PDF indir. - Tekfen Holding
Transkript
PDF indir. - Tekfen Holding
TEKFEN GRUP ŞİRKETLERİ BÜLTENİ u Nisan-Haziran 2011 u Sayı 14 uuu u u Tekfen’den haberler u u İçimizden biri u u Tekfen Mühendislik u u Eve Dönüş’ün öyküsü u u Sosyal sorumluluk projeleri u u İnsan kaynakları u u Anılarda kalanlar “Gelecek, onu inşa edenlerindir.” 4 10 12 18 22 23 24 Türkiye’nin Eşsiz Çiçekleri belgeseli Bahara merhaba TEKFEN İÇİNDEKİLER EDİTÖRDEN 14 Nisan Haziran 2011 no 3 EDİTÖRDEN 4 HABERLER n Fas’taki yeni müşterimiz: OCP n Tekfen İnşaat bir kez daha Fas’ta n Toros Tarım’dan kadın çiftçilere destek n Bir veda, bir merhaba… n Tekfen İnşaat ilk 3’te n Tekfen Filarmoni ile Rebâbnâme n İş-316 çalışanlarından sevgilerle… n Yeşil ve konforlu n Antalya’ya yıldız yağdı n Eurobank Tekfen’den “Faal Hesap” 10 İÇİMİZDEN BİRİ n Araba Sevdası 12 MERCEK ONLARIN İŞİ ÇITAYI YÜKSELTMEK 2008 yılından beri EPC projelere ağırlık vermeye başlayan Taahhüt Grubu’nun mühendislik ayağında yaşanan gelişmeleri Tekfen Mühendislik Genel Müdürü Alparslan Güre’yle konuştuk. Tekfen Mühendislik’in bugünlere nasıl geldiğini ve geleceğe ilişkin planlarını dinlerken dinamizmin deneyimle buluştuğu bir şirketin kısa tarihine uzandık. 18 DOSYA n Tekfen Mühendislik: “Hedef dünya liginde oynamak” n ‘Eve Dönüş’ün öyküsü 22 SOSYAL SORUMLULUK PROJELERİ n Türkiye’nin Eşsiz Çiçekleri n Atatürk’ün ilk biyografisi raflarda n AKUT 15 yaşında 23 İNSAN KAYNAKLARI AR n Tekfen ailesi büyüyor Ma n Terfi edenler 24 ANILARDA KALANLAR Tekfen Grup Şirketleri Bülteni / Nisan-Haziran 2011 / Sayı 14 ARABA SEVDASI Bu sayımızda “İçimizden Biri” bölümümüze konuk ettiğimiz mesai arkadaşımız Tekfen İnşaat Elektrik İşleri Müdürü Murat Gürgenci, gerçek bir eski araba tutkunu. Gürgenci’nin doğup büyüdüğü Eskişehir’de başlayan araba sevdası, yıllar içinde salt bir hobi olmanın çok ötesine geçerek bir hayat tarzına dönüşmüş. Gürgenci, eski otomobillere olan merakının boyutlarını, “Gecenin bir yarısında sırf bir arabayı görmek için başka bir şehre gidip döndüğüm çok olmuştur” şeklinde açıklıyor. 2 u Tekfen Holding A.Ş. adına sahibi: Ahmet İpekçi u Genel yayın yönetmeni (sorumlu): Dorottya Maria Kiss Kalafat (Tekfen Holding) u Yayın koordinatörü: Esra Tüzgiray (Tekfen Holding) u Organizasyon: Nilüfer Özönder (Tekfen Holding) u Katkıda bulunanlar: Sevinç Sevinç, Özde Duman (Toros Tarım) / Didem Ak, Özge Uygan (Eurobank Tekfen) u Yönetim yeri: Tekfen Holding A.Ş. Merhaba, 2011 yılına buruk başladık. Uzun yıllar Tekfen ailesinin birer ferdi olarak emek veren çok değerli iki mesai arkadaşımızı, dostumuzu, uzun ve zorlu hastalıklarının ardından yitirdik. Önce güzel kadın Mehtap Akkayan, sonra lugatında ‘hayır’ kelimesi bulunmayan sevgili Haldun Özdemir aramızdan ayrıldı. Toprağınız bol, mekânınız cennet olsun. Sizleri özleyeceğiz! Hayat güzellikleriyle, zorluklarıyla devam ediyor. Öyle ki bahar sayımızda, haberlerimizi zor sığdırabildik. Bunlardan kuşkusuz en heyecanla okuyacağınız, Hollywood filmlerini aratmayacak olan Libya tahliyesini anlatan haberimizdir. Yazıya katkıları için profesyonel foto muhabirlerine taş çıkartan Sercan Erdurmaz’a ve hikâyelerini, veciz sözlerini T Bülten’de görmeye alıştığınız Yusuf Bağdat’a buradan tekrar teşekkür ediyorum. Bizler de İstanbul’dan tahliye operasyonunu dakikası dakikasına heyecan içinde takip ettik, haberler geldikçe web sitemizden paylaşmaya gayret ettik. Her ayın sonunda aldığımız web sitesinin izlenme raporunun mart sonu grafiklerinden de açıkça anlaşılıyor ki, tahliye operasyonu duyurularını binlerce kişi gün be gün takip etmiş. Çalışanlarımızın tek bir saç teline bile zarar gelmeden Türkiye’ye dönmesi mucizevi bir olay, büyük bir şans. Bu operasyonda emeği geçen herkese kendi adıma teşekkür ediyor, Tekfen ailesine büyük geçmiş olsun diyorum. Taylandlı işçilerimizin teşekkür mektubunu da burada yorumsuz bir şekilde yayımlamadan edemiyorum! Bülten baskıya girmeden Katar’dan mesaj geldi. “Abla dur, haberimiz var!” Sorduk nedir? Daha ne olsun dediler, 5-1 kazandık. Helal olsun size! Gerisi mi? Onu da siz okuyun artık... Sevgilerimle, Dori Kiss Kalafat [email protected] Starsky & Hutch izler miydiniz? “İçimizden biri” yazı dizisinin ikinci konuğu, kendisiyle özdeşleşmiş taba rengi, dar deri ceketiyle bu diziden fırlamışçasına arabasına yaslanarak poz veren Murat Gürgenci’nin ta kendisi. Şahane bir sohbet ve güneşli bir cumartesi günü yapılan foto çekiminin ardından ortaya çıkan röportajı zevkle okuyacağınızdan eminim. Murat Gürgenci’ye de buradan, ‘turlama’ sözünü hatırlatıyorum... Kültür Mahallesi, Tekfen Sitesi, Aydınlık Sokak, A Blok, No. 7 Ulus Beşiktaş - İstanbul / Tel: (212) 359 33 00 u Yayına hazırlayan: Kurumsal Yayınlar Araştırma, Danışmanlık, Tanıtım ve Organizasyon Hizmetleri Ltd. Şti. Ortaklar Caddesi Sonu, Nasuh Bay Apt., B Blok, D. 2 Mecidiyeköy Şişli - İstanbul / Tel: (212) 211 23 79 u Basım: Ofset Yapımevi Şair Sokak, No. 4 Çağlayan Mahallesi, Kâğıthane - İstanbul / Tel: (212) 295 86 01 Üç ayda bir yayımlanır. Tekfen Holding’in ücretsiz iletişim bültenidir. Yazı ve görsellerin her türlü telif hakları Tekfen Holding’e aittir. 3 TEKFEN HABERLER HABERLER “Play it again, Sam!” Fas’taki yeni müşterimiz Tekfen İnşaat bir kez daha Fas’ta Office Chérifien des Phosphates (OCP) Logodaki dişler OCP Group logosunun merkezinde, lamna obliqua cinsi bir köpek balığının Fas fosfat rezervlerinde bolca fosiline rastlanan dişleri yer alıyor. Ülke bayrağındaki yıldız biçiminde yerleştirilen dişler aynı zamanda ürünlerin ihraç edildiği beş kıtayı temsil ediyor. Yıldızı çevreleyen buğday başakları ise bereketi ve gelişmeyi simgeliyor. ŞİRKET MERKEZİ Office Chérifien des Phosphates (OCP) şirketinin Casablanca’daki yönetim merkezi (sağda). Yılda 6,9 milyar dolar cirosuyla Fas’ın en büyük kuruluşu olan OCP, dünya fosfat kayası pazarının %40’ını elinde bulunduruyor. F Tekfen İnşaat toplam 620 milyon dolar değerinde iki yeni projeyle Fas’taki varlığını güçlendiriyor. Yeni müşterimiz dünya fosfat pazarının lideri ve Fas’ın en büyük kuruluşu olan Office Chérifien des Phosphates (OCP). D ünya fosfat kayası ve ürünleri pazarının lideri olan OCP Group, fosfat madenciliği, işlemesi ve pazarlaması alanlarında faaliyet gösteriyor. 6,9 milyar dolar cirosuyla Fas Krallığı’nın en büyük kuruluşu olan OCP, 18.000 çalışanıyla ürünlerini beş kıtaya ulaştırıyor. Bugün Fas’ın ihraç kalemlerinin ¼’ünü fosfat ve ürünleri oluşturuyor. Her yıl Fas’ta 25 milyon tonun üzerinde fosfat cevheri çıkarılıyor. Fosfat ihracatından elde edilen ge- lirler ülkenin GSYH’sinin %3,5’ini oluşturuyor. Dünya fosfat rezervinin ¾’üne sahip olan Fas’ta 1920 yılında bir devlet teşekkülü olarak kurulan Office Chérifien des Phosphates (Kraliyet Fosfat İdaresi), 1975 yılında OCP Group adıyla yeniden yapılandırıldı. OCP Group bugün dünya fosfat kayası pazarının %40’ını, fosforik asit pazarının %38,4’ünü, fosfat gübresi pazarının ise %8,4’ünü elinde bulunduruyor. Grup, yıllık 27,16 milyon tonluk fosfat kayası üretiminin 24,45 milyon tonunu piyasaya sürüyor. Çoğunlukla gübre üreticileri tarafından kullanılan fosfat, Huribga, Benguerir, Yusufiye ve Bukrâ/El-Ayun’da bulunan madenlerden çıkarılıyor. Çeşitli zenginleştirme işlemlerinden geçirilen cevher, olduğu gibi yurtdışına ihraç ediliyor ya da fosforik asit, saflaştırılmış fosforik asit ve kimyasal gübre olarak işlenmek üzere Jorf Lasfar veya Safi’de bulunan Grup iştiraklerine gönderiliyor. Tekfen 4 İnşaat’ın üstlendiği Fosfat Çamuru Taşıma Projesi tamamlandığında, Huribga tesislerinden çıkarılan fosfat çamuru 240 km uzunluğundaki bir boru hattıyla Jorf Lasfar Terminali’ne taşınacak. Tekfen İnşaat’ın aldığı bir diğer ihale de, OCP Group iştiraklerinden fosforik asit ve gübre üretimi yapan Maroc Phosphore S.A. için Jorf Lasfar’da 850 bin ton kapasiteli 2 adet DAP (Diamonyum Fosfat) kimyevi gübre tesisi ve destek ünitelerinin inşasını içeriyor. Araştırma geliştirme faaliyetlerine de önem veren şirketin, fosfat ve ürünlerinin geliştirilmesi açısından önemli başarıları bulunuyor. 1987 yılına kadar yalnızca bir çeşit fosforik asit pazara sunulurken, bugün özellikle TSP (Trisodyum Fosfat) ve DAP gübre pazarındaki ihtiyaca ve değişimlere paralel olarak çok sayıda ürünün üretimi gerçekleştiriliyor. OCP Group tarafından üretilen fosforik asit ürünlerinin ihracatı 2,2 milyon tona ulaşıyor. FOSFAT KATARI Bugün Fas’ın iç kesimlerindeki ocaklardan çıkartılan fosfat madeni, işlenmek ve ihraç edilmek üzere ülkenin limanlarına trenlerle taşınıyor. Fosfat çamurunu taşıyacak boru hattının tamamlanmasıyla hem yurtdışına ihraç edilen ürün miktarı artacak, hem de nakliye giderlerinde büyük tasarruf sağlanacak. as’ta bulunan zengin fosfat rezervlerini değerlendirip tüm dünyaya pazarlayan Office Chérifien des Phosphates (OCP Group), daha önce Fas’ta büyük otoyol inşaatı ve rafineri yenileme projeleri yüklenen Tekfen İnşaat’la biri 450 milyon, diğeri 170 milyon ABD doları tutarında iki anlaşmaya imza attı. OCP Group için bir fosfat çamuru boru hattı ve DAP (Diamonyum Fosfat) gübre tesisi inşa edilmesine ilişkin projelerin imza töreni 20 Ocak Perşembe günü Casablanca’da gerçekleştirildi. İleride daha sıkı bir işbirliğine dönüşmesi beklenen bu önemli anlaşma için imza törenine Tekfen’i temsilen Tekfen Holding CEO’su Erhan Öner, Toros Tarım CEO’su Esin Mete ve Tekfen İnşaat Kıdemli Genel Müdür Yardımcısı Osman Birgili, Genel Müdür Yardımcılarımızdan İsmail Erdoğan, Ali Şanlı, ihale ve proje ekiplerimiz ile OCP adına OCP CEO’su Mostafa Terrab ve Yatırımlar Direktörü El Moitaoikkil El-Baraka katıldılar. Dünyanın en zengin fosfat rezervlerine sahip olan Fas’ta, OCP’nin Huribga’daki tesislerinden çıkarılan fosfat çamurunu Jorf Lasfar Terminali’ne taşımak üzere yaklaşık 240 km uzunluğunda bir boru hattı inşa edilmesini öngören proje kapsamında 1.500 kişi istihdam edilecek. Yaklaşık 450 milyon dolar bedelle 28 ayda tamamlanması planlanan Fosfat Çamuru Taşıma Projesi dahilinde ayrıca Huribga ve Jorf Lasfar’da pompa istasyonları, basınç düşürme ve depolama tesisleri inşa edilecek. Başlangıçta yılda 30 milyon ton kapasiteyle hizmet vermesi planlanan tesislerin zamanla 38 milyon ton kapasiteye ulaştırılması planlanıyor. Tekfen İnşaat ile OCP Group şirketlerinden Maroc Phosphore S.A. arasında imzalanan ikinci proje ise Jorf Lasfar’da her biri yıllık 850 bin ton kapasiteli 2 adet DAP (Diamonyum Fosfat) gübre tesisi ve destek ünitelerinin inşaat ve montajının yapımını içeriyor. Yaklaşık 170 milyon Amerikan doları tutarındaki bu projenin de 16 ayda tamamlanması öngörülüyor. 5 TEKFEN HABERLER HABERLER İnşaat sektörünün liderleri belirlendi Toros Tarım’dan kadın çiftçilere destek KADINLARIN YÜKÜ AZALDI Tekfen İnşaat ilk 3’te U luslararası denetim şirketi Deloitte, Türkiye Müteahhitler Birliği ile birlikte hazırladığı “Türkiye İnşaat Liderleri 2010” adlı raporun sonuçlarını, Tekfen İnşaat Genel Müdürü Ümit Özdemir’in de katıldığı bir basın toplantısıyla açıkladı. 24 Şubat’ta Swissotel’de düzenlenen toplantıda, Türk inşaat firmalarının Türkiye ve yakın çevresinde artan etkinliklerini ve sektör dinamiklerini mercek altına alan raporun bir değerlendirilmesi yapıldı. Çalışmada Toros Tarım, Karadeniz Bölgesi’ndeki engebeli çay bahçelerinde zor koşullar altında çalışan kadın çiftçiler için standart 50 kiloluk gübre paketlerini 25 kiloya indirdi. incelenen 28 firmanın, bağımsız denetimden geçmiş UFRS (Uluslararası Finansal Raporlama Standartları) rakamları ölçüt alınarak iş hacmi açısından sıralandığı “Türkiye İnşaat Liderleri 2010” listesinde Tekfen İnşaat 1,3 milyar TL büyüklüğündeki 2009 yılı cirosuyla üçüncü sırada yer aldı. 2010 yılının ikinci çeyreği itibariyle Türkiye inşaat sektöründe yaşanan %21,9 büyümeye atıf yapılan toplantıda bir konuşma yaparak sektöre ve Tekfen İnşaat’ın faaliyetlerine ilişkin değerlendirmelerini paylaşan Ümit Özdemir, yurtdışında aldıkları işlerde yabancı firmalara göre daha büyük zorluklara göğüs germek durumunda olduklarının altını çizdi. Türk inşaat firmalarının bölgesel ve küresel ölçekte giderek daha fazla söz sahibi olduklarının vurgulandığı toplantıda, Özdemir de özellikle EPC (Mühendislik, Tedarik, İnşaat) kapsamında alınan işlerde daha başarılı olduklarını belirtti. Katar’da yola devam Toros Tarım, kadın çiftçiler arasında bilinçli tarım uygulamalarını yaymaya ve hayatlarını kolaylaştıran çözümler üretmeye devam ediyor. T ürk tarımının daha iyi noktalara gelmesi ve çiftçilerin refah seviyesinin artması için bilinçli tarım uygulamalarını yaygınlaştırmayı görev edinen Toros Tarım, tarımda çok önemli bir role sahip olan kadın çiftçilere yönelik eğitim çalışmalarına devam ediyor. Son olarak Çiftçi Kadınlar Güç Birliği Platformu tarafından şubat ayında İzmir, Alsancak’taki tarihi havagazı fabrikasında düzenlenen ve çok sayıda kadın üreticinin ilgi gösterdiği toplantıya katılan Toros Tarım Danışmanı Habil Çolakoğlu, kadın çiftçilere meyve fidancılığında gübrelemeyle ilgili bilgi verdi ve çiftçilerin sorularını yanıtladı. Eğitim çalışmalarının yanı sıra çiftçi kadınların ihtiyaçlarını tespit edip bunların giderilmesine yönelik çeşitli girişimlerde bulunan Toros Tarım, Karadenizli kadın çiftçiler için basit fakat hayatı kolaylaştıran bir çözüm üretti. Oldukça engebeli bir doğaya sahip olan Karadeniz bölgesinde çay tarlalarına ağır gübre çuvallarını taşımakta kadınların büyük güçlük çektiğini tespit eden Toros Tarım, 50 kiloluk gübre torbaları yerine bölgeye özel 25 kiloluk özel torbalar üretti. 6 Katar’da 2006 yılından beri önemli altyapı projelerine imza atan Tekfen İnşaat, yeni bir otoyol ihalesi kazanarak bu ülkedeki varlığını güçlendirdi. Katar Emirlik Divanı’na bağlı Özel Projeler Ofisi’nin açtığı 9 km’lik “Ceremonial National Day Road” adlı yeni bir otoyol projesine ilişkin ihaleyi kazanan Tekfen İnşaat, yaklaşık 75 milyon dolar bedelli projenin yapımına hemen başlayarak 10 ay içerisinde otoyolu tamamlayacak. Amaç daha fazla istihdam Özellikle kadın çiftçilerin eğitilerek nitelikli işgücüne katılmasını hedefleyen Toros Tarım, yeni bir çalışmaya daha destek oldu. TOBB Kadın Girişimciler Kurulu’nun, Adana Ticaret Borsası koordinatörlüğü ile yürüttüğü “Adana İlinde İstihdamın Artırılmasına Katkı Sağlamak Amacıyla Kalifiye Bahçeci Yetiştirilmesi Projesi” Toros Tarım’ın ana sponsorluğunda hayata geçirildi. Zengin iş potansiyeline rağmen Adana, bugün işsizlik oranının en yüksek olduğu illerimizden biri. Bilinçli ve işinin ehli bahçeciler yetiştirmeyi öngören proje sayesinde kadınlar meslek sahibi edilirken sürdürülebilir bir istihdam sağlanması amaçlanıyor. Toros Tarım’ın sosyal sorumluluk çalışmaları kapsamında destek verdiği ve 24 Mart 2011 tarihinde başlayan proje kapsamında, Adana ilinde yaşayan karıkoca 20 çiftçiye 5 aylık bir teorik ve uygulamalı eğitim programı verilecek. Modern tarım uygulamaları konusunda yetiştirilecek çiftçiler, eğitim sonunda nitelikli eleman olarak istihdam edilecekler. NE ÇEKERSEN ONU BİÇERSİN Toros Tarım’ın, Tekfen Grubu çalışanları ile eş ve çocuklarına yönelik olarak düzenlediği “Tarım ve İnsan” konulu fotoğraf yarışması devam ediyor. Her yarışmacının en fazla üç eserle katılabildiği yarışmanın son başvuru tarihi 30 Eylül 2011. Parmağınız deklanşörde olsun! BİLGİ İÇİN www.toros.com.tr BAŞVURU ADRESİ Ebru Asal Toros Tarım Sanayi ve Tic. A.Ş. Halkla İlişkiler Müdürlüğü Tekfen Tower, Kat: 20 4. Levent, 34394 İstanbul Türkmenistan’a ilk adım Tekfen İnşaat, Türkmenistan’da Güney Yoloten Gaz Sahası Projesi’nde alt yüklenici olarak yaklaşık 260 milyon dolarlık bir sözleşmeye imza attı. 1990’lı yıllardan bu yana Hazar Bölgesi’nde gerçekleştirdiği çalışma ve yatırımlarla varlığını güçlendiren Tekfen İnşaat, bölgede iş yaptığı ülkeler arasına Türkmenistan’ı da eklemek için yaptığı girişimlerin sonuçlarını aldı. Söz konusu proje, Güney Yoloten Gaz Sahası Projesi kapsamında Proses Sahası Yardımcı Tesisleri işleri ile Doğalgaz Boru Hattı’nın inşasını içeriyor. Toplam bedeli 261,4 milyon ABD doları olan projenin 24 ay içinde tamamlanması öngörülüyor. Katar, doğalgaz rezervlerinin bulunduğu kuzey sahiliyle ülkenin iç kesimleri arasındaki ulaşımı güçlendirmek üzere 2007 yılında Kuzey Otoyolu’nun inşasına başlamış, bu projenin 94 km’lik kısmını Tekfen İnşaat üstlenmişti. Yapımı büyük oranda tamamlanan bu projeye ek olarak alınan yeni otoyol projesi, Tekfen’in dünyanın sayılı doğalgaz üreticilerinden biri olan Katar’daki iş olanaklarından daha fazla yararlanması bakımından önem taşıyor. Bir veda, bir merhaba… U zun yıllar Tekfen’in Ulus Kampüsü’nde faaliyet gösteren Tekfen İnşaat çalışanları, sayısız projeye imza attıkları ofislerine 14 Şubat’ta veda etti. Tekfen İnşaat, çalışmalarını bundan sonra Tekfen Tower’daki yeni ofisinde sürdürecek. Levent’te eski Tekfen ampul fabrikasının bulunduğu alanda 2003 yılında hizmete giren Tekfen Tower, estetik açıdan olduğu kadar kullanıcı dostu yapısıyla da İstanbul’un en gözde ofis binalarından biri. Toplam 33.000 metrekarelik ofis alanına sahip olan 26 katlı binada farklı sektörlerden çok sayıda şirket 1.700’e yakın çalışanıyla hizmet veriyor. İşletmeciliğini Tekfen Services’ın yaptığı binada tüm Tekfen İnşaat çalışanlarına güzel vakit geçirmelerini diliyoruz. 7 TEKFEN HABERLER HABERLER Tekfen Filarmoni ile Rebâbnâme Tekfen Filarmoni Orkestrası, mart ayında yine çok özel iki konserle müzikseverlerin karşısındaydı. Yerel enstrümanlara yer veren programlarla dinleyicileri şaşırtmayı seven Tekfen Filarmoni, unutulup sessizliğe mahkûm olmuş geleneksel bir çalgı olan rebap ile geleneksel saz serisine devam etti. T ekfen Filarmoni, 2011 bahar konserleri kapsamında 19 Mart’ta yeni açılan Fulya Gösteri Merkezi’nde ve 20 Mart’ta Caddebostan Kültür Merkezi’nde yine özel bir programla müzikseverlerin karşısına çıktı. Şef Saim Akçıl yönetimindeki orkestra konserlerin ilk bölümünde Mozart’ın Il Seraglio (Saraydan Kız Kaçırma) uvertürünü ve Sol minör 40. Senfoni’sini, ikinci bölümde ise rebap ustası Mehmet Refik Kaya’nın eşliğinde Mirzayev’in Rebab ve Orkestra için Konçerto’su ile Schubert’in Serenat adlı eserini seslendirdi. “REBABIN ARKADAŞI” Rebabi Mehmet Refik Kaya, “Rebabın Arkadaşı” anlamına gelen “Refik-i Rebab” adını verdiği enstrümanıyla 1970’li yıllardan bu yana çalgının sınırlı repertuvarını zenginleştirmeye ve rebabı geniş kitlelere tanıtmaya çalışıyor. Tekfen Emlak Geliştirme Grubu’nun hizmete soktuğu Levent Ofis, gayrimenkul sektöründe dünya çapında bir saygınlığa sahip olan MIPIM Ödülleri’nin Yeşil Binalar kategorisinde finale kaldı. T ekfen Emlak Geliştirme Grubu tarafından 2010 yılında tamamlanan Levent Ofis, dünyanın en prestijli gayrimenkul etkinliklerinden MIPIM Ödülleri’nin Yeşil Binalar kategorisinde finale kalma başarısını gösterdi. Bu yıl 7 farklı başlıkta açılan MIPIM Ödülleri için 27 ülkeden 100’ün üzerinde proje yarıştı. Yeşil Binalar kategorisinde 3M İtalya Genel Müdürlük Binası ve Almanya’daki yeni Deutsche Bank Kuleleri ile birlikte finale kalan Levent Ofis projesi, 8-11 Mart 2011 tarihleri arasında Fransa’nın Cannes kentinde düzenlenen MIPIM Fuarı’nda sergilenme şansı elde etti. Antalya’ya yıldız yağdı E urobank Tekfen Ticari Bankacılık Portföy Yöneticileri geçtiğimiz şubat ayında Antalya Concorde de Luxe Hotel’de bir araya geldiler. Ciddi bankacıların buluşması, Nostalji Parti ve Karaoke Yarışması’yla başladı! Ertesi gün bir dizi seminer ve toplantıyla devam eden “Her Biriniz Birer Yıldızsınız!” temalı buluşmada, portföy yönetimi ile verimli çalışma konularında görüş alışverişinde bulunma fırsatı yakaladılar. Özellikle Üstün Dökmen’in “iletişim ve önyargısız yaklaşımlar” üzerine gerçekleştirdiği konuşmasına büyük ilgi gösteren katılımcılar, organizasyonun sonunda düzenlenen “Gala Gecesi”nde sabaha kadar eğlendiler. Tasarımından uygulamaya kadarki sürecin her adımında yeşil bina olarak projelendirilen Levent Ofis’in konsept dizaynını mimar Juan Pablo Molestina, tasarım uygulamasını ise Grubun daha önce Tekfen Tower’da birlikte çalıştığı Swanke Hayden Connell Architects (SHCA) gerçekleştirdi. Amerikan Yeşil Binalar Konseyi tarafından verilen LEED (Leadership in Energy and Environmental Design) Sertifikası kriterlerinin uygulanmasında ise Altensis firmasından danışmanlık hizmeti alındı. Yapı, Türkiye’de “Bina Çekirdeği ve Kabuğu” kategorisinde LEED sertifikası kriterlerinin uygulandığı ilk bina olma özelliğini taşıyor. Hindistancevizi kabuğundan bir gövdeye genellikle üç tel gerilerek üretilen rebap, 18. yüzyıla kadar Türk müziğinde kullanılan tek yaylı çalgıydı. Tarih boyunca Anadolu’dan Hindistan’a kadar geniş bir coğrafyada farklı türlerine rastlanan rebap, Türk müziğinde Batılılaşma hareketlerinin etkisiyle, teknik olarak da ancak bir oktava kadar çıkan ses aralığı yüzünden yerini zamanla kemana bıraktı. Çeşitli kaynaklarda neyden bile üstün tutulan ve Mevlevi dergâhlarında kutsallık atfedilen bir çalgı olmasına rağmen uzunca bir süre Türkiye’de yalnızca dar bir çevrede icra edilen bu “hisli” ve yaşlı enstrüman, Mehmet Refik Kaya tarafından ana karakterine sadık kalınarak yeniden geliştirildi. Çevreye duyarlı, enerji ve malzeme kullanımı konularında verimliliği ön plana çıkaran tasarımıyla Levent Ofis, çalışanların yaşam kalitesini artıran birçok unsur içeriyor. İşletim senaryosuyla daha konforlu, daha sağlıklı, daha verimli bir yaşam alanı sunan yapı, yeşilin her an hissedildiği konforlu bir ofis ortamı sunuyor. Binanın cephesine ısı yalıtımını artırmak için “gökyüzü bahçeleri” konseptine uygun olarak yerleştirilen bitkiler, akılcı şekilde seçilen mekanik sistemlerle birlikte yüksek enerji verimliliğine katkı sağlıyor. Çevreye saygılı birçok uygulama sayesinde Levent Ofis, standart bir binaya göre enerji tüketiminde %35’e varan oranda tasarruf sağlayabiliyor. Klasik Batı müziğini Doğu enstrümanlarıyla buluşturan Tekfen Filarmoni, 19-20 Mart konserleriyle tınısı mazide kalmış bir müzik aletini daha geniş kitlelerle tanıştırırken, Sultan Veled’in Rebâbnâme’sindeki ifadesiyle “açılan cennet kapılarının iniltilerini” bizlere ulaştırdı. Tekfen’in sambacıları İş-316 çalışanlarından sevgilerle… Tekfen İnşaat’ın Doha’da devam eden Düşük Yoğunluklu Polietilen Tesisi projesi ekibi, projede beraber çalıştıkları Alman UHDE-Gmbh firması çalışanları ile 25 Mart’ta, oldukça iddialı bir hazırlığın ardından bir dostluk maçı yaptı. İş-316 ekibinin 5-1 kazandığı maç, iki ekip arasında sıkı bir dostluğun gelişmesine vesile oldu. Ekip kazandığı kupayı tüm Tekfen çalışanlarına armağan etti. Darısı Türk Milli Takımımızın başına! 8 YEŞİL VE KONFORLU Eurobank Tekfen’den “İlkbahar Kredisi” M üşterilerinin ihtiyaçlarına odaklı çözümler üreten Eurobank Tekfen, baharın ilk günlerini “İlkbahar Kredisi” ile karşılıyor. Kampanya kapsamında Eurobank Tekfen, müşterilerine %0,95’den başlayan faiz oranları ve 36 aya varan vade seçenekleri ile 20 bin TL’ye kadar ihtiyaç kredisi kullanma olanağı sunuyor. 30 Nisan 2011 tarihine kadar devam edecek olan kampanyadan yararlanan müşteriler, bir yıl boyunca Eurobank Tekfen internet şubesi üzerinden ücretsiz havale ve EFT işlemi gerçekleştirebilecekleri gibi, ilk kez Kredili Mevduat Hesabı açtırmaları durumunda yıl sonuna kadar indirimli kredili mevduat hesabı faiz oranından yararlanabilecekler. Mehmet Erktin GYODER’in yeni yönetim kurulunda T ekfen Holding Emlak Geliştirme Grubu’ndan sorumlu Başkan Yardımcısı Mehmet Erktin, GYODER (Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneği) Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi. Gayrimenkul sektörünün önde gelen temsilci kuruluşu olan GYODER’in 27 Ocak’ta gerçekleştirilen olağan genel kurul toplantısında 2011-2012 yönetim kuruluna seçilen Mehmet Erktin, aynı zamanda gayrimenkul sektörünün sağlıklı gelişimi için çözümler üretmek, sek- törün kurumsallaşmasına katkıda bulunmak ve üyeler arasında iletişim, işbirliği ve bilgi akışını genişletmek amacıyla yeniden düzenlenen komite çalışmaları kapsamında Gayrimenkul Geliştirme Komitesi’nde de aktif görev aldı. 9 TEKFEN İÇİMİZDEN BİRİ İÇİMİZDEN BİRİ araba sevdası Recaizade Mahmud Ekrem’in Araba Sevdası, bir gölgenin titrek aksinin peşinde koşan, aslında tutkusuz bir adamın acıklı serüveniydi. Bu sayımızda tanışacağımız mesai arkadaşımız Murat Gürgenci’nin tutkusuysa gerçek, çocukluğundan bu yana kalbinde taşıdığı bir araba sevdası... 55 model bir Dodge’un tek kapısına kolunu atıp yan aynada saçlarını tarayan, 67 model bir Impala’nın kaportasını okşayan Eskişehirli bir çocuğun zamanla çoğalan, bugün “garajını tamamlamak” için Türkiye’nin dört bir köşesinde “eski” otomobillerin peşine düşüren tutkusu... İtiraf etmeliyiz ki, Murat Gürgenci’yi dinlerken, bizim de yanağımıza biraz yağ bulaştı! GÖZDESİ AMERİKAN ARABALARI VE MERCEDES Murat Gürgenci, Amerikan arabalarının yanı sıra tam bir Mercedes tutkunu. Gürgenci’nin garajındaki otomobiller, birkaç istisna hariç, 19721997 yılları arasındaki otomobillerden oluşuyor. Nasıl başladı otomobil merakınız? Babam, rahmetli, keresteciydi. Kereste atölyesinde eski kamyonlar vardı, uzun burunlu kırmızı MAN ve Steyr kamyonlar. Türkiye’nin ithalat rejimi dönemi, hiçbir şey yok. Ustalar gelir, tamir ederdi. Tabiri caizse, ilk o zaman yağ bulaştı yanağıma. 60’lı yılların ikinci yarısı, şöyle bir ayağımızı yere basar hale geldiğimiz zamanlardı. O zaman taksiler hep eski Amerikan arabaları: Plymouth, Dodge, Ford, Chevrolet. Bir düğüne bile gitseniz evin önüne gelen taksi koskocaman bir şey. Şimdikiler gibi değil. Rahat, konforlu, pırıl pırıl arabalar. Onlar tam mekanikti. Rahmetli babamın da 1954 model bir Ford’u vardı. Bindiğiniz zaman, güzel bir döşeme kokusu gelirdi. Amerikan arabası sevgisi buradan başladı. Eniştem ve teyzem 1964 yılında Almanya’ya gittiler. O zaman modaydı, Almancılar yazın memlekete arabalarıyla gelirlerdi. Eniştem de Mercedes fabrikasında çalışıyordu. Her sene farklı bir Mercedes’le geliyor. Mercedes de oradan saplantı oldu ve böylece Amerikan arabası yanında Mercedes sevdası da oluştu. Şu andaki koleksiyonunuzda kaç araç var? Aslında benimki bir koleksiyon değil. Koleksiyon, tanımı gereği alınıp tutulan, korunan ve sergilenen bir şey. Oysa ben alıyorum, biniyorum, kullanıyorum, eskitiyorum. Kaldı ki koleksiyona bakmak masraflı bir şey. Benim öyle bir imkânım yok. Fakat aldığım arabaları özellikle seçerim. Kimden aldığıma dikkat ederim. Şu 10 anda 6-7 civarında trafikten çekilmiş arabam var. 12 civarında da trafiğe çıkabilen, kullandığım araba var. Oysa koleksiyona binilmez. Ayrıca koleksiyon olması için fabrikadan çıktığı gibi muhafaza edeceksiniz, hiçbir şeyini değiştirmeyeceksiniz. Benim yaptığımın adına, “eski arabacılık” diyelim. Alıyoruz, kullanıyoruz. Zaman zaman satıyorum, yerine başka bir şey alıyorum. Zaten heyecan, alıp binmekte ve kullanmakta. Zevk almak! Mesela hiç hız yapmam. Yol boş olsa da 70 milin (110 km) üstüne çıkmam. Neler var elinizde? Bunun jargonu “garaj”dır. Benim gerçek anlamda bir garajım yok tabii. Olmasını hayal ederim hep. Elimdeki araçları muhafaza etmeye çalıştığım, uygun fiyata kiralanmış kapalı yerler var. Bende ağırlıklı olarak Amerikan arabaları ve Mercedes’ler var. Bunların dışında tek istisna Jaguar. Bir ağabeyimiz, “Jaguar’a binmediysen, arabaya binmiş sayma kendini,” demişti. Öyle bir Jaguar aldık koyduk, ama nazlı ve nazik bir araba. Mercedes’te seri yapmaya çalışıyorum. Elimde 230’dan başlayarak 280, 350 ve 380 var. 400’lüklerden yok. Bir de 500’lük var. Saysanız 6-7 tane civarında. Bunların özelliği seriyi bulmak. Hani kâğıt oynarken elinizde bir seri toplamaya çalışırsınız, kâğıt beklersiniz. İşte ben de öyle bekliyorum. Bazen aradığım, beklediğim arabayı bulursam, imkânım da varsa alıyorum. Amerikan deyince, 1972’den 1997’ye kadarki çeyrek yüzyıl benim için önemli. Nedeni de şu, 72 öncesi tam mekanik, 93 sonrası ise tam elektronik. Benimki ne tam mekanik, ne tam elektronik olan o ara dönem… Açıp kendi başına çözebileceğin, konforu da olan arabalar. Oysa şimdiki otomobiller bir arıza gösterince ekranda, ne olduğunu anlamanız ve yapmanız mümkün değil. Ben anlayıp kendi başıma veya dostlarımla birlikte yapabilmeliyim. Bu işin bence zevki burada. Bugüne kadar hiç sıfır araba almadım. Bundan sonra da almam. Eski otomobil toplamak pahalı bir uğraş mı? Bu arabayı nasıl arayıp bulduğunuzla ilgili. Bir şey alır ya da satarken kafanızda bir fiyat vardır, ama bu işin bir fiyatı yok. Neyi tutturursanız. Kimisi “satarım” der, ama öyle bir fiyat söyler ki satmak istemediğini anlarsınız. Kimisi gerçekten satmak ister ve onunla anlaşırsınız. Örneğin, en son aldığım araba, vefat etmiş bir gümrük komisyoncusunundu. Almanya’dan kendisi getirmiş Mercedes’ini. Kıymetli bir model. Adam 20-25 sene tutmuş bu arabayı garajında. Her türlü bakımını yapmış. Hiçbir eksiği yok. 500 SE model, kısa kasa tabir edilen, az bulunan tam donanımlı bu aracı 7 bin liraya aldım. Çünkü çocuklar benim de babalarının hatırasına aynı özeni göstereceğimden emin oldukları için uygun fiyata verdiler. Çok sevdiğim bir ağabeyimiz de kendi ithal ettiği, ülkemizde az bulunur bir aracını uzun yıllar üzerine titreyerek kullandıktan sonra, benim iyi bakacağımdan emin olduğu için çok cazip şartlarla bana sattı. Tabii satış, işin formalitesi sadece. Bizim gibilerin arabalarıyla bağları farklıdır. Bunun dışında nasıl buluyorsunuz arabaları? Zamanla bir çevre ediniyorsunuz. Tamirci, döşemeci, elektrikçi... Son yıllarda internetin epey bir etkisi oldu. Genelde arabayı sahibinden bulup almayı tercih ediyorum. 1972-97 model arabalar dediğimde, bunların sahipleri şimdilerde benden yaşça daha büyük, arabasına eskisi kadar vakit ayırıp bakacak fırsatı olmayan, ama meraklı insanlar... Çevreden, tamirci arkadaşlardan, “Bir Reşat Amca var. Gözü gibi bakıyordu ama artık pek vakit bulamıyor. İlgileniyorsan sen al, konuşalım,” diyenler oluyor. Bir nevi emanet alıyorsunuz. Böyle bir haber aldığımda önce “Benim aradığım bir araba mı?” diye bakıyorum. Dediğim gibi elimdeki kâğıtları dizmeliyim... Eğer o benim aradığım arabalar içindeyse, fiyatı da makulse gider görürüm. Gece bile Bursa’ya gidip sabah işe döndüğüm olmuştur. Bu şekilde Konya’dan araba aldım. Adana’dan iki araba aldım. Mersin’den, İzmir’den, Bodrum’dan araba aldım. Vakit buldukça, talep üzerine dostlarıma arkadaşlarıma da araba aldığım oluyor. Peki alırken arabanın nesine bakarsınız? Bir kere diri olmalı, yıpranmamış olmalı. Çünkü onu ayağa kaldırmak büyük masraf ister. Bir de modifiye edilmiş araçlar hiç tarzım değildir. Fabrikadan nasıl çıkmış, orada çalışan mühendisler nasıl düşünmüş ve hayata geçirmişlerse, onu korumak isterim. Çok büyük masraf yapacak imkânım da yok zaten. Sadece genel bir bakım: yağı, suyu yerinde mi, yürür aksamı tamam mı, beni buradan Eskişehir’e götürür, getirir mi? Menzilimiz orası çünkü. Beni taşısın, sorun çıkarmasın. Tabi ki biraz da derli toplu olması lazım. larımız oluyor. O zaman iki arabadan bir araba yapıyoruz. İki arabadan bir araba yapmak çok önemli ve zevkli bir iştir. Rüyalarınızı süsleyen bir otomobil var mı? Tabii ki var. Cadillac Eldorado! Bu işin son noktası zaten. Cadillac Eldorado’nun da Biarritz modeli. Bulmanız zor. Türkiye’de var, ama çok pahalı. 40-50 bin dolar, bizim ölçülerimize göre çok büyük bir rakam. Bunca arabayı ileride ne yapacağınızı düşünüyor musunuz? Bunları sonsuza kadar tutamam. Yaş ilerledikçe “Ben bunları ne yapacağım?” sorusu kafamı daha fazla meşgul ediyor. Satabilirim, ama o zaman elinden oyuncağı alınmış çocuk gibi kalacağım ortada. Bir proje hayalimiz var. Bu arabaları bir müzede, ama koleksiyon araba müzesi değil, arabaların toplandığı bir yerde sergilemek... Kütüphanesi de olacak. Elimde ne kadar doküman, ansiklopedi, görsel malzeme varsa, ki epey bir şey topladım, bunları da oraya koyup bir sergi salonu oluşturmak istiyorum, doğduğum büyüdüğüm yerde, Eskişehir’de. İsmini de, sevdiğimiz kelimeleri bir araya koyarak oluşturduk: Eskişehir Devrim Otomobil Müzesi - EDOM. Belediye’ye başvurumuzu yaptık. Eskişehir’e büyük bir botanik bahçesi kurulacak. Onun içinde bize yer verecekler. Biz de kendi imkânlarımızla bu projeyi hayata geçirip arabaları oraya koyacağız. Tabii kolay bir proje değil, tek başıma altından kalkamam. Çocukluk arkadaşımla beraber yürütüyoruz ve daha fazla desteğe ihtiyacımız olacak. Ama bir kere gerçekleştiğinde, artık o arabalar orada yaşayacak. Ben de ayrılmamış olacağım arabalardan bir şekilde. Böyle bir projeye arabalarını bağışlayacağını söyleyen arkadaşlarım da var. Belki ileride daha da büyür. Bir zaman sonra da belediyeye devredeceğiz zaten. Biz de araba sevdamızı o şekilde, geride bir şeyler bırakarak tamamlayacağız, nasip olursa. CADILLAC ELDORADO BIARRITZ ABD’nin otomobil üssü Detroit’in yarattığı efsanevi modellerden biri olan Eldorado Biarritz, üretilmeye başladığı 1950’li yıllardan beri sade, ama güçlü ve çarpıcı tasarımıyla sayısız otomobil sevdalısının rüyalarını süslüyor. Murat Gürgenci’nin söylediği gibi bu otomobili garajına katmak, eski otomobil tutkunları için “Bu işin son noktası.” Yedek parçalarını bulmak sıkıntı olmuyor mu? Hiç sorun değil, Türkiye’de bu konuda epeyce potansiyel var. Eski arabaların parçalarını bulmak mümkün. Amerika’da birçok kulüp var. Bugün akşam yazıyorsunuz, üç gün sonra bir şekilde kargoyla geliyor. Amerikan arabalarında o bakımdan sorun yok, ama Mercedes biraz sıkıntılıdır. Eski modellerini bulmak zor. Fabrikalar stoklarını belli bir sene sonrasına kadar tutuyor. Tüm stoku satın alıp depoya kaldıran ve tek tek satan aracılar var. Türkiye’de de var bunu yapanlar. Bazen elinde aynı modelden iki tane olan arkadaş11 TEKFEN MERCEK MERCEK TAAHHÜT GRUBU’NDA EPC PROJELERİN ÜÇ AYAĞINDAN BİRİ ONA EMANET Tekfen Mühendislik “hedef DÜNYA lİgİNDE oynamak” T ekfen İnşaat’ın üstlendiği projelerin mühendislik tarafında hizmet vermek üzere 1984 yılında kurulan Tekfen Mühendislik, küçük bir ofisten bugün Türkiye’nin en yetkin mühendislik şirketlerinden biri haline gelmiş durumda. Uluslararası deneyimi ve insan-teknoloji altyapısıyla karmaşık endüstriyel tesislerin ve dev inşaat projelerinin dizaynını yapabilecek bir yetkinliğe sahip olan Tekfen Mühendislik, son yıllarda gerçekleştirdiği atılımla artık dünyada da adından söz ettirmek istiyor. Şirketin dünden bugüne uzanan öyküsünü ve hedeflerini Tekfen Mühendislik Genel Müdürü Alparslan Güre sizler için anlattı. Öncelikle Tekfen Mühendislik’in kuruluşu nasıl gerçekleşti? Tekfen’in kurucu patronlarının üçü de inşaat mühendisi. Feyyaz Bey’in, Necati Bey’in ve Nihat Bey’in kurduğu Tekfen, önceleri sadece bir mühendislik-müşavirlik şirketiymiş. Mühendislik alanında daha da ileri gitmeyi, şirketin mühendislik kanadını geliştirmeyi her zaman arzu etmişler. Tekfen Mühendislik uzun yıllar bir departman şeklinde kalmış. Ta ki 1984 yılına kadar… Zamanla iş hacminin artmasıyla bir departmana sığamaz olmuş ve ayrı bir şirket olmasına karar verilmiş. Böylece 1984 yılında Tekfen Mühendislik, Tekfen Taahhüt Grubu’nun organizasyonu altında ayrı bir şirket olarak kurulmuş. Tabii esas amacı Tekfen’in almış olduğu taahhüt işlerinin, üstlenmiş olduğu projelerin mühendislik ayağını oluşturmak. Tekfen Taahhüt Grubu, genel eğilim olarak aldığı projelerin sadece inşaatını değil, bununla birlikte satın alma ve mühendisliğini de üstlenmeyi tercih ettiği için bu noktada Tekfen Mühendislik’e önemli görevler düşüyor. Bu, EPC dediğimiz şey değil mi? Evet. EPC işlerde “Engineering” (Mühendislik), “Procurement” (Tedarik) ve “Construction” (İnşaat) dediğimiz, işin üç sacayağı var. EPC projelerde işveren ya da yatırımcılar, karşılarında projenin mühendisliğinden satın almasına ve inşaatına kadar, işi bir paket olarak üstlenip “anahtar teslimi” şeklinde teslim edecek tek bir muhatap görmek istiyorlar. Sonunda da projenin performans garantisinin, yine bu üstlenici tarafından verilmesini bekliyorlar. Bu tip projeler daha çok rafineri, petrokimya, gübre sektörü, enerji santrali gibi, mühendislik bilgi ve birikiminin ön plana çıktığı işlerde söz konusu oluyor. Önceleri, daha çok inşaat, montaj ve boru hattı gibi emek yoğun işler yapan Tekfen, artık bugüne kadar kazandığı bilgi ve deneyimi EPC projelere ta12 şımayı hedefliyor. Tabii bu tip projelerde mühendislik daha ön planda. EPC’nin tedarik ayağında da genelde ileri teknoloji ağırlıklı ekipman ve malzemeler söz konusu. Bu tip malzeme ve ekipmanların proje genelindeki payı oldukça yüksek. EPC’nin üçüncü ayağı ise “construction,” yani yapım. Bu üçü bir araya gelince EPC diye adlandırdığımız bütün oluşuyor. Uluslararası rekabet içinde EPC tarzı işlerde Tekfen’in şansı ne? Bu tip projeler genelde, alışılagelmiş ve sadece “construction” ağırlıklı işlere göre katma değeri daha büyük işler. EPC türündeki projeler önceleri daha çok Batılı firmaların tekelindeydi: İngiliz, Amerikan, Alman... Bu, elbette sanayi devrimiyle birlikte bu ülkelerin yavaş yavaş bir bilgi toplumuna doğru evrilmesiyle ilgili bir durum. Bahsettiğimiz ülkeler, ilk bilgi ihraç eden ülkeler. Fakat zaman içinde, küreselleşmenin de etkisiyle bu tip hizmetler yavaş yavaş Avrupa’dan uzaklaşıp Hindistan, Filipinler ve Çin gibi, şimdilerde “low cost center” (düşük maliyet merkezi) şeklinde adlandırılan bölgelere kaymaya başladı. Bu süreci ele alırken önceki yıllarda yaşanan krizleri de göz ardı etmemek lazım. İki yıl öncesine kadar, Avrupa’da mühendislik sektörünün küçülmesine paralel olarak maliyetin daha düşük olduğu bölgelerde bir yoğunlaşma oldu. Ama özellikle son iki yıldır Avrupa yavaş yavaş buraları terk etmeye başladı. Çünkü “low cost center” dediğimiz yerlerden alınan mühendislik hizmeti gerçekten düşük maliyetli, fakat istenen kalitede değil. “Yani ucuz etin yahnisi” şeklinde bir hizmet çıkıyor ortaya. Bizim ise maliyetimiz biraz daha yüksek olmakla birlikte, teknolojimiz daha uygun ve daha kaliteli işler yapıyoruz. Bu şansımızı iyi kullanmamız gerekiyor. Bünyemize genç elemanlar alarak, yetiştirerek gücümüzü daha da artırıyoruz. Bu hedef doğrultusunda çalışıyoruz. Tekfen’in bu gelişmeleri yakından takip edip fırsatları değerlendirmesi bir avantaj olsa gerek. Biz 2008 yılından önce de EPC türü işlere ilgi duyuyorduk. “Bir mühendislik firması olarak o işlere de girelim, önemli roller alalım” istiyorduk. Fakat biliyorsunuz bir ara inşaat piyasaları çok yükseldi. İşler adeta müteahhitlere sunulur hale geldi. O yoğunlukta böyle bir yapılanmaya ayıracak zamanımız olmadı. Ancak 2009 krizi, EPC hedeflerimiz için bir fırsat dönemi oldu bizim için. Tekfen Mühendislik olarak bu kriz dönemini iyi değerlendirdik diyebilirim. Burada Erhan (Öner) Bey’in ilgisi ve desteği de çok önemli. Bu yapılanmanın bir an önce gerçekleşmesi onun da en büyük arzusuydu. Aşağı yukarı son iki yıldır bu doğrultuda oldukça önemli ve radikal adımlar attık. Tabii bir diğer avantajımız Tekfen ismini taşıyor olmamız. Tekfen, bugün kendi sektöründe, dünyada gerçekten iyi bilinen bir marka. Yıldız Yılmaz Bu yeniden yapılanma sürecini biraz açar mısınız? Daha önceleri Tekfen Mühendislik yalnızca yaptığı inşaat mühendisliği ve boru hattı projeleri ile tanınıyordu. Bugün bu görüntüyü yavaş yavaş değiştiriyoruz, artık teknolojik işlerde de kendimizi kanıtlıyoruz. Bu tabii çok önemli bir değişim. Bugüne kadar ağırlıklı olarak inşaat mühendisliği kadromuz, altyapı kadromuz, mimarlarımız vardı. Onlarla çok büyük işler yaptık: Boru hatları, otoyol projeleri, Rusya’da ve Türkiye’de büyük konut projeleri... Tabii bunlar genel mühendislik sektörü içerisinde, teknoloji ya da know-how gerektiren diğer mühendisliklere göre daha kolay hizmet alabileceğiniz, bu nedenle de rekabet (Soldan sağa gücünüzün daha az olduğu sahalar. Teknolojik birikim gerekti) Cem Savaş, Serpil Erolgil, Zahir Yoğun ren işlerde önemli eksiklerimiz vardı. Bu dalda hizmet verebilecek proses, enstrüman ve kontrol mühendislerimiz yoktu. Örneğin karmaşık bir rafinerinin ya da enerji santralinin borulamasını, bunların genel planlamasını yapabilecek yeterli avantaj sağlıyor. Bu, özellikle EPC ve benzeri teknoloji ağırlıklı TEKFEN kadrolarımız yoktu. 2009 yılı başından itibaren bu kadroları projelerde çok çok önemli. Bir rafineriyi gözünüzün önüne geti- MÜHENDİSLİK’TEN oluşturmaya başladık. Artık bugün geldiğimiz noktada şirketi- rin, son derece girift, farklı ekipmanları, borulaması, altyapısı NOSTALJİK KARELER mizde bir proses departmanı var. Enstrüman ve otomasyon gru- olan bir saha. Bunu iki boyutlu tasarlamanız çok zordur. Üç bo- 1984 yılında kurulan bumuz ayrı bir departman oldu. Daha önce sadece elektrik de- yutlu çalışırken bunların hepsini tamamen hatasız tasarlayabile- Tekfen Mühendislik, partmanında görev alan bir enstrüman mühendisimiz varken, cek duruma geliyorsunuz. Tabii programı almakla iş bitmiyor, o ilk günden bu yana yetenekli bugün 5 kişilik bir enstrüman departmanına sahibiz – ki bu sek- programı kullanabilecek elemanları alabilmek, elemanları eğit- mühendislere törde oldukça iyi bir sayıdır. Onun dışında özellikle enerji ve mek ve o eğitimi sürekli kılmak da çok önemli. Biz bugün artık kendilerini geliştirebilecekleri mekanik konularında birimlerimizi güçbunları yapabilecek noktaya geldik. bir ortam sağlıyor. lendirdik. Tabii bir de yazılım tarafımızı Projelerin zenginleştirdik. Bu yazılımları hem zaBurada gereken know-how’a nasıl kurşunkalemle kâğıda 1975 yılında işe yeni manında güncellemek, hem de sektörde ulaşıyorsunuz? Yurtdışından mı alı- çizildiği günler ise ihtiyaç duyulan ve kabul görmüş yazı- başladığımda masalarımızın yorsunuz, yoksa ortaklık ve benzeri artık çok gerilerde kaldı. lımları almak çok önemli bir karardı. yöntemlerle mi elde ediyorsunuz? önüne kocaman kâğıtlar Yaptığımız işte günceli yakalamak çok Genelde teknoloji ağırlıklı, tüm disiplinasardık. O kâğıtlara önemli. Dizayn mühendisliğinde en leri içeren işleri biz aşağı yukarı 2009 yıönemli şeylerden biri de teknolojiyi sü- kurşunkalemle çizimler yapar, lındaki kadrolaşmamıza paralel olarak rekli takip etmek. üstlenmeye başladık. TÜPRAŞ proje oluştururduk. Rafinerisi’ne iki büyük iş yaptık. Burada Bilgisayar teknolojisi herhalde işiniilk yaptığımız işte, bir İngiliz firması olan zin olmazsa olmazlarından biri. Shaw Grubu’yla işbirliğine gittik. Proses Ben 1975 yılında yeni mezun bir mühendis olarak işe başladı- mühendislerimizi İngiltere’ye gönderdik. O şirket bünyesinde ğım zaman masalarımızın önüne kocaman kâğıtlar asardık. O çalıştılar ve bir yandan projeyi tamamlarken bir yandan da eğikâğıtlara kurşunkalemle çizimler yapar, proje oluştururduk. tim imkânı elde ettiler. TÜPRAŞ’a yaptığımız projeler bizim 1980’lere geldiğimizde, AutoCAD çıktı. Bilgisayarda proje çizi- için büyük bir referans ve önemli bir deneyim oldu. Bir rafineriliyor, ağzımız açık “Bu nasıl oluyor?” diye bakıyorduk. Bugün, de değişik teknolojiler isteyen farklı üniteler vardır. Bu, kapsambilgisayarda iki boyutlu çizim teknikleri terk edilme noktasına lı bir mühendislik çalışması gerektirir. Petrokimya ve rafineri geldi, üç boyutlu tasarıma geçildi. Projeyi resmen bilgisayar ek- benzeri işlerde önce bir “konsept çalışması” yapılır. Rafineri ve ranında inşa ediyorsunuz. Bu değişime adapte olabilmek ciddi petrokimya tesislerinde üretilen ürünler genelde lisansa tabi bir yatırımdır. Bunu zamanında yakalamış olmak da bize bir ürünlerdir. O ürünün –benzin, fuel oil, kerosen, nafta ya da baş13 TEKFEN MERCEK ka bir ürün olabilir– mutlaka lisans sahibinin onayından geçmiş olması gerekir. Lisansör firma “konsept dizayn” aşamasında devreye girer ve “Ben size şu ürünü, şu akım şemasına uygun olarak yapmayı öneriyorum,” der. Bu çalışma sonunda prosesin esasları ve projenin nasıl detaylandırılacağına dair temel bilgiler ortaya çıkar, akım şemaları çizilir. Bunu detay mühendislik işi takip eder. İşte bizim işimiz de bu noktada başlar. Akım şemalarından hareketle projenin her bir kalemini detaylandırıp önerilen “konsept”i inşa edilebilecek noktaya taşırız. Bu aşamada tüm mühendislik birimleri koordineli olarak çalışır ve çok sayıda doküman üretilir. Tabii bu noktada bilginin yanı sıra adam-saat ihtiyacı devreye girer. Proje ne kadar büyük ve kapsamlı ise, adam-saat gereksinimimiz de o kadar artar. Türkiye’de biz en çok bu işleri yapabilecek işgücünü karşılama konusunda sıkıntı çekiyoruz. Ülkemizde, özellikle uzun yıllar bu tip teknoloji ağırlıklı işler yapılmadığı için sektörde eleman yetişmemiş doğal olarak. Bu her zaman, EPC yapılanma sürecinde bizi en fazla zorlayan hususlardan biri olarak karşımıza çıkmıştır. Yani bu yapılanma için gerekli elemanı bulacak kaynaklar maalesef çok kısıtlı. Bunu aşmanın tek yolu, alabileceğiniz az sayıdaki deneyimli elemanların yanında yeni mezun genç elemanları alıp yetiştirmek. Bizim de yapmaya çalıştığımız bu. MERCEK özel projede büyük firmalarla birlikte iş yapmış olması. Özel proje dediğimiz zaman, bugün Tekfen’in 9-10 milyon adamsaatlik projelerinden bahsediyoruz. Bir projenin 3 yılda tamamlandığını düşündüğünüzde, “peak” dönemde bu yaklaşık 5 bin çalışan anlamına geliyor. Böyle bir işgücünü organize etmek ciddi bir deneyim gerektirir. Bu deneyim Tekfen’de var. Sözünü ettiğim düşük maliyetli ülkeler bu açıdan bizim kadar deneyimli değiller, ancak bu da bizi yakalamayacakları anlamına gelmiyor. Eğer yavaş gidersek yakalarlar. O yüzden hızlı adımlarla ilerlememiz gerekiyor. Biz de bunu yapmaya çalışıyoruz, Tekfen Mühendislik olarak. Peki, şu anda mevcut bilgi ve deneyiminizle ne gibi projeler yapabilirsiniz? Terminal yapıları büyük ölçüde kendi bilgi ve deneyimimizle yapabileceğimiz projeler. Bunlar genelde gaz ve petrol gibi ürünlerin sevk edilmesine olanak sağlayan depolama tesisleridir. Aşağı yukarı dünyadaki örnekleri içinde en büyüklerinden olan Azerbaycan Sangaçal gaz ve ham petrol terminalinde Tekfen Mühendislik olarak pek çok dizayn çalışması yaptık. Bu projeden daha küçüğünü Kuveyt’te yaptık, Ahmadi Petrol İhraç Terminali tank çiftliği olarak. Terminal yapılarında A’dan Z’ye mühendisliğini yapabilecek durumdayız. Daha önce de EPC işi dediğiniz zaman, Türkiye’de sizinle aynı kapsamda iş söylediğim gibi TÜPRAŞ’a iki büyük teknoloji satmaya başladığınız proje yaptık. TÜPRAŞ’ın bu konudaki yapan başka şirketler var mı? Türkiye’de bu alandaki ihtiyacın farkınzaman, kulvar değiştirmiş yaklaşımı da çok yapıcıydı. “Bir Türk firda olan bazı küçük gruplar yok değil, famasının bu işlerde görev almasını istiyooluyorsunuz. Başka türlü, ruz” dedi, bize inandı ve cesaret verdi. kat Tekfen Mühendislik’in deneyimiyle karşılaştırılamaz. Çünkü bizim bu yapıBiz de cesaretle bu projelere girdik ve daha düşük maliyetlerle lanma öncesinden gelen ciddi bir uluslaikisini de başarılı bir şekilde bitirdik. çalışan ülkelerle rekabet etmek her rarası mühendislik deneyimimiz var. Bu Bu işlerde yaptıkça bilgi ve deneyim kamümkün değil. çok önemli bir avantaj: Sektörün bekzanıyorsunuz. İlk defa yapacağımız işler lentilerini, uluslararası arenada bu işlerin için dışarıdan know-how almamız gerenasıl yapıldığını çok iyi biliyoruz. Bir kebilir, ki bunu da yapma olanağımız her İtalyan Snamprogetti, bir KBR, Fluor, bir Alman UHDE, Als- zaman var. Uluslararası erişim olanaklarımız, diyalog kanallarıtom ve daha niceleri… Bu tip firmalarla birlikte uzun yıllar çalı- mız her zaman açık. Rahatlıkla doğru adreslere ulaşıp iş ortaklışarak deneyim kazandık. Bu önemli bir know-how’dır. Dolayı- ğı kurabiliyoruz. Firmaların Tekfen’i bir marka olarak tanımaları sıyla Türkiye ölçeğinde düşününce sektörde çok ayrıcalıklı bir da bu noktada ayrıca bir avantaj tabii. konumdayız. Ama dünya ölçeğinde alacağımız çok yol var. İşgücü açısından daha üst seviyelere gelmemiz gerekiyor. Bugün bi- Siz ne kadar süredir Tekfen’desiniz? zim ölçeğimizdeki uluslararası firmalar en az 300-400 kişiden Tekfen’de çalışmaya 1985’te dizayn mühendisi olarak başladım. başlıyor ve 1.000’lere kadar çıkıyor. Bugün bir Foster Wheeler O zaman sadece 20 kişiydik; farklı departmanlar bile yoktu. ya da Snamprogetti’de yaklaşık 2-3 bin kişi çalışıyor. Daha sonra departmanlaşma oldu, sayımız 40-50’ye çıktı ve bir organizasyon oluştu. 1995 yılında endüstriyel projelerden soBu doğrultuda bir büyüme planınız var mı? rumlu teknik müdür yardımcısı pozisyonuna geldim. 2001 yıHedefimiz 300-400’lü rakamları bünyesinde bulundurabilecek lında da genel müdür yardımcısı oldum. O zaman genel müdübir yapıya kavuşmak. Bunun çabası içindeyiz. Önümüzdeki dört rümüz Hidayet (Saraç) Bey idi. Hidayet Bey 2009’da ayrılıncaya yıl içinde bu rakamlara ulaşabileceğimizi düşünüyorum. Dün- kadar genel müdür yardımcısı olarak devam ettim ve son iki seyadaki gidişatta çok beklenmedik iniş çıkışlar olmadığı sürece nedir de genel müdürlük görevini üstleniyorum. bunu yakalamak işten bile değil. Bu Tekfen’in de çıtasını yükseltecek bir gelişme olacaktır. Çünkü EPC işi dediğiniz zaman, tek- Tekfen öncesindeki kariyerinizden de bahseder misiniz kınoloji satmaya başladığınız zaman, kulvar değiştirmiş oluyorsu- saca? nuz. Aslına bakarsanız şu anda bütün ihracat sektöründe Ben İstanbul Teknik Üniversitesi’nden 1975 yılında mezun olkonuşulan konu “inovatif üretim.” Çünkü başka türlü, daha dü- duktan sonra bir mühendislik bürosunda teknik ressam olarak şük maliyetlerle çalışan ülkelerle rekabet edebilmek artık müm- başladım çalışma hayatıma. O yıllarda yetişme tarzımız her şeyi kün değil. Avrupalı firmaların yitirdiği rekabet gücünü, biz de sindire sindire, en başından öğrenerek yapmak şeklindeydi. BizUzakdoğu ülkelerine karşı yakın bir gelecekte kaybedebiliriz. den daha eski teknik ressamlar vardı, onlar kurşunkalemle çizerDolayısıyla inovatif, bilgiye, teknolojiye daha çok dayalı işlere lerdi. Onun üzerine biz aydınger yapıştırırdık, çini mürekkebiyyönelmek gerekiyor. Türkiye’nin şansı, düşük maliyetlerle çalı- le onların çizdiklerini temize çekerdik. Çizim yaparken şan ülkelerden çok daha önce, uluslararası sektörde, pek çok mürekkep kurur, dilinizle onu sulandırırsınız, yanlış yaptığınız14 da jiletle kazırsınız... Daha sonra aydıngerden kurşunkaleme geçmek “kariyerim” açısından çok önemli bir aşamaydı benim için. “Artık başkaları benim çizdiğimi kopyalayacaklar,” diye seviniyordum. 1975’te mezun olduğumdan beri, 36 senedir hiç ara vermeden bu sektörde çalışıyorum. Onun için işin her aşamasını biliyorum; risklerin, olası problemlerin neler olduğunu, pek çoğunun sonucunu ve cevabını biliyorum. Bu büyük bir avantaj tabii. Şimdi bile hâlâ masamın üzerinde cetvelim ve kâğıdım durur, arada oturup bir şeyler çizmeden rahat edemem. Ama yeni mezun mühendisler hemen “Ben ne zaman müdür olacağım?” diye geliyorlar. Bir şeyleri iyice sindirmeden, yeteri kadar deneyim kazanmadan kariyerinizde ilerlemeye çalışmak doğru gelmiyor bana. Mühendislikte usta-çırak ilişkisi çok önemlidir. Sabırlı olmak, süreci çabuk tüketmemek gerek. İdarecilik bizim meslekte son noktadır. Öncelik, olabildiğince çok sayıda farklı projeler yapmak, böylece bilgi ve deneyim kazanıp mühendislik kanadını geliştirmektir. Bu süreci yaşamadan hemen yöneticiliğe soyunmak doğru değil. Hele bizim sektörde. Sizin mesai kavramınız pek yoktur herhalde çalışma hayatınızda? Aslında mesai kavramı olmalı. Planlamanın çok iyi olması gerekiyor. Çünkü çok yorucu bir iştir. Sabahtan akşama kadar oturup kâğıt üzerinde tasarımınızı başkalarının anlayacağı hale getirmek kolay değildir. Bir yandan da mühendislik bilginizi hep canlı tutmanız lazım. Konjonktürü yakından takip etmeniz lazım. Malzemeler değişiyor, sahada kullanılan ekipmanların kapasiteleri artıyor, özellikleri değişiyor. Tabii bütün bunlara bağlı olarak standartlar, normlar da çok hızlı değişiyor. Eğer siz bunların bir adım gerisinde kalırsanız yarışı kaybedersiniz. Bu yüzden ben diyorum ki, “Asıl mühendislik eğitimi okul bittikten sonra başlar.” Ama bu sadece pratikle olmaz, aynı zamanda okuyacaksınız, sorgulayıcı olacaksınız, size söylenen hiçbir şeye inanmayacaksınız. “Acaba bu neden doğru?” ya da “Neden yanlış?” diyeceksiniz. Bu bir yaşam tarzı haline gelirse zor değil. Ama bu bir yaşam tarzı olmazsa, eziyete dönüşür. Ben kendi adıma bugün yaptığım mühendisliği hep hayal etmiştim. Üniversiteye girdiğim ilk günden itibaren “Ben bu işi yapacağım,” dedim. O yüzden ben çok zevk alarak yapıyorum, ama bazı arkadaşlar tabii “Okuldayken yeteri kadar okuduk, hâlâ mı okuyacağız,” diyorlar. Onlara eziyet geliyor. Zaten böyleleri bir süre çalıştıktan sonra ayrılıp başka sektörlere kaçıyorlar. BÜYÜYEN BİR YAPI Tekfen İnşaat dışında başka şirketlere de hizmet veren Tekfen Mühendislik istikrarlı bir şekilde büyümesini sürdürüyor. Alparslan Güre’ye göre şirketin birkaç yıl içindeki hedeflerinden biri de 300-400 kişilik bir büyüklüğe ulaşarak daha fazla sayıda proje alabilmek. Tekfen Mühendislik kuruluşundan bu yana çok sayıda önemli projeye imza attı. Biraz bunlardan bahseder misiniz? İlk aklıma gelen, Fas’ta yaptığımız Samir Rafinerisi Kapasite Artımı Projesi. Çok önemli, büyük bir projeydi ve hem Tekfen İnşaat açısından, hem de bizim açımızdan çok başarılı geçti. Onun dışında İtalyan Snamprogetti ile beraber TÜPRAŞ’a iki büyük hydrocracker projesi yaptık, hem İzmir’de, hem İzmit’te. Ayrıca, Azerbaycan-Sangaçal’da dahil olduğumuz terminal projesini, Bulgaristan’daki Maritza East-1 Termik Santrali projesini sayabilirim. Bunun dışında Almanya’da –ki Avrupa sınırları içerisinde yaptığımız ilk projeydi– Leuna 2000 Rafinerisi’nde rol aldık. Orada tamamen Avrupalı işverenlerle, onların kullanacakları bir rafineride çalışmak, oradaki iş akışını görmek bizim için çok önemli bir deneyimdi. Suudi Arabistan’da çok önemli su boru hattı projeleri yaptık. Kuveyt’teki tank sahaları, Rusya’daki 2 bin konutluk askeri lojmanlar, Türkiye’deki Olimpiyat Stadyumu, aklıma gelen büyük projelerden bazıları. Tabii sadece teknolojik 15 TEKFEN MERCEK TEKFEN İMZALI PROJELER Tekfen Mühendislik hem yurtiçinde, hem de yurtdışında önemli bir proje deneyimine sahip. Alparslan Güre’ye göre İstanbul’daki Atatürk Olimpiyat Stadı çok heyecan verici, ama bir o kadar da zorlu bir projeydi (sağda). TÜPRAŞ’ın İzmit Rafinerisi ise Tekfen Mühendislik’e büyük itibar kazandıran projelerden biriydi (karşı sayfada). 16 MERCEK niz, işin ne kadar mikserle kaç saat süreceğini de hesaplayabilirsiniz. Ama dizayn aşamasında depremden yeraltı suyuna kadar birçok faktörü göz önünde bulundurmalısınız. Uzaktan bakıp da bir kerede karar verebileceğiniz bir şey değildir. Öyle olsa proje yapmanıza gerek yok zaten. O yüzden belirsizliklerle dolu bir iştir. Bazen “Ben bunu iki mühendisle dört ayda bitiririm,” dersiniz, ama beş mühendisle bir sene sürebilir. Mühendisliğin içinde optimizasyon ve araştırma olduğu için bunun süresini koymak son derece zordur. Başlayıp tereyağından kıl çeker gibi bitirdiğiniz bir proje kimseye nasip olmaz bu sektörde. Hep sıkıntılıdır, midesine kramp girer insanın. Nihayet proje sona erer, gerçekten güzel de bitse işveren çıkıp “Projeyi geciktirmeseydiniz daha iyi olurdu,” der. Hiç madalya takan olmaz. işlerden bahsetmek haksızlık olur. Tüm disiplinleri içeren bir miz işlerde, grup içinde payı daha fazla olan inşaat şirketinin yapımız olduğu için altyapı, otoyol, köprü ve metro sistemlerini kazanması her zaman ana hedef olmuştur. Tabii ki şirketimizin projelendiren ayrı bir departmanımız var. Orada da yüzlerce ki- aldığı her işte kâr etmesi hedeftir, ama esas hedef genel olarak lometrelik, yüksek standartta otoyol projeleri yapıldı. Bu bölü- grubun kazanmasıdır. mün ayrı bir departman olarak oluşturulması Tekfen İnşaat’ın Tarsus-Adana-Gaziantep (TAG) Otoyolu projesi ile birlikte Peki size ecel terleri döktüren bir projeniz oldu mu hiç? oldu. Proje başlangıçta İtalyanlarla ortak yapılırken, Tekfen ora- Esasen her proje ecel teri döktürür. Döktürmeyen, şöyle dört da kazandığı deneyimle otoyol projelerini tek başına yapar hale dörtlük bir proje çok az mühendise nasip olmuştur herhalde. geldi. O derece ki, Karayolları, Tekfen’in projelerini kendi stan- Ama özellikle bir tanesi bizim için çok farklı bir projedir: İstandartlarında kullanmaya başladı. Tabii bu arada Tekfen’in dışında bul Olimpiyat Stadı. Beni en çok etkileyen projelerden biriydi o. da pek çok otoyol projesi yaptık. Ayrıca toplu taşıma sistemleri- Çok farklı ülkelerden mühendislerle çalıştık. Ben hayatımda ilk ne yönelik olarak çeşitli projeler gerçekleştirdik. Örneğin Bursa kez, dört sene boyunca Fransızlarla çok sıkı bir şekilde, yan yana hafif raylı sistemi ile Ankara metrosunun önemli bir kısmının çalıştım. Fransızları daha önceden de değişik projelerden az çok proje çalışmaları Tekfen tarafından yapıldı. Halen, İstanbul met- biliyorduk, ama Olimpiyat Stadı işinde projeye yaklaşımlarını, rosunda devam eden çalışmalarımız var. projeyi çözümlemedeki metotlarını yaMarmaray’ın dışında ona paralel “lastik kından izleme imkânı buldum. Fransıztekerlekli vasıtaların” geçişi için tasarlalar projenin %100 kâğıt üzerinde çözülMühendislik, genellikle nan, inşaatını Yapı Merkezi’yle Koreli bir düğünden emin olmadan kesinlikle projelerin en yumuşak firmanın üstlendiği ikinci tüp geçit prosahadaki uygulamaya geçmiyorlar. Yani jesi üzerinde de yaklaşık 1,5 yıldır çalışı- karnıdır. Çünkü mühendislik, bazen dersiniz ki, “Ha, bu sahada çözüyoruz. Dolayısıyla otoyol bölümümüzde %100 tanımlı bir iş değildir. lür. Artık şu kısmına da sahadaki formen çok ciddi projelere imza atıyoruz. ya da sahadaki mühendis karar versin.” Belirsizliklerle dolu bir iştir. Oysa Fransızlar böyle bir şeyi söz konuBir işi alıp da “Eyvah!” dediğiniz, Başlayıp tereyağından kıl çeker su bile etmiyorlar. Bir haftada, iki hafta“Bunun altından nasıl kalkacağız?” da yapacağınız bir saha uygulaması için gibi biten bir proje kimseye diye düşündüğünüz hiç oldu mu? aylarca zaman harcıyorsunuz. Ama bunasip olmaz bu sektörde. Bazen işi almak birinci hedef olduğunnun ne kadar önemli olduğunu proje ordan böyle kaygılar oluşabiliyor. Ancak taya çıktıktan sonra görüyorsunuz. Beişverenlerin bakış açısı çok önemli. Siznim, bir inşaat mühendisi olarak çok den ne istediklerini çok açık, net olarak söyleyen bir işvereniniz heyecan duyduğum bir projeydi. Böyle büyük açıklıklar, “movarsa ve size güvenirse, iş çok daha sorunsuz ve planladığınız numental” dediğimiz anıtsal yapılar bizi hep heyecanlandırır. gibi yürüyor. Fakat özellikle petrol sektörünün yapısı daha fark- Benim için çok güzel bir projeydi, ama o dört senede resmen on lı. Bir gün benzin değerli oluyor, bir gün dizel ya da başka bir sene yaşlandım. Projeden önceki fotoğraflarıma bakıyorum da, ürün. Ham petrol fiyatlarındaki oynaklık da cabası… Dolayısıy- “Allah Allah!” diyorum. Ama çok şey kattı bu proje bana. la işverenin ilk başta koyduğu parametreler proje yapılırken bile değiştiği için sizin sürekli bu değişikliklere ayak uydurmanız ge- Yaptığınız işin en zor tarafı nedir? rekiyor. Bu tabii çok ciddi bir zorluk. İşverendeki fikir değişik- Mühendislik kısmı genelde projenin yumuşak karnıdır. Mühenlikleri, iş için öngördüğünüz adam-saat planlamanızı altüst edi- dislikteki planlamaların arkasından yapım işleri başlar, ama mayor. Örneğin 100 bin adam-saatte bitireceğiniz bir işi 200 bin alesef ilk süreler hep kısıtlı verilir. Dolayısıyla sürelerin tutturuladam-saatte bitirebiliyorsunuz. Dediğim gibi işverenin yaklaşı- masında ciddi sıkıntılar yaşanır; bu yüzden “yumuşak karnıdır” mı ve işin niteliği çok önemli. Açıkçası, “bu işi keşke üstlenme- diyorum. Çünkü mühendislik, %100 tanımlı bir iş değildir. İnşaseydik” dediğimiz işler de olmuştur. Ancak grup olarak girdiği- at işinde dökeceğiniz betonun kaç metreküp olduğunu bilirse- Uluslararası başarılarınız var mı, peki? Çok enteresandır, en büyük takdiri biz hep yurtdışındaki işverenlerden ya da yabancı ortaklarımızdan alırız. İçerde, “Çocuk şımarmasın!” diye herhalde, pek paye vermezler. Olimpiyat Projesi’nde ben ilk defa bir ödül aldım, Tekfen Mühendislik adına. İşveren proje bittikten sonra bir tören düzenledi, “Projede emeği geçen ve başarılarından dolayı teşekkür edilen gruplar,” diye Tekfen Mühendislik’e bir plaket verdi. O tabii bizim için çok önemli bir şey. Gruptaki diğer şirketlerle çok yakın çalışıyorsunuz. Şirketler arasında anlaşmazlık çıktığı olur mu hiç? Tabii çok kavgalar olur. Fakat biz Tekfen İnşaat’la, iş sahibiyle tamamen entegre çalışırız. Bu bizim için çok önemli. Bizim hedefimiz toplamda Tekfen’in bu işten kârlı çıkmasıdır. Bunun için de tabii Tekfen İnşaat’ta çalışan kişilerin saha deneyimleri ve bilgileri çok önemlidir bizim için. Proje süresince bu bilgi akışını aksatmamamız gerekir. Bu da ancak sıkı bir çalışmayla mümkün. Bu çalışma kavga gürültüyle de olur, gülerek de olur. Ama iletişimi her zaman sağlarız. Aslında bir projenin hem mühendislik, hem de inşaat ayaklarının aynı gruba bağlı şirketler tarafından yapılması büyük bir avantaj. Bu hem Tekfen İnşaat için, hem de bizim için bir avantaj. Mühendisliğin grup dışında birilerine yaptırılması dizginlerin bir başkasına teslim edilmesi gibidir bir bakıma. Proje önünüze gelene kadar başınıza ne geleceğini kesin olarak bilemezsiniz. Büyük bir risktir ve ciddi sorunlar çıkar. Sonunda maliyeti de yine yapımcı olarak size biner. Tekfen İnşaat’ın bir projeyi dışarıdan, sadece yapım kapsamında aldığı da oluyor. O zaman mühendislik hizmetlerini veren firmayla iletişimi bizimle olduğu gibi rahat olamıyor tabii ve demin bahsettiğim sorunlar yaşanabiliyor ister istemez. Birlikte çalışmanın pek çok artısı var kuşkusuz. Bir kere kendi grup şirketiniz; ikincisi aynı dili konuşuyorsunuz; üçüncüsü amaçlarınız ortak. Ama dışarıdan bir şirketin amacı sadece kendi aldığı kısmı bitirip kâr etmek, zarar etmemek. Sizin kâr ya da zarar etmeniz onu hiç ilgilendirmiyor. Bu açıdan bizim böyle bir organizasyonda yan yana olmamız çok büyük bir Hatayı prestij kazanarak düzeltmek 2 006-2008 yılları arasında Tekfen İnşaat ile birlikte çalıştığımız Fas-Samir Rafineri Projesi sırasında yaptığımız bir temel kaydırma işi meslek hayatımın en ilginç ve unutulmaz işlerinden biridir. Yanlış hatırlamıyorsam bir akşamüzeriydi. Mustafa Tezer telefonla aradı, “Şef yandık, mahvolduk, boru köprüsünün temellerini olması gereken yerden 4 metre kaçık yapmışız,” dedi. Bahsettiği temel, her biri 60 metre boyunda, 3 metre eninde, 1.400 ton ağırlığında iki devasa blok! Tamamen bitmiş, üzerine boru köprüsünün prekast kolonlarının konulması için hazır bekliyor. Kırıp tekrar yapmak aylar alacak. Daha önemlisi idareye karşı prestijimiz sarsılacak. Ben, nasıl olduysa gayet sakin bir şekilde, “Sorun değil, temeli kaydırırız,” dedim. Mustafa da “Ciddi misin, yapabilir miyiz?” dedi. “Niye olmasın?” diye yanıtladım. Konuyu proje müdürümüz Ali Şanlı Bey’e aktardık. O da ikna oldu, “Yapalım da millet Tekfen’in neler yapabildiğine şahit olsun,” diye bir ara gaz vererek çalışmaları başlattık. Yapacağımız kaydırma operasyonu için projelerimizi oluşturduk, ekipmanlarımızı seçtik ve operasyonun her adımını planlayarak idareye güzel bir sunum hazırladık. İdare biraz kuşku ile yaklaştı ama biz kâğıt üstünde en ince noktasına kadar her şeyi planlamıştık. Tüm soruları yanıtlayarak operasyon için idarenin onayını aldık. Sıra temeli kaydırmaya gelince her şey adım adım planlandığı gibi gerçekleşti ve temel yaklaşık iki hafta içinde olması gereken yere çekildi. Sonunda temeli yanlış yerleştirmekle yaptığımız hata yüzünden idare karşısında prestij kaybetmemiş, aksine uyguladığımız düzeltme yöntemiyle itibarımızı daha da artırmış olduk. 17 TEKFEN DOSYA DOSYA ‘Eve Dönüş’ün öyküsü T unus’tan başlayarak hızla tüm Arap dünyasına yayılan ve büyük bir isyana dönüşen toplumsal hareketler, Tunus ve Mısır’dan sonra şubat ortasında Libya’yı da vurdu. Daha demokratik bir yönetime kavuşmak amacıyla sokaklara dökülen isyancılarla hükümete bağlı kuvvetler arasında çıkan çatışmalar, ülkeyi büyük bir kaosa sürükledi. İşte o dakikadan itibaren, hepimiz için endişeli bir bekleyiş ve Libya’da bulunan Tekfen çalışanlarının tahliyesi için büyük bir çaba başladı. Tekfen ailesi için en mutlu an, tüm çalışanlarımızın sağ salim Türkiye’ye adım attığı andı. Bu zorlu deneyimi yaşayan tüm Tekfenlilere geçmiş olsun diliyor, kendilerini yeniden aramızda görmenin sevincini yaşıyoruz. Sercan Erdurmaz* Libya’da yaşananları anlatıyor Olaylar Bingazi’de ne şekilde gelişti? Siz büyük şehirlerde başlayan olayların bu kadar büyüyeceğini tahmin ettiniz mi? 17 Şubat 2006’da, peygamber karikatürlerini protesto eylemleri sırasında çıkan çatışmalarda çok sayıda insan yaşamını yitirmişti. Bu yıl “Öfke Günü” ilan edilen 17 Şubat tarihinde göstericiler Bingazi’de büyük protestolar düzenlemeye hazırlanıyorlardı. Hatta devrim sonrası devlet görevlerinden istifa edip kendini sadece ordular komutanı ilan eden Kaddafi’nin de bizzat protestolara katılacağı ve sözde hükümetten istifalar isteyeceği duyumları geliyordu. Ancak olaylar beklenenden önce hareketlenmeye başladı. 16 Şubat günü projemizin merkez ofisinin bulunduğu Bingazi’de ufak gösteriler başlamıştı bile. Hatta Teknik Ofis’te çalışan ve eski bir gazeteci olan bir personelimiz polis tarafından göz altına alınmıştı. Buna karşın Kufra şantiyemizde işler devam ediyor, Bingazi’de ise bölgesel gösteriler dışında bize intikal eden bir şey bulunmuyordu. İlk silahlı isyan hareketi aslında Bingazi’nin doğusunda, kıyı şeridinde yer alan Beyda kentinde başladı. Ayaklanma mevcut yönetime yönelik olmakla beraber, mevcut ortamdan faydalanmak isteyen yerel çalışanların şirket araçlarını gasp ettiğini öğrendik. Şu anda muhaliflerin üssü olan Bingazi’nin geçmişten beri mevcut rejim ile sıkıntıları olmuş ve tarihte çeşitli husumetler yaşanmış. Dolayısıyla Bingazi’de bir hareket olacağını bekliyor, ama Kaddafi’nin Libya’daki gücü nedeniyle olayların bu denli büyüyebileceğini tahmin etmiyorduk. Olaylar şantiyelere ne zaman ve nasıl sıçradı? Kufra şantiyemiz 20 Şubat Pazar gününe kadar çalıştı. 19’u akşamı Libyalı çalışanlarımızın birçoğu evlerine gitmek ve ayaklanmaya katılmak istediklerini söyleyerek şantiyemize ait kamyon ve pikapların bir kısmını alıp gitmeye kalktılar. Bunların çoğu, telefonla yardım istediğimiz yol üstündeki polis kontrol noktalarında durduruldular. Bingazi ise cumartesi itibariyle ciddi karışmıştı. Yerli çalışanlarımız mümkün olduğunca kamptan çıkmamamızı tembih ediyorlardı. İlk araç çölde gasp edildi. İlk ciddi yağmalama olayı ise Bingazi’de yaşandı. 20 Şubat Pazar akşam saat 23.00 sularında ellerinde palalarla bir grup kampa zorla girerek elimizdeki telefonları ve cebimizdeki paraları gasp etti. Lokaldeki televizyonları ve elektronik eşyaları da aldılar. Bize de yatak odalarımıza girip ışıkları kapatmamızı ve saklanmamızı tembih ederek hızla uzaklaştılar. Benim odamdan tüm ofisler görülebiliyordu. Jaluzi aralığından 20-30 grupluk bir insan kalabalığının ellerindeki balta, bıçak ve silahlarla önlerine çıkan her yeri yağmalamaya başladıklarını gördüm. Yaklaşık 2 saatlik bir yağmalama sonunda sıra kaldığımız yatakhanelere gelmişti. Kapılarımızı kırarak içeri girdiler, zaten birkaç hamleden sonra kimilerimiz kapıları açtık. Ardından eşyalarımızı almaya başladılar. İlk yağma sonrası hepimiz koridorlarda toplanıp beklemeye başladık. Derken silahlı ve bıçaklı başka bir grup geldi. Bu grup bizi başka bir yerdeki işçi yatakhanesine götürerek geride kalan her şeyi yağma etmeye başladı. Yatakhanede bekleyişimiz süresince 10’a yakın silahlı grup sabah 8’e kadar yanımıza gelerek para, telefon, saat, yüzük ve alabilecekleri her şeyi gasp ettiler. Ertesi sabah Libyalı şirket personelimizin gelmesiyle dışarı çıktığımızda gördüğümüz manzara korkunçtu. Bizden bir gün sonra Tazerbo şantiyemize bir saldırı olduğu haberi geldi. İşin en ilginç yanı, Tazerbo’ya güvenlik için gelen askerlerin, “Biz sizi koruyamayız, gidin!” diyerek, daha arkadaşlarımız şantiyeden ayrılmadan etrafı yağmalamaya başlamasıydı. Tazerbo şantiyemizdeki araçlar gasp edilmiş, personelimiz şantiyeyi terk etmeye zorlanarak Kufra kampına sığınmak zo- Bir ayaklanmanın güncesi 18 Aralık 2010 14 Ocak 2011 17 Ocak 2011 25 Ocak 2011 26 Ocak 2011 30 Ocak 2011 1 Şubat 2011 10 Şubat 2011 11 Şubat 2011 18 Tunus’ta Muhammed Bouazizi adlı üniversite mezunu bir seyyar satıcı kendini yaktı. Tunus, Cezayir ve Lübnan’da protesto gösterileri başladı. Tunus Devlet Başkanı Zeynel Abidin Ben Ali yönetimden çekildi. Mısır’da bir protestocu Mısır Parlamentosu’nun önünde kendini ateşe verdi. Olaylar tüm Mısır’a yayıldı. Mısır’da göstericiler Tahrir Meydanı’nı işgal etti. Suriye’de kitlesel protesto gösterileri başladı. Fas’ta Kral VI. Muhammed reform ve yeni anayasa sözü verdi. Ürdün Kralı Abdullah istifa eden hükümetin yerine yeni kabine atadı. Irak’ta kitlesel gösteriler düzenlenmeye başladı. 30 yıldır Mısır’ı yönetmekte olan Hüsnü Mübarek yönetimden çekildi. 15 Şubat 2011 24 Şubat 2011 27 Şubat 2011 5 Mart 2011 12 Mart 2011 16 Mart 2011 17 Mart 2011 19 Mart 2011 Libya’da insan hakları savunucusu Fethi Tarbel’in tutuklanması üzerine Bingazi’de isyana dönüşecek olan protestolar başladı. Kaddafi karşıtları birçok kentin kontrolünü ele geçirdi. Bingazi’de isyancılar bir geçiş meclisi kurulduğunu duyurdular. Ulusal Meclis Libya’nın tek temsilcisi olduğunu ilan etti. Arap Birliği BM’den Libya’nın uçuşa kapalı bölge ilan edilmesini istedi. Kaddafi’ye bağlı güçler Bingazi’yi bombalamaya başladı. BM Güvenlik Konseyi Libya’nın uçuşa kapalı bölge ilan edilmesi ve Kaddafi güçlerine karşı sivillerin korunması için “tüm önlemlerin alınması”nı kabul etti. Kaddafi güçlerine karşı ilk hava harekâtı başlatıldı. 19 TEKFEN DOSYA DOSYA runda kalmıştı. Kufra’dan tahliyenin kiralık araçlarla yapılması öngörülmüştü. miye binemeyip sağlıklı bir bilgiye sahip olmadan askeri bir gemiyi beklemek zorunda kalmak çok sıkıntılıydı. 22 Şubat gecesi Bozerik kampı basıldı ve ölümle tehdit edilen personelimizden kampı sabaha kadar boşaltmaları istendi. Bunun üzerine 300 kişi ellerindeki son araçlarla Kufra’ya intikal etti. 23 Şubat günü, öğleden sonra akşama kadar kiralık araçlar beklenirken, diğer yanda KM:90 kampımızdaki personel Kufra’ya çağrıldı. Kufra’dan gemiye tahliyenin yapılacağı günden önceki akşam da Kufra’ya saldırı gerçekleşti. Güvenlik kabinine ateş açıldı, şantiyede kalan araçların bazıları saldırgan grup tarafından gasp edilmeye çalışıldı. Çöle gelince, erzak azalmasına rağmen yemekhanemiz son ana kadar çalışmaya devam etti. İnsanlar uyuyamasa da Kufra kampı yerli yerinde duruyordu. Kufra için asıl çile tahliye sırasında oluştu. Herhangi bir yaralanma söz konusu oldu mu? Tüm arkadaşlara sakin olmaları ve herhangi bir tepkide bulunmamaları talimatı verildi ve sık sık bu talimatlara uyulması tembih edildi. Dolayısıyla herhangi bir yaralanma söz konusu olmadı. Merkezle ya da aranızdaki haberleşmeyi nasıl sağladınız? Merkez ve kendi aramızda haberleşmede sıkıntılar oluştu. Bingazi personeline ait telefonların çoğu gasp edildiği için elimizde kalan birkaç Libya hatlı telefon ile haberleşmemize vesile oldu. Fakat hatların çökmesiyle Libya ve merkezle iletişimde büyük güçlük çektik. Personel arasındaki psikoloji nasıldı? Bazılarımız baskı altında farklı tepkiler vermiş olsa da, genel olarak herkes uyumlu bir bütünlük içerisinde hareket etti. Ancak korkunun ortaya çıkarttığı bir çöküş çoğumuzun yüzünden okunabiliyordu. Tahliyeye kadar barınma ve yemek ihtiyaçlarınızı nasıl karşıladınız? Tahliye durumunu ikiye ayırmak lazım: birincisi Bingazi kamp tahliye, diğeri ise çöl tahliye. Bingazi’ye gelirsek, pazar günü baskını sonrasında, Bingazi’de gümrük işlerimizi yapan Libyalı bir ileri gelen bizi kendi araçlarıyla çiftliğine transfer etti. Yanımıza yağmadan arta kalan birkaç kıyafetimizi alabildik sadece. Şampuanlara kadar her şeyimiz gitmişti neredeyse. Bu çiftlikte projedeki ortağımız TML’nin diğer şantiyelerinden de gelenlerle 300 kişi civarında olduk. Çadırlar kuruldu, her türlü imkân seferber edildi. Kimi zaman dışarıda, kimi zaman içeride bulduğumuz yerlerde yattık. Yemek konusunda bir sıkıntı yaşamadık. Orada en kötü şey, sağdan soldan gelen silah sesleri ve her daim televizyonda yer alan Bingazi bombalanacak haberleri arasında geçen bekleme süreciydi. Özellikle ilk iki ge- Kurtuluşa çileli bir yolculuk Tahliye süreci nasıl gelişti? Tahliye süreci özellikle Kufra kampı için çok çetin bir süreç oldu. İlk aşamada Kufra Havaalanı’ndan tahliye için uğraşılmasına karşın, bunun imkânsız hale gelmesi sonucu tek seçenek kalmıştı; çöl yarılacak ve Bingazi Limanı’na ulaşılacaktı. Normal zamanlarda binek arabalarla dahi çekilmez olan 1.000 km’lik çöl yolunun aşılması ve üstüne üstlük bu işin 1.000 kişilik bir grup halinde, karışıklık içinden geçilerek yapılması gerekiyordu. Şantiyede bulunan tekerlekli her aracın kullanılmasından başka bir seçenek olmadığından kamyonlar ve bakım araçları gibi her türlü araçla sabah saat 4 sularında yola çıkıldı. Yolda yağmur, çöl fırtınası, silahlı adamlarca yolun kesilmesi, son kalan kimi binek araçlara el konulması gibi badireler atlatıldıktan sonra, 20-24 saatlik bir yolculuğun ardından gemiye ulaşıldı. Sizin için tüm bu süreçte en unutulmaz an hangisiydi? Benim için en ilginç olay, Bingazi’de gruplardan birinin yatakhane kapılarını balta ile kırmaya çalışırken, ona odaların anahtarlarının bizde olduğunu ve kapıları açabileceğimizi söylediğimizde bize istemediğini bağırıp balta ile işleme devam etmesi oldu. Bunun yanında gasp edilen şahsi eşyalarımız için helallik istemeleri de ayrı bir garip durumdu. Tahliye noktasına ulaştığınızda neler hissettiniz? Tahliye noktasına ulaştığımızda maalesef sorun çözülmüş değildi. Tahliye noktasında büyük bir kargaşa vardı. Sürekli yağan sağanak yağmur altında gemiye ulaşma anı bizim için rahatlama noktası olmuştu. Gemide olmak huzurdu, mutluluktu ve her şeyin son buluşuydu bizim için. Çoğumuz yorgunluktan hemen uyumaya başladı. Çölden gelen birçok arkadaşımız ise yoğun yağmur ve rüzgâr nedeniyle hasta düşmüştü, ama gemi hepimiz için ev rahatlığı sağlamıştı. Olayların başından sonuna kadar tahliyemiz için her türlü çabayı gösteren ve Marmaris’te bizleri karşılayan tüm Tekfen ailesine ve yardımı geçen herkese teşekkürlerimi sunarım. * Teknik Ofis Müdürü - Libya Yusuf Bağdat’ın* Libya notları B ugünlerde dünya basınının manşetten verdiği, can pazarının kurulduğu Libya’da, Tekfenimizin üstlendiği zor bir projeyi hayata geçirmenin mücadelesini verirken, diğer yandan da insanlığa ve cümle hayvanlar âlemine hayat veren Nil gibi bir nehri Afrika çöllerinden geçirip yerleşim alanlarına taşımanın heyecanını yaşıyorduk. Derken, Kuzey Afrika’yı saran yangın Libya’nın üzerine de bir alev topu gibi düştü. Şiddetli çatışmalar esnasında otoritenin yok olması nedeniyle yağmacılar tüm ülkedeki şantiyeleri de yağmalamaya başladı. Tam da işimizi önümüze katmışken, çapulcular bizim şantiyelerimizi de yağmalamaya, gözümüzden sakındığımız iş makinelerimizi kafamıza silah dayayarak gasp etmeye başladılar. Bingazi’den itibaren, biri taşeronumuza ait yedi kampımızın beşi tamamen yağmalandı. Elemanlarımızın çoğu Kufra kampında ve bir kısmı da Lavalin kampında olmak üzere iki kampta sıkışıp Türkiyemizden haber beklemeye başladı. Herkesin arzu ettiği, olayların kısa zamanda düzelmesiydi. Elemanlarımızın can güvenliği her geçen gün azalıyordu. Ara ara kamplarımızı yağmalayanlar baskınlarda buldukları her şeyi talan ettiler, sağa sola kurşun yağdırdılar. Bazı arkadaşlarımızı koğuşlarından çıkarıp çamaşırlarına varana kadar aldılar. Bu ateşin, söneceği yerde her geçen gün daha da büyüdüğüne artık herkes kanaat getirdikten sonra merkezden, yani Türkiye’den kampları terk edip Bingazi’ye hareket etme emri geldi. Önümüzde 1.000 km yol vardı. Bin küsur kişiyi sağ salim Bingazi’ye ulaştırmak için silahlarla donatılmış güçler kiraladık. Araçlarımızın neredeyse tamamına yakını gasp edilmişti. Elemanlarımızı taşımak için piyasadan birkaç tane TIR kiraladık; elimizde kalan damperli kamyonlarımızı, hiyapları sıra sıra dizip insanları kamyonların kasalarına doldurduk ve perşembe sabahı yaklaşık 40-50 araç ile yola koyulduk. 150 km kadar yol aldıktan sonra yine aramıza daldı yağmacılar. Bir tankere el koydular, Allah’tan içini adam ile doldurduğumuz tankeri değil de mazot tankerini ve birkaç tane pikapı alarak uzaklaştılar. Açıkta kalan arkadaşlarımızı kamyonların üzerine sıkıştırıp yolumuza devam ettik. Lavalin kampımızdaki elemanlarımızı da alarak yakıt ikmalinden sonra yeniden yola koyulduk. Yol boyunca öyle bir kum fırtınasına yakalandık ki, araç kullanan arkadaşlar önlerini bile göremez oldular. Çöldeki fırtınanın tarifi olmaz, onu yaşayan bilir. Hele de korunmasız yakalanmışsanız uçsuz bucaksız çöl daraldıkça daralır, insanın ceviz kabuğuna sıkışmış gibi ruhu daralır, psikolojisi dibe vurur. Elemanlarımızın hemen hemen hepsi TIR kasalarında, üstleri açık vaziyetteydi. Fırtına kum tanelerini insanın suratına saçma gibi çarpı- yordu. Bingazi’ye 160 km, Ajdabiya’ya 15 km kala konvoyun geriye, Sahra istikametine doğru döndüğünü gördüm. Benim içinde bulunduğum araç da geri dönüp geldiğimiz yöne gitmeye başladı. Şoföre sordum “Neden döndün?” diye, “Konvoy döndü ben de döndüm ağabey,” dedi. Hemen Muhsin (Davarcı) Bey’i aradım ve sordum. “Neden geri dönüyoruz Muhsin Bey?” dedim. Muhsin Bey, “Ne yap yap konvoyu geri çevir, aranıza yağmacılar dalmıştır!” dedi. Muhsin Bey bir yandan, ben öte yandan insanları arayıp konvoyu geri döndürdük. Meğer o sırada gerçekten de konvoyun içine dalmış yağmacılar. Selçuk (Halıcılar) Bey’in de aracını eşyalarıyla birlikte almışlar. Geri dönüp yolumuza devam ederken bir yağmur bastırdı, sanki bardakdan boşanırcasına. Kamyon kasalarının içi su ile dolmaya başladı. Kasaların içindeki yüzlerce çalışanımız ıslandı. Bir yandan şiddetli fırtınanın verdiği işkence, diğer yandan yağan yağmur. Aslında bunlar bizim sigortamız olmuştu. O kötü hava şartları yağmacıları dışarı çıkmaktan caydırmış, 1.000 km’lik yolu ufak sıyrıklarla, can kayıbı olmaksızın tamamlamamıza yardımcı olmuştu. Ayrıca günlük çalışmalarımızda umulmadık yerden umulmadık arızalar veren, günde kaç defa lastikleri patlayan araçlarımızın hiçbirinin lastiği bile patlamadan Bingazi’ye, Türk bayrağının dalgalandığı Mehmetçiğimizin sıcak şefkatine intikal ettik. Bunların hepsini ben Allah’ın bir lütfu olarak değerlendiriyorum. Buradan Muhsin Bey’e çok teşekkür ediyorum. Kendisinin, Özdemir Kampı’nı silahlarla taramaya başlayan yağmacıların korkusundan Sahra’ya kaçan Taylandlı elemanlarımızın toplanmasında gösterdiği gayret ve cesaret gerçekten takdire şayandı. Bu arada devletimize, Dışişleri Bakanlığımıza, Büyükelçiliğimize, Türk Silahlı Kuvvetlerimize, Kızılayımıza ve her türlü imkânını seferber eden Tekfenimize Libya’da çalışan tüm arkadaşlarım ve şahsım adına sonsuz şükranlarımı sunuyorum. * Boru ve Grouting Formeni - Libya FİLİPİNLİ ÇALIŞANLARIMIZDANDAN MESAJ VAR Sayın Kâni Bozbay, Öncelikle, Filipinli personel ve çalışanlarınız adına, hepimizin evlerine güvenli bir şekilde ulaştığını bildirmek istiyorum. Ayrıca hepimiz adına, hızlı tahliyemizi ve yurda dönüşümüzü sağlayan size, şirketimiz TEKFEN’e, tüm TEKFEN çalışanlarına ve Türk Devleti’ne en içten şükranlarımızı sunuyorum. Libya’daki durum dolayısıyla güncel projemizin askıya alındığını biliyoruz. Bu sebeple birkaç haftalık dinlenme süresinden sonra başka yerlerde yeni fırsatlar aramaya başlayacağız. Ancak eğer siz ve şirketiniz TEKFEN, yakın bir gelecekte Kufra-Tazerbo Projesi’nin yeniden devreye girmesi halinde bizim uzmanlığımıza ihtiyaç duyarsanız, yeniden değerli firmanıza katılmakta tereddüt etmeyeceğiz. Çünkü sizin ve TEKFEN’in, çalışanlarının iyiliğini nasıl her şeyin üzerinde tuttuğunu biliyoruz. Saygılarımla, size ve gelecekteki çabalarınızda kolaylıklar diliyorum. Francis Phillip Capistrano 20 21 İNSAN KAYNAKLARI Tekfen ailesi büyüyor Türkiye’nin Eşsiz Çiçekleri F otoğrafçı ve belgesel yapımcısı Fatih Orbay tarafından hazırlanarak 2007 yılında Tekfen Vakfı’nın katkılarıyla kitaba dönüştürülen Anadolu’nun Çiçekleri projesi, çiçeklerin doğal ortamlarında çekilmiş hareketli görüntülerinden oluşan Türkiye’nin Eşsiz Çiçekleri belgeselinin de çekilmesiyle tamamlandı. Türkiye genelinde doğada bulunan 10 bin çeşit çiçeğin üçte birini endemik türler oluşturuyor. Bu doğal zenginliğin tanınması, belgelenmesi ve korunması yönünde önemli bir adım olan ve Türkiye’de HD görüntü kalitesinde hazırlanmış ilk belgeseller arasında yer alan Türkiye’nin Eşsiz Çiçekleri, her biri 26’şar dakikalık 6 bölümden oluşuyor. Aramıza katılan tüm çalışma arkadaşlarımıza hoş geldiniz diyoruz. Atatürk’ün ilk biyografisi raflarda Arap dünyasına Kurtuluş Savaşı’nın liderini tanıtmak için 1922 yılında kaleme alınan, Atatürk’ün bilinen ilk biyografisi, Feyyaz Berker’in desteğiyle Türkçeye çevrilerek yeniden yayımlandı. M illi Mücadele tarihi ve Mustafa Kemal’in hayat hikâyesi hakkında basılan ilk kitap olan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Hayatı, Tekfen’in kurucu ortaklarından Feyyaz Berker’in desteğiyle Arapçadan Türkçeye çevrilerek satışa sunuldu. 1920’li yıllarda, Dünya Savaşı’nın yıkıntıları arasında alevlenen Kurtuluş Savaşı, Arap dünyası için yeni bir umut ışığı olmuş, toprakları işgal altında olan Arap aydınların ilgisi Mustafa Kemal’e yönelmişti. Bu ilginin bir ürünü olan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Hayatı, 1922 gibi erken bir tarihte Mısırlı yazar Emin Muhammed Said ile Suriyeli yazar Kerim Halil Sabit tarafından kaleme alındı. Kitap üzerine çalışan Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Zekeriya Kurşun’un Türkçeye çevirdiği ve Arapça orijinalin tıpkıbasımını da içeren kitap, bilinen ilk Mustafa Kemal biyografisi olarak, basımından tam 89 yıl sonra Doğan Kitap tarafından ilk kez Türk okurların dikkatine sunuldu. MURAT BAKIR Eurobank Tekfen Diyarbakır Şubesi Karma Şube Müdürü ÖMER KIRAN Eurobank Tekfen Siteler Şubesi Karma Şube Müdürü KEREM NARCI Eurobank Tekfen Kemer Şubesi Perakende Şube Müdürü ÖZGÜR ŞAHİNOĞLU Eurobank Tekfen Kaynarca Şubesi Perakende Şube Müdürü 1967 yılında Siirt’te dünyaya gelen Murat Bakır, Atatürk Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu. 23 yılı aşkın kariyeri süresince Pamukbank, Finansbank, Oyakbank ve ING Bank’ta çeşitli görevler üstlenen Bakır, 18 Ocak 2011 tarihinde Diyarbakır Şubesi Karma Şube Müdürü olarak Eurobank Tekfen ailesine katıldı. Seyahat edip müzik dinlemekten hoşlanan Bakır, işten arta kalan zamanlarını ailesiyle tiyatroya ve sinemaya giderek değerlendiriyor. 1965 yılında Ankara’da dünyaya gelen Ömer Kıran, Gazi Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu. 24 yılı aşkın meslek kariyerinde Yapı ve Kredi Bankası, Finansbank, Koçbank, Garanti Bankası, HSBC ve Fortis Bank’ta çeşitli kademelerde görev alan Kıran, 1 Şubat 2011 tarihinde Siteler Şubesi Karma Şube Müdürü olarak Eurobank Tekfen ailesine katıldı. Boş zamanlarında basketbol oynamaktan hoşlanan Kıran, amatör olarak fotoğrafçılıkla da ilgileniyor. 1975 yılında Antalya’da dünyaya gelen Kerem Narcı, Gazi Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu. Daha önce Bank Kapital, Dışbank ve Fortis Bank’ta çeşitli görevler üstlenen Narcı, 24 Ocak 2011 tarihinde Eurobank Tekfen Kemer Şubesi’nde Şube Müdürü olarak göreve başladı. 9 yaşında Ata adında bir oğlu olan Narcı avcılıkla ilgileniyor ve yemek pişirmeyi seviyor. 1979 yılında Ankara’da dünyaya gelen Özgür Şahinoğlu Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Eurobank Tekfen ailesine 1 Şubat 2011 tarihinde Genel Müdürlük bünyesinde Perakende Şube Müdürü olarak katılan Şahinoğlu, daha sonra Kaynarca Şubesi Perakende Şube Müdürlüğü görevine atandı. Daha önce Commercial Union Hayat Sigorta, Koçbank, Garanti Bankası ve TEB’de çeşitli görevler üstlenen Şahinoğlu, sıkı bir Göztepe taraftarı ve Göztepe’ye Hizmet Derneği üyesi. Terfi edenler Terfi eden çalışma arkadaşlarımızı kutluyor, kendilerine yeni görevlerinde başarılar diliyoruz. AKUT 15 yaşında ADI SOYADI ŞİRKETİ ESKİ UNVANI YENİ UNVANI Aydın Çevik Toros Tarım Üretim Şefi (Nit. Asit) Teknik Hizmetler Müdürü Kurulduğu 1996 yılından beri binin üzerinde insana yardım eli uzatan Arama Kurtarma Derneği (AKUT) 15’inci yılı münasebetiyle Tekfen Tower Konferans Salonu’nda bir basın toplantısı düzenledi. Berrin Çabuker Toros Tarım Sekreter Muhaberat Şefi Davut Çulha Toros Tarım Stok Kontrol Elemanı Stok Kontrol Ustabaşı Emin Yıldız Toros Tarım Üretim Şefi (CAN) Üretim Müdürü Emre Karabıyık TAYSEB A.Ş. Mevzuat ve İşlem Takip Elemanı Mevzuat ve İşlem Takip Uzmanı Ender Tekgül Toros Tarım Eğitim Takviye Mühendisi Katı Terminal ve Tahıl Şefi Hale Çevik Toros Tarım Proses ve Planlama Mühendisi Üretim Şefi (Nit. Asit) Harun Er Toros Tarım Kazan Operatörü (Fabrika) Vardiya Baş Operatörü Haydar Ağcet Toros Tarım Muhasebe Elemanı Muhasebe Uzmanı Serdar Gök Toros Tarım Proses ve Planlama Şefi Teknik Hizmetler Müdürü Şefika Canan Eser TAYSEB A.Ş. Muhasebe Elemanı Muhasebe Uzmanı T. Hakan Yaman Toros Tarım Müteahhit Elemanı Muhasebe Şefi Uğur Üçöz Toros Tarım Müteahhit Elemanı Torbalama Uzmanı Ünal Dinçgez Toros Tarım Fabrika Müdür Yardımcısı Fabrika Müdürü Yakup Üre Toros Tarım Muhasebe Elemanı Muhasebe Şefi A rama Kurtarma Derneği (AKUT), 15. kuruluş yılı dolayısıyla 15 Mart sabahı Tekfen Services’ın ev sahipliğinde Tekfen Tower Konferans Salonu’nda bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda bir konuşma yapan AKUT Yönetim Kurulu Başkanı Nasuh Mahruki, AKUT’un 15 yılda dünyanın birçok yerinde onlarca afet bölgesine ulaşarak 1.209 insanın hayatını kurtardığını belirtti. Türkiye’de doğal afetler ve arama kurtarma çalışmalarıyla ilgili bilinçlendirme faaliyetleri de gerçekleştirdiklerini vurgulayan Mahruki, çalışmalarını geliştirerek sürdürebilmeleri için iş dünyasının daha fazla desteğine ihtiyaç duyduklarını sözlerine ekledi. 15 Mart akşamı Çiğdem Simavi, Suzan Sabancı Dinçer, Ahmet Kocabıyık ve Feyyaz Berker gibi destekçilerinin himayesinde Kuruçeşme Suada’da verilen davetle AKUT’un 15’inci yılı kutlandı. AKUT’a destek amacıyla Demet Akbağ, Yalın ve gecenin yıldızı Cem Yılmaz da etkinlikte sahne aldı. 22 TEKFEN TEKFEN SOSYAL SORUMLULUK Gurur duyuyoruz T ekfen Holding’de Mali Analist olarak görev yapan Tuğçe Pürselim, “Institute of Management Accounts” Türkiye Şubesi’nin yönetim kuruluna seçildi. Mali işler ve finans alanında çalışan profesyonellere yönelik uluslararası bir kuruluş olan IMA’in (Institute of Management Accounts - Yönetim Muhasebesi Enstitüsü) 60 binin üzerinde üyesi bulunuyor. Merkezi New Jersey, ABD’de bulunan IMA, kurulduğu 1919 yılından bu yana yönetim muhasebesi ve finans alanında çalışan profesyonellere yönelik olarak bilgi alışverişinin yaygınlaştırılması, sektör çalışanlarının gelişimi ve eğitimi amacıyla faaliyetlerde bulunuyor. 2011 yılında faaliyete geçen IMA Türkiye’nin yönetim kurulu üyeliğine seçilen Tuğçe Pürselim’i kutluyoruz. 23 TEKFEN ANILARDA KALANLAR Sevgili Haldun Aramızdan ayrıldıktan bu kadar kısa bir zaman sonra hatırası o kadar sıcakken Sevgili Haldun’u anlatmak, onun için bir şeyler yazmak pek kolay değil. Evet, “bütün insanlar ölümü tadacaktır” ama zaten kainatın sonsuzluğunda bir kıvılcım kadar bile olmayan bir ömür parlamasının bu kadar erken sonlanması, daha arkadaşları ile, sevdikleri ile paylaşacak çok güzel zamanları olabileceği gerçeği bütün genç kayıplarda olduğu gibi üzüntü kaynağını oluşturuyor. “Paylaşmak, bir şeyler yapabilmek için çırpınmak” Haldun’un belirgin özelliklerindendi. Güzel haberleri, başarıları gözümüzün önünden kaybolmayacak gülen çehresi ile müjdeler; başarısızlıkları sessizce kabullenir, “abi ne yapalım” der ve mutlaka birşeyler yapabilmek için çırpınırdı. Eminim ki iş münasebeti ile veya özel olarak Haldun’un dikkatini ve emeğini vermediği arkadaş sayımız azdır. Herkesin derdine koşmaya çalışan bir insan karakteri olarak bende canlandı ve yaşadı. Şirket menfaatleri için olumlu işler yapmak çabası ile, kanaatimce hele son zamanlarda yurt dışı şantiyelerimizin özellikle kamplarının standardize edilmesi konusunda önemli çabaları ve başarıları oldu. 1981’lerde ilk Suud projelerinde genç bir adam olarak tanıdığım, Avrupa Kupası maçlarında beraber havalara zıpladığımız; birlikte çalışmaktan mutluluk duyduğum kardeşim, arkadaşım; kimsenin çıkmaktan geri kalamayacağı bu yolculukta yolun açık olsun! Allah rahmet eylesin! Gürbüz Alp Kireç 25 Mart 2011
Benzer belgeler
İçimizden biri: Aslı Can Kortan
13’ün uğuruyla bu sayımızda yeni bir dizi başlatıyoruz: “İçimizden
Biri…” Bu dizide, Tekfen’de mesai arkadaşımız olan, fakat iş hayatı dışında, bambaşka bir alanda üretken, başarılı, daha da önemli...
FLAG FOOTBALL SAMSUN`A ÇIKARMA YAPTIK MİKROKREDİ İLE
Murat Gürgenci’nin ta kendisi. Şahane bir sohbet ve güneşli bir
cumartesi günü yapılan foto çekiminin ardından ortaya çıkan
röportajı zevkle okuyacağınızdan eminim. Murat Gürgenci’ye
de buradan, ‘t...
Feyyaz - Toros Tarım
cumartesi günü yapılan foto çekiminin ardından ortaya çıkan
röportajı zevkle okuyacağınızdan eminim. Murat Gürgenci’ye
de buradan, ‘turlama’ sözünü hatırlatıyorum...