Fekal Transplantasyon
Transkript
Fekal Transplantasyon
Fekal Transplantasyon Prof. Dr. A. Kadir Halkman Ankara Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü 01. Giriş Mikrobiyoloji, multidisipliner bir konudur. Gıda mikrobiyolojisi, klinik mikrobiyoloji, veteriner mikrobiyoloji, çevre mikrobiyolojisi vb. mikrobiyoloji bilim dalları bazen aynı yöntemleri kullanır bazen materyalden kaynaklanan farklı uygulamalara rastlanır. Bu makalede, klinik mikrobiyoloji ve klinik uygulamalara girilmemekte, konu sadece genel bilimsel yaklaşım ile incelenmektedir. 02. Antibiyotikler Her ne kadar ilk antibiyotik olan penisilinin 1928 yılında Alexander Fleming tarafından tesadüfen keşfi ile başladığı kabul edilse de 19. yüzyılın ortalarında Louis Pasteur’ün "bazı mikroorganizmaların diğerlerini öldürdüğü" şeklinde gözlemleri vardı. Bugün dünyada 5000 kadar antibiyotik olduğu bilinmektedir ancak bunlardan, üzerinde yoğun çalışılanların sayısı yaklaşık 1000 olup, bunların da 100 kadarı aktif olarak klinik kullanımdadır. Gereksiz ve/ veya yanlış antibiyotik kullanımına bağlı olarak son 60 yıl içinde bakterilerin antibiyotiklere direnç kazandığı ve bağırsak mikroflorasında değişikliğe yol açtığı bilinmektedir. Bir anlamda antibiyotiklerin altın çağı sona ermiştir. 03. Bağırsak mikroflorası / mikrobiyota İnsan vücudunun farklı yerlerinde insan hücre sayısının 10 misli olmak üzere toplam 1014 (yüz trilyon) mikroorganizma bulunur. Bunların %70 kadarı ise (70 trilyon) bağırsakta yaşar. Bugüne kadar insan bağırsaklarında yaşayan 400 kadar farklı tür belirlenmişse de 35 binden fazla bakteri türü olduğu tahmin edilmektedir. Bir diğer deyiş ile bugün sahip olunan bilimsel yöntemler, ancak 400 kadar farklı tür olduğunu belirleyebilmiştir. Bağırsak bakterileri insanlar için yararlı olan çeşitli işlevleri vardır. Bunlar arasında sindirilemeyen gıdaların parçalanıp emilmelerine yardımcı olmak, hücre gelişmesini teşvik etmek, zararlı bakterilerin çoğalmasını baskılamak, bağışıklık sisteminin yalnızca patojenlere cevap vermesini sağlamak ve bazı hastalıklara karşı korumak sayılabilir. İnsan, doğduktan 1-2 yıl sonra bağırsak florası belirginleşir. Yaşlanmaya bağlı olarak florada değişiklik görülür. Beslenme tarzı ve antibiyotik kullanımı ile de bağırsak mikroflorasında değişiklikler olur. 04. Bağışıklık Bağışıklık, bağırsak mikroflorası ile doğrudan ilgilidir. Bu anlamda, mikrofloradaki bakterilerin türü, flora içindeki oranı ve patojenlere karşı koyma gücü önemlidir. 1 Doğal yollarla insanların bağışıklık sistemlerinin geliştirilmesi ve bu şekilde enfeksiyonların önüne geçilmesi, antibiyotiklerden önce başlamıştır ve antibiyotiklerin altın çağında bile gündemde olmuştur. Beslenme bilimindeki gelişmeler ve doğal beslenme tarzının bu konudaki katkısı açıktır. Rus asıllı bilim adamı Ilya Ilyich Mechnikov, Bulgar'ların neden sağlıklı ve uzun yaşadıklarını araştırmış ve bunu yoğurt tüketimi ile ilişkilendirmiş, sonuçta immun sistem üzerindeki çalışmaları karşılığı 1908 yılında Nobel tıp ödülünü almıştır. Mechnikov, yoğurttaki iki bakteriden immun sistem üzerindeki asıl önemli olanın çubuk şeklinde olan olduğunu bulmuş ve bu bakteriye Lactobacillus bulgaricus ismini vermiştir yani; sütte (lacto) bulunan çubuk bakteri (bacillus) ve Bulgarlar (bulgaricus). Oysa yoğurdun orijinal olarak Kafkasya kökenli olduğu tüm bilim dünyasında kabul edilmektedir. Ama ilk kez bir Rus bilim adamı bunu Bulgarlar ile ilişkilendirilmiştir. Bilim felsefesi açısından saygı ile karşılanmaktadır 1. 05. Probiyotik ve Prebiyotikler Probiyotikler, bağırsak hijyenini ve sindirimi iyileştirerek, konakçıda yararlı etkisi olan ve gıda katkısı gibi kullanılan canlı mikroorganizmalardır. Bazı laktik asit bakterileri ve mayalar probiyotik özellik gösterirler. Probiyotikler vücuttaki (bağırsaktaki) patojen bakterileri baskılarlar, bağışıklık sistemini geliştirirler. Bunlar başta yoğurt olmak üzere çeşitli gıdalar ile alınabileceği gibi toz hale getirilmiş preparatlar ile kapsül olarak da alınabilirler. Kapsül olarak alınmasındaki en önemli yarar, kapsülün bağırsakta çözülmesini sağlayarak tüm mikroorganizmaların midenin asit etkisinden kurtularak bağırsağa erişmesini sağlamaktır. Gıdalar ile alınmasında en büyük sorun budur. Midenin yüksek asitliğinden kaçabilenler bağırsağa erişebilirler. Bu nedenle probiyotik floranın bağırsakta yeteri kadar sayıda kolonize olabilmesi için uzun süren kürlere gerek vardır. Bir mikroorganizmanın probiyotik olarak nitelendirilmesi için yararlı etkilerine ilaveten bağırsakta tutunabilme özelliği olması gerekir. Klasik yoğurt ve kefir mikroorganizmalarında bu özellik olmadığı için probiyotik sayılmazlar. Ancak probiyotik olmamaları bu gıdaların beslenme ve sağlık açısından önemsiz olduğunu göstermez. Prebiyotikler ise probiyotiklerin gelişmesi için yararlı besin maddeleridir. İnce bağırsakta sindirilmeden kalın bağırsağa geçerler. Doğal prebiyotikler arasında baklagiller, yerelması, enginar, pırasa sayılabilir. 06. Fekal Transplantasyon Fekal Mikrobiyota Transplantasyonu, Fekal Bakteriyoterapi olarak da bilinir. Basitçe, özellikle uzun süren antibiyotik tedavisinde bozulan bağırsak mikroflorasının, sağlıklı bireyin dışkısından elde edilen mikroflora ile düzeltilmesidir. Tekrarlanan Clostridium difficile enfeksiyonuna maruz kalan kişilerde bu uygulamanın %90 başarı sağladığı bildirilmektedir. Amaç bağışıklığın artırılmasıdır. Obezite ve diğer hastalıklarda da kullanıldığı bildirilmektedir. Güncel uygulamada sağlıklı bireyin dışkısı laboratuvar ortamında steril tuzlu su ile homojenize edilir, süzülür ve bu şekilde içinde sadece sağlıklı kişinin bağırsak florası olan renksiz ve kokusuz bir sıvı elde edilir. Bu sıvı lavman, enteral (burundan) beslenme ya da endoskopik yöntemle hastanın bağırsağına aktarılır. Bir diğer yöntem, probiyotiklerde olduğu gibi toz haline getirilerek bağırsakta çözünen kapsüle konulan içeriğin, doğrudan ağız yolu ile verilmesidir ve ileride bu uygulamanın çok daha yaygınlaşacağı tahmin edilmektedir. 1 Felsefe, tek kelime ile tarif edilirse "sorgulamaktır". Mechnikov'dan önce hangi milletten olursa olsun hiçbir bilim insanı bunu sorgulamamıştır. 2 Liyofilize formdaki (dondurularak kurutulmuş) fekal mikrobiyotanın ağızdan verilmesinin en büyük avantajı vücuda sadece bakterilerin aktarılmasıdır. Oysa diğer uygulamalarda çok miktarda sıvı vücuda verilmekte ve hastanın bu suyu vücuttan atma (dışkılama) gereksinimi olmaktadır. Tersine olarak liyofilizasyon sırasında sadece ne olduğu bilinen bakterilerin canlılığı izlenebilmektedir. Liyofilizasyon işlemi sırasında henüz izole bile edilememiş ve 35 bin olduğu tahmin edilen türlerin ne denli tahrip olduğu ve fekal mikrobiyota kombinasyonunda nasıl bir değişiklik olduğu bilinmemektedir. Devamında liyofilizasyon işlemi sırasında bakteri canlı kalsa bile aktivitesinde zayıflama olabilmektedir. Bununla birlikte liyofilizasyon işlemi bugün bilinen en iyi mikroorganizma koruma yöntemlerinden birisidir. Fekal transplantasyon konusu aslında çok da yeni değildir. 4. YY'da Çin'de gıda zehirlenmesine maruz kalmış ya da akut diyare geçiren kişilere "sarı çorba" adıyla sindirim yolu ile (ağızdan) uygulamalardan bahsedilmektedir. Benzer şekilde 17. YY'da veteriner mikrobiyoloji uygulamalarında da fekal transplantasyon ilgili kayıtlar vardır. Arabistan ve Suriye çöllerinde yarı göçebe olarak yaşayan Bedouin kabileleri basilli dizanteri tedavisi için taze ve sıcak deve dışkısı tüketmektedirler ve 2. Dünya Savaşı sırasında Afrika'daki Alman askerleri tarafından bu uygulamanın yararı onaylanmıştır. Deve dışkısının etkisinin muhtemelen Bacillus subtilis tarafından üretilen subtilisin adlı antimikrobiyelden kaynaklandığı tahmin edilmektedir. Fekal transplantasyonun insanlardaki ilk bilimsel uygulamanın 1958 yılında yapıldığı bildirilmektedir. ABD'deki Denver Hastanesinde Dr. Eiseman ve ark. Clostridium difficile sorunu olan 4 hastaya bu yöntemi uygulamışlar başarılı sonuç almışlardır. Bu çalışmanın sonuçları yayımlandıktan sonra konuya ilgi giderek artmıştır. Bugün, konu üzerinde çalışan uzmanlaşmış kliniklerde olduğu gibi genel sağlık hizmeti veren hastanelerde de fekal transplantasyon uygulanmaktadır. Fekal transplantasyonda üzerinde en çok tartışılan 3 konu donör, fekal mikrobiyotanın hazırlanma ve uygulama yöntemi ve hastanın bu uygulamayı kabuldeki psikolojik sorunlardır. Donör FDA tarafından da onaylanmış fekal transplantasyon güncel uygulamada donör konusunda dikkat çekilmektedir. Donörün arkadaş (tercihen eş) ya da hastanın birinci derece yakın akrabaları olması benimsenmektedir. Donörün sağlıklı olması yanında son 3 (kimi kaynaklara göre 6 ay) ay içinde antibiyotik kullanmamış olması, dövme ve/ veya pearcing yaptırmamış olması, hapishaneye girmemiş olması, yüksek riskli kişilerle cinsel ilişkiye girmemiş olması, kronik diyaresi olmaması, kronik yorgunluğa sahip olmaması, kan nakli yaptırmamış olması, ailesinde kanser olmaması vb. gibi kurallar da vardır. Buna karşı donörün hasta ile aynı çevreyi paylaşmasının (arkadaş, eş) ve aynı genetik yapıyı (1. derece akrabalar) taşımasının risklerinden de bahsedilmektedir. Çeşitli ülkelerde bu amaçla donör veri tabanları ve dışkı bankaları kurulmaya başlanmıştır. İyi bir donör tanımının henüz tam olarak yapılamamış olması bu konudaki tartışmaları sürdürmektedir. Sağlıklı, düzenli bir sindirim sistemine sahip, antibiyotik kullanmamış kişilerin fekal mikrobiyotasının her hastaya iyi gelmeyeceği ve dolayısı ile olabildiğince farklı donörlerin fekal mikrobiyotasının karıştırılarak bir anlamda geniş spektrumlu bir fekal mikrobiyota oluşturulması bugün daha fazla benimsenmektedir. Bu konu üzerinde rastgele seçilmiş donörler ve hastalara uygulanmasındaki çalışmalar yoğun bir şekilde sürdürülmektedir. Tersine olarak hastanın donör seçme konusundaki tercihleri de dikkate alınmaktadır. 3 Fekal mikrobiyotanın hazırlanma ve uygulama yöntemi Asıl sorun olarak gösterilen konu dışkının steril tuzlu içinde homojenize edilme yöntemidir. Bu amaçla laboratuvar tipi elektrikli karıştırıcı (blender) kullanılmakta ancak bu işlem sırasında oluşan anaforun, çok büyük çoğunluğu anaerop bakterilere ne denli zarar verdiği endişe konusudur. Oysa gıda mikrobiyolojisi laboratuvarında kullanılan stomacher böyle bir soruna neden olmamaktadır. Bir diğer sorunlu konu dışkı hacminin 9-10 misli steril tuzlu su (serum fizyolojik) ile homojenize edilmesidir. Dolayısı ile elde edilen homojenizatın hacmi filtrasyon sonrasında bile yüksek olmakta ve hastaya nakilde sorun çıkartmaktadır. Oysa gıda mikrobiyolojisi laboratuvarında da gıda numunesinin 9 misli hacimde homojenizasyon çözeltisi kullanılması pek çok standartta gösterilmesine rağmen özel uygulamalarda gıda numunesi hacminin x 4 olarak kullanılması ve hatta numunenin fiziksel yapısı uygunsa eş hacimde homojenizasyon çözeltisi kullanılmaktadır. Güncel uygulamada donörün dışkısı fekal transplantasyon için 8 saat içinde hazırlanıp hastaya verilmektedir. Bu süre içinde donörün bağırsak enfeksiyonlarına neden olan bakteri ve virüsleri içerip içermediğinin belirlenmesi çok gelişmiş ve dolayısı ile yüksek fiyatlı teknikler ile yapılabilir. Donör, transplantasyon aşamasında ishal olmayabilir ancak pekâlâ taşıyıcı (portör) olabilir ve bağışıklık sistemi zayıflamış hastada ilave enfeksiyona yol açabilir. Bu açıdan yaklaşıldığında dışkı bankasından yararlanılması daha akılcıdır çünkü bu bankadaki tüm dışkıların, bu gibi olumsuzluklara karşı test edilmesi için yeterli süre vardır. Dışkı bankalarında korunan dışkılar dondurulmuş şekilde saklanmaktadır. Liyofilize fekal mikrobiyotada olduğu gibi dondurma işleminin mevcut bakteriler üzerinde ne denli olumsuz etki yaptığı bugün için tam olarak bilinmemektedir. Hastanın bu uygulamayı kabuldeki psikolojik sorunlar Kimi hastalar yakınlarından sağlanan fekal mikrobiyotayı, kimi hastalar ise tanımadıkları bir donörden sağlanan fekal mikrobiyotayı tercih ederken, bu uygulamanın çok genel olarak "estetik olmayan" ve "antipatik" olarak kabul edildiği bildirilmektedir. 07. Probiyotik Bakteri/ Fekal Transplantasyon Uygulama Kıyaslaması Probiyotik bakterilerde daha önceki kural bu bakterilerin kaynağı idi ve sonuçta tek kaynak olarak henüz süt emmekte olan bebeklerin dışkıları kalıyor idi. Bebeklerin dışkılarından izole edilen bakterilerden probiyotik karakterde olanlar laboratuvar ortamında geliştirilip yoğurt gibi çeşitli süt ürünleri üretiminde kullanılmakta ya da doğrudan liyofilize edilip kapsül halinde tüketiciye sunuluyordu. Son zamanlarda probiyotik bakteri kaynağı olarak insan kaynaklı olma kuralı kaldırılmıştır ve çiğ süt başta olmak üzere her türlü hammaddeden probiyotik bakteri izolasyon imkânı getirilmiştir. Bu konuda muhtemelen bebek dahi olsa ana kaynağın dışkı olması etkili olmuştur. Probiyotik bakteriler üzerinde, bunların başta süt ürünleri üretiminde kullanılarak çok ciddi ticari kazançlar elde edilebilmesi nedeniyle oldukça yoğun Ar-Ge çalışmaları yapılmaktadır. Oysa fekal mikrobiyotanın süt ürünleri vb. üzerinden böylesi bir pazarlanma şansı yoktur. Dolayısı ile dışkıdaki bakterilerin izolasyonu, tanımlanması, hangilerinin patojenlere karşı daha etkili olduğunun araştırılması yerine bugün için en mantıklı çözüm, fekal mikrobiyotanın olduğu gibi hastaya aktarılması özellikle ekonomik açıdan çok daha mantıklı görülmektedir. 4 08. Sonuç -Fekal transplantasyon yepyeni bir uygulama değildir, -Kimi kaynaklar %90 başarıyı abartılmış olarak kabul etmektedir, -Konu üzerinde yoğun akademik çalışılmalar sürmektedir ancak probiyotiklerde olduğu gibi sanayinin önemli finansal desteği yoktur, -Ancak konu obezite ve kilo kaybı konusunda kanıtlanır ise hatta bu konuda birkaç bilimsel makale yayımlanır ve medya üzerinden servis edilirse konunun, ekonomik kazanç açısından farklı derlendirileceği beklenebilir. -Bugün için sadece yararlı bir uygulama olma potansiyeli vardır, -Hastaların bu uygulamayı kabulünde, kullanılan materyal açısından itirazlarının giderilmesi kısa dönemde beklenmemektedir. Kaynaklar Burke KE, Lamont JT. 2013. Fecal Transplantation for Recurrent Clostridium difficile Infection in Older Adults: A Review. J American Geriatrics Society. 61, 1394-1398 Çelebi G, Uygun A. 2013. İntestinal Mikrobiyota ve Fekal Transplantasyon. Güncel Gastroenteroloji. 17, 148-157 Demirci H, Uygun A. 2014. Fekal Transplantasyon Nasıl ve Kime Uygulanmalı? Güncel Gastroenteroloji. 18, 444-447. Fuller R.1989. A Review: Probiotics in man and animals. J Appl Bact 66, 365-378 İstanbullu Z. 2016. Fekal transplantasyon. Ankara Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Biyoloji AbD Dönem Projesi Korkut E, Özden A. 2012. Fekal Transplantasyon. Güncel Gastroenteroloji. 16, 143-146 Korkut E, Özden A. 2014. Fekal Transplantasyonda Yeni bir Yöntem; Oral Kapsül Tedavisi. Güncel Gastroenteroloji. 18, 448-449 Weil AA, Lohmann EL. 2015. Fecal Microbiota Transplant: Benefits and Risks. Open Forum Infectious Diseases doi 10.1093/ofid/ofv005 Yalçın SS, Merve Çiçek Kanatlı MÇ. 2015. İntestinal mikrobiyota transplantasyonu; neden, kime, nasıl? Pam Tıp Derg 8,148-154 5
Benzer belgeler
Probiyotikler ve Kullanım Alanları Probiotics and Their Use
S-tabaka proteinlerinin genetik doğası üzerine
yapılan çalışmalarda iki gen tanımlanmıştır (Boot v.d.,
1996a, 1996b; Granato v.d., 1999). Bunlardan slpA’nın