sağlamıştır. Zira O, bütün bu bilgi ve tecrübe birikimiyle yaşadığı dönem ve daha sonra Türkmen toplumunun yaşadığı dönemin olaylarına, dar anlamda Türkmen, geniş anlamda Türk tarihine yön vermiş şahsiyetlerden biridir. KAYNAKLAR ALPARGU, Mehmet -M. Bilal Çelik, Nadir Şah’ın Batı Türkistan Seferi ve Sonuçları, http://www.gefad.gazi.edu.tr/window/dosyapdf/2009/4/30.pdf ARTUN, Erman, “Şair Mahtumkulu’nun Şiirlerinde Sanat, Estetik ve Üslup”, BİRAY, Himmet, Mahtumkulu Divanı, Ankara 1992. DİNÇ, Ahmet-ÇAKIR, Ramazan, 18. Asır Şair-Mütefekkirlerinden Azadi ve Mahtumkulu’nun Sosyo-Ekonomik Düşünceleri”, Turkish Studies Volume 4/3 Sipring 2009. ERDOĞAN, Kenan, ‘Erzurumlu İbrahim Hakkı ve Mahtumkulu Divanlarında Hz. Peygamber”,A Ü Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, 45, Erzurum 2011. GÜZEL, Abdurrahman (Editör), Mahtumkulu Dîvanı, Eskişehir 2014. GÜZEL, Abdurrahman, Yunus Emre ve Mahtumkulu’da Ortak Motifler, Prof.Dr. Dursun Yıldırım Armağanı, Ankara 1998. İVANOV, P. P., Oçerki Po Istorii Sredney Azii (XVI-Seredina XIX v.), s. 152. KAGAN, M., Estetik ve Sanat Dersleri, (Çev. Aziz Çalışlar), İstanbul 1993. KÖPRÜLÜ, Fuad, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, İstanbul 1976. SÖYLEMEZ, Mikail, Mahtumkulu’nun Divanında İnsanın Psikolojik Yapısı, Dicle Üniversitesi Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi Dergisi, 16 (2011). TANSEL, Arife, Jean Paul Sartre’ın Felsefesinde “Özgürlük, Sorumluluk ve Yabancılaşma” Kavramları, Ankara2006 (Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Basılmamış Yüksek Lisans Tezi). TÜRKMEN, Fikret, Türkmen Edebî Geleneğinde Yunus Emre, Karacaoğlan, Mahtumkulu Çizgisi, Milli Folklor, 84, Ankara 2009. www.yagmurdergisi.com.tr(e.t.20.07.2013). Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, İstanbul 1968. 88 MAHTUMKULU’NUN BADE İÇMESİYLE İLGİLİ BAZI DÜŞÜNCELER Prof. Dr. Ali Torun56 Âşık Tarzı Türk şiir geleneğinin yüzlerce hatta binlerce yıl öncelerine dayanan bir mazisi vardır. Tarihi süreç içerisinde bu gelenek de kendi içinde birtakım gelişmeler yaşamıştır. Bu gelişmelerden en önemlisi İslâmi dönemde gerçekleşmiştir. 16. yüzyıla gelene kadar halkın bedii ihtiyaçlarını karşılayan şair-musikişinaslar, klâsik edebiyat mensuplarının menfi tutumları nedeniyle itibar kaybı yaşamaları, ozan kimliklerini bırakıp âşık unvanı almaları gelenek açısından en büyük değişim ve dönüşümün başlangıcı olmuştur. Bu değişim ve dönüşüm rüya ve bade olmak üzere iki temel üzerine bina edilmiştir. Muhtumkulu (1733-1783) Oğuzların şairlik geleneğinin 18. yüzyıldaki temsilcisi olması hasebiyle bu kimliği taşıyan bir âşıktır. Bunu şiirlerindeki bazı kayıtlardan açık bir şekilde tespit edebilmekteyiz. Bu tebliğde öncelikle rüya ve bade kavramları ve bunların tarihi kökleri ele alınıp, Mahtumkulu’nun rüya ve bade ile ilgili söylemlerinden bazı çıkarımlar yapılacaktır. Rüya, insan bedeninin uyku halinde bulunduğu esnada ruhen yaşadığı, bununla birlikte bedenî olarak yer aldığını hatırladığı haldir. Bu özel hal tarih boyunca bütün insanların ilgisini çekmiş ve onu teolojik, biyolojik, psikolojik ve metafizik açıdan izah etmeye çalışmıştır. Bu çerçevede olmak üzere çeşitli din ve medeniyetlerde farklı rüya tasavvurları oluşmuştur. Bu konu ile ilgili pek çok eser verilmiştir. Bu anlayışların ekseriyeti rüyayı bu âlem ile başka bir âlem arasında köprü olduğu, bu esnada yaşanan olayların gelecekte olacakların habercisi sayıldığı biçimindedir.(Yüksel,1996:13). Rüya konusuna bilimsel olarak yaklaşanlardan biri olarak Freud’a göre rüyanın şuur ve şuur altı olmak üzere iki muhtevası vardır. 5-6 yaşlarından önce kurulan şuuraltı dünyasının istek ve ihtiyaçları, birtakım sembollerle rüyada zuhur eder. Bunların ekseriyetini cinsellikle ilgili ihtiyaçlar oluşturur, bunlar şekil değiştirmiş olarak rüyada kendini ifade eder. Ona göre rüyadaki her sembolün libido ile izah edilmesi gerekir. Önceleri Freudcu iken sonraları kendi ekolünü kuran Alman psikoloğu Alfred Adler (1870-1937)’e göre bütün rüyaların temelinde hayata karşı takınılmış genel bir tavır mevcuttur. Uyku anında insan düşüncesini işgal eden rüya, dün ile yarın arasındaki bir köprüden başka bir şey değildir. Bu nedenle bir ferdin hayata karşı takındığı tavrı bilmek, hal ile gelecek arasında ne şekilde köprü kurduğundan haberdar olmakla rüyalarında kurduğu köprülerin özelliklerini anlamak mümkündür. Bu anlayışla rüyada egoyu ön plana çıkarır. Âşıklık geleneğindeki rüyanın tarihi bağlantılarını kurmamızda bir ufuk açıcı olarak İsveçli psikolog C. G. Jung (1875-1961)’a göre rüya diğer psikolojik hallerden farklı değildir. Onu psikolojik bakımdan anlamak için, önce onu meydana getiren yaşanmış olayların, 1. 56 Dumlupınar Üniversitesi Öğretim Üyesi 89 hatıraların araştırılması, geçmişine inilmesi gerekir. Ona göre, rüyalar kolektif şuur altını canlandırır ve kainat sırlarını taşır (Yüksel,1996:81-85) Lamarck’ın öne sürdüğü ve aynı zamanda evrimin de esasını oluşturan “kazanılmış karakterlerin iletimi” tezini Jung, psikolojiye taşır. Jung’a göre ortak biliniçdışındaki semboller kalıtım yoluyla fertlere geçer, bunlar da bilinci etkiler. Jung bu ortak bilinçdışındaki sembollere arketip adını verir. Ona göre bu arketipler mitolojik motifler içerir ( Jung, 1996:51). Ortak bilinçdışında yer alan arketiplere bir örnek vermek gerekirse Hristiyan dünyasında balık önemli bir arketiptir. Hz. İsa, ikonlarda ve resimlerde balık şeklinde çizilmektedir. Papa’nın taktığı “Balıkçı Yüzüğü”dür. (Campbell, 1994:21-22) Elbette bu arketiplerin de tarihî kökenleri bulunmaktadır. Buradaki balık sembolü Babil mühürlerinde, Hindu efsanelerinde balık kokulu anlamına gelen Vyasa’nın balıktan doğması, İslâmiyett’e Yunus Peygamber’in balık karnında yaşaması vd. bu arketipin tarihi köklerini oluşturur. Bu bağlamda Muhtumkulu divanı ele alındığında Türk Mitolojisinin önemli arketiplerine rastlamak mümkündür: at, ata-baba, şahin, doğan, koyun, kurt vb. arketipler dikkat çekmektedir. Bunlardan kurt tarihî metinlerin, bilhassa destanların ve sosyal hayatın önemli bir mitolojik figürü olarak karşımıza çıkmaktadır. Türk geleneğinde yaygın olarak soyu kurda bağlama düşüncesi görülmektedir. Eski Türklerden Aşina soyu, kurdu kendi ulu ataları olarak görürken Göktürk hakanları da atalarının hatırasına saygı olarak çadırlarının önüne altın kurt başlı bayrak diktikleri kaynaklarda geçmektedir. Kurttan türeme inancına bağlı olarak 6. yüzyıla ait bir Türk taş abidesi üzerinde kurttan süt emen bir çocuğun resmi vardır (Beydili 2005: 350-351). Türk astrolojisinde gök unsuruna bağlı olarak, Küçükayı burcu bir arabayı çeken iki at ve Büyükayı burcu ise onu kovalayan yedi kurt olduğu düşünülür. Yakutlar da ayın evrelerinin oluşmasını, kurt ve ayıların dolunayı yemesine bağlarlar (Çoruhlu 2011: 158). Benzer anlatılar İskandinav kültüründe de bulunmaktadır. Nitekim İskandinav’lar, güneş ile ayın peşine iki tane vahşi kurdun takıldığını düşünürler. Bu nedenle ay ve güneşin sürekli hareket halinde olduğunu tasavvur ederler. Bugün benzeri halk anlatıları yaygın olarak görülmemekle birlikte; yerel nitelikli olmak üzere bazı uygulamalarda da bu arketipin yaşadığına şahit olmaktayız. Derlemelerimiz esnasında Afyonkarahisar-Şuhut Efeköy’deki Bozoğlan Taşı ile anlatı ve uygulamalarda bu düşüncenin yaşadığını tespit ettik. Bir kaynak kişinin ifadesine göre burada bozkurt yatmaktadır, gelin kız düğün günü buraya çıkartılır etrafında üç kez dönerek dilek ve dualarda bulunur (Ünal, 2014,53). Mahtumkulu’nun ortak şuuraltında yer alan kurt arketipi bir yiğitlik ifadesi olarak yer alır: Mert yiğit mert erden öner57 Nâmert asil hâ mert olmaz Kurdun gözünde od yanar Çakal tilkiler kurt bolmaz (s.472) 57 Meydana gelir, türer 90 Bir başka dörtlükte bu husus tekrarlanır: Bürgüt58 kuş dey kanat kakıp dügülden Muhannesler geçer, candan oğuldan Kurt dek girip, yovnu koy59 dek dağıldan Er yiğidin mert yoldaşı gerektir (Biray,1992:324) Muhtumkulu’da tezahür eden ve tebliğimizin de ana konusunu teşkil eden bir başka arketip de rüya ve rüyada içilen bâde konusudur. Gezgin halk âşıkların büyük bir bölümü bâdeli âşık namıyla gelenek içinde itibar kazanmışlardır. Bu bâdeli aşıklığın temeli geçmişi çok eski zamanlara uzanır. Türk boylarında ozan, baksı, tadıbey, bugu vb değişik adlar alan ancak genelde şaman diye anılan din adamlarının şamanlığa giriş merasimleri, gelenekleri, şamanlıktaki uygulamaları ile bâdeli âşık olma süreçleri arasında çok yakın ilişki kurulabilmektedir (Günay,1986:14) Türklerin İslâm dinini kabul etmelerinden sonra eski önemlerini kaybeden, yeni inanç sistemine de ustaca adapte olan bu şair-ruhaniler, eskiye bağlı fakat yeni durumla da çelişmeyen söylem ve uygulamaları ile halk arasında yeniden önem kazanmışlardır. (Günay,1986:16-23) Şamanlıkla âşıklık arasındaki benzerlikleri: her ikisinin de irade dışı seçilme, genellikle aileden birinin bu özelliğe sahip olması, giriş yaşının genellikle 12-20 arasında gerçekleşmesi; giriş öncesi rüya görmeleri, hastalanmaları, insanlardan uzaklaşmaları; usta kişilerin sınamalarından geçmeleri, ustalarından mesleki bilgileri almaları, özel bir törenle mesleğe geçiş, uyku sonrası yarı baygınlık (esrime), musiki aletiyle kendine gelme, canlandırma yeteneklerinin üstün olması gibi noktalarda toplamak mümkündür. (Güven,2012:467-474) Rüya’nın klasik plânı 1. 2. 3. 4. Hazırlık Devresi Rüya Uyanış İlk Deyiş evrelerinden oluşmaktadır.(Günay, 1986:116,117) Mahtumkulu’nun rüyası ve rüyada sunulan bade konusunda bizzat kendi anlatımıyla teferruatlı bir bilgiye sahip değiliz. Bu nedenle rüya motifinin kronolojik sırasını muhtelif şiirlerindeki kayıtlardan takip edebiliyoruz: 1.Hazırlık Devresi: Divan’da Muhtumkulu’nun herhangi bir sıkıntı yaşadığına dair bir kayıt bulunmamaktadır. Ancak bir gece gece yarısında rüya gerçekleşir: Bir gece yatırdım tünün yarında Bir dört atlı gelip turgıl dediler Haber bermiz sana fırsat cayında Şol yerde erler bar görgil dediler (s.31) 58 59 Büyük ve yırtıcı bir kuş koyun 91 Bir gece yatırdım, bir ahvâl gördüm Bir bölek başları külahlı geldi. tisginip60 uyandım, yerimden durdum kolları tılladan61 asâlı geldi (35) Bir başka şiirinde rüya olayının bir cuma günü gerçekleştiğini öğreniyoruz: Bir Cuma gecesi gördüm düşümde Bâl urup, göklere uçtum, yârenler Pervâz eylep, seyrân ettim dünyâyı Bir âbâdan caya düştüm yârenler (36) 2.Rüya: 2.1. Davet Diğer rüya motiflerinde kutsal kişi rüya sahibini ziyaret ederken Mahtumkulu 4 atlı tarafından bizzat Hz. Muhammed’in bulunduğu erenler meclise davet edilir. Mahtumkulu ruhî bir yükselişle davete icabet eder. 2.2. Meclis İki eren tarafından meclise götürülür, yeşil giyimli, atları yerinde duramayan dört eren meclisin sayısal olarak büyütülmesini ister bu esnada 60 atlı ile birlikte bir şahıs meclise yaklaşır, bu Hz. Muhammed’dir. Mahtumkulu’ya da bir at verirler, herkes bu atlıları karşılamaya çıkar. Hal hatır sorulduktan sonra meclis kurulur, Mahtumkul’yu aralarına alırlar, Hz. Ali elinden tutar, altındaki hasırı alıp üstüne tanımsız bir şey koyar ve kısmetin budur devranını sür der. Mahtumkulu Hz. Ali’den mecliste bulunanları ad ad sorar: bunlar Hz. Muhammed, Selim Hoca, Baba Züryat, Veysel Karani, Bahaeddin, Zengi Baba, Çâr-yâr cevabını alır. Hz. Muhammed, Hz. Ali ve diğer ashaba, bu kulun maksadını verin der. Selman Baba emriyle bade sunulur, kendinden geçer. Sonra Arş’ta, ferşte ne varsa görmesine izin verilir. Turgıl Dediler Bir gece yatırdım tünün yarında Bir dört atlı gelip turgıl dediler Haber bermiz sana fırsat cayında Şol yerde erler bar görgil dediler Nazarım yetişgeç şol dört merdâne Gönlüm cuşa geldi başım gerdâne Şol vakıtta bar iki iki divâne Durma oğlan anda bargıl dediler Şol iki divâne tuttu kolumdan Alıban gittiler durgan yerimden 60 61 titremek altın 92 Bir işaret boldu onun birinden Seyranda barıban durgıl dediler Olturdup geldi iki pirzâde Gözünden yaş akar dili duada Hu Hak, deyip çıktı altı piyâde Adam indi gelir görgil dediler Bir dört atlı geldi barı62 sebzebâz63 Asaları yeşil atı teblebâz64 Meclis halkasın kurman böyle az Adam köptür ulug kurgıl dediler Dıştan çıktı altmış atlı gördüler Muhammet dip tamam karşı yördüler Sağlık selametlik bir bir sordular Durman ulug caya65 yörgil dediler Bir atın ardına beni berdiler Seyrânda şol caya barıp durdular Tamam oturdular meclis kurdular Oğlan bana ara girgil dediler Alidir dediler tuttu destimden borya66 döşeğimi aldı astımdan67 Ben bilmedim bir zat68 koydu üstümden Yolugan69 devrândır sürgil dediler Haydardan soradım barça at-be-at Hazret-i Peygamber oldur bolma yat Ol Selim Hocadır, ol Baba züryat Ol Veysel Karandır bilgil dedilen Ol Bahaeddindir ol hem bir erdir Biri Zengi Baba ol da nâmdârdır Ol söyenşip70 duran dörtçahar-yârdır 62 tamamı Yeşil giyimli 64 Oyun yapan 65 yere 66 Kamıştan yapılmış, hasır 67 alt 68 şey 69 Kısmetine çıkan, gelen 70 Dayanıp, yaslanıp 63 93 Maksadın ne bolsa aygıl dediler Şol vaktta duran iki şeyh-i şabb71 Bu oğlana pata berin72 dedi saf Yüz yigirmi dört bin enbiya ashâp Barısı şolardır bilgil dediler Rasulullah aydı: Ya Şâh-ı Merdân Eyâ Selim Hoca, ya Baba Selmân Ebu Bekr-i sıddık, ya Ömer, Osman Bu kulun maksadın bergil dediler Selim, Baba Selman buyurdu merde Piyâleyi tutup saldılar derde Gitti akıl-hûşum yattım şol yerde Arşta ferşte ne bar görgil dediler Yel boldum yüğürdüm yerin damarına Nazarım dokundu arşın kemerine Ceberrut âleminde Celîl sırrına Gelip özün karap73 görgil dediler Nâ-geh hayal etsem ele getirdim Kayda baksam ana nazar yetirdim Bu hal ile ben feragat yatırdım Yüzüme tükürüp durgıl dediler Resullah aydı: Ashâblar yörün Oğlanı uzatın bir bata berin Buyurdu dört atla eltip tapşırın Getirgen cayında koygıl dediler Durup Mahtumkulu gözün açıptır Serine ne köyler74 gelip geçiptir Hıra ner tek75 ak köpükler saçıptır Oğlan Allah yârın bargıl dediler (s.31-34) 2.3. İnşirah 71 Genç şeyh Birisi için dua etmek, başarılı olmasını arzu etmek 73 bakmak 74 Fikir, hayal 75 Azgın deve gibi 72 94 İnşirah, İslâm terminolojisinde Mi’rac hadisesinde Hz. Muhammed’in kalbinin yarılarak temizlendiği hadisedir. Mahtumkulu da bu hadiseyi yaşar. İfadesine göre Gökyüzünde Samanyolu yıldızları söner, ikisi yeşil, biri beyaz giyimli üç eren zuhur eder, bunlardan biri göğsüne vurur, diğeri kılıçla göğsünü yarar, üçüncü de ağzını ağzına koyarak dem (nefes) verir. Bundan sonra isteğini Hz. Ali’ye ifade edebileceği söylenir: Âsmânın yüzünden Kehkeşan öçtü76 Nâgehân üç ere nazarım düştü İki yeşil giymiş, biri sefîd-pûştu77 Gözüm gördü, dilim gelmez fermâna Biri gelip elin göğsüme urdu Biri bir tîğ bilen yüreğim yardı Ağzıma ağzın koyup, biri dem urdu Derler: Arzın değil78 Şâh-ı Merdâne (s.54) 2.4. Bilgilerin öğretilmesi: Hz Ali’ye yedi soru sorar: Bunlar gökten ağır, yerden mert, deryadan bay, taştan saht, ateşten yakıcı, buzdan sert, zehirden acı’nın ne olduğudur. Sırasıyla: yaman töhmet, güzel söz, münafık gönlü, kanaat ehli, cebredici sultan, cimri ve fakire eziyet cevaplarını alır. Bunlar böyle digeç dilim açıldı Kana kana mey-i muhabbet içildi, Gönlüme yedi tavr sual geçildi Dedim ruhsat bolsa, gelsin zebana İki uzun erdir, bir kısa kaddır Dediler: Hoş vaktır, yahşı fırsattır Sözün bolsa, sora derler ruhsattır Gönle gelen sözün getir beyâna Dedim: Gökten ağır, yerden mert nedir Deryâdan bay nedir, taştan saht nedir Oddan yakıcırak, buzdan sert nedir Zehirden acırak nedir bu câna Derler: Yaman töhmet, ağır âsmândan Kahırsız, yahşı söz gindir cihândan Münâfığın gönlü saht sengistandan79 Ehl-i kânıg80 benzer bahr-ı ummâna Cebr edici sultân yakıcı gözden 76 söndü Beyaz giyinmiş 78 Arzını de, arzını söyle 79 taşlık 80 Kanaat ehli 77 95 Bahıldan dilesen, soğuktur buzdan Fakire cebr etmek, zehirder sûzdan Öğüttür bu sözler, bizden nişâne 2.5. Mahlas Verilişi: Kendisine Firâkî mahlası verilir: Muhtumkulu, hoş hâb içre yatardım Emrine uğradım, imân getirdim Özümü unuttum, hûşum yitirdim Firâgî deyip çağıray sen81 men nâmım (s.68) 2.6: Uyanış Yüzüne tükürülerek kendine getirilir. Hz. Muhammed’in emriyle dört atlı onu aldıkları yere götürürler. Allah dostundur diyerek ayrılırlar. Mahtumkulu, azgın deve gibi ağzından köpükler saçar, kendine gelir. Durup Mahtumkulu gözün açıptır Serine ne köyler82 gelip geçiptir Hıra ner tek83 ak köpükler saçıptır Oğlan Allah yârın bargıl dediler (s.34) mahtumkulu hûşyâr boldum uyandım uyandım örtendim84, tutuştum, yandım ma’na pazarında hayata döndüm şirin gazel donun biçtim yârenler (s.37) 2.7. İlk deyiş: İlk deyişi Rabbinin ilhamıyla yurdu ile ilgili olur: İlham etti Mevlâm bana Nazar düştü senden yana Yok bolur eden sana Kaydıp dol Gürgene, Göklen Sözü ağzıma Hak salar Bir nefs aydılan bolur Yamanlık eyleyen gelir Nurbet85 dep amana Göklen (S.200) Haktan bize buyruk bağlıdır belim 81 Çağırasın, çağıracaksın Fikir, hayal 83 Azgın deve gibi 84 Yanmak, pişmek 85 Rahm, merhamet, acıma 82 96 Sende talim aldı açıldı dilim Gelsin deyip karar86 ol Gerkez ilim Gider boldum, hoş kal, güzer Şirgazi (s.205) İkinci rüya: Bir başka şiirinde rüya ruhî bir yükselişle Kırklar Meclisi’nde gerçekleşir. Bu şiirde Kırklar Meclisi’nin tafsili tasvirini görmekteyiz. Narenciye, Turunç, limon, elmaların Kehkeşan’a yükseldiği; rengarenk güllerin açtığı , şeyda bülbüllerin öttüğü; mermer havuzlarından Kevser suyu gibi suların aktığı bir bağda kırk eren meclis kurar, Mahtumkulu selam verip el öper, onlar selam alıp yer açarlar ve burada kendisine cam kadehte şarap sunulur: Uçtum Yârenler Bir Cuma gecesi gördüm düşümde Bâl urup, göklere uçtum, yârenler Pervâz eylep, seyrân ettim dünyâyı Bir âbâdan caya düştüm yârenler Kehkeşâna çıkıp türlü semerler Bin türlü meyveler, Hürrem şecerler Narıncı, turuncu, limon, almalar, Bir âbâdan bağa düştüm yârenler Açılmıştır anda renk-be-renk güller şûriş87 u efgânda şeydâ bülbüller mermerden havuzlu, Kevser dek sular tahayyir eyleyip, çaştım 88 yârenler ol kara bağlıkta gördüm bir çemen acayip meclisin gördüm encümen devre girip, gördüm, oturmuş çilten89 selam berip, kolun kuçtum yârenler hemme âvâz eylep Aleyk aydılar işaret eyleyip ötgül dediler devre kurap90 câma şarap koydular bana yetgeç91 kolum açtım yârenler 86 bakar kavga 88 şaşmak 89 kırklar 90 kurup 91 Ulaşınca, yetişince 87 97 bilmedim köp mü ya bana az bedri özge âlem, başka bir avaz bedri aşk aldı gönlümü, dile söz bedri ayaktan ayağa düştüm, yârenler mahtumkulu hûşyâr boldum uyandım uyandım örtendim92, tutuştum, yandım ma’na pazarında hayata döndüm şirin gazel donun biçtim yârenler (s.36,37) Bu kayıtlar, birinci rüyayanın başka bir ifade şekli değilse; Mahtumkulu’nun rüyasının iki defa gerçekleştiğini ve iki defa badelendiğini öne sürebiliriz. Bu durumda birinci rüya şeriat, ikinci rüyanın da tarikat çerçevesinde gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Nitekim bir şiirinde gam badesini iki tas içtiğini ayrıca belirtir: Mahtumkulu nûş ettim gam bâdesin iki tas Üç içere rağbet yok, çün candan boldum halâs Serinde sansız sevda, içte vesvâsü’l-hannâs Gelin, tedbir eylen, bu derde eyyühennâs Dize çöküp dem ursa, İsa, Hızır hem İlyâs Kalınmaz zinde, zinde bolmaz, hod mürde bolan, gönlüm (s.289 Kırklar Meclisi’nde kendisine bade sunan kişi Nakşibendîlik tarikatının kurucusu Bahaeddin Nakşıbendî’dir. Bu kayıttan hareketle Muhtumkulu’nun Nakşîbend tarikati müntesibi olduğunu da söyleyebiliriz: Bir gece yatırdım Şah-ı Nakşıbendî Keremi cûş eylep, bir nân götürdü93 Sağ elinde bâde gülgûn şarâbı Sol elinde tâze büryan götürdü Uyandım uykudan, kaldım düşümden Hayrân kaldım divanenin işinden Bâdesin nûş eylep, gittim hûşumdan Cam dîdeden eşk-i giryân götürdü (s.523) Sonuç olarak: Mahtumkulu Âşık Tarzı Türk Şiir Geleneğinin iki temel unsuru olan rüya ve bade hususunu bizzat İslâm dini tebliğcisi Hz. Muhammed’in huzurunda yaşamış, tasavvufun kaynağı Hz. Ali’den temel bilgileri öğrenmiştir. Mahlas olarak da kendisine Firakî verilmiştir. Ancak bu mahlası şiirlerinde pek az kullanır. Rüya ve badenin ikinci defa gerçekleştiğini de söyleyebiliriz. Bu rüya da Kırklar Meclisi’nde gerçekleşmiş pir (Nakşıbendî) elinden bade içmiştir. Bu iki rüyanın birincisini dört kapı kırk makamın şeriat, 92 93 Yanmak, pişmek getirdi 98 ikincisini de tarikat çerçevesinde gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Bu her iki unsurun da şiirlerinin eksenini oluşturması bu hususa delil olabilir. Âşık Tarzı Türk Şiirinde âşık ve şiirlerinin itibar açısından önemli bir yeri olan rüyayı kolektif şuur altının bir tezahürü olarak görmekteyiz. Rüya hadisesinin arketipi ise eski Türk din adamlarının kimlik değişim ritüellerinden başkası değildir. Bu arketip değişik aşıklarda olduğu gibi 18. Yüzyıl âşıklarından Mahtumkulu’da da gerçekleşmiştir. 99 KAYNAKÇA Beydili, Celal (2005) Türk Mitolojisi Ansiklopedik Sözlük, Yurt Kitap-Yayın, Ankara Biray, Himmet (1992), Mahtum Kulu Divanı, Kültür Bakanlığı Ankara (Örnek Metinler bu esere aittir) Campbell, J. (1994), Yaratıcı Mitoloji: Tanrının Maskeleri, (Çeviren Kudret Emiroğlu), İmge Yayınevi Ankara. Çoruhlu, Yaşar (2011), Türk Mitolojisinin Anahatları, Kabalcı Yayınevi, Ankara Günay, Umay (1986), Âşık Tarzı Türk Şiir Geleneği ve Rüya Motifi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara. Güven, Merdan (2012), “Bâdeli Âşıklık Geleneğinde Şamanî Kültür İzleri”,I. Uluslar arası Âşık Sümmâni ve Âşıklık Geleneği Sempozyumu Bildirileri, Erzurum. Jung, Karl Gustav (1996), Analitik Psikolojinin Temel İlkeleri/Konferanslar, (Çeviren Kamuran Şipal) Cem Yayınevi İstanbul. Ünal, Merve (2014), Ayonkarahisar Efe Köyünün Folkloru, (Basılmamış Lisans Tezi) DPÜ, TDE Bölümü Lisans Tezi (Kaynak: Hasan Yonca, Mevlit Çetinkaya, Sultan Çetinkaya, Ümmü Yonca) Yüksel, Hasan Avni (1996), Türk-İslâm Tasavvuf Geleneğinde Rüya, MEB Yayınları İstanbul. 100 TÜRKMEN BİLGESİ MAHTUMKULU’NUN DEYİMLERİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME EMRAH YILMAZ Türk dünyası olarak 291.yıldönümü kutladığımız Mahtumkulu, Çağdaş Türkmen dilinin temelini atan ve şiirleriyle edebiyat dünyasına ayrı bir renk katan, büyük Türk birliğine referansla “bir sofrada hazır kılınsa aşlar” diyerek halkına bağımsızlık ve birlik olma çağrısında bulunan bir söz üstadıdır. Mahtumkulu gibi büyük düşünürlerin deyimlerinin de kendine has bir kokusu, özel bir tadı vardır. Böylesi deyimler semantik açıdan mercek altına alındığında; dilin ifade derecesine, beynin işleyiş gücüne, dilin anlam katmanlarına daha yakından müşahade edilir. Dilbilimciler, dilin bütünüyle kavranabilmesi için sözvarlığı içerisinde deyimlerinin mutlak surette incelenmesi gerektiğini belirtirler. Dilin bu mihenk taşları vasıtasıyla bir toplumun sosyo-kültürel yapısı ve dil hassasiyeti hakkında da analizler yapılabilir. Bu itibarla bir dilin sözvarlığında deyimlere farklı bir önem atfedilir. Ancak üzülerek ifade ediyoruz ki; Türkiye'de ve Türkmenistan'da, Türkmen milli şairi Mahtumkulu’nun kullandığı deyimler hakkında yapılan çalışmalar birkaç makaleden ibarettir. Maalesef her iki ülkede de birkaç ay öncesine kadar “Mahtumkulu’nun Deyimler Sözlüğü” hazırlanmış değildi. Bu eksikliği gidermek ve doğumunun 290. sene-i devriyesinde Mahtumkulu araştırmaları noktasında dilimize az da olsa bir katkı sağlamak amacıyla Mahtumkulu Üniversitesi Türkmen Dili ve Edebiyatı Bölümü Filoloji hocası Tagandurdı Bekcayev ile beraber Türkmen Türkçesinde ilk defa “Mahtumkulu Eserlerinin Deyimler Sözlüğü” adlı çalışmayı hazırladık. Türkmen deyim bilimi, gerek linguistik bakımdan gerekse tarihi-etnografik bakımdan derin bir şekilde incelenmemiştir. Eğer 1947 yılında H.Baylıyev ve Penah Azimov tarafından yazılan “Deyimler Sözlüğü” ile 1976 yılında Sapar Altayev ve arkadaşları tarfından hazırlanan “Türkmen Dilinin Frazeologik Sözlügi” adlı eserleri bir kenara koyarsak o zaman durum daha iyi anlaşılacaktır. Ancak Mahtumkulu’nun kullandığı pek çok deyim maalesef bu sözlüklerde yer almamaktadır. Dolayısıyla şairin deyimlerini açıklamak için başvurulması gereken kaynak, yine eserin kendisidir. Nitekim öyle de yaptık. DEYİMİN TANIMI VE MAHİYETİ HAKKINDA Ömer Asım Aksoy’a göre deyim: “Bir kavramı, bir durumu, ya çekici bir anlatımla ya da özel bir yapı içinde belirten ve çoğunun gerçek anlamlarından ayrı bir anlamı bulunan kalıplaşmış sözcük topluluğu ya da tümcedir.” (Aksoy, 1988: 52) Aksoy, deyimleri ; “Biçimsel Özellikler ve Kavramsal Özellikler” olmak üzere iki temel noktada ele alır ve daha sonra “yapı, kuruluş ve anlamları açısından” alt guruplara ayırır. Doğan Aksan’a göre;“Deyim, belli bir kavramı, belli bir duygu ya da durumu dile getirmek için birden çok sözcüğün yan anlamında kullanılmasıyla oluşan sözdür” (Aksan, 2002: 95). Deyimlerin özelliği ve mahiyeti hakkında pek çok dilci görüşünü ifade etmiştir. Ancak Mahtumkulu’nun deyimlerine dikkat çekmek ve zamanı ekonomik kullanmak için 101 sadece Rus dilbilimcisi Viktor Viladimir Vinogradov’un konuya ilişkin görüşlerini aktarmakla yetineceğim. Vinogradov’a göre deyimlerin nitelikleri: 1-Deyimler semantik açıdan asla parçalanamazlar. 2-Deyimleri kelimelerin kavram boyutundan hareketle değil, oluşturdukları yeni anlamlarıyla bir bütün olarak ele almak gerekir. 3-Deyimler, tek başlarına bir anlam ifade etmeyen kelimelerden de oluşabilirler. (akşamcı, bacaksız, kaşarlanmış, vs. ) 4-Deyimler etkileyici bir anlatıma sahip özel kalıplardır. 5-Deyimleri meydana getiren sözlerin yeri değiştirilemez. 6-Deyimleri farklı bir dile birebir çevirmek mümkün değildir. (Babayev 1962: 34). Türkmen dilcisi Kakacan Babayev’e göre: A) Deyimler, mutlaka iki veya daha fazla sözcükten meydana gelmelidir. B) Her bir dilin deyimlerinin kendisine has belirgin özelliği olmalıdır. Bu anlamda sadece Türkmen diline özgü olan deyimler birkaç örnek vermek yerinde olacaktır. (Yedi deryanın suyunu içen) “Yedi deryanıñ suvunı içen” > (çok okumuş, çok bilen manasında); (Kör deven köprüden geçti) “Kör düyän köprüden geçdi” > (evlenmek); “Soñuna sogan äkerin” > (bir işi tamamen bitirmek). Değerli Katılımcılar! Bu bildiride, klasik dönem Türkmen edebiyatının deyim yapısı ve mahiyeti hakkında fikir edinmek amacıyla şairin en güçlü ve en gizemli ifadelerini oluşturan deyimlerinden temsili olarak 6 tanesini yeni bir bakış açısıyla idrak dilbilimi açısından üç boyutlu olarak (Gramatik, Semantik, Kognitif) incelemeye çalıştık. Sözkonusu Mahtumkulu’nun kullandığı deyimler olunca takdir edersiniz ki; anlatılacak pek çok şey vardır. Ancak özetle söylemek gerekirse, “Mahtumkulu Eserlerinin Deyimler Sözlüğünü” hazırlarken dikkatimi çeken üç konuya temas etmek istiyorum. 1-Mahtumkulu, şiirlerinde Türk dilinin somutlaştırma eğiliminden ziyadesiyle istifade etmiştir. 2-Dolaylamalara (periphrase) sıkça başvurmuştur. 3-18.yy’da Mahtumkulu’nun kullandığı deyimleri modern Türkmen Türkçesi deyimleri ile karşılaştırdığımızda, günümüz deyimlerinin yapısında bazı kısalmaların oluştuğunu söyleyebiliriz. Somutlaştırma eğilimine örnek: 1- “Köňle geleni taraşlamak” / Gönüle Geleni Traşlamak Gramatik / Yapısal: Ad + Sıfat + Fiil → A4 + S1 + A3 + İ.F.Y.E. + Mastar Kognitif /Kavramsal: Köñül’ün niteliği sanatkâr ile ilişkisiyle ortaya konmaktadır (traşlamak) 102 Semantik / Anlamsal: Düşüncelerini olgunlaştırmak, iç dünyasındaki hissiyatını seçkin kelimelerle aktarmak, yazdıklarını demlemek, kelimelere heykeltraş misali yaklaşmak. Magtymguly, sözle her ne bileniň, Özüňe kemlik bil aýtman öleniň, Taraşlap, şaglatgyl köňle geleniň, Senden soňkulara ýadygär bolar. (Z8) Mahtumkulu, söyle her ne bildiğini, Kendine kusur bil, söylemeden öldüğünü, Traşlayarak süsle, gönlüne geldiğini, Senden sonrakilere yȃdigar olur. (Z8) 2- “Menligiňden inmek” / Benliğinden İnmek Gramatik / Yapısal: Ad + Fiil → A6 + Mastar Kognitif /Kavramsal: Benlik’in niteliği eylem ile ilişkisiyle ortaya konmaktadır (inmek) Semantik / Anlamsal: Kibirden kaçınmak, böbürlenmemek, övünmekten içtinap etmek, tevazu göstermek, alçak gönüllü olmak. Asy bolma, günähiňden ýanawer, Özüň tany, menligiňden inewer, Ýagşy wagtdyr, toba kylyp, dönewer, Ýazyklar geçiler çagdyr bu çaglar. (Ç1) Asi olma, günahından dönüver, Kendin tanı, benliğinden iniver, Yahşı vakittir, tövbe edip, dönüver, Günahlar silinir çağdır bu çağlar. (Ç1) 3- “Pikir bişesinden avlamak” / Fikir Ormanından Avlamak Gramatik / Yapısal: Ad + Ad + Fiil → A1 + 3.Tekil Şahıs İyelik E. + Kay. H. + A6 + Mastar Kognitif /Kavramsal: Fikir’in niteliği doğa ile ilişkisiyle ortaya konulmaktadır (bişe/orman) Semantik / Anlamsal: Derin düşünmek, tefekkür etmek, ibret nazarıyla bakmak. Aby-towpyk ýuwup jesedim nawyn, Hümmet bile ötsem ybadat zawyn, Ruhum guşun besläp, nebsimiň awun, Pikir bişesinden awlamaýynmy? (Ş5) Âb-ı tevfik yıkar beden gemisi, Himmet ile geçse kul zaviyesi, Ruh kuşunu besler, avlasam nefsi, Fikir ormanından avlamayım mı? (Ş5) 4- “Pikir gazanında gaynamak” / Fikir Kazanında Kaynamak Gramatik / Yapısal: Ad + Ad + Fiil → A1 + 3.Tekil Şahıs İyelik E. + Kay. H. + A5 + Mastar Kognitif /Kavramsal: Kazan’ın niteliği düşünce ile ilişkisiyle ortaya konulmaktadır (pikir/fikir) Semantik / Anlamsal: 1-Düşüncede doyum noktasına gelmek, düşüncenin olgunlaşması, 2-İstişare etmek, düşünce sahasında kollektif hareket etmek, fikrin tamamlanması. Gorka-gorka üflis ýagdaýa düşdük, Takdyr näme bolsa, görülsin indi. Pikir gazanynda gaýnadyk, bişdik, Degme, ol joş urup dökülsin indi. (G54) Korka korka müflis duruma düştük, 103 Takdir ne olursa, bilinsin artık, Fikir kazanında kaynadık, piştik, Bırak, o çoşup da dökülsün artık. (G54) 5- “Köňlüni bire baglamak” / Gönlünü Bir’e Bağlamak Gramatik / Yapısal: Ad + Ad + Fiil → 3.Tek. Ş. İ.E. + Kay. H. + A3 + A4 + Mastar Kognitif /Kavramsal: Köñül’ün niteliği inanç ile ilişkisiyle ortaya konmaktadır (Bir/Hakk) Semantik / Anlamsal: 1-Allah’a inanmak, teslimiyet, derviş olmak, 2-Bir konuda belli bir karara gelmek, neticeye varmak. Dünýä gamy başyňda, göýä ýüwrüp, ýelir sen, Dünýä doýmak ýok bolgynça bolsun diýr sen, Ähli-musulman bolsaň, ölginçä halal iýr sen, Kyrkyňda toba eýläp, bir mürşide gol biýr sen, Köňlüňi bire baglap, eziz Suhana geldiň. (N2) Dünya gamı başında, güya koşup gelirsin, Dünyaya doyum olmaz, oldukça olsun dersin, Ehli Müslüman isen, daima helal yersin, Kırkında tövbe edip, bir mürşide gidersin, Gönül bağlayarak, o aziz sübhana geldin. (N2) 6- “Baş bilen hac eylemek” / Baş İle Hac Eylemek Gramatik / Yapısal: Ad + Edat + Birleşik Fiil → A1 + A1 + Yardımcı Fiille Oluşan B. Fiil Kognitif / Kavramsal: Baş’ın niteliği ibadet ile ilişkisiyle ortaya konulmaktadır (hac eylemek) Semantik / Anlamsal: Secde etmek, acziyetini bilmek, boyun eğmek, itaat etmek. Adam ata haj eýledi baş bilen, Ýüzün ýuwdy gözden akan ýaş bilen, Kabyl urdy ol Habyly daş bilen, Ini agasyndan aýrylmadymy? (A48) Adem Ata hac eyledi baş ile, Yüz yıkadı gözden akan yaş ile, Kâbil vurdu o Habil’i taş ile, Kardeş ağabeyden ayrılmadı mı? (A48) Mahtumkulu Firakı’nın şiirlerini bu denli etkili kılan etmenlerden biri de dolaylamalara sıkça başvurmuş olması sebebiyledir. Ölüm →Ulagsız göç, Izı üzülmez göç, Tüynüksiz öye salmak, Mövt avısın içmek, Yeriň damarına yügürmek, Käsäsi dolmak vs... Kefen →Yakasız dona gelmek, Yakasız eteksiz dona girmek,Yakasız, eteksiz don biçmek, Ecel →Ömrüniñ tanapını tartmak (ömrünün ipini çekmek), Ömür tanapı kesilmek, Mezar →Tüynüksiz öy, Ahırat öyi, Toplı zemistan, Işiksiz, tüynüksiz garaňkı hana gelmek, Işiksiz,Tüynüksiz cay, Gice öyünde yatmak, vd… Kalp → Islam öyi (İslam evi), Devletmehmet Azadi ise; “İman evi” tabirini kullanır. Tabut → Agaç ata mündürmek, Guş goltugına salmak, Bedev mündürmek... Akarsu→Zıragatıň enesi (Ziraatin annesi), Heredot ise bu bağlamda akarsuyunun önemine binaen: ”Mısır, Nil nehrinin bir armağanıdır” der. Secde →Haka maňlay diremek, Baş bilen hac eylemek, Başı bilen gulluk eylemek Kibir→ Men-menlik etmek, Öwlüyalık satmak, Tevazu → Menliğiňden inmek, Menlikden gaçmak, Yokluk meydanında meclis kurmak, (”Nabi” kelimesi gibi önce yok olmak ve yoklukta vücut bulmak....) Bencillik → Özige soltan bolmak, Köñlüne men-menlik gelmek, 104 Yaşılık →Gış öye girmek (kış evine gir-), Yazları gış bolmak, Yazları gışa dönmek, Elip kaddın dal etmek,Gış gargışı ýagmak, Elip kaddım boldu nun, Elip kaddın nun eylemek, vb… Sinir → Gahar atına münmek, Göz gızdırmak, Gahara münmek, Ağlamak →Gözüň silini dökmek, Gözden köñül dökmek, Yas →Özün yasa batırmak, Gam sili, Gussa sili Ruhsat→ Pata/Ak pata almak, Pata bermek Düşümek→Pikir bahrına girmek, Pikir deryasına akıl gämisini batırmak, Pikire batmak, Pikir gazanında gaynamak, Pikir palçıgına batmak, Pikri pikre batmak, Pikre düşmek, Pikre gitmek, Pikre galmak, Pikir bişesinden avlanmak, Pikre dolmak, Pikir basmak, Pikir yetirmek, Akıl eýlemek, Akıl etmek, Akıl hazınasın açmak, Akıl dagıtmak, Akıl daglamak, Akıl kesmek, Akıl yetirmek, Akıl, pikr etmek vs... Kur’an →Işkıň kitabını açmak(Aşkın kitabı) Susmak →Tilini kesmek, Tilini yıgnamak (dilini topla-), Dili yıgmak, Dili saklamak, vs.. Şahadet→Kelam getirmek, Keleme aytmak, Kelimeyi-iman görmek Yukarıda gruplara ayırarak verdiğimiz örnekerden birkaçını şiir içindeki bağlamlarıyla aktarmak istiyoruz: Ulagsız göç (ölüm için): Azyk göterinmez ulagsyz göç ne, Alty ne, ýedi ne, dört nedir, bäş ne, Akdan gara dönen şerefli daş ne, Ady Döner, her kim zyýarat etdi? (84) Işiksiz, tüynüksiz cay (mezar) Hyzmat kyl kadyr Hudaýa, Ömrüňi ötürme zaýa, Işiksiz, tüýnüksiz jaýa, Bir gün eltip salajakdyr.(163) Yakasız eteksiz dona girmek (kefen) Ajal dogry gelse, garşy durar sen, Gaçyp imkanyň ýok, göwsüň gerer sen, Ýakasyz, eteksiz dona girer sen, Tüýnüksiz öýlere salsa gerekdir.(440) Islam öyi (kalp, gönül) Säher tur, Hudaýa ýalbar, Yslam öýüň abat galsyn. Ýamany goý, ýagşa ýol ber, Şeýtan işi berbat galsyn.(144) Zıragatıň enesi (akarsu) Begler aksakgaldyr iliň magrajy, Guldan aksakgallyk ile ýaraşmaz. Akar suwdyr zyragatyň enesi, Ilsiz-günsüz ýere gala ýaraşmaz.(234) Gış öye girmek (yaşlılık) Altmyşda gyş öýe girdiň, Altmyş bäşde jandan irdiň, Ýetmişde gunça gül tirdiň, Toply zemistana geldiň.(90) Haka maňlay diremek (secde) Dört paslym nar boldy, daglar eredi, Diriler uçdular, öli ýöredi, Giden baryp Haka maňlaý diredi, Ilimiň zybany — Azadym kany? (31) Menligiňden inmek (tevazu) Asy bolma, günähiňden ýanawer, Özüň tany, menligiňden inewer, Ýagşy wagtdyr, toba kylyp, dönewer, 105 Ýazyklar geçiler çagdyr bu çaglar.(243) Pikir bişesinden avlamak (düşünme) Aby-towpyk ýuwup jesedim nawyn, Hümmet bile ötsem ybadat zawyn, Ruhum guşun besläp, nebsimiň awun, Pikir bişesinden awlamaýynmy? (280) Gözden köňül dökmek (ağlamak) Giň göwräni gam basypdyr özünden, Baş hem gelse, ýyglap geçer halyma. Bagyr ýaşyn köňül döker gözünden, Gaş hem gelse, ýyglap geçer halyma.(47) Keleme aytmak (şahadet) Är, hatyn ikisi keleme aýdyp, Musulman boldylar raýyndan gaýdyp, Bular bu iş bilen myrada ýetip, Hudaga köp şükür kyldy ýaranlar.(505) Işkıň kitabını açmak (Kur’an) Säher wagty, geliň dostlar, Yşkyň kitabyn açaly. Her hurufda niçe söz bar, Oňa bir hasap geçeli.(155) 106 SONUÇ: Günümüz deyimleri ile 18.yy deyimleri karşılaştırıldığında bugünkü deyimlerde bir kısalma söz konusudur. Doç.Dr.Berdi Sarıyev hocamız, böylesi deyimleri “dolgusu düşen deyimler” olarak nitelendirmektedir. 18. Yüzyıl Kullanım Şekli Günümüz Türkmen Türkçesindeki Görünümü Pikir deryasına batmak Pikir palçıgına batmak Pikri pikre batmak Gam layına batmak Pikir deryasına düşmek Maksat iline yetmek Maksat-mırada yetmek Dile mısal getirmek Dile dessan getirip → Pikre batmak → Pikre batmak → Pikre batmak → Gama batmak → Pikre düşmek → Maksada yetmek → Maksada yetmek → Dile getirmek → Dile getirmek Acal tedbirine derman tapmazlık → Acala derman tapmazlık (Ecele derman bulamamak) Ak pata bermek → Pata bermek (İzin vermek) Yolun tanapını sökmek → Yolı sökmek Yolun tanapını külterlemek → Yolı külterlemek (yolu aşındırmak), vs.... Sonuç olarak Mahtumkulu, Türk dilinin somutlaştırma eğiliminden yeterince istifade ederek dile sembolik anlamlar yüklemiştir. Türkmen bilgesinin, takip mekanizmasını kırarak beklenmedik, alışılmadık teşbihleri kullanması kadar dil bayrağını şerefle taşımış olması da önemli bir gerçektir. Çağataycayı, özellikle de Nevâyî’yi çok iyi bilmesine rağmen eserlerini halkın diliyle yazmayı tercih etmiştir ve Türkmen Türkçesi’nin yazı ve edebiyat dili halinde teşekkül etmesinde ciddi katkıları olmuştur. Mahtumkulu, kültürel değerlerini yeni nesillere aktaramayan hiçbir halkın millî olarak var olamayacağı gerçeğinden hareketle kudretli şiirler yazmış ve değerlerin aşınmasına da müsaade etmemiştir. O, şiirleri vasıtasıyla yöneticileri adaletle yönetmeye davet etmiş, Türkmen boylarına birlik olma çağrısında bulunmuş, insanları mutlak hakikate çağırmış ve hayatını davasına vakfetmiş bir gönül kahramanıdır. Şiirden öte Türkmen halkına bir özgüven kazandırmıştır. Bugün millî değerlerle örtüşen düşünceler varsa, şiirler varsa, kendine özgüven varsa bunda Mahtumkulu’nun büyük katkısı vardır. Türkmen edibinin şiirleri ilmi açıdan ciddi bir şekilde tahlil edilebilirse; işte o zaman fikir dünyasının derinliğine nüfuz edilmiş olacaktır. Özetle söylemek gerekirse; “Dilinde İslamiyet, Kaleminde Türklük” diyerek takdim edilen Mahtumkulu gibi nekre bir şahsiyetin işlediği dinî, millî, ictimaî, siyasî ve insanî değerler hem akıl hem de gönül dünyamıza hitap etmektedir. 107 Sözlerimi Mahtumkulu’nun 291. YILDÖNÜMÜNE İTHAFEN yazdığım bir şiirle bitirmek istiyorum: “SÖZ PAZARI” Hakk ilhâm etmiş hikmeti, diline Mahtumkulu Firaki, böyle biline “Fikir deryasında akıl gemisine” Manasını düşün de, sor birisine! Türk’e emanet, Türkmen’e mukaddesât Arş içinde mekân tutan hikmetli zât Yüzüne tükürmek, demektir icâzet İşte kapılar; iz’ân, basîret, ferâset… Ten mülkündedir; can şehri, ecel kampı Fırsat evindeki, muhabbet makamı Mayalanmış, bir sofrada Türk idrakı Kutlu olsun! Şanlı yılın Ey Firakı… Sabır gemisinin usta kaptanına, Fikir kazanının Türkmen aşçısına, Söz pazarının malûm tüccarına, Edirne’den Ardahan’a, selam sana! Azâdî’dir kıblen, kadirşinas atan Aşk-ı Menli, Akkız’dır, Firakı yapan Seni,yücelten o hakikat-ı irfan Kabrinde olsun sana ışık, olsun can! 108 KAYNAKÇA AKSAN, Doğan (2013) “Türkçenin Zenginlikleri İncelikleri”, Ankara: Bilgi Yayınevi. AKSAN, Doğan (2006) “Türkçenin Söz Varlığı”, Ankara: Engin Yayınevi. AÇILOVA, Gülcemal (1977) “Türkmen Dilinde Durnuklı Söz Düzümleri”, Aşkabat. AKSOY, Ömer Asım (1993) “Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü” 2 cilt, İst: İnkılap Kitabevi. ALTAYEV, Sapar ve diğerleri (1976) “Türkmen Dilinin Frazeologik Sözlügi”, Aşgabat. AŞIROV, Annagurban (1984) “Magtımgulınıñ Golyazmalarınıñ Tesviri”, Aşkabat. AŞIROV, Annagurban (2014) “Magtymgulynyñ Golýazmalarynyñ Derñewi”, Aşkabat. AŞIROV, Annagurban (2013) “Magtymguly Eserler Ýygyndysy”, Aşgabat. CESUR, Hasan Hüseyin (2010)“Yunus Emre Divanındaki Deyimlerin Yapı ve Anlam Bakımından İncelenmesi”, Sivas. ERDEM, Melek (2003) “ Türkmen Türkçesinde Metaforlar” KÖKSAV, Ankara, Tengrim Türklük Bilgisi Araştırmaları Dizisi:6. GARRIYEV B., KÖSAYEV M, (1959) ”Magtymguly Saylanan eserler” TSSR Ylymlar Akademiyası. Aşgabat. GARRIYEV B, (1975)”Magtymguly”Ylymlar Neşriýaty, Aşgabat. GÖLPINARLI, Abdülbaki,(2004)Tasavvuftan Dilimize Geçen Deyimler ve Atasözleri, İstanbul: İnkılap yayın. (Prof. Dr. Abdurrahman GÜZEL’in editörlüğünde; “Mahtumkulu Bütün Eserleri”(2014) 2 cilt. TÜRKSOY-Ankara Doç. Dr. Berdi Sarıyev, Doç. Dr. Nergis Biray, İlteriş Kutlu ve Emrah Yılmaz ile birlikte). HAMZAYEV M. ve diğerleri (1962) “Türkmen diliniň sözlügi” TSSR YlymlarAkademiyası. Aşgabat. KÖPRÜLÜ, M. Fuat (1996) “Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar”, DİB Yayınları, Akademiyası. Aşgabat. KAKACAN, Babayev, Türkmen Dilinde İdiomalar, A.M. Gorkiy Adındakı Türkmen Dövlet Universiteti, Aşkabat, 1962. KARA, Mehmet-KARADOĞAN, Ahmet, Türkmen Türkçesi-Türkiye Türkçesi Deyimler Sözlüğü, Ankara: Çağlar Yayınevi, 2004 LAKOFF G., JOHNSON M. (2005) “Metaforlar, Hayat, Anlam ve Dil” Tercüme Gökhan Yavuz DEMİR. Ankara. SARIYEV, Berdi (2014) “Klasik Düşüncenin Türkmen Mimarları” Akademik Kitap., İst. TOPRAK, Burhan (2006) “Yunus Emre Divanı”, Promat Basım Yay.İstanbul. 109 MAHTIMKULU HAKKINDA TÜRKMENİSTAN’DA YAPILAN ÇALIŞMALAR Doç. Dr. İhsan KALENDEROĞLU Klasik Türkmen Edebiyatı’nın 18. yüzyılı edebiyatı denilince akla ilk gelen isimlerin başında şüphesiz Mahtumkulu Firaki gelmektedir. O, Türkmen edebiyatının gelmiş geçmiş en önemli şairlerinden birisidir. Türkmen araştırmacılarına göre klasik Türkmen şiirinin temelini atan şairlerden biri olmakla birlikte şiirleri bir taraftan Anadolu’ya ve Balkanlara kadar ulaşırken diğer taraftan Türkistan coğrafyasında, Hindistan, Afganistan, Rusya ve İran coğrafyalarında çok geniş bir coğrafya yayılmış; buralarda etkisini göstermiştir. 1724 yılında (1733) Türkmenistan’ın güney batısında yer alan Garrıgala şehrinin Etrek Çayı boyundaki Hacıgovşan obasında bir evde doğan Mahtumkulu, Sumbar vadisinde yaşayan Gökleŋ tiresinden (boyundan) olduğunu ifade etmiştir. Şair bu hususu, sonraki dönemlerde yazdığı bir şiirinde şöyle ifade etmiştir. Yaz geler, vagt-da gider, gaflata çıkmış gözlerim, Açayın diysem, açılmaz ne agır uykılıdır, Bilemen soranlara aydıñ bu garıp adımız: Aslı Gerkez, yurdı Etrek, Adı Mahtumkuludır. (Garrıyev 1947: 13) Dövlet Mämmet Azadi gibi Klasik Türkmen şiirinin önde gelen (1700-1760) şairlerinden birinin oğlu olan şairin yetişmesinde elbette babasının çok büyük katkısı olmuştur. Yaşadığı dönemde Arapça, Farsça, Klasik Çağatayca gibi dillere olan hâkimiyeti ile dikkat çeken Azadi, aynı zamanda mutasavvıf ve âlim bir şair olarak da öne çıkmış; doğal olarak oğlu Mahtumkulu’nın da ilk muallimi olmuştur. Daha sonra kendi köyünde Niyaz Salih isimli bir âlimden dersler alan Mahtumkulu, sonraki dönemde Halaç’taki İdris Baba Medresesinde bir süre öğrenim gördükten sonra Buhara’daki Kökeltaş ve Hive’deki Şirgazi Han medreselerinde öğrenimini tamamlamıştır. Yaşadığı coğrafyaya yakın Afganistan ve Hindistan’ı ziyaret etmiş olan şair, Türkistan şehrine gelerek Hoca Ahmet Yesevi’nin öğrencileri ile de görüşmüş; Buhara, Hive gibi önemli kültür şehirlerindeki kütüphanelerden Nizami, Nesimi, Fuzili, Nevai gibi önemli şairlerin eserlerini okuyarak kendini geliştirmiştir. Yaşadığı dönemde ve sonrasında Mahtımkulu tıpkı Ahmet Yesevi, Süleyman Hakim Ata, Mevlana, Yunus Emre, Korkut Ata, Hacı Bektaş Veli, Kaygusuz Abdal ve daha adını sayamadığımız onlarca bilge şahsiyet gibi Türk dünyasının ak sakalları arasında yer almaktadır. O yalnızca Türkmenistan’ın değil bütün Türk dünyasının edebi şahsiyetlerinden biridir. Doğumundan günümüze 290 yıl geçen şairin şiirleriyle ilgili başta Türkmenistan olmak üzere Türkiye ve Rusya’da birçok çalışma yapılmıştır. Özellikle 1992 yılındaki bağımsızlık sürecinden itibaren Türkmenistan’da ve Türkiye’de Mahtımkulu hakkında yapılan bilimsel çalışmalarda ciddi bir artış olduğu gözlenmektedir. Bu çalışmalar günümüzde de artarak devam etmektedir. 110 Bu tebliğimizde elimizdeki mevcut kaynaklar doğrultusunda Mahtumkulu hakkında Türkmenistan’da yapılan çalışmalardan bahsetmeye çalışacağız. Türkmenistan’da Yapılan Çalışmalar Türkmenistan’da Mahtumkulu ile ilgili ilk çalışma olarak 19. yüzyılın ilk yarısında Türkmenistan’a seyahat düzenleyen F. Şopen, A. Mitskeviç ve arkadaşı A. Hodzko 1842 yılında Mahtımgulı’nın kısa biyografisi ve birçok şiirini yayımladığı kitabı görmekteyiz (Çarıyev, 1957: 5). 1863 yılında ise Türkmenistan’a Hacı Reşit adıyla seyahat eden Macar âlim Vambery Mahtumkulu’nun otuz şiirini “Orta Asya’ya Seyahat” adlı kitabının bir bölümünde yayımlamıştır. Vambery bu seyahatinde, Mahtumkulu’nun şiirlerini besteleyerek kendinden geçercesine okuyan bahşıları görünce çok etkilenmiş ve Mahtumkulu’nun şiirlerinin halk üzerindeki tesirini “Türkmenler, şairin şiirlerine Kur’an’dan sonra ikinci mukaddes kitap gözüyle bakıyorlar.” sözleriyle ifade etmiştir (Geldiyev, 2003: 103) 20. yüzyılın başlarında A. N. Samoyloviç ve V.V. Bartold da Mahtumkulu’nun şairliğine çok önem vermişlerdir. Henüz üniversite 3. sınıf öğrencisi iken hocası Melioranski’nin desteği ile 1902 yılında Türkmenistan’a gelen Samoyloviç bu süreçte Mahtumkulu’nun şiirleriyle de ilgilenmiştir. Bir diğer araştırmacı V. V. Bartold “Türkmen Halkının Tarihi” adlı makalesinde “Mahtumkulu’nun şairliği Türkmen halkı için çok büyük önem taşımaktadır”. şeklinde bir değerlendirme yapmıştır. Önemli Rus araştırmacılarından Bertels de “Türkmen halkı birçok şair yetiştirdi ama bunlar arasında söz üstadı, eşi benzeri olmayan Büyük Mahtumkulu ilk sırada gelir. Mahtumkulu Türkmen’in kıymetli taşlarından biri olup günümüzde âdeta bir yüzüğün kaşında göz kamaştırıcı ışığıyla parıldıyor.” demiştir. 20. yüzyılın başlarında Mahtumkulu’nun ilk şiirlerinin yer aldığı kitap 1911 yılında Taşkent’te Ostroumov tarafından yayımlanmıştır. 1912 yılında ise Nogay Türklerinin yaşadığı Astrahan’da Abdurrahman Niyazı tarafından şairinin şiirlerinden oluşan başka bir kitap yayımlanmıştır (Garrıyev, 1977: s. 9). 1920’li yıllara gelindiğinde Bolşevik devrim Türkmenistan’da da etkisini hissettirmeye başlamıştır. Bu dönemde özellikle kültürel politikalara ağırlık veren Bolşevikler, Türkmen Sovyet İlimler Akademisi bünyesinde şairin adıyla Mahtumkulu Dil ve Edebiyat Enstitüsünün kurulmasını şaire verilen önemin bir göstergesi şeklinde ifade etmektedir. Bu doğrultuda Türkmenistan SSR İlimler Akademisi Gol Yazmalar Enstitüsündeki el yazması nüshalardan hareketle 1926, 1940, 1941, 1943, 1945, 1948, 1949 yıllarında şairin şiirleri neşredilmiştir. Ancak bu süreçte yapılan çalışmalarda büyük şairin şiirlerini tasnife tabi tutmanın yanı sıra bazı şiirlerini yayımlamamaya varıncaya kadar gayr-i ilmî müdahalelerde bulunulmuştur. Örneğin 1926 yılında Aşkabat’ta, önemli Türkmen yazarlarından Berdi Kerbabayev Mahtumkulu’nun o zamana kadar derlenmiş şiirlerini bir araya getirerek kitap hâlinde basılan divan nüshasında şairin “Mihmandır”, “Sofular” ve “Ay-gününüz Batmaya” isimli şiirleri sonraki elyazması nüshalarda ve neşirlerde farklı şekillerde yansıtılmıştır (Çarıyev, 1957: 16). Dönemin araştırmacıları bu durumu her ne kadar nüshalar arasındaki farklılıklar olarak yansıtsalar da baskıcı yönetimin de müdahalelerinin olduğu inkâr edilemez. 16 Ağustos 1926 tarihinde “Türkmen şairlerinin, yazarlarının ve edebiyatla ilgili çalışma yapan diğer ilgililere konferans düzenleme konusunda.” TK(b)P MK’nin Sekreteri özel bir 111 karar almıştır. Sekreterlik tarafından onaylanan programda, 9 kişiden oluşan bir düzenleme komitesi konferansta ele alınması planlanan konular arasına “Türkmen edebî eserleri ve Mahtumkulu’nun şiirleri” başlıklı bir bölüm de koymuşlardır. Yukarıdaki faaliyetlerden gerek edebiyat gerekse folklor alanında Komünist Parti yöneticilerinin ne kadar ciddiyetle çalıştıkları çok net bir şekilde anlaşılmaktadır. Ancak, yapılan bu toplantıların tamamıyla başarılı olduğunu söylemek de oldukça güçtür. Özellikle Türkmen İlim ve Edebiyat Cemiyeti’nin (TNLO) yapmış olduğu toplantılarda zaman zaman tartışmaların olduğu görülmektedir. 1928 yılında yapılan bir toplantıda, cemiyette yer alan antiproletar elemanlar, toplumun imkânlarını kendi milliyetçi görüşleri doğrultusunda kullanmaya çalışmakla suçlanmaktadır. Özellikle A. Gulmuhammedov ve M. Geldiyev gibi toplum içinde önemli görevlerde bulunan kişiler, yazdıkları eserlerde burjuva ve milliyetçilik çalışmaları yapmakla itham edilmişlerdir. M. Geldiyev, dil konusunda Pantürkist bir yaklaşım sergilediği ve bunu gizleyerek yaptığı için suçlanmıştır. Yine folklor ve klasik edebiyat ile ilgili başta Mahtumkulu, Seydi, Zelili gibi önemli şairlerin eserlerinin, M. Geldiyev tarafından milliyetçi duyguları yükseltmek için kullanıldığı belirtilmiştir (Bayrammıradov 1966: 76). Daha sonraki yıllarda özellikle, Geldiyev’in bu tutumunun devam ettiği belirtilerek bu durumun cemiyetin yapmış olduğu çalışmalara engel olduğunun altı çizilerek şiddetle cezalandırılmıştır. Bu dönemde halka Bolşevik rejimi anlatma noktasında propagandalara başvuran dönemin idarecileri Mahtımkulu’nun şiirlerini de kullanmışlardır. Onun halk üzerindeki etkisini çok iyi bilen Bolşevik idarecilerin isteği ile şairin İslami ve millî konuları işlemeyen birçok şiiri seçilerek başta Rusça olmak üzere birliğe bağlı diğer halkların dillerine tercüme edilmiştir. İlk defa Çarlık idaresi döneminde Rusçaya tercüme edilen Mahtumkulu’nun şiirleri, 1920 yılının başında ikinci kez Lenin döneminde çevrilmiştir. Aynı zamanda onun şiirlerinin tematik yapısı ile ilgili Rus araştırmacılar çalışmalar da yapmışlardır. (Jurmenek 1959: 110) Bu hususta 1938 yılında, Türkmenistan Sovyet Yazarlar Birliği Başkanı Kemal İşanov’un “Bagşı ve Şairlerin Cumhuriyetler Toplantısı”nda sunduğu tebliğinde “Klasik Şairler Hakkında” adlı bölümde klasik dönem Türkmen edebiyatı ile ilgili tespitleri vardır. Kemal İşanov, öncelikle klasik Türkmen edebiyatı ve bu dönemin önemli temsilcilerinden Mahtumkulu’yu övdükten sonra onun yazmış olduğu bazı şiirlerde komünizm motifleri tespit etmeye çalışmıştır. Kemal İşanov’un bu konudaki değerlendirmesi şöyledir: “Türkmenistan’da devrimden önce Türkmen edebiyatı ve halk edebiyatının medeni mirası çok zengindir. Bütün bunlardan önce 18. yüzyılda yaşayan Türkmenlerin büyük şairi Mahtumkulu’nun varlığı çok önem taşımaktadır. Mahtumkulu, bundan 125–150 yıl önce ölmüştür. Onu büyükten küçüğe bütün Türkmen halkı bilir. Mahtumkulu’nun yaratıcılığında dini felsefenin güçlü olduğuna bakmadan, Türkmen halkının o zamanki ağır hayatını anlatmada halk edebiyatının serbest olmadığını söyleyebiliriz. Mahtumkulu, kendi devrinin büyük şairi olsa bile o devirden şikâyet etmiştir. Örneğin; Mahtumkulu düşdiŋ ışkıŋ güzerne, Mahtımgulı düştün aşkın yoluna, Kim bar sözletmäge eltip nazarna, Ki var söyletmeye götürüp karşısına, 112 Hic ravac tapman söziŋ bazarna, Hırıdarsız döke döke gidersen. Hiç karşılık bulamazsın sözünün değerine Gönülsüz döke döke gidersin. Yine o; Halayık barısı çesethor boldı, Alımlar ılmından galdı kör boldı, Sıpahı barısı parahor boldı, Şa aldında adıl vezir galmadı. Cariyelerin hepsi cesede döndü, Alimler ilminden kaldı kör oldu, Sipahilerin hepsi paragöz oldu, Şahın emrinde adil vezir kalmadı. diyerek, iki dörtlükte de bütün gücü ile o dönemde, halkı talan eden, soyan hanlara, beylere karşı olduğunu göstermekte; ilmî adaletsizliği gözleyen insanlara karşı iş yaptıklarından şikayet etmektedir (İşanov 1938: 19). 1940-1941 yılları arasında Ahmet Ahundov Gürgenli ve Ruhi Aliyev şairin şiirlerinden oluşan kitabı birlikte çıkarırlar (Garrıyev, 1977: s. 9). Aynı yıl, II. Dünya Savaşı başlamadan önce Mahtumkulu’nun şiirlerinden oluşan küçük bir şiir antolojisini Mark Tarkovski Rusçaya tercüme ederek yayımlamıştır. 1944 yılında ise Baymuhammet Garrıyev’in yayımladığı kitabı görmekteyiz. Bu dönemde Georgi Şengeli ise 1945 yılında Mahtumkulu’nun önemli eserlerinden oluşan ikinci bir antoloji hazırlamıştır. 1948 yılında A.Tarkovski, M. Tarkovski ve G. Şengeli birlikte Mahtumkulu’nun toplamda 5000 mısradan oluşan şiirlerini “SSSR Dövlet Çeper Edebiyat Yayınları”ndan, 1949 yılında ise “Sovyet Yazarları Yayınları”ndan çıkarmışlardır. Ayrıca “Türkmen Şiiriniñ Antologiyası” ve “Türkmen Poeziyasınıñ Klassıkları” adlı çalışmalarda da şairin birçok şiiri neşredilmiştir (Berkeliyev 1980: 32). 1945 yılında B. A. Garrıyev, “Türkmen Edebiyatı Biziñ Guvancımızdır”, Sovyet Edebiyatı dergisi, S. 4–5, Aşkabat, 1945, s. 35–37. Makalede Garrıyev, Dövletmammat Azadı, Mahtumkulu Firaki, Andelip, Magrupı, Şeydayı, Şabende, Seydi, Zelili, Gayıbı, Talıbı, Keminä, Zınharı, Mollanepes, Aşıkı, Abdısetdar Kazı, Kâtibi, Matäcı, Misgingılıç gibi Türkmen şairlerinin kısaca özgeçmişleriyle birlikte sanatlarından bahsetmiştir. 1946 yılında Ata Govşudov’un hazırladığı Vatancılık temasını anlatan bir diğer çalışma da “Magtımgulıda Halk Dörediciliği hem Vatançılık” adlı makaledir. Yazarın, SSCB İlimler Akademisi Türkmenistan Şubesi yayınlarından çıkan bu makalesinde Mahtumkulu’nun eserlerinin edebiliği, vatan sevgisi hakkında bilgiler yer almaktadır. Büyük Türkmen şairi Mahtumkulu’nun atasözlerini, rivayetleri kendi eserlerinde üstatlıkla kullanmış olduğu makalede birçok örnek yer almaktadır. Bu konuda yazılmış diğer bir makale de Mati Kösäyev’in Sovyet Edebiyatı dergisinde yayımlanan “Halk Dörediciliginiñ Güycini Duşmanıñ Derbi-Dagın Edilmegi Üçin Ulanılıñ” adlı makalesidir. Bu çalışma, M. Kösäyev’in halk şairlerinin, bagşılarının ve yazarların III. Cumhuriyet istişaresinde yaptığı bildiriden alınmıştır (Berkeliyev 1980: 32) Yine 1950 yılında Hrestomatiya, Po Turkmenskoy Literature 18-19 Vekov i Narodnomu Tvorçestvu. Aşkabat, 1950, 165 s. Antoloji şeklinde hazırlanan bu eserde, 113 Mahtumkulu, Zelili, Keminä, Mollanepes gibi şairlerin eserlerinden parçalar, destanlar, nazım türlerinden birçok örnekler verilmiştir (Berkeliyev 1980: 47). TSSR Ilımlar Akademiyası Dil ve Edebiyat Enstitüsü, Profesör G. O. Çarıyev’in editörlüğünde Stalin’in ölümünden sonra 1957 yılında “Mahtumkulu, Saylanan Eserler” adıyla Türkmen Devlet Neşriyatı tarafından yayımlanmıştır. Eserde Mahtumkulu’nun 381 şiirine yer verilmiştir. Eserin ön söz kısmında Çarıyev Mahtumkulu’nun şairlik gücü, yaşadığı dönemin sosyal ve siyasi yapısı hakkında geniş bilgi vermiştir. 15 Ağustos 1958 yılında Türkmen Komünist Partisi Merkezi Komitesi tarafından alınan karar gereği Mahtumkulu’nun doğumunun 225. yılı münasebetiyle bir dizi etkinlikler tertip edilmiş; önceki şiirlerine ilaveten derlenen yeni şiirler le birlikte 2. Ciltlik kitap hem Türkmence hem de birliğe bağlı diğer Türk topluluklarının dillerine tercüme ettirilmek suretiyle bastırılmıştır (Taganov, A., 1960:130-131). 1959 yılında Hoca Hanov “Edebiyat ve Sungat” gazetesinde yayımlanan “Magtımgulı ve Halk Dörediciligi” adlı makalesinde şairinin şiirlerine geniş yer vermiştir. Yine bu dönemde Rus araştırmacı B. Jurmenek, Sovyet Edebiyatı dergisinde “Mahtumkulunıñ Eserleri Rus Dilinde”, adlı bir makaleyle şairin şiirlerinin Rusça yayımlandığı dönemleri ve toplulukları kaleme almıştır. 1977 yılında Baymuhammet Garrıyev tarafından “Mahtumkulu, Saylanan Goşgular” adıyla Türkmenistan Neşriyatı yayınları arasıdan başka bir kitap yayımlanmıştır. Bu çalışmada şairin şiirleri tema bakımından tasnif edilmek suretiyle 420 civarında şiir yer almaktadır. 1983 yılında ise Türkmen SSR İlimler Akademisi tarafından yayımlanan “Mahtumkulu, Saylanan Eserler” adlı çalışmanın I. ciltte 294, II. ciltte ise 211 şiirine yer verilmiştir. Toplam 505 şiirin yer aldığı bu çalışmanın her iki cildini de G. Nazarov, A. Mulkamanov, M. Övezgeldiyev yayıma hazırlamıştır. Sonuç Mahtumkulu ile ilgili başta Türkmenistan olmak üzere Türkiye, Türk Cumhuriyetleri ve Akraba Topluluklarla Rusya, Afganistan, Hindistan gibi ülkelerde pek çok çalışma yapılmıştır. Tebliğimizde her ne kadar Türkmenistan’da yapılan çalışmalardan bahsetmeye çalışsak da bu çalışmalar elbette belirttiklerimizle sınırlı değildir. Özellikle doğumun 290. yılı münasebetiyle Türkiye’de ve Türkmenistan’da Mahtumkulu hakkında başta yeni şiirlerin eklenmiş hâliyle divanının basılması, heykelinin inşa edilmesi olmak üzere pek çok faaliyet gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmaların gerçekleşmesine öncülük eden, Türkiye’de ilk ilmi çalışma özelliği taşıyan Mahtumkulu Divanını doktora tezi olarak hazırlayan Rahmetli Hocam Himmet Biray Bey’i saygıyla anıyorum. Mekanı cennet olsun. Ayrıca yukarıda belirttiğim Mahtumkulu’nun doğumunun 290. Yılı etkinliklerine öncülük eden, büyük emek sarf eden Hocam Prof. Dr. Abdurrahman Güzel Bey’e ve ona destek veren diğer hocalara, Türkmenistan Türkiye Büyükelçisine, Uluslararası TÜRKSOY Teşkilatı Genel Sekreteri Düsen Kaseinov Bey’e, Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Fırat Purtaş Bey’e, 2013 yılı Türk Dünyası Kültür Başkenti olan Eskişehir Valisi Güngör Azim Tuna Bey ve heyetine, TİKA ve Başkent Üniversitesi Yönetimine saygılarımı sunuyorum. Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim. 114 Kaynaklar AKINIYAZOV, G., “Mahtumkulunıñ Vatançılıgı Hakında”, Türkmenistan SSR’niñ Ilımlar Akademiyasınıñ Habarları, cilt 7, sayı 12, Aralık, 1958, s. 113. BAYRAMMIRADOV, K., “Türkmenistan Kompartiyasınıñ Guramaçılık Cebisleşigi Ugrundakı Göreşi Tarıhından (1924-1934-inci yıllar)”, Sovyet Edebiyatı Dergisi, sayı 5, Mayıs, 1966, s. 72-86. BERKELİYEV, Kakalı; Türkmen Halk Dörediciliği Boyunça Görkezici, Aşkabat, Ilım Neşriyat, 1980. ÇARIYEV, G. O., Mahtumkulu, Turkmenistan Dovlet Neşriyatı, Aşkabat, 1957. GARRIYEV, B.A., XVIII-XIX. Asır Türkmen Edebiyatından, Gollanma Material ve Usuli Görkezmeler, Aşkabat 1947, s.13-40. GARRIYEV, B. A., Magtımgulı, Saylanan Goşgular, Türkmenistan Neşriyatı, Aşkabat 1977. GELDİYEV, G., Söz Konusu Edebiyat, Kaynak Yayınları, İstanbul 2003. JURMENEK, B., “Mahtumkulunıñ Eserleri Rus Dilinde”, Sovyet Edebiyatı Dergisi, sayı 1, Ocak, 1959, s. 110. HIDIROV, M. N., “Mahtumkulu Pıragınıñ Çeper Dili Dogrısında”, Sovyet Edebiyatı Dergisi, sayı 8, Ağustos 1959, s. 119. İŞANOV, Kemal, ““Bagşı ve Şahırlarımızıñ Respublikan Slyotında, Halk Dörediciligi Hakında T.S. Yazıçılar Soyuzınıñ Başlıgı Yol. Kemal İşanovıñ Eden Dokladından”, Sovyet Edebiyatı Dergisi, Eylül-Ekim 1938, s. 19. TAGANOV, A., “Beyik Şahırıñ Tarıpı”, Türkmen Komünisti, C.7, s. 127-134. 115 MAHTUMKULU’DA “SÖZ” KAVRAMI VE SÖZÜN PSİKOLİNGUİSTİK ETKİLERİ ÜZERİNE BAZI DİKKATLER Doç.Dr.Berdi SARIYEV Değerli Katılımcılar! Milletin millet olarak tanınmasında en önemli faktörlerden biri de hiç kuşkusuz dildir. Dilin temel yapısını da sözlük hazinesinin oluşturduğu yadsınamaz bir gerçektir. İnsanoğlu hayatın her safhasında mevcut dönemin sosyal ve tarihsel şartlarını dikkate alıp SÖZE sahip çıkmış, bunları toplamış, bunlardan her türlü sözlükleri hazırlamış, sonuç itibariyle SÖZÜ, millî mirasına dönüştürerek bunun korunmasını ve gelişmesini sağlamıştır. SÖZ de varoluş gayesine binaen insanın birbiriyle temas kurabilmesi için önemli olan hizmeti yerine getirmiştir. Bu hizmetten yararlanan insan, kullandığı sözcüklerle istek ve arzularını, görüş ve düşüncelerini beyan ederek kuşaktan kuşağa aktarmayı başarmıştır. Neticede yılların tecrübesinden istifade eden insan, SÖZ ile hemhâl olup “SÖZ”de yaşamanın getirdiği birikimi hayatın manasını kavramada sarf eden İNSAN ile tek parça haline gelmiştir. Türkmence bir ifade ile “ayrı-ayrı düşünceleri aňlatmak üçin hızmat edyän gepleyiş birligi” [TDS:1962:606] (Ayrı ayrı dücünceleri anlatmak için hizmet eden konuşma birliği) olarak açıklanmış olan deyişten yola çıkarsak, SÖZ → DÜŞÜNCEDİR / DÜŞÜNCE → ANIN / ZİHNİN ÜRETTİĞİ BİR ÜRÜNDÜR mefaforunu elde edebiliriz. Sadece insanoğluna mahsus olan bir üründür SÖZ. Mahtumkulu’nun belirttiği gibi esas olan bu ürünü halkının, milletinin SÖZ PAZARINA çıkarabilmektir, ancak “söz ürünü”ne diğer ürünler gibi ve yurt dışına ihracat edilen mallara özgü olan “Made in ...” damgası basılmayacaktır, çünkü bu ürünler ihracat edilmemek için üretilmiştir. Bu nedenle söz konusu olan ürünler bir halkın genel milli ve miras varlığını oluştururlar. Dil bilimciler şu ana kadar SÖZ VARLIĞINI ana hatlarıyla öğrenmenin çeşitli yollarını araştırmışlar ve araştırmaktadırlar. Onların son yıllardaki bilimsel çalışmalarında insanın anlama yeteneğine, akıl erdirme başarısına daha ağırlık verdikleri görülmektedir. Biz de idrak dil bilimcilerinin görüşlerine katılarak bu bildiride Mahtumkulu şahsında İNSAN’DAKİ SÖZÜ ve SÖZ’DEKİ İNSANI incelemeye çalıştık. İlmin çeşitli alanlarıyla ilgili yazılmış olan bilimsel çalışmaları SÖZ olmaksızın göz önüne getirmek imkânsız olduğu gibi her bir halkın milli düşünce yapısını da (менталитет) SÖZSÜZ ifade etmek asla mümkün değildir. Çünkü SÖZ, insanı sımsıkı saran üç dünyanın (iç dünya, dış dünya ve dil dünyası) MİLLİ SESİDİR. Dil biliminde metaforlara yeni bakış yöntemini getiren bilim adamlarının “Лакоф Дж., Джонсон М. МЕТАФОРЫ, КОТОРЫМИ МЫ ЖИВЁМ (Türkiye Türkçesi: Günümüzde Beraber Yaşadığımız Metaforlar) / Дж.Лакоф, М.Джонсон // Теория метафоры. – М.: “Прогресс”, 1990: 347-415.” (Lakoff, George, Mark Johnson. Metaphors Ve Live By, Chicago and London, 1980) başlıklı kitabı son zamanlarda genel olarak bilimsel çalışmaların kaynak kısmında sıkça yer alan temel bir eser olduğunun altını çizmek gerekir. Biz de bahsedilen kaynaktan yararlandık, fakat biz bu çalışmamızda Türkmenlerin günümüzde kullandığı (“метафоры, которыми мы живём”) metaforları değil, aksine KLASİK ŞAİRLERİMİZİN KULLANMIŞ OLDUĞU METAFORLARI (“метафоры, которыми они жили”) incelemeye, başka bir deyişle Türkmenlerin 18.yüzyıldaki “SÖZ PAZARINA” yolculuğa 116 çıkarak, idrak dil bilimi yöntemlerine göre halkın kendi SÖZÜYLE ilgili milli özelliklerini araştırmaya çalıştık. Türkmen dil biliminde ilk defa Türkmen aile ekolünün bilginleri – baba-oğlun (Devlet-Mehmet Azadi ile Mahtumkulu Fıraki) eserlerindeki SÖZ kavramına yeni bir bakış açısıyla incelemeye ve Türkmen SÖZÜNÜN milli özelliklerini aktarmayı göz önünde bulundurduk. Bilindiği gibi, SÖZ her bir halkın, her bir milletin başka şeylerle yerini dolduramayacağı bir varlıktır. Ayrıca SÖZ, halkın hazinesidir, milletin mirasıdır, devletin resmi dilidir, siyasetçinin siyasal görüşüdür, hukukçunun yasasıdır, bilim adamının araştırmasıdır, din adamının duasıdır, şairin şiiridir, yazarın romanıdır, halıcının el / çitme işidir, doktorun muayenesidir, annenin ninnisidir, babanın atasözüdür… Öncelikle bu hazine (SÖZ) her hangi bir dilin ve onu kullanmış olan milletin var olduğuna şahitlik eder ve yaşadığını ispatlar. Tıpkı aldığımız örnekteki gibi. Örnekte, dilinin ve milletinin varlığını, geçmişte yaşamış olduğunu, günümüzde yaşadığını ve gelecekte de yaşayacaktığını Türkmen şairi Nobatkulu Recepov “Türkmen dili” başlıklı şiirini şu iki satırında şöyle dile getirmektedir: “Eger diri bolsa Türkmeniň dili, Gelecegem diri, Geçmişem diri.” (Recebov, 1998:21) Türkiye Türkçesiyle: “Eğer Türkmen’in dili şu an diri ise, zaten Geçmişi diri olmuştur, sahip çıkılarak korunursa, hiç kuşkusuz Geleceği de diri olacaktır.” Bu satırdaki Türkmenlerin “DİRİ GEÇMİŞİNİN” canlı olduğunu ispatlamak için bizim yine SÖZDEN istifade etmemiz gerektir. Çünkü bizim içinde bulunduğumuz mekanın SÖZSÜZ yeri bulunmamaktadır, bir başka deyişle biz SÖZÜN içinde yaşıyoruz: DÜŞÜNCE → SÖZDÜR. MADDE → SÖZDÜR. FİKİR → SÖZDÜR. İLİM → SÖZDÜR. YAŞAM → SÖZDÜR. İNANÇ → SÖZDÜR. DEVLET → SÖZDÜR. SİYASET → SÖZDÜR. KÜLTÜR → SÖZDÜR. SANAT → SÖZDÜR. EDEBİYAT → SÖZDÜR. DİL → SÖZDÜR. SÖZLÜK → SÖZDÜR. ATA → SÖZDÜR. … → … Tekrarlanmış gibi görünebilen fakat asla tekrarlanmayan bu durumu sonuç itibarıyla aşağıdaki gibi ikili linguistik SÖZLEŞMEYE bağlayabiliriz: I. DÜNYA → SÖZDÜR / SÖZ → DÜNYADIR SÖZDÜR. / II. SÖZ → İNSANDIR / İNSAN → Böylece yukarıdaki linguistik SÖZLEŞMEDEN yola çıkarak ağırlık verdiğimiz konu İNSANDAKİ SÖZÜ ve SÖZDEKİ İNSANI öğrenmektir. Türkolojinin tarihel ve kültürel eserlerine baktığımız zaman günümüzde idrak dil bilimi yaklaşımları açısından başka türlü yorumlanabilir. Mesela, 11. yüzyıldaki “Kutadgu bilig” eseri tamamıyla Türklerin eski idrak dil bilimine göre temeli atılmış olan bir eserdir. Türk idrak dil 117 biliminin canlı tarihi olan bu eserde “SÖZ” kavramıyla ilgili çok sayıda görüşlerin ileri sürüldüğünü görebiliriz. İşte bir örnek, Türklerin SÖZ ve SÖYLEYİŞ ile ilgili eski felsefesine ait bazı örnekler: I. 960. “biligli sözin sen eşit özneme, ayıtmazda aşnu sözüng sözleme.” [KB, 1991:113]; Günümüz Türkçesiyle: Bilgilinin sözünü dinle, itiraz etme; sana sorulmadan da söz söyleme. [KB/T, 1974:80]. Açıklaması: Genel Türk felsefesine göre, dildeki her bir işaret bir düşünceyi DÜŞÜNCE → İŞARETTİR. ( ? ) → AYITMAKTIR. ( . ) , ( ! ) → SÖZDÜR. “Ayıtmak – sormak; söylemek, demek” [KB, 1979:47]. Demek, “sormak” kelimesi soru işaretini gerektiren kelimedir. Noktalama işaretlerine göre, soru (?) işareti söyleyişe (konuşmaya) başlamanın en önemli unsuru, AYITMAKTIR, yani İSTEKTİR; haber (.) ve ünlem (!) işaretleri ise SÖZDÜR. Sonuç itibariyle, İSTEK → SÖZDÜR metaforunu elde edebiliriz. Böylece “istek, istemek” ( Türkmencede: isleg / islemek ) kelimelerin sözlükteki anlamlarında da yine SÖZ kavramıyla karşılaşabiliriz. II. “961. kişig kim okısa kereklep tilep, ol ok sözlegü aşnu sözni ulap.” [KB, 1991:113] Günümüz Türkçesiyle: Birini kim, lüzum görerek, ister ve çağırırsa, söze de ilk önce o başlar. [KB/T, 1974:80] Açıklaması: Türk felsefesine göre: DÜŞÜNCE → İŞARETTİR. İŞARET → ÇAĞIRIŞIMDIR. ÇAĞRIŞIM → BELLİ BİR DÜŞÜNCEYE DAVET ETMEKTİR. → İŞARETİ BULUNDUĞUN YERDEN İLERİYE DAVET EDER. ← İŞARETİ BULUNDUĞUN YERDEN GERİYE DAVET EDER. ↑ İŞARETİ BULUNDUĞUN YERDEN YUKARIYA DAVET EDER. ↓ İŞARETİ BULUNDUĞUN YERDEN AŞAĞIYA DAVET EDER. Örneğimize göre, OKIMAK → ÇAĞIRMAKTIR/ DAVET ETMEKTİR. OKIÇI / OKIĞÇI / OKITÇI → DAVETÇİDİR. OKIYAN / DAVET EDEN → SÖZE İLK OLARAK BAŞLAYANDIR 118 (KONUŞAN). DAVET EDİLEN → DAVETÇİYE YANIT VERENDİR. (ÖNCE DİNLEYEN, SONRA KONUŞAN). Böylece, okımak/ kereklemek / tilemek → istekte bulunmaktır. Netice itibarıyla, yine istekle ilgili SÖZ kavramına döneriz ve İSTEKTE BULUNMAK → SÖZ SÖYLEMEKTİR metaforunu elde ederiz. III. “987.yava sözlese söz neçe yas kılur, eğer sözleyü bilse asgı bolur” [KB, 1991:116] Günümüz Türkçesiyle: Söz boş yere söylenirse, çok zarar getirir; söz yerinde söylenirse, faydalı olur. [KB/T, 1974:82] Bu örneğe göre, SÖZ YERİNDE İSE → FAYDADIR. SÖZ YERİNDE DEĞİL İSE → ZARARDIR. Yukarıdaki örneklerden de anlaşılacağı gibi, idrak dil biliminde SÖZ kavramına büyük önem verilmektedir. Bu durum ise her bir halkın milli düşünce özelliği incelendiği zaman öncelikle SÖZ kavramının detaylı olarak ele alınmasının şart olduğunu belirtmektedir. Rus ve Çin dillerinde “DİL-SÖYLEYİŞ-SÖZ” kavramlarını karşılaştırmalı bir şekilde tarihsel açıdan inceleyen Ван Ци (Van Shi) Rus ve Çin gelenek göreneklerine göre konuşma kültürü hakkında gelen sonuçları ilgi çekicidir. Dünya ve insanın yoktan var edilmesiyle ilgili düşünce merkezinde (Слово-Логос) SÖZ kavramının yerini belirleyen araştırmacının bazı görüşleri [Ван Ци, 2010:13-14] her bir halk için de geçirli olabilecek niteliği taşıdığını belirtmek gerekir: SÖZ kültürü hakkındaki görüşün genel Türk geleneğine göre de TENGRİ / TANRI/ BİRİBAR / YARATAN / HUDAY / HÜDA / HAK / ALLAH düşüncesinden kaynaklandığını görebiliriz. Buna örnek olarak Türkmen bilgini Devlet-Mehmet Azadi’nin aşağıdaki satırlarını gösterebiliriz: “Hak yaratmıştır tili ihsan için, Söyle demiş: “Zikri-Hak” Subhan için. Til ile mağlum olur, küfr-ü iman, Til ile mağlum olur yakşı-yaman. Hem sevap hem günah işler tamam, Gönlün içre evvelinde fikir eyle, Til iledir, dinle sen, ey has-u aam. İyi kavra, yakşı-yamanı söyle. Ger söz kötü ise, hemen yum dudak! Yakşı ise, söyle daha da yakşırak.” (VA, 82-83). 119 Rus dilinin eski metinlerinden SÖZ kavramını inceleyen bilim adamların geldikleri nihayi sonuçta şu aşağıdaki metaforların listesiyle karşılaşmak mümkündür: “1.Метафоры стихий. (Doğal özellikleri olan metaforlar) 1.1. “Слово – это жидкось”. (Söz sıvıdır) 1.2. “Слово – это огонь” / “Слово – это стихия”. (Söz ateştir) / (Söz afettir) 2.Зооморфные метафоры. (Hayvanat /zooloji özellikleri olan metaforlar ) 2.1. “Слово – это птица”. (Söz kuştur) 2.2. “Слово – это животное”. (Söz canlı yaratıktır) 3.Фитоморфные метафоры. (Bitkisel özellikleri olan metaforlar) “Слово – это семя” / “Слово – это зерно”. (Söz tahıldır) / (Söz buğdaydır) 4.Пищевые метофоры. (Gıda / besin nitelikleri olan metaforlar) 5.Артефактные метафоры. (Madde / araç gereç nitelikleri olan metaforlar) 1. “Слово – это оружие”. (Söz silahtır) 2. “Слово – это игла”. (Söz iğnedir) 3. “Слово – это кормило” / “Слово – это весло”. (Söz kayık küreğidir) / (Söz dümendir). [Кондратьева, 2007: 83-87]. Buna benzer örnekleri Rus klasik edebiyatı metinlerini inceleyen O. Y. Smirnova’nın “Концепт “СЛОВО” как объект образного сравнения в русском языке” başlıklı bilimsel çalışmasında da görmekteyiz [Смирнова, 2004:3-5]. Yukardaki örneklerden bir tanesini Türkmen Türkçesi örneğiyle karşılaştıralım. Rus dilinde “Артефактные метафоры” başlıklı bölümde yer alan “Слово – это игла” (Söz iğnedir) örneği Türkmen bilgini Mahtumkulu’nun aşağıdaki satırlarıyla yan yana getirebiliriz: “Alma yaman sözi hergiz yadına, Tiken bolup dürtüp geçer donundan” (S22). Demek, karşılaştırılan nesneler (“iğne” ve tiken / diken) bir hedef için kullanılırlar, buna ulaşmaları için ise “batması” / “batıp geçmesi” gerekmektedir. Böylece, Rus dilindeki “Слово – это игла” metaforu ile Türkmen dilindeki “SÖZ → TİKENDİR” metaforunun anlamı açısından eşdeğer olduğu bir gerçektir. Ayrıca her iki örnekte de SÖZ → MADDEDİR. Dikişte kullanılan iğnenin de, bitki olarak bilinen dikenin de sivri ucu bulunur. Yalan veya kötü karakteri olan SÖZ söylendiği zaman bunların sivri ucu gönül gömleğinden geçerek kalbi yaralayabilir. Türklere göre, el işi de, dil işi de büyük bir başarıyı gerektiren sanattır. Dünyada eşi benzeri olmayan Türk halılarımız analarımızın, gelinlerimizin, kızlarımızın, el işinin sanatsal eserinin bir örneğidir. Adı halı olarak geçse bile bu eserden onların kalpten işlediği nakışlarını gönül gözüyle görmek mümkündür. Bu durum dil işi için de geçerlidir. 120 Türkmen bilgini Mahtumkulu’nun sözleriyle ifade edersek, GÖNÜLLERİN NAKŞI olan SÖZ de ilgi çekici bir sanatın eseridir. Bu nedenle günlük hayatımızda kullandığımız sözler, deyimler ve atasözlerinin her biri halıdaki birer motiflere benzemektedirler: “Tile gelen sözler gönül nakışıdır” (G35). Türkmen şairinin “Mahtumkulu, sözle her ne bildiğini, Kendine eksik bil söylemeden öldüğünü, Tıraşlayarak süsle, gönlüne geldiğini, Senden son kuşaklara armagan olur! ” (Z6) satırlarında da yine GÖNÜLE GELENİ tıraşlamaktan söz açtığı görülmektedir. Babası Devlet-Mehmet Azadi’nin de gönülleri fethettiği vaazlarının ilk çıkış noktası HOŞ SÖZDEN başlar. Onun “Tanrı dostum dedi, dostluk eyle sen, Hoş söz ile halk era vaaz eyle sen!”; “Hoş söz ile eyle sen yakşı kılık”; “Gerçi hoş söz demek o ucuz turur, Cümle halka kuşkusuz ihsan turur”; “Vermek ile halk era bu hoş sözü, Hiç tükenmez hem melul olmaz özü”; “Alem içre yakşılık düp-düz budur, Hoş kılık, hoş söz bunlar uludur” satırlarında HOŞ SÖZ ile HOŞ KARAKTERİN bir sırada konulmasının merkezinde Türkmen halkının milli düşünce yapısının temel taşı yatmaktadır. Türkmen milli bilgini Mahtumkulu’nun “SÖZ PAZARI” deyimine onun “Baka-baka gideceksin” başlıklı şiirinin son dörtlüğünde rastlıyoruz: “Mahtumkulu, düşdün aşkın güzerine, Kim var konuşulacak gidip nazarına, Hiç revaç bulmadın sözün pazarına, Müşterisiz, döke-döke gideceksin” (B6). Öncelikle şunu belirtelim, pazar olacaksa, herhangi bir malın veya eşyanın olması gerektiği aşikârdır. O zaman SÖZ mal mı? Bu sorunun yanıtını tekrar şairin kendi satırlarından araştıralım. İşte, onun yanıtı: “Uzak ömür, yol ağırdır, Han çalışırsa, bel ağırtır, Yakşı söze müşteridir, İyi gelir fakir, sultana.” (B51). Bunların sonucu şunlardır: “SÖZ → MADDEDİR / ÜRÜNDÜR. SÖZ → İNSANIN ÜRETTİĞİ ÜRÜNDÜR. ÜRÜNÜN SATILDIĞI YER → SÖZ PAZARIDIR. SÖZ MÜŞTERİSİ → DİNLEYENDİR / İNSANDIR”. 18. yüzyıldaki Türkmen aile ekolü bilginlerinden baba-oğlun (Azadi ile Mahtumkulu) eserlerinde karşılaştığız Türkmen sözlerinin nasıl türleri mevcut idi? Bunları sözün karakterisitik özelliklerini ortaya çıkaran sıfatlarıya açıklamaya çalışalım. Dilbiliminde herhangi bir durum değerlendirildiği zaman belirli kurallardan yola çıkıldığını Rus ve Çin dillerinde “dil-söyleyiş-söz” kavramlarını inceleyen Vаn Shi’nin çalışmasında da görebilmekteyiz: “положительные эпитеты” (olumlu sıfatlandırma özelliğine göre), “отрицательные эпитеты” (olumsuz sıfatlandırma özelliğine göre) [Ван Ци, 2010:15]. Bundan yola çıkarak biz de SÖZ kavramına ait olan karakteristik özelliği aşağıdaki şemaya göre değerlendirmeyi isabetli bulduk: 121 SÖZÜN KARAKTERİSTİK ÖZELLİKLERİ + OLUMLU OLUMSUZ Mahtumkulu örneğinden hareketle SÖZLE ilgili sadece listesini vermekle yetindiğimiz “Özel İfadelerin” MUHAKEMESİNİ ve MUKAYESESİNİ değerli Türk alimlerinin takdirine bırakıyoruz. 18. yüzyılda karşılaştığımız Türkmen sözlerinin olumlu (+) ve olumsuz (-) karakteristik özelliklerini taşıyan sözcük listesinden bazı örnekler şunlardır: 1. YAGŞI SÖZ (İyi Söz): 18. ALIMLAR SÖZİ (Âlimler Sözü) 2. HOŞ SÖZ (Hoş Söz) 19. DANALAR SÖZİ (Bilginler Sözü) 3. ŞİRİN SÖZ (Şirin Söz) 20.YAGŞILAR SÖZİ (İyi Kişilerin Sözü) 4. LEZZETLI SÖZ (Tatlı Söz) 21. MERDİŇ SÖZİ (Merdin Sözü) 5. BAL ÝALY SÖZ (Bal Gibi Söz) 22. İL SÖZİ (El Sözü) 6. SÜYCİ SÖZ (Tatlı Söz) 23. AŞIK SÖZİ (Aşık Sözü) 7. DOGRI SÖZ (Doğru Söz) 24. YAMAN SÖZ (Kötü Söz) 8. HAK SÖZ (Hak Söz) 25. YALAN / YALGAN SÖZ (Yalan Söz) 9. AKIL SÖZ (Öğüt Verici Söz) 26. HARAM SÖZ (Haram Söz) 10. MAGNI SÖZ (Anlamlı Söz) 27. KÜFÜR SÖZ (Küfür Söz) 11. TAŇRI SÖZİ (Tanrı Sözü) 28. GIBAT SÖZ (Dedikodu) 12. KELAM SÖZI (Kelam Sözü) 29. ACI SÖZ (Acı Söz) 13. PYGAMBER SÖZİ (Peygamber Sözü) 30. ZARIN SÖZ () 14. AYAT SÖZI (Ayet Sözü) 31. GATI SÖZ (Sert Söz) 15. HİKMET SÖZİ (Özlü Söz) 32. ZÄHER SÖZİ (Zehir Sözü) 16. MÄHRİBAN SÖZ (Mihriban Söz) 33. MANISIZ SÖZ (Anlamsız Söz) 17. ÄHLI-NASIH SÖZİ (Ehli-Hasıh Sözü) 34. KEMAKILLIK SÖZİ (Aptalca Söz) 122 35. BİEDEP SÖZ (Kaba Söz) 38. BİMAGNI SÖZİ () 36. ŞEYTAN SÖZİ (Şeytan Sözü) 39. NÄKES SÖZİ () 37. HATIN SÖZİ (Kadın Sözü) SÖZÜN NİCELİK AÇIDAN KARAKTERİ Sözün ölçü özelliği, başka bir deyişle sözlerin ölçü birimi olarak sıfatlandırılması Türkmenlerin milli düşünce yapısının temel özelliklerinden biridir. SÖZ → SAYAÇTIR. 1) SÖZ azlık-çokluk / miktar ölçüsü olarak: “Magtymguly, az eýle söz, “Eý, jahan mülkünde gezen serferaz, Barça galar dag-u deňiz, Bir bende men, köp sözleýip bilmen az, Topraga dolsa üşbu göz, Dünýä bazarynda pelek – humarbaz, Hakdan ýene perman çykar.” (G10); Hiç söý bile ynsan ony utmaz hiç.” (K13). Örneklerden de anlaşılacağı gibi, Türkmenlerin konuşma kültüründe çok sözden kaçınılmaktadır. 18.yüzyılda “Az bolsun, uz bolsun” (Az olsun öz olsun) düşüncesine hizmet eden Türkmenlerde insanın değeri onun konuştuğu az sözüyle ölçülmüştür. 2) SÖZ ağırlık-hafiflik / ağram ölçüsü olarak: “Diýrler: “Ýaman töhmet agyr asmandan…” (B47). 3) SÖZ geniş-darlık alanına göre / hacim ölçüsü olarak: “… Gaharsyz, ýagşy söz giňdir jahandan,” (B47). 4) SÖZ değer / fiyat / paha ölçüsü olarak: “Magtımgulı, sözüm gısga, şerhi köp, “Zamana beyledir – göze ilmezler, Bilmeze hiç, bilen kişä nırhı köp, Her yigidiň golda barı bolmasa. Yeriň yerden, äriň ärden parhı köp, Yüz tümenlik sözün şaya almazlar, Müşgül budur, sözleşende deň bolar.” (G13) Her kişiniň ıgtıbarı bolmasa.” (G35) 123 124 “Soran bolsa, sınam içre suzlar bar, Yüz tümenden yegdir, niçe sözler bar,” (D45); 5) SÖZ uzunluk-kısalık ölçüsü olarak: “Magtımgulı, sözüm gısga, şerhi köp…” (G13); “Ovval, Magtımgulı, özüň düzetgil, Özüňni sen özgelere göz etgil, Az iygil, az yatgıl, sözüň az etgil, Ne bar manısız söz uzamak bilen.” (G26); “Aslına yetişgil yalanda-çında, Söz gısgadır, magnı köpdür içinde,” (O4). SÖZÜN DİNÎ NİTELİĞİ Müslüman inancında sözün başlı başına bir tesiri vardır. Aslında hakiki söz; mutlak yaratıcı olan Allah’ın ( Hudaýyň, Taňrynyň, Biribaryň) ve onun peygamberlerinin sözüdür: “Taňrı, pıgamber sözünden bihabardır bu pirler, Pasıknı kazı bilip, nayıpnı soltan diyrler” (D2). Sözün dinî niteliğini gösteren bazı örnekler: 1- SÖZ → AYETTİR: “Bendäge etme hıyanat, Barça gul taňrıga rayat. Bu sözde bar hadıs, ayat, Pähim eyle ölmesden burun!” (D3); “Aňlamaza ayat sözlerin diyseň… Ol sözler gulagnıň daşına degmez.” (D45). 2- SÖZ → HADİSTİR: “Hadısdan, ravıdan bir söz diyeyin, Hayhat günden, zulmat günden, aman hey!” (A17); “Renci azım, rahatı köp, şeyle bil, Sözleri hadısdır, ayatı delil, Beni İshak ibni Ibrayım Halıl, Yalavunç urugı zatlı, yaranlar!” (A34); “Bendäge etme hıyanat, Barça gul taňrıga rayat. Bu sözde bar hadıs, ayat, 124 125 Pähim eyle ölmesden burun!” (D3); “…Pıgamber hadısın öňünde goysaň, Gıymazlıkda müň söz gulagna guysaň, Ol sözler gulagnıň daşına degmez.” (D45). 3- SÖZ → TÖHMETTİR: “Diýrler: “Yaman töhmet agır asmandan…” (B47). 4- SÖZ → KELAMDIR: “Magtımgulı uyar kelam sözüne, Yer-u gök tutaşar daglar tozuna” (B35). 5- SÖZ → HARAMDIR: “Tiliňni çekmeseň haram sözüňden, Belli, bibat bolar diniň, gıbatkeş!” (G64); “Köňül dünyä ışkında, haram sözler tillerde, Men bir acız bende men, kemine men gullarda, Köp günäler gazandım, az pursatlı yıllarda, Hıcalata goymagıl yagşı-yaman içinde!” (Y44). 6- SÖZ → ŞEYTANDIR: “Okur bolsaň, ok ur nebsiň gözüne, Gara, çın göz bile müshef yüzüne, Aldanıp girmegil şeytan sözüne, Allanıň emrine goygucı bolma” (G28); “Kimse şeytan sözün bitip baradır.” (G29). Sözün dil ile münasebetinin olduğu aşikârdır. Bu ilişkiyi gösteren birkaç misal: 1- Söz ile Gönül Arasındaki İlişki: “Magtımgulı, sözle her ne bileniň, Özüňe kemlik bil aytman öleniň, Taraşlap şaglatgıl köňle geleniň, Senden soňkulara yadıgär bolar!” (Z6). Burada zikredilen “köňle gelmek” ifadesi bazen “dile gelmek” şeklinde de kullanılır: “Ten bir dar kapasdır, can bir Vagşıdır, Tile gelen sözler köňül nagşıdır” (G35). Bu örnek de yine dil ile gönül arasındaki ilşkiyi göstermesi bakımından pek manidardır. 2- Söz ile Şuur Arasındaki İlişki: “Magtımgulı, sözi dürdür bilene, Başda huşuň bolsa, söze gulak sal.” (B41). 3- Söz ile Akıl Arasındaki İlişki: “Akıl bir gün keser boldı, Ne söz gelse bu dahana.” (B51); “Kesmez akıl, söz sözleşmez bu tiller, Pelek urup, gözel suhan göterler.” (D36). Mahtumkulu’nun bu satırlarından çıkardığımız netice şudur: “akıl → kesici bir alettir.” Modern Türkmen Türkçesinde aklın bu niteliğini “yiti” ve “kütek” sözlerinden hareketle de görmek mümkündür: Mukayese : “Ol gatı yiti oglan / Beyle kütek adamı görmedim.” 125 126 4- Söz ile Yürek (Kalp) Arasındaki İlişki: “Yürekde yok sözi tile getirme, Ihlas gulagına çalgın bu işi!” (B55). “Bendesi men söze hırıdar guluň” (B43) diyen Mahtumkulu okuyucularına söz sanatı ve ifade etme kültürü hakkında da pekçok tavsiyede bulunmuştur. Buyrun, Türkmen bilgesinin bu nasihatlerine birlikte kulak verelim: -Söylenen Söze Kulak Ver, Verilen Öğüt-Nasihati Dinle! “Yagşı söze gulak salgıl, Yagşılardan alkış algıl” (A1); “Sözüm nesihatdır, bir gulak salıň” (B43); “Hakıkat yolundan habarlı ärler, Bu sözüm eşitgeç, çın gulak biyrler” (Ç11); “Magtımgulı, bu sözümni ilge äşgär kılsaňız, Bir nesihat bererem men, ger ki gulak salsaňız” (C4); “Yamana övüt hebesdir, Yagşı äre bir söz besdir” (K17); “Nep almayan kişi sözden, övütden, Enaylıgı bolmaz gurı sövütden” (Ý22). Şahirin söz ve konuşma hakındaki bu perspektifi sıradan bir bakışaçısı değildir. Bu ifadeler dönemin konuşma kültürünü yansıtması hasebiyle de pek manidardır. -Müsaade Edilmezse, Ruhsat Verilmezse, Söz Söyleme! “Akıl bolsaň, söz aytmagın, Nobat berilmeyän yerde!” (G44); “Gımmatın gaçırma, yerinde sözle, Uzatmagıl her näkese tiliňni!” (I11). Konuşma kültüründe konuşmacının da, dinleyicinin de kendi sorumlulukları vardır. Bu mesuliyetten biri de yerinde, zamanında ve sırasına göre konuşma kaidesidir. Bu çok basit bir kaideymiş gibi görülse de aslında gerçek hiç de öyle değildir. Bu konudaki düşüncelerimizi söz üstadı Mahtumkulu’nun kendi sözleriyle toparlamaya çalışalım: “Nobat berilmeyän yerde söz aytmazlık, munuň özi akıllılıgıň alamatıdır”, “Yerinde sözlemeklik, munuň özi sözüň gadır-gımmatına ulı sarpa goymaklıkdır”. - Sert, Nahoş, Kalp Kırıcı, Küfürlü, Acı Sözden ve Gıybetten Dilini Koru! “Magtımgulı, ası guluň, Küfür sözden sakla tiliň” (A10); “Aslı adamzada acı söz urmaň” (D10); “Çirik diyp, gatı söz aydıcı bolma” (G28); “Kişige gatı söz aydıcı bolma” (G28); “Geler-gelmez sözi aydıcı bolma” (G28); “Tiliňi çekmeseň haram sözüňden, Belli bibat bolar diniň gıbatkeş!” (G64); “Söz yarasından gaçaver, Tıg yarası biter gider!” (Ö4); “Alma yaman sözi hergiz yadıňa, Tiken bolup dürtüp geçer donuňdan” (S22), “Bir yaman söz cana yılan dişidir, Soksa, zähri asan çıkmaz iniňden” (S22). Söz üstadı şair burada sözle yaralamanın, insanı kırmanın “hançerden daha ağır” şekilde bir yaralanmaya sebebiyet vereceğini beirterek konuşma kültüründe nahoş, gereksiz, incitici sözlere yer verilmemesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Mahtumkulunun bakış açısına göre, Tek bir sözden incinen veya sadece bir sözle kalbi kırılan birisini eski haline getirmek, onun gönlünü almak lokmanın başaramayacağı bir şeydir. Bunun içinde büyük üstad daima “dilini küfür sözden koru”, “asla kimseye acı söz söyleme”, “kötü söz söyleyen 126 127 olma”, “söz yarasından kaçıver”, “yaman sözü agzıňa da alma, hatırına da getirme” gibi tavsiyelerde bulunmuştur. - Bütün İnsan Irkına, Özellikle de Gamlı, Yabancı ve Misafir Olan İnsanlara Karşı Edepli Davran, Güleryüzlü Ol, Hoş Sözler Söyle! “Hoş sözlegil, bir mısapır duş gelse” (A9); “Dür bolsun dayıma sözlegen sözüň” (B46); “Gaharsız yagşı söz giňdir cahandan” (B47); “Yagşı söze hırıdardır, Yararmış geda, soltana” (B51); “Bir gamlı göreňde şirin söz bergil” (D10); “Cahan içre musulmana, Hoş sözler yagşı sanaver!” (E7); “Bildigiňçe mıdam yagşı sözlegin, Yagşı söz tapmasaň, otur sem bolup” (C12); “Bilseň hoş güftar açaver, Bilmeseň äm-säm geçever” (Ö4). Şair konuşma kültüründe tatlı dilli olmanın, adabı muaşerete riayet etmenin elzem olduğunu özellikle belirtmiştir. Onun fikrine göre, yabancı, misafir veya dertli insanlar ile karşılaşıldığında, konuşma kültürüne daha da ihtimam gösterilmesi gerekir. Bu meyanda verilen nasihatler: “hoş söyle ki, bir misafir duş gelsin”, “dür olsun daima sözleyen sözün”, “elinden geldiğince daima yagşı söyle”, “gamlıyı gördüğünde, şirin söz söyle” vb.. -Sözün Aslını, Hakiki Manasını İyi Anla! “Söz manısın aňmaz adam, Bir guyruksız ite meňzär” (A31); “Zatında söz pähmin bilmez adamga, Müň manı söyleseň, gadrın näbilsin” (G2); “Akmak sözden hezl eylemez, aňlamaz, Arıf bolsaň, söz manısın seçer sen” (G36); “Söz bilmeseň, bileniňi aytmasaň, Söz sözledip, söz aslına yetmeseň, Yay çekeňde, dogrı garap atmasaň, Ol okuň nışanıň yanına degmez” (C10); “Sözlegende söz manısın bilmeyen, Ondan yene sözlemeyen lal yagşı” (M5); “Aslına yetişgil yalanda-çında” (O4); “Magnı söz aňlamaz biakıl adam, Danalarıň aydan sözüne degmez” (S6); “Akıl söze güler nadan, Söz manısın bilmeginçe” (S21); “Ümsüm otur, halk içinde sözleme, Sözlär bolsaň, söz aslına yet yagşı!” (Ý22). - Az Bilip, Çok Söyleme! Sözlediğin Söz “Az Olsun, Öz Olsun!” “Az bilip, köp sözleyip, gam çeşmesini işme” (E3); “Magtımgulı, sözüm gısga, şerhi köp, Bilmeze hiç, bilen kişä nırhı köp, Yeriň yerden, äriň ärden parhı köp, Müşgül budur – sözleşende deň bolar” (G13) “Az iygil, az yatgıl, sözüň az etgil, Ne bar manısız söz uzamak bilen” (G26); “Çoh sözlär sen, dile bir azar bolduň” (H10); “Söz gısgadır, magnı köpdür içinde” (O4); “Aklıň bolsa, märekede az sözle, Köp söz seni il içinde har eylär” (Ý10) - Sözünden Cayma, Söz Verdiğin Vakit Sözünde Dur! “Şol sözüňden hergiz gaydıcı bolma” (G28). Mahtumkulu’nun şiirlerinde sözle ilgili nitelikler ve kavramlar çok fazladır. Dolayısıyla bu kavramları özetle aktarmak yerinde olacaktır. 127 128 Türkmen literatüründe söz ile ilgili Türkmenlere mahsus pekçok milli özellik vardır. Bunlardan biri de sanat ile ilgilidir. Mahtumkulu’nun şiirlerinde geçen sembolü de “nakıştır”. Türkmen idrakine göre, gönüle söz ile çekilen nakış mükemmelliğin, inceliğin, keskinliğin, ustalığın bir alametidir. Sözü, dili, edebiyatı sanat ile birleştiren Türkmenlerin sözlük hazinesi “söz üstadı”, “söz sanatı”, “şiir sanatı” gibi pekçok edebi zenginliği bünyesinde barındırmaktadır. Diğer yandan Türkmenler, dokudukları halı desenleri, keçelere çizdikleri gül nakışları, milli nakışları ile dünya sanatına renk katan halklardan biridir. Türkmenlerde nakış – güzelliğin alametidir, sanatın dokunuşudur, büyük istidadın bir neticesidir. Yaptığımız çalışmada Türkmen idrakinde sözün “dogru / hak” ve “yalan / galat ” niteliklerinin dikkat çekici olduğu kanaatine vardık: “Magtımgulı, sözüň hakdır, Hak söze ten beren yokdur” (B51); “Magtımgulı, dogrı söyle, Ömrüň gelip, geçer beyle, Zınhar, yaşulıňı sıla, Baş göre girmesden burun!” (D3); “Mert oguldır, ilge yayar desterhan, Dogrı söz üstünde berer şirin can, Ömrüni ötgerip diymesdir yalan, Cäht eyläp, yalan söz aydıcı bolma.” (G28); “Magtımgulı, dogrı söze ten bergil, SoVap mundan ötmez, tapsaň, nan bergil, Köňlüň tapan dost yolunda can bergil, Işiň nedir seni diymez yar bile!” (K2); “Magtımgulı aydar, aşık, bu sırda, Käyinmeyin dogrı söyle bu yerde” (O4); “Niçe galat sözlär, yerden üzülmän” (H10); “Kimler galat tapsa, hakı sözlemez” (H10); “Kıbla tutar men yüzüm, Galat imesdir sözüm, Magtımgulı diyr, gözüm, Gayrı Vatana düşmez” (N21); “Sözüm galat däldir, behiştdir cayıň” (Z4). Örneklerden de anlaşılacağı üzere, Türkmen düşüncesinde sözün doğruluğuna büyük önem veriliyor, aksine, yalan ve galat söz söyleyen ise çok kınanır. “Dogrı – ozar, egri – azar” anlayışından hareketle Türkmenlerde doğru sözlü olmak konusunda söz ile din arasındaki ilişkiye de dikkat çekilir. Milli şairimizin bu konudaki düşüncelerine “Dogry söz üstünde berer şirin jan”, “dogry söze ten bergil” dediği satırlardan ulaşabiliriz. SÖZ – ALTINDIR / DÜRDÜR / TÜMENDİR. “Magtımgulı sözi dürdür bilene, Başda huşuň bolsa, söze gulak sal” (B41); “Yagşılar yanında yörgül sen özüň, Dür bolsun dayıma sözlegen sözüň, Alımlara uysaň, açılar gözüň, Cahıllara uysaň, kör dek bolar sen!”(B46); “Gepin tapıp, yagşı sözlän, Misli dür saçan yalıdır” (I1); “Her sözüm bir dürdür gadrın bilene, Doga etmek delalatdır ölene” (Y15); “Soran bolsa, sınam içre suzlar bar, Yüz tümenden yegdir, niçe sözler bar” (D45); “Zamana beyledir – göze ilmezler, Her yigidiň golda barı bolmasa, Yüz tümenlik sözüň şaya almazlar, Her kişiniň ıgtıbarı bolmasa.” (G35). Türkmen düşüncesinde sözün başlı başına bir değeri, fiyatı, kıymeti vardır. Başka bir ifadeyle, sözün değerinin, fiyatının iktisadi açıdan da, siyasi cihetten de, kültürel ilişkiler yönünden de önemi pek büyüktür. SÖZ – GÖKYÜZÜDÜR / ÂLEMDİR / CİHANDIR. “Diyrler:Yaman töhmet agır asmandan, Gaharsız, yagşı söz giňdir cahandan” (B74); “Aydar Magtımgulı: Sözüm älemdir, Nesihatım ulı ile ılımdır” (G66). Türkmen anlayışında söylenen sözlerin genişliğine de büyük değer verilir. Çağdaş Türkmen Türkçesinde kullanılan “giň adam”, “dar gursak”, “darıkmak” “giňişlige salmak”, “giň ýeriň gürrüňini etmek” “giň gövünli bolmak” gibi pekçok deyimin sırlı anahtarlarına yine söz ile ulaşılabilir. Sözün Bazı Karakteristik Özellikleri: SÖZ – ÖĞÜTTÜR: “Pakıra cebr etmek – zäherden suzdan, övütdir bu sözler, bizden nışana” (B47). 128 129 SÖZ – OKTUR: “Yagşı niyet – senden dilegim köpdür, Acı sözler dilden çıkan bir okdur, Doganıň dogana bahası yokdur, Aganı inige mätäç eyleme!” (M9). SÖZ – YILANDIR: “Bir yaman söz cana yılan dişidir, Soksa, zähri asan çıkmaz iniňden” (S22). SÖZ – YARADIR: “Bilseň hoş güftar açaVer, Bilmeseň äm-säm geçeVer, Söz yarasından gaçaVer, Tıg yarası biter gider!” (Ö4). SÖZ – NÂRDIR / ODDUR (ATEŞ): “Ganımatdır gardaş yüzi, DoVadır gadamı-tozı, Bir eblehiň aydan sözi, Barabardır nar biläni” (Y40). SÖZ – BİNADIR / CAYDIR (YER): “Kanıg bolup, ızzatda özüňni, Tama kılıp, sarartmagın yüzüňni, Her namarda hayıp eyleme sözüňni, Sözüňniň binasın yıkança bolmaz!” (Y5); “Dostuň ıhlas bilen, merhemet etmez, Märekede aydan sözüň cay tutmaz” (Y21). SÖZ – RÜZGARDIR: “Märekede aydan sözüň cay tutmaz, Diňlemezler, gurı, sözüň bad bolar!” (Y21). SÖZ – TUZDUR: “Kimler zer lıbas geyse, Ançalar zäher iyse, Yagşı dost bir söz diyse, Canıň içre duz bolar” (Y45). SÖZ – BELADIR: “Sözüň başa bela bolar, Dünyäň daşı gala bolar, İl agızı ala bolar, Zamana ahır bolanda” (Z2). SÖZ – HATIRADIR: “Magtımgulı, sözle herne bileniň, Özüňe kemlik bil aytman öleniň, Taraşlap şaglatgın köňle geleniň, Senden soňkulara yadıgär bolar!” (Z6) vb.. “SÖZ” Kavramıyla İlgili Metaforlar: ZOOLOJİK METAFORLAR: “Yaman hiç nesihat tutmaz, Yagşı söze gulak güytmez, Hiç bir sözüň örä gitmez, Näkes suhanşor biläni.” (Y40). “Örä gitmek” deyiminin hayvanlarla ilgisi olduğuna göre, burada SÖZ → HAYVANDIR metaforu ortaya çıkıyor. “Bir yaman söz cana yılan dişidir, Soksa, zähri asan çıkmaz iniňden. (S22). zikredilen işaretin sahibi YILANDYR, bakış açısının merkezi de SÖZDÜR. Bu örnekte Neticede, SÖZ → YILANDIR metaforu ortaya çıkıyor. BİOLOJİK METAFORLAR: “Alma yaman sözi hergiz yadıňa, Tiken bolup dürtüp geçer donuňdan.” (S22). Böylece, sözün botanik ile ilişkisinden bahsedebiliriz ve sonuç itibariyle de SÖZ → BİTKİDİR metaforu ortaya çıkmaktadır. 129 130 ÇALIŞMAMIZDA ELDE ETTİĞİMİZ SONUÇLAR: 1.Haktan bâde içen bir şair olmanın yanısıra, Mahtumkulu bir dil bilimcidir, o bir gönül bilimcidir (психолингвистика – gönül bilimi, психолингвист – gönül bilici). 2. Şairin “Dile gelen sözler gönül nakşıdır” sözlerinde genel dil biliminin en önemli konusu olan dil ile düşünce arasındaki ilişkisinden söz edilmektedir. Bunu düşüncenin izlerini“Taraşlap şaglatgın könle gelenin” satırında da görmek mümkündür. 3.Mahtumkulu’nun divanında geçen 12 pazardan 3’ü dil bilimiyle ilgili pazarlardır: 1.Söz Pazarı; (semantik) 2.Mana Pazarı; (lojik) 3.Gönül Pazarı (psikolinguistik). 4.Tebliğimizin kaynağı için Mahtumkulu’nın SÖZ PAZARINDA dolaştık ve sözün nitelikleriyle birlikte 39 çeşidini elde ettik. Ayrıca 4 örneği olan “güftar” kelimesini de hesaba kattığımızda Mahtumkulu’da söz kavramıyla ilgili toplam 43 çeşit örnek göstermek mümkündür. 5. Şairin “Bilsen hoş güftar açıver, bilmesen, sessizce geçiver, söz yarasından gaçıver, tığ yarası biter gider” satırlarında sözün psikolinguistik etkisinden bahsedilmektedir. 1.sözün olumlu etkisi (+) gönlün gülünü almaktır. 2.sözün olumsuz etkisi (-) gönlün vazosunu kırmaktır. Bir başka örnekte de; “Bir yaman söz cana yılan dişidir, soksa, zehri asan çıkmaz iniňden”. Yaman söz > Yılan dişi > Zehir 6. Mahtumkulu, yahşı sözün, hoş sözün insanın ömrünü uzattığının da altını çizer. Uzun yaşamanın sırrı sözdedir diyor Türkmen milli şairi. Bu sebeple şair, her zaman insanları hoş sözlü olmaya davet etmektedir. Sözü Türkmen milli şairi Mahtumkulu Firaki’ye bırakalım çünkü SÖZÜN BÜYÜĞÜ, BÜYÜKLERİN SÖZÜDÜR; Öňüň gara, ardıň gözle, Hoş sözüň diy, gahrıň gizle, 130 131 Sözlä bilseň, yagşı sözle, Halk yamanıň bizarıdır. Dür bolsun dayıma sözlegen sözüň, Alımlara uysaň, açılar gözüň! (B46) 131 132 KAYNAKÇA: АЛТАЕВ С., АЧЫЛОВА Г., ГҮҖҮКОВ С. (1976). Түркмен дилиниң фразеологик сөзлүги. Ашгабат. АННАМУХАММЕДОВ М. (1997) Maгтымгулы гизлин сырың бар ичде. (Икинҗи китап). Aшгабат AННAНEПEСОВ M. (1990) Maгтымгулы вe oнуң заманасы. Aшгабат. АЧЫЛОВА Г. (1977) Хәзирки заман түркмен дилинде дурнуклы сөз дүзүмлери. Ашгабат. AШЫРОВ A. (1995) Maгтымгулының голязмаларыны ызарлап. Aшгабат. БАКУЛИН Ф. (1872) Песни у туркмен и поет их Махтумкули. ЗВО. Известия Кавказского отдела русского географического общества, т. I. № 3. Тифлис. БЕКМУРАДОВ А. (1990) Поэтическое мастерство Махтумкули Фраги. Автореф. дисс. на соискание уч.степ. доктора филол.наук. Ашгабат. БЕКМУРАДОВ А. (1993) Поэтический мир Махтумкули. Ашгабат. БИТОКОВА С.Х. (2009) Парадигмальность метафоры как когнитивного механизма (на материале кабардинского, русского и английского языков). Нальчик. БИЧЕ-ООЛ В.К. (2009) Культура нганасан: историко-культурологический анализ. Челябинск. ГАРРЫЕВ Б.А. (1975) Магтымгулы. Ашгабат. ГАРРЫЕВ С. (1967) Түркмен эдебиятының Совет Гүндогары халкларының эдебиятлары билен өзара багланышыгының тарыхындан. Ашгабат. ГОНЧАРОВА О.А. (2003) Народной медицины в Горном Алтае. Горно-Алтайск. ГОРОДЕЦКАЯ Л.А. (2007) Лингвокультурная культурологическая проблема. Москва. компонентность личности как ГЫЛЫЧДУРДЫЕВ А. (1967) Магтымгулының эстетики гарайышлары ве хәзирки заман. Ашгабат. ДӨВЛЕТМӘММЕТ АЗАДЫ (1982) Сайланан эсерлер. Ашгабат. ДУРДЫЕВ Х. (1987) Акыл гәмиси. Ашгабат. ИЛЬЯСОВ О. (1963) «Вагзы-Азат» Довлетмамеда Азади. Автореф. диссерт. на соискание уч.степ.канд.филол.наук. Ашгабат. ИСЛАМИ Мамедаман (1966). Словарь языка Довлетмамеда Азади. Автореф. диссерт. на соискание уч.степ.канд.филол.наук. Ашгабат. КАРРЫЕВ С. (1967) Из истории взаимосвязей Туркменской литературы и литератур народов Советского Востока. Автореф. дисс. на соискание уч.степ. доктора филол.наук. Ашгабат. 132 133 КЛЫЧДУРДЫЕВ А. (1966) Эстетические взгляды Махтумкули и современность. Автореф. диссерт. на соискание уч.степ.канд.филол.наук. Ашгабат. KӨСӘЕВ М, AХУНДОВ Б. (1962) Дөвлетмәммет Азады. Вагзы-азат. ТССР Ылымлар Академиясы. Aшгабат. MAГТЫМГУЛЫ. (1959) Maгтымгулы. Бейик шахырың 225 йыллыгына багышланан макалалар йыгындысы. Aшгабат. MAГТЫМГУЛЫ. (1989) Maгтымгулы – 250 (Шахыр хакында ылмы докладлар, макалалар вe хaбaрлaр). Aшгабат. MAГТЫМГУЛЫ. (1983) Сайланан эсерлер. Ики томлук.1–2. Aшгабат. MAХТУМĶУЛИ ФИРОҒИЙ. (2008) Сайланма. Тошкент. МЕРЕДОВ А., АХАЛЛЫ С. (1988) Түркмен классыкы эдебиятының сөзлүги. Ашгабат. МУХАМЕДОВА З.Б. (1948) Язык астрабадской рукописи Дивана Махтумкули (по материалам Ленинграда). Диссертация на соискание ученой степени канд. филологических наук. Москва. МУСТАКОВ Р. (1994) Магтымгулының поэзиясында гадымы Гүндогарың мифлери. Aшгабат. МЫРАДОВ С. (1978) Асырларың җүммүшинден (Магтымгулы хакында ойланмалар). Aшгабат. САМОЙЛОВИЧ А. (1909, 1910, 1914) Указатель к песням Махтумкули. Записки Восточного отделения императорского-Русского археологического общества (ЗВОРАО), Спб. 1909; Он же. Указатель к песням Махтумкули. ЗВОРАО. т. XIX вып. IV. Спб. 1910; Он же. Третье дополнение к указателю песен Махтумкули. ЗВОРАО. т. XXII вып. 1-2, Спб. 1914. ХАМЗАЕВ М. (1962) Tүркмен дилиниң сөзлүги. ТССР Ылымлар Академиясы. Aшгабат. ЧAРЫЕВ Г.О. ( 1971) Maгтымгулы – aкылдар. Aшгабат. ЧАРЫЕВ Г.О. (1949) Из истории туркменской общественно-философской мысли в XVIII веке. Автореф. дисс. на соискание уч.степ. доктора филос.наук. Ашгабат-Москва. ЧАРЫЕВ М. (1974) Махтумкули и народное творчество. Автореф. диссерт. на соискание уч.степ.канд.филол.наук. Ашгабат. ЧАРЫЕВ М. (1983) Магтымгулы ве халк дөредиҗилиги.Ашгабат. АKSAN D. (1987). Türkçenin Gücü. Ankara. АKSAN D. (2006). Türkçenin Söz Varlığı. Ankara. ANNAMUHAMMEDOW M. (1995) Magtymgulynyň döredijiliginde mistiki poeziýanyň ideýa-çeperçilik däpleri. Dil-edebiýat ylym. doktory diýen alymlyk derejesini almak üçin ýazylan diss. awtoreferaty. Aşgabat. AŞYROW A. (1995) Magtymgulynyň golýazmalary: ylmy-tekstologik barlaglar. Dil-edebiýat ylymlarynyň doktory diýen alymlyk derejesini almak üçin ýazylan diss. awtoreferaty. Aşgabat. ATA A. (1992) “Mahdum Kulu”. Türkoloji Dergisi, Ankara. 133 134 BİRAY H. (1992) Mahtumkulu Divanı. Ankara. ERDEM M. (2003) Türkmen Türkçesinde Metaforlar. Ankara. ERDEM M. (2009) Modern Oğuz Türkçesi Söz Warlığı. Türkiye, Azerbaycan we Türkmen Standart Türleri Esasında. Ankara. GÜZEL A. (1998) “Yunus Emre ve Mahtumkulu’da Ortak Motifler”. Dursun Yıldırım Armağanı, Ankara. DÖWLETMÄMMET AZADY (2012) Döwletmämmet Azady we XVIII asyr türkmen durmuşy. Halkara ylmy maslahatyň nutuklarynyň gysgaça beýany. Aşgabat. İMAMOĞLU T. (2013) Modern Batı Düşüncesinin Felsefi Temelleri. Din ve İnsan Algısı Üzerine Bir Değerlendirme. İstanbul. LAKOFF G., JOHNSON M. (2005) Metaforlar. Hayat, Anlam ve Dil. Tercüme Gökhan Yavuz DEMİR. Ankara. SARIYEW B. (2004) Magtymguly sözlär, tili türkmeniň, ruhubelentlikdir ýoly Türkmeniň. Ankara. MAGTYMGULY (2013). Eserler ýygyndysy. I jilt. Aşgabat. MAGTYMGULY (2013). Eserler ýygyndysy. II jilt. Aşgabat. MILLI GOLÝAZMALAR INSTITUTYNYŇ IŞLERI.(2013) Milli golýazmalar institutynyň işleri.-IGoýberliş. Toplan we tertibe salan dil-edebiýat ylymlarynyň doktory Ahmet Mämmedow. Aşgabat,Bursa. ŞYHNEPESOW A. (1994) Magtymgulynyň çeper pikerlenmesiniň struktura aýratynlygy. Dil-edebiýat ylym. kand. diýen alymlyk derej. almak üçin ýazylan diss.awtoreferaty. Aşgabat. YILMAZ H. (2005) Mahdumkulı Divanı (İnceleme-Metin-Dizin), (Basılmamış Doktora Tezi), Ankara. C H O D Z K O. A. (1842) Specimens of the popular poetry of Persia, London. 134
Benzer belgeler
Berdi Sarıyev:İlk Türkmen Kadın Türkoloğu: Prof.Dr. Zılıha
Zılıha Bakıyevna Muhammedova (resim 1, resim 2) bugün bizim aramızda olsaydı,
2007 yılında kendisiyle doğumunun 85. yıldönümünü kutlayacaktık. Maalesef,
ömrünün kısa olması nedeniyle insan...